anjiyopatik :
gre. * angeion, angio (kasa, kap, hazne, damar, kanal) + patheia (sorunlu,
sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık,
acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * damar hastalıkları ile ilgili
anjiyopeptin :
gre., lat. * angeion (kasa, kap, hazne, damar, kanal) + peptine (peptein
(sindirmek, hazmetmek), peptos (sindirilmiş, hazmedilmiş) + ine (protein ve
kimyasal madde eki) ) * damar sistemi üzerinde etkili olabilen ve protein parçacıkları
içeren biyolojik aktif bileşik (C58H73F6N11O14S2)
anjiyoplasti :
gre. * angeion, angio (kasa, kap, hazne, damar, kanal) + plassein
(şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia
(oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos
(oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * damarlardaki tıkanıklığın veya daralmanın
giderilmesi amacıyla damarın cerrahi veya balon kateterle şekillendirilmesi, genişletilmesi
işlemi
anjiyosarkom :
gre. * angeion, angio (kasa, kap, hazne, damar, kanal) + sarkoma (yumuşak doku
tümörü, et tümörü) (sarx, sarkos (et, beden dokusu) + oma (tümör, kabarma,
şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) ) * kan damarlarından kaynaklanan
yumuşak doku sarkomu, endotel hücre kanseri
anjiyospazm :
gre. * angeion (kasa, kap, hazne, damar, kanal) + span (çekmek), spasmos
(çekim, kasılma) * kan basıncının artmasıyla birlikte kan damarlarının
spazmodik olarak kasılması
anjiyosperm :
gre. * angeion (kasa, kap, hazne, damar, kanal) + sperma (tohum, çekirdek, döl,
bel, meni, sperm) * botanikte tohumları kapalı olan ve genellikle meyve ile
çevrili olan bitkiler grubu; çiçekli bitkiler
anjiyotensin :
gre. * angeion (kasa, kap, hazne, damar, kanal) + tensin (protein belirtici
ifade) (tensio (gerilme, gerilim, tansiyon) + ine (organik bileşik/alkaloid
türevi eki) ) * böbreklerden salgılanan renin enziminin, plazma proteinlerinden
alfa-2 globulinde bulunan anjiyotensinojen üzerine etkisi sonucu oluşan,
damarları daraltarak kan basıncını artıran, güçlü damar daraltıcı etkiye sahip
peptid hormon
ank :
gre. * ankh (yaşam, ruh) * antik Mısır'da yaşamı ve ruhu simgeleyen, alfa ve
omega harflerinin birleşmesinden oluşan okült sembol
anka :
mıs., ara. * ankh (yaşam, ruh; alfa ve omega harflerinin birleşmesinden oluşan
okült sembol) (mıs.), unk (boyun, uzun boyun), anak (boyunlar) (ara.) * uzun
kanatlı ve iri olarak nitelenen düşsel bir kuş
ankara :
gre. * ankyra (çapa) ("Çıpa", bölgede yaşamış Galatların (Keltlerin)
sembolüdür.) * Türkiye'nin başkenti
ankastre :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
castratus (kırpılmış, kesilmiş) (castrare (kırpmak, kesmek) + tus (geçmiş zaman
ve sıfat yapım eki) ) (lat.); encastré (fra.) * oyuk içine yerleştirilmiş olan,
gömme
ankebut :
ara., aram., sür. * ikeb (tutmak, durdurmak), akkabita (tutunan, duran) (aram.,
sür.) * örümcek; Kur'an'ın 29. suresinin ismi
ankesör :
fra. * en (iç, içeri, içinde, içinde, içine) + caisse (kasa, kutu, hazne),
caisser (tahsil etmek, kasaya koymak, haznelemek) + eur (-cı, -ci, yapan, eden)
* para toplama, tahsil etme veya kasaya koyma işlevi gören araç veya kişi,
kumbara
anket :
lat. * inquisita (sorgu) (inquaerere (in (iç, içe, içine) + quaerere (sormak) )
+ isita (isim yapım eki) ) (lat.); enquête (fra.) * soru sorarak bilgi toplama,
sorgulama
anketör :
lat. * inquisitor (inquisita (sorgu) (inquaerere (in (iç, içe, içine) +
quaerere (sormak) ) + isita (isim yapım eki) ) + or (-cı, -ci, yapan, eden) ) *
sorgulayan, anket yapan kişi
ankiloz :
gre. * ankuloein, ankylein (bağlamak, kıvırmak, sabitlemek, sıkmak, bükmek),
ankulos, ankylos (eğri, bükük, çarpık, kıvrık) * eklemde hareketliliğin
azalması sonucunda eklemin işlevini yapamaz duruma gelmesi
ankilozan :
gre., ing. * ankuloein, ankylein (bağlamak, kıvırmak, sabitlemek, sıkmak,
bükmek), ankulos, ankylos (eğri, bükük, çarpık, kıvrık) (gre.) + ens, ent (isim
yapım eki) (lat.) * eklemleri veya dokuları sertleştiren, ankiloza yol açan
madde veya durum, sertleştiren, katıkaştıran
ankilozan spondilit :
gre., lat. * ankuloein, ankylein (bağlamak, kıvırmak, sabitlemek, sıkmak,
bükmek), ankulos, ankylos (eğri, bükük, çarpık, kıvrık) (gre.) + ens, ent (isim
yapım eki) (lat.) + spondulos (omur) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı,
enflamasyon, sorun, hastalık eki) (gre.) * omurgayı ve omurga ile kalça kemiği
arasındaki eklemi etkileyen ağrılı, iltihaplı bir romatizma türü, omurga
romatizması, bel romatizması
ankodontos :
gre. * ankos (kıvrım, kanca, eğrilik) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) *
kanca veya çengel biçiminde eğrilmiş dişlere sahip olma özelliğini ifade eden
bileşik sıfat; özellikle memeli diş morfolojisini tanımlamada kullanılan
anatomik nitelik
ankor :
gre. * ankura (çapa, demir, dayanak noktası) * tendon tedavisinde kullanılan,
bağlar, kaslar ve tendonlar gibi yumuşak dokuları kemiğe tutturmak ve
sabitlemek için kullanılan ana implant
ankoring bias :
gre., ing. * ankura (çapa, demir, dayanak noktası) (gre.) + ing (isim yapım eki)
(ing.) * ilk verilen bilgiye gereğinden fazla önem verme
ankormen :
gre., ing. * ankura (çapa, demir, dayanak noktası) (gre.); anchor (çapa, demir)
+ man (erkek, adam, insan) (ing.) * televizyon haberciliğinde ana haber
bültenini stüdyodan sunan, sadece metinleri okumakla kalmayıp haberlerin
içeriğine, akışına ve editörlük sürecine de yön veren baskın erkek haber
spikeri
ankostik :
gre. * enkaustikos (enkaiein (içini yakmak) (en (iç, içeri, içinde, içinde,
içine) + kaiein (yakmak) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * eriyik
halde bulunan balmumu ve boya maddesi kullanılarak icra edilen resim tarzı
anksiyete :
lat., gre. * ankho, ankhein, angein (sıkmak, daraltmak, acı vermek, boğmak)
(gre.); ango (boğulma, sıkılma), angere (kızmak, kızgın olmak), anxietas
(anxius (endişeli) + itas (gibi olma, ile ilgili olma) ) (lat.); anxiété (fra.)
* korku, kaygı ve huzursuzluk gibi duyguların ani ve yoğun bir şekilde
yaşandığı psikolojik bir bozukluk, endişe bozukluğu, endişeli, evhamlı olma
hali
anksiyolitik :
lat., gre. * ankho, ankhein, angein (sıkmak, daraltmak, acı vermek, boğmak)
(gre.); ango (boğulma, sıkılma), angere (kızmak, kızgın olmak), anxietas
(anxius (endişeli) + itas (gibi olma, ile ilgili olma) ) (lat.) + lyein
(serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak), lytikos (gevşeten, çözen,
serbest bırakan, ayrıştıran) (lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma,
ayrışma, serbest kalma, yıkım) ) + tis -cı, yapan, eden eki) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * merkezi sinir sistemini etkileyerek patolojik
korku, kaygı ve gerginlik (anksiyete) belirtilerini hafifletmek veya tamamen
ortadan kaldırmak amacıyla kullanılan sakinleştirici özellikli olan (tıbbi
ilaç), anksiyeteyi azaltan, kaygıyı azaltan (ilaç)
anksiyöz :
lat. * anxius, (endişeli, kaygılı, evhamlı) * anksiyete semptomları gösteren
anlak :
tür. * an (öncesi, evvelki, hatırlanan, anılan) + la (etken fiil eki) + k (isim
yapım eki) * insanın anlama, düşünme, algılama, akıl yürütme, yargılama ve
çıkarsama gibi yeti ve yeteneklerinin tümü
anlam :
tür. * an (öncesi, evvelki, hatırlanan, anılan) + la (etken fiil eki) + m (isim
yapım eki) (tür.); ana (anlamına gelmek), yani (anlamına gelir), mana (anlam)
(ara.) * mana, bir kelime, işaret veya hareketin içerdiği bilgi
anlamak :
tür. * an (öncesi, evvelki, hatırlanan, anılan) + la (etken fiil eki) + mak
(fiil mastar eki) * evvelini, gerisini, öncesini idrak etmek, evveline dönerek
incelemek, anı (geriye dönük bilgi), akletmek, idrak etmek, kavramak
anlamdaş :
tür. * an (öncesi, evvelki, hatırlanan, anılan) + la (etken fiil eki) + m (isim
yapım eki) + daş (eş, denk, benzer, aynı eki) * aynı anlama gelen
anlaşmak :
tür. * an (öncesi, evvelki, hatırlanan, anılan) + laş (işteş fiil eki) + mak
(fiil mastar eki) * karşılıklı mutabık olmak, fikir birliğine varmak
anlaşmazlık :
tür. * an (öncesi, evvelki, hatırlanan, anılan) + laş (işteş fiil eki) + maz
(olumsuzluk son eki) + lık (isim yapım eki) * karşılıklı mutabık olamama, fikir
birliğine varamama
anlatı :
tür. * an (öncesi, evvelki, hatırlanan, anılan) + la (etken fiil eki) + tı
(isim yapım eki) * roman, öykü, masal gibi yazınsal türlerde bir olay dizisini
anlatma biçimi, öyküleme
anlatmak :
tür. * an (öncesi, evvelki, hatırlanan, anılan) + lat (etken fiil eki) + mak
(fiil mastar eki) * izah etmek, açıklamak, anlamasını sağlamak
anlayış :
tür. * an (öncesi, evvelki, hatırlanan, anılan) + la (etken fiil eki) + yış
(isim yapım eki) * anlama durumu, anlama becerisi
anlı şanlı :
tür., ara. * an (öncesi, evvelki, hatırlanan, anılan) + lı (sahibi, ile
birlikte) (tür.) + şan (hal, durum, statü, mevki, konum, etkinlik, iş güç,
önemli ve prestijli iş) + lı (sahibi, ile birlikte) (ara.) * güzel, gösterişli,
ünlü
anmak :
tür. * an (öncesi, evvelki, hatırlanan, anılan) + mak (fiil mastar eki) * hatırlamak,
yad etmek
anna perenna :
gre., lat. * anna (lütuf, iyilik, yardım, iltimas) + perennis, perenna (sonsuz,
ebedi; yinelenen, tekrarlayan, döngüsel) * Roma mitolojisinde ihtiyar bir kadın
olarak tasvir edilen ve 14 Mart'ta festivali düzenlenen tanrıça
annapurna :
san. * anna (besin, gıda, yiyecek, tohum) + poorna (tam, kusursuz) * Hint
mitolojisinde (Hinduizm) beslenme tanrıçası; Himalaya dağlarında bulunan, 55 km
uzunluğundaki bir dizi zirveden biri
anne :
tür. * an (doğurmak, üretmek, oluşturmak, meydana getirmek) + ne (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer), (Inanna (cinsel aşk ve doğurganlık tanrıçası) ) (süm.),
Anne - Marie (fra.), Anna Maria (Meryem Ana) (lat.) * ana, çocuk doğuran kadın;
öncesi, esası
anneanne :
tür. * anne (ana) + anne (ana) * annenin annesi
annihilasyon :
lat. * annihilare (yok etmek) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + nihil (hiç,
hiçbir şey, yok) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * yok olma,
ortadan kalma, yok etme, ortadan kaldırma, imha etme; iptal etme, fesih;
parçacık fiziğinde, bir atomaltı parçacık ve ilgili antiparçacığı çarpıştığında
başka parçacıklar üretme işlemine, örneğin bir elektron ile çarpışan bir
pozitronun iki foton üretmesi
anno domini :
lat. * annus, anno (yıl, sene; zaman) + domini (efendi, malik, sahip, reis,
lord) * efendinin yılında, efendinin yılı; Hz. İsa'nın doğumu (AD)
annona :
lat. * annona (gıda, mahsul; şeker elması) * yenilebilir ve aromatik meyveler
veren tropikal ağaçları kapsayan bitki cinsi
annonaceae :
lat. * annona (gıda, mahsul; şeker elması) + aceae (-giller, botanik familya
eki) * çoğunlukla tropikal bölgelerde yetişen ağaç, çalı ve sarılıcı bitkileri
kapsayan; Annona, Asimina ve Cananga gibi cinsleri içeren annonagiller
(muhallebigiller) familyası
annuit coeptis :
lat. * annuere (onaylamak, tasdik etmek, doğrulamak) *ad (-a doğru, yönelim,
yan, yakın) + nuere (başını sallamak, onaylamak, işaret etmek) ), annuit
(onayladı, destek verdi, onaylanmış, desteklenmiş, tercih edilmiş) + coepere
(başlamak), coeptum (başlangıç, taahhüt), coeptis (işler, başlangıçlar,
taahhütler)
anobiidae :
lat. * anobium (bir tür odun böceği) (anobos (yararsız, faydasız, küçük,
önemsiz) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + nobos (yararlı,
faydalı) ) + ium (durum eki) ) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.);
idae (-giller, zoolojik familya eki) * larvaları genellikle odun ve kuru bitki
maddesi yiyen küçük boyutlu odun böcekleri familyası
anodonti :
gre. * an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + odous (diş), odontos (diş
ile ilgili) + eia (isim yapım ve durum eki) * konjenital (doğuştan) bir anomali
nedeniyle süt veya kalıcı dişlerin bir kısmının ya da tamamen eksik olması
durumu
anofel :
gre. * anofeles (faydasız; zararlı) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön
eki) + nofeles (fayda, yarar) ) (gre.); nef'a (fayda, yarar), menfaat
(faydalanma, yararlanma, çıkar sağlama) (ara.) * ikikanatlılar takımından,
bataklıklarda üreyen, sıtma mikrobunu ısırma yoluyla insana aşılayan sivrisinek
türü
anoftalmi :
gre. * anophthalmos (an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) +
ophthalmos (göz, göz çukuru) (oph, ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm,
yüz) + thalamos (iç oda, odacık) ) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) *
doğuştan gözün hiç gelişmemiş olması
anogenital : lat.,
gre. * anus (halka, çember) (lat.) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak,
yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten,
meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (genos (gen, yaratılış, türeyiş,
üreme, oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins,
çeşit, sınıf, kategori) + es (ile ilgili, -a ait) ) (gre.) + itas (isim yapım
ve durum eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * anüs ve
genital bölge ile ilgili
anoksemi :
gre. * anoxaimia (an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + oxus, oxys
(keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + emia (kanla ilgili olma; kanda
bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
arteriyal kandaki oksijen miktarının azalması anoksi
anoksi :
gre. * an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + oxys (keskin, sivri,
ekşi, asidik, oksijenli) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * oksijenin
organizmadaki dokulara yeterli miktarda ulaşamaması durumu
anoksik :
gre. * an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + oxys (keskin, sivri,
ekşi, asidik, oksijenli) + ikos (ile ilgili, gibi) * anoksi ile ilgili
anomali :
gre. * anomalos (olağan dışı, sıra dışı, anormal, normlara uymayan, tuhaf,
garip) (a, an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + homalos (bir örnek,
tekdüze, sıradan, düz, düzenli, kurala uygun, normal) ) + eia (isim yapım, yer
ve durum eki) * bir şeyin normalden veya beklenenden farklı olma durumu,
anormallik, sapaklık, sapma
anomalistik :
gre. * anomalos (olağan dışı, sıra dışı, anormal, normlara uymayan, tuhaf,
garip) (a, an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + homalos (bir örnek,
tekdüze, sıradan, düz, düzenli, kurala uygun, normal) ) + eia (isim yapım, yer
ve durum eki) + istes (-cı, yapan, eden eki) + ikos (ile ilgili, -a ait) *
anormallikleri, olağandışı durumları veya normalden sapmaları konu alan,
bunlarla ilgili olan; mevcut bilimsel anlayışın veya normların dışında kalan
sıra dışı, tuhaf ya da açıklanamayan olayları rasyonel ve bilimsel yöntemlerle
inceleyip mantıklı açıklamalar bulma çalışması
anomalocaris :
gre. * anomalos (olağan dışı, sıra dışı, anormal, normlara uymayan, tuhaf,
garip) (a, an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + homalos (bir örnek,
tekdüze, sıradan, düz, düzenli, kurala uygun, normal) ) + karis (karides,
kabuklu canlı) * Kambriyen döneminde (yaklaşık 500 milyon yıl önce) yaşamış,
eklembacaklıların atası kabul edilen, büyük kavrayıcı kollara ve dairesel bir
ağza sahip devasa bir yırtıcı deniz canlısı cinsi
anomalopidae :
gre. * anomalos (olağan dışı, sıra dışı, anormal, normlara uymayan, tuhaf,
garip) (a, an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + homalos (bir örnek,
tekdüze, sıradan, düz, düzenli, kurala uygun, normal) ) + eia (isim yapım, yer
ve durum eki) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) (gre.) + eidos
(görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki)
(lat.) * tropikal denizlerde yaşayan, gözlerinin altında ışık üreten
(biyolüminesan) bakterilerle dolu ışık organları bulunan fener gözlü balıkları
veya el feneri balıklarını kapsayan familya
anomi :
gre. * anomia (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + nemoein, nemein
(ayarlamak, düzenlemek, dağıtmak, paylaştırmak, yönetmek), nomia (yönetim,
idare, düzenleme, yasama, ayarlama, düzenleme, sıralama, dizme) (nomos (kural,
kanun, yasa, düzenleme, ayarlama) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) )
(gre.); nam (isim) (far.) * toplumda normların kaybolması veya bireylerin
normlara uymaması durumu, yasasızlık, kuralsızlık, kanunsuzluk
anomik :
gre. * anomia (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + nemoein, nemein
(ayarlamak, düzenlemek, dağıtmak, paylaştırmak, yönetmek), nomia (yönetim,
idare, düzenleme, yasama, ayarlama, düzenleme, sıralama, dizme) (nomos (kural,
kanun, yasa, düzenleme, ayarlama) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos
(sıfat yapım eki) * toplumsal normların veya kuralların zayıfladığı, bozulduğu
ya da bulunmadığı durumla ilgili olan; anomiye ilişkin
anomochloaceae :
gre., lat. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + nemoein, nemein
(ayarlamak, düzenlemek, dağıtmak, paylaştırmak, yönetmek), nomos (kural, kanun,
yasa, düzenleme, ayarlama) (gre.) + chloa (çim, genç ot) + aceae (-giller,
botanik familya eki) (lat.) * tropikal Amerika'da bulunan, ilkel özellikler
taşıyan bambu akrabalarını içeren küçük bir çimgiller akrabası (Poales)
familyası
anomura :
gre. * anomalos (olağan dışı, sıra dışı, anormal, normlara uymayan, tuhaf,
garip) (a, an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + homalos (bir örnek,
tekdüze, sıradan, düz, düzenli, kurala uygun, normal) ) + ouros (kuyruk) *
karın (abdomen) yapıları tipik yengeçlerden ve diğer on ayaklı kabuklulardan
farklı olan, keşiş yengeçleri, kral yengeçleri ve porselen yengeçleri gibi kabuklulardan
oluşan infra-takım
anonim :
gre. * an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + onoma, onuma, onyma,
onomos, nimo (isim, ad) * adı bilinmeyen, adsız, isimsiz
anons :
lat. * annuntiatio (annuntiare (duyurmak, bildirmek, haber vermek, anons etmek)
(ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + nuntiare (haber vermek, bildirmek,
duyurmak) ) + tio (isim yapım eki) ) * duyuru, duyurma, bildirme, bildiri,
ilan, beyan
anonsör :
lat. * annuntiare (duyurmak, bildirmek, haber vermek, anons etmek) (ad (-a
doğru, yönelim, yan, yakın) + nuntiare (haber vermek, bildirmek, duyurmak) ) +
tor (-cu, çu, yapan, eden) * duyuran, bildiren, ilan eden, anons eden
anopsi :
gre. * an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + ops, opsis (göz, görme,
görünüş, görünüm, yüz) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * görme duyusunun
yokluğu
anorak :
inu., esk. * annoraaq (giysi, kıyafet, giyim eşyası) * su geçirmez kumaştan
yapılmış, yağışa karşı başlıklı, spor ceket, su ve rüzgar geçirmez, kapüşonlu
mont
anoreksi :
gre. * an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + orexis (iştah, arzu,
istek) * kişinin kilo almaktan aşırı korkması nedeniyle yemek yemeyi reddetmesi
ve kendini aç bırakmasıyla karakterize ciddi bir yeme bozukluğu, besin reddine
dayalı yeme bozukluğu
anoreksijenik :
gre. * an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + orexis (iştah, arzu,
istek) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek),
genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan,
kaynaklanan) + ikos (ile ilgili,-a ait) * iştahı baskılayarak yemek yeme
isteğini azaltan ve böylece besin alımını düşüren (madde, hormon veya
mekanizma)
anoreksia nervoza :
gre., lat. * an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + orexis (iştah,
arzu, istek) + neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.);
nervosus (sinirsel, sinirlerle ilgili) (nervus (sinir) + osus (ile ilgili,
gibi, -a ait) ) (lat.) * özellikle genç kadınlarda görülebilen, besin reddi,
çok az uyuma, buna rağmen çok aktif olma ve anormal vücut ağırlığı ile
tanımlanan ve hayati tehlikeye sahip olan bir yeme bozukluğu
anorektal :
lat. * anus (makat, anüs) + rectum (doğru, düz) + alis (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * kalın bağırsağın sonundaki dışkı çıkış ağzı olan anüs ve rektum
ile ilgili
anorganik :
gre. * an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + organon (alet, araç;
uzv) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * karbon-hidrojen bağı
içermeyen, hücre barındırmayan, inorganik
anorgazmi :
gre. * an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + orgasmia (uyarılma,
heyecanlanma, coşma durumu) (orgasmos (uyarılma, heyecan, coşma, doruk nokta)
(orgaein (coşmak, kabarmak, şişmek, taşmak, uyarılmak, heyecanlanmak) + ismos
(isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) ) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * yeterli uyarıya rağmen orgazma ulaşamama sendromu ile
karakterize bir tür cinsel işlev bozukluğu
anormal :
gre., lat. * anomalos (olağan dışı, sıra dışı, anormal, normlara uymayan,
tuhaf, garip) (a, an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + homalos (bir
örnek, tekdüze, sıradan, düz, düzenli, kurala uygun, normal) ) (gre.); a (-sız,
yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + normalis (kurala uygun) (norma (cetvel,
ölçüt, kural, standart) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) *
genel örneğe, alışılmışa, kurala aykırı olan, norma uymayan
anorşi :
gre. * an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + orkhis (testis) *
doğuştan (konjenital) testislerin olmaması
anortit :
gre. * an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + orthos (doğru, dik,
düzgün) + ites (element, kayaç ve mineral eki) * magmatik ve metamorfik
kayaçlarda yaygın olarak bulunan, triklinik sistemde kristalleşen ve kimyasal
bileşimi kalsiyum alüminyum silikat (CaAl2Si2O8) olan, plajiyoklaz feldspat
grubunun kalsiyumca en zengin uç üyesi
anosmi :
gre. * an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + osmia (omein (koklamak,
koku almak, kokuyu algılamak) (osme (koku, koklama duyusu) + ein (fiil mastar
eki) ) + eia (olma durumu) ) * koku alamama, koku duyusu yitimi sendromu
anot :
gre. * anhodos, anidos (ana (tekrar, yeniden, yukarı doğru, yukarıya, yükseğe,
üste, geri, arkaya, baş, önce, evvel) + hodos (yol, geçit, izlenen yol, yön) )
(gre.); huda (yönlendirme, yola yöneltme, doğru yola yönlendirme) (ara.) *
redoks tepkimelerinde yükseltgenmenin (bir maddenin elektron vermesi)
gerçekleştiği pozitif yüklü elektrot, artı uç
anotasyon :
lat. * annotare (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + nota (işaret, nişan,
belirti, sembol, iz, kod), notare (işaretlemek, işaret koymak, kodlamak) ) +
tio (isim yapım eki) * bir metine veya şemaya açıklama veya yorum olarak
eklenen işaret veya yazı
anotlama :
gre. * anhodos, anidos (ana (tekrar, yeniden, yukarı doğru, yukarıya, yükseğe,
üste, geri, arkaya, baş, önce, evvel) + hodos (yol, geçit, izlenen yol, yön) )
(gre.) + la (etken fiil eki) + ma (isim yapım eki) (tür.) * bir metal veya
iletken yüzeyin anot olarak kullanılarak elektrokimyasal oksidasyonla
kaplanması veya koruyucu oksit tabakası oluşturulması işlemi; ham verilerin
(görsel, metin, ses) yapay zeka modelleri tarafından anlaşılabilmesi için
açıklayıcı etiketler veya işaretler ekleme süreci, veri etiketleme
anozognozi :
gre. * anosognosia (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + nosos
(hastalık) + gnosia (bilgi, bilme, tanıma) (gnosis (bilme, bilgi, tanı) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * engelli veya hasta bir kişinin engelli veya
hasta olduğunu idrak edememesi sendromu
anredera :
lat. * Anredera (yerel Güney Amerika bitki adı) * etli yapraklı ve sarılıcı
gövdelere sahip tropikal bitkileri kapsayan bitki cinsi
ansambl :
lat. * insimul (in (iç, içeri, içeriye, içeride, içine, içinde) + simul (aynı,
eş, benzer, aynı zamanda, eş zamanlı) (lat.); ensemble (birlikte, beraber)
(fra.) * birlikte, beraber, topluluk (müzik)
ansefal :
gre. * enkephale, enkephalos (en (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) +
kephale, kephalos (kafa, baş) ) (gre.); kafa (baş, tepe, başın arkası, ense;
önünde olan, karşı taraf; ardından gitmek, izlemek, takip etmek), koful (içi
boş olan hazne) (tür.) * kafatası içinde bulunan merkezi sinir sisteminin ön ve
orta bölümünü oluşturan organ, yani beyin
ansefalik :
gre. * enkephale, enkephalos (en (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) +
kephale, kephalos (kafa, baş) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * kafatası
içinde bulunan merkezi sinir sisteminin ön ve orta bölümünü oluşturan organla
ilgili, beyin ile ilgili
ansefalit :
gre. * enkephalitis (enkephale, enkephalon, enkephalos (kafanın içi, beyin (en
(iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + kephale, kephalos (kafa, baş) ) + itis
(iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) ) * viral veya
bakteriyel enfeksiyon sonucu ortaya çıkan beyin iltihabı
ansefalopati :
gre. * enkephalitida (enkephale, enkephalon, enkephalos (kafanın içi, beyin (en
(iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + kephale, kephalos (kafa, baş) ) +
patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun,
sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
) * beyin dokusunda dejeneratif değişikliklerin görüldüğü hastalıkların genel
ismi
anser :
lat. * anserem (kaz) * Kuzey Yarımküre'de yaşayan, Anatidae familyasına bağlı
göçmen bir kuş cinsi
anseriformes :
lat. * anserem (kaz) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) +
is (ile ilgili, -a ait) ) * ördekleri, kazları ve kuğuları kapsayan, su
yaşamına uyum sağlamış kuşlar takımı, kazsılar
ansestral :
lat. * antecessor (ante (önce, ön, evvel) + cessor (giden) (cedere (gitmek,
ilerlemek, yol almak, uzaklaşmak, çekilmek) + essor (-cı, yapan, eden eki) ) +
alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * genetik olarak bir bireyin veya türün
atalarına ait olan, miras kalan veya kökensel özellikleri taşıyan
ansestral spirit :
lat. * antecessor (ante (önce, ön, evvel) + cessor (giden) (cedere (gitmek,
ilerlemek, yol almak, uzaklaşmak, çekilmek) + essor (-cı, yapan, eden eki) ) +
alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + spirare (nefes almak, üflemek, nefes
vermek, solumak), spiritus (ruh, nefes, üfleme, solunum) * kültür ve inanç
sistemlerinde bir topluluğun veya ailenin atalarına ait olduğuna inanılan ve
korunması veya saygı gösterilmesi gereken ruh
ANSI :
ing. * American (Amerikan) + National (Ulusal) + Standards (Standartlar) +
Institute (Enstitüsü) * standartları ve uygunluk değerlendirme sistemini
yöneten, koordine eden, kar amacı gütmeyen ABD kökenli özel bir kuruluş
ansımak :
tür. * an (hatırlamak, yad etmek) + sı (edilgen fiil eki) + mak (fiil mastar
eki) * anımsamak, hatırlamak
ansızın :
tür. * an (çok küçük zaman dilimi) + sız (yoksunluk, zıtlık ve olumsuzluk eki)
+ ın (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ne olduğunu anlamadan, idrak edemeden
ansiklopedi :
gre., lat. * en (iç, içe, içeride) + kuklos, kyklos (daire, devir, çember,
döngü, dönem, tekerlek, dairesel hareket, siklus) (gre.); cyclus (lat.) +
paedia, pedia (eğitim) (paidein (eğitmek, öğretmek) + eia (isim yapım eki) ) *
bütün bilim alanlarına ilişkin bilgileri alfabetik sırada içeren kaynak
ansiklopedik :
gre. * en (iç, içe, içeride) + kuklos, kyklos (daire, devir, çember, döngü,
dönem, tekerlek, dairesel hareket, siklus) (gre.); cyclus (lat.) + paedia,
pedia (eğitim) (paidein (eğitmek, öğretmek) + eia (isim yapım eki) ) + ikos
(ile ilgili, gibi) * amsiklopedi ile ilgili, ansiklopedi formatına veya
içeriğine benzeyen
ansilümen :
ing. * American (Ameirkan) + National (Ulusal) + Standard (Standart) +
Institute (Enstitüsü) (ing.) + lumen, luminis (ışık, aydınlık, iç boşluk)
(lat.) * projeksiyon cihazlarına ilişkin olarak, Amerikan Ulusal Standart
Enstitüsü (ANSI (American National Standard Institute) ) tarafından kabul
edilmiş ışık gücü-parlaklık standardı
anstabil :
lat. * an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + stabilis (ayakta duran,
sabit olan, dikilen, dik duran, kararlı olan, devam eden, daim olan,
değişmeyen, varlığını sürdüren) (stare (durmak, ayakta durmak, dikilmek, dik
durmak, kararlı olmak, sabit kalmak, değişmemek, varlığını sürdürmek, devam
etmek, daim olmak) + abilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) ) * istikrarsız,
kararsız, sabit olmayan, durağan olmayan
ant :
tür. * an (hatırlamak, yad etmek, anımsamak), and (hatırlama, yad etme,
anımsama) (tür.); and, und (ve, birlikte, bağlı olarak) (ing., fra.), end, Ende
(son, sonuçlanmak, sonuca ulaşmak, uç) (ing., alm.) * tutmak, anlaşmak, sonuca
bağlamak, bağlanmak; bağlılık, tutma, anlaşma, sözleşme, yemin etme, ahdetme,
sonuca bağlama
antagonist :
gre. * antagonizesthai (anti (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) +
agonizesthai (mücadele etmek, çabalamak, uğraşmak) (agon (yarış, mücadele,
rekabet, çaba, uğraş) + izesthai (fiil mastar eki) ) (gre.) + ista (yapan, eden
eki) (lat.) * vücutta bir reseptöre bağlanarak, o reseptörü doğal olarak uyaran
bileşiğin yerine geçen ve o reseptör uyarıldığında doğal olarak ortaya çıkan
sonucu engelleyen bileşik
antagonistik :
gre. * anti (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + agonizesthai (mücadele
etmek, çabalamak, uğraşmak), agon (yarış, mücadele, rekabet, çaba, uğraş)
(gre.) + ista (yapan, eden eki) (lat.) + ikos (ile ilgili, gibi) (gre.) * bir
etkiyi, maddeyi veya kişiyi başka bir etkiye karşı koyan, engelleyen; karşıt,
zıt; birine veya bir şeye karşı aktif muhalefet veya düşmanlık gösterme veya
hissetme ile ilgili
antagonizm :
gre. * antagonismos (anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + agon (mücadele,
çaba, uğraş) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) ) * aktif
düşmanlık veya muhalefet, zıtlık
antagonizma :
gre. * antagonismos (anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + agon (mücadele,
çaba, uğraş) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) ) * aktif
düşmanlık veya muhalefet, zıtlık
antakarinya :
ant. * anta (yer; topluluk) + karinya (halk, insanlar, topluluk, soy, nesil) *
Güney Avustralya'nın kuzeydoğu bölgesindeki aborjinlerin konuştuğu, Pama-Nyungan
dillerinin Wati dilleri kolunun Batı Desert dilleri grubundan bir dil
antakya :
gre. * Antiokheia (İnatçıların yeri, Direnişçilerin yeri) ) (antiokheos
(dirençli, karşı koyan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * Hatay'ın bir
ilçesi
antalya :
gre. * attaleia (attalos (kibarlık, şefkat; çocuk büyütme) + ieia (yer eki) ) *
Türkiye'nin, kuzeyinde Burdur, Isparta, Konya, doğusunda Karaman, Mersin,
batısında Muğla bulunan 07 plakalı ili
antananarivo :
malg. * antana (şehir) + narivo (bin) (binlerin şehri) * Madagaskar'ın başkenti
(bu isim Andrianjaka askerlerinin onuruna verilmiş olup, önceki ismi Analamanga
idi.)
antant :
lat., fra. * intentus (yönelmiş, kasdedilmiş, niyet edilmiş) (intendere
(yönelmek, kasdetmek, niyet etmek) (in (iç, içe, içine) + tendere (germek,
gerilmek, uzatmak, esnetmek, yöneltmek) + entus (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) (lat.); entente (fra.) * mutabık, anlaşmış; mutabakat, anlaşma,
tarafların ortak niyet veya politikalarını ifade eden uzlaşma
antarktik :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + arkt, arktos (kutup ayısı) +
ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Güney Kutbu ve onu çevreleyen
bölgelerle ilgili
antarktika :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + arkt, arktos (kutup ayısı) +
ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) *
Güney Yarımküre'nin en güneyinde bulunan ve Güney Kutbu'nu içeren kıta
antasid :
lat. * an, ant (yokluk, zıtlık ve olumsuzluk öneki) + acidus (ekşi olan;
hidrojen iyonu veren, pH düşürücü madde, asit) * midede asitliğin önlenmesi
veya düzeltilmesi
antazolin :
lat. * anti (karşı, engelleyen) + azol (azol halkası, heterosiklik azotlu
halka) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * histamin H₁ reseptörlerini bloke ederek
alerjik reaksiyonları hafifleten sentetik antihistaminik özellik taşıyan ilaç
etken maddesi (C17H20ClN3)
antefleksiyon :
lat. * ante (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + flexio (flectere
(bükmek, eğmek, esnemek, bükülmek) + tio (isim yapım eki) ) * ön tarafa doğru
eğilme veya bükülme; bir organın öne doğru bükülmesi, öne bükülüm
antegrad :
lat. * ante (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + gradus (adım, basamak,
kademe, derece, seviye, düzey, aşama, mertebe, sınıf) * bir sıvının, elektrik
sinyalinin veya sinir iletiminin vücuttaki normal anatomik akış yönünde, yani
arkadan öne (ileriye) doğru hareket etmesi, vücuttaki normal kan akışı gibi
ileri yönde hareket
antegrat :
lat. * ante (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + gradus (adım, basamak,
kademe, derece, seviye, düzey, aşama, mertebe, sınıf) * bir sıvının, elektrik
sinyalinin veya sinir iletiminin vücuttaki normal anatomik akış yönünde, yani
arkadan öne (ileriye) doğru hareket etmesi, vücuttaki normal kan akışı gibi
ileri yönde hareket
antekubital :
lat. * ante (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + cubitus (dirsek) +
alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kolun dirsekten aşağı bölümüyle
ilgili
antem :
gre. * antiphonos (anti (zıt, karşıt; üstünde, üzerinde, yukarıda) + phone,
phonos (ses) * bir dini koro kompozisyonu, ilahi, marş
antemoid :
gre. * anthos, anthemon (çiçek) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli,
biçimli) * çiçek biçimli, çiçeğe benzeyen, çiçeksi
antemortem :
lat. * ante (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + mortem (ölüm) *
ölümden önce
anten :
lat. * antenna (yelken tersanesi, direk, çıpa ipi) * radyo, televizyon veya
iletişim cihazlarında sinyal almak veya iletmek ve yayını çekmek için
kullanılan uzantı veya yüksek yere kurulan iletken tel yapı (kökeni Romalıların
gemilerde kullandığı direk ve ip sistemine dayanır.); bir canlının (özellikle
hayvanların) çevresini algılamasını sağlayan, uyarıları toplayan organ veya
yapı; duyu organı, duyarga
antenatal :
lat. * ante (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + nasci (doğmak,
oluşmak, meydana gelmek), natus (doğmuş, oluşmuş, meydana gelmiş) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * doğum öncesi ile ilgili
antennaria :
lat. * antenna (duyarga, anten) + aria (aitlik eki) * çiçek tablaları anteni
andıran tüylü yapılar taşıyan bitkileri kapsayan bitki cinsi
antep :
ara., far. * ayn (göz; pınar, kaynak, menba) (ara.) + tab (parıltı, ışıltı;
aydınlatan, parıldayan, parlatan; güç, kuvvet) (far.) * parıltı kaynağı;
Türkiye'nin Gaziantep ilinin merkezi olan şehirdir. Güneydoğu Anadolu
Bölgesi'ndeki 27 plaka numaralı şehir
antepartum :
lat. * ante (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + partus, partum (ortaya
çıkarma, doğurma, ele geçirme, edinme, doğum, oluşum, meydana gelme) (parere
(ortaya çıkarmak, doğurmak, üretmek, yaratmak, oluşturmak, meydana getirmek,
öne getirmek, başarmak; belirmek, ortaya çıkmak) + tus, tum (isim yapım eki) )
* doğum öncesi; doğumdan önceki gebelik dönemi, özellikle doğuma hazırlık
süreci ve bu dönemdeki anne-fetüs durumları
anteridyum :
gre. * anthera (çiçek açan, tomurcuk; erkek organ başçığı) (anthos (çiçek) +
era (sıfat yapım eki) ) + idium (isim yapım eki) * alg, mantar, kara yosunu ve
eğrelti otları gibi canlılarda erkek gametleri (spermatozoitleri veya
spermatikleri) oluşturan erkek üreme organı; çiçekli bitkilerde erciklerin
polen üreten ve polen keselerini taşıyan yapı
anterior :
lat. * ante (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + erus, erior (ile
ilgili, gibi, -a ait) * öndeki, ön, önceki, evvelki
anterit :
gre. * enteritis (enteron (ince bağırsak; kiriş, şerit, geçit) (en (iç, içe,
içine) + teron (bağırsak, iç organ) ) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı,
enflamasyon, sorun, hastalık eki) ) * ince bağırsak yangısı (enflamasyonu)
anteroapikal :
lat. * ante, antero (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + apex, apic
(tepe, zirve) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ön tepesel, ön ve
tepeye ait
anteroapikal miyokardiyal
iskemi : lat., gre. * ante, antero (önce, önceye doğru, evvel,
ön, öne, önde) + apex, apic (tepe, zirve) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (lat.) + mus, myo (kas) + kardia (yürek, kalp) (gre.) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + iskhaimos (kanı durdurma) (iskhein (geri
tutmak, engellemek) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima,
haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * sol kalp
ventrikülünün apikal ön segmentinin iskemisi (kansızlığı)
anterograd :
lat. * ante, antero (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + gradus (adım,
basamak, kademe, derece, seviye, düzey, aşama, mertebe, sınıf) * ileri doğru,
geleceğe yönelik, zamanda ileriye doğru yönlendirilmiş; öğrenilen yeni
bilgilerin ve olayların kalıcı belleğe aktarılamaması, yeni anıların
oluşturulabilmesini engelleyen ileri dönük hafıza kaybı
anterograd amnezi :
lat., gre. * ante, antero (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + gradus
(adım, basamak, kademe, derece, seviye, düzey, aşama, mertebe, sınıf) + amnesis
(hafıza kaybı) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + mimneskomai
(hatırlamak, anımsamak), mnesis (hatırlama, hafıza, bellek) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) * hafıza kaybına sebep olan olaydan sonra yeni anılar
yaratma yetisinin kaybedilmesi, yakın zamanda gerçekleşen olayların
hatırlanamaması ancak travmadan önceki olayların hatırlanması
anterograf :
gre. * enteron (ince bağırsak; kiriş, şerit, geçit) (en (iç, içe, içine) +
teron (bağırsak, iç organ) ) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek,
kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım,
çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ince bağırsak
görüntüleme
anteroinferior :
lat. * antero (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + inferus (aşağı, alt,
alçak) (in (iç, içe, içine, aşağı) + ferre (getirmek, taşımak, götürmek,
yüklenmek) ) + ior (-cı, yapan, eden eki) * ön ve arka tarafta olan
anterointerior :
lat. * antero (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + interior (içsel,
içle ilgili, dahili) (inter (iç, içeri, içinde, içinde) (in (iç, içe, içine, aşağı)
+ terra (yer, toprak) + us (son ek) ) + ior (-cı, yapan, eden eki) ) * ön ve iç
tarafta olan
anterolateral :
lat. * antero (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + lateralis (iki
tarafa da ait, yan, yanal) (latere (yan tarafında olmak) (latus (taraf, yan) +
are (fiil mastar eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * ön ve yan
tarafta olan
anteromedial :
lat. * antero (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + medius (orta) + alis
(ile ilgili, gibi, -a ait) * önde ve ortaya doğru
anteroposterior :
lat. * antero (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + posterus (arka,
arkada bulunan; sonraki, daha sonra gelen) (post (sonra, ardından) + erus (ile
ilgili, gibi, -a ait) ) + or (-cı, yapan, eden eki) ) * hem ön hem de arkaya
ilişkin
anteros :
gre. * antheros (çiçekli, çiçek açan) (anthos (çiçek) + erasthai, erasthein
(arzulamak, istemek, sevmek), eros (arzulama, isteme) ) * Yunan mitolojisinde
Ares ile Afrodit'in çocuğu olan, sevgiye karşılık veren tanrıça
anterosel : gre. * enteron (bağırsak, sindirim
sistemi; kiriş, şerit, geçit) + kele (tümör, yumru, şişlik, şişme, kese, torba,
çıkıntı, fıtık) * pelvik taban
kasları ve destek dokularının zayıflaması nedeniyle ince bağırsağın alt pelvik
boşluğa doğru kayarak vajina duvarına (genellikle arka-üst kısmına) baskı
yapması ve burada fıtıklaşma tarzında bir şişlik oluşturması durumu
anteroseptal :
gre. * enteron (ince bağırsak; kiriş, şerit, geçit) (en (iç, içe, içine) +
teron (bağırsak, iç organ) ) + septalis (bölümle ilgili) (septum (bölme, duvar)
+ alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * septumun ve özellikle
interventriküler septumun önünde yer alan
anterosuperior :
lat. * antero (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + üzerinde, yukarıda,
üstte, üstünde, üstün, yüksek, superus (üzerinde, yukarıda, üstte, üstünde,
üstün, yüksek olan) + or (-cı, yapan, eden eki) * önde ve yukarıda konumlanmış
olan
antet :
fra. * en (iç, içe, içine) + tête (baş, kafa) * zarf veya kâğıt başlığı;
başlık, mektup kâğıdı başlığı
anteversiyon :
lat. * ante (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + versio (dönme, dönüş,
rotasyon, dönüşüm, yönelim, çevrim) (vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek,
yönelmek) + tio (isim yapım eki) ) * öne doğru eğimli olma durumu
antevert :
lat. * ante (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + versus, vertus
(dönmüş, döndürülmüş, çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen)
(versare (dönmek, döndürmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek,
çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * bir
organın, özellikle de rahimin öne doğru eğilmesi
antevorta :
lat. * ante (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + vertere (dönmek,
çevirmek, döndürmek, yönelmek), vorta (dönme, çevirme) * astronomide veya
astrolojide bir gezegenin veya cismin ilerleyiş yönünde gözlemlenen, normal
yörüngesinden öne doğru sapma hali; Roma mitolojisinde bilinen geleceğin
tanrıçası, Porrima
antheia :
gre. * anthos (çiçek) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * çiçek açan,
çiçekli; Yunan mitolojisinde Hera ve Afrodit tanrıçalarının her ikisinin de
sıfatı
anthemis :
gre. * anthemon (çiçek) * papatyaya benzer çiçekleri olan, papatyagiller
(Asteraceae) familyasına ait bitki cinsi
anthericaceae :
gre., lat. * antherikos (çiçekli, çiçeksi, çiçekle ilgili, başaklı) (anthos
(çiçek) (gre.) + ikos (ile ilgili,-a ait) ) + aceae (-giller, botanik familya
eki) (lat.) * zambaklar takımında yer alan, çoğunlukla otsu bitkileri kapsayan
Anthericaceae (Anterikgiller) familyası, çimen zambağıgiller, kurdele çiçeği
familyası
anthericum :
gre., lat. * antherikos (çiçekli, çiçeksi, çiçekle ilgili, başaklı) (anthos
(çiçek) (gre.) + ikos (ile ilgili,-a ait) ) (gre.); anthericum (lat.) *
Asparagaceae (kuşkonmazgiller) familyasına ait, çiçek başçıkları belirgin olan,
rizomlu, çok yıllık, ince yapraklı otsu bitkilerden oluşan bir bitki cinsi
anthias :
gre. * anthias (bir balık) * çeşitli küçük, parlak renkli deniz balıklarından
herhangi biri
anthriscus :
gre. * anthrískos (yabani maydanoz) * yaprakları maydanozu andıran, şemsiyegiller
familyasına ait bitki cinsi
anthyllis :
gre. * anthos (çiçek) + ioulos (tüy) * çiçekleri yünlü ve yoğun başaklar
oluşturan baklagil bitkilerini kapsayan bitki cinsi
anti :
gre. * anti (zıt, karşıt, muhalif, ters, aksi) * yokluk, zıtlık, karşıtlık, olumsuzluk,
muhalefet, terslik, aksilik anlamı katan önek
anti de sitter uzayı :
lat., alm. * anti (karşıt, zıt, ters) (lat.) + de Sitter (Hollandalı fizikçi
Willem de Sitter) (alm.) + uzay (evren, feza) (tür.) * negatif kosmolojik
sabitli, eğik (curved) dört boyutlu veya daha yüksek boyutlu uzay-zaman
geometrisini tanımlayan, genel görelilik ve kuantum alan kuramlarında özellikle
kara delik ve sicim teorisi çalışmalarında kullanılan teorik fizik kavramı
antiaging :
gre., ing. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + age (yaş,
yaşlanmak) + ing (-ma, fiili isim yapım eki) (ing.) * yaşlanmayı önleyen,
geciktiren; cilt bakımı ve tıp bağlamında kullanılan sıfat
antialerjik :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + allergikos (alerjik) (allos
(diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + ergia (iş durumu, çalışma durumu,
eylemsellik) (ergos, ergon (iş, çalışma, eylem) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * bağışıklık sisteminin bir
maddeye karşı verdiği ve vücuda zararlı etkileri olan tepkisi
antiasit :
gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + acidum, acidus
(ekşi olan, asit) (acere (ekşi olmak) + idus (ile ilgili olan) ) (lat.) * mide
asidini nötralize eden ve mide ekşimesi, hazımsızlık veya mide bulantısını
gidermek için kullanılan bir madde
antibakteriyel :
gre., lat. * antibaktiriakos (anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + bakterion
(küçük şey, küçük çubuk) (bak (destek için kullanılan değnek, çivi, çubuk, asa,
sopa, baston) + terion, teria (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) +
alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * bakteri önleyici veya yok
edici
antibilim :
gre., tür. * anti (zır, karşı, karşıt, ters, aksi) (gre.) + bilim (bilme, ilim,
tanıma) (tür.) * bilimin yöntemlerini, bulgularını veya bilimsel yaklaşımı
reddeden veya bunlara karşı çıkan tutum
antibiyotik :
gre. * antibiotikos (anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + bios (yaşam,
hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
) * mikroorganizmaları öldürebilen ve bakteriyel enfeksiyonları tedavi edebilen
küf veya bakteriden elde edilen kimyasal madde
antibody :
gre., ing. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + body (gövde, vücut,
beden, cisim) (ing.) * vücutta antijenlere karşı üretilen ve onları etkisiz
hale getiren bağışıklık proteini, antikor
antibonding orbital :
gre., ing. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + bond (bağlamak) +
ing (isim yapım eki) (ing.) + orbis (daire, halka, yörünge), orbita (yörünge,
çukur) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * iki atom arasındaki
kimyasal bağı zayıflatan ve molekülün ayrılmış atomlara göre enerjisini
yükseltmeye yardımcı olan bir tür moleküler orbital
anti-d (rh) immünoglobülin :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + d (rh) + immuno (bağışıklıkla
ilgili) + globulus (kürecik) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) *
Rhₒ(D) immün globulin, RhD negatif annelerde RhD izoimmünizasyonunu önlemek ve
Rh pozitif kişilerde idiyopatik trombositopenik purpurayı tedavi etmek için
kullanılan bir ilaç
antidemokratik :
gre. * antidemokratikos (anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + demos (halk) +
kratia (güç, kudret) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * demokratik
olmayan, demokrasiye, halk yönetimine karşı olan; halkın yönetim haklarını
sınırlayan veya tanımayan
antidepresan :
lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + deprimere, depressare
(bunaltmak, baskılamak, daraltmak, aşağı bastırmak, çökmek) + ent, ens (-cı,
-ci, yapan, eden) * depresyonu azaltıcı, önleyici veya giderici ilaç
antidisestablishmentarianism
:
lat., ing. * anti (karşı, zıt, ters) + dis (yokluk, eksiklik, zıtlık,
olumsuzluk eki; ayırma, ortadan kaldırma) (lat.) + establish (kurmak, tesis
etmek) (ing.) (stabilire (stare (ayakta durmak, dikilmek) + ibilis (ile ilgili,
-a ait) + are (fiil mastar eki) ) + ment (isim yapım eki) + aris (ile ilgili,
-a ait) + ianus (ile ilgili, -a ait) + ismus (durum, doktrin, ideoloji eki) *
devletin kilise ile olan resmi bağını kaldırmaya yönelik girişimlere karşı
çıkmayı savunan, kilisenin devlet tarafından desteklenmeye devam etmesini
savunan siyasi ve ideolojik görüş
antidiüretik :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + dia (arasından, içinden,
boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa;
iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + tikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * idrar söktürücü olmayan
antidiyabetik :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + diabetes (geçiş yolu, sifon)
(dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + bainein
(yürümek, adım atmak, gitmek) + etes (isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * glikozun barsaktan emilimini yavaşlatan ilaç
antidiyareik :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + diarrhoia (arasından akış) (dia
(arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla;
yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + rhein (akmak, yağmak,
dökülmek), rhea (akış, akıntı) ) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
ishal önleyici, diyare önleyici
antidot :
gre. * antidotos (karşı olarak verilen) (anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi)
+ didonai (vermek, sunmak) ) * zehre karşı verilen ilaç veya madde; zehirin
etkisini nötralize eden madde, panzehir
antidromik :
lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + dromos (koşu, koşma; yön, rota,
yol, pist, sokak) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * normalin aksi
yönde seyreden, ters yönde giden; sinir sinyallerini normal yönün tersine
ileten
antiemetik :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + emein (kusmak, kusma, mide
içeriğin ağızdan dışarı atmak), emesis (kusma) + ikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * kusma önleyici
antiemperyalist :
gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + imperialis
(etkileyen, tahakküm altına alan, hükmeden) (imperare (in (iç, içeri, içeriye,
içeride, içine, içinde) + perare (geçmek) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) + ist (-cı, -ci, yapan, eden) * emperyalizm karşıtı
antiemperyalizm :
gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + imperialis
(etkileyen, tahakküm altına alan, hükmeden) (imperare (in (iç, içeri, içeriye,
içeride, içine, içinde) + perare (geçmek) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) (lat.) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) *
emperyalizm karşıtlığı
antienfeksiyöz :
gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + inficere (in (iç, içeri,
içeriye, içeride, içine, içinde) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek,
işlemek, icra etmek, oluşturmak) ), infect (bozulmuş, yozlaşmış, kusurlu olmuş,
içine konmuş, lekelenmiş) + tio (isim yapım eki) + osus (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * enfeksiyonu önleyici veya enfeksiyona karşı
antienfektif :
gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + inficere (in (iç, içeri,
içeriye, içeride, içine, içinde) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek,
işlemek, icra etmek, oluşturmak) ), infectus (bozulmuş, yozlaşmış, kusurlu
olmuş, içine konmuş, lekelenmiş) + ivus (ile ilgili, gibi) * enfeksiyonu
önleyici veya enfeksiyona karşı
antienflamatuar :
gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + inflammatus (yangı)
(in (iç, içeri, içeriye, içeride, içine, içinde) + flammare (alevlenmek, alev
almak, yanmak) + atus (isim yapım eki) ) + orius (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (lat.) * inflamasyonu ve ödemi azaltan maddelerin ve tedavilerin ortak
ismi
antiepileptik : gre.
* anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede,
yukarıda) + lambanein (ele geçirmek, ele almak, kapmak, tutmak, almak,
kavramak, yakalamak), lepsia (kapma, ele geçirme, yakalama, tutma) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * nöbetleri tedavi etmeye ve önlemeye yardımcı
olan reçeteli ilaç, antikonvülzan
antifagositik :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + phagein (yemek, yiyip bitirmek,
yalayıp yutmak) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir hücrenin diğer bir hücre veya partikülü
sitoplazması içine alması işlemi olan fagositozun çeşitli yollarla engellenmesi
veya azaltılması ile ilgili
antiferromanyetik :
gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + ferrum, ferro
(demir) (lat.) + magnes, magnes, magnetes (magnes (kaynak, damar; yük) + ikos
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * komşu manyetik dipollerin zıt yönlerde
hizalandığı ve bu nedenle net manyetik momentin sıfır olduğu bir manyetik özellik
gösteren (materyal)
antiferromanyetizma :
gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + ferrum, ferro
(demir) (lat.) + magnes, magnes, magnetes (kaynak, damar; yük) + ismos (isim
yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (gre.) * toplam manyetizasyonun 0
olmasına neden olan, kristaldeki iki atomun birbirine çok yaklaşması, Pauli
dışlama ilkesi sonucu manyetik momentlerinin aynı yönde duramaması ve
antiparalel şekilde yönelmeleri olayı, antiferromıknatıslık
antifibrinolitik :
gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + fibrin (pıhtı
proteini) (fibra (lif, filament, iplik, tel, bağırsak) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) ) + lusis, lysis (gevşeme, çözülme, çözünme,
parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak,
gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * fibrin (pıhtı) çözünmesini engelleyen;
aminokaproik asit, traneksamik asit gibi fibrinoliz inhibitörlerini içeren ilaç
sınıfı
antiflojistik :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + phlox (alev) (gre.) + ista (-cı,
-ci, yapan, eden) (lat.) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) *
iltihabı veya şişliği azaltan bir madde veya tedavi ile ilgili
antifona :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + phonos, phone (ses) * karşıt
ses, karşılıklı ezgi; Hristiyan kilise ayinlerinde, ilahi veya dua metinlerinin
karşılıklı, sıralı ve tekrar eden biçimde söylenmesi veya bu tür dini müzik
parçası
antifonal :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + phone, phonos (ses) (gre.) +
alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * bir ayin sırasında söylenen
veya ilahilerin yer aldığı ilahi kitabı
antifosfolipid sendromu :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + phosphoros (karanlıkta ışıltı
yayan, sarmısak kokulu, zehirli element) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla
ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı,
götüren, getiren) ) + lipid (lipos (yağ) + (oeides (gibi, ile ilgili, benzer,
şekilli, biçimli) ) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik
durum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * bağışıklık sisteminin vücuttaki
dokulara saldıran antikorlar oluşturması durumu
antifriz :
gre., ing. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + freeze (donmak)
(ing.) * donma önleyici, donmayı engelleyen madde; soğutma sıvısı katkısı;
motor soğutma sistemlerinde suyun donma noktasını düşürerek donmayı, buz
kristali oluşumunu ve buna bağlı genleşme-hasar riskini önleyen kimyasal katkı
maddesi
antifungal :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + fungus (mantar) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * mantar hücrelerinin büyümesini,
çoğalmasını veya hayatta kalmasını engelleyerek mantar enfeksiyonlarını tedavi
etmek veya önlemek için kullanılan ajan, mantar önleyici
antigua ve barbuda :
gre., isp. * antikhos (antik, eski) (gre.); antigua (eski, antik, yaşlı) +
barbuda (sakallı) (barba (sakal) + uda (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) )
(isp.) * Karayip Denizi'nin doğusunda, Küçük Antiller ada grubundaki bağımsız
bir ada ülkesi
antihelmintik :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + helmintho (helmins (parazitik
solucan) + ikos (ile ilgili, gibi) * konakçı organizmaya zarar vermeden
helmintlerin yol açtığı enfeksiyonların tedavisinde kullanılan ilaçların ortak
ismi, kurt düşürücü
antihemorajik :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + haima, haimat (kan) + ragia
(patlama) + ikos (ile ilgili, gibi) * kanama önleyici
antihidrotik :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + hydor, hudros, hydros (su, sıvı)
+ ikos (ile ilgili, gibi) * ter bezlerinin aşırı ter üretimini azaltarak veya
engelleyerek aşırı terlemeyi önleyen ve kontrol altına alan ilaç veya madde,
hiperhidroz (aşırı terleme) önleyici ilaç
antihijyenik :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + hugieine, hygieine (sağlık,
sıhhat) + ikos (ile ilgili, gibi) * sağlıksız, sağlığı tehdit eden, sağlık için
risk oluşturan
antihipertansif :
gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + hyper (yukarı, üst,
artmış, fazla) (gre.) + tendere (germek, gerilmek, uzatmak, esnetmek,
yöneltmek), tensio (gerilim, uzama, esneme) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (lat.) * yüksek tansiyon tedavisinde kullanılan yüksek tansiyon önleyici
ilaç
antihistamin :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + histidine (histos (şebeke, ağ,
doku) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) + ine (gibi olan,
ile ilgili, kimyasal madde eki) ) + amine (amonyak türevli bir azot içeren grup
(-NH2) eki) (ammonia (ammon, ammoniakos (gizli, örtülü, güvende, emin) + ine
(gibi olan, ile ilgili, kimyasal madde eki) ) * alerji veya iltihap
durumlarında ortaya çıkan kimyasal ajan olan histaminin vücuttaki etkilerini
ortadan kaldırmak için dışarıdan verilen ilaçlar
antihistaminik :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + histidine (histos (şebeke, ağ,
doku) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) + ine (gibi olan,
ile ilgili, kimyasal madde eki) ) + amine (amonyak türevli bir azot içeren grup
(-NH2) eki) (ammonia (ammon, ammoniakos (gizli, örtülü, güvende, emin) + ine
(gibi olan, ile ilgili, kimyasal madde eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * alerji veya iltihap durumlarında ortaya çıkan kimyasal ajan olan histaminin
etkisini nötralize eden ilaç
antiinflamatuar
:
gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + inflammatus (yangı)
(in (iç, içeri, içeriye, içeride, içine, içinde) + flammare (alevlenmek, alev
almak, yanmak) + atus (isim yapım eki) ) + orius (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (lat.) * inflamasyonu ve ödemi azaltan maddelerin ve tedavilerin ortak
ismi
antiinsüler :
gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + insula (ada),
insulare (yalıtmak, izole etmek) (in (iç, içeri, içeriye, içeride, içine,
içinde) + solus, sula (yalnız, tek) + are (fiil mastar eki) ) + aris (ile
ilgili, gibi) (lat.) * izolasyon engelleyici
antijen :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + gennaein (doğurmak, üretmek,
oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran,
yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (genos (gen,
yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy, nesil, aile,
akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + es (ile ilgili, -a ait) ) *
vücutta yabancı madde algıladığı durumda bağışıklık sistemini tetikleyen
moleküllerden her biri
antijenik :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + gennaein (doğurmak, üretmek,
oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran,
yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ikos (ile ilgili,-a
ait) * bağışıklık sistemi tarafından tanınarak antikor veya bağışıklık yanıtı
oluşturabilen, antijen özelliği taşıyan
antijenite :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + gennaein (doğurmak, üretmek,
oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran,
yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (genos (gen,
yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy, nesil, aile,
akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + es (ile ilgili, -a ait) ) (gre.) +
itas (ile ilgili olma) (lat.) * bağışıklık sistemi tarafından tanınarak antikor
veya bağışıklık yanıtı oluşturabilme, antijen özelliği taşıma
antik :
gre., lat. * anti, ante (önce, öncesi, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) +
ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.); ante (önce, öncesi, önceye
doğru, evvel, ön, öne, önde) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) *
ilk çağdaki büyük uygarlıklarla, özellikle eski Roma ve Yunan uygarlıklarıyla
ilgili olan
antika :
gre., lat. * anti, ante (önce, öncesi, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) +
ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.); ante (önce, öncesi, önceye
doğru, evvel, ön, öne, önde) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) *
ilk çağdaki büyük uygarlıklarla, özellikle eski Roma ve Yunan uygarlıklarıyla
ilgili olan
antikapitalist :
gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + caput (baş, kafa,
tepe) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ista (-cı, -ci, yapan, eden)
(lat.) * kapitalizm karşıtı kimse
antikapitalizm :
gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + caput (baş, kafa,
tepe) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ismos (isim yapım, durum, akım,
öğreti, doktrin eki) (gre.); ismus (lat.) * kapitalizm karşıtlığı
antikite :
gre., lat. * ante (önce, öncesi, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + ikos
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + itas (ile ilgili olma) (lat.) *
antik çağ ile ilgili
antiklinal :
gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + klinein (eğilmek, yana
yatmak, eğim vermek, eğim yapmak, meyletmek, meyil vermek, katmanlamak) (gre.);
inclinare (eğmek, eğilmek, yöneltmek) (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde,
içine, üzerine, üstüne) + clinare (eğmek, eğilmek, meyletmek) ) + alis (ile
ilgili;-a ait) (lat.) * birbirinden ayrı yöne doğru eğimli; bir bitki organının
yüzeyine veya çevresine dik açılarda meydana gelen; eksen düzlemi içinde ters
yapı elemanları; esnek yapıdaki tortul tabakaların oluşturduğu kıvrım
dağlarının kıvrılan tabakalarının yükselen kısımları (çanak kısımları ise
“senklinal” olarak isimlendirilmiştir.)
antikoagülan :
gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + coagulent (coagulum
(peynir mayası, pıhtılaştırıcı), coagulare (pıhtılaştırmak), cogere (co, con
(ile, birlikte, beraber) + agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak,
işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek) + ulare
(fiil yapım eki) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * pıhtılaşma
önleyici
antikodon :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + kodikas (kod, şifre) + on (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * transfer RNA (tRNA) molekülünün bir ucunda
bulunan bir trinükleotid dizisi
antikolinerjik :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + khole (safra; sarı) + ergon (iş,
çalışma) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * merkezi ve periferik sinir
sistemindeki sinapslarda asetilkolin (ACh) adı verilen nörotransmitterin
etkisini yani sinir hücrelerindeki reseptöre bağlanmasını bloke eden bir etkin
madde grubu
antikolinesteraz :
gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + choline, kholine (khole
(safra; sarı) + in (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + esther (essig (sirke) + Äther
(eter, hava) (alm.) + ase (enzim eki) ) (lat.) * nörotransmitterin yıkımını
önleyen çeşitli ilaçlardan herhangi biri, kolinesteraz inhibitörü
antikomünist :
gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + con (ile, birlikte,
beraber, tamamen) + munis (hizmet etme, hizmete hazır) + ista (-cı, destekçi,
yandaş, yapan, eden) (lat.) * komünizm karşıtı
antikomünizm :
gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + con (ile, birlikte,
beraber, tamamen) + munis (hizmet etme, hizmete hazır) (lat.) + ismos (isim
yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (gre.) * komünizm karşıtlığı
antikonsepsiyonel :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + conceptum (kavrayış,
kavram, gebe kalma, kapma), concipere (kavramak, gebe kalmak) (con (ile, birlikte,
beraber) + capere, cipere (almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek)
) + tion (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) *
gebelik önleyici
antikonvülzan :
gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + convellere (con
(ile, birlikte, beraber) + vellere (yolmak; tüylerini almak, çekip çıkarmak,
yırtmak) ), convulsio (kramp, spazm, nöbet) + ent (ile ilgili, gibi) * epilepsi
nöbetleri, bipolar bozukluk, nöropatik ağrı gibi durumların önlenmesinde ve
tedavisinde kullanılan ilaç grubu, nöbet önleyici
antikonvülzif :
gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + convulsio (spazm, kramp,
nöbet) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * nöbet önleyici
antikor :
gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + corpus (vücut,
beden, gövde) (lat.) * bağışıklık sistemi tarafından kendi organizmalarına ait
olmayan organik yapılara karşı geliştirilen glikoproteinin yapısındaki molekül
antiller :
por., isp. * antillas (ante (ön, önce, önde), anti (zıt, karşıt, karşı, ters,
aksi) + ilha (ada) (por.), isla (isp.) + ler (çoğul eki) (tür.) * Karayip
Denizi’nde, Küba’dan Venezuela açıklarına kadar uzanan, Büyük Antiller ve Küçük
Antiller olarak ikiye ayrılan takımadalar zinciri
antilop :
gre. * antholops (anthos (çiçek) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm,
yüz); anthos (çiçek) + talopos (yaratık figürü) * Bovidae familyası
içerisindeki otobur memeli türü
antilopinae :
gre. * antholops (anthos (çiçek) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz);
anthos (çiçek) + talopos (yaratık figürü) (gre.) + inae (zoolojik alt familya
eki) (lat.) * çift toynaklılar (Artiodactyla) takımının sığırgiller /
boynuzlugiller (Bovidae) familyasına ait olan memelilerin bir alt familyası
antimadde :
gre., far. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + madde (kütlesi,
ağırlığı ve hacmi olan, cismani olan) (maddah (esas, öz, temel, malzeme) ) mad
(temel, ana, içerik), madde (kütlesi, ağırlığı ve hacmi olan ve uzayda yer
kaplayan varlık, cisim, cismani olan) (maddah (esas, öz, temel, malzeme) ) *
normal maddeye zıt elektrik yüküne sahip parçacıklardan oluşan, madde ile
karşılaştığında birbirini yok ederek enerji açığa çıkaran madde türü
antimalarial :
gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + malaria (sıtma) (malos
(kötü, fena, zararlı) (gre.); malus (lat.) + aer (hava) (gre.) ) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * sıtmayı tedavi etmek veya önlemek için
kullanılan ilaç grubu
antimalaryal :
lat., gre. * anti (karşı, engelleyen) + malaria (sivrisinek kaynaklı hastalık)
(malus (kötü, az) (lat.) + aer, aero (hava, atmosfer) (gre.), aria (lat.) +
alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * malarya ve benzeri paraziter enfeksiyonlara
karşı koruyucu veya tedavi edici etki gösteren ilaç veya bileşik
antimarkovnikov kuralı :
gre., rus., tür. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + markovkinov
(Rus kimyager Vladimir Markovnikov’un soyadından) (markov (havuç) + nik
(meslek, icracı, yer, nesne, araç veya özellik belirten son ek) + ov (-dan,
-den, ailesinden) ) (rus.) + kural (yasa, kanun, ilke) + ı (iyelik eki) (tür.)
* bir nükleofilik asitle etkileşime giren bir alkenin, nükleofilin daha az
indirgenmiş karbona, hidrojenin daha fazla indirgenmiş karbona bağlanacağını
ifade eden terim
antimatter :
gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + materia (madde,
varlık, konu, temel unsur; fizik ve felsefede özellikle fiziksel evrenin özü
veya nesnelerin temel yapısı) (mater (ana, esas, temel, öz, madde) + ia (durum
eki) ) (lat.); matter (ing.) * normal maddeye zıt elektrik yüküne sahip
parçacıklardan oluşan, madde ile karşılaştığında birbirini yok ederek enerji
açığa çıkaran madde türü
antimezenterik :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + mesos, mes (orta) + enteron
(ince bağırsak; kiriş, şerit, geçit) (en (iç, içe, içine) + teron (bağırsak, iç
organ) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bağırsağı karın arka
duvarına bağlayan zarın karşıtı ile ilgili
antimikotik :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + mykes (fungus, mantar,
mikrobiyal organizma) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
enfeksiyonlara neden olan mantarları yok eden veya büyümesini durduran ilaç,
antifungal
antimon :
gre., lat. * anti (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + monos (tek, bir,
yek, vahid, yegane, yalnız) (gre.) + ium (kimyasal element eki) (lat.); stimmi
(göz kapaklarını boyamak için kullanılan bir kozmetik madde) * simgesi Sb, atom
sayısı 51 olan, metalleri güçlendirmek için onlara katılarak alaşım oluşturan,
elektrik ve ısı iletkenliği çok zayıf olan gümüşi beyaz
antimuan :
gre., lat. * anti (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + monos (tek, bir,
yek, vahid, yegane, yalnız) (gre.) + ium (kimyasal element eki) (lat.); stimmi
(göz kapaklarını boyamak için kullanılan bir kozmetik madde) * simgesi Sb, atom
sayısı 51 olan, metalleri güçlendirmek için onlara katılarak alaşım oluşturan,
elektrik ve ısı iletkenliği çok zayıf olan gümüşi beyaz
antimuskarinik :
gre. * anti (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + muscarine (sinek
mantarı da dahil olmak üzere bazı mantarlarda bulunan zehirli bir bileşik)
(musca (sinek), + rine (kimyasal madde eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi) *
muskarinik (parasempatik sinir sistemini inhibe eden) fizyolojik etkileri
engelleyen; siyanotik ve otonom sinir sistemi üzerinde muskarinik reseptörleri
bloke ederek parasempatik etkileri azaltan (ilaç veya etki)
antineoplastik :
gre. * anti (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + neo (yeni) + plastikos
(plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, şekil vermek, kalıba dökmek) + ikos
(ile ilgili, gibi) ) * malign hücrelerin büyümesini, olgunlaşmasını ve
yayılmasını durdurma veya geriletme amacıyla kullanılan ilaçların genel ismi
antinevraljik :
gre. * anti (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + neuron (sinir, lif,
kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + algia (acılı olma, ağrılı olma, ıstıraplı olma)
(algos (acı, ağrı, sancı, sızı, ıstırap) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) )
+ ikos (ile ilgili, gibi) * sinir ağrısını azaltıcı veya engelleyici ilaç
antinomi :
gre. * anti (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + nemoein, nemein
(ayarlamak, düzenlemek, dağıtmak, paylaştırmak, yönetmek), nomia (yönetim,
idare, düzenleme, yasama, ayarlama, düzenleme, sıralama, dizme) (nomos (kural,
kanun, yasa, düzenleme, ayarlama) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * iki
yasa, ilke veya mantıksal kuralın her ikisinin de kendi içinde doğru ve
gerekçelendirilmiş görünmesine rağmen birbiriyle tamamen çelişmesi ve çözümsüz
bir çatışma yaratması durumu, uyuşmazlık, çatışkı
antinötrino :
gre., lat. * anti (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) (gre.) + neuter
(ne erkek ne dişi, cinsiyetsiz, tarafsız, pozitif veya negatif etkisi olmayan,
etkisiz) (ne (yok, değil) + uter (ikisi de, ikisinden biri) ) + inus (küçük,
az) (lat.) * nötrinoyla aynı kütleye, aynı spine, ancak ters lepton sayısına
sahip temel parçacık, nötrinonun karşı parçacığı
antioksidan :
gre. * anti (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + oxys (keskin, sivri,
ekşi, asidik, oksijenli) + dent (ile ilgili, gibi, -a ait) * oksidasyon
önleyici
antiparaziter :
gre., lat. * anti (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + para (yanında,
dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca
arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + sitos (gıda, besin) + arius (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * parazit kaynaklı hastalıkların tedavisinde
kullanılan bir ilaç sınıfı
antipati :
gre. * antipatheia (anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + patheia (sorunlu,
sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık,
acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir kimseye
veya bir şeye karşı duyulan, içgüdüsel ve güçlü sevmezlik duygusu
antipatik :
gre. * antipatheia (anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + patheia (sorunlu,
sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık,
acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * antipati içeren, antipati ile ilgili
antiperiplanar :
gre., lat. * anti (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + peri (yan,
çevre, etraf) (gre.) + planus (düz, düzlem, yüzey, satıh, yassı, düz yüzeyli,
seviyelenmiş, pürüzsüz, yayvan, yumuşak) + arius (ile ilgili, gibi) (lat.) *
organik kimyada bir moleküldeki A-B-C-D bağ açısını temsil eden ve atomlar
arasındaki dihedral atomun 150° ile 180° arasında olduğu konformasyon
antipiretik :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + pur, pyr, pyretos (ateş) + ikos
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ateş düşürücü ilaç
antipod :
gre. * anti (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + pous, podos, podes
(ayak) * dünyanın karşı tarafındaki nokta veya birbirine tam zıt konumda olan
noktalar; birbirine tamamen zıt kişiler veya şeyler (mecazi)
antipositivizm :
gre., lat. * anti (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) (gre.) + ponere
(koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positum, positus (konmuş,
konumlanmış, yerleştirilmiş, yatırılmış) + ivus (ile ilgili, -a ait) + ismus
(isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (lat.); positivisme (fra.) *
toplumsal ve beşeri olguların yalnızca doğa bilimlerinin katı yöntemleriyle
(deney, gözlem) açıklanamayacağını savunan ve pozitivizmin temel ilkelerine
karşı çıkan düşünce akımı
antipozitivizm :
gre., lat. * anti (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) (gre.) + ponere
(koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positum, positus (konmuş,
konumlanmış, yerleştirilmiş, yatırılmış) + ivus (ile ilgili, -a ait) + ismus
(isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (lat.); positivisme (fra.) *
toplumsal ve beşeri olguların yalnızca doğa bilimlerinin katı yöntemleriyle
(deney, gözlem) açıklanamayacağını savunan ve pozitivizmin temel ilkelerine
karşı çıkan düşünce akımı
antiproliferatif :
gre., lat. * anti (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) (gre.) + proles
(yavru, döl) + ferre (getirmek, taşımak, götürmek, yüklenmek) + tivum, tivus
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * hücre büyümesini ve çoğalmasını
engelleyen veya yavaşlatan madde
antipropaganda :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + pro, pros (ilk, birinci,
baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru, için, lehine,
içinde, gerektikçe) + pangere (bağlamak, tutturmak, sabitlemek) + enda
(yapılması gereken şey) (lat.) * karşı yönde, zıt anlamda propaganda
antiprostoglandin :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + prostates (pro (ön, önce,
önde) + statos (ayakta durma, durma, dikilme, sabit olma, durağanlık,
kararlılık istikrar) ) + glans, gland (yumru, meşe palamudu, fındık; meşe
palamudu şeklindeki top) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * doku
hasarı veya enfeksiyon bölgelerinde üretilen, yağ asitlerinden enzimatik olarak
türeyen ve hormonlara benzer etkileri olan lipid bileşenlerin (prostoglandin)
oluşumunu engelleyici maddeler grubu
antiprüritik :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + prurire (kaşınmak), pruritus
(kaşıntı) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait) * kaşıntı önleyici ilaçlar grubunun
ismi, abirritan
antipsikotik :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + psukhosis, psykhosis (psukhe,
psykhe (ruh, zihin) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) + ikos
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * gerçek ile gerçek olmayanı ayırt etme
becerisinin yitirildiği durum olan psikozda kullanılan ilaçların genel ismi
antiretroviral :
lat. * anti (karşı, engelleyen) + retro (geri, geriye doğru, arkaya) + viralis
(virüsle ilgili) (virus (virüs, zehir, toksin, zararlı sıvı, bulaşıcı etken) +
alis (ile ilgili, -a ait) ) * retrovirüslerin çoğalmasını engelleyerek HIV ve
benzeri viral enfeksiyonların tedavisinde kullanılan ilaç sınıfı
antiroman :
gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + roman (avam
Latincesi, halk dili; halk dilinde yazılmış şiir veya öykü, bilimsel olmayan
her tür yazı) (roma (MÖ 9. yüzyılda İtalya Yarımadası'nda kurulan Roma şehir
devletinden doğarak tüm Akdeniz'i çevreleyen bir imparatorluk haline gelen
medeniyet) + n (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (lat.) * romanın, değişmez kabul
edilen yazım kurallarına karşı çıkarak yazılmış bir biçimine verilen isim
antirrhinum :
gre. * anti (karşı) + rhis, rhis, rhinos (burun, gaga, hortum) * aslanağzını
andıran karşılıklı dudaklı çiçeklere sahip bitkileri kapsayan bitki cinsi
antisekretuvar :
gre., lat., fra. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + secernere
(ayrılmak, salınmak), secret (ayrılmış, salınmış) + arius (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) (lat.); antisécrétoire (fra.) * bezler veya hücreler tarafından
yapılan salgıyı azaltan, baskılayan veya tamamen durduran etki veya ilaç
antisemit : gre.
* antisemitos (anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + Sam, Sem (Hz. Nuh’un üç
oğlundan birinin ismi; ölüm; gökkuşağı; ateş) + itos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) * Yahudi milletine karşı düşmanlık, nefret, ön yargı veya ayrımcılık
duygularına haiz olan kimse
antisemitik :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + Sam, Sem (Hz. Nuh’un üç oğlundan
birinin ismi; ölüm; gökkuşağı; ateş) + itos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
+ ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Yahudi milletine karşı düşmanlık,
nefret, ön yargı veya ayrımcılık duygularına haiz olan kimse
antisemitist :
gre., lat. * antisemitos (anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + Sam, Sem (Hz.
Nuh’un üç oğlundan birinin ismi; ölüm; gökkuşağı; ateş) + itos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) + ista (-cı, -ci, yapan, eden) (lat.) *
antisemitizm destekçisi
antisemitizm :
gre. * antisemitos (anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + Sam, Sem (Hz.
Nuh’un üç oğlundan birinin ismi; ölüm; gökkuşağı; ateş) + itos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) ) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki)
* Yahudi milletine karşı düşmanlık, nefret, ön yargı veya ayrımcılık
antisens :
gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + sensus (his, duygu,
duyu, sezgi, algı, farkındalık, anlam) (lat.) * bir genin normal (sense)
dizisine tamamlayıcı (bütünleyici) olan ve gen ifadesini engelleyebilen nükleik
asit (nükleotit) (DNA veya RNA) dizisi (Bu yapılar, hatalı veya zararlı
proteinlerin üretilmesini engellemek amacıyla hücre içindeki ilgili mRNA'ya
bağlanarak protein sentezini bloke etmek için kullanılır.)
antisens oligonükleotid :
gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + sensus (his, duygu,
duyu, sezgi, algı, farkındalık, anlam) (lat.) + oligo (az, kısa) (gre.) +
nucleotide (DNA ve RNA’yı oluşturan temel yapı birimi olan, bir azotlu baz, bir
şeker (riboz veya deoksiriboz) ve bir fosfat grubundan oluşan organik molekül)
(nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nucis (sert kabuklu meyve, ceviz) + leus
(ile ilgili, -a ait) ) + ide (parçacık veya tür bildiren ek) ) (lat.) * spinal
müsküler atrofi (SMA) tedavisinde kullanılan, SMN2 geninin doğru şekilde
işlenmesini sağlayan antisens oligonükleotid bazlı ilacın etken maddesi
antisens terapi :
gre., lat. * anti (karşıt, zıt) + sensus (his, duygu, duyu, sezgi, algı,
farkındalık, anlam) (lat.) + therapeia (hizmet etme, ilgilenme, iyileştirme,
tedavi etme, eğitme, öğretme, iyileştirme, öğretiyle islah etme; bakım, hizmet,
tedavi) (therapuein (hizmet etmek, ilgilenmek, iyileştirmek, tedavi etmek,
yönetmek, tıbbi tedavi etmek), the (ön ek) + rapein (eğitmek, öğretmek) ) + eia
(isim yapım eki) ) (gre.) * genetik ve moleküler biyoloji alanında, belirli bir
mRNA dizisine tamamlayıcı nükleotid zinciri tasarlayarak gen ekspresyonunu
engellemeyi veya azaltmayı amaçlayan, böylece hastalığa yol açan protein
üretimini hedefleyen terapötik yöntem
antisepsi :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + sepein (çürümek), sepsis
(çürüme) * vücudun yüzeysel doku (deri, mukoza vb.) ve lezyonlarının kimyasal
maddeler kullanılarak patojen mikroorganizmalardan arındırılması
antiseptik :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + sepsis (çürüme) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * enfeksiyon, septisemi veya çürümeyi önleyici
antisiklon :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + kuklos, kyklos (daire, devir,
çember, döngü, tekerlek, siklus), kiklonas, kuklonas (tekerlek, yılan kıvrımı)
* 1013 milibardan yüksek basınç alanları, yüksek basınç
antisimetrik :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + symmetrikos (uyum, denge,
bakışım) (sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + metron, metros
(ölçü) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * bir yapının veya ilişkinin
ters yönde veya karşıt biçimde düzenlenmiş olması, kendisiyle ters değiş tokuş
edildiğinde işaretinin değişmesi durumu; matematikte bir A kümesi üzerindeki R
bağıntısında, iki farklı eleman arasında çift yönlü ilişki olmaması durumu;
matrislerde ise ana köşegene göre simetrik elemanların birbirinin ters
işaretlisi olduğu ve köşegen elemanlarının sıfır olduğu kare matris türü
antisimetrik matris :
gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + sun, syn (ile, birlikte,
beraber, eş, tamamen) + metron, metros (ölçü) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) + mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak), matrix (kaynak, ana,
temel yapı; doğuran dişi; rahim; matematikte sayıların veya cebirsel ifadelerin
satır-sütun düzeninde oluşturduğu düzenli sayı dizisi formundaki tablo; kalıp,
kaynak yapı) (lat.) * transpozesi kendisinin negatifine eşit olan kare matris
(A^T = -A)
antisipasyon :
lat. * anticipatio (ante (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + capere,
cipere (almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) + tio (isim yapım
eki) ) * bazı genetik hastalıkların yeni kuşaklarda daha erken yaşta ve/veya
daha ağır klinik bulgularla ortaya çıkması; Bir olay gerçekleşmeden önce onu
zihinde canlandırma, bekleme veya hazırlıklı olma durumu; önceden sezme,
öngörme
antisipatuar :
lat. * ante (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + capere, cipere (almak,
tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) + orius (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * kişinin ihtiyaç duyduğu anda erişebilmesi için önceden reçete edilen
ilaçlar, önleyici ilaçlar; bir şey gerçekleşmeden önce onunla ilgili hazırlık
yapan, önleyici veya öngörüye dayalı olan
antisosyal :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + socius (arkadaş) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * toplumla uyum içinde olmayan, sosyal
ilişkilerden kaçınan veya bu ilişkilere zarar veren, toplum karşıtı
antispazmodik :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + spasmos (spazm) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kaslardaki spazmları durduran ilaç
antistatik :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + histanai (durmak, durdurmak,
yerleştirmek), statikos (duran, durağan, hareketsiz, dengeye ilişkin) (stasis
(durma, ayakta durma, dikilme, durgunluk, durum, denge, sabit kalma, duruş veya
kuvvetlerin karşı karşıya gelmesi, yer), statos (durmuş, yerleştirilmiş, sabit
kılınmış, duran, sabit duran, hareketsiz kalan) + ikos (ile ilgili, gibi) ) *
sabit olmayan, durağan olmayan; plastik malzemeler üzerinde statik elektrik
oluşumunu en aza indiren (örneğin “antistatik ayakkanbı”)
antistreptolizin :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + streptos (bükülmüş, kıvrımlı,
sarılmış, dönmüş) + lysine (gevşetici, çözücü; birçok proteini oluşturan temel
amino asit) (lusis, lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma,
serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek,
salmak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) + ine (organik bileşik/alkaloid
türevi eki) ) * Hemolitik streptokok adı verilen bakterilerin salgıladığı
streptolizin isimli toksine karşı antimadde
antistres :
gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + stringere (germek,
sıkı çekmek, sıkmak, sıkıştırmak, bağlamak, zincirlemek, prangalamak), strictia
(sıkıntı, zorluk, baskı, gerilim) (strictus (sıkı, sıkıştırılmış, sıkı
çekilmiş, gerilmiş, gergin) + ia (isim yapım eki) ) (lat.); stress (ing.) *
stres önleyici, stres karşıtı
antistrofi :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + strephein (dönmek, geri dönmek),
strophe (dönüş, geri dönüş) + eia (isim yapım ve durum eki) * ntik Yunan
tiyatrosunda koronun soldan sağa doğru hareket ederken söylediği ve bir önceki
kıtaya (strofi) ritim, ölçü ve içerik açısından tam olarak karşılık gelen
karşı-kıta
antite :
lat., fra., ing. * ens, ent (oluşum, varlık) + itas (isim yapım ve durum eki)
(lat.); entité (oluşum, varlık) (fra.), entity (ing.) * oluşma, oluşmuş,
oluşum, varlık, var olma, varoluş
antite morbid :
lat. * entitas (oluşum, varlık) + morbidus (hastalıklı, hasta ile ilgili) *
hastalık etkilerini azaltan veya hastalığa karşı koruyucu; tıbbi bağlamda
morbiditeyi düşüren etki gösteren; keşfedilmemiş hastalıklara ilişkin özgün
durumlar
antitermik :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + thermos (ısı, sıcaklık) + ikos
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sıcaklık düşürücü
antitez :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + thesis (yerleştirme, koyma,
konumlama, önerme) * karşı sav, karşı görüş, karşı düşünce
antitimosit globülin :
gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + thumos, thymos (kekik
tomurcuğu gibi çıkıntı, timüs bezi) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk,
kap) (gre.); cytus (lat.) + globus (küre) + ulus (küçültme eki) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * organ nakli sonrası vücudun organı
reddetmesini önleyeci bağışıklık sistemini baskılayan ilaç
antitoksik :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + toxikon, toxikos (yaya takılan,
ok, yay; zehir) (toxon, toxa (yay; ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) + pharmakon (zehir) (oklar için zehir) (okların ucuna zehir sürülmesinden)
* zehirli maddelerin etkisini nötralize eden kimyasal
antitoksin :
gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + toxon (yay) (gre.) + ine
(organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * kan proteinlerindeki
gammaglobülinde bulunan antikorlar
antitripsin :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + tripsis (ezme, ovma, parçalama,
öğütme, sürtme, aşındırma) (tribein (ezmek, parçalamak, öğütmek, sürtmek,
aşındırmak) + isis (isim yapım eki) ) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi
eki) ) * akciğerleri ve karaciğeri hasardan koruyan bir protein
(C2001H3130N514O601S10)
antitrombin :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + thrombose (kan pıhtısı) + ine
(organik bileşik/alkaloid türevi eki) * karaciğer tarafından üretilen, 464
amino asitli olan, pıhtılaşma sisteminin birkaç enzimini etkisiz hale getiren
küçük bir glikoprotein
antitrombotik :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + thrombose (kan pıhtısı) + ikos
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * pıhtılaşma önleyici
antitüssif :
gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + tussis (öksürük) +
ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * öksürük refleksini santral
veya periferik etkileriyle inhibe eden ilaç
antivenin :
gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + venenum (zehir,
zehirli madde, ilaç, iksir) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.)
* zehirli bir hayvanın zehrine karşı antitoksin içeren serum
antivenom :
gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + venenum (zehir,
zehirli madde, ilaç, iksir) (lat.) * zehirli hayvanların venomuna karşı
üretilen antikor preparatları
antivertijinöz :
gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + vertigo (vertere
(dönmek) + igo (isim yapım eki) ) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) +
osus (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) * baş dönmesi ataklarını azaltmaya veya
yok etmeye yarayan ilaç grubu
antiviral :
gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + viralis (virus
(sümüksü sıvı, zehir) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) *
virüsün etkisini yok eden kimyasal madde
antlaşma :
tür. * ant (tutmak, anlaşmak, sonuca bağlamak) + laş (işteş fiil eki) + ma
(isim yapım eki) * iki veya daha çok taraf arasındaki mutabakat, görüş birliği
antlaşmak :
tür. * ant (tutmak, anlaşmak, sonuca bağlamak) + laş (işteş fiil eki) + mak
(fiil mastar eki) * iki veya daha çok taraf mutabakata varmak, görüş birliğine
varmak
antlofobi :
gre. * anthlos (su akışı, sel) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku)
+ eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * sel korkusu
antofobi :
gre. * anthophobia (anthos (çiçek) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos
(korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * çiçek korkusu
antofor :
gre. * anthos (çiçek) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan,
taşıyıcı, götüren, getiren) * çiçeğin taç ve üreme organlarını çanak
yaprakların üzerine yükselterek taşıyan sap benzeri uzantı, çiçek taşıyıcısı
antokarp :
gre. * anthos (çiçek) + karpos (meyve, tohum) * çiçek örtüsü veya çiçeğin
kalıcı ve büyüyen taç yaprak veya çanak yaprak (periant) kısımlarının içindeki
meyveyi (aken veya fındıkçık) sıkıca sararak onunla birleştiği, genellikle
"Dört Saat Çiçeği"giller (Nyctaginaceae) familyasında görül, özel bir
meyve türü
antoloji :
gre. * anthos (çiçek) + logia (bilim, bilme; toolama, koleksiyon) (logos
(kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) )
(çiçekleri toplayıp demet oluşturma eyleminden) * şiir veya diğer yazıların
yayınlanmış koleksiyonu
antoniaceae :
gre., lat. * anthonius (çiçek gibi; paha biçilmez, övülmeye değer) (anthos
(çiçek) (gre.) + ius (eril sıfat yapım eki), ia (dişil sıfat yapım eki) + aceae
(-giller, botanik familya eki) (lat.) * Güney Amerika'nın tropikal bölgelerine
özgü odunsu çalılar ve ağaçlar içeren, Loganiaceae (Kargabüken familyası)
içerisinde, Antonia cinsi ve ona yakın birkaç cinsi kapsayan alt bir takson
niteliğindeki çiçekli bitki familyası
antonomazi :
gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi, yerine, -in yerine) + onomazein
(isimlendirmek, adlandırmak, ad vermek, isim vermek) (onoma (ad, isim) + izein
(fiil mastar eki) ) + eia (isim yapım ve durum eki) * bir kişinin veya şeyin
gerçek adının yerine onu tanımlayan başka bir adlandırmanın kullanılması, özel ad
yerine niteleyici bir sözün kullanılması, özel adın cins ad gibi
kullanılmasıyla oluşan söz sanatı, ad değiştirme, özel adın başka bir anlamda
kullanılması (örneğin; Atatürk yerine "Ulu Önder" denmesi)
antrakoz :
gre. * anthrakos, anthrax (kömür, karbonkül, şirpençe) + osis (isim yapım,
durum, sorun, hastalık eki) * kömür tozların solunmasıyla ortaya çıkan
pnömokonyoz türü
antraks :
gre. * anthrakos, anthrax (kömür, karbonkül, şirpençe) * koyun ve sığırlarda
akut ve sıklıkla ölümcül septisemiye neden olan ve ayrıca insanlara da
bulaşabilen bakteriyel hastalık
antrakt :
fra. * entr'acte (entre (arasında) + acte (eylem, oyun) ) * tiyatro veya sinema
filmi gösterimi esnasında verilen kısa ara
antral :
gre., lat. * antron (oyuk, girinti, giriş, mağara) (gre.), antrum + alis (ile
ilgili, -a ait) (lat.) * içeri giriş yeri ile ilgili, boşluk ile ilgili;
vücuttaki belirli organ ve bölgelerdeki boşluk veya oda içi kısımlar ile
ilgili; midenin yiyecekleri öğütüp asitle karıştırdığı bölge olan antrum ile
ilgili
antralin :
gre. * anthrax, anthrak (kömür) + line (kimyasal madde eki) * sedef hastalığını
tedavi eden topikal bir hidroksiantron, antrasen türevi, ditranol
antrasiklin :
gre. * anthrax, anthrak (kömür) + cycline (tetrasiklin türevi antibiyotik eki)
(kuklos, kyklos (daire, devir, çember, döngü, tekerlek, siklus) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) ) * lösemi, göğüs kanseri, rahim kanseri, akciğer
kanseri gibi kanser türlrinin tedavisinde kullanılan bir kemoterapik ajan
sınıfı
antrasit :
gre. * anthrax, anthrak (kömür) + ite (element, kayaç ve mineral eki) * güç
tutuşan bir tür taşkömürü; siyah parlak renk, kömür, kor ve siyah mineral
antre :
lat. * intrare (girmek) (intra (içi, içindeki, içine) + are (fiil mastar eki)
), intratus (giriş) (lat.); entrée (fra.) * giriş, içeri giriş yeri (enderun
(iç) (far.) )
antrenman :
lat., fra. * in (iç, içe, içine) + trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek;
götürmek) + mentia (isim yapım eki) (lat.); en (iç, içe, içine) + traîner
(çekmek, sürüklemek; eğitmek, yetiştirmek) + ment (isim yapım eki) (fra.) * bir
amaç için alıştırma, eğitme veya geliştirme, eğitim, alıştırma, egzersiz,
çalışma, idman
antrenör :
lat., fra. * in (iç, içe, içine) + trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek;
götürmek) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat.); en (iç, içe, içine) + traîner
(çekmek, sürüklemek; eğitmek, yetiştirmek) + eur (-cı, yapan, eden eki) (fra.)
* sporcu veya takımı çalıştırarak onları fiziksel ve teknik açıdan geliştiren
kişi, eğitmen, çalıştırıcı
antrepo :
lat., fra. * interpositum (inter (arasına, arasında) + pausare (duraklatmak,
durdurmak), ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positio
(konum, durum), positum, positus (konmuş, yerleştirilmiş, yatırılmış) ) (lat.);
entrepôt (entre (arasına, arasında) + pôt (yerleştirilmiş) ) * gümrük gözetimi
altında bulunan eşyanın konulduğu yer
antrikot :
fra. * entrecôte (entre (arası) + côte (kaburga) ) * dananın göğsünden boyuna
doğru uzanan kısmı; pirzolanın kaburgadan sıyrılmış hali
antrok :
gre. * anthrax, anthrak (kömür) + ite (element, kayaç ve mineral eki) * güç
tutuşan bir tür taşkömürü; kömür, kor ve siyah mineral, siyah parlak renk
antrokoanal polip :
gre., lat. * antron (mağara, boşluk, delik, in, giriş, oyuk) + khoane, khoanos
(huni, baca, kanal, boru) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(lat.) * maksiller sinüsün ödematöz mukozasından kaynaklanan ve sinüs ostiumunu
geçerek koanaya uzanım gösteren, benign soliter polipoid bir lezyon kitlesi
antropik :
gre. * anthropos (insan, insanlık, insan türü) (aner, anthr, andros (eril,
erkek; erkek insan, adam) + ops, opos (göz, yüz) ) + ikos (sıfat yapım eki) *
yüzünü/bakışını yukarı (göğe) çeviren varlık ile ilgili; insansı, adamsı,
erkeksi, insan ile ilgili, adam ile ilgili, erkek ile ilgili
antropofobi :
gre. * anthropos (insan, insanlık, insan türü) (aner, anthr, andros (eril,
erkek; erkek insan, adam) + ops, opos (göz, yüz) ) + phobia (korkma, korkulu
olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * insan korkusu
antropoid :
gre. * anthropoeides (anthropos (insan, insanlık, insan türü) (aner, anthr,
andros (eril, erkek; erkek insan, adam) + ops, opos (göz, yüz) ) + oeides
(gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) ) * insana benzeyen, insan
biçimli, insansı
antropoit :
gre. * anthropoeides (anthropos (insan, insanlık, insan türü) (aner, anthr,
andros (eril, erkek; erkek insan, adam) + ops, opos (göz, yüz) ) + oeides
(gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) ) * insana benzeyen, insan
biçimli, insansı
antropojen :
gre. * anthropos (insan, insanlık, insan türü) (aner, anthr, andros (eril,
erkek; erkek insan, adam) + ops, opos (göz, yüz) ) + gennaein (doğurmak,
üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya
çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (genos (gen,
yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy, nesil, aile,
akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + es (ile ilgili, -a ait) ) * insan
tarafından oluşturulan, insan etkinliklerinden kaynaklanan veya insan kökenli
antropokor :
gre. * anthropos (insan, insanlık, insan türü) (aner, anthr, andros (eril,
erkek; erkek insan, adam) + ops, opos (göz, yüz) ) + khorein (akmak, gitmek,
taşınmak, yayılmak) * bitki tohumlarının, sporlarının veya meyvelerinin insan
faaliyetleri (ticaret, tarım, seyahat vb.) aracılığıyla bilerek veya istemeden
yeni coğrafi bölgelere taşınması ve yayılması durumu ve bu şekilde yayılan
canlılar
antropolog :
gre. * anthropos (insan, insanlık, insan türü) (aner, anthr, andros (eril,
erkek; erkek insan, adam) + ops, opos (göz, yüz) ) + logos (kelime, bilgi,
söylem, söz, akıl) * insanbilimle uğraşan kimse, insanbilim uzmanı,
insanbilimci
antropoloji :
gre. * anthropos (insan, insanlık, insan türü) (aner, anthr, andros (eril,
erkek; erkek insan, adam) + ops, opos (göz, yüz) ) + logos (kelime, bilgi,
söylem, söz, akıl), logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime,
bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * insanın
kültürel ve fiziki yapısını araştıran bilim dalı, insanbilim
antropolojik :
gre. * anthropos (insan, insanlık, insan türü) (aner, anthr, andros (eril,
erkek; erkek insan, adam) + ops, opos (göz, yüz) ) + logia (bilim, bilme; söz,
anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer
ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * antropoloji ile
ilgili
antropomansi :
gre. * anthropos (insan, insanlık, insan türü) (aner, anthr, andros (eril,
erkek; erkek insan, adam) + ops, opos (göz, yüz) ) + manteia (kehanet, fal, tahmin,
öngörü) (man (ilham, sezgi), mantis (haber veren, kahin, peygamber) + eia (isim
yapım ve durum eki) ) * geleceği tahmin etmek veya gaipten haber almak amacıyla
insan kurban edilmesini, özellikle de kurban edilen kişinin can çekişme
anındaki hareketlerini, çığlıklarını veya iç organlarını incelemeyi temel alan
antik ve vahşi bir kehanet yöntemi
antropometri :
gre. * anthropos (insan, insanlık, insan türü) (aner, anthr, andros (eril,
erkek; erkek insan, adam) + ops, opos (göz, yüz) ) + metria (ölçüm, ölçme)
(metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * insan vücudunun
ve bileşenlerinin ölçümlenmesi tekniği
antropometrik :
gre. * anthropos (insan, insanlık, insan türü) (aner, anthr, andros (eril,
erkek; erkek insan, adam) + ops, opos (göz, yüz) ) + metria (ölçüm, ölçme)
(metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * antropometri ile ilgili
antropomorfik :
gre. * anthropos (insan, insanlık, insan türü) (aner, anthr, andros (eril,
erkek; erkek insan, adam) + ops, opos (göz, yüz) ) + morphe, morphos (şekil,
biçim, form, kalıp) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * insan biçiminde
olan
antropomorfizm :
gre. * anthropos (insan, insanlık, insan türü) (aner, anthr, andros (eril, erkek;
erkek insan, adam) + ops, opos (göz, yüz) ) + morphe, morphos (şekil, biçim,
form, kalıp) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * Tanrı’yı,
göksel varlıkları insan olmayan bütün varlıkları insan biçiminde düşünme,
insanın özelliklerini onlara aktarma, insanbiçimcilik
antroponim :
gre. * anthropos (insan, insanlık, insan türü) (aner, anthr, andros (eril,
erkek; erkek insan, adam) + ops, opos (göz, yüz) ) + onoma (isim, ad, terim) *
kişi isimlerini inceleyen bilim
antroponotik :
gre. * anthropos (insan, insanlık, insan türü) (aner, anthr, andros (eril,
erkek; erkek insan, adam) + ops, opos (göz, yüz) ) + nosos (hastalık) + ikos
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * etkenleri yalnızca insandan insana
vektörler tarafından bulaştırılan hastalık, insandan insana geçen hastalık
antropos :
gre. * anthropos (insan, insanlık, insan türü) (aner, anthr, andros (eril,
erkek; erkek insan, adam) + ops, opos (göz, yüz) ) * yüzünü/bakışını yukarı
(göğe) çeviren varlık; insan, adam, erkek
antroposantrizm :
gre. * anthropos (insan, insanlık, insan türü) (aner, anthr, andros (eril,
erkek; erkek insan, adam) + ops, opos (göz, yüz) ) + kentron (merkez, orta
nokta, keskin nokta, diken, mahmuz, iğne, iğne ucu, sivri uç, iğne, dürtme),
kentein (dikmek, iğne batırmak) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti,
doktrin eki) * evrenin odağının insan olduğunu, diğer yaratıkların ve her şeyin
insan için yaratılmış olduğunu öne süren, evrenin varlık nedeni olarak yalnızca
insanı gören öğreti, insaniçincilik
antroposen :
gre. * anthropos (insan, adam, erkek) (aner, anthr (insan) + ops, opos (göz,
yüz) ) (gre.) + cene (yeni, dönem, çağ, devir, evre, epok, periyod) (lat.) *
insan faaliyetlerinin yerkürenin jeolojik süreçleri ve ekosistemler üzerindeki
belirgin etkilerini temel alan ve modern jeoloji literatüründe insan etkisinin
baskın olduğu jeolojik çağ olarak tanımlanan dönem
antropozoik :
gre. * anthropos (insan, adam, erkek) (aner, anthr (insan) + ops, opos (göz,
yüz) ) + zoikos (hayvan, yaşayan) (zoion (hayvan) + ikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) ) * insanın yeryüzünde belirdiği ve yayıldığı dönem ile ilgili
antrorse :
lat. * ante (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + versus (dönmüş,
çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen) (vertere (dönmek, çevirmek,
döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * ucu veya yönü
bitkinin tepesine veya ileriye doğru dönük olan; tüy, diken veya kılların
uçlarının organın tepe yönüne bakması durumunu tanımlayan sıfat
antrparantez :
lat., gre., fra. * inter (arası, arasında) (in (iç, içeri, içeriye, içeride,
içine, içinde) + terra (yer, toprak) ) (lat.) + para (yanında, dışında,
ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında;
zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + en (iç, içe, içine) + tithemi, tithenai
(koymak, yerleştirmek, ortaya koymak) (gre.); entre (arası, arasında) +
paranthèse (parantez) (fra.) * parantez içinde, parantez arasında; söz
arasında, parantez içinde belirtilen; dolaylı veya ek açıklama olarak kullanılan
ifade
antrum :
gre., lat. * antron (oyuk, girinti, giriş, mağara) (gre.); antrum (lat.) *
içeri giriş yeri, boşluk; vücuttaki çeşitli kapalı boşluklar, kemik içindeki
hava boşlukları veya midenin alt kısmında yer alan ve yiyeceklerin öğütülüp
asitle karıştırıldığı bölge
anubis :
mıs. * anpu, inpu (bozmak, çürütmek; kraliyet çocuğu) + is (son ek) * Antik
Mısır mitolojisinde ölüm, cenaze ve mumyalama tanrısı ve Osiris ve Nephthys'in
oğlu
anud :
ara. * anada (inat etmek, ısrar etmek, direnmek, diretmek, üstelemek, karşı
çıkmak, ısrarla reddetmek), inad (direnme, diretme, karşı çıkma, yapmayı
reddetme, redde ısrar etme, üsteleme) * inatçı, ısrarcı, dikkafalı, muannid
anuk :
tür. * anuk (nane veya dağnanesi) * Ballıbabagiller (Lamiaceae) ailesine bağlı
Nane (Mentha) cinsinden genellikle 40 cm ila 100 cm büyüyebilen çok yıllık bir
bitki
anuket :
mıs. * anaka (kapsamak kucaklamak), anuket (kapsayan, kucaklayan) * Mısır
mitolojisinde Nil Nehri'nin koruyucu tanrısı
anularis :
lat. * anus (halka, çember), anellus (halka, yüzük) + aris (ile ilgili, gibi) *
halka gibi, halkayla ilgili olan
anulus :
lat. * anulus (halkacık, yüzük) (anus (halka, çember) + ulus (küçültme eki) ) *
halka, yüzük, çember
anunnaki :
süm. * An (gökyüzü tanrısı) + na (çoğul eki; çocuklar) + Ki (yeryüzü tanrıçası)
* antik Sümer, Akad, Asur ve Babil dönemine ilişkin mitolojik kaynaklarda yer
alan An, Anu isimli ilahlaştırılmış karakterin soyu (“An ve Ki’nin çocukları”);
Mezopotamya mitolojisinde tanrılar topluluğu
anura :
gre. * an (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + ouros (kuyruk) * erişkin
evrede kuyruksuz olan kurbağalar ve kara kurbağaları gibi amfibi (iki yaşamlı)
nitelikli hayvanlar takımı
anurognathidae :
gre., lat. * an (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + ouros (kuyruk) +
gnathos (çene) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae
(-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Geç Jura ve Erken Kretase dönemlerinde
yaşamış, geniş ağız yapısına ve kısa çenelere sahip, genellikle kısa kuyruklu
ve küçük boyutlu uçan sürüngenleri (pterozorları) kapsayan soyu tükenmiş bir
hayvan familyası
anut :
ara. * anada (inat etmek, ısrar etmek, direnmek, diretmek, üstelemek, karşı
çıkmak, ısrarla reddetmek), inad (direnme, diretme, karşı çıkma, yapmayı
reddetme, redde ısrar etme, üsteleme) * inatçı, ısrarcı, dikkafalı, muannid
anüler :
lat. * anulus (halkacık, yüzük) (anus (halka, çember) + ulus (küçültme eki) ) +
aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * halka şeklinde, daire şeklinde,
halkasal, dairesel, çembersel
anüri :
gre. * an (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + ouria (idrar olma
durumu, üre durumu) (ouron, (idrar, sidik, üre, ürin) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * günde 100 ml'den az idrara çıkma durumu
anüs :
lat. * anus (halka, çember) * kalın bağırsağın dışa açılan ve dışkılamayı
sağlayan dairesel ağzı
anyon :
gre. * anion (aninein, anineai (yukarı gitmek, yükselmek, yükseğe çıkmak) (ana
(tekrar, yeniden, yukarı doğru, yukarıya, yükseğe, üste, geri, arkaya, baş,
önce, evvel) + ineai, inein (gitmek, ilerlemek) ) + on (isim yapım eki) ) *
negatif elektrikle yüklü iyon; iki boyutlu sistemlerde tam sayı olmayan
istatistiksel spin özellikleri gösteren kuazi-parçacık; fermiyon ve bozonlardan
farklı davranan parçacık türü
anyonik :
gre. * anion (aninein, anineai (yukarı gitmek, yükselmek, yükseğe çıkmak) (ana
(tekrar, yeniden, yukarı doğru, yukarıya, yükseğe, üste, geri, arkaya, baş,
önce, evvel) + ineai, inein (gitmek, ilerlemek) ) + on (isim yapım eki) ) +
ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * negatif elektrik yükü taşıyan
iyonlarla ilgili veya onları içeren, anyonla ilgili
anyonik gap :
gre. * anion (aninein, anineai (yukarı gitmek, yükselmek, yükseğe çıkmak) (ana
(tekrar, yeniden, yukarı doğru, yukarıya, yükseğe, üste, geri, arkaya, baş,
önce, evvel) + ineai, inein (gitmek, ilerlemek) ) + on (isim yapım eki) ) +
ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + gap (açıklık, boşluk) (ing.) *
ölçülmemiş katyonların (Ca, Mg) ve anyonların (proteinler, sülfatlar, fosfatlar
ve bazı organik asitler) miktarlarını değerlendirmek için kullanılan bir
laboratuvar hesaplaması, anyon açığı; anyonların bulunduğu bölgede oluşan
enerji boşluğu; özellikle yarı iletken ve katı hâl fiziğinde elektron
hareketini etkileyen enerji seviyesi farkı
anyonik polimerizasyon :
gre. * anion (aninein, anineai (yukarı gitmek, yükselmek, yükseğe çıkmak) (ana
(tekrar, yeniden, yukarı doğru, yukarıya, yükseğe, üste, geri, arkaya, baş,
önce, evvel) + ineai, inein (gitmek, ilerlemek) ) + on (isim yapım eki) ) +
ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + polymer (çok parçalı yapı, polimer)
(polys (çok, fazla, çoklu) + meros (parça, bölüm, kısım, birim) ) (gre.) +
izare (dönüştürmek, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) (lat.) * negatif
yüklü iyonların (anyonların) başlatıcı olarak kullanıldığı ve monomerlerin bu
iyonlar aracılığıyla ardışık ekleme reaksiyonlarıyla polimer zincirleri
oluşturduğu, kontrollü ve iyonik bir polimerizasyon mekanizması
anzarot :
ara. * anzarut (ilaç, şifa ve baharat amacıyla kullanılan bir bitki veya bitki
reçinesi) * sıcak ülkelerde yetişen bodur bir ağaç olan Sarcocolla ve bu
ağaçtan elde edilen ve ilaç ve baharat olarak kullanılan bir sakız, trifolium
odoratum; astragalus sarcocolla bitkisinin reçinesi
aort :
gre. * aorte (asıl atardamar, aort, kaldıran boru, asma ipi) (aeirein
(havalanmak, yükselmek, kaldırmak, taşımak) + ta (isim yapım eki) ) * kalbin
sol karıncığından çıkan ve temiz, kırmızı kanı vücudun her yanına dağıtan büyük
atardamar, ana atardamar
aort koarktasyonu :
lat. * aortae (aort) + coarctatio (daraltma) (lat.) + nu (iyelik eki) (tür.) *
aortun belirli bir bölümünün doğuştan dar olması durumu, konjenital aort
daralması
aort stenozu :
gre. * aorte (asıl atardamar, aort, kaldıran boru, asma ipi) (aeirein
(havalanmak, yükselmek) + ta (isim yapım eki) ) + stenosis (daralma) (stenos
(dar), stenein (daralmak) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) *
aort daralması
aorta :
gre. * aorte (asıl atardamar, aort, kaldıran boru, asma ipi) (aeirein
(havalanmak, yükselmek, kaldırmak, taşımak) + ta (isim yapım eki) ) * asma ipi;
kalbin sol karıncığından çıkan ve temiz, kırmızı kanı vücudun her yanına
dağıtan büyük atardamar, ana atardamar
aortik :
gre. * aorte (asıl atardamar, aort, kaldıran boru, asma ipi) (aeirein
(havalanmak, yükselmek) + ta (isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * aortla ilgili
aortik impedans :
gre., lat. * aorte (asıl atardamar, aort, kaldıran boru, asma ipi) (aeirein
(havalanmak, yükselmek) + ta (isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) (gre.) + impedentia (ayakları zincirleme, engelleme) (impedire
(ayakları zincirlemek; engellemek), (in (iç, içeri, içinde, içeride) + pes, ped
(ayak, taban) + ire (fiil mastar eki) ) + entia (isim yapım eki) ) * proksimal
aort sertliği ve geometrisinin bir göstergesi olan, sol ventrikülden erken
sistolde belirli bir akımın oluşturduğu basınç
aortografi :
gre. * aorte (asıl atardamar, aort, kaldıran boru, asma ipi) + graphein
(yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme)
(graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) * bir kateter aracılığıyla aortaya kontrast madde enjeksiyonunu ve
aortanın röntgeninin çekilmesini içeren invaziv bir endovasküler işlem
aortoiliak :
gre. * aorte (asıl atardamar, aort, kaldıran boru, asma ipi) (gre.) + ilium
(kalça kemiği), ilia (bağırsaklar, iç organlar, iç kısımlar) + icus (ile
ilgili, gibi, -a ait) * her iki bacağa giden atardamarların karın içindeki
kısımlarının daralması veya tıkanması, tıkayıcı hastalık; ana atardamar ile
kalça (iliak) arterleri
aortostenoz :
gre. * aorte (asıl atardamar, aort, kaldıran boru, asma ipi) + stenosis
(daralma) (stenos (dar), stenein (daralmak) + osis (isim yapım, durum, sorun,
hastalık eki) ) * kalbin sol ventrikül çıkışının daralması
apache :
zun. * apache (düşman) * Amerika Birleşik Devletleri'nin Arizona, New Mexico ve
Oklahoma eyaletlerinde yaşayan, Güneybatı Kızılderilileri kültür grubundan,
Atabaskların Güney Atabaskları bölümünden ve Güney Atabask dillerine (Apaçi
dilleri) giren Ova Apaçicesi, Hikarilaca, Lipanca, Meskalero-Çirikavaca ile
Batı Apaçicesi adlı dilleri konuşan Kızılderilileri topluca niteleyen ortak
isim; apaş
apache point obzervatuar :
zun., ing., lat. * apache (düşman; ABD’deki yerli halk) + point (nokta, tepe) +
observatorium (gözlemevi) * New Mexico, ABD’de yer alan, optik ve yakın
kızılötesi teleskoplarla yıldızlar, galaksiler ve kozmik yapıları gözlemleyerek
astronomik araştırmalar yapan modern araştırma tesisinin ismi
apaçık :
tür. * ap (pekiştirme öneki) + aç (genişletmek, aralık yapmak, bariz kılmak) +
ık (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * besbelli, çok bariz, tamamen meydanda,
çok anlaşılır
apaçi :
zun. * apache (düşman; ABD’deki yerli halk) * Amerika Birleşik Devletleri'nin
Arizona, New Mexico ve Oklahoma eyaletlerinde yaşayan, Güneybatı
Kızılderilileri kültür grubundan, Atabaskların Güney Atabaskları bölümünden ve
Güney Atabask dillerine (Apaçi dilleri) giren Ova Apaçicesi, Hikarilaca,
Lipanca, Meskalero-Çirikavaca ile Batı Apaçicesi adlı dilleri konuşan
Kızılderilileri topluca niteleyen ortak isim; apaş
apagoji :
gre. * apagagein (uzaklaştırmak, çıkarmak) (apo (-den, -dan, dışında, uzak,
dış, ayrı, önde, önüne) + gagein (taşımak, götürmek; ilerletmek, harekete
geçirmek; heyecanlandırmak, teşvik etmek) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
) * bir savı, bir iddiayı, karşıtının imkansız veya saçma olduğunu göstererek
batıl kılmak
apak :
tür. * ap (pekiştirme hecesi) + ak (beyaz; su) * çok ak, çok beyaz, pek beyaz
apala :
tür. * apa (ayı) + la (etken fiil eki) * emeklemek (ayı gibi yapmak, ayı gibi
yürümek anlamından)
apalak :
tür. * apa (ayı) + la (etken fiil eki) + k (gibi, ile ilgili) * kucak veya meme
çocuğu için oldukça iri, gürbüz ve tombul; meme çocuğu, bebek
apallik :
lat. * a (yokluk, zıtlık ve olumsuzluķ öneki) + pallium (örtü, cüppe) + icus
(ile ilgili, gibi, -a ait) * şiddetli beyin hasarına bağlı olarak uyanık ancak
tepkisiz olan hastanın davranışsal özelliği
apalone spinifera :
gre., lat. * hapalos (yumuşak) + on (pekiştirme eki) + spina (dken) + ferre
(getirmek, taşımak, götürmek, yüklenmek) * Kuzey Amerika'da yaşayan, düz ve
derimsi kabuğu, sivri burunu olan, kabuğunun ön kenarında küçük dikenimsi
çıkıntılar bulunan, dikenli yumuşak kabuklu tatlı su kaplumbağası, dikenli
yumuşak kabuklu kaplumbağa
apalutamid :
lat. * apa (farmasötik ön ek) + olut (alkol grubu; hidroksil OH eki) + amid
(amidum; azot içeren organik bileşik sınıfı (-CONH2 yapısı) ) * prostat kanseri
tedavisinde kullanılan steroid olmayan bir antiandrojen ilacın etken maddesi
(C21H15F4N5O2S)
apandiks :
lat. * apendix (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + pendere (asmak, sarkıtmak,
tartmak, ödeme yapmak), pendix (asılmış, asılan, sarkan) ) * büyük bağırsağın
alt ucuna bağlı ve açılan tüp şeklinde bir kese
apandis :
lat. * apendix (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + pendere (asmak, sarkıtmak,
tartmak, ödeme yapmak), pendix (asılmış, asılan, sarkan) ) * büyük bağırsağın
alt ucuna bağlı ve açılan tüp şeklinde bir kese
apandisit :
lat., gre. * apendix (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + pendere (asmak,
sarkıtmak, tartmak, ödeme yapmak), pendix (asılmış, asılan, sarkan) ) (lat.) +
itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * apendiks
adı verilen körbarsağın iltihaplanma
apansız : tür.
* ap (pekiştirme öneki) + an (anlamak, farketmek, ayırt etmek) + sız (yokluk,
zıtlık ve olumsuzluķ öneki) * hiç umulmadık, beklenmedik bir zamanda, çok ani
apar topar :
tür. * apar (götürmek, taşımak) (ab, ap (almak, ele geçirmek, alıp götürmek) +
ar (ek) ) + topar (toplamak; yuvarlamak) * toplanmaya vakit kalmaksızın, telaş
ve acele ile, çarçabuk
aparan :
lat. * apparent (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + parere (ortaya çıkarmak,
doğurmak, üretmek, yaratmak, oluşturmak, meydana getirmek, ürermek, öne
getirmek, başarmak; görünmek, belirmek, ortaya çıkmak) + ent (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) ) (lat.); apparent (fra.) * açık, belli, bariz, aşikar,
anlaşılır, ortada, besbelli
aparat :
lat. * apparatum, apparatus (donanım, hazırlanma, hazırlanmış olan) (ad (-a
doğru, yönelim, yan, yakın) + parare (hazırlamak, düzenlemek, temin etmek,
edinmek) + tus (isim yapım eki) ) * cihaz, alet, aygıt, mekanizma
aparey :
lat., fra. * apparatum, apparatus (donanım, hazırlanma, hazırlanmış olan)
(lat.); appareil (fra.) * cihaz, alet, aygıt, mekanizma
aparisyon :
lat. * apparitio (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + parere (ortaya çıkarmak,
doğurmak, üretmek, yaratmak, oluşturmak, meydana getirmek, ürermek, öne
getirmek, başarmak; görünmek, belirmek, ortaya çıkmak) + tio (isim yapım eki) *
belirme, görünme, ortaya çıkıverme; hayalet
aparkat :
ing. * upper (üst, yukarı) + cut (kesme, kesmek) * boksta aşağıdan yukarıya
doğru atılan kroşe yumruk
aparmak :
tür. * apar (götürmek, taşımak) (ab, ap (almak, ele geçirmek, alıp götürmek) +
ar (etken fiil eki) ) + mak (fiil mastar eki); al (almak) + bar (varmak,
taşımak, getirmek) * sürükleyip götürmek, alıp götürmek, alıp gitmek, almak
apart :
lat. * apart (ayrı) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + parte (kenar, yan, bölüm,
kesim, ayrım, kısım) ) * salonu, özel mutfağı, banyosu ve yatak odası bulunan
daire
apartman :
lat. * appartimentum (kenar, yan, bölüm, bölüntü, pay) (ad (-a doğru, yönelim,
yan, yakın) + pars, parte (kenar, yan, bölüm, kesim, ayrım, kısım) + mentum
(ile ilgili olma) ) (lat.); appartement (fra.) * konut olarak yapılan, birkaç
katlı olan ve her katında bir veya birkaç daire bulunan yapı
apassionata :
lat. * appassionare (tutkulanmak) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) +
passionatus (tutkulanmış) (passion (tutku) + are (fiil mastar eki) + tus
(geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ); apassionato (ita.) * tutkulu bir duyguyla
çalınan müzik türü
apaş :
zun. * apache (düşman) * Amerika Birleşik Devletleri'nin Arizona, New Mexico ve
Oklahoma eyaletlerinde yaşayan, Güneybatı Kızılderilileri kültür grubundan,
Atabaskların Güney Atabaskları bölümünden ve Güney Atabask dillerine (Apaçi
dilleri) giren Ova Apaçicesi, Hikarilaca, Lipanca, Meskalero-Çirikavaca ile
Batı Apaçicesi adlı dilleri konuşan Kızılderilileri topluca niteleyen ortak
isim; apaş; kabadayı, külhanbeyi, hayta, serseri; serserice yaşamla ilgili
(argo)
apate :
gre. * apatein (yanıltmak, aldatmak, kandırmak), apates (hile, dolandırıcılık,
aldatma) * Yunan mitolojisinde aldatmanın tanrıçası
apatetik : gre.
* apatheitikos (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + patheitikos
(patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun,
sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi) ) * ilgi, coşku veya endişe göstermeme,
hissizleşme, duygu eksikliğine bağlı umursamama, hissetmeme, duyarsız ve
kayıtsız olma durumu ile ilgili, apati sendromu gösteren
apati :
gre. * apatheia (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + patheia
(sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı,
hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
ilgi, coşku veya endişe göstermeme, hissizleşme, duygu eksikliğine bağlı
umursamama, hissetmeme, duyarsız ve kayıtsız olma durumu
apatik :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + patheia (sorunlu,
sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık,
acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile
ilgili, -a ait, gibi) * apati sendromu gösteren
apatit :
gre. * apatein (yanıltmak, aldatmak, kandırmak), apates (hile, dolandırıcılık,
aldatma) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki)
(mineralin çeşitli formları ve renklerinden dolayı) * OH−, F− veya Cl−
iyonlarının görece oranlarına göre adlandırılan hidroksiapatit, florapatit ve
klorapatit gibi fosfat mineral
apaydın :
tür. * ap (pekiştirme öneki) + aydın (ay (Dünya’nın uydusu; ışıklandırma, ışık
verme, açığa çıkarma, tanımlama) + dın (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) *
çok aydınlık, çok ışık alan
apayrı :
tür. * ap (pekiştirme öneki) + ayrı (ilişiği olmayan, bağı olmayan) * tamamen
farklı, tamamen ayrı, hiçbir bağı olmadan
apaz :
erm. * ap, ap’s, hapaz, apaz (avuç, avuç içi, avuç dolusu) * iki elin küçük
parmaklarının birleştirilip diğer parmakların yukarı doğru kıvrılmasıyla
oluşturulan açık veya kapalı avuç içini ve bu el şeklinin alabildiği "avuç
dolusu" miktar
apazlamak :
tür. * ap, ap’s, hapaz, apaz (avuç, avuç içi, avuç dolusu) + la (etken fiil
eki) + mak (fiil mastar eki) * bir şeyi avuç dolusu alarak avuçlamak; gemi pupa
ile orsa arasındaki rüzgarı (omurgaya 45 derece açıyla esen yan rüzgarı) alarak
yelkenlerini şişirmek ve bu rüzgarla yol almak, bordaya dik olarak esen yel ile
gitmek
apçe :
tür. * apa (anne, abla veya büyük kadın akraba) + çe (sevgi, şefkat bildiren
ek) * abla, yaşça büyük kız kardeş veya kendisinden büyük kadınlara yönelik bir
saygı/seslenme ünvanı (Kırım Tatar Türkçesi'nde)
apeks :
lat. * ap (almak, elde etmek, varmak, erişmek) + ex (uç) * bir şeyin en yüksek
noktası, zirve noktası veya ucu, uç, zirve, tepe
apel :
lat., fra. * appellare (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + pellere (itmek,
sürmek, kovmak, savmak, ilerletmek) ) (lat.); appeler (çağırmak), appel (çağrı)
(fra.) * resmi çağrı veya duyuru; ayrıca mahkemede temyiz başvurusu; bir anonim
ortaklıkta, paydaşları ortaklığa koymayı üstlendikleri anaparanın taksitlerini
ödemeye çağırma
apeliotes :
gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + helios (güneş) +
tes (son ek) * Yunan mitolojisinde güneydoğu rüzgarı tanrısı
apendektomi :
lat., gre. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + pendere (asmak, sarkıtmak,
tartmak, ödeme yapmak), pendix (asılmış, asılan, sarkan) (lat.) + ektomia
(kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim,
kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
) (gre.) * apendiksin cerrahi olarak çıkarılması işlemi
apendiks :
lat. * apendix (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + pendere (asmak, sarkıtmak,
tartmak, ödeme yapmak), pendix (asılmış, asılan, sarkan) ) * ana metin veya
organın sonuna eklenen bölüm; kalın bağırsağın alt ucuna bağlı ve açılan tüp
şeklinde bir kese, çekumun ucu
apendiküler :
lat. * apendix (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + pendere (asmak, sarkıtmak,
tartmak, ödeme yapmak), pendix (asılmış, asılan, sarkan) ) + cula, culum
(küçültme eki) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * apendiks ile ilgili,
apendikse ait; bir uzuv veya uzuvlarla ilgili
apendisit :
lat., gre. * apendix (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + pendere (asmak,
sarkıtmak, tartmak, ödeme yapmak), pendix (asılmış, asılan, sarkan) ) + itis
(iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * körbarsağın
(apendiks) iltihaplanması durumu
apeni :
gre., lat. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + peos, posthe
(penis) (gre.); penis (kuyruk) (lat.) * penis yokluğu
apep :
gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + phusis, physis (öne
getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme,
geliştirme; doğa, tabiat, varlık) * Mısır mitolojisinde, Nil Nehri'nde yaşayan,
Nun'ın suyu olarak anılan, karanlığın ve kaosun tanrısı addedilen ve güneş
tanrısı Ra’nın düşmanı olan çok büyük sürüngen yaratık, kaos yılanı, Apepi,
Aapep, Apophis
apera :
gre. * aperos (tamamlanmamış, eksik) * başakları gevşek ve düzensiz yapılı
olan, buğdaygiller familyasına ait bitki cinsi
aperitif :
lat. * aperitivus (aperire (açmak, ortaya çıkarmak) (ad (-a doğru, yönelim,
yan, yakın) + per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla,
yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) +
ire (fiil mastar eki) ), aperit (açılmış) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * yemekten önce içilen, genellikle hafif alkollü içki
apetit :
lat. * appetitus (arzu, istek, iştah) (ad (-e doğru, yöneli) + petere
(arzulamak, yönelmek, gitmek, istemek, saldırmak) + itus (geçmiş zaman ve isim
yapım eki) ) * yeme isteği, açlık hissi; bir şeye karşı güçlü arzu veya eğilim
(mecazi)
apgar skoru :
ing. * apgar (Amerikalı doğum anestezisti Virginia Apgar'ın soyadından) + score
(puan, başarı veya derecesinin sayısal ifadesi) (ing.) + u (iyeik eki) (tür.) *
doğum sonrasında bebeğin acil tıbbi bakıma ihtiyacı olup olmadığını belirleyen
Apgar Testi sonucu
apgar testi :
ing., far., lat. * apgar (Amerikalı doğum anestezisti Virginia Apgar'ın
soyadından) + testa, testum, testus (kap, çömlek, hazne, kalıp, el kabı; test,
deneme, sınav, tecrübe) (lat.) + i (iyelik eki) (tür.) * doğumdan hemen sonra
yenidoğan bebeklerin genel sağlık durumunu hızlıca değerlendirmek için
kullanılan bir test
aphanes :
gre. * aphanes (görünmez, belirsiz) (a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk
eki) + phanes (görünen, ortaya çıkan, açığa çıkan; ışığa çıkan) (phainein
(parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya
çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak) + es
(isim yapım eki) ) * küçük ve göze çarpmayan çiçeklere sahip, gülgiller
familyasına ait bitki cinsi
aphaniptera :
gre. * aphanes (görünmez, belirsiz) (a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk
eki) + phanes (görünen, görünür, belirgin, ortaya çıkan, açığa çıkan; ışığa
çıkan) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek,
belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür
kılmak) + es (isim yapım eki) ) + pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat,
yüzgeç) + a (çoğul eki) * memelilerin ve kuşların derisine tutunarak
yaşamlarını sürdüren, boyları 1,5 ile 3,3 mm arasında değişen ve kendi
boylarının çok katı yüksekliklere zıplayabilen, genellikle pireleri
(Siphonaptera) kapsayan, kanatsız, küçük ve kan emici böcek grubu
aphanopetalaceae : gre.
* aphanes (görünmez, belirsiz) (a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) +
petalon (yaprak, taç yaprak) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki)
(lat.) * Avustralya'ya özgü olan Saxifragales (Taşdelenler) takımına ait,
genellikle tırmanıcı çalı formundaki mercekli gövdelere ve karşılıklı dizili,
testere dişli yapraklara sahip bitkileri kapsayan ve Aphanopetalum cinsini
içeren küçük ve nadir bir botanik familyası
aphel :
gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + helios (güneş,
ateş) * bir gök cisminin (gezegen veya kuyruklu yıldız gibi) Güneş'in
etrafındaki yörüngesinde dolanırken Güneş'e en uzak olduğu nokta
aphloia :
gre. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + phloios (kabuk, zar,
membran, örtü) * Doğu Afrika, Madagaskar ve Hint Okyanusu adalarına özgü,
Aphloiaceae familyasına ait tek türü (Aphloia theiformis) bulunan, yaprakları
özellikle kozmetik ve cilt bakım sektöründe antioksidan, nemlendirici ve
yatıştırıcı özellikleri nedeniyle değerli bir bileşen olarak kullanılan
tropikal bir çalı veya küçük ağaç cinsi
aphloiaceae :
gre., lat. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + phloios (kabuk,
zar, membran, örtü) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) *
Crossosomatales takımına bağlı olan, genellikle Doğu Afrika, Madagaskar ve
Seyşeller gibi bölgelerde yetişen, her daim yeşil çalı veya küçük ağaç formunda
olan, yalnızca tek bir türü (Aphloia theiformis) içinde barındıran monotipik
bir çiçekli bitki familyası
aphyllanthaceae :
gre., lat. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + phyllon (yaprak) +
anthos (çiçek) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * eskiden
ayrı bir botanik familyası olan, ancak günümüzde daha geniş kapsamlı
Asparagaceae familyası bünyesinde Aphyllanthoideae alt familyası olarak kabul
edilen, yaprakları ince, tabanda yer alan kılıflara dönüştüğü için yapraksız
gibi görünen, uçlarında belirgin, yıldız şeklinde mavi (nadiren beyaz) çiçekler
bulunan, tel gibi yeşil gövdeler oluşturan, yalnızca tek bir türü (Aphyllanthes
monspeliensis) barındıran bitki familyası
aphyllanthes :
gre. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + phyllon (yaprak) + anthos
(çiçek) * Batı Akdeniz bölgesine endemik, saz benzeri yapraklara ve derin mavi
çiçeklere sahip olan, belirgin olmayan çok küçük, pulsu yapraklara sahip olan
otsu çiçekli bir bitki cinsi, iplik çiçeği
API :
ing. * application (uygulama) + programming (programlama) + interface (arayüz)
* yazılımların birbiriyle belirli kurallar çerçevesinde veri ve işlev paylaşmasını
sağlayan programlama arayüzü
apış :
tür. * ap (açmak; kapamak, sıkmak) + ış (isim yapım eki) * iki bacağın
dizkapaklarından yukarıda kalan bölümünün iç yanı, butların iç yanı;
apışmak :
tür. * ap (açmak; kapamak, sıkmak) + ış (isim yapım eki) + mak (fiil mastar
eki) * oturmak, bacakları ayırarak, yana açarak çömelmek; dudakları kapatarak
sessiz kalmak; utanmak veya çekingenlik nedeniyle ağzını açmamak
apia :
samo. * apa (baba) + ia (benim) (Tanrı babamdır) (samo.); abai (babam) (aba
(baba) + i (benim) (ara.) * Samoa'nın başkenti; Peloponnesus'un eski ismi
apiaceae :
lat. * apium (kereviz; maydanoz) + aceae (-giller, botanik familya eki) *
genellikle aromatik ve şemsiye şeklinde çiçeklere sahip olan, havuç, kereviz,
maydanoz, rezene, dereotu ve kimyon gibi çok sayıda ekonomik ve tıbbi bitkiyi
içeren geniş bir çiçekli bitki familyası, Umbelliferae, maydanozgiller,
kerevizgiller
apicomplexa :
lat. * apicem, apicis, apex (en yüksek, en tepe, en uç nokta, uç, zirve, doruk,
tepe) + complexus (birleşmiş, karmaşık) (co, com (birlikte, beraber, ile) +
plicare, plectere (katlamak, bükmek, kıvırmak, sarmak; örmek, dokumak), plexus
(örgü, ağ, dokuma, doku, kıvrım; katlanmış, bükülmüş, örülmüş, sarılmış; kat,
katman, tabaka, satıh, yüzey) ) + a (taksonomik çoğul eki) * konak hücrelerine
girişte kullanılan apikal kompleks adı verilen özelleşmiş hücresel organel
sistemine sahip, zorunlu hücre içi parazit yaşam süren, sıtma etkeni
Plasmodium, koksidiyoz etkeni Eimeria ve Toxoplasma gibi tek hücreli
parazitleri kapsayan bir ökaryot şubesi
apidae :
lat. * apis (arı) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller,
zoolojik familya eki) * bitkilerin tozlaşmasında ve ekosistemlerin
devamlılığında çok önemli bir rol oynayan bal arılarını, bombus arılarını, marangoz
arılarını ve dilsiz arıları içeren geniş bir böcek familyası
apifil :
lat., gre. * apis (arı) (lat.) + philia (sevme durumu, hoşlanma durumu)
(philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) (gre.) * arı sever, arı seven;
arılar tarafından tozlaşan, arıları çeken, arılarla yakın ekolojik ilişki
gösteren
apifobi :
lat., gre. * apis (arı) (lat.) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku)
+ eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * arı korkusu
apikal :
lat. * apex, apic (tepe, zirve, doruk, uç) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * herhangi bir hücrenin, yapının veya organın üst bölümü
apiko :
lat., ita. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + ikneomai
(varmak, ulaşmak) * ucu, tepe veya son nokta ile ilgili; bir yapının en uç veya
dorzale yakın kısmı; yola çıkmaya hazırlanan bir geminin, zinciri toplayıp
demirini almaya, kaldırmaya hazır olduğu, zincirin düşey duruma geldiği an
apikompleksan :
lat. * apex, apic (tepe, zirve, doruk, uç) + complectere (con, com (birlikte, beraber,
ile) + plicare, plectere (katlamak, bükmek, kıvırmak, sarmak; örmek, dokumak),
plexus (örgü, ağ, dokuma, doku, kıvrım; katlanmış, bükülmüş, örülmüş, sarılmış;
kat, katman, tabaka, satıh, yüzey) ), complexus (birbirine bağlı veya ilişkili
parçalardan oluşan karmaşık bütün) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait) * spor
üreten Apicomplexa parazit şubesinin herhangi bir protozoanı, sporozoa
apikültür :
lat. * apis (arı) + cultivare (işlemek, ekip biçmek, bakım yapmak,
yetiştirmek), cultura (işleme, tarım, bakım, yetiştirme) (cultus (işlenmiş,
bakımı yapılmış; tapınma) + ura (isim yapım eki) ) * bal arılarının bal,
balmumu, arı sütü, propolis, polen ve arı zehri gibi ürünlerin elde edilmesi
ile bitkilerin tozlaşmasının sağlanması amacıyla yetiştirilmesi, bakımı,
çoğaltılması ve yönetimini kapsayan arıcılık faaliyeti ve bilim dalı, arıcılık
apiol :
lat. * apium (kereviz, maydanozgiller familyası bitkileri) + oleum (yağ, uçucu
yağ bileşeni) * özellikle maydanoz tohumu ve bazı maydanozgillerden elde
edilen, uçucu yağ yapısında bulunan ve yüksek dozlarda rahim uyarıcı
etkileriyle bilinen aromatik organik bileşik (C12H14O4)
apirojen :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + pyr (ateş) + gennaein
(doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran,
ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) *
ateş yükselmesine neden olan herhangi bir madde taşımayan
apis :
mıs. * hapi, apis (kutsal boğa) * Mısır mitolojisinde güç, verim ve doğurganlık
sembolü olan, yeraltı dünyasının boğa tanrısı, Hap, Hep, Hapi
apis mellifera :
lat., gre. * apis (arı) + melli (bal) + peherein (taşımak, getirmek), phoros
(taşıyan, getiren) (gre.); ferre (taşımak, getirmek) (lat.) * bitki
tozlaşmasında ve bal üretiminde büyük rol oynayan, Anatolia, Carnica ve
Ligustica gibi farklı birçok alt ırka ayrılan evcil bal arısı
apium :
lat. * apium (kereviz; maydanoz) * aromatik yaprak ve sapları gıda olarak
kullanılan kerevizleri kapsayan bitki cinsi
apixaban :
lat. * apix (apex, uç, tepe, dorz) + xaban (kan pıhtılaşma faktörü Xa
inhibitörü) * kan pıhtılarını tedavi etmek ve önlemek ve valvüler olmayan
atriyal fibrilasyonu olan kişilerde inmeyi doğrudan inhibe edici faktör Xa
yoluyla önlemek için kullanılan antikoagülan (pıhtılaşna önleyici) ilacın etken
maddesi (C25H25N5O4)
aplastik :
gre. * aplastikos (a (yokluk, zıtlık ve olumsuzluķ on eki) + plassein (şekil
vermek, şekillendirmek, biçim vernek, kalıba dökmek) + tikos (isim yapım eki) )
* bir organ veya dokunun gelişmemesi veya normal işlevini yerine
getirememesiyle karakterize edilen
aplazi :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + plassein
(şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasis (şekillenme,
şekil verme, biçimlenme, oluşma, büyüme) * bir organ veya dokunun normal olarak
gelişmemesi veya işlev görmemesi
aplik :
lat., fra. * applicatus (applicare (uygulamak, yapıştırmak) (ad (-a doğru,
yönelim, yan, yakın) + plicare (katlamak, kıvırmak) ) + tus (geçmiş zaman ve
sıfat yapım eki) (lat.); appliqué (uygulanmış), applique (duvarda şamdan
desteği) (fra.) * duvara takılan siperlikli lamba
aplikasyon :
lat. * applicatio (applicare (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + plicare
(katlamak, kıvırmak, eğmek) + tio (isim yapım eki) ) * uygulama, kullanım; başvuru
işlemi
aplikatör :
lat. * applicatio (applicare (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + plicare
(katlamak, kıvırmak, eğmek) + tor (-cı, -ci, yapan, eden) * uygulayıcı; ürün
paketlendikten sonra etiketleme işlemlerini yapan ve basan otomatik veya manuel
kullanımlı cihaz
aplike :
lat.; fra.* applicatus (applicare (uygulamak, yapıştırmak) (ad (-a doğru,
yönelim, yan, yakın) + plicare (katlamak, kıvırmak) ) + tus (geçmiş zaman ve
sıfat yapım eki) (lat.); appliquer (uygulamak), appliqué (uygulanmış, uygulamalı)
(fra.) * uygulamalı; düz veya desenli, işlemeli bir kumaştan kesilmiş
motiflerin bir başka kumaş üzerine uygulanmış, işlenmiş durumu
aplocheilidae :
gre., lat. * haploos (tek, tekil, tekli) (ha (tek) + ploos (kat, katlanmış) ) +
oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) ) + kheilos (dudak) (gre.)
+ eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya
eki) (lat.) * genellikle Asya kıtasında ve çevresindeki tatlı sularda yaşayan,
Akvaristler arasında popüler olan ve küçük, renkli yapılarıyla bilinen
balıkları içeren, Cyprinodontiformes takımına ait bir yumurtlayan dişli
sazancıklar (killifish) familyası (bilinen popüler cinsleri arasında
Aplocheilus, Pachypanchax ve Epiplatys gibi balıklar yer alır.)
apne :
gre. * apnoea (nefessiz) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + pnein
(nefes almak, solumak, esmek), pnoea (nefes, nefes alma, soluma, soluklanma,
solunum) ) * solunumun geçici olarak durması veya çok ciddi şekilde azalması
durumu; uyku sırasında nefes almada 10 saniye veya daha fazla duraklama
apneik :
gre. * apnoea (nefessiz) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + pnein
(nefes almak, solumak, esmek), pnoea (nefes, nefes alma, soluma, soluklanma,
solunum) ) + ikos (ile ilgil, -a ait) * uyku sırasında solunumun geçici olarak
durması (solunum duraklaması), azalması veya solunumsuzluk ile ilgili, apneye
ait
apocynaceae :
gre., lat. * apo (uzak) + kyon (köpek), kynos (köpekle ilgili) (gre.) + aceae
(-giller, botanik familya eki) (lat.) * tropikal ve astropikal bölgelerde
yetişen, ağaç, çalı, odunsu sarmaşık veya otsu formda olan, tarihsel olarak
zehirli kabul edilen, sütlü özsulu bitkileri kapsayan geniş bir çiçekli bitki
familyası, zakkumgiller (en bilinen örnekleri arasında zakkum, cezayir menekşesi
ve frangipani (plumeria) yer alır.)
apocynum :
gre. * apo (uzak) + kyon (köpek), kynos (köpekle ilgili) * zehirli özsuyu
bulunan, lifli yapılı otsu bitkileri kapsayan bitki cinsi
apodanthaceae :
gre. * apo (uzak) + pous, podos (ayak) + anthos (çiçek) + aceae (-giller,
botanik familya eki) * kabakgiller ve benzeri bitki gruplarını içeren
Cucurbitales takımına ait, çoğunlukla başka bitkilerin üzerinde yaşayan,
klorofilsiz ve yapraksız, parazit bir bitki familyası (başlıca cinsler olarak
Apodanthes ve Pilostyles sayılabilir.)
apodidae :
gre. * apo (uzak) + pous, podos (ayak) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form)
(gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * kuşlar (Aves) sınıfına ait olan,
kırlangıçlara yüzeysel olarak benzeyen, ince uzun kanatlı, sivri tırnaklı ve
olağanüstü hızlı uçabilen kuş türlerini (örneğin ebabiller) kapsayan familya,
Sağangiller, Ebabilgiller
apodiformes :
gre., lat. * apo (uzak) + pous, podos (ayak) (gre.) + formis (şekilli, biçimli)
(forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * ebabiller (sağanlar)
ve sinek kuşlarını kapsayan, çok küçük bacaklara sahip olan, genellikle sadece
dikey yüzeylere tutunmak veya yuvalanmak için ayaklarını kullanan, kanat
yapıları, havada olağanüstü manevralar yapmalarına ve hızlanmalarına olanak
tanıyan kuş familyası (başlıca türleri arasında ebabil, sağan, ve sinek kuşu
sayılabilir.)
apoenzim :
gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + enzyme (mayalama
içinde, fermantasyon yapan) (en (iç, içinde) + zyme (mayalama, fermente etme) )
* bileşik bir enzimin protein yapıda olan ve substratı (etki edilecek maddeyi)
tanıyan, tek başına işlevsel olmayan, işlevsel yani aktif tam enzim (holoenzim)
olabilmek için vitamin (koenzim) veya mineral (kofaktör) gibi yardımcı
kısımlarla birleşmeye ihtiyaç duyan inaktif kısmı
apofazi :
gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + phasia (konuşma,
söylem, kelam) (phasein (söylemek, konuşmak, kelam etmek) + eia (isim yapım
eki) ) * bir düşünceyi veya sözü açıkça ifade etmekten kaçınarak, onu dolaylı
biçimde ima etme durumu; özellikle retorikte bir şeyi söylemeyeceğini
belirtirken aslında ondan söz etme sanatı
apofeni :
gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + phainein (parlamak,
ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak,
göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) * rastgele veya anlamsız verilerde, örüntü, anlam veya bağlantı
algılama eğilimi
apofillöz :
gre., lat. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + phyllon
(yaprak) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * taç veya çanak yaprakları
(periant) birbirine kaynamamış, aksine birbirinden tamamen ayrı ve bağımsız
olan (çiçek)
apofiz :
gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + phusis, physis (öne
getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme,
geliştirme; doğa, tabiat, varlık) * filiz, dal, şube, soy; kemiklerin uç
kısımlarında yer alan, bağların, kasların, tendonların yapışmasına olanak
tanıyan büyüme plakası ve ikincil kemikleşme merkezi; bir organdaki veya
vücuttaki doğal bir çıkıntı; bazı yosunlarda sporangiumun tabanındaki şişlik;
13 Nisan 2029'da Dünya'ya çok yakın bir mesafeden geçecek olan dev asteroidin
ismi; Mısır mitolojisinde kaos ve karanlığı temsil eden devasa bir yılan tanrı,
Apep
apogonidae :
gre., lat. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + pogon (sakal; çene)
(gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik
familya eki) (lat.) * genellikle sığ denizlerde ve mercan resiflerinde yaşayan,
parlak renkli kemikli olan, yumurtalarını ağızlarında kuluçkaya yatıran ve
yumurtadan çıkana kadar yavrularını ağızlarında taşıyan balıkların oluşturduğu
bir familya
apoje :
gre., fra. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + gaia (yer,
yeryüzü, toprak, dünya) (gre.); apogée (fra.) * eliptik bir yörüngenin en uzak
noktası; zirve, doruk
apokalips :
gre. * apokalupsis (ifşa, meydana çıkma, açığa çıkma) (apokaluptein (ifşa etmek,
açığa çıkarmak, meydana çıkarmak) (apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde,
önüne) + kaluptein, kalyptein (örtmek, gizlemek, kaplamak) ) + sis (isim yapım
eki) * bir doğaüstü varlığın kozmik gizemleri veya geleceği bir insan
aracılığıyla ifşa ettiği edebi bir tür, kıyamet
apokaliptik :
gre. * apokalyptikos (apokalupsis (ifşa, meydana çıkma, açığa çıkma)
(apokaluptein (ifşa etmek, açığa çıkarmak, meydana çıkarmak) (apo (-den, -dan,
dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + kaluptein, kalyptein (örtmek, gizlemek,
kaplamak) ) + sis (isim yapım eki) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
açığa çıkarma ile ilgili, ortaya çıkarma ile ilgili, ifşa ile ilgili;
insanlığın sonunu getirecek olan felaket ile ilgili, kıyametle ilgili
apokarp :
gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + karpos (meyve,
tohum) * bir çiçeğin dişi organındaki karpellerin (yumurtalık yapraklarının)
birbirleriyle kaynaşmayıp, her birinin ayrı ve bağımsız (serbest) halde
bulunduğu durum
apokarpik :
gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + karpos (meyve,
tohum) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * (bir çiçek) dişi organındaki
karpelleri (yumurtalık yaprakları) birbirleriyle kaynaşmayıp, her biri ayrı ve
bağımsız (serbest) halde bulunan
apokrif :
gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + kryptein (gizlemek,
saklamak, örtmek), kryptos (gizli, saklı, örtülü) * kanonik dini metinlerin ve
kitapların parçası olmayan metin
apokrin :
gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + krinein (ayırmak) *
salgılama sırasında hücrelerinden bir miktarda sitoplazma ve bazı parçalar
kopararak salgı üreten hücrelerin oluşturduğu ekzokrin bezlerinin salgılanma
biçimini sınıflandırmak için kullanılan bir terim
apokromatik :
gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + khroma, khromat
(renk) (renksiz, renk oluşturmayan) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * optik
sistemlerde ışığın üç farklı dalga boyunu (genellikle kırmızı, yeşil ve mavi)
aynı odak noktasında birleştirerek renk seğirmesini (renk sapmasını) ve küresel
sapmaları neredeyse tamamen ortadan kaldıran, akromatik lenslere göre çok daha
yüksek netlik sunan gelişmiş bir mercek türü
apolar :
lat., gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + polos (kutup,
eksen, aks, mil, gök kutbu, dönme ekseni) (gre.); polus + aris (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) (lat.) * kutupsal özelliği olmayan; elektriksel
polaritesi olmayan
apolet :
lat., fra. * scapula (omuz, kürek kemiği) (lat.); épaulette (omuzluk) (épaule
(omuz) + ette (küçültme eki) ) (fra.) * rütbeyi göstermek için subay
üniformalarının omuzlarına takılan parça
apolipoprotein :
gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + lypos (yağ) +
protein (protos (ilk, önce, önde) + eios (ile ilgili, gibi) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) ) * hem lipitlere bağlanabilen, hem de suda
çözünebilen ve lipitlerle beraber lipoproteinleri oluştururan proteinlerden her
biri
apolitik :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + polis (şehir, il, kent)
+ tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * siyaset ile ilgilenmeyen, siyasete
karşı olan, siyasi konulardan uzak duran
apollo :
hit., gre. * apollon, apaliunas, apeljon, apeilon, apellon (kudret, kuvvet,
güç, sertlik; imha etmek, mahvetmek), apollymi (imha etmek, yok etmek,
mahvetmek) (hit., gre.); a'bel (sert taş, dağ taşı) (ara.) * Yunan
mitolojisinde müziğin, sanatın, Güneş'in, ateşin ve şiirin tanrısı, kehanet ve
bilgelik tanrısı
apollon :
hit., gre. * apollon, apaliunas, apeljon, apeilon, apellon (kudret, kuvvet,
güç, sertlik; imha etmek, mahvetmek), apollymi (imha etmek, yok etmek,
mahvetmek) * Yunan mitolojisinde müziğin, sanatın, Güneş'in, ateşin ve şiirin
tanrısı, kehanet ve bilgelik tanrısı
apolojetik :
gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + logia (bilim,
bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (sıfat yapım eki) * genellikle dini,
felsefi veya ideolojik bir öğretiyi, inancı ya da sistemi dışarıdan gelen
eleştirilere ve saldırılara karşı rasyonel kanıtlar, mantıksal argümanlar ve
felsefi temeller kullanarak sistemli bir şekilde savunma disiplini veya bu
amaca hizmet eden yazı ve söylemler bütünü
apoloji :
gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + logia (bilim,
bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir kişinin kendi inancını, davranışını veya
bir öğretiyi savunmak, haklı çıkarmak ya da eleştirilere karşı korumak amacıyla
yaptığı ayrıntılı ve gerekçeli savunma
apomiksis :
gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + mixis (karıştırma,
birleşme, karışma, döllenme) (mixo, mixein (karıştırmak, birleşmek, karışmak) +
sis (isim yapım eki) ) * döllenme gerçekleşmeden (hücre karışması olmadan) ve
kromozom sayısı yarıya inmeden yumurta hücresinden tohumun oluştuğu vejetatif
çoğalma fenomeni
apomorfi :
gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + morphe, morphos
(şekil, biçim, form, kalıp) + eia (isim yapım ve durum eki) * evrimsel süreçte
bir canlının atasında bulunmayan bir özelliğin daha sonraki soylarda yeni
olarak ortaya çıkması durumu
apomorfin :
gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + morphe, morphos
(şekil, biçim, form, kalıp) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) *
Parkinson hastalığının tedavisinde kullanılan dopamin benzeri etki gösteren bir
ilacın etken maddesi (C17H17NO2)
aponevrotik :
gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + neuron (sinir, lif,
kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
aponevroz ile ilgili
aponevroz :
gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + neuron (sinir, lif,
kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) *
kasları kemiklere veya kaslara bağlayan geniş, düz fibröz, lifli ve beyaz
renkli derin fasya katmanı
aponogeton :
gre. * apo (uzak) + notos (arka, güney) * durgun sularda yaşayan, ince ve
dalgalı yapraklara sahip su bitkilerini kapsayan bitki cinsi
aponogetonaceae :
gre., lat. * apo (uzak) + notos (arka, güney) (gre.) + aceae (-giller, botanik
familya eki) (lat.) * , Alismatales takımında yer alan, tropikal ve ılıman
bölgelerdeki bataklıklarda, göllerde veya akıntısız sularda yaşayan çiçekli
bitkilerin familyası
aponöroz :
gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + neuron (sinir, lif,
kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) *
kasları kemiklere veya kaslara bağlayan geniş, düz fibröz, lifli ve beyaz
renkli derin fasya katmanı
apopetalous :
gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + * (çiçek) taç
yaprakları (petalleri) birbirine kaynamamış, birbirinden tamamen bağımsız ve
ayrı olan, ayrı taçyapraklı, polipetal
apophis :
gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + phusis, physis (öne
getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme,
geliştirme; doğa, tabiat, varlık) * filiz, dal, şube, soy; kemiklerin uç
kısımlarında yer alan, bağların, kasların, tendonların yapışmasına olanak
tanıyan büyüme plakası ve ikincil kemikleşme merkezi; bir organdaki veya
vücuttaki doğal bir çıkıntı; bazı yosunlarda sporangiumun tabanındaki şişlik;
13 Nisan 2029'da Dünya'ya çok yakın bir mesafeden geçecek olan dev asteroidin
ismi; Mısır mitolojisinde kaos ve karanlığı temsil eden devasa bir yılan tanrı,
Apep
apopleksi :
gre. * apoplexia (apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + plessein
(vumak, çarpmak, darbelemek) + exia (isim yapım eki) ) * ani damar tıkanması
veya kanama sonucu beyin fonksiyonlarının kaybı, felç, sekte, inme
apoptatik :
gre. * apoptosis (koparak düşme) (apein (ayrılmak, uzaklaşmak), apo (-den,
-dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + ptosis (düşme, düşüş, sarkma)
(piptein (düşmek) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * programlı hücre ölümüyle, düzenli ve
kontrollü yok oluşla ilgili, apoptoz ile ilgili; teolojide Tanrı’yı veya ilahi
gerçekliği doğrudan tanımlamak yerine, “ne olmadığı” üzerinden açıklamayı esas
alan yaklaşım
apoptoz :
gre. * apein (ayrılmak, uzaklaşmak), apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı,
önde, önüne) + ptosis (düşme, düşüş, sarkma) (piptein (düşmek) + osis (isim
yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * vücudun genetik olarak kontrol ettiği,
işlevini yitirmiş veya hasarlı hücreleri temizlemek için başlattığı, çevre
dokulara zarar verilmeden ve iltihaplanma oluşmadan eski veya tehlikeli
hücrelerin vücuttan güvenle uzaklaştırıldığı "programlı hücre ölümü" (hücresel
intihar) süreci
apoptozis :
gre. * apein (ayrılmak, uzaklaşmak), apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı,
önde, önüne) + ptosis (düşme, düşüş, sarkma) (piptein (düşmek) + osis (isim
yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * vücudun genetik olarak kontrol ettiği, işlevini
yitirmiş veya hasarlı hücreleri temizlemek için başlattığı, çevre dokulara
zarar verilmeden ve iltihaplanma oluşmadan eski veya tehlikeli hücrelerin
vücuttan güvenle uzaklaştırıldığı "programlı hücre ölümü" (hücresel
intihar) süreci
aporia :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + poros (boru, boğaz,
gözenek, delik, kanal, geçit, giriş), poria (geçme durumu) (poreuein (yol
almak, geçmek, hareket etmek) + eia (isim yapım eki) ) * geçişin olmaması,
geçişte zorluk, çıkmaz
aporik :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + poros (boru, boğaz,
gözenek, delik, kanal, geçit, giriş), poria (geçme durumu) (poreuein (yol
almak, geçmek, hareket etmek) + eia (isim yapım eki) ) + ikos (sıfat yapım eki)
* çözülmesi güç bir sorun, çelişki veya çıkmazla ilgili olan; kesin bir sonuca
ulaşılması mümkün olmayan (durum)
aport :
lat., fra. * apportare (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + portare (taşımak,
götürmek) ) (lat.); apporte (getir) (fra.) * vurulan avı getirmesi için av
köpeğine berilen emir sözü
apostem :
gre. * aphistemi, (dışta kalmak, uzaklaşmak, dışına düşmek) (apo (-den, -dan,
dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + histamai, histemein (durdurmak, koymak,
ayakta tutmak), histemi (durdurma, koyma, ayakta tutma) ) * vücudun herhangi
bir doku veya organında iltihap toplanması sonucu oluşan cerahatli şişlik
aposteriori :
lat. * a (-dan, -den, uzak, ayrı) + post (sonra, müteakip, ileride) + erior
(olan, yapan, eden eki) + ia (isim, yer ve durum eki) * deneyimle, algılarla
sonradan edinilen bilgi
apostl :
gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + stellein, stello
(göndermek, yollamak) * elçi, gönderilen, mursel; havari, mürid; öncü, önder,
lider
apostol :
gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + stellein, stello
(göndermek, yollamak) * elçi, gönderilen, mursel; havari, mürid; öncü, önder,
lider
apostrof :
gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + strephein
(döndürmek, çevirmek, bükmek), strophos (bükülmüş bant, şerit, kordon; seçim
vurgusu) * kesme imi, mülkiyeti veya rakamların ihmal edildiğini belirtmek için
kullanılan üstte konumlanmış virgül
apoşi :
gre. * apochia (torba, çanta) (apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde,
önüne) + chora (boşluk, kanal, geçit, yer, alan) ) * balık avlamada kullanılan,
telden yapılmış, ağzı çember biçiminde olan ve torbaya benzeyen büyük gözlü ağ;
botanik ve tıp terimlerinde kanalların veya açıklıkların tıkanması, geçişin
engellenmesi durumu
apotr :
gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + ter (koruyucu,
bekçi, muhafız) (gre.); apôtre (fra.) * havari, yardımcı, koruyucu
apotroptik :
gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + trepein (çevirmek,
döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), trope (dönme,
dönüş, döngü) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * kötülük, felaket veya olumsuz
etkileri uzaklaştırmak, savuşturmak amacıyla yapılan tören, obje veya
sembollerle ilişkili
appassionato :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + pati (acı çekmek), passion (tutku,
ihtiras), passionatus (passionare (tutkulandırmak, heyecandırmak, coşturmak), +
tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * müzikte coşkun ve tutkulu icrayı
belirten ifade
appiades :
lat. * appia (eski Romalı politikacı Appius Claudius Caecus'un isminden) + ides
(ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * Roma mitolojisinde, Helenistik dönemde
yerleşim yeri olarak kullanılan antik Frigya kenti olan Appia'daki su kemerinin
yakınında tapınakları bulunan beş tanrıçaya (concordia, minerva, pax, venus,
vesta) verilen genel isim
appoggiatura :
gre. * appo (baba) + guiatura (rehberlik, yönlendirme) * uzun veya kısa süreli,
geçici olarak yerinden oynatılan ve daha sonra genellikle adım adım hareketle
ana notaya dönüşen süsleyici bir nota
apraksi :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + praggein (yapmak, icra
etmek, etmek, eylemek), praxis (eylem, icra, yapış) * fiziksel yeterliliği ve
hareket etme arzusu olmasına rağmen, öğrenilmiş anlamlı hareketleri
gerçekleştirme yeteneğinin kaybı; istemli hareketleri başlatamama veya
gerçekleştirememe durumu; motor planlamada bozukluk ile karakterize nörolojik
sendrom
apraxis :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + praggein (yapmak, icra
etmek, etmek, eylemek), praxis (eylem, icra, yapış) * fiziksel yeterliliği ve
hareket etme arzusu olmasına rağmen, öğrenilmiş anlamlı hareketleri
gerçekleştirme yeteneğinin kaybı; istemli hareketleri başlatamama veya
gerçekleştirememe durumu; motor planlamada bozukluk ile karakterize nörolojik sendrom
apre :
fra., ara. * après (sonra) (fra.); abir (geçen, ötesine geçen, sonrasına
intikal eden) (ara.) * kumaşın veya derinin temizlenerek, düzeltilerek,
parlatılarak daha sonraki işlemlere hazırlanması
aprelemek :
fra., tür. * après (sonra) (fra.) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki)
(tür.) * kumaş veya malzemeyi işleyerek kullanıma hazır hale getirmek
apremilast :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + pre (ön) + milast
(kimyasal bileşik adı) * bağışıklık yanıtını düzenleyen, plak sedef
hastalığının, inflamatuvar hastalıkların ve psöriatik artrit türlerinin
tedavisinde kullanılan ilacın etkin maddesi olan fosfodiesteraz 4 (PDE4)
inhibitörü (C22H24N2O7S)
aprepitant :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + prepitant (kimyasal
bileşik adı) * kemoterapinin neden olduğu bulantı ve kusmayı önlemek ve
ameliyat sonrası bulantı ve kusmayı önlemek için kullanılan nörokinin-1 (NK1)
reseptör antagonist ilacın etken maddesi (C23H21F7N4O3)
april :
lat. * aprilis (açılış) (aparere (açmak) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) +
parere (ortaya çıkarmak, doğurmak, üretmek, yaratmak, oluşturmak, meydana
getirmek, ürermek, öne getirmek, başarmak; görünmek, belirmek, ortaya çıkmak) +
ilis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * yılın dördüncü ayı, nisan, abril
apriori :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + priori (önce) * deneyden önce,
önsel
aproksimasyon :
lat. * approximare (yaklaştırmak, yakınlaştırmak) (ad (-a doğru, yönelim, yan,
yakın) + proximus (en yakın, yakın, civar) + are (fiil mastar eki) ) + tio
(isim yapım eki) * bir değeri veya sonucu, gerçek veya ideal değere mümkün
olduğunca yakın olacak şekilde tahmin etme veya belirleme işlemi,
yaklaşıklaştırma, yakınsallaştırma, tahmin, yaklaşık değer belirleme
aproksimatif :
lat. * approximatus (approximare (yaklaştırmak, yakınlaştırmak) (ad (-a doğru,
yönelim, yan, yakın) + proximus (en yakın, yakın, civar) + are (fiil mastar
eki) ) +tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * bir değeri veya sonucu, gerçek
veya ideal değere mümkün olduğunca yakın olacak şekilde tahmin etme veya
belirleme işlemiyle ilgili, yaklaşıklaştırmayla ilgili, yakınsallaştırma ile
ilgili, tahmini, yaklaşık olarak
apron :
lat., ing. * mappa (bez, örtü, peçete) (lat.); naperon (küçük masa örtüsü) (fra.)
* havaalanında, uçuş pistleri dışında kalan, uçakların genellikle yolcu indirip
bindirdiği, yakıt vb. aldığı, park edilebildiği alan; giysi veya iş kıyafetinin
ön kısmına takılan koruyucu önlük
apropriasyon :
lat. * appropriare (kendine özgü kılmak, kendisininki. yapmak) (ad (-a doğru,
yönelim, yan, yakın) + proprius (öz, kendi, uygun) + are (fiil mastar eki) *
hukuk ve sosyal bilimlerde kullanım, bir hakkı veya nesneyi kişisel kullanım
için alma eylemi; el koyma, iç etme, bir şeyi sahiplenme, kendine mal etme,
üstüne oturma
aprotinin :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + protein (hücre yapısı,
enzimler ve hormonların ana yapı taşı) (protos (birinci, temel) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) ) * kan pıhtılarının parçalanmasına yol açan süreç
olan fibrinolizi yavaşlatan, ameliyat esnasında veya sonrasındaki olan
kanamaları azaltmakta kullanılan küçük bir protein sığır pankreas tripsin
proteaz inhibitörü (C284H432N84O79S)
apse :
lat. * abscessus (gitme, uzaklaşma, yok olma, mevcut halini terketme) (ab (uzak
olan, uzak) + cedere (gitmek, ilerlemek, yol almak, uzaklaşmak, çekilmek) + us
(isim yapım eki) ) * sıklıkla bakterilere karşı verilen tepki sonucu ortaya
çıkan iltihabi bir durum
apsent :
gre. * apsinthion (pelin otu) * pelin otu (artemisia) yapraklarından elde
edilen, anason özü katkılı alkollü içki
apsis :
lat. * abscissa (çizgi, kesen çizgi, kesme, giderme) (ab (girme, giriş, içeri
geçme) + scindere (yarmak, ayırmak, parçalamak) + issa (isim yapım eki) ) *
yatay ekseni ve ordinat, standart iki boyutlu bir grafiğin dikey ekseni
aptal :
ara. * abdal (bedeller; kendini Allah’a adamış insan) * zekası pek gelişmemiş
olan, alık, bön, budala, ahmak
aptandraceae :
gre., lat. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + pteryx, pterygos,
ptera, pteron (kanat, yüzgeç) + aner, andros (erkek, stamen) (gre.) + aceae
(-giller, botanik familya eki) (lat.) * Santalales (sandal ağacıgiller)
takımına ait, çoğunlukla tropikal bölgelerde yetişen odunsu bitkilerden (ağaç
ve çalılar) oluşan çiçekli bir bitki familyası (örneğin Aptandra tubicina)
apteriks :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + pteryx, pterygos, ptera,
pteron (kanat, yüzgeç) * kanatsız; Yeni Zelanda'ya özgü, uzun boyunlu, kalın
bacaklı, gececi, uçamayan bir kuş
apterygidae :
gre., lat. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + pteryx, pterygos,
ptera, pteron (kanat, yüzgeç) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form)
(gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * yalnızca Yeni Zelanda'da
yaşayan uçamayan kivileri kapsayan familya (örneğin apteryx)
aptes :
far. * abdest (el suyu) (ab (su) + dest (el) ) (far.) * namaz öncesi yıkanma,
gasl
aptesbozan :
far., tür. * abdest (el suyu) (ab (su) + dest (el) ) (far.) + bozan
(düzensizleştiren, kötü duruma sokan, iptal eden) (tür.) * şeritgillerden,
yassı vücutlu, birbirine kenetlenmiş boğumları olan ve kimisi metrelerce uzun
boyda olabilen bir bağırsak asalağı
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder