27 Eylül 2026 Pazar

navier-stokes denklemleri - niseb

navier-stokes denklemleri : ita., ing. * Navier (İtalyan mühendis Claude-Louis Navier) (fra.) + Stokes (İrlandalı matematikçi George Stokes) (ing.) + denklem (eşitlik) + ler (çoğul eki) + i (iyelik eki) (tür.) * akışkanların hareketini ve davranışını tanımlayan, sıvı ve gaz dinamiğini açıklamak için kullanılan temel diferansiyel denklemler

navigasyon : lat. * navigare (denizde yol almak, bir rotayı takip ederek seyretmek) (navis (gemi) + are (fiil mastar eki) ) + atio (isim yapım ve durum eki) * bir araç veya sistemle yön bulma, yol tayini yapma ve varış noktasına ulaşmayı sağlayan süreç

navigatör : lat. * navigare (denizde yol almak, bir rotayı takip ederek seyretmek) (navis (gemi) + are (fiil mastar eki) ) + ator (yapan, eden eki) * bir aracın veya yolculuğun yönünü belirleyen, seyrüseferi sağlayan kişi veya cihaz

navikular : lat. * navis (gemi) + cula (küçültme eki) + aris (ile ilgili, -a ait) * el ve ayakta küçük tekneye benzeyen kemik yapısı

naviküler : lat. * navis (gemi) + cula (küçültme eki) + aris (ile ilgili, -a ait) * el ve ayakta küçük tekneye benzeyen kemik yapısı

navl : ara., gre., lat. * navala (vermek, bağışlamak; pay etmek; taşınan yük) (ara.); naus (gemi), naulon, naulos (gemi yükü, kargo) (gre.); navalis (denizle ilgili, seyirle ilgili) (lat.) (naus (gemi) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) ) * gemiyle taşınan yük veya taşınmak üzere gemiye verilen eşya; taşımacılıkta ücret veya yük

navlun : gre. * naus (gemi), naulon, naulos (gemi yükü, kargo) * deniz nakliye ücreti

nay : far. * nay, ney (kamış) * kamıştan yapılan, dokuz delikli üflemeli bir çalgı, düdük, ney

nayban : far. * nay, ney (kamış) + ban (çalan, yapan) * ney çalan

nayi : ara. * nay, ney (dokuz delikli kamış düdük, ney) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ney çalan kişi

nayiha : ara. * navaha (ağlamak, feryat etmek; ağıt yakmak ), na’iḥa (ağlayan, feryat eden kadın; ağıt yakıcı) * cenazelerde ağıt yakan veya yüksek sesle yas tutan kimse, yas tutan kadın

nayil : ara. * nala (elde etmek, erişmek, ulaşmak) * bir şeye ulaşan, elde eden veya kazanan, nail; ata, bağış, bahşiş, hediye

nayiler : ara. * nala (elde etmek, erişmek, ulaşmak), nail (elde eden, erişen, ulaşan) + ler (çoğul eki) * Fecr-i Ati'nin dağılmasından sonra, 1914 yılında Rübab dergisinde toplanarak yeni bir şiir akımı başlatmak isteyen edebi topluluğun ismi

nayino : gre. * na (sevgi hitabı) + ino (küçültme ve şefkat eki) * sevdiceğim, sevdiğim, sevgilim, aşkım (Doğu Karadeniz (özellikle Trabzon çevresi) ağzı)

naylon : ing. * nylon (DuPont şirketi tarafından oluşturulan ticari ad) * sentetik poliamid liflerinden üretilen ve polimer zinciri niteliği arzeden dayanıklı ve esnek bir plastik ve tekstil malzemesi (−NH−(CH2)6−NH−CO−(CH2)4−CO−)n)

nayzen : far. * nay, ney (kamış) + ban (çalan, yapan) * ney çalan

naz : far. * naz (şirinlik, cilve, işve; isteksiz görünüp isteme) * bir kişinin sevecen şekilde nazlanması, kendini ağırdan satması veya şımarık, işveli tavır

nazafet : ara. * nazafa (temiz olmak, arınmak), nazif (temiz, pak, arınmış) * temizlik, temiz olma hali, paklık, arınmışlık

nazal : lat. * nasus (burun) + alis (ile ilgili, -a ait) * burunla ilgili olan; burun boşluğu veya burun sesleriyle bağlantılı yapı

nazal kavite : lat. * nasus (burun) + alis (ile ilgili, -a ait) + cava, cavus (oyuk, boşluk) + itas (isim yapım ve durum eki) * burnun içinde bulunan ve solunum ile koku alma işlevlerinde görev yapan burun boşluğu

nazan : far. * naz (cilve, işve; nazlanma) + an (ile ilgili, -a ait) * nazlı, cilveli veya işveli olan

nazar : ara. * nazara (bakmak, görmek, incelemek, gözetmek) * bakış, bakma, gözetme

nazar boncuğu : ara. * nazar (bakış, bakma) (ara.) + moncuk, muncuk (süs taşı) (mon, mun (yumru, yuvarlak) + cuk (küçültme eki) ) + u (iyelik eki) (tür.) * kem gözden veya kötü bakıştan korunmak amacıyla kullanılan, genellikle mavi renkli cam süs nesnesi

nazaran : ara. * nazar (bakış, bakma) + an (ile ilgili olarak) * bir şeye göre, bir şeyle karşılaştırıldığında, nispetle, oranla, kıyasla, karşılaştırılarak

nazarıdikkat : ara. * nazar (bakış, bakma) + i (tamlama eki) + dikkat (titizlik, incelik, önem verme, değer verme) * dikkatle bakma, bir konuya özellikle dikkat etme veya ilgiyi bir noktaya yöneltme

nazarıitibar : ara. * nazar (bakış, bakma) + i (tamlama eki) + itibar (önem, değer, geçerlilik, dikkate alma; bir şeyi bir şey sayma, ... olarak kabul etme, sayı sayma, değer verme, saygı gösterme; saygı, prestij, saygınlık) * bir şeyi değerli veya önemli sayma bakımından değerlendirme, itibar nazarıyla bakma

nazarışuhud : ara. * nazar (bakış, bakma) + i (tamlama eki) + şuhud (şahitler, tanıklar) * şahitlerin, şehadet edenlerin görmesi ve tetkikleri

nazarıtakdir : ara. * nazar (bakış, bakma) + i (tamlama eki) + takdir (ölçme, değerlendirme, hüküm, karar) * kıymet biçme, değer biçme bakışı, değerlendirme bakışı, takdir bakışı

nazari : ara. * nazar (bakış, bakma) + i (ile ilgili, -a ait) * düşünceye veya teoriye dayanan; pratikten çok kuramsal olan, teorik, kuramsal, hipotetik, varsayımsal

nazariyat : ara. * nazar (bakış, bakma) + iye (isim yapım eki) + at (çoğul eki) * teorik bilgiler veya kuramsal çalışmalar

nazariye : ara. * nazar (bakış, bakma) + iye (isim yapım eki) * bir olayı açıklamaya yönelik düşünsel çerçeve veya görüş, teori, kuram

nazende : far. * naz (şirinlik, cilve, işve) + enda (-lı, ile ilgili, birlikte, sahibi) * nazlı, işveli, cilveli; sevimli ve narin tavırlı

nazenin : far. * naz (şirinlik, cilve, işve) + enin (-li, ile ilgili) * cilveli, işveli, nazlı; ince yapılı, narin kimse

nazım : ara. * nazama (sıralama, dizme, düzenleme, tertipleme), nizam (sıra, sıralama, dizi, düzen, tertip) * sıralayıcı, dizici, düzenleyici, nizam veren; sıra sıra, dizi dizi olan, düzenlenmiş, dizilmiş, sıralanmış (enzyme, Enzym (enzim, düzenleyici) (ing.), enzyme (enzim, düzenleyici) (ing., fra., alm) )

nazım imar planı : ara., lat. * nazım (düzenleyici, sıralayıcı, dizici) + imar (yapma, inşa etme, yapılandırma) (ara.) + planus (düz, düzlem, yüzey, satıh, yassı, düz yüzeyli, seviyelenmiş, pürüzsüz, yayvan, yumuşak) (lat.) * bir yerleşim alanının genel kullanımını, ana ulaşım hatlarını ve yapılaşma kararlarını belirleyen üst ölçekli şehir planı

nazır : ara. * nazara (bakmak, görmek, incelemek, gözetmek), nazar (bakma, bakış, gözetme) * bakan, gözeten; bir işi gözeten, yöneten veya bir kuruma bakan görevli; eski kullanımda bakanlık düzeyinde görevli

nazi : lat. * nationalis (milli, ulusal) + socialis (toplumsal) + ista (taraftar, yandaş) * Almanya’da 20. yüzyılda ortaya çıkan, Alman ırkının üstünlüğünü savunan ve Nasyonal Sosyalist (Ulusal Toplumcu) ideolojiyi benimseyen veya bu partiye mensup kişi

naziat : ara. * naza'a (çekip çıkarmak) * çekip alanlar; ölüm sırasında ruhu bedeninden çekip alan melekler; Kur'an'ın 79. suresinin ismi

nazic : ara. * nazaca (pişmek, yetişmek, olgunlaşmak) * pişmiş, yetişmiş, olgunlaşmış, kıvamına ermiş

nazif : ara. * nazafa (temizlemek, arındırmak, saflaştırmak, tanzif etmek), tanzif (temizleme, arındırma, saflaştırma) * temiz, pak, saf, arınmış; erkek ismi

nazife : ara. * nazif (temiz, pak, saf, arınmış) + e (dişil eki) * temiz, pak, saf, arınmış (kadın)

nazik : ara., far. * nazaka (temiz, saf, ince olmak), nazik (ince, kibar, kırılgan) * kibar, incelikli ve saygılı davranan

nazikane : ara. * nazik (ince, kibar, kırılgan) + ane (-ca, -cesine, tarzında, olarak, gibi) * kibarca, incelikli ve nazik bir biçimde

nazil : ara. * nazala (indirmek, aşağıya göndermek/götürmek), nuzul (inme, indirme, aşağıya gönderme) * aşağıya inmiş veya gönderilmiş, indirilmiş (vahiy için)

nazile : ara. * nazala (indirmek, aşağıya göndermek/götürmek), nuzul (inme, indirme, aşağıya gönderme) * bela, sıkıntı; inme, nüzul; nezle hastalığı

nazilli : ara. * nazil (aşağıya inmiş veya gönderilmiş, indirilmiş) (ara.) + li (ile, birlikte, sahibi) (tür.) * Aydın’ın bir ilçesi

nazim : ara. * nazama (sıralama, dizme, düzenleme, tertipleme), nizam (sıra, dizi, düzen, tertip) * sıralayıcı, dizici, düzenleyici, nizam veren; sıra sıra, dizi dizi olan, düzenlenmiş, dizilmiş, sıralanmış (enzyme, Enzym (enzim, düzenleyici) (ing.), enzyme (enzim, düzenleyici) (ing., fra., alm) )

nazir : ara. * nazara (bakmak, görmek, incelemek, gözetmek), nazar (bakma, bakış, gözetme) * bakan, gözeten; bir işi gözeten, yöneten veya bir kuruma bakan görevli; eski kullanımda bakanlık düzeyinde görevli

nazire : ara. * nazara (bakmak, görmek, incelemek, gözetmek), nazar (bakma, bakış, gözetme) * benzerlik, karşılık; bir şiire cevap veya karşılık olarak aynı ölçü ve kafiyede yazılan şiir; edebiyatta örnek veya benzerlik yoluyla verilen karşılık

naziregu : ara., far. * nazire (benzerlik, karşılık; bir şiire cevap veya karşılık olarak aynı ölçü ve kafiyede yazılan şiir; edebiyatta örnek veya benzerlik yoluyla verilen karşılık) (ara.) + gu (söyleyen) (far.) * nazire söyliyen;

nazirin : ara. * nazir (bakan, gözeten) + in (çoğul eki) * bakanlar, gözetenler

nazizm : lat. * nationalis (milli, ulusal) + socialis (toplumsal) + ista (taraftar, yandaş) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * Almanya’da 20. yüzyılda ortaya çıkan, aşırı milliyetçilik ve ırk üstünlüğü fikrini temel alarak devlet otoritesini mutlaklaştıran ve belirli insan gruplarını ayrımcılığa uğratan siyasi ideoloji ve hareket

nazm : ara. * nazama (sıralama, dizme, düzenleme, tertipleme), nizam (sıra, dizi, düzen, tertip) * sıra, sıralama, düzen, dizi, tertip; kafiyeli, vezinli, söz, şiir; dizili olan şey

nazmi : ara. * nazama (sıralama, dizme, düzenleme, tertipleme), nizam (sıra, dizi, düzen, tertip), nazm (sıra, sıralama, düzen, dizi, tertip; kafiyeli, vezinli, söz, şiir; dizili olan şey) + i (ile ilgili, -a ait) * düzenli, tertipli, şiirle ilgili, söz dizimiyle uğraşan, düzenle, sıralamayla veya şiir sanatıyla ilgili; erkek ismi

nazmiye : ara. * nazama (sıralama, dizme, düzenleme, tertipleme), nizam (sıra, dizi, düzen, tertip), nazm (sıra, sıralama, düzen, dizi, tertip; kafiyeli, vezinli, söz, şiir; dizili olan şey) + i (ile ilgili, -a ait) + ye (dişil eki) * düzenli, tertipli, şiirle ilgili, söz dizimiyle uğraşan, düzenle, sıralamayla veya şiir sanatıyla ilgili (kadın); kadın ismi

nazoduodenal : lat. * nasus (burun) + duodenum (onikiparmak bağırsağı) + alis (ile ilgili, -a ait) * burun yoluyla yerleştirilerek onikiparmak bağırsağına kadar uzanan veya bu yolla ilgili olan tıbbi uygulama veya tüple ilişkili

nazofarenjit : lat. * nasus (burun) + pharyngitis (pharunx, pharung, pharynx (yutak, gırtlak) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * burun boşluğu ile yutak bölgesinin birlikte iltihaplanması sonucu ortaya çıkan, genellikle üst solunum yolu enfeksiyonlarında görülen hastalık

nazofarenks : lat. * nasus (burun) + pharunx, pharung, pharynx (yutak, gırtlak) * burun boşluğunun arkasında yer alan, burun boşluğu ile yutak arasındaki üst solunum yolunun bağlantı bölgesi

nazofaringeal : lat. * nasus (burun) + pharunx, pharung, pharynx (yutak, gırtlak) + alis (ile ilgili, -a ait) * burun ve yutak bölgesine ait olan veya bu bölgelerle ilgili

nazofaringoskopi : lat., gre. * nasus (burun) + pharunx, pharung, pharynx (yutak, gırtlak) (lat.) + skopia (görüş, hedef, gözetme, gözetleme, gözlem, gözleme, bakma, hedefleme) (skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım ve durum eki) ) * burun boşluğu ile yutak bölgesinin endoskopik araçlarla ayrıntılı olarak görüntülenip değerlendirilmesi amacıyla yapılan tıbbi inceleme işlemi

nazofarinks : lat. * nasus (burun) + pharunx, pharung, pharynx (yutak, gırtlak) * burun boşluğunun arkasında yer alan, burun boşluğu ile yutak arasındaki üst solunum yolunun bağlantı bölgesi

nazofrontal : lat. * nasus (burun) + frons, frontis (alın, ön, ön kısım) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * burun ve alın bölgesine ait olan veya bu iki anatomik bölgeyle ilişkili

nazogastrik : lat. * nasus (burun) + gaster (mide) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * burun yoluyla yerleştirilerek mideye uzanan tüp veya bu yolla ilgili

nazogastrik sonda : lat. * nasus (burun) + gaster (mide) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + sondare (araştırmak, yoklamak), sondatus (araştırılmış, yoklanmış) * burun yoluyla mideye yerleştirilen ve beslenme, sıvı verme veya mide içeriğini boşaltma amacıyla kullanılan tıbbi tüp

nazojejunal : lat., gre. * nasus (burun) + jejuno (ince bağırsak, boş bağırsak, ince bağırsağın ikinci bölümü) (gre.); jejunus, jejunum (oruç tutma, yemek yememe, perhiz; ince bağırsağın bir bölümü) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * burun yoluyla yerleştirilerek ince bağırsağın jejunum bölümüne uzanan tüp veya bu yolla ilgili

nazolakrimal : lat. * nasus (burun) + lacrima (göz yaşı) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * burun ile gözyaşı sistemi arasındaki bağlantıya ait olan veya bu anatomik yapıyla ilişkili

nazotrakeal : gre., lat. * nasus (burun) + trakhys (pürüzlü, pütürlü, tırtıklı, kaba, sert, katı; nefes borusu, soluk borusu) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * burun yoluyla yerleştirilerek soluk borusuna uzanan veya bu yolla ilgili

Nb : gre., lat. * niobium (Yunan mitolojisindeki Niobe isimli karakterden) (gre.) + ium (kimyasal element eki) (lat.) ) * atom numarası 41 olan, periyodik tablonun 5. grubunda bulunan, parlak, sünek ve korozyona dayanıklı olan, süper alaşımlarda, süperiletken mıknatıslarda, nükleer teknolojide ve çelik üretiminde kullanılan bir geçiş metali element

Nd : gre., lat. * neodymium (neos (yeni, taze, ilk) + didymos (ikiz) (gre.) + ium (kimyasal element eki) (lat.) ) * atom numarası 60 olan, lantanitler serisinde bulunan, güçlü manyetik özelliklere sahip, gümüş beyazı renkli olan, neodimyum mıknatıslarda, lazerlerde, cam renklendirmede ve elektronik cihazlarda kullanılan bir nadir toprak elementi

n'djamena : ara. * necamina (dinlenme yeri) (anlam kaymalı kelime) * Çad'ın başkenti

Ne : gre. * neon (neos (yeni, taze, ilk) + on (soy gaz adı eki) ) * atom numarası 10 olan, periyodik tablonun 18. grubunda bulunan, renksiz, kokusuz ve kimyasal olarak kararlı olan, neon lambalarında, reklam aydınlatmalarında, lazerlerde ve kriyojenik araştırmalarda kullanılan bir soy gaz element

ne : tür. * ne (şey, olgu, nesne) * nesneyi temsil eden ve soru olarak da kullanılan zamiri, nesne, şey, olgu; hangi şey

neam : ara. * naama (iyi, rahat, huzurlu ve bol olmak; iyilik ve nimet vermek, bahşetmek, bağışlamak, lütfetmek), nimet (bahş, bağış, iyilik, lütuf, rızık) * evet, olur, tamam, baş üstüne

neama : ara. * naama (iyi, rahat, huzurlu ve bol olmak; iyilik ve nimet vermek, bahşetmek, bağışlamak, lütfetmek), nimet (bahş, bağış, iyilik, lütuf, rızık) * nimetler, bahşedilenler, bağışlar, ihsanlar, atiyyeler

neandertal : gre., alm. * neos (yeni, taze, ilk) + aner (erkek, er kişi, adam, insan), andros (erkek ile ilgili, er kişi ile ilgili, adam ile ilgili, insan ile ilgili) (gre.) + Tal (vadi) (alm.) * Almanya'daki Neander Vadisi fosillerine dayanan insan türü (17. yüzyılda yaşamış Alman ilahiyatçı Joachim Neumann’ın soyadından; "Neumann" (Yeni adam) kelimesi "Neander" olarak Grekleştirilmiştir.)

neanimorfik : gre. * neos (yeni, taze, ilk) + ana (yeniden, tekrar; yukarı doğru, yükseğe, üste) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) + ikos (sıfat yapım eki; gibi, ile ilgili) * mevcut bir biçimi bozarak veya dönüştürerek yeniden yapılandıran; algı, sanat veya biçimsel dönüşüm bağlamında “yeni bir form kazandırma” özelliği taşıyan; gerçek yaşından daha genç görünen

nebahat : ara * nebehe (asil, soylu, şerefli olmak; ün kazanmak) + at (isim yapım eki) * asalet, saygınlık, soyluluk, şeref, şan, onur, itibar; şan, şeref ve itibar sahibi

nebat : ara. * nabata (büyümek, filizlenmek, yeşermek, bitmek, yetişmek), nabit (büyüyen, filizlenen, yeşeren, biten, yetişen) * bitki, ot, yeşeren, filizlenen

nebatat : ara. * nabata (büyümek, filizlenmek, yeşermek, bitmek, yetişmek), nebat (bitki, ot, yeşeren, filizlenen) + at (çoğul eki) * bitkiler, bitki örtüsü

nebati : ara. * nabata (büyümek, filizlenmek, yeşermek, bitmek, yetişmek), nebat (bitki, ot, yeşeren, filizlenen) + i (ile ilgili, -a ait) * bitkilerle ilgili olan, bitkiden elde edilen veya bitkisel nitelik taşıyan, bitkisel; botanikçi

nebe : ara. * naba'a, nebe'e (haber vermek, bildirmek), nebi (haberci, bildirici, peygamber) * haber, önemli bilgi, duyuru, bildiri; Kur'an'ın 78. suresinin ismi

nebevi : ara. * nebe (haber, önemli bilgi, duyuru, bildiri), nebi (haberci, bildirici, peygamber) + vi (ile ilgili, -a ait) * haberci ile ilgili, haberciye ait, peygamber ile ilgili, peygambere ait

nebeze : ara. * nabaza (atmak, fırlatmak, bir şeyi geriye atıp terk etmek) * bir şeyi değersiz görerek atmak, terk etmek veya dışlamak

nebh : ara. * nabaha (uyanmak, aymak, ayılmak, uyanık olmak, dikkat kesilmek, farkına varmak, dalgınlıktan kurtulmak, farkında olmak, uyuşukluğu gitmek), nabbaha (uyandırmak, ayıltmak, uyanık olmak, farkına vardırmak), tenbih (uyandırma, dalgınlıktan kurtarma, farkındalık sağlama, uyuşukluğu giderme) * uyanıklık, farkında olma, dikkatli olma

nebi : ara. * nebe (haber, bildiri, duyuru), naba'a, nebe'e (haber vermek, bildirmek) * haberci, bildirici, peygamber; Allah’tan vahiy aldığına inanılan elçi

nebil : ara. * nebule (nabula (asil olmak, soylu olmak) * asil, soylu

nebivolol : lat. * nebivolol (ilaç adı olarak türetilmiş özel ad) * yüksek tansiyon tedavisinde kullanılan, beta-adrenerjik blokör grubundan bir ilacın etken maddesi (C22H25F2NO4)

nebiye : ara. * nebe (haber, bildiri, duyuru), naba'a, nebe'e (haber vermek, bildirmek), nebi (haberci, bildirici, peygamber) + ye (dişil eki) * haberci, bildirici, peygamber (kadın)

nebukadnezar : aka. * nabu (Babil'de bilgeliğin tanrısı) + kudurri (sınır, hudut) + uşur (koru, muhafaza et) * Nabu,, sınırı koru” anlamına gelen ve Babil kralına ait olan tarihi isim

nebula : lat. * nebula (sis, bulut, duman) * uzayda gaz ve toz bulutundan oluşan gök cismi

nebular : lat. * nebula (sis, bulut, duman) + aris (ile ilgili, -a ait) * bulutsu, sise veya buluta benzeyen, özellikle astronomide gaz ve tozdan oluşan bulutsu yapılarla ilişkili olan (nitelik veya görünüm)

nebulizer : ara. * nebula (sis, bulut, duman) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + or (yapan, eden eki) * sıvı ilacı ince buhar haline getirerek solunmasını sağlayan tıbbi cihaz

nebül : lat. * nebula (sis, bulut, duman) * sis veya bulut görünümünde olan, puslu yapı veya görünüm

nebülizatör : lat. * nebula (sis, bulut, duman) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tor (yapan, eden eki) * sıvı ilacı ince sis haline getirerek solunum yoluyla alınmasını sağlayan tıbbi cihaz

nebülize : lat. * nebula (sis, bulut, duman) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * ince sis veya buhar haline getirilmiş

nebülöz : lat. * nebula (sis, bulut, duman) + osus (ile ilgili, -a ait, gibi, benzer) * sis veya bulut benzeri yapıda olan, özellikle gökbilimde gaz ve toz bulutundan oluşan

nebze : ara. * nebeze (atmak, fırlatmak) * biraz, az miktar, az miktarda, küçük miktar, küçük parça

necabet : ara. * nacaba (soylu, seçkin olmak) + at (isim yapım eki) * asalet, soyluluk, seçkinlik

necadet : ara. * nacada (yardım etmek, yiğit olmak), najda (yardım, imdat; yiğitlik) * cesaret, yiğitlik, kahramanlık

necah : ara. * nacaha (başarmak, kurtulmak) * başarı, zafer, murada erme, muvaffakiyet, kurtuluş

necaset : ara. * nacasa (pis olmak, kirlenmek) + at (isim yapım eki) * dini veya genel anlamda maddi veya manevi kirlilik, pislik

necat : ara. * naca (kurtulmak, selamete ermek) + at (isim yapım eki) * kurtuluş, selamet veya tehlikeden uzaklaşma

necati : ara. * naca (kurtulmak, selamete ermek) + at (isim yapım eki) + i (ile ilgili, -a ait) * kurtuluşa ait, selametle ilgili

neccar : ara. * nacara (ağaç oymak, marangozluk yapmak), tencir (ağaç işleme, marangozluk yapma, oyma, yontma işi) * agaç işleyen kişi, oymacı, marangoz

necd : ara. * necede (yüksekte olmak, belirgin ve görünür olmak) * açık ve işlek yol; yüksek yer; minder, döşeme gibi oturacak şeyler

necdet : ara. * necde (yardım, imdat; yiğitlik) + et (isim yapım eki) * cesaret, yiğitlik, kahramanlık, şecaat

necef : ara. * necef (yüksek yer, suyun yükselip çevreyi sarmadığı tepe, yüksek ve korunaklı yer) * Irak’ta kutsal sayılan şehir ve dini merkez anlamında kullanılan isim

necef taşı : ara. * necef (yüksek yer, suyun yükselip çevreyi sarmadığı tepe, yüksek ve korunaklı yer) (ara.) + taş (sert mineral, kaya) + ı (iyelik eki) (tür.) * şeffaf veya yarı şeffaf yapısıyla tespih ve süs eşyalarında kullanılan, adını, çıkarıldığı veya geleneksel olarak ilişkilendirildiği bölgeden alan doğal bir kuvars (kuvars kristali) türü

neces : ara. * necise (pis olmak, kirli olmak) * dini veya genel anlamda maddi veya manevi bakımdan kirli, pis sayılan şey

necessitas : lat. * necesse (zorunlu, kaçınılmaz) + itas (isim yapım ve durum eki) * zorunluluk, kaçınılmazlık veya mutlaka gerekli olma durumu; Roma mitolojisinde kaderin ve kaçınılmaz zorunluluğun kişileştirilmiş tanrıçası

neceş : ara. * neceşe (bir malın fiyatını satın alma niyeti olmadan artırmak) * ticarette alıcıyı aldatmak için bir malın fiyatını yapay biçimde yükseltme anlamına gelen söz

nech : ara. * necehe (başarma, başarı, muvaffakiyet, zafee, galibiyet; menetme, yasaklama) * necehe (başarıya ulaşmak, başarmak, muvaffak olmak, zafere ulaşmak, galip olmak; menetmek, yasaklamak

necib : ara. * necebe (asil olmak, soylu olmak) * soylu, asil, temiz soydan gelen, dürüst ve ahlaklı, cömert, kerim; erkek ismi

necibe : ara. * necebe (asil olmak, soylu olmak) * soylu, asil, temiz soydan gelen, dürüst ve ahlaklı, cömert, kerim (kadın); kadın ismi

necid : ara. * necd (yüksek yer; üstünlük, yiğitlik) * kahraman, bahadır, yiğit kimse; Arap yarımadasındaki yüksek plato bölgesinin adı

necih : ara. * necehe (başarıya ulaşmak, başarmak, muvaffak olmak, zafere ulaşmak, galip olmak); neceha (menetmek, yasaklamak, mani olmak, engellemek) * başarıya ulaşmış, başarmış, muvaffak olmuş, zafere ulaşmış, galip olmuş; menetmiş, yasaklamış, mani olmuş, engellemiş

necip : ara. * necebe (asil olmak, soylu olmak) * soylu, asil, temiz soydan gelen, dürüst ve ahlaklı, cömert, kerim; erkek ismi

necis : ara. * necise (pis olmak, kirli olmak) * pis, kirli, necasetli, murdar, temiz olmayan

neciy : ara. * necva (kurtulmak, uzaklaşmak; gizli konuşmak), münacat (yalvarmak, gizlice niyaz etmek, kurtuluş dilemek) * sır paylaşan, gizli konuşmalar yapan yakın dost veya güvenilen kimse, sırdaş, sır saklayan

neciyya : ara. * necva (kurtulmak, uzaklaşmak; gizli konuşmak) * gizli yalvararak, gizli söyleyerek

necla : ara. * necele (doğurmak, çıkarmak, türemek; su topraktan fışkırmak/sızıntı yapmak) * oğul, çocuk, evlat, soy, nesil, kuşak, sülale; soylu, asil

necm : ara. * neceme (doğmak, ortaya çıkmak) * yıldız; Kur'an'ın 53. suresinin ismi

necm ü hilal : ara. * necm (yıldız) + u (tamlama eki) + hilal (ay, hilal) * yıldız ve ay

necmeddin : ara. * necm (yıldız) + el (ön ek, artikel) * dinin yıldızı; erkek ismi

necmi : ara. * necm (yıldız) + i (ile ilgili, gibi, -a ait) * yıldız gibi, yıldızla ilgili, yıldıza ait; erkek ismi

necm-i sakıb : ara. * necm (yıldız) + i (tamlama eki) + sakaba (delmek, delip geçmek), sakib (delen, delip geçen) * delip geçen yıldız, karanlığı delerek geçen parlak yıldız, pulsar, nötron yıldızı

necmiye : ara. * necm (yıldız) + i (ile ilgili, gibi, -a ait) + iye (dişil eki) * yıldız gibi, yıldızla ilgili, yıldıza ait; kadın ismi

necturus : gre., lat. * nektos (yüzücü, yüzen) + oura (kuyruk) (gre.) + us (isim yapım eki) (lat.) * Proteidae familyasına ait, Kuzey Amerika'da ve tamamen suda yaşayan, kuyruklu ve solungaçlı semenderleri kapsayan Necturus cinsi, özellikle çamur semenderleri olarak bilinen, yetişkin hallerinde bile dış solungaçlarını koruyarak larva benzeri özellikler taşıyan pedomorfik kuyruklu kurbağagiller grubu, çamur köpeği, su köpeği

necva : ara. * necva (kurtulmak, uzaklaşmak; gizli konuşmak), münacat (yalvarmak, gizlice niyaz etmek, kurtuluş dilemek) * gizli fısıltı, fısıltılı konuşma, gizli konuşma

necz : ara. * neceze (bitirmek, yerine getirmek, başarmak) * bitirme, yerine getirme, başarma

nedamet : ara. * nadama (pişman olmak) + et (isim yapım eki) * yapılan bir işten dolayı duyulan pişmanlık ve üzüntü hali

nedaret : ara. * nadara (parlamak, taze ve canlı olmak) * tazelik, parlaklık, letafet, taravet

nedavet : ara. * nada (ıslak, olmak, nemli olmak, ıslanmak) * yaşlık, ıslaklık, nemlik, rutubet

nedbe : ara. * nedebe (iz bırakmak, işaret etmek; deride çökük/çizik iz oluşmak) * deride veya dokularda bir yaranın iyileşmesi sonrası kalan kalıcı iz; skar dokusu, yara izi

nedc : ara. * nedice (olgunlaşmak, pişmek, kıvama gelme) * olgunlaşma, pişme, kıvama gelme

neddahatan : ara. * nadaha (fışkırmak, püskürmek) * fışkıran, püsküren

nedem : ara. * nadama (pişman olmak) * pişman olma, nedamet, pişmanlık

neden : tür. * ne (nesne, şey, olgu; hangi şey) + den (kaynaklanma eki) * bir olayın veya durumun sebebini sorgulayan soru kelimesi; sebep, gerekçe

nedensel : tür. * ne (nesne, şey, olgu; hangi şey) + den (kaynaklanma eki) + sel (ile ilgili, -a ait) * sebebe dayalı, sebebe ilişkin olan, sebep ile ilgili olan, nedene dayanan

nedensellik : tür. * ne (nesne, şey, olgu; hangi şey) + den (kaynaklanma eki) + sel (ile ilgili, -a ait) + lik (durum eki) * sebebe dayalılık; olaylar arasında sebep ve sonuç ilişkisi bulunduğunu ifade eden felsefi kavram

nedid : ara. * nedid (dost, arkadaş, eş, akran) * emsal, akran, eş

nedif : ara. * nadafa (yünü veya pamuğu atmak, hallaçlamak) * atılmış, hallaçlanmış pamuk; yün

nedim : ara. * nadama (eşlik etmek, sohbet etmek) * eşlik eden, içki meclisinde arkadaş, sohbet arkadaşı

nedime : ara. * nadama (eşlik etmek, sohbet etmek) * özellikle saray veya konak çevresinde hanımlara arkadaşlık eden kadın, kadın sohbet arkadaşı

nediyya : ara. * nada (toplanmak, bir araya gelmek) * topluluk olarak, toplu halde, bir arada

nedm : ara. * nadama (pişman olmak) * pişman olma, pişmanlık

nedman : ara. * nadama (pişman olmak) * pişmanlık, nedamet, pişman olma, pişmanlık duyma

nedret : ara. * nadara (az bulunmak, nadir olmak) * az bulunma, ender olma durumu

nef : ara. * nefa (fayda sağlamak, fayda vermek, yarar sağlamak) * fayda, yarar, yararlılık, menfaat

nef : lat. * navis (gemi) * kiliselerin batı girişinden altara (mihraba) kadar uzanan, çatıyı taşıyan sütun dizileriyle ayrılmış ve genellikle ayine katılan halkın toplandığı uzun, koridor şeklindeki orta gemi (ana nef) bölümü

nef u zarar : ara. * nef (fayda, yarar) + u (tamlama eki) + zarar (darlık, kayıp) * kar ve zarar; fayda ve zarar

nefad : ara. * nefada (bitmek, tükenmek) * bitme, tükenme, yok olma, bitirme, tükenme, bitirilme

nefaset : ara. * nefusa (değerli ve kıymetli olmak) * nefis olma durumu, değerli, kıymetli ve zarif olma, zarafet

nefaz : ara. * nafaza (girmek, duhul etmek, dahil olmak, sokmak, geçirmek), nufuz (girnek, geçmek, duhul etmek, sokulmak) * geçme, işleyip öte tarafa geçme, girme; sözü geçme, sözü dinlenme

nefazodon : gre., lat. * nefa (kimyasal adlandırma ögesi) + azot (azot elementi (N) ) + one (oksijenli bileşik, keton (C=O) türevi, karbonil grubu) * antidepresan olarak kullanılan bir ilaç etken maddesi

nefc : ara. * nefece (çıkmak) * çıkma, huruc etme

nefd : ara. * nefada (bitmek, tükenmek) * bitme, tükenme, yok olma

nefean : ara. * nefea (fayda sağlamak, yarar sağlamak) * faydalı olarak, yararlı olarak

nefed : ara. * nefada (bitmek, tükenmek) * bitme, tükenme, yok olma, bitirme, tükenme, bitirilme

nefehat : ara. * nefaha (üflemek, esmek) * üflemeler, esintiler, üfürmeler

nefekan : ara. * nefeka (delmek) * delik

nefelinit : gre. * nephele (bulut) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) + ites (element, kayaç ve mineral eki) * feldspat içermeyen, nefelin bakımından zengin bir volkanik kayaç türü ((Na)AlSiO4), (K)AlSiO4)

nefelometre : gre. * nephele (bulut) + metron (ölçü) * sıvı veya gaz içindeki askıda kalan katı parçacıkların ve taneciklerin yarattığı ışık saçılımını ölçerek bulanıklık veya partikül yoğunluğunu (atmosferik aerosol yoğunluğu) tespit eden hassas bir laboratuvar ve çevre ölçüm cihazı

nefelyon : gre. * nephelion (küçük bulut) * doku yoğunlaşması nedeniyle lekelerin oluşması; gözün en dış tabakası olan korneada yaralanma, enfeksiyon veya alerji sonucu oluşan, orta yoğunlukta, bulutumsu, beyazımsı leke veya matlaşma (opasite) durumu

nefer : ara. * nafara (ayrılmak, çekilmek, uzaklaşmak; sefer için ayrılmak, katılmak (askerlik bağlamında) ), emir doğrultusunda fırlayıp ileri atılmak), istinfar (halkı cihada davet ve tahrik etme) * rütbesiz asker, er; kişi, kimse adam, birey

nefertem : mıs. * nepher (güzel, mükemmel) + t (dişil eki) + em (isim yapım eki) * Mısır mitolojisinde güzellik, tazelik ve hoş kokuyu simgeleyen, lotus çiçeğiyle ilişkilendirilen tanrıça

nefertiti : mıs. * nefer (iyi, güzel, mükemmel) + titi (gelmek, ortaya çıkmak) * güzellik geldi, güzellik ortaya çıktı; Mısır’ın 18. Hanedan döneminde yaşamış, güzelliğiyle ve etkisiyle ünlü, adı hem fiziksel güzelliği hem de ideolojik ışık ve ortaya çıkışı simgeleyen kraliçe

nefes : ara. * nefese (üflemek, solumak, nefes vermek, solunum yapmak) * canlıların akciğerleri aracılığıyla yaptığı soluk alma ve verme işlemi, soluk, soluma

neffas : ara. * nefese (üflemek, solumak, nefes vermek, solunum yapmak) * üfleyen, üfüren, üfürükçü; büyücü

neffase : ara. * neffas (üfleyen, üfüren, üfürükçü) + e (dişil eki) * üfleyen, üfüren, üfürükçü; büyücü kadın

nefh : ara. * nefaha (üflemek, esmek) * üfleme, üfürme, üfürük, esme; rüzgar esme; güzel kokunun yayılması

nefha : ara. * nefaha (üflemek, esmek) * esinti, hafif koku

nefi : ara. * nefe (reddetmek, uzaklaştırmak, reddetmek, karşı gelmek, zıtlaşmak, karşıt olmak) (menfi (olumsuz) * inkar etme, yok sayma, uzaklaştırma

nefil : ibr. * nephil (düşmüş) + im (çoğul eki) * İncil'de yer alan dev cüsseli varlıklar; düşmüş melekler

nefir : ara. * nafara (ayrılmak, çekilmek, uzaklaşmak; sefer için ayrılmak, katılmak (askerlik bağlamında) * seferber olan cemaat, topluluk

nefis : ara. * nefs (öz, benlik, öz benlik, öz varlık, can, ego, kişi, şahsiyet) * güzel, hoş, lezzetli, beğenilen; öz, benlik, öz benlik

nefise : ara. * nefs (öz, benlik, öz benlik, öz varlık, can, ego, kişi, şahsiyet) + e (dişil eki) * pek beğenilen, pek güzel, pek iyi; kadın ismi

nefiy : ara. * nefe (reddetmek, uzaklaştırmak, reddetmek, karşı gelmek, zıtlaşmak, karşıt olmak) (menfi (olumsuz) * inkar etme, yok sayma, uzaklaştırma, sürgün etme

nefiz : ara. * nafaza (girmek, duhul etmek, dahil olmak, sokmak, geçirmek), nufuz (girnek, geçmek, duhul etmek, sokulmak) * okun geçmesi gibi içe geçme, içe işleme; sözü geçer olma

nefofil : gre * nephos (bulut) + philos (seven, sever, sevici) * bulutları seven, bulut izlemekten keyif alan, bulutsever

nefr : ara. * nafara (ürkmek, kaçmak, irkilmek, tiksinmek, iğrenmek, birden uzaklaşmak, yerinden fırlamak, ani hareketle çıkmak, sinirleri bozulmak) * panik halinde kaçışma, kargaşa ve kaçınma; iğrenme, tiksinme; asker, nefer

nefrektomi : gre. * nephros (böbrek) + ektomia (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * böbreğin cerrahi olarak çıkarılması işlemi

nefret : ara. * nafara (ürkmek, kaçmak, irkilmek, tiksinmek, iğrenmek, birden uzaklaşmak, yerinden fırlamak, ani hareketle çıkmak, sinirleri bozulmak) + et (isim yapım eki) * ürkme, tiksinme, sinirleri bozulma (nefarious (nefret edilen) (ing.), neurosis, névrose, Neurose (nevroz, stres, depresyon, endişe, sinir bozukluğu) (ing., fra., alm.) )

nefridiopor : gre. * nephros (böbrek) + poros (boru, boğaz, gözenek, delik, kanal, geçit, giriş) * omurgasız hayvanlarda nefridyumların dışarı açıldığı boşaltım açıklığı, böbrek benzeri boşaltım organlarının vücut dışına açılan deliği

nefridyum : gre., lat. * nephros (böbrek) + idion (küçültme eki) (gre.) + um (isim yapım eki) (lat.) * halkalı solucanlar ve bazı omurgasızlarda bulunan, vücut sıvılarındaki atık maddelerin uzaklaştırılmasını sağlayan böbrek benzeri boşaltım organı

nefrit : gre. * nephros (böbrek) + itis (iltihap, enfeksiyon, hastalık eki) * böbrek dokusunun iltihaplanmasıyla ortaya çıkan, çeşitli nedenlerle oluşabilen böbrek yangısı, böbrek iltihabı hastalığı, böbrek iltihabı

nefroblastom : gre. * nephros (böbrek) + blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * böbreğin embriyonik hücrelerinden gelişen, genellikle çocuklarda görülen kötü huylu böbrek tümörü

nefroid : gre. * nephros (böbrek) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * böbrek biçiminde olan veya böbreğe benzeyen

nefrojenik : gre. * nephros (böbrek) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * böbrekten kaynaklanan veya böbrekte oluşan

nefrokalsin : gre. * nephros (böbrek) + calcium (kalsiyum) + in (kimyasal madde ve protein eki) * böbrekte kalsiyum kristallerinin oluşumunu etkileyen veya bununla ilişkili protein veya madde

nefrokalsinozis : gre. * nephros (böbrek) + calcium (kalsiyum) + in (kimyasal madde ve protein eki) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * böbrek dokusunda kalsiyum tuzlarının birikmesiyle ortaya çıkan patolojik durum

nefrolit : gre. * nephros (böbrek) + lythos (taş, kaya) * böbrek taşı

nefrolitiazis : gre. * nephros (böbrek) + lythos (taş, kaya) + iasis (iltihap, enfeksiyon, durum, sorun, hastalık eki) * böbrekte taş oluşması veya böbrek taşı hastalığı

nefrolitotomi : gre. * nephros (böbrek) + lythos (taş, kaya) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * böbrekte oluşmuş taşın cerrahi olarak açılarak çıkarılması işlemi

nefrolityaz : gre. * nephros (böbrek) + lythos (taş, kaya) + iasis (iltihap, enfeksiyon, durum, sorun, hastalık eki) * böbrekte taş oluşması veya böbrek taşı hastalığı

nefroloji : gre. * nephros (böbrek) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım ve durum eki) * böbreklerin yapısını, işlevini ve hastalıklarını inceleyen tıp dalı

nefrolojik : gre. * nephros (böbrek) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım ve durum eki) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * nefroloji ile ilgili

nefropati : gre. * nephros (böbrek) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * böbrek dokusunun veya işlevinin çeşitli nedenlerle bozulması sonucu ortaya çıkan hastalıkların genel adı

nefropeksi : gre. * nephros (böbrek) + pegnynai, pegnynein (dikmek, sabitlemek, tespit etmek), pexia (sabitleme, dikme, sağlamlık) (pexis (sabitleme, tutturma, dikleştirme) + eia (isim yapım ve durum eki) ) * sarkmış veya yer değiştirmiş böbreğin cerrahi bir işlemle normal anatomik yerine sabitlenmesi ameliyatı

nefropitoz : gre. * nephros (böbrek) + ptosis (düşme, düşüş, sarkma) (piptein (düşmek, sarkmak) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * böbreğin normal anatomik konumundan aşağı doğru sarkması veya yer değiştirmesi durumu

nefroptoz : gre. * nephros (böbrek) + ptosis (düşme, düşüş, sarkma) (piptein (düşmek, sarkmak) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * böbreğin normal anatomik konumundan aşağı doğru sarkması veya yer değiştirmesi durumu

nefroskleroz : gre. * nephros (böbrek) + sklerein (katılaşmak, sertleşmek), skleros (katı, sert) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * böbrek dokusunun özellikle damar sertliği ve bağ dokusu artışı nedeniyle sertleşmesi ve işlevinin bozulmasıyla ortaya çıkan patolojik durum

nefrostomi : gre. * nephros (böbrek) + stomia (ağız açma, delik açma) (stoma (ağız, açıklık, açılış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * idrarın dışarı akmasını sağlamak amacıyla böbreğe cerrahi olarak bir açıklık oluşturulması işlemi

nefrotik : gre. * nephros (böbrek) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * böbrekle ilgili olan veya özellikle böbrek hastalıklarıyla ilişkili

nefrotoksik : gre. * nephros (böbrek) + toxikon, toxikos (yaya takılan, ok, yay; zehir) (toxon, toxa (yay; ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * böbrek dokusu üzerinde zararlı veya zehirli etki göstererek böbrek fonksiyonlarını bozabilen (madde veya etki)

nefrotoksisite : gre., lat. * nephros (böbrek) + toxikon, toxikos (yaya takılan, ok, yay; zehir) (toxon, toxa (yay; ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * kimyasal maddelerin, ilaçların veya toksinlerin böbrek dokusuna zarar vererek böbrek fonksiyonlarını bozma veya böbrek hasarına yol açma durumu

nefrotomi : gre. * nephros (böbrek) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * böbreğin cerrahi olarak kesilmesi veya açılması işlemi

nefrotomografi : gre. * nephros (böbrek) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * böbreğin iç yapısını kesitler hâlinde görüntüleyerek incelemeye yarayan tomografik görüntüleme yöntemi

nefroz : gre. * nephros (böbrek) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * böbrek dokusunda, iltihap olmaksızın gelişen dejeneratif hastalık veya bozulma durumu

nefrozis : gre. * nephros (böbrek) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * böbrek dokusunda, iltihap olmaksızın gelişen dejeneratif hastalık veya bozulma durumu

nefs : ara. * nefs (öz, benlik, öz benlik, öz varlık, can, ego, kişi, şahsiyet) * insanın iç varlığını, benliğini, ruhsal yönünü ve özellikle istek, arzu ve tutkularını ifade eden kavram; ruhun madde bedene tesir göndermesi sonucunda tezahür eden idrakli varlık; ruhun, yeme, içme, cinsellik gibi maddiyata yönelen hayvani düzeyi (appetitus, spiritus appetens)

nefsani : ara. * nefs (öz, benlik, öz benlik, öz varlık, can, ego, kişi, şahsiyet) + ani (ile ilgili, -a ait) * nefs ile ilgili, nefse ait

nefsaniyet : ara. * nefs (öz, benlik, öz benlik, öz varlık, can, ego, kişi, şahsiyet) + ani (ile ilgili, -a ait) + yet (isim yapım ve duru eki) * nefs ile ilgili olma, nefse ait olma

nefsi : ara. * nefs (öz, benlik, öz benlik, öz varlık, can, ego, kişi, şahsiyet) + i (ile ilgili, -a ait) * nefs ile ilgili, nefse ait

nefsi emmare : ara. * nefs (öz, benlik, öz benlik, öz varlık, can, ego, kişi, şahsiyet) + i (tamlama eki) + emmare (ateşle dolu, kötülüğe eğilimli, kötü arzulu) (emr (iş, buyruk, yönlendirme) + are (çoğunluk, süreklilik eki) ) * kötülük yapmaya veya kötü arzulara en çok meyilli olan nefis, insanın kötü eğilimlerle dolu içsel yönü

nefsi kamile : ara. * nefs (öz, benlik, öz benlik, öz varlık, can, ego, kişi, şahsiyet) + i (tamlama eki) + kamile (olgun, mükemmel, olgunlaşmış, tamamlanmış) * ahlaki ve ruhsal yönden olgunlaşmış, erdemli ve kusursuzluğa yaklaşmış nefis, insanın olgunlaşmış ve temizlenmiş içsel yönü

nefsi levvame : ara. * nefs (öz, benlik, öz benlik, öz varlık, can, ego, kişi, şahsiyet) + i (tamlama eki) + levvame (kınayan, ayıplayan, azarlayan, çekiştiren, başa kakan) *

nefsi merdiyye : ara. * nefs (öz, benlik, öz benlik, öz varlık, can, ego, kişi, şahsiyet) + i (tamlama eki) + merdiyye (orta, ara, ortada bulunan) * nefis gelişimi sürecinde olgunlaşma yolunda olan, nefsin arzu ve tutkularını aşma aşamasına gelmiş fakat henüz tam olgunlaşmamış içsel durum

nefsi mulhime : ara. * nefs (öz, benlik, öz benlik, öz varlık, can, ego, kişi, şahsiyet) + i (tamlama eki) + mulhime (ilham alan, ilham veren) * ilham almış nefis, insanın iyi ve doğruya yönelmesini sağlayan, ilham ve sezgiyle rehberlik eden içsel yönü

nefsi mutmainne : ara. * nefs (öz, benlik, öz benlik, öz varlık, can, ego, kişi, şahsiyet) + i (tamlama eki) + mutmainne (huzurlu, tatmin olmuş, sakin) * huzura ve tatmine ermiş nefis, kişinin arzu ve istekleriyle barışık, içsel olarak sakin ve dingin durumda olan ruhsal yönü

nefsi müdafa : ara. * nefs (öz, benlik, öz benlik, öz varlık, can, ego, kişi, şahsiyet) + i (tamlama eki) + müdafa (koruma, savunma, müdafaa) * kendini koruyan nefis, insanın içsel benliğinin tehlikelere, kötülüklere veya olumsuz etkilere karşı savunma ve direnç gösteren yönü

nefş : ara. * nafaşa (açmak, yaymak, serbest bırakmak, yayılım) * açma veya yayma eylemi, bir şeyi serbest bırakma veya ortaya çıkarma

neft : gre. * naphtha (petrol, yanıcı petrol türevi) (gre.); naft, neft (far.) * yeraltından çıkarılan ve enerji veya sanayi amaçlı kullanılan ham petrol veya yağlı madde, yağ, ham petrol, bitkisel veya mineral yağ

nefur : ara. * nafara (ürkmek, kaçmak, irkilmek, tiksinmek, iğrenmek, birden uzaklaşmak, yerinden fırlamak, ani hareketle çıkmak, sinirleri bozulmak) * ürken, ürküp kaçan, irkilen, tiksinen

nefy : ara. * nefe (reddetmek, uzaklaştırmak, reddetmek, karşı gelmek, zıtlaşmak, karşıt olmak) (menfi (olumsuz) * inkar etme, yok sayma, uzaklaştırma, sürgün etme

nefz : ara. * nefeze (yaymak, saçmak, neşretmek, silkmek, nazar etmek (bakmak) ) * yayma, saçma, neşretme, silkme, nazar etme (bakma)

negatif : lat. * negatus (negare (inkar etmek, yadsımak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, -a ait) * olumsuz, zıt, karşıt, ters, aksi; sıfırdan küçük

negatif sens : lat. * negativus (olumsuz, ters) + sensus (his, duygu, duyu, sezgi, algı, farkındalık, anlam) * olumsuz yön, olumsuz anlam taşıyan, ters etki, ters algı oluşturan durum veya kavram

negativizm : lat. * negativus (olumsuz, ters) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * olaylara, fikirlere veya durumlara sürekli olumsuz ve karşıt bir tutum sergileyen düşünce veya davranış anlayışı

negatoskop : gre., lat. * negatos (gösterge, görüntü; olumsuz film) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) * röntgen filmleri veya diğer tıbbi görüntülerin ışık altında incelenmesini sağlayan ışıklı görüntüleme cihazı

negro : lat. * niger (siyah, kara) + o (isim yapım eki) * özellikle Afrika kökenli siyah tenli insanları ifade etmek için tarihsel olarak kullanılan ancak günümüzde birçok bağlamda eski veya aşağılayıcı kabul edilen etnik adlandırma

negroit : lat., gre. * niger (siyah, kara) (lat.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) * antropolojide siyah ırka özgü sayılan, fiziksel özellikleri taşıyan veya o tipe benzeyen insan tipini ifade etmek için kullanılan eski bir sınıflandırma terimi

nehar : ara. * nehara (akmak, yayılmak), nehar (gündüz, gün) * gündüz, gün

nehilin : ara. * nahl (hurma) * hurmalık

nehir : ara. * nehara (akmak, yayılmak) * akarsu, ırmak

nehire : ara. * nehere (delinmek, içi çürümek, oyulmak, çürüyüp dağılmak) * çürümüş, ufalanmış, içi boşalmış, dağılmaya yüz tutmuş kemik veya yapı

nehisat : ara. * nehese (uğursuz olmak, kötü talih getirmek) + at (isim yapım eki) * uğursuzluklar, kötü talihler, bahtsızlıklar, felaketler

nehiy : ara. * neheye (yasaklamak, men etmek, engellemek) * alıkoyma, yasaklama, menetme

neht : ara. * nehete (oymak, yontmak) * oyma, yontma

nehy : ara. * naha, neha (yasaklamak, engellemek, önlemek, mani olmak, menetmek, vazgeçirmek; sonlandırmak, sonuçlandırmak, sona erdirmek, bitirmek, nihayetlendirmek, bitirmek, bırakmak, vazgeçmek, terketmek; varmak, erişmek), intaha (sona ermek, nihayete ulaşmak, bitmek), nihayet (son, bitiş), munteha (bir şeyin ulaştığı en son nokta veya sınır, son, zirve, nihai durum) * alıkoyma, yasaklama, menetme, engelleme, önleme, mani olma, vazgeçirme

nehzat : ara. * neheze (hareket etmek, kalkmak, ayağa kalkmak, teşebbüs etmek) + at (isim yapma eki) * kalkış, hareket, ayaklanma veya bir amaç uğruna girişilen teşebbüs veya eylem, kalkışma

neıth : mıs. * Neith (Mısır mitolojisinde tanrıça) * Antik Mısır mitolojisinde savaş ve avcılığın tanrıçası olarak bilinen, aynı zamanda dokuma ve yaratılışla ilişkilendirilen tanrıça

neisseria menenjiti : lat., gre. * Neisser (Alman bakteriolog Albert Neisser) + ia (isim, yer ve durum eki) (lat.) + meninx (beyin veya omurilik zarları) (gre.) + itis (enfeksiyon, iltihap, inflamasyon, hastalık eki) (gre.) * Neisseria bakterisinin neden olduğu ve beyin-omurilik zarlarında iltihaplanmaya yol açan menenjit türü

nejat : ara. * naca (kurtulmak, selamete ermek) + at (isim yapım eki) * kurtuluş, selamet veya tehlikeden uzaklaşma, necat; erkek ismi

nejdet : ara. * necde (yardım, imdat; yiğitlik) + et (isim yapım eki) * cesaret, yiğitlik, kahramanlık, şecaat

nekabet : ara. * nakaba (delmek, delik açmak, kazmak, incelemek, araştırmak, ortaya çıkarmak) + et (isim yapım eki), nakib (erkek temsilci, topluluk reisi, vekil; bir topluluğun temsilcisi veya reisi olarak görev yapan kişi; bazı geleneklerde derviş topluluğu müfettişi) * bir topluluğun işlerine nezaret etme, başkanlık, liderlik yapma, bir zümrenin başı olma; dönme, vazgeçme, cayma

nekahet : ara. * nekaha (dinlenmek, rahatlamak, iyileşmek) + et (isim yapım eki) * hastalık veya yorgunluk sonrası dinlenme ve toparlanma dönemi, iyileşme ve güç kazanma süreci

nekahethane : ara. * nekaha (dinlenmek, rahatlamak, iyileşmek) + et (isim yapım eki) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) * hastalık veya yorgunluk sonrası dinlenme ve iyileşme amacıyla kullanılan mekan, dinlenme evi veya tedavi konaklama yeri

nekal : ara. * nakala (taşımak, iletmek, aktarmak, zorla götürmek) + at (isim yapım eki) * zorla yaptırılan işkence, eziyet, acı çektirme; büyük sıkıntı veya azap

nekam : ara. * nekama (öç almak, intikam almak, cezalandırmak) * öç alma, intikam alma, cezalandırma

nekavet : ara. * nekava (temiz olmak, arınmak, saf olmak) * temizlik, saflık, paklık, arılık

nekbet : ara. * nakaba (felakete uğramak, yıkıma uğratmak, musibet vermek) + at (isim yapım eki) * büyük felaket, musibet veya yıkıcı talihsizlik

nekes : ara. * nekese (eksiltmek, azaltmak, bozmak, ters çevirmek, geri döndürmek, bozulmak, düşmek) * cimri, pinti, aşağılık kimse; eksiklik, eksilme, azalma, noksan, kusur; azaltma, eksiltme; bozma, ifsad

nekh : ara. * nekehe (eşleşmek, çiftleşmek, evlenmek) * eşleşme, çiftleşme, tezevvüc, evlenme, cima etme; akid

nekhbet : mıs. * nekh (akbaba, yırtıcı kuş) + bet (tanrıça, koruyucu figür) * Antik Mısır mitolojisinde yukarı Mısır’ı koruyan ve genellikle akbaba şeklinde tasvir edilen koruyucu tanrıça

nekib : ara. * nakaba (delmek, delik açmak, kazmak, incelemek, araştırmak, ortaya çıkarmak) * erkek temsilci, topluluk reisi, vekil; bir topluluğun temsilcisi veya reisi olarak görev yapan kişi; bazı geleneklerde derviş topluluğu müfettişi; gözetleyen, koruyan

nekida : ara. * nakada (ayıklamak, ayırt etmek, eleştirmek, değerlendirmek, kusur bulmak, eksik görmek; para, paranın gerçeğini sahtesinden ayırmak), nakd (ayıklama, ayırt etme, eleştirme; paranın gerçekliğini sınama), tenkid (eleştirme, inceleme, ayıklama, ayırt etme) * kusur, eksiklik; kıt mahsul, faydasız bitki

nekir : ara. * nakara (reddetmek, inkar etmek, tanımamak, bilmemek, yadırgamak) * reddeden, inkar eden, tanımayan; İslam inanç terminolojisinde kabirde sorgu yapan meleklerden biri

nekir : ara. * nakara (oymak, delmek, boşaltmak) * oyuk, çukur, boşluk, delik oluşturan; çekirdek, hurma çekirdeği, hurma çekirdeğinin üzerindeki çok küçük çukur

nekro : gre. * nekros (ceset, kadavra, ölü) * ölü, cansız veya ölümle ilgili durumları ifade eden önek; tıp ve biyolojide “ölü dokuyla ilgili” anlamında (necropsy (otopsi) ); siyahi ırktan olan, zenci (argoda)

nekrofili : gre. * nekros (ceset, kadavra, ölü) + philia (sevme durumu, hoşlanma durumu) (philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ölüye karşı cinsel veya duygusal ilgi duyma eğilimi ile karakterize patolojik durum

nekroloji : gre. * nekros (ceset, kadavra, ölü) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım ve durum eki) * ölülerin hayatlarını, ölüm nedenlerini ve ölüm sonrası olayları sistemli biçimde inceleyen bilin dalı; ölüm haberleri veya ölülerin yaşam öykülerinin derlendiği çalışmalar

nekromansi : gre. * nekros (ceset, kadavra, ölü) + manteia (kehanet, fal, tahmin, öngörü) (man (ilham, sezgi), mantis (haber veren, kahin, peygamber) + eia (isim yapım ve durum eki) ) * ölülerle iletişim kurarak geleceği tahmin etme veya gizli bilgileri öğrenme uygulamalarını içeren, tarihsel olarak büyü ve okült pratiğin bir parçası olarak kabul edilen kehanet yöntemi; ölmüş kişilerin ruhları temas

nekronomikon : gre. * nekros (ceset, kadavra, ölü) + nomikon (yasa, kural, ilke, kanun, prensip, esas, kitap) * H. P. Lovecraft’ın kurgusal evreninde yer alan, büyüler ve ölülerle ilgili gizli bilgiler içerdiğine inanılan hayalî kitap; okült ve korku edebiyatında kullanılan kurgusal bir grimoire adı

nekropol : gre. * nekros (ceset, kadavra, ölü) + polis (şehir, il, kent) * ölüler şehri, mezarlık; antik çağlarda şehirlerin dışında yer alan, mezar anıtları ve yeraltı mahzenleriyle düzenlenmiş geniş mezarlık ve toplu gömü alan

nekropolis : gre. * nekros (ceset, kadavra, ölü) + polis (şehir, il, kent) * ölüler şehri, mezarlık; antik çağlarda şehirlerin dışında yer alan, mezar anıtları ve yeraltı mahzenleriyle düzenlenmiş geniş mezarlık ve toplu gömü alan

nekropsi : gre. * nekros (ceset, kadavra, ölü) + opsis (görme, bakma) * ölü bedenin ölüm nedeni ve ölüm öncesi sağlık durumu hakkında bilgi edinmek amacıyla yapılan tıbbi inceleme veya otopsi işlemi

nekroptoz : gre. * nekros (ceset, kadavra, ölü) + ptosis (düşme, düşüş, sarkma) (piptein (düşmek, sarkmak) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * hücrelerin programlı şekilde ölmesini ifade eden biyolojik süreçlerden biri; apoptozdan farklı olarak inflamatuar tepki ile gerçekleşen kontrollü hücre ölümü mekanizması

nekrospermi : gre. * nekros (ceset, kadavra, ölü) + sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni, sperm) + eia (isim yapım ve durum eki) * sperm hücrelerinin canlılıklarını yitirmiş veya hareket kabiliyetlerini kaybetmiş olduğu, üreme sağlığı açısından patolojik durum

nekrotik : gre. * nekros (ceset, kadavra, ölü) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * doku veya hücrenin ölmesi veya canlılığını yitirmesiyle ilgili, ölü doku ile ilgili

nekrotizan enterokolit : gre. * nekros (ceset, kadavra, ölü) + tikan (ile ilgili, -a ait) + enteron (bağırsak) + kolitis (iltihap, enfeksiyon, yangı, sorun, eki) * bağırsak dokusunun ölü dokuya dönüşmesiyle birlikte iltihaplanma ve hasar oluşması durumunu ifade eden, genellikle yenidoğanlarda görülen ciddi bir bağırsak hastalığı

nekrotizan fasiit : gre. * nekros (ceset, kadavra, ölü) + tikan (ile ilgili, -a ait) + phasis (fasya, bağ dokusu) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, sorun, eki) * derinin altındaki bağ dokusu (fasya) ve çevresinin ölü dokulara dönüşmesiyle birlikte şiddetli iltihaplanma ve doku kaybına yol açan hayatı tehdit eden bakteriyel enfeksiyon (et yiyen bakteri hastalığı)

nekrotizan gingivit : gre. * nekros (ceset, kadavra, ölü) + tikan (ile ilgili, -a ait) + gingiva (diş eti) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, sorun, eki) * diş etinin ölü dokularla birlikte iltihaplanması ve doku yıkımına yol açan, genellikle bakteriyel kaynaklı şiddetli ağız içi enfeksiyon

nekrotomi : gre. * nekros (ceset, kadavra, ölü) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ölü dokunun cerrahi olarak kesilmesi veya çıkarılması işlemi

nekroz : gre. * nekros (ölü) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * yaralanma, enfeksiyon ve dokulara gerçekleşen kan akışının yetersizliği sonucu vücut dokusunun ölümü

neks : ara. * nakasa (eksiltmek, azaltmak, bozmak, karşı koymak, ters düşmek) * eksiklik, yetersizlik; aşağılık olma, düşük nitelikli olma

nektar : gre. * nek (ölümsüz, güçlü, tanrısal) + tar (içecek, sıvı) * Yunan mitolojisinde tanrılara ölümsüzlük ve güç veren özel içecek; özellikle Antik Yunan ve Roma mitolojisinde tanrıların içtiği iksir veya bal

nektokaris : gre. * nekhein (yüzmek), nekton (yüzme), nektos (yüzen, yüzücü) + karis (karides) * Kambriyen döneminde (yaklaşık 508 milyon yıl önce) yaşamış, iki dokunaca, geniş yüzgeçlere ve huniyi andıran bir ağız yapısına sahip olan, evrimsel sınıflandırması paleontologlar arasında uzun süre tartışılmış kabuksuz ve serbest yüzen etobur bir deniz canlısı cinsi

nekton : gre. * nekhein (yüzmek), nekton (yüzme), nektos (yüzen, yüzücü) * kendi yüzme yeteneği ile akıntılara karşı hareket edebilen, yani pasif sürüklenmeyen deniz organizmaları

nekz : ara. * nekeze (vurmak, kovmak, defetmek, azalmak; su yer tarafından emilmek) * vurma, çarpma, kovma, defetme, azalma; suyun yer tarafından emilmesi

nelumbo : lat. * nelumbo (Sri Lanka kökenli ad) * Nelumbonaceae familyasına ait, kutsal lotus olarak bilinen su bitkisi cinsi

nelumbonaceae : san., lat. * nalambuja, nelumbo (lotus, nilüfer) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * lotus bitkilerini kapsayan, büyük yüzen yaprakları ve gösterişli çiçekleriyle tanınan sucul bitkiler familyası

nem : tür. * nem (su buharı, rutubet, ıslaklık, atmosferdeki su buharı oranı) * havadaki veya bir cismin içindeki su buharı miktarı; ortamın rutubet derecesini veya materyalin su buharı içeriğini ifade eden kavram

nem ölçer : tür. * nem (su buharı, rutubet, ıslaklık, atmosferdeki su buharı oranı) + ölçer (hesaplayan, sayan, miktar belirleyen, ölçen araç) * havadaki veya bir cismin içindeki nem miktarını ölçen cihaz veya alet

nema : ara. * nemu (büyümek, filizlenmek, gelişmek, çoğalmak) * büyüme, çoğalma, gelişme; faiz, ürem; bir canlının, bitkinin veya mantarın büyüme, çoğalma veya gelişme süreci; mikrobiyoloji ve botanikte canlıların erken evre formu

nemarik : ara. * nemreka (yastık, minder, sırt veya oturma desteği) * yastıklar, sırt yaslanılan minderler

nematod : gre.* nematos (iplik, tel) + oeides (ile ilgili, -a ait) * Nematoda şubesine ait, ince, yuvarlak, silindirik ve genellikle mikroskobik ve parazitik solucanların genel ismi

nematoda : gre. * nema (iplik, ipliksi yapı) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * ince uzun, silindirik ve iplik biçimli vücut yapısına sahip yuvarlak ve parazitik solucanları kapsayan, omurgasız hayvanlar grubu, ipliksi solucanlar şubesi

nemçe : sla. * nemets, nemec (Avusturyalı) * Osmanlılarca, Avusturya’ya ve Avusturyalılara verilen isim (Slav dilinden geçmiştir.)

nemçeker : tür. * nem (su buharı, rutubet, ıslaklık, atmosferdeki su buharı oranı) + çeker (kendisine yaklaştırır, içine alır) * bir maddenin veya cihazın bulunduğu ortamdaki fazla su buharını (nemi) emerek hapsedebilme yeteneği

nemekdan : far. * nemek (tuz) + dan (ile ilgili, -e ait) * tuzluk, tuz kabı

nemertea : gre. * nemerthes (aldatmayan, gerçek; Yunan mitolojisinde Nereus’un kızı olan deniz tanrıçası) (ne (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + merthes (aldatan, kandıran, yanıltan, yanılan) + ea (taksonomik ek) * şerit biçimli, uzun ve yassı gövdeli, genellikle denizlerde yaşayan, hortumlu yapılarıyla tanınan omurgasız hayvanlar şubesi, şerit solucanlar grubu, şerit solucanı, hortumlu solucan

nemesis : gre. * nemein (dağıtmak, vermek, paylaştırmak) + sis (isim yapım ve durum eki) * Yunan mitolojisinde aşırı gurur, kibir (hubris) veya haksızlık karşısında ilahi ceza veya adalet sağlayan, denge ve cezayı temsil eden intikam ve adalet tanrıçası

nemeş : ara. * nemeşe (süslenmek, gösterişli hale gelmek, albenili hale gelmek) * süslü, gösterişli, albenili veya zarif; cilt üzerinde oluşan siyah veya beyaz renkli ben, benek, çil veya leke gibi küçük noktaları veya alacalık

nemf : gre. * nymphe (genç kadın, peri veya su perisi) * Yunan mitolojisinde doğa ruhları veya su perileri olarak kabul edilen, genellikle güzel ve genç dişi figürler

nemfoman : gre. * nymphe (genç kadın, peri veya su perisi) + mania (delilik, çılgınlık, aşırı tutkunluk, aşırı heves, aşırılık, coşku) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) ) * cinsel isteği aşırı derecede yüksek olan kadın

nemfomani : gre. * nymphe (genç kadın, peri veya su perisi) + mania (delilik, çılgınlık, aşırı tutkunluk, aşırı heves, aşırılık, coşku) (mainesthein (delirmek, çıldırmak), man (çılgın, taşkın duygulu, aşırı tutkulu, aşırı hevesli) + eia (durum ve isim yapım eki) ) * kadınlarda cinsel isteğin normalden aşırı derecede artması ile karakterize patolojik bir cinsel dürtü bozukluğu

nemim : ara. * nemme (laf taşımak, haber vermek, ispiyonlamak) * başkalarının sözlerini, sırlarını veya gizli bilgilerini birine taşıyan, ispiyonlayan veya dedikodu yapan, laf taşıyan, fitne çıkaran, gıybet eden

nemime : ara. * nemme (laf taşımak, söz götürmek, haber vermek, ispiyonlamak) * laf taşıma, söz götürme, haber verme, ispiyonlama

neml : ara. * nemele (hareket etmek, kımıldamak, çok ve hızlı yürümek) * karınca; Kur'an'ın 27. suresinin ismi

nemophila : gre., lat. * nemos (orman) + philein (sevmek) * Boraginaceae familyasına ait, ormanlık alanları seven otsu bitki cinsi

nemreka : ara. * numruka (yastık, minder, sırt ve oturma desteği), nemarik (yastıklar, minderler) * yastık, minder, sırt veya oturma desteği

nemrud : aka., ibr. * nemr (katı, sert, kaba, acımasız) + ud (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * can yakıcı, yüzü gülmez, acımaz, sert tutumlu; Tevrat’ta geçen güçlü hükümdar ve avcı; Mezopotamya geleneğinde Babil ve çevresinde hüküm sürdüğü söylenen efsanevi kral

nemrut : aka., ibr. * nemr (katı, sert, kaba, acımasız) + ud (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * can yakıcı, yüzü gülmez, acımaz, sert tutumlu; Tevrat’ta geçen güçlü hükümdar ve avcı; Mezopotamya geleneğinde Babil ve çevresinde hüküm sürdüğü söylenen efsanevi kral

nemse : sla. * nemets, nemec (Avusturyalı) * Osmanlılarca, Avusturya’ya ve Avusturyalılara verilen isim (Slav dilinden geçmiştir.)

nene : tür. * ne (anne, yaşlı kadın hitabı) + ne (anne, yaşlı kadın hitabı) * büyükanne, anneanne veya babaanne; yaşlı kadın için kullanılan akrabalık adı

neoblast : gre. * neos (yeni, taze, ilk) + blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) * oğunlukla yassı solucanlar (planarya) gibi bazı omurgasız hayvanlarda bulunan, vücudun hasar gören veya kopan parçalarını yeniden oluşturma (rejenerasyon) yeteneğine sahip, bölünmemiş ve farklılaşmamış kök hücreler

neoadjuvan : gre., lat. * neos (yeni, taze, ilk) (gre.) + adjuvare (yardım etmek, destek olmak, fayda sağlamak ) (ad (-a doğru, yönelim) + juvare ((yardım etmek, desteklemek, fayda sağlamak) ) + et (ile ilgili, -a ait) * ana tedaviden (genellikle cerrahi) önce uygulanan, tümörü küçültmek veya tedavinin etkinliğini artırmak amacıyla yapılan ön ve destekleyici tedavi

neodim : gre. * neos (yeni, taze, ilk) + didymos (ikiz) * atom numarası 60, simgesi Nd olan, nadir toprak metalleri grubunda yer alan, başka bir elementin (praseodim) yanında ikiz gibi bulunduğu için ismini “yeni ikiz” anlamından alan nadir toprak metalleri (lantanitler) grubu elementi

neodimyum : gre. * neos (yeni, taze, ilk) + didymos (ikiz) (gre.) + ium (kimyasal element eki) (lat.) * atom numarası 60, simgesi Nd olan, nadir toprak metalleri grubunda yer alan, başka bir elementin (praseodim) yanında ikiz gibi bulunduğu için ismini “yeni ikiz” anlamından alan nadir toprak metalleri (lantanitler) grubu elementi

neofit : gre. * neos (yeni, taze, ilk) + phyton (bitki; büyüme) * bulunduğu bölgeye sonradan ulaşarak doğal olarak yerleşmiş veya insan etkisiyle getirilmiş, yerli olmayan bitki türü, yabancı kökenli bitki

neofobi : gre. * neos (yeni, taze, ilk) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * yeni olan her türlü olgudan, olaydan veya durumdan korkma ve çekinme hali ile karakterize psikolojik rahatsızlık

neojen : gre. * neos (yeni, taze, ilk) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan), genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) ) * yeni oluşmuş; yer kabuğunun ve yaşamın yeni oluşumlarını temsil eden, yaklaşık 23 milyon yıl önce başlayıp 2,6 milyon yıl önce biten dönemi kapsayan ve Miosen ile Pliyosen evrelerini içeren jeolojik çağ

neoklasik : gre. * neos (yeni, taze, ilk) + klassikos (seçkin, örnek alınan) (klassos (sınıf, seçkin grup) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) ) * eski Yunan ve Roma sanat ve edebiyat anlayışlarını yeniden canlandıran, geleneksel biçim ve kurallara dayanan akım veya üslupla ilgili

neoklasisizm : gre. * neos (yeni, taze, ilk) + klassikos (seçkin, örnek alınan) (klassos (sınıf, seçkin grup) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) ) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * eski Yunan ve Roma sanat, edebiyat ve mimari anlayışlarını yeniden canlandıran ve bunlara bağlı kalarak geliştirilen estetik ve kültürel akım

neokorteks : gre., lat. * neos (yeni, taze, ilk) (gre.) + cortex (kabuk, ağaç kabuğu, dış tabaka, beyin kabuğu) (crusta (kabuk) + ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) ) (lat.) * beynin en gelişmiş bölümü olan, düşünme, bilinç, algı, dil ve karmaşık bilişsel işlevlerden sorumlu olan “yeni beyin kabuğu” kısmı

neolitik : gre. * neos (yeni, taze, ilk) + lithos (taş, kaya) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * taş devrinin son evresi, insanlığın yerleşik hayata geçtiği ve taş aletlerin geliştiği dönem, yeni taş devri, cilalı taş devri

neoloji : gre. * neos (yeni, taze, ilk) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * yeni kelimelerin türetildiği veya mevcut kelimelere yeni anlamların kazandırıldığı dilbilim alanı veya yaklaşım

neolojizm : gre. * neos (yeni, taze, ilk) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * yeni bulunmuş kelime veya deyim, yeni kelimeler, kavramlar kullanma

neo-luddizm : gre., ing. * neo (yeni, yeni ortaya çıkan) (gre.) + Luddism (İngiliz işçi hareketinin simgesel önderi Ned Ludd'ın soyadından) (ing.) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (gre.) * yeni teknolojilerin (bilgisayar, internet, otomasyon ve yapay zeka vb) çoğuna karşı çıkan, tüketimciliği eleştiren ve özellikle otomasyonun toplumsal, ekonomik veya insani sonuçlarına karşı eleştirel tutumu ve bu teknolojilerin kullanımına yönelik direnişi ifade eden düşünce akımı

neomisin : gre., lat. * neos (yeni, taze, ilk) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) (lat.) * yeni keşfedilmiş veya geliştirilmiş, bakterilere karşı etkili antibiyotik türü (C23H46N6O13)

neon : gre. * neos (yeni, taze, ilk) + on (atom, temel varlık) * atom numarası 10, simgesi Ne renksiz, kokusuz ve tepkisiz bir asal gaz

neonal : lat. * neos (yeni, taze, ilk) + alis (ile ilgili, -a ait) * yeni doğan veya doğumdan sonraki ilk dönemle ilgili (özellikle bebekler için kullanılan dönemsel veya tıbbi terim)

neonatal : gre., lat. * neos (yeni, taze, ilk) (gre.) + nasci (doğmak, oluşmak, meydana gelmek), natus (doğmuş, oluşmuş, meydana gelmiş) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * doğumdan sonraki ilk dönemle ilgili (özellikle yeni doğan bebekleri kapsayan tıbbi ve sağlık terimi)

neonate : gre., lat. * neos (yeni, taze, ilk) (gre.) + nasci (doğmak, oluşmak, meydana gelmek), natus (doğmuş, oluşmuş, meydana gelmiş) (lat.) * doğumdan kısa süre önce doğmuş veya doğumdan sonraki ilk haftalarda olan bebek, yeni doğan

neonatolog : gre., lat. * neos (yeni, taze, ilk) (gre.) + nasci (doğmak, oluşmak, meydana gelmek), natus (doğmuş, oluşmuş, meydana gelmiş) (lat.) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) (gre.) * yeni doğan bebeklerin sağlık sorunlarını teşhis eden, tedavi eden ve bakımını sağlayan pediatri uzmanı

neonatorum : gre., lat. * neos (yeni, taze, ilk) (gre.) + nasci (doğmak, oluşmak, meydana gelmek), natus (doğmuş, oluşmuş, meydana gelmiş) + orum (çoğul iyelik eki) * yeni doğan bebeklere ait olan, özellikle hastanelerde veya tıbbi kayıtlarda yeni doğan bebeklerle ilgili durumlar

neon-yanma prosesi : gre., tür., lat. * neon (neos (yeni, taze, ilk) + on (soy gaz adı eki) ) (gre.) + yanma (yakılma, tutuşma) (tür.) + processus (süreç) (lat.) * en az 8 Güneş kütlesine sahip büyük dev yıldızların merkezinde gerçekleşen, karbon yanması bittikten sonra aşırı yüksek sıcaklık ve yoğunlukta başlayan, neon çekirdekleri ayrışarak oksijen ve magnezyum üreten bir nükleer füzyon reaksiyonları dizisi; neon gazının elektriksel boşalma veya yüksek sıcaklık etkisiyle ışık yayması esasına dayanan işlem, neon lambalarında ve benzeri gaz boşalmalı ışık kaynaklarında kullanılan ışık üretim süreci

neophocaena : gre., lat. * neos (yeni, taze, ilk) + phokaina (yunus, fok benzeri deniz hayvanı) (gre.) kelimesinden Latinceleştirilmiş cins adı) (lat.) * nesli tehlike altında bulunan, Doğu Asya kıyı ve nehir sularında yaşayan, yüzgeçsiz yunus olarak bilinen Phocoenidae (musurgiller, liman yunusugiller) familyasına ait deniz memelisi cinsi

neoplastik : gre. * neos (yeni, taze, ilk) + plassein (kalıplamak, kalıba dökmek, şekil vermek, şekillendirmek) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * dokuda anormal ve kontrolsüz hücre büyümesi ile ilgili, genellikle tümör oluşumu ile ilgili, neoplazi ile ilgili

neoplazi : gre. * neos (yeni, taze, ilk) + plassein (kalıp vermek, şekillendirmek, biçimlendirmek, form vermek), plasis (şekillenme, biçimlenme, oluşum) * dokuda anormal ve kontrolsüz hücre büyümesi, anormal yeni doku veya tümör oluşumu

neoplazik : gre. * neos (yeni, taze, ilk) + plassein (kalıp vermek, şekillendirmek, biçimlendirmek, form vermek), plasis (şekillenme, biçimlenme, oluşum) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * dokuda anormal ve kontrolsüz hücre büyümesi ile ilgili, genellikle tümör oluşumu ile ilgili, neoplazi ile ilgili

neoplazm : gre. * neos (yeni, taze, ilk) + plassein (kalıp vermek, şekillendirmek, biçimlendirmek, form vermek), plasis (şekillenme, biçimlenme, oluşum) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * dokuda normalden farklı olarak yeni ve anormal hücre topluluğu oluşturan yapılar (tümörler)

neoplazma : gre. * neos (yeni, taze, ilk) + plasma (şekillenmiş, biçimlenmiş şey; katı, sıvı ve gazdan sonra maddenin dördüncü hali olarak bilinen, yüksek enerjili, iyonize olmuş (elektronlarından arınmış) gaz benzeri bir yapı) (plassein (kalıp vermek, şekillendirmek, biçimlendirmek, form vermek), plasis (şekillenme, biçimlenme, oluşum) + ma (isim yapım eki) ) * dokuda normalden farklı olarak yeni ve anormal hücre topluluğu oluşturan yapılar (tümörler)

neostigmin : gre. * neos (yeni, taze, ilk) + stigma (işaret, iz, nişan, simge, nokta, benek; çiçeğin dişi organının polen kabul eden bölümü) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * asetilkolinesteraz enzimini inhibe ederek sinir kas iletişimini artıran, özellikle miyastenia gravis ve bazı cerrahi durumlarda kullanılan sentetik kolinerjik ilacı etken maddesi (C12H22N2O2)

neoteni : gre., lat. * neos (yeni, taze, ilk) + teinein (germek, uzatmak, germek için zorlamak, kasmak) + eia (isim yapım eki) * bir organizmanın gelişiminde erginlik özelliklerine ulaşmasına karşın larva veya gençlik dönemine özgü yapı ve özellikleri koruması durumu, gelişimsel olgunlaşmanın üreme yeteneğinden daha yavaş gerçekleştiği biyolojik gelişim biçimi

neovaskülarizasyon : gre. * neos (yeni, taze, ilk) + vasculum (küçük kap, küçük kanal) (vas (kap, kanal) + cula, culum (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım ve durum eki) * özellikle doku onarımı veya hastalık durumlarında gözlenen yeni kan damarlarının oluşumu veya gelişmesi süreci

neozoik : gre. * neos (yeni, taze, ilk) + zoe (canlılık, yaşam, hayat, dirim, dirilik, oluşum, hayvan) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * jeolojik zaman ölçeğinde yeni hayvan türlerinin ortaya çıktığı veya yaşamını sürdürdüğü dönem ile ilgili

nepafenak : gre. * neos (yeni, taze, ilk) + paen (ağrı) + fac (yapmak, etmek) * gözde iltihap ve ağrıyı azaltmak için kullanılan topikal nonsteroid antiinflamatuar ilacı etken maddesi (Non Streoid Antinflamatory Drug (NSAID) ) (C22H21NO3)

nepal : san. * nipa (dağ eteği) + alaya (yer, yuva) * dağ eteğinde yerleşim yeri; Güney Asya’da, Himalaya Dağları bölgesinde yer alan ve kuzeyde Çin, güney, doğu ve batıda Hindistan ile sınır komşusu olan bağımsız bir ülke

nepenthaceae : gre. lat. * nepenthes (keder giderici, üzüntü giderici) (ne (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + pehentes (katil, yok edici, helak eden) ) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * sürahi bitkilerini kapsayan, yapraklarının uç kısmında böcek ve diğer küçük hayvanları yakalamaya uyarlanmış sürahi biçimli tuzaklar bulunan etçil bitkiler familyası, suibriğigiller, kova bitkisi ailesi

nepenthes : gre., lat. * nepenthes (keder giderici, üzüntü giderici) (ne (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + pehentes (katil, yok edici, helak eden) ) * kederi veya üzüntüyü gideren, unutkanlık veya neşe veren; Homeros'ta acıyı ve kederi unutturan bir ilaç veya içecek adı Nepenthaceae familyasına ait, böcekçil sürahi bitkilerini kapsayan bir cins

nepeta : lat. * Nepete (Antik Roma döneminde Etrurya bölgesinde, bugünkü İtalya’da yer alan Nepi kasabasının antik adı) * Lamiaceae familyasına ait, kedi nanesi olarak bilinen aromatik bitki cinsi

nephty : gre. * nephthys (Mısır mitolojisi tanrıçası, ölüler ve koruyucu) (neb (efendi, lord) + t (aitlik eki) + hes (ev, yuva) + y (iyelik eki, “s”) ) * efendinin evi, koruyucu ev, sığınılacak yuva; Mısır mitolojisinde ölülerin koruyucusu olarak bilinen tanrıça; botanikte bazı bitki cinslerinin adında kullanılan terim

nepidae : lat. * nepa (akrep, yengeç) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * yarı kanatlılar (Hemiptera) takımına ve sucul böceklere ait olan, akrep böceklerini kapsayan, ön bacakları av yakalamaya uyarlanmış ve uzun solunum borusuyla tanınan sucul yarım kanatlılar familyası, su akrepleri

nepido : mya. * nay (oturma yeri, oturak, makam, taht) + pyi (kral, hükümdar) + daw (kraliyet son eki) * Myanmar’ı başkenti

nepotist : lat. * nepos (torun, yeğen) + ista (yapan, eden eki) * kayırmacı, akraba kayıran, adil olmayan, öznel şekilde ayrımcılık yapan

nepotizm : lat. * nepos (torun, yeğen) + ismus (ile ilgili olma durumu) * kayırmacılık, akraba kayırma, adil olmama, öznel şekilde yapılan ayrımcılık

neptün : lat. * Neptunus (Roma mitolojisinde deniz tanrısı) (nep (su, nem, akış) + tunus (ile ilgili, -a ait) ) * Roma mitolojisinde denizlerin ve su kaynaklarının tanrısı olarak bilinen, Yunan mitolojisindeki Poseidon’a karşılık gelen tanrı; astronomide Güneş Sistemi’nin sekizinci gezegeni

neptünyum : lat. * neptunium (Neptunus (Roma mitolojisinde deniz tanrısı) (nep (su, nem, akış) + tunus (ile ilgili, -a ait) ) + ium (kimyasal element eki) ) * atom numarası 93, simgesi Np olan, radyoaktif ve yapay olarak üretilen bir aktinit element

nereid : gre. * nereis (deniz tanrısı Nereus'un kızı, deniz perisi) + ides (-oğlu, -kızı, soyundan gelen, soy eki) * Yunan mitolojisinde deniz tanrısı Nereus ile Doris'in, iyi yürekli su altı ve deniz perileri olarak bilinen elli kızı

nereididae : gre., lat. * nereis (deniz tanrısı Nereus'un kızı, deniz perisi) + ides (-oğlu, -kızı, soyundan gelen, soy eki) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * halkalı solucanlar (Annelida) şubesinin çok kıllı solucanlar (Polychaeta) sınıfına ait çok halkalı deniz solucanlarını kapsayan, genellikle denizlerde yaşayan ve hareketli baş ile belirgin çene yapılarıyla tanınan halkalı solucanlar familyası, kum solucanı, paçavra solucanı

nereus : gre. * nereis (deniz tanrısı Nereus'un kızı, deniz perisi) * Yunan mitolojisinde deniz ürünleri ve deniz yolculuklarıyla ilişkilendirilen, denizlerin yaşlı ve bilge tanrısı

nergis : far. * nargis (çiçek; özellikle zambak türü) * çiçek açan, kokulu ve genellikle bahar aylarında görülen süs bitkisi, özellikle zambak familyasından olan bitki türü

neriman : far. * ner (er, erkek) + man (ile ilgili, -a ait) * zarif, narin veya çiçek gibi güzel ve narin özelliklere sahip kişi; kadın ismi

nerio : gre. * nereis (denizle ilgili, deniz perisi) * Yunan mitolojisinde deniz ürünleri ve deniz yolculuklarıyla ilişkilendirilen, denizlerin yaşlı ve bilge tanrısı

neritik : gre. * neritos (deniz kıyısı, sahil) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * kıyı veya sahil ile ilgili, özellikle deniz kıyısına ait

nerium : gre. * nerion (zakkum) * Apocynaceae familyasına ait, zehirli, gösterişli ve çiçekli çalı cinsi

nerm : far. * nerm (yumuşak, esnek, nazik; yavaş, aheste) * dokusu veya hissi yumuşak, dokunması hoş, nazik ve hafif özellikler taşıyan (şey veya kişi)

nermatisit : gre. * nema (iplik, ipliksi yapı) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) * nematodları öldürmek veya kontrol altına almak amacıyla kullanılan kimyasal madde, nematodlara karşı etkili tarım ilacı

nermdil : far. * nerm (yumuşak, esnek, nazik; yavaş, aheste) + dil (kalp, yürek, gönül) * yüreği yumuşak, şefkatli, merhametli, yufka yürekli

nermi : far. * nerm (yumuşak, esnek, nazik; yavaş, aheste) + i (ile ilgili, -a ait) (ara.) * yumuşak huylu, halim selim, nazik ve ağırbaşlı

nermin : far. * nerm (yumuşak, esnek, nazik; yavaş, aheste) + in (gibi, ile ilgili) * yumuşak, nazik, ince, esnek, uysal, duyarlı, duygusal; kadın ismi

nernst denklemi : alm., tür. * nernst (Alman kimyager Walther Nernst’in soyadından) (alm.) + denklem (eşitlik) + i (iyelik eki) (tür.) * elektrokimya ve termodinamikte, elektrot potansiyelini iyon derişimi ve sıcaklıkla ilişkilendiren temel denklem

nertera : gre. * nertos (alçak, kısa) * Rubiaceae familyasına ait, sürünücü gövdeli ve turuncu meyveli bitki cinsi

nerv : gre., lat. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.); nervus (sinir, uyarı ileten doku, kas bağı) (lat.) * sinir hücresi, uyarıları ileten hücre birimi

nervasyon : gre., lat. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.); nervus (sinir, uyarı ileten doku, kas bağı), nervare (sinirlemek, güçlendirmek, ip veya kordon ile germek) + tio (isim yapım ve durum eki) (lat.) * bitki veya hayvanlarda sinirlerin düzeni veya dağılımı, özellikle yaprak veya damar yapısında gözlenen sinir ağı düzeni

nervatif : gre., lat. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.); nervus (sinir, uyarı ileten doku, kas bağı), nervare (sinirlemek, güçlendirmek, ip veya kordon ile germek), nervatus (sinirlenmiş, güçlendirilmiş, gerilmiş) + ivus (ile ilgili, -a ait) * sinirlerle ilgili, sinir sistemine ait, sinirleri etkileyen

nervöz : gre., lat. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.); nervus (sinir, uyarı ileten doku, kas bağı) + osus (ile ilgili, -a ait, gibi, benzer) (lat.) * sinir bakımından zengin, sinirlerle dolu veya sinirli, gergin ve hassas özellikler taşıyan

nervus : gre., lat. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.) + us (son ek) (lat.) * sinir, ip, tendon, kiriş, bağ; vücutta kasları ve duyuları beyne ve omuriliğe bağlayan sinir liflerini veya bunlardan oluşan yapıyı ifade eden, sinir sisteminin temel birimi

nervür : lat. * nervus (sinir, damar, lif) + ura (isim yapım eki) * bir yüzey üzerindeki çıkıntı, diş veya destek çizgisi; özellikle botanik ve zoolojide yaprak veya kanat gibi yapılarda görülen damar veya lifsi destek hattı; betonarme yapıların dayanıklılığını artırmak amacıyla yüzeyi dişli veya çıkıntılı olarak üretilen inşaat çeliği, nervürlü demir

nesab : ara. * nasaba (nasaba (dikmek, kurmak; yorulmak, bitkin düşmek), nasab (yorgunluk, bitkinlik) * aşırı çalışma veya çaba sonucu ortaya çıkan yorgunluk, bitkinlik, zahmet

nesak : ara. * nasaka (dizmek, düzenlemek, sıralamak) * tarz, usul, yol, şekil, üslub

nesans : lat., fra. * nasci (doğmak, oluşmak, meydana gelmek) + entia (isim yapım eki) (lat.); naissance (naître (doğmak) + ssance (isim yapım eki) ) (fra.) * doğuş, doğma, doğum, başlangıç, bir şeyin ortaya çıkışı veya oluşumu

nesara : ara. * nasara (yardım etmek, destek vermek), nasir (yardımcı, destekçi) * Hz. İsa'nın takipçileri, nasıralılar, hristiyanlar

nesc : ara. * nesece (dokumak, örmek) * dokuma, örme; ağ (net, Netz (şebeke, ağ) (ing., alm.)

neseb : ara. * nasaba (ilgili, ilişkili olmak, bağlı olmak, alakası olmak, uymak, uyumlu olmak; bağlamak, oranlamak, kıyaslamak, ilişkilendirmek, uygun görmek, yaraştırmak, münasip bulmak, bağ kurmak; dikmek, yerleştirmek, koymak, belirlemek, tayin etmek, konum vermek), munasebet (ilgi, ilişki, bağ) * soy, nesil, akraba, sülale, atalar zinciri

nesebi : ara. * nasaba (ilgili, ilişkili olmak, bağlı olmak, alakası olmak, uymak, uyumlu olmak; bağlamak, oranlamak, kıyaslamak, ilişkilendirmek, uygun görmek, yaraştırmak, münasip bulmak, bağ kurmak; dikmek, yerleştirmek, koymak, belirlemek, tayin etmek, konum vermek), neseb (soy, nesil, akraba, sülale, atalar zinciri) + i (ile ilgili, -a ait) * soy ile ilgili

nesevi : ara. * unsa (kadın) * kadınla ilgili, kadına ait

neseviyyet : ara. * unsa (kadın), nesevi (kadınla ilgili, kadına ait) + yet (isim yapım ve durum eki) * kadınlık, dişilik

nesf : ara. * nasafa (uçurmak, havaya savurmak, yok etmek, mahvetmek, parçalamak, yıkmak) * uçurma, savurma, parçalama, yıkmayok etme; bir yapıyı temelinden yıkma

nesh : ara. * nasaha (çoğalmak, çoğaltmak, filizlenmek, büyümek, kopyalamak, yayılmak, genişlemek, alan kazanmak; hükümsüz bırakmak, battal etmek, vatıl kılmak), nash, nesh (çoğalma, çoğaltma, filizlenme, büyüme, kopyalama, yayılma, genişleme, alan kazanma; hükümsüz bırakma, battal etme, vatıl kılma), nusha (çoğaltılmış, filizlenmiş, gelişmiş, kopyalanmış, yazılı belgeden çıkarılan suret) * bir hükmü yine şer'i bir emirle kaldırma; kopyalama, aynısını üretme, nushasını çıkarma

nesib : ara. * nasaba (ilgili, ilişkili olmak, bağlı olmak, alakası olmak, uymak, uyumlu olmak; bağlamak, oranlamak, kıyaslamak, ilişkilendirmek, uygun görmek, yaraştırmak, münasip bulmak, bağ kurmak; dikmek, yerleştirmek, koymak, belirlemek, tayin etmek, konum vermek), munasebet (ilgi, ilişki, bağ) * soylu, soyu temiz

nesic : ara. * nesece (dokumk, örmek) * dokunmuş, örülmüş, nescolunmuş

nesih : ara. * nasaha (silmek, kaldırmak, yürürlükten kaldırmak, hükümsüz bırakmak, batıl kılmak) * silme, kaldırma, yürürlükten kaldırma, hükümsüz bırakma, batıl kılma; özellikle İslam hukukunda veya metinlerde önceki bir hükmün veya yazının kaldırılması veya yerine yenisinin konulması işlemi

nesil : ara. * nasala (türemek, çoğalmak) * aynı soydan gelen insanların oluşturduğu kuşak veya bir dönemde yaşayan insan topluluğu, soy, kuşak, jenerasyon

nesim : ara. * nasama (esmek, hafifçe üflemek) * yumuşak esinti, latif rüzgar, yel; yumuşak huylu; Türk musikisinde hafif, yumuşak ve sakin bir ezgi karakteriyle tanımlanan, 5 ve 7’li aksak ritimler gibi teknik ölçülerde kullanılabilen, duygusal geçişleri ve nazik melodik ifadeleriyle bilinen makam

nesir : ara. * nesere (çoğaltmak, saçmak, yaymak) * Arap edebiyatında ölçüsüz, düz ve kafiyesiz yazılan, manzum olmayan, genellikle fikir ve anlatım odaklı düz yazı türü

nesiritide : lat. * Nereus (Yunan mitolojisinde deniz tanrısı) + ide (kimyasal türev eki) * kalp yetmezliği tedavisinde kullanılan, damarları genişleterek kalbin yükünü azaltan sentetik peptid bazlı ilacın etken maddesi (C177H281N53O52S6)

nesiy : ara. * nesiye (unutmak) * bilhi hafızasından çıkan, unutan, unutkan

nesk : far. * nesk (kopya etmek, yazıyı çoğaltmak) * yazılı metinleri kopyalama veya çoğaltma işlemi, özellikle el yazmaları ve eski kitaplarda uygulanan çoğaltma yöntemi; bir kelamı başka kelama atfetmek

neskafe : fra. * nescafé (Nestlé (şirket adı) + café (kahve) ) * Nestlé tarafından üretilen, hızlı hazırlanabilen ve kurutulmuş kahve granüllerinden oluşan hazır kahve markası

nesl : ara. * nasala (türemek, çoğalmak) * aynı soydan gelen insanların oluşturduğu kuşak veya bir dönemde yaşayan insan topluluğu, soy, kuşak, jenerasyon

neslihan : ara., tür. * nesil (soy, döl, ırs, kuşak, jenerasyon) (ara.) + han (hükümdar, asil kişi) (tür.) * soy veya kuşak olarak değerli ve saygın özellikler taşıyan, asil ve seçkin niteliklere sahip kişi anlamında kullanılan kadın ismi

nesne : tür. * ne (şey, olgu; hangi şey) + ise (olursa, olması halinde) + ne (şey, olgu; hangi şey) * ağırlığı, kitlesi, oylumu, rengi, maddesi olan her türlü cansız varlık, maddi olgu, şey, varlık, cisim, obje

nesnel : tür. * nesne (ağırlığı, kitlesi, oylumu, rengi, maddesi olan her türlü cansız varlık, maddi olgu, şey, varlık, cisim, obje) + el (ile ilgili, -a ait) * dış dünyaya veya gerçekliğe dayalı, kişisel duygulardan veya öznellikten bağımsız olan, objektif

nesoi : gre. * nesos (ada) + oi (çoğul eki) * Yunan mitolojisinde deniz tanrıları veya tanrıçaların hükmettiği adalar, adalar tanrıçaları veya ruhları

nesr : ara. * nesere (çoğaltmak, saçmak, yaymak) * Arap edebiyatında ölçüsüz, düz ve kafiyesiz yazılan, manzum olmayan, genellikle fikir ve anlatım odaklı düz yazı türü

nesr : ara. * nesere (gagalamak, koparmak veya pençeyle parçalamak) * akbaba, kartal; Kur'an'da yer alan bir put ismi

nesrin : far. * nestrin (yaban gülü ve benzeri güzel kokulu beyaz çiçek) * güzelliği ve zarif kokusuyla sıklıkla övgüyle anılan çiçek, yaban gülü, ak hanımeli

nessac : ara. * nesece (dokumak, örmek) * dokuyucu, dokuyan, dokumacı, çuhacı

nesticidae : gre., lat. * nestikos (yuva yapan, yuvalayan, yuva ile ilgili) (nest (yuva) + ikos (ile ilgili) ) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * örümcekler (Araneae) takımına ait, ağ örerek yuva yapan küçük örümcekleri kapsayan, örümcekler familyası, mağara örümcekleri

nesturi : lat. * Nestorius (5. yüzyılda Konstantinopolis Patriği olan ve görüşleri nedeniyle aforoz edilen teolog) * Nestorius ile ilgili, O'nun öğretilerini benimseyen

nesy : ara. * nesiye (unutmak) * unutma, unutkanlık, nisyan, unutulmuş

nesyen mensiyyen : ara. * nesiye (unutmak) + en (gibi, olarak) + mensiye (unutulmuş) + en (gibi, olarak) * tamamıyla unutulmuş, tamamen hatırdan çıkmış

neş : ara. * neşe (çekmek, çekip çıkarmak) * bir nesneyi zorla çekme, çekme, çekip çıkarma

neşat : ara. * neşata (canlanmak, harekete geçmek, enerji kazanmak, coşmak) * canlılık, enerji, sevinç, coşku, neşe ve keyif kaynağı

neşb : ara. * neşebe (dikmek, dikleşmek, doğrultmak, doğrulmak, dik bir şekilde yönelmek) * ok, mızrak veya benzeri sivri uçlu atılabilir silahın gövdeye bağlı sivri kısmı veya uç kısmı

neşe : ara. * neşata (canlanmak, harekete geçmek, enerji kazanmak, coşmak) * canlılık, enerji, sevinç, coşku ve keyif kaynağı

neşet : ara. * neş'e, naş'a (doğmak, çıkmak, belirmek, oluşmak, ortaya çıkmak, başlamak, büyümek, gelişmek; kaynaklanmak) + et (isim yapım eki) * oluş, meydana gelme, doğma, ortaya çıkma, ileri gelme, kaynaklanma; köken, kayna; erkek ismi

neşid : ara. * neşede (okumak, söylemek, seslendirmek, methiye veya ilahi söylemek) * dini veya ahlaki temalı, genellikle sözlerle söylenen ilahi ve methiye türü şiir veya şarkı

neşide : ara. * neşede (okumak, söylemek, seslendirmek, methiye veya ilahi söylemek) * dini veya ahlaki temalı, genellikle sözlerle söylenen ilahi ve methiye türü şiir veya şarkı

neşir : ara. * naşara (diriltmek, canlandırmak; ölüyü diriltmek; yaymak, saçmak, dağıtmak, ilan etmek), nuşur (dirilme, diriltme, canlanma, canlandırma; ölüyü diriltme; yayma, dağıtma, saçma, ilan etme) * yazılı veya basılı bir metni çoğaltarak, halka veya ilgililere ulaştırma, yayımlama

neşit : ara. * neşata (canlanmak, harekete geçmek, enerji kazanmak, coşmak) * neşeli, sevinçli, coşkulu, şenlikli

neşr : ara. * naşara (diriltmek, canlandırmak; ölüyü diriltmek; yaymak, saçmak, dağıtmak, ilan etmek), nuşur (dirilme, diriltme, canlanma, canlandırma; ölüyü diriltme; yayma, dağıtma, saçma, ilan etme) * yazılı veya basılı bir metni çoğaltarak, halka veya ilgililere ulaştırma, yayımlama

neşren : ara. * neşr (yazılı veya basılı bir metni çoğaltarak, halka veya ilgililere ulaştırma, yayımlama) + en (gibi, olarak) * bir metni, bilgiyi veya dokümanı çoğaltarak veya yayımlayarak

neşriyat : ara. * naşara (diriltmek, canlandırmak; ölüyü diriltmek; yaymak, saçmak, dağıtmak, ilan etmek) + iyat (durum eki) * yayım, yayın, yayılma, dağıtım, dağılım, dağılma

neşşab : ara. * neşebe (dikmek, dikleşmek, doğrultmak, doğrulmak, dik bir şekilde yönelmek), neşb (ok, mızrak veya benzeri sivri uçlu atılabilir silahın gövdeye bağlı sivri kısmı veya uç kısmı) * okçu, ot atan

neşter : ara. * neşere (kesmek, yaymak, doğramak) * cerrahi veya kesme işlerinde kullanılan, ince ve keskin uçlu alet, bistüri

neşv : far. * neşv (büyümek, gelişmek, filizlenmek) * büyüme, gelişme, filizlenme

neşvünema : far., ara. * neşv (büyümek, gelişmek, filizlenmek) (far.) + nema (artma, çoğalma) (ara.) * büyüme ve gelişme süreci; bir şeyin yavaş yavaş olgunluğa erişmesi, serpilmesi ve inkişaf etmesi, büyüme, gelişme, yetişme

neşz : ara. * neşeze (dikleşmek, yükselmek) * dik durma, kalkma veya yükselme hali, genellikle cisimlerin dikleşmesi veya dikey pozisyon alması durumu

net : ing. * net (temiz, saf, açık, belirgin) * bulanık veya karmaşık olmayan, açıkça seçilebilen, belirgin veya saf hal

net bugünkü değer : ing., tür. * net (temiz, saf, açık, belirgin) (ing.) + bugün (içinde bulunulan gün) + kü (iyelik eki) + değer (kıymet) * bir yatırım veya projenin tüm nakit giriş ve çıkışları bugünkü değer cinsinden hesaplandığında elde edilen toplam değer

net defter değeri : ing., tür. * net (temiz, saf, açık, belirgin) (ing.) + diphtera (deri, saklamak; tabaklanmış deri; yazı tableti olarak kullanılan kesilip perdahlanmış deri tabakası, kodeks) (gre.) + değer (kıymet) + i (iyelik eki) (tür.) * bir varlığın muhasebe kayıtlarındaki brüt değeri ile amortisman, borç ve yükümlülükler düşüldükten sonra kalan gerçek veya hesaplanmış değeri

net hata noksan : ing., tür. * net (temiz, saf, açık, belirgin) (ing.) + hata (yanlışlık, sapma) + noksan (eksiklik, yetersizlik) (ara.) * ölçüm, hesaplama veya değerlendirme sırasında ortaya çıkan toplam sapma veya eksiklik miktarını gösteren değer

neta : san. * neta (lider, önder) * muntazam, düzgün, düzenli, tertipli, emniyetli (denizcilik terimi)

netame : ara. * nadama (pişman olmak) * tehlike ve uğursuzluk içeren bir durumun veya olayın ortaya çıkacağını gösteren belirti, alamet, işaret, tekinsizlik, risk ve başa bela açabilecek durum

netekim : tür. * neteg (nasıl, ne kadar) (ne (soru adılı) + teg (kadar, gibi) ) + im (ek) * zira, gerçekten, hakikaten, nasıl ki... olduğu gibi

netice : ara. * neceve (doğurmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak) * sonuç, son nokta, akıbet, ürün, elde edilen şey

netihat : ara. * nataha (vurmak, boynuzlamak) * vurulmuş, boynuzlanmış

netilmisin : gre., lat * N-ethyl (azot atomuna bağlı etil grubu; kimyada C2H5 yan zinciri) (lat.) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * bakterilerin protein sentezini engelleyerek etkili olan, özellikle bazı Gram-negatif bakterilere karşı kullanılan aminoglikozid grubu yarı sentetik antibiyotik ilacın etken maddesi (C21H41N5O7)

network : ing. * net (şebeke, ağ) + work (iş, çalışma) * birbirine bağlı birimler, kişiler veya sistemler arasında bilgi, kaynak veya iletişim akışını sağlayan bağlantılar bütünü, ağ sistemi

neuzübillah : ara. * neuzu (sığınırız) + bi (-a doğru, yönelim) + Allah * Allah'a sığınırız

nev : ara. * nev (tür, çeşit, cins, sınıf) * tür, çeşit, cins, sınıf

nev : far. * nev (yeni, taze, ilk) * yeni, taze, ilk 

nev yunanilik : far., tür. * nev (yeni, taze, ilk) + yunani (Yunanlı) (far.) + lik (isim yapım ve durum eki) (tür.) * Türk edebiyatında 1912 sonrası ortaya çıkan bu akım, Eski Yunan ve Latin klasiklerini örnek alarak Batılı tarzda bir edebiyat oluşturma hedefini temsil eden akım

neva : ara. * neva (niyet etmek, yönelmek, bir şeyi amaçlamak) * tohum, çekirdek; yön, hedef, niyet, ses, nota, makam; Türk musikisinde dört zamanlı usul ölçüsüne haiz bir makam (new, nouveau, neu (yeni) (ing., fra , alm.) )

neva-acem : ara. * neva (yön, hedef, niyet, amaç, gaye, ses, nota, makam) + acem (yabancı; Persli, İranlı) * Türk musikisinde Acem makamına bağlı Neva makamının belirli dört zamanlı usul ölçüsü ile icra edildiği makam

neva-aşiran : ara. * neva (yön, hedef, niyet, amaç, gaye, ses, nota, makam) * Türk musikisinde Neva perdesi üzerine kurulu aşiran dizisine sahip olan, belirli teknik usul ve nota düzenleriyle estetik ve ritmik bir renk sağlayan makam

neva-bağdad : ara. * neva (yön, hedef, niyet, amaç, gaye, ses, nota, makam) + bagdad (Irak'ın başkenti) * Türk musikisinde Neva makamının Bağdad çeşitlemesi olan, belirli teknik usul ve nota düzenlemeleriyle yürütülen ve Neva dizisine dayanarak icra edilen melodik ses sistemi olarak tanımlanan makam

neva-buselik : far., ara. * neva (yön, hedef, niyet, amaç, gaye, ses, nota, makam) (far.) + ebu (baba, ata) + salaka (yola gitmek, yolculuk etmek), selik, salik (yola giren, yol yürüyen, yolcu, bir yola girmiş olan; yol, iz) (ara.) * Türk musikisinde Neva perdesi üzerine kurulu Buselik diziyle belirli teknik usul ve nota düzenlemeleri çerçevesinde icra edilen melodik ses sistemi ve makam formu

neva-dilkeş : ara., far. * neva (yön, hedef, niyet, amaç, gaye, ses, nota, makam) + dilkeş (gönül çekici, gönül cezbedici, gönül çeken) (dil (kalp, yürek, gönül) + keş (çeken, çekici, taşıyan) ) (far.) * Türk musikisinde Neva perdesi üzerine kurulu Dilkeş diziyle belirli teknik usul ve nota düzenlemeleri çerçevesinde icra edilen melodik ses sistemi ve makam formu

neva-gerdaniye : ara. * neva (yön, hedef, niyet, amaç, gaye, ses, nota, makam) + gardan (boynun ön kısmı, ense ile göğüs arası; dönmek, döndürmek, çevirmek, çevrilmek) (far.) + iye (yer ve durum eki) (ara.) * Türk musikisinde Neva perdesi üzerine kurulu Gerdaniye diziyle belirli teknik usul ve nota düzenlemeleri çerçevesinde icra edilen melodik ses sistemi ve makam formu

neva-geveşt : ara., far. * neva (yön, hedef, niyet, amaç, gaye, ses, nota, makam) (ara.) + gevah (ferahlık, açıklık) + eşt (isim yapım eki) (far.) * Türk musikisinde Neva perdesi üzerine kurulu Geveşt diziyle belirli teknik usul ve nota düzenlemeleri çerçevesinde icra edilen melodik ses sistemi ve makam formu

neva-kürdi : ara. * neva (yön, hedef, niyet, amaç, gaye, ses, nota, makam) (ara.) + kurd (kürt) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Türk musikisinde Neva perdesi üzerine kurulu Kurdi diziyle belirli teknik usul ve nota düzenlemeleri çerçevesinde icra edilen melodik ses sistemi ve makam formu

neval : ara. * naale (vermek, ihsan etmek, sunmak, bahşetmek) * hediye, armağan, bağış, ihsan, pay, hisse, talih, kısmet, bahşiş; kadın ismi

nevale : ara. * naale (vermek, ihsan etmek, sunmak, bahşetmek) * harçlık, ihsan, yolluk, besin, gıda, yiyecek, azık, rızık

nevali çori : far. * nevale (harçlık, ihsan, yolluk, besin, gıda, yiyecek, verme, sunma, adak) + çor (cin, görünmeme, hastalık) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (hastalıklı yiyecek; cin adağı, cin yiyeceği) * Şanlıurfa ilinin Hilvan ilçesine bağlı Güluşağı mahallesinin hemen kuzeybatısında bulunan, antik kalıntılarıyla ünlü bir höyük (Kürtçede "Veba Vadisi" (Newal (Vadi) + Çori (Veba) ) olarak anlamlandırılır.)

neva-maye : ara., far. * neva (yön, hedef, niyet, amaç, gaye, ses, nota, makam) (ara.) + maye (asıl, esas, temel, kök, öz, gerekli madde, maya) (far.) * Türk musikisinde Neva perdesi üzerine kurulu Maye diziyle belirli teknik usul ve nota düzenlemeleri çerçevesinde icra edilen melodik ses sistemi ve makam formu

nevamis-i ilahiye : gre., ara. * nomos (yasa, kural, kanun, düzen, ilke, prensip, düzen, düzenleme, ayarlama; adet, gelenek; namus) (gre.); namus (onur, haysiyet, itibar, ahlak değeri), nevamis (onurlar, haysiyetler, itibarlar, ahlak değerleri) (ara.) * ilahi kanunlar

neva-nevruz : ara., far. * neva (yön, hedef, niyet, ses, nota, makam) (ara.) + nevruz (yeni gün) (nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün) ) (far.) * Türk musikisinde Neva perdesi üzerine kurulu Nevruz diziyle belirli teknik usul ve nota düzenlemeleri çerçevesinde icra edilen melodik ses sistemi ve makam formu

neva-selmek : ara., far. * neva (yön, hedef, niyet, ses, nota, makam) + selm (barış, sükunet; yavaşlama, geriye gitme; geçmek, akmak, süzülmek) + ek (isim yapım ve durum eki) * Türk musikisinde Neva perdesi üzerine kurulu Selmek diziyle belirli teknik usul ve nota düzenlemeleri çerçevesinde icra edilen melodik ses sistemi ve makam formu

neva-şehnaz : ara., far. * neva (yön, hedef, niyet, ses, nota, makam) (ara.) + şehnaz (padişahın zarafeti, krallığın güzelliği, kraliyet güzelliği) (şah, şeh (padişah, hükümdar, kral) + naz (zerafet, güzellik, çekicilik, naz) ) (far.) * Türk musikisinde Neva perdesi üzerine kurulu Şehnaz diziyle belirli teknik usul ve nota düzenlemeleri çerçevesinde icra edilen melodik ses sistemi ve makam formu

nevay-i hüseyni : ara. * neva (yön, hedef, niyet, ses, nota, makam) + i (tamlama eki) + huseyn (hasan (güzel, yumuşak mizaçlı, iyi, erdemli) + eyn (küçültme eki) ) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Türk musikisinde Neva perdesi üzerine kurulu Hüseyni diziyle belirli teknik usul ve nota düzenlemeleri çerçevesinde icra edilen melodik ses sistemi ve makam formu

nevay-i sünbüle : ara. * neva (yön, hedef, niyet, ses, nota, makam) + i (tamlama eki) + sünbüle (çiçek ismi, sümbül) * Türk musikisinde Neva perdesi üzerine kurulu Sünbüle diziyle belirli teknik usul ve nota düzenlemeleri çerçevesinde icra edilen melodik ses sistemi ve makam formu

nevay-i uşşak : ara. * neva (yön, hedef, niyet, ses, nota, makam) + i (tamlama eki) + uşşak (aşıklar, sevenler, sevilenler, sevdalanılanlar; Arapça kökenli makam ismi) * Türk musikisinde Neva perdesi üzerine kurulu Uşşak diziyle belirli teknik usul ve nota düzenlemeleri çerçevesinde icra edilen melodik ses sistemi ve makam formu

nevbahar : far. * nev (yeni, taze) + bahar (koku; güzel kokulu bir bitki, buphthalmum; çölde yağmurdan sonra açan bitkilerin genel ismi; kış ile yaz arasındaki geçiş mevsimi) * Türk musikisinde dört zamanlı usul (düyek usulü) olarak uygulanan bir makam

nevbet : ara. * naba, navaba (yerine geçme, vekil olma), munavebe (sırayla yapma, nöbetleşme, dönüşümlülük), nevbet (sırayla yapma, nöbetleşme, dönüşümlülük) * sırayla yapma, nöbetleşme, dönüşümlülük, belirli süreyle yapılan görev veya gözetim; askeri veya sivil olarak sürekli veya periyodik yapılan bekleme görevi, sıra, devir, fırsat, görev

nevcivan : far. * nev (yeni, taze) + cuvan (oğlan, genç, delikanlı) * genç, delikanlı

nev-eda : far. * nev (yeni, taze) + eda (taşıyan, eden, yapan) * Türk musikisinde dört zamanlı usul (düyek usulü) ölçüsü kullanılan bir makam

nev-eser : far. * nev (yeni, taze) (far.) + eser (iz, işaret, nişan, sembol) (ara.) * Türk musikisinde İsmail Dede Efendi tarafından terkip edilmiş birleşik bir makam

nevhiz : far. * nev (yeni, taze) + hiz (kalkan, yükselen, çıkan) * genç, taze; yeni çıkmış, yeni yetişmiş; kadın ismi

nevi : ara. * nev (tür, çeşit, cins, sınıf) + i (ile ilgili, -a ait) * tür, çeşit, cins, sınıf

nevi şahsına münhasır : ara. * nev (tür, çeşit, cins, sınıf) + i (ile ilgili, -a ait) + şahs (kişi, kimse, ferd, birey) (ara.) + ı (iyelik eki) + na (-a doğru, yönelim) (tür.) + munhasir (özgü) (ara.) * sadece şahsına benzer çeşit, başka benzeri olmayan, eşi bulunmaz olan, kendine özgü, özgün

nevin : far. * nev (yeni, taze) + in (ek) * yeni, taze, yepyeni

nevir : ara. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı), nara (yönlendirmek, çevirmek, dönmek; aydınlatmak, ışık vermek, parlamak), nevr (aydınlık, ışık; çiçek açma), munevver (aydınlanmış) * parlaklık; yüzün rengi, bet, beniz

nevirapin : lat. * ne (farmasötik ön ek) + vir (virus (zehir) ) + apine (iki azotlu heterosiklik bir halka olan diazepin (diazepine) belirteci) * HIV tedavisinde kullanılan non-nükleozid revers transkriptaz inhibitörü ilacın etken maddesi (C15H14N4O)

nevm : ara. * neveme (uyumak, dinlenmek) * uyku; dinlenme; uyuşma (numb (uyuşturmak) (ing.), nam (uyku) (ara.) )

nevmid : far. * na (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki, -sız) + umid (umut, beklenti) * ümitsiz, ümidini yitirmiş, umutsuz, umudu kırılmış

nevnihal : far. * nev (yeni, taze) + nihal (fidan; döşek, döşeme, yer örtüsü) * yeni fidan, taze fidan, yeni filiz, taze filiz

nevoid : lat., gre. * nevus (ben, doğuştan deri lezyonu) (lat.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) * doğuştan veya sonradan oluşmuş deri benine benzeyen, deri beni benzeri (lezyonlar)

nevpeyda : far. * nev (yeni, taze) + peyda (meydana gelmek, ortaya çıkmak, oluşmak, belirmek) * yeni çıkma, yeni oluşma, yeni meydana gelme

nevr : ara. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı), nara (yönlendirmek, çevirmek, dönmek; aydınlatmak, ışık vermek, parlamak), munevver (aydınlanmış) * aydınlık, ışık, parlaklık; çiçek açma, tomurcuk, yüzün rengi, bet, beniz

nevra : ara. * nara (yönlendirmek, çevirmek, dönmek; aydınlatmak, ışık vermek, parlamak), nevr (aydınlık, ışık; çiçek açma) * ışık, parlaklık, aydınlık; yüzün rengi, bet, beniz; tomurcuk

nevrah : far. * nev (yeni, taze) + rah (yol, rota) * ilk kez seyahata çıkan, yeni yolcu; yeni yol

nevral : gre., lat. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait, ilişkin) (lat.) * sinirle ilgili olan veya sinir sistemine ait

nevralji : lat., gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.); nervus (sinir) (lat.) + algia (acılı olma, ağrılı olma, ıstıraplı olma) (algos (acı, ağrı, sancı, sızı, ıstırap) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * sinirlerin iltihaplanması veya tahrişi sonucu ortaya çıkan, belirli bir sinir hattı boyunca keskin, şiddetli veya yanıcı nitelikteki ağrı durumu

nevraljik : lat., gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.); nervus (sinir) (lat.) + algia (acılı olma, ağrılı olma, ıstıraplı olma) (algos (acı, ağrı, sancı, sızı, ıstırap) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) * nevralji ile ilgili

nevrasteni : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + asthenia (zayıflık, güçsüzlük) (a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + sthenia (güç, kuvvet, dayanıklılık) (sthenos (güçlü, kuvvetli, dayanıklı) + eia (isim yapım ve durum eki) ) * genellikle uzun süreli stres, kaygı ya da aşırı çalışma sonucu ortaya çıkan, kronik fiziksel ve zihinsel halsizlik, çabuk yorulma, baş ağrısı ve uyku bozuklukları gibi belirtilerle kendini gösteren bir sinir zafiyeti (tükenmişlik) rahatsızlığı

nevres : far. * nev (yeni, taze) + res (yetişmek, bitmek) * yeni yetişen, yeni biten, taze

nevresim : far. * nev (yeni, taze) + rasama (çizmek, işaretlemek, şekil oluşturmak, şekil vermek), resm (şekil, biçim, form, tasvir; usul, tarz, desen, çizim) * yatak takımlarında kullanılan, üzerine yatak veya yorgan konulan yastık ve çarşaf gibi tekstil parçalarını örten kumaş, yatak örtüsü; yeni moda, yeni çıkma

nevreste : far. * nev (yeni, taze) + res (yetişen), residen (yetişmek) * yeni yetişmiş, yeni bitmiş, yeni meydana gelmiş, yeni hasıl olmuş

nevrit : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı eki) * bir sinirin iltihaplanması sonucu ortaya çıkan ve ağrı, duyusal bozukluklar ve fonksiyon kaybına yol açabilen sinir sistemi hastalığı

nevriye : ara. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı), nara (yönlendirmek, çevirmek, dönmek; aydınlatmak, ışık vermek, parlamak), nevr (aydınlık, ışık; çiçek açma), munevver (aydınlanmış), nevr (parlaklık; yüzün rengi, bet, beniz; tomurcuk) + iye (isim yapım ve durum eki) * parlak, ışık saçan, aydınlık; kadın ismi

nevroloji : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * sinir sistemi ve bozukluklarını inceleyen tıp dalı, beyin, omurilik ve periferik sinirlerle ilgili hastalıkların teşhis ve tedavisini kapsayan bilim alanı

nevropat : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) * sinir hastalığı olan veya sinirsel bozukluklara (nevroz) eğilimi bulunan kişi

nevropati : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * genellikle diyabet, enfeksiyonlar, travmalar, vitamin eksiklikleri veya toksinlere maruz kalma gibi çeşitli altta yatan nedenlerle tetiklenen, vücudun farklı bölgelerindeki sinirlerin hasar görmesi veya işlevini yitirmesi sonucu ortaya çıkan, etkilenen bölgede ağrı, uyuşma, karıncalanma, yanma hissi ve kas güçsüzlüğü gibi semptomlar oluşturan tıbbi durum

nevrotik : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * sinir sisteminin işleyiş bozukluğuna bağlı anksiyete, kaygı, takıntı ve duygusal dengesizlik gösteren kişilik veya ruh hali

nevroz : gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * sinir sistemi işlev bozukluğuna bağlı ortaya çıkan psikolojik veya fizyolojik rahatsızlık, kaygı, takıntı, anksiyete ve duygusal dengesizlik hali

nevruz : far. * nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün, gün doğumu) * yılın ilkbahar ekinoksunda, gün ve gecenin eşitlendiği dönemde kutlanan yeni yıl ve baharın başlangıcı bayramı, doğanın canlanışı ve tazelenmesiyle ilişkilendirilen geleneksel kültürel etkinlik; Türk musikisinde dört zamanlı usulü (düyek usulü) olan bir makam

nevruz-bayati : far. * nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün, gün doğumu) + bayati (varlıklı, devletli, imkana sahip, zengin) (bayat (varlık, devlet, imkan, zenginlik) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Türk musikisinde Nevruz günü veya baharın tazeliğini yansıtan, dört zamanlı usul (düyek usulü) olarak uygulanan Bayati makamı çeşitlemesi

nevruz-buselik : far., ara. * nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün, gün doğumu) (far.) + ebu (baba, ata) + salaka (yola gitmek, yolculuk etmek), selik, salik (yola giren, yol yürüyen, yolcu, bir yola girmiş olan; yol, iz) (ara.) * Türk musikisinde Nevruz günü veya baharın tazeliğini yansıtan, dört zamanlı usul (düyek usulü) olarak uygulanan Buselik makamı çeşitlemesi

nevruz-büzürk : far. * nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün, gün doğumu) + büzürk (büyük, ulu, yüce) (bü (küçültme, kısaltma eki) + zürg, zerg (büyük, ulu, yüce) ) * Türk musikisinde Nevruz günü veya baharın tazeliğini yansıtan, dört zamanlı usul (düyek usulü) olarak uygulanan Büzürg makamı çeşitlemesi

nevruz-hicaz : far., ara. * nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün, gün doğumu) (far.) + hacz (engellemek, mani olmak), hicaz (engel, mani, bariyer) (ara.) * Türk musikisinde Nevruz günü veya baharın tazeliğini yansıtan, dört zamanlı usul (düyek usulü) olarak uygulanan Hicaz makamı çeşitlemesi

nevruz-hüseyni : far., ara. * nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün, gün doğumu) (far.) + huseyn (hasan (güzel, yumuşak mizaçlı, iyi, erdemli) + eyn (küçültme eki) ) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Türk musikisinde Nevruz günü veya baharın tazeliğini yansıtan, dört zamanlı usul (düyek usulü) olarak uygulanan Huseyni makamı çeşitlemesi

nevruz-ırak : far., ara. * nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün, gün doğumu) (far.) + ırak (uzak) (tür.) * Türk musikisinde Nevruz günü veya baharın tazeliğini yansıtan, dört zamanlı usul (düyek usulü) olarak uygulanan Irak makamı çeşitlemesi

nevruz-i acem : far., ara. * nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün, gün doğumu) (far.) + i (tamlama eki) + acem (yabancı; Persli, İranlı) (ara.) * Türk musikisinde Nevruz günü veya baharın tazeliğini yansıtan, dört zamanlı usul (düyek usulü) olarak uygulanan Acem makamı çeşitlemesi

nevruz-i arab : far., ara. * nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün, gün doğumu) (far.) + i (tamlama eki) + arab (arap) (ara.) * Türk musikisinde Nevruz günü veya baharın tazeliğini yansıtan, dört zamanlı usul (düyek usulü) olarak uygulanan Arab makamı çeşitlemesi

nevruz-i hara : far., ara. * nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün, gün doğumu) (far.) + i (tamlama eki) + hara (özgürlük, serbestlik) * Türk musikisinde Nevruz günü veya baharın tazeliğini yansıtan, dört zamanlı usul (düyek usulü) olarak uygulanan Hara makamı çeşitlemesi

nevruz-i rast : far. * nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün, gün doğumu) + i (tamlama eki) + rast (düz, doğru, hayırlı, şanslı; sağ taraf) * Türk musikisinde Nevruz günü veya baharın tazeliğini yansıtan, dört zamanlı usul (düyek usulü) olarak uygulanan Rast makamı çeşitlemesi

nevruz-i rumi : far. * nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün, gün doğumu) + rum (Rum) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Türk musikisinde Nevruz günü veya baharın tazeliğini yansıtan, dört zamanlı usul (düyek usulü) olarak uygulanan Rumi makamı çeşitlemesi

nevruz-i sultani : far., ara. * nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün, gün doğumu) (far.) + sultan (hükümdar, padişah, şah, kağan, han; kudret, güç, kuvvet, iktidar; delil) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.) * Türk musikisinde Nevruz günü veya baharın tazeliğini yansıtan, dört zamanlı usul (düyek usulü) olarak uygulanan Sultani makamı çeşitlemesi

nevruz-isfahan : far. * nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün, gün doğumu) + isfahan (ordu, askerler, askeri kamp; Isfahan şehri) * Türk musikisinde Nevruz günü veya baharın tazeliğini yansıtan, dört zamanlı usul (düyek usulü) olarak uygulanan İsfahan makamı çeşitlemesi

nevruziye : far., ara. * nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün, gün doğumu) (far.) + iye (isim yapım ve durum eki) (ara.) * Nevruz gününe ait olan. Hususan o gün için yazılan, söylenen manzume

nevruz-kuçek : far., tür. * nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün, gün doğumu) + kuçek (küçük, ufak) (tür.) * Türk musikisinde Nevruz günü veya baharın tazeliğini yansıtan, dört zamanlı usul (düyek usulü) olarak uygulanan Kuçek makamı çeşitlemesi

nevruz-neva : far., ara. * nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün, gün doğumu) (far.) + neva (ahenk, ses, güzel sada, nağme, avaz) (ara.) * Türk musikisinde Nevruz günü veya baharın tazeliğini yansıtan, dört zamanlı usul (düyek usulü) olarak uygulanan Neva makamı çeşitlemesi

nevruz-rehavi : far., ara. * nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün, gün doğumu) (far.) + rehavi (rahat, geniş, ferah olan) (reha (genişlik, bolluk, gevşeklik) + vi (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (ara.) * Türk musikisinde Nevruz günü veya baharın tazeliğini yansıtan, dört zamanlı usul (düyek usulü) olarak uygulanan Rehavi makamı çeşitlemesi

nevruz-saba : far. * nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün, gün doğumu) + saba (gün doğusundan esen hoş ve latif rüzgar) * Türk musikisinde Nevruz günü veya baharın tazeliğini yansıtan, dört zamanlı usul (düyek usulü) olarak uygulanan Saba makamı çeşitlemesi

nevruz-uşşak : far., ara. * nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün, gün doğumu) (far.) + uşşak (aşıklar, sevenler, sevilenler, sevdalanılanlar; Arapça kökenli makam ismi) (ara.) * Türk musikisinde Nevruz günü veya baharın tazeliğini yansıtan, dört zamanlı usul (düyek usulü) olarak uygulanan Uşşak makamı çeşitlemesi

nevruz-zirgüle : far. * nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün, gün doğumu) + zirgule (küçük çıngırak, def, tef; zirve, doruk, tepe, yüksek olan) (zirg (zil, çan, küçük çan, metal çalpara, tiz ses) + ule (küçültme eki) ) (far.) * Türk musikisinde Nevruz günü veya baharın tazeliğini yansıtan, dört zamanlı usul (düyek usulü) olarak uygulanan Zirgüle makamı çeşitlemesi

nevrüste : far. * nev (yeni) + rusteh (büyümüş, yetişmiş, filizlenmiş) * yeni yetişmiş, henüz gelişmeye başlamış, taze ve genç olan (kimse veya şey)

nevşehir : far. * nev (yeni, taze) + şahr, şehr (yerleşim birimi, vilayet, memleket, belde, kent, il) * Türkiye’nin İç Anadolu Bölgesi’nde yer alan, kuzeyinde Yozgat, kuzeydoğusunda Kayseri, güneyinde Niğde, güneybatısında Aksaray ve batısında Kırşehir bulunan ve plaka numarası 50 olan ili

nevşüküfte : far. * nev (yeni, taze) + şüküfte (açılmış, çiçek açmış, tomurcuğu açılmış) * yeni açılmış veya yeni çiçeklenmiş olan, tazeliğini ve ilk güzelliğini taşıyan

nevton : ing. * newton (İngiliz fizikçi Isaac Newton’un soyadından) * 1 kg'lık bir kütleye 1 metre/saniye2'lik ivme veren kuvvetin SI birim sistemindeki ölçü birimi (F = m.g)

nevus : lat. * naevus (leke, işaret, doğuştan işaret, ben, doğum lekesi) * deriye renk veren melanosit hücrelerinin belirli bir bölgede kümeleşmesiyle oluşan, genellikle iyi huylu, kahverengi, siyah veya ten rengi olan, konjenital ve doğum sonrası oluşmuş deri lezyonu, doğum lekesi

nevus flammeus : lat. * naevus (leke, işaret, doğuştan işaret, ben, doğum lekesi) + flamma (alev, ateş) + eus (gibi, ile ilgili) * baş ve boyun bölgesinde görülen, pembe, mor, şarap kırmızı renkli doğum lekeleri

nevüs : lat. * naevus (leke, işaret, doğuştan işaret, ben, doğum lekesi) * deriye renk veren melanosit hücrelerinin belirli bir bölgede kümeleşmesiyle oluşan, genellikle iyi huylu, kahverengi, siyah veya ten rengi olan, konjenital ve doğum sonrası oluşmuş deri lezyonu, doğum lekesi

nevvab : ara. * na’aba (vekalet etmek, yerine geçmek, temsil etmek), naib (vekil, temsilci) * bir yönetici, padişah veya hükümdarın yetkilerini temsil eden kişilerden oluşan grup; yöneticiler, valiler veya üst düzey yetkililer topluluğu

nevvar : ara. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı), munevver (aydınlanmış) * ışık saçan, aydınlık veren, parlak

nevzad : far. * nev (yeni, taze) + zada (artmak, çoğalmak, fazlalaşmak), zayyada (artırmak, çoğaltmak, fazlalaştırmak), zad (doğmuş, yaratılmış) * yeni doğmuş, yeni doğan; erkek veya kadın ismi

nevzat : far. * nev (yeni, taze) + zada (artmak, çoğalmak, fazlalaşmak), zayyada (artırmak, çoğaltmak, fazlalaştırmak), zad (doğmuş, yaratılmış) * yeni doğmuş, yeni doğan; erkek veya kadın ismi

newborn : ing. * new (yei, taze) + born (doğmuş) * yeni doğmuş, yeni doğan

newton : ing. * newton (İngiliz fizikçi Isaac Newton’un soyadından) (new (yeni) + ton, town (kasaba, şehir) * 1 kg'lık bir kütleye 1 metre/saniye2'lik ivme veren kuvvetin SI birim sistemindeki ölçü birimi (F = m.g)

newton hareket yasaları : ing., ara., tür. * newton (İngiliz fizikçi Isaac Newton’un soyadından) (ing.) + hareket (kımıldama, kıpırdama) (ara.) + yasa (kural, kanun, ilke, prensip) + lar (çoğul eki) + ı (iyelik eki) (tür.) * klasik mekanikte cisimlerin hareketini açıklayan üç temel ilke (birinci yasa (eylemsizlik yasası) cisimlerin dış kuvvet etkisi olmadan hareket durumlarını koruduklarını; ikinci yasa (F = m•a) kuvvet ile kütle ve ivme arasındaki ilişkiyi; üçüncü yasa ise her etkiye karşı eşit ve zıt bir tepkinin olduğunu ifade eder.)

newton yöntemi : ing., ara., tür. * newton (İngiliz fizikçi Isaac Newton’un soyadından) (ing.) + yöntem (metod, usül, tarz) + i (iyelik eki) (tür.) * türevlenebilir bir fonksiyon olmak üzere, f(x) = 0 denkleminin yaklaşık çözümlerinin teğetler yardımıyla bulunması için bir yöntem

ney : far. * ney (kamış) * kamıştan yapılan, dokuz delikli üflemeli bir çalgı, düdük

neyelan : far. * ney (istek, arzu) + elan (ulaşmak, erişmek) * İsteğe ulaşma, arzulanan şeye varma veya vasıl olma, başarı, zafer; kadın ismi

neylan : far. * ney (istek, arzu) + elan (ulaşmak, erişmek) * İsteğe ulaşma, arzulanan şeye varma veya vasıl olma, başarı, zafer; kadın ismi

neynüfer : far. * ney (kamış, ince boru; zarif, nazik, narin (mecazi) + nüfer (su zambağı, nilüfer) * nilüfer çiçeği; ince ve zarif yapılı, nilüfer çiçeğini andıran, nazik ve estetik görünüşlü

neyzen : far. * ney (kamış, ince boru) + zen (-cu, yapan, eden kişi) * ney üfleyen, ney çalan kişi

nez : ara. * neze (çekmek, çekip koparmak, çekip almak, sökmek, yok etmek) * çekme, çekip koparma, çekip alma, sökme, yok etme

nezafet : ara. * nazafa (temizlemek, arındırmak, saflaştırmak, tanzif etmek), tanzif (temizleme, arındırma, saflaştırma), nazif (temiz, pak, saf, arınmış) * temizlik, düzenlilik, saflık, arılık; kibar, nazik ve estetik davranış veya görünüş

nezahat : ara. * nazaha (arınmak, temizlenmek, saflaşmak), nezih (saf, arı, pak, temiz), nezh (kötü niteliği olmama, kötü niteliklerden arınmış olma), nezih (pak, temiz, saf), tenzih (uzak tutma, arındırma, temizleme, münezzeh addetme, suç, günah, kötülük gibi olumsuz niteliklerden uzak addetme) * arılık, saflık, temizlik; ahlaki açıdan temiz, dürüst ve saf olma durumu; davranış ve niyetlerinde saflık ve doğruluk

nezaket : ara. * nazaka (temiz, saf, ince olmak), nazik (ince, kibar, kırılgan, incelikli ve saygılı davranan) * başkalarına karşı nazik, kibar ve düşünceli olma durumu; davranışlarda ve sözlerde incelik ve zarafet gösterme

nezaret : ara. * nazara (bakmak, görmek, incelemek, gözetmek), nazar (abkış, bakma, gözetme) + et (isim yapım eki) * bir işin, kurumun veya kişilerin yönetim, gözetim ve denetim altında tutulması durumu; idari veya resmi kontrol

nezarethane : ara. * nezaret (bir işin, kurumun veya kişilerin yönetim, gözetim ve denetim altında tutulması durumu; idari veya resmi kontrol) (ara.) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) (far.) * gözetim veya denetim amacıyla kullanılan yer veya bina; idari denetim merkezi, resmi gözetim binası

nezd : ara. * nuzd (yakınlık, birinin yanında olma) * birine veya bir şeye yakın olma durumu; yakınlık, yanına gitme veya beraber bulunma hali (örneğin “O’nun nezdinde...”)

nezel : ara. * nazala (indirmek, aşağıya göndermek/götürmek), nuzul (inme, indirme, aşağıya gönderme) * menzil, mekan, yer

nezh : ara. * nazaha (doğru, dürüst, temiz ve saf olmak) * ahlaki açıdan temiz, dürüst ve saf olma durumu; davranış ve niyetlerinde saflık ve doğruluk

nezif : ara. * nazafa (temizlemek, arındırmak, saflaştırmak, tanzif etmek), tanzif (temizleme, arındırma, saflaştırma) * temiz, pak, saf, arınmış; erkek ismi

nezih : ara. * nazaha (doğru, dürüst, temiz ve saf olmak), nezahet (ahlaki açıdan temiz, dürüst ve saf olma durumu; davranış ve niyetlerinde saflık ve doğruluk) * doğru, dürüst, temiz, saf, arı; erkek ismi

neziha : ara. * nazaha (doğru, dürüst, temiz ve saf olmak), nezahet (ahlaki açıdan temiz, dürüst ve saf olma durumu; davranış ve niyetlerinde saflık ve doğruluk) * doğru, dürüst, temiz, saf, arı; kadın ismi

nezihe : ara. * nazaha (doğru, dürüst, temiz ve saf olmak), nezahet (ahlaki açıdan temiz, dürüst ve saf olma durumu; davranış ve niyetlerinde saflık ve doğruluk) * doğru, dürüst, temiz, saf, arı; kadın ismi

nezil : ara. * nazala (indirmek, aşağıya göndermek/götürmek), nuzul (inme, indirme, aşağıya gönderme) * inen, konan; misafir

nezir : ara. * nezere (uyarmak, gözdağı vermek) * uyarıcı

nezire : ara. * nezire (adamak) * adak

nezle : ara. * nezele (indirmek), nuzul (inme, indirme, aşağıya gönderme) * burundan sıvı inmesi; genellikle rinovirüsler başta olmak üzere muhtelif virüs çeşitlerinin neden olduğu, burun ve boğazı etkileyen hafif, bulaşıcı bir üst solunum yolu enfeksiyonu, burun akıntısı, mukozal iltihap, (nosle, nez, Nase (burun) (ing., fra., alm.) )

nezr : ara. * nazara (adamak, adakta bulunmak) * adak, adama

nezza'at : ara. * naza’a (çekmek, ayırmak, koparmak ) * ayırıcı, koparıcı; kavurucu, kurutucu; ızgarada pişmeye hazır hale getiren parçalayıcı

nezzam : ara. * nazama (sıralama, dizme, düzenleme, tertipleme), nizam (sıra, sıralama, dizi, düzen, tertip) * sıralayıcı, dizici, düzenleyici, nizam veren, nazım

nezzare : ara. * nazara (bakmak, görmek, incelemek, gözetmek), nazar (abkış, bakma, gözetme) * seyirci, seyreden, bakan; nezaret eden, gözeten; gözetme, müfettiş, mürakabe ve kontrol eden; vekillik eden

NFT : ing. * non-fungible token (değiştirilemez belirteç) (non (yok, değil) + fungible (değiştirilebilir) + token (belirteç, jeton) ) * blokzincir teknolojisi üzerinde oluşturulan, her biri benzersiz ve kopyalanamaz olan, dolayısıyla birebir eşdeğeri olmayan dijital varlık veya dijital sahiplik sertifikası

ngerulmud : pal. * nger (yer, toprak, bölge) + ul (üst, yönetim, liderlik) + mud (merkez, oda) * Palau’un başkenti

Nh : jap., lat. * nihonium (Nihon (Japonya'nın Japonca adı) (jap.) + ium (kimyasal element eki) (lat.) ) * atom numarası 113 olan, periyodik tablonun 13. grubunda bulunan, sentetik olarak üretilen, çok kısa ömürlü olan, yalnızca temel nükleer araştırmalarda incelenen radyoaktif bir süper ağır element

NIC : ing. * network (ağ, şebeke) + interface (arayüz) + card (kart) * bir bilgisayarın ağ ile bağlantı kurmasını sağlayan donanım bileşeni

nısaf : ara. * nasafa (yarıya bölmek, ortasını ayırmak, ikiye bölmek) * ikiye bölme, ikiye ayırma

nısf : ara. * nasafa (yarıya bölmek, ortasını ayırmak, ikiye bölmek), nısaf (ikiye bölme, ikiye ayırma) * yarı, yarım

nışadır : far. * anaоşa (ölümsüz) + adur (ateş) * ölümsüzlük iksiri; beyaz kristalli tuz, amonyum klorür (NH4Cl)

Ni : alm. * nickel (Nikolaus (Alman madencilik folklorunda kullanılan isim; metal adı eki) * atom numarası 28 olan, periyodik tablonun 10. grubunda bulunan, parlak, sert ve korozyona dayanıklı olan, paslanmaz çeliklerde, alaşımlarda, kaplamalarda, pillerde ve madeni paralarda kullanılan bir geçiş metali element

niagara : iro. * onguiaahra, onyara (boğaz, toprak boynu, kara boynu, boyun) * Kuzey Amerika'da ABD ile Kanada sınırında yer alan ünlü şelale ve nehrin adı

niam : ara. * na’ama (nimetlendirmek, nimet vermek), nimet (bahş, bağış, iyilik, lütuf, rızık) * bahşlar, bağışlar, iyilikler, lütuflar, rızıklar

niamey : fra. * nia (nehir, su kenarı) + mey (yer, yerleşim) * Nijer’in başkenti

nibiru : aka. * nibiru (geçiş yeri, yakın, kavuşma noktası) * gezegen veya gök cisimlerinin geçiş noktası veya kritik konumu (Sümerler dönemindeki akademik terminoloji)

nicandra : lat. * Nicander (Yunan hekim ve şair Nicander of Colophon) + a (isim yapım eki) * Solanaceae familyasına ait, süs ve yabani ot niteliği taşıyan bitki cinsi

nice : tür. * ne (şey, olgu; hangi şey) + ça (durum ve miktar belirteci) * çok, birçok, ne kadar

nicel : tür. * nice (çok, birçok, ne kadar) + el (ile ilgili, -a ait) * Bir şeyin miktarını, sayısını veya ölçülebilir özelliğini ifade eden; ölçülebilir ve sayısal özelliklerle ilgili olan

nicotiana : lat. * Nicot (Fransız diplomat Jean Nicot) + ia (isim yapım eki) * Solanaceae familyasına ait, tütün bitkilerini kapsayan cins

niçin : tür. * ne (şey, olgu; hangi şey) + için (sebebiyle, nedeniyle, -dan dolayı) * neden, ne sebeple, neden dolayı anlamlarına gelen soru ifadesi

nida : ara. * nada (seslenmek, çağırmak, istek bildirmek, haykırmak, bağırmak), nadi (seslenen, çağıran, bağıran) * seslenme, çağırma, haykırma, bağırma; ses verme (need (istemek, ihtiyaç duymak, ihtiyaç, isteyiş) (ing.) )

nidasyon : lat. * nidatio (yuvaya yerleşme) (nidare (yuva yapmak, yerleşmek) (nidus (yuva) + are (fiil mastar eki) ) * döllenmiş yumurtanın (blastosist) fallop tüplerinden rahime ulaşarak rahim iç duvarına (endometriyum) tutunup yerleşmesi süreci

nidd : ara. * nedde (kaçmak, ürküp uzaklaşmak; muhalif olmak, zıtlaşmak), endad (eşler, ortaklar, denkler)* misil, misl, denk, aynı, eş, benzer, muadil

nidus : lat. * nidus (yuva) * mikroorganizmalar veya parazitler için üreme ve çoğalma yeri olarak kullanılan, korunaklı ve uygun ortam sağlayan yuva veya odak

niemann-pick hastalığı : ger. * niemann (Alman doktorlar Albert Niemann’ın soyadından) + pick (Alman doktor Ludwig Pick’in soyadından) + hastalık (sağlığın bozulması durumu, rahatsızlık, bozukluk) + ı (iyelik eki) (tür.) * lizozomal lipid metabolizma bozukluğu ile karakterize genetik hastalık

nierembergia : lat. * Nieremberg (İspanyol doğa bilimci Juan Eusebio Nieremberg) + ia (isim yapım eki) * Solanaceae familyasına ait, çan biçimli çiçekleri olan süs bitkisi cinsi

nifa : ara. * nafaa (fayda vermek, faydalı olmak, yarar sağlamak) * menfaat, fayda, yarar

nifak : ara. * nafaka (ikiyüzlülük yapmak, yansıttığı düşüncesi ile davranışı arasında fark olmak) * bozukluk, bozuşukluk, ara açılmak, ikiyüzlülük

nifar : ara. * nafara (ürkmek, kaçmak, irkilmek, tiksinmek, birden uzaklaşmak, yerinden fırlamak, ani hareketle çıkmak), nefer (asker, er) * itikal etme, göçme; dağılıp kaçma; ürkme, korkma, çekinme; nefret gösterme

nifas : ara. * nafasa (üflemek, nefes vermek, solumak) * yeni doğum yapmış kadının bedensel ve ruhsal olarak geçirdiği, loğusalık olarak adlandırılan ve Hanefi mezhebine göre genellikle kırk gün süren özel dönem; doğum sonrası durum

nifedipin : lat. * nife (ön ek) + dihydro (iki hidrojen eklenmiş, doymuş, hidrojen ile doymuş) + pyridin (pyridine halkası, kimyasal yapı) * kalsiyum kanallarını bloke ederek damarları gevşeten, genişleten ve özellikle hipertansiyon veya angina pektoris tedavisinde kullanılan ilacın etken maddesi (C17H18N2O6)

nifuroksazit : lat. * nifurazone (nitrofurandan türetilmiş kimyasal yapı) + oxazidum (oxazole halkası, kimyasal yapı) * akut ishal, kolit, amebiyazis gibi paraziter hastalıkların tedavisine yönelik olarak kullanılan, bağırsak enfeksiyonlarına karşı etkili olan, kanser karşıtı ve anti-enflamatuar potansiyeli de araştırılan, genellikle kapsül veya süspansiyon formunda bulunan oral, geniş spektrumlu nitrofuran antibiyotik (C12H9N3O5)

nigah : far. * negah (görmek, bakmak), nigah (bakış, gözle görme) * gözle görme veya bakma eylemi; dikkatle ve özenle bakma, bakış

nigar : far. * nigarden (yazmak, çizmek, resmetmek) * resim, resmedilmiş şey, nakış; güzelliğiyle resim gibi hayranlık uyandıran, güzel yüzlü, sevgili; güzel, hoş; Türk musikisinde bir makam

nigarçek : far., tür. * nigar (güzel, hoş; güzel yüzlü, sevgili) (far.) + çek (yapmak, icra etmek) (tür.) * Türk musikisinde bir makam

nigarek : far., tür. * nigar (güzel, hoş; güzel yüzlü, sevgili) (far.) + ek (son ek) * Türk musikisinde bir makam

nigella : lat. * niger (siyah, kara) + ella (küçültme eki) * Ranunculaceae familyasına ait, siyah tohumlarıyla bilinen çörek otu cinsi

niger : lat. * niger (siyah, kara) * siyah, kara

nigrostriatal : lat. * niger (siyah, kara) + striatum (çizgili yapı; beyin yapısında çizgili çekirdek) + alis (ile ilgili, -a ait) * beyindeki substantia nigra’dan striatuma uzanan ve hareket kontrolünde önemli rol oynayan siyah-maddeli (dopaminerjik) sinir yolu

niğde : gre. * nakida, nagidos (fethedilmemiş, istila edilmemiş) * Türkiye'nin İç Anadolu Bölgesi’nin güneydoğusunda yer alan, kuzeyinde Nevşehir, kuzeybatısında Aksaray, batısında Konya, güneybatısında Karaman, güneyinde Mersin ve doğusunda Kayseri illeri ile komşu olan 51 plaka numaralı ili

nihai : ara * naha, neha (yasaklamak, engellemek, önlemek, mani olmak, menetmek, vazgeçirmek; sonlandırmak, sonuçlandırmak, sona erdirmek, bitirmek, nihayetlendirmek, bitirmek, bırakmak, vazgeçmek, terketmek; varmak, erişmek), nehy (yasaklama, engelleme, önleme, mani olma, menetmek, vazgeçirme) + i (ile ilgili, -a ait); nihayet (son, bitim) * son durumu yansıtan

nihal : far. * nihal (fidan, filiz, genç ve taze dal, sürgün) * fidan, filiz, genç ve taze dal, sürgün; döşek, döşeme, yer örtüsü

nihale : far. * nihalçe (küçük minder, döşekçik veya üzerine oturulan yaygı, dösek, döşeme) * sıcak tencere, tava, çaydanlık veya servis kasesi gibi mutfak gereçlerinin masa veya tezgah yüzeyine zarar vermemesi (yanma, iz kalma) için altına konulan hasır veya plastik gibi çeşitli malzemelerden üretilmiş ısıya dayanıklı altlık

nihan : far. * nihadan (saklamak, gizlemek) * saklı, gizli; kadın ismi (nier (inkar etmek) (fra.) )

nihat : far. * nihadan (koymak, yerleştirmek, kurmak; yaratmak, oluşturmak, meydana getirmek) * huy, tabiat, yaratılış, karakter, mizaç

nihavend : far. * nihavand (son yerleşim yeri; İran'da bir şehir) (niha (son, sınır) + vand (yerleşim, bölge) ) * Klasik Türk ve İran musikisinde, genellikle düyek (8/4) veya aksak (9/8) usullerinde icra edilen, melankolik ve hüzünlü bir duygu veren, temel dizisi belirli aralıklarla (makam notaları

nihavendi cedid : far., ara. * nihavand (son yerleşim yeri; İran'da bir şehir) (niha (son, sınır) + vand (yerleşim, bölge) ) (far.) + i (tamlama eki) + cedid (yeni) (ara.) * Türk musikisinde, Nihavend makamının daha modern uyarlaması olarak kabul edilen, genellikle düyek (8/4) ve aksak (9/8) usullerinde icra edilen, melodik dizisi ve ara notaları bazı eserlerde değiştirilmiş veya güncellenmiş makam

nihavendi kebir : far., ara. * nihavand (son yerleşim yeri; İran'da bir şehir) (niha (son, sınır) + vand (yerleşim, bölge) ) (far.) + i (tamlama eki) + kebir (büyük) (ara.) * Türk musikisinde, Nihavend makamının daha geniş ve kapsamlı versiyonu olarak kabul edilen, genellikle düyek (8/4) veya aksak (9/8) usullerinde icra edilen, melodik dizisi ve ara notaları genişletilmiş, daha kapsamlı tonal ifade sunan makam

nihavendi rumi : far., ara. * nihavand (son yerleşim yeri; İran'da bir şehir) (niha (son, sınır) + vand (yerleşim, bölge) ) (far.) + i (tamlama eki) + rum (Rum) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.) * Türk musikisinde, Nihavend makamının Osmanlı/Anadolu uyarlaması olarak kabul edilen, genellikle düyek (8/4) veya aksak (9/8) usullerinde icra edilen, melodik dizisi Anadolu müzik pratiğine göre şekillendirilmiş makam

nihavendi sagiyr : far., ara. * nihavand (son yerleşim yeri; İran'da bir şehir) (niha (son, sınır) + vand (yerleşim, bölge) ) (far.) + i (tamlama eki) + sağiyr (küçük) (ara.) * Türk musikisinde, Nihavend makamının kısa veya küçük formu olarak kabul edilen, genellikle düyek (8/4) veya aksak (9/8) usullerinde icra edilen, melodik dizisi ve ara notaları kısaltılmış, daha kısa melodik ifade sunan makam

nihavent : far. * nihavand (son yerleşim yeri; İran'da bir şehir) (niha (son, sınır) + vand (yerleşim, bölge) ) * Klasik Türk ve İran musikisinde, genellikle düyek (8/4) veya aksak (9/8) usullerinde icra edilen, melankolik ve hüzünlü bir duygu veren, temel dizisi belirli aralıklarla (makam notaları

nihayet : ara * naha, neha (yasaklamak, engellemek, önlemek, mani olmak, menetmek, vazgeçirmek; sonlandırmak, sonuçlandırmak, sona erdirmek, bitirmek, nihayetlendirmek, bitirmek, bırakmak, vazgeçmek, terketmek; varmak, erişmek), nehy (yasaklama, engelleme, önleme, mani olma, menetmek, vazgeçirme) + i (ile ilgili, -a ait) + yet (isim yapım eki) * son, bitim, sonuçlanma, sona erme

nihilist : lat. * nihil (hiç, yokluk) + ista (yapan, eden eki) * hiçbir değer, inanç veya anlam kabul etmeyen, varlık ve ahlak konusunda boşluk ve anlamsızlık fikrine bağlı olan

nihilistik : lat. * nihil (hiç, yokluk) + ista (yapan, eden eki) + icus (ile ilgili, -a ait) * nihilist yaklasımka ilgili, nihilist yaklaşımı yansıtan

nihilizm : lat. * nihil (hiç, yokluk) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * hiçbir değer, inanç veya anlamı kabul etmeyen, varlık ve ahlak konularında anlamsızlık ve boşluk fikrine dayalı felsefi görüş veya düşünce akımı

nihle : ara. * nihla (karşılıksız vermek, bahşetmek, bağışlamak, ihsan etmek, lütfetmek) * bahş, bağış, hediye, armağan, lütuf, Allah'ın ihsanı, bahşetme, verme (mehir gibi), yol, tarik, din, diyanet ve mezhep

nihoniyum : lat. * nihon (Japonya) + ium (kimyasal element eki) * atom numarası 113, simgesi Nh olan son derece radyoaktif ve yapay (sentetik) bir metal

nijer : tua., tama. * gher n gheren (Nehirlerin nehri veya Büyük nehir) * siyah, kara; Batı Afrika’da yer alan, kuzeyde Cezayir ve Libya, doğuda Çad, güneyde Nijerya ve Benin, batıda Burkina Faso ve Mali ile komşu olan ülke

nijerya : tua., tama., lat. * gher n gheren (Nehirlerin nehri veya Büyük nehir) (tama.) + ia (yer eki) (lat.) * Batı Afrika’da yer alan Nijerya, kuzeyde Nijer ve Çad, doğuda Kamerun, batıda Benin ile komşu olan ve güneyinde Atlantik Okyanusu’na kıyısı bulunan federal bir devlet

nik : far. * nik (iyi, güzel, hoş) * iyi, güzel, hoş

nik ü bed : far. * nik (iyi, güzel, hoş) + ü (tamlama eki) + bed (kötü) * iyi ve kötü

nikab : ara. * nakaba (örtmek, kaplamak, gizlemek; delik açmak, delmek) * perde, örtü, maske, saklama, gizleme; İslam kültüründe kadınların yüzünü kapatmak için taktığı, yalnızca gözleri açıkta bırakan başörtüsü veya yüz örtüsü, yüzü örten peçe

nikah : ara. * nakaha (evlenmek, nikah yapmak, bağlamak) * resmi veya dini olarak iki kişinin yasal ve sosyal olarak eş kabul edilmesini sağlayan sözleşme ve ilişki, evlilik bağı, evlenme, evlilik

nikap : ara. * nakaba (örtmek, kaplamak, gizlemek; delik açmak, delmek), nikab (perde, örtü, maske, saklama, gizleme) * İslam kültüründe kadınların yüzünü kapatmak için taktığı, yalnızca gözleri açıkta bırakan başörtüsü veya yüz örtüsü, yüzü örten peçe

nikaragua : isp. * nicarao (yerli kabile veya lider adı) + agua (su) * Orta Amerika’da yer alan, kuzeyde Honduras, güneyde Kosta Rika ile komşu olan ve doğusunda Karayip Denizi, batısında Pasifik Okyanusu’na kıyısı bulunan ülke

nikardipin : lat * ni (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + kardia (yürek, kalp) + pine (dihidropiridin türevi kimyasal yapı) (lat.) * damarları genişleterek kan basıncını düşüren ve hipertansiyon ile angina pektoris tedavisinde kullanılan kalsiyum kanal blokeri türünde ilacın etken maddesi (C26H29N3O6)

nikbin : far. * nik (iyi, güzel) + bin (gören) * iyimser (nice (iyi, güzel, hoş) (ing.) )

nikel : lat. * niccolum(nicco (şeytan, sahte) + lum (son ek) * atom numarası 28, simgesi Ni olan, gümüşümsü gri renkte ve manyetik özellikler gösteren geçiş metali

nikelaj : lat. * nickel (nikel) + agium (isim yapım eki) * metalleri pas ve korozyona karşı korumak veya estetik görünüm kazandırmak amacıyla yapılan nikel kaplama

niklozamid : lat. * niclo (nitroklorofen türevi kimyasal yapı) + salicylamide (salisilamid türevi kimyasal yapı) * paraziter enfeksiyonlarda, özellikle tenya (sığır ve domuz tenyası) ve diğer bağırsak solucanlarına karşı kullanılan antiparazitik ilacın etken maddesi (C13H8Cl2N2O4)

nikmanzar : far., ara. * nik (güzel, hoş, latif; hoşnutluk) (far.) + manzar (görüntü, görünüm, bakılan, seyredilen, manzara) (ara.) * hoş, estetik ve göze hitap eden manzara veya görüntü; bakılmaya, seyredilmeye değer güzel görünüm

nikolsky fenomeni : rus. * Nikolsky (Rus dermatolog Pyotr Nikolsky) + phainomenon (görünüş, görünüm, olgu) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak) + menon (oluş, durum, hal, vaziyet) ) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * deride hafif basınç veya sürtünme ile üst deri tabakasının ayrılması ile ortaya çıkan dermatolojik belirti; özellikle pemfigus ve bazı veziküler hastalıklarda görülen klinik fenomen

nikomisin : fra., gre., lat. * nicolas (Portekiz’deki Fransız büyükelçisi Jean Nicolas (Nicot)’un soyadından) (fra.) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * streptomycetes türü bakterilerden elde edilen ve gram-pozitif bakterilere karşı kullanılan antibiyotik türü (C47H75NO17)

nikotin : fra. * nicolas (Portekiz’deki Fransız büyükelçisi Jean Nicolas (Nicot)’un soyadından) + tine (ile ilgili, gibi, -a ait) * patlıcangiller (Solanaceae) bitki familyasında (tütün bitkisi gibi) bulunan güçlü bir uyarıcı ve alkaloid (C10H14N2)

nikotinamid : fra. * nicolas (Portekiz’deki Fransız büyükelçisi Jean Nicolas (Nicot)’un soyadından) + tine (ile ilgili, gibi, -a ait) + amide (amonyaktan bir hidrojen atomunun bir asil grubu (R–CO–) ile değiştirilmesiyle elde edilen, R-CONH2 grubunu içeren bir organik bileşik) ) * nikotinik asidin amid türevi olan, B3 vitamini grubuna ait, vücutta koenzim NAD ve NADP sentezinde görev alan ve metabolik reaksiyonlarda önemli rol oynayan organik bileşik (C6H6N2O)

nikotinik asit : fra. * nicolas (Portekiz’deki Fransız büyükelçisi Jean Nicolas (Nicot)’un soyadından) + tine (ile ilgili, gibi, -a ait) + acidum, acidus (ekşi olan, asit) (acere (ekşi olmak) + idus (ile ilgili olan) ) * B3 vitamini (niasin) grubuna ait, vücutta koenzim NAD ve NADP sentezinde görev alan ve metabolik reaksiyonlarda önemli rol oynayan organik asit (C6H5NO2)

nikotofobi : fra., gre. * nicolas (Portekiz’deki Fransız büyükelçisi Jean Nicolas (Nicot)’un soyadından) + tine (ile ilgili, gibi, -a ait) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * nikotine veya tütün kullanımına karşı duyulan aşırı korku veya rahatsızlık; kişinin sigara, puro veya diğer tütün ürünlerinden kaçınmasına yol açan psikolojik durum

nikris : ara. * nikhris (antik Yunan tıp yazılarında, eklem ve ürik asitle ilgili durumlar için kullanılmış isim veya terim) * genellikle yanlış beslenme, alkol kullanımı ve metabolik sorunlara bağlı olarak gelişen, tarihsel olarak "padişah hastalığı" olarak da bilinen, kanda yüksek oranda ürik asit birikmesi sonucu oluşan, özellikle ayak başparmağı, ayak bileği ve diz gibi eklemlerde şiddetli ağrı, şişlik, kızarıklık ve sıcaklık ile seyreden metabolik ve romatizmal bir hastalık, gut hastalığı

nikriz : far. * nikriz (karışıklık, çatışma, anlaşmazlık) * Türk musikisinde Rast perdesinde karar veren, inici-çıkıcı seyre sahip, güçlüsü Neva (re) perdesi olan, neşeli, coşkulu ve bazen hüzünlü (özellikle zeybek tarzında) olan, dizisi bir sekizli içinde gösterilebilen basit görünüşlü bir birleşik (mürekkep) makam

nikriz-i kebir : far., ara. * nikriz (karışıklık, çatışma, anlaşmazlık; Türk musikisinde alaturka müzikte, dizisi bir sekizli içinde gösterilebilen, basit görünüşlü bileşik bir makam ) + i (tamlama eki) + kebir (büyük) * nikriz makamının bir alt türü veya varyasyonu olan, rast perdesi üzerindeki nikriz beşlisine, neva perdesi üzerine aktarılmış bir rast dörtlüsünün eklenmesiyle oluşan birleşik bir makam

nikriz-i sagiyr : far., ara. * nikriz (karışıklık, çatışma, anlaşmazlık; Türk musikisinde alaturka müzikte, dizisi bir sekizli içinde gösterilebilen, basit görünüşlü bileşik bir makam ) + i (tamlama eki) + sağiyr (küçük) * nikriz makamının bir alt türü veya varyasyonu olan, temel yapısı, rast perdesi üzerindeki nikriz beşlisine, neva perdesi üzerine aktarılmış bir buselik dörtlüsünün eklenmesiyle oluşan, karar sesi rast (sol), güçlü sesi neva (re) perdesi olan, seyri sırasında hicaz makamı seslerini de içeren karakteristik bir yapıya sahip ve genellikle inici-çıkıcı bir seyir takip eden makam

nikriz-segah : far. * nikriz (karışıklık, çatışma, anlaşmazlık; Türk musikisinde alaturka müzikte, dizisi bir sekizli içinde gösterilebilen, basit görünüşlü bileşik bir makam ) + segah (dizi, sıra, koma aralıklı si-bemol bölgesi ve karar hissi veren temel perde) * Türk musikisinde nikriz ve segah makamlarından oluşan sentetik makam

niks : ara. * naks (eksiltmek, bozmak, yok etmek) * elbisenin veya örülmüş eşyaların eskilerini parçalayıp ip haline getirme ve tekrar eğirerek yine kullanıma uygun hale getirme

niksar : gre. * neocaesarea (yeni imparator şehri) (neos (yeni, taze) + caesar (imparator) + ea (yer eki) ) * Tokat’ın bir ilçesi

niktalopi : gre. * nyktos (gece) + alops (göz, görme) + eia (durum eki) * gece körlüğü, zayıf ışıkta görme yeteneğinin azalması, gece körlüğü

nikter : far. * nik (iyi, güzel) + tar, ter ("daha, en" anlamı veren ek) * çok beğenilmiş, çok iyi

niktofili : gre. * nyktos (gece) + philia (sevme durumu, hoşlanma durumu) (philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * geceye karşı ilgi, düşkünlük veya geceyi tercih etme durumu; karanlık ortamlarda bulunmayı seven kişilik veya davranış özelliği, karanlıkseverlik

nil : gre., san. * neilos (nehir yatağı, su hattı) (gre.); nila (koyu mavi, çivit) (san.) * Kuzeydoğu Afrika’dan Akdeniz’e akan ve Mısır ile Sudan başta olmak üzere bölgedeki ülkeler için hayati öneme sahip olan uzun nehir; tarih boyunca sulama, ulaşım ve medeniyetlerin gelişimi için kritik su kaynağı

nilay : gre., san., tür. * neilos (nehir yatağı, su hattı) (gre.); nila (koyu mavi, çivit) (san.) + ay (dünyanın uydusu olan meteorit) (tür.) * Nil Nehri gibi berrak ve aydınlık, su gibi berrak ay; kadın ismi

nilden : gre., san., tür. * neilos (nehir yatağı, su hattı) (gre.); nila (koyu mavi, çivit) (san.) + den (kaynaklanılan) (tür.) * il’den gelen, Nil ile ilgili; kadın ismi

nilgün : gre., san., far. * neilos (nehir yatağı, su hattı) (gre.); nila (koyu mavi, çivit) (san.) + gun (renk, tür, cins, çeşit) (far.) * lacivert, mavi tonunda; kadın ismi

nili : gre., san. * neilos (nehir yatağı, su hattı) (gre.); nila (koyu mavi, çivit) (san.) * mavi, çivit rengi

nilotinib : lat. * nilo (ön ek) + tinib (tyrosine kinase (tirozin kinaz) inhibitörü) (tyrosine (aminoasit) (turos, tyros (peynir) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + kinesis, kinase (kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak) + asis (son ek) ) (gre.) + inhibitor (engelleyici, önleyici, mani olan) (lat.) ) * kronik miyeloid lösemi ve bazı diğer kanser türlerinin tedavisinde kullanılan, BCR-ABL tirozin kinaz inhibitörü özellikli küçük molekül hedefe yönelik ilacın etken maddesi (C28H22F3N7O)

nilpotent : lat. * nil (hiç, yokluk) + potens, potent, potentis (güçlü, kudretli, kuvvetli, etkili) * güçsüz, kuvvetsiz, etkisiz; matematik ve cebirde, belirli bir işlem veya fonksiyonun kendisinin bir üstel kuvvetinin sıfır sonucu verdiği durum (örneğin bir matris veya lineer dönüşümün belirli bir üsle uygulandığında sıfır matris elde edilmesi durumu)

nilpotent matris : lat. * nil (hiç, yokluk) + potens, potent, potentis (güçlü, kudretli, kuvvetli, etkili) + mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak), matrix (kaynak, ana, temel yapı; doğuran dişi; rahim; matematikte sayıların veya cebirsel ifadelerin satır-sütun düzeninde oluşturduğu düzenli sayı dizisi formundaki tablo; kalıp, kaynak yapı) * kendisinin bir üstel kuvveti sıfır matris veren matris; yani A^n = 0 olacak şekilde bir pozitif tam sayı n için geçerli olan kare matris

nilu-berg : far. * nilu (nilüfer) + berg (son ek) * nilüfer

nilüfer : san. * nil (mavi) + otpala, opal (lotus çiçeği) * mavi lotus çiçeği; durgun sularda yetişen, yuvarlak ve geniş yapraklı, beyaz, sarı, mavi, pembe renkte iri çiçekler açan, yaprakları ve çiçekleri su üzerinde yüzen bir su bitkisi; Bursa'nın bir ilçesi

nim : far. * nim (yarım, buçuk, orta, eksik) * yarım, buçuk, orta, eksik veya bir bütünün parçası

nim berefşan : far. * nim (yarım, buçuk, orta) + berefşan (şifa dağıtan) (ber (fayda, şifa) + efşan (dağıtan, saçan, serpen) ) * Türk musikisi usullerinden 16 zamanlı bir usul

nim çenbe : far. * nim (yarım, buçuk, orta) + çenbe (döngü, tur, çember, devir, daire) * Türk musikisinde yarım tur veya yarım ölçü anlamında kullanılan, ritmik yapıda kısa bir döngüyü ifade eden ve genellikle 8/4 veya 9/8 gibi uzun usuller içinde kısmi vuruş olarak değerlendirilen ritmik birimlerde oluşan 16 zamanlı usul;

nim devir : far. * nim (yarım, buçuk, orta) (far.) + devir (döngü, tur) (ara.) * zaman veya sürecin yarım dönemi, yarım turu veya ortası; Türk musikisinde bir tam döngünün yarısıı ifade eden kavram

nim düyek : far. * nim (yarım, buçuk, orta) + düyek (2/4’lük usul) (dü (iki) + yek (bir, tek) ) * Türk musikisinde usulün kısa vuruşlarını veya ara geçişlerini belirtmek için kullanılan, yarım düyek, yani tam bir düyek (2/4 ölçü) süresinin yarısı kadar vuruş uzunluğunda ritmik bir birim

nim evsat : far., ara. * nim (yarım, buçuk, orta) (far.) + evsat (orta, ortanca) (ara.) * bir şeyin orta noktası veya orta kısmının yarısı; zaman, ölçü veya konum açısından ortanın yarısı

nim fahte : far. * nim (yarım, buçuk, orta) + fahte (nota, perde) * bir müzik gamında iki tam perde arasındaki yarım adımlık geçişi veya yarım tonu ifade eden, Türk musikisinde yarım perde anlamına gele terim

nim hafif : far. * nim (yarım, buçuk, orta) (far.) + hafif (ince, ağır olmayan) (ara.) * Türk musikisinde, usulde veya melodik yapıda normalden yarım ölçü veya yarım vuruş kadar kısa ve hafif bir ritmik birim

nim hezec : far. * nim (yarım, buçuk, orta) + hezec (hecec, ölçü) * Türk musikisinde, yarım hezec anlamına gelir; usulde veya melodik yapıda bir tam hecenin yarısı kadar süren kısa ritmik bir birim

nim hicaz : far., ara. * nim (yarım, buçuk, orta) (far.) + hacz (engellemek, mani olmak), hicaz (engel, mani, bariyer) (ara.) * Türk musikisinde, Hicaz makamının yarım ölçü veya yarım perde kadar kısa bir bölümünü ifade eden, melodik veya ritmik yapıda kısa geçiş veya ara birimi

nim hisar : far. * nim (yarım, buçuk, orta) + hisar (etrafı çevrili yer, müstahkem yer, sur, korugan) * Türk musikisinde bir tam ölçü veya melodik birimin yarısı kadar süren kısa ritmik veya melodik birim

nim kavi : far., ara. * nim (yarım, buçuk, orta) (far.) + kavi (güçlü, sağlam, kuvvetli, kudretli) (ara.) * Türk musikisinde, ölçü veya melodik yapıda normalden yarım ölçü veya yarım vuruş kadar kısa ve güçlü ritmik veya melodik birim

nim muhammes : far., ara. * nim (yarım, buçuk, orta) (far.) + muhammes (beşli ölçü) (ara.) * Türk musikisinde, muhammes usulünün yarım ölçü veya yarım vuruş kadar kısa bölümü

nim sakiyl : far., ara. * nim (yarım, buçuk, orta) (far.) + sakiyl (ağır; ölçü, usül) (ara.) * Türk musikisinde bir sakiyl ölçüsünün yarısı kadar süren kısa ritmik birim

nim sofyan : far., gre., ara. * nim (yarım, buçuk, orta) (far.) + sofyan (sufiyan (bilgeler; mutasavvıflar, tasavvuf ehilleri) (sof (bilgi) (gre.); suf (bilgi) (ara.) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + an (çoğul eki) ) * Türk musikisinde, 2 zamanlı 2 vuruşlu basit usül olan sofyan usulünün yarısı kadar süren kısa ritmik veya melodik birim, yarım sofyan

nim şehnaz : far. * nim (yarım, buçuk, orta) + şehnaz (padişahın zarafeti, krallığın güzelliği, kraliyet güzelliği) (şeh (padişah, hükümdar, kral) + naz (zerafet, güzellik, çekicilik, naz) ) * Türk musikisinde, Şehnaz makamının yarım ölçü veya yarım perde kadar kısa bölümü

nim zencir : far. * nim (yarım, buçuk, orta) + zencir (zincir, silsile, birbirine bağlı birimlerden oluşa yapı) * Türk musikisinde, zencir usulünün veya zincirli ritmik yapının yarısı kadar süren kısa ritmik veya melodik birim

nim zengule : far. * nim (yarım, buçuk, orta) + zang (çan, zil, çıngırak) + ule (küçültme eki) * Türk musikisinde, zengule usulünün yarısı kadar süren kısa ritmik veya melodik birim

nim zirgule : far. * nim (yarım, buçuk, orta) + zirgule (küçük çıngırak, def, tef; zirve, doruk, tepe, yüksek olan) (zirg (zil, çan, küçük çan, metal çalpara, tiz ses) + ule (küçültme eki) ) * Türk musikisinde, zirgule usulünün yarısı kadar süren kısa ritmik veya melodik birim

nimbüs : lat. * nimbus (bulut, yağmur bulutu, parlak hale) * meteorolojide yağış getiren koyu bulut türünü ifade eden ve sanat ile ikonografide kutsal kişilerin başı çevresinde gösterilen parlak ışık halkası

ni'me : ara. * naama (nimet vermek, bahşetmek, bağışlamak), nimet (bahş, bağış, iyilik, lütuf, rızık) * ne iyi, ne ala, ne güzel

nimesülid : lat. * nimes (nitro- ve metansülfonanilid türevi kimyasal yapısı) + ulide (amid, anilid türevli bileşik eki) * ağrı ve iltihabı azaltmak için kullanılan, non-steroidal antiinflamatuvar ilaçlar (NSAİİ) grubuna ait analjezik ve antipiretik etkili sentetik ilacın etken maddesi (C13H12N2O5S)

nimet : ara. * naama (nimet vermek, bahşetmek, bağışlamak) * bahş, bağış, iyilik, lütuf, rızık

nimetşinas : ara. * nimet (bahş, bağış, iyilik, lütuf, rızık) (ara.) + şinas (bilen, tanıyan) (far.) * kendisine yapılan iyiliğin ve verilen nimetin değerini bilen, unutmayan ve buna karşı şükran duyan

nimf : gre. * nymphe (genç kız, genç kadın, doğa perisi, peri veya su perisi) * böceklerde ergin döneme ulaşmadan önceki, başkalaşım sürecinde yer alan genç gelişim evresi, özellikle yarım başkalaşım gösteren böceklerin kanatsız veya gelişmemiş kanatlı yavru dönemi; Yunan mitolojisinde doğa ruhu, peri

nimfoman : gre. * nymphe (genç kız, genç kadın, doğa perisi, peri veya su perisi) + man (mani hastalığına tutulmuş kimse) * aşırı cinsel istek duyma sendromu olan nimfomaniye tutulmuş kadın

nimfomani : gre. * nymphe (genç kız, genç kadın, doğa perisi, peri veya su perisi) + mania (delilik, çılgınlık, aşırı tutkunluk, aşırı heves, aşırılık, coşku) * kadınlarda cinsel isteğin olağandışı ve kontrol edilmesi güç biçimde artması olarak tanımlanan, tarihsel psikiyatri terminolojisinde kullanılan terim, aşırı cinsel istek durumu

nimodipin : lat. * nimo (kimyasal adlandırma öneki) + dipine (dihidropiridin türevi kalsiyum kanal blokerlerini gösteren ilaç son eki) * beyin damarlarını genişleterek kan akışını artırmak için özellikle subaraknoid kanama sonrası gelişebilen vazospazmın önlenmesinde kullanılan dihidropiridin grubu kalsiyum kanal blokeri ilacın etken maddesi (C21H26N2O7)

nimrod : aka., ibr. * nemr (katı, sert, kaba, acımasız) + ud (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * can yakıcı, yüzü gülmez, acımaz, sert tutumlu; Tevrat’ta geçen güçlü hükümdar ve avcı; Mezopotamya geleneğinde Babil ve çevresinde hüküm sürdüğü söylenen efsanevi kral

nine : tür. * ne (anne, yaşlı kadın hitabı) + ne (anne, yaşlı kadın hitabı) * büyükanne, anneanne veya babaanne; yaşlı kadın (nanny (bakıcı), nun, nonne Nonne (rahibe) (ing., fra., alm.) )

ninja : jap. * nin (sebat etmek, direnmek, azmetmek; gizlemek, saklamak, örtbas etmek; sinsice hareket etmek) + sha, ja (kişi, kimse) * gizli ajan, casus; cani

ninni : tür. * ninni (bebekleri uyuturken söylenen söz ) * bebeklerin uyumasını veya sakinleşmesini sağlamak amacıyla ezgili bir sesle söylenen, genellikle dörtlüklerden oluşan ve içinde "ee ee" gibi rahatlatıcı ünlemler barındıran anonim halk edebiyatı ürünü, bebekleri uyuturken söylenen söz

nintedanib : lat. * ninte (kimyasal önek) + danib (kinaz inhibitörü eki) * idiyopatik pulmoner fibrozis ve bazı kanser türlerinin tedavisinde kullanılan çoklu tirozin kinaz inhibitörü özellikli hedefe yönelik ilacın etken maddesi (C31H33N5O4)

ninurta : aka., süm. * nin (efendi, tanrı) + urta, girsu (arpa) * Eski Mezopotamya mitolojisinde savaş, avcılık ve tarımla ilişkilendirilen Sümer-Akad kökenli tanrı

nipel : ing. * nipple (meme ucu) * tesisat sistemlerinde iki boruyu, vana, çekvana veya ölçüm aletini birbirine bağlamaya yarayan, genellikle metal (paslanmaz çelik, pirinç) veya plastikten üretilen dıştan dişli (erkek) bağlantı parçası; Boru hatlarında sızdırmazlık sağlamak ve farklı çapları (redüksiyon) birleştirmek için kullanılan, 5-10 cm civarında kısa, boru şeklinde bağlantı elemanı

niran : ara. * nar (ateş, ışık, aydınlık) * aydınlıklar, nurlar, ışıklar, ziyalar, ateşler, narlar

niraparib : lat. * nira (kimyasal önek) + parib (PARP (Poly(ADP-Ribose; Polymerase (DNA hasarını onarmaktan sorumlu bir enzim ailesi) inhibitörü eki) * özellikle yumurtalık kanseri gibi bazı tümörlerin tedavisinde kullanılan poli(ADP-riboz) polimeraz (PARP) inhibitörü sınıfına ait hedefe yönelik antikanser ilacının etken maddesi (C19H20N4O)

nircam : ing. * near (yakın) + infrared (kızılötesi) + camera (kamera) * yakın kızılötesi dalga boylarında gözlem yapan kamera, özellikle uzay teleskoplarında kullanılan yakın kızılötesi görüntüleme cihazı (James Webb Uzay Teleskobu'nda yer alan ve 0,6 ila 5,0 mikron dalga boyu aralığında görüntüleme yapan bu cihaz ilk yıldızların ve galaksilerin oluşumu, galaksi kümeleri ve yezemler (ötegezegenler) gibi uzak kozmik yapıları incelemek için kullanılır.)

nirengi : far. * nirang (hile, sihir, tılsım; plan, tasarım; bir resmin boyanmadan önceki taslağı) + i (ek) * belli sayıda noktaların konumunu büyük bir doğrulukla ve kesinlikle saptayabilmek için, bu noktaları tepe olarak kabul edip bulundukları alanı üçgenlere bölme işlemi

nirvana : san. * nirva (sönmek, yok olmak, tükenmek) (nis (dış, dışarı, harici) + va (üflemek, esmek) + na (isim yapım eki) ) * Budizmde arzu, tutku ve dünyevi bağların sona ermesiyle, her türlü isteklerden, duygulardan, tutkulardan arınmayla ulaşılan aydınlanma, özgürleşme, kurtuluş ve huzur hissi veren en yüksek ruh hali; mecazen büyük huzur ve dinginlik durumu

nisa : ara. * unsa (kadın) * kadınlar; Kur'an'ın 4. suresinin ismi

nisab : ara. * nasaba (ilgili, ilişkili olmak, bağlı olmak, alakası olmak, uymak, uyumlu olmak; bağlamak, oranlamak, kıyaslamak, ilişkilendirmek, uygun görmek, yaraştırmak, münasip bulmak, bağ kurmak; dikmek, yerleştirmek, koymak, belirlemek, tayin etmek, konum vermek), nisbet (oranlama, kıyaslama), nisbi (oransal) * dinen zengin sayılan yani zenginlik ölçüsü kabul edilen miktarda malı bulunan Müslümanların malından verdikleri belirli pay

nisacet : ara. * nasaca (örmek, dokumak), mensucat (dokumalar) * dokumacılık

nisan : süm. * nisag (ilk meyve, turfanda) (süm.), nisannu (ilk ürün, ilkbahar ayı) (aka.); nisan (ara.) * ilkbaharın başlangıcına denk gelen ve özellikle kuzey yarımkürede doğanın canlandığı dönemi simgeleyen yılın dördüncü ayı

nisap : ara. * nasaba (ilgili, ilişkili olmak, bağlı olmak, alakası olmak, uymak, uyumlu olmak; bağlamak, oranlamak, kıyaslamak, ilişkilendirmek, uygun görmek, yaraştırmak, münasip bulmak, bağ kurmak; dikmek, yerleştirmek, koymak, belirlemek, tayin etmek, konum vermek), nisbet (oranlama, kıyaslama), nisbi (oransal) * dinen zengin sayılan yani zenginlik ölçüsü kabul edilen miktarda malı bulunan Müslümanların malından verdikleri belirli pay

nisbet : ara. * nasaba (ilgili, ilişkili olmak, bağlı olmak, alakası olmak, uymak, uyumlu olmak; bağlamak, oranlamak, kıyaslamak, ilişkilendirmek, uygun görmek, yaraştırmak, münasip bulmak, bağ kurmak; dikmek, yerleştirmek, koymak, belirlemek, tayin etmek, konum vermek), munasebet (ilişki, ilinti, bağlantı) * oranlama, kıyaslama; münasebet, ilişki, ilinti, yakınlık, bağlılık, ölçü; rağmen; inat olarak, inat olsun diye

nisbeten : ara. * nisbet (oranlama, kıyaslama; münasebet, ilişki, ilinti, yakınlık, bağlılık, ölçü) + en (gibi, olarak) * oranla, nisbetle, kıyasla, göre; bir dereceye kadar, şöyle böyle

nisbi : ara. * nasaba (ilgili, ilişkili olmak, bağlı olmak, alakası olmak, uymak, uyumlu olmak; bağlamak, oranlamak, kıyaslamak, ilişkilendirmek, uygun görmek, yaraştırmak, münasip bulmak, bağ kurmak; dikmek, yerleştirmek, koymak, belirlemek, tayin etmek, konum vermek), nisbet (oranlama, kıyaslama; münasebet, ilişki, ilinti, yakınlık, bağlılık, ölçü), niseb (oranlamalar, kıyaslamalar; münasebetler, ilişkiler, ilintiler, yakınlıklar, bağlılıklar, ölçüler) + i (ile ilgili, -a ait) * oransal, kıyasa dayalı, karşılaştırmalı

nisbi kerteriz : ara., gre. * nisbet (ilgi, yakınlık, bağlılık, ölçü, oran) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + kartarizo, kartarizein (pusulanın 1/32'lik bir bölümlerine göre yön belirlemek) (karta (çeyrek, kerte, pusula kadranının 1/16'lık dilimi) + rizein (-lemek) ) * geminin rotası hesaba katılmadan, pruvasından sancak veya iskeleye doğru ölçülen açı

niseb : ara. * nisbet (ilgi, yakınlık, bağlılık, ölçü, oran) * nisbetler, oranlamalar, kıyaslamalar, ölçüler

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...