27 Eylül 2026 Pazar

fikstür - fotoşimi

fikstür : lat. * fixtura (figere (tutturmak, sabitlemek, bağlamak, bitiştirmek, yapıştırmak), fixus (tutturulmuş, sabitlenmiş, sabit) + ura (isim yapım eki) ) * ligde maçların zamanını, sırasını, takımlarını gösteren ve değişmezlik arzeden plan çizelgesi

fiktif : lat. * fictivus (kurgusal, hayali) (fingere (şekillendirmek, yoğurmak, biçim vermek, yapmak, bulmak, icad etmek, tasarlamak, planlamak, kurgulamak) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * düşsel, hayali, gerçek olmayan, kurgusal, kurmaca

fil : ara. * fil (filgillerin hortumlular takımından büyük cüsseli memeli hayvan) * filgillerin (elephantidae) hortumlular takımından, Asya’nın ve Afrika’nın sıcak bölgelerinde doğada sürüler halinde yaşayan, otla beslenen, burun işlevi gören uzun hortumunun başlangıç noktasında iki büyük dişi (fildişi) bulunan, koyur gri renkli kalın derisi olan büyük cüsseli memeli hayvan; Kur'an'ın 105. suresi

fil kulağı : tür. * fil (filgillerin hortumlular takımından büyük cüsseli memeli hayvan) + kulak (işitme organı) + ı (iyelik eki) * büyük, kalp şeklinde, gri-yeşil veya yeşil renkte yaprakları olan, tropikal iklimlerde yetişen bir bitki, Alocasia macrorrhizos

filaman : lat. * filamentum (filo, filum (iplik), filare (döndürmek, çevirmek) + mentum (isim yapım eki) ) * elektrik ampullerinde bulunan, akım geçtiğinde akkor durumuna gelen ince, iletken tel; mikrotübüller, mikrofilamentler (aktin filamentler) ve ara filamentler olarak üç gruva ayrılan hücrenin yapısal proteinleri

filament : lat. * filamentum (filo, filum (iplik), filare (döndürmek, çevirmek) + mentum (isim yapım eki) ) * elektrik ampullerinde bulunan, akım geçtiğinde akkor durumuna gelen ince, iletken tel; mikrotübüller, mikrofilamentler (aktin filamentler) ve ara filamentler olarak üç gruva ayrılan hücrenin yapısal proteinleri

filamentöz : lat. * filamentum (ipek, tel, ince iplik) + osus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ince ipliksi, tel gibi, lifsel

filan : ara. * fulan (filan, adı bilinmeyen şey/kimse) * adı açıkça belirtilmek istenmeyen veya bilinmeyen bir kimse, yer, şey ya da zamanın yerine kullanılan, Arapça kökenli bir belgisiz zamir ve sıfat

filandra : gre. * philandros (philein (sevmek) + aner, andros (erkek, insan) ) * ince bezden yapılmış, uçkurluk bölümü dar, kurdele biçiminde bayrak; savaş gemilerinin ve bütün beylik gemilerin grandi direklerine, gemi tek direkli ise pruva direğine çekilen, ince ve uzun şerit şeklindeki sancak

filantrop : gre. * philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + anthropos (insan) * insansever

filantropi : gre. * philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + anthropos (insan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * insanseverlik

filar : lat. * filum (iplik) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iplik biçiminde, ince ve uzun yapıya sahip olan (yapı veya organizma)

filaria : lat. * filum (iplik) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ia (durum eki) * sinek ve sivrisineklerin ısırmasıyla bulaşan, filaryaza ve ilgili hastalıklara neden olan parazitik nematod solucanı

filarial : lat. * filum (iplik) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ia (durum eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * filarya isimli uzun, ince ve ipliksi şekillerdeki parazitler ile ilgili

filariazis : lat., gre. * filariasis (filum (iplik) + aria (ile ilgili olma, olma durumu) (lat.) + osis (durum, sorun, olma durumu, koşul, hastalık) ) (gre.) * filariidae familyasından iplik benzeri nematod parazitlerin neden olduğu bir hastalık

filariz : ing., gre.* flax (keten) (ing.) + linaris (keten bitkisi) (gre.) * keten dövmekte kullanılan tokmak

filarmoni : gre. * philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + harmonia (birleşme, uyum, anlaşma, uygunluk, düzen) (harmos, harmon (eklem, birleşme yeri) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * müzik sevgisi

filarmonik : gre. * philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + harmonia (birleşme, uyum, anlaşma, uygunluk, düzen) (harmos, harmon (eklem, birleşme yeri) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * müzik sevgisiyle ilgili

filaryaz : lat., gre. * filariasis (filum (iplik) + aria (ile ilgili olma, olma durumu) (lat.) + osis (durum, sorun, olma durumu, koşul, hastalık) ) (gre.) * filariidae familyasından iplik benzeri nematod parazitlerin neden olduğu bir hastalık

filateli : gre. * philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + ateleia (ödeme muafiyeti) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + telos (para, ücret, vergi) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * pul koleksiyonculuğu, pulculuk

filatelist : gre. * philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + ateleia (ödeme muafiyeti) + ista (-cı, yapan, eden) * pul koleksiyoncusu, pulcu

filbahar : ara., far. * fi (iç, içinde) + el (ön ek, artikel) (ara.) + bahar (koku; güzel kokulu bir bitki, buphthalmum; çölde yağmurdan sonra açan bitkilerin genel ismi; kış ile yaz arasındaki geçiş mevsimi) (far.) * taşkırangillerden, anayurdu Çin ve Japonya olan, birkaç metre boya ulaşabilen, ilkyazda ak renkli ve güzel kokulu çiçekler açan, parklarda ve bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilen bir ağaççık

filbahri : ara. * fi (iç, içinde) + el (ön ek, artikel) + bahr (deniz) * deniz içinde; taşkırangillerden, anayurdu Çin ve Japonya olan, birkaç metre boya ulaşabilen, ilkyazda ak renkli ve güzel kokulu çiçekler açan, parklarda ve bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilen bir ağaççık

fildekoz : lat., fra * filum (iplik) de (-nin, iyelik bağlacı) + Scotia (İskoçya) (lat.); fil (iplik) + de (-nin, iyelik bağlacı) + Ecosse (İskoçya) (fra.) * İskoçya'ya özgü ince ve sağlam, bir tür pamuk ipliği

fildişi : tür. * fil (filgillerin hortumlular takımından büyük cüsseli memeli hayvan) + tiş (ağızın içinde bulunan, damak ve çene kemiklerine bağlı olan, konuşmaya ve çiğnemeye yarayan kemiksi çıkıntılardan her biri) + i (iyelik eki) * filin burnunun iki yanında yer alan uzun kemikler, eboris (lat.)

fildişi sahili : fra. * fildişi (filin burnunun iki yanında yer alan uzun kemikler) + sahili (kıyısı, kenarı, deniz kenarı); côte (sahil) + de (iyelik bağlacı) + ivoire (fildişi) (fra.) * Afrika kıtasının batı kısmında yer alan, Mali, Burkina Faso, Gana, Liberya ve Gine ile komşu olan, güneyinde Atlas Okyanusu yer alan ve Kotdivuar Cumhuriyeti olarak anılan ülke

file : lat., fra. * filetto, filetta, filet (filo, filum, fil (iplik) + etta (küçültme eki) ) * yün, pamuk vb. ipliklerinden ilmiklerle oluşturulan ağ; alışverişte içine, satın alınan ürünlerin konulduğu ağ torba

filet : fra. * filet (ağ) + de (-nın, iyelik eki) + pêche (balık avı) * derinliği her yerinde aynı olan sığ deniz alanı (balık avlamak için ağ atılan alanlar sığ deniz alanlarıdır.)

fileto : lat. * filo, filum, fil (iplik) + etto, etta, et (küçültme eki) * örgü, dokuma şerit; ince uzun şekilde et kesimi

filgiller : ara. * fil (filgillerin hortumlular takımından büyük cüsseli memeli hayvan) + gil (familya eki) + ler (çoğul eki) * hortumlular (Proboscidea) takımına ait, günümüzde yalnızca Asya ve Afrika filleriyle temsil edilen, geçmişte ise mamutlar gibi soyu tükenmiş devasa memelileri de barındıran kalın derili ve hortumlu otçul hayvanlar familyası, elephantidae

filgrastim : lat. * filamentum (iplik) (filum (ip, tel) + amentum (isim yapım eki) + gras (granülosit yani beyaz kan hücresi eki) + stim (stimülasyon, uyarma, çoğaltma) * HIV/AIDS'te, kemoterapi veya radyasyon zehirlenmesini takiben ortaya çıkabilen düşük nötrofil sayısı sendromunu tedavi etmek için kullanılan bir ilacın etken maddesi (C845H1343K223O243S9)

filhakika : ara. * fi (içinde, hakkında) + el (ön ek, artikel) + hakika (gerçek) * gerçekte, gerçekten, doğrusu

filid : gre. * phyllon (yaprak) (gre.) + ide (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * yaprak biçiminde olan veya yaprağı andıran

filiform : lat. * filum (iplik) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * ince, uzun, ipliksi yapılar

filigran : lat. * filum (iplik) + granum (tane, tohum, zerre, çekirdek, tomurcuk) * sahtesinden ayırt etmek üzere, paraların veya değerli kağıtların dokusuna işlenmiş olan ve ışığa tutulduğunda görülebilen çizgi, resim, yazı gibi bir gizli, özel işaret

filika : gre., ara * epholkion (ephelko, ephelkein (çekmek, sürüklemek, sürümek, sürünmek) + ion (isim yapım eki) ) (gre.); felk (yarmak, yararak ilerlemek), fulk (gemi, tekne) (ara.) * gemilerde bulundurulan küçük tekne, sandal

filinta : alm. * Flinte (çakmak taşı; çakmaklı tüfek) * tüfekten daha kısa, elde taşınabilir, kısa ve yivsiz namlulu, ateşli bir silah; güzel ve yakışıklı, erkek güzeli

filipendula : lat. * filum (iplik) + pendulus (sarkan, asılı) (pendere (asılı olmak, asılmak, sarkmak) + ulus (küçültme eki) ) * yumruları ince ipliklerle asılı duran kök yapısıyla tanınan, hoş kokulu çiçeklere sahip, Rosaceae familyasından bir bitki cinsi

filipin : gre. * philippos (at sever) (philos (dost, arkadaş, sevgi, seven) + hippos (at) ) + in (ile ilgili, gibi, -a ait) * Filipin yerlileri olan Visayanlara yakın yaşayan Malezya ırkı

filipinler : gre. * filipin (Filipin yerlileri olan Visayanlara yakın yaşayan Malezya ırkı) + ler (çoğul eki) * Pasifik okyanusu'nun batısındaki coğrafyada konumlanan, 7.641 adet ada ve adacıktan oluşan bir Güneydoğu Asya devleti

filiskin : lat. * pulegium (pulex (pire) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (bitkinin pire kovucu olarak kullanılmasından) * mentha pulegium (Yarpuz, Filiskin) ballıbabagillerden, çiçekleri birbirinden ayrı halka durumunda, nane türünden, kısa saplı, az veya çok tüylü, güzel kokulu bir bitki

filistin : gre. * palaistes (güreşçi, rakip, düşman) + in (ile ilgili, gibi, -a ait) * Orta Doğu'da ve Batı Asya'da, Akdeniz kıyısındaki antik Kenan Bölgesi'nde bulunan ve Batı Şeria ile Gazze Şeridi'nde belirtilen bölgelerde de facto olarak hüküm süren bir Arap devleti

filiz : gre. * phleo (tomurcuklanmak, filizlenmek), phyllon, phyllos (yaprak, filiz) * yeni sürmüş olan körpe ve küçük dal veya yaprak, bitki sürgünü

filloid : gre. * phyllon, phyllos (yaprak, filiz) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * yaprak şeklinde, yaprak benzeri

filloz : gre. * phyllon, phyllos (yaprak, filiz) * kerevizgillerden bir kök bitki olan gölevezin küçük ve körpe olanından yapılan yemek ve bitki

film : alm., lat. * film (membran, ince deri, sünnet derisi) (alm.), filmus (lat.) * selülozdan üretilmiş, üzeri ışığa duyarlı bir tabakayla kaplı, saydam ve bükülebilir, türlü boyutlarda olabilen yaprak niteliğinde ince yüzey

filo : lat., ita. * filum (ip, iplik) (lat.); filo (iplik, tel, dizi, sıra) (ita.) * bir arada ve bir komuta altında bulunan savaş gemileri veya uçak topluluğu; belirli tür yük taşıyan kara ve deniz araçlarının tümü

filod : gre. * phyllon (yaprak) (gre.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * yaprak sapının genişleyerek yaprak ayası görevini üstlendiği, yaprak benzeri yassılaşmış bitki organı

filodendron : gre. * philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu bitki) * gösterişli yaprakları için yetiştirilen çeşitli aroid bitkilerden biri, deve tabanı

filogenetik : gre. * phylon (soy, cins, tür, ırk, kabile) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * evrimsel ilişkileri ve soy ağacını inceleyen bir bilim dalı

filogenez : gre. * phylon (soy, cins, tür, ırk, kabile) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * bir türün veya soyun evrimsel olarak oluşumu, soy, oluş, soylanma, nesillenme

filografi : gre. * philia (sevme durumu, hoşlanma durumu) (philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ahşap bir zemin üzerine çizilen desenin, çivilerle belirlenen hatları takip ederek teller veya iplerle örülmesiyle oluşturulan, çivilerin arasından belirli örgü teknikleri kullanılarak hat yazılarının, simetrik desenlerin, amblemlerin ve motiflerin panolara dönüştürüdüğü Orta Doğu kökenli sabır ve estetik gerektiren bir el sanatı

filoksera : gre. * phylloxera (phyllon (yaprak) + xeros (kuru) ) * bağda zarar yapan homojen kanatlılar takımına bağlı, Amerika menşeli küçük bir böcek, asma biti

filolog : gre. * philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * dilleri, metinleri ve yazılı belgeleri tarihsel gelişimleri, yapıları ve anlamlarıyla inceleyen dilbilimsel ve edebi araştırma alanında faaliyet gösteren uzman kişi, filoloji uzmanı

filoloji : gre. * philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * dilleri, metinleri ve yazılı belgeleri tarihsel gelişimleri, yapıları ve anlamlarıyla inceleyen dilbilimsel ve edebi araştırma alanını ifade eden bilim dalı

filolojik : gre. * philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * filoloji ile ilgili

filoplan : gre. * phyllon (yaprak) + plane (düzlükte, yüzeyde, açıkça, yayılmış biçimde, dolaşma, gezme; yüzeyde bulunma) (gre.); planus (düz, yassı, düz yüzeyli) (lat.) * bitkilerin yaprak yüzeyini oluşturan, üzerinde mikroorganizmaların yaşadığı ince ekolojik yüzey tabakası

filopod : gre. * phyllon (yaprak) + pous, podos (ayak) * yaprak biçiminde uzantılara veya yaprak benzeri ayak yapılarına sahip olan, özellikle bazı kabuklularda görülen yüzme ve solunumla ilişkili uzuv tipi

filosfer : gre. * phyllon (yaprak) + sphaira (top, küre, yuvarlaklık) * bitkilerin yaprak yüzeyleri üzerinde bulunan ve mikroorganizmaların oluşturduğu ekolojik yaşam alanı

filotaksis : gre. * phyllon (yaprak) + tassein, tasson (düzenlemek, sıralamak, dizmek, sınıflandırmak, vergi tayin etmek), taxis (düzen, düzenleme, sıralama, dizim, dizme) * bitki gövdesinde yaprakların, çiçeklerin veya tohumların belirli bir düzen ve geometrik orana göre dizilim sistemi

filotilla : lat. * flos, flota (gemi) + illa (küçültme eki) * küçük filo, küçük gemi filosu

filozof : gre. * philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + sophos (bilge) * bilgeliği seven, bilgeliğin peşinden giden kimse, felsefeci, düşünür

filozofi : gre. * philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + sophia (bilgelik, bilgililik) (sophos (bilge) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * yaratılışın sebebi ve anlamı üzerine bilimsel araştırmaların yapıldığı bilim dalı

filozofik : gre. * philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + sophia (bilgelik, bilgililik) (sophos (bilge) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * filozofi ile ilgili

filtrasyon : lat. * fitratio (süzme, filtreleme, eleme) (filtrare (süzmek, filtre etmek) (filtrum (keçe, süzgeç, elek) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) ) * bir sıvı veya gazı, içindeki katı taneciklerden veya belirli maddelerden ayırmak amacıyla filtreden geçirme işlemi, süzme, filtreleme, eleme, filtre etme

filtrat : lat. * filtrare (süzmek, filtre etmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * süzülmüş, filtrelenmiş; süzülen madde

filtre : lat. * filtrare (süzmek, filtre etmek), filtrum (süzgeç, elek olarak kullanılan keçe) * süzgeç, süzek (felt, feutre, Filz (keçe) (ing., fra., alm.) ).

filum : gre., lat. * phulon, phylon (kabile, ırk, kan hattı, şube) (gre.); phylum (lat.) * aynı soydan gelen ve kuşaklar boyu devam eden canlıların bölümlenmesinde dalların bir araya gelmesiyle oluşan birlik; dil grubu; canlıların sınıflandırılmasında kullanılan, alemden sonra gelen ve benzer temel vücut özelliklerine sahip sınıfları kapsayan taksonomik kategori

filum terminale : lat. * filum (ip, iplik, bağ) + terminare (sınırlamak, sonlandırmak, bitirmek), terminus (sınır, son, uç nokta) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * omuriliğin son kısmı olan konus medullarisin alt ucundan başlayıp ve sakrum (alt omurga) bölgesine (sakral bölge) doğru uzanan ince bir bağ dokusu ipliği, omuriliğin son kısmı

filvaki : ara. * fi (içinde, hakkında) + el (ön ek, artikel) + vakaa (düşmek, vuku bulmak, gerçekleşmek, meydana gelmek), vaki (vuku bulmuş, gerçekleşmiş) * gerçekten, hakikaten, doğrusu

filyasyon : lat. * fillius (oğul, evlat), fillia (oğul ile ilgili olma) + tio (isim yapım eki) * salgın hastalılığın kaynağını bulma ve yayılma zincirini takip etme

fimbria : lat. * fimbria (kenar, pervane, iplikçik, kıvrım) * kadın üreme sisteminde, yumurtalıklardan yumurtanın toplanmasını sağlayan ve yumurtayı rahim içine yönlendiren ince uzantılardan her biri

fimbriya : lat. * fimbria (kenar, pervane, iplikçik, kıvrım) * kadın üreme sisteminde, yumurtalıklardan yumurtanın toplanmasını sağlayan ve yumurtayı rahim içine yönlendiren ince uzantılardan her biri

fimozis : gre. * phimosis (kapalı tutma, sıkma, daraltma) (phimein (bağlamak, sıkılaştırmak, kapalı tutmak) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * sünnet derisinin (prepusyum) geriye doğru çekilememesi durumu

fin : fin. * finnr (avcı - toplayıcı) * Finlandiya halkından veya bu halkın soyundan olan kimse, suomi (bataklık ülke, bataklık yer)

final : lat. * finis (son, bitim, bitiş, nihayet, sona erme, sınır) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * son, nihai, bitim

final four : lat., ing. * finalis (finis (son, bitim, bitiş, nihayet, sona erme, sınır) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.); final (son) + four (dört) (ing.) * Avrupa basketbolunda (özellikle EuroLeague’de) sezonun şampiyonunu belirlemek için son dört takımın katılımıyla düzenlenen ve tek maçlı eleme sistemiyle oynanan turnuva formatı, dörtlü final, dörtlü sonuç karşılaşması

finalist : lat. * finis (son, bitim, bitiş, nihayet, sona erme, sınır) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * finale kalan

finalizm : lat. * finis (son, bitim, bitiş, nihayet, sona erme, sınır) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * her şeyin bir erekle belirlendiğini, ereksel bir nedeni bulunduğunu, bir ereğe yöneldiğini ve bir ereğe göre olupbittiğini öne süren öğreti

finans : lat. * finis (son, bitim, bitiş, nihayet, sona erme, sınır), finire (sonlandırmak, bitirmek, borcu kapatmak, hesabı görmek) + entia (isim yapım eki); finance, Finanz (ing., fra., alm.) * parasal kaynak, para tedariki; parasal ve mali işler

finansal : lat. * finis (son, bitim, bitiş, nihayet, sona erme, sınır), finire (sonlandırmak, bitirmek, borcu kapatmak, hesabı görmek) + entia (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer); financial, financier, finanziell (ing., fra., alm.) * finans ile ilgili

finansal kaldıraç : lat., tür. * finentia (finans) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + kaldıraç (kaldırmaya yarayan araç) (kaldır (yükseltmek, yukarı çıkarmak) + aç (isim yapım eki) ) * bir şirketin finansal durumunu tespit etmeye yarayan ve bilanço kalemleri bazında hesaplanan

finanse : lat. * financatus (financare (finanse etmek, para sağlamak) (finis (son, bitim, bitiş, nihayet, sona erme, sınır), finire (sonlandırmak, bitirmek, borcu kapatmak, hesabı görmek) + ancare (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); financé (fra.) * para sağlanmış

finansman : lat. * financare (finanse etmek, para sağlamak) (finis (son, bitim, bitiş, nihayet, sona erme, sınır), finire (sonlandırmak, bitirmek, borcu kapatmak, hesabı görmek) + ancare (fiil mastar eki) ) + mentia (isim yapım eki) * parasal kaynak sağlama, finanse etme

finasterid : lat. * fin (ön ek) + aster (androjen ve steroid eki) + id (kimyasal bileşik eki) * düşük dozlarda benign prostat hiperplazisi tedavisinde, yüksek dozlarda prostat kanseri tedavisinde kullanılan, testosteronu dihidrotestosterona çeviren tip2 5-alfa redüktaz enziminin inhibitörü bir androjen (C23H36O2N2)

fincan : far., ara. * pingan (kase, tas, kap) (far.), fincan (ara.) * genellikle kahve içmek için kullanılan, seramik grubundan bir malzeme olan porselenden yapılmış kulplu veya kulpsuz küçük bardak

finerenon : lat. * fin (ön ek) + eren (çekirdek veya halkasal yapı eki) + one (oksijenli bileşik, keton grubu (C=O) ) * böbrek fonksiyonlarında azalma, böbrek yetmezliği, kardiyovasküler ölüm, ölümcül olmayan kalp krizi ve kronik böbrek hastalığı olan yetişkinlerde kalp yetmezliği nedeniyle hastaneye kaldırılma riskini azaltmak için kullanılan mineralokortikoid reseptör antagonisti (MRA) sınıfına ait bir ilacın etken maddesi (C21H22N4O3)

fingil : tür. * fingil (ses yansımalı onomatopeik kelime) * iki metal veya yapay parçayı ısıl yolla birleştirme yöntemi, kaynaştırıp yapıştırma işi; kaynak sularının kumlu ve gevşek topraklarda kum ve toprak zerreleriyle kubbe yaparak kaynaması; köylü kadınların giydikleri eteklik

fingirdek : far. * penc, fing (el, pençe; beş) + ir (etken fiil eki) + dek (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * el atan, el sallayan; çok kırıtkan ve oynak, çok cilveli kadın (finger, Finger (parmak) (ing., fra.) )

fingirdemek : far. * penc, fing (el, pençe; beş) + ir (ek) + de (ek) + mek (fiil mastar eki) * el atmak, el sallamak; oynamak, oynaşmak, hareket etmek, temasta bulunmak, sürekli hareket halinde olmak (finger, Finger (parmak, hareket ettirici, temas edici, oynatıcı, dokunucu, itici) (ing., alm.) )

fingolimod : lat. * fingo (ön ek) + li (ek) + mod (immunomodülatör (bağışıklık sistemini modüle edici (düzenleyici) ) eki) * multipl skleroz tedavisinde kullanılan, lenf düğümlerindeki lenfositleri tecrit ederek bunların otoimmün bir reaksiyona katkıda bulunmalarını önleyen bir sfingosin-1-fosfat reseptör modülatörü (immünomodülatör) bir ilacın etken maddesi (C19H33NO2)

finifugal : lat. * finis (son, bitim, bitiş, nihayet, sona erme, sınır) + effugere (kaçmak, tüymek), fugus (kaçan, kaçan kişi) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sonundan veya sınırından kaçan, sonu gelmekten korkan

finike : gre., sla. * phoinikos (mor, koyu kırmızı; hurma ağacı; hurma) (gre.); voinikos (güçlüler; askerler) (voinik (güçlü, sağlıklı asker) + os (çoğul eki) ) (sla.) * eski ismi Phoenicus olan ve Fenikeliler tarafından MÖ 500'lerde liman kenti olarak kurulan yerleşim; İlk Finike, V. Yüzyılda Phoinikos ismi ile Aykırıçay Suyu'nun denize döküldüğü yerde kurulmuş olup, halen Antalya'nın bir ilçesinin ismi olarak varlığını süredürmektedir.

finiş : lat., ing. * finis (son, bitim, bitiş, nihayet, sona erme, sınır), finire (sonlandırmak, bitirmek) (lat.); finish (bitirmek) (ing.) * bitim, son, nihayet

fink atmak : far. * penc, fing (el, pençe; beş) (far.) + atmak (fırlatmak, savurmak) (tür.) * istediği zaman istediği yerde gönlünün istediği şekilde gezip tozmak ve eğlenmek

finlandiya : fin., lat. * finna, suomi, sami (bataklık) + land (ülke, yer) (fin.) + ia (yer eki) (lat.) * doğusunda Rusya, kuzeyinde Norveç ve batısında İsveç, batısıda Botniya ve güneyinde Finlandiya körfezi bulunan, bir Kuzey Avrupa Nordik ülkesi

fino : ita. * fino (ince, zarif, narin, rafine) * küçük, süslü, narin köpek

fir : ing. * flight (uçuş) + information (bilgi) + region (bölge, saha) * içinde uçuş bilgi hizmeti (FIS), ikaz hizmeti (ALRS) ve havacılık meteorolojisi hizmeti verilen hudutları belirlenmiş bir hava sahası

firak : ara. * ferraka (ayırmak), tefrik (ayrışma, ayrılma, bölünme) * farklanma, bölünme, ayrışma, ayrılma (frequency, fréquence, Frequenz (frekans), fraction (bölünme, ayrışma), fragment (bölüm, kısım, parça) (ing., fra., alm.) )

firar : ara. * farra (kaçmak, firar etmek, sıvışmak, uzaklaşmak) * kaçış, tüyme, uzaklaşma, kurtulma (far, fern (uzak), free (özgür) (ing.), fuir (kaçmak) (fra.) )

firari : ara. * farra (kaçmak, firar etmek, sıvışmak, uzaklaşmak) + ar (-cı, yapan, eden eki) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kaçak, kaçan (ferrari (hızlı hareket eden, oto markası) (ita.) )

firaset : ara. * firasa, ferasa (ayırt etmek, ayırmak) + et (isim yapım eki) * anlayış, kavrayış, seziş, sezgi, öngörü

firaş : ara. * faraşa (sermek, döşemek, yaymak), mefruş (yayılmış, serilmiş, döşenmiş; yaygı, kilim, döşek), mefruşat (serilmiş eşyalar, döşenmiş malzemeler, yayılmış eşyalar) * döşek, yatak, yere serilen şey, minder, şilte

firavun : mıs., gre. * pero, para, pharaoh (duvar, yapı, set, örten yapı, büyük ev) * antik Mısır'daki krallara verilen isim

firdevs : far., gre. * pairi (çevre, etraf) + daiza (duvar) (far.); paradeisos (kraliyet bahçesi, koruluk) (para (arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında, yanında; zıt, karşıt, engel, duvar, set; ayrı, farklı) + deis (süs, zinet) + os (son ek) ) (gre.) * bostan, cennet bahçesi, süslü duvar, örten yapı, firdevs, (faradis (ç.) ); en yüksek yer

fire : gre., lat., fra. * phyra (eksilme) (gre.); fractum (kırık) (lat.); frais (gider, masraf, ticarette hasar payı) (fra.) * depolanan her türlü ticaret malında kuruma, dökülme, bozulma gibi nedenlerle ağırlık veya adet eksilmesi, kayıp, zarar

firengi fer'i : ara. * frengi (frank (Fransız) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + fer (dal, kol, şube, segment, alt bölüm) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Türk musikisinde yirmi sekiz zamanlı bir büyük usül; Fransız tarzı fer' usülü, Fransız koluna ait

firenkçin : tür. * frenk (Fransız) + çin (ile ilgili, -e ait) * Türk musikisinde, on iki zamanlı bir küçük usül olup iki tane üç zaman ile üç tane iki zamanın, yani iki semai ve üç nim-sofyan usülünün birleşmesinden meydana gelen usül; Fransız tarzında, Avrupai

fireuni : ita. * fior (çiçek) + one, oni (büyüklük ve çoğul eki) * büyük çiçekler; hat, minyatür, tezhib gibi güzel sanatlarda kullanılan bir kağıt cinsi

firewall : ing.* fire (ateş) + wall (duvar) * bilgisayar ağlarında, yetkisiz erişimleri engelleyen ve ağ trafiğini güvenlik politikalarına göre filtreleyen yazılım veya donanım tabanlı güvenlik sistemi

firez : far. * pireze (anız/biçilmiş tarla kalıntısı) (far.); phures (gre.) * ekin biçildikten sonra toprakta kalan köklü sap veya ekini biçilmiş durumdaki tarla, anız

firik : erm. * vırig (taze, ham meyve veya sebze) * özellikle İç ve Güneydoğu Anadolu mutfağında tarladan henüz tam olgunlaşmadan (yeşilken) toplanıp sapları yakılarak üfelenen ve kendine has isli bir aromaya sahip olan taze buğday ve bundan yapılan pilav; olgunlaşmaya başlayan tahıl; olgunlaşmaya başlayan buğday başağı veya mısır koçanının közde pişirilmişi

firka : ara. * feraka (ayırmak, ayrıştırmak, fark etmek) * hizip, bölük, insan grubu, fraksiyon, parti (fraction (kesir, parça, kesim; bölüm) (ing., fra.) )

firkat : ara * fark (ayrışma, ayrılma), ferraka (ayırmak, ayrılmak, ayrışmak), tefrika (ayrılık, ayrı olma; bir gazete veya dergide parça parça, bir önceki yazının devamı olarak çıkan uzun yazı), fırka (tümen, birbirinden ayrı gruplardan her biri) * ayrılış, iftirak, mufarakat (frequentia, frequency, frequence, Frequenz (farklanma, titreşim) (lat., ing., fra., alm.) )

firkate : ita. * fregat (savaş gemisi) + one (büyüklük eki) * on veya on beş çift kürekli, üç direkli ve hızlı, kalyondan daha hafif savaş gemisi, firkete

firkateyn : ita. * fregat (savaş gemisi) + one, oni (büyüklük ve çoğul eki) * on veya on beş çift kürekli, üç direkli ve hızlı, kalyondan daha hafif savaş gemisi, firkete

firkete : lat., ita. * furca (çatal, iki çatallı kazık) + etta (küçültme eki) (lat.); furchetto, forchetta (çatalcık, küçük catal) (forca (çatal) + etto (küçültme eki) ) (ita.) * kadınların saçlarını toplayıp bir arada tutturmak için kullandıkları, U biçiminde, kemik, bağa, naylon veya telden yapılmış saç tokası

firma : lat. * firmare (sağlamlaştırmak, onaylamak) (firmus (sağlam, güçlü, güvenilir, sabit, katı, kararlı, kalıcı, dayanıklı) + are (fiil mastar eki) ) * imza, onay, imza taşıyan kuruluş, şirket, ekip

firmament : lat. * firmare (sağlamlaştırmak, onaylamak) (firmus (sağlam, güçlü, güvenilir, sabit, katı, kararlı, kalıcı, dayanıklı) + are (fiil mastar eki) ) + mentum (isim yapım eki) * klasik kozmolojide ve kutsal metinlerde gökyüzü, gök kubbe, yıldızların yer aldığı katı bir kemer/kubbe yapısı

firmware : lat., ing. * firmus (sağlam, güçlü, güvenilir, sabit, katı, kararlı, kalıcı, dayanıklı) (lat.); firm (ing.) + ware (yazılım bileşeni) (ing.) * donanım ile yazılım arasında köprü görevi gören, genellikle kalıcı bellekte saklanan sistem yazılımı

first aid : ing. * first (ilk, en önce) + aid (yardım) * bir kaza veya yaşamı tehlikeye düşüren bir durumda, sağlık görevlilerinin tıbbi yardımı sağlanıncaya kadar, hayatın kurtarılması veya durumun daha kötüye gitmesini önleyebilmek amacıyla olay yerinde, tıbbi araç gereç aranmaksızın mevcut araç ve gereçlerle yapılan ilaçsız uygulama, ilk yardım

firuze : far., ara. * padroçag (ışık saçan, ışıldayan, parlayan, muhteşem) (far.), firuze (gök rengi bir süs taşı, mavi yeşil taş, türkuaz) (ara) * saydam olmayan hidratlı doğal alüminyum ve bakır fosfattan oluşan, gök mavisi ve yeşilimsi mavi renklerinde olan, küpe, kolye, yüzük taşı gibi bezek işlerinde kullanılan değerli bir taş

fisal : ara. * fasala (ayırmak, bölmek, kesmek, açıklamak, ayırt etmek, ayrıştırmak, ayrıntılandırmak, detaylandırmak), fasl (ayrışma, ayrılma), fasil (ayıran, bölen, ayrıntılandıran) * ayırma, bölme, kesme; sutten kesme

fisebilillah : ara. * fi (içinde) + sebil (yol) + Allah (Allah) * Allah yolunda

fiskal : lat. * fiscus (sepet; hazine; devlet kasası) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * mali, finansal, devlet bütçesiyle ilgili

fiske : ita. * fischio (ıslık sesi, parmak şaklatma) * başparmak ve işaret parmağıyla yapılan, küçük ama acıtıcı vuruş

fiskos : ita. * fischiare (ıslık çalmak, şaklatmak) * arka planda yapılan, bazen hoş olmayan veya olumsuz etkiler yaratabilecek konuşmalar, gizli sohbet, dedikodu

fissula ante fenestram : lat. * fissura, fissula (yarık, çatlak, açıklık) (fidus (yarık, yarılma, bölünme) (findere (yarılmak, bölmek, bölünmek; yarmak, bölmek, ikiye ayırmak) + ulus, ula (küçültme eki) ) + ante (önce, öncesi, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + fenestram (pencere) * pencerenin önündeki küçük yarık; iç kulakta yer alan ve ses iletimiyle ilgili yapıların bulunduğu, stapez tabanının oturduğu oval pencerenin hemen önündeki otik kapsül bölgesi

fissurellidae : lat. * fissura, fissula (fidus (yarık, yarılma, bölünme) (findere (yarılmak, bölmek, bölünmek; yarmak, bölmek, ikiye ayırmak) + ura, ula (isim yapım eki, küçültme eki) ) + ellus, ella (küçültme eki) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * anahtar deliği biçiminde tepe açıklığı bulunan otobur deniz salyangozlarını kapsayan yumuşakça familyası, anahtardeliklisalyangozgiller

fissür : lat. * fissura, fissula (findere (yarılmak, bölmek, bölünmek; yarmak, bölmek, ikiye ayırmak) + ura, ula (isim yapım eki, küçültme eki) ) * yarık, çatlak, açıklık

fistan : gre. * fostanion (gre.); fustan (ara.) * uzun, bol, bele oturan ve etekleri geniş olan, kadınlara özgü geleneksel bir elbise

fisto : lat. * festa (kutlama, bayram), festum (şenlik) (bayramda süs ve zarafet için giyilen kumaş, elbise bağlamında) * hafif süslemeli kumaş türleri veya bu kumaşla yapılmış dantelimsi detaylar

fistül : lat. * fistula (boru, kamış, tüp) (findere (yarılmak, bölmek, bölünmek; yarmak, bölmek, ikiye ayırmak) + ulus, ula (küçültme eki) ) * iki epitel yüzeyini veya bir organ ile deri yüzeyini birbirine bağlayan anormal kanalcık, açıklık, boru biçimli patolojik geçit

fistülize : lat. * fistulizatus (fistulizare (fistula (boru, kamış, tüp) (findere (yarılmak, bölmek, bölünmek; yarmak, bölmek, ikiye ayırmak) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.) * fistülleşmiş, fistül halini almış

fistülöz : lat. * fistula (boru, kamış, tüp) + osus (ile ilgili, -a ait) * iki organ arasında anormal bir patolojik kanal veya açıklık ile ilgili, fistül içeren, fistülü olan, fistül niteliği taşıyan

fisür : lat. * fissura, fissula (findere (yarılmak, bölmek, bölünmek; yarmak, bölmek, ikiye ayırmak) + ura, ula (isim yapım eki, küçültme eki) ) * yarık, çatlak, açıklık

fisyon : lat. * findo, findere (yarılmak, bölmek, bölünmek; yarmak, bölmek, ikiye ayırmak), fissionem (fissio (bölünme, parçalanma, yarılma) * kütle numarası çok büyük bir atom çekirdeğinin parçalanarak kütle numarası küçük iki veya daha fazla çekirdeğe dönüşmesi

fiş : lat., fra. * figere (tutturmak, sabitlemek, bağlamak, bitiştirmek, yapıştırmak; şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, hayal etmek, uydurmak) (lat.); fiche (fra.) * bir elektrikli cihazı prize bağlamak için kullanılan, genellikle kablonun ucundaki tak-çıkar parça; satın alınan ürünlerin ve fiyatlarının yazılı olduğu, kasadan alınan belge, bilgi kağıdı, kayıt belgesi, kart

fişek : far. * fisidan (fışkırmak, püskürtmek), fisak (mermi, tüfek dolusu barut, patlayıcı düzenek) * içinde barut ve mermi çekirdeği bulunan, ateşli silahlarla kullanılan cephane birimi

fişka : tür. * fişka (ses yansımalı onomatopeik kelime) * küçük su fışkırtıcı (örneğin çeşme memesi); barut veya gazla çalışan küçük fışkırtma düzeneği; patlayıcı veya ateşleyici kapsül

fişlemek : lat., tür. * figere (tutturmak, sabitlemek, bağlamak, bitiştirmek, yapıştırmak; şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, hayal etmek, uydurmak) (lat.) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) (tür.) * bir şeyi kayda geçirmek veya belirli bir kişiyi veya durumu takip etmek üzere işaretlemek

fit : ing. * fit (uymak, uygun olmak) * sağlıklı ve formda olma durumu

fitam : ara. * fatama (kesmek, ayırmak; sütten kesmek) * çocuğu sütten kesme

fitçi : ara., tür. * fetene (denemek, sınamak; bozmak, ayrılık çıkarmak), fitne (deneme, sınama, sınav, imtihan, test, kargaşa çıkarma, bozma, arabozuculuk, karıştırma, yoldan çıkarma, saptırma, baştan çıkarma, ayartma, kötülük yapma) (ara.) + ci, çi (yapan, eden eki) (tür.) * fit veren, arabozucu, kışkırtıcı, kovcu

fitik asit : gre., lat. * phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme; doğa, tabiat, varlık) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + acidum, acidus (ekşi olan, asit) (acere (ekşi olmak) + idus (ile ilgili olan) ) (lat.) * inositol hekzafosfat, inositol heksakisfosfat veya inositol polifosfat olarak da adlandırılan, inositolün altı katlı bir dihidrojenfosfat esteri; bitkilerin enerji depolamak için kullandığı fosfor içeren bileşik (C6H18O24P6)

fitil : ara. * fatil, fetil, ftil (bükülmüş ip, sicim) * genellikle lambalarda, mumlarda veya patlayıcı maddelerde ateşi iletmeye yarayan, bükülmüş iplik ya da kumaş şeridi; iplik

fitin : gre., lat. * phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme; doğa, tabiat, varlık) (gre.) + ine (kimyasal bileşik eki) (lat.) * fitik asidin bir tuzu olan, fosforu tek mideliler tarafından değerlendirilemeyen organik bir bileşik; bitkisel kökenli fosfor bileşiği

fitizis bulbi : gre., lat. * phthisis (tükenme, zayıflama, bozulma, çökme) (gre.) + bulbus (göz küresi; top) (lat.) * göz küresinin hastalık veya travma sonrası küçülüp büzülmesi hassasiyetini kaybetmesi

fitlemek : ara., tür. * fitne (deneme, sınama, sınav, imtihan, test, kargaşa çıkarma, bozma, arabozuculuk, karıştırma, yoldan çıkarma, saptırma, baştan çıkarma, ayartma, kötülük yapma) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * bir kimseyi başkalarına karşı kışkırtmak

fitnat : ara. * fatana (cezbetmek, büyülemek, etkilemek; baştan çıkarmak, kargaşa çıkarmak, ayrılık çıkarmak, ayartmak, karıştırmak, sarsmak, kışkırtmak, ara bozmak; kötülük yapmak; sınamak, denemek, imtihan etmek, test etmek), fitne (deneme, sınama, sınav, imtihan, test, kargaşa çıkarma, bozma, arabozuculuk, karıştırma, yoldan çıkarma, saptırma, baştan çıkarma, ayartma, kötülük yapma) + at (ile ilgili olan; olma durumu) * baştan çıkarma, kargaşa, ara bozma, kargaşa çıkarma, kötülük yapma, saptırma; deneme, sınama, imtihan, test, ayartma, fitne çıkarma, karışıklık, sarsıntı; çekicilik veya baştan çıkarıcılık; çabuk kavrayan anlayışlı olan; zihin açıklığı, zeyreklik, zihnin herşeyi çabuk anlayışı

fitne : ara. * fatana (cezbetmek, büyülemek, etkilemek; baştan çıkarmak, kargaşa çıkarmak, ayrılık çıkarmak, ayartmak, karıştırmak, sarsmak, kışkırtmak, ara bozmak; kötülük yapmak; sınamak, denemek, imtihan etmek, test etmek), fatin (büyüleyen, etkileyen, cezbeden, baştan çıkaran, kargaşa yaratan; sınayan, deneyen, imtihan eden, test eden), meftun (büyülenmiş, etkilenmiş, cezbedilmiş, gönül vermiş, tutulmuş; fitnelenmiş, belaya tutulmuş; aşık; mecnun) * baştan çıkarma, kargaşa, ara bozma, kargaşa çıkarma, kötülük yapma, saptırma; deneme, sınama, imtihan, test, ayartma, fitne çıkarma, karışıklık, sarsıntı; çekicilik veya baştan çıkarıcılık

fitness : ing. * fit (uymak, uygun olmak) + ness (durum eki) * sağlıklı ve formda olma durumu

fitnet : ara. * fatana (anlamak, kavramak, akıl erdirmek, zeka göstermek) + et (isim yapım eki) * zekilik, akıllılık, basiret

fitomelan : gre. * phyton, phytos (bitki, büyüyen şey) + melas, melanos (siyah, koyu renkli) * bazı bitki tohumlarının veya meyvelerinin dış katmanlarında bulunan, siyah renkli, karbonca zengin mumsu organik madde

fitomenadion : gre. * phyton, phytos (bitki, büyüyen şey) (phyo, phyein (doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek, gelişmek, şişmek, kabarmak) + ton, tos (sıfat yapım eki) ) + menadione (K vitamini bileşiği eki) (mena (K vitamini serisindeki menakinon eki) + dion (iki keton grubu (C=O) eki) ) (di (iki) + one (oksijenli bileşik, keton grubu (C=O) ) * K1 vitamini, filokinon veya fitonadion olarak da bilinen, gıdalarda bulunan ve besin takviyesi olarak kullanılan bir vitamin (C31H46O2)

fitonadion : gre. * phyton, phytos (bitki, büyüyen şey) (phyo, phyein (doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek, gelişmek, şişmek, kabarmak) + ton, tos (sıfat yapım eki) ) + nadione (na (temel halka yapısı (iki keton grubu içeren bir naftalin halkası) + dione (iki keton (C=O) grubu eki) ) * besin takviyesi olarak kullanılan ve ilaçlara veya emilimi veya sentezi sınırlayan faktörlere bağlı hipoprotrombinemi semptomlarını tedavi etmek ve Warfarin etkilerinin geri döndürülmesi için kullanılan sentetik bir K vitamini formu

fitopatoloji : gre. * phyton, phytos (bitki, büyüyen şey) (phyo, phyein (doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek, gelişmek, şişmek, kabarmak) + ton, tos (sıfat yapım eki) ) + pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + logia (bilme, bilim) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bitki hastalıkları bilimi

fitoplankton : gre. * phyton, phytos (bitki, büyüyen şey) (phyo, phyein (doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek, gelişmek, şişmek, kabarmak) + ton, tos (sıfat yapım eki) ) + plankton (su içinde akıntıya karşı aktif olarak yüzemeyen, su kütlesi içinde sürüklenerek yaşayan mikroskobik canlı organizma) (planein (gezmek, dolaşmak, saptırmak), planktos, plankton (sürüklenen, gezinen, dolaşan, akıntıyla taşınan) ) * suda serbestçe sürüklenen, çıplak gözle görülemeyecek kadar küçük, tek hücreli ve bitkisel özellikler taşıyan, fotosentez yapabilen mikroskobik bitkiler ve alglerden oluşan plankton topluluğu

fitoterapi : gre. * phyton, phytos (bitki, büyüyen şey) (phyo, phyein (doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek, gelişmek, şişmek, kabarmak) + ton, tos (sıfat yapım eki) ) + therapeia (hizmet etme, ilgilenme, iyileştirme, tedavi etme, eğitme, öğretme, iyileştirme, öğretiyle islah etme; bakım, hizmet, tedavi) (therapuein (hizmet etmek, ilgilenmek, iyileştirmek, tedavi etmek, yönetmek, tıbbi tedavi etmek), the (ön ek) + rapein (eğitmek, öğretmek) ) + eia (isim yapım eki) ) * bitkilerle doğal tedavi

fitoterapötik : gre. * phyton, phytos (bitki, büyüyen şey) (phyo, phyein (doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek, gelişmek, şişmek, kabarmak) + ton, tos (sıfat yapım eki) ) + therapeia (iyileştirme, tedavi, bakım, hizmet) (therapeuein (iyileştirmek, tedavi etmek, terbiye etmek, hizmet etmek, hazır bulunmak) + eia (isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * fitoterapi ile ilgili

fitre : ara. * fetara (yaratmak; yarmak) * nisab miktarı malı olan müslümanların Bayram namazına kadar vermeleri vacib olan sadaka türü

fitret : ara. * fatir (yaran, açan; yaratan), fatara (yarmak, ikiye ayırmak, ayırmak, açmak; yaratmak) + et (isim yapım eki) * ara, kesinti, duraklama, boşluk dönemi; iki peygamber veya hükümdar arasında peygambersiz veya hükümdarsız geçen süre

fityan : ara. * feta (delikanlı, yiğit, cesur, bahadır, genç, mert) * delikanlılar, yiğitler, cesurlar, bahadırlar, gençlar, mertler

fiyaka : gre., ita. * fiyaka (gre.); fiacca (ita.) (gösteriş, salınarak yürüme, kendini beğendirme) * afi, caka, çalım, gösteriş

fiyalit : gre. * phiale (geniş ve düz kap) + is (küçültme eki) * bazı mantarların vezikülünden (konidyoforun tepesinin genişlemiş kısmı) çıkan şişe biçimli bir çıkıntı

fiyasko : ita. * fiasco (şişe, özellikle camdan yapılmış, altı geniş, ağzı dar şarap şişesi) (cam üfleyicilerinin bazen başarısız yapılar yani işe yaramayacak ürün oluşturmaları durumunda, bunların genellikle sadece şişe olarak kullanılmasından) * başarısızlık, fiyasko

fiyat : ara. * fi (içinde; hakkında) + at (çoğul eki; olma durumu) * bir mal veya hizmetten faydalanmak için ödenmesi gereken para cinsinden bedel

fiyonk : ita. * fiocco (püskül, ponpon, büyük ve gösterişli düğüm) * kurdele; yün veya keten kırpıntısı, püskül

fiyort : nor. * fjord (liman, körfez) * Norveç kıyılarına özgü derin körfez

fizibilite : lat. * facere (yapmak, etmek, eylemek, oluşturmak, meydana getirmek, işlemek) + ibilis (olabilirlik, mümkün olma eki) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.); feasibility, faisabilité (ing., fra.) * yapılabilirlik; bir projenin teknik, ekonomik ve hukuki açıdan uygulanabilirliğinin değerlendirilmesi

fizik : gre. * physikos (doğaya ait, doğal, tabiatla ilgili, fizik) phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme; doğa, tabiat, varlık) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) ) * doğa ile ilgili, doğa bilimi; maddeyi, enerjiyi, bunların yapılarını, birbirleriyle olan ilişkilerini ve etkileşimlerini inceleyen temel bilim dalı

fizikalizm : gre., lat. * physikos (doğaya ait, doğal, tabiatla ilgili, fizik) phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme; doğa, tabiat, varlık) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) ) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (gre.) * var olan her şeyin maddesel ve fiziksel süreçlerden ibaret olduğunu, evrendeki bütün olgu ve varlıkların fiziksel olgularla açıklanabileceğini, fiziksel olanın ötesinde veya ondan bağımsız hiçbir manevi veya tinsel gerçekliğin bulunmadığını savunan felsefi ve ontolojik bir görüş

fiziki : gre., tür. * physikos (doğaya ait, doğal, tabiatla ilgili, fizik) phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme; doğa, tabiat, varlık) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) ) (gre.) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (tür.) * fizik ile ilgili, fiziksel

fizikokimya : gre., ara. * physikos (doğaya ait, doğal, tabiatla ilgili, fizik) phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme; doğa, tabiat, varlık) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) ) + khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein (karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.); kimya (maddenin yapısını, hallerini ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı) (ara.) * kimyasal olayların temelinde yatan fiziksel prensipleri inceleyen bir anabilim dalı

fizikokimyasal : gre., ara., tür. * physikos (doğaya ait, doğal, tabiatla ilgili, fizik) phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme; doğa, tabiat, varlık) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) ) + khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein (karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.); kimya (maddenin yapısını, hallerini ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı) (ara.) + sal (ile ilgili, -a ait, gibi, benzer) (tür.) * fizik ile kimyanın ortak ilke ve süreçleriyle ilgili olan, fizik ve kimya özelliklerini birlikte taşıyan

fiziksel : gre., tür. * physikos (doğaya ait, doğal, tabiatla ilgili, fizik) phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme; doğa, tabiat, varlık) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) ) (gre.) + sel (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (tür.) * fizik ile ilgili, fiziki

fizmat : gre. * physikos (doğaya ait, doğal, tabiatla ilgili, fizik) + manthanein (öğrenmek, anlamak), mathematikos (mathema (bilgi, öğrenme, öğrenilmiş olan) (ma (ön ek) + thema (konu, tema) ) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * fiziksel olayların matematiksel modellerinin ve formüllerinin üretilmesini konu alan bilim dalı

fizostigmin : gre. * physa (kabarcık, şişkinlik) + stigma (işaret, iz, nişan, simge, nokta, benek; çiçeğin dişi organının polen kabul eden bölümü) + ine (azot içeren organik baz eki) * glokom ve gecikmiş mide boşalmasını tedavi etmek için kullanılan toksik bir parasempatomimetik alkaloid, özellikle geri dönüşümlü bir asetilkolinesteraz inhibitörü (C15H21N3O2)

fizyokrasi : gre. * phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme; doğa, tabiat, varlık) + kratia (kudret, güç, iktidar, güçlülük, kuvvetlilik; yönetim) (kratos (güç, kudret, kuvvet, sağlamlık) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * doğa egemenliği, doğanın yönetimi; 18. yüzyılda Fransa’da ortaya çıkan, ekonomik değer yalnızca topraktan elde edilebileceğini, tarımın tek üretken sektör olduğunu, sanayi ve ticaretin sadece üretimi dolaşıma sokan unsurlar olduğunu ve ekonominin işleyişinde doğa yasasının hakim olması gerektiğini savunan bir iktisadi düşünce akımı

fizyokrat : gre. * phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme) + kratos (güç, kuvvet; yönetim) * fizyokrasi yanlısı

fizyolog : gre. * phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * canlıların yaşam işlevlerini ve mekanizmalarını inceleyen bilim dalı olan fizyoloji alanında uzmanlaşmış kişi

fizyoloji : gre. * phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * canlıların yaşam işlevlerini ve mekanizmalarını inceleyen bilim dalı

fizyolojik : gre. * phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * fizyoloji ile ilgili

fizyolojist : gre., lat. * phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) (gre.) + ista (-cı, destekçi, yandaş, yapan, eden) (lat.) * canlıların yaşam işlevlerini ve mekanizmalarını inceleyen bilim dalı olan fizyoloji alanında uzmanlaşmış kişi

fizyonomi : gre. * phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme) + gignoskein (bilmek, tanımak, fark etmek), gnomia (bilme, tanıma) (gnome (bilgi, akıl, yargı) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir kişinin karakterini veya kişiliğini yüz hatlarından veya dış görünüşünden çıkarım yapmak suretiyle değerlendirme uygulaması

fizyopatoloji : gre. * phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme) + pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + logia (bilme, bilim) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * hastalıkların vücutta oluşturduğu fizyolojik değişiklikleri inceleyen tıbbi bilim dalı

fizyopatolojik : gre. * phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme) + pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + logia (bilme, bilim) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * fizyopatoloji ile ilgili

fizyoterapi : gre. * phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme) + therapeia (hizmet etme, ilgilenme, iyileştirme, tedavi etme, eğitme, öğretme, iyileştirme, öğretiyle islah etme; bakım, hizmet, tedavi) (therapuein (hizmet etmek, ilgilenmek, iyileştirmek, tedavi etmek, yönetmek, tıbbi tedavi etmek), the (ön ek) + rapein (eğitmek, öğretmek) ) + eia (isim yapım eki) ) * çeşitli hastalıklar, yaralanmalar veya fiziksel bozukluklar sonrası hareket ve fonksiyon kayıplarını önlemek, iyileştirmek veya en aza indirmek amacıyla uygulanan tedavi yöntemlerinin genel ismi

fizyoterapist : gre. * phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme) + therapeia (iyileştirme, tedavi, bakım, hizmet) (therapeuein (iyileştirmek, tedavi etmek, terbiye etmek, hizmet etmek, hazır bulunmak) + eia (isim yapım eki) ) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * fizyoterapi uzmanı

Fl : lat. * flerovium (Rus nükleer fizikçi Georgiy Flerov’un soyadından) (rus.) + ium (kimyasal element eki) (lat.) ) * atom numarası 114 olan, periyodik tablonun 14. grubunda bulunan, sentetik olarak üretilen, çok kısa ömürlü ve radyoaktif olan, yalnızca temel nükleer araştırmalarda incelenen süper ağır bir element

flabellate : lat. * flabellum (küçük yelpaze) (flabrum (yelpaze) + ellum (küçültme eki) ) + atus (sıfat yapım eki) * yelpaze biçiminde olan, yelpaze gibi yayılmış veya dallanmış

flacourtiaceae : lat. * Flacourtia (Fransız sömürge yöneticisi ve doğa bilimci Étienne de Flacourt’un soyadından) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * tropik bölgelerde yetişen ağaç ve çalıları içeren, ancak modern genetik sınıflandırmalarda geçerliliğini yitirerek üyeleri Achariaceae ve Salicaceae (söğütgiller) gibi farklı bitki ailelerine dağıtılmış olan ve flakurtiya cinsini temel alan bitki familyası

flagella : lat. * flagellum (kamçı, kırbaç) * prokaryotlarda (örneğin bakterilerde) ve bazı ökaryotlarda (örneğin sperm hücresinde) bulunan ve hücrenin hareket etmesini sağlayan kamçı şeklinde ince, uzun uzantılar, flajella

flagellum : lat. * flagellum (kamçı, kırbaç) * prokaryotlarda (örneğin bakterilerde) ve bazı ökaryotlarda (örneğin sperm hücresinde) bulunan ve hücrenin hareket etmesini sağlayan kamçı şeklinde ince, uzun uzantılar, flajella

flakon : gre., fra. * phiale (sığ kase veya çanak; şişe, matara) (gre.); flacon (fra.) * aşı, solüsyon, parfüm gibi sıvıların saklandığı küçük cam şişe

flaksi : gre. * phylaxis (phylassein (korumak, gözetmek, sakınmak, nöbet tutmak) + axis (isim yapım eki) ) * (koruma, gözetme, sakınma, nöbet tutma

flaksidite : lat. * flaccidus (gevşek, yumuşak) +i tas (durum eki) * hareketsizlik, kas gevşemesi, tonusunu kaybetme, gerginliğini kaybederek yumuşama, gevşeme, muskuler flaksidit

flam : fra. * flam (vuruş, darbe, davula vurulan tek vuruş) * posta gönderilerinde kullanılan çeşitli mesajlar veya sloganlar içeren damgalara verilen isim

flama : lat. * flamma (alev, ateş) * dikey olarak asılan ve belirli bir simge veya yazı taşıyan bayrak türü

flaman : hol., lat. * vlam (alev, parlak, ateşli; parlak kıyı insanı) (hol.); flamma (alev, ateş) + ianus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * Belçika'nın Flandre bölgesine ait olan veya bu bölgenin yerli halkı

flamenko : ara. * fellah (çiftçi) + min (-den) + kum (siz) * sizin grubunuzdan çiftçi; İspanya'nın güney bölgesi Endülüs'e özgü, özellikle müzik, dans ve şarkı söyleme gibi unsurları birleştiren bir sanat formu

flamingo : lat., alm. * flamma (alev, ateş) (lat.) + ing, ingo (gibi, ile ilgili) (alm.) * alev gibi, alev renkli; Phoenicopteriformes takımındaki tek yaşayan aile olan Phoenicopteridae familyasındaki bir tür su kuşu

flandra : lat. * flandria (Belçika'nın Flandre bölgesi) * harp gemilerinin ve bilumum beylik gemilerin grandi direklerine çekilen ensiz ve uzun şerit sancaklar; ince bezden yapılmış, uçkurluk bölümü dar, kurdele biçiminde bayrak

flanel : gal., ing. * gwlan, wool (yün) + en (-lü, sıfat yapım eki) (gal.); flan (yün) + el (-lü, gibi olan, sıfat yapım eki) (ing.) * vücudun üst bölümüne, ten üzerine giyilen iç çamaşırı; pamuk veya yünden dokunan, yüzeyi hafifçe tüylendirilmiş (şardonlu), yumuşak, sıcak tutan ve özellikle kışlık kıyafetler ile nevresimlerde tercih edilen bir kumaş türü

flank : lat. * flancus (gevşek, sarkık; yan, yamaç, vücut kenarı) * gövdenin yan kısmı, kaburgaların altı ile kalça arasındaki bölge

flanör : fra. * flaner (amaçsızca dolaşmak, gezinmek) + eur (eylemi yapan kişi eki) * özellikle modern kent yaşamında sokaklarda belirli bir amacı olmaksızın dolaşarak çevresini gözlemleyen, şehir hayatını estetik ve düşünsel bir dikkatle deneyimleyen kişi

flapping : ing. * flap (şiddetle sallamak, çırpmak, hızla hareket ettirmek; kanat veya yaprak gibi hareket edebilen parça) + ing (isim yapım eki) * çırpınma, kanat çırpma, sallanma; hastanın kollarını uzatıp bileklerini geriye doğru bükmesi istendiğinde, ellerde görülen ritmik olmayan, kısa süreli düşme ve geri toparlanma hareketlerine verilen isim

flashback : ing. * flash (hızlı ve ani bir ışık parlaması, ani parıltı, ışık çakması) + back (geri, arka) * geçmişteki bir olayı, düşüncede veya söylemde ani şekilde yeniden canlandırmak

flashbulb memory : ing. * flash (hızlı ve ani bir ışık parlaması, ani parıltı, ışık çakması) + bulb (ampul) + memory (bellek, hafıza) * travmatik veya duygusal olayları “fotoğraf gibi” hatırlama; duygusal olarak çok güçlü ve şaşırtıcı olayların, sanki fotoğraf gibi canlı ve ayrıntılı biçimde hatırlanması durumu

flasid : lat. * flaccere (gevşek olmak, sarkmak, gevşemek) + idus (ile ilgili, -a ait) * gevşek, sarkık, yumuşak, gerginliğini yitirmiş, pörsümüş

flaster : gre., alm. * emplastron (üzerine sürülen şey; merhemli bant, yara için sürülen preparat) (em (üstü, üstüne, üzeri, üzerine) + plassein (kalıp vermek, şekillendirmek, biçimlendirmek, form vermek) (gre.); Pflaster (alm.) * yara bandı, sıva, yol döşemesi

flaş : alm. , ing. * flash (hızlı ve ani bir ışık parlaması, ani parıltı, ışık çakması) * fotoğraf çekilirken ışık yeterli olmadığı durumlarda kullanılan, çok kısa süreli güçlü ışık; fotoğraf çekiminde, yeterli ışık olmadığı durumlarda kullanılan, seçik görüntü elde etmek için gereken çok kısa süreli ve güçlü ışığı sağlayan araç, lamba

flaş conta : alm., ing., lat. * flash (hızlı ve ani bir ışık parlaması, ani parıltı, ışık çakması) (alm., ing.) + iungere (birleştirmek, bağlamak, iliştirmek, eklemek), iunctus, juncta (birleşim, birleşme, eklem) (lat.) * su motorlarında motor ile su borusu arasına geçirmezliği sağlamak için yerleştirilen yuvarlak lastik veya kauçuk madde

flaşör : alm., ing. * flash (hızlı ve ani bir ışık parlaması, ani parıltı, ışık çakması) + er (-cı, yapan, eden eki) * aralıklı yanıp sönen bir ışığı kontrol eden devre elemanı; araç sinyal lambalarının (sağ-sol sinyal) yanıp sönmesini sağlayan elektronik devre

flatülans : lat. * flatulentia (flare (üflemek, solumak, nefes vermek, şişirmek, şişmek), flatus (üfleme, soluk, esinti, rüzgar, gaz) + ulentus (bol, fazla, çok) + entia (durum eki) ) * gazla dolu olma durumu, gazlanma, şişkinlik; mide ve bağırsaklarda biriken aşırı miktardaki gazın anüs kanalıyla dışarı atılması, yellenme, gaz çıkarma, osurma

flaviviridae : lat. * flavus (sarı, altın sarısı) + virus (zehir; virüs) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * sarı humma virüsünü de içeren tek iplikçikli RNA virüsleri familyası

flavivirus : lat. * flavus (sarı, altın sarısı) + virus (zehir; virüs) * Flaviviridae familyasının tip cinsini oluşturan, sarı humma, dang, Zika ve Batı Nil virüslerini kapsayan virüs cinsi

flavoksat : lat., gre. * flavus (sarı) (lat.) + oxate (oxy (keskin, oksijen eki) + ate (en çok oksijen atomu içeren iyonu tanımlayan ek; bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek) ) ) (gre.) * mesane ve idrar yollarındaki kas spazmlarını azaltan, aşırı aktif mesane, idrar kaçırma, idrar sıklığı ve ağrılı mesane sendromu tedavisinde kullanılan antispazmodik ve antimuskarinik etkileri olan bir antikolinerjik ilacın etken maddesi (C24H25NO4•HCl)

flavonoid : lat., gre. * flavus (sarı) (lat.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * antioksidan, antiinflamatuar, antiviral ve kanser önleyici etkilere sahip olabilen sarı pigment benzeri bileşik; bitkilerde renk (özellikle sarı, kırmızı, mor) veren ve UV ışınlarına karşı koruma sağlayan ikincil metabolit

flavta : lat. * flare (üflemek, solumak, nefes vermek, şişirmek, şişmek), flatus (üfleme, soluk, esinti, rüzgar) * nefesle yani üflenerek çalışan ve üzerindeki deliklerin kapatılmasıyla farklı notalar çıkaran ahşap veya metal nefesli çalgı, flüt

flebektomi : gre. * phleps (damar, toplardamar) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * varisli, genişlemiş veya işlevini yitirmiş toplardamarların çıkarılıp alınması

flebit : gre. * phleps, phlebos (damar, toplardamar) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * bakteriyel enfeksiyonlar veya mekanik irritasyonlar sonucunda damarların iltihaplanması durumu

flebo : gre. * phleps, phlebos (damar, toplardamar) * damar; toplardamar (vücuttaki oksijeni azalmış ve metabolik atıklarla yüklenmiş olan kirli kanı, dokulardan toplayarak kalbe geri getiren kan damarı)

flebolit : gre. * phleps, phlebos (damar, toplardamar) + lithos (taş, kaya) * damar içindeki pıhtı veya kanın damar duvarına yapışarak oluşturduğu sertleşmiş yapı

flebotomi : gre. * phleps, phlebos (damar, toplardamar) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir damarın (genellikle bir toplardamarın) tıbbi tedavi, tahlil veya kan bağışı amacıyla delinerek kan alınması işlemi

flebosit : gre. * phleps, phlebos (damar, toplardamar) + kytos (barındıran, odacık, hücre, oyuk, çukur, boşluk, kap, kanal) * genellikle leğen kemiği (pelvis) bölgesindeki toplardamarlarda veya hemanjiyom gibi iyi huylu damar benlerinde görülen, toplardamar (ven) içinde oluşan ve zamanla kalsiyum birikmesiyle sertleşen bir tür küçük kan pıhtısı kalıntısı, damar taşı

flebotromboz : gre. * phleps (damar, toplardamar) + thrombos (kan pıhtısı) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * kan pıhtılarının toplardamarlarda birikmesi ve damar içinde tıkanıklık oluşturması durumu

flegma : gre. * phlegein (yanmak, alevlenmek, tutuşmak), phlegmon, phlegma (iltihab, imflamasyon, yangı, alev, sıcaklık) * solunum yolu enfeksiyonları, soğuk algınlığı, bronşit ve diğer üst solunum yolu hastalıklarında solunum yollarında biriken ve genellikle mukus ile karışan kalın, yapışkan, balgam veya öksürükle çıkarılan salgı

flegmon : gre. * phlegein (yanmak, alevlenmek, tutuşmak), phlegma, phlegmon (iltihab, imflamasyon, yangı, alev, sıcaklık) * bakteriyel enfeksiyonlar sonucu oluşan ve hızla çevre dokulara (cilt altı dokulara veya derin kaslara) kadar yayılabilen yaygın selülit benzeri iltihap

fleksibilite : lat. * flectere (eğmek, bükmek, çevirmek, döndürmek, esnetmek, kıvırmak, kasmak), flexibilis (bükülebilir, eğilebilir, kıvrılabilir) + itas (isim yapım ve durum eki) * esneklik, bükülebilirlik; uyum sağlama yeteneği

fleksibl : lat. * flexibilis (bükülebilir, eğilebilir, kıvrılabilir) (flectere (eğmek, bükmek, çevirmek, döndürmek, esnetmek, kıvırmak, kasmak) + ibilis (olabilirlik, mümkün olma eki) * esnek, bükülebilir; uyum sağlayan

fleksistili : lat., gre. * flexus (eğilmiş, bükülmüş) (flectere (eğmek, bükmek) + us (geçmiş zaman eki) ) (lat.) + stylos (sütun, kolon, direk; dişi organ) (gre.) * bazı bitkilerde dişicik borusunun çiçeklenme sırasında konum değiştirerek farklı zamanlarda işlev görmesi durumu, bükülebilir stilus düzeni

fleksiyon : lat. * flexio (eğme, bükme, esnetme, kasma) (flectere (eğmek, bükmek, çevirmek, döndürmek, esnetmek, kıvırmak, kasmak) + tio (isim yapım eki) ) * eklem oluşturan bölgelerin bükülmesi veya eklem açısının daralması

fleksör : lat. * flectere (eğmek, bükmek, çevirmek, döndürmek, esnetmek, kıvırmak, kasmak), flexio (eğme, bükme, esnetme, kasma) + or (-cı, yapan, eden eki) * eğici, bükücü, kıvırıcı, esnetici; bir eklemi bükme (yani iki kemik arasındaki açıyı küçültme) hareketini sağlayan bükücü kas

fleksura : lat. * flectere (eğmek, bükmek, çevirmek, döndürmek, esnetmek, kıvırmak, kasmak), flexura (eğilme, bükülme, kıvrım, kıvrılma) * bükülme yeri, kıvrım, açı yapan anatomik bölge, bir organın büküldüğü veya yön değiştirdiği nokta

fleol : gre. * phleos (kamış, bataklık bitkisi); phleum (lat.); fléol (fra.) * buğdaygillerden, doğal çayırlarda yetişen, başakları küçük küme biçiminde olan bir ot, çayırotu

flep : ing. * flap (şiddetle sallamak, çırpmak, hızla hareket ettirmek; kanat veya yaprak gibi hareket edebilen parça) * cerrahi onarım veya rekonstrüktif işlemlerde kullanılan, kendi kan dolaşımını koruyarak yer değiştirilen doku parçası; bir doku tipinin donör bölgeden kaldırıldığı ve sağlam bir kan kaynağı ile alıcı bölgeye taşındığı cerrahi işlem

flerovyum : lat. * flerov (Sovyet fizikçi ve nükleer araştırmacı Yuri Flerov’un soyadından) (element Rusya'daki Flerov Laboratuvarında türetilmiştir.) ) + ium (kimyasal element eki) * simgesi Fl olan, 4a metal grubundan, 114 atom numaralı kimyasal element

floccinaucinihilipilifikasyon : lat. * floccus, flocci (yün tutamı, önemsiz küçük şey) + naucum, nauci (değersiz, önemsiz) + nihili (hiç, yok, değersiz) + pilus, pili (tüy gibi, ufak şey, önemsiz) + fication (yapma, etme, eyleme) (facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek) + tio (isim yapım eki) ) *bir şeyin değersiz olduğuna veya hiç bir şeye yaramadığına hüküm verme; bir şeyi son derece değersiz veya önemsiz görme, küçümseme, değersizleştirme

floem : gre. * phloios (kabuk, zar, membran, örtü) + em (isim yapım eki) (lat.) * bitkilerde fotosentez ile üretilen besinleri (şeker ve organik maddeleri) yapraklardan köklere ve diğer dokulara taşıyan, kalburlu borular, arkadaş hücreleri, floem parankiması ve floem sklerankimasından oluşan canlı iletim sistemi dokusu, soymuk borusu

flok : lat. * floccus (yün tutamı, tiftik, pamuksu lif yumağı, tüy yumağı, saç tutamı, demet) * küçük parça, küçük tutam, yün veya tüy parçası, lif yumağı, küçük yumuşak lif parçası; küçük yün parçası, tüy, pamukçuk

flokon : lat. * floccus (yün tutamı, tiftik, pamuksu lif yumağı, tüy yumağı, saç tutamı, demet) + on (küçültme eki) * genellikle aşı, antibiyotik veya diğer steril tıbbi çözeltileri saklamak ve uygulamak için kullanılan, içinde toz veya sıvı ilaç bulunan, ağzı kauçuk tıpa ve alüminyum kapakla kapatılmış küçük cam şişe

floksasin : alm. * fluor (akışkan, flor elementi) (fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek) + or (element eki) ) + oxys (keskin, oksijen) + cine (kinolon eki) * bazı bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde kullanılan bir kinolon antibiyotik (C18H20FN3O4)

flokülasyon : lat. * floccus (küçük parça, küçük tutam, yün veya tüy parçası, lif yumağı, küçük yumuşak lif parçası; küçük yün parçası, tüy, pamukçuk) + ulus, ula (küçültme eki) + are (fiil mastar eki) + tio (isim yapım eki) * bir sıvı içinde askıda bulunan küçük parçacıkların, kimyasal veya fiziksel etkilerle bir araya gelip daha büyük tanecikler (floklar) oluşturması

flomaster : ing. * flow (akmak; akış) + master (usta, öğretmen, efendi, sahip) * akışı kontrol eden, yani mürekkep akışını düzenli sağlayan kalem; keçeli uçlu boya kalemi (marka isminden türeme)

flopi disk : ing. * floppy (gevşek, esnek) (ing.) + diskos (yuvarlak, düz taş, düz plak, plaka, tabak, kase, tabla, disk, dairesel yapı) (gre.); discus (lat.) * manyetik veri depolamak için kullanılan, esnek plastik malzemeden yapılmış ve yuvarlak şekilli taşınabilir depolama ünitesi

flor : lat. * fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek), fluor (akışkan, flor elementi) (fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek) + or (-cı, yapan, eden eki; element eki) ) + um (element eki) * simgesi F, atom sayısı 9, atom ağırlığı yaklaşık olarak 19, halojenler grubunun ilk elementi olan, yeşilimtırak sarı renkte, kokusu ozona benzeyen basit bir element, fluor

flora : lat. * flos, floris (çiçek) + a (çoğul eki) * bir ortamda bulunan canlıların bütünü; bir bölgeye, döneme veya ekosisteme ait olan tüm bitki türleri, bitki örtüsü, bitkiler bütünü; bakteriyel flora (insan vücudundaki yararlı bakteri toplulukları, bağırsak florası gibi)

floresan : lat. * florescentia (floris (çiçek), florere (çiçek açmak) + escentia (başlama, filizlenme, olma, belirme, oluşma) (escere (başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek, belirmek, dönüşmek, bir sürece girmek) + ens, ent (sıfat yapım eki) ) * dışarıdan aldığı görünmeyen veya ultraviyole (UV) ışıkları emerek daha uzun dalga boyunda ve görünür bir ışık olarak geri yayan (madde); üzerine düşen ışınımın etkisiyle kısa süreli görünür ışık yayan, ışıldayan

floresans : lat. * florescentia (floris (çiçek), florere (çiçek açmak) + escentia (başlama, filizlenme, olma, belirme, oluşma) (escere (başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek, belirmek, dönüşmek, bir sürece girmek) + entia (isim yapım eki) ) * soğuk cisimlerde moleküler fotonun yutulmasının daha uzun bir dalga boyunda diğer bir fotonun yayılmasını tetiklemesiyle gerçekleşen ışık verme (ışıma)

floresin : lat. * fluorescein (fluore (akmak) + escein (başlama, olma, oluşma, belirme, dönüşme) (escere (başlamak, olmak, oluşmak, belirmek, dönüşmek, bir sürece girmek anlamı veren son ek) + ine (durum veya kimyasal bileşik eki) ) * resmi olarak triarilmetin boyaları ailesine ait olan, suda ve alkolde az çözünen koyu turuncu-kırmızı bir toz halinde olan ksanten trisiklik yapısal motifine dayanan organik bir bileşik ve boya (C20H12O5)

flori : lat. * floris (çiçek) * çiçeklerle ilgili, çiçek gibi veya çiçeksel özellik taşıyan

florin : lat. * floris (çiçek), florenus (Floransa’ya ait) * Floransa'ya ait altın para, çiçek sembollü madeni para

florojenik : lat., gre. * floris (çiçek) (lat.) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * çiçeklenmeye yol açan, çiçek oluşumunu teşvik eden

florokinolon : lat., gre. * fluor (akışkan, flor elementi) (fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek) + or (element eki) ) (lat.) + khinolon (benzen halkasında karbonil grubu içeren bileşik (C9H7NO) (gre.) * bakteriyel enfeksiyonları tedavi etmek için kullanılan, kinolon sınıfına ait bir antibiyotik (C9H6FN3O3)

florometolon : lat. * fluor (akışkan, flor elementi) (fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek) + or (element eki) ) + meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + lone (iyonik bileşik eki) * iltihaplanma veya yaralanmadan kaynaklanan belirli göz rahatsızlıklarını tedavi etmek için kullanılan bir kortikosteroid (C22H29FO4)

floroskopi : lat., gre. * fluor (akışkan, flor elementi) (fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek) + or (element eki) ) + skepthestai (dışarı bakmak, gözlemlemek, gözetlemek), skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopia (görüş, hedef, gözetme, gözetleme, gözlem, gözleme, bakma, hedefleme) (skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ışıldama ile gözlem yapma; fluoresan ışık veya X-ışınları kullanarak yapılan görüntüleme yöntemi

florourasil : lat. * fluor (akışkan, flor elementi) (fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek) + or (element eki) ) + urasil (RNA'da timin yerine bulunan bir nükleotid (C4H4N2O2) ) * kanser tedavisinde kullanılan, DNA sentezini inhibe eden ve hücre bölünmesini engelleyen bir ilacın etken maddesi (C4H3FN2O2)

florya : lat. * floris (çiçek) + ia (yer, durum eki) * çiçekli yer

floş : lat. * flos, floris (çiçek) * çiçek,çiçekli;

floş royal : ing., fra. * flush (düz, eşit şekilde dizilmiş, sıralı) (ing.) + roi (kral), royal (kraliyet ile ilgili) (fra.) * pokerde, 10'dan As'a kadar olan yani 10, J, Q, K, A kartlarının aynı renkte (kupa, maça, sinek veya karo) olmasıyla oluşan en yüksek kart kombinasyonu

flotasyon : lat. * flotare (yüzmek) + tio (isim yapım eki) * bir nesnenin sıvı veya gaz üzerinde batmadan yüzme veya asılı kalma olayı; mineraloji ve kimyada ayrıştırma yöntemi

flotilla : lat., isp. * flotus (akıntı, deniz akıntısı) (lat.); flota (filo, donanma) (isp.) + illa (küçültme eki) (isp.) * birkaç gemiden oluşan küçük bir deniz filosu; kısa mesafelerde kullanılan gemi grubu

flov hali : ing., tür. * flow (akmak; akış, akma, akıntı) (ing.) + hal (durum, vaziyet; döngü, dönüm, dönüşüm, evre) (ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * tam odaklanmaya dayalı olarak zaman algısının kaybolduğu, yaratıcı veya üretken zihin hali

flovmetre : ing., gre. * flow (akmak; akış, akma, akıntı) + metron, metros (ölçü) (gre.); flowmeter (ing.) * sıvıların veya gazların akış hızını, debisini ölçmek için kullanılan bir cihaz, akış ölçer

flovmetri : lat., ing., gre. * fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek) (lat.); flow (akmak; akış, akma, akıntı) (ing.) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * sıvıların veya gazların akış hızını, debisini ölçme

flozin : gre., lat. * phloios (çiçerk, ağaç kabuğu) + riza (kök) (gre.) + ine (kimyasal madde eki) (lat.) * böbreklerdeki sodyum-glukoz kotransporter 2 (SGLT2) proteinini inhibe ederek glukozun geri emilimini engelleyen ve fazla şekerin idrar yoluyla vücuttan atılmasını sağlayarak tip 2 diyabet, kalp yetmezliği ile kronik böbrek rahatsızlıklarının tedavisinde kullanılan yeni nesil bir ilaç sınıfı ve bu sınıfa ait etken maddelerin ortak son eki

flöre : fra. * fleur (çiçek) + ette (küçültme eki) * küçük çiçek; kılıçoyununda kullanılan, uzun kabzalı, düz ve yuvarlak namlulu, ucu düğmeli kılıç

flört : fra., ing. * flirter (şakacı, tahrik edici, alaycı yaklaşımlarda bulunmak) (fra.); flirt (flört) (ing.) * romantik ilgi gösterme, eğlenceli ancak geçici bir şekilde hoşlanma veya birine ilgi duyma

FLRW metriği : gre., tür. * Friedmann (Rus fizikçi ve matematikçi Alexander Friedmann) (rus.) + Lemaître (Belçikalı Katolik rahip, fizikçi ve gökbilimci Georges Lemaître) (fra.) + Robertson (Amerikalı matematikçi ve fizikçi Howard Percy Robertson) + Walker (Britanyalı matematikçi Arthur Geoffrey Walker) (ing.) + metria (ölçüm, ölçme) (metron (ölçü) + -eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + -i (iyelik eki) (tür.) * homojen ve izotrop bir evreni tanımlayan, Einstein'ın genel görelilik teorisindeki alan denklemlerinin homojen, izotropik ve genişleyen (ya da daralan) bir evreni tanımlayan, uzay-zaman metriği

flu : fra. * flou (belirsiz, bulanık, hayal meyal; soluk, berraklığını yitirmiş, net olmayan görüntü) * açık seçik olmayan, belli belirsiz, bulanık, belirsiz

fludarabin : lat. * flu (fluorine eki) + darabine (arabinose (beş karbonlu bir şeker) eki) (arabino (Arapla ilgili) + ose (şeker eki; kimyasal monosakkarit eki) ) * lösemi ve lenfoma tedavisinde kullanılan bir pürin analoğu ve antineoplastik ajan olan kemoterapi ilacın etken maddesi (C10H13FN5O7P)

fludrokortizon : lat. * flu (fluor eki) + dros (yağ, sıvı) + cortex (kabuk, dış tabaka, dış katman, korteks) (cor (kabuk, örtü, kaplama) + ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) ) + on (kimyasal bileşik eki) * onjenital adrenal hiperplazi, postüral hipotansiyon ve adrenal yetmezliği tedavi etmek için kullanılan bir kortikosteroid (C21H29FO5)

flufenazin : lat. * flu (fluor eki) + phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) ) + azine (heterosiklik bileşiklerde bulunan bir azot içerikli halka yapısı eki) * şizofreni ve psikotik bozuklukların tedavisinde kullanılan antipsikotik etkili bir ilaç, fluoperazin (C22H26F3N3OS)

flufenazin dekanoat : gre., lat. * fluphenazine (flu (fluor eki) + phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) ) + azine (heterosiklik bileşiklerde bulunan bir azot içerikli halka yapısı eki) ) + dekaonat (deka (on; on karbonlu zincir eki) + on (karboksilik asit eki) + atum, ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek) ) * kronik şizofreni ve oral formülasyonları tolere edemeyen hastalarda veya ilaç uyumunun sağlayıcı için bir endişe kaynağı olduğu hastalarda ilgili psikotik bozukluklar için kullanılan ilacın etken maddesi (C22H26F3N3)

flukanazol : lat. * flu (fluor eki) + con (bağlayıcı kök) + azole (mantar önleyici ilaçlarda yer alan bir veya daha fazla nitrojen (azot) atomu içeren 5 üyeli bir halkaya sahip bir grup heterosiklik bileşik belirtici ek) (azotos, azotikos (yaşamsız, cansız, hayatsız) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) ) * kandidiyaz, blastomikoz, koksidiyomikoz, kriptokokoz, histoplazmoz, dermatofitoz ve pitriyazis versikolor dahil olmak üzere mantar enfeksiyonu için kullanılan bir mantar önleyici ilacın etken maddesi (C13H12F2N6O)

flukonazol : alm., lat. * fluor (akışkan, flor elementi) (fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek) + or (element eki) ) (alm.) + conazol (azole halkası taşıyan antifungal bileşik son eki) (co, con (ile, birlikte, beraber) + azole (mantar önleyici ilaçlarda yer alan bir veya daha fazla nitrojen (azot) atomu içeren 5 üyeli bir halkaya sahip bir grup heterosiklik bileşik belirtici ek) (azotos, azotikos (yaşamsız, cansız, hayatsız) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) ) * mantar enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan triazol grubu antifungal ilacın etken maddesi (C13H12F2N6O)

fluktuan : lat. * fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek), fluctus (akım, dalga), fluctuatus (dalgalı, inişli çıkışlı) * dalgalı, dalgalanan; başlangıçta düşük sonradan tüm frekansları tutan sensörinöral tip işitme kaybı, tinnitus, aural dolgunluk ve tekrarlayan vertigo atakları ile karakterize bir iç kulak hastalığı

fluktuasyon : lat. * fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek), fluctus (akım, dalga), fluctuatus (dalgalı, inişli çıkışlı) + tio (isim yapım eki) * dalgalanma

flumazenil : lat., gre. * flu (fluor eki) (lat.) + mazen (benzodiazepin grubu eki) (gre.) + il (sentetik türev ve kimyasal bileşik eki) (lat.) * kuvvetli uyku başlatıcı olarak kullanılan bir ilaç grubu olan benzodiazepinlerin merkezi sedatif etkilerinin tamamen veya kısmen tersine çevrilmesinde endike olan ve enjeksiyon, otik yerleştirme veya intranazal yolla uygulanan seçici bir GABA A reseptör antagonisti (C15H14FN3O3)

flumetazon : lat., gre. * flu (fluor eki) (lat.) + methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + azone (kortizon benzeri madde eki) (gre.) * antiinflamatuar, antipruritik, anti-alerjik, immünsüpresif ve vazokonstriktif özelliklere sahip olan, topikal kullanıma yönelik bir kortikosteroid ve glukokortikoid (C22H28F2O5)

flunarizin : lat. * flu (fluor eki) + nar (naftalin türevi halka eki) + azine (azot içeren halka eki) * kalsiyum kanal blokeri olarak kullanılan, migren profilaksisi ve vertigo tedavisinde etkili bir antihistaminik ve serebral vazodilatör (C26H26F2N2)

flunitrazepam : lat., gre. * flu (fluor eki) + nitra (NO2 grubu) (lat.) + zep (diazepin, yedi üyeli iki azotlu halka) (gre.) + am (amin grubu, kimyasal bileşik eki) * şiddetli insomniyi tedavi etmek ve anesteziye yardımcı olmak için kullanılan hipnotik, sedatif ve amnestik etkili benzodiazepin türevi ilacın etken maddesi (C16H12FN3O3)

fluoksetin : lat., alm., gre. * fluor (akışkan, flor elementi) (fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek) + or (element eki) ) (alm.) + oxy (keskin; oksijen eki) (gre.) + etin (serotonin inhibitörü eki) * depresyon, panik, anksiyete veya obsesif-kompulsif semptomlarında kullanılan, santral nöronlarda serotonin seçici geri alımını inhibe eden, Prozak markalı antidepresan ilacın etken maddesi (C17H18F3NO)

fluoperazin : lat. * flu (fluor eki) + piperazin (piper (karabiber) + azin (azot içeren altı üyeli heterosiklik halka; “azine” türevi kimyasal halka eki) ) * şizofreni ve psikotik bozuklukların tedavisinde kullanılan antipsikotik etkili bir ilaç, fluofenazin (C22H26F3N3OS)

fluor : lat. * fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek) + or (isim yapım eki) (metal eritme işlemlerinde kullanılan “flux” (akı) kavramından) * atom numarası 9, atom ağırlığı 19, yoğunluğu 1,265 olan, kokusu ozonu andıran, kahverengimsi sarı renkte, simgesi F olan halojenler grubunun ilk elementi

fluoresan : lat. * florescentia (floris (çiçek), florere (çiçek açmak) + escentia (başlama, filizlenme, olma, belirme, oluşma) (escere (başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek, belirmek, dönüşmek, bir sürece girmek) + ens, ent (sıfat yapım eki) ) * dışarıdan aldığı görünmeyen veya ultraviyole (UV) ışıkları emerek daha uzun dalga boyunda ve görünür bir ışık olarak geri yayan (madde); üzerine düşen ışınımın etkisiyle kısa süreli görünür ışık yayan, ışıldayan

fluoresans : lat. * florescentia (floris (çiçek), florere (çiçek açmak) + escentia (başlama, filizlenme, olma, belirme, oluşma) (escere (başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek, belirmek, dönüşmek, bir sürece girmek) + entia (isim yapım eki) ) * soğuk cisimlerde moleküler fotonun yutulmasının daha uzun bir dalga boyunda diğer bir fotonun yayılmasını tetiklemesiyle gerçekleşen ışık verme (ışıma)

fluoropolimer : lat., gre. * fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek) + or (isim yapım eki) (metal eritme işlemlerinde kullanılan “flux” (akı) kavramından) (lat.) + polymeros (birçok küçük tekrar eden monomer biriminin kovalent bağlarla birleşmesiyle oluşan, plastik, kauçuk ve biyopolimerler gibi geniş bir madde sınıfını kapsayan yüksek molekül ağırlıklı makromolekül) (polys (çok, fazla, çoklu) + meros (parça, bölüm, kısım, birim) ) (gre.) * yapısında güçlü karbon-flor bağları barındıran yüksek performanslı bir plastik reçine (polimer) ailesi, florlu polimer

flupentiksol : lat., gre. * flu (fluor eki) (lat.) + penta (beşli yapı) + ix (thioxanthene; kükürtlü triasiklik halka) (gre.) + ol (alkol grubu (-OH) eki) (lat.) * tioksanten sınıfından, dopamin reseptör antagonisti olarak şizofreni ve depresyon tedavisinde kullanılan atomik tipik bir antipsikotik ilacın etken maddesi (C23H25F3N2OS)

flurazepam : lat., gre. * flu (fluor eki) (lat.) + rhazein, rhazo (gevşetmek, rahatlatmak) + pam (benzodiazepin türevi eki) * uykusuzluk ve sinirsel gerginliklerin kısa süreli tedavisinde kullanılan, anksiyolitik, antikonvülsan, hipnotik, yatıştırıcı ve iskelet kası gevşetici özelliklere sahip olan, GABA reseptörleri üzerinde pozitif allosterik modülatör olarak etki eden benzodiazepin türevi ilacın etken maddesi (C21H23ClFN3O)

flurbiprofen : lat., gre. * flu (fluor eki) + bis (iki, ikili, çift) + pro (propionicus; propiyonik asit türevi eki) (lat.) + phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) ) ) (gre.) * fenilalkanoik asit (propiyonik asit) türevi çift halkalı yapıda olan, prostaglandin sentezini inhibe ederek ağrı ve iltihabı azaltan nonsteroid antiinflamatuvar ilacın etken maddesi (C15H13FO2)

flurcun : tür. * flur (hafif ses çıkarma, kanat sesi, pırıltı, çırpınma) + cun (küçültme eki) * kocabaş diye de bilinen bir kuş türü (Karadeniz ağzı), coccothraustes

flurya : gre., lat. * flori (saka kuşu, ispinoz, renkli küçük ötücü kuş) (gre.); florere (çiçek açmak, parlak olmak), floris (çiçek) (lat.) * ispinozgillerden, tüyleri yeşilimsi, kanatları ve kuyruğu parlak sarı benekli, korularda, ağaçlık ve fundalıklarda yaşayan, küçük taneler ve böceklerle beslenen, güzel ötüşlü küçük bir kuş

flushing : lat. ing. * fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek), fluxus (akış) (lat.); flush (akış sesi; ses yansımalı onomatopeik kelime) + ing (isim yapım eki) (ing.) * deri kan akımında ortaya çıkan değişiklikler sonucunda, yüzde yanma ve kızarma ataklı, eritemli lezyonlar gelişmesi

flusitozin : lat., gre. * flu (fluor eki) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) (gre.); cytus (lat.) + ine (nukleotid yapısında baz eki) * sistemik kandida ve kriptokok enfeksiyonlarında kullanılan antimikotik (mantar önleyici) ilacın etken maddesi (C4H4FN3O)

flutamid : lat. * flu (fluor eki) + tamide (amid eki) * operasyon yapılmayan, nüksetmiş ve metastize olmuş endometrium ve renal karsinomaların yardımcı tedavisinde ve prostat kanseri tedavisinde kullanılan, testosteronun etkisini hücre düzeyinde engelleyen palyatif olarak kullanılan sentetik bileşik, farlutal (C11H11F3N2O3S)

flutikason : lat. * flu (fluor eki) + ti (bağlaç) + casone (cortisone (kortizon) ile ilgili ek) * astım, alerjik rinit, cilt hastalıkları ve burun tıkanıklığı tedavisinde kullanılan üretilmiş bir glukokortikoid (C25H31O5S)

flutikazon : lat. * flu (fluor eki) + ti (bağlaç) + casone (cortisone (kortizon) ile ilgili ek) * astım, alerjik rinit, cilt hastalıkları ve burun tıkanıklığı tedavisinde kullanılan üretilmiş bir glukokortikoid (C25H31O5S)

flutikazon furoat : lat. * flu (fluor eki) + ti (bağlaç) + casone (cortisone (kortizon) ile ilgili ek) + fur (furfur (kepek; furan halkası (heterosiklik oksijenli yapı) eki) + ate (bir asidin tuzu veya esteri eki) * alerjik olmayan ve alerjik rinit tedavisine yönelik, burun spreyi ile uygulanan, Astım semptomlarını önlemeye ve kontrol etmeye yardımcı olan bir kortikosteroid (C27H29F3O6S)

flutikazon propiyonat : lat. * flu (fluor eki) + ti (bağlaç) + casone (cortisone (kortizon) ile ilgili ek) + propion (yağ öncesi; kısa zincirli doymuş asiti) (pro (önce) + pios (yağ) ) * astım ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı, saman nezlesi, burun polipleri ve ağız ülserleri tedavisinde kullanılan glukokortikoid steroid ilacın etken maddesi (C25H31F3O5S)

flutter : hol., ing. * flodderen (çırpınmak, kanat çırpmak) (hol.), flutter (çırpınmak, kanat çırpmak, dalgalanmak; çarpıntı) (ing.) * felç veya kalp krizi gibi diğer sorunlara yol açabilen çok hızlı olan bir tür anormal kalp ritmi, atrial flutter

fluvastatin : lat., gre. * fluor (flor elementi) (fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek) + or (isim yapım eki) ) + vastatin (statin ilaç grubu) (va (ön ek) + stare (durmak, sabit kalmak), statin (status (durma, durum, sabit kalma) + ine (kimyasal madde eki) ) * kolesterol sentezinde görevli HMG-CoA redüktaz enzimini inhibe eden statin grubu ilacın etken maddesi (C24H26FNO4)

fluvoksamin : lat. * fluor (flor elementi) (fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek) + or (isim yapım eki) ) + vox, vocis (ses, çağrı) + amine (-NH2 içeren grup, ammonium; azotlu bileşik, amin) * obsesif kompulsif bozukluk için kullanılan SSRI (Selective Serotonin Reuptake Inhibitor - Seçici Serotonin Geri alım İnhibitörü) grubu bir antidepresan (C15H21F3N2O2)

flükloksasilin : lat. * flu (fluor eki) (lat.) + kloks (chloros (klor benzeri yapı) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + aciline (penisilin grubu antibiyotik eki) (lat.) * metisiline duyarlı Staphylococcus aureus gibi Gram-pozitif bakterilere karşı etkili olan, cilt ve yara enfeksiyonları ve kemik enfeksiyonları (osteomiyelit) tedavisinde kullanılan dar spektrumlu bir penisilin türevi antibiyotik (C19H17ClFN3O5S)

flüor : lat. * fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek) (metal eritme işlemlerinde kullanılan “flux” (akı) kavramından) * atom numarası 9, atom ağırlığı 19, yoğunluğu 1,265 olan, kokusu ozonu andıran, kahverengimsi sarı renkte, simgesi F olan halojenler grubunun ilk elementi

flüoresan : lat. * fluor (akışkan, flor elementi) (fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek) + or (element eki) ) + essent, escent (parlayan, ışıldayan) (esse (olmak, var olmak, belirmek) + entia (isim yapım eki) ) * ultraviyole (UV) ışık altında ışıldayan pigmentler veya ışık kaynaklarını tanımlayan, karanlıkta, üzerine gelen ışığı yansıtarak veya kendi ışığını yayarak parlayan madde veya bu tür ışıma yapan durum, flüoresans

flüorit : lat. * fluor (akışkan, flor elementi) (fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek) + or (element eki) ) (metal eritme işlemlerinde kullanılan “flux” (akı) kavramından), fluor (akışkan, flor elementi) (fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek) + or (element eki) ) + ite (element, kayaç ve mineral eki) * mor, yeşil veya renksiz kristaller hâlinde görülen kalsiyum florür minerali (CaF2)

flüt : ger., lat. * flut (ıslık sesi çıkarmak) (alm.); flare (üflemek, solumak, nefes vermek, şişirmek, şişmek), flauta (üfleme, soluma, nefes verme, şişirme, şişme) (lat.) * nefesli çalgılar ailesinden, içi boş silindirik yapıda, genellikle yatay tutularak çalınan; hava sütununun titreşmesiyle ses çıkaran yan nefesli üflemeli müzik aleti

flüvyal : lat. * fluvius (nehir, akarsu) + alis (ile ilgili, -a ait) * nehirlerle, akarsularla veya akarsu süreçleriyle ilgili olan

flyby : ing. * fly (uçmak) + by (yanından, yakınından geçerek) * bir gökcisminin veya uzay aracının başka bir gökcisminin yanından geçişi, yakın geçiş

flyover : ing. * fly (uçmak) + over (üst, üstünde, yukarı, yukarıda, üzeri, üzerinde) * üzerinden uçmak; üst geçit

Fm : lat. * fermium (İtalyan fizikçi Enrico Fermi’nın soyadından) + ium (kimyasal element eki) ) * atom numarası 100 olan, aktinitler serisinde bulunan, sentetik olarak elde edilen, yüksek derecede radyoaktif olan, yalnızca nükleer fizik araştırmalarında ve ağır element sentezi çalışmalarında kullanılan element

foam cell : ing. * foam (köpük) + cell (hücre) * ateroskleroza yol açabilecek, miyokard enfarktüsünü ve felci tetikleyebilecek plak oluşturabilen yağ yüklü hücre, köpük hücresi, makrofaj

fob : ing. * free (serbest, özgür) + on (-da, üstünde, üzerinde) + board (pano, tahta plaka; taşıma aracı) * satıcının malları gemide teslim ettiği ve taşıma ile riskin bu noktadan itibaren alıcıya geçtiği bir satış koşulunu ifade eden akronim

fobi : gre. * phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * gerçek bir tehlike olmamasına rağmen, belirli nesne, durum veya etkinliklere karşı yoğun, mantık dışı, kontrol edilemeyen korku ile karakterize bir kaygı bozukluğu türü

fobik : gre. * phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * fobi ile ilgili

focalor : lat. * focus (ocak, odak, yuva, fırın, ateş yeri, ateş merkezi) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + or (-cı, yapan, eden eki); furca (çatallı mızrak) + ulus, ula (küçültme eki) + or (-cı, yapan, eden eki); suffocator (boğan, boğucu, nefessiz bırakan) (suffocare (boğmak) + or (-cı, yapan, eden eki) ) * Hz. Süleyman'ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis'te maji ile ilgili olan ve 72 cinden bahsedilen Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, fırtınaları, rüzgarları ve denizleri kontrol etme gücüne sahip, insanları boğup gemileri batırabilen ancak kendisine emredilmedikçe kimseye zarar vermeyen 41. sıradaki cin

foça : gre. * phoke (fok, deniz ayısı, ayı balığı, deniz ineği) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * İzmir’in bir ilçesi

fodla : ara. * fadl (fazlalık, artı, üstünlük) * artakalan, fazla kalan, asıl miktara eklenen fazlalık (maaş, ulufe, hisse veya yemek artığı); imarethanelerde yoksullara dağıtılan, kepekli undan yapılmış, pideye benzer bir tür ekmek

fodra : lat. * fodere (kazmak, içini oymak), fodra (kazılmış, içi oyulmuş; iç kaplama, astar, iç taraf) (lat.); fodera (astar) (ita.) * bir giysinin iç kısmına dikilen, genellikle daha ince kumaştan yapılan iç astar

fodul : gre. * foutoulos (içi boş, boş, kof, şişirilmiş; önemsiz); futilis (lat.) * kendini beğenmiş, kibirli, burnu havada, başkalarını küçümseyen; gururla birlikte gelen görgüsüzlük, ukalalık niteliği olan

foeniculum : lat. * foenum (saman) * anasonumsu aroması ve ince yapraklarıyla bilinen, mutfak ve tıbbi kullanımı olan, Apiaceae familyasından bir bitki cinsi

fogo selvagem : lat., por. * focus (ocak, odak, yuva, fırın, ateş yeri, ateş merkezi) + silvaticus (vahşi, yabanıl) (lat.); fogo (ateş) + selvagem (vahşi, yabanıl) (por.) * bağışıklık sisteminin, cilt hücreleri arasındaki desmoglein-1 adlı proteine saldırmasıyla ortaya çıkan, ciltte yanık gibi kabarcıklar, dökülmeler, erozyonlar ile karakterize olan, pemfigus foliaceus adlı otoimmün cilt hastalığının endemik formu

fok : gre. * phoke (fok, deniz ayısı, ayı balığı, deniz ineği) * etçiller sınıfından, denizlerde yaşayan, yüzgeç biçimli uzuvlara sahip, gövdesi iğ/mekik biçimli ve yüzgeç ayaklı olan bir memeli hayvan, ayı balığı

fokal : lat. * focus (ocak, odak, yuva, fırın, ateş yeri, ateş merkezi) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * odakla ilgili, odakta olan, sınırlı bir bölgeye odaklanmış

fokgiller : lat., tür. * phoke (fok, deniz ayısı, ayı balığı, deniz ineği) (gre.) + gil (soy, nesil, kan bağı, aile, familya, tür, cins belirten ek) + ler (çoğul eki) (tür.) * fok familyasından olan hayvan türleri

fokomeli : gre. * phoke (fok balığı) + melia (melos (organ, uzuv, kol-bacak) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * gebeliğin 24-27. günleri arasında talidomid (kanser, graft-versus-host hastalığı ve cüzzam komplikasyonları tedavisinde kullanılan ilaç) kullanılmasından kaynaklanan ve uzun kemiklerdeki deformasyonlar veya yok olmalar sonucunda olağandan kısa kemiklerin meydana gelmesiyle karakterize durum (bu hastalığa sahip bireylere “aphocomelus” ismi verilir.)

fokstrot : ing. * fox (tilki) + trot (süratli yürüyüş, tırıs) * ABD’de doğmuş, caz müziğiyle birlikte popülerleşmiş olan, yumuşak ve zarif adımlarla yapılan dört zamanlı bir çift dansı

fokurdamak : tür. * fok (kaynama sesini yansıtan onomatopeik kelime) + ur (edilgen fiil eki) + da (ek) + mak (fiil mastar eki) * focus (ocak, odak, yuva, fırın, ateş yeri, ateş merkezi) (lat.)

fokus : lat. * focus (ocak, odak, yuva, fırın, ateş yeri, ateş merkezi) * odak, merkez; ateş yeri, ışık, enerji, dikkat gibi şeylerin yoğunlaştığı odak noktası

fol : tür., gre. * pholi (çanak, tas, kase, çukur kap, pholeos (yabani hayvanların oturduğu mağara, kovuk, in) * tavuğun yumurtayı bırakacağı yer, kuluçka eylemi veya kuluçka yeri, kuş, kümes hayvanı

foley sonda : ing., lat. * foley (Amerikalı ürolog Dr. Frederic Eugene Basil Foley’in soyadından) + subundare (daldırmak, içine sokmak), subundatus (daldırılmış, sokulmuş) (lat.); sonde (prob, araştırma aracı, sonda) (fra.) * idrarın mesaneden dışarı boşaltılmasını sağlayan, ucunda şişirilebilir bir balon bulunan kateter türü

foli histerik : fra., gre. * folie (delilik) (fra.) + hystera (rahim) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.); hysterique (histerik) (fra.) * histerik (aşırı duygusal tepkiler veren, kontrolsüz davranışlar sergileyen) tarzda delilik

foliaseus : lat. * folium (yaprak) + aceus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yaprakımsı, yapraklı, yaprağa benzeyen, yaprak gibi ince, pul pul dökülen; deride yüzeysel, yaprak gibi dökülen, kabarcıklı otoimmün bir cilt hastalığı (pemfigus foliaceus)

foliasyon : lat. * folium (yaprak) + atio (isim yapım eki) * yapraklanma; yaprak benzeri tabakalı yapı oluşumu

folie à deux : fra. * folie (delilik) + à (-a, yönelme) + deux (iki) * bir kişinin psikozunu (sanrılı inançlarını veya paranoyalarını) yakın ilişki içinde olduğu başka bir kişiye aktarması durumu, ikili delilik, iki kişilik delilik, iki kişilik ortak psikoz

folie à trois : fra. * folie (delilik) + à (-a, yönelme) + trois (üç) * bir kişinin psikozunu (sanrılı inançlarını veya paranoyalarını) yakın ilişki içinde olduğu başka iki kişiye daha aktarması durumu, üçlü delilik, üç kişilik delilik, üç kişilik ortak psikoz

folik asit : lat. * folium (yaprak) + icus (-sı, gibi, ile ilgili) + acidum, acidus (ekşi olan, asit) (acere (ekşi olmak) + idus, idum (ile ilgili olan) ) * hücre bölünmesi, DNA sentezi, kırmızı kan hücresi üretimi ve fetal sinir sistemi gelişimi için gerekli olan, suda çözünebilen ve kandaki düşük folat seviyelerini (folat eksikliği) ve yüksek kan homosistein seviyelerini önlemek ve tedavi etmek için kullanılan bir B vitamini türü (B9 vitamini) (C19H19N7O6)

folikül : lat. * follis (torba, kese) + culus, cula (küçültme eki) * içinde bir yapı veya hücre gelişimi gerçekleşen küçük kese veya bez yapı; tek bir yumurta hücresini sarmalayan ve onu besleyip koruyan yapı

foliküler : lat. * follis (torba, kese) + culus, cula (küçültme eki) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * keseli, torbalı, folikül ile ilgili, foliküle ait

folikülitis : lat., gre. * follis (torba, kese) + culus, cula (küçültme eki) (lat.) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) (gre.) * bakteriyel veya mantar kaynaklı olarak kıl folikülünün (kökünü saran yapının) iltihaplanmasıyla oluşan, kaşıntı, kızarıklık, sivilce benzeri kabartılarla kendini gösteren deri hastalığı

folinik asit : lat. * folium (yaprak) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait) + acidum, acidus (ekşi olan, asit) (acere (ekşi olmak) + idus (ile ilgili olan) ) * DNA sentezi ve hücre bölünmesi süreçlerinde görev alan, kemoterapi ilaçlarının toksisitesini azaltmak veya folat eksikliğini gidermek için kullanılan, folik asidin aktif bir türevi (C20H23N7O7)

folio : lat. * folium (yaprak) * bir kağıt, metal veya farklı maddenin yaprak gibi ince tabaka hali; kitap veya el yazmasının her iki yüzüyle birlikte bir yaprağı (ön yüz “recto”, arka yüz “verso”); defterde veya kayıtta numaralanmış her bir yaprak; tarihi metinlerde “sayfa” yerine kullanılan kelime

foliole : lat. * foliolum (küçük yaprak) (folium (yaprak) + olum (küçültme eki) ) * bileşik yaprakta bulunan küçük yaprakçık

folk : alm. * fulka, volk (insan grubu, topluluk, millet, halk) *

folklor : alm. * fulka, volk (insan grubu, topluluk, millet, halk) + lehren (öğretmek), lore (bilgi, öğreti, öğrenim, kültür) * bir topluluğun nesiller boyunca kulaktan kulağa aktarılan geleneksel inançları, gelenekleri ve hikayeleri

folklorik : alm., lat. * fulka, volk (insan grubu, topluluk, millet, halk) + lehren (öğretmek), lore (bilgi, öğreti, öğrenim, kültür) (alm.) + icus (gibi, ile ilgili) (lat.) * folklorla ilgili

follitropin alfa : lat., gre. * folliculus (küçük torba, kesecik, yumurta keseciği) (follis (torba, kese) + culus, cula (küçültme eki) ) + tropin (trope (dönüş, yönelme) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) + alpha (Grek alfabesinin ilk harfi; farklı molekül versiyonları kodlama eki) * kadınlarda ovulasyonu (yumurtlamayı) uyaran, erkeklerde sperm üretimini destekleyen ve fertilite (doğurganlık, dölleyebilme, döllenebilme) sağlayan, rekombinant DNA teknolojisiyle üretilmiş insan FSH (Follicule Stimulating Hormone - Folikül Uyarıcı Hormon) analoğu

follitropin beta : lat., gre. * folliculus (küçük torba, kesecik, yumurta keseciği) (follis (torba, kese) + culus, cula (küçültme eki) ) + tropin (trope (dönüş, yönelme) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) + beta (Grek alfabesinin ilk harfi; farklı molekül versiyonları kodlama eki) * yapı ve işlev açısından follitropin alfa ile benzeşen analog

folloş : far. * ferş (yaymak, sermek, döşemek), ferraş (yayıcı, serici, döşeyici; hizmetçi) * cami, mescid, imaret gibi müesseselerin temizliğini sağlamak, kilim, halı ve hasır gibi mefruşatını yayma hizmetleriyle vazifeli olan kişi; yaşlı fahişe; hizmetçi kadın; yıpranmış, dağılmış, asıl biçimini kaybetmiş, genişleyip yayılmış, deforme olmuş, fallafoş, fallaş

follow up : ing. * follow (takip etmek) + up (yukarı, üst, üzerine, üzerinde) * takip, takip etmek

folluk : lat., tür. * follis (torba, kese) (lat.); fol (torba, kese, çuval, çıkın) + luk (isim yapım eki) * keçi kılı, yün veya kıldan yapılmış kaba dokumadan üretilen, çuval benzeri kese, torba, yem torbası veya taşıma çuvalı; kuluçka eylemi veya kuluçka yeri

folyo : lat. * folium (yaprak) * bir kağıt, metal veya farklı maddenin yaprak gibi ince tabaka hali; kitap veya el yazmasının her iki yüzüyle birlikte bir yaprağı (ön yüz “recto”, arka yüz “verso”); defterde veya kayıtta numaralanmış her bir yaprak; tarihi metinlerde “sayfa” yerine kullanılan kelime

fomes : lat. * fovere (yakmak, ateşlemek, ısınmak, ısıtmak, tutuşturmak), fomes (tutuşturucu madde, yakacak) * polyporaceae ailesindeki çok yıllık odunsu mantarların bir cinsi, kav mantarı (Fomes fomentarius türünün kurutulmuş halde ateş tutuşturmak için kullanılmasıyla ilgili)

fon : lat. * fundus (temel varlık, dip, temel, esas, kaynak, zemin, alt kısım, altyapı; toprak) * sahne düzeninde veya görsel kompozisyonlarda arka plan veya arka planda kalan öğe; belirli bir amaca yönelik harcanmak için ayrılmış para, kaynak

fonasyon : gre. * phone (ses, ton, seslenme), phonein (ses çıkarmak, konuşmak) (gre.) + tio (isim yapım eki, olma durumu) (lat.) * akciğerlerden gelen hava akımının, gırtlakta bulunan ses telleri (vokal kordlar) tarafından titreştirilmesi sonucu ses üretimi süreci

fondaparinuks : lat. * fundus (temel varlık, dip, temel, esas, kaynak, zemin, alt kısım, altyapı; toprak) + parin (doğal bir antikoagülan heparin eki) + ux (sentetik ilaç eki) * ven trombozu (DVT), pulmoner emboli ve diğer tromboembolik hastalıkların tedavisinde kullanılan bir antikoagülan (kan pıhtılaşmasını önleyici) ilacın etken maddesi (C31H43N3Na10O49S8)

fondaparinux : lat. * fundus (temel varlık, dip, temel, esas, kaynak, zemin, alt kısım, altyapı; toprak) + parin (doğal bir antikoagülan heparin eki) + ux (sentetik ilaç eki) * ven trombozu (DVT), pulmoner emboli ve diğer tromboembolik hastalıkların tedavisinde kullanılan bir antikoagülan (kan pıhtılaşmasını önleyici) ilacın etken maddesi (C31H43N3Na10O49S8)

fondip : lat., fra. * fundus (temel varlık, dip, temel, esas, kaynak, zemin, alt kısım, altyapı; toprak) (lat.); fond (dip) (fra.) * bir içkiyi tek seferde, bir dikişte, tamamını içmek, bir dikişte kadehin dibini bulmak

fondöten : lat., fra. * fundus (temel varlık, dip, temel, esas, kaynak, zemin, alt kısım, altyapı; toprak) + de (tamlama eki) + tingere (boyamak, renklendirmek), tinctus (boyanmış, renklendirilmiş), tinctura (boya, renk) (lat.); fond (dip) + de (tamlama eki) + teinter (boyamak, renklendirmek), teint (renk, boya, ten rengi, cilt tonu) (fra.) * yüzün rengini eşitlemek, kusurları örtmek ve makyaj için zemin oluşturmak amacıyla uygulanan renkli sıvı, krem veya toz formundaki kozmetik ürün

fonem : gre. * phone (ses), phonein (ses çıkarmak, konuşmak), phonema (ses, sesleniş, telaffuz, konuşma birimi) * bir dilde, tek başına anlam taşımayan ancak başka seslerle birlikte anlam ayırt etmeye yarayan en küçük ses birimi; anlam ayırt edici en küçük ses birimi; kelimeler arasındaki farkları belirleyen temel fonetik birim

fonetik : gre., fra. * phone (ses) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.); phonétique (fra.) * insan seslerinin fiziksel, işitsel ve artikülasyonel özelliklerini, oluşumunu ve algılanmasını inceleyen bilim dalı

fonik : gre., fra. * phone (ses) + ikos (ile ilgili, -e ait) (gre.); phonique (fra.) * sesle ilgili, sese dair, sese ait

fonksiyon : lat. * functio (yapma, yerine getirme, icra, işlev, görev) (fungi, fungere (yapmak, yerine getirmek, icra etmek, işlemek, uygulamak) + tio (isim yapım eki) ) * matematikte ve genel kullanımda bir girdiye karşı bir çıktı üreten işlem; bir şeyin işlevi, görevi; X kümesindeki her bir x ögesine Y kümesi içindeki bir ve yalnız bir y ögesini karşılık getiren bağıntı; işlev (simgesi f(x) )

fonksiyonalizm : lat. * functio (yapma, yerine getirme, icra, işlev, görev) (fungi, fungere (yapmak, yerine getirmek, icra etmek, işlemek, uygulamak) + tio (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * bir nesnenin, düşüncenin veya kurumun işlevine (fonksiyonuna) odaklanan yaklaşım

fonksiyonel : lat. * function (yapma, yerine getirme, icra, işlev, görev) (fungi, fungere (yapmak, yerine getirmek, icra etmek, işlemek, uygulamak) + tio (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); fonctionnel (fra.) * işlevsel

fonlamak : lat., tür. * fundus (temel varlık, dip, temel, esas, kaynak, zemin, alt kısım, altyapı; toprak) (lat.) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) (tür.) * bir kişiye veya kuruma finansal kaynak sağlamak; özkaynaklarını kullanarak kaynak sağlamak

fono : gre. * phone (ses, ton, konuşma) * seslerin veya konuşmanın fiziksel ve dilsel birimi

fonograf : gre. * phone (ses) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) * şasi, kol, tabla, motor ve MM iğne, MC iğne gibi parçalardan oluşan ve plaklar üzerine kaydedilmiş ses sinyallerini okumaya yarayan kaynak cihaz

fonografi : gre. * phone (ses) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * sesin yazıyla veya işaretlerle kaydedilmesini konu alan kavram veya yöntem

fonojenik : gre. * phone (ses) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kayıtta güzel ve net çıkan ses veya ses kaynağı; gramofonda veya radyoda dinlenildiğinde kulağa hoş gelen (ses); sesi gramofona veya radyoya uygun olan (kimse); ses üretmeye veya aktarmaya elverişli, mikrofonda iyi çıkan

fonolit : gre. * phone (ses) + lithos (kaya, taş) * vurulduğunda çınlama sesi veren, gri veya yeşil renkli, ortoklazlı yanardağ kayası, seslitaş

fonolog : gre. * phone (ses) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * çalışma alanı sesbilim olan dilbilimci, sesbilimci

fonoloji : gre. * phone (ses) + logia (bilme, bilim) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (olma durumu) ) * linguistikte (dilbilim) konuşma seslerinin sistematik yapısını, işleyişini ve seslerin işlevsel (anlam ayırt edici) yönünü inceleyen bilim dalı

fonomimetik : gre. * phone (ses, ton, konuşma) + on (ses, parçacık eki) + mimeisthai (taklit etmek, benzetmek, örnek almak, yansıtmak), mimos (taklitçi, taklit eden, oyuncu), mimesis (taklit, benzetme) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * doğadaki seslerin, nesnelerin çıkardığı gürültülerin veya canlıların nidalarının dilin fonetik (ses) imkanlarıyla taklit edilmesiyle oluşturulan kelimeleri veya bu ses yansıtma özelliği

fonon : gre. * phone (ses, ton, konuşma) + on (ses, parçacık eki) * katı cisimlerde ısı ve titreşim taşıyan kuantum mekaniksel titreşim parçacığı

fonotelgraf : gre. * phone (ses) + tele (uzak, uzakta) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek), (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) * sesli (fonetik) bilgilerin telgraf sistemleriyle iletilmesini veya kaydedilmesini sağlayan aygıt veya sistem

fonse : fra. * foncer (karartmak, koyulaştırmak), foncé (karartılmış, koyulaşmış, koyulaştırılmış, koyu renkli) * koyu renkli, karartılmış, derinleşmiş renk tonu

font : lat., fra. * fundere (dökmek, eritmek) (lat.); fondre (eritmek, döküm yapmak), fonte (döküm, eritme (metal harf kalıpları için) ) (fra.) * bir yazı karakterinin belirli bir biçimde, boyutta ve stildeki dijital veya basılı temsiline verilen isim

fontanel : lat. * fontanella (küçük su kaynağı, küçük çeşme) (fons (kaynak, çeşme) + ella (küçültme eki) ); fontanelle (fra.) * bebeklerde kafatası kemiklerinin tam olarak kaynaşmadığı, nabız atışının görülebildiği yumuşak zarla kaplı boşluklar, bıngıldak

fontikül : lat. * fons (kaynak, çeşme) + culus, cula (küçültme eki) * bıngıldak, fontanel

fora : lat. * foras (dışarı, dışarıya); fuori (ita.) * denizcilikte yelkenin açılması, halatın çözülmesi, veya bir şeyin serbest bırakılması

foramen : lat. * foramen (delik, açıklık) * bir kemikte damarın, sinirin veya diğer yapıların geçtiği doğal açıklık veya delik; bir bitkinin yumurtalığının kabuğunda bulunan açıklık, delik veya kısa geçit

foramen çekum : lat. * foramen (delik, açıklık) + caecus (kör), caecum (kör, kapalı; kör bağırsak) * kör delik; örneğin foramen caecum ossis frontalis (frontal kemikte, krista galli'nin hemen önünde bulunan küçük bir delik), foramen caecum linguae (dilin dorsal yüzeyinde yer alan küçük çöküntü)

foramen ovale : lat. * foramen (delik, açıklık) + ovale (oval, elips şeklinde) * fetal kalpte sağdan sola kan akışına izin veren oval delik

foras : lat. * foras (dışarı, dışarıya) * Hz. Süleyman’ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis’te maji ile ilgili olan ve 72 cini tanımlayan Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, cehennemin 31 lejyonuna hükmeden, çağrıldığında güçlü bir insan suretinde beliren ve çağırana şifalı otların sırlarını, kıymetli taşların erdemlerini, mantık ile etiği öğreterek insanları görünmez, uzun ömürlü ve hitabeti güçlü kılan 31. sıradaki cin

forced : ing. * forced (zorlanmış, mecbur bırakılmış) (force (güç, kuvvet; zorlamak) + ed (fiil geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * bir kişinin veya şeyin iradesi dışında, dış bir etkiyle bir şeyi yapmaya zorlanmış olması

fordyce noktaları : ing., ara., tür. * fordyce (Amerikalı dermatolog John Addison Fordyce’ın soyadından) + nukta (yuvarlak ve boyutları çok küçük im, benek; küçük benek, leke) (ara.) + lar (çoğul eki) + ı (iyelik eki) (tür.) * genellikle ağız mukozasında, dudakların iç kısmında, genital bölgede (penis, vulva), veya yanak iç yüzeyinde ortaya çıkan küçük, soluk-sarı veya beyazımsı noktalar

foregut : ing. * fore (ön) + gut (bağırsak) * embriyolojik gelişim sürecinde sindirim sisteminin ön (başlangıç) kısmı, ön bağırsak

forensik : lat. * foras, foris (dışarı, dışarıya), forum (dış alan, dışarıdaki alan; Roma'da kamu meselelerinin görüşüldüğü alan, mahkeme) + ensis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * foruma ait, forum ile ilgili; hukuki süreçlerde bilimsel yöntemlerin uygulanması (forensik tıp (adli tıp), forensik psikoloji, forensik dilbilim, forensik kimya gibi)

forex : ing. * foreign (yabancı) + exchange (değiş tokuş, kambiyo, takas, trampa) * yabancı para, döviz

forint : lat. * florens, florentinus (çiçekli, çiçek açan; Floransa'ya ait) * Macaristan’ın resmi para birimi

forklift : lat., ing. * furca (çatal, çatallı çubuk) (lat.); fork (çatal) + lift (asansör, kaldıraç) (ing.) * ön cephesinde, paletli yüklerin altına girerek yükü kaldıran iki çatala (fork) benzeyen metal uzantı bulunan ve ağır yükleri kaldırmak, taşımak ve istiflemek için kullanılan motorlu bir taşıma aracı

forlana : fur. * furlan (İtalya'nın kuzeydoğusunda yer alan Friuli'de konuşulan bir dil), furlana (Furlan usülü) * Jig’e benzeyen, canlı türde partnerli İtalyan dansı

form : lat. * forma (şekil, biçim, kalıp, taslak, dış görünüş, yapı) * biçim, şekil, yapı, kalıp

forma : lat. * forma (şekil, biçim, kalıp, taslak, dış görünüş, yapı) * takım oyuncularının maç sırasında giydiği, renk ve tasarım açısından birliği ifade eden giysi; resmi meslek giysisi; yazılı belge

formal : lat. * forma (şekil, biçim, kalıp, taslak, dış görünüş, yapı) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * resmi; şekilsel, biçimsel

formaldehit : lat., gre. * formica (karınca) (lat.) + alcoholdehydrogenatum (alcohol (el (önek, artikel) + kuhl (koyu mavi, siyah, kara; kömür) ) (ara.) + dehydrogenatum (hidrojeni giderilmiş alkol) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + hydro (su) + genatum (cinsi) ) (lat.) * antiseptik, dezenfektan, doku koruyucu ve yapıştırıcı üretiminde kullanılan ve en basit yapılı aldehit türü keskin kokulu, renksiz, uçucu, tahriş edici bir gaz (CH2O veya HCHO)

formalin : lat. * formica (karınca) + alin (aldehit eki) * dezenfektan, koruyucu madde (özellikle biyoloji ve anatomi alanlarında dokuların bozulmadan saklanması için) olarak kullanılan, formaldehit gazının %37 civarındaki sulu çözeltisi (CH2O)

formalist : lat. * forma (şekil, biçim, kalıp, taslak, dış görünüş, yapı) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * sanat ve edebiyatta, biçimi (formu) içeriğin önüne koyan, estetik yapı ve teknik unsurları öne çıkaran görüşü benimseyen kimse; genel anlamda, biçimsel kurallara aşırı bağlı kalan, içeriğe veya amaca değil şekle öncelik veren kimse

formalite : lat. * forma (şekil, biçim, kalıp, taslak, dış görünüş, yapı) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.); formalité (fra.) * hukuki veya idari işlemlerde yerine getirilmesi gereken resmi prosedür veya kural; gerçek anlamı olmayan, sadece görünüşü korumaya yönelik uygulama; resmiyet

formalizm : lat. * forma (şekil, biçim, kalıp, taslak, dış görünüş, yapı) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ismus (olma durumu, -cılık, -cilik) * sanat, edebiyat, felsefe ve estetikte biçimsel yapıyı, teknik düzenlemeleri ve dış şekli içeriğin önüne koyan yaklaşım; genel anlamda, özden çok biçime, kurala, şekle önem veren düşünce tarzı veya tutum; matematik ve mantıkta, anlamdan bağımsız olarak yalnızca semboller ve kurallarla işlem yapan yaklaşım (örneğin Hilbert'in formalist matematik anlayışı)

formasyon : lat. * formare (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıplaştırmak) + tio (isim yapım eki) * oluşum, şekillenme, biçimlenme; eğitim, yetişme

format : lat. * formatus (şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, oluşturulmuş, kalıplaştırılmış) (formare (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıplaştırmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yaım eki) ) * biçim, düzen; yazı, belge, dosya, yayın veya ortamın sunum tarzı, sistematiği; veri saklama biçimi veya bir veri taşıyıcısının (örneğin sabit disk) biçimlendirilmesi

formatif : lat. * formativus (formatus (şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, oluşturulmuş, kalıplaştırılmış) (formare (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıplaştırmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yaım eki) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * biçimlendiren, şekil veren; yapı veya oluşum sürecinde etkili olan

formel : lat. * forma (şekil, biçim, kalıp, taslak, dış görünüş, yapı) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * resmi; şekilsel, biçimsel

formen : ing. * fore (ön, önde) + man (adam) * öncü adam, baş işçi; inşaat şantiyesi, fabrika, atölye veya üretim tesisleri gibi üretim yapılan yerlerde çalışan işçilerin işlerini yöneten, denetleyen, yönetici ve denetleyici yetkisi de olan kıdemli teknik personel, ustabaşı, işçilerin başı, deneyimli ustabaşı

formica : lat. * formica (karınca) * genellikle koloni halinde yaşayan, omurgasız, çok bacaklı ve vücut bölümleri belirgin olan, zar kanatlılar (Hymenoptera) takımında yer alan, sosyal yaşam gösteren böcek türü; insan gözünde küçük ve çalışkan canlı; karınca

formicidae : lat. * formica (karınca) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * arılar ve yaban arıları ile akraba olan bu grup, zar kanatlılar takımında yer alan karıncagiller familyası

formicinae : lat. * formica (karınca) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki) * karıncaları kapsayan Formicidae familyasına ait orta düzeyde evrimsel gelişime sahip olan, işlevsel bir iğnesi bulunmayan bunun yerine savunma veya avlanma amaçlı formik asit püskürten bir karınca alt familyası

formik asit : lat. * formica (karınca) + acidum, acidus (ekşi olan, asit) (acere (ekşi olmak) + idus (isim yapım eki) ) * karıncalarda ve bazı bitkilerde bulunan, renksiz, keskin kokulu, tahriş edici ve uçucu bir sıvı olan en basit karboksilik asit (HCOOH)

formika : lat. * formica (karınca) * mobilya, tezgah, masa üstü, duvar paneli gibi yüzey kaplamalarında kullanılan, sert, ince ve dayanıklı suni reçineli kaplama malzemesi olan silikat (filosilikat) minerali (KAl2(AlSi3O10)(OH)2)

formikasyon : lat. * formica (karınca) + tio (isim yapım ve durum eki) * vücutta veya derinin altında böcekler geziniyormuş hissiyle tanımlanan bir tür halusinasyon; karınca dolaşıyormuş gibi hissetme; parestezi türü

formol : lat., gre. * formica (karınca) (lat.) + alcoholdehydrogenatum (alcohol (el (önek, artikel) + kuhl (koyu mavi, siyah, kara; kömür) ) (ara.) + dehydrogenatum (hidrojeni giderilmiş alkol) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + hydro (su) + genatum (cinsi) ) (lat.) * keskin kokulu, antiseptik ve dezenfektan özelliklere sahip, biyolojik dokuların bozulmadan saklanmasında ve sanayide plastik üretimi gibi alanlarda yaygın olarak kullanılan, formaldehit gazının sudaki %37-40'lık çözeltisi

formoterol : lat. * formo (formil (CHO) grubu) + ter (tersiyer yapı eki) + ol (alkol eki) * astım ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) tedavisinde solunum yollarını genişletmek için kullanılan bir β₂-adrenerjik reseptör agonisti (LABA) olan bir bronkodilatör (C19H24N2O4)

formül : lat. * forma (şekil, biçim, kalıp, taslak, dış görünüş, yapı) + ulus, ula (küçültme eki) * bir olgu, ilke veya kuralla ilgili simgeler grubu; bir belgenin yazılacağı biçimi ve ona özgü kalıp sözleri gösteren örnek; bir sorunu çözmek için önerilen plan, yöntem veya strateji; ilaç, kozmetik, gıda gibi ürünlerin bileşenlerini ve oranlarını gösteren teknik tarif; matematiksel ilişkileri, bilimsel kuralları veya mantıksal işlemleri semboller, sayılar ve harfler kullanarak standart bir şekilde ifade eden kısa yöntem

formülasyon : lat. * formulare (şekillendirmek, biçimlendirmek, kalıplandırmak) (forma (şekil, biçim, kalıp, taslak, dış görünüş, yapı) + ulus, ula (küçültme eki) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım ve durum eki) * bir bileşimin sistematik şekilde hazırlanması (bileşenlerin oranlarının ve kombinasyonlarının belirlenmesi) veya tarif edilmesi süreci; bir düşünceyi, öneriyi veya çözüm yolunu sistematik olarak ifade etme

forneus : lat. * fornus (fırın, ocak); formido (korku) * Hz. Süleyman’ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis’te maji ile ilgili olan ve 72 cini tanımlayan Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, insanlara dilleri, retoriği ve bilimleri öğreten, aynı zamanda düşmanları dosta dönüştürme gücüne sahip olan marki ünvanlı 30. cin

fornikasyon : lat. * fornix (kemer, tonoz, tonozlu geçit; genelev kemeraltı), fornicari (fuhuş yapmak) + tio (isim yapım eki) (Roma döneminde genelevlerin genellikle kemerli yapıların altında olmasından) * nikah dışında, evlilik bağı olmadan yapılan cinsel ilişki, zina

forniks : lat. * fornix (kemer, tonoz, tonozlu geçit; kemeraltı) * hipokampüsün ana çıktı yolu olarak işlev gören, beyindeki C şeklinde bir sinir lifi demeti; taçyapraklardaki uzama; anatomik kemer veya kıvrım

foroz : gre. * phoros, phora (taşıma, yükleme, bırakma, denize bırakma, salma) * ağın bir kez atılışıyla tutulan balık miktarı

fors : lat., fra. * fortis (güçlü, kuvvetli, kudretli), forciare (zorlamak, güç kullanmak), fortia (güç, kuvvet, zor) (lat.); force (güç, kuvvet) (fra.) * gemi, kale, karargah gibi yerlerde asılı duran bayrak; devlet başkanlarının bulunduğu yerlere ve bindiği taşıtlara, amirallerin çalıştıkları yapılara ve gemilere, generallerin garnizonlarına ve bindikleri taşıtlara çekilen, özel biçimli bayrak; güçlülük, söz geçirme gücü, saygınlık

forsa : lat. * forciare (zorlamak, güç kullanmak), fortia (güç, kuvvet, zor) * gemilerde kürek çeken mahkum veya tutsak erkek; basımcılıkta, basılan kağıdın arka yüzünde görülen ve fazla basınçtan oluşan kabarık harf izi

forse : lat., fra., tür. * fortia (güç, kuvvet, zor), forciatus (zorlanmış, güç kullanılmış) (forciare (zorlamak, güç kullanmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); forcé (fra.) * zorlanmış, mecbur edilmiş, baskı altına alınmış, sınırlanmıs, boyun eğdirilmiş, zorla yaptırılmış, dayatılmış, baskı uygulanmış

forseps : lat. * for, formus (sıcak;demirci ocağı) + capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek), ceps (tutucu, kavrayıcı) * cerrahi operasyonlarda doku tutmak, çekmek veya yabancı cisimleri çıkarmak için, doğumlarda bebeğin başını kavrayarak çıkarmak için kullanılan pense benzeri alet

forsmajör : lat. * fortia (güç, kuvvet, zor) + major (büyük, üstün) (lat.); force + majeure (fra.) * hukukta, sözleşmenin taraflarının kontrolü dışında gerçekleşen ve sözleşmenin ifasını geçici veya kalıcı olarak imkansız kılan olağanüstü olaylar

forstera : lat. * Forster (İngiliz doğa bilimci Johann Reinhold Forster'ın soyadından) + a (ile ilgili, -a ait) * adını bir doğa bilimciden alan, Güney yarımküreye özgü otsu türleri içeren, Stylidiaceae familyasından bir bitki cinsi

forsteropsidae : ing., lat., gre. * Forster (Alman doğa bilimci Johann Reinhold Forster'ın soyadından) (ing.) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Yeni Zelanda'ya endemik Forsteropsalis gibi zıplayıcı örümcekgiller/hasatçılar (Opiliones) cinsleri familyası

forsteropsis : ing., gre. * Forster (Alman doğa bilimci Johann Reinhold Forster'ın soyadından) (ing.) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) (gre.) * botanikte Stylidium (tetik çiçeği) cinsine bağlı bir bitki alt cinsini veya geçmişte bağımsız olarak tanımlanmış bir bitki cinsi

forsythia : lat. * Forsyth (İskoç botanikçi William Forsyth) + ia (isim yapım eki) * erken ilkbaharda açan sarı çiçekleriyle tanınan, Oleaceae familyasından bir bitki cinsi

fort : lat. * fortis (lat.); fort (fra.) * güçlü, kuvvetli, kudretli

fortçuluk : fra. * frotter (sürtmek), frotteur (sürtücü) (fra.) + çu (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + luk (durum eki) * bir kişinin, cinsel zevk için, rızası olmayan bir başka kişinin vücudunun herhangi bir bölgesine pelvik bölgesini veya dik penisini sürtmeye yönelik parafilik ilgi

forte : lat. * fortis (güçlü, kuvvetli); forte (fra.) * müzik eserinin güçlü çalınacağını belirten ifade

fortepiano : lat., ita. * fortis (güçlü, kuvvetli) + planus (düz, düzlem, yüzey, satıh, yassı, düz yüzeyli, seviyelenmiş, pürüzsüz, yayvan, yumuşak) (lat.); forte + piano (ita.) * 18. yüzyılda geliştirilen ve günümüz piyanonun atası sayılan tuşlu çalgı (piyano 88 tuştan oluşur.)

fortifikasyon : lat. * fortis (güçlü, kuvvetli) + ficatio (facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek, icra etmek, oluşturmak) + tio (isim yapım eki) ) (lat.); fortification (fra.) * tahkimat, kale yapımı; güçlendirme, kuvvetlendirme, muhkem kılma

fortik : tür. * fortik (küçük, ufak tefek canlı; yavru) * domuz yavrusu (Giresun ağzı)

fortissimo : lat. * fortis (güçlü, kuvvetli) + issimus (en, en üstün, en fazla) (lat.); forte + issimo (ita.) * müzik eserinin cok kuvvetli çalınması gerektiğini belirten dinamik işaret (ff) (karşıtı "pianissimo" (çok hafif) )

fortuna : lat. * fortis (güç, kuvvet, kudret), fortuna (talih, baht, kader, alın yazısı, şans) * Roma mitolojisinde talihin, kaderin ve şansın tanrıçası (Yunan mitolojisindeki karşılığı Tykhe)

forum : lat. * foras, foris (dışarı, dışarıya), forum (dış alan, dışarıdaki alan) * Antik Roma kentlerinde pazar yeri olarak kullanılan, içinde resmi ve dinsel yapıların ve kamu meselelerinin görüşüldüğü yapıların da olduğu alan; mahkeme

forvet : ing. * forward (ileri, öndeki) (fore (ön, önde, ileride) + ward (yön belirteci) ) * futbolda, takımın hücum hattında, rakip kaleye en yakın pozisyonda görev yapan ve skor üretmekten sorumlu oyuncusu; basketbolda, hücumda ve savunmada çok yönlü rol üstlenen, hem pota altında hem dış atışlarda görev alabilen oyuncu

fos : lat. * fodere (kazmak, oymak), fossa (çukur, oyuk, boşluk, kazılmış yer) * boş, boşluk; anlamsız veya işe yaramaz, değersiz, içi dolu gibi, değerli gibi görünen ama gerçekte hiçbir değeri olmayan

foseptik : lat., fra. * fodere (kazmak), fossa (kazılmış çukur, hendek, oyuk, boşluk) + septicus (çürütücü, mikropları yok eden) (sepsis (çürüme) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.); fosse (çukur) + septique (çürütücü, mikropları yok eden; mikroplu) (fra.) * lağım çukuru, septik çukur; kanalizasyon bulunmayan yerlerde pis suları içinde toplamak üzere yapılan sızdırmaz çukur

fosfat : gre., lat. * phosphate (gübre olarak kullanılan, fosforik asidin tuzu veya esteri, fosfat) (phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren, ışık veren) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek) + os (isim yapım eki) ) + ate (asidin tuzu veya esterini belirten ek) ) (gre.) + atum, ate (asidin tuzu veya esterini belirten ek) ) (lat.) * gübre olarak kullanılan, fosforik asidin tuzu veya esteri (PO4³⁻)

fosfataz : gre., lat. * phosphate (gübre olarak kullanılan, fosforik asidin tuzu veya esteri, fosfat) (phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, getirmek), pheros (taşıyan, getiren) ) (gre.) + atum, ate (asidin tuzu veya esterini belirten ek) ) + ase (enzim belirtme eki) (lat.) * bir fosfat grubunu organik bileşiklerden (özellikle proteinlerden, nükleotidlerden vs.) ayıran enzim sınıfı

fosfatidilkolin : gre., lat. * phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) ) (gre.) + atum, ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek) + idyl (türev eki) (lat.) + kholin (safra maddesi) (khole (safra; sarı) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) (lat.) * hücre zarlarının temel fosfolipidi, gliserol omurgasına bağlı iki yağ asidi ve bir fosfat grubu ile kolin baş grubundan oluşan, lipit çift tabakası stabilitesini sağlayan, sinyal iletimi ve lipoprotein yapısında rol oynayan, gıda ve farmasötik endüstride emülgatör olarak kullanılan doğal lipid biyomolekülü (C42H82NO8P)

fosfatürik : gre., lat. * phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) ) (gre.) + ate (asidin tuzu veya esterini belirten ek) (lat.) + ouron (idrar, sidik, çiş) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.); uricus (idrarsal) (urina (idrar, sidik) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.); urique (fra.) * fosfat salgılayan, fosfatla ilgili işlevi veya etkisi olan; idrardan fosfat atılımını artıran

fosfen : gre. * phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) ) + ene (çift bağ içeren doymamış hidrokarbon molekülü eki) * fosfor içeren, çift bağ taşıyan organik aromatik fosfor bileşiği

fosfenitoin : gre., lat. * phos (ışık, aydınlık; fosfat grubu eki) + phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) ) (gre.) + toin, hydantoin (imidazolidinedion türevi) (lat.) * vücutta kan damarlarını daraltan doğal bir madde olan endotelinin etkisini engellemek için tasarlanmış olan, status epileptikus (uzamış epileptik nöbetler) gibi acil durumlarda damar yoluyla da uygulanan bir ilacın etken maddesi (C16H15N2O6P)

fosfinit : gre. * phos (ışık, aydınlık) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) (gre.) + ine (kimyasal madde eki) (lat.) + ites (element, kayaç ve mineral eki) (gre.) * fosforöz asidin iki hidrokarbon grubu ve bir alkoksi grubuna bağlanmasıyla oluşan trivalent bir organofosfor bileşiği (P(OR)R2)

fosfodiesteraz : gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) + di (iki, ikili, çift) (gre.) + esther (bir karboksilik asit ile bir alkolün reaksiyona girmesi sonucu oluşan, genellikle hoş kokulu, fonksiyonel grup içeren organik bileşik sınıfı) (essig (sirke) + Äther (eter, hava) ) (alm.) + ase (enzim belirtme eki) (lat.) * hücre içinde bulunan ve fosfodiester bağlarını parçalayan, siklik AMP (cAMP) ve siklik GMP (cGMP) gibi ikinci haberci moleküllerin yıkımını sağlayan enzim sınıfı

fosfodiesteraz inhibitör : gre., lat. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) + di (iki, ikili, çift) (gre.) + esther (bir karboksilik asit ile bir alkolün reaksiyona girmesi sonucu oluşan, genellikle hoş kokulu, fonksiyonel grup içeren organik bileşik sınıfı) (essig (sirke) + Äther (eter, hava) ) (alm.) + ase (enzim belirtme eki) (lat.) + inhibitor (bir süreci, reaksiyonu veya faaliyeti yavaşlatan, engelleyen veya durduran madde veya etken) (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, aşağı) + habere, hibere (sahip olmak, tutmak, elinde bulundurmak) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) (lat.) * hücre içindeki sinyal moleküllerini koruyan, kan damarlarını genişleten, kan akışını artıran ve kasları gevşeten, sertleşme sorunu, KOAH ve akciğer tansiyonu tedavisinde kullanılan, fosfodiesteraz enzimlerinin etkinliğini azaltan veya durduran madde

fosfolipaz : gre., lat. * phospho (fosfat) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) ) (gre.) + lipide (lipos (yağ) + oeides (sıfat yapım eki, bezer, gibi) ) (gre., lat.) + ase (enzim belirtme eki) (lat.) * hücre zarlarının yapısında bulunan fosfolipidleri belirli noktalardan keserek yağ asitlerini, gliserol türevlerini ve diğer bileşenleri açığa çıkaran enzim sınıfı

fosfolipit : gre., lat. * phospho (fosfat) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) ) (gre.) + lipide (lipos (yağ) + ides (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre., lat.) * yapılarında genellikle bir gliserol iskeletine bağlı iki yağ asidi ve bir fosfat grubu bulunduran ve hücre zarının yapısına katılarak zarın iki katmanlı bir hale gelmesini sağlayan lipid türü

fosfomisin : gre., lat. * phospho (fosfat) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) ) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) (lat.) * idrar yolu enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan, bakterilerin hücre duvarı sentezini engelleyerek etki eden bakterisidal (bakteri öldürücü) bir antibiyotik (C3H7O4P)

fosfor : gre. * phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, getirmek), phoros (getirme, getiren, taşıyan) ) * simgesi P, atom sayısı 15, atom ağırlığı 30,97, yoğunluğu 1,83 olan, balmumu kıvamında, yarısaydam, karanlıkta ışıltı yayan, sarmısak kokulu, zehirli bir element

fosforesan : gre., lat. * phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) ) (gre.) + escent (parlayan, ışık yayan) (esse (olmak, var olmak, mevcut olmak) + ens, ent (ile ilgili, gibi) ) (lat.) * üzerine düşen ışık kesildikten sonra bir süre daha ışık yaymaya devam eden (madde)

fosforesans : gre. * phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) ) (gre.) + escentia (başlama, filizlenme, olma, belirme, oluşma) (escere (başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek, belirmek, dönüşmek, bir sürece girmek) + entia (isim yapım eki) ) (lat.) * bir maddenin, üzerine düşen ışık kesildikten sonra bir süre daha ışık yaymaya devam etmesi olayı

fosforışı : gre. * phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) ) (gre.) + ışı (parıltı, aydınlık, belirti) (tür.) * bir maddenin, üzerine düşen ışık kesildikten sonra bir süre daha ışık yaymaya devam etmesi olayı, fosforesans

fosforışıl : gre. * phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) ) (gre.) + ışı (parıltı, aydınlık, belirti) + l (ile ilgili, gibi, -a ait) (tür.) * üzerine düşen ışık kesildikten sonra bir süre daha ışık yaymaya devam eden (madde), fosforesan

fosforibozilamin : gre. * phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) ) + ribose (beş karbonlu şeker) (arabinose (arap zamkı olan pentoz sınıfından bir şeker) (arabic + in + ose (şeker eki; kimyasal monosakkarit eki) ) ) + il (ek) + amin (-NH2 içeren grup, ammonium; azotlu bileşik) * purin nükleotidlerinin (ATP, GTP) biyosentezinde kritik bir ara ürün olarak görev yapan ara bileşik (C5H12NO7P)

fosforik : gre. * phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * fosforla ilgili, fosfor içeren

fosforik asit : gre., lat. * phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + acidum, acidus (ekşi olan, asit) (acere (ekşi olmak) + idus (gibi, ole ilgili) ) (lat.) * gıda sanayinde asitlik düzenleyici (E338), temizlik ürünlerinde pas çözücü ve tarımda gübre bileşeni olarak kullanılan zayıf ve üç proton verebilen triprotik bir inorganik asit (H3PO4) (DNA, RNA ve ATP gibi biyomoleküllerde bulunan fosfat grubu bu asidin türevidir.)

fosforilasyon : gre., lat. * phosphorilare (phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, getirmek), phoros (getirme, getiren, taşıyan) ) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + are (fiil mastar eki) + tio (isim yapım eki) (lat.) * proteinler, şekerler ve nükleotitler gibi biyomoleküllerde görülür ve hücresel sinyal iletimi, enerji aktarımı ve metabolik düzenleme gibi yaşamsal işlevlerde kritik rol oynayan ve kinaz enzimleri vasıtasıyla gerçekleştirilen, bir moleküle fosfat grubunun (-PO4²⁻) eklenmesi süreci

fosfotidil : gre., lat. * phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, getirmek), phoros (getirme, taşıma; getiren, taşıyan) ) (gre.) + idum (madde ek) + yl (alkil eki; kimyasal radikal hidrokarbon veya türev eki) (lat.) * fosfat ve diasilgliserolden oluşan ve fosfolipidin yapısal temeli olan ve hücre zarlarındaki fosfatidilkolin, fosfatidiletanolamin, fosfatidilserin gibi ana bileşiklerde yer alan ana yapı birimi (C3H5O5PR2)

fosgen : gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) * polikarbonat plastiklerin, pestisitlerin ve boya ara maddelerinin üretimindeki organik sentezlerde klorlayıcı ajan olarak kullanılan renksiz, boğucu kokulu, çok zehirli bir gaz (COCl2)

fosil : lat. * fodere (kazmak, içini oymak), fossilis (kazılmış, bulunduğu yer oyularak çıkarılmış, topraktan çıkarılmış) * bugünkü yerbilimsel çağdan önceki yerbilimsel zamanlarda yaşamış, yetişmiş hayvanların veya bitkilerin toprak katmanlarına gömülerek, taşlaşarak bugüne değin gelmiş olan izleri veya kalıntıları

fosinopril : gre., lat. * phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, getirmek), phoros (getirme, getiren, taşıma, taşıyan) ) (gre.) + pril (ACE inhibitörü eki) (lat.) * hipertansiyon ve bazı kronik kalp yetmezliği türlerinin tedavisinde kullanılan bir anjiyotensin dönüştürücü enzim (ACE) inhibitörü (C30H46NO7P)

foskarnet : gre. * phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, getirmek), phoros (getirme, taşıma; getiren, taşıyan) ) (gre.) + car (karboksilat veya karbon içeren yapı) + net (ilaç eki) * viral enfeksiyonları tedavi etmek için kullanılan bir antiviral pirofosfat analoğu DNA polimeraz inhibitörü (HO2CPO3H2)

foslamak : ara., tür. * fesad (bozgun, bozulma, geçersizlik), fasid (fesat, bozuk, işe yaramaz, değersiz; bozguncu, bozan) (far.) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bozulmak, kötü sonuçlanmak, başarısızlığa uğramak

fossa : lat. * fodere (kazmak), fossa (kazılmış çukur, hendek, oyuk, boşluk) * vücuttaki çökük veya oyuk alanlardan her biri

fossa cranii anterior : lat., gre. * fodere (kazmak), fossa (kazılmış çukur, hendek, oyuk, boşluk) + kranion (kafatası) (gre.); cranium (lat.) + anterior (ön, öndeki) (lat.) * kafatasının bazal (taban) kısmında, en önde yer alan ön kafa çukuru

fossa iliaca : lat. * fodere (kazmak), fossa (kazılmış çukur, hendek, oyuk, boşluk) + eilein (sarmak, sıkmak, kıvırmak, sarıp sarmalamak, çevrelemek, kıvırmak, tıkamak) (gre.); ilium (kalça kemiği) (lat.) * leğen kemiğindeki çukur; pelvik kemiğin (kalça kemiği) iç yüzeyinde, özellikle os ilium'un medial (iç) tarafında yer alan büyük, yassı ve sığ çukur

fossa ovalis : lat. * fodere (kazmak), fossa (kazılmış çukur, hendek, oyuk, boşluk) + ovalis (yumurta gibi) (ovum, ovulum (yumurta) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * kalbin sağ kulakçığı (atrium dextrum) içinde, interatrial septum üzerinde bulunan, doğumdan önceki fetal dolaşımın kalıntısı olan çukurluk

fossa poplitea : lat. * fodere (kazmak), fossa (kazılmış çukur, hendek, oyuk, boşluk) + poples, poplitis (diz ardı, dizin arkası) + ea (ile ilgili, gibi, -a ait) * diz arkasındaki çukur (popliteal fossa); uyluk arka kas grubu (hamstring kasları) ile baldır kasları arasında, diz ekleminin arka kısmında bulunan elmas biçimli (rhomboid) bir çukurluk

fossarina : lat. * fossa (kazılmış çukur, hendek, oyuk, boşluk) + arina (ile ilgili,-a ait) * çukurumsu, oyuklu yapı gösteren; Trochidae (deniz yangıçları/salyangozları) familyasına bağlı, çok küçük deniz salyangozlarını kapsayan bir hayvan cinsi

fossarininae : lat. * fossa (kazılmış çukur, hendek, oyuk, boşluk) + arina (ile ilgili,-a ait) + inae (-giller, hayvan alt familyası) * Fossarina cinsini temel alan gastropod (karındanbacaklı yumuşakça) deniz salyangozlarını kapsayan Trochidae (deniz yangıçları/salyangozları) familyasına ait bir hayvan altfamilyası

fosurdamak : tür. * fos (ses yansımalı onomatopeik kelime) + ur (edilgen fiil eki) + da (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * şiddetli bir şekilde üflemek veya sesli solumak; öfke, yorgunluk veya yoğun efor sonucu oluşan gürültülü nefes alma verme eylemi; kaynamakta olan sıvıdan çıkan ses temsili

foşa : lat. * fossa (kazılmış çukur, hendek, oyuk, boşluk) * ürünü tombul olan bir fındık; gemi veya kayıklarda suyun dışarı atıldığı küçük delik, drenaj deliği

foşurdamak : tür. * foş (ses yansımalı onomatopeik kelime) + ur (edilgen fiil eki) + da (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * suyun çarpması, dökülmesi veya içinde hareket edilmesiyle oluşan şapırtılı, yoğun sıvı sesi çıkarmak

fota : gre. * fouta, foutari (havlu, bez, peştemal) * içinde şarap yapılan bir tür fıçı;, eski dönemlerde kullanılan kumaştan yapılan uzun boyun süsü veya kravat benzeri aksesuar, boyun bağı; triocnemidina altoymağına bağlı bir hayvan cinsi

fotik : gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili), photos (ışıkla ilgili) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * güneş ışığı alabilen (okyanus ve göllerin güneş ışığı alabilen yüzey tabakası “fotik bölge” olarak adlandırılır.)

fotik stimülasyon : gre., lat. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili), photos (ışıkla ilgili) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + simulatio (simulare (taklit etmek, benzetmek) (similis (benzer) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * fotosensitif (ışık duyarlı) epilepsi tanısı konulabilmesi için gözler kapalı veya açıkken kişiye belirli frekansta ve yoğunlukta ışık uyarıları verilmesiyle yapılan bir nörofizyolojik test yöntemi, ışık uyarı (1 saniyede 1 ila 30 kez tekrarlanan flaş uyarısı ile beyin dalgalarındaki değişimler izlenir.)

fotin : fra. * botte (çizme) + ine (küçültme eki) * ayak bileğini az geçen, bağcıklı, düğmeli veya lastikli ayakkabı, potin

fotino : gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili), photos (ışıkla ilgili) + ino (küçültme veya parçacık eki) * fotonun süpersimetrik eşi (süper ortağı) olarak öngörülen, fermiyon türü olan kütlesiz temel parçacık, ışığın temel parçacığı

foto : gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili), photos (ışıkla ilgili) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek; kazımak, trmalamak), graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) * fotograf kelimesinin kısaltılması

fotoakım : gre., tür. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili), photos (ışıkla ilgili) (gre.) + akım (sıvının ilerlemesi, akma eylemi) (tür.) * ışık etkisiyle bir yüzeyde veya cihazda oluşan elektrik akımı

fotoakustik : gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili), photos (ışıkla ilgili) + akouein (işitmek, duymak) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ışık enerjisinin soğurulması sonucu oluşan akustik (ses) olayları inceleyen bilim dalı; ışık enerjisinin bir madde tarafından emilerek ısıya dönüşmesi ve bu ısı nedeniyle oluşan ani genleşmeyle ses (akustik) dalgaları yayması olayı ile ilgili

fotodinamik : gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili), photos (ışıkla ilgili) + dynamo (kuvvet, kudret) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ışığın etkisiyle oluşan veya ışık enerjisiyle ilişkili dinamik süreçlerle ilgili olan; ışığa duyarlı özel bir kimyasal maddenin (fotosensitizör) vücuda verilmesi ve ardından belirli bir dalga boyundaki ışık veya lazerle bu maddenin etkinleştirilerek hedef alınan hastalıklı hücrelerin yok edilmesini sağlayan tıbbi bir tedavi yöntemi

fotodisintegrasyon : gre., lat. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili), photos (ışıkla ilgili) (gre.) + dis (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + integrare (bütünlemek, tam hale getirmek) (integer (tam, eksiksiz, bütün) (in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + tangere (dokunmak, temas etmek, değmek) ) + are (fiil mastar eki) ) + tio (fiili isim tapan son ek) * yüksek enerjili fotonların (özellikle gama ışınlarının), bir atom çekirdeği ile etkileşerek parçalanmasına yol açması olayı

fotodrama : gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + drama (eylem, oyun) * fotoğraflarla anlatılan veya hareketsiz görüntülerle sahnelenen dramatik hikaye; sessiz sinema öncesi dönemde, sabit fotoğraflar eşliğinde tiyatral anlatım yapılan gösteri türü

fotoelastisite : gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + elasthanein (esnemek, gerilmek), elastikos (esnek, gerilebilir) (gre.) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * saydam malzemelerin mekanik gerilme veya şekil değiştirme altındayken ışığı kırma özelliklerinin (çift kırılım) değişmesi esasına dayanan ve yapılardaki gerilme dağılımlarını optik olarak inceleyen deneysel yöntem

fotoelektrik : gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + elektrikos (elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * ışığın (özellikle morötesi veya görünür ışığın) bir madde yüzeyine çarpmasıyla elektron koparması veya elektriksel olaylara yol açması durumu.

fotoelektrokimya : gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + elektrikos (elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein (karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.); kimya (maddenin yapısını, hallerini ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı; kara büyü, metalleri dönüştürme ilmi) (ara.) * ışığın (fotonların) yarı iletken yüzeyler ve sıvılar (elektrolitler) üzerindeki elektrokimyasal etkilerini araştıran, ışık etkisi altında gerçekleşen elektrokimyasal olayları inceleyen bilim dalı

fotoelektron : gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor) * ışığın etkisiyle bir atomdan, molekülden veya katı yüzeyden koparılan elektron

fotofiniş : gre., lat. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + finis (son, bitiş) * bir yarıştaki bitiş anında yarışmacıların durumlarının (konum, zaman) fotoğrafla saptanması yöntemi

fotofobi : gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ışığa duyarlılık; ışık korkusu

fotograf : gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek; kazımak, trmalamak), graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) * ışık yardımıyla özel bir yüzey üzerine görüntü düşürülerek elde edilen resim ve bu yöntemle elde edilen görüntüyü taşıyan kağıt veya dijital dosya

fotografi : gre. * photographos (ışık yardımıyla özel bir yüzey üzerine görüntü düşürülerek elde edilen resim ve bu yöntemle elde edilen görüntüyü taşıyan kağıt veya dijital dosya) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek; kazımak, trmalamak), graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım ve durum eki) * ışığın etkisiyle görüntülerin bir yüzey veya algılayıcı üzerine kaydedilmesi yöntemi

fotografik : gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek; kazımak, trmalamak), graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) ) * fotoğrafla ilgili, fotoğrafa özgü, fotoğraf niteliğinde

fotogrametri : gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek; kazımak, trmalamak), graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + metria (ölçüm, ölçme) (metron (ölçü) + eia (isim yapım ve durum eki) ) * fotoğraflar aracılığıyla nesnelerin şekil, boyut ve konumlarını ölçmeye ve 3 boyutlu (3D) modellerini oluşturmaya yarayan teknik ve bilim dalı

fotojen : gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * ışıkla oluşan veya ışık etkisiyle meydana gelen

fotojenik : gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * fotoğrafta veya kamerada iyi, güzel veya etkileyici görünen (kişi veya nesne)

fotojeokimya : gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + * ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) + khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein (karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.); kimya (maddenin yapısını, hallerini ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı) (ara.)

fotokimya : gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein (karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.); kimya (maddenin yapısını, hallerini ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı; kara büyü, metalleri dönüştürme ilmi) (ara.) * ışık enerjisinin etkisiyle oluşan kimyasal tepkimeleri inceleyen bilim dalı

fotokinezi : gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak), kinesia (hareket etme) (kinesis (hareket, devinim, kıpırdama, kımıldama) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * canlı bir organizmanın ışık şiddetindeki değişimlere tepki olarak gerçekleştirdiği istemsiz hareket

fotokoagülasyon : gre., lat. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) (gre.) + coagulatio (coagulare (katılaştırmak, pıhtılaştırmak) (co, com (birlikte, beraber, ile) + agulare (agere (hareket etmek, yapmak) ) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * diyabetik retinopati veya retina yırtıkları tedavisi kapsamında lazer ışığı ile hedef dokunun (genellikle retina) pıhtılaştırılması (koagüle edilmesi) işlemi

fotokopi : gre., lat. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) (gre.) + copia (bolluk, çokluk, çoğaltma) (lat.) * bir yazı veya fotoğrafın, biçimin fotoğraf yoluyla kopyasını çıkarma yöntemi veya bu yöntemle elde edilen örnek, kopya, eşçekim, tıpkıçekim

fotolitografi : gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + lithos (kaya, taş) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * entegre devrelerin (çiplerin) üretim sürecinde bir fotomaske kullanılarak silikon devre levhası üzerinde kaplı olan fotorezistin şekillendirilmesi işlemi

fotoliz : gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) * bir kimyasal bileşiğin ışık enerjisi (fotonlar) yardımıyla daha küçük parçalara veya elementlerine ayrışması süreci

fotolüminesans : gre., lat. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) (gre.) + luminare (ışıklandırmak) (lumen, luminis (ışık, aydınlık, iç boşluk) + are (fiil mastar eki) ) + escentia (başlama, filizlenme, olma, belirme, oluşma) (escere (başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek, belirmek, dönüşmek, bir sürece girmek) + entia (isim yapım eki) ) (lat.) * bir maddenin, dışarıdan gelen ışık enerjisini soğurup daha sonra kendi yaydığı ışık olarak tekrar yayması olayı; özellikle fosforlu malzemelerde ve kimya/fizik deneylerinde görülen ışık emisyonu fenomeni

fotomekanik : gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + mikhani, mekhane (alet, makine) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ofset, gravür, serigrafi gibi baskılarda görüntünün ışık etkisiyle metal, kağıt gibi yüzeylere aktarılmasına dayanan (baskı yöntemi)

fotometre : gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + metron, metros (ölçü) * ışık şiddetini, ışık yoğunluğunu veya aydınlatma seviyesini ölçmeye yarayan alet, ışıkölçer

fotometri : gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ışığın şiddetini, yoğunluğunu veya aydınlatma seviyesini ölçme

fotometrik : gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ışığın şiddetini, yoğunluğunu veya aydınlatma seviyesini ölçme ile ilgili, fotometri ile ilgili

fotometrik-standart : gre., lat, ing. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + stare (durmak, dikilmek, ayakta durmak, daim olmak, devam etmek, kalmak) (lat.); estandard (stand (ayakta durmak, dikilmek, dik durmak, durmak, sabit olmak) + hard (sert, katı, sağlam, sabit) ) (fra., alm., ing.) * insan gözünün ışığı algılama duyarlılığını veya ışık kaynaklarının yaydığı ışık miktarını ölçmek, değerlendirmek ve test etmek için ulusal veya uluslararası kuruluşlarca belirlenen kurallar, normlar ve referans değerleri

fotomodel : gre., lat. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) (gre.) + modulus (örnek, kalıp, ölçü) (modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) + ulus (küçültme eki) ) (lat.) * fotoğraf çekimlerinde poz veren, genellikle moda, reklam, katalog gibi alanlarda çalışan profesyonel erkek veya kadın

fotomontaj : gre., lat., fra. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) (gre.) + mons, mont (yüksek tepe, dağ; yükseklik), montare (yukarı çıkmak, üste çıkmak, üstüste bindirmek, üstüste koymak, monte etmek) (lat.) + age (isim yapım eki) (fra.) * farklı fotoğraf parçalarının birleştirilerek tek bir kompozisyon (görüntü) oluşturulması işlemi

fotomorfoz : gre., lat. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * bitkilerde ışığın yönü, şiddeti ve süresi gibi etkenlere bağlı olarak ortaya çıkan morfolojik (şekilsel, yapısal) değişim; ışığın, canlı varlıkların birey oluş sırasındaki gelişimi üzerinde yaptığı etki

foton : gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + on (parçacık/tanecik eki) * elektromanyetik ışınımın (ışık, radyo dalgaları, X-ışınları vb.) temeli olan, kütlesiz, yük taşımayan ve ışık hızında hareket eden bir kuantum parçacığı (kuantum fiziğinde, ışığın hem parçacık hem de dalga özelliği taşıdığı kabul edilir.)

foton enerjisi : gre., tür. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + on (parçacık/tanecik eki) + energeia (iş oluşumu) (en (ile) + ergon (iş, eylem, çalışma) + ieia (son ek) ) (gre.) + si (iyelik eki) (tür.) * bir fotonun taşıdığı ve fotonun frekansı ile doğru orantılı olan elektromanyetik enerji miktarı

fotonik : gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + on (parçacık/tanecik eki) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * fotonların üretilmesi, iletilmesi, yönlendirilmesi, denetlenmesi ve algılanmasıyla ilgili bilim ve teknoloji dalı

fotoototrof : gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + trephein (beslemek, gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophos (besin, gıda; beslenme) * enerji kaynağı olarak ışığı kullanan ve karbon gereksinimini inorganik maddelerden (genellikle karbondioksitten) sağlayarak kendi besinini üreten canlı, yeşil bitkiler, algler ve siyanobakteri

fotopik : gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + opia (görüş, görüm) (ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + eia (isim yapım ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * gün ışığında veya diğer parlak ışıkta görme ile ilgili; retinanın koni hücrelerini etkileyen yüksek ışık seviyesi

fotopsi : gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + ops, opsis (göz, görme, görüş, görünüş, görünüm, yüz) * göz kapalıyken veya karanlık ortamda fark edilen, gözün görme alanında ışık çakmaları, parlamalar veya yanıp sönen ışık hissi; ışığa bağlı görme olayı veya ışık kaynaklı görme algısı, ışık çakması

fotoreseptör : gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + receptor (alan, kabul eden) (recipere (geri almak, kabul etmek) (re (geri, tekrar) + capere, cipere (almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) * ışık uyarılarını algılayan ve elektriksel sinyallere dönüştüren özel hücre veya protein

fotorezist : gre., lat. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) (gre.) + resistere (karşı koymak, direnmek) (lat.) * bir yüzey üzerine desen aktarmak için kullanılan, ışığa (ultraviyole veya X ışınlarına) duyarlı polimer kaplama; ışık etkisiyle çözünürlüğü değişen ve fotolitografi işlemlerinde desen aktarmak için kullanılan malzeme

fotoroman : gre., lat., fra. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) (gre.) + romanicus (Roma diliyle yazılmış) (lat.); roman (hikaye, öykü, kurgu anlatı) (fra.) * fotoğraflarla anlatılan, genellikle dramatik veya romantik içerikli hikaye

fotosensitif : gre., lat. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) (gre.) + sentire (hissetmek, duyumsamak, sezmek, algılamak, farketmek), sensitivus (hassas, duyarlı, algılayan) (sensus (his, duygu, duyu, sezgi, algı, farkındalık, anlam) + ivus (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * ışığa duyarlı, ışık etkisiyle kimyasal veya biyolojik tepki veren (cilt, malzeme, kimyasal bileşikler)

fotosentez : gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + synthesis (birleştirme, birleşim, bileşim, bir araya gelme) (syn (birlikte, beraber, ile) + tithemein (koymak, yerleştirmek), tithesis (koyma, yerleştirme) ) * alglerin ve bazı bakterilerin güneş ışığından karbondioksit (CO2) ve sudan (H2O) organik madde (genellikle glikoz) ürettiği ve oskijenin (O2) açığa çıktığı süreç

fotosfer : gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + sphaira (top, küre, yuvarlaklık) * Güneş'in veya başka bir yıldızın iç kısımlarından gelen ışığın dışarı salındığı ve görünür ışığın büyük kısmının kaynaklandığı görünen yüzey katmanı

fotoskop : gre. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) * ışık kullanarak, saydam veya yarı saydam nesnelerin iç yapılarını incelemeye yarayan optik cihaz

fotoşimi : gre., ara. * phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein (karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.); el (ön ek, artikel) + kimya (maddenin yapısını, hallerini ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı; kara büyü, metalleri dönüştürme ilmi) (ara.); chimie (fra.) * ışık (genellikle güneş ışığı veya UV ışığı) etkisiyle gerçekleşen kimyasal tepkime (bağların kırılması, yeni bağların oluşması veya bir bileşiğin dönüşmesi) süreçlerini inceleyen kimya dalı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...