prototip :
gre. * pro, protos (ilk, birinci, baş, ön, önce, öncel, önde) + typos (iz,
kalıp, model, örnek, tip) * bir ürün, sistem veya tasarımın geliştirilme
sürecinde temel özelliklerini göstermek amacıyla oluşturulan ilk örnek veya
deneme modeli
protozoa :
gre. * pro, protos (ilk, birinci, baş, ön, önce, öncel, önde) + zoion (hayvan,
canlı varlık) * tek hücreli, genellikle mikroskobik ve hayvansı özellikler
gösteren ökaryotik organizmaları kapsayan eski bir biyolojik sınıflandırma
grubu; ilkel canlılar veya erken dönem tek hücreli organizmalar
protozoal :
gre., lat. * pro, protos (ilk, birinci, baş, ön, önce, öncel, önde) + zoion
(hayvan, canlı varlık) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) * protozoonlarla
ilgili
protozoer :
gre., lat. * pro, protos (ilk, birinci, baş, ön, önce, öncel, önde) + zoion
(hayvan, canlı varlık) (gre.) + aris (ile ilgili, -a ait) (lat.) *
protozoonlarla ilgili
protozoik : gre.,
lat. * pro, protos (ilk, birinci, baş, ön, önce, öncel, önde) + zoion (hayvan,
canlı varlık) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * ilkel
canlılarla veya erken dönem tek hücreli organizmalarla ilgili
protozoon :
gre. * pro, protos (ilk, birinci, baş, ön, önce, öncel, önde) + zoion (hayvan,
canlı varlık) * tek hücreli, genellikle mikroskobik ve hayvansı özellikler
gösteren ökaryotik organizmaları kapsayan eski bir biyolojik sınıflandırma
grubu; ilkel canlılar veya erken dönem tek hücreli organizmalar
protriptilin :
gre., lat. * propyl (3 karbonlu alkil grubu (C3H7) ) + tri (üç) + amitriptyline
(trisiklik antidepresan (C20H23N) ) (ami (aminum, amino (azotlu organik baz,
NH2 grubu) + tri (üç) + heptyl (heptane (hepta (yedi) + ane (alkan eki) ) + yl
(alkil eki; kimyasal radikal hidrokarbon veya türev eki) ) + ine (alkin eki) )
* trisiklik antidepresanlar grubunda yer alan, merkezi sinir sisteminde
özellikle noradrenalin ve serotonin geri alımını engelleyerek etkisini
gösteren, depresyon tedavisinde kullanılan sentetik ilaç etken maddesi,
trisiklik antidepresan
protrombin :
gre., lat. * pro, protos (ilk, birinci, baş, ön, önce, öncel, önde) + thrombos
(pıhtı) (gre.) + ine (kimyasal madde eki) (lat.) * kanın pıhtılaşma sürecinde
trombine dönüşerek fibrin oluşumunu başlatan ve böylece kanın pıhtılaşmasını
sağlayan öncül protein (pıhtılaşma faktörü II)
protrüde :
gre , lat. * protrudus (protrudere (öne doğru itmek, dışarı çıkarmak) (pros
(ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncül, ileri, öne doğru, için, lehine,
içinde, gerektikçe) (gre.) + trudere (itmek, zorlamak, bastırmak, zorla
sokmak), trudus (itilmiş, zorlanmış) ) (lat.) * normal sınırlarının dışına
doğru çıkıntı yapması, dışarıya doğru belirgin şekilde uzanmış veya taşmış
(yapı)
protrüdör :
gre., lat. * protrudus (protrudere (öne doğru itmek, dışarı çıkarmak) (pros
(ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncül, ileri, öne doğru, için, lehine,
içinde, gerektikçe) (gre.) + trudere (itmek, zorlamak, bastırmak, zorla
sokmak), trudus (itilmiş, zorlanmış) ) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat.) * bir
yapıyı ileri doğru iten, dışarı çıkmasını sağlayan (etki)
protrüze :
gre., lat. * protrudatus (protrudere (öne doğru itmek, dışarı çıkarmak) (pros
(ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncül, ileri, öne doğru, için, lehine,
içinde, gerektikçe) (gre.) + trudatus (itilmiş, zorlanmış) (trudere (itmek,
zorlamak, bastırmak, zorla sokmak) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) )
(lat.) * normal sınırlarının dışına doğru çıkıntı yapmış, öne doğru yer
değiştirmiş, fıtıklaşmaya benzer biçimde dışarı doğru itilmiş (organ, doku,
anatomik yapı)
protrüzyon :
gre., lat. * protrudere (öne doğru itmek, dışarı çıkarmak) (pros (ilk, birinci,
baş, ön, önde, önce, öncül, ileri, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe)
(gre.) + trudere (itmek, zorlamak, bastırmak, zorla sokmak), trudus (itilmiş,
zorlanmış) ) + sio (isim yapım eki) (lat.) * bir organın, dokunun veya yapının
normal sınırlarının dışına doğru öne çıkması, taşması veya fıtıklaşmaya benzer
biçimde dışa doğru yer değiştirmesi durumu; özellikle bel ve boyun fıtıklarında
omurlar arasındaki diskin iç kısmının (çekirdek), dış tabakadaki (halka) yırtık
veya zayıf bir noktadan dışarıya doğru sınırlı bir şekilde taşmış, bombeleşmiş
olması
protüberans :
gre., lat. * protuberare (öne doğru kabarmak, dışarı çıkmak) (pros (ilk,
birinci, baş, ön, önde, önce, öncül, ileri, öne doğru, için, lehine, içinde,
gerektikçe) (gre.) + tuberare (şişmek, yumrulaşmak, kabarmak) (tuber (yumru,
çıkıntı, kabartı, kabarıklık, şişlik) + are (fiil mastar eki) ) + entia (isim
yapım eki) (lat.) * bir yüzeyin normal sınırlarının dışına doğru belirgin
biçimde çıkıntı yapması, şişkinlik veya kabarıklık oluşturması durumu
protüberant :
gre., lat. * protuberare (öne doğru kabarmak, dışarı çıkmak) (pro, pros (ilk,
birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru, için,
lehine, içinde, gerektikçe) (gre.) + tuberare (şişmek, yumrulaşmak, kabarmak)
(tuber (yumru, çıkıntı, kabartı, kabarıklık, şişlik) + are (fiil mastar eki) )
+ ens, ent (ile ilgili, -a ait; -cı, yapan, eden eki) (lat.) * bir yapının
yüzeyinden belirgin biçimde dışarı doğru çıkıntı yapan, kabarık veya şişkin
görünen, şişkin, kabarık, yumrulaşmış
prova :
lat. * probare (denemek, tecrübe etmek, test etmek, kanıtlamak, ispatlamak,
onaylamak, doğrulamak), proba (deneme, sınama; kanıtlama, ispatlama) * tiyatro,
müzik, dans veya benzeri performans sanatlarında bir eserin sahne öncesinde
hataların giderilmesi ve düzenin sağlanması amacıyla yapılan deneme çalışması,
deneme, tecrübe, test
providans :
gre., lat. * providentia (öngörü) (pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde,
önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru, için, lehine, içinde,
gerektikçe) (gre.) + videntia (görü, görüş) (videre (görmek) + entia (isim
yapım eki) ) (lat.) * öngörü; kısmet, kader; ihtiyat, tedbir; özellikle
teolojik ve felsefi bağlamda, Tanrı’nın veya üstün bir düzenin evreni önceden
bilerek yönetmesi, yönlendirmesi ve koruması
providansiyalizm :
gre., lat. * providentia (öngörü) (pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde,
önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru, için, lehine, içinde,
gerektikçe) (gre.) + videntia (görü, görüş) (videre (görmek) + entia (isim
yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) + ismus (isim yapım, durum, akım,
öğreti, doktrin eki) (lat.) * evrendeki olayların ilahi bir öngörü veya
Tanrısal plan tarafından yönlendirildiğini savunan teolojik ve felsefi öğreti
provizyon :
gre , lat., fra. * pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül,
ileri, ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) (gre.) + visio
(görme, görüş) (videre (görmek) + sio (isim yapım eki) ) (lat.); provision
(fra.) * önceden görme; önlem alma, hazırlık yapma; bir ihtiyacın karşılanması
için önceden sağlanan kaynak, düzenleme veya hüküm; tedarik etme, sağlama,
hüküm koyma
provizyonel :
gre., lat. * pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri,
ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) (gre.) + visio (görme,
görüş) (videre (görmek) + sio (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait)
(lat.) * kesinleşmemiş, nihai hale getirilmemiş, belirli bir süre için geçerli
olan ve sonradan değiştirilebilecek nitelikte olan geçici (durum veya
düzenleme)
provokasyon :
gre., lat. * pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri,
ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) (gre.) + vocatio
(seslenme, çağırma) (vocare (seslenmek, çağırmak) + tio (isim yapım eki) )
(lat.) * meydan okuma, kışkırtma; öne çağırma; bir kişiyi veya topluluğu
bilinçli olarak öfkelendirmek, tepki vermeye zorlamak veya çatışma yaratmak
amacıyla yapılan kışkırtıcı davranış veya eylem
provokatif :
gre., lat. * pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri,
ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) (gre.) + vocatio
(seslenme, çağırma) (vocare (seslenmek, çağırmak) + tio (isim yapım eki) ) +
ivus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * bir kişide, toplulukta veya durumda bilinçli
olarak tepki, tartışma veya duygusal reaksiyon uyandırmayı amaçlayan, kışkırtıcı
nitelik taşıyan (davranış veya ifade türü), kışkırtıcı
provokatör :
gre., lat. * pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri,
ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) (gre.) + vocare
(seslenmek, çağırmak) + tor (-cı, yapan, eden eki) (lat.) * bireyler veya
topluluklar arasında bilinçli olarak tepki, çatışma veya huzursuzluk oluşturmak
amacıyla kışkırtıcı davranışlar sergileyen kişi
provoke :
gre., lat. * pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri,
ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) (gre.) + vocatus
(seslenilmiş, çağırılmış) vocare (seslenmek, çağırmak) + tus (geçmiş zaman ve
sıfat yapım eki) (lat.) * kışkırtılmış, tepki vermeye zorlanmış, öfke, tartışma
veya çatışma doğuracak şekilde harekete geçirilmiş
prozodi :
gre. * pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncül, ileri, öne doğru, için,
lehine, içinde, gerektikçe) + oides, oidia (şarkı) * bir şiirin
bestelenmesinde, şiirin hece vurgularının müzik vurgu ve yükselişleriyle iyice
uyuşmuş olması ve bunu sağlayan müzik kurallarının tümü; konuşmanın melodisi ve
ritmi; tapınağa veya sunağa yaklaşan bir koro tarafından söylenen eski bir
Yunan alay ilahisi
prozopagnozi :
gre. * prosopon (yüz, surat, çehre) (pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce,
öncül, ileri, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) + ops, opos, opon
(yüz, görünüş, bakış) ) + agnosia (bilmeme, tanımama) (a (-sız, yokluk, zıtlık
ve olumsuzluk ön eki) + ginosko, ginoskein (bilmek, tanımak, öğrenmek), gnosia
(bilgi, bilme, tanıma) (gnosis (bilme, bilgi, tanı) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * kişinin görme yetisi normal olmasına rağmen yüzleri tanıma ve ayırt
etme becerisinin bozulduğu, hatta yakın tanıdıklarının yüzlerini bile
seçememesine yol açabilen nörolojik bir algı bozukluğ, uyüzleri tanıma
yeteneğinin kaybı, yüz körlüğü sendromu
prozosin :
gre. * pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncül, ileri, öne doğru, için,
lehine, içinde, gerektikçe) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) *
alfa-1 adrenerjik reseptörleri bloke ederek damar düz kaslarını gevşeten,
hipertansiyon ve bazı ürolojik durumların tedavisinde kullanılan ilacın etken
maddesi (C19H21N5O4)
prömiyer :
lat., fra. * primarius (primus (ilk, birinci) (prae (ön, önce, evvel) + imus
(ile ilgili, -a ait) ) + arius (ile ilgili, -a ait) ) (lat.); premier (ilk,
birinci) (fra.) * tiyatro oyunu, film, dans, opera veya beste gibi bir sanat
eserinin seyirci karşısına çıktığı ilk halka açık gösterim veya temsil, ilk
gösterim
pruf :
lat., ing. * probare (denemek, tecrübe etmek, test etmek, kanıtlamak,
ispatlamak, onaylamak, doğrulamak), proba (sınama, deneme, sınav) (lat.); proof
(ing.) * bir iddianın, teorinin veya ifadenin doğru olduğunu göstermek için
sunulan delil, kanıt veya doğrulama süreci, ispat, kanıt, delil
pruinöz :
lat. * pruina (kırağı, ince mumsu tabaka) + -osus (ile ilgili, -a ait, çokluk,
bolluk eki) * yüzeyi ince, kırağı benzeri mumsu bir tabakayla kaplı olan,
yüzeyi kırağı görünümünde ince, pudramsı veya mumsu bir tabakayla örtülü;
özellikle bitki, mantar ve bazı hayvanların yüzeyindeki kolayca silinebilen
mumsu örtüye sahip olan
prunus :
lat. * prunus (erik) * gülgiller (Rosaceae) familyasına ait erik, kiraz, badem
ve şeftali gibi çekirdekli meyve ağaçlarını kapsayan bitki cinsi
pruritus :
lat. * prurire (kaşınmak, kaşıntı duymak) + itus (isim yapım eki) * deride
tahriş veya çeşitli içsel veya dışsal nedenlere bağlı olarak ortaya çıkan ve
kaşıma isteği uyandıran rahatsız edici duyusal his, kaşıntı
prusya :
nal., lat., alm. * Prusai (Eski Prus halkı; Baltık kökenli etnonim) (bal.);
Prussia (Prusya; tarihi bölge adı) (lat.) + Preußen (alm.) * Orta ve Doğu
Avrupa’da Baltık kıyılarında ortaya çıkmış, daha sonra güçlü bir krallık ve
devlet haline gelerek Alman tarihinin şekillenmesinde önemli rol oynamış tarihi
bölge ve siyasi oluşum
prut :
lat. * pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri,
ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) + testari (tanıklık
etmek, şahitlik etmek) + ens, ent (sıfat yapım eki) * 16. yüzyılda Katolik
Kilisesi’ne karşı çıkarak reform hareketlerini benimseyen Hristiyan
mezheplerine mensup olan kimse veya bu mezheplerle ilgili olan kişi
pruva :
gre. * proira (ön, önde, ileri; ilerlemek, geçmek) * geminin baş bölümü, baş
yanı
prüritis :
lat. * prurire (kaşınmak, kaşıntı duymak) + itus (isim yapım eki) * deride
tahriş veya çeşitli içsel veya dışsal nedenlere bağlı olarak ortaya çıkan ve
kaşıma isteği uyandıran rahatsız edici duyusal his, kaşıntı
PSA :
lat. * prostatus (idrar yolları çevresinde bulunan erkek üreme bezi) +
specificus (genel olmayan, belirli bir türe, duruma veya özelliğe özgü olan ve
diğerlerinden ayırt edici nitelik taşıyan, özel) + antigenes (vücutta yabancı
madde algıladığı durumda bağışıklık sistemini tetikleyen moleküllerden her
biri) * erkeklerde prostat bezi tarafından üretilen ve meninin sıvılaşmasını
sağlayan bir protein türüdür. Kan testiyle ölçülen PSA seviyesi, prostat
kanseri, iyi huylu prostat büyümesi (BPH) veya prostat iltihabı (prostatit)
gibi hastalıkların tanısı ve takibinde kullanılan önemli bir tarama aracı;
prostat bezine özgü olarak üretilen ve kandaki düzeyi ölçülerek prostat
hastalıklarının değerlendirilmesinde kullanılan biyokimyasal belirteci ifade
eden kısaltma
psamit :
gre. * psammos (kum) + ites (element, kayaç ve mineral eki) * kum boyutundaki
tanelerden oluşan veya esas olarak kum fraksiyonunu içeren kırıntılı tortul
malzemeyi ve bu malzemeden oluşan kayaçları ifade eden jeoloji terimi, kumlu
kayaç malzemesi
psammophora :
gre. * psammos (kum) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan,
taşıyıcı, götüren, getiren) * Chenopodiaceae familyasına ait, kumlu alanlarda
yetişen, kum tanelerini yüzeyinde tutan veya kumla kaplı yapıya sahip olan
bitki cinsi
pseudantechinidae :
gre., lat. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan)
(gre.) + antechinus (keseli fare cinsi adı) (ante (önce, önceye doğru, evvel,
ön, öne, önde) (lat.) + ekhinos (kirpi, dikenli) (gre.) ) + idae (-giller, hayvan
familyası eki) (lat.) * Avustralya ve Yeni Gine’de yaşayan, küçük ve çoğunlukla
etçil veya böcekçil keseli memelileri kapsayan familya, Sahteantechinusgiller
pseudo :
gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) *
yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan
pseudoanevrizma :
gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) +
aneurusma (ana (tekrar, yeniden, yukarı doğru, yukarıya, yükseğe, üste, geri,
arkaya, baş, önce, evvel) + urunein (genişlemek) + usma (ile ilgili olma) ) *
damar duvarının gerçek katmanlarıyla oluşmayan, genellikle damar bütünlüğünün
bozulması sonucu kanın çevre dokular içinde sınırlı bir boşluk oluşturarak
birikmesiyle ortaya çıkan ve “yalancı anevrizma” olarak adlandırılan damar
patolojisi
pseudobilim :
gre., tür. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan)
(gre.) + bilim (bilmek, bilgiye dayalı sistemli araştırma) (tür.) * bilimsel
görünüm taşımasına rağmen bilimsel yöntem, kanıt ve sınanabilirlik ölçütlerini
yeterince karşılamayan bilgi, inanç veya uygulama alanı, sözdebilim
pseudocheiridae :
gre., lat. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) +
kheir (el) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * Avustralya ve Yeni
Gine’de yaşayan, ağaçlarda yaşamaya uyum sağlamış, çoğunlukla gece etkin olan,
kavrayıcı kuyruk ve güçlü tutucu uzuvlara sahip keseli memelileri kapsayan
familya, Halkalı kuyruklu keseligiller
pseudocoelomata :
gre., lat. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) +
koilos (boş, oyuk, içi boş, boşluk, oyuk, kavernöz, çukur) + mata (topluluk
veya grup bildiren çoğul ek) * mezodermle tamamen çevrili olmayan, embriyonik
kökenli yalancı vücut boşluğuna sahip olduğu kabul edilen omurgasız hayvan
gruplarını ifade eden eski zoolojik sınıflandırma terimi, yalancı sölomlular
pseudologia phantastica :
gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) + logia
(bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) + phantastikos (gerçekte var olmayan,
gerçek olmayan, düş ürünü olan, hayali) * kişinin bilinçli bir çıkar amacı
olmaksızın, zamanla gerçekmiş gibi benimsediği veya abartılı biçimde anlattığı
hayali öyküler ve uydurmalar üretme eğilimi
pseudomiksoma peritonei :
gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) + myxa,
myxos (mukus, sümüksü salgı) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser;
toplanma, oluşum) (gre.) + peritoneum (karın zarı) (lat.) * genellikle apendiks
veya over kökenli mukus üreten bir tümörün karın boşluğuna yayılması sonucu
periton yüzeyinde jel kıvamında mukus birikimi ile karakterize, “yalancı mukus
tümörü” görünümü oluşturan nadir klinik durum
pseudomona :
gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) + monas
(birlik, birim, tekil varlık, tek hücreli varlık; mikrobiyal birim) *
bakteriyoloji sınıflandırmasında kullanılan ve güncel olarak Pseudomonas
cinsine karşılık gelen, su ve toprakta yaygın bulunan, bazı türleri insanlarda
enfeksiyona neden olabilen gram-negatif bakteri
pseudomonas aeroginosa :
gre., lat. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) +
monas (birlik, birim, tekil varlık, tek hücreli varlık; mikrobiyal birim)
(gre.) + aer (hava) (lat.) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten,
meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.) + osus, osa (bol bulunan,
özellik taşıyan) (lat.) * genellikle su ve nemli ortamlarda bulunan, fırsatçı
enfeksiyonlara yol açabilen, hastanelerde özellikle bağışıklığı zayıf bireylerde
ciddi enfeksiyonlar oluşturabilen Gram-negatif bakteri türü
pseudomugilidae :
gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) + mugil
(kefal balığı) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * Avustralya, Yeni Gine
ve çevresindeki tatlı sularda yaşayan, küçük boyutlu, ince yapılı, genellikle
parlak renkli, gözleri iri ve yüzgeçleri belirgin olan tatlı su balıklarını
kapsayan familya, Mavi gözlülergiller
pseudonim :
gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) +
onoma, onuma, onyma, onomos, nimo (isim, ad) * bir kişinin gerçek kimliğini
gizlemek amacıyla kullandığı takma ad veya sahte isim, sahte ad, takma isim,
lakap, mahlas
pseudopleuronectidae :
gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) +
pleuron (yan, yan taraf, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar), pleura
(yan, yan taraf, yan yüzey, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar) +
nektes (yüzen, yüzücü) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) *
vücutları yassılaşmış, ergin bireylerinde her iki gözün başın aynı tarafında
bulunduğu, çoğunlukla deniz tabanında yaşayan ve yüzme biçimleriyle dip
yaşamına uyum sağlamış yassı balıkları kapsayan familya, Sahte pisi
balığıgiller
pseudopod :
gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) + pous,
podos (ayak) * amipler ve bazı diğer tek hücreli canlılarda hücrenin
sitoplazmasının geçici olarak dışarı doğru uzamasıyla oluşan, hareket etme ve
besinleri çevreleyerek alma işlevlerinde kullanılan yalancı ayak yapısı,
yalancı ayak
pseudorca :
gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) +
orcinus, orca (büyük balina, katil balina) * yunusgiller (Delphinidae)
familyasında yer alan, görünüş olarak orkaya benzeyen ancak gerçek orkadan
farklı olan, büyük yapılı, dişli bir deniz memelisi cinsi, yalancı orka
pseudosac :
gre., lat. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) +
saccus (torba, kese, kesecik) (lat.) * gerçek bir anatomik kese yapısı olmaksızın,
görüntüleme veya patolojik değerlendirmede kese benzeri bir oluşum izlenimi
veren yalancı kesecik yapısı; hormonların etkisiyle rahim duvarının
kalınlaşması sonucu oluşan, özellikle dış gebelik (ektopik gebelik) şüphesi
olan durumlarda ultrasonografide rahim içinde görülen, ancak gerçek bir gebelik
kesesi olmayan sıvı birikimi
pseudosis :
gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) + osis
(isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * gerçekte var olmayan bir durumun
varmış gibi algılanması veya sahte/yanıltıcı bir olgunun gerçekmiş gibi ortaya
çıkması durumu
pseudostratifiye :
gre., lat. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan)
(gre.) + stratum, stratus (serilmiş şey, yaygı, katman, tabaka, yayılmış örtü)
+ factus (yapma, yapım, etme, eyleme) (facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek,
oluşturmak) + tus (geçmiş zaman ve isim yapım eki) ) + ianus (ile ilgili, -a
ait) (lat.) * hücreleri tek katlı olduğu halde çekirdeklerinin farklı
seviyelerde yer alması nedeniyle çok katlıymış gibi görünen ancak aslında tüm
hücrelerin bazal membrana (temel zara) değdiği tek katlı olan (epitel doku)
pseudotsuga :
gre., jap. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan)
(gre.) + tsuga (Hemlock, baldıran; iğne yapraklı ağaç cinsi) * görünüş olarak
Tsuga (baldıran çamı) cinsine benzeyen ancak Pinaceae familyasına ait olan,
sahte hemlock olarak bilinen, özellikle Douglas göknarı gibi türleri içeren
iğne yapraklı ağaç cinsi
pseudoxyrhophiidae :
gre., lat. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) +
xyrhos (kuru, kurumuş) + ophis (yılan) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası
eki) (lat. * Madagaskar ve çevresindeki adalarda yaşayan, çoğunlukla küçük ve
orta boyutlu, zehirsiz veya zayıf zehirli, ince gövdeli yılanları kapsayan
familya, Madagaskar yılanlarıgiller
PSI :
ing. * pressure (basınç) + per (beher, başına) + square (kare; alan) + inch
(inç (1 inç = 2.54 cm) ) * inç kare başına pound cinsinden basınç ölçüsü
psi : gre. * psi (Ψ ψ) * Yunanca alfabenin yirmi üçüncü harfi Ψ ψ
psidium : lat. * psidion (küçük nar; nar benzeri meyve adı) (gre.) + ium (isim yapım, yer ve durum eki) (lat.) Psidium (Brezilya yerel adı) * Mersingiller (Myrtaceae) familyasına ait, tropikal ve subtropikal Amerika'ya özgü, her dem yeşil ağaç ve çalılardan oluşan, özellikle besleyici ve ekonomik değeri yüksek "guava" meyvesini veren bitki cinsi
psikanalist :
gre. * psykhe (ruh, zihin) + analusis, analysis (analiz, çözme, çözümleme) (ana
(tekrar, yeniden, yukarı doğru, yukarıya, yükseğe, üste, geri, arkaya, baş,
önce, evvel) + lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest
kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak)
+ isis (isim yapım eki) ) + istes (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) *
Sigmund Freud tarafından geliştirilen psikanaliz teorisi ve yöntemlerini
kullanarak, bilinçdışı zihinsel süreçleri, bastırılmış duyguları ve
davranışların psikodinamik kökenlerini inceleyerek terapi yoluyla çözümlemeye
çalışan uzman kişi
psikanaliz :
gre. * psykhe (ruh, zihin) + analusis, analysis (analiz, çözme, çözümleme) (ana
(tekrar, yeniden, yukarı doğru, yukarıya, yükseğe, üste, geri, arkaya, baş,
önce, evvel) + lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest
kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak)
+ isis (isim yapım eki) ) * Sigmund Freud tarafından geliştirilen psikanaliz
teorisi ve yöntemlerini kullanarak, bilinçdışı zihinsel süreçleri, bastırılmış
duyguları ve davranışların psikodinamik kökenlerini inceleyerek terapi yoluyla
çözümleme süreci
psikasteni :
gre. * psikhe (ruh, zihin) + asthenia (zayıflık, güçsüzlük) (a (yokluk,
eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + sthenia (güç, kuvvet, dayanıklılık)
(sthenos (güçlü, kuvvetli, dayanıklı) + eia (isim yapım ve durum eki) ) *
özellikle anksiyete, obsesif düşünceler, aşırı endişe ve zihinsel yorgunlukla
seyreden, kişinin irade ve dikkat süreçlerinde zayıflık yaşadığı psikiyatrik
durum, ruhsal güçsüzlük, ruhsal çöküş
psikedelik :
gre. * psikhe (ruh, zihin) + delein (açığa çıkarmak, görünür kılmak), delos
(açma, açık gösterme, açığa çıkarma, beyan) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) *
bilinç algısını değiştiren, halüsinasyonlar ve yoğun duyusal deneyimler
oluşturan, zihinsel algının “genişlemesi” veya dönüşmesiyle ilişkili,
psikoaktif etkili (delmek (açıklık oluşturmak) (tür.) )
psikiyatr :
gre. * psikhe (ruh, zihin) + iatros (tedavi, iyileştirme, doktor) * ruhsal ve
zihinsel hastalıkların tanı, tedavi ve önlenmesiyle ilgilenen tıp uzmanı, ruh
doktoru
psikiyatri :
gre. * psikhe (ruh, zihin) + iatreia (hekimlik, tedavi) (iatros (doktor, hekim)
+ eia (isim yapım ve durum eki) ) * ruhsal, zihinsel, duygusal ve davranışsal
bozuklukların tanı, tedavi ve önlenmesiyle ilgilenen tıp dalı, ruh doktorluğu
psikiyatrik :
gre. * psikhe (ruh, zihin) + iatreia (hekimlik, tedavi) (iatros (doktor, hekim)
+ eia (isim yapım ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) *
psikiyatri ile ilgili
psikiyatrist :
gre. * psikhe (ruh, zihin) + iatreia (hekimlik, tedavi) (iatros (doktor, hekim)
+ eia (isim yapım ve durum eki) ) + istes (-cı, yapan, eden, destekleyen,
yandaş eki) * ruhsal ve zihinsel hastalıkların tanı, tedavi ve önlenmesiyle
ilgilenen tıp uzmanı, ruh doktoru
psikoaktif :
gre. * psikhe (ruh, zihin) + activus (agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde
bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek),
actus (yapılmış, edilmiş, eylenmiş) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) )
* sinir sistemi ve zihinsel işlevler üzerinde etkili olan ve algı, bilinç,
duygu durumunu değiştirebilen (madde)
psikofarmakoloji :
gre. * psikhe (ruh, zihin) + pharmakon (ilaç, tedavi edici madde; uyuşturucu,
narkotik; zehir) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime,
bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * sinir
sistemi ve davranışlar üzerinde etkili olan ilaçların zihinsel ve psikolojik
etkilerini inceleyen bilim dalı
psikojen :
gre. * psikhe (ruh, zihin) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak,
meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana
getiren, oluşturan, kaynaklanan) (genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme,
oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit,
sınıf, kategori) + es (ile ilgili, -a ait) ) * zihinsel veya ruhsal kökenli
süreçlere bağlı olarak oluşan
psikojen koma :
gre. * psikhe (ruh, zihin) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak,
meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren,
oluşturan, kaynaklanan) (genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum,
köken, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) +
es (ile ilgili, -a ait) ) + koma (derin uyku) * organik bir beyin hasarı veya
metabolik neden olmaksızın, yoğun psikolojik travma, stres veya bilinçdışı
savunma mekanizmaları sonucu kişinin derin bilinçsizlik ve tepkisizlik hali
göstermesi durumu
psikojenik :
gre. * psikhe (ruh, zihin) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak,
meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana
getiren, oluşturan, kaynaklanan) (genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme,
oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit,
sınıf, kategori) + es (ile ilgili, -a ait) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi)
* fiziksel veya organik bir nedene dayanmaksızın, psikolojik süreçler,
bilinçdışı çatışmalar, duygusal stres veya zihinsel etkenler sonucunda ortaya
çıkan
psikoleptik :
gre. * psikhe (ruh, zihin) + lambanein (ele geçirmek, ele almak, kapmak,
tutmak, almak, kavramak, yakalamak), lepsis (tutma, alma, kapma, kavrama,
yakalama) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * merkezi sinir sistemi üzerinde
yatıştırıcı, sakinleştirici ve uyarılmayı azaltıcı etki göstererek anksiyete,
ajitasyon ve aşırı zihinsel aktiviteyi baskılayan (madde)
psikolog :
gre. * psikhe (ruh, zihin) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * insan
davranışlarını, zihinsel süreçleri ve duygusal işleyişi bilimsel yöntemlerle
inceleyen, gözlem, test ve terapi temelli çalışmalarla bireylerin ruhsal ve
bilişsel süreçlerini değerlendiren ve destekleyen uzman kişi, ruhbilimci
psikoloji :
gre. * psikhe (ruh, zihin) + legein, lego (söylemek, konuşmak), logia (bilim,
bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * insanın zihinsel süreçlerini, duygu
durumlarını, davranışlarını ve bu süreçlerin bireysel ve toplumsal düzeyde
ortaya çıkış biçimlerini bilimsel yöntemlerle inceleyen bilim dalı, ruhbilim,
zihinbilim
psikolojik :
gre. * psikhe (ruh, zihin) + legein, lego (söylemek, konuşmak), logia (bilim,
bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * zihinsel
süreçler, duygular, davranışlar ve bunların işleyişiyle ilgili, ruhbilim ile
ilgili, ruhsal, psikoloji ile ilgili
psikometri :
gre. * psikhe (ruh, zihin) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * bireylerin zihinsel yeteneklerini, bilişsel
özelliklerini, kişilik eğilimlerini ve psikolojik değişkenlerini standart
testler ve ölçüm teknikleriyle sayısal olarak değerlendiren psikoloji alt alanı
psikomimetik :
gre. * psikhe (ruh, zihin) + mimeisthai (taklit etmek, benzetmek, örnek almak,
yansıtmak), mimos (taklitçi, taklit eden, oyuncu), mimesis (taklit, benzetme) +
ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * merkezi sinir sistemi üzerinde etki
ederek algı, düşünce, duygu ve bilinç durumlarında psikotik benzeri değişiklikler
(halüsinasyonlar, sanrılar (hezeyanlar) ve deliryum vb.) oluşturan, psikoz
semptomlarını taklit eden, psikoz benzeri durumlara neden olan (maddeler veya
etkiler)
psikomotor :
gre., lat. * psikhe (ruh, zihin) (gre.) + motor (hareket ettirici) (movere
(hareket etmek, devinmek, kımıldamak, kıpırdamak) + tor (-cı, yapan, eden eki)
) (lat.) * zihinsel süreçlerin (psiko) kas ve hareket sistemiyle (motor)
koordineli çalışarak fiziksel eylemlere dönüşmesi süreci; zihinsel süreçlerle
(algı, dikkat, karar verme) bedensel hareketlerin (kas aktivitesi,
koordinasyon, refleksler) birlikte ve etkileşimli biçimde çalışması
psikonevroz :
gre. * psikhe (ruh, zihin) + neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) +
osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * genellikle aşırı stres,
duygusal çatışmalar veya kalıtımsal faktörlerle ortaya çıkan, psikozun aksine,
kişinin gerçeklikle bağını koparmadığı ve davranışlarının farkında olduğu,
gerçeklik algısının korunduğu, yoğun kaygı, endişe ve içsel çatışmalarla
karakterize, kişinin çevreye uyumunu zorlaştıran hafif-orta şiddetteki ruhsal
rahatsızlıklar bütünü
psikonörotik :
gre. * psikhe (ruh, zihin) + neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) +
tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * gerçeklik algısının korunduğu, yoğun kaygı,
korku, içsel çatışma ve duygusal dengesizliklerle seyreden ruhsal
rahatsızlıklar (nevrozlar) grubu
psikonöroz :
gre. * psikhe (ruh, zihin) + neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) +
osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * genellikle aşırı stres,
duygusal çatışmalar veya kalıtımsal faktörlerle ortaya çıkan, psikozun aksine,
kişinin gerçeklikle bağını koparmadığı ve davranışlarının farkında olduğu,
gerçeklik algısının korunduğu, yoğun kaygı, endişe ve içsel çatışmalarla
karakterize, kişinin çevreye uyumunu zorlaştıran hafif-orta şiddetteki ruhsal
rahatsızlıklar bütünü
psikopat :
gre. * psikhe (ruh, zihin) + pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap;
duygu, his) * empati yeteneği gelişmemiş, vicdan azabı veya pişmanlık duymayan,
duygusal olarak soğuk, manipülatif ve antisosyal davranışlar sergileyen
(kişilik yapısı)
psikopati :
gre. * psikhe (ruh, zihin) + patheia (sorun, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma
durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * empati eksikliği, yüzeysel duygulanım,
manipülatif davranışlar, suçluluk ve pişmanlık duygularının zayıflığı ile
karakterize edilen, antisosyal kişilik özellikleriyle ilişkili psikiyatrik
kişilik yapılanması
psikopatoloji :
gre. * psikhe (ruh, zihin) + patheia (sorun, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma
durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem)
(logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
) * zihinsel ve ruhsal hastalıkların kökenlerini, belirtilerini, gelişim
süreçlerini ve davranış üzerindeki etkilerini bilimsel olarak inceleyen
psikiyatri ve klinik psikolojinin alt disiplini
psikopatolojik :
gre. * psikhe (ruh, zihin) + patheia (sorun, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma
durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem)
(logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * zihinsel işlevlerdeki bozulma, anormal
duygulanım, davranış sapmaları ve ruhsal hastalıklarla ilişkili, psikopatoloji
le ilgili
psikoseksüel :
gre., lat. * psikhe (ruh, zihin) (gre.) + sexualis (cinsel) (sectus, sexus
(cins, cinsiyet, ayrım, ayrışım, kesim, bölünme) (secare (kesmek, ayırmak,
bölmek) + ectus, exus (geçmiş zaman ve isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) * bireyin cinsel gelişiminin, cinsel kimlik
oluşumunun, cinsel davranışlarının zihinsel, duygusal ve gelişimsel etkenlerle
olan ilişkisini ifade eden
psikosomatik :
gre. * psikhe (ruh, zihin) + soma (vücut, beden, gövde, cisim) + tikos (ile
ilgili, -a ait, gibi) * stres, kaygı veya depresyon gibi psikolojik faktörlerin
tetiklediği, şiddetlendirdiği veya doğrudan neden olduğu fiziksel hastalıklar
ile ilgili
psikososyal :
gre., lat. * psikhe (ruh, zihin) (gre.) + socius (takipçi, arkadaş, yoldaş,
refakatçi, eşlik eden, müttefik, bağı olan, ilişkili) + alis (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) (lat.) * bireyin zihinsel ve duygusal süreçlerinin, içinde
bulunduğu toplumsal çevre, kültürel yapı, ilişkiler ve sosyal etkileşimlerle
birlikte etkileşim halinde gelişimini ve davranışlarını belirleyen bütüncül
etkileşim alanı
psikoterapi :
gre. * psikhe (ruh, zihin) + therapeia (hizmet etme, ilgilenme, iyileştirme,
tedavi etme, eğitme, öğretme, iyileştirme, öğretiyle islah etme; bakım, hizmet,
tedavi) (therapuein (hizmet etmek, ilgilenmek, iyileştirmek, tedavi etmek,
yönetmek, tıbbi tedavi etmek), the (ön ek) + rapein (eğitmek, öğretmek) ) + eia
(isim yapım eki) ) * bireyin duygusal, bilişsel ve davranışsal sorunlarını,
bilimsel olarak yapılandırılmış konuşma temelli teknikler, klinik yöntemler ve
terapötik müdahaleler yoluyla ele alarak psikolojik iyilik halini artırmayı
amaçlayan tedavi süreci
psikotik :
gre. * psikhe (ruh, zihin) + tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * gerçeklik
algısının bozulduğu, sanrı (gerçek dışı inançlar) ve halüsinasyonlar (olmayan
ses/görüntüler, varsanılar) ve düşünce dağınıklığı gibi belirtilerle
karakterize edilen, bireyin algı ve düşünce bütünlüğünün ciddi şekilde
etkilendiği psikiyatrik durum ile ilgili
psikotomimetik :
gre. * psikhe (ruh, zihin) + tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) + mimeisthai
(taklit etmek, benzetmek, örnek almak, yansıtmak), mimos (taklitçi, taklit
eden, oyuncu), mimesis (taklit, benzetme) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * merkezi sinir sistemi üzerinde algı, düşünce ve bilinçte psikotik
durumlara benzer değişiklikler oluşturarak gerçeklik algısında bozulma ve
zihinsel bütünlükte çözülme benzeri etkileri taklit eden (madde veya etki)
psikotrop :
gre. * psikhe (ruh, zihin) + trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek,
yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme,
değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara
çevrilebilir) * merkezi sinir sistemi üzerinde etki ederek duygu durumunu,
düşünceyi, algıyı ve davranışı değiştirebilen veya bu işlevlere yönelmiş
etkiler oluşturan (ilaç, madde, etki)
psikotropik :
gre. * psikhe (ruh, zihin) + trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek,
yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme,
değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara
çevrilebilir) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * merkezi sinir sistemi
üzerinde etki ederek duygu durumunu, düşünceyi, algıyı ve davranışı
değiştirebilen veya bu işlevlere yönelmiş etkiler oluşturan (ilaç, madde, etki)
psikoz :
gre. * psikhe (ruh, zihin) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) *
bireyin gerçeklikle bağının belirgin şekilde bozulduğu, sanrı, varsanı, düşünce
ve algı bozukluklarının görüldüğü ağır ruhsal bozukluk durumu
psikrometre :
gre. * psykhros (soğuk, serin) + metron (ölçü) * havanın nemini, biri kuru
diğeri ıslak hazneli iki termometrenin sıcaklık farkından yararlanarak
belirleyen ölçüm cihazı, nemölçer
psilotaceae :
gre. * psilos (çıplak, tüysüz, yalın) + aceae (-giller, bitki familyası eki) *
gerçek kök ve yaprakları bulunmayan veya çok indirgenmiş olan, basit yapılı,
damarlı tohumsuz bitkileri kapsayan familya, Çıplakotugiller
psilotum : gre., lat. * psilos (çıplak, tüysüz,
yalın) (gre.) + um (isim yapım eki) (lat.) * yaprak ve kökleri bulunmayan,
çatalsı dallanan yeşil gövdelere ve küre şeklinde spor keselerine sahip,
genellikle tropikal bölgelerde yetişen ilkel bir çiviyapraklı (eğrelti
müttefiki) bitki cinsi
psilyum :
gre. * psyllion (pire, pire otu; küçük tohum) (psylla (pire) + ion (küçültme
eki) ) * özellikle Plantago ovata türünün tohum kabuklarından elde edilen,
yüksek oranda çözünür lif içeren ve suyla temas ettiğinde jel oluşturarak
bağırsak hareketlerini düzenlemeye yardımcı olan bitkisel lif kaynağı,
karnıyarık otu, sinir otu lifi
psion :
gre. * psi (Yunanca alfabenin 23. harfi ψ) + on (parçacık/tanecik eki) *
parçacık fiziğinde, J/ψ mezonu veya daha genel olarak psionik parçacıklar
olarak adlandırılan, charm kuark ve anticharm kuarktan oluşan mezonları ifade
eden terim, psi parçacığı
psişik :
gre. * psikhe (ruh, zihin) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * zihinsel, ruhsal
ve bilinç süreçleriyle ilgili; algı, düşünce, duygu ve bilinç işlevlerine ait,
ruhsal
psittacidae :
gre. * psittakos (papağan) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * güçlü,
kıvrık gagalı, çoğunlukla tırmanmaya ve dalları kavramaya uyarlanmış ayaklara
sahip, birçok türü parlak renkli ve bazıları insan seslerini taklit edebilen
papağanları kapsayan kuş familyası, Papağangiller
psittaciformes :
gre. * psittakos (papağan) (gre.) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil,
biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * güçlü ve kıvrık gagaları,
iki parmak öne ve iki parmak arkaya dönük zigodaktil ayakları, tırmanmaya
uyarlanmış vücut yapıları ve çoğunlukla renkli tüyleriyle tanınan papağanları
kapsayan kuşlar takımı, Papağansıtakımı
psittacopasserae :
gre. * psittakos (papağan) (gre.) + passer (serçe, küçük kuş) + eae (taksonomik
çoğul eki) (lat.) * papağanlar ile ötücü kuşlar arasındaki yakın evrimsel
ilişkileri ifade etmek için kullanılan kuş grubu, papağan-ötücü kuşlar grubu
psittaculidae :
gre. * psittakos (papağan) (gre.) + ulus (küçültme eki) + idae (-giller, hayvan
familyası eki) (lat.) * küçük ve orta boyutlu, çoğunlukla Asya, Avustralya ve
Afrika çevresinde yaşayan, kıvrık gagalı, tırmanmaya uyarlanmış ayaklara sahip
ve birçok türü renkli tüylere sahip papağanları kapsayan familya, Eski Dünya
papağangiller
psittakoz :
gre. * psittakos (papağan) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) *
özellikle papağanlar ve diğer kuşlardan insanlara bulaşabilen Chlamydia
psittaci bakterisinin neden olduğu, ateş, baş ağrısı ve solunum sistemi
belirtileriyle seyreden enfeksiyon hastalığı
PSO :
ing. * Particle (parçacık, partikül) + Swarm (sürü) Optimization (optimizasyonu)
* kuş veya balık sürülerinin hareketlerinden esinlenerek geliştirilen, bir
problemi en iyi şekilde çözmeye (optimizasyon) yarayan popülasyon tabanlı bir
algoritma
psoas absesi :
gre., lat. * psoas (bel kası) (gre.) + abscessus (gitme, uzaklaşma, yok olma,
mevcut halini terketme) (ab (uzak olan, uzak) + cedere (gitmek, ilerlemek, yol
almak, uzaklaşmak, çekilmek) + us (isim yapım eki) ) (lat.) + i (iyelik eki)
(tür.) * bel kası olan psoas kası içinde veya çevresinde bakteriyel enfeksiyon
sonucu irin birikmesiyle oluşan, ateş, bel/kalça ağrısı ve hareket kısıtlılığı
ile seyreden derin yumuşak doku enfeksiyonu
psophocarpus :
gre. * psophos (ses, gürültü) + karpos (meyve, ürün, semer) * Fabaceae
(baklagiller) familyasına ait, tohumları ve meyveleri gıda olarak kullanılan
tırmanıcı ve tropikal fasulye cinsi
psoralen :
gre., lat. * psora (kaşıntı, deri hastalığı, uyuz benzeri deri lezyonu) (gre.)
+ len (kimyasal bileşik eki) (lat.) * bazı bitkilerde doğal olarak bulunan, UV
ışığı ile birlikte ciltte fotosensitivite oluşturarak melanin üretimini
artırabilen ve özellikle vitiligo gibi deri hastalıklarının tedavisinde
kullanılan kimyasal bileşik (C11H6O3)
psoriasis :
gre. * psorein (kaşınmak), psora (kaşıntı, deri hastalığı, uyuz benzeri deri
lezyonu) + iasis (iltihap, enfeksiyon, durum, sorun, hastalık eki) * cilt
hücrelerinin normalden çok daha hızlı çoğalması sonucu deri üzerinde
kızarıklık, pullanma ve kabuklanma ile seyreden, kronik ve inflamatuvar
karakterli otoimmün deri hastalığı, sedef hastalığı
psoriyaz :
gre. * psorein (kaşınmak), psora (kaşıntı, deri hastalığı, uyuz benzeri deri
lezyonu) + iasis (iltihap, enfeksiyon, durum, sorun, hastalık eki) * cilt
hücrelerinin normalden çok daha hızlı çoğalması sonucu deri üzerinde
kızarıklık, pullanma ve kabuklanma ile seyreden, kronik ve inflamatuvar
karakterli otoimmün deri hastalığı, sedef hastalığı
psödantiyum :
gre., lat. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) +
anthos (çiçek) (gre.) + ium (isim yapım eki) (lat.) * çok sayıda küçük çiçeğin
bir araya gelerek tek bir çiçekmiş gibi görünmesini sağlayan çiçek durumu veya
yapı, yalancı çiçek
psödo :
gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) *
yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan
psödoartroz :
gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) +
arthron, artros (eklem) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * kırık
kemik uçlarının normal şekilde kaynamaması sonucu, kırık hattında hareketli ve
eklem benzeri yalancı bir yapı oluşması durumu
psödoatrofi :
gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) + a
(-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + trephein (beslemek, gıdalamak,
büyütmek, geliştirmek), trophia (beslenme, gıdalanma, büyüme durumu) (trophos,
trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) * gerçek bir doku kaybı veya hücresel küçülme olmaksızın, klinik olarak
atrofiye benzer görünüm oluşturan yalancı incelme veya hacim azalması durumu
psödobilim :
gre., tür. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan)
(gre.) + bilim (bilmek, bilgiye dayalı sistemli araştırma) (tür.) * bilimsel
görünüm taşımasına rağmen bilimsel yöntem, kanıt ve sınanabilirlik ölçütlerini
yeterince karşılamayan bilgi, inanç veya uygulama alanı, sözdebilim
psödobulb :
gre., lat. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) +
bolbos (soğan; ampul; yumru) (gre.); bulbus (lat.) * merkezi sinir sistemi
hastalıklarında görülen ve bulbus (beyin sapı/medulla oblongata) tutulumunu
taklit eden, özellikle kortikobulber yolların iki taraflı hasarı sonucu ortaya
çıkan yutma, konuşma ve duygulanım kontrol bozukluklarıyla karakterize klinik
durum
psödobulber :
gre., lat. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) +
bolbos (soğan; ampul; yumru) (gre.); bulbus + aris (ile ilgili, -a ait) (lat.)
* merkezi sinir sistemi hastalıklarında görülen ve bulbus (beyin sapı/medulla
oblongata) tutulumunu taklit eden, özellikle kortikobulber yolların iki taraflı
hasarı sonucu ortaya çıkan yutma, konuşma ve duygulanım kontrol bozukluklarıyla
karakterize klinik durumla ilgili
psödodemans :
gre., lat. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan)
(gre.) + dementia (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki)
+ mens (zihin, akıl, idrak, mantık) + ia (durum eki) ) (lat.) * gerçek bir
nörodejeneratif demans hastalığı olmaksızın, depresyon, ağır stres, psikiyatrik
bozukluklar veya fonksiyonel nedenlerle ortaya çıkan, dikkat ve bellek
zayıflığı gibi demans benzeri bilişsel belirtilerle seyreden geçici veya geri
döndürülebilir klinik durum
psödodivertikül :
gre., lat. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan)
(gre.) + ventriculus (küçük karın, mide, karıncık) (venter (karın, mide) +
culus (küçültme eki) ) (lat.) * sindirim sistemi veya başka içi boş organlarda
duvarın tüm katmanlarını içermeyen, yalnızca mukozanın dışa doğru herniasyonu
sonucu oluşan gerçek olmayan cep şeklindeki çıkıntı, yalancı karıncık
psödoefedrin :
gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) +
ephedros, ephedra (üst mevki, tepede oturan, tepedeki mevki, yüksekteki yer)
(epi (tepe, yüksek, üst) + hedra, hedros (oturma, koltuk, yer, mevki) ) + ine
(organik bileşik/alkaloid türevi eki) * empatomimetik etkili, burun mukozasında
damarları daraltarak tıkanıklığı azaltan, soğuk algınlığı ve alerjik durumlarda
kullanılan ve efedrine yapısal olarak benzeyen ancak daha zayıf merkezi sinir
sistemi uyarıcı etkisi olan farmakolojik madde (C10H15NO)
psödoeksfoliasyon :
gre., lat. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan)
(gre.) + ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + foliare (yapraklanmak)
(folium (yaprak) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.) *
özellikle gözde lens kapsülü ve iris gibi yapılarda, gerçek doku soyulması
olmaksızın fibriller protein materyalinin birikmesiyle oluşan, glokom riskini
artırabilen yalancı soyulma benzeri depozit oluşumu
psödofaki :
gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) +
phakos (mercek, göz merceği, lens) + eia (isim yapım ve durum eki) * katarakt
ameliyatı gibi işlemlerde doğal göz merceğinin alınarak yerine yapay bir göz
içi lensin (GİL) yerleştirildiği durum
psödogestasyon :
gre., lat. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan)
(gre.) + gestatio (taşıma, gebelik) (gerere (getirmek, toplamak, biriktirmek,
taşımak, yönetmek, yürütmek, yapmak, yüklemek, yığmak), gestatus (taşımış,
yüklenmiş, üstlenmiş, içinde bulundurmuş) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) *
gerçek bir gebelik olmaksızın, hormonal, psikolojik veya nöroendokrin
nedenlerle gebelik belirtilerinin (amenore, karın büyümesi, bulantı vb.) ortaya
çıkmasıyla karakterize yalancı gebelik durumu
psödogut :
gre., lat. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan)
(gre.) + gutta (damla, su damlası) (lat.) * eklem içinde gerçek ürik asit
kristal birikimi (gut hastalığı) olmaksızın, kalsiyum pirofosfat gibi
kristallerin birikimi sonucu ortaya çıkan ve klinik olarak gut benzeri artrit
ataklarıyla seyreden kalsiyum pirofosfat kristal artropatisi
psödohermafroditizm :
gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) + herma,
hermes (taş blok) + aphrodites (aphro (su köpüğü) + ditos (-den olan) ) + ismos
(isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * bireyin genetik cinsiyeti ile
dış genital görünümü arasında tam uyumsuzluk olmaksızın, gonadların tek
cinsiyete ait olduğu halde dış genital yapıların karşı cins özellikleri
göstermesiyle ortaya çıkan ve günümüzde “cinsiyet gelişim farklılıkları”
kapsamında değerlendirilen tıbbi durum
psödohif :
gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) + hypha
(mantarların ipliksi yapısı, lifsi uzantısı), hyphe (iplik, lif; dokunmuş yapı)
* mikroskobik incelemede mantar hiflerine benzer ipliksi uzantılar gibi görünen
ancak gerçek septalı veya septasız hif yapısı oluşturmayan, genellikle bazı
maya türlerinin (özellikle Candida gibi) tomurcuklanarak oluşturduğu zincir
benzeri hücresel dizilimleri
psödohiponatremi :
gre., lat. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) +
hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) (gre.) + natrium
(sodyum) (lat.) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat
(kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * kanda sodyum düzeyinin
laboratuvar ölçümünde düşük gibi görünmesine rağmen, plazmada lipid veya
protein artışı gibi nedenlerle gerçek sodyum azalması olmaksızın ortaya çıkan
ölçüm hatasına bağlı yalancı hiponatremi durumu
psödokist :
gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) +
kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik
torbası) * epitel (gerçek kistlerde görülen iç yüzey döşeyici tabaka) ile
çevrili olmayan, genellikle inflamasyon, travma veya pankreatit sonrası sıvı,
enzim ve debris birikimiyle oluşan, çevresi fibröz doku ile sınırlanmış yalancı
kistik oluşum
psödokolinesterazi :
gre., alm. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) +
khole (safra; sarı) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (gre.) + essig
(sirke) + Äther (eter, hava) (alm.) + ase (yuz veya ester eki) (lat.) + eia
(isim yapım ve durum eki) (gre.) * özellikle karaciğerde sentezlenen ve
plazmada bulunan, gerçek asetilkolinesterazdan farklı olarak farklı kolin
esterlerini hidrolize edebilen, bazı ilaçların (özellikle kas gevşeticiler
gibi) metabolizmasında rol oynayan yalancı kolinesteraz enzim
psödomembranöz :
gre., lat. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan)
(gre.) + membrana (zar, ince örtü) (membrum (organ, uzuv) + ana (ile ilgili,
gibi, -a ait) ) + osus (ile ilgili, -a ait, gibi, benzer) (lat.) * gerçek bir
zar yapısı olmaksızın, genellikle enfeksiyon veya inflamasyon sonucu mukus,
fibrin ve hücresel debris birikimiyle oluşan, zar benzeri yalancı tabaka ile
ilgili
psödomona :
gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) + monas
(birlik, birim, tekil varlık, tek hücreli varlık; mikrobiyal birim) *
bakteriyoloji sınıflandırmasında kullanılan ve güncel olarak Pseudomonas
cinsine karşılık gelen, su ve toprakta yaygın bulunan, bazı türleri insanlarda
enfeksiyona neden olabilen gram-negatif bakteri
psödomorf :
gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) +
morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) * aldatıcı şekilli; bir mineralin
kimyasal yapısı değiştiği halde dış kristal şeklini veya formunu koruması
durumu
psödonim :
gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) +
onoma, onuma, onyma, onomos, nimo (isim, ad) * bir kişinin gerçek kimliğini
gizlemek amacıyla kullandığı takma ad veya sahte isim, sahte ad, takma isim,
lakap, mahlas
psödonörolojik :
gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) +
neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + logia (bilim, bilme; söz,
anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * gerçek bir
sinir sistemi hastalığına dayanmaksızın, psikojenik veya fonksiyonel nedenlerle
nörolojik hastalıkları taklit eden, felç, duyu kaybı veya hareket bozukluğu
gibi olan
psödopelad :
gre., lat. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) +
alopexia (tilki hastalığı, tilkide görülen tüy dökülmesi, tilki uyuzu) (alopex
(tilki) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.), alopecia (lat.) * genellikle
inflamatuvar veya skar bırakıcı alopesi süreçleri sonucu ortaya çıkan, gerçek
saçlı deri hastalığının aktif inflamasyon bulguları olmaksızın ilerlemiş
görünümünü taklit eden, saç kaybı ve skarlaşma ile seyreden yalancı kellik
durumu, yalancı saçkıran
psödopod :
gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) + pous,
podos (ayak) * amipler ve bazı diğer tek hücreli canlılarda hücrenin
sitoplazmasının geçici olarak dışarı doğru uzamasıyla oluşan, hareket etme ve
besinleri çevreleyerek alma işlevlerinde kullanılan yalancı ayak yapısı,
yalancı ayak
psödosis :
gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) + osis
(isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * gerçek bir organik hastalık
olmaksızın ortaya çıkan, klinik olarak hastalığı taklit eden veya benzer
belirti veren yalancı patolojik durum, yalancı hastalık durumu
psödosiyans :
gre., lat. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan)
(gre.) + scientia (bilim, bilgi, bilme) (scientia (scientia (bilgi, bilme,
öğrenme) (scire (bilmek) + entia (isim yapım eki) ) (lat.) * bilimsel görünüm
taşımasına rağmen bilimsel yöntem, kanıt ve sınanabilirlik ölçütlerini
yeterince karşılamayan bilgi, inanç veya uygulama alanı, sözdebilim
psödostipül :
gre., lat. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan)
(gre.) + pustula (küçük kabarcık, irin dolu iltihabi deri lezyonu) (pus (irin,
iltihaplı sıvı akıntısı; enfeksiyon sonucu oluşan sarı-yeşil sıvı) + ulus, ula
(küçültme eki) ) (lat.); pustule (fra.) * gerçek bir püstül olmamasına rağmen
görünüm olarak püstüle benzeyen, genellikle yüzeysel birikim veya doku
değişikliği sonucu oluşan yalancı püstül benzeri lezyon, sahte püstül
psödotüberküloz :
gre., lat. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) +
tuberculosis (tuberculum (küçük yumru, nodül) (tuber (yumru, çıkıntı, kabartı,
kabarıklık, şişlik) + culum (küçültme eki) ) (lat.) + osis (durum, sorun,
hastalık ve isim yapım eki) (gre.) * özellikle Yersinia pseudotuberculosis bakterisinin
neden olduğu, belirtileri ve doku değişiklikleri tüberkülozu andırabilen, ateş,
karın ağrısı ve lenf düğümlerinde iltihaplanmayla seyreden enfeksiyon hastalığı
psödotümör :
gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) (gre.)
+ tumor (şişme, şişiklik, şişkinlik, kabarıklık, yumru, kütle, külçe) (tumere
(şişmek, kabarmak) + or (-cı, yapan, eden eki) ) (lat.) * gerçek neoplastik bir
tümör oluşumu olmaksızın, inflamasyon, kist, damar anomalisi veya başka benign
süreçler sonucu kitle benzeri görünüm oluşturan yalancı tümöral oluşum
psödovektör :
gre. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan) (gre.)
+ vehere (iletmek, aktarmak, nakletmek, taşımak, götürmek), vector (iletici,
nakledici, taşıyıcı) (lat.) * gerçek bir biyolojik taşıyıcı veya matematiksel
yönlü büyüklük olmaksızın, vektör benzeri etki, yapı veya davranış gösteren
yalancı taşıyıcı/vektör benzeri sistem
psödovertisilat :
gre., lat. * pseudos (yalan, yalancı, yanlış, aldatma, sahte, gerçek olmayan)
(gre.) + verticillus (çevresel halka, küçük çember) (vertex (tepe, dönme
noktası) + illus (küçültme eki) ) + atus (sıfat yapım eki) * yaprak, çiçek veya
dalların gerçek bir çevrel diziliş oluşturmamasına rağmen görünüşte çevrelmiş
gibi bir arada bulunması durumu, yalancı çevrel diziliş gösteren
psöriatik :
gre. * psorein (kaşınmak), psora (kaşıntı, deri hastalığı, uyuz benzeri deri
lezyonu) + iasis (iltihap, enfeksiyon, durum, sorun, hastalık eki) + ikos (ile
ilgili, -a ait, gibi) * cilt hücrelerinin normalden çok daha hızlı çoğalması
sonucu deri üzerinde kızarıklık, pullanma ve kabuklanma ile seyreden, kronik ve
inflamatuvar karakterli otoimmün deri hastalığı ile ilgili, sedef hastalığı ile
ilgili
psöriazis :
gre. * psorein (kaşınmak), psora (kaşıntı, deri hastalığı, uyuz benzeri deri
lezyonu) + iasis (iltihap, enfeksiyon, durum, sorun, hastalık eki) * cilt
hücrelerinin normalden çok daha hızlı çoğalması sonucu deri üzerinde
kızarıklık, pullanma ve kabuklanma ile seyreden, kronik ve inflamatuvar karakterli
otoimmün deri hastalığı, sedef hastalığı
psöriazis palmaris :
gre., lat. * psorein (kaşınmak), psora (kaşıntı, deri hastalığı, uyuz benzeri
deri lezyonu) + iasis (iltihap, enfeksiyon, durum, sorun, hastalık eki) (gre.)
+ palmaris (avuç içi ile ilgili) (palma (avuç içi) + aris (ile ilgili, -a ait)
) (lat.) * avuç içi bölgelerinde görülen, kronik inflamatuvar ve immün aracılı
bir deri hastalığı olan sedef hastalığının el içi yerleşimli formu
psöriazis plantaris :
gre., lat. * psorein (kaşınmak), psora (kaşıntı, deri hastalığı, uyuz benzeri
deri lezyonu) + iasis (iltihap, enfeksiyon, durum, sorun, hastalık eki) (gre.)
+ plantaris (ayak tabanı ile ilgili) (planta (dikilen şey, bitki, fidan,
sürgün, filiz, taban, ayak tabanı) + aris (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * ayak
tabanlarında görülen, kronik inflamatuvar ve immün aracılı bir deri hastalığı
olan sedef hastalığının plantar yerleşimli formu
Pt :
isp. * platina (plata (gümüş) + ina (küçük, benzer anlamı veren ek) ) * atom
numarası 78 olan, periyodik tablonun 10. grubunda bulunan, gümüşe benzeyen
fakat ondan daha sert ve ağır bir metal olarak algılandığı için “küçük gümüş”
anlamıyla adlandırılan, yoğun, parlak, korozyona dayanıklı ve değerli bir
platin grubu metali olan, yüksek erime noktası, kimyasal kararlılığı ve
korozyona karşı olağanüstü direnciyle tanınan, katalizörlerde, mücevherlerde,
laboratuvar ekipmanlarında, tıbbi cihazlarda ve elektronik bileşenlerde
kullanılan değerli bir metal element
ptah :
mıs. * ptah (açan, ortaya çıkaran, yaratıcı, şekil veren; düşünce ve sözle
yaratma gücü) * Eski Mısır panteonunda ve mitolojisinde evreni düşünce ve
konuşma yoluyla yarattığına inanılan, zanaatkarların, mimarların ve yaratıcı
gücün koruyucu tanrısı, yaratıcı tanrı, düşünce ve söz ile yaratma gücünü temsil
eden, özellikle Memphis’in baş tanrısı kabul edilen ilah
ptelea :
gre. * ptelea (kara ağaç) * Rutaceae familyasına ait, yaprak döken, genellikle
ılıman bölgelerde yetişen, Ulmus cinsine ait olan karaağaç benzeri ağaçların
genel adı
pteridaceae :
gre. * pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) + idion (şekil, biçim,
görünüş, benzerlik) (oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) + ion
(isim yapım eki) ) (gre.), ium (isim yapım eki) + aceae (-giller, bitki
familyası eki) (lat.) * eğrelti otlarını kapsayan, çoğunlukla karasal
ortamlarda yaşayan, sporlarla çoğalan ve gerçek tohum oluşturmayan damarlı
tohumsuz bitkiler familyası, Eğreltiotugiller
pteridium :
gre. * pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) + idion (şekil, biçim,
görünüş, benzerlik) (oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) + ion
(isim yapım eki) ) (gre.), ium (isim yapım eki) (lat.) * Pteridaceae
familyasına ait, genellikle “bracken fern” olarak bilinen, büyük yapraklı ve
yaygın eğrelti otlarını içeren kanatlı eğrelti cinsi
pterigoid :
gre. * pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) + oeides (gibi, ile
ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * özellikle kafatası ve çene bölgesinde
“kanat benzeri şekle sahip” anatomik yapıları (örneğin pterygoid kemik ve kaslar)
ifade eden, kanat şeklini andıran
pterigot :
gre., lat. * pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) (gre.) + ota
(taksonomik çoğul eki) (lat.) * erişkinlerinde kanat bulunan veya evrimsel
olarak kanatlı böceklerden türeyen böcekleri kapsayan alt sınıf, kanatlı
böcekler
pterin :
gre. * pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) + in (kimyasal madde
eki) * hücre metabolizmasında kofaktör işleviyle karakterize edilen,
2-amino-4-hidroksipiridin çekirdekli nitrojen (azot) heterosiklik bileşikleri
pterinochilus murinus :
gre., lat. * pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) + kheilos (dudak,
kenar) (gre.) + murinus (fare renginde, gri-kahverengi) (mus, muris (fare) +
inus (sıfat yapım eki) ) (lat.) * Afrika’da yaşayan, hızlı hareketli ve savunmacı
davranış gösterebilen, turuncu-kahverengi renkli, ağ örme eğilimi yüksek bir
tarantula türü, Turuncu babun tarantulası
pterocarya :
gre. * pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) + karyon (ceviz) *
Juglandaceae familyasına ait, meyveleri kanat benzeri çıkıntılarla donatılmış
olup rüzgarla yayılmaya uyum sağlamış, cevizgiller (Juglandaceae) familyasında
yer alan yaprak döken ağaç cinsi
pterocephalus :
gre. * pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) + kephale (baş, kafa) *
Dipsacaceae (Caprifoliaceae içinde değerlendirilir) familyasına ait olan, çiçek
başı veya çiçek tablası kanat benzeri pullar/uzantılarla çevrili olan kanatlı
başaklı çiçek cinsi
pteroclidae :
gre., lat. * pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) + kleos (zafer;
ün, nam, şöhret) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat ) * güçlü
uçuş yeteneğine sahip, uzun ve sivri kanatlı, çoğunlukla kurak ve yarı kurak
bölgelerde yaşayan, tohumlarla beslenen ve su taşımaya uyarlanmış özel tüy
yapılarıyla bilinen kuşları kapsayan familya, Kumtavuğugiller, bağırtlakgiller
pterocliformes :
gre., lat. * pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) + kleos (zafer;
ün, nam, şöhret) (gre.) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim,
kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * uzun ve sivri kanatlı, güçlü uçuş
yeteneğine sahip, kurak ve yarı kurak bölgelerde yaşayan kumtavuklarını
kapsayan kuşlar takımı, Kumtavuğumsular takımı
pterois :
gre., lat. * pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) + is (isim yapım eki)
* dikenli yüzgeçleri ve geniş, yelpaze biçimli göğüs yüzgeçleri bulunan,
zehirli dikenleriyle tanınan deniz balıkları cinsi, Aslan balıkları
pteropodidae :
gre., lat. * pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) + pous, podos
(ayak) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Afrika, Asya ve
Avustralya'nın tropikal bölgelerinde yaşayan, ön ayakları kanat biçiminde
gelişmiş, uçabilen, çoğunlukla meyve ve bitki özleriyle beslenen büyük
yarasaları kapsayan memeli familyası, Uçan tilkigiller
pterygota :
gre., lat. * pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) (gre.) + ota
(taksonomik çoğul eki) (lat.) * erişkinlerinde kanat bulunan veya evrimsel
olarak kanatlı böceklerden türeyen böcekleri kapsayan alt sınıf, kanatlı
böcekler
ptilotus :
gre. * ptilon (tüy, yumuşak tüy örtüsü) + otos (kulak) (gre.), otus (lat.) *
genellikle Amaranthaceae familyasında yer alan, çiçek veya tohum yapılarında
tüylü/kuş tüyünü andıran görünümler taşıyan bitki cinsi
ptiyalin :
gre. * ptyalon (tükürük) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * tükürük
bezleri tarafından salgılanan, nişastayı daha küçük karbonhidratlara (özellikle
maltoza) parçalayarak sindirimin ağızda başlamasını sağlayan amilaz tipindeki
sindirim enzimi
ptolemy :
gre. * ptolemaios (savaşçı) (ptolemos (savaş) + ios (ile ilgili, -a ait) ) *
Antik Yunan ve Helenistik dünyada özellikle Mısır’daki Ptolemaios Hanedanı
kralları ile astronom Claudius Ptolemaios gibi tarihî şahsiyetleri ifade eden,
Yunanca kökenli bir özel isim
ptosis :
gre. * ptosis (düşme, düşüş, sarkma; ayrılma, kopma, parçalanma) (piptein
(düşmek, sarkmak) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * düşme,
sarkma; özellikle tıpta göz kapağı, böbrek, rahim veya meme gibi organ ve
dokuların normal anatomik pozisyonundan aşağı doğru sarkması veya düşmesi
durumu
ptoteaz :
gre. * ptosis (düşme, sarkma; ayrılma, kopma; parçalanma süreci) (gre.) + ase
(enzim eki) (lat.) * proteinleri veya peptid bağlarını hidroliz yoluyla
parçalayarak aminoasitlere ayıran, hücresel protein yıkımı, sindirim ve
düzenleyici süreçlerde görev alan enzim sınıfı
ptozis :
gre. * ptosis (düşme, düşüş, sarkma; ayrılma, kopma, parçalanma) (piptein
(düşmek, sarkmak) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * düşme,
sarkma; özellikle tıpta göz kapağı, böbrek, rahim veya meme gibi organ ve
dokuların normal anatomik pozisyonundan aşağı doğru sarkması veya düşmesi
durumu
PTSD :
lat., gre. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) (lat.) + trauma
(yara) + ikos, tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + strictus (sıkı
çekilmiş, sıkılmış, gerilmiş, gergin) (stringere (gerilmek, sıkmak, zorlamak,
baskılamak) + us (isim yapım eki) ) (lat.), stress (gerilim, sıkışma) (ing.) +
disordo (dis (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + ordo (düzen, nizam,
sıra) ) (lat.), disorder (düzensizlik, bozukluk) (ing.) * bireyin ağır
travmatik bir olaya maruz kalması sonrasında, olayın tekrar yaşantılanması,
kaçınma davranışları, aşırı uyarılmışlık ve duygusal düzenleme bozuklukları ile
seyreden, psikiyatrik sınıflamada travma ilişkili bozukluklar grubunda yer alan
klinik durum
Pu :
lat. * plutonium (Pluto (Roma mitolojisinde yer altı tanrısı ve Neptün
gezegeninden sonraki gezegen adı) + ium (kimyasal element eki) ) * atom
numarası 94 olan, aktinitler serisinde bulunan, radyoaktif ve nükleer enerji
açısından önemli olan, nükleer reaktör yakıtlarında, nükleer silahlarda ve uzay
araçlarının enerji kaynaklarında kullanılan bir ağır metal element
puan :
lat. * punctum, punctus (nokta, delik, işaret; sivri uçla bırakılan iz, batma
izi) (lat.), point (fra.) * bir değerlendirme, ölçme veya karşılaştırma
sisteminde sayısal değer olarak verilen, başarı, performans veya
derecelendirmeyi ifade eden ölçü birimi, skor; nokta
puantaj :
lat. * punctacium (punctum, punctus (nokta, delik, işaret; sivri uçla bırakılan
iz, batma izi) + acium (isim yapım eki) ) (lat.), pointage (point (nokta) + age
(isim yapım eki) ) (fra.) * iş yerlerinde veya kurumlarda çalışanların
giriş-çıkış saatlerinin, çalışma sürelerinin veya devam durumlarının
“nokta/işaretleme sistemi” ile kaydedilmesi; zaman ve devam kontrolüne dayalı
kayıt ve takip yöntemi
puantal :
lat., fra. * punctalis (punctum, punctus (nokta, delik, işaret; sivri uçla
bırakılan iz, batma izi) + alis (ile ilgili, -a ait) ) (lat.); pointale (fra.)
* belirli bir noktaya, zamana veya tekil bir odaklanma durumuna ait olan;
yayılı veya sürekli değil, “noktasal/odaksal” özellik gösteren; anatomi ve
patolojide sınırlı, odaklanmış ola (lezyon veya etki)
puantalizm :
lat., fra. * punctalismus (punctum, punctus (nokta, delik, işaret; sivri uçla
bırakılan iz, batma izi) + alis (ile ilgili, -a ait) + ismus (isim yapım,
durum, akım, öğreti, doktrin eki) ) (lat.); pointalisme (fra.) * özellikle 19.
yüzyıl sonu Fransız resim sanatında ortaya çıkan, renklerin tuvale karışım
yoluyla değil, küçük ve düzenli nokta darbeleri halinde uygulanmasıyla optik
karışım etkisi oluşturan, bilimsel renk teorisine dayalı resim tekniği
puanter :
lat., fra. * punctaris (punctum, punctus (nokta, delik, işaret; sivri uçla
bırakılan iz, batma izi) + aris (ile ilgili, -a ait) ) (lat.); pointaire (fra.)
* bir şeyi işaretleme, noktalama veya belirli bir noktayı gösterme işini yapan
kişi, araç veya sistem; idari ve teknik alanlarda işaretleyici/puanlama yapan
işlev
puantiye :
lat., fra. * punctatus (noktalanmış, işaretlenmiş) (punctare (noktalamak,
işaretlemek) (punctum, punctus (nokta, delik, işaret; sivri uçla bırakılan iz,
batma izi) + are (fiil mastar eki) ) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) )
(lat.); pointillé (noktalanmış) (fra.) * noktalanmış, işaretlenmiş, noktalı,
işaretli; üzerinde düzenli aralıklarla yerleştirilmiş küçük noktacıklardan
oluşan (desen, kumaş, yüzey vb.) (tekstil ve dekoratif sanatlarda kullanılan
noktasal motif düzeni)
puantör :
lat., fra. * punctator (noktalayıcı, işaretleyici) (punctare (noktalamak,
işaretlemek) (punctum, punctus (nokta, delik, işaret; sivri uçla bırakılan iz,
batma izi) + are (fiil mastar eki) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) (lat.);
pointeur (fra.) * iş yerlerinde çalışanların giriş-çıkış saatlerini veya devam
durumlarını puantaj sistemine göre kaydeden, zaman kontrolü yapan kişi veya
elektronik cihaz
pub :
lat., ing. * publicus (halkla ilgili, halka ait, halka açık) (populus (halk,
toplum) + icus (ile ilgili, -a ait) ) (lat.); public (halk, toplum) + house
(ev) (ing.) * halk evi; Birleşik Krallık ve Anglo-Sakson kültüründe, alkollü
içeceklerin servis edildiği, sosyal buluşma ve dinlenme amacıyla kullanılan,
halka açık içki ve yeme içme mekanı, birahane (güncel anlam)
puber :
lat. * pubaris (pubes (kıl, tüy, bedensel kıllar, ergenlikte beliren tüylenme)
+ aris (ile ilgili, -a ait) ) * çocukluk döneminden çıkarak cinsel olgunluk
belirtilerinin (özellikle ikincil cinsiyet özellikleri ve vücut kıllanması)
ortaya çıktığı ergenlik evresine ulaşmış olan, ergenlik çağına ulaşmış, cinsel
olgunluğa erişmiş, ergen
puberte :
lat. * pubertas (pubaris (pubes (kıl, tüy, bedensel kıllar, ergenlikte beliren
tüylenme) + aris (ile ilgili, -a ait) ) + itas (isim yapım ve durum eki) ) *
bireyin çocukluk döneminden çıkarak üreme yeteneğinin kazanıldığı, ikincil
cinsiyet özelliklerinin geliştiği ve hormonal olarak cinsel olgunluğa ulaşılan
biyolojik gelişim evresi, ergenlik
puberte prekoks :
lat. * pubertas (pubaris (pubes (kıl, tüy, bedensel kıllar, ergenlikte beliren
tüylenme) + aris (ile ilgili, -a ait) ) + itas (isim yapım ve durum eki) ) +
prae (ön, önce, evvel) + coquere (pişirmek, olgunlaştırmak), coctus, cox
(pişmiş, olgunlaşmış) * kızlarda 8 yaşından, erkeklerde 9 yaşından önce ikincil
cinsiyet özelliklerinin ve hormonal ergenlik sürecinin başlamasıyla
karakterize, endokrin veya merkezi sinir sistemi kaynaklı olabilen erken
ergenlik durumu
pubik :
lat. * pubes (kıl, tüy, bedensel kıllar, ergenlikte beliren tüylenme) + icus
(ile ilgili, -a ait) * kasık bölgesine ait olan, kasıkla ilişkili veya kasık
bölgesinde bulunan yapılar ve kıllanma ile ilgili
pubik simfiz :
lat. * pubes (kıl, tüy, bedensel kıllar, ergenlikte beliren tüylenme) + icus
(ile ilgili, -a ait) + symphysis (birleşme, kaynaşma) (syn (ile, birlikte,
beraber, eş, tamamen) + phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma,
oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme; doğa, tabiat,
varlık) (phyein (doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek,
büyümek, gelişmek, şişmek, kabarmak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) * sağ
ve sol pubis kemiklerinin ön orta hatta fibro-kıkırdak bir disk aracılığıyla
birbirine bağlandığı, pelvis stabilitesine katkı sağlayan ve doğum sırasında
gevşeme gösterebilen eklem benzeri yapı
pubis :
lat. * pubes (yetişkinlik, ergenlik; kasık bölgesindeki tüylenme) * kıl, tüy,
bedensel kıllar, ergenlikte beliren tüylenme, alt karın bölgesinin alt
kısmında, leğen kemiklerinin ön birleşim yerinin (çatı kemiği) üzerinde
ergenlikle birlikte ortaya çıkan hormonal kaynaklı tüylenmeyi ve bu tüylerin
bulunduğu anatomik bölge; leğen kemiğinin (pelvis) ön ve alt kısmını oluşturan,
sağ ve sol olmak üzere iki parçadan meydana gelip ortada kıkırdaksı bir eklemle
(sinfizis pubis) birleşen ve üreme organlarının korunmasında önemli rol oynayan
çatı kemiği
publicus :
lat. * publicus (populus (halk, toplum) + icus (ile ilgili, -a ait) ) * belirli
bir kişiye değil, herkese ait veya açık olan, halka ait, kamuya ilişkin, ortak,
herkese açık, kamu, halk, genel, umumi, genele şamil
pudental :
lat. * pudendalis (pudendum (utanılacak şey; cinsel organlar, dış genital
bölge) (pudere (utanmak) + endum (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait)
) * dış genital bölgeye ve özellikle pudendal sinir, damar ve yapıları ile
ilgili; perineal bölgeyi innerve eden sinir ve damar sistemleriyle ilişkili
puding :
lat., fra., ing. * botellus (küçük bağırsak, sosis) (lat.); boudin (bağırsak
içine doldurulmuş karışım; sosis benzeri yiyecek) (fra.); puding (ing.) * süt,
şeker, nişasta ve yumurta gibi malzemelerin pişirilmesi veya jel kıvamına
getirilmesiyle hazırlanan, tatlı veya bazı kültürlerde tuzlu çeşitleri de
bulunan yumuşak kıvamlı yiyecek türü
pudra :
lat., fra. * pulvis (toz, ince parçacık, pudra) (lat.); poudre (pudra, toz)
(fra.) * cilt üzerine ince tabaka halinde sürülen, genellikle talk veya mineral
bazlı olan, ciltteki parlaklığı azaltmak, nemi dengelemek veya estetik görünüm
sağlamak amacıyla kullanılan kozmetik toz formu
pudriyer :
lat., fra. * pulvis (toz, ince parçacık, pudra) (lat.); poudrière (poudre
(pudra, toz) + ière (araç eki) ) (fra.) * pudra ve benzeri kozmetik ürünlerin
saklandığı, genellikle kapaklı ve küçük boyutlu kişisel makyaj kutusu, pudralık
pueraria :
lat. * puer (çocuk, genç) + arius (ile ilgili, -a ait) * baklagiller (Fabaceae)
familyasında yer alan, Asya kökenli, sarılıcı, tırmanıcı ve hızlı büyüyen bitki
cinsi
puerperal :
lat. * puer (çocuk, genç) + parere (ortaya çıkarmak, doğurmak, üretmek,
yaratmak, oluşturmak, meydana getirmek, ürermek, öne getirmek, başarmak;
görünmek, belirmek, ortaya çıkmak) + alis (ile ilgili, -a ait) * doğum sonrası
döneme ait olan, lohusalık sürecinde anne vücudunda meydana gelen fizyolojik
değişiklikler veya bu döneme özgü enfeksiyon ve komplikasyonlar ile ilgili
puerperal psikozu :
lat., gre. * puer (çocuk, genç) + parere (ortaya çıkarmak, doğurmak, üretmek,
yaratmak, oluşturmak, meydana getirmek, ürermek, öne getirmek, başarmak;
görünmek, belirmek, ortaya çıkmak) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) + psykhe
(ruh, zihin) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * doğumdan
sonraki günler veya haftalar içinde ortaya çıkan; gerçeklik algısının
bozulması, hezeyanlar, halüsinasyonlar, ajitasyon ve duygudurum değişiklikleri
ile seyreden, acil psikiyatrik müdahale gerektirebilen ağır doğum sonrası
psikiyatrik durum
puerperal sepsis :
lat., gre. * puerperalis (doğum sonrası döneme ait olan, lohusalık sürecinde
anne vücudunda meydana gelen fizyolojik değişiklikler veya bu döneme özgü
enfeksiyon ve komplikasyonlar ile ilgili) (puer (çocuk, genç) + parere (ortaya
çıkarmak, doğurmak, üretmek, yaratmak, oluşturmak, meydana getirmek, ürermek,
öne getirmek, başarmak; görünmek, belirmek, ortaya çıkmak) + alis (ile ilgili,
-a ait) ) (lat.) + sepsis (kanda veya dokularda irin türü patolojik
organizmaların veya toksinlerin mevcudiyeti, kan zehirlenmesi, çürüme) (sepein
(çürütmek) + sis (isim yapım eki) ) (gre.) * doğum, düşük veya kürtaj sonrası
genital traktustan başlayarak uterusa ve sistemik dolaşıma yayılabilen bakteriyel
enfeksiyon sonucunda gelişen, ateş, kötü kokulu loşi, uterus hassasiyeti ve
sistemik inflamatuvar yanıtla seyreden ciddi doğum sonrası enfeksiyon tablosu
puf :
tür. * puf (üzerine bastırılınca hava verme sesinden ses yansımalı kelime) *
genellikle içi sünger veya elyaf gibi yumuşak malzemelerle doldurulmuş,
sırtlığı ve kolları olmayan, alçak, taşınabilir ve çok yönlü oturma elemanı
puff :
ing. * puff (hafif üfleme, ani sönme veya küçük patlama sesinden ses yansımalı
(onomatopeik) kelime) * ani bir üfleme ile havanın dışarı çıkmasını, bir şeyin
hızla sönmesini veya dağılmasını ifade eden ünlem; İngilizcede sigara dumanı,
kozmetik ürün uygulaması (puf/sünger); hafif ve kabarık yapı
puffinidae :
lat. * puffinus (deniz kuşu, yelkovan kuşu) + idae (-giller, hayvan familyası
eki) * kuzey yarımkürenin deniz ve kıyı kesimlerinde yaşayan, kısa kuyruklu,
iri ve yanlardan basık gagalı deniz kuşlarını kapsayan alk familyası
puhu :
tür. * puhu (kuşun öterken çıkardığı sesten ses yansımalı (onomatopeik) kelime)
* Strigidae familyasında yer alan, büyük boyutlu, gece aktif, güçlü avcı
özellikleriyle bilinen ve derin “uhu” benzeri ötüşü nedeniyle adlandırılan
büyük baykuş türü
pul :
far. * pul (en küçük bakır para birimi) * küçük, ince, yuvarlak nesne; madeni
para, küçük levhacık, balık pulu, ince katman; posta gönderilerinin (mektup,
paket vb.) taşınma ücretinin ödendiğini göstermek amacıyla üzerine
yapıştırılan, belirli bir parasal değeri temsil eden ve genellikle devlet
tarafından basılan küçük, basılı etiket veya damga türü
pulat :
far. * pulad (çelik; sertleştirilmiş demir kökü) * güçlü, sert, kuvvetli,
dayanıklı (mecazi); erkek ismi
pulluk :
tür. * pul (toprağı yarmak, sürme, altüst etmek) + luk (araç eki) * toprağı
sürmek ve işlemek amacıyla kullanılan, birden fazla metal parça (pul/disk)
taşıyan ve bu parçalarla toprağı kesip çeviren, geleneksel sabanın gelişmiş
biçimi olan tarım aletin (pull (çekmek), plough (pulluk) (ing., Pflug (pulluk)
(alm.) )
pulman :
ing. * pullman (ABD’li sanayici George Pullman’ın soyadından) * trenlerde
yataklı bölümü bulunmayan, ancak oldukça rahat, geniş ve geriye doğru
yatabilen, otobüs koltuklarına benzer bir düzeni (genellikle 2+1) olan
koltukların yer aldığı standart yolcu vagonu türü
pulmo :
lat. * pulmo, pulmonis (akciğer) * insan ve omurgalı hayvanlarda gaz
alışverişini sağlayan, oksijen alımı ve karbondioksit atılımından sorumlu olan
solunum organ, akciğer
pulmonal :
lat. * pulmo, pulmonis (akciğer) + alis (ile ilgili, -a ait) * akciğerlere ait
olan, akciğerlerle ilişkili veya akciğer kaynaklı (yapılar, damarlar,
hastalıklar, fonksiyonlar vb.)
pulmonari :
lat. * pulmo, pulmonis (akciğer) + aris (ile ilgili, -a ait) * akciğerlere ait
olan, akciğerlerle ilişkili veya akciğer kaynaklı (yapılar, damarlar,
hastalıklar, fonksiyonlar vb.)
pulmonaria :
lat. * pulmo, pulmonis (akciğer) + arius (ile ilgili, -a ait) * Hodangiller
(Boraginaceae) familyasına ait, özellikle yapraklarında akciğer dokusunu
andıran benekli görünüme istinaden adlandırılan, bazı türleri halk arasında
“akciğer otu” olarak bilinen çiçekli bitki cinsi
pulmoner :
lat. * pulmo, pulmonis (akciğer) + aris (ile ilgili, -a ait) * akciğerlere ait
olan, akciğerlerle ilişkili veya akciğer kaynaklı (yapılar, damarlar,
hastalıklar, fonksiyonlar vb.)
pulmoner arter :
lat. * pulmo, pulmonis (akciğer) + aris (ile ilgili, -a ait) + arteria
(atardamar, soluk borusu) (aer (hava) + teria (araç yapım eki) ) (gre.) *
kalbin sağ ventrikülünden çıkarak oksijensiz kanı akciğerlere taşıyan, burada
gaz değişimi için pulmoner dolaşımı sağlayan ana atardamar
pulmoner emboli :
lat. * pulmo, pulmonis (akciğer) + aris (ile ilgili, -a ait) + embolia
(emballein (tıkamak, durdurmak, engellemek) (em (iç, içe, içine) + ballein
(atmak, fırlatmak, savurmak; sıkıştırmak, sokmak, koymak, yerleştirmek) ),
embolos (mandal, tıpa, tıkaç, tıkayan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
(gre.) * enellikle derin ven trombozundan kopan pıhtı, yağ, hava veya başka bir
embolik materyalin akciğer arterlerini tıkaması sonucu gelişen ani nefes
darlığı, göğüs ağrısı ve dolaşım-solunum bozukluğu ile seyreden ciddi ve
potansiyel olarak hayatı tehdit eden damar tıkanıklığı durumu
pulmones :
lat. * pulmo, pulmonis (akciğer) * omurgalı canlılarda solunum gaz değişimini
sağlayan, oksijen alımı ve karbondioksit atılımından sorumlu olan, göğüs
boşluğunda yer alan çift solunum organları, akciğer
pulpa :
lat. * pulpa (yumuşak et, posamsı doku; ezilmiş meyve özü) * dişin içinde yer
alan, damarlar ve sinirler bakımından zengin yumuşak bağ dokusu; meyvelerin
yumuşak, sulu ve yenilebilir iç kısmı
puls :
lat. * pulsare (vurmak, çarpmak, itmek), pulsus (vurma, çarpma, itme, vuruş,
atma, atım, itiş) * nabız, atım; kalbin ritmik olarak damarlara ilettiği kan
dalgası; kalbin kasılmalarıyla (sistol, diastol) oluşan ve atardamarlarda hissedilen
ritmik kan basıncı dalgası, kalp atışı, nabız
pulsar :
lat. * pulsare (vurmak, çarpmak, itmek), pulsus (vurma, çarpma, itme, vuruş,
atma, atım, itiş) + aris (ile ilgili, -a ait) * mıknatısal kutuplarından
elektromanyetik ışınım yayan, yoğun olarak mıknatıslanmış, dönen bir nötron
yıldızı; hızlı dönen nötron yıldızlarının güçlü manyetik alanları nedeniyle
düzenli aralıklarla elektromanyetik radyasyon (özellikle radyo dalgaları)
yayması sonucu gözlenen ve Dünya’dan “düzenli atım yapan sinyal kaynağı” gibi
algılanan gök cismi
pulsasyon :
lat. * pulsare (vurmak, çarpmak, itmek) + tio (isim yapım eki) * kalbin
kasılmalarıyla veya damar duvarlarının elastik tepkisiyle oluşan, belirli
aralıklarla periyodik olarak tekrarlayan ritmik genişleme ve daralma hareketleri,
nabız, damar atımı veya mekanik titreşim
pulsatif :
lat. * pulsare (vurmak, çarpmak, itmek) + tio (isim yapım eki) + ivus (ile
ilgili, -a ait) * ritmik, aralıklı veya atımlı şekilde ortaya çıkan, sürekli
değil, düzenli veya düzensiz aralıklarla “vurur tarzda” meydana gelen
(hareket), ağrı, akım veya salınım ile ilgili
pulsatil :
lat. * pulsare (vurmak, çarpmak, itmek) + ilis, tilis (ile ilgili, -a ait,
gibi, özgü, özelliğinde olan) * nabız gibi atım tarzında, ritmik ve kesikli
şekilde gerçekleşen; özellikle damar akımı, ağrı tipi veya biyolojik/ mekanik
hareketlerin “nabız gibi vurucu karakterde” olduğunu ifade eden tıbbi sıfat
pulsatilite :
lat. * pulsare (vurmak, çarpmak, itmek) + ilis, tilis (ile ilgili, -a ait,
gibi, özgü, özelliğinde olan) + itas (isim yapım ve durum eki) * nabız gibi
atım tarzında, ritmik ve kesikli şekilde gerçekleşme durumu; nabız gibi vurucu
karakterde olma durumu
pulse :
lat. * pulsare (vurmak, çarpmak, itmek), pulsus (vurma, çarpma, itme, vuruş,
atma, atım, itiş) * nabız, atım; kalbin ritmik olarak damarlara ilettiği kan
dalgası; kalbin kasılmalarıyla (sistol, diastol) oluşan ve atardamarlarda
hissedilen ritmik kan basıncı dalgası, kalp atışı, nabız
pulse oksimetre :
lat., gre. * pulsare (vurmak, çarpmak, itmek), pulsus (vurma, çarpma, itme,
vuruş, atma, atım, itiş) (lat.) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli)
+ metron, metros (ölçü) (gre.) * “ölçüm”) köklerinden türeyen
pulsiyon :
lat. * pulsare (vurmak, çarpmak, itmek) + tio (isim yapım eki) * damarlar içinde
veya biyolojik dokularda ritmik basınç değişimleriyle oluşan atım hissi;
klinikte nabız dalgasının hissedilmesi veya iletilmesi şeklinde gözlenen
periyodik vuru hareketi
pulsoksimetre :
lat., gre. * pulsare (vurmak, çarpmak, itmek), pulsus (vurma, çarpma, itme,
vuruş, atma, atım, itiş) (lat.) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli)
+ metron, metros (ölçü) (gre.) * “ölçüm”) köklerinden türeyen
pulsus :
lat. * pulsare (vurmak, çarpmak, itmek), pulsus (vurma, çarpma, itme, vuruş,
atma, atım, itiş) * nabız, atım; kalbin ritmik olarak damarlara ilettiği kan
dalgası; kalbin kasılmalarıyla (sistol, diastol) oluşan ve atardamarlarda
hissedilen ritmik kan basıncı dalgası, kalp atışı, nabız
pulsus alternans :
lat. * pulsare (vurmak, çarpmak, itmek), pulsus (vurma, çarpma, itme, vuruş,
atma, atım, itiş) + alternentia (değişim) (alterare (takas etmek, arada
değiştirmek) (alter (diğeri, öteki) + are (fiil mastar eki) ) + entia (isim
yapım eki) * kalp atımlarının düzenli ritme rağmen bir güçlü bir zayıf nabız
şeklinde dönüşümlü olarak hissedildiği, genellikle ciddi sol ventrikül
yetmezliği ile ilişkili olan patolojik nabız paterni
pulsus paradoksus :
lat., gre. * pulsare (vurmak, çarpmak, itmek), pulsus (vurma, çarpma, itme,
vuruş, atma, atım, itiş) (lat.) + para (yanında, dışında, ötesinde, yanında
duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel;
ayrı, farklı) + doxa (görüş, düşünce, doktrin, öğreti) (gre.) + us (isim yapım
eki) (lat.) * nspirasyon sırasında sistolik kan basıncında normalden fazla
düşme ile birlikte nabız amplitüdünde belirgin azalmanın gözlendiği; genellikle
kardiyak tamponad, ağır astım veya KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı)
alevlenmesi gibi durumlarda ortaya çıkan patolojik nabız fenomeni
puluç :
tür. * puluç (kuluçka; yumurtanın sıcak tutulmasıyla embriyonun geliştiği
dönem) * özellikle tavuk ve benzeri kuşlarda yumurtaların üzerinde kalarak
onları ısıtan, embriyonik gelişimi sağlayan üreme davranışı dönemi, kuluçka
dönemi
pulverizasyon :
lat. * pulverizare (püskürtmek) (pulvis (toz, ince parçacık, pudra) + izare
(dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) * bir maddenin çok
ince parçacıklara, damlalara ayrılarak toz veya sprey haline getirilmesi,
dağıtılması işlemi
pulverizatör :
lat. * pulverizare (püskürtmek) (pulvis (toz, ince parçacık, pudra) + izare
(dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tor (-cı, yapan, ede eki) (lat.);
pulvérisateur (fra.) * sıvı haldeki ilaç, gübre veya kimyasal maddeleri,
basınçlı hava/gaz kullanarak çok küçük ve ince parçacıklar, damlacıklar
(aerosol) haline getirerek bitki, yüzey veya alanlara homojen şekilde püskürten
mekanik cihaz
pulverizatör :
lat. * pulverizare (püskürtmek) (pulvis (toz, ince parçacık, pudra) + izare
(dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tor (-cı, yapan, ede eki) (lat.);
pulvérisateur (fra.) * sıvı haldeki ilaç, gübre veya kimyasal maddeleri,
basınçlı hava/gaz kullanarak çok küçük ve ince parçacıklar, damlacıklar
(aerosol) haline getirerek bitki, yüzey veya alanlara homojen şekilde püskürten
mekanik cihaz
pulverize :
lat. * pulverizatus (pulverizare (püskürtmek) (pulvis (toz, ince parçacık,
pudra) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) ) + tus (geçmiş zaman ve
sıfat yapım eki) * çok ince parçacıklara, damlalara ayrılarak toz veya sprey
haline getirilmiş, dağıtılmış
pulverulent :
lat. * pulvis (toz, ince parçacık, pudra) + aris (ile ilgili, -a ait) + ulentus
(bolluk, çokluk, doluluk eki) * yüzeyi ince toz veya unumsu parçacıklarla kaplı
olan, tozlu görünümlü yapıyı ifade eden sıfat, tozlu, unlu, pudramsı
puma :
que. * puma (dağ aslanı, büyük kedi) * Amerika kıtasında yaşayan, Felidae
familyasına ait, genellikle dağlık ve ormanlık alanlarda bulunan, çevik ve
yırtıcı bir büyük kedi türü, puma concolor
pumba :
swa. * pumbao (şaşkınlık, sersemlik), pumbaa (sersemletmek, aklını karıştırmak,
aptallaştırmak) * aptal, bön, saf, ağırkanlı, dikkatsiz, sakar
pun :
lat., ing. * pungere (delmek, batırmak) (lat.); pun (kelime oyunu; çok
anlamlılık veya benzer sesli kelimeler üzerinden yapılan esprili söz sanatı) *
aynı ses yapısına sahip veya benzer kelimelerin farklı anlamlarını kullanarak
mizahi, ironik veya zekaya dayalı anlam kaydırması oluşturan söz sanatı
(wordplay) türü
punch :
san., far., ing. * panca (beş) (san.) (ilk yapılan bu Hint içeceğinin beş
bileşenden (alkol, şeker, limon suyu, su ve çay veya baharat) oluşmasından);
penç (far.); punch (yumruk) (ing.) * yumrukla vurmak; yumruk; meyve suyu, alkol
ve çeşitli aromaların karıştırılmasıyla hazırlanan kırmızı renkli içecek; çay, şeker,
tarçın, limon ve romun veya kanyak gibi damıtılmış bir alkollü içkinin
karıştırılmasıyla yapılan ve içkinin alkolü buharlaştırılıp yakıldıktan sonra
içilen bir içki
punç :
san., far., ing. * panca (beş) (san.) (ilk yapılan bu Hint içeceğinin beş bileşenden
(alkol, şeker, limon suyu, su ve çay veya baharat) oluşmasından); penç (far.);
punch (yumruk) (ing.) * yumrukla vurmak; yumruk; meyve suyu, alkol ve çeşitli
aromaların karıştırılmasıyla hazırlanan kırmızı renkli içecek; çay, şeker,
tarçın, limon ve romun veya kanyak gibi damıtılmış bir alkollü içkinin
karıştırılmasıyla yapılan ve içkinin alkolü buharlaştırılıp yakıldıktan sonra
içilen bir içki
pund :
lat. * punctum, punctus (nokta, delik, işaret; sivri uçla bırakılan iz, batma
izi) * uygunluk, fırsat, elverişli zaman (“punduna getirmek” (doğru ve uygun
noktasını, zamanını yakalamak) )
pungent :
lat. * pungens (batıcı, keskin, acı veren) (pungere (batmak, delmek, sokmak) +
ens, ent (sıfat yapım eki) * keskin, batıcı veya tahriş edici bir kokuya, tada
veya özelliğe sahip olanı ifade eden sıfat, keskin, yakıcı, acı, batıcı
punica :
lat. * punicus (Kartacalı, Pun uygarlığına mensup) (pun (Pun uygarlığı) + icus
(ile ilgili, -a ait) ) * Lythraceae familyasına ait, nar (Punica granatum) gibi
türleri içeren bitki cinsi
punicaceae :
lat. * punicus (Kartacalı, Pun uygarlığına mensup; nar ağacı cinsi) (pun (Pun
uygarlığı) + icus (ile ilgili, -a ait) ) + aceae (-giller, bitki familyası eki)
* nar ağacını ve yakın akrabalarını kapsayan bitki familyası, Nargiller
punk :
ing. * punk (çürümüş odun, çöp, değersiz) * 1970’lerden itibaren özellikle
İngiltere ve ABD’de ortaya çıkan, ana akım toplumsal normlara, otoriteye ve
ticari kültüre karşı tavır geliştiren; müzik, moda ve yaşam tarzında isyankâr,
minimalist ve “kendin yap (DIY (Do It Yourself) )” estetiğini benimseyen alt
kültür
punktat :
lat. * punctatus (pungere (delmek, batırmak), punctum, punctus (nokta, delik,
işaret; sivri uçla bırakılan iz, batma izi) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım
eki) ) * yüzeyinde küçük noktasal izler, delikler veya beneklenmeler bulunan;
nokta şeklinde işaretlenmiş/benekli görünüm gösteren (yapı ve lezyon)
(histoloji, dermatoloji ve botanikte)
punktiform :
lat. * punctatus (pungere (delmek, batırmak), punctum, punctus (nokta, delik,
işaret; sivri uçla bırakılan iz, batma izi) + formis (şekilli, biçimli) (forma
(şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * nokta şeklinde görülen, çok
küçük ve yuvarlak odaklar halinde oluşan, noktasal formda olan
punktuasyon :
lat. * punctatus (pungere (delmek, batırmak), punctum, punctus (nokta, delik,
işaret; sivri uçla bırakılan iz, batma izi) + tio (isim yapım izi) * yazılı
dilde anlamı düzenlemek, cümleleri bölmek ve okuma akışını netleştirmek
amacıyla nokta, virgül, iki nokta, ünlem gibi işaretlerin kullanımı, noktalama
punktum :
lat. * pungere (delmek, batırmak), punctum, punctus (nokta, delik, işaret;
sivri uçla bırakılan iz, batma izi) * bir yüzey üzerinde iğne batmasıyla oluşan
küçük nokta veya işaret; belirli nokta, odak noktası, kesin işaret
punktum proksimum :
lat. * pungere (delmek, batırmak), punctum, punctus (nokta, delik, işaret;
sivri uçla bırakılan iz, batma izi) + proximus, proximum (yakın, vekil/temsil
ilişkisi) (prope (yakın) + ximus, ximum (en üstün, çok yakın) ) * gözün
akomodasyon (odaklanma) yeteneğiyle net görebildiği en yakın nokta (optometride
ve oftalmolojide yakın görme sınırını tanımlayan klinik-optik terim)
punkture :
lat. * pungere (delmek, batırmak), punctum, punctus (nokta, delik, işaret;
sivri uçla bırakılan iz, batma izi), punctio (batırmak, noktaya baskı
uygulamak), punctura (delme, batırma) * iğne veya sivri bir aletle girilmiş,
delinmiş (tıpta, sıvı alma, boşaltma veya tanı amaçlı gerçekleştirilen iğne
girişimi)
punktür :
lat. * pungere (delmek, batırmak), punctum, punctus (nokta, delik, işaret;
sivri uçla bırakılan iz, batma izi), punctio (batırmak, noktaya baskı
uygulamak), punctura (delme, batırma) * tıbbi uygulamada iğne ile vücuda giriş
yapma, delme veya iğneleme işlemi; özellikle sıvı alma, enjeksiyon, drenaj veya
tanısal amaçlı iğne girişimi, delme, delerek girme, delik açma
punt :
lat. * punctum, punctus (nokta, delik, işaret; sivri uçla bırakılan iz, batma
izi) * uygunluk, fırsat, elverişli zaman (“punduna getirmek” (doğru ve uygun
noktasını, zamanını yakalamak) )
puntel :
lat. * pons, pontis (köprü) + ellus, ella (küçültme eki) * gemi güvertesinin
kuvvetlendirilmesi için alttan dikine konan destek veya güverte üzerindeki
vardevelaları tutmak için güverteye dik olarak konulan demir çubuklar
punto :
lat., ita. * pungere (delmek, batırmak), punctum, punctus (nokta, delik,
işaret; sivri uçla bırakılan iz, batma izi) (lat.); punto (nokta) (lat.) *
nokta, işaret, küçük birim; dikiş/dokuma tekniğinde ilmek; müzikte nota değeri
veya vurgu noktası; puan, derece, nokta; basımda yazı karakterlerinin
boyutlarını ifade eden isim
pupa :
lat. * pupa (bebek, küçük kız, oyuncak bebek; koza içindeki gelişim evresi) *
böceklerin larva ile ergin form arasında geçirdiği, genellikle hareketsiz ve
dönüşümün gerçekleştiği gelişim evresi
pupil :
lat. * pupilla (küçük kız, küçük bebek; gözbebeği) (pupa (bebek, küçük kız,
oyuncak bebek; koza içindeki gelişim evresi) + illa (küçültme eki) ) * gözün
ortasında yer alan ve ışığın içeri girmesini sağlayan açıklık, gözbebeği; eğitim
gören öğrenci, stajyer (mecazi)
pupilla :
lat. * pupilla (küçük kız, küçük bebek; gözbebeği) (pupa (bebek, küçük kız,
oyuncak bebek; koza içindeki gelişim evresi) + illa (küçültme eki) ) * gözün
ortasında yer alan ve ışığın içeri girmesini sağlayan açıklık, gözbebeği;
eğitim gören öğrenci, stajyer (mecazi)
pupillari :
lat. * pupilla (küçük kız, küçük bebek; gözbebeği) (pupa (bebek, küçük kız,
oyuncak bebek; koza içindeki gelişim evresi) + illa (küçültme eki) ) + aris
(ile ilgili, -a ait) * gözbebeği ile ilgili
purbuar :
fra. * pour (için) + boire (içmek) * hizmet eden kişilere içki içmeleri için
verilen küçük para, bahşiş
purgatif :
lat. * purgare (temiz kılmak, temizlemek, arındırmak, arıtmak, saflaştırmak),
purgatus (temizlenmiş, arınmış, saflaşmış) + ivus (ile ilgili, -a ait( *
bağırsakları boşaltarak temizleyen, dışkılamayı artıran etkiye sahip olan (ilaç
veya madde), mushil
purjör :
lat., fra. * purgare (temiz kılmak, temizlemek, arındırmak, arıtmak,
saflaştırmak) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat.); purger (temizlemek,
arındırmak, tasfiye etmek) + eur (-cı, yaoan, eden eki) (fra.) * ısıtma
sistemlerinde (kombi, radyatör/petek, tesisat) oluşan havayı tahliye ederek su
sirkülasyonunun sağlıklı olmasını ve ısınma veriminin artmasını sağlayan, manuel
veya otomatik çalışan bir hava atıcı valf
purkinje nöronları :
çek. * purkinje (Çek fizyolog Jan Evangelista Purkinje) (çek) + neuron (sinir,
lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.) + lar (çoğul eki) + ı (iyelik eki)
(tür.) * beyinciğin
(cerebellum) orta tabakasında yer alan, çok sayıda dallanmış dendrit yapısıyla
karakterize, merkezi sinir sistemindeki en büyük ve motor koordinasyon ile
öğrenmede kritik rol oynayan inhibitör (gama-aminobütirik asit - GABA üreten)
nöronlar (sinir hücreleri)
puro :
lat., isp. * purus (temiz, saf, arı) (lat.); puro (saf, temiz; sarılmış tütün
yaprağı) (isp.) * tütün yapraklarının kesilmeden sarılmasıyla yapılan, filtre
veya kağıt kullanılmadan içilen tütün ürünü
purpura :
gre., lat. * porphura (mor, renk, deri altı kanaması) (gre.); purpura (lat.) *
immün sistem hücrelerinin, vücudun kendi hücrelerini düşman olarak görerek
saldırması sonucunda trombositlerin azalması ve küçük kan damarlarından
kaynaklanan kanamalar sonucu cilt veya mukoza zarlarında oluşan renk değişikliği
ile karakterize bir bağışıklık sistemi hastalığı
purpurik :
gre., lat. * porphura (mor, renk, deri altı kanaması) + ikos (ile lgili, -a
ait) (gre.); purpuricus (lat.) * purpura ile ilgili olan, mor-kırmızı deri altı
kanamaları ile ilgili
pursaklar : tür.
* pursak (bir topluluk ismi) + lar (çoğul eki) * Ankara'nın bir ilçesi
purson :
lat. * personare (ses çıkarmak, içinden ses gelmek, yankılanmak), persona
(dışsal kişiliği, yapay maske, kurgusal karakter) * Hz. Süleyman’ın (Solomon)
ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis’te maji ile ilgili olan ve 72
cini tanımlayan Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, geçmişi,
şimdiyi ve geleceği bilme, gizli hazineleri ve kayıp bilgileri ortaya çıkarma
yeteneğine sahip olan, insan yüzlü, aslan başlı, ayı üzerinde seyreden ve
elinde yılan ile borazan taşıyan şekilde tasvir edilen 20. cin
pursuit :
lat., fra. * pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri,
ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) + sequi (takip etmek,
izlemek) + itas (isim yapım eki) (lat.); poursıite (fra.) * yakalamak amacıyla
takip etme, izleme
purulan :
lat. * pus (irin, iltihaplı sıvı akıntısı; enfeksiyon sonucu oluşan sarı-yeşil
sıvı) + ulus, ula (küçültme eki) + ens, ent, entus (ile ilgili, -a ait) *
iltihap sonucu irin içeren, irinli akıntı veya dokuya sahip olan, irinli,
iltihaplı
purulans :
lat. * pus (irin, iltihaplı sıvı akıntısı; enfeksiyon sonucu oluşan sarı-yeşil
sıvı) + ulus, ula (küçültme eki) + entia (isim yapım ve durum eki) * canlı
dokularda enfeksiyon sonucu irin (pus) oluşması ve bu irinli akıntının
varlığıyla karakterize edilen iltihaplı durum
pus :
lat. * pus (irin, iltihaplı sıvı akıntısı; enfeksiyon sonucu oluşan sarı-yeşil
sıvı) * vücudun enfeksiyonlara verdiği yanıt sonucu ölü beyaz kan hücreleri,
bakteri ve doku artıkları içeren, genellikle sarı-yeşil renkli iltihap sıvısı
pusarık :
tür. * pus (sis, buğu; görüşü azaltan ince su damlacıkları) + ar (geniş zaman
eki) + ık (isim yapım ve durum eki) * havada hafif sis, buğu veya dumanın
oluşturduğu, görüşü kısmen engelleyen puslu ve bulanık atmosfer durumu, sisli,
puslu hava, duman veya serap (ılgım)
pusarmak :
tür. * pus (sis, buğu; görüşü azaltan ince su damlacıkları) + ar (geniş zaman
eki) + mak (fiil mastar eki) * (havan, cam veya bir yüzey) nem, soğuk veya
buhar nedeniyle buğulanıp bulanıklaşmak, sisli veya puslu hale gelmek
pusat :
tür. * pusat (silah, savaş aleti, savaş teçhizatı) * kılıç, mızrak, zırh gibi
savaşta kullanılan her türlü silah ve teçhizat, silah, zırh, savaş aracı veya
genel araç-gereç
puset :
lat., fra. * pulsare (vurmak, çarpmak, itmek) + etta (araç ve küçültme eki)
(lat.); pousser (itmek, iterek hareket ettirmek, iterek ilerletmek, ittirmek) +
ette (araç ve küçültme eki) (fra.) * bebekleri taşımak için kullanılan,
tekerlekli ve itilerek hareket ettirilen hafif çocuk arabası
puslu :
tür. * pus (sis, buğu; görüşü azaltan ince su damlacıkları) + lu (sıfat yapım
eki) * atmosferde hafif sis bulunan, görüşün net olmadığı, puslanmış veya
pusarık, sisli, buğulu, dumanlı
pusmak :
tür. * pus (sis, buğu; görüşü azaltan ince su damlacıkları) + mak (fiil mastar
eki) * sinmek, saklanmak, korkup bir köşeye çekilmek veya pusuya yatmak
pusu :
tür. * pus (sis, buğu; görüşü azaltan ince su damlacıkları) + u (isim yapım
eki) * birine veya bir gruba ansızın saldırmak amacıyla bir yerde önceden
gizlenerek bekleme, gizlenme ve gizlenilen yer
pusula :
lat. * buxula (küçük kutu, kutucuk) (buxus (şimşir ağacı), buxis (kutu) + ula
(dişil küçültme eki) ) * Dünya'nın manyetik alanından yararlanarak yön bulmayı
sağlayan, üzerinde kuzey ve güneyi gösteren mıknatıslı bir iğne veya kadran
bulunan, manyetik iğne yardımıyla yönleri gösteren ve özellikle denizcilik ile
yolculukta yön bulmak için kullanılan araç
pusval :
far. * puşidan (örtmek, kapatmak; gizlemek, saklamak), puş (örten, giyen) + bal
(üst, yukarı, yüksek) * yemenicilerin (deri ayakkabı ustalarının) ayakkabı
yapımında kalıp veya numara ölçüsü olarak kullandıkları ölçü birimi
puş :
far. * puşidan (örtmek, kapatmak; gizlemek, saklamak ) * giyen, örten,
gizleyen, saklayan, giyinmiş; örtü, elbise, zırh
puşe :
far. * puşidan (örtmek, kapatmak; gizlemek, saklamak ) * örtü, giysi, kaplama,
sargı
puşende :
far. * puşidan (örtmek, kapatmak; gizlemek, saklamak ) + ende (-cı, yapan, eden
eki) * örten, örtücü
puşide :
far. * puşidan (örtmek, kapatmak; gizlemek, saklamak ) * örtü; örtülü, gizli,
saklı
puşt :
far. * puşt (sırt; arka taraf, geride kalan bölüm) * arkadan iş çeviren,
güvenilmez kişi (argo)
puşt-u penah :
far. * puşt (sırt; arka taraf, geride kalan bölüm) + u (bağlaç) + penah (sığınma,
iltica; sığınılacak yer, sığınak, melce) * dayanak ve korunma sağlayan merci,
sığınılacak yer ve koruyucu güç, arkada olan ve sığınılacak olan
put :
soğ.,far. * buvt (Buddha, Buda heykeli) (soğ.); but (tapınılacak nesne, sanem)
(far.) * tapınılan heykel, sahte tanrı
puta :
lat., isp. * putare (temizlemek, budamak; mecazen arıtmak, ayıklamak) + a
(dişil eki) (lat.); puta (fahişe, orospu, şıllık, ahlaksız) (isp.) * Roma
mitolojisinde ağaçların budanmasına ve tarımsal faaliyetlere başkanlık eden, efsanevi
tarım tanrıçası
putaminokapsüler :
lat. * putamen (kabuk, çekirdek) + capsula (capsa (kutu, sandık, muhafaza,
kılıf, kabuk, kap, konteyner) + ulus, ula (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili,
-a ait) * beyinde bazal gangliyonlar içinde yer alan putamen ile kapsül
(özellikle internal kapsül) arasında yer alan, genellikle derin beyin
kanamalarının veya iskemik inmelerin meydana geldiği anatomik bölge ile ilgili
putperest :
soğ.,far. * buvt (Buddha, Buda heykeli) (soğ.); but (tapınılacak nesne, sanem)
+ parastidan (tapmak, hizmet etmek, bir kişinin veya şeyin önünde veya başında
durmak, hazır durmak, amade olmak), perest (düşkün, tutkun, hayran, tapan,
hizmet eden) (far.) * putlara veya heykellere tanrı gibi tapınan kişi, puta
tapan, idolatr
putrajaya : san.
* putra (prens, erkek çocuk) + jaya (zafer, galibiyet) * prenslerin zaferi,
prenslerin şehri/zaferi; Malezya’nın başkenti
putrefaksiyon :
lat. * putrescere (çürümeye başlamak, bozulmak) (puter (çürük, bozulmuş,
yumuşamış) + escere (başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek, belirmek, dönüşmek,
bir sürece girmek) ) + factio (yapım, edim, oluşturma) (facere (yapmak, etmek,
eylemek, oluşturmak, meydana getirmek, işlemek) + tio (isim yapım eki) ) *
organik maddelerin özellikle bakteriyel faaliyet sonucunda oksijensiz ortamda
çürümesi, kötü kokulu gazlar ve bozunma ürünleri oluşması süreci, çürüme
putrel :
lat., fra. * pultra (kiriş) + ellum, ella (küçültme eki) (lat.); poutrelle
(fra.) * yapılarda, köprülerde veya demir yollarında yük taşımak amacıyla
kullanılan, genellikle "I" veya "H" kesitli çelik kirişler
puxa vida :
isp., por. * puxa, pucha, puta (fahişe, orospu, ahlaksız) (lat.); puxar
(çekmek, sürüklemek; haydi!) + vida (hayat, yaşam) (por.) * şaşkınlık, hayal
kırıklığı, hayret veya hafif sitem ifade eden ünlem; aman Allah'ım!, hay
Allah!, vah vah!, yazık oldu!, aman be!
puya :
lat. * Puya (Şili yerel adı) * Bromeliaceae familyasına ait, Güney Amerika’nın
And Dağları’na özgü, etli ve dikenli yaprakları olan, bazı türleri dev çiçek
salkımları oluşturan süs bitkisi cinsi
püberilöz :
lat. * pubaris (pubes (kıl, tüy, bedensel kıllar, ergenlikte beliren tüylenme)
+ ulus (küçültme eki) + aris (ile ilgili, -a ait) ) + osus (ile ilgili, -a ait)
* yüzeyinde çok kısa, ince ve seyrek tüyler bulunan, hafif tüylü olanı ifade
eden botanik ve zoolojik sıfat, hafif tüylü, ince tüylü
püberte :
lat. * pubertas (ergenlik, cinsel olgunluk) (pubes (vücut kılları, ergenlik
belirtisi; yetişkinlik çağına geçişi gösteren kıl/deri yapısı) + aris (ile
ilgili, -a ait) + itas (isim yapım ve durum eki) ) * çocukluktan erişkinliğe
geçiş sürecinde cinsel olgunlaşmanın başladığı, hormonel ve fiziksel
değişimlerin görüldüğü gelişim dönemi, ergenlik
pübesan :
lat. * pubes (vücut kılları, ergenlik belirtisi; yetişkinlik çağına geçişi gösteren
kıl/deri yapısı) + escens, escent (başlayan, olan, oluşan, filizlenen, beliren,
dönüşen) (escere (başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek, belirmek, dönüşmek,
bir sürece girmek) + ens, ent (-cı, yapan, eden eki) ) * ergenlik dönemine
girme, tüylenme veya ince kısa tüylerle kaplı olma durumunu ifade eden sıfat,
tüylü, ince kıllı, ergenleşen
püf :
tür. * püf (üfleme, hafif nefes verme, esme sesinden ses yansımalı
(onomatopeik) kelime) * kolaylık, pratik çözüm veya küçük ipucu (“püf
noktası”); yorgunluk, bezginlik nidası
püfür :
tür. * püf (üfleme, hafif nefes verme, esme sesinden ses yansımalı
(onomatopeik) kelime) + ür (zarf yapım eki) * rüzgarın veya ağızdan çıkan
havanın hafif, sürekli ve yumuşak şekilde esmesini ifade eden yansıma kökenli
kelime
püklü :
tür. * ekli (ilaveli) + püklü (yamalı) * eşyaların veya kıyafetlerin yırtık,
yamalı, döküntülü, eski ve düzensiz bir durumda olduğunu ifade etmek için halk
arasında kullanılan bir ikileme, ekli, yamalı ve düzensiz
pülpül :
san., far. * pippali (karabiber) (san.); pilpil, pülpül (karabiber) (far.) *
Hindistan kökenli, kurutulmuş siyah taneleri yemeklerde baharat olarak
kullanılan, tırmanıcı bir bitki türü olan Piper nigrum'un meyvesi, karabiber
pülümür :
erm., zaz. * pulur (çilek) + mur (diyar) (çilek diyarı) (erm.); pule (küçük
çayır) + muriye (armut) (armut ağaçlı çayırlık ) (zaz.) * Tunceli’nin bir
ilçesi
pülverizasyon :
lat. * pulverizare (püskürtmek) (pulvis (toz, ince parçacık, pudra) + izare
(dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) * bir maddenin çok
ince parçacıklara, damlalara ayrılarak toz veya sprey haline getirilmesi,
dağıtılması işlemi
pülverize :
lat. * pulverizatus (pulverizare (püskürtmek) (pulvis (toz, ince parçacık,
pudra) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) ) + tus (geçmiş zaman ve
sıfat yapım eki) * çok ince parçacıklara, damlalara ayrılarak toz veya sprey
haline getirilmiş, dağıtılmış
pülvinat :
lat. * pulvinus (yastık, minder, kabarık yastık biçimli yapı) + atus (sıfat
yapım eki) * yastık biçiminde kabarık, şişkin veya minderimsi bir yapıya sahip
olanı ifade eden botanik ve zoolojik sıfat, yastık biçimli, kabarık
pünez :
lat., fra. * pulex (pire) (lat.); punaise (tahtakurusu; raptiye) (fra.) * ahşap
çatlaklarında ve yatak çevresinde yaşayan, insan kanıyla beslenen, gece aktif
olan Cimex lectularius türü parazitik böcek, tahtakurusu; kağıt, kumaş veya
benzeri ince yüzeyleri bir yere sabitlemek için kullanılan, baş kısmı geniş
küçük metal iğne türü, raptiye
pür :
far. * pür (dolu, çok, bol, fazla) * dolu, çok, bol, fazla, tam
pür :
lat. * purus (temiz, arı, saf) * içinde hiçbir karışım, yabancı madde veya
bozulma bulunmayan, doğal, arı ve katkısız olan
pürçek :
tür. * pür (çıkmış, çıkıntı, ince uzantı, örtü; ince tüy, saçak, lif) + çek
(gibi olan, küçültme eki) * saç kıvrımı veya örgüsü, perem, kakül, püskül,
purçak "talaş, pürüz, iplik ve kumaş artığı
pürçük :
tür. * pür (iğne yaprak, sivri uç) + çük (küçültme eki) * sivri veya ince
yapılı; tomurcuk, sürgün, saç örgüsü (pürçek) veya pırasa gibi bitkilerin yeşil
yaprakları
pürdikkat :
far., ara. * pür (dolu, çok, bol, fazla, tam) (far.) + dikkat (titizlik,
incelik, önem verme, değer verme) (dikk (titiz, ince, önem veren, değer veren)
+ at (isim yapım eki) ) (ara.) * bir şeye bütünüyle yoğunlaşmış, tüm dikkatini
vermiş, tamamen odaklanmış
püre :
lat., fra. * purare (temizlemek, arıtmak, saflaştırmak), puratus (temizlenmiş,
arıtılmış, saflaştırılmış) (lat.); purée (ezme, ezilmiş, lapa haline
getirilmiş) (fra.) * sebze veya meyvelerin haşlanıp ezilerek veya öğütülerek
lapa kıvamına getirilmesiyle elde edilen yumuşak yiyecek türü
püren :
tür. * pür (çıkmış, çıkıntı, ince uzantı, örtü; ince tüy, saçak, lif) + en
(sıfat yapım eki) * fundalık, çalılık veya süpürge otu (Erica) türlerine
verilen, odunsu ve kokulu bir bitki cinsi; özellikle bitkilerin, dalların veya
otların üzerinde oluşan ince tüy benzeri yapı
pürgatif :
lat. * purgare (temiz kılmak, temizlemek, arındırmak, arıtmak, saflaştırmak),
purgatus (temizlenmiş, arınmış, saflaşmış) + ivus (ile ilgili, -a ait( *
bağırsakları boşaltarak temizleyen, dışkılamayı artıran etkiye sahip olan (ilaç
veya madde), mushil
pürhiddet :
far., ara. * pür (dolu, çok, bol, fazla, tam) (far.) + hiddet (öfke, kızgınlık,
sertlik, şiddetli sinirlilik hali) (ara.) * tamamen öfkeye kapılmış olma,
öfkesini yoğun ve kontrolsüz biçimde yaşama; çok şiddetli kızgınlık hali
pür-i pak :
far. * pür (dolu, çok, bol, fazla, tam) + i (tamlama eki) + pak (temiz, saf,
arı) * baştan sona temiz, tamamen arınmış, kusursuz derecede saf; ahlaki veya
manevi açıdan tamamen temiz ve lekesiz (mecazi) (purus, pure (temiz, saf,
arınmış) (lat., ing., fra.) )
pürifikasyon :
lat. * purus (temiz, saf, arı) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek,
işlemek) + tio (isim yapım eki) ) (lat.); purification (fra.) * fiziksel,
kimyasal veya biyolojik bir maddenin içindeki yabancı, kirletici veya
istenmeyen bileşenlerden arındırılması, saf hale getirilmesi, temizleme,
arıtma, saflaştırma
pürifiye :
lat. * purus (temiz, saf, arı) + ficatus (yapılmış, edilmiş, eylenmiş) (facere,
ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek) + tus (geçmiş zaman eki) ) (lat.);
purifié (fra.) * saf hale getirilmiş, temizlenmiş, arıtılmış, saflaştırılmış
pürik :
lat. * purus (temiz, saf, arı) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) +
icus (ile ilgili, -a ait) * pürin (purine) maddesinden türeyen baz veya pürin
yapısına sahip olan bileşik
pürin :
lat. * purus (temiz, saf, arı) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) *
DNA ve RNA’nın yapısında bulunan adenin ve guanin gibi bazları içeren, hücre
enerjisi ve genetik bilgi için gerekli olan, vücutta parçalandığında ürik asite
dönüşen iki halkalı azotlu organik bileşik sınıfı (C5H4N4)
püriten :
lat. * puriten (purus (temiz, saf, arı) + ianus, anus (ile ilgili, -a ait) ) *
dini saflık savunucusu; İngiliz Protestan hareketi adı; 16.-17. yüzyıl
İngiltere’sinde ortaya çıkan, Hristiyanlıkta Katolik etkilerden arınmayı ve
dini yaşamı sıkı ahlaki kurallara göre düzenlemeyi savunan Protestan hareketine
mensup kişi; aşırı ahlakçı, katı kurallara bağlı ve “aşırı safiyet” yanlısı
(mecazi)
püritenizm :
lat. * puriten (purus (temiz, saf, arı) + ianus, anus (ile ilgili, -a ait) ) +
ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * dini saflık
savunuculuğu; İngiliz Protestan hareketi adı; 16.-17. yüzyıl İngiltere’sinde
ortaya çıkan, Hristiyanlıkta Katolik etkilerden arınmayı ve dini yaşamı sıkı
ahlaki kurallara göre düzenlemeyi savunan Protestan hareketi
pürizm :
lat., fra. * purus (temiz, saf, arı) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti,
doktrin eki) (lat.); purisme (fra.) * sanat, edebiyat veya düşüncede “saflık”
ilkesini savunan; yabancı, süsleyici veya karma unsurları dışlayarak biçim ve
içerikte yalın, arı bir ifade arayışını temel alan estetik akım ve anlayış
pürkusur :
far., ara. * pür (dolu, çok, bol, fazla, tam) (far.) + kusur (eksiklik, hata;
yetersizlik, noksanlık) (ara.) * tamamen kusurlu, baştan sona hata veya
eksiklik içeren
pürmelal :
far., ara. * pür (dolu, çok, bol, fazla, tam) (far.) + melal (üzüntü, keder;
yorgunluk, sıkıntı, hüzün) (ara.) * tamamen kedere ve hüzne gömülmüş olan,
yoğun, derin ve sürekli üzüntü halinde olan, çok kederli, çok hüzünlü
pürmüz :
lat. * primus (birinci, ilk, öncül, öncel) * genellikle metal işlerinde, kaynak
ve ısıtma işlemlerinde kullanılan, yüksek ısı ve alev üreten el tipi alet,
oksijen kaynak cihazı, gazlı üfleç (19. yüzyılın sonlarında geliştirilen Primus
marka taşınabilir gaz ocaklarının adından Türkçeye geçen kelime)
pürnaz :
far. * pür (dolu, çok, bol, fazla, tam) + naz (şirinlik, cilve, işve; isteksiz
görünüp isteme) * tamamen nazlı, çok cilveli ve işveli; davranışlarında aşırı
naz ve çekicilik bulunan, çok nazlı
pürneşe :
far. * pür (dolu, çok, bol, fazla, tam) (far.) + neşe (canlılık, enerji,
sevinç, coşku ve keyif kaynağı) (ara.) * tamamen sevinç ve coşku içinde olan;
neşeyle dolup taşan, çok mutlu ve keyifli olan
pürtelaş :
far., ara. * pür (dolu, çok, bol, fazla, tam) (far.) + talaşi (dağılma,
dağılarak yok olma), telaş (gayret, çaba, uğraş, koşuşturma, faaliyet,
aktivite) (ara.) * tamamen acele ve panik içinde olan, çok hızlı, endişeli ve
düzensiz bir şekilde hareket eden, telaşlı, yoğun bir telaş içinde olan, acele
içinde olan
pürtük :
tür. * pür (yaprak, çıkıntı) + tük (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
yüzeydeki küçük ince çıkıntılar
pürülan :
lat. * pus (irin, iltihaplı sıvı akıntısı; enfeksiyon sonucu oluşan sarı-yeşil
sıvı) + ulus, ula (küçültme eki) + ens, ent, entus (ile ilgili, -a ait) *
iltihap sonucu irin içeren, irinli akıntı veya dokuya sahip olan, irinli,
iltihaplı
pürülans :
lat. * pus (irin, iltihaplı sıvı akıntısı; enfeksiyon sonucu oluşan sarı-yeşil
sıvı) + ulus, ula (küçültme eki) + entia (isim yapım ve durum eki) * canlı
dokularda enfeksiyon sonucu irin (pus) oluşması ve bu irinli akıntının
varlığıyla karakterize edilen iltihaplı durum
pürüz :
far. * purz, purza (kumaşın veya halının kenarından sarkan iplik, püskül, hav,
talaş, çıkıntı) * bir yüzeyde düzgünlüğü bozan küçük çıkıntı, engebe veya
kusur; bir işin veya durumun akışını engelleyen sorun, engel veya aksaklık
(mecazi)
püryan :
far. * biryazidan (kavrulmak, yanmak, kızarmak, ateşte pişmek), biryan (kebap,
kavrulmuş et) * ateşin içinde yanan, kavrulan, ızdırap çeken; aşk ateşiyle
yanıp tutuşan (ciğeri püryan olan) (mecazi); Divan edebiyatında aşkı, tutkuyu,
yanmayı ve acıyı anlatmak için sıklıkla "ciğer büryan olmak",
"bağrı büryan olmak" şeklinde kullanılan kelime
püskü :
tür. * büzgü (kıvrım, eğim, sıkım) (büz (sıkarak daraltmak, küçültmek,
kısaltmak) + gü (isim yapım eki) ) * eskimiş, aşınmış, yıpranmış, sökülmüş
püskül :
lat., ara. * opusculum (küçük iş, küçük işçilik) (opus (iş) + culum (küçültme
eki) ); uşkül (hurma salkımı; kadınların deve semerine takılan yünden saçaklı
süs) (ara.) * ipekten, sırmadan veya herhangi bir iplikten yapılan, süs olarak
bir ucundan bir şeye bağlanan, öteki ucu serbest saçak durumundaki iplik
demeti; mısır ve benzeri bazı bitkilerde tohumun veya meyvenin ucundaki saçak
biçiminde oluşum
püskürgeç :
tür. * püskür (sıvı veya gazı basınçla dışarı vermek) + geç (araç/alet eki) * sıvı,
gaz veya ince tanecikleri basınçla dışarı püskürtmeye yarayan araç; sprey,
fıskiye veya püskürtme düzeneği
püskürmek :
tür. * püskür (sıvı veya gazı basınçla dışarı vermek) + mek (fiil mastar eki) *
(bir sıvı, gaz veya ince parçacıklar) basınçla aniden ve kuvvetli şekilde
dışarı fışkırmak veya atılmak
püskürteç :
tür. * püskür (sıvı veya gazı basınçla dışarı vermek) + teç (araç/alet eki) *
sıvı, gaz veya ince tanecikleri basınçla dışarı püskürtmeye yarayan araç;
sprey, fıskiye veya püskürtme düzeneği
püslü :
tür. * süs (dekor, güzelleştirici unsur, beze) + lü (sıfat yapı eki) * “süslü
püslü” ikilemesinde pekiştirme amaçlı ve ses yansımalı olarak kullanılan ve
yineleme ile vurgu yapmayı sağlayan kelime
püstül :
lat., fra. * pustula (küçük kabarcık, irin dolu iltihabi deri lezyonu) (pus
(irin, iltihaplı sıvı akıntısı; enfeksiyon sonucu oluşan sarı-yeşil sıvı) +
ulus, ula (küçültme eki) ) (lat.); pustule (fra.) * deri üzerinde içi irin dolu
küçük kabarcık; özellikle akne, enfeksiyon veya bazı deri hastalıklarında
görülen iltihaplı lezyon türü
püstülat :
lat., fra. * pustula (küçük kabarcık, irin dolu iltihabi deri lezyonu) (pus
(irin, iltihaplı sıvı akıntısı; enfeksiyon sonucu oluşan sarı-yeşil sıvı) +
ulus, ula (küçültme eki) ) + atus (sıfat yapım eki) * üzerinde püstül veya
püstül benzeri küçük kabarcıklar bulunan, kabarcıklı veya irinli kabarcıklarla
kaplı yapıyı ifade eden sıfat, püstüllü, kabarcıklı
püsür :
erm. * psor (kırıntı, toz, ufak parçacık) * pislik, döküntü ve işe yaramaz
kırıntı (“bok püsür” kelime ikilisinde yer alır.); can sıkıcı pürüz veya
istenmeyen ayrıntı (mecazi)
püşt :
far. * puşt (sırt; arka taraf, geride kalan bölüm) * arkadan iş çeviren,
güvenilmez kişi, puşt (argo)
pütrefaksiyon :
lat. * putrescere (çürümeye başlamak, kokuşmak) (puter (çürük, bozulmuş,
yumuşamış) + escere (başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek, belirmek, dönüşmek,
bir sürece girmek) ) + factio (facere (yapmak, etmek, eylemek, oluşturmak,
meydana getirmek, işlemek) ) + tio (isim yapım eki) ) (lat.); putréfaction
(fra.) * oksijensiz (anaerobik) koşullarda organik maddelerin bakteriyel
etkiyle çürümesi, kokuşması ve bozunması süreci, kötü kokulu gazların
(özellikle sülfürlü bileşikler) açığa çıktığı bozunma, kokuşma, çürüme süreci
pütrefiye :
lat. * putrescere (çürümeye başlamak, kokuşmak) (puter (çürük, bozulmuş,
yumuşamış) + escere (başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek, belirmek, dönüşmek,
bir sürece girmek) ) + factus (facere (yapmak, etmek, eylemek, oluşturmak,
meydana getirmek, işlemek) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.);
putréfié (fra.) * bozunmuş, bozulmuş, çürümüş, kokuşmuş
pütür :
tür. * pütür, pıtır (çok sayıda küçük kabarcığı ifade eden "pıtır
pıtır" veya benzeri ikilemelerden türemiş olan ses yansımalı (onomatopeik)
kelime) * bir yüzeyde bulunan küçük kabarıklık, çıkıntı, pürüz, pürüzlülük,
pıtrak ve kabarcık
pütürge :
tür. * pütür (kabarıklık, çıkıntı, engebeli yüzey) + ge (sıfat yapım eki) *
engebeli, çıkıntılı arazi; Malatya'nın bir ilçesi ( Eski adı “İmrun” (güzel
yer, istenen yer) )
püy :
lat. * pus (irin, iltihaplı sıvı akıntısı; enfeksiyon sonucu oluşan sarı-yeşil
sıvı) * vücudun bir enfeksiyon bölgesinde, genellikle bir apse içinde biriken
kalın, opak, genellikle sarımsı-beyaz bir sıvı, iltihaplı akıntı, irin
pycnogonida :
gre., lat. * pyknos (yoğun, kalın, sık, koyu, kompakt) + gonia (kenar, açı,
köşe, eklem) (gre.) + ida (taksonomik çoğul eki) (lat.) * denizlerde yaşayan,
uzun ince bacaklı, küçük gövdeli, örümceğimsilerle akraba eklembacaklıları
kapsayan sınıf, Deniz örümcekleri
pyelonefrit :
gre. * pyelon (pelvis renalis; böbrek havuzu) + nephros (böbrek) + itis
(enfeksiyon, iltihap, inflamasyon, hastalık eki) *
pygmalion efekt :
gre. * pygmalion (Yunan mitolojisinde Kıbrıs'lı bir heykeltıraş) (gre.) +
effectus (gerçekleştirme, gerçelleme, sonuç, etki, tesir) (lat.) * insanların
beklentilerinin, başkalarının performansını gerçekten etkilemesi; bir kişinin
başkalarının beklentileri doğrultusunda performansını artırması veya düşürmesi
durumu (özellikle eğitim ve iş ortamlarında, yüksek beklentilerin olumlu
sonuçlara yol açması biçiminde gözlemlenir.)
pygopodidae :
gre. * pyge (kalça, sağrı) + pous, podos (ayak) (gre.) + idae (-giller, hayvan
familyası eki) (lat.) * arka bacakları çok küçülmüş veya tamamen yitirilmiş,
kertenkele biçimli ve çoğunlukla Avustralya ile Yeni Gine’de yaşayan bacaksız
kertenkeleleri kapsayan familya, Pygopodgiller
pylör stenozu :
gre. * pyloros (kapı, kapıcı) + stenosis (daralma) (stenos (dar), stenein
(daralmak) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * mide çıkış
kapısı olan pylorusun doğuştan (çoğunlukla infantlarda görülen hipertrofik
pylor stenozu) veya nadiren edinsel nedenlerle kalınlaşıp daralması sonucu mide
içeriğinin duodenuma geçişinin mekanik olarak engellendiği, tekrarlayan fışkırır
tarzda kusma, kilo alamama ve mide boşalımında gecikme ile karakterize
patolojik durum; midenin pilor bölgesinde (mide çıkış kapısı) meydana gelen
daralma durumu, mide çıkış kapısının daralması
pyongyang :
kor. * pyong (düz, sakin, barışçıl; düzlük, denge) + yang (parlak, güneşli;
ışık, yükselme) * Kuzey Kore’nin başkenti
pyrene :
gre. * pyren (çekirdek, taş; özellikle meyve çekirdeği) * botanikte sert bir
endokarpla çevrili, tek tohum içeren çekirdek benzeri yapı; özellikle sert
çekirdekli meyvelerde bulunan taşçık, çekirdek, taş
pyrex :
gre., ing. * pyr (ateş) (gre.) + ex (extended (uzamış, genişlemiş, yayılmış)
(ısıya uzun süre dayanıklılık bağlamında) (ing.) * yüksek ısıya dayanıklı
borosilikat cam ürünleri (özellikle fırın kapları ve laboratuvar ekipmanları)
için kullanılan ticari marka adı; ısıya karşı genleşme direnci yüksek cam türü
pyrola :
lat. * pyrus (armut) + ulus, ula (küçültme eki) * küçük armut ağacı, armutçuk;
Ericaceae familyasına ait, küçük armut benzeri yapraklı bitki cinsi
pyrolaceae :
lat. * pyrus (armut) + ulus, ula (küçültme eki) + aceae (-giller, bitki
familyası eki) * Fundagiller (Ericaceae) içinde yer alan, daha çok orman
tabanlarında yaşayan, küçük yapraklı, çoğunlukla herdemyeşil otsu bitkileri
kapsayan eski bitki familyası, Kışyeşilligiller
pyrrhon :
gre. * pyrrhos (ateş rengi, kızıl) + on (özel ad eki) * Pyrrhonizm (radikal
şüphecilik) akımının kurucusu olarak bilinen, antik Yunan döneminde yaşamış
Elis’li Pyrrhon adlı filozofun adı
pyrus :
lat. * pyrus (armut) * Rosaceae (gülgiller) familyasına ait, armut ağaçlarını
kapsayan bitki cinsi
python :
gre. * python (Yunan mitolojisindeki yılan; Monty Python adlı İngiliz komedi
grubundan) * yazılım geliştirme, veri analizi, yapay zeka ve web
uygulamalarında yaygın olarak kullanılan, yüksek seviyeli, okunabilirliği
yüksek, çok amaçlı programlama dili
pythonidae :
gre. * python (Yunan mitolojisindeki yılan; Monty Python adlı İngiliz komedi
grubundan) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası) (lat.) * büyük, çoğunlukla
zehirsiz, avlarını sararak boğan ve başlarında ısı algılayan çukurlar
bulunabilen yılanları kapsayan familya, Pitongiller
pyxicephalidae :
gre., lat. * pyxos (şimşir ağacı) (gre.) + kephale (baş, kafa) + idae (-giller,
hayvan familyası eki) (lat.) * kurbağalar (Anura) takımına ait, genellikle
Sahra altı Afrika'da yaşayan, güçlü yapılı ve büyük başlı kurbağaları kapsayan
familya, Pyxicephalusgiller
QR :
ing * quick (hızlı) + response (yanıt) * iki boyutlu, yüksek kapasiteli karekod
sistemi
QR kodu :
ing. * quick (çabuk, hızlı) + response (cevap, yanıt) + code (kodu) * iki
boyutlu (2D) barkod türü olup, siyah-beyaz kare desenler içinde veri (URL,
metin, kimlik bilgisi vb.) saklayan ve kamera/okuyucu cihazlar tarafından hızlı
şekilde çözülebilen optik veri taşıma sistemi
QT :
lat. * Q (elektriksel kalp aktivitesinin başlangıcı) + T (ventrikül
kasılmasının sona ermesini gösteren dalga) * kalbin elektriksel döngüsünde
ventriküllerin depolarizasyon başlangıcından repolarizasyon sonuna kadar geçen
süreyi gösteren ölçüm
quadratura :
lat. * quadratus (kare yapılmış, dört köşeli) (quattor (dört) + ura (isim yapım
eki) ) * bir yüzeyin veya şeklin kareye dönüştürülmesi, kare içine alma veya
geometrik olarak alanın kare formuna indirgenmesi; alanı kare ile eşitleme,
perspektif düzeltme veya geometrik düzenleme
quamoclit :
lat. * Quamoclit (Meksika yerel adı) * Convolvulaceae (sarmaşıkgiller/sabah
sefagiller/çitsarmaşığıgiller) familyasına ait, ince parçalı yapraklı ve
genellikle kırmızı sarılıcı çiçekli bitki cinsi, sabah sefası (Ipomoea
türleriyle akraba)
quaoar :
ton. * quaoar (yaratıcı güç, ulu tanrı) * Güneş Sistemi'nin dışındaki Kuiper
Kuşağı'nda yer alan büyük bir Neptün ötesi gök cismi ve olası bir cüce gezegen
quassia :
lat. * quassi (Surinamlı şifacının ismi) + ia (isim yapım eki) * Simaroubaceae
familyasına ait, özellikle Quassia amara türüyle bilinen; acı bileşikleri
(quassin) içeren, geleneksel tıpta ateş düşürücü ve sindirim uyarıcı olarak
kullanılan tropik ağaç cinsi
quercus :
lat. * quercus (meşe ağacı) * Fagaceae familyasına ait sert odunlu, uzun ömürlü
ve palamut (acorn) meyvesi veren meşe ağacı türleri
queyrat eritroplazisi :
gre., tür. * Queyrat (Fransız dermatolog Louis Queyrat’ın soyadından) +
erythros (kırmızı, kızıl) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek,
oluşturmak, kalıp dökmek), plasis (şekillenme, şekil verme, biçimlenme, oluşma,
büyüme) (gre.) + si (iyelik eki) (tür.) * genellikle penis glansında (nadiren
vulva veya ağız mukozasında) görülen, parlak kırmızı, kadifemsi plaklar
şeklinde ortaya çıkan ve histopatolojik olarak in situ skuamöz hücreli karsinom
kabul edilen, yüksek malign dönüşüm riski taşıyan prekanseröz lezyon
quieto :
lat., spa. * quietus (sakin, durgun, hareketsiz) (lat.) + quieto (sakin,
sessiz, hareketsiz, kımıldamayan veya dingin, kıpırtısız, sessiz) (isp.) *
İspanyolca’da “hareketsiz, sessiz, sakin; yerinde duran ve hareket etmeyen”
anlamlarını taşıyan sıfat (emir kipinde “¡quieto!” şeklinde “kımıldama!,
yerinde dur!”, “hareket etme” anlamında kullanılır.)
quillaja :
map., lat. * quillay (sabun ağacı) (map.); Quillaja (Şili yerel adı) (lat.) *
Quillajaceae familyasına ait olan, Güney Amerika’ya özgü, özellikle Şili’de
yetişen ve kabuğunda doğal sabunlaştırıcı saponinler bulunan Quillaja saponaria
türüyle bilinen, temizlik ve farmasötik amaçlarla kullanılan sert kabuklu ağaç
cinsi
quinton :
lat., fra. * quintus (beşinci (çocuk, bölüm veya sıra) ) + on (son ek) (lat.);
quinton (fra.) * beşinci doğan, beşinciye ait olan, beşinci ile ilgili
quisqualis :
lat. * Quisqualis (Filipinler yerel adı) (quis (kim) + qualis (nasıl, ne tür) )
(kim ve nasıl olduğu belirsiz olan; niteliği tam olarak tanımlanamayan) *
Apocynaceae familyasına ait, tropik bölgelerde yetişen, sarılıcı çalı formunda
ve hoş kokulu çiçekler açan Quisqualis indica (Rangoon creeper) türüyle bilinen
sarılıcı çiçekli bitki cinsi
quito :
isp. * Quitu (Ekvador And bölgesinde yaşamış yerli Quitu halkı adı) *
Ekvador’un başkenti
quiz :
ing. * quiz (sınav, bilgi testi) * genellikle bilgi, dikkat veya beceri ölçmek
amacıyla hazırlanan kısa sorulardan oluşan test; eğitim, eğlence veya
değerlendirme amacıyla kullanılan soru-cevap etkinliği
quodilbet :
lat. * quod (ne, neyi) + libere (istemek, hoşlanmak), libet (hoşuna gider,
istenir) * ne istenirse, ne hoş görülürse; Orta Çağ skolastik felsefede “her
konuda serbest tartışma” türü soruları, müzikte ise farklı ezgilerin bir araya
getirildiği serbest form eserleri ifade eden terim
r :
tür. * r, R * Türkçe alfabedeki 21. harf (P’den sonra, S’de önce)
ra :
ara. * ra (ر) * Arapça alfabenin yirminci harfi
ra :
ara. * ra (görmek) * görmek, a"ra"mak (görmeye çalışmak) (ray, rayon
(ışın, görmeyi sağlayan doğrusal ışık yayılımı) (ing., fra.) )
Ra :
lat. * radium (radius (ışın) + ium (kimyasal element eki) ) * atom numarası 88
olan, periyodik tablonun 2. grubunda bulunan, radyoaktif özellik gösteren,
tarihsel olarak ışıldayan boyalarda, radyoterapide ve nükleer araştırmalarda
kullanılan toprak alkali metal element
raaşa :
ara. * ra’aşa (titremek, sarsılmak) (ara.); rush (acele etmek, hızlı hareket
etmek) (ing.) * titremek, sarsılmak
rab :
ara. * rabba (eğitmek, öğretmek, terbiye etmek, idare etmek, düzenlemek) *
eğiten, yetiştiren, öğreten, öğretmen; sahip, terbiye eden, besleyen, yöneten,
koruyan otorite; Allah’ın yaratıcı, düzenleyici ve her şeyi idare eden sıfatı
rabat :
alm. * Rabatt (indirim, fiyat düşürme, iskonto) * fiyat üzerinde yapılan
indirim, kesinti veya fiyat düşürme
rabat :
ara. * rabata (bağlamak, birleştirmek, bir araya getirmek, iliştirmek,
ilişkilendirmek) * Fas’ın başkenti
rabbani :
ara. * rabba (yetiştirmek, büyütmek, eğitmek, öğretmek, terbiye etmek), rabb
(eğiten, yetiştiren, öğreten, öğretmen; sahip, terbiye eden, besleyen, yöneten,
koruyan otorite; Allah’ın yaratıcı, düzenleyici ve her şeyi idare eden sıfatı)
+ ani (ile ilgili, -a ait) * Rabb’e ait olan, ilahi olana mensup, Tanrı’nın
buyruğu ve terbiyesiyle şekillenmiş
rabbena :
ara. * rabba (yetiştirmek, büyütmek, eğitmek, öğretmek, terbiye etmek), rabb
(eğiten, yetiştiren, öğreten, öğretmen; sahip, terbiye eden, besleyen, yöneten,
koruyan otorite; Allah’ın yaratıcı, düzenleyici ve her şeyi idare eden sıfatı)
+ na (biz, bizim) * Rabbimiz; Arapça hitap ve dua ifadesi
rabbi :
ara. * rabba (yetiştirmek, büyütmek, eğitmek, öğretmek, terbiye etmek), rabb
(eğiten, yetiştiren, öğreten, öğretmen; sahip, terbiye eden, besleyen, yöneten,
koruyan otorite; Allah’ın yaratıcı, düzenleyici ve her şeyi idare eden sıfatı)
+ i (birinci tekil şahıs iyelik eki; -ım, -im) * öğretmenim, hocam, efendim;
Yahudilikte dini lider, bilge kişi veya haham için kullanılan bir hitap ve
ünvan
rabbi yessir vela tüassir :
ara. * rabba (yetiştirmek, büyütmek, eğitmek, öğretmek, terbiye etmek), rabb
(eğiten, yetiştiren, öğreten, öğretmen; sahip, terbiye eden, besleyen, yöneten,
koruyan otorite; Allah’ın yaratıcı, düzenleyici ve her şeyi idare eden sıfatı)
+ i (birinci tekil şahıs iyelik eki; -ım, -im) + yessir (kolaylaştır) + ve (ve)
+ la tüassir (zorlaştırma) * "Ey Rabbim! Kolaylaştır, zorlaştırma, bana
imdad eyle, yardım eyle" mealinde dua
rabb-üd dar :
ara. * rabba (yetiştirmek, büyütmek, eğitmek, öğretmek, terbiye etmek), rabb
(eğiten, yetiştiren, öğreten, öğretmen; sahip, terbiye eden, besleyen, yöneten,
koruyan otorite) + el (ön ek, artikel) + dar (ev; yurt) * ev sahibi
rabb-ül alemin :
ara. * rabba (yetiştirmek, büyütmek, eğitmek, öğretmek, terbiye etmek), rabb
(eğiten, yetiştiren, öğreten, öğretmen; sahip, terbiye eden, besleyen, yöneten,
koruyan otorite) + el (ön ek, artikel) + alemin (alemler, yaşam planları) *
alemlerin rabbi
rabdomiyoliz :
gre. * rhabdos (çizgili, şerit; kas çizgilenmesi) + mys (kas, adale; fare) +
lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım)
(luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim
yapım eki) ) * genellikle ağır travmalar, aşırı egzersiz veya ilaç yan etkileri
sonucu gelişen, kas ağrısı, güçsüzlük ve çay/kola rengi idrar ile karakterize,
iskelet kası dokusunun hızlıca parçalanıp hasar görmesi ve kas hücrelerinin
içindeki maddelerin (miyoglobin, potasyum, kreatin kinaz) kana karışmasıyla
oluşan ciddi, yaşamı tehdit edebilen bir durum
rabdomyasarkom :
gre. * rhabdos (çizgili, şerit; kas çizgilenmesi) + mys (kas, adale; fare) +
sarkoma (yumuşak doku tümörü, et tümörü) (sarx, sarkos (et, beden dokusu) + oma
(tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) ) * izgili
(iskelet) kas dokusundan köken alan, özellikle çocukluk çağında görülebilen ve
yumuşak doku sarkomları arasında yer alan kötü huylu (malign) tümör tipi
rabdomyom :
gre. * rhabdos (çizgili, şerit; kas çizgilenmesi) + mys (kas, adale; fare) +
oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * çizgili
(iskelet veya kalp) kas dokusundan köken alan, genellikle kalp içinde görülen
ve çoğunlukla iyi huylu (benign) karakterde olan kas tümörü
rabdosarkom :
gre. * rhabdos (çizgili, şerit; kas çizgilenmesi) + sarkoma (yumuşak doku
tümörü, et tümörü) (sarx, sarkos (et, beden dokusu) + oma (tümör, kabarma,
şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) ) * çizgili kas kökenli yumuşak
doku tümörlerini ifade eden, pratikte rabdomyosarkom ile eş anlamlı kullanılan;
iskelet kası diferansiasyonu gösteren malign tümör grubu
rabeprazol :
lat., gre. * rabep (benzodiazol/piridin türev iskeletiyle ilişkili farmasötik
ek) + pipr (phenylpiperazine türevi) + azole (mantar önleyici ilaçlarda yer
alan bir veya daha fazla nitrojen (azot) atomu içeren 5 üyeli bir halkaya sahip
bir grup heterosiklik bileşik belirtici ek) (azotos, azotikos (yaşamsız,
cansız, hayatsız) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) ) * mide
parietal hücrelerindeki H⁺/K⁺-ATPaz (proton pompasını)
inhibe ederek mide asidini azaltan, gastroözofageal reflü hastalığı, peptik
ülser ve Zollinger-Ellison sendromu gibi asit fazlalığıyla ilişkili durumların
tedavisinde kullanılan proton pompa inhibitörü (PPI) sınıfı bir ilacın etken
maddesi (C18H21N3O3S)
rabıt :
ara. * rabata (bağlamak, birleştirmek, bir araya getirmek, iliştirmek,
ilişkilendirmek), rabita (bağ, bağlantı, ilişki, bağlama) * bağ, irtibat,
bağlantı, ilişki
rabıta : ara.
* rabata (bağlamak, birleştirmek, bir araya getirmek, iliştirmek,
ilişkilendirmek) * bağ, bağlantı, ilişki, bağlama, birbirine bağlanma, bitişme,
birleşme, ilişme (robot (merkezi bilgisayara bağlı alet), rope (bağ, halat)
(ing.) )
rabi :
ara. * erbaa (dört) *
rabia :
ara. * rabi (dördücü) + a (dişil eki) * dördüncü kız evlat; Basralı sufi kadın
Rabiʿa el-Adeviyye ile bilinen, “ilahi aşk” ve tasavvufi bağlılık kavramlarıyla
ilişkilendirilen bir isim
rabib :
ara. * rabba (eğitmek, öğretmek, terbiye etmek, idare etmek, düzenlemek) + ib
(isim yapım eki) * üvey çocuk, üvey oğul
rabibe :
ara. * rabib (üvey çocuk, üvey oğul) + e (dişi eki) * üvey kız, üvey evlat
rabies :
lat. * rabere (delirmek, çıldırmak, öfke nöbeti geçirmek, kudurmak) * merkezi
sinir sistemini etkileyen, genellikle enfekte hayvan ısırığıyla bulaşan ve
Rabies lyssavirus tarafından oluşturulan, hidrofobi, ajitasyon ve ölümle
seyreden akut viral enfeksiyonu (kuduz hastalığını)
rabih :
ara.* ribh (kar, kazanç) * karlı, kazançlı, faydalı
rabit :
ara. * rabata (bağlamak, birleştirmek, bir araya getirmek, iliştirmek,
ilişkilendirmek), rabita (bağ, bağlantı, ilişki, bağlama, birbirine bağlanma,
bitişme, birleşme, ilişme) * rabteden, bağlayan, bitiştiren, birleştiren
rabiya :
ara. * rabaa (yükselmek, artmak), riba (artma, artış, çoğalma, fazlalaşma,
yükselme, faiz, prim faiz) * yükselen, yücelen, yükselmiş, yüce, artan, çoğalan
rabt :
ara. * rabata (bağlamak, birleştirmek, bir araya getirmek, iliştirmek,
ilişkilendirmek), rabita (bağ, bağlantı, ilişki, bağlama, birbirine bağlanma,
bitişme, birleşme, ilişme) * birbirine bağlanma, bitiştirme, bitişme,
birleştirme, iliştirme (robot (merkezi bilgisayara bağlı alet), rope (bağ,
halat) (ing.) )
rabvet :
ara. * rabaa (yükselmek, artmak) + vet (isim yapım eki) * yüksek yer
raca :
ara. * raca (umut etmek, beklemek, dilemek), rica (umut, beklenti, dileme,
isteme) * ümit, beklenti, iyilik umma
racecadotril :
lat. * rac (rasemik karışım, stereokimyasal ön ek) + sec (secondary (ikincil) )
+ ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + tril (nitril türevi fonksiyonel grup
eki, -C≡N içeren yapı) * bağırsaklarda enkephalin yıkımını inhibe ederek
sekretuar ishalde su ve elektrolit kaybını azaltan, bağırsak motilitesini
belirgin şekilde baskılamadan antisekretuvar etki gösteren, özellikle akut
diyare tedavisinde kullanılan antidiyareik ilacı etken maddesi (C21H23NO4S)
racfet :
ara. * racafa (titremek, sarsılmak, çalkalanmak, depreşmek, ürpermek), raccafa
(titretmek, sarsmak, çalkalamak, depreştirmek, ürpertmek) * sarsıntı, sallama
rachis :
gre. * rhakhis (omurga, sırt, omurga kemiği; eksen) * bir yapının ana eksenini
veya orta damarını ifade eden biyolojik terim; özellikle bileşik yaprakların
ana sapı, kuş tüyünün merkezî ekseni ve bazı organların taşıyıcı orta bölümü,
eksen, ana damar, orta sap
raci :
ara. * racaa (dönmek, geri dönmek), rucu, ricat (dönüş, geri dönüş) * dönen,
geri dönen
racife :
ara. * racafa (titremek, sarsılmak, çalkalanmak, depreşmek, ürpermek), raccafa
(titretmek, sarsmak, çalkalamak, depreştirmek, ürpertmek) * sarsıntı, sallama
racil :
ara. * racul (erkek, yaya asker, piyade), rical (erkekler, yaya askerler,
piyadeler), ricl (ayak, adım) * yaya olarak, yürüyerek, adımlayarak
racim :
ara. * racama (kovmak, defetmek, savuşturmak) * kovulmuş, defedilmiş
racmen :
ara. * racama (ummak, ümit etmek; tahmin etmek) * tahmin yürüterek,umarak
racon :
fra. * règle (kural, yasa, ilke, kanun, prensip) + de (tamlama eki) + conduite
(davranış, tutum, yönetim, araç kullanma (özellikle sürüş) ) * usul, görgü kuralı,
yazılı olmayan toplumsal davranış biçimi; bir ortamda kabul edilen sert veya
geleneksel davranış kuralları, usül, yol, yordam
ra'd :
ara. * ra’d (gök gürültüsü) * Kur'an’ın 13. suresinin ismi
rad :
ara. * radda (geri çevirmek, geri döndürmek, yankılanmak, reddetmek) * red,
reddetmek, geri çevirmek, geri döndürmek, dönmek
radansa :
lat., ita. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) + entia (isim
yapım eki) (lat.); radancia (ita.) * yelkenlerde açılan deliklere, halat
çımalarına geçirilen pirinçten veya demirden dış tarafı oluklu halka
radar :
ing. * RAdio (radyo) + Detection (tespit) + And (ve) + Ranging (menzilleme,
mesafelendirme) * radyo ile tespit ve mesafe ölçümü; elektromanyetik radyo
dalgalarını gönderip yansıyan sinyalleri analiz ederek cisimlerin konumunu,
hızını ve uzaklığını tespit eden elektronik algılama ve ölçüm sistemi
radde :
ara. * radda (geri çevirmek, geri döndürmek, yankılanmak, reddetmek) * derece,
aşama, seviye, bir durumun ulaştığı nokta, bir işin belli bir aşamaya gelmesi;
kritik seviye
radha :
san. * radha (elde etmek, başarmak, razı etmek) * Hint mitolojisinde Vaishnava
geleneğinde Tanrı Krishna’nın ilahi eşi ve en büyük bhakti (adanmışlık)
figürlerinden biri olan, sevgi ve ruhsal bağlılığın sembolü kabul edilen kutsal
kadın figürü
radıyallahü anh :
ara. * rada (razı olmak, hoşnut olmak, memnun olmak) + allah (Allah) + an
(üstünde, hakkında, üzerine) + h (o; eril işaret zamiri) * Allah ondan (o
erkekten) razı olsun
radıyallahü anha :
ara. * rada (razı olmak, hoşnut olmak, memnun olmak, uygun bulmak) + allah
(Allah) + an (üstünde, hakkında, üzerine) + ha (o; dişil işaret zamiri) * Allah
ondan (o kadından) razı olsun
radi :
ara. * rada (razı olmak, hoşnut olmak, memnun olmak, uygun bulmak), rida, riza
(uygun bulma, razı olma, hoşnut olma) * rızası olan, uygun bulan, hoşnut olan,
istekli, razı, hazır (ready (hazır) (ing.) )
radife :
ara. * radafa (arka arkaya gelmek, binmek, takip etmek) * arka arkaya gelen,
binen, takip eden, arkadan gelen, ardışık olan; edebi ve askeri bağlamlarda
“peş peşe gelen unsur, yedek/ardıl olan şey”
radika :
lat. * radix (kök, köken, temel, asl, esas, soy) + a (dişil eki) * kök, köke
ait olan, kökten çıkan; papatyagiller (Asteraceae) familyasından, bahar
aylarında kırlarda kendiliğinden yetişen, kan şekeri düzenleyici ve iltihap
önleyici etkileri olan, salata ve zeytinyağlı yemeklerde tüketilen sarı
çiçekli, çok yıllık otsu bir bitki olan karahindiba, çıtlık, acı ot
radikal :
lat. * radix (kök, köken, temel, asl, esas, soy) + alis (ile ilgili, -a ait) *
kökten gelen, köke ait olan; temel, esasla ilgili; köklü, temel değişim
isteyen, mevcut sistemi esasından değiştirmeyi amaçlayan (politik, sosyal veya
bilimsel bağlamlarda)
radikalizm :
lat. * radix (kök, köken, temel, asl, esas, soy) + alis (ile ilgili, -a ait) +
ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * toplumsal, siyasal veya
düşünsel alanda mevcut düzeni yüzeysel değil kökten değiştirmeyi savunan,
reformdan ziyade sistemin temel yapısını dönüştürmeyi hedefleyen ideolojik
yaklaşım, köktencilik
radiks :
lat. * radix (kök, bitki kökü; yeraltına uzanan ana yapı) * botanikte bitki
kökü, modern bilim ve matematikte “taban (base), kök sayı sistemi (radix
numeration)” gibi kavramların temelini oluşturan kelime
radikül :
lat. * radix (kök, bitki kökü; yeraltına uzanan ana yapı) + ula, ulus (küçültme
eki) * anatomi ve tıpta omurilikten çıkan sinir köklerinin küçük dallardan her
biri; botanikte tohumdan çıkan ilk kökçük, küçük kök, kökçük
radiküler :
lat. * radix (kök, bitki kökü; yeraltına uzanan ana yapı) + ula, ulus (küçültme
eki) + aris (ile ilgili, -a ait) * sinir köküne (spinal sinir köklerine) ait
olan; omurilikten çıkan sinir köklerinin etkilenmesine bağlı ağrı, uyuşma veya
güçsüzlük gibi belirtiler ile ilgili
radikülit :
lat. * radix (kök, bitki kökü; yeraltına uzanan ana yapı) + ula, ulus (küçültme
eki) + itis (enfeksiyon, iltihap, inflamasyon, hastalık eki) * genellikle
şiddetli ağrı, uyuşma ve nörolojik semptomlarla karakterize olan, omurilikten
çıkan sinir köklerinin (radiküllerin) iltihaplanması veya irritasyonu durumu
radikülopati :
lat. * radix (kök, bitki kökü; yeraltına uzanan ana yapı) + ula, ulus (küçültme
eki) + patheia (sorun, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos
(sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * omurilikten çıkan sinir köklerinin bası, iltihap veya
dejenerasyon nedeniyle fonksiyonunun bozulması sonucu ortaya çıkan, ağrı,
uyuşma, karıncalanma ve kas güçsüzlüğü ile seyreden klinik nörolojik durum
radionüklid :
lat. * radius (yarı çap, dönüş ekseni, ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk, yön,
mesafe ölçümü) + nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nuc (ceviz, sert kabuklu
yemiş) + leus (küçültme eki) ) + ide (parçacık veya tür bildiren ek) * çekirdeğindeki
proton ve nötron sayısının dengesizliği nedeniyle kararsız yapıda olan ve
kararlı bir duruma geçebilmek için çevreye parçacık veya elektromanyetik dalga
şeklinde radyasyon yayan radyoaktif atom çekirdeği türü
radius :
lat. * radius (yarı çap, dönüş ekseni, ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk, yön,
mesafe ölçümü) * çember veya kürenin merkezinden çevresine olan uzaklığı ifade
eden “yarıçap”; tekerlek çivisi, ışın, çubuk; ön kol kemiği
radon :
lat. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) + on (element
adlarında kullanılan ek) * atom numarası 86, simgesi Rn olan, uranyum ve toryum
gibi radyoaktif elementlerin bozunması sonucu oluşan, renksiz, kokusuz, tatsız,
havadan daha ağır, kimyasal olarak asal olup kapalı ortamlarda birikerek solunduğunda
insan sağlığı için risk oluşturabilen radyoaktif bir gaz element
radula :
lat. * radula (kazıyıcı, kazıma aleti) (radere (kazımak, sıyırmak) + ula (dişil
küçültme eki) ) * yumuşakçaların özellikle salyangoz ve sümüklüböceklerin
besini kazıyıp parçalamak için kullandıkları, üzerinde çok sayıda küçük diş
bulunan dil benzeri yapı, törpü dili, kazıyıcı dil
radyal :
lat. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) + alis (ile ilgili,
-a ait) * bir merkezden çevreye doğru ışınsal doğrultuda uzanan veya
düzenlenen, merkezden dışa doğru yayılan yapı veya yönelim gösteren; otomotivde
(radyal lastik) olup, karkas tellerinin dönüş yönüne 90 derece açıyla (enine)
yerleştirildiği, dayanıklı ve esnek lastik yapısı
radyal segmentasyon :
lat. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) + alis (ile ilgili,
-a ait) + segmentare (bölmek, parçalara ayırmak, bölümlere ayırmak, dilimlemek)
(ita.) (segmentum (secare (kesmek, ayırmak, bölmek) + mentum (isim yapım eki) )
+ are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.) * embriyonik gelişimde
döllenmiş yumurtanın ilk bölünmelerinin, hücrelerin kutuplar arasında
hizalanarak birbirinin üzerine denk gelecek şekilde düzenlendiği bölünme tipi,
ışınsal bölünme
radyal simetri :
lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) + alis (ile
ilgili, -a ait) (lat.) + symmetria (ölçülerin uyumu, orantı, dengeli düzen)
(sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + metria (ölçüm, ölçme)
(metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * bir
canlının veya yapının merkezî bir eksen etrafında farklı yönlerden benzer
bölümlere ayrılabilmesi durumu, ışınsal simetri
radyan :
lat. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) + ens, ent (ile
ilgili, -a ait; -cı, yapan, eden eki) (lat.) + symmetria (ölçülerin uyumu,
orantı, dengeli düzen) (sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + metria
(ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) )
(gre.) * bir çemberde merkez açı ölçüsü olarak, yayı uzunluğu çemberin
yarıçapına eşit olan açıyı ifade eden ve matematikte açıların ölçülmesinde
kullanılan standart birim
radyans :
lat. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) + entia (isim yapım
eki) * ışın yayma, parlama veya ışık saçma durumu; biyolojide ve zoolojide
ışınsal düzen veya yayılma özelliğiyle ilişkili terim, ışınım, yayılma durumu
radyant enerji :
lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) + ens, ent
(ile ilgili, -a ait; -cı, yapan, eden eki) (lat.) + energeia (iş oluşumu) (en
(iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + ergia (iş durumu, çalışma durumu,
eylemsellik) (ergos, ergon (iş, çalışma, eylem) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) (gre.) * elektromanyetik dalgalar veya parçacıklar aracılığıyla ışınım
şeklinde yayılan, boşlukta veya maddesel ortamda ilerleyebilen ve ısı, ışık
gibi biçimlerde aktarılabilen enerji türü
radyasyon :
lat. * radiare (ışımak, ışık saçmak, ışın yaymak) (radius (ışın, ışık hüzmesi,
çizgi, çubuk; yarı çap) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * atom
çekirdeklerinden, atomlardan veya elektromanyetik kaynaklardan parçacık veya
dalga biçiminde yayılan, maddeyle etkileşerek iyonlaşma oluşturabilen veya
enerji aktarabilen ışınım türlerinin tümü
radyatör :
lat. * radiare (ışımak, ışık saçmak, ışın yaymak) (radius (ışın, ışık hüzmesi,
çizgi, çubuk; yarı çap) + are (fiil mastar eki) ) + tor (-cı, yapan, eden eki)
* ısıyı bulunduğu ortamdan çevreye ışınım ve taşınım yoluyla yayan, genellikle
sıcak su veya buhar dolaşımıyla çalışan ve kapalı mekanların ısıtılmasında
kullanılan ısıtma aygıtı; otomotivde içinden geçen sıcak sıvıyı (su veya
antifriz) hava akımıyla soğutarak motorun hararet yapmasını önleyen bir ısı
değiştirici (eşanjör) cihazı
radye :
lat. * radiatus (radiare (ışımak, ışık saçmak, ışın yaymak) (radius (ışın, ışık
hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman
ve sıfat yapım eki) (lat.); radié (fra.) * yapı mühendisliğinde zemine yayılan
yükü geniş bir yüzeye dağıtmak için yapılan, genellikle tüm yapı altını
kaplayan sürekli betonarme temel sistemi; binanın tüm yükünü geniş bir
betonarme plak (taban) aracılığıyla zemine eşit şekilde dağıtan, binanın kolon
ve perdelerinden gelen yüklerin, tekil ayaklar yerine tek parça halinde tüm
zemine yayıldığı, böylece yapının stabilitesinin sağlandığı, özellikle zayıf
zeminlerde veya deprem bölgelerinde tercih edilen güvenli bir temel sistemi
radyestezi :
lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) +
aisthesis (duyu, duygu, algı, his) + eia (isim yapım ve durum eki) (gre.) * su,
maden veya yer altı akımlarını sözde özel algılama yöntemleriyle tespit
ettiğini iddia eden, bilimsel temeli kabul edilmeyen sezgisel algılama ve yer
altı keşfi uygulaması
radyestezik :
lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) +
aisthesis (duyu, duygu, algı, his) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(gre.) * su, maden veya yer altı akımlarını sözde özel algılama yöntemleriyle
tespit ettiğini iddia eden, bilimsel temeli kabul edilmeyen sezgisel algılama
ve yer altı keşfi uygulaması ile ilgili
radyo :
lat. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) + io (yayma, yayılma
eki) * elektromanyetik dalgalar aracılığıyla ses, müzik ve haber gibi bilgileri
belirli frekanslar üzerinden geniş kitlelere kablosuz olarak ileten yayın ve
iletişim aracı
radyoaktif :
lat. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) + agere (yapmak,
etmek, eylemek, eylemde bulunmak), activus (actus (eylem, yapma eylemi) + ivus
(ile ilgili, -a ait) ) * kararsız atom çekirdeklerinin kendiliğinden bozunarak
alfa, beta veya gama gibi iyonlaştırıcı ışınlar yayma özelliğine sahip olan ve
bu süreçte enerji salan (madde)
radyoaktivite :
lat. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) + agere (yapmak,
etmek, eylemek, eylemde bulunmak), activus (actus (eylem, yapma eylemi) + ivus
(ile ilgili, -a ait) ) + itas (isim yapım ve durum eki) * kararsız atom
çekirdeklerinin kendiliğinden bozunarak alfa, beta veya gama gibi iyonlaştırıcı
ışınlar yayması ve bu süreçte enerji açığa çıkarması durumu
radyobiyoloji :
lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) + bios
(yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + logia (bilim, bilme; söz,
anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) (gre.) * iyonlaştırıcı radyasyonun canlı organizmalar,
hücreler ve biyolojik sistemler üzerindeki etkilerini, bu etkilerin
mekanizmalarını ve sonuçlarını inceleyen bilim dalı
radyodermatit :
lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) +
dermatitis (derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile
ilgili) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) )
(gre.) * iyonlaştırıcı radyasyona maruz kalma sonucunda deride oluşan
kızarıklık, tahriş, yanık ve doku hasarı ile karakterize inflamatuvar cilt
hastalığı
radyoelektrik :
lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) +
elektrikos (elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor) + ikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) * elektromanyetik dalgalarla veya radyo
frekanslı elektriksel sinyallerle ilgili olan, bu tür dalgaların üretimi,
iletimi veya etkileriyle bağlantılı olan
radyoelektronik :
lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) +
elektronikos (elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor) + ikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) * radyo frekanslı elektromanyetik dalgaların
üretimi, iletimi ve kontrolü ile elektronik devre ve sistemlerin birlikte
incelenmesini kapsayan teknik ve bilimsel alan
radyofarmasi :
lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) +
pharmakeia (ilaç yapma, ilaçla tedavi etme) (pharmakon (ilaç, tedavi edici
madde; uyuşturucu, narkotik; zehir; büyü) + eia (isim yapım ve durum eki) )
(gre.) * tanı veya tedavi amacıyla kullanılan, içinde radyoaktif izotoplar
bulunan ilaçların hazırlanması, kalite kontrolü, güvenli kullanımı ve vücutta
dağılım süreçlerini inceleyen eczacılık ve nükleer tıp alt bilim dalı
radyofarmasötik :
lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) +
pharmakon (ilaç, tedavi edici madde; uyuşturucu, narkotik; zehir; büyü) + eutes
(-cı, yapan, eden eki) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) *
görüntüleme, tanı veya tedavi amacıyla kullanılan, yapısında radyoaktif izotop
bulunduran, vücutta belirli organ veya dokulara tutulabilen (ilaç veya madde)
radyofizik :
lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) +
phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme,
ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(gre.) * elektromanyetik ışınım, radyasyon ve bu tür enerji türlerinin maddeyle
etkileşimi, yayılımı ve fiziksel özelliklerini inceleyen fizik alt dalı
radyofizyoloji :
lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) +
phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme,
ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı,
söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) (gre.) * iyonlaştırıcı radyasyonun canlı organizmaların hücresel,
dokusal ve sistem düzeyindeki fizyolojik işleyişi üzerindeki etkilerini, bu
etkilerin oluş mekanizmalarını ve organizmanın buna verdiği biyolojik tepkileri
inceleyen bilim dalı
radyofoni :
lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) +
phonein (ses çıkarmak, konuşmak veya ses vermek), phonia (ses çıkarma) (phonos,
phone (ses) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * radyo dalgaları
aracılığıyla sesin kablosuz olarak iletilmesi, alınması ve işitilmesi
radyofonik :
lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) +
phonein (ses çıkarmak, konuşmak veya ses vermek), phonia (ses çıkarma) (phonos,
phone (ses) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait,
gibi) (gre.) * radyo dalgaları aracılığıyla sesin kablosuz olarak iletilmesi,
alınması ve işitilmesi ile ilgili
radyofoto :
lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) + phos
(ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) (gre.) * iyonlaştırıcı radyasyonun
veya yüksek enerjili ışınımların fotoğrafik ortamlar veya algılayıcılar
üzerinde bıraktığı izlerin görüntülenmesi ve kaydedilmesi
radyografi :
lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) +
graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt,
işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * tanı amaçlı olarak,
X-ışınları veya benzeri iyonlaştırıcı radyasyon kullanılarak vücudun iç
yapılarının film veya dijital algılayıcılar üzerine görüntülenmesi yöntemi
radyogram :
lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) +
gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) (gre.)
* X-ışınları veya diğer iyonlaştırıcı radyasyonla elde edilen, iç yapıları
görüntülemeye yarayan tıbbi radyolojik kayıt veya görüntü çıktısı
radyoizotop :
lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) + isos,
iso (eş, eşit, aynı, denk, benzer) + topos (yer, bölge, konum, mevki, mekan)
(gre.) * aynı atom numarasına sahip olup nötron sayısındaki farklılık nedeniyle
kararsız veya yarı kararlı olan, bozunma yoluyla iyonlaştırıcı radyasyon
yayabilen bir element izotopu (kütleleri (kütle numaraları) değişik ama
kimyasal özellikleri eş olan (aynı atom sayısını taşıyan element)
radyokarpal :
lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) +
karpos (bilek, el bileği) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(lat.) * ön kolun radius kemiği ile el bileği kemikleri arasındaki eklem
bölgesi ile ilgili (anatomik yapı)
radyokimya :
lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) +
khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein
(karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.);
kimya (maddenin yapısını, hallerini ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı)
(ara.) * radyoaktif maddelerin kimyasal özelliklerini, davranışlarını ve
kimyasal reaksiyonlar içindeki izotopik değişimlerini inceleyen kimya alt dalı
radyolink :
lat., ing. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) +
ligare (bağlamak, birleştirmek) (lat.) + link (bağ, bağlantı) (eng.) * radyo
dalgaları veya kablosuz iletişim teknolojileri kullanılarak iki nokta arasında
veri, ses veya görüntü iletimi sağlayan bağlantı sistemi
radyolog :
lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) + logos
(kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) (gre.) * X-ışınları, manyetik rezonans ve
diğer görüntüleme yöntemleriyle elde edilen tıbbi görüntüleri yorumlayan ve
radyolojik tanı koyan tıp uzmanı radyoloji uzmanı
radyoloji :
lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) +
legein, lego (söylemek, konuşmak), logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem)
(logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) )
(gre.) * X-ışınları, manyetik rezonans ve diğer görüntüleme yöntemleri
kullanarak insan vücudunun iç yapısını inceleyen, hastalıkların tanı ve
takibinde kullanılan tıp bilim dalı
radyolüsen :
lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) + lucens
(parlayan, ışıldayan, ışık geçiren) (lux, luc (ışık, parıltı) + ens (ile
ilgili, -a ait) ) * X-ışınları gibi radyasyonların bir dokudan veya maddeden
kolayca geçmesine izin veren, görüntülemede koyu alan olarak görülen düşük
yoğunluklu olan (yapı)
radyolüsens :
lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) + lucens
(parlayan, ışıldayan, ışık geçiren) (lux, luc (ışık, parıltı) + entia (isim
yapım ve durum eki) ) * X-ışınları gibi radyasyonların bir dokudan veya
maddeden kolayca geçmesine izin verme, görüntülemede koyu alan olarak görülen
düşük yoğunluklu olma durumu
radyometre :
lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) +
metron (ölçü) (gre.) * ışınımın şiddetini, özellikle elektromanyetik radyasyonun
yoğunluğunu ölçen cihaz, radyasyon ölçer
radyometri :
lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) +
metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) (gre.) * elektromanyetik radyasyonun şiddetini, dağılımını ve ölçüm
yöntemlerini inceleyen fizik ve ölçüm bilimi alanı radyasyon ölçüm bilimi
radyometrik :
lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) +
metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) * radyometri ile ilgili
radyonekroz :
lat., gre. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.) +
nekros (ölü) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) *
iyonlaştırıcı radyasyona aşırı maruz kalma sonucu dokularda hücre ölümü ve geri
dönüşsüz doku tahribatı gelişmesi durumu, radyasyon kaynaklı doku ölümü
radionüklid :
lat. * radius (yarı çap, dönüş ekseni, ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk, yön,
mesafe ölçümü) + nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nuc (ceviz, sert kabuklu
yemiş) + leus (küçültme eki) ) + ide (parçacık veya tür bildiren ek) *
çekirdeğindeki proton ve nötron sayısının dengesizliği nedeniyle kararsız
yapıda olan ve kararlı bir duruma geçebilmek için çevreye parçacık veya
elektromanyetik dalga şeklinde radyasyon yayan radyoaktif atom çekirdeği türü
radyoopak :
lat. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) + opacus (gölgeli,
gölgede kalan, karanlık, koyu; ışık geçirmeyen) * X-ışınları gibi iyonlaştırıcı
radyasyonun bir doku veya maddeden geçişini engelleyerek görüntülemede beyaz
veya açık alan olarak görülen (yüksek yoğunluklu yapı, radyasyon geçirmeyen
madde)
radyoopasite :
lat. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) + opacus (gölgeli,
gölgede kalan, karanlık, koyu; ışık geçirmeyen) + itas (isim yapım ve durum
eki) * X-ışınları gibi iyonlaştırıcı radyasyonun bir doku veya maddeden
geçişini engelleme derecesini ifade eden ve görüntülemede beyazlaşma ile ortaya
çıkan radyolojik yoğunluk özelliği, radyasyon geçirimsizlik düzeyi
radyorezistan :
lat. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) + re (karşı; tekrar,
yeniden) + sistere (durmak, ayakta durmak, durmak, dikilmek, dayanmak, kalmak,
direnmek, sabit kalmak) + ent (sıfat yapım eki; ile ilgili, -a ait) *
iyonlaştırıcı radyasyona karşı yüksek direnç gösteren, radyasyonun biyolojik
etkilerine karşı kolay etkilenmeyen (hücre, doku veya organizma), radyasyona
dirençli (yapı)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder