27 Eylül 2026 Pazar

codex gigas - çekmeköy

codex gigas : lat., gre. * codex (kitap, ağaç bloğu) (lat.) + gigas (dev) (gre.) * dev kitap; Devil's Bible (Şeytanın Kitabı) olarak da bilinen, ortaçağa ait en büyük el yazması kitap

codiaeum : lat. * codiaeum (eski botanik ad) * renkli ve desenli yapraklarıyla süs bitkisi olarak yetiştirilen, Euphorbiaceae familyasından tropikal bir bitki

coelacanthidae : gre., lat. * koilos (boş, oyuk, içi boş, boşluk, oyuk, kavernöz, çukur) + akantha, akanthos (diken, dikenli çıkıntı, sivri uç, başak, karıncalanma, iğnelenme) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * soyu çok eski dönemlere dayanan, lob yüzgeçli balıkları kapsayan, Coelacanthiformes takımına ait Latimeriidae familyasını da içeren balık grubu, denizlerde yaşayan ilkel yapılı kemikli balıklar familyası

coelacanthiformes : gre., lat. * koilos (boş, oyuk, içi boş, boşluk, oyuk, kavernöz, çukur) + akantha, akanthos (diken, dikenli çıkıntı, sivri uç, başak, karıncalanma, iğnelenme) (gre.) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * fosil kayıtları çok eski dönemlere uzanan, lob yüzgeçli yapılarıyla tanınan, Coelacanthidae familyasını kapsayan ilkel yapılı kemikli balıklar takımı, taşıl dönemlerden günümüze ulaşmış deniz balıkları grubu, koelakantlar

coelenterata : gre., lat. * koilos (boş, oyuk, içi boş, boşluk, oyuk, kavernöz, çukur) + enteron (iç organ, bağırsak; ince bağırsak; kiriş, şerit, geçit) (gre.) + ata (taksonomik çoğul eki) (lat.) * denizanası, mercan ve hidra gibi vücutlarında tek bir sindirim boşluğu bulunan, ışınsal simetrili, suda yaşayan omurgasız hayvanları kapsayan eski sınıflandırma grubu, sölentereler olarak bilinen hayvanlar topluluğu, kovuklular

coenagrion : gre. * koinos (ortak, birlikte) + agrios, agrion (vahşi, yabani; kırsal) * narin yapılı, ince gövdeli yusufçukları kapsayan, Coenagrionidae familyasına ait bir kızböceği cinsi, küçük yapılı sucul böcekler grubu

coenagrionidae : gre., lat. * koinos (ortak, birlikte) + agrios, agrion (vahşi, yabani; kırsal) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * ince gövdeli, çoğunlukla küçük yapılı kızböceklerini kapsayan, Coenagrion cinsini içeren, Zygoptera alt takımına ait böcekler familyası, zarif yapılı sucul yusufçuklar grubu

coenobium : gre., lat. * koinos (ortak, birlikte) + bios (hayat, yaşam, dirim, canlılık) (gre.) + um (isim yapım eki) (lat.) * bazı alg, mantar ve mikroorganizmalarda görülen, çok sayıda hücrenin ortak bir yapı içinde bir araya gelmesiyle oluşan koloni, hücrelerin birlikte yaşadığı topluluk yapısı

coenocyte : gre., lat. * koinos (ortak, birlikte) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) * çok çekirdekli olmasına rağmen bölmelerle ayrılmamış tek bir sitoplazmik yapıdan oluşan hücre, bölünmemiş ortak sitoplazma içinde birden fazla çekirdek taşıyan hücre tipi

coffea : lat. * coffea (kahve) * tohumlarından kahve elde edilen, tropikal iklimlerde yetişen, Rubiaceae familyasından çalı veya küçük ağaç

cogito ergo sum : lat. * cogito (düşünüyorum) + ergo (o halde, öyleyse) + sum (varım) * Fransız filozof ve matematikçi René Descartes’ın meşhur felsefi cümlesi “Düşünüyorum, öyleyse varım.”

coğrafya : gre. * ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * yeryüzünü fiziksel, ekonomik, biyolojik, insansal ve siyasal yönlerden inceleyen bilim dalı

coil : lat., ing. * com (birlikte, beraber) + legere (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek, bağlamak, seçmek, ayıklamak, okumak) (lat.); coil (ing.) * içinden elektrik akımı geçebilen, yalıtılmış tel ve bu telin sarılı bulunduğu silindirden oluşan cihaz, makara, bobin

cokey : ing. * jock (İskoçça küçültme biçimi Jock (erkek adı, “John”un kısaltması; çocuk, adam) + ey (küçültme eki) * yarış atı binicisi

colchicaceae : gre., lat. * kolkhikon (zehirli bir bitki olan colchicum, güz çiğdemi) (Kolkhis (Karadeniz’in doğu kıyısında yer alan antik bölge Kolkhis) + on (isim yapım eki) ) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * Colchicum cinsini ve benzer özelliklere sahip otsu bitkileri kapsayan, çoğunlukla soğanlı veya yumrulu yapıya sahip çiçekli bitkiler familyası, zambakgillerle akraba bitki grubu

colchicum : gre., lat. * kolkhikon (zehirli bir bitki olan colchicum, güz çiğdemi) (Kolkhis (Karadeniz’in doğu kıyısında yer alan antik bölge Kolkhis) + on (isim yapım eki) ) (gre.) + um (isim yapım eki) (lat.) * Colchicaceae familyasına ait, sonbaharda çiçek açan, soğanlı gövdeye sahip ve kolşisin içeren zehirli bitki cinsi, güz çiğdemi cinsi

coleus : gre. * koleos (kılıf) * çiçeğin erkek organlarının kılıf benzeri yapısına gönderme yapan, renkli yapraklarıyla tanınan, Lamiaceae familyasından süs bitkisi

colias : gre. * kolias (sarı, altın renginde; sarı kelebek) * lahana kelebekleri familyasından olan turuncu renkli bir kelebek, colias eurytheme

collatz sayısı : alm. * collatz (Alman matematikçi Lothar Collatz'ın soyadından) (alm.) + sayı (nicelik, miktar, rakamla ifade edilen değer) + sı (iyelik eki) (tür.) * başlangıçta pozitif bir n sayısı seçilir ve bu sayı çift ise n/2, tek ise 3n+1 işlemi yapılarak dizi devam ettirilir. Her yeni n sayısı için bu işlemler tekrarlandığında nihai olarak 1 sayısına ulaşılmaktadır.

collinsia : lat. * Collins (Amerikalı botanikçi Zaccheus Collins) * Plantaginaceae familyasından küçük ama zarif çiçeklere sahip otsu bir bitki

collocalia : gre. * kolla (yapıştırıcı, yapışkan, tutkal, zamk, birleştirici) + kalia (yuva) * “kıvırcıklar” olarak adlandırılan daha küçük türlerden bazılarını içeren, apodinae altfamilyasına bağlı bir kırlangıç cinsi

colombo : lat. * columbe (kumru) (lat.); colombo (ita.) * Sri Lanka'nın başkenti

colubridae : lat. * coluber (yılan; zararsız yılan) + idae (-giller, zoolojik familya eki) * çoğunluğu zehirsiz veya zayıf zehirli, ince ve uzun gövdeli yılanları kapsayan, geniş çeşitliliğe sahip yılanlar familyası, karasal ve sucul yılanlar grubu

colubrinae : lat. * coluber (yılan; zararsız yılan) + inae (hayvan alt familyası eki) * Colubridae familyasına ait, çoğunlukla zehirsiz veya arka dişli zehirli türleri içeren, ince ve uzun gövdeli yılanlar alt familyası, gerçek yılanlar grubu

columbidae : lat. * columba (güvercin, kumru) + idae (hayvan familyası eki) * güvercinleri ve kumruları kapsayan, kısa gagalı, küçük başlı ve güçlü uçuş yeteneğine sahip kuşlar familyası, Columbiformes takımına ait kuşlar grubu

columbiformes : lat. * columba (güvercin, kumru) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * güvercinleri ve kumruları kapsayan, kısa gagalı, tohum ve meyveyle beslenen, güçlü uçuş yeteneğine sahip kuşlar takımı, Columbidae familyasına ait kuşlar grubu

columella : lat. * columella (küçük sütun, küçük kolon; direkçik) (columna (sütun, kolon, direk; destekleyici dikey yapı) + ellus, ella (küçültme eki) ) * bazı bitki ve hayvan yapılarında bulunan, sütun veya eksen biçimli küçük destek yapısı, burun boşluğu veya kabuk gibi organlarda ayırıcı veya taşıyıcı görev yapan orta bölüm

columelliaceae : lat. * columella (küçük sütun, küçük kolon; direkçik) (columna (sütun, kolon, direk; destekleyici dikey yapı) + ellus, ella (küçültme eki) ) + aceae (bitki familyası eki) * Columella benzeri özellikler taşıyan, Columellia cinsini ve yakın akraba çiçekli bitkileri kapsayan bitki familyası, küçük ağaççık ve çalı biçimli bitkiler grubu

columnar : lat. * columna (sütun, kolon, direk; destekleyici dikey yapı) + aris (ile ilgili,-a ait) * sütun biçiminde olan, uzun ve dikey bir eksen boyunca gelişen, kolon şeklindeki yapı veya oluşumlara ait, dikey uzanımlı biçimi olan

columnea : lat. * Columna (İtalyan botanikçi Fabio Colonna'nın soyadından) + ea (isim yapım eki) * tropik bölgelerde yetişen, sarkıcı gövdeleri ve parlak çiçekleriyle tanınan, Gesneriaceae (Gesneriyeller) familyasından tropikal bir süs bitkisi, altın balık çiçeği veya japon balığı çiçeği

columneoidea : lat., gre. * Columna (İtalyan botanikçi Fabio Colonna'nın soyadından) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) + ea (isim yapım eki) (lat.) * Columnea cinsine benzeyen özellikler taşıyan bitki grubu, Columnea benzeri çiçekli bitkiler topluluğu

comatulidae : gre. * koma (saç, bukle; saç biçimli yapı) + tula (küçültme eki) + idae (-giller, zoolojik familya eki) * denizlerde yaşayan, erişkin bireylerinde serbest yüzme yeteneği bulunan ve çok sayıda ince kollu yapılarıyla tanınan, halk arasında tüy yıldızı olarak bilinen sapsız ve hareket edebilen, deniz zambakları grubundan, Crinoidea sınıfına ait derisi dikenliler (Echinodermata) takımı, tüysü denizyıldızları

comba : tür. * comba (manda yavrusu; şişman kişi için kullanılan söz) * Amasya yöresinde manda yavrusuna verilen ad, mecazen iri ve şişman kişiler için kullanılan söz

combretaceae : lat. * Combretum (bir bitki cinsi adı; Hint kökenli bir bitki adı) + aceae (bitki familyası eki) * Myrtales takımına ait, Combretum cinsini ve benzer özelliklere sahip tropik ağaç, çalı ve sarılıcı bitkileri kapsayan çiçekli bitkiler familyası, mangrov ve süs bitkileriyle ilişkili bitki grubu, beyaz mangrov, Hint bademi ailesi

comesperma : gre. * kome (saç demeti) + sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni, sperm) * tohumlarının saçaklı yapısına gönderme yapan, Polygalaceae familyasından otsu bir bitki

comet tail : gre., ing. * kome (saç), kometes (uzun saçlı yıldız) (gre.); comet (kuyruklu yıldız) + tail (kuyruk) (ing.) * kuyruklu yıldız kuyruğu

commelina : lat. * Commelin (Flaman botanikçi Jan & Caspar Commelin) * adını botanikçi kardeşlerden alan, mavi çiçekli ve otsu yapılı, Commelinaceae familyasından bir bitki

commelinaceae : lat. * Commelina (Hollandalı botanikçi Jan Commelin’in soyadından) + aceae (bitki familyası eki) * Commelina cinsini ve benzer özelliklere sahip otsu bitkileri kapsayan, tek çenekli çiçekli bitkiler familyası, telgraf çiçeğigiller familyası, telgrafçiçeğigiller, günçiçeğigiller

commiphora : gre. * kommi (reçine, zamk) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) * aromatik reçine salgılayan, özellikle mür ve balsam gibi aromatik reçineler veren ağaç ve çalıları kapsayan Burseraceae familyasına ait bitki cinsi, reçineli tropik bitkiler grubu

communis : lat. * con, com (birlikte, beraber) + munis, munus (görev, vazife, hizmet, mecburiyet, zorunluluk, yükümlülük) * ortak, ortaklaşa, müşterek, birlikte kullanılan, halka ait

compositae : lat. * compositus (birleşmiş, bir araya getirilmiş, bileşik) (co, com (birlikte, beraber, ile) + positus (konmuş, yerleştirilmiş, konumlanmış) (ponere (koymak, yerleştirmek, konumlamak) + situs (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ae (familya eki) * çiçekleri çok sayıda küçük çiçeğin ortak bir tabla üzerinde birleşmesiyle oluşan, Asteraceae familyasının eski adı olarak kullanılan bitki familyası, papatyagiller (Asteraceae) familyası

compound : lat. * con, com (birlikte, beraber) + ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak) * bileşik, bileşen

compton : ing. * Compton (Amerikalı fizikçi Arthur Holly Compton’ın soyadından) * X ışınlarının maddeyle etkileşmesi sırasında dalga boyunda meydana gelen değişimi açıklayan Compton saçılması olayıyla ilişkili terim, fiziksel olay veya bu olayın keşfiyle bağlantılı adlandırma

conakry : gin. * cona (şarap ve peynir üreticisi) + nakiri (diğer tezgah, diğer taraf) * Gine'nin başkenti

conandron : gre. * konos (koni) + andros (erkek organ) * koni biçimli erkek organlara sahip çiçek yapısına gönderme yapan, Gesneriaceae familyasından bir bitki

conchostraca : lat., gre. * concha (kabuk, deniz kabuğu; kabuklu yapı) (lat.) + ostrakon (kabuk, çanak, sert kabuk, çömlek parçası, sert dış örtü) (gre.) * iki parçalı kabuk benzeri örtüye sahip, tatlı sularda yaşayan küçük kabukluları kapsayan eski sınıflandırma grubu, yaprak ayaklı kabuklular (Branchiopoda) içinde yer alan kabuklu hayvanlar grubu, midye karidesleri

concordia : lat. * con, com (birlikte, beraber) + cor, cord, cordis (kalp, yürek) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * Roma mitolojisinde, evlilikte ve toplumda anlaşma, uyum tanrıçası

conduct disorder : lat., ing. * conductus (davranış) (con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + ductus (ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak, kapmak) + tus (isim yapım eki) ) + disorder (bozukluk, düzensizlik) (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + ordo, ordin (sıra, dizi, düzen) ) * çocukluk veya ergenlik döneminde görülen, toplumsal kurallara uymama, başkalarının haklarını sürekli olarak ihlal, yalan söyleme, hırsızlık, agresyon ile karakterize psikiyatrik bozukluk

conduplicate : lat. * con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + duplicare (ikilimek, iki kat yapmak, katlamak; çoğaltmak, tekrarlamak) (duplex, duplus (ikili, çift) (duo (iki) + plicare (katlanmak, kat kat artmak, daha fazla olmak, daha büyük olmak, artmak, ilave olmak) ) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * yaprak veya benzeri bitki organlarının uzunlamasına ikiye katlanmış, karşılıklı yüzeyleri birbirine yaklaşmış biçimde bulunması, katlanmış yapı gösteren botanik sıfat

conidae : gre., lat. * konos (topaç, çam kozalağı; köşe, açı) (gre.) + idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * koni biçimli kabuklara sahip, denizlerde yaşayan zehirli koni salyangozlarını kapsayan deniz yumuşakçaları familyası, Conoidea üst familyasına ait karındanbacaklılar grubu, koni salyangozları

coniopterygidae : gre., lat. * konos (topaç, çam kozalağı; köşe, açı) + pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) (gre.) + idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * küçük yapılı, kanatları un veya tozla kaplı görünüme sahip, Neuroptera/Nöroptera (sinirkanatlılar) takımına ait ince kanatlı böcekler familyası, toz kanatlılar familyası

conium : gre. * koneion (baldıran, zehirli bitki) * Apiaceae (Maydanozgiller) familyasına ait, özellikle zehirli özellikleriyle tanınan ve koniin alkaloidi içeren baldıran bitkisi cinsi, zehirli otsu bitki grubu, baldıran otu, ağı otu

coniza : gre. * koniza (pire otu) * böcek kovucu özelliğiyle tanınan türleri kapsayan, Asteraceae (papatyagiller) familyasından bir bitki

connaraceae : lat. * connarus (bitki cinsi adı; kökeni kesin bilinmeyen yerel bitki adı) + aceae (bitki familyası eki) * Connarus cinsini ve yakın akraba tropik ağaç, çalı ve sarılıcı bitkileri kapsayan, çiçekli bitkiler familyası

conoclinium : gre. * konos (koni) + kline (yatak, döşek; eğim, yatık yüzey) (gre.) + um (isim yapım eki) (lat.) * çiçek tablası veya koni biçimli yapısıyla tanımlanan, Asteraceae (papatyagiller) familyası içinde yer alan bitki cinsi, koni biçimli çiçek tablasına sahip otsu bitkiler grubu

conophytum : gre. * konos (koni) + phyton, phytos (bitki, büyüyen şey) (phyo, phyein (doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek, gelişmek, şişmek, kabarmak) + ton, tos (sıfat yapım eki) ) * koni biçimli, etli gövde yapısına sahip, Aizoaceae familyasından sukkulent bir bitki

conopodium : gre. * konos (koni) + podion (küçük ayak) * yumru köklerinin konik yapısına atıfla adlandırılmış, Apiaceae familyasından otsu bir bitki

conradina : alm., lat. * Conrad (cesur öğüt, cesur tavsiye; Alman botanikçi Conrad Moench) (alm.) + ina (küçültme eki) (lat.) * nane ailesinde (Lamiaceae) yer alan ve halk arasında yalancı biberiye olarak bilinen çalı formunda çiçekli bitkilerin bir cinsi

conranthera : gre. * konos (koni) + anthera (başçık) * konik biçimli anterlere sahip çiçek yapısını ifade eden, Tecophilaeaceae familyasından soğanlı bir bitki

consolida : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + solidatus (sağlamlaştırılmış, sertleştirilmiş, katılaştırılmış, birleştirilmiş, bütünleştirilmiş) (solidare (sağlamlaştırmak, güçlendirmek, sertleştirmek, katılaştırmak, bir araya getirmek, birleştirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * eskiden şifalı kabul edilen özelliklerine gönderme yapan, Ranunculaceae (Düğünçiçeğiggiller) familyasından otsu bir bitki, mahmuzotu

consus : lat. * condere (saklamak, depolamak, gömmek), consus (saklanmış, depolanmış, gömülmüş) * Antik Roma mitolojisinde hasat, tarım ve ambarların korunmasıyla ilişkilendirilen ve gizli bir yeraltı sunağına sahip olan, danışma ve gizli müzakerelerin tanrısı, koruyucu tanrı

conta : lat. * iungere (kenetlemek, birleştirmek, birbirine bağlamak), iuncta, juncta (kenetleme, birleştirme, bağlantı) * sıvının sızmasını önlemek, geçirmezliği sağlamak için iki yüzey arasına yerleştirilip sıkıştırılan, genellikle kauçuktan yapılmış, ince ve ortası delik parça

contrecoup : fra. * contre (karşı) + coup (darbe, vuruş) * darbenin karşı tarafında oluşan yaralanma, darbe karşı darbe yaralanması

convallaria : lat. * convallis (vadi) * vadilerde yetişme eğilimine atıfla adlandırılmış, hoş kokulu çiçekleri olan, Asparagaceae familyasından bir bitki

convolvulaceae : lat. * convolvere (dolamak) (co, con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + volvere (yuvarlamak, dürmek, sarmak, rulo yapmak, döndürmek, çevirmek) + aceae (-giller, botanik familya eki) * Solanales/Tubiflorae takımına bağlı, çoğunlukla tırmanıcı ve sarılıcı bitkilerden oluşan bir çiçekli bitki familyası, kahkahaçiçeğigiller, tarlasarmaşığıgiller, gündüzsefasıgiller

convolvulus : lat. * convolvere (dolamak) (co, con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + volvere (yuvarlamak, dürmek, sarmak, rulo yapmak, döndürmek, çevirmek) ) * sarılıcı ve dolanan gövde yapısına gönderme yapan, Convolvulaceae familyasından bir bitki

cook adaları : ing. * cook (1770 yılında adaya gelen İngiliz kaptan James Cook'un soyadından) + ada (her tarafı su ile çevrili toprak parçası) + lar (çoğul eki) + ı (iyelik eki) * Polinezya ada öbeği içerisinde, Büyük Okyanus'un güneyinde yer alan, bağımsız abcak ancak Yeni Zelanda ile ilişkili devlet statüsünde olan Okyanusya ada ülkesi

cook-levin teoremi : ing., ibr., gre. * cook (Amerikalı bilgisayar bilimci Stephen Cook’un soyadından) (ing.) + levin (İsrailli-Rus bilgisayar bilimci Leonid Levin’in soyadından) (ibr.) + theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * NP-complete sınıfının varlığını ve boolean satisfiability probleminin (SAT) bu sınıfın ilk örneği olduğunu ispatlayan hesaplama kuramı teoremi

cool : ing. * cool (serin) * konuşma dilinde “iyi”, “güzel”, “hoş” anlamında kullanılan kelime

coolia : lat. * Cool (botanikçi veya koleksiyoncu adı) * adını bir kişiden alan, tropikal bölgelerde görülen, Arecaceae familyasından bir palmiye

cop : far. * çub (dal, sopa, değnek) (far.); çöp (dal parçası, atık) (tür.), çöpik, çubuk (değnek, sopa, dal) (far., tür.) * kalın ve kısa sopa, değnek

COPD : ing. * chronic (kronik, müzmin) + obstructive (obstrüktif, engelleyici) + pulmonary (akciğersel) + disease (hastalık) * kronik hava yolu daralması ile karakterize edilen ilerleyici akciğer hastalığı

copia : lat. * copia (bolluk, çokluk, bereket) (lat.); copy, copier, kopieren (kopyalamak, çoğaltmak) (ing., fra., alm.) * Roma mitolojisinde bolluk ve refah tanrısı

copyright : ing. * copy (kopya) + right (hak) * telif hakkı

coraciidae : gre., lat. * korakias (karga benzeri kuş) (gre.); corax (lat.) + idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * parlak renkli tüyleri ve havada yaptığı akrobatik uçuşlarla bilinen orta boy kuşları kapsayan kuş familyası, gökkuzgunugiller

coraciiformes : gre., lat. * korakias (karga benzeri kuş) (gre.); corax (lat.) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * yalıçapkını, ibibik (hüdhüd), gökkuzgun ve arıkuşu gibi renkli ve özel gagalı kuşları kapsayan, genellikle parlak tüylere sahip, ağaç oyuklarında yuva yapan ve böcek veya balıkla beslenen etobur kuşlar takımı, gökkuzgunumsular

corbiculidae : lat. * corbis (sepet) + culus, cula (küçültme eki) + idae (-giller, zoolojik familya eki) * çift kabuklular (Bivalvia) sınıfına ve Corbiculoidae üstfamilyasına bağlı olan, genellikle tatlı sularda ve nehirlerde yaşayan çift kabuklu yumuşakçaları (midyeleri) kapsayan bir hayvan familyası, tatlı su midyeleri, sepet midyeleri

corbiculoidae : lat., gre. * corbis (sepet) + culus, cula (küçültme eki) (lat.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) * sepetçik, küçük sepet; tatlı ve acı sularda yaşayan, kabuklarındaki eş merkezli sepet benzeri çizgilenmeler nedeniyle halk arasında "sepet midyeleri" (basket clams) olarak bilinen yumuşakçaları kapsayan çift kabuklu (Bivalvia) bir üst familya

corchorus : gre. * korkhoros (lifli bitki) * lif elde edilmesiyle bilinen, Malvaceae familyasından otsu bitkiler grubu

cordyline : gre. * kordyle (sopa, topuz) * kalın ve sopamsı gövde yapısına gönderme yapan, Asparagaceae familyasından süs bitkisi

core : lat. * cor (kalp, yürek) * bir şeyin merkezi veya en önemli kısmı

corema : gre. * korema (süpürge) * ince dallı ve süpürge görünümüne sahip, Ericaceae familyasından çalı formunda bir bitki

coreopsis : gre. * koris (tahtakurusu) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) * tohumlarının böceğe benzer şekline atıfla adlandırılmış, Asteraceae familyasından bir bitki

coriandrum : gre., lat. * korianthron, koriannon, koriandron (kişniş) (korion, koris (tahtakurusu) + antron, andron (bitki eki) (oyuk, girinti, giriş, mağara) * maydanozgiller (Apiaceae) familyasından, yaprakları maydanozu andıran, 20-60 santimetre yüksekliğinde, tüysüz, bir yıllık ve otsu bir bitki, kişniş (adını taze yapraklarının tahtakurusu benzeri kokusundan alır.)

coriariaceae : lat. * corium (deri) + arius (ile ilgili,-a ait) + aceae (-giller, botanik familya eki) * Cucurbitales takımına dahil olan, genellikle ılıman bölgelerde (Akdeniz havzası, Asya, Yeni Zelanda ve Orta ile Güney Amerika) ve tropik dağlarda yetişen, çalı veya küçük ağaç formunda olan, tek bir cinsi (Coriaria) ve yaklaşık 30 türü barındıran çiçekli bitki familyası

coriolis efekt : fra. * coriolis (Fransız mühendis ve matematikçi Gaspard-Gustave Coriolis’in soyadından) + effectus (gerçekleştirme, gerçelleme, sonuç, etki, tesir) * Dünya’nın kendi ekseni etrafındaki dönüşü nedeniyle hareket eden hava, su ve cisimlerin doğrusal yollarından saparak kuzey yarımkürede sağa, güney yarımkürede sola yönelmesine yol açan, atmosfer ve okyanus dolaşımını belirleyen fiziksel etki, kuvvet

corispermum : gre. * koris (böcek) + sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni, sperm) * böcek biçimli tohumlara sahip olmasıyla tanınan, Amaranthaceae familyasından otsu bir bitki

corm : gre. * kormos (gövde, kütük, ağaç gövdesi) (gre.); cormus (lat.) * bitkilerin toprak altında kalan, besin depolayan ve soğanımsı bir yapıya sahip olan şişkin gövde kısımları, korm

cornaceae : gre., lat. * koronis (eğri, kavis, çember; karga) (gre.); cornix (karga), cornu (boynuz, çıkıntı), cornus (kızılcık bitkisi cinsi) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * Cornus cinsini ve yakın akraba olan ağaç, çalı ve otsu bitkileri kapsayan, kızılcıkgiller familyası, çiçekli bitkiler familyası

cornus : lat. * cornu (boynuz; sert, çıkıntılı yapı) + us (isim yapım eki) * sert odunlu ağaç ve çalıları kapsayan, özellikle kızılcık türleriyle bilinen Cornaceae (kızılcıkgiller) familyasına ait bitki cinsi, kızılcık cinsi

corolla : lat. * corona (taç, çelenk, halka biçimli süs) + olla (küçültme eki) * çiçeklerde taç yaprakların oluşturduğu, çiçeğin üreme organlarını çevreleyen ve genellikle renkli olan bölüm, çiçek tacı

corona : lat. * corona (taç, çelenk, halka biçimli süs) * dairesel veya halka biçimli taç, çelenk veya çevresel yapı, özellikle bazı organların veya yapıların dış kısmında bulunan taç benzeri bölüm

corona veneris : lat. * corona (taç, çelenk, halka biçimli süs) + venere (aşık olmak, arzulamak, şehvet duymak) + is (isim yapım eki) * alın-saç sınırında lineer yerleşim gösteren bakır kırmızısı renkte ifiliz papüloza lentikülaris

coronavirus : lat. * corona (taç, çelenk; soy) (Taç, soyluluğun sembolü) + virus (virüs, zehir, toksin, zararlı sıvı, bulaşıcı etken); karn (soy, nesil, jenerasyon; boynuz) (ara.) * solunum yolları sendromuna sebebiyet veren, taç şeklinde yapıya sahip virüs

corum : tür. * çorum (insanların ya da canlıların sığındığı, toplandığı kalabalık yer, izdihamgah) * uskumru, palamut veya lüfer gibi göçmen balık sürülerinin denizdeki yunus, orkinos ve kılıç balığı gibi büyük yırtıcılardan korkarak yılgın bir şekilde sığ sulara, limanlara, koylara veya dalyanlara kitleler hâlinde sığınması durumunu ifade eden eski bir Batı Türkçesi ve İstanbul balıkçılık terimi; balık akını

corvidae : lat. * corvus (karga, kuzgun) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * kargaları, kuzgunları, saksağanları ve alakargaları kapsayan, yüksek zekâları ve güçlü gagalarıyla tanınan kuşlar familyası, ötücü kuşlar takımı içinde yer alan kuş grubu

corvus : lat. * corvus (karga, kuzgun) * kuş cinsi olan karganın çıkardığı sesten onomatope (ses yansımalı) kelime); iri yapılı, genellikle siyah tüylü, zeki ve ses çıkarışıyla tanınan, kargagiller (Corvidae) familyasından, hem şehir hem doğa ortamında yaşayan ötücü kuş türü

corydalis : gre. * korydallos (tarla kuşu, toygar; taraklı tepe veya sorguç) + is (bitki adı oluşturan ek) * Papaveraceae familyasına ait, çoğunlukla yumrulu köklere sahip ve mahmuzlu çiçekleriyle tanınan, çiçek şeklinin kuş ibiğine benzetilmesiyle adlandırılmış otsu bitkiler cinsi, kuş ibiği benzeri çiçek yapısına sahip bitki grubu

corydoradinae : gre. * korydoras (bir balık cinsi adı) (kory (miğfer, başlık) + doras (deri, zırh, kalkan) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki) * akvaryumlarda yaygın olarak beslenen çöpçü balıklarını ve zırhlı yayın balıklarını kapsayan Callichthyidae familyasına (zırhlı çöpçü balıkları veya zırhlı yayın balıkları ailesi) ait, Corydoras ve yakın akraba cinsleri içeren küçük tatlı su balıkları alt familyası, zırhlı kedi balıkları grubu

corydoridae : gre. * korydoras (bir balık cinsi adı) (kory (miğfer, başlık) + doras (deri, zırh, kalkan) + idae (-giller, zoolojik familya eki) * küçük tatlı su balıklarını kapsayan, zırhlı yayın balıkları olarak bilinen ve Corydoras cinsini içeren Callichthyidae familyasıyla ilişkili balık grubu, zırhlı kedi balıkları familyası

corylopsis : gre. * korylos (fındık) + opsis (görünüm, benzerlik) * fındığı andıran çiçek yapısına sahip, Hamamelidaceae familyasından çalı

corylus : gre., lat. * korylos (fındık) (gre.); corylus (fındık) (lat.) * sert kabuklu meyveleriyle bilinen, fındık ağacı ve fındık türlerini kapsayan, Betulaceae familyasına ait çalı veya küçük ağaç cinsi, fındık cinsi

corynocarpaceae : gre. * koryne (topuz, sopa, kalınlaşmış çomak biçimli yapı) + karpos (meyve, tohum) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * kabakçılar takımı (Cucurbitales) içinde yer alan, sadece Corynocarpus cinsini ve birkaç akraba ağaç veya çalı türünü içeren, etli meyveleri ve zehirli tohumlarıyla bilinen çiçekli bitkiler familyası, Corynocarpus familyası

costa : lat. * costa (kaburga, kıyı, kenar, yan taraf; çıkıntılı destek veya kenar) * kaburga biçimli çıkıntı, destekleyici çizgi veya uzunlamasına uzanan sert yapı, özellikle anatomi ve botanikte damar, çıkıntı veya kaburga benzeri oluşum

costaceae : lat. * costa (kaburga, kıyı, kenar, yan taraf; çıkıntılı destek veya kenar) + aceae (-giller, botanik familyası eki) * spiral zencefiller veya Costus ailesi olarak bilinen, tropikal bölgelerde yetişen tek çenekli çiçekli bitki familyası

costapalmate : lat. * costa (kaburga, kıyı, kenar, yan taraf; çıkıntılı destek veya kenar, orta damar) + palmatus (el biçimli, ey ayası şeklinde, yelpaze gibi) * orta damarın yaprak ayası içine kadar uzandığı yelpaze biçiminde olan (yapraklar)

costus : lat. * costus (baharat bitkisi) * udi hindi veya kut kökü olarak bilinen, aromatik kökleri ve yağı geleneksel tıpta kullanılan Costaceae familyasından şifalı, tropikal bir bitki

coşku : far., tür. * coşidan (kaynamak, azmak, galeyana gelmek), coş (kaynama, azma, galeyan) (far.) + ku (isim yapım eki) (tür.) * yaşama enerjisi, heyecan, duygu taşması

coşkun : far., tür. * coşidan (kaynamak, azmak, galeyana gelmek), coş (kaynama, azma, galeyan) (far.) + kun (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (tür.) * yaşam dolu, yaşayan, hareketli, enerjik; aşmış, taşmış

coşmak : far. * coşidan (kaynamak, azmak, galeyana gelmek), coş (kaynama, azma, galeyan) (far.) + mak (fiil mastar eki) (tür.); yeshua, joshua (isa) (ibr., ing.) (İncil'de İsa, yaşam veren ruh olarak tanımlanır.) * yaşamak, hayat bulmak, hareketlenmek; aşırı hareketlenmek, kaynamak, azmak

cotard sendromu : fra., gre. * cotard (Fransız nörolog Jules Cotard'ın soyadından) (fra.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) * kişinin, kendi var olmadığına, ölü olduğuna veya organlarının çürüdüğüne inanması ile katakterize nadir görülen nihilistik bir psikoz türü

cotinus : lat. * cotinus (duman ağacı) * dumanı andıran çiçek salkımlarına sahip, Anacardiaceae familyasından bir çalı

cotoneaster : lat. * cotoneum (ayva) + aster (benzer) * ayvaya benzeyen küçük meyvelerine gönderme yapan, Rosaceae familyasından bir çalı

cotonou : fon. * cotonou (ölüm nehrinin ağzı) * Benin'in başkenti

cottidae : gre. * kottos (deniz balığı, kaya balığı) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * kaya balıklarını ve benzer küçük yapılı dip balıklarını kapsayan, Cottus cinsini içeren tatlı su ve deniz balıkları familyası, kaya balıkları familyası, dere iskorpitigiller, kaya balıkları, kılıçbalıklar

coturnicidae : lat. * coturnix (bıldırcın) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * Sülüngiller (Phasianidae) familyasından olan bıldırcınları ve benzeri küçük yapılı karasal kuşları kapsayan, Galliformes takımı içinde yer alan kuşlar familyası, bıldırcınlar familyası

coulomb : fra. * coulomb (Fransız fizikçi ve mühendis Charles-Augustin de Coulomb'un soyadından) * simgesi C olan elektrik yükü birimi; Coulomb sabiti k = 9×10^9 N m2 per C^2; Coulomb Yasası F = k | q1. q2 | r^2.k

coulomb çarpışması : fra. * Coulomb (Fransız mühendis Charles-Augustin de Coulomb'un soyadından) (fra.) + çarp (vurmak, darbelemek) + ış (işteş fiil eki) + ma (isim yapım eki) + sı (iyelik eki) (tür.) * kendi elektrik alanları aracılığıyla etkileşime giren iki yüklü parçacık arasındaki ikili elastik çarpışma

coulomb sabiti : fra. * coulomb (Fransız fizikçi ve mühendis Charles-Augustin de Coulomb'un soyadından) (fra.) + sabit (durağan, değişmeyen, hareketsiz) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * elektrostatikte iki nokta yük arasındaki kuvveti tanımlayan ve kc = 1/4 4πε0 şeklinde ifade edilen fiziksel sabit (kc = 8.987 x 10^9)

coulomb yasası : fra. * coulomb (Fransız fizikçi ve mühendis Charles-Augustin de Coulomb'un soyadından) (fra.) + yasa (kural, ilke, prensip, kanun) + sı (iyelik eki) (tür.) * iki yük arasındaki kuvvetin, her iki yükün miktarıyla doğru orantılı, aralarındaki mesafenin karesiyle ters orantılı olduğunu belirten yasa

councilman cisimleri : ing. * Councilman (Amerikalı patolog Dr. William Thomas Councilman) (ing.) + cisimleri (objeleri, nesneleri, gövdeleri, vücutları) (tür.) * viral hepatitte hepatositlerde apoptoz gösteren inklüzyonlar

counter : ing. * count (saymak) + er (-cı, yapan, eden eki) * sayaç; tezgah

coup : fra. * coup (darbe, çarpma, vurma, sadme) * darbe, çarpma, vurma, sadme; ani ve başarılı eylem, ani hamle; siyasi bağlamda hükümete yapılan darbe (coup d’état) (coup (darbe) + de (tamlama eki) + état (devlet) ); darbenin doğrudan geldiği noktadaki beyin hasarı (darbenin geldiği yerin karşı tarafındaki beyin bölgesindeki hasar "contrecoup" (karşı darbe) )

courante : lat., fra. * currere (koşmak) (lat.); courir (koşmak), courant (koşan) (fra.) * geç Rönesans ve Barok döneminden kalma üç metrelik danslardan oluşan bir dans kategorisi

cousinia : lat. * Cousin (Fransız botanikçi Louis Cousin) * dikenli yapılı, Asteraceae familyasından bir bitki

coussarea : lat. * Coussarea (Fransız botanikçi ve doğa bilimci Pierre Cousin) * tropikal bölgelerde yetişen, parlak yapraklı, Rubiaceae familyasından bir ağaç

coustena : gali. * cousten (Fransız botanikçi Jean Baptiste Christophore Fusée Aublet tarafından Fransız Guyanası'ndaki yerel halk dilinden (Galibi / Kali'na dili) latifleştirilerek botanik literatürüne kazandırılan Coutarea isminden) * kökboyasıgiller (Rubiaceae) familyasına ait, özellikle Orta ve Güney Amerika ile Karayipler'in tropikal bölgelerinde doğal olarak yetişen, büyük ve gösterişli çiçeklere sahip odunsu ağaç veya çalı formundaki bitkileri tanımlayan Coutarea cinsi

coutarea : lat. * Coutoubea (Fransız hekim ve botanikçi Pierre Coutouly) * Rubiaceae familyasından bir bitki

cowper bezi : ing. * Cowper (İngiliz anatomist William Cowper’ın soyadından) (ing.) + bazz (bez), beze (doku veya hücre kümesi, dokusal yumru) + i (iyelik eki) (tür.) * erkek üreme sisteminde üretra başlangıcında bulunan, ejakülasyon öncesi üretrayı kayganlaştıran ve asidik ortamı nötralize eden mukusu üreten küçük salgı bezi

coxae : lat. * coxa (kalça) * koksal kemik, kalça kemiği

coxiella burnetii : ing. * cox (Amerikalı bakteriyolog ve mikrobiyolog Herald Rea Cox’un soyadından) + iella (küçültme eki) + burnetii (Avustralyalı fizyolog Edward Burnet’in soyadından) * pleomorfik zorunlu hücre içi bir bakteriyel patojen olan mikroorganizma

coxinus : lat. * coxa (kalça) + inus (sıfat yapım eki) * (kalça ile ilgili, küçük yastık

cozutmak : tür. * coz (elektrik devrelerinin yanma sesinden ses yansımalı kelime) + ut (edilgen fiil eki) + mak (fiil masatr eki) * aklını kaçırmak, yoldan çıkmak, delirmek; kaçmak, darılmak

cömbe : far. * çömbek (yassı ve ince ekmek veya hamur işleri) * yassı ekmek, hamur

cömert : far. * cavmard, comard, cavanmard, civanmert (civan (genç, delikanlı, taze) + mert (adam, erkek, insan; güvenilir, sağlam) * elindeki maddi veya manevi imkanları diğer varlıklarla bolca paylaşan, eli açık, cimri olmayan

cöngelez : ara. * cengel (genç, yeni doğmuş) * sırılsıklam ıslanmışlık hali; yavru kuzu, genç koyun (yeni doğan hayvanın tüm vücudunun amniotik sıvıya bulanmış olmasından)

cönk : tür., far. * cönk (kutu, çömçe) (tür.), cunk (bir tür tekne, yük devesi) * Malezya’da kullanılan büyük yelkenli gemi; eskiden, saz ozanlarının şiirlerini topladığı, bazen başka saz ozanlarının şiirlerine de yer verdiği, eni boyuna göre uzun olan ve uzunlamasına açılan, deri kaplı şiir defteri

CPR : ing. * cardio (kalp) + pulmonary (akciğer) + resuscitation (canlandırma, hayata döndürme) * kalp ve akciğerlerin çalışmasını geçici olarak yeniden başlatmak veya desteklemek amacıyla uygulanan acil yaşam kurtarma prosedürü

CPT teoremi : ing., tür. * charge (yük) + parity (çiftlik) + time (zaman, vakit, süre) + reversal (yansıma) (ing.) + theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * kuantum alan teorisinde, temel etkileşimlerin CPT dönüşümüne göre simetrik olması gerektiğini belirten teori

CPU : ing. * central (merkezi) + processing (işleme, süreçleme) + unit (birim) * bilgisayarın tüm temel işlem ve kontrol görevlerini gerçekleştiren, verileri işleyen ve komutları yöneten merkezi işlem birimi

Cr : gre. * chromium (khroma (renk) (gre.) + ium (kimyasal element eki) (lat.) ) * atom numarası 24 olan, periyodik tablonun 6. grubunda bulunan, sert, parlak ve korozyona dayanıklı bir geçiş metali olan paslanmaz çelik üretiminde, kaplamalarda, pigmentlerde ve alaşımlarda kullanılan element

crabronidae : lat. * crabro (eşek arısı, büyük eşek arısı) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * Apoidea üst familyasından, zar kanatlılar takımından olan, yuva yapan, çoğunlukla yalnız yaşayan ve avlarını felç ederek larvalarına besin olarak sağlayan eşek arılarını kapsayan böcekler familyası, kazıcı eşek arıları familyası

crambidae : gre. * krambe (lahana, kara lahana; Brassica türleriyle ilişkili bitki adı) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * küçük ve orta büyüklükte kelebekleri ve güveleri kapsayan, çoğunlukla otlarla ve diğer bitkilerle beslenen larvalara sahip, Lepidoptera takımına ait böcekler familyası, çim güveleri familyası, çimen güveleri, ağ tırtılları

crambinae : gre. * krambe (lahana, kara lahana; Brassica türleriyle ilişkili bitki adı) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki) * Crambidae familyasına ait, çoğunlukla çim ve diğer otsu bitkilerle beslenen küçük güveleri kapsayan böcekler alt familyası, çim güveleri alt familyası

crams skalası : ing. * Circulation (Kan Dolaşımı) + Respiration (Solunum) + Abdomen (Karın) + Motor (Motor) + Speech (Konuşma) (ing.) + scala (merdiven, sıra, basamak, aşama, ölçek) (lat) * travma merkezine sevkedilecek hastaların belirlenmesi amacıyla geliştirilmiş test

craspedodromous : gre., lat. * kraspedon (kenar, bordür, saçak, süs şeridi) + dramein (koşmak), dromos (koşu, koşma; yön, rota, yol, pist, sokak) (gre.) + osus (sıfat yapım eki) (lat.) * yaprak damarlarının kenara kadar uzanarak birbirine bağlandığı ve yaprak kenarına yakın bir ana damar oluşturduğu damarlanma biçimi, özellikle yapraklarda kenara paralel (damar düzeni)

crassula : lat. * crassus (kalın, etli) + ula (dişil küçültme eki) * Güney Afrika’da yetişen, etli yaprak ve gövdeleriyle tanınan, Crassulaceae (damkoruğugiller) familyasından sukkulent bir bitki, para çiçeği

crassulaceae : lat. * crassus (kalın, yağlı, şişman) + ula (dişil küçültme eki) + ceae (-giller, bitki familyası eki) * etli yapraklı, su depolayan, çoğunlukla kurak bölgelere uyum sağlamış bitkileri kapsayan, Crassula cinsini içeren çiçekli bitkiler familyası, damkoruğugiller familyası

crataegus : gre. * krataigos (sert diken) (kratos (güç, kudret, kuvvet, sağlamlık) + akis (uç, sivri nokta; diken) ) * dikenli dallara sahip, sert odunlu ağaç ve çalıları kapsayan, Rosaceae (gülgiller) familyasına ait alıç cinsi, alıç ağacı grubu

CRC : ing. * cyclic (döngüsel) + redundancy (fazlalık) + check (denetim) * veri iletiminde hata tespiti amacıyla kullanılan matematiksel kontrol yöntemi

creatonotos : gre. * kreas (et) + notos (sırt) * gövdesindeki etli veya kabarık yapıya gönderme yapan, Erebidae ile ilişkili adlandırmadan türemiş bir bitki adı

cremanthodium : gre. * kremannymi (asmak) + anthos (çiçek) * aşağı doğru sarkan çiçek yapısına sahip, Asteraceae familyasından bir bitki

crenicichla : lat., gre. * crena (çentik, oyuk, kertik) (lat.) + ikhthys (balık) (gre.) + a (isim yapım eki) (lat.) * Cichlidae familyasına ait olan, Güney Amerika tatlı sularında yaşayan, uzun gövdeli ve yırtıcı özellikleriyle tanınan çiklit balıklarını kapsayan balık cinsi, turna çiklitleri cinsi, mızrak çiklit, turna çiklit

crenilabrus : lat. * crena (çentik, oyuk, kertik) + labrus (bir tür balık adı; özellikle lapin balığı) * dudaklı balıklar grubunda yer alan, gövde ve yüzgeç özellikleriyle tanınan, sığ ve kayalık sularda yaşayan küçük lapinagiller (Labridae) familyasına ait bir çırçır veya lapina balığı cinsi

crenuchidae : gre., lat. * krena (pınar, kaynak; küçük su akıntısı) + ikhthys (balık) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Güney Amerika’daki küçük tatlı su balıklarını ve Güney Amerika yılan balığı/okçu tetra benzeri türleri kapsayan, çoğunlukla akarsularda yaşayan ve Characiformes takımıyla ilişkili balıklar familyası, Güney Amerika dere balıkları familyası

crenuchinae : gre., lat. * krena (pınar, kaynak; küçük su akıntısı) + ikhthys (balık) (gre.) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki) (lat.) * Crenuchidae familyasına ait, küçük tatlı su balıklarını kapsayan, özellikle Güney Amerika akarsularında yaşayan balıklar alt familyası, dere balıkları alt familyası

crenulate : lat. * crenula (küçük çentik, küçük kertik) (crena (çentik, oyuk, kertik) + ulus, ula (küçültme eki) ) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * küçük ve yuvarlak çentiklere sahip olan, kenarı ince dişli veya dalgalı biçimde oyuntulu olan yapı, özellikle yaprak ve kabuk kenarlarını tanımlayan botanik sıfat

crepis : gre. * krepis (ayakkabı, sandalet; taban, temel, basamak) * Asteraceae (papatyagiller) familyasına ait, sarı çiçekli otsu bitkileri kapsayan, özellikle karahindibaya benzeyen türleri bulunan otsu bitki cinsi, sıçan kulağı cinsi

crescendo : lat., ita. * crescere (artmak, büyümek, çoğalmak, genişlemek, gelişmek) + ens, entis, endum (isim yapım eki) (lat.); endo (lat.) * müzik sesinin aşamalı artışı, müzikte sesin yavaş yavaş artması talimatı

creutzfeldt-jakob hastalığı : alm. * creutzfeldt (Alman nörolog Alfons Creutzfeldt’in soyadından) + jakob (Alman nörolog Hans Jakob’un soyadından) (alm.) + hasta (sağlığı bozulmuş olan) + lık (durum eki) + ı (iyelik eki) (tür.) * beyin dokusunda süngerimsi dejenerasyon, nörolojik bozukluklar, demans, myoklonus ve koordinasyon kaybı ile karakterize, sporadik, genetik veya iatrojenik formlarda ortaya çıkabilen progresif, ölümcül, prion kaynaklı nörodejeneratif hastalık

CRISPR : ing. * clustered (dizilmiş) regularly (düzenli) interspaced (aralıklanmış) short (kısa) palindromic (palindromik) repeats (tekrarlar) * düzenli aralıklarla dizilmiş kısa tekrarlayan DNA dizileri; bakterilerin virüslere karşı doğal savunma mekanizmasından uyarlanmış, Cas9 gibi enzimlerle kılavuz RNA aracılığıyla DNA’nın belirli bölgelerini kesip değiştirmeye olanak tanıyan bir gen düzenleme teknolojisi

cricetidae : gre., lat. * kriketos (hamster, bir kemirgen adı) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * hamsterleri, tarla farelerini, sıçan benzeri küçük kemirgenleri ve yakın akraba türleri kapsayan, Rodentia takımına ait memeliler familyası, hamstergiller familyası, avurtlakgiller

cricetinae : gre., lat. * kriketos (hamster, bir kemirgen adı) (gre.) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki) (lat.) * Cricetidae familyasına ait, kısa kuyruklu ve yanak keseleri bulunan hamsterleri kapsayan memeliler alt familyası, gerçek hamsterler alt familyası

crigler-najjar sendromu : ing., gre., tür. * crigler (Amerikalı fizyolog ve pediatri uzmanı olan John Crigler'ın soyadından) + najjar (Lübnan'lı mikrobiyolog Victor Najjar'ın soyadından) (ing.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * kırmızı kan hücrelerinde hem'in (hemoglobin molekülünün demir içeren prostetik grubu) parçalanmasıyla oluşan bir kimyasal olan bilirubinin metabolizmasını etkileyen nadir, kalıtsal, otozomal resesif bir hastalık

crinoidea : gre. * krinon (zambak, özellikle beyaz zambak) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); a (taksonik çoğul eki) (lat.) * deniz zambaklarını ve tüysü denizyıldızlarını kapsayan, uzun saplı veya tüylü kollara sahip derisidikenliler sınıfı, zambak biçimli deniz canlıları grubu

crinum : gre. * krinon (zambak) (gre.) + um (isim yapım eki) (lat.) * Amaryllidaceae (Nergisgiller) familyasına ait, soğanlı ve gösterişli çiçeklere sahip, zambak benzeri süs bitkilerini kapsayan bitki cinsi, krinum zambağı cinsi

criodendron : gre. * krion (koç, koçbaşı; koç biçimli yapı) + dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu bitki) * Güney Amerika kökenli, yaprak dökmeyen veya herdemyeşil ağaçları kapsayan, Elaeocarpaceae familyasına ait bitki cinsi, koç biçimli yapılarıyla adlandırılan ağaç grubu

crizotinib : lat. * crizo (kristal eki) + tinib (tyrosine kinase (tirozin kinaz) inhibitörü) (tyrosine (aminoasit) (turos, tyros (peynir) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + kinesis, kinase (kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak) + asis (son ek) ) (gre.) + inhibitor (engelleyici, önleyici, mani olan) (lat.) ) * küçük hücreli dışı akciğer karsinomunun tedavisinde kullanılan, malign neoplazmların diğer birçok histolojik formunun onkogenezinde rol oynayan c-Met/Hepatosit büyüme faktörü reseptörü tirozin kinazı inhibe eden bir anti-kanser ilacın etken maddesi (C15H22Cl2FN5O)

CRM : ing * customer (müşteri) + relationship (ilişki) + management (yönetim) * müşteri ilişkilerini yönetmeye yönelik bilgisayar destekli bilgi işlem sistemi

crocanthemum : gre. * krokos (safran) + anthos (çiçek) * safran rengini andıran çiçekleri olan, Cistaceae familyasından bir bitki

crocell : lat. * occulere (gizlemek, saklamak), crocellatus (takırtı, hışırtı, çıngırdama) * Hz. Süleyman’ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis’te maji ile ilgili olan ve 72 cini tanımlayan Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, gizli şeyleri keşfettiğine, geometri ile beşeri bilimleri öğrettiğine ve suları ısıtıp seslerini taklit edebildiğine inanılan, 48 lejyonu yöneten 49. cin

crocethia : lat. * crocus (safran çiçeği) + ethia (taksonomik ek) * Arktika'da üreyen ve dünyanın çoğu yerindeki kumlu kıyılar boyunca güneye doğru göç eden küçük kum kuşu

crocidura : gre. * krokis (yün ipliği, lif, ince dokuma parçası) + oura (kuyruk) * uzun ve ince kuyruklarında sık tüyler bulunan, Soricidae (sivri faregiller) familyasına ait küçük böcekçil memelileri kapsayan memeli cinsi, sivri burunlu fareler cinsi, ak dişli sivri fare, misk sivri faresi

crocidurinae : gre., lat. * krokis (yün ipliği, lif, ince dokuma parçası) + oura (kuyruk) (gre.) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki) (lat.) * Soricidae (sivri faregiller) familyasına ait, Crocidura cinsini ve yakın akraba sivri burunlu fareleri kapsayan memeliler alt familyası, beyaz dişli sivri burunlu fareler alt familyası

crocodilus : gre. * krokodilos (timsah, kertenkele benzeri sürüngen) (krokos (kırıntı, çakıl) + dilos (yılan, kertenkele) ) * çakıllı yer yılanı, çakıllı bölgede yaşayan sürüngen; büyük, etçil bir sürüngen; Crocodylidae familyasından, su kenarlarında yaşayan ve güçlü çeneleriyle bilinen timsah türü

crocodylia : gre. * krokodilos (timsah, kertenkele benzeri sürüngen) (krokos (kırıntı, çakıl) + dilos (yılan, kertenkele) ) + ia (taksonomik isim yapım eki) * timsahları, alligatorları, kaymanları ve gavialleri kapsayan, yarı sucul büyük sürüngenler takımı, timsahlar takımı

crocodylidae : gre., lat. * krokodilos (timsah, kertenkele benzeri sürüngen) (krokos (kırıntı, çakıl) + dilos (yılan, kertenkele) ) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * gerçek timsahları (Crocodylus cinsi ve yakın akrabaları) kapsayan, Crocodylia takımı içinde yer alan sürüngenler familyası, timsahgiller familyası

crocodylinae : gre., lat. * krokodilos (timsah, kertenkele benzeri sürüngen) (krokos (kırıntı, çakıl) + dilos (yılan, kertenkele) ) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); inae (-giller, zoolojik alt familya eki) (lat.) * Crocodylidae familyası içinde yer alan, gerçek timsahları (Crocodylus ve yakın akrabaları) kapsayan sürüngenler alt familyası, timsahlar alt familyası

crocodylus niloticus : gre., lat. * krokodilos (timsah, kertenkele benzeri sürüngen) (krokos (kırıntı, çakıl) + dilos (yılan, kertenkele) ) (gre.) + niloticus (Nil Nehri’ne ait, Nil’den gelen) (nil (Nil nehri) + ticus (ile ilgili,-a ait) ) (lat.) * Afrika’da özellikle Nil havzası ve çevresinde yaşayan, dünyanın en büyük timsah türlerinden biri olan Nil timsahı, büyük sucul sürüngen türü

crocodylus porosus : gre., lat. * krokodilos (timsah, kertenkele benzeri sürüngen) (krokos (kırıntı, çakıl) + dilos (yılan, kertenkele) ) + porosus (gözenekli, delikli, kanallı) (poros (boru, boğaz, gözenek, delik, kanal, geçit, giriş) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) ) * Güneydoğu Asya, Kuzey Avustralya ve çevresinde yaşayan, dünyanın en büyük yaşayan sürüngenlerinden biri olan tuzlu su timsahı, büyük ve saldırgan bir timsah türü

crocosmia : gre., lat. * krokos (safran) + osme (koku) (gre.) + ia (isim yapım eki) (lat.) * safranı andıran kokulu çiçekleriyle tanınan, Iridaceae familyasından soğanlı bitki

crocus : gre. * krokos (safran) * safran elde edilen türleri kapsayan, Iridaceae familyasından soğanlı bitkiler

crohn hastalığı : ing., tür. * crohn (Amerikalı gastroenterolog Burrill B. Crohn'un soyadından) (ing.) + hasta (sağlığı bozulmuş olan) + lık (durum eki) + ı (iyelik eki) (tür.) * mideden anüse kadar uzanan GI kanalının kronik iltihaplanmasına neden olan bir inflamatuar bağırsak hastalığı

cross : nor., ing. * kross (çapraz, kesişen, karşıya geçen; haç; işkence direği) (nor.); cross (ing.) * birbirini kesen iki çizgi veya yapı, haç biçimi; biyolojide iki farklı birey, tür veya hattın eşleştirilmesiyle yapılan çaprazlama

crossandra : gre. * krossos (saçak, püskül) + aner, andros (erkek, adam) * Acanthaceae familyasına ait, çiçeklerinde saçaklı veya püsküllü görünümler bulunan tropik süs bitkileri cinsi

crossbreeding : ing. * cross (çaprazlama, farklı hatları birleştirme) + breeding (üretme, yetiştirme, üreme) * genetik olarak farklı iki birey, ırk, çeşit veya hattın çiftleştirilerek melez döl elde edilmesi işlemi, çapraz yetiştirme, melezleme

crossmatch : ing. * cross (geçiş, geçmek; çapraz) + match (eşleşme) * çapraz eşleşme; organ veya kan nakli süreçleri öncesinde hastanın bağışçı ile uyumluluğunu ölçen test

crossosomataceae : gre., lat. * krossos (saçak, püskül) + soma, somatos (vücut, gövde, cisim, beden, yapı; topluluk, toplum veya cemiyet) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * Kuzey Amerika'nın kurak bölgelerinde yetişen, saçaklı tohumlara sahip çalıları, Crossosoma cinsini ve yakın akraba çalıları kapsayan, kuru bölgelerde yaşayan çiçekli bitkiler familyası

crossostephium : gre., lat. * krossos (saçak, püskül) + stephanos (taç, çelenk) (gre.) + ium (isim yapım eki) (lat.) * Asteraceae (papatyagiller) familyasına ait, saçaklı çiçek tacı yapısına sahip, küçük çalımsı yapısı ve çiçek başlarıyla tanınan bitki cinsi, özellikle Crossostephium chinense (Menteşe otu / Çin lavantası olarak bilinen süs bitkisi) cinsi

crossover : ing. * cross (geçiş, geçmek; çapraz) + over (üstünde, üzerinde) * basketbolda dripling yapmakta olan bir hücum oyuncusunun savunmacısını, ters yöne hamle hareketiyle aldatarak geçmesi

crotalaria : gre. * krotalon (çıngırak) + aria (bitki ismi eki) * olgun tohum kapsülleri kuruduğunda sallanınca çıngırak gibi ses çıkaran, Fabaceae (Baklagiller) familyasına ait otsu bitkiler ve çalılar cinsi, çıngırak otları cinsi

crotalus : gre., lat. * krotalon (çıngırak) (gre.) + us (isim yapım eki) (lat.) * kuyruğunun ucundaki halkalı yapı ile sallandığında çıngırak sesi çıkaran, Viperidae familyasına ait zehirli yılan cinsi, çıngıraklı yılanlar cinsi

CRP : lat., gre. * c reactive protein (c + re (tekrar, yeniden, karşı, geri) + activus (aktif, eylemsel) + protos (ilk, birinci, baş, ön, önce, öncel, önde) + ein (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * vücutta inflamasyon ve enfeksiyon durumunda karaciğer tarafından üretilen ve kan testinde tespit edilen bir protein

crucianella : lat. * crux (haç, çapraz, kesişen yapı) + anella (küçültme eki) * Rubiaceae (kökboyasıgiller) familyasına ait, yaprakları karşılıklı diziliş gösteren ve haç biçimli görünüm oluşturan otsu bitkileri kapsayan bitki cinsi, haçotu cinsi

cruciferae : lat. * crux (haç, çapraz, kesişen yapı) + ferre (getirmek, taşımak, götürmek, yüklenmek) + ae (isim yapım eki) * çiçeklerinde dört taç yaprağı karşılıklı olarak haç biçiminde dizilen bitkileri kapsayan eski bitki familyası adı, Brassicaceae (hardalgiller / turpgiller) familyası

cruciform : lat. * crux (haç, çapraz, kesişen yapı) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * haç biçiminde olan, dört kola ayrılmış veya çapraz düzen gösteren yapı, haç şeklindeki biçim

cruise : lat., fra. * crux, cruc (artı işaret, haç, çapraz, çarmıh) (lat.); croix (haç, çapraz) (fra.); cruise (ing.) * genellikle belirli bir varış noktası olmaksızın, birden fazla limana uğrayarak keyif, eğlence ve dinlenme amacıyla yapılan lüks ve organize deniz yolculuğu

cruiser : lat., fra. * crux, cruc (artı işaret, haç, çapraz, çarmıh), cruciatus (çapraz) (cruciare (çarmıha germek, çapraz yapmak) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); croix (haç, çapraz), croiseur (çaprazlayan, kesişen) (croiser (çaprazlamak, kesişmek) + eur (-cı, yapan, eden eki) ) (fra.); cruiser (ing.) * kendi başına uzun süre görev yapabilen, yüksek hıza ve büyük bir ateş gücüne sahip büyük savaş gemisi

crustacea : lat. * crusta (kabuk, sert dış örtü, kabuklaşmış yüzey) + acea (zoolojik grup eki) (lat.) * sert dış kabuk veya kitinli dış iskelete sahip yengeç, karides, istakoz ve benzeri eklembacaklıları kapsayan kabuklular grubu, kabuklular sınıfı, kabuklugiller

cryptobranchidae : gre., lat. * kryptos (gizli, saklı, örtülü) + brankhios (solungaç) (gre.) + idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * dev semenderleri (özellikle Cryptobranchus ve yakın cinsleri) kapsayan, sucul yaşam süren büyük kuyruklu kurbağamsıların (semenderlerin) familyası, dev semenderler familyası, gizli solungaçlıgiller

cryptobranchinae : gre., lat. * kryptos (gizli, saklı, örtülü) + brankhios (solungaç) (gre.) + inae (-giller, zoolojik alt familya eki) (lat.) * Cryptobranchidae familyası içinde yer alan, dev semenderleri (Cryptobranchus ve yakın akraba grupları) kapsayan kuyruklu kurbağamsılar alt familyası

cryptobranchus : gre. * kryptos (gizli, saklı, örtülü) + brankhios (solungaç) (gre.) * solungaç yapıları gizli veya örtülü olan, Cryptobranchidae familyasına ait dev semenderleri kapsayan amfibi cinsi, gizli solungaçlılar cinsi

cryptomeria : gre. * kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos (gizli, saklı, örtülü) + meros (parça, bölüm, kısım, birim) * çiçek yapılarının gizli veya belirgin olmamasına gönderme yapan, Cupressaceae familyasından bir ağaç

cryptopidae : gre. * kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos (gizli, saklı, örtülü) + ops (göz, görme, görüş, bakış) (gre.) + idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Scolopendromorpha takımına bağlı olan bir çıyan ve eklembacaklı familyası

cryptoprocta : gre. * kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos (gizli, saklı, örtülü) + proktos (anüs, makat, arka uç) * arka bölgesindeki yapısı gizli veya örtülü olan, Madagaskar’a özgü etçil memelileri kapsayan grup, fossa cinsi

Cs : lat. * caesium (caesius (gök mavisi, açık mavi) + ium (kimyasal element eki) ) * atom numarası 55 olan, periyodik tablonun 1. grubunda bulunan, yumuşak, altın renkli ve çok reaktif bir alkali metal olan, atom saatlerinde, fotoelektrik hücrelerde ve bilimsel araştırmalarda kullanılan element

CSF : ing. * cerebrospinal (beyin-omurilik sıvısı) + fluid (sıvı) * beyin ve omurilik çevresinde koruma ve besleme sağlayan sıvı (Beyin Omurilik Sıvısı (BOS) )

c-simetri : lat., gre. * kuklos, kyklos, kyklon (daire, devir, çember, döngü, tekerlek, siklus) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.); cyclicus (cyclus + icus ) (lat.) + symmetria (ölçülerin uyumu, orantı, dengeli düzen) (sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * bir yapının belirli bir eksen etrafında döndürüldüğünde belli açılarda kendisiyle çakışması, dönel (çevrimsel) simetri; fiziksel yasaların bir parçacığın yükü ile karşıt (anti) parçacığının yükü değiştirildiğinde değişmeme durumu

CSS : ing. * cascading (basamaklı) + style (biçimlendirme) + sheets (sayfalar) * web sayfalarının görsel düzenini ve stilini tanımlamak için kullanılan biçimlendirme dili

CSV : ing. * comma (virgül) + separated (ayrılmış) + values (değerler) * tablo biçimindeki verilerin virgülle ayrılmış metin dosyası olarak saklandığı dosya formatı

CT : ing. * computed (hesaplamalı) + tomography (tomografi) * X-ışınları ve bilgisayar destekli görüntüleme ile vücudun kesitsel görüntülerini elde etme yöntemi

ctenidae : gre., lat. * kteis, ktenos (tarak, tarak dişi, tarak biçimli yapı) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Araneae (örümcekler) takımına bağlı olan, gezgin örümcekler, muz örümcekleri, avcı örümcekleri olarak bilinen, çoğunlukla tropik bölgelerde yaşayan, Ctenus ve akraba cinsleri kapsayan örümcekler familyası, gezgin örümcekler familyası

ctenophora : gre., lat. * kteis, ktenos (tarak, tarak dişi, tarak biçimli yapı) + pherein (taşımak, götürmek), phoros, phoron (taşıyıcı, götürücü, iletici) * vücutlarında sekiz sıra halinde tarak benzeri kirpik plakaları bulunan, denizlerde yaşayan, jelatinimsi vücuda sahip olan ve hareket etmek için tarak benzeri siller kullanan canlıları kapsayan omurgasız hayvanlar şubesi, taraklılar şubesi

cu : ara. * caa (aç olmak, kıtlık çekmek), meca (açlık) * yiyecek eksikliği nedeniyle ortaya çıkan açlık, kıtlık veya yiyeceksizlik hali, açlık, aç olma, kıtlık çekme

Cu : lat. * cuprum (bakır, Cyprus (Kıbrıs adası) + um (element adı eki) ) * atom numarası 29 olan, periyodik tablonun 11. grubunda bulunan, yüksek elektrik ve ısı iletkenliğine sahip, kırmızımsı renkli bir geçiş metali olan, elektrik kablolarında, alaşımlarda, elektronik sistemlerde ve yapı malzemelerinde kullanılan element, bakır

cubb : ara. * cabba (kazmak, kuyu kazmak, oyuk açmak, derinleştirmek, oymak), cabiye (kuyu, çukur, oyuk), cevab (ç.); jab, job (iğne, delici, kazıcı, iş) (ing.) * kuyu, çukur, oyuk

cubewano : ing. * CUBE (Kuiper Belt Object (Kuiper Kuşağı Cismi) + wan (özel adlandırma eki; “QB1” ile ilişkilendirilen eski kullanım) * Neptün’ün yörüngesinin dışında, Kuiper Kuşağı’nda bulunan ve Neptün ile yörünge rezonansına girmeyen küçük gezegenimsi cisim, klasik Kuiper Kuşağı cismi

cubozoa : lat., gre. * cubus (altı kare yüzü olan üç boyutlu geometrik şekil, küp) (lat.) + zoon (canlı, hayvan) + a (taksonik çoğul eki) (gre.) * vücutları küp biçimine yakın olan, zehirli, dört köşeli çan yapısına sahip denizanası benzeri canlıları kapsayan knidaryenler sınıfı, kutu denizanaları sınıfı, kutu denizanası, küp denizanası

cubur : lat., gre. * stupa (tortu, posa, kalıntı) (lat.); tsipouro (üzüm posası) (gre.) * içecek, içki; özellikle Yunanistan'da (Makedonya, Tesalya ve Girit gibi bölgelerde) şarap yapımından kalan üzüm cibresinin (posasının) damıtılmasıyla üretilen, anasonlu veya anasonsuz çeşitleri bulunan, yüksek alkollü (%40-45) geleneksel bir Yunan damıtık içkisi, sert Yunan rakısı, çipuro

cuculidae : lat. * cuculus (guguk kuşu) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * guguk kuşlarını ve yakın akraba türleri kapsayan, çoğunlukla ağaçlarda yaşayan, bazı türleri kuluçka asalaklığı yapan kuşlar familyası, gugukgiller familyası

cuculiformes : lat. * cuculus (guguk kuşu) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * guguk kuşlarını ve yakın akraba kuşları kapsayan kuşlar takımı, guguk kuşları takımı

cuculinae : lat. * cuculus (guguk kuşu) + inae (zoolojik alt familya eki) * gugukgiller familyası içinde yer alan gerçek guguk kuşlarını kapsayan kuşlar alt familyası

cucumis : gre. * kikyos (salatalık, kabak) (gre.); cucumis (lat.) * salatalık ve kavun gibi bitkileri de içeren, küçük çanak yaprakları ve beş taç yapraklı bir taç yaprağına sahip, dünyanın daha sıcak bölgelerine özgü, Cucumis Cucurbitaceae familyasına bağlı bir bitki cinsi

cucumis : lat. * cucumis (salatalık) * sulu ve yenilebilir meyveler veren, Cucurbitaceae familyasından bir bitki

cucurbita : lat. * cucurbita (kabak) * iri ve sert kabuklu meyveleriyle tanınan, Cucurbitaceae familyasından bir bitki

cucurbitaceae : lat. * cucurbita (kabak) + aceae (-giller, botanik familya eki) * kabakgiller familyası, kabak, salatalık, kavun ve karpuz gibi bitkileri kapsayan çiçekli bitkiler familyası

cud : ara. * cada (karşılık beklemeden vermek, bağışta bulunmak, cömertlik, cömert olmak, eli açık olmak, sahi olmak) * cömertlik, eli açıklık, sahilik

cudam : tür. * cudam (kaba, cahil, görgüsüz) * beceriksiz, görgüsüz, güçsüz kimse

cudi : ara. * cedd (büyüklük, yücelik, ululuk, azimlik), cedde (gayret etmek, çaba göstermek, çabalamak), cudd (cömertlik, büyüklük, yücelik, ululuk) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yüksek, yüce, ulu, büyük, belirgin; Türkiye'nin Şırnak ilinin Silopi ilçesinde yer alan, 2.114 metre yüksekliğe sahip bir dağ

cuff : lat. * cofia (kask, başlık) * omuzda bulunan ve omuzun dönme hareketini yaptıran kasların birleşik kiriş kısmı, manşet

cuk : tür. * cuk (uygun yere oturma, yuvasına tam yerleşme sesinden ses yansımalı kelime) * tam yerini bulmak, tam uygun gelmek, tam gelmek anlamında bir nida

cukka : tür. * cukka (meme, meme emme) ("cuk" kökünden onomatopeik kelime) (tür.); juke (dinlenme yeri) (ing.) * haksız edinilerek cebe atılan şey, rüşvet

cula : tür. * cula (pamuk kozasının orta bölümü) * pamuk kozasının tam ortasında yer alan küçük bölüm

culban : ara. * culban (burçak, bezelye, mürdümük) * baklagiller ailesinden yabani fiğ, burçak ya da yabancı bezelye türü bitkiler ve bu bitkilerin besleyici bir yem olarak özellikle güvercin yetiştiriciliğinde kullanılan boğumlu, koyu renkli tohumları, yabani bezelye, burçak

culex : lat. * culex (sivrisinek, küçük kan emici böcek) * sivrisinek cinsi, özellikle insan ve hayvanlarda hastalık taşıyabilen yaygın sivrisinekleri kapsayan böcek grubu

culicidae : lat. * culex (sivrisinek, küçük kan emici böcek) + idae (-giller, zoolojik familya eki) * sivrisinekleri kapsayan, Diptera (çift kanatlılar) takımına ait böcekler familyası, sivrisinekgiller familyası

cullen işareti : ing., ara., tür. * cullen (Kanadalı doktor Thomas Stephen Cullen’in soyadından) (ing.) + işaret (belirti, alamet, ayet, iz, simge, sembol, nişan, kod, şekil) (ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * akut pankreatit veya intraabdominal kanama belirtisi olarak kabul edilir ve peritoneal veya retroperitoneal kanamanın ciltte görünür hale gelmesi ile karakterize göbek çevresinde morarma

culm : lat. * culmus (sap, gövde, özellikle tahıl sapı) * otlarda ve özellikle buğdaygillerde görülen, boğumlu ve içi çoğunlukla boş olan dik gövde, sap

cultigen : lat., gre. * cultus (işlenmiş, bakımı yapılmış, yetiştirilmiş; tapınma) (lat.) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.) * insan tarafından seçilerek yetiştirilen, doğal ortamda bağımsız olarak oluşmamış veya kültür altında ortaya çıkmış bitki veya tarımsal form, kültür bitkisi

cultivar : lat., gre. * cultus (işlenmiş, bakımı yapılmış, yetiştirilmiş; tapınma) + varietas (çeşit, tür, farklılık, varyete) * insan tarafından seçilerek çoğaltılan, belirli özellikleri korunan bitki çeşidi, kültivar, kültür varyetesi

culuk : tür. * culuk (hindinin çıkardığı sesten onomatope (ses yansımalı) kelime * hindi

cuma : ara. * cemea (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek), cem (toplama, bir araya getirme, birleşme), cami (toplayan, birleştiren) (ara.); come, kommen (gelmek) (ing., alm.), common, commun, gemein (genel, ortak) (ing., fra., alm), jamm (kalabalık), cumulate (birikmek) (ing.), (ortak), cumulative, accumulé, accumulatif (birikmiş) (ing., fra.) * toplu olma, toplama, toplanma; haftanın beşinci günü; Kur'an'ın 62. suresinin ismi

cumartesi : ara., tür. * cuma (toplanma, bir araya gelme) + ertesi (sonrası, takip edeni) * haftanın altıncı günü

cumayeri : ara., tür. * cuma (toplanma, bir araya gelme) + yeri * Düzce’nin bir ilçesi

cumba : far. * gunbad (çıkıntı) * eski evlerde, pencere hizasından sokağa doğru çıkıntısı olan kafesli bölüm, çıkma

cumbul : tür. * cumbul (ses yansımalı (onomatope) kelime * bir kap içindeki sulu maddenin çalkalanırken çıkardığı ses

cumhur : ara. * cumhur (camhara (toplamak, bir araya getirmek) * birikme, yığın, birikinti, halk kalabalığı, topluluk

cumhur cemaat : ara. * cumhur (halk, topluluk) + cemaat (topluluk) (halk topluluğu) * topluca, hep birlikte

cumhurbaşkanı : ara., tür. * cumhur (halk, topluluk) + bsşkan (reis) (baş (ilk olan, tepede olan, tepe, uç, ön; kafa; şef, yönetici, lider, reis) + kan (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + ı (iyelik eki) * yönetim biçimi cumhuriyet olan ülkelerde devlet başkanı

cumhuriyet : ara. * cumhur (halk, topluluk) + iyet (isim yapım ve durum eki) * halkın kendi kendini yönetme biçimi, halk egemenliğine dayalı yönetim, halkçılık, halk yönetimi

cumhuriyetperver : ara., far. * cumhur (halk, topluluk) + iyet (isim yapım ve durum eki) (ara.) + parvar, perver (besleyen, büyüten, yetiştiren, koruyan, seven, sever) (far.) * cumhuriyetsever

cumhurreisi : ara., tür. * cumhur (halk, topluluk) + reis (başkan) (ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * yönetim biçimi cumhuriyet olan ülkelerde devlet başkanı

cuminum : gre. * kuminon (Maydanozgillerden bitki ve kokulu tohumu, kimyon) * maydanozgiller (Apiaceae) familyasından, Akdeniz ve Orta Doğu kökenli, tüysüz yapraklı, Mayıs-Haziran ayları arasında, beyaz ve pembemsi renkli çiçekler açan, meyveleri baharat (kimyon) olarak kullanılan 40-60 cm boyunda, bir yıllık otsu bir bitki

cumuat : ara. * cuma (toplanma, bir araya gelme) * Perşembe gününden sonra gelen günler, Cuma'lar

cumudiye : ara. * cemd (donmak, hareketsiz kalmak), cimad (katı, donmuş), cemed (buz), cumud (buzlar) + iye (durum eki) * buzul, glasiye, bankiz

cunda : tür. * yunt, yund (Yunanca'da "Cunda" olarak telaffuz edilir.) * yatay serenlerin (gönder) her iki ucunun ortak ismi, uç; "Vahşi at" anlamına gelen "yunt, yund" kelimesinden türediği bilgisi de vardır.

cundullah : ara. * cund (er, asker, ordu) + Allah (Allah) * Allah’ın askeri, Allah’ın ordusu

cunnet : ara. * cenn (örtmek, gizlemek, korumak, saklamak) (ara.); can (bidon), canned (bidonlanmış, örtülmüş) (ing.), cennet (ara.) * kapama, örtme, kalkan, gizleyen, kaplayan, örten

cunoniaceae : lat. * cunonia (bitki cinsi adı; olası kökeni bilinmez) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * Oxalidales (ekşiyonca takımı, kuzukulağı takımı) takımına bağlı olan, Cunonia cinsini ve yakın akraba odunsu bitkileri kapsayan familyası

cunta : ara., lat. * canada (asker toplamak, silahlandırmak), cund (er, asker, ordu) (ara.); iungere (kenetlemek, birleştirmek, birbirine bağlamak), iuncta (kenetleme, birleştirme, bağlantı) (lat.) * bir ülkede yönetime genellikle silah zoruyla el koyan kimselerden oluşan kurul

cup : tür. * cubbi (kuyu) * suya atlama, dalma sesi için onomatope (ses yansımalı) kelime

cupressaceae : lat. * cupressus (selvi) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * her daim yeşil kalan, iğne veya pul yapraklı ağaç ve çalıları (servi, ardıç ve sekoya akrabaları) içeren selvigiller familyası

cupressus : lat. * cupressus (servi) * uzun ömürlü ve herdemyeşil yapısıyla tanınan, Cupressaceae familyasından bir ağaç

cupuliform : lat. * cupa (kap, küvet, tekne, fıçı, varil, kasa) + ulus, ula (küçültme eki) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * küçük kase veya çanak biçiminde olan, kupa şeklinde olan

cura : far. * cura, curra (küçük; tambura benzer küçük çalgı) * tezene denilen bir mızrapla çalınan iki veya üç telli bir halk sazı

curculionidae : lat. * curculio (hortumlu böcek, fil böceği; küçük kurtçuk) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * hortumlu böcekleri (fil böcekleri) kapsayan, Coleoptera (kın kanatlılar) takımına ait böcekler familyası, hortumluböcekgiller familyası

curcuna : tür. * cur ("cur" kökünden onomatope (ses yansımalı) bir kelime) + cuna (fonetik ek) * gürültülü, karışık ve biraz da eğlenceli durum; sanat müziğinde hızlı bir usul

curh : ara. * caraha (yaralamak, yarmak, açmak, kesmek, dokuyu zedelemek, zarar vermek; ortaya atmak), cerrah (yaran, açan, operatör), curuh (ç.) (ara.); injure (yaralamak) (ing.) * yara, yarık, kesik

curie : fra. * curie (Polonyalı - Fransız fizikçi Marie Skłodowska Curie'nin soyadından) * bir saniyede 3.7x10^10 bozunma gösteren radyoaktif madde miktarının aktivitesi (1 Ci = 3.7x10^10)

curie mev : fra. * curie (Polonyalı - Fransız fizikçi Marie Skłodowska Curie'nin soyadından) + million (milyon) + electron (elektron) + volt (volt) * güç birimi (1 CiMev = 5,93 mWV)

curie yasası : fra., tür. * curie (Polonyalı - Fransız fizikçi Marie Skłodowska Curie'nin soyadından) (fra.) + yasa (kural, ilke, kanun, prensip) + sı (iyelik eki) (tür.) * paramanyetik bir malzemede, malzemenin mıknatıslanmasının genel olarak uygulanan manyetik alanla orantılı olduğunu ifade eden yasa

curimatidae : tup. * kurima (kefal benzeri balık) + ata (sert) (tup.) + idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Güney Amerika'nın tropikal tatlı su kaynaklarında yaşayan, dişsiz karasinler familyasından tatlı su balıklarını içeren familya, dişsiz karasinler

curimatinae : tup. * kurima (kefal benzeri balık) + ata (sert) (tup.) + inae (-giller, zoolojik alt familya eki) (lat.) * Curimatidae familyası içinde yer alan, Güney Amerika dişsiz tatlı su balıklarını kapsayan alt familya

curimatopsis : tup. * kurima (kefal benzeri balık) + ata (sert) (tup.) + opsis (görünüş, benzerlik) (gre.) * Güney Amerika'da yaşayan küçük tatlı su balıklarını içeren, dişsiz karasinler (characinae) ailesine ait bir balık cinsi

curium : lat. * curie (Fransız fizikçi ve kimyager Pierre Curie ve Marie Skłodowska-Curie'nin soyadından) + ium (kimyasal element eki) * yalnızca yapay olarak üretilen ve uzay araçlarındaki spektrometrelerde ve termoelektrik jeneratörlerde kullanılan metalik radyoaktif kimyasal element

curnata : ita. * giornata (gün, özelliği olan belli gün) * bıldırcın akını

currarino triadı : ita. * currere (koşmak) + anino (isim yapım eki) (ita.) + treis (üç), trias, triad (üçlü) * sakrum, anorektum ve presakral yumuşak dokuların karakteristik konjenital anomalilerinden oluşan, ARM (Anorectal Malformation), sakral kemik anormalliği ve presakral kitle içeren kalıcı nörenterik malformasyon türü

curriculum vitae : lat. * curriculum (akış, koşuş) (currere (koşmak, akmak, ilerlemek) + culum (isim yapım eki) ) + vitae (hayat, yaşam) * hayat akışı; özgeçmiş, rezüme, cv

curum : ara. * carama (suç işlemek, sorumluluk yüklenmek, suç sayılmak), cerm (günah işleme, suç işleme) * suçlar, suç işlemeler

curuz : ara. * caraza (azaltmak, kıtlaştırmak, seyrekleştirmek, eksiltmek; çıplak olmak, açılmak, eksilmek), curz * azlık, kıtlık, seyrek olma durumu, kuruluk, kuraklık; çıplaklık, çoraklık; kuru, çorak

curve : lat. * curvare (eğmek, bükmek), curvus (eğrilmiş, bükülmüş, eğri) * eğrilmiş, bükülmüş; eğri, kavis, kıvrım

cuscohyla : que., gre. * kosko, kusku (göbek, merkez; Peru’daki Cusco bölgesi) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) (gre.) * Peru ve Orta Amerika çevresindeki yağmur ormanlarında yaşayan ağaç kurbağalarını kapsayan kurbağa cinsi

cuscuta : tür., lat. * kük, küsk (kuru ve sert ot) + üt (isim yapım eki) (tür.); cuscuta (küsküt, parazit sarmaşık) (lat.) * Convolvulaceae (sarmaşıkgiller/sabah sefagiller/çitsarmaşığıgiller) familyasına ait klorofilsiz ve konukçu bitkilere, ince uzun ipliksi saplarıyla asmalara, baklagillere sarılarak beslenen mor çiçekli, birçok türü bulunan, klorofilsiz bir parazit sarmaşıklar cinsi

cuscutaceae : tür., lat. * kük, küsk (kuru ve sert ot) + üt (isim yapım eki) (tür.); cuscuta (küsküt, parazit sarmaşık) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * küskütleri kapsayan, Convolvulaceae (sarmaşıkgiller/sabah sefagiller/çitsarmaşığıgiller) familyası içinde değerlendirilen parazit bitkiler grubu

cushing sendromu : ing., gre , tür. * cushing (Amerikalı beyin ve sinir cerrahı Harvey Williams Cushing'in soyadından) (ing.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * vücutta aşırı kortikosteroid ve özellikle kortizol düzeylerinin neden olduğu, vücudun çok fazla kortizol hormonu üretmesi durumu

cushingoid : ing. * cushing (Amerikalı beyin ve sinir cerrahı Harvey Williams Cushing'in soyadından) (ing.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) * Cushing sendromuna benzer belirtiler gösteren veya ona ait olan, özellikle aşırı kortizol nedeniyle ortaya çıkan yüz yuvarlaklaşması, kilo artışı ve cilt değişiklikleri gibi semptomları ifade eden tıbbi sıfat

cushion : lat., ing. * coxinus (kalça ile ilgili, küçük yastık) (coxa (kalça) + inus (sıfat yapım eki) ) (lat.); cushion (ing.) * yastık, minder; botanikte veya zoolojide yastık biçimli, kabarık ve sıkı kümelenmiş yapı; tıpta yastık, yastıkçık, tampon bölge veya destek doku

cuşiş : far. * cuş (coşmak, taşmak, azmak, kaynamak) + iş (isim yapım eki) * coşkunluk, coşma, galeyan

cut down : ing. * cut (kesmek) + down (aşağı, alt) * damarın cerrahi olarak açığa çıkarıldığı ve doğrudan görüş altında damara bir kanül yerleştirildiği acil bir prosedür

cutoff : ing. * cut (kesmek) + off (uzak, ayrı) * kesme, kesme noktası, kesip ayırma

cuz : ara. * cazzaa (kökünden kesmek, gövdeyi ayırmak, bölmek, ayırmak, parçalamak) * parça, kısım, bölüm, ayrım; çözüntü

cübbe : ara. * cubba, cubbat (külahlı entari) (ara.); jupponem (Orta Çağ’da kadınların veya askerlerin giydiği kısa, bele kadar inen içlik veya dış giysi) (lat.) jubba (uzun tunik, cübbe) (alm.), jupon (etek) (fra.), cubb (havuz; kulpsuz desti, kuyu) (ara.), cab (araç kullanan kişinin yeri; taksi) (ing.), cube, Kubus (küp) (ing., fra., alm.) (içine alma, kapsama, çevreleme anlamından ilintili) * elbise üzerine giyilen uzun, bol bedenli, geniş yenli, düğmesiz üstlük

cüce : far. * cuca, cüce (yavru, kuş yavrusu, civciv) * boyu normale göre çok kısa olan; Nanizm sendromuna haiz olan (Yecüc ve Mecüc (Kur'an'da bahsi geçen bozguncu varlıklar) (ara.) )

cücük : far. * cucak (yavru, civciv) (far.); çocuk (küçük yaştaki dişi veya erkek insan; domuz yavrusu) (tür.) * soğanın içindeki tomurcuğu

cüda : ara., far. * ced, cedd (kesmek, ayırmak) * kesinti, ayrılık, uzaklık; ayrılmış, uzak düşmüş; ölüm, mevt; hayvana zararlı olan otlak, çayır

cühela : ara. * cehl (bilmeme, bilmezlik, bilgisizlik), cahil (bilmez, bilmeyen), cühela (bilmezler, bilmeyenler) * cahiller

cülle : ara. * cull (at çulu, büyük örtü, kalın giysi) * büyük hırka, cübbe, kalın giysi, derviş postu; iri yarı, hantal kimse; kütle, yığın

cülle : tür. * cülle (yavru kümse hayvanı) * kümes hayvanlarının yavrusu, civciv; küçük kefal balığı; kafa

cüllük : tür. * cülle (yavru kümse hayvanı) + ük (ile ilgili, gibi, -a ait) * sısa boylu, cüce; küçük, körpe; sandal ağacı meyvesi; 4-5 aylık piliç

cülus : ara. * calasa, celese (oturmak), celse (oturuş, oturum), meclis (oturulan yer, toplantı yeri; heyet, topluluk) * oturuş, oturma; tahta çıkma, hükümdarlık tahtına oturma

cülusiye : ara. * calasa, celese (oturmak), celse (oturuş, oturum), meclis (oturulan yer, toplantı yeri; heyet, topluluk), culus (oturuş, oturma) + iye (yer ve durum eki) * Osmanlı döneminde ozanların, tahta çıkan padişahlar için yazdıkları kaside

cümbüş : far. * cunbiş (oynama, oynaşma, devinme, kıpırdama) (far.); jamboree (izci toplantısı, eğlence, cümbüş) (ing., fra.) * sazlı sözlü eğlenti

cümbüzük : far. * cümbüş (neşe, eğlence ve toplu eğlence) + ük (isim yapım eki) * hep birlikte, topluca, cümbür cemaat veya çoluk çocuk bir arada

cümbüzük : tür. * cüm (küçük, minik, ufak)) + büz (büzülmek, büzük büzük olmak, ağlayacak gibi yüzünü ekşitmek) + ük (sıfat yapı eki) * her şeye ağlayan, huysuz, mızmız, şımarık veya aşırı alıngan çocuk

cümle : ara. * camala (cem etmek, toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek, bütünlemek) * bir veya birden fazla kelimenin bir araya gelerek anlamlı ve tamamlanmış bir ifadeyi oluşturduğu dil birimi, tümce, anlam içeren kelimeler dizisi (cumulus, Kumulus (kümülüs, bulut kümesi, bulut topluluğu) (ing., fra., alm.), cumulative, cumulatif (toplu, birikmeli) (ing., fra.), küme (grup, topluluk) (tür.) )

cümudiye : ara. * cemd (donmak, hareketsiz kalmak), cimad (katı, donmuş), cemed (buz), cumud (buzlar) + iye (isim yapım eki) * okyanus veya deniz üzerinde yüzen, büyük kısmı suyun altında kalan büyük buz kütlesi, buzdağı

cünah : far., ara. * cunah (suç, kusur, kabahat, günah) (far.); canaha (sapmak, yan çizmek, yanlış yöne gitmek, yanlış tarafa yönelmek), cenah (yön, yan, taraf, kenar) (ara.) * dini ve ahlaki bağlamda yasaklanmış, suç sayılan davranış veya eylem, doğruluktan sapma, yanlış davranışlarda bulunma, suç, kusur, hata, yanlış, kabahat, günah

cünban : far. * cunbiden (kımıldamak, kıpraşmak, sallanmak, hareket etmek) * sallanan, kımıldanan, kıpraşan, hareket eden

cünbiş : far. * cunbiden (kımıldamak, kıpraşmak, sallanmak, hareket etmek) * kımıldanma, hareket; zevk, eğlence, cünbüş

cüneyt : ara. * cuneyd (cund (er, asker, ordu) + iy (gibi olan, küçültme eki) ) * küçük asker, askercik, savaşçı

cünha : far. * cunah (suç, kabahat, günah) * suç, kabahat, günah

cünnet : ara. * canna, cenne, cenn (örtmek, gizlemek, saklamak, korumak, kaplamak), cenin (örtülü olan, gizli olan, saklı olan, fetüs), cinn (görünmeyen, örtülü, saklı, gizli) * örtü, kadın başörtüsü; kalkan

cünub : ara. * canaba (yüzünü döndürmek, yüz çevirmek, yabansamak, kovmak, uzak durmak, yana çekilmek, yönünü değiştirmek, yanına yaklaşmamak, uzak durmak, yönelmemek; çekinmek, kaçınmak, sakınmak; kenara almak, ayırmak), cenb (yan, taraf, yön, kenar) * cenabet, cinsel temas veya belirli durumlar nedeniyle temiz olmayan, ritüel olarak kirli, yaban, murdar, pis

cünud : ara. * canada (asker toplamak; birlik oluşturmak), cund (asker, ordu) * askerler, ordular

cünun : ara. * cenne (örtmek, gizlemek, saklamak, korumak, kaplamak), cinn (görünmeyen, örtülü) * delilik, çılgınlık, cinnet

cünüp : ara. * canaba (yüzünü döndürmek, yüz çevirmek, yabansamak, kovmak, uzak durmak, yana çekilmek, yönünü değiştirmek, yanına yaklaşmamak, uzak durmak, yönelmemek; çekinmek, kaçınmak, sakınmak; kenara almak, ayırmak), cenb (yan taraf) * cenabet, cinsel temas veya belirli durumlar nedeniyle temiz olmayan, ritüel olarak kirli, yaban, murdar, pis

cüppe : ara. * cubba, cubbat (külahlı entari) (ara.); jupponem (Orta Çağ’da kadınların veya askerlerin giydiği kısa, bele kadar inen içlik veya dış giysi) (lat.) jubba (uzun tunik, cübbe) (alm.), jupon (etek) (fra.), cubb (havuz; kulpsuz desti, kuyu) (ara.), cab (araç kullanan kişinin yeri; taksi) (ing.), cube, Kubus (küp) (ing., fra., alm.) (içine alma, kapsama, çevreleme anlamı ilintisi) * elbise üzerine giyilen uzun, bol bedenli, geniş yenli, düğmesiz üstlük

cüret : ara. * caru'a (cesaret etmek, sonuçlarından korkmadan çekinmeden bir söylemde veya davranışta bulunmak), cur'a (cesaret) + et (isim yapım eki) * korkusuzca davranış, yüreklilik, cesaret; düşüncesiz ve saygıyı aşan davranış

cüretkar : ara , far. * cur'a (cesaret) + kar (-cı, yapan, eden eki; gibi, ile ilgili) * cesur; cesaretli

cürmümeşhut : ara. * curm (suç) + u (tamlama eki) + şahada (görmek, tanıklık etmek, şahit olmak, tanık olmak, şehid olmak), meşhud (şahit olunan, görülen) * şahit olunan suç, suç üstü

cüruf : ara. * carafa (sürüklemek, alıp götürmek, yıkmak, aşındırmak) fiilinden türeme isim * akıntıyla sürüklenen şeyler, alüvyon, maden posası; uçurum, yamaç, toprak veya kayalık parçalarıyla dik düşen yer, uçurum; saf olmayan metaller eritildiğinde yüzeyde biriken düşük yoğunluklu metaller; ergimekte olan madenlerin yüzeyinde toplanan camsı madde; yanardağlardan fırlatılmış veya akan lavların üstünde, dibinde oluşmuş yüzü delik deşik, tırtıklı pürtüklü taş

cüruh : ara. * caraha (yaralamak, yarmak, açmak, kesmek, dokuyu zedelemek, zarar vermek; ortaya atmak), cerrah (yaran, açan, operatör), curh (yara, kesik, vücutta oluşan zarar) * yaralar, kesikler, vücutta oluşan zararlar

cürüm : ara. * cereme (kesmek, koparmak; suç işlemek, suçlu olmak, günah kazanmak, günah işlemek), cerreme (suç saymak, suçlu ilan etmek, kriminalize etmek) * suç, günah

cürüz : ara. * caraza (azaltmak, kıtlaştırmak, seyrekleştirmek, eksiltmek; çıplak olmak, açılmak, eksilmek), curz * azlık, kıtlık, seyrek olma durumu, kuruluk, kuraklık; çıplaklık, çoraklık; kuru, çorak

cüsse : ara. * cussa (beden, gövde, ceset), cesed (beden, gövde, vücut; ölmüş varlık bedeni), cesamet (irilik, büyük olma, cesim olma), cism (uzunluğu, derinliği, genişliği olan varlık) (ara.) * insan gövdesi, yapı, beden, vücut hacmi

cüz : ara. * cazzaa (kökünden kesmek, gövdeyi ayırmak, bölmek, ayırmak, parçalamak) * parça, kısım, bölüm, ayrım; çözüntü

cüzdan : ara., far. * cazzaa (kökünden kesmek, gövdeyi ayırmak, bölmek, ayırmak, parçalamak), cuz (parça, kısım, bölüm, ayrım; çözüntü) (ara.) + dan (tutan, alan, taşıyan, kap, muhafaza eden, bulunduran) (far.) * küçük kitapçık, defter; içine evrak konan küçük çanta

cüzi : ara. * cuz (parça, kesim, kısım, bölüm) + iy (dıfat yapım eki) * azıcık, küçük bir bölüm

cüzzam : ara. * cadama, cazama (kesmek, koparmak, uzvu kesilmiş hale getirmek), cudam (uzuvları düşüren hastalık, cüzzam, lepra) * mycobacterium leprae bakterisinin neden olduğu, cilt, sinir ve mukozalarda lezyonlarla kendini gösteren, cildi pul pul yapan, deri hücrelerinde kalınlaşma ve duyusal kayıp ile karakterize edilen ve tıbbi literatürde Hansen hastalığı olarak bilinen kronik bulaşıcı hastalık, lepra, hansenizm

CV : lat. * curriculum vitae (curriculum (akış, koşuş) (currere (koşmak, akmak, ilerlemek) + culum (isim yapım eki) ) + vitae (hayat) (hayat akışı) ) kelimesinin akronimi * özgeçmiş, rezüme

CVP : ing. * Central (Merkezi) + Venous (Damarsal) Pressure (Basıncı) * kalbin sağ atrium bitişiğinde bulunan torasik vena kavadaki kan basıncı (milimetre cıva (mm Hg) veya atmosfer basıncının üzerindeki santimetre (cm) su cinsinden ifade edilir (1,36 cm su = 1 mm Hg) )

CVS : ing. * chorionic (koryonik) + villus (tüycük) + sampling (örnekleme) * gebeliğin erken döneminde genetik hastalıkları tespit etmek için yapılan plasenta tüycüğü biyopsisi testi

cyanastraceae : gre., lat. * kyanos (mavi, koyu mavi, lacivert) + aster (yıldız) (gre.) + aceae (-giller, btanik familya eki) (lat.) * Asparagales takımına ait, tropikal Afrika'daki bataklılarda veya su birikintilerinde yetişen ve tek bir cinsi (Cyanastrum) barındıran soğanlı bitkiler familyası

cyanastrum : gre., lat. * kyanos (mavi, koyu mavi, lacivert) + astrum (yıldız) (aster (yıldız) (gre.) + um (isim yapım eki) (lat.) ) * mavi yıldız; tropikal Afrika'ya özgü, mavi çiçekler açan küçük bir soğanlı, yumrulu bitki cinsi

cyatheaceae : gre., lat. * kyatheion (küçük kase, kupa, çanak, kap, tas) (kyathos (kase, kupa, çanak, kap, tas) + eion (küçültme eki) ) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * ağaç eğreltilerini kapsayan, tropik ve subtropik bölgelerde yetişen büyük gövdeli eğrelti bitkileri familyası

cyathium : gre., lat. * kyatheion (küçük kase, kupa, çanak, kap, tas) (kyathos (kase, kupa, çanak, kap, tas) + eion (küçültme eki) ) (gre.) + ium (isim yapım eki) (lat.) * Euphorbiaceae (sütleğengiller) familyasındaki sütleğenlerde görülen, çok sayıda küçük çiçeği kâse biçimli bir örtü içinde toplayan özel çiçek durumu (yalancı çiçek yapısı)

cyathophyll : gre., lat. * kyatheion (küçük kase, kupa, çanak, kap, tas) (kyathos (kase, kupa, çanak, kap, tas) + eion (küçültme eki) ) + phyllon (yaprak) * kase biçimli yaprak veya yaprak benzeri yapı; özellikle Euphorbiaceae (sütleğengiller) familyasında cyathium çevresindeki çanak biçimli örtü yapraklarından biri

cyberknife : gre., ing. * kubernetes (dümenci, yönetici, idareci) (gre.); cyber (güdümlü; bilgisayar ağlarına veya elektronik yönetim sistemlerine ilişkin) + knife (bıçak) (ing.) * stereotaktik radyocerrahi veya radyoterapi yapabilentüm vücutta kanser tedavisi yapmak için tasarlanmış robotik radyocerrahi sistemi

cycadaceae : gre., lat. * kykas, koikas (palmiye benzeri bitki adı) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * palmiye görünümündeki sikadları kapsayan, kozalaklılara benzer özellikler taşıyan ilkel açık tohumlu bitki familyası, çikasgiller, sikadgiller

cyclamen : gre. * kyklos (daire, çember, halka, döngü, dönem, devir, periyod) * çiçek sapının meyve döneminde dairesel kıvrılmasına atıfla adlandırılmış, Primulaceae (çuhaçiçeğigiller) familyasından bir bitki

cyclanthaceae : gre. * kyklos (daire, çember, halka, döngü, dönem, devir, periyod) + anthos (çiçek) (gre.) + aceae (-giller, boranik familya eki) (lat.) * çiçek yapıları halka veya çevresel düzen gösteren, tropik Amerika’da yayılış gösteren palmiye benzeri otsu ve çalımsı bitkileri kapsayan bitki familyası, kadeh çiçeğigiller, kalikantusgiller

cyclopteridae : gre. * kyklos (daire, çember, halka, döngü, dönem, devir, periyod) + pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) (gre.) + idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Kuzey Atlantik, Kuzey Pasifik ve Arktik denizlerde yaşayan, karın yüzgeçleri emici disk biçimine dönüşmüş, gövdeleri yuvarlak yapılı deniz balıklarını kapsayan yapışkan balıkları familyası, siklopgiller

cyclopterinae : gre. * kyklos (daire, çember, halka, döngü, dönem, devir, periyod) + pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) (gre.) + inae (-giller, zoolojik alt familya eki) (lat.) * Scorpaeniformes (Akrep benzerleri) takımına ait olan ve karın yüzgeçlerinin birleşerek vantuz benzeri dairesel bir diske dönüşmesiyle bilinen, genellikle Kuzey Atlantik ve Arktik gibi soğuk denizlerde yaşayan "yumru balıkları" (lumpfish) familyasının (Cyclopteridae) bir alt familyası

cyclopterus : gre. * kyklos (daire, çember, halka, döngü, dönem, devir, periyod) + pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) * uzey Atlantik ve Kuzey Pasifik’in soğuk denizlerinde yaşayan, karın yüzgeçleri emici disk oluşturan ve yuvarlak gövdeli yapısıyla bilinen yapışkan balıklar cinsi

cyclostomata : gre., lat. * kyklos (daire, çember, halka, döngü, dönem, devir, periyod) + stoma (ağız, açıklık, boşluk) (gre.) + ata (taksonomik çoğul eki) (lat.) * deniz ve tatlı sularda yaşayan, çene yerine yuvarlak emici ağız yapısına sahip ilkel omurgalıları kapsayan, taşemenler ve hagfishleri de içeren yuvarlak ağızlılar grubu

cyclotrichium : gre., lat. * kyklos (daire, çember, halka, döngü, dönem, devir, periyod) + trichos (saç) * (gre.) + ium (isim yapım eki) (lat)

cygnus : gre., lat. * kyknos (kuğu) (gre.); cygnus (lat.) * sulak alanlar, göller ve nehir çevrelerinde yaşayan, uzun boyunlu ve büyük yapılı su kuşlarını kapsayan kuğu cinsi

cymodoceaceae : gre. * kyma (dalga, kabarma, filiz, tomurcuk) + dekhomai (kabul etmek, karşılamak) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * deniz ineği otu ailesi olarak bilinen, tropik ve ılıman denizlerde, özellikle sığ kıyı sularında yaşayan deniz çaylarını kapsayan sucul bitki familyası, sudüğümügiller

cynanchum : gre., lat. * kyon (köpek), kynos (köpekle ilgili) + ankhein (boğmak, sıkmak) (gre.) + um (isim yapım eki) (lat.) * zakkumgiller (Apocynaceae) familyasına ait, aralarında "bacırgan" veya "köpek boğan" olarak bilinen zehirli ve çok yıllık otsu, sarılıcı, tırmanıcı bitki türlerinin yer aldığı bilimsel bir bitki cinsi

cynara : gre. * kynara (enginar) * papatyagiller (Asteraceae) familyasından enginar ve yabani enginar bitkilerini içine alan bilimsel bir bitki cinsi

cynaroid : gre. * kynara (enginar) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * enginara benzeyen, özellikle Asteraceae familyasındaki enginar ve yakın akraba bitkilerde görülen yapısal özellikleri tanımlayan sıfat

cynocrambaceae : gre. * kyon (köpek), kynos (köpekle ilgili) + krambe (lahana, turpgillerden bitki) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * Rubiaceae (kökboyasıgiller) familyası içinde sınıflandırılan, tek bir cinsi (Theligonum) olan, Akdeniz ve çevresindeki bölgelerde yaşayan, köpek lahanası olarak bilinen Cynocrambe cinsini içeren küçük otsu bitki familyası

cynodon : gre. * kyon (köpek), kynos (köpekle ilgili) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) * köpek dişi biçimindeki başakçıklarıyla adlandırılan, Poaceae familyasına ait; sıcak ve ılıman bölgelerde çayır, mera ve tarım alanlarında yayılış gösteren otsu çim cinsi

cynoglossum : gre. * kyon (köpek), kynos (köpekle ilgili) + glossa, glotta (dil) (gre.) + um (isim yapım eki) (lat.) * köpek diline benzeyen yaprak biçimleriyle adlandırılan, Boraginaceae (hodangiller) familyasına ait; ılıman bölgelerde, özellikle Avrupa, Asya ve Kuzey Amerika’da yayılış gösteren otsu bitkiler cinsi, köpekdili, pisiktetiği

cynomoriaceae : gre., lat. * kyon (köpek), kynos (köpekle ilgili) + morion (parça, organ, uzuv) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * Saxifragales (Taşdelenler) takımına ait, tam parazit çiçekli bitkileri içeren, çöl ve kurak bölgelerde yaşayan, parazit veya yarı parazit özellik gösteren Cynomorium cinsini kapsayan, köksaplı ve klorofilsiz otsu bitkiler familyası

cyperaceae : gre., lat. * kyperos (saz, hasır otu) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * sulak alanlarda, bataklıklarda ve nemli topraklarda yayılış gösteren, saz, kındıra ve papirüs gibi otsu bitkileri kapsayan bitki familyası, sazgiller, papirüsgiller

cyperus : gre. * kyperos (saz, hasır otu) * saz benzeri gövdeleriyle tanınan, Cyperaceae familyasından otsu bitkiler

cyphomandra : gre. * kyphos (kambur, eğri, şişkin) + aner (erkek, er kişi, adam, insan), andros (erkek ile ilgili, er kişi ile ilgili, adam ile ilgili, insan ile ilgili) * erkek organları (stamenleri) kavisli veya şişkin görünümlü çiçeklere sahip, Solanaceae (patlıcangiller) familyasına ait; tropik Amerika kökenli, çalı ve küçük ağaç formundaki bitkiler cinsi, ağaç domatesi, tamarillo

cyprinidae : gre., lat. * kyprinos (sazan balığı) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * tatlı sularda yaşayan, sazan, bıyıklı balık ve kızılkanat gibi türleri kapsayan, dünya genelindeki nehir, göl ve akarsularda yayılış gösteren ışınsal yüzgeçli balıklar familyası, sazangiller

cypriniformes : gre. * kyprinos (sazan balığı) (gre.) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * sazan balıkları, çöpçü balıkları ve benzeri tatlı su balıklarını kapsayan; çoğunlukla nehir, göl ve akarsu ortamlarında yaşayan ışınsal yüzgeçli balıklar takımı

cyprininae : gre., lat. * kyprinos (sazan balığı) (gre.) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki) (lat.) * tatlı sularda yaşayan sazanları ve yakın akraba türleri kapsayan, Cyprinidae familyası içinde yer alan balıklar alt familyası

cyprinion : gre. * kyprinos (sazan balığı) + ion (küçültme eki) * küçük sazan anlamında adlandırılan, Cyprinidae familyasına ait olan Orta Doğu ve çevresindeki tatlı su akarsularında yaşayan küçük gövdeli sazan balıkları cinsi

cyprinodon : gre. * kyprinos (sazan balığı) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) * Kuzey ve Orta Amerika’nın tatlı su kaynaklarında, özellikle küçük gölet, dere ve kıyı bölgelerinde yaşayan, küçük yapılı dişsazanlarını kapsayan Cyprinodontidae (dişli sazangiller) familyasına ait balık cinsi

cyprinodontidae : gre., lat. * kyprinos (sazan balığı) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) (gre.) + idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Amerika, Afrika ve Asya’nın tatlı ve hafif tuzlu sularında yaşayan, küçük gövdeli yumurtlayan dişsazanları ve yakın akraba balıkları kapsayan balıklar familyası, dişli sazangiller

cyprinodontinae : gre., lat. * kyprinos (sazan balığı) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) (gre.) + inae (-giller, zoolojik alt familya eki) (lat.) * Amerika, Afrika ve Asya’nın tatlı ve hafif tuzlu sularında yaşayan, küçük yapılı dişsazanlarını ve yakın akraba balıkları kapsayan alt familya

cyprinus : gre. * kypros (bakır) + inos (ile ilgili, gibi, -a ait) * Avrupa ve Asya’nın tatlı su göllerinde, nehirlerinde ve akarsularında yaşayan, sazan balıklarını kapsayan Cyprinidae familyasına ait balık cinsi

cypripedium : gre. * kypros (bakır), Kypris (Afrodit) + pedion (düz alan, alan, düz yüzey, ova, saha), pedilon (terlik) (gre.) + ium (isim yapım ve yer eki) (lat.) * Kuzey Yarımküre’nin ılıman bölgelerinde, özellikle ormanlık alanlar ve nemli çayırlarda yaşayan, çiçeklerinin terlik biçimli dudak yapısıyla bilinen Orchidaceae familyasına ait orkide cinsi, terlik orkidesi

cypsela : gre. * kypsele (küçük kutu, kap, sandık) + a (isim yapım eki) * Asteraceae familyasında görülen, tek tohumlu, kuru ve açılmayan küçük meyve tipi; papatyagillerde çiçek tablasından gelişen ve genellikle tüy biçimli uçucu yapılar taşıyan meyve yapısı

cyrillaceae : lat. * Cyrilla (Amerikalı botanikçi Domenico Maria Leone Cyrillo’nun soyadından) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * erikçiçekliler (Ericales) takımında yer alan, Kuzey ve Orta Amerika’nın nemli ormanları, bataklıkları ve kıyı bölgelerinde yaşayan, çalı ve küçük ağaç formundaki bitkileri kapsayan bitki familyası

cyrtomium : gre., lat. * kyrtos (kıvrık, eğri, kambur) (gre.) + ium (isim yapım eki) (lat.) * Dryopteridaceae familyasının polipodlar (Polypodiales) takımında yer alan, Asya’nın doğusu, tropik bölgeler ve bazı ılıman bölgelerdeki nemli ormanlarda yaşayan, yaprakları kıvrımlı ve parlak görünümlü eğrelti otlarını kapsayan bitki cinsi

cystiscidae : gre., lat. * kystis (kist, kese, torba, kapsül, mesane) + iskos (küçültme eki) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * karındanbacaklılar (Littorinimorpha) takımı içinde yer alan, Cystiscidae familyasına ait, tropik ve subtropik denizlerde özellikle mercan resifleri, kumlu ve çamurlu kıyı tabanlarında yaşayan, küçük ve parlak kabuklu deniz salyangozlarını kapsayan hayvan familyası

cytinaceae : gre. * kytinos (yabani incir çiçeği, çiçek örtüsü) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * Malpighiales (ebegümecigiller takım akrabaları) takımı içinde yer alan, Cytinaceae familyasına ait, Afrika, Madagaskar, Akdeniz çevresi ve Güney Amerika’nın tropik bölgelerinde yaşayan, klorofilsiz ve tamamen konukçu bitkiler üzerinde parazit olarak gelişen küçük çiçekli parazit bitkileri kapsayan bitki familyası

cytisopsis : gre. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + ops, opsis (göz, görme, görüş, görünüş, görünüm, yüz) * baklagiller (Fabales) takımı içinde yer alan, Fabaceae familyasına ait, Asya’nın ılıman ve subtropik bölgelerinde yaşayan, baklagillerin bazı cinslerine benzeyen çalımsı bitkileri kapsayan bitki cinsi

ç : tür. * ç, Ç * Türkçe alfabedeki dördüncü harf ("C"den sonra, "D"den önce)

çaba : tür. * çap (vurmak, kesmek, bölmek, ayırmak; yüzmek, tırmanmak) + a (isim yapım eki) (tür.); chop (kesmek) (ing.) * emek, gayret, uğraş

çabalamak : tür. * çap (vurmak, kesmek, bölmek, ayırmak; yüzmek, tırmanmak) + a (isim yapım eki) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * gayret göstermek, uğraşmak, bir amaç için çalışmak

çabuk : far. * çab (acele etmek, ivedi olmak, hızlı olmak, çevik olmak; koşmak, sıçramak, atılmak) + uk (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * tez, hızlı, ivedi, çevik, çok kısa sürede

çaça : gür., isp. * chacha (üzüm posasından yapılan içki) * Gürcistan'da geleneksel olarak üzümden üretilen saf, %40-60 alkol oranı olan brendi, üzüm votkası, üzüm posası rakısı, Gürcü rakısı

çaça balığı : lat. * çaça + balık (suda yaşayan omurgalı, solungaçlı ve yüzgeçli deniz canlısı) + ı (iyelik eki) * ringayı andıran küçük deniz balığı, sprottus, sprattus

çaçaça : isp. * cha cha cha (dansçıların adımlarını atarken ayakkabılarının pistte çıkardığı sürtünme sesinin ya da bu türe özgü marakas/güiro gibi ritim aletlerinin çıkardığı sesleri temsil eden ses yansımalı ve tekrarlı kelime) * 1950’li yıllarda Kübalı viyolonist ve besteci Enrique Jorrin tarafından ortaya konulan bir Latin Amerika dans ve müzik türü

çaçaron : ita. * ciaciaron, caciaron (çok konuşan, kocakarı) (ciaciarare (gürültü yapmak, çok konuşmak) (ses yansımalı onomatopeik kelime) * karşısındakini susturacak biçimde ve çok konuşan, çenesi düşük ve kuvvetli, geveze

çad : ara. * cad, çad (göl, büyük ve geniş su havzası) * Kuzey-Orta Afrika'da denize kıyısı olmayan kuzeyde Libya, doğuda Sudan, güneyde Orta Afrika Cumhuriyeti, güneybatıda Kamerun ve Nijerya, batıda ise Nijer ile komşu olan ülke

çadır : tür., far. * çadar, çadur (çad, çat (bir araya getirmek, bitiştirmek, birleştirmek, karşılıklı konumlamak) + ir, ur (isim yapım eki) * plastikten veya brandadan yapılmış, içinde kalınabilen kamp malzemesi

çağ : moğ. * çağ (zaman, vakit, zaman dilimi, devir, dönem, devre, periyod, epok) * zaman, vakit, zaman dilimi, devir, dönem, devre, periyod, epok

çağa : moğ. * çaga (çag (açığa çıkmak, ortaya çıkmak, doğmak, ışıldamak, aydınlatmak) + a (gibi olan) ) * küçük çocuk, bebek

çağan : moğ. * çağ (aydınlık, ışık, beyazlık) + an (ile ilgili, gibi, -a ait) * beyaz; aydınlatan, ışıldatan; bayram, şenlik; erkek ismi

çağana : gre. * tsaganos (yengeç) * kabukluların onayaklılar alttakımından, denizlerde ve bazı türleri tatlı sularda yaşayan, boyları 25 cm. olabilen, eti pek lezzetli olmamakla birlikte balık çorbasında çeşni olarak kullanılan bir yengeç türü

çağanak : tür. * çağ (çınlayan, ses çıkaran nesne; yankı) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ak (araç eki) * zilli tef veya dansözlerin kullandığı zil

çağanoz : gre. * tsaganos (yengeç) * kabukluların onayaklılar alttakımından, denizlerde ve bazı türleri tatlı sularda yaşayan, boyları 25 cm. olabilen, eti pek lezzetli olmamakla birlikte balık çorbasında çeşni olarak kullanılan bir yengeç türü

çağatay : tür. * çağ (zaman, devir, dönem) + tay (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * zamana uyan, devirle ilgili, güncel, asri, modern; yavru at, tay; kuvvetli, kudretli; Cengiz Han'ın ikinci oğlunun ismi (“tay” son eki örnekleri “danıştay”, “çalıştay")

çağdaş : tür. * çağ (zaman, devir, dönem) + daş (karşılıklı ilgili olma, aynı olma, uyumlu olma, işteşlik anlamı veren son ek; eş, denk, benzer, aynı eki) * güncel, zamana uyan, asri, modern

çağdışı : tür. * çağ (zaman, devir, dönem) + dışı (içeride olmayan, içe ait olmayan, harici) * zamanına uymayan, güncel olmayan, eskiye ait

çağıldamak : tür. * çağ (ses etmek, ses çıkartmak, seslenmek, şakırdamak, bağırmak) + ıl (edilgen fiil eki) + da (ek) + mak (fiil mastar eki) * akarsuyun akarken kayalara, taşlara çarparak ses çıkarması eylemi

çağın : tür. * çağ (zaman, devir, dönem) + ın (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * çağdaşlık, güncellik, güncel olma

çağırmak : tür. * çağ (ses etmek, ses çıkartmak, seslenmek, şakırdamak, bağırmak) + ır (ek) + mak (fiil mastar eki) * seslenmek, bağırmak, nida etmek, avaz

çağla : far. * çağale (ham meyve, taze veya turfanda (mahsul) * badem, erik, kayısı gibi meyvelerin olgunlaşmamış ama yenilebilir hali

çağlamak : tür. * çağ (ses etmek, ses çıkartmak, şakırdamak, bağırmak) + la (ek) + mak (fiil mastar eki) * akarsuyun akarken taş ve kayalara çarparak çıkardığı ses

çağlar : tür. * çağ (ses etmek, ses çıkartmak, şakırdamak, bağırmak) + lar (üçüncü tekil şahıs fiil çekimi) * çağlayan; erkek ismi

çağlayan : tür. * çağ (ses etmek, ses çıkartmak, şakırdamak, bağırmak) + la (ek) + yan (isim yapım eki) * akarsuyun, çok yüksek olmayan bir yerden köpürerek döküldüğü yer

çağlayancerit : tür. * çağlayan (akarsuyun, çok yüksek olmayan bir yerden köpürerek döküldüğü yer) + cerid (hurma budağı; hurma ağacı; çorak ve verimsiz yer; yalnız, tenha) * Kahramanmaraş’ın bir ilçesi; Orta Asya'dan gelen Cerid Aşiretinden

çağmak : tür. * çağ (yükselmek) + mak (fiil mastar eki) * Güneş doğmak, yükselmek, vurmak

çağnak : tür. * çağ (akmak, su akmak; akıntı, akış) + nak (araç eki) * dölütün içinde bulunduğu, döl kesesini dolduran sıvı

çağrı : tür. * çağ (ses etmek, ses çıkartmak, şakırdamak, bağırmak) + rı (isim yapım eki) * seslenme, davet etme, bağırma, nida etme, avaz

çağrışım : tür. * çağ (ses etmek, ses çıkartmak, şakırdamak, bağırmak) + rı (isim yapım eki) + şım (isim yapım eki) * bir olgunun başka bir olguyu hatırlatması, düşündürmesi

çağrıştırmak : tür. * çağ (ses etmek, ses çıkartmak, şakırdamak, bağırmak) + rı (isim yapım eki) + ış (işteş ve edilgen fiil eki) + tır (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir şeyi başka bir şeyi anımsatacak biçimde hatırlatmak, benzerlik yoluyla zihinde canlandırmayı sağlamak, anımsatmak, düşündürmek, akla getirmek

çah : far. * kan (kazmak, delmek, çukur açmak) * kuyu, çukur, hendek, derin delik

çak : tür. * çak (çatlamak, yarılmak, yırtılmak, kesilmek) (ses yansımalı onomatopeik kelime) * yırtık, yarık, kesik; kumaş, giysi veya kağıt gibi yüzeylerde meydana gelen yırtık, yarık, kesik

çakal : san., far. * krostuka, srgala (uluyan, ürüyen) (san.) ; şagal (çakal) (far.) * Carnivora (etçiller/etoburlar) takımının köpekgiller (canidae) familyasından, genellikle leşle beslenen, rengiyle kurta, boyu ve kabarık kıl kuyruğuyla tilkiye benzeyen, geceleri sürü halinde uluyan, vahşi ve postu sarımsı memeli etobur hayvan

çakalboğan : far., tür. * şagal (etoburlardan, rengiyle kurta, boyu ve kabarık kıl kuyruğuyla tilkiye benzeyen ve leşle beslenen bir hayvan) + boğ (sıkmak, daraltmak, sıkıştrmak, bastırmak, tıkamak) + an (yapan, eden eki) * zehirli ve keskin kokulu yapısıyla hayvanları uzak tutan, halk arasında “çakalı bile boğar” denecek kadar etkili kabul edilen otsu bitki türü

çakaloz : far., tür. * şagal (etoburlardan, rengiyle kurta, boyu ve kabarık kıl kuyruğuyla tilkiye benzeyen ve leşle beslenen bir hayvan) + oz (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * mermi olarak çakıl taşı atan bir top türü; niteliksiz, düzeyi düşük, aşağılık kimse, çakal

çakar : tür. * çak (yakmak, yanmak) + ar (geniş zaman ve isim yapım eki) * trafikte diğer araçların da fark edebileceği şekilde, araçların üstünde yer alan ve yanıp sönen, ışık kuvveti yüksek lamba

çakaralmaz : tür. * çak (vurmak, çarpmak, darbelemek; yakmak, yanmak) + ar (geniş zaman ve isim yapım eki) + al (elde etmek, edinmek, tutmak) + maz (olumsuzluk eki) * çalışmayan, bozuk (çakmak, top, tüfek vb.; teşmil ve şaka

çaker : far. * çakar (hizmetçi, kul, köle, sadık yardımcı) * kul, köle, hizmetçi, cariye, yanaşma, hizmetkar, bende

çakı : tür. * çak (vurmak, çarpmak, darbelemek) + ı (isim yapım eki) (tür.); çaku (her tür bıçak) (far.), shock, choc Schock (darbe, vurma, şok) (ing., fra., alm.) * açılıp kapanmasını sağlayan mekanizmaya sahip küçük cep bıçağı

çakıl : tür. * çağ (ses etmek, ses çıkartmak, şakırdamak, şıkırdamak, bağırmak) + ıl (isim yapım eki) (akarsuların taşlara çarparak çıkardığı sesten onomatopeik kelime) * nehir veya deniz kıyılarında suyla aşınarak oluşmuş küçük, sert ve yuvarlak taş parçaları

çakılmak : tür. * çak (vurmak, çarpmak, şakırtıyla vurmak, darbelemek) + ıl (edilgen fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * yüksekten yere düşmek; bir yerin içine girdirilmek, sokulmak; vurulmak

çakır : tür. * çakır, çakrı (alaca renk, alaca mavi; doğana benzer yırtıcı kuş) (tür.), çoğur (moğ.) * mavi hareli ela; yeni olgunlaşmaya başlamış meyve

çakırdiken : tür. * çakır, çakrı (alaca renk, alaca mavi; doğana benzer yırtıcı kuş) + dik (saplamak, batırmak) + en (isim yapım eki) * maydanozgillerden, almaşık yapraklı, uzun ve sert saplı, sarı çiçekler açan, dikenli, hekimlikte yararlanılan, çok yıllık otsu bir bitki

çakırdoğan : tür. * çakır, çakrı (alaca renk, alaca mavi; doğana benzer yırtıcı kuş) + doğan (kartalgillerden yırtıcı ve alıcı bir kuş) * kartalgillerden, kuzey yarımkürenin her yerinde bulunan, gövdesinin üstü kurşuni veya kahverengi, altı açık kahverengi ve enine çizgili, kanatları değirmi, kuyruğu oldukça uzun, avcı kuş olarak yetiştirilen, yırtıcı, iri bir doğan

çakırkanat : tür. * çakır, çakrı (alaca renk, alaca mavi; doğana benzer yırtıcı kuş) + kanat (uçmak için kullanılan, bir nesnenin veya canlının gövdesinin yan tarafından çıkmış uzantı) * kanatları mavi hareli bir ördek türü

çakırkeyif : tür., ara. * çakır, çağır (şarap) (tür.) + keyf (neşe) (ara.) * yarı sarhoş, yeni sarhoş olmaya başlamış olan

çakışmak : tür. * çak (vurmak, çarpmak, darbelemek) + ış (işteş fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * karşı karşıya veya üstüste gelmek, karşılıklı olarak birbirlerine vurmak, çarpışmak

çakmak : tür. * çak (vurmak, çarpmak, darbelemek) + mak (fiil mastar eki) (tür.); * shock, choc Schock (darbe, vurma, şok) (ing., fra., alm.)

çakmak taşı : tür. * çakmak (ateş yakmak için kullanılan taş veya metal araç) + taş (sert mineral, kaya) + ı (iyelik eki) * kadıköytaşı ve gizli kristal kuvars bileşiği olan, çelik veya demir sürtülünce kıvılcım çıkaran bir kuvars türü (kadıköy (khalkedon, khalkidonios, karkhedon (yeni şehir, kutsal şehir) ) + taşı)

çakozlamak : tür. * çak (vurmak, çarpmak, darbelemek) + oz (ek) + la (edilgen fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * uygunsuz bir durumu fark etmek, farkına varmak, anlamak

çakra : san. * çakra (tekerlek, dönüş, döngü, devre, daire, disk, çark) * insandaki, helezonik (spiral) yapı arzeden yedi spiritüel enerji katmanından her biri (Muladhara (Kök çakra) Omurganın tabanı; güvenlik, hayatta kalma, beden ve aidiyetle ilişkilendirilir, Svadhisthana (Sakral çakra) Alt karın/pelvis; duygular, yaratıcılık, haz ve cinsellikle ilişkilendirilir, Manipura (Solar pleksus çakrası) Göbek çevresi; irade, öz güven, kişisel güç ve dönüşümle ilişkilendirilir, Anahata (Kalp çakrası) Göğüs/kalp bölgesi; sevgi, şefkat, bağ kurma ve duygusal dengeyle ilişkilendirilir, Vishuddha (Boğaz çakrası) Boğaz; iletişim, ifade ve kişinin kendini sözle ortaya koymasıyla ilişkilendirilir, Ajna (Üçüncü göz) Kaşların arası; sezgi, içgörü ve zihinsel farkındalıkla ilişkilendirilir, Sahasrara (Taç çakrası) Başın tepesi; ruhsallık, bilinç ve aşkınlıkla ilişkilendirilir)

çakşır : tür. * çakşur (paçalı don, şalvar) * bir tür şalvar, geniş pantolon; ince kumaştan yapılmış erkek şalvarı; paçalı güvercin ve kimi kuşların ayağında bulunan ve süs gibi görünen tüyler

çaktırmadan : tür. * çak (vurmak, çarpmak, darbelemek) + tır (etken fiil eki) + ma (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + dan (zarf/belirteç eki) * farkettirmeden, gizlice

çaktırmak : tür. * çak (vurmak, çarpmak, darbelemek) + tır (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * farkettirmek; çakmak eylemini yaptırmak

çal : tür. * çal (yüksek yer) (Çağatay Türkçesi) * Denizli’nin bir ilçesi

çala : tür. * çal (elle dokunmak, dövmek, vurmak, çarpmak, darbetmek, götürmek; yenmek) + a (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hızlıca, çabukça, sürekli

çalab : tür. * çal (yaratmak, oluşturmak, meydana getirmek, vurmak, şekil vermek, hükmetmek) + ap (isim/sıfat yapım eki) * yüce kişi, efendi, rabb, rahip; Yaratıcı, Yaratan, Tengri, Tanrı (çelebi (Tanrı adamı, rabbani; beyefendi, nazik, iyi huylu) (tür.) )

çalak : far. * çal (elle dokunmak, dövmek, vurmak, çarpmak, darbetmek, götürmek; yenmek) + ak (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * çabuk hareket eden, hareketli, çevik

çalap : tür. * çalab (çal (yaratmak, oluşturmak, meydana getirmek, vurmak, şekil vermek, hükmetmek) + ap (isim/sıfat yapım eki) ) * yüce kişi, efendi, rabb, rahip; Yaratıcı, Yaratan, Tengri, Tanrı (çelebi (Tanrı adamı, rabbani; beyefendi, nazik, iyi huylu) (tür.) )

çalar : tür. * çal (elle dokunmak, dövmek, vurmak, çarpmak, darbetmek, götürmek; yenmek) + ar (geniş zaman ve araç eki) * müzik aleti, oynatıcı (örneğin "kasetçalar", "uzunçalar")

çalarmak : tür. * çal (elle dokunmak, dövmek, vurmak, çarpmak, darbetmek, götürmek; yenmek) + ar (edilgen fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * ekinler veya meyveler olmaya, olgunlaşmaya yüz tutmak

çalçene : tür., far. * çal (elle dokunmak, dövmek, vurmak, çarpmak, darbetmek, götürmek; yenmek) + çene (ağzın açılıp kapanmasını sağlayan, biri oynak iki parçaya verilen isim) * çok konuşan, çenesi düşük, geveze

çaldıran : far. * çil (kırk) + deran (kilise) (kırk kilise) * Van’ın bir ilçesi

çalgı : tür. * çal (elle dokunmak, dövmek, vurmak, darbetmek, götürmek; yenmek) + gı (fiili isim yapım eki, araç) * müzik aleti

çalı : tür. * çal (kesmek, bıçak vurmak, darbetmek, alacalı hale getirmek) + ıg (ile ilgili, gibi, -a ait) * küçük boylu bitki grubu

çalıbülbülü : tür. * çalı (küçük boylu bitki grubu) + bülbül (karatavukgillerden ötücü bir kuş) + ü (iyelik eki) * Cettia, Horornis ve Bradypterus cinslerinin küçük böcekçil ötücü kuş, Çalı ötleğeni

çalıçırpı : tür. * çalı (küçük boylu bitki grubu) + çırpı (kesilmiş) * kolayca tutuşabilen kuru ince dal, çalı, çöp, ot gibi şeyler

çalıdikeni : tür. * çalı (küçük boylu bitki grubu) + diken (sert, ucu sivri ve batıcı çıkıntı, dik halde olan) + i (iyelik eki) * hünnapgillerden, kurak yerlerde yetişen, gövdesi ve dalları sert dikenli, altın sarısı çiçekler açan bir çalı, karaçalı

çalıfasulyesi : tür., gre. * çalı (küçük boylu bitki grubu) (tür.) + phasolia, phasulia, phaselos, phaseolus (tekne, sandal, kayık) (gre.) + si (iyelik eki) (tür.) * baklagiller (Fabaceae, Leguminosae) familyasının Phaseolus cinsinden Orta Amerika menşeli, bir yılda yetişen otsu bir bitki türü, Bombay fasulye

çalıkuşu : tür. * çalı (küçük boylu bitki grubu) + kuş (yumurtlayan omurgalılardan, akciğerli, sıcak kanlı, vücudu tüylerle örtülü, gagalı, iki ayaklı, iki kanatlı uçucu hayvanların ortak ismi) + u (iyelik eki) * superciliumlarında bir göz-halkası veya çizgisi bulunan ve çalı kuşugiller (Regulidae) familyasını oluşturan kuşların ortak ismi

çalım : tür. * çal (elle dokunmak, dövmek, vurmak, darbetmek, götürmek; yenmek) + ım (isim yapım eki) * gösterişli davranış; futbolda bir hücum oyuncusunun, savunma oyuncusunu muhtelif ayak oyunları yaparak geçmesi

çalımlamak : tür. * çal (elle dokunmak, dövmek, vurmak, darbetmek, götürmek; yenmek) + ım (isim yapım eki) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * oyunda, topu karşı takım oyuncusuna kaptırmamak için ayak, vücut veya kolla, aldatıcı davranışlarda bulunmak, çalım atmak; bir durumdan yararlanarak, bir başkasının hakkı olan bir şeyi ele geçirmek

çalıntı : tür. * çal (elle dokunmak, dövmek, vurmak, darbetmek, götürmek; yenmek; hırsızlık yapmak) + ın (dönüşlü fiil eki) + tı (isim yapım eki) * çalınmış olan, hırsızlık yoluyla elde edilmiş olan

çalısüpürgesi : tür. * çalı (küçük boylu bitki grubu) + süpür (temizlemek) + ge (araç eki) + si (iyelik eki) * çalıların bir sopanın ucunda toplanması yoluyla oluşturulan süpürge

çalışkan : tür. * çal (elle dokunmak, dövmek, vurmak, darbetmek, götürmek; yenmek) + ış (işteş fiil eki, karşılıklı yapma eki) + kan (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * çok çalışan, çalışmayı seven

çalışmak : tür. * çal (elle dokunmak, dövmek, vurmak, darbetmek, götürmek; yenmek) + ış (işteş fiil eki, karşılıklı yapma eki) + mak (fiil mastar eki) (tür.); challenge (meydan okumaK) (ing.) * vuruşmak, mücadele etmek, çarpışmak; gayret göstermek, emek harcamak

çalıştay : tür. * çal (emek vermek, iş yapmak; elle dokunmak, dövmek, vurmak, darbetmek, götürmek; yenmek) + ış (edilgen veya işteş fiil eki) + tay (büyük toplantı, grup eki, toy) * belli bir konuyu değerlendirmek, analizler yapmak ve aksiyon önerileri getirmek üzere, çeşitli kişilerin aktif katılımıyla düzenlenen, kolektif çalışmaya dayalı toplantı

çalkalamak : tür. * çalk (sallamak, karıştırmak, çırpmak) + a (ek) + la (ek) + mak (fiil mastar eki) * sarsmak, sarsarak sallamak

çalkantı : tür. * çalk (sallamak, karıştırmak, çırpmak) + antı (isim yapım eki) * çalkalanma, sarsılma, sarsıntı

çalkar : tür. * çalk (sallamak, karıştırmak) + kar (araç eki) * seyrek gözlü kalbur, geniş delikli elek

çalmaç : tür. * çal (elle dokunmak, dövmek, vurmak, darbetmek, götürmek; yenmek) + maç (isim yapım eki) * pirinç unundan yapılmış pelte

çalmak : tür. * çal (elle dokunmak, dövmek, vurmak, darbetmek, götürmek; yenmek) + mak (fiil mastar eki) * başkasına ait olan bir şeyi izinsiz ve haber vermeden almak, gasp etmek; müzik aletine dokunarak, vurarak melodi üretmek

çalpara : far. * car, çar (dört) + pare (parça) * köçek ve çengilerin oynarken parmaklarına takıp şakırdattıkları, ağaçtan yapılmış iki veya dört parçalı köçek zili, kastanyet, şakşak

çaltı : tür. * çal (elle dokunmak, dövmek, vurmak, darbetmek, götürmek; yenmek) + tı (isim yapım eki) * çalı, diken

çalyaka : tür. * çal (elle dokunmak, dövmek, vurmak, darbetmek, götürmek; yenmek) + yaka (kenar, kıyı, taraf) * birdenbire yakasından tutarak

çam : ara. * şam, şem (mum, reçine, ışık) * kozalaklılar grubunun çamgiller familyasından iğne yapraklı bir ağaç cinsi; şam ağacı, mum ağacı, reçine ağacı

çam sakızı : ara., tür. * şam, şem (mum, reçine, ışık; kozalakgillerden bir ağaç) + sakız (sakır (yapışmak) + ız (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + ı (ek) * gövdesinde açılan kesiklerden toplanan doğal bir reçine

çamardı : ara., tür. * şam, şem (mum, reçine, ışık; kozalakgillerden bir ağaç) + ard (arka, sonra) + ı (iyelik eki) * Niğde’nin bir ilçesi

çamaş : tür. * came (giysi) + şur (yıkamak) (giysi yıkama, yıkanacak giysi) * Ordu’nun bir ilçesi; Tımar Beyliği yaptığı bilinen Mehmet Çamaş Bey'den

çamaşır : far. * came (giysi, kıyafet) + şustan (yıkamak), şur (yıkayan) * kirli giysi veya kumaşın yıkanmak üzere bir araya getirilen topluluğu; yıkanan giysi veya tekstil ürünü; iç giysisi

çamaşırhane : far. * came (giysi) + şustan (yıkamak), şur (yıkamak) (giysi yıkama, yıkanacak giysi) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) * çamaşır yıkanan yer

çamat : tür. * çat (birbirine bağlamak, iliştirmek) + mat (isim yapım eki) * avlanmış balıkları solungaçlarından veya gövdelerinden takarak elde kolayca taşımaya yarayan çengel şeklindeki askı aparat

çamça : tür. * şam, şem (mum, reçine, ışık; kozalakgillerden bir ağaç) + ça (araç eki) * ağaç kepçe

çamçak : tür. * şam, şem (mum, reçine, ışık; kozalakgillerden bir ağaç) + çak (araç eki); çam, çap (çalkalamak, ses çıkarmak) + çak (araç eki) * çam ağacından, sonradan şehirlerde bakır, gümüş, cam ve kıymetli taşlardan yapılıp bazan meşin bir mahfaza içine de konulan, kulplu veya kulpsuz, dibi yuvarlak, yayvan bir tas biçimindeki su kabı, maşrapa, çapçak; filikaların suyunu boşaltmakta kullanılan ağaç kepçe

çamçaka : tür. * şam, şem (mum, reçine, ışık; kozalakgillerden bir ağaç) + çak (araç eki); çam, çap (çalkalamak, ses çıkarmak) + çak (araç eki) + a (isim yapım eki) * geveze; değirmen taşının üstüne konan ve tane dökülen oluk

çameli : tür. * şam, şem (mum, reçine, ışık; kozalakgillerden bir ağaç) + eli, ili (yer, şehir) * Denizli’nin bir ilçesi

çamlıdere : tür., far. * şam, şem (mum, reçine, ışık; kozalakgillerden bir ağaç) + lı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (tür.) + dere (küçük akarsu) (dare (vadi, iki dağ arasındaki geçit) (far.) ) * Ankara'nın bir ilçesi

çamlıhemşin : laz. * şam, şem (mum, reçine, ışık; kozalakgillerden bir ağaç) + lı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + hemşin (yerli Ermeni halkın ismi); eski ismi Vica, Vija (maden su, ılıca, kaplıca) * Rize’nin bir ilçesi

çamlıyayla : tür. * şam, şem (mum, reçine, ışık; kozalakgillerden bir ağaç) + lı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + yayla (yüksek, düz ve geniş alan, çayır veya otlak) * Mersin’in bir ilçesi (eski ismi, Grekçe Lampron, Lampros (muhteşem) kelimesinin bir telaffuzu olan Namrun)

çamoluk : tür. * şam, şem (mum, reçine, ışık; kozalakgillerden bir ağaç) + oluk (su akış kanalı) * Giresun’un bir ilçesi; köyün girişindeki çeşme oluğunun çam olmasından

çamşıhı ağzı : tür. * şam, şem (mum, reçine, ışık; kozalakgillerden bir ağaç) + şeyh (ihtiyar, yaşlı erkek, kabile reisi, bilgin, üstat, ruhani lider; tarikat büyüğü, dini önder) + ı (iyelik eki) + ağız (boşluk, giriş, açıklık) + ı (iyelik eki) * Divrik'e bağlı bir köye ait halk ağzı

çamuka : gre. * tsamouka (gümüş balığı) * genellikle sıcak ve ılıman denizlerin kıyı bölgelerinde sürüler halinde yaşayan, gümüş balığıgiller (Atherinidae) familyasına ait, sırtı yeşil ile kirli sarı, yanları ve karnı gümüş renginde, orta büyüklükte yüzgeçleri ve her iki yanında vücudu boyunca birer çizgi bulunan, ağzı küçük, gözleri büyük, boyu on santimetreyi geçmeyen, gümüş balığına çok benzeyen fakat eti daha yavan ve şeffaf olan Atherina hepsetus cinsi küçük, kemikli ve eti lezzetli bir balık türü

çamulari : tib. * jo-mo (kraliçe, hanımefendi, tanrıça) + lha-ri (kutsal dağ, tanrı dağı) * Çin (Tibet) ile Bhutan sınırında yer alan, Tibet Budizminde kutsal kabul edilen ve "Kangchenjunga'nın Gelini" olarak da anılan, Himalaya dağ silsilesine bağlı 7.326 metre yüksekliğindeki stratejik ve görkemli bir zirve

çamur : tür. * çal, çap (sıvamak, üzerine değdirerek sürmek) + ur (isim yapım eki) * suyla karışmış cıvık toprak

çamurluk : tür. * çal, çap (sıvamak, üzerine değdirerek sürmek) + ur (isim yapım eki) + luk (araç eki) * çamur bulunan alan; taşıtlarda tekerleğin üstünü örten parça

çan : tür., çin. * çanğ (darbe ile ses veren metal veya ahşap alet, çıngırak, zil) (tür.), chan (bardak) (çin.) * darbe ile ses veren metal veya ahşap alet, zil, çıngırak; Çanakkale’nin bir ilçesi; İsmini hayvanların boynundaki çandan aldığı rivayet edilir. Eski ismi Gergis, Gergithes (antik Truva’da bir kasaba)

çan : tür., çin. * çanğ (zil, çıngırak) (tür.), chan (bardak) (çin.) * darbe ile ses veren metal veya ahşap alet

çanak : tür. * çan (kase yapmak, oyuk açmak, kap yapmak) + ak (isim yapım eki) * kadeh, kase, kap

çanakçı : tür. * çanak (kadeh, kase, kap) + çı (yapan, eden eki) * Giresun’un bir ilçesi (bölgede çanak ustalarının bulunmasından)

çanakkale : tür. * çan (kap, kase) + ak (isim yapım eki) + kale (şehri korumak için inşa edilen yapı) * Türkiye'nin batı Marmara Bölgesinde yer alan 17 plaka numaralı ili

çanaksı hücre : tür., ara. * çan (kap, kase) + ak (isi yapım eki) + sı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + hucra (oda, odacık, göze, hücre) * salgı olacağı vakit şişen ve belirli bir hacme geldiklerinde içlerindeki sıvı salgısını boşaltan bez hücresi

çançiçeği : tür. * çan (kap, kase) + çiçek (bir bitkinin, üreme organlarını taşıyan, genellikle hoş kokulu ve renkli bölümü) + i (isim yapım eki) * çiçekleri çan biçiminde olan ve Akdeniz’de yetişen otsu bir bitki

çandı : tür. * çan (odun, kereste, kütük) + dı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ev duvarı örmek için kullanılmak üzere biçilmiş odunlarla ve çivi çakılmadan yapılan ev çeşidi

çandır : tür. * çan (karışık, birbirine karışmış) + dır (isim yapım eki) * karışık cinsli, melez; Yozgat’ın bir ilçesi; koyun ve keçinin cins olarak birbirine karışmış olanı, karışık cinsli, melez

çangal : far. * çan (kıvrık, çengel, tutacak) + gal (isim yapım eki) * pençe, tırnak, kıvrık sivri uçlu metal nesne, çengel; dal, budak, çatal

çankaya : tür. * can (hayat, yaşam, ruh) + kaya (sert, yoğun ve büyük taş kütlesi); çengi (dansçı kadın) + kaya (sert, yoğun ve büyük taş kütlesi) * Ankara'nın bir ilçesi

çankırı : gre., luv. * gangra (keçi, oğlak) * Türkiye'nin İç Anadolu Bölgesi'nde yer alan 18 plaka numaralı il

çanta : far. * tança, tançe (kese, torba) (tancidan (dürmek, boğmak) * para, evrak, yiyecek gibi şeyler koyup taşımaya yarayan kap

çap : tür. * çap (vurmak, kesmek, bölmek, ayırmak; yüzmek, tırmanmak) (tür.); chop, couper (kesmek) (ing., fra.) * ölçü, kapasite, ortadan kesen, kesici, yarıcı; dairenin merkezinden geçerek daireyi iki eşit parçaya ayıran doğru parçası, diameter

çapa : tür. * çap (vurmak, kesmek, bölmek, ayırmak; yüzmek, tırmanmak) + a (yapan, eden, alet) * ölçü, kapasite, ortadan kesen, kesici, yarıcı

çapaçul : far. * çapan (eski püskü, yırtık pırtık) (çap (vurmak, kesmek, bölmek, ayırmak; yüzmek, tırmanmak) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + çul (kaba kumaş) * giyimine özen göstermeyen, düzensiz, pasaklı

çapak : tür. * çalp (kirletmek, alacalı hale getirmek, vurmak, kesmek) + ak (isim yapım eki) * gözden salgılanan ve göz pınarında, kirpiklerde birikerek pıhtılaşan, kuruyan sıvı

çapanoğlu : tür. * çap (vurmak, kesmek, bölmek, ayırmak; yüzmek, tırmanmak) + an (-cı, yapan, eden) + ol, oğl (var hale gelmek, vücuda gelmek, tezahür etmek, olmak), oğul (erkek insan yavrusu, erkek evlat, erkek çocuk) + u (tamlama eki) ) * Yozgatlı bir ailenin ismi; esası Çaparoğu; konuşma dilinde sorun, problem, potansiyel dert anlamında

çaparız : tür. * çap (vurmak, kesmek, bölmek, ayırmak; yüzmek, tırmanmak) + arız (isim yapım eki) * içinden kolay çıkılamayacak biçimde karışık ve güç iş

çapari : ita. * chiappare (tutmak, balık tutmak, saplamak, kabzalamak) (ita.), clapare, capulare (saplamak, kabzalamak) (clapa, capula (sap, kabza, tutucu) + are, avere (fiil mastar eki) ) * iğnelerinin uçlarına yem yerine tüy takılmış, on beş ve daha çok iğneli olta

çapçak : tür. * çap (vurmak, kesmek, bölmek, ayırmak; yüzmek, tırmanmak) + çak (araç eki) * ağaçtan oyularak yapılmış su kabı

çapkın : tür. * çapğun (çap (hızlı koşmak, akmak, saldırmak, vurmak, kesmek) + ğun (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * sürekli karşı cinsin peşinden koşan, sürekli karşı cins ile ilişki kurmak isteyen

çapkur : tür. * çap (vurmak, kesmek, bölmek, ayırmak; yüzmek, tırmanmak) + kur (isim yapım eki) * suyun kabarması, feyezan; erkek ismi

çapla : tür. * çap (vurmak, kesmek, bölmek, ayırmak; yüzmek, tırmanmak) + la (araç eki) * gravürcülerin, kuyumcuların vb. kullandıkları, maden oymak, kazımak işine yarayan çelik uçlu kalem

çapraşık : far., tür. * çep (aksi, ters; sol) + rast (doğru; sağ) + ık (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * karmaşık, doğru olmayan, düz olmayan, Anlaşılması, çözülmesi veya içinden çıkılması güç

çapraz : far. * çeprast (çep (aksi, ters; sol) + rast (doğru; sağ) ) * eğik olarak birbiriyle kesişen

çapraz bağ : far., tür. * çeprast (çep (aksi, ters; sol) + rast (doğru; sağ) ) (far.) + bağ (ilinti, ilişki, alaka) (tür.) * ön çapraz bağ, dizin merkezinde ve dıştan içe, arkadan öne doğru uzanan, uyluk kemiği (femur) ile kaval kemiğini (tibia) birbirine bağlayan ve kaval kemiğinin öne kaymasını ile içe dönmesini engelleyerek dizin dönme hareketini kısıtlayan en önemli bağ

çaprazlamak : far., tür. * çeprast (çep (aksi, ters; sol) + rast (doğru; sağ) ) (far.) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) (tür.) * çapraz duruma getirmek; melez elde etmek amacıyla iki ayrı türü veya ırkı çiftleştirmek

çapul : tür. * çap (vurmak, kesmek; koşmak, akın etmek, saldırmak) + ağul (isim yapım eki) * yağma, akın

çapula : tür. * çap (vurmak, kesmek; koşmak, akın etmek, saldırmak) + ula (isim yapım eki); pa (ayak) + çile (eziyet, sıkıntı) * kaba deriden yapılmış, sivri ve kıvrık uçlu ayakkabı

çapulcu : tür. * çap (vurmak, kesmek; koşmak, akın etmek, saldırmak) + ağul (isim yapım eki) + cu (-cı, yapan, eden eki) * yağmacı, akıncı, saldırgan vurucu

çaput : tür. * çap (yamamak, parça parça eklemek, kesmek, vurmak) + ut, ğut (isim yapım eki) * bez parçası, yama

çar : rus., gre. * tsar (imparator) (rus.), kaisar, caesar (imparator, hükümdar) (gre., lat.) * Rus imparatorlarına ve Bulgar krallarına verilen ünvan; Sezar

çarçabuk : far. * çar (pekiştirme öneki) + çab (acele etmek, ivedi olmak, hızlı olmak, çevik olmak) + uk (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * çok hızlı, alel acele

çarçur : tür. * çar (boş hale getirme ifadesi; evlilikte boşanma) + çor, çur (yok olma, görünmez hale gelme) * gereksiz yere, boşa harcama, ziyan olma, heba olma

çardak : far. * çar (dört) + tak (kemer), dek (çatma, tokuşma, birleşme, bitişme) * dört direk üstüne atılan ağaç dallarından yapılmış, yanları açık gölgelik; dört kemerli, dört direkli; Denizli’nin bir ilçesi

çardaş : mac. * csardas, csarda (meyhane) * ağır ve melankolik bir ritimle (lassú) başlayıp giderek hızlanan, canlı ve senkoplu adımlarla karakterize edilen geleneksel bir Macar halk dansı

çare : far. * çara (yöntem, usül, metod) * yöntem, usül, metod, derman, çözüm yolu

çareviç : lat., sla. * caesar (imparator) (lat.); csar (çar) + evic (oğul) (sla.) * Çar'ın oğullarını belirtmek için kullanılan bir Slavyan ünvanı

çargah : far. * car, çar (dört, cihar) + gah (yer, mekan, konum, mevki, makam, lokasyon) * portenin, sol anahtarına göre üstten ikinci aralığın içine yazılan do notasının ismi; rasta göre dördüncü sırada olan nota; Türk musikisinde, karar perdesi Do (C) olan, klasik Türk sanat müziğinde neşeli ve parlak bir karakter taşıyan, diatonik dizisiyle özgün melodik hareketlere sahip temel makamlardan biri

çargah-acem : far. * car, çar (dört, cihar) + gah (yer, mekan, konum, mevki, makam, lokasyon) + acem (İranlı, Pers) * Türk musikisinde, karar perdesi Do (C) olan, Çargah makamının Acem seyirli varyantı olup, karakteristik olarak daha hüzünlü ve duygusal ifadeye sahip, klasik Türk müziğinde özgün modülasyonlar ve süslemeler içeren bir makam

çargah-gerdaniye : far. * car, çar (dört, cihar) + gah (yer, mekan, konum, mevki, makam, lokasyon) + gardan (boynun ön kısmı, ense ile göğüs arası; dönmek, döndürmek, çevirmek, çevrilmek) (far.) + iye (yer ve durum eki) (ara.) * Türk musikisinde, karar perdesi Do (C) olan, Çargah makamının Gerdaniye seyriyle karakterize edilen, özgün melodi süslemeleri ve hafif hareketlilikle zenginleşmiş bir makam

çargah-mahur : far. * car, çar (dört, cihar) + gah (yer, mekan, konum, mevki, makam, lokasyon) + meyhvar, meyhor (meyhane, içki meclisi; kumarhane) (may, mey (içki, şarap) + hvar, hor (yiyen, içen, tüketen) ) (far.); mahur (ara.) * Türk musikisinde, karar perdesi Do (C) olan, Çargah makamının Mahur seyriyle birleşerek neşeli ve parlak karakteriyle öne çıkan, klasik Türk müziğinde yaygın kullanılan modülasyonlar ve zengin melodik yapıya sahip bir makam

çargah-rekb : far. * car, çar (dört, cihar) + gah (yer, mekan, konum, mevki, makam, lokasyon) + rekb (atlı alayı, süvari takımı; diz ile vurmak) * Türk musikisinde, karar perdesi Do (C) olan, Çargah makamının Rekb seyriyle özgün süslemeler ve kadanslarla zenginleşen, klasik Türk müziğinde etkileyici ve duraklamalı melodik yapıya sahip bir makam

çariçe : rus., gre. * tsar (imparator) + ça (dişilik eki) (rus.), kaisareia, caesaraea (imparatoriçe) (gre., lat.) * Rus imparatorlarının ve Bulgar krallarının eşlerine verilen ünvan; Sezar

çark : san., far. * çark (döngü, tekerlek, çember, halka, çakra) (san., far.); çakra, chakra, Chakren (tür, ing., fra., alm.) * bir eksenin döndürdüğü tekerlek biçiminde makine parçası

çarka : far. * çark (döngü, tekerlek, çember, halka, çakra) + a (durum eki) * Osmanlı ordusunda öncü görevi

çarkıfelek : far., ara. * çark (döngü, tekerlek, çember, halka, çakra) (far.) + ı (tamlama eki) + felek (dönmek, çevirmek; döngü, çevrim; gök, gökyüzü; dünya, evren, alem) * kader döngüsü; bağlı olarak maruz kalınan kayıp ve kazançlar ile ödül ve cezalar; alem döngüsü, dünyanın döngüsü

çarlık : rus., gre. * tsarismos (tsar (imparator) + lık *durum eki)

çarliston : alm. * karilaz (özgür insan), charleston (charles (ceorl (özgür insan) + ston (isim yapım eki) ) * kıvrak ve bükülgen bir yürüyüşe eklenen dönüşlerle, ayağın biri yere basarken ötekiyle havada hareketler yaparak oynanan Afrika kökenli bir dans

çarmıh : far. * çar (dört) + mıh (çivi) * dört çivili; birbiri üzerine çapraz konmuş iki tahta

çarnaçar : far. * çar (deva, çare, çözüm) + na (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + çar (deva, çare, çözüm) * işe yarasın yaramasın, çare olsun veya olmasın, zorunlu olarak, ister istemez

çarpan : far., tür. * zarb, darb (vurmak, çarpmak, darbetmek, darbelemek) + an (-cı, yapan, eden eki) * birbirleriyle çarpılarak X sayısını oluşturan sayılar X sayısının çarpanlarıdır.

çarpare : far. * çar, car (dört) + pare (parça) * dört parça; tahtadan yapılmış iki parçası bir avucun içine, diğer iki parça da diğer avucun içine geçirilerek çalınan usül vurma aleti

çarpı : tür. * çap (vurmak, çalmak, çarpmak, darbetmek, darbelemek, hızlı gitmek, at sürmek) + i (isim yapım eki) * matematikte iki sayının birbirleriyle çarpılma işlemini simgeleyen işaret veya kelime

çarpık : tür. * çap (vurmak, çalmak, çarpmak, darbetmek, darbelemek, hızlı gitmek, at sürmek) + ık (ile ilgili, gibi, -a ait) * düz veya simetrik olması gerekirken eğrilmiş, bükülmüş, doğru çizgiden sapmış veya simetrisini yitirmiş, çarpılmış

çarpılan : tür. * çap (vurmak, çalmak, çarpmak, darbetmek, darbelemek, hızlı gitmek, at sürmek) + ıl (edilgen fiil eki) + an (isim yapım eki) * bir çarpma işleminde ilk olarak yazılan öğe olan, çarpan adını alan bir başka sayı ile çarpma işlemine uğrayan sayı

çarpım : tür. * çap (vurmak, çalmak, çarpmak, darbetmek, darbelemek, hızlı gitmek, at sürmek) + ım (isim yapım eki) * çarpma işlemi; çarpma işleminin sonucu

çarpıntı : tür. * çap (vurmak, çalmak, çarpmak, darbetmek, darbelemek, hızlı gitmek, at sürmek) + ıntı (isim yapım eki) * kişinin kalp atışını hissetmesine yol açan bir kalp atışı anormalliği, palpitasyon

çarpıtmak : tür. * çap (vurmak, çalmak, çarpmak, darbetmek, darbelemek, hızlı gitmek, at sürmek) + ıt (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * çarpık, eğri duruma getirmek; gerçek anlamından, içeriğinden, amacından saptırmak

çarpma : tür. * çap (vurmak, çalmak, çarpmak, darbetmek, darbelemek, hızlı gitmek, at sürmek) + ma (isim yapım eki) * çarpılan sayının çarpan sayı kadar adedinin toplamının alınması işlemi

çarpmak : tür. * çap (vurmak, çalmak, çarpmak, darbetmek, darbelemek, hızlı gitmek, at sürmek) + mak (fiil mastar eki) * vurmak, darbelemek, darbetmek

çarşaf : far. * çar (örtü) + şeb (gece) * gece örtüsü; kumaş örtü, yatak örtüsü

çarşaflamak : far. * çarşaf (gece örtüsü; kumaş örtü, yatak örtüsü) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * üstesinden gelememek, becerememek, kötü duruma düşmek (mecazi argo)

çarşamba : far. * car, çar, çahar (dört) + şenbe (gün) * haftanın dördüncü günü; Eski sistemde pazarın kurulduğu yani işlerin başladığı gün olan Bazar veya Pazar günü haftanın ilk günü addedilmiştir.; Samsun’un bir ilçesi; 1370 yılında Sarıcalı Mahallesi ve Kuş Doğanlı köylerinin bulunduğu mevkide Çarşamba günü büyük bir panayır kurulmasından

çarşı : far. * car, çar (dört) + su, sü (yön, doğrultu, yol) * alışveriş yapılan yer, ticaret yeri

çarşıbaşı : gre. * çarşı (alışveriş yapılan yer, ticaret yeri) (far.) + baş (ilk olan, tepede olan, tepe, uç, ön; kafa; şef, yönetici, lider, reis) + ı (iyelik eki) (tür.) * Trabzon’un bir ilçesi (eski ismi İskefye (iskefye, skafi (eliptik formlu, tekne biçimli kap, çanak, oyuk, girinti) ) (Pazartesi günleri kurulmakta olan pazara atfen)

çasar : lat. * caesar (imparator, hükümdar) * Viyana'da oturan Alman imparatoruna verilen ünvan

çaşarat : tür. * çaş (karışmak, gizlenmek, karıştırmak, ara bozmak), çaşıt (casus, ara bozan, karıştıran) + avrat (kadın, avret yeri, açık olan, ayıp, kusur, zayıflık, çıplaklık) * kırık, dökük; ara bozucu; huysuz, kavgacı kadın; ahlaksız, kötü kadın, çaşıt; beceriksiz, şaşkın kadın; dedikoducu

çaşıt : tür. * çaşur (iftira etmek), çaşut (fitne, iftira) * casus, gizmen; ara bozmak ereğiyle söz getirip götüren, dedikoducu kimse

çat : tür. * cedd (babanın babası, ananın babası, büyükbaba, ata) * Erzurum’un bir ilçesi; Türk kökenli Ced aşiretinden

çatak : erm. * şat (mutlu, sevinçli, neşe dolu, bolluk, bereket) + ak (isim/sıfat yapım eki) * Van’ın bir ilçesi

çatal : tür. * çat (bir araya getirmek, bitiştirmek, karşı karşıya konumlamak) + al (isim yapım eki) (tür.); chat (bir araya gelip karşılıklı konuşmak) (ing.) * iki veya daha fazla ucu veya kolu bulunan araç veya yapı; ikiye ayrılmış, dallanmış biçim; yemek yerken kullanılan iki uçlu araç; yol üzerindeki sapaklar

çatalağız : tür. * çatal (iki uçlu değnek, dallanmış biçim) + ağız (açıklık, boşluk, giriş) * bir nehirin denize kavuştuğu yerde biriken toprak yığını, delta

çatalca : tür. * çatal (iki uçlu değnek, dallanmış biçim) + ca (isim yapım eki) * İstanbul’un bir ilçesi; çatala benzeyen bir dağın eteğinde kurulmasından

çatalpınar : tür. * çatal (iki uçlu değnek, dallanmış biçim) + pınar (su kaynağı, kaynak, menba) * Ordu’nun bir ilçesi

çatalzeytin : tür. * çatal (iki uçlu değnek, dallanmış biçim) + zeytin (zeytingiller (Oleaceae) familyasından, anayurdu Akdeniz çevresi olan, boyu on beş metreyi bulabilen, yaprak dökmeyen, yaprakları küçük, gümüş renginde olan, açık yeşil ve salkım durumunda çiçek açan, meyvesi için yetiştirilen, çok uzun ömürlü bir ağaç ve meyvesi) * Kastamonu’nun bir ilçesi

çatana : lat. * cetate (Tuna nehri üzerinde Romanya’daki Cetate kasabasından), civitatem (kasaba, şehir) * filika büyüklüğünde küçük vapur, buharlı tekne, istimbot

çatapat : tür. * çatapat (ses yansımalı (onomatopeik) kelime) * bir yere sürtülünce veya ayakla bastırıldığında patlayan, sarı fosfordan üretilmiş olan eğlence fişeği

çatı : tür. * çat (vurmak, karşılıklı konumlamak, birleştirmek, bitiştirmek) + ı (isim yapım eki) (tür.); chat (bir araya gelip karşılıklı konuşmak) (ing.) * bir yapının üstünü kaplayan yüzey

çatık : tür. * çat (vurmak, karşılıklı konumlamak, birleştirmek, bitiştirmek) + ık (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * karşı karşıya konulmuş, birleşmiş

çatıkatı : tür., ara. * çat (vurmak, karşılıklı konumlamak, birleştirmek, bitiştirmek) + ı (isim yapım eki) (tür.) + kat (kesim, tabaka, bölüm) (ara.) + ı (iyelik eki) (tür.) * ev tavan arası veya endüstriyel bir binanın çatısının hemen altında yer alan kapalı alan

çatırdamak : tür. * çatır (çatlama, kırılma sesi (onomatopeik kelime) ) + da (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * çatlama veya kırılma sesi

çatışmak : tür. * çat (vurmak, karşılıklı konumlamak, birleştirmek, bitiştirmek) + ış (işteş fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * karşılıklı vuruşmak; birbirine muhalefet etmek

çatlak : tür. * çat (kırılma, yarılma sesinden onomatope bir kelime) + lak (isim yapım eki) * bir bir bütündeki çatlamış yer

çatlamak : tür. * çat (kırılma, yarılma sesinden onomatope bir kelime) + la (edilgen fiil eki) + mak (fiili mastar eki) * iki parçaya ayrılmadan yani kırılmadan yarılmak

çatmak : tür. * çat (karşılıklı konumlanmak) + mak (fiil mastar eki) (tür.); chat (karşılıklı durup konuşmak, sohbet) (ing.) * karşılıklı konumlamak - konumlandırmak

çav : ven. * schiavo (köle, kul; kulun kölen olayım) * "hoşça kal" anlamında gençler arasında kullanılan bir söz; ses, seslenme, bağırma, çağırma, haber, bilgi

çav : tür. * çav (dürtmek, harekete geçirmek, fışkırmak) * at, eşek gibi hayvanların erkeklik organı

çavalye : lat. * caballarius (at binen) (caballus (at) + arius (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); chevalier (fra.) * balıkçıların, avladıkları balıkları içine attıkları özel sepet, çavela

çavdar : far. * cav (tahıl, hububat) + dar (gibi olan, ile ilgili, tutan, alan, koruyan, sahip ve malik olan, taşıyan) * buğdaygillerden, başağı kılçıklı, uzun tohumlu, ekmeği de yapılan bir bitki

çavdarhisar : far. * çavdar (buğdaygillerden, başağı kılçıklı, uzun tohumlu, ekmeği de yapılan bir bitki) + hisar (çevreleyen, kuşatan, korugan) * Kütahya'nın bir ilçesi

çavdarmahmuzu : far. * çavdar (buğdaygillerden, başağı kılçıklı, uzun tohumlu, ekmeği de yapılan bir bitki) + mihmaz, mahmuz (dürtme aracı, hayvanı dürtmek için çizmeye takılan sivri nesne) * clavicipitaceae familyasından çavdar ve benzeri tahıllarda parazit olarak yaşayan bir mantar türü

çavdır : tür. * çavuldur, çavdur (namuslu, şerefli; ünü uzaklara yayılmış) (çağ, çav (seslenmek, bağırmak, ünlemek) + ul (dönüşlü fiil eki) + dur (isim/sıfat yapım eki) ) * Burdur’un bir ilçesi

çavela : lat. * caballarius (at binen) (caballus (at) + arius (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); chevalier (fra.) * balıkçıların, avladıkları balıkları içine attıkları özel sepet, çavela

çavgın : tür. * çav (ince uzun, sopa, çubuk) + gın (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hayvanların erkeklik organı; ince ve çabuk hareket eden yılan; bir anı diğerine uymayan, kararsız; alev; şiddetli rüzgar

çavgun : tür. * çağ, çav (seslenmek, bağırmak, ünlemek) + gun (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * rüzgarda karla karışık yağan yağmur

çavlan : tür. * çağ (ses etmek, ses çıkartmak, şakırdamak, bağırmak) + lan (isim yapım eki) * çok akışlı büyük çağlayan

çavşır : far. * gav (inek) + şir (süt) (bitkinin gövdesi kesildiğinde sızan süt benzeri beyaz ve kıvamlı özsudan) * maydanozgillerden, sıcak iklimlerde yetişen, kalın köklü, telek yapraklı, sert gövdeli, şemsiye biçiminde, sakızımsı reçinesinden hekimlikte ve eczacılıkta faydalanılan bileşik sarı çiçekler açan bir bitki

çavul : tür. * çav (bakmak, göz, gözetmek) + ul (isim yapım eki) * büyük kar ve buz kütlelerinin, sürükleyip getirdiği taş yığını

çavuldur : tür. * çav (bakmak, göz, gözetmek) + ul (isim yapım eki) + dur (son ek) * Oğuz Kağan Destanı'na göre Oğuzların 24 boyundan biri ve Kaşgarlı Mahmud'a göre Divân-ı Lügati't-Türk'teki yirmi iki Oğuz bölüğünden yirmincisi

çavun : tür. * çav (at, eşek gibi hayvanların erkeklik organı) + un (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hayvan derisinden veya çavdan yapılan kırbaç

çavuş : tür. * çav (seslenmek, bağırmak, ünlemek; bakmak, göz, gözetmek) + uş (-cı, yapan, eden eki) * bağırgan, onbaşıdan bir üst rütbede bulunan erbaş

çavuşkuşu : tür. * çavuş (bağırgan, onbaşıdan bir üst rütbede bulunan erbaş) + kuş (yumurtlayan omurgalılardan, akciğerli, sıcak kanlı, vücudu tüylerle örtülü, gagalı, iki ayaklı, iki kanatlı uçucu hayvanların ortak ismi) + u (iyelik eki) * çavuşkuşugillerden, sıcak ve ılıman bölgelerde yaşayan, başında iri bir sorguç bulunan, uzun kıvrık gagalı, kısa kanatlı, böceklerle beslenen küçük bir kuş

çavuşüzümü : tür. * çavuş (bağırgan, onbaşıdan bir üst rütbede bulunan erbaş) + üzüm (üz (koparmak) + üm (isim yapım eki) ) + ü (iyelik eki) * Bozcaada-Çanakkale, Marmara Bölgesi ve İç Anadolu Bölgesi'nin çeşitli yerlerinde yetiştirilmekte olan pazar değeri yüksek, sofralık olarak kullanılan bir Türk üzüm çeşidi

çay : çin., far. * cha (çay bitkisi, çay yaprağı) (Çincenin Mandarin lehçesinde), çay (far.) * Camellia sinensis’in yapraklarından elde edilen, demlenerek içilen içecek (tea, thé, Tee (çay) (ing., fra., alm.) )

çay : far. * cey, çay (küçük akarsu) * nehirden küçük, dereden büyük akarsu; Afyonkarahisar'ın bir ilçesi; eski ismi İpsos

çayan : tür. * çadan (akrep, çokayaklılardan zehirli böcek) * akrep, yılan, çıyan, kırkayak gibi zehirli bir hayvan, çokayaklılardan zehirli böcek

çaybaşı : far., tür. * cey, çay (nehirden küçük, dereden büyük akarsu) + baş (ön, tepe, uç) + ı (iyelik eki) * Ordu’nun bir ilçesi; Akkuş ilçesi topraklarında doğan batıda Akçay ile doğuda Curi çaylarının oluşturduğu vadilerin tam ortasında ve doruk noktasında kurulmuş olmasından

çaycuma : far., ara. * cey, çay (nehirden küçük, dereden büyük akarsu) (far.) + cuma (toplanma; haftanın beşinci günü, perşembeden sonraki gün) * Zonguldak’ın bir ilçesi; Paflagonya Bölgesinin batı sınırını Filyos Çayı kenarında pazarın kurulmasıyla pazara gelen halkın zamanla "Çay'a, Cuma'ya gidiyorum" biçimindeki söyleyişi bir süre sonra "Çaycuma" olarak kullanılmasından

çaydanlık : çin., far. * ça (Çincenin Mandarin lehçesinde; bitkisel içecek) (çin.), çay (far.) + dan (ek) + lık (araç, yer eki); çaynik (çaydanlık) (rus.) * çay konulan kap

çayeli : çin , far., tür. * ça (Çincenin Mandarin lehçesinde; bitkisel içecek) (çin.), çay (far.) + el (kolun, bilekten parmak uçlarına kadar olan, dokunmaya, tutmaya ve kavramaya yarayan kısmı) * Rize’nin bir ilçesi; eski ismi Mapavri (efendiler, rahipler) (laz.)

çayhane : çin., tür., far. * ça (Çincenin Mandarin lehçesinde; bitkisel içecek) (çin.), çay (far.) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) (far.) * çay içilen halka açık yer

çayır : far., tür. * cey, çay (nehirden küçük, dereden büyük akarsu) (far.) + ir (isim yapım eki) (tür.) * otlu, düz ve nemli yer (cayır cayır (akarsuyun akışı, yağmurun yağışı gibi ses çıkararak sürekli yanma) (far.) )

çayıralan : far., tür. * çayır (otlu, düz ve nemli yer) (tür., far. + alan (arazi, açık alan, saha, açık ve geniş, düz yer, düz yüzey, meydan, bölge, mıntıka, yüzey, zon, platform)(tür.) * Yozgat’ın bir ilçesi; Bozok obaların yerleştiği bölgenin merkezi

çayırlı : far., tür. * çayır (otlu, düz ve nemli yer) (tür., far. + lı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (tür.) * Erzincan’ın bir ilçesi; eski ismi Ermenice bir kelime olan Mans

çayırmelikesi : far., ara. * çayır (otlu, düz ve nemli yer) (tür., far. + melike (kraliçe, sultan) (ara.) + si (iyelik eki) (tür.) * ladengillerden, nemli yerlerde, çayırlarda yetişen, yaprakları sivrice ve çizgili, mor veya maviye yakın çiçekler açan bir laden türü, keçisakalı

çayırova : tür., far. * çayır (otlu, düz ve nemli yer) (tür., far. + abad (mamur ve tarım yapılan yer, çöl ve bozkır zıddı, düz, geniş arazi, yayla, yazı, düzlük) (far.) * Kocaeli’nin bir ilçesi; eski ismi Akse

çayırsedefi : tür., ara. * çayır (otlu, düz ve nemli yer) (tür., far. + sedef (istiridye, deniz kabuğu; bir cilt hastalığı) (ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * sulak alanların civarında görülen ve yaz aylarında çiçek açan çok yıllık bir bitki, thalictrum lucidum

çaykara : far., tür. * cey, çay (nehirden küçük, dereden büyük akarsu) (far.) + kara (siyah renkli, koyu) (tür.) * Trabzon’un bir ilçesi (eski ismi Kadahor (aşağı köy) (gre.) )

çaylak : tür. * çav, çağ (bağırmak, ses etmek, çığlık atmak) + lak (isim yapım eki) * Falco tinnunculus başta olmak üzere, büyük boylu, yırtıcı ve avcı kuş olan bazı doğan türlerinin genel ismi; deneyimsiz

çebiç : tür. * çep (küçük keçi/koyun) + iç (küçültme eki) * bir yaşını doldurmuş veya sütten kesilmiş keçi yavrusu, oğlak

çecik : tür. * çe (çivi, mıh) + cik (küçültme eki) * bakraç veya kazanların saplarının tutturulduğu perçinli yerleri, altınların üst kısmına zincir ya da ip geçirmek için yapılan metal halkaları, madenî kulp veya küçük çivi, madeni, kulp, halka, çivi

çeç : tür. * çöp, çöç (toplamak, bir araya getirmek) * harman yerinde dövülerek bir araya getirilmiş, henüz yabancı maddelerinden (kalburdan geçirilip) tamamen arındırılmamış tahıl (özellikle buğday) yığını

çeçe : tsw. * tsé-tsé (sinek) * Güney Afrika’da yaşayan, ikikanatlılardan, sinekten oldukça büyük, uyku hastalığı denilen bir hastalığı insana aşılayan bir böcek

çeçen : tür. * çeçen, şeşen (üç defa hareket eden) * Kafkasya’nın kuzeydoğusunda yaşayan bir halk

çeçen cumhuriyeti : nak., ara. * çeçen, şeşen (üç defa hareket eden) (nak.) + cumhuriyet (halkın kendisini yönetmesi şekli) (ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * Kuzey Kafkasya'nın doğu kesiminde, kısmen Doğu Avrupa'da yer alan, batısında Kuzey Osetya ve İnguşetya, kuzeyinde Stavropol Krayı, doğusunda Dağıstan ve güneyinde Gürcistan bulunan ülke

çedene : far. * cau, cav (arpa) + dana, dane (tane, tohum) * kenevir tohumu, ketentohumu, kendir

çedik : tür. * çedük, çeti (ayak giyeceği; çorap) (yürürken çıkan ayak sesinden ses yansımalı kelime) * Anadolu'nun birçok yöresinde genellikle sarı renkte sahtiyandan (tabaklanmış keçi derisi) yapılan, konçsuz (bileksiz), yassı topuklu veya topuksuz bir tür hafif ev içi ya da yemeni içi ayakkabısı; eskiden mest üzerine giyilen sarı pabuç; terlik

çeğmel : tür. * çeğmel (yay, kavis veya çengel biçiminde bükülmüş, eğrilmiş olan nesne) (çeğ, çiğ (eğmek, bükmek, kavis vermek) + mel (isim/sıfat yapım eki) * yüksek dallardaki meyveleri alabilmek için dalı çekmekte kullanılan çatallı sopa; baston biçiminde çoban değneği

çehre : far. * çihre (yüz, surat) (far.), cehra (açığa çıkmış olan, açık olarak) (ara.) * vech, yüz, surat, görünüş, zuhur

çek : sla. * cech (Slav halklarını batıya doğru göç ettiren ve halkın lideri (atası) kabul edilen efsanevi lider Praotec Čech (Ata Çek) adından), celovek (halk, soy, klan, nesil, akraba, insan), velyad (hane halkı) * Orta Avrupa'da yaşayan ve batı Slav grubuna mensup olan bir millet ve bu milletten olan kişi

çek : lat., far., fra. * scaccus (şah, kral) (lat.); şah (hükümdar, kağan, kral, reis, başkan, padişah; büyük, üstün, usta, seçkin, önde gelen) (far.), chèque, echec (durduma ve kontrol etme) (fra.) * keşideci, lehtar ve muhatap arasındaki üçlü bir havale ilişkisini barındıran, bir alacak hakkını içeren kambiyo senedi türü

çek cumhuriyeti : çek., tür. * czech (halk, soy, klan) (çek.) + cumhuriyet (ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * kuzeyinde Polonya, batı ve kuzeybatısında Almanya, güneyinde Avusturya, doğusunda ise Slovakya ile komşu olan Orta Avrupa ülkesi

çekap : ing. * check (kontrol) + up (yukarı, yukarısı, üst, üste, üzeri, üzerine) * genel sağlık kontrolü, kontrol, check up

çekberi : tür., ara. * çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak, tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) (tür.) + beri (uzak olan; konuşana göre, önünde bulunan iki uzaklıktan kendisine yakın olanı) (ber (bura, bu taraf) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (ara.) * harman yerinde yığınları çekmeye yarayan alet, gelberi

çekçek : tür. * çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak, tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + çek * dört tekerlekli el arabası; uzun sopa ucuna iliştirilmiş plastik veya kauçuk şeritten oluşan ve ıslatılmış düz zemini silmeye yarayan araç

çekecek : tür. * çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak, tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + e (bağlaç) + cek (isim yapım eki) * ayakabbıyı giymeye yardımcı olan kaşığa benzer şekli olan araç

çekek : tür. * çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak, tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + ek (isim yapım eki) * kayık, mavna ve küçük gemilerin karaya veya kalafata çekildikleri yer

çekel : tür. * çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak, tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + el (isim yapım eki) * pulluğa yapışan toprağı sıyırmaya yarayan, üvendirenin alt ucunda bulunan demir bölüm; ince, uzun ve yuvarlak değnek

çekelez : tür. * çekel (kımıldamak, kıpırdanmak, oynamak, zıplamak, hareket etmek) + ez (isim yapım eki) * sincapgillerden, ağaçlar üzerinde, ağaç ve kaya kovuklarında yaşayan, genellikle yemişlerle beslenen, ince uzun gövdeli, çok tüylü, uzun kuyruklu, çok çevik, kemirgen bir memeli, sincap

çekem : tür. * çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak, tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + em (isim(sıfat yapım eki) * birlikte iş yapılan ortak, eş, yoldaş veya tahammül edilen, katlanılan kimse/nesne; çekici, cazibeli; Santalaceae (sandal ağacıgiller, güvelekgiller) familyasından Avrupa, batı ve güney Asya'ya özgü, özellikle elma, armut ve kavak gibi ağaçların dalları üzerinde parazit (asalak) olarak yaşayan, kışın yapraklarını dökmeyen, her dem yeşil, beyaz ve yapışkan meyvelere sahip tıbbi ve kültürel önemi olan çalımsı bir bitki, ökseotu, güvelek, gövelek, purç

çeker : tür. * çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak, tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + er (yapan, eden eki) * bir tartma aracının kaldırabildiği ağırlık miktarı

çekerek : tür. * çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak, tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + e (bağlaç) + rek (durum zarfı eki) * Yozgat’ın bir ilçesi (İsmini Çekerek nehrinden alır. Eski ismi Zuliya'dır.)

çeki : tür. * çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak, tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + i (isim yapım eki) * iki yüz elli kiloya eşit olan bir ağırlık ölçüsü

çekici : tür. * çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak, tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + ı (tamlama eki) + ici (yapan, eden eki) * ilgi uyandıran, hoşlanılan, hoşa giden, cazip

çekiç : far. * çak (vurmak, çarpmak, darbetmek) + uç (-cı, araç eki) * çivi çakmak için kullanılan, sapının ucunda taş veya metal parça olan alet

çekik : tür. * çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak, tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + ik (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * çekilmiş, gergin; gözleri yana veya yukarı doğru eğik olan; genellikle dar, ince veya eğik yapılı organ veya cisim; mecaz anlamda kayık, yamuk

çekiliş : tür. * çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak, tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + il (edilgen fiil eki) + iş (isim yapım eki) * bir şeyi çekme, elde etme veya rastgele seçme eylemi; kura yoluyla talihli belirleme

çekilmek : tür. * çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak, tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + il (edilgen fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * bulunduğu yerden geriye gitmek; pasif olarak bir yerden ayrılmak

çekim : tür. * çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak, tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + im (isim yapım eki) * bir şeyin bir başka şeyi kendine doğru ilerletip yaklaştırması, çekme gücü, çekme işi

çekimser : tür. * çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak, tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + im (isim yapım eki) + ser (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ön plana çıkmak istemeyen, kendini ortaya koymayan, kararsız, karar vermekten veya girişimde bulunmaktan imtina eden

çekince : tür. * çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak, tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + in (dönüşlü fiil eki) + ce (isim yapım eki) * çekinmeye sebebiyet veren unsur; tereddüt, sakınma veya bir işe girişirken çekingenlik ve duraksama durumu; engel veya sınırlayıcı neden

çekingen : tür. * çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak, tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + in (dönüşlü fiil eki) + gen (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ön plana çıkmak istemeyen, kendini ortaya koymayan, kararsız, karar vermekten veya girişimde bulunmaktan imtina eden, çekinik, çekimser

çekinik : tür. * çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak, tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + in (dönüşlü fiil eki) + ik (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ön plana çıkmak istemeyen, kendini ortaya koymayan, kararsız, karar vermekten veya girişimde bulunmaktan imtina eden, çekimser, çekingen

çekinmek : tür. * çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak, tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + in (dönüşlü fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * ön plana çıkmak istememek, kendini ortaya koymamak, kararsız olmak, karar vermekten veya girişimde bulunmaktan imtina etmek

çekirdek : tür. * çakırt (çıtırdamak, şakırdamak, kırma ve çatlama sesi; onomatopeik bir kelime) + ak (isim yapım eki) * meyve veya tohumların yenilen kısmı; bir nesnenin veya konunun özü, merkezi ve temel kısmı, tohum

çekirge : tür. * çekürde (şakırdamak, carıldamak) + ge (isim yapım eki) * düzkanatlılardan sıçrama özelliği olan ve ekinlerle beslenen bir böcek

çekiş : tür. * çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak, tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + iş (isim yapım eki) * çekme gücü; çekme işi

çekişme : tür. * çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak, tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + iş (işteş fiil eki) + me (isim yapım eki) * birbiriyle ihtilaf halinde olma, karşılıklı olarak tartışma

çekişmek : tür. * çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak, tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + iş (işteş fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * birbiriyle ihtilaf halinde olmak, karşılıklı olarak tartışmak

çekmece : tür. * çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak, tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + me (isim yapım eki) + ce (araç eki) * dolap veya mobilya içinde bir eşyayı çekip çıkarabilmek için tasarlanmış kutu veya bölme; açılıp kapanabilen saklama alanı; çekilerek açılan dolap haznesi

çekmek : tür. * çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak, tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + mek (fiil mastar eki) * sürmek, başta olup kendine sürmek, kendine yaklaştırmak, kendine yönlendirmek (başı çekmek), hükmetmek (çekiç ... çek + iç (tepeden baskı uygulayan, hükümdar); tartmak, ölçmek

çekmeköy : tür., erm. * çek (sürmek, kendine doğru sürmek) + me (fiil olumsuzluk eki; fiili isim yapım eki) + kiuğ, keğ (tüzel kişiliğe sahip tarımsal yerleşim yeri, mahalle, semt, yerleşim yeri, köy) (far.) * İstanbul’un bir ilçesi (Fatih Sultan Mehmed döneminde yedi kardeş tarafından kurulmuştur. Bu yedi kardeşten altısı eşkıyalar tarafından öldürülürken yedincisi çekme tetiği diyerek kurtulmuş, köyün adı da Çekme köyü olmuştur.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...