27 Eylül 2026 Pazar

pnömoraji - ppm

pnömoraji : gre. * pneuma (hava, nefes, ruh; esinti, soluk), pneumon (akciğer) + rhegnynai, rhegnynein, rhein (akmak, dökülmek, yağmak, yırtılmak, patlamak, kanamak), rhage (akma, akış, yağma, yağış, dökülme, yırtılma, patlama, kanama) + eia (isim yapım ve durum eki) * dokulardan veya boşluklardan hava veya gazın ani ve yoğun şekilde dışarı çıkması durumu

pnömosit : gre. * pneuma (hava, nefes, ruh; esinti, soluk), pneumon (akciğer) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) * akciğer alveollerini döşeyen ve gaz değişiminde rol oynayan epitel hücresi

pnömotizasyon : gre., lat. * pneuma (hava, nefes, ruh; esinti, soluk), pneumon (akciğer) (gre.) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım ve durum eki) (lat.) * normalde hava içermeyen bir dokunun veya anatomik yapının hava ile dolması veya hava boşlukları kazanması süreci; kafa tası kemiklerinde (özellikle paranazal sinüsler) veya diğer kemik yapılarında zamanla hava dolu boşlukların veya hücrelerin oluşması, genişlemesi ve havalanması süreci

pnömotizasyon : gre., lat. * pneuma (hava, nefes, ruh; esinti, soluk), pneumon (akciğer) (gre.) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım ve durum eki) (lat.) * normalde hava içermeyen bir dokunun veya anatomik yapının hava ile dolması veya hava boşlukları kazanması süreci; kafa tası kemiklerinde (özellikle paranazal sinüsler) veya diğer kemik yapılarında zamanla hava dolu boşlukların veya hücrelerin oluşması, genişlemesi ve havalanması süreci

pnömotoraks : gre. * pneuma (hava, nefes, ruh; esinti, soluk), pneumon (akciğer) + thorax (göğüs kafesi, göğüs boşluğu) * akciğer ile göğüs duvarı arasındaki plevra boşluğuna hava dolması sonucu akciğerin kısmen veya tamamen sönmesi durumu

Po : lat. * polonium (Polonia (Polonya'nın Latince adı) + ium (kimyasal element eki) ) * atom numarası 84 olan, periyodik tablonun 16. grubunda yer alan, çok toksik ve doğal olarak uranyum cevherlerinde eser miktarda bulunan, Marie Curie tarafından keşfedilmiş olan, alfa ışını kaynaklarında, uzay teknolojilerinde ve bilimsel araştırmalarda kullanılan son derece radyoaktif ve nadir bir element

poaceae : gre. * poa (ot, çayır otu) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * buğday, pirinç, mısır, arpa ve çimenler gibi tek çenekli otsu bitkileri kapsayan, gövdeleri boğumlu ve genellikle içi boş olan bitkiler familyası, buğdaygiller, çimen ailesi

poca : ita. * poca (yumruklamak, yumruk ile vurmak) * geminin başını rüzgara çevirme komutu

pod : gre. * pous, podos (ayak) * bacağın bilekten aşağıda bulunan, yere basmaya ve yürümeye yarayan bölümü

podal : gre., lat. * pous, podos (ayak) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait) * ayakla ilgili olan veya ayak yapısına ait

podalik : gre., lat. * pous, podos (ayak) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) * ayakla ilgili olan

podarcis : gre. * pous, podos (ayak) + arkein (yeterli olmak, yetmek, savunmak, yardım etmek) + is (isim yapım eki) * halk arasında "duvar kertenkeleleri" olarak bilinen, taş duvarlarda, kayalarda ve insan yapılarının üzerinde yaşayan Lacertidae (gerçek kertenkeleler) familyasına ait bir kertenkele cinsi

podgorica : sır., hır. * pod (altında; dibinde) + gorica (küçük dağ, tepe) * Karadağ'ın başkenti

podiceps : lat. * podex, podicis (arka, uç; popo, göt, anüs) + ped, pes (ayak) * batağanlar (Podicipedidae) familyasına ait, tatlı sularda yaşayan ve dalıcı özellikleriyle bilinen, bacakları vücudunun arkasına doğru yerleşmiş olan bir kuş cinsi

podicipedidae : lat. * podex, podicis (arka, uç; popo, göt, anüs) + pes, pedis (ayak) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * ayakları vücudun arka kısmına yakın konumlanmış, suya dalmaya ve yüzmeye uyum sağlamış batağanları kapsayan kuşlar familyası, batağangiller

podicipediformes : lat. * podex, podicis (arka, uç; popo, göt, anüs) + pes, pedis (ayak) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * ayakları vücudun arka kısmına yakın konumlanmış, suya dalmaya ve yüzmeye uyum sağlamış batağanları kapsayan su kuşları takımı, batağanlar

podocarpaceae : lat. * pous, podos (ayak) + karpos (meyve, tohum) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * kozalaklılar (Pinales) takımına ait, genellikle Güney Yarımküre'nin sıcak ve ılıman bölgelerinde yetişen, tohumları etli ve ayak benzeri bir yapı üzerinde bulunan, çoğunlukla iğne yapraklı ağaç ve çalılardan oluşan bitki familyası, su-porsukgiller

podocarpium : lat. * pous, podos (ayak) + karpos (meyve, tohum) + ium (isim yapım eki) * meyve veya meyve benzeri yapıyla ilişkili, ayak biçimli bir yapı veya Podocarpus cinsine özgü meyve taşıyıcı yapı

podocarpus : gre. * pous, podos (ayak) + karpos (meyve, tohum) * odocarpaceae familyasından, yaprak dökmeyen ve yıl boyunca yeşil kalan iğne yapraklı, kozalaklı ağaç veya çalı türlerini içeren büyük bir bitki cinsi, taş porsuğu, budist çamı

podofilin : gre., lat. * pous, podos (ayak) + phulon, phylon (ırk, soy) (gre.); phylum + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * Podophyllum bitkisinden elde edilen, hücre bölünmesini inhibe eden, özellikle siğil tedavisinde kostik (yakıcı) olarak kullanılan toksik bir bitkisel reçine türevi

podofilum : gre., lat. * pous, podos (ayak) + phyllon (yaprak) (gre.), phylum (lat.) * Berberidaceae familyasına ait, ayak şeklinde olan, genellikle gölgeli ormanlarda yetişen, podofillotoksin içeren ve siğil tedavisinde kullanılan geniş yapraklı bitki cinsi

podokarpus : gre. * pous, podos (ayak) + karpos (meyve, tohum) * odocarpaceae familyasından, yaprak dökmeyen ve yıl boyunca yeşil kalan iğne yapraklı, kozalaklı ağaç veya çalı türlerini içeren büyük bir bitki cinsi, taş porsuğu, budist çamı

podolog : gre. * pous, podos (ayak) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * ayak sağlığı, ayak hastalıkları ve tırnak bozukluklarının bakım ve tedavisi ile ilgilenen bilim insanı

podösüet : fra. * peau (deri, cilt, ten, hayvan derisi, post) + de (iyelik tamlama eki) + Suède (İsveç) * genellikle işlenmiş hayvan derisinin iç yüzeyinden elde edilen, üstü son derece ince havlı (tüylü) ve kadifemsi bir dokuya sahip yumuşak bir deri çeşidini ya da bu deriden yapılmış eşya

podyum : gre., lat. * podion (ayakçık, ayaklık) (pous, podos (ayak) + ion (-lık, ile ilgili, yeri) ); podium (lat.) * konuşma, ödül töreni, moda gösterisi veya sunum gibi etkinliklerde kullanılan yükseltilmiş platformu; derece alan sporcuların, ödül töreni sırasında çıktıkları merdivenli, yüksekçe yer; mankenlerin, giysi sergilerken üzerinde dolaştıkları yüksekçe yer

poeciliidae : gre., lat. * poikilos (alacalı, renkli, benekli, çeşitli) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * dişli sazanlar takımına ait, genellikle akvaryumlarda beslenen canlı doğuran tatlı su balıklarını (lepistes, moli ve kılıçkuyruk) kapsayan, çoğunlukla tropikal ve subtropikal bölgelerde yaşayan balıklar familyası

poema : gre. * poiema (yapılmış şey, eser, yapım, üretim) (poiein (yapmak, üretmek) + ma (isim yapım eki) ) * şiirsel bir biçimde yazılmış edebi eser veya manzum anlatım

poena : lat. * punire (cezalandırmak), poena (ceza, bedel; cezalandırma, karşılık) * Roma mitolojisinde ve erken Latin düşüncesinde ceza, yaptırım ve suçun karşılığı olarak kişileştirilen kavramsal varlık

poetik : gre. * poiein (yapmak, üretmek) + tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * şiirle ilgili olan, şiirsel nitelik taşıyan veya edebi olarak estetik ve duygusal anlatım biçimi

poetika : gre. * poiein (yapmak, üretmek) + tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) + eia (isim yapım ve durum eki) * şiir sanatı, edebiyat kuramı ve özellikle Aristoteles’in “Poetika” adlı eserinde sistemleştirilen edebi yapıtların oluşum ilkelerini inceleyen disiplin

POF : lat., ing. * premature (pre (ön, önce, evvel) + maturus (olgun, olmuş, tamamlanmış, zamanında gelişmiş, tam gelişmiş, tekamül etmiş, kamil, mütekamil) ) + ovarian (ovarium (yumurtalık) (ovum (yumurta) + aris (ile ilgili, -a ait) + ium (yer eki) ) + ianus (ile ilgili, -a ait) + fallere (aldatmak, yanıltmak, başarısız olmak) (lat.); failure (yanılgı, hata, başarısızlık) (ing.) * yumurtalıkların normal menopoz yaşından önce işlevini kaybetmesiyle karakterize, adet düzensizliği ve infertiliteye yol açan klinik durum

pofurdamak : tür. * pof (kaynama, buhar çıkarma sesinden ses yansımalı (onomatopeik) kelime) + ur (etken fiil eki) + da (ek) + mak (fiil mastar eki) * genellikle sıvının ısınarak kabarcıklar çıkarıp sesli şekilde kaynaması veya bir şeyin buhar çıkararak fokurdaması

pog : tür. * pog (gür, sık ve uzun) * özellikle bıyığın yoğun, kalın ve uzun şekilde gür çıkmış olma durumu

pogrom : rus * pogrom (yıkım, şiddet, yok etme) (po (üzerine, karşı) + gromit (yıkmak, parçalamak, saldırmak) ) * dinsel, etnik veya siyasi nedenlerle belirli bir gruba (genellikle azınlıklara) karşı organize edilen şiddet, yağma, linç ve öldürme eylemi (Rus İmparatorluğu'nda Yahudilere yönelik saldırılar için kullanılmıştır.)

poğaça : lat. * panis (ekmek) + focacius (pişirilmiş) (focus (ocak, ateş yeri) + acius (ile ilgili, -a ait) ) * genellikle içi peynir, patates veya kıyma ile doldurulmuş, yumuşak ve küçük boyutlu hamur işi, Türk mutfağının kahvaltılık veya atıştırmalık çöreği

pOH : alm., gre. * potenz (güç, kuvvet, kudret, iktidar, potansiyel) (alm.) + oxygenes (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + es (ile ilgili, -a ait) ) + hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + es (ile ilgili, -a ait) ) (gre.) * sulu bir çözeltideki hidroksit iyon konsantrasyonunun ölçüsü; bir çözeltideki hidroksit iyonu derişiminin negatif logaritması olup bazlık derecesini gösteren kimyasal ölçüt

pohpohlamak : tür. * poh (ses yansımalı kelime) + poh + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * birini aşırı övmek, pohpohlamak, gereğinden fazla iltifat ederek etkilemeye çalışmak

poiezis : gre. * poiein (yapmak, etmek, eylemek, işlemek), poieia (yapış, yapma, etme, edim, eyleme) + isis (isim yapım eki) * üretme, yaratma, meydana getirme; sanat, şiir ve yaratıcı üretim süreci

poikiloderma : gre. * poikilos (çeşitli, benekli, düzensiz renkli; çok renkli, karma) + derma (deri, cilt, ten) * deride pigment değişiklikleri (renk farklılıkları), incelme ve damar belirginliği ile karakterize, mozaik görünüm oluşturan dermatolojik durum

poikilositoz : gre. * poikilos (çeşitli, benekli, düzensiz renkli; çok renkli, karma) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + osis (durum, hal, sorun, hastalık, süreç eki) * kanda bulunan eritrositlerin (alyuvarların) normal yuvarlak biçimleri yerine farklı şekillerde (oval, yıldız, düzensiz vb.) görülmesi durumu

poikiloterm : gre. * poikilos (çeşitli, benekli, düzensiz renkli; çok renkli, karma) + therme (ısıtma, sıcak yapma; ısı, sıcaklık) * vücut sıcaklığı sabit olmayan, çevre sıcaklığına bağlı olarak değişen, sabit bir iç sıcaklığı koruyamayan (canlı), soğukkanlı

poincaré yinelenme teoremi : fra., tür., gre. * Henri Poincaré (Fransız matematikçi Henri Poincaré’nin soyadından) (fra.) + yinelenme (tekrarlama) (tür.) + theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * dinamik sistemler ve topolojide, ölçüyü koruyan dönüşümlerde sistemin başlangıç noktasına sonsuz kez yakınayacak şekilde tekrar döneceğini garanti eden ve ergodik teori ve karmaşık sistemlerin analizinde önemli rol oynayan temel teorem

point : lat., fra. * punctum, punctus (nokta, delik) (lat.); point (fra.) * nokta, işaret, fikir veya belirli bir mevki, yer; matematikte konumu olan ancak boyutu olmayan geometrik unsur

point guard : ing. * point (nokta) + guard (savunmak, korumak; savunan, koruyan, koruyucu) * basketbolda, hücumda top getiren ve taktikleri uygulamak üzere takımı yönlendiren, yöneten, oyunu kuran oyuncu, oyun kurucu

pointer : ing. * point (nokta; işaretlemek, işaret etmek, belirtmek) + er (-cı, yapan, eden, araç eki) * bir noktayı gösteren şey, işaret eden nesne, belirteç; bilgisayar bilimlerinde ise bellekte bir adresi işaret eden değişken

poison : lat. * potio (içme, içecek; iksir) (lat.); poison (zehir) (fra.) * zararlı veya öldürücü içecek, zehir

poisson dağılımı : fra., tür. * poisson (Fransız matematikçi, fizikçi Poisson (Siméon Denis Poisson'un soyadından) (fra.) + dağılım (yayılım, saçılım) + ı (iyelik eki) (tür.) * belirli bir zaman, alan veya hacim aralığında, olayların sabit bir ortalama hızla ve birbirinden bağımsız olarak gerçekleştiği varsayımı altında, belirli sayıda olayın gerçekleşme olasılığını modelleyen ayrık olasılık dağılımı

poisson oranı : fra. * poisson (Fransız matematikçi, fizikçi Poisson (Siméon Denis Poisson'un soyadından) (fra.) + oran (or (kesmek) + an (isim yapım eki) ) + ı (iyelik eki) (tür.) * beton numunesine basınç gerilmeleri uygulandığında numunede meydana gelen enine birim uzamanın boyuna birim kısalmaya mutlak değerce oranı

poker : ing. * poke (dürtmek, hafifçe itmek, karıştırmak) + er (-cı, yapan, eden eki) * oyuncuların kartlarla bahis yaptığı ve “blöf, strateji ve olasılık” temelli bir iskambil oyunu

polacca : leh. * polacca (Polonya’ya ait) * özellikle 18.-19. yüzyıl Avrupa müziğinde Polonya dans ritimlerini taklit eden, üç zamanlı ve belirgin aksan yapısına sahip, çoğunlukla opera ve orkestra eserlerinde kullanılan müzik formu

polar : lat., gre. * polos (kutup, eksen, aks, mil, gök kutbu, dönme ekseni) (gre.); polus + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * bir sistemin, cismin veya alanın kutuplarıyla ilgili olan, özellikle coğrafya ve fizikte Dünya’nın kuzey-güney kutup bölgelerini veya zıt elektrik/manyetik yüklerin ayrışması

polargı : lat., tür. * polaris (kutupsal, eksensel, aksiyal) (polos (kutup, eksen, gök kutbu, dönme ekseni) + aris (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) + gı (araç eki) (tür.) * ışığı polarize etmeye yani ışık dalgalarının titreşimlerini belirli bir düzleme indirgemeye yarayan optik alet, polarıcı, polarizör

polarıcı : lat., tür. * polaris (kutupsal, eksensel, aksiyal) (polos (kutup, eksen, gök kutbu, dönme ekseni) + aris (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) + cı (yapan, eden, araç eki) (tür.) * ışığı polarize etmeye yani ışık dalgalarının titreşimlerini belirli bir düzleme indirgemeye yarayan optik alet, polargı, polarizör

polarimetre : lat., gre. * polaris (kutupsal, eksensel, aksiyal) (polos (kutup, eksen, gök kutbu, dönme ekseni) + aris (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) + metron (ölçü) (gre.) * optik olarak polarize ışığın düzlemini döndüren maddelerin (özellikle şeker çözeltileri ve optikçe aktif bileşikler) ışık düzlemindeki dönme açısını ölçmeye yarayan laboratuvar cihazı, polarölçer

polarimetri : lat., gre. * polaris (kutupsal, eksensel, aksiyal) (polos (kutup, eksen, gök kutbu, dönme ekseni) + aris (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * optikçe aktif maddelerin polarize ışığın düzlemini ne ölçüde döndürdüğünü inceleyen ve ölçen fizikokimyasal analiz yöntemini ifade eden bilim dalı

polaris : lat. * polaris (kutupsal, eksensel, aksiyal) (polos (kutup, eksen, gök kutbu, dönme ekseni) + aris (ile ilgili, -a ait) * Dünya’nın kuzey gök kutbuna çok yakın konumda bulunan, bu nedenle gökyüzünde neredeyse sabit bir noktada görülen ve Küçük Ayı (Ursa Minor) takımyıldızının en parlak yıldızı olan “Kutup Yıldızı”

polariskop : lat., gre. * polaris (kutupsal, eksensel, aksiyal) (polos (kutup, eksen, gök kutbu, dönme ekseni) + aris (ile ilgili, -a ait) (lat.) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) (gre.) * polarize ışığın oluşturduğu girişim ve çift kırınım desenlerini kullanarak saydam maddelerdeki iç gerilimleri ve optik anizotropiyi gözlemlemeye yarayan optik inceleme cihazı

polarite : gre., lat. * polaris (kutupsal, eksensel, aksiyal) (polos (kutup, eksen, aks, mil, gök kutbu, dönme ekseni) (gre.) + aris (ile ilgili, -a ait) + itas (isim yapım ve durum eki) * bir sistemin elektriksel, manyetik veya kimyasal açıdan zıt kutuplar (pozitif-negatif) göstermesi durumunu ifade eden, ayrıca moleküllerde yük dağılımının asimetrik olması

polariton : lat., gre. * polaris (kutupsal, eksensel, aksiyal) (polos (kutup, eksen, aks, mil, gök kutbu, dönme ekseni) (gre.) + aris (ile ilgili, -a ait) (lat.) + iton (parçacık) (gre.) * katı hal fiziğinde, ışık kuantumları (fotonlar) ile kristal içindeki elektriksel uyarımların (ekzitonlar) birleşmesiyle oluşan karma parçacık

polarizan : lat. * polaris (kutupsal, eksensel, aksiyal) (polus (kutup, eksen, aks, mil) + aris (ile ilgili, -a ait) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + ens, ent (ile ilgili, -a ait; -cı, yapan, eden eki) * ışığın titreşimlerini tek bir düzlemde toplayarak onu polarize eden veya bu etkiyi gösteren madde, filtre veya bileşeni

polarizasyon : lat. * polaris (kutupsal, eksensel, aksiyal) (polus (kutup, eksen, aks, mil) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) * kutuplaştırma, eksenleştirme, farklı yönlere dağılmış bir olguyu toplayıp belirli bir doğrultuya, belirli bir eksene yönlendirme; ışığın titreşim düzlemini tek eksene indirgeme

polarize : lat. * polarisatus (polaris (kutupsal, eksensel, aksiyal) (polus (kutup, eksen, aks, mil) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * (bir ışık dalgası) titreşim yönleri tek bir düzleme indirgenmiş; (bir sistemde elektrik yükleri veya manyetik momentler) belirli yönlerde ayrışmış; (bir yapı) zıt kutuplara ayrılarak belirgin şekilde karşıtlaşmış

polarizör : polaris (kutupsal, eksensel, aksiyal) (polus (kutup, eksen, aks, mil) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat.); polariseur (fra.)  * doğal ışık gibi her yönde titreşen dalgaları filtreleyerek yalnızca tek bir düzlemde titreşen doğrusal (kutaplanmış) ışık üreten optik bir araç

polarmak : lat., tür. * polaris (kutupsal, eksensel, aksiyal) (polus (kutup, eksen, aks, mil) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + mak (fiil mastar eki) (tür.) * fiziksel, optik veya kimyasal bir sistem polar özellik kazanmak, yani yük, yönelim veya titreşim bakımından zıt kutuplara ayrışır hale gelmek veya genel anlamda kutuplaşma (zıtlaşma) eğilimi göstermek

polarografi : lat., gre. * polaris (kutupsal, eksensel, aksiyal) (polus (kutup, eksen, aks, mil) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * bir çözeltideki maddelerin elektrokimyasal özelliklerini elektrot üzerindeki akım değişimlerini ölçerek inceleyen analiz yöntemi (damlayan cıva elektrotu kullanılır ve akım ile voltaj arasındaki ilişki incelenir.)

polaroid : lat., gre. * polaris (kutupsal, eksensel, aksiyal) (polus (kutup, eksen, aks, mil) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) * ışığı tek yönde geçirecek şekilde polarize eden sentetik malzeme türü; anında görüntü oluşturan fotoğrafçılık sistemi

polaroit : lat., gre. * polaris (kutupsal, eksensel, aksiyal) (polus (kutup, eksen, aks, mil) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) * ışığı tek yönde geçirecek şekilde polarize eden sentetik malzeme türü; anında görüntü oluşturan fotoğrafçılık sistemi

polaron : gre., lat. * polos (kutup, eksen, aks, mil, gök kutbu, dönme ekseni) (gre.); polus + aris (ile ilgili, -a ait) (lat.) + on (parçacık/tanecik eki) (gre.) * katı hal fiziğinde bir malzemenin (özellikle yalıtkan veya yarı iletkenlerin) içinde hareket eden bir yük taşıyıcısının (elektron veya boşluk) etrafındaki atomik kafeste veya moleküler yapıda yarattığı yerel bozulma ile birlikte oluşan bir yarı parçacık

polarölçer : gre., lat., tür. * polaris (kutupsal, eksensel, aksiyal) (polos (kutup, eksen, aks, mil, gök kutbu, dönme ekseni) (gre.) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + ölç (somut veya soyut bir olgunun ağırlığını, hacmini, boyutlarını, miktarını (adedini), etkisini muhtelif hesaplama yöntemleri ve araçları kullanarak sayısal olarak belirlemek) + er (-cı, yapan, eden ve araç eki) (tür.) * optik olarak polarize ışığın düzlemini döndüren maddelerin (özellikle şeker çözeltileri ve optikçe aktif bileşikler) ışık düzlemindeki dönme açısını ölçmeye yarayan laboratuvar cihazı, polarölçer, ploarimetre

polaskia : lat. * Polask (Amerikalı amatör bitki toplayıcı ve koleksiyoncu Charles Polaski'nin soyadından) + ia (isim yapım eki) * Meksika’ya özgü, genellikle sütun şeklinde büyüyen, kaktüs familyasına (Cactaceae) ait, kurak çevre koşullarına uyumlu ve çoğunlukla süs bitkisi olarak bilinen bitki cinsi

polat : far. * pulad (çelik; sertleştirilmiş demir kökü) * güçlü, sert, kuvvetli, dayanıklı (mecazi); erkek ismi

polateli : far. * pulad (çelik; sertleştirilmiş demir kökü) + el (kolun uç kısmında, bilekten sonra bulunan, tutma ve kavrama işlevi gören organ) + i (iyelik eki) * Kilis’in bir ilçesi

polatlı : far., tür. * pulad (çelik; sertleştirilmiş demir kökü) (far.) + lı (ile, birlikte, beraber) * Ankara'nın bir ilçesi

polemik : gre. * polemos (savaş, çatışma, mücadele) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * fikir, inanç veya görüş farklılıklarından doğan, taraflar arasında sert tartışma ve karşılıklı eleştiri şeklinde gelişen düşünsel ve sözel çatışma

polemoniaceae : gre., lat. * + aceae (-giller, btki familyası eki) (lat.) * Ericales takımına ait, çoğunlukla Kuzey Yarım Küre'nin ılıman bölgelerinde yayılış gösteren, otsu bitkileri kapsayan bir çiçekli bitki familyası

polemonium : gre. * polemonion (küçük savaş, çatışma, mücadele) (polemon (savaş, mücadele) + ion (küçültme eki) ) (gre.) + ium (isim yapım eki) (lat.) * çoğunlukla Kuzey Yarım Küre'nin ılıman bölgelerinde yetişen, çiçekli otsu bitkileri kapsayan, halk arasında "Yakup'un merdiveni" olarak bilinen, mavi, mor veya beyaz renkli çiçekler açan çok yıllık bir süs ve kır bitkisi cinsi; Antik Dönem'de Karadeniz bölgesinde kurulmuş eski bir antik kentin ve krallığın adı

polen : lat. * pollen (toz, un gibi ince parçacık, ince toz) * çiçekli bitkilerin erkek üreme hücrelerini taşıyan, rüzgâr, su veya böcekler aracılığıyla dişi organlara ulaşarak döllenmeyi sağlayan mikroskobik toz tanecikler

poli : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) * çok, fazla, çoklu, büyük miktarda, kalabalık (örneğin "polimer', "poliartrit", "polinöropati")

poliamid : gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) (gre.) + amid (amidum; azot içeren organik bileşik sınıfı (-CONH2 yapısı) (lat.) * petrol türevi kimyasallardan elde edilen, ana yapısında amit bağları barındıran, yüksek mukavemeti, aşınma direnci ve esnekliği sayesinde hem tekstil sektöründe hem de mühendislik plastiklerinde yaygın olarak kullanılan sentetik bir polimer (plastik ve elyaf) türü

poliandri : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + aner (erkek, er kişi, adam, insan), andros (erkek ile ilgili, er kişi ile ilgili, adam ile ilgili, insan ile ilgili) + eia (isim yapım ve durum eki) * eki”)

poliansatüre : gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) (gre.) + inaturatus (doymamış) (in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + saturatus (doymuş, doyurulmuş) (saturare (doymak, doyurmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); polyinsaturé (fra.) * çoklu doymamış; yapısında birden fazla çift bağ bulunduran, özellikle yağ asitlerinde hidrojenle tam doymamış olan ve biyokimyasal açıdan esansiyel olabilen lipid sınıfı

polianthes : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + anthos (çiçek) * özellikle gece açan, yoğun ve hoş kokulu beyaz çiçekleriyle bilinen ve süs bitkisi olarak yetiştirilen Agavegiller (Asparagaceae) familyasına ait çok çiçekli bitki cinsi

polianthes tuberosa : gre. * polys (çok, fazla, çoklu), polios (parlak beyazımsı) + anthos (çiçek) (gre.) + tuberosus (yumrulu, yumru taşıyan) (tuber (yumru, çıkıntı, kabartı, kabarıklık, şişlik) + osus (ile ilgili, -a ait, sıfat yapım eki) (lat.) * Meksika kökenli, yoğun kokulu beyaz çiçekler açan ve tarihî Türkçede sümbülteber adıyla bilinen yumrulu süs bitkisi, agave amica

poliartrit : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + arthron (eklem) + itis (enfeksiyon, iltihap, inflamasyon, hastalık eki) * aynı anda 5 veya daha fazla eklemi etkileyen, iltihaplanma (ağrı, şişlik, sıcaklık, sertlik) ile karakterize yaygın bir romatizmal durum

poliasit : gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) (gre.) + acidum, acidus (ekşi olan, asit) (acere (ekşi olmak) + idus (ile ilgili olan) ) (lat.) * genellikle biyobozunur plastikler (PLA) veya diş hekimliğinde kullanılan kompomerler gibi, içerisinde polimerize olabilen asit grupları barındıran malzemelerle ilişkilendirilen, yapısında birden fazla asidik fonksiyonel grup (karboksil grubu gibi) bulunduran polimerik madde

polibütadien : gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) (gre.) + butyrum (tereyağı) (lat.) + di (iki, ikili, çift) (gre.) + ene (çift bağ içeren doymamış hidrokarbon molekülü eki) (lat.) * bütadien monomerlerinin birleşmesiyle oluşan, yüksek esneklik, üstün aşınma direnci ve düşük sıcaklıklarda bile esnek kalabilme özelliği ile tanınan, araç lastiği, golf topu, hortum ve konveyör bantı üretiminde kullanılan sentetik bir kauçuk türü

poliçe : lat. * pollicitatio (vaat, söz, taahhüt, sözleşme) (polliceor (vaat etmek, söz vermek, taahhüt etmek) + tio (isim yapım eki) ) * sigorta veya ticari işlemlerde, belirli şartlar altında taraflar arasında hak ve yükümlülükleri düzenleyen, özellikle sigorta güvencesini belgeleyen yazılı sözleşme

polidaktili : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + daktylos (parmak) + eia (isim yapım ve durum eki) * el veya ayak parmaklarının olağandan fazla sayıda bulunmasına neden olan fiziksel anomali

polidipsi : gre. * polydipsia (polys (çok, fazla, çoklu) + dipsa (susuzluk, susama) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * aşırı susama hissi ve buna bağlı olarak normalden fazla sıvı tüketme ile karakterize edilen, genellikle diyabet mellitus veya bazı hormonal/metabolik bozukluklarla ilişkili klinik semptom, aşırı susama

polidokanol : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + dodeka (on iki) (gre.) + ol (alkol/heterosiklik yapı belirteci) (lat.) * damar içine uygulanabilen sklerozan bir ajan olarak özellikle varis ve kılcal damar genişlemelerinin tedavisinde kullanılan, lokal anestezik özellik de gösterebilen sentetik yüzey aktif bileşik (C12H25(OCH2CH2)ₙOH)

polien : gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) (gre.) + ene (çift bağ içeren doymamış hidrokarbon molekülü eki) (lat.) * organik kimyada yapısında birden fazla karbon-karbon çift bağı (C=C) barındıran çoklu doymamış organik bileşikler

polien antifungal : gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) (gre.) + ene (çift bağ içeren doymamış hidrokarbon molekülü eki) (lat.) + anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + fungus (mantar) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * mantar hücre zarındaki ergosterol maddesine bağlanarak hücre zarını bozan ve mantarların büyümesini durduran bir antimikrobiyal ilaç sınıfı

poliester : gre., alm. * polys (çok, fazla, çoklu) (gre.) + essig (sirke) + Äther (eter, hava) (alm.) * çok sayıda ester bağının tekrarlamasıyla oluşan, genellikle tekstil, plastik ve endüstriyel malzemelerde kullanılan sentetik veya yarı sentetik polimer

polietilen : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + ethyl (etil (C2H5- alkil grubu) + ene (çift bağ içeren doymamış hidrokarbon molekülü eki) * etilen monomerlerinin (C2H4) polimerleşmesiyle oluşan, ambalajdan boru üretimine kadar çok geniş kullanım alanına sahip, termoplastik özellik gösteren en yaygın sentetik polimer

polietilen glikol : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + ethyl (etil (C2H5- alkil grubu) + ene (çift bağ içeren doymamış hidrokarbon molekülü eki) + glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) (gre.) + ol (alkol eki) (lat.) * etilen oksitten üretilen, suda kolayca çözünen, renksiz, kokusuz ve toksisitesi düşük olan, tıp, eczacılık, kozmetik ve çeşitli endüstriyel alanlarda yaygın olarak kullanılan sentetik bir polimer (C2nH4n+2On+1)

polifaji : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + phagia (yeme, yutma) (phagein (yemek, yutmak, tüketmek) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * genellikle diyabetes mellitus, hipertiroidi veya bazı metabolik/endokrin bozukluklara bağlı olarak ortaya çıkan, aşırı ve kontrolsüz yeme isteği ile karakterize klinik semptom

polifarmasi : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + pharmakeia (ilaç yapma, ilaçla tedavi etme) (pharmakon (ilaç, tedavi edici madde; uyuşturucu, narkotik; zehir; büyü) + eia (isim yapım ve durum eki) ) * özellikle yaşlı hastalarda veya kronik hastalık yönetiminde, aynı anda birden fazla ilacın gereksiz veya dikkatli yönetilmeden kullanılması durumu

polifarmatik : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + pharmakeia (ilaç yapma, ilaçla tedavi etme) (pharmakon (ilaç, tedavi edici madde; uyuşturucu, narkotik; zehir; büyü) + eia (isim yapım ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * eki)

polifaze : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phasis (görünüş, görünüm, belirme, evre) * çok fazlı, çok evreli; birden fazla fazın veya evrenin bulunduğu, özellikle elektrik mühendisliğinde ikiden fazla faz içeren sistemle ilgili olan

polifazi : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phasis (görünüş, görünüm, belirme, evre) * genellikle EMG (elektromiyografi) incelemelerinde, kas liflerinin senkronizasyonunun bozulduğunu ve kronik nörojenik (sinir kaynaklı) hasar veya miyojenik (kas kaynaklı) hastalıkları işaret eden, kasların kasılması sırasında sinirsel uyarının normalden fazla faza (4 veya daha fazla) bölünmesi durumu

polifenol : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phene (benzen) (gre.) + ol (alkol grubu (-OH) eki) (lat.) * eki)

polifillöz : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + phyllon (yaprak) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * çiçek örtüsü yaprakları (çanak veya taç yaprakların) veya taç yaprakları (stamenlerin) birbirine birleşmemiş, serbest halde bulunan (bitki)

polifoni : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + phone (ses, ton, konuşma) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * müzikte iki veya daha fazla bağımsız melodi çizgisinin veya sesin aynı anda tınlaması, çok seslilik

polifonik : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + phone (ses, ton, konuşma) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * çok seslilik ile ilgili, çok sesli olma özelliği taşıyan

poliform : gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) (gre.) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * çok şekilli, çok biçimli

polifosfat : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + phosphate (gübre olarak kullanılan, fosforik asidin tuzu veya esteri, fosfat) (phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren, ışık veren) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek) + os (isim yapım eki) ) + ate (asidin tuzu veya esterini belirten ek) ) * fosfat birimlerinin (PO4³⁻) birbirine fosfoanhidrit bağlarıyla zincir şeklinde bağlanmasıyla oluşan, su tutma, tamponlama ve kompleks oluşturma özellikleri nedeniyle deterjan, gıda ve endüstriyel süreçlerde kullanılan polianyonik bileşik

poligam : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + gamos (eşlilik, evlilik, birleşme) * eki

poligami : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + gamos (eşlilik, evlilik, birleşme) + eia (isim yapım ve durum eki) * aynı anda birden fazla eşle evli olma durumu, çok eşlilik

poligamodioecious : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + gamos (eşlilik, evlilik, birleşme) + oikos (ev, ikametgah, yerleşim, konut, mekan, yuva, yaşam alanı, çevre) + ios (ile ilgili, -a ait) (gre.); osus (lat.) * aynı türün bireyleri arasında hem eşeyli (dioik) hem de çok eşli/karışık çiçek yapıları bir arada bulunan

poligamomonoik : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + gamos (eşlilik, evlilik, birleşme) + monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * aynı bitki bireyinde erkek, dişi ve erselik çiçeklerin bir arada bulunabilen, yani tek bir birey üzerinde birden fazla eşey tipindeki çiçekler gelişebilen

poligenik : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * bir özelliğin tek bir gen tarafından değil, birden fazla genin birlikte etkisiyle belirlendiği kalıtım modeliyle ilgili

poligliserol fosfat : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + glykys (tatlı, şeker) + eros (sıfat yapım eki) + * phosphate (gübre olarak kullanılan, fosforik asidin tuzu veya esteri, fosfat) (phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren, ışık veren) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + phoros (taşıyan, götüren, getiren) (pherein (taşımak, götürmek, getirmek) + os (isim yapım eki) ) + ate (asidin tuzu veya esterini belirten ek) )

poliglot : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + glossa, glotto, glottis (dil, lisan) * çok dil bilen kişi

poligon : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + gonia (kenar, açı, köşe) * üç veya daha fazla doğru parçasının uç uca eklenmesiyle oluşan, kapalı ve çok köşeli düzlemsel şekil

polihidramniyos : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + amnios (rahimde bebeği çevreleyen zar, döl kesesi, amniyotik kese) * gebelikte amniyon sıvısının normalden fazla birikmesiyle karakterize edilen, fetal anomaliler veya maternal metabolik durumlarla ilişkili olabilen obstetrik durum

polijini : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + gyne (dişi organ, dişi, kadın) + eia (isim yapım ve durum eki) * eki”)

polikaprolaktam : gre., lat. * poly (çok, çoklu, fazla) (gre.) + caper, capri (keçi), capro (keçi ile ilgili; keçi kokulu yağ asidi, kaproik asit) + lactam (lactis (süt) + am (amid türevi halka yapı eki) (lat.) * halka açma polimerizasyonu ile üretilen, Naylon 6 (PA6) olarak da bilinen, yüksek mukavemeti ve aşınma direnci sayesinde otomotiv parçaları, tekstil lifleri, teknik iplikler ve plastik mühendislik uygulamalarında yaygın olarak kullanılan yarı kristal yapılı, dayanıklı ve esnek bir poliamid polimeri (C6H11NO)n)

polikarbonat : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + carbo, carbonis (karbon, kömür, odun kömürü) + ate, nate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek; oksijen içeriğini belirten son ek) (lat.) * moleküler yapısında karbonat gruplarının bulunduğu ve bu grupların organik moleküller arasında tekrarlanan bağlarla birleşmesiyle oluşan, yüksek dayanıklılık, darbe direnci ve ısıya karşı görece kararlılık gösteren, cama yakın ışık geçirgenliğine sahip olmasına rağmen neredeyse kırılmaz bir yapıda olan, inşaat, otomotiv, gözlük ve gıda ambalajı gibi pek çok alanda camın yerine güvenle kullanılan termoplastik polimer

polikistik : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + kystis (kist, kese, kapsül, mesane, idrar torbası, sidik torbası) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * çok kistli, çok kesecikli

polikistik ovaryum sendromu : gre., lat. * polikystikos (çok kistli) (polys (çok, fazla, çoklu) + kystis (kist, kese, kapsül, mesane, idrar torbası, sidik torbası) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) ) (gre.) + ovarium (yumurtalık) (ovum, ovulum (yumurta) + rium (yer, mekan eki) ) (lat.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) * ovaryumda (yumurtalıkta) çok sayıda kist oluşumu ve hormonal düzensizlik ile karakterize kadın hastalığı

poliklinik : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + klinike, klinikos (yatarak tedavi edilen yer, hasta odası) (kline (yatak, yataklı yer) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * hastaların yatılı olarak kalmadan, muayene ve ayakta tedavi amacıyla farklı branş hekimleri tarafından hizmet aldığı sağlık birimi

poliklon : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + klon (dal, sürgün, kopya) * tek bir hücreden değil, birden fazla farklı hücre hattından köken alan, genetik olarak heterojen yapı gösteren biyolojik hücre veya antikor popülasyonunu

poliklonal : gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) + klon (dal, sürgün, kopya) (gre.) + alis (ile ilgili,-a ait) * eki)

polikondrit : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + khondros (kıkırdak, tane, tanecik, granül, kürecik) + itis (iltihab, enfeksiyon, hastalık, sorun) * eki”)

polikopi : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) (gre.) + copia (bolluk, çokluk, çoğaltma) (lat.) * bir kişinin aynı işi, yazıyı veya faaliyeti çok sayıda tekrar etmesi, özellikle tıpta hastanın aşırı iştah veya davranışsal dürtüyle tekrar eden eylemler göstermesi

polikrami : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + khroma (renk, ton, görünüş, krom) + eia (isim yapım ve durum eki) * bir yapıda, özellikle biyolojik doku veya hücresel incelemede, normalden fazla sayıda veya farklı yoğunlukta renklenme görülmesi, çok renkli görünüm oluşması, histolojik boyanma heterojenliği

polikromi : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + khroma (renk, ton, görünüş, krom) + eia (isim yapım ve durum eki) * bir yapıda, özellikle biyolojik doku veya hücresel incelemede, normalden fazla sayıda veya farklı yoğunlukta renklenme görülmesi, çok renkli görünüm oluşması, histolojik boyanma heterojenliği

polim : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + sema (anlam, işaret) (gre.); polysémie (fra.) * çok anlamlılık

polim : gre. * polemos (savaş, çatışma, mücadele) * hile, numara, oyun, caka, yalan (örneğin "polim yapmak", "polim atmak")

polimaltoz : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) (gre.) + maltose (malt şekeri) (maltum (çimlendirilmiş arpa) + ose (şeker eki; kimyasal monosakkarit eki) (lat.) ) * çok sayıda maltoz biriminin (glikoz türevli disakkarit tekrarlarının) birleşmesiyle oluşan polisakkarit yapılarını veya farmasötik olarak demir-polimaltoz kompleksleri gibi kontrollü salınım sağlayan bileşik

polimat : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + manthanein (öğrenmek, anlamak), mathema (bilgi, öğrenme, öğrenilmiş olan) (ma (ön ek) + thema (konu, tema) ) * eki)

polimelit : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + melos (uzuv, organ, kol - bacak) + itis (enfeksiyon, iltihap, inflamasyon, hastalık eki) * vücudun birden fazla uzvunu etkileyen, özellikle sinir sistemi enfeksiyonları veya inflamatuvar süreçlere bağlı olarak gelişebilen yaygın kas güçsüzlüğü ve felç tablosu

polimenore : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + men (ay, adet) + rhein (akmak, yağmak, dökülmek), rhea (akış, akıntı) * adet (menstrüasyon) döngülerinin normalden daha sık aralıklarla, genellikle 21 günden kısa periyotlarla tekrarlaması durumu

polimer : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + meros (parça, bölüm, kısım, birim) * birçok küçük tekrar eden monomer biriminin kovalent bağlarla birleşmesiyle oluşan, plastik, kauçuk ve biyopolimerler gibi geniş bir madde sınıfını kapsayan yüksek molekül ağırlıklı makromolekül

polimeraz : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + meros (parça, bölüm, kısım, birim) + ase (enzim eki) * nükleotidleri şablon DNA veya RNA zincirine ekleyerek DNA veya RNA polimeri sentezini katalize eden, özellikle DNA replikasyonu ve transkripsiyonda görev alan enzim

polimeri : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + meros (parça, bölüm, kısım, birim) + eia (isim yapım ve durum eki) * çok sayıda monomer biriminin kimyasal bağlarla birleşerek oluşturduğu, doğal veya sentetik olabilen ve fiziksel özellikleri monomerlere göre farklılık gösteren yüksek molekül ağırlıklı makromoleküler yapı

polimerizasyon : gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) + meros (parça, bölüm, kısım, birim) (gre.) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) (lat.) * monomer adı verilen küçük moleküllerin kimyasal tepkimelerle kovalent bağlar oluşturarak uzun zincirli veya ağ yapılı polimerlere dönüşmesi

polimerize : gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) + meros (parça, bölüm, kısım, birim) (gre.) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + atus (sıfat yapım eki) (lat.) * küçük molekülleri (monomerlerin) kimyasal bağlarla birbirine eklenerek büyük zincirli yapılar (polimerler) oluşturmuş olan, polimerleşmiş olan

polimiksin : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) (lat.) * özellikle Gram-negatif bakterilerin hücre zarını bozarak bakterisidal etki gösteren, topikal ve bazı ağır enfeksiyonlarda sistemik olarak kullanılan polipeptid yapılı antibiyotik grubu (C56H100N16O17)

polimiyaljiya romatika : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + myos, mys (kas, adale) + algia (acılı olma, ağrılı olma, ıstıraplı olma) (algos (acı, ağrı) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + rheuma (akış, akıntı, vücut sıvıları) (gre.) + icus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * özellikle omuz ve kalça kuşağında belirgin olan yaygın kas ağrısı ve sabah tutukluğu ile seyreden, ileri yaşlarda görülen, sistemik inflamatuvar özellik taşıyan romatizmal hastalık

polimiyozit : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + myos, mys (kas, adale) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı eki) * birden fazla kas grubunu etkileyen, kaslarda iltihaplanma sonucu güçsüzlük ve ağrıya yol açan otoimmün kökenli kas hastalığı

polimiyozitis : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + myos, mys (kas, adale) + itis (enfeksiyon, iltihap, inflamasyon, hastalık eki) * birden fazla kas grubunun bağışıklık aracılı inflamasyonuyla ortaya çıkan, kas güçsüzlüğü ve fonksiyon kaybına yol açabilen sistemik kas hastalığı

polimodal : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) + alis (ile ilgili, -a ait) * birden fazla yöntem, biçim veya uyarı türünü içeren veya farklı duyusal, işlevsel veya analiz yollarının birlikte kullanıldığı sistem, yaklaşım veya yapı

polimorf : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) * bir maddenin, organizmanın veya yapının birden fazla farklı biçimde bulunabilmesi veya aynı tür içinde farklı şekil varyasyonları göstermesi özelliği, çok şekilli

polimorfik : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * bir maddenin, genin veya organizmanın birden fazla farklı yapısal form veya görünüm sergilemesiyle ilişkili, çok şekilli özelliği olan

polimorfizm : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * bir maddenin, organizmanın veya genetik yapının aynı temel bileşim veya tür içinde birden fazla farklı form, yapı veya fenotip göstermesi durumu, çok şekillilik

polimorfonükleer : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) + nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nuc (ceviz, sert kabuklu yemiş) + leus (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) * özellikle bağışıklık sisteminde yer alan nötrofiller gibi hücrelerde görülen, çekirdeğin tek parça yerine çok loblu ve farklı şekilli olması özelliği

polimorfoz : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * bir organizmanın veya hücresel yapının yaşam döngüsü veya çevresel koşullara bağlı olarak birden fazla farklı morfolojik forma dönüşmesi veya bu formlar arasında değişim göstermesi süreci

polinasyon : lat. * pollen (toz, un gibi ince parçacık, ince toz) + atio (isim yapım eki) * bitkilerde çiçek tozunun erkek organdan dişi organa taşınarak döllenmeye uygun hale gelmesi süreci

polinasyonalite : lat. * pollen (toz, un gibi ince parçacık, ince toz) + ation (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, -a ait) * bitkilerde çiçek tozu ile ilgili süreçler veya polinasyon durumu

polinevrit : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı eki) * birden fazla çevresel sinirin iltihaplanması sonucu ortaya çıkan, ağrı, uyuşma ve kas güçsüzlüğü ile seyreden nörolojik hastalık

polinom : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + onoma (isim, ad, terim) * iki veya daha fazla terim içeren, terimlerin değişken ve katsayılarla çarpılmış şekilde toplama veya çıkarma ile birleştirildiği cebirsel ifade (örneğin tek bilinmeyenli bir polinom olan x² − 4x + 7, ikinci dereceden oluşan bir polinomdur.)

polinöropati : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * birden fazla periferik sinirin hasarı veya hastalığı sonucu ortaya çıkan, uyuşma, karıncalanma, ağrı ve kas güçsüzlüğü ile seyreden nörolojik hastalık

polinükleer : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nuc (ceviz, sert kabuklu yemiş) + leus (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) * birden fazla çekirdeğe sahip olan veya çok çekirdekli yapılar içeren hücre veya oluşum

polinükleotid : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + nucleotide (DNA ve RNA’yı oluşturan temel yapı birimi olan, bir azotlu baz, bir şeker (riboz veya deoksiriboz) ve bir fosfat grubundan oluşan organik molekül) (nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nucis (sert kabuklu meyve, ceviz) + leus (ile ilgili, -a ait) ) + ide (parçacık veya tür bildiren ek) ) (lat.) * çok sayıda nükleotidin birbirine bağlanmasıyla oluşan, genetik bilginin depolanmasında rol oynayan, medikal estetik ve dermatolojide (genellikle somon DNA'dan elde edilerek) cilt yenileme, kolajen üretimi ve doku onarımı için kullanılan uzun zincirli bir biyopolimer

poliomyelit : gre. * polio (gri, boz, ak, beyaz; sinir sistemindeki gri madde) + myelos (ilik, omurilik, kemik iliği) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı eki) * omuriliğin gri maddesini etkileyen ve genellikle viral kökenli olup kas güçsüzlüğü ve felce yol açabilen iltihaplı sinir sistemi hastalığı

poliostotik : gre. * polio (gri, boz, ak, beyaz; sinir sistemindeki gri madde) + osteon (kemik) + ikos (ile ilgili,-a ait) * birden fazla kemiği etkileyen veya birçok kemikle ilgili olan patolojik veya anatomik durum

poliovirüs : gre. * polio (gri, boz, ak, beyaz; sinir sistemindeki gri madde) + virus (virüs, zehir, toksin, zararlı sıvı, bulaşıcı etken) * omuriliğin gri maddesini hedef alarak çocuk felci hastalığına neden olan bulaşıcı viral etken

poliozis : gre. * polio (gri, boz, ak, beyaz; sinir sistemindeki gri madde) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * saç veya kılların belirli bölgelerinde pigment kaybına bağlı olarak beyazlaşmasıyla karakterize durum

polip : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + pous, podos (ayak) * çok sayıda ayak veya uzantıya sahip canlı veya vücutta saplı, çok çıkıntılı yapı gösteren oluşum; vücudun mukoza ile kaplı yüzeylerinde (bağırsak, burun, rahim, mide vb.) oluşan, doku yüzeyinden dışarı doğru büyüyen anormal, genellikle iyi huylu tümoral çıkıntı

polipektomi : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + pous, podos (ayak) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * vücutta oluşan poliplerin cerrahi yöntemle kesilerek çıkarılması işlemi

polipeptit : gre. * polypeptide (polys (çok, fazla, çoklu) + peptdio (pepton, peptos (pişmiş, hazmedilmiş, sindirilmiş) + idio (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * 10 - 100 arası amino asidin bir zincir halinde bağlanmasıyla oluşan, her bir asidin karboksil grubunun bir sonrakinin amino grubuna -OC-NH- tipinde bir bağ ile bağlandığı bileşik

polipetal : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + petalon (yaprak, ince levha, tabaka) (gre.); petalum (çiçek yaprağı) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * çiçek taç yaprakları birbirinden ayrı ve serbest durumda bulunan, taç yaprakları birbiriyle kaynaşmamış olan (bitki çiçek yapısın)

poliploid : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + ploos (kat, katlanmış) ) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * kromozom takımının ikiden fazla kopyasına sahip olan, hücrelerinde üç, dört veya daha fazla sayıda tam kromozom takımı taşıyan ve bu durumun genetik çeşitlilik, büyüme özellikleri ve evrimsel uyum üzerinde etkili olabildiği (canlı)

polipod : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + pous, podos (ayak) * çok ayaklı

polipoid : gre. * polypous (çok ayaklı; polip biçimli) (polys (çok, fazla, çoklu) + pous, podos (ayak) ) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * Cnidaria (Knidliler) grubundaki polip evresine benzeyen, gövdesi silindirik veya tüpsü yapıda olan, bir tabana bağlı veya sabit yaşam gösteren canlıları veya polip benzeri morfolojik yapı

polipozis : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + pous, podos (ayak) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * vücudun belirli bir bölgesinde çok sayıda polip oluşumu ile karakterize hastalık

polipropilen : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + propane (üç karbonlu alkan) (pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) + ane (alkan eki) ) + yl (alkil eki) + ene (çift bağ içeren doymamış hidrokarbon molekülü eki; alken eki) * propilen monomerlerinin polimerleşmesiyle oluşan, hafifliği, kimyasal maddelere karşı dayanıklılığı, düşük nem tutuculuğu ve mekanik özellikleri nedeniyle ambalaj, tekstil lifi, otomotiv parçaları ve çeşitli endüstriyel ürünlerde kullanılan termoplastik polimer (C3H5)n)

poliptik : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + pous, podos (ayak) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * poliplerle ilgili olan veya polip yapısına ait

poliribitol fosfat : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + ribose (RNA, ATP ve birçok nükleotidin yapısına katılan, beş karbon atomu içeren doğal monosakkarit) (ribes (frenk üzümü) (lat.) + ose (şeker eki; kimyasal monosakkarit eki) ) + ol (alkol OH eki) + phosphate (gübre olarak kullanılan, fosforik asidin tuzu veya esteri, fosfat) (phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren, ışık veren) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + phoros (taşıyan, götüren, getiren) (pherein (taşımak, götürmek, getirmek) + os (isim yapım eki) ) + ate (asidin tuzu veya esterini belirten ek) ) * fosfat bağlarıyla birbirine bağlanmış çok sayıdaki ribitol biriminden oluşan, özellikle Gram pozitif bakterilerin hücre duvarındaki teikoik asitlerin yapısında bulunan polimer ( (C5H111O7P)n )

polis : gre., fra. * polis (şehir, kent; devlet) (gre.); police (kami düzeninden sorumlu teşkilat mensubu memur) (fra.) * şehir; antik Yunan’da bağımsız şehir-devleti, şehir ve şehir yönetimi; devletin emniyet ve asayişini sağlamak, yasaları uygulamak, suçları önlemek, suçluları yakalamak, kamu düzenini sağlamak, suç araştırması, trafik yönetimi ve önleyici güvenlik tedbirlerini almak ve vatandaşların huzurunu korumakla görevli teşkilatın üniformalı güvenlik gücü mensubu

polisaj : lat., fra. * polire (parlatmak, cilalamak; düzeltmek, temizlemek) + agium (isim yapım ve durum eki) (lat.); polissage (fra.) * metal, plastik, cam veya otomobil boyası gibi yüzeylerin, aşındırıcı pastalar ve polisaj makineleri yardımıyla yüzeyden en az miktarda malzeme kaldırılarak (aşındırma) çiziklerden arındırılıp, pürüzsüzleştirilmesi ve yüksek parlaklığa ulaştırılması işlemi

polisakkarit : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + sakkharides (sakkharon (şeker) * çok sayıda monosakkarit biriminin glikozidik bağlarla birleşmesiyle oluşan, nişasta ve selüloz gibi yapısal ve depo karbonhidratları

polisemi : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + sema (işaret, iz, nişan, sembol, simge, anlam) + eia (isim yapım ve durum eki) * bir kelimenin birbiriyle ilişkili birden fazla anlama sahip olması durumu, birden çok anlama sahip olma, çok anlamlılık

polisemik : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + sema (işaret, iz, nişan, sembol, simge, anlam) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * birden çok anlama sahip olan, çok anlamlı

polisitemi : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + emia (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kanda eritrosit (alyuvar) sayısının normalin üzerinde artmasıyla karakterize edilen, kanın koyulaşmasına ve dolaşım sorunlarına yol açabilen hematolojik durum

polisitemia rubra vera : gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + emia (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre ) + ruber (kırmızı, al) + verus (gerçek, asıl, hakiki) (lat.) * kemik iliğinde kontrolsüz eritrosit üretimi sonucu kanda kırmızı hücrelerin belirgin artışıyla seyreden, primer (gerçek) polisitemi türünü ifade eden hematolojik hastalık

polisiye : gre., fra. * polis (şehir, kent; devlet) (gre.); police (kami düzeninden sorumlu teşkilat mensubu memur) + ier (ile ilgili,-a ait) (fra.) * suç, soruşturma ve kolluk kuvvetlerinin olay çözümü ile yani polisin müdahil olduğu durumla ilgili; polis faaliyetlerini konu alan edebi tür veya bu türdeki eserler

polisomnografi : gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) (gre.) + somnus (uyku, uyuma) (lat.) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * uyku sırasında beynin, solunumun, kalp ritminin ve kas aktivitesinin eş zamanlı olarak kaydedilmesiyle yapılan ayrıntılı uyku inceleme testi

polistemonöz : gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) + stemon (çözgü, çözgü ipliği, iplik, dik duran ip, dokuma tezgahındaki dik ip; çubuk, filament, erkek organ, erkeklik organı, stamen) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * çiçekte taç yapraklardan veya çanak yapraklardan daha fazla sayıda erkek organın (stamenin) bulunduğu, çok sayıda erkek organa sahip olan (çiçek yapısı)

polistiren : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + styrax (reçine veren ağaç türü) + ene (çift bağ içeren doymamış hidrokarbon molekülü eki) * stiren monomerlerinin polimerleşmesiyle oluşan, sert, hafif, elektrik yalıtkanlığı yüksek ve kolay şekillendirilebilen yapısı nedeniyle ambalaj malzemeleri, köpük plastikler, yalıtım levhaları ve çeşitli endüstriyel ürünlerde kullanılan sentetik termoplastik polimer (C8H8)n)

polistiren sülfonat : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + styrax (reçine veren ağaç türü) + ene (çift bağ içeren doymamış hidrokarbon molekülü eki) (gre.) + sulphur (selp, sulph (yağ) + urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve anyon-katyon temelli tuz eki) ) + ate (tuz veya ester eki) (lat.) * polistiren omurgası üzerinde sülfonat grupları taşıyan, özellikle tıpta potasyum bağlayıcı reçine olarak kullanılan sentetik iyon değiştirici polimer (C8H7SO3Na)n)

politeist : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + theos (tanrı) + istis (-cı, yapan, eden eki; gibi olan, ile ilgili olan) * birden fazla tanrıya inanan ve çoktanrıcılık (politeizm) inanç sistemini benimseyen kişi, çok tanrıcı

politeizm : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + theos (tanrı) + ismos (isim yapım, durum, öğreti, doktrin, akım eki) * birden fazla tanrının varlığını kabul eden ve bu tanrılara inanç, ibadet veya kutsallık atfeden dini inanç sistemi, çok tanrıcılık

politeknik : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + tekhne (ustalık, sanat, maharet, sanat, zanaat, beceri, yapım, iş, teknik, yöntem, usül) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * birçok teknik ve mühendislik alanını kapsayan, özellikle uygulamalı bilimler ve mesleki teknik eğitim veren kurum veya yaklaşım

politelia : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + thele (memecik, sütun, uç, meme ucu; örtü, zar, tabaka) + eia (isim yapım ve durum eki) * konjenital ve embriyonik olan, vücutta normal iki meme ucu dışında bir veya daha fazla fazladan meme ucunun bulunması durumu

politetrafloroetilen : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + tetra(dört) + fluor (akışkan, flor elementi) (fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek) + or (element eki) ) + ethyl (etil (C2H5- alkil grubu) + ene (çift bağ içeren doymamış hidrokarbon molekülü eki) * etilen zincirindeki hidrojen atomlarının tamamen flor atomlarıyla yer değiştirmesiyle oluşan, kimyasal olarak çok inert, yüksek ısı ve sürtünme direncine sahip sentetik polimer (PTFE, Teflon) (C2F4)n)

politiazid : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + thia (kükürt içeren heterosiklik halka) (theion (kükürt) (gre.) + ia (isim yapım eki) (lat.) + zide (diüretik sınıfını gösteren kimyasal madde eki) (lat.) * klorotiyazid türevi olarak geliştirilen, böbreklerde sodyum ve su atılımını artırarak etki gösteren, yüksek tansiyon ve ödem tedavisinde kullanılan tiyazid grubu sentetik diüretik ilacın etken maddesi (C11H16ClN3O4S2)

politik : gre. * politikos (polis (devlet, şehir) + tikos (ile ilgili-a ait) ) * siyaset ile ilgili, politika ile ilgili, siyasi

politika : gre. * politikos (polis (devlet, şehir) + tikos (ile ilgili-a ait) ) * devlet yönetimi, kamusal düzen, toplum yönetimi, yurttaşlıkla ilgili işler ve uygulamaları ifade eden kavram, siyaset

polium : gte., lat. * polio, polion (gri, boz, ak, beyaz; sinir sistemindeki gri madde); polium (lat.) * Lamiaceae (ballıbabagiller) familyasından, özellikle Teucrium polium olarak bilinen, tıbbi ve aromatik özellikleriyle kullanılan otsu bitki

poliüretan : gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) + ouria (üre) (ouron (idrar, sidik, çiş) + eia (isim yapım eki) ) (gre.), urea + ane (organik bileşik ve doymuş hidrokarbon, alkan eki) (lat.) * çok sayıda üretan bağının tekrarlanmasıyla oluşan, esnek köpüklerden sert plastiklere kadar farklı formlarda bulunabilen sentetik polimer

poliüri : gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) + ouria (üre) (ouron (idrar, sidik, çiş) + eia (isim yapım eki) ) (gre.), urea (lat.) * fazla idrara çıkma durumu

polivalan : gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) (gre.) + valens, valent (güçlü, kuvvetli, kudretli; sağlıklı; değerli) (valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak; sağlıklı olmak; değeri olmak) + ens, ent (sıfat yapım eki) ) (lat.) * çok görevli, çok işlevli veya birden fazla alanda etkili/yetenekli; birden fazla değerlik veya bağ yapma kapasitesine sahip olan veya birden fazla etkiye karşı etkili olabilen (örneğin aşı veya antikor)

polivalanantiserum : gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) (gre.) + valens, valent (güçlü, değerli) (valere (güçlü olmak, sağlıklı olmak, değerli olmak) + ens, ent (sıfat yapım eki) ) (lat.) + anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + serum (sulu sıvı, peynir altı suyu) (lat.) * birden fazla antijene karşı antikor içeren ve farklı patojen veya toksinlere karşı etkili olabilen bağışıklık serumu türü

polivalans : gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) (gre.) + valentia (kudret, kuvvet, güç) (valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak; sağlıklı olmak; değeri olmak) + entia (isim yapım eki) ) (lat.) * çok değerlilik, çok işlevlilik, çok fonksiyonluluk, çokyönlülük; bir atomun birden fazla bağ yapabilme kapasitesini veya bir maddenin birden fazla etkene karşı etkili olma özelliği

polivinil : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + vinyl (iki karbonlu doymamış hidrokarbon grubu) (vinum (şarap) + yl (etenil grubu; CH₂=CH–) * çok sayıda vinil grubu içeren monomerlerin polimerleşmesiyle oluşan veya vinil kökenli tekrarlayan birimlerden meydana gelen polimerleri tanımlamak için kullanılan kimya terimi; vinil monomerlerinden türeyen sentetik polimer sınıfını belirteci

polivinil pirolidon : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + vinyl (iki karbonlu doymamış hidrokarbon grubu) (vinum (şarap) + yl (etenil grubu; CH₂=CH–) ) + pyr (ateş), pyrrol (beş üyeli azotlu halka bileşiği) + one (oksijenli bileşik, keton (C=O) türevi, karbonil grubu) * vinil pirolidon monomerlerinin polimerleşmesiyle oluşan, suda çözünebilen ve tıp ile endüstride bağlayıcı, stabilizatör ve taşıyıcı olarak kullanılan sentetik polimer (C6H9NO)n)

