akupunktur :
lat. * acus (iğne, sivri olan) + pungere (delmek, batırmak), punctum, punctus
(nokta, delik, işaret; sivri uçla bırakılan iz, batma izi), punctio (batırmak,
noktaya baskı uygulamak), punctura (delme, batırma) * vücudun enerji akışını
dengeleyerek bazı hastalıkları ve bunların sebep olduğu semptomları hafifletmek
için vücudun belirli noktalarına iğne batırma uygulaması
akur :
ara. * akara (yaralamak, kesmek) * kudurmuş, yırtıcı, saldırgan, kuduz
akustik :
gre. * akouein (işitmek, duymak) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
işitmeyle ilgili, duymaya ilişkin, sese ilişkin; fiziğin, sesin oluşumu,
yayılması, duyulması, özelliklerini inceleyen dalı, sesbilim
akustikofobi :
gre. * akouein (işitmek, duymak) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) +
phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) * kişinin normal seviyedeki seslere, gürültüye veya belirli ses
frekanslarına karşı duyduğu, günlük yaşam kalitesini ciddi ölçüde düşüren
aşırı, mantıksız ve kronik bir korku ya da hassasiyet durumu, belirli seslerden
korkma sendromu
akut :
lat. * acus (iğne, sivri olan), acuere (keskinleştirmek, sivriltmek), acutus
(keskin, sivri uçlu, ani) * ani ortaya çıkan, aniden başlayan, şiddetli
seyreden ve kısa sürede sonlanan
akut stres bozukluğu :
lat., ing., tür. * acutus (keskin, sivri uçlu, ani) + strictus (dar ve sıkı
çekilmiş) (lat.); stress (çekilme, baskı, basınç, gerilme) (ing.) + boz
(kötüleştirmek, düzensizleştirmek) + uk (sıfat yapan son ek) + luk (gibi olma,
ile ilgili olma) + u (iyelik eki) * bir travma sonrası meydana gelen, kısa
süreli stres bozukluğu
akuzatif :
lat. * accusare (kınamak, suçlamak) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + causa
(sebep, motif, dava) + are (fiil mastar eki) ) + tivus (-cı, gibi olan, ile
ilgili) * belirtme durumu; suçlayıcı; dilbilgisinde nesne hâli; bir cümlenin fiil
tarafından etkilenen veya yönlendirilen ögesini gösteren isim hali
akü :
lat. * accumulare, accumulo (toplamak, biriktirmek) ( (ad (-a doğru, yönelim,
yan, yakın) + cumulare (toplamak, biriktirmek, yığmak) (cumulo, cumulus (yığın,
birikinti, birikme, toplanma) + are (fiil mastar eki) ) + tor (-cı, yapan, eden
eki) * elektrik, mekanik veya hidrolik enerjiyi depolayan, motora elektrik
sağlayan, içinde sülfürik asit ve kurşun plakalar bulunan sistem; cihaz; enerji
veya sıvıyı saklayarak gerektiğinde kullanılmak üzere biriktiren sistem
akümen :
lat. * acuare (keskin olmak, sivri olmak) (acu (keskin, sivri) + are (fiil
mastar eki) ) + mentia (isim yapım eki) * zihinsel keskinlik, kavrayış sürati
ve ince ayrıntıları fark edebilme yeteneği
akümülasyon :
lat. * accumulare, accumulo (toplamak, biriktirmek) (ad (-a doğru, yönelim,
yan, yakın) + cumulare (toplamak, biriktirmek, yığmak) (cumulo, cumulus (yığın,
birikinti, birikme, toplanma) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki)
* birikim, birikme, toplanma, yığılma
akümülatör :
lat. * accumulare, accumulo (toplamak, biriktirmek) ( (ad (-a doğru, yönelim,
yan, yakın) + cumulare (toplamak, biriktirmek, yığmak) (cumulo, cumulus (yığın,
birikinti, birikme, toplanma) + are (fiil mastar eki) ) + tor (-cı, yapan, eden
eki) * motora elektrik sağlayan, içinde sülfürik asit ve kurşun plakalar
bulunan sistem; elektrik, mekanik veya hidrolik enerjiyi depolayan cihaz;
enerji veya sıvıyı saklayarak gerektiğinde kullanılmak üzere biriktiren sistem
akümüle :
lat. * accumulatus (accumulare, accumulo (toplamak, biriktirmek) (ad (-a doğru,
yönelim, yan, yakın) + cumulare (toplamak, biriktirmek, yığmak) (cumulo,
cumulus (yığın, birikinti, birikme, toplanma) + are (fiil mastar eki) ) + tus
(geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * birikmiş, toplanmış, yığılmış
akürasi :
lat. * accuratus (doğruluk, hassasiyet, kesinlik) (accurare (ad (-a doğru,
yönelim, yan, yakın) + curo, curare (dikkat etmek, bakmak, sakınmak, yönetmek)
) + tus (geçmiş zaman ve isim yapım eki) ) (lat.); accuracy (ing.) * bir
verinin, ölçümün, değerlendirmenin veya performansın gerçeğe uygunluk derecesi,
doğruluk, hassasiyet, kesinlik
aküt :
lat. * acutus (keskin, sivri, belirgin; ani, hızlı gelişen) * keskin, sivri;
tıbbi anlamda ani başlayan, şiddetli ve kısa süreli hastalık veya semptom
aküzasyon :
lat. * accusare (kınamak, suçlamak) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + causa
(neden, sebep, dava) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) *
suçlama, kınama
aküzatif :
lat. * accusare (kınamak, suçlamak) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + causa
(sebep, motif, dava) + are (fiil mastar eki) ) + tivus (-cı, gibi olan, ile
ilgili) * belirtme durumu; suçlayıcı; dilbilgisinde nesne hâli; bir cümlenin
fiil tarafından etkilenen veya yönlendirilen ögesini gösteren isim hali
akva :
ara. * kavi (kuvvetli, güçlü, kudretli) * daha kuvvetli
akval :
ara. * kala (söylemek, demek), kavl (söz, laf, deyiş, söylem) * sözler, laflar,
deyişler
akvam :
ara. * kama (ayağa kalkmak, doğrulmak, görevi yerine getirmek, durmak, ayakta
durmak, dikilmek, dik durmak, direnmek, dayanmak, sorumluluk almak, bir işi
üstlenmek, sürdürmek, yönetmek, devam etmek, daim olmak), kavm (kavim, ulus,
millet, topluluk, halk, soy veya belirli bir toplum) * kavimler, uluslar,
milletler, toplumlar
akvam-ı beşer :
ara. * akvam (kavimler) (kama (ayakta durmak, yerinde olmak, dikilmek, durmak),
kavm (kavim, ulus, millet, topluluk, halk, soy veya belirli bir toplum) + ı
(tamlama eki) + beşer (insan; insan derisi, cildi) * insan kavimleri, insan
toplulukları
akvarel :
lat. * aqua (su) + rella (boya) * suluboya veya suluboya resim
akvaryum :
lat. * aquarium (aqua (su) + rius (ile ilgili, gibi, -a ait) + vivarium (yaşam
alanı) (vivere (yaşamak, hayat sürmek, diri olmak, canlı olmak) + ium (yer ve
durum eki) ) * balık, kaplumbağa gibi tuzlu veya tatlı su hayvanlarının, su
bitkilerinin yapay bir ortamda beslendiği cam su kabı
akvat :
ara. * akata (beslemek, doyurmak, yaşatmak, gıda vermek, beslemek), kut (gıda,
besin, rızık), mukit (gıdasını veren, mukayet olan) * gıdalar, besinler,
yiyecekler, azıklar
akya :
gre. * akeia (açık, geniş alan) + evkia, likia (beyazımsı/soluk renk) *
torikgiller, uskumrugiller (scombridae) familyasına ait, Akdeniz'de yaşayan,
ufak pullu, pulsuz gibi görünen parlak derili, dişsiz, büyük boylu, 10 ila 60
kilogram ağırlığa ulaşabilen, "kuzu balığı" olarak da bilinen yırtıcı
ve iri bir balık türü
akyaka :
tür. * ak (beyaz, temiz, açık) + yaka (kenar, kıyı, taraf) * Kars’ın bir ilçesi
(eski ismi Kızılçakçak’tır.)
akyazı :
tür. * ak (beyaz, temiz, açık) + yazı (ova) * Sakarya'nın bir ilçesi
akyurt :
tür. * ak (beyaz, temiz, açık) + yurt (yer, ortam; ülke, vatan, memleket) *
Ankara'nın bir ilçesi (ilçenin eski ismi Rahv (serin esen rüzgarın vücuda
dokunmasıyla verdiği serinlik ve sefa, rahatlık, rahmet, kolaylık,
koklamak)’dır.)
akyuvar :
tür. * ak (beyaz, temiz, açık) + yuvar (dairesel olan) (yuv (dairesel yapmak,
dönerek oluşturmak) + ar (ile ilgili, gibi, -a ait) ) * vücuda giren yabancı
maddeleri sindirerek imha eden, çekirdekli beyaz hücreler
akza :
ara. * kada (hüküm vermek, karar vermek) * kadılıkta (hüküm vermede) ve fıkıh
ilminde daha ileri, daha bilgili, bilgi ve yetkinlik açısından yüksek, ileri
derecede olan
akzambak :
tür., far. * ak (beyaz, temiz, açık) (tür.) + zambak (soğanlı bir bitki,
lilium) * zambakgiller (Liliaceae) familyasından soğanlı çok yıllık uzun boylu
ve gösterişli bir otsu bitki türü, lilium candidum
Al :
lat. * aluminium (alumen (şap, potasyum alüminyum sülfat minerali) + ium
(kimyasal element eki) ) * atom numarası 13 olan, periyodik tablonun 13.
