codex gigas :
lat., gre. * codex (kitap, ağaç bloğu) (lat.) + gigas (dev) (gre.) * dev kitap;
Devil's Bible (Şeytanın Kitabı) olarak da bilinen, ortaçağa ait en büyük el
yazması kitap
codiaeum :
lat. * codiaeum (eski botanik ad) * renkli ve desenli yapraklarıyla süs bitkisi
olarak yetiştirilen, Euphorbiaceae familyasından tropikal bir bitki
coelacanthidae :
gre., lat. * koilos (boş, oyuk, içi boş, boşluk, oyuk, kavernöz, çukur) +
akantha, akanthos (diken, dikenli çıkıntı, sivri uç, başak, karıncalanma,
iğnelenme) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller,
zoolojik familya eki) (lat.) * soyu çok eski dönemlere dayanan, lob yüzgeçli
balıkları kapsayan, Coelacanthiformes takımına ait Latimeriidae familyasını da
içeren balık grubu, denizlerde yaşayan ilkel yapılı kemikli balıklar familyası
coelacanthiformes :
gre., lat. * koilos (boş, oyuk, içi boş, boşluk, oyuk, kavernöz, çukur) +
akantha, akanthos (diken, dikenli çıkıntı, sivri uç, başak, karıncalanma,
iğnelenme) (gre.) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is
(ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * fosil kayıtları çok eski dönemlere uzanan, lob
yüzgeçli yapılarıyla tanınan, Coelacanthidae familyasını kapsayan ilkel yapılı
kemikli balıklar takımı, taşıl dönemlerden günümüze ulaşmış deniz balıkları
grubu, koelakantlar
coelenterata :
gre., lat. * koilos (boş, oyuk, içi boş, boşluk, oyuk, kavernöz, çukur) +
enteron (iç organ, bağırsak; ince bağırsak; kiriş, şerit, geçit) (gre.) + ata
(taksonomik çoğul eki) (lat.) * denizanası, mercan ve hidra gibi vücutlarında
tek bir sindirim boşluğu bulunan, ışınsal simetrili, suda yaşayan omurgasız
hayvanları kapsayan eski sınıflandırma grubu, sölentereler olarak bilinen
hayvanlar topluluğu, kovuklular
coenagrion :
gre. * koinos (ortak, birlikte) + agrios, agrion (vahşi, yabani; kırsal) *
narin yapılı, ince gövdeli yusufçukları kapsayan, Coenagrionidae familyasına
ait bir kızböceği cinsi, küçük yapılı sucul böcekler grubu
coenagrionidae :
gre., lat. * koinos (ortak, birlikte) + agrios, agrion (vahşi, yabani; kırsal)
(gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik
familya eki) (lat.) * ince gövdeli, çoğunlukla küçük yapılı kızböceklerini
kapsayan, Coenagrion cinsini içeren, Zygoptera alt takımına ait böcekler
familyası, zarif yapılı sucul yusufçuklar grubu
coenobium :
gre., lat. * koinos (ortak, birlikte) + bios (hayat, yaşam, dirim, canlılık)
(gre.) + um (isim yapım eki) (lat.) * bazı alg, mantar ve mikroorganizmalarda
görülen, çok sayıda hücrenin ortak bir yapı içinde bir araya gelmesiyle oluşan
koloni, hücrelerin birlikte yaşadığı topluluk yapısı
coenocyte : gre.,
lat. * koinos (ortak, birlikte) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk,
kap) * çok çekirdekli olmasına rağmen bölmelerle ayrılmamış tek bir sitoplazmik
yapıdan oluşan hücre, bölünmemiş ortak sitoplazma içinde birden fazla çekirdek
taşıyan hücre tipi
coffea :
lat. * coffea (kahve) * tohumlarından kahve elde edilen, tropikal iklimlerde
yetişen, Rubiaceae familyasından çalı veya küçük ağaç
cogito ergo sum :
lat. * cogito (düşünüyorum) + ergo (o halde, öyleyse) + sum (varım) * Fransız
filozof ve matematikçi René Descartes’ın meşhur felsefi cümlesi “Düşünüyorum,
öyleyse varım.”
coğrafya :
gre. * ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek,
kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım,
çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * yeryüzünü
fiziksel, ekonomik, biyolojik, insansal ve siyasal yönlerden inceleyen bilim dalı
coil :
lat., ing. * com (birlikte, beraber) + legere (toplamak, bir araya getirmek,
birleştirmek, bağlamak, seçmek, ayıklamak, okumak) (lat.); coil (ing.) *
içinden elektrik akımı geçebilen, yalıtılmış tel ve bu telin sarılı bulunduğu
silindirden oluşan cihaz, makara, bobin
cokey :
ing. * jock (İskoçça küçültme biçimi Jock (erkek adı, “John”un kısaltması;
çocuk, adam) + ey (küçültme eki) * yarış atı binicisi
colchicaceae :
gre., lat. * kolkhikon (zehirli bir bitki olan colchicum, güz çiğdemi) (Kolkhis
(Karadeniz’in doğu kıyısında yer alan antik bölge Kolkhis) + on (isim yapım
eki) ) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * Colchicum cinsini
ve benzer özelliklere sahip otsu bitkileri kapsayan, çoğunlukla soğanlı veya
yumrulu yapıya sahip çiçekli bitkiler familyası, zambakgillerle akraba bitki
grubu
colchicum :
gre., lat. * kolkhikon (zehirli bir bitki olan colchicum, güz çiğdemi) (Kolkhis
(Karadeniz’in doğu kıyısında yer alan antik bölge Kolkhis) + on (isim yapım
eki) ) (gre.) + um (isim yapım eki) (lat.) * Colchicaceae familyasına ait,
sonbaharda çiçek açan, soğanlı gövdeye sahip ve kolşisin içeren zehirli bitki
cinsi, güz çiğdemi cinsi
coleus :
gre. * koleos (kılıf) * çiçeğin erkek organlarının kılıf benzeri yapısına
gönderme yapan, renkli yapraklarıyla tanınan, Lamiaceae familyasından süs
bitkisi
colias :
gre. * kolias (sarı, altın renginde; sarı kelebek) * lahana kelebekleri
familyasından olan turuncu renkli bir kelebek, colias eurytheme
collatz sayısı :
alm. * collatz (Alman matematikçi Lothar Collatz'ın soyadından) (alm.) + sayı
(nicelik, miktar, rakamla ifade edilen değer) + sı (iyelik eki) (tür.) *
başlangıçta pozitif bir n sayısı seçilir ve bu sayı çift ise n/2, tek ise 3n+1
işlemi yapılarak dizi devam ettirilir. Her yeni n sayısı için bu işlemler
tekrarlandığında nihai olarak 1 sayısına ulaşılmaktadır.
collinsia :
lat. * Collins (Amerikalı botanikçi Zaccheus Collins) * Plantaginaceae
familyasından küçük ama zarif çiçeklere sahip otsu bir bitki
collocalia :
gre. * kolla (yapıştırıcı, yapışkan, tutkal, zamk, birleştirici) + kalia (yuva)
* “kıvırcıklar” olarak adlandırılan daha küçük türlerden bazılarını içeren,
apodinae altfamilyasına bağlı bir kırlangıç cinsi
colombo :
lat. * columbe (kumru) (lat.); colombo (ita.) * Sri Lanka'nın başkenti
colubridae :
lat. * coluber (yılan; zararsız yılan) + idae (-giller, zoolojik familya eki) *
çoğunluğu zehirsiz veya zayıf zehirli, ince ve uzun gövdeli yılanları kapsayan,
geniş çeşitliliğe sahip yılanlar familyası, karasal ve sucul yılanlar grubu
colubrinae :
lat. * coluber (yılan; zararsız yılan) + inae (hayvan alt familyası eki) *
Colubridae familyasına ait, çoğunlukla zehirsiz veya arka dişli zehirli türleri
içeren, ince ve uzun gövdeli yılanlar alt familyası, gerçek yılanlar grubu
columbidae :
lat. * columba (güvercin, kumru) + idae (hayvan familyası eki) * güvercinleri
ve kumruları kapsayan, kısa gagalı, küçük başlı ve güçlü uçuş yeteneğine sahip
kuşlar familyası, Columbiformes takımına ait kuşlar grubu
columbiformes :
lat. * columba (güvercin, kumru) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil,
biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * güvercinleri ve kumruları kapsayan,
kısa gagalı, tohum ve meyveyle beslenen, güçlü uçuş yeteneğine sahip kuşlar
takımı, Columbidae familyasına ait kuşlar grubu
columella :
lat. * columella (küçük sütun, küçük kolon; direkçik) (columna (sütun, kolon,
direk; destekleyici dikey yapı) + ellus, ella (küçültme eki) ) * bazı bitki ve
hayvan yapılarında bulunan, sütun veya eksen biçimli küçük destek yapısı, burun
boşluğu veya kabuk gibi organlarda ayırıcı veya taşıyıcı görev yapan orta bölüm
columelliaceae :
lat. * columella (küçük sütun, küçük kolon; direkçik) (columna (sütun, kolon,
direk; destekleyici dikey yapı) + ellus, ella (küçültme eki) ) + aceae (bitki
familyası eki) * Columella benzeri özellikler taşıyan, Columellia cinsini ve
yakın akraba çiçekli bitkileri kapsayan bitki familyası, küçük ağaççık ve çalı
biçimli bitkiler grubu
columnar :
lat. * columna (sütun, kolon, direk; destekleyici dikey yapı) + aris (ile
ilgili,-a ait) * sütun biçiminde olan, uzun ve dikey bir eksen boyunca gelişen,
kolon şeklindeki yapı veya oluşumlara ait, dikey uzanımlı biçimi olan
columnea :
lat. * Columna (İtalyan botanikçi Fabio Colonna'nın soyadından) + ea (isim
yapım eki) * tropik bölgelerde yetişen, sarkıcı gövdeleri ve parlak
çiçekleriyle tanınan, Gesneriaceae (Gesneriyeller) familyasından tropikal bir
süs bitkisi, altın balık çiçeği veya japon balığı çiçeği
columneoidea :
lat., gre. * Columna (İtalyan botanikçi Fabio Colonna'nın soyadından) + oeides
(gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) + ea (isim yapım eki)
(lat.) * Columnea cinsine benzeyen özellikler taşıyan bitki grubu, Columnea
benzeri çiçekli bitkiler topluluğu
comatulidae :
gre. * koma (saç, bukle; saç biçimli yapı) + tula (küçültme eki) + idae
(-giller, zoolojik familya eki) * denizlerde yaşayan, erişkin bireylerinde
serbest yüzme yeteneği bulunan ve çok sayıda ince kollu yapılarıyla tanınan,
halk arasında tüy yıldızı olarak bilinen sapsız ve hareket edebilen, deniz
zambakları grubundan, Crinoidea sınıfına ait derisi dikenliler (Echinodermata)
takımı, tüysü denizyıldızları
comba :
tür. * comba (manda yavrusu; şişman kişi için kullanılan söz) * Amasya
yöresinde manda yavrusuna verilen ad, mecazen iri ve şişman kişiler için
kullanılan söz
combretaceae :
lat. * Combretum (bir bitki cinsi adı; Hint kökenli bir bitki adı) + aceae
(bitki familyası eki) * Myrtales takımına ait, Combretum cinsini ve benzer
özelliklere sahip tropik ağaç, çalı ve sarılıcı bitkileri kapsayan çiçekli
bitkiler familyası, mangrov ve süs bitkileriyle ilişkili bitki grubu, beyaz
mangrov, Hint bademi ailesi
comesperma :
gre. * kome (saç demeti) + sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni, sperm) *
tohumlarının saçaklı yapısına gönderme yapan, Polygalaceae familyasından otsu
bir bitki
comet tail :
gre., ing. * kome (saç), kometes (uzun saçlı yıldız) (gre.); comet (kuyruklu
yıldız) + tail (kuyruk) (ing.) * kuyruklu yıldız kuyruğu
commelina :
lat. * Commelin (Flaman botanikçi Jan & Caspar Commelin) * adını botanikçi
kardeşlerden alan, mavi çiçekli ve otsu yapılı, Commelinaceae familyasından bir
bitki
commelinaceae :
lat. * Commelina (Hollandalı botanikçi Jan Commelin’in soyadından) + aceae
(bitki familyası eki) * Commelina cinsini ve benzer özelliklere sahip otsu
bitkileri kapsayan, tek çenekli çiçekli bitkiler familyası, telgraf
çiçeğigiller familyası, telgrafçiçeğigiller, günçiçeğigiller
commiphora :
gre. * kommi (reçine, zamk) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros
(taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) * aromatik reçine salgılayan, özellikle
mür ve balsam gibi aromatik reçineler veren ağaç ve çalıları kapsayan
Burseraceae familyasına ait bitki cinsi, reçineli tropik bitkiler grubu
communis :
lat. * con, com (birlikte, beraber) + munis, munus (görev, vazife, hizmet,
mecburiyet, zorunluluk, yükümlülük) * ortak, ortaklaşa, müşterek, birlikte kullanılan,
halka ait
compositae :
lat. * compositus (birleşmiş, bir araya getirilmiş, bileşik) (co, com
(birlikte, beraber, ile) + positus (konmuş, yerleştirilmiş, konumlanmış)
(ponere (koymak, yerleştirmek, konumlamak) + situs (geçmiş zaman ve sıfat yapım
eki) ) + ae (familya eki) * çiçekleri çok sayıda küçük çiçeğin ortak bir tabla
üzerinde birleşmesiyle oluşan, Asteraceae familyasının eski adı olarak
kullanılan bitki familyası, papatyagiller (Asteraceae) familyası
compound :
lat. * con, com (birlikte, beraber) + ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek,
yatırmak) * bileşik, bileşen
compton :
ing. * Compton (Amerikalı fizikçi Arthur Holly Compton’ın soyadından) * X
ışınlarının maddeyle etkileşmesi sırasında dalga boyunda meydana gelen değişimi
açıklayan Compton saçılması olayıyla ilişkili terim, fiziksel olay veya bu
olayın keşfiyle bağlantılı adlandırma
conakry :
gin. * cona (şarap ve peynir üreticisi) + nakiri (diğer tezgah, diğer taraf) *
Gine'nin başkenti
conandron :
gre. * konos (koni) + andros (erkek organ) * koni biçimli erkek organlara sahip
çiçek yapısına gönderme yapan, Gesneriaceae familyasından bir bitki
conchostraca :
lat., gre. * concha (kabuk, deniz kabuğu; kabuklu yapı) (lat.) + ostrakon
(kabuk, çanak, sert kabuk, çömlek parçası, sert dış örtü) (gre.) * iki parçalı
kabuk benzeri örtüye sahip, tatlı sularda yaşayan küçük kabukluları kapsayan
eski sınıflandırma grubu, yaprak ayaklı kabuklular (Branchiopoda) içinde yer
alan kabuklu hayvanlar grubu, midye karidesleri
concordia :
lat. * con, com (birlikte, beraber) + cor, cord, cordis (kalp, yürek) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) * Roma mitolojisinde, evlilikte ve toplumda
anlaşma, uyum tanrıçası
conduct disorder :
lat., ing. * conductus (davranış) (con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + ductus
(ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak,
kapmak) + tus (isim yapım eki) ) + disorder (bozukluk, düzensizlik) (dis, de
(yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) +
ordo, ordin (sıra, dizi, düzen) ) * çocukluk veya ergenlik döneminde görülen,
toplumsal kurallara uymama, başkalarının haklarını sürekli olarak ihlal, yalan
söyleme, hırsızlık, agresyon ile karakterize psikiyatrik bozukluk
conduplicate :
lat. * con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + duplicare (ikilimek, iki kat
yapmak, katlamak; çoğaltmak, tekrarlamak) (duplex, duplus (ikili, çift) (duo
(iki) + plicare (katlanmak, kat kat artmak, daha fazla olmak, daha büyük olmak,
artmak, ilave olmak) ) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * yaprak veya
benzeri bitki organlarının uzunlamasına ikiye katlanmış, karşılıklı yüzeyleri
birbirine yaklaşmış biçimde bulunması, katlanmış yapı gösteren botanik sıfat
conidae :
gre., lat. * konos (topaç, çam kozalağı; köşe, açı) (gre.) + idae (-giller,
zoolojik familya eki) (lat.) * koni biçimli kabuklara sahip, denizlerde yaşayan
zehirli koni salyangozlarını kapsayan deniz yumuşakçaları familyası, Conoidea
üst familyasına ait karındanbacaklılar grubu, koni salyangozları
coniopterygidae :
gre., lat. * konos (topaç, çam kozalağı; köşe, açı) + pteryx, pterygos, ptera,
pteron (kanat, yüzgeç) (gre.) + idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) *
küçük yapılı, kanatları un veya tozla kaplı görünüme sahip,
Neuroptera/Nöroptera (sinirkanatlılar) takımına ait ince kanatlı böcekler
familyası, toz kanatlılar familyası
conium :
gre. * koneion (baldıran, zehirli bitki) * Apiaceae (Maydanozgiller)
familyasına ait, özellikle zehirli özellikleriyle tanınan ve koniin alkaloidi
içeren baldıran bitkisi cinsi, zehirli otsu bitki grubu, baldıran otu, ağı otu
coniza :
gre. * koniza (pire otu) * böcek kovucu özelliğiyle tanınan türleri kapsayan,
Asteraceae (papatyagiller) familyasından bir bitki
connaraceae :
lat. * connarus (bitki cinsi adı; kökeni kesin bilinmeyen yerel bitki adı) +
aceae (bitki familyası eki) * Connarus cinsini ve yakın akraba tropik ağaç,
çalı ve sarılıcı bitkileri kapsayan, çiçekli bitkiler familyası
conoclinium :
gre. * konos (koni) + kline (yatak, döşek; eğim, yatık yüzey) (gre.) + um (isim
yapım eki) (lat.) * çiçek tablası veya koni biçimli yapısıyla tanımlanan,
Asteraceae (papatyagiller) familyası içinde yer alan bitki cinsi, koni biçimli
çiçek tablasına sahip otsu bitkiler grubu
conophytum :
gre. * konos (koni) + phyton, phytos (bitki, büyüyen şey) (phyo, phyein
(doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek, gelişmek,
şişmek, kabarmak) + ton, tos (sıfat yapım eki) ) * koni biçimli, etli gövde
yapısına sahip, Aizoaceae familyasından sukkulent bir bitki
conopodium :
gre. * konos (koni) + podion (küçük ayak) * yumru köklerinin konik yapısına
atıfla adlandırılmış, Apiaceae familyasından otsu bir bitki
conradina :
alm., lat. * Conrad (cesur öğüt, cesur tavsiye; Alman botanikçi Conrad Moench)
(alm.) + ina (küçültme eki) (lat.) * nane ailesinde (Lamiaceae) yer alan ve
halk arasında yalancı biberiye olarak bilinen çalı formunda çiçekli bitkilerin
bir cinsi
conranthera :
gre. * konos (koni) + anthera (başçık) * konik biçimli anterlere sahip çiçek
yapısını ifade eden, Tecophilaeaceae familyasından soğanlı bir bitki
consolida :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + solidatus (sağlamlaştırılmış,
sertleştirilmiş, katılaştırılmış, birleştirilmiş, bütünleştirilmiş) (solidare
(sağlamlaştırmak, güçlendirmek, sertleştirmek, katılaştırmak, bir araya
getirmek, birleştirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * eskiden
şifalı kabul edilen özelliklerine gönderme yapan, Ranunculaceae
(Düğünçiçeğiggiller) familyasından otsu bir bitki, mahmuzotu
consus :
lat. * condere (saklamak, depolamak, gömmek), consus (saklanmış, depolanmış,
gömülmüş) * Antik Roma mitolojisinde hasat, tarım ve ambarların korunmasıyla
ilişkilendirilen ve gizli bir yeraltı sunağına sahip olan, danışma ve gizli
müzakerelerin tanrısı, koruyucu tanrı
conta :
lat. * iungere (kenetlemek, birleştirmek, birbirine bağlamak), iuncta, juncta
(kenetleme, birleştirme, bağlantı) * sıvının sızmasını önlemek, geçirmezliği
sağlamak için iki yüzey arasına yerleştirilip sıkıştırılan, genellikle
kauçuktan yapılmış, ince ve ortası delik parça
contrecoup :
fra. * contre (karşı) + coup (darbe, vuruş) * darbenin karşı tarafında oluşan
yaralanma, darbe karşı darbe yaralanması
convallaria :
lat. * convallis (vadi) * vadilerde yetişme eğilimine atıfla adlandırılmış, hoş
kokulu çiçekleri olan, Asparagaceae familyasından bir bitki
convolvulaceae :
lat. * convolvere (dolamak) (co, con (ile, birlikte, beraber, tamamen) +
volvere (yuvarlamak, dürmek, sarmak, rulo yapmak, döndürmek, çevirmek) + aceae
(-giller, botanik familya eki) * Solanales/Tubiflorae takımına bağlı,
çoğunlukla tırmanıcı ve sarılıcı bitkilerden oluşan bir çiçekli bitki
familyası, kahkahaçiçeğigiller, tarlasarmaşığıgiller, gündüzsefasıgiller
convolvulus :
lat. * convolvere (dolamak) (co, con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + volvere
(yuvarlamak, dürmek, sarmak, rulo yapmak, döndürmek, çevirmek) ) * sarılıcı ve
dolanan gövde yapısına gönderme yapan, Convolvulaceae familyasından bir bitki
cook adaları :
ing. * cook (1770 yılında adaya gelen İngiliz kaptan James Cook'un soyadından)
+ ada (her tarafı su ile çevrili toprak parçası) + lar (çoğul eki) + ı (iyelik
eki) * Polinezya ada öbeği içerisinde, Büyük Okyanus'un güneyinde yer alan,
bağımsız abcak ancak Yeni Zelanda ile ilişkili devlet statüsünde olan Okyanusya
ada ülkesi
cook-levin teoremi :
ing., ibr., gre. * cook (Amerikalı bilgisayar bilimci Stephen Cook’un
soyadından) (ing.) + levin (İsrailli-Rus bilgisayar bilimci Leonid Levin’in
soyadından) (ibr.) + theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir
matematiksel önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki)
(tür.) * NP-complete sınıfının varlığını ve boolean satisfiability probleminin
(SAT) bu sınıfın ilk örneği olduğunu ispatlayan hesaplama kuramı teoremi
cool :
ing. * cool (serin) * konuşma dilinde “iyi”, “güzel”, “hoş” anlamında
kullanılan kelime
coolia :
lat. * Cool (botanikçi veya koleksiyoncu adı) * adını bir kişiden alan,
tropikal bölgelerde görülen, Arecaceae familyasından bir palmiye
cop :
far. * çub (dal, sopa, değnek) (far.); çöp (dal parçası, atık) (tür.), çöpik,
çubuk (değnek, sopa, dal) (far., tür.) * kalın ve kısa sopa, değnek
COPD :
ing. * chronic (kronik, müzmin) + obstructive (obstrüktif, engelleyici) +
pulmonary (akciğersel) + disease (hastalık) * kronik hava yolu daralması ile
karakterize edilen ilerleyici akciğer hastalığı
copia :
lat. * copia (bolluk, çokluk, bereket) (lat.); copy, copier, kopieren
(kopyalamak, çoğaltmak) (ing., fra., alm.) * Roma mitolojisinde bolluk ve refah
tanrısı
copyright :
ing. * copy (kopya) + right (hak) * telif hakkı
coraciidae :
gre., lat. * korakias (karga benzeri kuş) (gre.); corax (lat.) + idae (-giller,
zoolojik familya eki) (lat.) * parlak renkli tüyleri ve havada yaptığı
akrobatik uçuşlarla bilinen orta boy kuşları kapsayan kuş familyası,
gökkuzgunugiller
coraciiformes :
gre., lat. * korakias (karga benzeri kuş) (gre.); corax (lat.) + formis
(şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) )
(lat.) * yalıçapkını, ibibik (hüdhüd), gökkuzgun ve arıkuşu gibi renkli ve özel
gagalı kuşları kapsayan, genellikle parlak tüylere sahip, ağaç oyuklarında yuva
yapan ve böcek veya balıkla beslenen etobur kuşlar takımı, gökkuzgunumsular
corbiculidae :
lat. * corbis (sepet) + culus, cula (küçültme eki) + idae (-giller, zoolojik
familya eki) * çift kabuklular (Bivalvia) sınıfına ve Corbiculoidae
üstfamilyasına bağlı olan, genellikle tatlı sularda ve nehirlerde yaşayan çift
kabuklu yumuşakçaları (midyeleri) kapsayan bir hayvan familyası, tatlı su
midyeleri, sepet midyeleri
corbiculoidae :
lat., gre. * corbis (sepet) + culus, cula (küçültme eki) (lat.) + oeides (gibi,
ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) * sepetçik, küçük sepet; tatlı ve
acı sularda yaşayan, kabuklarındaki eş merkezli sepet benzeri çizgilenmeler
nedeniyle halk arasında "sepet midyeleri" (basket clams) olarak
bilinen yumuşakçaları kapsayan çift kabuklu (Bivalvia) bir üst familya
corchorus :
gre. * korkhoros (lifli bitki) * lif elde edilmesiyle bilinen, Malvaceae
familyasından otsu bitkiler grubu
cordyline :
gre. * kordyle (sopa, topuz) * kalın ve sopamsı gövde yapısına gönderme yapan,
Asparagaceae familyasından süs bitkisi
core :
lat. * cor (kalp, yürek) * bir şeyin merkezi veya en önemli kısmı
corema :
gre. * korema (süpürge) * ince dallı ve süpürge görünümüne sahip, Ericaceae
familyasından çalı formunda bir bitki
coreopsis :
gre. * koris (tahtakurusu) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) *
tohumlarının böceğe benzer şekline atıfla adlandırılmış, Asteraceae
familyasından bir bitki
coriandrum :
gre., lat. * korianthron, koriannon, koriandron (kişniş) (korion, koris
(tahtakurusu) + antron, andron (bitki eki) (oyuk, girinti, giriş, mağara) *
maydanozgiller (Apiaceae) familyasından, yaprakları maydanozu andıran, 20-60
santimetre yüksekliğinde, tüysüz, bir yıllık ve otsu bir bitki, kişniş (adını
taze yapraklarının tahtakurusu benzeri kokusundan alır.)
coriariaceae :
lat. * corium (deri) + arius (ile ilgili,-a ait) + aceae (-giller, botanik
familya eki) * Cucurbitales takımına dahil olan, genellikle ılıman bölgelerde
(Akdeniz havzası, Asya, Yeni Zelanda ve Orta ile Güney Amerika) ve tropik
dağlarda yetişen, çalı veya küçük ağaç formunda olan, tek bir cinsi (Coriaria)
ve yaklaşık 30 türü barındıran çiçekli bitki familyası
coriolis efekt :
fra. * coriolis (Fransız mühendis ve matematikçi Gaspard-Gustave Coriolis’in
soyadından) + effectus (gerçekleştirme, gerçelleme, sonuç, etki, tesir) *
Dünya’nın kendi ekseni etrafındaki dönüşü nedeniyle hareket eden hava, su ve
cisimlerin doğrusal yollarından saparak kuzey yarımkürede sağa, güney
yarımkürede sola yönelmesine yol açan, atmosfer ve okyanus dolaşımını
belirleyen fiziksel etki, kuvvet
corispermum :
gre. * koris (böcek) + sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni, sperm) * böcek
biçimli tohumlara sahip olmasıyla tanınan, Amaranthaceae familyasından otsu bir
bitki
corm :
gre. * kormos (gövde, kütük, ağaç gövdesi) (gre.); cormus (lat.) * bitkilerin
toprak altında kalan, besin depolayan ve soğanımsı bir yapıya sahip olan şişkin
gövde kısımları, korm
cornaceae :
gre., lat. * koronis (eğri, kavis, çember; karga) (gre.); cornix (karga), cornu
(boynuz, çıkıntı), cornus (kızılcık bitkisi cinsi) + aceae (-giller, bitki
familyası eki) (lat.) * Cornus cinsini ve yakın akraba olan ağaç, çalı ve otsu
bitkileri kapsayan, kızılcıkgiller familyası, çiçekli bitkiler familyası
cornus :
lat. * cornu (boynuz; sert, çıkıntılı yapı) + us (isim yapım eki) * sert odunlu
ağaç ve çalıları kapsayan, özellikle kızılcık türleriyle bilinen Cornaceae
(kızılcıkgiller) familyasına ait bitki cinsi, kızılcık cinsi
corolla :
lat. * corona (taç, çelenk, halka biçimli süs) + olla (küçültme eki) *
çiçeklerde taç yaprakların oluşturduğu, çiçeğin üreme organlarını çevreleyen ve
genellikle renkli olan bölüm, çiçek tacı
corona :
lat. * corona (taç, çelenk, halka biçimli süs) * dairesel veya halka biçimli
taç, çelenk veya çevresel yapı, özellikle bazı organların veya yapıların dış
kısmında bulunan taç benzeri bölüm
corona veneris :
lat. * corona (taç, çelenk, halka biçimli süs) + venere (aşık olmak, arzulamak,
şehvet duymak) + is (isim yapım eki) * alın-saç sınırında lineer yerleşim
gösteren bakır kırmızısı renkte ifiliz papüloza lentikülaris
coronavirus :
lat. * corona (taç, çelenk; soy) (Taç, soyluluğun sembolü) + virus (virüs,
zehir, toksin, zararlı sıvı, bulaşıcı etken); karn (soy, nesil, jenerasyon;
boynuz) (ara.) * solunum yolları sendromuna sebebiyet veren, taç şeklinde
yapıya sahip virüs
corum :
tür. * çorum (insanların ya da canlıların sığındığı, toplandığı kalabalık yer,
izdihamgah) * uskumru, palamut veya lüfer gibi göçmen balık sürülerinin
denizdeki yunus, orkinos ve kılıç balığı gibi büyük yırtıcılardan korkarak
yılgın bir şekilde sığ sulara, limanlara, koylara veya dalyanlara kitleler
hâlinde sığınması durumunu ifade eden eski bir Batı Türkçesi ve İstanbul
balıkçılık terimi; balık akını
corvidae :
lat. * corvus (karga, kuzgun) + idae (-giller, hayvan familyası eki) *
kargaları, kuzgunları, saksağanları ve alakargaları kapsayan, yüksek zekâları
ve güçlü gagalarıyla tanınan kuşlar familyası, ötücü kuşlar takımı içinde yer
alan kuş grubu
corvus :
lat. * corvus (karga, kuzgun) * kuş cinsi olan karganın çıkardığı sesten
onomatope (ses yansımalı) kelime); iri yapılı, genellikle siyah tüylü, zeki ve
ses çıkarışıyla tanınan, kargagiller (Corvidae) familyasından, hem şehir hem
doğa ortamında yaşayan ötücü kuş türü
corydalis :
gre. * korydallos (tarla kuşu, toygar; taraklı tepe veya sorguç) + is (bitki
adı oluşturan ek) * Papaveraceae familyasına ait, çoğunlukla yumrulu köklere
sahip ve mahmuzlu çiçekleriyle tanınan, çiçek şeklinin kuş ibiğine
benzetilmesiyle adlandırılmış otsu bitkiler cinsi, kuş ibiği benzeri çiçek
yapısına sahip bitki grubu
corydoradinae :
gre. * korydoras (bir balık cinsi adı) (kory (miğfer, başlık) + doras (deri,
zırh, kalkan) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki) * akvaryumlarda yaygın
olarak beslenen çöpçü balıklarını ve zırhlı yayın balıklarını kapsayan
Callichthyidae familyasına (zırhlı çöpçü balıkları veya zırhlı yayın balıkları
ailesi) ait, Corydoras ve yakın akraba cinsleri içeren küçük tatlı su balıkları
alt familyası, zırhlı kedi balıkları grubu
corydoridae :
gre. * korydoras (bir balık cinsi adı) (kory (miğfer, başlık) + doras (deri,
zırh, kalkan) + idae (-giller, zoolojik familya eki) * küçük tatlı su
balıklarını kapsayan, zırhlı yayın balıkları olarak bilinen ve Corydoras
cinsini içeren Callichthyidae familyasıyla ilişkili balık grubu, zırhlı kedi
balıkları familyası
corylopsis :
gre. * korylos (fındık) + opsis (görünüm, benzerlik) * fındığı andıran çiçek
yapısına sahip, Hamamelidaceae familyasından çalı
corylus :
gre., lat. * korylos (fındık) (gre.); corylus (fındık) (lat.) * sert kabuklu
meyveleriyle bilinen, fındık ağacı ve fındık türlerini kapsayan, Betulaceae
familyasına ait çalı veya küçük ağaç cinsi, fındık cinsi
corynocarpaceae :
gre. * koryne (topuz, sopa, kalınlaşmış çomak biçimli yapı) + karpos (meyve,
tohum) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * kabakçılar takımı
(Cucurbitales) içinde yer alan, sadece Corynocarpus cinsini ve birkaç akraba
ağaç veya çalı türünü içeren, etli meyveleri ve zehirli tohumlarıyla bilinen
çiçekli bitkiler familyası, Corynocarpus familyası
costa :
lat. * costa (kaburga, kıyı, kenar, yan taraf; çıkıntılı destek veya kenar) *
kaburga biçimli çıkıntı, destekleyici çizgi veya uzunlamasına uzanan sert yapı,
özellikle anatomi ve botanikte damar, çıkıntı veya kaburga benzeri oluşum
costaceae :
lat. * costa (kaburga, kıyı, kenar, yan taraf; çıkıntılı destek veya kenar) +
aceae (-giller, botanik familyası eki) * spiral zencefiller veya Costus ailesi
olarak bilinen, tropikal bölgelerde yetişen tek çenekli çiçekli bitki familyası
costapalmate :
lat. * costa (kaburga, kıyı, kenar, yan taraf; çıkıntılı destek veya kenar,
orta damar) + palmatus (el biçimli, ey ayası şeklinde, yelpaze gibi) * orta damarın
yaprak ayası içine kadar uzandığı yelpaze biçiminde olan (yapraklar)
costus :
lat. * costus (baharat bitkisi) * udi hindi veya kut kökü olarak bilinen,
aromatik kökleri ve yağı geleneksel tıpta kullanılan Costaceae familyasından
şifalı, tropikal bir bitki
coşku :
far., tür. * coşidan (kaynamak, azmak, galeyana gelmek), coş (kaynama, azma,
galeyan) (far.) + ku (isim yapım eki) (tür.) * yaşama enerjisi, heyecan, duygu
taşması
coşkun :
far., tür. * coşidan (kaynamak, azmak, galeyana gelmek), coş (kaynama, azma,
galeyan) (far.) + kun (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (tür.) * yaşam dolu,
yaşayan, hareketli, enerjik; aşmış, taşmış
coşmak :
far. * coşidan (kaynamak, azmak, galeyana gelmek), coş (kaynama, azma, galeyan)
(far.) + mak (fiil mastar eki) (tür.); yeshua, joshua (isa) (ibr., ing.)
(İncil'de İsa, yaşam veren ruh olarak tanımlanır.) * yaşamak, hayat bulmak,
hareketlenmek; aşırı hareketlenmek, kaynamak, azmak
cotard sendromu :
fra., gre. * cotard (Fransız nörolog Jules Cotard'ın soyadından) (fra.) +
syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) * kişinin,
kendi var olmadığına, ölü olduğuna veya organlarının çürüdüğüne inanması ile
katakterize nadir görülen nihilistik bir psikoz türü
cotinus :
lat. * cotinus (duman ağacı) * dumanı andıran çiçek salkımlarına sahip,
Anacardiaceae familyasından bir çalı
cotoneaster :
lat. * cotoneum (ayva) + aster (benzer) * ayvaya benzeyen küçük meyvelerine
gönderme yapan, Rosaceae familyasından bir çalı
cotonou :
fon. * cotonou (ölüm nehrinin ağzı) * Benin'in başkenti
cottidae :
gre. * kottos (deniz balığı, kaya balığı) + idae (-giller, hayvan familyası
eki) * kaya balıklarını ve benzer küçük yapılı dip balıklarını kapsayan, Cottus
cinsini içeren tatlı su ve deniz balıkları familyası, kaya balıkları familyası,
dere iskorpitigiller, kaya balıkları, kılıçbalıklar
coturnicidae :
lat. * coturnix (bıldırcın) + idae (-giller, hayvan familyası eki) *
Sülüngiller (Phasianidae) familyasından olan bıldırcınları ve benzeri küçük
yapılı karasal kuşları kapsayan, Galliformes takımı içinde yer alan kuşlar
familyası, bıldırcınlar familyası
coulomb :
fra. * coulomb (Fransız fizikçi ve mühendis Charles-Augustin de Coulomb'un
soyadından) * simgesi C olan elektrik yükü birimi; Coulomb sabiti k = 9×10^9 N
m2 per C^2; Coulomb Yasası F = k | q1. q2 | r^2.k
coulomb çarpışması :
fra. * Coulomb (Fransız mühendis Charles-Augustin de Coulomb'un soyadından)
(fra.) + çarp (vurmak, darbelemek) + ış (işteş fiil eki) + ma (isim yapım eki)
+ sı (iyelik eki) (tür.) * kendi elektrik alanları aracılığıyla etkileşime
giren iki yüklü parçacık arasındaki ikili elastik çarpışma
coulomb sabiti :
fra. * coulomb (Fransız fizikçi ve mühendis Charles-Augustin de Coulomb'un
soyadından) (fra.) + sabit (durağan, değişmeyen, hareketsiz) (gre.) + i (iyelik
eki) (tür.) * elektrostatikte iki nokta yük arasındaki kuvveti tanımlayan ve kc
= 1/4 4πε0 şeklinde ifade edilen fiziksel sabit (kc = 8.987 x 10^9)
coulomb yasası :
fra. * coulomb (Fransız fizikçi ve mühendis Charles-Augustin de Coulomb'un
soyadından) (fra.) + yasa (kural, ilke, prensip, kanun) + sı (iyelik eki)
(tür.) * iki yük arasındaki kuvvetin, her iki yükün miktarıyla doğru orantılı,
aralarındaki mesafenin karesiyle ters orantılı olduğunu belirten yasa
councilman cisimleri :
ing. * Councilman (Amerikalı patolog Dr. William Thomas Councilman) (ing.) +
cisimleri (objeleri, nesneleri, gövdeleri, vücutları) (tür.) * viral hepatitte
hepatositlerde apoptoz gösteren inklüzyonlar
counter :
ing. * count (saymak) + er (-cı, yapan, eden eki) * sayaç; tezgah
coup :
fra. * coup (darbe, çarpma, vurma, sadme) * darbe, çarpma, vurma, sadme; ani ve
başarılı eylem, ani hamle; siyasi bağlamda hükümete yapılan darbe (coup d’état)
(coup (darbe) + de (tamlama eki) + état (devlet) ); darbenin doğrudan geldiği
noktadaki beyin hasarı (darbenin geldiği yerin karşı tarafındaki beyin
bölgesindeki hasar "contrecoup" (karşı darbe) )
courante :
lat., fra. * currere (koşmak) (lat.); courir (koşmak), courant (koşan) (fra.) *
geç Rönesans ve Barok döneminden kalma üç metrelik danslardan oluşan bir dans
kategorisi
cousinia :
lat. * Cousin (Fransız botanikçi Louis Cousin) * dikenli yapılı, Asteraceae
familyasından bir bitki
coussarea :
lat. * Coussarea (Fransız botanikçi ve doğa bilimci Pierre Cousin) * tropikal
bölgelerde yetişen, parlak yapraklı, Rubiaceae familyasından bir ağaç
coustena :
gali. * cousten (Fransız botanikçi Jean Baptiste Christophore Fusée Aublet
tarafından Fransız Guyanası'ndaki yerel halk dilinden (Galibi / Kali'na dili)
latifleştirilerek botanik literatürüne kazandırılan Coutarea isminden) *
kökboyasıgiller (Rubiaceae) familyasına ait, özellikle Orta ve Güney Amerika
ile Karayipler'in tropikal bölgelerinde doğal olarak yetişen, büyük ve
gösterişli çiçeklere sahip odunsu ağaç veya çalı formundaki bitkileri
tanımlayan Coutarea cinsi
coutarea :
lat. * Coutoubea (Fransız hekim ve botanikçi Pierre Coutouly) * Rubiaceae
familyasından bir bitki
cowper bezi :
ing. * Cowper (İngiliz anatomist William Cowper’ın soyadından) (ing.) + bazz
(bez), beze (doku veya hücre kümesi, dokusal yumru) + i (iyelik eki) (tür.) *
erkek üreme sisteminde üretra başlangıcında bulunan, ejakülasyon öncesi
üretrayı kayganlaştıran ve asidik ortamı nötralize eden mukusu üreten küçük
salgı bezi
coxae :
lat. * coxa (kalça) * koksal kemik, kalça kemiği
coxiella burnetii :
ing. * cox (Amerikalı bakteriyolog ve mikrobiyolog Herald Rea Cox’un
soyadından) + iella (küçültme eki) + burnetii (Avustralyalı fizyolog Edward
Burnet’in soyadından) * pleomorfik zorunlu hücre içi bir bakteriyel patojen
olan mikroorganizma
coxinus :
lat. * coxa (kalça) + inus (sıfat yapım eki) * (kalça ile ilgili, küçük yastık
cozutmak :
tür. * coz (elektrik devrelerinin yanma sesinden ses yansımalı kelime) + ut
(edilgen fiil eki) + mak (fiil masatr eki) * aklını kaçırmak, yoldan çıkmak,
delirmek; kaçmak, darılmak
cömbe :
far. * çömbek (yassı ve ince ekmek veya hamur işleri) * yassı ekmek, hamur
cömert :
far. * cavmard, comard, cavanmard, civanmert (civan (genç, delikanlı, taze) +
mert (adam, erkek, insan; güvenilir, sağlam) * elindeki maddi veya manevi
imkanları diğer varlıklarla bolca paylaşan, eli açık, cimri olmayan
cöngelez :
ara. * cengel (genç, yeni doğmuş) * sırılsıklam ıslanmışlık hali; yavru kuzu,
genç koyun (yeni doğan hayvanın tüm vücudunun amniotik sıvıya bulanmış
olmasından)
cönk :
tür., far. * cönk (kutu, çömçe) (tür.), cunk (bir tür tekne, yük devesi) *
Malezya’da kullanılan büyük yelkenli gemi; eskiden, saz ozanlarının şiirlerini
topladığı, bazen başka saz ozanlarının şiirlerine de yer verdiği, eni boyuna
göre uzun olan ve uzunlamasına açılan, deri kaplı şiir defteri
CPR :
ing. * cardio (kalp) + pulmonary (akciğer) + resuscitation (canlandırma, hayata
döndürme) * kalp ve akciğerlerin çalışmasını geçici olarak yeniden başlatmak
veya desteklemek amacıyla uygulanan acil yaşam kurtarma prosedürü
CPT teoremi :
ing., tür. * charge (yük) + parity (çiftlik) + time (zaman, vakit, süre) +
reversal (yansıma) (ing.) + theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir
matematiksel önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki)
(tür.) * kuantum alan teorisinde, temel etkileşimlerin CPT dönüşümüne göre
simetrik olması gerektiğini belirten teori
CPU :
ing. * central (merkezi) + processing (işleme, süreçleme) + unit (birim) *
bilgisayarın tüm temel işlem ve kontrol görevlerini gerçekleştiren, verileri
işleyen ve komutları yöneten merkezi işlem birimi
Cr :
gre. * chromium (khroma (renk) (gre.) + ium (kimyasal element eki) (lat.) ) *
atom numarası 24 olan, periyodik tablonun 6. grubunda bulunan, sert, parlak ve
korozyona dayanıklı bir geçiş metali olan paslanmaz çelik üretiminde,
kaplamalarda, pigmentlerde ve alaşımlarda kullanılan element
crabronidae :
lat. * crabro (eşek arısı, büyük eşek arısı) + idae (-giller, hayvan familyası
eki) * Apoidea üst familyasından, zar kanatlılar takımından olan, yuva yapan,
çoğunlukla yalnız yaşayan ve avlarını felç ederek larvalarına besin olarak
sağlayan eşek arılarını kapsayan böcekler familyası, kazıcı eşek arıları
familyası
crambidae :
gre. * krambe (lahana, kara lahana; Brassica türleriyle ilişkili bitki adı) +
idae (-giller, hayvan familyası eki) * küçük ve orta büyüklükte kelebekleri ve
güveleri kapsayan, çoğunlukla otlarla ve diğer bitkilerle beslenen larvalara
sahip, Lepidoptera takımına ait böcekler familyası, çim güveleri familyası,
çimen güveleri, ağ tırtılları
crambinae :
gre. * krambe (lahana, kara lahana; Brassica türleriyle ilişkili bitki adı) +
inae (-giller, hayvan alt familyası eki) * Crambidae familyasına ait,
çoğunlukla çim ve diğer otsu bitkilerle beslenen küçük güveleri kapsayan
böcekler alt familyası, çim güveleri alt familyası
crams skalası :
ing. * Circulation (Kan Dolaşımı) + Respiration (Solunum) + Abdomen (Karın) +
Motor (Motor) + Speech (Konuşma) (ing.) + scala (merdiven, sıra, basamak,
aşama, ölçek) (lat) * travma merkezine sevkedilecek hastaların belirlenmesi
amacıyla geliştirilmiş test
craspedodromous :
gre., lat. * kraspedon (kenar, bordür, saçak, süs şeridi) + dramein (koşmak),
dromos (koşu, koşma; yön, rota, yol, pist, sokak) (gre.) + osus (sıfat yapım
eki) (lat.) * yaprak damarlarının kenara kadar uzanarak birbirine bağlandığı ve
yaprak kenarına yakın bir ana damar oluşturduğu damarlanma biçimi, özellikle
yapraklarda kenara paralel (damar düzeni)
crassula :
lat. * crassus (kalın, etli) + ula (dişil küçültme eki) * Güney Afrika’da
yetişen, etli yaprak ve gövdeleriyle tanınan, Crassulaceae (damkoruğugiller)
familyasından sukkulent bir bitki, para çiçeği
crassulaceae :
lat. * crassus (kalın, yağlı, şişman) + ula (dişil küçültme eki) + ceae
(-giller, bitki familyası eki) * etli yapraklı, su depolayan, çoğunlukla kurak
bölgelere uyum sağlamış bitkileri kapsayan, Crassula cinsini içeren çiçekli
bitkiler familyası, damkoruğugiller familyası
crataegus :
gre. * krataigos (sert diken) (kratos (güç, kudret, kuvvet, sağlamlık) + akis
(uç, sivri nokta; diken) ) * dikenli dallara sahip, sert odunlu ağaç ve
çalıları kapsayan, Rosaceae (gülgiller) familyasına ait alıç cinsi, alıç ağacı
grubu
CRC :
ing. * cyclic (döngüsel) + redundancy (fazlalık) + check (denetim) * veri
iletiminde hata tespiti amacıyla kullanılan matematiksel kontrol yöntemi
creatonotos :
gre. * kreas (et) + notos (sırt) * gövdesindeki etli veya kabarık yapıya
gönderme yapan, Erebidae ile ilişkili adlandırmadan türemiş bir bitki adı
cremanthodium :
gre. * kremannymi (asmak) + anthos (çiçek) * aşağı doğru sarkan çiçek yapısına
sahip, Asteraceae familyasından bir bitki
crenicichla :
lat., gre. * crena (çentik, oyuk, kertik) (lat.) + ikhthys (balık) (gre.) + a
(isim yapım eki) (lat.) * Cichlidae familyasına ait olan, Güney Amerika tatlı
sularında yaşayan, uzun gövdeli ve yırtıcı özellikleriyle tanınan çiklit
balıklarını kapsayan balık cinsi, turna çiklitleri cinsi, mızrak çiklit, turna
çiklit
crenilabrus :
lat. * crena (çentik, oyuk, kertik) + labrus (bir tür balık adı; özellikle
lapin balığı) * dudaklı balıklar grubunda yer alan, gövde ve yüzgeç
özellikleriyle tanınan, sığ ve kayalık sularda yaşayan küçük lapinagiller
(Labridae) familyasına ait bir çırçır veya lapina balığı cinsi
crenuchidae :
gre., lat. * krena (pınar, kaynak; küçük su akıntısı) + ikhthys (balık) (gre.)
+ idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Güney Amerika’daki küçük tatlı
su balıklarını ve Güney Amerika yılan balığı/okçu tetra benzeri türleri
kapsayan, çoğunlukla akarsularda yaşayan ve Characiformes takımıyla ilişkili
balıklar familyası, Güney Amerika dere balıkları familyası
crenuchinae :
gre., lat. * krena (pınar, kaynak; küçük su akıntısı) + ikhthys (balık) (gre.)
+ inae (-giller, hayvan alt familyası eki) (lat.) * Crenuchidae familyasına
ait, küçük tatlı su balıklarını kapsayan, özellikle Güney Amerika akarsularında
yaşayan balıklar alt familyası, dere balıkları alt familyası
crenulate :
lat. * crenula (küçük çentik, küçük kertik) (crena (çentik, oyuk, kertik) +
ulus, ula (küçültme eki) ) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * küçük ve
yuvarlak çentiklere sahip olan, kenarı ince dişli veya dalgalı biçimde oyuntulu
olan yapı, özellikle yaprak ve kabuk kenarlarını tanımlayan botanik sıfat
crepis :
gre. * krepis (ayakkabı, sandalet; taban, temel, basamak) * Asteraceae
(papatyagiller) familyasına ait, sarı çiçekli otsu bitkileri kapsayan,
özellikle karahindibaya benzeyen türleri bulunan otsu bitki cinsi, sıçan kulağı
cinsi
crescendo :
lat., ita. * crescere (artmak, büyümek, çoğalmak, genişlemek, gelişmek) + ens,
entis, endum (isim yapım eki) (lat.); endo (lat.) * müzik sesinin aşamalı
artışı, müzikte sesin yavaş yavaş artması talimatı
creutzfeldt-jakob hastalığı :
alm. * creutzfeldt (Alman nörolog Alfons Creutzfeldt’in soyadından) + jakob
(Alman nörolog Hans Jakob’un soyadından) (alm.) + hasta (sağlığı bozulmuş olan)
+ lık (durum eki) + ı (iyelik eki) (tür.) * beyin dokusunda süngerimsi
dejenerasyon, nörolojik bozukluklar, demans, myoklonus ve koordinasyon kaybı
ile karakterize, sporadik, genetik veya iatrojenik formlarda ortaya çıkabilen
progresif, ölümcül, prion kaynaklı nörodejeneratif hastalık
CRISPR :
ing. * clustered (dizilmiş) regularly (düzenli) interspaced (aralıklanmış)
short (kısa) palindromic (palindromik) repeats (tekrarlar) * düzenli
aralıklarla dizilmiş kısa tekrarlayan DNA dizileri; bakterilerin virüslere
karşı doğal savunma mekanizmasından uyarlanmış, Cas9 gibi enzimlerle kılavuz
RNA aracılığıyla DNA’nın belirli bölgelerini kesip değiştirmeye olanak tanıyan
bir gen düzenleme teknolojisi
cricetidae :
gre., lat. * kriketos (hamster, bir kemirgen adı) (gre.) + idae (-giller,
hayvan familyası eki) (lat.) * hamsterleri, tarla farelerini, sıçan benzeri
küçük kemirgenleri ve yakın akraba türleri kapsayan, Rodentia takımına ait
memeliler familyası, hamstergiller familyası, avurtlakgiller
cricetinae :
gre., lat. * kriketos (hamster, bir kemirgen adı) (gre.) + inae (-giller,
hayvan alt familyası eki) (lat.) * Cricetidae familyasına ait, kısa kuyruklu ve
yanak keseleri bulunan hamsterleri kapsayan memeliler alt familyası, gerçek
hamsterler alt familyası
crigler-najjar sendromu :
ing., gre., tür. * crigler (Amerikalı fizyolog ve pediatri uzmanı olan John
Crigler'ın soyadından) + najjar (Lübnan'lı mikrobiyolog Victor Najjar'ın
soyadından) (ing.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik
durum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * kırmızı kan hücrelerinde hem'in
(hemoglobin molekülünün demir içeren prostetik grubu) parçalanmasıyla oluşan bir
kimyasal olan bilirubinin metabolizmasını etkileyen nadir, kalıtsal, otozomal
resesif bir hastalık
crinoidea :
gre. * krinon (zambak, özellikle beyaz zambak) + eidos (görünüş, şekil, biçim,
form) (gre.); a (taksonik çoğul eki) (lat.) * deniz zambaklarını ve tüysü
denizyıldızlarını kapsayan, uzun saplı veya tüylü kollara sahip
derisidikenliler sınıfı, zambak biçimli deniz canlıları grubu
crinum :
gre. * krinon (zambak) (gre.) + um (isim yapım eki) (lat.) * Amaryllidaceae
(Nergisgiller) familyasına ait, soğanlı ve gösterişli çiçeklere sahip, zambak
benzeri süs bitkilerini kapsayan bitki cinsi, krinum zambağı cinsi
criodendron :
gre. * krion (koç, koçbaşı; koç biçimli yapı) + dendron (ağaç, ağaç dalı;
odunsu bitki) * Güney Amerika kökenli, yaprak dökmeyen veya herdemyeşil
ağaçları kapsayan, Elaeocarpaceae familyasına ait bitki cinsi, koç biçimli
yapılarıyla adlandırılan ağaç grubu
crizotinib :
lat. * crizo (kristal eki) + tinib (tyrosine kinase (tirozin kinaz) inhibitörü)
(tyrosine (aminoasit) (turos, tyros (peynir) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) )
+ kinesis, kinase (kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak,
kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak) + asis (son ek) )
(gre.) + inhibitor (engelleyici, önleyici, mani olan) (lat.) ) * küçük hücreli
dışı akciğer karsinomunun tedavisinde kullanılan, malign neoplazmların diğer
birçok histolojik formunun onkogenezinde rol oynayan c-Met/Hepatosit büyüme
faktörü reseptörü tirozin kinazı inhibe eden bir anti-kanser ilacın etken
maddesi (C15H22Cl2FN5O)
CRM :
ing * customer (müşteri) + relationship (ilişki) + management (yönetim) *
müşteri ilişkilerini yönetmeye yönelik bilgisayar destekli bilgi işlem sistemi
crocanthemum :
gre. * krokos (safran) + anthos (çiçek) * safran rengini andıran çiçekleri
olan, Cistaceae familyasından bir bitki
crocell :
lat. * occulere (gizlemek, saklamak), crocellatus (takırtı, hışırtı,
çıngırdama) * Hz. Süleyman’ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula
Salomonis’te maji ile ilgili olan ve 72 cini tanımlayan Ars Goetia (Hükmetme
Sanatı) bölümünde yer alan, gizli şeyleri keşfettiğine, geometri ile beşeri
bilimleri öğrettiğine ve suları ısıtıp seslerini taklit edebildiğine inanılan,
48 lejyonu yöneten 49. cin
crocethia :
lat. * crocus (safran çiçeği) + ethia (taksonomik ek) * Arktika'da üreyen ve
dünyanın çoğu yerindeki kumlu kıyılar boyunca güneye doğru göç eden küçük kum
kuşu
crocidura :
gre. * krokis (yün ipliği, lif, ince dokuma parçası) + oura (kuyruk) * uzun ve
ince kuyruklarında sık tüyler bulunan, Soricidae (sivri faregiller) familyasına
ait küçük böcekçil memelileri kapsayan memeli cinsi, sivri burunlu fareler
cinsi, ak dişli sivri fare, misk sivri faresi
crocidurinae :
gre., lat. * krokis (yün ipliği, lif, ince dokuma parçası) + oura (kuyruk) (gre.)
+ inae (-giller, hayvan alt familyası eki) (lat.) * Soricidae (sivri
faregiller) familyasına ait, Crocidura cinsini ve yakın akraba sivri burunlu
fareleri kapsayan memeliler alt familyası, beyaz dişli sivri burunlu fareler
alt familyası
crocodilus :
gre. * krokodilos (timsah, kertenkele benzeri sürüngen) (krokos (kırıntı,
çakıl) + dilos (yılan, kertenkele) ) * çakıllı yer yılanı, çakıllı bölgede
yaşayan sürüngen; büyük, etçil bir sürüngen; Crocodylidae familyasından, su
kenarlarında yaşayan ve güçlü çeneleriyle bilinen timsah türü
crocodylia :
gre. * krokodilos (timsah, kertenkele benzeri sürüngen) (krokos (kırıntı,
çakıl) + dilos (yılan, kertenkele) ) + ia (taksonomik isim yapım eki) *
timsahları, alligatorları, kaymanları ve gavialleri kapsayan, yarı sucul büyük
sürüngenler takımı, timsahlar takımı
crocodylidae :
gre., lat. * krokodilos (timsah, kertenkele benzeri sürüngen) (krokos (kırıntı,
çakıl) + dilos (yılan, kertenkele) ) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim,
form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * gerçek timsahları
(Crocodylus cinsi ve yakın akrabaları) kapsayan, Crocodylia takımı içinde yer
alan sürüngenler familyası, timsahgiller familyası
crocodylinae :
gre., lat. * krokodilos (timsah, kertenkele benzeri sürüngen) (krokos (kırıntı,
çakıl) + dilos (yılan, kertenkele) ) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim,
form) (gre.); inae (-giller, zoolojik alt familya eki) (lat.) * Crocodylidae
familyası içinde yer alan, gerçek timsahları (Crocodylus ve yakın akrabaları)
kapsayan sürüngenler alt familyası, timsahlar alt familyası
crocodylus niloticus :
gre., lat. * krokodilos (timsah, kertenkele benzeri sürüngen) (krokos (kırıntı,
çakıl) + dilos (yılan, kertenkele) ) (gre.) + niloticus (Nil Nehri’ne ait,
Nil’den gelen) (nil (Nil nehri) + ticus (ile ilgili,-a ait) ) (lat.) *
Afrika’da özellikle Nil havzası ve çevresinde yaşayan, dünyanın en büyük timsah
türlerinden biri olan Nil timsahı, büyük sucul sürüngen türü
crocodylus porosus :
gre., lat. * krokodilos (timsah, kertenkele benzeri sürüngen) (krokos (kırıntı,
çakıl) + dilos (yılan, kertenkele) ) + porosus (gözenekli, delikli, kanallı)
(poros (boru, boğaz, gözenek, delik, kanal, geçit, giriş) (gre.) + osus (ile
ilgili, -a ait) (lat.) ) * Güneydoğu Asya, Kuzey Avustralya ve çevresinde
yaşayan, dünyanın en büyük yaşayan sürüngenlerinden biri olan tuzlu su timsahı,
büyük ve saldırgan bir timsah türü
crocosmia :
gre., lat. * krokos (safran) + osme (koku) (gre.) + ia (isim yapım eki) (lat.)
* safranı andıran kokulu çiçekleriyle tanınan, Iridaceae familyasından soğanlı
bitki
crocus :
gre. * krokos (safran) * safran elde edilen türleri kapsayan, Iridaceae
familyasından soğanlı bitkiler
crohn hastalığı :
ing., tür. * crohn (Amerikalı gastroenterolog Burrill B. Crohn'un soyadından)
(ing.) + hasta (sağlığı bozulmuş olan) + lık (durum eki) + ı (iyelik eki)
(tür.) * mideden anüse kadar uzanan GI kanalının kronik iltihaplanmasına neden
olan bir inflamatuar bağırsak hastalığı
cross :
nor., ing. * kross (çapraz, kesişen, karşıya geçen; haç; işkence direği)
(nor.); cross (ing.) * birbirini kesen iki çizgi veya yapı, haç biçimi;
biyolojide iki farklı birey, tür veya hattın eşleştirilmesiyle yapılan
çaprazlama
crossandra :
gre. * krossos (saçak, püskül) + aner, andros (erkek, adam) * Acanthaceae familyasına
ait, çiçeklerinde saçaklı veya püsküllü görünümler bulunan tropik süs bitkileri
cinsi
crossbreeding :
ing. * cross (çaprazlama, farklı hatları birleştirme) + breeding (üretme,
yetiştirme, üreme) * genetik olarak farklı iki birey, ırk, çeşit veya hattın
çiftleştirilerek melez döl elde edilmesi işlemi, çapraz yetiştirme, melezleme
crossmatch :
ing. * cross (geçiş, geçmek; çapraz) + match (eşleşme) * çapraz eşleşme; organ
veya kan nakli süreçleri öncesinde hastanın bağışçı ile uyumluluğunu ölçen test
crossosomataceae :
gre., lat. * krossos (saçak, püskül) + soma, somatos (vücut, gövde, cisim,
beden, yapı; topluluk, toplum veya cemiyet) (gre.) + aceae (-giller, botanik
familya eki) (lat.) * Kuzey Amerika'nın kurak bölgelerinde yetişen, saçaklı
tohumlara sahip çalıları, Crossosoma cinsini ve yakın akraba çalıları kapsayan,
kuru bölgelerde yaşayan çiçekli bitkiler familyası
crossostephium :
gre., lat. * krossos (saçak, püskül) + stephanos (taç, çelenk) (gre.) + ium
(isim yapım eki) (lat.) * Asteraceae (papatyagiller) familyasına ait, saçaklı
çiçek tacı yapısına sahip, küçük çalımsı yapısı ve çiçek başlarıyla tanınan
bitki cinsi, özellikle Crossostephium chinense (Menteşe otu / Çin lavantası
olarak bilinen süs bitkisi) cinsi
crossover :
ing. * cross (geçiş, geçmek; çapraz) + over (üstünde, üzerinde) * basketbolda
dripling yapmakta olan bir hücum oyuncusunun savunmacısını, ters yöne hamle
hareketiyle aldatarak geçmesi
crotalaria :
gre. * krotalon (çıngırak) + aria (bitki ismi eki) * olgun tohum kapsülleri
kuruduğunda sallanınca çıngırak gibi ses çıkaran, Fabaceae (Baklagiller)
familyasına ait otsu bitkiler ve çalılar cinsi, çıngırak otları cinsi
crotalus :
gre., lat. * krotalon (çıngırak) (gre.) + us (isim yapım eki) (lat.) *
kuyruğunun ucundaki halkalı yapı ile sallandığında çıngırak sesi çıkaran,
Viperidae familyasına ait zehirli yılan cinsi, çıngıraklı yılanlar cinsi
CRP :
lat., gre. * c reactive protein (c + re (tekrar, yeniden, karşı, geri) +
activus (aktif, eylemsel) + protos (ilk, birinci, baş, ön, önce, öncel, önde) +
ein (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * vücutta inflamasyon ve enfeksiyon
durumunda karaciğer tarafından üretilen ve kan testinde tespit edilen bir
protein
crucianella :
lat. * crux (haç, çapraz, kesişen yapı) + anella (küçültme eki) * Rubiaceae
(kökboyasıgiller) familyasına ait, yaprakları karşılıklı diziliş gösteren ve
haç biçimli görünüm oluşturan otsu bitkileri kapsayan bitki cinsi, haçotu cinsi
cruciferae :
lat. * crux (haç, çapraz, kesişen yapı) + ferre (getirmek, taşımak, götürmek,
yüklenmek) + ae (isim yapım eki) * çiçeklerinde dört taç yaprağı karşılıklı
olarak haç biçiminde dizilen bitkileri kapsayan eski bitki familyası adı,
Brassicaceae (hardalgiller / turpgiller) familyası
cruciform :
lat. * crux (haç, çapraz, kesişen yapı) + formis (şekilli, biçimli) (forma
(şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * haç biçiminde olan, dört
kola ayrılmış veya çapraz düzen gösteren yapı, haç şeklindeki biçim
cruise :
lat., fra. * crux, cruc (artı işaret, haç, çapraz, çarmıh) (lat.); croix (haç,
çapraz) (fra.); cruise (ing.) * genellikle belirli bir varış noktası
olmaksızın, birden fazla limana uğrayarak keyif, eğlence ve dinlenme amacıyla
yapılan lüks ve organize deniz yolculuğu
cruiser :
lat., fra. * crux, cruc (artı işaret, haç, çapraz, çarmıh), cruciatus (çapraz)
(cruciare (çarmıha germek, çapraz yapmak) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım
eki) ) (lat.); croix (haç, çapraz), croiseur (çaprazlayan, kesişen) (croiser
(çaprazlamak, kesişmek) + eur (-cı, yapan, eden eki) ) (fra.); cruiser (ing.) *
kendi başına uzun süre görev yapabilen, yüksek hıza ve büyük bir ateş gücüne
sahip büyük savaş gemisi
crustacea :
lat. * crusta (kabuk, sert dış örtü, kabuklaşmış yüzey) + acea (zoolojik grup
eki) (lat.) * sert dış kabuk veya kitinli dış iskelete sahip yengeç, karides,
istakoz ve benzeri eklembacaklıları kapsayan kabuklular grubu, kabuklular
sınıfı, kabuklugiller
cryptobranchidae :
gre., lat. * kryptos (gizli, saklı, örtülü) + brankhios (solungaç) (gre.) +
idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * dev semenderleri (özellikle
Cryptobranchus ve yakın cinsleri) kapsayan, sucul yaşam süren büyük kuyruklu
kurbağamsıların (semenderlerin) familyası, dev semenderler familyası, gizli
solungaçlıgiller
cryptobranchinae :
gre., lat. * kryptos (gizli, saklı, örtülü) + brankhios (solungaç) (gre.) +
inae (-giller, zoolojik alt familya eki) (lat.) * Cryptobranchidae familyası
içinde yer alan, dev semenderleri (Cryptobranchus ve yakın akraba grupları)
kapsayan kuyruklu kurbağamsılar alt familyası
cryptobranchus :
gre. * kryptos (gizli, saklı, örtülü) + brankhios (solungaç) (gre.) * solungaç
yapıları gizli veya örtülü olan, Cryptobranchidae familyasına ait dev
semenderleri kapsayan amfibi cinsi, gizli solungaçlılar cinsi
cryptomeria :
gre. * kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos (gizli, saklı, örtülü) +
meros (parça, bölüm, kısım, birim) * çiçek yapılarının gizli veya belirgin
olmamasına gönderme yapan, Cupressaceae familyasından bir ağaç
cryptopidae :
gre. * kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos (gizli, saklı, örtülü) +
ops (göz, görme, görüş, bakış) (gre.) + idae (-giller, zoolojik familya eki)
(lat.) * Scolopendromorpha takımına bağlı olan bir çıyan ve eklembacaklı
familyası
cryptoprocta :
gre. * kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos (gizli, saklı, örtülü) +
proktos (anüs, makat, arka uç) * arka bölgesindeki yapısı gizli veya örtülü
olan, Madagaskar’a özgü etçil memelileri kapsayan grup, fossa cinsi
Cs :
lat. * caesium (caesius (gök mavisi, açık mavi) + ium (kimyasal element eki) )
* atom numarası 55 olan, periyodik tablonun 1. grubunda bulunan, yumuşak, altın
renkli ve çok reaktif bir alkali metal olan, atom saatlerinde, fotoelektrik
hücrelerde ve bilimsel araştırmalarda kullanılan element
CSF :
ing. * cerebrospinal (beyin-omurilik sıvısı) + fluid (sıvı) * beyin ve omurilik
çevresinde koruma ve besleme sağlayan sıvı (Beyin Omurilik Sıvısı (BOS) )
c-simetri :
lat., gre. * kuklos, kyklos, kyklon (daire, devir, çember, döngü, tekerlek,
siklus) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.); cyclicus (cyclus + icus )
(lat.) + symmetria (ölçülerin uyumu, orantı, dengeli düzen) (sun, syn (ile,
birlikte, beraber, eş, tamamen) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü)
+ eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * bir yapının belirli bir eksen
etrafında döndürüldüğünde belli açılarda kendisiyle çakışması, dönel
(çevrimsel) simetri; fiziksel yasaların bir parçacığın yükü ile karşıt (anti)
parçacığının yükü değiştirildiğinde değişmeme durumu
CSS :
ing. * cascading (basamaklı) + style (biçimlendirme) + sheets (sayfalar) * web
sayfalarının görsel düzenini ve stilini tanımlamak için kullanılan
biçimlendirme dili
CSV :
ing. * comma (virgül) + separated (ayrılmış) + values (değerler) * tablo
biçimindeki verilerin virgülle ayrılmış metin dosyası olarak saklandığı dosya
formatı
CT :
ing. * computed (hesaplamalı) + tomography (tomografi) * X-ışınları ve
bilgisayar destekli görüntüleme ile vücudun kesitsel görüntülerini elde etme
yöntemi
ctenidae :
gre., lat. * kteis, ktenos (tarak, tarak dişi, tarak biçimli yapı) (gre.) +
idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Araneae (örümcekler) takımına
bağlı olan, gezgin örümcekler, muz örümcekleri, avcı örümcekleri olarak
bilinen, çoğunlukla tropik bölgelerde yaşayan, Ctenus ve akraba cinsleri
kapsayan örümcekler familyası, gezgin örümcekler familyası
ctenophora :
gre., lat. * kteis, ktenos (tarak, tarak dişi, tarak biçimli yapı) + pherein
(taşımak, götürmek), phoros, phoron (taşıyıcı, götürücü, iletici) *
vücutlarında sekiz sıra halinde tarak benzeri kirpik plakaları bulunan,
denizlerde yaşayan, jelatinimsi vücuda sahip olan ve hareket etmek için tarak
benzeri siller kullanan canlıları kapsayan omurgasız hayvanlar şubesi,
taraklılar şubesi
cu :
ara. * caa (aç olmak, kıtlık çekmek), meca (açlık) * yiyecek eksikliği
nedeniyle ortaya çıkan açlık, kıtlık veya yiyeceksizlik hali, açlık, aç olma,
kıtlık çekme
Cu :
lat. * cuprum (bakır, Cyprus (Kıbrıs adası) + um (element adı eki) ) * atom
numarası 29 olan, periyodik tablonun 11. grubunda bulunan, yüksek elektrik ve
ısı iletkenliğine sahip, kırmızımsı renkli bir geçiş metali olan, elektrik
kablolarında, alaşımlarda, elektronik sistemlerde ve yapı malzemelerinde
kullanılan element, bakır
cubb :
ara. * cabba (kazmak, kuyu kazmak, oyuk açmak, derinleştirmek, oymak), cabiye
(kuyu, çukur, oyuk), cevab (ç.); jab, job (iğne, delici, kazıcı, iş) (ing.) *
kuyu, çukur, oyuk
cubewano :
ing. * CUBE (Kuiper Belt Object (Kuiper Kuşağı Cismi) + wan (özel adlandırma
eki; “QB1” ile ilişkilendirilen eski kullanım) * Neptün’ün yörüngesinin
dışında, Kuiper Kuşağı’nda bulunan ve Neptün ile yörünge rezonansına girmeyen
küçük gezegenimsi cisim, klasik Kuiper Kuşağı cismi
cubozoa :
lat., gre. * cubus (altı kare yüzü olan üç boyutlu geometrik şekil, küp) (lat.)
+ zoon (canlı, hayvan) + a (taksonik çoğul eki) (gre.) * vücutları küp biçimine
yakın olan, zehirli, dört köşeli çan yapısına sahip denizanası benzeri
canlıları kapsayan knidaryenler sınıfı, kutu denizanaları sınıfı, kutu
denizanası, küp denizanası
cubur :
lat., gre. * stupa (tortu, posa, kalıntı) (lat.); tsipouro (üzüm posası) (gre.)
* içecek, içki; özellikle Yunanistan'da (Makedonya, Tesalya ve Girit gibi
bölgelerde) şarap yapımından kalan üzüm cibresinin (posasının) damıtılmasıyla
üretilen, anasonlu veya anasonsuz çeşitleri bulunan, yüksek alkollü (%40-45)
geleneksel bir Yunan damıtık içkisi, sert Yunan rakısı, çipuro
cuculidae :
lat. * cuculus (guguk kuşu) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * guguk
kuşlarını ve yakın akraba türleri kapsayan, çoğunlukla ağaçlarda yaşayan, bazı
türleri kuluçka asalaklığı yapan kuşlar familyası, gugukgiller familyası
cuculiformes :
lat. * cuculus (guguk kuşu) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim,
kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * guguk kuşlarını ve yakın akraba kuşları
kapsayan kuşlar takımı, guguk kuşları takımı
cuculinae :
lat. * cuculus (guguk kuşu) + inae (zoolojik alt familya eki) * gugukgiller
familyası içinde yer alan gerçek guguk kuşlarını kapsayan kuşlar alt familyası
cucumis :
gre. * kikyos (salatalık, kabak) (gre.); cucumis (lat.) * salatalık ve kavun
gibi bitkileri de içeren, küçük çanak yaprakları ve beş taç yapraklı bir taç
yaprağına sahip, dünyanın daha sıcak bölgelerine özgü, Cucumis Cucurbitaceae
familyasına bağlı bir bitki cinsi
cucumis :
lat. * cucumis (salatalık) * sulu ve yenilebilir meyveler veren, Cucurbitaceae
familyasından bir bitki
cucurbita :
lat. * cucurbita (kabak) * iri ve sert kabuklu meyveleriyle tanınan,
Cucurbitaceae familyasından bir bitki
cucurbitaceae :
lat. * cucurbita (kabak) + aceae (-giller, botanik familya eki) * kabakgiller
familyası, kabak, salatalık, kavun ve karpuz gibi bitkileri kapsayan çiçekli
bitkiler familyası
cud :
ara. * cada (karşılık beklemeden vermek, bağışta bulunmak, cömertlik, cömert
olmak, eli açık olmak, sahi olmak) * cömertlik, eli açıklık, sahilik
cudam :
tür. * cudam (kaba, cahil, görgüsüz) * beceriksiz, görgüsüz, güçsüz kimse
cudi :
ara. * cedd (büyüklük, yücelik, ululuk, azimlik), cedde (gayret etmek, çaba
göstermek, çabalamak), cudd (cömertlik, büyüklük, yücelik, ululuk) + i (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yüksek, yüce, ulu, büyük, belirgin; Türkiye'nin
Şırnak ilinin Silopi ilçesinde yer alan, 2.114 metre yüksekliğe sahip bir dağ
cuff :
lat. * cofia (kask, başlık) * omuzda bulunan ve omuzun dönme hareketini
yaptıran kasların birleşik kiriş kısmı, manşet
cuk :
tür. * cuk (uygun yere oturma, yuvasına tam yerleşme sesinden ses yansımalı
kelime) * tam yerini bulmak, tam uygun gelmek, tam gelmek anlamında bir nida
cukka :
tür. * cukka (meme, meme emme) ("cuk" kökünden onomatopeik kelime)
(tür.); juke (dinlenme yeri) (ing.) * haksız edinilerek cebe atılan şey, rüşvet
cula :
tür. * cula (pamuk kozasının orta bölümü) * pamuk kozasının tam ortasında yer
alan küçük bölüm
culban :
ara. * culban (burçak, bezelye, mürdümük) * baklagiller ailesinden yabani fiğ,
burçak ya da yabancı bezelye türü bitkiler ve bu bitkilerin besleyici bir yem
olarak özellikle güvercin yetiştiriciliğinde kullanılan boğumlu, koyu renkli
tohumları, yabani bezelye, burçak
culex :
lat. * culex (sivrisinek, küçük kan emici böcek) * sivrisinek cinsi, özellikle
insan ve hayvanlarda hastalık taşıyabilen yaygın sivrisinekleri kapsayan böcek
grubu
culicidae :
lat. * culex (sivrisinek, küçük kan emici böcek) + idae (-giller, zoolojik familya
eki) * sivrisinekleri kapsayan, Diptera (çift kanatlılar) takımına ait böcekler
familyası, sivrisinekgiller familyası
cullen işareti :
ing., ara., tür. * cullen (Kanadalı doktor Thomas Stephen Cullen’in soyadından)
(ing.) + işaret (belirti, alamet, ayet, iz, simge, sembol, nişan, kod, şekil)
(ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * akut pankreatit veya intraabdominal kanama
belirtisi olarak kabul edilir ve peritoneal veya retroperitoneal kanamanın
ciltte görünür hale gelmesi ile karakterize göbek çevresinde morarma
culm :
lat. * culmus (sap, gövde, özellikle tahıl sapı) * otlarda ve özellikle
buğdaygillerde görülen, boğumlu ve içi çoğunlukla boş olan dik gövde, sap
cultigen :
lat., gre. * cultus (işlenmiş, bakımı yapılmış, yetiştirilmiş; tapınma) (lat.)
+ gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes
(doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan,
kaynaklanan) (gre.) * insan tarafından seçilerek yetiştirilen, doğal ortamda
bağımsız olarak oluşmamış veya kültür altında ortaya çıkmış bitki veya tarımsal
form, kültür bitkisi
cultivar :
lat., gre. * cultus (işlenmiş, bakımı yapılmış, yetiştirilmiş; tapınma) +
varietas (çeşit, tür, farklılık, varyete) * insan tarafından seçilerek
çoğaltılan, belirli özellikleri korunan bitki çeşidi, kültivar, kültür
varyetesi
culuk :
tür. * culuk (hindinin çıkardığı sesten onomatope (ses yansımalı) kelime *
hindi
cuma :
ara. * cemea (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek), cem (toplama, bir
araya getirme, birleşme), cami (toplayan, birleştiren) (ara.); come, kommen
(gelmek) (ing., alm.), common, commun, gemein (genel, ortak) (ing., fra., alm),
jamm (kalabalık), cumulate (birikmek) (ing.), (ortak), cumulative, accumulé,
accumulatif (birikmiş) (ing., fra.) * toplu olma, toplama, toplanma; haftanın
beşinci günü; Kur'an'ın 62. suresinin ismi
cumartesi :
ara., tür. * cuma (toplanma, bir araya gelme) + ertesi (sonrası, takip edeni) *
haftanın altıncı günü
cumayeri :
ara., tür. * cuma (toplanma, bir araya gelme) + yeri * Düzce’nin bir ilçesi
cumba :
far. * gunbad (çıkıntı) * eski evlerde, pencere hizasından sokağa doğru
çıkıntısı olan kafesli bölüm, çıkma
cumbul :
tür. * cumbul (ses yansımalı (onomatope) kelime * bir kap içindeki sulu
maddenin çalkalanırken çıkardığı ses
cumhur :
ara. * cumhur (camhara (toplamak, bir araya getirmek) * birikme, yığın,
birikinti, halk kalabalığı, topluluk
cumhur cemaat :
ara. * cumhur (halk, topluluk) + cemaat (topluluk) (halk topluluğu) * topluca,
hep birlikte
cumhurbaşkanı :
ara., tür. * cumhur (halk, topluluk) + bsşkan (reis) (baş (ilk olan, tepede
olan, tepe, uç, ön; kafa; şef, yönetici, lider, reis) + kan (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) ) + ı (iyelik eki) * yönetim biçimi cumhuriyet olan ülkelerde
devlet başkanı
cumhuriyet :
ara. * cumhur (halk, topluluk) + iyet (isim yapım ve durum eki) * halkın kendi
kendini yönetme biçimi, halk egemenliğine dayalı yönetim, halkçılık, halk
yönetimi
cumhuriyetperver :
ara., far. * cumhur (halk, topluluk) + iyet (isim yapım ve durum eki) (ara.) +
parvar, perver (besleyen, büyüten, yetiştiren, koruyan, seven, sever) (far.) *
cumhuriyetsever
cumhurreisi :
ara., tür. * cumhur (halk, topluluk) + reis (başkan) (ara.) + i (iyelik eki)
(tür.) * yönetim biçimi cumhuriyet olan ülkelerde devlet başkanı
cuminum :
gre. * kuminon (Maydanozgillerden bitki ve kokulu tohumu, kimyon) *
maydanozgiller (Apiaceae) familyasından, Akdeniz ve Orta Doğu kökenli, tüysüz
yapraklı, Mayıs-Haziran ayları arasında, beyaz ve pembemsi renkli çiçekler
açan, meyveleri baharat (kimyon) olarak kullanılan 40-60 cm boyunda, bir yıllık
otsu bir bitki
cumuat :
ara. * cuma (toplanma, bir araya gelme) * Perşembe gününden sonra gelen günler,
Cuma'lar
cumudiye :
ara. * cemd (donmak, hareketsiz kalmak), cimad (katı, donmuş), cemed (buz),
cumud (buzlar) + iye (durum eki) * buzul, glasiye, bankiz
cunda :
tür. * yunt, yund (Yunanca'da "Cunda" olarak telaffuz edilir.) *
yatay serenlerin (gönder) her iki ucunun ortak ismi, uç; "Vahşi at"
anlamına gelen "yunt, yund" kelimesinden türediği bilgisi de vardır.
cundullah :
ara. * cund (er, asker, ordu) + Allah (Allah) * Allah’ın askeri, Allah’ın
ordusu
cunnet :
ara. * cenn (örtmek, gizlemek, korumak, saklamak) (ara.); can (bidon), canned
(bidonlanmış, örtülmüş) (ing.), cennet (ara.) * kapama, örtme, kalkan,
gizleyen, kaplayan, örten
cunoniaceae :
lat. * cunonia (bitki cinsi adı; olası kökeni bilinmez) + aceae (-giller, bitki
familyası eki) * Oxalidales (ekşiyonca takımı, kuzukulağı takımı) takımına
bağlı olan, Cunonia cinsini ve yakın akraba odunsu bitkileri kapsayan familyası
cunta :
ara., lat. * canada (asker toplamak, silahlandırmak), cund (er, asker, ordu)
(ara.); iungere (kenetlemek, birleştirmek, birbirine bağlamak), iuncta
(kenetleme, birleştirme, bağlantı) (lat.) * bir ülkede yönetime genellikle silah
zoruyla el koyan kimselerden oluşan kurul
cup :
tür. * cubbi (kuyu) * suya atlama, dalma sesi için onomatope (ses yansımalı)
kelime
cupressaceae :
lat. * cupressus (selvi) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * her daim
yeşil kalan, iğne veya pul yapraklı ağaç ve çalıları (servi, ardıç ve sekoya
akrabaları) içeren selvigiller familyası
cupressus :
lat. * cupressus (servi) * uzun ömürlü ve herdemyeşil yapısıyla tanınan,
Cupressaceae familyasından bir ağaç
cupuliform :
lat. * cupa (kap, küvet, tekne, fıçı, varil, kasa) + ulus, ula (küçültme eki) +
formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a
ait) ) * küçük kase veya çanak biçiminde olan, kupa şeklinde olan
cura :
far. * cura, curra (küçük; tambura benzer küçük çalgı) * tezene denilen bir
mızrapla çalınan iki veya üç telli bir halk sazı
curculionidae :
lat. * curculio (hortumlu böcek, fil böceği; küçük kurtçuk) + idae (-giller,
hayvan familyası eki) * hortumlu böcekleri (fil böcekleri) kapsayan, Coleoptera
(kın kanatlılar) takımına ait böcekler familyası, hortumluböcekgiller familyası
curcuna :
tür. * cur ("cur" kökünden onomatope (ses yansımalı) bir kelime) +
cuna (fonetik ek) * gürültülü, karışık ve biraz da eğlenceli durum; sanat
müziğinde hızlı bir usul
curh : ara.
* caraha (yaralamak, yarmak, açmak, kesmek, dokuyu zedelemek, zarar vermek;
ortaya atmak), cerrah (yaran, açan, operatör), curuh (ç.) (ara.); injure
(yaralamak) (ing.) * yara, yarık, kesik
curie :
fra. * curie (Polonyalı - Fransız fizikçi Marie Skłodowska Curie'nin
soyadından) * bir saniyede 3.7x10^10 bozunma gösteren radyoaktif madde
miktarının aktivitesi (1 Ci = 3.7x10^10)
curie mev :
fra. * curie (Polonyalı - Fransız fizikçi Marie Skłodowska Curie'nin
soyadından) + million (milyon) + electron (elektron) + volt (volt) * güç birimi
(1 CiMev = 5,93 mWV)
curie yasası :
fra., tür. * curie (Polonyalı - Fransız fizikçi Marie Skłodowska Curie'nin
soyadından) (fra.) + yasa (kural, ilke, kanun, prensip) + sı (iyelik eki)
(tür.) * paramanyetik bir malzemede, malzemenin mıknatıslanmasının genel olarak
uygulanan manyetik alanla orantılı olduğunu ifade eden yasa
curimatidae :
tup. * kurima (kefal benzeri balık) + ata (sert) (tup.) + idae (-giller,
zoolojik familya eki) (lat.) * Güney Amerika'nın tropikal tatlı su
kaynaklarında yaşayan, dişsiz karasinler familyasından tatlı su balıklarını
içeren familya, dişsiz karasinler
curimatinae :
tup. * kurima (kefal benzeri balık) + ata (sert) (tup.) + inae (-giller,
zoolojik alt familya eki) (lat.) * Curimatidae familyası içinde yer alan, Güney
Amerika dişsiz tatlı su balıklarını kapsayan alt familya
curimatopsis :
tup. * kurima (kefal benzeri balık) + ata (sert) (tup.) + opsis (görünüş,
benzerlik) (gre.) * Güney Amerika'da yaşayan küçük tatlı su balıklarını içeren,
dişsiz karasinler (characinae) ailesine ait bir balık cinsi
curium :
lat. * curie (Fransız fizikçi ve kimyager Pierre Curie ve Marie
Skłodowska-Curie'nin soyadından) + ium (kimyasal element eki) * yalnızca yapay
olarak üretilen ve uzay araçlarındaki spektrometrelerde ve termoelektrik
jeneratörlerde kullanılan metalik radyoaktif kimyasal element
curnata :
ita. * giornata (gün, özelliği olan belli gün) * bıldırcın akını
currarino triadı :
ita. * currere (koşmak) + anino (isim yapım eki) (ita.) + treis (üç), trias,
triad (üçlü) * sakrum, anorektum ve presakral yumuşak dokuların karakteristik
konjenital anomalilerinden oluşan, ARM (Anorectal Malformation), sakral kemik
anormalliği ve presakral kitle içeren kalıcı nörenterik malformasyon türü
curriculum vitae :
lat. * curriculum (akış, koşuş) (currere (koşmak, akmak, ilerlemek) + culum
(isim yapım eki) ) + vitae (hayat, yaşam) * hayat akışı; özgeçmiş, rezüme, cv
curum :
ara. * carama (suç işlemek, sorumluluk yüklenmek, suç sayılmak), cerm (günah
işleme, suç işleme) * suçlar, suç işlemeler
curuz :
ara. * caraza (azaltmak, kıtlaştırmak, seyrekleştirmek, eksiltmek; çıplak
olmak, açılmak, eksilmek), curz * azlık, kıtlık, seyrek olma durumu, kuruluk,
kuraklık; çıplaklık, çoraklık; kuru, çorak
curve :
lat. * curvare (eğmek, bükmek), curvus (eğrilmiş, bükülmüş, eğri) * eğrilmiş,
bükülmüş; eğri, kavis, kıvrım
cuscohyla :
que., gre. * kosko, kusku (göbek, merkez; Peru’daki Cusco bölgesi) + hyle
(ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) (gre.) * Peru
ve Orta Amerika çevresindeki yağmur ormanlarında yaşayan ağaç kurbağalarını
kapsayan kurbağa cinsi
cuscuta :
tür., lat. * kük, küsk (kuru ve sert ot) + üt (isim yapım eki) (tür.); cuscuta
(küsküt, parazit sarmaşık) (lat.) * Convolvulaceae (sarmaşıkgiller/sabah
sefagiller/çitsarmaşığıgiller) familyasına ait klorofilsiz ve konukçu
bitkilere, ince uzun ipliksi saplarıyla asmalara, baklagillere sarılarak
beslenen mor çiçekli, birçok türü bulunan, klorofilsiz bir parazit sarmaşıklar
cinsi
cuscutaceae :
tür., lat. * kük, küsk (kuru ve sert ot) + üt (isim yapım eki) (tür.); cuscuta
(küsküt, parazit sarmaşık) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) *
küskütleri kapsayan, Convolvulaceae (sarmaşıkgiller/sabah
sefagiller/çitsarmaşığıgiller) familyası içinde değerlendirilen parazit
bitkiler grubu
cushing sendromu :
ing., gre , tür. * cushing (Amerikalı beyin ve sinir cerrahı Harvey Williams
Cushing'in soyadından) (ing.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı
klinik durum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * vücutta aşırı kortikosteroid ve
özellikle kortizol düzeylerinin neden olduğu, vücudun çok fazla kortizol
hormonu üretmesi durumu
cushingoid :
ing. * cushing (Amerikalı beyin ve sinir cerrahı Harvey Williams Cushing'in
soyadından) (ing.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.)
* Cushing sendromuna benzer belirtiler gösteren veya ona ait olan, özellikle
aşırı kortizol nedeniyle ortaya çıkan yüz yuvarlaklaşması, kilo artışı ve cilt
değişiklikleri gibi semptomları ifade eden tıbbi sıfat
cushion :
lat., ing. * coxinus (kalça ile ilgili, küçük yastık) (coxa (kalça) + inus
(sıfat yapım eki) ) (lat.); cushion (ing.) * yastık, minder; botanikte veya
zoolojide yastık biçimli, kabarık ve sıkı kümelenmiş yapı; tıpta yastık,
yastıkçık, tampon bölge veya destek doku
cuşiş :
far. * cuş (coşmak, taşmak, azmak, kaynamak) + iş (isim yapım eki) * coşkunluk,
coşma, galeyan
cut down :
ing. * cut (kesmek) + down (aşağı, alt) * damarın cerrahi olarak açığa
çıkarıldığı ve doğrudan görüş altında damara bir kanül yerleştirildiği acil bir
prosedür
cutoff :
ing. * cut (kesmek) + off (uzak, ayrı) * kesme, kesme noktası, kesip ayırma
cuz :
ara. * cazzaa (kökünden kesmek, gövdeyi ayırmak, bölmek, ayırmak, parçalamak) *
parça, kısım, bölüm, ayrım; çözüntü
cübbe :
ara. * cubba, cubbat (külahlı entari) (ara.); jupponem (Orta Çağ’da kadınların
veya askerlerin giydiği kısa, bele kadar inen içlik veya dış giysi) (lat.)
jubba (uzun tunik, cübbe) (alm.), jupon (etek) (fra.), cubb (havuz; kulpsuz
desti, kuyu) (ara.), cab (araç kullanan kişinin yeri; taksi) (ing.), cube,
Kubus (küp) (ing., fra., alm.) (içine alma, kapsama, çevreleme anlamından
ilintili) * elbise üzerine giyilen uzun, bol bedenli, geniş yenli, düğmesiz
üstlük
cüce :
far. * cuca, cüce (yavru, kuş yavrusu, civciv) * boyu normale göre çok kısa
olan; Nanizm sendromuna haiz olan (Yecüc ve Mecüc (Kur'an'da bahsi geçen
bozguncu varlıklar) (ara.) )
cücük :
far. * cucak (yavru, civciv) (far.); çocuk (küçük yaştaki dişi veya erkek
insan; domuz yavrusu) (tür.) * soğanın içindeki tomurcuğu
cüda :
ara., far. * ced, cedd (kesmek, ayırmak) * kesinti, ayrılık, uzaklık; ayrılmış,
uzak düşmüş; ölüm, mevt; hayvana zararlı olan otlak, çayır
cühela :
ara. * cehl (bilmeme, bilmezlik, bilgisizlik), cahil (bilmez, bilmeyen), cühela
(bilmezler, bilmeyenler) * cahiller
cülle :
ara. * cull (at çulu, büyük örtü, kalın giysi) * büyük hırka, cübbe, kalın
giysi, derviş postu; iri yarı, hantal kimse; kütle, yığın
cülle :
tür. * cülle (yavru kümse hayvanı) * kümes hayvanlarının yavrusu, civciv; küçük
kefal balığı; kafa
cüllük :
tür. * cülle (yavru kümse hayvanı) + ük (ile ilgili, gibi, -a ait) * sısa
boylu, cüce; küçük, körpe; sandal ağacı meyvesi; 4-5 aylık piliç
cülus :
ara. * calasa, celese (oturmak), celse (oturuş, oturum), meclis (oturulan yer,
toplantı yeri; heyet, topluluk) * oturuş, oturma; tahta çıkma, hükümdarlık
tahtına oturma
cülusiye :
ara. * calasa, celese (oturmak), celse (oturuş, oturum), meclis (oturulan yer,
toplantı yeri; heyet, topluluk), culus (oturuş, oturma) + iye (yer ve durum
eki) * Osmanlı döneminde ozanların, tahta çıkan padişahlar için yazdıkları
kaside
cümbüş :
far. * cunbiş (oynama, oynaşma, devinme, kıpırdama) (far.); jamboree (izci
toplantısı, eğlence, cümbüş) (ing., fra.) * sazlı sözlü eğlenti
cümbüzük :
far. * cümbüş (neşe, eğlence ve toplu eğlence) + ük (isim yapım eki) * hep
birlikte, topluca, cümbür cemaat veya çoluk çocuk bir arada
cümbüzük :
tür. * cüm (küçük, minik, ufak)) + büz (büzülmek, büzük büzük olmak, ağlayacak
gibi yüzünü ekşitmek) + ük (sıfat yapı eki) * her şeye ağlayan, huysuz, mızmız,
şımarık veya aşırı alıngan çocuk
cümle :
ara. * camala (cem etmek, toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek,
bütünlemek) * bir veya birden fazla kelimenin bir araya gelerek anlamlı ve
tamamlanmış bir ifadeyi oluşturduğu dil birimi, tümce, anlam içeren kelimeler
dizisi (cumulus, Kumulus (kümülüs, bulut kümesi, bulut topluluğu) (ing., fra.,
alm.), cumulative, cumulatif (toplu, birikmeli) (ing., fra.), küme (grup,
topluluk) (tür.) )
cümudiye :
ara. * cemd (donmak, hareketsiz kalmak), cimad (katı, donmuş), cemed (buz),
cumud (buzlar) + iye (isim yapım eki) * okyanus veya deniz üzerinde yüzen,
büyük kısmı suyun altında kalan büyük buz kütlesi, buzdağı
cünah :
far., ara. * cunah (suç, kusur, kabahat, günah) (far.); canaha (sapmak, yan
çizmek, yanlış yöne gitmek, yanlış tarafa yönelmek), cenah (yön, yan, taraf,
kenar) (ara.) * dini ve ahlaki bağlamda yasaklanmış, suç sayılan davranış veya
eylem, doğruluktan sapma, yanlış davranışlarda bulunma, suç, kusur, hata, yanlış,
kabahat, günah
cünban :
far. * cunbiden (kımıldamak, kıpraşmak, sallanmak, hareket etmek) * sallanan,
kımıldanan, kıpraşan, hareket eden
cünbiş :
far. * cunbiden (kımıldamak, kıpraşmak, sallanmak, hareket etmek) * kımıldanma,
hareket; zevk, eğlence, cünbüş
cüneyt :
ara. * cuneyd (cund (er, asker, ordu) + iy (gibi olan, küçültme eki) ) * küçük
asker, askercik, savaşçı
cünha :
far. * cunah (suç, kabahat, günah) * suç, kabahat, günah
cünnet :
ara. * canna, cenne, cenn (örtmek, gizlemek, saklamak, korumak, kaplamak),
cenin (örtülü olan, gizli olan, saklı olan, fetüs), cinn (görünmeyen, örtülü,
saklı, gizli) * örtü, kadın başörtüsü; kalkan
cünub :
ara. * canaba (yüzünü döndürmek, yüz çevirmek, yabansamak, kovmak, uzak durmak,
yana çekilmek, yönünü değiştirmek, yanına yaklaşmamak, uzak durmak, yönelmemek;
çekinmek, kaçınmak, sakınmak; kenara almak, ayırmak), cenb (yan, taraf, yön,
kenar) * cenabet, cinsel temas veya belirli durumlar nedeniyle temiz olmayan,
ritüel olarak kirli, yaban, murdar, pis
cünud :
ara. * canada (asker toplamak; birlik oluşturmak), cund (asker, ordu) *
askerler, ordular
cünun :
ara. * cenne (örtmek, gizlemek, saklamak, korumak, kaplamak), cinn (görünmeyen,
örtülü) * delilik, çılgınlık, cinnet
cünüp :
ara. * canaba (yüzünü döndürmek, yüz çevirmek, yabansamak, kovmak, uzak durmak,
yana çekilmek, yönünü değiştirmek, yanına yaklaşmamak, uzak durmak, yönelmemek;
çekinmek, kaçınmak, sakınmak; kenara almak, ayırmak), cenb (yan taraf) *
cenabet, cinsel temas veya belirli durumlar nedeniyle temiz olmayan, ritüel
olarak kirli, yaban, murdar, pis
cüppe :
ara. * cubba, cubbat (külahlı entari) (ara.); jupponem (Orta Çağ’da kadınların
veya askerlerin giydiği kısa, bele kadar inen içlik veya dış giysi) (lat.)
jubba (uzun tunik, cübbe) (alm.), jupon (etek) (fra.), cubb (havuz; kulpsuz
desti, kuyu) (ara.), cab (araç kullanan kişinin yeri; taksi) (ing.), cube,
Kubus (küp) (ing., fra., alm.) (içine alma, kapsama, çevreleme anlamı ilintisi)
* elbise üzerine giyilen uzun, bol bedenli, geniş yenli, düğmesiz üstlük
cüret :
ara. * caru'a (cesaret etmek, sonuçlarından korkmadan çekinmeden bir söylemde
veya davranışta bulunmak), cur'a (cesaret) + et (isim yapım eki) * korkusuzca
davranış, yüreklilik, cesaret; düşüncesiz ve saygıyı aşan davranış
cüretkar :
ara , far. * cur'a (cesaret) + kar (-cı, yapan, eden eki; gibi, ile ilgili) *
cesur; cesaretli
cürmümeşhut :
ara. * curm (suç) + u (tamlama eki) + şahada (görmek, tanıklık etmek, şahit
olmak, tanık olmak, şehid olmak), meşhud (şahit olunan, görülen) * şahit olunan
suç, suç üstü
cüruf :
ara. * carafa (sürüklemek, alıp götürmek, yıkmak, aşındırmak) fiilinden türeme
isim * akıntıyla sürüklenen şeyler, alüvyon, maden posası; uçurum, yamaç,
toprak veya kayalık parçalarıyla dik düşen yer, uçurum; saf olmayan metaller
eritildiğinde yüzeyde biriken düşük yoğunluklu metaller; ergimekte olan
madenlerin yüzeyinde toplanan camsı madde; yanardağlardan fırlatılmış veya akan
lavların üstünde, dibinde oluşmuş yüzü delik deşik, tırtıklı pürtüklü taş
cüruh :
ara. * caraha (yaralamak, yarmak, açmak, kesmek, dokuyu zedelemek, zarar
vermek; ortaya atmak), cerrah (yaran, açan, operatör), curh (yara, kesik,
vücutta oluşan zarar) * yaralar, kesikler, vücutta oluşan zararlar
cürüm :
ara. * cereme (kesmek, koparmak; suç işlemek, suçlu olmak, günah kazanmak,
günah işlemek), cerreme (suç saymak, suçlu ilan etmek, kriminalize etmek) *
suç, günah
cürüz :
ara. * caraza (azaltmak, kıtlaştırmak, seyrekleştirmek, eksiltmek; çıplak
olmak, açılmak, eksilmek), curz * azlık, kıtlık, seyrek olma durumu, kuruluk,
kuraklık; çıplaklık, çoraklık; kuru, çorak
cüsse :
ara. * cussa (beden, gövde, ceset), cesed (beden, gövde, vücut; ölmüş varlık
bedeni), cesamet (irilik, büyük olma, cesim olma), cism (uzunluğu, derinliği,
genişliği olan varlık) (ara.) * insan gövdesi, yapı, beden, vücut hacmi
cüz :
ara. * cazzaa (kökünden kesmek, gövdeyi ayırmak, bölmek, ayırmak, parçalamak) *
parça, kısım, bölüm, ayrım; çözüntü
cüzdan :
ara., far. * cazzaa (kökünden kesmek, gövdeyi ayırmak, bölmek, ayırmak, parçalamak),
cuz (parça, kısım, bölüm, ayrım; çözüntü) (ara.) + dan (tutan, alan, taşıyan,
kap, muhafaza eden, bulunduran) (far.) * küçük kitapçık, defter; içine evrak
konan küçük çanta
cüzi :
ara. * cuz (parça, kesim, kısım, bölüm) + iy (dıfat yapım eki) * azıcık, küçük
bir bölüm
cüzzam :
ara. * cadama, cazama (kesmek, koparmak, uzvu kesilmiş hale getirmek), cudam
(uzuvları düşüren hastalık, cüzzam, lepra) * mycobacterium leprae bakterisinin
neden olduğu, cilt, sinir ve mukozalarda lezyonlarla kendini gösteren, cildi
pul pul yapan, deri hücrelerinde kalınlaşma ve duyusal kayıp ile karakterize
edilen ve tıbbi literatürde Hansen hastalığı olarak bilinen kronik bulaşıcı
hastalık, lepra, hansenizm
CV :
lat. * curriculum vitae (curriculum (akış, koşuş) (currere (koşmak, akmak,
ilerlemek) + culum (isim yapım eki) ) + vitae (hayat) (hayat akışı) )
kelimesinin akronimi * özgeçmiş, rezüme
CVP :
ing. * Central (Merkezi) + Venous (Damarsal) Pressure (Basıncı) * kalbin sağ
atrium bitişiğinde bulunan torasik vena kavadaki kan basıncı (milimetre cıva
(mm Hg) veya atmosfer basıncının üzerindeki santimetre (cm) su cinsinden ifade
edilir (1,36 cm su = 1 mm Hg) )
CVS :
ing. * chorionic (koryonik) + villus (tüycük) + sampling (örnekleme) *
gebeliğin erken döneminde genetik hastalıkları tespit etmek için yapılan
plasenta tüycüğü biyopsisi testi
cyanastraceae :
gre., lat. * kyanos (mavi, koyu mavi, lacivert) + aster (yıldız) (gre.) + aceae
(-giller, btanik familya eki) (lat.) * Asparagales takımına ait, tropikal
Afrika'daki bataklılarda veya su birikintilerinde yetişen ve tek bir cinsi
(Cyanastrum) barındıran soğanlı bitkiler familyası
cyanastrum :
gre., lat. * kyanos (mavi, koyu mavi, lacivert) + astrum (yıldız) (aster
(yıldız) (gre.) + um (isim yapım eki) (lat.) ) * mavi yıldız; tropikal
Afrika'ya özgü, mavi çiçekler açan küçük bir soğanlı, yumrulu bitki cinsi
cyatheaceae :
gre., lat. * kyatheion (küçük kase, kupa, çanak, kap, tas) (kyathos (kase,
kupa, çanak, kap, tas) + eion (küçültme eki) ) (gre.) + aceae (-giller, bitki
familyası eki) (lat.) * ağaç eğreltilerini kapsayan, tropik ve subtropik
bölgelerde yetişen büyük gövdeli eğrelti bitkileri familyası
cyathium :
gre., lat. * kyatheion (küçük kase, kupa, çanak, kap, tas) (kyathos (kase,
kupa, çanak, kap, tas) + eion (küçültme eki) ) (gre.) + ium (isim yapım eki)
(lat.) * Euphorbiaceae (sütleğengiller) familyasındaki sütleğenlerde görülen,
çok sayıda küçük çiçeği kâse biçimli bir örtü içinde toplayan özel çiçek durumu
(yalancı çiçek yapısı)
cyathophyll :
gre., lat. * kyatheion (küçük kase, kupa, çanak, kap, tas) (kyathos (kase,
kupa, çanak, kap, tas) + eion (küçültme eki) ) + phyllon (yaprak) * kase
biçimli yaprak veya yaprak benzeri yapı; özellikle Euphorbiaceae
(sütleğengiller) familyasında cyathium çevresindeki çanak biçimli örtü
yapraklarından biri
cyberknife :
gre., ing. * kubernetes (dümenci, yönetici, idareci) (gre.); cyber (güdümlü;
bilgisayar ağlarına veya elektronik yönetim sistemlerine ilişkin) + knife
(bıçak) (ing.) * stereotaktik radyocerrahi veya radyoterapi yapabilentüm
vücutta kanser tedavisi yapmak için tasarlanmış robotik radyocerrahi sistemi
cycadaceae :
gre., lat. * kykas, koikas (palmiye benzeri bitki adı) + aceae (-giller, bitki
familyası eki) * palmiye görünümündeki sikadları kapsayan, kozalaklılara benzer
özellikler taşıyan ilkel açık tohumlu bitki familyası, çikasgiller, sikadgiller
cyclamen :
gre. * kyklos (daire, çember, halka, döngü, dönem, devir, periyod) * çiçek
sapının meyve döneminde dairesel kıvrılmasına atıfla adlandırılmış, Primulaceae
(çuhaçiçeğigiller) familyasından bir bitki
cyclanthaceae :
gre. * kyklos (daire, çember, halka, döngü, dönem, devir, periyod) + anthos
(çiçek) (gre.) + aceae (-giller, boranik familya eki) (lat.) * çiçek yapıları
halka veya çevresel düzen gösteren, tropik Amerika’da yayılış gösteren palmiye
benzeri otsu ve çalımsı bitkileri kapsayan bitki familyası, kadeh çiçeğigiller,
kalikantusgiller
cyclopteridae :
gre. * kyklos (daire, çember, halka, döngü, dönem, devir, periyod) + pteryx,
pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) (gre.) + idae (-giller, zoolojik
familya eki) (lat.) * Kuzey Atlantik, Kuzey Pasifik ve Arktik denizlerde
yaşayan, karın yüzgeçleri emici disk biçimine dönüşmüş, gövdeleri yuvarlak
yapılı deniz balıklarını kapsayan yapışkan balıkları familyası, siklopgiller
cyclopterinae :
gre. * kyklos (daire, çember, halka, döngü, dönem, devir, periyod) + pteryx,
pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) (gre.) + inae (-giller, zoolojik alt
familya eki) (lat.) * Scorpaeniformes (Akrep benzerleri) takımına ait olan ve karın
yüzgeçlerinin birleşerek vantuz benzeri dairesel bir diske dönüşmesiyle
bilinen, genellikle Kuzey Atlantik ve Arktik gibi soğuk denizlerde yaşayan
"yumru balıkları" (lumpfish) familyasının (Cyclopteridae) bir alt
familyası
cyclopterus :
gre. * kyklos (daire, çember, halka, döngü, dönem, devir, periyod) + pteryx,
pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) * uzey Atlantik ve Kuzey Pasifik’in
soğuk denizlerinde yaşayan, karın yüzgeçleri emici disk oluşturan ve yuvarlak
gövdeli yapısıyla bilinen yapışkan balıklar cinsi
cyclostomata :
gre., lat. * kyklos (daire, çember, halka, döngü, dönem, devir, periyod) +
stoma (ağız, açıklık, boşluk) (gre.) + ata (taksonomik çoğul eki) (lat.) *
deniz ve tatlı sularda yaşayan, çene yerine yuvarlak emici ağız yapısına sahip ilkel
omurgalıları kapsayan, taşemenler ve hagfishleri de içeren yuvarlak ağızlılar
grubu
cyclotrichium :
gre., lat. * kyklos (daire, çember, halka, döngü, dönem, devir, periyod) +
trichos (saç) * (gre.) + ium (isim yapım eki) (lat)
cygnus :
gre., lat. * kyknos (kuğu) (gre.); cygnus (lat.) * sulak alanlar, göller ve
nehir çevrelerinde yaşayan, uzun boyunlu ve büyük yapılı su kuşlarını kapsayan
kuğu cinsi
cymodoceaceae :
gre. * kyma (dalga, kabarma, filiz, tomurcuk) + dekhomai (kabul etmek,
karşılamak) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * deniz ineği
otu ailesi olarak bilinen, tropik ve ılıman denizlerde, özellikle sığ kıyı
sularında yaşayan deniz çaylarını kapsayan sucul bitki familyası,
sudüğümügiller
cynanchum :
gre., lat. * kyon (köpek), kynos (köpekle ilgili) + ankhein (boğmak, sıkmak)
(gre.) + um (isim yapım eki) (lat.) * zakkumgiller (Apocynaceae) familyasına
ait, aralarında "bacırgan" veya "köpek boğan" olarak
bilinen zehirli ve çok yıllık otsu, sarılıcı, tırmanıcı bitki türlerinin yer
aldığı bilimsel bir bitki cinsi
cynara :
gre. * kynara (enginar) * papatyagiller (Asteraceae) familyasından enginar ve
yabani enginar bitkilerini içine alan bilimsel bir bitki cinsi
cynaroid :
gre. * kynara (enginar) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) *
enginara benzeyen, özellikle Asteraceae familyasındaki enginar ve yakın akraba
bitkilerde görülen yapısal özellikleri tanımlayan sıfat
cynocrambaceae :
gre. * kyon (köpek), kynos (köpekle ilgili) + krambe (lahana, turpgillerden bitki)
+ aceae (-giller, bitki familyası eki) * Rubiaceae (kökboyasıgiller) familyası
içinde sınıflandırılan, tek bir cinsi (Theligonum) olan, Akdeniz ve
çevresindeki bölgelerde yaşayan, köpek lahanası olarak bilinen Cynocrambe
cinsini içeren küçük otsu bitki familyası
cynodon :
gre. * kyon (köpek), kynos (köpekle ilgili) + odous (diş), odontos (diş ile
ilgili) * köpek dişi biçimindeki başakçıklarıyla adlandırılan, Poaceae
familyasına ait; sıcak ve ılıman bölgelerde çayır, mera ve tarım alanlarında
yayılış gösteren otsu çim cinsi
cynoglossum :
gre. * kyon (köpek), kynos (köpekle ilgili) + glossa, glotta (dil) (gre.) + um
(isim yapım eki) (lat.) * köpek diline benzeyen yaprak biçimleriyle
adlandırılan, Boraginaceae (hodangiller) familyasına ait; ılıman bölgelerde,
özellikle Avrupa, Asya ve Kuzey Amerika’da yayılış gösteren otsu bitkiler
cinsi, köpekdili, pisiktetiği
cynomoriaceae :
gre., lat. * kyon (köpek), kynos (köpekle ilgili) + morion (parça, organ, uzuv)
(gre.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * Saxifragales
(Taşdelenler) takımına ait, tam parazit çiçekli bitkileri içeren, çöl ve kurak
bölgelerde yaşayan, parazit veya yarı parazit özellik gösteren Cynomorium
cinsini kapsayan, köksaplı ve klorofilsiz otsu bitkiler familyası
cyperaceae :
gre., lat. * kyperos (saz, hasır otu) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası
eki) (lat.) * sulak alanlarda, bataklıklarda ve nemli topraklarda yayılış
gösteren, saz, kındıra ve papirüs gibi otsu bitkileri kapsayan bitki familyası,
sazgiller, papirüsgiller
cyperus :
gre. * kyperos (saz, hasır otu) * saz benzeri gövdeleriyle tanınan, Cyperaceae
familyasından otsu bitkiler
cyphomandra :
gre. * kyphos (kambur, eğri, şişkin) + aner (erkek, er kişi, adam, insan),
andros (erkek ile ilgili, er kişi ile ilgili, adam ile ilgili, insan ile
ilgili) * erkek organları (stamenleri) kavisli veya şişkin görünümlü çiçeklere
sahip, Solanaceae (patlıcangiller) familyasına ait; tropik Amerika kökenli,
çalı ve küçük ağaç formundaki bitkiler cinsi, ağaç domatesi, tamarillo
cyprinidae :
gre., lat. * kyprinos (sazan balığı) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası
eki) (lat.) * tatlı sularda yaşayan, sazan, bıyıklı balık ve kızılkanat gibi
türleri kapsayan, dünya genelindeki nehir, göl ve akarsularda yayılış gösteren
ışınsal yüzgeçli balıklar familyası, sazangiller
cypriniformes :
gre. * kyprinos (sazan balığı) (gre.) + formis (şekilli, biçimli) (forma
(şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * sazan balıkları,
çöpçü balıkları ve benzeri tatlı su balıklarını kapsayan; çoğunlukla nehir, göl
ve akarsu ortamlarında yaşayan ışınsal yüzgeçli balıklar takımı
cyprininae :
gre., lat. * kyprinos (sazan balığı) (gre.) + inae (-giller, hayvan alt
familyası eki) (lat.) * tatlı sularda yaşayan sazanları ve yakın akraba türleri
kapsayan, Cyprinidae familyası içinde yer alan balıklar alt familyası
cyprinion :
gre. * kyprinos (sazan balığı) + ion (küçültme eki) * küçük sazan anlamında
adlandırılan, Cyprinidae familyasına ait olan Orta Doğu ve çevresindeki tatlı
su akarsularında yaşayan küçük gövdeli sazan balıkları cinsi
cyprinodon :
gre. * kyprinos (sazan balığı) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) * Kuzey
ve Orta Amerika’nın tatlı su kaynaklarında, özellikle küçük gölet, dere ve kıyı
bölgelerinde yaşayan, küçük yapılı dişsazanlarını kapsayan Cyprinodontidae
(dişli sazangiller) familyasına ait balık cinsi
cyprinodontidae :
gre., lat. * kyprinos (sazan balığı) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili)
(gre.) + idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Amerika, Afrika ve
Asya’nın tatlı ve hafif tuzlu sularında yaşayan, küçük gövdeli yumurtlayan
dişsazanları ve yakın akraba balıkları kapsayan balıklar familyası, dişli
sazangiller
cyprinodontinae :
gre., lat. * kyprinos (sazan balığı) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili)
(gre.) + inae (-giller, zoolojik alt familya eki) (lat.) * Amerika, Afrika ve
Asya’nın tatlı ve hafif tuzlu sularında yaşayan, küçük yapılı dişsazanlarını ve
yakın akraba balıkları kapsayan alt familya
cyprinus :
gre. * kypros (bakır) + inos (ile ilgili, gibi, -a ait) * Avrupa ve Asya’nın
tatlı su göllerinde, nehirlerinde ve akarsularında yaşayan, sazan balıklarını
kapsayan Cyprinidae familyasına ait balık cinsi
cypripedium :
gre. * kypros (bakır), Kypris (Afrodit) + pedion (düz alan, alan, düz yüzey,
ova, saha), pedilon (terlik) (gre.) + ium (isim yapım ve yer eki) (lat.) *
Kuzey Yarımküre’nin ılıman bölgelerinde, özellikle ormanlık alanlar ve nemli
çayırlarda yaşayan, çiçeklerinin terlik biçimli dudak yapısıyla bilinen
Orchidaceae familyasına ait orkide cinsi, terlik orkidesi
cypsela :
gre. * kypsele (küçük kutu, kap, sandık) + a (isim yapım eki) * Asteraceae
familyasında görülen, tek tohumlu, kuru ve açılmayan küçük meyve tipi;
papatyagillerde çiçek tablasından gelişen ve genellikle tüy biçimli uçucu
yapılar taşıyan meyve yapısı
cyrillaceae :
lat. * Cyrilla (Amerikalı botanikçi Domenico Maria Leone Cyrillo’nun
soyadından) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * erikçiçekliler (Ericales)
takımında yer alan, Kuzey ve Orta Amerika’nın nemli ormanları, bataklıkları ve
kıyı bölgelerinde yaşayan, çalı ve küçük ağaç formundaki bitkileri kapsayan
bitki familyası
cyrtomium :
gre., lat. * kyrtos (kıvrık, eğri, kambur) (gre.) + ium (isim yapım eki) (lat.)
* Dryopteridaceae familyasının polipodlar (Polypodiales) takımında yer alan,
Asya’nın doğusu, tropik bölgeler ve bazı ılıman bölgelerdeki nemli ormanlarda
yaşayan, yaprakları kıvrımlı ve parlak görünümlü eğrelti otlarını kapsayan
bitki cinsi
cystiscidae :
gre., lat. * kystis (kist, kese, torba, kapsül, mesane) + iskos (küçültme eki)
(gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * karındanbacaklılar
(Littorinimorpha) takımı içinde yer alan, Cystiscidae familyasına ait, tropik
ve subtropik denizlerde özellikle mercan resifleri, kumlu ve çamurlu kıyı
tabanlarında yaşayan, küçük ve parlak kabuklu deniz salyangozlarını kapsayan
hayvan familyası
cytinaceae :
gre. * kytinos (yabani incir çiçeği, çiçek örtüsü) + aceae (-giller, bitki
familyası eki) (lat.) * Malpighiales (ebegümecigiller takım akrabaları) takımı
içinde yer alan, Cytinaceae familyasına ait, Afrika, Madagaskar, Akdeniz
çevresi ve Güney Amerika’nın tropik bölgelerinde yaşayan, klorofilsiz ve
tamamen konukçu bitkiler üzerinde parazit olarak gelişen küçük çiçekli parazit
bitkileri kapsayan bitki familyası
cytisopsis :
gre. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + ops, opsis (göz, görme,
görüş, görünüş, görünüm, yüz) * baklagiller (Fabales) takımı içinde yer alan,
Fabaceae familyasına ait, Asya’nın ılıman ve subtropik bölgelerinde yaşayan,
baklagillerin bazı cinslerine benzeyen çalımsı bitkileri kapsayan bitki cinsi
ç :
tür. * ç, Ç * Türkçe alfabedeki dördüncü harf ("C"den sonra,
"D"den önce)
çaba :
tür. * çap (vurmak, kesmek, bölmek, ayırmak; yüzmek, tırmanmak) + a (isim yapım
eki) (tür.); chop (kesmek) (ing.) * emek, gayret, uğraş
çabalamak :
tür. * çap (vurmak, kesmek, bölmek, ayırmak; yüzmek, tırmanmak) + a (isim yapım
eki) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * gayret göstermek,
uğraşmak, bir amaç için çalışmak
çabuk :
far. * çab (acele etmek, ivedi olmak, hızlı olmak, çevik olmak; koşmak,
sıçramak, atılmak) + uk (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * tez, hızlı, ivedi,
çevik, çok kısa sürede
çaça :
gür., isp. * chacha (üzüm posasından yapılan içki) * Gürcistan'da geleneksel
olarak üzümden üretilen saf, %40-60 alkol oranı olan brendi, üzüm votkası, üzüm
posası rakısı, Gürcü rakısı
çaça balığı :
lat. * çaça + balık (suda yaşayan omurgalı, solungaçlı ve yüzgeçli deniz
canlısı) + ı (iyelik eki) * ringayı andıran küçük deniz balığı, sprottus,
sprattus
çaçaça :
isp. * cha cha cha (dansçıların adımlarını atarken ayakkabılarının pistte
çıkardığı sürtünme sesinin ya da bu türe özgü marakas/güiro gibi ritim
aletlerinin çıkardığı sesleri temsil eden ses yansımalı ve tekrarlı kelime) *
1950’li yıllarda Kübalı viyolonist ve besteci Enrique Jorrin tarafından ortaya
konulan bir Latin Amerika dans ve müzik türü
çaçaron :
ita. * ciaciaron, caciaron (çok konuşan, kocakarı) (ciaciarare (gürültü yapmak,
çok konuşmak) (ses yansımalı onomatopeik kelime) * karşısındakini susturacak
biçimde ve çok konuşan, çenesi düşük ve kuvvetli, geveze
çad :
ara. * cad, çad (göl, büyük ve geniş su havzası) * Kuzey-Orta Afrika'da denize
kıyısı olmayan kuzeyde Libya, doğuda Sudan, güneyde Orta Afrika Cumhuriyeti,
güneybatıda Kamerun ve Nijerya, batıda ise Nijer ile komşu olan ülke
çadır :
tür., far. * çadar, çadur (çad, çat (bir araya getirmek, bitiştirmek,
birleştirmek, karşılıklı konumlamak) + ir, ur (isim yapım eki) * plastikten
veya brandadan yapılmış, içinde kalınabilen kamp malzemesi
çağ :
moğ. * çağ (zaman, vakit, zaman dilimi, devir, dönem, devre, periyod, epok) *
zaman, vakit, zaman dilimi, devir, dönem, devre, periyod, epok
çağa :
moğ. * çaga (çag (açığa çıkmak, ortaya çıkmak, doğmak, ışıldamak, aydınlatmak)
+ a (gibi olan) ) * küçük çocuk, bebek
çağan :
moğ. * çağ (aydınlık, ışık, beyazlık) + an (ile ilgili, gibi, -a ait) * beyaz;
aydınlatan, ışıldatan; bayram, şenlik; erkek ismi
çağana :
gre. * tsaganos (yengeç) * kabukluların onayaklılar alttakımından, denizlerde
ve bazı türleri tatlı sularda yaşayan, boyları 25 cm. olabilen, eti pek
lezzetli olmamakla birlikte balık çorbasında çeşni olarak kullanılan bir yengeç
türü
çağanak :
tür. * çağ (çınlayan, ses çıkaran nesne; yankı) + an (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) + ak (araç eki) * zilli tef veya dansözlerin kullandığı zil
çağanoz :
gre. * tsaganos (yengeç) * kabukluların onayaklılar alttakımından, denizlerde
ve bazı türleri tatlı sularda yaşayan, boyları 25 cm. olabilen, eti pek
lezzetli olmamakla birlikte balık çorbasında çeşni olarak kullanılan bir yengeç
türü
çağatay :
tür. * çağ (zaman, devir, dönem) + tay (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
zamana uyan, devirle ilgili, güncel, asri, modern; yavru at, tay; kuvvetli,
kudretli; Cengiz Han'ın ikinci oğlunun ismi (“tay” son eki örnekleri
“danıştay”, “çalıştay")
çağdaş :
tür. * çağ (zaman, devir, dönem) + daş (karşılıklı ilgili olma, aynı olma,
uyumlu olma, işteşlik anlamı veren son ek; eş, denk, benzer, aynı eki) *
güncel, zamana uyan, asri, modern
çağdışı :
tür. * çağ (zaman, devir, dönem) + dışı (içeride olmayan, içe ait olmayan,
harici) * zamanına uymayan, güncel olmayan, eskiye ait
çağıldamak :
tür. * çağ (ses etmek, ses çıkartmak, seslenmek, şakırdamak, bağırmak) + ıl
(edilgen fiil eki) + da (ek) + mak (fiil mastar eki) * akarsuyun akarken
kayalara, taşlara çarparak ses çıkarması eylemi
çağın :
tür. * çağ (zaman, devir, dönem) + ın (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
çağdaşlık, güncellik, güncel olma
çağırmak :
tür. * çağ (ses etmek, ses çıkartmak, seslenmek, şakırdamak, bağırmak) + ır
(ek) + mak (fiil mastar eki) * seslenmek, bağırmak, nida etmek, avaz
çağla :
far. * çağale (ham meyve, taze veya turfanda (mahsul) * badem, erik, kayısı
gibi meyvelerin olgunlaşmamış ama yenilebilir hali
çağlamak :
tür. * çağ (ses etmek, ses çıkartmak, şakırdamak, bağırmak) + la (ek) + mak
(fiil mastar eki) * akarsuyun akarken taş ve kayalara çarparak çıkardığı ses
çağlar :
tür. * çağ (ses etmek, ses çıkartmak, şakırdamak, bağırmak) + lar (üçüncü tekil
şahıs fiil çekimi) * çağlayan; erkek ismi
çağlayan :
tür. * çağ (ses etmek, ses çıkartmak, şakırdamak, bağırmak) + la (ek) + yan
(isim yapım eki) * akarsuyun, çok yüksek olmayan bir yerden köpürerek döküldüğü
yer
çağlayancerit :
tür. * çağlayan (akarsuyun, çok yüksek olmayan bir yerden köpürerek döküldüğü
yer) + cerid (hurma budağı; hurma ağacı; çorak ve verimsiz yer; yalnız, tenha)
* Kahramanmaraş’ın bir ilçesi; Orta Asya'dan gelen Cerid Aşiretinden
çağmak :
tür. * çağ (yükselmek) + mak (fiil mastar eki) * Güneş doğmak, yükselmek,
vurmak
çağnak :
tür. * çağ (akmak, su akmak; akıntı, akış) + nak (araç eki) * dölütün içinde
bulunduğu, döl kesesini dolduran sıvı
çağrı :
tür. * çağ (ses etmek, ses çıkartmak, şakırdamak, bağırmak) + rı (isim yapım
eki) * seslenme, davet etme, bağırma, nida etme, avaz
çağrışım :
tür. * çağ (ses etmek, ses çıkartmak, şakırdamak, bağırmak) + rı (isim yapım
eki) + şım (isim yapım eki) * bir olgunun başka bir olguyu hatırlatması,
düşündürmesi
çağrıştırmak :
tür. * çağ (ses etmek, ses çıkartmak, şakırdamak, bağırmak) + rı (isim yapım
eki) + ış (işteş ve edilgen fiil eki) + tır (etken fiil eki) + mak (fiil mastar
eki) * bir şeyi başka bir şeyi anımsatacak biçimde hatırlatmak, benzerlik
yoluyla zihinde canlandırmayı sağlamak, anımsatmak, düşündürmek, akla getirmek
çah :
far. * kan (kazmak, delmek, çukur açmak) * kuyu, çukur, hendek, derin delik
çak :
tür. * çak (çatlamak, yarılmak, yırtılmak, kesilmek) (ses yansımalı onomatopeik
kelime) * yırtık, yarık, kesik; kumaş, giysi veya kağıt gibi yüzeylerde meydana
gelen yırtık, yarık, kesik
çakal :
san., far. * krostuka, srgala (uluyan, ürüyen) (san.) ; şagal (çakal) (far.) *
Carnivora (etçiller/etoburlar) takımının köpekgiller (canidae) familyasından,
genellikle leşle beslenen, rengiyle kurta, boyu ve kabarık kıl kuyruğuyla
tilkiye benzeyen, geceleri sürü halinde uluyan, vahşi ve postu sarımsı memeli
etobur hayvan
çakalboğan :
far., tür. * şagal (etoburlardan, rengiyle kurta, boyu ve kabarık kıl
kuyruğuyla tilkiye benzeyen ve leşle beslenen bir hayvan) + boğ (sıkmak,
daraltmak, sıkıştrmak, bastırmak, tıkamak) + an (yapan, eden eki) * zehirli ve
keskin kokulu yapısıyla hayvanları uzak tutan, halk arasında “çakalı bile
boğar” denecek kadar etkili kabul edilen otsu bitki türü
çakaloz :
far., tür. * şagal (etoburlardan, rengiyle kurta, boyu ve kabarık kıl
kuyruğuyla tilkiye benzeyen ve leşle beslenen bir hayvan) + oz (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * mermi olarak çakıl taşı atan bir top türü; niteliksiz,
düzeyi düşük, aşağılık kimse, çakal
çakar :
tür. * çak (yakmak, yanmak) + ar (geniş zaman ve isim yapım eki) * trafikte
diğer araçların da fark edebileceği şekilde, araçların üstünde yer alan ve
yanıp sönen, ışık kuvveti yüksek lamba
çakaralmaz :
tür. * çak (vurmak, çarpmak, darbelemek; yakmak, yanmak) + ar (geniş zaman ve
isim yapım eki) + al (elde etmek, edinmek, tutmak) + maz (olumsuzluk eki) *
çalışmayan, bozuk (çakmak, top, tüfek vb.; teşmil ve şaka
çaker :
far. * çakar (hizmetçi, kul, köle, sadık yardımcı) * kul, köle, hizmetçi,
cariye, yanaşma, hizmetkar, bende
çakı :
tür. * çak (vurmak, çarpmak, darbelemek) + ı (isim yapım eki) (tür.); çaku (her
tür bıçak) (far.), shock, choc Schock (darbe, vurma, şok) (ing., fra., alm.) *
açılıp kapanmasını sağlayan mekanizmaya sahip küçük cep bıçağı
çakıl :
tür. * çağ (ses etmek, ses çıkartmak, şakırdamak, şıkırdamak, bağırmak) + ıl
(isim yapım eki) (akarsuların taşlara çarparak çıkardığı sesten onomatopeik
kelime) * nehir veya deniz kıyılarında suyla aşınarak oluşmuş küçük, sert ve
yuvarlak taş parçaları
çakılmak :
tür. * çak (vurmak, çarpmak, şakırtıyla vurmak, darbelemek) + ıl (edilgen fiil
eki) + mak (fiil mastar eki) * yüksekten yere düşmek; bir yerin içine
girdirilmek, sokulmak; vurulmak
çakır :
tür. * çakır, çakrı (alaca renk, alaca mavi; doğana benzer yırtıcı kuş) (tür.),
çoğur (moğ.) * mavi hareli ela; yeni olgunlaşmaya başlamış meyve
çakırdiken :
tür. * çakır, çakrı (alaca renk, alaca mavi; doğana benzer yırtıcı kuş) + dik
(saplamak, batırmak) + en (isim yapım eki) * maydanozgillerden, almaşık yapraklı,
uzun ve sert saplı, sarı çiçekler açan, dikenli, hekimlikte yararlanılan, çok
yıllık otsu bir bitki
çakırdoğan :
tür. * çakır, çakrı (alaca renk, alaca mavi; doğana benzer yırtıcı kuş) + doğan
(kartalgillerden yırtıcı ve alıcı bir kuş) * kartalgillerden, kuzey
yarımkürenin her yerinde bulunan, gövdesinin üstü kurşuni veya kahverengi, altı
açık kahverengi ve enine çizgili, kanatları değirmi, kuyruğu oldukça uzun, avcı
kuş olarak yetiştirilen, yırtıcı, iri bir doğan
çakırkanat :
tür. * çakır, çakrı (alaca renk, alaca mavi; doğana benzer yırtıcı kuş) + kanat
(uçmak için kullanılan, bir nesnenin veya canlının gövdesinin yan tarafından
çıkmış uzantı) * kanatları mavi hareli bir ördek türü
çakırkeyif :
tür., ara. * çakır, çağır (şarap) (tür.) + keyf (neşe) (ara.) * yarı sarhoş,
yeni sarhoş olmaya başlamış olan
çakışmak :
tür. * çak (vurmak, çarpmak, darbelemek) + ış (işteş fiil eki) + mak (fiil
mastar eki) * karşı karşıya veya üstüste gelmek, karşılıklı olarak birbirlerine
vurmak, çarpışmak
çakmak :
tür. * çak (vurmak, çarpmak, darbelemek) + mak (fiil mastar eki) (tür.); *
shock, choc Schock (darbe, vurma, şok) (ing., fra., alm.)
çakmak taşı :
tür. * çakmak (ateş yakmak için kullanılan taş veya metal araç) + taş (sert
mineral, kaya) + ı (iyelik eki) * kadıköytaşı ve gizli kristal kuvars bileşiği
olan, çelik veya demir sürtülünce kıvılcım çıkaran bir kuvars türü (kadıköy
(khalkedon, khalkidonios, karkhedon (yeni şehir, kutsal şehir) ) + taşı)
çakozlamak :
tür. * çak (vurmak, çarpmak, darbelemek) + oz (ek) + la (edilgen fiil eki) +
mak (fiil mastar eki) * uygunsuz bir durumu fark etmek, farkına varmak, anlamak
çakra :
san. * çakra (tekerlek, dönüş, döngü, devre, daire, disk, çark) * insandaki,
helezonik (spiral) yapı arzeden yedi spiritüel enerji katmanından her biri
(Muladhara (Kök çakra) Omurganın tabanı; güvenlik, hayatta kalma, beden ve
aidiyetle ilişkilendirilir, Svadhisthana (Sakral çakra) Alt karın/pelvis;
duygular, yaratıcılık, haz ve cinsellikle ilişkilendirilir, Manipura (Solar
pleksus çakrası) Göbek çevresi; irade, öz güven, kişisel güç ve dönüşümle
ilişkilendirilir, Anahata (Kalp çakrası) Göğüs/kalp bölgesi; sevgi, şefkat, bağ
kurma ve duygusal dengeyle ilişkilendirilir, Vishuddha (Boğaz çakrası) Boğaz;
iletişim, ifade ve kişinin kendini sözle ortaya koymasıyla ilişkilendirilir,
Ajna (Üçüncü göz) Kaşların arası; sezgi, içgörü ve zihinsel farkındalıkla
ilişkilendirilir, Sahasrara (Taç çakrası) Başın tepesi; ruhsallık, bilinç ve
aşkınlıkla ilişkilendirilir)
çakşır :
tür. * çakşur (paçalı don, şalvar) * bir tür şalvar, geniş pantolon; ince
kumaştan yapılmış erkek şalvarı; paçalı güvercin ve kimi kuşların ayağında
bulunan ve süs gibi görünen tüyler
çaktırmadan :
tür. * çak (vurmak, çarpmak, darbelemek) + tır (etken fiil eki) + ma (yokluk,
eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + dan (zarf/belirteç eki) * farkettirmeden,
gizlice
çaktırmak :
tür. * çak (vurmak, çarpmak, darbelemek) + tır (etken fiil eki) + mak (fiil
mastar eki) * farkettirmek; çakmak eylemini yaptırmak
çal :
tür. * çal (yüksek yer) (Çağatay Türkçesi) * Denizli’nin bir ilçesi
çala :
tür. * çal (elle dokunmak, dövmek, vurmak, çarpmak, darbetmek, götürmek;
yenmek) + a (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hızlıca, çabukça, sürekli
çalab :
tür. * çal (yaratmak, oluşturmak, meydana getirmek, vurmak, şekil vermek,
hükmetmek) + ap (isim/sıfat yapım eki) * yüce kişi, efendi, rabb, rahip;
Yaratıcı, Yaratan, Tengri, Tanrı (çelebi (Tanrı adamı, rabbani; beyefendi,
nazik, iyi huylu) (tür.) )
çalak :
far. * çal (elle dokunmak, dövmek, vurmak, çarpmak, darbetmek, götürmek;
yenmek) + ak (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * çabuk hareket eden,
hareketli, çevik
çalap :
tür. * çalab (çal (yaratmak, oluşturmak, meydana getirmek, vurmak, şekil
vermek, hükmetmek) + ap (isim/sıfat yapım eki) ) * yüce kişi, efendi, rabb,
rahip; Yaratıcı, Yaratan, Tengri, Tanrı (çelebi (Tanrı adamı, rabbani;
beyefendi, nazik, iyi huylu) (tür.) )
çalar :
tür. * çal (elle dokunmak, dövmek, vurmak, çarpmak, darbetmek, götürmek;
yenmek) + ar (geniş zaman ve araç eki) * müzik aleti, oynatıcı (örneğin
"kasetçalar", "uzunçalar")
çalarmak :
tür. * çal (elle dokunmak, dövmek, vurmak, çarpmak, darbetmek, götürmek;
yenmek) + ar (edilgen fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * ekinler veya meyveler
olmaya, olgunlaşmaya yüz tutmak
çalçene :
tür., far. * çal (elle dokunmak, dövmek, vurmak, çarpmak, darbetmek, götürmek;
yenmek) + çene (ağzın açılıp kapanmasını sağlayan, biri oynak iki parçaya
verilen isim) * çok konuşan, çenesi düşük, geveze
çaldıran :
far. * çil (kırk) + deran (kilise) (kırk kilise) * Van’ın bir ilçesi
çalgı :
tür. * çal (elle dokunmak, dövmek, vurmak, darbetmek, götürmek; yenmek) + gı
(fiili isim yapım eki, araç) * müzik aleti
çalı :
tür. * çal (kesmek, bıçak vurmak, darbetmek, alacalı hale getirmek) + ıg (ile
ilgili, gibi, -a ait) * küçük boylu bitki grubu
çalıbülbülü :
tür. * çalı (küçük boylu bitki grubu) + bülbül (karatavukgillerden ötücü bir
kuş) + ü (iyelik eki) * Cettia, Horornis ve Bradypterus cinslerinin küçük
böcekçil ötücü kuş, Çalı ötleğeni
çalıçırpı :
tür. * çalı (küçük boylu bitki grubu) + çırpı (kesilmiş) * kolayca tutuşabilen
kuru ince dal, çalı, çöp, ot gibi şeyler
çalıdikeni :
tür. * çalı (küçük boylu bitki grubu) + diken (sert, ucu sivri ve batıcı
çıkıntı, dik halde olan) + i (iyelik eki) * hünnapgillerden, kurak yerlerde
yetişen, gövdesi ve dalları sert dikenli, altın sarısı çiçekler açan bir çalı,
karaçalı
çalıfasulyesi :
tür., gre. * çalı (küçük boylu bitki grubu) (tür.) + phasolia, phasulia,
phaselos, phaseolus (tekne, sandal, kayık) (gre.) + si (iyelik eki) (tür.) *
baklagiller (Fabaceae, Leguminosae) familyasının Phaseolus cinsinden Orta
Amerika menşeli, bir yılda yetişen otsu bir bitki türü, Bombay fasulye
çalıkuşu :
tür. * çalı (küçük boylu bitki grubu) + kuş (yumurtlayan omurgalılardan,
akciğerli, sıcak kanlı, vücudu tüylerle örtülü, gagalı, iki ayaklı, iki kanatlı
uçucu hayvanların ortak ismi) + u (iyelik eki) * superciliumlarında bir
göz-halkası veya çizgisi bulunan ve çalı kuşugiller (Regulidae) familyasını
oluşturan kuşların ortak ismi
çalım :
tür. * çal (elle dokunmak, dövmek, vurmak, darbetmek, götürmek; yenmek) + ım
(isim yapım eki) * gösterişli davranış; futbolda bir hücum oyuncusunun, savunma
oyuncusunu muhtelif ayak oyunları yaparak geçmesi
çalımlamak :
tür. * çal (elle dokunmak, dövmek, vurmak, darbetmek, götürmek; yenmek) + ım
(isim yapım eki) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * oyunda, topu
karşı takım oyuncusuna kaptırmamak için ayak, vücut veya kolla, aldatıcı
davranışlarda bulunmak, çalım atmak; bir durumdan yararlanarak, bir başkasının
hakkı olan bir şeyi ele geçirmek
çalıntı :
tür. * çal (elle dokunmak, dövmek, vurmak, darbetmek, götürmek; yenmek;
hırsızlık yapmak) + ın (dönüşlü fiil eki) + tı (isim yapım eki) * çalınmış
olan, hırsızlık yoluyla elde edilmiş olan
çalısüpürgesi :
tür. * çalı (küçük boylu bitki grubu) + süpür (temizlemek) + ge (araç eki) + si
(iyelik eki) * çalıların bir sopanın ucunda toplanması yoluyla oluşturulan
süpürge
çalışkan :
tür. * çal (elle dokunmak, dövmek, vurmak, darbetmek, götürmek; yenmek) + ış
(işteş fiil eki, karşılıklı yapma eki) + kan (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
* çok çalışan, çalışmayı seven
çalışmak :
tür. * çal (elle dokunmak, dövmek, vurmak, darbetmek, götürmek; yenmek) + ış
(işteş fiil eki, karşılıklı yapma eki) + mak (fiil mastar eki) (tür.);
challenge (meydan okumaK) (ing.) * vuruşmak, mücadele etmek, çarpışmak; gayret
göstermek, emek harcamak
çalıştay :
tür. * çal (emek vermek, iş yapmak; elle dokunmak, dövmek, vurmak, darbetmek,
götürmek; yenmek) + ış (edilgen veya işteş fiil eki) + tay (büyük toplantı,
grup eki, toy) * belli bir konuyu değerlendirmek, analizler yapmak ve aksiyon
önerileri getirmek üzere, çeşitli kişilerin aktif katılımıyla düzenlenen,
kolektif çalışmaya dayalı toplantı
çalkalamak :
tür. * çalk (sallamak, karıştırmak, çırpmak) + a (ek) + la (ek) + mak (fiil
mastar eki) * sarsmak, sarsarak sallamak
çalkantı :
tür. * çalk (sallamak, karıştırmak, çırpmak) + antı (isim yapım eki) *
çalkalanma, sarsılma, sarsıntı
çalkar :
tür. * çalk (sallamak, karıştırmak) + kar (araç eki) * seyrek gözlü kalbur,
geniş delikli elek
çalmaç :
tür. * çal (elle dokunmak, dövmek, vurmak, darbetmek, götürmek; yenmek) + maç
(isim yapım eki) * pirinç unundan yapılmış pelte
çalmak :
tür. * çal (elle dokunmak, dövmek, vurmak, darbetmek, götürmek; yenmek) + mak
(fiil mastar eki) * başkasına ait olan bir şeyi izinsiz ve haber vermeden
almak, gasp etmek; müzik aletine dokunarak, vurarak melodi üretmek
çalpara :
far. * car, çar (dört) + pare (parça) * köçek ve çengilerin oynarken
parmaklarına takıp şakırdattıkları, ağaçtan yapılmış iki veya dört parçalı
köçek zili, kastanyet, şakşak
çaltı :
tür. * çal (elle dokunmak, dövmek, vurmak, darbetmek, götürmek; yenmek) + tı
(isim yapım eki) * çalı, diken
çalyaka :
tür. * çal (elle dokunmak, dövmek, vurmak, darbetmek, götürmek; yenmek) + yaka
(kenar, kıyı, taraf) * birdenbire yakasından tutarak
çam :
ara. * şam, şem (mum, reçine, ışık) * kozalaklılar grubunun çamgiller
familyasından iğne yapraklı bir ağaç cinsi; şam ağacı, mum ağacı, reçine ağacı
çam sakızı :
ara., tür. * şam, şem (mum, reçine, ışık; kozalakgillerden bir ağaç) + sakız
(sakır (yapışmak) + ız (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + ı (ek) *
gövdesinde açılan kesiklerden toplanan doğal bir reçine
çamardı :
ara., tür. * şam, şem (mum, reçine, ışık; kozalakgillerden bir ağaç) + ard
(arka, sonra) + ı (iyelik eki) * Niğde’nin bir ilçesi
çamaş :
tür. * came (giysi) + şur (yıkamak) (giysi yıkama, yıkanacak giysi) * Ordu’nun
bir ilçesi; Tımar Beyliği yaptığı bilinen Mehmet Çamaş Bey'den
çamaşır :
far. * came (giysi, kıyafet) + şustan (yıkamak), şur (yıkayan) * kirli giysi
veya kumaşın yıkanmak üzere bir araya getirilen topluluğu; yıkanan giysi veya
tekstil ürünü; iç giysisi
çamaşırhane :
far. * came (giysi) + şustan (yıkamak), şur (yıkamak) (giysi yıkama, yıkanacak
giysi) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) * çamaşır yıkanan
yer
çamat :
tür. * çat (birbirine bağlamak, iliştirmek) + mat (isim yapım eki) * avlanmış
balıkları solungaçlarından veya gövdelerinden takarak elde kolayca taşımaya
yarayan çengel şeklindeki askı aparat
çamça :
tür. * şam, şem (mum, reçine, ışık; kozalakgillerden bir ağaç) + ça (araç eki)
* ağaç kepçe
çamçak :
tür. * şam, şem (mum, reçine, ışık; kozalakgillerden bir ağaç) + çak (araç
eki); çam, çap (çalkalamak, ses çıkarmak) + çak (araç eki) * çam ağacından,
sonradan şehirlerde bakır, gümüş, cam ve kıymetli taşlardan yapılıp bazan meşin
bir mahfaza içine de konulan, kulplu veya kulpsuz, dibi yuvarlak, yayvan bir
tas biçimindeki su kabı, maşrapa, çapçak; filikaların suyunu boşaltmakta
kullanılan ağaç kepçe
çamçaka :
tür. * şam, şem (mum, reçine, ışık; kozalakgillerden bir ağaç) + çak (araç
eki); çam, çap (çalkalamak, ses çıkarmak) + çak (araç eki) + a (isim yapım eki)
* geveze; değirmen taşının üstüne konan ve tane dökülen oluk
çameli :
tür. * şam, şem (mum, reçine, ışık; kozalakgillerden bir ağaç) + eli, ili (yer,
şehir) * Denizli’nin bir ilçesi
çamlıdere :
tür., far. * şam, şem (mum, reçine, ışık; kozalakgillerden bir ağaç) + lı (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (tür.) + dere (küçük akarsu) (dare (vadi, iki dağ
arasındaki geçit) (far.) ) * Ankara'nın bir ilçesi
çamlıhemşin :
laz. * şam, şem (mum, reçine, ışık; kozalakgillerden bir ağaç) + lı (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) + hemşin (yerli Ermeni halkın ismi); eski ismi
Vica, Vija (maden su, ılıca, kaplıca) * Rize’nin bir ilçesi
çamlıyayla :
tür. * şam, şem (mum, reçine, ışık; kozalakgillerden bir ağaç) + lı (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) + yayla (yüksek, düz ve geniş alan, çayır veya
otlak) * Mersin’in bir ilçesi (eski ismi, Grekçe Lampron, Lampros (muhteşem)
kelimesinin bir telaffuzu olan Namrun)
çamoluk :
tür. * şam, şem (mum, reçine, ışık; kozalakgillerden bir ağaç) + oluk (su akış
kanalı) * Giresun’un bir ilçesi; köyün girişindeki çeşme oluğunun çam
olmasından
çamşıhı ağzı :
tür. * şam, şem (mum, reçine, ışık; kozalakgillerden bir ağaç) + şeyh (ihtiyar,
yaşlı erkek, kabile reisi, bilgin, üstat, ruhani lider; tarikat büyüğü, dini
önder) + ı (iyelik eki) + ağız (boşluk, giriş, açıklık) + ı (iyelik eki) *
Divrik'e bağlı bir köye ait halk ağzı
çamuka :
gre. * tsamouka (gümüş balığı) * genellikle sıcak ve ılıman denizlerin kıyı
bölgelerinde sürüler halinde yaşayan, gümüş balığıgiller (Atherinidae)
familyasına ait, sırtı yeşil ile kirli sarı, yanları ve karnı gümüş renginde,
orta büyüklükte yüzgeçleri ve her iki yanında vücudu boyunca birer çizgi
bulunan, ağzı küçük, gözleri büyük, boyu on santimetreyi geçmeyen, gümüş
balığına çok benzeyen fakat eti daha yavan ve şeffaf olan Atherina hepsetus cinsi
küçük, kemikli ve eti lezzetli bir balık türü
çamulari :
tib. * jo-mo (kraliçe, hanımefendi, tanrıça) + lha-ri (kutsal dağ, tanrı dağı)
* Çin (Tibet) ile Bhutan sınırında yer alan, Tibet Budizminde kutsal kabul
edilen ve "Kangchenjunga'nın Gelini" olarak da anılan, Himalaya dağ
silsilesine bağlı 7.326 metre yüksekliğindeki stratejik ve görkemli bir zirve
çamur :
tür. * çal, çap (sıvamak, üzerine değdirerek sürmek) + ur (isim yapım eki) *
suyla karışmış cıvık toprak
çamurluk :
tür. * çal, çap (sıvamak, üzerine değdirerek sürmek) + ur (isim yapım eki) +
luk (araç eki) * çamur bulunan alan; taşıtlarda tekerleğin üstünü örten parça
çan :
tür., çin. * çanğ (darbe ile ses veren metal veya ahşap alet, çıngırak, zil)
(tür.), chan (bardak) (çin.) * darbe ile ses veren metal veya ahşap alet, zil,
çıngırak; Çanakkale’nin bir ilçesi; İsmini hayvanların boynundaki çandan aldığı
rivayet edilir. Eski ismi Gergis, Gergithes (antik Truva’da bir kasaba)
çan :
tür., çin. * çanğ (zil, çıngırak) (tür.), chan (bardak) (çin.) * darbe ile ses
veren metal veya ahşap alet
çanak :
tür. * çan (kase yapmak, oyuk açmak, kap yapmak) + ak (isim yapım eki) * kadeh,
kase, kap
çanakçı :
tür. * çanak (kadeh, kase, kap) + çı (yapan, eden eki) * Giresun’un bir ilçesi
(bölgede çanak ustalarının bulunmasından)
çanakkale :
tür. * çan (kap, kase) + ak (isim yapım eki) + kale (şehri korumak için inşa
edilen yapı) * Türkiye'nin batı Marmara Bölgesinde yer alan 17 plaka numaralı
ili
çanaksı hücre :
tür., ara. * çan (kap, kase) + ak (isi yapım eki) + sı (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) + hucra (oda, odacık, göze, hücre) * salgı olacağı vakit şişen ve
belirli bir hacme geldiklerinde içlerindeki sıvı salgısını boşaltan bez hücresi
çançiçeği :
tür. * çan (kap, kase) + çiçek (bir bitkinin, üreme organlarını taşıyan,
genellikle hoş kokulu ve renkli bölümü) + i (isim yapım eki) * çiçekleri çan
biçiminde olan ve Akdeniz’de yetişen otsu bir bitki
çandı :
tür. * çan (odun, kereste, kütük) + dı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ev
duvarı örmek için kullanılmak üzere biçilmiş odunlarla ve çivi çakılmadan
yapılan ev çeşidi
çandır :
tür. * çan (karışık, birbirine karışmış) + dır (isim yapım eki) * karışık
cinsli, melez; Yozgat’ın bir ilçesi; koyun ve keçinin cins olarak birbirine
karışmış olanı, karışık cinsli, melez
çangal :
far. * çan (kıvrık, çengel, tutacak) + gal (isim yapım eki) * pençe, tırnak,
kıvrık sivri uçlu metal nesne, çengel; dal, budak, çatal
çankaya :
tür. * can (hayat, yaşam, ruh) + kaya (sert, yoğun ve büyük taş kütlesi); çengi
(dansçı kadın) + kaya (sert, yoğun ve büyük taş kütlesi) * Ankara'nın bir
ilçesi
çankırı :
gre., luv. * gangra (keçi, oğlak) * Türkiye'nin İç Anadolu Bölgesi'nde yer alan
18 plaka numaralı il
çanta :
far. * tança, tançe (kese, torba) (tancidan (dürmek, boğmak) * para, evrak,
yiyecek gibi şeyler koyup taşımaya yarayan kap
çap :
tür. * çap (vurmak, kesmek, bölmek, ayırmak; yüzmek, tırmanmak) (tür.); chop,
couper (kesmek) (ing., fra.) * ölçü, kapasite, ortadan kesen, kesici, yarıcı;
dairenin merkezinden geçerek daireyi iki eşit parçaya ayıran doğru parçası,
diameter
çapa :
tür. * çap (vurmak, kesmek, bölmek, ayırmak; yüzmek, tırmanmak) + a (yapan,
eden, alet) * ölçü, kapasite, ortadan kesen, kesici, yarıcı
çapaçul :
far. * çapan (eski püskü, yırtık pırtık) (çap (vurmak, kesmek, bölmek, ayırmak;
yüzmek, tırmanmak) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + çul (kaba kumaş)
* giyimine özen göstermeyen, düzensiz, pasaklı
çapak :
tür. * çalp (kirletmek, alacalı hale getirmek, vurmak, kesmek) + ak (isim yapım
eki) * gözden salgılanan ve göz pınarında, kirpiklerde birikerek pıhtılaşan,
kuruyan sıvı
çapanoğlu :
tür. * çap (vurmak, kesmek, bölmek, ayırmak; yüzmek, tırmanmak) + an (-cı,
yapan, eden) + ol, oğl (var hale gelmek, vücuda gelmek, tezahür etmek, olmak),
oğul (erkek insan yavrusu, erkek evlat, erkek çocuk) + u (tamlama eki) ) *
Yozgatlı bir ailenin ismi; esası Çaparoğu; konuşma dilinde sorun, problem,
potansiyel dert anlamında
çaparız :
tür. * çap (vurmak, kesmek, bölmek, ayırmak; yüzmek, tırmanmak) + arız (isim yapım
eki) * içinden kolay çıkılamayacak biçimde karışık ve güç iş
çapari :
ita. * chiappare (tutmak, balık tutmak, saplamak, kabzalamak) (ita.), clapare,
capulare (saplamak, kabzalamak) (clapa, capula (sap, kabza, tutucu) + are,
avere (fiil mastar eki) ) * iğnelerinin uçlarına yem yerine tüy takılmış, on
beş ve daha çok iğneli olta
çapçak :
tür. * çap (vurmak, kesmek, bölmek, ayırmak; yüzmek, tırmanmak) + çak (araç
eki) * ağaçtan oyularak yapılmış su kabı
çapkın :
tür. * çapğun (çap (hızlı koşmak, akmak, saldırmak, vurmak, kesmek) + ğun (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * sürekli karşı cinsin peşinden koşan, sürekli
karşı cins ile ilişki kurmak isteyen
çapkur :
tür. * çap (vurmak, kesmek, bölmek, ayırmak; yüzmek, tırmanmak) + kur (isim
yapım eki) * suyun kabarması, feyezan; erkek ismi
çapla :
tür. * çap (vurmak, kesmek, bölmek, ayırmak; yüzmek, tırmanmak) + la (araç eki)
* gravürcülerin, kuyumcuların vb. kullandıkları, maden oymak, kazımak işine
yarayan çelik uçlu kalem
çapraşık :
far., tür. * çep (aksi, ters; sol) + rast (doğru; sağ) + ık (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * karmaşık, doğru olmayan, düz olmayan, Anlaşılması, çözülmesi
veya içinden çıkılması güç
çapraz :
far. * çeprast (çep (aksi, ters; sol) + rast (doğru; sağ) ) * eğik olarak
birbiriyle kesişen
çapraz bağ :
far., tür. * çeprast (çep (aksi, ters; sol) + rast (doğru; sağ) ) (far.) + bağ
(ilinti, ilişki, alaka) (tür.) * ön çapraz bağ, dizin merkezinde ve dıştan içe,
arkadan öne doğru uzanan, uyluk kemiği (femur) ile kaval kemiğini (tibia)
birbirine bağlayan ve kaval kemiğinin öne kaymasını ile içe dönmesini
engelleyerek dizin dönme hareketini kısıtlayan en önemli bağ
çaprazlamak :
far., tür. * çeprast (çep (aksi, ters; sol) + rast (doğru; sağ) ) (far.) + la
(etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) (tür.) * çapraz duruma getirmek; melez
elde etmek amacıyla iki ayrı türü veya ırkı çiftleştirmek
çapul :
tür. * çap (vurmak, kesmek; koşmak, akın etmek, saldırmak) + ağul (isim yapım
eki) * yağma, akın
çapula :
tür. * çap (vurmak, kesmek; koşmak, akın etmek, saldırmak) + ula (isim yapım
eki); pa (ayak) + çile (eziyet, sıkıntı) * kaba deriden yapılmış, sivri ve
kıvrık uçlu ayakkabı
çapulcu :
tür. * çap (vurmak, kesmek; koşmak, akın etmek, saldırmak) + ağul (isim yapım
eki) + cu (-cı, yapan, eden eki) * yağmacı, akıncı, saldırgan vurucu
çaput :
tür. * çap (yamamak, parça parça eklemek, kesmek, vurmak) + ut, ğut (isim yapım
eki) * bez parçası, yama
çar :
rus., gre. * tsar (imparator) (rus.), kaisar, caesar (imparator, hükümdar)
(gre., lat.) * Rus imparatorlarına ve Bulgar krallarına verilen ünvan; Sezar
çarçabuk :
far. * çar (pekiştirme öneki) + çab (acele etmek, ivedi olmak, hızlı olmak,
çevik olmak) + uk (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * çok hızlı, alel acele
çarçur :
tür. * çar (boş hale getirme ifadesi; evlilikte boşanma) + çor, çur (yok olma,
görünmez hale gelme) * gereksiz yere, boşa harcama, ziyan olma, heba olma
çardak :
far. * çar (dört) + tak (kemer), dek (çatma, tokuşma, birleşme, bitişme) * dört
direk üstüne atılan ağaç dallarından yapılmış, yanları açık gölgelik; dört
kemerli, dört direkli; Denizli’nin bir ilçesi
çardaş :
mac. * csardas, csarda (meyhane) * ağır ve melankolik bir ritimle (lassú)
başlayıp giderek hızlanan, canlı ve senkoplu adımlarla karakterize edilen
geleneksel bir Macar halk dansı
çare :
far. * çara (yöntem, usül, metod) * yöntem, usül, metod, derman, çözüm yolu
çareviç :
lat., sla. * caesar (imparator) (lat.); csar (çar) + evic (oğul) (sla.) *
Çar'ın oğullarını belirtmek için kullanılan bir Slavyan ünvanı
çargah :
far. * car, çar (dört, cihar) + gah (yer, mekan, konum, mevki, makam, lokasyon)
* portenin, sol anahtarına göre üstten ikinci aralığın içine yazılan do
notasının ismi; rasta göre dördüncü sırada olan nota; Türk musikisinde, karar
perdesi Do (C) olan, klasik Türk sanat müziğinde neşeli ve parlak bir karakter
taşıyan, diatonik dizisiyle özgün melodik hareketlere sahip temel makamlardan
biri
çargah-acem :
far. * car, çar (dört, cihar) + gah (yer, mekan, konum, mevki, makam, lokasyon)
+ acem (İranlı, Pers) * Türk musikisinde, karar perdesi Do (C) olan, Çargah
makamının Acem seyirli varyantı olup, karakteristik olarak daha hüzünlü ve
duygusal ifadeye sahip, klasik Türk müziğinde özgün modülasyonlar ve süslemeler
içeren bir makam
çargah-gerdaniye :
far. * car, çar (dört, cihar) + gah (yer, mekan, konum, mevki, makam, lokasyon)
+ gardan (boynun ön kısmı, ense ile göğüs arası; dönmek, döndürmek, çevirmek,
çevrilmek) (far.) + iye (yer ve durum eki) (ara.) * Türk musikisinde, karar
perdesi Do (C) olan, Çargah makamının Gerdaniye seyriyle karakterize edilen,
özgün melodi süslemeleri ve hafif hareketlilikle zenginleşmiş bir makam
çargah-mahur :
far. * car, çar (dört, cihar) + gah (yer, mekan, konum, mevki, makam, lokasyon)
+ meyhvar, meyhor (meyhane, içki meclisi; kumarhane) (may, mey (içki, şarap) +
hvar, hor (yiyen, içen, tüketen) ) (far.); mahur (ara.) * Türk musikisinde,
karar perdesi Do (C) olan, Çargah makamının Mahur seyriyle birleşerek neşeli ve
parlak karakteriyle öne çıkan, klasik Türk müziğinde yaygın kullanılan
modülasyonlar ve zengin melodik yapıya sahip bir makam
çargah-rekb :
far. * car, çar (dört, cihar) + gah (yer, mekan, konum, mevki, makam, lokasyon)
+ rekb (atlı alayı, süvari takımı; diz ile vurmak) * Türk musikisinde, karar
perdesi Do (C) olan, Çargah makamının Rekb seyriyle özgün süslemeler ve
kadanslarla zenginleşen, klasik Türk müziğinde etkileyici ve duraklamalı
melodik yapıya sahip bir makam
çariçe :
rus., gre. * tsar (imparator) + ça (dişilik eki) (rus.), kaisareia, caesaraea
(imparatoriçe) (gre., lat.) * Rus imparatorlarının ve Bulgar krallarının
eşlerine verilen ünvan; Sezar
çark :
san., far. * çark (döngü, tekerlek, çember, halka, çakra) (san., far.); çakra,
chakra, Chakren (tür, ing., fra., alm.) * bir eksenin döndürdüğü tekerlek biçiminde
makine parçası
çarka :
far. * çark (döngü, tekerlek, çember, halka, çakra) + a (durum eki) * Osmanlı
ordusunda öncü görevi
çarkıfelek :
far., ara. * çark (döngü, tekerlek, çember, halka, çakra) (far.) + ı (tamlama
eki) + felek (dönmek, çevirmek; döngü, çevrim; gök, gökyüzü; dünya, evren,
alem) * kader döngüsü; bağlı olarak maruz kalınan kayıp ve kazançlar ile ödül
ve cezalar; alem döngüsü, dünyanın döngüsü
çarlık :
rus., gre. * tsarismos (tsar (imparator) + lık *durum eki)
çarliston :
alm. * karilaz (özgür insan), charleston (charles (ceorl (özgür insan) + ston
(isim yapım eki) ) * kıvrak ve bükülgen bir yürüyüşe eklenen dönüşlerle, ayağın
biri yere basarken ötekiyle havada hareketler yaparak oynanan Afrika kökenli
bir dans
çarmıh :
far. * çar (dört) + mıh (çivi) * dört çivili; birbiri üzerine çapraz konmuş iki
tahta
çarnaçar :
far. * çar (deva, çare, çözüm) + na (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki)
+ çar (deva, çare, çözüm) * işe yarasın yaramasın, çare olsun veya olmasın,
zorunlu olarak, ister istemez
çarpan :
far., tür. * zarb, darb (vurmak, çarpmak, darbetmek, darbelemek) + an (-cı,
yapan, eden eki) * birbirleriyle çarpılarak X sayısını oluşturan sayılar X
sayısının çarpanlarıdır.
çarpare :
far. * çar, car (dört) + pare (parça) * dört parça; tahtadan yapılmış iki
parçası bir avucun içine, diğer iki parça da diğer avucun içine geçirilerek
çalınan usül vurma aleti
çarpı :
tür. * çap (vurmak, çalmak, çarpmak, darbetmek, darbelemek, hızlı gitmek, at
sürmek) + i (isim yapım eki) * matematikte iki sayının birbirleriyle çarpılma
işlemini simgeleyen işaret veya kelime
çarpık :
tür. * çap (vurmak, çalmak, çarpmak, darbetmek, darbelemek, hızlı gitmek, at
sürmek) + ık (ile ilgili, gibi, -a ait) * düz veya simetrik olması gerekirken
eğrilmiş, bükülmüş, doğru çizgiden sapmış veya simetrisini yitirmiş, çarpılmış
çarpılan :
tür. * çap (vurmak, çalmak, çarpmak, darbetmek, darbelemek, hızlı gitmek, at
sürmek) + ıl (edilgen fiil eki) + an (isim yapım eki) * bir çarpma işleminde
ilk olarak yazılan öğe olan, çarpan adını alan bir başka sayı ile çarpma
işlemine uğrayan sayı
çarpım :
tür. * çap (vurmak, çalmak, çarpmak, darbetmek, darbelemek, hızlı gitmek, at
sürmek) + ım (isim yapım eki) * çarpma işlemi; çarpma işleminin sonucu
çarpıntı :
tür. * çap (vurmak, çalmak, çarpmak, darbetmek, darbelemek, hızlı gitmek, at
sürmek) + ıntı (isim yapım eki) * kişinin kalp atışını hissetmesine yol açan
bir kalp atışı anormalliği, palpitasyon
çarpıtmak :
tür. * çap (vurmak, çalmak, çarpmak, darbetmek, darbelemek, hızlı gitmek, at
sürmek) + ıt (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * çarpık, eğri duruma
getirmek; gerçek anlamından, içeriğinden, amacından saptırmak
çarpma :
tür. * çap (vurmak, çalmak, çarpmak, darbetmek, darbelemek, hızlı gitmek, at
sürmek) + ma (isim yapım eki) * çarpılan sayının çarpan sayı kadar adedinin
toplamının alınması işlemi
çarpmak :
tür. * çap (vurmak, çalmak, çarpmak, darbetmek, darbelemek, hızlı gitmek, at
sürmek) + mak (fiil mastar eki) * vurmak, darbelemek, darbetmek
çarşaf :
far. * çar (örtü) + şeb (gece) * gece örtüsü; kumaş örtü, yatak örtüsü
çarşaflamak :
far. * çarşaf (gece örtüsü; kumaş örtü, yatak örtüsü) + la (etken fiil eki) +
mak (fiil mastar eki) * üstesinden gelememek, becerememek, kötü duruma düşmek
(mecazi argo)
çarşamba :
far. * car, çar, çahar (dört) + şenbe (gün) * haftanın dördüncü günü; Eski
sistemde pazarın kurulduğu yani işlerin başladığı gün olan Bazar veya Pazar
günü haftanın ilk günü addedilmiştir.; Samsun’un bir ilçesi; 1370 yılında
Sarıcalı Mahallesi ve Kuş Doğanlı köylerinin bulunduğu mevkide Çarşamba günü
büyük bir panayır kurulmasından
çarşı :
far. * car, çar (dört) + su, sü (yön, doğrultu, yol) * alışveriş yapılan yer,
ticaret yeri
çarşıbaşı :
gre. * çarşı (alışveriş yapılan yer, ticaret yeri) (far.) + baş (ilk olan,
tepede olan, tepe, uç, ön; kafa; şef, yönetici, lider, reis) + ı (iyelik eki)
(tür.) * Trabzon’un bir ilçesi (eski ismi İskefye (iskefye, skafi (eliptik
formlu, tekne biçimli kap, çanak, oyuk, girinti) ) (Pazartesi günleri
kurulmakta olan pazara atfen)
çasar :
lat. * caesar (imparator, hükümdar) * Viyana'da oturan Alman imparatoruna
verilen ünvan
çaşarat :
tür. * çaş (karışmak, gizlenmek, karıştırmak, ara bozmak), çaşıt (casus, ara
bozan, karıştıran) + avrat (kadın, avret yeri, açık olan, ayıp, kusur,
zayıflık, çıplaklık) * kırık, dökük; ara bozucu; huysuz, kavgacı kadın;
ahlaksız, kötü kadın, çaşıt; beceriksiz, şaşkın kadın; dedikoducu
çaşıt :
tür. * çaşur (iftira etmek), çaşut (fitne, iftira) * casus, gizmen; ara bozmak
ereğiyle söz getirip götüren, dedikoducu kimse
çat :
tür. * cedd (babanın babası, ananın babası, büyükbaba, ata) * Erzurum’un bir
ilçesi; Türk kökenli Ced aşiretinden
çatak :
erm. * şat (mutlu, sevinçli, neşe dolu, bolluk, bereket) + ak (isim/sıfat yapım
eki) * Van’ın bir ilçesi
çatal :
tür. * çat (bir araya getirmek, bitiştirmek, karşı karşıya konumlamak) + al
(isim yapım eki) (tür.); chat (bir araya gelip karşılıklı konuşmak) (ing.) *
iki veya daha fazla ucu veya kolu bulunan araç veya yapı; ikiye ayrılmış,
dallanmış biçim; yemek yerken kullanılan iki uçlu araç; yol üzerindeki sapaklar
çatalağız :
tür. * çatal (iki uçlu değnek, dallanmış biçim) + ağız (açıklık, boşluk, giriş)
* bir nehirin denize kavuştuğu yerde biriken toprak yığını, delta
çatalca :
tür. * çatal (iki uçlu değnek, dallanmış biçim) + ca (isim yapım eki) *
İstanbul’un bir ilçesi; çatala benzeyen bir dağın eteğinde kurulmasından
çatalpınar :
tür. * çatal (iki uçlu değnek, dallanmış biçim) + pınar (su kaynağı, kaynak,
menba) * Ordu’nun bir ilçesi
çatalzeytin :
tür. * çatal (iki uçlu değnek, dallanmış biçim) + zeytin (zeytingiller (Oleaceae) familyasından,
anayurdu Akdeniz çevresi olan, boyu on beş metreyi bulabilen, yaprak dökmeyen,
yaprakları küçük, gümüş renginde olan, açık yeşil ve salkım durumunda çiçek
açan, meyvesi için yetiştirilen, çok uzun ömürlü bir ağaç ve meyvesi) *
Kastamonu’nun bir ilçesi
çatana :
lat. * cetate (Tuna nehri üzerinde Romanya’daki Cetate kasabasından), civitatem
(kasaba, şehir) * filika büyüklüğünde küçük vapur, buharlı tekne, istimbot
çatapat :
tür. * çatapat (ses yansımalı (onomatopeik) kelime) * bir yere sürtülünce veya
ayakla bastırıldığında patlayan, sarı fosfordan üretilmiş olan eğlence fişeği
çatı :
tür. * çat (vurmak, karşılıklı konumlamak, birleştirmek, bitiştirmek) + ı (isim
yapım eki) (tür.); chat (bir araya gelip karşılıklı konuşmak) (ing.) * bir
yapının üstünü kaplayan yüzey
çatık :
tür. * çat (vurmak, karşılıklı konumlamak, birleştirmek, bitiştirmek) + ık (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * karşı karşıya konulmuş, birleşmiş
çatıkatı :
tür., ara. * çat (vurmak, karşılıklı konumlamak, birleştirmek, bitiştirmek) + ı
(isim yapım eki) (tür.) + kat (kesim, tabaka, bölüm) (ara.) + ı (iyelik eki)
(tür.) * ev tavan arası veya endüstriyel bir binanın çatısının hemen altında
yer alan kapalı alan
çatırdamak :
tür. * çatır (çatlama, kırılma sesi (onomatopeik kelime) ) + da (etken fiil
eki) + mak (fiil mastar eki) * çatlama veya kırılma sesi
çatışmak :
tür. * çat (vurmak, karşılıklı konumlamak, birleştirmek, bitiştirmek) + ış
(işteş fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * karşılıklı vuruşmak; birbirine
muhalefet etmek
çatlak :
tür. * çat (kırılma, yarılma sesinden onomatope bir kelime) + lak (isim yapım
eki) * bir bir bütündeki çatlamış yer
çatlamak :
tür. * çat (kırılma, yarılma sesinden onomatope bir kelime) + la (edilgen fiil
eki) + mak (fiili mastar eki) * iki parçaya ayrılmadan yani kırılmadan yarılmak
çatmak :
tür. * çat (karşılıklı konumlanmak) + mak (fiil mastar eki) (tür.); chat
(karşılıklı durup konuşmak, sohbet) (ing.) * karşılıklı konumlamak -
konumlandırmak
çav :
ven. * schiavo (köle, kul; kulun kölen olayım) * "hoşça kal"
anlamında gençler arasında kullanılan bir söz; ses, seslenme, bağırma, çağırma,
haber, bilgi
çav :
tür. * çav (dürtmek, harekete geçirmek, fışkırmak) * at, eşek gibi hayvanların
erkeklik organı
çavalye :
lat. * caballarius (at binen) (caballus (at) + arius (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (lat.); chevalier (fra.) * balıkçıların, avladıkları balıkları içine
attıkları özel sepet, çavela
çavdar :
far. * cav (tahıl, hububat) + dar (gibi olan, ile ilgili, tutan, alan, koruyan,
sahip ve malik olan, taşıyan) * buğdaygillerden, başağı kılçıklı, uzun tohumlu,
ekmeği de yapılan bir bitki
çavdarhisar :
far. * çavdar (buğdaygillerden, başağı kılçıklı, uzun tohumlu, ekmeği de
yapılan bir bitki) + hisar (çevreleyen, kuşatan, korugan) * Kütahya'nın bir
ilçesi
çavdarmahmuzu :
far. * çavdar (buğdaygillerden, başağı kılçıklı, uzun tohumlu, ekmeği de
yapılan bir bitki) + mihmaz, mahmuz (dürtme aracı, hayvanı dürtmek için çizmeye
takılan sivri nesne) * clavicipitaceae familyasından çavdar ve benzeri
tahıllarda parazit olarak yaşayan bir mantar türü
çavdır :
tür. * çavuldur, çavdur (namuslu, şerefli; ünü uzaklara yayılmış) (çağ, çav
(seslenmek, bağırmak, ünlemek) + ul (dönüşlü fiil eki) + dur (isim/sıfat yapım
eki) ) * Burdur’un bir ilçesi
çavela :
lat. * caballarius (at binen) (caballus (at) + arius (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (lat.); chevalier (fra.) * balıkçıların, avladıkları balıkları içine
attıkları özel sepet, çavela
çavgın :
tür. * çav (ince uzun, sopa, çubuk) + gın (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
hayvanların erkeklik organı; ince ve çabuk hareket eden yılan; bir anı diğerine
uymayan, kararsız; alev; şiddetli rüzgar
çavgun :
tür. * çağ, çav (seslenmek, bağırmak, ünlemek) + gun (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * rüzgarda karla karışık yağan yağmur
çavlan :
tür. * çağ (ses etmek, ses çıkartmak, şakırdamak, bağırmak) + lan (isim yapım
eki) * çok akışlı büyük çağlayan
çavşır :
far. * gav (inek) + şir (süt) (bitkinin gövdesi kesildiğinde sızan süt benzeri
beyaz ve kıvamlı özsudan) * maydanozgillerden, sıcak iklimlerde yetişen, kalın
köklü, telek yapraklı, sert gövdeli, şemsiye biçiminde, sakızımsı reçinesinden
hekimlikte ve eczacılıkta faydalanılan bileşik sarı çiçekler açan bir bitki
çavul :
tür. * çav (bakmak, göz, gözetmek) + ul (isim yapım eki) * büyük kar ve buz
kütlelerinin, sürükleyip getirdiği taş yığını
çavuldur :
tür. * çav (bakmak, göz, gözetmek) + ul (isim yapım eki) + dur (son ek) * Oğuz
Kağan Destanı'na göre Oğuzların 24 boyundan biri ve Kaşgarlı Mahmud'a göre
Divân-ı Lügati't-Türk'teki yirmi iki Oğuz bölüğünden yirmincisi
çavun :
tür. * çav (at, eşek gibi hayvanların erkeklik organı) + un (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * hayvan derisinden veya çavdan yapılan kırbaç
çavuş :
tür. * çav (seslenmek, bağırmak, ünlemek; bakmak, göz, gözetmek) + uş (-cı,
yapan, eden eki) * bağırgan, onbaşıdan bir üst rütbede bulunan erbaş
çavuşkuşu :
tür. * çavuş (bağırgan, onbaşıdan bir üst rütbede bulunan erbaş) + kuş
(yumurtlayan omurgalılardan, akciğerli, sıcak kanlı, vücudu tüylerle örtülü,
gagalı, iki ayaklı, iki kanatlı uçucu hayvanların ortak ismi) + u (iyelik eki)
* çavuşkuşugillerden, sıcak ve ılıman bölgelerde yaşayan, başında iri bir sorguç
bulunan, uzun kıvrık gagalı, kısa kanatlı, böceklerle beslenen küçük bir kuş
çavuşüzümü :
tür. * çavuş (bağırgan, onbaşıdan bir üst rütbede bulunan erbaş) + üzüm (üz
(koparmak) + üm (isim yapım eki) ) + ü (iyelik eki) * Bozcaada-Çanakkale,
Marmara Bölgesi ve İç Anadolu Bölgesi'nin çeşitli yerlerinde yetiştirilmekte
olan pazar değeri yüksek, sofralık olarak kullanılan bir Türk üzüm çeşidi
çay :
çin., far. * cha (çay bitkisi, çay yaprağı) (Çincenin Mandarin lehçesinde), çay
(far.) * Camellia sinensis’in yapraklarından elde edilen, demlenerek içilen
içecek (tea, thé, Tee (çay) (ing., fra., alm.) )
çay :
far. * cey, çay (küçük akarsu) * nehirden küçük, dereden büyük akarsu;
Afyonkarahisar'ın bir ilçesi; eski ismi İpsos
çayan :
tür. * çadan (akrep, çokayaklılardan zehirli böcek) * akrep, yılan, çıyan,
kırkayak gibi zehirli bir hayvan, çokayaklılardan zehirli böcek
çaybaşı :
far., tür. * cey, çay (nehirden küçük, dereden büyük akarsu) + baş (ön, tepe,
uç) + ı (iyelik eki) * Ordu’nun bir ilçesi; Akkuş ilçesi topraklarında doğan
batıda Akçay ile doğuda Curi çaylarının oluşturduğu vadilerin tam ortasında ve
doruk noktasında kurulmuş olmasından
çaycuma :
far., ara. * cey, çay (nehirden küçük, dereden büyük akarsu) (far.) + cuma
(toplanma; haftanın beşinci günü, perşembeden sonraki gün) * Zonguldak’ın bir
ilçesi; Paflagonya Bölgesinin batı sınırını Filyos Çayı kenarında pazarın
kurulmasıyla pazara gelen halkın zamanla "Çay'a, Cuma'ya gidiyorum"
biçimindeki söyleyişi bir süre sonra "Çaycuma" olarak
kullanılmasından
çaydanlık :
çin., far. * ça (Çincenin Mandarin lehçesinde; bitkisel içecek) (çin.), çay
(far.) + dan (ek) + lık (araç, yer eki); çaynik (çaydanlık) (rus.) * çay
konulan kap
çayeli :
çin , far., tür. * ça (Çincenin Mandarin lehçesinde; bitkisel içecek) (çin.),
çay (far.) + el (kolun, bilekten parmak uçlarına kadar olan, dokunmaya, tutmaya
ve kavramaya yarayan kısmı) * Rize’nin bir ilçesi; eski ismi Mapavri
(efendiler, rahipler) (laz.)
çayhane :
çin., tür., far. * ça (Çincenin Mandarin lehçesinde; bitkisel içecek) (çin.),
çay (far.) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) (far.) * çay
içilen halka açık yer
çayır :
far., tür. * cey, çay (nehirden küçük, dereden büyük akarsu) (far.) + ir (isim
yapım eki) (tür.) * otlu, düz ve nemli yer (cayır cayır (akarsuyun akışı,
yağmurun yağışı gibi ses çıkararak sürekli yanma) (far.) )
çayıralan :
far., tür. * çayır (otlu, düz ve nemli yer) (tür., far. + alan (arazi, açık
alan, saha, açık ve geniş, düz yer, düz yüzey, meydan, bölge, mıntıka, yüzey,
zon, platform)(tür.) * Yozgat’ın bir ilçesi; Bozok obaların yerleştiği bölgenin
merkezi
çayırlı :
far., tür. * çayır (otlu, düz ve nemli yer) (tür., far. + lı (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) (tür.) * Erzincan’ın bir ilçesi; eski ismi Ermenice bir kelime
olan Mans
çayırmelikesi :
far., ara. * çayır (otlu, düz ve nemli yer) (tür., far. + melike (kraliçe,
sultan) (ara.) + si (iyelik eki) (tür.) * ladengillerden, nemli yerlerde,
çayırlarda yetişen, yaprakları sivrice ve çizgili, mor veya maviye yakın
çiçekler açan bir laden türü, keçisakalı
çayırova :
tür., far. * çayır (otlu, düz ve nemli yer) (tür., far. + abad (mamur ve tarım
yapılan yer, çöl ve bozkır zıddı, düz, geniş arazi, yayla, yazı, düzlük) (far.)
* Kocaeli’nin bir ilçesi; eski ismi Akse
çayırsedefi : tür.,
ara. * çayır (otlu, düz ve nemli yer) (tür., far. + sedef (istiridye, deniz
kabuğu; bir cilt hastalığı) (ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * sulak alanların
civarında görülen ve yaz aylarında çiçek açan çok yıllık bir bitki, thalictrum
lucidum
çaykara : far.,
tür. * cey, çay (nehirden küçük, dereden büyük akarsu) (far.) + kara (siyah
renkli, koyu) (tür.) * Trabzon’un bir ilçesi (eski ismi Kadahor (aşağı köy)
(gre.) )
çaylak :
tür. * çav, çağ (bağırmak, ses etmek, çığlık atmak) + lak (isim yapım eki) * Falco
tinnunculus başta olmak üzere, büyük boylu, yırtıcı ve avcı kuş olan bazı doğan
türlerinin genel ismi; deneyimsiz
çebiç :
tür. * çep (küçük keçi/koyun) + iç (küçültme eki) * bir yaşını doldurmuş veya
sütten kesilmiş keçi yavrusu, oğlak
çecik :
tür. * çe (çivi, mıh) + cik (küçültme eki) * bakraç veya kazanların saplarının
tutturulduğu perçinli yerleri, altınların üst kısmına zincir ya da ip geçirmek
için yapılan metal halkaları, madenî kulp veya küçük çivi, madeni, kulp, halka,
çivi
çeç :
tür. * çöp, çöç (toplamak, bir araya getirmek) * harman yerinde dövülerek bir
araya getirilmiş, henüz yabancı maddelerinden (kalburdan geçirilip) tamamen
arındırılmamış tahıl (özellikle buğday) yığını
çeçe :
tsw. * tsé-tsé (sinek) * Güney Afrika’da yaşayan, ikikanatlılardan, sinekten
oldukça büyük, uyku hastalığı denilen bir hastalığı insana aşılayan bir böcek
çeçen :
tür. * çeçen, şeşen (üç defa hareket eden) * Kafkasya’nın kuzeydoğusunda
yaşayan bir halk
çeçen cumhuriyeti :
nak., ara. * çeçen, şeşen (üç defa hareket eden) (nak.) + cumhuriyet (halkın
kendisini yönetmesi şekli) (ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * Kuzey Kafkasya'nın
doğu kesiminde, kısmen Doğu Avrupa'da yer alan, batısında Kuzey Osetya ve
İnguşetya, kuzeyinde Stavropol Krayı, doğusunda Dağıstan ve güneyinde Gürcistan
bulunan ülke
çedene :
far. * cau, cav (arpa) + dana, dane (tane, tohum) * kenevir tohumu,
ketentohumu, kendir
çedik :
tür. * çedük, çeti (ayak giyeceği; çorap) (yürürken çıkan ayak sesinden ses
yansımalı kelime) * Anadolu'nun birçok yöresinde genellikle sarı renkte
sahtiyandan (tabaklanmış keçi derisi) yapılan, konçsuz (bileksiz), yassı
topuklu veya topuksuz bir tür hafif ev içi ya da yemeni içi ayakkabısı; eskiden
mest üzerine giyilen sarı pabuç; terlik
çeğmel :
tür. * çeğmel (yay, kavis veya çengel biçiminde bükülmüş, eğrilmiş olan nesne)
(çeğ, çiğ (eğmek, bükmek, kavis vermek) + mel (isim/sıfat yapım eki) * yüksek
dallardaki meyveleri alabilmek için dalı çekmekte kullanılan çatallı sopa;
baston biçiminde çoban değneği
çehre :
far. * çihre (yüz, surat) (far.), cehra (açığa çıkmış olan, açık olarak) (ara.)
* vech, yüz, surat, görünüş, zuhur
çek :
sla. * cech (Slav halklarını batıya doğru göç ettiren ve halkın lideri (atası)
kabul edilen efsanevi lider Praotec Čech (Ata Çek) adından), celovek (halk,
soy, klan, nesil, akraba, insan), velyad (hane halkı) * Orta Avrupa'da yaşayan
ve batı Slav grubuna mensup olan bir millet ve bu milletten olan kişi
çek :
lat., far., fra. * scaccus (şah, kral) (lat.); şah (hükümdar, kağan, kral,
reis, başkan, padişah; büyük, üstün, usta, seçkin, önde gelen) (far.), chèque,
echec (durduma ve kontrol etme) (fra.) * keşideci, lehtar ve muhatap arasındaki
üçlü bir havale ilişkisini barındıran, bir alacak hakkını içeren kambiyo senedi
türü
çek cumhuriyeti :
çek., tür. * czech (halk, soy, klan) (çek.) + cumhuriyet (ara.) + i (iyelik
eki) (tür.) * kuzeyinde Polonya, batı ve kuzeybatısında Almanya, güneyinde
Avusturya, doğusunda ise Slovakya ile komşu olan Orta Avrupa ülkesi
çekap :
ing. * check (kontrol) + up (yukarı, yukarısı, üst, üste, üzeri, üzerine) *
genel sağlık kontrolü, kontrol, check up
çekberi :
tür., ara. * çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak,
tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) (tür.) + beri (uzak
olan; konuşana göre, önünde bulunan iki uzaklıktan kendisine yakın olanı) (ber
(bura, bu taraf) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (ara.) * harman
yerinde yığınları çekmeye yarayan alet, gelberi
çekçek :
tür. * çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak,
tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + çek * dört
tekerlekli el arabası; uzun sopa ucuna iliştirilmiş plastik veya kauçuk
şeritten oluşan ve ıslatılmış düz zemini silmeye yarayan araç
çekecek :
tür. * çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak,
tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + e (bağlaç) + cek
(isim yapım eki) * ayakabbıyı giymeye yardımcı olan kaşığa benzer şekli olan
araç
çekek :
tür. * çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak,
tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + ek (isim yapım
eki) * kayık, mavna ve küçük gemilerin karaya veya kalafata çekildikleri yer
çekel :
tür. * çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak,
tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + el (isim yapım
eki) * pulluğa yapışan toprağı sıyırmaya yarayan, üvendirenin alt ucunda
bulunan demir bölüm; ince, uzun ve yuvarlak değnek
çekelez :
tür. * çekel (kımıldamak, kıpırdanmak, oynamak, zıplamak, hareket etmek) + ez
(isim yapım eki) * sincapgillerden, ağaçlar üzerinde, ağaç ve kaya kovuklarında
yaşayan, genellikle yemişlerle beslenen, ince uzun gövdeli, çok tüylü, uzun
kuyruklu, çok çevik, kemirgen bir memeli, sincap
çekem :
tür. * çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak,
tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + em (isim(sıfat
yapım eki) * birlikte iş yapılan ortak, eş, yoldaş veya tahammül edilen,
katlanılan kimse/nesne; çekici, cazibeli; Santalaceae (sandal ağacıgiller,
güvelekgiller) familyasından Avrupa, batı ve güney Asya'ya özgü, özellikle
elma, armut ve kavak gibi ağaçların dalları üzerinde parazit (asalak) olarak
yaşayan, kışın yapraklarını dökmeyen, her dem yeşil, beyaz ve yapışkan
meyvelere sahip tıbbi ve kültürel önemi olan çalımsı bir bitki, ökseotu,
güvelek, gövelek, purç
çeker :
tür. * çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak,
tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + er (yapan, eden
eki) * bir tartma aracının kaldırabildiği ağırlık miktarı
çekerek :
tür. * çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak,
tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + e (bağlaç) + rek
(durum zarfı eki) * Yozgat’ın bir ilçesi (İsmini Çekerek nehrinden alır. Eski
ismi Zuliya'dır.)
çeki :
tür. * çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak,
tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + i (isim yapım eki)
* iki yüz elli kiloya eşit olan bir ağırlık ölçüsü
çekici :
tür. * çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak,
tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + ı (tamlama eki) +
ici (yapan, eden eki) * ilgi uyandıran, hoşlanılan, hoşa giden, cazip
çekiç :
far. * çak (vurmak, çarpmak, darbetmek) + uç (-cı, araç eki) * çivi çakmak için
kullanılan, sapının ucunda taş veya metal parça olan alet
çekik :
tür. * çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak,
tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + ik (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * çekilmiş, gergin; gözleri yana veya yukarı doğru eğik
olan; genellikle dar, ince veya eğik yapılı organ veya cisim; mecaz anlamda
kayık, yamuk
çekiliş :
tür. * çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak,
tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + il (edilgen fiil
eki) + iş (isim yapım eki) * bir şeyi çekme, elde etme veya rastgele seçme
eylemi; kura yoluyla talihli belirleme
çekilmek :
tür. * çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak,
tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + il (edilgen fiil
eki) + mek (fiil mastar eki) * bulunduğu yerden geriye gitmek; pasif olarak bir
yerden ayrılmak
çekim :
tür. * çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak,
tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + im (isim yapım
eki) * bir şeyin bir başka şeyi kendine doğru ilerletip yaklaştırması, çekme
gücü, çekme işi
çekimser : tür.
* çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak, tahammül
etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + im (isim yapım eki) + ser
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ön plana çıkmak istemeyen, kendini ortaya
koymayan, kararsız, karar vermekten veya girişimde bulunmaktan imtina eden
çekince :
tür. * çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak,
tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + in (dönüşlü fiil
eki) + ce (isim yapım eki) * çekinmeye sebebiyet veren unsur; tereddüt, sakınma
veya bir işe girişirken çekingenlik ve duraksama durumu; engel veya sınırlayıcı
neden
çekingen :
tür. * çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak,
tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + in (dönüşlü fiil
eki) + gen (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ön plana çıkmak istemeyen,
kendini ortaya koymayan, kararsız, karar vermekten veya girişimde bulunmaktan
imtina eden, çekinik, çekimser
çekinik :
tür. * çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak,
tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + in (dönüşlü fiil
eki) + ik (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ön plana çıkmak istemeyen,
kendini ortaya koymayan, kararsız, karar vermekten veya girişimde bulunmaktan
imtina eden, çekimser, çekingen
çekinmek :
tür. * çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak,
tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + in (dönüşlü fiil
eki) + mek (fiil mastar eki) * ön plana çıkmak istememek, kendini ortaya
koymamak, kararsız olmak, karar vermekten veya girişimde bulunmaktan imtina
etmek
çekirdek :
tür. * çakırt (çıtırdamak, şakırdamak, kırma ve çatlama sesi; onomatopeik bir
kelime) + ak (isim yapım eki) * meyve veya tohumların yenilen kısmı; bir
nesnenin veya konunun özü, merkezi ve temel kısmı, tohum
çekirge :
tür. * çekürde (şakırdamak, carıldamak) + ge (isim yapım eki) *
düzkanatlılardan sıçrama özelliği olan ve ekinlerle beslenen bir böcek
çekiş :
tür. * çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak,
tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + iş (isim yapım
eki) * çekme gücü; çekme işi
çekişme :
tür. * çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak,
tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + iş (işteş fiil
eki) + me (isim yapım eki) * birbiriyle ihtilaf halinde olma, karşılıklı olarak
tartışma
çekişmek :
tür. * çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak,
tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + iş (işteş fiil
eki) + mek (fiil mastar eki) * birbiriyle ihtilaf halinde olmak, karşılıklı
olarak tartışmak
çekmece :
tür. * çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak,
tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + me (isim yapım
eki) + ce (araç eki) * dolap veya mobilya içinde bir eşyayı çekip çıkarabilmek
için tasarlanmış kutu veya bölme; açılıp kapanabilen saklama alanı; çekilerek
açılan dolap haznesi
çekmek :
tür. * çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak,
tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + mek (fiil mastar
eki) * sürmek, başta olup kendine sürmek, kendine yaklaştırmak, kendine
yönlendirmek (başı çekmek), hükmetmek (çekiç ... çek + iç (tepeden baskı
uygulayan, hükümdar); tartmak, ölçmek
çekmeköy :
tür., erm. * çek (sürmek, kendine doğru sürmek) + me (fiil olumsuzluk eki;
fiili isim yapım eki) + kiuğ, keğ (tüzel kişiliğe sahip tarımsal yerleşim yeri,
mahalle, semt, yerleşim yeri, köy) (far.) * İstanbul’un bir ilçesi (Fatih
Sultan Mehmed döneminde yedi kardeş tarafından kurulmuştur. Bu yedi kardeşten
altısı eşkıyalar tarafından öldürülürken yedincisi çekme tetiği diyerek
kurtulmuş, köyün adı da Çekme köyü olmuştur.)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder