pnömoraji :
gre. * pneuma (hava, nefes, ruh; esinti, soluk), pneumon (akciğer) + rhegnynai,
rhegnynein, rhein (akmak, dökülmek, yağmak, yırtılmak, patlamak, kanamak),
rhage (akma, akış, yağma, yağış, dökülme, yırtılma, patlama, kanama) + eia
(isim yapım ve durum eki) * dokulardan veya boşluklardan hava veya gazın ani ve
yoğun şekilde dışarı çıkması durumu
pnömosit :
gre. * pneuma (hava, nefes, ruh; esinti, soluk), pneumon (akciğer) + kytos
(hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) * akciğer alveollerini döşeyen ve gaz
değişiminde rol oynayan epitel hücresi
pnömotizasyon :
gre., lat. * pneuma (hava, nefes, ruh; esinti, soluk), pneumon (akciğer) (gre.)
+ izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım ve durum eki)
(lat.) * normalde hava içermeyen bir dokunun veya anatomik yapının hava ile
dolması veya hava boşlukları kazanması süreci; kafa tası kemiklerinde
(özellikle paranazal sinüsler) veya diğer kemik yapılarında zamanla hava dolu
boşlukların veya hücrelerin oluşması, genişlemesi ve havalanması süreci
pnömotizasyon :
gre., lat. * pneuma (hava, nefes, ruh; esinti, soluk), pneumon (akciğer) (gre.)
+ izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım ve durum eki)
(lat.) * normalde hava içermeyen bir dokunun veya anatomik yapının hava ile
dolması veya hava boşlukları kazanması süreci; kafa tası kemiklerinde (özellikle
paranazal sinüsler) veya diğer kemik yapılarında zamanla hava dolu boşlukların
veya hücrelerin oluşması, genişlemesi ve havalanması süreci
pnömotoraks :
gre. * pneuma (hava, nefes, ruh; esinti, soluk), pneumon (akciğer) + thorax
(göğüs kafesi, göğüs boşluğu) * akciğer ile göğüs duvarı arasındaki plevra
boşluğuna hava dolması sonucu akciğerin kısmen veya tamamen sönmesi durumu
Po :
lat. * polonium (Polonia (Polonya'nın Latince adı) + ium (kimyasal element eki)
) * atom numarası 84 olan, periyodik tablonun 16. grubunda yer alan, çok toksik
ve doğal olarak uranyum cevherlerinde eser miktarda bulunan, Marie Curie
tarafından keşfedilmiş olan, alfa ışını kaynaklarında, uzay teknolojilerinde ve
bilimsel araştırmalarda kullanılan son derece radyoaktif ve nadir bir element
poaceae :
gre. * poa (ot, çayır otu) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.)
* buğday, pirinç, mısır, arpa ve çimenler gibi tek çenekli otsu bitkileri
kapsayan, gövdeleri boğumlu ve genellikle içi boş olan bitkiler familyası, buğdaygiller,
çimen ailesi
poca :
ita. * poca (yumruklamak, yumruk ile vurmak) * geminin başını rüzgara çevirme
komutu
pod :
gre. * pous, podos (ayak) * bacağın bilekten aşağıda bulunan, yere basmaya ve
yürümeye yarayan bölümü
podal :
gre., lat. * pous, podos (ayak) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait) *
ayakla ilgili olan veya ayak yapısına ait
podalik :
gre., lat. * pous, podos (ayak) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.)
+ ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) * ayakla ilgili olan
podarcis :
gre. * pous, podos (ayak) + arkein (yeterli olmak, yetmek, savunmak, yardım
etmek) + is (isim yapım eki) * halk arasında "duvar kertenkeleleri"
olarak bilinen, taş duvarlarda, kayalarda ve insan yapılarının üzerinde yaşayan
Lacertidae (gerçek kertenkeleler) familyasına ait bir kertenkele cinsi
podgorica :
sır., hır. * pod (altında; dibinde) + gorica (küçük dağ, tepe) * Karadağ'ın
başkenti
podiceps :
lat. * podex, podicis (arka, uç; popo, göt, anüs) + ped, pes (ayak) *
batağanlar (Podicipedidae) familyasına ait, tatlı sularda yaşayan ve dalıcı
özellikleriyle bilinen, bacakları vücudunun arkasına doğru yerleşmiş olan bir
kuş cinsi
podicipedidae :
lat. * podex, podicis (arka, uç; popo, göt, anüs) + pes, pedis (ayak) + idae
(-giller, hayvan familyası eki) * ayakları vücudun arka kısmına yakın
konumlanmış, suya dalmaya ve yüzmeye uyum sağlamış batağanları kapsayan kuşlar
familyası, batağangiller
podicipediformes :
lat. * podex, podicis (arka, uç; popo, göt, anüs) + pes, pedis (ayak) + formis
(şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) *
ayakları vücudun arka kısmına yakın konumlanmış, suya dalmaya ve yüzmeye uyum
sağlamış batağanları kapsayan su kuşları takımı, batağanlar
podocarpaceae :
lat. * pous, podos (ayak) + karpos (meyve, tohum) + aceae (-giller, bitki
familyası eki) * kozalaklılar (Pinales) takımına ait, genellikle Güney
Yarımküre'nin sıcak ve ılıman bölgelerinde yetişen, tohumları etli ve ayak
benzeri bir yapı üzerinde bulunan, çoğunlukla iğne yapraklı ağaç ve çalılardan
oluşan bitki familyası, su-porsukgiller
podocarpium :
lat. * pous, podos (ayak) + karpos (meyve, tohum) + ium (isim yapım eki) *
meyve veya meyve benzeri yapıyla ilişkili, ayak biçimli bir yapı veya
Podocarpus cinsine özgü meyve taşıyıcı yapı
podocarpus :
gre. * pous, podos (ayak) + karpos (meyve, tohum) * odocarpaceae familyasından,
yaprak dökmeyen ve yıl boyunca yeşil kalan iğne yapraklı, kozalaklı ağaç veya
çalı türlerini içeren büyük bir bitki cinsi, taş porsuğu, budist çamı
podofilin :
gre., lat. * pous, podos (ayak) + phulon, phylon (ırk, soy) (gre.); phylum +
ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * Podophyllum bitkisinden elde
edilen, hücre bölünmesini inhibe eden, özellikle siğil tedavisinde kostik
(yakıcı) olarak kullanılan toksik bir bitkisel reçine türevi
podofilum :
gre., lat. * pous, podos (ayak) + phyllon (yaprak) (gre.), phylum (lat.) *
Berberidaceae familyasına ait, ayak şeklinde olan, genellikle gölgeli
ormanlarda yetişen, podofillotoksin içeren ve siğil tedavisinde kullanılan
geniş yapraklı bitki cinsi
podokarpus :
gre. * pous, podos (ayak) + karpos (meyve, tohum) * odocarpaceae familyasından,
yaprak dökmeyen ve yıl boyunca yeşil kalan iğne yapraklı, kozalaklı ağaç veya
çalı türlerini içeren büyük bir bitki cinsi, taş porsuğu, budist çamı
podolog :
gre. * pous, podos (ayak) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * ayak
sağlığı, ayak hastalıkları ve tırnak bozukluklarının bakım ve tedavisi ile
ilgilenen bilim insanı
podösüet :
fra. * peau (deri, cilt, ten, hayvan derisi, post) + de (iyelik tamlama eki) +
Suède (İsveç) * genellikle işlenmiş hayvan derisinin iç yüzeyinden elde edilen,
üstü son derece ince havlı (tüylü) ve kadifemsi bir dokuya sahip yumuşak bir
deri çeşidini ya da bu deriden yapılmış eşya
podyum : gre.,
lat. * podion (ayakçık, ayaklık) (pous, podos (ayak) + ion (-lık, ile ilgili,
yeri) ); podium (lat.) * konuşma, ödül töreni, moda gösterisi veya sunum gibi
etkinliklerde kullanılan yükseltilmiş platformu; derece alan sporcuların, ödül
töreni sırasında çıktıkları merdivenli, yüksekçe yer; mankenlerin, giysi
sergilerken üzerinde dolaştıkları yüksekçe yer
poeciliidae :
gre., lat. * poikilos (alacalı, renkli, benekli, çeşitli) (gre.) + idae
(-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * dişli sazanlar takımına ait,
genellikle akvaryumlarda beslenen canlı doğuran tatlı su balıklarını (lepistes,
moli ve kılıçkuyruk) kapsayan, çoğunlukla tropikal ve subtropikal bölgelerde
yaşayan balıklar familyası
poema :
gre. * poiema (yapılmış şey, eser, yapım, üretim) (poiein (yapmak, üretmek) +
ma (isim yapım eki) ) * şiirsel bir biçimde yazılmış edebi eser veya manzum
anlatım
poena :
lat. * punire (cezalandırmak), poena (ceza, bedel; cezalandırma, karşılık) *
Roma mitolojisinde ve erken Latin düşüncesinde ceza, yaptırım ve suçun
karşılığı olarak kişileştirilen kavramsal varlık
poetik :
gre. * poiein (yapmak, üretmek) + tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * şiirle
ilgili olan, şiirsel nitelik taşıyan veya edebi olarak estetik ve duygusal
anlatım biçimi
poetika :
gre. * poiein (yapmak, üretmek) + tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) + eia (isim
yapım ve durum eki) * şiir sanatı, edebiyat kuramı ve özellikle Aristoteles’in
“Poetika” adlı eserinde sistemleştirilen edebi yapıtların oluşum ilkelerini
inceleyen disiplin
POF :
lat., ing. * premature (pre (ön, önce, evvel) + maturus (olgun, olmuş,
tamamlanmış, zamanında gelişmiş, tam gelişmiş, tekamül etmiş, kamil, mütekamil)
) + ovarian (ovarium (yumurtalık) (ovum (yumurta) + aris (ile ilgili, -a ait) +
ium (yer eki) ) + ianus (ile ilgili, -a ait) + fallere (aldatmak, yanıltmak,
başarısız olmak) (lat.); failure (yanılgı, hata, başarısızlık) (ing.) *
yumurtalıkların normal menopoz yaşından önce işlevini kaybetmesiyle
karakterize, adet düzensizliği ve infertiliteye yol açan klinik durum
pofurdamak :
tür. * pof (kaynama, buhar çıkarma sesinden ses yansımalı (onomatopeik) kelime)
+ ur (etken fiil eki) + da (ek) + mak (fiil mastar eki) * genellikle sıvının
ısınarak kabarcıklar çıkarıp sesli şekilde kaynaması veya bir şeyin buhar
çıkararak fokurdaması
pog :
tür. * pog (gür, sık ve uzun) * özellikle bıyığın yoğun, kalın ve uzun şekilde
gür çıkmış olma durumu
pogrom :
rus * pogrom (yıkım, şiddet, yok etme) (po (üzerine, karşı) + gromit (yıkmak,
parçalamak, saldırmak) ) * dinsel, etnik veya siyasi nedenlerle belirli bir
gruba (genellikle azınlıklara) karşı organize edilen şiddet, yağma, linç ve
öldürme eylemi (Rus İmparatorluğu'nda Yahudilere yönelik saldırılar için
kullanılmıştır.)
poğaça :
lat. * panis (ekmek) + focacius (pişirilmiş) (focus (ocak, ateş yeri) + acius
(ile ilgili, -a ait) ) * genellikle içi peynir, patates veya kıyma ile
doldurulmuş, yumuşak ve küçük boyutlu hamur işi, Türk mutfağının kahvaltılık
veya atıştırmalık çöreği
pOH :
alm., gre. * potenz (güç, kuvvet, kudret, iktidar, potansiyel) (alm.) +
oxygenes (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + gennaein (doğurmak,
üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya
çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (genos (gen,
yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy, nesil, aile,
akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + es (ile ilgili, -a ait) ) + hydor,
hudros, hydros (su, sıvı) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak,
meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana
getiren, oluşturan, kaynaklanan) (genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme,
oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit,
sınıf, kategori) + es (ile ilgili, -a ait) ) (gre.) * sulu bir çözeltideki
hidroksit iyon konsantrasyonunun ölçüsü; bir çözeltideki hidroksit iyonu
derişiminin negatif logaritması olup bazlık derecesini gösteren kimyasal ölçüt
pohpohlamak :
tür. * poh (ses yansımalı kelime) + poh + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar
eki) * birini aşırı övmek, pohpohlamak, gereğinden fazla iltifat ederek
etkilemeye çalışmak
poiezis :
gre. * poiein (yapmak, etmek, eylemek, işlemek), poieia (yapış, yapma, etme,
edim, eyleme) + isis (isim yapım eki) * üretme, yaratma, meydana getirme;
sanat, şiir ve yaratıcı üretim süreci
poikiloderma :
gre. * poikilos (çeşitli, benekli, düzensiz renkli; çok renkli, karma) + derma
(deri, cilt, ten) * deride pigment değişiklikleri (renk farklılıkları), incelme
ve damar belirginliği ile karakterize, mozaik görünüm oluşturan dermatolojik
durum
poikilositoz :
gre. * poikilos (çeşitli, benekli, düzensiz renkli; çok renkli, karma) + kytos
(hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + osis (durum, hal, sorun, hastalık,
süreç eki) * kanda bulunan eritrositlerin (alyuvarların) normal yuvarlak
biçimleri yerine farklı şekillerde (oval, yıldız, düzensiz vb.) görülmesi
durumu
poikiloterm :
gre. * poikilos (çeşitli, benekli, düzensiz renkli; çok renkli, karma) + therme
(ısıtma, sıcak yapma; ısı, sıcaklık) * vücut sıcaklığı sabit olmayan, çevre
sıcaklığına bağlı olarak değişen, sabit bir iç sıcaklığı koruyamayan (canlı),
soğukkanlı
poincaré yinelenme teoremi :
fra., tür., gre. * Henri Poincaré (Fransız matematikçi Henri Poincaré’nin
soyadından) (fra.) + yinelenme (tekrarlama) (tür.) + theorema (seyredilen,
incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme, teorem, kuram, ispatlı
önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * dinamik sistemler ve topolojide,
ölçüyü koruyan dönüşümlerde sistemin başlangıç noktasına sonsuz kez yakınayacak
şekilde tekrar döneceğini garanti eden ve ergodik teori ve karmaşık sistemlerin
analizinde önemli rol oynayan temel teorem
point :
lat., fra. * punctum, punctus (nokta, delik) (lat.); point (fra.) * nokta,
işaret, fikir veya belirli bir mevki, yer; matematikte konumu olan ancak boyutu
olmayan geometrik unsur
point guard :
ing. * point (nokta) + guard (savunmak, korumak; savunan, koruyan, koruyucu) *
basketbolda, hücumda top getiren ve taktikleri uygulamak üzere takımı
yönlendiren, yöneten, oyunu kuran oyuncu, oyun kurucu
pointer :
ing. * point (nokta; işaretlemek, işaret etmek, belirtmek) + er (-cı, yapan,
eden, araç eki) * bir noktayı gösteren şey, işaret eden nesne, belirteç;
bilgisayar bilimlerinde ise bellekte bir adresi işaret eden değişken
poison :
lat. * potio (içme, içecek; iksir) (lat.); poison (zehir) (fra.) * zararlı veya
öldürücü içecek, zehir
poisson dağılımı :
fra., tür. * poisson (Fransız matematikçi, fizikçi Poisson (Siméon Denis
Poisson'un soyadından) (fra.) + dağılım (yayılım, saçılım) + ı (iyelik eki)
(tür.) * belirli bir zaman, alan veya hacim aralığında, olayların sabit bir
ortalama hızla ve birbirinden bağımsız olarak gerçekleştiği varsayımı altında,
belirli sayıda olayın gerçekleşme olasılığını modelleyen ayrık olasılık
dağılımı
poisson oranı :
fra. * poisson (Fransız matematikçi, fizikçi Poisson (Siméon Denis Poisson'un
soyadından) (fra.) + oran (or (kesmek) + an (isim yapım eki) ) + ı (iyelik eki)
(tür.) * beton numunesine basınç gerilmeleri uygulandığında numunede meydana
gelen enine birim uzamanın boyuna birim kısalmaya mutlak değerce oranı
poker :
ing. * poke (dürtmek, hafifçe itmek, karıştırmak) + er (-cı, yapan, eden eki) *
oyuncuların kartlarla bahis yaptığı ve “blöf, strateji ve olasılık” temelli bir
iskambil oyunu
polacca :
leh. * polacca (Polonya’ya ait) * özellikle 18.-19. yüzyıl Avrupa müziğinde
Polonya dans ritimlerini taklit eden, üç zamanlı ve belirgin aksan yapısına
sahip, çoğunlukla opera ve orkestra eserlerinde kullanılan müzik formu
polar :
lat., gre. * polos (kutup, eksen, aks, mil, gök kutbu, dönme ekseni) (gre.);
polus + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * bir sistemin, cismin
veya alanın kutuplarıyla ilgili olan, özellikle coğrafya ve fizikte Dünya’nın
kuzey-güney kutup bölgelerini veya zıt elektrik/manyetik yüklerin ayrışması
polargı :
lat., tür. * polaris (kutupsal, eksensel, aksiyal) (polos (kutup, eksen, gök
kutbu, dönme ekseni) + aris (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) + gı (araç eki)
(tür.) * ışığı polarize etmeye yani ışık dalgalarının titreşimlerini belirli
bir düzleme indirgemeye yarayan optik alet, polarıcı, polarizör
polarıcı :
lat., tür. * polaris (kutupsal, eksensel, aksiyal) (polos (kutup, eksen, gök
kutbu, dönme ekseni) + aris (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) + cı (yapan, eden,
araç eki) (tür.) * ışığı polarize etmeye yani ışık dalgalarının titreşimlerini
belirli bir düzleme indirgemeye yarayan optik alet, polargı, polarizör
polarimetre :
lat., gre. * polaris (kutupsal, eksensel, aksiyal) (polos (kutup, eksen, gök
kutbu, dönme ekseni) + aris (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) + metron (ölçü)
(gre.) * optik olarak polarize ışığın düzlemini döndüren maddelerin (özellikle
şeker çözeltileri ve optikçe aktif bileşikler) ışık düzlemindeki dönme açısını
ölçmeye yarayan laboratuvar cihazı, polarölçer
polarimetri :
lat., gre. * polaris (kutupsal, eksensel, aksiyal) (polos (kutup, eksen, gök
kutbu, dönme ekseni) + aris (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) + metria (ölçüm,
ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) *
optikçe aktif maddelerin polarize ışığın düzlemini ne ölçüde döndürdüğünü
inceleyen ve ölçen fizikokimyasal analiz yöntemini ifade eden bilim dalı
polaris :
lat. * polaris (kutupsal, eksensel, aksiyal) (polos (kutup, eksen, gök kutbu,
dönme ekseni) + aris (ile ilgili, -a ait) * Dünya’nın kuzey gök kutbuna çok
yakın konumda bulunan, bu nedenle gökyüzünde neredeyse sabit bir noktada
görülen ve Küçük Ayı (Ursa Minor) takımyıldızının en parlak yıldızı olan “Kutup
Yıldızı”
polariskop :
lat., gre. * polaris (kutupsal, eksensel, aksiyal) (polos (kutup, eksen, gök
kutbu, dönme ekseni) + aris (ile ilgili, -a ait) (lat.) + skopein (gözlemek,
bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopos (gözlem, görüş, bakma,
bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) (gre.) * polarize
ışığın oluşturduğu girişim ve çift kırınım desenlerini kullanarak saydam
maddelerdeki iç gerilimleri ve optik anizotropiyi gözlemlemeye yarayan optik
inceleme cihazı
polarite :
gre., lat. * polaris (kutupsal, eksensel, aksiyal) (polos (kutup, eksen, aks,
mil, gök kutbu, dönme ekseni) (gre.) + aris (ile ilgili, -a ait) + itas (isim
yapım ve durum eki) * bir sistemin elektriksel, manyetik veya kimyasal açıdan
zıt kutuplar (pozitif-negatif) göstermesi durumunu ifade eden, ayrıca moleküllerde
yük dağılımının asimetrik olması
polariton :
lat., gre. * polaris (kutupsal, eksensel, aksiyal) (polos (kutup, eksen, aks,
mil, gök kutbu, dönme ekseni) (gre.) + aris (ile ilgili, -a ait) (lat.) + iton
(parçacık) (gre.) * katı hal fiziğinde, ışık kuantumları (fotonlar) ile kristal
içindeki elektriksel uyarımların (ekzitonlar) birleşmesiyle oluşan karma
parçacık
polarizan :
lat. * polaris (kutupsal, eksensel, aksiyal) (polus (kutup, eksen, aks, mil) +
aris (ile ilgili, -a ait) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + ens,
ent (ile ilgili, -a ait; -cı, yapan, eden eki) * ışığın titreşimlerini tek bir
düzlemde toplayarak onu polarize eden veya bu etkiyi gösteren madde, filtre
veya bileşeni
polarizasyon :
lat. * polaris (kutupsal, eksensel, aksiyal) (polus (kutup, eksen, aks, mil) +
aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale
getirmek) + tio (isim yapım eki) * kutuplaştırma, eksenleştirme, farklı yönlere
dağılmış bir olguyu toplayıp belirli bir doğrultuya, belirli bir eksene
yönlendirme; ışığın titreşim düzlemini tek eksene indirgeme
polarize :
lat. * polarisatus (polaris (kutupsal, eksensel, aksiyal) (polus (kutup, eksen,
aks, mil) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + izare (dönüştürmek,
kılmak, hale getirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * (bir ışık
dalgası) titreşim yönleri tek bir düzleme indirgenmiş; (bir sistemde elektrik
yükleri veya manyetik momentler) belirli yönlerde ayrışmış; (bir yapı) zıt
kutuplara ayrılarak belirgin şekilde karşıtlaşmış
polarizör : polaris
(kutupsal, eksensel, aksiyal) (polus (kutup, eksen, aks, mil) + aris (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) +
or (-cı, yapan, eden eki) (lat.); polariseur (fra.) * doğal ışık gibi her yönde titreşen dalgaları
filtreleyerek yalnızca tek bir düzlemde titreşen doğrusal (kutaplanmış) ışık
üreten optik bir araç
polarmak :
lat., tür. * polaris (kutupsal, eksensel, aksiyal) (polus (kutup, eksen, aks,
mil) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + mak (fiil mastar eki)
(tür.) * fiziksel, optik veya kimyasal bir sistem polar özellik kazanmak, yani
yük, yönelim veya titreşim bakımından zıt kutuplara ayrışır hale gelmek veya
genel anlamda kutuplaşma (zıtlaşma) eğilimi göstermek
polarografi :
lat., gre. * polaris (kutupsal, eksensel, aksiyal) (polus (kutup, eksen, aks,
mil) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + graphein (yazmak,
çizmek, işaretlemek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı,
yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) *
bir çözeltideki maddelerin elektrokimyasal özelliklerini elektrot üzerindeki
akım değişimlerini ölçerek inceleyen analiz yöntemi (damlayan cıva elektrotu
kullanılır ve akım ile voltaj arasındaki ilişki incelenir.)
polaroid :
lat., gre. * polaris (kutupsal, eksensel, aksiyal) (polus (kutup, eksen, aks,
mil) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + oeides (gibi, ile
ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) * ışığı tek yönde geçirecek şekilde
polarize eden sentetik malzeme türü; anında görüntü oluşturan fotoğrafçılık
sistemi
polaroit :
lat., gre. * polaris (kutupsal, eksensel, aksiyal) (polus (kutup, eksen, aks,
mil) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + oeides (gibi, ile
ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) * ışığı tek yönde geçirecek şekilde
polarize eden sentetik malzeme türü; anında görüntü oluşturan fotoğrafçılık
sistemi
polaron :
gre., lat. * polos (kutup, eksen, aks, mil, gök kutbu, dönme ekseni) (gre.);
polus + aris (ile ilgili, -a ait) (lat.) + on (parçacık/tanecik eki) (gre.) *
katı hal fiziğinde bir malzemenin (özellikle yalıtkan veya yarı iletkenlerin)
içinde hareket eden bir yük taşıyıcısının (elektron veya boşluk) etrafındaki
atomik kafeste veya moleküler yapıda yarattığı yerel bozulma ile birlikte
oluşan bir yarı parçacık
polarölçer :
gre., lat., tür. * polaris (kutupsal, eksensel, aksiyal) (polos (kutup, eksen,
aks, mil, gök kutbu, dönme ekseni) (gre.) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) (lat.) + ölç (somut veya soyut bir olgunun ağırlığını, hacmini,
boyutlarını, miktarını (adedini), etkisini muhtelif hesaplama yöntemleri ve
araçları kullanarak sayısal olarak belirlemek) + er (-cı, yapan, eden ve araç
eki) (tür.) * optik olarak polarize ışığın düzlemini döndüren maddelerin
(özellikle şeker çözeltileri ve optikçe aktif bileşikler) ışık düzlemindeki
dönme açısını ölçmeye yarayan laboratuvar cihazı, polarölçer, ploarimetre
polaskia :
lat. * Polask (Amerikalı amatör bitki toplayıcı ve koleksiyoncu Charles
Polaski'nin soyadından) + ia (isim yapım eki) * Meksika’ya özgü, genellikle
sütun şeklinde büyüyen, kaktüs familyasına (Cactaceae) ait, kurak çevre
koşullarına uyumlu ve çoğunlukla süs bitkisi olarak bilinen bitki cinsi
polat :
far. * pulad (çelik; sertleştirilmiş demir kökü) * güçlü, sert, kuvvetli,
dayanıklı (mecazi); erkek ismi
polateli :
far. * pulad (çelik; sertleştirilmiş demir kökü) + el (kolun uç kısmında,
bilekten sonra bulunan, tutma ve kavrama işlevi gören organ) + i (iyelik eki) *
Kilis’in bir ilçesi
polatlı :
far., tür. * pulad (çelik; sertleştirilmiş demir kökü) (far.) + lı (ile,
birlikte, beraber) * Ankara'nın bir ilçesi
polemik :
gre. * polemos (savaş, çatışma, mücadele) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) *
fikir, inanç veya görüş farklılıklarından doğan, taraflar arasında sert
tartışma ve karşılıklı eleştiri şeklinde gelişen düşünsel ve sözel çatışma
polemoniaceae :
gre., lat. * + aceae (-giller, btki familyası eki) (lat.) * Ericales takımına
ait, çoğunlukla Kuzey Yarım Küre'nin ılıman bölgelerinde yayılış gösteren, otsu
bitkileri kapsayan bir çiçekli bitki familyası
polemonium :
gre. * polemonion (küçük savaş, çatışma, mücadele) (polemon (savaş, mücadele) +
ion (küçültme eki) ) (gre.) + ium (isim yapım eki) (lat.) * çoğunlukla Kuzey
Yarım Küre'nin ılıman bölgelerinde yetişen, çiçekli otsu bitkileri kapsayan,
halk arasında "Yakup'un merdiveni" olarak bilinen, mavi, mor veya
beyaz renkli çiçekler açan çok yıllık bir süs ve kır bitkisi cinsi; Antik
Dönem'de Karadeniz bölgesinde kurulmuş eski bir antik kentin ve krallığın adı
polen :
lat. * pollen (toz, un gibi ince parçacık, ince toz) * çiçekli bitkilerin erkek
üreme hücrelerini taşıyan, rüzgâr, su veya böcekler aracılığıyla dişi organlara
ulaşarak döllenmeyi sağlayan mikroskobik toz tanecikler
poli :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) * çok, fazla, çoklu, büyük miktarda, kalabalık
(örneğin "polimer', "poliartrit", "polinöropati")
poliamid :
gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) (gre.) + amid (amidum; azot içeren
organik bileşik sınıfı (-CONH2 yapısı) (lat.) * petrol türevi kimyasallardan
elde edilen, ana yapısında amit bağları barındıran, yüksek mukavemeti, aşınma
direnci ve esnekliği sayesinde hem tekstil sektöründe hem de mühendislik
plastiklerinde yaygın olarak kullanılan sentetik bir polimer (plastik ve elyaf)
türü
poliandri :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + aner (erkek, er kişi, adam, insan), andros
(erkek ile ilgili, er kişi ile ilgili, adam ile ilgili, insan ile ilgili) + eia
(isim yapım ve durum eki) * eki”)
poliansatüre :
gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) (gre.) + inaturatus (doymamış) (in
(yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + saturatus (doymuş, doyurulmuş)
(saturare (doymak, doyurmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.);
polyinsaturé (fra.) * çoklu doymamış; yapısında birden fazla çift bağ
bulunduran, özellikle yağ asitlerinde hidrojenle tam doymamış olan ve biyokimyasal
açıdan esansiyel olabilen lipid sınıfı
polianthes :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + anthos (çiçek) * özellikle gece açan, yoğun
ve hoş kokulu beyaz çiçekleriyle bilinen ve süs bitkisi olarak yetiştirilen
Agavegiller (Asparagaceae) familyasına ait çok çiçekli bitki cinsi
polianthes tuberosa :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu), polios (parlak beyazımsı) + anthos (çiçek)
(gre.) + tuberosus (yumrulu, yumru taşıyan) (tuber (yumru, çıkıntı, kabartı,
kabarıklık, şişlik) + osus (ile ilgili, -a ait, sıfat yapım eki) (lat.) *
Meksika kökenli, yoğun kokulu beyaz çiçekler açan ve tarihî Türkçede
sümbülteber adıyla bilinen yumrulu süs bitkisi, agave amica
poliartrit :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + arthron (eklem) + itis (enfeksiyon, iltihap,
inflamasyon, hastalık eki) * aynı anda 5 veya daha fazla eklemi etkileyen,
iltihaplanma (ağrı, şişlik, sıcaklık, sertlik) ile karakterize yaygın bir
romatizmal durum
poliasit :
gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) (gre.) + acidum, acidus (ekşi olan,
asit) (acere (ekşi olmak) + idus (ile ilgili olan) ) (lat.) * genellikle
biyobozunur plastikler (PLA) veya diş hekimliğinde kullanılan kompomerler gibi,
içerisinde polimerize olabilen asit grupları barındıran malzemelerle
ilişkilendirilen, yapısında birden fazla asidik fonksiyonel grup (karboksil
grubu gibi) bulunduran polimerik madde
polibütadien :
gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) (gre.) + butyrum (tereyağı) (lat.) + di
(iki, ikili, çift) (gre.) + ene (çift bağ içeren doymamış hidrokarbon molekülü
eki) (lat.) * bütadien monomerlerinin birleşmesiyle oluşan, yüksek esneklik,
üstün aşınma direnci ve düşük sıcaklıklarda bile esnek kalabilme özelliği ile
tanınan, araç lastiği, golf topu, hortum ve konveyör bantı üretiminde
kullanılan sentetik bir kauçuk türü
poliçe :
lat. * pollicitatio (vaat, söz, taahhüt, sözleşme) (polliceor (vaat etmek, söz
vermek, taahhüt etmek) + tio (isim yapım eki) ) * sigorta veya ticari
işlemlerde, belirli şartlar altında taraflar arasında hak ve yükümlülükleri
düzenleyen, özellikle sigorta güvencesini belgeleyen yazılı sözleşme
polidaktili :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + daktylos (parmak) + eia (isim yapım ve durum
eki) * el veya ayak parmaklarının olağandan fazla sayıda bulunmasına neden olan
fiziksel anomali
polidipsi :
gre. * polydipsia (polys (çok, fazla, çoklu) + dipsa (susuzluk, susama) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * aşırı susama hissi ve buna bağlı olarak
normalden fazla sıvı tüketme ile karakterize edilen, genellikle diyabet
mellitus veya bazı hormonal/metabolik bozukluklarla ilişkili klinik semptom,
aşırı susama
polidokanol :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + dodeka (on iki) (gre.) + ol
(alkol/heterosiklik yapı belirteci) (lat.) * damar içine uygulanabilen
sklerozan bir ajan olarak özellikle varis ve kılcal damar genişlemelerinin
tedavisinde kullanılan, lokal anestezik özellik de gösterebilen sentetik yüzey
aktif bileşik (C12H25(OCH2CH2)ₙOH)
polien :
gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) (gre.) + ene (çift bağ içeren doymamış
hidrokarbon molekülü eki) (lat.) * organik kimyada yapısında birden fazla
karbon-karbon çift bağı (C=C) barındıran çoklu doymamış organik bileşikler
polien antifungal :
gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) (gre.) + ene (çift bağ içeren doymamış
hidrokarbon molekülü eki) (lat.) + anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) +
fungus (mantar) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * mantar hücre
zarındaki ergosterol maddesine bağlanarak hücre zarını bozan ve mantarların
büyümesini durduran bir antimikrobiyal ilaç sınıfı
poliester :
gre., alm. * polys (çok, fazla, çoklu) (gre.) + essig (sirke) + Äther (eter,
hava) (alm.) * çok sayıda ester bağının tekrarlamasıyla oluşan, genellikle
tekstil, plastik ve endüstriyel malzemelerde kullanılan sentetik veya yarı
sentetik polimer
polietilen :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + ethyl (etil (C2H5- alkil grubu) + ene (çift
bağ içeren doymamış hidrokarbon molekülü eki) * etilen monomerlerinin (C2H4)
polimerleşmesiyle oluşan, ambalajdan boru üretimine kadar çok geniş kullanım
alanına sahip, termoplastik özellik gösteren en yaygın sentetik polimer
polietilen glikol :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + ethyl (etil (C2H5- alkil grubu) + ene (çift
bağ içeren doymamış hidrokarbon molekülü eki) + glukos, glykys, glukon (tatlı,
şeker) (gre.) + ol (alkol eki) (lat.) * etilen oksitten üretilen, suda kolayca
çözünen, renksiz, kokusuz ve toksisitesi düşük olan, tıp, eczacılık, kozmetik
ve çeşitli endüstriyel alanlarda yaygın olarak kullanılan sentetik bir polimer
(C2nH4n+2On+1)
polifaji :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + phagia (yeme, yutma) (phagein (yemek,
yutmak, tüketmek) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * genellikle diyabetes
mellitus, hipertiroidi veya bazı metabolik/endokrin bozukluklara bağlı olarak
ortaya çıkan, aşırı ve kontrolsüz yeme isteği ile karakterize klinik semptom
polifarmasi :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + pharmakeia (ilaç yapma, ilaçla tedavi etme)
(pharmakon (ilaç, tedavi edici madde; uyuşturucu, narkotik; zehir; büyü) + eia
(isim yapım ve durum eki) ) * özellikle yaşlı hastalarda veya kronik hastalık
yönetiminde, aynı anda birden fazla ilacın gereksiz veya dikkatli yönetilmeden
kullanılması durumu
polifarmatik :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + pharmakeia (ilaç yapma, ilaçla tedavi etme)
(pharmakon (ilaç, tedavi edici madde; uyuşturucu, narkotik; zehir; büyü) + eia
(isim yapım ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * eki)
polifaze :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak,
parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa
çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phasis (görünüş, görünüm, belirme, evre)
* çok fazlı, çok evreli; birden fazla fazın veya evrenin bulunduğu, özellikle
elektrik mühendisliğinde ikiden fazla faz içeren sistemle ilgili olan
polifazi :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak,
parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa
çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phasis (görünüş, görünüm, belirme, evre)
* genellikle EMG (elektromiyografi) incelemelerinde, kas liflerinin
senkronizasyonunun bozulduğunu ve kronik nörojenik (sinir kaynaklı) hasar veya
miyojenik (kas kaynaklı) hastalıkları işaret eden, kasların kasılması sırasında
sinirsel uyarının normalden fazla faza (4 veya daha fazla) bölünmesi durumu
polifenol :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak,
parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa
çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phene (benzen) (gre.) + ol (alkol grubu (-OH)
eki) (lat.) * eki)
polifillöz :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + phyllon (yaprak) (gre.) + osus (ile ilgili,
-a ait) (lat.) * çiçek örtüsü yaprakları (çanak veya taç yaprakların) veya taç
yaprakları (stamenlerin) birbirine birleşmemiş, serbest halde bulunan (bitki)
polifoni :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + phone (ses, ton, konuşma) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) * müzikte iki veya daha fazla bağımsız melodi çizgisinin veya
sesin aynı anda tınlaması, çok seslilik
polifonik :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + phone (ses, ton, konuşma) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * çok seslilik ile ilgili,
çok sesli olma özelliği taşıyan
poliform :
gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) (gre.) + formis (şekilli, biçimli)
(forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * çok şekilli,
çok biçimli
polifosfat :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + phosphate (gübre olarak kullanılan, fosforik
asidin tuzu veya esteri, fosfat) (phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren, ışık
veren) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak,
götürmek, getirmek) + os (isim yapım eki) ) + ate (asidin tuzu veya esterini
belirten ek) ) * fosfat birimlerinin (PO4³⁻)
birbirine fosfoanhidrit bağlarıyla zincir şeklinde bağlanmasıyla oluşan, su
tutma, tamponlama ve kompleks oluşturma özellikleri nedeniyle deterjan, gıda ve
endüstriyel süreçlerde kullanılan polianyonik bileşik
poligam :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + gamos (eşlilik, evlilik, birleşme) * eki
poligami :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + gamos (eşlilik, evlilik, birleşme) + eia
(isim yapım ve durum eki) * aynı anda birden fazla eşle evli olma durumu, çok
eşlilik
poligamodioecious :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + gamos (eşlilik, evlilik, birleşme) + oikos
(ev, ikametgah, yerleşim, konut, mekan, yuva, yaşam alanı, çevre) + ios (ile
ilgili, -a ait) (gre.); osus (lat.) * aynı türün bireyleri arasında hem eşeyli
(dioik) hem de çok eşli/karışık çiçek yapıları bir arada bulunan
poligamomonoik :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + gamos (eşlilik, evlilik, birleşme) + monos
(tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * aynı
bitki bireyinde erkek, dişi ve erselik çiçeklerin bir arada bulunabilen, yani
tek bir birey üzerinde birden fazla eşey tipindeki çiçekler gelişebilen
poligenik :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak,
yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten,
meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) *
bir özelliğin tek bir gen tarafından değil, birden fazla genin birlikte
etkisiyle belirlendiği kalıtım modeliyle ilgili
poligliserol fosfat :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + glykys (tatlı, şeker) + eros (sıfat yapım
eki) + * phosphate (gübre olarak kullanılan, fosforik asidin tuzu veya esteri,
fosfat) (phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren, ışık veren) (phos (ışık,
aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + phoros (taşıyan, götüren, getiren) (pherein
(taşımak, götürmek, getirmek) + os (isim yapım eki) ) + ate (asidin tuzu veya
esterini belirten ek) )
poliglot :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + glossa, glotto, glottis (dil, lisan) * çok
dil bilen kişi
poligon :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + gonia (kenar, açı, köşe) * üç veya daha
fazla doğru parçasının uç uca eklenmesiyle oluşan, kapalı ve çok köşeli
düzlemsel şekil
polihidramniyos :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + amnios
(rahimde bebeği çevreleyen zar, döl kesesi, amniyotik kese) * gebelikte amniyon
sıvısının normalden fazla birikmesiyle karakterize edilen, fetal anomaliler
veya maternal metabolik durumlarla ilişkili olabilen obstetrik durum
polijini :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + gyne (dişi organ, dişi, kadın) + eia (isim
yapım ve durum eki) * eki”)
polikaprolaktam :
gre., lat. * poly (çok, çoklu, fazla) (gre.) + caper, capri (keçi), capro (keçi
ile ilgili; keçi kokulu yağ asidi, kaproik asit) + lactam (lactis (süt) + am
(amid türevi halka yapı eki) (lat.) * halka açma polimerizasyonu ile üretilen,
Naylon 6 (PA6) olarak da bilinen, yüksek mukavemeti ve aşınma direnci sayesinde
otomotiv parçaları, tekstil lifleri, teknik iplikler ve plastik mühendislik
uygulamalarında yaygın olarak kullanılan yarı kristal yapılı, dayanıklı ve
esnek bir poliamid polimeri (C6H11NO)n)
polikarbonat :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + carbo, carbonis (karbon, kömür, odun kömürü)
+ ate, nate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek; oksijen içeriğini
belirten son ek) (lat.) * moleküler yapısında karbonat gruplarının bulunduğu ve
bu grupların organik moleküller arasında tekrarlanan bağlarla birleşmesiyle
oluşan, yüksek dayanıklılık, darbe direnci ve ısıya karşı görece kararlılık
gösteren, cama yakın ışık geçirgenliğine sahip olmasına rağmen neredeyse
kırılmaz bir yapıda olan, inşaat, otomotiv, gözlük ve gıda ambalajı gibi pek
çok alanda camın yerine güvenle kullanılan termoplastik polimer
polikistik :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + kystis (kist, kese, kapsül, mesane, idrar
torbası, sidik torbası) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * çok kistli, çok
kesecikli
polikistik ovaryum sendromu :
gre., lat. * polikystikos (çok kistli) (polys (çok, fazla, çoklu) + kystis
(kist, kese, kapsül, mesane, idrar torbası, sidik torbası) + ikos (ile ilgili, -a
ait, gibi) ) (gre.) + ovarium (yumurtalık) (ovum, ovulum (yumurta) + rium (yer,
mekan eki) ) (lat.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik
durum) (gre.) * ovaryumda (yumurtalıkta) çok sayıda kist oluşumu ve hormonal
düzensizlik ile karakterize kadın hastalığı
poliklinik :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + klinike, klinikos (yatarak tedavi edilen
yer, hasta odası) (kline (yatak, yataklı yer) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) * hastaların yatılı olarak kalmadan, muayene ve ayakta tedavi
amacıyla farklı branş hekimleri tarafından hizmet aldığı sağlık birimi
poliklon :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + klon (dal, sürgün, kopya) * tek bir hücreden
değil, birden fazla farklı hücre hattından köken alan, genetik olarak heterojen
yapı gösteren biyolojik hücre veya antikor popülasyonunu
poliklonal :
gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) + klon (dal, sürgün, kopya) (gre.) +
alis (ile ilgili,-a ait) * eki)
polikondrit :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + khondros (kıkırdak, tane, tanecik, granül,
kürecik) + itis (iltihab, enfeksiyon, hastalık, sorun) * eki”)
polikopi :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) (gre.) + copia (bolluk, çokluk, çoğaltma)
(lat.) * bir kişinin aynı işi, yazıyı veya faaliyeti çok sayıda tekrar etmesi,
özellikle tıpta hastanın aşırı iştah veya davranışsal dürtüyle tekrar eden
eylemler göstermesi
polikrami :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + khroma (renk, ton, görünüş, krom) + eia
(isim yapım ve durum eki) * bir yapıda, özellikle biyolojik doku veya hücresel
incelemede, normalden fazla sayıda veya farklı yoğunlukta renklenme görülmesi,
çok renkli görünüm oluşması, histolojik boyanma heterojenliği
polikromi :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + khroma (renk, ton, görünüş, krom) + eia
(isim yapım ve durum eki) * bir yapıda, özellikle biyolojik doku veya hücresel
incelemede, normalden fazla sayıda veya farklı yoğunlukta renklenme görülmesi,
çok renkli görünüm oluşması, histolojik boyanma heterojenliği
polim :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + sema (anlam, işaret) (gre.); polysémie
(fra.) * çok anlamlılık
polim :
gre. * polemos (savaş, çatışma, mücadele) * hile, numara, oyun, caka, yalan
(örneğin "polim yapmak", "polim atmak")
polimaltoz :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) (gre.) + maltose (malt şekeri) (maltum
(çimlendirilmiş arpa) + ose (şeker eki; kimyasal monosakkarit eki) (lat.) ) *
çok sayıda maltoz biriminin (glikoz türevli disakkarit tekrarlarının)
birleşmesiyle oluşan polisakkarit yapılarını veya farmasötik olarak
demir-polimaltoz kompleksleri gibi kontrollü salınım sağlayan bileşik
polimat :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + manthanein (öğrenmek, anlamak), mathema
(bilgi, öğrenme, öğrenilmiş olan) (ma (ön ek) + thema (konu, tema) ) * eki)
polimelit :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + melos (uzuv, organ, kol - bacak) + itis
(enfeksiyon, iltihap, inflamasyon, hastalık eki) * vücudun birden fazla uzvunu
etkileyen, özellikle sinir sistemi enfeksiyonları veya inflamatuvar süreçlere
bağlı olarak gelişebilen yaygın kas güçsüzlüğü ve felç tablosu
polimenore :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + men (ay, adet) + rhein (akmak, yağmak,
dökülmek), rhea (akış, akıntı) * adet (menstrüasyon) döngülerinin normalden
daha sık aralıklarla, genellikle 21 günden kısa periyotlarla tekrarlaması
durumu
polimer :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + meros (parça, bölüm, kısım, birim) * birçok
küçük tekrar eden monomer biriminin kovalent bağlarla birleşmesiyle oluşan,
plastik, kauçuk ve biyopolimerler gibi geniş bir madde sınıfını kapsayan yüksek
molekül ağırlıklı makromolekül
polimeraz : gre.
* polys (çok, fazla, çoklu) + meros (parça, bölüm, kısım, birim) + ase (enzim
eki) * nükleotidleri şablon DNA veya RNA zincirine ekleyerek DNA veya RNA
polimeri sentezini katalize eden, özellikle DNA replikasyonu ve
transkripsiyonda görev alan enzim
polimeri :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + meros (parça, bölüm, kısım, birim) + eia
(isim yapım ve durum eki) * çok sayıda monomer biriminin kimyasal bağlarla
birleşerek oluşturduğu, doğal veya sentetik olabilen ve fiziksel özellikleri
monomerlere göre farklılık gösteren yüksek molekül ağırlıklı makromoleküler
yapı
polimerizasyon :
gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) + meros (parça, bölüm, kısım, birim)
(gre.) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki)
(lat.) * monomer adı verilen küçük moleküllerin kimyasal tepkimelerle kovalent
bağlar oluşturarak uzun zincirli veya ağ yapılı polimerlere dönüşmesi
polimerize :
gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) + meros (parça, bölüm, kısım, birim)
(gre.) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + atus (sıfat yapım eki)
(lat.) * küçük molekülleri (monomerlerin) kimyasal bağlarla birbirine eklenerek
büyük zincirli yapılar (polimerler) oluşturmuş olan, polimerleşmiş olan
polimiksin :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma)
(gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) (lat.) * özellikle
Gram-negatif bakterilerin hücre zarını bozarak bakterisidal etki gösteren,
topikal ve bazı ağır enfeksiyonlarda sistemik olarak kullanılan polipeptid
yapılı antibiyotik grubu (C56H100N16O17)
polimiyaljiya romatika :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + myos, mys (kas, adale) + algia (acılı olma,
ağrılı olma, ıstıraplı olma) (algos (acı, ağrı) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) + rheuma (akış, akıntı, vücut sıvıları) (gre.) + icus (ile ilgili, -a
ait) (lat.) * özellikle omuz ve kalça kuşağında belirgin olan yaygın kas ağrısı
ve sabah tutukluğu ile seyreden, ileri yaşlarda görülen, sistemik inflamatuvar
özellik taşıyan romatizmal hastalık
polimiyozit :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + myos, mys (kas, adale) + itis (iltihap,
enfeksiyon, yangı eki) * birden fazla kas grubunu etkileyen, kaslarda
iltihaplanma sonucu güçsüzlük ve ağrıya yol açan otoimmün kökenli kas hastalığı
polimiyozitis :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + myos, mys (kas, adale) + itis (enfeksiyon,
iltihap, inflamasyon, hastalık eki) * birden fazla kas grubunun bağışıklık
aracılı inflamasyonuyla ortaya çıkan, kas güçsüzlüğü ve fonksiyon kaybına yol
açabilen sistemik kas hastalığı
polimodal : gre.
* polys (çok, fazla, çoklu) + modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim,
şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern,
kalıp, format; hal, durum) + alis (ile ilgili, -a ait) * birden fazla yöntem,
biçim veya uyarı türünü içeren veya farklı duyusal, işlevsel veya analiz
yollarının birlikte kullanıldığı sistem, yaklaşım veya yapı
polimorf :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp)
* bir maddenin, organizmanın veya yapının birden fazla farklı biçimde
bulunabilmesi veya aynı tür içinde farklı şekil varyasyonları göstermesi
özelliği, çok şekilli
polimorfik :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp)
+ ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * bir maddenin, genin veya organizmanın
birden fazla farklı yapısal form veya görünüm sergilemesiyle ilişkili, çok
şekilli özelliği olan
polimorfizm :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp)
+ ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * bir maddenin,
organizmanın veya genetik yapının aynı temel bileşim veya tür içinde birden
fazla farklı form, yapı veya fenotip göstermesi durumu, çok şekillilik
polimorfonükleer :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp)
+ nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nuc (ceviz, sert kabuklu yemiş) + leus
(küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) * özellikle bağışıklık sisteminde
yer alan nötrofiller gibi hücrelerde görülen, çekirdeğin tek parça yerine çok
loblu ve farklı şekilli olması özelliği
polimorfoz :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp)
+ osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * bir organizmanın veya
hücresel yapının yaşam döngüsü veya çevresel koşullara bağlı olarak birden
fazla farklı morfolojik forma dönüşmesi veya bu formlar arasında değişim
göstermesi süreci
polinasyon :
lat. * pollen (toz, un gibi ince parçacık, ince toz) + atio (isim yapım eki) *
bitkilerde çiçek tozunun erkek organdan dişi organa taşınarak döllenmeye uygun
hale gelmesi süreci
polinasyonalite :
lat. * pollen (toz, un gibi ince parçacık, ince toz) + ation (isim yapım eki) +
alis (ile ilgili, -a ait) * bitkilerde çiçek tozu ile ilgili süreçler veya
polinasyon durumu
polinevrit :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip,
bağ) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı eki) * birden fazla çevresel sinirin
iltihaplanması sonucu ortaya çıkan, ağrı, uyuşma ve kas güçsüzlüğü ile seyreden
nörolojik hastalık
polinom :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + onoma (isim, ad, terim) * iki veya daha
fazla terim içeren, terimlerin değişken ve katsayılarla çarpılmış şekilde
toplama veya çıkarma ile birleştirildiği cebirsel ifade (örneğin tek
bilinmeyenli bir polinom olan x² − 4x + 7, ikinci dereceden oluşan bir
polinomdur.)
polinöropati :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip,
bağ) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos
(sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * birden fazla periferik sinirin hasarı veya hastalığı sonucu
ortaya çıkan, uyuşma, karıncalanma, ağrı ve kas güçsüzlüğü ile seyreden
nörolojik hastalık
polinükleer :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nuc
(ceviz, sert kabuklu yemiş) + leus (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait)
* birden fazla çekirdeğe sahip olan veya çok çekirdekli yapılar içeren hücre
veya oluşum
polinükleotid :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + nucleotide (DNA ve RNA’yı oluşturan temel
yapı birimi olan, bir azotlu baz, bir şeker (riboz veya deoksiriboz) ve bir
fosfat grubundan oluşan organik molekül) (nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux,
nucis (sert kabuklu meyve, ceviz) + leus (ile ilgili, -a ait) ) + ide (parçacık
veya tür bildiren ek) ) (lat.) * çok sayıda nükleotidin birbirine bağlanmasıyla
oluşan, genetik bilginin depolanmasında rol oynayan, medikal estetik ve
dermatolojide (genellikle somon DNA'dan elde edilerek) cilt yenileme, kolajen
üretimi ve doku onarımı için kullanılan uzun zincirli bir biyopolimer
poliomyelit :
gre. * polio (gri, boz, ak, beyaz; sinir sistemindeki gri madde) + myelos
(ilik, omurilik, kemik iliği) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı eki) *
omuriliğin gri maddesini etkileyen ve genellikle viral kökenli olup kas
güçsüzlüğü ve felce yol açabilen iltihaplı sinir sistemi hastalığı
poliostotik :
gre. * polio (gri, boz, ak, beyaz; sinir sistemindeki gri madde) + osteon
(kemik) + ikos (ile ilgili,-a ait) * birden fazla kemiği etkileyen veya birçok
kemikle ilgili olan patolojik veya anatomik durum
poliovirüs :
gre. * polio (gri, boz, ak, beyaz; sinir sistemindeki gri madde) + virus
(virüs, zehir, toksin, zararlı sıvı, bulaşıcı etken) * omuriliğin gri maddesini
hedef alarak çocuk felci hastalığına neden olan bulaşıcı viral etken
poliozis :
gre. * polio (gri, boz, ak, beyaz; sinir sistemindeki gri madde) + osis (isim
yapım, durum, sorun, hastalık eki) * saç veya kılların belirli bölgelerinde
pigment kaybına bağlı olarak beyazlaşmasıyla karakterize durum
polip :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + pous, podos (ayak) * çok sayıda ayak veya
uzantıya sahip canlı veya vücutta saplı, çok çıkıntılı yapı gösteren oluşum;
vücudun mukoza ile kaplı yüzeylerinde (bağırsak, burun, rahim, mide vb.)
oluşan, doku yüzeyinden dışarı doğru büyüyen anormal, genellikle iyi huylu
tümoral çıkıntı
polipektomi :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + pous, podos (ayak) + ektomia (kesip çıkarma)
(ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome
(kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * vücutta
oluşan poliplerin cerrahi yöntemle kesilerek çıkarılması işlemi
polipeptit :
gre. * polypeptide (polys (çok, fazla, çoklu) + peptdio (pepton, peptos (pişmiş,
hazmedilmiş, sindirilmiş) + idio (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * 10 -
100 arası amino asidin bir zincir halinde bağlanmasıyla oluşan, her bir asidin
karboksil grubunun bir sonrakinin amino grubuna -OC-NH- tipinde bir bağ ile
bağlandığı bileşik
polipetal :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + petalon (yaprak, ince levha, tabaka) (gre.);
petalum (çiçek yaprağı) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * çiçek taç
yaprakları birbirinden ayrı ve serbest durumda bulunan, taç yaprakları
birbiriyle kaynaşmamış olan (bitki çiçek yapısın)
poliploid :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + ploos (kat, katlanmış) ) + oeides (gibi, ile
ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * kromozom takımının ikiden fazla kopyasına
sahip olan, hücrelerinde üç, dört veya daha fazla sayıda tam kromozom takımı
taşıyan ve bu durumun genetik çeşitlilik, büyüme özellikleri ve evrimsel uyum
üzerinde etkili olabildiği (canlı)
polipod :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + pous, podos (ayak) * çok ayaklı
polipoid :
gre. * polypous (çok ayaklı; polip biçimli) (polys (çok, fazla, çoklu) + pous,
podos (ayak) ) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * Cnidaria
(Knidliler) grubundaki polip evresine benzeyen, gövdesi silindirik veya tüpsü
yapıda olan, bir tabana bağlı veya sabit yaşam gösteren canlıları veya polip
benzeri morfolojik yapı
polipozis :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + pous, podos (ayak) + osis (isim yapım,
durum, sorun, hastalık eki) * vücudun belirli bir bölgesinde çok sayıda polip
oluşumu ile karakterize hastalık
polipropilen :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + propane (üç karbonlu alkan) (pro, pros (ilk,
birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru, için,
lehine, içinde, gerektikçe) + ane (alkan eki) ) + yl (alkil eki) + ene (çift
bağ içeren doymamış hidrokarbon molekülü eki; alken eki) * propilen monomerlerinin
polimerleşmesiyle oluşan, hafifliği, kimyasal maddelere karşı dayanıklılığı,
düşük nem tutuculuğu ve mekanik özellikleri nedeniyle ambalaj, tekstil lifi,
otomotiv parçaları ve çeşitli endüstriyel ürünlerde kullanılan termoplastik
polimer (C3H5)n)
poliptik :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + pous, podos (ayak) + ikos (ile ilgili, -a
ait, gibi) * poliplerle ilgili olan veya polip yapısına ait
poliribitol fosfat :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + ribose (RNA, ATP ve birçok nükleotidin
yapısına katılan, beş karbon atomu içeren doğal monosakkarit) (ribes (frenk
üzümü) (lat.) + ose (şeker eki; kimyasal monosakkarit eki) ) + ol (alkol OH
eki) + phosphate (gübre olarak kullanılan, fosforik asidin tuzu veya esteri,
fosfat) (phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren, ışık veren) (phos (ışık,
aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + phoros (taşıyan, götüren, getiren) (pherein
(taşımak, götürmek, getirmek) + os (isim yapım eki) ) + ate (asidin tuzu veya
esterini belirten ek) ) * fosfat bağlarıyla birbirine bağlanmış çok sayıdaki
ribitol biriminden oluşan, özellikle Gram pozitif bakterilerin hücre
duvarındaki teikoik asitlerin yapısında bulunan polimer ( (C5H111O7P)n )
polis :
gre., fra. * polis (şehir, kent; devlet) (gre.); police (kami düzeninden
sorumlu teşkilat mensubu memur) (fra.) * şehir; antik Yunan’da bağımsız
şehir-devleti, şehir ve şehir yönetimi; devletin emniyet ve asayişini sağlamak,
yasaları uygulamak, suçları önlemek, suçluları yakalamak, kamu düzenini
sağlamak, suç araştırması, trafik yönetimi ve önleyici güvenlik tedbirlerini
almak ve vatandaşların huzurunu korumakla görevli teşkilatın üniformalı
güvenlik gücü mensubu
polisaj :
lat., fra. * polire (parlatmak, cilalamak; düzeltmek, temizlemek) + agium (isim
yapım ve durum eki) (lat.); polissage (fra.) * metal, plastik, cam veya
otomobil boyası gibi yüzeylerin, aşındırıcı pastalar ve polisaj makineleri
yardımıyla yüzeyden en az miktarda malzeme kaldırılarak (aşındırma) çiziklerden
arındırılıp, pürüzsüzleştirilmesi ve yüksek parlaklığa ulaştırılması işlemi
polisakkarit :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + sakkharides (sakkharon (şeker) * çok sayıda
monosakkarit biriminin glikozidik bağlarla birleşmesiyle oluşan, nişasta ve
selüloz gibi yapısal ve depo karbonhidratları
polisemi : gre.
* polys (çok, fazla, çoklu) + sema (işaret, iz, nişan, sembol, simge, anlam) + eia
(isim yapım ve durum eki) * bir kelimenin birbiriyle ilişkili birden fazla
anlama sahip olması durumu, birden çok anlama sahip olma, çok anlamlılık
polisemik : gre.
* polys (çok, fazla, çoklu) + sema (işaret, iz, nişan, sembol, simge, anlam) + ikos
(ile ilgili, -a ait, gibi) * birden çok anlama sahip olan, çok anlamlı
polisitemi :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk,
kap) + emia (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kanda
eritrosit (alyuvar) sayısının normalin üzerinde artmasıyla karakterize edilen,
kanın koyulaşmasına ve dolaşım sorunlarına yol açabilen hematolojik durum
polisitemia rubra vera :
gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk,
oyuk, kap) + emia (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) )
(gre ) + ruber (kırmızı, al) + verus (gerçek, asıl, hakiki) (lat.) * kemik
iliğinde kontrolsüz eritrosit üretimi sonucu kanda kırmızı hücrelerin belirgin
artışıyla seyreden, primer (gerçek) polisitemi türünü ifade eden hematolojik
hastalık
polisiye :
gre., fra. * polis (şehir, kent; devlet) (gre.); police (kami düzeninden
sorumlu teşkilat mensubu memur) + ier (ile ilgili,-a ait) (fra.) * suç,
soruşturma ve kolluk kuvvetlerinin olay çözümü ile yani polisin müdahil olduğu
durumla ilgili; polis faaliyetlerini konu alan edebi tür veya bu türdeki eserler
polisomnografi :
gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) (gre.) + somnus (uyku, uyuma) (lat.) +
graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme)
(graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) (gre.) * uyku sırasında beynin, solunumun, kalp ritminin ve kas
aktivitesinin eş zamanlı olarak kaydedilmesiyle yapılan ayrıntılı uyku inceleme
testi
polistemonöz :
gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) + stemon (çözgü, çözgü ipliği, iplik, dik
duran ip, dokuma tezgahındaki dik ip; çubuk, filament, erkek organ, erkeklik
organı, stamen) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * çiçekte taç
yapraklardan veya çanak yapraklardan daha fazla sayıda erkek organın (stamenin)
bulunduğu, çok sayıda erkek organa sahip olan (çiçek yapısı)
polistiren :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + styrax (reçine veren ağaç türü) + ene (çift
bağ içeren doymamış hidrokarbon molekülü eki) * stiren monomerlerinin
polimerleşmesiyle oluşan, sert, hafif, elektrik yalıtkanlığı yüksek ve kolay
şekillendirilebilen yapısı nedeniyle ambalaj malzemeleri, köpük plastikler,
yalıtım levhaları ve çeşitli endüstriyel ürünlerde kullanılan sentetik
termoplastik polimer (C8H8)n)
polistiren sülfonat :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + styrax (reçine veren ağaç türü) + ene (çift
bağ içeren doymamış hidrokarbon molekülü eki) (gre.) + sulphur (selp, sulph
(yağ) + urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve anyon-katyon temelli tuz eki) )
+ ate (tuz veya ester eki) (lat.) * polistiren omurgası üzerinde sülfonat
grupları taşıyan, özellikle tıpta potasyum bağlayıcı reçine olarak kullanılan
sentetik iyon değiştirici polimer (C8H7SO3Na)n)
politeist :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + theos (tanrı) + istis (-cı, yapan, eden eki;
gibi olan, ile ilgili olan) * birden fazla tanrıya inanan ve çoktanrıcılık
(politeizm) inanç sistemini benimseyen kişi, çok tanrıcı
politeizm :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + theos (tanrı) + ismos (isim yapım, durum,
öğreti, doktrin, akım eki) * birden fazla tanrının varlığını kabul eden ve bu
tanrılara inanç, ibadet veya kutsallık atfeden dini inanç sistemi, çok
tanrıcılık
politeknik :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + tekhne (ustalık, sanat, maharet, sanat,
zanaat, beceri, yapım, iş, teknik, yöntem, usül) + ikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * birçok teknik ve mühendislik alanını kapsayan, özellikle
uygulamalı bilimler ve mesleki teknik eğitim veren kurum veya yaklaşım
politelia :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + thele (memecik, sütun, uç, meme ucu; örtü,
zar, tabaka) + eia (isim yapım ve durum eki) * konjenital ve embriyonik olan,
vücutta normal iki meme ucu dışında bir veya daha fazla fazladan meme ucunun
bulunması durumu
politetrafloroetilen :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + tetra(dört) + fluor (akışkan, flor elementi)
(fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek) + or (element eki) ) + ethyl
(etil (C2H5- alkil grubu) + ene (çift bağ içeren doymamış hidrokarbon molekülü
eki) * etilen zincirindeki hidrojen atomlarının tamamen flor atomlarıyla yer
değiştirmesiyle oluşan, kimyasal olarak çok inert, yüksek ısı ve sürtünme
direncine sahip sentetik polimer (PTFE, Teflon) (C2F4)n)
politiazid :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + thia (kükürt içeren heterosiklik halka)
(theion (kükürt) (gre.) + ia (isim yapım eki) (lat.) + zide (diüretik sınıfını
gösteren kimyasal madde eki) (lat.) * klorotiyazid türevi olarak geliştirilen,
böbreklerde sodyum ve su atılımını artırarak etki gösteren, yüksek tansiyon ve
ödem tedavisinde kullanılan tiyazid grubu sentetik diüretik ilacın etken
maddesi (C11H16ClN3O4S2)
politik :
gre. * politikos (polis (devlet, şehir) + tikos (ile ilgili-a ait) ) * siyaset
ile ilgili, politika ile ilgili, siyasi
politika :
gre. * politikos (polis (devlet, şehir) + tikos (ile ilgili-a ait) ) * devlet
yönetimi, kamusal düzen, toplum yönetimi, yurttaşlıkla ilgili işler ve
uygulamaları ifade eden kavram, siyaset
polium :
gte., lat. * polio, polion (gri, boz, ak, beyaz; sinir sistemindeki gri madde);
polium (lat.) * Lamiaceae (ballıbabagiller) familyasından, özellikle Teucrium
polium olarak bilinen, tıbbi ve aromatik özellikleriyle kullanılan otsu bitki
poliüretan :
gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) + ouria (üre) (ouron (idrar, sidik, çiş)
+ eia (isim yapım eki) ) (gre.), urea + ane (organik bileşik ve doymuş
hidrokarbon, alkan eki) (lat.) * çok sayıda üretan bağının tekrarlanmasıyla
oluşan, esnek köpüklerden sert plastiklere kadar farklı formlarda bulunabilen
sentetik polimer
poliüri :
gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) + ouria (üre) (ouron (idrar, sidik, çiş)
+ eia (isim yapım eki) ) (gre.), urea (lat.) * fazla idrara çıkma durumu
polivalan :
gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) (gre.) + valens, valent (güçlü,
kuvvetli, kudretli; sağlıklı; değerli) (valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak;
sağlıklı olmak; değeri olmak) + ens, ent (sıfat yapım eki) ) (lat.) * çok
görevli, çok işlevli veya birden fazla alanda etkili/yetenekli; birden fazla
değerlik veya bağ yapma kapasitesine sahip olan veya birden fazla etkiye karşı
etkili olabilen (örneğin aşı veya antikor)
polivalanantiserum :
gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) (gre.) + valens, valent (güçlü, değerli)
(valere (güçlü olmak, sağlıklı olmak, değerli olmak) + ens, ent (sıfat yapım
eki) ) (lat.) + anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (gre.) + serum (sulu
sıvı, peynir altı suyu) (lat.) * birden fazla antijene karşı antikor içeren ve
farklı patojen veya toksinlere karşı etkili olabilen bağışıklık serumu türü
polivalans :
gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) (gre.) + valentia (kudret, kuvvet, güç)
(valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak; sağlıklı olmak; değeri olmak) + entia
(isim yapım eki) ) (lat.) * çok değerlilik, çok işlevlilik, çok fonksiyonluluk,
çokyönlülük; bir atomun birden fazla bağ yapabilme kapasitesini veya bir
maddenin birden fazla etkene karşı etkili olma özelliği
polivinil :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + vinyl (iki karbonlu doymamış hidrokarbon
grubu) (vinum (şarap) + yl (etenil grubu; CH₂=CH–)
* çok sayıda vinil grubu içeren monomerlerin polimerleşmesiyle oluşan veya
vinil kökenli tekrarlayan birimlerden meydana gelen polimerleri tanımlamak için
kullanılan kimya terimi; vinil monomerlerinden türeyen sentetik polimer
sınıfını belirteci
polivinil pirolidon :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + vinyl (iki karbonlu doymamış hidrokarbon
grubu) (vinum (şarap) + yl (etenil grubu; CH₂=CH–)
) + pyr (ateş), pyrrol (beş üyeli azotlu halka bileşiği) + one (oksijenli
bileşik, keton (C=O) türevi, karbonil grubu) * vinil pirolidon monomerlerinin
polimerleşmesiyle oluşan, suda çözünebilen ve tıp ile endüstride bağlayıcı,
stabilizatör ve taşıyıcı olarak kullanılan sentetik polimer (C6H9NO)n)
polivinilklorür :
gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) + vinyl (iki karbonlu doymamış
hidrokarbon grubu) (vinum (şarap) + yl (etenil grubu; CH₂=CH–) ) + chloride (khloros
(klor Cl⁻ iyonu) (gre.) + ide (ikili
bileşik, anyon eki) (lat.) ) * vinil klorür monomerlerinin polimerleşmesiyle
oluşan, klor atomu içeren tekrarlayan vinil birimlerinden meydana gelen; sert
veya esnek biçimlerde üretilebilen, kimyasal dayanıklılığı, yalıtkanlığı ve
uzun kullanım ömrü nedeniyle boru, kablo kaplaması, yapı malzemeleri, zemin
kaplamaları ve çeşitli plastik ürünlerin yapımında kullanılan sentetik
termoplastik polimer ( (C2H3Cl)n)
poliyomyelit :
gre. * polio (gri, boz, ak, beyaz; sinir sistemindeki gri madde) + myelos
(ilik, omurilik, kemik iliği) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı eki) *
omuriliğin gri maddesini etkileyen ve genellikle viral kökenli olup kas
güçsüzlüğü ve felce yol açabilen iltihaplı sinir sistemi hastalığı
polka :
pol. * polka (Polonya kadını; Polonyalı kadın) * 19. yüzyılda Orta Avrupa’da
ortaya çıkan, hızlı tempolu ve çift zamanlı ritme sahip geleneksel dans ve
müzik türü
polki :
far. * pahli (ham, işlenmemiş) * Hindistan kökenli, kesilmemiş, işlenmemiş ve
cilalanmamış olan, genellikle altın veya gümüş folyo ile desteklenerek, Babür
döneminden kalma geleneksel takılarda (özellikle gelin takılarında) kullanılan,
antika görünümlü, ham ve organik şekilli doğal elmas türü
pollaküri :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + ouria (üre) (ouron (idrar, sidik, çiş) + eia
(isim yapım eki) ) * genellikle aşırı aktif mesane, enfeksiyonlar, stres veya
prostat sorunlarından kaynaklanan, gece idrara çıkma (noktüri) ile de
seyredebilen toplam idrar hacminde artış olmaksızın, gün içinde sık sık
(genellikle 7-8'den fazla) ve az miktarda idrara çıkma durumu
pollinarium :
lat. * pollen (polen, ince toz, un gibi madde) + arium (yer eki) * özellikle
orkideler ve ipekotugiller gibi bazı bitki türlerinde, polen kütlelerinin
(pollinyum), bunları taşıyan sapçık ve yapışkan bir tabanla birlikte tek bir
üreme birimi olarak birleştiği yapı
pollusyon :
lat. * polluere (kirletmek, lekelemek; bozmak) + tio (isim yapım eki) *
çevrenin hava, su veya toprak gibi bileşenlerinin zararlı maddelerle kirlenmesi
ve doğal dengenin bozulması durumu, kirlenme, kirlilik, kirletme
polo :
san. * pulu, polo (top) * at üzerinde oynanan, topun sopalarla rakip kaleye
gönderilmeye çalışıldığı ve modern hali özellikle Britanya Hindistanı üzerinden
dünyaya yayılan spor dalı
polonez :
fra. * polonaise (Polonyalı) * Polonya kökenli ağır tempolu dansı, bu dansa
uygun müzik formunu ve özellikle saray müziğinde kullanılan görkemli yürüyüş
karakterli müzik türü
polonya :
lat. * polon (Polan halkı) + ia (yer eki) * Orta Avrupa’da yer alan, kuzeyde
Baltık Denizi’ne kıyısı bulunan; batıda Almanya, güneyde Çekya ve Slovakya,
doğuda Litvanya, Belarus ve Ukrayna ile komşu olan ülke
polonyum :
lat. * Polonia (Polonya; elementin keşfedildiği ülke) + ium (kimyasal element
eki) * atom numarası 84, simgesi Po olan, adını, Marie Curie'nin, Polonya’ya
atfen verdiği radyoaktif, yüksek derecede zehirli ve periyodik tabloda Po
sembolüyle yer alan kimyasal element
poltergeist :
alm. * poltern (gürültü yapmak) + geist (ruh, hayalet) * paranormal
araştırmalarda, nesneleri hareket ettirdiği veya sesler çıkardığı iddia edilen,
çoğunlukla rahatsız edici aktiviteler sergileyen hayalet veya ruh türü
polüsyon :
lat. * polluere (kirletmek, lekelemek; bozmak) + tio (isim yapım eki) *
çevrenin hava, su veya toprak gibi bileşenlerinin zararlı maddelerle kirlenmesi
ve doğal dengenin bozulması durumu, kirlenme, kirlilik, kirletme
polychaeta :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + khaite (kıl, uzun kıl, saç, yele) + a
(taksonomik çoğul eki) * halkalı solucanlar (Annelida) içinde yer alan, vücut
segmentlerinin çoğunda çok sayıda kitinsi kıl (seta/chaeta) taşıyan, genellikle
denizlerde yaşayan ve parapod adı verilen yan uzantılarıyla hareket eden çok
kıllı solucanlar sınıfı
polyclathra :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + kleithron, klathron (ızgara, kafes; kapı,
geçit) * Cucurbitaceae (kabakgiller) familyasında yer alan, tropikal Amerika
kökenli bazı sarılıcı bitki türlerini içeren, kafes biçimli çiçek yapısına
sahip bir bitki cinsi
polye :
slo. * polje (tarla, ova) * kireç taşı gibi eriyebilen kayaçların çözünmesiyle
oluşan ve yüksek dağlar arasında bulunan geniş düzlük veya ova
polyen :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + ene (doymamış organik bileşikleri ifade eden
kimyasal adlandırma eki) * molekül yapısında birden fazla çift bağ (C=C)
içeren, özellikle konjuge sistemler halinde bulunan ve bu nedenle ışık soğurma
özellikleri değişebilen organik bileşiklerin genel ismi
polyester :
gre., alm. * polys (çok, fazla, çoklu) (gre.) + essig (sirke) + Äther (eter,
hava) (alm.) * çok sayıda ester bağının tekrarlamasıyla oluşan, genellikle
tekstil, plastik ve endüstriyel malzemelerde kullanılan sentetik veya yarı
sentetik polimer
polygala :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + gala (süt) * Polygalaceae familyasına ait,
süt verimini artırdığına inanılan bitki cinsi
polygalaceae :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + gala (süt) (gre.) + aceae (-giller, bitki
familyası eki) (lat.) * Fabales takımına bağlı, olan, çoğunlukla otsu bitkiler,
çalılar ve bazı ağaççıklardan oluşan; sütotu olarak bilinen türleri içeren,
çiçek yapıları genellikle düzensiz ve kelebeksi görünümlü olan, yaklaşık bin
kadar türü kapsayan bitki familyası, sütotugiller
polygonaceae :
gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) + gonia (kenar, açı, köşe, eklem) (gre.)
+ aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * gövdelerinde belirgin boğumlar,
çoğunlukla almaşık yapraklar ve küçük çiçeklerden oluşan çiçek durumları
bulunan; kuzukulağı, karabuğday, madımak, ve labada gibi ekonomik ve ekolojik
açıdan önemli türleri içeren, otsu bitkilerden çalılara kadar değişen yaşam
biçimlerine sahip bitki familyası, madımakgiller, karabuğdaygiller
polygonatum :
gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) + gonia (kenar, açı, köşe, eklem) (gre.)
+ atum (isim yapım eki) (lat.) * gövdeleri üzerinde çok sayıda belirgin boğum
veya eklem bulunan, zambakgillerle ilişkili Asparagaceae (kuşkonmazgiller)
familyasına ait, rizomlu, çok yıllık otsu bitkilerden oluşan ve genellikle
sarkık çan biçimli çiçekleriyle tanınan inci çiçeği cinsi, mührüsüleyman,
boğumluca otu
polygonum :
gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) + gonia (kenar, açı, köşe, eklem) (gre.)
+ um (isim yapım eki) (lat.) * Polygonaceae (Kuzukulağıgiller, Madımakgiller)
familyasına ait, gövdesinde çok sayıda belirgin boğum bulunan, genellikle otsu
yapılı, almaşık yapraklı ve küçük çiçekli türleri kapsayan bitki cinsi
polyoma virüs :
gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik,
ur; kanser; toplanma, oluşum) (gre.) + virus (virüs, zehir, toksin, zararlı
sıvı, bulaşıcı etken) (lat.) * birçok farklı tümör oluşumuna yol açabilen DNA
virüslerini içeren polyomaviridae ailesine ait, özellikle bağışıklık sistemi
baskılanmış bireylerde enfeksiyon oluşturabilen küçük, zarfsız virüs grubu
polyopsi :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + opsis (görme, bakma) * bir nesnenin tek
değil birden fazla görüntü olarak algılanmasıyla karakterize edilen, genellikle
göz kasları veya nörolojik nedenlere bağlı ortaya çıkan görme bozukluğu,
nesneleri çoğul algılama sendromu
polyplacophora :
gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) + plax, plakos (tabaka, levha, yüzey,
düzlem, yassı parça) + phoros (taşıyan, götüren, getiren) (pherein (taşımak,
götürmek, getirmek) + os (isim yapım eki) ) * Mollusca (Yumuşakçalar) şubesine
ait, sırt kısmında üst üste dizilmiş sekiz adet kalkerli kabuk levhası taşıyan,
genellikle denizlerde kayalara yapışarak yaşayan ve kitonlar olarak bilinen çok
plaklı yumuşakçalar sınıfı
polypodiaceae :
gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) + podos (ayak) (gre.) + aceae (-giller,
bitki familyası eki) (lat.) * çoğunlukla rizomlu, çok yıllık ve sporla çoğalan
damarlı bitkiler arasında yer alan eğrelti otlarını içeren, yapraklarının alt
yüzünde spor keseleri (sorus) taşıyan, özellikle nemli ve gölgeli habitatlarda
yayılış gösteren bitki familyası, benlieğreltigiller
polypodium :
gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) + podos (ayak) (gre.) + ium (isim yapım
eki) (lat.) * Polypodiaceae (Polipodyumgiller) familyasına ait, rizomlu ve çok
yıllık yapıya sahip, çoğunlukla kayalık alanlarda, ağaç gövdelerinde veya nemli
orman habitatlarında yetişen, yapraklarının alt yüzeyinde yuvarlak spor
keseleri bulunan ve eğrelti otlarını kapsayan bitki cinsi
polypogon :
gre. * polys (çok, fazla, çoklu) + pogon (sakal) * Poaceae (Buğdaygiller)
familyasına ait, başakçıklarının tabanında veya çevresinde çok sayıda uzun kıl
bulunması nedeniyle sakallı bir görünüm kazanan, çoğunlukla tek yıllık veya çok
yıllık otsu türleri içeren ve özellikle nemli çayır, bataklık ve sulak
alanlarda yetişen bitki cinsi
polyporus :
gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) (gre.) + porus (gözenek, delik) (lat.) *
Polyporaceae familyasına ait, genellikle ağaç gövdelerinde veya kütüklerinde
yetişen, alt yüzeyinde gözenekli (delikli) bir yapı bulunan, ağaçları parazit
olarak etkileyebilen veya ölü odunlar üzerinde çürükçül (saprofit) olarak
beslenen mantar cinsi
polypremum :
gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) (gre.) + premum (çıkıntı, önde olma,
önde olan, önce, erken) (lat.) * Tetrachondraceae (Dörttohumlular) familyasına
ait, ince dallı gövdeleri ve küçük karşılıklı yaprakları bulunan, küçük beyaz
çiçekli, tek yıllık otsu bitkilerden oluşan ve özellikle Amerika kıtasının
nemli veya kumlu alanlarında yayılış gösteren bitki cinsi
polystichum :
gre., lat. * polys (çok, fazla, çoklu) + stikhos (sıra, hat, dizgi; satır)
(gre.) + um (isim yapım eki) (lat.) * Dryopteridaceae (Erkeçotugiller)
familyasına ait, yaprak sapı ve yaprak ekseni boyunca çok sayıda dizili
yaprakçık taşıyan, çoğunlukla rizomlu, çok yıllık ve sporla çoğalan, nemli
ormanlık alanlarda yetişen eğrelti otlarını kapsayan bitki cinsi
pomacanthidae :
gre. * poma (kapak, örtü, kapı) + akanthos (diken, dikenli çıkıntı, sivri uç,
başak, karıncalanma, iğnelenme) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki)
(lat.) * Pomacanthidae (İskorpitgiller değil, Melekbalığıgiller) familyasına
ait, vücutlarında belirgin renk desenleri, yanlardan basık yapıları ve
özellikle solungaç kapakları çevresinde dikenli çıkıntıları bulunan, tropikal
denizlerde özellikle mercan resiflerinde yaşayan ve melek balıkları olarak
bilinen ışın yüzgeçli balıklar familyası
pomacentridae :
gre. * poma (kapak, örtü, kapı) + kentron (merkez, orta nokta, keskin nokta,
diken, mahmuz, iğne, iğne ucu, sivri uç, iğne, dürtme) (gre.) + idae (-giller,
hayvan familyası eki) (lat.) * küçük ve orta büyüklükte, genellikle parlak
renkli, yanlardan basık gövdeli, solungaç kapaklarında dikenli yapılar bulunan,
çoğunlukla tropikal denizlerde mercan resifleri çevresinde yaşayan ve damsel
balıkları ile palyaço balıklarını içeren ışın yüzgeçli balıklar familyası, Hani
balığıgiller
pomad :
lat., fra. * pomum (elma; meyve, yağlı öz) (lat.), pomme (elma) + ade (isim
yapım eki) (fra.) * genellikle saç şekillendirmede veya cilt bakımında
kullanılan, yağ ve balmumu bazlı, yarı katı kozmetik preparat, merhem, cilt
kremi
pomaderris :
lat., gre. * pomum (elma; meyve, yağlı öz) (lat.) + derrhis (ağaç, odunsu
bitki) (gre.) * Rhamnaceae familyasına ait, Avustralya ve Yeni Zelanda’da
bulunan çalı formunda meyveli çalı cinsi
pomak :
sla., bul. * pomagac, pomagati (yardım etmek) * Balkanlar'da (özellikle
Bulgaristan, Yunanistan ve Kuzey Makedonya) ve Türkiye'de yaşayan, ana dilleri
Slavca'nın bir lehçesi olan ancak çoğunluğu Müslüman olan, Bulgaristan'ın Rodop
Dağları civarında yoğunlaşan bir topluluk; Rumeli'de Bulgar dilini konuşan Türk
pomalidomid :
lat. * poma (talidomid türevi isimlendirme varyantı ve yapay adlandırma kökü) +
lidomide, idomide (thalidomide ailesine ait ilaç isimlendirme kalıbı) + imide
(imid (-CO-NH-CO-) fonksiyonel grup) * bağışıklık sistemini düzenleyici ve
antikanser etkileri olan, özellikle multipl miyelom tedavisinde kullanılan
ilacın etken maddesi (C13H11N3O4)
pomat :
lat., fra. * pomum (elma; meyve, yağlı öz) (lat.), pomme (elma) + ade (isim yapım
eki) (fra.) * genellikle saç şekillendirmede veya cilt bakımında kullanılan,
yağ ve balmumu bazlı, yarı katı kozmetik preparat, merhem, cilt kremi
pomatomidae :
gre. * poma (kapak, örtü, kapı) + tome (kesik, kesme, kesit, dilim), tomia
(kesim, kesme) (temnein (kesmek) + eia (isim yapım eki) ) (gre.) + idae
(-giller, haycan familyası eki) (lat.) * yanlardan basık ve güçlü yüzücü yapıya
sahip, keskin dişleri ve avcı özellikleriyle tanınan, denizlerde sürüler
halinde yaşayan ve lüfer gibi ekonomik öneme sahip türleri içeren ışın yüzgeçli
balıklar familyası, lüfergiller
pomel :
lat., fra. * pomum (elma, yuvarlak meyve) + ella (küçültme eki) (lat.); pomel,
pommeau (küçük elma, yuvarlak baş; topuz) * kılıç, hançer gibi silahların
sapının ucundaki denge sağlayan yuvarlak baş kısmını veya eyerin ön çıkıntılı
tutma yeri, topuz
pomeron :
rus., lat. * pomer (Rus fizikçi Yevgeny Pomeranchuk'un soyadından) + on
(parçacık/tanecik eki) (lat.) * yüksek enerjili parçacık fiziğinde, güçlü
etkileşimlerde iki hadron arasındaki saçılma süreçlerini açıklamak için
kullanılan, belirli bir parçacık değil kuantum renk dinamiği ve Regge teorisi
çerçevesinde tanımlanan vakum kuantum sayılarına sahip Regge yörüngesi veya
değişim nesnesi
pomfoliks :
gre. * pomphos (kabarcık, su dolu şişlik; deri altında sıvı birikimiyle oluşan
küçük vezikül) + ix * isim yapım eki)
pomona :
lat. * pomum (elma, yuvarlak meyve) + ona (dişil eki) * Roma mitolojisinde
meyve ağaçları, bahçeler ve özellikle meyve yetiştiriciliğiyle ilişkilendirilen
bereket ve meyve tanrıçası
pompa :
lat. * pompa (gösteri, alay, tören; ihtişam, gösteriş, şaşaa, debdebe, göz
alıcı parlaklık, görkem) * görkemli tören, alay; pompa (gösteri, alay, tören;
ihtişam, gösteriş, şaşaa, debdebe, göz alıcı parlaklık, görkem)
pompaj :
lat. * pompaticum (pompare (pompa (gösteri, alay, tören; ihtişam, gösteriş,
şaşaa, debdebe, göz alıcı parlaklık, görkem) + are (fiil mastar eki) ) + aticum
(isim yapım eki) ) (lat.); pompage (pompe (ihtişam, gösteriş, şaşaa, debdebe,
göz alıcı parlaklık, görkem; pompa) + age (isim yapım eki) ) (fra.) * sıvı veya
gazları, hava basıncı vasıtasıyla bir yerden başka bir yere aktarma işlemi
pompe hastalığı :
hol. * pompe (Hollandalı patolog Joannes Cassianus Pompe’un soyadından) +
hastalık (sağlığın bozulması durumu, rahatsızlık, bozukluk) + ı (iyelik eki)
(tür.) * lizozomal asit alfa-glukozidaz (GAA) enziminin eksikliği sonucu
glikojenin hücrelerde (özellikle kas dokusunda) birikmesiyle ortaya çıkan,
ilerleyici kas zayıflığı ve kalp tutulumu ile seyreden nadir genetik metabolik
hastalık
pomza :
lat. * pumex, pumicis (gözenekli, süngerimsi taş) * volkanik patlamalar
sonucunda lavların ani ve hızlı soğumasıyla oluşan, halk arasında topuk taşı
veya nasır taşı olarak bilinen, ayaklardaki nasırları gidermek, ölü derileri temizlemek,
inşaat sektöründe hafif yapı elemanları üretmek ve tarımda toprağı
havalandırmak için kullanılan çok gözenekli, hafif ve camsı yapılı doğal bir
taş
ponal restart :
lat., ing. * ponere (yerleştirmek, koymak) + alis (ile ilgili, -a ait) + re
(yeniden, tekrar, geri) + start (başlamak) * bilgisayar, telefon veya diğer
teknik cihazların kapatılıp, işletim sisteminin tamamen devre dışı bırakılarak
tekrar çalışır hale getirilmesi işlemi
ponatinib :
lat. * pina (farmasötik ön ek) + tinib (tyrosine kinase (tirozin kinaz)
inhibitörü) (tyrosine (aminoasit) (turos, tyros (peynir) + ine (ile ilgili,
gibi, -a ait) ) + kinesis, kinase (kinein (hareket ettirmek, devindirmek,
kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak) +
asis (son ek) ) (gre.) + inhibitor (engelleyici, önleyici, mani olan) (lat.) )
* Amerikalı onkolog ve moleküler biyolog Brian J. Druker’in çalışmalarıyla
geliştirilen tirozin kinaz inhibitörleri sınıfındaki ilaçlardan biri olarak
adlandırılan, özellikle BCR-ABL füzyon proteini taşıyan kronik miyeloid lösemi
ve Philadelphia kromozomu pozitif akut lenfoblastik lösemi tedavisinde
kullanılan, kinaz aktivitesini baskılayan hedefe yönelik antikanser bileşiği
olan sentetik küçük molekül (C29H27F2N7O)
poncirus :
lat. * Poncirus (Citrus cinsi benzeri özel ad) * Rutaceae familyasına ait,
özellikle Poncirus trifoliata (üç yapraklı turunç) türünü içeren ve genellikle
soğuğa dayanıklı yapısıyla bilinen, küçük ağaç veya çalı formundaki narenciye
benzeri bitki cinsi
ponçik :
rus. * ponchik (yuvarlak, yumuşak hamur tatlısı) * Polonya ve Rus mutfağına
ait, kremalı veya reçelli puf puf bir tatlı türü; çok sevimli, tatlı, pofidik,
tombul veya yumuşacık (mecazi)
ponera :
gre., lat. * poneros (kötü, zararlı) * nemli bölgelerde yaklaşık 50-60 civarı
az işçili koloniler kuran küçük boyutlu bir karınca türü, Ponera coarctata;
Orchidaceae (orkideler) familyasına ait, çiçekleri zehirli olan bitki cinsi
poni :
isko., ing., lat. * powny (küçük yapılı, tıknaz, uysal ve dayanıklı) (isk.);
pony (ing.); pullanus (tay, at yavrusu, küçük at) (lat.) * omuz başından
yüksekliği 1.48 m'nin altında olan, genellikle çocukların binicilik eğitiminde,
sevimli görünümleri ve yönetilebilir yapıları nedeniyle tercih edilen küçük
boylu, bodur at türü, midilli
ponje :
lat., fra , çin. * spongos, spongia (sünger) (lat.); éponge (fra.); ben ji
(düz, doğal dokuma) (çin.) * düz, ince ve sık dokunmuş, yumuşak dokulu, hafif,
gözenekli yapılı, pamuklu veya viskon esaslı bir ipekli kumaş türü
ponksiyon :
lat. * punctus (nokta, işaret, delik), punctio (delme, deliş) (pungere (delmek,
batırmak) + tio (isim eki) ) * iğne ile vücut boşluklarından sıvı alma veya
boşluk oluşturma işlemi
ponksiyon lomber :
lat. * punctus (nokta, işaret, delik), punctio (delme, deliş) (pungere (delmek,
batırmak) + tio (isim eki) ) + lumbus (bel; bel bölgesi, fileto) + aris (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bel delme; bel bölgesinden beyin omurilik
sıvısı (BOS) örneği alınarak biyokimyasal, mikrobiyolojik ve sitolojik inceleme
yapılması işlemi
ponos :
gre. * ponos (emek, zahmet, sıkıntı, acı, ıstırap) * Yunan mitolojisinde
emeğin, çabanın ve zahmetli işin kişileştirilmiş hali addedilen tanrısal
karakter ve figür
ponpon :
fra. * pompon (süs püskülü, top biçimli süs; ses yansımalı kelime) * kumaş,
iplik veya plastikten yapılan, yuvarlak püskül şeklindeki dekoratif süs
objesini
pons :
lat. * pons, pontis (köprü) * medulla oblongata'nın üstünde ve serebellumun ve
dördüncü ventrikül boşluğunun altında bulunan beyin sapının bir kısmı
pontederiaceae :
lat. * Pontederia (İtalyan botanikçi Giulio Pontedera’nın soyadından) + aceae
(-giller, bitki familyası eki) * çoğunlukla tatlı sularda yaşayan, yüzen veya
köklü su bitkilerini içeren, etli yapraklı, rizomlu ve gösterişli çiçeklere
sahip türleri kapsayan, özellikle su sümbülü (Eichhornia crassipes) gibi
istilacı olabilen sucul bitkileri barındıran bitki familyası, su sümbülügiller
pontin tegmentum :
lat. * pons, pontis (köprü) + tegmentum (örtü, kaplama) (tegere (örtmek,
kaplamak) + mentum (isim yapım eki) ) * beyin sapında pons bölgesinin dorsal
(arka) kısmını ifade eden, arka (dorsal) üçte birlik kısmını oluşturan, hayati
sinir çekirdekleri ve retiküler formasyonu içeren, motor ve duyusal yolların
geçtiği nöroanatomi bölgesi, dorsal pons
ponton :
lat., fra. * pons, pontis (köprü) + one (küçültme ve araç eki) (lat.); ponton
(fra.) * su üzerinde yüzer platform olarak kullanılan, genellikle geçici köprü,
iskele veya askeri/lojistik amaçlı taşıyıcı yapı elemanı, duba, şamandıra
pontoporia :
gre., lat. * pontos (deniz, açık deniz) (gre.); pontus (lat.) + poros (boru,
boğaz, gözenek, delik, kanal, geçit, giriş) (gre.) + ia (isim yapım ve yer eki)
(lat.) * Pontoporiidae (La Plata yunusugiller) familyasına ait, Güney
Amerika'nın Atlantik kıyılarında ve özellikle Rio de la Plata çevresindeki
kıyısal sularda yaşayan, küçük yapılı, uzun ve dar gagalı, gri-kahverengi
renkli tek bir yunus türünü içeren deniz memelisi cinsi
pontoporiidae :
gre., lat. * pontos (deniz, açık deniz) (gre.); pontus (lat.) + poros (boru, boğaz,
gözenek, delik, kanal, geçit, giriş) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası
eki) (lat.) * Güney Amerika'nın Atlas Okyanusu kıyılarında ve özellikle Río de
la Plata estuarı ile ona bağlı kıyısal sularda yaşayan, küçük gövdeli, uzun ve
dar gagalı, gri-kahverengi renkli Pontoporia cinsini ve günümüzde yaşayan tek
tür olan La Plata yunusunu kapsayan dişli balinalar familyası, La Plata
yunusugiller
pontos :
gre., lat. * pontos (deniz, açık deniz) (gre.); pontus (lat.) * Yunan
mitolojisinde denizin ilksel (ilkel) tanrısı olarak kabul edilen ve denizin
kişileştirilmiş hali olan karakter ve figür
pontospermaceae :
gre., lat. * pontos (deniz, açık deniz) (gre.); pontus (lat.) + sperma (tohum,
çekirdek, döl, bel, meni, sperm) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası eki)
(lat.) * denizel ortamlarda yaşayan ve tohum benzeri üreme yapıları oluşturan
algsi veya ilkel bitki gruplarını kapsayan taksonomik familya,
Deniztohumugiller
pontus :
gre., lat. * pontos (deniz, açık deniz) (gre.); pontus (lat.) * Türkiye'nin
kuzeyinde yer alan Karadeniz'i ve çevresindeki alanı kapsayan tarihi bölge
ponza :
lat. * pumex, pumicis (gözenekli, süngerimsi taş) * volkanik patlamalar
sonucunda lavların ani ve hızlı soğumasıyla oluşan, halk arasında topuk taşı
veya nasır taşı olarak bilinen, ayaklardaki nasırları gidermek, ölü derileri
temizlemek, inşaat sektöründe hafif yapı elemanları üretmek ve tarımda toprağı
havalandırmak için kullanılan çok gözenekli, hafif ve camsı yapılı doğal bir
taş
pop :
ing. * pop (patlama sesinden ses yansımalı (onomatopeik) kelime) * ani patlama,
açılma sesi veya “pop müzik” gibi hafif, ritmik ve popüler kültüre ait müzik
türünü ifade eden; ayrıca günlük dilde “pop out / pop in” gibi ani hareket
anlamlarında da kullanılan terim
pop müzik :
lat., gre. * popularis (halkla ilgili) (populus (halk, toplum, topluluk) + aris
(ile ilgili, -a ait) ) (lat.) + mousike (Musalara ait sanat, müzik) (Mousa
(Yunan mitolojisinde esin perisi, Musa) + ike (ile ilgili, -a ait) (dişil),
ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) * 1950'lerin ortalarında ABD ve
İngiltere'de ortaya çıkan, geniş kitlelere hitap eden, akılda kalıcı
melodileri, basit yapısı (genellikle mısra-nakarat) ve dans edilebilir
ritimleriyle öne çıkan, geniş kitlelere hitap eden, kısa, akılda kalıcı ve ticari
olarak yaygın üretilen modern müzik türü
poplin :
lat., fra. * papalis (papa (papa) + alis (ile ilgili, -a ait) ) + ina (ile
ilgili, -a ait) ) (lat.); popeline (fra.) * çözgüsü atkısından daha sık
dokunmuş, genellikle pamuktan üretilen, İnce iplik yapısıyla nefes alabilen,
yaz aylarında serin tutan, gömlek, elbise ve pijama yapımında sıkça kullanılan
parlak görünümlü, hafif, dayanıklı ve pürüzsüz bir dokuma kumaş türü (Kumaşın,
Orta Çağ’da Papalık sarayı etkisi altındaki bölge olan Avignon (Fransa) bölgesinde
üretilmiş olması ismine kaynak olmuştur.)
popliteal :
lat. * poples (diz arkası, diz çukuru) + alis (ile ilgili, -a ait) * dizin arka
kısmı (popliteal fossa) ile ilgili olan (anatomik yapılar, damarlar ve
sinirler)
popo :
fra. * popo (çocuk dilinden türeme kelime ("pipi" gibi) ) * vücudun
arkasında, bel ile bacakların başlangıç hattı arasında kalan, dışarı doğru
yuvarlak çıkıntılı iki yanaktan oluşan etli bölüm, kaba et, kalça, göt
poppet :
lat., fra. * pupa (kız çocuk, bebek; küçük kız) + etta (küçültme eki) (lat.);
poupette, poupée (bebek, oyuncak bebek, kukla) (fra.); puppet (ing.) * iplerle
veya el ile hareket ettirilen oyuncak figür, kukla; başkası tarafından
yönlendirilen kişi (mecazi); bebek, minnoş, cicim, cici çocuk anlamlarınfa
kullanilan kelime
populus :
lat. * populus (halk, toplum, topluluk; kavak ağacı) * söğütgiller (Salicaceae)
familyasına ait, hızlı büyüyen, yaprak döken kavak ve türevi ağaçları kapsayan
cins
popülarite :
lat. * populus (halk, toplum, topluluk) + aris (ile ilgili, -a ait) + itas
(isim yapım ve durum eki) * bir kişinin veya şeyin halk tarafından tanınması,
sevilmesi, tutulması ve rağbet edilmesi durumu, ünlü olma, tutulma durumu
popülasyon :
lat. * populare (halklaşmak, insan çoğalmak, insan yoğunlaşmak) (populus (halk,
toplum, topluluk, insanlar) + are (fiil mastar eki) ) + tio (fiili isim yapan
son ek) * belirli bir zaman diliminde, sınırları belirlenmiş bir alanda oluşan,
yaşayan, çoğalan aynı türe ait canlıların oluşturduğu topluluk, nüfus
popüler :
lat. * populus (halk, toplum, topluluk) + aris (ile ilgili, -a ait) * halk
tarafından tanınan, sevilen, tutulan, rağbet edilen, ünlü olan
popülist :
lat. * populus (halk, toplum, topluluk) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen,
yandaş eki) * halkın isteklerini, beklentilerini ve hislerini abartılı bir
şekilde pohpohlayarak, çoğunluğun desteğini almayı ve bu yolla menfaat
(genellikle siyasi güç) elde etmeyi amaçlayan kişi veya tutum
popülizm :
lat. * populus (halk, toplum, topluluk) + ismus (osim yapım, durum, öğreti,
doktrin, akım eki) * toplumu "saf halk" ve "yozlaşmış
seçkinler" olarak iki karşıt gruba ayıran, siyaseti halkın genel
iradesinin ifadesi olarak gören, temelde elit karşıtlığına dayanan, halk adına
konuştuğunu iddia eden ve çoğunlukla çoğulculuk karşıtı bir tavırla rakiplerini
halkın düşmanı olarak tanımlayan siyasi söylem veya strateji
por :
gre. * poros (boru, boğaz, gözenek, delik, kanal, geçit, giriş) (gre.); porus
(lat.) * deri yüzeyindeki küçük açıklıklardan her biri, gözenek; dokular veya
membranlar üzerindeki mikroskobik geçiş kanallarından her biri
porcellionidae :
lat. * porcellio (küçük domuz, domuzcuk) (porcus (domuz, erkek/dişi yaban
domuzu) + ellus (küçültme eki) ) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.)
* oval ve dorsoventral olarak basık gövdeli, çok sayıda bacak çifti bulunan ve
tehlike karşısında vücutlarını genellikle tam küre şeklinde yuvarlayamayan,
nemli toprak, taş altı, yaprak döküntüsü ve benzeri ortamlarda yaşayan karasal
izopodları kapsayan kabuklular familyası, Tesbihböceğigiller
porcus :
lat. * porcus (domuz, erkek/dişi yaban domuzu) * şişen, kabaran; Suidae
(Domuzgiller) familyasına ait, çift parmaklı toynaklılar arasında yer alan, iri
ve tıknaz gövdeli, kısa boyunlu, burun ucunda kıkırdak yapılı bir disk bulunan,
genellikle hepçil beslenen ve evcil, yabani veya yarı evcil türleri bulunan
hayvanların genel adı
porella :
gre. * porellus (küçük delik, gözenek) (poros (boru, boğaz, gözenek, delik,
kanal, geçit, giriş) (gre.); porus + ellus (küçültme eki) ) (lat.) * Porellaceae
familyasına ait, genellikle nemli alanlarda yetişen, küçük, damarsız ve spor
üreten bitkiler grubu olan Marchantiophyta bölümüne dahil karaciğer yosunu
cinsi
porfir :
gre. * porphyra (mor, kızıl, erguvan renk) + ites (element, kayaç ve mineral
eki) (gre.); porphyre (kızıl mermer, somaki) (fra.) * jeolojide ince taneli,
koyu renkli bir hamur içinde daha iri feldspat kristallerinin bulunduğu,
oldukça sert ve genellikle kırmızımsı-mor tonlarında olan, antik dönemlerde
imparatorluk rengi olan moru temsil ettiği için lahit ve anıt yapımında
kullanılan çok değerli bir "somaki mermer" çeşidi ve volkanik bir
kayaç türü
porfiria :
gre. * porphyra (mor, kızıl, erguvan renk) * kırmızı kan hücrelerindeki
hemoglobinin üretimi için gerekli olan "hem" sentez sürecindeki enzim
eksikliği ve vücutta "porfirin" adı verilen maddelerin birikmesiyle
oluşan, ataklar halinde karın ağrısı, ciltte ışığa hassasiyet (fotosensitivite)
ve nörolojik belirtilerle seyreden, iki ana gruba (akut ve kutanöz) ayrılan ve
nadir görülen genetik bir metabolik hastalık
porfirin :
gre. * porphyra (mor, kızıl, erguvan renk) + ine (kiyasal madde eki) *
tetrapirol bileşiklerinin temel yapısını oluşturan, dört pirol halkasının metin
köprüleriyle birbirine bağlanmasıyla meydana gelen, konjuge ve aromatik
makrosiklik organik bileşiklerin genel adı olarak hem, klorofil ve benzeri
biyolojik açıdan önemli pigmentlerin yapısında bulunan temel moleküler iskelet
(C20H14N4)
porfirit :
gre. * porphyra (mor, kızıl, erguvan renk) + ites (element, kayaç ve mineral
eki) (gre.); porphyre (kızıl mermer, somaki) (fra.) * jeolojide ince taneli,
koyu renkli bir hamur içinde daha iri feldspat kristallerinin bulunduğu,
oldukça sert ve genellikle kırmızımsı-mor tonlarında olan, antik dönemlerde
imparatorluk rengi olan moru temsil ettiği için lahit ve anıt yapımında
kullanılan çok değerli bir "somaki mermer" çeşidi ve volkanik bir
kayaç türü
porifera :
gre. * poros (boru, boğaz, gözenek, delik, kanal, geçit, giriş) (gre.); porus
(lat.) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı,
götüren, getiren) (gre.); ferre (getirmek, taşımak, götürmek, yüklenmek) + a
(çoğul eki) (lat.) * gözenek taşıyanlar, gözenekliler; vücudu çok sayıda
gözenek ve kanal sistemiyle su akışına izin veren, gerçek doku ve organları
bulunmayan, filtre beslenen denizel canlıları kapsayan hayvan şubesi, süngerler
poritidae :
gre. * poros (boru, boğaz, gözenek, delik, kanal, geçit, giriş) (gre.); porus
(lat.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * koloniler oluşturan,
iskeletlerinde çok sayıda küçük gözenek bulunan, genellikle sert ve masif
yapılı koloniler meydana getiren ve tropikal mercan resiflerinin oluşumunda
önemli rol oynayan taş mercanları familyası, Porit mercanlarıgiller
pormetri :
gre. * poros (boru, boğaz, gözenek, delik, kanal, geçit, giriş) + metria
(ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
gözenekli bir malzemenin veya katı yüzeyin gözeneklerinin boyutunu, dağılımını,
hacmini ve gözeneklilik derecesini belirlemek amacıyla yapılan ölçüm ve analiz
yöntemi
porno :
gre. * pernanein (geçmek, karşıya geçmek, geçirmek, aktarmak, satmak) (per
(ileriye, öteye) + naein, nao (gitmek, ilerlemek) ), porne (fahişe, satılan
kadın) * cinsel organları veya cinsel ilişki eylemlerini, cinsel uyarılma
sağlamak amacıyla açık ve detaylı bir şekilde gösteren, film, fotoğraf, dergi
veya internet içerikleri şeklinde olabilen ve genellikle ticari amaçla üretilen
görsel, işitsel veya yazılı içerik
pornografi :
gre. * pernanein (geçmek, karşıya geçmek, geçirmek, aktarmak, satmak) (per
(ileriye, öteye) + naein, nao (gitmek, ilerlemek) ), porne (fahişe, satılan
kadın) ( + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek), graphia (yazı yazma,
işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ), porneion (genelev, kerhane) * cinsel organları veya
cinsel ilişki eylemlerini, cinsel uyarılma sağlamak amacıyla açık ve detaylı
bir şekilde gösteren, film, fotoğraf, dergi veya internet içerikleri şeklinde
olabilen ve genellikle ticari amaçla üretilen görsel, işitsel veya yazılı
içerik
pornografik :
gre. * pernanein (geçmek, karşıya geçmek, geçirmek, aktarmak, satmak) (per
(ileriye, öteye) + naein, nao (gitmek, ilerlemek) ), porne (fahişe, satılan
kadın) ( + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek), graphia (yazı yazma,
işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
pornografi ile ilgili, porno içerikli
poronkusema :
fin. * poronkusema (ren geyiğinin bir idrar yapma aralığında aldığı yol) (poron
(ren geyiği) + kusema (işeme, idrar yapma) ) * eski Fin ölçü sisteminde, bir
ren geyiğinin idrarını yapmadan önce kat edebildiği mesafeye dayanan ve
yaklaşık 7,5 kilometreye karşılık gelen geleneksel uzaklık ölçüsü
porosimetre :
gre. * poros (boru, boğaz, gözenek, delik, kanal, geçit, giriş) (gre.); porus
(lat.) + metron, metros (ölçü) (gre.) * gözenekli malzemelerin (seramik, kayaç,
katalizör vb.) gözenek yapısını, gözenek çapını, gözenek hacmini, yoğunluğunu,
boyut dağılımını ölçen teknik cihaz
porozite :
gre., lat. * poros (boru, boğaz, gözenek, delik, kanal, geçit, giriş) (gre.);
porus (lat.) + itas (isim yapım ve durum eki) * toprak, kayaç, yapı malzemeleri
veya döküm parçaları gibi maddelerin ne kadar gözenekli (boşluklu) olduğunu
gösteren, bir malzemenin içindeki boşluk hacminin, malzemenin toplam hacmine
oranı, gözeneklilik
poröz :
gre., lat. * poros (boru, boğaz, gözenek, delik, kanal, geçit, giriş) (gre.);
porus + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * gözenekli, içinde çok sayıda küçük
boşluk veya kanal bulunan, bu gözenekler nedeniyle sıvı veya gazların belirli
ölçüde geçmesine, tutulmasına veya emilmesine olanak sağlayan
porözite :
gre., lat. * poros (boru, boğaz, gözenek, delik, kanal, geçit, giriş) (gre.);
porus (lat.) + itas (isim yapım ve durum eki) * toprak, kayaç, yapı malzemeleri
veya döküm parçaları gibi maddelerin ne kadar gözenekli (boşluklu) olduğunu
gösteren, bir malzemenin içindeki boşluk hacminin, malzemenin toplam hacmine
oranı, gözeneklilik
porselen :
lat. * porcella (dişi domuz yavrusu) (porcus (domuz) + ella (küçültme eki) ) +
anus (ile ilgili, -a ait) (lat.); porcellana (ita.) * seramikler arasında en
dayanıklı ve su emme özelliği en düşük (genellikle <0.5%) olan, yüksek
sıcaklıklarda (genellikle 1200°C - 1450°C) pişirilen, kaolin, kuvars ve
feldispat gibi ham maddelerden üretilen, sert, beyaz, gözeneksiz, camsı, ışık
geçiren ve sert bir seramik türü
porsiyon :
lat. * portio (partiri (bölmek, kısımlara ayırmak, bölümlere ayırmak, pay
etmek, paylaştırmak, bölüştürmek) + tio (isim yapım eki) ) (lat.); portion
(fra.) * pay, bölüm, kısım; bir öğünde tüketilen yiyecek veya içeceğin ölçülü
miktarı, bir bütünün parçası veya servis edilen bir tabak yemek
porsuk :
tür. * borsmuk (boz benek, boz renkli) (bors, boz (açık gri, açık kahverengi
veya soluk renk, toprak rengi) + muk (ile ilgili, -a ait) ) * sansargiller
(Mustelidae) familyasına ait, Avrasya genelinde yayılış gösteren, etçil ve yer
altında tüneller kazarak yaşayan, sık, uzun kıllı su tutmaz kürkü ve kazmaya
uygun güçlü pençeleri olan bir memeli bir hayvan
porsumak :
tür. * pörs (büzülmek, gevşemek, kırışmak, esnekliğini kaybetmek) + u (edilgen
fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * tazeliğini, diriliğini veya gerginliğini
yitirerek gevşemek, sarkmak veya büzüşmek
port louis :
lat., fra. * portus, porta (kapı, giriş, geçit; liman) (lat.); port + Louis
(Fransa Kralı XV. Louis'ye (Louis Le Grand) ithafen) (fra.) * Mauritius'un
başkenti
port moresby :
lat. * portus, porta (kapı, giriş, geçit; liman) (lat.) + moresby (1873 yılında
bölgeyi keşfeden İngiliz deniz subayı Kaptan John Moresby'in soyadından) *
Papua Yeni Gine'nin başkenti
port of spain :
lat., ing. * portus, porta (kapı, giriş, geçit; liman) (lat.) + of (iyelik
bağlacı, tamlama eki) + Spain (İspanya) * Trinidad ve Tobago'nun başkenti
port vila :
lat. * portus, porta (kapı, giriş, geçit; liman) + villa (kır evi, çiftlik evi,
büyük konut, tarımsal yerleşim) * Vanuatu'nun başkenti
porta :
lat. * portare (taşımak, götürmek) * kapı, giriş, geçit; liman; anatomide
organların (özellikle karaciğerin) içine kan damarlarının, sinirlerin ve
kanalların girdiği veya çıktığı giriş kapısı ya da yarık, hilum
portabl :
lat. * portare (taşımak, götürmek) + abilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki)
* taşınabilir, portatif, seyyar; fiziksel nesneler için kolayca bir yerden
başka bir yere götürülebilen (örn. taşınabilir şarj cihazı); teknoloji alanında
kurulum gerektirmeden çalışan (portable program) cihaz veya yazılım
portakal :
lat. * portugal, Portus Cale (Portekiz) (portus, porta (kapı, giriş, geçit;
liman) + Cale (Kelt kökenli antik yer) ) * kış aylarında hasat edilen,
narenciye (turunçgiller) familyasına ait, C vitamini ve antioksidan açısından
zengin, tatlı veya ekşi lezzet profiline sahip olan, Portekizliler aracılığıyla
Akdeniz ve Osmanlı coğrafyasına yayılmış olan tatlı bir meyve
portakaval şant :
lat., ing. * portus, porta (kapı, giriş, geçit; liman) + cava (oyuk, mağara,
kiler) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + shunt (yön
değiştirmek, başka yola saptırmak, yön değiştirme, by pass; vücutta bir sıvının
(kan, beyin omurilik sıvısı vb.) normal akış yolundan başka bir yöne
yönlendirilmesini sağlayan yapay veya doğal geçit) (ing.) * karaciğerdeki kan
damarları arasında yeni bir bağlantı oluşturarak, portal ven ile vena cava
arasında kanın karaciğere uğramadan doğrudan ana toplardamara (inferior vena
cava) aktarılmasını sağlayan cerrahi veya radyolojik prosedür
portal :
lat. * portus, porta (kapı, giriş, geçit; liman) + alis (ile ilgili, -a ait) *
kapıya ait, girişle ilgili, geçit; genellikle haberler, e-posta, arama
motorları ve alışveriş gibi birçok içeriği bünyesinde barındıran "ana
kapı" niteliğindeki geniş kapsamlı web sitelerini ifade eden, bir noktadan
erişim sağlayan web tabanlı platform
portatif :
lat. * portatus (taşınmış, götürülmüş, taşınan) (portare (taşımak, götürmek) +
tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, -a ait) *
taşınabilir, götürülebilir, yer değiştirilmeye uygun olan
port-au-prince :
lat., fra. * portus, porta (kapı, giriş, geçit; liman) (lat.); port (kapı,
giriş, geçit; liman) + au (-a doğru, yönelim) (fra.) + princeps (birinci, önde
gelen; önder, lider) (primus (ilk, evvel, önce) + capere (almak, içine almak,
tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek), caput, ceps (kafa, baş) ) (lat.);
prince (monarşik sistemlerde kralın erkek çocuğunu veya hanedan içindeki erkek
soylu kişi; kraliyet ailesine mensup erkek üye veya hükümdar soyundan gelen
soylu ünvanı, prens, kralın oğlu) (fra.) * Haiti'nin başkenti
portbagaj :
lat., fra. * portare (taşımak, götürmek) (lat.); porter (fra.) + bacaticum
(baca (paket, yük) + aticum (isim yapım eki) ) (lat.); bagage (bague (bağ,
paket, heybe, kese, torba, çanta), baguer (bağlamak) + age (ile ilgili olma,
isim yapım eki) ) (fra.) * otomobillerin tavanına monte edilen, araç içi
hacminin yetersiz kaldığı durumlarda ekstra depolama alanı sağlayan, genellikle
plastik veya alüminyum malzemeden üretilen, aerodinamik yapılı harici taşıma
kutusu
portbebe :
lat., fra. * portare (taşımak, götürmek) (lat.); porter (fra.) + bébé (bebek) *
özellikle yenidoğan bebeklerin (0-6 ay) dışarıya çıkarılması, taşınması veya
araç içi transferleri sırasında kullanılan, düz ve sert tabanlı, bebeğin omurga
sağlığına uygun, bebeğin anne karnındaki gibi sırtüstü pozisyonda yatmasına
olanak tanıyan ve genellikle bebek arabalarıyla entegre edilebilen ergonomik ve
güvenli taşıma ünitesi
porte :
lat., fra. * portatus (taşınmış, götürülmüş, taşınan) (portare (taşımak, götürmek)
+ tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); porter (taşımak), portée
(taşınmış) (fra.) * üzerine müzik notalarının yazıldığı beş paralel çizgi ve
dört aralıktan oluşan düzen, dizek; ticaret ve diplomaside bir işin kapsadığı
alan, önem, etki derecesi veya genişliği
portekiz :
lat. * portugal, Portus Cale (Portekiz) (portus, porta (kapı, giriş, geçit;
liman) + Cale (Kelt kökenli antik yer) ) * Güneybatı Avrupa’da, İber
Yarımadası’nın batısında yer alan, doğu ve kuzeyde İspanya, batı ve güneyde Atlas
Okyanusu ile çevrili olan ülke
portfolio :
lat., fra * portare (taşımak, götürmek) + folium (yaprak), folio (yapraklar)
(lat.); porter (taşımak, götürmek) + feuille (yaprak) (fra.) * bir kişinin,
şirketin veya kurumun sahip olduğu finansal varlıkların (hisse senedi, tahvil,
nakit vb.) tümü; bir sanatçının, mimarın ya da uzmanın yeteneklerini,
başarılarını ve geçmiş çalışmalarını göstermek amacıyla bir araya getirdiği iş
örnekleri koleksiyonu, eser derlemesi
portföy :
lat., fra * portare (taşımak, götürmek) + folium (yaprak), folio (yapraklar)
(lat.); porter (taşımak, götürmek) + feuille (yaprak) (fra.) * evrak veya para
taşıma çantası, cüzdan; bir kişinin, şirketin veya kurumun sahip olduğu
finansal varlıkların (hisse senedi, tahvil, nakit vb.) tümü; bir sanatçının,
mimarın ya da uzmanın yeteneklerini, başarılarını ve geçmiş çalışmalarını
göstermek amacıyla bir araya getirdiği iş örnekleri koleksiyonu, eser derlemesi
portmanto :
lat., fra. * portare (taşımak, götürmek) + mantellum (örtü, pelerin, üst giysi,
pelerin, manto) (mantum (örtü, kumaş parçası) + ellum (küçültme eki) ) (lat.);
porter (taşımak, götürmek) + manteau (örtü, pelerin, üst giysi, pelerin, manto)
(fra.) * giysi asmak için kullanılan askılık veya dolap türü
portmone :
lat., fra. * portare (taşımak, götürmek) + moneta (para basılan yer, darphane;
sikke, para) (lat.); porter (taşımak, götürmek) + monnaie (madeni, kağıt veya
dijital olarak kullanılan ödeme aracı, para) (fra.) * para taşımaya yarayan
küçük cüzdan veya para kesesi, cüzdan
porto :
lat., ita. * portus, porta (kapı, giriş, geçit; liman) (lat.); porto (ita.) *
linan, sığınak; Portekiz'deki liman şehri, gemilerin yanaştığı kıyı yerleşimi,
liman şehri
porto riko :
lat., isp. * portus, porta (kapı, giriş, geçit; liman) (lat.); puerto + rico
(zengin, bolluk içinde, refah içinde) (isp.) * Karayipler’de Büyük Antiller
içinde yer alan, kuzeyinde Atlas Okyanusu, güneyinde Karayip Denizi bulunan ve
doğu ile batıda komşu kara sınırı olmayan, ABD’ye bağlı özerk bir ada bölgesi
porto-novo : lat.,
isp. * portus, porta (kapı, giriş, geçit; liman) + novus (yeni) (lat.); novo
(por.) * Benin'in başkenti
portosistemik şant :
lat., gre , ing. * portus, porta (kapı, giriş, geçit; liman) (lat.) + sustema,
systema (bir araya konmuş parçalar bütünü, sistem, düzen, nizam, tertip) (sun,
syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + histanai, histanein, histemi
(yerleştirmek, düzenlemek, kurgulamak, koymak, dikmek, durdurmak) ) (gre.) +
shunt (yön değiştirmek, başka yola saptırmak, yön değiştirme, by pass; vücutta
bir sıvının (kan, beyin omurilik sıvısı vb.) normal akış yolundan başka bir
yöne yönlendirilmesini sağlayan yapay veya doğal geçit) (ing.) * portal venöz
sistem ile sistemik venöz dolaşım arasında kanın karaciğeri bypass ederek
dolaşıma katılmasını sağlayan veya bu şekilde oluşan damar bağlantısı
portör :
lat., fra. * portare (taşımak, götürmek) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat.);
porteur (fra.) * taşıyıcı, götürücü; hastalık etkenini (özellikle belirti
göstermeden) taşıyıp başkalarına bulaştırabilen “taşıyıcı” birey
portre :
lat., fra. * protrahere (dışarı çekmek, ortaya çıkarmak) (pro (ön, önce, önde,
ileri) + trahere (çizmek) ) (lat.); traire (çizmek), portraire (taşıyıp çizmek;
tanımlamak, canlandırmak, tasvir etmek, portresini yapmak (fra.) * bir kişinin
belden yukarısını, yüzünü, görünüşünü veya karakterini yansıtan fotoğraf veya
yağlıboya, suluboya ile yapılmış resim, çizim veya betimleme
portulaca :
lat. * portulaca (limon bitkisi) (portus, porta (kapı, giriş, geçit; liman) +
ulus, ula (küçültme eki) + ca (bitki eki) ) * Portulacaceae familyasına ait,
genellikle sıcak iklimlerde yetişen, etli yapraklı, sürünücü gövdeli ve yer
örtücü bitki cinsi
portulacaceae :
lat. * portulaca (limon bitkisi) (portus, porta (kapı, giriş, geçit; liman) +
ulus, ula (küçültme eki) + ca (bitki eki) ) + aceae (-giller, bitki familyası
eki) * çoğunlukla etli gövdeli ve yapraklı, su depolama yeteneği sayesinde
kurak koşullara dayanabilen, tek yıllık veya çok yıllık otsu bitkileri içeren
ve semizotu gibi türleri barındıran bitki familyası, Semizotugiller
portunidae :
lat. * Portunus (yüzücü yengeç cinsi; Roma deniz ve liman tanrısı Portunus’tan)
+ idae (-giller, hayvan familyası eki) * Portunidae (Yüzücü yengeçgiller)
familyasına ait, son bacak çifti kürek biçiminde yassılaşmış ve yüzmeye
uyarlanmış, çoğunlukla denizlerde ve kıyıya yakın sularda yaşayan, hızlı
hareket edebilen ve mavi yengeç gibi ekonomik öneme sahip türleri kapsayan
yengeçler familyası
POS :
ing. * point (nokta) + of (iyelik eki) + sale (satış) * satış noktası;
müşterilerin bir şirketten aldıkları ürün veya hizmet karşılığında, banka kartı
ve kredi kartının yanı sıra QR kod, NFC gibi temassız sistemlerle ödeme
yapmalarına olanak sağlayan elektronik cihaz
posa :
lat., ita. * pausatus (durmuş, birikmiş, çökelmiş, çökelip kalmış; dinlenmiş)
(pausare (durmak, birikmek, çökelmek, çökelip kalmak; dinlenmek) + tus (geçmiş
zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); posa (ita.) * çeşitli işlemler sonucunda
sıvıdan veya asıl üründen ayrılarak geriye kalan katı atık, tortu, kalıntı,
çökelti, rezidü
posakonazol :
lat. * posa (tortu, kalıntı, çökelti) + conazol (azole halkası taşıyan
antifungal bileşik son eki) (co, con (ile, birlikte, beraber) + azole (mantar
önleyici ilaçlarda yer alan bir veya daha fazla nitrojen (azot) atomu içeren 5
üyeli bir halkaya sahip bir grup heterosiklik bileşik belirtici ek) (azotos,
azotikos (yaşamsız, cansız, hayatsız) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH)
(lat.) ) * özellikle bağışıklığı baskılanmış kişilerde ciddi mantar
enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan geniş spektrumlu triazol sınıfı
antifungal ilacın etken maddesi (C37H42F2N8O4)
posbıyık :
tür. * pos (kaba, sert kıl) + bıyık (insanın üst dudak bölgesinde çıkan kıl
yapısı) * genellikle üst dudak çevresindeki kılların (bıyık) gür, dağınık veya
belirgin olduğunu betimleyen kelime
poseidon :
gre. * poseidon (Yunan deniz tanrısı Poseidon, Zeus ve Hades’in kardeşi;
denizler, depremler ve atlarla ilişkilendirilen Olimpos tanrısı) (posis, potis
(efendi, sahip, koca) + dounai (vermek, dağıtmak, bağışlamak, hibe etmek), don
(veren, dağitan, bağışlayan, hibe eden) * Yunan mitolojisinde denizlerin,
okyanusların, depremlerin ve atların tanrısı olarak bilinen güçlü Olimpos
tanrısı
posesyon :
lat. * possessio (possidere (sahip olmak) + sio (isim yapım eki) ) * sahip
olma; bir ruhun, bir bedenle ilişki halinde olması, onu bir süreliğine
hakimiyeti altına alması, tasallut
POSIX :
ing. * portable (taşınabilir) + operating (işletim) + system (sistem) +
interface (arayüz) * Unix benzeri işletim sistemleri için geliştirilen, farklı
işletim sistemleri arasında uyumluluk sağlayan standartlar bütünü
positivizm :
lat., fra. * ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positum,
positus (konmuş, konumlanmış, yerleştirilmiş, yatırılmış) + ivus (ile ilgili,
-a ait) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (lat.);
positivisme (fra.) * 19. yüzyılda Auguste Comte tarafından geliştirilen, bilimi
tek rehber kabul eder ve sosyal bilimlerin de doğa bilimleri gibi kesin
yöntemler kullanması gerektiğini savunan, doğru bilginin yalnızca bilimsel,
deney ve gözlemle doğrulanabilen somut olgulara dayalı bilgi olduğunu savunan,
metafizik ve soyut açıklamaları reddeden felsefi akım, olguculuk
posof :
kıpç. * buşetkehv, posukh (meşe ormanı) * Ardahan’ın bir ilçesi
pospartum :
lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + partum, partus (doğum,
doğurma eylemi, doğum sonucu) * doğumdan hemen sonra başlayan ve genellikle ilk
6 haftayı (yaklaşık 40 gün) kapsayan "doğum sonrası" dönem
POST : ing.
* power (güç) + on (açık) + self (kendi) + test (test) * bilgisayar açılışında
donanım bileşenlerinin düzgün çalışıp çalışmadığını denetleyen başlangıç süreci
post :
lat. * post (sonra, sonrasında, ardından, arkasında, gerisinde) * -den sonra,
sonra, sonrasında, ardından, arkasında, gerisinde anlamındaki ön ek (örneğin
“postmodern”, “postoperatif”, “post-truth”)
post cibum :
lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + cibum (yemek, gıda) *
yemekten sonra; ilaçların veya uygulamaların yemek yedikten sonra yapılması
gerektiğini belirten terim
post karşılık problemi :
alm., tür., gre. * post (Alman-Amerikalı matematikçi Emil Post’un soyadından)
(alm.) + karşılık (eşleşme, denkleşme) (tür.) + problema (sorun, sıkıntı,
mesele, problem) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * matematiksel mantık ve teorik
bilgisayar biliminde, verilen üretim kuralları ve başlangıç dizisi ile başka
bir dizinin üretilip üretilemeyeceğinin algoritmik olarak belirlenmesinin
mümkün olup olmadığını sorgulayan, kararlılık ve çözümleme açısından temel
problem
post polio sendromu :
lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + polio (poliomiyelit,
çocuk felci virüsü) (gre ) + syndromon (belirti ve bulguya dayalı klinik durum)
(gre.) * daha önce poliomiyelit geçirmiş kişilerde yıllar sonra ortaya çıkan
kas güçsüzlüğü, yorgunluk ve ağrı ile karakterize nöromusküler sendrom
post scriptum :
lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + scribere (yazmak),
scriptum (yazı) * yazıdan sonra, sonra yazılan; mektup, e-posta veya
makalelerin en sonuna, imza atıldıktan veya metin bittikten sonra eklenen ek
not, dipnot veya hamiş
post travmatik stres
bozukluğu : lat., gre. * post (sonra, ardından, arkasından, -den
sonra) (lat.) + trauma (yara, darbe) + tikos, ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (gre.) + stressus (gerilim, baskı, zorlanma) (stringere (gerilmek,
sıkmak, zorlamak, baskılamak) + us (isim yapım eki) ) (lat.) + bozukluk
(kötülük, düzensizlik) + u (iyelik eki) (tür.) * kişinin hayatını veya fiziki
bütünlüğünü tehdit eden dehşet verici, sarsıcı bir olaya (savaş, doğal afet,
kaza, şiddet vb.) tanık olması veya bunu doğrudan yaşaması sonrasında gelişen,
kabuslar, travmatik anıların istemsizce yeniden yaşanması (flashback), aşırı
tetikte olma hali ve travmayı hatırlatan unsurlardan kaçınma ile karakterize
kronik bir psikiyatrik rahatsızlık
post-truth :
lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) (lat.) + truth (gerçek,
hakikat) (ing.) * nesnel ötesi, gerçek sonrası; düşünsel olarak şekillenme
sürecinde kişisel, (sübjektif) inançların, algıların, çoğunluğun eğiliminin ve
duygusal yaklaşımların nesnel (objektif) gerçeklerden çok daha fazla etkili
olması durumu
post truth era :
lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) (lat.) + truth (gerçek,
hakikat) (ing.) + aera (dönem, devir, çağ, epok, periyod, evre) (lat.) * gerçek
ötesi çağı; gerçeklerin objektif öneminin azaldığı ve duyguların, sübjektif
algıların, çoğunluk eğiliminin ve kişisel inançların daha etkili olduğu çağ
post up :
ing. * post (direk, sütun, kolon) + up (yukarı, üst) * basketbolda hücum
esnasında hücum oyuncusunun pivot bölgesinde savunmacıyı sırtına alarak top
istemesi
posta :
lat. * positum, positus (konmuş, konumlanmış, yerleştirilmiş, yatırılmış),
positura (konum, durum, yerleşim), ponere (koymak, konumlamak, yerleştirmek,
düzenlemek, yatırmak) + sta (isim yapım eki) * mektup, paket ve resmi
gönderilerin taşınması ve teslimat sistemi, gönderi
posta çeki :
lat., fra. * positum, positus (konmuş, konumlanmış, yerleştirilmiş, yatırılmış),
positura (konum, durum, yerleşim), ponere (koymak, konumlamak, yerleştirmek,
düzenlemek, yatırmak) + sta (isim yapım eki) (lat.) + échequier (kral hazinesi
defteri, hesap kontrol defteri) + eschac (kontrol, hesap denetimi) (fra.) * bir
hesap sahibinin PTT nezdindeki hesabından (posta çeki hesabı) yazılı bir emirle
kendisine veya üçüncü bir şahsa para ödenmesini, veya başka bir hesaba
aktarılmasını sağlayan finansal bir araç
postacı :
lat., tür. * positum, positus (konmuş, konumlanmış, yerleştirilmiş,
yatırılmış), positura (konum, durum, yerleşim), ponere (koymak, konumlamak,
yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak) + sta (isim yapım eki) (lat.) + cı (yapan,
eden eki) * posta gönderilerini toplayan, taşıyan ve dağıtan görevli memur
postahane :
lat., far. * positum, positus (konmuş, konumlanmış, yerleştirilmiş,
yatırılmış), positura (konum, durum, yerleşim), ponere (koymak, konumlamak,
yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak) + sta (isim yapım eki) (lat.) + hane (ev,
yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) * mektup, paket ve resmi gönderilerin
kabul edildiği, işlendiği ve dağıtımının organize edildiği resmi posta hizmet
binası
postal :
lat. * positum, positus (konmuş, konumlanmış, yerleştirilmiş, yatırılmış),
positura (konum, durum, yerleşim), ponere (koymak, konumlamak, yerleştirmek,
düzenlemek, yatırmak) + sta (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, -a ait) *
posta hizmetine ait, posta ile ilgili; askeri birliklerde giyilen, bileği saran
kısa bot türü ayakkabı
postane :
lat., far. * positum, positus (konmuş, konumlanmış, yerleştirilmiş,
yatırılmış), positura (konum, durum, yerleşim), ponere (koymak, konumlamak,
yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak) + sta (isim yapım eki) (lat.) + hane (ev,
yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) * mektup, paket ve resmi gönderilerin
kabul edildiği, işlendiği ve dağıtımının organize edildiği resmi posta hizmet
binası
postduktal :
lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + ductus (yönlendirme;
kanal, boru, kemer, kiriş) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir kanalın
(özellikle embriyonik dönemde açık olan bir damar/kanalın) kapanmasından veya
ortadan kalkmasından sonraki durumla ilgili
postefektif :
lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + effectivus (effectus
(ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + facere, ficere (yapmak, etmek,
eylemek, işlemek, icra etmek, oluşturmak) + tus (isim yapım eki) ) + ivus (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * sonradan oluşan etki ile ilgili; bir olayın,
tedavinin, sürecin veya müdahalenin uygulanmasından sonra ortaya çıkan etki
posteki :
far., tür. * pöstek (post, deri, hayvan derisi; özellikle koyun postu) (post
(sütün üstünde oluşan kabuksu tabaka; av hayvanı derisi) + eki (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) ) * özellikle koyun veya keçi derisinin yüzülüp işlenmesiyle
elde edilen, geçmişte yaygı, seccade veya örtü olarak kullanılan hayvan derisi
postenfeksiyöz :
lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + in (iç, içeri, içeride,
içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + facere, ficere (yapmak, etmek,
eylemek, işlemek), factus, fectus (yapılmış, edilmiş, eylem) + osus (ile
ilgili, -a ait, sıfat yapım eki) * bir enfeksiyonun geçirilmesinden sonra
ortaya çıkan veya enfeksiyon sonrası döneme ait olan
poster :
lat. * positum, positus (konmuş, konumlanmış, yerleştirilmiş, yatırılmış),
positura (konum, durum, yerleşim), ponere (koymak, konumlamak, yerleştirmek,
düzenlemek, yatırmak) + sta (isim yapım eki) + aris (ile ilgili, -a ait) (lat
), er (-cı, yapan, eden eki) (ing.) * duvarlara asılmak veya ilan/duyuru
amacıyla kullanılmak üzere tasarlanmış, görsel ve yazılı bilgiyi birlikte sunan
büyük boy afiş
posterior :
lat. * posterus (arka, arkada bulunan; sonraki, daha sonra gelen) (post (sonra,
ardından) + erus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + or (-cı, yapan, eden eki) ) *
sonra, sonraki, geri, gerideki, arkadaki, sonradan gelen
posteroanterior :
lat. * posterus (arka, arkada bulunan; sonraki, daha sonra gelen) (post (sonra,
ardından) + erus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + or (-cı, yapan, eden eki) ) +
ante (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + erus, erior (ile ilgili,
gibi, -a ait) * radyolojide kullanılan, ışının veya görüntüleme yönünün arkadan
öne (posterior - anterior) doğru olduğunu ifade eden pozisyon veya çekim yönünü
belirten teknik terim
posterolateral :
lat. * posterus (arka, arkada bulunan; sonraki, daha sonra gelen) (post (sonra,
ardından) + erus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + or (-cı, yapan, eden eki) ) +
later (yan, taraf) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir yapının hem
arka (posterior) hem de yan (lateral) tarafına ait olan, arka-yan bölgede yer
alan
posteromedian :
lat. * posterus (arka, arkada bulunan; sonraki, daha sonra gelen) (post (sonra,
ardından) + erus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + or (-cı, yapan, eden eki) ) +
medium (orta, arada, vasat) + anus (ile ilgili, -a ait) * arka orta bölgede yer
alan; bir yapının hem arka (posterior) hem de orta hatta (median) yakın
konumunu ifade eden terim
postgraduate :
lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + gradus (adım, basamak,
kademe, derece, seviye, düzey, aşama, mertebe, sınıf) + atus (sıfat yapım eki)
* bir lisans eğitiminden sonra gelen ileri düzey eğitim aşaması ve bu seviyede
öğrenim gören kişi, mezuniyet sonrası akademik düzey
postherpetik :
lat., gre. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) (lat.) + herpein
(sürünmek, yayılmak, yavaş ve yerle temas ederek ilerlemek, zemin üzerinde
yayılmak), herpes (sürünme, yayılma, deriye doğru ilerleme) + ikos (ile ilgili,
-a ait, gibi) * zona (herpes zoster) enfeksiyonu geçtikten sonra sinir hasarına
bağlı olarak devam eden ağrı, hassasiyet veya nörolojik belirtilerle ilgili
postiktal :
lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + ictus (darbe, inme) +
alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * olaydan kısa bir süre sonraki durum
ile ilgili; epileptik bir nöbetin (ictal dönem) sona ermesinden sonra görülen
bilinç değişikliği, sersemlik, yorgunluk veya nörolojik toparlanma süreci ile
ilgili
postiş :
lat. * ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positicius (konmuş,
yerleştirilmiş, düzenlenmiş, yatırılmış) (positum, positus (konmuş,
yerleştirilmiş, yatırılmış) + icius (ile ilgili, -a ait) ) (lat.); postiche
(fra.) * saçın hacmini artırmak, uzatmak veya örtmek amacıyla kullanılan yapay
saç parçası, takma saç, peruka, sahte kürk, sahte saç, ek saç
postload :
lat., ing. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) (lat.) + load (yük;
yüklemek) (ing.) * kalbin kasılmasından sonra karşılaştığı damar direnci; bir
süreçten sonra gelen yük veya baskı, sonraki yük
postmatür :
lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + maturus (olgun, olmuş,
tamamlanmış, zamanında gelişmiş, tam gelişmiş, tekamül etmiş, kamil, mütekamil)
* olgunlaşma sonrası; gebeliğin normal süresini aşarak beklenen zamandan daha
geç gerçekleşen doğum
postmedikasyon :
lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + medicatio (tedavi etme,
ilaç uygulama) (medicare (tedavi etmek, ilaç uygulamak) (medicus (hekim,
doktor, şifacı, tedavi eden) + are (fiil mastar eki) ) + tionem, tio (isim
yapım eki) ) * bir tıbbi tedavi veya ilaç uygulamasından sonra gerçekleştirilen
ek ilaçlandırma veya tedavi süreci
postmenopozal :
lat., gre. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) (lat.) + mens,
mensis (ay) (lat.) + pauein (durdurmak, sona erdirmek, ara vermek), pausis
(durma, sona erme) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * kadınlarda adet
döngüsünün kalıcı olarak sona ermesinden (menopozdan) sonraki döneme ait
(fizyolojik ve hormonal durum), menopoz sonrası ile ilgili
postmenstrual :
lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + mens, mensis (ay),
menstruus (ay, ay dönemi, ay döngüsü) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
* adet (menstrüasyon) döneminin sona ermesinden sonraki sürece ait olan
postmodern :
lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + modernus (güncel,
çağdaş, yenilikçi) (modo (şimdi, bu anda, bu zaman; sadece, yalnızca) + ernus
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * modernizm sonrası" veya
"modern ötesi" anlamına gelen, 20. yüzyılın ikinci yarısında
(özellikle 1960'lardan sonra) ortaya çıkan, modernizmin getirdiği evrensel
doğruluk, akılcılık ve kesinlik iddialarını reddederek parçalanmışlığı,
göreliliği ve çeşitliliği savunan kültürel, sanatsal ve felsefi bir akım
postmortem :
lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + mortem (ölüm) * ölüm
sonrasında, ölümden sonra; otopsi veya ölüm sonrası inceleme, iş/teknoloji
dünyasında ise bir olay veya proje bittikten sonra yapılan (analiz)
postnatal :
lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + nasci (doğmak, oluşmak,
meydana gelmek), natus (doğmuş, oluşmuş, meydana gelmiş) + alis (ile ilgili, -a
ait) ) * doğumdan sonraki döneme ait olan, özellikle yeni doğan ve anne ile
ilgili, doğum sonrası
postnişin :
far. * post (hayvan postu, oturma yeri (mecazi) ) + nişesten (oturmak), nişin
(oturan, yerleşen, oturmuş, bir yere yerleşmiş) * tasavvufta dergah postunda
oturan şeyh veya lider, dergah lideri; bir tekkenin, özellikle bir Mevlevi
tekkesinin şeyhi olan kimse
post-normal :
lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + norma (cetvel, kural,
yasa, ilke, prensip) + alis (ile ilgili, -a ait) * olağan veya yerleşik düzenin
sonrasını ifade eden, özellikle belirsizlik, karmaşıklık, çatışma ve hızlı
değişimin belirginleştiği koşullarda geleneksel normal kabul ve yöntemlerin
yetersiz kaldığı durum, normal ötesi
postoperatif :
lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + operatus (yapılmış veya
tamamlanmış iş, uygulanan eylem veya icra edilmiş (görev) ) (operari, operare
(yapmak, etmek, eylemek, işlemek) (opus (iş, eser, çalışma) + r (bağlaç, ulama
eki) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) + ivus
(ile ilgili, -a ait) * cerrahi bir müdahaleden sonra gerçekleşen; ameliyat sonrasına
ilişkin
postoperatuvar :
lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + operatus (yapılmış veya
tamamlanmış iş, uygulanan eylem veya icra edilmiş (görev) ) (operare (yaomak,
etmek, eylemek, işlemek) (opus (iş, eser, çalışma) + r (bağlaç, ulama eki) +
are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + orium (isim
yapım, yer, durum ve araç eki) (or (-cı, yapan, eden eki) + ium (isim yapım
eki) ) * cerrahi bir operasyonun ardından ortaya çıkan (dönem, durum ve klinik
süreç)
postpartum :
lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + partus, partum (ortaya
çıkarma, doğurma, ele geçirme, edinme, doğum, oluşum, meydana gelme) (parere
(ortaya çıkarmak, doğurmak, üretmek, yaratmak, oluşturmak, meydana getirmek,
öne getirmek, başarmak) + tus, tum (isim yapım eki) ) * doğum sonrası; doğumdan
sonra anne ve yenidoğanda görülen fiziksel, hormonal ve psikolojik değişimlerin
tamamı
postpartum atoni :
lat., gre. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + partus, partum
(ortaya çıkarma, doğurma, ele geçirme, edinme, doğum, oluşum, meydana gelme)
(parere (ortaya çıkarmak, doğurmak, üretmek, yaratmak, oluşturmak, meydana
getirmek, öne getirmek, başarmak) + tus, tum (isim yapım eki) ) (lat.) + a
(-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + teinein, teino (germek, uzatmak),
tonia (kudret, kuvvetlilik, güçlülük) (tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik,
anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte
vurgu, ses perdesi) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * doğumdan
sonra uterus (rahim) kaslarının yeterince kasılamaması (tonus kaybı) ve kan
damarlarını sıkıştırmaması nedeniyle rahmin gevşek ve yumuşak kalması ve
şiddetli kanamaların oluşması durumu, rahim atonisi
postpartum psikoz :
lat., gre. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + partus, partum
(ortaya çıkarma, doğurma, ele geçirme, edinme, doğum, oluşum, meydana gelme)
(parere (ortaya çıkarmak, doğurmak, üretmek, yaratmak, oluşturmak, meydana
getirmek, öne getirmek, başarmak) + tus, tum (isim yapım eki) ) (lat.) + psykhe
(ruh, zihin) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * doğumdan
sonraki ilk günlerde veya haftalarda (genellikle 2-14 gün) aniden başlayan,
gerçeklik algısının yitirildiği, halüsinasyonlar ve sanrılarla (hezeyanlar)
seyreden nadir ama tıbbi bir acil durum, lohusalık psikozu
postpilorik :
lat., gre. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) (lat.) + pyloros
(kapıcı, kapı bekçisi) (pyle (kapı, giriş, geçit) + oros (-cı, koruyan) ) +
ikos (ile ilgili) (gre.) * mide ile ince bağırsak arasındaki geçiş kapısı olan
"pilor"un (pilorik sfinkter) hemen sonrası ile ilgili; beslenme
tüplerinin veya ilacın mideyi atlayarak doğrudan onikiparmak bağırsağına
(duodenum) veya ince bağırsağa (jejunum) ulaştırıldığı beslenme yöntemi
postpositivizm :
lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + ponere (koymak,
yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positum, positus (konmuş, konumlanmış,
yerleştirilmiş, yatırılmış) + ivus (ile ilgili, -a ait) + ismus (isim yapım,
durum, akım, öğreti, doktrin eki) (lat.); positivisme (fra.) * pozitivizmin
bilim anlayışını bütünüyle reddetmeyip eleştirel biçimde geliştiren, gözlem ve
deneyin önemini kabul etmekle birlikte bilginin yanılabilir, kuram yüklü ve
sürekli sınanmaya açık olduğunu savunan bilim felsefesi yaklaşımı
postpozitivizm :
lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + ponere (koymak,
yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positum, positus (konmuş, konumlanmış,
yerleştirilmiş, yatırılmış) + ivus (ile ilgili, -a ait) + ismus (isim yapım,
durum, akım, öğreti, doktrin eki) (lat.); positivisme (fra.) * pozitivizmin
bilim anlayışını bütünüyle reddetmeyip eleştirel biçimde geliştiren, gözlem ve
deneyin önemini kabul etmekle birlikte bilginin yalnızca duyusal deneyim ve
bilimsel yöntemle elde edilebileceğini savunan klasik pozitivizmin katı
kurallarını eleştiren ve bilginin yanılabilir, kuram yüklü ve sürekli sınanmaya
açık olduğunu savunan bilim felsefesi yaklaşımı
postprandial :
lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + prandium (öğün, yemek,
öğle yemeği) + alis (ile ilgili, -a ait) * yemek yedikten sonraki sindirim ve
metabolik süreç aşaması ile ilgili
postprosesing :
lat., ing. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + processus (süreç)
(pro (ön, önce, önde, ileri) + cedere (gitmek, ilerlemek, yol almak,
uzaklaşmak, çekilmek), cessus (gitme, ilerleme) (lat.) + ing (isim yapım eki)
(ing.) * bir işlem veya üretim tamamlandıktan sonra elde edilen çıktının
iyileştirilmesi, düzenlenmesi veya analiz edilmesi amacıyla yapılan sonradan
işleme süreci; bir görüntünün, verinin veya 3D modelin ilk üretim aşamasından
(çekim, render veya basım) sonra, görsel kalitesini artırmak, düzenlemek veya
iyileştirmek için uygulanan dijital düzeltme ve efekt işlemi, çekim/işlem
sonrası
postrenal :
lat., gre. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) (lat.) + renalis
(böbrekle ilgili) (renes (böbrek) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) )
(gre.) * böbrekten sonraki anatomik bölge veya böbrek sonrası gelişen durum
(özellikle üriner sistemde böbrek dışı nedenlere bağlı patolojileri tanımlayan
tıbbi terim)
postrestant :
lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + restent (dinlenen, ara
veren, kalan) (restare (dinlenmek, ara vermek, kalmak) + ent (sıfat yapım eki)
) * gönderinin alıcının adresine değil, belirlediği bir PTT şubesine teslim
edilmek üzere gönderildiği, alıcının başvurusuyla şubeden teslim alınan bir
posta hizmeti; alıcısının postaneye gelerek alması gereken mektup veya paket.
postsinaptik :
lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + synapsis (bağlantı,
birleşme) (syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + hapsis (bağlama,
tutturma, birleştirme) (haptein (bağlamak, tutturmak, birleştirmek) + isis
(isim yapım eki) ) * sinir hücreleri arasındaki iletimin gerçekleştiği sinaps
bölgesinde, uyarıyı alan hücre tarafı ve sinaps sonrasındaki yapı ile ilgili
post-stellar :
lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + stella (yıldız) + aris
(ile ilgili, -a ait) * yıldızın oluşum, ana kol veya etkin enerji üretimi
evrelerinden sonraki döneme ait olan, bir yıldızın yaşamının ileri aşamalarında
gerçekleşen (fiziksel, astronomik fenomenler)
postterm :
lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + terminus (sınır, son,
bitim, bitiş noktası) * gebelik süresinin 42. haftayı (tamamlanmış 42 hafta
veya 294 gün) geçtiği durum, gün aşımı, geç doğum (Normal gebelik süresi 37-41
hafta arası kabul edilirken, 42. haftadan sonra doğan bebekler "postterm
bebek" olarak adlandırılır.)
posttranskripsiyonel :
lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + trans (geçiş, geçme,
ötesi, karşıdan karşıya, öteye) + scribere (yazmak), scriptum (yazı), scriptio
(yazma) + alis (ile ilgili, -a ait) * ökaryotik hücrelerde, transkripsiyon
(yazılma) bittikten hemen sonra ve translasyon (protein sentezi) başlamadan
önce gerçekleşen ve RNA'nın yapısını düzenleyerek gen ifadesini kontrol eden,
DNA'dan üretilen ön-mRNA'nın (pre-mRNA) işlevsel bir olgun mRNA'ya
dönüştürülmesi süreci ile ilgili; DNA’dan RNA’ya genetik bilginin kopyalanması
(transkripsiyon) tamamlandıktan sonra RNA üzerinde gerçekleşen düzenleme,
işleme ve değişiklikler ile ilgili
posttranslasyonel :
lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + trans (geçiş, geçme,
ötesi, karşıdan karşıya, öteye) + latio (taşıma, götürme) (latum (taşınmış,
götürülmüş) + tio (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) * protein
sentezi (translasyon) tamamlandıktan sonra proteinlerin yapısal veya
fonksiyonel olarak değiştirildiği süreçler (fosforilasyon, glikozilasyon vb.)
ile ilgili; sentezlenen proteinlerin ribozomdan çıktıktan sonra işlevsel hale
gelmek için geçirdiği kimyasal değişimler (fosforilasyon, glikozilasyon vb.)
süreci ile ilgili
posttransplant :
lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + trans (geçiş, geçme,
ötesi, karşıdan karşıya, öteye) + plantare (dikmek, ekmek, yerleştirmek),
plantus (dikilmiş, ekilmiş, yerleştirilmiş) * bir organ veya dokunun vücuda
nakledilmesinden (transplantasyon) sonraki dönem
posttravmatik :
lat., gre. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) (lat.) + trauma
(yara) + ikos, tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) * bir travmatik olayın
(fiziksel veya psikolojik yaralanma, şok veya ağır stres) sonrasında ortaya
çıkan durumlarla ilgili, travma sonrasıyla ilgili
postulat :
lat. * postulatus (postulare (istemek, talep etmek, ileri sürmek) (post (sonra,
ardından, arkasından, -den sonra) + ula (isim yapım eki) + are (fiil mastar
eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * bir düşünce sisteminde
kanıtlanmadan doğru kabul edilen temel varsayım, ön kabul veya
matematiksel/lojik temeli oluşturan ifade; kanıtlanmaya gerek duyulmadan doğru
olduğu varsayılan temel önerme, ilke veya varsayım
postural :
lat. * postura (duruş, konum, yerleşim) (ponere (koymak, yerleştirmek,
düzenlemek, yatırmak), positum, positus (konmuş, yerleştirilmiş), positura
(konum, durum, yerleşim) ) + alis (ile ilgili, -a ait) * durum, konum veya
yerleşim ile ilgili; vücudun ayakta durma, oturma veya hareket halindeyken
aldığı genel duruş ve hizalanma biçimi ile ilgili
postülat :
lat. * postulatus (postulare (istemek, talep etmek, ileri sürmek) (post (sonra,
ardından, arkasından, -den sonra) + ula (isim yapım eki) + are (fiil mastar
eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * bir düşünce sisteminde
kanıtlanmadan doğru kabul edilen temel varsayım, ön kabul veya
matematiksel/lojik temeli oluşturan ifade; kanıtlanmaya gerek duyulmadan doğru
olduğu varsayılan temel önerme, ilke veya varsayım
postür :
lat. * postura (duruş, konum, yerleşim) (ponere (koymak, yerleştirmek,
düzenlemek, yatırmak), positum, positus (konmuş, yerleştirilmiş), positura
(konum, durum, yerleşim) ) * duruş, poz, durum, yerleşim, konum; vücudun ayakta
durma, oturma veya hareket halindeyken aldığı genel duruş ve hizalanma biçimi
postüral :
lat. * postura (duruş, konum, yerleşim) (ponere (koymak, yerleştirmek,
düzenlemek, yatırmak), positum, positus (konmuş, yerleştirilmiş), positura
(konum, durum, yerleşim) ) + alis (ile ilgili, -a ait) * duruş, poz, durum,
yerleşim, konum ile ilgili; vücudun ayakta durma, oturma veya hareket
halindeyken aldığı genel duruş ve hizalanma biçimi ile ilgili
postvital :
lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + vitas (hayat, yaşam,
dirim, ömür) + alis (ile ilgili, -a ait) * yaşam fonksiyonlarının sona
ermesinden sonra veya yaşamla doğrudan ilişkili süreçlerin bitimini takiben
ortaya çıkan, yaşam sonrası ile ilgili
posyon :
lat. * potare (içmek) + tio (isim yapım eki) * ilaçların sıvı formda hazırlanmış
içilecek karışımı veya tıbbi amaçlı içecek çözeltisi; iksir, zehirli içki, bir
doz ilaç
poşat :
fra. * pocher (hızlıca boyamak, kabaca çizmek) + ade (isim yapım eki) *
genellikle stüdyo dışına çıkılarak, doğrudan doğa içerisinde, açık havada manzara
veya objelerin ışık/renk etütlerini anlık yakalamak için yapılan renkli yağlı
boya küçük resim eskizi
poşet :
fra. * poche (kap, hazne, cep) + ette (küçük anlamı veren son ek) * küçük poş,
küçük kap, küçül hazne, küçük cep
poşu :
kür. * poşi (örtmek, kaplamak, sarınmak) * özellikle Güneydoğu Anadolu’da
kullanılan, başa veya boyuna sarılan, hem günlük kullanım hem de geleneksel
amaçlar taşıyan ince dokuma bez veya atkı
pot :
lat., fra. * pottus (metal eritme kabı) (lat.); pot (kap, çanak, kase) (fra.) *
kap, çanak, kase
pot kırmak :
lat., fra., tür. * pottus (metal eritme kabı) (lat.); pot (kap, çanak, kase)
(fra.) + kır (bölmek, ayırmak, parçalamak, koparmak, kopmak, çatlamak,
bütünlüğü bozulmak) + mak (fiil mastar eki) (tür.) * farkında olmadan, istemeden,
düşünmeden karşısındaki kişiyi incitecek, üzecek veya zor duruma düşürecek
münasebetsiz bir söz söylemek, hata yapmak, uygunsuz veya mahcup edici bir
ifade kullanmak veya davranışta bulunmak, gaf yapmak, çam devirmek
pota :
lat., fra. * pottus (metal eritme kabı) (lat.); pot (kap, çanak, kase) (fra.) *
kap, çanak, kase; basketbolda topun içinden geçirilmesi hedeflenen çemberi ve
çemberin, yere paralel olarak üzerine monte edilmiş olduğu, direk üzetinde
duran dikdörtgen formundaki cam, metal veya ahşap yüzeyi (panya) içeren
düzeneğe verilen isim
potamidae :
gre * potamos (nehir, akarsu, ırmak) + idae (-giller, hayvan familyası eki) *
tatlı sularda yaşayan, özellikle nehir ve akarsuların tabanında bulunan, görece
geniş ve sağlam kabuklu, çoğunlukla tatlı su ekosistemlerine uyum sağlamış
yengeçleri kapsayan kabuklular familyası, Nehir yengeçgiller
potamobius :
gre * potamos (nehir, akarsu, ırmak) + bios (yaşam, hayat, canlılık, dirilik,
dirim) * tatlı su (nehir ve akarsular) ekosistemlerinde yaşayan yengeç benzeri
kabuklu canlıları (kerevit, tatlı su ıstakozu vb.) ifade eden biyolojik cins
adı
potamogeton :
gre. * potamos (nehir, akarsu, ırmak) + geiton (komşu) * Potamogetonaceae (su
sümbülügiller) familyasına ait, çoğunlukla tatlı sularda yaşayan, genellikle
göl, nehir ve yavaş akan suların yüzeyinde veya altında yetişen tatlı su
bitkisi cinsi, su sümbülü, durgun su otu
potans :
lat. * potentia (posse (güçlü olmak, yapabilmek, muktedir olmak, yapabilmek,
gücü olmak) (potis (güçlü, kuvvetli, yetkin, muktedir) + esse (olmak) ) + entia
(isim yapım ve durum eki) ) * güç, kuvvet, kudret, iktidar, yetenek, imkan,
salahiyet, etki; bir sistemin, özellikle kimyada çözeltideki bir türün (iyon
veya molekülün) etkili konsantrasyonu veya biyokimyada bir reaksiyona girme
etkinliği
potansiyel :
lat. * potentia (posse (güçlü olmak, yapabilmek, muktedir olmak, yapabilmek,
gücü olmak) (potis (güçlü, kuvvetli, yetkin, muktedir) + esse (olmak) ) + entia
(isim yapım ve durum eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) * bir şeyin
gerçekleşme, ortaya çıkma veya etki oluşturma gücü; henüz gerçekleşmemiş ama
gerçekleşebilir durumda olan kapasite veya olasılık (örneğin "potansiyel
enerji" E = m.g.h; potansiyel farkı V = R.I
potansiyel enerji :
lat., gre * potentia (posse (güçlü olmak, yapabilmek, muktedir olmak,
yapabilmek, gücü olmak) (potis (güçlü, kuvvetli, yetkin, muktedir) + esse
(olmak) ) + entia (isim yapım ve durum eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait)
(lat.) + energeia (iş oluşumu) (en (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + ergia
(iş durumu, çalışma durumu, eylemsellik) (ergos, ergon (iş, çalışma, eylem) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) ) * bir cismin konumu, durumu veya yapısı
nedeniyle sahip olduğu ve uygun koşullarda kinetik enerjiye dönüşebilen
depolanmış enerji türü (E = m.g.h; m = kütle, g = yerçekimi ivmesi, h =
yükseklik)
potansiyometre :
lat., gre * potentia (posse (güçlü olmak, yapabilmek, muktedir olmak,
yapabilmek, gücü olmak) (potis (güçlü, kuvvetli, yetkin, muktedir) + esse
(olmak) ) + entia (isim yapım ve durum eki) ) (lat.) + metron, metros (ölçü)
(gre.) * elektrik devrelerinde gerilim veya direnç değerini ayarlanabilir
şekilde değiştirerek ölçmeye veya kontrol etmeye yarayan elektronik bileşen
potansiyometrik :
lat., gre * potentia (posse (güçlü olmak, yapabilmek, muktedir olmak,
yapabilmek, gücü olmak) (potis (güçlü, kuvvetli, yetkin, muktedir) + esse
(olmak) ) + entia (isim yapım ve durum eki) ) (lat.) + metron, metros (ölçü) +
ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) * bir elektrokimyasal hücrede akım geçişini
en aza indirerek elektrotlar arasındaki potansiyel farkının ölçülmesine
dayanan, çözeltideki iyonların derişimini veya etkinliğini belirlemek amacıyla
kullanılan potansiyometri yöntemine ilişkin
potas :
ing. * pot (kap, kase, çanak) + ash (kül) * suda çözünebilen potasyum tuzlarını
içeren ve tarımda gübre (özellikle potasyum klorür) olarak kullanılan,
madenlerden çıkarılan veya işlenerek üretilen, bitkilerin büyümesini,
hastalıklara direncini ve meyve kalitesini artıran, sabun, deterjan, cam
üretimi ve su yumuşatma gibi sanayi alanlarında da yaygın olarak kullanılan bir
cevher
potasyum :
ing., lat. * pot (kap, kase, çanak) + ash (kül) (ing.) + ium (kimyasal element
eki) (lat.) * atom numarası 19, simgesi K (Kalium) olan, yumuşak ve gümüşi
beyaz olan, doğada genellikle tuzlar halinde bulunan, vücuttaki sıvı dengesini
sağlayan, kan basıncını dengeleyen, sinir sinyallerini ileten ve kas
kasılmalarını (özellikle kalp ritmi) düzenleyen, muz, patates, fasulye gibi
besinlerde bulunan, hayati bir mineral elektrolit olan alkali metal element,
potasyum
potasyum hidroksit :
ing., lat. * pot (kap, kase, çanak) + ash (kül) (ing.) + ium (kimyasal element
eki) (lat.) + hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + oxus, oxys (keskin, sivri,
ekşi, asidik, oksijenli) + ides (bileşik eki) (gre.) * KOH, potasyum (K⁺) ile hidroksit (OH⁻) iyonlarından oluşan, suda
tamamen ayrışarak güçlü baz özelliği gösteren, nem tutma özelliği olan, sabun
(özellikle arap sabunu), gübre, pil (elektrolit olarak) ve temizlik ürünleri
üretiminde yaygın olarak kullanılan, halk arasında potas kostik olarak bilinen,
beyaz renkli, katı, kuvvetli bir inorganik baz (KOH)
potasyum klorür :
ing., lat. * pot (kap, kase, çanak) + ash (kül) (ing.) + ium (kimyasal element
eki) (lat.) + chloride (khloros (klor Cl⁻ iyonu)
(gre.) + ide (ikili bileşik, anyon eki) (lat.) ) * potasyum ve klor
elementlerinden oluşan, doğal mineral silvitten elde edilen, suda kolayca
çözünen, tarımda gübre, gıda endüstrisinde tuz ikamesi (E508) ve tıpta potasyum
eksikliğini (hipokalemi) gidermek için yaygın olarak kullanılan beyaz, kokusuz,
kristal yapıda metal halojenür bir tuz (KCl)
potasyum sitrat :
ing., lat. * pot (kap, kase, çanak) + ash (kül) (ing.) + ium (kimyasal element
eki) + citrus (narenciye ağacı, limon) + atus, ate (bir asidin esterini veya
tuzunu belirten ek) (lat.) * sitrik asidin potasyum tuzu olan, suda kolay
çözünen, idrarın asitliğini azaltarak pH'ı yükselten, kalsiyum ve ürik asit
kaynaklı böbrek taşlarının önlenmesinde, tedavisinde ve gıda endüstrisinde
asitlik düzenleyici (E332) olarak kullanılan renksiz/beyaz kristal yapılı bir
bileşik (K3C6H5O7)
potasyum sülfat :
ing., lat. * pot (kap, kase, çanak) + ash (kül) (ing.) + ium (kimyasal element
eki) + sulphate (sülfürik asit türevi SO4²⁻)
(sulphur (selp, sulph (yağ) + urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve
anyon-katyon temelli tuz eki) ) + atus, ate (asidin tuzu veya esteri eki) )
(lat.) * tarımda yüksek kaliteli potasyum (%48-52 K2O) ve kükürt kaynağı olarak
kullanılan, bitkilerin olgunlaşmasını hızlandıran, meyve kalitesini, şeker
oranını ve hastalıklara karşı direncini artıran,suda çözünebilen beyaz kristal
yapıda inorganik bir potasyum tuzu (K2SO4)
potens :
lat. * potentia (posse (güçlü olmak, yapabilmek, muktedir olmak, yapabilmek,
gücü olmak) (potis (güçlü, kuvvetli, yetkin, muktedir) + esse (olmak) ) + entia
(isim yapım ve durum eki) ) * güç, kuvvet, kudret, iktidar, yetenek, imkan,
salahiyet, etki; bir sistemin, özellikle kimyada çözeltideki bir türün (iyon
veya molekülün) etkili konsantrasyonu veya biyokimyada bir reaksiyona girme
etkinliği
potent :
lat. * potis (güçlü, kuvvetli, yetkin, muktedir) + esse (olmak) ) + ent (ile
ilgili, -a ait; -cı, yapan, eden eki) * güçlü, kuvvetli, kudretli, muktedir,
iktidar sahibi, etkin, etkili
potentilla :
lat. * potens (güçlü, kuvvetli, kudretli, muktedir, iktidar sahibi, etkin,
etkili) + illa (küçültme eki) * Rosaceae (gülgiller) familyasına ait olan,
sarı, bazen beyaz veya kırmızı çiçekler açan, yaprakları beş parmak şeklinde
dizilmiş olan çok yıllık otsu bitkiler veya küçük çalılar cinsi
poteri :
gre. * poter (içmek, içebilmek) + eia (isim yapım ve durum eki) * içebilme,
içme eylemi veya bir canlının sıvı alma davranışı
pothos :
gre. * pothos (özlem, arzu, hasret) * Yunan mitolojisinde özellikle aşk ve arzu
tanrıları Eros ile ilişkili, ulaşılmayan veya kaybedilen şeye duyulan derin
özlemi ve tutkulu arzuyu temsil eden küçük tanrısal figür (daimon)
potin :
lat., fra. * pes, pedis, pod (ayak, taban) + inus (küçültme eki) (lat.); potine
(fra.) * ayak bileğini saran, kalın tabanlı, bağcıklı, düğmeli kısa bot/çizme
türü
potkal :
lat. * pottus (metal eritme kabı) + culum (küçültme eki) + alis (ile ilgili, -a
ait) (lat.); pot, bocal (kap, çanak, kase; kavanoz) (fra.) * kazaya uğrayan
veya acil durumdaki gemilerin, karadakilere veya geçen diğer gemilere haber
vermek amacıyla içine mesaj/not koyarak denize bıraktıkları, ağzı mühürlü şişe
veya kutu
potlaç :
chin. * patshatl, potlatch (verme, hibe etme, bağışlama, hediye dağıtma,
törenle mülk bırakma) * statü göstergesi olarak malın tüketildiği veya
dağıtıldığı kolektif bir dayanışmayı ifade eden, Kuzey Amerika'nın Pasifik
Kuzeybatı kıyısındaki yerli halkların, sosyal statüyü teyit etmek veya yeniden
kazanmak amacıyla mülk ve hediyeleri cömertçe dağıttıkları, antropolojik önemi
büyük, geleneksel bir törensel şenlik ve değişim sistemi
poto :
lat., far. * pottus (metal eritme kabı) (lat.), pota (hazne, hazine, kazan,
metal eritme kabı) (far.) * at yarışlarında bitiş çizgisinde asılı olan ve
yarışın bittiği çizgiyi belirleyen nesne
potpuri :
lat., fra. * pottus (metal eritme kabı) + putredus, putridus (çürümüş,
bozulmuş, kokuşmuş, bayatlamış) (putere, putrere (çürümek, bozulmak, kokuşmak,
bayatlamak) + idus (sıfat yapım eki) (lat.); pot (kap, çanak, kase) + pourri
(çürümüş, bozuk, kokuşmuş, bayat) (fra.) * farklı unsurların bir araya
getirilerek oluşturulduğu karışım, harman veya seçki, karışım, harman, türlü;
farklı şarkıların, melodilerin veya popüler ezgilerin ardışık olarak bir araya
getirilip, kesintisiz bir bütün halinde çalınması
pott hastalığı :
ing. * pott (İngiliz cerrah Sir Percivall Pott'un soyadından) + hastalık
(sağlığın bozulması durumu, rahatsızlık, bozukluk) + ı (iyelik eki) (tür.) *
verem (tüberküloz) mikrobunun akciğerler başta olmak üzere vücudun diğer
bölgelerinden kan yoluyla omurgaya ulaşarak burada iltihap, kemik yıkımı ve
apse oluşturması ile karakterize olan, omurgadaki kemiklere (vertebralara)
zarar vererek ciddi sırt/bel ağrısı, kamburluk (kifoz) ve sinir basısına bağlı
felç gibi kalıcı deformitelere yol açabilen hastalık, spinal tüberküloz
potuk :
tür. * bota, botu (deve yavrusu) + k (sıfat yapım eki) * manda, ayı, köpek veya
domuz gibi memeli hayvanların yavruları için de kullanılan, yumuşak, tüylü ve
tombul yavruları ifade eden bir sıfat; deve yavrusu
potur :
erm * potor (pileli, bir pantolon çeşidi) * belden aşağısı geniş ve potlu
(kırışık/kıvrımlı), paçaya doğru daralan bir yapıya sahip olan, tarka kısmı
kırmalı (pileli), bacak kısımları ise dar olan, genellikle cepkenle takım
olarak giyilen geleneksel bir pantolon türü
pound :
lat., ing. * pondo (ağırıkça) (lat.); pound (ing.) * yaklaşık 0.45 kg'a eşit
ağırlık ölçü birimi; Birleşik Krallık'ın para birimi (Sterlin - £); dövmek,
vurmak, çarpmak
pouteria :
lat. * Pouter + ia (isim yapım eki) * Sapotaceae familyasına ait, özellikle
tropikal Amerika kıtasında yaygın olan, yenilebilir meyveler veren çiçekli
ağaçların bir cinsi
povidon iyodin :
gre., lat. * polivinilpirolidon (polys (çok, fazla, çoklu) + vinyl (iki
karbonlu doymamış hidrokarbon grubu) + pyr (ateş), pyrrol (beş üyeli azotlu
halka bileşiği) + one (oksijenli bileşik, keton (C=O) türevi, karbonil grubu) )
(gre.) + yavd, iodum (periyodik tabloda atom numarası 53 olan, dezenfektan ve
medikal amaçlarda kullanılan ağır, koyu gri katı element) (ara., lat.) + ine
(organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * povidon ve elementel iyotun
birleşimiyle oluşan, ameliyat öncesi ve sonrası cilt dezenfeksiyonu, yara
temizliği ve enfeksiyon önleme amacıyla kullanılan, bakteri, mantar ve
virüslere karşı etkili olan, yaygın olarak "batikon" veya
"tentürdiyot" benzeri solüsyonlar, kremler veya spreyler formunda
topikal (cilt yüzeyi) olarak uygulanan, güçlü, kahverengi renkli bir antiseptik
ve dezenfektan ajan (C6H9I2NO)
povidon iyot :
gre., lat. * polivinilpirolidon (polys (çok, fazla, çoklu) + vinyl (iki
karbonlu doymamış hidrokarbon grubu) + pyr (ateş), pyrrol (beş üyeli azotlu
halka bileşiği) + one (oksijenli bileşik, keton (C=O) türevi, karbonil grubu) )
(gre.) + yavd, iodum (periyodik tabloda atom numarası 53 olan, dezenfektan ve
medikal amaçlarda kullanılan ağır, koyu gri katı element) (ara., lat.) *
polivinilpirolidon ve iyotun birleşimiyle oluşan, bakterileri, mantarları ve
virüsleri öldürerek cilt dezenfeksiyonu, yara pansumanı ve ameliyat öncesi saha
temizliği için kullanılan, yaygın olarak Batikon adıyla bilinen güçlü, geniş
spektrumlu bir antiseptik solüsyon (C6H9I2NO)
powder :
lat., ing. * pulvis, pulver (toz, zerre) (lat.); powder (ing.) * küçük ve kuru
taneciklerden oluşan toz halindeki madde,; toz, pudra, barut
power forvet :
ing. * power (güç, kuvvet, kudret) + forward (ileri, ön, öne) * basketbolda
uzun forvet (ileri) oyuncusu, uzun forvet
poy :
gre.* poia (ot, yeşillik, çimen) * genellikle Trakya yöresinde kahvaltılarda
tüketilen, çemen otu (Trigonella foenum-graecum, boy otu), kırmızı biber,
karabiber, kimyon, nane ve sarımsak gibi çeşitli baharatların karışımıyla
yapılan, çemene kırmızımsı renk ve lezzet veren, Türk mutfağında (özellikle
Çerkes çemeni ve kahvaltılık soslarda) kullanılan, özellikle zeytinyağı ile
karıştırılarak ekmek banılan aromatik, baharatlı, iştah açıcı ve kokulu bitki
tohumu karışımı
poyra :
gre. * boreas (kuzey rüzgarı) (bore (kuzey, kuzeyden gelen) + eas (isim yapım
eki) ) * otomotiv ve mekanik alanında tekerleğin göbeği, dingilin geçtiği ve
parmakların takıldığı, tekerleğin aksa bağlanmasını sağlayan, dönme hareketini
destekleyen ve fren sistemlerini (disk/kampana) üzerinde taşıyan merkezi
yuvarlak parça, tekerlek göbeği
poyraz :
gre. * boreas (kuzey rüzgarı) (bore (kuzey, kuzeyden gelen) + eas (isim yapım
eki) ) * özellikle kuzeydoğudan esen, soğuk ve genellikle sert rüzgâr türüne
verilen ad
poz :
gre., lat., fra. * pausis (durma, ara, kesilme, sona erme) (pauein (durmak,
kesilmek, ara vermek, sona erdirmek, bırakmak) + isis (isim yapım eki) )
(gre.); ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positum, positus
(konmuş, yerleştirilmiş) (lat.); pose (poz) (fra.) * bir kişinin duruşun,
görünüşü veya fotoğraf çekerken aldığı konum ve durum
pozantı :
gre. * pendonsis, podandos (pous, podos (ayak) + andos (isim/sıfat yapım eki) )
* Adana iline bağlı, Toros Dağları'nın eteklerinde yer alan, Akdeniz'i İç
Anadolu'ya bağlayan Kilikya Geçidi (Gülek Boğazı) üzerindeki kritik ve tarihi
bir geçit ve dağ ilçesi
pozisyon :
lat., fra. * ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positum,
positus (konmuş, konumlanmış, yerleştirilmiş, yatırılmış) + tio (isim yapım
eki) (lat.); position (fra.) * bir şeyin veya bir kişinin bulunduğu konumu,
duruşu veya belirli bir durum içindeki yeri, konum, yer, durum
pozisyonel :
lat., fra. * ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positum,
positus (konmuş, konumlanmış, yerleştirilmiş, yatırılmış) + tio (isim yapım
eki) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.); positionel (fra.) * şeyin veya bir
durumun belirli bir duruşa bağlı olarak ortaya çıkması, şekillenmesi veya
değişmesi hali, konum, duruş veya pozisyonla ilgili
pozitif :
lat., fra. * ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positum,
positus (konmuş, konumlanmış, yerleştirilmiş, yatırılmış) + ivus (ile ilgili,
-a ait) (lat.); positive (fra.) * olumlu, artı (+), deneye/gerçeğe dayalı; var
olan bir hastalığın/durumun tespit edilmesi
pozitivist :
lat., fra. * ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positum,
positus (konmuş, konumlanmış, yerleştirilmiş, yatırılmış) + ivus (ile ilgili,
-a ait) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) (lat.); positiviste
(fra.) * gerçek bilginin yalnızca gözlemlenebilir, ölçülebilir olgulara ve
bilimsel deneye dayandığını savunan, metafizik veya dini açıklamaları reddeden
felsefi akım (pozitivizm/olguculuk) taraftarı olan kimse, akıl ve deneyle
kanıtlanamayan bilgiyi geçersiz sayan kimse
pozitivizm :
lat., fra. * ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positum,
positus (konmuş, konumlanmış, yerleştirilmiş, yatırılmış) + ivus (ile ilgili,
-a ait) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (lat.);
positivisme (fra.) * 19. yüzyılda Auguste Comte tarafından geliştirilen, bilimi
tek rehber kabul eder ve sosyal bilimlerin de doğa bilimleri gibi kesin
yöntemler kullanması gerektiğini savunan, doğru bilginin yalnızca bilimsel,
deney ve gözlemle doğrulanabilen somut olgulara dayalı bilgi olduğunu savunan,
metafizik ve soyut açıklamaları reddeden felsefi akım, olguculuk
pozitron :
lat., gre., fra. * positivus (artı yüklü; olumlu; müspet) (lat.) + ilektronio,
elektron (çamgiller familyasından sarı-kızıl arası renge sahip hoş kokulu bir
bitki, kehribar, amber; koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) (gre.) *
elektronun antimadde karşılığı olan, elektronla karşılaştığında, elektronla
birlikte yok olarak enerjiye dönüşen, PET taramasında kullanılan, aynı kütleye
fakat zıt (+1) yüke sahip pozitif yüklü bir atom altı parçacık
pozitronyum :
lat., gre. * positivus (artı yüklü; olumlu; müspet) (lat.) + ilektronio,
elektron (çamgiller familyasından sarı-kızıl arası renge sahip hoş kokulu bir
bitki, kehribar, amber; koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) (gre.) +
ium (kimyasal element eki) (lat.) * bir elektron ve onun antiparçacığı olan bir
pozitronun birbirlerinin ortak kütle merkezi etrafında dönerek oluşturduğu,
hidrojen atomuna benzeyen ancak proton içermeyen ve elektron-pozitron çiftinin
birbirini yok etmesi sonucu gama ışınları yayarak çok hızlı bir şekilde
(saniyenin milyarda biri kadar sürede) yok olan kısa ömürlü, egzotik, atom
benzeri sistem
pozoloji :
gre. * poson (ne kadar, miktar) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem)
(logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
) * ilaçların tedavi edici dozlarını, kullanım sıklığını ve süresini belirleyen
farmakoloji dalı; Hastanın yaşı, kilosu ve fizyolojik durumu göz önüne alınarak
en uygun ilaç miktarını belirleme bilimi, kullanım dozajı, dozaj bilimi
pöç :
erm. * boç (kuyruk) * sığır veya dana gibi büyükbaş hayvanların kuyruk sokumu
ve omurganın sonunda yer alan ve sakatat olarak değerlendirilen etli/kıkırdaklı
bölüm
pöçük :
erm., tür. * boç (kuyruk) (erm.) + uk (isim veya sıfat yapım eki) * insan ve
hayvanlarda kuyruk sokumu kemiği veya kuyruğun başladığı, omurganın en alt, en
uç kısmı, kosiks
pöf :
tür. * pöf (ses yansımalı kelime) * iğrenme, bıkkınlık, yorgunluk veya öfke
ifade eden ünlem
pörsümek :
tür. * porsu (buruşmak, kırışmak) + mak (fiil mastar eki) * canlılığını yitirip
gevşemek, kurumak, sarkmak, büzüşmek, buruşmak
pörtlek :
tür. * pört (ses yansımalı onomatopeik kelime) + lek (ile ilgili, -a ait) *
dışarıya doğru çıkık, patlak, yuvasından fırlamış gibi görünen (gözler);
çatlayan kabuktan dışarı taşmış (cıvık madde)
pörtlemek :
tür. * pört (ses yansımalı onomatopeik kelime) + le (edilgen fiil eki) + mek
(fiil mastar eki) * bir şey kabuğunun yarılıp içi dışarı çıkmak; gözler
yuvalarından fırlayacak gibi açılmak; cıvık bir madde delikten dışarı taşmak
pösteki :
far., tür. * pöstek (post, deri, hayvan derisi; özellikle koyun postu) (post
(sütün üstünde oluşan kabuksu tabaka; av hayvanı derisi) + eki (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) ) * özellikle koyun veya keçi derisinin yüzülüp
işlenmesiyle elde edilen, geçmişte yaygı, seccade veya örtü olarak kullanılan
hayvan derisi
pötibör :
fra. * petit (küçük, ufak, minik) + beurre (tereyağı) * 1886 yılında Fransa'da
fırıncı Louis Lefevre tarafından icat edilen, genellikle çay saatlerinde yenen,
tatlı veya pasta yapımında (özellikle bisküvili pasta) kullanılan, hafif, sade
ve dikdörtgen şekilli, üzerinde dişli kenarları ve delikleri olan klasik bir
bisküvi türü
pötikare :
lat., fra. * parvus, parvum (küçük, ufak, minik) + quadratum (kare) (lat.);
petit (küçük, ufak, minik) + carré (kare) (fra.) * genellikle beyaz ile başka
bir rengin (siyah, kırmızı, mavi) birleşimiyle oluşan, ufak ve düzenli kareli
kumaş deseni
ppb :
lat. * particula (parçacık, zerre) (pars, partis (parça, kısım, bölüm, hisse,
pay, kesim, porsiyon) + cula (küçültme eki) ) + per (başına, her birine düşen;
içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla,
dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden) + billion (milyar) (bi (iki, ikili,
çift) + millia (bin) + one (-lik) ) * bir maddenin bir milyar birim içindeki
oranı; milyarda bir parçacık
ppm :
lat. * particula (parçacık, zerre) (pars, partis (parça, kısım, bölüm, hisse,
pay, kesim, porsiyon) + cula (küçültme eki) ) + per (başına, her birine düşen;
içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla,
dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden) + million (milyon, bin bin) (mille (bin,
binlik birim) (lat., fra.) + ion (büyüklük ve katsayı eki) ) * bir maddenin bir
milyon birim içindeki oranı; milyonda bir parçacık
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder