yalelli :
ara. * ya (ey, hey) + leyl (gece) + i (benim) * ey gecem, ey benim inci
tanem/sevgilim; uzun ve tekrarlardan oluşan şarkı
yalgın :
tür. * yal (alevlenmek, ışıldamak, parıldamak) + gın (isim/sıfat yapım eki) *
genellikle çöllerde veya sıcak havalarda uzakta su yüzeyi var gibi görünen,
aslında ışık yansımasından/kırılmasından ibaret olan yanıltıcı optik olay,
serap, ılgım, pusarık
yalı :
gre. * yiali, yalos (deniz kenarı, sahil, kıyı) * deniz, göl veya akarsu
kıyısına doğrudan temas eden, arada hiçbir yol veya engel bulunmayan (suya
sıfır) görkemli yapı, sahilhane
yalı ağası :
gre., tür. * yiali, yalos (deniz kenarı, sahil, kıyı) (gre.) + ağa (büyük,
büyük erkek kardeş) + sı (iyelik eki) (tür.) * Osmanlı döneminde kıyıları ve
sahilleri korumakla görevli olan askeri komutan veya sahil muhafızı
yalı boyu :
gre., tür. * yiali, yalos (deniz kenarı, sahil, kıyı) (gre.) + boy (uzunluk,
yükseklik) + u (iyelik eki) (tür.) * su kıyısı, deniz, göl veya nehir kenarı
boyunca uzanan düz ve açık arazi
yalı bülbülü :
gre., far., tür. * yiali, yalos (deniz kenarı, sahil, kıyı) (gre.) + pouli
(kuş) (gre.); bulbul (karatavukgillerden ötücü bir kuş) (far.); balbala (ara.),
poule, poulet (tavuk) (fra.) + ü (iyelik eki) (tür.) * çok konuşan, geveze ve
dilinden düşmeyen kimseleri tanımlamak için kullanılan bir tabir
yalı uşağı :
gre., tür. * yiali, yalos (deniz kenarı, sahil, kıyı) (gre.) + uşak (çocuk;
hizmetçi, yaver) (uvış (küçük şey, ufak olan, ufalanmış nesne) + ak (isim yapım
eki) + ı (iyelik eki) ) (tür.) * deniz kıyısında doğup büyümüş kimse
yalıçapkını :
gre., tür. * yiali, yalos (deniz kenarı, sahil, kıyı) (gre.) + çapkın (sürekli
karşı cinsin peşinden koşan, sürekli karşı cins ile ilişki kurmak isteyen )
(çapğun (çap (hızlı koşmak, akmak, saldırmak, vurmak, kesmek) + ğun (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + ı (iyelik eki) (tür.) * akarsu, göl veya
deniz kıyılarında yaşayan, balık ve diğer küçük su hayvanlarıyla beslenen,
Alcedo atthis türündeki küçük, renkli kuş
yalıçapkınıgiller :
gre., tür. * yiali, yalos (deniz kenarı, sahil, kıyı) (gre.) + çapkın (sürekli
karşı cinsin peşinden koşan, sürekli karşı cins ile ilişki kurmak isteyen )
(çapğun (çap (hızlı koşmak, akmak, saldırmak, vurmak, kesmek) + ğun (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + ı (iyelik eki) + gil (familya eki) + ler
(çoğul eki) (tür.) * gökkuzgunumsu kuşlar takımından, yalıçapkını ve benzeri
türleri içeren bir kuş familyası, Alcedinidae
yalıhüyük :
gre., tür. * yiali, yalos (deniz kenarı, sahil, kıyı) (gre.) + höyük (yığma
tepe, tümsek, yüksek yer; insan yerleşimlerinin yüzyıllar boyunca üst üste
kurulmasıyla oluşan, içinde arkeolojik kalıntılar barındıran yapay toprak
tepecik ) (höy (yüksek, yükselme, yığılma, kabarma) + ük (isim yapım eki) )
(tür.) * Konya'nın bir ilçesi
yalım :
tür. * yal (alevlenmek, ışıldamak, parıldamak) + ım (isim yapım eki) * alev,
kılıç, bıçak gibi kesici aletlerin keskin yüzü; erkek ismi
yalın :
tür. * yal (soyunmak, soyulmak; yalnız bırakmak, tek bırakmak, soyutlamak,
ayırmak, dış etkilerden korumak) + ın (ile ilgili, gibi, -a ait) * çıplak,
soyunuk; gösterişsiz, saf, sade, basit, süssüz
yalınayak :
tür. * yalın (soyunmak, soyulmak) + ayak (bacağın bilekten aşağıda bulunan,
yere basmaya ve yürümeye yarayan bölümü ) (ad (ayırmak, ayrı olmak, ileri
fırlatmak, öne savurmak) + ak (isim yapım eki) ) * ayakkabısız veya çorapsız,
çıplak ayakla
yalıtım :
tür. * yal (yalnız bırakmak, tek bırakmak, soyutlamak, ayırmak, dış etkilerden
korumak) + ıt (etken fiil eki) + ım (isim yapım eki) * bir nesneyi, yapıyı veya
ortamı dış etkilerden (ısı, ses, su, nem ve elektrik) korumak için araya uygun
malzemeler koyarak ilişkiyi kesme işlemi, izolasyon
yalıtkan :
tür. * yal (yalnız bırakmak, tek bırakmak, soyutlamak, ayırmak, dış etkilerden
korumak) + ıt (etken fiil eki) + kan (sıfat yapım eki) * elektrik akımını
iletmeyen veya çok zayıf ileten, akıma karşı yüksek direnç gösteren madde,
izolatör
yalıtmak :
tür. * yal (yalnız bırakmak, tek bırakmak, soyutlamak, ayırmak, dış etkilerden
korumak) + ıt (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir nesneyi veya
ortamı ısı, ses, su, elektrik gibi dış etkenlerden veya akımlardan korumak için
gerekli teknik donanımı, koşulları ve ortamı sağlamak, izole etmek
yalıyar :
gre., tür. * yiali, yalos (deniz kenarı, sahil, kıyı) (gre.) + yar (keserek
ikiye ayırmak, kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini ayrıştırıp sonuca varmak,
karar vermek; uçurum; kesilmiş, bölünmüş) (tür.) * deniz kıyısında dalgaların
kayaları dövmesiyle oluşan dik, sarp ve yüksek kıyı, falez
yallah :
ara. * ya (ey, hey) + Allah (el (ön ek, artikel) + ilah (tanrı, tapılan,
yönelinen, yüce varlık) ) * ey Allah, ya Allah; haydi, yürü, kalk, git, hadi
ikile (argo)
yallı :
tür. * yallı (halay) * Genellikle Azerbaycan ve Kars, Ağrı gibi Doğu Anadolu
yörelerinde bilinen, düğünlerde ve toplu eğlencelerde el ele tutuşularak veya
omuz omuza verilerek çember veya sıra şeklinde oynanan coşkulu geleneksel bir
sıra/halay oyunu
yalman :
tür. * yal (alevlenmek, ışıldamak, parıldamak) + man (isim yapım eki) * sarp,
dik, eğik; bıçak, kılıç veya iğne gibi araçların sivri ucu, keskin ağzı, keskin
kenarı; kılıçlarda ön taraftaki yükselti veya sahte kenar
yalnız :
tür. * yalın (çıplak, soyunuk; gösterişsiz, saf, sade, basit, süssüz ) (yal
(soyunmak, soyulmak; yalnız bırakmak, tek bırakmak, soyutlamak, ayırmak, dış
etkilerden korumak) + ın (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + ız (sıfat yapım eki) *
yanında veya etrafında başkası bulunmayan, tek başına olan; sadece, ama, fakat,
ancak
yalova :
gre. * pylopythia (pylai (kapılar) + pythia (zayıflık) ), python (dev yılan)
(Yunan mitolojisinde Tanrı Apollon’un Parnassos dağında öldürdüğü yılan) *
Türkiye’nin Marmara Bölgesi’nin güneydoğusunda yer alan, kuzeyinde ve batısında
Marmara Denizi, doğusunda Kocaeli, güneyinde Bursa bulunan 77 plakalı il
yalpa :
far. * yal (boyun; omuz) + pa (ayak) * rüzgar veya dalgaların etkisiyle bir
geminin ya da teknenin iki yana (sancak ve iskele yönüne) sallanarak yatıp
kalkması
yalpak : tür.
* yal, yala (iftira etmek, dil uzatmak, söz taşımak, aldatmak, asılsız
suçlamak, töhmet altında bırakmak) + pak (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
çıkarları için başkalarına yaranmaya çalışan, övgüde aşırıya kaçan ve
samimiyetsiz davranan, yalaka, dalkavuk; derin olmayan kaplar, düz veya az
çukur yer, sığ, yayvan
yalpalamak :
far., tür. * yalpa (rüzgar veya dalgaların etkisiyle bir geminin ya da teknenin
iki yana (sancak ve iskele yönüne) sallanarak yatıp kalkması) (yal (boyun;
omuz) + pa (ayak) ) + la (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * yürürken,
araç kullanırken veya bir nesne hareket ederken dengesini kaybedip sağa sola
savrulmak, dengesi bozulup bir sağa bir sola eğilmek veya sallanmak
yalpık :
tür. * yal, yalp (düz, geniş, yassı, yayvan, kaygan) + ık (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * derinliği az ve geniş olan, düz, geniş, yassı, yayvan
yaltak :
tür. * yal, yala (iftira etmek, dil uzatmak, söz taşımak, aldatmak, asılsız
suçlamak, töhmet altında bırakmak) + tak (-cı, yapan, eden eki) * çıkar
sağlamak veya yaranmak için başkalarına aşırı derecede ve ikiyüzlü bir şekilde
iyi davranan kimse, dalkavuk, yalaka
yaltaklanmak :
tür. * yal, yala (iftira etmek, dil uzatmak, söz taşımak, aldatmak, asılsız
suçlamak, töhmet altında bırakmak) + tak (-cı, yapan, eden eki) + lan (dönüşlü
fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * birine hoş görünmek veya birinden çıkar
sağlamak, menfaat elde etmek için onursuzca ve aşırı bir şekilde iyi davranmak,
aşırı ilgi göstermek, dalkavukluk etmek, yalakalık yapmak
yalvaç :
tür. * yalğ, yalığ (dil) + vaç (isim yapım ve araç eki) * elçi, haberci,
peygamber; Isparta'nın bir ilçesi
yalvarmak :
tür. * yalğ, yalığ (dil) + var (geniş zaman eki) + mak (fiil mastar eki) *
karşı tarafa kendini acındırarak, saygılı ve ısrarcı bir dille ve hatta bazen
inleyerek ya da yakararak bir arzunun gerçekleşmesini istemek; birinden bir
şeyi ısrarla, acınacak ve çaresiz bir halde, çok rica ederek istemek
yama :
tür. * yamağ, yama (eklemek, ilave etmek, iliştirmek, yanına gelmek, yanına getirmek)
* delik veya yırtık bir şeyi uygun bir parça ile onarma işlemi ya da bu amaçla
kullanılan parça; kumaş, çadır veya giysi gibi eşyalardaki yırtıkları kapatmak
için sonradan dikilen ya da yapıştırılan parça; Ciltte görülen geniş leke veya
alerjen tespiti için yapılan yama testi, patch test; bilgisayar programlarında
veya oyunlarda hataları düzeltmek için yayınlanan güncelleme, patch
yamaç :
tür. * yamağ, yama, yanağ, yana (eklemek, ilave etmek, iliştirmek, yanına
gelmek, yanına getirmek) + aç (isim yapım eki) * bir dağın veya tepenin düzlüğe
doğru inen veya herhangi bir eğimli yanı; ön, yan, yakın veya karşı taraf
yamak :
tür. * yamağ, yama, yanağ, yana (eklemek, ilave etmek, iliştirmek, yanına
gelmek, yanına getirmek) + ak (isim yapım eki) * bir işte yardımcı olarak
çalışan kimse, çırak, asistan
yamamak :
tür. * yamağ, yama, yanağ, yana (eklemek, ilave etmek, iliştirmek, yanına
gelmek, yanına getirmek) + mak (fiil mastar eki) * bir kumaşı, giysiyi veya
eşyayı yama kullanarak dikmek, onarmak; istenmeyen, sıkıntı yaratan bir işi,
sorumluluğu ya da kişiyi başkasına yıkmak, zorla başkasının üstünde,
iletişiminde bırakmak
yaman :
tür. * yaman (güçlü, kuvvetli, kudretli, cesur, yiğit, becerikli; kötü,
korkunç) * güç, etki, kudret veya beceri bakımından alışılmışın üzerinde olan,
gözü pek, cesur, korkusuz ve yiğit, kolay kolay pes etmeyen, mücadeleci ve
azimli; kötü, korkunç
yamanmak :
tür. * yamağ, yama (eklemek, ilave etmek, iliştirmek, yanına gelmek, yanına
getirmek) + an (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir yere, kimseye
veya topluluğa çıkar sağlamak ya da destek görmek amacıyla yanaşmak, kendini
kabul ettirmeye çalışmak, bir şeye veya kimseye sonradan eklenmek, yapışmak
yamoussoukro :
bao. * yamousso (Fransız sömürge döneminde (özellikle 1900'lerin başında)
bölgedeki N'Gokro köyünü yöneten, Baoulé kabilesine mensup Kraliçe (veya şef)
Yamousso'nun adı) + kro (köy, kasaba) * Fildişi Sahili’nin başkenti
yampiri :
tür. * yan (bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü; sağ ile solun
ortak adı, yön, taraf) + puri (ile ilgili, -a ait) * eğri büğrü, yan yan,
düzgün olmayan veya çarpık bir şekilde giden/duran
yamru yumru :
tür. * yamru (fonetik uyum kelimesi) + yumur (toparlamak, top şekline getirmek,
şişirmek) (yum (kapatmak, top yapmak, bir araya getirmek) + ur (fiil mastar
eki) ) * yüzeyi düzgün olmayan, eğri büğrü, çarpık, tümsekli veya yumrulu, eğri
büğrü, engebeli, pürtüklü veya düzensiz çıkıntılı
yamuk :
tür. * yan (bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü; sağ ile solun
ortak adı, yön, taraf) + uk (sıfat yapım eki) * yalnızca iki kenarı birbirine
paralel olan dörtgen türü; düzgün olmayan, bir yana doğru eğik, bükük veya
kaymış
yamulmak :
tür. * yan (bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü; sağ ile solun
ortak adı, yön, taraf) + ul (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * düzgün
veya doğru duruşunu kaybederek yamuk bir duruma gelmek, eğilmek, bükülmek
yamuna :
san. * yama (ikiz, çift, paralel) + una (isim yapım eki) * Hindistan'ın
kuzeyinde yer alan ve Ganj Nehri'ni besleyen en büyük, en kutsal akarsu; Hint
mitolojisinde nehirlerin ve şifanın tanrıçası
yamyam :
din. * niam niam (Orta Afrika'da Sudan'ın güneyinde ve Nil nehrinin güneyinde
yaşadığı rivayet edilen Niam-Niam (veya Azande) adlı bir kabilenin adı) * insan
eti yiyen kimse veya kendi türünün etini tüketen canlı, kanibal; açgözlü,
başkalarının haklarını ya da mallarını acımasızca sömüren, saldırgan veya vahşi
davranan (mecazi)
yamyassı :
tür. * yam (pekiştirme ön eki) + yas (yaymak, açmak, sermek) + sı (sıfat yapım
eki) * yüksekliği az, tabanı geniş ve düz olan, yayvan
yan :
erm. * yan (oğlu, -gil) * o soya, aileye veya kökene mensup olan, oğlu, -gil
(örnek
yan :
tür. * yan (yön, taraf, canib; yakınında, ötesinde; yakınına gelmek, ötesine
gelmek) * bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü; sağ ile solun
ortak adı, yön, taraf
yan bakmak :
tür. * yan (bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü; sağ ile solun
ortak adı, yön, taraf) + bakmak (görmek için başı veya gözleri belirli bir yöne
çevirmek – doğrultmak) (bak (gözle incelemek, yönelmek; dikkatle görmek veya
izlemek, görmek için başı veya gözleri çevirmek) + mak (fiil mastar eki) ) *
bir kişiye beğenmeyerek, kötü niyetle veya düşmanca bir tavırla bakmak; birine
karşı olumsuz bir duygu beslemek, onu küçümsemek veya tehditkar bir biçimde
süzmek
yan çizmek :
tür. * yan (bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü; sağ ile solun
ortak adı, yön, taraf) + çiz (yüzeyde hat oluşturmak, yarmak, iz ve yarık
oluşturmak) + çizmek (kalem veya keskin bir araçla üzerinden geçerek iz veya
yarık oluşturmak) (çiz (yüzeyde hat oluşturmak, yarmak, iz ve yarık oluşturmak)
+ mek (fiil mastar eki) ) * bir işten, görevden veya verilen sözden son anda
vazgeçip kaçmak, son anda caymak, son anda vazgeçmek
yan etki :
tür. * yan (bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü; sağ ile solun
ortak adı, yön, taraf) + et (yapmak, eylemek) + ki (isim yapım eki) * bir
ilacın veya tedavi yönteminin asıl (terapötik) amacının dışında ortaya çıkan,
genellikle istenmeyen ikincil etki
yan hakem :
tür. * yan (bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü; sağ ile solun
ortak adı, yön, taraf) + hakeme (hükmetmek, hüküm vermek, karar vermek, yargıda
bulunmak, bilgelik etmek; sağlamlaştırmak, güçlendirmek), hakem (hüküm veren
kimse, yargıda bulunan kişi; taraflar arasında karar veren kişi, yargılayıcı,
yargıç; spor karşılaşmalarında kurallara göre karar veren görevli) * futbol ve
benzeri sporlarda sahanın yan çizgileri boyunca hareket ederek orta hakeme yardım
eden resmi görevli, yani yardımcı hakem
yan tümce :
tür. * yan (bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü; sağ ile solun
ortak adı, yön, taraf) + tümce (cümle) tum, tüm (bütün, hepsi, tamamı,
eksiksiz, her şey) + ce (isim yapım eki) ) * birleşik cümlelerde ana cümlenin
anlamını tamamlayan, onu şart, sebep veya zaman gibi yönlerden destekleyen
yardımcı yargı bildiren söz öbeği, yardımcı cümle
yan yana :
tür. * yan (bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü; sağ ile solun
ortak adı, yön, taraf) + yan (bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan
bölümü; sağ ile solun ortak adı, yön, taraf) + a (-a doğru, yönelim ve konum
eki) * bir şeyin ya da bir kimsenin sağında veya solunda, diğeriyle bitişik
veya yakın bir konumda bulunma
yanak :
tür. * yan (bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü; sağ ile solun
ortak adı, yön, taraf) + ak (isim yapım eki) * insan yüzünün göz, kulak, burun
ve çene arasında kalan sağ ve sol deri yüzeylerinden her biri
yanal :
tür. * yan (bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü; sağ ile solun
ortak adı, yön, taraf) + al (sıfat yapım eki) * bir şeyin merkezine veya ana
yönüne göre yanda bulunan, kenarda kalan, yanda olan, yana düşen; iki renkten
oluşan, karışık renkli, alaca, iki renkli
yanal yüzey :
tür. * yan (bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü; sağ ile solun
ortak adı, yön, taraf) + al (sıfat yapım eki) + yüz (dış taraf, dış satıh,
görünüm, surat, çehre, vech) + ey (isim/sıfat yapım eki) * bir cismi uzaydan
veya çevresinden ayıran dış, yaygın bölüm, satıh, yüz, dış alan
yanarca :
tür. * yan (ateşte kavrulmak, ateş almak, ateşlenmek, ısılanmak, tutuşmak) *
ışıma, alev kaynağı, ışık kaynağı, ışıldak, kandil, çıra; aydınlık vermesi için
hazırlanmış, ucunda uzun süre yanabilecek durumda ve alev çıkararak yanan bir
madde bulunan değnek, meşale
yanardağ :
tür. * yan (ateşte kavrulmak, ateş almak, ateşlenmek, ısılanmak, tutuşmak) + ar
(üçüncü tekil şahıs geniş zaman fiil eki) + tağ, dağ (yüksek arazi, tepe) * yer
altındaki erimiş kayaçların (magma), gazların ve lavların yeryüzüne çıktığı,
baca ve kraterden oluşan yükselti formundaki coğrafi yer şekli
yanardöner :
tür. * yan (ateşte kavrulmak, ateş almak, ateşlenmek, ısılanmak, tutuşmak) + ar
(üçüncü tekil şahıs geniş zaman fiil eki) + dön (etrafında dolaşmak, geriye
gitmek) + er (geniş zaman fiil eki) * hareket ettikçe veya ışık aldıkça farklı
renklerde parlayan kumaş; çabuk fikir değiştiren, güven vermeyen kişi, hercai
(mecazi)
yanaşmak :
tür. * yan (bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü; sağ ile solun
ortak adı, yön, taraf) + aş (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar eki) *
yakınına gelmek
yanay :
tür. * yan (bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü; sağ ile solun
ortak adı, yön, taraf) + ay (isim yapım eki) * bir şeyin yanına veya yan
tarafına doğru olan yön, yana doğru (“yatay”ın zıttı); bir cismin düşey (dikey,
dikine) kesiti, profil
yancı :
tür. * yan (bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü; sağ ile solun
ortak adı, yön, taraf) + cı (yapan, eden eki) * kahvehanelerde oyun oynamadığı
halde masada oturan ve başkalarının hesabından bedavaya yiyip içen kimse;
ilerleyen askeri bir birliğin, yanlardan gelebilecek olası düşman baskınlarını
önlemek ve güvenliği sağlamak amacıyla oluşturduğu emniyet birliği
yandan :
tür. * yan (bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü; sağ ile solun
ortak adı, yön, taraf) + dan (kaynak eki) * bir nesnenin, kişinin veya olayın
yan kısmından, yan yönünden yapılan veya gelen
yandaş :
tür. * yan (bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü; sağ ile solun
ortak adı, yön, taraf) + daş (eş, denk, benzer, aynı eki) * bir kişiden,
gruptan, görüşten veya düşünceden yana olan, onu destekleyen
yane yane :
tür. * yan (ateşte kavrulmak, ateş almak, ateşlenmek, ısılanmak, tutuşmak) + a
(zarf/belirteç eki) + yan (ateşte kavrulmak, ateş almak, ateşlenmek, ısılanmak,
tutuşmak) + a (zarf/belirteç eki) * yanarak, ateş çekerek, duygu ve aşk
acısıyla kavrularak, yana yana
yanesun :
gre. * anethon (dereotu; rezene) * Osmanlı döneminde tıp, baharatçılık ve halk
dilinde maydanozgiller (Apiaceae) familyasından, tatlımsı kokulu ve aromatik
tohumları olan anason bitkisinin karşılığı
yangaz :
tür. * yangur (gürültü etmek, çınlamak) + az (sıfat yapım eki) * yaramaz, haylaz,
yalancı, düzenci veya her türlü kurnazlığı/numarayı yapan kimse
yangı :
tür. * yan (ateşte kavrulmak, ateş almak, ateşlenmek, ısılanmak, tutuşmak) + gı
(isim yapım eki) * vücudun doku hasarına veya zararlı etkenlere karşı
gösterdiği doğal savunma ve iyileşme tepkisi, enflamasyon, inflamasyon
yangın :
tür. * yan (ateşte kavrulmak, ateş almak, ateşlenmek, ısılanmak, tutuşmak) +
gın (isim yapım eki) * kontrol dışına çıkan, büyüyen ve çevreye yayılan yanma
olayı
yangın merdiveni :
tür., far. * yan (ateşte kavrulmak, ateş almak, ateşlenmek, ısılanmak,
tutuşmak) + gın (isim yapım eki) (tür.) + merdiven (basamak, basamaklar dizisi;
bir yere çıkmayı veya inmeyi sağlayan yapı) (narduban, marduban, marduvan
(nard, mard (tabla, tahta) + u (bağlaç) + ban, van (tutan, koruyan; dam, çatı)
) (far.) * yangın sırasında binadan güvenli biçimde dışarı çıkmayı sağlayan,
acil kaçış amacıyla kullanılan merdiven
yangın söndürücü :
tür. * yan (ateşte kavrulmak, ateş almak, ateşlenmek, ısılanmak, tutuşmak) +
gın (isim yapım eki) + sön (ateş veya ışık etkisini kaybetmek) + dür (etken
fiil eki) + ücü (araç eki) * başlangıç aşamasındaki küçük çaplı yangınları
büyümeden kontrol altına almak veya söndürmek için kullanılan, içerisinde
köpük, kuru kimyevi toz, karbondioksit (CO2) veya su gibi söndürücü maddeler
barındıran, taşınabilir ya da tekerlekli, basınçlı güvenlik cihazı
yang-mills kuramı :
çin., ing. * yang (Çin asıllı Amerikalı fizikçi Chen-Ning Yang’ın soyadından)
(çin.) + mills (Amerikalı fizikçi Robert L. Mills’in soyadından) (ing.) + kuram
(belirli bir olguyu açıklamak için oluşturulan düşünce sistemi; teori,
nazariye) + ı (iyelik eki) (tür.) * parçacık fiziğinde elektromanyetik, zayıf
ve güçlü etkileşimlerin temelindeki ayar (gauge) simetrilerini ve bunlara
karşılık gelen alanları açıklayan kuantum alan teorisi
yangramak :
tür. * yangur (gürültü etmek, çınlamak) + mak (fiil mastar eki) * gereksiz yere
çok konuşmak, dırdır etmek, sızlanmak, mızmızlanmak, şikayet etmek
yanı başında :
tür. * yan (bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü; sağ ile solun
ortak adı, yön, taraf) + ı (iyelik eki) + baş (ilk olan, tepede olan, tepe, uç,
ön; kafa; şef, yönetici, lider, reis) + ı (iyelik eki) + nda (yer, konum, durum
eki) * bir şeyin veya bir kimsenin çok yakınında, hemen yanında veya dibinde
yanı sıra :
tür. * yan (bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü; sağ ile solun
ortak adı, yön, taraf) + ı (iyelik eki) + sıra (dizi, seri, dizilme,
ardışıklık, düzen) * birlikte, yanında, beraberinde, ek olarak, ayrıca, öte yandan
yanıcı :
tür. * yan (ateşte kavrulmak, ateş almak, ateşlenmek, ısılanmak, tutuşmak) +
ıcı (sıfat yapım eki) * olayca tutuşabilen ve yanmayı sürdürebilen madde veya
malzeme; ateşle veya yüksek sıcaklıkla karşılaştığında yanma özelliği gösteren
yanık :
tür. * yan (ateşte kavrulmak, ateş almak, ateşlenmek, ısılanmak, tutuşmak) + ık
(isim yapım eki) * ateş, sıcaklık, kimyasal madde veya başka bir etkenden
dolayı yanmış, yakılmış olan, yanmış, kavrulmuş, yakılmış, zarar görmüş olan
yanılgı : x
tür. * yan (yanlış yapmak, doğru olmayanı yapmak, hataya düşmek) + ıl (dönüşlü
fiil eki) + gı (isim yapım eki) * doğru olmayan bir düşünceye, kanıya veya
sonuca varma, gerçeği yanlış değerlendirme, hata yapma, hataya düşme
yanılmak :
tür. * yan (yanlış yapmak, doğru olmayanı yapmak, hataya düşmek) + ıl (dönüşlü
fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * doğru olmayan bir düşünceye, kanıya veya
sonuca varmak, gerçeği yanlış değerlendirmek, hata yapmak, hataya düşmek
yanılsama :
tür. * yan (yanlış yapmak, doğru olmayanı yapmak, hataya düşmek) + ıl (dönüşlü
fiil eki) + sa (dönüşlü fiil eki) + ma (isim yapım eki) * gerçeğin yanlış veya
farklı algılanması sonucu ortaya çıkan aldatıcı görünüş, yanlış algı veya
gerçekte olmayan bir şeyi varmış gibi değerlendirme durumu
yanıltıcı :
tür. * yan (yanlış yapmak, doğru olmayanı yapmak, hataya düşmek) + ıl (dönüşlü
fiil eki) + tı (isim yapım eki) + cı (sıfat yapı eki; yapan, eden eki) * doğru
olmayan bir düşünceye, kanıya veya sonuca varmaya sevkeden, gerçeği yanlış
değerlendirten, hata yaptıran, hataya düşmeye sebep olan
yanıltmak :
tür. * yan (yanlış yapmak, doğru olmayanı yapmak, hataya düşmek) + ıl (dönüşlü
fiil eki) + t (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * doğru olmayan bir
düşünceye, kanıya veya sonuca varmaya sevketmek, gerçeği yanlış
değerlendirtmek, hata yaptırmak, hataya düşülmesine sebep olmak, hataya
düşürmek
yanıt :
tür. * yan (cevap vermek, karşılık vermek) + ıt (isim yapım eki) * bir soruya,
isteğe veya söze karşı verilen cevap ya da karşılık
yanıtlamak :
tür. * yan (cevap vermek, karşılık vermek) + ıt (isim yapım eki) + la (etken
fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir soruya, isteğe veya söze karşılık
vermek, cevap vermek
yani :
ara. * ana (demek, anlamına gelmek), mana (anlam) * anlamına geliyor ki, bundan
maksat, demek, demek isteniyor ki
yankesici :
tür. * yan (bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü; sağ ile solun
ortak adı, yön, taraf) + kes (kesmek, bölmek, ayırmak, koparmak) + ici (yapan,
eden eki) * başkasının cebinden veya çantasından habersizce para, cüzdan ve
benzeri değerli eşyaları çalan kimse
yankı :
tür. * yan (yansımak, geri dönmek, geri gelmek, aksetmek) + kı (isim yapım eki)
* bir sesin bir yüzeye çarpıp yansıması sonucunda, ilk sesten kısa bir süre
sonra ikinci kez yeniden duyulması, ses yansıması, eko
yankı bilimi :
tür. * yankı (bir sesin bir yüzeye çarpıp yansıması sonucunda, ilk sesten kısa
bir süre sonra ikinci kez yeniden duyulması, ses yansıması, eko) (yan
(yansımak, geri dönmek, geri gelmek, aksetmek) + kı (isim yapım eki) ) + bilim
(bilme, ilim, tanıma) + i (iyelik eki) * ses olaylarını ve sesin yayılmasını
inceleyen fizik dalı, akustik
yanki :
hol., ing. * Janke (kü.ük John, küçük Jan) (Jan (Yahya, John, Johannes) + ke
(küçültme eki) ) (hol.); yankee (ing.) * Amerikan İç Savaşı sırasında güneyli
askerler tarafından kuzeyli askerleri tanımlamak için kullanılmış olan ve halen
Amerika Birleşik Devletleri'nin kuzey eyaletlerinde yaşayanlara veya genel
olarak Amerikalılara verilen bir lakap
yanlamasına :
tür. * yan (bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü; sağ ile solun
ortak adı, yön, taraf) + la (etken fiil eki) + ma (isim yapım eki) + sı (iyelik
eki) + na (zarf/belirteç eki) * bir şeyin yan tarafına doğru, yan biçimde veya
uzunlamasına değil de yana doğru
yanlı :
tür. * yan (bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü; sağ ile solun
ortak adı, yön, taraf) + lı (sıfat yapım eki) * bir kimseden, gruptan veya
düşünceden yana olan, onu destekleyen, taraflı, yandaş
yanlış :
tür. * yan (yanlış yapmak, doğru olmayanı yapmak, hataya düşmek) + lış (sıfat
yapım eki) * bir kurala, gerçeğe, ilkeye, akla uygun olmayan, hata, hatalı,
yanılgı, doğru olmayan
yanmak :
tür. * yan (ateşte kavrulmak, ateş almak, ateşlenmek, ısılanmak, tutuşmak) +
mak (fiil mastar eki) * (mastar eki) (Tür.)
yanmaz :
tür. * yan (ateşte kavrulmak, ateş almak, ateşlenmek, ısılanmak, tutuşmak) +
maz (geniş zaman olumsuz fiil eki) * ateş veya yüksek ısı etkisiyle tutuşmayan,
yanma özelliği bulunmayan, kolayca yanmayan
yansı :
tür. * yan (yansımak, geri dönmek, geri gelmek, aksetmek) + sı (isim yapım eki)
* bir ışık kaynağının ışığının bir yüzeye çarpıp geri dönmesiyle oluşan
görüntü, akis, yankı; saydam veya slayt gibi materyallerin bir perdeye
yansıtılmasıyla ortaya çıkan şekil
yansımak :
tür. * yan (yansımak, geri dönmek, geri gelmek, aksetmek) + sı (isim yapım eki)
+ mak (fiil mastar eki) * ışık, ses veya görüntünün bir yüzeye çarptıktan sonra
geri dönmesi veya yön değiştirmesi; bir durumun, etkinin veya özelliğin başka
bir yerde görünür veya hissedilir hale gelmesi.
yansıtaç :
tür. * yan (yansımak, geri dönmek, geri gelmek, aksetmek) + sı (isim yapım eki)
+ t (etken fiil eki) + aç (araç eki) * ışık, ses, görüntü veya başka bir
fiziksel etkiyi bir yüzeye ya da belirli bir yöne aksettiren araç veya düzenek,
reflektör
yansıtıcı :
tür. * yan (yansımak, geri dönmek, geri gelmek, aksetmek) + sı (isim yapım eki)
+ t (etken fiil eki) + ıcı (araç eki) * ışık, ses, görüntü veya başka bir
fiziksel etkiyi bir yüzeye ya da belirli bir yöne aksettiren araç veya düzenek,
reflektör
yansıtmak :
tür. * yan (yansımak, geri dönmek, geri gelmek, aksetmek) + sı (isim yapım eki)
+ t (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * ışık, ses, görüntü veya bir
etkiyi bir yüzeye çarptırarak geri göndermek; bir şeyi başka bir yerde veya
kişide göstermek, ortaya çıkarmak; bir durumu, duyguyu veya düşünceyi belli
etmek, ortaya koymak
yansız :
tür. * yan (bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü; sağ ile solun
ortak adı, yön, taraf) + sız (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) * bir
tarafı veya görüşü tutmayan, tarafsız, herhangi bir düşünce, kişi ya da
topluluğa karşı eğilim göstermeyen, nesnel davranan, tarafsız
yanyana :
tür. * yan (bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü; sağ ile solun
ortak adı, yön, taraf) + yan (bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan
bölümü; sağ ile solun ortak adı, yön, taraf) + a (yönelim eki) * birbirine
bitişik veya çok yakın durumda, aynı doğrultuda ve yan tarafları birbirine
gelecek biçimde
yaoundé :
ban. * ewondo (yer fıstığı; bölgede yaşayan Bantu kökenli Beti-Pahuin halk
grubunun ismi) * Kamerun’un başkenti
yapağı :
tür. * yap (eğrilmemiş yün; çarpmak, vurmak, keçe dövmek) + agu (isim yapım
eki) * ilkbahar mevsiminde koyunların kırkılmasıyla elde edilen ham tüy ve yün
örtüsü; dokunmamış kaba yün, keçe, yapak
yapak :
tür. * yap (eğrilmemiş yün; çarpmak, vurmak, keçe dövmek) + agu (isim yapım
eki) * ilkbahar mevsiminde koyunların kırkılmasıyla elde edilen ham tüy ve yün
örtüsü; dokunmamış kaba yün, keçe, yapağı, yapahu
yapay :
tür. * yap (yapmak, etmek, eylemek, icra etmek, işlemek, üretmek, oluşturmak,
gerçekleştirmek) + ay (sıfat yapım eki) * doğada kendiliğinden bulunmayan,
Allah’ın doğrudan yaratışı olmayan, insan eliyle üretilen veya yapılan, suni
yapay zeka : tür.,
ara. * yap (yapmak, etmek, eylemek, icra etmek, işlemek, üretmek, oluşturmak,
gerçekleştirmek) + ay (sıfat yapım eki) (tür.) + daka, zeka (anlama, kavrayış,
idrak, akıl) (ara.) * bilgisayarların, robotların veya programlanabilir
aygıtların insana benzer biçimde algılama, öğrenme, fikir yürütme, karar verme,
sorun çözme ve iletişim kurma gibi zihinsel işlevleri gerçekleştirebilmesini
sağlayan yazılım, donanım, sistem ve teknolojilerin bütünü
yapayalnız :
tür. * yapa (pekiştirme ön eki) + yalın (çıplak, soyunuk; gösterişsiz, saf,
sade, basit, süssüz ) (yal (soyunmak, soyulmak; yalnız bırakmak, tek bırakmak,
soyutlamak, ayırmak, dış etkilerden korumak) + ın (ile ilgili, gibi, -a ait) )
+ ız (sıfat yapım eki) * yanında veya etrafında başka hiç kimse bulunmayan,
tamamen ve sürekli tek başına olan
yapboz :
tür. * yap (yapmak, etmek, eylemek, icra etmek, işlemek, üretmek, oluşturmak,
gerçekleştirmek) + boz (kötüleştirmek, düzensizleştirmek) * kesilmiş resim
parçalarını birbirine uygun şekilde birleştirerek bütün bir resmi ortaya
çıkarma amacına dayanan bir tür zeka ve bulmaca oyunu
yapı :
tür. * yap (yapmak, etmek, eylemek, icra etmek, işlemek, üretmek, oluşturmak,
gerçekleştirmek) + ı (isim yapım eki) * oluşum, üretim, inşa, kurulum,
oluşturulan, bünye, strüktür
yapı elemanı :
tür. * yap (yapmak, etmek, eylemek, icra etmek, işlemek, üretmek, oluşturmak,
gerçekleştirmek) + ı (isim yapım eki) (tür.) + alimentum, elementum (besin,
gıda; yaratılış için gerekli temel maddeler, unsurlar, ilkeler) (elere
(beslemek, büyütmek) + mens, mentum (isim yapım eki) ) (lat.) + ı (iyelik eki)
* bir yapının bütünü içinde yer alan ve özel bir görev üstlenen duvar, çatı,
doğrama, kolon, kiriş ve benzeri yapı ögelerinin her biri
yapı taşı :
tür. * yap (yapmak, etmek, eylemek, icra etmek, işlemek, üretmek, oluşturmak,
gerçekleştirmek) + ı (isim yapım eki) + taş (sert mineral, kaya) + ı (iyelik
eki) * binanın ağırlığını taşıyan esas taş; bir oluşumun (yapının) meydana
gelmesinde temel oluşturan unsur
yapıcı :
tür. * yap (yapmak, etmek, eylemek, icra etmek, işlemek, üretmek, oluşturmak,
gerçekleştirmek) + ı (isim yapım eki) + cı (sıfat yapım eki; yapan, eden eki) *
yapan, oluşturan, ortaya çıkaran; önemli ve yararlı işler yapan, olumlu
nitelikte olan, olumlu katkı veren; yapı ustası
yapılabilir :
tür. * yap (yapmak, etmek, eylemek, icra etmek, işlemek, üretmek, oluşturmak,
gerçekleştirmek) + ıl (edilgen fiil eki) + a (bağlaç) + bilir (mümkün olma
anlamı veren sıfat eki) * yapılması mümkün ve uygun olan
yapılı :
tür. * yap (yapmak, etmek, eylemek, icra etmek, işlemek, üretmek, oluşturmak,
gerçekleştirmek) + lı (sıfat yapım eki) * vücudu gelişmiş, iri veya yapısı
herhangi bir nitelikte olan; yapılmış, edilmiş, eylenmiş, oluşturulmuş olan
yapım :
tür. * yap (yapmak, etmek, eylemek, icra etmek, işlemek, üretmek, oluşturmak,
gerçekleştirmek) + ım (isim yapım eki) * bir şeyi ortaya çıkarma, inşa etme,
üretme, oluşturma
yapımcı :
tür. * yap (yapmak, etmek, eylemek, icra etmek, işlemek, üretmek, oluşturmak,
gerçekleştirmek) + ım (isim yapım eki) + cı (yapan, eden eki) * yapımdan
sorumlu olan kişi; bir film, dizi, televizyon programı, müzik albümü veya
tiyatro oyununun ortaya çıkması için gereken finansmanı, organizasyonu ve
yönetim sürecini sağlayan ana sorumlu, prodüktör
yapıncak :
tür. * yapın (örtünmek, örtünmek için hazırlanmak) + cak (isim yapım ve
küçültme eki) * soğuk havada açıkta bırakılan atlara örtülen uzun tüylü
kebe/örtü; seyrek taneli, kırmızı benekli bir tür üzüm, kınalı yapıncak
yapısal :
tür. * yapı (oluşum, üretim, inşa, kurulum, oluşturulan, bünye, strüktür ) (yap
(yapmak, etmek, eylemek, icra etmek, işlemek, üretmek, oluşturmak,
gerçekleştirmek) + ı (isim yapım eki) ) + sal (ile ilgili, gibi, benzer, -msı)
* yapı ile, yapılış ile veya kuruluş ile ilgili, strüktürel, konstrüktif
yapış :
tür. * yapı (oluşum, üretim, inşa, kurulum, oluşturulan, bünye, strüktür ) (yap
(yapmak, etmek, eylemek, icra etmek, işlemek, üretmek, oluşturmak,
gerçekleştirmek) + ı (isim yapım eki) ) + ış (isim yapım eki) * yapma, etme,
eyleme, işleme, üretme, oluşturma, icra etme
yapışık :
tür. * yapış (birbirine tutunmak, bitişmek) + ık (sıfat yapım eki) * bir yere
tutunmuş veya bitişmiş durumda bulunan, fizyolojik olarak birbirine bağlı
doğan, sürekli bir arada bulunan, birbirine değen, bitişik olan
yapışkan :
tür. * yapış (birbirine tutunmak, bitişmek) + kan (sıfat yapım eki) * bir şeye
tutunma, bağlanma, ilişme özelliği olan; birinin yanından ayrılmayan, insanı
bıktıracak kadar ısrarcı veya rahatsız edici şekilde birine orantısız yakın
duran
yapışmak :
tür. * yapış (birbirine tutunmak, bitişmek) + mak (fiil mastar eki) * bir şeye
tutunmak, bağlanmak, ilişmek
yapıştırıcı :
tür. * yapış (birbirine tutunmak, bitişmek) + tır (ikinci tekil şahıs emir kipi
eki) + ıcı (yapan, eden ve araç eki) * yapıştırma özelliği olan, yapıştırmaya
yarayan veya filmlerin yapıştırılması işinde kullanılan nesne, tutkal, zamk
yapıt :
tür. * yap (yapmak, etmek, eylemek, icra etmek, işlemek, üretmek, oluşturmak,
gerçekleştirmek) + ıt (isim yapım eki) * bir emek sonucunda ortaya konulan
ürün, eser, özellikle sanat, edebiyat veya düşünce alanında meydana getirilen
çalışma, yayın veya kitap
yapıtaşı :
tür. * yap (yapmak, etmek, eylemek, icra etmek, işlemek, üretmek, oluşturmak,
gerçekleştirmek) + ı (isim yapım eki) + taş (sert mineral, kaya) + ı (iyelik
eki) * binanın ağırlığını taşıyan esas taş; bir oluşumun (yapının) meydana
gelmesinde temel oluşturan unsur
yapma :
tür. * yap (yapmak, etmek, eylemek, icra etmek, işlemek, üretmek, oluşturmak,
gerçekleştirmek) + ma (isim yapım eki) * yapma eylemi, bir şeyi gerçekleştirme
veya meydana getirme işi, doğal olmayan yollarla üretilmiş ya da oluşturulmuş
olma durumu
yapmacık :
tür. * yap (yapmak, etmek, eylemek, icra etmek, işlemek, üretmek, oluşturmak,
gerçekleştirmek) + ma (isim yapım eki) + cık (sıfat yapım eki) * içten olmayan
tavır, davranış veya duygu gösteren, yapma, yapay, düzme, sahte ve doğallıktan
uzak olan
yapmak :
tür. * yap (yapmak, etmek, eylemek, icra etmek, işlemek, üretmek, oluşturmak,
gerçekleştirmek) * bir şeyi ortaya koymak, oluşturmak, meydana getirmek,
gerçekleştirmek, inşa etmek, hazırlamak, üretmek, bir işi gerçekleştirmek,
etmek, eylemek, icra etmek, işlemek
yaprak :
tür. * yapur (örtmek, kaplamak, sarmak) + ak (isim yapım eki) * bitkilerde
solunum, fotosentez ve terleme gibi olayların gerçekleştiği, çoğunlukla yeşil
renkli, klorofilli ve çeşitli şekillerde olabilen organ; sarma yapımında
kullanılan asma yaprağı; kitap ve defterlerdeki birbine bağlı kağıt
tabakalarından her biri; kat kat ayrılabilen ince bölüm
yapraklı :
tür. * yapur (örtmek, kaplamak, sarmak) + ak (isim yapım eki) + lı (ile,
birlikte, beraber, sahibi) * Çankırı'nın bir ilçesi
yaptırım :
tür. * yap (yapmak, etmek, eylemek, icra etmek, işlemek, üretmek, oluşturmak,
gerçekleştirmek) + tır (ikinci tekil şahıs emir kipi eki) + ım (isim yapım eki)
* kanun, ahlak veya benzeri kuralların buyruklarının yerine getirilmesini
sağlamak amacıyla uygulanan zorlama veya aykırı davranışlara karşı verilen
ceza, müeyyide
yapyalnız :
tür. * yapa (pekiştirme ön eki) + yalın (çıplak, soyunuk; gösterişsiz, saf,
sade, basit, süssüz ) (yal (soyunmak, soyulmak; yalnız bırakmak, tek bırakmak,
soyutlamak, ayırmak, dış etkilerden korumak) + ın (ile ilgili, gibi, -a ait) )
+ ız (sıfat yapım eki) * yanında veya etrafında başka hiç kimse bulunmayan,
tamamen ve sürekli tek başına olan
yar :
far. * yar (sevgili, dost, yoldaş, sahip, arkadaş, yardımcı, destekçi) *
sevgili, dost, yoldaş, yardımcı
yar :
tür. * yar (keserek ikiye ayırmak, kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini ayrıştırıp
sonuca varmak, karar vermek) * uçurum; kesilmiş, bölünmüş
yara :
tür. * yar (keserek ikiye ayırmak, kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini
ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek) + a (isim yapım eki) * kesik, yarılmış
olma; fiziksel veya kimyasal bir etken yüzünden vücut dokularının bütünlüğünün
bozulmasıyla oluşan dokusal durum
yarabbi :
ara. * ya (ey, hey) + rab (eğitmen, öğretmen, yetiştirici) + i (benim) * Ey
Rabbim, Ey Allah'ım, Tanrım
yaradan :
tür. * yar (keserek ikiye ayırmak, kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini
ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek) + a (bağlaç) + dan (-cı, yepan, eden
eki) * her şeyi var eden, yoktan yaratan, ilahi güç, yaratıcı, Allah, Tanrı
yaradılış :
tür. * yar (keserek ikiye ayırmak, kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini
ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek) + at (etken fiil eki) + ıl (edilgen
fiil eki) + ış (isim yapım eki) * evrenin, canlıların veya bir varlığın yoktan
var edilmesi, meydana getirilme, oluşturulma; bir kişye ait doğuştan gelen
tabiat, huy, mizaç, hilkat, fıtrat
yarak :
tür. * yar (keserek ikiye ayırmak, kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini
ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek) + ak (-cı, araç eki) * erkeklik organı,
fallus, penis (argo)
yaralamak :
tür. * yar (keserek ikiye ayırmak, kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini
ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek) + a (isim yapım eki) + la (etken fiil
eki) + mak (fiil mastar eki) * bir canlının doku bütünlüğünü silah, bıçak veya
benzeri bir araçla fiziksel olarak bozmak, bir canlının doku bütünlüğüne zarar
vermek
yaramak :
tür. * yar (desteklemek, katkı vermek, kolaylık sağlamak, faydalı olmak,
menfaat imkanı vermek, uygun olmak; destekçi, dost, yoldaş) + a (bağlaç) + mak
(fiil mastar eki) * faydalı olmak, uygun olmak, birinin işine gelmek,
kullanılabilir olmak
yaramaz :
tür. * yar (desteklemek, katkı vermek, kolaylık sağlamak, faydalı olmak,
menfaat imkanı vermek, uygun olmak; destekçi, dost, yoldaş) + a (bağlaç) + maz
(olumsuzluk fiil eki) * uygun ve yararlı olmayan, bir işe yaramayan, fayda
sağlamayan, uygun olmayan, birinin işine gelmeyen, kullanılabilir olmayan,
kullanılamaz; söz dinlemeyen, uslu durmayan, haşarı çocuk
yaran :
far. * yar (sevgili, dost, yoldaş, sahip, arkadaş, yardımcı, destekçi) + an
(-lar; çoğul eki) * dostlar; sevgililer
yaranmak :
tür. * yar (desteklemek, katkı vermek, kolaylık sağlamak, faydalı olmak,
menfaat imkanı vermek, uygun olmak; destekçi, dost, yoldaş) + an (dönüşlü fiil
eki) + mak (fiil mastar eki) * bir davranışla birini memnun etmek, birinin
hoşnutluğunu veya beğenisini kazanmaya çalışmak, özellikle içten, samimi
olmayan davranışlarla birinin gözüne girmeye çalışmak veya yaltaklanmak
yarar :
tür. * yar (desteklemek, katkı vermek, kolaylık sağlamak, faydalı olmak,
menfaat imkanı vermek, uygun olmak; destekçi, dost, yoldaş) + ar (üçüncü tekil
şahıs emir kipi eki) * bir işten elde edilen iyi sonuç, bir iş için uygun ve
elverişli olma durumu, fayda, çıkar, avantaj, menfaat
yararlı :
tür. * yar (desteklemek, katkı vermek, kolaylık sağlamak, faydalı olmak,
menfaat imkanı vermek, uygun olmak; destekçi, dost, yoldaş) + ar (üçüncü tekil
şahıs emir kipi eki) + lı (sıfat yapım eki) * yarar sağlayan, fayda veren, bir
işin görülmesine veya bir amacın gerçekleşmesine katkıda bulunan, kullanışlı,
faydalı menfaat sağlayan
yarasa : tür.
* yarisa, yersgü (yari (ince, deri, cilt, ten; çıplak, tüysüz) + sa (isim/sıfat
yapım eki) * kanat şeklinde gelişmiş ön ayaklarındaki uzun parmakların arasına
gerilen ince bir zar (patagium) sayesinde havada uçabilen ve çok rahat manevra
yapabilen tek memeli hayvan takımı, chiroptera (elkanatlılar)
yaraşmak :
tür. * yar (faydalı olmak, menfaat imkanı vermek, uygun olmak, uyuşmak) + aş
(dönüşlü veya işteş fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir kimseye veya bir
şeye uygun düşmek, yakışmak, uygun olmak; karşılıklı uyum sağlamak, birbirine
uymak, uyuşmak
yaratan :
tür. * yar (keserek ikiye ayırmak, kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini
ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek) + a (bağlaç) + dan (-cı, yepan, eden
eki) * her şeyi var eden, yoktan yaratan, ilahi güç, yaratıcı, Allah, Tanrı
yaratıcı :
tür. * yar (keserek ikiye ayırmak, kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini
ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek) + at (etken fiil eki) + ıcı (yapan,
eden eki) * meydana getiren, oluşturan, var eden, halk eden
yaratıcılık :
tür. * yar (keserek ikiye ayırmak, kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini
ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek) + at (etken fiil eki) + ıcı (yapan,
eden eki) + lık (isim yapım eki) * zeka, sezgi ve hayal gücünden yararlanarak
daha önce görülmemiş yeni bir şey ortaya koyma, yeni ve özgün düşünce, ürün
veya çözümler oluşturma yeteneği, meydana getirme, oluşturma, var etme, halk
etme kabiliyeti/yeteneği
yaratık :
tür. * yar (keserek ikiye ayırmak, kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini
ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek) + at (etken fiil eki) + ık (isim yapım
eki) * varlık, yaratılmış olan varlık, meydana getirilmiş olan, var edilmiş
olan, oluşturulmuş olan, olgu, mahluk
yaratılış :
tür. * yar (keserek ikiye ayırmak, kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini
ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek) + at (etken fiil eki) + ıl (edilgen
fiil eki) + ış (isim yapım eki) * evrenin, canlıların veya bir varlığın yoktan
var edilmesi, meydana getirilme, oluşturulma; bir kişye ait doğuştan gelen
tabiat, huy, mizaç, hilkat, fıtrat
yaratış :
tür. * yar (keserek ikiye ayırmak, kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini
ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek) + at (etken fiil eki) + ış (isim yapım
eki) * meydana getirme, var etme, oluşturma, halk etme, yaratma
yaratmak : tür.
* yar (keserek ikiye ayırmak, kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini ayrıştırıp
sonuca varmak, karar vermek) + at (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) *
meydana getirmek, var etmek, oluşturmak, halk etmek
yarbay :
tür. * yar (desteklemek, katkı vermek, kolaylık sağlamak, faydalı olmak,
menfaat imkanı vermek, uygun olmak; destekçi, dost, yoldaş) + bay (bey, erkek
için saygı kelimesi, efendi, şef, lider) * orduda binbaşı ile albay rütbeleri
arasında olan üstsubay rütbesi, yardımcı albay (eski askeri kullanımda
kaymakam)
yarda :
ing. * geard, yard (çitli çevre, bahçe, avlu) * 91,4 santimetreye (0,9144
metre) eşit olan bir İngiliz uzunluk ölçüsü birimi (1 yarda, 3 fite (kademeye)
veya 36 inçe eşittir.)
yardak :
tür. * yar (faydalı olmak, menfaat imkanı vermek, uygun olmak, uyuşmak) + dak
(sıfat yapım eki) * yardım, yardımcı, yardım eden kimse
yardakçı :
tür. * yar (faydalı olmak, menfaat imkanı vermek, uygun olmak, uyuşmak) + dak
(sıfat yapım eki) + çı (yapan, eden eki) * bir kimsenin yanında bulunup ona
yardımcı olan, özellikle kötü veya uygunsuz işlerinde destekçilik eden kimse,
dalkavuk veya işbirlikçi
yardım :
tür. * yar (faydalı olmak, menfaat imkanı vermek, uygun olmak, uyuşmak) + dım
(isim yapım eki) * kendi gücünü ve imkanlarını başka birinin iyiliği için
kullanma, destek olma, bir işin gerçekleştirilmesine katkıda bulunma, katkı,
destek, bir işin yapılması sürecinde o işin tamamlanması amacıyla fayda
sağlama, yarar sağlama
yardımcı :
tür. * yar (faydalı olmak, menfaat imkanı vermek, uygun olmak, uyuşmak) + dım
(isim yapım eki) + cı (isim/sıfat yapım eki) * yardım eden, fayda sağlayan,
yarar sağlayan, destek olan
yardımcı fiil :
tür., ara. * yar (faydalı olmak, menfaat imkanı vermek, uygun olmak, uyuşmak) +
dım (isim yapım eki) + cı (isim/sıfat yapım eki) (tür.) + fiil (eylem, iş
yapma, faaliyette bulunma, faal olma) (ara.) * ad soylu kelimelerin veya bazı
fiilimsilerin fiil gibi kullanılmasını sağlayan, asıl fiile yeterlik, tezlik,
süreklilik veya yaklaşma gibi anlamlar katan fiiler (imek, etmek, eylemek,
olmak, kılmak, vermek, durmak, kalmak, yazmak gibi fiiller)
yardımsever :
tür. * yar (faydalı olmak, menfaat imkanı vermek, uygun olmak, uyuşmak) + dım
(isim yapım eki) + sev (ilgilenmek, yönelmek, değer vermek) + er (yapan, eden
eki) * yardım etmekten hoşlanan, başkalarına iyilik ve yardım etmeyi seven,
hayırsever
yaren :
far. * yar (faydalı olmak, menfaat imkanı vermek, uygun olmak, uyuşmak) + en
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sevgili, dost, yoldaş gibi olan
yarga :
bul. * yarka (piliç, genç tavuk) * yumurta tavuklarının yumurtlama dönemine
başlamadan önceki hali
yargı :
tür. * yar (keserek ikiye ayırmak, kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini
ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek, sübjektif olarak gerçek ile batılı
ayırmak) + gı (isim yapım eki) * hüküm, karar
yargı çevresi :
tür., far. * yar (keserek ikiye ayırmak, kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini
ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek, sübjektif olarak gerçek ile batılı
ayırmak) + gı (isim yapım eki) (tür.) + çevre, cevre (kapsama, etrafını
kaplama; bir alanın etrafını saran kısım, sınır veya hat; bir nesnenin,
topluluğun veya olayın etrafı ) (cevr (kaplamak, etrafını dönmek) + e (isim
yapım eki) ) (far.) + si (iyelik eki) (tür.) * bir olay, durum veya kişi
hakkında değerlendirme ve inceleme sonucunda verilen hüküm veya karar;
mahkemedeki duruşma esnasında hakimler kurulu veya hakim tarafından yasaya göre
verilen karar; hukuk alanında yargılama yetkisi
yargı erki :
tür. * yar (keserek ikiye ayırmak, kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini
ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek, sübjektif olarak gerçek ile batılı
ayırmak) + gı (isim yapım eki) + erk (güç, kuvvet, kudret, iş yapabilme gücü,
iktidar, nüfuz) + i (iyelik eki) * devletin temel üç erkinden (kuvvetinden)
(yasama, yürütme, yargı) biri olan yargı gücünü ve bu gücü kullanan bağımsız
mahkemeler düzeni
yargıç :
tür. * yar (keserek ikiye ayırmak, kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini
ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek, sübjektif olarak gerçek ile batılı
ayırmak) + gı (isim yapım eki) + ç (yapan, eden eki) * millet adına yargı
yetkisini kullanarak yasaya aykırı durumları ve uyuşmazlıkları mahkeme
duruşmalarında hukuka göre karara bağlayan, adaleti gerçekleştirmekle görevli
kimse, hakim
yargılamak :
tür. * yar (keserek ikiye ayırmak, kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini
ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek, sübjektif olarak gerçek ile batılı
ayırmak) + gı (isim yapım eki) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) *
yargıç, bir davanın sonucuna varabilmek için davacı ve davalıyı dinleyerek
karar vermek, muhakeme etmek; bir kimse, olay, durum veya konu hakkında olumlu
ya da olumsuz görüş, düşünce, eleştiri bildirmek; birinin davranışlarını veya
yaşam tarzını kendi doğrularına göre eleştirmek ya da suçlamak
yargıtay :
tür. * yar (keserek ikiye ayırmak, kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini
ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek, sübjektif olarak gerçek ile batılı
ayırmak) + gı (isim yapım eki) + tay (isim yapım ve yer, makam eki) * adli
yargı alanındaki ilk derece ve istinaf mahkemelerince verilen kararların temyiz
incelemesini yapan son yüksek yargı organı, yüksek mahkeme
yarı :
tür. * yar (keserek ikiye ayırmak, kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini
ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek, sübjektif olarak gerçek ile batılı
ayırmak) + ı (isim/sıfat yapım eki) * bir bütünün iki eşit parçasından her
biri, bir şeyin tam olmayan veya eksik bölümü, bir bütüne göre yarım olan
miktar, yarım, iki eşit parçadan biri
yarı açık cezaevi :
tür. * yarı (yarım, iki eşit parçadan biri) (yar (keserek ikiye ayırmak,
kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek,
sübjektif olarak gerçek ile batılı ayırmak) + ı (isim/sıfat yapım eki) ) + açık
(aralık olan, hiçbir engeli bulunmayan, geçişe uygun, kapalı olmayan, gizli olmayan)
(aç (aralamak, aralık yapmak; aralık, boşluk; kapalı olanın kapalı olma halini
sonlandırmak) + ık (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + cezaevi (suç işlediği
mahkeme kararıyla kesinleşen ve mahkeme kanalıyla hüküm giyen (mahkum edilen)
kişilerin cezalarını çekmeleri ve topluma yeniden kazandırılmaları için
kapatıldıkları resmi infaz kurumu) (ceza (karşılık, karşılıklandırma) (ara.) +
ev (yer, konut, hane, barınak, sığınak, yuva) + i (iyelik eki) ) (tür.) *
yarı buçuk :
tür. * yarı (yarım, iki eşit parçadan biri) (yar (keserek ikiye ayırmak,
kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek,
sübjektif olarak gerçek ile batılı ayırmak) + ı (isim/sıfat yapım eki) ) +
buçuk (iki eşit parçadan her biri, yarı, yarım ) (buç, bıç, biç (kesmek,
kırpmak) + uk (isim yapım eki) ) * tam olmayan, yarım yamalak, üstünkörü veya
baştan savma yapılan
yarı final :
tür., lat. * yarı (yarım, iki eşit parçadan biri) (yar (keserek ikiye ayırmak,
kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek,
sübjektif olarak gerçek ile batılı ayırmak) + ı (isim/sıfat yapım eki) ) (tür.)
+ finalis (finis (son, bitim, nihayet, sınır) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) (lat.); final (fra.) * bir spor organizasyonunda veya yarışmada, dört
takımın ikişerli gruplar halinde birbirleriyle karşılaşacakları, finalden
önceki son aşama, dömifinal (finalde, yarı final aşamasında galip gelen iki
takım karşılaşır.)
yarı geçirgen :
tür. * yarı (yarım, iki eşit parçadan biri) (yar (keserek ikiye ayırmak,
kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek,
sübjektif olarak gerçek ile batılı ayırmak) + ı (isim/sıfat yapım eki) ) +
geçirgen (sıvı, gaz, elektrik veya ışığın içinden geçmesine izin veren,
geçirici; geçirgenlik özelliğine sahip olan (madde veya yüzey) (geç (ilerlemek,
aşmak) + ir (dönüşlü fiil eki) + gen (sıfat eki) ) * bazı küçük moleküllerin
veya çözücülerin geçişine izin veren, ancak daha büyük moleküllerin ya da
erimiş maddelerin geçişini engelleyen zar veya çeper; aynı eritici içindeki iki
eriyiği birbirinden ayıran ve eriticiyi geçirdiği halde erimiş cisimleri
geçirmeyen, ozmoz ve difüzyon süreçlerinde kritik rol oyna çeper veya zar, yarı
geçirgen membran
yarı iletken :
tür. * yarı (yarım, iki eşit parçadan biri) (yar (keserek ikiye ayırmak,
kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek,
sübjektif olarak gerçek ile batılı ayırmak) + ı (isim/sıfat yapım eki) ) +
iletken (elektrik, ısı veya diğer enerji türlerini kolaylıkla geçiren madde
veya özellik) (ilet (göndermek, ulaştırmak, aktarmak, eriştirmek) + ken (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * elektrik iletkenliği bakımından iletkenler
ile yalıtkanlar arasında yer alan, saf haldeyken (mutlak sıfır sıcaklığında)
elektriği iletmeyen yani yalıtkan olan ancak ısı, ışık, gerilim veya içine
yabancı atomlar eklenmesi (katkılanma) durumunda serbest elektron kazanarak
elektrik akımını iletmeye başlayan ve bu özelliğiyle elektrik akımının yönünü
ve miktarını hassas bir şekilde kontrol etmeyi sağlayan yarı yalıtkan madde
yarı kübik :
tür., gre. * yarı (yarım, iki eşit parçadan biri) (yar (keserek ikiye ayırmak,
kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek,
sübjektif olarak gerçek ile batılı ayırmak) + ı (isim/sıfat yapım eki) ) (tür.)
+ kybikos (küp şeklinde olan) (kybos (altı yüzlü geometrik şekil, küp) + ikos
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.); cubus (altı kare yüzü olan üç
boyutlu geometrik şekil, küp) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.); kabe (ara.)
* matematik ve geometride y^2 = a^2x^3 denklemi ile ifade edilen özel bir
cebirsel düzlem eğrisi, parabol, sivri uçlu parabol eğrisi
yarı mamul :
tür., ara. * yarı (yarım, iki eşit parçadan biri) (yar (keserek ikiye ayırmak,
kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek,
sübjektif olarak gerçek ile batılı ayırmak) + ı (isim/sıfat yapım eki) ) (tür.)
+ mamul (imal edilmiş, işlenmiş, yapılmış, üretilmiş, ürün, mal) (ara.) * bir
üretim sürecinde ham maddeden işlenerek belirli aşamalardan geçip şekillenmiş
ancak henüz son kullanıcıya satılacak veya kullanılacak nihai (tam) ürün haline
gelmemiş ara ürün, ara mal
yarı saydam :
tür. * yarı (yarım, iki eşit parçadan biri) (yar (keserek ikiye ayırmak,
kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek,
sübjektif olarak gerçek ile batılı ayırmak) + ı (isim/sıfat yapım eki) ) +
saydam (ışığı geçiren, arkasındaki nesneleri bulanık da olsa gösterebilen, yarı
geçirgen veya şeffafa yakın özellikte olan (madde), opak olmayan, transparan)
(say (saf, som, bir tür şeffaf mermer) + dam (ile ilgili, -a ait) ) * ışığın
bir kısmını geçiren ancak arkasındaki nesnelerin net olarak görülmesine izin
vermeyen, görüntüyü bulanık veya dağınık gösteren madde, yarı transparan
yarı yarıya :
tür. * yarı (yarım, iki eşit parçadan biri) (yar (keserek ikiye ayırmak,
kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek,
sübjektif olarak gerçek ile batılı ayırmak) + ı (isim/sıfat yapım eki) ) + yarı
(yarım, iki eşit parçadan biri) (yar (keserek ikiye ayırmak, kesmek, ayırmak,
bölmek; düşüncesini ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek, sübjektif olarak
gerçek ile batılı ayırmak) + ı (isim/sıfat yapım eki) ) + ya (zarf/belirteç
eki) * eşit olarak iki eşit parçaya bölünecek şekilde, bir bütünden iki adet
yarım parça oluşacak şekilde
yarıçap :
tür. * yarı (yarım, iki eşit parçadan biri) (yar (keserek ikiye ayırmak,
kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek,
sübjektif olarak gerçek ile batılı ayırmak) + ı (isim/sıfat yapım eki) ) + çap
(vurmak, kesmek, bölmek, ayırmak; ölçü, kapasite, ortadan kesen, kesici,
yarıcı; dairenin merkezinden geçerek daireyi iki eşit parçaya ayıran doğru
parçası, diameter) (tür.); chop, couper (kesmek) (ing., fra.) * bir çember veya
kürenin merkezinden çevresindeki veya yüzeyindeki herhangi bir noktaya uzanan
doğru parçasının kendisi veya bu uzunluk
yarık :
tür. * yar (keserek ikiye ayırmak, kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini
ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek, sübjektif olarak gerçek ile batılı
ayırmak) + ık (isim/sıfat yapım eki) * bir şeyin yarılarak açılmasıyla oluşan
geniş çatlak, çentik veya ince uzun açıklık, yırtık, aralık
yarıküre :
tür., ara. * yarı (yarım, iki eşit parçadan biri) (yar (keserek ikiye ayırmak,
kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek,
sübjektif olarak gerçek ile batılı ayırmak) + ı (isim/sıfat yapım eki) ) (tür.)
+ kura (top, yuvarlak cisim, sfer; ocak; durağan bir noktadan eşit uzaklıkta
bulunan noktaların oluşturduğu yüzeyle sınırlı cisim) (ara.); küre (tür.) * bir
kürenin ya da Dünya'nın ortadan ikiye bölündüğü varsayıldığında ortaya çıkan
iki yarıdan her birine verilen isim, yarımküre (Dünya'nın yarımküreleri ekvator
veya meridyen çizgileriyle dörde ayrılır (Kuzey Yarımküre (Ekvator'un kuzeyinde
kalan kısım), Güney Yarımküre (Ekvator'un güneyinde kalan kısım), Doğu
Yarımküre (Greenwich'ten geçen 0° meridyeninin doğusunda kalan kısım), Batı
Yarımküre (0° meridyeninin batısında kalan kısım) )
yarılamak :
tür. * yarı (yarım, iki eşit parçadan biri) (yar (keserek ikiye ayırmak,
kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek,
sübjektif olarak gerçek ile batılı ayırmak) + ı (isim/sıfat yapım eki) ) + la
(etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir şeyin yarısına gelmek, yarısını
bitirmek veya ortasına varmak
yarılanma süresi :
tür. * yarı (yarım, iki eşit parçadan biri) (yar (keserek ikiye ayırmak,
kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek,
sübjektif olarak gerçek ile batılı ayırmak) + ı (isim/sıfat yapım eki) ) + lan
(edilgen fiil eki) + ma (isim yapım eki) + süre (bir olayın başlangıcı ile
bitişi arasında geçen zaman aralığı; zamanın ölçülebilen kesiti veya devamlılık
durumu, zaman, vakit) (sür (ilerlemek, geçmek, itmek, sevk etmek,
uzaklaştırmak) + e (isim yapım eki) ) + si (iyelik eki) * radyoaktif bir
elementin ya da herhangi bir maddenin miktarının veya derişiminin
(konsantrasyonunun), ilk değerinin yarısına düşmesi için geçen zaman (T 1/2);
radyoaktif bir atomun çekirdeğinin bozunarak başka bir elemente dönüşmesi veya
ışıma yapması süreci (maddenin yarısının parçalanması için geçen süre sabit
olup, maddenin türüne göre saniyelerden milyarlarca yıla kadar değişebilir.);
alınan bir ilacın kandaki miktarının veya etkili konsantrasyonunun vücut
tarafından metabolize edilerek veya atılarak yarı yarıya inmesi için geçen ve
ilacın günde kaç kez alınacağını belirlemede kritik rol oynayan süre
yarım :
tür. * yarı (yarım, iki eşit parçadan biri) (yar (keserek ikiye ayırmak,
kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek,
sübjektif olarak gerçek ile batılı ayırmak) + ım (isim/sıfat yapım eki) * bir
bütünün ayrıldığı iki eşit parçadan her biri, dömi; tam olmayan, eksik
yarım ay :
tür. * yarı (yarım, iki eşit parçadan biri) (yar (keserek ikiye ayırmak,
kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek,
sübjektif olarak gerçek ile batılı ayırmak) + ım (isim/sıfat yapım eki) + ay
(Dünya’nın uydusu olan gök cismi, Ay) * Ay'ın Dünya'dan bakıldığında tam
yarısının aydınlık, diğer yarısının karanlık görüldüğü ana evresi, ilk dördün,
son dördün
yarım küre :
tür., ara. * yarı (yarım, iki eşit parçadan biri) (yar (keserek ikiye ayırmak,
kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek,
sübjektif olarak gerçek ile batılı ayırmak) + ım (isim/sıfat yapım eki) + kura
(top, yuvarlak cisim, sfer; ocak; durağan bir noktadan eşit uzaklıkta bulunan
noktaların oluşturduğu yüzeyle sınırlı cisim) (ara.); küre (tür.) * bir kürenin
ya da Dünya'nın ortadan ikiye bölündüğü varsayıldığında ortaya çıkan iki
yarıdan her birine verilen isim, yarımküre (Dünya'nın yarımküreleri ekvator
veya meridyen çizgileriyle dörde ayrılır (Kuzey Yarımküre (Ekvator'un kuzeyinde
kalan kısım), Güney Yarımküre (Ekvator'un güneyinde kalan kısım), Doğu
Yarımküre (Greenwich'ten geçen 0° meridyeninin doğusunda kalan kısım), Batı
Yarımküre (0° meridyeninin batısında kalan kısım) )
yarım pansiyon :
tür., lat. * yarı (yarım, iki eşit parçadan biri) (yar (keserek ikiye ayırmak,
kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek,
sübjektif olarak gerçek ile batılı ayırmak) + ım (isim/sıfat yapım eki) (tür.)
+ pensio (genellikle aileler tarafından işletilen, ev ortamı sıcaklığında,
sınırlı sayıda odaya sahip, otellere göre daha ekonomik, yatak ve kahvaltı
(B&B) veya tam pansiyon (3 öğün) şeklinde konaklama hizmeti sunan tesisler;
kahvaltı dahil veya yarım pansiyon (kahvaltı+akşam yemeği) hizmet veren,
samimi, küçük ölçekli konaklama yer) (pendere (asmak, sarkıtmak, tartmak, ödeme
yapmak) + sio (isim yapım eki) ) (lat.) * otellerde, konaklama ücretine sabah
kahvaltısı ve genellikle akşam yemeğinin dahil olduğu bir müşteri ağırlama
konsepti
yarım porsiyon :
tür., lat. * yarı (yarım, iki eşit parçadan biri) (yar (keserek ikiye ayırmak,
kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek,
sübjektif olarak gerçek ile batılı ayırmak) + ım (isim/sıfat yapım eki) (tür.)
+ portio (pay, hisse, bölüm, kısım; bir öğünde tüketilen yiyecek veya içeceğin
ölçülü miktarı, bir bütünün parçası veya servis edilen bir tabak yemek)
(partiri (bölmek, kısımlara ayırmak, bölümlere ayırmak, pay etmek,
paylaştırmak, bölüştürmek) + tio (isim yapım eki) ) (lat.); portion (fra.) *
bir yemeğin standart miktarının veya ölçüsünün tam yarısı kadar servis
edilmesi, normal bir tabağın veya porsiyonun yarı miktarı
yarım saat :
tür., tür. * yarı (yarım, iki eşit parçadan biri) (yar (keserek ikiye ayırmak,
kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek,
sübjektif olarak gerçek ile batılı ayırmak) + ım (isim/sıfat yapım eki) (tür.)
+ saat (zaman; 60 dakikalık zaman birimi) (ara.) * otuz dakikalık zaman dilimi
yarım yamalak :
tür. * yarı (yarım, iki eşit parçadan biri) (yar (keserek ikiye ayırmak,
kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek,
sübjektif olarak gerçek ile batılı ayırmak) + ım (isim/sıfat yapım eki) +
yamağ, yama (eklemek, ilave etmek, iliştirmek, yanına gelmek, yanına getirmek;
delik veya yırtık bir şeyi uygun bir parça ile onarma işlemi ya da bu amaçla
kullanılan parça) + lak (sıfat yapım eki) * eksik, kusurlu, baştan savma,
üstünkörü, özensizce
yarımada :
tür. * yarı (yarım, iki eşit parçadan biri) (yar (keserek ikiye ayırmak,
kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek,
sübjektif olarak gerçek ile batılı ayırmak) + ım (isim/sıfat yapım eki) + ada
(çevresi suyla kaplı kara parçası) * üç tarafı suyla çevrili olan ve yalnızca
bir tarafından ana karaya bağlı bulunan kara parçası, peninsüla
yarın :
tür. * yaru (ışımak, aydınlanmak, gün ağarmak) + n (zarf yapım eki) * ışığın
geldiği vakit; bugünden sonra gelecek olan ilk gün; gelecekteki zaman (genel
ifade)
yarış :
tür. * yar (keserek ikiye ayırmak, kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini
ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek) + ış (isim yapım eki) * iki veya daha
çok kişinin ya da topluluğun belirli bir üstünlük elde etmek amacıyla birbirini
geçmeye çalışması, bu amaçla yapılan rekabet veya müsabaka, konkur
yarış atı :
tür. * yar (keserek ikiye ayırmak, kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini
ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek) + ış (isim yapım eki) + at (binek
hayvanı olarak kullanılan, arabaya, çifte koşulan, gücünden yararlanılan
toynaklı memeli hayvan) + ı iyelik eki) * at yarışları için özel olarak
yetiştirilen ve eğitilen, genetik olarak kaslı bir vücuda, yüksek dayanıklılığa
ve hızlı koşma yeteneğine sahip olan, özel çiftliklerde (hara) antrenörler
eşliğinde sıkı bir diyet ve antrenman programıyla hazırlan at cinsi (Dünyada ve
Türkiye'de en yaygın yarış atı ırkları hız ve dayanıklılıkları ile bilinen
İngiliz (Thoroughbred) ve Arap atlarıdır.)
yarışçı :
tür. * yar (keserek ikiye ayırmak, kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini
ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek) + ış (isim yapım eki) + çı (yapan, eden
eki) * yarışlara katılan, bir yarışta mücadele eden kimse, yarışmacı
yarışma :
tür. * yar (keserek ikiye ayırmak, kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini
ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek) + ış (isim yapım eki) + ma (isim yapım
eki) * iki veya daha fazla kişi ya da grubun bir alanda birbirini geçerek
üstünlük kurmaya çalıştığı etkinlik veya durum
yarışmacı :
tür. * yar (keserek ikiye ayırmak, kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini
ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek) + ış (isim yapım eki) + ma (isim yapım
eki) + cı (yapan, eden eki) * herhangi bir yarışmaya, oyuna veya spor
müsabakasına katılan kişi, yarışan kişi
yarışmak :
tür. * yar (keserek ikiye ayırmak, kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini
ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek) + ış (isim yapım eki) + mak (fiil
mastar eki) * bir ödülü kazanmak, başarı elde etmek veya başkalarından üstün
gelmek için rekabet etmek veya bir müsabakaya katılmak
yarıyıl :
tür. * yarı (yarım, iki eşit parçadan biri) (yar (keserek ikiye ayırmak,
kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek,
sübjektif olarak gerçek ile batılı ayırmak) + ı (isim/sıfat yapım eki) ) + yıl
(Dünya’nın Güneş etrafındaki bir tam turu olan 365 günlük (12 aylık) zaman
dilimi, sene) * bir öğretim veya akademik yılın ayrıldığı iki dönemden her
biri, sömestr
yarka :
bul. * yarka (piliç, genç tavuk) * yumurta tavuklarının yumurtlama dönemine
başlamadan önceki hali
yarkurul :
tür. * yar (desteklemek, katkı vermek, kolaylık sağlamak, faydalı olmak,
menfaat imkanı vermek, uygun olmak; destekçi, dost, yoldaş) * büyük bir meclis,
kurul veya kurultay içinde belirli bir konuyu görüşmek ya da incelemek için
oluşturulan küçük alt birim, alt kurul, komisyon, komite, encümen
yarmak :
tür. * yar (keserek ikiye ayırmak, kesmek, ayırmak, bölmek; düşüncesini
ayrıştırıp sonuca varmak, karar vermek) + mak (fiil mastar eki) * delip veya
kesip ikiye ayırmak, keserek bölmek
yarmend :
far. * yar (sevgili, dost, yoldaş, sahip, arkadaş, yardımcı, destekçi) + mend
(-cı, yapan, eden kimse; ile ilgili, -a ait) * dost, yardımcı, destekçi
yarpuz :
tür. * yerbız (güzel kokulu bir ot, kır nanesi, bir tür nane, merjoran
(mercanköşk) ) (yal, yer (ot ve çimen ismi kökü) + bız, puz (bitki ismi son
eki) ) * Ballıbabagiller (Lamiaceae) familyasından (nane ailesinden), keskin ve
güçlü kokulu, su kenarları ile nemli çayırlarda kendiliğinden yetişen, kısa
saplı, az veya çok tüylü, güzel kokulu, çok yıllık otsu bir bitki, Mentha
pulegium; güzel kokulu bir ot, kır nanesi, bir tür nane, merjoran (mercanköşk)
yarsımak :
tür. * yarsı (murdar bulmak, tiksinmek, iğrenmek; benimsemek, bağlanmak,
beğenmek, hoşlanmak, imrenmek, canı çekmek, özenmek) + mak (fiil mastar eki) *
murdar bulmak, iğrenmek; benimsemek, bağlanmak, beğenmek, hoşlanmak, imrenmek,
istemek, çok sevmek, özlemek veya bir şeyi yapmaya heveslenmek, canı çekmek,
özenmek, kendisinin de o şeyi hak ettiğini düşünmek; denemek
yas :
tür. * yas (hüsran, üzüntü, acı, hüzün, keder, zarar, ziyan, kayıp) * ölüm,
büyük bir kayıp, sevilen birinin veya değer verilen bir varlığın yitirilmesi
üzerine veya felaket sonrasında duyulan derin acı, keder, matem
yasa :
moğ. * yasag (kanun, kural, ilke, prensip, düzen, nizam, emir) * kural, ilke,
kanun, prensip; devletin yetkili organı olan yasama meclisi (Türkiye'de TBMM)
tarafından anayasaya uygun olarak çıkarılan, uyulması zorunlu genel, soyut ve
yazılı hukuk kuralları
yasa dışı :
moğ., tür. * yasag (kanun, kural, ilke, prensip, düzen, nizam, emir) (moğ.) +
dış (içeride olmayan, iç ile ilgili olmayan, içe ait olmayan, harici) + ı
(iyelik eki) (tür.) * yasalara ve hukuk kurallarına uygun olmayan, kanunsuz,
illegal
yasa tasarısı :
moğ., tür. * yasag (kanun, kural, ilke, prensip, düzen, nizam, emir) (moğ.) +
tasarı (planlama, dizayn etme, düzenleme, zihinde şekillendirme) (tasar
(planlamak, dizayn etmek, düzenlemek, zihinde şekillendirmek) (tas (düşüncede
düzenlemek, sıralamak, çıkarım yapmak) + ar (etken fiil eki) ) + ı (isim yapım
eki) ) + sı (iyelik eki) (tür.) * parlamenter sistemlerde yürütme organı
(hükümet / Bakanlar Kurulu) tarafından hazırlanıp meclise sunulan yasa önerisi
(Milletvekillerinin meclise sunduğu yasa önerilerine kanun teklifi, hükümetin
sunduklarına ise kanun tasarısı denir.)
yasak :
moğ. * casa (düzenlemek, nizam vermek, kanun yapmak) + k (isim/sıfat yapım
eki); yasag (kanun, kural, ilke, prensip, düzen, nizam, emir) (moğ.) * bir işin
veya eylemin yapılmasına karşı konulan yasal (kanuni), kuralsal veya ahlaki
engel, memnuiyet; yapılması istenmemiş olan, izin verilmeyen, memnu, haram,
caiz olmayan
yasaklamak :
moğ., tür. * casa (düzenlemek, nizam vermek, kanun yapmak) + k (isim/sıfat
yapım eki); yasag (kanun, kural, ilke, prensip, düzen, nizam, emir) (moğ.) + la
(etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) (tür.) * bir şeyin yapılmamasını
buyurmak, istemek, menetmek; kural, yasa veya yetkili bir makam kararıyla bir
eylemin gerçekleştirilmesini engellemek veya ortadan kaldırmak
yasal :
moğ., tür. * casa (düzenlemek, nizam vermek, kanun yapmak); yasag (kanun,
kural, ilke, prensip, düzen, nizam, emir) (moğ.) + al (sıfat yapım eki) (tür.)
* kanunlara, hukuk kurallarına, yürürlükteki yasalara ve kamu vicdanına uygun
olan, kanuni, legal, meşru
yasama :
moğ., tür. * casa (düzenlemek, nizam vermek, kanun yapmak); yasag (kanun,
kural, ilke, prensip, düzen, nizam, emir) (moğ.) + ma (isim yapım eki) (tür.) *
, bir devletin kanunlarını yapma, değiştirme veya kaldırma yetki ve süreci;
ülke genelinde geçerli olacak kuralları belirleyen hukuki ve siyasi güç
yasamak :
moğ., tür. * casa (düzenlemek, nizam vermek, kanun yapmak); yasag (kanun,
kural, ilke, prensip, düzen, nizam, emir) (moğ.) + mak (fiil mastar eki) (tür.)
* genel, soyut, objektif ve sürekli nitelikte hukuk kuralları (kanunlar)
koymak, bunları değiştirmek veya yürürlükten kaldırmak
yasemen :
far. * jasminum (güzel kokulu çiçekleri olan bitki) * Zeytingiller (Oleaceae)
familyasından, beyaz, sarı veya kırmızı renkli, hoş kokulu çiçekler açan
tırmanıcı bir süs bitkisi (ağaççık)
yasemin :
far. * jasminum (güzel kokulu çiçekleri olan bitki) * Zeytingiller (Oleaceae)
familyasından, beyaz, sarı veya kırmızı renkli, hoş kokulu çiçekler açan
tırmanıcı bir süs bitkisi (ağaççık)
yaser :
ara. * yesr (kolaylık, kolay olma, refah, bolluk, bereket) * bolluk, zenginlik,
bereket, rahatlık, kolaylık, refah; erkek ismi
yasin :
ara. * ya (ey, hey; Arapça alfabenin 10. harfi) + sin (insan, adam; Arapça
alfabenin 15. harfi) * ey insan; Kur’an’ın 35. suresinin ismi
yaslamak :
tür. * yası (yassı, düz, yayvan, geniş) (yas (yaymak, açmak, düzleştirmek,
genişletmek) + ı (sıfat yapım eki) ) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar
eki) * yassılatmak, yaymak; bir şeyi başka bir nesneye veya yere dayamak,
dokunur durumda tutmak veya desteklemek
yassı : tür.
* yası (yassı, düz, yayvan, geniş) (yas (yaymak, açmak, düzleştirmek,
genişletmek) + ı (sıfat yapım eki) ) * kalınlığına göre genişliği fazla olan,
düz ve basık biçimli, yayvan, düz, geniş, basık
yassı balıklar :
tür. * yası (yassı, düz, yayvan, geniş) (yas (yaymak, açmak, düzleştirmek,
genişletmek) + ı (sıfat yapım eki) ) + balık (suda yaşayan omurgalı, solungaçlı
ve yüzgeçli deniz canlısı) + lar (çoğul eki) * vücutları yanlardan basık ve
genellikle iki gözü başın aynı tarafında bulunan, deniz tabanında yan yatarak
yaşayan balıkların oluşturduğu, dil balığı, pisi balığı, kalkan balığı gibi
türleri kapsayan kemikli balıklar (Pleuronectiformes) takımı
yassı solucanlar :
tür. * yası (yassı, düz, yayvan, geniş) (yas (yaymak, açmak, düzleştirmek,
genişletmek) + ı (sıfat yapım eki) ) + suvilgan, suvişgan (ıslak olan,
ıslanmışolan) (suviş (ıslanmak) + gan (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) +
lar (çoğul eki) * vücutları alttan ve üstten basık, şerit veya yaprak şeklinde
olan, parazit veya serbest yaşayan türleri bulunan, tenya ve planarya gibi
canlıları kapsayan omurgasız bir hayvanlar şubesi, Platyhelminthes
yassı solungaçlılar :
tür. * yası (yassı, düz, yayvan, geniş) (yas (yaymak, açmak, düzleştirmek,
genişletmek) + ı (sıfat yapım eki) ) + solungaç (balık ve bazı su canlılarında,
sudaki çözünmüş oksijeni alıp karbondioksiti dışarı vermeye yarayan solunum
organı ) (sol (esmek, üflemek) + un (dönüşlü fiil eki + gaç (araç eki) ) + lı
(ile, birlikte, beraber, sahibi) + lar (çoğul eki) * Yumuşakçalar (Mollusca) takımında
yer alan, midye, istiridye ve deniz tarağı gibi kabukları iki parçalı (iki
çenekli) olan ve çoğunlukla yenebilen yumuşakçalar sınıfı, Lamellibranchiata
familyası
yassı yuvarlak :
tür. * yası (yassı, düz, yayvan, geniş) (yas (yaymak, açmak, düzleştirmek,
genişletmek) + ı (sıfat yapım eki) ) + yuvarlak (dairesel şekilli olan) (yuv
(oval, dairesel) + ar (bağlaç) + lak (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) *
kalınlığı az olan, enine kesiti veya genel görünümü daire şeklinde ama basık,
yayvan veya düzleştirilmiş olan
yastağaç :
tür. * yası (yassı, düz, yayvan, geniş) (yas (yaymak, açmak, düzleştirmek,
genişletmek) + ı (sıfat yapım eki) ) + yıgaç (ağaç) * üzerinde hamur açılan
veya yemek yenilen, genellikle yuvarlak ve kısa ayaklı tahta sofra, hamur tahtası,
senit, yer sofrası
yastamak :
tür. * yasta (dayamak, desteklemek, yastık dayamak, destek koymak, yaslanmak)
(yası (yassı, düz, yayvan, geniş) (yas (yaymak, açmak, düzleştirmek,
genişletmek) + ı (sıfat yapım eki) ) + ta (etken fiil eki) + mak (fiil mastar
eki) * bir şeyi desteklemek, dayamak veya yastık gibi bir nesneyle destek
oluşturmak, bir şeyi başka bir şeye dayamak, yaslamak, destek olacak biçimde
yerleştirmek
yastık :
tür. * yasta (dayamak, desteklemek, yastık dayamak, destek koymak, yaslanmak)
(yası (yassı, düz, yayvan, geniş) (yas (yaymak, açmak, düzleştirmek,
genişletmek) + ı (sıfat yapım eki) ) + ta (etken fiil eki) + ık (isim yapım ve
araç eki) * yassılaştırılmış şey, bir çeşit sikke; yatarken başı desteklemek
veya otururken rahat etmek için kullanılan, içi pamuk, yün, elyaf veya tüy gibi
yumuşak maddelerle doldurulan bir ev eşyası, minder
yaş :
tür. * yaş (taze, genç, yeşil, nemli, ıslak, gözyaşı; herhangi bir an
itibarıyla doğumdan o ana kadar yaşanılan yıl bazında süre) * bir kimsenin veya
canlı varlığın doğumundan ya da var oluşundan itibaren geçen yılların sayısı,
hayatın belirli bir dönemi; ıslak; taze; gözyaşı
yaş günü :
tür. * yaş (taze, genç, yeşil, nemli, ıslak, gözyaşı; herhangi bir an
itibarıyla doğumdan o ana kadar yaşanılan yıl bazında süre) + kün, gün
(genişlemiş olma, açılmış yayılmış olma; Güneş’in doğuşundan batışına kadar
geçen zaman dilimi; 24 saatlik zaman dilimi, gündüz, güneş, aydınlık, ışık) + ü
(iyelik eki) * birinin doğduğu günün her yıl yinelenen yıl dönümü, doğum günü
yaş haddi :
tür. * yaş (taze, genç, yeşil, nemli, ıslak, gözyaşı; herhangi bir an
itibarıyla doğumdan o ana kadar yaşanılan yıl bazında süre) + hadd (sınır,
limit) (ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * bir görevlinin görevinde kalmasına
yasanın izin verdiği en ileri yaş, yaş sınırı
yaş üzüm :
tür. * yaş (taze, genç, yeşil, nemli, ıslak, gözyaşı; herhangi bir an
itibarıyla doğumdan o ana kadar yaşanılan yıl bazında süre) + üzüm (vitis adı
verilen yaprak döken asma yapraklarının meyvesi) * kurutulmamış, dalından
koparıldığı gibi taze olarak tüketilen üzüm
yaşa :
tür. * yaş (hayatta olmak, var olmak, canlı olmak) + a (emir kipi) * hayat bul,
hayat sür
yaşam :
tür. * yaş (hayatta olmak, var olmak, canlı olmak) + am (isim yapım eki) *
cansız maddelerden farklı olarak organizmaların büyüme, üreme, enerji kullanma
ve çevreye uyum sağlama gibi biyolojik süreçleri gerçekleştirdiği varlık
durumu, canlı olma durumu, bir canlının varlığını sürdürme süreci, ömür, hayat,
dirim, canlılık, yaşıyor olma, hayatta olma
yaşamak :
tür., ara. * yaş (hayatta olmak, var olmak, canlı olmak) + a (ek) + mak (fiil
mastar eki) * hayatını sürdürmek, canlılığını devam ettirmek, belirli bir yerde
oturmak veya bulunmak, bir durumu geçirmek, tecrübe etmek ya da herhangi bir
biçimde hayat sürmek
yaşamsal :
tür. * yaş (hayatta olmak, var olmak, canlı olmak) + am (isim yapım eki) + sal
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer, gibi) * hayatla ilgili olan, yaşam için
gerekli bulunan, hayati önem taşıyan, hayati
yaşantı :
tür. * yaş (hayatta olmak, var olmak, canlı olmak) + antı (isim yapım eki) *
bir kişinin hayat tarzı veya yaşadığı olaylardan, deneyimlerden sonra
kendisinde kalan izlerin ve tecrübelerin bütünü
yaşar :
tür. * yaş (hayatta olmak, var olmak, canlı olmak) + ar (üçüncü tekil şahıs geniş
zaman fiil eki) * yaşamakta olan, yaşayan, yaşam süren hayatta olan, hayat
süren; erkek ismi
yaşarmak :
tür. * yaş (taze, genç, yeşil, nemli, ıslak, gözyaşı; herhangi bir an
itibarıyla doğumdan o ana kadar yaşanılan yıl bazında süre) + ar (dönüşlü fiil
eki) + mak (fiil mastar eki) * göz veya başka bir şey nemlenip sulanmak, ıslak
hale gelmek, nemlenmek
yaşartıcı :
tür. * yaş (taze, genç, yeşil, nemli, ıslak, gözyaşı; herhangi bir an
itibarıyla doğumdan o ana kadar yaşanılan yıl bazında süre) + ar (dönüşlü fiil
eki) + tı (isim yapım eki) + cı (yapan, eden eki) * gözün yaşarmasına yol açan,
sulandıran, sulandırıcı
yaşartmak :
tür. * yaş (taze, genç, yeşil, nemli, ıslak, gözyaşı; herhangi bir an
itibarıyla doğumdan o ana kadar yaşanılan yıl bazında süre) + ar (dönüşlü fiil
eki) + t (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir şeyin, özellikle gözün
yaşarmasına yol açmak veya gözü yaşla doldurmak
yaşasın :
tür. * yaş (hayatta olmak, var olmak, canlı olmak) + asın (üçüncü tekil şahıs
emir kipi) * sevinç, coşku veya bir kimseye, topluluğa ya da düşünceye destek
bildiren ünlem, bir şeyin devam etmesini veya başarılı olmasını dileme sözü
yaşıt :
tür. * yaş (taze, genç, yeşil, nemli, ıslak, gözyaşı; herhangi bir an
itibarıyla doğumdan o ana kadar yaşanılan yıl bazında süre) + ıt (sıfat yapım
eki) * aynı yaşta olan kimselerden her biri, akran
yaşlanmak :
tür. * yaş (taze, genç, yeşil, nemli, ıslak, gözyaşı; herhangi bir an
itibarıyla doğumdan o ana kadar yaşanılan yıl bazında süre) + lan (dönüşlü fiil
eki) + mak (fiil mastar eki) * zamanın ilerlemesiyle birlikte canlı
organizmalarda moleküler, hücresel, doku ve organ düzeyinde geriye dönüşü
olmayan yapısal ve işlevsel gerileme ve yıpranma ortaya çıkmak
yaşlı :
tür. * yaş (taze, genç, yeşil, nemli, ıslak, gözyaşı; herhangi bir an
itibarıyla doğumdan o ana kadar yaşanılan yıl bazında süre) + lı (ile,
birlikte, beraber, sahibi) * yaşı ilerlemiş, ileri yaşta olan, ihtiyar kimse;
gözü yaşla dolmuş, nemli
yaşmak :
tür. * yaş (gizlemek, örtmek, kapamak) + mak (-cı, araç eki) * Osmanlı
İmparatorluğu döneminde Müslüman kadınların ferace ile birlikte giydiği, başla
birlikte yüzü ve ağzı kapatan, yalnızca gözleri açıkta bırakan ince kumaştan
iki parçalı yüz ve başörtüsü
yat :
hol. * jacht (avcı; takip eden, iz süren) * motor gücüyle çalışanlar motoryat,
rüzgar gücüyle çalışanlar yelkenli yat olarak anılmak üzere iki temel gruba
ayrılan, genellikle kamaralı (yatak odalı), mutfaklı ve yaşam alanına sahip
olan, boyutları birkaç metreden başlayıp, "mega yat" veya "süper
yat" olarak adlandırılan devasa boyutlara kadar ulaşabilen gezi, eğlence,
spor veya dinlenme amacıyla kullanılan konforlu deniz taşıtı
yatağan :
tür. * yat (yaymak, sermek, uzanmak, eğilmek, yere paralel olmak) + ağan (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Osmanlı döneminde kullanılan, belde taşınan,
namlusu eğmeçli, uzun ve ağır, iki yanı da keskin kavisli pala; Muğla'nın bir
ilçesi
yatak :
tür. * yat (yaymak, sermek, uzanmak, eğilmek, yere paralel olmak) + ak (araç
eki) * uyumak ve dinlenmek için kullanılan şilte, döşek, karyola niteliğinde
mobilya; bir akarsuyun (ırmak, dere) içinde aktığı çukur alan, mecra; yer
altındaki maden veya kömür tabakaları arasındaki damar ya da katmanlaşmış madde
