menkut :
far., ara. * nukd, nukud (nohut, küresel şekilli bakliyat; madeni para) (far.),
nakd (ara.) * noktalanmış, noktalı
mennan :
ara. * menne (karşılık beklemeden iyilik etmek, nimet vermek, fayda sağlamak) +
an (-ci, yapan) * nimet veren, çok bağışlayan, sürekli ihsan eden, çok cömert
ve bol ihsan eden; Allah’ın sıfatlarından biri
meno mosso :
lat., ita. * minus (az, daha az) + movere (hareket ettirmek, kımıldatmak,
kıpırdatmak), motus (hareket, kımıldama, kıpırtı) (lat.); meno (az, daha az) +
movere (hareket ettirmek), mosso (hareketli, hareket etmiş) (ita.) * müzikte,
çalınacak parçanın hızının azaltılacağını belirten, “daha az hareketli”, yani
“daha yavaş” anlamında kullanılan tempo işareti
menometroraj :
gre. * men (ay, menstruasyon) + metra (rahim, uterus) + rhegnynai, rhegnynein,
rhein (akmak, dökülmek, yağmak), rhage (akma, akış, yağma, yağış, dökülme) *
adet dönemi dışında veya düzensiz aralıklarla rahimden anormal kanama; tıbbi
olarak kadın üreme sistemiyle ilgili kanama bozuklukları
menopoz :
gre. * men (ay) + pauein (durdurmak, sona erdirmek, ara vermek), pausis (durma,
sona erme) * adet (menstrüasyon) döngüsünün kalıcı olarak durması, doğurganlık
döneminin sona ermesi
menora :
ibr., ara. * nara (yanmak, ışık saçmak, ateş çıkarmak), nar (ateş; ışık)
(ibr.); nar (ateş), nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı), menar,
minare (nur yeri, ışık yeri, fener, kandil) (ara.) * ateşlik, ışıklık, ışıldak,
şamdan; fener, ışık kulesi, her türlü kule; Yahudi kültüründe ışığı, ilahi
aydınlanmayı ve Tanrı’nın varlığını simgeleyen, sinagoglarda ve Hanuka
kutlamalarında kullanılan yedi kollu (bazen dokuz kol) dini meşale, şamdan
menoraj :
gre. * men (ay) + rhegnynai, rhegnynein, rhein (akmak, dökülmek, yağmak), rhage
(akma, akış, yağma, yağış, dökülme) * adet dönemi sırasında normalden fazla
kanama, aşırı menstrüel kanama
menoraji :
gre. * men (ay) + rhegnynai, rhegnynein, rhein (akmak, dökülmek, yağmak,
yırtılmak, patlamak, kanamak), rhage (akma, akış, yağma, yağış, dökülme,
yırtılma, patlama, kanama) + eia (isim yapım ve durum eki) * adet dönemi
sırasında normalden fazla kanama durumu, aşırı menstrüel kanama durumu
menore :
ibr., ara. * nara (yanmak, ışık saçmak, ateş çıkarmak), nar (ateş; ışık)
(ibr.); nar (ateş), nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı), menar,
minare (nur yeri, ışık yeri, fener, kandil) (ara.) * ateşlik, ışıklık, ışıldak,
şamdan; fener, ışık kulesi, her türlü kule; Yahudi kültüründe ışığı, ilahi
aydınlanmayı ve Tanrı’nın varlığını temsil eden, sinagoglarda ve Hanuka
kutlamalarında kullanılan yedi kollu (bazen dokuz kol) dini meşale, şamdan
mens :
lat. * men (düşünmek, akıl yürütmek, anlamak, kavramak) * akıl, zihin, düşünce
mensaf :
ara. * nasafa (yarıya bölmek, ortasını ayırmak, ikiye bölmek), nısf (yarı,
yarım) * yarım olmuş, yarısı
mensek :
ara. * nasaka (yönelmek, adamak, bağlanmak, kaynaklanmak) * ibadet usülü,
ibadet yolu, ibadet tarzı; ibadet yeri, menasik (ç.)
mensik :
ara. * nasaka (yönelmek, adamak, bağlanmak, kaynaklanmak) * ibadet usülü,
ibadet yolu, ibadet tarzı; ibadet yeri, menasik (ç.)
menstrual :
lat. * mens, mensis (ay), menstruus (ay, ay dönemi, ay döngüsü) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * menstrüasyon ile ilgili, adet döngüsüyle ilgili,
menstruasyon dönemine ait, regl dönemi ile ilgili
menstrual siklus :
lat. * mens, mensis (ay), menstruus (ay, ay dönemi, ay döngüsü) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) + kuklos, kyklos (daire, devir, çember, döngü,
dönem, tekerlek, dairesel hareket, siklus) (gre.); cyclus (lat.) * aybaşı
döngüsü, regl döngüsü, menstrüasyon döngüsü, adet döngüsü
menstrüasyon :
lat. * menstruare (ay döngüsüne girmek) (menstruus (ay, ay dönemi, ay döngüsü)
(mens, mensis (ay) + truus (ile ilgili, -a ait) ) + are (fiil mastar eki) ) +
tio (isim yapım eki) * kadınlarda ve bazı diğer yüksek dişi primatlarda, üreme
çağı boyunca rahim iç yüzeyinde oluşan damar ve dokuların ve sperm tarafından
döllenmemiş yumurtanın kan ile birlikte vücuttan atılması şeklinde gerçekleşen
kanama, aybaşı hali, adet kanaması, adet döngüsü, kadınların doğurganlık
dönemi, aybaşı, regl
menstrüel :
lat. * menstruus (ay, ay dönemi, ay döngüsü) (mens, mensis (ay) + truus (ile
ilgili, -a ait) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * menstrüasyon ile
ilgili, adet döngüsüyle ilgili, menstruasyon dönemine ait, regl dönemi ile
ilgili
mensub :
ara. * nasaba (ilgili, ilişkili olmak, bağlı olmak, alakası olmak, uymak,
uyumlu olmak; bağlamak, oranlamak, kıyaslamak, ilişkilendirmek, uygun görmek,
yaraştırmak, münasip bulmak, bağ kurmak; dikmek, yerleştirmek, koymak,
belirlemek, tayin etmek, konum vermek), nisbet (uyum, ilgi, ilişki, oran),
mensub (ilgili, ilişkili, alakalı, bağlı, uyumlu) * bir şeye ait kılınmış,
bağlanmış, ilişkilendirilmiş; bir kuruluşla, toplulukla veya bir kimseyle
bağıntılı, ilişkili, alakalı (kimse); bir yerin, derneğin veya kurumun üyesi
(kimse)
mensubiyet :
ara. * nasaba (ilgili, ilişkili olmak, bağlı olmak, alakası olmak, uymak,
uyumlu olmak; bağlamak, oranlamak, kıyaslamak, ilişkilendirmek, uygun görmek,
yaraştırmak, münasip bulmak, bağ kurmak; dikmek, yerleştirmek, koymak,
belirlemek, tayin etmek, konum vermek), nisbet (uyum, ilgi, ilişki, oran),
mensub (ilgili, ilişkili, alakalı, bağlı, uyumlu) + iyet (isim yapım ve durum eki)
* bir kuruluşla, toplulukla veya bir kimseyle bağıntılı, ilişkili olma durumu
mensucat :
ara * nasaca (örmek, dokumak), mensuc (örülmüş, dokunmuş) + at (çoğul eki) *
dokuma ürünü olan şeyler, dokuma, dokumalar
mensuh :
ara. * nasaha (izale etmek, gidermek, yok etmek, iptal etmek, değiştirmek,
tebdil, tahvil ve nakletmek) * hükümsüz kılınmış, geçersiz kılınmış, hükmü
ortadan kaldırılmış, batıl olmuş
mensup :
ara. * nasaba (ilgili, ilişkili olmak, bağlı olmak, alakası olmak, uymak,
uyumlu olmak; bağlamak, oranlamak, kıyaslamak, ilişkilendirmek, uygun görmek,
yaraştırmak, münasip bulmak, bağ kurmak; dikmek, yerleştirmek, koymak,
belirlemek, tayin etmek, konum vermek), nisbet (uyum, ilgi, ilişki, oran) *
ilgili, ilişkili, alakalı, bağlı, uyumlu; bir şeye ait kılınmış, bağlanmış,
ilişkilendirilmiş; bir kuruluşla, toplulukla veya bir kimseyle bağıntılı,
ilişkili, alakalı (kimse); bir yerin, derneğin veya kurumun üyesi (kimse)
mensur :
ara. * nasara (düz yazı yazmak), nesir (düz yazı) * düzyazı biçiminde olan,
koşuk olmayan
mensura :
ara. * nasara (savurmak, saçmak) * savrulmuş, saçılmış
menşe :
ara. * naş’a (doğmak, çıkmak, oluşmak, kurulmak, kaynak oluşturmak), inşa
(ortaya çıkarma, yaratma, yapma, kurma, oluşturma), neş’et (ortaya çıkma,
doğma, oluşma, gelişme, türeme) * oluşum yeri, oluşum noktası, başlangıç
noktası, kaynak, köken
menşevik :
rus. * menshinstvo (azınlık), mensheviki (azınlık olanlar; muhalefetçiler)
(menshiy (daha küçük, en küçük, asgari, az, daha az) + eviki (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * Rusya’da 1903 Bolşevik-Menşevik (Çoğunluk-Azınlık) bölünmesi
sırasında ortaya çıkan sosyalist grup; Bolşeviklerin karşısında yer alan ve
daha ılımlı, reformist yaklaşımı benimseyen azınlık partisi
menşur :
ara. * naşara (yaymak, dağıtmak, yayınlamak), neşr (yayma, dağıtma, yayınlama),
neşriyat (yayın, dağıtım) * yayılmış, dağıtılmış, yayınlanmış, ilan edilmiş
mental :
lat. * men (düşünmek, akıl yürütmek, anlamak, kavramak), mens (akıl, zihin,
düşünce) + alis (ile ilgili, ait olan) * zihinle ilgili, akılla bağlantılı,
zihinsel, idraki
mental blok :
lat. * men (düşünmek, akıl yürütmek, anlamak, kavramak), mens (akıl, zihin,
düşünce) + alis (ile ilgili, ait olan) + bloccare (tıkamak, engellemek), blocus
(tıkanma, engellenme, engel) * acı verici veya istenmeyen düşüncelerin/anıların
kontrol edilemeyen bir şekilde bastırılması veya bastırılması
mental retardasyon :
lat. * men (düşünmek, akıl yürütmek, anlamak, kavramak), mens (akıl, zihin,
düşünce) + alis (ile ilgili, ait olan) + retardare (geriletmek, yavaşlatmak)
(re (geri, tekrar) + tardus (yavaş, gecikmeli) + are (fiil mastar eki) ) + tio
(isim yapım eki) (lat.) * zihinsel gelişimin normalden yavaş veya eksik olması
durumu, entelektüel yetersizlik
mentalist :
lat. * men (düşünmek, akıl yürütmek, anlamak, kavramak), mens (akıl, zihin,
düşünce) + alis (ile ilgili, ait olan) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen,
yandaş eki) (lat.) * zihinsel yeteneklere odaklanan, zihinsel güçler veya
düşünceyle ilgili işlerle uğraşan kişi; karşısındakinin düşüncelerini kontrol
edip yönlendirebilen kişi, zihin kontrolü yapan kişi
mentalite :
lat. * men (düşünmek, akıl yürütmek, anlamak, kavramak), mens (akıl, zihin,
düşünce) + alis (ile ilgili, ait olan) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.)
* zihinsel yapı, düşünce tarzı veya zihniyet; bir kişinin veya grubun düşünme
biçimini ve akıl yürütme tarzı, zihniyet
mentalizm :
lat. * men (düşünmek, akıl yürütmek, anlamak, kavramak), mens (akıl, zihin,
düşünce) + alis (ile ilgili, ait olan) + ismus (isim yapım, durum, akım,
öğreti, doktrin eki) (lat.) * zihinsel güçlere veya zihnin işleyişine odaklanan
öğreti, sistem veya uygulama; başlalarının düşüncelerini kontrol etme ve
yönlendirme işi, zihin kontrol işi
menteşe :
far. * bandguşa (band, bend (bağ, mafsal, ligament) + guşa, guşadan (açmak);
bendkeşe (keşe (cıvata, çubuk), keşiden (çekmek) ) * eklem; kapı, pencere,
mobilya kapakları gibi açılır kapanır şeylerde kullanılan, bir mille birbirine
tutturulmuş, biri sabit, öteki hareket ettirilebilen iki parçadan oluşan metal araç;
Muğla'nın bir ilçesi (Uç Beylerden Menteşe Bey’in bölgeyi ele geçirmesinden)
mentha :
gre. * Minthe (Yunan mitolojisinde peri adı) * Lamiaceae familyasına ait, nane
türlerini kapsayan aromatik bitki cinsi
mentol :
lat. * mentha (nane) + ol (alkol grubu (-OH) eki) * nane bitkisinden elde
edilen, tıp ve kozmetikte serinletici, rahatlatıcı, aromatik madde olarak
kullanılan uçucu organik bileşik
mentor :
lat. * men (düşünmek, akıl yürütmek, anlamak, kavramak), mens (akıl, zihin,
düşünce) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat.) * rehber, akıl hocası; az deneyimli
ve az bilgili bir kişiyi yönlendiren veya ona bir konuda bilgi akataran, o
konudaki bilgileri öğreten daha deneyimli ve daha bilgili kişi
mentümen :
ing. * man (adam, erkek) + to (-a doğru, yönelim, karşı) + man (adam, erkek) *
basketbolda her bir oyuncunun bir başka oyuncuyu savunduğu oyun taktiği, adam
adama (savunma)
menun :
ara. * manna (sınırlamak, kesmek, engellemek), menn (sınırlama, kesme,
engelleme) * kesen, sınırlayan, engelleyen; ömür, vakit veya süreyi sınırlayan,
kesen
menü :
lat., fra. * mensa (masa) + us (isim yapım eki) (lat.); menu (fra.) * bir
öğünde sunulan yemeklerin listesi veya seçeneği, yemek tablosu
menüet :
lat., fra. * minutus (küçük, ufak; küçülmüş, ufaltılmış) (minuere (azaltmak,
küçültmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); menuet (minu, menu
(küçük, ufak, zarif) + et (küçültme eki) ) (fra.) * 17. ve 18. yüzyılda
Avrupa’da popüler olan, klasik müzik eserlerinde sıkça kullanılan zarif ve
ölçülü üç zamanlı dans
menzil :
ara. * nazala (indirmek, aşağıya göndermek/götürmek), nuzul (inme, indirme,
aşağıya gönderme) * inilecek yer, durak, ev; bir yolculukta, belli bir yol
alıştan sonra dinlenmek için durulan, daha önce belirlenmiş olan yer; atılan
bir merminin ulaşabildiği uzaklık
menzur :
ara. * nazara (adamak), nezr (adama) * adanmış, nezrolunmuş, va'dedilmiş, adak
olarak belirtilmiş
mepakrin :
lat. * me (türev veya modifikasyon eki) + pakrin (pamakin (pama (kinolin türevi
yapısı) ) * giardiyazis ve lupus eritematozus tedavisi için ve sıtma
tedavisinde kinin kullanamayan hastalar için, kullanılan, klorokin ve meflokin
ile ilgili olan, steroid olmayan antiinflamatuar nitelikli sentetik ilacın
etken maddesi (C23H30ClN3O)
meperidin :
lat. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta,
ağaçlık, orman, fıçı) ) + piperidin azotlu halka) (piper (karabiber) + idine
(azot içeren heterosiklik bileşik eki) (lat.) ) * orta ve şiddetli ağrıların
tedavisinde kullanılan, morfin benzeri etki gösteren sentetik opioid analjezik
(C15H21NO2)
mephitidae :
lat. * mephitis (kötü koku, zararlı buhar, pis koku) + idae (-giller, hayvan
familyası) * kokarca ve kokarca benzeri memelileri kapsayan, anal bezlerinden
güçlü kokulu salgı çıkarabilen, etçiller takımı içinde yer alan memeliler
familyası
mepivakain :
lat. * me (kimyasal önek) + piperidin azotlu halka) (piper (karabiber) + idine
(azotlu heterosiklik halka) ) + caine (lokal anestezik eki) * sentetik lokal
anestezik bileşik (C15H22N2O)
mepolizumab :
lat. * me (kimyasal önek) + polizumab (monoklonal antikor) (poli + (zu
(insanlaştırılmış) + mab (monoklonal antikor eki, (humanized monoclonal
antibody) ) * özellikle eosinofilik astım ve bazı immün hastalıklarda
kullanılan IL-5 (interlökin-5) inhibitörü monoklonal antikor
(C6476H10062N1734O2028S46)
mer :
ara. * mer (er, erkek, adam; koca, bey) * er, erkek, adam; koca, bey; güzel
manzara
mera :
ara. * ra’y, riaya, raa (görmek, gözetmek, bakmak, idrak etmek, gütmek* hayvan
güdülen ve otlatılan, genellikle bu işe ayrılmış yer, otlak
merabih :
ara. * rabaha (kar etmek, kazanç sağlamak, gelir elde etmek), ribh (kar,
kazanç, gelir) * ticaretten elde edilen kazançlar, karlar, gelirler
merad :
ara. * maraz, marad (hastalık, illet, bela, dert, sorun, sıkıntı), marid (hasta)
* hastalık, sayrılık; dayanılması zor durum, sorun, dert; titizliği ve
huysuzluğuyla can sıkan (kimse) (malade (hasta), maladie (hastalık), merde
(pislik) (fra.) )
merafik :
ara. * rafaka (birleştirmek, eklemek, katmak, yakın olmak, eşlik etmek), mirfak
(dirsek) * insan kolunda üst kol ile ön kolun birleştiği eklem noktaları,
dirsekler
merak :
ara. * rakka (incelemek, dikkat etmek, ilgilenmek) * bir şeyi anlamak,
öğrenmek, görmek vb. için duyulan, içten gelen istek, arzu, heves; kaygı, tasa,
endişe
meral :
moğ., far. * maral (geyik) (moğ.), maral (dişi geyik) (far.) * özellikle
Anadolu ve İran coğrafyasında yaşayan büyük boylu geyik türü, dişi geyik, maral
meram :
ara. * rama (dilemek, arzulamak, istemek, niyet ermek, hedeflemek) * amaç,
maksat, erek, istek, arzu, niyet, hedef, gaye, tema; Konya'nın bir ilçesi
merasim :
ara. * rasama (yazmak, çizmek, düzenlemek, tertiplemek, belirlemek, tespit
etmek), resm (yazı, çizi, çizim), marsem (çizgi, işaret, belirti, şekil, usul,
tören düzeni) * törenler, seremoniler, resmi ritüeller
merbromin :
lat. * mercury (cıva) + brom (element Br) + ine (kimyasal bileşik son eki) *
yara temizliği ve küçük kesiklerde antiseptik, dezenfektan olarak kullanılan,
halk arasında “merthiolate” olarak bilinen kırmızı renkli organik cıva bileşiği
(dibromohydroxymercurifluorescein sodyum tuzu) (C20H8Br2HgNa2O6)
merbut :
ara. * rabata (bağlamak, birleştirmek, bir araya getirmek, iliştirmek,
ilişkilendirmek), rabıta (bağ, bağlanma, ilişme, bağlantı, ilişki) * bağlanmış,
bağlı olan; ilişik bulunan, ilintili, ilişkin
merbutiyet :
ara. * rabata (bağlamak, birleştirmek, bir araya getirmek, iliştirmek,
ilişkilendirmek), rabıta (bağ, bağlanma, ilişme, bağlantı, ilişki), merbut
(bağlanmış, bağlı olan; ilişik bulunan, ilintili, ilişkin) + iyet (isim yapım
ve durum eki) * bağlılık, ilişkinlik
mercan :
aram. * marguna, marganita (inci istiridyesi) * omurgasız hayvanların knidliler
şubesinin denizlerde yaşayan polip vücutlu canlı sınıfı; Lutjanidae
familyasından (özellikle Pagellus erythrinus) tropik ve ılık denizlerde
yaşayan, geniş resifler oluşturan, mercanlar sınıfının örneği olan, kırmızı
kalker iskeletli hayvan, Mercan Balığı (Corallium Rubrum) ve bu hayvanın
iskeletinden elde edilen ve süs eşyaları yapımında kullanılan madde ve bu maddeden
yapılmış; izmaritgillerden, Atlantik Okyanusu, Akdeniz Ve Karadeniz'de bulunan,
açık kırmızı renkte, eti lezzetli bir balık, Mercan Balığı (Pagrus Pagrus)
mercanada :
aram., tür. * marguna, marganita (inci istiridyesi) (aram.) + ada (çevresi
suyla kaplı kara parçası) (tür.) * denizlerde, su yüzüne değin çıkan mercan
resiflerinden oluşmuş ada
mercanköşk :
far. * marzan (fare) + guş (kulak) * kekiğe benzer bir ot, fare kulağı;
ballıbabagiller (Lamiaceae) familyasına ait, kurak yerlerde, kayalık bölgelerde
sıkça rastlanan, kısmen soğuğa karşı hassas, tatlı çam veya narenciye gibi
kokan, çalı görünümlü, hoş kokulu, kekikle akraba olan çok yıllık aromatik bir
bitki, origanum majorana, şile (Antik Yunan ve Roma'da mutluluk sembolü
addedilmiştir.)
mercek :
far. * marcak, mercek, marcumak, mardumak (gözbebeği, lens) * siyah,
kahverengi, kırmızı ve yeşil renklerde, küçük yuvarlak şekilli olan, Kuzey
Amerika ve Batı Asya'ya özgü olan baklagil türü
merci :
ara. * raca (dönmek, geri dönmek; yükselmek) * rücu edilen dönülen yer, bir iş
veya karar için başvurulan yetkili kişi, makam veya kurum (merci (teşekkür,
geri dönüş olarak şükran bildirme kelimesi) (fra.) )
mercimek :
far. * marcak, mercek, marcumak, mardumak (gözbebeği, lens) * siyah,
kahverengi, kırmızı ve yeşil renklerde, küçük yuvarlak şekilli olan, Kuzey
Amerika ve Batı Asya'ya özgü olan baklagil türü
mercu :
ara. * raca (ümit etmek, ummak; dönmek, geri dönmek), rica (ümit etme, ummma) *
ümit edilen, rica edilen; geri döndürülmüş olan
mercuh :
ara. * caraha (yaralamak, yarmak, açmak, kesmek, dokuyu zedelemek, zarar
vermek; ortaya atmak), curh (yara, kesik, açılma), curuh (yaralar), cerrah
(yaran, açan, operatör) * yaralanmış olan, yaralı; incinmiş kimse
mercum :
ara. * racama (kovmak, dışlamak, tard etmek, uzaklaştırmak), recm (kovma,
dışlama, tard etme, uzaklaştırma) * kovulmuş, dışlanmış, tard edilmiş,
uzaklaştırılmış
merd :
far. * merd (adam, erkek; insan, kişi, kimse; sözünün eri) * adam, erkek;
insan, kişi, kimse; sözünün eri
merdane :
far. * vardana, vardane, verdana (vardan, vartan (dönmek) + ag (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) ); vartanag (mil, aks, şiş, eksen) * yuvarlayıp
döndürerek hamur açmaya yarayan silindir şekilli araç; türlü işlerde
kullanılan, işe göre büyük, küçük olabilen, bastırma, inceltme vb. işini gören,
silindir biçiminde araç; oklava
merdiven :
far. * narduban, marduban, marduvan (nard, mard (tabla, tahta) + u (bağlaç) +
ban, van (tutan, koruyan; dam, çatı) ) * yükseğe çıkmak için kullanılan ve
basamaklardan oluşan tahta veya metal düzenek (örneğin “dastuvan, destuvan,
destuban” (dest (el) + u (bağlaç) + ban, van (tutan, koruyan; dam, çatı) )
(Türkçede, bu bileşik kelimenin ilk kelimesi olan "dest" kelimesinin
yerine "el" kelimesi konarak "eldiven" denmiştir.)
merdud :
ara. * radda (geri çevirmek, geri döndürmek, reddetmek, geri göndermek,
istememek, karşı gelmek, direnmek, vazgeçmek) * reddedilmiş, kabul edilmeyen,
geri çevrilmiş, geri döndürülmüş, geçersiz, uygun görülmeyen, reddedilmiş, geri
verilmiş
merdümgiriz :
far. * mardumgurez (mardum, merdum (insan) + gurez, giriz (kaçan) ) *
insanlardan kaçan
merdümzad :
far. * mardumgurez (mardum, merdum (insan) + zad (oğul) * insan oğlu
merek :
erm. * marag (samanlık, otluk) * saman, ot, zahire, hububat, hayvan yemi, eşya
ve malzemelerin konarak korunduğu üstü açık veya kapalı depo, ardiye, kiler;
odunluk; ahır
meremet :
ara. * rama (dilemek, arzulamak, istemek, niyet ermek, hedeflemek), meram
(amaç, maksat, erek, istek, arzu, niyet, hedef, gaye, tema; tamir, çare) + et
(isim yapım eki) * bir işi yapma isteği, niyet veya amaç; ayrıca gayret ve
çaba; küçük onarım, tamir, yama, geçici çözüm
meres :
tür. * meres (şaşkın, sersem, afallamış, ne yapacağını bilemeyen) * şaşkınlık,
hayret, akılsızlık, bönlük, sersemlik, kızgınlık, küçümseme veya hakaret ifade
eden ünlem (Ege ağzı)
meret :
ara. * maraz, marad (hastalık, illet, bela, dert, sorun, sıkıntı), marada
(isyan etmek, karşı gelmek, kötü olmak), marid (kötücül, hasta, hastalıklı,
illetli, isyankar, azgın, sapkın, inatçı, kibirli) * can sıkan, hoşlanılmayan
şeyler veya kimseler için sövgü sözü olarak kullanılan kelime; kötü, uğursuz
merfu :
ara. * rafaa (yükseltmek, yukarı kaldırmak), a’raf (yüksek yer, yüksek mevki),
terfi (yükseltme, derece artırma), irtifa (yükseklik) * yükselmiş,
yükseltilmiş, yukarı kaldırılmış, yüksekte konumlanmış; zamme ile harekelenmiş
harf yani harfin harekesi, ötre (mazmum) "u, ü, o, ö şeklinde" okunan
harf)
merfud :
ara. * rafada (ihsan etmek, armağan olarak vermek, bahşetmek, bağışlamak, nimet
vermek, yardım etmek) * ihsan edilmiş, armağan edilmiş, bahşedilmiş,
bağışlanmış, nimetlendirilmiş, yardım edilmiş
merg :
far. * marg (ölüm, vefat) (mar (ölmek, vefat etmek) + g (isim yapım eki) )
(far.); morgue (cesetlerin geçici olarak tutulduğu yer, ölü yeri, morg,
ölühane) (fra.) * dünya hayatındaki yaşamın sona ermesi, ebedi uyku, ruhun
bedenden ayrılması, ölüm, vefat
mergelyan teoremi :
rus., gre., tür. * Sergey Mergelyan (Rus matematikçi Sergey Mergelyan’ın
soyadından) (rus.) + theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir
matematiksel önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki)
(tür.) * kompleks analizde, kapalı kompakt kümelerde sürekli olan ve iç
kısımlarında holomorf olan fonksiyonların, polinomlarla her noktada uniform
olarak yaklaşıklanabileceğini ifade eden önemli bir yaklaşık teoremi
mergen :
tür. * mer (ok) + gen (-cı, yapan, eden, kişi, görevli) * okçu, yay kullanan
kişi; nişancı, ustaca atış yapan kişi; kahraman; bilge, dahi; Türk
mitolojisinde bir kahraman tipi veya efsanevi figür
mergub :
ara. * ragaba, ragba (istemek, arzu etmek, talep etmek, rağbet etmek, ilgi
göstermek), rağbet (istek, arzu, talep) * istenen, arzulanan, talep edilen,
rağbet edilen, sevilip aranan, beğenilen
mergub :
ara. * ragaba, ragba (istemek, arzu etmek, talep etmek, rağbet etmek, ilgi
göstermek), rağbet (istek, arzu, talep) * istenmiş, istenen, arzulanmış,
arzulanan, talep edilmiş, talep edilen
mergul :
ara. * ragala (kıvırmak, kıvrılmak, bükmek, bükülmek) * kıvrılmış, bükülmüş;
kıvırcık saç
mergup :
ara. * ragaba, ragba (istemek, arzu etmek, talep etmek, rağbet etmek, ilgi
göstermek), rağbet (istek, arzu, talep) * istenen, arzulanan, talep edilen,
rağbet edilen, sevilip aranan, beğenilen
merhab :
ara. * rahaba (ferah olmak, geniş olmak, genişlemek) * geniş yer, ferah yer;
kaçılıp sığınılacak yer
merhaba :
ara. * rahaba (ferah olmak, geniş olmak, genişlemek), merhab (geniş yer, ferah
yer) * ferahlık, genişlik; karşılaşıldığında söylenilen, ferahlık ve rahatlık
dileğini yansıtan bir selamlaşma sözü
merhale :
ara. * rahala (göç etmek, yolculuk etmek, sefere çıkmak, gitmek), rahl (göç,
yolculuk, sefer), irtihal (bir yerden başka bir yere göç etme, ayrılma veya
hareket etme; (öteki dünyaya) göçme, ölme (mecazi) ) * yolculuk, bir günlük
yol; aşama, safha, evre, mertebe
merhamet :
ara. * rahima (acımak, korumak, esirgemek, şefkat göstermek), rahmet (acıma,
şefkat, ihsan, esirgeme) * bir kimsenin veya bir başka canlının karşılaştığı
kötü durumdan dolayı duyulan üzüntü, acıma, acıma duygusu
merheb :
ara. * rahaba (ferah olmak, geniş olmak, genişlemek) * geniş yer, ferah yer;
kaçılıp sığınılacak yer
merhem :
ara. * rahima (acımak, korumak, esirgemek, şefkat göstermek), rahmet (acıma,
şefkat, ihsan, esirgeme) * iyileştirici, deva verici, tedavi edici, vücudun dış
yüzeyinde, yara veya cilt üzerine sürülen tedavi edici, iyileştirici, yağlı
veya yağsız kimyasal karışım, yara macunu; bir şeyi onaran, düzeltici veya
yatıştırıcı etki sağlayan araç (mecazi); çare, deva
merhub :
ara. * rahiba (korkmak, ürkmek, dehşet duymak, huşu duymak) * korkulan, ürkülen
şey
merhum :
ara. * rahima (acımak, korumak, esirgemek, şefkat göstermek), rahmet (acıma,
şefkat, ihsan, esirgeme) * rahmet edilen, rahmete kavuşmuş olan; vefat etmiş
erkek ("merhume" (vefat etmiş kadın)
merhume :
ara. * rahima (acımak, korumak, esirgemek, şefkat göstermek), rahmet (acıma,
şefkat, ihsan, esirgeme), merhum (rahmet edilen, rahmete kavuşmuş olan; vefat
etmiş) + e (dişil eki) * rahmet edilen, rahmete kavuşmuş olan; vefat etmiş
kadın
merhun : ara.
* rahana (rehin vermek, teminat olarak bırakmak, bir şeye bağlı olmak, bağımlı
olmak) * rehin edilmiş olan, teminat olarak verilmiş olan, ödünç alınan bir
şeyi teminata bağlamak için, onun yerine verilen herhangi bir şey
meri :
ara. * mer'i (erkek, adam) * erkek, adam, koca
meri :
ara. * ra'a (görmek), ra'y, ri'aya (gözetmek, gözlemek), mer’i (riayet edilen,
gözetilen, hükmü geçen) * görülebilir, gözle görünen, görünür; yürürlükte olan
ve riayet edilen,saygı gösterilen
meric :
ara. * maraca (karışmak, harman olmak, birbirine geçmek) * karışık, sıkıntılı
mericarp :
gre. * meros (parça, bölüm, kısım, birim) + karpos (meyve, tohum) *
olgunlaştığında ayrılarak tek tohumlu küçük meyve parçalarına bölünen,
özellikle Apiaceae (maydanozgiller) familyasında görülen şizokarp tipi meyve
birimi, bölünmüş meyve parçası
meriç :
lat. * marica (su perisi) * Edirne’nin bir ilçesi; Edirne’den Yunanistan ve
Bulgaristan üzerinden Ege Denizi’ne dökülen nehir
merid :
ara. * maraz, marad (hastalık, illet, bela, dert, sorun, sıkıntı), marada
(isyan etmek, karşı gelmek, kötü olmak) * kötücül, hasta, hastalıklı, illetli,
isyankar, azgın, sapkın, inatçı, kibirli, marid
meridyen :
lat., fra. * medidies, meridies (merius, medius (orta) + dies (gün) + ianus
(ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.); méridien (fra.) * gökyüzünde bir saat
çizgisi, öğle çizgisi, Dünya veya gökyüzü üzerindeki kuzey-güney doğrultulu
hayali çizgi, boylam, güneşin öğle vakti ulaştığı açı
merih :
ara. * merrih, mirrih (güçlü ok, uzağa atılan ok) * uzun ok, pertev oku;
neşeli, şad; Mars gezegeninin diğer ismi
merinos :
gre., lat. * merinos (baş, başkan, reis, hükümdar, kral; kraliyet) (gre.);
maiorinus (lat.) * anayurdu Kuzey Afrika olan, beyaz, ince uzun ve bol tüylü,
yapağısı için üretilen bir koyun cinsi; Kuzey Afrika'da hüküm süren Berberi
hanedanı Meriniler’in isminin kökeni
meristem :
gre. * merizein (bölmek, ayırmak) (meros (parça, bölüm, kısım, birim) + ein
(fiil mastar eki) ), meristos (bölünebilir, paylaştırılmış) * sonsuza kadar
bölünebilen ve benzer hücrelere veya kesin doku ve organları üretmek için
farklılaşan hücrelere yol açabilen küçük hücrelerden oluşan biçimlendirici
bitki dokusu; bitkide yeni hücrelerin oluştuğu doku, büyüme noktası
meristem halkası :
gre., tür. * merizein (bölmek, ayırmak) (meros (parça, bölüm, kısım, birim) +
ein (fiil mastar eki) ), meristos (bölünebilir, paylaştırılmış) (gre.) + halja
(çember, daire şeklinde nesne) + sı (iyelik eki) (tür.) * bitkilerde gövde veya
kökte çevresel olarak düzenlenmiş, sürekli bölünen meristematik hücrelerden
oluşan halka biçimli büyüme bölgesi, özellikle sekonder büyümeyi sağlayan
kambiyum veya benzeri meristem dokusu halkası
meristematik :
gre. * merizein (bölmek, ayırmak), meristos (bölünebilir, bölünmüş,
paylaştırılmış) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sürekli bölünen
hücrelerden oluşan dokularla ilgili, meristem ile ilgili
merit :
lat. * mereri (hak etmek, layık olmak), meritum (hakediş, değer, liyakat,
fazilet) * hukuk, eğitim, iş hayatı ve ödül bağlamında, bir kişinin emeğine,
başarısına veya yeteneğine göre hak ettiği şey
meritokrasi :
lat., gre. * meritokratia (mereri (hak etmek, layık olmak), meritum (hakediş,
değer, liyakat, fazilet) (lat.) + kratia (kudret, güç, iktidar, güçlülük,
kuvvetlilik; yönetim) (kratos (güç, kudret, kuvvet, sağlamlık) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * bir toplumda veya kurumda yönetim ve statü
hakkının liyakat ve başarıya dayalı olarak verildiği, yetenek ve başarının
ödüllendirildiği sistem; yönetim gücünün, yetenek ve kişilerin bireysel
üstünlüğüne yani liyakata dayandığı yönetim biçimi
meriyet :
ara. * ra'a (görmek), ra'y, ri'aya (gözetmek, gözlemek), mer’i (riayet edilen,
gözetilen, hükmü geçen) * gözetilmiş, dikkate alınmış olma, geçerli,
uygulanabilir ve yürürlükte olma durumu, yürürlük
merkad :
ara. * rakada (uzanmak, hareketsiz yatmak; uyumak, sükunete çekilmek), rukud
(uyku; yatış), merkad (uyuma yeri, yatma yeri; mezar), irkad (uyutma, uyutulma;
yatma, yatırılma) * uyku yeri, uyuma yeri;yatma yeri, yatacak yer; mezar, kabir
merkantilist :
lat. * mercans, mercantis (tüccar, ticaret yapan kişi) (mercari (ticaret
yapmak, alışveriş etmek, pazarlamak) + ans, antis (isim yapım eki) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş
eki) * ekonomik teori veya politika açısından bir ülkenin zenginleşmesini,
ulusal serveti artırmayı ticaret ve ihracatı teşvik ederek, ithalatı
sınırlayarak sağlama yaklaşımını benimseyen kişi, merkantilizm yanlısı
merkantilizm :
lat. * mercans, mercantis (tüccar, ticaret yapan kişi) (mercari (ticaret
yapmak, alışveriş etmek, pazarlamak) + ans, antis (isim yapım eki) + ialis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin
eki) * ekonomik teori veya politika açısından bir ülkenin zenginleşmesini,
ulusal serveti artırmayı, ticaret ve ihracatı teşvik ederek, ithalatı
sınırlayarak sağlama yaklaşımını benimseyen sistem
merkaptan :
lat. * mercurium (cıva) + capere (kapmak, yakalamak, kavramak), captus, captura
(kapılmış, yakalanmış, kavranmış), captans (kapan, yakalayan, kavrayan) *
karbon, hidrojen ve kükürt içeren kimyasal maddelerin genel ismi (örneğin metil
mercaptan (CH3SH) ve etil mercaptan (C2H5SH) )
merkaptopürin :
lat. * mercurium (cıva) + capere (kapmak, yakalamak, kavramak), captus, captura
(kapılmış, yakalanmış, kavranmış), captans (kapan, yakalayan, kavrayan) +
purine (purus (temiz, saf, arı) (lat.) + ouron (idrar, sidik, çiş) (gre.) (DNA
ve RNA temel bileşenii olan azotlu heterosiklik baz) * tiol grubu taşıyan, DNA
ve RNA sentezini inhibe eden, antimetabolit, immünosupresif ve antineoplastik
ajan olarak kullanılan hücresel çoğalma ve metabolizmayı modüle eden sülfürlü
pürin türevi (C5H4N4S)
merkat :
ara. * rakada (uzanmak, hareketsiz yatmak; uyumak, sükunete çekilmek), rukud (uyku;
yatış), merkad (uyuma yeri, yatma yeri; mezar), irkad (uyutma, uyutulma; yatma,
yatırılma) * uyku yeri, uyuma yeri;yatma yeri, yatacak yer; mezar, kabir
merkator projeksiyonu :
alm. * mercator (Alman-Flemenk haritacı, coğrafyacı ve kozmograf Gerardus
Mercator’un soyadından) + projectio (ileriye doğru yansıtma, uzatma; eldeki
verileri analiz ederek ileriye dönük tahmin yapma) (lat.) + nu (iyelik eki)
(tür.) * küre biçimli Dünya yüzeyini silindirik düzlem üzerine eş açılı
(konformal) olarak aktaran, denizcilikte rota çizimlerini kolaylaştıran,
coğrafi koordinatları açısal olarak doğru gösteren harita projeksiyonu
merkeb :
ara. * rakaba, rakiba (binmek, üstüne binmek, üzerine çıkmak, sürmek;
gözetlemek, gözetmek, denetlemek, sorumluluk üstlenmek, beklemek; birleştirmek,
karıştırmak, bağlamak) * ulaşım için kullanılan binek hayvan veya araç, taşıt,
binilen vasıta; eşek
merkel hücreleri :
alm. * merkel (Alman anatomist Friedrich Merkel’in soyadından) (alm.) + hucra
(oda, odacık, göze, hücre) (ara.) + ler (çoğul eki) + i (iyelik eki) (tür.) *
deri epidermisinde bulunan, dokunma duyusunu algılayan, basınç ve dokunma
uyarılarını sinir uçlarına ileten, duyusal algıyı modüle eden özel
mekanoreseptör duyu hücreleri
merkep :
ara. * rakaba, rakiba (binmek, üstüne binmek, üzerine çıkmak, sürmek;
gözetlemek, gözetmek, denetlemek, sorumluluk üstlenmek, beklemek; birleştirmek,
karıştırmak, bağlamak) * ulaşım için kullanılan binek hayvan veya araç, taşıt,
binilen vasıta; eşek
merkez :
ara. * rakaza (odaklamak, yoğunlaştırmak, saplayıp baskılayıp sabit kılmak,
dikmek, mıhlamak, saplamak, bir noktaya yerleştirmek) * odak, yoğunlaşma
noktası; bir dairenin orta noktası, pergelin basılarak sabitlenen sivri ucu;
bir şeyin etrafına göre tam ortada bulunan, denge ve simetri noktası,
olayların, güçlerin veya etkinliklerin odaklandığı yer
merkez bankası :
ara., lat. * rakaza (odaklamak, yoğunlaştırmak, saplayıp baskılayıp sabit
kılmak, dikmek, mıhlamak, saplamak, bir noktaya yerleştirmek), merkez (orta
nokta, odak) (ara.) + banca (tezgah, masa, sıra, bank) (lat.); banque (fra.) +
sı (iyelik eki) (tür.) * bir ülkenin para politikasını yöneten, banknot ve para
arzını kontrol eden, finansal istikrarı sağlamak ve ekonomik dengeyi gözetmekle
görevli resmi kurum
merkez üssü :
ara., tür. * merkez (orta nokta, odak) (ara.) + üs (bir şeyin dayanağı, temeli
veya kalenin kuvvet ve savunma noktası) + sü (iyelik eki) (tür.) * bir depremin
başladığı nokta ile yeryüzü arasındaki düşey doğrultuda, yer yüzüne en yakın ve
sarsıntının en şiddetli hissedildiği nokta; yerkabuğu içinde deprem oluşturan
bir kırılmanın yeryüzü üzerindeki izdüşüm noktası; operasyon, strateji veya
yönetim faaliyetinin odaklandığı, kontrol ve koordinasyonun sağlandığı ana
nokta, ana konum
merkezcil :
ara., tür. * merkez (orta nokta, odak) (ara.) + cil (ile ilgili, gibi, -a ait)
(tür.) * bir sistemin, yapının veya düşüncenin gücünü, yetkisini ve
organizasyonunu tek bir merkezde toplama eğiliminde olan, merkezden yönetim
veya denetim anlayışını benimseyen
merkezefendi :
ara., gre. * merkez (orta nokta, odak) (ara.) + efendi (reis, şef, amir,
hükümdar, malik) (gre.) * Denizli’nin bir ilçesi
merkezi :
ara. * rakaza (odaklamak, yoğunlaştırmak, saplayıp baskılayıp sabit kılmak,
dikmek, mıhlamak, saplamak, bir noktaya yerleştirmek), merkez (orta nokta,
odak) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * merkez ile ilgili, merkeze
ilişkin
merkeziyet :
ara. * merkez (orta nokta, odak) + iyet (isim yapım ve durum eki) * yönetim,
örgütlenme veya düşünce yapısında yetki, güç ve kararların tek bir merkezde
toplanması durumu, merkezcilik, merkezi olma durumu
merkezkaç :
ara., tür. * merkez (orta nokta, odak) (ara.) + kaç (uzaklaşmak, ayrılmak)
(tür.) * dairesel hareket yapan cisimlerin eylemsizlik nedeniyle dönme
merkezinden uzaklaşma eğilimini tanımlayan, merkezden dışarı doğru yönelen
kuvvet görünümü
merkezkaç kuvveti :
ara., tür. * merkez (orta nokta, odak) (ara.) + kaç (uzaklaşmak, ayrılmak)
(tür.) + kuvvet (güç, kudret) (ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * dairesel hareket
yapan cisimlerin eylemsizlik etkisiyle dönme merkezinden dışarı doğru
savruluyormuş gibi algılanan, aslında dönme referans sisteminden kaynaklanan
yalancı kuvvet
merkub :
ara. * rakaba, rakiba (binmek, üstüne binmek, üzerine çıkmak, sürmek;
gözetlemek, gözetmek, denetlemek, sorumluluk üstlenmek, beklemek; birleştirmek,
karıştırmak, bağlamak) * binilmiş, bindirilmiş; binilen, nakil hayvanı veya
nakil vasıtası, binek aracı, taşıt
merkum :
ara. * rakama (yığmak, biriktirmek, üst üste koymak), rakam (işaret, sayı,
sembol) * yazılmış; rakamla ifade edilmiş, rakamlı, sayılmış; işaretli, markalı
(marca, mark, marque, Marke (işaret) (lat., ing., fra., alm., ing.)
merkuz :
ara. * rakaza (odaklamak, yoğunlaştırmak, saplayıp baskılayıp sabit kılmak,
dikmek, mıhlamak, saplamak, bir noktaya yerleştirmek), rekz (dikme, saplama,
batırma, sabit kılma), merkez (orta nokta, odak) * dikilmiş, saplanmış,
batırılmış, sabit kılınmış
merkür :
lat. * mercurius (Roma mitolojisinde ticaretin, hırsızların ve habercilerin
tanrısı) (lat.); hydrargyrum (sıvı gümüş) (hydor, hydor, hudros, hydros (su,
sıvı) + argyros (gümüş) (gre.) + ium (kimyasal element eki) (lat.) * Güneş’e en
yakın ve yüzey kütleçekimi yaklaşık olarak Mars ile aynı olan gezegen; atom
numarası 80, sembolü Hg olan, oda sıcaklığında sıvı halde bulunan kimyasal
element
merküt :
tür. * mer (ölmek, can vermek kökü) + küt, kütük (varlık, topluluk, soy eki) *
Türk mitolojisinde ruhları göğe veya yeraltına taşıdığına inanılan, ölüler ve
öteki alemle ilişkili kutsal kuş veya ruh varlığı; Yörükler arasında yaramazlık
yapan çocukları korkutmak için uydurulan efsanevi kuş, markut, burkut, bürküt
merlan :
gre. * merlanos (mezgit balığı); merlangius (mare (deniz) + langius (küçültme
eki) ) (lat.) * morina ailesinden, beyaz etiyle bilinen, Kuzey Atlantik’te ve
Avrupa kıyılarında yaşayan deniz balığı, mırlan, merlangius merlangus
merlanos :
gre. * merlanos (mezgit balığı); merlangius (mare (deniz) + langius (küçültme
eki) ) (lat.) * morina ailesinden, beyaz etiyle bilinen, Kuzey Atlantik’te ve
Avrupa kıyılarında yaşayan deniz balığı, mırlan, merlangius merlangus
merlin :
gal., kel., lat. * Myrddin (kendi adını taşıyan efsanevi bilge, şair),
(moridunon, myrdd (deniz kalesi, deniz suru) (mor (deniz) + dun (kale, sur,
hisar) + on (yer ve isim yapım eki) ) (gal.); Merlinus (lat.) * Orta Çağ Avrupa
efsanelerinde Kral Arthur’un ünlü büyücüsü ve danışmanı; sihir, bilgelik ve
kehanetle özdeşleşmiş efsanevi karakter
mermer :
gre. * marmairein (parıldamak, ışıldamak), marmaron, marmaros (taş, parlak taş,
kristal kaya, parlayan taş) * doğal olarak oluşmuş, genellikle beyaz veya
renkli, kristal yapılı, cilalanabilen ve yapı ile süslemelerde kullanılan
metamorfik taş
mermerşahi :
gre., far. * marmairein (parıldamak, ışıldamak), marmaron, marmaros (taş,
parlak taş, kristal kaya, parlayan taş) (gre.) + şah (hükümdar, kağan, kral,
reis, başkan, padişah; büyük, üstün, usta, seçkin, önde gelen) + i (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) (far.) * tülbentten biraz daha kalınca, tülbent İle
patiska arasında ince bir tür pamuklu kumaş
mermi :
ara. * rama (atmak, fırlatmak, savurmak) * atılan, fırlatılan, savurulan;
ateşli silahlarca atılan patlayıcı ve delici maddelerin ortak adı
mermuz :
ara. * ramaza (işaretle anlatmak, sembolle anlatmak, kodlamak), remz (işaret,
sembol, kod) *açıktan belirtilmeyip, işaret ve remz ile anlatılan, ima edilmiş
olan
meroblast :
gre. * meros (parça, bölüm, kısım, birim) + blastos (tohum, tomurcuk, filiz,
sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) * yumurtasında bol
miktarda vitellus bulunduğu için embriyonik bölünmenin yumurtanın yalnızca bir
kısmında gerçekleştiği canlı veya embriyo tipi, kısmi segmentasyon gösteren
gelişim biçimi
meroblastik :
gre. * meros (parça, bölüm, kısım, birim) + blastos (tohum, tomurcuk, filiz,
sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) + ikos (ile ilgili, -a
ait, gibi) * yumurtadaki besin maddesi (vitellus) fazlalığı nedeniyle
bölünmenin yalnızca belirli bir bölgede gerçekleştiği, kısmi segmentasyon
gösteren embriyonik gelişim tipi, kısmi bölünmeli yumurta gelişimi özelliği
meroblastik bölünme :
gre., tür. * meros (parça, bölüm, kısım, birim) + blastos (tohum, tomurcuk,
filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) + ikos (ile
ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + bölünme (ikiye ayrılma, yarılma, kesilme) (tür.)
* vitellus miktarının fazla olması nedeniyle embriyonik bölünmenin yumurtanın
tamamını kapsamadığı, yalnızca sitoplazmanın belirli bir bölgesinde
gerçekleştiği kısmi segmentasyon tipi, özellikle kuşlar, sürüngenler, balıklar ve
bazı eklembacaklılarda görülen yumurta bölünmesi biçimi
merocel :
lat. * mer (köpük) + cel (jel veya süngerimsi materyal eki) * medikal
amaçlarla, genellikle nazal tampon veya hemostatik amaçlı kullanılan,
gözenekli, süngerimsi yapıda sentetik materyal
meromorf fonksiyon :
gre. * meros (parça, bölüm, kısım, birim) + morphe, morphos (şekil, biçim,
form, kalıp) (gre.) + functio (yapma, yerine getirme, icra, işlev, görev)
(fungi, fungere (yapmak, yerine getirmek, icra etmek, işlemek, uygulamak) + tio
(isim yapım eki) ) (lat.) * organizmanın veya sistemin yalnızca belirli bir
kısmının işlev göstermesi veya kısmi işlevsellik gösteren fonksiyonel yapı
meropenem :
gre. * meros (parça, bölüm, kısım, birim) + penem (beta-laktam halkası içeren
antibiyotik sınıfı) * geniş spektrumlu, dirençli bakterilere karşı etkili olan,
ciddi enfeksiyonların tedavisinde kullanılan bir beta-laktam antibiyotik
(C17H25N3O5S)
meropidae :
gre., lat. * merops (arı yiyen kuş, arıkuşu) (gre.) + idae (-giller, hayvan
familyası eki) (lat.) * arıkuşlarını kapsayan, parlak renkli tüyleri, ince uzun
gagaları ve uçarken böcek yakalama yetenekleriyle bilinen kuşlar familyası, arı
kuşugiller
merozoit :
gre. * meros (parça, bölüm, kısım, birim) + zoe (canlılık, yaşam, hayat, dirim,
dirilik, oluşum, hayvan) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli)
* şizogoni ile üretilen ve yeni bir eşeyli (cinsel) veya eşeysiz gelişim
döngüsünü başlatma yeteneğine sahip küçük bir amip benzeri sporozoan trofozoit
(bir sıtma paraziti gibi); parazitin yaşam döngüsünde konak hücreyi enfekte
eden ve çoğalabilen küçük, hareketli evresi
merrat :
ara. * marra (geçmek, geçip gitmek) * kerrat, kereler, seferler, defalar,
tekrarlar
merre :
ara. * marra (geçmek, dolaşmak), merra (kere, defa), merrat (kereler, defalar)
* kere, kereler, tekrar adedi, tekrar adetleri, karşılaşma, görüşme (more, mehr
(daha, daha fazla, kere), once more (bir kere daha) (ing., alm.), mirror,
miroir (ayna, yansıtarak görüntü çoklayan) (ing., fra.), morrow (ertesi gün,
tekrarlayan gün) (ing.) )
MERS : ing. * middle (orta) + east (doğu) +
respiratory (solunumsal) + syndrome (sendrom) * koronavirüsün neden olduğu
viral bir solunum yolu hastalığı, Orta Doğu Solunum Sendromu
mersad :
ara. * rasada (gözlemek, gözlemlemek) * gözetleme yeri, mirsad
mersenne asalları :
fra. * mersenne (Fransız matematikçi, teolog ve filozof Narin Mersenne'in
soyadından) (fra.) + asal (esas, temel, asıl; sadece kendisine bölünebilen
sayı) + kar (çoğul eki) + ı (iyelik eki) (tür.) * Mp = 2^p-1formunda olan ve yalnızca
bazı asal p değerlerinde asal çıkan özel sayılar
merserize :
ing. * mercer (İngiliz kimyager ve tekstil mühendisi John Mercer'in soyadından)
+ izatus (dönüştürülmüş, halini almış, kılınmış, olmuş) (izare (dönüştürmek,
kılmak, hale getirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); ized
(ing.) * pamuk liflerinin gerilerek ve sodyum hidroksit çözeltisinde işlemden
geçirilmesiyle parlaklık, mukavemet ve boyaya karşı tutuculuk kazanmasını
sağlayan tekstil işlemi
mersi :
lat. * merces (ödül, ödeme, lütuf) (lat.); merci (fra.) * birine teşekkür etme
veya minnettarlık ifade etme sözü, teşekkür ederim, teşekkürler
mersin :
ara., gre., lat. * mersa (liman, gemilerin demir atıp barındığı yer) + in (yer
ve isim eki) (ara.), myrtia, myrsinos (gre.); myrtus communis (lat.) * mersin
ağacı, mersin veya murt ağacı, mersingiller familyasından, maki grubundan çalı
formunda bir bitki); İçel ilinin diğer ismi
mersiye :
ara. * resa (ağlamak, ağıt düzmek) * birisinin ölümü hakkında yazılan, acıyı,
üzüntüyü anlatan manzume, acıma, acıklı olma (mercy (merhamet, acıma duygusu),
merciful (merhemetli) (ing.) )
mersiyehan :
ara., far. * mersiye (ağıt) (ara.) + han (okuyan, söyleyen, seslendiren, yapan,
eden) (far.) * törenlerde mersiye okuyan kişi, ağıtçı
mersum :
ara. * rasama (çizmek, şekil oluşturmak, şekil vermek), resm (şekil, biçim,
form, tasvir, desen; usül, üslup, tarz) * yazılmış, çizilmiş, işaretlenmiş
mersus :
ara. * rassa (dizmek, üst üste koymak, sıkıca yerleştirmek, sabit şekide
yerleştirmek) * sıkıca dizilmiş, yerleştirilmiş, birbirine kenetlenmiş; sağlam
yapı, kurşun veya lehim ile birbirine bağlanmış sağlam yapı
mert :
far. * mard, merd (adam, insan, erkek) * verdiği sözü yerine getiren, sözünün
eri, güvenilir
mertebe :
ara. * rataba (dik durmak, dikelmek) * basamak, aşama, seviye, derece, düzey,
paye, binek taşı, (mecazi) rütbe, meratib (ç.)
mertek :
far. * mardak, merdek (adamcık, hayvan yavrusu) (mard, merd (adam, kişi, insan)
+ ak (küçültme eki) ) * yapıda kullanılan, dört köşe veya yuvarlak, uzun ve
kalınca ağaç; damlardaki kirişlerin üzerine atılan ince kirişler
merter :
lat. * mortarium (öğütme kabı, harç, inşaat malzemesi) * İstanbul'un bir semti
(Osmanlı döneminde mortar (harç depolama alanı) olarak kullanılmasından)
mertub :
ara. * rataba (nemlenmek, yaşlanmak, ıslak olmak), ratb (nem, ıslaklık,
rutubet) * nemli, yaş, ıslak, rütubetli
merv :
ara. * merv (güzel koku) * güzel kokulu bir bitki, yaban fesleğeni, kokulu
çalı; çöl iklimlerinde yetişen kokulu maki türlerinin, kuru çalıların veya otsu
bitkilerin sıcakla birleşerek etrafa yaydığı yoğun, otsu, hafif odunsu ve
karakteristik doğa kokusu
mervan :
ara. * reva, rava (parlamak) * parlayan; çakmak taşı, saf silikadan oluşan sert
taş; mavi kuvars taşı; ateş yakan
merve :
far. * reva, rava (parlamak; yürümek, gitmek) * yüksek, kutsal tepe; parlak
taş, beyaz, parlak ve sert taş, çakmak taşı; yürüyen, giden; güzel koku;
Mekke’de Harem bölgesindeki iki tepe veya küçük dağdan biri; Hac ve Umre
sırasındaki gidip gelme ritüelinde Safa ile birlikte kullanılan tepe
mervi :
ara. * rava (anlatmak, söylemek, nakletmek, rivayet etmek) * anlatılan,
söylenen, nakledilen, rivayet edilen
meryem :
ibr., ara., lat. * rayama (korumak, gözetmek, şefkat göstermek, merhamet
etmek); miryam (korunan, gözetilen, şefkat gösterilen, merhamet edilen; deniz;
üzüntü; deniz yıldızı) (ibr.), meryem (ara.), maria (lat.) * korunan,
gözetilen, şefkat gösterilen, merhamet edilen; Hz. İsa'nın annesinin ismi
(Mary, Marie, Maria (meryem) (ing., fra., alm.) ); Kur'an'ın 19. suresinin ismi
meryemanaeldiveni :
ibr., tür. , far. * miryam (meryem) (ibr.) + ana (anne, valide; esas, asıl,
temel, başlıca) (tür.) + destuvan (dest (el) + u (bağlaç) + ban, van (tutan,
koruyan) ) (far.) * çançiçeğinin bir türü
merzenguş :
far. * marzan (fare) + guş (kulak) * kekiğe benzer bir ot, fare kulağı;
ballıbabagiller (Lamiaceae) familyasına ait, kurak yerlerde, kayalık bölgelerde
sıkça rastlanan, kısmen soğuğa karşı hassas, tatlı çam veya narenciye gibi
kokan, çalı görünümlü, hoş kokulu, kekikle akraba olan çok yıllık aromatik bir
bitki, origanum majorana, şile (Antik Yunan ve Roma'da mutluluk sembolü
addedilmiştir.)
merzifon :
far. * merz (sınır, mahal, yer, sükun) + fon (yer eko) * Amasya'nın bir ilçesi
merzuk :
ara. * razaka (vermek, nasip etmek, geçindirmek, rızıklandırmak, maddi veya
manevi her türlü geçim kaynağı sağlamak), rizk (maddi veya manevi her türlü
geçim kaynağı, pay ve imkanı, nasip, pay, geçimlik) * rızıklanmış, nasiplenmiş,
geçimi sağlanmış, nimetlendirilmiş, ihtiyaçları verilmiş
merzul :
ara. * razala (alçaltmak, aşağılamak, küçük düşürmek, kepaze etmek, rezil
etmek, zelil etmek) * alçalmış, aşağılanmış, rezil olmuş, zelil olmuş, küçük
düşürülmüş, kepaze edilmiş
me's :
ara. * me'sa (insanların arasını bozmak, araya fesad sokmak) * ara bozma,
bozgunculuk yapma, fesad çıkarma (mess (karışıklık, pislik; karıştırmak,
kirletmek, bozmak) (ing.) )
mesabe :
ara. * saba (doğru yolu bulmak, isabet etmek, dönmek, geri gelmek; faydalı bir
iş yapmak, faydalı olmak), sevab (iyilik, fayda, hayır) * varış yeri, toplanma
yeri, dönülen yer, sevab yeri, referans noktası, menzil; değer, derece
mesabih :
ara. * sabaha (ışımak, aydınlanmak, ışık saçmak, aydınlatmak, ışıklanmak, gün
ağarmak), misbah (lamba, fener) * lambalar, fenerler
mesacid :
ara. * sacada (yere kapanmak, dizler üstüne çöküp yüz üstü yere kapanmak,
eğilmek, secde etmek, boyun eğmek, alçalmak), mescid (yere kapanma yeri, secde
yeri, ibadet yeri, namazgah) * yere kapanma yerleri, secde yerleri,
ibadethaneler, namazgahlar
mesafe : ara.
* safa (dizmek, sıralamak, düzenlemek), saff (sıra, dizi, diziliş, düzen,
aralık) * iki nokta arasındaki açıklık veya uzaklık; maddi veya mecazi anlamda
aradaki fark, ara, uzaklık
mesaha :
ara. * saha (alan, arazi) * arazi ölçümü, yüzölçümü, topografi
mesai :
ara. * sa'ya, sa'a (çabalamak, gayret, etmek, uğraşmak, emek vermek; koşmak,
koşturmak, koşuşturmak * zaman ve emek verme, çalışma, iş yapma, uğraş, çaba,
emek, koşturma, koşuşturma; koşma
mesail :
ara. * seele (sormak, sual etmek), sual (soru), mesele (soru, sorun, husus,
konu, iş) * sorular, sualler, sorunlar, hususlar, konular
mesaj :
lat., fra. * mittere (göndermek), missus (gönderilmiş) + aticum (isim yapım
eki) ) (lat.); message (fra.) * bir kişiden diğerine sözlü, yazılı veya
elektronik yolla iletilen haber veya bildiri
mesakil :
ara. * sakala, sekele (ağır gelmek, ağırlaşmak), sikal (ağırlık), miskal
(ağırlık, ölçü, ağırlık ölçüsü; 1,43 dirhemlik yani 4,81 gramlık ağırlık
ölçüsü) * ağırlıklar; ölçüler, yirmidört kıratlık (4,5 gr. kadar) ağırlık
ölçüleri (bir kırat, beş normal arpa ağırlığında olup, bir dirhemin 1/14 üdür.)
mesakin :
ara. * sakana, sekene (yerleşmek, sakinleşmek, sabit olmak, ikamet etmek,
oturmak, bir yerin sakini olmak, durmak, durulmak, durgunlaşmak, yerleşmek,
sakinleşmek, dinmek, hareketsizleşmek; yerleştirmek, sabitlemek,
sakinleştirmek, hareketsizleştirmek, dindirmek, durgunlaştırmak, durdurmak;
kondurmak, yerleştirmek, koymak, oturtmak), sakin (yerleşmiş, oturmuş, ikamet
eden, dinen, yatışan, durmuş, durgun, dingin) * güçsüz, muhtaç, fakir, yoksul
(bir yere yerleşmeye muhtaç anlamından anlam kaymasıyla oluşmuştur.)
mesakin :
ara. * sakana, sekene (yerleşmek, sakinleşmek, sabit olmak, ikamet etmek,
oturmak, bir yerin sakini olmak, durmak, durulmak, durgunlaşmak, yerleşmek,
sakinleşmek, dinmek, hareketsizleşmek; yerleştirmek, sabitlemek,
sakinleştirmek, hareketsizleştirmek, dindirmek, durgunlaştırmak, durdurmak;
kondurmak, yerleştirmek, koymak, oturtmak), sakin (yerleşmiş, oturmuş, ikamet
eden, dinen, yatışan, durmuş, durgun, dingin), iskan, sükun (yerleşme, oturma,
ikamet; durgunluk, hareketsizlik, dinginlik) * yerleşme yerleri, meskenler,
iskan edilecek yerler, sakini olunacak yerler, ikametgahlar
mesalamin :
lat. * me (amino asit değişim belirteci) + salaz (salisilik asit (C7H6O3)
türevi) + amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) * bağırsak
mukozasındaki iltihabı azaltmak için kullanılan, özellikle ülseratif kolit ve
bazı bağırsak iltihabı hastalıklarının tedavisinde kullanılan aminosalisilat
grubu antiinflamatuvar ilacın etken maddesi (C7H7NO3)
mesalazin :
lat. * me (amino asit değişim belirteci) + salaz (salisilik asit (C7H6O3)
türevi) + ine (kimyasal madde eki) * iltihabi bağırsak hastalıklarının
tedavisinde kullanılan, antiinflamatuar etkili bir ilacın etken maddesi
(C7H7NO3)
mesamat :
ara. * samma (kapatmak, mühürlemek, tıkamak, sağır etmek; zehirlemek), mesame
(gözenek, delik, açılma; tıkacak yer, kapatılacak yer) (tersten anlam yani
"tıkanabilecek", "kapatılabilecek" yer bağlamında anlam
kayması) * vücudun teneffüs etmesine (nefes almasına, solunumuna) ve ter
çıkarmasına yarayan cilt üzerindeki küçük delikler, gözenekler
mesame :
ara. * samma (kapatmak, mühürlemek, tıkamak, sağır etmek; zehirlemek) *
gözenek, delik (tıkanabilecek açıklık bağlamında anlam kaymasından)
mesane :
ara. * sana (iki yapmak, ikiye katlamak, eğmek, bükmek), isnan (iki), mesani
(ikili, düal), saniye (ikinci) * vücuttaki idrarı toplayan ve depolayan
boşaltım sistemi organı, idrar torbası, sidik torbası
mesangial :
lat., gre. * mesangium (mes (orta) + angeion (kasa, kap, hazne, damar, kanal)
(gre.); angium (vasküler yapı, damar, kanal) (orta, destekleyen yapı;
glomerulus içindeki hücre ve matriks) + alis (ait, ile ilgili) (lat.) * böbrek
glomerulusündeki damarlara ve kapillerlere destek sağlayan hücre ve matriks
yapısıyla ilgili
mesani :
ara. * isnan (iki) * ikili, çift, düal; tekrarlı, mükerrer
mesani :
ara. * sana (üretmek, yapmak, oluşturmak, inşa etmek) * üretim yeri
mesbuk :
ara. * sabaka (geçmek, öne geçmek, önce olmak, yarışta önde gitmek, yarışmak,
hızlı olmak) * geçmiş, gelmiş geçmiş
mescid :
ara. * sacada (yere kapanmak, dizler üstüne çöküp yüz üstü yere kapanmak,
eğilmek, secde etmek, boyun eğmek, alçalmak), mescid (yere kapanma yeri, secde
yeri, ibadet yeri, namazgah) * yere kapanma yeri, secde yeri, ibadethane,
namazgah
mescid-i aksa :
ara. * sacada (yere kapanmak, dizler üstüne çöküp yüz üstü yere kapanmak,
eğilmek, secde etmek, boyun eğmek, alçalmak), secde, sucud (dizler üstüne çöküp
yüz üstü yere kapanma), mescid (secde yeri, ibadethane, namaz kılınan yer,
cami) + i (tamlama eki) + kasiy, kusva (uzak), aksa (en uzak) * en uzak mescid;
Kudüs’teki (Yeruşalim, Darusselam) kutsal cami; İslam geleneğinde Mescid-i
Haram’dan sonra ilk kıble ve en uzak mescid
mescid-i haram :
ara. * sacada (yere kapanmak, dizler üstüne çöküp yüz üstü yere kapanmak,
eğilmek, secde etmek, boyun eğmek, alçalmak), secde, sucud (dizler üstüne çöküp
yüz üstü yere kapanma), mescid (secde yeri, ibadethane, namaz kılınan yer,
cami) + i (tamlama eki) + haram (hürmet edilen, kutsal) * Mekke’de bulunan,
dokunulmaz ve kutsal kabul edilen, Kabe’yi çevreleyen ana ibadet mescidi
mescit :
ara. * sacada (yere kapanmak, dizler üstüne çöküp yüz üstü yere kapanmak,
eğilmek, secde etmek, boyun eğmek, alçalmak), mescid (yere kapanma yeri, secde
yeri, ibadet yeri, namazgah) * yere kapanma yeri, secde yeri, ibadethane,
namazgah
mescun :
ara. * secene (hapsetmek, zindana atmak), siccin (mahpushane, hapishane,
zindan) * hapsedilmiş, zindana atılmış
mesdud :
ara. * sadda (kapatmak, tıkamak, engellemek, mani olmak, variyer koymak), sedd
(engel bariyer) * kapatılmış, tıkanmış, geçişi engellenmiş, sed çekilmiş
mesed :
ara. * sada (bükmek, lifleri eğirmek, ip yapmak; özellikle hurma lifini bükmek)
* hurma lifinden bükülerek yapılan ip, sicim veya bağ, deve kılından ve
yününden yapılan urgan
mesel :
ara. * masala (benzemek, gibi olmak, örnek olmak, temsil etmek, örneklemek),
misl (aynı, benzer), misal (örnek, benzeri) * ders alınacak söz; atasözü;
eğitici öykü, kıssa, masal, öğretici hikaye; simge
mesela :
ara. * masala (benzemek, gibi olmak, örnek olmak, temsil etmek, örneklemek),
misl (aynı, benzer), misal (örnek, benzeri) + a, en (gibi, olarak) * örneğin,
misal olarak, benzeri olarak
mesele :
ara. * saala (sormak, sual etmek), sual (soru) * üzerinde düşünülmeye değen ve
çözüm getirilmesi, olumlu veya olumsuz bir sonuca ulaştırılması gereken durum,
sorun, husus, konu
mesembryanthemum :
gre., lat. * mesembria (öğle) + anthos (çiçek) (gre.) + um (isim yapı eki)
(lat.) * Aizoaceae familyasına ait, güneşte açan etli yapraklı bitki cinsi
mesen :
lat., fra. * maecenas (Romalı devlet adamı Gaius Cilnius Maecenas’ın isminden)
(lat.); mécène (fra.) * sanatçıları, bilim adamlarını koruyan, her yönden
onlara destek olan, para yardımında bulunan varlıklı kimse, anatçıları
destekleyen kişi, sponsor, sanat hamisi
meserret :
ara. * sara (sevinmek, neşelenmek, gülmek), surur (neşe, sevinç, gülme), mesrur
(neşeli, sevinçli, sevinmiş) * çok istenen veya hoşlanılan bir şeyin gerçekleşmesiyle
duyumsanan coşku, sevinç, neşe
meses :
ara. * massa (dokunmak, değmek, temas etmek, dürtmek), temas (değme, dokunma,
dürtme) * değnek, sopa, çubuk; öküzlerin sürüldüğü ucu demir çubuk
mesfuh :
ara. * safaha (akıtmak, dökmek) * akıtılmış, dökülmüş; dağ eteği
mesfuk :
ara. * safaka (akıtmak, dökmek), sefk (dökme, akıtma) * akıtılmış, dökülmüş
mesfur :
ara. * safara (yazmak), seferet (yazıcılar) * yazılmış, adı geçmiş (eskiden
daha ziyade hakaret görmesi icabeden aşağılık kimseler hakkında kullanılan
ifade)
mesgabe :
ara. * sagaba (aç olmak, açlıktan zayıflamak, yoksun kalmak; kıtlık ve sıkıntı
çekmek) * açlık, meşakkat, darlık, zorluk, yoksulluk, geçim darlığı, açlıkla
birlikte gelen yoksunluk, zahmet ve ağır yaşam koşullarını ifade eden meşakkat
durumu
mesğabet :
ara. * sagaba (aç olmak, açlıktan zayıflamak, yoksun kalmak; kıtlık ve sıkıntı
çekmek) * açlık, meşakkat, darlık, zorluk, yoksulluk, geçim darlığı, açlıkla
birlikte gelen yoksunluk, zahmet ve ağır yaşam koşullarını ifade eden meşakkat
durumu
mesh :
ara. * masaha (değiştirmek, dönüştürmek, başka bir forma sokmak,
başkalaştırmak) * değişim, değiştirme, dönüştürme, başka bir hale sokma
mesh :
ara. * mesaha (ovmak, ovalamak, yağla ovmak) * bir yüzeyi el veya bez ile
silme, ovmak veya temizleme; el ile ovalamak, ovma, bir şeyi el ile sıvazlama;
aptes alırken ıslak eli başa sürme
meshetmek :
ara., tür. * mesaha (ovmak, ovalamak, yağla ovmak) (ara.) + etmek (yapmak,
eylemek, işlemek) (tür.) * bir yüzeyi el veya bez ile silmek, ovmak veya
temizlemek; el ile ovalamak, ovmak, bir şeyi el ile sıvazlamak; aptes alırken
ıslak eli başa sürmek
meshun :
ara. * sahana (ısıtmak, sıcak hale getirmek), suhunet (ısı, sıcaklık, hararet)
* ısıtılmış, sıcak hale getirilmiş
meshur :
ara. * sihr (sihir, büyü, maji; buyruğa alma), sahara (büyülemek) * büyülenmiş,
sihirlenmiş, kendisine büyü yapılmış
meshut :
ara. * sahata (öfkeyle hoşnutsuz olmak, beğenmemek, öfkelenmek, gazap etmek;
memnuniyetsizlik duymak) * hoşnutsuzluk ve memnuniyetsizlik duygusunu yansıtan,
bu nedenle beğenilmeyen, hoş karşılanmayan veya kabul görmeyen
mesial :
lat. * mes (orta, ortada) + ialis (ait, ile ilgili) * anatomide bir yapının
ortadaki veya merkezi eksene yakın tarafıyla ilgili; özellikle diş hekimliğinde
dişlerin orta hatta yakın olan yüzeyine ilişkin
mesih :
ara. * masaha (ovmak, sürmek, ovalamak, yağla ovmak), mesh (temizleme; el ile
ovalamak, ovma, bir şeyi el ile sıvazlama; aptes alırken ıslak eli başa sürme)
* kutsanmış, yağ sürülmüş; mesheden, ovan, sıvazlayan; Hz. İsa’nın sıfatı
mesik :
gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * orta
derecede nem içeren, ortalama su ve nem ihtiyacı olan, orta derece nemli
ortamlara uyum sağlamış olan (canlı/yaşam alanı)
mesilat :
gre., lat. * methane (metan (CH4) + sulphon (-SO₃-) + yl (alkil eki; kimyasal radikal
hidrokarbon veya türev eki) (gre.) ) + ate (tuz veya ester eki) (lat.) *
metansülfonik asidin herhangi bir tuzu veya esteri (CH3SO3H)
mesir :
gre. * mithridates (Pontus Kralı VI. Mithridates'in isminden) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * çeşitli zehirlere karşı kullanılan antidot
(panzehir), çok bileşenli tıbbi preparat
mesire :
ara. * saara (gezmek, dolaşmak, gitmek, yürümek), seyr (gezi, gezinti, gezme,
dolaşma), seyran (gezme, dolaşma ve seyretme amacıyla yapılan gezinti) * halka
açık, doğa içinde yapılan yürüyüş, gezinti veya dinlenme amaçlı açık alan,
gezinti yeri, gezilecek yer, seyirlik; gezilecek, piknik yapılacak yer, bağlık
bahçelik, yeşillik yer
mesiru :
ara. * saara (gezmek, dolaşmak, gitmek, yürümek), seyr (gezi, gezinti, gezme,
dolaşma), seyran (gezme, dolaşma ve seyretme amacıyla yapılan gezinti) *
varılan yer, varış noktası, akıbet, sonuç; bir yolculuğun veya sürecin sonunda
ulaşılan yer, hedef veya mecazi olarak bir işin, durumun vardığı son nokta,
akıbet
meske :
ara. * vasaka (bağlamak, sağlamlaştırmak, güven altına almak), misak (sağlam
bağ, ahit, kesin sözleşme) * tarafları bağlayan, bozulması ağır sonuçlar
doğuran, hukuki veya ahlaki nitelikte güçlü sözleşme, antlaşma veya kutsal
bağlayıcılığı olan ahit
mesken :
ara. * sakana, sekene (yerleşmek, sakinleşmek, sabit olmak, ikamet etmek,
oturmak, bir yerin sakini olmak, durmak, durulmak, durgunlaşmak, yerleşmek,
sakinleşmek, dinmek, hareketsizleşmek; yerleştirmek, sabitlemek,
sakinleştirmek, hareketsizleştirmek, dindirmek, durgunlaştırmak, durdurmak;
kondurmak, yerleştirmek, koymak, oturtmak), sakin (yerleşmiş, oturmuş, ikamet
eden, dinen, yatışan, durmuş, durgun, dingin), iskan, sükun (yerleşme, oturma,
ikamet; durgunluk, hareketsizlik, dinginlik) * yerleşim yeri, oturma yeri,
konut, ev, ikametgah
meskenet :
ara. * sakana, sekene (yerleşmek, sakinleşmek, sabit olmak, ikamet etmek,
oturmak, bir yerin sakini olmak, durmak, durulmak, durgunlaşmak, yerleşmek,
sakinleşmek, dinmek, hareketsizleşmek; yerleştirmek, sabitlemek,
sakinleştirmek, hareketsizleştirmek, dindirmek, durgunlaştırmak, durdurmak;
kondurmak, yerleştirmek, koymak, oturtmak), sakin (yerleşmiş, oturmuş, ikamet
eden, dinen, yatışan, durmuş, durgun, dingin), iskan, sükun (yerleşme, oturma,
ikamet; durgunluk, hareketsizlik, dinginlik) * miskinlik, tembellik;
hareketsizlik, çaba göstermeme ve sessiz sakin durma hali, uyuşukluk, acizlik;
yoksulluk, fakirlik
mesket :
ara. * sekene (yerleşmek, konumlanmak, ikamet etmek, sakinleşmek), mesken
(yerleşim yeri, ikametgah, iskan edilen yer, sükunet yeri) * genellikle göçebe
veya yarı göçebe topluluklarda belirli bir amaçla bir araya gelmiş, ortak
çıkarları, yaşam alanını veya kültürel bağları paylaşan küçük ve kapalı insan
grubu; Gürcistan'ın güneybatı ucunda, merkezi Ahıska (Ahaltsihe) olan Mesheti
(Mesketi) bölgesinde yaşayan Müslüman nüfusa 20. yüzyılın ikinci yarısında
verilen isim, Ahıska (Türkleri)
meskub :
ara. * sakaba (delmek) * delinmiş, delik açılmış
meskukat :
ara. * sakka (basmak, vurmak, çarpmak, darbetmek, sikke basmak), meskuk
(basılmış, vurulmuş, çarpılmış, darbedilmiş (sikke) ) * basılmış, damgalanmış
paralar veya madeni paralar (Osmanlıca ve klasik Arapça metinlerde para
birimleri veya “sikkeler” anlamında kullanılır.)
meskun :
ara. * sakana, sekene (yerleşmek, sakinleşmek, sabit olmak, ikamet etmek,
oturmak, bir yerin sakini olmak, durmak, durulmak, durgunlaşmak, yerleşmek,
sakinleşmek, dinmek, hareketsizleşmek; yerleştirmek, sabitlemek, sakinleştirmek,
hareketsizleştirmek, dindirmek, durgunlaştırmak, durdurmak; kondurmak,
yerleştirmek, koymak, oturtmak), sakin (yerleşmiş, oturmuş, ikamet eden, dinen,
yatışan, durmuş, durgun, dingin), iskan, sükun (yerleşme, oturma, ikamet;
durgunluk, hareketsizlik, dinginlik) * oturulan, ikamet edilen, durulan,
kalınan, yerleşilmiş olan, sakin olunan, iskan edilen; üzerinde, insanların
oturduğu konutlar bulunan, insan oturan, yerleşilmiş (arazi)
meskur :
ara. * sukar (şeker), sakara (sarhoş olmak), sekrat (sarhoşluk) * sarhoş
meskut :
ara. * sakata (susmak, durmak, kesilmek), sukut (susma, suskunluk) *
söylenmeden geçilmiş, söylenmemiş; dile getirilmemiş veya sessiz bırakılmış
meslek :
ara. * salaka, seleke (gitmek, yol tutmak, bir yola sokmak, yola girmek, yol
almak, izlemek, takip etmek; geçmek, geçirmek; seçmek) * yol, yöntem, seçilen
doğrultu, tutulan yol, gidilen yol (select (seçmek) (ing.) )
meslek okulu :
ara. * salaka, seleke (gitmek, yol tutmak, bir yola sokmak, yola girmek, yol
almak, izlemek, takip etmek; geçmek, geçirmek; seçmek), meslek (seçilen yol, iş
kolu) (ara.) + okul (eğitim kurumu ve binası) + u (iyelik eki) (tür.) *
ortaöğretim veya yükseköğretimi ifade edebilen, belirli ve spesifik bir işin
görevlerini tamamlamak için gereken mesleki eğitim veya teknik becerileri
sağlamak üzere tasarlanmış olan eğitim kurumu
mesleki :
ara. *salaka, seleke (gitmek, yol tutmak, bir yola sokmak, yola girmek, yol
almak, izlemek, takip etmek; geçmek, geçirmek; seçmek), meslek (seçilen yol, iş
kolu) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * meslek ile ilgili
meslektaş :
ara. * salaka, seleke (gitmek, yol tutmak, bir yola sokmak, yola girmek, yol
almak, izlemek, takip etmek; geçmek, geçirmek; seçmek), meslek (seçilen yol, iş
kolu) (ara.) + taş (eşlik ve benzerlik eki) * aynı meslekten olan
mesles :
ara. * selase (üç) * üçlü, üç birimlik grup
meslub :
ara. * salaba (soymak, almak, gidermek) * selbedilmiş, soyulmuş, alınmış,
giderilmiş
mesmerizm :
alm. * mesmer (Almanya-Avusturya kökenli hekim Franz Mesmer’in sıyadından)
(alm.) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (gre.); ismus
(lat.) * 18. yüzyılda Franz Anton Mesmer tarafından geliştirilen, insan
vücudundaki “hayvan manyetik akışı (manyetizması) teorisi temelinde uygulanan
hipnotik ve manyetik telkin yöntemi
mesmu :
ara. * sam'a (işitmek, duymak) * iştilmiş, işitilen, duyulmuş, duyulan
mesmum :
ara. * samma (içe işlemek, içe girmek, içe sızmak, nüfuz etmek, delmek,
zehirlemek), samim (içtenlik, içten olma, iç, asıl, esas, temel, öz) * içine
işlemiş, nüfuz etmiş, zehirlenmiş
mesna :
ara. * isnan (iki), mesani (ikili, düal), sana (iki yapmak, ikiye katlamak,
eğmek, bükmek), saniye (ikinci) * ikişer ikişer, ikili olarak
mesned :
ara. * sanada (dayandırmak, yaslamak, baz almak, dayanmak, desteklemek, yaslanmak;
bir şeyi ispatla güçlendirmek), isnad (dayandırma, yaslama, baz alma), istinad
(bir şeye dayanma, yaslanma, dayanak edinme) * dayanılacak yer, yaslanılacak
yer, destek, destek alınacak şey, dayanak; mertebe, makam; öne sürülen bir
düşünceyi, bir savı güçlendirmeye yarayan kanıt; bir gerçekliğin onaylanması
için olayın arkasında veya altında bulunan ana öğe; yapılarda bir bölümün
ağırlığını taşımaya yarayan öğe
mesnet :
ara. * sanada (dayandırmak, yaslamak, baz almak, dayanmak, desteklemek, yaslanmak;
bir şeyi ispatla güçlendirmek), isnad (dayandırma, yaslama, baz alma), istinad
(bir şeye dayanma, yaslanma, dayanak edinme) * dayanılacak yer, yaslanılacak
yer, destek, destek alınacak şey, dayanak; mertebe, makam; öne sürülen bir
düşünceyi, bir savı güçlendirmeye yarayan kanıt; bir gerçekliğin onaylanması
için olayın arkasında veya altında bulunan ana öğe; yapılarda bir bölümün
ağırlığını taşımaya yarayan öğe
mesnevi :
ara. * isnan (iki), mesani (ikili, düal), mesna (ikişer) + vi (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * Divan Edebiyatı’nda, uzun konuları öykü biçiminde
anlatmakta yararlanılan, aruz ölçüsünün genellikle kısa kalıplarıyla
oluşturulan, her ikiliği kendi arasında uyaklı bir şiir biçimi; Mevlana
Celaleddin-i Rumi tarafından yazılan tasavvuf kitabı
mesnun :
ara. * sanna (yol açmak, yöntem belirlemek, örnek koymak; süreklilik kazanan
uygulama olmak; şekil vermek, düzgün hale getirmek, şekillendirmek,
biçimlendirmek, kalıba sokmak) * şekillenmiş, düzgün hale getirilmiş,
biçimlendirilmiş, kalıba sokulmuş, form verilmiş
mesocaul :
gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + kaulos (gövde, sap, tüp, kök) *
gövdenin orta bölgesiyle ilişkili olan, özellikle bitki morfolojisinde gövde
veya eksenin orta kısmını ifade eden yapı tanımı, orta gövde bölgesi
mesoplodon :
gre. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + hoplon (silah, zırh) + odous (diş),
odontos (diş ile ilgili) * gagalı balinalar (Ziphiidae) familyasına bağlı,
genellikle küçük ve derin dalış yapan deniz memelileri cinsi
mesoplodon bahamensis :
gre., luk., arav., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + hoplon (silah, zırh)
+ odous (diş), odontos (diş ile ilgili) (gre.) + bahamensis (Bahamalar'a ait)
(bahama (sığ su; büyük üst orta ada); bacamar (sığ su) (baca (sığ) + mar (su) )
(luk., arav.) + ensis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * Bahama gagalı balinası
olarak bilinen, gagalı balinalar (Ziphiidae) familyasına ait, tropikal ve
subtropikal okyanuslarda yaşayan, orta büyüklükte dişli ve derin dalış yapan
deniz memelisi türü
mesoplodon bidens :
gre., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + hoplon (silah, zırh) + odous
(diş), odontos (diş ile ilgili) (gre.) + bi (iki, ikili, çift) + dens, dentis
(diş) (lat.) * Sowerby gagalı balinası olarak bilinen, gagalı balinalar
(Ziphiidae) familyasına ait, iki belirgin dişi bulunan, Kuzey Atlantik ve
çevresindeki derin sularda yaşayan deniz memelisi türü
mesoplodon bowdoini :
gre., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + hoplon (silah, zırh) + odous
(diş), odontos (diş ile ilgili) (gre.) + bowdoini (Amerikalı bilim insanı George
M. Bowdoin'in soyadından) + i (ile ilgili, -a ait) (lat.) * Andrews gagalı
balinası olarak bilinen, gagalı balinalar (Ziphiidae) familyasına ait, güney
yarımkürenin ılıman ve soğuk okyanuslarında yaşayan, nadir görülen dişli balina
türü
mesoplodon carlhubbsi :
gre., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + hoplon (silah, zırh) + odous
(diş), odontos (diş ile ilgili) (gre.) + carlhubbsi (Amerikalı deniz biyoloğu
Carl L. Hubbs'ın soyadından + i (ile ilgili, -a ait) (lat.) * Hubbs gagalı
balinası olarak bilinen, gagalı balinalar (Ziphiidae) familyasına ait, Kuzey
Pasifik Okyanusu'nda yaşayan, nadir görülen dişli balina türü
mesoplodon carteri :
gre., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + hoplon (silah, zırh) + odous
(diş), odontos (diş ile ilgili) (gre.) + carteri (İngiliz zoolog Henry H.
Carter'ın soyadından + i (ile ilgili, -a ait) (lat.) * Hint Okyanusu ve
çevresindeki sularda yaşadığı bildirilen, gagalı balinalar (Ziphiidae)
familyasına ait, nadir görülen ve bazı sınıflandırmalarda diğer Mesoplodon türleriyle
ilişkisi tartışılan dişli balina türü
mesoplodon densirostris :
gre., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + hoplon (silah, zırh) + odous
(diş), odontos (diş ile ilgili) (gre.) + densus (yoğun, sık, sıkı, kalın) +
rostrum (gaga, çıkıntı, sivri uç) + is (ile ilgili, -a ait) (lat.) * Blainville
gagalı balinası olarak bilinen, gagalı balinalar (Ziphiidae) familyasına ait,
kafatası ve özellikle yoğun yapılı kürsü (rostrum) kemiğiyle tanınan, tropikal
ve ılıman okyanuslarda yaşayan dişli balina türü
mesoplodon europaeus :
gre., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + hoplon (silah, zırh) + odous
(diş), odontos (diş ile ilgili) + europa (Yunan mitolojisinde Zeus tarafından
kaçırılan ve ismi Avrupa kıtasına verilen Fenikeli prensesin ismi) (eurys (geniş,
yayvan, engin) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + a (çoğul eki)
(gre.) ) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * Gervais gagalı balinası olarak
bilinen, gagalı balinalar (Ziphiidae) familyasına ait, Atlantik Okyanusu'nun
sıcak ve ılıman bölgelerinde yaşayan, nadir görülen dişli balina türü
mesoplodon ginkgodens :
gre., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + hoplon (silah, zırh) + odous
(diş), odontos (diş ile ilgili) (gre.) + ginkyo (gümüş kayısı) (jap.) + dens,
dentis (diş) (lat.) * ginkgo dişli gagalı balinası olarak bilinen, gagalı
balinalar (Ziphiidae) familyasına ait, Pasifik Okyanusu'nda yaşayan,
erkeklerinde ginkgo yaprağı biçimini andıran karakteristik dişlere sahip deniz
memelisi türü
mesoplodon grayi :
gre., ing., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + hoplon (silah, zırh) +
odous (diş), odontos (diş ile ilgili) (gre.) + grayi (İngiliz zoolog John
Edward Gray'in soyadından) (ing.) + i (ile ilgili, -a ait) (lat.) * Gray gagalı
balinası olarak bilinen, gagalı balinalar (Ziphiidae) familyasına ait, güney
yarımkürenin ılıman ve soğuk sularında yaşayan, nadir görülen dişli balina türü
mesoplodon hectori :
gre., ing., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + hoplon (silah, zırh) +
odous (diş), odontos (diş ile ilgili) (gre.) + hectori (Yeni Zelandalı zoolog
Sir James Hector'un soyadından) + i (ile ilgili, -a ait) (lat.) * Hector gagalı
balinası olarak bilinen, gagalı balinalar (Ziphiidae) familyasına ait, Güney
Yarımküre'nin ılıman okyanuslarında yaşayan, nadir görülen dişli balina türü
mesoplodon hotaula :
gre., ton. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + hoplon (silah, zırh) + odous
(diş), odontos (diş ile ilgili) (gre.) + hotaula (kırmızı ağız) (hota (ağız) +
ula (kırmızı) ) (ton.) * Deraniyagala gagalı balinası olarak bilinen, gagalı
balinalar (Ziphiidae) familyasına ait, tropikal ve güney okyanuslarında
yaşayan, nadir görülen dişli balina türü
mesoplodon layardii :
gre., ing. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + hoplon (silah, zırh) + odous
(diş), odontos (diş ile ilgili) (gre.) + layardi (İngiliz zoolog Edgar Leopold
Layard'ın soyadından) + i (ile ilgili, -a ait) (lat.) * Layard gagalı balinası
olarak bilinen, gagalı balinalar (Ziphiidae) familyasına ait, güney
yarımkürenin soğuk ve ılıman okyanuslarında yaşayan, uzun dişleriyle tanınan dişli
balina türü
mesoplodon pacificus :
gre., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + hoplon (silah, zırh) + odous
(diş), odontos (diş ile ilgili) (gre.) + pacificus (barış getiren,
sakinleştirici) (pax, pacis (barış) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek,
işlemek, meydana getirmek, oluşturmak), ficus (yapıcı, yapan, eden, eyleyen;
yapılmış, edilmiş, eylenmiş, oluşturulmuş) ) (lat.) * Longman gagalı balinası
olarak bilinen, gagalı balinalar (Ziphiidae) familyasına ait, Pasifik
Okyanusu'nun tropikal ve ılıman bölgelerinde yaşayan, nadir görülen dişli
balina türü
mesoplodon perrini :
gre., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + hoplon (silah, zırh) + odous
(diş), odontos (diş ile ilgili) (gre.) + perrini (Amerikalı deniz memelileri
bilimcisi William F. Perrin'in soyadından) + i (ile ilgili, -a ait) (lat.) *
Perrin gagalı balinası olarak bilinen, gagalı balinalar (Ziphiidae) familyasına
ait, Doğu Pasifik kıyılarında yaşayan, nadir görülen dişli balina türü
mesoplodon peruvianus :
gre., que., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + hoplon (silah, zırh) +
odous (diş), odontos (diş ile ilgili) (gre.) + peruvianus (Peru'ya ait, Peru
ile ilgili) (peru (zenginlik, bolluk) (que.) + ianus (ile ilgili, -a ait)
(lat.) * Peru gagalı balinası olarak bilinen, gagalı balinalar (Ziphiidae)
familyasına ait, Doğu Pasifik'in tropikal ve ılıman sularında yaşayan, küçük
yapılı dişli balina türü
mesoplodon stejnegeri :
gre., nor., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + hoplon (silah, zırh) +
odous (diş), odontos (diş ile ilgili) (gre.) + stejnegeri (Norveçli zoolog
Leonhard Stejneger'in soyadından) (nor.) + i (ile ilgili, -a ait) (lat.) *
Stejneger gagalı balinası olarak bilinen, gagalı balinalar (Ziphiidae)
familyasına ait, Kuzey Pasifik'in soğuk ve ılıman sularında yaşayan, erkeklerinde
belirgin dişleri bulunan dişli balina türü
mesoplodon traversi :
gre., lat. * mesos (orta, vasat, ara, yarı) + hoplon (silah, zırh) + odous
(diş), odontos (diş ile ilgili) (gre.) + travers (Yeni Zelandalı doğa bilimci
Henry Hammersley Travers'in soyadı) + i (ile ilgili, -a ait) (lat.) * Travers
gagalı balinası olarak bilinen, gagalı balinalar (Ziphiidae) familyasına ait,
Pasifik ve Güney Yarımküre okyanuslarında nadir görülen, dişli balina türü
mespilus :
lat. * mespilum (muşmula) * Rosaceae familyasına ait, muşmula ağacını kapsayan
cinstir
mesruk :
ara. * sarika (çalmak, araklamak, yürütmek, hırsızlık yapmak), sarik (hırsız),
sirkat (hırsızlık, çalma) * çalınmış, hırsızlıkla alınmış mal veya eşya,
çalınmış, çalıntı
mesrur :
ara. * sara (sevinmek, neşelenmek, gülmek), surur (neşe, sevinç, gülme) *
neşeli, sevinçli, sevinmiş
mesruriyet :
ara. * sara (sevinmek, neşelenmek, gülmek), surur (neşe, sevinç, gülme), mesrur
(neşeli, sevinçli, sevinmiş) + iyet (isim yapım ve durum eki) * neşeli olma, sevinçli
olma)
mess :
ara. * massa (dokunmak, değmek, temas etmek) * ellemek, değmek, dokunmak,
değme, dokunma (massage, Massage (masaj, el ile dokunarak ovma), masser,
massieren (ovmak, masaj yapmak) (ing., fra., alm.) )
mess :
ara. * messe (dokunmak, el sürmek, temas etmek, değmek) * İslam mitolojisinde
ve cin inanışında insanın cinler tarafından çarpılması, ele geçirilmesi veya
dokunulmasıyla ortaya çıkan delilik, akıl tutulması ve cinnet durumu, cinnet
mest :
far. * mast, mest (sarhoş, aklı başında olmayan, kendinden geçmiş) * sarhoş
edici bir madde sebebiyle bilinci bulanıklaşmış kişi, sarhoş; Fars edebiyatında
aynı zamanda ilahi aşkla kendinden geçen sufiyi niteleyen sıfat
mest :
far. * must (ayakkabı, pabuç) * ayak topuklarını kapsayacak şekilde, deri ve
benzeri şeylerden yapılmış olan konçlu, astarsız bir çeşit ayakkabı
mestan :
far. * mast, mest (sarhoş, aklı başında olmayan, kendinden geçmiş) +an (çoğul
eki) * sarhoş edici bir madde sebebiyle bilinci bulanıklaşmış kişiler,
sarhoşlar; Fars edebiyatında aynı zamanda ilahi aşkla kendinden geçen sufiyi
niteleyen sıfatlar
mestane :
far. * mast, mest (sarhoş, aklı başında olmayan, kendinden geçmiş) + ane (-ca,
-cesine, tarzında, olarak, gibi) * sarhoşça, mest olmuşcasına
mesterolon :
lat. * mes (ön ek) + ster (steroid) + olon (hidroksillenmiş keton türevi) *
dihidrotestosteron türevi olan, erkek hipogonadizminde kullanılan,
aromatizasyona uğramayan ve östrojenik yan etki göstermeyen sentetik
androjenik-anabolik steroid (C20H32O2)
mest-i elest :
far., ara. * mast, mest (sarhoş, aklı başında olmayan, kendinden geçmiş) (far.)
+e lestü (ben değil miyim?) (e (-mi?) + les (değil) + tü (ben) ) (ara.) *
ruhların yaratılış öncesinde ilahî hitaba muhatap oldukları Elest Bezmi’nin
coşku ve vecdiyle kendinden geçmiş olma hâlini ifade eden tasavvufî sarhoşluk
durumu
mestur :
ara. * satara (örtmek, gizlemek, saklamak, kapamak, perdelemek; satırlamak,
çizmek, yazmak) * örtülmüş, gizlenmiş; satırlanmış, çizilmiş, yazılmış)
mesture :
ara. * satara (örtmek, gizlemek, saklamak, kapamak, perdelemek; satırlamak,
çizmek, yazmak), tesettur (örtü), mestur (örtülü) + e (dişil eki) * örtülü
kadın
mesua :
lat. * Mesu (Sri Lanka yerel adı) * Calophyllaceae familyasına ait, sert odunlu
tropik ağaç cinsi
mesud :
ara. * saada (mutlu olmak, bahtiyar olmak, mesut olmak, talihli olmak, bahtı
açık olmak), saadet (mutluluk, bahtiyarlık) * mutlu, bahtiyar
mesudane :
ara., far. * saada (mutlu olmak, bahtiyar olmak, mesut olmak, talihli olmak,
bahtı açık olmak), saadet (mutluluk, bahtiyarlık), mesud (mutlu, bahtiyar)
(ara.) + ane (-ca, -cesine, tarzında, olarak, gibi) (far.) * mutlu olarak,
mutlulukla, sevinçi ve neşeli olarak
mesude :
ara * mesud (mutlu, bahtiyar) + e (dişil eki) * mutluluk ve esenlik içinde olan
kadın; talihli, huzurlu ve bahtiyarlık sahibi kadın
mesudiye :
ara * mesud (mutlu, bahtiyar) + iye (yer ve durum eki) * Ordu’nun bir ilçesi
mesuk :
ara. * saka (sürmek, sevk etmek, göndermek, yollamak, yönlendirmek; öne doğru
götürmek), sevk (gönderi, gönderme, yollama) * gönderilmiş, sevk edilmiş,
yollanmış
mesul :
ara. * saala (sormak, sual etmek), sual (soru) * sorulan şey, soru, sorgu;
kendisine soru sorulan kişi, sorumlu, mesuliyet sahibi
mesuliyet :
ara. * mesul (sorumlu) + iyet (isim yapım ve durum eki) * soru sorulma durumu;
sorumluluk
mesut :
ara. * saada (mutlu olmak, bahtiyar olmak, mesut olmak, talihli olmak, bahtı
açık olmak), saadet (mutluluk, bahtiyarlık) * mutlu, bahtiyar
mesve :
ara. * sava (yerleşmek, bir yerde durmak; düz ve elverişli olmak; eşit olmak,
denk olmak; düz olmak, aynı seviyede bulunmak), savva (düzenlemek,
seviyelendirmek), seviye (yerleşme, durma, düz olma; kademe, düzey) * yer,
yerleşim yeri, mekan
meş :
ara. * meşa, maşa (yürümek, gezmek, dolaşmak) * yürüme, dolaşma, meşy; doğru
yola gitme (march, marcher, marschieren (yürümek) (ing., fra., alm.) )
meş’um :
ara. * şa’ama (uğursuzluğa uğratmak, uğursuz olmak, kötüye yormak), şu'm
(uğursuzluk), şeamet (uğursuzluk) * uğursuzluğa uğramış, uğursuz, kötü,
bedbaht, şom
meşakkat :
ara. * şakka (yarmak, yarılmak, ayırmak, bölmek, ikiye bölmek, çatlamak,
çatlatmak, parçalanmak; sıkıntı vermek, zahmet vermek, zorluk çıkarmak, karşı
gelmek), şikak (yarılma, ayrılma, bölünme, çatlama, parçalanma) * güçlük,
sıkıntı, zorluk, zahmet; muhalefet, karşı gelme, adavet, düşmanlık
meşale :
ara. * şaala (alevlenmek, parıldamak, parlamak, ateş almak, yanmak), şule
(alev, parıltı, ateş) * ışıma, alev kaynağı, ışık kaynağı, ışıldak, kandil,
çıra; aydınlık vermesi için hazırlanmış, ucunda uzun süre yanabilecek durumda
ve alev çıkararak yanan bir madde bulunan değnek
meşarık :
ara. * şaraka (aydınlanmak, parlamak), işrak (aydınlanma, parlama), şark (doğu)
* Güneşin doğduğu yönler, doğular
meşari :
ara. * şaraa (yol yapmak, yol oluşturmak, yol göstermek, yol açmak; suya giden
açık yol belirlemek; bir hüküm koymak, kanun vazetmek), şeriat (yol, doğru yol,
hak yolu, kural, kanun, yasa) * yollar, caddeler; sistemler, düzenler, kanunlar
meşarib :
ara. * şaraba, şariba (içmek), şarab (içecek), şirb (içiş, içme), maşraba (içki
ve su içmekte kullanılan ağzı açık, kulplu, küçük kap, içecek kabı) *
içecekler, içme yerleri, içecek hazneleri; içmeler; yaratılışlar, yaratılış
biçimleri, davranışlar, huylar, mizaclar, ahlaklar
meşat :
ara. * şahada (şehit olmak, şahit olmak, tanık olmak, tanıklık etmek), şahid
(tanık, gören) * bir şeye tanıklık etmek için toplanan halk, cenaze töreni;
şehadet yeri, şehitlik, mezar, mezarlık; Yahudi mezarlığı; meşhad
meşayih :
ara. * şeyh (yaşlı adam, pir, dede, koca; reis, ileri gelen) kelimesinin çogulu
* ileri gelenler, ulu kişiler, din bilginleri, şeyhler, mürşitler veya hoca
olarak öne çıkan bilge kişiler
meşbu :
ara. * şaba (doymak, tatmin olmak, dolmak) * dolmuş, dolu durumda olan, dolu;
doymuş
meşc :
ara. * maşaca (karıştırmak, halt etmek, harmanlamak; bir arada bulunmak,
karışmış olmak) * karışmış şey, karışım; dişi ve erkek üreme hücrelerinin
(gametlerin) birleşerek yeni bir canlıyı oluşturması veya döllenmesi
meşcer :
ara. * şecer (ağaç) * ağaçlık yer; aynı yaşta veya benzer yaş ve yapı özelliklerine
sahip ağaçların oluşturduğu, ormancılıkta sınırları belirlenmiş orman parçası,
ağaç topluluğu
meşcere :
ara. * şecer (ağaç) * ağaçlık yer; aynı yaşta veya benzer yaş ve yapı
özelliklerine sahip ağaçların oluşturduğu, ormancılıkta sınırları belirlenmiş
orman parçası, ağaç topluluğu
meşdud :
ara. * şedde (sıkmak, bastırmak, sıkıştırmak, kuvvet uygulamak,
gerginleştirmek, sağlamlaştırmak) * kuvvetlice bağlanmış, sıkıca bağlı, sıkı
meşe :
far. * bişa, mişe (çalılık, yaban yer, fundalık, orman) * kayıngillerden,
(fagaceae) familyasından, Quercus cinsine bağlı, genellikle sert ve dayanıklı
odunu ile bilinen, yaprak döken, yaklaşık dört yüz elli türü bulunan, kimi
türleri her mevsim yeşil kalan, bazı türleri kışın yaprak döken, oval ve
kenarları dişli yapraklı, tırtıl çiçekli, palamut meyvesi veren, kerestesi
dayanıklı ve uzun ömürlü bir orman ağacı
meş'emet :
ara. * şama (yönelmek, dönmek), şimal (sol) * sol, sol taraf
meşgale :
ara. * şagala (uğraşmak, meşgul olmak, iş ile ilgilenmek, bir boşluğu veya
alanı veya makamı işgal etmek), şugl (uğraşma, uğraşı, uğraş, işgal), işgal
(uğraştırma, kaplama, doldurma, meşgul etme) * uğraş, uğraşı, uğraşılan şey, iş
güç
meşgul :
ara. * şagala (uğraşmak, meşgul olmak, iş ile ilgilenmek, bir boşluğu veya alanı
veya makamı işgal etmek), meşgale (uğraş, uğraşı, iş güç * bir işle uğraşmakta,
bir iş görmekte olan, uğraşan, yoğun, işi olan; işlemekte, çalışmakta,
kullanılmakta olan
meşguliyet :
ara. * şagala (uğraşmak, meşgul olmak, iş ile ilgilenmek, bir boşluğu veya
alanı veya makamı işgal etmek), meşgul (bir işle uğraşmakta, bir iş görmekte
olan, uğraşan, yoğun, işi olan; işlemekte, çalışmakta, kullanılmakta olan) +
iyet (isim yapım ve durum eki) * uğraşma halinde olma, bir iş görme, bir şeyle
uğraşma, çalışma durumu; iş, uğraş, uğraşı, iş güç
meşhed :
ara. * şahada (şehit olmak, şahit olmak, tanık olmak, tanıklık etmek), şahid
(tanık, gören) * bir kimsenin şehid düştüğü yer; bir şeye tanıklık etmek için
toplanan halk, cenaze töreni; mezar, mezarlık, şehit mezarlığı, şehitlik;
İranda bir şehir adı
meşher :
ara. * şahara (sergilemek, göstermek, ortaya çıkarmak, belli etmek, tanıtmak,
sunmak), teşhir (sergi, sunum) * teşhir yeri, gösterme yeri ve sergi alanı,
sergi, sergilenen yer, teşhir veya halka açık gösterim yapılan yer; eserlerin,
ürünlerin veya bilgilerin topluca sunulduğu alan
meşhet :
ara. * şahada (şehit olmak, şahit olmak, tanık olmak, tanıklık etmek), şahid
(tanık, gören) * bir kimsenin şehid düştüğü yer; bir şeye tanıklık etmek için
toplanan halk, cenaze töreni; mezar, mezarlık, şehit mezarlığı, şehitlik;
İranda bir şehir adı
meşhud :
ara. * şahada (şehit olmak, şahit olmak, tanık olmak, tanıklık etmek), şahid
(tanık, gören) * tanık olunan, şahit olunan, görünen, tanıklık edilen; şahitli,
tanıklı, tanık olunmuş
meşhun :
ara. * şahana (doldurmak) * doldurulmuş, dolu, dopdolu
meşhur :
ara. * şahara (sergilemek, göstermek, ortaya çıkarmak, belli etmek, tanıtmak,
sunmak), teşhir (sergi, sunum, gösterim) * herkesçe bilinen, çok tanınmış, ünü
yaygın olan, ünlü
meşhut :
ara. * şahada (şehit olmak, şahit olmak, tanık olmak, tanıklık etmek), şahid
(tanık, gören) * tanık olunan, şahit olunan, görünen, tanıklık edilen; şahitli,
tanıklı, tanık olunmuş
meşi :
ara. * meşa, maşa (yürümek, gezmek, dolaşmak) * yürüme, dolaşma, meşy; doğru
yola gitme (march, marcher, marschieren (yürümek) (ing., fra., alm.) )
meşiet :
ara. * şaa, şae (dilemek, istemek, arzu etmek, talep etmek, irad etmek) *
dileme, arzulama, talep etme, irad etme
meşihat :
ara. * şeyh (yaşlı adam, pir, dede, koca; reis, ileri gelen), meşih (şeyh,
yaşlı, saygıdeğer kişi, aziz kişi, reis, ileri gelen) * yaşlılar, şeyhler,
azizler, saygıdeğerler, reisler, ileri gelenler
meşime :
ara. * şamma (korumak, saklamak, muhafaza etmek) * memelilerde ana ile dölüt
arasında kan alıp vermeyi sağlayan organ, döl yatağı, döl eşi, etene;
meyveyaprakta yumurtacıkların bağlı bulunduğu bölüm, plasenta
meşin :
far. * meş (koyun, koç) + in (ile ilgili, gibi, -a ait) * sepilenmiş koyun
derisi ve bu deriden yapılmış olan
meşiyet :
ara. * şaa, şae (dilemek, istemek, arzu etmek, talep etmek, irad etmek) *
dileme, arzulama, talep etme, irad etme
meşk :
ara. * meşeke (yazı alıştırması yapmak, yazıyı incelterek hızlı yazmak, çekip
uzatmak) * öğretmenin tıpkısını yazmaları için öğrencilere verdiği yazı örneği;
alışmak ve öğrenmek için yapılan çalışma, alıştırma, pratik, egzersiz, idman
(müzik terimi); uzatmak, uzun uzun yazmak
meşkuk :
ara. * şakka, şekke (kuşkulanmak, şüphelenmek), şekk (kuşku, şüphe) * şüpheli,
kuşkulu
meşkur :
ara. * şakara (teşekkür etmek, şükran duymak, övmek, minnettarlık belirtmek),
şukr (teşekkür, övgü, minnet), teşekkur (övme, minnettarlık belirtme) * şükür
ve teşekküre layık olan, teşekküre değer, övülmüş, beğenilmiş
meşküvv :
ara. * şaka (sıkıntı çekmek, şikayet etmek; şikayet ettirmek, rahatsız ve
mutsuz etmek, sıkıntı vermek, gücendirmek), şekve (rahatsız olma, mutsuz olma,
sıkıntı çekme, gücenme, şikayet), meşakkat (zorluk, sıkıntı), muşteki (şikayet
eden, yakınan) * kendinden şikayet edilen
meşmul :
ara. * şamala (kaplamak, kapsamak, bürümek, sarmak, etfrafını çevirmek), şamil
(kaplayan, kapsayan, bürüyen, saran, etrafını çeviren), şumul (kaplama,
kapsama, bürüme) * kaplanmış, bürünmüş, kapsanmış, etrafı çevrilmiş, sarılmış,
şümullenmiş
meşreb : ara.
* şaraba, şariba (içmek), şarab (içecek), şirb (içiş, içme), maşraba (içki ve
su içmekte kullanılan ağzı açık, kulplu, küçük kap, içecek kabı, maşrapa) *
içecek, içme yeri, içecek haznesi; içme; yaratılış, yaratılış biçimi, davranış,
huy, mizac, ahlak
meşrebe :
ara. * şaraba, şariba (içmek), şarab (içecek), şirb (içiş, içme), maşraba (içki
ve su içmekte kullanılan ağzı açık, kulplu, küçük kap, içecek kabı, maşrapa) *
içecek, içme yeri, içecek haznesi, maşrapa
meşrep :
ara. * şaraba, şariba (içmek), şarab (içecek), şirb (içiş, içme), maşraba (içki
ve su içmekte kullanılan ağzı açık, kulplu, küçük kap, içecek kabı, maşrapa) *
içecek, içme yeri, içecek haznesi; içme; yaratılış, yaratılış biçimi, davranış,
huy, mizac, ahlak
meşrık :
ara. * şaraka (aydınlanmak, parlamak), işrak (aydınlanma, parlama), şark (doğu)
* Güneşin doğduğu yön, doğu
meşru :
ara. * şer' (emir ve nehy gibi hükümlerin vazedilmesi; yol belirleme, yol
gösterme), şaraa (yol yapmak, yol oluşturmak, yol göstermek, yol açmak; suya
giden açık yol belirlemek; bir hüküm koymak, kanun vazetmek), şeriat (yol,
doğru yol, hak yolu, kural, kanun, yasa) * hukuka uygun, şeriate uygun, caiz,
doğru, hak; şeriatın kabul ettiği; haram ve yanlış olmayan (street, Straße
(yol, cadde) (ing., alm.) )
meşru müdafaa :
ara. * meşru (hukuka uygun, şeriate uygun, caiz, doğru, hak; şeriatın kabul
ettiği; haram ve yanlış olmayan) + daf'a (itmek, tepmek, darbelemek, vurmak,
savmak, tepmek, kovmak, def etmek, uzaklaştırmak, zorlamak, hareket ettirmek;
korumak, savunmak, karşı koymak; püskürmek, fırlamak, şiddetle taşmak,
(yanardağ) patlamak; tek seferde, tek kerede, tek kezde olmak), mudafaa
(savunma) * haklı savunma; bir saldırı karşısında kişinin kendisini veya
başkasını koruması
meşrub :
ara. * şaraba, şariba (içmek) * içilmiş
meşrubat :
ara. * şaraba, şariba (içmek), şarab (içecek), şirb (içme, içiş), meşreb
(içecek, içme yeri, içecek haznesi; içme) + at (çoğul eki) * içilecek şeyler,
içecekler
meşruh :
ara. * şaraha, şeraha (genişletmek yaymak, açmak, açıklamak, yaymak, yarmak,
yarıp içini çıkarmak), inşirah (genişletme, yayma), şerh (açma, açıklama,
detaylandıma) * genişletilmiş, açıklanmış, yayılmış, şerh edilmiş
meşruhat :
ara. * şaraha, şeraha (genişletmek yaymak, açmak, açıklamak, yaymak, yarmak,
yarıp içini çıkarmak), inşirah (genişletme, yayma), şerh (açma, açıklama,
detaylandıma), meşruh (genişletilmiş, açıklanmış, yayılmış, şerh edilmiş) + at
(çoğul eki) * açıklanan şeyler, açıklamalar, yayılanlar, yayınlananlar
meşruiyet :
ara. * şaraa (yol yapmak, yol oluşturmak, yol göstermek, yol açmak; suya giden
açık yol belirlemek; bir hüküm koymak, kanun vazetmek), meşru (hukuka uygun,
şeriate uygun, caiz, doğru, hak; şeriatın kabul ettiği; haram ve yanlış
olmayan) + iyet (isim yapım ve durum eki) * kanuna, kurala, yasaya uygun olma
durumu
meşrut :
ara. * şart (koşul, kondisyon) * koşula bağlanmış, koşula bağlı, koşullu,
şartlı
meşruten :
ara. * meşrut (koşula bağlanmış, koşula bağlı, koşullu, şartlı) + en (gibi,
olarak) * koşula bağlı olarak, şarta bağlı olarak
meşruti :
ara. * meşrut (koşula bağlanmış, koşula bağlı, koşullu, şartlı) + i (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * koşula bağlı, şarta bağlı, koşullu, şartlı
meşrutiyet :
ara. * meşrut (koşula bağlanmış, koşula bağlı, koşullu, şartlı) + iyet (isim
yapım ve durum eki) * hükümdarla yönetilen bir ülkede, hükümdarın veya bir
başbakanın başkanlığı altında bir hükümetin ve yasaları yapan seçilmiş bir
parlamentonun bulunduğu yönetim biçimi
meşşai :
ara. * meşa, maşa (yürümek, gezmek, dolaşmak), meşy (yürüme, gezme), meşşa
(yürüyen, çok yürüyen) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yürüyen,
dolaşan kişi veya varlık; adını “yürüyenler” (Peripatetikler) olarak bilinen
Aristoteles’in Atina’daki yürüyerek ders verdiği okuldan alan, mantık,
metafizik, doğa felsefesi ile ahlak teorilerini kapsayan, Aristoteles’in
öğretisi ve öğrencilerinin takip ettiği sistem
meş'ur :
ara. * şaara (idrak etmek, bilincinde olmak, farketmek, sezmek, hissetmek),
şuur (idrak, bilinç, farkındalık) * idrakli, bilinçli, farkındalığı olan
meşveret :
ara. * şavara (danışmak, öğüt almak, görüş sormak, fikir almak), istişare
(danışma, öğüt alma, görüş sorma, fikir alma), muşavir (danışman, öğüt veren) *
danışma, görüş alışverişinde bulunma, görüşme; bazı kuruluşlarda, kuruluşun
işlerine ilişkin sorulara karşılık vermek, yol göstermek için kurulmuş kol
meşy :
ara. * meşa, maşa (yürümek, gezmek, dolaşmak), meşşa (yürüyen, çok yürüyen) *
yürüme, gezme
meşyen :
ara. * meşa, maşa (yürümek, gezmek, dolaşmak), meşşa (yürüyen, çok yürüyen),
meşy (yürüme, gezme) + en (gibi, olarak) * yürüyerek
met :
ara. * madda, medde (uzatmak, uzanmak, germek), medd (uzama, uzanma, uzatma,
germe, gerilme) * gelgit olayında denizin kabarması, kabarma
meta :
ara. * meta (fayda, menfaat; kıymetli eşya, mal), emtia (maddeler, mallar) *
madde, fayda, mal, eşya (matter, matière, Materie (madde) (ing., fra., alm.) )
meta :
ara. * meta (ne zaman) * ne zaman
meta :
gre. * me (ortasında, arasında) + ta (sonra, öte) * yeni, bir sonraki, değişim,
sonra, sonrası, öte, ötesi, ardında, birlikte
meta analiz :
gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, sonra, sonrası, öte, ötesi, ardında,
birlikte) + analusis, analysis (çözümleme, analiz) (ana (tekrar, yeniden,
yukarı doğru, yukarıya, yükseğe, üste, geri, arkaya, baş, önce, evvel) + lusis,
lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım)
(luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim
yapım ve durum eki) ) * aynı konuda farklı yer, farklı zaman ve farklı kişiler
tarafından yapılmış olan araştırma sonuçlarının birleştirilmesi ve o konuda
genel bir sonuç çıkarma işlemi; birden fazla çalışmadan elde edilen verilerin
birleştirilmesi için tanımlanan istatistiksel prosedür
metab :
ara. * taba (tevbe etmek, geri dönmek, vazgeçmek) * tevbe etme, geri dönme,
vazgeçme
metabilim :
gre., tür. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte,
ötesi) (gre.) + bilim (bilme, ilim, tanıma) (tür.) * bir bilim dalının
yöntemlerini, kavramlarını, varsayımlarını ve temel ilkelerini inceleyen üst
düzey araştırma alanı, bilimin kendisini konu alan çalışma alanı
metabolik :
gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) +
ballein (atmak, fırlatmak, savurmak; sıkıştırmak, sokmak, koymak,
yerleştirmek), bole (atış, atma, fırlatış, fırlatma, gönderme) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * canlı organizmada kimyasal dönüşüm süreçleriyle
ilgili; besinlerin enerjiye ve yapı taşlarına dönüştürülmesi süreciyle ilgili
metabolik asidoz :
gre., lat. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte,
ötesi) + ballein (atmak, fırlatmak, savurmak; sıkıştırmak, sokmak, koymak,
yerleştirmek), bole (atış, atma, fırlatış, fırlatma, gönderme) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + acidum, acidum, acidus (ekşi, asit)
(lat.) + ose, osis, osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) *
genellikle diyabetik ketoasidoz, böbrek yetmezliği veya laktik asidoz kaynaklı
olarak vücuttaki metabolik süreçler sonucu kanda bikarbonatın azalması veya
asit yükünün artmasıyla pH’ın 7,35’in altına düşmesi durumu
metabolik sanrı :
gre., tür. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte,
ötesi) + ballein (atmak, fırlatmak, savurmak; sıkıştırmak, sokmak, koymak,
yerleştirmek), bole (atış, atma, fırlatış, fırlatma, gönderme) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + sanrı (zan, varsayım, zannetme) (tür.) *
metabolik bozukluklara bağlı olarak gelişen, elektrolit dengesizlikleri,
hipoglisemi, hipernatremi veya karaciğer-böbrek yetmezliği gibi nedenlerle
ortaya çıkan geçici bilinç bulanıklığı ve algı bozukluğu; kişinin, bedeninin
kısmen veya tamamen başka bir forma dönüştüğüne inanması sendromu
metabolit :
gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) +
ballein (atmak, fırlatmak, savurmak; sıkıştırmak, sokmak, koymak,
yerleştirmek), bole (atış, atma, fırlatış, fırlatma, gönderme) + ites (element,
kayaç ve mineral eki) * canlı organizmada kimyasal tepkimeler sonucunda oluşan,
metabolizmanın ara ürünleri veya son ürünleri olan maddeler
metabolizma :
gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) +
ballein (atmak, fırlatmak, savurmak; sıkıştırmak, sokmak, koymak,
yerleştirmek), bole (atış, atma, fırlatış, fırlatma, gönderme) + ismos (isim
yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * canlı organizmada yaşamı sürdürmek
için gerçekleşen tüm kimyasal dönüşüm süreçleri; besinlerin enerjiye ve yapı
taşlarına çevrilmesi, hücre içi sentez ve yıkım olayları bütünü
metadon :
gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) +
odyne (acı, ağrı) + on (kimyasal son ek) * ağrı kesici ve bağımlılık
tedavisinde kullanılan, morfine alternatif sentetik opioid (C21H27NO)
metaf :
ara. * tavafa (dönmek, dolanmak, etrafını dönmek, etrafını dolaşmak) * tavaf
yeri, dolanma yeri
metafaz :
gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) +
phasis (görünüş, görünüm, belirme, evre) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık
saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek,
açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak) + isis (isim yapım eki) ) * hücre
bölünmesinde kromozomların ekvator düzleminde toplanarak en belirgin biçimde
gözlendiği evre
metafiz :
gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) +
phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme,
ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme; doğa, tabiat, varlık) (phyein (doğmak,
ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek, gelişmek, şişmek,
kabarmak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) * çocukluk döneminde büyüyen kemik
parçası olan büyüme plağını içeren ve büyüdükçe diyafiz ve epifizlerin
yakınında kemikleşen, epifiz ve diyafiz arasındaki uzun bir kemiğin boyun kısmı
metafizik :
gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) +
phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme,
ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme; doğa, tabiat, varlık) + ikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * doğal fizik olaylarının ötesinde olan, mevcut bilimsel
veriler veya formüller ile açıklanamayan
metafor :
gre. * metapherein (transfer etmek, aktarmak, devretmek) (meta (yeni, bir
sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + pherein (taşımak,
nakletmek, getirmek, götürmek), phore (taşıma, nakletme, getirme, götürme) *
ötesine taşıma; bir kelime veya cümlenin, içerdiği gerçek anlamı dışında bir
anlamda kullanılması, mecaz, istiare, eğretileme, değismece
metagenez :
gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) +
genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten,
meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * yaşam
döngüsünde farklı üreme biçimlerinin veya farklı nesillerin birbirini
izlemesiyle gerçekleşen gelişim biçimi, özellikle eşeyli ve eşeysiz üremenin
dönüşümlü olarak görüldüğü yaşam döngüsü tipi
metagenomiks :
gre., ing. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte,
ötesi) + genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy,
nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + omikos (sıfat yapım
eki) * bir ortam veya topluluktaki tüm mikroorganizmaların genetik materyalini
doğrudan analiz ederek çeşitliliğini, işlevlerini ve etkileşimlerini inceleyen
bilim dalı
metaiodobenzilguanidin :
gre., lat. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte,
ötesi) (gre.) + iodo (iyot I2) + benzil (C6H5CH2 grubu) (lat.) + gaunidin
(CH5N3) (guan (guano, gübre) (spa.) + idine (azot içeren heterosiklik bileşik
eki) (lat.) ) (lat.) * genellikle nükleer tıp ve radyofarmasötik uygulamalarda
kullanılan iyot içeren guanidin türevi kimyasal bileşik (C8H10IN3)
metakarp :
gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) +
karpos (el, bilek kemiği) * elin parmaklarla bilek arasındaki beş uzun kemiği;
avuç kemiği
metakarpal :
gre., lat. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte,
ötesi) + karpos (el, bilek kemiği) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (lat.) * elin avuç bölgesindeki metakarp kemikleriyle ilgili; metakarp
kemiklerine ait
metakarpofalangeal :
gre., lat. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte,
ötesi) + karpos (el, bilek kemiği) + phalanx, phalangis (parmak kemiği) (gre.)
+ alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * elin metakarp kemikleri ile
parmak kemikleri arasındaki eklemle ilgili; metakarp ve falanks eklemiyle
ilişkili
metaklopramid :
gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) +
khloros (klor) + procaine (prokain; lokal anestezik) + amide (amonyaktan bir
hidrojen atomunun bir asil grubu (R–CO–) ile değiştirilmesiyle elde edilen,
R-CONH2 grubunu içeren bir organik bileşik) ) * mide boşalmasını hızlandıran ve
bulantı-kusmayı önleyen prokinetik ve antiemetik ajan olan sentetik bir ilaç
metakognisyon :
gre., lat. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte,
ötesi) (gre.) + cognoscere (öğrenmek; anlamak; tanımak, bilmek) (co, com
(birlikte, beraber, ile) + gnoscere (bilmek, tanımak) ) + tio (isim yapım eki)
(lat.) * bireyin kendi bilişsel süreçlerinin farkında olması, onları izlemesi,
değerlendirmesi ve düzenlemesi yetisini; yani “nasıl düşündüğünü düşünme” kapasitesini
ifade eden bilişsel üst-düzey yetiler bütünü
metakrezol :
gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) +
cresol (metilfenol; C6H4CH3OH) * antiseptik ve dezenfektan olarak kullanılan,
tarımda fungisit olarak kullanılan, insülin glarjinin bir bileşeni ve fenol
türevi olan farmasötik bir eksipiyan (C7H8O)
metal :
gre., lat. * metallon (maden, cevher, işlenebilir taş) (gre.); metallum (lat.)
* katı, genellikle parlak, ısı ve elektriği ileten, dövülebilen ve şekil verilebilen
element veya alaşım (örneğin demir, altın, alüminyum, bakır, çinko, magnezyum,
nikel, volfram, cıva, paladyum vb.)
metalik :
gre. * metallon (maden, cevher, işlenebilir taş) (gre.); metallum (lat.) + ikos
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.); icus (lat.) * fiziksel veya görsel
açıdan metallerin parlaklık, sertlik, ısı ve elektriği iletme gibi kendine has
özelliklerini taşıyan, metale benzeyen, metale ait, metal gibi
metalloproteinaz :
gre., lat. * metallon (maden, cevher, işlenebilir taş) (gre.); metallum (lat.)
+ protein (protein) + ase (enzim eki) (lat.) * metal iyonu içeren, dokuların
yeniden şekillenmesinde ve çeşitli biyokimyasal süreçlerde görev alan ve
proteinleri parçalama özelliğine sahip enzim
metalografi :
gre., lat. * metallon (maden, cevher, işlenebilir taş) (gre.); metallum (lat.)
+ graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma,
işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * metallerin mikro ve makro yapısını
inceleyen bilim dalı; metalin yapısal özelliklerini analiz etme ve görüntüleme
yöntemi
metaloit :
gre., lat. * metallon (maden, cevher, işlenebilir taş) (gre.); metallum (lat.)
+ oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) * metal ile ametal
özellikleri arasında fiziksel ve kimyasal özellikler gösteren element, yarı
metal, metalsi
metalsi :
gre., lat., tür. * metallon (maden, cevher, işlenebilir taş) (gre.); metallum
(lat.) + si (gibi, ile ilgili, benzer) (tür.) * metal ile ametal özellikleri
arasında fiziksel ve kimyasal özellikler gösteren element, yarı metal, metaloid
metalurji :
gre., lat. * metallon (maden, cevher, işlenebilir taş) (gre.); metallum (lat.)
+ ergia (iş durumu, çalışma durumu, eylemsellik) (ergos, ergon (iş, çalışma,
eylem) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * metallerin çıkarılması,
işlenmesi ve saflaştırılması ile ilgilenen bilim ve teknoloji dalı
metalürji :
gre., lat. * metallon (maden, cevher, işlenebilir taş) (gre.); metallum (lat.)
+ ergia (iş durumu, çalışma durumu, eylemsellik) (ergos, ergon (iş, çalışma,
eylem) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * metallerin çıkarılması,
işlenmesi ve saflaştırılması ile ilgilenen bilim ve teknoloji dalı
metalürjik :
gre., lat. * metallon (maden, cevher, işlenebilir taş) (gre.); metallum (lat.)
+ ergia (iş durumu, çalışma durumu, eylemsellik) (ergos, ergon (iş, çalışma,
eylem) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (gre.) * metalürji ile ilgili
metamalzeme :
gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi)
(gre.) + malzeme (lazım olan şey, madde, materyel, gereç) (ara.) * doğal
malzemelerde bulunmayan olağanüstü fiziksel özellikler gösterecek şekilde
yapısı yapay olarak tasarlanmış, elektromanyetik dalgalar, ses veya mekanik
dalgalarla etkileşimi kontrol edilebilen ileri mühendislik malzemesi
metamatematik :
gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) +
manthanein (öğrenmek, anlamak), mathematikos (mathema (bilgi, öğrenme,
öğrenilmiş olan) (ma (ön ek) + thema (konu, tema) ) + tikos (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) ) * matematiğin kendisini, yöntemlerini ve mantığını inceleyen
matematik dalı; matematiksel sistemlerin tutarlılığı, yapısı ve kuralları
üzerine çalışma
metamateryal :
gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi)
(gre.) + material (madde, malzeme, öz, esas, temel; önemli, esaslı şey) (mater
(anne, ana, valide, öz, esas, kaynak) + ialis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) (lat.) * doğal malzemelerde bulunmayan olağanüstü fiziksel özellikler
gösterecek şekilde yapısı yapay olarak tasarlanmış, elektromanyetik dalgalar,
ses veya mekanik dalgalarla etkileşimi kontrol edilebilen ileri mühendislik malzemesi
metamer :
gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) +
meros (parça, bölüm, kısım, birim) * aynı kimyasal bileşime sahip olmakla
birlikte atomların veya fonksiyonel grupların molekül içindeki dağılımı farklı
olan bileşiklerden her biri; biyolojide ise birbirini izleyen benzer vücut
bölümlerinden veya segmentlerden oluşan yapısal birimlerden her biri
metamerizm :
gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) +
meros (parça, bölüm, kısım, birim) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti,
doktrin eki) * aynı molekül formülüne sahip organik bileşiklerde merkez atom
veya fonksiyonel grupların farklı karbon zincirlerine bağlanması sonucu ortaya
çıkan yapısal izomerlik olgusu; biyolojide ise vücudun birbirini izleyen benzer
bölümlere veya segmentlere ayrılmasıyla oluşan yapısal düzenlenme biçimi
metamizol sodyum :
gre., lat. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte,
ötesi) + mizol (fenazon türevi) + sodium (natrium (Na), tuz formu) * ağrı
kesici ve ateş düşürücü etkisi olan, sodyum tuzu formunda kullanılan non-opioid
analjezik ve antipiretik ilacın etken maddesi (C13H16N3NaO4S)
metamorf :
gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) +
morphe (form, şekil, biçim) * başlangıçtaki yapısını veya bileşimini
değiştirerek dönüşüme uğramış yapı veya kayaç; özellikle metamorfik süreçlerle
oluşmuş, başkalaşmış kayaç veya organizma biçimi
metamorfik :
gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) +
morphe (form, şekil, biçim) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * başka
bir biçime veya yapıya dönüşmüş; özellikle jeolojide yüksek basınç ve sıcaklık
altında yapısı değişmiş kayaçları niteleyen
metamorfizm :
gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) +
morphe (form, şekil, biçim) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin
eki) * kayaçların yüksek basınç ve sıcaklık etkisiyle mineralojik ve yapısal
özelliklerinin değişmesi süreci; metamorfik dönüşüm
metamorfopsi :
gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) +
morphe (form, şekil, biçim) + opsis (görme, görünüm) * genellikle göz veya
beyin kaynaklı olarak ortaya çıkan ve nesnelerin veya şekillerin boyutlarının
gerçekte olduğundan farklı algılanması ile karakterize olan bir görsel duyu
bozulması durumu
metamorfoz :
gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) +
morphosis (şekillenme, şekillendirme, biçimlenme, biçimlendirme) (morphe,
morphos (şekil, biçim, form, kalıp) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık
eki) ) * şekil değişimi, başkalaşım, dönüşüm, fiziksel bir halden başka bir
fiziksel hale geçiş
metan :
gre. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta,
ağaçlık, orman, fıçı) ) + ane (hidrokarbon son eki) * en basit alkan olan
renksiz, kokusuz ve yanıcı gaz (CH4)
metanefridyum :
gre., lat. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte,
ötesi) + nephros (böbrek) + idion (küçültme eki) (gre.); ium (lat.) * halkalı
solucanlar, yumuşakçalar ve bazı diğer omurgasızlarda bulunan, vücut
boşluğundaki atık maddeleri süzüp dışarı atan boşaltım organı, gelişmiş
nefridyum tipi
metanefroz :
gre., lat. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte,
ötesi) + nephros (böbrek) + osis (durum, sorun ve isim yapım eki) * omurgalı
embriyosunda gelişen, erişkin böbreği oluşturan son böbrek evresi; amniyotlarda
(sürüngenler, kuşlar ve memeliler) kalıcı böbrek tipi
metanet :
ara. * tanna (sağlam olmak, dayanıklı olmak), metin (sağlam, dayanıklı;
güvenilir) * güçlü ve sağlam olma, dayanıklılık (tenaxitas, tenacity, ténacité)
(sağlamlık, dayanıklılık) (lat, ing., fra.) )
metanojenez :
gre. * methane (en basit alkan olan renksiz, kokusuz ve yanıcı gaz (CH4) )
(methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık,
orman, fıçı) ) + ane (hidrokarbon son eki) ) + genesis (yaratılış, oluşum)
(genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan,
kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * organik maddelerin oksijensiz ortamda
mikroorganizmalar tarafından parçalanarak metan gazına dönüştürülmesi
metanol :
gre. * methyl (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı)
) + ane (hidrokarbon son eki) + ol (alkol grubu (-OH) eki) * sanayide çözücü,
yakıt ve kimyasal sentezlerde kullanılan renksiz, uçucu ve yanıcı sıvı (CH3OH)
metaplastik :
gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) +
plastikos (biçimlendirilebilir, şekil verilebilir) (plassein (şekillendirmek,
biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme,
şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos (oluşturulmuş,
şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * şekli, biçimi veya
yapısı değiştirilebilen, şekil verilebilen veya yeniden şekillendirilebilen
maddelerle ilgili
metaplazi :
gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) +
plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasis
(şekillenme, şekil verme, biçimlenme, oluşma, büyüme) * bir doku veya hücre
tipinin başka bir doku veya hücre tipine dönüştüğü adaptif veya patolojik
değişim süreci
metapsişik :
gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) +
psuche, psykhe (ruh, zihin) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * normal
psikolojik sınırların ötesinde zihinsel veya ruhsal olgularla ilgili,
parapsikoloji ve ruhsal fenomenlerle ilişkili
metar :
araç * matara (yağmak, dökülmek, düşmek, isabet etmek) * yağmur veya başka bir
şeyin düşmesi, isabet etmesi hali; meteoroloji bağlamında “yağış ölçüm
istasyonu”
metaraminol :
gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) +
amino (amin grubu) + phenyl (fenil grubu C6H5-) + ol (alkol grubu) ) * kan
basıncını artırmak için kullanılan vazopressör etkili sentetik katekolamin
türevi ilacın etken maddesi (C9H13NO2)
metasequoia :
gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) +
sequoia (ağaç adı) * Cupressaceae familyasına ait, yaşayan fosil olarak bilinen
yaprak döken kozalaklı ağaç cinsi
metasestod :
gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) +
kestos (kuşak, kemer, sarmal yapı, kavrama için sarılan şey) (gre.); cestus
(lat.), cestoda (parazitik bağırsak solucanı, tenya) * cestodların (tenyaların)
yaşam döngüsünde larva evresinden olgun evreye geçişi sırasında görülen ara
evre olan, parazitin metamorfik değişim geçirdiği aşama
metastatik :
gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) +
histanai (durmak, durdurmak, yerleştirmek), statikos (duran, durağan, hareketsiz,
dengeye ilişkin) (stasis (durma, ayakta durma, dikilme, durgunluk, durum,
denge, sabit kalma, duruş veya kuvvetlerin karşı karşıya gelmesi, yer), statos
(durmuş, yerleştirilmiş, sabit kılınmış, duran, sabit duran, hareketsiz kalan)
+ ikos (ile ilgili, gibi) ) * sonraki duruma geçişsel; bir hastalığın,
özellikle kanserin, bir organdan başka bir organa yayılma veya yerleşme
özelliği gösteren
metastaz :
gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) +
stasis (durma, ayakta durma, durgunluk, sabit kalma, duruş veya kuvvetlerin
karşı karşıya gelmesi, durum, yer) * durum değiştirme, bir sonraki yere geçme,
bir sonraki duruma geçme; bir hastalığın, özellikle kanserin, bir organdan
başka bir organa yayılması veya yerleşmesi
metastazektomi :
gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) +
stasis (durma, ayakta durma, durgunluk, sabit kalma, duruş veya kuvvetlerin
karşı karşıya gelmesi, durum, yer) + ektomia (ek (dış, dışarı, harici) +
temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir tümörün başka bir organa yayılmış
metastazlarının cerrahi olarak çıkarılması işlemi
metatars :
gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) +
tarsos (ayak bileği) * ayak bileği ile parmaklar arasındaki beş uzun kemik;
ayak tarak kemikleri
metatarsofalangeal :
gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) +
tarsos (ayak bileği) + phalanx, phalangis (parmak kemiği) + alis (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * ayaktaki metatars kemikleri ile parmak kemikleri
arasındaki eklemle ilgili
metatez :
gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) +
tithenai (koymak, yerleştimek, sunmak), thesis (koyma, yerleştirme,
konumlandırma, kurma, sunma) * dilbilimde bir kelimedeki seslerin veya
hecelerin yer değiştirmesi ve kelime yapısında fonetik değişim sonucu yeni bir
kelime biçimi oluşması
meta-ul gurur :
ara. * meta (fayda, menfaat; kıymetli eşya, mal) + el (ön ek, artikel) + gurur
(aldanma, yanılma) * aldatıcı fayda, aldatıcı menfaat; Kur'an'da dünya hayatını
niteleyen ifade
metavers :
gre., lat. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte,
ötesi) + versus (dönmüş, çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen)
(vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat
yapım eki) ) * yeni düzen, değişmiş düzen; kullanıcıların, bilgisayar
tarafından oluşturulmuş bir ortamla ve diğer kullanıcılarla etkileşime
girebilmesini sağlayan sanal gerçeklik uzayı
metazolin :
gre., lat. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte,
ötesi) (gre.) + azolin (azool türevi) (azote (azot) + ol (alkol OH grubu) ) *
burun mukozasında damarları büzerek burun tıkanıklığını gidermeye yarayan lokal
dekonjestan ilacın etken maddesi (C16H24N2)
metazori :
gre. * me, meta, meto (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası,
öte, ötesi) (gre.) + zor, zur (güç, kuvvet, kudret, enerji, şiddet, baskı
meşakkat) (far.), zori (gre.) * zor kullanarak veya zor altında kalarak, zorla,
dayatmayla
metbu :
ara. * taba (tabi olmak, itaat etmek, uymak; takip etmek, bağlanmak) *
kendisine bağlanılan
mete :
çin. * mo (hiç, yok) + du (kesmek, şehir, çıkarmak) * Xiongnu İmparatorluğu'nun
kurucusu olan Modu Chanyu'nun bölgesel adı olan "Mo-du"nun telaffuz
bozukluğuna uğramış hali
metenamin :
gre., lat. * methen (metan türevi) (methyl (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun,
tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + ane (hidrokarbon son eki) ) (gre.) + amine
(amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) (lat.) * idrar yolu
enfeksiyonlarını önlemek için kullanılan, idrarda formaldehite dönüşerek
antibakteriyel etki gösteren heterosiklik amonyum tuzu (C6H12N4)
metenamin hippurat :
gre., lat. * methen (metan türevi) (methyl (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun,
tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + ane (hidrokarbon son eki) ) (gre.) + amine
(amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) (lat.) * hippurat (benzoik asit
ve glisin türevi) (hippos (at) + ouron (idrar, sdik) (gre.) + ate (bir asidin
esterini veya tuzunu belirten ek) ) (lat.) )
metenolon :
gre., lat. * methen (metan türevi) (methyl (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun,
tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + ane (hidrokarbon son eki) ) (gre.) + enolone
(enon yapılı steroid türevi) * anabolik-androjenik steroid; kas kütlesini
artırmak ve protein sentezini desteklemek için kullanılan sentetik hormon
(C20H30O2)
metenolon enantat :
gre., lat. * methen (metan türevi) (methyl (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun,
tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + ane (hidrokarbon son eki) ) (gre.) + enolone
(enon yapılı steroid türevi) + enanthate (enantik asit ester türevi) * kemik
iliği yetmezliğinden kaynaklanan aneminin tedavisinde ve kas kütlesini artırmak
ve protein sentezini desteklemek amacıyla kullanılan enanthate ester bağlı uzun
etkili anabolik-androjenik steroid (AAS), primobolan depot ve nibal Injection
(C27H42O3)
meteor :
gre. * meteoros (yükselen, havada olan) (meta (yeni, bir sonraki, değişim,
dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + aer (hava) + os (son ek) ) * havada
yukarıda duran, havada asılı olan; uzaydaki gök cisimlerinden kopan asteroid
veya meteoroidlerin Dünya atmosferine girerken yüksek hız kaynaklı sürtünmeden
dolayı ısınıp plazma oluşturması, parlak ışık yayması ve kısmen veya tamamen
yanarak parçalanması fenomeni, yıldız kayması
meteorid :
gre. * meteoros (yükselen, havada olan) (meta (yeni, bir sonraki, değişim,
dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + aer (hava) + os (son ek) ) + ites
(element, kayaç ve mineral eki) * Güneş Sistemi içinde dolaşan, bir asteroitten
daha küçük (genellikle mm-metre ölçeğinde), henüz Dünya atmosferine girmemiş
katı kaya veya metal kökenli gökcismi
meteorizm :
gre. * meteoros (yükselen, havada olan) (meta (yeni, bir sonraki, değişim,
dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + aer (hava) + os (son ek) ) + ismos (isim
yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * atmosferde gözlemlenen hava olayları
veya değişiklikleri; özellikle sıcaklık, basınç, rüzgâr, yağış ve bulutlanma
gibi meteorolojik olayların tümü
meteoroid :
gre. * meteoros (yükselen, havada olan) (meta (yeni, bir sonraki, değişim,
dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + aer (hava) + os (son ek) ) + oeides
(gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * uzaydan gelen, gezegenler arası
kökenli küçük kaya veya metal parçası; atmosfere girdiğinde meteor olayına
neden olabilen gök taşı parçası
meteorolog :
gre. * meteoros (yükselen, havada olan) (meta (yeni, bir sonraki, değişim,
dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + aer (hava) + os (son ek) ) + logos
(kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * atmosferdeki hava olaylarını, iklim ve
meteorolojik olayları inceleyen bilim insanı; hava durumu tahmini yapan uzman
meteoroloji :
gre. * meteoros (yükselen, havada olan) (meta (yeni, bir sonraki, değişim,
dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + aer (hava) + os (son ek) ) + logia
(bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * atmosferde gerçekleşen hava olaylarını,
iklim ve meteorolojik değişimleri inceleyen bilim dalı; sıcaklık, basınç,
rüzgar, bulut ve yağış olaylarını araştıran bilim
meteorolojik :
gre. * meteoros (yükselen, havada olan) (meta (yeni, bir sonraki, değişim,
dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + aer (hava) + os (son ek) ) + logia
(bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
* atmosfer ve hava olaylarıyla ilgili; hava durumu ve iklim olaylarına ait
özellikleri veya nitelikleri tanımlayan, meteoroloji ile ilgili
meters :
gre., far. * meter (anne, ana, valide, çocuk doğuran kadın) + is (son ek)
(gre.); meters (far.) * savaşta, korunmak amacıyla yapılan toprak tümsek,
siper; kapının açılmaması için arkasına konulan ağaç
metfen :
ara. * dafana (gömmek), defn, dafn (gömme), medfun (gömülmüş) * defin yeri,
gömü yeri, gömme yeri, gömüt, mezar
metformin :
gre., lat. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte,
ötesi) (gre.) + formine (formamid (HCONH2) türevi) (lat.) * diyabet tedavisinde
kullanılan, tip 2 diyabet yönetiminde yaygın olarak reçete edilen, kan şekeri
seviyelerini düşüren, insülin duyarlılığını artıran oral antidiabetik ilacın
etken maddesi (C4H11N5)
metfun :
ara. * dafana (gömmek), defn, dafn (gömme), medfen (gömme yeri, gömü yeri,
mezar, kabir) * gömülmüş, defnedilmiş
meth :
ara. * madaha (övmek, takdir etmek, yüceltmek), medh (övme, takdir, yüceltme) *
bir kişiyi, davranışı veya başarıyı överek takdir etme; hayranlık veya beğeni
ifade etme eylemi; olumlu niteliklerini dile getirme
methaldar :
ara., far. * dahala (girmek, içeriye girmek, dahil olmak, nüfuz etmek), dahl
(giriş, dahil olma), duhul (giriş, iç taraf geçiş), medhal (giriş, giriş yeri,
kapı, duhul yeri) (ara.) + dar (tutan, alan, taşıyan, koruyan, sahip olan,
edinen) (far.) * bir işte parmağı bulunan, bir işe karışmış olan
methali :
ara. * dahala (girmek, içeriye girmek, dahil olmak, nüfuz etmek), dahl (giriş,
dahil olma), duhul (giriş, iç taraf geçiş), medhal (giriş, giriş yeri, kapı,
duhul yeri) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir işe karışmış, bir işte
parmağı olan
methemoglobinemi :
gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) +
haima, haimat (kan) (gre.) + globus (küre, top) + ine (organik bileşik/alkaloid
türevi eki) (lat.) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima,
haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * oksijen taşıma
kapasitesinin azalmasına yol açan ve mavimsi cilt rengi ve hipoksiye sebep
olabilen, kandaki normal hemoglobinin methemoglobine dönüşmesi ile karakterize
hematolojik bozukluk
methetmek :
ara., tür. * madaha (birisinin iyiliğini, iyi vasıflarını söylemek, övmek,
takdir etmek, yüceltmek, methetmek, sitayişle bahsetmek), medh (övgü, övme,
takdir) (ara.) + etmek (yapmak, eylemek, işlemek) (tür.) * birisinin iyiliğini,
iyi vasıflarını söylemek, övmek, takdir etmek, yüceltmek, methetmek, sitayişle
bahsetmek
methiye :
ara. * madaha (birisinin iyiliğini, iyi vasıflarını söylemek, övmek, takdir
etmek, yüceltmek, methetmek, sitayişle bahsetmek), medh (övgü, övme, takdir)
(ara.) + iye (isim yapım ve durum eki) * bir kişiyi, davranışı veya başarıyı
övmek amacıyla yazılan veya söylenen söz veya yazı; överek takdir etme;
hayranlık ve beğeni ifade etme türünde edebi metin
methüsena :
ara. * madaha (birisinin iyiliğini, iyi vasıflarını söylemek, övmek, takdir
etmek, yüceltmek, methetmek, sitayişle bahsetmek), medh (övgü, övme, takdir) +
u (bağlaç) + sena (övgü, övme, yüceltme, yücelik, takdir) * yüksek derecede
övgü ve takdir edilen; saygı ve hayranlık uyandıran kişi veya davranış;
genellikle mutlak takdir ve övgü ifade eden nitelik
metil :
gre. * methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) * tek
bir karbonun varlığını belirtmek için "met" önekini kullanan bir
alkan veya alkil molekülü için organik kimya teriminin IUPAC terminolojisi
(CH3)
metildopa levorotatory :
gre. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta,
ağaçlık, orman, fıçı) ) + dopa (3,4-dihidroksifenilalanin türevi) +
levorotatorius (ışığı sola çeviren, optik olarak sol dönen) (ing.) (laevus
(sol, sol yönlü, sola döndürücü, L-izomer) + rotare (dönmek, çevresini
turlamak) + ius (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) ) * hipertansiyon
tedavisinde kullanılan, kan basıncını düşüren, dopamin metabolizmasını
etkileyen, optik olarak sola dönen izomer formda bulunan antihipertansif ilacın
etken maddesi (C10H13NO4)
metilen :
gre. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta,
ağaçlık, orman, fıçı) ) + en (çift bağ veya kimyasal bağ eki) * çeşitli organik
bileşiklerin yapısında yer alan ve reaktivite sağlayan, iki karbon atomu
arasında çift bağ içeren veya köprüleyen kimyasal fonksiyonel grup (CH2)
metilendifosfanat :
gre., lat. * metilen (iki hidrojenle bağlı karbon grubu, -CH2-) (methyl (metil
CH3) + en (çift bağ veya kimyasal bağ eki) ) + phosphoros (fosfor elementi;
ışık getiren) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein
(taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) )+
an (bağlaç) + ate (asidin tuzu veya esteri belirteci) * kimyasal sentezlerde
ara madde olarak görev yapan ve toksik özellikler gösterebilen organofosfor türevi
(C3H9O3P)
metilendioksimetamfetamin :
gre. * metilen (iki hidrojenle bağlı karbon grubu, -CH2-) (methyl (metil CH3) +
en (çift bağ veya kimyasal bağ eki) ) + di (iki, ikili, çift) + oxys (keskin,
oksijen eki) + meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte,
ötesi) + am (amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) + phenyl
(fenil grubu C6H5-) + tamine (bileşikte amin grubunun olduğunu belirten son ek)
* sinir sistemi üzerinde güçlü uyarıcı ve halüsinojen etkiler gösteren,
kimyasal yapısı metilen-dioksi grubu ile değiştirilmiş amfetamin türevi
sentetik madde (C11H15NO2)
metilfenidat :
gre., lat. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun,
tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak,
parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa
çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), pheno (göstermek, ortaya çıkarmak; fenil
grubu, aromatik halka) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) +
ate (tuz veya ester eki) * dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB)
tedavisinde kullanılan; narkolepsi tedavisinde reçete edilen; merkezi sinir
sistemi uyarıcısı olan; dopamin ve noradrenalin geri alımını engelleyerek
etkisini gösteren psikoaktif ilacın etken maddesi (C14H19NO2)
metilik :
gre. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta,
ağaçlık, orman, fıçı) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * metil
özelliği gösteren, metil ile ilgili
metillergometrin :
gre. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta,
ağaçlık, orman, fıçı) ) + * ergo, ergon (iş, etki; ergot mantarı kökü) +
metrine (ergometrine, ergot alkaloidi türevi)
metilprednizolon :
gre. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta,
ağaçlık, orman, fıçı) ) + prednisolone (kortikosteroid türevi bileşik;
prednison’un hidroksillenmiş türevi) * iltihaplı hastalıkların tedavisinde
kullanılan alerjik reaksiyonların kontrolünde reçete edilen bağışıklık
sistemini baskılayan, kortikosteroid sınıfına ait sentetik glukokortikoid
ilacın etken maddesi (C22H30O5)
metilprednizolon asepponat :
gre. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta,
ağaçlık, orman, fıçı) ) + prednisolone (kortikosteroid türevi bileşik;
prednizonun hidroksillenmiş türevi) + ase (ester türevlerini veya ilaçta
koruyucu-aktif grup) * phosphoros (fosfor elementi; ışık getiren) (phos (ışık,
aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek),
phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) + anate (asidin tuzu veya esteri
belirteci)
metiltiyoninyum klorür :
gre., lat. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun,
tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) (gre.) + thioninium (sülfürlü aromatik iyon;
tiyonyum türevi) + chloride (khloros (klor Cl⁻ iyonu) (gre.) + ide (ikili bileşik, anyon
eki) (lat.) ) * antiseptik ve dezenfektan olarak kullanılan, bazı medikal ve
laboratuvar uygulamalarında boyar madde olarak kullanılan, methemoglobinemi
tedavisinde intravenöz olarak reçete edilen, kimyasal olarak sentetik bir
tiyonyum tuzu, metilen mavisi, (C16H18ClN3S)
metiltransferaz :
lat., gre. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun,
tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) (gre.) + transfer (aktarma, ileti) + ase (enzim
eki) (lat.) * metil grubunun (CH3) bir kimyasal maddeden (çoğunlukla SAM adı
verilen bir koenzimden) diğerine aktarımını katalizleyen enzim grubu
metimazol :
gre., lat. * methyl (metil (CH3) grubu) + imid (azot içeren amid türevi organik
kök; imidazol/imidazolidin türevi kök) + azole (mantar önleyici ilaçlarda yer
alan bir veya daha fazla nitrojen (azot) atomu içeren 5 üyeli bir halkaya sahip
bir grup heterosiklik bileşik belirtici ek) (azotos, azotikos (yaşamsız,
cansız, hayatsız) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) ) * tiroid
bezinde tiroit hormonlarının sentezini engelleyen, hipertiroidi ve Graves
hastalığının tedavisinde kullanılan antitiroid ilacın etken maddesi (C4H6N2S)
metin :
ara. * metana (güçlü olmak, sağşam olmak, dayanmak, dayanıklı olmak), metin
(sağlam, dayanıklı; söz, yazı, yazılı belge) * bir fikir, düşünce veya bilginin
yazılı olarak ifade edildiği, anlam bütünlüğü taşıyan yazı veya belge, kitap,
makale, şiir veya herhangi bir yazılı eser
metirapon :
lat., gre. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun,
tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) (gre.) + 3-pyridyl (piridin halkası) + one
(oksijenli bileşik, keton grubu (C=O) ) (lat.) * adrenokortikal fonksiyon testi
ve Cushing sendromu tanısında kullanılan, kortizol üretimini geçici olarak
baskılayan, sentetik olarak üretilmiş kimyasal bileşik; steroid biyosentezini
inhibe eden farmakolojik ajan (C14H14N2O)
metis :
fra. * métis (iki farklı köken, ırk veya türün karışımı, melez) * iki farklı
köken veya ırkın birleşiminden oluşan; karışık kökenli, hibrit; biyolojide
türler arası melezler veya kültürel bağlamda farklı kökenlerin birleşimiyle
oluşan birey veya varlık; ırkları ayrı bir ana babadan doğmuş, her iki ırkın
kimi özelliklerini kendinde taşıyan (kimse); karışık, katışık, melez
metis :
gre. * metis (akıl, bilgelik, kurnazlık, stratejik zeka) * zeka, akıl ve
deneyimle hareket etme; stratejik düşünce ve kurnazlık; olayları öngörerek
uygun çözüm üretme yeteneği; Yunan mitolojisinde, Okeanos ile Tethys'in kızı,
akıl ve hikmet tanrıçası
metiserjid :
lat., gre. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun,
tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + sergide (serotonin reseptörleri üzerinde
etkili ergot alkaloidi türevi) * migren ve küme baş ağrılarının önlenmesinde
kullanılan, serotonin reseptörlerini etkileyen, vasküler baş ağrılarını
azaltan, ergot alkaloid sınıfına ait farmakolojik ilacın etken maddesi
(C21H27N3O2)
metisilin :
gre. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta,
ağaçlık, orman, fıçı) ) + ciline (penisilin türevi antibiyotik eki) (silin
(silikos, silikon, silis) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) )
(lat.) * beta-laktamaz üreten bakterilere karşı dirençli olarak geliştirilmiş,
bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde kullanılan, özellikle Staphylococcus
aureus ve diğer gram-pozitif bakterilere karşı etkili olan penisilin sınıfına
ait sentetik antibiyotik, (C17H20N2O6S)
metiyonin :
lat., gre. * methion (methyl (CH3 grubu) ) + ion (iyon, elektrik yüklü atom
veya grup) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * sülfür
içeren temel bir aminoasit, protein sentezinde görev alan ve vücutta metil
grubu taşıyan önemli bir yapı taşı (C5H11NO2S)
metod :
gre. * methodos (yol, izlenen yol, sistematik yaklaşım, yöntem, usül, yordam)
(meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + hodos
(yol; süreç) ) * bir işin yapılma veya bir amaca ulaşma biçimi, sistematik
çalışma veya inceleme yolu, planlı ve düzenli uygulama biçimi, bilimsel veya
pratik süreçleri düzenleyen yaklaşım, yöntem, usül
metodik :
gre. * methodos (yol, izlenen yol, sistematik yaklaşım, yöntem, usül, yordam)
(meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + hodos
(yol; süreç) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * planlı ve düzenli,
sistematik, adım adım ilerleyen, belli bir yöntem veya mantık çerçevesinde
uygulanan, organize edilmiş çalışma veya inceleme biçimi, metodlu, metoda
dayalı
metodoloji :
gre. * methodos (yol, izlenen yol, sistematik yaklaşım, yöntem, usül, yordam)
(meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + hodos
(yol; süreç) ) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime,
bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir konuya
yaklaşım veya araştırma yöntemlerini inceleyen bilim dalı, sistematik araştırma
ve çalışma yöntemleri, bilimsel veya pratik süreçleri düzenleyen yöntemlerin
bütününü inceleyen disiplin, metodbilim
metodolojik :
gre. * methodos (yol, izlenen yol, sistematik yaklaşım, yöntem, usül, yordam)
(meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + hodos
(yol; süreç) ) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime,
bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yöntem veya sistematik yaklaşım ile ilgili,
sistematik ve planlı, belirli bir metod veya kurallar çerçevesinde yapılan,
bilimsel veya düzenli çalışma ile ilişkili, metodoloji ile ilgili
metohekzital :
gre. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta,
ağaçlık, orman, fıçı) ) + hexa (altı; altı karbonlu halka) (gre.) +ite
(element, kayaç ve mineral eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(lat.) (barbitürik asit türevi) * cerrahi ve endoskopik işlemlerde kısa etkili
intravenöz anestezik olarak ve derin sedasyon sağlamak için kullanılan, merkezi
sinir sistemi üzerinde depresan etkisi gösteren barbitürat türevi ilacın etken
maddesi (C14H18N2O3)
metokarbamol :
gre. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta,
ağaçlık, orman, fıçı) ) (gre.) + carbamol (karbamat türevi kimyasal grup)
(carbam (karbamat grubu, -CONH₂
türevi) + ol (alkol veya hidroksil grubu OH) ) (lat.) * kas spazmlarının
tedavisinde kullanılan, merkezi sinir sistemi üzerinde kas gevşetici etki
gösteren, ağrı ve spazmları azaltan, oral veya parenteral uygulanabilen
farmakolojik ajan (C11H15NO5)
metoklopramid :
gre., lat. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun,
tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) (gre.) + clopramide (klorofenil ve amide türevi)
(khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum (lat.) + pramide
(amidin türevi, kimyasal yapı) ) (lat.) * mide ve bağırsak hareketlerini artıran,
bulantı ve kusmayı önleyen, gastroözofageal reflü tedavisinde kullanılan,
dopamin D2 reseptörlerini etkileyen prokinetik ve antiemetik ilacın etken
maddesi (C14H22ClN3O2)
metoksamin :
gre., lat. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun,
tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) (gre.) + oxamin (amin ve oksijen içeren kimyasal
grup) (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + amine (amonyak
türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) (lat.) ) * kan damarlarını daraltarak
kan basıncını artıran, α-adrenerjik reseptörleri uyaran, hipotansiyon
tedavisinde kullanılan, sempatomimetik etkili farmakolojik ajan (C11H17NO3)
metoksazol :
gre., lat. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun,
tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + oxazol (beş üyeli heterosiklik oksazol
halkası) (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + azole (mantar
önleyici ilaçlarda yer alan bir veya daha fazla nitrojen (azot) atomu içeren 5
üyeli bir halkaya sahip bir grup heterosiklik bileşik belirtici ek) (azotos,
azotikos (yaşamsız, cansız, hayatsız) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH)
(lat.) ) * antibakteriyel veya antifungal özellikler taşıyan, heterosiklik
kimya sınıfına ait, biyokimyasal araştırmalarda kullanılan farmasötik sentetik
organik bileşik (C4H5NOCH3)
metoksifluran :
gre., lat. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun,
tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli)
(gre.) + fluran (fluorinden türeme) (lat.) * inhalasyon yoluyla uygulanan,
genel anestezi sağlayan, merkezi sinir sistemi üzerinde depresan etkisi
gösteren, halojenli eter sınıfına ait volatile anestezik ilacın etken maddesi
(C3H4Cl2F2O)
metokssalen :
gre., lat. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun,
tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli)
(gre.) + xalen (furan veya psoralen türevi heterosiklik yapı) (lat.) * deri
hastalıklarının tedavisinde (özellikle vitiligo ve psoriazis) kullanılan, UVA
ışığı ile birlikte fototerapi sağlayan, psoralen sınıfına ait fotoreaktif
bileşik, metoksipsoralen (C12H8O4)
metokürin :
gre., lat. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun,
tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) (gre.) + curine (tubokurarin türevi, kas
gevşetici alkaloid) (lat.) * non-depolarizan kas gevşetici olarak kullanılan,
anestezi uygulamalarında kasları gevşeten, sinir-kas iletimini geçici olarak
bloke eden farmasötik bileşik (C34H44N2O6•2Cl)
metolazon :
gre. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta,
ağaçlık, orman, fıçı) ) + azot (azot elementi (N) ) + on (keton belirteci) *
hipertansiyon ve ödem tedavisinde kullanılan, böbrek tübüllerinde sodyum ve su
emilimini azaltan, tiazid benzeri diüretik sınıfına ait farmasötik bileşik
(C12H12ClN3O3S)
meton :
gre. * metein (ölçmek) * Ay’ın ve Güneş’in hareketlerini ölçmek için kullanılan
ve zaman ve periyot hesaplamalarında referans olarak kullanılan eski Yunan
ölçüm birimi veya döngü
meton döngüsü :
gre. * metonikos (meton (5. yüzyılda Atina'da yaşamış Yunan matematikçi,
astronom, geometri ve mühendis Meton’un isminden) (gre.) + döngü (siklus,
devre, dönem, periyod) (dön (çevirmek) + gü (isim yapım eki) ) + sü (iyelik
eki) (tür.) * Güneş ve Ay takvimlerinin 19 yıl boyunca tekrar eden uyumunu
sağlayan astronomik döngü, yani 19 yılda 235 ayın yaklaşık olarak güneş yılına
eşitlenmesi
metonim :
gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) +
onoma, onuma, onyma, onomos, nimo (isim, ad) * bir şeyin adının, ilişkili
olduğu başka bir şeyi belirtmek için kullanıldığı, dilbilimde mecaz veya
sembolik ifade biçimi, ad aktarma yoluyla anlam kazanan kelime
metonimik :
gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) +
onoma, onuma, onomos, onimo (isim, ad) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * bir şeyin adının, ilişkili olduğu başka bir şeyi ifade etmek için
kullanıldığı, dilbilimde ad aktarma yoluyla anlam kazanan, mecaz veya sembolik
ifade biçimi, metonimi ile ilgili
metopik :
gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi,
arası) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + ikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * gözler arası boşluk; alın bölgesi ile ilgili, tıbbi
veya anatomik bağlamda alın kısmına ait, frontal bölgeyi veya alınla ilişkili
yapıları tanımlayan sıfat
metopik sinostoz :
gre. * meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi,
arası) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + ikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) + syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + osteon
(kemik) + osis (durum, sorun ve isim yapım eki) * gelişmekte olan bir bebeğin
kafatasının çok erken kaynaşması, trigonosefali veya metopik sütür
kraniosinostoz
metopon :
gre. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta,
ağaçlık, orman, fıçı) ) + pon (opiat türevi, morfin türevi) * analjezik etkisi
olan, orta şiddette ağrıların tedavisinde kullanılan, opioid sınıfına ait
morfin türevi farmasötik bileşik (C18H21NO4), (C18H21NO3)
metoprolol :
gre. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta,
ağaçlık, orman, fıçı) ) + pro (propil grubu) + lol (alkanol grubu, hidroksil OH
içeren yapı) * hipertansiyon, anjina pektoris ve kalp yetmezliği tedavisinde
kullanılan, selektif beta-1 adrenerjik reseptör blokörü olan, kardiyovasküler
sistem üzerinde etkili farmasötik bileşik (C15H25NO3)
metorfan :
gre. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta,
ağaçlık, orman, fıçı) ) + orphan (morfinan türevi bileşik sınıfı belirteci) *
morfinan iskeletinden türetilmiş opioid benzeri bileşiklerin adlandırılmasında
kullanılan kimyasal isim
metot :
gre. * methodos (yol, izlenen yol, sistematik yaklaşım, yöntem, usül, yordam)
(meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + hodos
(yol; süreç) ) * bir işin yapılma veya bir amaca ulaşma biçimi, sistematik
çalışma veya inceleme yolu, planlı ve düzenli uygulama biçimi, bilimsel veya
pratik süreçleri düzenleyen yaklaşım, yöntem, usül
metotreksat :
gre. * methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta,
ağaçlık, orman, fıçı) ) + trexate (folik asit analoğu, antifolat yapısı) (trex
(folik asit analoğu, antifolat türevi) + ate (tuz veya ester eki) ) * kanser,
romatoid artrit ve psoriazis tedavisinde kullanılan, hücre bölünmesini inhibe
eden, folik asit metabolizmasını bloke eden, antimetabolit sınıfına ait
farmasötik bileşik (C20H22N8O5)
metraj :
gre., fra. * metros, metron (ölçü) (gre.) + age *isim yapım eki) (fra.)
metrdotel :
fra. * maître (usta, öğretmen, efendi, yönetici) + de (iyelik bağlacı) + hotel
(otel, konuk evi) * lokanta, kahvehane gibi yerlerde garson olanların başı,
başgarson
metre :
gre. * metros, metron (ölçü, ölçüm, ölçme) * 100 cm'ye eşit uzunluk ölçüsü
birimi
metrebet :
ara. * matraba (durum, derece, seviye) + et (isim yapım eki) * fakirlik,
yoksulluk
metrekare :
gre., lat., fra. * metron, metros (ölçü) (gre.) + quadratus (dört köşeli, kare
biçimli, düzgün) (lat.); carré (fra.) * alan ölçüm birimi olarak kullanılan,
bir kenarının uzunluğu 1 metre olan kare yüzeyin büyüklüğünü ifade eden,
inşaat, arazi ve geometrik hesaplamalarda yaygın olarak kullanılan ölçü birimi
(1 m² = 10,000 cm²)
metreküp :
gre., lat., ara. * metron, metros (ölçü) (gre.) + cubus (altı kare yüzü olan üç
boyutlu geometrik şekil) (lat.); kabe (ara.) * hacim ölçüm birimi olarak
kullanılan, bir kenarının uzunluğu 1 metre olan kübik cismin hacmini ifade
eden, sıvı, gaz ve katı maddelerin hacim hesaplamalarında yaygın olarak
kullanılan ölçü birimi (1 m³ = 1,000 L = 1,000,000 cm³)
metres :
fra. * maître (usta, öğretmen, efendi, yönetici) + esse (dişil eki) * bir evin
veya büyük konakların baş hizmetlisi, misafirleri karşılayan ve servisi
organize eden kadın; baş garson veya ev hizmetlisi (kadın); özel kadın
öğretmen; ev sahibi kadın; evli bir erkeğin eşi dışında ilişki olduğu kadın,
metres (mitras (Pers ve Roma mitolojisinde tapınılan, adalet, bağlılık ve
güneşle ilişkilendirilen tanrıça) (lat.) )
metribolon :
gre. * methyl (metil CH3) + ribolone (steroid türevi, trenbolon analoğu) (ribo-
(riboz türevi şeker grubu) + -lone (steroid keton türevi) ) * sentetik anabolik
steroid olarak kullanılan, kas kütlesi ve güç artırıcı etkisi olan, androgenik
ve anabolik steroid sınıfına ait farmasötik bileşik (C20H26O2), (C19H24O2)
metrik :
gre. * metron, metros (ölçü, ölçüm, ölçme) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * ölçü birimleriyle ilgili, sayısal ve ölçüsel sistemlerle ilişkili,
standart ölçü ve hesaplama sistemlerini ifade eden, matematiksel veya bilimsel
bağlamda kullanılan sıfat
metris :
gre., far. * meter (anne, ana, valide) + is (son ek) (gre.); meters (far.) *
savaşta, korunmak amacıyla yapılan toprak tümsek, siper; kapının açılmaması
için arkasına konulan ağaç)
metro :
gre. * metron, metros (ölçü, ölçüm, ölçme) * uzunluk ölçü birimi olarak
kullanılan, SI sisteminde temel birim, yaklaşık olarak 1/10,000,000 Dünya
meridyeninin çeyreğine eşit kabul edilen bir ölçü birimi; ayrıca yer altı raylı
ulaşım sistemlerini ifade eden yaygın kullanım (1 m)
metrobüs :
gre. * metros, metron (ölçü, ölçüm, ölçme) (gre.) + bus (taşıt, taşıma aracı)
(lat.) * şehir içi toplu taşımada kullanılan, özel şeritlerde çalışan hızlı
otobüs sistemi, yüksek kapasiteli yolcu taşıyan, metro benzeri ulaşım konforu
ve düzenini sağlayan toplu taşıma aracı
metroloji :
gre. * metros, metron (ölçü, ölçüm, ölçme) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı,
söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * ölçü birimleri ve ölçüm sistemlerini inceleyen bilim dalı,
uzunluk, kütle, zaman, sıcaklık, elektrik gibi fiziksel büyüklüklerin
standartlarını belirleyen, doğruluk ve hassasiyeti araştıran disiplin
metronidazol :
gre., lat. * metro (nitroimidazol türevi eki) + nitro (NO2 grubu) + azole
(mantar önleyici ilaçlarda yer alan bir veya daha fazla nitrojen (azot) atomu
içeren 5 üyeli bir halkaya sahip bir grup heterosiklik bileşik belirtici ek)
(azotos, azotikos (yaşamsız, cansız, hayatsız) (gre.) + ol (hidroksil, alkol
grubu OH) (lat.) ) * bakteriyel ve protozoal enfeksiyonların tedavisinde
kullanılan, antibakteriyel ve antiprotozoal etkili, nitroimidazol sınıfına ait
farmasötik bileşik (C6H9N3O3)
metronom :
gre. * metros, metrron (ölçü, ölçme, ölçüm) + nomos (yasa, kural, kanun, düzen,
ilke, prensip, düzen, düzenleme, ayarlama; namus) * müzikte ritim ve tempo
ölçmek için kullanılan, belirli bir hızda düzenli işaretler vererek
müzisyenlerin temp8o tutmasını sağlayan, müziğin akışı sırasında vuruş hızını
(tempoyu) ölçen, eğitim ve performanslarda ritim kontrolünü kolaylaştıran
mekanik veya elektronik cihaz
metroplasti :
gre. * metros, metron (ölçü, ölçme, ölçüm) + plassein (şekillendirmek,
biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil
verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş,
biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * ahim
üzerinde yapılan cerrahi onarım işlemi, doğuştan veya sonradan gelişmiş rahim
anomalilerinin düzeltilmesi için uygulanan jinekolojik cerrahi yöntem
metropol :
gre. * meter (ana, anne, valide), metra (rahim, uterus) + polis (şehir, il,
kent) * büyük ve önemli şehir, özellikle bir ülkenin ekonomik, kültürel veya
siyasi merkezi olan ana şehir, geniş nüfusa sahip ve çevresindeki yerleşimleri
etkileyen kentsel merkez
metropolit :
gre. * meter (ana, anne, valide), metra (rahim, uterus) + polis (şehir, il,
kent) + ites (ile ilgili, gibi, -a ait) (gre.) * Hristiyanlıkta bir bölgenin
başpiskoposu, kilise hiyerarşisinde piskoposların üstünde yer alan dini lider,
ayrıca büyük şehrin başındaki ruhani önder
metropoliten :
gre. * meter (ana, anne, valide), metra (rahim, uterus) + polis (şehir, il,
kent) + ites (ile ilgili, gibi, -a ait) (gre.) + anus (ile ilgili, gibi, -a
ait) (lat.) * büyük şehire ait, büyük şehirle ilgili; başpiskoposluk makamına
dair; modern kullanımla metropol ve çevresine ait olan
metroptoz :
gre. * meter (ana, anne, valide), metra (rahim, uterus) + ptosis (düşme, düşüş,
sarkma) (piptein (düşmek, sarkmak) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık
eki) ) * özellikle doğum sonrası veya yaşlılıkta görülen, pelvik organ
prolapsusu kapsamında değerlendirilen, rahmin normal konumundan aşağı doğru
sarkması ile karakterize jinekolojik bir durum
metroraj :
gre. * metra (rahim, uterus) + rhegnynai, rhegnynein, rhein (akmak, dökülmek,
yağmak), rhage (akma, akış, yağma, yağış, dökülme) * jinekolojide anormal
uterin kanama olarak sınıflandırılan, normal adet dönemi dışında rahimden kan
gelmesi durumu
metrud :
ara. * tarada (uzaklaştırmak, sürmek, kovmak, dışlamak, reddetmek, sürmek;
kesintisiz devam etmek) * atılmış, kovulmuş, reddedilmiş, dışlanmış,
uzaklaştırılmış
metrud :
ara. * tarada (uzaklaştırmak, sürmek, kovmak, dışlamak, reddetmek, sürmek;
kesintisiz devam etmek) * atılmış, kovulmuş, reddedilmiş, dışlanmış,
uzaklaştırılmış
metruk :
ara. * teraka (terk etmek, bırakmak) * terk edilmiş, bırakılmış, kullanılmayan,
sahiplenilmeyen, boş bırakılmış; genellikle ev, arazi, eşya veya miras
metrukat :
ara. * teraka (terk etmek, bırakmak), metruk (terk edilmiş, bırakılmış) + at
(çoğul eki) * terk edilmiş nesneler, sahiplenilmemiş veya kullanılmayan
eşyalar, emanetler veya miras malları; genellikle topluluk veya devlet
tarafından yönetilen terk edilmiş mülkler
metruke :
ara. * teraka (terk etmek, bırakmak), metruk (terk edilmiş, bırakılmış) + e
(dişil eki) * terk edilmiş, bırakılmış, kullanılmayan (dişi cinsiyetli nesne
veya kavram için), genellikle mal, eşya veya mülk
metrukiyet :
ara. * teraka (terk etmek, bırakmak), metruk (terk edilmiş, bırakılmış) + iyet
(isim yapım eki) * terk edilmiş olma durumu, kullanılmayan veya sahipsiz
bırakılmış nesnelerin veya yerlerin durumu, boşluk, sahipsizlik veya
kullanılmazlık hali
mett :
ara. * madda (uzatmak, genişletmek, çekmek, germek, yaymak; desteklemek, yardım
etmek; çoğaltmak, artırmak) * uzatma, genişletme, çekme, germe, yayma;
destekleme, yardım etme; çoğaltma, artırma
mety :
ara. * madda (uzatmak, genişletmek, çekmek, germek, yaymak; desteklemek, yardım
etmek; çoğaltmak, artırmak) * uzatma, genişletme, çekme, germe, yayma;
destekleme, yardım etme; çoğaltma, artırma
MEV :
ing. * million (milyon) + electron (elektron) + volt (volt) * atom ve parçacık
fiziğinde enerji birimi olarak kullanılan, bir elektronun elektrik yükü ile 1
milyon voltluk potansiyel farkı üzerinden kazandığı enerji miktarını ifade
eden, özellikle nükleer reaksiyonlar, parçacık hızlandırıcıları ve radyasyon
enerjisi hesaplamalarında kullanılan birim (1 MeV = 1,602 × 10⁻¹³ J)
meva :
ara. * ava (sığınmak, barınmak, varmak) * sığınak, sığınılacak yer, yer, mekan,
mevki; varılacak yer, mesken
mevadd :
ara. * madda (uzatmak, genişletmek, çekmek, germek, yaymak; desteklemek, yardım
etmek; çoğaltmak, artırmak), madde (duyularla algılanabilen, bölünebilen,
kütlesi, ağırlığı, hacmi olan, yer kaplayan nesne) * kütlesi, ağırlığı ve hacmi
olup uzayda yer kaplayan varlıklar, maddeler, cisimler
mevadi :
ara. * vada (koymak, yerleştirmek) * yer, konum, mevki
mevahib :
ara. * vahaba (vermek, bağışlamak, ihsan etmek, armağan etmek, hediye etmek,
bahşetmek, bağışlamak, karşılıksız vermek), hibe (karşılıksız verme, bağış
bahş) * hibe olunan şeyler, karşılıksız verilenler, bağışlananlar,
bahşedilenler, hibeler
mevahira :
ara. * hara (üstünlük göstermek, becermek, ustalık sergilemek * üstünlük
gösterenler, becerenler, ustalık sergileyenler; yararak akıp gidenler (Kur'an)
mevaid :
ara. * vada (koymak, yerleştirmek), maide (üzerine yemek konulan masa, sofra,
ziyafet sofrası; kursak) * sofralar, maideler
mevaki :
ara. * vaka (yerleşmek, konumlanmak, düşmek, bulunmak, vuku bulmak, cereyan
etmek, olmak), mevki (yer, mevki, konum, makam, sosyal statü, bir şeyin
bulunduğu veya durduğu yer, durulacak yer) * yerler, mevkiler, konumlar,
lokasyonlar, makamlar, sosyal statüler, bir şeyin bulunduğu veya durduğu
yerler, durulacak yerler
mevakib :
ara. * vakaba (yavaş yavaş, dikkatle yürümek), mevkib (kafile, alay) * alaylar,
kafileler, kortejler, heyetler, topluluklar, cemaatler, güruhlar
mevakit :
ara. * vakata (zaman belirlemek), vakit (zaman, süre, saat, çağ, mevsim) *
vakitler, zamanlar, süreler; önceden belirtilmiş, tayin ve tespit edilmiş
süreler, vakitler, mehiller, vadeler
mevali :
ara. * vely (yakın olmak, himaye etmek, yönetmek, korumak), veli (koruyan,
sahip çıkan, himaye eden, yakın dost veya yönetici), mevla (koruyucu, yardımcı,
efendi, sahip, malik, dost; azat eden efendi; azat edilen köle) * efendiler,
sahioler, malikler, dostlar; başka birinin veya bir aşiretin koruması altında
olan kişi; İslam tarihinde cahiliye devrinde toplumdaki kişilerden birinin veya
çoğunluğunun isteğiyle kabileye katılan insanlar, köleler
mevalid :
ara. * valada (doğurmak, meydana getirmek, oluşturmak, üretmek, yaratmak,
ortaya çıkarmak), mevlid (doğum), veled (doğan, çocuk) * doğumlar, doğanlar;
doğulan yerler
mevani :
ara. * mana (engellemek, önlemek), mani (engel, yasak) * engeller, mani olan
şeyler, bir işi gerçekleştirmeye veya ilerlemeye engel teşkil eden sebepler
mevazi :
ara. * vaza, vada (koymak, yerleştirmek, konumlandırmak, düzenlemek,
paylaştırmak, indirmek), mevzi (yer, konum, mevki; bir askeri birliğin savunma
göreviyle bulunduğu uygun yer; düşman savunmasını kırarak ele geçirilen bölge)
* yerler, konumlar, mevziler
mevazin :
ara. * vezene (tartmak, ölçmek, ağırlık bakımından değerlendirmek, hesaplamak),
mizan (ölçü, tartı, terazi) * ölçüler, tartılar, teraziler
mevbika :
ara. * vabka (yıkmak, helak etmek, felaket getirmek, mahvetmek; engellemek,
mani olmak) * engeller, maniler
mevc :
ara. * vaca (dalgalanmak, kabarmak) * dalga, kabarma, hareket
mevcud :
ara. * vecede (bulmak, oluşturmak, var etmek, vücuda getirmek, var olmak),
vucud (bulunma, olma, var olma; beden, gövde), vacid (vücuda getiren,
oluşturan, var eden) * bulunan, var olan, oluşmuş olan, vücuda gelmiş olan
mevcudat :
ara. * vecede (bulmak, oluşturmak, var etmek, vücuda getirmek, var olmak),
vucud (bulunma, olma, var olma; beden, gövde), mevcud (bulunan, var olan,
oluşmuş olan, vücuda gelmiş olan) + at (çoğul eki) * varlıklar, mevcut şeyler,
kainattaki tüm var olanlar, yaratılmış olanlar
mevcudiyet :
ara. * vecede (bulmak, oluşturmak, var etmek, vücuda getirmek, var olmak),
vucud (bulunma, olma, var olma; beden, gövde), vacid (vücuda getiren,
oluşturan, var eden), mevcud (bulunan, var olan, oluşmuş olan, vücuda gelmiş
olan) + iyet (isim yapım eki) * varoluş, varolma, bulunuş, bulunma, oluş, olma,
olum
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder