27 Eylül 2026 Pazar

menkut - mevcudiyet

menkut : far., ara. * nukd, nukud (nohut, küresel şekilli bakliyat; madeni para) (far.), nakd (ara.) * noktalanmış, noktalı

mennan : ara. * menne (karşılık beklemeden iyilik etmek, nimet vermek, fayda sağlamak) + an (-ci, yapan) * nimet veren, çok bağışlayan, sürekli ihsan eden, çok cömert ve bol ihsan eden; Allah’ın sıfatlarından biri

meno mosso : lat., ita. * minus (az, daha az) + movere (hareket ettirmek, kımıldatmak, kıpırdatmak), motus (hareket, kımıldama, kıpırtı) (lat.); meno (az, daha az) + movere (hareket ettirmek), mosso (hareketli, hareket etmiş) (ita.) * müzikte, çalınacak parçanın hızının azaltılacağını belirten, “daha az hareketli”, yani “daha yavaş” anlamında kullanılan tempo işareti

menometroraj : gre. * men (ay, menstruasyon) + metra (rahim, uterus) + rhegnynai, rhegnynein, rhein (akmak, dökülmek, yağmak), rhage (akma, akış, yağma, yağış, dökülme) * adet dönemi dışında veya düzensiz aralıklarla rahimden anormal kanama; tıbbi olarak kadın üreme sistemiyle ilgili kanama bozuklukları

menopoz : gre. * men (ay) + pauein (durdurmak, sona erdirmek, ara vermek), pausis (durma, sona erme) * adet (menstrüasyon) döngüsünün kalıcı olarak durması, doğurganlık döneminin sona ermesi

menora : ibr., ara. * nara (yanmak, ışık saçmak, ateş çıkarmak), nar (ateş; ışık) (ibr.); nar (ateş), nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı), menar, minare (nur yeri, ışık yeri, fener, kandil) (ara.) * ateşlik, ışıklık, ışıldak, şamdan; fener, ışık kulesi, her türlü kule; Yahudi kültüründe ışığı, ilahi aydınlanmayı ve Tanrı’nın varlığını simgeleyen, sinagoglarda ve Hanuka kutlamalarında kullanılan yedi kollu (bazen dokuz kol) dini meşale, şamdan

menoraj : gre. * men (ay) + rhegnynai, rhegnynein, rhein (akmak, dökülmek, yağmak), rhage (akma, akış, yağma, yağış, dökülme) * adet dönemi sırasında normalden fazla kanama, aşırı menstrüel kanama

menoraji : gre. * men (ay) + rhegnynai, rhegnynein, rhein (akmak, dökülmek, yağmak, yırtılmak, patlamak, kanamak), rhage (akma, akış, yağma, yağış, dökülme, yırtılma, patlama, kanama) + eia (isim yapım ve durum eki) * adet dönemi sırasında normalden fazla kanama durumu, aşırı menstrüel kanama durumu

menore : ibr., ara. * nara (yanmak, ışık saçmak, ateş çıkarmak), nar (ateş; ışık) (ibr.); nar (ateş), nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı), menar, minare (nur yeri, ışık yeri, fener, kandil) (ara.) * ateşlik, ışıklık, ışıldak, şamdan; fener, ışık kulesi, her türlü kule; Yahudi kültüründe ışığı, ilahi aydınlanmayı ve Tanrı’nın varlığını temsil eden, sinagoglarda ve Hanuka kutlamalarında kullanılan yedi kollu (bazen dokuz kol) dini meşale, şamdan

mens : lat. * men (düşünmek, akıl yürütmek, anlamak, kavramak) * akıl, zihin, düşünce

mensaf : ara. * nasafa (yarıya bölmek, ortasını ayırmak, ikiye bölmek), nısf (yarı, yarım) * yarım olmuş, yarısı

mensek : ara. * nasaka (yönelmek, adamak, bağlanmak, kaynaklanmak) * ibadet usülü, ibadet yolu, ibadet tarzı; ibadet yeri, menasik (ç.)

mensik : ara. * nasaka (yönelmek, adamak, bağlanmak, kaynaklanmak) * ibadet usülü, ibadet yolu, ibadet tarzı; ibadet yeri, menasik (ç.)

menstrual : lat. * mens, mensis (ay), menstruus (ay, ay dönemi, ay döngüsü) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * menstrüasyon ile ilgili, adet döngüsüyle ilgili, menstruasyon dönemine ait, regl dönemi ile ilgili

menstrual siklus : lat. * mens, mensis (ay), menstruus (ay, ay dönemi, ay döngüsü) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + kuklos, kyklos (daire, devir, çember, döngü, dönem, tekerlek, dairesel hareket, siklus) (gre.); cyclus (lat.) * aybaşı döngüsü, regl döngüsü, menstrüasyon döngüsü, adet döngüsü

menstrüasyon : lat. * menstruare (ay döngüsüne girmek) (menstruus (ay, ay dönemi, ay döngüsü) (mens, mensis (ay) + truus (ile ilgili, -a ait) ) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * kadınlarda ve bazı diğer yüksek dişi primatlarda, üreme çağı boyunca rahim iç yüzeyinde oluşan damar ve dokuların ve sperm tarafından döllenmemiş yumurtanın kan ile birlikte vücuttan atılması şeklinde gerçekleşen kanama, aybaşı hali, adet kanaması, adet döngüsü, kadınların doğurganlık dönemi, aybaşı, regl

menstrüel : lat. * menstruus (ay, ay dönemi, ay döngüsü) (mens, mensis (ay) + truus (ile ilgili, -a ait) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * menstrüasyon ile ilgili, adet döngüsüyle ilgili, menstruasyon dönemine ait, regl dönemi ile ilgili

mensub : ara. * nasaba (ilgili, ilişkili olmak, bağlı olmak, alakası olmak, uymak, uyumlu olmak; bağlamak, oranlamak, kıyaslamak, ilişkilendirmek, uygun görmek, yaraştırmak, münasip bulmak, bağ kurmak; dikmek, yerleştirmek, koymak, belirlemek, tayin etmek, konum vermek), nisbet (uyum, ilgi, ilişki, oran), mensub (ilgili, ilişkili, alakalı, bağlı, uyumlu) * bir şeye ait kılınmış, bağlanmış, ilişkilendirilmiş; bir kuruluşla, toplulukla veya bir kimseyle bağıntılı, ilişkili, alakalı (kimse); bir yerin, derneğin veya kurumun üyesi (kimse)

mensubiyet : ara. * nasaba (ilgili, ilişkili olmak, bağlı olmak, alakası olmak, uymak, uyumlu olmak; bağlamak, oranlamak, kıyaslamak, ilişkilendirmek, uygun görmek, yaraştırmak, münasip bulmak, bağ kurmak; dikmek, yerleştirmek, koymak, belirlemek, tayin etmek, konum vermek), nisbet (uyum, ilgi, ilişki, oran), mensub (ilgili, ilişkili, alakalı, bağlı, uyumlu) + iyet (isim yapım ve durum eki) * bir kuruluşla, toplulukla veya bir kimseyle bağıntılı, ilişkili olma durumu

mensucat : ara * nasaca (örmek, dokumak), mensuc (örülmüş, dokunmuş) + at (çoğul eki) * dokuma ürünü olan şeyler, dokuma, dokumalar

mensuh : ara. * nasaha (izale etmek, gidermek, yok etmek, iptal etmek, değiştirmek, tebdil, tahvil ve nakletmek) * hükümsüz kılınmış, geçersiz kılınmış, hükmü ortadan kaldırılmış, batıl olmuş

mensup : ara. * nasaba (ilgili, ilişkili olmak, bağlı olmak, alakası olmak, uymak, uyumlu olmak; bağlamak, oranlamak, kıyaslamak, ilişkilendirmek, uygun görmek, yaraştırmak, münasip bulmak, bağ kurmak; dikmek, yerleştirmek, koymak, belirlemek, tayin etmek, konum vermek), nisbet (uyum, ilgi, ilişki, oran) * ilgili, ilişkili, alakalı, bağlı, uyumlu; bir şeye ait kılınmış, bağlanmış, ilişkilendirilmiş; bir kuruluşla, toplulukla veya bir kimseyle bağıntılı, ilişkili, alakalı (kimse); bir yerin, derneğin veya kurumun üyesi (kimse)

mensur : ara. * nasara (düz yazı yazmak), nesir (düz yazı) * düzyazı biçiminde olan, koşuk olmayan

mensura : ara. * nasara (savurmak, saçmak) * savrulmuş, saçılmış

menşe : ara. * naş’a (doğmak, çıkmak, oluşmak, kurulmak, kaynak oluşturmak), inşa (ortaya çıkarma, yaratma, yapma, kurma, oluşturma), neş’et (ortaya çıkma, doğma, oluşma, gelişme, türeme) * oluşum yeri, oluşum noktası, başlangıç noktası, kaynak, köken

menşevik : rus. * menshinstvo (azınlık), mensheviki (azınlık olanlar; muhalefetçiler) (menshiy (daha küçük, en küçük, asgari, az, daha az) + eviki (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Rusya’da 1903 Bolşevik-Menşevik (Çoğunluk-Azınlık) bölünmesi sırasında ortaya çıkan sosyalist grup; Bolşeviklerin karşısında yer alan ve daha ılımlı, reformist yaklaşımı benimseyen azınlık partisi

menşur : ara. * naşara (yaymak, dağıtmak, yayınlamak), neşr (yayma, dağıtma, yayınlama), neşriyat (yayın, dağıtım) * yayılmış, dağıtılmış, yayınlanmış, ilan edilmiş

mental : lat. * men (düşünmek, akıl yürütmek, anlamak, kavramak), mens (akıl, zihin, düşünce) + alis (ile ilgili, ait olan) * zihinle ilgili, akılla bağlantılı, zihinsel, idraki

mental blok : lat. * men (düşünmek, akıl yürütmek, anlamak, kavramak), mens (akıl, zihin, düşünce) + alis (ile ilgili, ait olan) + bloccare (tıkamak, engellemek), blocus (tıkanma, engellenme, engel) * acı verici veya istenmeyen düşüncelerin/anıların kontrol edilemeyen bir şekilde bastırılması veya bastırılması

mental retardasyon : lat. * men (düşünmek, akıl yürütmek, anlamak, kavramak), mens (akıl, zihin, düşünce) + alis (ile ilgili, ait olan) + retardare (geriletmek, yavaşlatmak) (re (geri, tekrar) + tardus (yavaş, gecikmeli) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.) * zihinsel gelişimin normalden yavaş veya eksik olması durumu, entelektüel yetersizlik

mentalist : lat. * men (düşünmek, akıl yürütmek, anlamak, kavramak), mens (akıl, zihin, düşünce) + alis (ile ilgili, ait olan) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) (lat.) * zihinsel yeteneklere odaklanan, zihinsel güçler veya düşünceyle ilgili işlerle uğraşan kişi; karşısındakinin düşüncelerini kontrol edip yönlendirebilen kişi, zihin kontrolü yapan kişi

mentalite : lat. * men (düşünmek, akıl yürütmek, anlamak, kavramak), mens (akıl, zihin, düşünce) + alis (ile ilgili, ait olan) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * zihinsel yapı, düşünce tarzı veya zihniyet; bir kişinin veya grubun düşünme biçimini ve akıl yürütme tarzı, zihniyet

mentalizm : lat. * men (düşünmek, akıl yürütmek, anlamak, kavramak), mens (akıl, zihin, düşünce) + alis (ile ilgili, ait olan) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (lat.) * zihinsel güçlere veya zihnin işleyişine odaklanan öğreti, sistem veya uygulama; başlalarının düşüncelerini kontrol etme ve yönlendirme işi, zihin kontrol işi

menteşe : far. * bandguşa (band, bend (bağ, mafsal, ligament) + guşa, guşadan (açmak); bendkeşe (keşe (cıvata, çubuk), keşiden (çekmek) ) * eklem; kapı, pencere, mobilya kapakları gibi açılır kapanır şeylerde kullanılan, bir mille birbirine tutturulmuş, biri sabit, öteki hareket ettirilebilen iki parçadan oluşan metal araç; Muğla'nın bir ilçesi (Uç Beylerden Menteşe Bey’in bölgeyi ele geçirmesinden)

mentha : gre. * Minthe (Yunan mitolojisinde peri adı) * Lamiaceae familyasına ait, nane türlerini kapsayan aromatik bitki cinsi

mentol : lat. * mentha (nane) + ol (alkol grubu (-OH) eki) * nane bitkisinden elde edilen, tıp ve kozmetikte serinletici, rahatlatıcı, aromatik madde olarak kullanılan uçucu organik bileşik

mentor : lat. * men (düşünmek, akıl yürütmek, anlamak, kavramak), mens (akıl, zihin, düşünce) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat.) * rehber, akıl hocası; az deneyimli ve az bilgili bir kişiyi yönlendiren veya ona bir konuda bilgi akataran, o konudaki bilgileri öğreten daha deneyimli ve daha bilgili kişi

mentümen : ing. * man (adam, erkek) + to (-a doğru, yönelim, karşı) + man (adam, erkek) * basketbolda her bir oyuncunun bir başka oyuncuyu savunduğu oyun taktiği, adam adama (savunma)

menun : ara. * manna (sınırlamak, kesmek, engellemek), menn (sınırlama, kesme, engelleme) * kesen, sınırlayan, engelleyen; ömür, vakit veya süreyi sınırlayan, kesen

menü : lat., fra. * mensa (masa) + us (isim yapım eki) (lat.); menu (fra.) * bir öğünde sunulan yemeklerin listesi veya seçeneği, yemek tablosu

menüet : lat., fra. * minutus (küçük, ufak; küçülmüş, ufaltılmış) (minuere (azaltmak, küçültmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); menuet (minu, menu (küçük, ufak, zarif) + et (küçültme eki) ) (fra.) * 17. ve 18. yüzyılda Avrupa’da popüler olan, klasik müzik eserlerinde sıkça kullanılan zarif ve ölçülü üç zamanlı dans

menzil : ara. * nazala (indirmek, aşağıya göndermek/götürmek), nuzul (inme, indirme, aşağıya gönderme) * inilecek yer, durak, ev; bir yolculukta, belli bir yol alıştan sonra dinlenmek için durulan, daha önce belirlenmiş olan yer; atılan bir merminin ulaşabildiği uzaklık

menzur : ara. * nazara (adamak), nezr (adama) * adanmış, nezrolunmuş, va'dedilmiş, adak olarak belirtilmiş

mepakrin : lat. * me (türev veya modifikasyon eki) + pakrin (pamakin (pama (kinolin türevi yapısı) ) * giardiyazis ve lupus eritematozus tedavisi için ve sıtma tedavisinde kinin kullanamayan hastalar için, kullanılan, klorokin ve meflokin ile ilgili olan, steroid olmayan antiinflamatuar nitelikli sentetik ilacın etken maddesi (C23H30ClN3O)

meperidin : lat. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + piperidin azotlu halka) (piper (karabiber) + idine (azot içeren heterosiklik bileşik eki) (lat.) ) * orta ve şiddetli ağrıların tedavisinde kullanılan, morfin benzeri etki gösteren sentetik opioid analjezik (C15H21NO2)

mephitidae : lat. * mephitis (kötü koku, zararlı buhar, pis koku) + idae (-giller, hayvan familyası) * kokarca ve kokarca benzeri memelileri kapsayan, anal bezlerinden güçlü kokulu salgı çıkarabilen, etçiller takımı içinde yer alan memeliler familyası

mepivakain : lat. * me (kimyasal önek) + piperidin azotlu halka) (piper (karabiber) + idine (azotlu heterosiklik halka) ) + caine (lokal anestezik eki) * sentetik lokal anestezik bileşik (C15H22N2O)

mepolizumab : lat. * me (kimyasal önek) + polizumab (monoklonal antikor) (poli + (zu (insanlaştırılmış) + mab (monoklonal antikor eki, (humanized monoclonal antibody) ) * özellikle eosinofilik astım ve bazı immün hastalıklarda kullanılan IL-5 (interlökin-5) inhibitörü monoklonal antikor (C6476H10062N1734O2028S46)

mer : ara. * mer (er, erkek, adam; koca, bey) * er, erkek, adam; koca, bey; güzel manzara

mera : ara. * ra’y, riaya, raa (görmek, gözetmek, bakmak, idrak etmek, gütmek* hayvan güdülen ve otlatılan, genellikle bu işe ayrılmış yer, otlak

merabih : ara. * rabaha (kar etmek, kazanç sağlamak, gelir elde etmek), ribh (kar, kazanç, gelir) * ticaretten elde edilen kazançlar, karlar, gelirler

merad : ara. * maraz, marad (hastalık, illet, bela, dert, sorun, sıkıntı), marid (hasta) * hastalık, sayrılık; dayanılması zor durum, sorun, dert; titizliği ve huysuzluğuyla can sıkan (kimse) (malade (hasta), maladie (hastalık), merde (pislik) (fra.) )

merafik : ara. * rafaka (birleştirmek, eklemek, katmak, yakın olmak, eşlik etmek), mirfak (dirsek) * insan kolunda üst kol ile ön kolun birleştiği eklem noktaları, dirsekler

merak : ara. * rakka (incelemek, dikkat etmek, ilgilenmek) * bir şeyi anlamak, öğrenmek, görmek vb. için duyulan, içten gelen istek, arzu, heves; kaygı, tasa, endişe

meral : moğ., far. * maral (geyik) (moğ.), maral (dişi geyik) (far.) * özellikle Anadolu ve İran coğrafyasında yaşayan büyük boylu geyik türü, dişi geyik, maral

meram : ara. * rama (dilemek, arzulamak, istemek, niyet ermek, hedeflemek) * amaç, maksat, erek, istek, arzu, niyet, hedef, gaye, tema; Konya'nın bir ilçesi

merasim : ara. * rasama (yazmak, çizmek, düzenlemek, tertiplemek, belirlemek, tespit etmek), resm (yazı, çizi, çizim), marsem (çizgi, işaret, belirti, şekil, usul, tören düzeni) * törenler, seremoniler, resmi ritüeller

merbromin : lat. * mercury (cıva) + brom (element Br) + ine (kimyasal bileşik son eki) * yara temizliği ve küçük kesiklerde antiseptik, dezenfektan olarak kullanılan, halk arasında “merthiolate” olarak bilinen kırmızı renkli organik cıva bileşiği (dibromohydroxymercurifluorescein sodyum tuzu) (C20H8Br2HgNa2O6)

merbut : ara. * rabata (bağlamak, birleştirmek, bir araya getirmek, iliştirmek, ilişkilendirmek), rabıta (bağ, bağlanma, ilişme, bağlantı, ilişki) * bağlanmış, bağlı olan; ilişik bulunan, ilintili, ilişkin

merbutiyet : ara. * rabata (bağlamak, birleştirmek, bir araya getirmek, iliştirmek, ilişkilendirmek), rabıta (bağ, bağlanma, ilişme, bağlantı, ilişki), merbut (bağlanmış, bağlı olan; ilişik bulunan, ilintili, ilişkin) + iyet (isim yapım ve durum eki) * bağlılık, ilişkinlik

mercan : aram. * marguna, marganita (inci istiridyesi) * omurgasız hayvanların knidliler şubesinin denizlerde yaşayan polip vücutlu canlı sınıfı; Lutjanidae familyasından (özellikle Pagellus erythrinus) tropik ve ılık denizlerde yaşayan, geniş resifler oluşturan, mercanlar sınıfının örneği olan, kırmızı kalker iskeletli hayvan, Mercan Balığı (Corallium Rubrum) ve bu hayvanın iskeletinden elde edilen ve süs eşyaları yapımında kullanılan madde ve bu maddeden yapılmış; izmaritgillerden, Atlantik Okyanusu, Akdeniz Ve Karadeniz'de bulunan, açık kırmızı renkte, eti lezzetli bir balık, Mercan Balığı (Pagrus Pagrus)

mercanada : aram., tür. * marguna, marganita (inci istiridyesi) (aram.) + ada (çevresi suyla kaplı kara parçası) (tür.) * denizlerde, su yüzüne değin çıkan mercan resiflerinden oluşmuş ada

mercanköşk : far. * marzan (fare) + guş (kulak) * kekiğe benzer bir ot, fare kulağı; ballıbabagiller (Lamiaceae) familyasına ait, kurak yerlerde, kayalık bölgelerde sıkça rastlanan, kısmen soğuğa karşı hassas, tatlı çam veya narenciye gibi kokan, çalı görünümlü, hoş kokulu, kekikle akraba olan çok yıllık aromatik bir bitki, origanum majorana, şile (Antik Yunan ve Roma'da mutluluk sembolü addedilmiştir.)

mercek : far. * marcak, mercek, marcumak, mardumak (gözbebeği, lens) * siyah, kahverengi, kırmızı ve yeşil renklerde, küçük yuvarlak şekilli olan, Kuzey Amerika ve Batı Asya'ya özgü olan baklagil türü

merci : ara. * raca (dönmek, geri dönmek; yükselmek) * rücu edilen dönülen yer, bir iş veya karar için başvurulan yetkili kişi, makam veya kurum (merci (teşekkür, geri dönüş olarak şükran bildirme kelimesi) (fra.) )

mercimek : far. * marcak, mercek, marcumak, mardumak (gözbebeği, lens) * siyah, kahverengi, kırmızı ve yeşil renklerde, küçük yuvarlak şekilli olan, Kuzey Amerika ve Batı Asya'ya özgü olan baklagil türü

mercu : ara. * raca (ümit etmek, ummak; dönmek, geri dönmek), rica (ümit etme, ummma) * ümit edilen, rica edilen; geri döndürülmüş olan

mercuh : ara. * caraha (yaralamak, yarmak, açmak, kesmek, dokuyu zedelemek, zarar vermek; ortaya atmak), curh (yara, kesik, açılma), curuh (yaralar), cerrah (yaran, açan, operatör) * yaralanmış olan, yaralı; incinmiş kimse

mercum : ara. * racama (kovmak, dışlamak, tard etmek, uzaklaştırmak), recm (kovma, dışlama, tard etme, uzaklaştırma) * kovulmuş, dışlanmış, tard edilmiş, uzaklaştırılmış

merd : far. * merd (adam, erkek; insan, kişi, kimse; sözünün eri) * adam, erkek; insan, kişi, kimse; sözünün eri

merdane : far. * vardana, vardane, verdana (vardan, vartan (dönmek) + ag (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ); vartanag (mil, aks, şiş, eksen) * yuvarlayıp döndürerek hamur açmaya yarayan silindir şekilli araç; türlü işlerde kullanılan, işe göre büyük, küçük olabilen, bastırma, inceltme vb. işini gören, silindir biçiminde araç; oklava

merdiven : far. * narduban, marduban, marduvan (nard, mard (tabla, tahta) + u (bağlaç) + ban, van (tutan, koruyan; dam, çatı) ) * yükseğe çıkmak için kullanılan ve basamaklardan oluşan tahta veya metal düzenek (örneğin “dastuvan, destuvan, destuban” (dest (el) + u (bağlaç) + ban, van (tutan, koruyan; dam, çatı) ) (Türkçede, bu bileşik kelimenin ilk kelimesi olan "dest" kelimesinin yerine "el" kelimesi konarak "eldiven" denmiştir.)

merdud : ara. * radda (geri çevirmek, geri döndürmek, reddetmek, geri göndermek, istememek, karşı gelmek, direnmek, vazgeçmek) * reddedilmiş, kabul edilmeyen, geri çevrilmiş, geri döndürülmüş, geçersiz, uygun görülmeyen, reddedilmiş, geri verilmiş

merdümgiriz : far. * mardumgurez (mardum, merdum (insan) + gurez, giriz (kaçan) ) * insanlardan kaçan

merdümzad : far. * mardumgurez (mardum, merdum (insan) + zad (oğul) * insan oğlu

merek : erm. * marag (samanlık, otluk) * saman, ot, zahire, hububat, hayvan yemi, eşya ve malzemelerin konarak korunduğu üstü açık veya kapalı depo, ardiye, kiler; odunluk; ahır

meremet : ara. * rama (dilemek, arzulamak, istemek, niyet ermek, hedeflemek), meram (amaç, maksat, erek, istek, arzu, niyet, hedef, gaye, tema; tamir, çare) + et (isim yapım eki) * bir işi yapma isteği, niyet veya amaç; ayrıca gayret ve çaba; küçük onarım, tamir, yama, geçici çözüm

meres : tür. * meres (şaşkın, sersem, afallamış, ne yapacağını bilemeyen) * şaşkınlık, hayret, akılsızlık, bönlük, sersemlik, kızgınlık, küçümseme veya hakaret ifade eden ünlem (Ege ağzı)

meret : ara. * maraz, marad (hastalık, illet, bela, dert, sorun, sıkıntı), marada (isyan etmek, karşı gelmek, kötü olmak), marid (kötücül, hasta, hastalıklı, illetli, isyankar, azgın, sapkın, inatçı, kibirli) * can sıkan, hoşlanılmayan şeyler veya kimseler için sövgü sözü olarak kullanılan kelime; kötü, uğursuz

merfu : ara. * rafaa (yükseltmek, yukarı kaldırmak), a’raf (yüksek yer, yüksek mevki), terfi (yükseltme, derece artırma), irtifa (yükseklik) * yükselmiş, yükseltilmiş, yukarı kaldırılmış, yüksekte konumlanmış; zamme ile harekelenmiş harf yani harfin harekesi, ötre (mazmum) "u, ü, o, ö şeklinde" okunan harf)

merfud : ara. * rafada (ihsan etmek, armağan olarak vermek, bahşetmek, bağışlamak, nimet vermek, yardım etmek) * ihsan edilmiş, armağan edilmiş, bahşedilmiş, bağışlanmış, nimetlendirilmiş, yardım edilmiş

merg : far. * marg (ölüm, vefat) (mar (ölmek, vefat etmek) + g (isim yapım eki) ) (far.); morgue (cesetlerin geçici olarak tutulduğu yer, ölü yeri, morg, ölühane) (fra.) * dünya hayatındaki yaşamın sona ermesi, ebedi uyku, ruhun bedenden ayrılması, ölüm, vefat

mergelyan teoremi : rus., gre., tür. * Sergey Mergelyan (Rus matematikçi Sergey Mergelyan’ın soyadından) (rus.) + theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * kompleks analizde, kapalı kompakt kümelerde sürekli olan ve iç kısımlarında holomorf olan fonksiyonların, polinomlarla her noktada uniform olarak yaklaşıklanabileceğini ifade eden önemli bir yaklaşık teoremi

mergen : tür. * mer (ok) + gen (-cı, yapan, eden, kişi, görevli) * okçu, yay kullanan kişi; nişancı, ustaca atış yapan kişi; kahraman; bilge, dahi; Türk mitolojisinde bir kahraman tipi veya efsanevi figür

mergub : ara. * ragaba, ragba (istemek, arzu etmek, talep etmek, rağbet etmek, ilgi göstermek), rağbet (istek, arzu, talep) * istenen, arzulanan, talep edilen, rağbet edilen, sevilip aranan, beğenilen

mergub : ara. * ragaba, ragba (istemek, arzu etmek, talep etmek, rağbet etmek, ilgi göstermek), rağbet (istek, arzu, talep) * istenmiş, istenen, arzulanmış, arzulanan, talep edilmiş, talep edilen

mergul : ara. * ragala (kıvırmak, kıvrılmak, bükmek, bükülmek) * kıvrılmış, bükülmüş; kıvırcık saç

mergup : ara. * ragaba, ragba (istemek, arzu etmek, talep etmek, rağbet etmek, ilgi göstermek), rağbet (istek, arzu, talep) * istenen, arzulanan, talep edilen, rağbet edilen, sevilip aranan, beğenilen

merhab : ara. * rahaba (ferah olmak, geniş olmak, genişlemek) * geniş yer, ferah yer; kaçılıp sığınılacak yer

merhaba : ara. * rahaba (ferah olmak, geniş olmak, genişlemek), merhab (geniş yer, ferah yer) * ferahlık, genişlik; karşılaşıldığında söylenilen, ferahlık ve rahatlık dileğini yansıtan bir selamlaşma sözü

merhale : ara. * rahala (göç etmek, yolculuk etmek, sefere çıkmak, gitmek), rahl (göç, yolculuk, sefer), irtihal (bir yerden başka bir yere göç etme, ayrılma veya hareket etme; (öteki dünyaya) göçme, ölme (mecazi) ) * yolculuk, bir günlük yol; aşama, safha, evre, mertebe

merhamet : ara. * rahima (acımak, korumak, esirgemek, şefkat göstermek), rahmet (acıma, şefkat, ihsan, esirgeme) * bir kimsenin veya bir başka canlının karşılaştığı kötü durumdan dolayı duyulan üzüntü, acıma, acıma duygusu

merheb : ara. * rahaba (ferah olmak, geniş olmak, genişlemek) * geniş yer, ferah yer; kaçılıp sığınılacak yer

merhem : ara. * rahima (acımak, korumak, esirgemek, şefkat göstermek), rahmet (acıma, şefkat, ihsan, esirgeme) * iyileştirici, deva verici, tedavi edici, vücudun dış yüzeyinde, yara veya cilt üzerine sürülen tedavi edici, iyileştirici, yağlı veya yağsız kimyasal karışım, yara macunu; bir şeyi onaran, düzeltici veya yatıştırıcı etki sağlayan araç (mecazi); çare, deva

merhub : ara. * rahiba (korkmak, ürkmek, dehşet duymak, huşu duymak) * korkulan, ürkülen şey

merhum : ara. * rahima (acımak, korumak, esirgemek, şefkat göstermek), rahmet (acıma, şefkat, ihsan, esirgeme) * rahmet edilen, rahmete kavuşmuş olan; vefat etmiş erkek ("merhume" (vefat etmiş kadın)

merhume : ara. * rahima (acımak, korumak, esirgemek, şefkat göstermek), rahmet (acıma, şefkat, ihsan, esirgeme), merhum (rahmet edilen, rahmete kavuşmuş olan; vefat etmiş) + e (dişil eki) * rahmet edilen, rahmete kavuşmuş olan; vefat etmiş kadın

merhun : ara. * rahana (rehin vermek, teminat olarak bırakmak, bir şeye bağlı olmak, bağımlı olmak) * rehin edilmiş olan, teminat olarak verilmiş olan, ödünç alınan bir şeyi teminata bağlamak için, onun yerine verilen herhangi bir şey

meri : ara. * mer'i (erkek, adam) * erkek, adam, koca

meri : ara. * ra'a (görmek), ra'y, ri'aya (gözetmek, gözlemek), mer’i (riayet edilen, gözetilen, hükmü geçen) * görülebilir, gözle görünen, görünür; yürürlükte olan ve riayet edilen,saygı gösterilen

meric : ara. * maraca (karışmak, harman olmak, birbirine geçmek) * karışık, sıkıntılı

mericarp : gre. * meros (parça, bölüm, kısım, birim) + karpos (meyve, tohum) * olgunlaştığında ayrılarak tek tohumlu küçük meyve parçalarına bölünen, özellikle Apiaceae (maydanozgiller) familyasında görülen şizokarp tipi meyve birimi, bölünmüş meyve parçası

meriç : lat. * marica (su perisi) * Edirne’nin bir ilçesi; Edirne’den Yunanistan ve Bulgaristan üzerinden Ege Denizi’ne dökülen nehir

merid : ara. * maraz, marad (hastalık, illet, bela, dert, sorun, sıkıntı), marada (isyan etmek, karşı gelmek, kötü olmak) * kötücül, hasta, hastalıklı, illetli, isyankar, azgın, sapkın, inatçı, kibirli, marid

meridyen : lat., fra. * medidies, meridies (merius, medius (orta) + dies (gün) + ianus (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.); méridien (fra.) * gökyüzünde bir saat çizgisi, öğle çizgisi, Dünya veya gökyüzü üzerindeki kuzey-güney doğrultulu hayali çizgi, boylam, güneşin öğle vakti ulaştığı açı

merih : ara. * merrih, mirrih (güçlü ok, uzağa atılan ok) * uzun ok, pertev oku; neşeli, şad; Mars gezegeninin diğer ismi

merinos : gre., lat. * merinos (baş, başkan, reis, hükümdar, kral; kraliyet) (gre.); maiorinus (lat.) * anayurdu Kuzey Afrika olan, beyaz, ince uzun ve bol tüylü, yapağısı için üretilen bir koyun cinsi; Kuzey Afrika'da hüküm süren Berberi hanedanı Meriniler’in isminin kökeni

meristem : gre. * merizein (bölmek, ayırmak) (meros (parça, bölüm, kısım, birim) + ein (fiil mastar eki) ), meristos (bölünebilir, paylaştırılmış) * sonsuza kadar bölünebilen ve benzer hücrelere veya kesin doku ve organları üretmek için farklılaşan hücrelere yol açabilen küçük hücrelerden oluşan biçimlendirici bitki dokusu; bitkide yeni hücrelerin oluştuğu doku, büyüme noktası

meristem halkası : gre., tür. * merizein (bölmek, ayırmak) (meros (parça, bölüm, kısım, birim) + ein (fiil mastar eki) ), meristos (bölünebilir, paylaştırılmış) (gre.) + halja (çember, daire şeklinde nesne) + sı (iyelik eki) (tür.) * bitkilerde gövde veya kökte çevresel olarak düzenlenmiş, sürekli bölünen meristematik hücrelerden oluşan halka biçimli büyüme bölgesi, özellikle sekonder büyümeyi sağlayan kambiyum veya benzeri meristem dokusu halkası

meristematik : gre. * merizein (bölmek, ayırmak), meristos (bölünebilir, bölünmüş, paylaştırılmış) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sürekli bölünen hücrelerden oluşan dokularla ilgili, meristem ile ilgili

merit : lat. * mereri (hak etmek, layık olmak), meritum (hakediş, değer, liyakat, fazilet) * hukuk, eğitim, iş hayatı ve ödül bağlamında, bir kişinin emeğine, başarısına veya yeteneğine göre hak ettiği şey

meritokrasi : lat., gre. * meritokratia (mereri (hak etmek, layık olmak), meritum (hakediş, değer, liyakat, fazilet) (lat.) + kratia (kudret, güç, iktidar, güçlülük, kuvvetlilik; yönetim) (kratos (güç, kudret, kuvvet, sağlamlık) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * bir toplumda veya kurumda yönetim ve statü hakkının liyakat ve başarıya dayalı olarak verildiği, yetenek ve başarının ödüllendirildiği sistem; yönetim gücünün, yetenek ve kişilerin bireysel üstünlüğüne yani liyakata dayandığı yönetim biçimi

meriyet : ara. * ra'a (görmek), ra'y, ri'aya (gözetmek, gözlemek), mer’i (riayet edilen, gözetilen, hükmü geçen) * gözetilmiş, dikkate alınmış olma, geçerli, uygulanabilir ve yürürlükte olma durumu, yürürlük

merkad : ara. * rakada (uzanmak, hareketsiz yatmak; uyumak, sükunete çekilmek), rukud (uyku; yatış), merkad (uyuma yeri, yatma yeri; mezar), irkad (uyutma, uyutulma; yatma, yatırılma) * uyku yeri, uyuma yeri;yatma yeri, yatacak yer; mezar, kabir

merkantilist : lat. * mercans, mercantis (tüccar, ticaret yapan kişi) (mercari (ticaret yapmak, alışveriş etmek, pazarlamak) + ans, antis (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * ekonomik teori veya politika açısından bir ülkenin zenginleşmesini, ulusal serveti artırmayı ticaret ve ihracatı teşvik ederek, ithalatı sınırlayarak sağlama yaklaşımını benimseyen kişi, merkantilizm yanlısı

merkantilizm : lat. * mercans, mercantis (tüccar, ticaret yapan kişi) (mercari (ticaret yapmak, alışveriş etmek, pazarlamak) + ans, antis (isim yapım eki) + ialis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * ekonomik teori veya politika açısından bir ülkenin zenginleşmesini, ulusal serveti artırmayı, ticaret ve ihracatı teşvik ederek, ithalatı sınırlayarak sağlama yaklaşımını benimseyen sistem

merkaptan : lat. * mercurium (cıva) + capere (kapmak, yakalamak, kavramak), captus, captura (kapılmış, yakalanmış, kavranmış), captans (kapan, yakalayan, kavrayan) * karbon, hidrojen ve kükürt içeren kimyasal maddelerin genel ismi (örneğin metil mercaptan (CH3SH) ve etil mercaptan (C2H5SH) )

merkaptopürin : lat. * mercurium (cıva) + capere (kapmak, yakalamak, kavramak), captus, captura (kapılmış, yakalanmış, kavranmış), captans (kapan, yakalayan, kavrayan) + purine (purus (temiz, saf, arı) (lat.) + ouron (idrar, sidik, çiş) (gre.) (DNA ve RNA temel bileşenii olan azotlu heterosiklik baz) * tiol grubu taşıyan, DNA ve RNA sentezini inhibe eden, antimetabolit, immünosupresif ve antineoplastik ajan olarak kullanılan hücresel çoğalma ve metabolizmayı modüle eden sülfürlü pürin türevi (C5H4N4S)

merkat : ara. * rakada (uzanmak, hareketsiz yatmak; uyumak, sükunete çekilmek), rukud (uyku; yatış), merkad (uyuma yeri, yatma yeri; mezar), irkad (uyutma, uyutulma; yatma, yatırılma) * uyku yeri, uyuma yeri;yatma yeri, yatacak yer; mezar, kabir

merkator projeksiyonu : alm. * mercator (Alman-Flemenk haritacı, coğrafyacı ve kozmograf Gerardus Mercator’un soyadından) + projectio (ileriye doğru yansıtma, uzatma; eldeki verileri analiz ederek ileriye dönük tahmin yapma) (lat.) + nu (iyelik eki) (tür.) * küre biçimli Dünya yüzeyini silindirik düzlem üzerine eş açılı (konformal) olarak aktaran, denizcilikte rota çizimlerini kolaylaştıran, coğrafi koordinatları açısal olarak doğru gösteren harita projeksiyonu

merkeb : ara. * rakaba, rakiba (binmek, üstüne binmek, üzerine çıkmak, sürmek; gözetlemek, gözetmek, denetlemek, sorumluluk üstlenmek, beklemek; birleştirmek, karıştırmak, bağlamak) * ulaşım için kullanılan binek hayvan veya araç, taşıt, binilen vasıta; eşek

merkel hücreleri : alm. * merkel (Alman anatomist Friedrich Merkel’in soyadından) (alm.) + hucra (oda, odacık, göze, hücre) (ara.) + ler (çoğul eki) + i (iyelik eki) (tür.) * deri epidermisinde bulunan, dokunma duyusunu algılayan, basınç ve dokunma uyarılarını sinir uçlarına ileten, duyusal algıyı modüle eden özel mekanoreseptör duyu hücreleri

merkep : ara. * rakaba, rakiba (binmek, üstüne binmek, üzerine çıkmak, sürmek; gözetlemek, gözetmek, denetlemek, sorumluluk üstlenmek, beklemek; birleştirmek, karıştırmak, bağlamak) * ulaşım için kullanılan binek hayvan veya araç, taşıt, binilen vasıta; eşek

merkez : ara. * rakaza (odaklamak, yoğunlaştırmak, saplayıp baskılayıp sabit kılmak, dikmek, mıhlamak, saplamak, bir noktaya yerleştirmek) * odak, yoğunlaşma noktası; bir dairenin orta noktası, pergelin basılarak sabitlenen sivri ucu; bir şeyin etrafına göre tam ortada bulunan, denge ve simetri noktası, olayların, güçlerin veya etkinliklerin odaklandığı yer

merkez bankası : ara., lat. * rakaza (odaklamak, yoğunlaştırmak, saplayıp baskılayıp sabit kılmak, dikmek, mıhlamak, saplamak, bir noktaya yerleştirmek), merkez (orta nokta, odak) (ara.) + banca (tezgah, masa, sıra, bank) (lat.); banque (fra.) + sı (iyelik eki) (tür.) * bir ülkenin para politikasını yöneten, banknot ve para arzını kontrol eden, finansal istikrarı sağlamak ve ekonomik dengeyi gözetmekle görevli resmi kurum

merkez üssü : ara., tür. * merkez (orta nokta, odak) (ara.) + üs (bir şeyin dayanağı, temeli veya kalenin kuvvet ve savunma noktası) + sü (iyelik eki) (tür.) * bir depremin başladığı nokta ile yeryüzü arasındaki düşey doğrultuda, yer yüzüne en yakın ve sarsıntının en şiddetli hissedildiği nokta; yerkabuğu içinde deprem oluşturan bir kırılmanın yeryüzü üzerindeki izdüşüm noktası; operasyon, strateji veya yönetim faaliyetinin odaklandığı, kontrol ve koordinasyonun sağlandığı ana nokta, ana konum

merkezcil : ara., tür. * merkez (orta nokta, odak) (ara.) + cil (ile ilgili, gibi, -a ait) (tür.) * bir sistemin, yapının veya düşüncenin gücünü, yetkisini ve organizasyonunu tek bir merkezde toplama eğiliminde olan, merkezden yönetim veya denetim anlayışını benimseyen

merkezefendi : ara., gre. * merkez (orta nokta, odak) (ara.) + efendi (reis, şef, amir, hükümdar, malik) (gre.) * Denizli’nin bir ilçesi

merkezi : ara. * rakaza (odaklamak, yoğunlaştırmak, saplayıp baskılayıp sabit kılmak, dikmek, mıhlamak, saplamak, bir noktaya yerleştirmek), merkez (orta nokta, odak) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * merkez ile ilgili, merkeze ilişkin

merkeziyet : ara. * merkez (orta nokta, odak) + iyet (isim yapım ve durum eki) * yönetim, örgütlenme veya düşünce yapısında yetki, güç ve kararların tek bir merkezde toplanması durumu, merkezcilik, merkezi olma durumu

merkezkaç : ara., tür. * merkez (orta nokta, odak) (ara.) + kaç (uzaklaşmak, ayrılmak) (tür.) * dairesel hareket yapan cisimlerin eylemsizlik nedeniyle dönme merkezinden uzaklaşma eğilimini tanımlayan, merkezden dışarı doğru yönelen kuvvet görünümü

merkezkaç kuvveti : ara., tür. * merkez (orta nokta, odak) (ara.) + kaç (uzaklaşmak, ayrılmak) (tür.) + kuvvet (güç, kudret) (ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * dairesel hareket yapan cisimlerin eylemsizlik etkisiyle dönme merkezinden dışarı doğru savruluyormuş gibi algılanan, aslında dönme referans sisteminden kaynaklanan yalancı kuvvet

merkub : ara. * rakaba, rakiba (binmek, üstüne binmek, üzerine çıkmak, sürmek; gözetlemek, gözetmek, denetlemek, sorumluluk üstlenmek, beklemek; birleştirmek, karıştırmak, bağlamak) * binilmiş, bindirilmiş; binilen, nakil hayvanı veya nakil vasıtası, binek aracı, taşıt

merkum : ara. * rakama (yığmak, biriktirmek, üst üste koymak), rakam (işaret, sayı, sembol) * yazılmış; rakamla ifade edilmiş, rakamlı, sayılmış; işaretli, markalı (marca, mark, marque, Marke (işaret) (lat., ing., fra., alm., ing.)

merkuz : ara. * rakaza (odaklamak, yoğunlaştırmak, saplayıp baskılayıp sabit kılmak, dikmek, mıhlamak, saplamak, bir noktaya yerleştirmek), rekz (dikme, saplama, batırma, sabit kılma), merkez (orta nokta, odak) * dikilmiş, saplanmış, batırılmış, sabit kılınmış

merkür : lat. * mercurius (Roma mitolojisinde ticaretin, hırsızların ve habercilerin tanrısı) (lat.); hydrargyrum (sıvı gümüş) (hydor, hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + argyros (gümüş) (gre.) + ium (kimyasal element eki) (lat.) * Güneş’e en yakın ve yüzey kütleçekimi yaklaşık olarak Mars ile aynı olan gezegen; atom numarası 80, sembolü Hg olan, oda sıcaklığında sıvı halde bulunan kimyasal element

merküt : tür. * mer (ölmek, can vermek kökü) + küt, kütük (varlık, topluluk, soy eki) * Türk mitolojisinde ruhları göğe veya yeraltına taşıdığına inanılan, ölüler ve öteki alemle ilişkili kutsal kuş veya ruh varlığı; Yörükler arasında yaramazlık yapan çocukları korkutmak için uydurulan efsanevi kuş, markut, burkut, bürküt

merlan : gre. * merlanos (mezgit balığı); merlangius (mare (deniz) + langius (küçültme eki) ) (lat.) * morina ailesinden, beyaz etiyle bilinen, Kuzey Atlantik’te ve Avrupa kıyılarında yaşayan deniz balığı, mırlan, merlangius merlangus

merlanos : gre. * merlanos (mezgit balığı); merlangius (mare (deniz) + langius (küçültme eki) ) (lat.) * morina ailesinden, beyaz etiyle bilinen, Kuzey Atlantik’te ve Avrupa kıyılarında yaşayan deniz balığı, mırlan, merlangius merlangus

merlin : gal., kel., lat. * Myrddin (kendi adını taşıyan efsanevi bilge, şair), (moridunon, myrdd (deniz kalesi, deniz suru) (mor (deniz) + dun (kale, sur, hisar) + on (yer ve isim yapım eki) ) (gal.); Merlinus (lat.) * Orta Çağ Avrupa efsanelerinde Kral Arthur’un ünlü büyücüsü ve danışmanı; sihir, bilgelik ve kehanetle özdeşleşmiş efsanevi karakter

mermer : gre. * marmairein (parıldamak, ışıldamak), marmaron, marmaros (taş, parlak taş, kristal kaya, parlayan taş) * doğal olarak oluşmuş, genellikle beyaz veya renkli, kristal yapılı, cilalanabilen ve yapı ile süslemelerde kullanılan metamorfik taş

mermerşahi : gre., far. * marmairein (parıldamak, ışıldamak), marmaron, marmaros (taş, parlak taş, kristal kaya, parlayan taş) (gre.) + şah (hükümdar, kağan, kral, reis, başkan, padişah; büyük, üstün, usta, seçkin, önde gelen) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (far.) * tülbentten biraz daha kalınca, tülbent İle patiska arasında ince bir tür pamuklu kumaş

mermi : ara. * rama (atmak, fırlatmak, savurmak) * atılan, fırlatılan, savurulan; ateşli silahlarca atılan patlayıcı ve delici maddelerin ortak adı

mermuz : ara. * ramaza (işaretle anlatmak, sembolle anlatmak, kodlamak), remz (işaret, sembol, kod) *açıktan belirtilmeyip, işaret ve remz ile anlatılan, ima edilmiş olan

meroblast : gre. * meros (parça, bölüm, kısım, birim) + blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) * yumurtasında bol miktarda vitellus bulunduğu için embriyonik bölünmenin yumurtanın yalnızca bir kısmında gerçekleştiği canlı veya embriyo tipi, kısmi segmentasyon gösteren gelişim biçimi

meroblastik : gre. * meros (parça, bölüm, kısım, birim) + blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * yumurtadaki besin maddesi (vitellus) fazlalığı nedeniyle bölünmenin yalnızca belirli bir bölgede gerçekleştiği, kısmi segmentasyon gösteren embriyonik gelişim tipi, kısmi bölünmeli yumurta gelişimi özelliği

meroblastik bölünme : gre., tür. * meros (parça, bölüm, kısım, birim) + blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + bölünme (ikiye ayrılma, yarılma, kesilme) (tür.) * vitellus miktarının fazla olması nedeniyle embriyonik bölünmenin yumurtanın tamamını kapsamadığı, yalnızca sitoplazmanın belirli bir bölgesinde gerçekleştiği kısmi segmentasyon tipi, özellikle kuşlar, sürüngenler, balıklar ve bazı eklembacaklılarda görülen yumurta bölünmesi biçimi

merocel : lat. * mer (köpük) + cel (jel veya süngerimsi materyal eki) * medikal amaçlarla, genellikle nazal tampon veya hemostatik amaçlı kullanılan, gözenekli, süngerimsi yapıda sentetik materyal

meromorf fonksiyon : gre. * meros (parça, bölüm, kısım, birim) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) (gre.) + functio (yapma, yerine getirme, icra, işlev, görev) (fungi, fungere (yapmak, yerine getirmek, icra etmek, işlemek, uygulamak) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * organizmanın veya sistemin yalnızca belirli bir kısmının işlev göstermesi veya kısmi işlevsellik gösteren fonksiyonel yapı

meropenem : gre. * meros (parça, bölüm, kısım, birim) + penem (beta-laktam halkası içeren antibiyotik sınıfı) * geniş spektrumlu, dirençli bakterilere karşı etkili olan, ciddi enfeksiyonların tedavisinde kullanılan bir beta-laktam antibiyotik (C17H25N3O5S)

meropidae : gre., lat. * merops (arı yiyen kuş, arıkuşu) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * arıkuşlarını kapsayan, parlak renkli tüyleri, ince uzun gagaları ve uçarken böcek yakalama yetenekleriyle bilinen kuşlar familyası, arı kuşugiller

merozoit : gre. * meros (parça, bölüm, kısım, birim) + zoe (canlılık, yaşam, hayat, dirim, dirilik, oluşum, hayvan) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * şizogoni ile üretilen ve yeni bir eşeyli (cinsel) veya eşeysiz gelişim döngüsünü başlatma yeteneğine sahip küçük bir amip benzeri sporozoan trofozoit (bir sıtma paraziti gibi); parazitin yaşam döngüsünde konak hücreyi enfekte eden ve çoğalabilen küçük, hareketli evresi

merrat : ara. * marra (geçmek, geçip gitmek) * kerrat, kereler, seferler, defalar, tekrarlar

merre : ara. * marra (geçmek, dolaşmak), merra (kere, defa), merrat (kereler, defalar) * kere, kereler, tekrar adedi, tekrar adetleri, karşılaşma, görüşme (more, mehr (daha, daha fazla, kere), once more (bir kere daha) (ing., alm.), mirror, miroir (ayna, yansıtarak görüntü çoklayan) (ing., fra.), morrow (ertesi gün, tekrarlayan gün) (ing.) )

MERS : ing. * middle (orta) + east (doğu) + respiratory (solunumsal) + syndrome (sendrom) * koronavirüsün neden olduğu viral bir solunum yolu hastalığı, Orta Doğu Solunum Sendromu

mersad : ara. * rasada (gözlemek, gözlemlemek) * gözetleme yeri, mirsad

mersenne asalları : fra. * mersenne (Fransız matematikçi, teolog ve filozof Narin Mersenne'in soyadından) (fra.) + asal (esas, temel, asıl; sadece kendisine bölünebilen sayı) + kar (çoğul eki) + ı (iyelik eki) (tür.) * Mp = 2^p-1formunda olan ve yalnızca bazı asal p değerlerinde asal çıkan özel sayılar

merserize : ing. * mercer (İngiliz kimyager ve tekstil mühendisi John Mercer'in soyadından) + izatus (dönüştürülmüş, halini almış, kılınmış, olmuş) (izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); ized (ing.) * pamuk liflerinin gerilerek ve sodyum hidroksit çözeltisinde işlemden geçirilmesiyle parlaklık, mukavemet ve boyaya karşı tutuculuk kazanmasını sağlayan tekstil işlemi

mersi : lat. * merces (ödül, ödeme, lütuf) (lat.); merci (fra.) * birine teşekkür etme veya minnettarlık ifade etme sözü, teşekkür ederim, teşekkürler

mersin : ara., gre., lat. * mersa (liman, gemilerin demir atıp barındığı yer) + in (yer ve isim eki) (ara.), myrtia, myrsinos (gre.); myrtus communis (lat.) * mersin ağacı, mersin veya murt ağacı, mersingiller familyasından, maki grubundan çalı formunda bir bitki); İçel ilinin diğer ismi

mersiye : ara. * resa (ağlamak, ağıt düzmek) * birisinin ölümü hakkında yazılan, acıyı, üzüntüyü anlatan manzume, acıma, acıklı olma (mercy (merhamet, acıma duygusu), merciful (merhemetli) (ing.) )

mersiyehan : ara., far. * mersiye (ağıt) (ara.) + han (okuyan, söyleyen, seslendiren, yapan, eden) (far.) * törenlerde mersiye okuyan kişi, ağıtçı

mersum : ara. * rasama (çizmek, şekil oluşturmak, şekil vermek), resm (şekil, biçim, form, tasvir, desen; usül, üslup, tarz) * yazılmış, çizilmiş, işaretlenmiş

mersus : ara. * rassa (dizmek, üst üste koymak, sıkıca yerleştirmek, sabit şekide yerleştirmek) * sıkıca dizilmiş, yerleştirilmiş, birbirine kenetlenmiş; sağlam yapı, kurşun veya lehim ile birbirine bağlanmış sağlam yapı

mert : far. * mard, merd (adam, insan, erkek) * verdiği sözü yerine getiren, sözünün eri, güvenilir

mertebe : ara. * rataba (dik durmak, dikelmek) * basamak, aşama, seviye, derece, düzey, paye, binek taşı, (mecazi) rütbe, meratib (ç.)

mertek : far. * mardak, merdek (adamcık, hayvan yavrusu) (mard, merd (adam, kişi, insan) + ak (küçültme eki) ) * yapıda kullanılan, dört köşe veya yuvarlak, uzun ve kalınca ağaç; damlardaki kirişlerin üzerine atılan ince kirişler

merter : lat. * mortarium (öğütme kabı, harç, inşaat malzemesi) * İstanbul'un bir semti (Osmanlı döneminde mortar (harç depolama alanı) olarak kullanılmasından)

mertub : ara. * rataba (nemlenmek, yaşlanmak, ıslak olmak), ratb (nem, ıslaklık, rutubet) * nemli, yaş, ıslak, rütubetli

merv : ara. * merv (güzel koku) * güzel kokulu bir bitki, yaban fesleğeni, kokulu çalı; çöl iklimlerinde yetişen kokulu maki türlerinin, kuru çalıların veya otsu bitkilerin sıcakla birleşerek etrafa yaydığı yoğun, otsu, hafif odunsu ve karakteristik doğa kokusu

mervan : ara. * reva, rava (parlamak) * parlayan; çakmak taşı, saf silikadan oluşan sert taş; mavi kuvars taşı; ateş yakan

merve : far. * reva, rava (parlamak; yürümek, gitmek) * yüksek, kutsal tepe; parlak taş, beyaz, parlak ve sert taş, çakmak taşı; yürüyen, giden; güzel koku; Mekke’de Harem bölgesindeki iki tepe veya küçük dağdan biri; Hac ve Umre sırasındaki gidip gelme ritüelinde Safa ile birlikte kullanılan tepe

mervi : ara. * rava (anlatmak, söylemek, nakletmek, rivayet etmek) * anlatılan, söylenen, nakledilen, rivayet edilen

meryem : ibr., ara., lat. * rayama (korumak, gözetmek, şefkat göstermek, merhamet etmek); miryam (korunan, gözetilen, şefkat gösterilen, merhamet edilen; deniz; üzüntü; deniz yıldızı) (ibr.), meryem (ara.), maria (lat.) * korunan, gözetilen, şefkat gösterilen, merhamet edilen; Hz. İsa'nın annesinin ismi (Mary, Marie, Maria (meryem) (ing., fra., alm.) ); Kur'an'ın 19. suresinin ismi

meryemanaeldiveni : ibr., tür. , far. * miryam (meryem) (ibr.) + ana (anne, valide; esas, asıl, temel, başlıca) (tür.) + destuvan (dest (el) + u (bağlaç) + ban, van (tutan, koruyan) ) (far.) * çançiçeğinin bir türü

merzenguş : far. * marzan (fare) + guş (kulak) * kekiğe benzer bir ot, fare kulağı; ballıbabagiller (Lamiaceae) familyasına ait, kurak yerlerde, kayalık bölgelerde sıkça rastlanan, kısmen soğuğa karşı hassas, tatlı çam veya narenciye gibi kokan, çalı görünümlü, hoş kokulu, kekikle akraba olan çok yıllık aromatik bir bitki, origanum majorana, şile (Antik Yunan ve Roma'da mutluluk sembolü addedilmiştir.)

merzifon : far. * merz (sınır, mahal, yer, sükun) + fon (yer eko) * Amasya'nın bir ilçesi

merzuk : ara. * razaka (vermek, nasip etmek, geçindirmek, rızıklandırmak, maddi veya manevi her türlü geçim kaynağı sağlamak), rizk (maddi veya manevi her türlü geçim kaynağı, pay ve imkanı, nasip, pay, geçimlik) * rızıklanmış, nasiplenmiş, geçimi sağlanmış, nimetlendirilmiş, ihtiyaçları verilmiş

merzul : ara. * razala (alçaltmak, aşağılamak, küçük düşürmek, kepaze etmek, rezil etmek, zelil etmek) * alçalmış, aşağılanmış, rezil olmuş, zelil olmuş, küçük düşürülmüş, kepaze edilmiş

me's : ara. * me'sa (insanların arasını bozmak, araya fesad sokmak) * ara bozma, bozgunculuk yapma, fesad çıkarma (mess (karışıklık, pislik; karıştırmak, kirletmek, bozmak) (ing.) )

mesabe : ara. * saba (doğru yolu bulmak, isabet etmek, dönmek, geri gelmek; faydalı bir iş yapmak, faydalı olmak), sevab (iyilik, fayda, hayır) * varış yeri, toplanma yeri, dönülen yer, sevab yeri, referans noktası, menzil; değer, derece

mesabih : ara. * sabaha (ışımak, aydınlanmak, ışık saçmak, aydınlatmak, ışıklanmak, gün ağarmak), misbah (lamba, fener) * lambalar, fenerler

mesacid : ara. * sacada (yere kapanmak, dizler üstüne çöküp yüz üstü yere kapanmak, eğilmek, secde etmek, boyun eğmek, alçalmak), mescid (yere kapanma yeri, secde yeri, ibadet yeri, namazgah) * yere kapanma yerleri, secde yerleri, ibadethaneler, namazgahlar

mesafe : ara. * safa (dizmek, sıralamak, düzenlemek), saff (sıra, dizi, diziliş, düzen, aralık) * iki nokta arasındaki açıklık veya uzaklık; maddi veya mecazi anlamda aradaki fark, ara, uzaklık

mesaha : ara. * saha (alan, arazi) * arazi ölçümü, yüzölçümü, topografi

mesai : ara. * sa'ya, sa'a (çabalamak, gayret, etmek, uğraşmak, emek vermek; koşmak, koşturmak, koşuşturmak * zaman ve emek verme, çalışma, iş yapma, uğraş, çaba, emek, koşturma, koşuşturma; koşma

mesail : ara. * seele (sormak, sual etmek), sual (soru), mesele (soru, sorun, husus, konu, iş) * sorular, sualler, sorunlar, hususlar, konular

mesaj : lat., fra. * mittere (göndermek), missus (gönderilmiş) + aticum (isim yapım eki) ) (lat.); message (fra.) * bir kişiden diğerine sözlü, yazılı veya elektronik yolla iletilen haber veya bildiri

mesakil : ara. * sakala, sekele (ağır gelmek, ağırlaşmak), sikal (ağırlık), miskal (ağırlık, ölçü, ağırlık ölçüsü; 1,43 dirhemlik yani 4,81 gramlık ağırlık ölçüsü) * ağırlıklar; ölçüler, yirmidört kıratlık (4,5 gr. kadar) ağırlık ölçüleri (bir kırat, beş normal arpa ağırlığında olup, bir dirhemin 1/14 üdür.)

mesakin : ara. * sakana, sekene (yerleşmek, sakinleşmek, sabit olmak, ikamet etmek, oturmak, bir yerin sakini olmak, durmak, durulmak, durgunlaşmak, yerleşmek, sakinleşmek, dinmek, hareketsizleşmek; yerleştirmek, sabitlemek, sakinleştirmek, hareketsizleştirmek, dindirmek, durgunlaştırmak, durdurmak; kondurmak, yerleştirmek, koymak, oturtmak), sakin (yerleşmiş, oturmuş, ikamet eden, dinen, yatışan, durmuş, durgun, dingin) * güçsüz, muhtaç, fakir, yoksul (bir yere yerleşmeye muhtaç anlamından anlam kaymasıyla oluşmuştur.)

mesakin : ara. * sakana, sekene (yerleşmek, sakinleşmek, sabit olmak, ikamet etmek, oturmak, bir yerin sakini olmak, durmak, durulmak, durgunlaşmak, yerleşmek, sakinleşmek, dinmek, hareketsizleşmek; yerleştirmek, sabitlemek, sakinleştirmek, hareketsizleştirmek, dindirmek, durgunlaştırmak, durdurmak; kondurmak, yerleştirmek, koymak, oturtmak), sakin (yerleşmiş, oturmuş, ikamet eden, dinen, yatışan, durmuş, durgun, dingin), iskan, sükun (yerleşme, oturma, ikamet; durgunluk, hareketsizlik, dinginlik) * yerleşme yerleri, meskenler, iskan edilecek yerler, sakini olunacak yerler, ikametgahlar

mesalamin : lat. * me (amino asit değişim belirteci) + salaz (salisilik asit (C7H6O3) türevi) + amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) * bağırsak mukozasındaki iltihabı azaltmak için kullanılan, özellikle ülseratif kolit ve bazı bağırsak iltihabı hastalıklarının tedavisinde kullanılan aminosalisilat grubu antiinflamatuvar ilacın etken maddesi (C7H7NO3)

mesalazin : lat. * me (amino asit değişim belirteci) + salaz (salisilik asit (C7H6O3) türevi) + ine (kimyasal madde eki) * iltihabi bağırsak hastalıklarının tedavisinde kullanılan, antiinflamatuar etkili bir ilacın etken maddesi (C7H7NO3)

mesamat : ara. * samma (kapatmak, mühürlemek, tıkamak, sağır etmek; zehirlemek), mesame (gözenek, delik, açılma; tıkacak yer, kapatılacak yer) (tersten anlam yani "tıkanabilecek", "kapatılabilecek" yer bağlamında anlam kayması) * vücudun teneffüs etmesine (nefes almasına, solunumuna) ve ter çıkarmasına yarayan cilt üzerindeki küçük delikler, gözenekler

mesame : ara. * samma (kapatmak, mühürlemek, tıkamak, sağır etmek; zehirlemek) * gözenek, delik (tıkanabilecek açıklık bağlamında anlam kaymasından)

mesane : ara. * sana (iki yapmak, ikiye katlamak, eğmek, bükmek), isnan (iki), mesani (ikili, düal), saniye (ikinci) * vücuttaki idrarı toplayan ve depolayan boşaltım sistemi organı, idrar torbası, sidik torbası

mesangial : lat., gre. * mesangium (mes (orta) + angeion (kasa, kap, hazne, damar, kanal) (gre.); angium (vasküler yapı, damar, kanal) (orta, destekleyen yapı; glomerulus içindeki hücre ve matriks) + alis (ait, ile ilgili) (lat.) * böbrek glomerulusündeki damarlara ve kapillerlere destek sağlayan hücre ve matriks yapısıyla ilgili

mesani : ara. * isnan (iki) * ikili, çift, düal; tekrarlı, mükerrer

mesani : ara. * sana (üretmek, yapmak, oluşturmak, inşa etmek) * üretim yeri

mesbuk : ara. * sabaka (geçmek, öne geçmek, önce olmak, yarışta önde gitmek, yarışmak, hızlı olmak) * geçmiş, gelmiş geçmiş

mescid : ara. * sacada (yere kapanmak, dizler üstüne çöküp yüz üstü yere kapanmak, eğilmek, secde etmek, boyun eğmek, alçalmak), mescid (yere kapanma yeri, secde yeri, ibadet yeri, namazgah) * yere kapanma yeri, secde yeri, ibadethane, namazgah

mescid-i aksa : ara. * sacada (yere kapanmak, dizler üstüne çöküp yüz üstü yere kapanmak, eğilmek, secde etmek, boyun eğmek, alçalmak), secde, sucud (dizler üstüne çöküp yüz üstü yere kapanma), mescid (secde yeri, ibadethane, namaz kılınan yer, cami) + i (tamlama eki) + kasiy, kusva (uzak), aksa (en uzak) * en uzak mescid; Kudüs’teki (Yeruşalim, Darusselam) kutsal cami; İslam geleneğinde Mescid-i Haram’dan sonra ilk kıble ve en uzak mescid

mescid-i haram : ara. * sacada (yere kapanmak, dizler üstüne çöküp yüz üstü yere kapanmak, eğilmek, secde etmek, boyun eğmek, alçalmak), secde, sucud (dizler üstüne çöküp yüz üstü yere kapanma), mescid (secde yeri, ibadethane, namaz kılınan yer, cami) + i (tamlama eki) + haram (hürmet edilen, kutsal) * Mekke’de bulunan, dokunulmaz ve kutsal kabul edilen, Kabe’yi çevreleyen ana ibadet mescidi

mescit : ara. * sacada (yere kapanmak, dizler üstüne çöküp yüz üstü yere kapanmak, eğilmek, secde etmek, boyun eğmek, alçalmak), mescid (yere kapanma yeri, secde yeri, ibadet yeri, namazgah) * yere kapanma yeri, secde yeri, ibadethane, namazgah

mescun : ara. * secene (hapsetmek, zindana atmak), siccin (mahpushane, hapishane, zindan) * hapsedilmiş, zindana atılmış

mesdud : ara. * sadda (kapatmak, tıkamak, engellemek, mani olmak, variyer koymak), sedd (engel bariyer) * kapatılmış, tıkanmış, geçişi engellenmiş, sed çekilmiş

mesed : ara. * sada (bükmek, lifleri eğirmek, ip yapmak; özellikle hurma lifini bükmek) * hurma lifinden bükülerek yapılan ip, sicim veya bağ, deve kılından ve yününden yapılan urgan

mesel : ara. * masala (benzemek, gibi olmak, örnek olmak, temsil etmek, örneklemek), misl (aynı, benzer), misal (örnek, benzeri) * ders alınacak söz; atasözü; eğitici öykü, kıssa, masal, öğretici hikaye; simge

mesela : ara. * masala (benzemek, gibi olmak, örnek olmak, temsil etmek, örneklemek), misl (aynı, benzer), misal (örnek, benzeri) + a, en (gibi, olarak) * örneğin, misal olarak, benzeri olarak

mesele : ara. * saala (sormak, sual etmek), sual (soru) * üzerinde düşünülmeye değen ve çözüm getirilmesi, olumlu veya olumsuz bir sonuca ulaştırılması gereken durum, sorun, husus, konu

mesembryanthemum : gre., lat. * mesembria (öğle) + anthos (çiçek) (gre.) + um (isim yapı eki) (lat.) * Aizoaceae familyasına ait, güneşte açan etli yapraklı bitki cinsi

mesen : lat., fra. * maecenas (Romalı devlet adamı Gaius Cilnius Maecenas’ın isminden) (lat.); mécène (fra.) * sanatçıları, bilim adamlarını koruyan, her yönden onlara destek olan, para yardımında bulunan varlıklı kimse, anatçıları destekleyen kişi, sponsor, sanat hamisi

meserret : ara. * sara (sevinmek, neşelenmek, gülmek), surur (neşe, sevinç, gülme), mesrur (neşeli, sevinçli, sevinmiş) * çok istenen veya hoşlanılan bir şeyin gerçekleşmesiyle duyumsanan coşku, sevinç, neşe

meses : ara. * massa (dokunmak, değmek, temas etmek, dürtmek), temas (değme, dokunma, dürtme) * değnek, sopa, çubuk; öküzlerin sürüldüğü ucu demir çubuk

mesfuh : ara. * safaha (akıtmak, dökmek) * akıtılmış, dökülmüş; dağ eteği

mesfuk : ara. * safaka (akıtmak, dökmek), sefk (dökme, akıtma) * akıtılmış, dökülmüş

mesfur : ara. * safara (yazmak), seferet (yazıcılar) * yazılmış, adı geçmiş (eskiden daha ziyade hakaret görmesi icabeden aşağılık kimseler hakkında kullanılan ifade)

mesgabe : ara. * sagaba (aç olmak, açlıktan zayıflamak, yoksun kalmak; kıtlık ve sıkıntı çekmek) * açlık, meşakkat, darlık, zorluk, yoksulluk, geçim darlığı, açlıkla birlikte gelen yoksunluk, zahmet ve ağır yaşam koşullarını ifade eden meşakkat durumu

mesğabet : ara. * sagaba (aç olmak, açlıktan zayıflamak, yoksun kalmak; kıtlık ve sıkıntı çekmek) * açlık, meşakkat, darlık, zorluk, yoksulluk, geçim darlığı, açlıkla birlikte gelen yoksunluk, zahmet ve ağır yaşam koşullarını ifade eden meşakkat durumu

mesh : ara. * masaha (değiştirmek, dönüştürmek, başka bir forma sokmak, başkalaştırmak) * değişim, değiştirme, dönüştürme, başka bir hale sokma

mesh : ara. * mesaha (ovmak, ovalamak, yağla ovmak) * bir yüzeyi el veya bez ile silme, ovmak veya temizleme; el ile ovalamak, ovma, bir şeyi el ile sıvazlama; aptes alırken ıslak eli başa sürme

meshetmek : ara., tür. * mesaha (ovmak, ovalamak, yağla ovmak) (ara.) + etmek (yapmak, eylemek, işlemek) (tür.) * bir yüzeyi el veya bez ile silmek, ovmak veya temizlemek; el ile ovalamak, ovmak, bir şeyi el ile sıvazlamak; aptes alırken ıslak eli başa sürmek

meshun : ara. * sahana (ısıtmak, sıcak hale getirmek), suhunet (ısı, sıcaklık, hararet) * ısıtılmış, sıcak hale getirilmiş

meshur : ara. * sihr (sihir, büyü, maji; buyruğa alma), sahara (büyülemek) * büyülenmiş, sihirlenmiş, kendisine büyü yapılmış

meshut : ara. * sahata (öfkeyle hoşnutsuz olmak, beğenmemek, öfkelenmek, gazap etmek; memnuniyetsizlik duymak) * hoşnutsuzluk ve memnuniyetsizlik duygusunu yansıtan, bu nedenle beğenilmeyen, hoş karşılanmayan veya kabul görmeyen

mesial : lat. * mes (orta, ortada) + ialis (ait, ile ilgili) * anatomide bir yapının ortadaki veya merkezi eksene yakın tarafıyla ilgili; özellikle diş hekimliğinde dişlerin orta hatta yakın olan yüzeyine ilişkin

mesih : ara. * masaha (ovmak, sürmek, ovalamak, yağla ovmak), mesh (temizleme; el ile ovalamak, ovma, bir şeyi el ile sıvazlama; aptes alırken ıslak eli başa sürme) * kutsanmış, yağ sürülmüş; mesheden, ovan, sıvazlayan; Hz. İsa’nın sıfatı

mesik : gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * orta derecede nem içeren, ortalama su ve nem ihtiyacı olan, orta derece nemli ortamlara uyum sağlamış olan (canlı/yaşam alanı)

mesilat : gre., lat. * methane (metan (CH4) + sulphon (-SO₃-) + yl (alkil eki; kimyasal radikal hidrokarbon veya türev eki) (gre.) ) + ate (tuz veya ester eki) (lat.) * metansülfonik asidin herhangi bir tuzu veya esteri (CH3SO3H)

mesir : gre. * mithridates (Pontus Kralı VI. Mithridates'in isminden) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * çeşitli zehirlere karşı kullanılan antidot (panzehir), çok bileşenli tıbbi preparat

mesire : ara. * saara (gezmek, dolaşmak, gitmek, yürümek), seyr (gezi, gezinti, gezme, dolaşma), seyran (gezme, dolaşma ve seyretme amacıyla yapılan gezinti) * halka açık, doğa içinde yapılan yürüyüş, gezinti veya dinlenme amaçlı açık alan, gezinti yeri, gezilecek yer, seyirlik; gezilecek, piknik yapılacak yer, bağlık bahçelik, yeşillik yer

mesiru : ara. * saara (gezmek, dolaşmak, gitmek, yürümek), seyr (gezi, gezinti, gezme, dolaşma), seyran (gezme, dolaşma ve seyretme amacıyla yapılan gezinti) * varılan yer, varış noktası, akıbet, sonuç; bir yolculuğun veya sürecin sonunda ulaşılan yer, hedef veya mecazi olarak bir işin, durumun vardığı son nokta, akıbet

meske : ara. * vasaka (bağlamak, sağlamlaştırmak, güven altına almak), misak (sağlam bağ, ahit, kesin sözleşme) * tarafları bağlayan, bozulması ağır sonuçlar doğuran, hukuki veya ahlaki nitelikte güçlü sözleşme, antlaşma veya kutsal bağlayıcılığı olan ahit

mesken : ara. * sakana, sekene (yerleşmek, sakinleşmek, sabit olmak, ikamet etmek, oturmak, bir yerin sakini olmak, durmak, durulmak, durgunlaşmak, yerleşmek, sakinleşmek, dinmek, hareketsizleşmek; yerleştirmek, sabitlemek, sakinleştirmek, hareketsizleştirmek, dindirmek, durgunlaştırmak, durdurmak; kondurmak, yerleştirmek, koymak, oturtmak), sakin (yerleşmiş, oturmuş, ikamet eden, dinen, yatışan, durmuş, durgun, dingin), iskan, sükun (yerleşme, oturma, ikamet; durgunluk, hareketsizlik, dinginlik) * yerleşim yeri, oturma yeri, konut, ev, ikametgah

meskenet : ara. * sakana, sekene (yerleşmek, sakinleşmek, sabit olmak, ikamet etmek, oturmak, bir yerin sakini olmak, durmak, durulmak, durgunlaşmak, yerleşmek, sakinleşmek, dinmek, hareketsizleşmek; yerleştirmek, sabitlemek, sakinleştirmek, hareketsizleştirmek, dindirmek, durgunlaştırmak, durdurmak; kondurmak, yerleştirmek, koymak, oturtmak), sakin (yerleşmiş, oturmuş, ikamet eden, dinen, yatışan, durmuş, durgun, dingin), iskan, sükun (yerleşme, oturma, ikamet; durgunluk, hareketsizlik, dinginlik) * miskinlik, tembellik; hareketsizlik, çaba göstermeme ve sessiz sakin durma hali, uyuşukluk, acizlik; yoksulluk, fakirlik

mesket : ara. * sekene (yerleşmek, konumlanmak, ikamet etmek, sakinleşmek), mesken (yerleşim yeri, ikametgah, iskan edilen yer, sükunet yeri) * genellikle göçebe veya yarı göçebe topluluklarda belirli bir amaçla bir araya gelmiş, ortak çıkarları, yaşam alanını veya kültürel bağları paylaşan küçük ve kapalı insan grubu; Gürcistan'ın güneybatı ucunda, merkezi Ahıska (Ahaltsihe) olan Mesheti (Mesketi) bölgesinde yaşayan Müslüman nüfusa 20. yüzyılın ikinci yarısında verilen isim, Ahıska (Türkleri)

meskub : ara. * sakaba (delmek) * delinmiş, delik açılmış

meskukat : ara. * sakka (basmak, vurmak, çarpmak, darbetmek, sikke basmak), meskuk (basılmış, vurulmuş, çarpılmış, darbedilmiş (sikke) ) * basılmış, damgalanmış paralar veya madeni paralar (Osmanlıca ve klasik Arapça metinlerde para birimleri veya “sikkeler” anlamında kullanılır.)

meskun : ara. * sakana, sekene (yerleşmek, sakinleşmek, sabit olmak, ikamet etmek, oturmak, bir yerin sakini olmak, durmak, durulmak, durgunlaşmak, yerleşmek, sakinleşmek, dinmek, hareketsizleşmek; yerleştirmek, sabitlemek, sakinleştirmek, hareketsizleştirmek, dindirmek, durgunlaştırmak, durdurmak; kondurmak, yerleştirmek, koymak, oturtmak), sakin (yerleşmiş, oturmuş, ikamet eden, dinen, yatışan, durmuş, durgun, dingin), iskan, sükun (yerleşme, oturma, ikamet; durgunluk, hareketsizlik, dinginlik) * oturulan, ikamet edilen, durulan, kalınan, yerleşilmiş olan, sakin olunan, iskan edilen; üzerinde, insanların oturduğu konutlar bulunan, insan oturan, yerleşilmiş (arazi)

meskur : ara. * sukar (şeker), sakara (sarhoş olmak), sekrat (sarhoşluk) * sarhoş

meskut : ara. * sakata (susmak, durmak, kesilmek), sukut (susma, suskunluk) * söylenmeden geçilmiş, söylenmemiş; dile getirilmemiş veya sessiz bırakılmış

meslek : ara. * salaka, seleke (gitmek, yol tutmak, bir yola sokmak, yola girmek, yol almak, izlemek, takip etmek; geçmek, geçirmek; seçmek) * yol, yöntem, seçilen doğrultu, tutulan yol, gidilen yol (select (seçmek) (ing.) )

meslek okulu : ara. * salaka, seleke (gitmek, yol tutmak, bir yola sokmak, yola girmek, yol almak, izlemek, takip etmek; geçmek, geçirmek; seçmek), meslek (seçilen yol, iş kolu) (ara.) + okul (eğitim kurumu ve binası) + u (iyelik eki) (tür.) * ortaöğretim veya yükseköğretimi ifade edebilen, belirli ve spesifik bir işin görevlerini tamamlamak için gereken mesleki eğitim veya teknik becerileri sağlamak üzere tasarlanmış olan eğitim kurumu

mesleki : ara. *salaka, seleke (gitmek, yol tutmak, bir yola sokmak, yola girmek, yol almak, izlemek, takip etmek; geçmek, geçirmek; seçmek), meslek (seçilen yol, iş kolu) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * meslek ile ilgili

meslektaş : ara. * salaka, seleke (gitmek, yol tutmak, bir yola sokmak, yola girmek, yol almak, izlemek, takip etmek; geçmek, geçirmek; seçmek), meslek (seçilen yol, iş kolu) (ara.) + taş (eşlik ve benzerlik eki) * aynı meslekten olan

mesles : ara. * selase (üç) * üçlü, üç birimlik grup

meslub : ara. * salaba (soymak, almak, gidermek) * selbedilmiş, soyulmuş, alınmış, giderilmiş

mesmerizm : alm. * mesmer (Almanya-Avusturya kökenli hekim Franz Mesmer’in sıyadından) (alm.) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (gre.); ismus (lat.) * 18. yüzyılda Franz Anton Mesmer tarafından geliştirilen, insan vücudundaki “hayvan manyetik akışı (manyetizması) teorisi temelinde uygulanan hipnotik ve manyetik telkin yöntemi

mesmu : ara. * sam'a (işitmek, duymak) * iştilmiş, işitilen, duyulmuş, duyulan

mesmum : ara. * samma (içe işlemek, içe girmek, içe sızmak, nüfuz etmek, delmek, zehirlemek), samim (içtenlik, içten olma, iç, asıl, esas, temel, öz) * içine işlemiş, nüfuz etmiş, zehirlenmiş

mesna : ara. * isnan (iki), mesani (ikili, düal), sana (iki yapmak, ikiye katlamak, eğmek, bükmek), saniye (ikinci) * ikişer ikişer, ikili olarak

mesned : ara. * sanada (dayandırmak, yaslamak, baz almak, dayanmak, desteklemek, yaslanmak; bir şeyi ispatla güçlendirmek), isnad (dayandırma, yaslama, baz alma), istinad (bir şeye dayanma, yaslanma, dayanak edinme) * dayanılacak yer, yaslanılacak yer, destek, destek alınacak şey, dayanak; mertebe, makam; öne sürülen bir düşünceyi, bir savı güçlendirmeye yarayan kanıt; bir gerçekliğin onaylanması için olayın arkasında veya altında bulunan ana öğe; yapılarda bir bölümün ağırlığını taşımaya yarayan öğe

mesnet : ara. * sanada (dayandırmak, yaslamak, baz almak, dayanmak, desteklemek, yaslanmak; bir şeyi ispatla güçlendirmek), isnad (dayandırma, yaslama, baz alma), istinad (bir şeye dayanma, yaslanma, dayanak edinme) * dayanılacak yer, yaslanılacak yer, destek, destek alınacak şey, dayanak; mertebe, makam; öne sürülen bir düşünceyi, bir savı güçlendirmeye yarayan kanıt; bir gerçekliğin onaylanması için olayın arkasında veya altında bulunan ana öğe; yapılarda bir bölümün ağırlığını taşımaya yarayan öğe

mesnevi : ara. * isnan (iki), mesani (ikili, düal), mesna (ikişer) + vi (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Divan Edebiyatı’nda, uzun konuları öykü biçiminde anlatmakta yararlanılan, aruz ölçüsünün genellikle kısa kalıplarıyla oluşturulan, her ikiliği kendi arasında uyaklı bir şiir biçimi; Mevlana Celaleddin-i Rumi tarafından yazılan tasavvuf kitabı

mesnun : ara. * sanna (yol açmak, yöntem belirlemek, örnek koymak; süreklilik kazanan uygulama olmak; şekil vermek, düzgün hale getirmek, şekillendirmek, biçimlendirmek, kalıba sokmak) * şekillenmiş, düzgün hale getirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıba sokulmuş, form verilmiş

mesocaul : gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + kaulos (gövde, sap, tüp, kök) * gövdenin orta bölgesiyle ilişkili olan, özellikle bitki morfolojisinde gövde veya eksenin orta kısmını ifade eden yapı tanımı, orta gövde bölgesi

mesoplodon : gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + hoplon (silah, zırh) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) * gagalı balinalar (Ziphiidae) familyasına bağlı, genellikle küçük ve derin dalış yapan deniz memelileri cinsi

mesoplodon bahamensis : gre., luk., arav., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + hoplon (silah, zırh) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) (gre.) + bahamensis (Bahamalar'a ait) (bahama (sığ su; büyük üst orta ada); bacamar (sığ su) (baca (sığ) + mar (su) ) (luk., arav.) + ensis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * Bahama gagalı balinası olarak bilinen, gagalı balinalar (Ziphiidae) familyasına ait, tropikal ve subtropikal okyanuslarda yaşayan, orta büyüklükte dişli ve derin dalış yapan deniz memelisi türü

mesoplodon bidens : gre., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + hoplon (silah, zırh) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) (gre.) + bi (iki, ikili, çift) + dens, dentis (diş) (lat.) * Sowerby gagalı balinası olarak bilinen, gagalı balinalar (Ziphiidae) familyasına ait, iki belirgin dişi bulunan, Kuzey Atlantik ve çevresindeki derin sularda yaşayan deniz memelisi türü

mesoplodon bowdoini : gre., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + hoplon (silah, zırh) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) (gre.) + bowdoini (Amerikalı bilim insanı George M. Bowdoin'in soyadından) + i (ile ilgili, -a ait) (lat.) * Andrews gagalı balinası olarak bilinen, gagalı balinalar (Ziphiidae) familyasına ait, güney yarımkürenin ılıman ve soğuk okyanuslarında yaşayan, nadir görülen dişli balina türü

mesoplodon carlhubbsi : gre., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + hoplon (silah, zırh) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) (gre.) + carlhubbsi (Amerikalı deniz biyoloğu Carl L. Hubbs'ın soyadından + i (ile ilgili, -a ait) (lat.) * Hubbs gagalı balinası olarak bilinen, gagalı balinalar (Ziphiidae) familyasına ait, Kuzey Pasifik Okyanusu'nda yaşayan, nadir görülen dişli balina türü

mesoplodon carteri : gre., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + hoplon (silah, zırh) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) (gre.) + carteri (İngiliz zoolog Henry H. Carter'ın soyadından + i (ile ilgili, -a ait) (lat.) * Hint Okyanusu ve çevresindeki sularda yaşadığı bildirilen, gagalı balinalar (Ziphiidae) familyasına ait, nadir görülen ve bazı sınıflandırmalarda diğer Mesoplodon türleriyle ilişkisi tartışılan dişli balina türü

mesoplodon densirostris : gre., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + hoplon (silah, zırh) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) (gre.) + densus (yoğun, sık, sıkı, kalın) + rostrum (gaga, çıkıntı, sivri uç) + is (ile ilgili, -a ait) (lat.) * Blainville gagalı balinası olarak bilinen, gagalı balinalar (Ziphiidae) familyasına ait, kafatası ve özellikle yoğun yapılı kürsü (rostrum) kemiğiyle tanınan, tropikal ve ılıman okyanuslarda yaşayan dişli balina türü

mesoplodon europaeus : gre., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + hoplon (silah, zırh) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) + europa (Yunan mitolojisinde Zeus tarafından kaçırılan ve ismi Avrupa kıtasına verilen Fenikeli prensesin ismi) (eurys (geniş, yayvan, engin) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + a (çoğul eki) (gre.) ) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * Gervais gagalı balinası olarak bilinen, gagalı balinalar (Ziphiidae) familyasına ait, Atlantik Okyanusu'nun sıcak ve ılıman bölgelerinde yaşayan, nadir görülen dişli balina türü

mesoplodon ginkgodens : gre., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + hoplon (silah, zırh) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) (gre.) + ginkyo (gümüş kayısı) (jap.) + dens, dentis (diş) (lat.) * ginkgo dişli gagalı balinası olarak bilinen, gagalı balinalar (Ziphiidae) familyasına ait, Pasifik Okyanusu'nda yaşayan, erkeklerinde ginkgo yaprağı biçimini andıran karakteristik dişlere sahip deniz memelisi türü

mesoplodon grayi : gre., ing., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + hoplon (silah, zırh) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) (gre.) + grayi (İngiliz zoolog John Edward Gray'in soyadından) (ing.) + i (ile ilgili, -a ait) (lat.) * Gray gagalı balinası olarak bilinen, gagalı balinalar (Ziphiidae) familyasına ait, güney yarımkürenin ılıman ve soğuk sularında yaşayan, nadir görülen dişli balina türü

mesoplodon hectori : gre., ing., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + hoplon (silah, zırh) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) (gre.) + hectori (Yeni Zelandalı zoolog Sir James Hector'un soyadından) + i (ile ilgili, -a ait) (lat.) * Hector gagalı balinası olarak bilinen, gagalı balinalar (Ziphiidae) familyasına ait, Güney Yarımküre'nin ılıman okyanuslarında yaşayan, nadir görülen dişli balina türü

mesoplodon hotaula : gre., ton. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + hoplon (silah, zırh) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) (gre.) + hotaula (kırmızı ağız) (hota (ağız) + ula (kırmızı) ) (ton.) * Deraniyagala gagalı balinası olarak bilinen, gagalı balinalar (Ziphiidae) familyasına ait, tropikal ve güney okyanuslarında yaşayan, nadir görülen dişli balina türü

mesoplodon layardii : gre., ing. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + hoplon (silah, zırh) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) (gre.) + layardi (İngiliz zoolog Edgar Leopold Layard'ın soyadından) + i (ile ilgili, -a ait) (lat.) * Layard gagalı balinası olarak bilinen, gagalı balinalar (Ziphiidae) familyasına ait, güney yarımkürenin soğuk ve ılıman okyanuslarında yaşayan, uzun dişleriyle tanınan dişli balina türü

mesoplodon pacificus : gre., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + hoplon (silah, zırh) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) (gre.) + pacificus (barış getiren, sakinleştirici) (pax, pacis (barış) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek, meydana getirmek, oluşturmak), ficus (yapıcı, yapan, eden, eyleyen; yapılmış, edilmiş, eylenmiş, oluşturulmuş) ) (lat.) * Longman gagalı balinası olarak bilinen, gagalı balinalar (Ziphiidae) familyasına ait, Pasifik Okyanusu'nun tropikal ve ılıman bölgelerinde yaşayan, nadir görülen dişli balina türü

mesoplodon perrini : gre., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + hoplon (silah, zırh) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) (gre.) + perrini (Amerikalı deniz memelileri bilimcisi William F. Perrin'in soyadından) + i (ile ilgili, -a ait) (lat.) * Perrin gagalı balinası olarak bilinen, gagalı balinalar (Ziphiidae) familyasına ait, Doğu Pasifik kıyılarında yaşayan, nadir görülen dişli balina türü

mesoplodon peruvianus : gre., que., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + hoplon (silah, zırh) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) (gre.) + peruvianus (Peru'ya ait, Peru ile ilgili) (peru (zenginlik, bolluk) (que.) + ianus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * Peru gagalı balinası olarak bilinen, gagalı balinalar (Ziphiidae) familyasına ait, Doğu Pasifik'in tropikal ve ılıman sularında yaşayan, küçük yapılı dişli balina türü

mesoplodon stejnegeri : gre., nor., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + hoplon (silah, zırh) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) (gre.) + stejnegeri (Norveçli zoolog Leonhard Stejneger'in soyadından) (nor.) + i (ile ilgili, -a ait) (lat.) * Stejneger gagalı balinası olarak bilinen, gagalı balinalar (Ziphiidae) familyasına ait, Kuzey Pasifik'in soğuk ve ılıman sularında yaşayan, erkeklerinde belirgin dişleri bulunan dişli balina türü

mesoplodon traversi : gre., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + hoplon (silah, zırh) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) (gre.) + travers (Yeni Zelandalı doğa bilimci Henry Hammersley Travers'in soyadı) + i (ile ilgili, -a ait) (lat.) * Travers gagalı balinası olarak bilinen, gagalı balinalar (Ziphiidae) familyasına ait, Pasifik ve Güney Yarımküre okyanuslarında nadir görülen, dişli balina türü

mespilus : lat. * mespilum (muşmula) * Rosaceae familyasına ait, muşmula ağacını kapsayan cinstir

mesruk : ara. * sarika (çalmak, araklamak, yürütmek, hırsızlık yapmak), sarik (hırsız), sirkat (hırsızlık, çalma) * çalınmış, hırsızlıkla alınmış mal veya eşya, çalınmış, çalıntı

mesrur : ara. * sara (sevinmek, neşelenmek, gülmek), surur (neşe, sevinç, gülme) * neşeli, sevinçli, sevinmiş

mesruriyet : ara. * sara (sevinmek, neşelenmek, gülmek), surur (neşe, sevinç, gülme), mesrur (neşeli, sevinçli, sevinmiş) + iyet (isim yapım ve durum eki) * neşeli olma, sevinçli olma)

mess : ara. * massa (dokunmak, değmek, temas etmek) * ellemek, değmek, dokunmak, değme, dokunma (massage, Massage (masaj, el ile dokunarak ovma), masser, massieren (ovmak, masaj yapmak) (ing., fra., alm.) )

mess : ara. * messe (dokunmak, el sürmek, temas etmek, değmek) * İslam mitolojisinde ve cin inanışında insanın cinler tarafından çarpılması, ele geçirilmesi veya dokunulmasıyla ortaya çıkan delilik, akıl tutulması ve cinnet durumu, cinnet

mest : far. * mast, mest (sarhoş, aklı başında olmayan, kendinden geçmiş) * sarhoş edici bir madde sebebiyle bilinci bulanıklaşmış kişi, sarhoş; Fars edebiyatında aynı zamanda ilahi aşkla kendinden geçen sufiyi niteleyen sıfat

mest : far. * must (ayakkabı, pabuç) * ayak topuklarını kapsayacak şekilde, deri ve benzeri şeylerden yapılmış olan konçlu, astarsız bir çeşit ayakkabı

mestan : far. * mast, mest (sarhoş, aklı başında olmayan, kendinden geçmiş) +an (çoğul eki) * sarhoş edici bir madde sebebiyle bilinci bulanıklaşmış kişiler, sarhoşlar; Fars edebiyatında aynı zamanda ilahi aşkla kendinden geçen sufiyi niteleyen sıfatlar

mestane : far. * mast, mest (sarhoş, aklı başında olmayan, kendinden geçmiş) + ane (-ca, -cesine, tarzında, olarak, gibi) * sarhoşça, mest olmuşcasına

mesterolon : lat. * mes (ön ek) + ster (steroid) + olon (hidroksillenmiş keton türevi) * dihidrotestosteron türevi olan, erkek hipogonadizminde kullanılan, aromatizasyona uğramayan ve östrojenik yan etki göstermeyen sentetik androjenik-anabolik steroid (C20H32O2)

mest-i elest : far., ara. * mast, mest (sarhoş, aklı başında olmayan, kendinden geçmiş) (far.) +e lestü (ben değil miyim?) (e (-mi?) + les (değil) + tü (ben) ) (ara.) * ruhların yaratılış öncesinde ilahî hitaba muhatap oldukları Elest Bezmi’nin coşku ve vecdiyle kendinden geçmiş olma hâlini ifade eden tasavvufî sarhoşluk durumu

mestur : ara. * satara (örtmek, gizlemek, saklamak, kapamak, perdelemek; satırlamak, çizmek, yazmak) * örtülmüş, gizlenmiş; satırlanmış, çizilmiş, yazılmış)

mesture : ara. * satara (örtmek, gizlemek, saklamak, kapamak, perdelemek; satırlamak, çizmek, yazmak), tesettur (örtü), mestur (örtülü) + e (dişil eki) * örtülü kadın

mesua : lat. * Mesu (Sri Lanka yerel adı) * Calophyllaceae familyasına ait, sert odunlu tropik ağaç cinsi

mesud : ara. * saada (mutlu olmak, bahtiyar olmak, mesut olmak, talihli olmak, bahtı açık olmak), saadet (mutluluk, bahtiyarlık) * mutlu, bahtiyar

mesudane : ara., far. * saada (mutlu olmak, bahtiyar olmak, mesut olmak, talihli olmak, bahtı açık olmak), saadet (mutluluk, bahtiyarlık), mesud (mutlu, bahtiyar) (ara.) + ane (-ca, -cesine, tarzında, olarak, gibi) (far.) * mutlu olarak, mutlulukla, sevinçi ve neşeli olarak

mesude : ara * mesud (mutlu, bahtiyar) + e (dişil eki) * mutluluk ve esenlik içinde olan kadın; talihli, huzurlu ve bahtiyarlık sahibi kadın

mesudiye : ara * mesud (mutlu, bahtiyar) + iye (yer ve durum eki) * Ordu’nun bir ilçesi

mesuk : ara. * saka (sürmek, sevk etmek, göndermek, yollamak, yönlendirmek; öne doğru götürmek), sevk (gönderi, gönderme, yollama) * gönderilmiş, sevk edilmiş, yollanmış

mesul : ara. * saala (sormak, sual etmek), sual (soru) * sorulan şey, soru, sorgu; kendisine soru sorulan kişi, sorumlu, mesuliyet sahibi

mesuliyet : ara. * mesul (sorumlu) + iyet (isim yapım ve durum eki) * soru sorulma durumu; sorumluluk

mesut : ara. * saada (mutlu olmak, bahtiyar olmak, mesut olmak, talihli olmak, bahtı açık olmak), saadet (mutluluk, bahtiyarlık) * mutlu, bahtiyar

mesve : ara. * sava (yerleşmek, bir yerde durmak; düz ve elverişli olmak; eşit olmak, denk olmak; düz olmak, aynı seviyede bulunmak), savva (düzenlemek, seviyelendirmek), seviye (yerleşme, durma, düz olma; kademe, düzey) * yer, yerleşim yeri, mekan

meş : ara. * meşa, maşa (yürümek, gezmek, dolaşmak) * yürüme, dolaşma, meşy; doğru yola gitme (march, marcher, marschieren (yürümek) (ing., fra., alm.) )

meş’um : ara. * şa’ama (uğursuzluğa uğratmak, uğursuz olmak, kötüye yormak), şu'm (uğursuzluk), şeamet (uğursuzluk) * uğursuzluğa uğramış, uğursuz, kötü, bedbaht, şom

meşakkat : ara. * şakka (yarmak, yarılmak, ayırmak, bölmek, ikiye bölmek, çatlamak, çatlatmak, parçalanmak; sıkıntı vermek, zahmet vermek, zorluk çıkarmak, karşı gelmek), şikak (yarılma, ayrılma, bölünme, çatlama, parçalanma) * güçlük, sıkıntı, zorluk, zahmet; muhalefet, karşı gelme, adavet, düşmanlık

meşale : ara. * şaala (alevlenmek, parıldamak, parlamak, ateş almak, yanmak), şule (alev, parıltı, ateş) * ışıma, alev kaynağı, ışık kaynağı, ışıldak, kandil, çıra; aydınlık vermesi için hazırlanmış, ucunda uzun süre yanabilecek durumda ve alev çıkararak yanan bir madde bulunan değnek

meşarık : ara. * şaraka (aydınlanmak, parlamak), işrak (aydınlanma, parlama), şark (doğu) * Güneşin doğduğu yönler, doğular

meşari : ara. * şaraa (yol yapmak, yol oluşturmak, yol göstermek, yol açmak; suya giden açık yol belirlemek; bir hüküm koymak, kanun vazetmek), şeriat (yol, doğru yol, hak yolu, kural, kanun, yasa) * yollar, caddeler; sistemler, düzenler, kanunlar

meşarib : ara. * şaraba, şariba (içmek), şarab (içecek), şirb (içiş, içme), maşraba (içki ve su içmekte kullanılan ağzı açık, kulplu, küçük kap, içecek kabı) * içecekler, içme yerleri, içecek hazneleri; içmeler; yaratılışlar, yaratılış biçimleri, davranışlar, huylar, mizaclar, ahlaklar

meşat : ara. * şahada (şehit olmak, şahit olmak, tanık olmak, tanıklık etmek), şahid (tanık, gören) * bir şeye tanıklık etmek için toplanan halk, cenaze töreni; şehadet yeri, şehitlik, mezar, mezarlık; Yahudi mezarlığı; meşhad

meşayih : ara. * şeyh (yaşlı adam, pir, dede, koca; reis, ileri gelen) kelimesinin çogulu * ileri gelenler, ulu kişiler, din bilginleri, şeyhler, mürşitler veya hoca olarak öne çıkan bilge kişiler

meşbu : ara. * şaba (doymak, tatmin olmak, dolmak) * dolmuş, dolu durumda olan, dolu; doymuş

meşc : ara. * maşaca (karıştırmak, halt etmek, harmanlamak; bir arada bulunmak, karışmış olmak) * karışmış şey, karışım; dişi ve erkek üreme hücrelerinin (gametlerin) birleşerek yeni bir canlıyı oluşturması veya döllenmesi

meşcer : ara. * şecer (ağaç) * ağaçlık yer; aynı yaşta veya benzer yaş ve yapı özelliklerine sahip ağaçların oluşturduğu, ormancılıkta sınırları belirlenmiş orman parçası, ağaç topluluğu

meşcere : ara. * şecer (ağaç) * ağaçlık yer; aynı yaşta veya benzer yaş ve yapı özelliklerine sahip ağaçların oluşturduğu, ormancılıkta sınırları belirlenmiş orman parçası, ağaç topluluğu

meşdud : ara. * şedde (sıkmak, bastırmak, sıkıştırmak, kuvvet uygulamak, gerginleştirmek, sağlamlaştırmak) * kuvvetlice bağlanmış, sıkıca bağlı, sıkı

meşe : far. * bişa, mişe (çalılık, yaban yer, fundalık, orman) * kayıngillerden, (fagaceae) familyasından, Quercus cinsine bağlı, genellikle sert ve dayanıklı odunu ile bilinen, yaprak döken, yaklaşık dört yüz elli türü bulunan, kimi türleri her mevsim yeşil kalan, bazı türleri kışın yaprak döken, oval ve kenarları dişli yapraklı, tırtıl çiçekli, palamut meyvesi veren, kerestesi dayanıklı ve uzun ömürlü bir orman ağacı

meş'emet : ara. * şama (yönelmek, dönmek), şimal (sol) * sol, sol taraf

meşgale : ara. * şagala (uğraşmak, meşgul olmak, iş ile ilgilenmek, bir boşluğu veya alanı veya makamı işgal etmek), şugl (uğraşma, uğraşı, uğraş, işgal), işgal (uğraştırma, kaplama, doldurma, meşgul etme) * uğraş, uğraşı, uğraşılan şey, iş güç

meşgul : ara. * şagala (uğraşmak, meşgul olmak, iş ile ilgilenmek, bir boşluğu veya alanı veya makamı işgal etmek), meşgale (uğraş, uğraşı, iş güç * bir işle uğraşmakta, bir iş görmekte olan, uğraşan, yoğun, işi olan; işlemekte, çalışmakta, kullanılmakta olan

meşguliyet : ara. * şagala (uğraşmak, meşgul olmak, iş ile ilgilenmek, bir boşluğu veya alanı veya makamı işgal etmek), meşgul (bir işle uğraşmakta, bir iş görmekte olan, uğraşan, yoğun, işi olan; işlemekte, çalışmakta, kullanılmakta olan) + iyet (isim yapım ve durum eki) * uğraşma halinde olma, bir iş görme, bir şeyle uğraşma, çalışma durumu; iş, uğraş, uğraşı, iş güç

meşhed : ara. * şahada (şehit olmak, şahit olmak, tanık olmak, tanıklık etmek), şahid (tanık, gören) * bir kimsenin şehid düştüğü yer; bir şeye tanıklık etmek için toplanan halk, cenaze töreni; mezar, mezarlık, şehit mezarlığı, şehitlik; İranda bir şehir adı

meşher : ara. * şahara (sergilemek, göstermek, ortaya çıkarmak, belli etmek, tanıtmak, sunmak), teşhir (sergi, sunum) * teşhir yeri, gösterme yeri ve sergi alanı, sergi, sergilenen yer, teşhir veya halka açık gösterim yapılan yer; eserlerin, ürünlerin veya bilgilerin topluca sunulduğu alan

meşhet : ara. * şahada (şehit olmak, şahit olmak, tanık olmak, tanıklık etmek), şahid (tanık, gören) * bir kimsenin şehid düştüğü yer; bir şeye tanıklık etmek için toplanan halk, cenaze töreni; mezar, mezarlık, şehit mezarlığı, şehitlik; İranda bir şehir adı

meşhud : ara. * şahada (şehit olmak, şahit olmak, tanık olmak, tanıklık etmek), şahid (tanık, gören) * tanık olunan, şahit olunan, görünen, tanıklık edilen; şahitli, tanıklı, tanık olunmuş

meşhun : ara. * şahana (doldurmak) * doldurulmuş, dolu, dopdolu

meşhur : ara. * şahara (sergilemek, göstermek, ortaya çıkarmak, belli etmek, tanıtmak, sunmak), teşhir (sergi, sunum, gösterim) * herkesçe bilinen, çok tanınmış, ünü yaygın olan, ünlü

meşhut : ara. * şahada (şehit olmak, şahit olmak, tanık olmak, tanıklık etmek), şahid (tanık, gören) * tanık olunan, şahit olunan, görünen, tanıklık edilen; şahitli, tanıklı, tanık olunmuş

meşi : ara. * meşa, maşa (yürümek, gezmek, dolaşmak) * yürüme, dolaşma, meşy; doğru yola gitme (march, marcher, marschieren (yürümek) (ing., fra., alm.) )

meşiet : ara. * şaa, şae (dilemek, istemek, arzu etmek, talep etmek, irad etmek) * dileme, arzulama, talep etme, irad etme

meşihat : ara. * şeyh (yaşlı adam, pir, dede, koca; reis, ileri gelen), meşih (şeyh, yaşlı, saygıdeğer kişi, aziz kişi, reis, ileri gelen) * yaşlılar, şeyhler, azizler, saygıdeğerler, reisler, ileri gelenler

meşime : ara. * şamma (korumak, saklamak, muhafaza etmek) * memelilerde ana ile dölüt arasında kan alıp vermeyi sağlayan organ, döl yatağı, döl eşi, etene; meyveyaprakta yumurtacıkların bağlı bulunduğu bölüm, plasenta

meşin : far. * meş (koyun, koç) + in (ile ilgili, gibi, -a ait) * sepilenmiş koyun derisi ve bu deriden yapılmış olan

meşiyet : ara. * şaa, şae (dilemek, istemek, arzu etmek, talep etmek, irad etmek) * dileme, arzulama, talep etme, irad etme

meşk : ara. * meşeke (yazı alıştırması yapmak, yazıyı incelterek hızlı yazmak, çekip uzatmak) * öğretmenin tıpkısını yazmaları için öğrencilere verdiği yazı örneği; alışmak ve öğrenmek için yapılan çalışma, alıştırma, pratik, egzersiz, idman (müzik terimi); uzatmak, uzun uzun yazmak

meşkuk : ara. * şakka, şekke (kuşkulanmak, şüphelenmek), şekk (kuşku, şüphe) * şüpheli, kuşkulu

meşkur : ara. * şakara (teşekkür etmek, şükran duymak, övmek, minnettarlık belirtmek), şukr (teşekkür, övgü, minnet), teşekkur (övme, minnettarlık belirtme) * şükür ve teşekküre layık olan, teşekküre değer, övülmüş, beğenilmiş

meşküvv : ara. * şaka (sıkıntı çekmek, şikayet etmek; şikayet ettirmek, rahatsız ve mutsuz etmek, sıkıntı vermek, gücendirmek), şekve (rahatsız olma, mutsuz olma, sıkıntı çekme, gücenme, şikayet), meşakkat (zorluk, sıkıntı), muşteki (şikayet eden, yakınan) * kendinden şikayet edilen

meşmul : ara. * şamala (kaplamak, kapsamak, bürümek, sarmak, etfrafını çevirmek), şamil (kaplayan, kapsayan, bürüyen, saran, etrafını çeviren), şumul (kaplama, kapsama, bürüme) * kaplanmış, bürünmüş, kapsanmış, etrafı çevrilmiş, sarılmış, şümullenmiş

meşreb : ara. * şaraba, şariba (içmek), şarab (içecek), şirb (içiş, içme), maşraba (içki ve su içmekte kullanılan ağzı açık, kulplu, küçük kap, içecek kabı, maşrapa) * içecek, içme yeri, içecek haznesi; içme; yaratılış, yaratılış biçimi, davranış, huy, mizac, ahlak

meşrebe : ara. * şaraba, şariba (içmek), şarab (içecek), şirb (içiş, içme), maşraba (içki ve su içmekte kullanılan ağzı açık, kulplu, küçük kap, içecek kabı, maşrapa) * içecek, içme yeri, içecek haznesi, maşrapa

meşrep : ara. * şaraba, şariba (içmek), şarab (içecek), şirb (içiş, içme), maşraba (içki ve su içmekte kullanılan ağzı açık, kulplu, küçük kap, içecek kabı, maşrapa) * içecek, içme yeri, içecek haznesi; içme; yaratılış, yaratılış biçimi, davranış, huy, mizac, ahlak

meşrık : ara. * şaraka (aydınlanmak, parlamak), işrak (aydınlanma, parlama), şark (doğu) * Güneşin doğduğu yön, doğu

meşru : ara. * şer' (emir ve nehy gibi hükümlerin vazedilmesi; yol belirleme, yol gösterme), şaraa (yol yapmak, yol oluşturmak, yol göstermek, yol açmak; suya giden açık yol belirlemek; bir hüküm koymak, kanun vazetmek), şeriat (yol, doğru yol, hak yolu, kural, kanun, yasa) * hukuka uygun, şeriate uygun, caiz, doğru, hak; şeriatın kabul ettiği; haram ve yanlış olmayan (street, Straße (yol, cadde) (ing., alm.) )

meşru müdafaa : ara. * meşru (hukuka uygun, şeriate uygun, caiz, doğru, hak; şeriatın kabul ettiği; haram ve yanlış olmayan) + daf'a (itmek, tepmek, darbelemek, vurmak, savmak, tepmek, kovmak, def etmek, uzaklaştırmak, zorlamak, hareket ettirmek; korumak, savunmak, karşı koymak; püskürmek, fırlamak, şiddetle taşmak, (yanardağ) patlamak; tek seferde, tek kerede, tek kezde olmak), mudafaa (savunma) * haklı savunma; bir saldırı karşısında kişinin kendisini veya başkasını koruması

meşrub : ara. * şaraba, şariba (içmek) * içilmiş

meşrubat : ara. * şaraba, şariba (içmek), şarab (içecek), şirb (içme, içiş), meşreb (içecek, içme yeri, içecek haznesi; içme) + at (çoğul eki) * içilecek şeyler, içecekler

meşruh : ara. * şaraha, şeraha (genişletmek yaymak, açmak, açıklamak, yaymak, yarmak, yarıp içini çıkarmak), inşirah (genişletme, yayma), şerh (açma, açıklama, detaylandıma) * genişletilmiş, açıklanmış, yayılmış, şerh edilmiş

meşruhat : ara. * şaraha, şeraha (genişletmek yaymak, açmak, açıklamak, yaymak, yarmak, yarıp içini çıkarmak), inşirah (genişletme, yayma), şerh (açma, açıklama, detaylandıma), meşruh (genişletilmiş, açıklanmış, yayılmış, şerh edilmiş) + at (çoğul eki) * açıklanan şeyler, açıklamalar, yayılanlar, yayınlananlar

meşruiyet : ara. * şaraa (yol yapmak, yol oluşturmak, yol göstermek, yol açmak; suya giden açık yol belirlemek; bir hüküm koymak, kanun vazetmek), meşru (hukuka uygun, şeriate uygun, caiz, doğru, hak; şeriatın kabul ettiği; haram ve yanlış olmayan) + iyet (isim yapım ve durum eki) * kanuna, kurala, yasaya uygun olma durumu

meşrut : ara. * şart (koşul, kondisyon) * koşula bağlanmış, koşula bağlı, koşullu, şartlı

meşruten : ara. * meşrut (koşula bağlanmış, koşula bağlı, koşullu, şartlı) + en (gibi, olarak) * koşula bağlı olarak, şarta bağlı olarak

meşruti : ara. * meşrut (koşula bağlanmış, koşula bağlı, koşullu, şartlı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * koşula bağlı, şarta bağlı, koşullu, şartlı

meşrutiyet : ara. * meşrut (koşula bağlanmış, koşula bağlı, koşullu, şartlı) + iyet (isim yapım ve durum eki) * hükümdarla yönetilen bir ülkede, hükümdarın veya bir başbakanın başkanlığı altında bir hükümetin ve yasaları yapan seçilmiş bir parlamentonun bulunduğu yönetim biçimi

meşşai : ara. * meşa, maşa (yürümek, gezmek, dolaşmak), meşy (yürüme, gezme), meşşa (yürüyen, çok yürüyen) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yürüyen, dolaşan kişi veya varlık; adını “yürüyenler” (Peripatetikler) olarak bilinen Aristoteles’in Atina’daki yürüyerek ders verdiği okuldan alan, mantık, metafizik, doğa felsefesi ile ahlak teorilerini kapsayan, Aristoteles’in öğretisi ve öğrencilerinin takip ettiği sistem

meş'ur : ara. * şaara (idrak etmek, bilincinde olmak, farketmek, sezmek, hissetmek), şuur (idrak, bilinç, farkındalık) * idrakli, bilinçli, farkındalığı olan

meşveret : ara. * şavara (danışmak, öğüt almak, görüş sormak, fikir almak), istişare (danışma, öğüt alma, görüş sorma, fikir alma), muşavir (danışman, öğüt veren) * danışma, görüş alışverişinde bulunma, görüşme; bazı kuruluşlarda, kuruluşun işlerine ilişkin sorulara karşılık vermek, yol göstermek için kurulmuş kol

meşy : ara. * meşa, maşa (yürümek, gezmek, dolaşmak), meşşa (yürüyen, çok yürüyen) * yürüme, gezme

meşyen : ara. * meşa, maşa (yürümek, gezmek, dolaşmak), meşşa (yürüyen, çok yürüyen), meşy (yürüme, gezme) + en (gibi, olarak) * yürüyerek

met : ara. * madda, medde (uzatmak, uzanmak, germek), medd (uzama, uzanma, uzatma, germe, gerilme) * gelgit olayında denizin kabarması, kabarma

meta : ara. * meta (fayda, menfaat; kıymetli eşya, mal), emtia (maddeler, mallar) * madde, fayda, mal, eşya (matter, matière, Materie (madde) (ing., fra., alm.) )

meta : ara. * meta (ne zaman) * ne zaman

meta : gre. * me (ortasında, arasında) + ta (sonra, öte) * yeni, bir sonraki, değişim, sonra, sonrası, öte, ötesi, ardında, birlikte

meta analiz : gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, sonra, sonrası, öte, ötesi, ardında, birlikte) + analusis, analysis (çözümleme, analiz) (ana (tekrar, yeniden, yukarı doğru, yukarıya, yükseğe, üste, geri, arkaya, baş, önce, evvel) + lusis, lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) * aynı konuda farklı yer, farklı zaman ve farklı kişiler tarafından yapılmış olan araştırma sonuçlarının birleştirilmesi ve o konuda genel bir sonuç çıkarma işlemi; birden fazla çalışmadan elde edilen verilerin birleştirilmesi için tanımlanan istatistiksel prosedür

metab : ara. * taba (tevbe etmek, geri dönmek, vazgeçmek) * tevbe etme, geri dönme, vazgeçme

metabilim : gre., tür. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) (gre.) + bilim (bilme, ilim, tanıma) (tür.) * bir bilim dalının yöntemlerini, kavramlarını, varsayımlarını ve temel ilkelerini inceleyen üst düzey araştırma alanı, bilimin kendisini konu alan çalışma alanı

metabolik : gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + ballein (atmak, fırlatmak, savurmak; sıkıştırmak, sokmak, koymak, yerleştirmek), bole (atış, atma, fırlatış, fırlatma, gönderme) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * canlı organizmada kimyasal dönüşüm süreçleriyle ilgili; besinlerin enerjiye ve yapı taşlarına dönüştürülmesi süreciyle ilgili

metabolik asidoz : gre., lat. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + ballein (atmak, fırlatmak, savurmak; sıkıştırmak, sokmak, koymak, yerleştirmek), bole (atış, atma, fırlatış, fırlatma, gönderme) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + acidum, acidum, acidus (ekşi, asit) (lat.) + ose, osis, osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * genellikle diyabetik ketoasidoz, böbrek yetmezliği veya laktik asidoz kaynaklı olarak vücuttaki metabolik süreçler sonucu kanda bikarbonatın azalması veya asit yükünün artmasıyla pH’ın 7,35’in altına düşmesi durumu

metabolik sanrı : gre., tür. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + ballein (atmak, fırlatmak, savurmak; sıkıştırmak, sokmak, koymak, yerleştirmek), bole (atış, atma, fırlatış, fırlatma, gönderme) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + sanrı (zan, varsayım, zannetme) (tür.) * metabolik bozukluklara bağlı olarak gelişen, elektrolit dengesizlikleri, hipoglisemi, hipernatremi veya karaciğer-böbrek yetmezliği gibi nedenlerle ortaya çıkan geçici bilinç bulanıklığı ve algı bozukluğu; kişinin, bedeninin kısmen veya tamamen başka bir forma dönüştüğüne inanması sendromu

metabolit : gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + ballein (atmak, fırlatmak, savurmak; sıkıştırmak, sokmak, koymak, yerleştirmek), bole (atış, atma, fırlatış, fırlatma, gönderme) + ites (element, kayaç ve mineral eki) * canlı organizmada kimyasal tepkimeler sonucunda oluşan, metabolizmanın ara ürünleri veya son ürünleri olan maddeler

metabolizma : gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + ballein (atmak, fırlatmak, savurmak; sıkıştırmak, sokmak, koymak, yerleştirmek), bole (atış, atma, fırlatış, fırlatma, gönderme) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * canlı organizmada yaşamı sürdürmek için gerçekleşen tüm kimyasal dönüşüm süreçleri; besinlerin enerjiye ve yapı taşlarına çevrilmesi, hücre içi sentez ve yıkım olayları bütünü

metadon : gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + odyne (acı, ağrı) + on (kimyasal son ek) * ağrı kesici ve bağımlılık tedavisinde kullanılan, morfine alternatif sentetik opioid (C21H27NO)

metaf : ara. * tavafa (dönmek, dolanmak, etrafını dönmek, etrafını dolaşmak) * tavaf yeri, dolanma yeri

metafaz : gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + phasis (görünüş, görünüm, belirme, evre) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak) + isis (isim yapım eki) ) * hücre bölünmesinde kromozomların ekvator düzleminde toplanarak en belirgin biçimde gözlendiği evre

metafiz : gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme; doğa, tabiat, varlık) (phyein (doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek, gelişmek, şişmek, kabarmak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) * çocukluk döneminde büyüyen kemik parçası olan büyüme plağını içeren ve büyüdükçe diyafiz ve epifizlerin yakınında kemikleşen, epifiz ve diyafiz arasındaki uzun bir kemiğin boyun kısmı

metafizik : gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme; doğa, tabiat, varlık) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * doğal fizik olaylarının ötesinde olan, mevcut bilimsel veriler veya formüller ile açıklanamayan

metafor : gre. * metapherein (transfer etmek, aktarmak, devretmek) (meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + pherein (taşımak, nakletmek, getirmek, götürmek), phore (taşıma, nakletme, getirme, götürme) * ötesine taşıma; bir kelime veya cümlenin, içerdiği gerçek anlamı dışında bir anlamda kullanılması, mecaz, istiare, eğretileme, değismece

metagenez : gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * yaşam döngüsünde farklı üreme biçimlerinin veya farklı nesillerin birbirini izlemesiyle gerçekleşen gelişim biçimi, özellikle eşeyli ve eşeysiz üremenin dönüşümlü olarak görüldüğü yaşam döngüsü tipi

metagenomiks : gre., ing. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + omikos (sıfat yapım eki) * bir ortam veya topluluktaki tüm mikroorganizmaların genetik materyalini doğrudan analiz ederek çeşitliliğini, işlevlerini ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı

metaiodobenzilguanidin : gre., lat. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) (gre.) + iodo (iyot I2) + benzil (C6H5CH2 grubu) (lat.) + gaunidin (CH5N3) (guan (guano, gübre) (spa.) + idine (azot içeren heterosiklik bileşik eki) (lat.) ) (lat.) * genellikle nükleer tıp ve radyofarmasötik uygulamalarda kullanılan iyot içeren guanidin türevi kimyasal bileşik (C8H10IN3)

metakarp : gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + karpos (el, bilek kemiği) * elin parmaklarla bilek arasındaki beş uzun kemiği; avuç kemiği

metakarpal : gre., lat. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + karpos (el, bilek kemiği) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * elin avuç bölgesindeki metakarp kemikleriyle ilgili; metakarp kemiklerine ait

metakarpofalangeal : gre., lat. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + karpos (el, bilek kemiği) + phalanx, phalangis (parmak kemiği) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * elin metakarp kemikleri ile parmak kemikleri arasındaki eklemle ilgili; metakarp ve falanks eklemiyle ilişkili

metaklopramid : gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + khloros (klor) + procaine (prokain; lokal anestezik) + amide (amonyaktan bir hidrojen atomunun bir asil grubu (R–CO–) ile değiştirilmesiyle elde edilen, R-CONH2 grubunu içeren bir organik bileşik) ) * mide boşalmasını hızlandıran ve bulantı-kusmayı önleyen prokinetik ve antiemetik ajan olan sentetik bir ilaç

metakognisyon : gre., lat. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) (gre.) + cognoscere (öğrenmek; anlamak; tanımak, bilmek) (co, com (birlikte, beraber, ile) + gnoscere (bilmek, tanımak) ) + tio (isim yapım eki) (lat.) * bireyin kendi bilişsel süreçlerinin farkında olması, onları izlemesi, değerlendirmesi ve düzenlemesi yetisini; yani “nasıl düşündüğünü düşünme” kapasitesini ifade eden bilişsel üst-düzey yetiler bütünü

metakrezol : gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + cresol (metilfenol; C6H4CH3OH) * antiseptik ve dezenfektan olarak kullanılan, tarımda fungisit olarak kullanılan, insülin glarjinin bir bileşeni ve fenol türevi olan farmasötik bir eksipiyan (C7H8O)

metal : gre., lat. * metallon (maden, cevher, işlenebilir taş) (gre.); metallum (lat.) * katı, genellikle parlak, ısı ve elektriği ileten, dövülebilen ve şekil verilebilen element veya alaşım (örneğin demir, altın, alüminyum, bakır, çinko, magnezyum, nikel, volfram, cıva, paladyum vb.)

metalik : gre. * metallon (maden, cevher, işlenebilir taş) (gre.); metallum (lat.) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.); icus (lat.) * fiziksel veya görsel açıdan metallerin parlaklık, sertlik, ısı ve elektriği iletme gibi kendine has özelliklerini taşıyan, metale benzeyen, metale ait, metal gibi

metalloproteinaz : gre., lat. * metallon (maden, cevher, işlenebilir taş) (gre.); metallum (lat.) + protein (protein) + ase (enzim eki) (lat.) * metal iyonu içeren, dokuların yeniden şekillenmesinde ve çeşitli biyokimyasal süreçlerde görev alan ve proteinleri parçalama özelliğine sahip enzim

metalografi : gre., lat. * metallon (maden, cevher, işlenebilir taş) (gre.); metallum (lat.) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * metallerin mikro ve makro yapısını inceleyen bilim dalı; metalin yapısal özelliklerini analiz etme ve görüntüleme yöntemi

metaloit : gre., lat. * metallon (maden, cevher, işlenebilir taş) (gre.); metallum (lat.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) * metal ile ametal özellikleri arasında fiziksel ve kimyasal özellikler gösteren element, yarı metal, metalsi

metalsi : gre., lat., tür. * metallon (maden, cevher, işlenebilir taş) (gre.); metallum (lat.) + si (gibi, ile ilgili, benzer) (tür.) * metal ile ametal özellikleri arasında fiziksel ve kimyasal özellikler gösteren element, yarı metal, metaloid

metalurji : gre., lat. * metallon (maden, cevher, işlenebilir taş) (gre.); metallum (lat.) + ergia (iş durumu, çalışma durumu, eylemsellik) (ergos, ergon (iş, çalışma, eylem) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * metallerin çıkarılması, işlenmesi ve saflaştırılması ile ilgilenen bilim ve teknoloji dalı

metalürji : gre., lat. * metallon (maden, cevher, işlenebilir taş) (gre.); metallum (lat.) + ergia (iş durumu, çalışma durumu, eylemsellik) (ergos, ergon (iş, çalışma, eylem) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * metallerin çıkarılması, işlenmesi ve saflaştırılması ile ilgilenen bilim ve teknoloji dalı

metalürjik : gre., lat. * metallon (maden, cevher, işlenebilir taş) (gre.); metallum (lat.) + ergia (iş durumu, çalışma durumu, eylemsellik) (ergos, ergon (iş, çalışma, eylem) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * metalürji ile ilgili

metamalzeme : gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) (gre.) + malzeme (lazım olan şey, madde, materyel, gereç) (ara.) * doğal malzemelerde bulunmayan olağanüstü fiziksel özellikler gösterecek şekilde yapısı yapay olarak tasarlanmış, elektromanyetik dalgalar, ses veya mekanik dalgalarla etkileşimi kontrol edilebilen ileri mühendislik malzemesi

metamatematik : gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + manthanein (öğrenmek, anlamak), mathematikos (mathema (bilgi, öğrenme, öğrenilmiş olan) (ma (ön ek) + thema (konu, tema) ) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * matematiğin kendisini, yöntemlerini ve mantığını inceleyen matematik dalı; matematiksel sistemlerin tutarlılığı, yapısı ve kuralları üzerine çalışma

metamateryal : gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) (gre.) + material (madde, malzeme, öz, esas, temel; önemli, esaslı şey) (mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak) + ialis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) * doğal malzemelerde bulunmayan olağanüstü fiziksel özellikler gösterecek şekilde yapısı yapay olarak tasarlanmış, elektromanyetik dalgalar, ses veya mekanik dalgalarla etkileşimi kontrol edilebilen ileri mühendislik malzemesi

metamer : gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + meros (parça, bölüm, kısım, birim) * aynı kimyasal bileşime sahip olmakla birlikte atomların veya fonksiyonel grupların molekül içindeki dağılımı farklı olan bileşiklerden her biri; biyolojide ise birbirini izleyen benzer vücut bölümlerinden veya segmentlerden oluşan yapısal birimlerden her biri

metamerizm : gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + meros (parça, bölüm, kısım, birim) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * aynı molekül formülüne sahip organik bileşiklerde merkez atom veya fonksiyonel grupların farklı karbon zincirlerine bağlanması sonucu ortaya çıkan yapısal izomerlik olgusu; biyolojide ise vücudun birbirini izleyen benzer bölümlere veya segmentlere ayrılmasıyla oluşan yapısal düzenlenme biçimi

metamizol sodyum : gre., lat. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + mizol (fenazon türevi) + sodium (natrium (Na), tuz formu) * ağrı kesici ve ateş düşürücü etkisi olan, sodyum tuzu formunda kullanılan non-opioid analjezik ve antipiretik ilacın etken maddesi (C13H16N3NaO4S)

metamorf : gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + morphe (form, şekil, biçim) * başlangıçtaki yapısını veya bileşimini değiştirerek dönüşüme uğramış yapı veya kayaç; özellikle metamorfik süreçlerle oluşmuş, başkalaşmış kayaç veya organizma biçimi

metamorfik : gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + morphe (form, şekil, biçim) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * başka bir biçime veya yapıya dönüşmüş; özellikle jeolojide yüksek basınç ve sıcaklık altında yapısı değişmiş kayaçları niteleyen

metamorfizm : gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + morphe (form, şekil, biçim) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * kayaçların yüksek basınç ve sıcaklık etkisiyle mineralojik ve yapısal özelliklerinin değişmesi süreci; metamorfik dönüşüm

metamorfopsi : gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + morphe (form, şekil, biçim) + opsis (görme, görünüm) * genellikle göz veya beyin kaynaklı olarak ortaya çıkan ve nesnelerin veya şekillerin boyutlarının gerçekte olduğundan farklı algılanması ile karakterize olan bir görsel duyu bozulması durumu

metamorfoz : gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + morphosis (şekillenme, şekillendirme, biçimlenme, biçimlendirme) (morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * şekil değişimi, başkalaşım, dönüşüm, fiziksel bir halden başka bir fiziksel hale geçiş

metan : gre. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + ane (hidrokarbon son eki) * en basit alkan olan renksiz, kokusuz ve yanıcı gaz (CH4)

metanefridyum : gre., lat. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + nephros (böbrek) + idion (küçültme eki) (gre.); ium (lat.) * halkalı solucanlar, yumuşakçalar ve bazı diğer omurgasızlarda bulunan, vücut boşluğundaki atık maddeleri süzüp dışarı atan boşaltım organı, gelişmiş nefridyum tipi

metanefroz : gre., lat. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + nephros (böbrek) + osis (durum, sorun ve isim yapım eki) * omurgalı embriyosunda gelişen, erişkin böbreği oluşturan son böbrek evresi; amniyotlarda (sürüngenler, kuşlar ve memeliler) kalıcı böbrek tipi

metanet : ara. * tanna (sağlam olmak, dayanıklı olmak), metin (sağlam, dayanıklı; güvenilir) * güçlü ve sağlam olma, dayanıklılık (tenaxitas, tenacity, ténacité) (sağlamlık, dayanıklılık) (lat, ing., fra.) )

metanojenez : gre. * methane (en basit alkan olan renksiz, kokusuz ve yanıcı gaz (CH4) ) (methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + ane (hidrokarbon son eki) ) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * organik maddelerin oksijensiz ortamda mikroorganizmalar tarafından parçalanarak metan gazına dönüştürülmesi

metanol : gre. * methyl (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + ane (hidrokarbon son eki) + ol (alkol grubu (-OH) eki) * sanayide çözücü, yakıt ve kimyasal sentezlerde kullanılan renksiz, uçucu ve yanıcı sıvı (CH3OH)

metaplastik : gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + plastikos (biçimlendirilebilir, şekil verilebilir) (plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * şekli, biçimi veya yapısı değiştirilebilen, şekil verilebilen veya yeniden şekillendirilebilen maddelerle ilgili

metaplazi : gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasis (şekillenme, şekil verme, biçimlenme, oluşma, büyüme) * bir doku veya hücre tipinin başka bir doku veya hücre tipine dönüştüğü adaptif veya patolojik değişim süreci

metapsişik : gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + psuche, psykhe (ruh, zihin) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * normal psikolojik sınırların ötesinde zihinsel veya ruhsal olgularla ilgili, parapsikoloji ve ruhsal fenomenlerle ilişkili

metar : araç * matara (yağmak, dökülmek, düşmek, isabet etmek) * yağmur veya başka bir şeyin düşmesi, isabet etmesi hali; meteoroloji bağlamında “yağış ölçüm istasyonu”

metaraminol : gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + amino (amin grubu) + phenyl (fenil grubu C6H5-) + ol (alkol grubu) ) * kan basıncını artırmak için kullanılan vazopressör etkili sentetik katekolamin türevi ilacın etken maddesi (C9H13NO2)

metasequoia : gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + sequoia (ağaç adı) * Cupressaceae familyasına ait, yaşayan fosil olarak bilinen yaprak döken kozalaklı ağaç cinsi

metasestod : gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + kestos (kuşak, kemer, sarmal yapı, kavrama için sarılan şey) (gre.); cestus (lat.), cestoda (parazitik bağırsak solucanı, tenya) * cestodların (tenyaların) yaşam döngüsünde larva evresinden olgun evreye geçişi sırasında görülen ara evre olan, parazitin metamorfik değişim geçirdiği aşama

metastatik : gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + histanai (durmak, durdurmak, yerleştirmek), statikos (duran, durağan, hareketsiz, dengeye ilişkin) (stasis (durma, ayakta durma, dikilme, durgunluk, durum, denge, sabit kalma, duruş veya kuvvetlerin karşı karşıya gelmesi, yer), statos (durmuş, yerleştirilmiş, sabit kılınmış, duran, sabit duran, hareketsiz kalan) + ikos (ile ilgili, gibi) ) * sonraki duruma geçişsel; bir hastalığın, özellikle kanserin, bir organdan başka bir organa yayılma veya yerleşme özelliği gösteren

metastaz : gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + stasis (durma, ayakta durma, durgunluk, sabit kalma, duruş veya kuvvetlerin karşı karşıya gelmesi, durum, yer) * durum değiştirme, bir sonraki yere geçme, bir sonraki duruma geçme; bir hastalığın, özellikle kanserin, bir organdan başka bir organa yayılması veya yerleşmesi

metastazektomi : gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + stasis (durma, ayakta durma, durgunluk, sabit kalma, duruş veya kuvvetlerin karşı karşıya gelmesi, durum, yer) + ektomia (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir tümörün başka bir organa yayılmış metastazlarının cerrahi olarak çıkarılması işlemi

metatars : gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + tarsos (ayak bileği) * ayak bileği ile parmaklar arasındaki beş uzun kemik; ayak tarak kemikleri

metatarsofalangeal : gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + tarsos (ayak bileği) + phalanx, phalangis (parmak kemiği) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ayaktaki metatars kemikleri ile parmak kemikleri arasındaki eklemle ilgili

metatez : gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + tithenai (koymak, yerleştimek, sunmak), thesis (koyma, yerleştirme, konumlandırma, kurma, sunma) * dilbilimde bir kelimedeki seslerin veya hecelerin yer değiştirmesi ve kelime yapısında fonetik değişim sonucu yeni bir kelime biçimi oluşması

meta-ul gurur : ara. * meta (fayda, menfaat; kıymetli eşya, mal) + el (ön ek, artikel) + gurur (aldanma, yanılma) * aldatıcı fayda, aldatıcı menfaat; Kur'an'da dünya hayatını niteleyen ifade

metavers : gre., lat. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + versus (dönmüş, çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen) (vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * yeni düzen, değişmiş düzen; kullanıcıların, bilgisayar tarafından oluşturulmuş bir ortamla ve diğer kullanıcılarla etkileşime girebilmesini sağlayan sanal gerçeklik uzayı

metazolin : gre., lat. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) (gre.) + azolin (azool türevi) (azote (azot) + ol (alkol OH grubu) ) * burun mukozasında damarları büzerek burun tıkanıklığını gidermeye yarayan lokal dekonjestan ilacın etken maddesi (C16H24N2)

metazori : gre. * me, meta, meto (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) (gre.) + zor, zur (güç, kuvvet, kudret, enerji, şiddet, baskı meşakkat) (far.), zori (gre.) * zor kullanarak veya zor altında kalarak, zorla, dayatmayla

metbu : ara. * taba (tabi olmak, itaat etmek, uymak; takip etmek, bağlanmak) * kendisine bağlanılan

mete : çin. * mo (hiç, yok) + du (kesmek, şehir, çıkarmak) * Xiongnu İmparatorluğu'nun kurucusu olan Modu Chanyu'nun bölgesel adı olan "Mo-du"nun telaffuz bozukluğuna uğramış hali

metenamin : gre., lat. * methen (metan türevi) (methyl (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + ane (hidrokarbon son eki) ) (gre.) + amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) (lat.) * idrar yolu enfeksiyonlarını önlemek için kullanılan, idrarda formaldehite dönüşerek antibakteriyel etki gösteren heterosiklik amonyum tuzu (C6H12N4)

metenamin hippurat : gre., lat. * methen (metan türevi) (methyl (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + ane (hidrokarbon son eki) ) (gre.) + amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) (lat.) * hippurat (benzoik asit ve glisin türevi) (hippos (at) + ouron (idrar, sdik) (gre.) + ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek) ) (lat.) )

metenolon : gre., lat. * methen (metan türevi) (methyl (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + ane (hidrokarbon son eki) ) (gre.) + enolone (enon yapılı steroid türevi) * anabolik-androjenik steroid; kas kütlesini artırmak ve protein sentezini desteklemek için kullanılan sentetik hormon (C20H30O2)

metenolon enantat : gre., lat. * methen (metan türevi) (methyl (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + ane (hidrokarbon son eki) ) (gre.) + enolone (enon yapılı steroid türevi) + enanthate (enantik asit ester türevi) * kemik iliği yetmezliğinden kaynaklanan aneminin tedavisinde ve kas kütlesini artırmak ve protein sentezini desteklemek amacıyla kullanılan enanthate ester bağlı uzun etkili anabolik-androjenik steroid (AAS), primobolan depot ve nibal Injection (C27H42O3)

meteor : gre. * meteoros (yükselen, havada olan) (meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + aer (hava) + os (son ek) ) * havada yukarıda duran, havada asılı olan; uzaydaki gök cisimlerinden kopan asteroid veya meteoroidlerin Dünya atmosferine girerken yüksek hız kaynaklı sürtünmeden dolayı ısınıp plazma oluşturması, parlak ışık yayması ve kısmen veya tamamen yanarak parçalanması fenomeni, yıldız kayması

meteorid : gre. * meteoros (yükselen, havada olan) (meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + aer (hava) + os (son ek) ) + ites (element, kayaç ve mineral eki) * Güneş Sistemi içinde dolaşan, bir asteroitten daha küçük (genellikle mm-metre ölçeğinde), henüz Dünya atmosferine girmemiş katı kaya veya metal kökenli gökcismi

meteorizm : gre. * meteoros (yükselen, havada olan) (meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + aer (hava) + os (son ek) ) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * atmosferde gözlemlenen hava olayları veya değişiklikleri; özellikle sıcaklık, basınç, rüzgâr, yağış ve bulutlanma gibi meteorolojik olayların tümü

meteoroid : gre. * meteoros (yükselen, havada olan) (meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + aer (hava) + os (son ek) ) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * uzaydan gelen, gezegenler arası kökenli küçük kaya veya metal parçası; atmosfere girdiğinde meteor olayına neden olabilen gök taşı parçası

meteorolog : gre. * meteoros (yükselen, havada olan) (meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + aer (hava) + os (son ek) ) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * atmosferdeki hava olaylarını, iklim ve meteorolojik olayları inceleyen bilim insanı; hava durumu tahmini yapan uzman

meteoroloji : gre. * meteoros (yükselen, havada olan) (meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + aer (hava) + os (son ek) ) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * atmosferde gerçekleşen hava olaylarını, iklim ve meteorolojik değişimleri inceleyen bilim dalı; sıcaklık, basınç, rüzgar, bulut ve yağış olaylarını araştıran bilim

meteorolojik : gre. * meteoros (yükselen, havada olan) (meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + aer (hava) + os (son ek) ) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * atmosfer ve hava olaylarıyla ilgili; hava durumu ve iklim olaylarına ait özellikleri veya nitelikleri tanımlayan, meteoroloji ile ilgili

meters : gre., far. * meter (anne, ana, valide, çocuk doğuran kadın) + is (son ek) (gre.); meters (far.) * savaşta, korunmak amacıyla yapılan toprak tümsek, siper; kapının açılmaması için arkasına konulan ağaç

metfen : ara. * dafana (gömmek), defn, dafn (gömme), medfun (gömülmüş) * defin yeri, gömü yeri, gömme yeri, gömüt, mezar

metformin : gre., lat. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) (gre.) + formine (formamid (HCONH2) türevi) (lat.) * diyabet tedavisinde kullanılan, tip 2 diyabet yönetiminde yaygın olarak reçete edilen, kan şekeri seviyelerini düşüren, insülin duyarlılığını artıran oral antidiabetik ilacın etken maddesi (C4H11N5)

metfun : ara. * dafana (gömmek), defn, dafn (gömme), medfen (gömme yeri, gömü yeri, mezar, kabir) * gömülmüş, defnedilmiş

meth : ara. * madaha (övmek, takdir etmek, yüceltmek), medh (övme, takdir, yüceltme) * bir kişiyi, davranışı veya başarıyı överek takdir etme; hayranlık veya beğeni ifade etme eylemi; olumlu niteliklerini dile getirme

methaldar : ara., far. * dahala (girmek, içeriye girmek, dahil olmak, nüfuz etmek), dahl (giriş, dahil olma), duhul (giriş, iç taraf geçiş), medhal (giriş, giriş yeri, kapı, duhul yeri) (ara.) + dar (tutan, alan, taşıyan, koruyan, sahip olan, edinen) (far.) * bir işte parmağı bulunan, bir işe karışmış olan

methali : ara. * dahala (girmek, içeriye girmek, dahil olmak, nüfuz etmek), dahl (giriş, dahil olma), duhul (giriş, iç taraf geçiş), medhal (giriş, giriş yeri, kapı, duhul yeri) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir işe karışmış, bir işte parmağı olan

methemoglobinemi : gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + haima, haimat (kan) (gre.) + globus (küre, top) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * oksijen taşıma kapasitesinin azalmasına yol açan ve mavimsi cilt rengi ve hipoksiye sebep olabilen, kandaki normal hemoglobinin methemoglobine dönüşmesi ile karakterize hematolojik bozukluk

methetmek : ara., tür. * madaha (birisinin iyiliğini, iyi vasıflarını söylemek, övmek, takdir etmek, yüceltmek, methetmek, sitayişle bahsetmek), medh (övgü, övme, takdir) (ara.) + etmek (yapmak, eylemek, işlemek) (tür.) * birisinin iyiliğini, iyi vasıflarını söylemek, övmek, takdir etmek, yüceltmek, methetmek, sitayişle bahsetmek

methiye : ara. * madaha (birisinin iyiliğini, iyi vasıflarını söylemek, övmek, takdir etmek, yüceltmek, methetmek, sitayişle bahsetmek), medh (övgü, övme, takdir) (ara.) + iye (isim yapım ve durum eki) * bir kişiyi, davranışı veya başarıyı övmek amacıyla yazılan veya söylenen söz veya yazı; överek takdir etme; hayranlık ve beğeni ifade etme türünde edebi metin

methüsena : ara. * madaha (birisinin iyiliğini, iyi vasıflarını söylemek, övmek, takdir etmek, yüceltmek, methetmek, sitayişle bahsetmek), medh (övgü, övme, takdir) + u (bağlaç) + sena (övgü, övme, yüceltme, yücelik, takdir) * yüksek derecede övgü ve takdir edilen; saygı ve hayranlık uyandıran kişi veya davranış; genellikle mutlak takdir ve övgü ifade eden nitelik

metil : gre. * methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) * tek bir karbonun varlığını belirtmek için "met" önekini kullanan bir alkan veya alkil molekülü için organik kimya teriminin IUPAC terminolojisi (CH3)

metildopa levorotatory : gre. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + dopa (3,4-dihidroksifenilalanin türevi) + levorotatorius (ışığı sola çeviren, optik olarak sol dönen) (ing.) (laevus (sol, sol yönlü, sola döndürücü, L-izomer) + rotare (dönmek, çevresini turlamak) + ius (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) ) * hipertansiyon tedavisinde kullanılan, kan basıncını düşüren, dopamin metabolizmasını etkileyen, optik olarak sola dönen izomer formda bulunan antihipertansif ilacın etken maddesi (C10H13NO4)

metilen : gre. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + en (çift bağ veya kimyasal bağ eki) * çeşitli organik bileşiklerin yapısında yer alan ve reaktivite sağlayan, iki karbon atomu arasında çift bağ içeren veya köprüleyen kimyasal fonksiyonel grup (CH2)

metilendifosfanat : gre., lat. * metilen (iki hidrojenle bağlı karbon grubu, -CH2-) (methyl (metil CH3) + en (çift bağ veya kimyasal bağ eki) ) + phosphoros (fosfor elementi; ışık getiren) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) )+ an (bağlaç) + ate (asidin tuzu veya esteri belirteci) * kimyasal sentezlerde ara madde olarak görev yapan ve toksik özellikler gösterebilen organofosfor türevi (C3H9O3P)

metilendioksimetamfetamin : gre. * metilen (iki hidrojenle bağlı karbon grubu, -CH2-) (methyl (metil CH3) + en (çift bağ veya kimyasal bağ eki) ) + di (iki, ikili, çift) + oxys (keskin, oksijen eki) + meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + am (amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) + phenyl (fenil grubu C6H5-) + tamine (bileşikte amin grubunun olduğunu belirten son ek) * sinir sistemi üzerinde güçlü uyarıcı ve halüsinojen etkiler gösteren, kimyasal yapısı metilen-dioksi grubu ile değiştirilmiş amfetamin türevi sentetik madde (C11H15NO2)

metilfenidat : gre., lat. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), pheno (göstermek, ortaya çıkarmak; fenil grubu, aromatik halka) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) + ate (tuz veya ester eki) * dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) tedavisinde kullanılan; narkolepsi tedavisinde reçete edilen; merkezi sinir sistemi uyarıcısı olan; dopamin ve noradrenalin geri alımını engelleyerek etkisini gösteren psikoaktif ilacın etken maddesi (C14H19NO2)

metilik : gre. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * metil özelliği gösteren, metil ile ilgili

metillergometrin : gre. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + * ergo, ergon (iş, etki; ergot mantarı kökü) + metrine (ergometrine, ergot alkaloidi türevi)

metilprednizolon : gre. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + prednisolone (kortikosteroid türevi bileşik; prednison’un hidroksillenmiş türevi) * iltihaplı hastalıkların tedavisinde kullanılan alerjik reaksiyonların kontrolünde reçete edilen bağışıklık sistemini baskılayan, kortikosteroid sınıfına ait sentetik glukokortikoid ilacın etken maddesi (C22H30O5)

metilprednizolon asepponat : gre. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + prednisolone (kortikosteroid türevi bileşik; prednizonun hidroksillenmiş türevi) + ase (ester türevlerini veya ilaçta koruyucu-aktif grup) * phosphoros (fosfor elementi; ışık getiren) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) + anate (asidin tuzu veya esteri belirteci)

metiltiyoninyum klorür : gre., lat. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) (gre.) + thioninium (sülfürlü aromatik iyon; tiyonyum türevi) + chloride (khloros (klor Cl⁻ iyonu) (gre.) + ide (ikili bileşik, anyon eki) (lat.) ) * antiseptik ve dezenfektan olarak kullanılan, bazı medikal ve laboratuvar uygulamalarında boyar madde olarak kullanılan, methemoglobinemi tedavisinde intravenöz olarak reçete edilen, kimyasal olarak sentetik bir tiyonyum tuzu, metilen mavisi, (C16H18ClN3S)

metiltransferaz : lat., gre. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) (gre.) + transfer (aktarma, ileti) + ase (enzim eki) (lat.) * metil grubunun (CH3) bir kimyasal maddeden (çoğunlukla SAM adı verilen bir koenzimden) diğerine aktarımını katalizleyen enzim grubu

metimazol : gre., lat. * methyl (metil (CH3) grubu) + imid (azot içeren amid türevi organik kök; imidazol/imidazolidin türevi kök) + azole (mantar önleyici ilaçlarda yer alan bir veya daha fazla nitrojen (azot) atomu içeren 5 üyeli bir halkaya sahip bir grup heterosiklik bileşik belirtici ek) (azotos, azotikos (yaşamsız, cansız, hayatsız) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) ) * tiroid bezinde tiroit hormonlarının sentezini engelleyen, hipertiroidi ve Graves hastalığının tedavisinde kullanılan antitiroid ilacın etken maddesi (C4H6N2S)

metin : ara. * metana (güçlü olmak, sağşam olmak, dayanmak, dayanıklı olmak), metin (sağlam, dayanıklı; söz, yazı, yazılı belge) * bir fikir, düşünce veya bilginin yazılı olarak ifade edildiği, anlam bütünlüğü taşıyan yazı veya belge, kitap, makale, şiir veya herhangi bir yazılı eser

metirapon : lat., gre. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) (gre.) + 3-pyridyl (piridin halkası) + one (oksijenli bileşik, keton grubu (C=O) ) (lat.) * adrenokortikal fonksiyon testi ve Cushing sendromu tanısında kullanılan, kortizol üretimini geçici olarak baskılayan, sentetik olarak üretilmiş kimyasal bileşik; steroid biyosentezini inhibe eden farmakolojik ajan (C14H14N2O)

metis : fra. * métis (iki farklı köken, ırk veya türün karışımı, melez) * iki farklı köken veya ırkın birleşiminden oluşan; karışık kökenli, hibrit; biyolojide türler arası melezler veya kültürel bağlamda farklı kökenlerin birleşimiyle oluşan birey veya varlık; ırkları ayrı bir ana babadan doğmuş, her iki ırkın kimi özelliklerini kendinde taşıyan (kimse); karışık, katışık, melez

metis : gre. * metis (akıl, bilgelik, kurnazlık, stratejik zeka) * zeka, akıl ve deneyimle hareket etme; stratejik düşünce ve kurnazlık; olayları öngörerek uygun çözüm üretme yeteneği; Yunan mitolojisinde, Okeanos ile Tethys'in kızı, akıl ve hikmet tanrıçası

metiserjid : lat., gre. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + sergide (serotonin reseptörleri üzerinde etkili ergot alkaloidi türevi) * migren ve küme baş ağrılarının önlenmesinde kullanılan, serotonin reseptörlerini etkileyen, vasküler baş ağrılarını azaltan, ergot alkaloid sınıfına ait farmakolojik ilacın etken maddesi (C21H27N3O2)

metisilin : gre. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + ciline (penisilin türevi antibiyotik eki) (silin (silikos, silikon, silis) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) (lat.) * beta-laktamaz üreten bakterilere karşı dirençli olarak geliştirilmiş, bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde kullanılan, özellikle Staphylococcus aureus ve diğer gram-pozitif bakterilere karşı etkili olan penisilin sınıfına ait sentetik antibiyotik, (C17H20N2O6S)

metiyonin : lat., gre. * methion (methyl (CH3 grubu) ) + ion (iyon, elektrik yüklü atom veya grup) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * sülfür içeren temel bir aminoasit, protein sentezinde görev alan ve vücutta metil grubu taşıyan önemli bir yapı taşı (C5H11NO2S)

metod : gre. * methodos (yol, izlenen yol, sistematik yaklaşım, yöntem, usül, yordam) (meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + hodos (yol; süreç) ) * bir işin yapılma veya bir amaca ulaşma biçimi, sistematik çalışma veya inceleme yolu, planlı ve düzenli uygulama biçimi, bilimsel veya pratik süreçleri düzenleyen yaklaşım, yöntem, usül

metodik : gre. * methodos (yol, izlenen yol, sistematik yaklaşım, yöntem, usül, yordam) (meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + hodos (yol; süreç) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * planlı ve düzenli, sistematik, adım adım ilerleyen, belli bir yöntem veya mantık çerçevesinde uygulanan, organize edilmiş çalışma veya inceleme biçimi, metodlu, metoda dayalı

metodoloji : gre. * methodos (yol, izlenen yol, sistematik yaklaşım, yöntem, usül, yordam) (meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + hodos (yol; süreç) ) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir konuya yaklaşım veya araştırma yöntemlerini inceleyen bilim dalı, sistematik araştırma ve çalışma yöntemleri, bilimsel veya pratik süreçleri düzenleyen yöntemlerin bütününü inceleyen disiplin, metodbilim

metodolojik : gre. * methodos (yol, izlenen yol, sistematik yaklaşım, yöntem, usül, yordam) (meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + hodos (yol; süreç) ) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yöntem veya sistematik yaklaşım ile ilgili, sistematik ve planlı, belirli bir metod veya kurallar çerçevesinde yapılan, bilimsel veya düzenli çalışma ile ilişkili, metodoloji ile ilgili

metohekzital : gre. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + hexa (altı; altı karbonlu halka) (gre.) +ite (element, kayaç ve mineral eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) (barbitürik asit türevi) * cerrahi ve endoskopik işlemlerde kısa etkili intravenöz anestezik olarak ve derin sedasyon sağlamak için kullanılan, merkezi sinir sistemi üzerinde depresan etkisi gösteren barbitürat türevi ilacın etken maddesi (C14H18N2O3)

metokarbamol : gre. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) (gre.) + carbamol (karbamat türevi kimyasal grup) (carbam (karbamat grubu, -CONH₂ türevi) + ol (alkol veya hidroksil grubu OH) ) (lat.) * kas spazmlarının tedavisinde kullanılan, merkezi sinir sistemi üzerinde kas gevşetici etki gösteren, ağrı ve spazmları azaltan, oral veya parenteral uygulanabilen farmakolojik ajan (C11H15NO5)

metoklopramid : gre., lat. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) (gre.) + clopramide (klorofenil ve amide türevi) (khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum (lat.) + pramide (amidin türevi, kimyasal yapı) ) (lat.) * mide ve bağırsak hareketlerini artıran, bulantı ve kusmayı önleyen, gastroözofageal reflü tedavisinde kullanılan, dopamin D2 reseptörlerini etkileyen prokinetik ve antiemetik ilacın etken maddesi (C14H22ClN3O2)

metoksamin : gre., lat. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) (gre.) + oxamin (amin ve oksijen içeren kimyasal grup) (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) (lat.) ) * kan damarlarını daraltarak kan basıncını artıran, α-adrenerjik reseptörleri uyaran, hipotansiyon tedavisinde kullanılan, sempatomimetik etkili farmakolojik ajan (C11H17NO3)

metoksazol : gre., lat. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + oxazol (beş üyeli heterosiklik oksazol halkası) (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + azole (mantar önleyici ilaçlarda yer alan bir veya daha fazla nitrojen (azot) atomu içeren 5 üyeli bir halkaya sahip bir grup heterosiklik bileşik belirtici ek) (azotos, azotikos (yaşamsız, cansız, hayatsız) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) ) * antibakteriyel veya antifungal özellikler taşıyan, heterosiklik kimya sınıfına ait, biyokimyasal araştırmalarda kullanılan farmasötik sentetik organik bileşik (C4H5NOCH3)

metoksifluran : gre., lat. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + fluran (fluorinden türeme) (lat.) * inhalasyon yoluyla uygulanan, genel anestezi sağlayan, merkezi sinir sistemi üzerinde depresan etkisi gösteren, halojenli eter sınıfına ait volatile anestezik ilacın etken maddesi (C3H4Cl2F2O)

metokssalen : gre., lat. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + xalen (furan veya psoralen türevi heterosiklik yapı) (lat.) * deri hastalıklarının tedavisinde (özellikle vitiligo ve psoriazis) kullanılan, UVA ışığı ile birlikte fototerapi sağlayan, psoralen sınıfına ait fotoreaktif bileşik, metoksipsoralen (C12H8O4)

metokürin : gre., lat. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) (gre.) + curine (tubokurarin türevi, kas gevşetici alkaloid) (lat.) * non-depolarizan kas gevşetici olarak kullanılan, anestezi uygulamalarında kasları gevşeten, sinir-kas iletimini geçici olarak bloke eden farmasötik bileşik (C34H44N2O6•2Cl)

metolazon : gre. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + azot (azot elementi (N) ) + on (keton belirteci) * hipertansiyon ve ödem tedavisinde kullanılan, böbrek tübüllerinde sodyum ve su emilimini azaltan, tiazid benzeri diüretik sınıfına ait farmasötik bileşik (C12H12ClN3O3S)

meton : gre. * metein (ölçmek) * Ay’ın ve Güneş’in hareketlerini ölçmek için kullanılan ve zaman ve periyot hesaplamalarında referans olarak kullanılan eski Yunan ölçüm birimi veya döngü

meton döngüsü : gre. * metonikos (meton (5. yüzyılda Atina'da yaşamış Yunan matematikçi, astronom, geometri ve mühendis Meton’un isminden) (gre.) + döngü (siklus, devre, dönem, periyod) (dön (çevirmek) + gü (isim yapım eki) ) + sü (iyelik eki) (tür.) * Güneş ve Ay takvimlerinin 19 yıl boyunca tekrar eden uyumunu sağlayan astronomik döngü, yani 19 yılda 235 ayın yaklaşık olarak güneş yılına eşitlenmesi

metonim : gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + onoma, onuma, onyma, onomos, nimo (isim, ad) * bir şeyin adının, ilişkili olduğu başka bir şeyi belirtmek için kullanıldığı, dilbilimde mecaz veya sembolik ifade biçimi, ad aktarma yoluyla anlam kazanan kelime

metonimik : gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + onoma, onuma, onomos, onimo (isim, ad) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir şeyin adının, ilişkili olduğu başka bir şeyi ifade etmek için kullanıldığı, dilbilimde ad aktarma yoluyla anlam kazanan, mecaz veya sembolik ifade biçimi, metonimi ile ilgili

metopik : gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi, arası) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * gözler arası boşluk; alın bölgesi ile ilgili, tıbbi veya anatomik bağlamda alın kısmına ait, frontal bölgeyi veya alınla ilişkili yapıları tanımlayan sıfat

metopik sinostoz : gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi, arası) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + osteon (kemik) + osis (durum, sorun ve isim yapım eki) * gelişmekte olan bir bebeğin kafatasının çok erken kaynaşması, trigonosefali veya metopik sütür kraniosinostoz

metopon : gre. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + pon (opiat türevi, morfin türevi) * analjezik etkisi olan, orta şiddette ağrıların tedavisinde kullanılan, opioid sınıfına ait morfin türevi farmasötik bileşik (C18H21NO4), (C18H21NO3)

metoprolol : gre. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + pro (propil grubu) + lol (alkanol grubu, hidroksil OH içeren yapı) * hipertansiyon, anjina pektoris ve kalp yetmezliği tedavisinde kullanılan, selektif beta-1 adrenerjik reseptör blokörü olan, kardiyovasküler sistem üzerinde etkili farmasötik bileşik (C15H25NO3)

metorfan : gre. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + orphan (morfinan türevi bileşik sınıfı belirteci) * morfinan iskeletinden türetilmiş opioid benzeri bileşiklerin adlandırılmasında kullanılan kimyasal isim

metot : gre. * methodos (yol, izlenen yol, sistematik yaklaşım, yöntem, usül, yordam) (meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + hodos (yol; süreç) ) * bir işin yapılma veya bir amaca ulaşma biçimi, sistematik çalışma veya inceleme yolu, planlı ve düzenli uygulama biçimi, bilimsel veya pratik süreçleri düzenleyen yaklaşım, yöntem, usül

metotreksat : gre. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + trexate (folik asit analoğu, antifolat yapısı) (trex (folik asit analoğu, antifolat türevi) + ate (tuz veya ester eki) ) * kanser, romatoid artrit ve psoriazis tedavisinde kullanılan, hücre bölünmesini inhibe eden, folik asit metabolizmasını bloke eden, antimetabolit sınıfına ait farmasötik bileşik (C20H22N8O5)

metraj : gre., fra. * metros, metron (ölçü) (gre.) + age *isim yapım eki) (fra.)

metrdotel : fra. * maître (usta, öğretmen, efendi, yönetici) + de (iyelik bağlacı) + hotel (otel, konuk evi) * lokanta, kahvehane gibi yerlerde garson olanların başı, başgarson

metre : gre. * metros, metron (ölçü, ölçüm, ölçme) * 100 cm'ye eşit uzunluk ölçüsü birimi

metrebet : ara. * matraba (durum, derece, seviye) + et (isim yapım eki) * fakirlik, yoksulluk

metrekare : gre., lat., fra. * metron, metros (ölçü) (gre.) + quadratus (dört köşeli, kare biçimli, düzgün) (lat.); carré (fra.) * alan ölçüm birimi olarak kullanılan, bir kenarının uzunluğu 1 metre olan kare yüzeyin büyüklüğünü ifade eden, inşaat, arazi ve geometrik hesaplamalarda yaygın olarak kullanılan ölçü birimi (1 m² = 10,000 cm²)

metreküp : gre., lat., ara. * metron, metros (ölçü) (gre.) + cubus (altı kare yüzü olan üç boyutlu geometrik şekil) (lat.); kabe (ara.) * hacim ölçüm birimi olarak kullanılan, bir kenarının uzunluğu 1 metre olan kübik cismin hacmini ifade eden, sıvı, gaz ve katı maddelerin hacim hesaplamalarında yaygın olarak kullanılan ölçü birimi (1 m³ = 1,000 L = 1,000,000 cm³)

metres : fra. * maître (usta, öğretmen, efendi, yönetici) + esse (dişil eki) * bir evin veya büyük konakların baş hizmetlisi, misafirleri karşılayan ve servisi organize eden kadın; baş garson veya ev hizmetlisi (kadın); özel kadın öğretmen; ev sahibi kadın; evli bir erkeğin eşi dışında ilişki olduğu kadın, metres (mitras (Pers ve Roma mitolojisinde tapınılan, adalet, bağlılık ve güneşle ilişkilendirilen tanrıça) (lat.) )

metribolon : gre. * methyl (metil CH3) + ribolone (steroid türevi, trenbolon analoğu) (ribo- (riboz türevi şeker grubu) + -lone (steroid keton türevi) ) * sentetik anabolik steroid olarak kullanılan, kas kütlesi ve güç artırıcı etkisi olan, androgenik ve anabolik steroid sınıfına ait farmasötik bileşik (C20H26O2), (C19H24O2)

metrik : gre. * metron, metros (ölçü, ölçüm, ölçme) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ölçü birimleriyle ilgili, sayısal ve ölçüsel sistemlerle ilişkili, standart ölçü ve hesaplama sistemlerini ifade eden, matematiksel veya bilimsel bağlamda kullanılan sıfat

metris : gre., far. * meter (anne, ana, valide) + is (son ek) (gre.); meters (far.) * savaşta, korunmak amacıyla yapılan toprak tümsek, siper; kapının açılmaması için arkasına konulan ağaç)

metro : gre. * metron, metros (ölçü, ölçüm, ölçme) * uzunluk ölçü birimi olarak kullanılan, SI sisteminde temel birim, yaklaşık olarak 1/10,000,000 Dünya meridyeninin çeyreğine eşit kabul edilen bir ölçü birimi; ayrıca yer altı raylı ulaşım sistemlerini ifade eden yaygın kullanım (1 m)

metrobüs : gre. * metros, metron (ölçü, ölçüm, ölçme) (gre.) + bus (taşıt, taşıma aracı) (lat.) * şehir içi toplu taşımada kullanılan, özel şeritlerde çalışan hızlı otobüs sistemi, yüksek kapasiteli yolcu taşıyan, metro benzeri ulaşım konforu ve düzenini sağlayan toplu taşıma aracı

metroloji : gre. * metros, metron (ölçü, ölçüm, ölçme) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ölçü birimleri ve ölçüm sistemlerini inceleyen bilim dalı, uzunluk, kütle, zaman, sıcaklık, elektrik gibi fiziksel büyüklüklerin standartlarını belirleyen, doğruluk ve hassasiyeti araştıran disiplin

metronidazol : gre., lat. * metro (nitroimidazol türevi eki) + nitro (NO2 grubu) + azole (mantar önleyici ilaçlarda yer alan bir veya daha fazla nitrojen (azot) atomu içeren 5 üyeli bir halkaya sahip bir grup heterosiklik bileşik belirtici ek) (azotos, azotikos (yaşamsız, cansız, hayatsız) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) ) * bakteriyel ve protozoal enfeksiyonların tedavisinde kullanılan, antibakteriyel ve antiprotozoal etkili, nitroimidazol sınıfına ait farmasötik bileşik (C6H9N3O3)

metronom : gre. * metros, metrron (ölçü, ölçme, ölçüm) + nomos (yasa, kural, kanun, düzen, ilke, prensip, düzen, düzenleme, ayarlama; namus) * müzikte ritim ve tempo ölçmek için kullanılan, belirli bir hızda düzenli işaretler vererek müzisyenlerin temp8o tutmasını sağlayan, müziğin akışı sırasında vuruş hızını (tempoyu) ölçen, eğitim ve performanslarda ritim kontrolünü kolaylaştıran mekanik veya elektronik cihaz

metroplasti : gre. * metros, metron (ölçü, ölçme, ölçüm) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * ahim üzerinde yapılan cerrahi onarım işlemi, doğuştan veya sonradan gelişmiş rahim anomalilerinin düzeltilmesi için uygulanan jinekolojik cerrahi yöntem

metropol : gre. * meter (ana, anne, valide), metra (rahim, uterus) + polis (şehir, il, kent) * büyük ve önemli şehir, özellikle bir ülkenin ekonomik, kültürel veya siyasi merkezi olan ana şehir, geniş nüfusa sahip ve çevresindeki yerleşimleri etkileyen kentsel merkez

metropolit : gre. * meter (ana, anne, valide), metra (rahim, uterus) + polis (şehir, il, kent) + ites (ile ilgili, gibi, -a ait) (gre.) * Hristiyanlıkta bir bölgenin başpiskoposu, kilise hiyerarşisinde piskoposların üstünde yer alan dini lider, ayrıca büyük şehrin başındaki ruhani önder

metropoliten : gre. * meter (ana, anne, valide), metra (rahim, uterus) + polis (şehir, il, kent) + ites (ile ilgili, gibi, -a ait) (gre.) + anus (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) * büyük şehire ait, büyük şehirle ilgili; başpiskoposluk makamına dair; modern kullanımla metropol ve çevresine ait olan

metroptoz : gre. * meter (ana, anne, valide), metra (rahim, uterus) + ptosis (düşme, düşüş, sarkma) (piptein (düşmek, sarkmak) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * özellikle doğum sonrası veya yaşlılıkta görülen, pelvik organ prolapsusu kapsamında değerlendirilen, rahmin normal konumundan aşağı doğru sarkması ile karakterize jinekolojik bir durum

metroraj : gre. * metra (rahim, uterus) + rhegnynai, rhegnynein, rhein (akmak, dökülmek, yağmak), rhage (akma, akış, yağma, yağış, dökülme) * jinekolojide anormal uterin kanama olarak sınıflandırılan, normal adet dönemi dışında rahimden kan gelmesi durumu

metrud : ara. * tarada (uzaklaştırmak, sürmek, kovmak, dışlamak, reddetmek, sürmek; kesintisiz devam etmek) * atılmış, kovulmuş, reddedilmiş, dışlanmış, uzaklaştırılmış

metrud : ara. * tarada (uzaklaştırmak, sürmek, kovmak, dışlamak, reddetmek, sürmek; kesintisiz devam etmek) * atılmış, kovulmuş, reddedilmiş, dışlanmış, uzaklaştırılmış

metruk : ara. * teraka (terk etmek, bırakmak) * terk edilmiş, bırakılmış, kullanılmayan, sahiplenilmeyen, boş bırakılmış; genellikle ev, arazi, eşya veya miras

metrukat : ara. * teraka (terk etmek, bırakmak), metruk (terk edilmiş, bırakılmış) + at (çoğul eki) * terk edilmiş nesneler, sahiplenilmemiş veya kullanılmayan eşyalar, emanetler veya miras malları; genellikle topluluk veya devlet tarafından yönetilen terk edilmiş mülkler

metruke : ara. * teraka (terk etmek, bırakmak), metruk (terk edilmiş, bırakılmış) + e (dişil eki) * terk edilmiş, bırakılmış, kullanılmayan (dişi cinsiyetli nesne veya kavram için), genellikle mal, eşya veya mülk

metrukiyet : ara. * teraka (terk etmek, bırakmak), metruk (terk edilmiş, bırakılmış) + iyet (isim yapım eki) * terk edilmiş olma durumu, kullanılmayan veya sahipsiz bırakılmış nesnelerin veya yerlerin durumu, boşluk, sahipsizlik veya kullanılmazlık hali

mett : ara. * madda (uzatmak, genişletmek, çekmek, germek, yaymak; desteklemek, yardım etmek; çoğaltmak, artırmak) * uzatma, genişletme, çekme, germe, yayma; destekleme, yardım etme; çoğaltma, artırma

mety : ara. * madda (uzatmak, genişletmek, çekmek, germek, yaymak; desteklemek, yardım etmek; çoğaltmak, artırmak) * uzatma, genişletme, çekme, germe, yayma; destekleme, yardım etme; çoğaltma, artırma

MEV : ing. * million (milyon) + electron (elektron) + volt (volt) * atom ve parçacık fiziğinde enerji birimi olarak kullanılan, bir elektronun elektrik yükü ile 1 milyon voltluk potansiyel farkı üzerinden kazandığı enerji miktarını ifade eden, özellikle nükleer reaksiyonlar, parçacık hızlandırıcıları ve radyasyon enerjisi hesaplamalarında kullanılan birim (1 MeV = 1,602 × 10⁻¹³ J)

meva : ara. * ava (sığınmak, barınmak, varmak) * sığınak, sığınılacak yer, yer, mekan, mevki; varılacak yer, mesken

mevadd : ara. * madda (uzatmak, genişletmek, çekmek, germek, yaymak; desteklemek, yardım etmek; çoğaltmak, artırmak), madde (duyularla algılanabilen, bölünebilen, kütlesi, ağırlığı, hacmi olan, yer kaplayan nesne) * kütlesi, ağırlığı ve hacmi olup uzayda yer kaplayan varlıklar, maddeler, cisimler

mevadi : ara. * vada (koymak, yerleştirmek) * yer, konum, mevki

mevahib : ara. * vahaba (vermek, bağışlamak, ihsan etmek, armağan etmek, hediye etmek, bahşetmek, bağışlamak, karşılıksız vermek), hibe (karşılıksız verme, bağış bahş) * hibe olunan şeyler, karşılıksız verilenler, bağışlananlar, bahşedilenler, hibeler

mevahira : ara. * hara (üstünlük göstermek, becermek, ustalık sergilemek * üstünlük gösterenler, becerenler, ustalık sergileyenler; yararak akıp gidenler (Kur'an)

mevaid : ara. * vada (koymak, yerleştirmek), maide (üzerine yemek konulan masa, sofra, ziyafet sofrası; kursak) * sofralar, maideler

mevaki : ara. * vaka (yerleşmek, konumlanmak, düşmek, bulunmak, vuku bulmak, cereyan etmek, olmak), mevki (yer, mevki, konum, makam, sosyal statü, bir şeyin bulunduğu veya durduğu yer, durulacak yer) * yerler, mevkiler, konumlar, lokasyonlar, makamlar, sosyal statüler, bir şeyin bulunduğu veya durduğu yerler, durulacak yerler

mevakib : ara. * vakaba (yavaş yavaş, dikkatle yürümek), mevkib (kafile, alay) * alaylar, kafileler, kortejler, heyetler, topluluklar, cemaatler, güruhlar

mevakit : ara. * vakata (zaman belirlemek), vakit (zaman, süre, saat, çağ, mevsim) * vakitler, zamanlar, süreler; önceden belirtilmiş, tayin ve tespit edilmiş süreler, vakitler, mehiller, vadeler

mevali : ara. * vely (yakın olmak, himaye etmek, yönetmek, korumak), veli (koruyan, sahip çıkan, himaye eden, yakın dost veya yönetici), mevla (koruyucu, yardımcı, efendi, sahip, malik, dost; azat eden efendi; azat edilen köle) * efendiler, sahioler, malikler, dostlar; başka birinin veya bir aşiretin koruması altında olan kişi; İslam tarihinde cahiliye devrinde toplumdaki kişilerden birinin veya çoğunluğunun isteğiyle kabileye katılan insanlar, köleler

mevalid : ara. * valada (doğurmak, meydana getirmek, oluşturmak, üretmek, yaratmak, ortaya çıkarmak), mevlid (doğum), veled (doğan, çocuk) * doğumlar, doğanlar; doğulan yerler

mevani : ara. * mana (engellemek, önlemek), mani (engel, yasak) * engeller, mani olan şeyler, bir işi gerçekleştirmeye veya ilerlemeye engel teşkil eden sebepler

mevazi : ara. * vaza, vada (koymak, yerleştirmek, konumlandırmak, düzenlemek, paylaştırmak, indirmek), mevzi (yer, konum, mevki; bir askeri birliğin savunma göreviyle bulunduğu uygun yer; düşman savunmasını kırarak ele geçirilen bölge) * yerler, konumlar, mevziler

mevazin : ara. * vezene (tartmak, ölçmek, ağırlık bakımından değerlendirmek, hesaplamak), mizan (ölçü, tartı, terazi) * ölçüler, tartılar, teraziler

mevbika : ara. * vabka (yıkmak, helak etmek, felaket getirmek, mahvetmek; engellemek, mani olmak) * engeller, maniler

mevc : ara. * vaca (dalgalanmak, kabarmak) * dalga, kabarma, hareket

mevcud : ara. * vecede (bulmak, oluşturmak, var etmek, vücuda getirmek, var olmak), vucud (bulunma, olma, var olma; beden, gövde), vacid (vücuda getiren, oluşturan, var eden) * bulunan, var olan, oluşmuş olan, vücuda gelmiş olan

mevcudat : ara. * vecede (bulmak, oluşturmak, var etmek, vücuda getirmek, var olmak), vucud (bulunma, olma, var olma; beden, gövde), mevcud (bulunan, var olan, oluşmuş olan, vücuda gelmiş olan) + at (çoğul eki) * varlıklar, mevcut şeyler, kainattaki tüm var olanlar, yaratılmış olanlar

mevcudiyet : ara. * vecede (bulmak, oluşturmak, var etmek, vücuda getirmek, var olmak), vucud (bulunma, olma, var olma; beden, gövde), vacid (vücuda getiren, oluşturan, var eden), mevcud (bulunan, var olan, oluşmuş olan, vücuda gelmiş olan) + iyet (isim yapım eki) * varoluş, varolma, bulunuş, bulunma, oluş, olma, olum

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...