yığını; makinelerde hareketli parçaları destekleyen sabit veya hareketli yuva
yatakhane :
tür. * yat (yaymak, sermek, uzanmak, eğilmek, yere paralel olmak) + ak (araç
eki) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) * okul, fabrika, kışla
veya yurt gibi toplu yaşanan yerlerde, birçok kişinin uyuması için ayrılan büyük
oda veya bina
yataklı vagon :
tür. * yat (yaymak, sermek, uzanmak, eğilmek, yere paralel olmak) + ak (araç
eki) + lı (ile, birlikte, beraber, sahibi) + vagon (demir yolu taşıtlarında
yolcu, yük veya çeşitli malzemelerin taşınması için lokomotife bağlanan, kendi
tekerlekleri üzerinde hareket eden demir yolu aracı) (vagere (dolaşmak,
gezinmek, uzanmak), vagus (dolaşan, gezen, gezinen, gezgin, uzanan) (lat.) + on
(isim yapım eki) (fra.) ) * yolculara gece seyahatlerinde rahat bir uyku ve
konaklama imkanı sunan, içinde yatak barındıran 1 veya 2 kişilik özel
kilitlenebilir odalardan (kompartman) oluşan özel bir tren
yataklık :
tür. * yat (yaymak, sermek, uzanmak, eğilmek, yere paralel olmak) + ak (araç
eki) + lık (isim yapım eki) * bir kimseyi veya bir durumu barındırma, koruma ve
destekleme
yatalak :
tür. * yat (yaymak, sermek, uzanmak, eğilmek, yere paralel olmak) + alak (sıfat
yapım eki) * felç, ağır hastalık veya sakatlık gibi nedenlerle sürekli olarak
yataktan kalkamayacak durumda olan, temel ihtiyaçlarını (beslenme, hareket
etme, tuvalet, öz bakım) yatakta geçirmek veya başkasının yardımıyla karşılamak
zorunda olan, yatağa bağımlı hale gelmiş kimse
yatay :
tür. * yat (yaymak, sermek, uzanmak, eğilmek, yere paralel olmak) + ay (sıfat
yapım eki) * durgun bir su yüzeyine veya zemine paralel, düşey doğrultuya ise
dikey olan, yer çekimi doğrultusuna dik, ufuk düzlemine paralel olan, ufki
yatay asimptot :
tür. * yat (yaymak, sermek, uzanmak, eğilmek, yere paralel olmak) + ay (sıfat
yapım eki) (tür.) + asimptot (belirli bir A eğrisine istenildiği kadar
yaklaşabilen, A üzerinde ilerledikçe arasındaki mesafe azalan ve sıfıra
yaklaşan ikinci bir B eğrisi, sonuşmaz) (asumptotos, asymptotos (birlikte
düşmeyen) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + sun, syn (ile,
birlikte, beraber, eş, tamamen) + ptotos, ptosis (düşme, düşüş, sarkma)
(piptein (düşmek) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * gerçel
değerli f fonksiyonu için x değişkeni artı sonsuza veya eksi sonsuza giderken
f(x) in limitinin a olması durumunda yaklaştığı y = a doğrusu
yatay atış :
tür. * yat (yaymak, sermek, uzanmak, eğilmek, yere paralel olmak) + ay (sıfat
yapım eki) + atış (ileri savuruş, ileri fırlatış) (at (açmak, ileriye koymak;
fırlatmak, savurmak) + ış (isim yapım eki) ) * bir cismin yüksek bir yerden
yatay doğrultuda ilk hızla fırlatıldığı ve cismin hem yatayda hem de düşeyde
aynı anda yol aldığı, yatay doğrultuda etki eden bir kuvvet olmadığı için yatay
hızın sabit kaldığı, düşey doğrultuda ise yerçekimi etkisi ile serbest düşüşün
gerçekleştiği iki boyutlu hareket türü
yatık :
tür. * yat (yaymak, sermek, uzanmak, eğilmek, yere paralel olmak) + ık (sıfat
yapım eki) * dik olmayan, eğik veya bir tarafa yatırılmış durumda olan, gövdesi
yerle 90 dereceden daha az bir açıya sahip olacak şekilde yer üzerinde duran
yatılı :
tür. * yat (yaymak, sermek, uzanmak, eğilmek, yere paralel olmak) + ı (isim
yapım eki) + lı (ile, birlikte, beraber, sahibi) * yatakhaneleri olan ve
kişilere geceleri de kalma imkanı veren okul veya benzeri kurum (örneğin yatılı
okul); gece evine gitmeyip okulda veya konuk olduğu yerde kalıp yatan öğrenci
veya misafir
yatır :
tür. * yat (yaymak, sermek, uzanmak, eğilmek, yere paralel olmak) + ır (ikinci
tekil şahıs emir kipi eki) * doğaüstü bir gücü bulunduğuna ve insanlara yardım
ettiğine inanılan ermiş veya evliya bir kişinin, halk arasında kutsal kabul
edilen, dua edilen veya dilekte bulunulan yatay veya türbe şeklindeki kabiri,
mezarı, türbesi
yatırım :
tür. * yat (yaymak, sermek, uzanmak, eğilmek, yere paralel olmak) + ır (ikinci
tekil şahıs emir kipi eki) + ım (isim yapım eki) * ileride elde edilecek maddi
bir fayda harcama yapmak; mevcut para veya kaynakların gelecekte gelir elde
etmek ya da sermayeyi büyütmek amacıyla değerlendirilmesi süreci
yatırımcı :
tür. * yat (yaymak, sermek, uzanmak, eğilmek, yere paralel olmak) + ır (ikinci
tekil şahıs emir kipi eki) + ım (isim yapım eki) + cı (yapan, eden eki) *
parasını veya birikimini değerlendirerek gelir elde etmek, kar payı almak ya da
sermayesini büyütmek amacıyla finansal piyasalara veya projelere yönlendiren
kişi, yatırım yapan kişi
yatırmak :
tür. * yat (yaymak, sermek, uzanmak, eğilmek, yere paralel olmak) + ır (etken
fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * birini veya bir şeyi yatırmak, uzanır
duruma getirmek, bir kimseyi yatırıp dinlenmesini veya uyumasını sağlamak;
parayı bir yere vermek veya bir hesaba koymak
yatışmak :
tür. * yat (yaymak, sermek, uzanmak, eğilmek, yere paralel olmak) + ış (dönüşlü
fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir şey hızı, etkisi veya şiddeti azalarak
sakinleşmek, durulmak veya aşırılığını yitirmek
yatıştırıcı :
tür. * yat (yaymak, sermek, uzanmak, eğilmek, yere paralel olmak) + ış (dönüşlü
fiil eki) + tır (etken fil eki) + ıcı (yapan, eden eki, araç eki) * öfke,
korku, heyecan, ağrı veya başka bir rahatsızlığı azaltan, sakinleştiren, teskin
edici nitelikte olan, sakinleştirici, müsekkin, sedatif
yatıştırmak :
tür. * yat (yaymak, sermek, uzanmak, eğilmek, yere paralel olmak) + ış (dönüşlü
fiil eki) + tır (etken fil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir şeyi veya bir
kişiyi sakinleştirmek, öfkeyi veya gerginliği azaltmak, sakinleştirmek,
durultmak, durulmasını sağlamak, şiddetini azaltmak
yatkın :
tür. * yat (yaymak, sermek, uzanmak, eğilmek, yere paralel olmak) + kın (sıfat
yapım eki) * bir işte yeteneği veya becerisi olan, bir duruma, alışkanlığa ya
da eğilime sahip olan (kimse veya durum)
yatkınlık :
tür. * yat (yaymak, sermek, uzanmak, eğilmek, yere paralel olmak) + kın (sıfat
yapım eki) + lık (isim yapım eki) * bir kimsenin veya bir şeyin belirli bir
işe, duruma ya da davranışa doğal olarak eğilimli, yetenekli, becerili ve
elverişli olması, alışkanlıktan doğan beceri veya yeti
yatmak :
tür. * yat (yaymak, sermek, uzanmak, eğilmek, yere paralel olmak) + mak (fiil
mastar eki) * bir yere veya bir şeyin üzerine boylu boyunca uzanmak, uyumak
veya dinlenmek için yatağa girmek; yatay ya da yataya yakın bir duruma gelmek;
bir yerde gecelemek, bir süre beklemek veya kalmak; düzleşmek; bir düşünceyi
kabul etmek (mecazi)
yatsı :
tür. * yat (yaymak, sermek, uzanmak, eğilmek, yere paralel olmak) + sı (sıfat
yapım eki) * güneşin batışından yaklaşık 1,5 ila 2 saat sonra başlayan gece
vakti ve bu vakitte kılınan namaz
yatuğan :
tür. * yat (yaymak, sermek, uzanmak, eğilmek, yere paralel olmak) + uğan (sıfat
yapım eki) * kanun ve santur gibi kucağa veya bir masaya yatırılarak çalınan
telli çalgıların ortak adı
yatuk :
tür. * yat (yaymak, sermek, uzanmak, eğilmek, yere paralel olmak) + uk (sıfat
yapım eki) * göçebe hayattan vazgeçip yerleşik hayata geçen Türk; tembel,
hantal kimse
yavan :
tür. * yavğan (tatsız, katıksız, kaba, kötü) (yab, yav (kötüleşmek, kötü olmak)
+ ğan, gan (sıfat yapım eki) ) * tadı tuzu yerinde olmayan, yağı az, katıksız,
lezzetsiz olup insanı tatmin etmeyen yiyecek; tatmin etmeyen, hoşa gitmeyen
durum
yavaş :
tür. * yava (uslanmak, akıllanmak, ağırbaşlı olmak) + aş (sıfat yapım eki) *
iyi huylu, mülayim, yumuşak başlı, sakin, uslu, halim; hızı gerekenden az olan,
hızlı olmayan veya acele etmeyen, aheste, ağır
yavaşlamak :
tür. * yava (uslanmak, akıllanmak, ağırbaşlı olmak) + aş (sıfat yapım eki) + la
(etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * hareket veya iş hızı azalmak, daha
ağır ya da sakin bir duruma gelmek
yave :
far. * yab (abes, boş, faydasız) + e (son ek) * anlamsız, yersiz, saçma sapan
söz
yaver :
far. * yarvar, yavar (yardımcı, yardım eden, destek olan) (yar (sevgili, dost,
yoldaş, sahip, arkadaş, yardımcı, destekçi) + bar, var (getiren, taşıyan) ) *
yardımcı, emir subayı
yavru :
tür. * yavr (zayıflamak, güçten düşmek, kötüleşmek) + u (isim yapım eki) * yeni
doğmuş hayvan veya insan, çocuk, evlat
yavrukurt :
tür. * yavru (yeni doğmuş hayvan veya insan, çocuk, evlat) (yavr (zayıflamak,
güçten düşmek, kötüleşmek) + u (isim yapım eki) ) + kurt (canidae familyasından,
canis lupus türü yabani etobur memeli) * 7-11 yaş arasındaki en küçük izci
grubunda (küme) yer alan çocuk, izci çocuk
yavrulamak :
tür. * yavru (yeni doğmuş hayvan veya insan, çocuk, evlat) (yavr (zayıflamak,
güçten düşmek, kötüleşmek) + u (isim yapım eki) ) + la (dönüşlü fiil eki) + mak
(fiil mastar eki) * yavru doğurmak, yavruları olmak, yavru sahibi olmak,
çoğalarak yeni bireyler meydana getirmek
yavşak :
tür. * yanşa (konuşmak, gürültü etmek, yerli yersiz konuşmak) + ak (sıfat yapım
eki) * bit yavrusu; boş boğaz, yılışık insan, geveze; sözünde durmayan,
ikiyüzlü, yılışık, yalaka, çıkarcı, dönek
yavşan :
tür. * yapış, yavış (yapışmak, bir yere veya bir maddeye tutunmak) + an (sıfat
yapım eki) * papatyagiller (Asteraceae) veya ballıbabagiller (Lamiaceae) gibi
farklı familyalardan gelen, bozkırlarda veya kurak alanlarda yetişen,
genellikle mavi, mor veya beyaz renkli çiçekler açan, kurutularak çay şeklinde
tüketilen, sindirim sorunlarına ve bazı yaralara iyi geldiğine inanılan, acı
tadı ve kokulu yapısıyla bilinen şifalı bir otsu bitki türü
yavuklu :
tür. * yaku, yagu (aradaki mesafeyi azaltmak, yaklaşmak, yakınlaşmak, yakın
olmak) + uk (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + lu (ile, birlikte, beraber,
sahibi) * yakın, akraba, komşu, sözlü, nişanlı, sevgili
yavuz :
tür. * yabız (fena, zayıf, kötü) * güçlü, sert, çetin, iyi, gürbüz, usta,
güzel; kötü, fena (Orhun Yazıtları ve Divanü Lügati't-Türk'te ilk olarak
"kötü" anlamıyla yer almıştır. Zamanla anlam değiştirerek olumlu bir
niteliğe bürünmüştür.)
yavuzhan :
tür. * yabız, yavuz (güçlü, sert, çetin, iyi, gürbüz, usta, güzel; kötü, fena)
+ han (kağan, hükümdar, sultan, reis, hakim, şah, kral, padişah, egemen) *
güçlü hükümdar, sert, cesur hakan, yiğit kağan
yay :
tür. * yad (yaymak, açmak, sermek) * ok atmak için kullanılan, bükgen ve esnek
çubuk; esneklik özelliği sayesinde sıkıştırıldığında veya gerildiğinde eski
haline dönen sarmal tel (örneğin yataklarda veya araba süspansiyonlarında
bulunur); keman, çello gibi telli çalgılardan ses çıkarmakta kullanılan, kılı
telli çubuk (arp veya keman yayı), şönil, tüylü telli çubuk, arşe; çember
üzerinde herhangi iki nokta arasındaki eğri parça; Zodyak'ta (astrolojide)
Akrep ile Oğlak burçları arasında yer alan Yay burcu / takımyıldızı
yay burcu :
tür., gre. * yay (gerilmiş ok atma aracı) + pyrgos (kule, bir yapının en yüksek
noktası) (gre.); burc (yıldız kümesi) (ara.) + u (iyelik eki) (tür.) * 22 Kasım
- 21 Aralık tarihleri arasında doğanları temsil eden, özgür ruhlu, maceracı,
felsefi ve iyimser karakterli olan zodyak burcu
yay sarkacı :
tür. * yay (gerilmiş ok atma aracı) + sark (asılı olmak, salınmak, sallanmak,
boş ve gevşek kalmak) + aç (isim yapım eki) + ı (iyelik eki) * serbest
durumdaki esnek bir yayın ucuna bir kütle (ağırlık) asılmasıyla veya bağlanmasıyla
oluşan ve denge konumu etrafında basit harmonik hareket yapan fiziksel bir
sistem
yaya :
tür. * yad (yaymak, açmak, sermek) + ağ (isim/sıfat yapım eki) * yürüyerek
giden kimse, piyade, atlı olmayan kimse; Osmanlılarda Yeniçeri Ocağından önceki
dönemlerde Türklerden oluşturulan piyade askeri teşkilatı ve bu teşkilata
mensup asker
yaya geçidi :
tür. * yad (yaymak, açmak, sermek) + ağ (isim/sıfat yapım eki) + geçit (geçiş
yolu, yol) + i (iyelik eki) * caddelerde yayaların karşıya güvenli biçimde
geçmeleri için ayrılmış ve genellikle birbirine paralel beyaz ve kalın
çizgilerle işaretlenmiş bölüm
yaya kaldırımı :
tür., gre. * yad (yaymak, açmak, sermek) + ağ (isim/sıfat yapım eki) + kaldırım
(yaya yolu, taş döşeli yol) (kal (yükseğe çıkmak, yukarıya yönelmek) + dır
(ettirgen fiil eki) + ım (isim yapım eki) ) (tür.); kallidromos (iyi yol)
(kalli (iyi) + dramein (koşmak), dromos (koşu, koşma; yön, rota, yol, pist,
sokak) (gre.) * sokak ve caddelerde yayaların yürümeleri için taşıt yolunun
yanında ayrılmış ve genellikle taşıt yolundan yüksekçe yapılmış bölüm
yayan :
tür., gre. * yad (yaymak, açmak, sermek) + ağ (isim/sıfat yapım eki) + an
(sıfat yapım eki) * yaya olarak, yürüyerek, ayak ile
yaygara :
tür. * yanur, yanra (gürültü etmek, çınlamak, çınlatmak, ses çıkarmak) + a
(isim yapım eki) * gereksiz olarak yüksek sesle bağırıp çağırma, gürültü,
şamata ve velvele; şikayet, sızlanma
yaygı :
tür. * yad (yaymak, açmak, sermek) + gı (isim yapım eki) * oturmak, yatmak veya
eşya koymak için yere veya döşeme üzerine serilen her türlü minder, örtü,
kilim, halı veya benzeri yayık eşya
yaygı balığı :
tür. * yad (yaymak, açmak, sermek) + gı (isim yapım eki) + balık (suda yaşayan
omurgalı, solungaçlı ve yüzgeçli deniz canlısı) + ı (iyelik eki) * Siluriformes
(Yayın balıkları) takımının Siluridae (yayın balığıgiller) familyasından olan,
serin ve ılık sularda yaşayan, geniş, yassı bir kafası, büyük bir ağzı ve kedi
balığına (catfish) benzemesini sağlayan bıyık benzeri antenleri (dudaklarda 2
uzun, çenede 4 kısa) olan beyaz etli bir balık türü, silurus glanis
yaygın :
tür. * yad (yaymak, açmak, sermek) + gın (sıfat yapım eki) * kapladığı alanı
veya sınırı genişlemiş olan, yayılmış olan; çok sık rastlanan; çok fazla kişi
tarafından bilinen, kullanılan, benimsenen veya bir bölgede çok fazla görülen
yayık :
tür. * yayı (çalkalamak, sallamak, karıştırmak, yaymak, akmak) + ık (isim/sıfat
yapım eki) * süt veya yoğurttan tereyağı ve ayran elde etmek için kullanılan,
tahtaların su sızdırmayacak şekilde bir araya getirilmesiyle yapılan,
“bişek" adı verilen, ucunda topuz bulunan bir sopayla ya da tavan iplerle
asılarak sallanıp çalkalan silindirik ahşap kap (güncel durumda elektrikli
pervanelerle çalışan silindirik kazan şeklindeki makineler kullanılmaktadır.)
yayık han :
tür. * yayı (çalkalamak, sallamak, karıştırmak, yaymak, akmak) + ık (isim/sıfat
yapım eki) + han (kağan, hükümdar, sultan, reis, hakim, şah, kral, padişah,
egemen) * Türk ve Altay mitolojisinde suların, ırmakların ve göllerin
koruyucusu olan Irmak Tanrısı, Cayık Han, Tayık Han veya Dayık Han
yayılım :
tür. * yad (yaymak, açmak, sermek) + ıl (dönüşlü fiil eki) + ım (isim yapım
eki) * bir şeyin kapladığı alanın genişlemesi; bir şeyin bir yerden çevreye
doğru dağılması, yayılması; bir düşüncenin, inancın veya kültürün belli bir
noktadan çıkarak başka birçok alana ve insan grubuna dağılması, difüzyon;
dalgaların, ışığın veya enerjinin bir kaynaktan çıkarak çeşitli yönlere doğru
ilerlemesi ve dağılması, yayılma, propagasyon
yayılmacı :
tür. * yad (yaymak, açmak, sermek) + ıl (dönüşlü fiil eki) + ma (isim yapım
eki) + cı (yapan, eden eki, destekçi, yandaş) * kendi sınırlarını veya etki
alanını başka ülkeler ya da bölgeler aleyhine genişletmek isteyen (kimse veya
politik strateji); ekonomik ya da siyasi yollarla başka toprakları ele geçirme
veya kontrol altına alma eğilimi olan (devlet), emperyalist, sömürgeci
yayılmak :
tür. * yad (yaymak, açmak, sermek) + ıl (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar
eki) * kapsama alanı genişlemek, kapsama alanını genişletmek; bir şey bir yerden
çevreye doğru genişlemek, dağılmak veya duyulmak
yayım :
tür. * yad (yaymak, açmak, sermek) + ım (isim yapım eki) * bir şeyi duyurma
veya ortalığa yayma; kitap, gazete ve dergi gibi basılı eserlerin basılıp
dağıtılması; radyo ve televizyon aracılığıyla bir eserin, programın dinleyiciye
ve seyirciye ulaştırılması süreci, neşr, neşir
yayımcı :
tür. * yad (yaymak, açmak, sermek) + ım (isim yapım eki) + cı (yapan, eden eki)
* kitap, dergi, gazete veya başka yayınları hazırlayan, yayımlayan ya da
yayımlanmasını sağlayan kişi veya kuruluş
yayımlamak :
tür. * yad (yaymak, açmak, sermek) + ım (isim yapım eki) + la (etken fiil eki)
+ mak (fiil mastar eki) * kitap, gazete ve dergi gibi basılı eserleri basıp
dağıtmak; radyo ve televizyon aracılığıyla bir eseri, programı dinleyiciye ve
seyirciye ulaştırmak
yayın :
tür. * yad (yaymak, açmak, sermek) + ın (isim yapım eki) * basılı eserler ile
radyo, televizyon ve internet üzerinden halka sunulan her türlü yazılı, sözlü,
görsel veya işitsel eser ve programların genel adı (matbaada basılarak
çoğaltılan ve satışa çıkarılan kitap, gazete, dergi, ansiklopedi gibi yazılı
kaynaklar; radyo, televizyon ve internet platformları aracılığıyla kitlelere
ulaştırılan program, dizi, film ve canlı aktarımlar), neşriyat
yayın balığı :
tür. * yad (yaymak, açmak, sermek) + gın (isim/sıfat yapım eki) + balık (suda
yaşayan omurgalı, solungaçlı ve yüzgeçli deniz canlısı) + ı (iyelik eki) *
Siluriformes (Yayın balıkları) takımının Siluridae (yayın balığıgiller)
familyasından olan, serin ve ılık sularda yaşayan, geniş, yassı bir kafası,
büyük bir ağzı ve kedi balığına (catfish) benzemesini sağlayan bıyık benzeri
antenleri (dudaklarda 2 uzun, çenede 4 kısa) olan beyaz etli bir balık türü,
silurus glanis
yayıncı :
tür. * yad (yaymak, açmak, sermek) + ın (isim yapım eki) + cı (yapan, eden eki)
* bir eseri, kitabı veya medyayı çoğaltıp dağıtan kişi ya da kuruluş, neşreden,
naşir
yayınevi :
tür. * yad (yaymak, açmak, sermek) + ın (isim yapım eki) + ev (yer, konut,
hane, barınak, sığınak, yuva) + i (iyelik eki) * metinleri editörlük, düzelti
(tashih), mizanpaj ve kapak tasarımı süreçlerinden geçirerek basıma hazır hale
getiren, kitap, dergi ve benzeri yazılı eserleri basan, çoğaltan, yayımlayan ve
satışını yapan ticari kuruluş
yayla :
tür. * yaylamak (yazı geçirmek) (yay (yaz) + la (etken fiil eki) + mak (fiil
mastar eki) ) * deniz düzeyinden yüksek, yüksek vadilerle derince yarılıp
parçalanmış, üzerinde düzlüklerin bulunduğu yeryüzü parçası; dağlık, yüksek
yerlerde, kışları yaşam koşulları zor olduğu için genellikle boş kalan, yazları
havası serin ve güzel, suyu, otu bol olduğu için geçici olarak bir süre
oturulan yer
yaylanmak :
tür. * yad (yaymak, açmak, sermek) + lan (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar
eki) * bir nesnenin veya bedenin yay gibi esneyip aşağı yukarı hareket etmesi;
çekip gitmek, bulunduğu yeri terk etmek, uzaklaşmak, defolup gitmek.
yaylı çalgı :
tür. * yad (yaymak, açmak, sermek) + lı (ile, birlikte, beraber, sahibi) + çal
(elle dokunmak, dövmek, vurmak, darbetmek, götürmek; yenmek) + gı (fiili isim
yapım eki, araç) * tellerin üzerine at kılından yapılmış bir yayın (arşenin)
sürülmesi ve telin titreştirilmesi yoluyla ses çıkaran müzik aleti, sürtmeli
çalgı
yaylı saz :
tür. * yad (yaymak, açmak, sermek) + lı (ile, birlikte, beraber, sahibi) + saz
(su kıyılarında, bataklık yerlerde yetişen ince kamış, hasırotu, kofa gibi
bitkilerin ortak ismi ve bu bitkilerden yapılmış olan nesne; müzik aleti) *
telleri üzerine özel bir yay (at kılından yapılan parça) sürterek titreşim
yoluyla ses çıkaran müzik aleti, yaylı çalgı
yaylı tambur :
tür., fra. * yad (yaymak, açmak, sermek) + lı (ile, birlikte, beraber, sahibi)
(tür.) + tambour (iki yüzüne deri gerilmiş silindirik vurmalı çalgı; ayrıca
mimarlık ve teknikte silindir biçimli bölüm; davul) (fra.) * Türk müziğinde
kullanılan, geleneksel mızraplı tamburun gövde yapısının büyütülüp tellerine
yay sürtülerek çalınacak şekilde uyarlanmış perdeli ve yaylı bir çalgı
yaylım :
tür. * yad (yaymak, açmak, sermek) + lım (isim yapım eki) * yayılma, dağılma;
otlak, yaylak
yaylım ateşi :
tür. * yad (yaymak, açmak, sermek) + lım (isim yapım eki) + ateş (yanma sonucu
oluşan ısı ve ışık) + i (iyelik eki) * birden fazla ateşli silahın bir komut
üzerine belirli bir hedefe yönelik olarak, aynı anda veya hızla art arda
ateşlenmesiyle oluşan yoğun atış düzeni
yaymak :
tür. * yad (yaymak, açmak, sermek) + mak (fiil mastar eki) * bir şeyi açarak
sermek, çevreye dağıtmak, duyurmak, bir kapsama alanını genişletmek
yayvan :
tür. * yad (yaymak, açmak, sermek) + van (sıfat yapım eki) * eni boyundan ve
derinliğinden fazla olan, düz, basık ve geniş olan
yaz :
tür. * ya, yas, yaz (yayılmak, açmak, açılmak, çözülmek) * dört mevsimden biri
olan, sıcaklıkların arttığı, doğanın olgunlaştığı, genellikle haziran, temmuz
ve ağustos aylarını kapsayan dönem
yazar :
tür. * yaz (çizmek, kazımak, işaretlemek) + ar (üçüncü tekil şahıs genişzaman
fiil kipi eki; isim/sıfat yapım eki) * düşüncelerini, duygularını, bilgilerini
veya kurgusal olayları yazılı kelimeler kullanarak ifade eden ve kitap, makale,
roman ve öykü gibi eserler üreten kişi
yazar kasa :
tür., lat., ita. * yaz (çizmek, kazımak, işaretlemek) + ar (üçüncü tekil şahıs
genişzaman fiil kipi eki; isim/sıfat yapım eki) (tür.) + capere (almak, içine
almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek), capsa (kap, hazne,
mahfaza) (lat.); cassa (sandık, kutu, kap, hazne, mahfaza; para veya değerli
eşya saklamaya yarayan çelik dolap; muhasebede nakit paranın toplandığı hesabın
ismi) (ita.) * işletmelerde yapılan satış işlemlerini kaydeden ve yasal olarak
fiş veya fatura basan ve satışların resmi kurumlarca (Gelir İdaresi Başkanlığı)
denetlenmesine ve vergilendirilmesine olanak tanıyan ödeme kaydedici cihaz
yazboz :
tür. * yaz (çizmek, kazımak, işaretlemek) + boz (kötüleştirmek, düzensizleştirmek)
* okey, iskambil (batak, pişti vb.) ve tavla gibi oyunlarda oyuncuların
skorlarını, puanlarını veya cezalarını kaydetmek için kullanılan kağıt veya
bloknot
yazgı :
tür. * yaz (çizmek, kazımak, işaretlemek) + gı (isim yapım eki) * yaşanılacak
tüm olayların önceden belirlendiği ve kayda geçildiği ilahi kayıt, kader, alın
yazısı, mukadderat, ezeli takdir, baht, takdiriilahi
yazı :
tür. * yaz (çizmek, kazımak, işaretlemek) + ı (isim yapım eki) * düşüncenin
belli işaretler, semboller ve harflerle tespit edilmesi; düşüncelerin,
duyguların veya bilgilerin belirli işaretler, simgeler ve harfler kullanılarak
kalıcı hale getirilmesi veya bu yolla oluşturulmuş eser
yazı bilimi :
tür. * yaz (çizmek, kazımak, işaretlemek) + ı (isim yapım eki) + bilim (bilme,
ilim, tanıma) + i (iyelik eki) * bir kişinin el yazısından hareketle o bireyin
karakterini, ruh halini ve kimlik özelliklerini inceleyip analiz eden bilim
dalı, paleografi
yazı tura :
tür., moğ. * yaz (çizmek, kazımak, işaretlemek) + ı (isim yapım eki) + tuğra,
tura (Türk İslam ve özellikle Osmanlı devletlerinde padişahın adı, babasının
adı ve unvanlarını içeren, hat sanatıyla özel ve süslü bir biçimde yazılan
resmi imza veya mühür; madeni paranın kabartma portre içeren yüzü) (tuğ
(sancak, bayrak) (moğ.) + ra (son ek) ) * havaya atılan bir madeni paranın yere
düştüğünde hangi yüzünün üstte kalacağını tahmin etmeye dayalı bir şans oyunu
(paranın bir yüzü "yazı" (genellikle sayı veya yazıların bulunduğu
taraf), diğer yüzü ise "tura" (tarihsel olarak Osmanlı tuğrasından
gelen, günümüzde ise çoğunlukla devlet arması veya amblemi bulunan taraf)
olarak adlandırılır.)
yazıcı :
tür. * yaz (çizmek, kazımak, işaretlemek) + ı (isim yapım eki) + cı (yapan,
eden eki, araç eki) * resmi kurumlarda, adliyelerde veya özel sektörde
yazışmaları düzenleyen, tutanakları tutan ve evrak akışını yöneten görevli
kişi, katip; bilgisayar veya telefon gibi elektronik cihazlardaki metin, resim
ve grafikleri kağıda veya fiziksel bir ortama aktaran çıktı alma cihazı
yazıhan :
tür., far. * yazı (düzlük, ova, plato) (tür.) + han (konaklama yeri) (far.) *
Malatya'nın bir ilçesi
yazıhane :
tür. * yaz (çizmek, kazımak, işaretlemek) + ı (isim yapım eki) + hane (ev, yer,
mekan, mesken, konak, konut, yuva) * yazı ve danışma işlerinin yürütüldüğü,
kayıtların tutulduğu, kabul işlemlerinin yapıldığ iş yeri, büro, ofis
yazık :
tür. * yaz (yoldan sapmak, hata etmek, yanılmak veya günah işlemek) + ık (isim
yapım eki) * günah, suç, hata, kabahat; üzüntü, acıma, kınama bildiren veya
herkesi üzebilecek bir durumu ifade eden nida kelimesi
yazılı :
tür. * yaz (çizmek, kazımak, işaretlemek) + ı (isim yapım eki) + lı (ile,
birlikte, beraber, sahibi) * yazılmış olan, sözlü karşıtı, üzerinde yazı
bulunan; okullarda veya kurumlarda kağıt üzerinde yapılan yazılı yoklama
yazılım :
tür. * yaz (çizmek, kazımak, işaretlemek) + ıl (dönüşlü fiil eki) + ım (isim
yapım eki) * bilgisayar sistemlerinde donanıma işlev kazandıran ve bilgi
işlemde kullanılan komutların, programların, programlama dillerinin ve belgeleme
unsurlarının kodlardan oluşan bütünü
yazılmak :
tür. * yaz (çizmek, kazımak, işaretlemek) + ıl (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil
mastar eki) * yazma işine konu olmak; bir kuruma, organizasyona, derneğe,
partiye vb. kayıt yaptırmak; hoşlanılan kişiye yakınlaşmaya çalışmak (argo)
yazım :
tür. * yaz (çizmek, kazımak, işaretlemek) + ım (isim yapım eki) * yazma eylemi;
bir dilin belirli kurallara uygun olarak yazıya geçirilmesi, kelimelerin nasıl
yazılması gerektiğini belirleyen kurallar bütünü, imla
yazımsal :
tür. * yaz (çizmek, kazımak, işaretlemek) + ım (isim yapım eki) + sal (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer, gibi) * yazıyla, yazılı anlatımla veya yazılı
metinlerle ilgili olan, sözlü ya da görsel anlatımın karşıtı olarak yazıya
dayanan
yazın :
tür. * yaz (çizmek, kazımak, işaretlemek); ya, yas, yaz (yayılmak, açmak,
açılmak, çözülmek; dört mevsimden biri olan, sıcaklıkların arttığı, doğanın
olgunlaştığı, genellikle haziran, temmuz ve ağustos aylarını kapsayan dönem) +
ın (isim yapım eki) * olay, düşünce ve duyguların dil aracılığıyla sanat değeri
taşıyacak biçimde yazılması; “yaz döneminde”, “yaz zamanı” anlamı veren zaman
zarfı
yazışma :
tür. * yaz (çizmek, kazımak, işaretlemek) + ış (işteş fiil eki) + ma (isim
yapım eki) * mektup, elektronik ileti veya başka yazılı yollarla karşılıklı
iletişim kurma işi, birbirine yazma eylemi, yazılı iletişim süreci,
korespondans
yazışmak :
tür. * yaz (çizmek, kazımak, işaretlemek) + ış (işteş fiil eki) + mak (fiil
mastar eki) * mektupla, elektronik iletiyle veya başka yazılı yollarla
karşılıklı iletişim kurmak, birbirine yazmak
yazıt :
tür. * yaz (çizmek, kazımak, işaretlemek) + ıt (isim yapım eki) * bir kişiyi ya
da olayı anmak ve gelecek nesillere aktarmak amacıyla sert bir yüzey
(genellikle taş, mermer, kaya, metal veya ahşap gibi kolay bozulmayan dayanıklı
malzemeler) üzerine kazınan yazı, kitabe, epigraf
yazıt bilimi :
tür. * yaz (çizmek, kazımak, işaretlemek) + ıt (isim yapım eki) + bilim (bilme,
ilim, tanıma) + i (iyelik eki) * aş, maden, mermer veya tunç gibi dayanıklı
nesneler ya da anıt, mezar taşı, tablet, cami, kilise, tapınak, şato gibi
tarihi yapılar üzerine kazılmış veya yazılmış eski yazıları (kitabeleri)
inceleyen bilim dalı, epigrafi
yazlık :
tür. * ya, yas, yaz (yayılmak, açmak, açılmak, çözülmek; dört mevsimden biri
olan, sıcaklıkların arttığı, doğanın olgunlaştığı, genellikle haziran, temmuz
ve ağustos aylarını kapsayan dönem) + lık (isim yapım eki) * genellikle deniz
kenarında, tatil beldelerinde veya şehir dışında bulunan, yılın sadece yaz
döneminde veya tatillerde dinlenme amaçlı kullanılan ev; yaz dönemine ilişkin
giysi
yazma :
tür. * yaz (çizmek, kazımak, işaretlemek) + ma (isim yapım eki) * duygu,
düşünce, bilgi veya hayallerin işaretler, harfler ve simgeler kullanılarak bir
kağıt ya da dijital ortama aktarılması; ğzerine tahta kalıplarla veya boyayla
desenler işlenmiş, genellikle kadınların başörtüsü veya yemeni olarak
kullandığı ince pamuklu kumaş türü
yazmak :
tür. * yaz (çizmek, kazımak, işaretlemek) + mak (fiil mastar eki) * düşünce,
duygu veya bilgileri harf ve özel işaretler kullanarak kağıda ya da dijital bir
ortama aktarmak
yazman :
tür. * yaz (çizmek, kazımak, işaretlemek) + man (-cı, yapan, eden eki) *
yazışmaları ve haberleşmeyi yürüten görevli, yazıcı, katip, sekreter
Yb :
isv., lat. * ytterbium (Ytterby (İsveç'te nadir toprak elementlerinin keşfiyle
bilinen yerleşim yeri) (isv.) + ium (kimyasal element eki) (lat.) ) * atom
numarası 70 olan, lantanitler serisinde bulunan, yumuşak, gümüş beyazı renkli,
lazerlerde, alaşımlarda, atom saatlerinde ve elektronik uygulamalarda
kullanılan nadir toprak elementi
yebes :
ara. * yabisa (kurumak, nemini yitirmek), yabis (kuru, nemsiz, ıslak olmayan) *
önce ıslak olup sonradan kuruyan yer
yecuc :
ara. * acca, ecc (alevlenmek, parlamak, kaynamak, şiddetlenmek, karışıklık
çıkarmak, karışmak, kargaşaya dönüşmek, taşmak, azmak, hızlı koşmak, düşmana
ateşle saldırmak) * Kur’an’ın Kehf (94-98) ve Enbiya (96) kodlu ayetlerinde,
tepelerden inerek (farklı boyuttan gelerek) yerde bozgun yaptıklarından bahsedilen
iki varlıktan/ırktan/topluluktan (Ye’cuc ve Me’cuc) biri (Bunların gelişinin
engellenmesi için halk, Zülkarneyn’den demirden bir sed yapmasını ister.)
yed :
ara. * yed (el) * el; güç, kudret, mülkiyet, hakimiyet, vasıta, yardım ve
destek
yedek : tür.
* yet (destekleyici unsur olarak almak, yanında götürmek, öekmek, yularından
çekmek) + ek (isim/sıfat yapım eki) * destekleyici, itici; bir şeyin aslı
bozulduğunda, kaybolduğunda veya yetersiz kaldığında kullanılmak üzere fazladan
hazır bulundurulan nesne veya kişi; bir sınav, yurt (örneğin KYK yurtları) veya
iş başvurusunda asil adayların hakkını kaybetmesi durumunda sıranın
gelebileceği listeyi tanımlayan kelime
yedek lastik :
tür., gre., fra. * yetek (bir şeyin aslı bozulduğunda, kaybolduğunda veya yetersiz
kaldığında kullanılmak üzere fazladan hazır bulundurulan nesne veya kişi) (yet
(destekleyici unsur olarak almak, yanında götürmek, öekmek, yularından çekmek)
+ ek (isim/sıfat yapım eki) ) + elaunein (germek, uzatmak), elastikos (esnek,
gerilebilir, uzayabilir) (gre.); élastique (fra.) * araçların lastiklerinden
biri patladığında, delindiğinde veya zarar gördüğünde yola güvenle devam
edebilmek için bagajda veya aracın altında taşınan yedek tekerlek, stepne
yedek parça :
tür., far. * yetek (bir şeyin aslı bozulduğunda, kaybolduğunda veya yetersiz
kaldığında kullanılmak üzere fazladan hazır bulundurulan nesne veya kişi) (yet
(destekleyici unsur olarak almak, yanında götürmek, öekmek, yularından çekmek)
+ ek (isim/sıfat yapım eki) ) + parça (bölüm, kısım, bileşen) (pare (kısım,
bölüm) + ça (küçük anlamı veren ek) ) (far.) * bir cihazın, makinenin veya
aracın arızalanan, aşınan ya da hasar gören orijinal bileşenlerinin yerine
takılan değiştirilebilir bileşen
yedek subay :
tür. * yetek (bir şeyin aslı bozulduğunda, kaybolduğunda veya yetersiz
kaldığında kullanılmak üzere fazladan hazır bulundurulan nesne veya kişi) (yet
(destekleyici unsur olarak almak, yanında götürmek, öekmek, yularından çekmek)
+ ek (isim/sıfat yapım eki) ) + subay (askeri yapılarda assubayın üzerinde bir
rütbeye ve eğitim seviyesine sahip olan, askeri birliklerin yönetimi, sevk ve
idaresinden sorumlu görevli kişi ) (su (asker) + bay (bey, erkek için saygı
kelimesi, efendi, şef, lider) ) * en az dört yıllık üniversite mezunu olan erkek
yükümlülerin, askerlik hizmetini asteğmen rütbesiyle ve maaşlı olarak yerine
getirdiği 12 aylık askerlik statüsü
yedeyn :
ara. * yed (el) + eyn (iki) * iki el
yedi :
tür. * yet (ulaşmak, erişmek, varmak, yetişmek, kafi gelmek; tamamlanmak,
sonlanmak, sona ermek, bitmek, nihayete ermek), yeti, yetti (tamamlandı,
sonlandı, bitti, ulaştı, erişti, vardı, yetişti, kafi geldi; varış, bitiş,
sonlanma, nihayet, tamam, son) * sayı sisteminde altı (6) ile sekiz (8)
arasındaki sayı, 7
yed-i emin :
ara. * yed (el) + emin (güvenilir, itimat edilir) * hukuki uyuşmazlık, haciz
veya rehin işlemlerinde bir malın güvenli bir yerde korunması ve saklanması
sorumluluğunu üstlenen güvenilir kişi veya kurum
yedi kardeş :
tür. * yedi (7) (yet (ulaşmak, erişmek, varmak, yetişmek, kafi gelmek;
tamamlanmak, sonlanmak, sona ermek, bitmek, nihayete ermek), yeti, yetti
(tamamlandı, sonlandı, bitti, ulaştı, erişti, vardı, yetişti, kafi geldi;
varış, bitiş, sonlanma, nihayet, tamam, son) ) + kardeş (aynı anne babadan
doğmuş kişilerin birbirlerine göre durumlarını veya mecazen aynı kökten, soydan
veya yakın bağdan gelen kişiyi ifade eden akrabalık adı) (karın (anne, ana
rahmi, doğurganlık; omurgalı hayvanlarda kaburga kemiklerinden kasıklara ve
pelvise kadar olan kısım) + daş, deş (ortaklık, birliktelik, benzerlik, aynılık
eki) ) * Büyük Ayı takımyıldızını
oluşturan yedi parlak yıldız için halk arasında kullanılan bir tabir
yedi kardeş kanı :
tür. * yedi (7) (yet (ulaşmak, erişmek, varmak, yetişmek, kafi gelmek;
tamamlanmak, sonlanmak, sona ermek, bitmek, nihayete ermek), yeti, yetti
(tamamlandı, sonlandı, bitti, ulaştı, erişti, vardı, yetişti, kafi geldi;
varış, bitiş, sonlanma, nihayet, tamam, son) ) + kardeş (aynı anne babadan
doğmuş kişilerin birbirlerine göre durumlarını veya mecazen aynı kökten, soydan
veya yakın bağdan gelen kişiyi ifade eden akrabalık adı) (karın (anne, ana
rahmi, doğurganlık; omurgalı hayvanlarda kaburga kemiklerinden kasıklara ve
pelvise kadar olan kısım) + daş, deş (ortaklık, birliktelik, benzerlik, aynılık
eki) ) + kan (damarlardaki, alyuvar, akyuvar ve plazmadan oluşan, oksijen ve
besin taşıyan kırmızı renkli hayat sıvısı; soy, nesil, kök, köken) + ı (iyelik
eki) * ejderağacı (Dracaena) türlerinin gövdesinden sızan koyu kırmızı renkli
reçine, ejder kanı; deniz mercanı
yedigen :
tür., gre. * yedi (7) (yet (ulaşmak, erişmek, varmak, yetişmek, kafi gelmek;
tamamlanmak, sonlanmak, sona ermek, bitmek, nihayete ermek), yeti, yetti
(tamamlandı, sonlandı, bitti, ulaştı, erişti, vardı, yetişti, kafi geldi;
varış, bitiş, sonlanma, nihayet, tamam, son) ) (tür.) + gone, gonia (köşe, açı,
dik açı, gönye; kenar, genişlemiş hat) (gre.) * yedi kenarı ve yedi açısı olan
iki boyutlu geometrik çokgen
yedili :
tür. * yedi (7) (yet (ulaşmak, erişmek, varmak, yetişmek, kafi gelmek;
tamamlanmak, sonlanmak, sona ermek, bitmek, nihayete ermek), yeti, yetti
(tamamlandı, sonlandı, bitti, ulaştı, erişti, vardı, yetişti, kafi geldi;
varış, bitiş, sonlanma, nihayet, tamam, son) ) * yedi bileşenden, yedi üyeden
oluşan grup
yedinci :
tür. * yedi (7) (yet (ulaşmak, erişmek, varmak, yetişmek, kafi gelmek;
tamamlanmak, sonlanmak, sona ermek, bitmek, nihayete ermek), yeti, yetti
(tamamlandı, sonlandı, bitti, ulaştı, erişti, vardı, yetişti, kafi geldi;
varış, bitiş, sonlanma, nihayet, tamam, son) ) + nci (sıra sayı sıfatı eki) *
bir dizi içinde sırası yedi olan
yedirmek :
tür. * ye (karnını doyurmak, ağzına yiyecek koymak, ağız yoluyla besin almak,
yemek) + dir (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * birinin yemesini
sağlamak; bir maddeyi/şeyi başka bir maddenin/şeyin içine karıştırıp görünmez
hale getirmek
yedisu :
tür. * yedi (7) (yet (ulaşmak, erişmek, varmak, yetişmek, kafi gelmek;
tamamlanmak, sonlanmak, sona ermek, bitmek, nihayete ermek), yeti, yetti
(tamamlandı, sonlandı, bitti, ulaştı, erişti, vardı, yetişti, kafi geldi;
varış, bitiş, sonlanma, nihayet, tamam, son) ) + su (hidrojen ile oksijen
bileşiminden oluşan saydam ve akışkan madde, sıvı (H2O) ) * Bingöl’ün bir
ilçesi
yedişer :
tür. * yedi (7) (yet (ulaşmak, erişmek, varmak, yetişmek, kafi gelmek;
tamamlanmak, sonlanmak, sona ermek, bitmek, nihayete ermek), yeti, yetti
(tamamlandı, sonlandı, bitti, ulaştı, erişti, vardı, yetişti, kafi geldi;
varış, bitiş, sonlanma, nihayet, tamam, son) ) + şer (üleştirme, bölüştürme,
paylaştırma eki) * yedili gruplar halinde
yediveren :
tür. * yedi (7) (yet (ulaşmak, erişmek, varmak, yetişmek, kafi gelmek;
tamamlanmak, sonlanmak, sona ermek, bitmek, nihayete ermek), yeti, yetti
(tamamlandı, sonlandı, bitti, ulaştı, erişti, vardı, yetişti, kafi geldi;
varış, bitiş, sonlanma, nihayet, tamam, son) ) + veren (ileten, aktaran, sunan,
takdim eden) * bitkinin uygun iklim koşullarında, bir mevsimde veya yılda
birden çok kez ürün verebildiğini belirten sıfat
yediz :
tür. * yedi (7) (yet (ulaşmak, erişmek, varmak, yetişmek, kafi gelmek;
tamamlanmak, sonlanmak, sona ermek, bitmek, nihayete ermek), yeti, yetti
(tamamlandı, sonlandı, bitti, ulaştı, erişti, vardı, yetişti, kafi geldi;
varış, bitiş, sonlanma, nihayet, tamam, son) ) + iz (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * bir doğumda dünyaya gelen yedi kardeşten her biri, yedisi bir arada
doğan çocuklardan her biri
yedmek :
ara., tür. * yed (el) + mek (fiil mastar eki) (yetmek) * götürmek, çekmek, el
ile itmek, yakalamak, güç vermek
yedullah :
ara. * yed (el; destek, yardım) + Allah (el (ön ek, artikel) + ilah (tanrı,
tapılan, yönelinen, yüce varlık) ) * Allah'ın eli; Allah’ın kudreti, Allah’ın
yardımı, Allah’ın desteği
yegah :
far. * yek (bir, tek) + gah (yer, mekan, konum, mevki, makam, lokasyon) *
birinci yer, ilk makam; Türk musikisinde kalın re notasının karşılığı sayılan
bir birleşik makam
yegane :
far. * yek (bir, tek) + ane (-ca, -cesine, tarzında, olarak, gibi) * tek, bir,
biricik, eşsiz, eşi benzeri olmayan
yeğ :
tür. * yeğ, yiğ (iyi, daha iyi, hayırlı, üstün; artırmak, üstün gelmek,
yüceltmek) * iyi, daha iyi, hayırlı, üstün
yeğen :
tür. * yegen (kız kardeşin çocuğu) * bir kişinin kardeşinin veya eşinin
kardeşinin çocuğu
yeğin :
tür. * yeğ, yiğ (iyi, daha iyi, hayırlı, üstün; artırmak, üstün gelmek,
yüceltmek), yeg (zorlu, katı, şiddetli, baskın, üstün, iyi) + in (ile ilgili
olan) * aşırı, güçlü, hızlı, zorlu, şiddetli, üstün, baskın
yeğlemek :
tür. * yeğ, yiğ (iyi, daha iyi, hayırlı, üstün; artırmak, üstün gelmek,
yüceltmek) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * bir şeyi başka bir
şeye göre daha üstün veya değerli bulmak, tercih etmek, seçmek
yeğuse :
ara. * gavasa (yardım etmek), gavs (yardım eden); gays (yağmur yağdıran) *
Kur’an’da geçen bir put ismi
yehmum :
ara. * hamma (ısınmak, sıcak olmak), hamim (sıcak) * kömür gibi simsiyah olan
şey, zifir, kara duman ve Osmanlı dönemi tasavvufi/edebi dilinde cehennem
ahalisini kuşatan perde
yehova :
ibr. * havah (olmak), yahvah (olan, var olan, yaşayan, hayy olan; ilah, tanrı)
* olan, var olan, yaşayan, hayy olan; olduran; tanrı; Ahd-i Atik'te (Yeni Ahit,
Tevrat) Tanrı'nın özel adı olarak geçen İbranice kelime
yehud :
ibr. * hudah (övmek, şükretmek, minnettarlığını bildirmek, şükran duymak),
yudah, yahuda, yehudah (öven, şükreden); ioudas (gre.); iudas, judas (lat.) *
İncil’de Hz. İsa’nın havarilerinden birinin ve Hz. Yakup’un oğullarından
birinin ismi olan ve Yahudi kelimesinin kökeni olan kelime, Judas; erkek ismi
yehuda :
ibr. * hudah (övmek, şükretmek, minnettarlığını bildirmek, şükran duymak),
yudah, yahuda, yehudah (öven, şükreden); ioudas (gre.); iudas, judas (lat.) *
İncil’de Hz. İsa’nın havarilerinden birinin ve Hz. Yakup’un oğullarından
birinin ismi olan ve Yahudi kelimesinin kökeni olan kelime, Judas; erkek ismi
yehudu :
ibr. * hudah (övmek, şükretmek, minnettarlığını bildirmek, şükran duymak),
yudah, yahuda, yehudah (öven, şükreden); ioudas (gre.); iudas, judas (lat.) *
ismini, sonradan İsrail ismini alan Yakub peygamberin oğlu Yehud’un isminden
alan etno dini bir millet; İsrailoğulları ifadesinin bir yansıması (kelimenin
anlamına Tevrat'ın Tekvin suresinin 29-35 kodlu ayetinde işaret edilir.)
yeis :
ara. * ya’sa, ye’se (umudunu yitirmek, umutsuzluğa kapılmak, ümidini yitirmek,
ümitsizliğe kapılmak) * umutsuzluk, karamsarlık ve ümit kesme
yek :
far. * yek (bir, tek) * bir, tek, 1
yek ahenk :
far. * yek (bir, tek) + ahang, aheng (vezin, ölçü, edep; uyum, harmoni,
uzlaşma, uygunluk) * tek bir uyumda, tek bir havada, tek uyum, uyum birliği;
Divan edebiyatında bütün beyitlerinde aynı konunun veya temanın işlendiği gazel
yek avaz :
far. * yek (bir, tek) + vac, vaz (seslenmek, söylemek), avaz (yüksek ses, insan
sesi, bağırtı ) * bir ses, tek ses; bütün beyitleri aynı güç ve güzellikte
söylenmiş olan gazel
yekayek :
far. * yek (bir, tek) + a (bağlaç) + yek (bir, tek) * birer birer, tek tek;
ansızın
yekbar :
far. * yek (bir, tek) + bar, bare (kere, defa, sefer) * bir defa, bir kere, bir
kerede
yekcar :
far. * yek (bir, tek) + u (ve) + çar (dört) * 1 ve 4; tavla oyununda atılan
zarlardan birinin 1, diğerinin 4 gelmesi
yekdane :
far. * yek (bir, tek) + dane (tohum, çekirdek, granül, tane) * eşi benzeri
olmayan, tek ve eşsiz
yekdem :
far. * yek (bir, tek) + dem (nefes, soluk, an, zaman) * bir an, bir nefes, tek
nefes, çok kısa bir zaman
yekdest :
far. * yek (bir, tek) + dest (el) * tek elli; aynı cinsten olan
yekdiğer :
far. * yek (bir, tek) + diğer (başka, öbür, öteki) * bir başkası, bir diğeri,
ötekisi
yekdü :
far. * yek (bir, tek) + u (ve) + do (iki) * 1 ve 2; tavla oyununda atılan zarlardan
birinin 1, diğerinin 2 gelmesi
yekinmek :
tür. * yekin (hareket etmek, eyleme geçmek, aksiyon almak, kımıldamak,
kıpırdamak) + mek (fiil mastar eki) * bir eyleme girişmek için harekete geçmek,
olduğu yerden fırlamak, ayağa kalkmak, aksiyon almak, kımıldamak, kıpırdamak
yeknesak :
far. * yek (bir, tek) + nesak (dizin, düzen, nizam, tertip, sıra) * hep aynı
şekilde, değişmeden devam eden, tekdüze, monoton
yekpa :
far. * yek (bir, tek) + pa (ayak) * tek ayaklı, tek bacaklı, topal
yekpare :
far. * yek (bir, tek) + pare (parça, kısım, bölüm, dilim) * tek parçadan
oluşan, bütün halinde, eklemesiz ve parçasız olan
yekpenc :
far. * yek (bir, tek) + u (ve) + penc (beş) * 1 ve 5; tavla oyununda atılan
zarlardan birinin 1, diğerinin 5 gelmesi
yekruz : far.
* yek (bir, tek) + ruz (gün, gündüz) * tek günlük, günübirlik, geçici, muvakkat
yeksan :
far. * yek (bir, tek) + san (ile ilgili, -a ait, gibi, benzer) * bir gibi,
eşit, düz veya aynı seviyede
yekse :
far. * yek (bir, tek) + u (ve) + se (üç) * 1 ve 3; tavla oyununda atılan
zarlardan birinin 1, diğerinin 3 gelmesi
yekser :
far. * yek (bir, tek) + ser (baş, kafa, yüz, çehre) * baştan başa, tamamen, bir
baştan bir başa, hep beraber
yekşeb :
far. * yek (bir, tek) + şenbe (gün; cumartesi) * Pazar günü, haftanın birinci
günü
yekşeş :
far. * yek (bir, tek) + u (ve) + şeş (altı, 6) * 1 ve 6; tavla oyununda atılan
zarlardan birinin 1, diğerinin 6 gelmesi
yekta :
far. * yek (bir, tek) + ta (sıfat yapım eki) * tek, yegane, eşsiz ve benzersiz
yekten :
far., tür. * yek (bir, tek) (far.) + den (kaynak, köken eki) (tür.) * birden,
birdenbire, ansızın, durup dururken, aniden
yekun :
ara. * kane (olmak, var olmak, oluşmak, meydana gelmek), kun (ol) * olur;
toplama işleminin sonucu, toplam, tutar, yekün
yekün : ara.
* kane (olmak, var olmak, oluşmak, meydana gelmek), kun (ol) * olur; toplama
işleminin sonucu, toplam, tutar, yekun
yekvücud :
far., ara. * yek (bir, tek) (far.) + vecede (bulmak, oluşturmak, var etmek,
vücuda getirmek, var olmak), vucud (bulunma, olma, var olma; insan veya
hayvanın baş, gövde ve uzuvlardan oluşan fiziksel bütünü, beden, gövde, ceset,
cism, varlık) (ara.) * tek vüct, tek beden; birlik içinde, hep birlikte, tek
bir beden gibi
yekvücut :
far., ara. * yek (bir, tek) (far.) + vecede (bulmak, oluşturmak, var etmek,
vücuda getirmek, var olmak), vucud (bulunma, olma, var olma; insan veya
hayvanın baş, gövde ve uzuvlardan oluşan fiziksel bütünü, beden, gövde, ceset,
cism, varlık) (ara.) * tek vüct, tek beden; birlik içinde, hep birlikte, tek bir
beden gibi
yekyek :
far. * yek (bir, tek) + u (ve) + yek (bir, tek) * 1 ve 1; tavla oyununda atılan
zarların ikisinin de 1 gelmesi
yekzeban :
far. * yek (bir, tek) + zeban (dil, lisan) * tek dil; aynı dili konuşan, söz
birliği, ağız birliği etmiş
yel :
tür. * yel (koşmak, acele etmek, uçuşmak, esmek; rüzgar, hafif hava akımı,
esinti, nefes, soluk) * havanın yer değiştirmesiyle oluşan rüzgar veya hafif
esinti
yel ana :
tür. * yel (koşmak, acele etmek, uçuşmak, esmek; rüzgar, hafif hava akımı,
esinti, nefes, soluk) + ana (anne, valide) * Türk, Altay, Tatar ve Macar
mitolojilerinde rüzgârı yöneten tanrıça veya rüzgar iyesi (ruhu)
yel iyesi :
tür. * yel (koşmak, acele etmek, uçuşmak, esmek; rüzgar, hafif hava akımı,
esinti, nefes, soluk) + edi, idi, iye (sahip, malik, efendi, koruyucu,
hükümdar; ruh) + si (iyelik eki) * Türk, Tatar ve Altay mitolojisinde rüzgarın
koruyucu ruhu veya sahibi olarak bilinen doğa merkezli bir varlık
yelalim :
tür. * yel (koşmak, acele etmek, uçuşmak, esmek; rüzgar, hafif hava akımı,
esinti, nefes, soluk) + alim (istek kipi eki (“yapalım, edelim” gibi) *
ivedilikle, aceleyle, koşa koşa, çabucak, koşarak, telaşla, çok hızlı bir
şekilde
yelan :
tür., far. * yel (koşmak, acele etmek, uçuşmak, esmek; rüzgar, hafif hava
akımı, esinti, nefes, soluk) (tür.) + an (çoğul eki) * şampiyonlar,
pehlivanlar, yiğitler
yelda :
aram, sür., ara. * yelda (doğdu, doğum, milad) (aram., sür., ara.) * uzun ve
siyah
yeldirmek :
tür. * yel (koşmak, acele etmek, uçuşmak, esmek; rüzgar, hafif hava akımı,
esinti, nefes, soluk) + dir (dönüşlü diil eki) + mek (fiil mastar eki) *
aceleyle koşturmak, telaşla hareket etmek
yele :
tür. * yele (atın boyun ve ense bölgesindeki uzun kıllar; saç, kıl demeti) * at
ve aslan gibi bazı hayvanların ensesinde ya da boynunda bulunan uzun kıllar
yeleç :
tür. * yel (koşmak, acele etmek, uçuşmak, esmek; rüzgar, hafif hava akımı,
esinti, nefes, soluk) + eç (sıfat yapım eki) * hava akımına açık ve bu nedenle
havası bol, serin veya ferah olan, havadar, esintili ve yel alan
yelek :
tür. * yel (koşmak, acele etmek, uçuşmak, esmek; rüzgar, hafif hava akımı,
esinti, nefes, soluk) + ek (isim yapım eki) * rüzgara karşı korumalık giysi;
kolları ve çoğunlukla yakası bulunmayan, gömlek veya başka bir giysi üzerine
giyilen, gövdenin ön ve arka bölümünü örten kısa üst giysisi
yeliz :
tür. * yel (koşmak, acele etmek, uçuşmak, esmek; rüzgar, hafif hava akımı,
esinti, nefes, soluk) + iz (sıfat yapım eki) * rüzgarlı, esintili, hava
akımının hissedildiği, serin ve açık hava etkisi veren, aydınlık, güzel, ferah,
havadar; kadın ismi
yelken :
tür. * yel (koşmak, acele etmek, uçuşmak, esmek; rüzgar, hafif hava akımı,
esinti, nefes, soluk) + ken (isim/sıfat yapım eki) * tekneyi rüzgarın itme
gücüyle hareket ettirmek için direklere takılan sert ve kalın kumaş
yelkenli :
tür. * yel (koşmak, acele etmek, uçuşmak, esmek; rüzgar, hafif hava akımı,
esinti, nefes, soluk) + ken (isim/sıfat yapım eki) + li (ile, birlikte,
beraber, sahibi) * yelkeni bulunan, hareket etmek veya yol almak için yelkenden
yararlanan deniz taşıtı, yelkenle hareket eden tekne
yelkesen :
tür. * yel (koşmak, acele etmek, uçuşmak, esmek; rüzgar, hafif hava akımı,
esinti, nefes, soluk) + kesen (biçen, ayıran, bölen) (kes (kesmek, biçmek,
ayırmak, bölmek) + en (sıfat yapım eki) ) * spor yarışlarında rüzgarın
etkisinden korunmak amacıyla öne takılan siperlik, rüzgarlık, yelkıran
yelkıran :
tür. * yel (koşmak, acele etmek, uçuşmak, esmek; rüzgar, hafif hava akımı,
esinti, nefes, soluk) + kıran (kesen, ayıran, bölen, engelleyen) * spor yarışlarında
rüzgarın etkisinden korunmak amacıyla öne takılan siperlik, rüzgarlık, yelkıran
yelkovan :
tür. * yel (koşmak, acele etmek, uçuşmak, esmek; rüzgar, hafif hava akımı,
esinti, nefes, soluk) + kov (uzaklaştırmak, savmak, defetmek) + an (sıfat yapım
eki) * saatin dakikaları gösteren, akrepten daha uzun ve hızlı hareket eden
ince kolu; Fırtınakuşugillerden (Hydrobatidae), su üstünde hızlıca uçan göçmen
deniz kuşu
yelkovangiller :
tür. * yel (koşmak, acele etmek, uçuşmak, esmek; rüzgar, hafif hava akımı,
esinti, nefes, soluk) + kov (uzaklaştırmak, savmak, defetmek) + an (sıfat yapım
eki) + gil (familya eki) + ler (çoğul eki) * fırtına kuşları takımında yer
alan, açık denizlerde yaşayan ve su yüzeyine yakın uçuşlarıyla tanınan küçük
deniz kuşlarını kapsayan familya, Procellariidae, Puffinidae
yellemek :
tür. * yel (koşmak, acele etmek, uçuşmak, esmek; rüzgar, hafif hava akımı,
esinti, nefes, soluk) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * körük,
yelpaze veya benzer bir araç kullanarak hava akımı veya rüzgar yaratmak,
üflemek ya da serinletmek
yellenmek :
tür. * yel (koşmak, acele etmek, uçuşmak, esmek; rüzgar, hafif hava akımı,
esinti, nefes, soluk) + len (dönüşlü fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * körük
veya yelpaze gibi araçların yarattığı rüzgardan etkilenmek; kalın bağırsaktaki
gazı dışarı çıkarmak, gaz çıkarmak, osurmak
yellim :
tür. * yel (koşmak, acele etmek, uçuşmak, esmek; rüzgar, hafif hava akımı,
esinti, nefes, soluk) + alim (istek kipi eki “yapalım, edelim” gibi) *
ivedilikle, aceleyle, koşa koşa, çabucak, koşarak, telaşla, çok hızlı bir
şekilde
yelloz :
tür. * yel (koşmak, acele etmek, uçuşmak, esmek; rüzgar, hafif hava akımı,
esinti, nefes, soluk) + loz (sıfat yapım eki) * ahlaksız, hafifmeşrep, huysuz,
güvenilmeyen kadın
yelmek :
tür. * yel (koşmak, acele etmek, uçuşmak, esmek; rüzgar, hafif hava akımı,
esinti, nefes, soluk) + mek (fiil mastar eki) * aceleyle, telaşlı bir biçimde
koşmak, yel gibi hızlı gitmek
yelölçer :
tür. * yel (koşmak, acele etmek, uçuşmak, esmek; rüzgar, hafif hava akımı,
esinti, nefes, soluk) + ölçer (hesaplayan, sayan, miktar belirleyen, ölçen
araç) * rüzgarın hızını ve gücünü ölçmeye yarayan alet, anemometre
yelpaze :
tür, far. * yel (koşmak, acele etmek, uçuşmak, esmek; rüzgar, hafif hava akımı,
esinti, nefes, soluk), yelpi (kesik ve düzensiz şekilde esmek) (tür.) + bad
(rüzgar, yel, esinti), bezan (vuran, estiren) (far.) * hava akımı sağlayarak
serinlemek veya ateşi harlamak amacıyla kullanılan el gereci; geniş çeşitlilik
bildiren kelime (“ürün yelpazesi” gibi)
yelpik :
tür, far. * yel (koşmak, acele etmek, uçuşmak, esmek; rüzgar, hafif hava akımı,
esinti, nefes, soluk), yelpi (kesik ve düzensiz şekilde esmek) + k (isim/sıfat
yapım eki) * nefes darlığı, solunum sıkıntısı, astım benzeri durum
yeltenmek :
tür. * yel (koşmak, acele etmek, uçuşmak, esmek; rüzgar, hafif hava akımı,
esinti, nefes, soluk) + ten (dönüşlü fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * bir
şeye niyet etmek, gücünün yetmeyeceği veya başaramayacağı bir işe kalkışmak,
heves etmek, özenmek, kalkışmak, teşebbüs etmek
yelve :
tür. * yel (koşmak, acele etmek, uçuşmak, esmek; rüzgar, hafif hava akımı,
esinti, nefes, soluk) + ve (isim yapım eki) * Ötücü kuşlar (Passeriformes)
takımının İspinozgiller (Fringillidae) familyasından, yeşilimsi sarı tüylü,
ağaçlık ve fundalık alanlarda yaşayan, güzel ötüşlü küçük kuş türü (Chloris
chloris)
yelvegiller :
tür. * yel (koşmak, acele etmek, uçuşmak, esmek; rüzgar, hafif hava akımı,
esinti, nefes, soluk) + ve (isim yapım eki) + gil (familya eki) + ler (çoğul eki)
* turnamsılar (Gruiformes) takımına bağlı, çoğunlukla bataklık ve sulak
alanlarda yaşayan, yandan basık gagaları, kısa kanat ve kuyruk yapıları ile
uzun parmakları olan, en bilinen türleri su tavuğu, sakarmeke ve su kılavuzu
olan, küçük ve orta boyutlu kuşlardan oluşan bir familya, rallidae
yelyutan :
tür. * yel (koşmak, acele etmek, uçuşmak, esmek; rüzgar, hafif hava akımı,
esinti, nefes, soluk) + yut (ağızda bulunan bir şeyi yutağa geçirmek; içine
almak, içine dahil etmek) + an (sıfat yapım eki) * atlarda havanın yutulmasıyla
ortaya çıkan, hayvanın hava yutma ve geğirme davranışı göstermesiyle
belirginleşen bir hastalık
yem :
tür. * ye (karnını doyurmak, ağzına yiyecek koymak, ağız yoluyla besin almak,
yemek) + m (isim yapım eki) * yenecek şey, yiyecek, gıda, besin; evcil ya da
çiftlik hayvanlarına verilen yiyecek; balık, kuş gibi canlıları avlamak ya da
oltaya çekmek için kullanılan aldatıcı yiyecek (yummy (lezzetli, yemesi hoş)
(ing.) )
yemek :
tür. * ye (karnını doyurmak, ağzına yiyecek koymak, ağız yoluyla besin almak,
yemek) + mek (fiil mastar eki) * karnını doyurmak, ağzına yiyecek koyup
çiğnemek ve yutmak; yiyecek (yummy (lezzetli, yemesi hoş) (ing.) )
yemek borusu :
tür. * yemek (karnını doyurmak, ağzına yiyecek koyup çiğnemek ve yutmak; yiyecek
) (ye (karnını doyurmak, ağzına yiyecek koymak) + mek (fiil mastar eki) ) +
burgu, boru (içi boş, uzun ve silindirik geçit; boynuz şeklinde üfleme çalgısı)
+ su (iyelik eki) * ağız ve yutaktan alınan besinleri yutakla mide arasında
taşıyan, kaslardan oluşan kaslı sindirim kanalı bileşeni
yemekhane :
tür., far. * yemek (karnını doyurmak, ağzına yiyecek koyup çiğnemek ve yutmak;
yiyecek ) (ye (karnını doyurmak, ağzına yiyecek koymak) + mek (fiil mastar eki)
) (tür.) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) (far.) * okul,
fabrika, hastane veya kamu kurumları gibi yerlerde toplu halde yemek yenilen
büyük salon veya tesis
yemen :
ara. * yemen, yemin (sağ taraf, sağ el; güney) * Arap Yarımadası'nın güneyinde
ve Asya'nın güneybatısında yer alan, kuzeyinde Suudi Arabistan, doğusunda
Umman, güney ve batısında ise Aden Körfezi ve Kızıldeniz bulunan ülke
yemeni :
ara. * yemen, yemin (sağ taraf, sağ el; güney) + i (ile ilgili, -a ait) * hafif
ve topuksuz bir el yapımı ayakkabı türü; kadınların başına bağladığı
basma/tülbent benzeri baş örtüsü, yazma
yemin :
ara. * yemen, yemin (sağ taraf, sağ el; güney) * kişinin, bir işi yapacağına
veya yapmayacağına dair kararlı olduğunu göstermeye yönelik, genellikle kutsal
bir varlığın adını anarak verdiği kesin ve ciddi söz (batı mahkemelerindeki
duruşmalarda tanık veya sanığın ifade vermeden önce sağ elini kaldırıp yemin
etmesi “yemin” kelimesiyle bağlantılıdır.)
yeminli mali müşavir :
ara. * yemen, yemin (sağ taraf, sağ el; güney) + li (ile, birlikte, beraber,
sahibi) + mali (parasal, finansal) + müşavir (danışman) * defter tutma yetkisi
olmamakla birlikte, şirketlerin mali tablolarını, mali işlemlerini, belgelerini
ve vergi beyannamelerini, devlet adına, yasalara uygunluk yönünden inceleme,
denetleme ve tasdik etme yetkisine sahip uzman
yemiş :
tür. * yemek (karnını doyurmak, ağzına yiyecek koyup çiğnemek ve yutmak;
yiyecek ) (ye (karnını doyurmak, ağzına yiyecek koymak) + mek (fiil mastar eki)
) + iş (isim yapım eki) * bitkilerde döllenme sonrasında oluşan, tohumu taşıyan
ve yenebilir olan kısım, meyve
yemm :
ara. * yemm (derya, bahir, umman, çok derin ve uçsuz bucaksız deniz) * deniz,
okyanus, derya, umman, büyük su kütlesi
yemyeşil :
tür. * yem (pekiştirme ön eki) + yaşıl, yeşil (yaş bitki rengi) (yaş (taze, genç,
nemli, ıslak) + ıl, il (sıfat yapım eki) ) * tamamen yeşil, tümden yeşil renge
bürünmüş olan
yen :
ara. * yena’a (olgunlaşmak, olgun hale gelmek, meyve vermek, yemiş vermek),
yani (olgun, olgunlaşmış, yetişmiş, tatlı hale gelmiş) * meyvenin, yemişin olgunlaşması,
olgunluk, meyvenin olgun hali
yen :
çin, jap. * yüan (daire, yuvarlak) (çin); en (daire, yuvarlak) (jap.) *
Japonya'nın resmi para birimi
yenge :
tür. * yeni (taze, ilk kez ortaya çıkan, eski olmayan, daha önce olmayan) + ge
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer); yeni (taze, ilk kez ortaya çıkan, eski
olmayan, daha önce olmayan) + eke (kız kardeş, abla) * bir kimsenin kardeşinin,
amcasının veya dayısının karısı
yengeç :
tür. * yan, yen (geri gelmek, dönmek, aksetmek) + gaç, geç (isim yapım ve araç
eki) * On ayaklılar (Decapoda) takımının Brachyura (kısa kuyruklular) infra alt
takımını oluşturan, genellikle suda yaşayan, ilk çift ayağı kıskaç biçiminde
olan on ayaklı, eti yenebilen kabuklu bir deniz hayvanı
yengeç burcu :
tür., gre.* yengeç (kabuklu deniz canlısı) (tür.) + pyrgos (kule, bir yapının
en yüksek noktası) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * 22 Haziran - 22 Temmuz
tarihleri arasında doğanları temsil eden, duygusal, koruyucu, içe dönük ve
sezgisel özellikleri baskın olan zodyak burcu
yengi :
tür. * yen (üstün gelmek, galip olmak, muzaffer olmak, zafer kazanmak) + gi
(isim yapım eki) * yenme, zafer, galibiyet, utku
yeni :
tür. * yeni (taze, ilk kez ortaya çıkan, eski olmayan, daha önce olmayan) *
taze, ilk kez ortaya çıkan, eski olmayan, daha önce olmayan (juvenis, young,
jeune, jung (genç) (lat., ing., fra., alm.) )
yeni delhi :
san., tür. * yeni (taze, ilk kez ortaya çıkan, eski olmayan, daha önce olmayan)
(tür.); nava (yeni) + dhilli (eşik, eşik taşı) (san.) * Hindistan’ın başkenti
yeni kaledonya :
tür. * yeni (taze, ilk kez ortaya çıkan, eski olmayan, daha önce olmayan)
(tür.) + caledonia (İskoçya) (Caledon (Britanya'nın kuzeyinde yaşayan eski bir
halkın adı, Kaledonlar) + ia (yer, ülke eki) (lat.) * Büyük Okyanus'un
güneybatısında, Avustralya'nın doğusunda yer alan, ana ada Grande Terre ile
çevresindeki adalardan oluşan Fransız denizaşırı toprağı
yeni yetme :
tür. * yeni (taze, ilk kez ortaya çıkan, eski olmayan, daha önce olmayan) + yet
(ulaşmak, erişmek, varmak, yetişmek, kafi gelmek; tamamlanmak, sonlanmak, sona
ermek, bitmek, nihayete ermek) + me (isim yapım eki) * yaşça küçük veya henüz
yeterli deneyim ve olgunluğa ulaşmamış kimse, özellikle ergenlik çağındaki genç
kişi
yeni yıl :
tür. * yeni (taze, ilk kez ortaya çıkan, eski olmayan, daha önce olmayan) + yıl
(Dünya’nın Güneş etrafındaki bir tam turu olan 365 günlük (12 aylık) zaman
dilimi, sene) * bir yılın sona ermesinden sonra başlayan ve yeni yılın ilk
gününden itibaren devam eden yıllık zaman dönemi, özellikle 1 Ocak günü ve bu
gün çevresindeki dönem
yeni zelanda :
tür., fle. * yeni (taze, ilk kez ortaya çıkan, eski olmayan, daha önce olmayan)
(tür.) + zeeland (deniz ülkesi) (zee (deniz) + land (ülke) ) (fle.) * Büyük
Okyanus'un güneybatısında ve Avustralya'nın güneydoğusunda yer alan, batısında
Avustralya, kuzeyinde Yeni Kaledonya, kuzeydoğusunda Tonga ve Fiji bulunan,
diğer yönleri Büyük Okyanus ile çevrili olan ada ülkesi
yenibahar :
tür., far. * yeni (taze, ilk kez ortaya çıkan, eski olmayan, daha önce olmayan)
(tür.) + bahar (koku; güzel kokulu bir bitki, buphthalmum; çölde yağmurdan
sonra açan bitkilerin genel ismi; kış ile yaz arasındaki geçiş mevsimi) (far.)
* Orta Amerika ve Meksika kökenli Pimenta dioica adlı bitkinin kurutulmuş
meyvelerinden elde edilen, tarçın, karanfil ve muskat aromalarını birlikte
andıran tek başına saf bir baharat
yenice :
tür. * yeni (taze, ilk kez ortaya çıkan, eski olmayan, daha önce olmayan) + ce
(gibi, yaklaşık anlamı veren sıfat yapım eki) * Çanakkale’nin bir ilçesi;
Karabük’ün bir ilçesi
yeniçağa :
tür. * yeni (taze, ilk kez ortaya çıkan, eski olmayan, daha önce olmayan) +
çaka (Bölge 11. yüzyılda Türkler tarafından fethedildiğinde, bu toprakları
Bizans'tan alan komutan Çaka Bey'in adından) * Bolu’nun bir ilçesi
yeniçeri :
tür. * yeni (taze, ilk kez ortaya çıkan, eski olmayan, daha önce olmayan) +
çeri (asker, ordu, topluluk, toplanan) * Osmanlı Devleti'nde 14. yüzyıldan 19.
yüzyıla kadar padişaha bağlı kapıkulu askerlerinin piyade sınıfını oluşturan,
devşirme sistemiyle yetiştirilen ve doğrudan merkez ordusunda görev yapan
seçkin asker
yeniden :
tür. * yeni (taze, ilk kez ortaya çıkan, eski olmayan, daha önce olmayan) + den
(kaynak, köken eki) * tekrar, gene, bir daha, yenilenmiş olarak
yenidünya :
tür., ara. * yeni (taze, ilk kez ortaya çıkan, eski olmayan, daha önce olmayan)
(tür.) + dünya (en yakın, en aşağı, en alçak, aşağı, alçak) (ara.) * gülgiller
(Rosaceae) familyasından sarı-turuncu renkli ve tatlı-ekşi lezzetli bir meyve
türü (Eriobotrya japonica), malta eriği
yenifakılı :
tür. * yeni (taze, ilk kez ortaya çıkan, eski olmayan, daha önce olmayan)
(tür.) + fakaha (yorumlamak, kavramak, bilmek, anlamak, idrak etmek, hüküm
vermek), fıkh, fikh (anlayış, kavrayış, idrak, akıl yürütme; derin bilgi; İslam
hukuku, fıkıh), fakih (bilgin, bilge, fıkıh ilmini bilen, islam hukukçusu;
zeki, anlayışlı kimse) (ara.) + lı (ile, birlikte, beraber, sahibi) (tür.) *
Yozgat’ın bir ilçesi
yenik :
tür. * ye, yen (üstün gelmek, zafer kazanmak, basmak) + ik (sıfat yapım eki) *
yenilmiş olan, mağlup
yenilebilir :
tür. * yemek (karnını doyurmak, ağzına yiyecek koyup çiğnemek ve yutmak;
yiyecek ) (ye (karnını doyurmak, ağzına yiyecek koymak) + mek (fiil mastar eki)
) + nil (edilgen fiil eki) + ebilir (mümkün olma, muhtemel olma eki) * yenmesi
mümkün olan, insan veya hayvan tarafından besin olarak tüketilebilen,
tüketilmeye uygun olan
yenilemek :
tür. * yeni (taze, ilk kez ortaya çıkan, eski olmayan, daha önce olmayan) + le
(etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * bir şeyi eski veya bozuk durumundan
kurtarıp yeniden kullanılabilir, taze ya da yeni bir hale getirmek, eski bir
şeyi veya durumu ortadan kaldırıp yeni bir şey veya durum oluşturmak
yenilgi :
tür. * ye, yen (üstün gelmek, zafer kazanmak, basmak) + il (edilgen fiil eki) +
gi (isim yapım eki) * kaybetme, mağlubiyet, hezimet
yenilik :
tür. * yeni (taze, ilk kez ortaya çıkan, eski olmayan, daha önce olmayan) + lik
(isim yapım eki) * yeni olma durumu, eskimiş bir şeyin değiştirilmesi veya
alışılmışın dışında yeni bir fikir, yöntem ya da nesnenin ortaya konması
yenilir :
tür. * ye (karnını doyurmak, ağzına yiyecek koymak, ağız yoluyla besin almak,
yemek) + nil (edilgen fiil eki) + ir (sıfat yapım eki) * ağız yoluyla
tüketilmeye, beslenmeye uygun olan, zehirli veya zararlı olmayan, gıda (besin)
olarak tüketilebilir
yenilmek :
tür. * ye, yen (üstün gelmek, zafer kazanmak, basmak) + il (edilgen fiil eki) +
mek (fiil mastar eki) * bir yarışmada veya savaşta kaybetmek, mağlup olmak,
üstün gelememek
yenimahalle :
tür., ara. * yeni (taze, ilk kez ortaya çıkan, eski olmayan, daha önce olmayan)
(tür.) + mahalle (konaklama yeri, konak, durak; bir kentin, bir kasabanın,
büyükçe bir köyün yönetim bakımından bölündüğü, resmi işleri bir muhtarca
görülen parçalardan her biri) (ara.) * Ankara'nın bir ilçesi
yenipazar :
tür., far. * yeni (taze, ilk kez ortaya çıkan, eski olmayan, daha önce olmayan)
(tür.) + bazar (ürün ve hizmet alış-satış yeri, çarşı, market) (far.) *
Aydın’ın bir ilçesi, Bilecik’in bir ilçesi
yenir :
tür. * yemek (karnını doyurmak, ağzına yiyecek koyup çiğnemek ve yutmak;
yiyecek ) (ye (karnını doyurmak, ağzına yiyecek koymak) + mek (fiil mastar eki)
) + n (edilgen fiil eki) + ir (geniş zaman fiil eki ve mümkün olma, muhtemel
olma eki) * yenmesi mümkün olan, insan veya hayvan tarafından besin olarak
tüketilebilen, tüketilmeye uygun olan
yenişarbademli :
tür., far. * yeni (taze, ilk kez ortaya çıkan, eski olmayan, daha önce olmayan)
(tür.) + şehr, şar, şahar (şehir, il, kent) + badam, bayam, badem (gülgiller
familyasının Prunoideae alt familyasından meyvesi yenebilen küçük bir ağaç türü
ve meyvesi) (far.) + li (ile, birlikte, beraber, sahibi) * Isparta'nın bir
ilçesi
yenişehir :
tür., far. * yeni (taze, ilk kez ortaya çıkan, eski olmayan, daha önce olmayan)
(tür.) + şehr (şehir, il, kent) (far.) * Bursa'nın bir ilçesi, Diyarbakır’ın
bir ilçesi, Mersin’in bir ilçesi
yenmek :
tür. * ye, yen (üstün gelmek, zafer kazanmak, basmak) + mek (fiil mastar eki) *
bir savaşta veya yarışmada kazanmak, üstün gelmek, galip gelmek, zafer kazanmak
yepyeni :
tür. * yep (pekiştirme ön eki) + yeni (taze, ilk kez ortaya çıkan, eski
olmayan, daha önce olmayan) * hiç kullanılmamış, çok yeni, taptaze, tamamen
yeni
yer :
tür. * yer (yeryüzü, toprak, zemin, mekan, bulunulan alan, ortam, konum,
lokasyon, makam, mevki) * bir kimsenin veya nesnenin bulunduğu, kapladığı ya da
belirli bir iş için ayrılmış alan; yeryüzü, toprak, zemin, mekan, bulunulan
alan, ortam, konum, lokasyon, makam, mevki, bölge
yer elması :
tür. * yer (yeryüzü, toprak, zemin, mekan, bulunulan alan, ortam, konum,
lokasyon, makam, mevki) + almila, elma (gülgillerden, humusça zengin ve nemli
topraklarda, bol güneş alan yerlerde yetişen, kenarları dişli oval yaprakları
olan, açık pembe veya beyaz çiçekler açan, dayanıklı bir ağaç ve meyvesi) + sı
(iyelik eki) * papatyagiller (Asteraceae) familyasından olan, toprak altında
gelişen yumruları sebze olarak tüketilen Helianthus tuberosus
yer fıstığı :
tür. * yer (yeryüzü, toprak, zemin, mekan, bulunulan alan, ortam, konum,
lokasyon, makam, mevki) + fustuk (botanik açıdan farklı olan çeşitli bitkilerin
çerez olarak yenen meyvelerine verilen isim; kabuklu yenilebilir yemiş, çam
veya antepfıstığı türü) (ara.), pistakion (gre.) + ı (iyelik eki) (tür.) *
baklagiller (Fabaceae) familyasından, çiçekleri döllendikten sonra toprağa
gömülerek meyve veren ve teknik olarak kuruyemiş değil bir baklagil türü olan
tarım bitkisi, araşit
yer merkezli :
tür., ara. * yer (yeryüzü, toprak, zemin, mekan, bulunulan alan, ortam, konum,
lokasyon, makam, mevki) (tür.) + rakaza, rekeze (odaklamak, yoğunlaştırmak,
saplayıp baskılayıp sabit kılmak, dikmek, mıhlamak, saplamak, bir noktaya
yerleştirmek), merkez (orta nokta, odak) (ara.) + li (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (tür.) * merkezinde Dünya'nın bulunduğu kabul edilen, gök cisimlerinin
ve gök hareketlerinin Dünya'ya göre konum ve hareketlerini temel alan,
jeosantrik
yer sarsıntısı :
tür. * yer (yeryüzü, toprak, zemin, mekan, bulunulan alan, ortam, konum,
lokasyon, makam, mevki) + sarsıntı (sallanma, titreme, dengeyi bozan şiddetli
hareket) + sı (iyelik eki) * yer kabuğundaki kırılma, kayma veya volkanik
hareketler sonucunda yeryüzünün kısa süreli ve sarsıcı biçimde titreşmesi,
deprem, zelzele
yeraltı :
tür. * yer (yeryüzü, toprak, zemin, mekan, bulunulan alan, ortam, konum,
lokasyon, makam, mevki) + alt (aşağı, düşük) + ı (iyelik eki) * yeryüzünün
altında bulunan bölüm, yüzeyin altında kalan alan veya bu alanda yer alan (yapı
ve oluşum)
yerbilim :
tür. * yer (yeryüzü, toprak, zemin, mekan, bulunulan alan, ortam, konum,
lokasyon, makam, mevki) + bilim (bilme, ilim, tanıma) * yer kabuğunun yapısını,
oluşumunu, bileşimini, tarihsel gelişimini ve yüzey şekillerini inceleyen bilim
dalı, jeoloji
yerçekimi :
tür. * yer (yeryüzü, toprak, zemin, mekan, bulunulan alan, ortam, konum,
lokasyon, makam, mevki) + çekim (kendine doğru yaklaştırma, kendine çekme,
sürükleme veya yönlendirme) + i (iyelik eki) * Dünya'nın veya herhangi bir
gökcisminin kütlesi nedeniyle cisimleri merkezine doğru çeken kuvvet,
kütleçekim kuvveti (ivmesi g = 9.81 m/s^2; sabiti G = 6.674x10^-11)
yerçekimi ivmesi :
tür. * yer (yeryüzü, toprak, zemin, mekan, bulunulan alan, ortam, konum,
lokasyon, makam, mevki) + çekim (kendine doğru yaklaştırma, kendine çekme,
sürükleme veya yönlendirme) + i (iyelik eki) + ivme (hızlanma, hızın zamana
göre değişim oranı) * bir cismin yalnızca yerçekimi etkisi altında hareket
ederken kazandığı, Dünya yüzeyine yakın bölgelerde yaklaşık 9,81 m/s^2 olan ve
simgesi “g” olan ivme
yerçekimi sabiti :
tür., ara. * yer (yeryüzü, toprak, zemin, mekan, bulunulan alan, ortam, konum,
lokasyon, makam, mevki) + çekim (kendine doğru yaklaştırma, kendine çekme,
sürükleme veya yönlendirme) + i (iyelik eki) + sabit (durağan, hareketsiz,
değişmeyen, yerinden oynamayan) (ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * iki cismin
arasındaki kütleçekim kuvvetini, kütleleri ve aralarındaki uzaklıkla
ilişkilendiren evrensel fizik sabiti (G = 6.674x10^-11)
yerekan :
ara. * yeraka (sararmak) + an (isim/sıfat yapım eki) * kandaki bilirubin
düzeyinin yükselmesi sonucunda deri, göz akı ve mukozaların sarı renk almasıyla
belirginleşen hastalık, sarılık; bitkilerde ise ekinlerde sararma ve kuruma
oluşturan hastalık
yerel :
tür. * yer (yeryüzü, toprak, zemin, mekan, bulunulan alan, ortam, konum,
lokasyon, makam, mevki) + el (ile ilgili, -a ait, gibi) * belirli bir yere,
bölgeye veya yöreye ait olan, o yerin özelliklerini taşıyan, yöresel, lokal
yergi :
tür. * yer (ayıplamak, kınamak, kötülemek, aleyhinde konuşmak, eleştirmek,
hakkında olumsuz konuşmak) + gi (isim yapım eki) * bir kişiyi, toplumu, düşünceyi
veya durumu eleştirmek, kusurlarını ortaya koymak amacıyla yazılan yazı veya
söylenmiş söz, olumsuz yönde eleştiri, hiciv, hicviye
yerhamükümullah :
ara. * yerham (merhamet etsin, şefkat göstersin, rahmet eylesin, acısın) + kum
(siz, size) + Allah (el (ön ek, artikel) + ilah (tanrı, tapılan, yönelinen,
yüce varlık) ) * Allah size merhamet etsin, Allah size rahmet eylesin, Allah
siez şefkat göstersin
yerinmek :
tür. * yer (üzüntü, pişmanlık, hayıflanma konusu olan durum) + in (dönüşlü fiil
eki) + mek (fiil mastar eki) * bir durumdan veya davranıştan dolayı içten içe
sıkıntı duymak, üzülmek, gücenmek, hayıflanmak, pişmanlık, yakınma duymak
yerköy :
tür. * yer (yeryüzü, toprak, zemin, mekan, bulunulan alan, ortam, konum,
lokasyon, makam, mevki) + köy (kasabadan küçük yerleşim birimi) * Yozgat’ın bir
ilçesi
yerküre :
tür., ara. * yer (yeryüzü, toprak, zemin, mekan, bulunulan alan, ortam, konum,
lokasyon, makam, mevki) (tür.) + kura (top, yuvarlak cisim, sfer; ocak) (ara.)
* Güneş Sistemi'nin üçüncü gezegeni olan Dünya isimli gök cismi
yerleşik :
tür. * yer (yeryüzü, toprak, zemin, mekan, bulunulan alan, ortam, konum,
lokasyon, makam, mevki) + leş (dönüşlü fiil eki) + ik (sıfat yapım eki) * belli
bir yere sürekli olarak yerleşmiş, orada yaşayan veya bulunan, geçici olmayan,
sürekli ve düzenli bir biçimde varlığını sürdüren
yerleşim :
tür. * yer (yeryüzü, toprak, zemin, mekan, bulunulan alan, ortam, konum,
lokasyon, makam, mevki) + leş (dönüşlü fiil eki) + im (isim yapım eki) *
yerleşme işi; insanların yaşamak, çalışmak veya çeşitli faaliyetlerde bulunmak
amacıyla bir bölgede oluşturduğu konut ve yapı topluluğu, iskan yeri, yerleşke
yerleşke :
tür. * yer (yeryüzü, toprak, zemin, mekan, bulunulan alan, ortam, konum,
lokasyon, makam, mevki) + leş (dönüşlü fiil eki) + ke (isim yapım eki) * bir
kurumun veya kuruluşun yapılarını, çalışma alanlarını ve bunlara bağlı çeşitli
birimleri bir arada bulunduran geniş alan, kampüs
yerleşmek :
tür. * yer (yeryüzü, toprak, zemin, mekan, bulunulan alan, ortam, konum, lokasyon,
makam, mevki) + leş (dönüşlü fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * bir yere yer
edinmek, orada yaşamaya veya kalıcı olarak bulunmaya başlamak, bir yere düzenli
ve uygun biçimde konumlanmak, yerli hale gelmek, konumlanmak
yerli :
tür. * yer (yeryüzü, toprak, zemin, mekan, bulunulan alan, ortam, konum,
lokasyon, makam, mevki) + li (ile, birlikte, beraber, sahibi) * doğduğu,
yetiştiği veya üretildiği yer bakımından belirli bir ülke, bölge ya da yöreye
ait olan, o yerde üretilen veya yetiştirilen, yerel nitelikteki
yermek :
tür. * yer (ayıplamak, kınamak, kötülemek, aleyhinde konuşmak, eleştirmek,
hakkında olumsuz konuşmak) + mek (fiil mastar eki) * bir kimsenin veya bir
şeyin kusur ve eksiklerini eleştirerek kötülemek, kınamak, beğenmediğini
belirtmek, olumsuz yönde eleştirmek
yermerkezli :
tür., ara. * yer (yeryüzü, toprak, zemin, mekan, bulunulan alan, ortam, konum,
lokasyon, makam, mevki) (tür.) + rakaza, rekeze (odaklamak, yoğunlaştırmak,
saplayıp baskılayıp sabit kılmak, dikmek, mıhlamak, saplamak, bir noktaya
yerleştirmek), merkez (orta nokta, odak) (ara.) + li (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (tür.) * merkezinde Dünya'nın bulunduğu kabul edilen, gök cisimlerinin
ve gök hareketlerinin Dünya'ya göre konum ve hareketlerini temel alan,
jeosantrik
yersel :
tür. * yer (yeryüzü, toprak, zemin, mekan, bulunulan alan, ortam, konum,
lokasyon, makam, mevki) + sel (gibi, ile ilgili) * Dünya'ya, yeryüzüne veya
belirli bir yere ilişkin olan, yeryüzündeki konum ya da olaylarla ilgili
yersinia enterokolitika : lat.,
gre. * Yersinia (İsviçreli-Fransız bakteriyolog Alexandre-Émile-John Yersin'in
soyadından) (lat.) + enteron (ince bağırsak; kiriş, şerit, geçit) (en (iç, içe,
içine) + teron (bağırsak, iç organ) ) + kolon (kalın bağırsak) + ikos (ile
ilgili, -a ait) * insanlarda ve çeşitli hayvanlarda özellikle bağırsak ve kalın
bağırsak enfeksiyonlarına, enterokolit ve yersiniyozis adı verilen hastalığa
yol açabilen, Yersiniaceae familyasından Gram-negatif bakteri türü
yersinia pestis :
lat., gre. * Yersinia (İsviçreli-Fransız bakteriyolog Alexandre-Émile-John
Yersin'in soyadından) (lat.) + pestis (veba) * Yersiniaceae familyasından,
başlıca kemirgenlerde bulunan ve enfekte pirelerin ısırmasıyla insanlara
bulaşarak vebaya yol açabilen Gram-negatif bakteri türü
yersinia psödotüberkülozis :
lat., gre. * Yersinia (İsviçreli-Fransız bakteriyolog Alexandre-Émile-John
Yersin'in soyadından) (lat.) + pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte,
gerçek olmayan) (gre.) + tuberculosis (tuberculum (küçük yumru, nodül) (tuber (yumru,
çıkıntı, kabartı, kabarıklık, şişlik) + culum (küçültme eki) ) (lat.) + osis
(durum, sorun, hastalık ve isim yapım eki) (gre.) * Yersiniaceae familyasından,
insanlarda özellikle ateş, karın ağrısı ve ishalle seyreden psödotüberküloz
enfeksiyonuna yol açabilen, Gram-negatif bakteri türü
yersiniaceae :
lat. * Yersinia (İsviçreli-Fransız bakteriyolog Alexandre-Émile-John Yersin'in
soyadından) + aceae (-giller, bitki/bakteri familyası eki) * Yersinia cinsini
ve yakın akraba bakteri cinslerini kapsayan, aralarında veba ve çeşitli
bağırsak enfeksiyonlarına neden olan türlerin bulunduğu Gram-negatif bakteri
familyası
yersiz :
tür. * yer (yeryüzü, toprak, zemin, mekan, bulunulan alan, ortam, konum,
lokasyon, makam, mevki) + siz (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) *
bulunduğu yere, duruma veya konuya uygun olmayan, gereksiz ya da uygunsuz
nitelikteki
yeryüzü :
tür. * yer (yeryüzü, toprak, zemin, mekan, bulunulan alan, ortam, konum,
lokasyon, makam, mevki) + yüz (surat, çehre, vech, sima; ön, cephe) + ü (iyelik
eki) * Dünya'nın dıştan görülen ve üzerinde kara ve denizlerin bulunduğu
yüzeyi, yer kürenin dış bölümü
ye's :
ara. * ya’sa, ye’se (umudunu yitirmek, umutsuzluğa kapılmak, ümidini yitirmek,
ümitsizliğe kapılmak) * umutsuzluk, karamsarlık ve ümit kesme
yesevi :
ara. * Yesevi (Ahmed Yesevi'nin adıyla ilişkili; Yeseviye tarikatına mensup)
(Yesi (bir Türkistan şehri) + evi (ile ilgili, -a ait) ) * Ahmed Yesevi’nin
düşünce ve öğretisiyle, onun kurduğu Yesevilik tasavvuf geleneğiyle veya bu
geleneğe mensup kişi ve kurumlarla ilgili olan
yesir :
ara. * yesr (kolaylık, hafiflik), yesere (kolay olmak, kolaylaştırmak,
hafifletmek) * güçlük çekmeden yapılabilen veya gerçekleştirilebilen; az
miktarda olan, önemsiz sayılabilecek ölçüde bulunan, kolay, hafif, az
yesrib :
ara. * serebe (zarar vermek, bozmak, karıştırmak, kötülemek) * İslam öncesinde
Medine şehrinin adı olarak kullanılan, Kur’an’da da bir kez geçen tarihi yer
adı
yesur :
ara. * yasara, yesere (kolay olmak, kolaylaşmak, kolaylaştırmak, rahatlamak),
yusr (kolaylık, zahmetsiz kazanım, emeksiz elde etme), meysir (kolaylık; kolay
kazanç, kumar) * kumar oynayan, kumarbaz
yeşaya :
ibr. * yeşa (kurtarmak, esenliğe kavuşturmak; kurtuluş; kurtarır) + yahu
(Yehova, Yahveh) * Yahve kurtarır; Tanah'ta Yeşaya ismiyle bahsolunan bir
peygamber
yeşermek :
tür. * yaşıl, yeşil (yaş bitki rengi) (yaş (taze, genç, nemli, ıslak) + ıl, il
(sıfat yapım eki) ) + er (dönüşlü fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * bitkinin
yapraklanıp yeşil duruma gelmesi, yeşil renk alması; mecaz olarak canlılık
kazanmak, yeniden ortaya çıkmak
yeşil :
tür. * yaşıl, yeşil (yaş bitki rengi) (yaş (taze, genç, nemli, ıslak) + ıl, il
(sıfat yapım eki) ) * yaş, taze bitki rengi
yeşil biber :
tür. * yaşıl, yeşil (yaş bitki rengi) (yaş (taze, genç, nemli, ıslak) + ıl, il
(sıfat yapım eki) ) (tür.) + peperi, piperi (pep, pip (boru) + eri (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) * Patlıcangiller (Solanaceae) familyasından, tam
olgunlaşmadan (genellikle yeşil aşamadayken) toplanan, tatlı veya acı türleri
bulunan, C vitamini ve besin değeri yüksek olan, özellikle Capsicum annuum
türünün henüz olgunlaşmamış, yeşil renkli ve sebze olarak tüketilen meyvesi
yeşil burun adaları :
tür. * yaşıl, yeşil (yaş bitki rengi) (yaş (taze, genç, nemli, ıslak) + ıl, il
(sıfat yapım eki) ) + burun (yüzde, başın ön kısmında bulunan, öne doğru
çıkıntılı olan ve solunum ile koku alma işlevlerini gören organ; bir kara
parçasının denize doğru çıkıntı yapan kısmı) + ada (çevresi suyla kaplı kara
parçası) + lar (çoğul eki) + ı (iyelik eki) * Atlas Okyanusu’nun doğusunda,
Afrika’nın batı kıyılarının yaklaşık 500 km açığında yer alan, kuzeyinde
Kanarya Adaları, güneyinde Gine Körfezi, doğusunda Batı Afrika kıyıları ve
batısında Atlas Okyanusu bulunab bir ada ülkesi
yeşilay :
tür. * yaşıl, yeşil (yaş bitki rengi) (yaş (taze, genç, nemli, ıslak) + ıl, il
(sıfat yapım eki) ) + ay (Dünya’nın uydusu olan gök cismi, Ay) * Türkiye’de
madde (alkol, sigara, uyuşturucu vb.) bağımlılığı ile mücadele, bağımlılığı
önleme ve sağlıklı yaşamı destekleme amacıyla faaliyet gösteren sivil toplum
kuruluşu
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder