fikstür :
lat. * fixtura (figere (tutturmak, sabitlemek, bağlamak, bitiştirmek,
yapıştırmak), fixus (tutturulmuş, sabitlenmiş, sabit) + ura (isim yapım eki) )
* ligde maçların zamanını, sırasını, takımlarını gösteren ve değişmezlik
arzeden plan çizelgesi
fiktif :
lat. * fictivus (kurgusal, hayali) (fingere (şekillendirmek, yoğurmak, biçim
vermek, yapmak, bulmak, icad etmek, tasarlamak, planlamak, kurgulamak) + ivus
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * düşsel, hayali, gerçek olmayan,
kurgusal, kurmaca
fil :
ara. * fil (filgillerin hortumlular takımından büyük cüsseli memeli hayvan) *
filgillerin (elephantidae) hortumlular
takımından, Asya’nın ve Afrika’nın sıcak bölgelerinde doğada sürüler halinde
yaşayan, otla beslenen, burun işlevi gören uzun hortumunun başlangıç noktasında
iki büyük dişi (fildişi) bulunan, koyur gri renkli kalın derisi olan büyük
cüsseli memeli hayvan; Kur'an'ın 105. suresi
fil kulağı :
tür. * fil (filgillerin hortumlular takımından büyük cüsseli memeli hayvan) +
kulak (işitme organı) + ı (iyelik eki) * büyük, kalp şeklinde, gri-yeşil veya
yeşil renkte yaprakları olan, tropikal iklimlerde yetişen bir bitki, Alocasia
macrorrhizos
filaman :
lat. * filamentum (filo, filum (iplik), filare (döndürmek, çevirmek) + mentum
(isim yapım eki) ) * elektrik ampullerinde bulunan, akım geçtiğinde akkor
durumuna gelen ince, iletken tel; mikrotübüller, mikrofilamentler (aktin
filamentler) ve ara filamentler olarak üç gruva ayrılan hücrenin yapısal
proteinleri
filament :
lat. * filamentum (filo, filum (iplik), filare (döndürmek, çevirmek) + mentum
(isim yapım eki) ) * elektrik ampullerinde bulunan, akım geçtiğinde akkor
durumuna gelen ince, iletken tel; mikrotübüller, mikrofilamentler (aktin
filamentler) ve ara filamentler olarak üç gruva ayrılan hücrenin yapısal
proteinleri
filamentöz :
lat. * filamentum (ipek, tel, ince iplik) + osus (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * ince ipliksi, tel gibi, lifsel
filan :
ara. * fulan (filan, adı bilinmeyen
şey/kimse) * adı
açıkça belirtilmek istenmeyen veya bilinmeyen bir kimse, yer, şey ya da zamanın
yerine kullanılan, Arapça kökenli bir belgisiz zamir ve sıfat
filandra :
gre. * philandros (philein (sevmek) + aner, andros (erkek, insan) ) * ince
bezden yapılmış, uçkurluk bölümü dar, kurdele biçiminde bayrak; savaş
gemilerinin ve bütün beylik gemilerin grandi direklerine, gemi tek direkli ise
pruva direğine çekilen, ince ve uzun şerit şeklindeki sancak
filantrop :
gre. * philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + anthropos (insan) *
insansever
filantropi :
gre. * philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + anthropos (insan) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) * insanseverlik
filar :
lat. * filum (iplik) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iplik
biçiminde, ince ve uzun yapıya sahip olan (yapı veya organizma)
filaria :
lat. * filum (iplik) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ia (durum eki)
* sinek ve sivrisineklerin ısırmasıyla bulaşan, filaryaza ve ilgili
hastalıklara neden olan parazitik nematod solucanı
filarial :
lat. * filum (iplik) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ia (durum eki)
+ alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * filarya isimli uzun, ince ve
ipliksi şekillerdeki parazitler ile ilgili
filariazis :
lat., gre. * filariasis (filum (iplik) + aria (ile ilgili olma, olma durumu)
(lat.) + osis (durum, sorun, olma durumu, koşul, hastalık) ) (gre.) *
filariidae familyasından iplik benzeri nematod parazitlerin neden olduğu bir
hastalık
filariz :
ing., gre.* flax (keten) (ing.) + linaris (keten bitkisi) (gre.) * keten
dövmekte kullanılan tokmak
filarmoni :
gre. * philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + harmonia (birleşme,
uyum, anlaşma, uygunluk, düzen) (harmos, harmon (eklem, birleşme yeri) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * müzik sevgisi
filarmonik :
gre. * philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + harmonia (birleşme,
uyum, anlaşma, uygunluk, düzen) (harmos, harmon (eklem, birleşme yeri) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
müzik sevgisiyle ilgili
filaryaz :
lat., gre. * filariasis (filum (iplik) + aria (ile ilgili olma, olma durumu)
(lat.) + osis (durum, sorun, olma durumu, koşul, hastalık) ) (gre.) *
filariidae familyasından iplik benzeri nematod parazitlerin neden olduğu bir
hastalık
filateli :
gre. * philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + ateleia (ödeme
muafiyeti) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + telos (para, ücret,
vergi) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * pul koleksiyonculuğu, pulculuk
filatelist :
gre. * philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + ateleia (ödeme
muafiyeti) + ista (-cı, yapan, eden) * pul koleksiyoncusu, pulcu
filbahar :
ara., far. * fi (iç, içinde) + el (ön ek, artikel) (ara.) + bahar (koku; güzel
kokulu bir bitki, buphthalmum; çölde yağmurdan sonra açan bitkilerin genel
ismi; kış ile yaz arasındaki geçiş mevsimi) (far.) * taşkırangillerden,
anayurdu Çin ve Japonya olan, birkaç metre boya ulaşabilen, ilkyazda ak renkli
ve güzel kokulu çiçekler açan, parklarda ve bahçelerde süs bitkisi olarak
yetiştirilen bir ağaççık
filbahri : ara.
* fi (iç, içinde) + el (ön ek, artikel) + bahr (deniz) * deniz içinde;
taşkırangillerden, anayurdu Çin ve Japonya olan, birkaç metre boya ulaşabilen,
ilkyazda ak renkli ve güzel kokulu çiçekler açan, parklarda ve bahçelerde süs
bitkisi olarak yetiştirilen bir ağaççık
fildekoz :
lat., fra * filum (iplik) de (-nin, iyelik bağlacı) + Scotia (İskoçya) (lat.);
fil (iplik) + de (-nin, iyelik bağlacı) + Ecosse (İskoçya) (fra.) * İskoçya'ya
özgü ince ve sağlam, bir tür pamuk ipliği
fildişi :
tür. * fil (filgillerin hortumlular takımından büyük cüsseli memeli hayvan) +
tiş (ağızın içinde bulunan, damak ve çene kemiklerine bağlı olan, konuşmaya ve
çiğnemeye yarayan kemiksi çıkıntılardan her biri) + i (iyelik eki) * filin
burnunun iki yanında yer alan uzun kemikler, eboris (lat.)
fildişi sahili :
fra. * fildişi (filin burnunun iki yanında yer alan uzun kemikler) + sahili
(kıyısı, kenarı, deniz kenarı); côte (sahil) + de (iyelik bağlacı) + ivoire
(fildişi) (fra.) * Afrika kıtasının batı kısmında yer alan, Mali, Burkina Faso,
Gana, Liberya ve Gine ile komşu olan, güneyinde Atlas Okyanusu yer alan ve
Kotdivuar Cumhuriyeti olarak anılan ülke
file :
lat., fra. * filetto, filetta, filet (filo, filum, fil (iplik) + etta (küçültme
eki) ) * yün, pamuk vb. ipliklerinden ilmiklerle oluşturulan ağ; alışverişte
içine, satın alınan ürünlerin konulduğu ağ torba
filet :
fra. * filet (ağ) + de (-nın, iyelik eki) + pêche (balık avı) * derinliği her
yerinde aynı olan sığ deniz alanı (balık avlamak için ağ atılan alanlar sığ
deniz alanlarıdır.)
fileto :
lat. * filo, filum, fil (iplik) + etto, etta, et (küçültme eki) * örgü, dokuma
şerit; ince uzun şekilde et kesimi
filgiller : ara. * fil (filgillerin hortumlular
takımından büyük cüsseli memeli hayvan) + gil (familya eki) + ler (çoğul eki) * hortumlular (Proboscidea) takımına ait,
günümüzde yalnızca Asya ve Afrika filleriyle temsil edilen, geçmişte ise
mamutlar gibi soyu tükenmiş devasa memelileri de barındıran kalın derili ve
hortumlu otçul hayvanlar familyası, elephantidae
filgrastim :
lat. * filamentum (iplik) (filum (ip, tel) + amentum (isim yapım eki) + gras
(granülosit yani beyaz kan hücresi eki) + stim (stimülasyon, uyarma, çoğaltma)
* HIV/AIDS'te, kemoterapi veya radyasyon zehirlenmesini takiben ortaya
çıkabilen düşük nötrofil sayısı sendromunu tedavi etmek için kullanılan bir
ilacın etken maddesi (C845H1343K223O243S9)
filhakika :
ara. * fi (içinde, hakkında) + el (ön ek, artikel) + hakika (gerçek) *
gerçekte, gerçekten, doğrusu
filid :
gre. * phyllon (yaprak) (gre.) + ide (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli,
biçimli) * yaprak biçiminde olan veya yaprağı andıran
filiform :
lat. * filum (iplik) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) +
is (ile ilgili, -a ait) ) * ince, uzun, ipliksi yapılar
filigran :
lat. * filum (iplik) + granum (tane, tohum, zerre, çekirdek, tomurcuk) *
sahtesinden ayırt etmek üzere, paraların veya değerli kağıtların dokusuna
işlenmiş olan ve ışığa tutulduğunda görülebilen çizgi, resim, yazı gibi bir
gizli, özel işaret
filika :
gre., ara * epholkion (ephelko, ephelkein (çekmek, sürüklemek, sürümek,
sürünmek) + ion (isim yapım eki) ) (gre.); felk (yarmak, yararak ilerlemek),
fulk (gemi, tekne) (ara.) * gemilerde bulundurulan küçük tekne, sandal
filinta :
alm. * Flinte (çakmak taşı; çakmaklı tüfek) * tüfekten daha kısa, elde
taşınabilir, kısa ve yivsiz namlulu, ateşli bir silah; güzel ve yakışıklı,
erkek güzeli
filipendula :
lat. * filum (iplik) + pendulus (sarkan, asılı) (pendere (asılı olmak, asılmak,
sarkmak) + ulus (küçültme eki) ) * yumruları ince ipliklerle asılı duran kök
yapısıyla tanınan, hoş kokulu çiçeklere sahip, Rosaceae familyasından bir bitki
cinsi
filipin :
gre. * philippos (at sever) (philos (dost, arkadaş, sevgi, seven) + hippos (at)
) + in (ile ilgili, gibi, -a ait) * Filipin yerlileri olan Visayanlara yakın
yaşayan Malezya ırkı
filipinler :
gre. * filipin (Filipin yerlileri olan Visayanlara yakın yaşayan Malezya ırkı)
+ ler (çoğul eki) * Pasifik okyanusu'nun batısındaki coğrafyada konumlanan,
7.641 adet ada ve adacıktan oluşan bir Güneydoğu Asya devleti
filiskin :
lat. * pulegium (pulex (pire) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (bitkinin pire
kovucu olarak kullanılmasından) * mentha pulegium (Yarpuz, Filiskin)
ballıbabagillerden, çiçekleri birbirinden ayrı halka durumunda, nane türünden,
kısa saplı, az veya çok tüylü, güzel kokulu bir bitki
filistin :
gre. * palaistes (güreşçi, rakip, düşman) + in (ile ilgili, gibi, -a ait) *
Orta Doğu'da ve Batı Asya'da, Akdeniz kıyısındaki antik Kenan Bölgesi'nde
bulunan ve Batı Şeria ile Gazze Şeridi'nde belirtilen bölgelerde de facto
olarak hüküm süren bir Arap devleti
filiz :
gre. * phleo (tomurcuklanmak, filizlenmek), phyllon, phyllos (yaprak, filiz) *
yeni sürmüş olan körpe ve küçük dal veya yaprak, bitki sürgünü
filloid :
gre. * phyllon, phyllos (yaprak, filiz) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer,
şekilli, biçimli) * yaprak şeklinde, yaprak benzeri
filloz :
gre. * phyllon, phyllos (yaprak, filiz) * kerevizgillerden bir kök bitki olan
gölevezin küçük ve körpe olanından yapılan yemek ve bitki
film :
alm., lat. * film (membran, ince deri, sünnet derisi) (alm.), filmus (lat.) *
selülozdan üretilmiş, üzeri ışığa duyarlı bir tabakayla kaplı, saydam ve
bükülebilir, türlü boyutlarda olabilen yaprak niteliğinde ince yüzey
filo :
lat., ita. * filum (ip, iplik) (lat.); filo (iplik, tel, dizi, sıra) (ita.) *
bir arada ve bir komuta altında bulunan savaş gemileri veya uçak topluluğu;
belirli tür yük taşıyan kara ve deniz araçlarının tümü
filod :
gre. * phyllon (yaprak) (gre.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli,
biçimli) * yaprak sapının genişleyerek yaprak ayası görevini üstlendiği, yaprak
benzeri yassılaşmış bitki organı
filodendron :
gre. * philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + dendron (ağaç, ağaç
dalı; odunsu bitki) * gösterişli yaprakları için yetiştirilen çeşitli aroid
bitkilerden biri, deve tabanı
filogenetik :
gre. * phylon (soy, cins, tür, ırk, kabile) + gennaein (doğurmak, üretmek,
oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran,
yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * evrimsel ilişkileri ve soy ağacını inceleyen bir bilim
dalı
filogenez :
gre. * phylon (soy, cins, tür, ırk, kabile) + genesis (yaratılış, oluşum)
(genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan,
kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * bir türün veya soyun evrimsel olarak
oluşumu, soy, oluş, soylanma, nesillenme
filografi :
gre. * philia (sevme durumu, hoşlanma durumu) (philein (sevmek), philos (seven,
sever, sevici) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + graphein (yazmak,
çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme)
(graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) * ahşap bir zemin üzerine çizilen desenin, çivilerle belirlenen hatları
takip ederek teller veya iplerle örülmesiyle oluşturulan, çivilerin arasından
belirli örgü teknikleri kullanılarak hat yazılarının, simetrik desenlerin,
amblemlerin ve motiflerin panolara dönüştürüdüğü Orta Doğu kökenli sabır ve
estetik gerektiren bir el sanatı
filoksera :
gre. * phylloxera (phyllon (yaprak) + xeros (kuru) ) * bağda zarar yapan
homojen kanatlılar takımına bağlı, Amerika menşeli küçük bir böcek, asma biti
filolog :
gre. * philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + logos (kelime, bilgi,
söylem, söz, akıl) * dilleri, metinleri ve yazılı belgeleri tarihsel
gelişimleri, yapıları ve anlamlarıyla inceleyen dilbilimsel ve edebi araştırma
alanında faaliyet gösteren uzman kişi, filoloji uzmanı
filoloji :
gre. * philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + logia (bilim, bilme;
söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * dilleri, metinleri ve yazılı belgeleri tarihsel
gelişimleri, yapıları ve anlamlarıyla inceleyen dilbilimsel ve edebi araştırma
alanını ifade eden bilim dalı
filolojik :
gre. * philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + logia (bilim, bilme;
söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * filoloji
ile ilgili
filoplan :
gre. * phyllon (yaprak) + plane (düzlükte, yüzeyde, açıkça, yayılmış biçimde,
dolaşma, gezme; yüzeyde bulunma) (gre.); planus (düz, yassı, düz yüzeyli)
(lat.) * bitkilerin yaprak yüzeyini oluşturan, üzerinde mikroorganizmaların
yaşadığı ince ekolojik yüzey tabakası
filopod :
gre. * phyllon (yaprak) + pous, podos (ayak) * yaprak biçiminde uzantılara veya
yaprak benzeri ayak yapılarına sahip olan, özellikle bazı kabuklularda görülen
yüzme ve solunumla ilişkili uzuv tipi
filosfer :
gre. * phyllon (yaprak) + sphaira (top, küre, yuvarlaklık) * bitkilerin yaprak
yüzeyleri üzerinde bulunan ve mikroorganizmaların oluşturduğu ekolojik yaşam alanı
filotaksis :
gre. * phyllon (yaprak) + tassein, tasson (düzenlemek, sıralamak, dizmek,
sınıflandırmak, vergi tayin etmek), taxis (düzen, düzenleme, sıralama, dizim,
dizme) * bitki gövdesinde yaprakların, çiçeklerin veya tohumların belirli bir
düzen ve geometrik orana göre dizilim sistemi
filotilla :
lat. * flos, flota (gemi) + illa (küçültme eki) * küçük filo, küçük gemi filosu
filozof :
gre. * philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + sophos (bilge) *
bilgeliği seven, bilgeliğin peşinden giden kimse, felsefeci, düşünür
filozofi :
gre. * philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + sophia (bilgelik,
bilgililik) (sophos (bilge) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
yaratılışın sebebi ve anlamı üzerine bilimsel araştırmaların yapıldığı bilim
dalı
filozofik :
gre. * philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + sophia (bilgelik,
bilgililik) (sophos (bilge) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * filozofi ile ilgili
filtrasyon :
lat. * fitratio (süzme, filtreleme, eleme) (filtrare (süzmek, filtre etmek)
(filtrum (keçe, süzgeç, elek) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki)
) * bir sıvı veya gazı, içindeki katı taneciklerden veya belirli maddelerden
ayırmak amacıyla filtreden geçirme işlemi, süzme, filtreleme, eleme, filtre
etme
filtrat :
lat. * filtrare (süzmek, filtre etmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki)
* süzülmüş, filtrelenmiş; süzülen madde
filtre :
lat. * filtrare (süzmek, filtre etmek), filtrum (süzgeç, elek olarak kullanılan
keçe) * süzgeç, süzek (felt, feutre, Filz (keçe) (ing., fra., alm.) ).
filum :
gre., lat. * phulon, phylon (kabile, ırk, kan hattı, şube) (gre.); phylum
(lat.) * aynı soydan gelen ve kuşaklar boyu devam eden canlıların
bölümlenmesinde dalların bir araya gelmesiyle oluşan birlik; dil grubu;
canlıların sınıflandırılmasında kullanılan, alemden sonra gelen ve benzer temel
vücut özelliklerine sahip sınıfları kapsayan taksonomik kategori
filum terminale :
lat. * filum (ip, iplik, bağ) + terminare (sınırlamak, sonlandırmak, bitirmek),
terminus (sınır, son, uç nokta) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
omuriliğin son kısmı olan konus medullarisin alt ucundan başlayıp ve sakrum
(alt omurga) bölgesine (sakral bölge) doğru uzanan ince bir bağ dokusu ipliği,
omuriliğin son kısmı
filvaki :
ara. * fi (içinde, hakkında) + el (ön ek, artikel) + vakaa (düşmek, vuku
bulmak, gerçekleşmek, meydana gelmek), vaki (vuku bulmuş, gerçekleşmiş) *
gerçekten, hakikaten, doğrusu
filyasyon :
lat. * fillius (oğul, evlat), fillia (oğul ile ilgili olma) + tio (isim yapım
eki) * salgın hastalılığın kaynağını bulma ve yayılma zincirini takip etme
fimbria :
lat. * fimbria (kenar, pervane, iplikçik, kıvrım) * kadın üreme sisteminde,
yumurtalıklardan yumurtanın toplanmasını sağlayan ve yumurtayı rahim içine
yönlendiren ince uzantılardan her biri
fimbriya :
lat. * fimbria (kenar, pervane, iplikçik, kıvrım) * kadın üreme sisteminde,
yumurtalıklardan yumurtanın toplanmasını sağlayan ve yumurtayı rahim içine
yönlendiren ince uzantılardan her biri
fimozis :
gre. * phimosis (kapalı tutma, sıkma, daraltma) (phimein (bağlamak,
sıkılaştırmak, kapalı tutmak) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) )
* sünnet derisinin (prepusyum) geriye doğru çekilememesi durumu
fin :
fin. * finnr (avcı - toplayıcı) * Finlandiya halkından veya bu halkın soyundan
olan kimse, suomi (bataklık ülke, bataklık yer)
final :
lat. * finis (son, bitim, bitiş, nihayet, sona erme, sınır) + alis (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * son, nihai, bitim
final four :
lat., ing. * finalis (finis (son, bitim, bitiş, nihayet, sona erme, sınır) +
alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.); final (son) + four (dört)
(ing.) * Avrupa basketbolunda (özellikle EuroLeague’de) sezonun şampiyonunu
belirlemek için son dört takımın katılımıyla düzenlenen ve tek maçlı eleme
sistemiyle oynanan turnuva formatı, dörtlü final, dörtlü sonuç karşılaşması
finalist :
lat. * finis (son, bitim, bitiş, nihayet, sona erme, sınır) + alis (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) *
finale kalan
finalizm :
lat. * finis (son, bitim, bitiş, nihayet, sona erme, sınır) + alis (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) *
her şeyin bir erekle belirlendiğini, ereksel bir nedeni bulunduğunu, bir ereğe
yöneldiğini ve bir ereğe göre olupbittiğini öne süren öğreti
finans :
lat. * finis (son, bitim, bitiş, nihayet, sona erme, sınır), finire
(sonlandırmak, bitirmek, borcu kapatmak, hesabı görmek) + entia (isim yapım
eki); finance, Finanz (ing., fra., alm.) * parasal kaynak, para tedariki;
parasal ve mali işler
finansal :
lat. * finis (son, bitim, bitiş, nihayet, sona erme, sınır), finire
(sonlandırmak, bitirmek, borcu kapatmak, hesabı görmek) + entia (isim yapım
eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer); financial, financier,
finanziell (ing., fra., alm.) * finans ile ilgili
finansal kaldıraç :
lat., tür. * finentia (finans) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.)
+ kaldıraç (kaldırmaya yarayan araç) (kaldır (yükseltmek, yukarı çıkarmak) + aç
(isim yapım eki) ) * bir şirketin finansal durumunu tespit etmeye yarayan ve
bilanço kalemleri bazında hesaplanan
finanse :
lat. * financatus (financare (finanse etmek, para sağlamak) (finis (son, bitim,
bitiş, nihayet, sona erme, sınır), finire (sonlandırmak, bitirmek, borcu
kapatmak, hesabı görmek) + ancare (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve
sıfat yapım eki) (lat.); financé (fra.) * para sağlanmış
finansman :
lat. * financare (finanse etmek, para sağlamak) (finis (son, bitim, bitiş,
nihayet, sona erme, sınır), finire (sonlandırmak, bitirmek, borcu kapatmak,
hesabı görmek) + ancare (fiil mastar eki) ) + mentia (isim yapım eki) * parasal
kaynak sağlama, finanse etme
finasterid :
lat. * fin (ön ek) + aster (androjen ve steroid eki) + id (kimyasal bileşik
eki) * düşük dozlarda benign prostat hiperplazisi tedavisinde, yüksek dozlarda
prostat kanseri tedavisinde kullanılan, testosteronu dihidrotestosterona
çeviren tip2 5-alfa redüktaz enziminin inhibitörü bir androjen (C23H36O2N2)
fincan :
far., ara. * pingan (kase, tas, kap) (far.), fincan (ara.) * genellikle kahve
içmek için kullanılan, seramik grubundan bir malzeme olan porselenden yapılmış
kulplu veya kulpsuz küçük bardak
finerenon :
lat. * fin (ön ek) + eren (çekirdek veya halkasal yapı eki) + one (oksijenli
bileşik, keton grubu (C=O) ) * böbrek fonksiyonlarında azalma, böbrek
yetmezliği, kardiyovasküler ölüm, ölümcül olmayan kalp krizi ve kronik böbrek
hastalığı olan yetişkinlerde kalp yetmezliği nedeniyle hastaneye kaldırılma
riskini azaltmak için kullanılan mineralokortikoid reseptör antagonisti (MRA)
sınıfına ait bir ilacın etken maddesi (C21H22N4O3)
fingil :
tür. * fingil (ses yansımalı onomatopeik kelime) * iki metal veya yapay parçayı
ısıl yolla birleştirme yöntemi, kaynaştırıp yapıştırma işi; kaynak sularının
kumlu ve gevşek topraklarda kum ve toprak zerreleriyle kubbe yaparak kaynaması;
köylü kadınların giydikleri eteklik
fingirdek :
far. * penc, fing (el, pençe; beş) + ir (etken fiil eki) + dek (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * el atan, el sallayan; çok kırıtkan ve oynak, çok
cilveli kadın (finger, Finger (parmak) (ing., fra.) )
fingirdemek :
far. * penc, fing (el, pençe; beş) + ir (ek) + de (ek) + mek (fiil mastar eki)
* el atmak, el sallamak; oynamak, oynaşmak, hareket etmek, temasta bulunmak,
sürekli hareket halinde olmak (finger, Finger (parmak, hareket ettirici, temas
edici, oynatıcı, dokunucu, itici) (ing., alm.) )
fingolimod :
lat. * fingo (ön ek) + li (ek) + mod (immunomodülatör (bağışıklık sistemini
modüle edici (düzenleyici) ) eki) * multipl skleroz tedavisinde kullanılan,
lenf düğümlerindeki lenfositleri tecrit ederek bunların otoimmün bir reaksiyona
katkıda bulunmalarını önleyen bir sfingosin-1-fosfat reseptör modülatörü (immünomodülatör)
bir ilacın etken maddesi (C19H33NO2)
finifugal :
lat. * finis (son, bitim, bitiş, nihayet, sona erme, sınır) + effugere (kaçmak,
tüymek), fugus (kaçan, kaçan kişi) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
sonundan veya sınırından kaçan, sonu gelmekten korkan
finike :
gre., sla. * phoinikos (mor, koyu kırmızı; hurma ağacı; hurma) (gre.); voinikos
(güçlüler; askerler) (voinik (güçlü, sağlıklı asker) + os (çoğul eki) ) (sla.)
* eski ismi Phoenicus olan ve Fenikeliler tarafından MÖ 500'lerde liman kenti
olarak kurulan yerleşim; İlk Finike, V. Yüzyılda Phoinikos ismi ile Aykırıçay
Suyu'nun denize döküldüğü yerde kurulmuş olup, halen Antalya'nın bir ilçesinin
ismi olarak varlığını süredürmektedir.
finiş :
lat., ing. * finis (son, bitim, bitiş, nihayet, sona erme, sınır), finire
(sonlandırmak, bitirmek) (lat.); finish (bitirmek) (ing.) * bitim, son, nihayet
fink atmak :
far. * penc, fing (el, pençe; beş) (far.) + atmak (fırlatmak, savurmak) (tür.)
* istediği zaman istediği yerde gönlünün istediği şekilde gezip tozmak ve
eğlenmek
finlandiya :
fin., lat. * finna, suomi, sami (bataklık) + land (ülke, yer) (fin.) + ia (yer
eki) (lat.) * doğusunda Rusya, kuzeyinde Norveç ve batısında İsveç, batısıda
Botniya ve güneyinde Finlandiya körfezi bulunan, bir Kuzey Avrupa Nordik ülkesi
fino :
ita. * fino (ince, zarif, narin, rafine) * küçük, süslü, narin köpek
fir :
ing. * flight (uçuş) + information (bilgi) + region (bölge, saha) * içinde uçuş
bilgi hizmeti (FIS), ikaz hizmeti (ALRS) ve havacılık meteorolojisi hizmeti
verilen hudutları belirlenmiş bir hava sahası
firak :
ara. * ferraka (ayırmak), tefrik (ayrışma, ayrılma, bölünme) * farklanma,
bölünme, ayrışma, ayrılma (frequency, fréquence, Frequenz (frekans), fraction
(bölünme, ayrışma), fragment (bölüm, kısım, parça) (ing., fra., alm.) )
firar :
ara. * farra (kaçmak, firar etmek, sıvışmak, uzaklaşmak) * kaçış, tüyme,
uzaklaşma, kurtulma (far, fern (uzak), free (özgür) (ing.), fuir (kaçmak)
(fra.) )
firari :
ara. * farra (kaçmak, firar etmek, sıvışmak, uzaklaşmak) + ar (-cı, yapan, eden
eki) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kaçak, kaçan (ferrari (hızlı
hareket eden, oto markası) (ita.) )
firaset :
ara. * firasa, ferasa (ayırt etmek, ayırmak) + et (isim yapım eki) * anlayış,
kavrayış, seziş, sezgi, öngörü
firaş :
ara. * faraşa (sermek, döşemek, yaymak), mefruş (yayılmış, serilmiş, döşenmiş;
yaygı, kilim, döşek), mefruşat (serilmiş eşyalar, döşenmiş malzemeler, yayılmış
eşyalar) * döşek, yatak, yere serilen şey, minder, şilte
firavun :
mıs., gre. * pero, para, pharaoh (duvar, yapı, set, örten yapı, büyük ev) *
antik Mısır'daki krallara verilen isim
firdevs :
far., gre. * pairi (çevre, etraf) + daiza (duvar) (far.); paradeisos (kraliyet
bahçesi, koruluk) (para (arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında,
yanında; zıt, karşıt, engel, duvar, set; ayrı, farklı) + deis (süs, zinet) + os
(son ek) ) (gre.) * bostan, cennet bahçesi, süslü duvar, örten yapı, firdevs,
(faradis (ç.) ); en yüksek yer
fire :
gre., lat., fra. * phyra (eksilme) (gre.); fractum (kırık) (lat.); frais
(gider, masraf, ticarette hasar payı) (fra.) * depolanan her türlü ticaret
malında kuruma, dökülme, bozulma gibi nedenlerle ağırlık veya adet eksilmesi,
kayıp, zarar
firengi fer'i :
ara. * frengi (frank (Fransız) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + fer
(dal, kol, şube, segment, alt bölüm) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
Türk musikisinde yirmi sekiz zamanlı bir büyük usül; Fransız tarzı fer' usülü,
Fransız koluna ait
firenkçin :
tür. * frenk (Fransız) + çin (ile ilgili, -e ait) * Türk musikisinde, on iki
zamanlı bir küçük usül olup iki tane üç zaman ile üç tane iki zamanın, yani iki
semai ve üç nim-sofyan usülünün birleşmesinden meydana gelen usül; Fransız
tarzında, Avrupai
fireuni :
ita. * fior (çiçek) + one, oni (büyüklük ve çoğul eki) * büyük çiçekler; hat,
minyatür, tezhib gibi güzel sanatlarda kullanılan bir kağıt cinsi
firewall :
ing.* fire (ateş) + wall (duvar) * bilgisayar ağlarında, yetkisiz erişimleri
engelleyen ve ağ trafiğini güvenlik politikalarına göre filtreleyen yazılım
veya donanım tabanlı güvenlik sistemi
firez : far. * pireze (anız/biçilmiş tarla kalıntısı) (far.); phures
(gre.) *
ekin biçildikten sonra toprakta kalan köklü sap veya ekini biçilmiş durumdaki
tarla, anız
firik : erm. * vırig (taze, ham meyve veya sebze) * özellikle İç ve Güneydoğu Anadolu mutfağında tarladan
henüz tam olgunlaşmadan (yeşilken) toplanıp sapları yakılarak üfelenen ve
kendine has isli bir aromaya sahip olan taze buğday ve bundan yapılan pilav; olgunlaşmaya
başlayan tahıl; olgunlaşmaya başlayan buğday başağı veya mısır koçanının közde
pişirilmişi
firka :
ara. * feraka (ayırmak, ayrıştırmak, fark etmek) * hizip, bölük, insan grubu,
fraksiyon, parti (fraction (kesir, parça, kesim; bölüm) (ing., fra.) )
firkat :
ara * fark (ayrışma, ayrılma), ferraka (ayırmak, ayrılmak, ayrışmak), tefrika
(ayrılık, ayrı olma; bir gazete veya dergide parça parça, bir önceki yazının
devamı olarak çıkan uzun yazı), fırka (tümen, birbirinden ayrı gruplardan her
biri) * ayrılış, iftirak, mufarakat (frequentia, frequency, frequence, Frequenz
(farklanma, titreşim) (lat., ing., fra., alm.) )
firkate :
ita. * fregat (savaş gemisi) + one (büyüklük eki) * on veya on beş çift
kürekli, üç direkli ve hızlı, kalyondan daha hafif savaş gemisi, firkete
firkateyn :
ita. * fregat (savaş gemisi) + one, oni (büyüklük ve çoğul eki) * on veya on
beş çift kürekli, üç direkli ve hızlı, kalyondan daha hafif savaş gemisi,
firkete
firkete :
lat., ita. * furca (çatal, iki çatallı kazık) + etta (küçültme eki) (lat.);
furchetto, forchetta (çatalcık, küçük catal) (forca (çatal) + etto (küçültme
eki) ) (ita.) * kadınların saçlarını toplayıp bir arada tutturmak için
kullandıkları, U biçiminde, kemik, bağa, naylon veya telden yapılmış saç tokası
firma :
lat. * firmare (sağlamlaştırmak, onaylamak) (firmus (sağlam, güçlü, güvenilir,
sabit, katı, kararlı, kalıcı, dayanıklı) + are (fiil mastar eki) ) * imza,
onay, imza taşıyan kuruluş, şirket, ekip
firmament :
lat. * firmare (sağlamlaştırmak, onaylamak) (firmus (sağlam, güçlü, güvenilir,
sabit, katı, kararlı, kalıcı, dayanıklı) + are (fiil mastar eki) ) + mentum
(isim yapım eki) * klasik kozmolojide ve kutsal metinlerde gökyüzü, gök kubbe,
yıldızların yer aldığı katı bir kemer/kubbe yapısı
firmware :
lat., ing. * firmus (sağlam, güçlü, güvenilir, sabit, katı, kararlı, kalıcı,
dayanıklı) (lat.); firm (ing.) + ware (yazılım bileşeni) (ing.) * donanım ile
yazılım arasında köprü görevi gören, genellikle kalıcı bellekte saklanan sistem
yazılımı
first aid :
ing. * first (ilk, en önce) + aid (yardım) * bir kaza veya yaşamı tehlikeye
düşüren bir durumda, sağlık görevlilerinin tıbbi yardımı sağlanıncaya kadar,
hayatın kurtarılması veya durumun daha kötüye gitmesini önleyebilmek amacıyla
olay yerinde, tıbbi araç gereç aranmaksızın mevcut araç ve gereçlerle yapılan
ilaçsız uygulama, ilk yardım
firuze :
far., ara. * padroçag (ışık saçan, ışıldayan, parlayan, muhteşem) (far.),
firuze (gök rengi bir süs taşı, mavi yeşil taş, türkuaz) (ara) * saydam olmayan
hidratlı doğal alüminyum ve bakır fosfattan oluşan, gök mavisi ve yeşilimsi
mavi renklerinde olan, küpe, kolye, yüzük taşı gibi bezek işlerinde kullanılan
değerli bir taş
fisal :
ara. * fasala (ayırmak, bölmek, kesmek, açıklamak, ayırt etmek, ayrıştırmak,
ayrıntılandırmak, detaylandırmak), fasl (ayrışma, ayrılma), fasil (ayıran,
bölen, ayrıntılandıran) * ayırma, bölme, kesme; sutten kesme
fisebilillah :
ara. * fi (içinde) + sebil (yol) + Allah (Allah) * Allah yolunda
fiskal :
lat. * fiscus (sepet; hazine; devlet kasası) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * mali, finansal, devlet bütçesiyle ilgili
fiske :
ita. * fischio (ıslık sesi, parmak şaklatma) * başparmak ve işaret parmağıyla
yapılan, küçük ama acıtıcı vuruş
fiskos :
ita. * fischiare (ıslık çalmak, şaklatmak) * arka planda yapılan, bazen hoş
olmayan veya olumsuz etkiler yaratabilecek konuşmalar, gizli sohbet, dedikodu
fissula ante fenestram :
lat. * fissura, fissula (yarık, çatlak, açıklık) (fidus (yarık, yarılma,
bölünme) (findere (yarılmak, bölmek, bölünmek; yarmak, bölmek, ikiye ayırmak) +
ulus, ula (küçültme eki) ) + ante (önce, öncesi, önceye doğru, evvel, ön, öne,
önde) + fenestram (pencere) * pencerenin önündeki küçük yarık; iç kulakta yer
alan ve ses iletimiyle ilgili yapıların bulunduğu, stapez tabanının oturduğu
oval pencerenin hemen önündeki otik kapsül bölgesi
fissurellidae :
lat. * fissura, fissula (fidus (yarık, yarılma, bölünme) (findere (yarılmak,
bölmek, bölünmek; yarmak, bölmek, ikiye ayırmak) + ura, ula (isim yapım eki,
küçültme eki) ) + ellus, ella (küçültme eki) + idae (-giller, hayvan familyası
eki) * anahtar deliği biçiminde tepe açıklığı bulunan otobur deniz
salyangozlarını kapsayan yumuşakça familyası, anahtardeliklisalyangozgiller
fissür :
lat. * fissura, fissula (findere (yarılmak, bölmek, bölünmek; yarmak, bölmek,
ikiye ayırmak) + ura, ula (isim yapım eki, küçültme eki) ) * yarık, çatlak,
açıklık
fistan :
gre. * fostanion (gre.); fustan (ara.) * uzun, bol, bele oturan ve etekleri
geniş olan, kadınlara özgü geleneksel bir elbise
fisto :
lat. * festa (kutlama, bayram), festum (şenlik) (bayramda süs ve zarafet için
giyilen kumaş, elbise bağlamında) * hafif süslemeli kumaş türleri veya bu
kumaşla yapılmış dantelimsi detaylar
fistül :
lat. * fistula (boru, kamış, tüp) (findere (yarılmak, bölmek, bölünmek; yarmak,
bölmek, ikiye ayırmak) + ulus, ula (küçültme eki) ) * iki epitel yüzeyini veya
bir organ ile deri yüzeyini birbirine bağlayan anormal kanalcık, açıklık, boru
biçimli patolojik geçit
fistülize :
lat. * fistulizatus (fistulizare (fistula (boru, kamış, tüp) (findere
(yarılmak, bölmek, bölünmek; yarmak, bölmek, ikiye ayırmak) + izare
(dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki)
) (lat.) * fistülleşmiş, fistül halini almış
fistülöz :
lat. * fistula (boru, kamış, tüp) + osus (ile ilgili, -a ait) * iki organ
arasında anormal bir patolojik kanal veya açıklık ile ilgili, fistül içeren,
fistülü olan, fistül niteliği taşıyan
fisür :
lat. * fissura, fissula (findere (yarılmak, bölmek, bölünmek; yarmak, bölmek,
ikiye ayırmak) + ura, ula (isim yapım eki, küçültme eki) ) * yarık, çatlak,
açıklık
fisyon :
lat. * findo, findere (yarılmak, bölmek, bölünmek; yarmak, bölmek, ikiye
ayırmak), fissionem (fissio (bölünme, parçalanma, yarılma) * kütle numarası çok
büyük bir atom çekirdeğinin parçalanarak kütle numarası küçük iki veya daha
fazla çekirdeğe dönüşmesi
fiş :
lat., fra. * figere (tutturmak, sabitlemek, bağlamak, bitiştirmek, yapıştırmak;
şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, hayal etmek, uydurmak) (lat.);
fiche (fra.) * bir elektrikli cihazı prize bağlamak için kullanılan, genellikle
kablonun ucundaki tak-çıkar parça; satın alınan ürünlerin ve fiyatlarının
yazılı olduğu, kasadan alınan belge, bilgi kağıdı, kayıt belgesi, kart
fişek :
far. * fisidan (fışkırmak, püskürtmek), fisak (mermi, tüfek dolusu barut,
patlayıcı düzenek) * içinde barut ve mermi çekirdeği bulunan, ateşli silahlarla
kullanılan cephane birimi
fişka :
tür. * fişka (ses yansımalı onomatopeik kelime) * küçük su fışkırtıcı (örneğin
çeşme memesi); barut veya gazla çalışan küçük fışkırtma düzeneği; patlayıcı
veya ateşleyici kapsül
fişlemek :
lat., tür. * figere (tutturmak, sabitlemek, bağlamak, bitiştirmek, yapıştırmak;
şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, hayal etmek, uydurmak) (lat.) + le
(etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) (tür.) * bir şeyi kayda geçirmek veya
belirli bir kişiyi veya durumu takip etmek üzere işaretlemek
fit :
ing. * fit (uymak, uygun olmak) * sağlıklı ve formda olma durumu
fitam :
ara. * fatama (kesmek, ayırmak; sütten kesmek) * çocuğu sütten kesme
fitçi :
ara., tür. * fetene (denemek, sınamak; bozmak, ayrılık çıkarmak), fitne
(deneme, sınama, sınav, imtihan, test, kargaşa çıkarma, bozma, arabozuculuk,
karıştırma, yoldan çıkarma, saptırma, baştan çıkarma, ayartma, kötülük yapma)
(ara.) + ci, çi (yapan, eden eki) (tür.) * fit veren, arabozucu, kışkırtıcı,
kovcu
fitik asit :
gre., lat. * phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana
getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme; doğa, tabiat, varlık) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + acidum, acidus (ekşi olan, asit) (acere
(ekşi olmak) + idus (ile ilgili olan) ) (lat.) * inositol hekzafosfat, inositol
heksakisfosfat veya inositol polifosfat olarak da adlandırılan, inositolün altı
katlı bir dihidrojenfosfat esteri; bitkilerin enerji depolamak için kullandığı
fosfor içeren bileşik (C6H18O24P6)
fitil :
ara. * fatil, fetil, ftil (bükülmüş
ip, sicim) * genellikle
lambalarda, mumlarda veya patlayıcı maddelerde ateşi iletmeye yarayan, bükülmüş
iplik ya da kumaş şeridi; iplik
fitin :
gre., lat. * phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana
getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme; doğa, tabiat, varlık) (gre.) +
ine (kimyasal bileşik eki) (lat.) * fitik asidin bir tuzu olan, fosforu tek
mideliler tarafından değerlendirilemeyen organik bir bileşik; bitkisel kökenli
fosfor bileşiği
fitizis bulbi :
gre., lat. * phthisis (tükenme, zayıflama, bozulma, çökme) (gre.) + bulbus (göz
küresi; top) (lat.) * göz küresinin hastalık veya travma sonrası küçülüp
büzülmesi hassasiyetini kaybetmesi
fitlemek :
ara., tür. * fitne (deneme, sınama, sınav, imtihan, test, kargaşa çıkarma,
bozma, arabozuculuk, karıştırma, yoldan çıkarma, saptırma, baştan çıkarma,
ayartma, kötülük yapma) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * bir
kimseyi başkalarına karşı kışkırtmak
fitnat :
ara. * fatana (cezbetmek, büyülemek, etkilemek; baştan çıkarmak, kargaşa
çıkarmak, ayrılık çıkarmak, ayartmak, karıştırmak, sarsmak, kışkırtmak, ara
bozmak; kötülük yapmak; sınamak, denemek, imtihan etmek, test etmek), fitne
(deneme, sınama, sınav, imtihan, test, kargaşa çıkarma, bozma, arabozuculuk,
karıştırma, yoldan çıkarma, saptırma, baştan çıkarma, ayartma, kötülük yapma) +
at (ile ilgili olan; olma durumu) * baştan çıkarma, kargaşa, ara bozma, kargaşa
çıkarma, kötülük yapma, saptırma; deneme, sınama, imtihan, test, ayartma, fitne
çıkarma, karışıklık, sarsıntı; çekicilik veya baştan çıkarıcılık; çabuk
kavrayan anlayışlı olan; zihin açıklığı, zeyreklik, zihnin herşeyi çabuk
anlayışı
fitne :
ara. * fatana (cezbetmek, büyülemek, etkilemek; baştan çıkarmak, kargaşa
çıkarmak, ayrılık çıkarmak, ayartmak, karıştırmak, sarsmak, kışkırtmak, ara
bozmak; kötülük yapmak; sınamak, denemek, imtihan etmek, test etmek), fatin
(büyüleyen, etkileyen, cezbeden, baştan çıkaran, kargaşa yaratan; sınayan,
deneyen, imtihan eden, test eden), meftun (büyülenmiş, etkilenmiş, cezbedilmiş,
gönül vermiş, tutulmuş; fitnelenmiş, belaya tutulmuş; aşık; mecnun) * baştan
çıkarma, kargaşa, ara bozma, kargaşa çıkarma, kötülük yapma, saptırma; deneme,
sınama, imtihan, test, ayartma, fitne çıkarma, karışıklık, sarsıntı; çekicilik
veya baştan çıkarıcılık
fitness :
ing. * fit (uymak, uygun olmak) + ness (durum eki) * sağlıklı ve formda olma
durumu
fitnet :
ara. * fatana (anlamak, kavramak, akıl erdirmek, zeka göstermek) + et (isim
yapım eki) * zekilik, akıllılık, basiret
fitomelan :
gre. * phyton, phytos (bitki, büyüyen şey) + melas, melanos (siyah, koyu
renkli) * bazı bitki tohumlarının veya meyvelerinin dış katmanlarında bulunan,
siyah renkli, karbonca zengin mumsu organik madde
fitomenadion :
gre. * phyton, phytos (bitki, büyüyen şey) (phyo, phyein (doğmak, ortaya
çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek, gelişmek, şişmek, kabarmak) +
ton, tos (sıfat yapım eki) ) + menadione (K vitamini bileşiği eki) (mena (K
vitamini serisindeki menakinon eki) + dion (iki keton grubu (C=O) eki) ) (di
(iki) + one (oksijenli bileşik, keton grubu (C=O) ) * K1 vitamini, filokinon
veya fitonadion olarak da bilinen, gıdalarda bulunan ve besin takviyesi olarak
kullanılan bir vitamin (C31H46O2)
fitonadion :
gre. * phyton, phytos (bitki, büyüyen şey) (phyo, phyein (doğmak, ortaya
çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek, gelişmek, şişmek, kabarmak) +
ton, tos (sıfat yapım eki) ) + nadione (na (temel halka yapısı (iki keton grubu
içeren bir naftalin halkası) + dione (iki keton (C=O) grubu eki) ) * besin
takviyesi olarak kullanılan ve ilaçlara veya emilimi veya sentezi sınırlayan
faktörlere bağlı hipoprotrombinemi semptomlarını tedavi etmek ve Warfarin
etkilerinin geri döndürülmesi için kullanılan sentetik bir K vitamini formu
fitopatoloji :
gre. * phyton, phytos (bitki, büyüyen şey) (phyo, phyein (doğmak, ortaya
çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek, gelişmek, şişmek, kabarmak) +
ton, tos (sıfat yapım eki) ) + pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap;
duygu, his) + logia (bilme, bilim) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bitki hastalıkları bilimi
fitoplankton :
gre. * phyton, phytos (bitki, büyüyen şey) (phyo, phyein (doğmak, ortaya
çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek, gelişmek, şişmek, kabarmak) +
ton, tos (sıfat yapım eki) ) + plankton (su içinde akıntıya karşı aktif olarak
yüzemeyen, su kütlesi içinde sürüklenerek yaşayan mikroskobik canlı organizma)
(planein (gezmek, dolaşmak, saptırmak), planktos, plankton (sürüklenen,
gezinen, dolaşan, akıntıyla taşınan) ) * suda serbestçe sürüklenen, çıplak
gözle görülemeyecek kadar küçük, tek hücreli ve bitkisel özellikler taşıyan,
fotosentez yapabilen mikroskobik bitkiler ve alglerden oluşan plankton
topluluğu
fitoterapi :
gre. * phyton, phytos (bitki, büyüyen şey) (phyo, phyein (doğmak, ortaya
çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek, gelişmek, şişmek, kabarmak) +
ton, tos (sıfat yapım eki) ) + therapeia (hizmet etme, ilgilenme, iyileştirme,
tedavi etme, eğitme, öğretme, iyileştirme, öğretiyle islah etme; bakım, hizmet,
tedavi) (therapuein (hizmet etmek, ilgilenmek, iyileştirmek, tedavi etmek,
yönetmek, tıbbi tedavi etmek), the (ön ek) + rapein (eğitmek, öğretmek) ) + eia
(isim yapım eki) ) * bitkilerle doğal tedavi
fitoterapötik :
gre. * phyton, phytos (bitki, büyüyen şey) (phyo, phyein (doğmak, ortaya
çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek, gelişmek, şişmek, kabarmak) +
ton, tos (sıfat yapım eki) ) + therapeia (iyileştirme, tedavi, bakım, hizmet)
(therapeuein (iyileştirmek, tedavi etmek, terbiye etmek, hizmet etmek, hazır
bulunmak) + eia (isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
fitoterapi ile ilgili
fitre :
ara. * fetara (yaratmak; yarmak) * nisab miktarı malı olan müslümanların Bayram
namazına kadar vermeleri vacib olan sadaka türü
fitret :
ara. * fatir (yaran, açan; yaratan), fatara (yarmak, ikiye ayırmak, ayırmak,
açmak; yaratmak) + et (isim yapım eki) * ara, kesinti, duraklama, boşluk
dönemi; iki peygamber veya hükümdar arasında peygambersiz veya hükümdarsız
geçen süre
fityan :
ara. * feta (delikanlı, yiğit, cesur, bahadır, genç, mert) * delikanlılar, yiğitler,
cesurlar, bahadırlar, gençlar, mertler
fiyaka :
gre., ita. * fiyaka (gre.); fiacca (ita.) (gösteriş, salınarak yürüme, kendini
beğendirme) * afi, caka, çalım, gösteriş
fiyalit :
gre. * phiale (geniş ve düz kap) + is (küçültme eki) * bazı mantarların
vezikülünden (konidyoforun tepesinin genişlemiş kısmı) çıkan şişe biçimli bir
çıkıntı
fiyasko :
ita. * fiasco (şişe, özellikle camdan yapılmış, altı geniş, ağzı dar şarap
şişesi) (cam üfleyicilerinin bazen başarısız yapılar yani işe yaramayacak ürün
oluşturmaları durumunda, bunların genellikle sadece şişe olarak
kullanılmasından) * başarısızlık, fiyasko
fiyat :
ara. * fi (içinde; hakkında) + at (çoğul eki; olma durumu) * bir mal veya
hizmetten faydalanmak için ödenmesi gereken para cinsinden bedel
fiyonk :
ita. * fiocco (püskül, ponpon, büyük ve gösterişli düğüm) * kurdele; yün veya
keten kırpıntısı, püskül
fiyort :
nor. * fjord (liman, körfez) * Norveç kıyılarına özgü derin körfez
fizibilite :
lat. * facere (yapmak, etmek, eylemek, oluşturmak, meydana getirmek, işlemek) +
ibilis (olabilirlik, mümkün olma eki) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.);
feasibility, faisabilité (ing., fra.) * yapılabilirlik; bir projenin teknik,
ekonomik ve hukuki açıdan uygulanabilirliğinin değerlendirilmesi
fizik : gre.
* physikos (doğaya ait, doğal, tabiatla ilgili, fizik) phusis, physis (öne
getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme,
geliştirme; doğa, tabiat, varlık) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) ) * doğa
ile ilgili, doğa bilimi; maddeyi, enerjiyi, bunların yapılarını, birbirleriyle
olan ilişkilerini ve etkileşimlerini inceleyen temel bilim dalı
fizikalizm :
gre., lat. * physikos (doğaya ait, doğal, tabiatla ilgili, fizik) phusis,
physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya
çıkarma, büyütme, geliştirme; doğa, tabiat, varlık) + ikos (ile ilgili, -a ait,
gibi) ) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) + ismos (isim yapım, durum,
akım, öğreti, doktrin eki) (gre.) * var olan her şeyin maddesel ve fiziksel
süreçlerden ibaret olduğunu, evrendeki bütün olgu ve varlıkların fiziksel
olgularla açıklanabileceğini, fiziksel olanın ötesinde veya ondan bağımsız
hiçbir manevi veya tinsel gerçekliğin bulunmadığını savunan felsefi ve
ontolojik bir görüş
fiziki : gre.,
tür. * physikos (doğaya ait, doğal, tabiatla ilgili, fizik) phusis, physis (öne
getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme,
geliştirme; doğa, tabiat, varlık) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) ) (gre.) +
i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (tür.) * fizik ile ilgili, fiziksel
fizikokimya :
gre., ara. * physikos (doğaya ait, doğal, tabiatla ilgili, fizik) phusis,
physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya
çıkarma, büyütme, geliştirme; doğa, tabiat, varlık) + ikos (ile ilgili, -a ait,
gibi) ) + khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein
(karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.);
kimya (maddenin yapısını, hallerini ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı)
(ara.) * kimyasal olayların temelinde yatan fiziksel prensipleri inceleyen bir
anabilim dalı
fizikokimyasal :
gre., ara., tür. * physikos (doğaya ait, doğal, tabiatla ilgili, fizik) phusis,
physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya
çıkarma, büyütme, geliştirme; doğa, tabiat, varlık) + ikos (ile ilgili, -a ait,
gibi) ) + khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein
(karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.);
kimya (maddenin yapısını, hallerini ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı)
(ara.) + sal (ile ilgili, -a ait, gibi, benzer) (tür.) * fizik ile kimyanın
ortak ilke ve süreçleriyle ilgili olan, fizik ve kimya özelliklerini birlikte
taşıyan
fiziksel :
gre., tür. * physikos (doğaya ait, doğal, tabiatla ilgili, fizik) phusis,
physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya
çıkarma, büyütme, geliştirme; doğa, tabiat, varlık) + ikos (ile ilgili, -a ait,
gibi) ) (gre.) + sel (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (tür.) * fizik ile
ilgili, fiziki
fizmat :
gre. * physikos (doğaya ait, doğal, tabiatla ilgili, fizik) + manthanein
(öğrenmek, anlamak), mathematikos (mathema (bilgi, öğrenme, öğrenilmiş olan)
(ma (ön ek) + thema (konu, tema) ) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) )
* fiziksel olayların matematiksel modellerinin ve formüllerinin üretilmesini
konu alan bilim dalı
fizostigmin :
gre. * physa (kabarcık, şişkinlik) + stigma (işaret, iz, nişan, simge, nokta,
benek; çiçeğin dişi organının polen kabul eden bölümü) + ine (azot içeren
organik baz eki) * glokom ve gecikmiş mide boşalmasını tedavi etmek için
kullanılan toksik bir parasempatomimetik alkaloid, özellikle geri dönüşümlü bir
asetilkolinesteraz inhibitörü (C15H21N3O2)
fizyokrasi :
gre. * phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana
getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme; doğa, tabiat, varlık) + kratia
(kudret, güç, iktidar, güçlülük, kuvvetlilik; yönetim) (kratos (güç, kudret,
kuvvet, sağlamlık) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * doğa egemenliği,
doğanın yönetimi; 18. yüzyılda Fransa’da ortaya çıkan, ekonomik değer yalnızca
topraktan elde edilebileceğini, tarımın tek üretken sektör olduğunu, sanayi ve
ticaretin sadece üretimi dolaşıma sokan unsurlar olduğunu ve ekonominin
işleyişinde doğa yasasının hakim olması gerektiğini savunan bir iktisadi
düşünce akımı
fizyokrat :
gre. * phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana
getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme) + kratos (güç, kuvvet; yönetim) *
fizyokrasi yanlısı
fizyolog :
gre. * phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana
getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme) + logos (kelime, bilgi, söylem,
söz, akıl) * canlıların yaşam işlevlerini ve mekanizmalarını inceleyen bilim
dalı olan fizyoloji alanında uzmanlaşmış kişi
fizyoloji :
gre. * phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana
getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme) + logia (bilim, bilme; söz,
anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) * canlıların yaşam işlevlerini ve mekanizmalarını inceleyen
bilim dalı
fizyolojik :
gre. * phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana
getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme) + logos (kelime, bilgi, söylem,
söz, akıl) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * fizyoloji ile ilgili
fizyolojist :
gre., lat. * phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana
getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme) + logos (kelime, bilgi, söylem,
söz, akıl) (gre.) + ista (-cı, destekçi, yandaş, yapan, eden) (lat.) *
canlıların yaşam işlevlerini ve mekanizmalarını inceleyen bilim dalı olan
fizyoloji alanında uzmanlaşmış kişi
fizyonomi :
gre. * phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana
getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme) + gignoskein (bilmek, tanımak,
fark etmek), gnomia (bilme, tanıma) (gnome (bilgi, akıl, yargı) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * bir kişinin karakterini veya kişiliğini yüz
hatlarından veya dış görünüşünden çıkarım yapmak suretiyle değerlendirme
uygulaması
fizyopatoloji :
gre. * phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana
getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme) + pathos (sorun, sıkıntı,
hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + logia (bilme, bilim) (logos (kelime,
bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
hastalıkların vücutta oluşturduğu fizyolojik değişiklikleri inceleyen tıbbi
bilim dalı
fizyopatolojik :
gre. * phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana
getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme) + pathos (sorun, sıkıntı,
hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + logia (bilme, bilim) (logos (kelime,
bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * fizyopatoloji ile ilgili
fizyoterapi :
gre. * phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana
getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme) + therapeia (hizmet etme,
ilgilenme, iyileştirme, tedavi etme, eğitme, öğretme, iyileştirme, öğretiyle
islah etme; bakım, hizmet, tedavi) (therapuein (hizmet etmek, ilgilenmek,
iyileştirmek, tedavi etmek, yönetmek, tıbbi tedavi etmek), the (ön ek) + rapein
(eğitmek, öğretmek) ) + eia (isim yapım eki) ) * çeşitli hastalıklar,
yaralanmalar veya fiziksel bozukluklar sonrası hareket ve fonksiyon kayıplarını
önlemek, iyileştirmek veya en aza indirmek amacıyla uygulanan tedavi
yöntemlerinin genel ismi
fizyoterapist :
gre. * phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana
getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme) + therapeia (iyileştirme, tedavi,
bakım, hizmet) (therapeuein (iyileştirmek, tedavi etmek, terbiye etmek, hizmet
etmek, hazır bulunmak) + eia (isim yapım eki) ) + ista (-cı, yapan, eden,
destekleyen, yandaş eki) * fizyoterapi uzmanı
Fl :
lat. * flerovium (Rus nükleer fizikçi Georgiy Flerov’un soyadından) (rus.) +
ium (kimyasal element eki) (lat.) ) * atom numarası 114 olan, periyodik
tablonun 14. grubunda bulunan, sentetik olarak üretilen, çok kısa ömürlü ve
radyoaktif olan, yalnızca temel nükleer araştırmalarda incelenen süper ağır bir
element
flabellate :
lat. * flabellum (küçük yelpaze) (flabrum (yelpaze) + ellum (küçültme eki) ) +
atus (sıfat yapım eki) * yelpaze biçiminde olan, yelpaze gibi yayılmış veya
dallanmış
flacourtiaceae :
lat. * Flacourtia (Fransız sömürge yöneticisi ve doğa bilimci Étienne de
Flacourt’un soyadından) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * tropik
bölgelerde yetişen ağaç ve çalıları içeren, ancak modern genetik
sınıflandırmalarda geçerliliğini yitirerek üyeleri Achariaceae ve Salicaceae
(söğütgiller) gibi farklı bitki ailelerine dağıtılmış olan ve flakurtiya
cinsini temel alan bitki familyası
flagella :
lat. * flagellum (kamçı, kırbaç) * prokaryotlarda (örneğin bakterilerde) ve
bazı ökaryotlarda (örneğin sperm hücresinde) bulunan ve hücrenin hareket
etmesini sağlayan kamçı şeklinde ince, uzun uzantılar, flajella
flagellum :
lat. * flagellum (kamçı, kırbaç) * prokaryotlarda (örneğin bakterilerde) ve
bazı ökaryotlarda (örneğin sperm hücresinde) bulunan ve hücrenin hareket
etmesini sağlayan kamçı şeklinde ince, uzun uzantılar, flajella
flakon :
gre., fra. * phiale (sığ kase veya çanak; şişe, matara) (gre.); flacon (fra.) *
aşı, solüsyon, parfüm gibi sıvıların saklandığı küçük cam şişe
flaksi :
gre. * phylaxis (phylassein (korumak, gözetmek, sakınmak, nöbet tutmak) + axis
(isim yapım eki) ) * (koruma, gözetme, sakınma, nöbet tutma
flaksidite :
lat. * flaccidus (gevşek, yumuşak) +i tas (durum eki) * hareketsizlik, kas
gevşemesi, tonusunu kaybetme, gerginliğini kaybederek yumuşama, gevşeme,
muskuler flaksidit
flam :
fra. * flam (vuruş, darbe, davula vurulan tek vuruş) * posta gönderilerinde
kullanılan çeşitli mesajlar veya sloganlar içeren damgalara verilen isim
flama :
lat. * flamma (alev, ateş) * dikey olarak asılan ve belirli bir simge veya yazı
taşıyan bayrak türü
flaman :
hol., lat. * vlam (alev, parlak, ateşli; parlak kıyı insanı) (hol.); flamma
(alev, ateş) + ianus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * Belçika'nın
Flandre bölgesine ait olan veya bu bölgenin yerli halkı
flamenko :
ara. * fellah (çiftçi) + min (-den) + kum (siz) * sizin grubunuzdan çiftçi;
İspanya'nın güney bölgesi Endülüs'e özgü, özellikle müzik, dans ve şarkı
söyleme gibi unsurları birleştiren bir sanat formu
flamingo :
lat., alm. * flamma (alev, ateş) (lat.) + ing, ingo (gibi, ile ilgili) (alm.) *
alev gibi, alev renkli; Phoenicopteriformes takımındaki tek yaşayan aile olan
Phoenicopteridae familyasındaki bir tür su kuşu
flandra :
lat. * flandria (Belçika'nın Flandre bölgesi) * harp gemilerinin ve bilumum
beylik gemilerin grandi direklerine çekilen ensiz ve uzun şerit sancaklar; ince
bezden yapılmış, uçkurluk bölümü dar, kurdele biçiminde bayrak
flanel :
gal., ing. * gwlan, wool (yün) + en (-lü, sıfat yapım eki) (gal.); flan (yün) +
el (-lü, gibi olan, sıfat yapım eki) (ing.) * vücudun üst bölümüne, ten üzerine
giyilen iç çamaşırı; pamuk veya yünden dokunan, yüzeyi hafifçe tüylendirilmiş
(şardonlu), yumuşak, sıcak tutan ve özellikle kışlık kıyafetler ile
nevresimlerde tercih edilen bir kumaş türü
flank :
lat. * flancus (gevşek, sarkık; yan, yamaç, vücut kenarı) * gövdenin yan kısmı,
kaburgaların altı ile kalça arasındaki bölge
flanör :
fra. * flaner (amaçsızca dolaşmak, gezinmek) + eur (eylemi yapan kişi eki) *
özellikle modern kent yaşamında sokaklarda belirli bir amacı olmaksızın
dolaşarak çevresini gözlemleyen, şehir hayatını estetik ve düşünsel bir
dikkatle deneyimleyen kişi
flapping : ing.
* flap (şiddetle sallamak, çırpmak, hızla hareket ettirmek; kanat veya yaprak
gibi hareket edebilen parça) + ing (isim yapım eki) * çırpınma, kanat çırpma,
sallanma; hastanın kollarını uzatıp bileklerini geriye doğru bükmesi
istendiğinde, ellerde görülen ritmik olmayan, kısa süreli düşme ve geri
toparlanma hareketlerine verilen isim
flashback :
ing. * flash (hızlı ve ani bir ışık parlaması, ani parıltı, ışık çakması) +
back (geri, arka) * geçmişteki bir olayı, düşüncede veya söylemde ani şekilde
yeniden canlandırmak
flashbulb memory :
ing. * flash (hızlı ve ani bir ışık parlaması, ani parıltı, ışık çakması) +
bulb (ampul) + memory (bellek, hafıza) * travmatik veya duygusal olayları
“fotoğraf gibi” hatırlama; duygusal olarak çok güçlü ve şaşırtıcı olayların,
sanki fotoğraf gibi canlı ve ayrıntılı biçimde hatırlanması durumu
flasid :
lat. * flaccere (gevşek olmak, sarkmak, gevşemek) + idus (ile ilgili, -a ait) *
gevşek, sarkık, yumuşak, gerginliğini yitirmiş, pörsümüş
flaster :
gre., alm. * emplastron (üzerine sürülen şey; merhemli bant, yara için sürülen
preparat) (em (üstü, üstüne, üzeri, üzerine) + plassein (kalıp vermek,
şekillendirmek, biçimlendirmek, form vermek) (gre.); Pflaster (alm.) * yara
bandı, sıva, yol döşemesi
flaş :
alm. , ing. * flash (hızlı ve ani bir ışık parlaması, ani parıltı, ışık
çakması) * fotoğraf çekilirken ışık yeterli olmadığı durumlarda kullanılan, çok
kısa süreli güçlü ışık; fotoğraf çekiminde, yeterli ışık olmadığı durumlarda
kullanılan, seçik görüntü elde etmek için gereken çok kısa süreli ve güçlü
ışığı sağlayan araç, lamba
flaş conta :
alm., ing., lat. * flash (hızlı ve ani bir ışık parlaması, ani parıltı, ışık
çakması) (alm., ing.) + iungere (birleştirmek, bağlamak, iliştirmek, eklemek),
iunctus, juncta (birleşim, birleşme, eklem) (lat.) * su motorlarında motor ile
su borusu arasına geçirmezliği sağlamak için yerleştirilen yuvarlak lastik veya
kauçuk madde
flaşör :
alm., ing. * flash (hızlı ve ani bir ışık parlaması, ani parıltı, ışık çakması)
+ er (-cı, yapan, eden eki) * aralıklı yanıp sönen bir ışığı kontrol eden devre
elemanı; araç sinyal lambalarının (sağ-sol sinyal) yanıp sönmesini sağlayan
elektronik devre
flatülans :
lat. * flatulentia (flare (üflemek, solumak, nefes vermek, şişirmek, şişmek),
flatus (üfleme, soluk, esinti, rüzgar, gaz) + ulentus (bol, fazla, çok) + entia
(durum eki) ) * gazla dolu olma durumu, gazlanma, şişkinlik; mide ve
bağırsaklarda biriken aşırı miktardaki gazın anüs kanalıyla dışarı atılması,
yellenme, gaz çıkarma, osurma
flaviviridae :
lat. * flavus (sarı, altın sarısı) + virus (zehir; virüs) + idae (-giller,
hayvan familyası eki) * sarı humma virüsünü de içeren tek iplikçikli RNA
virüsleri familyası
flavivirus :
lat. * flavus (sarı, altın sarısı) + virus (zehir; virüs) * Flaviviridae familyasının
tip cinsini oluşturan, sarı humma, dang, Zika ve Batı Nil virüslerini kapsayan
virüs cinsi
flavoksat :
lat., gre. * flavus (sarı) (lat.) + oxate (oxy (keskin, oksijen eki) + ate (en
çok oksijen atomu içeren iyonu tanımlayan ek; bir asidin esterini veya tuzunu
belirten ek) ) ) (gre.) * mesane ve idrar yollarındaki kas spazmlarını azaltan,
aşırı aktif mesane, idrar kaçırma, idrar sıklığı ve ağrılı mesane sendromu
tedavisinde kullanılan antispazmodik ve antimuskarinik etkileri olan bir
antikolinerjik ilacın etken maddesi (C24H25NO4•HCl)
flavonoid :
lat., gre. * flavus (sarı) (lat.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli,
biçimli) * antioksidan, antiinflamatuar, antiviral ve kanser önleyici etkilere
sahip olabilen sarı pigment benzeri bileşik; bitkilerde renk (özellikle sarı,
kırmızı, mor) veren ve UV ışınlarına karşı koruma sağlayan ikincil metabolit
flavta :
lat. * flare (üflemek, solumak, nefes vermek, şişirmek, şişmek), flatus
(üfleme, soluk, esinti, rüzgar) * nefesle yani üflenerek çalışan ve üzerindeki
deliklerin kapatılmasıyla farklı notalar çıkaran ahşap veya metal nefesli
çalgı, flüt
flebektomi :
gre. * phleps (damar, toplardamar) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı,
harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit,
dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * varisli, genişlemiş veya
işlevini yitirmiş toplardamarların çıkarılıp alınması
flebit :
gre. * phleps, phlebos (damar, toplardamar) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı,
enflamasyon, sorun, hastalık eki) * bakteriyel enfeksiyonlar veya mekanik
irritasyonlar sonucunda damarların iltihaplanması durumu
flebo :
gre. * phleps, phlebos (damar, toplardamar) * damar; toplardamar (vücuttaki
oksijeni azalmış ve metabolik atıklarla yüklenmiş olan kirli kanı, dokulardan
toplayarak kalbe geri getiren kan damarı)
flebolit :
gre. * phleps, phlebos (damar, toplardamar) + lithos (taş, kaya) * damar
içindeki pıhtı veya kanın damar duvarına yapışarak oluşturduğu sertleşmiş yapı
flebotomi :
gre. * phleps, phlebos (damar, toplardamar) + temnein (kesmek), tomia (kesim,
kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
) * bir damarın (genellikle bir toplardamarın) tıbbi tedavi, tahlil veya kan
bağışı amacıyla delinerek kan alınması işlemi
flebosit :
gre. * phleps, phlebos (damar, toplardamar) + kytos (barındıran, odacık, hücre,
oyuk, çukur, boşluk, kap, kanal) * genellikle leğen kemiği (pelvis)
bölgesindeki toplardamarlarda veya hemanjiyom gibi iyi huylu damar benlerinde
görülen, toplardamar (ven) içinde oluşan ve zamanla kalsiyum birikmesiyle
sertleşen bir tür küçük kan pıhtısı kalıntısı, damar taşı
flebotromboz :
gre. * phleps (damar, toplardamar) + thrombos (kan pıhtısı) + osis (isim yapım,
durum, sorun, hastalık eki) * kan pıhtılarının toplardamarlarda birikmesi ve
damar içinde tıkanıklık oluşturması durumu
flegma :
gre. * phlegein (yanmak, alevlenmek, tutuşmak), phlegmon, phlegma (iltihab,
imflamasyon, yangı, alev, sıcaklık) * solunum yolu enfeksiyonları, soğuk
algınlığı, bronşit ve diğer üst solunum yolu hastalıklarında solunum yollarında
biriken ve genellikle mukus ile karışan kalın, yapışkan, balgam veya öksürükle
çıkarılan salgı
flegmon :
gre. * phlegein (yanmak, alevlenmek, tutuşmak), phlegma, phlegmon (iltihab,
imflamasyon, yangı, alev, sıcaklık) * bakteriyel enfeksiyonlar sonucu oluşan ve
hızla çevre dokulara (cilt altı dokulara veya derin kaslara) kadar yayılabilen
yaygın selülit benzeri iltihap
fleksibilite :
lat. * flectere (eğmek, bükmek, çevirmek, döndürmek, esnetmek, kıvırmak,
kasmak), flexibilis (bükülebilir, eğilebilir, kıvrılabilir) + itas (isim yapım
ve durum eki) * esneklik, bükülebilirlik; uyum sağlama yeteneği
fleksibl :
lat. * flexibilis (bükülebilir, eğilebilir, kıvrılabilir) (flectere (eğmek,
bükmek, çevirmek, döndürmek, esnetmek, kıvırmak, kasmak) + ibilis (olabilirlik,
mümkün olma eki) * esnek, bükülebilir; uyum sağlayan
fleksistili :
lat., gre. * flexus (eğilmiş, bükülmüş) (flectere (eğmek, bükmek) + us (geçmiş
zaman eki) ) (lat.) + stylos (sütun, kolon, direk; dişi organ) (gre.) * bazı
bitkilerde dişicik borusunun çiçeklenme sırasında konum değiştirerek farklı
zamanlarda işlev görmesi durumu, bükülebilir stilus düzeni
fleksiyon :
lat. * flexio (eğme, bükme, esnetme, kasma) (flectere (eğmek, bükmek, çevirmek,
döndürmek, esnetmek, kıvırmak, kasmak) + tio (isim yapım eki) ) * eklem
oluşturan bölgelerin bükülmesi veya eklem açısının daralması
fleksör :
lat. * flectere (eğmek, bükmek, çevirmek, döndürmek, esnetmek, kıvırmak,
kasmak), flexio (eğme, bükme, esnetme, kasma) + or (-cı, yapan, eden eki) *
eğici, bükücü, kıvırıcı, esnetici; bir eklemi bükme (yani iki kemik arasındaki
açıyı küçültme) hareketini sağlayan bükücü kas
fleksura :
lat. * flectere (eğmek, bükmek, çevirmek, döndürmek, esnetmek, kıvırmak,
kasmak), flexura (eğilme, bükülme, kıvrım, kıvrılma) * bükülme yeri, kıvrım,
açı yapan anatomik bölge, bir organın büküldüğü veya yön değiştirdiği nokta
fleol :
gre. * phleos (kamış, bataklık bitkisi); phleum (lat.); fléol (fra.) *
buğdaygillerden, doğal çayırlarda yetişen, başakları küçük küme biçiminde olan
bir ot, çayırotu
flep :
ing. * flap (şiddetle sallamak, çırpmak, hızla hareket ettirmek; kanat veya
yaprak gibi hareket edebilen parça) * cerrahi onarım veya rekonstrüktif
işlemlerde kullanılan, kendi kan dolaşımını koruyarak yer değiştirilen doku
parçası; bir doku tipinin donör bölgeden kaldırıldığı ve sağlam bir kan kaynağı
ile alıcı bölgeye taşındığı cerrahi işlem
flerovyum :
lat. * flerov (Sovyet fizikçi ve nükleer araştırmacı Yuri Flerov’un soyadından)
(element Rusya'daki Flerov Laboratuvarında türetilmiştir.) ) + ium (kimyasal
element eki) * simgesi Fl olan, 4a metal grubundan, 114 atom numaralı kimyasal
element
floccinaucinihilipilifikasyon
:
lat. * floccus, flocci (yün tutamı, önemsiz küçük şey) + naucum, nauci
(değersiz, önemsiz) + nihili (hiç, yok, değersiz) + pilus, pili (tüy gibi, ufak
şey, önemsiz) + fication (yapma, etme, eyleme) (facere, ficere (yapmak, etmek,
eylemek, işlemek) + tio (isim yapım eki) ) *bir şeyin değersiz olduğuna veya
hiç bir şeye yaramadığına hüküm verme; bir şeyi son derece değersiz veya
önemsiz görme, küçümseme, değersizleştirme
floem :
gre. * phloios (kabuk, zar, membran, örtü) + em (isim yapım eki) (lat.) *
bitkilerde fotosentez ile üretilen besinleri (şeker ve organik maddeleri)
yapraklardan köklere ve diğer dokulara taşıyan, kalburlu borular, arkadaş
hücreleri, floem parankiması ve floem sklerankimasından oluşan canlı iletim
sistemi dokusu, soymuk borusu
flok :
lat. * floccus (yün tutamı, tiftik, pamuksu lif yumağı, tüy yumağı, saç tutamı,
demet) * küçük parça, küçük tutam, yün veya tüy parçası, lif yumağı, küçük
yumuşak lif parçası; küçük yün parçası, tüy, pamukçuk
flokon :
lat. * floccus (yün tutamı, tiftik, pamuksu lif yumağı, tüy yumağı, saç tutamı,
demet) + on (küçültme eki) * genellikle aşı, antibiyotik veya diğer steril
tıbbi çözeltileri saklamak ve uygulamak için kullanılan, içinde toz veya sıvı
ilaç bulunan, ağzı kauçuk tıpa ve alüminyum kapakla kapatılmış küçük cam şişe
floksasin :
alm. * fluor (akışkan, flor elementi) (fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket
etmek) + or (element eki) ) + oxys (keskin, oksijen) + cine (kinolon eki) *
bazı bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde kullanılan bir kinolon antibiyotik
(C18H20FN3O4)
flokülasyon :
lat. * floccus (küçük parça, küçük tutam, yün veya tüy parçası, lif yumağı,
küçük yumuşak lif parçası; küçük yün parçası, tüy, pamukçuk) + ulus, ula
(küçültme eki) + are (fiil mastar eki) + tio (isim yapım eki) * bir sıvı içinde
askıda bulunan küçük parçacıkların, kimyasal veya fiziksel etkilerle bir araya
gelip daha büyük tanecikler (floklar) oluşturması
flomaster :
ing. * flow (akmak; akış) + master (usta, öğretmen, efendi, sahip) * akışı
kontrol eden, yani mürekkep akışını düzenli sağlayan kalem; keçeli uçlu boya
kalemi (marka isminden türeme)
flopi disk :
ing. * floppy (gevşek, esnek) (ing.) + diskos (yuvarlak, düz taş, düz plak,
plaka, tabak, kase, tabla, disk, dairesel yapı) (gre.); discus (lat.) *
manyetik veri depolamak için kullanılan, esnek plastik malzemeden yapılmış ve
yuvarlak şekilli taşınabilir depolama ünitesi
flor :
lat. * fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek), fluor (akışkan, flor
elementi) (fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek) + or (-cı, yapan,
eden eki; element eki) ) + um (element eki) * simgesi F, atom sayısı 9, atom
ağırlığı yaklaşık olarak 19, halojenler grubunun ilk elementi olan,
yeşilimtırak sarı renkte, kokusu ozona benzeyen basit bir element, fluor
flora :
lat. * flos, floris (çiçek) + a (çoğul eki) * bir ortamda bulunan canlıların
bütünü; bir bölgeye, döneme veya ekosisteme ait olan tüm bitki türleri, bitki
örtüsü, bitkiler bütünü; bakteriyel flora (insan vücudundaki yararlı bakteri
toplulukları, bağırsak florası gibi)
floresan :
lat. * florescentia (floris (çiçek), florere (çiçek açmak) + escentia (başlama,
filizlenme, olma, belirme, oluşma) (escere (başlamak, olmak, oluşmak,
filizlenmek, belirmek, dönüşmek, bir sürece girmek) + ens, ent (sıfat yapım
eki) ) * dışarıdan aldığı görünmeyen veya ultraviyole (UV) ışıkları emerek daha
uzun dalga boyunda ve görünür bir ışık olarak geri yayan (madde); üzerine düşen
ışınımın etkisiyle kısa süreli görünür ışık yayan, ışıldayan
floresans :
lat. * florescentia (floris (çiçek), florere (çiçek açmak) + escentia (başlama,
filizlenme, olma, belirme, oluşma) (escere (başlamak, olmak, oluşmak,
filizlenmek, belirmek, dönüşmek, bir sürece girmek) + entia (isim yapım eki) )
* soğuk cisimlerde moleküler fotonun yutulmasının daha uzun bir dalga boyunda
diğer bir fotonun yayılmasını tetiklemesiyle gerçekleşen ışık verme (ışıma)
floresin :
lat. * fluorescein (fluore (akmak) + escein (başlama, olma, oluşma, belirme,
dönüşme) (escere (başlamak, olmak, oluşmak, belirmek, dönüşmek, bir sürece
girmek anlamı veren son ek) + ine (durum veya kimyasal bileşik eki) ) * resmi
olarak triarilmetin boyaları ailesine ait olan, suda ve alkolde az çözünen koyu
turuncu-kırmızı bir toz halinde olan ksanten trisiklik yapısal motifine dayanan
organik bir bileşik ve boya (C20H12O5)
flori :
lat. * floris (çiçek) * çiçeklerle ilgili, çiçek gibi veya çiçeksel özellik
taşıyan
florin :
lat. * floris (çiçek), florenus (Floransa’ya ait) * Floransa'ya ait altın para,
çiçek sembollü madeni para
florojenik :
lat., gre. * floris (çiçek) (lat.) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten,
meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (gre.) * çiçeklenmeye yol açan, çiçek oluşumunu teşvik eden
florokinolon :
lat., gre. * fluor (akışkan, flor elementi) (fluere (akmak, sıvı ilerleyerek
hareket etmek) + or (element eki) ) (lat.) + khinolon (benzen halkasında
karbonil grubu içeren bileşik (C9H7NO) (gre.) * bakteriyel enfeksiyonları
tedavi etmek için kullanılan, kinolon sınıfına ait bir antibiyotik (C9H6FN3O3)
florometolon :
lat. * fluor (akışkan, flor elementi) (fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket
etmek) + or (element eki) ) + meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra,
sonrası, öte, ötesi) + lone (iyonik bileşik eki) * iltihaplanma veya
yaralanmadan kaynaklanan belirli göz rahatsızlıklarını tedavi etmek için
kullanılan bir kortikosteroid (C22H29FO4)
floroskopi :
lat., gre. * fluor (akışkan, flor elementi) (fluere (akmak, sıvı ilerleyerek
hareket etmek) + or (element eki) ) + skepthestai (dışarı bakmak, gözlemlemek,
gözetlemek), skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak),
skopia (görüş, hedef, gözetme, gözetleme, gözlem, gözleme, bakma, hedefleme)
(skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem,
gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ışıldama ile gözlem
yapma; fluoresan ışık veya X-ışınları kullanarak yapılan görüntüleme yöntemi
florourasil :
lat. * fluor (akışkan, flor elementi) (fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket
etmek) + or (element eki) ) + urasil (RNA'da timin yerine bulunan bir nükleotid
(C4H4N2O2) ) * kanser tedavisinde kullanılan, DNA sentezini inhibe eden ve
hücre bölünmesini engelleyen bir ilacın etken maddesi (C4H3FN2O2)
florya :
lat. * floris (çiçek) + ia (yer, durum eki) * çiçekli yer
floş :
lat. * flos, floris (çiçek) * çiçek,çiçekli;
floş royal :
ing., fra. * flush (düz, eşit şekilde dizilmiş, sıralı) (ing.) + roi (kral),
royal (kraliyet ile ilgili) (fra.) * pokerde, 10'dan As'a kadar olan yani 10,
J, Q, K, A kartlarının aynı renkte (kupa, maça, sinek veya karo) olmasıyla
oluşan en yüksek kart kombinasyonu
flotasyon :
lat. * flotare (yüzmek) + tio (isim yapım eki) * bir nesnenin sıvı veya gaz
üzerinde batmadan yüzme veya asılı kalma olayı; mineraloji ve kimyada
ayrıştırma yöntemi
flotilla :
lat., isp. * flotus (akıntı, deniz akıntısı) (lat.); flota (filo, donanma)
(isp.) + illa (küçültme eki) (isp.) * birkaç gemiden oluşan küçük bir deniz
filosu; kısa mesafelerde kullanılan gemi grubu
flov hali :
ing., tür. * flow (akmak; akış, akma, akıntı) (ing.) + hal (durum, vaziyet;
döngü, dönüm, dönüşüm, evre) (ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * tam odaklanmaya
dayalı olarak zaman algısının kaybolduğu, yaratıcı veya üretken zihin hali
flovmetre :
ing., gre. * flow (akmak; akış, akma, akıntı) + metron, metros (ölçü) (gre.);
flowmeter (ing.) * sıvıların veya gazların akış hızını, debisini ölçmek için
kullanılan bir cihaz, akış ölçer
flovmetri :
lat., ing., gre. * fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek) (lat.); flow
(akmak; akış, akma, akıntı) (ing.) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros
(ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * sıvıların veya gazların
akış hızını, debisini ölçme
flozin :
gre., lat. * phloios (çiçerk, ağaç kabuğu) + riza (kök) (gre.) + ine (kimyasal
madde eki) (lat.) * böbreklerdeki sodyum-glukoz kotransporter 2 (SGLT2)
proteinini inhibe ederek glukozun geri emilimini engelleyen ve fazla şekerin
idrar yoluyla vücuttan atılmasını sağlayarak tip 2 diyabet, kalp yetmezliği ile
kronik böbrek rahatsızlıklarının tedavisinde kullanılan yeni nesil bir ilaç
sınıfı ve bu sınıfa ait etken maddelerin ortak son eki
flöre :
fra. * fleur (çiçek) + ette (küçültme eki) * küçük çiçek; kılıçoyununda
kullanılan, uzun kabzalı, düz ve yuvarlak namlulu, ucu düğmeli kılıç
flört :
fra., ing. * flirter (şakacı, tahrik edici, alaycı yaklaşımlarda bulunmak)
(fra.); flirt (flört) (ing.) * romantik ilgi gösterme, eğlenceli ancak geçici
bir şekilde hoşlanma veya birine ilgi duyma
FLRW metriği :
gre., tür. * Friedmann (Rus fizikçi ve matematikçi Alexander Friedmann) (rus.)
+ Lemaître (Belçikalı Katolik rahip, fizikçi ve gökbilimci Georges Lemaître)
(fra.) + Robertson (Amerikalı matematikçi ve fizikçi Howard Percy Robertson) +
Walker (Britanyalı matematikçi Arthur Geoffrey Walker) (ing.) + metria (ölçüm,
ölçme) (metron (ölçü) + -eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile
ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + -i (iyelik eki) (tür.) * homojen ve izotrop bir
evreni tanımlayan, Einstein'ın genel görelilik teorisindeki alan denklemlerinin
homojen, izotropik ve genişleyen (ya da daralan) bir evreni tanımlayan,
uzay-zaman metriği
flu :
fra. * flou (belirsiz, bulanık, hayal meyal; soluk, berraklığını yitirmiş, net
olmayan görüntü) * açık seçik olmayan, belli belirsiz, bulanık, belirsiz
fludarabin :
lat. * flu (fluorine eki) + darabine (arabinose (beş karbonlu bir şeker) eki)
(arabino (Arapla ilgili) + ose (şeker eki; kimyasal monosakkarit eki) ) *
lösemi ve lenfoma tedavisinde kullanılan bir pürin analoğu ve antineoplastik
ajan olan kemoterapi ilacın etken maddesi (C10H13FN5O7P)
fludrokortizon :
lat. * flu (fluor eki) + dros (yağ, sıvı) + cortex (kabuk, dış tabaka, dış
katman, korteks) (cor (kabuk, örtü, kaplama) + ex (dış, dışarı, harici, yokluk,
olmama) ) + on (kimyasal bileşik eki) * onjenital adrenal hiperplazi, postüral
hipotansiyon ve adrenal yetmezliği tedavi etmek için kullanılan bir
kortikosteroid (C21H29FO5)
flufenazin :
lat. * flu (fluor eki) + phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak,
ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak,
göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki),
phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta;
ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) ) + azine (heterosiklik
bileşiklerde bulunan bir azot içerikli halka yapısı eki) * şizofreni ve
psikotik bozuklukların tedavisinde kullanılan antipsikotik etkili bir ilaç,
fluoperazin (C22H26F3N3OS)
flufenazin dekanoat :
gre., lat. * fluphenazine (flu (fluor eki) + phenyl (fenil grubu C6H5-)
(phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek,
ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak),
phenos (boya; bitki), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle
(ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) ) + azine
(heterosiklik bileşiklerde bulunan bir azot içerikli halka yapısı eki) ) +
dekaonat (deka (on; on karbonlu zincir eki) + on (karboksilik asit eki) + atum,
ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek) ) * kronik şizofreni ve oral
formülasyonları tolere edemeyen hastalarda veya ilaç uyumunun sağlayıcı için
bir endişe kaynağı olduğu hastalarda ilgili psikotik bozukluklar için
kullanılan ilacın etken maddesi (C22H26F3N3)
flukanazol :
lat. * flu (fluor eki) + con (bağlayıcı kök) + azole (mantar önleyici ilaçlarda
yer alan bir veya daha fazla nitrojen (azot) atomu içeren 5 üyeli bir halkaya
sahip bir grup heterosiklik bileşik belirtici ek) (azotos, azotikos (yaşamsız,
cansız, hayatsız) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) ) *
kandidiyaz, blastomikoz, koksidiyomikoz, kriptokokoz, histoplazmoz,
dermatofitoz ve pitriyazis versikolor dahil olmak üzere mantar enfeksiyonu için
kullanılan bir mantar önleyici ilacın etken maddesi (C13H12F2N6O)
flukonazol :
alm., lat. * fluor (akışkan, flor elementi) (fluere (akmak, sıvı ilerleyerek
hareket etmek) + or (element eki) ) (alm.) + conazol (azole halkası taşıyan
antifungal bileşik son eki) (co, con (ile, birlikte, beraber) + azole (mantar
önleyici ilaçlarda yer alan bir veya daha fazla nitrojen (azot) atomu içeren 5
üyeli bir halkaya sahip bir grup heterosiklik bileşik belirtici ek) (azotos,
azotikos (yaşamsız, cansız, hayatsız) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH)
(lat.) ) * mantar enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan triazol grubu
antifungal ilacın etken maddesi (C13H12F2N6O)
fluktuan :
lat. * fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek), fluctus (akım, dalga),
fluctuatus (dalgalı, inişli çıkışlı) * dalgalı, dalgalanan; başlangıçta düşük
sonradan tüm frekansları tutan sensörinöral tip işitme kaybı, tinnitus, aural
dolgunluk ve tekrarlayan vertigo atakları ile karakterize bir iç kulak
hastalığı
fluktuasyon :
lat. * fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek), fluctus (akım, dalga),
fluctuatus (dalgalı, inişli çıkışlı) + tio (isim yapım eki) * dalgalanma
flumazenil :
lat., gre. * flu (fluor eki) (lat.) + mazen (benzodiazepin grubu eki) (gre.) +
il (sentetik türev ve kimyasal bileşik eki) (lat.) * kuvvetli uyku başlatıcı
olarak kullanılan bir ilaç grubu olan benzodiazepinlerin merkezi sedatif
etkilerinin tamamen veya kısmen tersine çevrilmesinde endike olan ve
enjeksiyon, otik yerleştirme veya intranazal yolla uygulanan seçici bir GABA A
reseptör antagonisti (C15H14FN3O3)
flumetazon :
lat., gre. * flu (fluor eki) (lat.) + methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap)
+ hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + azone (kortizon benzeri
madde eki) (gre.) * antiinflamatuar, antipruritik, anti-alerjik, immünsüpresif
ve vazokonstriktif özelliklere sahip olan, topikal kullanıma yönelik bir
kortikosteroid ve glukokortikoid (C22H28F2O5)
flunarizin :
lat. * flu (fluor eki) + nar (naftalin türevi halka eki) + azine (azot içeren
halka eki) * kalsiyum kanal blokeri olarak kullanılan, migren profilaksisi ve
vertigo tedavisinde etkili bir antihistaminik ve serebral vazodilatör
(C26H26F2N2)
flunitrazepam :
lat., gre. * flu (fluor eki) + nitra (NO2 grubu) (lat.) + zep (diazepin, yedi
üyeli iki azotlu halka) (gre.) + am (amin grubu, kimyasal bileşik eki) *
şiddetli insomniyi tedavi etmek ve anesteziye yardımcı olmak için kullanılan
hipnotik, sedatif ve amnestik etkili benzodiazepin türevi ilacın etken maddesi
(C16H12FN3O3)
fluoksetin :
lat., alm., gre. * fluor (akışkan, flor elementi) (fluere (akmak, sıvı
ilerleyerek hareket etmek) + or (element eki) ) (alm.) + oxy (keskin; oksijen
eki) (gre.) + etin (serotonin inhibitörü eki) * depresyon, panik, anksiyete
veya obsesif-kompulsif semptomlarında kullanılan, santral nöronlarda serotonin
seçici geri alımını inhibe eden, Prozak markalı antidepresan ilacın etken
maddesi (C17H18F3NO)
fluoperazin :
lat. * flu (fluor eki) + piperazin (piper (karabiber) + azin (azot içeren altı
üyeli heterosiklik halka; “azine” türevi kimyasal halka eki) ) * şizofreni ve
psikotik bozuklukların tedavisinde kullanılan antipsikotik etkili bir ilaç,
fluofenazin (C22H26F3N3OS)
fluor :
lat. * fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek) + or (isim yapım eki)
(metal eritme işlemlerinde kullanılan “flux” (akı) kavramından) * atom numarası
9, atom ağırlığı 19, yoğunluğu 1,265 olan, kokusu ozonu andıran, kahverengimsi
sarı renkte, simgesi F olan halojenler grubunun ilk elementi
fluoresan :
lat. * florescentia (floris (çiçek), florere (çiçek açmak) + escentia (başlama,
filizlenme, olma, belirme, oluşma) (escere (başlamak, olmak, oluşmak,
filizlenmek, belirmek, dönüşmek, bir sürece girmek) + ens, ent (sıfat yapım
eki) ) * dışarıdan aldığı görünmeyen veya ultraviyole (UV) ışıkları emerek daha
uzun dalga boyunda ve görünür bir ışık olarak geri yayan (madde); üzerine düşen
ışınımın etkisiyle kısa süreli görünür ışık yayan, ışıldayan
fluoresans :
lat. * florescentia (floris (çiçek), florere (çiçek açmak) + escentia (başlama,
filizlenme, olma, belirme, oluşma) (escere (başlamak, olmak, oluşmak,
filizlenmek, belirmek, dönüşmek, bir sürece girmek) + entia (isim yapım eki) )
* soğuk cisimlerde moleküler fotonun yutulmasının daha uzun bir dalga boyunda
diğer bir fotonun yayılmasını tetiklemesiyle gerçekleşen ışık verme (ışıma)
fluoropolimer :
lat., gre. * fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek) + or (isim yapım
eki) (metal eritme işlemlerinde kullanılan “flux” (akı) kavramından) (lat.) +
polymeros (birçok küçük tekrar eden monomer biriminin kovalent bağlarla
birleşmesiyle oluşan, plastik, kauçuk ve biyopolimerler gibi geniş bir madde
sınıfını kapsayan yüksek molekül ağırlıklı makromolekül) (polys (çok, fazla,
çoklu) + meros (parça, bölüm, kısım, birim) ) (gre.) * yapısında güçlü
karbon-flor bağları barındıran yüksek performanslı bir plastik reçine (polimer)
ailesi, florlu polimer
flupentiksol :
lat., gre. * flu (fluor eki) (lat.) + penta (beşli yapı) + ix (thioxanthene;
kükürtlü triasiklik halka) (gre.) + ol (alkol grubu (-OH) eki) (lat.) *
tioksanten sınıfından, dopamin reseptör antagonisti olarak şizofreni ve
depresyon tedavisinde kullanılan atomik tipik bir antipsikotik ilacın etken
maddesi (C23H25F3N2OS)
flurazepam :
lat., gre. * flu (fluor eki) (lat.) + rhazein, rhazo (gevşetmek, rahatlatmak) +
pam (benzodiazepin türevi eki) * uykusuzluk ve sinirsel gerginliklerin kısa
süreli tedavisinde kullanılan, anksiyolitik, antikonvülsan, hipnotik,
yatıştırıcı ve iskelet kası gevşetici özelliklere sahip olan, GABA reseptörleri
üzerinde pozitif allosterik modülatör olarak etki eden benzodiazepin türevi
ilacın etken maddesi (C21H23ClFN3O)
flurbiprofen :
lat., gre. * flu (fluor eki) + bis (iki, ikili, çift) + pro (propionicus;
propiyonik asit türevi eki) (lat.) + phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein
(parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya
çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos
(boya; bitki), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç,
odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) ) ) (gre.) *
fenilalkanoik asit (propiyonik asit) türevi çift halkalı yapıda olan,
prostaglandin sentezini inhibe ederek ağrı ve iltihabı azaltan nonsteroid
antiinflamatuvar ilacın etken maddesi (C15H13FO2)
flurcun :
tür. * flur (hafif ses çıkarma, kanat sesi, pırıltı, çırpınma) + cun (küçültme
eki) * kocabaş diye de bilinen bir kuş türü (Karadeniz ağzı), coccothraustes
flurya :
gre., lat. * flori (saka kuşu, ispinoz, renkli küçük ötücü kuş) (gre.); florere
(çiçek açmak, parlak olmak), floris (çiçek) (lat.) * ispinozgillerden, tüyleri
yeşilimsi, kanatları ve kuyruğu parlak sarı benekli, korularda, ağaçlık ve
fundalıklarda yaşayan, küçük taneler ve böceklerle beslenen, güzel ötüşlü küçük
bir kuş
flushing :
lat. ing. * fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek), fluxus (akış)
(lat.); flush (akış sesi; ses yansımalı onomatopeik kelime) + ing (isim yapım
eki) (ing.) * deri kan akımında ortaya çıkan değişiklikler sonucunda, yüzde
yanma ve kızarma ataklı, eritemli lezyonlar gelişmesi
flusitozin :
lat., gre. * flu (fluor eki) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap)
(gre.); cytus (lat.) + ine (nukleotid yapısında baz eki) * sistemik kandida ve
kriptokok enfeksiyonlarında kullanılan antimikotik (mantar önleyici) ilacın
etken maddesi (C4H4FN3O)
flutamid :
lat. * flu (fluor eki) + tamide (amid eki) * operasyon yapılmayan, nüksetmiş ve
metastize olmuş endometrium ve renal karsinomaların yardımcı tedavisinde ve
prostat kanseri tedavisinde kullanılan, testosteronun etkisini hücre düzeyinde
engelleyen palyatif olarak kullanılan sentetik bileşik, farlutal (C11H11F3N2O3S)
flutikason :
lat. * flu (fluor eki) + ti (bağlaç) + casone (cortisone (kortizon) ile ilgili
ek) * astım, alerjik rinit, cilt hastalıkları ve burun tıkanıklığı tedavisinde
kullanılan üretilmiş bir glukokortikoid (C25H31O5S)
flutikazon :
lat. * flu (fluor eki) + ti (bağlaç) + casone (cortisone (kortizon) ile ilgili
ek) * astım, alerjik rinit, cilt hastalıkları ve burun tıkanıklığı tedavisinde
kullanılan üretilmiş bir glukokortikoid (C25H31O5S)
flutikazon furoat :
lat. * flu (fluor eki) + ti (bağlaç) + casone (cortisone (kortizon) ile ilgili
ek) + fur (furfur (kepek; furan halkası (heterosiklik oksijenli yapı) eki) +
ate (bir asidin tuzu veya esteri eki) * alerjik olmayan ve alerjik rinit
tedavisine yönelik, burun spreyi ile uygulanan, Astım semptomlarını önlemeye ve
kontrol etmeye yardımcı olan bir kortikosteroid (C27H29F3O6S)
flutikazon propiyonat :
lat. * flu (fluor eki) + ti (bağlaç) + casone (cortisone (kortizon) ile ilgili
ek) + propion (yağ öncesi; kısa zincirli doymuş asiti) (pro (önce) + pios (yağ)
) * astım ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı, saman nezlesi, burun
polipleri ve ağız ülserleri tedavisinde kullanılan glukokortikoid steroid
ilacın etken maddesi (C25H31F3O5S)
flutter :
hol., ing. * flodderen (çırpınmak, kanat çırpmak) (hol.), flutter (çırpınmak,
kanat çırpmak, dalgalanmak; çarpıntı) (ing.) * felç veya kalp krizi gibi diğer
sorunlara yol açabilen çok hızlı olan bir tür anormal kalp ritmi, atrial
flutter
fluvastatin :
lat., gre. * fluor (flor elementi) (fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket
etmek) + or (isim yapım eki) ) + vastatin (statin ilaç grubu) (va (ön ek) +
stare (durmak, sabit kalmak), statin (status (durma, durum, sabit kalma) + ine
(kimyasal madde eki) ) * kolesterol sentezinde görevli HMG-CoA redüktaz enzimini
inhibe eden statin grubu ilacın etken maddesi (C24H26FNO4)
fluvoksamin :
lat. * fluor (flor elementi) (fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek) +
or (isim yapım eki) ) + vox, vocis (ses, çağrı) + amine (-NH2 içeren grup,
ammonium; azotlu bileşik, amin) * obsesif kompulsif bozukluk için kullanılan
SSRI (Selective Serotonin Reuptake Inhibitor - Seçici Serotonin Geri alım
İnhibitörü) grubu bir antidepresan (C15H21F3N2O2)
flükloksasilin :
lat. * flu (fluor eki) (lat.) + kloks (chloros (klor benzeri yapı) + oxys
(keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + aciline (penisilin grubu
antibiyotik eki) (lat.) * metisiline duyarlı Staphylococcus aureus gibi
Gram-pozitif bakterilere karşı etkili olan, cilt ve yara enfeksiyonları ve
kemik enfeksiyonları (osteomiyelit) tedavisinde kullanılan dar spektrumlu bir
penisilin türevi antibiyotik (C19H17ClFN3O5S)
flüor :
lat. * fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek) (metal eritme
işlemlerinde kullanılan “flux” (akı) kavramından) * atom numarası 9, atom ağırlığı
19, yoğunluğu 1,265 olan, kokusu ozonu andıran, kahverengimsi sarı renkte,
simgesi F olan halojenler grubunun ilk elementi
flüoresan :
lat. * fluor (akışkan, flor elementi) (fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket
etmek) + or (element eki) ) + essent, escent (parlayan, ışıldayan) (esse
(olmak, var olmak, belirmek) + entia (isim yapım eki) ) * ultraviyole (UV) ışık
altında ışıldayan pigmentler veya ışık kaynaklarını tanımlayan, karanlıkta,
üzerine gelen ışığı yansıtarak veya kendi ışığını yayarak parlayan madde veya
bu tür ışıma yapan durum, flüoresans
flüorit :
lat. * fluor (akışkan, flor elementi) (fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket
etmek) + or (element eki) ) (metal eritme işlemlerinde kullanılan “flux” (akı)
kavramından), fluor (akışkan, flor elementi) (fluere (akmak, sıvı ilerleyerek
hareket etmek) + or (element eki) ) + ite (element, kayaç ve mineral eki) *
mor, yeşil veya renksiz kristaller hâlinde görülen kalsiyum florür minerali
(CaF2)
flüt :
ger., lat. * flut (ıslık sesi çıkarmak) (alm.); flare (üflemek, solumak, nefes
vermek, şişirmek, şişmek), flauta (üfleme, soluma, nefes verme, şişirme, şişme)
(lat.) * nefesli çalgılar ailesinden, içi boş silindirik yapıda, genellikle
yatay tutularak çalınan; hava sütununun titreşmesiyle ses çıkaran yan nefesli
üflemeli müzik aleti
flüvyal :
lat. * fluvius (nehir, akarsu) + alis (ile ilgili, -a ait) * nehirlerle,
akarsularla veya akarsu süreçleriyle ilgili olan
flyby :
ing. * fly (uçmak) + by (yanından, yakınından geçerek) * bir gökcisminin veya
uzay aracının başka bir gökcisminin yanından geçişi, yakın geçiş
flyover :
ing. * fly (uçmak) + over (üst, üstünde, yukarı, yukarıda, üzeri, üzerinde) *
üzerinden uçmak; üst geçit
Fm :
lat. * fermium (İtalyan fizikçi Enrico Fermi’nın soyadından) + ium (kimyasal
element eki) ) * atom numarası 100 olan, aktinitler serisinde bulunan, sentetik
olarak elde edilen, yüksek derecede radyoaktif olan, yalnızca nükleer fizik
araştırmalarında ve ağır element sentezi çalışmalarında kullanılan element
foam cell :
ing. * foam (köpük) + cell (hücre) * ateroskleroza yol açabilecek, miyokard
enfarktüsünü ve felci tetikleyebilecek plak oluşturabilen yağ yüklü hücre,
köpük hücresi, makrofaj
fob :
ing. * free (serbest, özgür) + on (-da, üstünde, üzerinde) + board (pano, tahta
plaka; taşıma aracı) * satıcının malları gemide teslim ettiği ve taşıma ile
riskin bu noktadan itibaren alıcıya geçtiği bir satış koşulunu ifade eden
akronim
fobi :
gre. * phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * gerçek bir tehlike olmamasına rağmen, belirli nesne, durum veya
etkinliklere karşı yoğun, mantık dışı, kontrol edilemeyen korku ile karakterize
bir kaygı bozukluğu türü
fobik :
gre. * phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * fobi ile ilgili
focalor :
lat. * focus (ocak, odak, yuva, fırın, ateş yeri, ateş merkezi) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) + or (-cı, yapan, eden eki); furca (çatallı
mızrak) + ulus, ula (küçültme eki) + or (-cı, yapan, eden eki); suffocator
(boğan, boğucu, nefessiz bırakan) (suffocare (boğmak) + or (-cı, yapan, eden
eki) ) * Hz. Süleyman'ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula
Salomonis'te maji ile ilgili olan ve 72 cinden bahsedilen Ars Goetia (Hükmetme
Sanatı) bölümünde yer alan, fırtınaları, rüzgarları ve denizleri kontrol etme
gücüne sahip, insanları boğup gemileri batırabilen ancak kendisine
emredilmedikçe kimseye zarar vermeyen 41. sıradaki cin
foça :
gre. * phoke (fok, deniz ayısı, ayı balığı, deniz ineği) + eia (isim yapım, yer
ve durum eki) * İzmir’in bir ilçesi
fodla :
ara. * fadl (fazlalık, artı, üstünlük) * artakalan, fazla kalan, asıl miktara
eklenen fazlalık (maaş, ulufe, hisse veya yemek artığı); imarethanelerde yoksullara
dağıtılan, kepekli undan yapılmış, pideye benzer bir tür ekmek
fodra :
lat. * fodere (kazmak, içini oymak), fodra (kazılmış, içi oyulmuş; iç kaplama,
astar, iç taraf) (lat.); fodera (astar) (ita.) * bir giysinin iç kısmına
dikilen, genellikle daha ince kumaştan yapılan iç astar
fodul :
gre. * foutoulos (içi boş, boş, kof, şişirilmiş; önemsiz); futilis (lat.) *
kendini beğenmiş, kibirli, burnu havada, başkalarını küçümseyen; gururla
birlikte gelen görgüsüzlük, ukalalık niteliği olan
foeniculum :
lat. * foenum (saman) * anasonumsu aroması ve ince yapraklarıyla bilinen,
mutfak ve tıbbi kullanımı olan, Apiaceae familyasından bir bitki cinsi
fogo selvagem :
lat., por. * focus (ocak, odak, yuva, fırın, ateş yeri, ateş merkezi) +
silvaticus (vahşi, yabanıl) (lat.); fogo (ateş) + selvagem (vahşi, yabanıl)
(por.) * bağışıklık sisteminin, cilt hücreleri arasındaki desmoglein-1 adlı
proteine saldırmasıyla ortaya çıkan, ciltte yanık gibi kabarcıklar, dökülmeler,
erozyonlar ile karakterize olan, pemfigus foliaceus adlı otoimmün cilt
hastalığının endemik formu
fok :
gre. * phoke (fok, deniz ayısı, ayı balığı, deniz ineği) * etçiller sınıfından,
denizlerde yaşayan, yüzgeç biçimli uzuvlara sahip, gövdesi iğ/mekik biçimli ve
yüzgeç ayaklı olan bir memeli hayvan, ayı balığı
fokal :
lat. * focus (ocak, odak, yuva, fırın, ateş yeri, ateş merkezi) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * odakla ilgili, odakta olan, sınırlı bir bölgeye
odaklanmış
fokgiller :
lat., tür. * phoke (fok, deniz ayısı, ayı balığı, deniz ineği) (gre.) + gil
(soy, nesil, kan bağı, aile, familya, tür, cins belirten ek) + ler (çoğul eki)
(tür.) * fok familyasından olan hayvan türleri
fokomeli :
gre. * phoke (fok balığı) + melia (melos (organ, uzuv, kol-bacak) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * gebeliğin 24-27. günleri arasında talidomid
(kanser, graft-versus-host hastalığı ve cüzzam komplikasyonları tedavisinde
kullanılan ilaç) kullanılmasından kaynaklanan ve uzun kemiklerdeki
deformasyonlar veya yok olmalar sonucunda olağandan kısa kemiklerin meydana
gelmesiyle karakterize durum (bu hastalığa sahip bireylere “aphocomelus” ismi
verilir.)
fokstrot :
ing. * fox (tilki) + trot (süratli yürüyüş, tırıs) * ABD’de doğmuş, caz
müziğiyle birlikte popülerleşmiş olan, yumuşak ve zarif adımlarla yapılan dört
zamanlı bir çift dansı
fokurdamak :
tür. * fok (kaynama sesini yansıtan onomatopeik kelime) + ur (edilgen fiil eki)
+ da (ek) + mak (fiil mastar eki) * focus (ocak, odak, yuva, fırın, ateş yeri,
ateş merkezi) (lat.)
fokus :
lat. * focus (ocak, odak, yuva, fırın, ateş yeri, ateş merkezi) * odak, merkez;
ateş yeri, ışık, enerji, dikkat gibi şeylerin yoğunlaştığı odak noktası
fol :
tür., gre. * pholi (çanak, tas, kase, çukur kap, pholeos (yabani hayvanların
oturduğu mağara, kovuk, in) * tavuğun yumurtayı bırakacağı yer, kuluçka eylemi
veya kuluçka yeri, kuş, kümes hayvanı
foley sonda :
ing., lat. * foley (Amerikalı ürolog Dr. Frederic Eugene Basil Foley’in
soyadından) + subundare (daldırmak, içine sokmak), subundatus (daldırılmış,
sokulmuş) (lat.); sonde (prob, araştırma aracı, sonda) (fra.) * idrarın
mesaneden dışarı boşaltılmasını sağlayan, ucunda şişirilebilir bir balon
bulunan kateter türü
foli histerik :
fra., gre. * folie (delilik) (fra.) + hystera (rahim) + ikos (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) (gre.); hysterique (histerik) (fra.) * histerik (aşırı duygusal
tepkiler veren, kontrolsüz davranışlar sergileyen) tarzda delilik
foliaseus :
lat. * folium (yaprak) + aceus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yaprakımsı,
yapraklı, yaprağa benzeyen, yaprak gibi ince, pul pul dökülen; deride yüzeysel,
yaprak gibi dökülen, kabarcıklı otoimmün bir cilt hastalığı (pemfigus
foliaceus)
foliasyon :
lat. * folium (yaprak) + atio (isim yapım eki) * yapraklanma; yaprak benzeri
tabakalı yapı oluşumu
folie à deux :
fra. * folie (delilik) + à (-a, yönelme) + deux (iki) * bir kişinin psikozunu
(sanrılı inançlarını veya paranoyalarını) yakın ilişki içinde olduğu başka bir
kişiye aktarması durumu, ikili delilik, iki kişilik delilik, iki kişilik ortak
psikoz
folie à trois :
fra. * folie (delilik) + à (-a, yönelme) + trois (üç) * bir kişinin psikozunu
(sanrılı inançlarını veya paranoyalarını) yakın ilişki içinde olduğu başka iki
kişiye daha aktarması durumu, üçlü delilik, üç kişilik delilik, üç kişilik
ortak psikoz
folik asit :
lat. * folium (yaprak) + icus (-sı, gibi, ile ilgili) + acidum, acidus (ekşi
olan, asit) (acere (ekşi olmak) + idus, idum (ile ilgili olan) ) * hücre
bölünmesi, DNA sentezi, kırmızı kan hücresi üretimi ve fetal sinir sistemi
gelişimi için gerekli olan, suda çözünebilen ve kandaki düşük folat
seviyelerini (folat eksikliği) ve yüksek kan homosistein seviyelerini önlemek
ve tedavi etmek için kullanılan bir B vitamini türü (B9 vitamini) (C19H19N7O6)
folikül :
lat. * follis (torba, kese) + culus, cula (küçültme eki) * içinde bir yapı veya
hücre gelişimi gerçekleşen küçük kese veya bez yapı; tek bir yumurta hücresini
sarmalayan ve onu besleyip koruyan yapı
foliküler :
lat. * follis (torba, kese) + culus, cula (küçültme eki) + aris (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * keseli, torbalı, folikül ile ilgili, foliküle ait
folikülitis :
lat., gre. * follis (torba, kese) + culus, cula (küçültme eki) (lat.) + itis
(iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) (gre.) *
bakteriyel veya mantar kaynaklı olarak kıl folikülünün (kökünü saran yapının)
iltihaplanmasıyla oluşan, kaşıntı, kızarıklık, sivilce benzeri kabartılarla
kendini gösteren deri hastalığı
folinik asit :
lat. * folium (yaprak) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) + icus (ile
ilgili, gibi, -a ait) + acidum, acidus (ekşi olan, asit) (acere (ekşi olmak) +
idus (ile ilgili olan) ) * DNA sentezi ve hücre bölünmesi süreçlerinde görev
alan, kemoterapi ilaçlarının toksisitesini azaltmak veya folat eksikliğini
gidermek için kullanılan, folik asidin aktif bir türevi (C20H23N7O7)
folio :
lat. * folium (yaprak) * bir kağıt, metal veya farklı maddenin yaprak gibi ince
tabaka hali; kitap veya el yazmasının her iki yüzüyle birlikte bir yaprağı (ön
yüz “recto”, arka yüz “verso”); defterde veya kayıtta numaralanmış her bir
yaprak; tarihi metinlerde “sayfa” yerine kullanılan kelime
foliole :
lat. * foliolum (küçük yaprak) (folium (yaprak) + olum (küçültme eki) ) *
bileşik yaprakta bulunan küçük yaprakçık
folk :
alm. * fulka, volk (insan grubu, topluluk, millet, halk) *
folklor :
alm. * fulka, volk (insan grubu, topluluk, millet, halk) + lehren (öğretmek),
lore (bilgi, öğreti, öğrenim, kültür) * bir topluluğun nesiller boyunca
kulaktan kulağa aktarılan geleneksel inançları, gelenekleri ve hikayeleri
folklorik :
alm., lat. * fulka, volk (insan grubu, topluluk, millet, halk) + lehren
(öğretmek), lore (bilgi, öğreti, öğrenim, kültür) (alm.) + icus (gibi, ile
ilgili) (lat.) * folklorla ilgili
follitropin alfa :
lat., gre. * folliculus (küçük torba, kesecik, yumurta keseciği) (follis
(torba, kese) + culus, cula (küçültme eki) ) + tropin (trope (dönüş, yönelme) +
ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) + alpha (Grek alfabesinin ilk
harfi; farklı molekül versiyonları kodlama eki) * kadınlarda ovulasyonu
(yumurtlamayı) uyaran, erkeklerde sperm üretimini destekleyen ve fertilite
(doğurganlık, dölleyebilme, döllenebilme) sağlayan, rekombinant DNA
teknolojisiyle üretilmiş insan FSH (Follicule Stimulating Hormone - Folikül
Uyarıcı Hormon) analoğu
follitropin beta :
lat., gre. * folliculus (küçük torba, kesecik, yumurta keseciği) (follis
(torba, kese) + culus, cula (küçültme eki) ) + tropin (trope (dönüş, yönelme) +
ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) + beta (Grek alfabesinin ilk harfi;
farklı molekül versiyonları kodlama eki) * yapı ve işlev açısından follitropin
alfa ile benzeşen analog
folloş :
far. * ferş (yaymak, sermek, döşemek), ferraş (yayıcı, serici, döşeyici;
hizmetçi) * cami, mescid, imaret gibi müesseselerin temizliğini sağlamak,
kilim, halı ve hasır gibi mefruşatını yayma hizmetleriyle vazifeli olan kişi;
yaşlı fahişe; hizmetçi kadın; yıpranmış, dağılmış, asıl biçimini kaybetmiş,
genişleyip yayılmış, deforme olmuş, fallafoş, fallaş
follow up :
ing. * follow (takip etmek) + up (yukarı, üst, üzerine, üzerinde) * takip,
takip etmek
folluk :
lat., tür. * follis (torba, kese) (lat.); fol (torba, kese, çuval, çıkın) + luk
(isim yapım eki) * keçi kılı, yün veya kıldan yapılmış kaba dokumadan üretilen,
çuval benzeri kese, torba, yem torbası veya taşıma çuvalı; kuluçka eylemi veya
kuluçka yeri
folyo :
lat. * folium (yaprak) * bir kağıt, metal veya farklı maddenin yaprak gibi ince
tabaka hali; kitap veya el yazmasının her iki yüzüyle birlikte bir yaprağı (ön
yüz “recto”, arka yüz “verso”); defterde veya kayıtta numaralanmış her bir
yaprak; tarihi metinlerde “sayfa” yerine kullanılan kelime
fomes :
lat. * fovere (yakmak, ateşlemek, ısınmak, ısıtmak, tutuşturmak), fomes
(tutuşturucu madde, yakacak) * polyporaceae ailesindeki çok yıllık odunsu
mantarların bir cinsi, kav mantarı (Fomes fomentarius türünün kurutulmuş halde
ateş tutuşturmak için kullanılmasıyla ilgili)
fon :
lat. * fundus (temel varlık, dip, temel, esas, kaynak, zemin, alt kısım,
altyapı; toprak) * sahne düzeninde veya görsel kompozisyonlarda arka plan veya
arka planda kalan öğe; belirli bir amaca yönelik harcanmak için ayrılmış para,
kaynak
fonasyon :
gre. * phone (ses, ton, seslenme), phonein (ses çıkarmak, konuşmak) (gre.) +
tio (isim yapım eki, olma durumu) (lat.) * akciğerlerden gelen hava akımının,
gırtlakta bulunan ses telleri (vokal kordlar) tarafından titreştirilmesi sonucu
ses üretimi süreci
fondaparinuks :
lat. * fundus (temel varlık, dip, temel, esas, kaynak, zemin, alt kısım,
altyapı; toprak) + parin (doğal bir antikoagülan heparin eki) + ux (sentetik
ilaç eki) * ven trombozu (DVT), pulmoner emboli ve diğer tromboembolik
hastalıkların tedavisinde kullanılan bir antikoagülan (kan pıhtılaşmasını
önleyici) ilacın etken maddesi (C31H43N3Na10O49S8)
fondaparinux :
lat. * fundus (temel varlık, dip, temel, esas, kaynak, zemin, alt kısım,
altyapı; toprak) + parin (doğal bir antikoagülan heparin eki) + ux (sentetik
ilaç eki) * ven trombozu (DVT), pulmoner emboli ve diğer tromboembolik
hastalıkların tedavisinde kullanılan bir antikoagülan (kan pıhtılaşmasını
önleyici) ilacın etken maddesi (C31H43N3Na10O49S8)
fondip :
lat., fra. * fundus (temel varlık, dip, temel, esas, kaynak, zemin, alt kısım,
altyapı; toprak) (lat.); fond (dip) (fra.) * bir içkiyi tek seferde, bir
dikişte, tamamını içmek, bir dikişte kadehin dibini bulmak
fondöten :
lat., fra. * fundus (temel varlık, dip, temel, esas, kaynak, zemin, alt kısım,
altyapı; toprak) + de (tamlama eki) + tingere (boyamak, renklendirmek), tinctus
(boyanmış, renklendirilmiş), tinctura (boya, renk) (lat.); fond (dip) + de
(tamlama eki) + teinter (boyamak, renklendirmek), teint (renk, boya, ten rengi,
cilt tonu) (fra.) * yüzün rengini eşitlemek, kusurları örtmek ve makyaj için
zemin oluşturmak amacıyla uygulanan renkli sıvı, krem veya toz formundaki
kozmetik ürün
fonem :
gre. * phone (ses), phonein (ses çıkarmak, konuşmak), phonema (ses, sesleniş,
telaffuz, konuşma birimi) * bir dilde, tek başına anlam taşımayan ancak başka
seslerle birlikte anlam ayırt etmeye yarayan en küçük ses birimi; anlam ayırt
edici en küçük ses birimi; kelimeler arasındaki farkları belirleyen temel
fonetik birim
fonetik :
gre., fra. * phone (ses) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.);
phonétique (fra.) * insan seslerinin fiziksel, işitsel ve artikülasyonel
özelliklerini, oluşumunu ve algılanmasını inceleyen bilim dalı
fonik :
gre., fra. * phone (ses) + ikos (ile ilgili, -e ait) (gre.); phonique (fra.) *
sesle ilgili, sese dair, sese ait
fonksiyon :
lat. * functio (yapma, yerine getirme, icra, işlev, görev) (fungi, fungere
(yapmak, yerine getirmek, icra etmek, işlemek, uygulamak) + tio (isim yapım
eki) ) * matematikte ve genel kullanımda bir girdiye karşı bir çıktı üreten
işlem; bir şeyin işlevi, görevi; X kümesindeki her bir x ögesine Y kümesi içindeki
bir ve yalnız bir y ögesini karşılık getiren bağıntı; işlev (simgesi f(x) )
fonksiyonalizm :
lat. * functio (yapma, yerine getirme, icra, işlev, görev) (fungi, fungere
(yapmak, yerine getirmek, icra etmek, işlemek, uygulamak) + tio (isim yapım
eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ismus (isim yapım, durum,
akım, öğreti, doktrin eki) * bir nesnenin, düşüncenin veya kurumun işlevine
(fonksiyonuna) odaklanan yaklaşım
fonksiyonel :
lat. * function (yapma, yerine getirme, icra, işlev, görev) (fungi, fungere
(yapmak, yerine getirmek, icra etmek, işlemek, uygulamak) + tio (isim yapım
eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); fonctionnel (fra.) *
işlevsel
fonlamak :
lat., tür. * fundus (temel varlık, dip, temel, esas, kaynak, zemin, alt kısım,
altyapı; toprak) (lat.) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) (tür.) *
bir kişiye veya kuruma finansal kaynak sağlamak; özkaynaklarını kullanarak
kaynak sağlamak
fono :
gre. * phone (ses, ton, konuşma) * seslerin veya konuşmanın fiziksel ve dilsel
birimi
fonograf :
gre. * phone (ses) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphos
(yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) * şasi, kol, tabla, motor ve MM iğne, MC
iğne gibi parçalardan oluşan ve plaklar üzerine kaydedilmiş ses sinyallerini
okumaya yarayan kaynak cihaz
fonografi :
gre. * phone (ses) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia
(yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * sesin yazıyla veya işaretlerle
kaydedilmesini konu alan kavram veya yöntem
fonojenik :
gre. * phone (ses) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana
getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
kayıtta güzel ve net çıkan ses veya ses kaynağı; gramofonda veya radyoda
dinlenildiğinde kulağa hoş gelen (ses); sesi gramofona veya radyoya uygun olan
(kimse); ses üretmeye veya aktarmaya elverişli, mikrofonda iyi çıkan
fonolit :
gre. * phone (ses) + lithos (kaya, taş) * vurulduğunda çınlama sesi veren, gri
veya yeşil renkli, ortoklazlı yanardağ kayası, seslitaş
fonolog :
gre. * phone (ses) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * çalışma alanı
sesbilim olan dilbilimci, sesbilimci
fonoloji :
gre. * phone (ses) + logia (bilme, bilim) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz,
akıl) + eia (olma durumu) ) * linguistikte (dilbilim) konuşma seslerinin
sistematik yapısını, işleyişini ve seslerin işlevsel (anlam ayırt edici) yönünü
inceleyen bilim dalı
fonomimetik :
gre. * phone (ses, ton, konuşma) + on (ses, parçacık eki) + mimeisthai (taklit
etmek, benzetmek, örnek almak, yansıtmak), mimos (taklitçi, taklit eden,
oyuncu), mimesis (taklit, benzetme) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
doğadaki seslerin, nesnelerin çıkardığı gürültülerin veya canlıların
nidalarının dilin fonetik (ses) imkanlarıyla taklit edilmesiyle oluşturulan
kelimeleri veya bu ses yansıtma özelliği
fonon :
gre. * phone (ses, ton, konuşma) + on (ses, parçacık eki) * katı cisimlerde ısı
ve titreşim taşıyan kuantum mekaniksel titreşim parçacığı
fonotelgraf :
gre. * phone (ses) + tele (uzak, uzakta) + graphein (yazmak, çizmek,
işaretlemek), (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) * sesli (fonetik)
bilgilerin telgraf sistemleriyle iletilmesini veya kaydedilmesini sağlayan
aygıt veya sistem
fonse :
fra. * foncer (karartmak, koyulaştırmak), foncé (karartılmış, koyulaşmış,
koyulaştırılmış, koyu renkli) * koyu renkli, karartılmış, derinleşmiş renk tonu
font :
lat., fra. * fundere (dökmek, eritmek) (lat.); fondre (eritmek, döküm yapmak),
fonte (döküm, eritme (metal harf kalıpları için) ) (fra.) * bir yazı
karakterinin belirli bir biçimde, boyutta ve stildeki dijital veya basılı
temsiline verilen isim
fontanel :
lat. * fontanella (küçük su kaynağı, küçük çeşme) (fons (kaynak, çeşme) + ella
(küçültme eki) ); fontanelle (fra.) * bebeklerde kafatası kemiklerinin tam
olarak kaynaşmadığı, nabız atışının görülebildiği yumuşak zarla kaplı
boşluklar, bıngıldak
fontikül :
lat. * fons (kaynak, çeşme) + culus, cula (küçültme eki) * bıngıldak, fontanel
fora :
lat. * foras (dışarı, dışarıya); fuori (ita.) * denizcilikte yelkenin açılması,
halatın çözülmesi, veya bir şeyin serbest bırakılması
foramen :
lat. * foramen (delik, açıklık) * bir kemikte damarın, sinirin veya diğer
yapıların geçtiği doğal açıklık veya delik; bir bitkinin yumurtalığının
kabuğunda bulunan açıklık, delik veya kısa geçit
foramen çekum :
lat. * foramen (delik, açıklık) + caecus (kör), caecum (kör, kapalı; kör
bağırsak) * kör delik; örneğin foramen caecum ossis frontalis (frontal kemikte,
krista galli'nin hemen önünde bulunan küçük bir delik), foramen caecum linguae
(dilin dorsal yüzeyinde yer alan küçük çöküntü)
foramen ovale :
lat. * foramen (delik, açıklık) + ovale (oval, elips şeklinde) * fetal kalpte
sağdan sola kan akışına izin veren oval delik
foras :
lat. * foras (dışarı, dışarıya) * Hz. Süleyman’ın (Solomon) ana kitabı olan
Lemegeton, Clavicula Salomonis’te maji ile ilgili olan ve 72 cini tanımlayan
Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, cehennemin 31 lejyonuna
hükmeden, çağrıldığında güçlü bir insan suretinde beliren ve çağırana şifalı
otların sırlarını, kıymetli taşların erdemlerini, mantık ile etiği öğreterek
insanları görünmez, uzun ömürlü ve hitabeti güçlü kılan 31. sıradaki cin
forced :
ing. * forced (zorlanmış, mecbur bırakılmış) (force (güç, kuvvet; zorlamak) +
ed (fiil geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * bir kişinin veya şeyin iradesi
dışında, dış bir etkiyle bir şeyi yapmaya zorlanmış olması
fordyce noktaları :
ing., ara., tür. * fordyce (Amerikalı dermatolog John Addison Fordyce’ın
soyadından) + nukta (yuvarlak ve boyutları çok küçük im, benek; küçük benek,
leke) (ara.) + lar (çoğul eki) + ı (iyelik eki) (tür.) * genellikle ağız
mukozasında, dudakların iç kısmında, genital bölgede (penis, vulva), veya yanak
iç yüzeyinde ortaya çıkan küçük, soluk-sarı veya beyazımsı noktalar
foregut :
ing. * fore (ön) + gut (bağırsak) * embriyolojik gelişim sürecinde sindirim
sisteminin ön (başlangıç) kısmı, ön bağırsak
forensik :
lat. * foras, foris (dışarı, dışarıya), forum (dış alan, dışarıdaki alan;
Roma'da kamu meselelerinin görüşüldüğü alan, mahkeme) + ensis (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * foruma ait, forum ile ilgili; hukuki süreçlerde
bilimsel yöntemlerin uygulanması (forensik tıp (adli tıp), forensik psikoloji,
forensik dilbilim, forensik kimya gibi)
forex :
ing. * foreign (yabancı) + exchange (değiş tokuş, kambiyo, takas, trampa) *
yabancı para, döviz
forint :
lat. * florens, florentinus (çiçekli, çiçek açan; Floransa'ya ait) *
Macaristan’ın resmi para birimi
forklift :
lat., ing. * furca (çatal, çatallı çubuk) (lat.); fork (çatal) + lift (asansör,
kaldıraç) (ing.) * ön cephesinde, paletli yüklerin altına girerek yükü kaldıran
iki çatala (fork) benzeyen metal uzantı bulunan ve ağır yükleri kaldırmak,
taşımak ve istiflemek için kullanılan motorlu bir taşıma aracı
forlana :
fur. * furlan (İtalya'nın kuzeydoğusunda yer alan Friuli'de konuşulan bir dil),
furlana (Furlan usülü) * Jig’e benzeyen, canlı türde partnerli İtalyan dansı
form :
lat. * forma (şekil, biçim, kalıp,
taslak, dış görünüş, yapı) * biçim, şekil, yapı, kalıp
forma :
lat. * forma (şekil, biçim, kalıp, taslak, dış görünüş, yapı) * takım
oyuncularının maç sırasında giydiği, renk ve tasarım açısından birliği ifade eden
giysi; resmi meslek giysisi; yazılı belge
formal :
lat. * forma (şekil, biçim, kalıp, taslak, dış görünüş, yapı) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * resmi; şekilsel, biçimsel
formaldehit :
lat., gre. * formica (karınca) (lat.) + alcoholdehydrogenatum (alcohol (el
(önek, artikel) + kuhl (koyu mavi, siyah, kara; kömür) ) (ara.) +
dehydrogenatum (hidrojeni giderilmiş alkol) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk,
uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + hydro (su) + genatum (cinsi) ) (lat.) *
antiseptik, dezenfektan, doku koruyucu ve yapıştırıcı üretiminde kullanılan ve
en basit yapılı aldehit türü keskin kokulu, renksiz, uçucu, tahriş edici bir
gaz (CH2O veya HCHO)
formalin :
lat. * formica (karınca) + alin (aldehit eki) * dezenfektan, koruyucu madde
(özellikle biyoloji ve anatomi alanlarında dokuların bozulmadan saklanması
için) olarak kullanılan, formaldehit gazının %37 civarındaki sulu çözeltisi
(CH2O)
formalist :
lat. * forma (şekil, biçim, kalıp, taslak, dış görünüş, yapı) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş
eki) * sanat ve edebiyatta, biçimi (formu) içeriğin önüne koyan, estetik yapı
ve teknik unsurları öne çıkaran görüşü benimseyen kimse; genel anlamda,
biçimsel kurallara aşırı bağlı kalan, içeriğe veya amaca değil şekle öncelik
veren kimse
formalite :
lat. * forma (şekil, biçim, kalıp, taslak, dış görünüş, yapı) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.);
formalité (fra.) * hukuki veya idari işlemlerde yerine getirilmesi gereken
resmi prosedür veya kural; gerçek anlamı olmayan, sadece görünüşü korumaya
yönelik uygulama; resmiyet
formalizm :
lat. * forma (şekil, biçim, kalıp, taslak, dış görünüş, yapı) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ismus (olma durumu, -cılık, -cilik) * sanat,
edebiyat, felsefe ve estetikte biçimsel yapıyı, teknik düzenlemeleri ve dış
şekli içeriğin önüne koyan yaklaşım; genel anlamda, özden çok biçime, kurala,
şekle önem veren düşünce tarzı veya tutum; matematik ve mantıkta, anlamdan bağımsız
olarak yalnızca semboller ve kurallarla işlem yapan yaklaşım (örneğin
Hilbert'in formalist matematik anlayışı)
formasyon :
lat. * formare (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıplaştırmak) +
tio (isim yapım eki) * oluşum, şekillenme, biçimlenme; eğitim, yetişme
format :
lat. * formatus (şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, oluşturulmuş,
kalıplaştırılmış) (formare (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak,
kalıplaştırmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yaım eki) ) * biçim, düzen; yazı,
belge, dosya, yayın veya ortamın sunum tarzı, sistematiği; veri saklama biçimi
veya bir veri taşıyıcısının (örneğin sabit disk) biçimlendirilmesi
formatif :
lat. * formativus (formatus (şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, oluşturulmuş,
kalıplaştırılmış) (formare (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak,
kalıplaştırmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yaım eki) ) + ivus (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) ) * biçimlendiren, şekil veren; yapı veya oluşum
sürecinde etkili olan
formel :
lat. * forma (şekil, biçim, kalıp, taslak, dış görünüş, yapı) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * resmi; şekilsel, biçimsel
formen :
ing. * fore (ön, önde) + man (adam) * öncü adam, baş işçi; inşaat şantiyesi,
fabrika, atölye veya üretim tesisleri gibi üretim yapılan yerlerde çalışan
işçilerin işlerini yöneten, denetleyen, yönetici ve denetleyici yetkisi de olan
kıdemli teknik personel, ustabaşı, işçilerin başı, deneyimli ustabaşı
formica :
lat. * formica (karınca) * genellikle koloni halinde yaşayan, omurgasız, çok
bacaklı ve vücut bölümleri belirgin olan, zar kanatlılar (Hymenoptera)
takımında yer alan, sosyal yaşam gösteren böcek türü; insan gözünde küçük ve
çalışkan canlı; karınca
formicidae :
lat. * formica (karınca) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * arılar ve yaban
arıları ile akraba olan bu grup, zar kanatlılar takımında yer alan
karıncagiller familyası
formicinae :
lat. * formica (karınca) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki) *
karıncaları kapsayan Formicidae familyasına ait orta düzeyde evrimsel gelişime
sahip olan, işlevsel bir iğnesi bulunmayan bunun yerine savunma veya avlanma
amaçlı formik asit püskürten bir karınca alt familyası
formik asit :
lat. * formica (karınca) + acidum, acidus (ekşi olan, asit) (acere (ekşi olmak)
+ idus (isim yapım eki) ) * karıncalarda ve bazı bitkilerde bulunan, renksiz,
keskin kokulu, tahriş edici ve uçucu bir sıvı olan en basit karboksilik asit
(HCOOH)
formika :
lat. * formica (karınca) * mobilya, tezgah, masa üstü, duvar paneli gibi yüzey
kaplamalarında kullanılan, sert, ince ve dayanıklı suni reçineli kaplama
malzemesi olan silikat (filosilikat) minerali (KAl2(AlSi3O10)(OH)2)
formikasyon :
lat. * formica (karınca) + tio (isim yapım ve durum eki) * vücutta veya derinin
altında böcekler geziniyormuş hissiyle tanımlanan bir tür halusinasyon; karınca
dolaşıyormuş gibi hissetme; parestezi türü
formol :
lat., gre. * formica (karınca)
(lat.) + alcoholdehydrogenatum (alcohol (el (önek, artikel) + kuhl (koyu mavi,
siyah, kara; kömür) ) (ara.) + dehydrogenatum (hidrojeni giderilmiş alkol) (de
(yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + hydro (su) +
genatum (cinsi) ) (lat.) *
keskin kokulu, antiseptik ve dezenfektan özelliklere sahip, biyolojik dokuların
bozulmadan saklanmasında ve sanayide plastik üretimi gibi alanlarda yaygın
olarak kullanılan, formaldehit gazının sudaki %37-40'lık çözeltisi
formoterol :
lat. * formo (formil (CHO) grubu) + ter (tersiyer yapı eki) + ol (alkol eki) *
astım ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) tedavisinde solunum
yollarını genişletmek için kullanılan bir β₂-adrenerjik
reseptör agonisti (LABA) olan bir bronkodilatör (C19H24N2O4)
formül :
lat. * forma (şekil, biçim, kalıp, taslak, dış görünüş, yapı) + ulus, ula
(küçültme eki) * bir olgu, ilke veya kuralla ilgili simgeler grubu; bir
belgenin yazılacağı biçimi ve ona özgü kalıp sözleri gösteren örnek; bir sorunu
çözmek için önerilen plan, yöntem veya strateji; ilaç, kozmetik, gıda gibi
ürünlerin bileşenlerini ve oranlarını gösteren teknik tarif; matematiksel
ilişkileri, bilimsel kuralları veya mantıksal işlemleri semboller, sayılar ve
harfler kullanarak standart bir şekilde ifade eden kısa yöntem
formülasyon :
lat. * formulare (şekillendirmek, biçimlendirmek, kalıplandırmak) (forma
(şekil, biçim, kalıp, taslak, dış görünüş, yapı) + ulus, ula (küçültme eki) +
are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım ve durum eki) * bir bileşimin
sistematik şekilde hazırlanması (bileşenlerin oranlarının ve kombinasyonlarının
belirlenmesi) veya tarif edilmesi süreci; bir düşünceyi, öneriyi veya çözüm
yolunu sistematik olarak ifade etme
forneus :
lat. * fornus (fırın, ocak); formido (korku) * Hz. Süleyman’ın (Solomon) ana
kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis’te maji ile ilgili olan ve 72 cini
tanımlayan Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, insanlara dilleri,
retoriği ve bilimleri öğreten, aynı zamanda düşmanları dosta dönüştürme gücüne
sahip olan marki ünvanlı 30. cin
fornikasyon :
lat. * fornix (kemer, tonoz, tonozlu geçit; genelev kemeraltı), fornicari
(fuhuş yapmak) + tio (isim yapım eki) (Roma döneminde genelevlerin genellikle
kemerli yapıların altında olmasından) * nikah dışında, evlilik bağı olmadan
yapılan cinsel ilişki, zina
forniks :
lat. * fornix (kemer, tonoz, tonozlu geçit; kemeraltı) * hipokampüsün ana çıktı
yolu olarak işlev gören, beyindeki C şeklinde bir sinir lifi demeti;
taçyapraklardaki uzama; anatomik kemer veya kıvrım
foroz :
gre. * phoros, phora (taşıma, yükleme, bırakma, denize bırakma, salma) * ağın
bir kez atılışıyla tutulan balık miktarı
fors :
lat., fra. * fortis (güçlü, kuvvetli, kudretli), forciare (zorlamak, güç
kullanmak), fortia (güç, kuvvet, zor) (lat.); force (güç, kuvvet) (fra.) *
gemi, kale, karargah gibi yerlerde asılı duran bayrak; devlet başkanlarının
bulunduğu yerlere ve bindiği taşıtlara, amirallerin çalıştıkları yapılara ve
gemilere, generallerin garnizonlarına ve bindikleri taşıtlara çekilen, özel
biçimli bayrak; güçlülük, söz geçirme gücü, saygınlık
forsa :
lat. * forciare (zorlamak, güç kullanmak), fortia (güç, kuvvet, zor) *
gemilerde kürek çeken mahkum veya tutsak erkek; basımcılıkta, basılan kağıdın
arka yüzünde görülen ve fazla basınçtan oluşan kabarık harf izi
forse :
lat., fra., tür. * fortia (güç, kuvvet, zor), forciatus (zorlanmış, güç
kullanılmış) (forciare (zorlamak, güç kullanmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat
yapım eki) ) (lat.); forcé (fra.) * zorlanmış, mecbur edilmiş, baskı altına
alınmış, sınırlanmıs, boyun eğdirilmiş, zorla yaptırılmış, dayatılmış, baskı
uygulanmış
forseps :
lat. * for, formus (sıcak;demirci ocağı) + capere (almak, içine almak, tutmak,
kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek), ceps (tutucu, kavrayıcı) * cerrahi
operasyonlarda doku tutmak, çekmek veya yabancı cisimleri çıkarmak için,
doğumlarda bebeğin başını kavrayarak çıkarmak için kullanılan pense benzeri alet
forsmajör :
lat. * fortia (güç, kuvvet, zor) + major (büyük, üstün) (lat.); force + majeure
(fra.) * hukukta, sözleşmenin taraflarının kontrolü dışında gerçekleşen ve
sözleşmenin ifasını geçici veya kalıcı olarak imkansız kılan olağanüstü olaylar
forstera :
lat. * Forster (İngiliz doğa bilimci Johann Reinhold Forster'ın soyadından) + a
(ile ilgili, -a ait) * adını bir doğa bilimciden alan, Güney yarımküreye özgü
otsu türleri içeren, Stylidiaceae familyasından bir bitki cinsi
forsteropsidae :
ing., lat., gre. * Forster (Alman doğa bilimci Johann Reinhold Forster'ın
soyadından) (ing.) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) (gre.) +
idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Yeni Zelanda'ya endemik
Forsteropsalis gibi zıplayıcı örümcekgiller/hasatçılar (Opiliones) cinsleri
familyası
forsteropsis :
ing., gre. * Forster (Alman doğa bilimci Johann Reinhold Forster'ın soyadından)
(ing.) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) (gre.) * botanikte
Stylidium (tetik çiçeği) cinsine bağlı bir bitki alt cinsini veya geçmişte
bağımsız olarak tanımlanmış bir bitki cinsi
forsythia :
lat. * Forsyth (İskoç botanikçi William Forsyth) + ia (isim yapım eki) * erken
ilkbaharda açan sarı çiçekleriyle tanınan, Oleaceae familyasından bir bitki
cinsi
fort :
lat. * fortis (lat.); fort (fra.) * güçlü, kuvvetli, kudretli
fortçuluk :
fra. * frotter (sürtmek), frotteur (sürtücü) (fra.) + çu (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) + luk (durum eki) * bir kişinin, cinsel zevk için, rızası olmayan
bir başka kişinin vücudunun herhangi bir bölgesine pelvik bölgesini veya dik
penisini sürtmeye yönelik parafilik ilgi
forte :
lat. * fortis (güçlü, kuvvetli); forte (fra.) * müzik eserinin güçlü
çalınacağını belirten ifade
fortepiano :
lat., ita. * fortis (güçlü, kuvvetli) + planus (düz, düzlem, yüzey, satıh,
yassı, düz yüzeyli, seviyelenmiş, pürüzsüz, yayvan, yumuşak) (lat.); forte +
piano (ita.) * 18. yüzyılda geliştirilen ve günümüz piyanonun atası sayılan
tuşlu çalgı (piyano 88 tuştan oluşur.)
fortifikasyon :
lat. * fortis (güçlü, kuvvetli) + ficatio (facere, ficere (yapmak, etmek,
eylemek, işlemek, icra etmek, oluşturmak) + tio (isim yapım eki) ) (lat.);
fortification (fra.) * tahkimat, kale yapımı; güçlendirme, kuvvetlendirme,
muhkem kılma
fortik :
tür. * fortik (küçük, ufak tefek
canlı; yavru) * domuz yavrusu (Giresun ağzı)
fortissimo :
lat. * fortis (güçlü, kuvvetli) + issimus (en, en üstün, en fazla) (lat.);
forte + issimo (ita.) * müzik eserinin cok kuvvetli çalınması gerektiğini
belirten dinamik işaret (ff) (karşıtı "pianissimo" (çok hafif) )
fortuna :
lat. * fortis (güç, kuvvet, kudret), fortuna (talih, baht, kader, alın yazısı,
şans) * Roma mitolojisinde talihin, kaderin ve şansın tanrıçası (Yunan
mitolojisindeki karşılığı Tykhe)
forum :
lat. * foras, foris (dışarı, dışarıya), forum (dış alan, dışarıdaki alan) *
Antik Roma kentlerinde pazar yeri olarak kullanılan, içinde resmi ve dinsel
yapıların ve kamu meselelerinin görüşüldüğü yapıların da olduğu alan; mahkeme
forvet :
ing. * forward (ileri, öndeki) (fore (ön, önde, ileride) + ward (yön belirteci)
) * futbolda, takımın hücum hattında, rakip kaleye en yakın pozisyonda görev
yapan ve skor üretmekten sorumlu oyuncusu; basketbolda, hücumda ve savunmada
çok yönlü rol üstlenen, hem pota altında hem dış atışlarda görev alabilen
oyuncu
fos :
lat. * fodere (kazmak, oymak), fossa (çukur, oyuk, boşluk, kazılmış yer) * boş,
boşluk; anlamsız veya işe yaramaz, değersiz, içi dolu gibi, değerli gibi
görünen ama gerçekte hiçbir değeri olmayan
foseptik :
lat., fra. * fodere (kazmak), fossa (kazılmış çukur, hendek, oyuk, boşluk) +
septicus (çürütücü, mikropları yok eden) (sepsis (çürüme) + icus (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) ) (lat.); fosse (çukur) + septique (çürütücü, mikropları
yok eden; mikroplu) (fra.) * lağım çukuru, septik çukur; kanalizasyon
bulunmayan yerlerde pis suları içinde toplamak üzere yapılan sızdırmaz çukur
fosfat :
gre., lat. * phosphate (gübre olarak kullanılan, fosforik asidin tuzu veya
esteri, fosfat) (phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren, ışık veren) (phos
(ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek,
getirmek) + os (isim yapım eki) ) + ate (asidin tuzu veya esterini belirten ek)
) (gre.) + atum, ate (asidin tuzu veya esterini belirten ek) ) (lat.) * gübre
olarak kullanılan, fosforik asidin tuzu veya esteri (PO4³⁻)
fosfataz :
gre., lat. * phosphate (gübre olarak kullanılan, fosforik asidin tuzu veya
esteri, fosfat) (phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren) (phos (ışık,
aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, getirmek), pheros
(taşıyan, getiren) ) (gre.) + atum, ate (asidin tuzu veya esterini belirten ek)
) + ase (enzim belirtme eki) (lat.) * bir fosfat grubunu organik bileşiklerden
(özellikle proteinlerden, nükleotidlerden vs.) ayıran enzim sınıfı
fosfatidilkolin :
gre., lat. * phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren) (phos (ışık, aydınlık),
photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros
(taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) ) (gre.) + atum, ate (bir asidin esterini
veya tuzunu belirten ek) + idyl (türev eki) (lat.) + kholin (safra maddesi)
(khole (safra; sarı) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) )
(lat.) * hücre zarlarının temel fosfolipidi, gliserol omurgasına bağlı iki yağ
asidi ve bir fosfat grubu ile kolin baş grubundan oluşan, lipit çift tabakası
stabilitesini sağlayan, sinyal iletimi ve lipoprotein yapısında rol oynayan,
gıda ve farmasötik endüstride emülgatör olarak kullanılan doğal lipid
biyomolekülü (C42H82NO8P)
fosfatürik :
gre., lat. * phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren) (phos (ışık, aydınlık),
photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros
(taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) ) (gre.) + ate (asidin tuzu veya esterini
belirten ek) (lat.) + ouron (idrar, sidik, çiş) + ikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) (gre.); uricus (idrarsal) (urina (idrar, sidik) + icus (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.); urique (fra.) * fosfat salgılayan,
fosfatla ilgili işlevi veya etkisi olan; idrardan fosfat atılımını artıran
fosfen :
gre. * phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren) (phos (ışık, aydınlık), photos
(ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan,
taşıyıcı, götüren, getiren) ) + ene (çift bağ içeren doymamış hidrokarbon
molekülü eki) * fosfor içeren, çift bağ taşıyan organik aromatik fosfor
bileşiği
fosfenitoin :
gre., lat. * phos (ışık, aydınlık; fosfat grubu eki) + phenyl (fenil grubu
C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek,
belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür
kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki)
+ hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) )
(gre.) + toin, hydantoin (imidazolidinedion türevi) (lat.) * vücutta kan damarlarını
daraltan doğal bir madde olan endotelinin etkisini engellemek için tasarlanmış
olan, status epileptikus (uzamış epileptik nöbetler) gibi acil durumlarda damar
yoluyla da uygulanan bir ilacın etken maddesi (C16H15N2O6P)
fosfinit :
gre. * phos (ışık, aydınlık) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros
(taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) (gre.) + ine (kimyasal madde eki) (lat.)
+ ites (element, kayaç ve mineral eki) (gre.) * fosforöz asidin iki hidrokarbon
grubu ve bir alkoksi grubuna bağlanmasıyla oluşan trivalent bir organofosfor
bileşiği (P(OR)R2)
fosfodiesteraz :
gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak,
götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) + di (iki,
ikili, çift) (gre.) + esther (bir karboksilik asit ile bir alkolün reaksiyona
girmesi sonucu oluşan, genellikle hoş kokulu, fonksiyonel grup içeren organik
bileşik sınıfı) (essig (sirke) + Äther (eter, hava) ) (alm.) + ase (enzim
belirtme eki) (lat.) * hücre içinde bulunan ve fosfodiester bağlarını
parçalayan, siklik AMP (cAMP) ve siklik GMP (cGMP) gibi ikinci haberci
moleküllerin yıkımını sağlayan enzim sınıfı
fosfodiesteraz inhibitör :
gre., lat. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak,
götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) + di (iki,
ikili, çift) (gre.) + esther (bir karboksilik asit ile bir alkolün reaksiyona
girmesi sonucu oluşan, genellikle hoş kokulu, fonksiyonel grup içeren organik
bileşik sınıfı) (essig (sirke) + Äther (eter, hava) ) (alm.) + ase (enzim
belirtme eki) (lat.) + inhibitor (bir süreci, reaksiyonu veya faaliyeti
yavaşlatan, engelleyen veya durduran madde veya etken) (in (iç, içeri, içeride,
içeriye, içinde, içine, aşağı) + habere, hibere (sahip olmak, tutmak, elinde
bulundurmak) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) (lat.) * hücre içindeki sinyal
moleküllerini koruyan, kan damarlarını genişleten, kan akışını artıran ve
kasları gevşeten, sertleşme sorunu, KOAH ve akciğer tansiyonu tedavisinde
kullanılan, fosfodiesteraz enzimlerinin etkinliğini azaltan veya durduran madde
fosfolipaz :
gre., lat. * phospho (fosfat) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) +
pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren,
getiren) ) (gre.) + lipide (lipos (yağ) + oeides (sıfat yapım eki, bezer, gibi)
) (gre., lat.) + ase (enzim belirtme eki) (lat.) * hücre zarlarının yapısında
bulunan fosfolipidleri belirli noktalardan keserek yağ asitlerini, gliserol
türevlerini ve diğer bileşenleri açığa çıkaran enzim sınıfı
fosfolipit :
gre., lat. * phospho (fosfat) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) +
pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren,
getiren) ) (gre.) + lipide (lipos (yağ) + ides (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) (gre., lat.) * yapılarında genellikle bir gliserol iskeletine bağlı
iki yağ asidi ve bir fosfat grubu bulunduran ve hücre zarının yapısına
katılarak zarın iki katmanlı bir hale gelmesini sağlayan lipid türü
fosfomisin :
gre., lat. * phospho (fosfat) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) +
pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren,
getiren) ) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) (gre.) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) ) (lat.) * idrar yolu enfeksiyonlarının
tedavisinde kullanılan, bakterilerin hücre duvarı sentezini engelleyerek etki
eden bakterisidal (bakteri öldürücü) bir antibiyotik (C3H7O4P)
fosfor :
gre. * phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren) (phos (ışık, aydınlık), photos
(ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, getirmek), phoros (getirme, getiren,
taşıyan) ) * simgesi P, atom sayısı 15, atom ağırlığı 30,97, yoğunluğu 1,83
olan, balmumu kıvamında, yarısaydam, karanlıkta ışıltı yayan, sarmısak kokulu,
zehirli bir element
fosforesan :
gre., lat. * phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren) (phos (ışık, aydınlık),
photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros
(taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) ) (gre.) + escent (parlayan, ışık yayan)
(esse (olmak, var olmak, mevcut olmak) + ens, ent (ile ilgili, gibi) ) (lat.) *
üzerine düşen ışık kesildikten sonra bir süre daha ışık yaymaya devam eden
(madde)
fosforesans :
gre. * phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren) (phos (ışık, aydınlık), photos
(ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan,
taşıyıcı, götüren, getiren) ) (gre.) + escentia (başlama, filizlenme, olma,
belirme, oluşma) (escere (başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek, belirmek,
dönüşmek, bir sürece girmek) + entia (isim yapım eki) ) (lat.) * bir maddenin,
üzerine düşen ışık kesildikten sonra bir süre daha ışık yaymaya devam etmesi
olayı
fosforışı :
gre. * phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren) (phos (ışık, aydınlık), photos
(ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı,
götüren, getiren) ) (gre.) + ışı (parıltı, aydınlık, belirti) (tür.) * bir
maddenin, üzerine düşen ışık kesildikten sonra bir süre daha ışık yaymaya devam
etmesi olayı, fosforesans
fosforışıl :
gre. * phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren) (phos (ışık, aydınlık), photos
(ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan,
taşıyıcı, götüren, getiren) ) (gre.) + ışı (parıltı, aydınlık, belirti) + l
(ile ilgili, gibi, -a ait) (tür.) * üzerine düşen ışık kesildikten sonra bir süre
daha ışık yaymaya devam eden (madde), fosforesan
fosforibozilamin :
gre. * phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren) (phos (ışık, aydınlık), photos
(ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan,
taşıyıcı, götüren, getiren) ) + ribose (beş karbonlu şeker) (arabinose (arap
zamkı olan pentoz sınıfından bir şeker) (arabic + in + ose (şeker eki; kimyasal
monosakkarit eki) ) ) + il (ek) + amin (-NH2 içeren grup, ammonium; azotlu
bileşik) * purin nükleotidlerinin (ATP, GTP) biyosentezinde kritik bir ara ürün
olarak görev yapan ara bileşik (C5H12NO7P)
fosforik :
gre. * phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren) (phos (ışık, aydınlık), photos
(ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan,
taşıyıcı, götüren, getiren) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
fosforla ilgili, fosfor içeren
fosforik asit :
gre., lat. * phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren) (phos (ışık, aydınlık),
photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros
(taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (gre.) + acidum, acidus (ekşi olan, asit) (acere (ekşi olmak) + idus
(gibi, ole ilgili) ) (lat.) * gıda sanayinde asitlik düzenleyici (E338),
temizlik ürünlerinde pas çözücü ve tarımda gübre bileşeni olarak kullanılan
zayıf ve üç proton verebilen triprotik bir inorganik asit (H3PO4) (DNA, RNA ve
ATP gibi biyomoleküllerde bulunan fosfat grubu bu asidin türevidir.)
fosforilasyon :
gre., lat. * phosphorilare (phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren) (phos
(ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, getirmek), phoros
(getirme, getiren, taşıyan) ) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
+ are (fiil mastar eki) + tio (isim yapım eki) (lat.) * proteinler, şekerler ve
nükleotitler gibi biyomoleküllerde görülür ve hücresel sinyal iletimi, enerji
aktarımı ve metabolik düzenleme gibi yaşamsal işlevlerde kritik rol oynayan ve
kinaz enzimleri vasıtasıyla gerçekleştirilen, bir moleküle fosfat grubunun
(-PO4²⁻) eklenmesi süreci
fosfotidil :
gre., lat. * phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren) (phos (ışık, aydınlık),
photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, getirmek), phoros (getirme, taşıma;
getiren, taşıyan) ) (gre.) + idum (madde ek) + yl (alkil eki; kimyasal radikal
hidrokarbon veya türev eki) (lat.) * fosfat ve diasilgliserolden oluşan ve
fosfolipidin yapısal temeli olan ve hücre zarlarındaki fosfatidilkolin,
fosfatidiletanolamin, fosfatidilserin gibi ana bileşiklerde yer alan ana yapı
birimi (C3H5O5PR2)
fosgen :
gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + genos (gen, yaratılış,
türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins,
çeşit, sınıf, kategori) * polikarbonat plastiklerin, pestisitlerin ve boya ara
maddelerinin üretimindeki organik sentezlerde klorlayıcı ajan olarak kullanılan
renksiz, boğucu kokulu, çok zehirli bir gaz (COCl2)
fosil :
lat. * fodere (kazmak, içini oymak), fossilis (kazılmış, bulunduğu yer oyularak
çıkarılmış, topraktan çıkarılmış) * bugünkü yerbilimsel çağdan önceki
yerbilimsel zamanlarda yaşamış, yetişmiş hayvanların veya bitkilerin toprak
katmanlarına gömülerek, taşlaşarak bugüne değin gelmiş olan izleri veya
kalıntıları
fosinopril :
gre., lat. * phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren) (phos (ışık, aydınlık), photos
(ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, getirmek), phoros (getirme, getiren,
taşıma, taşıyan) ) (gre.) + pril (ACE inhibitörü eki) (lat.) * hipertansiyon ve
bazı kronik kalp yetmezliği türlerinin tedavisinde kullanılan bir anjiyotensin
dönüştürücü enzim (ACE) inhibitörü (C30H46NO7P)
foskarnet :
gre. * phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren) (phos (ışık, aydınlık), photos
(ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, getirmek), phoros (getirme, taşıma;
getiren, taşıyan) ) (gre.) + car (karboksilat veya karbon içeren yapı) + net
(ilaç eki) * viral enfeksiyonları tedavi etmek için kullanılan bir antiviral
pirofosfat analoğu DNA polimeraz inhibitörü (HO2CPO3H2)
foslamak :
ara., tür. * fesad (bozgun, bozulma, geçersizlik), fasid (fesat, bozuk, işe
yaramaz, değersiz; bozguncu, bozan) (far.) + la (etken fiil eki) + mak (fiil
mastar eki) * bozulmak, kötü sonuçlanmak, başarısızlığa uğramak
fossa :
lat. * fodere (kazmak), fossa (kazılmış çukur, hendek, oyuk, boşluk) *
vücuttaki çökük veya oyuk alanlardan her biri
fossa cranii anterior :
lat., gre. * fodere (kazmak), fossa (kazılmış çukur, hendek, oyuk, boşluk) +
kranion (kafatası) (gre.); cranium (lat.) + anterior (ön, öndeki) (lat.) *
kafatasının bazal (taban) kısmında, en önde yer alan ön kafa çukuru
fossa iliaca :
lat. * fodere (kazmak), fossa (kazılmış çukur, hendek, oyuk, boşluk) + eilein
(sarmak, sıkmak, kıvırmak, sarıp sarmalamak, çevrelemek, kıvırmak, tıkamak)
(gre.); ilium (kalça kemiği) (lat.) * leğen kemiğindeki çukur; pelvik kemiğin
(kalça kemiği) iç yüzeyinde, özellikle os ilium'un medial (iç) tarafında yer
alan büyük, yassı ve sığ çukur
fossa ovalis :
lat. * fodere (kazmak), fossa (kazılmış çukur, hendek, oyuk, boşluk) + ovalis
(yumurta gibi) (ovum, ovulum (yumurta) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) * kalbin sağ kulakçığı (atrium dextrum) içinde, interatrial septum
üzerinde bulunan, doğumdan önceki fetal dolaşımın kalıntısı olan çukurluk
fossa poplitea :
lat. * fodere (kazmak), fossa (kazılmış çukur, hendek, oyuk, boşluk) + poples,
poplitis (diz ardı, dizin arkası) + ea (ile ilgili, gibi, -a ait) * diz
arkasındaki çukur (popliteal fossa); uyluk arka kas grubu (hamstring kasları)
ile baldır kasları arasında, diz ekleminin arka kısmında bulunan elmas biçimli
(rhomboid) bir çukurluk
fossarina :
lat. * fossa (kazılmış çukur, hendek, oyuk, boşluk) + arina (ile ilgili,-a ait)
* çukurumsu, oyuklu yapı gösteren; Trochidae (deniz yangıçları/salyangozları)
familyasına bağlı, çok küçük deniz salyangozlarını kapsayan bir hayvan cinsi
fossarininae :
lat. * fossa (kazılmış çukur, hendek, oyuk, boşluk) + arina (ile ilgili,-a ait)
+ inae (-giller, hayvan alt familyası) * Fossarina cinsini temel alan gastropod
(karındanbacaklı yumuşakça) deniz salyangozlarını kapsayan Trochidae (deniz
yangıçları/salyangozları) familyasına ait bir hayvan altfamilyası
fosurdamak :
tür. * fos (ses yansımalı onomatopeik kelime) + ur (edilgen fiil eki) + da
(etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * şiddetli bir şekilde üflemek veya
sesli solumak; öfke, yorgunluk veya yoğun efor sonucu oluşan gürültülü nefes
alma verme eylemi; kaynamakta olan sıvıdan çıkan ses temsili
foşa :
lat. * fossa (kazılmış çukur, hendek, oyuk, boşluk) * ürünü tombul olan bir
fındık; gemi veya kayıklarda suyun dışarı atıldığı küçük delik, drenaj deliği
foşurdamak : tür.
* foş (ses yansımalı onomatopeik kelime) + ur (edilgen fiil eki) + da (etken
fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * suyun çarpması, dökülmesi veya içinde
hareket edilmesiyle oluşan şapırtılı, yoğun sıvı sesi çıkarmak
fota :
gre. * fouta, foutari (havlu, bez, peştemal) * içinde şarap yapılan bir tür
fıçı;, eski dönemlerde kullanılan kumaştan yapılan uzun boyun süsü veya kravat
benzeri aksesuar, boyun bağı; triocnemidina altoymağına bağlı bir hayvan cinsi
fotik :
gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili), photos (ışıkla ilgili) +
ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * güneş ışığı alabilen (okyanus ve
göllerin güneş ışığı alabilen yüzey tabakası “fotik bölge” olarak
adlandırılır.)
fotik stimülasyon :
gre., lat. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili), photos (ışıkla
ilgili) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + simulatio (simulare
(taklit etmek, benzetmek) (similis (benzer) + are (fiil mastar eki) ) + tio
(isim yapım eki) ) (lat.) * fotosensitif (ışık duyarlı) epilepsi tanısı
konulabilmesi için gözler kapalı veya açıkken kişiye belirli frekansta ve
yoğunlukta ışık uyarıları verilmesiyle yapılan bir nörofizyolojik test yöntemi,
ışık uyarı (1 saniyede 1 ila 30 kez tekrarlanan flaş uyarısı ile beyin
dalgalarındaki değişimler izlenir.)
fotin :
fra. * botte (çizme) + ine (küçültme eki) * ayak bileğini az geçen, bağcıklı,
düğmeli veya lastikli ayakkabı, potin
fotino :
gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili), photos (ışıkla ilgili) +
ino (küçültme veya parçacık eki) * fotonun süpersimetrik eşi (süper ortağı)
olarak öngörülen, fermiyon türü olan kütlesiz temel parçacık, ışığın temel
parçacığı
foto :
gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili), photos (ışıkla ilgili) +
graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek; kazımak, trmalamak), graphos (yazı,
yazım, çizim, kayıt, işaret) * fotograf kelimesinin kısaltılması
fotoakım :
gre., tür. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili), photos (ışıkla
ilgili) (gre.) + akım (sıvının ilerlemesi, akma eylemi) (tür.) * ışık etkisiyle
bir yüzeyde veya cihazda oluşan elektrik akımı
fotoakustik :
gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili), photos (ışıkla ilgili) +
akouein (işitmek, duymak) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ışık
enerjisinin soğurulması sonucu oluşan akustik (ses) olayları inceleyen bilim
dalı; ışık enerjisinin bir madde tarafından emilerek ısıya dönüşmesi ve bu ısı
nedeniyle oluşan ani genleşmeyle ses (akustik) dalgaları yayması olayı ile
ilgili
fotodinamik :
gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili), photos (ışıkla ilgili) +
dynamo (kuvvet, kudret) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ışığın
etkisiyle oluşan veya ışık enerjisiyle ilişkili dinamik süreçlerle ilgili olan;
ışığa duyarlı özel bir kimyasal maddenin (fotosensitizör) vücuda verilmesi ve
ardından belirli bir dalga boyundaki ışık veya lazerle bu maddenin
etkinleştirilerek hedef alınan hastalıklı hücrelerin yok edilmesini sağlayan
tıbbi bir tedavi yöntemi
fotodisintegrasyon :
gre., lat. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili), photos (ışıkla
ilgili) (gre.) + dis (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki)
+ integrare (bütünlemek, tam hale getirmek) (integer (tam, eksiksiz, bütün) (in
(yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + tangere (dokunmak, temas etmek,
değmek) ) + are (fiil mastar eki) ) + tio (fiili isim tapan son ek) * yüksek
enerjili fotonların (özellikle gama ışınlarının), bir atom çekirdeği ile
etkileşerek parçalanmasına yol açması olayı
fotodrama :
gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + drama (eylem, oyun) *
fotoğraflarla anlatılan veya hareketsiz görüntülerle sahnelenen dramatik
hikaye; sessiz sinema öncesi dönemde, sabit fotoğraflar eşliğinde tiyatral
anlatım yapılan gösteri türü
fotoelastisite :
gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + elasthanein (esnemek,
gerilmek), elastikos (esnek, gerilebilir) (gre.) + itas (isim yapım ve durum
eki) (lat.) * saydam malzemelerin mekanik gerilme veya şekil değiştirme
altındayken ışığı kırma özelliklerinin (çift kırılım) değişmesi esasına dayanan
ve yapılardaki gerilme dağılımlarını optik olarak inceleyen deneysel yöntem
fotoelektrik :
gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + elektrikos (elektron
(kehribar, koyu sarı, parlak, akkor) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
) * ışığın (özellikle morötesi veya görünür ışığın) bir madde yüzeyine
çarpmasıyla elektron koparması veya elektriksel olaylara yol açması durumu.
fotoelektrokimya :
gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + elektrikos (elektron
(kehribar, koyu sarı, parlak, akkor) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
) + khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein
(karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.);
kimya (maddenin yapısını, hallerini ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı;
kara büyü, metalleri dönüştürme ilmi) (ara.) * ışığın (fotonların) yarı iletken
yüzeyler ve sıvılar (elektrolitler) üzerindeki elektrokimyasal etkilerini
araştıran, ışık etkisi altında gerçekleşen elektrokimyasal olayları inceleyen
bilim dalı
fotoelektron :
gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + elektron (kehribar, koyu
sarı, parlak, akkor) * ışığın etkisiyle bir atomdan, molekülden veya katı
yüzeyden koparılan elektron
fotofiniş :
gre., lat. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + finis (son, bitiş)
* bir yarıştaki bitiş anında yarışmacıların durumlarının (konum, zaman)
fotoğrafla saptanması yöntemi
fotofobi :
gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + phobia (korkma, korkulu
olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ışığa
duyarlılık; ışık korkusu
fotograf :
gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + graphein (yazmak,
çizmek, işaretlemek; kazımak, trmalamak), graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt,
işaret) * ışık yardımıyla özel bir yüzey üzerine görüntü düşürülerek elde
edilen resim ve bu yöntemle elde edilen görüntüyü taşıyan kağıt veya dijital
dosya
fotografi :
gre. * photographos (ışık yardımıyla özel bir yüzey üzerine görüntü düşürülerek
elde edilen resim ve bu yöntemle elde edilen görüntüyü taşıyan kağıt veya
dijital dosya) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + graphein
(yazmak, çizmek, işaretlemek; kazımak, trmalamak), graphos (yazı, yazım, çizim,
kayıt, işaret) + eia (isim yapım ve durum eki) * ışığın etkisiyle görüntülerin
bir yüzey veya algılayıcı üzerine kaydedilmesi yöntemi
fotografik :
gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + graphein (yazmak,
çizmek, işaretlemek; kazımak, trmalamak), graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt,
işaret) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) ) * fotoğrafla ilgili, fotoğrafa
özgü, fotoğraf niteliğinde
fotogrametri :
gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + graphein (yazmak,
çizmek, işaretlemek; kazımak, trmalamak), graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt,
işaret) + metria (ölçüm, ölçme) (metron (ölçü) + eia (isim yapım ve durum eki)
) * fotoğraflar aracılığıyla nesnelerin şekil, boyut ve konumlarını ölçmeye ve
3 boyutlu (3D) modellerini oluşturmaya yarayan teknik ve bilim dalı
fotojen :
gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + genos (gen, yaratılış,
türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins,
çeşit, sınıf, kategori), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten,
meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * ışıkla oluşan veya ışık etkisiyle
meydana gelen
fotojenik :
gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + genes (doğuran, ortaya
çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * fotoğrafta veya kamerada iyi, güzel veya
etkileyici görünen (kişi veya nesne)
fotojeokimya :
gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + * ge, geos (yer,
yeryüzü, toprak) + khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme)
(khymeuein (karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki)
) (gre.); kimya (maddenin yapısını, hallerini ve etkileşimlerini inceleyen
bilim dalı) (ara.)
fotokimya :
gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + khymeia (karışım sanatı,
dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein (karıştırmak, eritmek, dönüştürmek)
+ eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.); kimya (maddenin yapısını, hallerini
ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı; kara büyü, metalleri dönüştürme ilmi)
(ara.) * ışık enerjisinin etkisiyle oluşan kimyasal tepkimeleri inceleyen bilim
dalı
fotokinezi :
gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + kinein (hareket
ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak,
kımıldamak), kinesia (hareket etme) (kinesis (hareket, devinim, kıpırdama,
kımıldama) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * canlı bir organizmanın ışık
şiddetindeki değişimlere tepki olarak gerçekleştirdiği istemsiz hareket
fotokoagülasyon : gre.,
lat. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) (gre.) + coagulatio
(coagulare (katılaştırmak, pıhtılaştırmak) (co, com (birlikte, beraber, ile) +
agulare (agere (hareket etmek, yapmak) ) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) *
diyabetik retinopati veya retina yırtıkları tedavisi kapsamında lazer ışığı ile
hedef dokunun (genellikle retina) pıhtılaştırılması (koagüle edilmesi) işlemi
fotokopi :
gre., lat. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) (gre.) + copia
(bolluk, çokluk, çoğaltma) (lat.) * bir yazı veya fotoğrafın, biçimin fotoğraf
yoluyla kopyasını çıkarma yöntemi veya bu yöntemle elde edilen örnek, kopya,
eşçekim, tıpkıçekim
fotolitografi :
gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + lithos (kaya, taş) +
graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma,
işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * entegre devrelerin (çiplerin) üretim sürecinde bir
fotomaske kullanılarak silikon devre levhası üzerinde kaplı olan fotorezistin
şekillendirilmesi işlemi
fotoliz :
gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + lysis (gevşeme, çözülme,
çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest
bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) *
bir kimyasal bileşiğin ışık enerjisi (fotonlar) yardımıyla daha küçük parçalara
veya elementlerine ayrışması süreci
fotolüminesans :
gre., lat. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) (gre.) + luminare
(ışıklandırmak) (lumen, luminis (ışık, aydınlık, iç boşluk) + are (fiil mastar
eki) ) + escentia (başlama, filizlenme, olma, belirme, oluşma) (escere
(başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek, belirmek, dönüşmek, bir sürece girmek)
+ entia (isim yapım eki) ) (lat.) * bir maddenin, dışarıdan gelen ışık
enerjisini soğurup daha sonra kendi yaydığı ışık olarak tekrar yayması olayı;
özellikle fosforlu malzemelerde ve kimya/fizik deneylerinde görülen ışık
emisyonu fenomeni
fotomekanik :
gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + mikhani, mekhane (alet,
makine) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ofset, gravür, serigrafi
gibi baskılarda görüntünün ışık etkisiyle metal, kağıt gibi yüzeylere
aktarılmasına dayanan (baskı yöntemi)
fotometre :
gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + metron, metros (ölçü) *
ışık şiddetini, ışık yoğunluğunu veya aydınlatma seviyesini ölçmeye yarayan
alet, ışıkölçer
fotometri :
gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + metria (ölçüm, ölçme)
(metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ışığın
şiddetini, yoğunluğunu veya aydınlatma seviyesini ölçme
fotometrik :
gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + metria (ölçüm, ölçme)
(metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ışığın şiddetini, yoğunluğunu veya aydınlatma
seviyesini ölçme ile ilgili, fotometri ile ilgili
fotometrik-standart :
gre., lat, ing. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + metria (ölçüm,
ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + stare (durmak, dikilmek, ayakta
durmak, daim olmak, devam etmek, kalmak) (lat.); estandard (stand (ayakta
durmak, dikilmek, dik durmak, durmak, sabit olmak) + hard (sert, katı, sağlam,
sabit) ) (fra., alm., ing.) * insan gözünün ışığı algılama duyarlılığını veya
ışık kaynaklarının yaydığı ışık miktarını ölçmek, değerlendirmek ve test etmek
için ulusal veya uluslararası kuruluşlarca belirlenen kurallar, normlar ve
referans değerleri
fotomodel :
gre., lat. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) (gre.) + modulus
(örnek, kalıp, ölçü) (modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı;
yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp,
format; hal, durum) + ulus (küçültme eki) ) (lat.) * fotoğraf çekimlerinde poz
veren, genellikle moda, reklam, katalog gibi alanlarda çalışan profesyonel
erkek veya kadın
fotomontaj :
gre., lat., fra. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) (gre.) + mons,
mont (yüksek tepe, dağ; yükseklik), montare (yukarı çıkmak, üste çıkmak,
üstüste bindirmek, üstüste koymak, monte etmek) (lat.) + age (isim yapım eki)
(fra.) * farklı fotoğraf parçalarının birleştirilerek tek bir kompozisyon
(görüntü) oluşturulması işlemi
fotomorfoz :
gre., lat. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + morphe, morphos
(şekil, biçim, form, kalıp) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) *
bitkilerde ışığın yönü, şiddeti ve süresi gibi etkenlere bağlı olarak ortaya
çıkan morfolojik (şekilsel, yapısal) değişim; ışığın, canlı varlıkların birey
oluş sırasındaki gelişimi üzerinde yaptığı etki
foton :
gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + on (parçacık/tanecik
eki) * elektromanyetik ışınımın (ışık, radyo dalgaları, X-ışınları vb.) temeli
olan, kütlesiz, yük taşımayan ve ışık hızında hareket eden bir kuantum
parçacığı (kuantum fiziğinde, ışığın hem parçacık hem de dalga özelliği
taşıdığı kabul edilir.)
foton enerjisi :
gre., tür. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + on
(parçacık/tanecik eki) + energeia (iş oluşumu) (en (ile) + ergon (iş, eylem,
çalışma) + ieia (son ek) ) (gre.) + si (iyelik eki) (tür.) * bir fotonun
taşıdığı ve fotonun frekansı ile doğru orantılı olan elektromanyetik enerji
miktarı
fotonik :
gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + on (parçacık/tanecik
eki) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * fotonların üretilmesi, iletilmesi,
yönlendirilmesi, denetlenmesi ve algılanmasıyla ilgili bilim ve teknoloji dalı
fotoototrof :
gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + autos (kendiliğinden,
öz; taşıt, araç) + trephein (beslemek, gıdalamak, büyütmek, geliştirmek),
trophos (besin, gıda; beslenme) * enerji kaynağı olarak ışığı kullanan ve
karbon gereksinimini inorganik maddelerden (genellikle karbondioksitten)
sağlayarak kendi besinini üreten canlı, yeşil bitkiler, algler ve siyanobakteri
fotopik :
gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + opia (görüş, görüm)
(ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + eia (isim yapım ve durum eki)
) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * gün ışığında veya diğer parlak
ışıkta görme ile ilgili; retinanın koni hücrelerini etkileyen yüksek ışık
seviyesi
fotopsi :
gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + ops, opsis (göz, görme,
görüş, görünüş, görünüm, yüz) * göz kapalıyken veya karanlık ortamda fark
edilen, gözün görme alanında ışık çakmaları, parlamalar veya yanıp sönen ışık
hissi; ışığa bağlı görme olayı veya ışık kaynaklı görme algısı, ışık çakması
fotoreseptör :
gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + receptor (alan, kabul
eden) (recipere (geri almak, kabul etmek) (re (geri, tekrar) + capere, cipere
(almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) ) + tor (-cı, yapan, eden
eki) ) * ışık uyarılarını algılayan ve elektriksel sinyallere dönüştüren özel
hücre veya protein
fotorezist :
gre., lat. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) (gre.) + resistere
(karşı koymak, direnmek) (lat.) * bir yüzey üzerine desen aktarmak için
kullanılan, ışığa (ultraviyole veya X ışınlarına) duyarlı polimer kaplama; ışık
etkisiyle çözünürlüğü değişen ve fotolitografi işlemlerinde desen aktarmak için
kullanılan malzeme
fotoroman :
gre., lat., fra. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) (gre.) +
romanicus (Roma diliyle yazılmış) (lat.); roman (hikaye, öykü, kurgu anlatı)
(fra.) * fotoğraflarla anlatılan, genellikle dramatik veya romantik içerikli
hikaye
fotosensitif :
gre., lat. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) (gre.) + sentire
(hissetmek, duyumsamak, sezmek, algılamak, farketmek), sensitivus (hassas,
duyarlı, algılayan) (sensus (his, duygu, duyu, sezgi, algı, farkındalık, anlam)
+ ivus (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * ışığa duyarlı, ışık etkisiyle kimyasal veya
biyolojik tepki veren (cilt, malzeme, kimyasal bileşikler)
fotosentez :
gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + synthesis (birleştirme,
birleşim, bileşim, bir araya gelme) (syn (birlikte, beraber, ile) + tithemein
(koymak, yerleştirmek), tithesis (koyma, yerleştirme) ) * alglerin ve bazı
bakterilerin güneş ışığından karbondioksit (CO2) ve sudan (H2O) organik madde
(genellikle glikoz) ürettiği ve oskijenin (O2) açığa çıktığı süreç
fotosfer :
gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + sphaira (top, küre,
yuvarlaklık) * Güneş'in veya başka bir yıldızın iç kısımlarından gelen ışığın
dışarı salındığı ve görünür ışığın büyük kısmının kaynaklandığı görünen yüzey
katmanı
fotoskop :
gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + skopein (gözlemek,
bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopos (gözlem, görüş, bakma,
bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) * ışık kullanarak,
saydam veya yarı saydam nesnelerin iç yapılarını incelemeye yarayan optik cihaz
fotoşimi :
gre., ara. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + khymeia (karışım
sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein (karıştırmak, eritmek,
dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.); el (ön ek, artikel) +
kimya (maddenin yapısını, hallerini ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı;
kara büyü, metalleri dönüştürme ilmi) (ara.); chimie (fra.) * ışık (genellikle
güneş ışığı veya UV ışığı) etkisiyle gerçekleşen kimyasal tepkime (bağların
kırılması, yeni bağların oluşması veya bir bileşiğin dönüşmesi) süreçlerini
inceleyen kimya dalı
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder