navier-stokes denklemleri :
ita., ing. * Navier (İtalyan mühendis Claude-Louis Navier) (fra.) + Stokes
(İrlandalı matematikçi George Stokes) (ing.) + denklem (eşitlik) + ler (çoğul
eki) + i (iyelik eki) (tür.) * akışkanların hareketini ve davranışını
tanımlayan, sıvı ve gaz dinamiğini açıklamak için kullanılan temel diferansiyel
denklemler
navigasyon :
lat. * navigare (denizde yol almak, bir rotayı takip ederek seyretmek) (navis
(gemi) + are (fiil mastar eki) ) + atio (isim yapım ve durum eki) * bir araç
veya sistemle yön bulma, yol tayini yapma ve varış noktasına ulaşmayı sağlayan
süreç
navigatör :
lat. * navigare (denizde yol almak, bir rotayı takip ederek seyretmek) (navis
(gemi) + are (fiil mastar eki) ) + ator (yapan, eden eki) * bir aracın veya
yolculuğun yönünü belirleyen, seyrüseferi sağlayan kişi veya cihaz
navikular :
lat. * navis (gemi) + cula (küçültme eki) + aris (ile ilgili, -a ait) * el ve
ayakta küçük tekneye benzeyen kemik yapısı
naviküler :
lat. * navis (gemi) + cula (küçültme eki) + aris (ile ilgili, -a ait) * el ve
ayakta küçük tekneye benzeyen kemik yapısı
navl :
ara., gre., lat. * navala (vermek, bağışlamak; pay etmek; taşınan yük) (ara.);
naus (gemi), naulon, naulos (gemi yükü, kargo) (gre.); navalis (denizle ilgili,
seyirle ilgili) (lat.) (naus (gemi) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) )
* gemiyle taşınan yük veya taşınmak üzere gemiye verilen eşya; taşımacılıkta
ücret veya yük
navlun :
gre. * naus (gemi), naulon, naulos (gemi yükü, kargo) * deniz nakliye ücreti
nay :
far. * nay, ney (kamış) * kamıştan yapılan, dokuz delikli üflemeli bir çalgı,
düdük, ney
nayban :
far. * nay, ney (kamış) + ban (çalan, yapan) * ney çalan
nayi :
ara. * nay, ney (dokuz delikli kamış düdük, ney) + i (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * ney çalan kişi
nayiha :
ara. * navaha (ağlamak, feryat etmek; ağıt yakmak ), na’iḥa (ağlayan, feryat
eden kadın; ağıt yakıcı) * cenazelerde ağıt yakan veya yüksek sesle yas tutan
kimse, yas tutan kadın
nayil :
ara. * nala (elde etmek, erişmek, ulaşmak) * bir şeye ulaşan, elde eden veya
kazanan, nail; ata, bağış, bahşiş, hediye
nayiler :
ara. * nala (elde etmek, erişmek, ulaşmak), nail (elde eden, erişen, ulaşan) +
ler (çoğul eki) * Fecr-i Ati'nin dağılmasından sonra, 1914 yılında Rübab
dergisinde toplanarak yeni bir şiir akımı başlatmak isteyen edebi topluluğun
ismi
nayino :
gre. * na (sevgi hitabı) + ino (küçültme ve şefkat eki) * sevdiceğim, sevdiğim,
sevgilim, aşkım (Doğu Karadeniz (özellikle Trabzon çevresi) ağzı)
naylon :
ing. * nylon (DuPont şirketi tarafından oluşturulan ticari ad) * sentetik
poliamid liflerinden üretilen ve polimer zinciri niteliği arzeden dayanıklı ve
esnek bir plastik ve tekstil malzemesi (−NH−(CH2)6−NH−CO−(CH2)4−CO−)n)
nayzen :
far. * nay, ney (kamış) + ban (çalan, yapan) * ney çalan
naz :
far. * naz (şirinlik, cilve, işve; isteksiz görünüp isteme) * bir kişinin
sevecen şekilde nazlanması, kendini ağırdan satması veya şımarık, işveli tavır
nazafet :
ara. * nazafa (temiz olmak, arınmak), nazif (temiz, pak, arınmış) * temizlik,
temiz olma hali, paklık, arınmışlık
nazal :
lat. * nasus (burun) + alis (ile ilgili, -a ait) * burunla ilgili olan; burun
boşluğu veya burun sesleriyle bağlantılı yapı
nazal kavite :
lat. * nasus (burun) + alis (ile ilgili, -a ait) + cava, cavus (oyuk, boşluk) +
itas (isim yapım ve durum eki) * burnun içinde bulunan ve solunum ile koku alma
işlevlerinde görev yapan burun boşluğu
nazan :
far. * naz (cilve, işve; nazlanma) + an (ile ilgili, -a ait) * nazlı, cilveli
veya işveli olan
nazar :
ara. * nazara (bakmak, görmek, incelemek, gözetmek) * bakış, bakma, gözetme
nazar boncuğu :
ara. * nazar (bakış, bakma) (ara.) + moncuk, muncuk (süs taşı) (mon, mun
(yumru, yuvarlak) + cuk (küçültme eki) ) + u (iyelik eki) (tür.) * kem gözden
veya kötü bakıştan korunmak amacıyla kullanılan, genellikle mavi renkli cam süs
nesnesi
nazaran :
ara. * nazar (bakış, bakma) + an (ile ilgili olarak) * bir şeye göre, bir şeyle
karşılaştırıldığında, nispetle, oranla, kıyasla, karşılaştırılarak
nazarıdikkat :
ara. * nazar (bakış, bakma) + i (tamlama eki) + dikkat (titizlik, incelik, önem
verme, değer verme) * dikkatle bakma, bir konuya özellikle dikkat etme veya
ilgiyi bir noktaya yöneltme
nazarıitibar :
ara. * nazar (bakış, bakma) + i (tamlama eki) + itibar (önem, değer,
geçerlilik, dikkate alma; bir şeyi bir şey sayma, ... olarak kabul etme, sayı
sayma, değer verme, saygı gösterme; saygı, prestij, saygınlık) * bir şeyi
değerli veya önemli sayma bakımından değerlendirme, itibar nazarıyla bakma
nazarışuhud :
ara. * nazar (bakış, bakma) + i (tamlama eki) + şuhud (şahitler, tanıklar) *
şahitlerin, şehadet edenlerin görmesi ve tetkikleri
nazarıtakdir :
ara. * nazar (bakış, bakma) + i (tamlama eki) + takdir (ölçme, değerlendirme,
hüküm, karar) * kıymet biçme, değer biçme bakışı, değerlendirme bakışı, takdir
bakışı
nazari :
ara. * nazar (bakış, bakma) + i (ile ilgili, -a ait) * düşünceye veya teoriye
dayanan; pratikten çok kuramsal olan, teorik, kuramsal, hipotetik, varsayımsal
nazariyat :
ara. * nazar (bakış, bakma) + iye (isim yapım eki) + at (çoğul eki) * teorik
bilgiler veya kuramsal çalışmalar
nazariye :
ara. * nazar (bakış, bakma) + iye (isim yapım eki) * bir olayı açıklamaya
yönelik düşünsel çerçeve veya görüş, teori, kuram
nazende :
far. * naz (şirinlik, cilve, işve) + enda (-lı, ile ilgili, birlikte, sahibi) *
nazlı, işveli, cilveli; sevimli ve narin tavırlı
nazenin :
far. * naz (şirinlik, cilve, işve) + enin (-li, ile ilgili) * cilveli, işveli,
nazlı; ince yapılı, narin kimse
nazım :
ara. * nazama (sıralama, dizme, düzenleme, tertipleme), nizam (sıra, sıralama,
dizi, düzen, tertip) * sıralayıcı, dizici, düzenleyici, nizam veren; sıra sıra,
dizi dizi olan, düzenlenmiş, dizilmiş, sıralanmış (enzyme, Enzym (enzim,
düzenleyici) (ing.), enzyme (enzim, düzenleyici) (ing., fra., alm) )
nazım imar planı :
ara., lat. * nazım (düzenleyici, sıralayıcı, dizici) + imar (yapma, inşa etme,
yapılandırma) (ara.) + planus (düz, düzlem, yüzey, satıh, yassı, düz yüzeyli,
seviyelenmiş, pürüzsüz, yayvan, yumuşak) (lat.) * bir yerleşim alanının genel
kullanımını, ana ulaşım hatlarını ve yapılaşma kararlarını belirleyen üst
ölçekli şehir planı
nazır :
ara. * nazara (bakmak, görmek, incelemek, gözetmek), nazar (bakma, bakış,
gözetme) * bakan, gözeten; bir işi gözeten, yöneten veya bir kuruma bakan
görevli; eski kullanımda bakanlık düzeyinde görevli
nazi :
lat. * nationalis (milli, ulusal) + socialis (toplumsal) + ista (taraftar,
yandaş) * Almanya’da 20. yüzyılda ortaya çıkan, Alman ırkının üstünlüğünü
savunan ve Nasyonal Sosyalist (Ulusal Toplumcu) ideolojiyi benimseyen veya bu
partiye mensup kişi
naziat :
ara. * naza'a (çekip çıkarmak) * çekip alanlar; ölüm sırasında ruhu bedeninden
çekip alan melekler; Kur'an'ın 79. suresinin ismi
nazic :
ara. * nazaca (pişmek, yetişmek, olgunlaşmak) * pişmiş, yetişmiş, olgunlaşmış,
kıvamına ermiş
nazif :
ara. * nazafa (temizlemek, arındırmak, saflaştırmak, tanzif etmek), tanzif
(temizleme, arındırma, saflaştırma) * temiz, pak, saf, arınmış; erkek ismi
nazife :
ara. * nazif (temiz, pak, saf, arınmış) + e (dişil eki) * temiz, pak, saf,
arınmış (kadın)
nazik :
ara., far. * nazaka (temiz, saf, ince olmak), nazik (ince, kibar, kırılgan) *
kibar, incelikli ve saygılı davranan
nazikane :
ara. * nazik (ince, kibar, kırılgan) + ane (-ca, -cesine, tarzında, olarak,
gibi) * kibarca, incelikli ve nazik bir biçimde
nazil :
ara. * nazala (indirmek, aşağıya göndermek/götürmek), nuzul (inme, indirme,
aşağıya gönderme) * aşağıya inmiş veya gönderilmiş, indirilmiş (vahiy için)
nazile :
ara. * nazala (indirmek, aşağıya göndermek/götürmek), nuzul (inme, indirme,
aşağıya gönderme) * bela, sıkıntı; inme, nüzul; nezle hastalığı
nazilli :
ara. * nazil (aşağıya inmiş veya gönderilmiş, indirilmiş) (ara.) + li (ile,
birlikte, sahibi) (tür.) * Aydın’ın bir ilçesi
nazim :
ara. * nazama (sıralama, dizme, düzenleme, tertipleme), nizam (sıra, dizi,
düzen, tertip) * sıralayıcı, dizici, düzenleyici, nizam veren; sıra sıra, dizi dizi
olan, düzenlenmiş, dizilmiş, sıralanmış (enzyme, Enzym (enzim, düzenleyici)
(ing.), enzyme (enzim, düzenleyici) (ing., fra., alm) )
nazir :
ara. * nazara (bakmak, görmek, incelemek, gözetmek), nazar (bakma, bakış,
gözetme) * bakan, gözeten; bir işi gözeten, yöneten veya bir kuruma bakan
görevli; eski kullanımda bakanlık düzeyinde görevli
nazire :
ara. * nazara (bakmak, görmek, incelemek, gözetmek), nazar (bakma, bakış,
gözetme) * benzerlik, karşılık; bir şiire cevap veya karşılık olarak aynı ölçü
ve kafiyede yazılan şiir; edebiyatta örnek veya benzerlik yoluyla verilen
karşılık
naziregu :
ara., far. * nazire (benzerlik, karşılık; bir şiire cevap veya karşılık olarak
aynı ölçü ve kafiyede yazılan şiir; edebiyatta örnek veya benzerlik yoluyla
verilen karşılık) (ara.) + gu (söyleyen) (far.) * nazire söyliyen;
nazirin :
ara. * nazir (bakan, gözeten) + in (çoğul eki) * bakanlar, gözetenler
nazizm :
lat. * nationalis (milli, ulusal) + socialis (toplumsal) + ista (taraftar,
yandaş) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * Almanya’da 20.
yüzyılda ortaya çıkan, aşırı milliyetçilik ve ırk üstünlüğü fikrini temel
alarak devlet otoritesini mutlaklaştıran ve belirli insan gruplarını
ayrımcılığa uğratan siyasi ideoloji ve hareket
nazm :
ara. * nazama (sıralama, dizme, düzenleme, tertipleme), nizam (sıra, dizi,
düzen, tertip) * sıra, sıralama, düzen, dizi, tertip; kafiyeli, vezinli, söz,
şiir; dizili olan şey
nazmi :
ara. * nazama (sıralama, dizme, düzenleme, tertipleme), nizam (sıra, dizi,
düzen, tertip), nazm (sıra, sıralama, düzen, dizi, tertip; kafiyeli, vezinli,
söz, şiir; dizili olan şey) + i (ile ilgili, -a ait) * düzenli, tertipli,
şiirle ilgili, söz dizimiyle uğraşan, düzenle, sıralamayla veya şiir sanatıyla
ilgili; erkek ismi
nazmiye : ara.
* nazama (sıralama, dizme, düzenleme, tertipleme), nizam (sıra, dizi, düzen,
tertip), nazm (sıra, sıralama, düzen, dizi, tertip; kafiyeli, vezinli, söz,
şiir; dizili olan şey) + i (ile ilgili, -a ait) + ye (dişil eki) * düzenli,
tertipli, şiirle ilgili, söz dizimiyle uğraşan, düzenle, sıralamayla veya şiir
sanatıyla ilgili (kadın); kadın ismi
nazoduodenal :
lat. * nasus (burun) + duodenum (onikiparmak bağırsağı) + alis (ile ilgili, -a
ait) * burun yoluyla yerleştirilerek onikiparmak bağırsağına kadar uzanan veya
bu yolla ilgili olan tıbbi uygulama veya tüple ilişkili
nazofarenjit :
lat. * nasus (burun) + pharyngitis (pharunx, pharung, pharynx (yutak, gırtlak)
+ itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * burun
boşluğu ile yutak bölgesinin birlikte iltihaplanması sonucu ortaya çıkan,
genellikle üst solunum yolu enfeksiyonlarında görülen hastalık
nazofarenks :
lat. * nasus (burun) + pharunx, pharung, pharynx (yutak, gırtlak) * burun
boşluğunun arkasında yer alan, burun boşluğu ile yutak arasındaki üst solunum
yolunun bağlantı bölgesi
nazofaringeal :
lat. * nasus (burun) + pharunx, pharung, pharynx (yutak, gırtlak) + alis (ile
ilgili, -a ait) * burun ve yutak bölgesine ait olan veya bu bölgelerle ilgili
nazofaringoskopi :
lat., gre. * nasus (burun) + pharunx, pharung, pharynx (yutak, gırtlak) (lat.)
+ skopia (görüş, hedef, gözetme, gözetleme, gözlem, gözleme, bakma, hedefleme)
(skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem,
gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım ve durum eki) ) * burun boşluğu ile yutak
bölgesinin endoskopik araçlarla ayrıntılı olarak görüntülenip değerlendirilmesi
amacıyla yapılan tıbbi inceleme işlemi
nazofarinks :
lat. * nasus (burun) + pharunx, pharung, pharynx (yutak, gırtlak) * burun boşluğunun
arkasında yer alan, burun boşluğu ile yutak arasındaki üst solunum yolunun
bağlantı bölgesi
nazofrontal :
lat. * nasus (burun) + frons, frontis (alın, ön, ön kısım) + alis (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * burun ve alın bölgesine ait olan veya bu iki anatomik
bölgeyle ilişkili
nazogastrik :
lat. * nasus (burun) + gaster (mide) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
* burun yoluyla yerleştirilerek mideye uzanan tüp veya bu yolla ilgili
nazogastrik sonda :
lat. * nasus (burun) + gaster (mide) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
+ sondare (araştırmak, yoklamak), sondatus (araştırılmış, yoklanmış) * burun
yoluyla mideye yerleştirilen ve beslenme, sıvı verme veya mide içeriğini
boşaltma amacıyla kullanılan tıbbi tüp
nazojejunal :
lat., gre. * nasus (burun) + jejuno (ince bağırsak, boş bağırsak, ince
bağırsağın ikinci bölümü) (gre.); jejunus, jejunum (oruç tutma, yemek yememe,
perhiz; ince bağırsağın bir bölümü) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(lat.) * burun yoluyla yerleştirilerek ince bağırsağın jejunum bölümüne uzanan
tüp veya bu yolla ilgili
nazolakrimal :
lat. * nasus (burun) + lacrima (göz yaşı) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * burun ile gözyaşı sistemi arasındaki bağlantıya ait olan veya bu
anatomik yapıyla ilişkili
nazotrakeal :
gre., lat. * nasus (burun) + trakhys (pürüzlü, pütürlü, tırtıklı, kaba, sert,
katı; nefes borusu, soluk borusu) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (lat.) * burun yoluyla yerleştirilerek soluk borusuna uzanan veya bu
yolla ilgili
Nb :
gre., lat. * niobium (Yunan mitolojisindeki Niobe isimli karakterden) (gre.) +
ium (kimyasal element eki) (lat.) ) * atom numarası 41 olan, periyodik tablonun
5. grubunda bulunan, parlak, sünek ve korozyona dayanıklı olan, süper
alaşımlarda, süperiletken mıknatıslarda, nükleer teknolojide ve çelik
üretiminde kullanılan bir geçiş metali element
Nd :
gre., lat. * neodymium (neos (yeni, taze, ilk) + didymos (ikiz) (gre.) + ium
(kimyasal element eki) (lat.) ) * atom numarası 60 olan, lantanitler serisinde
bulunan, güçlü manyetik özelliklere sahip, gümüş beyazı renkli olan, neodimyum
mıknatıslarda, lazerlerde, cam renklendirmede ve elektronik cihazlarda
kullanılan bir nadir toprak elementi
n'djamena :
ara. * necamina (dinlenme yeri) (anlam kaymalı kelime) * Çad'ın başkenti
Ne :
gre. * neon (neos (yeni, taze, ilk) + on (soy gaz adı eki) ) * atom numarası 10
olan, periyodik tablonun 18. grubunda bulunan, renksiz, kokusuz ve kimyasal
olarak kararlı olan, neon lambalarında, reklam aydınlatmalarında, lazerlerde ve
kriyojenik araştırmalarda kullanılan bir soy gaz element
ne :
tür. * ne (şey, olgu, nesne) *
nesneyi temsil eden ve soru olarak da kullanılan zamiri, nesne, şey, olgu;
hangi şey
neam :
ara. * naama (iyi, rahat,
huzurlu ve bol olmak; iyilik ve nimet vermek, bahşetmek,
bağışlamak, lütfetmek),
nimet (bahş, bağış, iyilik, lütuf, rızık) *
evet, olur, tamam, baş üstüne
neama :
ara. * naama (iyi, rahat,
huzurlu ve bol olmak; iyilik ve nimet vermek, bahşetmek,
bağışlamak, lütfetmek),
nimet (bahş, bağış, iyilik, lütuf, rızık) * nimetler, bahşedilenler, bağışlar,
ihsanlar, atiyyeler
neandertal :
gre., alm. * neos (yeni, taze, ilk) + aner (erkek, er kişi, adam, insan),
andros (erkek ile ilgili, er kişi ile ilgili, adam ile ilgili, insan ile
ilgili) (gre.) + Tal (vadi) (alm.) * Almanya'daki Neander Vadisi fosillerine
dayanan insan türü (17. yüzyılda yaşamış Alman ilahiyatçı Joachim Neumann’ın
soyadından; "Neumann" (Yeni adam) kelimesi "Neander" olarak
Grekleştirilmiştir.)
neanimorfik :
gre. * neos (yeni, taze, ilk) + ana (yeniden, tekrar; yukarı doğru, yükseğe,
üste) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) + ikos (sıfat yapım eki;
gibi, ile ilgili) * mevcut bir biçimi bozarak veya dönüştürerek yeniden
yapılandıran; algı, sanat veya biçimsel dönüşüm bağlamında “yeni bir form
kazandırma” özelliği taşıyan; gerçek yaşından daha genç görünen
nebahat :
ara * nebehe (asil, soylu, şerefli olmak; ün kazanmak) + at (isim yapım eki) *
asalet, saygınlık, soyluluk, şeref, şan, onur, itibar; şan, şeref ve itibar sahibi
nebat :
ara. * nabata (büyümek, filizlenmek, yeşermek, bitmek, yetişmek), nabit
(büyüyen, filizlenen, yeşeren, biten, yetişen) * bitki, ot, yeşeren, filizlenen
nebatat :
ara. * nabata (büyümek, filizlenmek, yeşermek, bitmek, yetişmek), nebat (bitki,
ot, yeşeren, filizlenen) + at (çoğul eki) * bitkiler, bitki örtüsü
nebati :
ara. * nabata (büyümek, filizlenmek, yeşermek, bitmek, yetişmek), nebat (bitki,
ot, yeşeren, filizlenen) + i (ile ilgili, -a ait) * bitkilerle ilgili olan,
bitkiden elde edilen veya bitkisel nitelik taşıyan, bitkisel; botanikçi
nebe :
ara. * naba'a, nebe'e (haber vermek, bildirmek), nebi (haberci, bildirici,
peygamber) * haber, önemli bilgi, duyuru, bildiri; Kur'an'ın 78. suresinin ismi
nebevi :
ara. * nebe (haber, önemli bilgi, duyuru, bildiri), nebi (haberci, bildirici,
peygamber) + vi (ile ilgili, -a ait) * haberci ile ilgili, haberciye ait,
peygamber ile ilgili, peygambere ait
nebeze :
ara. * nabaza (atmak, fırlatmak, bir şeyi geriye atıp terk etmek) * bir şeyi
değersiz görerek atmak, terk etmek veya dışlamak
nebh :
ara. * nabaha (uyanmak, aymak, ayılmak, uyanık olmak, dikkat kesilmek, farkına
varmak, dalgınlıktan kurtulmak, farkında olmak, uyuşukluğu gitmek), nabbaha
(uyandırmak, ayıltmak, uyanık olmak, farkına vardırmak), tenbih (uyandırma,
dalgınlıktan kurtarma, farkındalık sağlama, uyuşukluğu giderme) * uyanıklık,
farkında olma, dikkatli olma
nebi :
ara. * nebe (haber, bildiri, duyuru), naba'a, nebe'e (haber vermek, bildirmek)
* haberci, bildirici, peygamber; Allah’tan vahiy aldığına inanılan elçi
nebil :
ara. * nebule (nabula (asil olmak, soylu olmak) * asil, soylu
nebivolol :
lat. * nebivolol (ilaç adı olarak türetilmiş özel ad) * yüksek tansiyon
tedavisinde kullanılan, beta-adrenerjik blokör grubundan bir ilacın etken
maddesi (C22H25F2NO4)
nebiye :
ara. * nebe (haber, bildiri, duyuru), naba'a, nebe'e (haber vermek, bildirmek),
nebi (haberci, bildirici, peygamber) + ye (dişil eki) * haberci, bildirici,
peygamber (kadın)
nebukadnezar :
aka. * nabu (Babil'de bilgeliğin tanrısı) + kudurri (sınır, hudut) + uşur
(koru, muhafaza et) * Nabu,, sınırı koru” anlamına gelen ve Babil kralına ait
olan tarihi isim
nebula :
lat. * nebula (sis, bulut, duman) * uzayda gaz ve toz bulutundan oluşan gök
cismi
nebular :
lat. * nebula (sis, bulut, duman) + aris (ile ilgili, -a ait) * bulutsu, sise
veya buluta benzeyen, özellikle astronomide gaz ve tozdan oluşan bulutsu
yapılarla ilişkili olan (nitelik veya görünüm)
nebulizer :
ara. * nebula (sis, bulut, duman) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek)
+ or (yapan, eden eki) * sıvı ilacı ince buhar haline getirerek solunmasını
sağlayan tıbbi cihaz
nebül :
lat. * nebula (sis, bulut, duman) * sis veya bulut görünümünde olan, puslu yapı
veya görünüm
nebülizatör :
lat. * nebula (sis, bulut, duman) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek)
+ tor (yapan, eden eki) * sıvı ilacı ince sis haline getirerek solunum yoluyla
alınmasını sağlayan tıbbi cihaz
nebülize :
lat. * nebula (sis, bulut, duman) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek)
+ tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * ince sis veya buhar haline getirilmiş
nebülöz :
lat. * nebula (sis, bulut, duman) + osus (ile ilgili, -a ait, gibi, benzer) *
sis veya bulut benzeri yapıda olan, özellikle gökbilimde gaz ve toz bulutundan
oluşan
nebze : ara. * nebeze (atmak, fırlatmak) * biraz, az miktar, az miktarda, küçük miktar, küçük parça
necabet : ara. * nacaba (soylu, seçkin olmak) + at (isim yapım eki) * asalet, soyluluk, seçkinlik
necadet :
ara. * nacada (yardım etmek, yiğit olmak), najda (yardım, imdat; yiğitlik) *
cesaret, yiğitlik, kahramanlık
necah :
ara. * nacaha (başarmak, kurtulmak) * başarı, zafer, murada erme, muvaffakiyet,
kurtuluş
necaset :
ara. * nacasa (pis olmak, kirlenmek) + at (isim yapım eki) * dini veya genel
anlamda maddi veya manevi kirlilik, pislik
necat :
ara. * naca (kurtulmak, selamete ermek) + at (isim yapım eki) * kurtuluş,
selamet veya tehlikeden uzaklaşma
necati :
ara. * naca (kurtulmak, selamete ermek) + at (isim yapım eki) + i (ile ilgili,
-a ait) * kurtuluşa ait, selametle ilgili
neccar :
ara. * nacara (ağaç oymak, marangozluk yapmak), tencir (ağaç işleme,
marangozluk yapma, oyma, yontma işi) * agaç işleyen kişi, oymacı, marangoz
necd :
ara. * necede (yüksekte
olmak, belirgin ve görünür olmak) * açık ve işlek yol; yüksek
yer; minder, döşeme gibi oturacak şeyler
necdet :
ara. * necde (yardım, imdat; yiğitlik) + et (isim yapım eki) * cesaret,
yiğitlik, kahramanlık, şecaat
necef :
ara. * necef (yüksek yer, suyun yükselip çevreyi sarmadığı tepe, yüksek ve
korunaklı yer) * Irak’ta kutsal sayılan şehir ve dini merkez anlamında
kullanılan isim
necef taşı :
ara. * necef (yüksek yer, suyun yükselip çevreyi sarmadığı tepe, yüksek ve
korunaklı yer) (ara.) + taş (sert mineral, kaya) + ı (iyelik eki) (tür.) *
şeffaf veya yarı şeffaf yapısıyla tespih ve süs eşyalarında kullanılan, adını,
çıkarıldığı veya geleneksel olarak ilişkilendirildiği bölgeden alan doğal bir
kuvars (kuvars kristali) türü
neces :
ara. * necise (pis olmak, kirli olmak) * dini veya genel anlamda maddi veya manevi
bakımdan kirli, pis sayılan şey
necessitas :
lat. * necesse (zorunlu, kaçınılmaz) + itas (isim yapım ve durum eki) *
zorunluluk, kaçınılmazlık veya mutlaka gerekli olma durumu; Roma mitolojisinde
kaderin ve kaçınılmaz zorunluluğun kişileştirilmiş tanrıçası
neceş :
ara. * neceşe (bir malın fiyatını satın alma niyeti olmadan artırmak) *
ticarette alıcıyı aldatmak için bir malın fiyatını yapay biçimde yükseltme
anlamına gelen söz
nech :
ara. * necehe (başarma, başarı, muvaffakiyet, zafee, galibiyet; menetme,
yasaklama) * necehe (başarıya ulaşmak, başarmak, muvaffak olmak, zafere
ulaşmak, galip olmak; menetmek, yasaklamak
necib :
ara. * necebe (asil olmak, soylu olmak) * soylu, asil, temiz soydan gelen,
dürüst ve ahlaklı, cömert, kerim; erkek ismi
necibe :
ara. * necebe (asil olmak, soylu olmak) * soylu, asil, temiz soydan gelen,
dürüst ve ahlaklı, cömert, kerim (kadın); kadın ismi
necid :
ara. * necd (yüksek yer; üstünlük, yiğitlik) * kahraman, bahadır, yiğit kimse;
Arap yarımadasındaki yüksek plato bölgesinin adı
necih :
ara. * necehe (başarıya ulaşmak, başarmak, muvaffak olmak, zafere ulaşmak,
galip olmak); neceha (menetmek, yasaklamak, mani olmak, engellemek) * başarıya
ulaşmış, başarmış, muvaffak olmuş, zafere ulaşmış, galip olmuş; menetmiş,
yasaklamış, mani olmuş, engellemiş
necip :
ara. * necebe (asil olmak, soylu olmak) * soylu, asil, temiz soydan gelen,
dürüst ve ahlaklı, cömert, kerim; erkek ismi
necis :
ara. * necise (pis olmak, kirli olmak) * pis, kirli, necasetli, murdar, temiz
olmayan
neciy :
ara. * necva (kurtulmak, uzaklaşmak; gizli konuşmak), münacat (yalvarmak,
gizlice niyaz etmek, kurtuluş dilemek) * sır paylaşan, gizli konuşmalar yapan
yakın dost veya güvenilen kimse, sırdaş, sır saklayan
neciyya :
ara. * necva (kurtulmak, uzaklaşmak; gizli konuşmak) * gizli yalvararak, gizli
söyleyerek
necla :
ara. * necele (doğurmak,
çıkarmak, türemek; su topraktan fışkırmak/sızıntı yapmak) *
oğul, çocuk, evlat, soy, nesil, kuşak, sülale; soylu, asil
necm :
ara. * neceme
(doğmak, ortaya çıkmak) *
yıldız; Kur'an'ın 53. suresinin ismi
necm ü hilal :
ara. * necm (yıldız) + u (tamlama eki) + hilal (ay, hilal) * yıldız ve ay
necmeddin :
ara. * necm (yıldız) + el (ön ek, artikel) * dinin yıldızı; erkek ismi
necmi :
ara. * necm (yıldız) + i (ile ilgili, gibi, -a ait) * yıldız gibi, yıldızla
ilgili, yıldıza ait; erkek ismi
necm-i sakıb :
ara. * necm (yıldız) + i (tamlama eki) + sakaba (delmek, delip geçmek), sakib
(delen, delip geçen) * delip geçen yıldız, karanlığı delerek geçen parlak
yıldız, pulsar, nötron yıldızı
necmiye :
ara. * necm (yıldız) + i (ile ilgili, gibi, -a ait) + iye (dişil eki) * yıldız
gibi, yıldızla ilgili, yıldıza ait; kadın ismi
necturus :
gre., lat. * nektos (yüzücü, yüzen) + oura (kuyruk) (gre.) + us (isim yapım
eki) (lat.) * Proteidae familyasına ait, Kuzey Amerika'da ve tamamen suda
yaşayan, kuyruklu ve solungaçlı semenderleri kapsayan Necturus cinsi, özellikle
çamur semenderleri olarak bilinen, yetişkin hallerinde bile dış solungaçlarını
koruyarak larva benzeri özellikler taşıyan pedomorfik kuyruklu kurbağagiller
grubu, çamur köpeği, su köpeği
necva :
ara. * necva (kurtulmak, uzaklaşmak; gizli konuşmak), münacat (yalvarmak,
gizlice niyaz etmek, kurtuluş dilemek) * gizli fısıltı, fısıltılı konuşma,
gizli konuşma
necz :
ara. * neceze (bitirmek, yerine getirmek, başarmak) * bitirme, yerine getirme,
başarma
nedamet :
ara. * nadama (pişman olmak) + et (isim yapım eki) * yapılan bir işten dolayı
duyulan pişmanlık ve üzüntü hali
nedaret :
ara. * nadara (parlamak, taze ve canlı olmak) * tazelik, parlaklık, letafet,
taravet
nedavet :
ara. * nada (ıslak, olmak, nemli olmak, ıslanmak) * yaşlık, ıslaklık, nemlik,
rutubet
nedbe :
ara. * nedebe (iz bırakmak, işaret etmek; deride çökük/çizik iz oluşmak) *
deride veya dokularda bir yaranın iyileşmesi sonrası kalan kalıcı iz; skar
dokusu, yara izi
nedc :
ara. * nedice (olgunlaşmak, pişmek, kıvama gelme) * olgunlaşma, pişme, kıvama
gelme
neddahatan :
ara. * nadaha (fışkırmak, püskürmek) * fışkıran, püsküren
nedem :
ara. * nadama (pişman olmak) * pişman olma, nedamet, pişmanlık
neden :
tür. * ne (nesne, şey, olgu; hangi şey) + den (kaynaklanma eki) * bir olayın
veya durumun sebebini sorgulayan soru kelimesi; sebep, gerekçe
nedensel :
tür. * ne (nesne, şey, olgu; hangi şey) + den (kaynaklanma eki) + sel (ile
ilgili, -a ait) * sebebe dayalı, sebebe ilişkin olan, sebep ile ilgili olan,
nedene dayanan
nedensellik :
tür. * ne (nesne, şey, olgu; hangi şey) + den (kaynaklanma eki) + sel (ile
ilgili, -a ait) + lik (durum eki) * sebebe dayalılık; olaylar arasında sebep ve
sonuç ilişkisi bulunduğunu ifade eden felsefi kavram
nedid :
ara. * nedid (dost, arkadaş, eş, akran) * emsal, akran, eş
nedif :
ara. * nadafa (yünü veya pamuğu atmak, hallaçlamak) * atılmış, hallaçlanmış
pamuk; yün
nedim :
ara. * nadama (eşlik etmek, sohbet etmek) * eşlik eden, içki meclisinde
arkadaş, sohbet arkadaşı
nedime :
ara. * nadama (eşlik etmek, sohbet etmek) * özellikle saray veya konak
çevresinde hanımlara arkadaşlık eden kadın, kadın sohbet arkadaşı
nediyya :
ara. * nada (toplanmak, bir araya gelmek) * topluluk olarak, toplu halde, bir
arada
nedm :
ara. * nadama (pişman olmak) * pişman olma, pişmanlık
nedman :
ara. * nadama (pişman olmak) * pişmanlık, nedamet, pişman olma, pişmanlık duyma
nedret :
ara. * nadara (az bulunmak, nadir olmak) * az bulunma, ender olma durumu
nef :
ara. * nefa (fayda sağlamak,
fayda vermek, yarar sağlamak) * fayda, yarar, yararlılık, menfaat
nef : lat. * navis (gemi) * kiliselerin batı girişinden
altara (mihraba) kadar uzanan, çatıyı taşıyan sütun dizileriyle ayrılmış ve
genellikle ayine katılan halkın toplandığı uzun, koridor şeklindeki orta gemi
(ana nef) bölümü
nef u zarar :
ara. * nef (fayda, yarar) + u (tamlama eki) + zarar (darlık, kayıp) * kar ve
zarar; fayda ve zarar
nefad :
ara. * nefada (bitmek, tükenmek) * bitme, tükenme, yok olma, bitirme, tükenme,
bitirilme
nefaset :
ara. * nefusa (değerli ve kıymetli olmak) * nefis olma durumu, değerli,
kıymetli ve zarif olma, zarafet
nefaz :
ara. * nafaza (girmek, duhul etmek, dahil olmak, sokmak, geçirmek), nufuz
(girnek, geçmek, duhul etmek, sokulmak) * geçme, işleyip öte tarafa geçme,
girme; sözü geçme, sözü dinlenme
nefazodon :
gre., lat. * nefa (kimyasal adlandırma ögesi) + azot (azot elementi (N) ) + one
(oksijenli bileşik, keton (C=O) türevi, karbonil grubu) * antidepresan olarak
kullanılan bir ilaç etken maddesi
nefc :
ara. * nefece (çıkmak) * çıkma, huruc etme
nefd :
ara. * nefada (bitmek, tükenmek) * bitme, tükenme, yok olma
nefean :
ara. * nefea (fayda sağlamak, yarar sağlamak) * faydalı olarak, yararlı olarak
nefed :
ara. * nefada (bitmek, tükenmek) * bitme, tükenme, yok olma, bitirme, tükenme,
bitirilme
nefehat :
ara. * nefaha (üflemek, esmek) * üflemeler, esintiler, üfürmeler
nefekan :
ara. * nefeka (delmek) * delik
nefelinit :
gre. * nephele (bulut) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) + ites
(element, kayaç ve mineral eki) * feldspat içermeyen, nefelin bakımından zengin
bir volkanik kayaç türü ((Na)AlSiO4), (K)AlSiO4)
nefelometre :
gre. * nephele (bulut) + metron (ölçü) * sıvı veya gaz içindeki askıda kalan
katı parçacıkların ve taneciklerin yarattığı ışık saçılımını ölçerek bulanıklık
veya partikül yoğunluğunu (atmosferik aerosol yoğunluğu) tespit eden hassas bir
laboratuvar ve çevre ölçüm cihazı
nefelyon : gre.
* nephelion (küçük bulut) * doku yoğunlaşması nedeniyle lekelerin oluşması;
gözün en dış tabakası olan korneada yaralanma, enfeksiyon veya alerji sonucu
oluşan, orta yoğunlukta, bulutumsu, beyazımsı leke veya matlaşma (opasite)
durumu
nefer :
ara. * nafara (ayrılmak, çekilmek, uzaklaşmak; sefer için ayrılmak, katılmak
(askerlik bağlamında) ), emir doğrultusunda fırlayıp ileri atılmak), istinfar
(halkı cihada davet ve tahrik etme) * rütbesiz asker, er; kişi, kimse adam,
birey
nefertem :
mıs. * nepher (güzel, mükemmel) + t (dişil eki) + em (isim yapım eki) * Mısır
mitolojisinde güzellik, tazelik ve hoş kokuyu simgeleyen, lotus çiçeğiyle
ilişkilendirilen tanrıça
nefertiti :
mıs. * nefer (iyi, güzel, mükemmel) + titi (gelmek, ortaya çıkmak) * güzellik
geldi, güzellik ortaya çıktı; Mısır’ın 18. Hanedan döneminde yaşamış,
güzelliğiyle ve etkisiyle ünlü, adı hem fiziksel güzelliği hem de ideolojik
ışık ve ortaya çıkışı simgeleyen kraliçe
nefes :
ara. * nefese (üflemek, solumak, nefes vermek, solunum yapmak) * canlıların
akciğerleri aracılığıyla yaptığı soluk alma ve verme işlemi, soluk, soluma
neffas :
ara. * nefese (üflemek, solumak, nefes vermek, solunum yapmak) * üfleyen,
üfüren, üfürükçü; büyücü
neffase :
ara. * neffas (üfleyen, üfüren, üfürükçü) + e (dişil eki) * üfleyen, üfüren,
üfürükçü; büyücü kadın
nefh :
ara. * nefaha (üflemek, esmek) * üfleme, üfürme, üfürük, esme; rüzgar esme;
güzel kokunun yayılması
nefha :
ara. * nefaha (üflemek, esmek) * esinti, hafif koku
nefi :
ara. * nefe (reddetmek, uzaklaştırmak, reddetmek, karşı gelmek, zıtlaşmak,
karşıt olmak) (menfi (olumsuz) * inkar etme, yok sayma, uzaklaştırma
nefil :
ibr. * nephil (düşmüş) + im (çoğul eki) * İncil'de yer alan dev cüsseli
varlıklar; düşmüş melekler
nefir :
ara. * nafara (ayrılmak, çekilmek, uzaklaşmak; sefer için ayrılmak, katılmak
(askerlik bağlamında) * seferber olan cemaat, topluluk
nefis :
ara. * nefs (öz, benlik, öz benlik, öz varlık, can, ego, kişi, şahsiyet) *
güzel, hoş, lezzetli, beğenilen; öz, benlik, öz benlik
nefise :
ara. * nefs (öz, benlik, öz benlik, öz varlık, can, ego, kişi, şahsiyet) + e
(dişil eki) * pek beğenilen, pek güzel, pek iyi; kadın ismi
nefiy :
ara. * nefe (reddetmek, uzaklaştırmak, reddetmek, karşı gelmek, zıtlaşmak,
karşıt olmak) (menfi (olumsuz) * inkar etme, yok sayma, uzaklaştırma, sürgün
etme
nefiz :
ara. * nafaza (girmek, duhul etmek, dahil olmak, sokmak, geçirmek), nufuz
(girnek, geçmek, duhul etmek, sokulmak) * okun geçmesi gibi içe geçme, içe
işleme; sözü geçer olma
nefofil :
gre * nephos (bulut) + philos (seven, sever, sevici) * bulutları seven, bulut
izlemekten keyif alan, bulutsever
nefr :
ara. * nafara (ürkmek, kaçmak, irkilmek, tiksinmek, iğrenmek, birden
uzaklaşmak, yerinden fırlamak, ani hareketle çıkmak, sinirleri bozulmak) *
panik halinde kaçışma, kargaşa ve kaçınma; iğrenme, tiksinme; asker, nefer
nefrektomi :
gre. * nephros (böbrek) + ektomia (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek),
tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer
ve durum eki) ) * böbreğin cerrahi olarak çıkarılması işlemi
nefret :
ara. * nafara (ürkmek, kaçmak, irkilmek, tiksinmek, iğrenmek, birden
uzaklaşmak, yerinden fırlamak, ani hareketle çıkmak, sinirleri bozulmak) + et
(isim yapım eki) * ürkme, tiksinme, sinirleri bozulma (nefarious (nefret
edilen) (ing.), neurosis, névrose, Neurose (nevroz, stres, depresyon, endişe,
sinir bozukluğu) (ing., fra., alm.) )
nefridiopor :
gre. * nephros (böbrek) + poros (boru, boğaz, gözenek, delik, kanal, geçit,
giriş) * omurgasız hayvanlarda nefridyumların dışarı açıldığı boşaltım
açıklığı, böbrek benzeri boşaltım organlarının vücut dışına açılan deliği
nefridyum :
gre., lat. * nephros (böbrek) + idion (küçültme eki) (gre.) + um (isim yapım
eki) (lat.) * halkalı solucanlar ve bazı omurgasızlarda bulunan, vücut
sıvılarındaki atık maddelerin uzaklaştırılmasını sağlayan böbrek benzeri
boşaltım organı
nefrit :
gre. * nephros (böbrek) + itis (iltihap, enfeksiyon, hastalık eki) * böbrek
dokusunun iltihaplanmasıyla ortaya çıkan, çeşitli nedenlerle oluşabilen böbrek
yangısı, böbrek iltihabı hastalığı, böbrek iltihabı
nefroblastom :
gre. * nephros (böbrek) + blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ
hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) + oma (tümör, kabarma, şişme,
şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * böbreğin embriyonik hücrelerinden
gelişen, genellikle çocuklarda görülen kötü huylu böbrek tümörü
nefroid :
gre. * nephros (böbrek) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) *
böbrek biçiminde olan veya böbreğe benzeyen
nefrojenik :
gre. * nephros (böbrek) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten,
meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * böbrekten kaynaklanan veya böbrekte oluşan
nefrokalsin :
gre. * nephros (böbrek) + calcium (kalsiyum) + in (kimyasal madde ve protein
eki) * böbrekte kalsiyum kristallerinin oluşumunu etkileyen veya bununla
ilişkili protein veya madde
nefrokalsinozis :
gre. * nephros (böbrek) + calcium (kalsiyum) + in (kimyasal madde ve protein
eki) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * böbrek dokusunda
kalsiyum tuzlarının birikmesiyle ortaya çıkan patolojik durum
nefrolit :
gre. * nephros (böbrek) + lythos (taş, kaya) * böbrek taşı
nefrolitiazis :
gre. * nephros (böbrek) + lythos (taş, kaya) + iasis (iltihap, enfeksiyon,
durum, sorun, hastalık eki) * böbrekte taş oluşması veya böbrek taşı hastalığı
nefrolitotomi :
gre. * nephros (böbrek) + lythos (taş, kaya) + temnein (kesmek), tomia (kesim,
kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
) * böbrekte oluşmuş taşın cerrahi olarak açılarak çıkarılması işlemi
nefrolityaz :
gre. * nephros (böbrek) + lythos (taş, kaya) + iasis (iltihap, enfeksiyon,
durum, sorun, hastalık eki) * böbrekte taş oluşması veya böbrek taşı hastalığı
nefroloji :
gre. * nephros (böbrek) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim
yapım ve durum eki) * böbreklerin yapısını, işlevini ve hastalıklarını
inceleyen tıp dalı
nefrolojik :
gre. * nephros (böbrek) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim
yapım ve durum eki) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * nefroloji ile
ilgili
nefropati :
gre. * nephros (böbrek) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma
durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * böbrek dokusunun veya işlevinin çeşitli
nedenlerle bozulması sonucu ortaya çıkan hastalıkların genel adı
nefropeksi :
gre. * nephros (böbrek) + pegnynai, pegnynein (dikmek, sabitlemek, tespit etmek),
pexia (sabitleme, dikme, sağlamlık) (pexis (sabitleme, tutturma, dikleştirme) +
eia (isim yapım ve durum eki) ) * sarkmış veya yer değiştirmiş böbreğin cerrahi
bir işlemle normal anatomik yerine sabitlenmesi ameliyatı
nefropitoz :
gre. * nephros (böbrek) + ptosis (düşme, düşüş, sarkma) (piptein (düşmek,
sarkmak) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * böbreğin normal
anatomik konumundan aşağı doğru sarkması veya yer değiştirmesi durumu
nefroptoz :
gre. * nephros (böbrek) + ptosis (düşme, düşüş, sarkma) (piptein (düşmek,
sarkmak) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * böbreğin normal
anatomik konumundan aşağı doğru sarkması veya yer değiştirmesi durumu
nefroskleroz :
gre. * nephros (böbrek) + sklerein (katılaşmak, sertleşmek), skleros (katı,
sert) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * böbrek dokusunun
özellikle damar sertliği ve bağ dokusu artışı nedeniyle sertleşmesi ve
işlevinin bozulmasıyla ortaya çıkan patolojik durum
nefrostomi :
gre. * nephros (böbrek) + stomia (ağız açma, delik açma) (stoma (ağız, açıklık,
açılış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * idrarın dışarı akmasını
sağlamak amacıyla böbreğe cerrahi olarak bir açıklık oluşturulması işlemi
nefrotik :
gre. * nephros (böbrek) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * böbrekle ilgili
olan veya özellikle böbrek hastalıklarıyla ilişkili
nefrotoksik :
gre. * nephros (böbrek) + toxikon, toxikos (yaya takılan, ok, yay; zehir)
(toxon, toxa (yay; ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * böbrek
dokusu üzerinde zararlı veya zehirli etki göstererek böbrek fonksiyonlarını
bozabilen (madde veya etki)
nefrotoksisite :
gre., lat. * nephros (böbrek) + toxikon, toxikos (yaya takılan, ok, yay; zehir)
(toxon, toxa (yay; ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) +
itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * kimyasal maddelerin, ilaçların veya
toksinlerin böbrek dokusuna zarar vererek böbrek fonksiyonlarını bozma veya
böbrek hasarına yol açma durumu
nefrotomi :
gre. * nephros (böbrek) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik,
kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * böbreğin cerrahi
olarak kesilmesi veya açılması işlemi
nefrotomografi :
gre. * nephros (böbrek) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik,
kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + graphein (yazmak,
çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme)
(graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) * böbreğin iç yapısını kesitler hâlinde görüntüleyerek incelemeye
yarayan tomografik görüntüleme yöntemi
nefroz :
gre. * nephros (böbrek) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) *
böbrek dokusunda, iltihap olmaksızın gelişen dejeneratif hastalık veya bozulma
durumu
nefrozis :
gre. * nephros (böbrek) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) *
böbrek dokusunda, iltihap olmaksızın gelişen dejeneratif hastalık veya bozulma
durumu
nefs :
ara. * nefs (öz, benlik, öz benlik, öz varlık, can, ego, kişi, şahsiyet) *
insanın iç varlığını, benliğini, ruhsal yönünü ve özellikle istek, arzu ve
tutkularını ifade eden kavram; ruhun madde bedene tesir göndermesi sonucunda
tezahür eden idrakli varlık; ruhun, yeme, içme, cinsellik gibi maddiyata
yönelen hayvani düzeyi (appetitus, spiritus appetens)
nefsani :
ara. * nefs (öz, benlik, öz benlik, öz varlık, can, ego, kişi, şahsiyet) + ani
(ile ilgili, -a ait) * nefs ile ilgili, nefse ait
nefsaniyet :
ara. * nefs (öz, benlik, öz benlik, öz varlık, can, ego, kişi, şahsiyet) + ani
(ile ilgili, -a ait) + yet (isim yapım ve duru eki) * nefs ile ilgili olma,
nefse ait olma
nefsi :
ara. * nefs (öz, benlik, öz benlik, öz varlık, can, ego, kişi, şahsiyet) + i
(ile ilgili, -a ait) * nefs ile ilgili, nefse ait
nefsi emmare :
ara. * nefs (öz, benlik, öz benlik, öz varlık, can, ego, kişi, şahsiyet) + i
(tamlama eki) + emmare (ateşle dolu, kötülüğe eğilimli, kötü arzulu) (emr (iş,
buyruk, yönlendirme) + are (çoğunluk, süreklilik eki) ) * kötülük yapmaya veya
kötü arzulara en çok meyilli olan nefis, insanın kötü eğilimlerle dolu içsel
yönü
nefsi kamile :
ara. * nefs (öz, benlik, öz benlik, öz varlık, can, ego, kişi, şahsiyet) + i
(tamlama eki) + kamile (olgun, mükemmel, olgunlaşmış, tamamlanmış) * ahlaki ve
ruhsal yönden olgunlaşmış, erdemli ve kusursuzluğa yaklaşmış nefis, insanın
olgunlaşmış ve temizlenmiş içsel yönü
nefsi levvame :
ara. * nefs (öz, benlik, öz benlik, öz varlık, can, ego, kişi, şahsiyet) + i
(tamlama eki) + levvame (kınayan, ayıplayan, azarlayan, çekiştiren, başa kakan)
*
nefsi merdiyye :
ara. * nefs (öz, benlik, öz benlik, öz varlık, can, ego, kişi, şahsiyet) + i
(tamlama eki) + merdiyye (orta, ara, ortada bulunan) * nefis gelişimi sürecinde
olgunlaşma yolunda olan, nefsin arzu ve tutkularını aşma aşamasına gelmiş fakat
henüz tam olgunlaşmamış içsel durum
nefsi mulhime :
ara. * nefs (öz, benlik, öz benlik, öz varlık, can, ego, kişi, şahsiyet) + i
(tamlama eki) + mulhime (ilham alan, ilham veren) * ilham almış nefis, insanın
iyi ve doğruya yönelmesini sağlayan, ilham ve sezgiyle rehberlik eden içsel
yönü
nefsi mutmainne :
ara. * nefs (öz, benlik, öz benlik, öz varlık, can, ego, kişi, şahsiyet) + i
(tamlama eki) + mutmainne (huzurlu, tatmin olmuş, sakin) * huzura ve tatmine
ermiş nefis, kişinin arzu ve istekleriyle barışık, içsel olarak sakin ve dingin
durumda olan ruhsal yönü
nefsi müdafa :
ara. * nefs (öz, benlik, öz benlik, öz varlık, can, ego, kişi, şahsiyet) + i
(tamlama eki) + müdafa (koruma, savunma, müdafaa) * kendini koruyan nefis,
insanın içsel benliğinin tehlikelere, kötülüklere veya olumsuz etkilere karşı
savunma ve direnç gösteren yönü
nefş :
ara. * nafaşa (açmak, yaymak, serbest bırakmak, yayılım) * açma veya yayma
eylemi, bir şeyi serbest bırakma veya ortaya çıkarma
neft :
gre. * naphtha (petrol, yanıcı petrol türevi) (gre.); naft, neft (far.) *
yeraltından çıkarılan ve enerji veya sanayi amaçlı kullanılan ham petrol veya
yağlı madde, yağ, ham petrol, bitkisel veya mineral yağ
nefur :
ara. * nafara (ürkmek, kaçmak, irkilmek, tiksinmek, iğrenmek, birden
uzaklaşmak, yerinden fırlamak, ani hareketle çıkmak, sinirleri bozulmak) *
ürken, ürküp kaçan, irkilen, tiksinen
nefy :
ara. * nefe (reddetmek, uzaklaştırmak, reddetmek, karşı gelmek, zıtlaşmak,
karşıt olmak) (menfi (olumsuz) * inkar etme, yok sayma, uzaklaştırma, sürgün etme
nefz :
ara. * nefeze (yaymak, saçmak, neşretmek, silkmek, nazar etmek (bakmak) ) *
yayma, saçma, neşretme, silkme, nazar etme (bakma)
negatif :
lat. * negatus (negare (inkar etmek, yadsımak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat
yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, -a ait) * olumsuz, zıt, karşıt, ters, aksi;
sıfırdan küçük
negatif sens :
lat. * negativus (olumsuz, ters) + sensus (his, duygu, duyu, sezgi, algı,
farkındalık, anlam) * olumsuz yön, olumsuz anlam taşıyan, ters etki, ters algı
oluşturan durum veya kavram
negativizm :
lat. * negativus (olumsuz, ters) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti,
doktrin eki) * olaylara, fikirlere veya durumlara sürekli olumsuz ve karşıt bir
tutum sergileyen düşünce veya davranış anlayışı
negatoskop :
gre., lat. * negatos (gösterge, görüntü; olumsuz film) + skopein (gözlemek,
bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopos (gözlem, görüş, bakma,
bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) * röntgen filmleri
veya diğer tıbbi görüntülerin ışık altında incelenmesini sağlayan ışıklı
görüntüleme cihazı
negro :
lat. * niger (siyah, kara) + o (isim yapım eki) * özellikle Afrika kökenli
siyah tenli insanları ifade etmek için tarihsel olarak kullanılan ancak
günümüzde birçok bağlamda eski veya aşağılayıcı kabul edilen etnik adlandırma
negroit :
lat., gre. * niger (siyah, kara) (lat.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer,
şekilli, biçimli) (gre.) * antropolojide siyah ırka özgü sayılan, fiziksel
özellikleri taşıyan veya o tipe benzeyen insan tipini ifade etmek için kullanılan
eski bir sınıflandırma terimi
nehar :
ara. * nehara (akmak,
yayılmak), nehar (gündüz,
gün) *
gündüz, gün
nehilin :
ara. * nahl (hurma) * hurmalık
nehir :
ara. * nehara (akmak,
yayılmak) * akarsu, ırmak
nehire :
ara. * nehere (delinmek, içi çürümek, oyulmak, çürüyüp dağılmak) * çürümüş,
ufalanmış, içi boşalmış, dağılmaya yüz tutmuş kemik veya yapı
nehisat :
ara. * nehese (uğursuz olmak, kötü talih getirmek) + at (isim yapım eki) *
uğursuzluklar, kötü talihler, bahtsızlıklar, felaketler
nehiy :
ara. * neheye (yasaklamak, men etmek, engellemek) * alıkoyma, yasaklama,
menetme
neht :
ara. * nehete (oymak, yontmak) * oyma, yontma
nehy :
ara. * naha, neha (yasaklamak, engellemek, önlemek, mani olmak, menetmek,
vazgeçirmek; sonlandırmak, sonuçlandırmak, sona erdirmek, bitirmek,
nihayetlendirmek, bitirmek, bırakmak, vazgeçmek, terketmek; varmak, erişmek),
intaha (sona ermek, nihayete ulaşmak, bitmek), nihayet (son, bitiş), munteha
(bir şeyin ulaştığı en son nokta veya sınır, son, zirve, nihai durum) *
alıkoyma, yasaklama, menetme, engelleme, önleme, mani olma, vazgeçirme
nehzat :
ara. * neheze (hareket etmek, kalkmak, ayağa kalkmak, teşebbüs etmek) + at
(isim yapma eki) * kalkış, hareket, ayaklanma veya bir amaç uğruna girişilen
teşebbüs veya eylem, kalkışma
neıth :
mıs. * Neith (Mısır mitolojisinde tanrıça) * Antik Mısır mitolojisinde savaş ve
avcılığın tanrıçası olarak bilinen, aynı zamanda dokuma ve yaratılışla
ilişkilendirilen tanrıça
neisseria menenjiti :
lat., gre. * Neisser (Alman bakteriolog Albert Neisser) + ia (isim, yer ve
durum eki) (lat.) + meninx (beyin veya omurilik zarları) (gre.) + itis
(enfeksiyon, iltihap, inflamasyon, hastalık eki) (gre.) * Neisseria
bakterisinin neden olduğu ve beyin-omurilik zarlarında iltihaplanmaya yol açan menenjit
türü
nejat :
ara. * naca (kurtulmak, selamete ermek) + at (isim yapım eki) * kurtuluş,
selamet veya tehlikeden uzaklaşma, necat; erkek ismi
nejdet :
ara. * necde (yardım, imdat; yiğitlik) + et (isim yapım eki) * cesaret,
yiğitlik, kahramanlık, şecaat
nekabet :
ara. * nakaba (delmek, delik açmak, kazmak, incelemek, araştırmak, ortaya
çıkarmak) + et (isim yapım eki), nakib (erkek temsilci, topluluk reisi, vekil;
bir topluluğun temsilcisi veya reisi olarak görev yapan kişi; bazı geleneklerde
derviş topluluğu müfettişi) * bir topluluğun işlerine nezaret etme, başkanlık,
liderlik yapma, bir zümrenin başı olma; dönme, vazgeçme, cayma
nekahet :
ara. * nekaha (dinlenmek, rahatlamak, iyileşmek) + et (isim yapım eki) *
hastalık veya yorgunluk sonrası dinlenme ve toparlanma dönemi, iyileşme ve güç
kazanma süreci
nekahethane :
ara. * nekaha (dinlenmek, rahatlamak, iyileşmek) + et (isim yapım eki) + hane
(ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) * hastalık veya yorgunluk sonrası
dinlenme ve iyileşme amacıyla kullanılan mekan, dinlenme evi veya tedavi
konaklama yeri
nekal :
ara. * nakala (taşımak, iletmek, aktarmak, zorla götürmek) + at (isim yapım
eki) * zorla yaptırılan işkence, eziyet, acı çektirme; büyük sıkıntı veya azap
nekam :
ara. * nekama (öç almak, intikam almak, cezalandırmak) * öç alma, intikam alma,
cezalandırma
nekavet :
ara. * nekava (temiz olmak, arınmak, saf olmak) * temizlik, saflık, paklık,
arılık
nekbet :
ara. * nakaba (felakete uğramak, yıkıma uğratmak, musibet vermek) + at (isim
yapım eki) * büyük felaket, musibet veya yıkıcı talihsizlik
nekes :
ara. * nekese (eksiltmek, azaltmak, bozmak, ters çevirmek, geri döndürmek,
bozulmak, düşmek) * cimri, pinti, aşağılık kimse; eksiklik, eksilme, azalma,
noksan, kusur; azaltma, eksiltme; bozma, ifsad
nekh :
ara. * nekehe (eşleşmek, çiftleşmek, evlenmek) * eşleşme, çiftleşme, tezevvüc,
evlenme, cima etme; akid
nekhbet :
mıs. * nekh (akbaba, yırtıcı kuş) + bet (tanrıça, koruyucu figür) * Antik Mısır
mitolojisinde yukarı Mısır’ı koruyan ve genellikle akbaba şeklinde tasvir
edilen koruyucu tanrıça
nekib :
ara. * nakaba (delmek, delik açmak, kazmak, incelemek, araştırmak, ortaya
çıkarmak) * erkek temsilci, topluluk reisi, vekil; bir topluluğun temsilcisi
veya reisi olarak görev yapan kişi; bazı geleneklerde derviş topluluğu
müfettişi; gözetleyen, koruyan
nekida :
ara. * nakada (ayıklamak, ayırt etmek, eleştirmek, değerlendirmek, kusur
bulmak, eksik görmek; para, paranın gerçeğini sahtesinden ayırmak), nakd
(ayıklama, ayırt etme, eleştirme; paranın gerçekliğini sınama), tenkid
(eleştirme, inceleme, ayıklama, ayırt etme) * kusur, eksiklik; kıt mahsul,
faydasız bitki
nekir :
ara. * nakara (reddetmek, inkar etmek, tanımamak, bilmemek, yadırgamak) *
reddeden, inkar eden, tanımayan; İslam inanç terminolojisinde kabirde sorgu
yapan meleklerden biri
nekir :
ara. * nakara (oymak, delmek, boşaltmak) * oyuk, çukur, boşluk, delik
oluşturan; çekirdek, hurma çekirdeği, hurma çekirdeğinin üzerindeki çok küçük
çukur
nekro :
gre. * nekros (ceset, kadavra, ölü) * ölü, cansız veya ölümle ilgili durumları
ifade eden önek; tıp ve biyolojide “ölü dokuyla ilgili” anlamında (necropsy
(otopsi) ); siyahi ırktan olan, zenci (argoda)
nekrofili :
gre. * nekros (ceset, kadavra, ölü) + philia (sevme durumu, hoşlanma durumu)
(philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * ölüye karşı cinsel veya duygusal ilgi duyma eğilimi ile
karakterize patolojik durum
nekroloji :
gre. * nekros (ceset, kadavra, ölü) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl)
+ eia (isim yapım ve durum eki) * ölülerin hayatlarını, ölüm nedenlerini ve
ölüm sonrası olayları sistemli biçimde inceleyen bilin dalı; ölüm haberleri
veya ölülerin yaşam öykülerinin derlendiği çalışmalar
nekromansi :
gre. * nekros (ceset, kadavra, ölü) + manteia (kehanet, fal, tahmin, öngörü)
(man (ilham, sezgi), mantis (haber veren, kahin, peygamber) + eia (isim yapım
ve durum eki) ) * ölülerle iletişim kurarak geleceği tahmin etme veya gizli
bilgileri öğrenme uygulamalarını içeren, tarihsel olarak büyü ve okült pratiğin
bir parçası olarak kabul edilen kehanet yöntemi; ölmüş kişilerin ruhları temas
nekronomikon :
gre. * nekros (ceset, kadavra, ölü) + nomikon (yasa, kural, ilke, kanun,
prensip, esas, kitap) * H. P. Lovecraft’ın kurgusal evreninde yer alan, büyüler
ve ölülerle ilgili gizli bilgiler içerdiğine inanılan hayalî kitap; okült ve
korku edebiyatında kullanılan kurgusal bir grimoire adı
nekropol :
gre. * nekros (ceset, kadavra, ölü) + polis (şehir, il, kent) * ölüler şehri,
mezarlık; antik çağlarda şehirlerin dışında yer alan, mezar anıtları ve yeraltı
mahzenleriyle düzenlenmiş geniş mezarlık ve toplu gömü alan
nekropolis :
gre. * nekros (ceset, kadavra, ölü) + polis (şehir, il, kent) * ölüler şehri,
mezarlık; antik çağlarda şehirlerin dışında yer alan, mezar anıtları ve yeraltı
mahzenleriyle düzenlenmiş geniş mezarlık ve toplu gömü alan
nekropsi :
gre. * nekros (ceset, kadavra, ölü) + opsis (görme, bakma) * ölü bedenin ölüm
nedeni ve ölüm öncesi sağlık durumu hakkında bilgi edinmek amacıyla yapılan
tıbbi inceleme veya otopsi işlemi
nekroptoz :
gre. * nekros (ceset, kadavra, ölü) + ptosis (düşme, düşüş, sarkma) (piptein
(düşmek, sarkmak) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) *
hücrelerin programlı şekilde ölmesini ifade eden biyolojik süreçlerden biri;
apoptozdan farklı olarak inflamatuar tepki ile gerçekleşen kontrollü hücre
ölümü mekanizması
nekrospermi :
gre. * nekros (ceset, kadavra, ölü) + sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni,
sperm) + eia (isim yapım ve durum eki) * sperm hücrelerinin canlılıklarını
yitirmiş veya hareket kabiliyetlerini kaybetmiş olduğu, üreme sağlığı açısından
patolojik durum
nekrotik :
gre. * nekros (ceset, kadavra, ölü) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * doku
veya hücrenin ölmesi veya canlılığını yitirmesiyle ilgili, ölü doku ile ilgili
nekrotizan enterokolit :
gre. * nekros (ceset, kadavra, ölü) + tikan (ile ilgili, -a ait) + enteron
(bağırsak) + kolitis (iltihap, enfeksiyon, yangı, sorun, eki) * bağırsak
dokusunun ölü dokuya dönüşmesiyle birlikte iltihaplanma ve hasar oluşması
durumunu ifade eden, genellikle yenidoğanlarda görülen ciddi bir bağırsak
hastalığı
nekrotizan fasiit :
gre. * nekros (ceset, kadavra, ölü) + tikan (ile ilgili, -a ait) + phasis
(fasya, bağ dokusu) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, sorun, eki) * derinin
altındaki bağ dokusu (fasya) ve çevresinin ölü dokulara dönüşmesiyle birlikte
şiddetli iltihaplanma ve doku kaybına yol açan hayatı tehdit eden bakteriyel
enfeksiyon (et yiyen bakteri hastalığı)
nekrotizan gingivit :
gre. * nekros (ceset, kadavra, ölü) + tikan (ile ilgili, -a ait) + gingiva (diş
eti) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, sorun, eki) * diş etinin ölü dokularla
birlikte iltihaplanması ve doku yıkımına yol açan, genellikle bakteriyel
kaynaklı şiddetli ağız içi enfeksiyon
nekrotomi :
gre. * nekros (ceset, kadavra, ölü) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme)
(tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ölü
dokunun cerrahi olarak kesilmesi veya çıkarılması işlemi
nekroz :
gre. * nekros (ölü) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) *
yaralanma, enfeksiyon ve dokulara gerçekleşen kan akışının yetersizliği sonucu
vücut dokusunun ölümü
neks :
ara. * nakasa (eksiltmek, azaltmak, bozmak, karşı koymak, ters düşmek) *
eksiklik, yetersizlik; aşağılık olma, düşük nitelikli olma
nektar :
gre. * nek (ölümsüz, güçlü, tanrısal) + tar (içecek, sıvı) * Yunan
mitolojisinde tanrılara ölümsüzlük ve güç veren özel içecek; özellikle Antik
Yunan ve Roma mitolojisinde tanrıların içtiği iksir veya bal
nektokaris : gre. * nekhein (yüzmek), nekton (yüzme), nektos
(yüzen, yüzücü) + karis (karides) * Kambriyen döneminde (yaklaşık 508 milyon
yıl önce) yaşamış, iki dokunaca, geniş yüzgeçlere ve huniyi andıran bir ağız
yapısına sahip olan, evrimsel sınıflandırması paleontologlar arasında uzun süre
tartışılmış kabuksuz ve serbest yüzen etobur bir deniz canlısı cinsi
nekton :
gre. * nekhein (yüzmek),
nekton (yüzme), nektos (yüzen, yüzücü) * kendi yüzme yeteneği ile
akıntılara karşı hareket edebilen, yani pasif sürüklenmeyen deniz organizmaları
nekz :
ara. * nekeze (vurmak, kovmak, defetmek, azalmak; su yer tarafından emilmek) *
vurma, çarpma, kovma, defetme, azalma; suyun yer tarafından emilmesi
nelumbo :
lat. * nelumbo (Sri Lanka kökenli ad) * Nelumbonaceae familyasına ait, kutsal
lotus olarak bilinen su bitkisi cinsi
nelumbonaceae :
san., lat. * nalambuja, nelumbo (lotus, nilüfer) + aceae (-giller, bitki
familyası eki) (lat.) * lotus bitkilerini kapsayan, büyük yüzen yaprakları ve
gösterişli çiçekleriyle tanınan sucul bitkiler familyası
nem :
tür. * nem (su buharı, rutubet, ıslaklık, atmosferdeki su buharı oranı) *
havadaki veya bir cismin içindeki su buharı miktarı; ortamın rutubet derecesini
veya materyalin su buharı içeriğini ifade eden kavram
nem ölçer :
tür. * nem (su buharı, rutubet, ıslaklık, atmosferdeki su buharı oranı) + ölçer
(hesaplayan, sayan, miktar belirleyen, ölçen araç) * havadaki veya bir cismin
içindeki nem miktarını ölçen cihaz veya alet
nema :
ara. * nemu (büyümek, filizlenmek, gelişmek, çoğalmak) * büyüme, çoğalma,
gelişme; faiz, ürem; bir canlının, bitkinin veya mantarın büyüme, çoğalma veya
gelişme süreci; mikrobiyoloji ve botanikte canlıların erken evre formu
nemarik :
ara. * nemreka (yastık, minder, sırt veya oturma desteği) * yastıklar, sırt
yaslanılan minderler
nematod :
gre.* nematos (iplik, tel) + oeides (ile ilgili, -a ait) * Nematoda şubesine
ait, ince, yuvarlak, silindirik ve genellikle mikroskobik ve parazitik
solucanların genel ismi
nematoda :
gre. * nema (iplik, ipliksi yapı) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli,
biçimli) * ince uzun, silindirik ve iplik biçimli vücut yapısına sahip yuvarlak
ve parazitik solucanları kapsayan, omurgasız hayvanlar grubu, ipliksi
solucanlar şubesi
nemçe :
sla. * nemets, nemec (Avusturyalı) * Osmanlılarca, Avusturya’ya ve
Avusturyalılara verilen isim (Slav dilinden geçmiştir.)
nemçeker :
tür. * nem (su buharı, rutubet, ıslaklık, atmosferdeki su buharı oranı) + çeker
(kendisine yaklaştırır, içine alır) * bir maddenin veya cihazın bulunduğu
ortamdaki fazla su buharını (nemi) emerek hapsedebilme yeteneği
nemekdan :
far. * nemek (tuz) + dan (ile ilgili, -e ait) * tuzluk, tuz kabı
nemertea :
gre. * nemerthes (aldatmayan, gerçek; Yunan mitolojisinde Nereus’un kızı olan
deniz tanrıçası) (ne (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + merthes
(aldatan, kandıran, yanıltan, yanılan) + ea (taksonomik ek) * şerit biçimli,
uzun ve yassı gövdeli, genellikle denizlerde yaşayan, hortumlu yapılarıyla
tanınan omurgasız hayvanlar şubesi, şerit solucanlar grubu, şerit solucanı,
hortumlu solucan
nemesis :
gre. * nemein (dağıtmak, vermek, paylaştırmak) + sis (isim yapım ve durum eki)
* Yunan mitolojisinde aşırı gurur, kibir (hubris) veya haksızlık karşısında
ilahi ceza veya adalet sağlayan, denge ve cezayı temsil eden intikam ve adalet
tanrıçası
nemeş :
ara. * nemeşe (süslenmek, gösterişli hale gelmek, albenili hale gelmek) *
süslü, gösterişli, albenili veya zarif; cilt üzerinde oluşan siyah veya beyaz
renkli ben, benek, çil veya leke gibi küçük noktaları veya alacalık
nemf :
gre. * nymphe (genç kadın, peri veya su perisi) * Yunan mitolojisinde doğa
ruhları veya su perileri olarak kabul edilen, genellikle güzel ve genç dişi
figürler
nemfoman :
gre. * nymphe (genç kadın, peri veya su perisi) + mania (delilik, çılgınlık,
aşırı tutkunluk, aşırı heves, aşırılık, coşku) + ikos (ile ilgili, -a ait,
gibi) ) * cinsel isteği aşırı derecede yüksek olan kadın
nemfomani :
gre. * nymphe (genç kadın, peri veya su perisi) + mania (delilik, çılgınlık,
aşırı tutkunluk, aşırı heves, aşırılık, coşku) (mainesthein (delirmek,
çıldırmak), man (çılgın, taşkın duygulu, aşırı tutkulu, aşırı hevesli) + eia
(durum ve isim yapım eki) ) * kadınlarda cinsel isteğin normalden aşırı
derecede artması ile karakterize patolojik bir cinsel dürtü bozukluğu
nemim :
ara. * nemme (laf taşımak, haber vermek, ispiyonlamak) * başkalarının
sözlerini, sırlarını veya gizli bilgilerini birine taşıyan, ispiyonlayan veya
dedikodu yapan, laf taşıyan, fitne çıkaran, gıybet eden
nemime :
ara. * nemme (laf taşımak, söz götürmek, haber vermek, ispiyonlamak) * laf
taşıma, söz götürme, haber verme, ispiyonlama
neml :
ara. * nemele (hareket etmek,
kımıldamak, çok ve hızlı yürümek) * karınca; Kur'an'ın 27.
suresinin ismi
nemophila :
gre., lat. * nemos (orman) + philein (sevmek) * Boraginaceae familyasına ait,
ormanlık alanları seven otsu bitki cinsi
nemreka :
ara. * numruka (yastık, minder, sırt ve oturma
desteği), nemarik (yastıklar, minderler) *
yastık, minder, sırt veya oturma desteği
nemrud :
aka., ibr. * nemr (katı, sert, kaba, acımasız) + ud (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * can yakıcı, yüzü gülmez, acımaz, sert tutumlu; Tevrat’ta geçen güçlü
hükümdar ve avcı; Mezopotamya geleneğinde Babil ve çevresinde hüküm sürdüğü
söylenen efsanevi kral
nemrut :
aka., ibr. * nemr (katı, sert, kaba, acımasız) + ud (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * can yakıcı, yüzü gülmez, acımaz, sert tutumlu; Tevrat’ta geçen güçlü
hükümdar ve avcı; Mezopotamya geleneğinde Babil ve çevresinde hüküm sürdüğü
söylenen efsanevi kral
nemse :
sla. * nemets, nemec (Avusturyalı) * Osmanlılarca, Avusturya’ya ve
Avusturyalılara verilen isim (Slav dilinden geçmiştir.)
nene :
tür. * ne (anne, yaşlı kadın hitabı) + ne (anne, yaşlı kadın hitabı) *
büyükanne, anneanne veya babaanne; yaşlı kadın için kullanılan akrabalık adı
neoblast :
gre. * neos (yeni, taze, ilk) + blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ
hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) * oğunlukla yassı solucanlar
(planarya) gibi bazı omurgasız hayvanlarda bulunan, vücudun hasar gören veya
kopan parçalarını yeniden oluşturma (rejenerasyon) yeteneğine sahip, bölünmemiş
ve farklılaşmamış kök hücreler
neoadjuvan :
gre., lat. * neos (yeni, taze, ilk) (gre.) + adjuvare (yardım etmek, destek
olmak, fayda sağlamak ) (ad (-a doğru, yönelim) + juvare ((yardım etmek,
desteklemek, fayda sağlamak) ) + et (ile ilgili, -a ait) * ana tedaviden
(genellikle cerrahi) önce uygulanan, tümörü küçültmek veya tedavinin
etkinliğini artırmak amacıyla yapılan ön ve destekleyici tedavi
neodim :
gre. * neos (yeni, taze, ilk) + didymos (ikiz) * atom numarası 60, simgesi Nd
olan, nadir toprak metalleri grubunda yer alan, başka bir elementin (praseodim)
yanında ikiz gibi bulunduğu için ismini “yeni ikiz” anlamından alan nadir
toprak metalleri (lantanitler) grubu elementi
neodimyum :
gre. * neos (yeni, taze, ilk) + didymos (ikiz) (gre.) + ium (kimyasal element
eki) (lat.) * atom numarası 60, simgesi Nd olan, nadir toprak metalleri
grubunda yer alan, başka bir elementin (praseodim) yanında ikiz gibi bulunduğu
için ismini “yeni ikiz” anlamından alan nadir toprak metalleri (lantanitler)
grubu elementi
neofit :
gre. * neos (yeni, taze, ilk) + phyton (bitki; büyüme) * bulunduğu bölgeye
sonradan ulaşarak doğal olarak yerleşmiş veya insan etkisiyle getirilmiş, yerli
olmayan bitki türü, yabancı kökenli bitki
neofobi :
gre. * neos (yeni, taze, ilk) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * yeni olan her türlü olgudan, olaydan
veya durumdan korkma ve çekinme hali ile karakterize psikolojik rahatsızlık
neojen :
gre. * neos (yeni, taze, ilk) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak,
yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten,
meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan), genos (gen, yaratılış, türeyiş,
üreme, oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins,
çeşit, sınıf, kategori) ) * yeni oluşmuş; yer kabuğunun ve yaşamın yeni
oluşumlarını temsil eden, yaklaşık 23 milyon yıl önce başlayıp 2,6 milyon yıl
önce biten dönemi kapsayan ve Miosen ile Pliyosen evrelerini içeren jeolojik
çağ
neoklasik :
gre. * neos (yeni, taze, ilk) + klassikos (seçkin, örnek alınan) (klassos
(sınıf, seçkin grup) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) ) * eski Yunan ve Roma
sanat ve edebiyat anlayışlarını yeniden canlandıran, geleneksel biçim ve
kurallara dayanan akım veya üslupla ilgili
neoklasisizm :
gre. * neos (yeni, taze, ilk) + klassikos (seçkin, örnek alınan) (klassos
(sınıf, seçkin grup) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) ) + ismos (isim yapım, durum,
akım, öğreti, doktrin eki) * eski Yunan ve Roma sanat, edebiyat ve mimari
anlayışlarını yeniden canlandıran ve bunlara bağlı kalarak geliştirilen estetik
ve kültürel akım
neokorteks :
gre., lat. * neos (yeni, taze, ilk) (gre.) + cortex (kabuk, ağaç kabuğu, dış
tabaka, beyin kabuğu) (crusta (kabuk) + ex (dış, dışarı, harici, yokluk,
olmama) ) (lat.) * beynin en gelişmiş bölümü olan, düşünme, bilinç, algı, dil
ve karmaşık bilişsel işlevlerden sorumlu olan “yeni beyin kabuğu” kısmı
neolitik :
gre. * neos (yeni, taze, ilk) + lithos (taş, kaya) + ikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) (gre.) * taş devrinin son evresi, insanlığın yerleşik hayata
geçtiği ve taş aletlerin geliştiği dönem, yeni taş devri, cilalı taş devri
neoloji :
gre. * neos (yeni, taze, ilk) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem)
(logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
) * yeni kelimelerin türetildiği veya mevcut kelimelere yeni anlamların
kazandırıldığı dilbilim alanı veya yaklaşım
neolojizm :
gre. * neos (yeni, taze, ilk) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem)
(logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * yeni bulunmuş kelime
veya deyim, yeni kelimeler, kavramlar kullanma
neo-luddizm :
gre., ing. * neo (yeni, yeni ortaya çıkan) (gre.) + Luddism (İngiliz işçi
hareketinin simgesel önderi Ned Ludd'ın soyadından) (ing.) + ismos (isim yapım,
durum, akım, öğreti, doktrin eki) (gre.) * yeni teknolojilerin (bilgisayar,
internet, otomasyon ve yapay zeka vb) çoğuna karşı çıkan, tüketimciliği
eleştiren ve özellikle otomasyonun toplumsal, ekonomik veya insani sonuçlarına
karşı eleştirel tutumu ve bu teknolojilerin kullanımına yönelik direnişi ifade
eden düşünce akımı
neomisin :
gre., lat. * neos (yeni, taze, ilk) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal
organizma) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) (lat.) * yeni
keşfedilmiş veya geliştirilmiş, bakterilere karşı etkili antibiyotik türü
(C23H46N6O13)
neon :
gre. * neos (yeni, taze, ilk) + on (atom, temel varlık) * atom numarası 10,
simgesi Ne renksiz, kokusuz ve tepkisiz bir asal gaz
neonal :
lat. * neos (yeni, taze, ilk) + alis (ile ilgili, -a ait) * yeni doğan veya
doğumdan sonraki ilk dönemle ilgili (özellikle bebekler için kullanılan
dönemsel veya tıbbi terim)
neonatal :
gre., lat. * neos (yeni, taze, ilk) (gre.) + nasci (doğmak, oluşmak, meydana
gelmek), natus (doğmuş, oluşmuş, meydana gelmiş) + alis (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) (lat.) * doğumdan sonraki ilk dönemle ilgili (özellikle yeni doğan
bebekleri kapsayan tıbbi ve sağlık terimi)
neonate :
gre., lat. * neos (yeni, taze, ilk) (gre.) + nasci (doğmak, oluşmak, meydana
gelmek), natus (doğmuş, oluşmuş, meydana gelmiş) (lat.) * doğumdan kısa süre
önce doğmuş veya doğumdan sonraki ilk haftalarda olan bebek, yeni doğan
neonatolog :
gre., lat. * neos (yeni, taze, ilk) (gre.) + nasci (doğmak, oluşmak, meydana
gelmek), natus (doğmuş, oluşmuş, meydana gelmiş) (lat.) + logos (kelime, bilgi,
söylem, söz, akıl) (gre.) * yeni doğan bebeklerin sağlık sorunlarını teşhis
eden, tedavi eden ve bakımını sağlayan pediatri uzmanı
neonatorum :
gre., lat. * neos (yeni, taze, ilk) (gre.) + nasci (doğmak, oluşmak, meydana
gelmek), natus (doğmuş, oluşmuş, meydana gelmiş) + orum (çoğul iyelik eki) *
yeni doğan bebeklere ait olan, özellikle hastanelerde veya tıbbi kayıtlarda
yeni doğan bebeklerle ilgili durumlar
neon-yanma prosesi :
gre., tür., lat. * neon (neos (yeni, taze, ilk) + on (soy gaz adı eki) ) (gre.)
+ yanma (yakılma, tutuşma) (tür.) + processus (süreç) (lat.) * en az 8 Güneş
kütlesine sahip büyük dev yıldızların merkezinde gerçekleşen, karbon yanması
bittikten sonra aşırı yüksek sıcaklık ve yoğunlukta başlayan, neon çekirdekleri
ayrışarak oksijen ve magnezyum üreten bir nükleer füzyon reaksiyonları dizisi;
neon gazının elektriksel boşalma veya yüksek sıcaklık etkisiyle ışık yayması
esasına dayanan işlem, neon lambalarında ve benzeri gaz boşalmalı ışık
kaynaklarında kullanılan ışık üretim süreci
neophocaena :
gre., lat. * neos (yeni, taze, ilk) + phokaina (yunus, fok benzeri deniz
hayvanı) (gre.) kelimesinden Latinceleştirilmiş cins adı) (lat.) * nesli
tehlike altında bulunan, Doğu Asya kıyı ve nehir sularında yaşayan, yüzgeçsiz
yunus olarak bilinen Phocoenidae (musurgiller, liman yunusugiller) familyasına
ait deniz memelisi cinsi
neoplastik :
gre. * neos (yeni, taze, ilk) + plassein (kalıplamak, kalıba dökmek, şekil
vermek, şekillendirmek) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * dokuda
anormal ve kontrolsüz hücre büyümesi ile ilgili, genellikle tümör oluşumu ile
ilgili, neoplazi ile ilgili
neoplazi :
gre. * neos (yeni, taze, ilk) + plassein (kalıp vermek, şekillendirmek,
biçimlendirmek, form vermek), plasis (şekillenme, biçimlenme, oluşum) * dokuda
anormal ve kontrolsüz hücre büyümesi, anormal yeni doku veya tümör oluşumu
neoplazik :
gre. * neos (yeni, taze, ilk) + plassein (kalıp vermek, şekillendirmek,
biçimlendirmek, form vermek), plasis (şekillenme, biçimlenme, oluşum) + ikos
(ile ilgili, -a ait, gibi) * dokuda anormal ve kontrolsüz hücre büyümesi ile
ilgili, genellikle tümör oluşumu ile ilgili, neoplazi ile ilgili
neoplazm :
gre. * neos (yeni, taze, ilk) + plassein (kalıp vermek, şekillendirmek,
biçimlendirmek, form vermek), plasis (şekillenme, biçimlenme, oluşum) + ismos
(isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * dokuda normalden farklı olarak
yeni ve anormal hücre topluluğu oluşturan yapılar (tümörler)
neoplazma :
gre. * neos (yeni, taze, ilk) + plasma (şekillenmiş, biçimlenmiş şey; katı,
sıvı ve gazdan sonra maddenin dördüncü hali olarak bilinen, yüksek enerjili,
iyonize olmuş (elektronlarından arınmış) gaz benzeri bir yapı) (plassein (kalıp
vermek, şekillendirmek, biçimlendirmek, form vermek), plasis (şekillenme,
biçimlenme, oluşum) + ma (isim yapım eki) ) * dokuda normalden farklı olarak
yeni ve anormal hücre topluluğu oluşturan yapılar (tümörler)
neostigmin :
gre. * neos (yeni, taze, ilk) + stigma (işaret, iz, nişan, simge, nokta, benek;
çiçeğin dişi organının polen kabul eden bölümü) + ine (organik bileşik/alkaloid
türevi eki) * asetilkolinesteraz enzimini inhibe ederek sinir kas iletişimini
artıran, özellikle miyastenia gravis ve bazı cerrahi durumlarda kullanılan
sentetik kolinerjik ilacı etken maddesi (C12H22N2O2)
neoteni : gre.,
lat. * neos (yeni, taze, ilk) + teinein (germek, uzatmak, germek için zorlamak,
kasmak) + eia (isim yapım eki) * bir organizmanın gelişiminde erginlik
özelliklerine ulaşmasına karşın larva veya gençlik dönemine özgü yapı ve
özellikleri koruması durumu, gelişimsel olgunlaşmanın üreme yeteneğinden daha
yavaş gerçekleştiği biyolojik gelişim biçimi
neovaskülarizasyon :
gre. * neos (yeni, taze, ilk) + vasculum (küçük kap, küçük kanal) (vas (kap,
kanal) + cula, culum (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
+ izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım ve durum eki) *
özellikle doku onarımı veya hastalık durumlarında gözlenen yeni kan
damarlarının oluşumu veya gelişmesi süreci
neozoik :
gre. * neos (yeni, taze, ilk) + zoe (canlılık, yaşam, hayat, dirim, dirilik,
oluşum, hayvan) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * jeolojik zaman ölçeğinde
yeni hayvan türlerinin ortaya çıktığı veya yaşamını sürdürdüğü dönem ile ilgili
nepafenak :
gre. * neos (yeni, taze, ilk) + paen (ağrı) + fac (yapmak, etmek) * gözde
iltihap ve ağrıyı azaltmak için kullanılan topikal nonsteroid antiinflamatuar
ilacı etken maddesi (Non Streoid Antinflamatory Drug (NSAID) ) (C22H21NO3)
nepal :
san. * nipa (dağ eteği) + alaya (yer, yuva) * dağ eteğinde yerleşim yeri; Güney
Asya’da, Himalaya Dağları bölgesinde yer alan ve kuzeyde Çin, güney, doğu ve
batıda Hindistan ile sınır komşusu olan bağımsız bir ülke
nepenthaceae :
gre. lat. * nepenthes (keder giderici, üzüntü giderici) (ne (yokluk, eksiklik,
zıtlık, olumsuzluk eki) + pehentes (katil, yok edici, helak eden) ) (gre.) +
aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * sürahi bitkilerini kapsayan,
yapraklarının uç kısmında böcek ve diğer küçük hayvanları yakalamaya uyarlanmış
sürahi biçimli tuzaklar bulunan etçil bitkiler familyası, suibriğigiller, kova
bitkisi ailesi
nepenthes :
gre., lat. * nepenthes (keder giderici, üzüntü giderici) (ne (yokluk, eksiklik,
zıtlık, olumsuzluk eki) + pehentes (katil, yok edici, helak eden) ) * kederi
veya üzüntüyü gideren, unutkanlık veya neşe veren; Homeros'ta acıyı ve kederi
unutturan bir ilaç veya içecek adı Nepenthaceae familyasına ait, böcekçil
sürahi bitkilerini kapsayan bir cins
nepeta :
lat. * Nepete (Antik Roma döneminde Etrurya bölgesinde, bugünkü İtalya’da yer
alan Nepi kasabasının antik adı) * Lamiaceae familyasına ait, kedi nanesi
olarak bilinen aromatik bitki cinsi
nephty :
gre. * nephthys (Mısır mitolojisi tanrıçası, ölüler ve koruyucu) (neb (efendi,
lord) + t (aitlik eki) + hes (ev, yuva) + y (iyelik eki, “s”) ) * efendinin
evi, koruyucu ev, sığınılacak yuva; Mısır mitolojisinde ölülerin koruyucusu
olarak bilinen tanrıça; botanikte bazı bitki cinslerinin adında kullanılan
terim
nepidae :
lat. * nepa (akrep, yengeç) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * yarı kanatlılar
(Hemiptera) takımına ve sucul böceklere ait olan, akrep böceklerini kapsayan,
ön bacakları av yakalamaya uyarlanmış ve uzun solunum borusuyla tanınan sucul
yarım kanatlılar familyası, su akrepleri
nepido :
mya. * nay (oturma yeri, oturak, makam, taht) + pyi (kral, hükümdar) + daw
(kraliyet son eki) * Myanmar’ı başkenti
nepotist :
lat. * nepos (torun, yeğen) + ista (yapan, eden eki) * kayırmacı, akraba
kayıran, adil olmayan, öznel şekilde ayrımcılık yapan
nepotizm :
lat. * nepos (torun, yeğen) + ismus (ile ilgili olma durumu) * kayırmacılık,
akraba kayırma, adil olmama, öznel şekilde yapılan ayrımcılık
neptün :
lat. * Neptunus (Roma mitolojisinde deniz tanrısı) (nep (su, nem, akış) + tunus
(ile ilgili, -a ait) ) * Roma mitolojisinde denizlerin ve su kaynaklarının
tanrısı olarak bilinen, Yunan mitolojisindeki Poseidon’a karşılık gelen tanrı;
astronomide Güneş Sistemi’nin sekizinci gezegeni
neptünyum :
lat. * neptunium (Neptunus (Roma mitolojisinde deniz tanrısı) (nep (su, nem,
akış) + tunus (ile ilgili, -a ait) ) + ium (kimyasal element eki) ) * atom
numarası 93, simgesi Np olan, radyoaktif ve yapay olarak üretilen bir aktinit
element
nereid :
gre. * nereis (deniz tanrısı Nereus'un kızı, deniz perisi) + ides (-oğlu,
-kızı, soyundan gelen, soy eki) * Yunan mitolojisinde deniz tanrısı Nereus ile
Doris'in, iyi yürekli su altı ve deniz perileri olarak bilinen elli kızı
nereididae :
gre., lat. * nereis (deniz tanrısı Nereus'un kızı, deniz perisi) + ides (-oğlu,
-kızı, soyundan gelen, soy eki) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki)
(lat.) * halkalı solucanlar (Annelida) şubesinin çok kıllı solucanlar
(Polychaeta) sınıfına ait çok halkalı deniz solucanlarını kapsayan, genellikle
denizlerde yaşayan ve hareketli baş ile belirgin çene yapılarıyla tanınan
halkalı solucanlar familyası, kum solucanı, paçavra solucanı
nereus :
gre. * nereis (deniz tanrısı Nereus'un kızı, deniz perisi) * Yunan
mitolojisinde deniz ürünleri ve deniz yolculuklarıyla ilişkilendirilen,
denizlerin yaşlı ve bilge tanrısı
nergis :
far. * nargis (çiçek; özellikle zambak türü) * çiçek açan, kokulu ve genellikle
bahar aylarında görülen süs bitkisi, özellikle zambak familyasından olan bitki
türü
neriman :
far. * ner (er, erkek) + man (ile ilgili, -a ait) * zarif, narin veya çiçek gibi
güzel ve narin özelliklere sahip kişi; kadın ismi
nerio :
gre. * nereis (denizle ilgili, deniz perisi) * Yunan mitolojisinde deniz
ürünleri ve deniz yolculuklarıyla ilişkilendirilen, denizlerin yaşlı ve bilge
tanrısı
neritik :
gre. * neritos (deniz kıyısı, sahil) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * kıyı
veya sahil ile ilgili, özellikle deniz kıyısına ait
nerium :
gre. * nerion (zakkum) * Apocynaceae familyasına ait, zehirli, gösterişli ve
çiçekli çalı cinsi
nerm :
far. * nerm (yumuşak, esnek, nazik; yavaş, aheste) * dokusu veya hissi yumuşak,
dokunması hoş, nazik ve hafif özellikler taşıyan (şey veya kişi)
nermatisit :
gre. * nema (iplik, ipliksi yapı) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk,
kap) * nematodları öldürmek veya kontrol altına almak amacıyla kullanılan
kimyasal madde, nematodlara karşı etkili tarım ilacı
nermdil :
far. * nerm (yumuşak, esnek, nazik; yavaş, aheste) + dil (kalp, yürek, gönül) *
yüreği yumuşak, şefkatli, merhametli, yufka yürekli
nermi :
far. * nerm (yumuşak, esnek, nazik; yavaş, aheste) + i (ile ilgili, -a ait)
(ara.) * yumuşak huylu, halim selim, nazik ve ağırbaşlı
nermin :
far. * nerm (yumuşak, esnek, nazik; yavaş, aheste) + in (gibi, ile ilgili) *
yumuşak, nazik, ince, esnek, uysal, duyarlı, duygusal; kadın ismi
nernst denklemi :
alm., tür. * nernst (Alman kimyager Walther Nernst’in soyadından) (alm.) +
denklem (eşitlik) + i (iyelik eki) (tür.) * elektrokimya ve termodinamikte,
elektrot potansiyelini iyon derişimi ve sıcaklıkla ilişkilendiren temel denklem
nertera :
gre. * nertos (alçak, kısa) * Rubiaceae familyasına ait, sürünücü gövdeli ve
turuncu meyveli bitki cinsi
nerv :
gre., lat. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.); nervus
(sinir, uyarı ileten doku, kas bağı) (lat.) * sinir hücresi, uyarıları ileten
hücre birimi
nervasyon :
gre., lat. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.); nervus
(sinir, uyarı ileten doku, kas bağı), nervare (sinirlemek, güçlendirmek, ip
veya kordon ile germek) + tio (isim yapım ve durum eki) (lat.) * bitki veya
hayvanlarda sinirlerin düzeni veya dağılımı, özellikle yaprak veya damar
yapısında gözlenen sinir ağı düzeni
nervatif :
gre., lat. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.); nervus
(sinir, uyarı ileten doku, kas bağı), nervare (sinirlemek, güçlendirmek, ip
veya kordon ile germek), nervatus (sinirlenmiş, güçlendirilmiş, gerilmiş) +
ivus (ile ilgili, -a ait) * sinirlerle ilgili, sinir sistemine ait, sinirleri
etkileyen
nervöz :
gre., lat. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.); nervus
(sinir, uyarı ileten doku, kas bağı) + osus (ile ilgili, -a ait, gibi, benzer)
(lat.) * sinir bakımından zengin, sinirlerle dolu veya sinirli, gergin ve
hassas özellikler taşıyan
nervus :
gre., lat. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.) + us (son
ek) (lat.) * sinir, ip, tendon, kiriş, bağ; vücutta kasları ve duyuları beyne
ve omuriliğe bağlayan sinir liflerini veya bunlardan oluşan yapıyı ifade eden,
sinir sisteminin temel birimi
nervür :
lat. * nervus (sinir, damar, lif) + ura (isim yapım eki) * bir yüzey üzerindeki
çıkıntı, diş veya destek çizgisi; özellikle botanik ve zoolojide yaprak veya
kanat gibi yapılarda görülen damar veya lifsi destek hattı; betonarme yapıların
dayanıklılığını artırmak amacıyla yüzeyi dişli veya çıkıntılı olarak üretilen
inşaat çeliği, nervürlü demir
nesab :
ara. * nasaba (nasaba (dikmek, kurmak; yorulmak, bitkin düşmek), nasab
(yorgunluk, bitkinlik) * aşırı çalışma veya çaba sonucu ortaya çıkan yorgunluk,
bitkinlik, zahmet
nesak : ara.
* nasaka (dizmek, düzenlemek, sıralamak) * tarz, usul, yol, şekil, üslub
nesans :
lat., fra. * nasci (doğmak, oluşmak, meydana gelmek) + entia (isim yapım eki)
(lat.); naissance (naître (doğmak) + ssance (isim yapım eki) ) (fra.) * doğuş,
doğma, doğum, başlangıç, bir şeyin ortaya çıkışı veya oluşumu
nesara :
ara. * nasara (yardım etmek, destek vermek), nasir (yardımcı, destekçi) * Hz.
İsa'nın takipçileri, nasıralılar, hristiyanlar
nesc :
ara. * nesece (dokumak, örmek) * dokuma, örme; ağ (net, Netz (şebeke, ağ)
(ing., alm.)
neseb :
ara. * nasaba (ilgili, ilişkili olmak, bağlı olmak, alakası olmak, uymak,
uyumlu olmak; bağlamak, oranlamak, kıyaslamak, ilişkilendirmek, uygun görmek,
yaraştırmak, münasip bulmak, bağ kurmak; dikmek, yerleştirmek, koymak, belirlemek,
tayin etmek, konum vermek), munasebet (ilgi, ilişki, bağ) * soy, nesil, akraba,
sülale, atalar zinciri
nesebi :
ara. * nasaba (ilgili, ilişkili olmak, bağlı olmak, alakası olmak, uymak,
uyumlu olmak; bağlamak, oranlamak, kıyaslamak, ilişkilendirmek, uygun görmek,
yaraştırmak, münasip bulmak, bağ kurmak; dikmek, yerleştirmek, koymak,
belirlemek, tayin etmek, konum vermek), neseb (soy, nesil, akraba, sülale,
atalar zinciri) + i (ile ilgili, -a ait) * soy ile ilgili
nesevi :
ara. * unsa (kadın) * kadınla ilgili, kadına ait
neseviyyet :
ara. * unsa (kadın), nesevi (kadınla ilgili, kadına ait) + yet (isim yapım ve
durum eki) * kadınlık, dişilik
nesf :
ara. * nasafa (uçurmak, havaya savurmak, yok etmek, mahvetmek, parçalamak,
yıkmak) * uçurma, savurma, parçalama, yıkmayok etme; bir yapıyı temelinden
yıkma
nesh :
ara. * nasaha (çoğalmak, çoğaltmak, filizlenmek, büyümek, kopyalamak, yayılmak,
genişlemek, alan kazanmak; hükümsüz bırakmak, battal etmek, vatıl kılmak),
nash, nesh (çoğalma, çoğaltma, filizlenme, büyüme, kopyalama, yayılma,
genişleme, alan kazanma; hükümsüz bırakma, battal etme, vatıl kılma), nusha
(çoğaltılmış, filizlenmiş, gelişmiş, kopyalanmış, yazılı belgeden çıkarılan
suret) * bir hükmü yine şer'i bir emirle kaldırma; kopyalama, aynısını üretme,
nushasını çıkarma
nesib :
ara. * nasaba (ilgili, ilişkili olmak, bağlı olmak, alakası olmak, uymak,
uyumlu olmak; bağlamak, oranlamak, kıyaslamak, ilişkilendirmek, uygun görmek,
yaraştırmak, münasip bulmak, bağ kurmak; dikmek, yerleştirmek, koymak,
belirlemek, tayin etmek, konum vermek), munasebet (ilgi, ilişki, bağ) * soylu,
soyu temiz
nesic :
ara. * nesece (dokumk, örmek) * dokunmuş, örülmüş, nescolunmuş
nesih :
ara. * nasaha (silmek, kaldırmak, yürürlükten kaldırmak, hükümsüz bırakmak, batıl
kılmak) * silme, kaldırma, yürürlükten kaldırma, hükümsüz bırakma, batıl kılma;
özellikle İslam hukukunda veya metinlerde önceki bir hükmün veya yazının
kaldırılması veya yerine yenisinin konulması işlemi
nesil :
ara. * nasala (türemek, çoğalmak) * aynı soydan gelen insanların oluşturduğu
kuşak veya bir dönemde yaşayan insan topluluğu, soy, kuşak, jenerasyon
nesim :
ara. * nasama (esmek, hafifçe üflemek) * yumuşak esinti, latif rüzgar, yel;
yumuşak huylu; Türk musikisinde hafif, yumuşak ve sakin bir ezgi karakteriyle
tanımlanan, 5 ve 7’li aksak ritimler gibi teknik ölçülerde kullanılabilen,
duygusal geçişleri ve nazik melodik ifadeleriyle bilinen makam
nesir :
ara. * nesere (çoğaltmak, saçmak, yaymak) * Arap edebiyatında ölçüsüz, düz ve
kafiyesiz yazılan, manzum olmayan, genellikle fikir ve anlatım odaklı düz yazı
türü
nesiritide :
lat. * Nereus (Yunan mitolojisinde deniz tanrısı) + ide (kimyasal türev eki) *
kalp yetmezliği tedavisinde kullanılan, damarları genişleterek kalbin yükünü
azaltan sentetik peptid bazlı ilacın etken maddesi (C177H281N53O52S6)
nesiy :
ara. * nesiye (unutmak) * bilhi hafızasından çıkan, unutan, unutkan
nesk :
far. * nesk (kopya etmek, yazıyı çoğaltmak) * yazılı metinleri kopyalama veya
çoğaltma işlemi, özellikle el yazmaları ve eski kitaplarda uygulanan çoğaltma
yöntemi; bir kelamı başka kelama atfetmek
neskafe :
fra. * nescafé (Nestlé (şirket adı) + café (kahve) ) * Nestlé tarafından
üretilen, hızlı hazırlanabilen ve kurutulmuş kahve granüllerinden oluşan hazır
kahve markası
nesl :
ara. * nasala (türemek, çoğalmak) * aynı soydan gelen insanların oluşturduğu
kuşak veya bir dönemde yaşayan insan topluluğu, soy, kuşak, jenerasyon
neslihan :
ara., tür. * nesil (soy, döl, ırs, kuşak, jenerasyon) (ara.) + han (hükümdar,
asil kişi) (tür.) * soy veya kuşak olarak değerli ve saygın özellikler taşıyan,
asil ve seçkin niteliklere sahip kişi anlamında kullanılan kadın ismi
nesne :
tür. * ne (şey, olgu; hangi şey) + ise (olursa, olması halinde) + ne (şey,
olgu; hangi şey) * ağırlığı, kitlesi, oylumu, rengi, maddesi olan her türlü
cansız varlık, maddi olgu, şey, varlık, cisim, obje
nesnel :
tür. * nesne (ağırlığı, kitlesi, oylumu, rengi, maddesi olan her türlü cansız
varlık, maddi olgu, şey, varlık, cisim, obje) + el (ile ilgili, -a ait) * dış
dünyaya veya gerçekliğe dayalı, kişisel duygulardan veya öznellikten bağımsız
olan, objektif
nesoi :
gre. * nesos (ada) + oi (çoğul eki) * Yunan mitolojisinde deniz tanrıları veya
tanrıçaların hükmettiği adalar, adalar tanrıçaları veya ruhları
nesr :
ara. * nesere (çoğaltmak, saçmak, yaymak) * Arap edebiyatında ölçüsüz, düz ve
kafiyesiz yazılan, manzum olmayan, genellikle fikir ve anlatım odaklı düz yazı
türü
nesr :
ara. * nesere (gagalamak,
koparmak veya pençeyle parçalamak) * akbaba, kartal; Kur'an'da
yer alan bir put ismi
nesrin :
far. * nestrin (yaban gülü ve benzeri güzel kokulu beyaz çiçek) * güzelliği ve zarif kokusuyla sıklıkla övgüyle anılan
çiçek, yaban
gülü, ak hanımeli
nessac :
ara. * nesece (dokumak, örmek) * dokuyucu, dokuyan, dokumacı, çuhacı
nesticidae :
gre., lat. * nestikos (yuva yapan, yuvalayan, yuva ile ilgili) (nest (yuva) +
ikos (ile ilgili) ) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) *
örümcekler (Araneae) takımına ait, ağ örerek yuva yapan küçük örümcekleri kapsayan,
örümcekler familyası, mağara örümcekleri
nesturi :
lat. * Nestorius (5. yüzyılda Konstantinopolis Patriği olan ve görüşleri
nedeniyle aforoz edilen teolog) * Nestorius ile ilgili, O'nun öğretilerini
benimseyen
nesy :
ara. * nesiye (unutmak) * unutma, unutkanlık, nisyan, unutulmuş
nesyen mensiyyen :
ara. * nesiye (unutmak) + en (gibi, olarak) + mensiye (unutulmuş) + en (gibi,
olarak) * tamamıyla unutulmuş, tamamen hatırdan çıkmış
neş :
ara. * neşe (çekmek, çekip çıkarmak) * bir nesneyi zorla çekme, çekme, çekip
çıkarma
neşat :
ara. * neşata (canlanmak, harekete geçmek, enerji kazanmak, coşmak) * canlılık,
enerji, sevinç, coşku, neşe ve keyif kaynağı
neşb :
ara. * neşebe (dikmek, dikleşmek, doğrultmak, doğrulmak, dik bir şekilde
yönelmek) * ok, mızrak veya benzeri sivri uçlu atılabilir silahın gövdeye bağlı
sivri kısmı veya uç kısmı
neşe :
ara. * neşata (canlanmak, harekete geçmek, enerji kazanmak, coşmak) * canlılık,
enerji, sevinç, coşku ve keyif kaynağı
neşet :
ara. * neş'e, naş'a (doğmak, çıkmak, belirmek, oluşmak, ortaya çıkmak,
başlamak, büyümek, gelişmek; kaynaklanmak) + et (isim yapım eki) * oluş,
meydana gelme, doğma, ortaya çıkma, ileri gelme, kaynaklanma; köken, kayna;
erkek ismi
neşid :
ara. * neşede (okumak, söylemek, seslendirmek, methiye veya ilahi söylemek) *
dini veya ahlaki temalı, genellikle sözlerle söylenen ilahi ve methiye türü
şiir veya şarkı
neşide :
ara. * neşede (okumak, söylemek, seslendirmek, methiye veya ilahi söylemek) *
dini veya ahlaki temalı, genellikle sözlerle söylenen ilahi ve methiye türü
şiir veya şarkı
neşir :
ara. * naşara (diriltmek, canlandırmak; ölüyü diriltmek; yaymak, saçmak,
dağıtmak, ilan etmek), nuşur (dirilme, diriltme, canlanma, canlandırma; ölüyü
diriltme; yayma, dağıtma, saçma, ilan etme) * yazılı veya basılı bir metni
çoğaltarak, halka veya ilgililere ulaştırma, yayımlama
neşit :
ara. * neşata (canlanmak, harekete geçmek, enerji kazanmak, coşmak) * neşeli,
sevinçli, coşkulu, şenlikli
neşr :
ara. * naşara (diriltmek, canlandırmak; ölüyü diriltmek; yaymak, saçmak,
dağıtmak, ilan etmek), nuşur (dirilme, diriltme, canlanma, canlandırma; ölüyü
diriltme; yayma, dağıtma, saçma, ilan etme) * yazılı veya basılı bir metni
çoğaltarak, halka veya ilgililere ulaştırma, yayımlama
neşren :
ara. * neşr (yazılı veya basılı bir metni çoğaltarak, halka veya ilgililere
ulaştırma, yayımlama) + en (gibi, olarak) * bir metni, bilgiyi veya dokümanı
çoğaltarak veya yayımlayarak
neşriyat :
ara. * naşara (diriltmek, canlandırmak; ölüyü diriltmek; yaymak, saçmak,
dağıtmak, ilan etmek) + iyat (durum eki) * yayım, yayın, yayılma, dağıtım,
dağılım, dağılma
neşşab :
ara. * neşebe (dikmek, dikleşmek, doğrultmak, doğrulmak, dik bir şekilde
yönelmek), neşb (ok, mızrak veya benzeri sivri uçlu atılabilir silahın gövdeye
bağlı sivri kısmı veya uç kısmı) * okçu, ot atan
neşter :
ara. * neşere (kesmek, yaymak, doğramak) * cerrahi veya kesme işlerinde
kullanılan, ince ve keskin uçlu alet, bistüri
neşv :
far. * neşv (büyümek, gelişmek, filizlenmek) * büyüme, gelişme, filizlenme
neşvünema :
far., ara. * neşv (büyümek, gelişmek, filizlenmek) (far.) + nema (artma,
çoğalma) (ara.) * büyüme ve gelişme süreci; bir şeyin yavaş yavaş olgunluğa
erişmesi, serpilmesi ve inkişaf etmesi, büyüme, gelişme, yetişme
neşz :
ara. * neşeze (dikleşmek, yükselmek) * dik durma, kalkma veya yükselme hali,
genellikle cisimlerin dikleşmesi veya dikey pozisyon alması durumu
net :
ing. * net (temiz, saf, açık, belirgin) * bulanık veya karmaşık olmayan, açıkça
seçilebilen, belirgin veya saf hal
net bugünkü değer :
ing., tür. * net (temiz, saf, açık, belirgin) (ing.) + bugün (içinde bulunulan
gün) + kü (iyelik eki) + değer (kıymet) * bir yatırım veya projenin tüm nakit
giriş ve çıkışları bugünkü değer cinsinden hesaplandığında elde edilen toplam
değer
net defter değeri :
ing., tür. * net (temiz, saf, açık, belirgin) (ing.) + diphtera (deri,
saklamak; tabaklanmış deri; yazı tableti olarak kullanılan kesilip perdahlanmış
deri tabakası, kodeks) (gre.) + değer (kıymet) + i (iyelik eki) (tür.) * bir
varlığın muhasebe kayıtlarındaki brüt değeri ile amortisman, borç ve
yükümlülükler düşüldükten sonra kalan gerçek veya hesaplanmış değeri
net hata noksan :
ing., tür. * net (temiz, saf, açık, belirgin) (ing.) + hata (yanlışlık, sapma)
+ noksan (eksiklik, yetersizlik) (ara.) * ölçüm, hesaplama veya değerlendirme
sırasında ortaya çıkan toplam sapma veya eksiklik miktarını gösteren değer
neta :
san. * neta (lider, önder) * muntazam, düzgün, düzenli, tertipli, emniyetli
(denizcilik terimi)
netame :
ara. * nadama (pişman olmak) * tehlike ve uğursuzluk içeren bir
durumun veya olayın ortaya çıkacağını gösteren belirti, alamet, işaret, tekinsizlik, risk ve başa bela açabilecek durum
netekim :
tür. * neteg (nasıl, ne kadar) (ne (soru adılı) + teg (kadar, gibi) ) + im (ek)
* zira, gerçekten, hakikaten, nasıl ki... olduğu gibi
netice :
ara. * neceve (doğurmak,
meydana gelmek, ortaya çıkmak) * sonuç, son nokta, akıbet, ürün, elde edilen şey
netihat :
ara. * nataha (vurmak, boynuzlamak) * vurulmuş, boynuzlanmış
netilmisin :
gre., lat * N-ethyl (azot atomuna bağlı etil grubu; kimyada C2H5 yan zinciri)
(lat.) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) (gre.) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * bakterilerin protein sentezini
engelleyerek etkili olan, özellikle bazı Gram-negatif bakterilere karşı
kullanılan aminoglikozid grubu yarı sentetik antibiyotik ilacın etken maddesi
(C21H41N5O7)
network :
ing. * net (şebeke, ağ) + work (iş, çalışma) * birbirine bağlı birimler,
kişiler veya sistemler arasında bilgi, kaynak veya iletişim akışını sağlayan
bağlantılar bütünü, ağ sistemi
neuzübillah :
ara. * neuzu (sığınırız) + bi (-a doğru, yönelim) + Allah * Allah'a sığınırız
nev :
ara. * nev (tür, çeşit, cins, sınıf) * tür, çeşit, cins, sınıf
nev :
far. * nev (yeni, taze,
ilk) *
yeni, taze, ilk
nev yunanilik :
far., tür. * nev (yeni, taze,
ilk)
+ yunani (Yunanlı) (far.) + lik (isim yapım ve durum eki) (tür.) * Türk
edebiyatında 1912 sonrası ortaya çıkan bu akım, Eski Yunan ve Latin
klasiklerini örnek alarak Batılı tarzda bir edebiyat oluşturma hedefini temsil
eden akım
neva :
ara. * neva (niyet etmek,
yönelmek, bir şeyi amaçlamak) * tohum, çekirdek; yön, hedef, niyet,
ses, nota, makam; Türk musikisinde dört zamanlı usul ölçüsüne haiz bir makam
(new, nouveau, neu (yeni) (ing., fra , alm.) )
neva-acem :
ara. * neva (yön, hedef, niyet, amaç,
gaye, ses,
nota, makam) + acem (yabancı; Persli, İranlı) * Türk musikisinde Acem makamına
bağlı Neva makamının belirli dört zamanlı usul ölçüsü ile icra edildiği makam
neva-aşiran :
ara. * neva (yön, hedef, niyet, amaç,
gaye, ses,
nota, makam) * Türk musikisinde Neva perdesi üzerine kurulu aşiran dizisine
sahip olan, belirli teknik usul ve nota düzenleriyle estetik ve ritmik bir renk
sağlayan makam
neva-bağdad :
ara. * neva (yön, hedef, niyet, amaç,
gaye, ses,
nota, makam) + bagdad (Irak'ın başkenti) * Türk musikisinde Neva makamının
Bağdad çeşitlemesi olan, belirli teknik usul ve nota düzenlemeleriyle yürütülen
ve Neva dizisine dayanarak icra edilen melodik ses sistemi olarak tanımlanan
makam
neva-buselik :
far., ara. * neva (yön, hedef, niyet, amaç, gaye, ses, nota, makam) (far.) + ebu (baba, ata) +
salaka (yola gitmek, yolculuk etmek), selik, salik (yola giren, yol yürüyen,
yolcu, bir yola girmiş olan; yol, iz) (ara.) * Türk musikisinde Neva perdesi
üzerine kurulu Buselik diziyle belirli teknik usul ve nota düzenlemeleri
çerçevesinde icra edilen melodik ses sistemi ve makam formu
neva-dilkeş :
ara., far. * neva (yön, hedef, niyet, amaç, gaye, ses, nota, makam) + dilkeş (gönül çekici,
gönül cezbedici, gönül çeken) (dil (kalp, yürek, gönül) + keş (çeken, çekici,
taşıyan) ) (far.) * Türk musikisinde Neva perdesi üzerine kurulu Dilkeş diziyle
belirli teknik usul ve nota düzenlemeleri çerçevesinde icra edilen melodik ses
sistemi ve makam formu
neva-gerdaniye :
ara. * neva (yön, hedef, niyet, amaç,
gaye, ses,
nota, makam) + gardan (boynun ön kısmı, ense ile göğüs arası; dönmek,
döndürmek, çevirmek, çevrilmek) (far.) + iye (yer ve durum eki) (ara.) * Türk
musikisinde Neva perdesi üzerine kurulu Gerdaniye diziyle belirli teknik usul
ve nota düzenlemeleri çerçevesinde icra edilen melodik ses sistemi ve makam
formu
neva-geveşt :
ara., far. * neva (yön, hedef, niyet, amaç, gaye, ses, nota, makam) (ara.) + gevah (ferahlık,
açıklık) + eşt (isim yapım eki) (far.) * Türk musikisinde Neva perdesi üzerine
kurulu Geveşt diziyle belirli teknik usul ve nota düzenlemeleri çerçevesinde
icra edilen melodik ses sistemi ve makam formu
neva-kürdi :
ara. * neva (yön, hedef, niyet, amaç,
gaye, ses,
nota, makam) (ara.) + kurd (kürt) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Türk
musikisinde Neva perdesi üzerine kurulu Kurdi diziyle belirli teknik usul ve
nota düzenlemeleri çerçevesinde icra edilen melodik ses sistemi ve makam formu
neval :
ara. * naale (vermek, ihsan etmek, sunmak, bahşetmek) * hediye, armağan, bağış, ihsan, pay, hisse, talih, kısmet, bahşiş;
kadın ismi
nevale :
ara. * naale (vermek, ihsan etmek, sunmak, bahşetmek) * harçlık, ihsan, yolluk,
besin, gıda, yiyecek, azık, rızık
nevali çori :
far. * nevale (harçlık, ihsan, yolluk, besin, gıda, yiyecek, verme, sunma,
adak) + çor (cin, görünmeme, hastalık) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(hastalıklı yiyecek; cin adağı, cin yiyeceği) * Şanlıurfa ilinin Hilvan
ilçesine bağlı Güluşağı mahallesinin hemen kuzeybatısında bulunan, antik
kalıntılarıyla ünlü bir höyük (Kürtçede "Veba Vadisi" (Newal (Vadi) +
Çori (Veba) ) olarak anlamlandırılır.)
neva-maye :
ara., far. * neva (yön, hedef, niyet, amaç, gaye, ses, nota, makam) (ara.) + maye (asıl, esas,
temel, kök, öz, gerekli madde, maya) (far.) * Türk musikisinde Neva perdesi
üzerine kurulu Maye diziyle belirli teknik usul ve nota düzenlemeleri
çerçevesinde icra edilen melodik ses sistemi ve makam formu
nevamis-i ilahiye :
gre., ara. * nomos (yasa, kural, kanun, düzen, ilke, prensip, düzen, düzenleme,
ayarlama; adet, gelenek; namus) (gre.); namus (onur, haysiyet, itibar, ahlak
değeri), nevamis (onurlar, haysiyetler, itibarlar, ahlak değerleri) (ara.) *
ilahi kanunlar
neva-nevruz :
ara., far. * neva (yön, hedef, niyet, ses, nota, makam) (ara.) + nevruz (yeni
gün) (nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün) ) (far.) * Türk musikisinde Neva
perdesi üzerine kurulu Nevruz diziyle belirli teknik usul ve nota düzenlemeleri
çerçevesinde icra edilen melodik ses sistemi ve makam formu
neva-selmek :
ara., far. * neva (yön, hedef, niyet, ses, nota, makam) + selm (barış, sükunet;
yavaşlama, geriye gitme; geçmek, akmak, süzülmek) + ek (isim yapım ve durum
eki) * Türk musikisinde Neva perdesi üzerine kurulu Selmek diziyle belirli
teknik usul ve nota düzenlemeleri çerçevesinde icra edilen melodik ses sistemi
ve makam formu
neva-şehnaz :
ara., far. * neva (yön, hedef, niyet, ses, nota, makam) (ara.) + şehnaz
(padişahın zarafeti, krallığın güzelliği, kraliyet güzelliği) (şah, şeh
(padişah, hükümdar, kral) + naz (zerafet, güzellik, çekicilik, naz) ) (far.) *
Türk musikisinde Neva perdesi üzerine kurulu Şehnaz diziyle belirli teknik usul
ve nota düzenlemeleri çerçevesinde icra edilen melodik ses sistemi ve makam
formu
nevay-i hüseyni :
ara. * neva (yön, hedef, niyet, ses, nota, makam) + i (tamlama eki) + huseyn
(hasan (güzel, yumuşak mizaçlı, iyi, erdemli) + eyn (küçültme eki) ) + i (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Türk musikisinde Neva perdesi üzerine kurulu
Hüseyni diziyle belirli teknik usul ve nota düzenlemeleri çerçevesinde icra
edilen melodik ses sistemi ve makam formu
nevay-i sünbüle :
ara. * neva (yön, hedef, niyet, ses, nota, makam) + i (tamlama eki) + sünbüle
(çiçek ismi, sümbül) * Türk musikisinde Neva perdesi üzerine kurulu Sünbüle
diziyle belirli teknik usul ve nota düzenlemeleri çerçevesinde icra edilen
melodik ses sistemi ve makam formu
nevay-i uşşak :
ara. * neva (yön, hedef, niyet, ses, nota, makam) + i (tamlama eki) + uşşak
(aşıklar, sevenler, sevilenler, sevdalanılanlar; Arapça kökenli makam ismi) *
Türk musikisinde Neva perdesi üzerine kurulu Uşşak diziyle belirli teknik usul
ve nota düzenlemeleri çerçevesinde icra edilen melodik ses sistemi ve makam
formu
nevbahar :
far. * nev (yeni, taze) + bahar (koku; güzel kokulu bir bitki, buphthalmum;
çölde yağmurdan sonra açan bitkilerin genel ismi; kış ile yaz arasındaki geçiş
mevsimi) * Türk musikisinde dört zamanlı usul (düyek usulü) olarak uygulanan
bir makam
nevbet :
ara. * naba, navaba (yerine geçme, vekil olma), munavebe (sırayla yapma,
nöbetleşme, dönüşümlülük), nevbet (sırayla yapma, nöbetleşme, dönüşümlülük) *
sırayla yapma, nöbetleşme, dönüşümlülük, belirli süreyle yapılan görev veya
gözetim; askeri veya sivil olarak sürekli veya periyodik yapılan bekleme
görevi, sıra, devir, fırsat, görev
nevcivan :
far. * nev (yeni, taze) + cuvan (oğlan, genç, delikanlı) * genç, delikanlı
nev-eda :
far. * nev (yeni, taze) + eda (taşıyan, eden, yapan) * Türk musikisinde dört
zamanlı usul (düyek usulü) ölçüsü kullanılan bir makam
nev-eser :
far. * nev (yeni, taze) (far.) + eser (iz, işaret, nişan, sembol) (ara.) * Türk
musikisinde İsmail Dede Efendi tarafından terkip edilmiş birleşik bir makam
nevhiz :
far. * nev (yeni, taze) + hiz (kalkan, yükselen, çıkan) * genç, taze; yeni
çıkmış, yeni yetişmiş; kadın ismi
nevi :
ara. * nev (tür, çeşit, cins, sınıf) + i (ile ilgili, -a ait) * tür, çeşit,
cins, sınıf
nevi şahsına münhasır :
ara. * nev (tür, çeşit, cins, sınıf) + i (ile ilgili, -a ait) + şahs (kişi,
kimse, ferd, birey) (ara.) + ı (iyelik eki) + na (-a doğru, yönelim) (tür.) +
munhasir (özgü) (ara.) * sadece şahsına benzer çeşit, başka benzeri olmayan,
eşi bulunmaz olan, kendine özgü, özgün
nevin :
far. * nev (yeni, taze) + in (ek) * yeni, taze, yepyeni
nevir :
ara. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı), nara (yönlendirmek,
çevirmek, dönmek; aydınlatmak, ışık vermek, parlamak), nevr (aydınlık, ışık;
çiçek açma), munevver (aydınlanmış) * parlaklık; yüzün rengi, bet, beniz
nevirapin :
lat. * ne (farmasötik ön ek) + vir (virus (zehir) ) + apine (iki azotlu
heterosiklik bir halka olan diazepin (diazepine) belirteci) * HIV tedavisinde
kullanılan non-nükleozid revers transkriptaz inhibitörü ilacın etken maddesi
(C15H14N4O)
nevm :
ara. * neveme (uyumak, dinlenmek) * uyku; dinlenme; uyuşma (numb (uyuşturmak)
(ing.), nam (uyku) (ara.) )
nevmid :
far. * na (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki, -sız) + umid (umut,
beklenti) * ümitsiz, ümidini yitirmiş, umutsuz, umudu kırılmış
nevnihal :
far. * nev (yeni, taze) + nihal (fidan; döşek, döşeme, yer örtüsü) * yeni
fidan, taze fidan, yeni filiz, taze filiz
nevoid :
lat., gre. * nevus (ben, doğuştan deri lezyonu) (lat.) + oeides (gibi, ile
ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) * doğuştan veya sonradan oluşmuş deri
benine benzeyen, deri beni benzeri (lezyonlar)
nevpeyda :
far. * nev (yeni, taze) + peyda (meydana gelmek, ortaya çıkmak, oluşmak,
belirmek) * yeni çıkma, yeni oluşma, yeni meydana gelme
nevr :
ara. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı), nara (yönlendirmek,
çevirmek, dönmek; aydınlatmak, ışık vermek, parlamak), munevver (aydınlanmış) *
aydınlık, ışık, parlaklık; çiçek açma, tomurcuk, yüzün rengi, bet, beniz
nevra :
ara. * nara (yönlendirmek, çevirmek, dönmek; aydınlatmak, ışık vermek,
parlamak), nevr (aydınlık, ışık; çiçek açma) * ışık, parlaklık, aydınlık; yüzün
rengi, bet, beniz; tomurcuk
nevrah :
far. * nev (yeni, taze) + rah (yol, rota) * ilk kez seyahata çıkan, yeni yolcu;
yeni yol
nevral :
gre., lat. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.) + alis
(ile ilgili, -a ait, ilişkin) (lat.) * sinirle ilgili olan veya sinir sistemine
ait
nevralji :
lat., gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.); nervus
(sinir) (lat.) + algia (acılı olma, ağrılı olma, ıstıraplı olma) (algos (acı,
ağrı, sancı, sızı, ıstırap) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) *
sinirlerin iltihaplanması veya tahrişi sonucu ortaya çıkan, belirli bir sinir
hattı boyunca keskin, şiddetli veya yanıcı nitelikteki ağrı durumu
nevraljik :
lat., gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.); nervus
(sinir) (lat.) + algia (acılı olma, ağrılı olma, ıstıraplı olma) (algos (acı,
ağrı, sancı, sızı, ıstırap) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile
ilgili, -a ait, gibi) (gre.) * nevralji ile ilgili
nevrasteni : gre.
* neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + asthenia (zayıflık,
güçsüzlük) (a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + sthenia (güç,
kuvvet, dayanıklılık) (sthenos (güçlü, kuvvetli, dayanıklı) + eia (isim yapım
ve durum eki) ) * genellikle uzun süreli stres, kaygı ya da aşırı çalışma
sonucu ortaya çıkan, kronik fiziksel ve zihinsel halsizlik, çabuk yorulma, baş
ağrısı ve uyku bozuklukları gibi belirtilerle kendini gösteren bir sinir
zafiyeti (tükenmişlik) rahatsızlığı
nevres :
far. * nev (yeni, taze) + res (yetişmek, bitmek) * yeni yetişen, yeni biten,
taze
nevresim :
far. * nev (yeni, taze) + rasama (çizmek, işaretlemek, şekil oluşturmak, şekil
vermek), resm (şekil, biçim, form, tasvir; usul, tarz, desen, çizim) * yatak
takımlarında kullanılan, üzerine yatak veya yorgan konulan yastık ve çarşaf
gibi tekstil parçalarını örten kumaş, yatak örtüsü; yeni moda, yeni çıkma
nevreste :
far. * nev (yeni, taze) + res (yetişen), residen (yetişmek) * yeni yetişmiş, yeni
bitmiş, yeni meydana gelmiş, yeni hasıl olmuş
nevrit :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + itis (iltihap,
enfeksiyon, yangı eki) * bir sinirin iltihaplanması sonucu ortaya çıkan ve
ağrı, duyusal bozukluklar ve fonksiyon kaybına yol açabilen sinir sistemi
hastalığı
nevriye :
ara. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı), nara (yönlendirmek,
çevirmek, dönmek; aydınlatmak, ışık vermek, parlamak), nevr (aydınlık, ışık;
çiçek açma), munevver (aydınlanmış), nevr (parlaklık; yüzün rengi, bet, beniz;
tomurcuk) + iye (isim yapım ve durum eki) * parlak, ışık saçan, aydınlık; kadın
ismi
nevroloji :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + logia (bilim, bilme;
söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * sinir sistemi ve bozukluklarını inceleyen tıp
dalı, beyin, omurilik ve periferik sinirlerle ilgili hastalıkların teşhis ve
tedavisini kapsayan bilim alanı
nevropat :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + pathos (sorun,
sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) * sinir hastalığı olan veya
sinirsel bozukluklara (nevroz) eğilimi bulunan kişi
nevropati :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + patheia (sorunlu,
sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık,
acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * genellikle
diyabet, enfeksiyonlar, travmalar, vitamin eksiklikleri veya toksinlere maruz
kalma gibi çeşitli altta yatan nedenlerle tetiklenen, vücudun farklı
bölgelerindeki sinirlerin hasar görmesi veya işlevini yitirmesi sonucu ortaya
çıkan, etkilenen bölgede ağrı, uyuşma, karıncalanma, yanma hissi ve kas
güçsüzlüğü gibi semptomlar oluşturan tıbbi durum
nevrotik :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + tikos (ile ilgili, -a
ait, gibi) * sinir sisteminin işleyiş bozukluğuna bağlı anksiyete, kaygı,
takıntı ve duygusal dengesizlik gösteren kişilik veya ruh hali
nevroz :
gre. * neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + osis (isim yapım,
durum, sorun, hastalık eki) * sinir sistemi işlev bozukluğuna bağlı ortaya
çıkan psikolojik veya fizyolojik rahatsızlık, kaygı, takıntı, anksiyete ve
duygusal dengesizlik hali
nevruz :
far. * nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün, gün doğumu) * yılın ilkbahar
ekinoksunda, gün ve gecenin eşitlendiği dönemde kutlanan yeni yıl ve baharın
başlangıcı bayramı, doğanın canlanışı ve tazelenmesiyle ilişkilendirilen
geleneksel kültürel etkinlik; Türk musikisinde dört zamanlı usulü (düyek usulü)
olan bir makam
nevruz-bayati :
far. * nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün, gün doğumu) + bayati (varlıklı,
devletli, imkana sahip, zengin) (bayat (varlık, devlet, imkan, zenginlik) + i
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Türk musikisinde Nevruz günü veya
baharın tazeliğini yansıtan, dört zamanlı usul (düyek usulü) olarak uygulanan
Bayati makamı çeşitlemesi
nevruz-buselik :
far., ara. * nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün, gün doğumu) (far.) + ebu (baba,
ata) + salaka (yola gitmek, yolculuk etmek), selik, salik (yola giren, yol
yürüyen, yolcu, bir yola girmiş olan; yol, iz) (ara.) * Türk musikisinde Nevruz
günü veya baharın tazeliğini yansıtan, dört zamanlı usul (düyek usulü) olarak
uygulanan Buselik makamı çeşitlemesi
nevruz-büzürk :
far. * nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün, gün doğumu) + büzürk (büyük, ulu,
yüce) (bü (küçültme, kısaltma eki) + zürg, zerg (büyük, ulu, yüce) ) * Türk
musikisinde Nevruz günü veya baharın tazeliğini yansıtan, dört zamanlı usul
(düyek usulü) olarak uygulanan Büzürg makamı çeşitlemesi
nevruz-hicaz :
far., ara. * nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün, gün doğumu) (far.) + hacz
(engellemek, mani olmak), hicaz (engel, mani, bariyer) (ara.) * Türk
musikisinde Nevruz günü veya baharın tazeliğini yansıtan, dört zamanlı usul
(düyek usulü) olarak uygulanan Hicaz makamı çeşitlemesi
nevruz-hüseyni :
far., ara. * nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün, gün doğumu) (far.) + huseyn
(hasan (güzel, yumuşak mizaçlı, iyi, erdemli) + eyn (küçültme eki) ) + i (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Türk musikisinde Nevruz günü veya baharın
tazeliğini yansıtan, dört zamanlı usul (düyek usulü) olarak uygulanan Huseyni
makamı çeşitlemesi
nevruz-ırak :
far., ara. * nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün, gün doğumu) (far.) + ırak (uzak)
(tür.) * Türk musikisinde Nevruz günü veya baharın tazeliğini yansıtan, dört
zamanlı usul (düyek usulü) olarak uygulanan Irak makamı çeşitlemesi
nevruz-i acem :
far., ara. * nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün, gün doğumu) (far.) + i (tamlama
eki) + acem (yabancı; Persli, İranlı) (ara.) * Türk musikisinde Nevruz günü
veya baharın tazeliğini yansıtan, dört zamanlı usul (düyek usulü) olarak
uygulanan Acem makamı çeşitlemesi
nevruz-i arab :
far., ara. * nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün, gün doğumu) (far.) + i (tamlama
eki) + arab (arap) (ara.) * Türk musikisinde Nevruz günü veya baharın
tazeliğini yansıtan, dört zamanlı usul (düyek usulü) olarak uygulanan Arab
makamı çeşitlemesi
nevruz-i hara :
far., ara. * nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün, gün doğumu) (far.) + i (tamlama
eki) + hara (özgürlük, serbestlik) * Türk musikisinde Nevruz günü veya baharın
tazeliğini yansıtan, dört zamanlı usul (düyek usulü) olarak uygulanan Hara
makamı çeşitlemesi
nevruz-i rast :
far. * nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün, gün doğumu) + i (tamlama eki) + rast
(düz, doğru, hayırlı, şanslı; sağ taraf) * Türk musikisinde Nevruz günü veya
baharın tazeliğini yansıtan, dört zamanlı usul (düyek usulü) olarak uygulanan
Rast makamı çeşitlemesi
nevruz-i rumi :
far. * nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün, gün doğumu) + rum (Rum) + i (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Türk musikisinde Nevruz günü veya baharın
tazeliğini yansıtan, dört zamanlı usul (düyek usulü) olarak uygulanan Rumi
makamı çeşitlemesi
nevruz-i sultani :
far., ara. * nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün, gün doğumu) (far.) + sultan
(hükümdar, padişah, şah, kağan, han; kudret, güç, kuvvet, iktidar; delil) + i
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.) * Türk musikisinde Nevruz günü veya
baharın tazeliğini yansıtan, dört zamanlı usul (düyek usulü) olarak uygulanan Sultani
makamı çeşitlemesi
nevruz-isfahan :
far. * nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün, gün doğumu) + isfahan (ordu, askerler,
askeri kamp; Isfahan şehri) * Türk musikisinde Nevruz günü veya baharın
tazeliğini yansıtan, dört zamanlı usul (düyek usulü) olarak uygulanan İsfahan
makamı çeşitlemesi
nevruziye :
far., ara. * nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün, gün doğumu) (far.) + iye (isim
yapım ve durum eki) (ara.) * Nevruz gününe ait olan. Hususan o gün için
yazılan, söylenen manzume
nevruz-kuçek :
far., tür. * nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün, gün doğumu) + kuçek (küçük,
ufak) (tür.) * Türk musikisinde Nevruz günü veya baharın tazeliğini yansıtan,
dört zamanlı usul (düyek usulü) olarak uygulanan Kuçek makamı çeşitlemesi
nevruz-neva :
far., ara. * nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün, gün doğumu) (far.) + neva
(ahenk, ses, güzel sada, nağme, avaz) (ara.) * Türk musikisinde Nevruz günü
veya baharın tazeliğini yansıtan, dört zamanlı usul (düyek usulü) olarak
uygulanan Neva makamı çeşitlemesi
nevruz-rehavi :
far., ara. * nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün, gün doğumu) (far.) + rehavi
(rahat, geniş, ferah olan) (reha (genişlik, bolluk, gevşeklik) + vi (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (ara.) * Türk musikisinde Nevruz günü veya
baharın tazeliğini yansıtan, dört zamanlı usul (düyek usulü) olarak uygulanan
Rehavi makamı çeşitlemesi
nevruz-saba :
far. * nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün, gün doğumu) + saba (gün doğusundan
esen hoş ve latif rüzgar) * Türk musikisinde Nevruz günü veya baharın
tazeliğini yansıtan, dört zamanlı usul (düyek usulü) olarak uygulanan Saba
makamı çeşitlemesi
nevruz-uşşak :
far., ara. * nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün, gün doğumu) (far.) + uşşak
(aşıklar, sevenler, sevilenler, sevdalanılanlar; Arapça kökenli makam ismi)
(ara.) * Türk musikisinde Nevruz günü veya baharın tazeliğini yansıtan, dört
zamanlı usul (düyek usulü) olarak uygulanan Uşşak makamı çeşitlemesi
nevruz-zirgüle :
far. * nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün, gün doğumu) + zirgule (küçük çıngırak,
def, tef; zirve, doruk, tepe, yüksek olan) (zirg (zil, çan, küçük çan, metal
çalpara, tiz ses) + ule (küçültme eki) ) (far.) * Türk musikisinde Nevruz günü
veya baharın tazeliğini yansıtan, dört zamanlı usul (düyek usulü) olarak
uygulanan Zirgüle makamı çeşitlemesi
nevrüste :
far. * nev (yeni) + rusteh (büyümüş, yetişmiş, filizlenmiş) * yeni yetişmiş,
henüz gelişmeye başlamış, taze ve genç olan (kimse veya şey)
nevşehir :
far. * nev (yeni, taze) + şahr, şehr (yerleşim birimi, vilayet, memleket,
belde, kent, il) * Türkiye’nin İç Anadolu Bölgesi’nde yer alan, kuzeyinde
Yozgat, kuzeydoğusunda Kayseri, güneyinde Niğde, güneybatısında Aksaray ve
batısında Kırşehir bulunan ve plaka numarası 50 olan ili
nevşüküfte :
far. * nev (yeni, taze) + şüküfte (açılmış, çiçek açmış, tomurcuğu açılmış) *
yeni açılmış veya yeni çiçeklenmiş olan, tazeliğini ve ilk güzelliğini taşıyan
nevton :
ing. * newton (İngiliz fizikçi Isaac Newton’un soyadından) * 1 kg'lık bir
kütleye 1 metre/saniye2'lik ivme veren kuvvetin SI birim sistemindeki ölçü
birimi (F = m.g)
nevus : lat.
* naevus (leke, işaret, doğuştan işaret, ben, doğum lekesi) * deriye renk veren
melanosit hücrelerinin belirli bir bölgede kümeleşmesiyle oluşan, genellikle
iyi huylu, kahverengi, siyah veya ten rengi olan, konjenital ve doğum sonrası
oluşmuş deri lezyonu, doğum lekesi
nevus flammeus :
lat. * naevus (leke, işaret, doğuştan işaret, ben, doğum lekesi) + flamma
(alev, ateş) + eus (gibi, ile ilgili) * baş ve boyun bölgesinde görülen, pembe,
mor, şarap kırmızı renkli doğum lekeleri
nevüs :
lat. * naevus (leke, işaret, doğuştan işaret, ben, doğum lekesi) * deriye renk
veren melanosit hücrelerinin belirli bir bölgede kümeleşmesiyle oluşan,
genellikle iyi huylu, kahverengi, siyah veya ten rengi olan, konjenital ve
doğum sonrası oluşmuş deri lezyonu, doğum lekesi
nevvab :
ara. * na’aba (vekalet etmek, yerine geçmek, temsil etmek), naib (vekil,
temsilci) * bir yönetici, padişah veya hükümdarın yetkilerini temsil eden
kişilerden oluşan grup; yöneticiler, valiler veya üst düzey yetkililer
topluluğu
nevvar :
ara. * nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı), munevver (aydınlanmış)
* ışık saçan, aydınlık veren, parlak
nevzad :
far. * nev (yeni, taze) + zada (artmak, çoğalmak, fazlalaşmak), zayyada
(artırmak, çoğaltmak, fazlalaştırmak), zad (doğmuş, yaratılmış) * yeni doğmuş,
yeni doğan; erkek veya kadın ismi
nevzat :
far. * nev (yeni, taze) + zada (artmak, çoğalmak, fazlalaşmak), zayyada
(artırmak, çoğaltmak, fazlalaştırmak), zad (doğmuş, yaratılmış) * yeni doğmuş,
yeni doğan; erkek veya kadın ismi
newborn : ing.
* new (yei, taze) + born (doğmuş) * yeni doğmuş, yeni doğan
newton :
ing. * newton (İngiliz fizikçi Isaac Newton’un soyadından) (new (yeni) + ton,
town (kasaba, şehir) * 1 kg'lık bir kütleye 1 metre/saniye2'lik ivme veren
kuvvetin SI birim sistemindeki ölçü birimi (F = m.g)
newton hareket yasaları :
ing., ara., tür. * newton (İngiliz fizikçi Isaac Newton’un soyadından) (ing.) +
hareket (kımıldama, kıpırdama) (ara.) + yasa (kural, kanun, ilke, prensip) +
lar (çoğul eki) + ı (iyelik eki) (tür.) * klasik mekanikte cisimlerin
hareketini açıklayan üç temel ilke (birinci yasa (eylemsizlik yasası)
cisimlerin dış kuvvet etkisi olmadan hareket durumlarını koruduklarını; ikinci
yasa (F = m•a) kuvvet ile kütle ve ivme arasındaki ilişkiyi; üçüncü yasa ise
her etkiye karşı eşit ve zıt bir tepkinin olduğunu ifade eder.)
newton yöntemi :
ing., ara., tür. * newton (İngiliz fizikçi Isaac Newton’un soyadından) (ing.) +
yöntem (metod, usül, tarz) + i (iyelik eki) (tür.) * türevlenebilir bir
fonksiyon olmak üzere, f(x) = 0 denkleminin yaklaşık çözümlerinin teğetler
yardımıyla bulunması için bir yöntem
ney :
far. * ney (kamış) * kamıştan yapılan, dokuz delikli üflemeli bir çalgı, düdük
neyelan :
far. * ney (istek, arzu) + elan (ulaşmak, erişmek) * İsteğe ulaşma, arzulanan
şeye varma veya vasıl olma, başarı, zafer; kadın ismi
neylan :
far. * ney (istek, arzu) + elan (ulaşmak, erişmek) * İsteğe ulaşma, arzulanan
şeye varma veya vasıl olma, başarı, zafer; kadın ismi
neynüfer :
far. * ney (kamış, ince boru; zarif, nazik, narin (mecazi) + nüfer (su zambağı,
nilüfer) * nilüfer çiçeği; ince ve zarif yapılı, nilüfer çiçeğini andıran,
nazik ve estetik görünüşlü
neyzen :
far. * ney (kamış, ince boru) + zen (-cu, yapan, eden kişi) * ney üfleyen, ney
çalan kişi
nez :
ara. * neze (çekmek, çekip koparmak, çekip almak, sökmek, yok etmek) * çekme,
çekip koparma, çekip alma, sökme, yok etme
nezafet :
ara. * nazafa (temizlemek, arındırmak, saflaştırmak, tanzif etmek), tanzif
(temizleme, arındırma, saflaştırma), nazif (temiz, pak, saf, arınmış) *
temizlik, düzenlilik, saflık, arılık; kibar, nazik ve estetik davranış veya
görünüş
nezahat :
ara. * nazaha (arınmak, temizlenmek, saflaşmak), nezih (saf, arı, pak, temiz),
nezh (kötü niteliği olmama, kötü niteliklerden arınmış olma), nezih (pak,
temiz, saf), tenzih (uzak tutma, arındırma, temizleme, münezzeh addetme, suç,
günah, kötülük gibi olumsuz niteliklerden uzak addetme) * arılık, saflık,
temizlik; ahlaki açıdan temiz, dürüst ve saf olma durumu; davranış ve
niyetlerinde saflık ve doğruluk
nezaket :
ara. * nazaka (temiz, saf, ince olmak), nazik (ince, kibar, kırılgan, incelikli
ve saygılı davranan) * başkalarına karşı nazik, kibar ve düşünceli olma durumu;
davranışlarda ve sözlerde incelik ve zarafet gösterme
nezaret :
ara. * nazara (bakmak, görmek, incelemek, gözetmek), nazar (abkış, bakma,
gözetme) + et (isim yapım eki) * bir işin, kurumun veya kişilerin yönetim,
gözetim ve denetim altında tutulması durumu; idari veya resmi kontrol
nezarethane :
ara. * nezaret (bir işin, kurumun veya kişilerin yönetim, gözetim ve denetim
altında tutulması durumu; idari veya resmi kontrol) (ara.) + hane (ev, yer,
mekan, mesken, konak, konut, yuva) (far.) * gözetim veya denetim amacıyla
kullanılan yer veya bina; idari denetim merkezi, resmi gözetim binası
nezd :
ara. * nuzd (yakınlık, birinin yanında olma) * birine veya bir şeye yakın olma
durumu; yakınlık, yanına gitme veya beraber bulunma hali (örneğin “O’nun
nezdinde...”)
nezel :
ara. * nazala (indirmek, aşağıya göndermek/götürmek), nuzul (inme, indirme,
aşağıya gönderme) * menzil, mekan, yer
nezh :
ara. * nazaha (doğru, dürüst, temiz ve saf olmak) * ahlaki açıdan temiz, dürüst
ve saf olma durumu; davranış ve niyetlerinde saflık ve doğruluk
nezif :
ara. * nazafa (temizlemek, arındırmak, saflaştırmak, tanzif etmek), tanzif
(temizleme, arındırma, saflaştırma) * temiz, pak, saf, arınmış; erkek ismi
nezih :
ara. * nazaha (doğru, dürüst, temiz ve saf olmak), nezahet (ahlaki açıdan
temiz, dürüst ve saf olma durumu; davranış ve niyetlerinde saflık ve doğruluk)
* doğru, dürüst, temiz, saf, arı; erkek ismi
neziha : ara. * nazaha (doğru, dürüst, temiz ve
saf olmak), nezahet (ahlaki açıdan temiz, dürüst ve saf olma durumu; davranış
ve niyetlerinde saflık ve doğruluk) * doğru, dürüst, temiz, saf, arı; kadın ismi
nezihe :
ara. * nazaha (doğru, dürüst, temiz ve saf olmak), nezahet (ahlaki açıdan
temiz, dürüst ve saf olma durumu; davranış ve niyetlerinde saflık ve doğruluk)
* doğru, dürüst, temiz, saf, arı; kadın
ismi
nezil :
ara. * nazala (indirmek, aşağıya göndermek/götürmek), nuzul (inme, indirme,
aşağıya gönderme) * inen, konan; misafir
nezir :
ara. * nezere (uyarmak, gözdağı vermek) * uyarıcı
nezire :
ara. * nezire (adamak) * adak
nezle :
ara. * nezele (indirmek), nuzul (inme, indirme, aşağıya gönderme) * burundan
sıvı inmesi; genellikle rinovirüsler başta olmak üzere muhtelif virüs
çeşitlerinin neden olduğu, burun ve boğazı etkileyen hafif, bulaşıcı bir üst
solunum yolu enfeksiyonu, burun akıntısı, mukozal iltihap, (nosle, nez, Nase
(burun) (ing., fra., alm.) )
nezr :
ara. * nazara (adamak, adakta bulunmak) * adak, adama
nezza'at :
ara. * naza’a (çekmek, ayırmak, koparmak ) * ayırıcı, koparıcı; kavurucu,
kurutucu; ızgarada pişmeye hazır hale getiren parçalayıcı
nezzam :
ara. * nazama (sıralama, dizme, düzenleme, tertipleme), nizam (sıra, sıralama,
dizi, düzen, tertip) * sıralayıcı, dizici, düzenleyici, nizam veren, nazım
nezzare :
ara. * nazara (bakmak, görmek, incelemek, gözetmek), nazar (abkış, bakma,
gözetme) * seyirci, seyreden, bakan; nezaret eden, gözeten; gözetme, müfettiş,
mürakabe ve kontrol eden; vekillik eden
NFT :
ing. * non-fungible token (değiştirilemez belirteç) (non (yok, değil) +
fungible (değiştirilebilir) + token (belirteç, jeton) ) * blokzincir
teknolojisi üzerinde oluşturulan, her biri benzersiz ve kopyalanamaz olan,
dolayısıyla birebir eşdeğeri olmayan dijital varlık veya dijital sahiplik
sertifikası
ngerulmud :
pal. * nger (yer, toprak, bölge) + ul (üst, yönetim, liderlik) + mud (merkez,
oda) * Palau’un başkenti
Nh :
jap., lat. * nihonium (Nihon (Japonya'nın Japonca adı) (jap.) + ium (kimyasal
element eki) (lat.) ) * atom numarası 113 olan, periyodik tablonun 13. grubunda
bulunan, sentetik olarak üretilen, çok kısa ömürlü olan, yalnızca temel nükleer
araştırmalarda incelenen radyoaktif bir süper ağır element
NIC :
ing. * network (ağ, şebeke) + interface (arayüz) + card (kart) * bir
bilgisayarın ağ ile bağlantı kurmasını sağlayan donanım bileşeni
nısaf :
ara. * nasafa (yarıya bölmek, ortasını ayırmak, ikiye bölmek) * ikiye bölme,
ikiye ayırma
nısf :
ara. * nasafa (yarıya bölmek, ortasını ayırmak, ikiye bölmek), nısaf (ikiye
bölme, ikiye ayırma) * yarı, yarım
nışadır :
far. * anaоşa (ölümsüz) + adur (ateş) * ölümsüzlük iksiri; beyaz kristalli tuz,
amonyum klorür (NH4Cl)
Ni :
alm. * nickel (Nikolaus (Alman madencilik folklorunda kullanılan isim; metal
adı eki) * atom numarası 28 olan, periyodik tablonun 10. grubunda bulunan,
parlak, sert ve korozyona dayanıklı olan, paslanmaz çeliklerde, alaşımlarda,
kaplamalarda, pillerde ve madeni paralarda kullanılan bir geçiş metali element
niagara :
iro. * onguiaahra, onyara (boğaz, toprak boynu, kara boynu, boyun) * Kuzey
Amerika'da ABD ile Kanada sınırında yer alan ünlü şelale ve nehrin adı
niam :
ara. * na’ama (nimetlendirmek, nimet vermek), nimet (bahş, bağış, iyilik,
lütuf, rızık) * bahşlar, bağışlar, iyilikler, lütuflar, rızıklar
niamey :
fra. * nia (nehir, su kenarı) + mey (yer, yerleşim) * Nijer’in başkenti
nibiru :
aka. * nibiru (geçiş yeri, yakın, kavuşma noktası) * gezegen veya gök cisimlerinin
geçiş noktası veya kritik konumu (Sümerler dönemindeki akademik terminoloji)
nicandra :
lat. * Nicander (Yunan hekim ve şair Nicander of Colophon) + a (isim yapım eki)
* Solanaceae familyasına ait, süs ve yabani ot niteliği taşıyan bitki cinsi
nice :
tür. * ne (şey, olgu; hangi şey) + ça (durum ve miktar belirteci) * çok,
birçok, ne kadar
nicel :
tür. * nice (çok, birçok, ne kadar) + el (ile ilgili, -a ait) * Bir şeyin
miktarını, sayısını veya ölçülebilir özelliğini ifade eden; ölçülebilir ve sayısal
özelliklerle ilgili olan
nicotiana :
lat. * Nicot (Fransız diplomat Jean Nicot) + ia (isim yapım eki) * Solanaceae
familyasına ait, tütün bitkilerini kapsayan cins
niçin :
tür. * ne (şey, olgu; hangi şey) + için (sebebiyle, nedeniyle, -dan dolayı) *
neden, ne sebeple, neden dolayı anlamlarına gelen soru ifadesi
nida :
ara. * nada (seslenmek, çağırmak, istek bildirmek, haykırmak, bağırmak), nadi
(seslenen, çağıran, bağıran) * seslenme, çağırma, haykırma, bağırma; ses verme
(need (istemek, ihtiyaç duymak, ihtiyaç, isteyiş) (ing.) )
nidasyon :
lat. * nidatio (yuvaya yerleşme) (nidare (yuva yapmak, yerleşmek) (nidus (yuva)
+ are (fiil mastar eki) ) * döllenmiş yumurtanın (blastosist) fallop
tüplerinden rahime ulaşarak rahim iç duvarına (endometriyum) tutunup yerleşmesi
süreci
nidd :
ara. * nedde (kaçmak, ürküp
uzaklaşmak; muhalif olmak, zıtlaşmak), endad (eşler, ortaklar, denkler)*
misil, misl, denk,
aynı, eş, benzer, muadil
nidus :
lat. * nidus (yuva) * mikroorganizmalar veya parazitler için üreme ve çoğalma
yeri olarak kullanılan, korunaklı ve uygun ortam sağlayan yuva veya odak
niemann-pick hastalığı :
ger. * niemann (Alman doktorlar Albert Niemann’ın soyadından) + pick (Alman
doktor Ludwig Pick’in soyadından) + hastalık (sağlığın bozulması durumu, rahatsızlık,
bozukluk) + ı (iyelik eki) (tür.) * lizozomal lipid metabolizma bozukluğu ile
karakterize genetik hastalık
nierembergia :
lat. * Nieremberg (İspanyol doğa bilimci Juan Eusebio Nieremberg) + ia (isim
yapım eki) * Solanaceae familyasına ait, çan biçimli çiçekleri olan süs bitkisi
cinsi
nifa :
ara. * nafaa (fayda vermek, faydalı olmak, yarar sağlamak) * menfaat, fayda,
yarar
nifak :
ara. * nafaka (ikiyüzlülük yapmak, yansıttığı düşüncesi ile davranışı arasında
fark olmak) * bozukluk, bozuşukluk, ara açılmak, ikiyüzlülük
nifar :
ara. * nafara (ürkmek, kaçmak, irkilmek, tiksinmek, birden uzaklaşmak, yerinden
fırlamak, ani hareketle çıkmak), nefer (asker, er) * itikal etme, göçme;
dağılıp kaçma; ürkme, korkma, çekinme; nefret gösterme
nifas :
ara. * nafasa (üflemek, nefes vermek, solumak) * yeni doğum yapmış kadının
bedensel ve ruhsal olarak geçirdiği, loğusalık olarak adlandırılan ve Hanefi
mezhebine göre genellikle kırk gün süren özel dönem; doğum sonrası durum
nifedipin :
lat. * nife (ön ek) + dihydro (iki hidrojen eklenmiş, doymuş, hidrojen ile
doymuş) + pyridin (pyridine halkası, kimyasal yapı) * kalsiyum kanallarını
bloke ederek damarları gevşeten, genişleten ve özellikle hipertansiyon veya
angina pektoris tedavisinde kullanılan ilacın etken maddesi (C17H18N2O6)
nifuroksazit :
lat. * nifurazone (nitrofurandan türetilmiş kimyasal yapı) + oxazidum (oxazole
halkası, kimyasal yapı) * akut ishal, kolit, amebiyazis gibi paraziter
hastalıkların tedavisine yönelik olarak kullanılan, bağırsak enfeksiyonlarına
karşı etkili olan, kanser karşıtı ve anti-enflamatuar potansiyeli de
araştırılan, genellikle kapsül veya süspansiyon formunda bulunan oral, geniş
spektrumlu nitrofuran antibiyotik (C12H9N3O5)
nigah :
far. * negah (görmek, bakmak), nigah (bakış, gözle görme) * gözle görme veya
bakma eylemi; dikkatle ve özenle bakma, bakış
nigar :
far. * nigarden (yazmak, çizmek,
resmetmek) * resim,
resmedilmiş şey, nakış; güzelliğiyle resim gibi hayranlık uyandıran, güzel
yüzlü, sevgili; güzel,
hoş; Türk musikisinde bir makam
nigarçek :
far., tür. * nigar (güzel, hoş; güzel yüzlü, sevgili) (far.) + çek (yapmak,
icra etmek) (tür.) * Türk musikisinde bir makam
nigarek :
far., tür. * nigar (güzel, hoş; güzel yüzlü, sevgili) (far.) + ek (son ek) *
Türk musikisinde bir makam
nigella :
lat. * niger (siyah, kara) +
ella (küçültme eki) * Ranunculaceae familyasına ait, siyah tohumlarıyla bilinen
çörek otu cinsi
niger :
lat. * niger (siyah, kara) * siyah, kara
nigrostriatal :
lat. * niger (siyah, kara) + striatum (çizgili yapı; beyin yapısında çizgili
çekirdek) + alis (ile ilgili, -a ait) * beyindeki substantia nigra’dan
striatuma uzanan ve hareket kontrolünde önemli rol oynayan siyah-maddeli
(dopaminerjik) sinir yolu
niğde :
gre. * nakida, nagidos (fethedilmemiş, istila edilmemiş) * Türkiye'nin İç
Anadolu Bölgesi’nin güneydoğusunda yer alan, kuzeyinde Nevşehir, kuzeybatısında
Aksaray, batısında Konya, güneybatısında Karaman, güneyinde Mersin ve doğusunda
Kayseri illeri ile komşu olan 51 plaka numaralı ili
nihai :
ara * naha, neha (yasaklamak, engellemek, önlemek, mani olmak, menetmek,
vazgeçirmek; sonlandırmak, sonuçlandırmak, sona erdirmek, bitirmek,
nihayetlendirmek, bitirmek, bırakmak, vazgeçmek, terketmek; varmak, erişmek),
nehy (yasaklama, engelleme, önleme, mani olma, menetmek, vazgeçirme) + i (ile
ilgili, -a ait); nihayet (son, bitim) * son durumu yansıtan
nihal :
far. * nihal (fidan, filiz, genç ve
taze dal, sürgün) * fidan, filiz, genç ve taze dal, sürgün; döşek, döşeme, yer
örtüsü
nihale :
far. * nihalçe (küçük
minder, döşekçik veya üzerine oturulan yaygı, dösek, döşeme) *
sıcak tencere, tava, çaydanlık veya servis kasesi gibi mutfak gereçlerinin masa
veya tezgah yüzeyine zarar vermemesi (yanma, iz kalma) için altına konulan hasır veya plastik gibi çeşitli malzemelerden
üretilmiş ısıya dayanıklı altlık
nihan :
far. * nihadan (saklamak, gizlemek) * saklı, gizli; kadın ismi (nier (inkar
etmek) (fra.) )
nihat :
far. * nihadan (koymak, yerleştirmek, kurmak; yaratmak, oluşturmak, meydana
getirmek) * huy, tabiat, yaratılış, karakter, mizaç
nihavend :
far. * nihavand (son yerleşim yeri; İran'da bir şehir) (niha (son, sınır) +
vand (yerleşim, bölge) ) * Klasik Türk ve İran musikisinde, genellikle düyek
(8/4) veya aksak (9/8) usullerinde icra edilen, melankolik ve hüzünlü bir duygu
veren, temel dizisi belirli aralıklarla (makam notaları
nihavendi cedid :
far., ara. * nihavand (son yerleşim yeri; İran'da bir şehir) (niha (son, sınır)
+ vand (yerleşim, bölge) ) (far.) + i (tamlama eki) + cedid (yeni) (ara.) *
Türk musikisinde, Nihavend makamının daha modern uyarlaması olarak kabul
edilen, genellikle düyek (8/4) ve aksak (9/8) usullerinde icra edilen, melodik
dizisi ve ara notaları bazı eserlerde değiştirilmiş veya güncellenmiş makam
nihavendi kebir :
far., ara. * nihavand (son yerleşim yeri; İran'da bir şehir) (niha (son, sınır)
+ vand (yerleşim, bölge) ) (far.) + i (tamlama eki) + kebir (büyük) (ara.) *
Türk musikisinde, Nihavend makamının daha geniş ve kapsamlı versiyonu olarak
kabul edilen, genellikle düyek (8/4) veya aksak (9/8) usullerinde icra edilen,
melodik dizisi ve ara notaları genişletilmiş, daha kapsamlı tonal ifade sunan
makam
nihavendi rumi :
far., ara. * nihavand (son yerleşim yeri; İran'da bir şehir) (niha (son, sınır)
+ vand (yerleşim, bölge) ) (far.) + i (tamlama eki) + rum (Rum) + i (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.) * Türk musikisinde, Nihavend makamının
Osmanlı/Anadolu uyarlaması olarak kabul edilen, genellikle düyek (8/4) veya
aksak (9/8) usullerinde icra edilen, melodik dizisi Anadolu müzik pratiğine
göre şekillendirilmiş makam
nihavendi sagiyr :
far., ara. * nihavand (son yerleşim yeri; İran'da bir şehir) (niha (son, sınır)
+ vand (yerleşim, bölge) ) (far.) + i (tamlama eki) + sağiyr (küçük) (ara.) *
Türk musikisinde, Nihavend makamının kısa veya küçük formu olarak kabul edilen,
genellikle düyek (8/4) veya aksak (9/8) usullerinde icra edilen, melodik dizisi
ve ara notaları kısaltılmış, daha kısa melodik ifade sunan makam
nihavent :
far. * nihavand (son yerleşim yeri; İran'da bir şehir) (niha (son, sınır) +
vand (yerleşim, bölge) ) * Klasik Türk ve İran musikisinde, genellikle düyek
(8/4) veya aksak (9/8) usullerinde icra edilen, melankolik ve hüzünlü bir duygu
veren, temel dizisi belirli aralıklarla (makam notaları
nihayet :
ara * naha, neha (yasaklamak, engellemek, önlemek, mani olmak, menetmek,
vazgeçirmek; sonlandırmak, sonuçlandırmak, sona erdirmek, bitirmek,
nihayetlendirmek, bitirmek, bırakmak, vazgeçmek, terketmek; varmak, erişmek),
nehy (yasaklama, engelleme, önleme, mani olma, menetmek, vazgeçirme) + i (ile
ilgili, -a ait) + yet (isim yapım eki) * son, bitim, sonuçlanma, sona erme
nihilist :
lat. * nihil (hiç, yokluk) + ista (yapan, eden eki) * hiçbir değer, inanç veya
anlam kabul etmeyen, varlık ve ahlak konusunda boşluk ve anlamsızlık fikrine
bağlı olan
nihilistik :
lat. * nihil (hiç, yokluk) + ista (yapan, eden eki) + icus (ile ilgili, -a ait)
* nihilist yaklasımka ilgili, nihilist yaklaşımı yansıtan
nihilizm :
lat. * nihil (hiç, yokluk) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin
eki) * hiçbir değer, inanç veya anlamı kabul etmeyen, varlık ve ahlak
konularında anlamsızlık ve boşluk fikrine dayalı felsefi görüş veya düşünce
akımı
nihle :
ara. * nihla (karşılıksız vermek, bahşetmek, bağışlamak, ihsan
etmek, lütfetmek) * bahş, bağış, hediye, armağan, lütuf, Allah'ın ihsanı, bahşetme,
verme (mehir gibi), yol, tarik, din, diyanet ve mezhep
nihoniyum :
lat. * nihon (Japonya) + ium (kimyasal element eki) * atom numarası 113,
simgesi Nh olan son derece radyoaktif ve yapay (sentetik) bir metal
nijer : tua., tama. * gher n gheren (Nehirlerin nehri veya Büyük nehir) *
siyah, kara; Batı Afrika’da yer
alan, kuzeyde Cezayir ve Libya, doğuda Çad, güneyde Nijerya ve Benin, batıda
Burkina Faso ve Mali ile komşu olan ülke
nijerya : tua., tama., lat. * gher n gheren (Nehirlerin nehri veya Büyük nehir)
(tama.) + ia
(yer eki) (lat.) *
Batı Afrika’da yer alan Nijerya, kuzeyde Nijer ve Çad, doğuda Kamerun, batıda
Benin ile komşu olan ve güneyinde Atlantik Okyanusu’na kıyısı bulunan federal
bir devlet
nik :
far. * nik (iyi, güzel, hoş) *
iyi, güzel, hoş
nik ü bed :
far. * nik (iyi, güzel, hoş) + ü
(tamlama eki) + bed (kötü) * iyi ve kötü
nikab :
ara. * nakaba (örtmek, kaplamak, gizlemek; delik açmak, delmek) * perde, örtü,
maske, saklama, gizleme; İslam kültüründe kadınların yüzünü kapatmak için
taktığı, yalnızca gözleri açıkta bırakan başörtüsü veya yüz örtüsü, yüzü örten
peçe
nikah :
ara. * nakaha (evlenmek, nikah yapmak, bağlamak) * resmi veya dini olarak iki
kişinin yasal ve sosyal olarak eş kabul edilmesini sağlayan sözleşme ve ilişki,
evlilik bağı, evlenme, evlilik
nikap :
ara. * nakaba (örtmek, kaplamak, gizlemek; delik açmak, delmek), nikab (perde,
örtü, maske, saklama, gizleme) * İslam kültüründe kadınların yüzünü kapatmak
için taktığı, yalnızca gözleri açıkta bırakan başörtüsü veya yüz örtüsü, yüzü
örten peçe
nikaragua :
isp. * nicarao (yerli kabile veya lider adı) + agua (su) * Orta Amerika’da yer
alan, kuzeyde Honduras, güneyde Kosta Rika ile komşu olan ve doğusunda Karayip
Denizi, batısında Pasifik Okyanusu’na kıyısı bulunan ülke
nikardipin :
lat * ni (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + kardia (yürek, kalp) +
pine (dihidropiridin türevi kimyasal yapı) (lat.) * damarları genişleterek kan
basıncını düşüren ve hipertansiyon ile angina pektoris tedavisinde kullanılan
kalsiyum kanal blokeri türünde ilacın etken maddesi (C26H29N3O6)
nikbin :
far. * nik (iyi, güzel) + bin (gören) * iyimser (nice (iyi, güzel, hoş) (ing.)
)
nikel :
lat. * niccolum(nicco (şeytan, sahte) + lum (son ek) * atom numarası 28,
simgesi Ni olan, gümüşümsü gri renkte ve manyetik özellikler gösteren geçiş
metali
nikelaj :
lat. * nickel (nikel) + agium (isim yapım eki) * metalleri pas ve korozyona
karşı korumak veya estetik görünüm kazandırmak amacıyla yapılan nikel kaplama
niklozamid :
lat. * niclo (nitroklorofen türevi kimyasal yapı) + salicylamide (salisilamid
türevi kimyasal yapı) * paraziter enfeksiyonlarda, özellikle tenya (sığır ve
domuz tenyası) ve diğer bağırsak solucanlarına karşı kullanılan antiparazitik
ilacın etken maddesi (C13H8Cl2N2O4)
nikmanzar :
far., ara. * nik (güzel, hoş, latif; hoşnutluk) (far.) + manzar (görüntü,
görünüm, bakılan, seyredilen, manzara) (ara.) * hoş, estetik ve göze hitap eden
manzara veya görüntü; bakılmaya, seyredilmeye değer güzel görünüm
nikolsky fenomeni :
rus. * Nikolsky (Rus dermatolog Pyotr Nikolsky) + phainomenon (görünüş,
görünüm, olgu) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak,
görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek,
görünür kılmak) + menon (oluş, durum, hal, vaziyet) ) (gre.) + i (iyelik eki)
(tür.) * deride hafif basınç veya sürtünme ile üst deri tabakasının ayrılması
ile ortaya çıkan dermatolojik belirti; özellikle pemfigus ve bazı veziküler
hastalıklarda görülen klinik fenomen
nikomisin :
fra., gre., lat. * nicolas (Portekiz’deki Fransız büyükelçisi Jean Nicolas
(Nicot)’un soyadından) (fra.) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma)
(gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * streptomycetes türü
bakterilerden elde edilen ve gram-pozitif bakterilere karşı kullanılan
antibiyotik türü (C47H75NO17)
nikotin :
fra. * nicolas (Portekiz’deki Fransız büyükelçisi Jean Nicolas (Nicot)’un
soyadından) + tine (ile ilgili, gibi, -a ait) * patlıcangiller (Solanaceae)
bitki familyasında (tütün bitkisi gibi) bulunan güçlü bir uyarıcı ve alkaloid
(C10H14N2)
nikotinamid :
fra. * nicolas (Portekiz’deki Fransız büyükelçisi Jean Nicolas (Nicot)’un
soyadından) + tine (ile ilgili, gibi, -a ait) + amide (amonyaktan bir hidrojen
atomunun bir asil grubu (R–CO–) ile değiştirilmesiyle elde edilen, R-CONH2
grubunu içeren bir organik bileşik) ) * nikotinik asidin amid türevi olan, B3
vitamini grubuna ait, vücutta koenzim NAD ve NADP sentezinde görev alan ve
metabolik reaksiyonlarda önemli rol oynayan organik bileşik (C6H6N2O)
nikotinik asit :
fra. * nicolas (Portekiz’deki Fransız büyükelçisi Jean Nicolas (Nicot)’un
soyadından) + tine (ile ilgili, gibi, -a ait) + acidum, acidus (ekşi olan,
asit) (acere (ekşi olmak) + idus (ile ilgili olan) ) * B3 vitamini (niasin)
grubuna ait, vücutta koenzim NAD ve NADP sentezinde görev alan ve metabolik
reaksiyonlarda önemli rol oynayan organik asit (C6H5NO2)
nikotofobi :
fra., gre. * nicolas (Portekiz’deki Fransız büyükelçisi Jean Nicolas (Nicot)’un
soyadından) + tine (ile ilgili, gibi, -a ait) + phobia (korkma, korkulu olma)
(phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * nikotine veya
tütün kullanımına karşı duyulan aşırı korku veya rahatsızlık; kişinin sigara,
puro veya diğer tütün ürünlerinden kaçınmasına yol açan psikolojik durum
nikris :
ara. * nikhris (antik Yunan tıp yazılarında, eklem ve ürik asitle ilgili
durumlar için kullanılmış isim veya terim) * genellikle yanlış beslenme, alkol
kullanımı ve metabolik sorunlara bağlı olarak gelişen, tarihsel olarak
"padişah hastalığı" olarak da bilinen, kanda yüksek oranda ürik asit
birikmesi sonucu oluşan, özellikle ayak başparmağı, ayak bileği ve diz gibi
eklemlerde şiddetli ağrı, şişlik, kızarıklık ve sıcaklık ile seyreden metabolik
ve romatizmal bir hastalık, gut hastalığı
nikriz :
far. * nikriz (karışıklık, çatışma, anlaşmazlık) * Türk musikisinde Rast
perdesinde karar veren, inici-çıkıcı seyre sahip, güçlüsü Neva (re) perdesi
olan, neşeli, coşkulu ve bazen hüzünlü (özellikle zeybek tarzında) olan, dizisi
bir sekizli içinde gösterilebilen basit görünüşlü bir birleşik (mürekkep) makam
nikriz-i kebir :
far., ara. * nikriz (karışıklık, çatışma, anlaşmazlık; Türk musikisinde
alaturka müzikte, dizisi bir sekizli içinde gösterilebilen, basit görünüşlü
bileşik bir makam ) + i (tamlama eki) + kebir (büyük) * nikriz makamının bir
alt türü veya varyasyonu olan, rast perdesi üzerindeki nikriz beşlisine, neva
perdesi üzerine aktarılmış bir rast dörtlüsünün eklenmesiyle oluşan birleşik
bir makam
nikriz-i sagiyr :
far., ara. * nikriz (karışıklık, çatışma, anlaşmazlık; Türk musikisinde
alaturka müzikte, dizisi bir sekizli içinde gösterilebilen, basit görünüşlü
bileşik bir makam ) + i (tamlama eki) + sağiyr (küçük) * nikriz makamının bir
alt türü veya varyasyonu olan, temel yapısı, rast perdesi üzerindeki nikriz
beşlisine, neva perdesi üzerine aktarılmış bir buselik dörtlüsünün eklenmesiyle
oluşan, karar sesi rast (sol), güçlü sesi neva (re) perdesi olan, seyri
sırasında hicaz makamı seslerini de içeren karakteristik bir yapıya sahip ve
genellikle inici-çıkıcı bir seyir takip eden makam
nikriz-segah :
far. * nikriz (karışıklık, çatışma, anlaşmazlık; Türk musikisinde alaturka
müzikte, dizisi bir sekizli içinde gösterilebilen, basit görünüşlü bileşik bir
makam ) + segah (dizi, sıra, koma aralıklı si-bemol bölgesi ve karar hissi
veren temel perde) * Türk musikisinde nikriz ve segah makamlarından oluşan
sentetik makam
niks :
ara. * naks (eksiltmek, bozmak, yok etmek) * elbisenin veya örülmüş eşyaların
eskilerini parçalayıp ip haline getirme ve tekrar eğirerek yine kullanıma uygun
hale getirme
niksar :
gre. * neocaesarea (yeni imparator şehri) (neos (yeni, taze) + caesar
(imparator) + ea (yer eki) ) * Tokat’ın bir ilçesi
niktalopi :
gre. * nyktos (gece) + alops (göz, görme) + eia (durum eki) * gece körlüğü,
zayıf ışıkta görme yeteneğinin azalması, gece körlüğü
nikter :
far. * nik (iyi, güzel) + tar, ter ("daha, en" anlamı veren ek) * çok
beğenilmiş, çok iyi
niktofili :
gre. * nyktos (gece) + philia (sevme durumu, hoşlanma durumu) (philein
(sevmek), philos (seven, sever, sevici) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) )
* geceye karşı ilgi, düşkünlük veya geceyi tercih etme durumu; karanlık
ortamlarda bulunmayı seven kişilik veya davranış özelliği, karanlıkseverlik
nil :
gre., san. * neilos (nehir yatağı, su hattı) (gre.); nila (koyu mavi, çivit)
(san.) * Kuzeydoğu Afrika’dan Akdeniz’e akan ve Mısır ile Sudan başta olmak
üzere bölgedeki ülkeler için hayati öneme sahip olan uzun nehir; tarih boyunca
sulama, ulaşım ve medeniyetlerin gelişimi için kritik su kaynağı
nilay :
gre., san., tür. * neilos (nehir yatağı, su hattı) (gre.); nila (koyu mavi,
çivit) (san.) + ay (dünyanın uydusu olan meteorit) (tür.) * Nil Nehri gibi
berrak ve aydınlık, su gibi berrak ay; kadın ismi
nilden :
gre., san., tür. * neilos (nehir yatağı, su hattı) (gre.); nila (koyu mavi,
çivit) (san.) + den (kaynaklanılan) (tür.) * il’den gelen, Nil ile ilgili;
kadın ismi
nilgün :
gre., san., far. * neilos (nehir yatağı, su hattı) (gre.); nila (koyu mavi,
çivit) (san.) + gun (renk, tür, cins, çeşit) (far.) * lacivert, mavi tonunda;
kadın ismi
nili :
gre., san. * neilos (nehir yatağı, su hattı) (gre.); nila (koyu mavi, çivit)
(san.) * mavi, çivit rengi
nilotinib :
lat. * nilo (ön ek) + tinib (tyrosine kinase (tirozin kinaz) inhibitörü)
(tyrosine (aminoasit) (turos, tyros (peynir) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) )
+ kinesis, kinase (kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak,
kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak) + asis (son ek) )
(gre.) + inhibitor (engelleyici, önleyici, mani olan) (lat.) ) * kronik
miyeloid lösemi ve bazı diğer kanser türlerinin tedavisinde kullanılan, BCR-ABL
tirozin kinaz inhibitörü özellikli küçük molekül hedefe yönelik ilacın etken
maddesi (C28H22F3N7O)
nilpotent :
lat. * nil (hiç, yokluk) + potens, potent, potentis (güçlü, kudretli, kuvvetli,
etkili) * güçsüz, kuvvetsiz, etkisiz; matematik ve cebirde, belirli bir işlem
veya fonksiyonun kendisinin bir üstel kuvvetinin sıfır sonucu verdiği durum
(örneğin bir matris veya lineer dönüşümün belirli bir üsle uygulandığında sıfır
matris elde edilmesi durumu)
nilpotent matris :
lat. * nil (hiç, yokluk) + potens, potent, potentis (güçlü, kudretli, kuvvetli,
etkili) + mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak), matrix (kaynak, ana,
temel yapı; doğuran dişi; rahim; matematikte sayıların veya cebirsel ifadelerin
satır-sütun düzeninde oluşturduğu düzenli sayı dizisi formundaki tablo; kalıp,
kaynak yapı) * kendisinin bir üstel kuvveti sıfır matris veren matris; yani A^n
= 0 olacak şekilde bir pozitif tam sayı n için geçerli olan kare matris
nilu-berg :
far. * nilu (nilüfer) + berg (son ek) * nilüfer
nilüfer :
san. * nil (mavi) + otpala, opal (lotus çiçeği) * mavi lotus çiçeği; durgun
sularda yetişen, yuvarlak ve geniş yapraklı, beyaz, sarı, mavi, pembe renkte
iri çiçekler açan, yaprakları ve çiçekleri su üzerinde yüzen bir su bitkisi;
Bursa'nın bir ilçesi
nim :
far. * nim (yarım, buçuk, orta,
eksik) *
yarım, buçuk, orta, eksik veya
bir bütünün parçası
nim berefşan :
far. * nim (yarım, buçuk,
orta) + berefşan (şifa dağıtan) (ber (fayda, şifa) + efşan (dağıtan, saçan,
serpen) ) * Türk musikisi usullerinden 16 zamanlı bir usul
nim çenbe :
far. * nim (yarım, buçuk, orta)
+ çenbe (döngü, tur, çember, devir, daire) * Türk musikisinde yarım tur veya
yarım ölçü anlamında kullanılan, ritmik yapıda kısa bir döngüyü ifade eden ve
genellikle 8/4 veya 9/8 gibi uzun usuller içinde kısmi vuruş olarak
değerlendirilen ritmik birimlerde oluşan 16 zamanlı usul;
nim devir :
far. * nim (yarım, buçuk, orta)
(far.) + devir (döngü, tur) (ara.) * zaman veya sürecin yarım dönemi, yarım
turu veya ortası; Türk musikisinde bir tam döngünün yarısıı ifade eden kavram
nim düyek :
far. * nim (yarım, buçuk, orta)
+ düyek (2/4’lük usul) (dü (iki) + yek (bir, tek) ) * Türk musikisinde usulün
kısa vuruşlarını veya ara geçişlerini belirtmek için kullanılan, yarım düyek,
yani tam bir düyek (2/4 ölçü) süresinin yarısı kadar vuruş uzunluğunda ritmik
bir birim
nim evsat :
far., ara. * nim (yarım, buçuk,
orta)
(far.) + evsat (orta, ortanca) (ara.) * bir şeyin orta noktası veya orta
kısmının yarısı; zaman, ölçü veya konum açısından ortanın yarısı
nim fahte :
far. * nim (yarım, buçuk, orta)
+ fahte (nota, perde) * bir müzik gamında iki tam perde arasındaki yarım
adımlık geçişi veya yarım tonu ifade eden, Türk musikisinde yarım perde
anlamına gele terim
nim hafif :
far. * nim (yarım, buçuk, orta)
(far.) + hafif (ince, ağır olmayan) (ara.) * Türk musikisinde, usulde veya
melodik yapıda normalden yarım ölçü veya yarım vuruş kadar kısa ve hafif bir
ritmik birim
nim hezec :
far. * nim (yarım, buçuk, orta)
+ hezec (hecec, ölçü) * Türk musikisinde, yarım hezec anlamına gelir; usulde
veya melodik yapıda bir tam hecenin yarısı kadar süren kısa ritmik bir birim
nim hicaz :
far., ara. * nim (yarım, buçuk,
orta)
(far.) + hacz (engellemek, mani olmak), hicaz (engel, mani, bariyer) (ara.) *
Türk musikisinde, Hicaz makamının yarım ölçü veya yarım perde kadar kısa bir
bölümünü ifade eden, melodik veya ritmik yapıda kısa geçiş veya ara birimi
nim hisar :
far. * nim (yarım, buçuk, orta)
+ hisar (etrafı çevrili yer, müstahkem yer, sur, korugan) * Türk musikisinde
bir tam ölçü veya melodik birimin yarısı kadar süren kısa ritmik veya melodik
birim
nim kavi :
far., ara. * nim (yarım, buçuk,
orta)
(far.) + kavi (güçlü, sağlam, kuvvetli, kudretli) (ara.) * Türk musikisinde,
ölçü veya melodik yapıda normalden yarım ölçü veya yarım vuruş kadar kısa ve
güçlü ritmik veya melodik birim
nim muhammes :
far., ara. * nim (yarım, buçuk,
orta)
(far.) + muhammes (beşli ölçü) (ara.) * Türk musikisinde, muhammes usulünün
yarım ölçü veya yarım vuruş kadar kısa bölümü
nim sakiyl :
far., ara. * nim (yarım, buçuk,
orta)
(far.) + sakiyl (ağır; ölçü, usül) (ara.) * Türk musikisinde bir sakiyl
ölçüsünün yarısı kadar süren kısa ritmik birim
nim sofyan :
far., gre., ara. * nim (yarım, buçuk,
orta)
(far.) + sofyan (sufiyan (bilgeler; mutasavvıflar, tasavvuf ehilleri) (sof
(bilgi) (gre.); suf (bilgi) (ara.) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + an
(çoğul eki) ) * Türk musikisinde, 2 zamanlı 2 vuruşlu basit usül olan sofyan
usulünün yarısı kadar süren kısa ritmik veya melodik birim, yarım sofyan
nim şehnaz :
far. * nim (yarım, buçuk, orta)
+ şehnaz (padişahın zarafeti, krallığın güzelliği, kraliyet güzelliği) (şeh
(padişah, hükümdar, kral) + naz (zerafet, güzellik, çekicilik, naz) ) * Türk
musikisinde, Şehnaz makamının yarım ölçü veya yarım perde kadar kısa bölümü
nim zencir :
far. * nim (yarım, buçuk, orta)
+ zencir (zincir, silsile, birbirine bağlı birimlerden oluşa yapı) * Türk
musikisinde, zencir usulünün veya zincirli ritmik yapının yarısı kadar süren
kısa ritmik veya melodik birim
nim zengule :
far. * nim (yarım, buçuk, orta)
+ zang (çan, zil, çıngırak) + ule (küçültme eki) * Türk musikisinde, zengule
usulünün yarısı kadar süren kısa ritmik veya melodik birim
nim zirgule :
far. * nim (yarım, buçuk, orta)
+ zirgule (küçük çıngırak, def, tef; zirve, doruk, tepe, yüksek olan) (zirg
(zil, çan, küçük çan, metal çalpara, tiz ses) + ule (küçültme eki) ) * Türk
musikisinde, zirgule usulünün yarısı kadar süren kısa ritmik veya melodik birim
nimbüs :
lat. * nimbus (bulut, yağmur bulutu, parlak hale) * meteorolojide yağış getiren
koyu bulut türünü ifade eden ve sanat ile ikonografide kutsal kişilerin başı
çevresinde gösterilen parlak ışık halkası
ni'me :
ara. * naama (nimet vermek, bahşetmek, bağışlamak), nimet (bahş, bağış, iyilik,
lütuf, rızık) * ne iyi, ne ala, ne güzel
nimesülid :
lat. * nimes (nitro- ve metansülfonanilid türevi kimyasal yapısı) + ulide
(amid, anilid türevli bileşik eki) * ağrı ve iltihabı azaltmak için kullanılan,
non-steroidal antiinflamatuvar ilaçlar (NSAİİ) grubuna ait analjezik ve
antipiretik etkili sentetik ilacın etken maddesi (C13H12N2O5S)
nimet :
ara. * naama (nimet vermek, bahşetmek, bağışlamak) * bahş, bağış, iyilik,
lütuf, rızık
nimetşinas :
ara. * nimet (bahş, bağış, iyilik, lütuf, rızık) (ara.) + şinas (bilen,
tanıyan) (far.) * kendisine yapılan iyiliğin ve verilen nimetin değerini bilen,
unutmayan ve buna karşı şükran duyan
nimf :
gre. * nymphe (genç kız, genç kadın, doğa perisi, peri veya su perisi) *
böceklerde ergin döneme ulaşmadan önceki, başkalaşım sürecinde yer alan genç
gelişim evresi, özellikle yarım başkalaşım gösteren böceklerin kanatsız veya
gelişmemiş kanatlı yavru dönemi; Yunan mitolojisinde doğa ruhu, peri
nimfoman :
gre. * nymphe (genç kız, genç kadın, doğa perisi, peri veya su perisi) + man
(mani hastalığına tutulmuş kimse) * aşırı cinsel istek duyma sendromu olan
nimfomaniye tutulmuş kadın
nimfomani :
gre. * nymphe (genç kız, genç kadın, doğa perisi, peri veya su perisi) + mania
(delilik, çılgınlık, aşırı tutkunluk, aşırı heves, aşırılık, coşku) *
kadınlarda cinsel isteğin olağandışı ve kontrol edilmesi güç biçimde artması
olarak tanımlanan, tarihsel psikiyatri terminolojisinde kullanılan terim, aşırı
cinsel istek durumu
nimodipin :
lat. * nimo (kimyasal adlandırma öneki) + dipine (dihidropiridin türevi
kalsiyum kanal blokerlerini gösteren ilaç son eki) * beyin damarlarını genişleterek
kan akışını artırmak için özellikle subaraknoid kanama sonrası gelişebilen
vazospazmın önlenmesinde kullanılan dihidropiridin grubu kalsiyum kanal blokeri
ilacın etken maddesi (C21H26N2O7)
nimrod :
aka., ibr. * nemr (katı, sert, kaba, acımasız) + ud (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * can yakıcı, yüzü gülmez, acımaz, sert tutumlu; Tevrat’ta geçen güçlü
hükümdar ve avcı; Mezopotamya geleneğinde Babil ve çevresinde hüküm sürdüğü
söylenen efsanevi kral
nine :
tür. * ne (anne, yaşlı kadın hitabı) + ne (anne, yaşlı kadın hitabı) *
büyükanne, anneanne veya babaanne; yaşlı kadın (nanny (bakıcı), nun, nonne
Nonne (rahibe) (ing., fra., alm.) )
ninja :
jap. * nin (sebat etmek, direnmek, azmetmek; gizlemek, saklamak, örtbas etmek;
sinsice hareket etmek) + sha, ja (kişi, kimse) * gizli ajan, casus; cani
ninni :
tür. * ninni (bebekleri uyuturken
söylenen söz ) * bebeklerin uyumasını veya sakinleşmesini sağlamak amacıyla ezgili bir
sesle söylenen, genellikle dörtlüklerden oluşan ve içinde "ee ee"
gibi rahatlatıcı ünlemler barındıran anonim halk edebiyatı ürünü, bebekleri
uyuturken söylenen söz
nintedanib :
lat. * ninte (kimyasal önek) + danib (kinaz inhibitörü eki) * idiyopatik
pulmoner fibrozis ve bazı kanser türlerinin tedavisinde kullanılan çoklu
tirozin kinaz inhibitörü özellikli hedefe yönelik ilacın etken maddesi
(C31H33N5O4)
ninurta :
aka., süm. * nin (efendi, tanrı) + urta, girsu (arpa) * Eski Mezopotamya
mitolojisinde savaş, avcılık ve tarımla ilişkilendirilen Sümer-Akad kökenli
tanrı
nipel :
ing. * nipple (meme ucu) * tesisat sistemlerinde iki boruyu, vana, çekvana veya
ölçüm aletini birbirine bağlamaya yarayan, genellikle metal (paslanmaz çelik,
pirinç) veya plastikten üretilen dıştan dişli (erkek) bağlantı parçası; Boru
hatlarında sızdırmazlık sağlamak ve farklı çapları (redüksiyon) birleştirmek
için kullanılan, 5-10 cm civarında kısa, boru şeklinde bağlantı elemanı
niran :
ara. * nar (ateş, ışık, aydınlık) * aydınlıklar, nurlar, ışıklar, ziyalar,
ateşler, narlar
niraparib :
lat. * nira (kimyasal önek) + parib (PARP (Poly(ADP-Ribose; Polymerase (DNA
hasarını onarmaktan sorumlu bir enzim ailesi) inhibitörü eki) * özellikle
yumurtalık kanseri gibi bazı tümörlerin tedavisinde kullanılan poli(ADP-riboz)
polimeraz (PARP) inhibitörü sınıfına ait hedefe yönelik antikanser ilacının
etken maddesi (C19H20N4O)
nircam :
ing. * near (yakın) + infrared (kızılötesi) + camera (kamera) * yakın
kızılötesi dalga boylarında gözlem yapan kamera, özellikle uzay teleskoplarında
kullanılan yakın kızılötesi görüntüleme cihazı (James Webb Uzay Teleskobu'nda
yer alan ve 0,6 ila 5,0 mikron dalga boyu aralığında görüntüleme yapan bu cihaz
ilk yıldızların ve galaksilerin oluşumu, galaksi kümeleri ve yezemler
(ötegezegenler) gibi uzak kozmik yapıları incelemek için kullanılır.)
nirengi :
far. * nirang (hile, sihir, tılsım; plan, tasarım; bir resmin boyanmadan önceki
taslağı) + i (ek) * belli sayıda noktaların konumunu büyük bir doğrulukla ve
kesinlikle saptayabilmek için, bu noktaları tepe olarak kabul edip bulundukları
alanı üçgenlere bölme işlemi
nirvana :
san. * nirva (sönmek, yok olmak, tükenmek) (nis (dış, dışarı, harici) + va
(üflemek, esmek) + na (isim yapım eki) ) * Budizmde arzu, tutku ve dünyevi
bağların sona ermesiyle, her türlü isteklerden, duygulardan, tutkulardan arınmayla
ulaşılan aydınlanma, özgürleşme, kurtuluş ve huzur hissi veren en yüksek ruh
hali; mecazen büyük huzur ve dinginlik durumu
nisa :
ara. * unsa (kadın) * kadınlar; Kur'an'ın 4. suresinin ismi
nisab :
ara. * nasaba (ilgili, ilişkili olmak, bağlı olmak, alakası olmak, uymak,
uyumlu olmak; bağlamak, oranlamak, kıyaslamak, ilişkilendirmek, uygun görmek,
yaraştırmak, münasip bulmak, bağ kurmak; dikmek, yerleştirmek, koymak,
belirlemek, tayin etmek, konum vermek), nisbet (oranlama, kıyaslama), nisbi (oransal)
* dinen zengin sayılan yani zenginlik ölçüsü kabul edilen miktarda malı bulunan
Müslümanların malından verdikleri belirli pay
nisacet :
ara. * nasaca (örmek, dokumak), mensucat (dokumalar) * dokumacılık
nisan : süm. * nisag (ilk meyve, turfanda) (süm.), nisannu (ilk ürün,
ilkbahar ayı) (aka.); nisan (ara.) * ilkbaharın başlangıcına
denk gelen ve özellikle kuzey yarımkürede doğanın canlandığı dönemi simgeleyen
yılın dördüncü ayı
nisap :
ara. * nasaba (ilgili, ilişkili olmak, bağlı olmak, alakası olmak, uymak,
uyumlu olmak; bağlamak, oranlamak, kıyaslamak, ilişkilendirmek, uygun görmek,
yaraştırmak, münasip bulmak, bağ kurmak; dikmek, yerleştirmek, koymak,
belirlemek, tayin etmek, konum vermek), nisbet (oranlama, kıyaslama), nisbi
(oransal) * dinen zengin sayılan yani zenginlik ölçüsü kabul edilen miktarda
malı bulunan Müslümanların malından verdikleri belirli pay
nisbet :
ara. * nasaba (ilgili, ilişkili olmak, bağlı olmak, alakası olmak, uymak,
uyumlu olmak; bağlamak, oranlamak, kıyaslamak, ilişkilendirmek, uygun görmek,
yaraştırmak, münasip bulmak, bağ kurmak; dikmek, yerleştirmek, koymak,
belirlemek, tayin etmek, konum vermek), munasebet (ilişki, ilinti, bağlantı) *
oranlama, kıyaslama; münasebet, ilişki, ilinti, yakınlık, bağlılık, ölçü;
rağmen; inat olarak, inat olsun diye
nisbeten :
ara. * nisbet (oranlama, kıyaslama; münasebet, ilişki, ilinti, yakınlık,
bağlılık, ölçü) + en (gibi, olarak) * oranla, nisbetle, kıyasla, göre; bir
dereceye kadar, şöyle böyle
nisbi :
ara. * nasaba (ilgili, ilişkili olmak, bağlı olmak, alakası olmak, uymak,
uyumlu olmak; bağlamak, oranlamak, kıyaslamak, ilişkilendirmek, uygun görmek,
yaraştırmak, münasip bulmak, bağ kurmak; dikmek, yerleştirmek, koymak,
belirlemek, tayin etmek, konum vermek), nisbet (oranlama, kıyaslama; münasebet,
ilişki, ilinti, yakınlık, bağlılık, ölçü), niseb (oranlamalar, kıyaslamalar;
münasebetler, ilişkiler, ilintiler, yakınlıklar, bağlılıklar, ölçüler) + i (ile
ilgili, -a ait) * oransal, kıyasa dayalı, karşılaştırmalı
nisbi kerteriz :
ara., gre. * nisbet (ilgi, yakınlık, bağlılık, ölçü, oran) + i (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) + kartarizo, kartarizein (pusulanın 1/32'lik bir
bölümlerine göre yön belirlemek) (karta (çeyrek, kerte, pusula kadranının
1/16'lık dilimi) + rizein (-lemek) ) * geminin rotası hesaba katılmadan,
pruvasından sancak veya iskeleye doğru ölçülen açı
niseb :
ara. * nisbet (ilgi, yakınlık, bağlılık, ölçü, oran) * nisbetler, oranlamalar,
kıyaslamalar, ölçüler
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder