27 Eylül 2026 Pazar

prototip - radyorezistan

prototip : gre. * pro, protos (ilk, birinci, baş, ön, önce, öncel, önde) + typos (iz, kalıp, model, örnek, tip) * bir ürün, sistem veya tasarımın geliştirilme sürecinde temel özelliklerini göstermek amacıyla oluşturulan ilk örnek veya deneme modeli

protozoa : gre. * pro, protos (ilk, birinci, baş, ön, önce, öncel, önde) + zoion (hayvan, canlı varlık) * tek hücreli, genellikle mikroskobik ve hayvansı özellikler gösteren ökaryotik organizmaları kapsayan eski bir biyolojik sınıflandırma grubu; ilkel canlılar veya erken dönem tek hücreli organizmalar

protozoal : gre., lat. * pro, protos (ilk, birinci, baş, ön, önce, öncel, önde) + zoion (hayvan, canlı varlık) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) * protozoonlarla ilgili

protozoer : gre., lat. * pro, protos (ilk, birinci, baş, ön, önce, öncel, önde) + zoion (hayvan, canlı varlık) (gre.) + aris (ile ilgili, -a ait) (lat.) * protozoonlarla ilgili

protozoik : gre., lat. * pro, protos (ilk, birinci, baş, ön, önce, öncel, önde) + zoion (hayvan, canlı varlık) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * ilkel canlılarla veya erken dönem tek hücreli organizmalarla ilgili

protozoon : gre. * pro, protos (ilk, birinci, baş, ön, önce, öncel, önde) + zoion (hayvan, canlı varlık) * tek hücreli, genellikle mikroskobik ve hayvansı özellikler gösteren ökaryotik organizmaları kapsayan eski bir biyolojik sınıflandırma grubu; ilkel canlılar veya erken dönem tek hücreli organizmalar

protriptilin : gre., lat. * propyl (3 karbonlu alkil grubu (C3H7) ) + tri (üç) + amitriptyline (trisiklik antidepresan (C20H23N) ) (ami (aminum, amino (azotlu organik baz, NH2 grubu) + tri (üç) + heptyl (heptane (hepta (yedi) + ane (alkan eki) ) + yl (alkil eki; kimyasal radikal hidrokarbon veya türev eki) ) + ine (alkin eki) ) * trisiklik antidepresanlar grubunda yer alan, merkezi sinir sisteminde özellikle noradrenalin ve serotonin geri alımını engelleyerek etkisini gösteren, depresyon tedavisinde kullanılan sentetik ilaç etken maddesi, trisiklik antidepresan

protrombin : gre., lat. * pro, protos (ilk, birinci, baş, ön, önce, öncel, önde) + thrombos (pıhtı) (gre.) + ine (kimyasal madde eki) (lat.) * kanın pıhtılaşma sürecinde trombine dönüşerek fibrin oluşumunu başlatan ve böylece kanın pıhtılaşmasını sağlayan öncül protein (pıhtılaşma faktörü II)

protrüde : gre , lat. * protrudus (protrudere (öne doğru itmek, dışarı çıkarmak) (pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncül, ileri, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) (gre.) + trudere (itmek, zorlamak, bastırmak, zorla sokmak), trudus (itilmiş, zorlanmış) ) (lat.) * normal sınırlarının dışına doğru çıkıntı yapması, dışarıya doğru belirgin şekilde uzanmış veya taşmış (yapı)

protrüdör : gre., lat. * protrudus (protrudere (öne doğru itmek, dışarı çıkarmak) (pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncül, ileri, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) (gre.) + trudere (itmek, zorlamak, bastırmak, zorla sokmak), trudus (itilmiş, zorlanmış) ) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat.) * bir yapıyı ileri doğru iten, dışarı çıkmasını sağlayan (etki)

protrüze : gre., lat. * protrudatus (protrudere (öne doğru itmek, dışarı çıkarmak) (pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncül, ileri, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) (gre.) + trudatus (itilmiş, zorlanmış) (trudere (itmek, zorlamak, bastırmak, zorla sokmak) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.) * normal sınırlarının dışına doğru çıkıntı yapmış, öne doğru yer değiştirmiş, fıtıklaşmaya benzer biçimde dışarı doğru itilmiş (organ, doku, anatomik yapı)

protrüzyon : gre., lat. * protrudere (öne doğru itmek, dışarı çıkarmak) (pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncül, ileri, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) (gre.) + trudere (itmek, zorlamak, bastırmak, zorla sokmak), trudus (itilmiş, zorlanmış) ) + sio (isim yapım eki) (lat.) * bir organın, dokunun veya yapının normal sınırlarının dışına doğru öne çıkması, taşması veya fıtıklaşmaya benzer biçimde dışa doğru yer değiştirmesi durumu; özellikle bel ve boyun fıtıklarında omurlar arasındaki diskin iç kısmının (çekirdek), dış tabakadaki (halka) yırtık veya zayıf bir noktadan dışarıya doğru sınırlı bir şekilde taşmış, bombeleşmiş olması

protüberans : gre., lat. * protuberare (öne doğru kabarmak, dışarı çıkmak) (pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncül, ileri, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) (gre.) + tuberare (şişmek, yumrulaşmak, kabarmak) (tuber (yumru, çıkıntı, kabartı, kabarıklık, şişlik) + are (fiil mastar eki) ) + entia (isim yapım eki) (lat.) * bir yüzeyin normal sınırlarının dışına doğru belirgin biçimde çıkıntı yapması, şişkinlik veya kabarıklık oluşturması durumu

protüberant : gre., lat. * protuberare (öne doğru kabarmak, dışarı çıkmak) (pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) (gre.) + tuberare (şişmek, yumrulaşmak, kabarmak) (tuber (yumru, çıkıntı, kabartı, kabarıklık, şişlik) + are (fiil mastar eki) ) + ens, ent (ile ilgili, -a ait; -cı, yapan, eden eki) (lat.) * bir yapının yüzeyinden belirgin biçimde dışarı doğru çıkıntı yapan, kabarık veya şişkin görünen, şişkin, kabarık, yumrulaşmış

prova : lat. * probare (denemek, tecrübe etmek, test etmek, kanıtlamak, ispatlamak, onaylamak, doğrulamak), proba (deneme, sınama; kanıtlama, ispatlama) * tiyatro, müzik, dans veya benzeri performans sanatlarında bir eserin sahne öncesinde hataların giderilmesi ve düzenin sağlanması amacıyla yapılan deneme çalışması, deneme, tecrübe, test

providans : gre., lat. * providentia (öngörü) (pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) (gre.) + videntia (görü, görüş) (videre (görmek) + entia (isim yapım eki) ) (lat.) * öngörü; kısmet, kader; ihtiyat, tedbir; özellikle teolojik ve felsefi bağlamda, Tanrı’nın veya üstün bir düzenin evreni önceden bilerek yönetmesi, yönlendirmesi ve koruması

providansiyalizm : gre., lat. * providentia (öngörü) (pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) (gre.) + videntia (görü, görüş) (videre (görmek) + entia (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (lat.) * evrendeki olayların ilahi bir öngörü veya Tanrısal plan tarafından yönlendirildiğini savunan teolojik ve felsefi öğreti

provizyon : gre , lat., fra. * pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) (gre.) + visio (görme, görüş) (videre (görmek) + sio (isim yapım eki) ) (lat.); provision (fra.) * önceden görme; önlem alma, hazırlık yapma; bir ihtiyacın karşılanması için önceden sağlanan kaynak, düzenleme veya hüküm; tedarik etme, sağlama, hüküm koyma

provizyonel : gre., lat. * pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) (gre.) + visio (görme, görüş) (videre (görmek) + sio (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * kesinleşmemiş, nihai hale getirilmemiş, belirli bir süre için geçerli olan ve sonradan değiştirilebilecek nitelikte olan geçici (durum veya düzenleme)

provokasyon : gre., lat. * pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) (gre.) + vocatio (seslenme, çağırma) (vocare (seslenmek, çağırmak) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * meydan okuma, kışkırtma; öne çağırma; bir kişiyi veya topluluğu bilinçli olarak öfkelendirmek, tepki vermeye zorlamak veya çatışma yaratmak amacıyla yapılan kışkırtıcı davranış veya eylem

provokatif : gre., lat. * pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) (gre.) + vocatio (seslenme, çağırma) (vocare (seslenmek, çağırmak) + tio (isim yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * bir kişide, toplulukta veya durumda bilinçli olarak tepki, tartışma veya duygusal reaksiyon uyandırmayı amaçlayan, kışkırtıcı nitelik taşıyan (davranış veya ifade türü), kışkırtıcı

provokatör : gre., lat. * pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) (gre.) + vocare (seslenmek, çağırmak) + tor (-cı, yapan, eden eki) (lat.) * bireyler veya topluluklar arasında bilinçli olarak tepki, çatışma veya huzursuzluk oluşturmak amacıyla kışkırtıcı davranışlar sergileyen kişi

provoke : gre., lat. * pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) (gre.) + vocatus (seslenilmiş, çağırılmış) vocare (seslenmek, çağırmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.) * kışkırtılmış, tepki vermeye zorlanmış, öfke, tartışma veya çatışma doğuracak şekilde harekete geçirilmiş

prozodi : gre. * pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncül, ileri, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) + oides, oidia (şarkı) * bir şiirin bestelenmesinde, şiirin hece vurgularının müzik vurgu ve yükselişleriyle iyice uyuşmuş olması ve bunu sağlayan müzik kurallarının tümü; konuşmanın melodisi ve ritmi; tapınağa veya sunağa yaklaşan bir koro tarafından söylenen eski bir Yunan alay ilahisi

prozopagnozi : gre. * prosopon (yüz, surat, çehre) (pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncül, ileri, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) + ops, opos, opon (yüz, görünüş, bakış) ) + agnosia (bilmeme, tanımama) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + ginosko, ginoskein (bilmek, tanımak, öğrenmek), gnosia (bilgi, bilme, tanıma) (gnosis (bilme, bilgi, tanı) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kişinin görme yetisi normal olmasına rağmen yüzleri tanıma ve ayırt etme becerisinin bozulduğu, hatta yakın tanıdıklarının yüzlerini bile seçememesine yol açabilen nörolojik bir algı bozukluğ, uyüzleri tanıma yeteneğinin kaybı, yüz körlüğü sendromu

prozosin : gre. * pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncül, ileri, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * alfa-1 adrenerjik reseptörleri bloke ederek damar düz kaslarını gevşeten, hipertansiyon ve bazı ürolojik durumların tedavisinde kullanılan ilacın etken maddesi (C19H21N5O4)

prömiyer : lat., fra. * primarius (primus (ilk, birinci) (prae (ön, önce, evvel) + imus (ile ilgili, -a ait) ) + arius (ile ilgili, -a ait) ) (lat.); premier (ilk, birinci) (fra.) * tiyatro oyunu, film, dans, opera veya beste gibi bir sanat eserinin seyirci karşısına çıktığı ilk halka açık gösterim veya temsil, ilk gösterim

pruf : lat., ing. * probare (denemek, tecrübe etmek, test etmek, kanıtlamak, ispatlamak, onaylamak, doğrulamak), proba (sınama, deneme, sınav) (lat.); proof (ing.) * bir iddianın, teorinin veya ifadenin doğru olduğunu göstermek için sunulan delil, kanıt veya doğrulama süreci, ispat, kanıt, delil

pruinöz : lat. * pruina (kırağı, ince mumsu tabaka) + -osus (ile ilgili, -a ait, çokluk, bolluk eki) * yüzeyi ince, kırağı benzeri mumsu bir tabakayla kaplı olan, yüzeyi kırağı görünümünde ince, pudramsı veya mumsu bir tabakayla örtülü; özellikle bitki, mantar ve bazı hayvanların yüzeyindeki kolayca silinebilen mumsu örtüye sahip olan

prunus : lat. * prunus (erik) * gülgiller (Rosaceae) familyasına ait erik, kiraz, badem ve şeftali gibi çekirdekli meyve ağaçlarını kapsayan bitki cinsi

pruritus : lat. * prurire (kaşınmak, kaşıntı duymak) + itus (isim yapım eki) * deride tahriş veya çeşitli içsel veya dışsal nedenlere bağlı olarak ortaya çıkan ve kaşıma isteği uyandıran rahatsız edici duyusal his, kaşıntı

prusya : nal., lat., alm. * Prusai (Eski Prus halkı; Baltık kökenli etnonim) (bal.); Prussia (Prusya; tarihi bölge adı) (lat.) + Preußen (alm.) * Orta ve Doğu Avrupa’da Baltık kıyılarında ortaya çıkmış, daha sonra güçlü bir krallık ve devlet haline gelerek Alman tarihinin şekillenmesinde önemli rol oynamış tarihi bölge ve siyasi oluşum

prut : lat. * pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) + testari (tanıklık etmek, şahitlik etmek) + ens, ent (sıfat yapım eki) * 16. yüzyılda Katolik Kilisesi’ne karşı çıkarak reform hareketlerini benimseyen Hristiyan mezheplerine mensup olan kimse veya bu mezheplerle ilgili olan kişi

pruva : gre. * proira (ön, önde, ileri; ilerlemek, geçmek) * geminin baş bölümü, baş yanı

prüritis : lat. * prurire (kaşınmak, kaşıntı duymak) + itus (isim yapım eki) * deride tahriş veya çeşitli içsel veya dışsal nedenlere bağlı olarak ortaya çıkan ve kaşıma isteği uyandıran rahatsız edici duyusal his, kaşıntı

PSA : lat. * prostatus (idrar yolları çevresinde bulunan erkek üreme bezi) + specificus (genel olmayan, belirli bir türe, duruma veya özelliğe özgü olan ve diğerlerinden ayırt edici nitelik taşıyan, özel) + antigenes (vücutta yabancı madde algıladığı durumda bağışıklık sistemini tetikleyen moleküllerden her biri) * erkeklerde prostat bezi tarafından üretilen ve meninin sıvılaşmasını sağlayan bir protein türüdür. Kan testiyle ölçülen PSA seviyesi, prostat kanseri, iyi huylu prostat büyümesi (BPH) veya prostat iltihabı (prostatit) gibi hastalıkların tanısı ve takibinde kullanılan önemli bir tarama aracı; prostat bezine özgü olarak üretilen ve kandaki düzeyi ölçülerek prostat hastalıklarının değerlendirilmesinde kullanılan biyokimyasal belirteci ifade eden kısaltma

psamit : gre. * psammos (kum) + ites (element, kayaç ve mineral eki) * kum boyutundaki tanelerden oluşan veya esas olarak kum fraksiyonunu içeren kırıntılı tortul malzemeyi ve bu malzemeden oluşan kayaçları ifade eden jeoloji terimi, kumlu kayaç malzemesi

psammophora : gre. * psammos (kum) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) * Chenopodiaceae familyasına ait, kumlu alanlarda yetişen, kum tanelerini yüzeyinde tutan veya kumla kaplı yapıya sahip olan bitki cinsi

pseudantechinidae : gre., lat. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) (gre.) + antechinus (keseli fare cinsi adı) (ante (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) (lat.) + ekhinos (kirpi, dikenli) (gre.) ) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Avustralya ve Yeni Gine’de yaşayan, küçük ve çoğunlukla etçil veya böcekçil keseli memelileri kapsayan familya, Sahteantechinusgiller

pseudo : gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) * yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan

pseudoanevrizma : gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) + aneurusma (ana (tekrar, yeniden, yukarı doğru, yukarıya, yükseğe, üste, geri, arkaya, baş, önce, evvel) + urunein (genişlemek) + usma (ile ilgili olma) ) * damar duvarının gerçek katmanlarıyla oluşmayan, genellikle damar bütünlüğünün bozulması sonucu kanın çevre dokular içinde sınırlı bir boşluk oluşturarak birikmesiyle ortaya çıkan ve “yalancı anevrizma” olarak adlandırılan damar patolojisi

pseudobilim : gre., tür. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) (gre.) + bilim (bilmek, bilgiye dayalı sistemli araştırma) (tür.) * bilimsel görünüm taşımasına rağmen bilimsel yöntem, kanıt ve sınanabilirlik ölçütlerini yeterince karşılamayan bilgi, inanç veya uygulama alanı, sözdebilim

pseudocheiridae : gre., lat. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) + kheir (el) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * Avustralya ve Yeni Gine’de yaşayan, ağaçlarda yaşamaya uyum sağlamış, çoğunlukla gece etkin olan, kavrayıcı kuyruk ve güçlü tutucu uzuvlara sahip keseli memelileri kapsayan familya, Halkalı kuyruklu keseligiller

pseudocoelomata : gre., lat. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) + koilos (boş, oyuk, içi boş, boşluk, oyuk, kavernöz, çukur) + mata (topluluk veya grup bildiren çoğul ek) * mezodermle tamamen çevrili olmayan, embriyonik kökenli yalancı vücut boşluğuna sahip olduğu kabul edilen omurgasız hayvan gruplarını ifade eden eski zoolojik sınıflandırma terimi, yalancı sölomlular

pseudologia phantastica : gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) + phantastikos (gerçekte var olmayan, gerçek olmayan, düş ürünü olan, hayali) * kişinin bilinçli bir çıkar amacı olmaksızın, zamanla gerçekmiş gibi benimsediği veya abartılı biçimde anlattığı hayali öyküler ve uydurmalar üretme eğilimi

pseudomiksoma peritonei : gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) + myxa, myxos (mukus, sümüksü salgı) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) (gre.) + peritoneum (karın zarı) (lat.) * genellikle apendiks veya over kökenli mukus üreten bir tümörün karın boşluğuna yayılması sonucu periton yüzeyinde jel kıvamında mukus birikimi ile karakterize, “yalancı mukus tümörü” görünümü oluşturan nadir klinik durum

pseudomona : gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) + monas (birlik, birim, tekil varlık, tek hücreli varlık; mikrobiyal birim) * bakteriyoloji sınıflandırmasında kullanılan ve güncel olarak Pseudomonas cinsine karşılık gelen, su ve toprakta yaygın bulunan, bazı türleri insanlarda enfeksiyona neden olabilen gram-negatif bakteri

pseudomonas aeroginosa : gre., lat. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) + monas (birlik, birim, tekil varlık, tek hücreli varlık; mikrobiyal birim) (gre.) + aer (hava) (lat.) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.) + osus, osa (bol bulunan, özellik taşıyan) (lat.) * genellikle su ve nemli ortamlarda bulunan, fırsatçı enfeksiyonlara yol açabilen, hastanelerde özellikle bağışıklığı zayıf bireylerde ciddi enfeksiyonlar oluşturabilen Gram-negatif bakteri türü

pseudomugilidae : gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) + mugil (kefal balığı) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * Avustralya, Yeni Gine ve çevresindeki tatlı sularda yaşayan, küçük boyutlu, ince yapılı, genellikle parlak renkli, gözleri iri ve yüzgeçleri belirgin olan tatlı su balıklarını kapsayan familya, Mavi gözlülergiller

pseudonim : gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) + onoma, onuma, onyma, onomos, nimo (isim, ad) * bir kişinin gerçek kimliğini gizlemek amacıyla kullandığı takma ad veya sahte isim, sahte ad, takma isim, lakap, mahlas

pseudopleuronectidae : gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) + pleuron (yan, yan taraf, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar), pleura (yan, yan taraf, yan yüzey, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar) + nektes (yüzen, yüzücü) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * vücutları yassılaşmış, ergin bireylerinde her iki gözün başın aynı tarafında bulunduğu, çoğunlukla deniz tabanında yaşayan ve yüzme biçimleriyle dip yaşamına uyum sağlamış yassı balıkları kapsayan familya, Sahte pisi balığıgiller

pseudopod : gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) + pous, podos (ayak) * amipler ve bazı diğer tek hücreli canlılarda hücrenin sitoplazmasının geçici olarak dışarı doğru uzamasıyla oluşan, hareket etme ve besinleri çevreleyerek alma işlevlerinde kullanılan yalancı ayak yapısı, yalancı ayak

pseudorca : gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) + orcinus, orca (büyük balina, katil balina) * yunusgiller (Delphinidae) familyasında yer alan, görünüş olarak orkaya benzeyen ancak gerçek orkadan farklı olan, büyük yapılı, dişli bir deniz memelisi cinsi, yalancı orka

pseudosac : gre., lat. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) + saccus (torba, kese, kesecik) (lat.) * gerçek bir anatomik kese yapısı olmaksızın, görüntüleme veya patolojik değerlendirmede kese benzeri bir oluşum izlenimi veren yalancı kesecik yapısı; hormonların etkisiyle rahim duvarının kalınlaşması sonucu oluşan, özellikle dış gebelik (ektopik gebelik) şüphesi olan durumlarda ultrasonografide rahim içinde görülen, ancak gerçek bir gebelik kesesi olmayan sıvı birikimi

pseudosis : gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * gerçekte var olmayan bir durumun varmış gibi algılanması veya sahte/yanıltıcı bir olgunun gerçekmiş gibi ortaya çıkması durumu

pseudostratifiye : gre., lat. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) (gre.) + stratum, stratus (serilmiş şey, yaygı, katman, tabaka, yayılmış örtü) + factus (yapma, yapım, etme, eyleme) (facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, oluşturmak) + tus (geçmiş zaman ve isim yapım eki) ) + ianus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * hücreleri tek katlı olduğu halde çekirdeklerinin farklı seviyelerde yer alması nedeniyle çok katlıymış gibi görünen ancak aslında tüm hücrelerin bazal membrana (temel zara) değdiği tek katlı olan (epitel doku)

pseudotsuga : gre., jap. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) (gre.) + tsuga (Hemlock, baldıran; iğne yapraklı ağaç cinsi) * görünüş olarak Tsuga (baldıran çamı) cinsine benzeyen ancak Pinaceae familyasına ait olan, sahte hemlock olarak bilinen, özellikle Douglas göknarı gibi türleri içeren iğne yapraklı ağaç cinsi

pseudoxyrhophiidae : gre., lat. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) + xyrhos (kuru, kurumuş) + ophis (yılan) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat. * Madagaskar ve çevresindeki adalarda yaşayan, çoğunlukla küçük ve orta boyutlu, zehirsiz veya zayıf zehirli, ince gövdeli yılanları kapsayan familya, Madagaskar yılanlarıgiller

PSI : ing. * pressure (basınç) + per (beher, başına) + square (kare; alan) + inch (inç (1 inç = 2.54 cm) ) * inç kare başına pound cinsinden basınç ölçüsü

psi : gre. * psi (Ψ ψ) * Yunanca alfabenin yirmi üçüncü harfi Ψ ψ

psidium : lat. * psidion (küçük nar; nar benzeri meyve adı) (gre.) + ium (isim yapım, yer ve durum eki) (lat.) Psidium (Brezilya yerel adı) * Mersingiller (Myrtaceae) familyasına ait, tropikal ve subtropikal Amerika'ya özgü, her dem yeşil ağaç ve çalılardan oluşan, özellikle besleyici ve ekonomik değeri yüksek "guava" meyvesini veren bitki cinsi

psikanalist : gre. * psykhe (ruh, zihin) + analusis, analysis (analiz, çözme, çözümleme) (ana (tekrar, yeniden, yukarı doğru, yukarıya, yükseğe, üste, geri, arkaya, baş, önce, evvel) + lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım eki) ) + istes (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * Sigmund Freud tarafından geliştirilen psikanaliz teorisi ve yöntemlerini kullanarak, bilinçdışı zihinsel süreçleri, bastırılmış duyguları ve davranışların psikodinamik kökenlerini inceleyerek terapi yoluyla çözümlemeye çalışan uzman kişi

psikanaliz : gre. * psykhe (ruh, zihin) + analusis, analysis (analiz, çözme, çözümleme) (ana (tekrar, yeniden, yukarı doğru, yukarıya, yükseğe, üste, geri, arkaya, baş, önce, evvel) + lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım eki) ) * Sigmund Freud tarafından geliştirilen psikanaliz teorisi ve yöntemlerini kullanarak, bilinçdışı zihinsel süreçleri, bastırılmış duyguları ve davranışların psikodinamik kökenlerini inceleyerek terapi yoluyla çözümleme süreci

psikasteni : gre. * psikhe (ruh, zihin) + asthenia (zayıflık, güçsüzlük) (a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + sthenia (güç, kuvvet, dayanıklılık) (sthenos (güçlü, kuvvetli, dayanıklı) + eia (isim yapım ve durum eki) ) * özellikle anksiyete, obsesif düşünceler, aşırı endişe ve zihinsel yorgunlukla seyreden, kişinin irade ve dikkat süreçlerinde zayıflık yaşadığı psikiyatrik durum, ruhsal güçsüzlük, ruhsal çöküş

psikedelik : gre. * psikhe (ruh, zihin) + delein (açığa çıkarmak, görünür kılmak), delos (açma, açık gösterme, açığa çıkarma, beyan) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * bilinç algısını değiştiren, halüsinasyonlar ve yoğun duyusal deneyimler oluşturan, zihinsel algının “genişlemesi” veya dönüşmesiyle ilişkili, psikoaktif etkili (delmek (açıklık oluşturmak) (tür.) )

psikiyatr : gre. * psikhe (ruh, zihin) + iatros (tedavi, iyileştirme, doktor) * ruhsal ve zihinsel hastalıkların tanı, tedavi ve önlenmesiyle ilgilenen tıp uzmanı, ruh doktoru

psikiyatri : gre. * psikhe (ruh, zihin) + iatreia (hekimlik, tedavi) (iatros (doktor, hekim) + eia (isim yapım ve durum eki) ) * ruhsal, zihinsel, duygusal ve davranışsal bozuklukların tanı, tedavi ve önlenmesiyle ilgilenen tıp dalı, ruh doktorluğu

psikiyatrik : gre. * psikhe (ruh, zihin) + iatreia (hekimlik, tedavi) (iatros (doktor, hekim) + eia (isim yapım ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * psikiyatri ile ilgili

psikiyatrist : gre. * psikhe (ruh, zihin) + iatreia (hekimlik, tedavi) (iatros (doktor, hekim) + eia (isim yapım ve durum eki) ) + istes (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * ruhsal ve zihinsel hastalıkların tanı, tedavi ve önlenmesiyle ilgilenen tıp uzmanı, ruh doktoru

psikoaktif : gre. * psikhe (ruh, zihin) + activus (agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek), actus (yapılmış, edilmiş, eylenmiş) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * sinir sistemi ve zihinsel işlevler üzerinde etkili olan ve algı, bilinç, duygu durumunu değiştirebilen (madde)

psikofarmakoloji : gre. * psikhe (ruh, zihin) + pharmakon (ilaç, tedavi edici madde; uyuşturucu, narkotik; zehir) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * sinir sistemi ve davranışlar üzerinde etkili olan ilaçların zihinsel ve psikolojik etkilerini inceleyen bilim dalı

psikojen : gre. * psikhe (ruh, zihin) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + es (ile ilgili, -a ait) ) * zihinsel veya ruhsal kökenli süreçlere bağlı olarak oluşan

psikojen koma : gre. * psikhe (ruh, zihin) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + es (ile ilgili, -a ait) ) + koma (derin uyku) * organik bir beyin hasarı veya metabolik neden olmaksızın, yoğun psikolojik travma, stres veya bilinçdışı savunma mekanizmaları sonucu kişinin derin bilinçsizlik ve tepkisizlik hali göstermesi durumu

psikojenik : gre. * psikhe (ruh, zihin) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + es (ile ilgili, -a ait) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * fiziksel veya organik bir nedene dayanmaksızın, psikolojik süreçler, bilinçdışı çatışmalar, duygusal stres veya zihinsel etkenler sonucunda ortaya çıkan

psikoleptik : gre. * psikhe (ruh, zihin) + lambanein (ele geçirmek, ele almak, kapmak, tutmak, almak, kavramak, yakalamak), lepsis (tutma, alma, kapma, kavrama, yakalama) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * merkezi sinir sistemi üzerinde yatıştırıcı, sakinleştirici ve uyarılmayı azaltıcı etki göstererek anksiyete, ajitasyon ve aşırı zihinsel aktiviteyi baskılayan (madde)

psikolog : gre. * psikhe (ruh, zihin) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * insan davranışlarını, zihinsel süreçleri ve duygusal işleyişi bilimsel yöntemlerle inceleyen, gözlem, test ve terapi temelli çalışmalarla bireylerin ruhsal ve bilişsel süreçlerini değerlendiren ve destekleyen uzman kişi, ruhbilimci

psikoloji : gre. * psikhe (ruh, zihin) + legein, lego (söylemek, konuşmak), logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * insanın zihinsel süreçlerini, duygu durumlarını, davranışlarını ve bu süreçlerin bireysel ve toplumsal düzeyde ortaya çıkış biçimlerini bilimsel yöntemlerle inceleyen bilim dalı, ruhbilim, zihinbilim

psikolojik : gre. * psikhe (ruh, zihin) + legein, lego (söylemek, konuşmak), logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * zihinsel süreçler, duygular, davranışlar ve bunların işleyişiyle ilgili, ruhbilim ile ilgili, ruhsal, psikoloji ile ilgili

psikometri : gre. * psikhe (ruh, zihin) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bireylerin zihinsel yeteneklerini, bilişsel özelliklerini, kişilik eğilimlerini ve psikolojik değişkenlerini standart testler ve ölçüm teknikleriyle sayısal olarak değerlendiren psikoloji alt alanı

psikomimetik : gre. * psikhe (ruh, zihin) + mimeisthai (taklit etmek, benzetmek, örnek almak, yansıtmak), mimos (taklitçi, taklit eden, oyuncu), mimesis (taklit, benzetme) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * merkezi sinir sistemi üzerinde etki ederek algı, düşünce, duygu ve bilinç durumlarında psikotik benzeri değişiklikler (halüsinasyonlar, sanrılar (hezeyanlar) ve deliryum vb.) oluşturan, psikoz semptomlarını taklit eden, psikoz benzeri durumlara neden olan (maddeler veya etkiler)

psikomotor : gre., lat. * psikhe (ruh, zihin) (gre.) + motor (hareket ettirici) (movere (hareket etmek, devinmek, kımıldamak, kıpırdamak) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) (lat.) * zihinsel süreçlerin (psiko) kas ve hareket sistemiyle (motor) koordineli çalışarak fiziksel eylemlere dönüşmesi süreci; zihinsel süreçlerle (algı, dikkat, karar verme) bedensel hareketlerin (kas aktivitesi, koordinasyon, refleksler) birlikte ve etkileşimli biçimde çalışması

psikonevroz : gre. * psikhe (ruh, zihin) + neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * genellikle aşırı stres, duygusal çatışmalar veya kalıtımsal faktörlerle ortaya çıkan, psikozun aksine, kişinin gerçeklikle bağını koparmadığı ve davranışlarının farkında olduğu, gerçeklik algısının korunduğu, yoğun kaygı, endişe ve içsel çatışmalarla karakterize, kişinin çevreye uyumunu zorlaştıran hafif-orta şiddetteki ruhsal rahatsızlıklar bütünü

psikonörotik : gre. * psikhe (ruh, zihin) + neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * gerçeklik algısının korunduğu, yoğun kaygı, korku, içsel çatışma ve duygusal dengesizliklerle seyreden ruhsal rahatsızlıklar (nevrozlar) grubu

psikonöroz : gre. * psikhe (ruh, zihin) + neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * genellikle aşırı stres, duygusal çatışmalar veya kalıtımsal faktörlerle ortaya çıkan, psikozun aksine, kişinin gerçeklikle bağını koparmadığı ve davranışlarının farkında olduğu, gerçeklik algısının korunduğu, yoğun kaygı, endişe ve içsel çatışmalarla karakterize, kişinin çevreye uyumunu zorlaştıran hafif-orta şiddetteki ruhsal rahatsızlıklar bütünü

psikopat : gre. * psikhe (ruh, zihin) + pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) * empati yeteneği gelişmemiş, vicdan azabı veya pişmanlık duymayan, duygusal olarak soğuk, manipülatif ve antisosyal davranışlar sergileyen (kişilik yapısı)

psikopati : gre. * psikhe (ruh, zihin) + patheia (sorun, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * empati eksikliği, yüzeysel duygulanım, manipülatif davranışlar, suçluluk ve pişmanlık duygularının zayıflığı ile karakterize edilen, antisosyal kişilik özellikleriyle ilişkili psikiyatrik kişilik yapılanması

psikopatoloji : gre. * psikhe (ruh, zihin) + patheia (sorun, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * zihinsel ve ruhsal hastalıkların kökenlerini, belirtilerini, gelişim süreçlerini ve davranış üzerindeki etkilerini bilimsel olarak inceleyen psikiyatri ve klinik psikolojinin alt disiplini

psikopatolojik : gre. * psikhe (ruh, zihin) + patheia (sorun, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * zihinsel işlevlerdeki bozulma, anormal duygulanım, davranış sapmaları ve ruhsal hastalıklarla ilişkili, psikopatoloji le ilgili

psikoseksüel : gre., lat. * psikhe (ruh, zihin) (gre.) + sexualis (cinsel) (sectus, sexus (cins, cinsiyet, ayrım, ayrışım, kesim, bölünme) (secare (kesmek, ayırmak, bölmek) + ectus, exus (geçmiş zaman ve isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) * bireyin cinsel gelişiminin, cinsel kimlik oluşumunun, cinsel davranışlarının zihinsel, duygusal ve gelişimsel etkenlerle olan ilişkisini ifade eden

psikosomatik : gre. * psikhe (ruh, zihin) + soma (vücut, beden, gövde, cisim) + tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * stres, kaygı veya depresyon gibi psikolojik faktörlerin tetiklediği, şiddetlendirdiği veya doğrudan neden olduğu fiziksel hastalıklar ile ilgili

psikososyal : gre., lat. * psikhe (ruh, zihin) (gre.) + socius (takipçi, arkadaş, yoldaş, refakatçi, eşlik eden, müttefik, bağı olan, ilişkili) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * bireyin zihinsel ve duygusal süreçlerinin, içinde bulunduğu toplumsal çevre, kültürel yapı, ilişkiler ve sosyal etkileşimlerle birlikte etkileşim halinde gelişimini ve davranışlarını belirleyen bütüncül etkileşim alanı

psikoterapi : gre. * psikhe (ruh, zihin) + therapeia (hizmet etme, ilgilenme, iyileştirme, tedavi etme, eğitme, öğretme, iyileştirme, öğretiyle islah etme; bakım, hizmet, tedavi) (therapuein (hizmet etmek, ilgilenmek, iyileştirmek, tedavi etmek, yönetmek, tıbbi tedavi etmek), the (ön ek) + rapein (eğitmek, öğretmek) ) + eia (isim yapım eki) ) * bireyin duygusal, bilişsel ve davranışsal sorunlarını, bilimsel olarak yapılandırılmış konuşma temelli teknikler, klinik yöntemler ve terapötik müdahaleler yoluyla ele alarak psikolojik iyilik halini artırmayı amaçlayan tedavi süreci

psikotik : gre. * psikhe (ruh, zihin) + tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * gerçeklik algısının bozulduğu, sanrı (gerçek dışı inançlar) ve halüsinasyonlar (olmayan ses/görüntüler, varsanılar) ve düşünce dağınıklığı gibi belirtilerle karakterize edilen, bireyin algı ve düşünce bütünlüğünün ciddi şekilde etkilendiği psikiyatrik durum ile ilgili

psikotomimetik : gre. * psikhe (ruh, zihin) + tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) + mimeisthai (taklit etmek, benzetmek, örnek almak, yansıtmak), mimos (taklitçi, taklit eden, oyuncu), mimesis (taklit, benzetme) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * merkezi sinir sistemi üzerinde algı, düşünce ve bilinçte psikotik durumlara benzer değişiklikler oluşturarak gerçeklik algısında bozulma ve zihinsel bütünlükte çözülme benzeri etkileri taklit eden (madde veya etki)

psikotrop : gre. * psikhe (ruh, zihin) + trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) * merkezi sinir sistemi üzerinde etki ederek duygu durumunu, düşünceyi, algıyı ve davranışı değiştirebilen veya bu işlevlere yönelmiş etkiler oluşturan (ilaç, madde, etki)

psikotropik : gre. * psikhe (ruh, zihin) + trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * merkezi sinir sistemi üzerinde etki ederek duygu durumunu, düşünceyi, algıyı ve davranışı değiştirebilen veya bu işlevlere yönelmiş etkiler oluşturan (ilaç, madde, etki)

psikoz : gre. * psikhe (ruh, zihin) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * bireyin gerçeklikle bağının belirgin şekilde bozulduğu, sanrı, varsanı, düşünce ve algı bozukluklarının görüldüğü ağır ruhsal bozukluk durumu

psikrometre : gre. * psykhros (soğuk, serin) + metron (ölçü) * havanın nemini, biri kuru diğeri ıslak hazneli iki termometrenin sıcaklık farkından yararlanarak belirleyen ölçüm cihazı, nemölçer

psilotaceae : gre. * psilos (çıplak, tüysüz, yalın) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * gerçek kök ve yaprakları bulunmayan veya çok indirgenmiş olan, basit yapılı, damarlı tohumsuz bitkileri kapsayan familya, Çıplakotugiller

psilotum : gre., lat. * psilos (çıplak, tüysüz, yalın) (gre.) + um (isim yapım eki) (lat.) * yaprak ve kökleri bulunmayan, çatalsı dallanan yeşil gövdelere ve küre şeklinde spor keselerine sahip, genellikle tropikal bölgelerde yetişen ilkel bir çiviyapraklı (eğrelti müttefiki) bitki cinsi

psilyum : gre. * psyllion (pire, pire otu; küçük tohum) (psylla (pire) + ion (küçültme eki) ) * özellikle Plantago ovata türünün tohum kabuklarından elde edilen, yüksek oranda çözünür lif içeren ve suyla temas ettiğinde jel oluşturarak bağırsak hareketlerini düzenlemeye yardımcı olan bitkisel lif kaynağı, karnıyarık otu, sinir otu lifi

psion : gre. * psi (Yunanca alfabenin 23. harfi ψ) + on (parçacık/tanecik eki) * parçacık fiziğinde, J/ψ mezonu veya daha genel olarak psionik parçacıklar olarak adlandırılan, charm kuark ve anticharm kuarktan oluşan mezonları ifade eden terim, psi parçacığı

psişik : gre. * psikhe (ruh, zihin) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * zihinsel, ruhsal ve bilinç süreçleriyle ilgili; algı, düşünce, duygu ve bilinç işlevlerine ait, ruhsal

psittacidae : gre. * psittakos (papağan) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * güçlü, kıvrık gagalı, çoğunlukla tırmanmaya ve dalları kavramaya uyarlanmış ayaklara sahip, birçok türü parlak renkli ve bazıları insan seslerini taklit edebilen papağanları kapsayan kuş familyası, Papağangiller

psittaciformes : gre. * psittakos (papağan) (gre.) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * güçlü ve kıvrık gagaları, iki parmak öne ve iki parmak arkaya dönük zigodaktil ayakları, tırmanmaya uyarlanmış vücut yapıları ve çoğunlukla renkli tüyleriyle tanınan papağanları kapsayan kuşlar takımı, Papağansıtakımı

psittacopasserae : gre. * psittakos (papağan) (gre.) + passer (serçe, küçük kuş) + eae (taksonomik çoğul eki) (lat.) * papağanlar ile ötücü kuşlar arasındaki yakın evrimsel ilişkileri ifade etmek için kullanılan kuş grubu, papağan-ötücü kuşlar grubu

psittaculidae : gre. * psittakos (papağan) (gre.) + ulus (küçültme eki) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * küçük ve orta boyutlu, çoğunlukla Asya, Avustralya ve Afrika çevresinde yaşayan, kıvrık gagalı, tırmanmaya uyarlanmış ayaklara sahip ve birçok türü renkli tüylere sahip papağanları kapsayan familya, Eski Dünya papağangiller

psittakoz : gre. * psittakos (papağan) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * özellikle papağanlar ve diğer kuşlardan insanlara bulaşabilen Chlamydia psittaci bakterisinin neden olduğu, ateş, baş ağrısı ve solunum sistemi belirtileriyle seyreden enfeksiyon hastalığı

PSO : ing. * Particle (parçacık, partikül) + Swarm (sürü) Optimization (optimizasyonu) * kuş veya balık sürülerinin hareketlerinden esinlenerek geliştirilen, bir problemi en iyi şekilde çözmeye (optimizasyon) yarayan popülasyon tabanlı bir algoritma

psoas absesi : gre., lat. * psoas (bel kası) (gre.) + abscessus (gitme, uzaklaşma, yok olma, mevcut halini terketme) (ab (uzak olan, uzak) + cedere (gitmek, ilerlemek, yol almak, uzaklaşmak, çekilmek) + us (isim yapım eki) ) (lat.) + i (iyelik eki) (tür.) * bel kası olan psoas kası içinde veya çevresinde bakteriyel enfeksiyon sonucu irin birikmesiyle oluşan, ateş, bel/kalça ağrısı ve hareket kısıtlılığı ile seyreden derin yumuşak doku enfeksiyonu

psophocarpus : gre. * psophos (ses, gürültü) + karpos (meyve, ürün, semer) * Fabaceae (baklagiller) familyasına ait, tohumları ve meyveleri gıda olarak kullanılan tırmanıcı ve tropikal fasulye cinsi

psoralen : gre., lat. * psora (kaşıntı, deri hastalığı, uyuz benzeri deri lezyonu) (gre.) + len (kimyasal bileşik eki) (lat.) * bazı bitkilerde doğal olarak bulunan, UV ışığı ile birlikte ciltte fotosensitivite oluşturarak melanin üretimini artırabilen ve özellikle vitiligo gibi deri hastalıklarının tedavisinde kullanılan kimyasal bileşik (C11H6O3)

psoriasis : gre. * psorein (kaşınmak), psora (kaşıntı, deri hastalığı, uyuz benzeri deri lezyonu) + iasis (iltihap, enfeksiyon, durum, sorun, hastalık eki) * cilt hücrelerinin normalden çok daha hızlı çoğalması sonucu deri üzerinde kızarıklık, pullanma ve kabuklanma ile seyreden, kronik ve inflamatuvar karakterli otoimmün deri hastalığı, sedef hastalığı

psoriyaz : gre. * psorein (kaşınmak), psora (kaşıntı, deri hastalığı, uyuz benzeri deri lezyonu) + iasis (iltihap, enfeksiyon, durum, sorun, hastalık eki) * cilt hücrelerinin normalden çok daha hızlı çoğalması sonucu deri üzerinde kızarıklık, pullanma ve kabuklanma ile seyreden, kronik ve inflamatuvar karakterli otoimmün deri hastalığı, sedef hastalığı

psödantiyum : gre., lat. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) + anthos (çiçek) (gre.) + ium (isim yapım eki) (lat.) * çok sayıda küçük çiçeğin bir araya gelerek tek bir çiçekmiş gibi görünmesini sağlayan çiçek durumu veya yapı, yalancı çiçek

psödo : gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) * yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan

psödoartroz : gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) + arthron, artros (eklem) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * kırık kemik uçlarının normal şekilde kaynamaması sonucu, kırık hattında hareketli ve eklem benzeri yalancı bir yapı oluşması durumu

psödoatrofi : gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) + a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + trephein (beslemek, gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophia (beslenme, gıdalanma, büyüme durumu) (trophos, trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * gerçek bir doku kaybı veya hücresel küçülme olmaksızın, klinik olarak atrofiye benzer görünüm oluşturan yalancı incelme veya hacim azalması durumu

psödobilim : gre., tür. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) (gre.) + bilim (bilmek, bilgiye dayalı sistemli araştırma) (tür.) * bilimsel görünüm taşımasına rağmen bilimsel yöntem, kanıt ve sınanabilirlik ölçütlerini yeterince karşılamayan bilgi, inanç veya uygulama alanı, sözdebilim

psödobulb : gre., lat. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) + bolbos (soğan; ampul; yumru) (gre.); bulbus (lat.) * merkezi sinir sistemi hastalıklarında görülen ve bulbus (beyin sapı/medulla oblongata) tutulumunu taklit eden, özellikle kortikobulber yolların iki taraflı hasarı sonucu ortaya çıkan yutma, konuşma ve duygulanım kontrol bozukluklarıyla karakterize klinik durum

psödobulber : gre., lat. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) + bolbos (soğan; ampul; yumru) (gre.); bulbus + aris (ile ilgili, -a ait) (lat.) * merkezi sinir sistemi hastalıklarında görülen ve bulbus (beyin sapı/medulla oblongata) tutulumunu taklit eden, özellikle kortikobulber yolların iki taraflı hasarı sonucu ortaya çıkan yutma, konuşma ve duygulanım kontrol bozukluklarıyla karakterize klinik durumla ilgili

psödodemans : gre., lat. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) (gre.) + dementia (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + mens (zihin, akıl, idrak, mantık) + ia (durum eki) ) (lat.) * gerçek bir nörodejeneratif demans hastalığı olmaksızın, depresyon, ağır stres, psikiyatrik bozukluklar veya fonksiyonel nedenlerle ortaya çıkan, dikkat ve bellek zayıflığı gibi demans benzeri bilişsel belirtilerle seyreden geçici veya geri döndürülebilir klinik durum

psödodivertikül : gre., lat. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) (gre.) + ventriculus (küçük karın, mide, karıncık) (venter (karın, mide) + culus (küçültme eki) ) (lat.) * sindirim sistemi veya başka içi boş organlarda duvarın tüm katmanlarını içermeyen, yalnızca mukozanın dışa doğru herniasyonu sonucu oluşan gerçek olmayan cep şeklindeki çıkıntı, yalancı karıncık

psödoefedrin : gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) + ephedros, ephedra (üst mevki, tepede oturan, tepedeki mevki, yüksekteki yer) (epi (tepe, yüksek, üst) + hedra, hedros (oturma, koltuk, yer, mevki) ) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * empatomimetik etkili, burun mukozasında damarları daraltarak tıkanıklığı azaltan, soğuk algınlığı ve alerjik durumlarda kullanılan ve efedrine yapısal olarak benzeyen ancak daha zayıf merkezi sinir sistemi uyarıcı etkisi olan farmakolojik madde (C10H15NO)

psödoeksfoliasyon : gre., lat. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) (gre.) + ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + foliare (yapraklanmak) (folium (yaprak) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.) * özellikle gözde lens kapsülü ve iris gibi yapılarda, gerçek doku soyulması olmaksızın fibriller protein materyalinin birikmesiyle oluşan, glokom riskini artırabilen yalancı soyulma benzeri depozit oluşumu

psödofaki : gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) + phakos (mercek, göz merceği, lens) + eia (isim yapım ve durum eki) * katarakt ameliyatı gibi işlemlerde doğal göz merceğinin alınarak yerine yapay bir göz içi lensin (GİL) yerleştirildiği durum

psödogestasyon : gre., lat. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) (gre.) + gestatio (taşıma, gebelik) (gerere (getirmek, toplamak, biriktirmek, taşımak, yönetmek, yürütmek, yapmak, yüklemek, yığmak), gestatus (taşımış, yüklenmiş, üstlenmiş, içinde bulundurmuş) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * gerçek bir gebelik olmaksızın, hormonal, psikolojik veya nöroendokrin nedenlerle gebelik belirtilerinin (amenore, karın büyümesi, bulantı vb.) ortaya çıkmasıyla karakterize yalancı gebelik durumu

psödogut : gre., lat. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) (gre.) + gutta (damla, su damlası) (lat.) * eklem içinde gerçek ürik asit kristal birikimi (gut hastalığı) olmaksızın, kalsiyum pirofosfat gibi kristallerin birikimi sonucu ortaya çıkan ve klinik olarak gut benzeri artrit ataklarıyla seyreden kalsiyum pirofosfat kristal artropatisi

psödohermafroditizm : gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) + herma, hermes (taş blok) + aphrodites (aphro (su köpüğü) + ditos (-den olan) ) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * bireyin genetik cinsiyeti ile dış genital görünümü arasında tam uyumsuzluk olmaksızın, gonadların tek cinsiyete ait olduğu halde dış genital yapıların karşı cins özellikleri göstermesiyle ortaya çıkan ve günümüzde “cinsiyet gelişim farklılıkları” kapsamında değerlendirilen tıbbi durum

psödohif : gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) + hypha (mantarların ipliksi yapısı, lifsi uzantısı), hyphe (iplik, lif; dokunmuş yapı) * mikroskobik incelemede mantar hiflerine benzer ipliksi uzantılar gibi görünen ancak gerçek septalı veya septasız hif yapısı oluşturmayan, genellikle bazı maya türlerinin (özellikle Candida gibi) tomurcuklanarak oluşturduğu zincir benzeri hücresel dizilimleri

psödohiponatremi : gre., lat. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) + hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) (gre.) + natrium (sodyum) (lat.) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * kanda sodyum düzeyinin laboratuvar ölçümünde düşük gibi görünmesine rağmen, plazmada lipid veya protein artışı gibi nedenlerle gerçek sodyum azalması olmaksızın ortaya çıkan ölçüm hatasına bağlı yalancı hiponatremi durumu

psödokist : gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) + kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) * epitel (gerçek kistlerde görülen iç yüzey döşeyici tabaka) ile çevrili olmayan, genellikle inflamasyon, travma veya pankreatit sonrası sıvı, enzim ve debris birikimiyle oluşan, çevresi fibröz doku ile sınırlanmış yalancı kistik oluşum

psödokolinesterazi : gre., alm. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) + khole (safra; sarı) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (gre.) + essig (sirke) + Äther (eter, hava) (alm.) + ase (yuz veya ester eki) (lat.) + eia (isim yapım ve durum eki) (gre.) * özellikle karaciğerde sentezlenen ve plazmada bulunan, gerçek asetilkolinesterazdan farklı olarak farklı kolin esterlerini hidrolize edebilen, bazı ilaçların (özellikle kas gevşeticiler gibi) metabolizmasında rol oynayan yalancı kolinesteraz enzim

psödomembranöz : gre., lat. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) (gre.) + membrana (zar, ince örtü) (membrum (organ, uzuv) + ana (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + osus (ile ilgili, -a ait, gibi, benzer) (lat.) * gerçek bir zar yapısı olmaksızın, genellikle enfeksiyon veya inflamasyon sonucu mukus, fibrin ve hücresel debris birikimiyle oluşan, zar benzeri yalancı tabaka ile ilgili

psödomona : gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) + monas (birlik, birim, tekil varlık, tek hücreli varlık; mikrobiyal birim) * bakteriyoloji sınıflandırmasında kullanılan ve güncel olarak Pseudomonas cinsine karşılık gelen, su ve toprakta yaygın bulunan, bazı türleri insanlarda enfeksiyona neden olabilen gram-negatif bakteri

psödomorf : gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) * aldatıcı şekilli; bir mineralin kimyasal yapısı değiştiği halde dış kristal şeklini veya formunu koruması durumu

psödonim : gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) + onoma, onuma, onyma, onomos, nimo (isim, ad) * bir kişinin gerçek kimliğini gizlemek amacıyla kullandığı takma ad veya sahte isim, sahte ad, takma isim, lakap, mahlas

psödonörolojik : gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) + neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * gerçek bir sinir sistemi hastalığına dayanmaksızın, psikojenik veya fonksiyonel nedenlerle nörolojik hastalıkları taklit eden, felç, duyu kaybı veya hareket bozukluğu gibi olan

psödopelad : gre., lat. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) + alopexia (tilki hastalığı, tilkide görülen tüy dökülmesi, tilki uyuzu) (alopex (tilki) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.), alopecia (lat.) * genellikle inflamatuvar veya skar bırakıcı alopesi süreçleri sonucu ortaya çıkan, gerçek saçlı deri hastalığının aktif inflamasyon bulguları olmaksızın ilerlemiş görünümünü taklit eden, saç kaybı ve skarlaşma ile seyreden yalancı kellik durumu, yalancı saçkıran

psödopod : gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) + pous, podos (ayak) * amipler ve bazı diğer tek hücreli canlılarda hücrenin sitoplazmasının geçici olarak dışarı doğru uzamasıyla oluşan, hareket etme ve besinleri çevreleyerek alma işlevlerinde kullanılan yalancı ayak yapısı, yalancı ayak

psödosis : gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * gerçek bir organik hastalık olmaksızın ortaya çıkan, klinik olarak hastalığı taklit eden veya benzer belirti veren yalancı patolojik durum, yalancı hastalık durumu

psödosiyans : gre., lat. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) (gre.) + scientia (bilim, bilgi, bilme) (scientia (scientia (bilgi, bilme, öğrenme) (scire (bilmek) + entia (isim yapım eki) ) (lat.) * bilimsel görünüm taşımasına rağmen bilimsel yöntem, kanıt ve sınanabilirlik ölçütlerini yeterince karşılamayan bilgi, inanç veya uygulama alanı, sözdebilim

psödostipül : gre., lat. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) (gre.) + pustula (küçük kabarcık, irin dolu iltihabi deri lezyonu) (pus (irin, iltihaplı sıvı akıntısı; enfeksiyon sonucu oluşan sarı-yeşil sıvı) + ulus, ula (küçültme eki) ) (lat.); pustule (fra.) * gerçek bir püstül olmamasına rağmen görünüm olarak püstüle benzeyen, genellikle yüzeysel birikim veya doku değişikliği sonucu oluşan yalancı püstül benzeri lezyon, sahte püstül

psödotüberküloz : gre., lat. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) + tuberculosis (tuberculum (küçük yumru, nodül) (tuber (yumru, çıkıntı, kabartı, kabarıklık, şişlik) + culum (küçültme eki) ) (lat.) + osis (durum, sorun, hastalık ve isim yapım eki) (gre.) * özellikle Yersinia pseudotuberculosis bakterisinin neden olduğu, belirtileri ve doku değişiklikleri tüberkülozu andırabilen, ateş, karın ağrısı ve lenf düğümlerinde iltihaplanmayla seyreden enfeksiyon hastalığı

psödotümör : gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) (gre.) + tumor (şişme, şişiklik, şişkinlik, kabarıklık, yumru, kütle, külçe) (tumere (şişmek, kabarmak) + or (-cı, yapan, eden eki) ) (lat.) * gerçek neoplastik bir tümör oluşumu olmaksızın, inflamasyon, kist, damar anomalisi veya başka benign süreçler sonucu kitle benzeri görünüm oluşturan yalancı tümöral oluşum

psödovektör : gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) (gre.) + vehere (iletmek, aktarmak, nakletmek, taşımak, götürmek), vector (iletici, nakledici, taşıyıcı) (lat.) * gerçek bir biyolojik taşıyıcı veya matematiksel yönlü büyüklük olmaksızın, vektör benzeri etki, yapı veya davranış gösteren yalancı taşıyıcı/vektör benzeri sistem

psödovertisilat : gre., lat. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) (gre.) + verticillus (çevresel halka, küçük çember) (vertex (tepe, dönme noktası) + illus (küçültme eki) ) + atus (sıfat yapım eki) * yaprak, çiçek veya dalların gerçek bir çevrel diziliş oluşturmamasına rağmen görünüşte çevrelmiş gibi bir arada bulunması durumu, yalancı çevrel diziliş gösteren

psöriatik : gre. * psorein (kaşınmak), psora (kaşıntı, deri hastalığı, uyuz benzeri deri lezyonu) + iasis (iltihap, enfeksiyon, durum, sorun, hastalık eki) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * cilt hücrelerinin normalden çok daha hızlı çoğalması sonucu deri üzerinde kızarıklık, pullanma ve kabuklanma ile seyreden, kronik ve inflamatuvar karakterli otoimmün deri hastalığı ile ilgili, sedef hastalığı ile ilgili

psöriazis : gre. * psorein (kaşınmak), psora (kaşıntı, deri hastalığı, uyuz benzeri deri lezyonu) + iasis (iltihap, enfeksiyon, durum, sorun, hastalık eki) * cilt hücrelerinin normalden çok daha hızlı çoğalması sonucu deri üzerinde kızarıklık, pullanma ve kabuklanma ile seyreden, kronik ve inflamatuvar karakterli otoimmün deri hastalığı, sedef hastalığı

psöriazis palmaris : gre., lat. * psorein (kaşınmak), psora (kaşıntı, deri hastalığı, uyuz benzeri deri lezyonu) + iasis (iltihap, enfeksiyon, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) + palmaris (avuç içi ile ilgili) (palma (avuç içi) + aris (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * avuç içi bölgelerinde görülen, kronik inflamatuvar ve immün aracılı bir deri hastalığı olan sedef hastalığının el içi yerleşimli formu

psöriazis plantaris : gre., lat. * psorein (kaşınmak), psora (kaşıntı, deri hastalığı, uyuz benzeri deri lezyonu) + iasis (iltihap, enfeksiyon, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) + plantaris (ayak tabanı ile ilgili) (planta (dikilen şey, bitki, fidan, sürgün, filiz, taban, ayak tabanı) + aris (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * ayak tabanlarında görülen, kronik inflamatuvar ve immün aracılı bir deri hastalığı olan sedef hastalığının plantar yerleşimli formu

Pt : isp. * platina (plata (gümüş) + ina (küçük, benzer anlamı veren ek) ) * atom numarası 78 olan, periyodik tablonun 10. grubunda bulunan, gümüşe benzeyen fakat ondan daha sert ve ağır bir metal olarak algılandığı için “küçük gümüş” anlamıyla adlandırılan, yoğun, parlak, korozyona dayanıklı ve değerli bir platin grubu metali olan, yüksek erime noktası, kimyasal kararlılığı ve korozyona karşı olağanüstü direnciyle tanınan, katalizörlerde, mücevherlerde, laboratuvar ekipmanlarında, tıbbi cihazlarda ve elektronik bileşenlerde kullanılan değerli bir metal element

ptah : mıs. * ptah (açan, ortaya çıkaran, yaratıcı, şekil veren; düşünce ve sözle yaratma gücü) * Eski Mısır panteonunda ve mitolojisinde evreni düşünce ve konuşma yoluyla yarattığına inanılan, zanaatkarların, mimarların ve yaratıcı gücün koruyucu tanrısı, yaratıcı tanrı, düşünce ve söz ile yaratma gücünü temsil eden, özellikle Memphis’in baş tanrısı kabul edilen ilah

ptelea : gre. * ptelea (kara ağaç) * Rutaceae familyasına ait, yaprak döken, genellikle ılıman bölgelerde yetişen, Ulmus cinsine ait olan karaağaç benzeri ağaçların genel adı

pteridaceae : gre. * pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) + idion (şekil, biçim, görünüş, benzerlik) (oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) + ion (isim yapım eki) ) (gre.), ium (isim yapım eki) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * eğrelti otlarını kapsayan, çoğunlukla karasal ortamlarda yaşayan, sporlarla çoğalan ve gerçek tohum oluşturmayan damarlı tohumsuz bitkiler familyası, Eğreltiotugiller

pteridium : gre. * pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) + idion (şekil, biçim, görünüş, benzerlik) (oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) + ion (isim yapım eki) ) (gre.), ium (isim yapım eki) (lat.) * Pteridaceae familyasına ait, genellikle “bracken fern” olarak bilinen, büyük yapraklı ve yaygın eğrelti otlarını içeren kanatlı eğrelti cinsi

pterigoid : gre. * pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * özellikle kafatası ve çene bölgesinde “kanat benzeri şekle sahip” anatomik yapıları (örneğin pterygoid kemik ve kaslar) ifade eden, kanat şeklini andıran

pterigot : gre., lat. * pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) (gre.) + ota (taksonomik çoğul eki) (lat.) * erişkinlerinde kanat bulunan veya evrimsel olarak kanatlı böceklerden türeyen böcekleri kapsayan alt sınıf, kanatlı böcekler

pterin : gre. * pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) + in (kimyasal madde eki) * hücre metabolizmasında kofaktör işleviyle karakterize edilen, 2-amino-4-hidroksipiridin çekirdekli nitrojen (azot) heterosiklik bileşikleri

pterinochilus murinus : gre., lat. * pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) + kheilos (dudak, kenar) (gre.) + murinus (fare renginde, gri-kahverengi) (mus, muris (fare) + inus (sıfat yapım eki) ) (lat.) * Afrika’da yaşayan, hızlı hareketli ve savunmacı davranış gösterebilen, turuncu-kahverengi renkli, ağ örme eğilimi yüksek bir tarantula türü, Turuncu babun tarantulası

pterocarya : gre. * pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) + karyon (ceviz) * Juglandaceae familyasına ait, meyveleri kanat benzeri çıkıntılarla donatılmış olup rüzgarla yayılmaya uyum sağlamış, cevizgiller (Juglandaceae) familyasında yer alan yaprak döken ağaç cinsi

pterocephalus : gre. * pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) + kephale (baş, kafa) * Dipsacaceae (Caprifoliaceae içinde değerlendirilir) familyasına ait olan, çiçek başı veya çiçek tablası kanat benzeri pullar/uzantılarla çevrili olan kanatlı başaklı çiçek cinsi

pteroclidae : gre., lat. * pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) + kleos (zafer; ün, nam, şöhret) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat ) * güçlü uçuş yeteneğine sahip, uzun ve sivri kanatlı, çoğunlukla kurak ve yarı kurak bölgelerde yaşayan, tohumlarla beslenen ve su taşımaya uyarlanmış özel tüy yapılarıyla bilinen kuşları kapsayan familya, Kumtavuğugiller, bağırtlakgiller

pterocliformes : gre., lat. * pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) + kleos (zafer; ün, nam, şöhret) (gre.) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * uzun ve sivri kanatlı, güçlü uçuş yeteneğine sahip, kurak ve yarı kurak bölgelerde yaşayan kumtavuklarını kapsayan kuşlar takımı, Kumtavuğumsular takımı

pterois : gre., lat. * pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) + is (isim yapım eki) * dikenli yüzgeçleri ve geniş, yelpaze biçimli göğüs yüzgeçleri bulunan, zehirli dikenleriyle tanınan deniz balıkları cinsi, Aslan balıkları

pteropodidae : gre., lat. * pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) + pous, podos (ayak) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Afrika, Asya ve Avustralya'nın tropikal bölgelerinde yaşayan, ön ayakları kanat biçiminde gelişmiş, uçabilen, çoğunlukla meyve ve bitki özleriyle beslenen büyük yarasaları kapsayan memeli familyası, Uçan tilkigiller

pterygota : gre., lat. * pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) (gre.) + ota (taksonomik çoğul eki) (lat.) * erişkinlerinde kanat bulunan veya evrimsel olarak kanatlı böceklerden türeyen böcekleri kapsayan alt sınıf, kanatlı böcekler

ptilotus : gre. * ptilon (tüy, yumuşak tüy örtüsü) + otos (kulak) (gre.), otus (lat.) * genellikle Amaranthaceae familyasında yer alan, çiçek veya tohum yapılarında tüylü/kuş tüyünü andıran görünümler taşıyan bitki cinsi

ptiyalin : gre. * ptyalon (tükürük) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * tükürük bezleri tarafından salgılanan, nişastayı daha küçük karbonhidratlara (özellikle maltoza) parçalayarak sindirimin ağızda başlamasını sağlayan amilaz tipindeki sindirim enzimi

ptolemy : gre. * ptolemaios (savaşçı) (ptolemos (savaş) + ios (ile ilgili, -a ait) ) * Antik Yunan ve Helenistik dünyada özellikle Mısır’daki Ptolemaios Hanedanı kralları ile astronom Claudius Ptolemaios gibi tarihî şahsiyetleri ifade eden, Yunanca kökenli bir özel isim

ptosis : gre. * ptosis (düşme, düşüş, sarkma; ayrılma, kopma, parçalanma) (piptein (düşmek, sarkmak) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * düşme, sarkma; özellikle tıpta göz kapağı, böbrek, rahim veya meme gibi organ ve dokuların normal anatomik pozisyonundan aşağı doğru sarkması veya düşmesi durumu

ptoteaz : gre. * ptosis (düşme, sarkma; ayrılma, kopma; parçalanma süreci) (gre.) + ase (enzim eki) (lat.) * proteinleri veya peptid bağlarını hidroliz yoluyla parçalayarak aminoasitlere ayıran, hücresel protein yıkımı, sindirim ve düzenleyici süreçlerde görev alan enzim sınıfı

ptozis : gre. * ptosis (düşme, düşüş, sarkma; ayrılma, kopma, parçalanma) (piptein (düşmek, sarkmak) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * düşme, sarkma; özellikle tıpta göz kapağı, böbrek, rahim veya meme gibi organ ve dokuların normal anatomik pozisyonundan aşağı doğru sarkması veya düşmesi durumu

PTSD : lat., gre. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) (lat.) + trauma (yara) + ikos, tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + strictus (sıkı çekilmiş, sıkılmış, gerilmiş, gergin) (stringere (gerilmek, sıkmak, zorlamak, baskılamak) + us (isim yapım eki) ) (lat.), stress (gerilim, sıkışma) (ing.) + disordo (dis (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + ordo (düzen, nizam, sıra) ) (lat.), disorder (düzensizlik, bozukluk) (ing.) * bireyin ağır travmatik bir olaya maruz kalması sonrasında, olayın tekrar yaşantılanması, kaçınma davranışları, aşırı uyarılmışlık ve duygusal düzenleme bozuklukları ile seyreden, psikiyatrik sınıflamada travma ilişkili bozukluklar grubunda yer alan klinik durum

Pu : lat. * plutonium (Pluto (Roma mitolojisinde yer altı tanrısı ve Neptün gezegeninden sonraki gezegen adı) + ium (kimyasal element eki) ) * atom numarası 94 olan, aktinitler serisinde bulunan, radyoaktif ve nükleer enerji açısından önemli olan, nükleer reaktör yakıtlarında, nükleer silahlarda ve uzay araçlarının enerji kaynaklarında kullanılan bir ağır metal element

puan : lat. * punctum, punctus (nokta, delik, işaret; sivri uçla bırakılan iz, batma izi) (lat.), point (fra.) * bir değerlendirme, ölçme veya karşılaştırma sisteminde sayısal değer olarak verilen, başarı, performans veya derecelendirmeyi ifade eden ölçü birimi, skor; nokta

puantaj : lat. * punctacium (punctum, punctus (nokta, delik, işaret; sivri uçla bırakılan iz, batma izi) + acium (isim yapım eki) ) (lat.), pointage (point (nokta) + age (isim yapım eki) ) (fra.) * iş yerlerinde veya kurumlarda çalışanların giriş-çıkış saatlerinin, çalışma sürelerinin veya devam durumlarının “nokta/işaretleme sistemi” ile kaydedilmesi; zaman ve devam kontrolüne dayalı kayıt ve takip yöntemi

puantal : lat., fra. * punctalis (punctum, punctus (nokta, delik, işaret; sivri uçla bırakılan iz, batma izi) + alis (ile ilgili, -a ait) ) (lat.); pointale (fra.) * belirli bir noktaya, zamana veya tekil bir odaklanma durumuna ait olan; yayılı veya sürekli değil, “noktasal/odaksal” özellik gösteren; anatomi ve patolojide sınırlı, odaklanmış ola (lezyon veya etki)

puantalizm : lat., fra. * punctalismus (punctum, punctus (nokta, delik, işaret; sivri uçla bırakılan iz, batma izi) + alis (ile ilgili, -a ait) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) ) (lat.); pointalisme (fra.) * özellikle 19. yüzyıl sonu Fransız resim sanatında ortaya çıkan, renklerin tuvale karışım yoluyla değil, küçük ve düzenli nokta darbeleri halinde uygulanmasıyla optik karışım etkisi oluşturan, bilimsel renk teorisine dayalı resim tekniği

puanter : lat., fra. * punctaris (punctum, punctus (nokta, delik, işaret; sivri uçla bırakılan iz, batma izi) + aris (ile ilgili, -a ait) ) (lat.); pointaire (fra.) * bir şeyi işaretleme, noktalama veya belirli bir noktayı gösterme işini yapan kişi, araç veya sistem; idari ve teknik alanlarda işaretleyici/puanlama yapan işlev

puantiye : lat., fra. * punctatus (noktalanmış, işaretlenmiş) (punctare (noktalamak, işaretlemek) (punctum, punctus (nokta, delik, işaret; sivri uçla bırakılan iz, batma izi) + are (fiil mastar eki) ) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); pointillé (noktalanmış) (fra.) * noktalanmış, işaretlenmiş, noktalı, işaretli; üzerinde düzenli aralıklarla yerleştirilmiş küçük noktacıklardan oluşan (desen, kumaş, yüzey vb.) (tekstil ve dekoratif sanatlarda kullanılan noktasal motif düzeni)

puantör : lat., fra. * punctator (noktalayıcı, işaretleyici) (punctare (noktalamak, işaretlemek) (punctum, punctus (nokta, delik, işaret; sivri uçla bırakılan iz, batma izi) + are (fiil mastar eki) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) (lat.); pointeur (fra.) * iş yerlerinde çalışanların giriş-çıkış saatlerini veya devam durumlarını puantaj sistemine göre kaydeden, zaman kontrolü yapan kişi veya elektronik cihaz

pub : lat., ing. * publicus (halkla ilgili, halka ait, halka açık) (populus (halk, toplum) + icus (ile ilgili, -a ait) ) (lat.); public (halk, toplum) + house (ev) (ing.) * halk evi; Birleşik Krallık ve Anglo-Sakson kültüründe, alkollü içeceklerin servis edildiği, sosyal buluşma ve dinlenme amacıyla kullanılan, halka açık içki ve yeme içme mekanı, birahane (güncel anlam)

puber : lat. * pubaris (pubes (kıl, tüy, bedensel kıllar, ergenlikte beliren tüylenme) + aris (ile ilgili, -a ait) ) * çocukluk döneminden çıkarak cinsel olgunluk belirtilerinin (özellikle ikincil cinsiyet özellikleri ve vücut kıllanması) ortaya çıktığı ergenlik evresine ulaşmış olan, ergenlik çağına ulaşmış, cinsel olgunluğa erişmiş, ergen

puberte : lat. * pubertas (pubaris (pubes (kıl, tüy, bedensel kıllar, ergenlikte beliren tüylenme) + aris (ile ilgili, -a ait) ) + itas (isim yapım ve durum eki) ) * bireyin çocukluk döneminden çıkarak üreme yeteneğinin kazanıldığı, ikincil cinsiyet özelliklerinin geliştiği ve hormonal olarak cinsel olgunluğa ulaşılan biyolojik gelişim evresi, ergenlik

puberte prekoks : lat. * pubertas (pubaris (pubes (kıl, tüy, bedensel kıllar, ergenlikte beliren tüylenme) + aris (ile ilgili, -a ait) ) + itas (isim yapım ve durum eki) ) + prae (ön, önce, evvel) + coquere (pişirmek, olgunlaştırmak), coctus, cox (pişmiş, olgunlaşmış) * kızlarda 8 yaşından, erkeklerde 9 yaşından önce ikincil cinsiyet özelliklerinin ve hormonal ergenlik sürecinin başlamasıyla karakterize, endokrin veya merkezi sinir sistemi kaynaklı olabilen erken ergenlik durumu

pubik : lat. * pubes (kıl, tüy, bedensel kıllar, ergenlikte beliren tüylenme) + icus (ile ilgili, -a ait) * kasık bölgesine ait olan, kasıkla ilişkili veya kasık bölgesinde bulunan yapılar ve kıllanma ile ilgili

pubik simfiz : lat. * pubes (kıl, tüy, bedensel kıllar, ergenlikte beliren tüylenme) + icus (ile ilgili, -a ait) + symphysis (birleşme, kaynaşma) (syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme; doğa, tabiat, varlık) (phyein (doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek, gelişmek, şişmek, kabarmak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) * sağ ve sol pubis kemiklerinin ön orta hatta fibro-kıkırdak bir disk aracılığıyla birbirine bağlandığı, pelvis stabilitesine katkı sağlayan ve doğum sırasında gevşeme gösterebilen eklem benzeri yapı

pubis : lat. * pubes (yetişkinlik, ergenlik; kasık bölgesindeki tüylenme) * kıl, tüy, bedensel kıllar, ergenlikte beliren tüylenme, alt karın bölgesinin alt kısmında, leğen kemiklerinin ön birleşim yerinin (çatı kemiği) üzerinde ergenlikle birlikte ortaya çıkan hormonal kaynaklı tüylenmeyi ve bu tüylerin bulunduğu anatomik bölge; leğen kemiğinin (pelvis) ön ve alt kısmını oluşturan, sağ ve sol olmak üzere iki parçadan meydana gelip ortada kıkırdaksı bir eklemle (sinfizis pubis) birleşen ve üreme organlarının korunmasında önemli rol oynayan çatı kemiği

publicus : lat. * publicus (populus (halk, toplum) + icus (ile ilgili, -a ait) ) * belirli bir kişiye değil, herkese ait veya açık olan, halka ait, kamuya ilişkin, ortak, herkese açık, kamu, halk, genel, umumi, genele şamil

pudental : lat. * pudendalis (pudendum (utanılacak şey; cinsel organlar, dış genital bölge) (pudere (utanmak) + endum (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) ) * dış genital bölgeye ve özellikle pudendal sinir, damar ve yapıları ile ilgili; perineal bölgeyi innerve eden sinir ve damar sistemleriyle ilişkili

puding : lat., fra., ing. * botellus (küçük bağırsak, sosis) (lat.); boudin (bağırsak içine doldurulmuş karışım; sosis benzeri yiyecek) (fra.); puding (ing.) * süt, şeker, nişasta ve yumurta gibi malzemelerin pişirilmesi veya jel kıvamına getirilmesiyle hazırlanan, tatlı veya bazı kültürlerde tuzlu çeşitleri de bulunan yumuşak kıvamlı yiyecek türü

pudra : lat., fra. * pulvis (toz, ince parçacık, pudra) (lat.); poudre (pudra, toz) (fra.) * cilt üzerine ince tabaka halinde sürülen, genellikle talk veya mineral bazlı olan, ciltteki parlaklığı azaltmak, nemi dengelemek veya estetik görünüm sağlamak amacıyla kullanılan kozmetik toz formu

pudriyer : lat., fra. * pulvis (toz, ince parçacık, pudra) (lat.); poudrière (poudre (pudra, toz) + ière (araç eki) ) (fra.) * pudra ve benzeri kozmetik ürünlerin saklandığı, genellikle kapaklı ve küçük boyutlu kişisel makyaj kutusu, pudralık

pueraria : lat. * puer (çocuk, genç) + arius (ile ilgili, -a ait) * baklagiller (Fabaceae) familyasında yer alan, Asya kökenli, sarılıcı, tırmanıcı ve hızlı büyüyen bitki cinsi

puerperal : lat. * puer (çocuk, genç) + parere (ortaya çıkarmak, doğurmak, üretmek, yaratmak, oluşturmak, meydana getirmek, ürermek, öne getirmek, başarmak; görünmek, belirmek, ortaya çıkmak) + alis (ile ilgili, -a ait) * doğum sonrası döneme ait olan, lohusalık sürecinde anne vücudunda meydana gelen fizyolojik değişiklikler veya bu döneme özgü enfeksiyon ve komplikasyonlar ile ilgili

puerperal psikozu : lat., gre. * puer (çocuk, genç) + parere (ortaya çıkarmak, doğurmak, üretmek, yaratmak, oluşturmak, meydana getirmek, ürermek, öne getirmek, başarmak; görünmek, belirmek, ortaya çıkmak) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) + psykhe (ruh, zihin) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * doğumdan sonraki günler veya haftalar içinde ortaya çıkan; gerçeklik algısının bozulması, hezeyanlar, halüsinasyonlar, ajitasyon ve duygudurum değişiklikleri ile seyreden, acil psikiyatrik müdahale gerektirebilen ağır doğum sonrası psikiyatrik durum

puerperal sepsis : lat., gre. * puerperalis (doğum sonrası döneme ait olan, lohusalık sürecinde anne vücudunda meydana gelen fizyolojik değişiklikler veya bu döneme özgü enfeksiyon ve komplikasyonlar ile ilgili) (puer (çocuk, genç) + parere (ortaya çıkarmak, doğurmak, üretmek, yaratmak, oluşturmak, meydana getirmek, ürermek, öne getirmek, başarmak; görünmek, belirmek, ortaya çıkmak) + alis (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) + sepsis (kanda veya dokularda irin türü patolojik organizmaların veya toksinlerin mevcudiyeti, kan zehirlenmesi, çürüme) (sepein (çürütmek) + sis (isim yapım eki) ) (gre.) * doğum, düşük veya kürtaj sonrası genital traktustan başlayarak uterusa ve sistemik dolaşıma yayılabilen bakteriyel enfeksiyon sonucunda gelişen, ateş, kötü kokulu loşi, uterus hassasiyeti ve sistemik inflamatuvar yanıtla seyreden ciddi doğum sonrası enfeksiyon tablosu

puf : tür. * puf (üzerine bastırılınca hava verme sesinden ses yansımalı kelime) * genellikle içi sünger veya elyaf gibi yumuşak malzemelerle doldurulmuş, sırtlığı ve kolları olmayan, alçak, taşınabilir ve çok yönlü oturma elemanı

puff : ing. * puff (hafif üfleme, ani sönme veya küçük patlama sesinden ses yansımalı (onomatopeik) kelime) * ani bir üfleme ile havanın dışarı çıkmasını, bir şeyin hızla sönmesini veya dağılmasını ifade eden ünlem; İngilizcede sigara dumanı, kozmetik ürün uygulaması (puf/sünger); hafif ve kabarık yapı

puffinidae : lat. * puffinus (deniz kuşu, yelkovan kuşu) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * kuzey yarımkürenin deniz ve kıyı kesimlerinde yaşayan, kısa kuyruklu, iri ve yanlardan basık gagalı deniz kuşlarını kapsayan alk familyası

puhu : tür. * puhu (kuşun öterken çıkardığı sesten ses yansımalı (onomatopeik) kelime) * Strigidae familyasında yer alan, büyük boyutlu, gece aktif, güçlü avcı özellikleriyle bilinen ve derin “uhu” benzeri ötüşü nedeniyle adlandırılan büyük baykuş türü

pul : far. * pul (en küçük bakır para birimi) * küçük, ince, yuvarlak nesne; madeni para, küçük levhacık, balık pulu, ince katman; posta gönderilerinin (mektup, paket vb.) taşınma ücretinin ödendiğini göstermek amacıyla üzerine yapıştırılan, belirli bir parasal değeri temsil eden ve genellikle devlet tarafından basılan küçük, basılı etiket veya damga türü

pulat : far. * pulad (çelik; sertleştirilmiş demir kökü) * güçlü, sert, kuvvetli, dayanıklı (mecazi); erkek ismi

pulluk : tür. * pul (toprağı yarmak, sürme, altüst etmek) + luk (araç eki) * toprağı sürmek ve işlemek amacıyla kullanılan, birden fazla metal parça (pul/disk) taşıyan ve bu parçalarla toprağı kesip çeviren, geleneksel sabanın gelişmiş biçimi olan tarım aletin (pull (çekmek), plough (pulluk) (ing., Pflug (pulluk) (alm.) )

pulman : ing. * pullman (ABD’li sanayici George Pullman’ın soyadından) * trenlerde yataklı bölümü bulunmayan, ancak oldukça rahat, geniş ve geriye doğru yatabilen, otobüs koltuklarına benzer bir düzeni (genellikle 2+1) olan koltukların yer aldığı standart yolcu vagonu türü

pulmo : lat. * pulmo, pulmonis (akciğer) * insan ve omurgalı hayvanlarda gaz alışverişini sağlayan, oksijen alımı ve karbondioksit atılımından sorumlu olan solunum organ, akciğer

pulmonal : lat. * pulmo, pulmonis (akciğer) + alis (ile ilgili, -a ait) * akciğerlere ait olan, akciğerlerle ilişkili veya akciğer kaynaklı (yapılar, damarlar, hastalıklar, fonksiyonlar vb.)

pulmonari : lat. * pulmo, pulmonis (akciğer) + aris (ile ilgili, -a ait) * akciğerlere ait olan, akciğerlerle ilişkili veya akciğer kaynaklı (yapılar, damarlar, hastalıklar, fonksiyonlar vb.)

pulmonaria : lat. * pulmo, pulmonis (akciğer) + arius (ile ilgili, -a ait) * Hodangiller (Boraginaceae) familyasına ait, özellikle yapraklarında akciğer dokusunu andıran benekli görünüme istinaden adlandırılan, bazı türleri halk arasında “akciğer otu” olarak bilinen çiçekli bitki cinsi

pulmoner : lat. * pulmo, pulmonis (akciğer) + aris (ile ilgili, -a ait) * akciğerlere ait olan, akciğerlerle ilişkili veya akciğer kaynaklı (yapılar, damarlar, hastalıklar, fonksiyonlar vb.)

pulmoner arter : lat. * pulmo, pulmonis (akciğer) + aris (ile ilgili, -a ait) + arteria (atardamar, soluk borusu) (aer (hava) + teria (araç yapım eki) ) (gre.) * kalbin sağ ventrikülünden çıkarak oksijensiz kanı akciğerlere taşıyan, burada gaz değişimi için pulmoner dolaşımı sağlayan ana atardamar

pulmoner emboli : lat. * pulmo, pulmonis (akciğer) + aris (ile ilgili, -a ait) + embolia (emballein (tıkamak, durdurmak, engellemek) (em (iç, içe, içine) + ballein (atmak, fırlatmak, savurmak; sıkıştırmak, sokmak, koymak, yerleştirmek) ), embolos (mandal, tıpa, tıkaç, tıkayan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) (gre.) * enellikle derin ven trombozundan kopan pıhtı, yağ, hava veya başka bir embolik materyalin akciğer arterlerini tıkaması sonucu gelişen ani nefes darlığı, göğüs ağrısı ve dolaşım-solunum bozukluğu ile seyreden ciddi ve potansiyel olarak hayatı tehdit eden damar tıkanıklığı durumu

pulmones : lat. * pulmo, pulmonis (akciğer) * omurgalı canlılarda solunum gaz değişimini sağlayan, oksijen alımı ve karbondioksit atılımından sorumlu olan, göğüs boşluğunda yer alan çift solunum organları, akciğer

pulpa : lat. * pulpa (yumuşak et, posamsı doku; ezilmiş meyve özü) * dişin içinde yer alan, damarlar ve sinirler bakımından zengin yumuşak bağ dokusu; meyvelerin yumuşak, sulu ve yenilebilir iç kısmı

puls : lat. * pulsare (vurmak, çarpmak, itmek), pulsus (vurma, çarpma, itme, vuruş, atma, atım, itiş) * nabız, atım; kalbin ritmik olarak damarlara ilettiği kan dalgası; kalbin kasılmalarıyla (sistol, diastol) oluşan ve atardamarlarda hissedilen ritmik kan basıncı dalgası, kalp atışı, nabız

pulsar : lat. * pulsare (vurmak, çarpmak, itmek), pulsus (vurma, çarpma, itme, vuruş, atma, atım, itiş) + aris (ile ilgili, -a ait) * mıknatısal kutuplarından elektromanyetik ışınım yayan, yoğun olarak mıknatıslanmış, dönen bir nötron yıldızı; hızlı dönen nötron yıldızlarının güçlü manyetik alanları nedeniyle düzenli aralıklarla elektromanyetik radyasyon (özellikle radyo dalgaları) yayması sonucu gözlenen ve Dünya’dan “düzenli atım yapan sinyal kaynağı” gibi algılanan gök cismi

pulsasyon : lat. * pulsare (vurmak, çarpmak, itmek) + tio (isim yapım eki) * kalbin kasılmalarıyla veya damar duvarlarının elastik tepkisiyle oluşan, belirli aralıklarla periyodik olarak tekrarlayan ritmik genişleme ve daralma hareketleri, nabız, damar atımı veya mekanik titreşim

pulsatif : lat. * pulsare (vurmak, çarpmak, itmek) + tio (isim yapım eki) + ivus (ile ilgili, -a ait) * ritmik, aralıklı veya atımlı şekilde ortaya çıkan, sürekli değil, düzenli veya düzensiz aralıklarla “vurur tarzda” meydana gelen (hareket), ağrı, akım veya salınım ile ilgili

pulsatil : lat. * pulsare (vurmak, çarpmak, itmek) + ilis, tilis (ile ilgili, -a ait, gibi, özgü, özelliğinde olan) * nabız gibi atım tarzında, ritmik ve kesikli şekilde gerçekleşen; özellikle damar akımı, ağrı tipi veya biyolojik/ mekanik hareketlerin “nabız gibi vurucu karakterde” olduğunu ifade eden tıbbi sıfat

pulsatilite : lat. * pulsare (vurmak, çarpmak, itmek) + ilis, tilis (ile ilgili, -a ait, gibi, özgü, özelliğinde olan) + itas (isim yapım ve durum eki) * nabız gibi atım tarzında, ritmik ve kesikli şekilde gerçekleşme durumu; nabız gibi vurucu karakterde olma durumu

pulse : lat. * pulsare (vurmak, çarpmak, itmek), pulsus (vurma, çarpma, itme, vuruş, atma, atım, itiş) * nabız, atım; kalbin ritmik olarak damarlara ilettiği kan dalgası; kalbin kasılmalarıyla (sistol, diastol) oluşan ve atardamarlarda hissedilen ritmik kan basıncı dalgası, kalp atışı, nabız

pulse oksimetre : lat., gre. * pulsare (vurmak, çarpmak, itmek), pulsus (vurma, çarpma, itme, vuruş, atma, atım, itiş) (lat.) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + metron, metros (ölçü) (gre.) * “ölçüm”) köklerinden türeyen

pulsiyon : lat. * pulsare (vurmak, çarpmak, itmek) + tio (isim yapım eki) * damarlar içinde veya biyolojik dokularda ritmik basınç değişimleriyle oluşan atım hissi; klinikte nabız dalgasının hissedilmesi veya iletilmesi şeklinde gözlenen periyodik vuru hareketi

pulsoksimetre : lat., gre. * pulsare (vurmak, çarpmak, itmek), pulsus (vurma, çarpma, itme, vuruş, atma, atım, itiş) (lat.) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + metron, metros (ölçü) (gre.) * “ölçüm”) köklerinden türeyen

pulsus : lat. * pulsare (vurmak, çarpmak, itmek), pulsus (vurma, çarpma, itme, vuruş, atma, atım, itiş) * nabız, atım; kalbin ritmik olarak damarlara ilettiği kan dalgası; kalbin kasılmalarıyla (sistol, diastol) oluşan ve atardamarlarda hissedilen ritmik kan basıncı dalgası, kalp atışı, nabız

pulsus alternans : lat. * pulsare (vurmak, çarpmak, itmek), pulsus (vurma, çarpma, itme, vuruş, atma, atım, itiş) + alternentia (değişim) (alterare (takas etmek, arada değiştirmek) (alter (diğeri, öteki) + are (fiil mastar eki) ) + entia (isim yapım eki) * kalp atımlarının düzenli ritme rağmen bir güçlü bir zayıf nabız şeklinde dönüşümlü olarak hissedildiği, genellikle ciddi sol ventrikül yetmezliği ile ilişkili olan patolojik nabız paterni

pulsus paradoksus : lat., gre. * pulsare (vurmak, çarpmak, itmek), pulsus (vurma, çarpma, itme, vuruş, atma, atım, itiş) (lat.) + para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + doxa (görüş, düşünce, doktrin, öğreti) (gre.) + us (isim yapım eki) (lat.) * nspirasyon sırasında sistolik kan basıncında normalden fazla düşme ile birlikte nabız amplitüdünde belirgin azalmanın gözlendiği; genellikle kardiyak tamponad, ağır astım veya KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) alevlenmesi gibi durumlarda ortaya çıkan patolojik nabız fenomeni

puluç : tür. * puluç (kuluçka; yumurtanın sıcak tutulmasıyla embriyonun geliştiği dönem) * özellikle tavuk ve benzeri kuşlarda yumurtaların üzerinde kalarak onları ısıtan, embriyonik gelişimi sağlayan üreme davranışı dönemi, kuluçka dönemi

pulverizasyon : lat. * pulverizare (püskürtmek) (pulvis (toz, ince parçacık, pudra) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) * bir maddenin çok ince parçacıklara, damlalara ayrılarak toz veya sprey haline getirilmesi, dağıtılması işlemi

pulverizatör : lat. * pulverizare (püskürtmek) (pulvis (toz, ince parçacık, pudra) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tor (-cı, yapan, ede eki) (lat.); pulvérisateur (fra.) * sıvı haldeki ilaç, gübre veya kimyasal maddeleri, basınçlı hava/gaz kullanarak çok küçük ve ince parçacıklar, damlacıklar (aerosol) haline getirerek bitki, yüzey veya alanlara homojen şekilde püskürten mekanik cihaz

pulverizatör : lat. * pulverizare (püskürtmek) (pulvis (toz, ince parçacık, pudra) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tor (-cı, yapan, ede eki) (lat.); pulvérisateur (fra.) * sıvı haldeki ilaç, gübre veya kimyasal maddeleri, basınçlı hava/gaz kullanarak çok küçük ve ince parçacıklar, damlacıklar (aerosol) haline getirerek bitki, yüzey veya alanlara homojen şekilde püskürten mekanik cihaz

pulverize : lat. * pulverizatus (pulverizare (püskürtmek) (pulvis (toz, ince parçacık, pudra) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * çok ince parçacıklara, damlalara ayrılarak toz veya sprey haline getirilmiş, dağıtılmış

pulverulent : lat. * pulvis (toz, ince parçacık, pudra) + aris (ile ilgili, -a ait) + ulentus (bolluk, çokluk, doluluk eki) * yüzeyi ince toz veya unumsu parçacıklarla kaplı olan, tozlu görünümlü yapıyı ifade eden sıfat, tozlu, unlu, pudramsı

puma : que. * puma (dağ aslanı, büyük kedi) * Amerika kıtasında yaşayan, Felidae familyasına ait, genellikle dağlık ve ormanlık alanlarda bulunan, çevik ve yırtıcı bir büyük kedi türü, puma concolor

pumba : swa. * pumbao (şaşkınlık, sersemlik), pumbaa (sersemletmek, aklını karıştırmak, aptallaştırmak) * aptal, bön, saf, ağırkanlı, dikkatsiz, sakar

pun : lat., ing. * pungere (delmek, batırmak) (lat.); pun (kelime oyunu; çok anlamlılık veya benzer sesli kelimeler üzerinden yapılan esprili söz sanatı) * aynı ses yapısına sahip veya benzer kelimelerin farklı anlamlarını kullanarak mizahi, ironik veya zekaya dayalı anlam kaydırması oluşturan söz sanatı (wordplay) türü

punch : san., far., ing. * panca (beş) (san.) (ilk yapılan bu Hint içeceğinin beş bileşenden (alkol, şeker, limon suyu, su ve çay veya baharat) oluşmasından); penç (far.); punch (yumruk) (ing.) * yumrukla vurmak; yumruk; meyve suyu, alkol ve çeşitli aromaların karıştırılmasıyla hazırlanan kırmızı renkli içecek; çay, şeker, tarçın, limon ve romun veya kanyak gibi damıtılmış bir alkollü içkinin karıştırılmasıyla yapılan ve içkinin alkolü buharlaştırılıp yakıldıktan sonra içilen bir içki

punç : san., far., ing. * panca (beş) (san.) (ilk yapılan bu Hint içeceğinin beş bileşenden (alkol, şeker, limon suyu, su ve çay veya baharat) oluşmasından); penç (far.); punch (yumruk) (ing.) * yumrukla vurmak; yumruk; meyve suyu, alkol ve çeşitli aromaların karıştırılmasıyla hazırlanan kırmızı renkli içecek; çay, şeker, tarçın, limon ve romun veya kanyak gibi damıtılmış bir alkollü içkinin karıştırılmasıyla yapılan ve içkinin alkolü buharlaştırılıp yakıldıktan sonra içilen bir içki

pund : lat. * punctum, punctus (nokta, delik, işaret; sivri uçla bırakılan iz, batma izi) * uygunluk, fırsat, elverişli zaman (“punduna getirmek” (doğru ve uygun noktasını, zamanını yakalamak) )

pungent : lat. * pungens (batıcı, keskin, acı veren) (pungere (batmak, delmek, sokmak) + ens, ent (sıfat yapım eki) * keskin, batıcı veya tahriş edici bir kokuya, tada veya özelliğe sahip olanı ifade eden sıfat, keskin, yakıcı, acı, batıcı

punica : lat. * punicus (Kartacalı, Pun uygarlığına mensup) (pun (Pun uygarlığı) + icus (ile ilgili, -a ait) ) * Lythraceae familyasına ait, nar (Punica granatum) gibi türleri içeren bitki cinsi

punicaceae : lat. * punicus (Kartacalı, Pun uygarlığına mensup; nar ağacı cinsi) (pun (Pun uygarlığı) + icus (ile ilgili, -a ait) ) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * nar ağacını ve yakın akrabalarını kapsayan bitki familyası, Nargiller

punk : ing. * punk (çürümüş odun, çöp, değersiz) * 1970’lerden itibaren özellikle İngiltere ve ABD’de ortaya çıkan, ana akım toplumsal normlara, otoriteye ve ticari kültüre karşı tavır geliştiren; müzik, moda ve yaşam tarzında isyankâr, minimalist ve “kendin yap (DIY (Do It Yourself) )” estetiğini benimseyen alt kültür

punktat : lat. * punctatus (pungere (delmek, batırmak), punctum, punctus (nokta, delik, işaret; sivri uçla bırakılan iz, batma izi) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * yüzeyinde küçük noktasal izler, delikler veya beneklenmeler bulunan; nokta şeklinde işaretlenmiş/benekli görünüm gösteren (yapı ve lezyon) (histoloji, dermatoloji ve botanikte)

punktiform : lat. * punctatus (pungere (delmek, batırmak), punctum, punctus (nokta, delik, işaret; sivri uçla bırakılan iz, batma izi) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * nokta şeklinde görülen, çok küçük ve yuvarlak odaklar halinde oluşan, noktasal formda olan

punktuasyon : lat. * punctatus (pungere (delmek, batırmak), punctum, punctus (nokta, delik, işaret; sivri uçla bırakılan iz, batma izi) + tio (isim yapım izi) * yazılı dilde anlamı düzenlemek, cümleleri bölmek ve okuma akışını netleştirmek amacıyla nokta, virgül, iki nokta, ünlem gibi işaretlerin kullanımı, noktalama

punktum : lat. * pungere (delmek, batırmak), punctum, punctus (nokta, delik, işaret; sivri uçla bırakılan iz, batma izi) * bir yüzey üzerinde iğne batmasıyla oluşan küçük nokta veya işaret; belirli nokta, odak noktası, kesin işaret

punktum proksimum : lat. * pungere (delmek, batırmak), punctum, punctus (nokta, delik, işaret; sivri uçla bırakılan iz, batma izi) + proximus, proximum (yakın, vekil/temsil ilişkisi) (prope (yakın) + ximus, ximum (en üstün, çok yakın) ) * gözün akomodasyon (odaklanma) yeteneğiyle net görebildiği en yakın nokta (optometride ve oftalmolojide yakın görme sınırını tanımlayan klinik-optik terim)

punkture : lat. * pungere (delmek, batırmak), punctum, punctus (nokta, delik, işaret; sivri uçla bırakılan iz, batma izi), punctio (batırmak, noktaya baskı uygulamak), punctura (delme, batırma) * iğne veya sivri bir aletle girilmiş, delinmiş (tıpta, sıvı alma, boşaltma veya tanı amaçlı gerçekleştirilen iğne girişimi)

punktür : lat. * pungere (delmek, batırmak), punctum, punctus (nokta, delik, işaret; sivri uçla bırakılan iz, batma izi), punctio (batırmak, noktaya baskı uygulamak), punctura (delme, batırma) * tıbbi uygulamada iğne ile vücuda giriş yapma, delme veya iğneleme işlemi; özellikle sıvı alma, enjeksiyon, drenaj veya tanısal amaçlı iğne girişimi, delme, delerek girme, delik açma

punt : lat. * punctum, punctus (nokta, delik, işaret; sivri uçla bırakılan iz, batma izi) * uygunluk, fırsat, elverişli zaman (“punduna getirmek” (doğru ve uygun noktasını, zamanını yakalamak) )

puntel : lat. * pons, pontis (köprü) + ellus, ella (küçültme eki) * gemi güvertesinin kuvvetlendirilmesi için alttan dikine konan destek veya güverte üzerindeki vardevelaları tutmak için güverteye dik olarak konulan demir çubuklar

punto : lat., ita. * pungere (delmek, batırmak), punctum, punctus (nokta, delik, işaret; sivri uçla bırakılan iz, batma izi) (lat.); punto (nokta) (lat.) * nokta, işaret, küçük birim; dikiş/dokuma tekniğinde ilmek; müzikte nota değeri veya vurgu noktası; puan, derece, nokta; basımda yazı karakterlerinin boyutlarını ifade eden isim

pupa : lat. * pupa (bebek, küçük kız, oyuncak bebek; koza içindeki gelişim evresi) * böceklerin larva ile ergin form arasında geçirdiği, genellikle hareketsiz ve dönüşümün gerçekleştiği gelişim evresi

pupil : lat. * pupilla (küçük kız, küçük bebek; gözbebeği) (pupa (bebek, küçük kız, oyuncak bebek; koza içindeki gelişim evresi) + illa (küçültme eki) ) * gözün ortasında yer alan ve ışığın içeri girmesini sağlayan açıklık, gözbebeği; eğitim gören öğrenci, stajyer (mecazi)

pupilla : lat. * pupilla (küçük kız, küçük bebek; gözbebeği) (pupa (bebek, küçük kız, oyuncak bebek; koza içindeki gelişim evresi) + illa (küçültme eki) ) * gözün ortasında yer alan ve ışığın içeri girmesini sağlayan açıklık, gözbebeği; eğitim gören öğrenci, stajyer (mecazi)

pupillari : lat. * pupilla (küçük kız, küçük bebek; gözbebeği) (pupa (bebek, küçük kız, oyuncak bebek; koza içindeki gelişim evresi) + illa (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) * gözbebeği ile ilgili

purbuar : fra. * pour (için) + boire (içmek) * hizmet eden kişilere içki içmeleri için verilen küçük para, bahşiş

purgatif : lat. * purgare (temiz kılmak, temizlemek, arındırmak, arıtmak, saflaştırmak), purgatus (temizlenmiş, arınmış, saflaşmış) + ivus (ile ilgili, -a ait( * bağırsakları boşaltarak temizleyen, dışkılamayı artıran etkiye sahip olan (ilaç veya madde), mushil

purjör : lat., fra. * purgare (temiz kılmak, temizlemek, arındırmak, arıtmak, saflaştırmak) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat.); purger (temizlemek, arındırmak, tasfiye etmek) + eur (-cı, yaoan, eden eki) (fra.) * ısıtma sistemlerinde (kombi, radyatör/petek, tesisat) oluşan havayı tahliye ederek su sirkülasyonunun sağlıklı olmasını ve ısınma veriminin artmasını sağlayan, manuel veya otomatik çalışan bir hava atıcı valf

purkinje nöronları : çek. * purkinje (Çek fizyolog Jan Evangelista Purkinje) (çek) + neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.) + lar (çoğul eki) + ı (iyelik eki) (tür.) * beyinciğin (cerebellum) orta tabakasında yer alan, çok sayıda dallanmış dendrit yapısıyla karakterize, merkezi sinir sistemindeki en büyük ve motor koordinasyon ile öğrenmede kritik rol oynayan inhibitör (gama-aminobütirik asit - GABA üreten) nöronlar (sinir hücreleri)

puro : lat., isp. * purus (temiz, saf, arı) (lat.); puro (saf, temiz; sarılmış tütün yaprağı) (isp.) * tütün yapraklarının kesilmeden sarılmasıyla yapılan, filtre veya kağıt kullanılmadan içilen tütün ürünü

purpura : gre., lat. * porphura (mor, renk, deri altı kanaması) (gre.); purpura (lat.) * immün sistem hücrelerinin, vücudun kendi hücrelerini düşman olarak görerek saldırması sonucunda trombositlerin azalması ve küçük kan damarlarından kaynaklanan kanamalar sonucu cilt veya mukoza zarlarında oluşan renk değişikliği ile karakterize bir bağışıklık sistemi hastalığı

purpurik : gre., lat. * porphura (mor, renk, deri altı kanaması) + ikos (ile lgili, -a ait) (gre.); purpuricus (lat.) * purpura ile ilgili olan, mor-kırmızı deri altı kanamaları ile ilgili

pursaklar : tür. * pursak (bir topluluk ismi) + lar (çoğul eki) * Ankara'nın bir ilçesi

purson : lat. * personare (ses çıkarmak, içinden ses gelmek, yankılanmak), persona (dışsal kişiliği, yapay maske, kurgusal karakter) * Hz. Süleyman’ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis’te maji ile ilgili olan ve 72 cini tanımlayan Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, geçmişi, şimdiyi ve geleceği bilme, gizli hazineleri ve kayıp bilgileri ortaya çıkarma yeteneğine sahip olan, insan yüzlü, aslan başlı, ayı üzerinde seyreden ve elinde yılan ile borazan taşıyan şekilde tasvir edilen 20. cin

pursuit : lat., fra. * pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) + sequi (takip etmek, izlemek) + itas (isim yapım eki) (lat.); poursıite (fra.) * yakalamak amacıyla takip etme, izleme

purulan : lat. * pus (irin, iltihaplı sıvı akıntısı; enfeksiyon sonucu oluşan sarı-yeşil sıvı) + ulus, ula (küçültme eki) + ens, ent, entus (ile ilgili, -a ait) * iltihap sonucu irin içeren, irinli akıntı veya dokuya sahip olan, irinli, iltihaplı

purulans : lat. * pus (irin, iltihaplı sıvı akıntısı; enfeksiyon sonucu oluşan sarı-yeşil sıvı) + ulus, ula (küçültme eki) + entia (isim yapım ve durum eki) * canlı dokularda enfeksiyon sonucu irin (pus) oluşması ve bu irinli akıntının varlığıyla karakterize edilen iltihaplı durum

pus : lat. * pus (irin, iltihaplı sıvı akıntısı; enfeksiyon sonucu oluşan sarı-yeşil sıvı) * vücudun enfeksiyonlara verdiği yanıt sonucu ölü beyaz kan hücreleri, bakteri ve doku artıkları içeren, genellikle sarı-yeşil renkli iltihap sıvısı

pusarık : tür. * pus (sis, buğu; görüşü azaltan ince su damlacıkları) + ar (geniş zaman eki) + ık (isim yapım ve durum eki) * havada hafif sis, buğu veya dumanın oluşturduğu, görüşü kısmen engelleyen puslu ve bulanık atmosfer durumu, sisli, puslu hava, duman veya serap (ılgım)

pusarmak : tür. * pus (sis, buğu; görüşü azaltan ince su damlacıkları) + ar (geniş zaman eki) + mak (fiil mastar eki) * (havan, cam veya bir yüzey) nem, soğuk veya buhar nedeniyle buğulanıp bulanıklaşmak, sisli veya puslu hale gelmek

pusat : tür. * pusat (silah, savaş aleti, savaş teçhizatı) * kılıç, mızrak, zırh gibi savaşta kullanılan her türlü silah ve teçhizat, silah, zırh, savaş aracı veya genel araç-gereç

puset : lat., fra. * pulsare (vurmak, çarpmak, itmek) + etta (araç ve küçültme eki) (lat.); pousser (itmek, iterek hareket ettirmek, iterek ilerletmek, ittirmek) + ette (araç ve küçültme eki) (fra.) * bebekleri taşımak için kullanılan, tekerlekli ve itilerek hareket ettirilen hafif çocuk arabası

puslu : tür. * pus (sis, buğu; görüşü azaltan ince su damlacıkları) + lu (sıfat yapım eki) * atmosferde hafif sis bulunan, görüşün net olmadığı, puslanmış veya pusarık, sisli, buğulu, dumanlı

pusmak : tür. * pus (sis, buğu; görüşü azaltan ince su damlacıkları) + mak (fiil mastar eki) * sinmek, saklanmak, korkup bir köşeye çekilmek veya pusuya yatmak

pusu : tür. * pus (sis, buğu; görüşü azaltan ince su damlacıkları) + u (isim yapım eki) * birine veya bir gruba ansızın saldırmak amacıyla bir yerde önceden gizlenerek bekleme, gizlenme ve gizlenilen yer

pusula : lat. * buxula (küçük kutu, kutucuk) (buxus (şimşir ağacı), buxis (kutu) + ula (dişil küçültme eki) ) * Dünya'nın manyetik alanından yararlanarak yön bulmayı sağlayan, üzerinde kuzey ve güneyi gösteren mıknatıslı bir iğne veya kadran bulunan, manyetik iğne yardımıyla yönleri gösteren ve özellikle denizcilik ile yolculukta yön bulmak için kullanılan araç

pusval : far. * puşidan (örtmek, kapatmak; gizlemek, saklamak), puş (örten, giyen) + bal (üst, yukarı, yüksek) * yemenicilerin (deri ayakkabı ustalarının) ayakkabı yapımında kalıp veya numara ölçüsü olarak kullandıkları ölçü birimi

puş : far. * puşidan (örtmek, kapatmak; gizlemek, saklamak ) * giyen, örten, gizleyen, saklayan, giyinmiş; örtü, elbise, zırh

puşe : far. * puşidan (örtmek, kapatmak; gizlemek, saklamak ) * örtü, giysi, kaplama, sargı

puşende : far. * puşidan (örtmek, kapatmak; gizlemek, saklamak ) + ende (-cı, yapan, eden eki) * örten, örtücü

puşide : far. * puşidan (örtmek, kapatmak; gizlemek, saklamak ) * örtü; örtülü, gizli, saklı

puşt : far. * puşt (sırt; arka taraf, geride kalan bölüm) * arkadan iş çeviren, güvenilmez kişi (argo)

puşt-u penah : far. * puşt (sırt; arka taraf, geride kalan bölüm) + u (bağlaç) + penah (sığınma, iltica; sığınılacak yer, sığınak, melce) * dayanak ve korunma sağlayan merci, sığınılacak yer ve koruyucu güç, arkada olan ve sığınılacak olan

put : soğ.,far. * buvt (Buddha, Buda heykeli) (soğ.); but (tapınılacak nesne, sanem) (far.) * tapınılan heykel, sahte tanrı

puta : lat., isp. * putare (temizlemek, budamak; mecazen arıtmak, ayıklamak) + a (dişil eki) (lat.); puta (fahişe, orospu, şıllık, ahlaksız) (isp.) * Roma mitolojisinde ağaçların budanmasına ve tarımsal faaliyetlere başkanlık eden, efsanevi tarım tanrıçası

putaminokapsüler : lat. * putamen (kabuk, çekirdek) + capsula (capsa (kutu, sandık, muhafaza, kılıf, kabuk, kap, konteyner) + ulus, ula (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) * beyinde bazal gangliyonlar içinde yer alan putamen ile kapsül (özellikle internal kapsül) arasında yer alan, genellikle derin beyin kanamalarının veya iskemik inmelerin meydana geldiği anatomik bölge ile ilgili

putperest : soğ.,far. * buvt (Buddha, Buda heykeli) (soğ.); but (tapınılacak nesne, sanem) + parastidan (tapmak, hizmet etmek, bir kişinin veya şeyin önünde veya başında durmak, hazır durmak, amade olmak), perest (düşkün, tutkun, hayran, tapan, hizmet eden) (far.) * putlara veya heykellere tanrı gibi tapınan kişi, puta tapan, idolatr

putrajaya : san. * putra (prens, erkek çocuk) + jaya (zafer, galibiyet) * prenslerin zaferi, prenslerin şehri/zaferi; Malezya’nın başkenti

putrefaksiyon : lat. * putrescere (çürümeye başlamak, bozulmak) (puter (çürük, bozulmuş, yumuşamış) + escere (başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek, belirmek, dönüşmek, bir sürece girmek) ) + factio (yapım, edim, oluşturma) (facere (yapmak, etmek, eylemek, oluşturmak, meydana getirmek, işlemek) + tio (isim yapım eki) ) * organik maddelerin özellikle bakteriyel faaliyet sonucunda oksijensiz ortamda çürümesi, kötü kokulu gazlar ve bozunma ürünleri oluşması süreci, çürüme

putrel : lat., fra. * pultra (kiriş) + ellum, ella (küçültme eki) (lat.); poutrelle (fra.) * yapılarda, köprülerde veya demir yollarında yük taşımak amacıyla kullanılan, genellikle "I" veya "H" kesitli çelik kirişler

puxa vida : isp., por. * puxa, pucha, puta (fahişe, orospu, ahlaksız) (lat.); puxar (çekmek, sürüklemek; haydi!) + vida (hayat, yaşam) (por.) * şaşkınlık, hayal kırıklığı, hayret veya hafif sitem ifade eden ünlem; aman Allah'ım!, hay Allah!, vah vah!, yazık oldu!, aman be!

puya : lat. * Puya (Şili yerel adı) * Bromeliaceae familyasına ait, Güney Amerika’nın And Dağları’na özgü, etli ve dikenli yaprakları olan, bazı türleri dev çiçek salkımları oluşturan süs bitkisi cinsi

püberilöz : lat. * pubaris (pubes (kıl, tüy, bedensel kıllar, ergenlikte beliren tüylenme) + ulus (küçültme eki) + aris (ile ilgili, -a ait) ) + osus (ile ilgili, -a ait) * yüzeyinde çok kısa, ince ve seyrek tüyler bulunan, hafif tüylü olanı ifade eden botanik ve zoolojik sıfat, hafif tüylü, ince tüylü

püberte : lat. * pubertas (ergenlik, cinsel olgunluk) (pubes (vücut kılları, ergenlik belirtisi; yetişkinlik çağına geçişi gösteren kıl/deri yapısı) + aris (ile ilgili, -a ait) + itas (isim yapım ve durum eki) ) * çocukluktan erişkinliğe geçiş sürecinde cinsel olgunlaşmanın başladığı, hormonel ve fiziksel değişimlerin görüldüğü gelişim dönemi, ergenlik

pübesan : lat. * pubes (vücut kılları, ergenlik belirtisi; yetişkinlik çağına geçişi gösteren kıl/deri yapısı) + escens, escent (başlayan, olan, oluşan, filizlenen, beliren, dönüşen) (escere (başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek, belirmek, dönüşmek, bir sürece girmek) + ens, ent (-cı, yapan, eden eki) ) * ergenlik dönemine girme, tüylenme veya ince kısa tüylerle kaplı olma durumunu ifade eden sıfat, tüylü, ince kıllı, ergenleşen

püf : tür. * püf (üfleme, hafif nefes verme, esme sesinden ses yansımalı (onomatopeik) kelime) * kolaylık, pratik çözüm veya küçük ipucu (“püf noktası”); yorgunluk, bezginlik nidası

püfür : tür. * püf (üfleme, hafif nefes verme, esme sesinden ses yansımalı (onomatopeik) kelime) + ür (zarf yapım eki) * rüzgarın veya ağızdan çıkan havanın hafif, sürekli ve yumuşak şekilde esmesini ifade eden yansıma kökenli kelime

püklü : tür. * ekli (ilaveli) + püklü (yamalı) * eşyaların veya kıyafetlerin yırtık, yamalı, döküntülü, eski ve düzensiz bir durumda olduğunu ifade etmek için halk arasında kullanılan bir ikileme, ekli, yamalı ve düzensiz

pülpül : san., far. * pippali (karabiber) (san.); pilpil, pülpül (karabiber) (far.) * Hindistan kökenli, kurutulmuş siyah taneleri yemeklerde baharat olarak kullanılan, tırmanıcı bir bitki türü olan Piper nigrum'un meyvesi, karabiber

pülümür : erm., zaz. * pulur (çilek) + mur (diyar) (çilek diyarı) (erm.); pule (küçük çayır) + muriye (armut) (armut ağaçlı çayırlık ) (zaz.) * Tunceli’nin bir ilçesi

pülverizasyon : lat. * pulverizare (püskürtmek) (pulvis (toz, ince parçacık, pudra) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) * bir maddenin çok ince parçacıklara, damlalara ayrılarak toz veya sprey haline getirilmesi, dağıtılması işlemi

pülverize : lat. * pulverizatus (pulverizare (püskürtmek) (pulvis (toz, ince parçacık, pudra) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * çok ince parçacıklara, damlalara ayrılarak toz veya sprey haline getirilmiş, dağıtılmış

pülvinat : lat. * pulvinus (yastık, minder, kabarık yastık biçimli yapı) + atus (sıfat yapım eki) * yastık biçiminde kabarık, şişkin veya minderimsi bir yapıya sahip olanı ifade eden botanik ve zoolojik sıfat, yastık biçimli, kabarık

pünez : lat., fra. * pulex (pire) (lat.); punaise (tahtakurusu; raptiye) (fra.) * ahşap çatlaklarında ve yatak çevresinde yaşayan, insan kanıyla beslenen, gece aktif olan Cimex lectularius türü parazitik böcek, tahtakurusu; kağıt, kumaş veya benzeri ince yüzeyleri bir yere sabitlemek için kullanılan, baş kısmı geniş küçük metal iğne türü, raptiye

pür : far. * pür (dolu, çok, bol, fazla) * dolu, çok, bol, fazla, tam

pür : lat. * purus (temiz, arı, saf) * içinde hiçbir karışım, yabancı madde veya bozulma bulunmayan, doğal, arı ve katkısız olan

pürçek : tür. * pür (çıkmış, çıkıntı, ince uzantı, örtü; ince tüy, saçak, lif) + çek (gibi olan, küçültme eki) * saç kıvrımı veya örgüsü, perem, kakül, püskül, purçak "talaş, pürüz, iplik ve kumaş artığı

pürçük : tür. * pür (iğne yaprak, sivri uç) + çük (küçültme eki) * sivri veya ince yapılı; tomurcuk, sürgün, saç örgüsü (pürçek) veya pırasa gibi bitkilerin yeşil yaprakları

pürdikkat : far., ara. * pür (dolu, çok, bol, fazla, tam) (far.) + dikkat (titizlik, incelik, önem verme, değer verme) (dikk (titiz, ince, önem veren, değer veren) + at (isim yapım eki) ) (ara.) * bir şeye bütünüyle yoğunlaşmış, tüm dikkatini vermiş, tamamen odaklanmış

püre : lat., fra. * purare (temizlemek, arıtmak, saflaştırmak), puratus (temizlenmiş, arıtılmış, saflaştırılmış) (lat.); purée (ezme, ezilmiş, lapa haline getirilmiş) (fra.) * sebze veya meyvelerin haşlanıp ezilerek veya öğütülerek lapa kıvamına getirilmesiyle elde edilen yumuşak yiyecek türü

püren : tür. * pür (çıkmış, çıkıntı, ince uzantı, örtü; ince tüy, saçak, lif) + en (sıfat yapım eki) * fundalık, çalılık veya süpürge otu (Erica) türlerine verilen, odunsu ve kokulu bir bitki cinsi; özellikle bitkilerin, dalların veya otların üzerinde oluşan ince tüy benzeri yapı

pürgatif : lat. * purgare (temiz kılmak, temizlemek, arındırmak, arıtmak, saflaştırmak), purgatus (temizlenmiş, arınmış, saflaşmış) + ivus (ile ilgili, -a ait( * bağırsakları boşaltarak temizleyen, dışkılamayı artıran etkiye sahip olan (ilaç veya madde), mushil

pürhiddet : far., ara. * pür (dolu, çok, bol, fazla, tam) (far.) + hiddet (öfke, kızgınlık, sertlik, şiddetli sinirlilik hali) (ara.) * tamamen öfkeye kapılmış olma, öfkesini yoğun ve kontrolsüz biçimde yaşama; çok şiddetli kızgınlık hali

pür-i pak : far. * pür (dolu, çok, bol, fazla, tam) + i (tamlama eki) + pak (temiz, saf, arı) * baştan sona temiz, tamamen arınmış, kusursuz derecede saf; ahlaki veya manevi açıdan tamamen temiz ve lekesiz (mecazi) (purus, pure (temiz, saf, arınmış) (lat., ing., fra.) )

pürifikasyon : lat. * purus (temiz, saf, arı) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek) + tio (isim yapım eki) ) (lat.); purification (fra.) * fiziksel, kimyasal veya biyolojik bir maddenin içindeki yabancı, kirletici veya istenmeyen bileşenlerden arındırılması, saf hale getirilmesi, temizleme, arıtma, saflaştırma

pürifiye : lat. * purus (temiz, saf, arı) + ficatus (yapılmış, edilmiş, eylenmiş) (facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek) + tus (geçmiş zaman eki) ) (lat.); purifié (fra.) * saf hale getirilmiş, temizlenmiş, arıtılmış, saflaştırılmış

pürik : lat. * purus (temiz, saf, arı) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) + icus (ile ilgili, -a ait) * pürin (purine) maddesinden türeyen baz veya pürin yapısına sahip olan bileşik

pürin : lat. * purus (temiz, saf, arı) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * DNA ve RNA’nın yapısında bulunan adenin ve guanin gibi bazları içeren, hücre enerjisi ve genetik bilgi için gerekli olan, vücutta parçalandığında ürik asite dönüşen iki halkalı azotlu organik bileşik sınıfı (C5H4N4)

püriten : lat. * puriten (purus (temiz, saf, arı) + ianus, anus (ile ilgili, -a ait) ) * dini saflık savunucusu; İngiliz Protestan hareketi adı; 16.-17. yüzyıl İngiltere’sinde ortaya çıkan, Hristiyanlıkta Katolik etkilerden arınmayı ve dini yaşamı sıkı ahlaki kurallara göre düzenlemeyi savunan Protestan hareketine mensup kişi; aşırı ahlakçı, katı kurallara bağlı ve “aşırı safiyet” yanlısı (mecazi)

püritenizm : lat. * puriten (purus (temiz, saf, arı) + ianus, anus (ile ilgili, -a ait) ) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * dini saflık savunuculuğu; İngiliz Protestan hareketi adı; 16.-17. yüzyıl İngiltere’sinde ortaya çıkan, Hristiyanlıkta Katolik etkilerden arınmayı ve dini yaşamı sıkı ahlaki kurallara göre düzenlemeyi savunan Protestan hareketi

pürizm : lat., fra. * purus (temiz, saf, arı) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (lat.); purisme (fra.) * sanat, edebiyat veya düşüncede “saflık” ilkesini savunan; yabancı, süsleyici veya karma unsurları dışlayarak biçim ve içerikte yalın, arı bir ifade arayışını temel alan estetik akım ve anlayış

pürkusur : far., ara. * pür (dolu, çok, bol, fazla, tam) (far.) + kusur (eksiklik, hata; yetersizlik, noksanlık) (ara.) * tamamen kusurlu, baştan sona hata veya eksiklik içeren

pürmelal : far., ara. * pür (dolu, çok, bol, fazla, tam) (far.) + melal (üzüntü, keder; yorgunluk, sıkıntı, hüzün) (ara.) * tamamen kedere ve hüzne gömülmüş olan, yoğun, derin ve sürekli üzüntü halinde olan, çok kederli, çok hüzünlü

pürmüz : lat. * primus (birinci, ilk, öncül, öncel) * genellikle metal işlerinde, kaynak ve ısıtma işlemlerinde kullanılan, yüksek ısı ve alev üreten el tipi alet, oksijen kaynak cihazı, gazlı üfleç (19. yüzyılın sonlarında geliştirilen Primus marka taşınabilir gaz ocaklarının adından Türkçeye geçen kelime)

pürnaz : far. * pür (dolu, çok, bol, fazla, tam) + naz (şirinlik, cilve, işve; isteksiz görünüp isteme) * tamamen nazlı, çok cilveli ve işveli; davranışlarında aşırı naz ve çekicilik bulunan, çok nazlı

pürneşe : far. * pür (dolu, çok, bol, fazla, tam) (far.) + neşe (canlılık, enerji, sevinç, coşku ve keyif kaynağı) (ara.) * tamamen sevinç ve coşku içinde olan; neşeyle dolup taşan, çok mutlu ve keyifli olan

pürtelaş : far., ara. * pür (dolu, çok, bol, fazla, tam) (far.) + talaşi (dağılma, dağılarak yok olma), telaş (gayret, çaba, uğraş, koşuşturma, faaliyet, aktivite) (ara.) * tamamen acele ve panik içinde olan, çok hızlı, endişeli ve düzensiz bir şekilde hareket eden, telaşlı, yoğun bir telaş içinde olan, acele içinde olan

pürtük : tür. * pür (yaprak, çıkıntı) + tük (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yüzeydeki küçük ince çıkıntılar

pürülan : lat. * pus (irin, iltihaplı sıvı akıntısı; enfeksiyon sonucu oluşan sarı-yeşil sıvı) + ulus, ula (küçültme eki) + ens, ent, entus (ile ilgili, -a ait) * iltihap sonucu irin içeren, irinli akıntı veya dokuya sahip olan, irinli, iltihaplı

pürülans : lat. * pus (irin, iltihaplı sıvı akıntısı; enfeksiyon sonucu oluşan sarı-yeşil sıvı) + ulus, ula (küçültme eki) + entia (isim yapım ve durum eki) * canlı dokularda enfeksiyon sonucu irin (pus) oluşması ve bu irinli akıntının varlığıyla karakterize edilen iltihaplı durum

pürüz : far. * purz, purza (kumaşın veya halının kenarından sarkan iplik, püskül, hav, talaş, çıkıntı) * bir yüzeyde düzgünlüğü bozan küçük çıkıntı, engebe veya kusur; bir işin veya durumun akışını engelleyen sorun, engel veya aksaklık (mecazi)

püryan : far. * biryazidan (kavrulmak, yanmak, kızarmak, ateşte pişmek), biryan (kebap, kavrulmuş et) * ateşin içinde yanan, kavrulan, ızdırap çeken; aşk ateşiyle yanıp tutuşan (ciğeri püryan olan) (mecazi); Divan edebiyatında aşkı, tutkuyu, yanmayı ve acıyı anlatmak için sıklıkla "ciğer büryan olmak", "bağrı büryan olmak" şeklinde kullanılan kelime

püskü : tür. * büzgü (kıvrım, eğim, sıkım) (büz (sıkarak daraltmak, küçültmek, kısaltmak) + gü (isim yapım eki) ) * eskimiş, aşınmış, yıpranmış, sökülmüş

püskül : lat., ara. * opusculum (küçük iş, küçük işçilik) (opus (iş) + culum (küçültme eki) ); uşkül (hurma salkımı; kadınların deve semerine takılan yünden saçaklı süs) (ara.) * ipekten, sırmadan veya herhangi bir iplikten yapılan, süs olarak bir ucundan bir şeye bağlanan, öteki ucu serbest saçak durumundaki iplik demeti; mısır ve benzeri bazı bitkilerde tohumun veya meyvenin ucundaki saçak biçiminde oluşum

püskürgeç : tür. * püskür (sıvı veya gazı basınçla dışarı vermek) + geç (araç/alet eki) * sıvı, gaz veya ince tanecikleri basınçla dışarı püskürtmeye yarayan araç; sprey, fıskiye veya püskürtme düzeneği

püskürmek : tür. * püskür (sıvı veya gazı basınçla dışarı vermek) + mek (fiil mastar eki) * (bir sıvı, gaz veya ince parçacıklar) basınçla aniden ve kuvvetli şekilde dışarı fışkırmak veya atılmak

püskürteç : tür. * püskür (sıvı veya gazı basınçla dışarı vermek) + teç (araç/alet eki) * sıvı, gaz veya ince tanecikleri basınçla dışarı püskürtmeye yarayan araç; sprey, fıskiye veya püskürtme düzeneği

püslü : tür. * süs (dekor, güzelleştirici unsur, beze) + lü (sıfat yapı eki) * “süslü püslü” ikilemesinde pekiştirme amaçlı ve ses yansımalı olarak kullanılan ve yineleme ile vurgu yapmayı sağlayan kelime

püstül : lat., fra. * pustula (küçük kabarcık, irin dolu iltihabi deri lezyonu) (pus (irin, iltihaplı sıvı akıntısı; enfeksiyon sonucu oluşan sarı-yeşil sıvı) + ulus, ula (küçültme eki) ) (lat.); pustule (fra.) * deri üzerinde içi irin dolu küçük kabarcık; özellikle akne, enfeksiyon veya bazı deri hastalıklarında görülen iltihaplı lezyon türü

püstülat : lat., fra. * pustula (küçük kabarcık, irin dolu iltihabi deri lezyonu) (pus (irin, iltihaplı sıvı akıntısı; enfeksiyon sonucu oluşan sarı-yeşil sıvı) + ulus, ula (küçültme eki) ) + atus (sıfat yapım eki) * üzerinde püstül veya püstül benzeri küçük kabarcıklar bulunan, kabarcıklı veya irinli kabarcıklarla kaplı yapıyı ifade eden sıfat, püstüllü, kabarcıklı

püsür : erm. * psor (kırıntı, toz, ufak parçacık) * pislik, döküntü ve işe yaramaz kırıntı (“bok püsür” kelime ikilisinde yer alır.); can sıkıcı pürüz veya istenmeyen ayrıntı (mecazi)

püşt : far. * puşt (sırt; arka taraf, geride kalan bölüm) * arkadan iş çeviren, güvenilmez kişi, puşt (argo)

pütrefaksiyon : lat. * putrescere (çürümeye başlamak, kokuşmak) (puter (çürük, bozulmuş, yumuşamış) + escere (başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek, belirmek, dönüşmek, bir sürece girmek) ) + factio (facere (yapmak, etmek, eylemek, oluşturmak, meydana getirmek, işlemek) ) + tio (isim yapım eki) ) (lat.); putréfaction (fra.) * oksijensiz (anaerobik) koşullarda organik maddelerin bakteriyel etkiyle çürümesi, kokuşması ve bozunması süreci, kötü kokulu gazların (özellikle sülfürlü bileşikler) açığa çıktığı bozunma, kokuşma, çürüme süreci

pütrefiye : lat. * putrescere (çürümeye başlamak, kokuşmak) (puter (çürük, bozulmuş, yumuşamış) + escere (başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek, belirmek, dönüşmek, bir sürece girmek) ) + factus (facere (yapmak, etmek, eylemek, oluşturmak, meydana getirmek, işlemek) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); putréfié (fra.) * bozunmuş, bozulmuş, çürümüş, kokuşmuş

pütür : tür. * pütür, pıtır (çok sayıda küçük kabarcığı ifade eden "pıtır pıtır" veya benzeri ikilemelerden türemiş olan ses yansımalı (onomatopeik) kelime) * bir yüzeyde bulunan küçük kabarıklık, çıkıntı, pürüz, pürüzlülük, pıtrak ve kabarcık

pütürge : tür. * pütür (kabarıklık, çıkıntı, engebeli yüzey) + ge (sıfat yapım eki) * engebeli, çıkıntılı arazi; Malatya'nın bir ilçesi ( Eski adı “İmrun” (güzel yer, istenen yer) )

püy : lat. * pus (irin, iltihaplı sıvı akıntısı; enfeksiyon sonucu oluşan sarı-yeşil sıvı) * vücudun bir enfeksiyon bölgesinde, genellikle bir apse içinde biriken kalın, opak, genellikle sarımsı-beyaz bir sıvı, iltihaplı akıntı, irin

pycnogonida : gre., lat. * pyknos (yoğun, kalın, sık, koyu, kompakt) + gonia (kenar, açı, köşe, eklem) (gre.) + ida (taksonomik çoğul eki) (lat.) * denizlerde yaşayan, uzun ince bacaklı, küçük gövdeli, örümceğimsilerle akraba eklembacaklıları kapsayan sınıf, Deniz örümcekleri

pyelonefrit : gre. * pyelon (pelvis renalis; böbrek havuzu) + nephros (böbrek) + itis (enfeksiyon, iltihap, inflamasyon, hastalık eki) *

pygmalion efekt : gre. * pygmalion (Yunan mitolojisinde Kıbrıs'lı bir heykeltıraş) (gre.) + effectus (gerçekleştirme, gerçelleme, sonuç, etki, tesir) (lat.) * insanların beklentilerinin, başkalarının performansını gerçekten etkilemesi; bir kişinin başkalarının beklentileri doğrultusunda performansını artırması veya düşürmesi durumu (özellikle eğitim ve iş ortamlarında, yüksek beklentilerin olumlu sonuçlara yol açması biçiminde gözlemlenir.)

pygopodidae : gre. * pyge (kalça, sağrı) + pous, podos (ayak) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * arka bacakları çok küçülmüş veya tamamen yitirilmiş, kertenkele biçimli ve çoğunlukla Avustralya ile Yeni Gine’de yaşayan bacaksız kertenkeleleri kapsayan familya, Pygopodgiller

pylör stenozu : gre. * pyloros (kapı, kapıcı) + stenosis (daralma) (stenos (dar), stenein (daralmak) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * mide çıkış kapısı olan pylorusun doğuştan (çoğunlukla infantlarda görülen hipertrofik pylor stenozu) veya nadiren edinsel nedenlerle kalınlaşıp daralması sonucu mide içeriğinin duodenuma geçişinin mekanik olarak engellendiği, tekrarlayan fışkırır tarzda kusma, kilo alamama ve mide boşalımında gecikme ile karakterize patolojik durum; midenin pilor bölgesinde (mide çıkış kapısı) meydana gelen daralma durumu, mide çıkış kapısının daralması

pyongyang : kor. * pyong (düz, sakin, barışçıl; düzlük, denge) + yang (parlak, güneşli; ışık, yükselme) * Kuzey Kore’nin başkenti

pyrene : gre. * pyren (çekirdek, taş; özellikle meyve çekirdeği) * botanikte sert bir endokarpla çevrili, tek tohum içeren çekirdek benzeri yapı; özellikle sert çekirdekli meyvelerde bulunan taşçık, çekirdek, taş

pyrex : gre., ing. * pyr (ateş) (gre.) + ex (extended (uzamış, genişlemiş, yayılmış) (ısıya uzun süre dayanıklılık bağlamında) (ing.) * yüksek ısıya dayanıklı borosilikat cam ürünleri (özellikle fırın kapları ve laboratuvar ekipmanları) için kullanılan ticari marka adı; ısıya karşı genleşme direnci yüksek cam türü

pyrola : lat. * pyrus (armut) + ulus, ula (küçültme eki) * küçük armut ağacı, armutçuk; Ericaceae familyasına ait, küçük armut benzeri yapraklı bitki cinsi

pyrolaceae : lat. * pyrus (armut) + ulus, ula (küçültme eki) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * Fundagiller (Ericaceae) içinde yer alan, daha çok orman tabanlarında yaşayan, küçük yapraklı, çoğunlukla herdemyeşil otsu bitkileri kapsayan eski bitki familyası, Kışyeşilligiller

pyrrhon : gre. * pyrrhos (ateş rengi, kızıl) + on (özel ad eki) * Pyrrhonizm (radikal şüphecilik) akımının kurucusu olarak bilinen, antik Yunan döneminde yaşamış Elis’li Pyrrhon adlı filozofun adı

pyrus : lat. * pyrus (armut) * Rosaceae (gülgiller) familyasına ait, armut ağaçlarını kapsayan bitki cinsi

python : gre. * python (Yunan mitolojisindeki yılan; Monty Python adlı İngiliz komedi grubundan) * yazılım geliştirme, veri analizi, yapay zeka ve web uygulamalarında yaygın olarak kullanılan, yüksek seviyeli, okunabilirliği yüksek, çok amaçlı programlama dili

pythonidae : gre. * python (Yunan mitolojisindeki yılan; Monty Python adlı İngiliz komedi grubundan) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası) (lat.) * büyük, çoğunlukla zehirsiz, avlarını sararak boğan ve başlarında ısı algılayan çukurlar bulunabilen yılanları kapsayan familya, Pitongiller

pyxicephalidae : gre., lat. * pyxos (şimşir ağacı) (gre.) + kephale (baş, kafa) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * kurbağalar (Anura) takımına ait, genellikle Sahra altı Afrika'da yaşayan, güçlü yapılı ve büyük başlı kurbağaları kapsayan familya, Pyxicephalusgiller

QR : ing * quick (hızlı) + response (yanıt) * iki boyutlu, yüksek kapasiteli karekod sistemi

QR kodu : ing. * quick (çabuk, hızlı) + response (cevap, yanıt) + code (kodu) * iki boyutlu (2D) barkod türü olup, siyah-beyaz kare desenler içinde veri (URL, metin, kimlik bilgisi vb.) saklayan ve kamera/okuyucu cihazlar tarafından hızlı şekilde çözülebilen optik veri taşıma sistemi

QT : lat. * Q (elektriksel kalp aktivitesinin başlangıcı) + T (ventrikül kasılmasının sona ermesini gösteren dalga) * kalbin elektriksel döngüsünde ventriküllerin depolarizasyon başlangıcından repolarizasyon sonuna kadar geçen süreyi gösteren ölçüm

quadratura : lat. * quadratus (kare yapılmış, dört köşeli) (quattor (dört) + ura (isim yapım eki) ) * bir yüzeyin veya şeklin kareye dönüştürülmesi, kare içine alma veya geometrik olarak alanın kare formuna indirgenmesi; alanı kare ile eşitleme, perspektif düzeltme veya geometrik düzenleme

quamoclit : lat. * Quamoclit (Meksika yerel adı) * Convolvulaceae (sarmaşıkgiller/sabah sefagiller/çitsarmaşığıgiller) familyasına ait, ince parçalı yapraklı ve genellikle kırmızı sarılıcı çiçekli bitki cinsi, sabah sefası (Ipomoea türleriyle akraba)

quaoar : ton. * quaoar (yaratıcı güç, ulu tanrı) * Güneş Sistemi'nin dışındaki Kuiper Kuşağı'nda yer alan büyük bir Neptün ötesi gök cismi ve olası bir cüce gezegen

quassia : lat. * quassi (Surinamlı şifacının ismi) + ia (isim yapım eki) * Simaroubaceae familyasına ait, özellikle Quassia amara türüyle bilinen; acı bileşikleri (quassin) içeren, geleneksel tıpta ateş düşürücü ve sindirim uyarıcı olarak kullanılan tropik ağaç cinsi

quercus : lat. * quercus (meşe ağacı) * Fagaceae familyasına ait sert odunlu, uzun ömürlü ve palamut (acorn) meyvesi veren meşe ağacı türleri

queyrat eritroplazisi : gre., tür. * Queyrat (Fransız dermatolog Louis Queyrat’ın soyadından) + erythros (kırmızı, kızıl) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasis (şekillenme, şekil verme, biçimlenme, oluşma, büyüme) (gre.) + si (iyelik eki) (tür.) * genellikle penis glansında (nadiren vulva veya ağız mukozasında) görülen, parlak kırmızı, kadifemsi plaklar şeklinde ortaya çıkan ve histopatolojik olarak in situ skuamöz hücreli karsinom kabul edilen, yüksek malign dönüşüm riski taşıyan prekanseröz lezyon

quieto : lat., spa. * quietus (sakin, durgun, hareketsiz) (lat.) + quieto (sakin, sessiz, hareketsiz, kımıldamayan veya dingin, kıpırtısız, sessiz) (isp.) * İspanyolca’da “hareketsiz, sessiz, sakin; yerinde duran ve hareket etmeyen” anlamlarını taşıyan sıfat (emir kipinde “¡quieto!” şeklinde “kımıldama!, yerinde dur!”, “hareket etme” anlamında kullanılır.)

quillaja : map., lat. * quillay (sabun ağacı) (map.); Quillaja (Şili yerel adı) (lat.) * Quillajaceae familyasına ait olan, Güney Amerika’ya özgü, özellikle Şili’de yetişen ve kabuğunda doğal sabunlaştırıcı saponinler bulunan Quillaja saponaria türüyle bilinen, temizlik ve farmasötik amaçlarla kullanılan sert kabuklu ağaç cinsi

quinton : lat., fra. * quintus (beşinci (çocuk, bölüm veya sıra) ) + on (son ek) (lat.); quinton (fra.) * beşinci doğan, beşinciye ait olan, beşinci ile ilgili

quisqualis : lat. * Quisqualis (Filipinler yerel adı) (quis (kim) + qualis (nasıl, ne tür) ) (kim ve nasıl olduğu belirsiz olan; niteliği tam olarak tanımlanamayan) * Apocynaceae familyasına ait, tropik bölgelerde yetişen, sarılıcı çalı formunda ve hoş kokulu çiçekler açan Quisqualis indica (Rangoon creeper) türüyle bilinen sarılıcı çiçekli bitki cinsi

quito : isp. * Quitu (Ekvador And bölgesinde yaşamış yerli Quitu halkı adı) * Ekvador’un başkenti

quiz : ing. * quiz (sınav, bilgi testi) * genellikle bilgi, dikkat veya beceri ölçmek amacıyla hazırlanan kısa sorulardan oluşan test; eğitim, eğlence veya değerlendirme amacıyla kullanılan soru-cevap etkinliği

quodilbet : lat. * quod (ne, neyi) + libere (istemek, hoşlanmak), libet (hoşuna gider, istenir) * ne istenirse, ne hoş görülürse; Orta Çağ skolastik felsefede “her konuda serbest tartışma” türü soruları, müzikte ise farklı ezgilerin bir araya getirildiği serbest form eserleri ifade eden terim

r : tür. * r, R * Türkçe alfabedeki 21. harf (P’den sonra, S’de önce)

ra : ara. * ra (ر) * Arapça alfabenin yirminci harfi

ra : ara. * ra (görmek) * görmek, a"ra"mak (görmeye çalışmak) (ray, rayon (ışın, görmeyi sağlayan doğrusal ışık yayılımı) (ing., fra.) )

Ra : lat. * radium (radius (ışın) + ium (kimyasal element eki) ) * atom numarası 88 olan, periyodik tablonun 2. grubunda bulunan, radyoaktif özellik gösteren, tarihsel olarak ışıldayan boyalarda, radyoterapide ve nükleer araştırmalarda kullanılan toprak alkali metal element

raaşa : ara. * ra’aşa (titremek, sarsılmak) (ara.); rush (acele etmek, hızlı hareket etmek) (ing.) * titremek, sarsılmak

rab : ara. * rabba (eğitmek, öğretmek, terbiye etmek, idare etmek, düzenlemek) * eğiten, yetiştiren, öğreten, öğretmen; sahip, terbiye eden, besleyen, yöneten, koruyan otorite; Allah’ın yaratıcı, düzenleyici ve her şeyi idare eden sıfatı

rabat : alm. * Rabatt (indirim, fiyat düşürme, iskonto) * fiyat üzerinde yapılan indirim, kesinti veya fiyat düşürme

rabat : ara. * rabata (bağlamak, birleştirmek, bir araya getirmek, iliştirmek, ilişkilendirmek) * Fas’ın başkenti

rabbani : ara. * rabba (yetiştirmek, büyütmek, eğitmek, öğretmek, terbiye etmek), rabb (eğiten, yetiştiren, öğreten, öğretmen; sahip, terbiye eden, besleyen, yöneten, koruyan otorite; Allah’ın yaratıcı, düzenleyici ve her şeyi idare eden sıfatı) + ani (ile ilgili, -a ait) * Rabb’e ait olan, ilahi olana mensup, Tanrı’nın buyruğu ve terbiyesiyle şekillenmiş

rabbena : ara. * rabba (yetiştirmek, büyütmek, eğitmek, öğretmek, terbiye etmek), rabb (eğiten, yetiştiren, öğreten, öğretmen; sahip, terbiye eden, besleyen, yöneten, koruyan otorite; Allah’ın yaratıcı, düzenleyici ve her şeyi idare eden sıfatı) + na (biz, bizim) * Rabbimiz; Arapça hitap ve dua ifadesi

rabbi : ara. * rabba (yetiştirmek, büyütmek, eğitmek, öğretmek, terbiye etmek), rabb (eğiten, yetiştiren, öğreten, öğretmen; sahip, terbiye eden, besleyen, yöneten, koruyan otorite; Allah’ın yaratıcı, düzenleyici ve her şeyi idare eden sıfatı) + i (birinci tekil şahıs iyelik eki; -ım, -im) * öğretmenim, hocam, efendim; Yahudilikte dini lider, bilge kişi veya haham için kullanılan bir hitap ve ünvan

rabbi yessir vela tüassir : ara. * rabba (yetiştirmek, büyütmek, eğitmek, öğretmek, terbiye etmek), rabb (eğiten, yetiştiren, öğreten, öğretmen; sahip, terbiye eden, besleyen, yöneten, koruyan otorite; Allah’ın yaratıcı, düzenleyici ve her şeyi idare eden sıfatı) + i (birinci tekil şahıs iyelik eki; -ım, -im) + yessir (kolaylaştır) + ve (ve) + la tüassir (zorlaştırma) * "Ey Rabbim! Kolaylaştır, zorlaştırma, bana imdad eyle, yardım eyle" mealinde dua

rabb-üd dar : ara. * rabba (yetiştirmek, büyütmek, eğitmek, öğretmek, terbiye etmek), rabb (eğiten, yetiştiren, öğreten, öğretmen; sahip, terbiye eden, besleyen, yöneten, koruyan otorite) + el (ön ek, artikel) + dar (ev; yurt) * ev sahibi

rabb-ül alemin : ara. * rabba (yetiştirmek, büyütmek, eğitmek, öğretmek, terbiye etmek), rabb (eğiten, yetiştiren, öğreten, öğretmen; sahip, terbiye eden, besleyen, yöneten, koruyan otorite) + el (ön ek, artikel) + alemin (alemler, yaşam planları) * alemlerin rabbi

rabdomiyoliz : gre. * rhabdos (çizgili, şerit; kas çizgilenmesi) + mys (kas, adale; fare) + lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım eki) ) * genellikle ağır travmalar, aşırı egzersiz veya ilaç yan etkileri sonucu gelişen, kas ağrısı, güçsüzlük ve çay/kola rengi idrar ile karakterize, iskelet kası dokusunun hızlıca parçalanıp hasar görmesi ve kas hücrelerinin içindeki maddelerin (miyoglobin, potasyum, kreatin kinaz) kana karışmasıyla oluşan ciddi, yaşamı tehdit edebilen bir durum

rabdomyasarkom : gre. * rhabdos (çizgili, şerit; kas çizgilenmesi) + mys (kas, adale; fare) + sarkoma (yumuşak doku tümörü, et tümörü) (sarx, sarkos (et, beden dokusu) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) ) * izgili (iskelet) kas dokusundan köken alan, özellikle çocukluk çağında görülebilen ve yumuşak doku sarkomları arasında yer alan kötü huylu (malign) tümör tipi

rabdomyom : gre. * rhabdos (çizgili, şerit; kas çizgilenmesi) + mys (kas, adale; fare) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * çizgili (iskelet veya kalp) kas dokusundan köken alan, genellikle kalp içinde görülen ve çoğunlukla iyi huylu (benign) karakterde olan kas tümörü

rabdosarkom : gre. * rhabdos (çizgili, şerit; kas çizgilenmesi) + sarkoma (yumuşak doku tümörü, et tümörü) (sarx, sarkos (et, beden dokusu) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) ) * çizgili kas kökenli yumuşak doku tümörlerini ifade eden, pratikte rabdomyosarkom ile eş anlamlı kullanılan; iskelet kası diferansiasyonu gösteren malign tümör grubu

rabeprazol : lat., gre. * rabep (benzodiazol/piridin türev iskeletiyle ilişkili farmasötik ek) + pipr (phenylpiperazine türevi) + azole (mantar önleyici ilaçlarda yer alan bir veya daha fazla nitrojen (azot) atomu içeren 5 üyeli bir halkaya sahip bir grup heterosiklik bileşik belirtici ek) (azotos, azotikos (yaşamsız, cansız, hayatsız) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) ) * mide parietal hücrelerindeki H⁺/K⁺-ATPaz (proton pompasını) inhibe ederek mide asidini azaltan, gastroözofageal reflü hastalığı, peptik ülser ve Zollinger-Ellison sendromu gibi asit fazlalığıyla ilişkili durumların tedavisinde kullanılan proton pompa inhibitörü (PPI) sınıfı bir ilacın etken maddesi (C18H21N3O3S)

rabıt : ara. * rabata (bağlamak, birleştirmek, bir araya getirmek, iliştirmek, ilişkilendirmek), rabita (bağ, bağlantı, ilişki, bağlama) * bağ, irtibat, bağlantı, ilişki

rabıta : ara. * rabata (bağlamak, birleştirmek, bir araya getirmek, iliştirmek, ilişkilendirmek) * bağ, bağlantı, ilişki, bağlama, birbirine bağlanma, bitişme, birleşme, ilişme (robot (merkezi bilgisayara bağlı alet), rope (bağ, halat) (ing.) )

rabi : ara. * erbaa (dört) *

rabia : ara. * rabi (dördücü) + a (dişil eki) * dördüncü kız evlat; Basralı sufi kadın Rabiʿa el-Adeviyye ile bilinen, “ilahi aşk” ve tasavvufi bağlılık kavramlarıyla ilişkilendirilen bir isim

rabib : ara. * rabba (eğitmek, öğretmek, terbiye etmek, idare etmek, düzenlemek) + ib (isim yapım eki) * üvey çocuk, üvey oğul

rabibe : ara. * rabib (üvey çocuk, üvey oğul) + e (dişi eki) * üvey kız, üvey evlat

rabies : lat. * rabere (delirmek, çıldırmak, öfke nöbeti geçirmek, kudurmak) * merkezi sinir sistemini etkileyen, genellikle enfekte hayvan ısırığıyla bulaşan ve Rabies lyssavirus tarafından oluşturulan, hidrofobi, ajitasyon ve ölümle seyreden akut viral enfeksiyonu (kuduz hastalığını)

rabih : ara.* ribh (kar, kazanç) * karlı, kazançlı, faydalı

rabit : ara. * rabata (bağlamak, birleştirmek, bir araya getirmek, iliştirmek, ilişkilendirmek), rabita (bağ, bağlantı, ilişki, bağlama, birbirine bağlanma, bitişme, birleşme, ilişme) * rabteden, bağlayan, bitiştiren, birleştiren

rabiya : ara. * rabaa (yükselmek, artmak), riba (artma, artış, çoğalma, fazlalaşma, yükselme, faiz, prim faiz) * yükselen, yücelen, yükselmiş, yüce, artan, çoğalan

rabt : ara. * rabata (bağlamak, birleştirmek, bir araya getirmek, iliştirmek, ilişkilendirmek), rabita (bağ, bağlantı, ilişki, bağlama, birbirine bağlanma, bitişme, birleşme, ilişme) * birbirine bağlanma, bitiştirme, bitişme, birleştirme, iliştirme (robot (merkezi bilgisayara bağlı alet), rope (bağ, halat) (ing.) )

rabvet : ara. * rabaa (yükselmek, artmak) + vet (isim yapım eki) * yüksek yer

raca : ara. * raca (umut etmek, beklemek, dilemek), rica (umut, beklenti, dileme, isteme) * ümit, beklenti, iyilik umma

racecadotril : lat. * rac (rasemik karışım, stereokimyasal ön ek) + sec (secondary (ikincil) ) + ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + tril (nitril türevi fonksiyonel grup eki, -C≡N içeren yapı) * bağırsaklarda enkephalin yıkımını inhibe ederek sekretuar ishalde su ve elektrolit kaybını azaltan, bağırsak motilitesini belirgin şekilde baskılamadan antisekretuvar etki gösteren, özellikle akut diyare tedavisinde kullanılan antidiyareik ilacı etken maddesi (C21H23NO4S)

racfet : ara. * racafa (titremek, sarsılmak, çalkalanmak, depreşmek, ürpermek), raccafa (titretmek, sarsmak, çalkalamak, depreştirmek, ürpertmek) * sarsıntı, sallama

rachis : gre. * rhakhis (omurga, sırt, omurga kemiği; eksen) * bir yapının ana eksenini veya orta damarını ifade eden biyolojik terim; özellikle bileşik yaprakların ana sapı, kuş tüyünün merkezî ekseni ve bazı organların taşıyıcı orta bölümü, eksen, ana damar, orta sap

raci : ara. * racaa (dönmek, geri dönmek), rucu, ricat (dönüş, geri dönüş) * dönen, geri dönen

racife : ara. * racafa (titremek, sarsılmak, çalkalanmak, depreşmek, ürpermek), raccafa (titretmek, sarsmak, çalkalamak, depreştirmek, ürpertmek) * sarsıntı, sallama

racil : ara. * racul (erkek, yaya asker, piyade), rical (erkekler, yaya askerler, piyadeler), ricl (ayak, adım) * yaya olarak, yürüyerek, adımlayarak

racim : ara. * racama (kovmak, defetmek, savuşturmak) * kovulmuş, defedilmiş

racmen : ara. * racama (ummak, ümit etmek; tahmin etmek) * tahmin yürüterek,umarak

racon : fra. * règle (kural, yasa, ilke, kanun, prensip) + de (tamlama eki) + conduite (davranış, tutum, yönetim, araç kullanma (özellikle sürüş) ) * usul, görgü kuralı, yazılı olmayan toplumsal davranış biçimi; bir ortamda kabul edilen sert veya geleneksel davranış kuralları, usül, yol, yordam

ra'd : ara. * ra’d (gök gürültüsü) * Kur'an’ın 13. suresinin ismi

rad : ara. * radda (geri çevirmek, geri döndürmek, yankılanmak, reddetmek) * red, reddetmek, geri çevirmek, geri döndürmek, dönmek

radansa : lat., ita. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) + entia (isim yapım eki) (lat.); radancia (ita.) * yelkenlerde açılan deliklere, halat çımalarına geçirilen pirinçten veya demirden dış tarafı oluklu halka

radar : ing. * RAdio (radyo) + Detection (tespit) + And (ve) + Ranging (menzilleme, mesafelendirme) * radyo ile tespit ve mesafe ölçümü; elektromanyetik radyo dalgalarını gönderip yansıyan sinyalleri analiz ederek cisimlerin konumunu, hızını ve uzaklığını tespit eden elektronik algılama ve ölçüm sistemi

radde : ara. * radda (geri çevirmek, geri döndürmek, yankılanmak, reddetmek) * derece, aşama, seviye, bir durumun ulaştığı nokta, bir işin belli bir aşamaya gelmesi; kritik seviye

radha : san. * radha (elde etmek, başarmak, razı etmek) * Hint mitolojisinde Vaishnava geleneğinde Tanrı Krishna’nın ilahi eşi ve en büyük bhakti (adanmışlık) figürlerinden biri olan, sevgi ve ruhsal bağlılığın sembolü kabul edilen kutsal kadın figürü

radıyallahü anh : ara. * rada (razı olmak, hoşnut olmak, memnun olmak) + allah (Allah) + an (üstünde, hakkında, üzerine) + h (o; eril işaret zamiri) * Allah ondan (o erkekten) razı olsun

radıyallahü anha : ara. * rada (razı olmak, hoşnut olmak, memnun olmak, uygun bulmak) + allah (Allah) + an (üstünde, hakkında, üzerine) + ha (o; dişil işaret zamiri) * Allah ondan (o kadından) razı olsun

radi : ara. * rada (razı olmak, hoşnut olmak, memnun olmak, uygun bulmak), rida, riza (uygun bulma, razı olma, hoşnut olma) * rızası olan, uygun bulan, hoşnut olan, istekli, razı, hazır (ready (hazır) (ing.) )

radife : ara. * radafa (arka arkaya gelmek, binmek, takip etmek) * arka arkaya gelen, binen, takip eden, arkadan gelen, ardışık olan; edebi ve askeri bağlamlarda “peş peşe gelen unsur, yedek/ardıl olan şey”

radika : lat. * radix (kök, köken, temel, asl, esas, soy) + a (dişil eki) * kök, köke ait olan, kökten çıkan; papatyagiller (Asteraceae) familyasından, bahar aylarında kırlarda kendiliğinden yetişen, kan şekeri düzenleyici ve iltihap önleyici etkileri olan, salata ve zeytinyağlı yemeklerde tüketilen sarı çiçekli, çok yıllık otsu bir bitki olan karahindiba, çıtlık, acı ot

radikal : lat. * radix (kök, köken, temel, asl, esas, soy) + alis (ile ilgili, -a ait) * kökten gelen, köke ait olan; temel, esasla ilgili; köklü, temel değişim isteyen, mevcut sistemi esasından değiştirmeyi amaçlayan (politik, sosyal veya bilimsel bağlamlarda)

radikalizm : lat. * radix (kök, köken, temel, asl, esas, soy) + alis (ile ilgili, -a ait) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * toplumsal, siyasal veya düşünsel alanda mevcut düzeni yüzeysel değil kökten değiştirmeyi savunan, reformdan ziyade sistemin temel yapısını dönüştürmeyi hedefleyen ideolojik yaklaşım, köktencilik

radiks : lat. * radix (kök, bitki kökü; yeraltına uzanan ana yapı) * botanikte bitki kökü, modern bilim ve matematikte “taban (base), kök sayı sistemi (radix numeration)” gibi kavramların temelini oluşturan kelime

radikül : lat. * radix (kök, bitki kökü; yeraltına uzanan ana yapı) + ula, ulus (küçültme eki) * anatomi ve tıpta omurilikten çıkan sinir köklerinin küçük dallardan her biri; botanikte tohumdan çıkan ilk kökçük, küçük kök, kökçük

radiküler : lat. * radix (kök, bitki kökü; yeraltına uzanan ana yapı) + ula, ulus (küçültme eki) + aris (ile ilgili, -a ait) * sinir köküne (spinal sinir köklerine) ait olan; omurilikten çıkan sinir köklerinin etkilenmesine bağlı ağrı, uyuşma veya güçsüzlük gibi belirtiler ile ilgili

radikülit : lat. * radix (kök, bitki kökü; yeraltına uzanan ana yapı) + ula, ulus (küçültme eki) + itis (enfeksiyon, iltihap, inflamasyon, hastalık eki) * genellikle şiddetli ağrı, uyuşma ve nörolojik semptomlarla karakterize olan, omurilikten çıkan sinir köklerinin (radiküllerin) iltihaplanması veya irritasyonu durumu

radikülopati : lat. * radix (kök, bitki kökü; yeraltına uzanan ana yapı) + ula, ulus (küçültme eki) + patheia (sorun, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * omurilikten çıkan sinir köklerinin bası, iltihap veya dejenerasyon nedeniyle fonksiyonunun bozulması sonucu ortaya çıkan, ağrı, uyuşma, karıncalanma ve kas güçsüzlüğü ile seyreden klinik nörolojik durum

radionüklid : lat. * radius (yarı çap, dönüş ekseni, ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk, yön, mesafe ölçümü) + nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nuc (ceviz, sert kabuklu yemiş) + leus (küçültme eki) ) + ide (parçacık veya tür bildiren ek) * çekirdeğindeki proton ve nötron sayısının dengesizliği nedeniyle kararsız yapıda olan ve kararlı bir duruma geçebilmek için çevreye parçacık veya elektromanyetik dalga şeklinde radyasyon yayan radyoaktif atom çekirdeği türü

radius : lat. * radius (yarı çap, dönüş ekseni, ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk, yön, mesafe ölçümü) * çember veya kürenin merkezinden çevresine olan uzaklığı ifade eden “yarıçap”; tekerlek çivisi, ışın, çubuk; ön kol kemiği

radon : lat. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) + on (element adlarında kullanılan ek) * atom numarası 86, simgesi Rn olan, uranyum ve toryum gibi radyoaktif elementlerin bozunması sonucu oluşan, renksiz, kokusuz, tatsız, havadan daha ağır, kimyasal olarak asal olup kapalı ortamlarda birikerek solunduğunda insan sağlığı için risk oluşturabilen radyoaktif bir gaz element

radula : lat. * radula (kazıyıcı, kazıma aleti) (radere (kazımak, sıyırmak) + ula (dişil küçültme eki) ) * yumuşakçaların özellikle salyangoz ve sümüklüböceklerin besini kazıyıp parçalamak için kullandıkları, üzerinde çok sayıda küçük diş bulunan dil benzeri yapı, törpü dili, kazıyıcı dil

radyal : lat. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) + alis (ile ilgili, -a ait) * bir merkezden çevreye doğru ışınsal doğrultuda uzanan veya düzenlenen, merkezden dışa doğru yayılan yapı veya yönelim gösteren; otomotivde (radyal lastik) olup, karkas tellerinin dönüş yönüne 90 derece açıyla (enine) yerleştirildiği, dayanıklı ve esnek lastik yapısı

radyal segmentasyon : lat. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) + alis (ile ilgili, -a ait) + segmentare (bölmek, parçalara ayırmak, bölümlere ayırmak, dilimlemek) (ita.) (segmentum (secare (kesmek, ayırmak, bölmek) + mentum (isim yapım eki) ) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.) * embriyonik gelişimde döllenmiş yumurtanın ilk bölünmelerinin, hücrelerin kutuplar arasında hizalanarak birbirinin üzerine denk gelecek şekilde düzenlendiği bölünme tipi, ışınsal bölünme

radyal simetri : lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) + symmetria (ölçülerin uyumu, orantı, dengeli düzen) (sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * bir canlının veya yapının merkezî bir eksen etrafında farklı yönlerden benzer bölümlere ayrılabilmesi durumu, ışınsal simetri

radyan : lat. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) + ens, ent (ile ilgili, -a ait; -cı, yapan, eden eki) (lat.) + symmetria (ölçülerin uyumu, orantı, dengeli düzen) (sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * bir çemberde merkez açı ölçüsü olarak, yayı uzunluğu çemberin yarıçapına eşit olan açıyı ifade eden ve matematikte açıların ölçülmesinde kullanılan standart birim

radyans : lat. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) + entia (isim yapım eki) * ışın yayma, parlama veya ışık saçma durumu; biyolojide ve zoolojide ışınsal düzen veya yayılma özelliğiyle ilişkili terim, ışınım, yayılma durumu

radyant enerji : lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) + ens, ent (ile ilgili, -a ait; -cı, yapan, eden eki) (lat.) + energeia (iş oluşumu) (en (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + ergia (iş durumu, çalışma durumu, eylemsellik) (ergos, ergon (iş, çalışma, eylem) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * elektromanyetik dalgalar veya parçacıklar aracılığıyla ışınım şeklinde yayılan, boşlukta veya maddesel ortamda ilerleyebilen ve ısı, ışık gibi biçimlerde aktarılabilen enerji türü

radyasyon : lat. * radiare (ışımak, ışık saçmak, ışın yaymak) (radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * atom çekirdeklerinden, atomlardan veya elektromanyetik kaynaklardan parçacık veya dalga biçiminde yayılan, maddeyle etkileşerek iyonlaşma oluşturabilen veya enerji aktarabilen ışınım türlerinin tümü

radyatör : lat. * radiare (ışımak, ışık saçmak, ışın yaymak) (radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) + are (fiil mastar eki) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) * ısıyı bulunduğu ortamdan çevreye ışınım ve taşınım yoluyla yayan, genellikle sıcak su veya buhar dolaşımıyla çalışan ve kapalı mekanların ısıtılmasında kullanılan ısıtma aygıtı; otomotivde içinden geçen sıcak sıvıyı (su veya antifriz) hava akımıyla soğutarak motorun hararet yapmasını önleyen bir ısı değiştirici (eşanjör) cihazı

radye : lat. * radiatus (radiare (ışımak, ışık saçmak, ışın yaymak) (radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); radié (fra.) * yapı mühendisliğinde zemine yayılan yükü geniş bir yüzeye dağıtmak için yapılan, genellikle tüm yapı altını kaplayan sürekli betonarme temel sistemi; binanın tüm yükünü geniş bir betonarme plak (taban) aracılığıyla zemine eşit şekilde dağıtan, binanın kolon ve perdelerinden gelen yüklerin, tekil ayaklar yerine tek parça halinde tüm zemine yayıldığı, böylece yapının stabilitesinin sağlandığı, özellikle zayıf zeminlerde veya deprem bölgelerinde tercih edilen güvenli bir temel sistemi

radyestezi : lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) + aisthesis (duyu, duygu, algı, his) + eia (isim yapım ve durum eki) (gre.) * su, maden veya yer altı akımlarını sözde özel algılama yöntemleriyle tespit ettiğini iddia eden, bilimsel temeli kabul edilmeyen sezgisel algılama ve yer altı keşfi uygulaması

radyestezik : lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) + aisthesis (duyu, duygu, algı, his) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * su, maden veya yer altı akımlarını sözde özel algılama yöntemleriyle tespit ettiğini iddia eden, bilimsel temeli kabul edilmeyen sezgisel algılama ve yer altı keşfi uygulaması ile ilgili

radyo : lat. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) + io (yayma, yayılma eki) * elektromanyetik dalgalar aracılığıyla ses, müzik ve haber gibi bilgileri belirli frekanslar üzerinden geniş kitlelere kablosuz olarak ileten yayın ve iletişim aracı

radyoaktif : lat. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) + agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak), activus (actus (eylem, yapma eylemi) + ivus (ile ilgili, -a ait) ) * kararsız atom çekirdeklerinin kendiliğinden bozunarak alfa, beta veya gama gibi iyonlaştırıcı ışınlar yayma özelliğine sahip olan ve bu süreçte enerji salan (madde)

radyoaktivite : lat. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) + agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak), activus (actus (eylem, yapma eylemi) + ivus (ile ilgili, -a ait) ) + itas (isim yapım ve durum eki) * kararsız atom çekirdeklerinin kendiliğinden bozunarak alfa, beta veya gama gibi iyonlaştırıcı ışınlar yayması ve bu süreçte enerji açığa çıkarması durumu

radyobiyoloji : lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) + bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * iyonlaştırıcı radyasyonun canlı organizmalar, hücreler ve biyolojik sistemler üzerindeki etkilerini, bu etkilerin mekanizmalarını ve sonuçlarını inceleyen bilim dalı

radyodermatit : lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) + dermatitis (derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) ) (gre.) * iyonlaştırıcı radyasyona maruz kalma sonucunda deride oluşan kızarıklık, tahriş, yanık ve doku hasarı ile karakterize inflamatuvar cilt hastalığı

radyoelektrik : lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) + elektrikos (elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) * elektromanyetik dalgalarla veya radyo frekanslı elektriksel sinyallerle ilgili olan, bu tür dalgaların üretimi, iletimi veya etkileriyle bağlantılı olan

radyoelektronik : lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) + elektronikos (elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) * radyo frekanslı elektromanyetik dalgaların üretimi, iletimi ve kontrolü ile elektronik devre ve sistemlerin birlikte incelenmesini kapsayan teknik ve bilimsel alan

radyofarmasi : lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) + pharmakeia (ilaç yapma, ilaçla tedavi etme) (pharmakon (ilaç, tedavi edici madde; uyuşturucu, narkotik; zehir; büyü) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.) * tanı veya tedavi amacıyla kullanılan, içinde radyoaktif izotoplar bulunan ilaçların hazırlanması, kalite kontrolü, güvenli kullanımı ve vücutta dağılım süreçlerini inceleyen eczacılık ve nükleer tıp alt bilim dalı

radyofarmasötik : lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) + pharmakon (ilaç, tedavi edici madde; uyuşturucu, narkotik; zehir; büyü) + eutes (-cı, yapan, eden eki) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * görüntüleme, tanı veya tedavi amacıyla kullanılan, yapısında radyoaktif izotop bulunduran, vücutta belirli organ veya dokulara tutulabilen (ilaç veya madde)

radyofizik : lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) + phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * elektromanyetik ışınım, radyasyon ve bu tür enerji türlerinin maddeyle etkileşimi, yayılımı ve fiziksel özelliklerini inceleyen fizik alt dalı

radyofizyoloji : lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) + phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * iyonlaştırıcı radyasyonun canlı organizmaların hücresel, dokusal ve sistem düzeyindeki fizyolojik işleyişi üzerindeki etkilerini, bu etkilerin oluş mekanizmalarını ve organizmanın buna verdiği biyolojik tepkileri inceleyen bilim dalı

radyofoni : lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) + phonein (ses çıkarmak, konuşmak veya ses vermek), phonia (ses çıkarma) (phonos, phone (ses) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * radyo dalgaları aracılığıyla sesin kablosuz olarak iletilmesi, alınması ve işitilmesi

radyofonik : lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) + phonein (ses çıkarmak, konuşmak veya ses vermek), phonia (ses çıkarma) (phonos, phone (ses) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) * radyo dalgaları aracılığıyla sesin kablosuz olarak iletilmesi, alınması ve işitilmesi ile ilgili

radyofoto : lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) + phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) (gre.) * iyonlaştırıcı radyasyonun veya yüksek enerjili ışınımların fotoğrafik ortamlar veya algılayıcılar üzerinde bıraktığı izlerin görüntülenmesi ve kaydedilmesi

radyografi : lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) + graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * tanı amaçlı olarak, X-ışınları veya benzeri iyonlaştırıcı radyasyon kullanılarak vücudun iç yapılarının film veya dijital algılayıcılar üzerine görüntülenmesi yöntemi

radyogram : lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) + gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) (gre.) * X-ışınları veya diğer iyonlaştırıcı radyasyonla elde edilen, iç yapıları görüntülemeye yarayan tıbbi radyolojik kayıt veya görüntü çıktısı

radyoizotop : lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) + isos, iso (eş, eşit, aynı, denk, benzer) + topos (yer, bölge, konum, mevki, mekan) (gre.) * aynı atom numarasına sahip olup nötron sayısındaki farklılık nedeniyle kararsız veya yarı kararlı olan, bozunma yoluyla iyonlaştırıcı radyasyon yayabilen bir element izotopu (kütleleri (kütle numaraları) değişik ama kimyasal özellikleri eş olan (aynı atom sayısını taşıyan element)

radyokarpal : lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) + karpos (bilek, el bileği) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * ön kolun radius kemiği ile el bileği kemikleri arasındaki eklem bölgesi ile ilgili (anatomik yapı)

radyokimya : lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) + khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein (karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.); kimya (maddenin yapısını, hallerini ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı) (ara.) * radyoaktif maddelerin kimyasal özelliklerini, davranışlarını ve kimyasal reaksiyonlar içindeki izotopik değişimlerini inceleyen kimya alt dalı

radyolink : lat., ing. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) + ligare (bağlamak, birleştirmek) (lat.) + link (bağ, bağlantı) (eng.) * radyo dalgaları veya kablosuz iletişim teknolojileri kullanılarak iki nokta arasında veri, ses veya görüntü iletimi sağlayan bağlantı sistemi

radyolog : lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) (gre.) * X-ışınları, manyetik rezonans ve diğer görüntüleme yöntemleriyle elde edilen tıbbi görüntüleri yorumlayan ve radyolojik tanı koyan tıp uzmanı radyoloji uzmanı

radyoloji : lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) + legein, lego (söylemek, konuşmak), logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * X-ışınları, manyetik rezonans ve diğer görüntüleme yöntemleri kullanarak insan vücudunun iç yapısını inceleyen, hastalıkların tanı ve takibinde kullanılan tıp bilim dalı

radyolüsen : lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) + lucens (parlayan, ışıldayan, ışık geçiren) (lux, luc (ışık, parıltı) + ens (ile ilgili, -a ait) ) * X-ışınları gibi radyasyonların bir dokudan veya maddeden kolayca geçmesine izin veren, görüntülemede koyu alan olarak görülen düşük yoğunluklu olan (yapı)

radyolüsens : lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) + lucens (parlayan, ışıldayan, ışık geçiren) (lux, luc (ışık, parıltı) + entia (isim yapım ve durum eki) ) * X-ışınları gibi radyasyonların bir dokudan veya maddeden kolayca geçmesine izin verme, görüntülemede koyu alan olarak görülen düşük yoğunluklu olma durumu

radyometre : lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) + metron (ölçü) (gre.) * ışınımın şiddetini, özellikle elektromanyetik radyasyonun yoğunluğunu ölçen cihaz, radyasyon ölçer

radyometri : lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * elektromanyetik radyasyonun şiddetini, dağılımını ve ölçüm yöntemlerini inceleyen fizik ve ölçüm bilimi alanı radyasyon ölçüm bilimi

radyometrik : lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) * radyometri ile ilgili

radyonekroz : lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) + nekros (ölü) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * iyonlaştırıcı radyasyona aşırı maruz kalma sonucu dokularda hücre ölümü ve geri dönüşsüz doku tahribatı gelişmesi durumu, radyasyon kaynaklı doku ölümü

radionüklid : lat. * radius (yarı çap, dönüş ekseni, ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk, yön, mesafe ölçümü) + nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nuc (ceviz, sert kabuklu yemiş) + leus (küçültme eki) ) + ide (parçacık veya tür bildiren ek) * çekirdeğindeki proton ve nötron sayısının dengesizliği nedeniyle kararsız yapıda olan ve kararlı bir duruma geçebilmek için çevreye parçacık veya elektromanyetik dalga şeklinde radyasyon yayan radyoaktif atom çekirdeği türü

radyoopak : lat. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) + opacus (gölgeli, gölgede kalan, karanlık, koyu; ışık geçirmeyen) * X-ışınları gibi iyonlaştırıcı radyasyonun bir doku veya maddeden geçişini engelleyerek görüntülemede beyaz veya açık alan olarak görülen (yüksek yoğunluklu yapı, radyasyon geçirmeyen madde)

radyoopasite : lat. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) + opacus (gölgeli, gölgede kalan, karanlık, koyu; ışık geçirmeyen) + itas (isim yapım ve durum eki) * X-ışınları gibi iyonlaştırıcı radyasyonun bir doku veya maddeden geçişini engelleme derecesini ifade eden ve görüntülemede beyazlaşma ile ortaya çıkan radyolojik yoğunluk özelliği, radyasyon geçirimsizlik düzeyi

radyorezistan : lat. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) + re (karşı; tekrar, yeniden) + sistere (durmak, ayakta durmak, durmak, dikilmek, dayanmak, kalmak, direnmek, sabit kalmak) + ent (sıfat yapım eki; ile ilgili, -a ait) * iyonlaştırıcı radyasyona karşı yüksek direnç gösteren, radyasyonun biyolojik etkilerine karşı kolay etkilenmeyen (hücre, doku veya organizma), radyasyona dirençli (yapı)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...