27 Eylül 2026 Pazar

anjiyopatik - aptesbozan

anjiyopatik : gre. * angeion, angio (kasa, kap, hazne, damar, kanal) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * damar hastalıkları ile ilgili

anjiyopeptin : gre., lat. * angeion (kasa, kap, hazne, damar, kanal) + peptine (peptein (sindirmek, hazmetmek), peptos (sindirilmiş, hazmedilmiş) + ine (protein ve kimyasal madde eki) ) * damar sistemi üzerinde etkili olabilen ve protein parçacıkları içeren biyolojik aktif bileşik (C58H73F6N11O14S2)

anjiyoplasti : gre. * angeion, angio (kasa, kap, hazne, damar, kanal) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * damarlardaki tıkanıklığın veya daralmanın giderilmesi amacıyla damarın cerrahi veya balon kateterle şekillendirilmesi, genişletilmesi işlemi

anjiyosarkom : gre. * angeion, angio (kasa, kap, hazne, damar, kanal) + sarkoma (yumuşak doku tümörü, et tümörü) (sarx, sarkos (et, beden dokusu) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) ) * kan damarlarından kaynaklanan yumuşak doku sarkomu, endotel hücre kanseri

anjiyospazm : gre. * angeion (kasa, kap, hazne, damar, kanal) + span (çekmek), spasmos (çekim, kasılma) * kan basıncının artmasıyla birlikte kan damarlarının spazmodik olarak kasılması

anjiyosperm : gre. * angeion (kasa, kap, hazne, damar, kanal) + sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni, sperm) * botanikte tohumları kapalı olan ve genellikle meyve ile çevrili olan bitkiler grubu; çiçekli bitkiler

anjiyotensin : gre. * angeion (kasa, kap, hazne, damar, kanal) + tensin (protein belirtici ifade) (tensio (gerilme, gerilim, tansiyon) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) * böbreklerden salgılanan renin enziminin, plazma proteinlerinden alfa-2 globulinde bulunan anjiyotensinojen üzerine etkisi sonucu oluşan, damarları daraltarak kan basıncını artıran, güçlü damar daraltıcı etkiye sahip peptid hormon

ank : gre. * ankh (yaşam, ruh) * antik Mısır'da yaşamı ve ruhu simgeleyen, alfa ve omega harflerinin birleşmesinden oluşan okült sembol

anka : mıs., ara. * ankh (yaşam, ruh; alfa ve omega harflerinin birleşmesinden oluşan okült sembol) (mıs.), unk (boyun, uzun boyun), anak (boyunlar) (ara.) * uzun kanatlı ve iri olarak nitelenen düşsel bir kuş

ankara : gre. * ankyra (çapa) ("Çıpa", bölgede yaşamış Galatların (Keltlerin) sembolüdür.) * Türkiye'nin başkenti

ankastre : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + castratus (kırpılmış, kesilmiş) (castrare (kırpmak, kesmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); encastré (fra.) * oyuk içine yerleştirilmiş olan, gömme

ankebut : ara., aram., sür. * ikeb (tutmak, durdurmak), akkabita (tutunan, duran) (aram., sür.) * örümcek; Kur'an'ın 29. suresinin ismi

ankesör : fra. * en (iç, içeri, içinde, içinde, içine) + caisse (kasa, kutu, hazne), caisser (tahsil etmek, kasaya koymak, haznelemek) + eur (-cı, -ci, yapan, eden) * para toplama, tahsil etme veya kasaya koyma işlevi gören araç veya kişi, kumbara

anket : lat. * inquisita (sorgu) (inquaerere (in (iç, içe, içine) + quaerere (sormak) ) + isita (isim yapım eki) ) (lat.); enquête (fra.) * soru sorarak bilgi toplama, sorgulama

anketör : lat. * inquisitor (inquisita (sorgu) (inquaerere (in (iç, içe, içine) + quaerere (sormak) ) + isita (isim yapım eki) ) + or (-cı, -ci, yapan, eden) ) * sorgulayan, anket yapan kişi

ankiloz : gre. * ankuloein, ankylein (bağlamak, kıvırmak, sabitlemek, sıkmak, bükmek), ankulos, ankylos (eğri, bükük, çarpık, kıvrık) * eklemde hareketliliğin azalması sonucunda eklemin işlevini yapamaz duruma gelmesi

ankilozan : gre., ing. * ankuloein, ankylein (bağlamak, kıvırmak, sabitlemek, sıkmak, bükmek), ankulos, ankylos (eğri, bükük, çarpık, kıvrık) (gre.) + ens, ent (isim yapım eki) (lat.) * eklemleri veya dokuları sertleştiren, ankiloza yol açan madde veya durum, sertleştiren, katıkaştıran

ankilozan spondilit : gre., lat. * ankuloein, ankylein (bağlamak, kıvırmak, sabitlemek, sıkmak, bükmek), ankulos, ankylos (eğri, bükük, çarpık, kıvrık) (gre.) + ens, ent (isim yapım eki) (lat.) + spondulos (omur) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) (gre.) * omurgayı ve omurga ile kalça kemiği arasındaki eklemi etkileyen ağrılı, iltihaplı bir romatizma türü, omurga romatizması, bel romatizması

ankodontos : gre. * ankos (kıvrım, kanca, eğrilik) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) * kanca veya çengel biçiminde eğrilmiş dişlere sahip olma özelliğini ifade eden bileşik sıfat; özellikle memeli diş morfolojisini tanımlamada kullanılan anatomik nitelik

ankor : gre. * ankura (çapa, demir, dayanak noktası) * tendon tedavisinde kullanılan, bağlar, kaslar ve tendonlar gibi yumuşak dokuları kemiğe tutturmak ve sabitlemek için kullanılan ana implant

ankoring bias : gre., ing. * ankura (çapa, demir, dayanak noktası) (gre.) + ing (isim yapım eki) (ing.) * ilk verilen bilgiye gereğinden fazla önem verme

ankormen : gre., ing. * ankura (çapa, demir, dayanak noktası) (gre.); anchor (çapa, demir) + man (erkek, adam, insan) (ing.) * televizyon haberciliğinde ana haber bültenini stüdyodan sunan, sadece metinleri okumakla kalmayıp haberlerin içeriğine, akışına ve editörlük sürecine de yön veren baskın erkek haber spikeri

ankostik : gre. * enkaustikos (enkaiein (içini yakmak) (en (iç, içeri, içinde, içinde, içine) + kaiein (yakmak) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * eriyik halde bulunan balmumu ve boya maddesi kullanılarak icra edilen resim tarzı

anksiyete : lat., gre. * ankho, ankhein, angein (sıkmak, daraltmak, acı vermek, boğmak) (gre.); ango (boğulma, sıkılma), angere (kızmak, kızgın olmak), anxietas (anxius (endişeli) + itas (gibi olma, ile ilgili olma) ) (lat.); anxiété (fra.) * korku, kaygı ve huzursuzluk gibi duyguların ani ve yoğun bir şekilde yaşandığı psikolojik bir bozukluk, endişe bozukluğu, endişeli, evhamlı olma hali

anksiyolitik : lat., gre. * ankho, ankhein, angein (sıkmak, daraltmak, acı vermek, boğmak) (gre.); ango (boğulma, sıkılma), angere (kızmak, kızgın olmak), anxietas (anxius (endişeli) + itas (gibi olma, ile ilgili olma) ) (lat.) + lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak), lytikos (gevşeten, çözen, serbest bırakan, ayrıştıran) (lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) ) + tis -cı, yapan, eden eki) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * merkezi sinir sistemini etkileyerek patolojik korku, kaygı ve gerginlik (anksiyete) belirtilerini hafifletmek veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla kullanılan sakinleştirici özellikli olan (tıbbi ilaç), anksiyeteyi azaltan, kaygıyı azaltan (ilaç)

anksiyöz : lat. * anxius, (endişeli, kaygılı, evhamlı) * anksiyete semptomları gösteren

anlak : tür. * an (öncesi, evvelki, hatırlanan, anılan) + la (etken fiil eki) + k (isim yapım eki) * insanın anlama, düşünme, algılama, akıl yürütme, yargılama ve çıkarsama gibi yeti ve yeteneklerinin tümü

anlam : tür. * an (öncesi, evvelki, hatırlanan, anılan) + la (etken fiil eki) + m (isim yapım eki) (tür.); ana (anlamına gelmek), yani (anlamına gelir), mana (anlam) (ara.) * mana, bir kelime, işaret veya hareketin içerdiği bilgi

anlamak : tür. * an (öncesi, evvelki, hatırlanan, anılan) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * evvelini, gerisini, öncesini idrak etmek, evveline dönerek incelemek, anı (geriye dönük bilgi), akletmek, idrak etmek, kavramak

anlamdaş : tür. * an (öncesi, evvelki, hatırlanan, anılan) + la (etken fiil eki) + m (isim yapım eki) + daş (eş, denk, benzer, aynı eki) * aynı anlama gelen

anlaşmak : tür. * an (öncesi, evvelki, hatırlanan, anılan) + laş (işteş fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * karşılıklı mutabık olmak, fikir birliğine varmak

anlaşmazlık : tür. * an (öncesi, evvelki, hatırlanan, anılan) + laş (işteş fiil eki) + maz (olumsuzluk son eki) + lık (isim yapım eki) * karşılıklı mutabık olamama, fikir birliğine varamama

anlatı : tür. * an (öncesi, evvelki, hatırlanan, anılan) + la (etken fiil eki) + tı (isim yapım eki) * roman, öykü, masal gibi yazınsal türlerde bir olay dizisini anlatma biçimi, öyküleme

anlatmak : tür. * an (öncesi, evvelki, hatırlanan, anılan) + lat (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * izah etmek, açıklamak, anlamasını sağlamak

anlayış : tür. * an (öncesi, evvelki, hatırlanan, anılan) + la (etken fiil eki) + yış (isim yapım eki) * anlama durumu, anlama becerisi

anlı şanlı : tür., ara. * an (öncesi, evvelki, hatırlanan, anılan) + lı (sahibi, ile birlikte) (tür.) + şan (hal, durum, statü, mevki, konum, etkinlik, iş güç, önemli ve prestijli iş) + lı (sahibi, ile birlikte) (ara.) * güzel, gösterişli, ünlü

anmak : tür. * an (öncesi, evvelki, hatırlanan, anılan) + mak (fiil mastar eki) * hatırlamak, yad etmek

anna perenna : gre., lat. * anna (lütuf, iyilik, yardım, iltimas) + perennis, perenna (sonsuz, ebedi; yinelenen, tekrarlayan, döngüsel) * Roma mitolojisinde ihtiyar bir kadın olarak tasvir edilen ve 14 Mart'ta festivali düzenlenen tanrıça

annapurna : san. * anna (besin, gıda, yiyecek, tohum) + poorna (tam, kusursuz) * Hint mitolojisinde (Hinduizm) beslenme tanrıçası; Himalaya dağlarında bulunan, 55 km uzunluğundaki bir dizi zirveden biri

anne : tür. * an (doğurmak, üretmek, oluşturmak, meydana getirmek) + ne (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer), (Inanna (cinsel aşk ve doğurganlık tanrıçası) ) (süm.), Anne - Marie (fra.), Anna Maria (Meryem Ana) (lat.) * ana, çocuk doğuran kadın; öncesi, esası

anneanne : tür. * anne (ana) + anne (ana) * annenin annesi

annihilasyon : lat. * annihilare (yok etmek) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + nihil (hiç, hiçbir şey, yok) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * yok olma, ortadan kalma, yok etme, ortadan kaldırma, imha etme; iptal etme, fesih; parçacık fiziğinde, bir atomaltı parçacık ve ilgili antiparçacığı çarpıştığında başka parçacıklar üretme işlemine, örneğin bir elektron ile çarpışan bir pozitronun iki foton üretmesi

anno domini : lat. * annus, anno (yıl, sene; zaman) + domini (efendi, malik, sahip, reis, lord) * efendinin yılında, efendinin yılı; Hz. İsa'nın doğumu (AD)

annona : lat. * annona (gıda, mahsul; şeker elması) * yenilebilir ve aromatik meyveler veren tropikal ağaçları kapsayan bitki cinsi

annonaceae : lat. * annona (gıda, mahsul; şeker elması) + aceae (-giller, botanik familya eki) * çoğunlukla tropikal bölgelerde yetişen ağaç, çalı ve sarılıcı bitkileri kapsayan; Annona, Asimina ve Cananga gibi cinsleri içeren annonagiller (muhallebigiller) familyası

annuit coeptis : lat. * annuere (onaylamak, tasdik etmek, doğrulamak) *ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + nuere (başını sallamak, onaylamak, işaret etmek) ), annuit (onayladı, destek verdi, onaylanmış, desteklenmiş, tercih edilmiş) + coepere (başlamak), coeptum (başlangıç, taahhüt), coeptis (işler, başlangıçlar, taahhütler)

anobiidae : lat. * anobium (bir tür odun böceği) (anobos (yararsız, faydasız, küçük, önemsiz) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + nobos (yararlı, faydalı) ) + ium (durum eki) ) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * larvaları genellikle odun ve kuru bitki maddesi yiyen küçük boyutlu odun böcekleri familyası

anodonti : gre. * an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) + eia (isim yapım ve durum eki) * konjenital (doğuştan) bir anomali nedeniyle süt veya kalıcı dişlerin bir kısmının ya da tamamen eksik olması durumu

anofel : gre. * anofeles (faydasız; zararlı) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + nofeles (fayda, yarar) ) (gre.); nef'a (fayda, yarar), menfaat (faydalanma, yararlanma, çıkar sağlama) (ara.) * ikikanatlılar takımından, bataklıklarda üreyen, sıtma mikrobunu ısırma yoluyla insana aşılayan sivrisinek türü

anoftalmi : gre. * anophthalmos (an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + ophthalmos (göz, göz çukuru) (oph, ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + thalamos (iç oda, odacık) ) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * doğuştan gözün hiç gelişmemiş olması

anogenital : lat., gre. * anus (halka, çember) (lat.) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + es (ile ilgili, -a ait) ) (gre.) + itas (isim yapım ve durum eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * anüs ve genital bölge ile ilgili

anoksemi : gre. * anoxaimia (an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + oxus, oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * arteriyal kandaki oksijen miktarının azalması anoksi

anoksi : gre. * an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * oksijenin organizmadaki dokulara yeterli miktarda ulaşamaması durumu

anoksik : gre. * an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + ikos (ile ilgili, gibi) * anoksi ile ilgili

anomali : gre. * anomalos (olağan dışı, sıra dışı, anormal, normlara uymayan, tuhaf, garip) (a, an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + homalos (bir örnek, tekdüze, sıradan, düz, düzenli, kurala uygun, normal) ) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * bir şeyin normalden veya beklenenden farklı olma durumu, anormallik, sapaklık, sapma

anomalistik : gre. * anomalos (olağan dışı, sıra dışı, anormal, normlara uymayan, tuhaf, garip) (a, an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + homalos (bir örnek, tekdüze, sıradan, düz, düzenli, kurala uygun, normal) ) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) + istes (-cı, yapan, eden eki) + ikos (ile ilgili, -a ait) * anormallikleri, olağandışı durumları veya normalden sapmaları konu alan, bunlarla ilgili olan; mevcut bilimsel anlayışın veya normların dışında kalan sıra dışı, tuhaf ya da açıklanamayan olayları rasyonel ve bilimsel yöntemlerle inceleyip mantıklı açıklamalar bulma çalışması

anomalocaris : gre. * anomalos (olağan dışı, sıra dışı, anormal, normlara uymayan, tuhaf, garip) (a, an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + homalos (bir örnek, tekdüze, sıradan, düz, düzenli, kurala uygun, normal) ) + karis (karides, kabuklu canlı) * Kambriyen döneminde (yaklaşık 500 milyon yıl önce) yaşamış, eklembacaklıların atası kabul edilen, büyük kavrayıcı kollara ve dairesel bir ağza sahip devasa bir yırtıcı deniz canlısı cinsi

anomalopidae : gre. * anomalos (olağan dışı, sıra dışı, anormal, normlara uymayan, tuhaf, garip) (a, an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + homalos (bir örnek, tekdüze, sıradan, düz, düzenli, kurala uygun, normal) ) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * tropikal denizlerde yaşayan, gözlerinin altında ışık üreten (biyolüminesan) bakterilerle dolu ışık organları bulunan fener gözlü balıkları veya el feneri balıklarını kapsayan familya

anomi : gre. * anomia (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + nemoein, nemein (ayarlamak, düzenlemek, dağıtmak, paylaştırmak, yönetmek), nomia (yönetim, idare, düzenleme, yasama, ayarlama, düzenleme, sıralama, dizme) (nomos (kural, kanun, yasa, düzenleme, ayarlama) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.); nam (isim) (far.) * toplumda normların kaybolması veya bireylerin normlara uymaması durumu, yasasızlık, kuralsızlık, kanunsuzluk

anomik : gre. * anomia (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + nemoein, nemein (ayarlamak, düzenlemek, dağıtmak, paylaştırmak, yönetmek), nomia (yönetim, idare, düzenleme, yasama, ayarlama, düzenleme, sıralama, dizme) (nomos (kural, kanun, yasa, düzenleme, ayarlama) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (sıfat yapım eki) * toplumsal normların veya kuralların zayıfladığı, bozulduğu ya da bulunmadığı durumla ilgili olan; anomiye ilişkin

anomochloaceae : gre., lat. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + nemoein, nemein (ayarlamak, düzenlemek, dağıtmak, paylaştırmak, yönetmek), nomos (kural, kanun, yasa, düzenleme, ayarlama) (gre.) + chloa (çim, genç ot) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * tropikal Amerika'da bulunan, ilkel özellikler taşıyan bambu akrabalarını içeren küçük bir çimgiller akrabası (Poales) familyası

anomura : gre. * anomalos (olağan dışı, sıra dışı, anormal, normlara uymayan, tuhaf, garip) (a, an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + homalos (bir örnek, tekdüze, sıradan, düz, düzenli, kurala uygun, normal) ) + ouros (kuyruk) * karın (abdomen) yapıları tipik yengeçlerden ve diğer on ayaklı kabuklulardan farklı olan, keşiş yengeçleri, kral yengeçleri ve porselen yengeçleri gibi kabuklulardan oluşan infra-takım

anonim : gre. * an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + onoma, onuma, onyma, onomos, nimo (isim, ad) * adı bilinmeyen, adsız, isimsiz

anons : lat. * annuntiatio (annuntiare (duyurmak, bildirmek, haber vermek, anons etmek) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + nuntiare (haber vermek, bildirmek, duyurmak) ) + tio (isim yapım eki) ) * duyuru, duyurma, bildirme, bildiri, ilan, beyan

anonsör : lat. * annuntiare (duyurmak, bildirmek, haber vermek, anons etmek) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + nuntiare (haber vermek, bildirmek, duyurmak) ) + tor (-cu, çu, yapan, eden) * duyuran, bildiren, ilan eden, anons eden

anopsi : gre. * an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * görme duyusunun yokluğu

anorak : inu., esk. * annoraaq (giysi, kıyafet, giyim eşyası) * su geçirmez kumaştan yapılmış, yağışa karşı başlıklı, spor ceket, su ve rüzgar geçirmez, kapüşonlu mont

anoreksi : gre. * an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + orexis (iştah, arzu, istek) * kişinin kilo almaktan aşırı korkması nedeniyle yemek yemeyi reddetmesi ve kendini aç bırakmasıyla karakterize ciddi bir yeme bozukluğu, besin reddine dayalı yeme bozukluğu

anoreksijenik : gre. * an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + orexis (iştah, arzu, istek) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ikos (ile ilgili,-a ait) * iştahı baskılayarak yemek yeme isteğini azaltan ve böylece besin alımını düşüren (madde, hormon veya mekanizma)

anoreksia nervoza : gre., lat. * an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + orexis (iştah, arzu, istek) + neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.); nervosus (sinirsel, sinirlerle ilgili) (nervus (sinir) + osus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (lat.) * özellikle genç kadınlarda görülebilen, besin reddi, çok az uyuma, buna rağmen çok aktif olma ve anormal vücut ağırlığı ile tanımlanan ve hayati tehlikeye sahip olan bir yeme bozukluğu

anorektal : lat. * anus (makat, anüs) + rectum (doğru, düz) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kalın bağırsağın sonundaki dışkı çıkış ağzı olan anüs ve rektum ile ilgili

anorganik : gre. * an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + organon (alet, araç; uzv) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * karbon-hidrojen bağı içermeyen, hücre barındırmayan, inorganik

anorgazmi : gre. * an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + orgasmia (uyarılma, heyecanlanma, coşma durumu) (orgasmos (uyarılma, heyecan, coşma, doruk nokta) (orgaein (coşmak, kabarmak, şişmek, taşmak, uyarılmak, heyecanlanmak) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) ) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * yeterli uyarıya rağmen orgazma ulaşamama sendromu ile karakterize bir tür cinsel işlev bozukluğu

anormal : gre., lat. * anomalos (olağan dışı, sıra dışı, anormal, normlara uymayan, tuhaf, garip) (a, an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + homalos (bir örnek, tekdüze, sıradan, düz, düzenli, kurala uygun, normal) ) (gre.); a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + normalis (kurala uygun) (norma (cetvel, ölçüt, kural, standart) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) * genel örneğe, alışılmışa, kurala aykırı olan, norma uymayan

anorşi : gre. * an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + orkhis (testis) * doğuştan (konjenital) testislerin olmaması

anortit : gre. * an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + orthos (doğru, dik, düzgün) + ites (element, kayaç ve mineral eki) * magmatik ve metamorfik kayaçlarda yaygın olarak bulunan, triklinik sistemde kristalleşen ve kimyasal bileşimi kalsiyum alüminyum silikat (CaAl2Si2O8) olan, plajiyoklaz feldspat grubunun kalsiyumca en zengin uç üyesi

anosmi : gre. * an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + osmia (omein (koklamak, koku almak, kokuyu algılamak) (osme (koku, koklama duyusu) + ein (fiil mastar eki) ) + eia (olma durumu) ) * koku alamama, koku duyusu yitimi sendromu

anot : gre. * anhodos, anidos (ana (tekrar, yeniden, yukarı doğru, yukarıya, yükseğe, üste, geri, arkaya, baş, önce, evvel) + hodos (yol, geçit, izlenen yol, yön) ) (gre.); huda (yönlendirme, yola yöneltme, doğru yola yönlendirme) (ara.) * redoks tepkimelerinde yükseltgenmenin (bir maddenin elektron vermesi) gerçekleştiği pozitif yüklü elektrot, artı uç

anotasyon : lat. * annotare (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + nota (işaret, nişan, belirti, sembol, iz, kod), notare (işaretlemek, işaret koymak, kodlamak) ) + tio (isim yapım eki) * bir metine veya şemaya açıklama veya yorum olarak eklenen işaret veya yazı

anotlama : gre. * anhodos, anidos (ana (tekrar, yeniden, yukarı doğru, yukarıya, yükseğe, üste, geri, arkaya, baş, önce, evvel) + hodos (yol, geçit, izlenen yol, yön) ) (gre.) + la (etken fiil eki) + ma (isim yapım eki) (tür.) * bir metal veya iletken yüzeyin anot olarak kullanılarak elektrokimyasal oksidasyonla kaplanması veya koruyucu oksit tabakası oluşturulması işlemi; ham verilerin (görsel, metin, ses) yapay zeka modelleri tarafından anlaşılabilmesi için açıklayıcı etiketler veya işaretler ekleme süreci, veri etiketleme

anozognozi : gre. * anosognosia (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + nosos (hastalık) + gnosia (bilgi, bilme, tanıma) (gnosis (bilme, bilgi, tanı) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * engelli veya hasta bir kişinin engelli veya hasta olduğunu idrak edememesi sendromu

anredera : lat. * Anredera (yerel Güney Amerika bitki adı) * etli yapraklı ve sarılıcı gövdelere sahip tropikal bitkileri kapsayan bitki cinsi

ansambl : lat. * insimul (in (iç, içeri, içeriye, içeride, içine, içinde) + simul (aynı, eş, benzer, aynı zamanda, eş zamanlı) (lat.); ensemble (birlikte, beraber) (fra.) * birlikte, beraber, topluluk (müzik)

ansefal : gre. * enkephale, enkephalos (en (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + kephale, kephalos (kafa, baş) ) (gre.); kafa (baş, tepe, başın arkası, ense; önünde olan, karşı taraf; ardından gitmek, izlemek, takip etmek), koful (içi boş olan hazne) (tür.) * kafatası içinde bulunan merkezi sinir sisteminin ön ve orta bölümünü oluşturan organ, yani beyin

ansefalik : gre. * enkephale, enkephalos (en (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + kephale, kephalos (kafa, baş) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * kafatası içinde bulunan merkezi sinir sisteminin ön ve orta bölümünü oluşturan organla ilgili, beyin ile ilgili

ansefalit : gre. * enkephalitis (enkephale, enkephalon, enkephalos (kafanın içi, beyin (en (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + kephale, kephalos (kafa, baş) ) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) ) * viral veya bakteriyel enfeksiyon sonucu ortaya çıkan beyin iltihabı

ansefalopati : gre. * enkephalitida (enkephale, enkephalon, enkephalos (kafanın içi, beyin (en (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + kephale, kephalos (kafa, baş) ) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * beyin dokusunda dejeneratif değişikliklerin görüldüğü hastalıkların genel ismi

anser : lat. * anserem (kaz) * Kuzey Yarımküre'de yaşayan, Anatidae familyasına bağlı göçmen bir kuş cinsi

anseriformes : lat. * anserem (kaz) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * ördekleri, kazları ve kuğuları kapsayan, su yaşamına uyum sağlamış kuşlar takımı, kazsılar

ansestral : lat. * antecessor (ante (önce, ön, evvel) + cessor (giden) (cedere (gitmek, ilerlemek, yol almak, uzaklaşmak, çekilmek) + essor (-cı, yapan, eden eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * genetik olarak bir bireyin veya türün atalarına ait olan, miras kalan veya kökensel özellikleri taşıyan

ansestral spirit : lat. * antecessor (ante (önce, ön, evvel) + cessor (giden) (cedere (gitmek, ilerlemek, yol almak, uzaklaşmak, çekilmek) + essor (-cı, yapan, eden eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + spirare (nefes almak, üflemek, nefes vermek, solumak), spiritus (ruh, nefes, üfleme, solunum) * kültür ve inanç sistemlerinde bir topluluğun veya ailenin atalarına ait olduğuna inanılan ve korunması veya saygı gösterilmesi gereken ruh

ANSI : ing. * American (Amerikan) + National (Ulusal) + Standards (Standartlar) + Institute (Enstitüsü) * standartları ve uygunluk değerlendirme sistemini yöneten, koordine eden, kar amacı gütmeyen ABD kökenli özel bir kuruluş

ansımak : tür. * an (hatırlamak, yad etmek) + sı (edilgen fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * anımsamak, hatırlamak

ansızın : tür. * an (çok küçük zaman dilimi) + sız (yoksunluk, zıtlık ve olumsuzluk eki) + ın (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ne olduğunu anlamadan, idrak edemeden

ansiklopedi : gre., lat. * en (iç, içe, içeride) + kuklos, kyklos (daire, devir, çember, döngü, dönem, tekerlek, dairesel hareket, siklus) (gre.); cyclus (lat.) + paedia, pedia (eğitim) (paidein (eğitmek, öğretmek) + eia (isim yapım eki) ) * bütün bilim alanlarına ilişkin bilgileri alfabetik sırada içeren kaynak

ansiklopedik : gre. * en (iç, içe, içeride) + kuklos, kyklos (daire, devir, çember, döngü, dönem, tekerlek, dairesel hareket, siklus) (gre.); cyclus (lat.) + paedia, pedia (eğitim) (paidein (eğitmek, öğretmek) + eia (isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi) * amsiklopedi ile ilgili, ansiklopedi formatına veya içeriğine benzeyen

ansilümen : ing. * American (Ameirkan) + National (Ulusal) + Standard (Standart) + Institute (Enstitüsü) (ing.) + lumen, luminis (ışık, aydınlık, iç boşluk) (lat.) * projeksiyon cihazlarına ilişkin olarak, Amerikan Ulusal Standart Enstitüsü (ANSI (American National Standard Institute) ) tarafından kabul edilmiş ışık gücü-parlaklık standardı

anstabil : lat. * an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + stabilis (ayakta duran, sabit olan, dikilen, dik duran, kararlı olan, devam eden, daim olan, değişmeyen, varlığını sürdüren) (stare (durmak, ayakta durmak, dikilmek, dik durmak, kararlı olmak, sabit kalmak, değişmemek, varlığını sürdürmek, devam etmek, daim olmak) + abilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) ) * istikrarsız, kararsız, sabit olmayan, durağan olmayan

ant : tür. * an (hatırlamak, yad etmek, anımsamak), and (hatırlama, yad etme, anımsama) (tür.); and, und (ve, birlikte, bağlı olarak) (ing., fra.), end, Ende (son, sonuçlanmak, sonuca ulaşmak, uç) (ing., alm.) * tutmak, anlaşmak, sonuca bağlamak, bağlanmak; bağlılık, tutma, anlaşma, sözleşme, yemin etme, ahdetme, sonuca bağlama

antagonist : gre. * antagonizesthai (anti (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + agonizesthai (mücadele etmek, çabalamak, uğraşmak) (agon (yarış, mücadele, rekabet, çaba, uğraş) + izesthai (fiil mastar eki) ) (gre.) + ista (yapan, eden eki) (lat.) * vücutta bir reseptöre bağlanarak, o reseptörü doğal olarak uyaran bileşiğin yerine geçen ve o reseptör uyarıldığında doğal olarak ortaya çıkan sonucu engelleyen bileşik

antagonistik : gre. * anti (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + agonizesthai (mücadele etmek, çabalamak, uğraşmak), agon (yarış, mücadele, rekabet, çaba, uğraş) (gre.) + ista (yapan, eden eki) (lat.) + ikos (ile ilgili, gibi) (gre.) * bir etkiyi, maddeyi veya kişiyi başka bir etkiye karşı koyan, engelleyen; karşıt, zıt; birine veya bir şeye karşı aktif muhalefet veya düşmanlık gösterme veya hissetme ile ilgili

antagonizm : gre. * antagonismos (anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + agon (mücadele, çaba, uğraş) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) ) * aktif düşmanlık veya muhalefet, zıtlık

antagonizma : gre. * antagonismos (anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + agon (mücadele, çaba, uğraş) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) ) * aktif düşmanlık veya muhalefet, zıtlık

antakarinya : ant. * anta (yer; topluluk) + karinya (halk, insanlar, topluluk, soy, nesil) * Güney Avustralya'nın kuzeydoğu bölgesindeki aborjinlerin konuştuğu, Pama-Nyungan dillerinin Wati dilleri kolunun Batı Desert dilleri grubundan bir dil

antakya : gre. * Antiokheia (İnatçıların yeri, Direnişçilerin yeri) ) (antiokheos (dirençli, karşı koyan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * Hatay'ın bir ilçesi

antalya : gre. * attaleia (attalos (kibarlık, şefkat; çocuk büyütme) + ieia (yer eki) ) * Türkiye'nin, kuzeyinde Burdur, Isparta, Konya, doğusunda Karaman, Mersin, batısında Muğla bulunan 07 plakalı ili

antananarivo : malg. * antana (şehir) + narivo (bin) (binlerin şehri) * Madagaskar'ın başkenti (bu isim Andrianjaka askerlerinin onuruna verilmiş olup, önceki ismi Analamanga idi.)

antant : lat., fra. * intentus (yönelmiş, kasdedilmiş, niyet edilmiş) (intendere (yönelmek, kasdetmek, niyet etmek) (in (iç, içe, içine) + tendere (germek, gerilmek, uzatmak, esnetmek, yöneltmek) + entus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.); entente (fra.) * mutabık, anlaşmış; mutabakat, anlaşma, tarafların ortak niyet veya politikalarını ifade eden uzlaşma

antarktik : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + arkt, arktos (kutup ayısı) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Güney Kutbu ve onu çevreleyen bölgelerle ilgili

antarktika : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + arkt, arktos (kutup ayısı) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * Güney Yarımküre'nin en güneyinde bulunan ve Güney Kutbu'nu içeren kıta

antasid : lat. * an, ant (yokluk, zıtlık ve olumsuzluk öneki) + acidus (ekşi olan; hidrojen iyonu veren, pH düşürücü madde, asit) * midede asitliğin önlenmesi veya düzeltilmesi

antazolin : lat. * anti (karşı, engelleyen) + azol (azol halkası, heterosiklik azotlu halka) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * histamin H₁ reseptörlerini bloke ederek alerjik reaksiyonları hafifleten sentetik antihistaminik özellik taşıyan ilaç etken maddesi (C17H20ClN3)

antefleksiyon : lat. * ante (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + flexio (flectere (bükmek, eğmek, esnemek, bükülmek) + tio (isim yapım eki) ) * ön tarafa doğru eğilme veya bükülme; bir organın öne doğru bükülmesi, öne bükülüm

antegrad : lat. * ante (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + gradus (adım, basamak, kademe, derece, seviye, düzey, aşama, mertebe, sınıf) * bir sıvının, elektrik sinyalinin veya sinir iletiminin vücuttaki normal anatomik akış yönünde, yani arkadan öne (ileriye) doğru hareket etmesi, vücuttaki normal kan akışı gibi ileri yönde hareket

antegrat : lat. * ante (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + gradus (adım, basamak, kademe, derece, seviye, düzey, aşama, mertebe, sınıf) * bir sıvının, elektrik sinyalinin veya sinir iletiminin vücuttaki normal anatomik akış yönünde, yani arkadan öne (ileriye) doğru hareket etmesi, vücuttaki normal kan akışı gibi ileri yönde hareket

antekubital : lat. * ante (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + cubitus (dirsek) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kolun dirsekten aşağı bölümüyle ilgili

antem : gre. * antiphonos (anti (zıt, karşıt; üstünde, üzerinde, yukarıda) + phone, phonos (ses) * bir dini koro kompozisyonu, ilahi, marş

antemoid : gre. * anthos, anthemon (çiçek) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * çiçek biçimli, çiçeğe benzeyen, çiçeksi

antemortem : lat. * ante (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + mortem (ölüm) * ölümden önce

anten : lat. * antenna (yelken tersanesi, direk, çıpa ipi) * radyo, televizyon veya iletişim cihazlarında sinyal almak veya iletmek ve yayını çekmek için kullanılan uzantı veya yüksek yere kurulan iletken tel yapı (kökeni Romalıların gemilerde kullandığı direk ve ip sistemine dayanır.); bir canlının (özellikle hayvanların) çevresini algılamasını sağlayan, uyarıları toplayan organ veya yapı; duyu organı, duyarga

antenatal : lat. * ante (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + nasci (doğmak, oluşmak, meydana gelmek), natus (doğmuş, oluşmuş, meydana gelmiş) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * doğum öncesi ile ilgili

antennaria : lat. * antenna (duyarga, anten) + aria (aitlik eki) * çiçek tablaları anteni andıran tüylü yapılar taşıyan bitkileri kapsayan bitki cinsi

antep : ara., far. * ayn (göz; pınar, kaynak, menba) (ara.) + tab (parıltı, ışıltı; aydınlatan, parıldayan, parlatan; güç, kuvvet) (far.) * parıltı kaynağı; Türkiye'nin Gaziantep ilinin merkezi olan şehirdir. Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki 27 plaka numaralı şehir

antepartum : lat. * ante (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + partus, partum (ortaya çıkarma, doğurma, ele geçirme, edinme, doğum, oluşum, meydana gelme) (parere (ortaya çıkarmak, doğurmak, üretmek, yaratmak, oluşturmak, meydana getirmek, öne getirmek, başarmak; belirmek, ortaya çıkmak) + tus, tum (isim yapım eki) ) * doğum öncesi; doğumdan önceki gebelik dönemi, özellikle doğuma hazırlık süreci ve bu dönemdeki anne-fetüs durumları

anteridyum : gre. * anthera (çiçek açan, tomurcuk; erkek organ başçığı) (anthos (çiçek) + era (sıfat yapım eki) ) + idium (isim yapım eki) * alg, mantar, kara yosunu ve eğrelti otları gibi canlılarda erkek gametleri (spermatozoitleri veya spermatikleri) oluşturan erkek üreme organı; çiçekli bitkilerde erciklerin polen üreten ve polen keselerini taşıyan yapı

anterior : lat. * ante (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + erus, erior (ile ilgili, gibi, -a ait) * öndeki, ön, önceki, evvelki

anterit : gre. * enteritis (enteron (ince bağırsak; kiriş, şerit, geçit) (en (iç, içe, içine) + teron (bağırsak, iç organ) ) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) ) * ince bağırsak yangısı (enflamasyonu)

anteroapikal : lat. * ante, antero (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + apex, apic (tepe, zirve) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ön tepesel, ön ve tepeye ait

anteroapikal miyokardiyal iskemi : lat., gre. * ante, antero (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + apex, apic (tepe, zirve) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + mus, myo (kas) + kardia (yürek, kalp) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + iskhaimos (kanı durdurma) (iskhein (geri tutmak, engellemek) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * sol kalp ventrikülünün apikal ön segmentinin iskemisi (kansızlığı)

anterograd : lat. * ante, antero (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + gradus (adım, basamak, kademe, derece, seviye, düzey, aşama, mertebe, sınıf) * ileri doğru, geleceğe yönelik, zamanda ileriye doğru yönlendirilmiş; öğrenilen yeni bilgilerin ve olayların kalıcı belleğe aktarılamaması, yeni anıların oluşturulabilmesini engelleyen ileri dönük hafıza kaybı

anterograd amnezi : lat., gre. * ante, antero (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + gradus (adım, basamak, kademe, derece, seviye, düzey, aşama, mertebe, sınıf) + amnesis (hafıza kaybı) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + mimneskomai (hatırlamak, anımsamak), mnesis (hatırlama, hafıza, bellek) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * hafıza kaybına sebep olan olaydan sonra yeni anılar yaratma yetisinin kaybedilmesi, yakın zamanda gerçekleşen olayların hatırlanamaması ancak travmadan önceki olayların hatırlanması

anterograf : gre. * enteron (ince bağırsak; kiriş, şerit, geçit) (en (iç, içe, içine) + teron (bağırsak, iç organ) ) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ince bağırsak görüntüleme

anteroinferior : lat. * antero (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + inferus (aşağı, alt, alçak) (in (iç, içe, içine, aşağı) + ferre (getirmek, taşımak, götürmek, yüklenmek) ) + ior (-cı, yapan, eden eki) * ön ve arka tarafta olan

anterointerior : lat. * antero (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + interior (içsel, içle ilgili, dahili) (inter (iç, içeri, içinde, içinde) (in (iç, içe, içine, aşağı) + terra (yer, toprak) + us (son ek) ) + ior (-cı, yapan, eden eki) ) * ön ve iç tarafta olan

anterolateral : lat. * antero (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + lateralis (iki tarafa da ait, yan, yanal) (latere (yan tarafında olmak) (latus (taraf, yan) + are (fiil mastar eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * ön ve yan tarafta olan

anteromedial : lat. * antero (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + medius (orta) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait) * önde ve ortaya doğru

anteroposterior : lat. * antero (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + posterus (arka, arkada bulunan; sonraki, daha sonra gelen) (post (sonra, ardından) + erus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + or (-cı, yapan, eden eki) ) * hem ön hem de arkaya ilişkin

anteros : gre. * antheros (çiçekli, çiçek açan) (anthos (çiçek) + erasthai, erasthein (arzulamak, istemek, sevmek), eros (arzulama, isteme) ) * Yunan mitolojisinde Ares ile Afrodit'in çocuğu olan, sevgiye karşılık veren tanrıça

anterosel : gre. * enteron (bağırsak, sindirim sistemi; kiriş, şerit, geçit) + kele (tümör, yumru, şişlik, şişme, kese, torba, çıkıntı, fıtık) * pelvik taban kasları ve destek dokularının zayıflaması nedeniyle ince bağırsağın alt pelvik boşluğa doğru kayarak vajina duvarına (genellikle arka-üst kısmına) baskı yapması ve burada fıtıklaşma tarzında bir şişlik oluşturması durumu

anteroseptal : gre. * enteron (ince bağırsak; kiriş, şerit, geçit) (en (iç, içe, içine) + teron (bağırsak, iç organ) ) + septalis (bölümle ilgili) (septum (bölme, duvar) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * septumun ve özellikle interventriküler septumun önünde yer alan

anterosuperior : lat. * antero (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + üzerinde, yukarıda, üstte, üstünde, üstün, yüksek, superus (üzerinde, yukarıda, üstte, üstünde, üstün, yüksek olan) + or (-cı, yapan, eden eki) * önde ve yukarıda konumlanmış olan

antet : fra. * en (iç, içe, içine) + tête (baş, kafa) * zarf veya kâğıt başlığı; başlık, mektup kâğıdı başlığı

anteversiyon : lat. * ante (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + versio (dönme, dönüş, rotasyon, dönüşüm, yönelim, çevrim) (vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tio (isim yapım eki) ) * öne doğru eğimli olma durumu

antevert : lat. * ante (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + versus, vertus (dönmüş, döndürülmüş, çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen) (versare (dönmek, döndürmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * bir organın, özellikle de rahimin öne doğru eğilmesi

antevorta : lat. * ante (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek), vorta (dönme, çevirme) * astronomide veya astrolojide bir gezegenin veya cismin ilerleyiş yönünde gözlemlenen, normal yörüngesinden öne doğru sapma hali; Roma mitolojisinde bilinen geleceğin tanrıçası, Porrima

antheia : gre. * anthos (çiçek) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * çiçek açan, çiçekli; Yunan mitolojisinde Hera ve Afrodit tanrıçalarının her ikisinin de sıfatı

anthemis : gre. * anthemon (çiçek) * papatyaya benzer çiçekleri olan, papatyagiller (Asteraceae) familyasına ait bitki cinsi

anthericaceae : gre., lat. * antherikos (çiçekli, çiçeksi, çiçekle ilgili, başaklı) (anthos (çiçek) (gre.) + ikos (ile ilgili,-a ait) ) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * zambaklar takımında yer alan, çoğunlukla otsu bitkileri kapsayan Anthericaceae (Anterikgiller) familyası, çimen zambağıgiller, kurdele çiçeği familyası

anthericum : gre., lat. * antherikos (çiçekli, çiçeksi, çiçekle ilgili, başaklı) (anthos (çiçek) (gre.) + ikos (ile ilgili,-a ait) ) (gre.); anthericum (lat.) * Asparagaceae (kuşkonmazgiller) familyasına ait, çiçek başçıkları belirgin olan, rizomlu, çok yıllık, ince yapraklı otsu bitkilerden oluşan bir bitki cinsi

anthias : gre. * anthias (bir balık) * çeşitli küçük, parlak renkli deniz balıklarından herhangi biri

anthriscus : gre. * anthrískos (yabani maydanoz) * yaprakları maydanozu andıran, şemsiyegiller familyasına ait bitki cinsi

anthyllis : gre. * anthos (çiçek) + ioulos (tüy) * çiçekleri yünlü ve yoğun başaklar oluşturan baklagil bitkilerini kapsayan bitki cinsi

anti : gre. * anti (zıt, karşıt, muhalif, ters, aksi) * yokluk, zıtlık, karşıtlık, olumsuzluk, muhalefet, terslik, aksilik anlamı katan önek

anti de sitter uzayı : lat., alm. * anti (karşıt, zıt, ters) (lat.) + de Sitter (Hollandalı fizikçi Willem de Sitter) (alm.) + uzay (evren, feza) (tür.) * negatif kosmolojik sabitli, eğik (curved) dört boyutlu veya daha yüksek boyutlu uzay-zaman geometrisini tanımlayan, genel görelilik ve kuantum alan kuramlarında özellikle kara delik ve sicim teorisi çalışmalarında kullanılan teorik fizik kavramı

antiaging : gre., ing. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + age (yaş, yaşlanmak) + ing (-ma, fiili isim yapım eki) (ing.) * yaşlanmayı önleyen, geciktiren; cilt bakımı ve tıp bağlamında kullanılan sıfat

antialerjik : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + allergikos (alerjik) (allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + ergia (iş durumu, çalışma durumu, eylemsellik) (ergos, ergon (iş, çalışma, eylem) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * bağışıklık sisteminin bir maddeye karşı verdiği ve vücuda zararlı etkileri olan tepkisi

antiasit : gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + acidum, acidus (ekşi olan, asit) (acere (ekşi olmak) + idus (ile ilgili olan) ) (lat.) * mide asidini nötralize eden ve mide ekşimesi, hazımsızlık veya mide bulantısını gidermek için kullanılan bir madde

antibakteriyel : gre., lat. * antibaktiriakos (anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + bakterion (küçük şey, küçük çubuk) (bak (destek için kullanılan değnek, çivi, çubuk, asa, sopa, baston) + terion, teria (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * bakteri önleyici veya yok edici

antibilim : gre., tür. * anti (zır, karşı, karşıt, ters, aksi) (gre.) + bilim (bilme, ilim, tanıma) (tür.) * bilimin yöntemlerini, bulgularını veya bilimsel yaklaşımı reddeden veya bunlara karşı çıkan tutum

antibiyotik : gre. * antibiotikos (anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * mikroorganizmaları öldürebilen ve bakteriyel enfeksiyonları tedavi edebilen küf veya bakteriden elde edilen kimyasal madde

antibody : gre., ing. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + body (gövde, vücut, beden, cisim) (ing.) * vücutta antijenlere karşı üretilen ve onları etkisiz hale getiren bağışıklık proteini, antikor

antibonding orbital : gre., ing. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + bond (bağlamak) + ing (isim yapım eki) (ing.) + orbis (daire, halka, yörünge), orbita (yörünge, çukur) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * iki atom arasındaki kimyasal bağı zayıflatan ve molekülün ayrılmış atomlara göre enerjisini yükseltmeye yardımcı olan bir tür moleküler orbital

anti-d (rh) immünoglobülin : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + d (rh) + immuno (bağışıklıkla ilgili) + globulus (kürecik) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * Rhₒ(D) immün globulin, RhD negatif annelerde RhD izoimmünizasyonunu önlemek ve Rh pozitif kişilerde idiyopatik trombositopenik purpurayı tedavi etmek için kullanılan bir ilaç

antidemokratik : gre. * antidemokratikos (anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + demos (halk) + kratia (güç, kudret) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * demokratik olmayan, demokrasiye, halk yönetimine karşı olan; halkın yönetim haklarını sınırlayan veya tanımayan

antidepresan : lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + deprimere, depressare (bunaltmak, baskılamak, daraltmak, aşağı bastırmak, çökmek) + ent, ens (-cı, -ci, yapan, eden) * depresyonu azaltıcı, önleyici veya giderici ilaç

antidisestablishmentarianism : lat., ing. * anti (karşı, zıt, ters) + dis (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki; ayırma, ortadan kaldırma) (lat.) + establish (kurmak, tesis etmek) (ing.) (stabilire (stare (ayakta durmak, dikilmek) + ibilis (ile ilgili, -a ait) + are (fiil mastar eki) ) + ment (isim yapım eki) + aris (ile ilgili, -a ait) + ianus (ile ilgili, -a ait) + ismus (durum, doktrin, ideoloji eki) * devletin kilise ile olan resmi bağını kaldırmaya yönelik girişimlere karşı çıkmayı savunan, kilisenin devlet tarafından desteklenmeye devam etmesini savunan siyasi ve ideolojik görüş

antidiüretik : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * idrar söktürücü olmayan

antidiyabetik : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + diabetes (geçiş yolu, sifon) (dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + bainein (yürümek, adım atmak, gitmek) + etes (isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * glikozun barsaktan emilimini yavaşlatan ilaç

antidiyareik : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + diarrhoia (arasından akış) (dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + rhein (akmak, yağmak, dökülmek), rhea (akış, akıntı) ) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ishal önleyici, diyare önleyici

antidot : gre. * antidotos (karşı olarak verilen) (anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + didonai (vermek, sunmak) ) * zehre karşı verilen ilaç veya madde; zehirin etkisini nötralize eden madde, panzehir

antidromik : lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + dromos (koşu, koşma; yön, rota, yol, pist, sokak) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * normalin aksi yönde seyreden, ters yönde giden; sinir sinyallerini normal yönün tersine ileten

antiemetik : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + emein (kusmak, kusma, mide içeriğin ağızdan dışarı atmak), emesis (kusma) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kusma önleyici

antiemperyalist : gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + imperialis (etkileyen, tahakküm altına alan, hükmeden) (imperare (in (iç, içeri, içeriye, içeride, içine, içinde) + perare (geçmek) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + ist (-cı, -ci, yapan, eden) * emperyalizm karşıtı

antiemperyalizm : gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + imperialis (etkileyen, tahakküm altına alan, hükmeden) (imperare (in (iç, içeri, içeriye, içeride, içine, içinde) + perare (geçmek) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * emperyalizm karşıtlığı

antienfeksiyöz : gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + inficere (in (iç, içeri, içeriye, içeride, içine, içinde) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek, icra etmek, oluşturmak) ), infect (bozulmuş, yozlaşmış, kusurlu olmuş, içine konmuş, lekelenmiş) + tio (isim yapım eki) + osus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * enfeksiyonu önleyici veya enfeksiyona karşı

antienfektif : gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + inficere (in (iç, içeri, içeriye, içeride, içine, içinde) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek, icra etmek, oluşturmak) ), infectus (bozulmuş, yozlaşmış, kusurlu olmuş, içine konmuş, lekelenmiş) + ivus (ile ilgili, gibi) * enfeksiyonu önleyici veya enfeksiyona karşı

antienflamatuar : gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + inflammatus (yangı) (in (iç, içeri, içeriye, içeride, içine, içinde) + flammare (alevlenmek, alev almak, yanmak) + atus (isim yapım eki) ) + orius (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * inflamasyonu ve ödemi azaltan maddelerin ve tedavilerin ortak ismi

antiepileptik : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + lambanein (ele geçirmek, ele almak, kapmak, tutmak, almak, kavramak, yakalamak), lepsia (kapma, ele geçirme, yakalama, tutma) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * nöbetleri tedavi etmeye ve önlemeye yardımcı olan reçeteli ilaç, antikonvülzan

antifagositik : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + phagein (yemek, yiyip bitirmek, yalayıp yutmak) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir hücrenin diğer bir hücre veya partikülü sitoplazması içine alması işlemi olan fagositozun çeşitli yollarla engellenmesi veya azaltılması ile ilgili

antiferromanyetik : gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + ferrum, ferro (demir) (lat.) + magnes, magnes, magnetes (magnes (kaynak, damar; yük) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * komşu manyetik dipollerin zıt yönlerde hizalandığı ve bu nedenle net manyetik momentin sıfır olduğu bir manyetik özellik gösteren (materyal)

antiferromanyetizma : gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + ferrum, ferro (demir) (lat.) + magnes, magnes, magnetes (kaynak, damar; yük) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (gre.) * toplam manyetizasyonun 0 olmasına neden olan, kristaldeki iki atomun birbirine çok yaklaşması, Pauli dışlama ilkesi sonucu manyetik momentlerinin aynı yönde duramaması ve antiparalel şekilde yönelmeleri olayı, antiferromıknatıslık

antifibrinolitik : gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + fibrin (pıhtı proteini) (fibra (lif, filament, iplik, tel, bağırsak) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) + lusis, lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * fibrin (pıhtı) çözünmesini engelleyen; aminokaproik asit, traneksamik asit gibi fibrinoliz inhibitörlerini içeren ilaç sınıfı

antiflojistik : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + phlox (alev) (gre.) + ista (-cı, -ci, yapan, eden) (lat.) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * iltihabı veya şişliği azaltan bir madde veya tedavi ile ilgili

antifona : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + phonos, phone (ses) * karşıt ses, karşılıklı ezgi; Hristiyan kilise ayinlerinde, ilahi veya dua metinlerinin karşılıklı, sıralı ve tekrar eden biçimde söylenmesi veya bu tür dini müzik parçası

antifonal : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + phone, phonos (ses) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * bir ayin sırasında söylenen veya ilahilerin yer aldığı ilahi kitabı

antifosfolipid sendromu : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + phosphoros (karanlıkta ışıltı yayan, sarmısak kokulu, zehirli element) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) ) + lipid (lipos (yağ) + (oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) ) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * bağışıklık sisteminin vücuttaki dokulara saldıran antikorlar oluşturması durumu

antifriz : gre., ing. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + freeze (donmak) (ing.) * donma önleyici, donmayı engelleyen madde; soğutma sıvısı katkısı; motor soğutma sistemlerinde suyun donma noktasını düşürerek donmayı, buz kristali oluşumunu ve buna bağlı genleşme-hasar riskini önleyen kimyasal katkı maddesi

antifungal : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + fungus (mantar) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * mantar hücrelerinin büyümesini, çoğalmasını veya hayatta kalmasını engelleyerek mantar enfeksiyonlarını tedavi etmek veya önlemek için kullanılan ajan, mantar önleyici

antigua ve barbuda : gre., isp. * antikhos (antik, eski) (gre.); antigua (eski, antik, yaşlı) + barbuda (sakallı) (barba (sakal) + uda (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (isp.) * Karayip Denizi'nin doğusunda, Küçük Antiller ada grubundaki bağımsız bir ada ülkesi

antihelmintik : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + helmintho (helmins (parazitik solucan) + ikos (ile ilgili, gibi) * konakçı organizmaya zarar vermeden helmintlerin yol açtığı enfeksiyonların tedavisinde kullanılan ilaçların ortak ismi, kurt düşürücü

antihemorajik : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + haima, haimat (kan) + ragia (patlama) + ikos (ile ilgili, gibi) * kanama önleyici

antihidrotik : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + ikos (ile ilgili, gibi) * ter bezlerinin aşırı ter üretimini azaltarak veya engelleyerek aşırı terlemeyi önleyen ve kontrol altına alan ilaç veya madde, hiperhidroz (aşırı terleme) önleyici ilaç

antihijyenik : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + hugieine, hygieine (sağlık, sıhhat) + ikos (ile ilgili, gibi) * sağlıksız, sağlığı tehdit eden, sağlık için risk oluşturan

antihipertansif : gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + hyper (yukarı, üst, artmış, fazla) (gre.) + tendere (germek, gerilmek, uzatmak, esnetmek, yöneltmek), tensio (gerilim, uzama, esneme) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * yüksek tansiyon tedavisinde kullanılan yüksek tansiyon önleyici ilaç

antihistamin : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + histidine (histos (şebeke, ağ, doku) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) + ine (gibi olan, ile ilgili, kimyasal madde eki) ) + amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) (ammonia (ammon, ammoniakos (gizli, örtülü, güvende, emin) + ine (gibi olan, ile ilgili, kimyasal madde eki) ) * alerji veya iltihap durumlarında ortaya çıkan kimyasal ajan olan histaminin vücuttaki etkilerini ortadan kaldırmak için dışarıdan verilen ilaçlar

antihistaminik : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + histidine (histos (şebeke, ağ, doku) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) + ine (gibi olan, ile ilgili, kimyasal madde eki) ) + amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) (ammonia (ammon, ammoniakos (gizli, örtülü, güvende, emin) + ine (gibi olan, ile ilgili, kimyasal madde eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * alerji veya iltihap durumlarında ortaya çıkan kimyasal ajan olan histaminin etkisini nötralize eden ilaç

antiinflamatuar : gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + inflammatus (yangı) (in (iç, içeri, içeriye, içeride, içine, içinde) + flammare (alevlenmek, alev almak, yanmak) + atus (isim yapım eki) ) + orius (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * inflamasyonu ve ödemi azaltan maddelerin ve tedavilerin ortak ismi

antiinsüler : gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + insula (ada), insulare (yalıtmak, izole etmek) (in (iç, içeri, içeriye, içeride, içine, içinde) + solus, sula (yalnız, tek) + are (fiil mastar eki) ) + aris (ile ilgili, gibi) (lat.) * izolasyon engelleyici

antijen : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + es (ile ilgili, -a ait) ) * vücutta yabancı madde algıladığı durumda bağışıklık sistemini tetikleyen moleküllerden her biri

antijenik : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ikos (ile ilgili,-a ait) * bağışıklık sistemi tarafından tanınarak antikor veya bağışıklık yanıtı oluşturabilen, antijen özelliği taşıyan

antijenite : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + es (ile ilgili, -a ait) ) (gre.) + itas (ile ilgili olma) (lat.) * bağışıklık sistemi tarafından tanınarak antikor veya bağışıklık yanıtı oluşturabilme, antijen özelliği taşıma

antik : gre., lat. * anti, ante (önce, öncesi, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.); ante (önce, öncesi, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * ilk çağdaki büyük uygarlıklarla, özellikle eski Roma ve Yunan uygarlıklarıyla ilgili olan

antika : gre., lat. * anti, ante (önce, öncesi, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.); ante (önce, öncesi, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * ilk çağdaki büyük uygarlıklarla, özellikle eski Roma ve Yunan uygarlıklarıyla ilgili olan

antikapitalist : gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + caput (baş, kafa, tepe) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ista (-cı, -ci, yapan, eden) (lat.) * kapitalizm karşıtı kimse

antikapitalizm : gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + caput (baş, kafa, tepe) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (gre.); ismus (lat.) * kapitalizm karşıtlığı

antikite : gre., lat. * ante (önce, öncesi, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + itas (ile ilgili olma) (lat.) * antik çağ ile ilgili

antiklinal : gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + klinein (eğilmek, yana yatmak, eğim vermek, eğim yapmak, meyletmek, meyil vermek, katmanlamak) (gre.); inclinare (eğmek, eğilmek, yöneltmek) (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + clinare (eğmek, eğilmek, meyletmek) ) + alis (ile ilgili;-a ait) (lat.) * birbirinden ayrı yöne doğru eğimli; bir bitki organının yüzeyine veya çevresine dik açılarda meydana gelen; eksen düzlemi içinde ters yapı elemanları; esnek yapıdaki tortul tabakaların oluşturduğu kıvrım dağlarının kıvrılan tabakalarının yükselen kısımları (çanak kısımları ise “senklinal” olarak isimlendirilmiştir.)

antikoagülan : gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + coagulent (coagulum (peynir mayası, pıhtılaştırıcı), coagulare (pıhtılaştırmak), cogere (co, con (ile, birlikte, beraber) + agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek) + ulare (fiil yapım eki) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * pıhtılaşma önleyici

antikodon : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + kodikas (kod, şifre) + on (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * transfer RNA (tRNA) molekülünün bir ucunda bulunan bir trinükleotid dizisi

antikolinerjik : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + khole (safra; sarı) + ergon (iş, çalışma) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * merkezi ve periferik sinir sistemindeki sinapslarda asetilkolin (ACh) adı verilen nörotransmitterin etkisini yani sinir hücrelerindeki reseptöre bağlanmasını bloke eden bir etkin madde grubu

antikolinesteraz : gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + choline, kholine (khole (safra; sarı) + in (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + esther (essig (sirke) + Äther (eter, hava) (alm.) + ase (enzim eki) ) (lat.) * nörotransmitterin yıkımını önleyen çeşitli ilaçlardan herhangi biri, kolinesteraz inhibitörü

antikomünist : gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + munis (hizmet etme, hizmete hazır) + ista (-cı, destekçi, yandaş, yapan, eden) (lat.) * komünizm karşıtı

antikomünizm : gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + munis (hizmet etme, hizmete hazır) (lat.) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (gre.) * komünizm karşıtlığı

antikonsepsiyonel : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + conceptum (kavrayış, kavram, gebe kalma, kapma), concipere (kavramak, gebe kalmak) (con (ile, birlikte, beraber) + capere, cipere (almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) ) + tion (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * gebelik önleyici

antikonvülzan : gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + convellere (con (ile, birlikte, beraber) + vellere (yolmak; tüylerini almak, çekip çıkarmak, yırtmak) ), convulsio (kramp, spazm, nöbet) + ent (ile ilgili, gibi) * epilepsi nöbetleri, bipolar bozukluk, nöropatik ağrı gibi durumların önlenmesinde ve tedavisinde kullanılan ilaç grubu, nöbet önleyici

antikonvülzif : gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + convulsio (spazm, kramp, nöbet) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * nöbet önleyici

antikor : gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + corpus (vücut, beden, gövde) (lat.) * bağışıklık sistemi tarafından kendi organizmalarına ait olmayan organik yapılara karşı geliştirilen glikoproteinin yapısındaki molekül

antiller : por., isp. * antillas (ante (ön, önce, önde), anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + ilha (ada) (por.), isla (isp.) + ler (çoğul eki) (tür.) * Karayip Denizi’nde, Küba’dan Venezuela açıklarına kadar uzanan, Büyük Antiller ve Küçük Antiller olarak ikiye ayrılan takımadalar zinciri

antilop : gre. * antholops (anthos (çiçek) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz); anthos (çiçek) + talopos (yaratık figürü) * Bovidae familyası içerisindeki otobur memeli türü

antilopinae : gre. * antholops (anthos (çiçek) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz); anthos (çiçek) + talopos (yaratık figürü) (gre.) + inae (zoolojik alt familya eki) (lat.) * çift toynaklılar (Artiodactyla) takımının sığırgiller / boynuzlugiller (Bovidae) familyasına ait olan memelilerin bir alt familyası

antimadde : gre., far. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + madde (kütlesi, ağırlığı ve hacmi olan, cismani olan) (maddah (esas, öz, temel, malzeme) ) mad (temel, ana, içerik), madde (kütlesi, ağırlığı ve hacmi olan ve uzayda yer kaplayan varlık, cisim, cismani olan) (maddah (esas, öz, temel, malzeme) ) * normal maddeye zıt elektrik yüküne sahip parçacıklardan oluşan, madde ile karşılaştığında birbirini yok ederek enerji açığa çıkaran madde türü

antimalarial : gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + malaria (sıtma) (malos (kötü, fena, zararlı) (gre.); malus (lat.) + aer (hava) (gre.) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * sıtmayı tedavi etmek veya önlemek için kullanılan ilaç grubu

antimalaryal : lat., gre. * anti (karşı, engelleyen) + malaria (sivrisinek kaynaklı hastalık) (malus (kötü, az) (lat.) + aer, aero (hava, atmosfer) (gre.), aria (lat.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * malarya ve benzeri paraziter enfeksiyonlara karşı koruyucu veya tedavi edici etki gösteren ilaç veya bileşik

antimarkovnikov kuralı : gre., rus., tür. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + markovkinov (Rus kimyager Vladimir Markovnikov’un soyadından) (markov (havuç) + nik (meslek, icracı, yer, nesne, araç veya özellik belirten son ek) + ov (-dan, -den, ailesinden) ) (rus.) + kural (yasa, kanun, ilke) + ı (iyelik eki) (tür.) * bir nükleofilik asitle etkileşime giren bir alkenin, nükleofilin daha az indirgenmiş karbona, hidrojenin daha fazla indirgenmiş karbona bağlanacağını ifade eden terim

antimatter : gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + materia (madde, varlık, konu, temel unsur; fizik ve felsefede özellikle fiziksel evrenin özü veya nesnelerin temel yapısı) (mater (ana, esas, temel, öz, madde) + ia (durum eki) ) (lat.); matter (ing.) * normal maddeye zıt elektrik yüküne sahip parçacıklardan oluşan, madde ile karşılaştığında birbirini yok ederek enerji açığa çıkaran madde türü

antimezenterik : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + mesos, mes (orta) + enteron (ince bağırsak; kiriş, şerit, geçit) (en (iç, içe, içine) + teron (bağırsak, iç organ) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bağırsağı karın arka duvarına bağlayan zarın karşıtı ile ilgili

antimikotik : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * enfeksiyonlara neden olan mantarları yok eden veya büyümesini durduran ilaç, antifungal

antimon : gre., lat. * anti (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) (gre.) + ium (kimyasal element eki) (lat.); stimmi (göz kapaklarını boyamak için kullanılan bir kozmetik madde) * simgesi Sb, atom sayısı 51 olan, metalleri güçlendirmek için onlara katılarak alaşım oluşturan, elektrik ve ısı iletkenliği çok zayıf olan gümüşi beyaz

antimuan : gre., lat. * anti (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) (gre.) + ium (kimyasal element eki) (lat.); stimmi (göz kapaklarını boyamak için kullanılan bir kozmetik madde) * simgesi Sb, atom sayısı 51 olan, metalleri güçlendirmek için onlara katılarak alaşım oluşturan, elektrik ve ısı iletkenliği çok zayıf olan gümüşi beyaz

antimuskarinik : gre. * anti (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + muscarine (sinek mantarı da dahil olmak üzere bazı mantarlarda bulunan zehirli bir bileşik) (musca (sinek), + rine (kimyasal madde eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi) * muskarinik (parasempatik sinir sistemini inhibe eden) fizyolojik etkileri engelleyen; siyanotik ve otonom sinir sistemi üzerinde muskarinik reseptörleri bloke ederek parasempatik etkileri azaltan (ilaç veya etki)

antineoplastik : gre. * anti (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + neo (yeni) + plastikos (plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, şekil vermek, kalıba dökmek) + ikos (ile ilgili, gibi) ) * malign hücrelerin büyümesini, olgunlaşmasını ve yayılmasını durdurma veya geriletme amacıyla kullanılan ilaçların genel ismi

antinevraljik : gre. * anti (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + algia (acılı olma, ağrılı olma, ıstıraplı olma) (algos (acı, ağrı, sancı, sızı, ıstırap) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi) * sinir ağrısını azaltıcı veya engelleyici ilaç

antinomi : gre. * anti (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + nemoein, nemein (ayarlamak, düzenlemek, dağıtmak, paylaştırmak, yönetmek), nomia (yönetim, idare, düzenleme, yasama, ayarlama, düzenleme, sıralama, dizme) (nomos (kural, kanun, yasa, düzenleme, ayarlama) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * iki yasa, ilke veya mantıksal kuralın her ikisinin de kendi içinde doğru ve gerekçelendirilmiş görünmesine rağmen birbiriyle tamamen çelişmesi ve çözümsüz bir çatışma yaratması durumu, uyuşmazlık, çatışkı

antinötrino : gre., lat. * anti (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) (gre.) + neuter (ne erkek ne dişi, cinsiyetsiz, tarafsız, pozitif veya negatif etkisi olmayan, etkisiz) (ne (yok, değil) + uter (ikisi de, ikisinden biri) ) + inus (küçük, az) (lat.) * nötrinoyla aynı kütleye, aynı spine, ancak ters lepton sayısına sahip temel parçacık, nötrinonun karşı parçacığı

antioksidan : gre. * anti (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + dent (ile ilgili, gibi, -a ait) * oksidasyon önleyici

antiparaziter : gre., lat. * anti (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + sitos (gıda, besin) + arius (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * parazit kaynaklı hastalıkların tedavisinde kullanılan bir ilaç sınıfı

antipati : gre. * antipatheia (anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir kimseye veya bir şeye karşı duyulan, içgüdüsel ve güçlü sevmezlik duygusu

antipatik : gre. * antipatheia (anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * antipati içeren, antipati ile ilgili

antiperiplanar : gre., lat. * anti (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + peri (yan, çevre, etraf) (gre.) + planus (düz, düzlem, yüzey, satıh, yassı, düz yüzeyli, seviyelenmiş, pürüzsüz, yayvan, yumuşak) + arius (ile ilgili, gibi) (lat.) * organik kimyada bir moleküldeki A-B-C-D bağ açısını temsil eden ve atomlar arasındaki dihedral atomun 150° ile 180° arasında olduğu konformasyon

antipiretik : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + pur, pyr, pyretos (ateş) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ateş düşürücü ilaç

antipod : gre. * anti (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + pous, podos, podes (ayak) * dünyanın karşı tarafındaki nokta veya birbirine tam zıt konumda olan noktalar; birbirine tamamen zıt kişiler veya şeyler (mecazi)

antipositivizm : gre., lat. * anti (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) (gre.) + ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positum, positus (konmuş, konumlanmış, yerleştirilmiş, yatırılmış) + ivus (ile ilgili, -a ait) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (lat.); positivisme (fra.) * toplumsal ve beşeri olguların yalnızca doğa bilimlerinin katı yöntemleriyle (deney, gözlem) açıklanamayacağını savunan ve pozitivizmin temel ilkelerine karşı çıkan düşünce akımı

antipozitivizm : gre., lat. * anti (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) (gre.) + ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positum, positus (konmuş, konumlanmış, yerleştirilmiş, yatırılmış) + ivus (ile ilgili, -a ait) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (lat.); positivisme (fra.) * toplumsal ve beşeri olguların yalnızca doğa bilimlerinin katı yöntemleriyle (deney, gözlem) açıklanamayacağını savunan ve pozitivizmin temel ilkelerine karşı çıkan düşünce akımı

antiproliferatif : gre., lat. * anti (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) (gre.) + proles (yavru, döl) + ferre (getirmek, taşımak, götürmek, yüklenmek) + tivum, tivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * hücre büyümesini ve çoğalmasını engelleyen veya yavaşlatan madde

antipropaganda : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) + pangere (bağlamak, tutturmak, sabitlemek) + enda (yapılması gereken şey) (lat.) * karşı yönde, zıt anlamda propaganda

antiprostoglandin : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + prostates (pro (ön, önce, önde) + statos (ayakta durma, durma, dikilme, sabit olma, durağanlık, kararlılık istikrar) ) + glans, gland (yumru, meşe palamudu, fındık; meşe palamudu şeklindeki top) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * doku hasarı veya enfeksiyon bölgelerinde üretilen, yağ asitlerinden enzimatik olarak türeyen ve hormonlara benzer etkileri olan lipid bileşenlerin (prostoglandin) oluşumunu engelleyici maddeler grubu

antiprüritik : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + prurire (kaşınmak), pruritus (kaşıntı) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait) * kaşıntı önleyici ilaçlar grubunun ismi, abirritan

antipsikotik : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + psukhosis, psykhosis (psukhe, psykhe (ruh, zihin) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * gerçek ile gerçek olmayanı ayırt etme becerisinin yitirildiği durum olan psikozda kullanılan ilaçların genel ismi

antiretroviral : lat. * anti (karşı, engelleyen) + retro (geri, geriye doğru, arkaya) + viralis (virüsle ilgili) (virus (virüs, zehir, toksin, zararlı sıvı, bulaşıcı etken) + alis (ile ilgili, -a ait) ) * retrovirüslerin çoğalmasını engelleyerek HIV ve benzeri viral enfeksiyonların tedavisinde kullanılan ilaç sınıfı

antiroman : gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + roman (avam Latincesi, halk dili; halk dilinde yazılmış şiir veya öykü, bilimsel olmayan her tür yazı) (roma (MÖ 9. yüzyılda İtalya Yarımadası'nda kurulan Roma şehir devletinden doğarak tüm Akdeniz'i çevreleyen bir imparatorluk haline gelen medeniyet) + n (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (lat.) * romanın, değişmez kabul edilen yazım kurallarına karşı çıkarak yazılmış bir biçimine verilen isim

antirrhinum : gre. * anti (karşı) + rhis, rhis, rhinos (burun, gaga, hortum) * aslanağzını andıran karşılıklı dudaklı çiçeklere sahip bitkileri kapsayan bitki cinsi

antisekretuvar : gre., lat., fra. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + secernere (ayrılmak, salınmak), secret (ayrılmış, salınmış) + arius (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); antisécrétoire (fra.) * bezler veya hücreler tarafından yapılan salgıyı azaltan, baskılayan veya tamamen durduran etki veya ilaç

antisemit : gre. * antisemitos (anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + Sam, Sem (Hz. Nuh’un üç oğlundan birinin ismi; ölüm; gökkuşağı; ateş) + itos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Yahudi milletine karşı düşmanlık, nefret, ön yargı veya ayrımcılık duygularına haiz olan kimse

antisemitik : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + Sam, Sem (Hz. Nuh’un üç oğlundan birinin ismi; ölüm; gökkuşağı; ateş) + itos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Yahudi milletine karşı düşmanlık, nefret, ön yargı veya ayrımcılık duygularına haiz olan kimse

antisemitist : gre., lat. * antisemitos (anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + Sam, Sem (Hz. Nuh’un üç oğlundan birinin ismi; ölüm; gökkuşağı; ateş) + itos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) + ista (-cı, -ci, yapan, eden) (lat.) * antisemitizm destekçisi

antisemitizm : gre. * antisemitos (anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + Sam, Sem (Hz. Nuh’un üç oğlundan birinin ismi; ölüm; gökkuşağı; ateş) + itos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * Yahudi milletine karşı düşmanlık, nefret, ön yargı veya ayrımcılık

antisens : gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + sensus (his, duygu, duyu, sezgi, algı, farkındalık, anlam) (lat.) * bir genin normal (sense) dizisine tamamlayıcı (bütünleyici) olan ve gen ifadesini engelleyebilen nükleik asit (nükleotit) (DNA veya RNA) dizisi (Bu yapılar, hatalı veya zararlı proteinlerin üretilmesini engellemek amacıyla hücre içindeki ilgili mRNA'ya bağlanarak protein sentezini bloke etmek için kullanılır.)

antisens oligonükleotid : gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + sensus (his, duygu, duyu, sezgi, algı, farkındalık, anlam) (lat.) + oligo (az, kısa) (gre.) + nucleotide (DNA ve RNA’yı oluşturan temel yapı birimi olan, bir azotlu baz, bir şeker (riboz veya deoksiriboz) ve bir fosfat grubundan oluşan organik molekül) (nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nucis (sert kabuklu meyve, ceviz) + leus (ile ilgili, -a ait) ) + ide (parçacık veya tür bildiren ek) ) (lat.) * spinal müsküler atrofi (SMA) tedavisinde kullanılan, SMN2 geninin doğru şekilde işlenmesini sağlayan antisens oligonükleotid bazlı ilacın etken maddesi

antisens terapi : gre., lat. * anti (karşıt, zıt) + sensus (his, duygu, duyu, sezgi, algı, farkındalık, anlam) (lat.) + therapeia (hizmet etme, ilgilenme, iyileştirme, tedavi etme, eğitme, öğretme, iyileştirme, öğretiyle islah etme; bakım, hizmet, tedavi) (therapuein (hizmet etmek, ilgilenmek, iyileştirmek, tedavi etmek, yönetmek, tıbbi tedavi etmek), the (ön ek) + rapein (eğitmek, öğretmek) ) + eia (isim yapım eki) ) (gre.) * genetik ve moleküler biyoloji alanında, belirli bir mRNA dizisine tamamlayıcı nükleotid zinciri tasarlayarak gen ekspresyonunu engellemeyi veya azaltmayı amaçlayan, böylece hastalığa yol açan protein üretimini hedefleyen terapötik yöntem

antisepsi : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + sepein (çürümek), sepsis (çürüme) * vücudun yüzeysel doku (deri, mukoza vb.) ve lezyonlarının kimyasal maddeler kullanılarak patojen mikroorganizmalardan arındırılması

antiseptik : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + sepsis (çürüme) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * enfeksiyon, septisemi veya çürümeyi önleyici

antisiklon : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + kuklos, kyklos (daire, devir, çember, döngü, tekerlek, siklus), kiklonas, kuklonas (tekerlek, yılan kıvrımı) * 1013 milibardan yüksek basınç alanları, yüksek basınç

antisimetrik : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + symmetrikos (uyum, denge, bakışım) (sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + metron, metros (ölçü) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * bir yapının veya ilişkinin ters yönde veya karşıt biçimde düzenlenmiş olması, kendisiyle ters değiş tokuş edildiğinde işaretinin değişmesi durumu; matematikte bir A kümesi üzerindeki R bağıntısında, iki farklı eleman arasında çift yönlü ilişki olmaması durumu; matrislerde ise ana köşegene göre simetrik elemanların birbirinin ters işaretlisi olduğu ve köşegen elemanlarının sıfır olduğu kare matris türü

antisimetrik matris : gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + metron, metros (ölçü) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak), matrix (kaynak, ana, temel yapı; doğuran dişi; rahim; matematikte sayıların veya cebirsel ifadelerin satır-sütun düzeninde oluşturduğu düzenli sayı dizisi formundaki tablo; kalıp, kaynak yapı) (lat.) * transpozesi kendisinin negatifine eşit olan kare matris (A^T = -A)

antisipasyon : lat. * anticipatio (ante (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + capere, cipere (almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) + tio (isim yapım eki) ) * bazı genetik hastalıkların yeni kuşaklarda daha erken yaşta ve/veya daha ağır klinik bulgularla ortaya çıkması; Bir olay gerçekleşmeden önce onu zihinde canlandırma, bekleme veya hazırlıklı olma durumu; önceden sezme, öngörme

antisipatuar : lat. * ante (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + capere, cipere (almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) + orius (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kişinin ihtiyaç duyduğu anda erişebilmesi için önceden reçete edilen ilaçlar, önleyici ilaçlar; bir şey gerçekleşmeden önce onunla ilgili hazırlık yapan, önleyici veya öngörüye dayalı olan

antisosyal : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + socius (arkadaş) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * toplumla uyum içinde olmayan, sosyal ilişkilerden kaçınan veya bu ilişkilere zarar veren, toplum karşıtı

antispazmodik : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + spasmos (spazm) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kaslardaki spazmları durduran ilaç

antistatik : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + histanai (durmak, durdurmak, yerleştirmek), statikos (duran, durağan, hareketsiz, dengeye ilişkin) (stasis (durma, ayakta durma, dikilme, durgunluk, durum, denge, sabit kalma, duruş veya kuvvetlerin karşı karşıya gelmesi, yer), statos (durmuş, yerleştirilmiş, sabit kılınmış, duran, sabit duran, hareketsiz kalan) + ikos (ile ilgili, gibi) ) * sabit olmayan, durağan olmayan; plastik malzemeler üzerinde statik elektrik oluşumunu en aza indiren (örneğin “antistatik ayakkanbı”)

antistreptolizin : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + streptos (bükülmüş, kıvrımlı, sarılmış, dönmüş) + lysine (gevşetici, çözücü; birçok proteini oluşturan temel amino asit) (lusis, lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) * Hemolitik streptokok adı verilen bakterilerin salgıladığı streptolizin isimli toksine karşı antimadde

antistres : gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + stringere (germek, sıkı çekmek, sıkmak, sıkıştırmak, bağlamak, zincirlemek, prangalamak), strictia (sıkıntı, zorluk, baskı, gerilim) (strictus (sıkı, sıkıştırılmış, sıkı çekilmiş, gerilmiş, gergin) + ia (isim yapım eki) ) (lat.); stress (ing.) * stres önleyici, stres karşıtı

antistrofi : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + strephein (dönmek, geri dönmek), strophe (dönüş, geri dönüş) + eia (isim yapım ve durum eki) * ntik Yunan tiyatrosunda koronun soldan sağa doğru hareket ederken söylediği ve bir önceki kıtaya (strofi) ritim, ölçü ve içerik açısından tam olarak karşılık gelen karşı-kıta

antite : lat., fra., ing. * ens, ent (oluşum, varlık) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.); entité (oluşum, varlık) (fra.), entity (ing.) * oluşma, oluşmuş, oluşum, varlık, var olma, varoluş

antite morbid : lat. * entitas (oluşum, varlık) + morbidus (hastalıklı, hasta ile ilgili) * hastalık etkilerini azaltan veya hastalığa karşı koruyucu; tıbbi bağlamda morbiditeyi düşüren etki gösteren; keşfedilmemiş hastalıklara ilişkin özgün durumlar

antitermik : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + thermos (ısı, sıcaklık) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sıcaklık düşürücü

antitez : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + thesis (yerleştirme, koyma, konumlama, önerme) * karşı sav, karşı görüş, karşı düşünce

antitimosit globülin : gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + thumos, thymos (kekik tomurcuğu gibi çıkıntı, timüs bezi) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) (gre.); cytus (lat.) + globus (küre) + ulus (küçültme eki) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * organ nakli sonrası vücudun organı reddetmesini önleyeci bağışıklık sistemini baskılayan ilaç

antitoksik : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + toxikon, toxikos (yaya takılan, ok, yay; zehir) (toxon, toxa (yay; ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + pharmakon (zehir) (oklar için zehir) (okların ucuna zehir sürülmesinden) * zehirli maddelerin etkisini nötralize eden kimyasal

antitoksin : gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + toxon (yay) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * kan proteinlerindeki gammaglobülinde bulunan antikorlar

antitripsin : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + tripsis (ezme, ovma, parçalama, öğütme, sürtme, aşındırma) (tribein (ezmek, parçalamak, öğütmek, sürtmek, aşındırmak) + isis (isim yapım eki) ) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) * akciğerleri ve karaciğeri hasardan koruyan bir protein (C2001H3130N514O601S10)

antitrombin : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + thrombose (kan pıhtısı) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * karaciğer tarafından üretilen, 464 amino asitli olan, pıhtılaşma sisteminin birkaç enzimini etkisiz hale getiren küçük bir glikoprotein

antitrombotik : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + thrombose (kan pıhtısı) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * pıhtılaşma önleyici

antitüssif : gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + tussis (öksürük) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * öksürük refleksini santral veya periferik etkileriyle inhibe eden ilaç

antivenin : gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + venenum (zehir, zehirli madde, ilaç, iksir) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * zehirli bir hayvanın zehrine karşı antitoksin içeren serum

antivenom : gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + venenum (zehir, zehirli madde, ilaç, iksir) (lat.) * zehirli hayvanların venomuna karşı üretilen antikor preparatları

antivertijinöz : gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + vertigo (vertere (dönmek) + igo (isim yapım eki) ) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) + osus (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) * baş dönmesi ataklarını azaltmaya veya yok etmeye yarayan ilaç grubu

antiviral : gre., lat. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + viralis (virus (sümüksü sıvı, zehir) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) * virüsün etkisini yok eden kimyasal madde

antlaşma : tür. * ant (tutmak, anlaşmak, sonuca bağlamak) + laş (işteş fiil eki) + ma (isim yapım eki) * iki veya daha çok taraf arasındaki mutabakat, görüş birliği

antlaşmak : tür. * ant (tutmak, anlaşmak, sonuca bağlamak) + laş (işteş fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * iki veya daha çok taraf mutabakata varmak, görüş birliğine varmak

antlofobi : gre. * anthlos (su akışı, sel) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * sel korkusu

antofobi : gre. * anthophobia (anthos (çiçek) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * çiçek korkusu

antofor : gre. * anthos (çiçek) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) * çiçeğin taç ve üreme organlarını çanak yaprakların üzerine yükselterek taşıyan sap benzeri uzantı, çiçek taşıyıcısı

antokarp : gre. * anthos (çiçek) + karpos (meyve, tohum) * çiçek örtüsü veya çiçeğin kalıcı ve büyüyen taç yaprak veya çanak yaprak (periant) kısımlarının içindeki meyveyi (aken veya fındıkçık) sıkıca sararak onunla birleştiği, genellikle "Dört Saat Çiçeği"giller (Nyctaginaceae) familyasında görül, özel bir meyve türü

antoloji : gre. * anthos (çiçek) + logia (bilim, bilme; toolama, koleksiyon) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (çiçekleri toplayıp demet oluşturma eyleminden) * şiir veya diğer yazıların yayınlanmış koleksiyonu

antoniaceae : gre., lat. * anthonius (çiçek gibi; paha biçilmez, övülmeye değer) (anthos (çiçek) (gre.) + ius (eril sıfat yapım eki), ia (dişil sıfat yapım eki) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * Güney Amerika'nın tropikal bölgelerine özgü odunsu çalılar ve ağaçlar içeren, Loganiaceae (Kargabüken familyası) içerisinde, Antonia cinsi ve ona yakın birkaç cinsi kapsayan alt bir takson niteliğindeki çiçekli bitki familyası

antonomazi : gre. * anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi, yerine, -in yerine) + onomazein (isimlendirmek, adlandırmak, ad vermek, isim vermek) (onoma (ad, isim) + izein (fiil mastar eki) ) + eia (isim yapım ve durum eki) * bir kişinin veya şeyin gerçek adının yerine onu tanımlayan başka bir adlandırmanın kullanılması, özel ad yerine niteleyici bir sözün kullanılması, özel adın cins ad gibi kullanılmasıyla oluşan söz sanatı, ad değiştirme, özel adın başka bir anlamda kullanılması (örneğin; Atatürk yerine "Ulu Önder" denmesi)

antrakoz : gre. * anthrakos, anthrax (kömür, karbonkül, şirpençe) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * kömür tozların solunmasıyla ortaya çıkan pnömokonyoz türü

antraks : gre. * anthrakos, anthrax (kömür, karbonkül, şirpençe) * koyun ve sığırlarda akut ve sıklıkla ölümcül septisemiye neden olan ve ayrıca insanlara da bulaşabilen bakteriyel hastalık

antrakt : fra. * entr'acte (entre (arasında) + acte (eylem, oyun) ) * tiyatro veya sinema filmi gösterimi esnasında verilen kısa ara

antral : gre., lat. * antron (oyuk, girinti, giriş, mağara) (gre.), antrum + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * içeri giriş yeri ile ilgili, boşluk ile ilgili; vücuttaki belirli organ ve bölgelerdeki boşluk veya oda içi kısımlar ile ilgili; midenin yiyecekleri öğütüp asitle karıştırdığı bölge olan antrum ile ilgili

antralin : gre. * anthrax, anthrak (kömür) + line (kimyasal madde eki) * sedef hastalığını tedavi eden topikal bir hidroksiantron, antrasen türevi, ditranol

antrasiklin : gre. * anthrax, anthrak (kömür) + cycline (tetrasiklin türevi antibiyotik eki) (kuklos, kyklos (daire, devir, çember, döngü, tekerlek, siklus) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) * lösemi, göğüs kanseri, rahim kanseri, akciğer kanseri gibi kanser türlrinin tedavisinde kullanılan bir kemoterapik ajan sınıfı

antrasit : gre. * anthrax, anthrak (kömür) + ite (element, kayaç ve mineral eki) * güç tutuşan bir tür taşkömürü; siyah parlak renk, kömür, kor ve siyah mineral

antre : lat. * intrare (girmek) (intra (içi, içindeki, içine) + are (fiil mastar eki) ), intratus (giriş) (lat.); entrée (fra.) * giriş, içeri giriş yeri (enderun (iç) (far.) )

antrenman : lat., fra. * in (iç, içe, içine) + trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) + mentia (isim yapım eki) (lat.); en (iç, içe, içine) + traîner (çekmek, sürüklemek; eğitmek, yetiştirmek) + ment (isim yapım eki) (fra.) * bir amaç için alıştırma, eğitme veya geliştirme, eğitim, alıştırma, egzersiz, çalışma, idman

antrenör : lat., fra. * in (iç, içe, içine) + trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat.); en (iç, içe, içine) + traîner (çekmek, sürüklemek; eğitmek, yetiştirmek) + eur (-cı, yapan, eden eki) (fra.) * sporcu veya takımı çalıştırarak onları fiziksel ve teknik açıdan geliştiren kişi, eğitmen, çalıştırıcı

antrepo : lat., fra. * interpositum (inter (arasına, arasında) + pausare (duraklatmak, durdurmak), ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positio (konum, durum), positum, positus (konmuş, yerleştirilmiş, yatırılmış) ) (lat.); entrepôt (entre (arasına, arasında) + pôt (yerleştirilmiş) ) * gümrük gözetimi altında bulunan eşyanın konulduğu yer

antrikot : fra. * entrecôte (entre (arası) + côte (kaburga) ) * dananın göğsünden boyuna doğru uzanan kısmı; pirzolanın kaburgadan sıyrılmış hali

antrok : gre. * anthrax, anthrak (kömür) + ite (element, kayaç ve mineral eki) * güç tutuşan bir tür taşkömürü; kömür, kor ve siyah mineral, siyah parlak renk

antrokoanal polip : gre., lat. * antron (mağara, boşluk, delik, in, giriş, oyuk) + khoane, khoanos (huni, baca, kanal, boru) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * maksiller sinüsün ödematöz mukozasından kaynaklanan ve sinüs ostiumunu geçerek koanaya uzanım gösteren, benign soliter polipoid bir lezyon kitlesi

antropik : gre. * anthropos (insan, insanlık, insan türü) (aner, anthr, andros (eril, erkek; erkek insan, adam) + ops, opos (göz, yüz) ) + ikos (sıfat yapım eki) * yüzünü/bakışını yukarı (göğe) çeviren varlık ile ilgili; insansı, adamsı, erkeksi, insan ile ilgili, adam ile ilgili, erkek ile ilgili

antropofobi : gre. * anthropos (insan, insanlık, insan türü) (aner, anthr, andros (eril, erkek; erkek insan, adam) + ops, opos (göz, yüz) ) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * insan korkusu

antropoid : gre. * anthropoeides (anthropos (insan, insanlık, insan türü) (aner, anthr, andros (eril, erkek; erkek insan, adam) + ops, opos (göz, yüz) ) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) ) * insana benzeyen, insan biçimli, insansı

antropoit : gre. * anthropoeides (anthropos (insan, insanlık, insan türü) (aner, anthr, andros (eril, erkek; erkek insan, adam) + ops, opos (göz, yüz) ) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) ) * insana benzeyen, insan biçimli, insansı

antropojen : gre. * anthropos (insan, insanlık, insan türü) (aner, anthr, andros (eril, erkek; erkek insan, adam) + ops, opos (göz, yüz) ) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + es (ile ilgili, -a ait) ) * insan tarafından oluşturulan, insan etkinliklerinden kaynaklanan veya insan kökenli

antropokor : gre. * anthropos (insan, insanlık, insan türü) (aner, anthr, andros (eril, erkek; erkek insan, adam) + ops, opos (göz, yüz) ) + khorein (akmak, gitmek, taşınmak, yayılmak) * bitki tohumlarının, sporlarının veya meyvelerinin insan faaliyetleri (ticaret, tarım, seyahat vb.) aracılığıyla bilerek veya istemeden yeni coğrafi bölgelere taşınması ve yayılması durumu ve bu şekilde yayılan canlılar

antropolog : gre. * anthropos (insan, insanlık, insan türü) (aner, anthr, andros (eril, erkek; erkek insan, adam) + ops, opos (göz, yüz) ) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * insanbilimle uğraşan kimse, insanbilim uzmanı, insanbilimci

antropoloji : gre. * anthropos (insan, insanlık, insan türü) (aner, anthr, andros (eril, erkek; erkek insan, adam) + ops, opos (göz, yüz) ) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl), logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * insanın kültürel ve fiziki yapısını araştıran bilim dalı, insanbilim

antropolojik : gre. * anthropos (insan, insanlık, insan türü) (aner, anthr, andros (eril, erkek; erkek insan, adam) + ops, opos (göz, yüz) ) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * antropoloji ile ilgili

antropomansi : gre. * anthropos (insan, insanlık, insan türü) (aner, anthr, andros (eril, erkek; erkek insan, adam) + ops, opos (göz, yüz) ) + manteia (kehanet, fal, tahmin, öngörü) (man (ilham, sezgi), mantis (haber veren, kahin, peygamber) + eia (isim yapım ve durum eki) ) * geleceği tahmin etmek veya gaipten haber almak amacıyla insan kurban edilmesini, özellikle de kurban edilen kişinin can çekişme anındaki hareketlerini, çığlıklarını veya iç organlarını incelemeyi temel alan antik ve vahşi bir kehanet yöntemi

antropometri : gre. * anthropos (insan, insanlık, insan türü) (aner, anthr, andros (eril, erkek; erkek insan, adam) + ops, opos (göz, yüz) ) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * insan vücudunun ve bileşenlerinin ölçümlenmesi tekniği

antropometrik : gre. * anthropos (insan, insanlık, insan türü) (aner, anthr, andros (eril, erkek; erkek insan, adam) + ops, opos (göz, yüz) ) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * antropometri ile ilgili

antropomorfik : gre. * anthropos (insan, insanlık, insan türü) (aner, anthr, andros (eril, erkek; erkek insan, adam) + ops, opos (göz, yüz) ) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * insan biçiminde olan

antropomorfizm : gre. * anthropos (insan, insanlık, insan türü) (aner, anthr, andros (eril, erkek; erkek insan, adam) + ops, opos (göz, yüz) ) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * Tanrı’yı, göksel varlıkları insan olmayan bütün varlıkları insan biçiminde düşünme, insanın özelliklerini onlara aktarma, insanbiçimcilik

antroponim : gre. * anthropos (insan, insanlık, insan türü) (aner, anthr, andros (eril, erkek; erkek insan, adam) + ops, opos (göz, yüz) ) + onoma (isim, ad, terim) * kişi isimlerini inceleyen bilim

antroponotik : gre. * anthropos (insan, insanlık, insan türü) (aner, anthr, andros (eril, erkek; erkek insan, adam) + ops, opos (göz, yüz) ) + nosos (hastalık) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * etkenleri yalnızca insandan insana vektörler tarafından bulaştırılan hastalık, insandan insana geçen hastalık

antropos : gre. * anthropos (insan, insanlık, insan türü) (aner, anthr, andros (eril, erkek; erkek insan, adam) + ops, opos (göz, yüz) ) * yüzünü/bakışını yukarı (göğe) çeviren varlık; insan, adam, erkek

antroposantrizm : gre. * anthropos (insan, insanlık, insan türü) (aner, anthr, andros (eril, erkek; erkek insan, adam) + ops, opos (göz, yüz) ) + kentron (merkez, orta nokta, keskin nokta, diken, mahmuz, iğne, iğne ucu, sivri uç, iğne, dürtme), kentein (dikmek, iğne batırmak) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * evrenin odağının insan olduğunu, diğer yaratıkların ve her şeyin insan için yaratılmış olduğunu öne süren, evrenin varlık nedeni olarak yalnızca insanı gören öğreti, insaniçincilik

antroposen : gre. * anthropos (insan, adam, erkek) (aner, anthr (insan) + ops, opos (göz, yüz) ) (gre.) + cene (yeni, dönem, çağ, devir, evre, epok, periyod) (lat.) * insan faaliyetlerinin yerkürenin jeolojik süreçleri ve ekosistemler üzerindeki belirgin etkilerini temel alan ve modern jeoloji literatüründe insan etkisinin baskın olduğu jeolojik çağ olarak tanımlanan dönem

antropozoik : gre. * anthropos (insan, adam, erkek) (aner, anthr (insan) + ops, opos (göz, yüz) ) + zoikos (hayvan, yaşayan) (zoion (hayvan) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * insanın yeryüzünde belirdiği ve yayıldığı dönem ile ilgili

antrorse : lat. * ante (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + versus (dönmüş, çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen) (vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * ucu veya yönü bitkinin tepesine veya ileriye doğru dönük olan; tüy, diken veya kılların uçlarının organın tepe yönüne bakması durumunu tanımlayan sıfat

antrparantez : lat., gre., fra. * inter (arası, arasında) (in (iç, içeri, içeriye, içeride, içine, içinde) + terra (yer, toprak) ) (lat.) + para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + en (iç, içe, içine) + tithemi, tithenai (koymak, yerleştirmek, ortaya koymak) (gre.); entre (arası, arasında) + paranthèse (parantez) (fra.) * parantez içinde, parantez arasında; söz arasında, parantez içinde belirtilen; dolaylı veya ek açıklama olarak kullanılan ifade

antrum : gre., lat. * antron (oyuk, girinti, giriş, mağara) (gre.); antrum (lat.) * içeri giriş yeri, boşluk; vücuttaki çeşitli kapalı boşluklar, kemik içindeki hava boşlukları veya midenin alt kısmında yer alan ve yiyeceklerin öğütülüp asitle karıştırıldığı bölge

anubis : mıs. * anpu, inpu (bozmak, çürütmek; kraliyet çocuğu) + is (son ek) * Antik Mısır mitolojisinde ölüm, cenaze ve mumyalama tanrısı ve Osiris ve Nephthys'in oğlu

anud : ara. * anada (inat etmek, ısrar etmek, direnmek, diretmek, üstelemek, karşı çıkmak, ısrarla reddetmek), inad (direnme, diretme, karşı çıkma, yapmayı reddetme, redde ısrar etme, üsteleme) * inatçı, ısrarcı, dikkafalı, muannid

anuk : tür. * anuk (nane veya dağnanesi) * Ballıbabagiller (Lamiaceae) ailesine bağlı Nane (Mentha) cinsinden genellikle 40 cm ila 100 cm büyüyebilen çok yıllık bir bitki

anuket : mıs. * anaka (kapsamak kucaklamak), anuket (kapsayan, kucaklayan) * Mısır mitolojisinde Nil Nehri'nin koruyucu tanrısı

anularis : lat. * anus (halka, çember), anellus (halka, yüzük) + aris (ile ilgili, gibi) * halka gibi, halkayla ilgili olan

anulus : lat. * anulus (halkacık, yüzük) (anus (halka, çember) + ulus (küçültme eki) ) * halka, yüzük, çember

anunnaki : süm. * An (gökyüzü tanrısı) + na (çoğul eki; çocuklar) + Ki (yeryüzü tanrıçası) * antik Sümer, Akad, Asur ve Babil dönemine ilişkin mitolojik kaynaklarda yer alan An, Anu isimli ilahlaştırılmış karakterin soyu (“An ve Ki’nin çocukları”); Mezopotamya mitolojisinde tanrılar topluluğu

anura : gre. * an (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + ouros (kuyruk) * erişkin evrede kuyruksuz olan kurbağalar ve kara kurbağaları gibi amfibi (iki yaşamlı) nitelikli hayvanlar takımı

anurognathidae : gre., lat. * an (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + ouros (kuyruk) + gnathos (çene) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Geç Jura ve Erken Kretase dönemlerinde yaşamış, geniş ağız yapısına ve kısa çenelere sahip, genellikle kısa kuyruklu ve küçük boyutlu uçan sürüngenleri (pterozorları) kapsayan soyu tükenmiş bir hayvan familyası

anut : ara. * anada (inat etmek, ısrar etmek, direnmek, diretmek, üstelemek, karşı çıkmak, ısrarla reddetmek), inad (direnme, diretme, karşı çıkma, yapmayı reddetme, redde ısrar etme, üsteleme) * inatçı, ısrarcı, dikkafalı, muannid

anüler : lat. * anulus (halkacık, yüzük) (anus (halka, çember) + ulus (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * halka şeklinde, daire şeklinde, halkasal, dairesel, çembersel

anüri : gre. * an (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + ouria (idrar olma durumu, üre durumu) (ouron, (idrar, sidik, üre, ürin) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * günde 100 ml'den az idrara çıkma durumu

anüs : lat. * anus (halka, çember) * kalın bağırsağın dışa açılan ve dışkılamayı sağlayan dairesel ağzı

anyon : gre. * anion (aninein, anineai (yukarı gitmek, yükselmek, yükseğe çıkmak) (ana (tekrar, yeniden, yukarı doğru, yukarıya, yükseğe, üste, geri, arkaya, baş, önce, evvel) + ineai, inein (gitmek, ilerlemek) ) + on (isim yapım eki) ) * negatif elektrikle yüklü iyon; iki boyutlu sistemlerde tam sayı olmayan istatistiksel spin özellikleri gösteren kuazi-parçacık; fermiyon ve bozonlardan farklı davranan parçacık türü

anyonik : gre. * anion (aninein, anineai (yukarı gitmek, yükselmek, yükseğe çıkmak) (ana (tekrar, yeniden, yukarı doğru, yukarıya, yükseğe, üste, geri, arkaya, baş, önce, evvel) + ineai, inein (gitmek, ilerlemek) ) + on (isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * negatif elektrik yükü taşıyan iyonlarla ilgili veya onları içeren, anyonla ilgili

anyonik gap : gre. * anion (aninein, anineai (yukarı gitmek, yükselmek, yükseğe çıkmak) (ana (tekrar, yeniden, yukarı doğru, yukarıya, yükseğe, üste, geri, arkaya, baş, önce, evvel) + ineai, inein (gitmek, ilerlemek) ) + on (isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + gap (açıklık, boşluk) (ing.) * ölçülmemiş katyonların (Ca, Mg) ve anyonların (proteinler, sülfatlar, fosfatlar ve bazı organik asitler) miktarlarını değerlendirmek için kullanılan bir laboratuvar hesaplaması, anyon açığı; anyonların bulunduğu bölgede oluşan enerji boşluğu; özellikle yarı iletken ve katı hâl fiziğinde elektron hareketini etkileyen enerji seviyesi farkı

anyonik polimerizasyon : gre. * anion (aninein, anineai (yukarı gitmek, yükselmek, yükseğe çıkmak) (ana (tekrar, yeniden, yukarı doğru, yukarıya, yükseğe, üste, geri, arkaya, baş, önce, evvel) + ineai, inein (gitmek, ilerlemek) ) + on (isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + polymer (çok parçalı yapı, polimer) (polys (çok, fazla, çoklu) + meros (parça, bölüm, kısım, birim) ) (gre.) + izare (dönüştürmek, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) (lat.) * negatif yüklü iyonların (anyonların) başlatıcı olarak kullanıldığı ve monomerlerin bu iyonlar aracılığıyla ardışık ekleme reaksiyonlarıyla polimer zincirleri oluşturduğu, kontrollü ve iyonik bir polimerizasyon mekanizması

anzarot : ara. * anzarut (ilaç, şifa ve baharat amacıyla kullanılan bir bitki veya bitki reçinesi) * sıcak ülkelerde yetişen bodur bir ağaç olan Sarcocolla ve bu ağaçtan elde edilen ve ilaç ve baharat olarak kullanılan bir sakız, trifolium odoratum; astragalus sarcocolla bitkisinin reçinesi

aort : gre. * aorte (asıl atardamar, aort, kaldıran boru, asma ipi) (aeirein (havalanmak, yükselmek, kaldırmak, taşımak) + ta (isim yapım eki) ) * kalbin sol karıncığından çıkan ve temiz, kırmızı kanı vücudun her yanına dağıtan büyük atardamar, ana atardamar

aort koarktasyonu : lat. * aortae (aort) + coarctatio (daraltma) (lat.) + nu (iyelik eki) (tür.) * aortun belirli bir bölümünün doğuştan dar olması durumu, konjenital aort daralması

aort stenozu : gre. * aorte (asıl atardamar, aort, kaldıran boru, asma ipi) (aeirein (havalanmak, yükselmek) + ta (isim yapım eki) ) + stenosis (daralma) (stenos (dar), stenein (daralmak) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * aort daralması

aorta : gre. * aorte (asıl atardamar, aort, kaldıran boru, asma ipi) (aeirein (havalanmak, yükselmek, kaldırmak, taşımak) + ta (isim yapım eki) ) * asma ipi; kalbin sol karıncığından çıkan ve temiz, kırmızı kanı vücudun her yanına dağıtan büyük atardamar, ana atardamar

aortik : gre. * aorte (asıl atardamar, aort, kaldıran boru, asma ipi) (aeirein (havalanmak, yükselmek) + ta (isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * aortla ilgili

aortik impedans : gre., lat. * aorte (asıl atardamar, aort, kaldıran boru, asma ipi) (aeirein (havalanmak, yükselmek) + ta (isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + impedentia (ayakları zincirleme, engelleme) (impedire (ayakları zincirlemek; engellemek), (in (iç, içeri, içinde, içeride) + pes, ped (ayak, taban) + ire (fiil mastar eki) ) + entia (isim yapım eki) ) * proksimal aort sertliği ve geometrisinin bir göstergesi olan, sol ventrikülden erken sistolde belirli bir akımın oluşturduğu basınç

aortografi : gre. * aorte (asıl atardamar, aort, kaldıran boru, asma ipi) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir kateter aracılığıyla aortaya kontrast madde enjeksiyonunu ve aortanın röntgeninin çekilmesini içeren invaziv bir endovasküler işlem

aortoiliak : gre. * aorte (asıl atardamar, aort, kaldıran boru, asma ipi) (gre.) + ilium (kalça kemiği), ilia (bağırsaklar, iç organlar, iç kısımlar) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait) * her iki bacağa giden atardamarların karın içindeki kısımlarının daralması veya tıkanması, tıkayıcı hastalık; ana atardamar ile kalça (iliak) arterleri

aortostenoz : gre. * aorte (asıl atardamar, aort, kaldıran boru, asma ipi) + stenosis (daralma) (stenos (dar), stenein (daralmak) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * kalbin sol ventrikül çıkışının daralması

apache : zun. * apache (düşman) * Amerika Birleşik Devletleri'nin Arizona, New Mexico ve Oklahoma eyaletlerinde yaşayan, Güneybatı Kızılderilileri kültür grubundan, Atabaskların Güney Atabaskları bölümünden ve Güney Atabask dillerine (Apaçi dilleri) giren Ova Apaçicesi, Hikarilaca, Lipanca, Meskalero-Çirikavaca ile Batı Apaçicesi adlı dilleri konuşan Kızılderilileri topluca niteleyen ortak isim; apaş

apache point obzervatuar : zun., ing., lat. * apache (düşman; ABD’deki yerli halk) + point (nokta, tepe) + observatorium (gözlemevi) * New Mexico, ABD’de yer alan, optik ve yakın kızılötesi teleskoplarla yıldızlar, galaksiler ve kozmik yapıları gözlemleyerek astronomik araştırmalar yapan modern araştırma tesisinin ismi

apaçık : tür. * ap (pekiştirme öneki) + aç (genişletmek, aralık yapmak, bariz kılmak) + ık (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * besbelli, çok bariz, tamamen meydanda, çok anlaşılır

apaçi : zun. * apache (düşman; ABD’deki yerli halk) * Amerika Birleşik Devletleri'nin Arizona, New Mexico ve Oklahoma eyaletlerinde yaşayan, Güneybatı Kızılderilileri kültür grubundan, Atabaskların Güney Atabaskları bölümünden ve Güney Atabask dillerine (Apaçi dilleri) giren Ova Apaçicesi, Hikarilaca, Lipanca, Meskalero-Çirikavaca ile Batı Apaçicesi adlı dilleri konuşan Kızılderilileri topluca niteleyen ortak isim; apaş

apagoji : gre. * apagagein (uzaklaştırmak, çıkarmak) (apo (-den, -dan, dışında, uzak, dış, ayrı, önde, önüne) + gagein (taşımak, götürmek; ilerletmek, harekete geçirmek; heyecanlandırmak, teşvik etmek) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir savı, bir iddiayı, karşıtının imkansız veya saçma olduğunu göstererek batıl kılmak

apak : tür. * ap (pekiştirme hecesi) + ak (beyaz; su) * çok ak, çok beyaz, pek beyaz

apala : tür. * apa (ayı) + la (etken fiil eki) * emeklemek (ayı gibi yapmak, ayı gibi yürümek anlamından)

apalak : tür. * apa (ayı) + la (etken fiil eki) + k (gibi, ile ilgili) * kucak veya meme çocuğu için oldukça iri, gürbüz ve tombul; meme çocuğu, bebek

apallik : lat. * a (yokluk, zıtlık ve olumsuzluķ öneki) + pallium (örtü, cüppe) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait) * şiddetli beyin hasarına bağlı olarak uyanık ancak tepkisiz olan hastanın davranışsal özelliği

apalone spinifera : gre., lat. * hapalos (yumuşak) + on (pekiştirme eki) + spina (dken) + ferre (getirmek, taşımak, götürmek, yüklenmek) * Kuzey Amerika'da yaşayan, düz ve derimsi kabuğu, sivri burunu olan, kabuğunun ön kenarında küçük dikenimsi çıkıntılar bulunan, dikenli yumuşak kabuklu tatlı su kaplumbağası, dikenli yumuşak kabuklu kaplumbağa

apalutamid : lat. * apa (farmasötik ön ek) + olut (alkol grubu; hidroksil OH eki) + amid (amidum; azot içeren organik bileşik sınıfı (-CONH2 yapısı) ) * prostat kanseri tedavisinde kullanılan steroid olmayan bir antiandrojen ilacın etken maddesi (C21H15F4N5O2S)

apandiks : lat. * apendix (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + pendere (asmak, sarkıtmak, tartmak, ödeme yapmak), pendix (asılmış, asılan, sarkan) ) * büyük bağırsağın alt ucuna bağlı ve açılan tüp şeklinde bir kese

apandis : lat. * apendix (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + pendere (asmak, sarkıtmak, tartmak, ödeme yapmak), pendix (asılmış, asılan, sarkan) ) * büyük bağırsağın alt ucuna bağlı ve açılan tüp şeklinde bir kese

apandisit : lat., gre. * apendix (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + pendere (asmak, sarkıtmak, tartmak, ödeme yapmak), pendix (asılmış, asılan, sarkan) ) (lat.) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * apendiks adı verilen körbarsağın iltihaplanma

apansız : tür. * ap (pekiştirme öneki) + an (anlamak, farketmek, ayırt etmek) + sız (yokluk, zıtlık ve olumsuzluķ öneki) * hiç umulmadık, beklenmedik bir zamanda, çok ani

apar topar : tür. * apar (götürmek, taşımak) (ab, ap (almak, ele geçirmek, alıp götürmek) + ar (ek) ) + topar (toplamak; yuvarlamak) * toplanmaya vakit kalmaksızın, telaş ve acele ile, çarçabuk

aparan : lat. * apparent (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + parere (ortaya çıkarmak, doğurmak, üretmek, yaratmak, oluşturmak, meydana getirmek, ürermek, öne getirmek, başarmak; görünmek, belirmek, ortaya çıkmak) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.); apparent (fra.) * açık, belli, bariz, aşikar, anlaşılır, ortada, besbelli

aparat : lat. * apparatum, apparatus (donanım, hazırlanma, hazırlanmış olan) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + parare (hazırlamak, düzenlemek, temin etmek, edinmek) + tus (isim yapım eki) ) * cihaz, alet, aygıt, mekanizma

aparey : lat., fra. * apparatum, apparatus (donanım, hazırlanma, hazırlanmış olan) (lat.); appareil (fra.) * cihaz, alet, aygıt, mekanizma

aparisyon : lat. * apparitio (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + parere (ortaya çıkarmak, doğurmak, üretmek, yaratmak, oluşturmak, meydana getirmek, ürermek, öne getirmek, başarmak; görünmek, belirmek, ortaya çıkmak) + tio (isim yapım eki) * belirme, görünme, ortaya çıkıverme; hayalet

aparkat : ing. * upper (üst, yukarı) + cut (kesme, kesmek) * boksta aşağıdan yukarıya doğru atılan kroşe yumruk

aparmak : tür. * apar (götürmek, taşımak) (ab, ap (almak, ele geçirmek, alıp götürmek) + ar (etken fiil eki) ) + mak (fiil mastar eki); al (almak) + bar (varmak, taşımak, getirmek) * sürükleyip götürmek, alıp götürmek, alıp gitmek, almak

apart : lat. * apart (ayrı) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + parte (kenar, yan, bölüm, kesim, ayrım, kısım) ) * salonu, özel mutfağı, banyosu ve yatak odası bulunan daire

apartman : lat. * appartimentum (kenar, yan, bölüm, bölüntü, pay) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + pars, parte (kenar, yan, bölüm, kesim, ayrım, kısım) + mentum (ile ilgili olma) ) (lat.); appartement (fra.) * konut olarak yapılan, birkaç katlı olan ve her katında bir veya birkaç daire bulunan yapı

apassionata : lat. * appassionare (tutkulanmak) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + passionatus (tutkulanmış) (passion (tutku) + are (fiil mastar eki) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ); apassionato (ita.) * tutkulu bir duyguyla çalınan müzik türü

apaş : zun. * apache (düşman) * Amerika Birleşik Devletleri'nin Arizona, New Mexico ve Oklahoma eyaletlerinde yaşayan, Güneybatı Kızılderilileri kültür grubundan, Atabaskların Güney Atabaskları bölümünden ve Güney Atabask dillerine (Apaçi dilleri) giren Ova Apaçicesi, Hikarilaca, Lipanca, Meskalero-Çirikavaca ile Batı Apaçicesi adlı dilleri konuşan Kızılderilileri topluca niteleyen ortak isim; apaş; kabadayı, külhanbeyi, hayta, serseri; serserice yaşamla ilgili (argo)

apate : gre. * apatein (yanıltmak, aldatmak, kandırmak), apates (hile, dolandırıcılık, aldatma) * Yunan mitolojisinde aldatmanın tanrıçası

apatetik : gre. * apatheitikos (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + patheitikos (patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi) ) * ilgi, coşku veya endişe göstermeme, hissizleşme, duygu eksikliğine bağlı umursamama, hissetmeme, duyarsız ve kayıtsız olma durumu ile ilgili, apati sendromu gösteren

apati : gre. * apatheia (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ilgi, coşku veya endişe göstermeme, hissizleşme, duygu eksikliğine bağlı umursamama, hissetmeme, duyarsız ve kayıtsız olma durumu

apatik : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * apati sendromu gösteren

apatit : gre. * apatein (yanıltmak, aldatmak, kandırmak), apates (hile, dolandırıcılık, aldatma) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) (mineralin çeşitli formları ve renklerinden dolayı) * OH−, F− veya Cl− iyonlarının görece oranlarına göre adlandırılan hidroksiapatit, florapatit ve klorapatit gibi fosfat mineral

apaydın : tür. * ap (pekiştirme öneki) + aydın (ay (Dünya’nın uydusu; ışıklandırma, ışık verme, açığa çıkarma, tanımlama) + dın (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * çok aydınlık, çok ışık alan

apayrı : tür. * ap (pekiştirme öneki) + ayrı (ilişiği olmayan, bağı olmayan) * tamamen farklı, tamamen ayrı, hiçbir bağı olmadan

apaz : erm. * ap, ap’s, hapaz, apaz (avuç, avuç içi, avuç dolusu) * iki elin küçük parmaklarının birleştirilip diğer parmakların yukarı doğru kıvrılmasıyla oluşturulan açık veya kapalı avuç içini ve bu el şeklinin alabildiği "avuç dolusu" miktar

apazlamak : tür. * ap, ap’s, hapaz, apaz (avuç, avuç içi, avuç dolusu) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir şeyi avuç dolusu alarak avuçlamak; gemi pupa ile orsa arasındaki rüzgarı (omurgaya 45 derece açıyla esen yan rüzgarı) alarak yelkenlerini şişirmek ve bu rüzgarla yol almak, bordaya dik olarak esen yel ile gitmek

apçe : tür. * apa (anne, abla veya büyük kadın akraba) + çe (sevgi, şefkat bildiren ek) * abla, yaşça büyük kız kardeş veya kendisinden büyük kadınlara yönelik bir saygı/seslenme ünvanı (Kırım Tatar Türkçesi'nde)

apeks : lat. * ap (almak, elde etmek, varmak, erişmek) + ex (uç) * bir şeyin en yüksek noktası, zirve noktası veya ucu, uç, zirve, tepe

apel : lat., fra. * appellare (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + pellere (itmek, sürmek, kovmak, savmak, ilerletmek) ) (lat.); appeler (çağırmak), appel (çağrı) (fra.) * resmi çağrı veya duyuru; ayrıca mahkemede temyiz başvurusu; bir anonim ortaklıkta, paydaşları ortaklığa koymayı üstlendikleri anaparanın taksitlerini ödemeye çağırma

apeliotes : gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + helios (güneş) + tes (son ek) * Yunan mitolojisinde güneydoğu rüzgarı tanrısı

apendektomi : lat., gre. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + pendere (asmak, sarkıtmak, tartmak, ödeme yapmak), pendix (asılmış, asılan, sarkan) (lat.) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * apendiksin cerrahi olarak çıkarılması işlemi

apendiks : lat. * apendix (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + pendere (asmak, sarkıtmak, tartmak, ödeme yapmak), pendix (asılmış, asılan, sarkan) ) * ana metin veya organın sonuna eklenen bölüm; kalın bağırsağın alt ucuna bağlı ve açılan tüp şeklinde bir kese, çekumun ucu

apendiküler : lat. * apendix (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + pendere (asmak, sarkıtmak, tartmak, ödeme yapmak), pendix (asılmış, asılan, sarkan) ) + cula, culum (küçültme eki) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * apendiks ile ilgili, apendikse ait; bir uzuv veya uzuvlarla ilgili

apendisit : lat., gre. * apendix (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + pendere (asmak, sarkıtmak, tartmak, ödeme yapmak), pendix (asılmış, asılan, sarkan) ) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * körbarsağın (apendiks) iltihaplanması durumu

apeni : gre., lat. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + peos, posthe (penis) (gre.); penis (kuyruk) (lat.) * penis yokluğu

apep : gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme; doğa, tabiat, varlık) * Mısır mitolojisinde, Nil Nehri'nde yaşayan, Nun'ın suyu olarak anılan, karanlığın ve kaosun tanrısı addedilen ve güneş tanrısı Ra’nın düşmanı olan çok büyük sürüngen yaratık, kaos yılanı, Apepi, Aapep, Apophis

apera : gre. * aperos (tamamlanmamış, eksik) * başakları gevşek ve düzensiz yapılı olan, buğdaygiller familyasına ait bitki cinsi

aperitif : lat. * aperitivus (aperire (açmak, ortaya çıkarmak) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + ire (fiil mastar eki) ), aperit (açılmış) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yemekten önce içilen, genellikle hafif alkollü içki

apetit : lat. * appetitus (arzu, istek, iştah) (ad (-e doğru, yöneli) + petere (arzulamak, yönelmek, gitmek, istemek, saldırmak) + itus (geçmiş zaman ve isim yapım eki) ) * yeme isteği, açlık hissi; bir şeye karşı güçlü arzu veya eğilim (mecazi)

apgar skoru : ing. * apgar (Amerikalı doğum anestezisti Virginia Apgar'ın soyadından) + score (puan, başarı veya derecesinin sayısal ifadesi) (ing.) + u (iyeik eki) (tür.) * doğum sonrasında bebeğin acil tıbbi bakıma ihtiyacı olup olmadığını belirleyen Apgar Testi sonucu

apgar testi : ing., far., lat. * apgar (Amerikalı doğum anestezisti Virginia Apgar'ın soyadından) + testa, testum, testus (kap, çömlek, hazne, kalıp, el kabı; test, deneme, sınav, tecrübe) (lat.) + i (iyelik eki) (tür.) * doğumdan hemen sonra yenidoğan bebeklerin genel sağlık durumunu hızlıca değerlendirmek için kullanılan bir test

aphanes : gre. * aphanes (görünmez, belirsiz) (a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + phanes (görünen, ortaya çıkan, açığa çıkan; ışığa çıkan) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak) + es (isim yapım eki) ) * küçük ve göze çarpmayan çiçeklere sahip, gülgiller familyasına ait bitki cinsi

aphaniptera : gre. * aphanes (görünmez, belirsiz) (a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + phanes (görünen, görünür, belirgin, ortaya çıkan, açığa çıkan; ışığa çıkan) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak) + es (isim yapım eki) ) + pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) + a (çoğul eki) * memelilerin ve kuşların derisine tutunarak yaşamlarını sürdüren, boyları 1,5 ile 3,3 mm arasında değişen ve kendi boylarının çok katı yüksekliklere zıplayabilen, genellikle pireleri (Siphonaptera) kapsayan, kanatsız, küçük ve kan emici böcek grubu

aphanopetalaceae : gre. * aphanes (görünmez, belirsiz) (a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + petalon (yaprak, taç yaprak) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * Avustralya'ya özgü olan Saxifragales (Taşdelenler) takımına ait, genellikle tırmanıcı çalı formundaki mercekli gövdelere ve karşılıklı dizili, testere dişli yapraklara sahip bitkileri kapsayan ve Aphanopetalum cinsini içeren küçük ve nadir bir botanik familyası

aphel : gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + helios (güneş, ateş) * bir gök cisminin (gezegen veya kuyruklu yıldız gibi) Güneş'in etrafındaki yörüngesinde dolanırken Güneş'e en uzak olduğu nokta

aphloia : gre. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + phloios (kabuk, zar, membran, örtü) * Doğu Afrika, Madagaskar ve Hint Okyanusu adalarına özgü, Aphloiaceae familyasına ait tek türü (Aphloia theiformis) bulunan, yaprakları özellikle kozmetik ve cilt bakım sektöründe antioksidan, nemlendirici ve yatıştırıcı özellikleri nedeniyle değerli bir bileşen olarak kullanılan tropikal bir çalı veya küçük ağaç cinsi

aphloiaceae : gre., lat. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + phloios (kabuk, zar, membran, örtü) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * Crossosomatales takımına bağlı olan, genellikle Doğu Afrika, Madagaskar ve Seyşeller gibi bölgelerde yetişen, her daim yeşil çalı veya küçük ağaç formunda olan, yalnızca tek bir türü (Aphloia theiformis) içinde barındıran monotipik bir çiçekli bitki familyası

aphyllanthaceae : gre., lat. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + phyllon (yaprak) + anthos (çiçek) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * eskiden ayrı bir botanik familyası olan, ancak günümüzde daha geniş kapsamlı Asparagaceae familyası bünyesinde Aphyllanthoideae alt familyası olarak kabul edilen, yaprakları ince, tabanda yer alan kılıflara dönüştüğü için yapraksız gibi görünen, uçlarında belirgin, yıldız şeklinde mavi (nadiren beyaz) çiçekler bulunan, tel gibi yeşil gövdeler oluşturan, yalnızca tek bir türü (Aphyllanthes monspeliensis) barındıran bitki familyası

aphyllanthes : gre. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + phyllon (yaprak) + anthos (çiçek) * Batı Akdeniz bölgesine endemik, saz benzeri yapraklara ve derin mavi çiçeklere sahip olan, belirgin olmayan çok küçük, pulsu yapraklara sahip olan otsu çiçekli bir bitki cinsi, iplik çiçeği

API : ing. * application (uygulama) + programming (programlama) + interface (arayüz) * yazılımların birbiriyle belirli kurallar çerçevesinde veri ve işlev paylaşmasını sağlayan programlama arayüzü

apış : tür. * ap (açmak; kapamak, sıkmak) + ış (isim yapım eki) * iki bacağın dizkapaklarından yukarıda kalan bölümünün iç yanı, butların iç yanı;

apışmak : tür. * ap (açmak; kapamak, sıkmak) + ış (isim yapım eki) + mak (fiil mastar eki) * oturmak, bacakları ayırarak, yana açarak çömelmek; dudakları kapatarak sessiz kalmak; utanmak veya çekingenlik nedeniyle ağzını açmamak

apia : samo. * apa (baba) + ia (benim) (Tanrı babamdır) (samo.); abai (babam) (aba (baba) + i (benim) (ara.) * Samoa'nın başkenti; Peloponnesus'un eski ismi

apiaceae : lat. * apium (kereviz; maydanoz) + aceae (-giller, botanik familya eki) * genellikle aromatik ve şemsiye şeklinde çiçeklere sahip olan, havuç, kereviz, maydanoz, rezene, dereotu ve kimyon gibi çok sayıda ekonomik ve tıbbi bitkiyi içeren geniş bir çiçekli bitki familyası, Umbelliferae, maydanozgiller, kerevizgiller

apicomplexa : lat. * apicem, apicis, apex (en yüksek, en tepe, en uç nokta, uç, zirve, doruk, tepe) + complexus (birleşmiş, karmaşık) (co, com (birlikte, beraber, ile) + plicare, plectere (katlamak, bükmek, kıvırmak, sarmak; örmek, dokumak), plexus (örgü, ağ, dokuma, doku, kıvrım; katlanmış, bükülmüş, örülmüş, sarılmış; kat, katman, tabaka, satıh, yüzey) ) + a (taksonomik çoğul eki) * konak hücrelerine girişte kullanılan apikal kompleks adı verilen özelleşmiş hücresel organel sistemine sahip, zorunlu hücre içi parazit yaşam süren, sıtma etkeni Plasmodium, koksidiyoz etkeni Eimeria ve Toxoplasma gibi tek hücreli parazitleri kapsayan bir ökaryot şubesi

apidae : lat. * apis (arı) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * bitkilerin tozlaşmasında ve ekosistemlerin devamlılığında çok önemli bir rol oynayan bal arılarını, bombus arılarını, marangoz arılarını ve dilsiz arıları içeren geniş bir böcek familyası

apifil : lat., gre. * apis (arı) (lat.) + philia (sevme durumu, hoşlanma durumu) (philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) (gre.) * arı sever, arı seven; arılar tarafından tozlaşan, arıları çeken, arılarla yakın ekolojik ilişki gösteren

apifobi : lat., gre. * apis (arı) (lat.) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * arı korkusu

apikal : lat. * apex, apic (tepe, zirve, doruk, uç) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * herhangi bir hücrenin, yapının veya organın üst bölümü

apiko : lat., ita. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + ikneomai (varmak, ulaşmak) * ucu, tepe veya son nokta ile ilgili; bir yapının en uç veya dorzale yakın kısmı; yola çıkmaya hazırlanan bir geminin, zinciri toplayıp demirini almaya, kaldırmaya hazır olduğu, zincirin düşey duruma geldiği an

apikompleksan : lat. * apex, apic (tepe, zirve, doruk, uç) + complectere (con, com (birlikte, beraber, ile) + plicare, plectere (katlamak, bükmek, kıvırmak, sarmak; örmek, dokumak), plexus (örgü, ağ, dokuma, doku, kıvrım; katlanmış, bükülmüş, örülmüş, sarılmış; kat, katman, tabaka, satıh, yüzey) ), complexus (birbirine bağlı veya ilişkili parçalardan oluşan karmaşık bütün) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait) * spor üreten Apicomplexa parazit şubesinin herhangi bir protozoanı, sporozoa

apikültür : lat. * apis (arı) + cultivare (işlemek, ekip biçmek, bakım yapmak, yetiştirmek), cultura (işleme, tarım, bakım, yetiştirme) (cultus (işlenmiş, bakımı yapılmış; tapınma) + ura (isim yapım eki) ) * bal arılarının bal, balmumu, arı sütü, propolis, polen ve arı zehri gibi ürünlerin elde edilmesi ile bitkilerin tozlaşmasının sağlanması amacıyla yetiştirilmesi, bakımı, çoğaltılması ve yönetimini kapsayan arıcılık faaliyeti ve bilim dalı, arıcılık

apiol : lat. * apium (kereviz, maydanozgiller familyası bitkileri) + oleum (yağ, uçucu yağ bileşeni) * özellikle maydanoz tohumu ve bazı maydanozgillerden elde edilen, uçucu yağ yapısında bulunan ve yüksek dozlarda rahim uyarıcı etkileriyle bilinen aromatik organik bileşik (C12H14O4)

apirojen : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + pyr (ateş) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * ateş yükselmesine neden olan herhangi bir madde taşımayan

apis : mıs. * hapi, apis (kutsal boğa) * Mısır mitolojisinde güç, verim ve doğurganlık sembolü olan, yeraltı dünyasının boğa tanrısı, Hap, Hep, Hapi

apis mellifera : lat., gre. * apis (arı) + melli (bal) + peherein (taşımak, getirmek), phoros (taşıyan, getiren) (gre.); ferre (taşımak, getirmek) (lat.) * bitki tozlaşmasında ve bal üretiminde büyük rol oynayan, Anatolia, Carnica ve Ligustica gibi farklı birçok alt ırka ayrılan evcil bal arısı

apium : lat. * apium (kereviz; maydanoz) * aromatik yaprak ve sapları gıda olarak kullanılan kerevizleri kapsayan bitki cinsi

apixaban : lat. * apix (apex, uç, tepe, dorz) + xaban (kan pıhtılaşma faktörü Xa inhibitörü) * kan pıhtılarını tedavi etmek ve önlemek ve valvüler olmayan atriyal fibrilasyonu olan kişilerde inmeyi doğrudan inhibe edici faktör Xa yoluyla önlemek için kullanılan antikoagülan (pıhtılaşna önleyici) ilacın etken maddesi (C25H25N5O4)

aplastik : gre. * aplastikos (a (yokluk, zıtlık ve olumsuzluķ on eki) + plassein (şekil vermek, şekillendirmek, biçim vernek, kalıba dökmek) + tikos (isim yapım eki) ) * bir organ veya dokunun gelişmemesi veya normal işlevini yerine getirememesiyle karakterize edilen

aplazi : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasis (şekillenme, şekil verme, biçimlenme, oluşma, büyüme) * bir organ veya dokunun normal olarak gelişmemesi veya işlev görmemesi

aplik : lat., fra. * applicatus (applicare (uygulamak, yapıştırmak) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + plicare (katlamak, kıvırmak) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); appliqué (uygulanmış), applique (duvarda şamdan desteği) (fra.) * duvara takılan siperlikli lamba

aplikasyon : lat. * applicatio (applicare (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + plicare (katlamak, kıvırmak, eğmek) + tio (isim yapım eki) ) * uygulama, kullanım; başvuru işlemi

aplikatör : lat. * applicatio (applicare (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + plicare (katlamak, kıvırmak, eğmek) + tor (-cı, -ci, yapan, eden) * uygulayıcı; ürün paketlendikten sonra etiketleme işlemlerini yapan ve basan otomatik veya manuel kullanımlı cihaz

aplike : lat.; fra.* applicatus (applicare (uygulamak, yapıştırmak) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + plicare (katlamak, kıvırmak) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); appliquer (uygulamak), appliqué (uygulanmış, uygulamalı) (fra.) * uygulamalı; düz veya desenli, işlemeli bir kumaştan kesilmiş motiflerin bir başka kumaş üzerine uygulanmış, işlenmiş durumu

aplocheilidae : gre., lat. * haploos (tek, tekil, tekli) (ha (tek) + ploos (kat, katlanmış) ) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) ) + kheilos (dudak) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * genellikle Asya kıtasında ve çevresindeki tatlı sularda yaşayan, Akvaristler arasında popüler olan ve küçük, renkli yapılarıyla bilinen balıkları içeren, Cyprinodontiformes takımına ait bir yumurtlayan dişli sazancıklar (killifish) familyası (bilinen popüler cinsleri arasında Aplocheilus, Pachypanchax ve Epiplatys gibi balıklar yer alır.)

apne : gre. * apnoea (nefessiz) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + pnein (nefes almak, solumak, esmek), pnoea (nefes, nefes alma, soluma, soluklanma, solunum) ) * solunumun geçici olarak durması veya çok ciddi şekilde azalması durumu; uyku sırasında nefes almada 10 saniye veya daha fazla duraklama

apneik : gre. * apnoea (nefessiz) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + pnein (nefes almak, solumak, esmek), pnoea (nefes, nefes alma, soluma, soluklanma, solunum) ) + ikos (ile ilgil, -a ait) * uyku sırasında solunumun geçici olarak durması (solunum duraklaması), azalması veya solunumsuzluk ile ilgili, apneye ait

apocynaceae : gre., lat. * apo (uzak) + kyon (köpek), kynos (köpekle ilgili) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * tropikal ve astropikal bölgelerde yetişen, ağaç, çalı, odunsu sarmaşık veya otsu formda olan, tarihsel olarak zehirli kabul edilen, sütlü özsulu bitkileri kapsayan geniş bir çiçekli bitki familyası, zakkumgiller (en bilinen örnekleri arasında zakkum, cezayir menekşesi ve frangipani (plumeria) yer alır.)

apocynum : gre. * apo (uzak) + kyon (köpek), kynos (köpekle ilgili) * zehirli özsuyu bulunan, lifli yapılı otsu bitkileri kapsayan bitki cinsi

apodanthaceae : gre. * apo (uzak) + pous, podos (ayak) + anthos (çiçek) + aceae (-giller, botanik familya eki) * kabakgiller ve benzeri bitki gruplarını içeren Cucurbitales takımına ait, çoğunlukla başka bitkilerin üzerinde yaşayan, klorofilsiz ve yapraksız, parazit bir bitki familyası (başlıca cinsler olarak Apodanthes ve Pilostyles sayılabilir.)

apodidae : gre. * apo (uzak) + pous, podos (ayak) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * kuşlar (Aves) sınıfına ait olan, kırlangıçlara yüzeysel olarak benzeyen, ince uzun kanatlı, sivri tırnaklı ve olağanüstü hızlı uçabilen kuş türlerini (örneğin ebabiller) kapsayan familya, Sağangiller, Ebabilgiller

apodiformes : gre., lat. * apo (uzak) + pous, podos (ayak) (gre.) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * ebabiller (sağanlar) ve sinek kuşlarını kapsayan, çok küçük bacaklara sahip olan, genellikle sadece dikey yüzeylere tutunmak veya yuvalanmak için ayaklarını kullanan, kanat yapıları, havada olağanüstü manevralar yapmalarına ve hızlanmalarına olanak tanıyan kuş familyası (başlıca türleri arasında ebabil, sağan, ve sinek kuşu sayılabilir.)

apoenzim : gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + enzyme (mayalama içinde, fermantasyon yapan) (en (iç, içinde) + zyme (mayalama, fermente etme) ) * bileşik bir enzimin protein yapıda olan ve substratı (etki edilecek maddeyi) tanıyan, tek başına işlevsel olmayan, işlevsel yani aktif tam enzim (holoenzim) olabilmek için vitamin (koenzim) veya mineral (kofaktör) gibi yardımcı kısımlarla birleşmeye ihtiyaç duyan inaktif kısmı

apofazi : gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + phasia (konuşma, söylem, kelam) (phasein (söylemek, konuşmak, kelam etmek) + eia (isim yapım eki) ) * bir düşünceyi veya sözü açıkça ifade etmekten kaçınarak, onu dolaylı biçimde ima etme durumu; özellikle retorikte bir şeyi söylemeyeceğini belirtirken aslında ondan söz etme sanatı

apofeni : gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * rastgele veya anlamsız verilerde, örüntü, anlam veya bağlantı algılama eğilimi

apofillöz : gre., lat. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + phyllon (yaprak) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * taç veya çanak yaprakları (periant) birbirine kaynamamış, aksine birbirinden tamamen ayrı ve bağımsız olan (çiçek)

apofiz : gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme; doğa, tabiat, varlık) * filiz, dal, şube, soy; kemiklerin uç kısımlarında yer alan, bağların, kasların, tendonların yapışmasına olanak tanıyan büyüme plakası ve ikincil kemikleşme merkezi; bir organdaki veya vücuttaki doğal bir çıkıntı; bazı yosunlarda sporangiumun tabanındaki şişlik; 13 Nisan 2029'da Dünya'ya çok yakın bir mesafeden geçecek olan dev asteroidin ismi; Mısır mitolojisinde kaos ve karanlığı temsil eden devasa bir yılan tanrı, Apep

apogonidae : gre., lat. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + pogon (sakal; çene) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * genellikle sığ denizlerde ve mercan resiflerinde yaşayan, parlak renkli kemikli olan, yumurtalarını ağızlarında kuluçkaya yatıran ve yumurtadan çıkana kadar yavrularını ağızlarında taşıyan balıkların oluşturduğu bir familya

apoje : gre., fra. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + gaia (yer, yeryüzü, toprak, dünya) (gre.); apogée (fra.) * eliptik bir yörüngenin en uzak noktası; zirve, doruk

apokalips : gre. * apokalupsis (ifşa, meydana çıkma, açığa çıkma) (apokaluptein (ifşa etmek, açığa çıkarmak, meydana çıkarmak) (apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + kaluptein, kalyptein (örtmek, gizlemek, kaplamak) ) + sis (isim yapım eki) * bir doğaüstü varlığın kozmik gizemleri veya geleceği bir insan aracılığıyla ifşa ettiği edebi bir tür, kıyamet

apokaliptik : gre. * apokalyptikos (apokalupsis (ifşa, meydana çıkma, açığa çıkma) (apokaluptein (ifşa etmek, açığa çıkarmak, meydana çıkarmak) (apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + kaluptein, kalyptein (örtmek, gizlemek, kaplamak) ) + sis (isim yapım eki) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * açığa çıkarma ile ilgili, ortaya çıkarma ile ilgili, ifşa ile ilgili; insanlığın sonunu getirecek olan felaket ile ilgili, kıyametle ilgili

apokarp : gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + karpos (meyve, tohum) * bir çiçeğin dişi organındaki karpellerin (yumurtalık yapraklarının) birbirleriyle kaynaşmayıp, her birinin ayrı ve bağımsız (serbest) halde bulunduğu durum

apokarpik : gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + karpos (meyve, tohum) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * (bir çiçek) dişi organındaki karpelleri (yumurtalık yaprakları) birbirleriyle kaynaşmayıp, her biri ayrı ve bağımsız (serbest) halde bulunan

apokrif : gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos (gizli, saklı, örtülü) * kanonik dini metinlerin ve kitapların parçası olmayan metin

apokrin : gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + krinein (ayırmak) * salgılama sırasında hücrelerinden bir miktarda sitoplazma ve bazı parçalar kopararak salgı üreten hücrelerin oluşturduğu ekzokrin bezlerinin salgılanma biçimini sınıflandırmak için kullanılan bir terim

apokromatik : gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + khroma, khromat (renk) (renksiz, renk oluşturmayan) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * optik sistemlerde ışığın üç farklı dalga boyunu (genellikle kırmızı, yeşil ve mavi) aynı odak noktasında birleştirerek renk seğirmesini (renk sapmasını) ve küresel sapmaları neredeyse tamamen ortadan kaldıran, akromatik lenslere göre çok daha yüksek netlik sunan gelişmiş bir mercek türü

apolar : lat., gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + polos (kutup, eksen, aks, mil, gök kutbu, dönme ekseni) (gre.); polus + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * kutupsal özelliği olmayan; elektriksel polaritesi olmayan

apolet : lat., fra. * scapula (omuz, kürek kemiği) (lat.); épaulette (omuzluk) (épaule (omuz) + ette (küçültme eki) ) (fra.) * rütbeyi göstermek için subay üniformalarının omuzlarına takılan parça

apolipoprotein : gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + lypos (yağ) + protein (protos (ilk, önce, önde) + eios (ile ilgili, gibi) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) * hem lipitlere bağlanabilen, hem de suda çözünebilen ve lipitlerle beraber lipoproteinleri oluştururan proteinlerden her biri

apolitik : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + polis (şehir, il, kent) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * siyaset ile ilgilenmeyen, siyasete karşı olan, siyasi konulardan uzak duran

apollo : hit., gre. * apollon, apaliunas, apeljon, apeilon, apellon (kudret, kuvvet, güç, sertlik; imha etmek, mahvetmek), apollymi (imha etmek, yok etmek, mahvetmek) (hit., gre.); a'bel (sert taş, dağ taşı) (ara.) * Yunan mitolojisinde müziğin, sanatın, Güneş'in, ateşin ve şiirin tanrısı, kehanet ve bilgelik tanrısı

apollon : hit., gre. * apollon, apaliunas, apeljon, apeilon, apellon (kudret, kuvvet, güç, sertlik; imha etmek, mahvetmek), apollymi (imha etmek, yok etmek, mahvetmek) * Yunan mitolojisinde müziğin, sanatın, Güneş'in, ateşin ve şiirin tanrısı, kehanet ve bilgelik tanrısı

apolojetik : gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (sıfat yapım eki) * genellikle dini, felsefi veya ideolojik bir öğretiyi, inancı ya da sistemi dışarıdan gelen eleştirilere ve saldırılara karşı rasyonel kanıtlar, mantıksal argümanlar ve felsefi temeller kullanarak sistemli bir şekilde savunma disiplini veya bu amaca hizmet eden yazı ve söylemler bütünü

apoloji : gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir kişinin kendi inancını, davranışını veya bir öğretiyi savunmak, haklı çıkarmak ya da eleştirilere karşı korumak amacıyla yaptığı ayrıntılı ve gerekçeli savunma

apomiksis : gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + mixis (karıştırma, birleşme, karışma, döllenme) (mixo, mixein (karıştırmak, birleşmek, karışmak) + sis (isim yapım eki) ) * döllenme gerçekleşmeden (hücre karışması olmadan) ve kromozom sayısı yarıya inmeden yumurta hücresinden tohumun oluştuğu vejetatif çoğalma fenomeni

apomorfi : gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) + eia (isim yapım ve durum eki) * evrimsel süreçte bir canlının atasında bulunmayan bir özelliğin daha sonraki soylarda yeni olarak ortaya çıkması durumu

apomorfin : gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * Parkinson hastalığının tedavisinde kullanılan dopamin benzeri etki gösteren bir ilacın etken maddesi (C17H17NO2)

aponevrotik : gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * aponevroz ile ilgili

aponevroz : gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * kasları kemiklere veya kaslara bağlayan geniş, düz fibröz, lifli ve beyaz renkli derin fasya katmanı

aponogeton : gre. * apo (uzak) + notos (arka, güney) * durgun sularda yaşayan, ince ve dalgalı yapraklara sahip su bitkilerini kapsayan bitki cinsi

aponogetonaceae : gre., lat. * apo (uzak) + notos (arka, güney) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * , Alismatales takımında yer alan, tropikal ve ılıman bölgelerdeki bataklıklarda, göllerde veya akıntısız sularda yaşayan çiçekli bitkilerin familyası

aponöroz : gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * kasları kemiklere veya kaslara bağlayan geniş, düz fibröz, lifli ve beyaz renkli derin fasya katmanı

apopetalous : gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + * (çiçek) taç yaprakları (petalleri) birbirine kaynamamış, birbirinden tamamen bağımsız ve ayrı olan, ayrı taçyapraklı, polipetal

apophis : gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme; doğa, tabiat, varlık) * filiz, dal, şube, soy; kemiklerin uç kısımlarında yer alan, bağların, kasların, tendonların yapışmasına olanak tanıyan büyüme plakası ve ikincil kemikleşme merkezi; bir organdaki veya vücuttaki doğal bir çıkıntı; bazı yosunlarda sporangiumun tabanındaki şişlik; 13 Nisan 2029'da Dünya'ya çok yakın bir mesafeden geçecek olan dev asteroidin ismi; Mısır mitolojisinde kaos ve karanlığı temsil eden devasa bir yılan tanrı, Apep

apopleksi : gre. * apoplexia (apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + plessein (vumak, çarpmak, darbelemek) + exia (isim yapım eki) ) * ani damar tıkanması veya kanama sonucu beyin fonksiyonlarının kaybı, felç, sekte, inme

apoptatik : gre. * apoptosis (koparak düşme) (apein (ayrılmak, uzaklaşmak), apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + ptosis (düşme, düşüş, sarkma) (piptein (düşmek) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * programlı hücre ölümüyle, düzenli ve kontrollü yok oluşla ilgili, apoptoz ile ilgili; teolojide Tanrı’yı veya ilahi gerçekliği doğrudan tanımlamak yerine, “ne olmadığı” üzerinden açıklamayı esas alan yaklaşım

apoptoz : gre. * apein (ayrılmak, uzaklaşmak), apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + ptosis (düşme, düşüş, sarkma) (piptein (düşmek) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * vücudun genetik olarak kontrol ettiği, işlevini yitirmiş veya hasarlı hücreleri temizlemek için başlattığı, çevre dokulara zarar verilmeden ve iltihaplanma oluşmadan eski veya tehlikeli hücrelerin vücuttan güvenle uzaklaştırıldığı "programlı hücre ölümü" (hücresel intihar) süreci

apoptozis : gre. * apein (ayrılmak, uzaklaşmak), apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + ptosis (düşme, düşüş, sarkma) (piptein (düşmek) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * vücudun genetik olarak kontrol ettiği, işlevini yitirmiş veya hasarlı hücreleri temizlemek için başlattığı, çevre dokulara zarar verilmeden ve iltihaplanma oluşmadan eski veya tehlikeli hücrelerin vücuttan güvenle uzaklaştırıldığı "programlı hücre ölümü" (hücresel intihar) süreci

aporia : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + poros (boru, boğaz, gözenek, delik, kanal, geçit, giriş), poria (geçme durumu) (poreuein (yol almak, geçmek, hareket etmek) + eia (isim yapım eki) ) * geçişin olmaması, geçişte zorluk, çıkmaz

aporik : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + poros (boru, boğaz, gözenek, delik, kanal, geçit, giriş), poria (geçme durumu) (poreuein (yol almak, geçmek, hareket etmek) + eia (isim yapım eki) ) + ikos (sıfat yapım eki) * çözülmesi güç bir sorun, çelişki veya çıkmazla ilgili olan; kesin bir sonuca ulaşılması mümkün olmayan (durum)

aport : lat., fra. * apportare (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + portare (taşımak, götürmek) ) (lat.); apporte (getir) (fra.) * vurulan avı getirmesi için av köpeğine berilen emir sözü

apostem : gre. * aphistemi, (dışta kalmak, uzaklaşmak, dışına düşmek) (apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + histamai, histemein (durdurmak, koymak, ayakta tutmak), histemi (durdurma, koyma, ayakta tutma) ) * vücudun herhangi bir doku veya organında iltihap toplanması sonucu oluşan cerahatli şişlik

aposteriori : lat. * a (-dan, -den, uzak, ayrı) + post (sonra, müteakip, ileride) + erior (olan, yapan, eden eki) + ia (isim, yer ve durum eki) * deneyimle, algılarla sonradan edinilen bilgi

apostl : gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + stellein, stello (göndermek, yollamak) * elçi, gönderilen, mursel; havari, mürid; öncü, önder, lider

apostol : gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + stellein, stello (göndermek, yollamak) * elçi, gönderilen, mursel; havari, mürid; öncü, önder, lider

apostrof : gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + strephein (döndürmek, çevirmek, bükmek), strophos (bükülmüş bant, şerit, kordon; seçim vurgusu) * kesme imi, mülkiyeti veya rakamların ihmal edildiğini belirtmek için kullanılan üstte konumlanmış virgül

apoşi : gre. * apochia (torba, çanta) (apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + chora (boşluk, kanal, geçit, yer, alan) ) * balık avlamada kullanılan, telden yapılmış, ağzı çember biçiminde olan ve torbaya benzeyen büyük gözlü ağ; botanik ve tıp terimlerinde kanalların veya açıklıkların tıkanması, geçişin engellenmesi durumu

apotr : gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + ter (koruyucu, bekçi, muhafız) (gre.); apôtre (fra.) * havari, yardımcı, koruyucu

apotroptik : gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), trope (dönme, dönüş, döngü) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * kötülük, felaket veya olumsuz etkileri uzaklaştırmak, savuşturmak amacıyla yapılan tören, obje veya sembollerle ilişkili

appassionato : lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + pati (acı çekmek), passion (tutku, ihtiras), passionatus (passionare (tutkulandırmak, heyecandırmak, coşturmak), + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * müzikte coşkun ve tutkulu icrayı belirten ifade

appiades : lat. * appia (eski Romalı politikacı Appius Claudius Caecus'un isminden) + ides (ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * Roma mitolojisinde, Helenistik dönemde yerleşim yeri olarak kullanılan antik Frigya kenti olan Appia'daki su kemerinin yakınında tapınakları bulunan beş tanrıçaya (concordia, minerva, pax, venus, vesta) verilen genel isim

appoggiatura : gre. * appo (baba) + guiatura (rehberlik, yönlendirme) * uzun veya kısa süreli, geçici olarak yerinden oynatılan ve daha sonra genellikle adım adım hareketle ana notaya dönüşen süsleyici bir nota

apraksi : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + praggein (yapmak, icra etmek, etmek, eylemek), praxis (eylem, icra, yapış) * fiziksel yeterliliği ve hareket etme arzusu olmasına rağmen, öğrenilmiş anlamlı hareketleri gerçekleştirme yeteneğinin kaybı; istemli hareketleri başlatamama veya gerçekleştirememe durumu; motor planlamada bozukluk ile karakterize nörolojik sendrom

apraxis : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + praggein (yapmak, icra etmek, etmek, eylemek), praxis (eylem, icra, yapış) * fiziksel yeterliliği ve hareket etme arzusu olmasına rağmen, öğrenilmiş anlamlı hareketleri gerçekleştirme yeteneğinin kaybı; istemli hareketleri başlatamama veya gerçekleştirememe durumu; motor planlamada bozukluk ile karakterize nörolojik sendrom

apre : fra., ara. * après (sonra) (fra.); abir (geçen, ötesine geçen, sonrasına intikal eden) (ara.) * kumaşın veya derinin temizlenerek, düzeltilerek, parlatılarak daha sonraki işlemlere hazırlanması

aprelemek : fra., tür. * après (sonra) (fra.) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) (tür.) * kumaş veya malzemeyi işleyerek kullanıma hazır hale getirmek

apremilast : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + pre (ön) + milast (kimyasal bileşik adı) * bağışıklık yanıtını düzenleyen, plak sedef hastalığının, inflamatuvar hastalıkların ve psöriatik artrit türlerinin tedavisinde kullanılan ilacın etkin maddesi olan fosfodiesteraz 4 (PDE4) inhibitörü (C22H24N2O7S)

aprepitant : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + prepitant (kimyasal bileşik adı) * kemoterapinin neden olduğu bulantı ve kusmayı önlemek ve ameliyat sonrası bulantı ve kusmayı önlemek için kullanılan nörokinin-1 (NK1) reseptör antagonist ilacın etken maddesi (C23H21F7N4O3)

april : lat. * aprilis (açılış) (aparere (açmak) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + parere (ortaya çıkarmak, doğurmak, üretmek, yaratmak, oluşturmak, meydana getirmek, ürermek, öne getirmek, başarmak; görünmek, belirmek, ortaya çıkmak) + ilis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * yılın dördüncü ayı, nisan, abril

apriori : lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + priori (önce) * deneyden önce, önsel

aproksimasyon : lat. * approximare (yaklaştırmak, yakınlaştırmak) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + proximus (en yakın, yakın, civar) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * bir değeri veya sonucu, gerçek veya ideal değere mümkün olduğunca yakın olacak şekilde tahmin etme veya belirleme işlemi, yaklaşıklaştırma, yakınsallaştırma, tahmin, yaklaşık değer belirleme

aproksimatif : lat. * approximatus (approximare (yaklaştırmak, yakınlaştırmak) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + proximus (en yakın, yakın, civar) + are (fiil mastar eki) ) +tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * bir değeri veya sonucu, gerçek veya ideal değere mümkün olduğunca yakın olacak şekilde tahmin etme veya belirleme işlemiyle ilgili, yaklaşıklaştırmayla ilgili, yakınsallaştırma ile ilgili, tahmini, yaklaşık olarak

apron : lat., ing. * mappa (bez, örtü, peçete) (lat.); naperon (küçük masa örtüsü) (fra.) * havaalanında, uçuş pistleri dışında kalan, uçakların genellikle yolcu indirip bindirdiği, yakıt vb. aldığı, park edilebildiği alan; giysi veya iş kıyafetinin ön kısmına takılan koruyucu önlük

apropriasyon : lat. * appropriare (kendine özgü kılmak, kendisininki. yapmak) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + proprius (öz, kendi, uygun) + are (fiil mastar eki) * hukuk ve sosyal bilimlerde kullanım, bir hakkı veya nesneyi kişisel kullanım için alma eylemi; el koyma, iç etme, bir şeyi sahiplenme, kendine mal etme, üstüne oturma

aprotinin : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + protein (hücre yapısı, enzimler ve hormonların ana yapı taşı) (protos (birinci, temel) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) * kan pıhtılarının parçalanmasına yol açan süreç olan fibrinolizi yavaşlatan, ameliyat esnasında veya sonrasındaki olan kanamaları azaltmakta kullanılan küçük bir protein sığır pankreas tripsin proteaz inhibitörü (C284H432N84O79S)

apse : lat. * abscessus (gitme, uzaklaşma, yok olma, mevcut halini terketme) (ab (uzak olan, uzak) + cedere (gitmek, ilerlemek, yol almak, uzaklaşmak, çekilmek) + us (isim yapım eki) ) * sıklıkla bakterilere karşı verilen tepki sonucu ortaya çıkan iltihabi bir durum

apsent : gre. * apsinthion (pelin otu) * pelin otu (artemisia) yapraklarından elde edilen, anason özü katkılı alkollü içki

apsis : lat. * abscissa (çizgi, kesen çizgi, kesme, giderme) (ab (girme, giriş, içeri geçme) + scindere (yarmak, ayırmak, parçalamak) + issa (isim yapım eki) ) * yatay ekseni ve ordinat, standart iki boyutlu bir grafiğin dikey ekseni

aptal : ara. * abdal (bedeller; kendini Allah’a adamış insan) * zekası pek gelişmemiş olan, alık, bön, budala, ahmak

aptandraceae : gre., lat. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) + aner, andros (erkek, stamen) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * Santalales (sandal ağacıgiller) takımına ait, çoğunlukla tropikal bölgelerde yetişen odunsu bitkilerden (ağaç ve çalılar) oluşan çiçekli bir bitki familyası (örneğin Aptandra tubicina)

apteriks : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) * kanatsız; Yeni Zelanda'ya özgü, uzun boyunlu, kalın bacaklı, gececi, uçamayan bir kuş

apterygidae : gre., lat. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * yalnızca Yeni Zelanda'da yaşayan uçamayan kivileri kapsayan familya (örneğin apteryx)

aptes : far. * abdest (el suyu) (ab (su) + dest (el) ) (far.) * namaz öncesi yıkanma, gasl

aptesbozan : far., tür. * abdest (el suyu) (ab (su) + dest (el) ) (far.) + bozan (düzensizleştiren, kötü duruma sokan, iptal eden) (tür.) * şeritgillerden, yassı vücutlu, birbirine kenetlenmiş boğumları olan ve kimisi metrelerce uzun boyda olabilen bir bağırsak asalağı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...