27 Eylül 2026 Pazar

akupunktur - amborellaceae

akupunktur : lat. * acus (iğne, sivri olan) + pungere (delmek, batırmak), punctum, punctus (nokta, delik, işaret; sivri uçla bırakılan iz, batma izi), punctio (batırmak, noktaya baskı uygulamak), punctura (delme, batırma) * vücudun enerji akışını dengeleyerek bazı hastalıkları ve bunların sebep olduğu semptomları hafifletmek için vücudun belirli noktalarına iğne batırma uygulaması

akur : ara. * akara (yaralamak, kesmek) * kudurmuş, yırtıcı, saldırgan, kuduz

akustik : gre. * akouein (işitmek, duymak) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * işitmeyle ilgili, duymaya ilişkin, sese ilişkin; fiziğin, sesin oluşumu, yayılması, duyulması, özelliklerini inceleyen dalı, sesbilim

akustikofobi : gre. * akouein (işitmek, duymak) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kişinin normal seviyedeki seslere, gürültüye veya belirli ses frekanslarına karşı duyduğu, günlük yaşam kalitesini ciddi ölçüde düşüren aşırı, mantıksız ve kronik bir korku ya da hassasiyet durumu, belirli seslerden korkma sendromu

akut : lat. * acus (iğne, sivri olan), acuere (keskinleştirmek, sivriltmek), acutus (keskin, sivri uçlu, ani) * ani ortaya çıkan, aniden başlayan, şiddetli seyreden ve kısa sürede sonlanan

akut stres bozukluğu : lat., ing., tür. * acutus (keskin, sivri uçlu, ani) + strictus (dar ve sıkı çekilmiş) (lat.); stress (çekilme, baskı, basınç, gerilme) (ing.) + boz (kötüleştirmek, düzensizleştirmek) + uk (sıfat yapan son ek) + luk (gibi olma, ile ilgili olma) + u (iyelik eki) * bir travma sonrası meydana gelen, kısa süreli stres bozukluğu

akuzatif : lat. * accusare (kınamak, suçlamak) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + causa (sebep, motif, dava) + are (fiil mastar eki) ) + tivus (-cı, gibi olan, ile ilgili) * belirtme durumu; suçlayıcı; dilbilgisinde nesne hâli; bir cümlenin fiil tarafından etkilenen veya yönlendirilen ögesini gösteren isim hali

akü : lat. * accumulare, accumulo (toplamak, biriktirmek) ( (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + cumulare (toplamak, biriktirmek, yığmak) (cumulo, cumulus (yığın, birikinti, birikme, toplanma) + are (fiil mastar eki) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) * elektrik, mekanik veya hidrolik enerjiyi depolayan, motora elektrik sağlayan, içinde sülfürik asit ve kurşun plakalar bulunan sistem; cihaz; enerji veya sıvıyı saklayarak gerektiğinde kullanılmak üzere biriktiren sistem

akümen : lat. * acuare (keskin olmak, sivri olmak) (acu (keskin, sivri) + are (fiil mastar eki) ) + mentia (isim yapım eki) * zihinsel keskinlik, kavrayış sürati ve ince ayrıntıları fark edebilme yeteneği

akümülasyon : lat. * accumulare, accumulo (toplamak, biriktirmek) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + cumulare (toplamak, biriktirmek, yığmak) (cumulo, cumulus (yığın, birikinti, birikme, toplanma) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * birikim, birikme, toplanma, yığılma

akümülatör : lat. * accumulare, accumulo (toplamak, biriktirmek) ( (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + cumulare (toplamak, biriktirmek, yığmak) (cumulo, cumulus (yığın, birikinti, birikme, toplanma) + are (fiil mastar eki) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) * motora elektrik sağlayan, içinde sülfürik asit ve kurşun plakalar bulunan sistem; elektrik, mekanik veya hidrolik enerjiyi depolayan cihaz; enerji veya sıvıyı saklayarak gerektiğinde kullanılmak üzere biriktiren sistem

akümüle : lat. * accumulatus (accumulare, accumulo (toplamak, biriktirmek) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + cumulare (toplamak, biriktirmek, yığmak) (cumulo, cumulus (yığın, birikinti, birikme, toplanma) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * birikmiş, toplanmış, yığılmış

akürasi : lat. * accuratus (doğruluk, hassasiyet, kesinlik) (accurare (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + curo, curare (dikkat etmek, bakmak, sakınmak, yönetmek) ) + tus (geçmiş zaman ve isim yapım eki) ) (lat.); accuracy (ing.) * bir verinin, ölçümün, değerlendirmenin veya performansın gerçeğe uygunluk derecesi, doğruluk, hassasiyet, kesinlik

aküt : lat. * acutus (keskin, sivri, belirgin; ani, hızlı gelişen) * keskin, sivri; tıbbi anlamda ani başlayan, şiddetli ve kısa süreli hastalık veya semptom

aküzasyon : lat. * accusare (kınamak, suçlamak) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + causa (neden, sebep, dava) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * suçlama, kınama

aküzatif : lat. * accusare (kınamak, suçlamak) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + causa (sebep, motif, dava) + are (fiil mastar eki) ) + tivus (-cı, gibi olan, ile ilgili) * belirtme durumu; suçlayıcı; dilbilgisinde nesne hâli; bir cümlenin fiil tarafından etkilenen veya yönlendirilen ögesini gösteren isim hali

akva : ara. * kavi (kuvvetli, güçlü, kudretli) * daha kuvvetli

akval : ara. * kala (söylemek, demek), kavl (söz, laf, deyiş, söylem) * sözler, laflar, deyişler

akvam : ara. * kama (ayağa kalkmak, doğrulmak, görevi yerine getirmek, durmak, ayakta durmak, dikilmek, dik durmak, direnmek, dayanmak, sorumluluk almak, bir işi üstlenmek, sürdürmek, yönetmek, devam etmek, daim olmak), kavm (kavim, ulus, millet, topluluk, halk, soy veya belirli bir toplum) * kavimler, uluslar, milletler, toplumlar

akvam-ı beşer : ara. * akvam (kavimler) (kama (ayakta durmak, yerinde olmak, dikilmek, durmak), kavm (kavim, ulus, millet, topluluk, halk, soy veya belirli bir toplum) + ı (tamlama eki) + beşer (insan; insan derisi, cildi) * insan kavimleri, insan toplulukları

akvarel : lat. * aqua (su) + rella (boya) * suluboya veya suluboya resim

akvaryum : lat. * aquarium (aqua (su) + rius (ile ilgili, gibi, -a ait) + vivarium (yaşam alanı) (vivere (yaşamak, hayat sürmek, diri olmak, canlı olmak) + ium (yer ve durum eki) ) * balık, kaplumbağa gibi tuzlu veya tatlı su hayvanlarının, su bitkilerinin yapay bir ortamda beslendiği cam su kabı

akvat : ara. * akata (beslemek, doyurmak, yaşatmak, gıda vermek, beslemek), kut (gıda, besin, rızık), mukit (gıdasını veren, mukayet olan) * gıdalar, besinler, yiyecekler, azıklar

akya : gre. * akeia (açık, geniş alan) + evkia, likia (beyazımsı/soluk renk) * torikgiller, uskumrugiller (scombridae) familyasına ait, Akdeniz'de yaşayan, ufak pullu, pulsuz gibi görünen parlak derili, dişsiz, büyük boylu, 10 ila 60 kilogram ağırlığa ulaşabilen, "kuzu balığı" olarak da bilinen yırtıcı ve iri bir balık türü

akyaka : tür. * ak (beyaz, temiz, açık) + yaka (kenar, kıyı, taraf) * Kars’ın bir ilçesi (eski ismi Kızılçakçak’tır.)

akyazı : tür. * ak (beyaz, temiz, açık) + yazı (ova) * Sakarya'nın bir ilçesi

akyurt : tür. * ak (beyaz, temiz, açık) + yurt (yer, ortam; ülke, vatan, memleket) * Ankara'nın bir ilçesi (ilçenin eski ismi Rahv (serin esen rüzgarın vücuda dokunmasıyla verdiği serinlik ve sefa, rahatlık, rahmet, kolaylık, koklamak)’dır.)

akyuvar : tür. * ak (beyaz, temiz, açık) + yuvar (dairesel olan) (yuv (dairesel yapmak, dönerek oluşturmak) + ar (ile ilgili, gibi, -a ait) ) * vücuda giren yabancı maddeleri sindirerek imha eden, çekirdekli beyaz hücreler

akza : ara. * kada (hüküm vermek, karar vermek) * kadılıkta (hüküm vermede) ve fıkıh ilminde daha ileri, daha bilgili, bilgi ve yetkinlik açısından yüksek, ileri derecede olan

akzambak : tür., far. * ak (beyaz, temiz, açık) (tür.) + zambak (soğanlı bir bitki, lilium) * zambakgiller (Liliaceae) familyasından soğanlı çok yıllık uzun boylu ve gösterişli bir otsu bitki türü, lilium candidum

Al : lat. * aluminium (alumen (şap, potasyum alüminyum sülfat minerali) + ium (kimyasal element eki) ) * atom numarası 13 olan, periyodik tablonun 13. grubunda bulunan, düşük yoğunluklu, korozyona dayanıklı, hafif ve gümüş renkli, ulaşım araçlarında, yapı malzemelerinde, ambalaj sanayisinde ve alaşım üretiminde yaygın olarak kullanılan metal element

al : tür. * al (kırmızı, kızıl) * kırmızı, kızıl

al dente : ita. * al (ön ek) + dente (diş) * makarnanın ve pirincin ideal kıvamda pişirildiğiniı tanımlayan gastoloji terimi

al koda : lat. * al (ön ek) + cauda (kuyruk) * senyö işaretinin olduğu yere dön, koda işaretinin olduğu bölüme kadar çal, ve oradan koda bölümüne geç anlamına gelen müzik terimi

al segno : tür. * al (ön ek) + segno (işaret) * müzikte bir tekrarın başını veya sonunu gösteren işaret

ala : ara. * ala (yüksek, yüce, ulu, şerefli, üstün) * çok iyi, mükemmel, üstün, yüksek, yüce, ulu, büyük; Kur’an’ın 87. suresinin ismi

ala : ara. * ala, ila, aley, iley (-a doğru, yönelim kelimesi) * ...a, -a doğru, yönelim belirteci, ....ya, üzerine

ala : tür. * ala (karışık veya belirsiz renkli (alacalı), benekli) * açık kahverengi, gök mavisi; üzerinde farklı renklerden benekler, lekeler bulunan karışık veya belirsiz renkli (alacalı), benekli

ala kadr-il imkan : ara. * ala (üstüne, üzerine) + kadr (güç, kuvvet, kudret; ölçü, değer, kapasite) + i (tamlama bağlacı) + imkan (mümkünlük, olanak, yapabilirlik durumu) * olabildiği kadar, imkan çerçevesinde, imkan olduğu kadar

alaaddin : ara. * ala (yüce, ulu, büyük, yüksek) + el (ön ek, artikel) + deyn, din (borç, yükümlülük, itaat, haysiyet) * dinin yüceliği, dinin ululuğu

alabacak : tür. * ala (lekeli, benekli, karışık renkli) + bacak (ayakta durma ve yürüme organı) * ayağı sekili at; ara bozucu, dönek, uğursuz

alabalık : tür. * ala (lekeli, benekli, karışık renkli) + balık (suda yaşayan omurgalı, solungaçlı ve yüzgeçli deniz canlısı) * alabalıkgillerden, soğuk, temiz, duru sularda yaşayan, ortalama 25-35 cm. boyunda, derisinde kara veya kırmızıca benekler bulunan, eti çok lezzetli bir tatlı su balığı

alabanda : ita. * alla (yan, taraf, kanat) + banda (bant, kenar, şerit) (lat.); à la bande (kenara, yana) (fra.) * gemicilikte dümeni sağa veya sola sonuna kadar kırma; teknelerin iç yanları

alabaş : tür. * ala (lekeli, benekli, karışık renkli) + baş (ilk olan, tepede olan, tepe, uç, ön; kafa; şef, yönetici, lider, reis) * yabani lahanalardan yere yakın, kalın köklü bir çeşit olarak evriltilmiş olan, iki yıllık bir sebze, alman şalgamı, gulumbra, yer lahanası, kolorabi

alabora : ita. * a la borda (geminin kenarına doğru) (a (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + la (ön ek, artikel) + borda (kenar, yan, kıyı, gemi kenarı) ); albora, arbor (ağaç; gemi direği, gemi küreği, gemi) * denizde tekne veya geminin devrilmesi, yan yatması durumu; şaşkınlık veya beklenmedik aksilik (mecazi)

alabros : fra. * à (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + la (ön ek) + brosse (fırça) (fra.), furşe (fırça) (ara.) * kısa ve dik kesilmiş, fırça gibi erkek saçı

alaca : tür. * alag, ala (lekeli, benekli, karışık renkli; değişik, çeşitli) + ca (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * birkaç rengin, kendini yitirmeden, belirgin biçimde karışımından oluşmuş renk, lekeli, benekli, karışık renkli; Çorum'un bir ilçesi

alaca balıkçıl : tür. * alaca (lekeli, benekli, karışık renkli) + balık (suda yaşayan omurgalı, solungaçlı ve yüzgeçli deniz canlısı) + çıl (ile ilgili, gibi, -a ait) * 44-47 cm uzunluğunda, gövdesi 20-23 cm, kanat açıklığı 80-92 cm olan küçük bir balıkçıl kuş, squacco balıkçılı

alaca sansar : tür. * alaca (lekeli, benekli, karışık renkli) + sağsar, savsar (küçük ve çevik bir etçil memeli) * Mustelidae (gelincikgiller, sansargiller) familyasından monotipik Vormela cinsinden, Avrasya'da bozkırlarda, yarı-çöllerde seyrek görülen, boyu 29 - 38 cm, kuyruğu 15 - 21.8 cm uzunluğunda, ağırlığı 370 - 715 gram gelen ufak bir etçil memeli

alacak : tür. * almak (edinmek, elde etmek, tutmak) fiilinin üçüncü tekil şahıs gelecek zaman çekim hali) * borçlu olandan tahsil edilmesi veya alınması gereken para veya mal

alacakarga : tür. * alaca (lekeli, benekli, karışık renkli) + karga (karganın çıkardığı sesten onomatope (ses yansımalı) kelime) * kargagiller familyasından saksağan dışında ortaboylu alaca renkli karga türlerinin ortak ismi

alacakaya : tür. * alaca (lekeli, benekli, karışık renkli) + kaya (sert, yoğun ve büyük taş kütlesi) * Elazığ’ın bir ilçesi (eski ismi “Guleman”, guleman (hizmetçi, köle), gulam, golem, kölemen (oğlan, köle) (ara., ibr., tür.) )

alacaklı : tür. * alacak (borçlu olandan tahsil edilmesi veya alınması gereken para veya mal) + lı (ile, birlikte, beraber, sahibi) * borçludan alacağı olan

alacalı : tür. * alaca (lekeli, benekli, karışık renkli) (ala (karışık renkli) + ca (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + lı (ile, birlikte, beraber, sahibi) * birkaç rengin, kendini yitirmeden, belirgin biçimde karışımından oluşmuş renklere sahip olan

alacalı bulacalı : tür. * alaca (lekeli, benekli, karışık renkli) (ala (karışık renkli) + ca (isim yapım eki) ) + lı (ile, birlikte, beraber, sahibi) + bula (karıştırmak, batırmak, daldırmak, bir şeyin içine daldırıp o şey ile kaplamak) + ca (isim yapım eki) + lı (sahibi, ile, birlikte, beraber) * karmakarışık renkli ve desenli

alacamenekşe : tür. * alaca (lekeli, benekli, karışık renkli) (tür.) + vanavşag, banafşe (menekşe) (far.) * menekşegillerden, boyu yirmi santimetreye değin uzayabilen, sarı, mor, mavi ve beyaz renkte, menekşeye benzer çiçekleri olan bir süs bitkisi, hercaimenekşe

alaçam : tür. * ulu (büyük, yüce, yüksek) + çam (iğne yapraklı ağaç) ) * Samsun’un bir ilçesi (ilçenin ilk ismi “Zelikus”’tur.)

alaçık : moğ. * alag, ala (değişik ve çeşitli renkleri olan) + çık (ile ilgili, gibi, -a ait) * barınak, sığınak, baraka, kulübe

aladağ : tür. * ala (renkli; değişik, çeşitli, karışık veya belirsiz renkli, benekli) + dağ (yüksek arazi, tepe) * Adana'nın bir ilçesi

alaf : ara. * elf (bin) * binler

alafenamid : lat., gre. * alanine (aldehyde (alcoholdehydrogenatum (alcohol (alkol) + de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + hydros (su) (gre.) + genatum (cinsi) ) + an (son ek) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) + phenyl (benzen halkasından bir hidrojen atomunun ayrılmasıyla oluşan aromatik fonksiyonel grup C6H5) (gre.) + amid (amidum; azot içeren organik bileşik sınıfı (-CONH2 yapısı) ) (lat.) * bazı ilaç etkin maddelerinin adlarında kullanılan, özellikle etkin bileşiğin hücre içine taşınmasını ve biyoyararlanımını artırmak amacıyla alanin ve amid yapıları içeren ön ilaç (prodrug) türevini belirten adlandırma ögesi

alafranga : lat. * ad (-a, yönelme, ile ilgili) + Francia (Fransa) (lat.); alla (-a, yönelme, ile ilgili) + franca (Fransa) (ita.); à (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + la (ön ek) + France (Fransa) (fra.) * yabancı, Fransız usulü

alagarson : fra. * à (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + la (önek, artikel) + garçon (erkek çocuğu) * oğlan saçı biçiminde kesilmiş kadın saçı

alageyik : tür. * ala (renkli; değişik, çeşitli, karışık veya belirsiz renkli, benekli) + geyik (geviş getiren, uzun ve çatal boynuzlu, otobur memeli) * gevişgetirenlerin geyikgiller alt grubundan, Afrika’nın kuzey, Avrupa’nın güney bölgelerinde yaşayan, Türkiye’de Anadolu alageyiği adı verilen bir türü bulunan, erkeklerinin ucu çatallı boynuzu, benekli postları olan, eti yenilebilen bir geyik

alai : ara. * ala (yücelik, üstünlük, yüksek mevki) + i (çoğul eki) * yücelikler, üstünlükler, nimetler, ihsanlar, lütuflar, bahşlar, bağışlar

alaimisema : ara. * alaim (alamet (işaret, simge, sembol, nişan), işaretler) + ı (tamlama eki) + sema (gök) * gökyüzünde yağmur sonrası güneş ışınlarının kırılmasıyla oluşan renkli ışık yayılımı, gök işaretleri, gökkuşağı

alak : ara. * alika, alaka, allaka (asılmak, ilişmek, yapışmak, bağlanmak, asılmak, ilintilenmek, ilişmek, ilgili olmak), alaka (ilgi, ilişki, ilinti, bağlantı, bağ) * asılı, ilişik, ilgili, ilintili, bağlı; kan pıhtısı; embriyo; Kur’an’ın 96. suresinin ismi

alaka : ara. * alaka (bağlanmak, asılmak, ilintilenmek, ilişmek, ilgili olmak; bağ, ilgi, ilinti, ilişki), alika (asılmak, yapışmak, tutunmak), alak (asılı, ilişik, ilgili, ilintili, bağlı) + a (olma durumu, gibi olma anlamı veren son ek) * bağ, ilgi, ilinti, ilişki

alakabahş : ara. * alaka (ilgi, ilişki, ilinti) + bahş (verme) * ilgilendirici, ilgi çeken, ilginç

alakadar : ara., far. * alaka (bağlanmak, asılmak, ilintilenmek, ilişmek, ilgili olmak; bağ, ilgi, ilinti, ilişki) (ara.) + dar (gibi olan, ile ilgili, tutan, alan, koruyan, sahip ve malik olan, taşıyan) (far.) * bağlı, ilgili, ilişkili, ilintili

alakarga : tür. * ala (renkli; değişik, çeşitli, karışık veya belirsiz renkli, benekli) + karga (karganın çıkardığı sesten onomatope (ses yansımalı) kelime; corvidae familyasından siyah renkli ötücü kuş) * kargagillerden, iri gövdeli, tüyleri ak, kara ve kahverengi karışımı renkte, kanat tüyleri parlak mavi, ötücü bir kuş

alakart : fra. * à (-a doğru, yönelim, yan, yakın, göre) + la (önek, artikel) + carte (kart, liste) * listeye göre; yemek listesinden yemek seçerek

alakok : fra. * à (-a doğru, yönelim, yan, yakın, göre) + la (önek, artikel) + coque (kabuk) * kaynar suda kabuğuyla az haşlanmış, sarısı katılaşmamış durumda olan yumurta, rafadan

ala-küllihal : ara. * ala (üstüne, üzerine) + külli (tüm, bütün, hepsi, tamamı) + hal (durum, vaziyet) * her halde, her durumda, her şekilde, ister istemez

a'lam : ara. * alima (bilmek, öğrenmek, farkına varmak, idrak etmek), alem (bilinen, görünen şey; dünya, evren) * alemler, izler, nişanlar; büyük dağlar

alamana : alm. * alle (tüm, bütün, hepsi) + Männer (erkekler, adamlar, insanlar) * Alman tarzı, Alman usulü; tek veya çift direkli ve yelkenli de olabilen, açık güverteli, büyük balıkçı kayığı; Büyük balıkçı kayıklarına mahsus büyük ağ, ığrıp

alamet : ara. * alima (bilmek, öğrenmek, farkına varmak, idrak etmek), alem (bilinen, görünen şey; dünya, evren) + et (isim yapım eki) * işaret, iz, nişan, belirti, sembol

alamet-i farika : ara. * alima (bilmek, öğrenmek, farkına varmak, idrak etmek), alem (bilinen, görünen şey; dünya, evren) + et (isim yapım eki) + i (tamlama bağlacı) + fark (değişik olan unsur), farika (ayırt edici özellik, farklılık; ayrıca bir grup, takım veya bölüm) * bir şeyi veya kişiyi diğerlerinden ayıran, tanınmasını sağlayan belirgin işaret veya özellik, ayıran ve farklı kılan sembol, ayırıcı işaret, karakteristik özellik, damga; üretilen bir malın üzerine konan ve o malın üreticisini belirten veya o malı diğerlerinden ayıran, resim, harf, kelime ve buna benzer tanıtıcı işaret, özel simge, logo, sembol

alaminüt : fra. * à (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + la (önek, artikel) + min (küçük, az), minuo, minuere (azaltmak, küçültmek), minutus (azalmış, küçülmüş; dakika) * çabucak, çarçabuk, ayaküstü, hemen, şipşak, anında, hemen o anda, dakikasında

alan : tür. * alan (arazi, açık alan, saha, açık ve geniş, düz yer, düz yüzey, meydan, bölge, mıntıka, yüzey, zon, platform) * geniş ve açık yüzey, meydan, satıh, dağlar arasındaki açık ve düz yer, saha, arazi

aland : alm. * ahvaland (sulu yer) (ahvo (su) + land (yer, arazi, kara, ülke, toprak, arsa, memleket, diyar, vatan) ); ailin (küçük kaya) (gal.) * Güneybatı Finlandiya'da Ahvenanmaa Özerk Bölgesi'ni oluşturan takımadalar

alangiaceae : mala., lat. * alangium (alangi (bitki grubu) (mala.) + ium (isim yapım eki) (lat.) ) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * çoğunlukla tropikal ve subtropikal bölgelerde yayılış gösteren, genellikle küçük çift çenekli ağaçlar, çalılar ve sarmaşıklardan oluşan, basit yapraklı, küçük çiçekli ve Alangium cinsini içeren çiçekli bitkiler familyası

alanil : lat., gre. * alanyl (aldehyde (alcoholdehydrogenatum (alcohol (alkol) + de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + hydro (su) + genatum (cinsi) ) + an (son ek) + iyl (ile ilgili, gibi, -a ait) ) * alanin amino asidinden türetilen, aromatik aminlerin türevi olan tek değerlikli asit radikali CH3CH(NH2)CO-

alanil glutamin : lat. * alanyl (aromatik aminlerin türevi olan tek değerlikli asit radikali) + glutamine (gluten (tutkal, yapıştırıcı, zamk) + amic (ile ilgili, gibi, -a ait) + acidus (acere (ekşi olmak, ekşimek) + dus (son ek) ) + amine, amino (karbona bağlı bir nitrojen (azot) atomu içeren bileşik) (ammonia (amonyak) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) ) * memeli hücre kültürü ortamına yaygın olarak eklenen bir amino asit takviyesi

alanin : lat., alm. * alanine (aldehyde (alcoholdehydrogenatum (alcohol (alkol) + de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + hydro (su) + genatum (cinsi) ) + an (son ek) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) * karaciğerde ve az miktarda böbrekte, kalpte ve kaslarda bulunan, formülü C3H7NO2 olan bir enzim

alanya : gre. * kalon (güzel, hoş) + oros (dağ) * Antalya'nın bir ilçesi; eski ismi Kalon Oros; Anadolu Selçuklu Hükümdarı 1. Allaaddin Keykubat’ın kaleyi alması ile şehrin ismi Alaiye olarak değişmiştir. Atatürk ise Alanya adını vermiştir.

alaplı : tür. * al (kırmızı) + atlı (atla ilgili) * Zonguldak’ın bir ilçesi (Önce Alatlı olan isim sonra Alaplı olmuştur.)

alarga : lat., ita. * a (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + largo (geniş, açık) * bir geminin, bir filikanın kıyıya veya bir yere yanaşmış olmayıp açıkta durması

alarm : ita. * all (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + arme (silah) (silah başına!) * uyarı, tehlike sinyali; ani dikkat veya harekete geçirme durumu

alastor : gre. * alastor (intikamcı, öç alan; unutmayan) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + lastor (intikamcı, cezalandırıcı), lathein (unutmak) ) * intikamcı; savunucu; Yunan mitolojisinde, tanrı Zeus'u, kötülüklerin, aile içi kan dökülmesinin intikamcısı olarak tanımlayan bir sıfat

alaşa : tür. * alaca (birkaç rengin, kendini yitirmeden, belirgin biçimde karışımından oluşmuş renk, lekeli, benekli, karışık renkli) (ala (lekeli, benekli renkli) + ca (benzetme, yakınlık belirtme ve ilgi eki) ) * horon oynarken söylenen çömel kalk komutu, şimula; iğdiş edilmiş at; yabani tere; iğdiş edilmiş, yük ve tarım gibi ağır işlerde kullanılan at; huysuz/vahşi binek hayvanı; haşarı, yaramaz, her şeye karışan, çok konuşan

alaşağı : tür. * al (almak, elde etmek, edinmek, tutmak, kapmak, yakalamak) + aşağı (alt tarafa) * yetkileri zorla elinden alınıp görevinden, bulunduğu makamdan uzaklaştırılmış, atılmış, kovulmuş; kapılıp yere vurulmuş, kapıp yere vurma

alaşehir : tür., ara., far. * ala (değişik, çeşitli, karışık renkli) (tür.); ala (çok iyi, çok güzel) (ara.) + şahr, şehr (yerleşim birimi, vilayet, memleket, belde, kent, il) (far.) * Manisa'nın bir ilçesi (ilçenin antik ismi Grekçe “Philadelphia” (Kardeşçe sevgi) (philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + adelphos (kardeş, kardeşçe) )

alaşım : tür. * al (almak, elde etmek, edinmek, tutmak, kapmak, yakalamak) + aş (işteş fiil eki) + ım (isim yapım eki) (karşılıklı alma, birbirine karışma anlamı bağlamında) * elektron (birleştirip karıştırma, altının ve gümüş ile karıştırılması ile elde edilen metal; çamgiller familyasından sarı - kızıl arası renge sahip hoş kokulu bir bitki, kehribar, amber) (gre.); metal karışımı, bir metal elementin en az bir başka element (metal, ametal) ile birleşmesiyle oluşan homojen karışımı, halita

alate : lat. * ala (kanat) + atus (ile ilgili, -a ait) * kanatlı, kanat biçiminde çıkıntı veya uzantı taşıyan; özellikle böcekbilimde kanat geliştirmiş bireyleri, botanikte ise kanat benzeri yapılarla çevrili veya kenarları kanat biçiminde genişlemiş organ veya bölümler; karınca ve termit gibi sosyal böceklerde, çiftleşme uçuşuyla üremek ve yeni bir koloni kurmak amacıyla koloniden ayrılan kanatlı üreme formlarını (kanatlı kraliçeler ve erkekleri)

alaten : ara. * el (önek, artikel) + ağdam, acdam (cüzzamlı, hastalıklı) * cildi lekeli ve yaralı olan, cüzamlı

alatrofloksasin : lat., gre. * ala (kanat; genişlik, yayılma çağrışımı) (lat.) + tropos (dönüş, yön değiştirme) (gre.) + fluor (akışkan, flor elementi) + oxazinum (azot ve oksijen içeren heterosiklik halka) + acin (kinolon antibiyotik adlandırma eki) (lat.) * vücutta hızla trovafloksasine dönüşen bir ön ilaç olarak bakteriyel DNA giraz ve topoizomeraz IV enzimlerini inhibe ederek geniş spektrumlu antibakteriyel etki gösteren florokinolon grubu bir ilacın etken maddesi (C26H31F3N4O8S)

alatura : lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + latus (yan, taraf, geniş), latera (yan, yanında, yanal) (boyunca, yanına, yanısıra) * sokaklarda çalgısı ile para kazanmak amacıyla müzik yapan insanların topladığı bahşiş

alaturka : lat.. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + la (ön ek) + Turcicum (Türk) (lat.); alla + Tuca (ita.); à (-a doğru, yönelim, yan, yakın, göre) + la (ön ek) + Turque (Türk) * Türk usulü, Türk'e göre

alaudidae : lat. * alauda (tarla kuşu, toygar) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * açık arazilerde yaşayan, çoğunlukla güçlü ve melodik ötüşleriyle tanınan, yere yuva yapan, kısa gagalı ve genellikle kahverengi tonlarda tüylere sahip kuşları kapsayan toygarlar familyası, toygargiller, tarlakuşugiller

alavere : ita. * il (ön ek) + avere (almak, sahip olmak, haiz olmak) * bir şeyin elden ele geçmesi, bir şeyi elden ele vererek aktarma; vapurlarda bu biçimde taşıma işi için bordalarda kurulan basamaklı iskele; kargaşa

alavere dalavere : ita. * il (ön ek) + dare (vermek) + e (ve) + l' (ön ek) + avere (almak, sahip olmak, haiz olmak) * hileli iş, sahtekarlık, dolandırıcılık

alay : gre. * alagion (lejyonu oluşturan askeri birliklerin her biri) (alagein (birleştirmek) + ion (isim eki) ) * bir araya gelmiş çok sayıda insan topluluğu, düzenli kalabalık; bir albayın komutası altında üç veya dört taburdan oluşan askeri birim

alay : gre., fra. * alai, alein (aşağılamak suretiyle eğlenmek) (gre.); aludan (bulaşmak, kirletmek), alay (bulaşma, kirletme) (far.) * küçümseyerek eğlence konusu yapma

alaybozan : tür. * alagion (lejyonu oluşturan askeri birliklerin her biri) + boz (kötüleştirmek, düzensizleştirmek) + an (fiili sıfat yapa son ek) * 16 ve 17. yüzyıllarda kullanılmış olan, bir fitil yardımıyla ateşlenen, namlusu dışa doğru koni şeklinde açılan ve borazanı andıran bir tür tüfek

alayıvala : tür. * alay (topluluk) + ı (tamlama eki) + vala (yüksek, yüce, ulu, büyük) * gösterişli, şatafatlı, cafcaflı, törenli, tantanalı bir şekilde

alayiş : far. * alayiş (bulaşma, bulaşıklık, yozlaşma) (aludan (bulaşmak, kirletmek), alay (bulaşma, kirletme) + iş (gibi olma) ) * gösteriş, göz kamaştırma, şatafat

alaylı : gre., tür. * alagion (lejyonu oluşturan askeri birliklerin her biri) (alagein (birleştirmek) + ion (isim eki) ) (gre.); alay (grup, sınıf, topluluk) + lı (sahibi, gibi olan, ile ilgili) (tür) * askeri eğitim ve öğretim görmemiş, kıtadan yetişmiş subay; bir meslek için gereken okul eğitimini görmeden, deneyim ve uygulama yoluyla öğrenerek yetişmiş kişi, kendini yetiştirmiş kimse

alaz : tür. * al (ateş, alev; kırmızı) + az (ile ilgili, gibi, -a ait) * ateş, alev, parıltı; yanan şeylerin veya gazların türlü biçimde uzanan ışıklı dili; seyrek bitmiş ekin veya ot; Türk mitolojisinde Ateş Tanrısı

alaza : tür. * al (ateş, alev; kırmızı) + az (ile ilgili, gibi, -a ait) + a (son ek) * tarlada dökülen tohumlarla ertesi yıl kendiliğinden çıkan ekin, kendiliğinden çıkan tahıl

alba : lat. * albus (beyaz, ak) (lat.); alba (şafak, başlangıç) (ita.) * beyaz; şafak, başlangıç

albasma : tür. * al (ateş, alev; kırmızı; elde etmek, edinmek, ele geçirmek) + bas (kaplamak, genişlemek, çökmek, yüklenmek) + ma (isim yapım eki) * aldatmak, kandırmak, kırmızı renk; yeni doğum veya düşük yapmış kadınlarda görülen ve loğusa humması olarak da adlandırılan ateşli hastalık, albasma; Türk ve Altay mitolojilerinde bir çeşit kötü ruh ve onun neden olduğu ruhsal bunalım; Albıs'ın (Alkarısı) neden olduğu ruh hastalığı, Alkarısı, Albıs

albastı : tür. * al (ateş, alev; kırmızı; elde etmek, edinmek, ele geçirmek) + bas (kaplamak, genişlemek, çökmek, yüklenmek) + tı (geçmiş zaman fiil eki) * aldatmak, kandırmak, kırmızı renk; yeni doğum veya düşük yapmış kadınlarda görülen ve loğusa humması olarak da adlandırılan ateşli hastalık, albasma; Türk ve Altay mitolojilerinde bir çeşit kötü ruh ve onun neden olduğu ruhsal bunalım; Albıs'ın (Alkarısı) neden olduğu ruh hastalığı, Alkarısı, Albıs

albatr : gre., lat. * alabastros, alabastos (süs ve heykel yapımında kullanılan mermerimsi yumuşak taş) (gre.) alabaster (lat.) * vazo, süs eşyası ve büst yapımında kullanılan yarı saydam, beyazımsı, parlatılmaya elverişli, beyaz renkli, yumuşak, yarı saydam mermer benzeri mineral, kaymaktaşı, sumermeri

albatros : ara. * el (ön ek, artikel) + gatta (suya dalan); el (ön ek, artikel) + gavvas (dalgıç) * Atlantik Okyanusu'nda yaşayan iri balıkçıl ve beyaz renkli kuş türü, pelikan

albay : tür. * alay (üç veya dört taburdan oluşan askeri birim, grup, topluluk) + beyi (efendisi, reisi, başı) * yarbay ile tuğgeneral arasındaki rütbe (yarbay (binbaşı ile albay arasındaki subay rütbesi; yardımcı bay) )

albedo : lat. * albus (beyaz, ak) + edo (son ek) * Bir yüzeyin üzerine düşen güneş ışığını yansıtma oranını, yani yüzeyin ışığı ne kadar geri yansıttığını gösteren, özellikle astronomi ve iklim biliminde kullanılan ölçüt

albedometre : lat., gre. * albus (beyaz, ak) + edo (son ek) (lat.) + metron, metros (ölçü) (gre.) * bir yüzeyin üzerine düşen güneş ışınımını ve o yüzeyden geri yansıtılan ışınımı aynı anda ölçerek yüzeyin yansıtma gücünü yani albedosunu (aklık derecesini) hesaplayan, özellikle meteoroloji ve iklim çalışmalarında kullanılan çift taraflı bir radyasyon ölçüm cihazı

albendazol : lat., gre. * al (az, kimyasal önek) + benzene (aromatik, altı karbonlu halkalı hidrokarbon) + azole (mantar önleyici ilaçlarda yer alan bir veya daha fazla nitrojen (azot) atomu içeren 5 üyeli bir halkaya sahip bir grup heterosiklik bileşik belirtici ek) (azotos, azotikos (yaşamsız, cansız, hayatsız) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) ) * parazitik enfeksiyon tedavisinde kullanılan antihelmintik (solucan önleyici) ilacın etken maddesi (C12H15N3O2S)

albeni : tür., far. * al (elde et, çek) + ben (tanecik, tohum) + i (belirtili nesne eki) (cazibe unsuru, çekim sağlayan özellik) * alım, çekicilik, cazibe, çekim

albert : alm. * adal (soylu, asil, seçkin) + beraht, brecht (parlak, ünlü, görkemli) * “soylu ve parlak, yüce ün sahibi” anlamlarını taşıyan Eski Germen kökenli erkek adı; Avrupa dillerinde yaygın olarak kullanılan erkek ismi

albıs : tür. * al (ateş, alev; kırmızı; elde etmek, edinmek, ele geçirmek) + bıs (kaplamak, genişlemek, çökmek, yüklenmek) * aldatmak, kandırmak, kırmızı renk; yeni doğum veya düşük yapmış kadınlarda görülen ve loğusa humması olarak da adlandırılan ateşli hastalık, albasma; Türk ve Altay mitolojilerinde bir çeşit kötü ruh ve onun neden olduğu ruhsal bunalım; Albıs'ın (Alkarısı) neden olduğu ruh hastalığı, Albastı, Alkarısı

albinizm : gre., lat. * alphos (beyaz, beyazımsı) (gre.); albus (beyaz, ak), albino (beyazlamış) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki); albedo (aklık, aklık derecesi (astronomide) * vücutta renk pigmenti olan melanin eksikliği veya yokluğu nedeniyle deri, kıl, saç ve gözlerin beyaz ya da normalden çok daha açık renkli olmasıyla karakterize, görme sorunlarına da yol açabilen kalıtsal (genetik) bir durum

albino : gre., lat. * alphos (beyaz, beyazımsı) (gre.); albus (beyaz, ak), albinos (beyazlamış) (lat.) * albinizm sendromu olan

albizia : lat. * Albizzi (İtalyan doğa bilimci Filippo degli Albizzi) + ia (isim yapım eki) * ipek ağacı olarak bilinen, tüylü çiçekli ve hızlı büyüyen tropikal ağaç ve çalıları kapsayan bitki cinsi

albuca : lat. * albus (beyaz, ak) * genellikle beyaz veya açık renkli çiçekler açan, sümbülgillerle ilişkili soğanlı bitkileri kapsayan bitki cinsi

albuginea : gre., lat. * alphos (ak, beyaz, beyazımsı) (gre.); albugineus (beyazımsı) (albugo (beyaz olan, yumurta akı) (albus (beyaz, ak) + ugo (ile ilgili, -a ait) ) + ineus, inea (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * organları (özellikle testis ve yumurtalıkları) saran, beyaz renkli ve yoğun lifli bağ dokusundan oluşan koruyucu kılıf

albuterol : lat., gre. * salicylic (salix (söğüt) ) + acidus, acidum (ekşi) (acere (ekşimek, ekşi olmak) + idum (isim yapım eki) ) + butyricus acidum (bütirik asit C4H8O2) (butyrum (tereyağı) + icus (ile ilgili, -a ait) + acidum, acidus (ekşi, asit) ) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) * astım ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) tedavisinde kullanılan kısa etkili, selektif bir β2-adrenerjik reseptör agonisti, salbutamol

albüm : lat. * albus (beyaz, ak) + m (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kağıt belgeleri saklamaya yarayan özel yapılmış bir tür defter; içinde yazı, müzik, resim gibi eserlerin yer aldığı kitap

albümin : gre., lat. * alphos (beyaz, beyazımsı) (gre.); albus (beyaz, ak) + mine (kimyasal madde eki) (lat.) * karaciğer hepatositleri tarafından sentezlenen, kanda yüksek oranda bulunan ve damar bütünlüğünün korunmasında, asit-baz düzenlemesinde aktif olan, yumurta akında, kanda ve dokularda bulunan, suda çözünebilen beyaz renkli protein türü

alcea : gre. * alke (güç, şifa) * geleneksel tıpta kullanılan, uzun boylu ve gösterişli çiçeklere sahip ebegümecigiller familyasına ait bitki cinsi

alcedinidae : lat. * alcedo (yalıçapkını) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * kısa boylu, iri başlı, uzun ve sivri gagalı, çoğunlukla su kenarlarında yaşayan, balık ve küçük su canlılarıyla beslenen yalıçapkını kuşları familyası, yalıçapkınıgiller

alcedo : gre. * alkuon (yıldız kuşu, yalıçapkını) * alcedinidae altfamilyasına bağlı bir kuş cinsi, yıldız kuşu, yalıçapkını

alchemilla : lat. * alchimia (simya) + illa (küçültme eki) * yapraklarında çiy damlaları tutması nedeniyle simyacılarla ilişkilendirilen, gülgiller familyasına ait bitki cinsi

alcyonacea : gre., lat. * alkyon (yalıçapkını ile ilgili mitolojik isim) (gre.); alcyonium (mercan cinsi) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * çoğunlukla tropikal denizlerde yaşayan, yumuşak mercanlar olarak da anılan, sert kalsiyum karbonat iskeleti yerine esnek proteinli bir yapıya sahip olan, koloni oluşturan, dallanmış veya deri benzeri görünümlü deniz omurgasızlarını kapsayan yumuşak mercanlar takımı (Deniz yelpazeleri ve deniz kalemleri de bu takımın üyeleridir.)

alçak : tür. * al (almak, aşağı çekmek) + çak (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * aşağıda olan; aşağılık; uysal, yumuşak, hakir, yavaş, boyun eğen

alçalmak : tür. * al (almak, aşağı çekmek) + çal (edilgen fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * yüksekliğini azaltmak, aşağıya inmek

alçı : tür. * aşu (boya yapımında kullanılan kızıl toprak), alçu (talk, sıva yapımında kullanılan beyaz toprak) * toprakta bulunan hidratlı kalsiyum sülfat; sıva yapımında kullanılan ak toprak, talk

alçıpan : tür., lat. * aşu (boya yapımında kullanılan kızıl toprak), alçu (talk, sıva yapımında kullanılan beyaz toprak) + panel (dörtgen şeklindeki düz parça) (pannus) (bez, kumş parçası, elbise parçası) + ellus (küçültme eki) ) (lat.) * alçı panellerden oluşan, ortası alçı ve her iki tarafı da karton kaplı bir yapı, alçı panel

alçıtaşı : tür. * alçu (talk, sıva yapımında kullanılan beyaz toprak) + taş (sert mineral, kaya) + ı (iyelik eki) * kalsiyum sülfat dihidrattan oluşan yumuşak bir sülfat minerali, kristal sulu formuyla jips (CaSO4 • 2H2O)

aldangaç : tür. * al (almak, elde etmek, edinmek) + dan (dönüşlü fiil eki) + gaç (araç, vasıta) * Yunus Emre'nin dünyayı nitelemek için kullandığı kelime

aldanmak : tür. * al (almak, elde etmek, edinmek) + dan (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bilgisizlikten dolayı yanlış olana kanmak, yanlışa itibar etmek, oyuna gelmek

aldatmak : tür. * al (almak, elde etmek, edinmek) + dat (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * gerçek dışı olana inandırmak, kandırmak, yanıltmak

aldehit : lat. * alcoholdehydrogenatum (alcohol (el (önek, artikel) + kuhl (koyu mavi, siyah, kara; kömür) ) (ara.) + dehydrogenatum (hidrojeni giderilmiş alkol) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + hydro (su) + genatum (cinsi) ) * yapısında karbonil grubuna bağlı bir hidrojen olan organik bileşik

alder : ing. * alder (kızılağaç) * sulak alanlarda yetişen, azot bağlama yeteneğiyle bilinen kızılağaçları ifade eden ağaç grubu

aldırış : tür. * al (edinmek, elde etmek, tutmak) + dır (etken fiil eki) + ış (isim yapım eki) * umursamak, dikkate almak

aldırmak : tür. * al (edinmek, elde etmek, tutmak) + dır (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * umursamak, dikkate almak; birisinin bir şeyi almasını sağlamak

aldolaz : lat., ara. * ald (“aldehyde” kelimesindeki “al” öneki) (lat.) + ol (“el kuhl, alcohol” kelimelerindeki “uhl, holl” eki) (ara.) + ase (enzim belirtme eki) (lat.) * enerji üretmek için belirli şekerleri parçalamaya yardımcı olan bir protein (enzim)

aldosteron : lat. * aldehyde dehydrogenatum (alcohol (el (ön ek) + kuhl (koyu mavi, siyah, kara; kömür) ) + dehydrogenatum (de (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + hydro (su) + genatum (oluşum, yaratılış, cins) ) + steron (steroid bileşik eki) (stereos (katı, sert, sağlam, üç boyutlu, hacimli) + one (oksijenli bileşik, keton grubu (C=O) ) ) * böbrek üstü bezlerinin kabuk katmanı Zona Glomerulosa'da üretilen, kanda sodyum ve potasyum dengesini düzenleyen bir mineralokortikoid

aldrete skoru : lat., ing. * aldrete (Meksikalı anestezi uzmanı Jorge Antonio Aldrete’nin soyadından) + score (puan, başarı veya derecesinin sayısal ifadesi) (ing.) * hastaların anestezi sonrası bakım ünitesinden güvenli bir şekilde taburcu edilmeleri için belirlenmiş kriterlerden biri olan post anestezi (anestezi sonrası) iyileşme skoru (Post Anesthesia Recovery Score - PAR-Skoru)

aleatorik : lat. * alea (zar, şans oyunu) + tor (-cı, yapan, eden eki) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * müzik, oyun veya olaylarda rastlantısal öğelerin kullanıldığı, sonucu tamamen önceden belirlenemeyen sistem veya yöntem

aleatuvar : lat. * aleator (zar atan) (alea (zar, membran) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) + ius (ile ilgili, gibi, -a ait) * rastgele, şansa; müzik veya diğer sanat alanlarında kompozisyonu oluşturan bileşenlerin rastgele seçilmiş olduklarını ifade eden sıfat

alectoris : gre. * alektoris (tavuk, piliç, çiftlik tavuğu) * arap kekliği, alectoris melanocephala

alectra : gre. * alektron (horoz mahmuzu, sivri çıkıntı) * çiçeklerinde mahmuz benzeri yapılar bulunan, asalak veya yarı asalak otsu bitkileri kapsayan bitki cinsi

alef : ara. * alifa (uyuşmak, alışmak, ısınmak) * cana yakın, uyumlu

alegasyon : lat. * alkegatio (allegare (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + legare (göndermek, emanet etmek, bildirmek) + tio (isim yapım eki) ) * bir şeyi resmi olarak bildirme, iddia etme; hukuki veya resmi bağlamda ileri sürülen sav veya suçlama

alegori : gre. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + agoria (açıkça konuşmak, mecliste konuşmak) * bir fikir, kavram veya durumu doğrudan anlatmak yerine semboller, benzetmeler (teşbihler), mecazlar veya hikayeler yoluyla anlatma sanatı; sembolik temsil

alegorik : gre. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + agoria (açıkça konuşmak, mecliste konuşmak) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * gerçek anlamın ötesinde, semboller veya mecazlarla anlatılan; mecazi, sembolik, alegori içeren

aleka : ara. * alaka (bağlanmak, asılmak, ilintilenmek, ilişmek, ilgili olmak; bağ, ilgi, ilinti, ilişki), alak (asılı, ilişik, ilgili, ilintili, bağlı) + a (olma durumu, gibi olma anlamı veren son ek) * bağ, ilgi, ilinti, ilişki; asılı duran; yapışkan balçık, çamur; kan pıhtısı; uyuşmuş kan; sülük

aleks : gre. * alexein (savunmak, korumak, savaşmak) + aner, andros (adam, erkek, insan) * Alexandros (savaş adamı, savaşçı) kelimesinin kısaltılmışından türeme erkek ismi

aleksi : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + legein (söylemek, konuşmak, kelam etmek, anlatmak), lexis (konuşma, söyleme, anlatma) * okuma yeteneği kaybı, kelime körlüğü

aleksik : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + legein (söylemek, konuşmak, kelam etmek, anlatmak), lexis (konuşma, söyleme, anlatma) + ikos (ile ilgili, -a ait) * okuma yeteneğini sonradan tamamen ya da kısmen kaybetmiş olan (kimse)

aleksitimi : gre. * alexithymia (ruhtan konuşamama) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + legein (söylemek, konuşmak, kelam etmek, anlatmak), lexis (konuşma, söyleme, anlatma) + thumos, thymos (göğüs kemiği arkasında bulunan T hücresi içsalgı bezi, timüs; duygu, ruh; kalp) (gre.); thymus (lat.) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bireyin kendi duygularını tam olarak anlayamaması, bunları iyi bir şekilde ifade edememesi ve sosyal normlara uygun bir duygu dışavurum davranışında bulunamaması

alektinib : gre. * alexein (savunmak, korumak, savaşmak) + tinib (tyrosine kinase (tirozin kinaz) inhibitörü) (tyrosine (aminoasit) (turos, tyros (peynir) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + kinesis, kinase (kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak) + asis (son ek) ) (gre.) + inhibitor (engelleyici, önleyici, mani olan) (lat.) ) * metastatik küçük hücreli dışı akciğer kanseri tedavisinde kullanılan bir ALK inhibitörü olarak geliştirilen küçük molekül yapıda bir kanser ilacın etken maddesi (C30H34N4O2)

alektrofobi : gre. * alektor (kümes hayvanı, horoz) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * tavuklar ve horozlar başta olmak üzere her türlü kümes hayvanına karşı duyulan korku bozukluğu, tavuk korkusu

alel : gre. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı), allel (allel (diğer, başka, öbür, farklı, birbiriyle ilişkili, birbirine bağlı) * aynı gen lokusunda bulunan ve fenotipi etkileyebilen alternatif gen biçimlerinden biri; bir genin alternatif formu veya versiyonları

alelacayip : ara. * ala (üzerine, üstüne, yukarıya) + el (ön ek, artikel) + acaib (acib (tuhaf, garip, şaşılacak), tuhaflıklar) * pek tuhaf, çok acayip

alelacele : ara. * ala (üzerine, üstüne, yukarıya) + el (ön ek, artikel) + acele (hız, çabukluk) * aceleyle, telaşla, hızlıca, çabucak, çabukça

alelade : ara. * ala (üzerine, üstüne, yukarıya) + el (ön ek, artikel) + ade(t) (alışılmışlık, gelenek, dönüp gelen) * adet üzere, alışılmış surette, sıradan, bayağı

alelhesap : ara. * ala (üzerine, üstüne, yukarıya) + el (ön ek, artikel) + hesab (hesap) * hesap üzerine, hesaba karşılık, alacağına sayarak

alelhusus : ara. * ala (üzerine, üstüne, yukarıya) + el (ön ek, artikel) + husus (konu, mevzu) * özellikle, bilhassa

alelitlak : ara. * ala (üzerine, üstüne) + el (ön ek, artikel) + itlak (alıvermek, bırakmak, koyuvermek, serbest bırakma, serbest olup her tarafta bulunmak) * gelişigüzel, ulu orta, rastgele

alelomorf : gre. * allel (diğer, başka, öbür, farklı, birbiriyle ilişkili, birbirine bağlı) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) * belirli bir özelliği belirleyen bir genin değişik hallerinden her biri

alelopati : gre. * allel (allel (diğer, başka, öbür, farklı, birbiriyle ilişkili, birbirine bağlı) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bitkiler veya organizmalar arasında birinin salgıladığı kimyasalların diğerleri üzerinde büyüme, gelişme veya davranış değişikliği oluşturması olayı

alelopatik : gre. * allel (allel (diğer, başka, öbür, farklı, birbiriyle ilişkili, birbirine bağlı) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bitkiler arasında birinin salgıladığı kimyasalların diğer bitkiler üzerinde büyüme veya gelişmeyi etkileyici etkisi olan biyolojik olgu

alelumum : ara. * ala (üzerine, üstüne) + el (ön ek, artikel) + umum (genel) * genel olarak, genellikle

alelusul : ara. * ala (üzerine, üstüne) + el (ön ek, artikel) + usul (yöntem, metod) * yöntemine göre, yöntemine uygun olarak, usülünce

alem : ara. * alima (bilmek, öğrenmek, farkına varmak, idrak etmek) * bilinen, görünen şey; yaşam planı, dünya, ortam, devir, çağ, evren dünya, evren

alem : ara. * alima (bilmek, öğrenmek, farkına varmak, idrak etmek), ilm (bilgi), alim (bilen, bilge), alamet (iz, işaret, simge, sembol, nişan) * simge, sembol; minare, kubbe, sancak direği gibi yapıların tepesinde bulunan, ay yıldız veya lale şeklinde metal tepelik

alemdar : far. * alem (işaret, simge, belirti, nişan, sancak, bayrak) + dar (gibi olan, ile ilgili, tutan, alan, koruyan, sahip ve malik olan, taşıyan) * bayrak taşıyıcı

aleme : ara. * aleme (devir, çağ, döngü) * iplik çilelerini çözgü kalemlerine sarmaya yarıyan çark, dolap

alemi : ara. * alem (yaşam planı, dünya, ortam, devir, çağ, evren; işaret, simge, belirti, nişan, sancak, bayrak) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * dünya ile ilgili; işaret, simge, isim ile ilgili

alem-i berzah : ara. * alem (yaşam planı, dünya, ortam, devir, çağ, evren; işaret, simge, belirti, nişan, sancak, bayrak) + i (tamlama eki) + berzah (engel, perde, ayırıcı sınır, iki yer arasındaki geçit) * iki dünya veya varoluş arasında bulunan, geçiş veya ara âlem; özellikle tasavvuf ve İslami literatürde ölüm ile ahiret arasındaki geçiş alemi, berzah alemi

alem-i ceberut : ara. * alem (yaşam planı, dünya, ortam, devir, çağ, evren; işaret, simge, belirti, nişan, sancak, bayrak) + i (tamlama eki) + ceberut (mutlak güç, zorlayıcılık) * tasavvufta “mutlak güçler alemi”; ilahi kudret ve zorlayıcı güçlerin hüküm sürdüğü metafizik alem

alem-i ekber : ara. * alem (yaşam planı, dünya, ortam, devir, çağ, evren; işaret, simge, belirti, nişan, sancak, bayrak) + i (tamlama eki) + ekber (en büyük) * tasavvufta “en büyük âlem”; bütün varlıkların birliğinin ve Allah’ın mutlak büyüklüğünün tezahür ettiği evrensel alem

alem-i emir : ara. * alem (yaşam planı, dünya, ortam, devir, çağ, evren; işaret, simge, belirti, nişan, sancak, bayrak) + i (tamlama eki) + emir (buyruk, yönetim) * tasavvufta “buyruk alemi” veya “yönetim alemi”; ilahi emirlerin ve düzenin hüküm sürdüğü metafizik alem.

alem-i ervah : ara. * alem (yaşam planı, dünya, ortam, devir, çağ, evren; işaret, simge, belirti, nişan, sancak, bayrak) + i (tamlama eki) + ervah (ruhlar, bilinçler) * ruhlar alemi

alemonia : lat. * alere (beslemek) + monia (isim yapım eki) * Roma mitolojisinde henüz doğmamış çocukları besleyen tanrıça

alemşümul : ara. * alem (yaşam planı, dünya, ortam, devir, çağ, evren) + şumul (kucaklama, kapsama, kapsam, muhteviyat, yayılma, içine alma) (şamele (içermek, kapsamak, ihtiva etmek), şamil (içine alan, kaplayan, kapsayan) (ara.) * dünya ölçüsünde, dünya çapında, evrensel, üniversel

alemtuzumab : lat. * alemt (CD52 antijeni) + zu (insanlaştırılmış) + mab (monoklonal antikor eki, (humanized monoclonal antibody) ) * 21 ila 28 kDa büyüklüğünde bir hücre yüzeyi proteini olan CD52'yi hedefleyen, B-hücreli kronik lenfositik lösemi ve relapsing-remitting multiple skleroz tedavisinde kullanılan bir monoklonal antikor (C6468H10066N1732O2005S40)

alenasyon : lat. * alienare (yabancılaştırmak, başkasının yapmak, uzaklaştırmak) (alienus (başkasına ait, yabancı) (alius (başka, öteki, diğer) + enus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * kişinin kendisini, çevresini, toplumdaki ilişkilerini veya ürettiği değerleri yabancı ve kendisine ait değilmiş gibi algılaması; bireyin kendi benliği, emeği, toplumsal bağları veya yaşam koşullarıyla kurduğu ilişkinin kopuklaşmasını ifade eden yabancılaşma durumu

alendronat : lat. * al (alkil-aminometilen türevi kimyasal önek) + end (zincirleme bağ kuran yapı, organik kök) + ron (etki eden, faal olan) + ate, atus (tuz veya ester eki) + acidus (acere (ekşi olmak) + dus (son ek) ) + ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek; en çok oksijen atomu içeren iyonu tanımlayan ek) * osteoporoz tedavisinde kullanılan, kemikleri güçlendirmeye yarayan bisfosfonat ilacın etkin maddesi (C4H12NNaO7P2•3H2O)

alendronik asit : lat. * al (alkil-aminometilen türevi kimyasal önek) + end (zincirleme bağ kuran yapı, organik kök) + ron (etki eden, faal olan) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + acidum, acidus (ekşi olan, asit) (acere (ekşi olmak) + idus (ile ilgili olan) ) * osteoporoz tedavisinde kullanılan, kemikleri güçlendirmeye yarayan bisfosfonat ilacın etkin maddesi (C4H12NNaO7P2•3H2O)

alenen : ara. * alana (açığa çıkarmak, aşikar etmek, ifşa etmek, açıklamak, duyurmak, açıklamak, meydana çıkarmak, ortada olmak, ortaya çıkmak) ilan (bildirme, belirgin kılma, beyan), alen (açık, aşikar, meydanda olan, ortada olan) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + yen (olarak, itibarıyla) * açık şekilde, belirgin olarak, açıkça, aşikar olarak, açık olarak

alengir : far. * alen (hile, düzen; alanı kuşatma, asker) + giriftan (tutmak, almak, yakalamak, kavramak), gir (taşıyan, yapan, tutan, alan, işlevi yerine getiren) * karmaşık, dolambaçlı, içinde hile veya entrika barındıran; kolay anlaşılmayan ve iş çevirmeye dayalı durum veya davranış; gösteriş, fiyaka, caka, şaşa

aleni : ara. * alana (açığa çıkarmak, aşikar etmek, ifşa etmek, açıklamak, duyurmak, açıklamak, meydana çıkarmak, ortada olmak, ortaya çıkmak) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * açık, aşikar, belirgin, açıkça, aşikar olarak, açık olarak, ayan beyan, meydanda, ortada; alenen aleniyet

aleniyet : ara. * alana (açığa çıkarmak, aşikar etmek, ifşa etmek, açıklamak, duyurmak, açıklamak, meydana çıkarmak, ortada olmak, ortaya çıkmak) + iyet (isim yapım eki) * açık hale gelme, açık olma, meydana çıkma, meydanda olma, ortada olma, barizleşme

aleniyeten : ara. * alana (açığa çıkarmak, aşikar etmek, ifşa etmek, açıklamak, duyurmak, açıklamak, meydana çıkarmak, ortada olmak, ortaya çıkmak) + iyet (isim yapım eki) + en (gibi, olarak) * açıkça, bariz olarak, aleni olarak

alerjen : gre. * allergiogonos (allos (başka, diğer, öbür, ötesi) + ergos, ergon (iş, çalışma, eylem) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + es (ile ilgili, -a ait) ) * alerjiye sebep olan organizmalar veya nesneler

alerjenik : gre. * allergiogonos (allos (başka, farklı, diğer, öbür, ötesi) + ergos, ergon (iş, çalışma, eylem) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan), genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * bağışıklık sistemi tarafından tepki oluşturan madde veya özelliklerle ilgili olan; alerjiye yol açabilen

alerji : gre. * allos (başka, diğer, öbür, ötesi) + ergia (iş durumu, çalışma durumu, eylemsellik) (ergos, ergon (iş, çalışma, eylem) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bağışıklık sisteminin bir maddeye karşı verdiği vücuda zararlı etkileri olan tepkisi

alerjik : gre. * allos (başka, diğer, öbür, ötesi) + ergos, ergon (iş, çalışma, eylem) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * alerjiye sebebiyet veren

alerjik rinit : gre. * allos (başka, diğer, öbür, ötesi) + ergos, ergon (iş, çalışma, eylem) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + rhis, rhinos (burun, gaga, hortum) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı eki) * bağışıklık sisteminin polen, toz, akar, hayvan tüyü gibi yabancı maddelere aşırı duyarlılığı sonucu burun mukozasında gelişen, hapşırık, burun akıntısı ve tıkanıklıkla seyreden kronik iltihabi reaksiyon

alert : lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + erigere, ergere (yükselmek, yükseltmek), erta (gözetleme kulesi, yüksek kule) * gözleme, gözetleme halinde, uyanık, tetikte; alarm, uyarı

alessabah : ara. * ala (üzeri, üstü, yukarı) + e (ön ek) + sabaha (ışımak, aydınlanmak, ışık saçmak, aydınlatmak, ışıklanmak, gün ağarmak), sabah (ışık, aydınlık; gün doğumu) * sabahleyin, sabah vaktinde, sabah erkenden, sabah olunca

alesta : ita. * allesta (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + lesto (hazır) ) * hazır, tetikte; hazır ol!

alet : ara. * a’al (dönme, döndürme) + et (ile ilgili, gibi olma) * bir sanatı, uğraşı yapmaya, uygulamaya yarayan özel araç

aletris : gre. * aletris (öğütülmüş un, ince toz) * ince ve uzun çiçek saplarıyla tanınan, acı köklü otsu bitkileri kapsayan bitki cinsi

aleuron : gre. * aleuron (un) * olgunlaşan tohum ve yumruların protein granüllerinde bulunan bir protein; endospermin etrafını çevreleyen kalın hücre zarları bulunan proteince zengin tabaka

alev : tür., far., ara. * yal (yanmak, parlamak, ateş almak) + ava (fiil mastar eki) (tür.); al (ateş) + ev (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (far.), alava (yükselmek, yüce olmak, artmak) (ara.) * ateşin parlak ve ışıklı halde uzanan şekli; kadın ismi

alevi : ara. * Ali (Hz. Ali) + vi (-cı, -ci, -sal, -sel, ile ilgili) * Hz. Ali'yi seven, sayan, ona bağlı olan, onu önder addeden

alevtina : gre., rus. * aleuein (yansıtmak, geri püskürtmek, savunmak; kötülükten uzak tutmak) + tina (dişil isim yapım eki) * güçlü, kuvvetli, sağlıklı, özgür, hür kadın; kötülükleri geri püskürten kadın; Grek kökenli Rus kadın ismi

aleyh : ara. * ala, aley (üzeri, üst, karşı) + h (o) * üzerine, üstüne; olumsuz etki durumu, karşı olma, ters olma

aleyhdar : ara., far. * ala, aley (üzeri, üst, karşı) + h (o) (ara.) + dar (gibi olan, ile ilgili, tutan, alan, koruyan, sahip ve malik olan, taşıyan) * karşıt olan, zıt olan, karşı olan, ters düşen,muhalif olan, aynı fikirde olmayan

aleyhdar : ara., far. * ala, aley (üzeri, üst, karşı) + h (o) (ara.) + dar (gibi olan, ile ilgili, tutan, alan, koruyan, sahip ve malik olan, taşıyan) * karşıt olan, zıt olan, karşı olan, ters düşen,muhalif olan, aynı fikirde olmayan

aleyhim : ara. * ala, aley (üzeri, üst, karşı) + him (onlar) * onların üzerine

aleyhine : ara., tür. * ala, aley (üzeri, üst, karşı, yukarı) + h (o) (ara.) + i (iyelik eki) + ne (belirtili nesne eki) (tür.) * birisi için olumsuzluk yaratan, birisinin menfaatine ters, zıt durumun ifadesi, "lehine"nin tersi

aleyke : ara. * ala, aley (üzeri, üst, karşı) + ke (sen) * senin üzerine, sana

aleyküm : ara. * ala, aley (üzeri, üst, karşı) + kum (siz) * sizin üzerinize, size

aleykümselam : ara. * ala, aley (üzeri, üst, karşı, yukarı) + kum (siz) + selam (esenlik, barış, kurtuluş, güvenlik, emniyet, huzur) * selam üzerinize olsun

aleyküm-üs selam : ara. * ala, aley (üzeri, üst, karşı, yukarı) + kum (siz) + el (ön ek, artikel) + selam (esenlik, barış, kurtuluş, güvenlik, emniyet, huzur) * selam üzerinize olsun

aleyna : ara. * ala, aley (üst, üzeri, karşı, yukarı) + na (biz) * üzerimize, üstümüze; kadın ismi

alez : fra * à l'aise (à (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + la (dişil önek, artikel) + aise (rahatlık, ferahlık, huzur) * rahat, gönlü ferah, keyfi yerinde, huzurlu; çarşafsız yatağın üstüne yatağı koruması amacıyla serilen kumaş örtü

alf : ara. * alafa, alifa (alışmak, cana yakın olmak, dostluk kurmak, birleşmek), allafa (birleştirmek, yakınlaştırmak, tanıştırmak, dost haline getirmek, alıştırmak; bir araya getirmek, toplamak, derlemek, düzenlemek, yazmak), muellif (birleştiren, bir araya getiren, yazan, derleyen, eser meydana getiren) * yakınlık, dostluk, aşinalık, alışkanlık

alfa : gre. * alpha (Α, α (a) ) (gre.); elif (Arap alfabesinin ilk harfi) (ara.), elf (bin) (ara.), elf (onbir) (alm.) * Yunan (Grek) alfabesinin ilk harfi Α, α (a)

alfa adrenoreseptör agonisti : gre., lat. * alpha (a, alfa, elif; Yunan alfabesinin ilk harfi) (gre.) + ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + renes (böbrek) + alis, o (ile ilgili, gibi, -a ait) + receptor (alıcı) (re (geri, arka, tekrar) + capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) (lat.) + agon (yarışma, çekişme, mücadele) + ist (-cı, -ci, yapan, eden) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * alfa adrenerjik reseptörleri seçici olarak uyararak vasküler düz kaslarda düz kasılma ve vazokonstriksiyon sağlayan, beyinde periferik ve merkezi olarak norepinefrin salınımını engelleyen bir sempatomimetik adjuvan ajan sınıfı

alfa amanitin : gre. * alpha (a, alfa, elif; Yunan alfabesinin ilk harfi) + amanites (mantar) + in (kimyasal bileşik eki) * Amanita mantar cinsinin çeşitli türlerinde bulunan amatoksinler, toksinler arasında en ölümcül olan, sekiz amino asitten oluşan siklik bir peptid

alfa cygni değişkenleri : gre. * alpha (alfa, Yunan alfabesinin ilk harfi; ilk, başat yıldız gösterimi) + cygnus (kuğu; kuğu takımyıldızı) (lat.) + değişken (başkalaşan, farklılaşan, dönüşen, variyabl) + ler (çoğul eki) + i (iyelik eki) (tür.) * Işık parlaklığı küçük genliklerle ve düzensiz aralıklarla değişen, genellikle çok büyük ve sıcak süperdev yıldızları kapsayan, adını Kuğu takımyıldızındaki Alfa Cygni yıldızından alan, GCVS tanımlamasına göre yüksek ışınım güçlü ve ışık değişimi gösteren B ve A üstdev yıldızlarını tanımlayan bir değişken yıldız sınıfı

alfa tanecikleri : gre., far., tür. * alpha (a, alfa, elif; Yunan alfabesinin ilk harfi) (gre.) + dane (tohum, çekirdek, granül, tane) (far) + cik (küçültme eki) (tür.) * radyoaktif elementlerin çekirdeklerinden kendiliğinden çıkan, pozitif yüklü iki proton ve iki nötrondan oluşan, artı iki yüklü olan ve He²⁺ olarak ifade edilen helyum çekirdekleri

alfa terapi : gre. * alpha (a, alfa, elif; Yunan alfabesinin ilk harfi) + therapeia (hizmet etme, ilgilenme, iyileştirme, tedavi etme, eğitme, öğretme, iyileştirme, öğretiyle islah etme; bakım, hizmet, tedavi) (therapuein (hizmet etmek, ilgilenmek, iyileştirmek, tedavi etmek, yönetmek, tıbbi tedavi etmek), the (ön ek) + rapein (eğitmek, öğretmek) ) + eia (isim yapım eki) ) * radyasyon ile tümör hücrelerinin tahrip edilmesi, Alfa radyonüklid tedavi

alfa1 antitripsin : gre. * alpha (a, alfa, elif; Yunan alfabesinin ilk harfi) + 1 + anti (zıt, karşı, engelleyici) + trypsin (sindirim enzimlerinden biri) * serpin süper ailesine ait olan, plazmada yüksek konsantrasyonda bulunan, dokuyu enflamasyona neden olan hücrelerden gelen enzimlerden koruyan bir proteaz inhibitörü protein

alfa2 CVN : gre. * alfa (α, Yunan alfabesinin ilk harfi; birinci tip/alt grup belirtici) + 2 (ikinci alt tip) + CVN (central vagal nucleus / merkezi vagal çekirdek kısaltması) * merkezi sinir sisteminde, özellikle nucleus tractus solitarius (NTS) ve dorsal vagal kompleks ile ilişkili bölgelerde bulunan veya bu bölgelerde incelenen α2 adrenerjik reseptör aracılı vagal kontrol mekanizmalarını ifade etmek için kullanılan kısaltma

alfabe : gre. * alpha (a, alfa, elif; Yunan alfabesinin ilk harfi) + beta (be) (Grek alfabesinin ilk iki harfi) (gre.); elifba (alfabe) (ara.) * bir dilin tüm seslerini temsil eden, belirli sıra ve sistem içinde düzenlenmiş harfler dizisi, abece, alfabe

alfabetik : gre. * alpha (a, alfa, elif; Yunan alfabesinin ilk harfi) + beta (be) (Grek alfabesinin ilk iki harfi) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * alfabe ile ilgili, abecesel

alfafetoprotein : gre, lat. * alpha (a, alfa, elif; Yunan alfabesinin ilk harfi) (gre.) + fetus (embriyo, döl) (lat.) + pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe), protos (ilk, birinci, baş, ön, önce, öncel, önde), proteios (birincil, öncel, ilk, ilkel, baş) + in (son ek) (gre.) * anne karnındaki fetüsün karaciğeri ve sarı kesesi tarafından üretilen, karaciğer kanseri, testis kanseri veya yumurtalık kanseri tanısında testi yapılan bir protein

alfanümerik : gre., lat. * alpha (a, alfa, elif; Yunan alfabesinin ilk harfi) (gre.) + numericus (numerus (sayı, rakam) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (lat.) * hem harfleri hem sayıları içeren kodlama sistemi; Latin alfabesindeki harfleri (A-Z, a-z) ve Arap rakamlarını (0-9) kullanan karakter dizisini tanımlamakta kullanılan bir sıfat

alfenit : alm., gre. * Halfen (Alman bir kimyacının soyadı olduğu sanılmaktadır.) (alm.) + ites (element, kayaç ve mineral eki) (gre.) * bakır, çinko, nikel içeren, çatal bıçak takımı yapımında kullanılan gümüşlü bir alaşım

alfentanil : gre. * alpha (a, alfa, elif; Yunan alfabesinin ilk harfi) + phaino (parlayan, parlak, ışıltılı), phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phentanyl (opioid analjezik, fenilpiperidin türevi) * anestezi için kullanılan güçlü ancak kısa etkili bir sentetik opioid analjezik ilacın etken maddesi (C21H32N6O3)

alfuzosin : gre. * alpha (α1-adrenerjik reseptörleri hedefleyen) + fuzosin (kimyasal madde kökü) (fusus (iğ veya çubuk biçiminde) + sine (kimyasal madde eki) ) * iyi huylu prostat hiperplazisinin tedavisinde kullanılan ve α₁-adrenerjik reseptörün bir antagonisti olan ilacın etken maddesi (C19H27N5O4)

alg : lat. * ulva (ot benzeri veya saz benzeri su bitkisi), alga (yosun, suyosunu) * ağaç gövdelerinde, dere, göl ve denizlerde yeşil bir örtü şeklinde görülen canlı, yosun türü

algarina : ara. * el (ön ek, artikel) + carin (yanda olan, civarda olan, komşu) * gemilere ağır yük koymak veya gemiden, denizden ağır bir şey çıkarmak için kullaılan büyük vinçli deniz teknesi

algebra : ara. * el (önek, artikel) + cebr, cebir (zorlama, güdüleme, harfler ile yapılan hesap; sayısal işlemlerin, sayılar yerine imler konularak genelleştiridiği sistem) * matematikte sayı, şekil ve sembollerin belirli kurallar çerçevesinde işlenmesi ve ilişkilerinin incelenmesi bilimi

algı : tür. * al (almak, edinmek, kavramak, tutmak, kapmak) + gı (isim yapım eki) * duyusal bilginin alınması, yorumlanması, seçilmesi ve düzenlenmesi

algın : tür. * al (almak, edinmek, kavramak, tutmak, kapmak) + gın (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kötürüm, cılız, zayıf; tutkun, vurgun, sevdalı

alginik asid : lat. * ulva (ot benzeri veya saz benzeri su bitkisi), alga (yosun, suyosunu) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + acere (ekşi olmak), acidus (ekşi olan; hidrojen iyonu veren, pH düşürücü madde, asit) * hidrofilik olan ve hidratlandığında viskoz bir sakız oluşturan kahverengi alglerin hücre duvarlarında yaygın olarak dağıtılan, macrocystis pyrifera gibi kahverengi deniz yosunu cinslerinden elde edilen, jel oluşturma, gıda kıvam artırıcı ve farmasötik uygulamalarda kullanılan beyaz ila sarımsı lifli bir toz olan asidik, çözünmez aljin formu olan polisakkarit

algisit : lat. * alga (yosun, suyosunu) + caedere, cidere (kesmek, yarmak, parçalamak, doğramak, vurmak, çarpmak; öldürmek), cidus (öldüren) * yosunları yok etmek için kullanılan bir madde, alg öldürücü

algofobi : gre. * algos (acı, ağrı, sancı, sızı, ıstırap) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * acı duyma korkusu

algol : ara. * el (önek, artikel) + gul (cin, hortlak, iblis, hortlak, uğursuz varlık; ölüm, bela) * Perseus takımyıldızında yer alan, biri parlak diğeri sönük iki yıldızın birbirini düzenli aralıklarla örtmesi sonucu parlaklığı periyodik olarak azalıp artan, tutulma tipi değişen yıldızların prototipi olan ünlü çift yıldız sistemi (Perseus takımyıldızındaki bu yıldızın tarihsel olarak parlaklığının düzenli biçimde azalması “uğursuzluk” olarak algılandığı için Arap gökbilim geleneğinde “iblisin yıldızı” anlamına gelen adla anılmış ve bu ad Batı dillerine Algol olarak geçmiştir.)

algolagni : gre. * algolagnia (algos (acı, ıstırap) + lagneia (şehvet, cinsel arzu) ) * acı vermek veya almaktan zevk duyma

algoloji : gre. * algologia (algos (acı, ıstırap) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * tıp alanında ağrının nedenlerini, mekanizmalarını ve tedavi yöntemlerini inceleyen bilim dalı, acı bilimi, ağrı bilimi

algometri : gre. * algos (acı, ıstırap) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ağrı duyarlılığını veya ağrı eşiğini ölçme yöntemi, ağrı ölçümü

algoritma : ara. * el (ön ek, artikel) + Harizmi (Harizm’li) (Harzem (Orta Asya’da, Özbekistan ve Türkmenistan sınırları civarında, Aral Gölü çevresindeki bölge) + i (-e ait, -den, ile ilgili) ) ) * bir problemi çözmek veya belirli bir amaca ulaşmak için tasarlanan yol, işleyiş akışı, akış diyagramı (matematik, coğrafya, astronomi ve tarih alanlarında çalışma yapmış Harizm’li (İran) bilim insanı El Harezmi'nin isminden)

alhan : ara., tür. * ali (yüce, ulu, büyük) (ara.) + han (kağan, hükümdar, sultan, reis, hakim, şah, kral, padişah, egemen) (tür.) * asil, soylu kişi; Türkmen boylarından beylik kurmuş bir aşiret; karnı çok aç kişi; deve kuşunun erkeği

alıcı : tür. * al (almak, kapmak, kavramak, tutmak, edinmek, elde etmek, edinmek) + ıcı (yapan, eden eki) * alma işini yapan, bir şeyi satın almak isteyen kimse, müşteri; bir vericiden iletilen radyo sinyallerini, elektromanyetik sinyalleri alan cihaz

alıcıkuş : tür. * al (almak, kapmak, kavramak, tutmak, elde etmek, edinmek) + ıcı (yapan, eden eki) + kuş (yumurtlayan omurgalılardan, akciğerli, sıcak kanlı, vücudu tüylerle örtülü, gagalı, iki ayaklı, iki kanatlı uçucu hayvanların ortak ismi) * uçuşu esnasında tespit ettiği avını pençeleriyle yakalayan veya öldüren ve ucu kıvrımlı gagalarıyla parçalayarak yiyen kuş türü

alıç : far. * aluçe, alug (küçük erik) * beyaz veya pembe kokulu çiçekleri ve küçük koyu kırmızı meyveleri olan, gülgiller familyasına ait bir bitki

alık : tür. * al (almak, kapmak, kavramak, tutmak, elde etmek, edinmek; yenmek, galip gelmek) + uk (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * aciz, gafil, kaybeden

alıkoymak : tür. * al (almak, kapmak, kavramak, tutmak, elde etmek, edinmek) + ı (isim yapım eki) + kod, koy (bırakmak, koymak) + mak (fiil mastar eki) * birini veya bir şeyi bir süre için bir yerde tutmak, bekletmek; birini, yapmakta olduğu veya yapacağı bir işten geri tutmak, ona engel olmak

alım : tür. * al (almak, kapmak, kavramak, tutmak, elde etmek, edinmek) + ım (isim yapım eki) * alma işi

alımlı : tür. * al (almak, kapmak, kavramak, tutmak, elde etmek, edinmek) + ım (isim yapım eki) + lı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * güzel, çekici, görünümüyle ilgi uyandıran

alın : tür. * al (ön taraf, ileri) + ın (yön ve konum eki) * başın ön üst kısmı; yüzün kaşlar, şakaklar ve saç arasında kalan bölümü

alın yazısı : tür. * alın (başın ön üst kısmı) + yazı (çizim, işaretleme, kaydetme) + sı (iyelik eki) * kişinin yaşayacağı, deneyimleyeceği olayların tümü, kader, talih

alındı : tür. * al (almak, elde etmek, edinmek, tutmak, kapmak, yakalamak) + ın (dönüşlü fiil eki) + dı (-di'li geçmiş zaman eki) * bir paranın veya belgenin ilgili muhataba ödendiğinin veya ibraz edildiğinin delili olan belge

alıngan : tür. * al (almak, elde etmek, edinmek, tutmak, kapmak, yakalamak) + ın (dönüşlü fiil eki) + gan (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * çabuk darılan, çabuk gücenen

alınlık : tür. * alın (başın ön üst kısmı) + lık (isim yapım eki) * kadınların alınlarına taktıkları altın veya gümüş takı; yapılarda önyüz süslemeleri

alınmak : tür. * al (almak, elde etmek, edinmek, tutmak, kapmak, yakalamak) + ın (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * darılmak, gücenmek, içerlemek

alınsal : tür. * alın (başın ön üst kısmı; yüzün ön kısmı) + sal (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer, gibi) * resim sanatında insan bedeninin omuzdan yukarısının tam cepheden yüz seksen derece ile bakması

alıntı : tür. * al (almak, elde etmek, edinmek, tutmak, kapmak, yakalamak) + ın (dönüşlü fiil eki) + tı (fiili isim yapa ek) * bir yazıya bir başka yazıdan alınan küçük parça

alışık : tür. * al (almak, elde etmek, edinmek, tutmak, kapmak, yakalamak) + ış (edilgen ve işteş fiil eki) + ık (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * herhangi bir duruma, işe, yere, nesneye, hayvana veya insana olan yabancılığı kalmamış olan, alışkan

alışkanlık : tür. * al (almak, elde etmek, edinmek, tutmak, kapmak, yakalamak) + ış (edilgen ve işteş fiil eki) + kan (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + lık (isim yapım eki) * alışık olma durumu

alışkın : tür. * al (almak, elde etmek, edinmek, tutmak, kapmak, yakalamak) + ış (edilgen ve işteş fiil eki) + kın (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * alışık olan

alışmak : tür. * al (almak, elde etmek, edinmek, tutmak, kapmak, yakalamak) + ış (işteş fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * içselleştirmek, bir şey ile birleşmek, uyum tesis etmek, yabancılık veya acemilik çekmeyecek hale gelmek

alıştırmak : tür. * al (almak, elde etmek, edinmek, tutmak, kapmak, yakalamak) + ış (işteş fiil eki) + tır (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * alışmasını sağlamak

alışveriş : tür. * al (almak, elde etmek, edinmek, tutmak, kapmak, yakalamak) + ış (isim yapım eki) + ver (vermek, bir şeyi bir başkasına birisine eriştirmek, ulaştırmak, vardırmak, iletmek, aktarmak, sunmak, teslim etmek, uzatmak, bağışlamak, bırakmak) + iş (isim yapım eki) * alım satım işi

ali : ara. * ali (ala (yüce, yüksek, ulu) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yüce, büyük, ulu, yükselmiş; erkek ismi

al'i imran : ara. * al (aile) +) i (tamlama bağlacı) + imran (imr (yer, ev) + an (-e bağlı olan, gibi olan) ) * Kur'an'ın 3. suresi, İmran ailesi

aliağa : ara., tür. * Ali (yüksek, yüce, ulu) + ağa (büyük) * İzmir’in bir ilçesi (bölgede Ali Ağa olarak anılan bir çiftçinin isminden)

alican : ara., far. * ali (yüksek, yüce, ulu) (ara.) + can (yaşayış, dirilik; hayat cevheri) * erkek ismi

aliceia : lat. * Alice (kadın adı) + ia (isim yapım eki) * süs değeri taşıyan çiçekli bitkileri kapsayan, sınırlı yayılışa sahip bitki cinsi

alicenap : ara. * ali (yüksek, yüce, ulu) + cenab (yan, ind, kat, nezd, hazret) * yüce gönüllü, cömert; cenab-ı hak (gerçeğin indi, Allah)

alien : lat. * alienus (başkasına ait, yabancı) (alius (başka, öteki, diğer) + enus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * yabancı, başka ülke veya gezegenden olan; farklı kültüre veya doğaya sahip varlık

alienasyon : lat. * alienus (başkasına ait, yabancı) (alius (başka, öteki, diğer) + enus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + atio (isim yapım eki) * yabancılaşma, kişinin kendisine, topluma, yaptığı işe veya içinde bulunduğu dünyaya karşı yabancılaşması, uzaklaşması, kopması

alifatik : gre. * lipos (yağ), aleiphat (yağ) + ikos (-lı olan, gibi olan) * yağlı asit özelliği gösteren açık zincirli bileşik

aligatör : lat. * alligator (el (ön ek) + lacerta (kertenkele) ), el lagarto (isp.) * alligatoridae familyasına ait bir timsah türü, büyük Amerikan timsahı

alil : ara. * illa, illet (hastalık); ill (hasta) (ing.) * hasta, hastalıklı, illetli; sakat

alim : ara. * alima (bilmek, öğrenmek, farkına varmak, idrak etmek), ilm (bilgi) * bilen, bilge

alimallah : ara. * alim (bilen, bilge) + el (ön ek, artikel) + ilah (tanrı, tapılan, yönelinen, yüce varlık) * Allah bilendir

alimane : ara., far. * alim (bilen, bilge) + ane (gibi, ile ilgili olarak) * bilgece, alimce, bilge gibi

alimentar : lat. * alere (beslemek, hemşirelik etmek, beslenme sağlamak, desteklemek, sürdürmek); alimentum (besin, gıda) + aris (gibi, ile ilgili) * beslenmeyle ilgili

alimentar trakt : lat. * alere (beslemek, hemşirelik etmek, beslenme sağlamak, desteklemek, sürdürmek); alimentum (besin, gıda) + aris (gibi, ole ilgili) + tractus (çekilmiş, sürüklenmiş, cezbedilmiş, görütülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) + ctus (isim yapım eki) ) * sindirim sistemi, sindirim kanalı

alimentasyon : lat. * alimentare (beslemek, gıda vermek, yedirmek, doyurmak) (alimentum (besin, gıda) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım ve durum eki) * beslenme, gıdalanma

alimenter : lat. * alimentum (alere (beslemek, hemşirelik etmek, beslenme sağlamak, desteklemek, sürdürmek) + mentum, ment (isim yapım eki) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * besleyici, beslenmeyle ilgili

alin : ara. * ala (yükselmek, üstün olmak, yüksek olmak, ulu olmak, ululanmak, yüce olmak), uluv (yükseklik, yücelik, ululuk) * yüksekler, yüceler, ulular, üstünler

alinazik : ara., far. * ali (yüksek, yüce, ulu) (ara.) + nazik (nezaketli, terbiyeli, zarif, ince) (far.) * Gaziantep iline özgü olan, patlıcan ve et ile yapılan bir ana yemek

alindalar : luv., kar. * alinda (ışık) (luv., kar.); ialanti (ışık) (hit.) + lar (çoğul eki) (tür.) * ince, uzun ve kule biçimli kabuklara sahip, karasal akciğerli salyangozlar grubunda yer alan, özellikle Clausiliidae familyası içinde sınıflandırılan, Avrupa ve çevresindeki bölgelerde yaşayan bazı kapı salyangozu türlerini kapsayan salyangoz cinsi

aliquot bölen : lat., tür. * aliquot (birkaç, bir kısım) (lat.) + bölen (ayıran, kesen, kısımlara ayıran) (tür.) * bir sayının kendisinden küçük olan bölenleri

aliskiren : lat., gre. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) (lat.) + lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım eki) ) (gre.) * renin enzimini doğrudan ve seçici biçimde inhibe ederek renin-anjiyotensin-aldosteron sistemini baskılayan, böylece kan basıncını düşüren antihipertansif etki gösteren bir ilacın etken maddesi (C30H53N3O6)

alisma : gre. * alisma (sucul bitki adı) * göl ve bataklıklarda yetişen, geniş yapraklı ve beyaz çiçekli su bitkilerini kapsayan bitki cinsi

alismataceae : gre., lat. * alisma (su muzu) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * çoğunlukla tatlı sularda, göletlerde ve bataklık alanlarda yaşayan, çiçekleri genellikle üç parçalı yapıda olan otsu, rizomlu, sucul veya yarı sucul bitkiler familyası, kurbağakaşığıgiller familyası (En bilinen örnekleri arasında Alisma (Su Muzu), Alisma Plantago-Aquatica (Adi Su Muzu) ve Sagittaria (Kurbağakaşığı) bitkileri yer alır.)

alişan : ara. * ali (yüce, yüksek, ulu, büyük) + şan (büyük sevap; şeref, ırz, namus; nam, şöhret, ün; mahiyet; gösteriş, çalım; tabiat, huy, âdet, hal, keyfiyet) * erkek ismi

alişir : ara., far. * ali (yüce, yüksek, ulu, büyük) + şir (aslan) * aslan Ali

aliterasyon : lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + littera (harf) + tio, tio (isim eki) * şiirde veya düzyazıda fonetik uyum yaratmak amacıyla, aynı sesin veya hecenin tekrarlanması, cinas

alivre : fra. * à (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + livrer (teslim etmek) * ürün daha tarladayken, yetiştiğinde alıcıya teslim edilmek üzere, güvence parası alınarak yapılan satış

aliye : ara. * ali (ala (yüce, yüksek, ulu) + iye (durum eki); ali (yüce, yüksek, ulu) + iye (dişilik eki) * yüksek, yüce, ulu, büyük, ulu; kadın ismi

aliyenasyon : lat. * alienus (başkasına ait, yabancı) (alius (başka, öteki, diğer) + enus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + atio (isim yapım eki) * yabancılaşma, kişinin kendisine, topluma, yaptığı işe veya içinde bulunduğu dünyaya karşı yabancılaşması, uzaklaşması, kopması

aliyy : ara. * ala (büyük, ulu, yüce, yüksek) + iyy (gibi olan) * büyük olan, ulu olan, yüce olan, yüksek olan

aliyyülala : ara. : aliyy (yüce, yüksek, ulu, büyük) + el (ön ek, artikel) + ala (yüce, yüksek, ulu, büyük) * en yüksek, en ulu, en yüce, en üstün; yücelerin yücesi, birincilerin birincisi

alizarin : ara. * el (ön ek, artikel) + aşara (meyvenin suyunu sıkmak), işara (suyu sıkılmış meyve; bitki özsuyu, ekstrakt, sıkılmış sıvı); alizarine (fra) * resim sanatında gül kök boyası ve alizarin kırmızısı olarak bilinen kök boyası pigmentlerinin üretiminde kullanılan ana madde, mordan kırmızısı, Türkiye kırmızısı, 1,2-dihidroksiantrakinon (C14H8O4)

alize : fra. * aliser (düzenli, sürekli esmek), alizé (düzenli, sürekli esen) * tropikal bölgelerdeki denizlerde düzenli olarak esen rüzgarların genel ismi

alizerin : ara. * el (ön ek, artikel) + aşara (meyvenin suyunu sıkmak), işara (suyu sıkılmış meyve; bitki özsuyu, ekstrakt, sıkılmış sıvı); alizarine (fra) * resim sanatında gül kök boyası ve alizarin kırmızısı olarak bilinen kök boyası pigmentlerinin üretiminde kullanılan ana madde, mordan kırmızısı, Türkiye kırmızısı, 1,2-dihidroksiantrakinon (C14H8O4)

aljezi : gre. * algesis (acı hissi) (algos (acı, sızı, sancı) + sis (isim yapım eki) ) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * ağrıya karşı aşırı duyarlılık hali, herhangi bir uyarı sonucu kolayca ağrı, acı hissetme

aljezik : gre. * algesis (acı hissi) (algos (acı, sızı, sancı) + sis (isim yapım eki) ) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)+ ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * acı hissetme ile ilgili, acılı, ağrılı

aljinik asit : lat. * algin (alga (deniz yosunu) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + acidum, acidus (ekşi olan, asit) (acere (ekşi olmak) + idus (ile ilgili olan) ) * hidrofilik olan ve hidratlandığında viskoz bir sakız oluşturan kahverengi alglerin hücre duvarlarında yaygın olarak dağıtılan, macrocystis pyrifera gibi kahverengi deniz yosunu cinslerinden elde edilen beyaz ila sarımsı lifli bir toz olan asidik, çözünmez aljin formu olan polisakkarit ( (C6H8O6)n)

alka : tür. * al (kırmızı, renk) + ka (ile ilgili, -a ait) * btirici, yok edici; ileri, ilerici; Türk mitolojisinde ve halk inancında lohusalara ve yeni doğan bebeklere musallat olduğuna inanılan, al karısı veya al basması olarak da bilinen kötücül, dişi bir varlık; erkek ismi

alkahest : ara. * el (önek, artikel) + kahest (öz, çözüm, çözücü, temel madde) * simya ve felsefede tüm maddeleri ayrıştırabilen veya her maddeyi evrensel çözücüye dönüştürebilen hayali madde

alkalen : ara. * alkaline (el (ön ek) + kiliy, kaliy (kızartma; yanmış kül; tuz otu külleri, bitki külü) (kala (yağda kızartmak) ) + in (gibi, ile ilgili) * suda çözünen baz gibi olan

alkalen fosfataz : ara., gre., lat. * alkaline (el (ön ek) + kiliy, kaliy (kızartma; yanmış kül; tuz otu külleri, bitki külü) (kala (yağda kızartmak) ) (ara.) + phosphatase (phosphoros (ışık getiren) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) (gre.) + atum, ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek) + ase (enzim belirtme eki) ) (lat.) * kemiklerin yenilenmesi ve büyümesinde işlev gören bir enzim (ALP)

alkali : ara. * el (ön ek, artikel) + kiliy, kaliy (kızartma; yanmış kül; tuz otu külleri, bitki külü) * suda çözünen baz

alkalifil : ara., gre. * alkali (el (ön ek) + kiliy, kaliy (kızartma; yanmış kül; tuz otu külleri, bitki külü) ) (ara.) + philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) (gre.) * yüksek pH değerine sahip alkali ortamlarda (alkali ( pH yaklaşık 8,5-11) ortamlarda) hayatta kalabilen ve pH 10 civarında en iyi şekilde büyüyen ekstremofil mikroorganizmalar sınıfı

alkalifilik : ara., gre. * alkali (el (ön ek) + kiliy, kaliy (kızartma; yanmış kül; tuz otu külleri, bitki külü) ) (ara.) + philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) * yüksek pH'lı bazik ortamlarda yaşamaya, gelişmeye veya metabolik etkinliğini sürdürmeye uyum sağlamış veya bu koşulları tercih eden; özellikle alkali göller, soda gölleri, bazik topraklar ve benzeri ortamlarda çoğalabilen mikroorganizmalar ile bu özelliği gösteren

alkalik : ara., gre. * el (ön ek, artikel) + kiliy, kaliy (kızartma; yanmış kül; tuz otu külleri, bitki külü) (ara.) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * içinde alkali bulunan veya alkali ile ilgili

alkalimetre : ara., gre. * el (ön ek, artikel) + kiliy, kaliy (kızartma; yanmış kül; tuz otu külleri, bitki külü) (ara.) + metron, metros (ölçü) (gre.) * asit miktarının hacimsel (volümetrik) ölçümünü yapan cihaz, alkaliölçer

alkalimetri : ara., gre. * el (ön ek, artikel) + kiliy ( (kızartma; yanmış kül; tuz otu külleri) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * bir çeşit nötralizasyon titrasyonu olan, standart baz çözeltisi yardımıyla asit miktarının hacimsel (volümetrik) ölçümü

alkalin : ara., lat. * el (ön ek, artikel) + kiliy, kaliy (kızartma; yanmış kül; tuz otu külleri, bitki külü) (kala (yağda kızartmak) ) (ara.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * suda çözünebilen ve bazik özellik gösteren madde; kimyada alkalilere özgü özellikte olan

alkalinite : ara., lat. * el (ön ek, artikel) + kiliy, kaliy (kızartma; yanmış kül; tuz otu külleri, bitki külü) (kala (yağda kızartmak) ) (ara.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * bir çözeltinin, suyun veya başka bir ortamın asitleri nötralize etme kapasitesini, başlıca bikarbonat, karbonat ve hidroksit iyonlarının varlığına bağlı olarak gösterdiği bazlık derecesini ifade eden kimyasal özellik, alkalilik

alkalizasyon : ara., lat. * el (ön ek, artikel) + kiliy, kaliy (kızartma; yanmış kül; tuz otu külleri, bitki külü) (kala (yağda kızartmak) ) (ara.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) + izare (dönüştürmek, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) (lat.) * bir ortamın, çözeltinin, toprağın veya vücut sıvısının pH değerini yükselterek daha bazik (alkali) duruma getirilmesi veya bu süreç sonucunda alkalilik derecesinin artması; vücut sıvılarının (özellikle kan veya idrarın) pH değerini yükselterek daha bazik hale getirme işlemi

alkalofit : ara., lat. * el (ön ek, artikel) + kiliy, kaliy (kızartma; yanmış kül; tuz otu külleri, bitki külü) (kala (yağda kızartmak) ) (ara.) + phyton, phytos (bitki, büyüyen şey) (phyo, phyein (doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek, gelişmek, şişmek, kabarmak) + ton, tos (sıfat yapım eki) ) (gre.) * yüksek pH'lı alkali topraklarda doğal olarak yetişebilen, bu koşullara fizyolojik ve ekolojik bakımdan uyum sağlamış bitki, alkali toprak bitkisi

alkaloid : ara., lat., gre. * el (ön ek, artikel) + kiliy, kaliy (kızartma; yanmış kül; tuz otu külleri, bitki külü) (kala (yağda kızartmak) ) (ara.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) * yapısında en az bir azot atomu bulunan, doğal olarak meydana gelen ve bazik özellikte olan organik kimyasal bileşik

alkaloz : ara., gre. * el (ön ek, artikel) + kiliy, kaliy (kızartma; yanmış kül; tuz otu külleri, bitki külü) (kala (yağda kızartmak) ) (ara.) + in (gibi, ile ilgili) (lat.) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * kanda ve vücut sıvılarında aşırı miktarda baz veya alkali olması durumunda ortaya çıkan, vücudun pH değerini artırma eğilimi olan herhangi bir hastalık

alkalölçer : ara., tür. * el (ön ek, artikel) + kiliy, kaliy (kızartma; yanmış kül; tuz otu külleri, bitki külü) (ara.) + ölç (sayısal değerini tespit etmek, ölçmek) + er (yapan, eden, araç, alet) (tür.) * asit miktarının hacimsel (volümetrik) ölçümünü yapan cihaz, alkalimetre

alkan : ara., alm. * Alkan (alkyl (tek değerlikli radikal dizi cinsinden olan) (el (ön ek) + kiliy, kaliy (kızartma; yanmış kül; tuz otu külleri, bitki külü) (kala (yağda kızartmak) ) (ara.) + ane (gibi, olarak) ) (alm.) * sadece karbon ve hidrojen elementlerinin bulunduğu ve bu elementlerin birbirleriyle tekli bağ yaptığı doymuş alifatik hidrokarbonlar

alkan : tür. * al (kırmızı) + kan (damarlardaki, alyuvar, akyuvar ve plazmadan oluşan, oksijen ve besin taşıyan kırmızı renkli hayat sıvısı; soy, nesil, kök, köken) * erkek ismi

alkarısı : tür. * al (kırmızı; elde etmek, ele geçirmek, edinmek) + karı (kadın) + sı (iyelik eki) * Türk, Anadolu ve Altay mitolojisinde lohusa dönemindeki kadınlara ve atlara musallat olduğuna ve Albastı’ya neden olduğuna inanılan dişi yaratık, cin, peri, Albastı, Albıs

alkarna : ara., ita. * el (ön ek, artikel) (ara.) + karn (soy, nesil, jenerasyon; boynuz) (ara.), karna (sivrilmek, boynuzlaşmak) (ara., ita.); horn, corne, Horn (boynuz) (ing., fra., alm.) * kabuklu deniz hayvanlarını avlamakta kullanılan keskin uçlu tarama demiri

alken : ara., alm. * alkyl (tek değerlikli radikal dizi cinsinden olan) (el (ön ek) + kiliy, kaliy (kızartma; yanmış kül; tuz otu külleri, bitki külü) (kala (yağda kızartmak) ) (ara.) + ane (kimyasal madde eki) (alm.) * çift bağ içeren doymamış hidrokarbonlar, alifatik hidrokarbon

alkım : tür. * alka (kutsamak, övmek) + ım (isim yapım eki) * Güneş ışınlarının yağmur damlacıklarında kırılarak yansımasıyla gökyüzünde oluşan ve yedi renkten oluşan yay şeklindeki görüntü, gökkuşağı

alkış : tür. * alka (kutsamak, övmek) + ış (isim yapım eki) * elleri birbirine vurarak yapılan tezahürat

alkid : ara., alm., lat. * alkohol (alkol) (el (ön ek) + kuhl (koyu mavi, siyah, kara; kömür) ) (ara.) + iyl (kimyasal radikal veya türev eki) (alm.) + acidum (ekşi, asit) (lat.) * çok değerli alkoller ile çok bazlı asitlerin veya bunların anhidritlerinin tepkimesiyle elde edilen, boya, vernik, mürekkep ve kaplama malzemelerinde bağlayıcı olarak kullanılan sentetik polyester reçine

alkil : ara., alm. * alkohol (alkol) (el (ön ek) + kuhl (koyu mavi, siyah, kara; kömür) ) (ara.) + iyl (kimyasal radikal veya türev eki) (alm.) * bir alkan molekülünden bir hidrojen atomunun koparılmasıyla türeyen (CnH2n+1)

alkin : ara., alm. * alkyl (tek değerlikli radikal dizi cinsinden olan) (ara.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (alm.) * üçlü bağ içeren doymamış hidrokarbonlar

alklometazon : lat. * alkyl (alkil) +‎ khloros (klor Cl) + metha (metil türevi belirteci) + sone (kortikosteroid belirten son ek) * anti-inflamatuar, antipruritik ve vazokonstriktif özelliklere sahip, topikal dermatolojik kullanım için sentetik bir kortikosteroid (C22H29ClO5)

alkol : ara. * el kuhl (el (ön ek) + kuhl (koyu mavi, siyah, kara; kömür) ) * şekerlerin doğal fermantasyonu ile üretilen renksiz, uçucu, yanıcı bir sıvı (CnH2n+1OH) (örneğin etilalkol (C2H5OH)

alkolik : ara., gre. * el kuhl (el (ön ek) + kuhl (koyu mavi, siyah, kara; kömür) ) (ara.) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * alkol bağımlısı

alkolizm : ara., gre. * el kuhl (el (ön ek) + kuhl (koyu mavi, siyah, kara; kömür) ) (ara.) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * alkol bağımlılığı

alkoloz : ara., gre. * el kuhl (el (ön ek) + kuhl (koyu mavi, siyah, kara; kömür) ) (ara.) + osis (durum, sorn, hastalık eki) (gre.) * sodyum metoksit veya lipazların varlığında bir triasilgliserol ile bir alkol arasındaki esterleşme reaksiyonu

alla breve : lat. * alla (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + brevis (kısa) * içinden dikey bir çizgi geçen zaman işareti sembolüyle gösterilen, kesme zamanı veya kesme ortak zamanı olarak da anılan eşdeğeri olan bir müzik ölçüsü

alla marcia : lat. * alla (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + marcia (Mars, savaş gibi; Marcus’un dişisi) * marş temposunda, marş gibi çalınan müzik türü

alla turca : lat. * alla (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + Turca (Türk) * Türk usülünde, Türk tarzında; Avrupalı müzisyenlerin mehter marşından esinlenerek geliştirdiği müzik türü

alla zingara : lat. * alla (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + zingara (kadın çingene; şarkıcı dansçı kadın) (zinga (şarkı söylemek, dans etmek) + ra (-ci) ) (lat.); sing (şarkı söylemek) (ing.), çengi (dansçı kadın) (far.) * 19. yüzyıl klasik ve romantik müzik repertuarında, çingene müziğinin ritmik ve melodik özelliklerini yansıtan çalma veya besteleme tarzı; çingene müziği gibi

allah : ara. * el (ön ek, artikel) + ilah (tapılan, kulluk edilen, yaratıcı) (ara.); El (Allah) (ibr.) * yaratıcı, tanrı; kainatın tek yaratıcısının Kur’an’daki ismi

allahu teala : ara. * Allah (el (ön ek) + ilah (tapılan, kulluk edilen, yaratıcı) ) + u (bağlaç) + teala (yüce, ulu, yüksek) * yüce Allah

allahualem : ara. * el (ön ek, artikel) + ilah (tanrı, tapılan, yönelinen, yüce varlık) + u (bağlaç) + alem (bilir) * Allah bilir

allak : ara. * ala (karışık renk, alacalı) + ak (sıfat yapım eki) * sözünde durmaz, aldatıcı, dönek; kendisine güvenilmemesi gereken, doğru olmayan, güvenilmez

allak bullak : tür. * ala (karıştırmak), alas (karma) + bula (bulamak bir maddenin her yanını, başka bir madde ile temas ettirerek o madde ile kaplamak), bulas (karışık); alaca (karışık) + bulaca (bulaşık) * altüst, darmadağın, karmakarışık

allam : ara. * alima (bilmek, öğrenmek, farkına varmak, idrak etmek) * bilen, en çok bilen

allamanda : lat. * Allamand (İsviçreli hekim ve botanikçi Frédéric-Louis Allamand) + ia (isim yapım eki) * parlak sarı çiçekleriyle bilinen, tropikal sarılıcı ve çalı formundaki bitkileri kapsayan bitki cinsi

allame : ara. * alima (bilmek, öğrenmek, farkına varmak, idrak etmek), allame (bilge, bilen, alim) + h (o) * derin bir alim, çok bilgili bir insan, geniş okuma ve bilgi birikimine sahip bir kişi veya büyük bir bilgin için kullanılan İslami bir fahri ünvan

allamul guyub : ara. * allam (bilen) + el (ön ek, artikel) + gayb (bilinmeyen, yokluk), guyub (gayblar, bilinmeyenler, yokluklar) * gaybları bilen, bilinmeyenleri bilen; Allah'ın isimlerinden

allantoin : gre. * allantoeides (sosis şeklinde) (allant, allas (sosis) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) ) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * lokal yaraların ve enfeksiyonların iyileşmesini desteklemek için kullanılan ürik asidin kristal oksidasyon ürünü (C4H6N4O3)

allargando : lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + largare (genişletmek) + entia (isim yapım eki) (lat.); ando (ita.) * bir parçanın sonuna doğru gerçekleşen, temponun yavaşlaması ancak şiddetinin hacimsel olarak artması, genişlemesi

allegretto : lat. * alacrem, alacer (canlı, neşeli) + etto (küçültme eki) * andanteden zamansal olarak daha hızlı ancak allegrodan daha yavaş çalınan

allegro : lat., ita. * alacrem, alacer (canlı, neşeli) (lat.); eilig (acil, aceleyle, hızlı, çabuk) (alm.) * canlı, neşeli, hareketli, hızlı, oynak

allel : gre. * allel, allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) * bir genin kromozom üzerinde bulunduğu yerdeki (gen lokusu) farklı varyasyonlarından her biri

allelizasyon : gre., lat. * allel, allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) (gre.) + izare (dönüştürmek, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) (lat.) * bir genin aynı lokusta bulunan farklı biçimlerinin (alellerinin) oluşması, belirlenmesi, kazandırılması veya bir genetik özelliğin aleller üzerinden değerlendirilmesi süreci; genetikte alel oluşumu veya alelle ilişkilendirme işlemi

allelopati : gre. * allel, allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı), allelon (birbirine, karşılıklı) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir organizmanın, diğer organizmaların çimlenmesini, büyümesini, hayatta kalmasını, üremesini engellemek için kimyasal üretmesi fenomeni

allem kallem : ara. * allame, alleme (bildirdi) + kallame, kalleme (konuştu) * "allem etti kallem etti başardı" (her yolu denedi ve başardı.)

allemande : alm., fra. * alle (tüm, bütün) + mand, mande (insanlar, kişiler) (alm.); Allemande (fra.) * dört zamanlı, iki bölümlü, eksik ölçü ile başlayan eski bir Alman dansı

alley oop : fra. * allez (gidin, haydi) + hop (haydi, hop, zıpla, hareket et anlamında ünlem) * basketbolda bir oyuncunun diğer bir oyuncu tarafından kendisine atılan pası havada yakalayıp smaç atması ve sayı yapması

allı pullu : tür., far. * al (kırmızı; renk, boya) + lı (sahibi, ile, birlikte) + pul (en küçük bakır para birimi) (far.) + lu (sahibi, ile, birlikte) * oldukça renkli ve dikkat çeken

allık : tür. * al (kırmızı; renk, boya) + lık (isim yapım ve durum eki) * kırmızılık; cilde kırmızımsı renk vermek için cilde sürülen kozmetik pudra

alliaceae : lat. * allium (sarımsak, soğan) + aceae (-giller, botanik familya eki) * keskin kokulu ve soğanlı otsu bitkileri kapsayan, en bilinen üyeleri soğan (Allium cepa), sarımsak (Allium sativum), pırasa (Allium ampeloprasum var. porrum) ve frenk soğanı (Allium schoenoprasum), arpacık soğanı (Allium cepa var. aggregatum / Allium cepa var. ascalonicum) olan tek çenekli soğangiller familyası

alligator mississippiensis : lat., isp. * el (ön ek, artikel) + lacerta, lacertus (kertenkele) (lat.); lagarto (isp.) + Mississippi (büyük nehir; Kuzey Amerika'daki Mississippi Nehri) (misi (büyük) + ziibi (nehir) ) (oji.) + ensis (ile ilgili, -a ait) * Kuzey Amerika'nın güneydoğusunda, özellikle Mississippi Havzası ile çevresindeki tatlı su bataklıkları, göller, akarsular ve sulak alanlarda yaşayan, geniş ve yuvarlak burunlu, iri yapılı timsahımsı sürüngen türü, Amerikan timsahı, Amerika alligatörü

alligatoridae : lat., isp. * el (ön ek, artikel) + lacerta, lacertus (kertenkele) (lat.); lagarto (isp.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * Kuzey ve Güney Amerika ile Çin'de yaşayan, geniş ve yuvarlak burunlu, tatlı su ortamlarına uyum sağlamış timsahımsı sürüngenleri kapsayan, en bilinen üyeleri Amerikan timsahı (Alligator mississippiensis) ve Çin timsahı (Alligator sinensis) olan timsahlar takımına (Crocodilia) ait bir sürüngen familyası, timsahgiller, aligatörgiller

allium : lat. * allium (sarımsak, soğan) * soğan, sarımsak ve pırasayı kapsayan, keskin kokulu ve soğanlı bitkilerden oluşan bitki cinsi

alliy : ara. * alla (uzak durmak, kaçınmak, yönelmemek) + iy (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * uzak duran, sakınan, kaçınan

alloces : gre. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + ces (son ek) * Hz. Süleyman’ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis’te maji ile ilgili olan ve 72 cini tanımlayan Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, aslan yüzlü ve kızıl gözlü bir şövalye şeklinde tasvir edilen, çağırana astronomi ile liberal bilimleri öğreten ve güçlü hamiler (tanıdık ruhlar) sağlayan, otuzaltı lejyonu yöneten ve cehennemin büyük dükü olan 52. sıradaki cin

allodini : gre. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + odyne (ağrı) + eia (isim yapım ve durum eki) * normalde ağrı oluşturmayan bir uyarının ağrı olarak hissedilmesi/algılanması, ağrı duyusu bozukluğu

allogami : gre. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + gamein (evlenmek, eşleşmek, birleştirmek), gamia (evlilik, eşleşme, birleşme) (gamos (eş) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * melezleme, bitkilerde çapraz dölleme, bir çiçeğin yumurtasının başka bir çiçeğin poleni ile döllenmesi

allogenez : gre. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * bir yapı, doku, hücre veya canlının farklı kökenli veya başka bir genetik kaynaktan gelişmesi, oluşması veya meydana gelmesi; biyoloji ve tıpta farklı kökenli gelişim veya oluşum süreci

allogeni : gre. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * bir organizma türün başka bir organizma türünden köken alarak oluşması

allograft : gre. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + graphein, (yazmak, çizmek, işaretlemek), graphion (kalem, yazı aracı) * aynı türde fakat genetik olarak farklı iki kişi arasında yapılan hücre, doku veya organ transplantasyonu

allogreft : gre. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + graphein, (yazmak, çizmek, işaretlemek), graphion (kalem, yazı aracı) * aynı türde fakat genetik olarak farklı iki kişi arasında yapılan hücre, doku veya organ transplantasyonu

allojeni : gre. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + es (ile ilgili, -a ait) ) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * bir organizma türün başka bir organizma türünden köken alarak oluşması

allojenik : gre. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + es (ile ilgili, -a ait) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * aynı türün farklı bireylerinden alınmış

allomorf : gre. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + morphe (form, şekil, biçim) * aynı morfemin farklı biçimleri; bir biçimbirimin anlamının değişmeden ses veya yazılışının değiştiği versiyonu, altbiçimbirim, altbiçim, biçimbirimcik, biçimbirimsel değişke, değişken şekil, değişken şekillik veya eş biçimlik

allomyces : gre. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) * sucul ortamlarda yaşayan, kamçılı zoosporlar oluşturan, eşeyli ve eşeysiz üreme evreleri arasında belirgin döl almaşı gösteren, Blastocladiomycota şubesinde yer alan sucul mantar (kitrid) cinsi

alloparental : gre., lat. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) (gre.) + parens (ebeveyn) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * biyolojide, bir bireyin kendi yavrusu olmasa da başka bireylerin yavrularına bakım ve koruma sağlaması davranışı ile ilgili

allopati : gre. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * aynı türün üyelerinin rekabetinin diğer türlerin gelişmesini engellemesi

allopatrik : gre., lat. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) (gre.) + patris (baba; vatan, yut, ülke) (lat.) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.); icus (lat.) * türlerin veya popülasyonların coğrafi olarak ayrılarak farklılaşması süreciyle ilgili; aynı bölgede bulunmayan gruplar arasında evrimsel çeşitlenmeyle ilgili

alloplasti : gre. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir dokunun veya organın, başka bir kişiden alınan başka bir doku ya da organla değiştirilmesi veya yeniden şekillendirilmesi, yabancı doku kullanılarak yapılan değiştirme, yeniden şekillendirme veya plastik onarım işlemi

alloplectus : gre. * allos (başka) + plektos (bükülmüş, örülmüş) * çiçek yapıları alışılmadık biçimde kıvrımlı olan, gesneriagiller familyasına ait bitki cinsi

alloploid : gre. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + polus (çok, çokluk) + eidis, oides (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iki ayrı türden türeyen, iki veya daha fazla kromozom içeren melez birey

allopurinol : gre., lat. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) (gre.) + purine (purum (saf, temiz) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + olis (durum eki) (lat.) * kronik gutta kanda artmış seviyede bulunan ürik asit seviyesini azaltmak için kullanılan bir ilacın etken maddesi (C5H4N4O)

allosentrik : gre. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + kentrikos (merkezcil) (kentron (merkez, orta nokta, keskin nokta, diken, mahmuz, iğne, iğne ucu, sivri uç, iğne, dürtme) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * dış merkezil, dış merkezli; benmerkezci (egosentrik) olmayan, dikkatini ve ilgisini kendinden ziyade başkalarına, dış dünyaya veya farklı ortamlara odaklayan (kişi); algı, düşünce, yönelim veya değerlendirmeyi kişinin kendi konumu yerine başka kişi, nesne veya dış çevreyi referans alarak düzenleyen; başkalarının gereksinim ve bakış açısını merkeze alan, uzamsal bilişte ise konum ve yön ilişkilerini gözlemciden bağımsız dış referans noktalarına göre belirleyen

alostaz : gre. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + stasis (durma, ayakta durma, sabit durma, durgunluk, doğru durma, kaim olma) * organizmanın iç dengesini çevresel ve fizyolojik değişikliklere uyum sağlayarak koruması, değişen koşullara göre denge durumunu yeniden düzenlemesi

allosteri : gre., lat. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + stereos (yer, yapı; katı, sağlam, sert, üç boyutlu, hacimli) * bir molekülün bir bölgesine bağlanan maddenin, molekülün başka bir bölgesindeki yapısını veya etkinliğini değiştirmesi durumu; biyokimyada bir enzimin, aktif bölgesinden farklı bir bölgede bağlanan molekül sayesinde fonksiyonunun veya aktivitesinin değişmesi olayı

allosterik : gre., lat. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + stereos (yer, yapı; katı, sağlam, sert, üç boyutlu, hacimli) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir molekülün bir bölgesine bağlanarak başka bir bölgesinin yapısını veya etkinliğini değiştiren, özellikle bir enzimin etkinliğini aktif bölgesinden farklı bir bölgeye bağlanarak düzenleyen

allotransplantasyon : gre., lat. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) (gre.) + trans (geçiş, geçme, ötesi, karşıdan karşıya, öteye) + plantare (ekmek, dikmek) + tio (isim yapım eki) * aynı türden genetik olarak özdeş olmayan bir donörden bir alıcıya hücre, doku veya organ transplantasyonu

allotrop : gre. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) * aynı elementin uzayda farklı şekilde dizilerek farklı geometrik şekillerdeki kristalleri (örneğin O (oksijen)’nun allotropları O2 (dioksijen), O3 (ozon) ); kimyasal elementlerin aynı fiziksel durumda, iki veya daha fazla farklı formda bulunması

allotropi : gre. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * allotrop niteliğe sahip olma, allotrop özellik bulunma durumu

allotropik : gre. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) eia (isim yapım, yer ve durum eki) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * allotrop özelliği olan

alma ata : tür. * alma (elma) + ata (baba, öncel, dede, geçmişteki soy büyükleri, soy, nesil) * Türk ve Orta Asya mitolojilerinde özellikle Kazak efsanelerinde adı geçen, yeryüzünde ilk elma ağacını diktiğine inanılan evliya

almaç : tür. * al (almak, elde etmek, edinmek, tutmak, kapmak, yakalamak) + ma (isim yapım eki) + aç (araç, alet ve isim yapım eki) * bir elektrik akımını alarak başka bir güce çeviren aygıt, reseptör

almak : tür. * al (almak, elde etmek, edinmek, tutmak, kapmak, yakalamak) + mak (fiil mastar eki) * elde etmek, edinmek, tutmak, kapmak, yakalamak

alman : alm. * allemann, allemand (tüm adamlar, herkes) (all, alle (her, tüm) + mann, mand (insan, adam) ) * Germen aşiretleri birliğinin ismi

almanak : ara. * el munah (el (ön ek) + munah (iklim) ) * yılın bayram, yıldönümü gibi belli günlerini, gökbilim, meteoroloji bilgilerini, bazı istatistikleri vb. veren kitap biçiminde takvim

almancı : alm., tür. * allemann (tüm adamlar, herkes; Germen aşiretleri birliğinin ismi) (alm.) + ci (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (tür.) * Almanya’da çalışan Türk işçisi

almanya : alm. * allemann (tüm adamlar, herkes) (all, alle (her, tüm) + mann, mand (insan, adam) (alm.) + ya (ile ilgili, yer) (tür.) * Kuzeyinde Kuzey Denizi, Danimarka ve Baltık Denizi, doğusunda Polonya ve Çekya, güneyinde Avusturya ve İsviçre, batısında Fransa, Lüksemburg, Belçika ve Hollanda bulunan ve Germenlerin yaşadığı ülke

almaş : tür. * al (almak, elde etmek, edinmek, tutmak, kapmak, yakalamak) + ma (isim yapım eki) + aş (işteşlik eki) * nöbet, münavebe, değişim

almaşık : tür. * almaş (nöbet, münavebe) (al (almak, elde etmek, edinmek, tutmak, kapmak, yakalamak) + ma (isim yapım eki) + aş (işteşlik eki) ) + ık (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * nöbetleşe, münavebeli, dönüşümlü, değişimli, alternatif, alterne

almila : oğu., tür. * al (kırmızı, parlak, canlı renkli) + mila (meyve, elma) * cesur ve savaşçı kız (Göktürkler); kızıl elma, kırmızı elma; elma gibi kırmızı yanaklı güzel

almitrin : lat. * al (kimyasal adlandırmada kullanılan ön ek) (lat.) + mittere (göndermek, uyarmak, harekete geçirmek) (lat.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * periferik kemoreseptörleri uyararak solunum merkezinin aktivitesini artıran ve özellikle kronik solunum yetmezliğinde oksijenlenmeyi iyileştirmek amacıyla kullanılan solunum stimülanı bir ilacın etken maddesi (C26H24F6N4O4)

almondia : lat. * amygdala (badem) (gre.), almond (badem) (lat.) + ia (isim yapım eki) (lat.) * bademi andıran tohum veya meyve yapısına sahip bitkiler için kullanılan sınırlı bir bitki cinsi

almus : gre. * almış, almus (İdil Bulgar Türklerinin hükümdarları olan Almış Han'dan) * Tokat’ın bir ilçesi

alnaç : tür. * alın (ön taraf, ön) + aç (ile ilgili, gibi, -a ait) * ön, cephe, ön yüz, ön taraf

alnus : lat. * alnus (kızılağaç) * nehir kenarları ve sulak alanlarda yetişen, hızlı büyüyen kızılağaçları kapsayan bitki cinsi

alo : gre. * hello (helios (güneş) ) *gre.); hello, Hallo, Hola (ing., alm., isp.), hell, Hölle (ateş, cehennem) (ing., alm.)

aloe : gre. * aloe (acı özsulu bitki) * etli yapraklarında tıbbi jel bulunan, kurak iklimlere uyumlu sukulent (sulu, suyu olan) bitkileri kapsayan bitki cinsi

aloeodendron : lat. * aloe (gre. aloe, acı özsulu bitki) + dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu bitki) * aloe benzeri özellikler gösteren, ağaç formunda gelişen sukulent bitkileri kapsayan bitki cinsi

alofi : lat. * eligius (seçilmiş) * Büyük Okyanus'ta yer alan Niue ülkesinin başkenti

alogami : gre. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + gamia (evlilik, eşleşme, birleşme) (gamos (eş) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * erkek organlardaki çiçek tozunun, rüzgar veya böcekler aracılığıyla çiçeklerin tepeciğine konması olayı, döllenme, tozlaşma

aloji : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * daha az konuşmaya, daha az kelime söylemeye veya yalnızca başkalarına yanıt olarak konuşmaya neden olan bir sendrom

alokasyon : lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + locatio (yer, konum, mevki) (locare (yer edinmek, yerleşmek) + tio, tionem (isim yapım eki) ) * para, zaman, iş gücü, malzeme veya diğer kaynakların belirli amaçlar, kişiler, birimler veya faaliyetler arasında planlı biçimde dağıtılması, tahsis edilmesi veya paylaştırılması işlemi, tahsisat

alopecia : gre. * alopexia (tilki hastalığı, tilkide görülen tüy dökülmesi, tilki uyuzu) (alopex (tilki) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.), alopecia (lat.) * tilki hastalığı, tilkide görülen tüy dökülmesi; saçlı deride veya vücut kıllarında kısmi veya tam dökülme ile karakterize olan, genetik, otoimmün, hormonal veya çevresel nedenlere bağlı olarak gelişebilen saç kaybı durum, saçkıran

alopecurus : gre. * alopex (tilki) + oura, ouros (kuyruk) (gre.), urus (kuyruk) (lat.) * tilki kuyruğunu andıran başak yapısına sahip, buğdaygiller familyasına ait çayır otlarını kapsayan bitki cinsi

alopesi : gre. * alopexia (tilki hastalığı, tilkide görülen tüy dökülmesi, tilki uyuzu) (alopex (tilki) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.), alopecia (lat.) * tilki hastalığı, tilkide görülen tüy dökülmesi; saçlı deride veya vücut kıllarında kısmi veya tam dökülme ile karakterize olan, genetik, otoimmün, hormonal veya çevresel nedenlere bağlı olarak gelişebilen saç kaybı durum, saçkıran

alopesi areata : gre., lat. * alopexia (tilki hastalığı, tilkide görülen tüy dökülmesi, tilki uyuzu) (alopex (tilki) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.), alopecia (lat.) + areata (alan, saha) (lat.) * saçlı deride veya vücudun kıllı bölgelerinde bağışıklık sisteminin kıl köklerine saldırması sonucu ortaya çıkan, genellikle yuvarlak/odaksal alanlar halinde saç kaybı ile seyreden otoimmün kökenli dermatolojik hastalık, saçkıran veya kılkıran hastalığı

alopias : gre. * alopex (tilki) + ias (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * boyu 3 - 4 metreye varan, atlantik okyanusunda yaşayan bir köpekbalığı türü

alopiidae : gre., lat. * alopex (tilki) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * uzun ve kamçı biçimindeki kuyruk yüzgecinin üst lobunu avını sersemletmek için kullanan, açık denizlerde yaşayan, iri yapılı köpekbalıklarını kapsayan, en bilinen üyeleri tilki köpekbalıkları (Alopias species) olan Lamniformes (uskumrumsu köpekbalıkları) takımına ait bir köpekbalığı familyası, sapan balığıgiller, tilki köpekbalığıgiller

alosetron : gre. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) +‎ setron (serotonin reseptörü 5-HT3 antagonisti) * şiddetli ishal baskın irritabl bağırsak sendromunu (IBS-D) tedavi eden bir 5-HT3 reseptör antagonisti

alouatta : tup. * arawata, alouatta (uluyan maymun) * Orta ve Güney Amerika'nın ormanlarında yaşayan, yüksek sesli ulumalarıyla tanınan, kavrayıcı kuyruklu, ağaç yaşamına uyum sağlamış Yeni Dünya maymunlarını kapsayan uluyan maymun cinsi

alouattinae : tup., lat. * arawata, alouatta (uluyan maymun) (tup.) + inae (zoolojik alt familya eki) (lat.) * Orta ve Güney Amerika'nın tropikal ormanlarında yaşayan, güçlü sesleri kilometrelerce uzaktan duyulabilen ulumaları, kavrayıcı kuyrukları ve ağaç yaşamına uyum sağlamış yapılarıyla tanınan, Alouatta cinsini kapsayan Yeni Dünya maymunları alt familyası

alp : tür. * alp (cesur, yiğit), alpmak (al (almak, tutmak, yakalamak, edinmek, elde etmek, zaptetmek, fethetmek, alt etmek, yenmek) + lp (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (saygı göstermek, yüceltmek) (tür.); alpinisme (dağcılık) (fra.), Alps, Alpes, Alpen (Alp dağları) (ing., fra., alm.) * saygı duyulan, hürmet edilen, yüceltilen, ulu, yüksek, muteber, aziz, azametli addedilen; cesur, yiğit, kahraman; dağ; erkek ismi; eski Türk destanlarında yiğitliği, kahramanlığı, cesareti ve pehlivanlığıyla öne çıkan ideal erkek tipi

alp er tunga : tür. * alp, ilb (cesur, yiğit, kahraman, bahadır) + er (olgunlaşmak, yetişmek, olmak; erkek, adam) + tunga (kaplan, leopar) (tun (baş, kafa, ilk, önde olan) + ga (ile ilgili, gibi, -a ait) ) * cesur erkek reis, cesur erkek kaplan; Orhu yazıtlarında yer alan efsanevi Türk hakanı

alpaka : ink. * al (ön ek) + pako (kızıl, kahverengi) * Güney Amerika'ya özgü bir memeli hayvan

alpaks : rum. * alpacz (Rumen kimyager Aladar Pacz'ın soyadından) * alüminyuma %13 oranında sodyumla arıtılmış silisyum katılarak elde edilmiş, kolay işlenebilen bir alaşım

alpaslan : tür. * alp, ilb (cesur, yiğit, kahraman, bahadır; yüksek, yüce, ulu) + aslan (kedigillerden yırtıcı ve etobur memeli hayvan) * çok cesur kişi; erkek ismi

alpelisib : ing. * alp (alpha) + el (bağlaç) + isib (inhibitör eki) * belirli meme kanseri türlerini tedavi etmek için kullanılan bir ilacın etkin maddesi (C19H22F3N5O2S)

alper : tür. * alp, ilb (cesur, yiğit, kahraman, bahadır; yüksek, yüce, ulu) + er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker; olgunlaşmak, yetişmek) * yiğit, kahraman, bahadır, mert, cesur erkek

alperen : tür. * alp, ilb (cesur, yiğit, kahraman, bahadır; yüksek, yüce, ulu) + eren (ermiş, Allah’a adanmış) (er (asker, emir altındaki) + en (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * çatışmalara doğrudan katılma hakkına sahip olan ve silahlı çatışmaya katılması nedeniyle karşı taraf tarafından kasıtlı olarak hedef alınabilen kişinin yasal statüsü; yüce asker

alpinia : lat. * Alpini (İtalyan hekim ve botanikçi Prospero Alpini) + ia (isim yapım eki) * aromatik rizomlara sahip, zencefilgiller familyasına ait tropikal bitkileri kapsayan bitki cinsi

alpinist : tür., lat. * alp (yüce, ulu, yüksek) (tür.) + in (gibi, ile ilgili) + ist (-cı, destekçi, yandaş, yapan, eden eki) (lat.) * dağcı

alpinizm : tür., lat. * alp (yüce, ulu, yüksek) (tür.) + in (gibi, ile ilgili) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (lat.) * dağcılık, yükseğe çıkmacılık

alpinum : lat. * alp (Alp dağları ile ilgili) + inum (son ek) * baklagiller (Fabaceae, Leguminosae) familyasından, Kuzey yarımkürede yetişen ve kazık kökleri yenebilen bir bitki

alport sendromu : ing., gre , tür. * alport (İngiliz doktor Dr. Arthur Cecil Alport'un soyadından) (ing.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * kolajen genlerdeki mutasyonlardan kaynaklanan, böbreklerdeki kan damarlarına zarar veren, işitme kaybıyla karakterize olan bir hastalık

alprazolam : ing., gre. * alp (alpha) + raz (benzodiazepin türevlerinde halkasal yapıdaki “triazolo” kısmı) + lam (benzodiazepin ailesine özgü son ek) * kaygı-endişe giderici olarak ve panik bozukluklarında kullanılan benzodiazepin türevi (Diazem, Rohypnol, Xanax, Valium markalı ilaçların etkin maddesi) (C17H13ClN4)

alprostadil : gre., lat., ing. * alpha-cyclodextrin (alpha (alfa) + kuklos, kyklos (daire, devir, çember, döngü, dönem, tekerlek, dairesel hareket, siklus) (gre.); cyclus (lat.) + dextro (sağ, sağdaki) + in (gibi, ile ilgili) (lat.) + prostaglandin (prostates (önde duran, öne çıkan) (gre.) + gland (beze, bez) + in (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) +‎ dil (dilate (genişletmek) (ing.) ) * konjenital kalp kusuru olan bebeklerde, ameliyat yapılıncaya kadar duktus arteriyozusun açılması için bir damar içine yavaş enjeksiyonla verilen prostaglandin (C20H34O5)

alpu : tür. * alpu (öküz, Tibet sığırı, Yak Öküzü) * Eskişehir'in bir ilçesi (Selçuklu uç beylerinden Bozhan’ın, ismi Bozan olan kasabada bir han yaptırmasına ve altı haneyi buraya yerleştirmesinden kaynaklanmakta olup, zamanla Altı, Altu ve Alpu olarak telaffuz değişimine uğramıştır.)

ALS : gre., lat. * amyotrophic lateral sclerosis (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + myo (kas, adale) + trephein (beslemek, gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophia (beslenme, gıdalanma, büyüme durumu) (trophos, trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + latus, later (yan, kenar) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + sklerein (sertleşmek) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) ) * motor sinir hücrelerinin ilerleyici biçimde bozulmasına yol açan, kas erimesi ve hareket kaybıyla seyreden nörodejeneratif ve nöromotor hastalık

ALSEP : ing. * Apollo Lunar Surface Experiments Package (Apollo Ay Yüzeyi Deneyleri Paketi) * Apollo görevleri sırasında Ay yüzeyine yerleştirilen, sismik etkinlik, ısı akışı, manyetik alan, Güneş rüzgârı ve diğer jeofiziksel özellikleri uzun süreli olarak ölçmek amacıyla tasarlanmış bilimsel deney ve ölçüm aygıtları bütünü, Apollo Ay Yüzeyi Deneyleri Paketi kısaltması

alseuosmia : gre. * alseuos (koruyla ilgili, kutsal orman ile ilgili) (alsos (koru, koruluk, kutsal orman) + uos (ile ilgili, -a ait) ) + osme (koku) + eia (isim yapım ve durum eki) * hoş kokulu çiçeklere sahip, Yeni Zelanda kökenli çalı formundaki bitkileri kapsayan bitki cinsi

alseuosmiaceae : gre. * alseuos (koruyla ilgili, kutsal orman ile ilgili) (alsos (koru, koruluk, kutsal orman) + uos (ile ilgili, -a ait) ) + osme (koku) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * Avustralya, Yeni Zelanda, Yeni Gine ve Yeni Kaledonya bölgelerine özgü, çalı veya küçük ağaç formundaki, çoğu hoş kokulu çiçekler taşıyan bitkileri kapsayan, en bilinen üyeleri Alseuosmia cinsi olan çiçekli bitkiler familyası

alstonia : lat. * Alston (İskoç botanikçi Charles Alston) + ia (isim yapım eki) * tropikal bölgelerde yetişen, sütlü özsuyu olan ağaçları kapsayan bitki cinsi

alstroemeria : isv., lat. * Alströmer (İsveçli botanikçi ve baron Clas Alströmer) (isv.) + ia (isim yapım eki) (lat.) * gösterişli ve uzun ömürlü çiçekleriyle bilinen süs bitkilerini kapsayan bitki cinsi

alstroemeriaceae : isv., lat. * Alströmer (İsveçli botanikçi ve baron Clas Alströmer) (isv.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * çoğunlukla Güney ve Orta Amerika'da yayılış gösteren, yumrulu veya rizomlu, çok yıllık otsu bitkileri kapsayan, gösterişli ve renkli çiçekleriyle tanınan, en bilinen üyeleri Peru zambağı / İnka zambağı (Alstroemeria türleri) olan çiçekli bitkiler familyası

alström sendromu : isv., gre. * alström (İsveçli psikiyatrist Carl-Henry Alström’ün soyadından) (ahl (kızılağaç) + ström (nehir, ırmak) ) (isv.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) * çocukluk çağı obezitesi ve çoklu organ disfonksiyonu ile karakterize, otozomal resesif geçişli bir genetik hastalık

alşimi : gre., ara. * el (ön ek, artikel) (ara.) + himya, khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein (karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.); kimya (maddenin yapısını, hallerini ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı; kara büyü, metalleri dönüştürme ilmi) (ara.); kemi (siyah) (mıs.) * elementlerden altın üretme ilmi; simya; kimya, metalurji, fizik, tıp, astroloji, semiotik, mistisizm, spiritüalizm ve sanatı bünyesinde barındıran ruhani felsefi disiplini

alşimist : gre. ara., ing. * el (ön ek, artikel) (ara.) + himya, khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein (karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.); kimya (maddenin yapısını, hallerini ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı; kara büyü, metalleri dönüştürme ilmi) (ara.) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) (lat.) * alşimi ile uğraşan kişi

alt : tür. * alta (elde etmek, yenmek, alt etmek, üste çıkmak) * altus (yüksek, yukarıda) (lat.); altitude (yükseklik, irtifa, altta kalan mesafe) (ing., fra.)

alt bilinç : tür. * alt (aşağı, düşük) + bilinç (bilme, farkındalık, şuur) (bil (tanımak, farkına varmak) + inç (isim yapım eki) ) * insan zihninde farkında olunan bilinç düzeyinin altında işleyen, bastırılmış düşünce ve dürtüleri barındıran zihinsel alan; bilinçaltı

alt limit : tür., lat. * alt (aşağı, düşük) (tür.) + limit (limes (sınır, kısıt), limitare (sınırlamak, kısıtlamak) ) (lat.) * terimleri gerçel sayılar olan alttan sınırlı bir dizi için o dizinin yakınsak olan bütün altdizilerinin limitlerinin en küçüğü; alttan sınırlı olmayan gerçel terimli bir dizi için eksi sonsuz

altan : tür. * alt (ışıldamak, parıldamak, değerli olmak) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer); altın (sarı renkli, değerli ağır metal) * ışıldayan, parıldayan, değerli olan

altar : lat. * altare (yüksek yer) (altus (yüksek, yukarıda olan; derin) + arium (yer, mekan, ortam, hazne, kap) ); altitudo (yükseklik, irtifa) * sunak, adak olarak üzerinde canlı kesilen yüksek masa

altay : tür. * alt (ışıldamak, parıldamak, değerli olmak) + ay (yer, konum, mekan, mevki, bölge) * ışıldayan, parıldayan yer, değerli olan yer

altçeken durgusu : tür. * alt (aşağı, düşük) + çeken (kendine doğru hareket ettiren) + durgu (durma hali, hareketsizlik, sükunet) + su (iyelik eki) * bir müzik cümlesinin bitim noktasını tanımlayan durgunun (kadans, dinlenme noktası) beş türünden (tam durgu, eksik durgu, kırık durgu, kaçınılan durgu, altçeken durgusu) biri

alteplaz : gre. * alteplase (alpha (alfa) +‎ teplase (doku tipi plazminojen aktivatörü) * ilk rekombinant doku palazminojen aktivatörü

alterasyon : lat. * alterare (takas etmek, arada değiştirmek) (alter (diğeri, öteki) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * değişim, değişiklik, dönüşüm, başkalaşma, müzikte bir notanın orijinal sesine göre yarım ton veya tam ton değişikliği

alternans : lat. * alternentia (değişim) (alterare (takas etmek, arada değiştirmek) (alter (diğeri, öteki) + are (fiil mastar eki) ) + entia (isim yapım eki) * değişim, dönüşümlülük, birbirini izleme durumu; kalp atışlarının kuvvetli ve zayıf olarak birbirini izlemesi

alternanthera : lat. * alternans (sırayla değişen) (lat.) + anthera (başçık) (gre.) * çiçek başçıkları dönüşümlü diziliş gösteren, amarantgiller familyasına ait bitki cinsi

alternat : lat. * alterare (takas etmek, arada değiştirmek), alternatus (takas edilmiş, değiştirilmiş) *

alternat yaprak : lat., tür. * alterare (takas etmek, arada değiştirmek), alternatus (takas edilmiş, değiştirilmiş) (lat.) + yaprak (bitkilerin dalları üzerinde yer alan, genellikle yeşil renkli, yassı ve ince solunum ve besin üretim organı) (yapırga (sallanmak, hışırdamak, titreşmek, rüzgarda titreşmek) + ak (isim yapım eki) ) (tür.) * botanikte her boğumda tek bir yaprağın çıktığı, yaprakların gövde üzerinde karşılıklı değil sırayla ve farklı yönlerde dizildiği yaprak dizilişi

alternatif : lat. * alterare (takas etmek, arada değiştirmek) (alternatus (takas edilmiş, değiştirilmiş) + ivus (sıfat yapan son ek) * ard arda olan, takaslanabilen, karşılıklı olarak birbirlerini sırayla takip eden

alternatif akım : lat., tür. * alterare (takas etmek, arada değiştirmek) (alternatus (takas edilmiş, değiştirilmiş) + ivus (sıfat yapan son ek) (lat.) + akım (ak (akmak) + ım (isim yapım eki) ) * zamana bağlı olarak, periyodik bir şekilde yönü ve şiddeti değişen akım

alternatör : lat. * alterare (takas etmek, arada değiştirmek) (alter (diğer, başka) + are (fiil mastar eki) ) na (ek) + tor (-cü, yapan, eden, araç, alet) * içten yanmalı motorların ürettiği mekanik enerjiyi elektrik enerjisine dönüştüren mekanizma

altes : ita., fra. * altus (yüksek, yukarıda) + ezza (ile ilgili olma) (ita.), altesse (fra.) * prens rütbesindeki kişilere hitap şekli

althaea : gre. * althaia (iyileştirici, şifalı) * yumuşatıcı ve tedavi edici özellikleriyle bilinen, ebegümecigiller familyasına ait bitki cinsi

altı : tür. * altı (5 ile 7 arasındaki sayı, 6) * 5 ile 7 arasındaki sayı, 6

altı okka : tür. * altı (5 ile 7 arasındaki sayı) + ukiya (1,282-1,2825 kg ağırlığa eşdeğer ağırlık birimi) * birini kollarından ve bacaklarından tutup yukarı kaldırarak sallamak veya götürmek

altı parmak : tür. * altı (5 ile 7 arasındaki sayı) + parmak (el ayasından kök alan beş adet eklemli kemik çıkıntısından her biri) (parm (uç, ince uzantı) + ak (isim yapım eki) ) * bir tür iri palamut balığı cinsi; ayrı renkte altı yolu olan kumaş

altıeylül : tür. * altı (5 ile 7 arasındaki sayı) + eylül (yılın dokuzuncu ayı) * Balıkesir’in bir ilçesi (Balıkesir’in kurtuluşu olan 6 Eylül 1922 tarihine atfen)

altıgen : tür. * altı (5 ile 7 arasındaki sayı) + gone, gonia (köşe, açı, dik açı, gönye; kenar, genişlemiş hat) * altı kenarlı, iki boyutlu geometrik şekil

altık : tür. * alt (aşağı, düşük) + ık (isim yapım eki) * felsefede bir önermenin alt önermesi (bazıları ölümlüdür önermesi herkes ölümlüdürün altığıdır.)

altın : tür. * alt (parlamak, ışıldamak, değerli olmak) + ın, un (isim yapım eki) (Latincesi, Grek kökenli “Aurum” (varlıkların bedenlerini çevreleyen ve enerji alanı oluşturan, gözle görülemeyen renkli hat) (aura (esinti, nefes, soluk, üfleme) ) * simgesi Au, atom sayısı 79, atom ağırlığı 196,967 olan, 1064 santigrat derecede ergiyen, parlak sarı renkli, kolay işlenebilen, paslanmayan, havadan sudan etkilenmeyen, ağır metal grubunda çok yüksek değerli bir element

altın oran : tür. * altın (sarı renkli değerli ağır metal) + oran (nispet, kesim, ölçme, ölçüm, tartma) (or (ölçmek, tartmak, karşılaştırmak; kesmek) + an (isim yapım eki) ) * a>b>0 sayıları için (a+b)/a = a/b eşitliğini sağlayan 1.6180339887..... sayısı; baştan ikinci sayı sonrasında her sayının kendisinden iki önceki sayı ile toplanması ilkesiyle oluşturulan Fibonacci serisindeki (1, 2, 3, 5, 8, 13, 21, 34, 55, 89 ....) ardışık iki sayıdan büyük olanın küçüğe bölünmesi sonucunda elde edilen yaklaşık 1,618'e eşit olan bir oran (seride 13. sayı olan 144 sayısından sonra altın oran sabitlenir.)

altınbaş : tür. * altın (sarı renkli değerli ağır metal) + baş (kafa, tepe, uç) * Trakya ve Ege Bölgesi’nde yetişen, genellikle yuvarlak biçimli, buruşuk ve kalın kabuklu bir kavun

altıncı : tür. * altı (5 ile 7 arasındaki sayı) + ncı (sıra sayı sıfatı eki) * bir dizide, baştan ilk beş elemandan sonra gelen eleman

altıncı duygu : tür. * altı (5 ile 7 arasındaki sayı) + ncı (sıra sayı sıfatı eki) + duygu (his) * telepati, durugörü, prekognisyon gibi beş duyunun ötesindeki paranormal duyu

altıncı his : tür. * altı (5 ile 7 arasındaki sayı) + ncı (sıra sayı sıfatı eki) + his (duygu) * telepati, durugörü, prekognisyon gibi beş duyunun ötesindeki paranormal duyu

altındağ : tür. * altın (sarı renkli değerli ağır metal) + dağ (yüksek arazi, tepe) * Ankara'nın bir ilçesi (ilçe, ismini, büyüyerek değer kazanmasından dolayı almıştır.)

altınekin : tür. * altın (sarı renkli değerli ağır metal) + ekin (toprağa ekilen tohumların ürünü; mahsul, tarımsal ürün) * Geçmişi Hitit, Roma ve Frigya uygarlıklarına dayanan ilçenin eski ismi Zıvarık (Suyu bol)’tır.

altınoluk : tür. * altın (sarı renkli değerli ağır metal) + oluk (su akış kanalı) (ol (akmak, akıtmak) + uk (isim yapım eki) ) * işlemeli kadın şalvarı; altın sırma ile dokunmuş veya işlenmiş bir tür kumaş; Edremit ilçesine bağlı bir mahalle

altınordu : tür. * altın (sarı renkli değerli ağır metal) + ordu (asker topluluğu) * Ordu’nun bir ilçesi (ismini, Batu Kağan tarafından kurulmuş olan Altın Ordu isimli Moğol kağanlığından almıştır.)

altınova : tür. * altın (sarı renkli değerli ağır metal) + ova (düz, geniş arazi, yayla, yazı, düzlük) * Yalova'nın bir ilçesi (ilçenin isminin Atatürk tarafından verildiği rivayet edilir.)

altınözü : tür. * altın (sarı renkli değerli ağır metal) + öz (esas, asıl, cevher) + ü (iyelik eki) * Hatay'ın bir ilçesi (bölgede altın madenleri olduğu için bu isim verilmiştir.)

altıntaş : tür. * altın (sarı renkli değerli ağır metal) + taş (sert mineral, kaya) * Kütahya'nın bir ilçesi (ilçenin antik ismi Grekçe bir kelime olan Xrisolithos (xrisos, khrisos (altın) + lithos (taş, kaya) )’tur.)

altıntop : tür. * altın (sarı renkli değerli ağır metal) + top (yuvarlak cisim, küre) * sedefotugillerin turunçgiller altfamilyasından, sıcak iklimlerde yetişen bir ağaç ve portakaldan daha iri, kanarya sarısı renkte, tadı acımsı buruk meyvesi

altınyayla : tür. * altın (sarı renkli değerli ağır metal) + yayla (yüksek, düz ve geniş alan, çayır veya otlak) * Sivas’ın bir ilçesi (eski ismi Grekçe Termilai (term (isim, terim, nam) + lai (halk) (halk ismi) ) olan Dirmil olarak telaffuz edilen Burdur’un bir ilçesi; eski ismi Tonus (Aksan, Vurgu) ) olan)

altıpatlar : tür. * altı (5 ile 7 arasındaki sayı) + pat (aniden ses çıkararak açılmak, yarılmak, patlamak) + lar (geniş zaman fiil eki) * altı tane fişek alan toplu tabanca

altışar : tür. * altı (5 ile 7 arasındaki sayı) + şar (üleştirme eki) * her biri için altı adet tahsis edilecek şekilde

altız : tür. * altı (5 ile 7 arasındaki sayı) + z (bir arada eki) * tek bir doğumda dünyaya gelen altı kardeş, yavru

altimetre : lat., gre. * altus (yüksek, yukarıda) (lat.) + mettos, metron (ölçü) * bir cismin, yerin veya noktanın deniz seviyesine ya da belirli bir referans düzlemine göre yüksekliğini ölçen araç, yükseklikölçer

altingiaceae : hol., lat. * alting (Hollandalı botanikçi Willem Arnold Alting’in soyadından) (hol.) + ia (isim yapım eki) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * çoğunlukla Doğu ve Güneydoğu Asya ile Kuzey Amerika'da yayılış gösteren, Saxifragales takımına ait, reçineli özsular içeren, yaprak döken veya herdemyeşil ağaçları kapsayan, en bilinen üyeleri sığla ağaçları (Liquidambar) olan sığlagiller familyası, günlükağacıgiller

alt-kahverengi : tür. * alt (aşağı, düşük) + kahverengi (kahve içeceğinin rengine benzeyen koyu tonlu renk ) (kahiye (iştahı kesilmek), kahve (iştah kesilmesi, iştah kesen; çekirdeğinden içecek yapılan bitki ve içeceğin ismi) (ara.) + renk (boya, görünüm) (far.) + i (iyelik eki) (tür.) ) * yıldızlar gibi gaz bulutunun çökmesiyle oluşan ancak Jüpiter'den çok daha küçük kütleli, döteryum yakma sınırının altındaki gezegen kütleli gök cismi, sub-brown dwarf (ing.

altlı üstlü : tür. * alt (aşağı, düşük) + lı (ile, birlikte, beraber, sahibi) + üst (üzeri, yukarı, tepe, bir şeyin üzerindeki bölüm) + lü (ile, birlikte, beraber, sahibi) * biri alt katta biri üst katta olmak üzere

altlık : tür. * alt (aşağı, düşük) + lık (isim yapım eki) * bir şeyin altına, herhangi bir amaçla konulan nesne; bir sütunun, bir dikilitaşın altına yerleştirilen veya yerden yüksekçe durması için bir yontunun altına konulan taşıyıcı bölüm (mimaride)

altmış : tür. * altı (5 ile 7 arasındaki sayı) + mış (onlar basamağı, onluk hanesi eki) * ellidokuzdan sonra gelen sayı; 6x10 işleminin sonucu

alto : lat., ita. * altus, alto (yüksek, yukarıda) (lat., ita.) * kadın ve çocuk seslerinin en pes olanı; portenin üçüncü çizgisine konan “do” anahtarı; keman ile viyolonsel arası büyük keman

altretamin : lat. * alter (başka, farklı, diğer) + ethyl (etil (C2H5- alkil grubu); iki karbonlu alkil grup) + amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) (ammonia (ammon, ammoniakos (gizli, örtülü, güvende, emin) + ine (gibi olan, ile ilgili, kimyasal madde eki) ) * DNA sentezini ve hücre bölünmesini bozarak antineoplastik etki gösteren, özellikle over kanseri tedavisinde kullanılan alkilleyici özellikte bir kemoterapi ilacının etken maddesi (C9H18N6)

altrisiyal : lat. * alter (diğer, başka, öteki, öbür), altri (başkasına ait, başka, farklı) + ialis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * zoolojide, doğduğunda bakıma ve beslenmeye tamamen bağımlı, tüysüz ve gözleri kapalı yavru

altruizm : lat. * alter (diğer, başka, öteki, öbür) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * diğerkamlık, karşılık beklemeden başkaları için iyilik yapmak ve fedakarlıkta bulunmak

altun : tür. * alt (parlamak, ışıldamak, değerli olmak) + ın, un (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ziynet eşyası olarak değerlendirilen kıymetli maden, altın; üstün nitelikli ve değerli kimse

altunhisar : tür., ara. * altun (sarı renkli, değerli ağır metal) (tür.) + hisar (etrafı çevrili yer, müstahkem yer, sur, korugan) (ara.) * Niğde’nin bir ilçesi

altuni : tür. * altun (sarı renkli, değerli ağır metal) (alt (parlamak, ışıldamak, değerli olmak) + ın, un (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * altın renginde olan

ALU : ing. * arithmetic (number operations) + logic (boolean reasoning) + unit (functional block) * bilgisayar işlemcisinin (CPU) toplama, çıkarma ve mantıksal karşılaştırmalar gibi temel hesaplamaları gerçekleştiren çekirdek bileşeni

alucra : ara. * el ucra (uzak yer, ücra yer) (el (ön ek) + ucra (uzak) ) * Giresun’un bir ilçesi; Aluç ağacının çok olmasından

alumni : lat. * alere (beslemek, bakmak, büyütmek) + umni (oğul) * mezun erkek öğrenciler; üvey oğullar, sütoğlanlar, sütoğullar, evlatlıklar

alüfte : far. * alüften (aklı bozulmak, deli gibi olmak, kimseye aldırış etmemek) * alışık, alışmış, alışkın, aşk yüzünden şaşırmış, kendinden geçmiş, düşkün kadın, oynak, cilveli (kadın), düşkün, müptela, arsız, iffetsiz, oynak, namussuz kadın, fahişe

alümin : lat. * alum, alumn, alumen (şap, sıkılaştırıcı tuz, acı madde) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * suda çözünmeyen, 2050 santigrat derecede ergiyen, beyaz bir toz olan alüminyum oksid (Al2O2)

alümina : lat. * alum, alumn, alumen (şap, sıkılaştırıcı tuz, acı madde) + ina (kimyasal madde eki) * suda çözünmeyen, 2050 santigrat derecede ergiyen, beyaz bir toz olan alüminyum oksid (Al2O2)

alüminyum : lat. * aluminium (alum, alumn, alumen (şap, sıkılaştırıcı tuz, acı madde) + ium (element son eki) ) * simgesi Al, atom sayısı 13, atom ağırlığı 26,981 olan, 660 santigrat derecede ergiyen, ak ve gümüş parlaklığında, akla gelebilecek her alanda, özellikle de mutfak eşyası yapımında kullanılan, gümüş renkte, sünek bir metal cinsi olan hafif bir element

alüminyum fosfat : lat., gre. * alumen (acı tuz, şap; alüminyum tuzlarına verilen eski ad) (lat.) + phosphate (gübre olarak kullanılan, fosforik asidin tuzu veya esteri, fosfat) (phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren, ışık veren) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek) + os (isim yapım eki) ) + ate (asidin tuzu veya esterini belirten ek) ) (gre.) + atum, ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek) (lat.) * mide asidini bağlayarak antasit etki gösteren ve gastrointestinal sistemde asit fazlalığını azaltmak amacıyla kullanılan inorganik fosfat tuzu yapısında bir ilacın etken maddesi (AlPO4)

alüminyum fosfit : lat., gre. * aluminium (alum, alumn, alumen (şap, sıkılaştırıcı tuz, acı madde) + ium (element son eki) ) (lat.) + phosphite (phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) ) + ite (element, kayaç ve mineral eki) (gre.) * depolanmış tahıllarda böcek ve kemirgenleri öldürmek için kullanıldığında fosfin (PH₃) gazı açığa çıkaran güçlü bir fumigant pestisit; yüksek toksisiteli kimyasal madde (AIP)

alüminyum hidroksit : lat., gre. * alumen (acı tuz, şap; alüminyum tuzlarına verilen eski ad) (lat.) + hydro (su) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + eidos, ide (eidos (şekil, biçim, görünüş, benzerlik eki) (gre.) * mide asidini nötralize ederek antasit etki gösteren ve ayrıca fosfat bağlayıcı özelliği sayesinde hiperfosfatemi tedavisinde kullanılan inorganik bir ilacın etken maddesi (Al(OH)3)

alüvyal : lat. * alluvion (alluere (akıtmak, yıkamak, sürüklemek, su ile yıkamak, taşımak, suyla sürüklenmek) (ad (a- doğru; yönelim, yan, yakın) + luere (yıkamak, temizlemek) ) + on (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * nehir, sel veya su akıntıları tarafından taşınan ve biriktirilen kum, çakıl, silt veya kil gibi tortul malzemeyle oluşan birikinti veya tabaka ile ilgili, akarsuyun sürüklediği kumlu toprakla ilgili, dere miliyle ilgili

alüvyon : lat. * alluvion (alluere (akıtmak, yıkamak, sürüklemek, su ile yıkamak, taşımak, suyla sürüklenmek) (ad (a- doğru; yönelim, yan, yakın) + luere (yıkamak, temizlemek) ) + on (isim yapım eki) ) * akarsuyun sürüklediği kumlu toprak, dere mili

alveol : lat. * alveus (oyuk, boşluk, içi boş hazne) + olus (küçültme eki) * küçük boşluk, çukur, oyuk; akciğerlerde bronşçukların ucunda yer alan, yüzey alanlarını artıran üzüm salkımı benzeri yapılarıyla difüzyon (gaz alışverişi) sağlayan, temel görevi solunan havadaki oksijeni kana aktarmak ve kandaki karbondioksiti dışarı atmak olan, ince duvarlı ve kılcal damarlarla çevrili mikroskobik hava kesecikleri, akciğerlerdeki küçük hava torbacıkları (kesecikleri); diş köklerini yerleştiren çene kemiklerindeki küçük çukur yapılar veya benzer küçük oyuklardan her biri

alveolar : lat. * alveus (oyuk, boşluk, içi boş hazne) + olus (küçültme eki) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * alveol ile ilgili

alveoler : lat. * alveus (oyuk, boşluk, içi boş hazne) + olus (küçültme eki) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * alveol ile ilgili

alveolit : lat. * alveus (oyuk, boşluk, içi boş hazne) + olus (küçültme eki) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * toz solunması sonucu akciğerlerdeki alveollerin iltihaplanması, alveol enflamasyonu

alveolus : lat. * alveus (oyuk, boşluk, içi boş hazne) + olus (küçültme eki) * küçük boşluk, çukur, oyuk; ciğerlerdeki hava torbacıkları (kesecikleri)

alveolus dentis : lat. * alveus (oyuk, boşluk, içi boş hazne) + olus (küçültme eki) + dens, dentis (diş) * diş köklerinin periodontal ligament ile alveolar çıkıntıda tutulduğu çenelerdeki yuva, diş alveolü

alverin : lat. * alkyl (tek değerlikli radikal dizi cinsinden olan) + verine (spazm çözücü / düz kas gevşetici (spasmolytic) ilaç belirteci) * irritable bağırsak sendromu (İBS) ve benzeri gastrointestinal rahatsızlıklardan kaynaklanan karın ağrısı ile şişkinliği hafifletmek amacıyla, sindirim sistemi ve rahmin düz kasları üzerinde doğrudan gevşetici etki gösteren antispazmodik (spazm çözücü) bir ilaç etken maddesi (C20H27N)

alvimopan : lat., gre. * alvus (karın, bağırsak boşluğu; sindirim sistemi) (lat.) + opion (haşhaş özü; opioid maddelerin kökü) (gre.) + pan (tamamı, tümü, bütünü, hepsi, genel; yaygın etki çağrışımı) (gre.) * gastrointestinal sistemde periferal μ-opioid reseptörlerini seçici olarak bloke ederek opioidlerin bağırsak hareketlerini baskılayıcı etkisini ortadan kaldıran ve postoperatif ileusun önlenmesinde kullanılan bir ilacın etken maddesi (C25H32N2O4)

alvosidib : lat., gre. * alvus (karın, iç boşluk; vücut içi çağrışımı) (lat.) + vocare (çağırmak, etki oluşturmak) (lat.) + dibein (iki bağlanma noktası olan moleküller için kullanılan farmasötik adlandırma eki) (gre.) * siklin-bağımlı kinazları (özellikle CDK9) inhibe ederek hücre döngüsünü ve transkripsiyonu baskılayan, başta hematolojik maligniteler olmak üzere kanser tedavisinde araştırılmış sentetik küçük molekül yapısında bir ilacın etken maddesi (C21H20ClNO5)

alya : ara. * aliya (yüksek, yüce, üstün) * yüce, yüksek, ulu; kadın ismi

alyans : lat. * alligare (birleşmek, birleştirmek) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + ligare (bağlamak, birleştirmek) ) + entia (isim yapım eki) * birlik, birleşme, ittifak, iş birliği; kişiler, gruplar veya devletler arasında ortak amaç için kurulan bağ

alyon : fra. * alleon (19. yüzyıl pera ahalisinin en zenginlerinden Antoine Alleon'un soyadından) * çok zengin, para babası, kalantor

alyssum : gre. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + lyssa (kuduz) * tarihsel olarak kuduz hastalığına karşı etkili olduğuna inanılan, turpgiller familyasına ait bitki cinsi

alyuvar : tür. * al (kırmızı) + yuvar (yuv (top yapmak, hacimli ve oval yapmak, küresel yapmak) ) + ar (isim yapım eki) ) * kanın bir milimetre küpünde yaklaşık olarak beş milyon adet bulunan, kana kırmızı rengini veren, çekirdeksiz, küçük, yuvarlak hücre

alzateaceae : lat * Alzatea (İspanyol doğa bilimci ve botanikçi José Antonio Alzate y Ramírez'in soyadından) + ea (ile ilgili, -a ait) + aceae (-giller, botanik familya eki) * Orta ve Güney Amerika'nın tropikal bölgelerinde yayılış gösteren, küçük ağaç veya çalı formundaki, karşılıklı yapraklı ve küçük çiçekli bitkileri kapsayan, başlıca Alzatea cinsinden oluşan çiçekli bitkiler familyası (sadece Orta ve Güney Amerika'nın nemli dağ ormanlarında yetişen tek bir ağaç türünü (Alzatea verticillata) ve onun ait olduğu tek cinsi barındırır.)

alzheimer : alm. * alzheimer (yaşlılık öncesi demansın patolojik özelliklerini keşfeden Alman psikiyatr ve nöropatolog Alois Alzheimer’ın soyadından) (altes (eski) + heimer (evci, yuvacı) (heim (ev, yuva) + er (-cı, -ci) ) * beynin ilerleyici olarak hasar görmesi sonucu beyin hücrelerinin yok olması, bellek ve bilişsel yetilerin azalması ile karakterize, demans kategorisinde ilerleyici nörodejeneratif hastalık

am : ara. * umm (anne) * kadın cinsel organı, vajina

Am : lat. * americium (America (Amerika kıtası ve Amerika Birleşik Devletleri) + ium (kimyasal element eki) ) * atom numarası 95 olan, periyodik tablonun aktinitler serisinde bulunan, sentetik olarak elde edilen, duman dedektörlerinde, nükleer araştırmalarda ve uzay araçlarındaki enerji sistemlerinde kullanılan radyoaktif metal element

ama : ara. * a’ma (kör, gözleri görmeyen) * kör, gözleri görmeyen

ama : ara. * amma (fakat, gelgelelim, maamafih, lakin) * fakat, gelgelelim, maamafih, lakin

amabile : lat. * amabilis (sevimli, sevilesi) (ama (sevmek) + bilis (olabilirlik, yapılabilirlik, mümkün olma eki) ); amabile (ita.) * sevimli, okşayıcı müzik türü; bir müzik yapıtının andante ile adacyo arasında bir hızla, cana yakın, tatlı ve sevimli bir biçimde çalınması

amaç : far. * ama (hedeflemek, nişan almak) + ç (isim yapım eki) * hedef, niyet, kast, gaye; ok nişanı, nişangah, niyet

amade : far. * amay (gelmek, varmak, olmak, hazır olmak) + de (isim yapım eki) * hazır, hazırlıklı, tayin edilmiş, hazır gelmiş

amagat kısmi hacimler yasası : fra. * amagat (Fransız fizikçi Émile Amagat) (fra.) + kısmi (bölümsel, parsiyel) + hacim (boşlukta kaplanan yerler; hacim = kütle / yoğunluk (V = m/d) ) + ler (çoğul eki) + yasa (kural, kanun, ilke, prensip) + sı (iyelik eki) * farklı gazların karışımında toplam hacmin, her bir gazın aynı koşullarda sahip olacağı hacimlerin toplamına eşit olduğunu ifade eden ve ideal gaz davranışını temel alan termodinamik yasayı açıklayan fizik prensibi

amaksofobi : gre. * hamaksa, hamaxa (vagon, araba, taşıt) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * araba veya taşıt korkusu

amal : ara. * amel (iş, çalışma) * işler, çalışmalar

amal : ara. * emel (amaç, umut, beklenti) * emeller, amaçlar, umutlar, beklentiler; iki veya daha çok kimsenin belli bir işi yapmak üzere kurdukları iş gücü ortaklığı (fıkıh terimi)

amalgam : ara., gre. * el (ön ek, artikel) + mulgam (cıva ile karışım, yumuşak karışım, alaşım, macun) (ara.), malgama (yumuşatıcı) (gre.) * çok kuvvetli çözme özelliğine sahip olan cıvanın, metaller ile yaptığı karışım; yumuşatıcı

a'mam : ara. * amm (amca) * amcalar

aman : ara. * amene (güvenmek, inanmak, iman etmek, emin olmak, güvende kılmak, emniyete almak), emin (güvenli), iman (inanç, güven) (ara.), amin, amen, Amen (inanıyorum, öyledir, öyle olsun) * güvence, güvenlik, emniyet

amanita muscarina : gre., lat. * amanites (mantar) (gre.) + musca (sinek) (lat.) * Amanita cinsine bağlı kırmızı yüzeyi üzerinde beyaz noktaları olan, zehirli (alfa amanitin içeren) ve halüsinojenik bir mantar türü, sinek mantarı, gelin mantarı,

amanname : ara., far. * aman (güven, emniyet) (ara.) + name (kitapçık, mektup, risale, belge, yazı; birine hitaben yazılmış yazı) (far.) * islam devletlerinde düşmana güvenlik içinde olduğunu bildirmek üzere verilen belge

amansız : ara., tür. * aman (güven, emniyet) (ara.) + sız (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) (tür.) * öldürücü, cana kıyıcı; bağışlamayan, acıması olmayan, hoşgörüsüz

amantadin : gre. * amantadine (adamantinos (elmas) + amine, amino (karbona bağlı bir nitrojen (azot) atomu içeren bileşik) (ammoniakos, ammon (amonyak) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) * parkinsonizm ve A tipi influenza virüsünün neden olduğu influenza ile ilişkili diskineziyi tedavi etmek için kullanılan bir ilacın etken maddesi (C10H17N)

amanuensis : lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + manu (el) + ensis (isim yapım eki) * bir başkasının dikte ettiğini yazmak veya daktilo etmek veya başka biri tarafından yazılanı kopyalamak için görevlendirilen kişi, yazman, katip, sekreter

a'mar : ara. * amara (canlandırmak, şenlendirmek, bayındır kılmak, inşa etmek, yapılandırmak, bina etmek, yapı kurmak, imar etmek, onarmak, yapıp düzeltmek) * hoşa gidecek şeyler, mutlu hayat

amara : ara. * umr (ömür, yaşam, hayat) * ebedi, sonsuz

amaranthaceae : gre., lat. * amaranthos (solmayan, solmaz çiçek; kadife çiçeği) (a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + marainein (solmak, sönmek) + anthos (çiçek) ) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * çoğunlukla otsu bitkilerden, bazı çalı ve ağaçsı türlerden oluşan, kozmopolit yayılış gösteren, çiçekleri genellikle küçük ve sık kümeler halinde bulunan, kuraklığa ve tuza yüksek toleranslı olan, en bilinen üyeleri horozibiği (Amaranthus), ıspanak (Spinacia) ve pancar (Beta) olan horozibiğigiller / ıspanakgiller familyası

amaranthaceae : lat. * amarantos (solmayan, ölmez) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * çiçekleri kalıcı renkli olan otsu ve çalı formundaki bitkileri kapsayan bitki familyası

amaranthus : gre., lat. * amaranthos (solmayan, solmaz çiçek; kadife çiçeği) (a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + marainein (solmak, sönmek) + anthos (çiçek) ) (gre.); amaranthus (lat.) * Amaranthaceae (Ispanakgiller) familyasından, genellikle parlak kırmızı, mor veya altın sarısı tonlarında salkım çiçekler açan, hem süs bitkisi olarak yetiştirilen hem de besin değeri yüksek tohumları ve yaprakları tüketilen, Amaranthaceae familyasına ait tek yıllık bir bitki cinsi, horozibiği

amare : ara. * amara (canlandırmak, şenlendirmek, bayındır kılmak, inşa etmek, yapılandırmak, bina etmek, yapı kurmak, imar etmek, onarmak, yapıp düzeltmek) * dolu, kalkınmış, müreffeh, yaşam dolu; inşa eden, nüfus veya refah bakımından dolu; fes gibi başa giyilen nesne

amarozis : gre. * amaurosis (karartma) (amauroo, amaurein (karartmak), amauros (loş, karartılı, hafif karanlık) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * geçici iskemi (bölgesel kansızlık) sonrası bir gözde ani, kısa süreli, ağrısız görme kaybı

amarus : lat. * amarus (acı, keskin tat veya buruk) * acı, keskin, keskin, acı, felaket tabiatlı, yakıcı

amaryllidaceae : gre., lat. * Amaryllis (Yunan mitolojisindeki çoban kızının adı), amarullis (ışıltılı, taze, parlak) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * soğanlı veya rizomlu, çoğunlukla otsu ve çok yıllık bitkilerden oluşan, gösterişli çiçekleriyle tanınan, en bilinen üyeleri nergis (Narcissus), kardelen (Galanthus) ve zambakgillerden bazı eski sınıflandırma örneklerini içeren nergisgiller familyası

amasra : gre. * amastris (usta, efendi, ağa, hoca, öğretmen) * Bartın’ın bir ilçesi

amasti : lat. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + mastia (memeyle ilgili olma) (mastos (meme başı, besleme, dolgun; meme, göğüs, küçük tümsek, çıkıntı) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * meme dokusu, meme ucu ve areolanın total yokluğu

amastigot : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) +‎ mastigote (mastix (kamçı, kırbaç) + ote (gibi, ile ilgili) ) * makrofajların ve diğer fagositlerin fagolizozomlarında bulunan hücre içi parazitlerden her biri

amasya : gre. * amaseia (Amazon kraliçesi Amasis'ten) (amazon (memesiz) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + mastos, mazos (göğüs, meme) + is (son ek) ) * Orta Karadeniz Bölümünün iç kısmında yer alan, doğusunda Tokat, güneyinde Tokat ve Yozgat, batısında Çorum, kuzeyinde Samsun illeri bulunan, 5 plaka numaralı il

AMATEM : tür. * Alkol ve Madde (veya Uyuşturucu Madde) Bağımlıları Tedavi ve Eğitim/Araştırma Merkezi * bireylerin alkol, uyuşturucu ve çeşitli kimyasal madde bağımlılıklarından arınmasını, tıbbi ve psikososyal rehabilitasyon süreçleriyle yeniden sağlıklı bir şekilde topluma kazandırılmasını amaçlayan uzmanlaşmış bir sağlık merkezi

amatofobi : gre. * amathos (toz) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * toz korkusu

amatör : lat. * amare (sevmek) + tor (-cı, yapan, eden eki) * seven, sevici; bir işi para kazanmak amacıyla değil yalnızca sevdiği için yapan kimse

amaurosis : gre. * amauros (karanlık, bulanık, görmeyen) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * gözde belirgin bir yapısal bozukluk olmaksızın görme kaybı veya körlük durumu

amazon : gre. * amazon (memesiz) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + mastos, mazos (göğüs, meme) ) * Güney Amerika kıtasının merkez ve doğu kısımlarında yer alan ormanlık bölgeni ismi; Yunan mitolojisinde savaşçı kadınlar topluluğu

ambalaj : lat. * emballare (paketlemek, sarmak) (in (iç, içe) + ballare (atmak, sallamak, fırlatmak, hareket etmek, dans etmek) (balle (balya, demet, tomar, yığın) (fra.) + are (fiil mastar eki) ) (lat.) + age (isim yapım eki) (fra.) * paket, paketleme, sarma, topak haline getirme

ambale : lat., fra. * emballer (paketlemek, sarmak, toparlamak, toplamak) (in (iç, içe) (lat.) + ballare (atmak, sallamak, fırlatmak, hareket etmek, dans etmek) (balle (top, balya, topak) + are (fiil mastar eki) ) (lat.); emballé (top yapılmış, topak haline getirilmiş, toparlanmış) (fra.) * topak haline gelmiş; yakalanmış ve arabaya tıkılmış (suçlular için argo ifade)

ambar : far. * anbar (an (beraber, birlikte) + bardan (yüklenmek, taşımak, götürmek, getirmek, kaldırmak), bar (yüklenen, taşıyan, götüren, getiren) (far.); bear (taşımak (ing.), fer (getirmek, taşımak) (lat.) * saklama yeri, depo, mağaza

ambargo : lat. * imbarricare (bariyer koymak, engellemek, mani olmak, barikat kurmak) (in (iç, içeri, içeriye, içeride, içine, içinde) + barra (çubuk, engel, sed, bariyer) + icare (fiil mastar eki) ) (lat.) + go (isim yapım eki) (por.) * ticaret veya hareket üzerinde resmi engel, yasak; özellikle limanlarda veya mal taşımada kısıtlama; bir limana giriş çıkışı engelleme, abluka

amber : far., fra. * anbar (saklama yeri, depo, mağaza) (far.); ambergris (ambre (kehribar, koyu sarı) + gris (gri) ) (fra.) * ispermeçet balinasının (Physeter macrocephalus) midesinden çıkarılan güzel kokulu madde, her çeşit güzel koku

amberbaris : far., fra., gre. * anbar (saklama yeri, depo, mağaza; değerli, kokulu madde, ambergris) (far.) + baris (berberis cinsine ait çalılar, dikenli bitkiler) (lat., gre.) * ayrı taçyapraklı ikiçeneklilerden, çalılıklarda, tarlalarda yetişen, sarı çiçekleri, kırmızı ve ekşi meyvesi olan, kabuğundan ve kökünden solucan düşürücü ilaç olarak yararlanılan, tahıllarda pas hastalığına yol açan bir bitki, sarıçalı

amberbu : far. * anbar (saklama yeri, depo, mağaza; değerli, kokulu madde, ambergris) + bu (koku, aroma) * genellikle İran ile Hindistan’da yetişen, pişirilince hoş bir koku veren, uzun taneli bir pirinç

ambiakuzi : gre. * amblyacousis (amblys (kör, körelmiş) + akousia (akouein (işitmek, duymak), akousis (işitme, duyma) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * işitme yeteneğinin ileri derecede yitirilmesi

ambidekströz : lat., gre. * ambi (iki, çift, ikili, her iki, iki taraflı, çevresinde, etrafında) (lat.) + dextrose (glikozun sağa dönen formu) (dexiteros (sağ, sağ taraf) (dexi (sağ) + teros (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (gre.); dex, dexter, dextrum (sağ, sağ taraf, sağdaki) + osus (ile ilgili, sıfat yapım eki) (lat.) * her iki elini de aynı ölçüde ustalıkla kullanabilen, sağ ve sol elini kullanmada belirgin fark göstermeyen

ambient : lat. * ambiens, ambient, ambientem, ambientis (çevreleyen, saran) (ambire (dolaşmak, çevrelemek, kuşatmak, sarmak) (ambi (iki, çift, ikili, her iki, iki taraflı, çevresinde, etrafında) + ire (gitmek, yürümek) ) + ens, ent (sıfat yapım eki) * bir şeyi tamamen çevreleyen veya kuşatan (özellikle ortam sıcaklığı, ışığı veya sesi için)

ambigram : lat., gre. * ambi (iki, çift, ikili, her iki, iki taraflı, çevresinde, etrafında) (lat.) + gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) (gre.) * ters-düz veya ayna simetrisiyle okunduğunda da aynı kalan yazı veya şekil; çift yönlü okunabilen tipografik tasarım

ambiguite : lat. * ambiguus (şüpheli) (ambi (iki yollu, ikili) + agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek) + osus (ile ilgili, sıfat yapım eki) ) + itas (isim yapım ve durum eki) * iki anlamlılık; şüpheli oluş, belirsizlik, anlam belirsizliği

ambijel : gre., lat. * ambo (ikisi), ambi (iki, çift, ikili, her iki, iki taraflı, çevresinde, etrafında) (gre.) + gelare (donmak, katılaşmak), gel (katılaşmış, jel, ağ yapı) (lat.) * sulu veya organik jelin atmosferik basnçta kurutulmasıyla elde edilen, aerojellerin yoğunluğuna yakın yoğunluktaki ürün

ambivalan : lat. * ambo (ikisi), ambi (iki, çift, ikili, her iki, iki taraflı, çevresinde, etrafında) + valens, valent (güçlü, kuvvetli, kudretli; sağlıklı; değerli) (valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak; sağlıklı olmak; değeri olmak) + ens, ent (sıfat yapım eki) ) * birbiriyle bağdaşmayan hissiyat, fikir, amaç ve istekleri aynı anda deneyimleyen

ambivalans : lat. * ambo (ikisi), ambi (iki, çift, ikili, her iki, iki taraflı, çevresinde, etrafında) + valentia (kudret, kuvvet, güç) (valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak; sağlıklı olmak; değeri olmak) + entia (isim yapım eki) ) * birbiriyle bağdaşmayan hissiyat, fikir, amaç ve istekleri aynı anda deneyimleyen; aynı anda farklı ve karmaşık, karışık duygular deneyimlemek

ambiyans : lat. * ambientia, ambientem, ambientis (çevreleyen, saran) (ambire (dolaşmak, çevrelemek, kuşatmak, sarmak) (ambi (çevresinde, etrafında) + ire (gitmek, yürümek) ) + entia (isim yapım eki) * bir yerin veya ortamın havası, ruhu, genel atmosferi, hava, atmosfer, ortam

amblem : lat., fra., gre. * emblema (sokma, ek, ilave, ilan) (in (iç, içine) (lat.); em (fra.) + ballein (atmak, fırlatmak, savurmak; sıkıştırmak, sokmak, koymak, yerleştirmek) + ema (isim yapım eki) (gre) * içine yerleştirilmiş şey, kakma süs, sembolik figür, gömülmüş şey, kakma süsleme, işaret, sembol, simge; bir düşünceyi, kurumu veya kimliği temsil eden işaret, sembol, arma

ambliopi : gre. * amblys (kör, donuk, zayıf, körelmiş, künt, keskin olmayan, bulanık) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * görme organında yapısal bir bozukluk olmaksızın görme keskinliğinin azalması, göz tembelliği, bulanık görme

ambliyojenik : gre. * amblys (kör, donuk, zayıf, körelmiş, künt, keskin olmayan, bulanık) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * görme keskinliğini azaltıcı, ambliyopiye sebebiyet veren

ambliyopi : gre. * amblys (kör, donuk, zayıf, körelmiş, künt, keskin olmayan, bulanık) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * görme organında yapısal bir bozukluk olmaksızın görme keskinliğinin azalması, göz tembelliği, bulanık görme

ambliyopsis : gre. * amblys (kör, donuk, zayıf, körelmiş, künt, keskin olmayan, bulanık) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + isis (isim yapım eki) * gözleri küçülmüş veya işlevini büyük ölçüde kaybetmiş, özellikle yer altı sularında yaşayan kör mağara balıklarını kapsayan balık cinsi

amboli : gre. * embolos (içeri itilen şey, içeri girme, tıkaç, çarpma, saldırı, pistona benzer şey) (em, en (iç, içeri, içinde, içeride, içinde) + ballein (atmak, fırlatmak, savurmak; sıkıştırmak, sokmak, koymak, yerleştirmek), bole, bolos (atma, fırlatma) ) + eia (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * kan pıhtısının damar tıkanıklığına yol açarak organın veya dokunun kan akışını engellemesi durumu

amborellaceae : at. * Amborella (Yeni Kaledonya'daki yerel bir bitki) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * yalnızca Amborella trichopoda türünü içeren, Yeni Kaledonya'ya özgü, çalımsı yapıda, küçük çiçekli ve günümüzde yaşayan en eski kapalı tohumlu bitki soylarından biri olarak kabul edilen Amborella familyası

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...