polivinilklorür : gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) + vinyl (iki karbonlu doymamış hidrokarbon grubu) (vinum (şarap) + yl (etenil grubu; CH₂=CH–) ) + chloride (khloros (klor Cl⁻ iyonu) (gre.) + ide (ikili bileşik, anyon eki) (lat.) ) * vinil klorür monomerlerinin polimerleşmesiyle oluşan, klor atomu içeren tekrarlayan vinil birimlerinden meydana gelen; sert veya esnek biçimlerde üretilebilen, kimyasal dayanıklılığı, yalıtkanlığı ve uzun kullanım ömrü nedeniyle boru, kablo kaplaması, yapı malzemeleri, zemin kaplamaları ve çeşitli plastik ürünlerin yapımında kullanılan sentetik termoplastik polimer ( (C2H3Cl)n)

poliyomyelit : gre. * polio (gri, boz, ak, beyaz; sinir sistemindeki gri madde) + myelos (ilik, omurilik, kemik iliği) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı eki) * omuriliğin gri maddesini etkileyen ve genellikle viral kökenli olup kas güçsüzlüğü ve felce yol açabilen iltihaplı sinir sistemi hastalığı

polka : pol. * polka (Polonya kadını; Polonyalı kadın) * 19. yüzyılda Orta Avrupa’da ortaya çıkan, hızlı tempolu ve çift zamanlı ritme sahip geleneksel dans ve müzik türü

polki : far. * pahli (ham, işlenmemiş) * Hindistan kökenli, kesilmemiş, işlenmemiş ve cilalanmamış olan, genellikle altın veya gümüş folyo ile desteklenerek, Babür döneminden kalma geleneksel takılarda (özellikle gelin takılarında) kullanılan, antika görünümlü, ham ve organik şekilli doğal elmas türü

pollaküri : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + ouria (üre) (ouron (idrar, sidik, çiş) + eia (isim yapım eki) ) * genellikle aşırı aktif mesane, enfeksiyonlar, stres veya prostat sorunlarından kaynaklanan, gece idrara çıkma (noktüri) ile de seyredebilen toplam idrar hacminde artış olmaksızın, gün içinde sık sık (genellikle 7-8'den fazla) ve az miktarda idrara çıkma durumu

pollinarium : lat. * pollen (polen, ince toz, un gibi madde) + arium (yer eki) * özellikle orkideler ve ipekotugiller gibi bazı bitki türlerinde, polen kütlelerinin (pollinyum), bunları taşıyan sapçık ve yapışkan bir tabanla birlikte tek bir üreme birimi olarak birleştiği yapı

pollusyon : lat. * polluere (kirletmek, lekelemek; bozmak) + tio (isim yapım eki) * çevrenin hava, su veya toprak gibi bileşenlerinin zararlı maddelerle kirlenmesi ve doğal dengenin bozulması durumu, kirlenme, kirlilik, kirletme

polo : san. * pulu, polo (top) * at üzerinde oynanan, topun sopalarla rakip kaleye gönderilmeye çalışıldığı ve modern hali özellikle Britanya Hindistanı üzerinden dünyaya yayılan spor dalı

polonez : fra. * polonaise (Polonyalı) * Polonya kökenli ağır tempolu dansı, bu dansa uygun müzik formunu ve özellikle saray müziğinde kullanılan görkemli yürüyüş karakterli müzik türü

polonya : lat. * polon (Polan halkı) + ia (yer eki) * Orta Avrupa’da yer alan, kuzeyde Baltık Denizi’ne kıyısı bulunan; batıda Almanya, güneyde Çekya ve Slovakya, doğuda Litvanya, Belarus ve Ukrayna ile komşu olan ülke

polonyum : lat. * Polonia (Polonya; elementin keşfedildiği ülke) + ium (kimyasal element eki) * atom numarası 84, simgesi Po olan, adını, Marie Curie'nin, Polonya’ya atfen verdiği radyoaktif, yüksek derecede zehirli ve periyodik tabloda Po sembolüyle yer alan kimyasal element

poltergeist : alm. * poltern (gürültü yapmak) + geist (ruh, hayalet) * paranormal araştırmalarda, nesneleri hareket ettirdiği veya sesler çıkardığı iddia edilen, çoğunlukla rahatsız edici aktiviteler sergileyen hayalet veya ruh türü

polüsyon : lat. * polluere (kirletmek, lekelemek; bozmak) + tio (isim yapım eki) * çevrenin hava, su veya toprak gibi bileşenlerinin zararlı maddelerle kirlenmesi ve doğal dengenin bozulması durumu, kirlenme, kirlilik, kirletme

polychaeta : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + khaite (kıl, uzun kıl, saç, yele) + a (taksonomik çoğul eki) * halkalı solucanlar (Annelida) içinde yer alan, vücut segmentlerinin çoğunda çok sayıda kitinsi kıl (seta/chaeta) taşıyan, genellikle denizlerde yaşayan ve parapod adı verilen yan uzantılarıyla hareket eden çok kıllı solucanlar sınıfı

polyclathra : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + kleithron, klathron (ızgara, kafes; kapı, geçit) * Cucurbitaceae (kabakgiller) familyasında yer alan, tropikal Amerika kökenli bazı sarılıcı bitki türlerini içeren, kafes biçimli çiçek yapısına sahip bir bitki cinsi

polye : slo. * polje (tarla, ova) * kireç taşı gibi eriyebilen kayaçların çözünmesiyle oluşan ve yüksek dağlar arasında bulunan geniş düzlük veya ova

polyen : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + ene (doymamış organik bileşikleri ifade eden kimyasal adlandırma eki) * molekül yapısında birden fazla çift bağ (C=C) içeren, özellikle konjuge sistemler halinde bulunan ve bu nedenle ışık soğurma özellikleri değişebilen organik bileşiklerin genel ismi

polyester : gre., alm. * polys (çok, fazla, çoklu) (gre.) + essig (sirke) + Äther (eter, hava) (alm.) * çok sayıda ester bağının tekrarlamasıyla oluşan, genellikle tekstil, plastik ve endüstriyel malzemelerde kullanılan sentetik veya yarı sentetik polimer

polygala : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + gala (süt) * Polygalaceae familyasına ait, süt verimini artırdığına inanılan bitki cinsi

polygalaceae : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + gala (süt) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * Fabales takımına bağlı, olan, çoğunlukla otsu bitkiler, çalılar ve bazı ağaççıklardan oluşan; sütotu olarak bilinen türleri içeren, çiçek yapıları genellikle düzensiz ve kelebeksi görünümlü olan, yaklaşık bin kadar türü kapsayan bitki familyası, sütotugiller

polygonaceae : gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) + gonia (kenar, açı, köşe, eklem) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * gövdelerinde belirgin boğumlar, çoğunlukla almaşık yapraklar ve küçük çiçeklerden oluşan çiçek durumları bulunan; kuzukulağı, karabuğday, madımak, ve labada gibi ekonomik ve ekolojik açıdan önemli türleri içeren, otsu bitkilerden çalılara kadar değişen yaşam biçimlerine sahip bitki familyası, madımakgiller, karabuğdaygiller

polygonatum : gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) + gonia (kenar, açı, köşe, eklem) (gre.) + atum (isim yapım eki) (lat.) * gövdeleri üzerinde çok sayıda belirgin boğum veya eklem bulunan, zambakgillerle ilişkili Asparagaceae (kuşkonmazgiller) familyasına ait, rizomlu, çok yıllık otsu bitkilerden oluşan ve genellikle sarkık çan biçimli çiçekleriyle tanınan inci çiçeği cinsi, mührüsüleyman, boğumluca otu

polygonum : gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) + gonia (kenar, açı, köşe, eklem) (gre.) + um (isim yapım eki) (lat.) * Polygonaceae (Kuzukulağıgiller, Madımakgiller) familyasına ait, gövdesinde çok sayıda belirgin boğum bulunan, genellikle otsu yapılı, almaşık yapraklı ve küçük çiçekli türleri kapsayan bitki cinsi

polyoma virüs : gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) (gre.) + virus (virüs, zehir, toksin, zararlı sıvı, bulaşıcı etken) (lat.) * birçok farklı tümör oluşumuna yol açabilen DNA virüslerini içeren polyomaviridae ailesine ait, özellikle bağışıklık sistemi baskılanmış bireylerde enfeksiyon oluşturabilen küçük, zarfsız virüs grubu

polyopsi : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + opsis (görme, bakma) * bir nesnenin tek değil birden fazla görüntü olarak algılanmasıyla karakterize edilen, genellikle göz kasları veya nörolojik nedenlere bağlı ortaya çıkan görme bozukluğu, nesneleri çoğul algılama sendromu

polyplacophora : gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) + plax, plakos (tabaka, levha, yüzey, düzlem, yassı parça) + phoros (taşıyan, götüren, getiren) (pherein (taşımak, götürmek, getirmek) + os (isim yapım eki) ) * Mollusca (Yumuşakçalar) şubesine ait, sırt kısmında üst üste dizilmiş sekiz adet kalkerli kabuk levhası taşıyan, genellikle denizlerde kayalara yapışarak yaşayan ve kitonlar olarak bilinen çok plaklı yumuşakçalar sınıfı

polypodiaceae : gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) + podos (ayak) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * çoğunlukla rizomlu, çok yıllık ve sporla çoğalan damarlı bitkiler arasında yer alan eğrelti otlarını içeren, yapraklarının alt yüzünde spor keseleri (sorus) taşıyan, özellikle nemli ve gölgeli habitatlarda yayılış gösteren bitki familyası, benlieğreltigiller

polypodium : gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) + podos (ayak) (gre.) + ium (isim yapım eki) (lat.) * Polypodiaceae (Polipodyumgiller) familyasına ait, rizomlu ve çok yıllık yapıya sahip, çoğunlukla kayalık alanlarda, ağaç gövdelerinde veya nemli orman habitatlarında yetişen, yapraklarının alt yüzeyinde yuvarlak spor keseleri bulunan ve eğrelti otlarını kapsayan bitki cinsi

polypogon : gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + pogon (sakal) * Poaceae (Buğdaygiller) familyasına ait, başakçıklarının tabanında veya çevresinde çok sayıda uzun kıl bulunması nedeniyle sakallı bir görünüm kazanan, çoğunlukla tek yıllık veya çok yıllık otsu türleri içeren ve özellikle nemli çayır, bataklık ve sulak alanlarda yetişen bitki cinsi

polyporus : gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) (gre.) + porus (gözenek, delik) (lat.) * Polyporaceae familyasına ait, genellikle ağaç gövdelerinde veya kütüklerinde yetişen, alt yüzeyinde gözenekli (delikli) bir yapı bulunan, ağaçları parazit olarak etkileyebilen veya ölü odunlar üzerinde çürükçül (saprofit) olarak beslenen mantar cinsi

polypremum : gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) (gre.) + premum (çıkıntı, önde olma, önde olan, önce, erken) (lat.) * Tetrachondraceae (Dörttohumlular) familyasına ait, ince dallı gövdeleri ve küçük karşılıklı yaprakları bulunan, küçük beyaz çiçekli, tek yıllık otsu bitkilerden oluşan ve özellikle Amerika kıtasının nemli veya kumlu alanlarında yayılış gösteren bitki cinsi

polystichum : gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) + stikhos (sıra, hat, dizgi; satır) (gre.) + um (isim yapım eki) (lat.) * Dryopteridaceae (Erkeçotugiller) familyasına ait, yaprak sapı ve yaprak ekseni boyunca çok sayıda dizili yaprakçık taşıyan, çoğunlukla rizomlu, çok yıllık ve sporla çoğalan, nemli ormanlık alanlarda yetişen eğrelti otlarını kapsayan bitki cinsi

pomacanthidae : gre. * poma (kapak, örtü, kapı) + akanthos (diken, dikenli çıkıntı, sivri uç, başak, karıncalanma, iğnelenme) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Pomacanthidae (İskorpitgiller değil, Melekbalığıgiller) familyasına ait, vücutlarında belirgin renk desenleri, yanlardan basık yapıları ve özellikle solungaç kapakları çevresinde dikenli çıkıntıları bulunan, tropikal denizlerde özellikle mercan resiflerinde yaşayan ve melek balıkları olarak bilinen ışın yüzgeçli balıklar familyası

pomacentridae : gre. * poma (kapak, örtü, kapı) + kentron (merkez, orta nokta, keskin nokta, diken, mahmuz, iğne, iğne ucu, sivri uç, iğne, dürtme) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * küçük ve orta büyüklükte, genellikle parlak renkli, yanlardan basık gövdeli, solungaç kapaklarında dikenli yapılar bulunan, çoğunlukla tropikal denizlerde mercan resifleri çevresinde yaşayan ve damsel balıkları ile palyaço balıklarını içeren ışın yüzgeçli balıklar familyası, Hani balığıgiller

pomad : lat., fra. * pomum (elma; meyve, yağlı öz) (lat.), pomme (elma) + ade (isim yapım eki) (fra.) * genellikle saç şekillendirmede veya cilt bakımında kullanılan, yağ ve balmumu bazlı, yarı katı kozmetik preparat, merhem, cilt kremi

pomaderris : lat., gre. * pomum (elma; meyve, yağlı öz) (lat.) + derrhis (ağaç, odunsu bitki) (gre.) * Rhamnaceae familyasına ait, Avustralya ve Yeni Zelanda’da bulunan çalı formunda meyveli çalı cinsi

pomak : sla., bul. * pomagac, pomagati (yardım etmek) * Balkanlar'da (özellikle Bulgaristan, Yunanistan ve Kuzey Makedonya) ve Türkiye'de yaşayan, ana dilleri Slavca'nın bir lehçesi olan ancak çoğunluğu Müslüman olan, Bulgaristan'ın Rodop Dağları civarında yoğunlaşan bir topluluk; Rumeli'de Bulgar dilini konuşan Türk

pomalidomid : lat. * poma (talidomid türevi isimlendirme varyantı ve yapay adlandırma kökü) + lidomide, idomide (thalidomide ailesine ait ilaç isimlendirme kalıbı) + imide (imid (-CO-NH-CO-) fonksiyonel grup) * bağışıklık sistemini düzenleyici ve antikanser etkileri olan, özellikle multipl miyelom tedavisinde kullanılan ilacın etken maddesi (C13H11N3O4)

pomat : lat., fra. * pomum (elma; meyve, yağlı öz) (lat.), pomme (elma) + ade (isim yapım eki) (fra.) * genellikle saç şekillendirmede veya cilt bakımında kullanılan, yağ ve balmumu bazlı, yarı katı kozmetik preparat, merhem, cilt kremi

pomatomidae : gre. * poma (kapak, örtü, kapı) + tome (kesik, kesme, kesit, dilim), tomia (kesim, kesme) (temnein (kesmek) + eia (isim yapım eki) ) (gre.) + idae (-giller, haycan familyası eki) (lat.) * yanlardan basık ve güçlü yüzücü yapıya sahip, keskin dişleri ve avcı özellikleriyle tanınan, denizlerde sürüler halinde yaşayan ve lüfer gibi ekonomik öneme sahip türleri içeren ışın yüzgeçli balıklar familyası, lüfergiller

pomel : lat., fra. * pomum (elma, yuvarlak meyve) + ella (küçültme eki) (lat.); pomel, pommeau (küçük elma, yuvarlak baş; topuz) * kılıç, hançer gibi silahların sapının ucundaki denge sağlayan yuvarlak baş kısmını veya eyerin ön çıkıntılı tutma yeri, topuz

pomeron : rus., lat. * pomer (Rus fizikçi Yevgeny Pomeranchuk'un soyadından) + on (parçacık/tanecik eki) (lat.) * yüksek enerjili parçacık fiziğinde, güçlü etkileşimlerde iki hadron arasındaki saçılma süreçlerini açıklamak için kullanılan, belirli bir parçacık değil kuantum renk dinamiği ve Regge teorisi çerçevesinde tanımlanan vakum kuantum sayılarına sahip Regge yörüngesi veya değişim nesnesi

pomfoliks : gre. * pomphos (kabarcık, su dolu şişlik; deri altında sıvı birikimiyle oluşan küçük vezikül) + ix * isim yapım eki)

pomona : lat. * pomum (elma, yuvarlak meyve) + ona (dişil eki) * Roma mitolojisinde meyve ağaçları, bahçeler ve özellikle meyve yetiştiriciliğiyle ilişkilendirilen bereket ve meyve tanrıçası

pompa : lat. * pompa (gösteri, alay, tören; ihtişam, gösteriş, şaşaa, debdebe, göz alıcı parlaklık, görkem) * görkemli tören, alay; pompa (gösteri, alay, tören; ihtişam, gösteriş, şaşaa, debdebe, göz alıcı parlaklık, görkem)

pompaj : lat. * pompaticum (pompare (pompa (gösteri, alay, tören; ihtişam, gösteriş, şaşaa, debdebe, göz alıcı parlaklık, görkem) + are (fiil mastar eki) ) + aticum (isim yapım eki) ) (lat.); pompage (pompe (ihtişam, gösteriş, şaşaa, debdebe, göz alıcı parlaklık, görkem; pompa) + age (isim yapım eki) ) (fra.) * sıvı veya gazları, hava basıncı vasıtasıyla bir yerden başka bir yere aktarma işlemi

pompe hastalığı : hol. * pompe (Hollandalı patolog Joannes Cassianus Pompe’un soyadından) + hastalık (sağlığın bozulması durumu, rahatsızlık, bozukluk) + ı (iyelik eki) (tür.) * lizozomal asit alfa-glukozidaz (GAA) enziminin eksikliği sonucu glikojenin hücrelerde (özellikle kas dokusunda) birikmesiyle ortaya çıkan, ilerleyici kas zayıflığı ve kalp tutulumu ile seyreden nadir genetik metabolik hastalık

pomza : lat. * pumex, pumicis (gözenekli, süngerimsi taş) * volkanik patlamalar sonucunda lavların ani ve hızlı soğumasıyla oluşan, halk arasında topuk taşı veya nasır taşı olarak bilinen, ayaklardaki nasırları gidermek, ölü derileri temizlemek, inşaat sektöründe hafif yapı elemanları üretmek ve tarımda toprağı havalandırmak için kullanılan çok gözenekli, hafif ve camsı yapılı doğal bir taş

ponal restart : lat., ing. * ponere (yerleştirmek, koymak) + alis (ile ilgili, -a ait) + re (yeniden, tekrar, geri) + start (başlamak) * bilgisayar, telefon veya diğer teknik cihazların kapatılıp, işletim sisteminin tamamen devre dışı bırakılarak tekrar çalışır hale getirilmesi işlemi

ponatinib : lat. * pina (farmasötik ön ek) + tinib (tyrosine kinase (tirozin kinaz) inhibitörü) (tyrosine (aminoasit) (turos, tyros (peynir) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + kinesis, kinase (kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak) + asis (son ek) ) (gre.) + inhibitor (engelleyici, önleyici, mani olan) (lat.) ) * Amerikalı onkolog ve moleküler biyolog Brian J. Druker’in çalışmalarıyla geliştirilen tirozin kinaz inhibitörleri sınıfındaki ilaçlardan biri olarak adlandırılan, özellikle BCR-ABL füzyon proteini taşıyan kronik miyeloid lösemi ve Philadelphia kromozomu pozitif akut lenfoblastik lösemi tedavisinde kullanılan, kinaz aktivitesini baskılayan hedefe yönelik antikanser bileşiği olan sentetik küçük molekül (C29H27F2N7O)

poncirus : lat. * Poncirus (Citrus cinsi benzeri özel ad) * Rutaceae familyasına ait, özellikle Poncirus trifoliata (üç yapraklı turunç) türünü içeren ve genellikle soğuğa dayanıklı yapısıyla bilinen, küçük ağaç veya çalı formundaki narenciye benzeri bitki cinsi

ponçik : rus. * ponchik (yuvarlak, yumuşak hamur tatlısı) * Polonya ve Rus mutfağına ait, kremalı veya reçelli puf puf bir tatlı türü; çok sevimli, tatlı, pofidik, tombul veya yumuşacık (mecazi)

ponera : gre., lat. * poneros (kötü, zararlı) * nemli bölgelerde yaklaşık 50-60 civarı az işçili koloniler kuran küçük boyutlu bir karınca türü, Ponera coarctata; Orchidaceae (orkideler) familyasına ait, çiçekleri zehirli olan bitki cinsi

poni : isko., ing., lat. * powny (küçük yapılı, tıknaz, uysal ve dayanıklı) (isk.); pony (ing.); pullanus (tay, at yavrusu, küçük at) (lat.) * omuz başından yüksekliği 1.48 m'nin altında olan, genellikle çocukların binicilik eğitiminde, sevimli görünümleri ve yönetilebilir yapıları nedeniyle tercih edilen küçük boylu, bodur at türü, midilli

ponje : lat., fra , çin. * spongos, spongia (sünger) (lat.); éponge (fra.); ben ji (düz, doğal dokuma) (çin.) * düz, ince ve sık dokunmuş, yumuşak dokulu, hafif, gözenekli yapılı, pamuklu veya viskon esaslı bir ipekli kumaş türü

ponksiyon : lat. * punctus (nokta, işaret, delik), punctio (delme, deliş) (pungere (delmek, batırmak) + tio (isim eki) ) * iğne ile vücut boşluklarından sıvı alma veya boşluk oluşturma işlemi

ponksiyon lomber : lat. * punctus (nokta, işaret, delik), punctio (delme, deliş) (pungere (delmek, batırmak) + tio (isim eki) ) + lumbus (bel; bel bölgesi, fileto) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bel delme; bel bölgesinden beyin omurilik sıvısı (BOS) örneği alınarak biyokimyasal, mikrobiyolojik ve sitolojik inceleme yapılması işlemi

ponos : gre. * ponos (emek, zahmet, sıkıntı, acı, ıstırap) * Yunan mitolojisinde emeğin, çabanın ve zahmetli işin kişileştirilmiş hali addedilen tanrısal karakter ve figür

ponpon : fra. * pompon (süs püskülü, top biçimli süs; ses yansımalı kelime) * kumaş, iplik veya plastikten yapılan, yuvarlak püskül şeklindeki dekoratif süs objesini

pons : lat. * pons, pontis (köprü) * medulla oblongata'nın üstünde ve serebellumun ve dördüncü ventrikül boşluğunun altında bulunan beyin sapının bir kısmı

pontederiaceae : lat. * Pontederia (İtalyan botanikçi Giulio Pontedera’nın soyadından) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * çoğunlukla tatlı sularda yaşayan, yüzen veya köklü su bitkilerini içeren, etli yapraklı, rizomlu ve gösterişli çiçeklere sahip türleri kapsayan, özellikle su sümbülü (Eichhornia crassipes) gibi istilacı olabilen sucul bitkileri barındıran bitki familyası, su sümbülügiller

pontin tegmentum : lat. * pons, pontis (köprü) + tegmentum (örtü, kaplama) (tegere (örtmek, kaplamak) + mentum (isim yapım eki) ) * beyin sapında pons bölgesinin dorsal (arka) kısmını ifade eden, arka (dorsal) üçte birlik kısmını oluşturan, hayati sinir çekirdekleri ve retiküler formasyonu içeren, motor ve duyusal yolların geçtiği nöroanatomi bölgesi, dorsal pons

ponton : lat., fra. * pons, pontis (köprü) + one (küçültme ve araç eki) (lat.); ponton (fra.) * su üzerinde yüzer platform olarak kullanılan, genellikle geçici köprü, iskele veya askeri/lojistik amaçlı taşıyıcı yapı elemanı, duba, şamandıra

pontoporia : gre., lat. * pontos (deniz, açık deniz) (gre.); pontus (lat.) + poros (boru, boğaz, gözenek, delik, kanal, geçit, giriş) (gre.) + ia (isim yapım ve yer eki) (lat.) * Pontoporiidae (La Plata yunusugiller) familyasına ait, Güney Amerika'nın Atlantik kıyılarında ve özellikle Rio de la Plata çevresindeki kıyısal sularda yaşayan, küçük yapılı, uzun ve dar gagalı, gri-kahverengi renkli tek bir yunus türünü içeren deniz memelisi cinsi

pontoporiidae : gre., lat. * pontos (deniz, açık deniz) (gre.); pontus (lat.) + poros (boru, boğaz, gözenek, delik, kanal, geçit, giriş) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Güney Amerika'nın Atlas Okyanusu kıyılarında ve özellikle Río de la Plata estuarı ile ona bağlı kıyısal sularda yaşayan, küçük gövdeli, uzun ve dar gagalı, gri-kahverengi renkli Pontoporia cinsini ve günümüzde yaşayan tek tür olan La Plata yunusunu kapsayan dişli balinalar familyası, La Plata yunusugiller

pontos : gre., lat. * pontos (deniz, açık deniz) (gre.); pontus (lat.) * Yunan mitolojisinde denizin ilksel (ilkel) tanrısı olarak kabul edilen ve denizin kişileştirilmiş hali olan karakter ve figür

pontospermaceae : gre., lat. * pontos (deniz, açık deniz) (gre.); pontus (lat.) + sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni, sperm) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * denizel ortamlarda yaşayan ve tohum benzeri üreme yapıları oluşturan algsi veya ilkel bitki gruplarını kapsayan taksonomik familya, Deniztohumugiller

pontus : gre., lat. * pontos (deniz, açık deniz) (gre.); pontus (lat.) * Türkiye'nin kuzeyinde yer alan Karadeniz'i ve çevresindeki alanı kapsayan tarihi bölge

ponza : lat. * pumex, pumicis (gözenekli, süngerimsi taş) * volkanik patlamalar sonucunda lavların ani ve hızlı soğumasıyla oluşan, halk arasında topuk taşı veya nasır taşı olarak bilinen, ayaklardaki nasırları gidermek, ölü derileri temizlemek, inşaat sektöründe hafif yapı elemanları üretmek ve tarımda toprağı havalandırmak için kullanılan çok gözenekli, hafif ve camsı yapılı doğal bir taş

pop : ing. * pop (patlama sesinden ses yansımalı (onomatopeik) kelime) * ani patlama, açılma sesi veya “pop müzik” gibi hafif, ritmik ve popüler kültüre ait müzik türünü ifade eden; ayrıca günlük dilde “pop out / pop in” gibi ani hareket anlamlarında da kullanılan terim

pop müzik : lat., gre. * popularis (halkla ilgili) (populus (halk, toplum, topluluk) + aris (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) + mousike (Musalara ait sanat, müzik) (Mousa (Yunan mitolojisinde esin perisi, Musa) + ike (ile ilgili, -a ait) (dişil), ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) * 1950'lerin ortalarında ABD ve İngiltere'de ortaya çıkan, geniş kitlelere hitap eden, akılda kalıcı melodileri, basit yapısı (genellikle mısra-nakarat) ve dans edilebilir ritimleriyle öne çıkan, geniş kitlelere hitap eden, kısa, akılda kalıcı ve ticari olarak yaygın üretilen modern müzik türü

poplin : lat., fra. * papalis (papa (papa) + alis (ile ilgili, -a ait) ) + ina (ile ilgili, -a ait) ) (lat.); popeline (fra.) * çözgüsü atkısından daha sık dokunmuş, genellikle pamuktan üretilen, İnce iplik yapısıyla nefes alabilen, yaz aylarında serin tutan, gömlek, elbise ve pijama yapımında sıkça kullanılan parlak görünümlü, hafif, dayanıklı ve pürüzsüz bir dokuma kumaş türü (Kumaşın, Orta Çağ’da Papalık sarayı etkisi altındaki bölge olan Avignon (Fransa) bölgesinde üretilmiş olması ismine kaynak olmuştur.)

popliteal : lat. * poples (diz arkası, diz çukuru) + alis (ile ilgili, -a ait) * dizin arka kısmı (popliteal fossa) ile ilgili olan (anatomik yapılar, damarlar ve sinirler)

popo : fra. * popo (çocuk dilinden türeme kelime ("pipi" gibi) ) * vücudun arkasında, bel ile bacakların başlangıç hattı arasında kalan, dışarı doğru yuvarlak çıkıntılı iki yanaktan oluşan etli bölüm, kaba et, kalça, göt

poppet : lat., fra. * pupa (kız çocuk, bebek; küçük kız) + etta (küçültme eki) (lat.); poupette, poupée (bebek, oyuncak bebek, kukla) (fra.); puppet (ing.) * iplerle veya el ile hareket ettirilen oyuncak figür, kukla; başkası tarafından yönlendirilen kişi (mecazi); bebek, minnoş, cicim, cici çocuk anlamlarınfa kullanilan kelime

populus : lat. * populus (halk, toplum, topluluk; kavak ağacı) * söğütgiller (Salicaceae) familyasına ait, hızlı büyüyen, yaprak döken kavak ve türevi ağaçları kapsayan cins

popülarite : lat. * populus (halk, toplum, topluluk) + aris (ile ilgili, -a ait) + itas (isim yapım ve durum eki) * bir kişinin veya şeyin halk tarafından tanınması, sevilmesi, tutulması ve rağbet edilmesi durumu, ünlü olma, tutulma durumu

popülasyon : lat. * populare (halklaşmak, insan çoğalmak, insan yoğunlaşmak) (populus (halk, toplum, topluluk, insanlar) + are (fiil mastar eki) ) + tio (fiili isim yapan son ek) * belirli bir zaman diliminde, sınırları belirlenmiş bir alanda oluşan, yaşayan, çoğalan aynı türe ait canlıların oluşturduğu topluluk, nüfus

popüler : lat. * populus (halk, toplum, topluluk) + aris (ile ilgili, -a ait) * halk tarafından tanınan, sevilen, tutulan, rağbet edilen, ünlü olan

popülist : lat. * populus (halk, toplum, topluluk) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * halkın isteklerini, beklentilerini ve hislerini abartılı bir şekilde pohpohlayarak, çoğunluğun desteğini almayı ve bu yolla menfaat (genellikle siyasi güç) elde etmeyi amaçlayan kişi veya tutum

popülizm : lat. * populus (halk, toplum, topluluk) + ismus (osim yapım, durum, öğreti, doktrin, akım eki) * toplumu "saf halk" ve "yozlaşmış seçkinler" olarak iki karşıt gruba ayıran, siyaseti halkın genel iradesinin ifadesi olarak gören, temelde elit karşıtlığına dayanan, halk adına konuştuğunu iddia eden ve çoğunlukla çoğulculuk karşıtı bir tavırla rakiplerini halkın düşmanı olarak tanımlayan siyasi söylem veya strateji

por : gre. * poros (boru, boğaz, gözenek, delik, kanal, geçit, giriş) (gre.); porus (lat.) * deri yüzeyindeki küçük açıklıklardan her biri, gözenek; dokular veya membranlar üzerindeki mikroskobik geçiş kanallarından her biri

porcellionidae : lat. * porcellio (küçük domuz, domuzcuk) (porcus (domuz, erkek/dişi yaban domuzu) + ellus (küçültme eki) ) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * oval ve dorsoventral olarak basık gövdeli, çok sayıda bacak çifti bulunan ve tehlike karşısında vücutlarını genellikle tam küre şeklinde yuvarlayamayan, nemli toprak, taş altı, yaprak döküntüsü ve benzeri ortamlarda yaşayan karasal izopodları kapsayan kabuklular familyası, Tesbihböceğigiller

porcus : lat. * porcus (domuz, erkek/dişi yaban domuzu) * şişen, kabaran; Suidae (Domuzgiller) familyasına ait, çift parmaklı toynaklılar arasında yer alan, iri ve tıknaz gövdeli, kısa boyunlu, burun ucunda kıkırdak yapılı bir disk bulunan, genellikle hepçil beslenen ve evcil, yabani veya yarı evcil türleri bulunan hayvanların genel adı

porella : gre. * porellus (küçük delik, gözenek) (poros (boru, boğaz, gözenek, delik, kanal, geçit, giriş) (gre.); porus + ellus (küçültme eki) ) (lat.) * Porellaceae familyasına ait, genellikle nemli alanlarda yetişen, küçük, damarsız ve spor üreten bitkiler grubu olan Marchantiophyta bölümüne dahil karaciğer yosunu cinsi

porfir : gre. * porphyra (mor, kızıl, erguvan renk) + ites (element, kayaç ve mineral eki) (gre.); porphyre (kızıl mermer, somaki) (fra.) * jeolojide ince taneli, koyu renkli bir hamur içinde daha iri feldspat kristallerinin bulunduğu, oldukça sert ve genellikle kırmızımsı-mor tonlarında olan, antik dönemlerde imparatorluk rengi olan moru temsil ettiği için lahit ve anıt yapımında kullanılan çok değerli bir "somaki mermer" çeşidi ve volkanik bir kayaç türü

porfiria : gre. * porphyra (mor, kızıl, erguvan renk) * kırmızı kan hücrelerindeki hemoglobinin üretimi için gerekli olan "hem" sentez sürecindeki enzim eksikliği ve vücutta "porfirin" adı verilen maddelerin birikmesiyle oluşan, ataklar halinde karın ağrısı, ciltte ışığa hassasiyet (fotosensitivite) ve nörolojik belirtilerle seyreden, iki ana gruba (akut ve kutanöz) ayrılan ve nadir görülen genetik bir metabolik hastalık

porfirin : gre. * porphyra (mor, kızıl, erguvan renk) + ine (kiyasal madde eki) * tetrapirol bileşiklerinin temel yapısını oluşturan, dört pirol halkasının metin köprüleriyle birbirine bağlanmasıyla meydana gelen, konjuge ve aromatik makrosiklik organik bileşiklerin genel adı olarak hem, klorofil ve benzeri biyolojik açıdan önemli pigmentlerin yapısında bulunan temel moleküler iskelet (C20H14N4)

porfirit : gre. * porphyra (mor, kızıl, erguvan renk) + ites (element, kayaç ve mineral eki) (gre.); porphyre (kızıl mermer, somaki) (fra.) * jeolojide ince taneli, koyu renkli bir hamur içinde daha iri feldspat kristallerinin bulunduğu, oldukça sert ve genellikle kırmızımsı-mor tonlarında olan, antik dönemlerde imparatorluk rengi olan moru temsil ettiği için lahit ve anıt yapımında kullanılan çok değerli bir "somaki mermer" çeşidi ve volkanik bir kayaç türü

porifera : gre. * poros (boru, boğaz, gözenek, delik, kanal, geçit, giriş) (gre.); porus (lat.) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) (gre.); ferre (getirmek, taşımak, götürmek, yüklenmek) + a (çoğul eki) (lat.) * gözenek taşıyanlar, gözenekliler; vücudu çok sayıda gözenek ve kanal sistemiyle su akışına izin veren, gerçek doku ve organları bulunmayan, filtre beslenen denizel canlıları kapsayan hayvan şubesi, süngerler

poritidae : gre. * poros (boru, boğaz, gözenek, delik, kanal, geçit, giriş) (gre.); porus (lat.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * koloniler oluşturan, iskeletlerinde çok sayıda küçük gözenek bulunan, genellikle sert ve masif yapılı koloniler meydana getiren ve tropikal mercan resiflerinin oluşumunda önemli rol oynayan taş mercanları familyası, Porit mercanlarıgiller

pormetri : gre. * poros (boru, boğaz, gözenek, delik, kanal, geçit, giriş) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * gözenekli bir malzemenin veya katı yüzeyin gözeneklerinin boyutunu, dağılımını, hacmini ve gözeneklilik derecesini belirlemek amacıyla yapılan ölçüm ve analiz yöntemi

porno : gre. * pernanein (geçmek, karşıya geçmek, geçirmek, aktarmak, satmak) (per (ileriye, öteye) + naein, nao (gitmek, ilerlemek) ), porne (fahişe, satılan kadın) * cinsel organları veya cinsel ilişki eylemlerini, cinsel uyarılma sağlamak amacıyla açık ve detaylı bir şekilde gösteren, film, fotoğraf, dergi veya internet içerikleri şeklinde olabilen ve genellikle ticari amaçla üretilen görsel, işitsel veya yazılı içerik

pornografi : gre. * pernanein (geçmek, karşıya geçmek, geçirmek, aktarmak, satmak) (per (ileriye, öteye) + naein, nao (gitmek, ilerlemek) ), porne (fahişe, satılan kadın) ( + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ), porneion (genelev, kerhane) * cinsel organları veya cinsel ilişki eylemlerini, cinsel uyarılma sağlamak amacıyla açık ve detaylı bir şekilde gösteren, film, fotoğraf, dergi veya internet içerikleri şeklinde olabilen ve genellikle ticari amaçla üretilen görsel, işitsel veya yazılı içerik

pornografik : gre. * pernanein (geçmek, karşıya geçmek, geçirmek, aktarmak, satmak) (per (ileriye, öteye) + naein, nao (gitmek, ilerlemek) ), porne (fahişe, satılan kadın) ( + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * pornografi ile ilgili, porno içerikli

poronkusema : fin. * poronkusema (ren geyiğinin bir idrar yapma aralığında aldığı yol) (poron (ren geyiği) + kusema (işeme, idrar yapma) ) * eski Fin ölçü sisteminde, bir ren geyiğinin idrarını yapmadan önce kat edebildiği mesafeye dayanan ve yaklaşık 7,5 kilometreye karşılık gelen geleneksel uzaklık ölçüsü

porosimetre : gre. * poros (boru, boğaz, gözenek, delik, kanal, geçit, giriş) (gre.); porus (lat.) + metron, metros (ölçü) (gre.) * gözenekli malzemelerin (seramik, kayaç, katalizör vb.) gözenek yapısını, gözenek çapını, gözenek hacmini, yoğunluğunu, boyut dağılımını ölçen teknik cihaz

porozite : gre., lat. * poros (boru, boğaz, gözenek, delik, kanal, geçit, giriş) (gre.); porus (lat.) + itas (isim yapım ve durum eki) * toprak, kayaç, yapı malzemeleri veya döküm parçaları gibi maddelerin ne kadar gözenekli (boşluklu) olduğunu gösteren, bir malzemenin içindeki boşluk hacminin, malzemenin toplam hacmine oranı, gözeneklilik

poröz : gre., lat. * poros (boru, boğaz, gözenek, delik, kanal, geçit, giriş) (gre.); porus + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * gözenekli, içinde çok sayıda küçük boşluk veya kanal bulunan, bu gözenekler nedeniyle sıvı veya gazların belirli ölçüde geçmesine, tutulmasına veya emilmesine olanak sağlayan

porözite : gre., lat. * poros (boru, boğaz, gözenek, delik, kanal, geçit, giriş) (gre.); porus (lat.) + itas (isim yapım ve durum eki) * toprak, kayaç, yapı malzemeleri veya döküm parçaları gibi maddelerin ne kadar gözenekli (boşluklu) olduğunu gösteren, bir malzemenin içindeki boşluk hacminin, malzemenin toplam hacmine oranı, gözeneklilik

porselen : lat. * porcella (dişi domuz yavrusu) (porcus (domuz) + ella (küçültme eki) ) + anus (ile ilgili, -a ait) (lat.); porcellana (ita.) * seramikler arasında en dayanıklı ve su emme özelliği en düşük (genellikle <0.5%) olan, yüksek sıcaklıklarda (genellikle 1200°C - 1450°C) pişirilen, kaolin, kuvars ve feldispat gibi ham maddelerden üretilen, sert, beyaz, gözeneksiz, camsı, ışık geçiren ve sert bir seramik türü

porsiyon : lat. * portio (partiri (bölmek, kısımlara ayırmak, bölümlere ayırmak, pay etmek, paylaştırmak, bölüştürmek) + tio (isim yapım eki) ) (lat.); portion (fra.) * pay, bölüm, kısım; bir öğünde tüketilen yiyecek veya içeceğin ölçülü miktarı, bir bütünün parçası veya servis edilen bir tabak yemek

porsuk : tür. * borsmuk (boz benek, boz renkli) (bors, boz (açık gri, açık kahverengi veya soluk renk, toprak rengi) + muk (ile ilgili, -a ait) ) * sansargiller (Mustelidae) familyasına ait, Avrasya genelinde yayılış gösteren, etçil ve yer altında tüneller kazarak yaşayan, sık, uzun kıllı su tutmaz kürkü ve kazmaya uygun güçlü pençeleri olan bir memeli bir hayvan

porsumak : tür. * pörs (büzülmek, gevşemek, kırışmak, esnekliğini kaybetmek) + u (edilgen fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * tazeliğini, diriliğini veya gerginliğini yitirerek gevşemek, sarkmak veya büzüşmek

port louis : lat., fra. * portus, porta (kapı, giriş, geçit; liman) (lat.); port + Louis (Fransa Kralı XV. Louis'ye (Louis Le Grand) ithafen) (fra.) * Mauritius'un başkenti

port moresby : lat. * portus, porta (kapı, giriş, geçit; liman) (lat.) + moresby (1873 yılında bölgeyi keşfeden İngiliz deniz subayı Kaptan John Moresby'in soyadından) * Papua Yeni Gine'nin başkenti

port of spain : lat., ing. * portus, porta (kapı, giriş, geçit; liman) (lat.) + of (iyelik bağlacı, tamlama eki) + Spain (İspanya) * Trinidad ve Tobago'nun başkenti

port vila : lat. * portus, porta (kapı, giriş, geçit; liman) + villa (kır evi, çiftlik evi, büyük konut, tarımsal yerleşim) * Vanuatu'nun başkenti

porta : lat. * portare (taşımak, götürmek) * kapı, giriş, geçit; liman; anatomide organların (özellikle karaciğerin) içine kan damarlarının, sinirlerin ve kanalların girdiği veya çıktığı giriş kapısı ya da yarık, hilum

portabl : lat. * portare (taşımak, götürmek) + abilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) * taşınabilir, portatif, seyyar; fiziksel nesneler için kolayca bir yerden başka bir yere götürülebilen (örn. taşınabilir şarj cihazı); teknoloji alanında kurulum gerektirmeden çalışan (portable program) cihaz veya yazılım

portakal : lat. * portugal, Portus Cale (Portekiz) (portus, porta (kapı, giriş, geçit; liman) + Cale (Kelt kökenli antik yer) ) * kış aylarında hasat edilen, narenciye (turunçgiller) familyasına ait, C vitamini ve antioksidan açısından zengin, tatlı veya ekşi lezzet profiline sahip olan, Portekizliler aracılığıyla Akdeniz ve Osmanlı coğrafyasına yayılmış olan tatlı bir meyve

portakaval şant : lat., ing. * portus, porta (kapı, giriş, geçit; liman) + cava (oyuk, mağara, kiler) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + shunt (yön değiştirmek, başka yola saptırmak, yön değiştirme, by pass; vücutta bir sıvının (kan, beyin omurilik sıvısı vb.) normal akış yolundan başka bir yöne yönlendirilmesini sağlayan yapay veya doğal geçit) (ing.) * karaciğerdeki kan damarları arasında yeni bir bağlantı oluşturarak, portal ven ile vena cava arasında kanın karaciğere uğramadan doğrudan ana toplardamara (inferior vena cava) aktarılmasını sağlayan cerrahi veya radyolojik prosedür

portal : lat. * portus, porta (kapı, giriş, geçit; liman) + alis (ile ilgili, -a ait) * kapıya ait, girişle ilgili, geçit; genellikle haberler, e-posta, arama motorları ve alışveriş gibi birçok içeriği bünyesinde barındıran "ana kapı" niteliğindeki geniş kapsamlı web sitelerini ifade eden, bir noktadan erişim sağlayan web tabanlı platform

portatif : lat. * portatus (taşınmış, götürülmüş, taşınan) (portare (taşımak, götürmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, -a ait) * taşınabilir, götürülebilir, yer değiştirilmeye uygun olan

port-au-prince : lat., fra. * portus, porta (kapı, giriş, geçit; liman) (lat.); port (kapı, giriş, geçit; liman) + au (-a doğru, yönelim) (fra.) + princeps (birinci, önde gelen; önder, lider) (primus (ilk, evvel, önce) + capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek), caput, ceps (kafa, baş) ) (lat.); prince (monarşik sistemlerde kralın erkek çocuğunu veya hanedan içindeki erkek soylu kişi; kraliyet ailesine mensup erkek üye veya hükümdar soyundan gelen soylu ünvanı, prens, kralın oğlu) (fra.) * Haiti'nin başkenti

portbagaj : lat., fra. * portare (taşımak, götürmek) (lat.); porter (fra.) + bacaticum (baca (paket, yük) + aticum (isim yapım eki) ) (lat.); bagage (bague (bağ, paket, heybe, kese, torba, çanta), baguer (bağlamak) + age (ile ilgili olma, isim yapım eki) ) (fra.) * otomobillerin tavanına monte edilen, araç içi hacminin yetersiz kaldığı durumlarda ekstra depolama alanı sağlayan, genellikle plastik veya alüminyum malzemeden üretilen, aerodinamik yapılı harici taşıma kutusu

portbebe : lat., fra. * portare (taşımak, götürmek) (lat.); porter (fra.) + bébé (bebek) * özellikle yenidoğan bebeklerin (0-6 ay) dışarıya çıkarılması, taşınması veya araç içi transferleri sırasında kullanılan, düz ve sert tabanlı, bebeğin omurga sağlığına uygun, bebeğin anne karnındaki gibi sırtüstü pozisyonda yatmasına olanak tanıyan ve genellikle bebek arabalarıyla entegre edilebilen ergonomik ve güvenli taşıma ünitesi

porte : lat., fra. * portatus (taşınmış, götürülmüş, taşınan) (portare (taşımak, götürmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); porter (taşımak), portée (taşınmış) (fra.) * üzerine müzik notalarının yazıldığı beş paralel çizgi ve dört aralıktan oluşan düzen, dizek; ticaret ve diplomaside bir işin kapsadığı alan, önem, etki derecesi veya genişliği

portekiz : lat. * portugal, Portus Cale (Portekiz) (portus, porta (kapı, giriş, geçit; liman) + Cale (Kelt kökenli antik yer) ) * Güneybatı Avrupa’da, İber Yarımadası’nın batısında yer alan, doğu ve kuzeyde İspanya, batı ve güneyde Atlas Okyanusu ile çevrili olan ülke

portfolio : lat., fra * portare (taşımak, götürmek) + folium (yaprak), folio (yapraklar) (lat.); porter (taşımak, götürmek) + feuille (yaprak) (fra.) * bir kişinin, şirketin veya kurumun sahip olduğu finansal varlıkların (hisse senedi, tahvil, nakit vb.) tümü; bir sanatçının, mimarın ya da uzmanın yeteneklerini, başarılarını ve geçmiş çalışmalarını göstermek amacıyla bir araya getirdiği iş örnekleri koleksiyonu, eser derlemesi

portföy : lat., fra * portare (taşımak, götürmek) + folium (yaprak), folio (yapraklar) (lat.); porter (taşımak, götürmek) + feuille (yaprak) (fra.) * evrak veya para taşıma çantası, cüzdan; bir kişinin, şirketin veya kurumun sahip olduğu finansal varlıkların (hisse senedi, tahvil, nakit vb.) tümü; bir sanatçının, mimarın ya da uzmanın yeteneklerini, başarılarını ve geçmiş çalışmalarını göstermek amacıyla bir araya getirdiği iş örnekleri koleksiyonu, eser derlemesi

portmanto : lat., fra. * portare (taşımak, götürmek) + mantellum (örtü, pelerin, üst giysi, pelerin, manto) (mantum (örtü, kumaş parçası) + ellum (küçültme eki) ) (lat.); porter (taşımak, götürmek) + manteau (örtü, pelerin, üst giysi, pelerin, manto) (fra.) * giysi asmak için kullanılan askılık veya dolap türü

portmone : lat., fra. * portare (taşımak, götürmek) + moneta (para basılan yer, darphane; sikke, para) (lat.); porter (taşımak, götürmek) + monnaie (madeni, kağıt veya dijital olarak kullanılan ödeme aracı, para) (fra.) * para taşımaya yarayan küçük cüzdan veya para kesesi, cüzdan

porto : lat., ita. * portus, porta (kapı, giriş, geçit; liman) (lat.); porto (ita.) * linan, sığınak; Portekiz'deki liman şehri, gemilerin yanaştığı kıyı yerleşimi, liman şehri

porto riko : lat., isp. * portus, porta (kapı, giriş, geçit; liman) (lat.); puerto + rico (zengin, bolluk içinde, refah içinde) (isp.) * Karayipler’de Büyük Antiller içinde yer alan, kuzeyinde Atlas Okyanusu, güneyinde Karayip Denizi bulunan ve doğu ile batıda komşu kara sınırı olmayan, ABD’ye bağlı özerk bir ada bölgesi

porto-novo : lat., isp. * portus, porta (kapı, giriş, geçit; liman) + novus (yeni) (lat.); novo (por.) * Benin'in başkenti

portosistemik şant : lat., gre , ing. * portus, porta (kapı, giriş, geçit; liman) (lat.) + sustema, systema (bir araya konmuş parçalar bütünü, sistem, düzen, nizam, tertip) (sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + histanai, histanein, histemi (yerleştirmek, düzenlemek, kurgulamak, koymak, dikmek, durdurmak) ) (gre.) + shunt (yön değiştirmek, başka yola saptırmak, yön değiştirme, by pass; vücutta bir sıvının (kan, beyin omurilik sıvısı vb.) normal akış yolundan başka bir yöne yönlendirilmesini sağlayan yapay veya doğal geçit) (ing.) * portal venöz sistem ile sistemik venöz dolaşım arasında kanın karaciğeri bypass ederek dolaşıma katılmasını sağlayan veya bu şekilde oluşan damar bağlantısı

portör : lat., fra. * portare (taşımak, götürmek) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat.); porteur (fra.) * taşıyıcı, götürücü; hastalık etkenini (özellikle belirti göstermeden) taşıyıp başkalarına bulaştırabilen “taşıyıcı” birey

portre : lat., fra. * protrahere (dışarı çekmek, ortaya çıkarmak) (pro (ön, önce, önde, ileri) + trahere (çizmek) ) (lat.); traire (çizmek), portraire (taşıyıp çizmek; tanımlamak, canlandırmak, tasvir etmek, portresini yapmak (fra.) * bir kişinin belden yukarısını, yüzünü, görünüşünü veya karakterini yansıtan fotoğraf veya yağlıboya, suluboya ile yapılmış resim, çizim veya betimleme

portulaca : lat. * portulaca (limon bitkisi) (portus, porta (kapı, giriş, geçit; liman) + ulus, ula (küçültme eki) + ca (bitki eki) ) * Portulacaceae familyasına ait, genellikle sıcak iklimlerde yetişen, etli yapraklı, sürünücü gövdeli ve yer örtücü bitki cinsi

portulacaceae : lat. * portulaca (limon bitkisi) (portus, porta (kapı, giriş, geçit; liman) + ulus, ula (küçültme eki) + ca (bitki eki) ) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * çoğunlukla etli gövdeli ve yapraklı, su depolama yeteneği sayesinde kurak koşullara dayanabilen, tek yıllık veya çok yıllık otsu bitkileri içeren ve semizotu gibi türleri barındıran bitki familyası, Semizotugiller

portunidae : lat. * Portunus (yüzücü yengeç cinsi; Roma deniz ve liman tanrısı Portunus’tan) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * Portunidae (Yüzücü yengeçgiller) familyasına ait, son bacak çifti kürek biçiminde yassılaşmış ve yüzmeye uyarlanmış, çoğunlukla denizlerde ve kıyıya yakın sularda yaşayan, hızlı hareket edebilen ve mavi yengeç gibi ekonomik öneme sahip türleri kapsayan yengeçler familyası

POS : ing. * point (nokta) + of (iyelik eki) + sale (satış) * satış noktası; müşterilerin bir şirketten aldıkları ürün veya hizmet karşılığında, banka kartı ve kredi kartının yanı sıra QR kod, NFC gibi temassız sistemlerle ödeme yapmalarına olanak sağlayan elektronik cihaz

posa : lat., ita. * pausatus (durmuş, birikmiş, çökelmiş, çökelip kalmış; dinlenmiş) (pausare (durmak, birikmek, çökelmek, çökelip kalmak; dinlenmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); posa (ita.) * çeşitli işlemler sonucunda sıvıdan veya asıl üründen ayrılarak geriye kalan katı atık, tortu, kalıntı, çökelti, rezidü

posakonazol : lat. * posa (tortu, kalıntı, çökelti) + conazol (azole halkası taşıyan antifungal bileşik son eki) (co, con (ile, birlikte, beraber) + azole (mantar önleyici ilaçlarda yer alan bir veya daha fazla nitrojen (azot) atomu içeren 5 üyeli bir halkaya sahip bir grup heterosiklik bileşik belirtici ek) (azotos, azotikos (yaşamsız, cansız, hayatsız) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) ) * özellikle bağışıklığı baskılanmış kişilerde ciddi mantar enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan geniş spektrumlu triazol sınıfı antifungal ilacın etken maddesi (C37H42F2N8O4)

posbıyık : tür. * pos (kaba, sert kıl) + bıyık (insanın üst dudak bölgesinde çıkan kıl yapısı) * genellikle üst dudak çevresindeki kılların (bıyık) gür, dağınık veya belirgin olduğunu betimleyen kelime

poseidon : gre. * poseidon (Yunan deniz tanrısı Poseidon, Zeus ve Hades’in kardeşi; denizler, depremler ve atlarla ilişkilendirilen Olimpos tanrısı) (posis, potis (efendi, sahip, koca) + dounai (vermek, dağıtmak, bağışlamak, hibe etmek), don (veren, dağitan, bağışlayan, hibe eden) * Yunan mitolojisinde denizlerin, okyanusların, depremlerin ve atların tanrısı olarak bilinen güçlü Olimpos tanrısı

posesyon : lat. * possessio (possidere (sahip olmak) + sio (isim yapım eki) ) * sahip olma; bir ruhun, bir bedenle ilişki halinde olması, onu bir süreliğine hakimiyeti altına alması, tasallut

POSIX : ing. * portable (taşınabilir) + operating (işletim) + system (sistem) + interface (arayüz) * Unix benzeri işletim sistemleri için geliştirilen, farklı işletim sistemleri arasında uyumluluk sağlayan standartlar bütünü

positivizm : lat., fra. * ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positum, positus (konmuş, konumlanmış, yerleştirilmiş, yatırılmış) + ivus (ile ilgili, -a ait) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (lat.); positivisme (fra.) * 19. yüzyılda Auguste Comte tarafından geliştirilen, bilimi tek rehber kabul eder ve sosyal bilimlerin de doğa bilimleri gibi kesin yöntemler kullanması gerektiğini savunan, doğru bilginin yalnızca bilimsel, deney ve gözlemle doğrulanabilen somut olgulara dayalı bilgi olduğunu savunan, metafizik ve soyut açıklamaları reddeden felsefi akım, olguculuk

posof : kıpç. * buşetkehv, posukh (meşe ormanı) * Ardahan’ın bir ilçesi

pospartum : lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + partum, partus (doğum, doğurma eylemi, doğum sonucu) * doğumdan hemen sonra başlayan ve genellikle ilk 6 haftayı (yaklaşık 40 gün) kapsayan "doğum sonrası" dönem

POST : ing. * power (güç) + on (açık) + self (kendi) + test (test) * bilgisayar açılışında donanım bileşenlerinin düzgün çalışıp çalışmadığını denetleyen başlangıç süreci

post : lat. * post (sonra, sonrasında, ardından, arkasında, gerisinde) * -den sonra, sonra, sonrasında, ardından, arkasında, gerisinde anlamındaki ön ek (örneğin “postmodern”, “postoperatif”, “post-truth”)

post cibum : lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + cibum (yemek, gıda) * yemekten sonra; ilaçların veya uygulamaların yemek yedikten sonra yapılması gerektiğini belirten terim

post karşılık problemi : alm., tür., gre. * post (Alman-Amerikalı matematikçi Emil Post’un soyadından) (alm.) + karşılık (eşleşme, denkleşme) (tür.) + problema (sorun, sıkıntı, mesele, problem) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * matematiksel mantık ve teorik bilgisayar biliminde, verilen üretim kuralları ve başlangıç dizisi ile başka bir dizinin üretilip üretilemeyeceğinin algoritmik olarak belirlenmesinin mümkün olup olmadığını sorgulayan, kararlılık ve çözümleme açısından temel problem

post polio sendromu : lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + polio (poliomiyelit, çocuk felci virüsü) (gre ) + syndromon (belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) * daha önce poliomiyelit geçirmiş kişilerde yıllar sonra ortaya çıkan kas güçsüzlüğü, yorgunluk ve ağrı ile karakterize nöromusküler sendrom

post scriptum : lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + scribere (yazmak), scriptum (yazı) * yazıdan sonra, sonra yazılan; mektup, e-posta veya makalelerin en sonuna, imza atıldıktan veya metin bittikten sonra eklenen ek not, dipnot veya hamiş

post travmatik stres bozukluğu : lat., gre. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) (lat.) + trauma (yara, darbe) + tikos, ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + stressus (gerilim, baskı, zorlanma) (stringere (gerilmek, sıkmak, zorlamak, baskılamak) + us (isim yapım eki) ) (lat.) + bozukluk (kötülük, düzensizlik) + u (iyelik eki) (tür.) * kişinin hayatını veya fiziki bütünlüğünü tehdit eden dehşet verici, sarsıcı bir olaya (savaş, doğal afet, kaza, şiddet vb.) tanık olması veya bunu doğrudan yaşaması sonrasında gelişen, kabuslar, travmatik anıların istemsizce yeniden yaşanması (flashback), aşırı tetikte olma hali ve travmayı hatırlatan unsurlardan kaçınma ile karakterize kronik bir psikiyatrik rahatsızlık

post-truth : lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) (lat.) + truth (gerçek, hakikat) (ing.) * nesnel ötesi, gerçek sonrası; düşünsel olarak şekillenme sürecinde kişisel, (sübjektif) inançların, algıların, çoğunluğun eğiliminin ve duygusal yaklaşımların nesnel (objektif) gerçeklerden çok daha fazla etkili olması durumu

post truth era : lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) (lat.) + truth (gerçek, hakikat) (ing.) + aera (dönem, devir, çağ, epok, periyod, evre) (lat.) * gerçek ötesi çağı; gerçeklerin objektif öneminin azaldığı ve duyguların, sübjektif algıların, çoğunluk eğiliminin ve kişisel inançların daha etkili olduğu çağ

post up : ing. * post (direk, sütun, kolon) + up (yukarı, üst) * basketbolda hücum esnasında hücum oyuncusunun pivot bölgesinde savunmacıyı sırtına alarak top istemesi

posta : lat. * positum, positus (konmuş, konumlanmış, yerleştirilmiş, yatırılmış), positura (konum, durum, yerleşim), ponere (koymak, konumlamak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak) + sta (isim yapım eki) * mektup, paket ve resmi gönderilerin taşınması ve teslimat sistemi, gönderi

posta çeki : lat., fra. * positum, positus (konmuş, konumlanmış, yerleştirilmiş, yatırılmış), positura (konum, durum, yerleşim), ponere (koymak, konumlamak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak) + sta (isim yapım eki) (lat.) + échequier (kral hazinesi defteri, hesap kontrol defteri) + eschac (kontrol, hesap denetimi) (fra.) * bir hesap sahibinin PTT nezdindeki hesabından (posta çeki hesabı) yazılı bir emirle kendisine veya üçüncü bir şahsa para ödenmesini, veya başka bir hesaba aktarılmasını sağlayan finansal bir araç

postacı : lat., tür. * positum, positus (konmuş, konumlanmış, yerleştirilmiş, yatırılmış), positura (konum, durum, yerleşim), ponere (koymak, konumlamak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak) + sta (isim yapım eki) (lat.) + cı (yapan, eden eki) * posta gönderilerini toplayan, taşıyan ve dağıtan görevli memur

postahane : lat., far. * positum, positus (konmuş, konumlanmış, yerleştirilmiş, yatırılmış), positura (konum, durum, yerleşim), ponere (koymak, konumlamak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak) + sta (isim yapım eki) (lat.) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) * mektup, paket ve resmi gönderilerin kabul edildiği, işlendiği ve dağıtımının organize edildiği resmi posta hizmet binası

postal : lat. * positum, positus (konmuş, konumlanmış, yerleştirilmiş, yatırılmış), positura (konum, durum, yerleşim), ponere (koymak, konumlamak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak) + sta (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, -a ait) * posta hizmetine ait, posta ile ilgili; askeri birliklerde giyilen, bileği saran kısa bot türü ayakkabı

postane : lat., far. * positum, positus (konmuş, konumlanmış, yerleştirilmiş, yatırılmış), positura (konum, durum, yerleşim), ponere (koymak, konumlamak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak) + sta (isim yapım eki) (lat.) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) * mektup, paket ve resmi gönderilerin kabul edildiği, işlendiği ve dağıtımının organize edildiği resmi posta hizmet binası

postduktal : lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + ductus (yönlendirme; kanal, boru, kemer, kiriş) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir kanalın (özellikle embriyonik dönemde açık olan bir damar/kanalın) kapanmasından veya ortadan kalkmasından sonraki durumla ilgili

postefektif : lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + effectivus (effectus (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek, icra etmek, oluşturmak) + tus (isim yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * sonradan oluşan etki ile ilgili; bir olayın, tedavinin, sürecin veya müdahalenin uygulanmasından sonra ortaya çıkan etki

posteki : far., tür. * pöstek (post, deri, hayvan derisi; özellikle koyun postu) (post (sütün üstünde oluşan kabuksu tabaka; av hayvanı derisi) + eki (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * özellikle koyun veya keçi derisinin yüzülüp işlenmesiyle elde edilen, geçmişte yaygı, seccade veya örtü olarak kullanılan hayvan derisi

postenfeksiyöz : lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek), factus, fectus (yapılmış, edilmiş, eylem) + osus (ile ilgili, -a ait, sıfat yapım eki) * bir enfeksiyonun geçirilmesinden sonra ortaya çıkan veya enfeksiyon sonrası döneme ait olan

poster : lat. * positum, positus (konmuş, konumlanmış, yerleştirilmiş, yatırılmış), positura (konum, durum, yerleşim), ponere (koymak, konumlamak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak) + sta (isim yapım eki) + aris (ile ilgili, -a ait) (lat ), er (-cı, yapan, eden eki) (ing.) * duvarlara asılmak veya ilan/duyuru amacıyla kullanılmak üzere tasarlanmış, görsel ve yazılı bilgiyi birlikte sunan büyük boy afiş

posterior : lat. * posterus (arka, arkada bulunan; sonraki, daha sonra gelen) (post (sonra, ardından) + erus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + or (-cı, yapan, eden eki) ) * sonra, sonraki, geri, gerideki, arkadaki, sonradan gelen

posteroanterior : lat. * posterus (arka, arkada bulunan; sonraki, daha sonra gelen) (post (sonra, ardından) + erus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + or (-cı, yapan, eden eki) ) + ante (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + erus, erior (ile ilgili, gibi, -a ait) * radyolojide kullanılan, ışının veya görüntüleme yönünün arkadan öne (posterior - anterior) doğru olduğunu ifade eden pozisyon veya çekim yönünü belirten teknik terim

posterolateral : lat. * posterus (arka, arkada bulunan; sonraki, daha sonra gelen) (post (sonra, ardından) + erus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + or (-cı, yapan, eden eki) ) + later (yan, taraf) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir yapının hem arka (posterior) hem de yan (lateral) tarafına ait olan, arka-yan bölgede yer alan

posteromedian : lat. * posterus (arka, arkada bulunan; sonraki, daha sonra gelen) (post (sonra, ardından) + erus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + or (-cı, yapan, eden eki) ) + medium (orta, arada, vasat) + anus (ile ilgili, -a ait) * arka orta bölgede yer alan; bir yapının hem arka (posterior) hem de orta hatta (median) yakın konumunu ifade eden terim

postgraduate : lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + gradus (adım, basamak, kademe, derece, seviye, düzey, aşama, mertebe, sınıf) + atus (sıfat yapım eki) * bir lisans eğitiminden sonra gelen ileri düzey eğitim aşaması ve bu seviyede öğrenim gören kişi, mezuniyet sonrası akademik düzey

postherpetik : lat., gre. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) (lat.) + herpein (sürünmek, yayılmak, yavaş ve yerle temas ederek ilerlemek, zemin üzerinde yayılmak), herpes (sürünme, yayılma, deriye doğru ilerleme) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * zona (herpes zoster) enfeksiyonu geçtikten sonra sinir hasarına bağlı olarak devam eden ağrı, hassasiyet veya nörolojik belirtilerle ilgili

postiktal : lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + ictus (darbe, inme) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * olaydan kısa bir süre sonraki durum ile ilgili; epileptik bir nöbetin (ictal dönem) sona ermesinden sonra görülen bilinç değişikliği, sersemlik, yorgunluk veya nörolojik toparlanma süreci ile ilgili

postiş : lat. * ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positicius (konmuş, yerleştirilmiş, düzenlenmiş, yatırılmış) (positum, positus (konmuş, yerleştirilmiş, yatırılmış) + icius (ile ilgili, -a ait) ) (lat.); postiche (fra.) * saçın hacmini artırmak, uzatmak veya örtmek amacıyla kullanılan yapay saç parçası, takma saç, peruka, sahte kürk, sahte saç, ek saç

postload : lat., ing. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) (lat.) + load (yük; yüklemek) (ing.) * kalbin kasılmasından sonra karşılaştığı damar direnci; bir süreçten sonra gelen yük veya baskı, sonraki yük

postmatür : lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + maturus (olgun, olmuş, tamamlanmış, zamanında gelişmiş, tam gelişmiş, tekamül etmiş, kamil, mütekamil) * olgunlaşma sonrası; gebeliğin normal süresini aşarak beklenen zamandan daha geç gerçekleşen doğum

postmedikasyon : lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + medicatio (tedavi etme, ilaç uygulama) (medicare (tedavi etmek, ilaç uygulamak) (medicus (hekim, doktor, şifacı, tedavi eden) + are (fiil mastar eki) ) + tionem, tio (isim yapım eki) ) * bir tıbbi tedavi veya ilaç uygulamasından sonra gerçekleştirilen ek ilaçlandırma veya tedavi süreci

postmenopozal : lat., gre. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) (lat.) + mens, mensis (ay) (lat.) + pauein (durdurmak, sona erdirmek, ara vermek), pausis (durma, sona erme) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * kadınlarda adet döngüsünün kalıcı olarak sona ermesinden (menopozdan) sonraki döneme ait (fizyolojik ve hormonal durum), menopoz sonrası ile ilgili

postmenstrual : lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + mens, mensis (ay), menstruus (ay, ay dönemi, ay döngüsü) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * adet (menstrüasyon) döneminin sona ermesinden sonraki sürece ait olan

postmodern : lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + modernus (güncel, çağdaş, yenilikçi) (modo (şimdi, bu anda, bu zaman; sadece, yalnızca) + ernus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * modernizm sonrası" veya "modern ötesi" anlamına gelen, 20. yüzyılın ikinci yarısında (özellikle 1960'lardan sonra) ortaya çıkan, modernizmin getirdiği evrensel doğruluk, akılcılık ve kesinlik iddialarını reddederek parçalanmışlığı, göreliliği ve çeşitliliği savunan kültürel, sanatsal ve felsefi bir akım

postmortem : lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + mortem (ölüm) * ölüm sonrasında, ölümden sonra; otopsi veya ölüm sonrası inceleme, iş/teknoloji dünyasında ise bir olay veya proje bittikten sonra yapılan (analiz)

postnatal : lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + nasci (doğmak, oluşmak, meydana gelmek), natus (doğmuş, oluşmuş, meydana gelmiş) + alis (ile ilgili, -a ait) ) * doğumdan sonraki döneme ait olan, özellikle yeni doğan ve anne ile ilgili, doğum sonrası

postnişin : far. * post (hayvan postu, oturma yeri (mecazi) ) + nişesten (oturmak), nişin (oturan, yerleşen, oturmuş, bir yere yerleşmiş) * tasavvufta dergah postunda oturan şeyh veya lider, dergah lideri; bir tekkenin, özellikle bir Mevlevi tekkesinin şeyhi olan kimse

post-normal : lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + norma (cetvel, kural, yasa, ilke, prensip) + alis (ile ilgili, -a ait) * olağan veya yerleşik düzenin sonrasını ifade eden, özellikle belirsizlik, karmaşıklık, çatışma ve hızlı değişimin belirginleştiği koşullarda geleneksel normal kabul ve yöntemlerin yetersiz kaldığı durum, normal ötesi

postoperatif : lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + operatus (yapılmış veya tamamlanmış iş, uygulanan eylem veya icra edilmiş (görev) ) (operari, operare (yapmak, etmek, eylemek, işlemek) (opus (iş, eser, çalışma) + r (bağlaç, ulama eki) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) + ivus (ile ilgili, -a ait) * cerrahi bir müdahaleden sonra gerçekleşen; ameliyat sonrasına ilişkin

postoperatuvar : lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + operatus (yapılmış veya tamamlanmış iş, uygulanan eylem veya icra edilmiş (görev) ) (operare (yaomak, etmek, eylemek, işlemek) (opus (iş, eser, çalışma) + r (bağlaç, ulama eki) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + orium (isim yapım, yer, durum ve araç eki) (or (-cı, yapan, eden eki) + ium (isim yapım eki) ) * cerrahi bir operasyonun ardından ortaya çıkan (dönem, durum ve klinik süreç)

postpartum : lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + partus, partum (ortaya çıkarma, doğurma, ele geçirme, edinme, doğum, oluşum, meydana gelme) (parere (ortaya çıkarmak, doğurmak, üretmek, yaratmak, oluşturmak, meydana getirmek, öne getirmek, başarmak) + tus, tum (isim yapım eki) ) * doğum sonrası; doğumdan sonra anne ve yenidoğanda görülen fiziksel, hormonal ve psikolojik değişimlerin tamamı

postpartum atoni : lat., gre. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + partus, partum (ortaya çıkarma, doğurma, ele geçirme, edinme, doğum, oluşum, meydana gelme) (parere (ortaya çıkarmak, doğurmak, üretmek, yaratmak, oluşturmak, meydana getirmek, öne getirmek, başarmak) + tus, tum (isim yapım eki) ) (lat.) + a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + teinein, teino (germek, uzatmak), tonia (kudret, kuvvetlilik, güçlülük) (tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * doğumdan sonra uterus (rahim) kaslarının yeterince kasılamaması (tonus kaybı) ve kan damarlarını sıkıştırmaması nedeniyle rahmin gevşek ve yumuşak kalması ve şiddetli kanamaların oluşması durumu, rahim atonisi

postpartum psikoz : lat., gre. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + partus, partum (ortaya çıkarma, doğurma, ele geçirme, edinme, doğum, oluşum, meydana gelme) (parere (ortaya çıkarmak, doğurmak, üretmek, yaratmak, oluşturmak, meydana getirmek, öne getirmek, başarmak) + tus, tum (isim yapım eki) ) (lat.) + psykhe (ruh, zihin) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * doğumdan sonraki ilk günlerde veya haftalarda (genellikle 2-14 gün) aniden başlayan, gerçeklik algısının yitirildiği, halüsinasyonlar ve sanrılarla (hezeyanlar) seyreden nadir ama tıbbi bir acil durum, lohusalık psikozu

postpilorik : lat., gre. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) (lat.) + pyloros (kapıcı, kapı bekçisi) (pyle (kapı, giriş, geçit) + oros (-cı, koruyan) ) + ikos (ile ilgili) (gre.) * mide ile ince bağırsak arasındaki geçiş kapısı olan "pilor"un (pilorik sfinkter) hemen sonrası ile ilgili; beslenme tüplerinin veya ilacın mideyi atlayarak doğrudan onikiparmak bağırsağına (duodenum) veya ince bağırsağa (jejunum) ulaştırıldığı beslenme yöntemi

postpositivizm : lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positum, positus (konmuş, konumlanmış, yerleştirilmiş, yatırılmış) + ivus (ile ilgili, -a ait) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (lat.); positivisme (fra.) * pozitivizmin bilim anlayışını bütünüyle reddetmeyip eleştirel biçimde geliştiren, gözlem ve deneyin önemini kabul etmekle birlikte bilginin yanılabilir, kuram yüklü ve sürekli sınanmaya açık olduğunu savunan bilim felsefesi yaklaşımı

postpozitivizm : lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positum, positus (konmuş, konumlanmış, yerleştirilmiş, yatırılmış) + ivus (ile ilgili, -a ait) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (lat.); positivisme (fra.) * pozitivizmin bilim anlayışını bütünüyle reddetmeyip eleştirel biçimde geliştiren, gözlem ve deneyin önemini kabul etmekle birlikte bilginin yalnızca duyusal deneyim ve bilimsel yöntemle elde edilebileceğini savunan klasik pozitivizmin katı kurallarını eleştiren ve bilginin yanılabilir, kuram yüklü ve sürekli sınanmaya açık olduğunu savunan bilim felsefesi yaklaşımı

postprandial : lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + prandium (öğün, yemek, öğle yemeği) + alis (ile ilgili, -a ait) * yemek yedikten sonraki sindirim ve metabolik süreç aşaması ile ilgili

postprosesing : lat., ing. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + processus (süreç) (pro (ön, önce, önde, ileri) + cedere (gitmek, ilerlemek, yol almak, uzaklaşmak, çekilmek), cessus (gitme, ilerleme) (lat.) + ing (isim yapım eki) (ing.) * bir işlem veya üretim tamamlandıktan sonra elde edilen çıktının iyileştirilmesi, düzenlenmesi veya analiz edilmesi amacıyla yapılan sonradan işleme süreci; bir görüntünün, verinin veya 3D modelin ilk üretim aşamasından (çekim, render veya basım) sonra, görsel kalitesini artırmak, düzenlemek veya iyileştirmek için uygulanan dijital düzeltme ve efekt işlemi, çekim/işlem sonrası

postrenal : lat., gre. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) (lat.) + renalis (böbrekle ilgili) (renes (böbrek) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) * böbrekten sonraki anatomik bölge veya böbrek sonrası gelişen durum (özellikle üriner sistemde böbrek dışı nedenlere bağlı patolojileri tanımlayan tıbbi terim)

postrestant : lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + restent (dinlenen, ara veren, kalan) (restare (dinlenmek, ara vermek, kalmak) + ent (sıfat yapım eki) ) * gönderinin alıcının adresine değil, belirlediği bir PTT şubesine teslim edilmek üzere gönderildiği, alıcının başvurusuyla şubeden teslim alınan bir posta hizmeti; alıcısının postaneye gelerek alması gereken mektup veya paket.

postsinaptik : lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + synapsis (bağlantı, birleşme) (syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + hapsis (bağlama, tutturma, birleştirme) (haptein (bağlamak, tutturmak, birleştirmek) + isis (isim yapım eki) ) * sinir hücreleri arasındaki iletimin gerçekleştiği sinaps bölgesinde, uyarıyı alan hücre tarafı ve sinaps sonrasındaki yapı ile ilgili

post-stellar : lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + stella (yıldız) + aris (ile ilgili, -a ait) * yıldızın oluşum, ana kol veya etkin enerji üretimi evrelerinden sonraki döneme ait olan, bir yıldızın yaşamının ileri aşamalarında gerçekleşen (fiziksel, astronomik fenomenler)

postterm : lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + terminus (sınır, son, bitim, bitiş noktası) * gebelik süresinin 42. haftayı (tamamlanmış 42 hafta veya 294 gün) geçtiği durum, gün aşımı, geç doğum (Normal gebelik süresi 37-41 hafta arası kabul edilirken, 42. haftadan sonra doğan bebekler "postterm bebek" olarak adlandırılır.)

posttranskripsiyonel : lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + trans (geçiş, geçme, ötesi, karşıdan karşıya, öteye) + scribere (yazmak), scriptum (yazı), scriptio (yazma) + alis (ile ilgili, -a ait) * ökaryotik hücrelerde, transkripsiyon (yazılma) bittikten hemen sonra ve translasyon (protein sentezi) başlamadan önce gerçekleşen ve RNA'nın yapısını düzenleyerek gen ifadesini kontrol eden, DNA'dan üretilen ön-mRNA'nın (pre-mRNA) işlevsel bir olgun mRNA'ya dönüştürülmesi süreci ile ilgili; DNA’dan RNA’ya genetik bilginin kopyalanması (transkripsiyon) tamamlandıktan sonra RNA üzerinde gerçekleşen düzenleme, işleme ve değişiklikler ile ilgili

posttranslasyonel : lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + trans (geçiş, geçme, ötesi, karşıdan karşıya, öteye) + latio (taşıma, götürme) (latum (taşınmış, götürülmüş) + tio (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) * protein sentezi (translasyon) tamamlandıktan sonra proteinlerin yapısal veya fonksiyonel olarak değiştirildiği süreçler (fosforilasyon, glikozilasyon vb.) ile ilgili; sentezlenen proteinlerin ribozomdan çıktıktan sonra işlevsel hale gelmek için geçirdiği kimyasal değişimler (fosforilasyon, glikozilasyon vb.) süreci ile ilgili

posttransplant : lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + trans (geçiş, geçme, ötesi, karşıdan karşıya, öteye) + plantare (dikmek, ekmek, yerleştirmek), plantus (dikilmiş, ekilmiş, yerleştirilmiş) * bir organ veya dokunun vücuda nakledilmesinden (transplantasyon) sonraki dönem

posttravmatik : lat., gre. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) (lat.) + trauma (yara) + ikos, tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) * bir travmatik olayın (fiziksel veya psikolojik yaralanma, şok veya ağır stres) sonrasında ortaya çıkan durumlarla ilgili, travma sonrasıyla ilgili

postulat : lat. * postulatus (postulare (istemek, talep etmek, ileri sürmek) (post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + ula (isim yapım eki) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * bir düşünce sisteminde kanıtlanmadan doğru kabul edilen temel varsayım, ön kabul veya matematiksel/lojik temeli oluşturan ifade; kanıtlanmaya gerek duyulmadan doğru olduğu varsayılan temel önerme, ilke veya varsayım

postural : lat. * postura (duruş, konum, yerleşim) (ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positum, positus (konmuş, yerleştirilmiş), positura (konum, durum, yerleşim) ) + alis (ile ilgili, -a ait) * durum, konum veya yerleşim ile ilgili; vücudun ayakta durma, oturma veya hareket halindeyken aldığı genel duruş ve hizalanma biçimi ile ilgili

postülat : lat. * postulatus (postulare (istemek, talep etmek, ileri sürmek) (post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + ula (isim yapım eki) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * bir düşünce sisteminde kanıtlanmadan doğru kabul edilen temel varsayım, ön kabul veya matematiksel/lojik temeli oluşturan ifade; kanıtlanmaya gerek duyulmadan doğru olduğu varsayılan temel önerme, ilke veya varsayım

postür : lat. * postura (duruş, konum, yerleşim) (ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positum, positus (konmuş, yerleştirilmiş), positura (konum, durum, yerleşim) ) * duruş, poz, durum, yerleşim, konum; vücudun ayakta durma, oturma veya hareket halindeyken aldığı genel duruş ve hizalanma biçimi

postüral : lat. * postura (duruş, konum, yerleşim) (ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positum, positus (konmuş, yerleştirilmiş), positura (konum, durum, yerleşim) ) + alis (ile ilgili, -a ait) * duruş, poz, durum, yerleşim, konum ile ilgili; vücudun ayakta durma, oturma veya hareket halindeyken aldığı genel duruş ve hizalanma biçimi ile ilgili

postvital : lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + vitas (hayat, yaşam, dirim, ömür) + alis (ile ilgili, -a ait) * yaşam fonksiyonlarının sona ermesinden sonra veya yaşamla doğrudan ilişkili süreçlerin bitimini takiben ortaya çıkan, yaşam sonrası ile ilgili

posyon : lat. * potare (içmek) + tio (isim yapım eki) * ilaçların sıvı formda hazırlanmış içilecek karışımı veya tıbbi amaçlı içecek çözeltisi; iksir, zehirli içki, bir doz ilaç

poşat : fra. * pocher (hızlıca boyamak, kabaca çizmek) + ade (isim yapım eki) * genellikle stüdyo dışına çıkılarak, doğrudan doğa içerisinde, açık havada manzara veya objelerin ışık/renk etütlerini anlık yakalamak için yapılan renkli yağlı boya küçük resim eskizi

poşet : fra. * poche (kap, hazne, cep) + ette (küçük anlamı veren son ek) * küçük poş, küçük kap, küçül hazne, küçük cep

poşu : kür. * poşi (örtmek, kaplamak, sarınmak) * özellikle Güneydoğu Anadolu’da kullanılan, başa veya boyuna sarılan, hem günlük kullanım hem de geleneksel amaçlar taşıyan ince dokuma bez veya atkı

pot : lat., fra. * pottus (metal eritme kabı) (lat.); pot (kap, çanak, kase) (fra.) * kap, çanak, kase

pot kırmak : lat., fra., tür. * pottus (metal eritme kabı) (lat.); pot (kap, çanak, kase) (fra.) + kır (bölmek, ayırmak, parçalamak, koparmak, kopmak, çatlamak, bütünlüğü bozulmak) + mak (fiil mastar eki) (tür.) * farkında olmadan, istemeden, düşünmeden karşısındaki kişiyi incitecek, üzecek veya zor duruma düşürecek münasebetsiz bir söz söylemek, hata yapmak, uygunsuz veya mahcup edici bir ifade kullanmak veya davranışta bulunmak, gaf yapmak, çam devirmek

pota : lat., fra. * pottus (metal eritme kabı) (lat.); pot (kap, çanak, kase) (fra.) * kap, çanak, kase; basketbolda topun içinden geçirilmesi hedeflenen çemberi ve çemberin, yere paralel olarak üzerine monte edilmiş olduğu, direk üzetinde duran dikdörtgen formundaki cam, metal veya ahşap yüzeyi (panya) içeren düzeneğe verilen isim

potamidae : gre * potamos (nehir, akarsu, ırmak) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * tatlı sularda yaşayan, özellikle nehir ve akarsuların tabanında bulunan, görece geniş ve sağlam kabuklu, çoğunlukla tatlı su ekosistemlerine uyum sağlamış yengeçleri kapsayan kabuklular familyası, Nehir yengeçgiller

potamobius : gre * potamos (nehir, akarsu, ırmak) + bios (yaşam, hayat, canlılık, dirilik, dirim) * tatlı su (nehir ve akarsular) ekosistemlerinde yaşayan yengeç benzeri kabuklu canlıları (kerevit, tatlı su ıstakozu vb.) ifade eden biyolojik cins adı

potamogeton : gre. * potamos (nehir, akarsu, ırmak) + geiton (komşu) * Potamogetonaceae (su sümbülügiller) familyasına ait, çoğunlukla tatlı sularda yaşayan, genellikle göl, nehir ve yavaş akan suların yüzeyinde veya altında yetişen tatlı su bitkisi cinsi, su sümbülü, durgun su otu

potans : lat. * potentia (posse (güçlü olmak, yapabilmek, muktedir olmak, yapabilmek, gücü olmak) (potis (güçlü, kuvvetli, yetkin, muktedir) + esse (olmak) ) + entia (isim yapım ve durum eki) ) * güç, kuvvet, kudret, iktidar, yetenek, imkan, salahiyet, etki; bir sistemin, özellikle kimyada çözeltideki bir türün (iyon veya molekülün) etkili konsantrasyonu veya biyokimyada bir reaksiyona girme etkinliği

potansiyel : lat. * potentia (posse (güçlü olmak, yapabilmek, muktedir olmak, yapabilmek, gücü olmak) (potis (güçlü, kuvvetli, yetkin, muktedir) + esse (olmak) ) + entia (isim yapım ve durum eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) * bir şeyin gerçekleşme, ortaya çıkma veya etki oluşturma gücü; henüz gerçekleşmemiş ama gerçekleşebilir durumda olan kapasite veya olasılık (örneğin "potansiyel enerji" E = m.g.h; potansiyel farkı V = R.I

potansiyel enerji : lat., gre * potentia (posse (güçlü olmak, yapabilmek, muktedir olmak, yapabilmek, gücü olmak) (potis (güçlü, kuvvetli, yetkin, muktedir) + esse (olmak) ) + entia (isim yapım ve durum eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) + energeia (iş oluşumu) (en (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + ergia (iş durumu, çalışma durumu, eylemsellik) (ergos, ergon (iş, çalışma, eylem) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) ) * bir cismin konumu, durumu veya yapısı nedeniyle sahip olduğu ve uygun koşullarda kinetik enerjiye dönüşebilen depolanmış enerji türü (E = m.g.h; m = kütle, g = yerçekimi ivmesi, h = yükseklik)

potansiyometre : lat., gre * potentia (posse (güçlü olmak, yapabilmek, muktedir olmak, yapabilmek, gücü olmak) (potis (güçlü, kuvvetli, yetkin, muktedir) + esse (olmak) ) + entia (isim yapım ve durum eki) ) (lat.) + metron, metros (ölçü) (gre.) * elektrik devrelerinde gerilim veya direnç değerini ayarlanabilir şekilde değiştirerek ölçmeye veya kontrol etmeye yarayan elektronik bileşen

potansiyometrik : lat., gre * potentia (posse (güçlü olmak, yapabilmek, muktedir olmak, yapabilmek, gücü olmak) (potis (güçlü, kuvvetli, yetkin, muktedir) + esse (olmak) ) + entia (isim yapım ve durum eki) ) (lat.) + metron, metros (ölçü) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) * bir elektrokimyasal hücrede akım geçişini en aza indirerek elektrotlar arasındaki potansiyel farkının ölçülmesine dayanan, çözeltideki iyonların derişimini veya etkinliğini belirlemek amacıyla kullanılan potansiyometri yöntemine ilişkin

potas : ing. * pot (kap, kase, çanak) + ash (kül) * suda çözünebilen potasyum tuzlarını içeren ve tarımda gübre (özellikle potasyum klorür) olarak kullanılan, madenlerden çıkarılan veya işlenerek üretilen, bitkilerin büyümesini, hastalıklara direncini ve meyve kalitesini artıran, sabun, deterjan, cam üretimi ve su yumuşatma gibi sanayi alanlarında da yaygın olarak kullanılan bir cevher

potasyum : ing., lat. * pot (kap, kase, çanak) + ash (kül) (ing.) + ium (kimyasal element eki) (lat.) * atom numarası 19, simgesi K (Kalium) olan, yumuşak ve gümüşi beyaz olan, doğada genellikle tuzlar halinde bulunan, vücuttaki sıvı dengesini sağlayan, kan basıncını dengeleyen, sinir sinyallerini ileten ve kas kasılmalarını (özellikle kalp ritmi) düzenleyen, muz, patates, fasulye gibi besinlerde bulunan, hayati bir mineral elektrolit olan alkali metal element, potasyum

potasyum hidroksit : ing., lat. * pot (kap, kase, çanak) + ash (kül) (ing.) + ium (kimyasal element eki) (lat.) + hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + oxus, oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + ides (bileşik eki) (gre.) * KOH, potasyum (K⁺) ile hidroksit (OH⁻) iyonlarından oluşan, suda tamamen ayrışarak güçlü baz özelliği gösteren, nem tutma özelliği olan, sabun (özellikle arap sabunu), gübre, pil (elektrolit olarak) ve temizlik ürünleri üretiminde yaygın olarak kullanılan, halk arasında potas kostik olarak bilinen, beyaz renkli, katı, kuvvetli bir inorganik baz (KOH)

potasyum klorür : ing., lat. * pot (kap, kase, çanak) + ash (kül) (ing.) + ium (kimyasal element eki) (lat.) + chloride (khloros (klor Cl⁻ iyonu) (gre.) + ide (ikili bileşik, anyon eki) (lat.) ) * potasyum ve klor elementlerinden oluşan, doğal mineral silvitten elde edilen, suda kolayca çözünen, tarımda gübre, gıda endüstrisinde tuz ikamesi (E508) ve tıpta potasyum eksikliğini (hipokalemi) gidermek için yaygın olarak kullanılan beyaz, kokusuz, kristal yapıda metal halojenür bir tuz (KCl)

potasyum sitrat : ing., lat. * pot (kap, kase, çanak) + ash (kül) (ing.) + ium (kimyasal element eki) + citrus (narenciye ağacı, limon) + atus, ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek) (lat.) * sitrik asidin potasyum tuzu olan, suda kolay çözünen, idrarın asitliğini azaltarak pH'ı yükselten, kalsiyum ve ürik asit kaynaklı böbrek taşlarının önlenmesinde, tedavisinde ve gıda endüstrisinde asitlik düzenleyici (E332) olarak kullanılan renksiz/beyaz kristal yapılı bir bileşik (K3C6H5O7)

potasyum sülfat : ing., lat. * pot (kap, kase, çanak) + ash (kül) (ing.) + ium (kimyasal element eki) + sulphate (sülfürik asit türevi SO4²⁻) (sulphur (selp, sulph (yağ) + urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve anyon-katyon temelli tuz eki) ) + atus, ate (asidin tuzu veya esteri eki) ) (lat.) * tarımda yüksek kaliteli potasyum (%48-52 K2O) ve kükürt kaynağı olarak kullanılan, bitkilerin olgunlaşmasını hızlandıran, meyve kalitesini, şeker oranını ve hastalıklara karşı direncini artıran,suda çözünebilen beyaz kristal yapıda inorganik bir potasyum tuzu (K2SO4)

potens : lat. * potentia (posse (güçlü olmak, yapabilmek, muktedir olmak, yapabilmek, gücü olmak) (potis (güçlü, kuvvetli, yetkin, muktedir) + esse (olmak) ) + entia (isim yapım ve durum eki) ) * güç, kuvvet, kudret, iktidar, yetenek, imkan, salahiyet, etki; bir sistemin, özellikle kimyada çözeltideki bir türün (iyon veya molekülün) etkili konsantrasyonu veya biyokimyada bir reaksiyona girme etkinliği

potent : lat. * potis (güçlü, kuvvetli, yetkin, muktedir) + esse (olmak) ) + ent (ile ilgili, -a ait; -cı, yapan, eden eki) * güçlü, kuvvetli, kudretli, muktedir, iktidar sahibi, etkin, etkili

potentilla : lat. * potens (güçlü, kuvvetli, kudretli, muktedir, iktidar sahibi, etkin, etkili) + illa (küçültme eki) * Rosaceae (gülgiller) familyasına ait olan, sarı, bazen beyaz veya kırmızı çiçekler açan, yaprakları beş parmak şeklinde dizilmiş olan çok yıllık otsu bitkiler veya küçük çalılar cinsi

poteri : gre. * poter (içmek, içebilmek) + eia (isim yapım ve durum eki) * içebilme, içme eylemi veya bir canlının sıvı alma davranışı

pothos : gre. * pothos (özlem, arzu, hasret) * Yunan mitolojisinde özellikle aşk ve arzu tanrıları Eros ile ilişkili, ulaşılmayan veya kaybedilen şeye duyulan derin özlemi ve tutkulu arzuyu temsil eden küçük tanrısal figür (daimon)

potin : lat., fra. * pes, pedis, pod (ayak, taban) + inus (küçültme eki) (lat.); potine (fra.) * ayak bileğini saran, kalın tabanlı, bağcıklı, düğmeli kısa bot/çizme türü

potkal : lat. * pottus (metal eritme kabı) + culum (küçültme eki) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.); pot, bocal (kap, çanak, kase; kavanoz) (fra.) * kazaya uğrayan veya acil durumdaki gemilerin, karadakilere veya geçen diğer gemilere haber vermek amacıyla içine mesaj/not koyarak denize bıraktıkları, ağzı mühürlü şişe veya kutu

potlaç : chin. * patshatl, potlatch (verme, hibe etme, bağışlama, hediye dağıtma, törenle mülk bırakma) * statü göstergesi olarak malın tüketildiği veya dağıtıldığı kolektif bir dayanışmayı ifade eden, Kuzey Amerika'nın Pasifik Kuzeybatı kıyısındaki yerli halkların, sosyal statüyü teyit etmek veya yeniden kazanmak amacıyla mülk ve hediyeleri cömertçe dağıttıkları, antropolojik önemi büyük, geleneksel bir törensel şenlik ve değişim sistemi

poto : lat., far. * pottus (metal eritme kabı) (lat.), pota (hazne, hazine, kazan, metal eritme kabı) (far.) * at yarışlarında bitiş çizgisinde asılı olan ve yarışın bittiği çizgiyi belirleyen nesne

potpuri : lat., fra. * pottus (metal eritme kabı) + putredus, putridus (çürümüş, bozulmuş, kokuşmuş, bayatlamış) (putere, putrere (çürümek, bozulmak, kokuşmak, bayatlamak) + idus (sıfat yapım eki) (lat.); pot (kap, çanak, kase) + pourri (çürümüş, bozuk, kokuşmuş, bayat) (fra.) * farklı unsurların bir araya getirilerek oluşturulduğu karışım, harman veya seçki, karışım, harman, türlü; farklı şarkıların, melodilerin veya popüler ezgilerin ardışık olarak bir araya getirilip, kesintisiz bir bütün halinde çalınması

pott hastalığı : ing. * pott (İngiliz cerrah Sir Percivall Pott'un soyadından) + hastalık (sağlığın bozulması durumu, rahatsızlık, bozukluk) + ı (iyelik eki) (tür.) * verem (tüberküloz) mikrobunun akciğerler başta olmak üzere vücudun diğer bölgelerinden kan yoluyla omurgaya ulaşarak burada iltihap, kemik yıkımı ve apse oluşturması ile karakterize olan, omurgadaki kemiklere (vertebralara) zarar vererek ciddi sırt/bel ağrısı, kamburluk (kifoz) ve sinir basısına bağlı felç gibi kalıcı deformitelere yol açabilen hastalık, spinal tüberküloz

potuk : tür. * bota, botu (deve yavrusu) + k (sıfat yapım eki) * manda, ayı, köpek veya domuz gibi memeli hayvanların yavruları için de kullanılan, yumuşak, tüylü ve tombul yavruları ifade eden bir sıfat; deve yavrusu

potur : erm * potor (pileli, bir pantolon çeşidi) * belden aşağısı geniş ve potlu (kırışık/kıvrımlı), paçaya doğru daralan bir yapıya sahip olan, tarka kısmı kırmalı (pileli), bacak kısımları ise dar olan, genellikle cepkenle takım olarak giyilen geleneksel bir pantolon türü

pound : lat., ing. * pondo (ağırıkça) (lat.); pound (ing.) * yaklaşık 0.45 kg'a eşit ağırlık ölçü birimi; Birleşik Krallık'ın para birimi (Sterlin - £); dövmek, vurmak, çarpmak

pouteria : lat. * Pouter + ia (isim yapım eki) * Sapotaceae familyasına ait, özellikle tropikal Amerika kıtasında yaygın olan, yenilebilir meyveler veren çiçekli ağaçların bir cinsi

povidon iyodin : gre., lat. * polivinilpirolidon (polys (çok, fazla, çoklu) + vinyl (iki karbonlu doymamış hidrokarbon grubu) + pyr (ateş), pyrrol (beş üyeli azotlu halka bileşiği) + one (oksijenli bileşik, keton (C=O) türevi, karbonil grubu) ) (gre.) + yavd, iodum (periyodik tabloda atom numarası 53 olan, dezenfektan ve medikal amaçlarda kullanılan ağır, koyu gri katı element) (ara., lat.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * povidon ve elementel iyotun birleşimiyle oluşan, ameliyat öncesi ve sonrası cilt dezenfeksiyonu, yara temizliği ve enfeksiyon önleme amacıyla kullanılan, bakteri, mantar ve virüslere karşı etkili olan, yaygın olarak "batikon" veya "tentürdiyot" benzeri solüsyonlar, kremler veya spreyler formunda topikal (cilt yüzeyi) olarak uygulanan, güçlü, kahverengi renkli bir antiseptik ve dezenfektan ajan (C6H9I2NO)

povidon iyot : gre., lat. * polivinilpirolidon (polys (çok, fazla, çoklu) + vinyl (iki karbonlu doymamış hidrokarbon grubu) + pyr (ateş), pyrrol (beş üyeli azotlu halka bileşiği) + one (oksijenli bileşik, keton (C=O) türevi, karbonil grubu) ) (gre.) + yavd, iodum (periyodik tabloda atom numarası 53 olan, dezenfektan ve medikal amaçlarda kullanılan ağır, koyu gri katı element) (ara., lat.) * polivinilpirolidon ve iyotun birleşimiyle oluşan, bakterileri, mantarları ve virüsleri öldürerek cilt dezenfeksiyonu, yara pansumanı ve ameliyat öncesi saha temizliği için kullanılan, yaygın olarak Batikon adıyla bilinen güçlü, geniş spektrumlu bir antiseptik solüsyon (C6H9I2NO)

powder : lat., ing. * pulvis, pulver (toz, zerre) (lat.); powder (ing.) * küçük ve kuru taneciklerden oluşan toz halindeki madde,; toz, pudra, barut

power forvet : ing. * power (güç, kuvvet, kudret) + forward (ileri, ön, öne) * basketbolda uzun forvet (ileri) oyuncusu, uzun forvet

poy : gre.* poia (ot, yeşillik, çimen) * genellikle Trakya yöresinde kahvaltılarda tüketilen, çemen otu (Trigonella foenum-graecum, boy otu), kırmızı biber, karabiber, kimyon, nane ve sarımsak gibi çeşitli baharatların karışımıyla yapılan, çemene kırmızımsı renk ve lezzet veren, Türk mutfağında (özellikle Çerkes çemeni ve kahvaltılık soslarda) kullanılan, özellikle zeytinyağı ile karıştırılarak ekmek banılan aromatik, baharatlı, iştah açıcı ve kokulu bitki tohumu karışımı

poyra : gre. * boreas (kuzey rüzgarı) (bore (kuzey, kuzeyden gelen) + eas (isim yapım eki) ) * otomotiv ve mekanik alanında tekerleğin göbeği, dingilin geçtiği ve parmakların takıldığı, tekerleğin aksa bağlanmasını sağlayan, dönme hareketini destekleyen ve fren sistemlerini (disk/kampana) üzerinde taşıyan merkezi yuvarlak parça, tekerlek göbeği

poyraz : gre. * boreas (kuzey rüzgarı) (bore (kuzey, kuzeyden gelen) + eas (isim yapım eki) ) * özellikle kuzeydoğudan esen, soğuk ve genellikle sert rüzgâr türüne verilen ad

poz : gre., lat., fra. * pausis (durma, ara, kesilme, sona erme) (pauein (durmak, kesilmek, ara vermek, sona erdirmek, bırakmak) + isis (isim yapım eki) ) (gre.); ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positum, positus (konmuş, yerleştirilmiş) (lat.); pose (poz) (fra.) * bir kişinin duruşun, görünüşü veya fotoğraf çekerken aldığı konum ve durum

pozantı : gre. * pendonsis, podandos (pous, podos (ayak) + andos (isim/sıfat yapım eki) ) * Adana iline bağlı, Toros Dağları'nın eteklerinde yer alan, Akdeniz'i İç Anadolu'ya bağlayan Kilikya Geçidi (Gülek Boğazı) üzerindeki kritik ve tarihi bir geçit ve dağ ilçesi

pozisyon : lat., fra. * ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positum, positus (konmuş, konumlanmış, yerleştirilmiş, yatırılmış) + tio (isim yapım eki) (lat.); position (fra.) * bir şeyin veya bir kişinin bulunduğu konumu, duruşu veya belirli bir durum içindeki yeri, konum, yer, durum

pozisyonel : lat., fra. * ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positum, positus (konmuş, konumlanmış, yerleştirilmiş, yatırılmış) + tio (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.); positionel (fra.) * şeyin veya bir durumun belirli bir duruşa bağlı olarak ortaya çıkması, şekillenmesi veya değişmesi hali, konum, duruş veya pozisyonla ilgili

pozitif : lat., fra. * ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positum, positus (konmuş, konumlanmış, yerleştirilmiş, yatırılmış) + ivus (ile ilgili, -a ait) (lat.); positive (fra.) * olumlu, artı (+), deneye/gerçeğe dayalı; var olan bir hastalığın/durumun tespit edilmesi

pozitivist : lat., fra. * ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positum, positus (konmuş, konumlanmış, yerleştirilmiş, yatırılmış) + ivus (ile ilgili, -a ait) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) (lat.); positiviste (fra.) * gerçek bilginin yalnızca gözlemlenebilir, ölçülebilir olgulara ve bilimsel deneye dayandığını savunan, metafizik veya dini açıklamaları reddeden felsefi akım (pozitivizm/olguculuk) taraftarı olan kimse, akıl ve deneyle kanıtlanamayan bilgiyi geçersiz sayan kimse

pozitivizm : lat., fra. * ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positum, positus (konmuş, konumlanmış, yerleştirilmiş, yatırılmış) + ivus (ile ilgili, -a ait) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (lat.); positivisme (fra.) * 19. yüzyılda Auguste Comte tarafından geliştirilen, bilimi tek rehber kabul eder ve sosyal bilimlerin de doğa bilimleri gibi kesin yöntemler kullanması gerektiğini savunan, doğru bilginin yalnızca bilimsel, deney ve gözlemle doğrulanabilen somut olgulara dayalı bilgi olduğunu savunan, metafizik ve soyut açıklamaları reddeden felsefi akım, olguculuk

pozitron : lat., gre., fra. * positivus (artı yüklü; olumlu; müspet) (lat.) + ilektronio, elektron (çamgiller familyasından sarı-kızıl arası renge sahip hoş kokulu bir bitki, kehribar, amber; koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) (gre.) * elektronun antimadde karşılığı olan, elektronla karşılaştığında, elektronla birlikte yok olarak enerjiye dönüşen, PET taramasında kullanılan, aynı kütleye fakat zıt (+1) yüke sahip pozitif yüklü bir atom altı parçacık

pozitronyum : lat., gre. * positivus (artı yüklü; olumlu; müspet) (lat.) + ilektronio, elektron (çamgiller familyasından sarı-kızıl arası renge sahip hoş kokulu bir bitki, kehribar, amber; koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) (gre.) + ium (kimyasal element eki) (lat.) * bir elektron ve onun antiparçacığı olan bir pozitronun birbirlerinin ortak kütle merkezi etrafında dönerek oluşturduğu, hidrojen atomuna benzeyen ancak proton içermeyen ve elektron-pozitron çiftinin birbirini yok etmesi sonucu gama ışınları yayarak çok hızlı bir şekilde (saniyenin milyarda biri kadar sürede) yok olan kısa ömürlü, egzotik, atom benzeri sistem

pozoloji : gre. * poson (ne kadar, miktar) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ilaçların tedavi edici dozlarını, kullanım sıklığını ve süresini belirleyen farmakoloji dalı; Hastanın yaşı, kilosu ve fizyolojik durumu göz önüne alınarak en uygun ilaç miktarını belirleme bilimi, kullanım dozajı, dozaj bilimi

pöç : erm. * boç (kuyruk) * sığır veya dana gibi büyükbaş hayvanların kuyruk sokumu ve omurganın sonunda yer alan ve sakatat olarak değerlendirilen etli/kıkırdaklı bölüm

pöçük : erm., tür. * boç (kuyruk) (erm.) + uk (isim veya sıfat yapım eki) * insan ve hayvanlarda kuyruk sokumu kemiği veya kuyruğun başladığı, omurganın en alt, en uç kısmı, kosiks

pöf : tür. * pöf (ses yansımalı kelime) * iğrenme, bıkkınlık, yorgunluk veya öfke ifade eden ünlem

pörsümek : tür. * porsu (buruşmak, kırışmak) + mak (fiil mastar eki) * canlılığını yitirip gevşemek, kurumak, sarkmak, büzüşmek, buruşmak

pörtlek : tür. * pört (ses yansımalı onomatopeik kelime) + lek (ile ilgili, -a ait) * dışarıya doğru çıkık, patlak, yuvasından fırlamış gibi görünen (gözler); çatlayan kabuktan dışarı taşmış (cıvık madde)

pörtlemek : tür. * pört (ses yansımalı onomatopeik kelime) + le (edilgen fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * bir şey kabuğunun yarılıp içi dışarı çıkmak; gözler yuvalarından fırlayacak gibi açılmak; cıvık bir madde delikten dışarı taşmak

pösteki : far., tür. * pöstek (post, deri, hayvan derisi; özellikle koyun postu) (post (sütün üstünde oluşan kabuksu tabaka; av hayvanı derisi) + eki (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * özellikle koyun veya keçi derisinin yüzülüp işlenmesiyle elde edilen, geçmişte yaygı, seccade veya örtü olarak kullanılan hayvan derisi

pötibör : fra. * petit (küçük, ufak, minik) + beurre (tereyağı) * 1886 yılında Fransa'da fırıncı Louis Lefevre tarafından icat edilen, genellikle çay saatlerinde yenen, tatlı veya pasta yapımında (özellikle bisküvili pasta) kullanılan, hafif, sade ve dikdörtgen şekilli, üzerinde dişli kenarları ve delikleri olan klasik bir bisküvi türü

pötikare : lat., fra. * parvus, parvum (küçük, ufak, minik) + quadratum (kare) (lat.); petit (küçük, ufak, minik) + carré (kare) (fra.) * genellikle beyaz ile başka bir rengin (siyah, kırmızı, mavi) birleşimiyle oluşan, ufak ve düzenli kareli kumaş deseni

ppb : lat. * particula (parçacık, zerre) (pars, partis (parça, kısım, bölüm, hisse, pay, kesim, porsiyon) + cula (küçültme eki) ) + per (başına, her birine düşen; içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden) + billion (milyar) (bi (iki, ikili, çift) + millia (bin) + one (-lik) ) * bir maddenin bir milyar birim içindeki oranı; milyarda bir parçacık

ppm : lat. * particula (parçacık, zerre) (pars, partis (parça, kısım, bölüm, hisse, pay, kesim, porsiyon) + cula (küçültme eki) ) + per (başına, her birine düşen; içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden) + million (milyon, bin bin) (mille (bin, binlik birim) (lat., fra.) + ion (büyüklük ve katsayı eki) ) * bir maddenin bir milyon birim içindeki oranı; milyonda bir parçacık

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...