grubunda bulunan, düşük yoğunluklu, korozyona dayanıklı, hafif ve gümüş renkli,
ulaşım araçlarında, yapı malzemelerinde, ambalaj sanayisinde ve alaşım
üretiminde yaygın olarak kullanılan metal element
al :
tür. * al (kırmızı, kızıl) * kırmızı, kızıl
al dente :
ita. * al (ön ek) + dente (diş) * makarnanın ve pirincin ideal kıvamda
pişirildiğiniı tanımlayan gastoloji terimi
al koda :
lat. * al (ön ek) + cauda (kuyruk) * senyö işaretinin olduğu yere dön, koda işaretinin
olduğu bölüme kadar çal, ve oradan koda bölümüne geç anlamına gelen müzik
terimi
al segno :
tür. * al (ön ek) + segno (işaret) * müzikte bir tekrarın başını veya sonunu
gösteren işaret
ala :
ara. * ala (yüksek, yüce, ulu, şerefli, üstün) * çok iyi, mükemmel, üstün,
yüksek, yüce, ulu, büyük; Kur’an’ın 87. suresinin ismi
ala :
ara. * ala, ila, aley, iley (-a doğru, yönelim kelimesi) * ...a, -a doğru,
yönelim belirteci, ....ya, üzerine
ala :
tür. * ala (karışık veya belirsiz renkli (alacalı), benekli) * açık kahverengi,
gök mavisi; üzerinde farklı renklerden benekler, lekeler bulunan karışık veya
belirsiz renkli (alacalı), benekli
ala kadr-il imkan :
ara. * ala (üstüne, üzerine) + kadr (güç, kuvvet, kudret; ölçü, değer,
kapasite) + i (tamlama bağlacı) + imkan (mümkünlük, olanak, yapabilirlik
durumu) * olabildiği kadar, imkan çerçevesinde, imkan olduğu kadar
alaaddin :
ara. * ala (yüce, ulu, büyük, yüksek) + el (ön ek, artikel) + deyn, din (borç,
yükümlülük, itaat, haysiyet) * dinin yüceliği, dinin ululuğu
alabacak :
tür. * ala (lekeli, benekli, karışık renkli) + bacak (ayakta durma ve yürüme
organı) * ayağı sekili at; ara bozucu, dönek, uğursuz
alabalık :
tür. * ala (lekeli, benekli, karışık renkli) + balık (suda yaşayan omurgalı,
solungaçlı ve yüzgeçli deniz canlısı) * alabalıkgillerden, soğuk, temiz, duru
sularda yaşayan, ortalama 25-35 cm. boyunda, derisinde kara veya kırmızıca
benekler bulunan, eti çok lezzetli bir tatlı su balığı
alabanda :
ita. * alla (yan, taraf, kanat) + banda (bant, kenar, şerit) (lat.); à la bande
(kenara, yana) (fra.) * gemicilikte dümeni sağa veya sola sonuna kadar kırma;
teknelerin iç yanları
alabaş :
tür. * ala (lekeli, benekli, karışık renkli) + baş (ilk olan, tepede olan,
tepe, uç, ön; kafa; şef, yönetici, lider, reis) * yabani lahanalardan yere
yakın, kalın köklü bir çeşit olarak evriltilmiş olan, iki yıllık bir sebze,
alman şalgamı, gulumbra, yer lahanası, kolorabi
alabora :
ita. * a la borda (geminin kenarına doğru) (a (-a doğru, yönelim, yan, yakın) +
la (ön ek, artikel) + borda (kenar, yan, kıyı, gemi kenarı) ); albora, arbor
(ağaç; gemi direği, gemi küreği, gemi) * denizde tekne veya geminin devrilmesi,
yan yatması durumu; şaşkınlık veya beklenmedik aksilik (mecazi)
alabros :
fra. * à (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + la (ön ek) + brosse (fırça) (fra.),
furşe (fırça) (ara.) * kısa ve dik kesilmiş, fırça gibi erkek saçı
alaca :
tür. * alag, ala (lekeli, benekli, karışık renkli; değişik, çeşitli) + ca (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * birkaç rengin, kendini yitirmeden, belirgin
biçimde karışımından oluşmuş renk, lekeli, benekli, karışık renkli; Çorum'un
bir ilçesi
alaca balıkçıl :
tür. * alaca (lekeli, benekli, karışık renkli) + balık (suda yaşayan omurgalı,
solungaçlı ve yüzgeçli deniz canlısı) + çıl (ile ilgili, gibi, -a ait) * 44-47
cm uzunluğunda, gövdesi 20-23 cm, kanat açıklığı 80-92 cm olan küçük bir
balıkçıl kuş, squacco balıkçılı
alaca sansar :
tür. * alaca (lekeli, benekli, karışık renkli) + sağsar, savsar (küçük ve çevik
bir etçil memeli) * Mustelidae (gelincikgiller, sansargiller) familyasından
monotipik Vormela cinsinden, Avrasya'da bozkırlarda, yarı-çöllerde seyrek
görülen, boyu 29 - 38 cm, kuyruğu 15 - 21.8 cm uzunluğunda, ağırlığı 370 - 715
gram gelen ufak bir etçil memeli
alacak :
tür. * almak (edinmek, elde etmek, tutmak) fiilinin üçüncü tekil şahıs gelecek
zaman çekim hali) * borçlu olandan tahsil edilmesi veya alınması gereken para
veya mal
alacakarga :
tür. * alaca (lekeli, benekli, karışık renkli) + karga (karganın çıkardığı
sesten onomatope (ses yansımalı) kelime) * kargagiller familyasından saksağan
dışında ortaboylu alaca renkli karga türlerinin ortak ismi
alacakaya :
tür. * alaca (lekeli, benekli, karışık renkli) + kaya (sert, yoğun ve büyük taş
kütlesi) * Elazığ’ın bir ilçesi (eski ismi “Guleman”, guleman (hizmetçi, köle),
gulam, golem, kölemen (oğlan, köle) (ara., ibr., tür.) )
alacaklı :
tür. * alacak (borçlu olandan tahsil edilmesi veya alınması gereken para veya
mal) + lı (ile, birlikte, beraber, sahibi) * borçludan alacağı olan
alacalı :
tür. * alaca (lekeli, benekli, karışık renkli) (ala (karışık renkli) + ca (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + lı (ile, birlikte, beraber, sahibi) * birkaç
rengin, kendini yitirmeden, belirgin biçimde karışımından oluşmuş renklere
sahip olan
alacalı bulacalı :
tür. * alaca (lekeli, benekli, karışık renkli) (ala (karışık renkli) + ca (isim
yapım eki) ) + lı (ile, birlikte, beraber, sahibi) + bula (karıştırmak,
batırmak, daldırmak, bir şeyin içine daldırıp o şey ile kaplamak) + ca (isim
yapım eki) + lı (sahibi, ile, birlikte, beraber) * karmakarışık renkli ve
desenli
alacamenekşe :
tür. * alaca (lekeli, benekli, karışık renkli) (tür.) + vanavşag, banafşe
(menekşe) (far.) * menekşegillerden, boyu yirmi santimetreye değin uzayabilen,
sarı, mor, mavi ve beyaz renkte, menekşeye benzer çiçekleri olan bir süs
bitkisi, hercaimenekşe
alaçam :
tür. * ulu (büyük, yüce, yüksek) + çam (iğne yapraklı ağaç) ) * Samsun’un bir
ilçesi (ilçenin ilk ismi “Zelikus”’tur.)
alaçık :
moğ. * alag, ala (değişik ve çeşitli renkleri olan) + çık (ile ilgili, gibi, -a
ait) * barınak, sığınak, baraka, kulübe
aladağ :
tür. * ala (renkli; değişik, çeşitli, karışık veya belirsiz renkli, benekli) +
dağ (yüksek arazi, tepe) * Adana'nın bir ilçesi
alaf :
ara. * elf (bin) * binler
alafenamid :
lat., gre. * alanine (aldehyde (alcoholdehydrogenatum (alcohol (alkol) + de
(yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + hydros (su) (gre.)
+ genatum (cinsi) ) + an (son ek) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) )
+ phenyl (benzen halkasından bir hidrojen atomunun ayrılmasıyla oluşan aromatik
fonksiyonel grup C6H5) (gre.) + amid (amidum; azot içeren organik bileşik
sınıfı (-CONH2 yapısı) ) (lat.) * bazı ilaç etkin maddelerinin adlarında
kullanılan, özellikle etkin bileşiğin hücre içine taşınmasını ve
biyoyararlanımını artırmak amacıyla alanin ve amid yapıları içeren ön ilaç
(prodrug) türevini belirten adlandırma ögesi
alafranga :
lat. * ad (-a, yönelme, ile ilgili) + Francia (Fransa) (lat.); alla (-a,
yönelme, ile ilgili) + franca (Fransa) (ita.); à (-a doğru, yönelim, yan,
yakın) + la (ön ek) + France (Fransa) (fra.) * yabancı, Fransız usulü
alagarson :
fra. * à (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + la (önek, artikel) + garçon (erkek
çocuğu) * oğlan saçı biçiminde kesilmiş kadın saçı
alageyik :
tür. * ala (renkli; değişik, çeşitli, karışık veya belirsiz renkli, benekli) +
geyik (geviş getiren, uzun ve çatal boynuzlu, otobur memeli) *
gevişgetirenlerin geyikgiller alt grubundan, Afrika’nın kuzey, Avrupa’nın güney
bölgelerinde yaşayan, Türkiye’de Anadolu alageyiği adı verilen bir türü
bulunan, erkeklerinin ucu çatallı boynuzu, benekli postları olan, eti
yenilebilen bir geyik
alai :
ara. * ala (yücelik, üstünlük, yüksek mevki) + i (çoğul eki) * yücelikler,
üstünlükler, nimetler, ihsanlar, lütuflar, bahşlar, bağışlar
alaimisema :
ara. * alaim (alamet (işaret, simge, sembol, nişan), işaretler) + ı (tamlama
eki) + sema (gök) * gökyüzünde yağmur sonrası güneş ışınlarının kırılmasıyla
oluşan renkli ışık yayılımı, gök işaretleri, gökkuşağı
alak :
ara. * alika, alaka, allaka (asılmak, ilişmek, yapışmak, bağlanmak, asılmak,
ilintilenmek, ilişmek, ilgili olmak), alaka (ilgi, ilişki, ilinti, bağlantı,
bağ) * asılı, ilişik, ilgili, ilintili, bağlı; kan pıhtısı; embriyo; Kur’an’ın
96. suresinin ismi
alaka :
ara. * alaka (bağlanmak, asılmak, ilintilenmek, ilişmek, ilgili olmak; bağ,
ilgi, ilinti, ilişki), alika (asılmak, yapışmak, tutunmak), alak (asılı,
ilişik, ilgili, ilintili, bağlı) + a (olma durumu, gibi olma anlamı veren son
ek) * bağ, ilgi, ilinti, ilişki
alakabahş :
ara. * alaka (ilgi, ilişki, ilinti) + bahş (verme) * ilgilendirici, ilgi çeken,
ilginç
alakadar :
ara., far. * alaka (bağlanmak, asılmak, ilintilenmek, ilişmek, ilgili olmak;
bağ, ilgi, ilinti, ilişki) (ara.) + dar (gibi olan, ile ilgili, tutan, alan,
koruyan, sahip ve malik olan, taşıyan) (far.) * bağlı, ilgili, ilişkili,
ilintili
alakarga :
tür. * ala (renkli; değişik, çeşitli, karışık veya belirsiz renkli, benekli) +
karga (karganın çıkardığı sesten onomatope (ses yansımalı) kelime; corvidae
familyasından siyah renkli ötücü kuş) * kargagillerden, iri gövdeli, tüyleri
ak, kara ve kahverengi karışımı renkte, kanat tüyleri parlak mavi, ötücü bir
kuş
alakart :
fra. * à (-a doğru, yönelim, yan, yakın, göre) + la (önek, artikel) + carte
(kart, liste) * listeye göre; yemek listesinden yemek seçerek
alakok :
fra. * à (-a doğru, yönelim, yan, yakın, göre) + la (önek, artikel) + coque
(kabuk) * kaynar suda kabuğuyla az haşlanmış, sarısı katılaşmamış durumda olan
yumurta, rafadan
ala-küllihal :
ara. * ala (üstüne, üzerine) + külli (tüm, bütün, hepsi, tamamı) + hal (durum,
vaziyet) * her halde, her durumda, her şekilde, ister istemez
a'lam :
ara. * alima (bilmek, öğrenmek, farkına varmak, idrak etmek), alem (bilinen,
görünen şey; dünya, evren) * alemler, izler, nişanlar; büyük dağlar
alamana :
alm. * alle (tüm, bütün, hepsi) + Männer (erkekler, adamlar, insanlar) * Alman
tarzı, Alman usulü; tek veya çift direkli ve yelkenli de olabilen, açık
güverteli, büyük balıkçı kayığı; Büyük balıkçı kayıklarına mahsus büyük ağ,
ığrıp
alamet :
ara. * alima (bilmek, öğrenmek, farkına varmak, idrak etmek), alem (bilinen,
görünen şey; dünya, evren) + et (isim yapım eki) * işaret, iz, nişan, belirti,
sembol
alamet-i farika :
ara. * alima (bilmek, öğrenmek, farkına varmak, idrak etmek), alem (bilinen,
görünen şey; dünya, evren) + et (isim yapım eki) + i (tamlama bağlacı) + fark
(değişik olan unsur), farika (ayırt edici özellik, farklılık; ayrıca bir grup,
takım veya bölüm) * bir şeyi veya kişiyi diğerlerinden ayıran, tanınmasını
sağlayan belirgin işaret veya özellik, ayıran ve farklı kılan sembol, ayırıcı
işaret, karakteristik özellik, damga; üretilen bir malın üzerine konan ve o
malın üreticisini belirten veya o malı diğerlerinden ayıran, resim, harf,
kelime ve buna benzer tanıtıcı işaret, özel simge, logo, sembol
alaminüt :
fra. * à (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + la (önek, artikel) + min (küçük,
az), minuo, minuere (azaltmak, küçültmek), minutus (azalmış, küçülmüş; dakika)
* çabucak, çarçabuk, ayaküstü, hemen, şipşak, anında, hemen o anda, dakikasında
alan :
tür. * alan (arazi, açık alan, saha, açık ve geniş, düz yer, düz yüzey, meydan,
bölge, mıntıka, yüzey, zon, platform) * geniş ve açık yüzey, meydan, satıh,
dağlar arasındaki açık ve düz yer, saha, arazi
aland :
alm. * ahvaland (sulu yer) (ahvo (su) + land (yer, arazi, kara, ülke, toprak,
arsa, memleket, diyar, vatan) ); ailin (küçük kaya) (gal.) * Güneybatı
Finlandiya'da Ahvenanmaa Özerk Bölgesi'ni oluşturan takımadalar
alangiaceae : mala.,
lat. * alangium (alangi (bitki grubu) (mala.) + ium (isim yapım eki) (lat.) ) +
aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * çoğunlukla tropikal ve
subtropikal bölgelerde yayılış gösteren, genellikle küçük çift çenekli ağaçlar,
çalılar ve sarmaşıklardan oluşan, basit yapraklı, küçük çiçekli ve Alangium
cinsini içeren çiçekli bitkiler familyası
alanil :
lat., gre. * alanyl (aldehyde (alcoholdehydrogenatum (alcohol (alkol) + de
(yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + hydro (su) + genatum
(cinsi) ) + an (son ek) + iyl (ile ilgili, gibi, -a ait) ) * alanin amino
asidinden türetilen, aromatik aminlerin türevi olan tek değerlikli asit
radikali CH3CH(NH2)CO-
alanil glutamin :
lat. * alanyl (aromatik aminlerin türevi olan tek değerlikli asit radikali) +
glutamine (gluten (tutkal, yapıştırıcı, zamk) + amic (ile ilgili, gibi, -a ait)
+ acidus (acere (ekşi olmak, ekşimek) + dus (son ek) ) + amine, amino (karbona
bağlı bir nitrojen (azot) atomu içeren bileşik) (ammonia (amonyak) + ine (ile ilgili,
gibi, -a ait) ) * memeli hücre kültürü ortamına yaygın olarak eklenen bir amino
asit takviyesi
alanin :
lat., alm. * alanine (aldehyde (alcoholdehydrogenatum (alcohol (alkol) + de
(yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + hydro (su) +
genatum (cinsi) ) + an (son ek) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) *
karaciğerde ve az miktarda böbrekte, kalpte ve kaslarda bulunan, formülü
C3H7NO2 olan bir enzim
alanya :
gre. * kalon (güzel, hoş) + oros (dağ) * Antalya'nın bir ilçesi; eski ismi
Kalon Oros; Anadolu Selçuklu Hükümdarı 1. Allaaddin Keykubat’ın kaleyi alması
ile şehrin ismi Alaiye olarak değişmiştir. Atatürk ise Alanya adını vermiştir.
alaplı :
tür. * al (kırmızı) + atlı (atla ilgili) * Zonguldak’ın bir ilçesi (Önce Alatlı
olan isim sonra Alaplı olmuştur.)
alarga :
lat., ita. * a (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + largo (geniş, açık) * bir
geminin, bir filikanın kıyıya veya bir yere yanaşmış olmayıp açıkta durması
alarm :
ita. * all (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + arme (silah) (silah başına!) *
uyarı, tehlike sinyali; ani dikkat veya harekete geçirme durumu
alastor :
gre. * alastor (intikamcı, öç alan; unutmayan) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve
olumsuzluk ön eki) + lastor (intikamcı, cezalandırıcı), lathein (unutmak) ) *
intikamcı; savunucu; Yunan mitolojisinde, tanrı Zeus'u, kötülüklerin, aile içi
kan dökülmesinin intikamcısı olarak tanımlayan bir sıfat
alaşa :
tür. * alaca (birkaç rengin, kendini yitirmeden, belirgin biçimde karışımından
oluşmuş renk, lekeli, benekli, karışık renkli) (ala (lekeli, benekli renkli) +
ca (benzetme, yakınlık belirtme ve ilgi eki) ) * horon oynarken söylenen çömel
kalk komutu, şimula; iğdiş edilmiş at; yabani tere; iğdiş edilmiş, yük ve tarım
gibi ağır işlerde kullanılan at; huysuz/vahşi binek hayvanı; haşarı, yaramaz,
her şeye karışan, çok konuşan
alaşağı :
tür. * al (almak, elde etmek, edinmek, tutmak, kapmak, yakalamak) + aşağı (alt
tarafa) * yetkileri zorla elinden alınıp görevinden, bulunduğu makamdan
uzaklaştırılmış, atılmış, kovulmuş; kapılıp yere vurulmuş, kapıp yere vurma
alaşehir :
tür., ara., far. * ala (değişik, çeşitli, karışık renkli) (tür.); ala (çok iyi,
çok güzel) (ara.) + şahr, şehr (yerleşim birimi, vilayet, memleket, belde,
kent, il) (far.) * Manisa'nın bir ilçesi (ilçenin antik ismi Grekçe
“Philadelphia” (Kardeşçe sevgi) (philein (sevmek), philos (seven, sever,
sevici) + adelphos (kardeş, kardeşçe) )
alaşım :
tür. * al (almak, elde etmek, edinmek, tutmak, kapmak, yakalamak) + aş (işteş
fiil eki) + ım (isim yapım eki) (karşılıklı alma, birbirine karışma anlamı
bağlamında) * elektron (birleştirip karıştırma, altının ve gümüş ile
karıştırılması ile elde edilen metal; çamgiller familyasından sarı - kızıl
arası renge sahip hoş kokulu bir bitki, kehribar, amber) (gre.); metal karışımı,
bir metal elementin en az bir başka element (metal, ametal) ile birleşmesiyle
oluşan homojen karışımı, halita
alate :
lat. * ala (kanat) + atus (ile ilgili, -a ait) * kanatlı, kanat biçiminde
çıkıntı veya uzantı taşıyan; özellikle böcekbilimde kanat geliştirmiş
bireyleri, botanikte ise kanat benzeri yapılarla çevrili veya kenarları kanat
biçiminde genişlemiş organ veya bölümler; karınca ve termit gibi sosyal
böceklerde, çiftleşme uçuşuyla üremek ve yeni bir koloni kurmak amacıyla
koloniden ayrılan kanatlı üreme formlarını (kanatlı kraliçeler ve erkekleri)
alaten :
ara. * el (önek, artikel) + ağdam, acdam (cüzzamlı, hastalıklı) * cildi lekeli
ve yaralı olan, cüzamlı
alatrofloksasin :
lat., gre. * ala (kanat; genişlik, yayılma çağrışımı) (lat.) + tropos (dönüş,
yön değiştirme) (gre.) + fluor (akışkan, flor elementi) + oxazinum (azot ve
oksijen içeren heterosiklik halka) + acin (kinolon antibiyotik adlandırma eki)
(lat.) * vücutta hızla trovafloksasine dönüşen bir ön ilaç olarak bakteriyel
DNA giraz ve topoizomeraz IV enzimlerini inhibe ederek geniş spektrumlu
antibakteriyel etki gösteren florokinolon grubu bir ilacın etken maddesi
(C26H31F3N4O8S)
alatura :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + latus (yan, taraf, geniş), latera
(yan, yanında, yanal) (boyunca, yanına, yanısıra) * sokaklarda çalgısı ile para
kazanmak amacıyla müzik yapan insanların topladığı bahşiş
alaturka :
lat.. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + la (ön ek) + Turcicum (Türk)
(lat.); alla + Tuca (ita.); à (-a doğru, yönelim, yan, yakın, göre) + la (ön
ek) + Turque (Türk) * Türk usulü, Türk'e göre
alaudidae :
lat. * alauda (tarla kuşu, toygar) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form)
(gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * açık arazilerde yaşayan,
çoğunlukla güçlü ve melodik ötüşleriyle tanınan, yere yuva yapan, kısa gagalı
ve genellikle kahverengi tonlarda tüylere sahip kuşları kapsayan toygarlar
familyası, toygargiller, tarlakuşugiller
alavere :
ita. * il (ön ek) + avere (almak, sahip olmak, haiz olmak) * bir şeyin elden ele
geçmesi, bir şeyi elden ele vererek aktarma; vapurlarda bu biçimde taşıma işi
için bordalarda kurulan basamaklı iskele; kargaşa
alavere dalavere :
ita. * il (ön ek) + dare (vermek) + e (ve) + l' (ön ek) + avere (almak, sahip
olmak, haiz olmak) * hileli iş, sahtekarlık, dolandırıcılık
alay :
gre. * alagion (lejyonu oluşturan askeri birliklerin her biri) (alagein
(birleştirmek) + ion (isim eki) ) * bir araya gelmiş çok sayıda insan
topluluğu, düzenli kalabalık; bir albayın komutası altında üç veya dört taburdan
oluşan askeri birim
alay :
gre., fra. * alai, alein (aşağılamak suretiyle eğlenmek) (gre.); aludan
(bulaşmak, kirletmek), alay (bulaşma, kirletme) (far.) * küçümseyerek eğlence
konusu yapma
alaybozan :
tür. * alagion (lejyonu oluşturan askeri birliklerin her biri) + boz
(kötüleştirmek, düzensizleştirmek) + an (fiili sıfat yapa son ek) * 16 ve 17.
yüzyıllarda kullanılmış olan, bir fitil yardımıyla ateşlenen, namlusu dışa
doğru koni şeklinde açılan ve borazanı andıran bir tür tüfek
alayıvala :
tür. * alay (topluluk) + ı (tamlama eki) + vala (yüksek, yüce, ulu, büyük) *
gösterişli, şatafatlı, cafcaflı, törenli, tantanalı bir şekilde
alayiş :
far. * alayiş (bulaşma, bulaşıklık, yozlaşma) (aludan (bulaşmak, kirletmek),
alay (bulaşma, kirletme) + iş (gibi olma) ) * gösteriş, göz kamaştırma, şatafat
alaylı :
gre., tür. * alagion (lejyonu oluşturan askeri birliklerin her biri) (alagein
(birleştirmek) + ion (isim eki) ) (gre.); alay (grup, sınıf, topluluk) + lı
(sahibi, gibi olan, ile ilgili) (tür) * askeri eğitim ve öğretim görmemiş,
kıtadan yetişmiş subay; bir meslek için gereken okul eğitimini görmeden,
deneyim ve uygulama yoluyla öğrenerek yetişmiş kişi, kendini yetiştirmiş kimse
alaz :
tür. * al (ateş, alev; kırmızı) + az (ile ilgili, gibi, -a ait) * ateş, alev,
parıltı; yanan şeylerin veya gazların türlü biçimde uzanan ışıklı dili; seyrek
bitmiş ekin veya ot; Türk mitolojisinde Ateş Tanrısı
alaza :
tür. * al (ateş, alev; kırmızı) + az (ile ilgili, gibi, -a ait) + a (son ek) *
tarlada dökülen tohumlarla ertesi yıl kendiliğinden çıkan ekin, kendiliğinden
çıkan tahıl
alba :
lat. * albus (beyaz, ak) (lat.); alba (şafak, başlangıç) (ita.) * beyaz; şafak,
başlangıç
albasma :
tür. * al (ateş, alev; kırmızı; elde etmek, edinmek, ele geçirmek) + bas
(kaplamak, genişlemek, çökmek, yüklenmek) + ma (isim yapım eki) * aldatmak,
kandırmak, kırmızı renk; yeni doğum veya düşük yapmış kadınlarda görülen ve
loğusa humması olarak da adlandırılan ateşli hastalık, albasma; Türk ve Altay
mitolojilerinde bir çeşit kötü ruh ve onun neden olduğu ruhsal bunalım;
Albıs'ın (Alkarısı) neden olduğu ruh hastalığı, Alkarısı, Albıs
albastı :
tür. * al (ateş, alev; kırmızı; elde etmek, edinmek, ele geçirmek) + bas
(kaplamak, genişlemek, çökmek, yüklenmek) + tı (geçmiş zaman fiil eki) *
aldatmak, kandırmak, kırmızı renk; yeni doğum veya düşük yapmış kadınlarda
görülen ve loğusa humması olarak da adlandırılan ateşli hastalık, albasma; Türk
ve Altay mitolojilerinde bir çeşit kötü ruh ve onun neden olduğu ruhsal
bunalım; Albıs'ın (Alkarısı) neden olduğu ruh hastalığı, Alkarısı, Albıs
albatr :
gre., lat. * alabastros, alabastos (süs ve heykel yapımında kullanılan
mermerimsi yumuşak taş) (gre.) alabaster (lat.) * vazo, süs eşyası ve büst
yapımında kullanılan yarı saydam, beyazımsı, parlatılmaya elverişli, beyaz
renkli, yumuşak, yarı saydam mermer benzeri mineral, kaymaktaşı, sumermeri
albatros :
ara. * el (ön ek, artikel) + gatta (suya dalan); el (ön ek, artikel) + gavvas
(dalgıç) * Atlantik Okyanusu'nda yaşayan iri balıkçıl ve beyaz renkli kuş türü,
pelikan
albay :
tür. * alay (üç veya dört taburdan oluşan askeri birim, grup, topluluk) + beyi
(efendisi, reisi, başı) * yarbay ile tuğgeneral arasındaki rütbe (yarbay
(binbaşı ile albay arasındaki subay rütbesi; yardımcı bay) )
albedo :
lat. * albus (beyaz, ak) + edo (son ek) * Bir yüzeyin üzerine düşen güneş
ışığını yansıtma oranını, yani yüzeyin ışığı ne kadar geri yansıttığını
gösteren, özellikle astronomi ve iklim biliminde kullanılan ölçüt
albedometre :
lat., gre. * albus (beyaz, ak) + edo (son ek) (lat.) + metron, metros (ölçü)
(gre.) * bir yüzeyin üzerine düşen güneş ışınımını ve o yüzeyden geri
yansıtılan ışınımı aynı anda ölçerek yüzeyin yansıtma gücünü yani albedosunu
(aklık derecesini) hesaplayan, özellikle meteoroloji ve iklim çalışmalarında
kullanılan çift taraflı bir radyasyon ölçüm cihazı
albendazol :
lat., gre. * al (az, kimyasal önek) + benzene (aromatik, altı karbonlu halkalı
hidrokarbon) + azole (mantar önleyici ilaçlarda yer alan bir veya daha fazla
nitrojen (azot) atomu içeren 5 üyeli bir halkaya sahip bir grup heterosiklik
bileşik belirtici ek) (azotos, azotikos (yaşamsız, cansız, hayatsız) (gre.) +
ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) ) * parazitik enfeksiyon tedavisinde
kullanılan antihelmintik (solucan önleyici) ilacın etken maddesi (C12H15N3O2S)
albeni :
tür., far. * al (elde et, çek) + ben (tanecik, tohum) + i (belirtili nesne eki)
(cazibe unsuru, çekim sağlayan özellik) * alım, çekicilik, cazibe, çekim
albert :
alm. * adal (soylu, asil, seçkin) + beraht, brecht (parlak, ünlü, görkemli) *
“soylu ve parlak, yüce ün sahibi” anlamlarını taşıyan Eski Germen kökenli erkek
adı; Avrupa dillerinde yaygın olarak kullanılan erkek ismi
albıs :
tür. * al (ateş, alev; kırmızı; elde etmek, edinmek, ele geçirmek) + bıs
(kaplamak, genişlemek, çökmek, yüklenmek) * aldatmak, kandırmak, kırmızı renk;
yeni doğum veya düşük yapmış kadınlarda görülen ve loğusa humması olarak da
adlandırılan ateşli hastalık, albasma; Türk ve Altay mitolojilerinde bir çeşit
kötü ruh ve onun neden olduğu ruhsal bunalım; Albıs'ın (Alkarısı) neden olduğu
ruh hastalığı, Albastı, Alkarısı
albinizm :
gre., lat. * alphos (beyaz, beyazımsı) (gre.); albus (beyaz, ak), albino
(beyazlamış) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki); albedo
(aklık, aklık derecesi (astronomide) * vücutta renk pigmenti olan melanin
eksikliği veya yokluğu nedeniyle deri, kıl, saç ve gözlerin beyaz ya da
normalden çok daha açık renkli olmasıyla karakterize, görme sorunlarına da yol
açabilen kalıtsal (genetik) bir durum
albino : gre.,
lat. * alphos (beyaz, beyazımsı) (gre.); albus (beyaz, ak), albinos
(beyazlamış) (lat.) * albinizm sendromu olan
albizia :
lat. * Albizzi (İtalyan doğa bilimci Filippo degli Albizzi) + ia (isim yapım
eki) * ipek ağacı olarak bilinen, tüylü çiçekli ve hızlı büyüyen tropikal ağaç
ve çalıları kapsayan bitki cinsi
albuca :
lat. * albus (beyaz, ak) * genellikle beyaz veya açık renkli çiçekler açan,
sümbülgillerle ilişkili soğanlı bitkileri kapsayan bitki cinsi
albuginea :
gre., lat. * alphos (ak, beyaz, beyazımsı) (gre.); albugineus (beyazımsı)
(albugo (beyaz olan, yumurta akı) (albus (beyaz, ak) + ugo (ile ilgili, -a ait)
) + ineus, inea (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * organları (özellikle testis ve
yumurtalıkları) saran, beyaz renkli ve yoğun lifli bağ dokusundan oluşan
koruyucu kılıf
albuterol :
lat., gre. * salicylic (salix (söğüt) ) + acidus, acidum (ekşi) (acere
(ekşimek, ekşi olmak) + idum (isim yapım eki) ) + butyricus acidum (bütirik
asit C4H8O2) (butyrum (tereyağı) + icus (ile ilgili, -a ait) + acidum, acidus
(ekşi, asit) ) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) * astım ve kronik obstrüktif
akciğer hastalığı (KOAH) tedavisinde kullanılan kısa etkili, selektif bir
β2-adrenerjik reseptör agonisti, salbutamol
albüm :
lat. * albus (beyaz, ak) + m (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kağıt
belgeleri saklamaya yarayan özel yapılmış bir tür defter; içinde yazı, müzik,
resim gibi eserlerin yer aldığı kitap
albümin :
gre., lat. * alphos (beyaz, beyazımsı) (gre.); albus (beyaz, ak) + mine
(kimyasal madde eki) (lat.) * karaciğer hepatositleri tarafından sentezlenen,
kanda yüksek oranda bulunan ve damar bütünlüğünün korunmasında, asit-baz
düzenlemesinde aktif olan, yumurta akında, kanda ve dokularda bulunan, suda
çözünebilen beyaz renkli protein türü
alcea :
gre. * alke (güç, şifa) * geleneksel tıpta kullanılan, uzun boylu ve gösterişli
çiçeklere sahip ebegümecigiller familyasına ait bitki cinsi
alcedinidae :
lat. * alcedo (yalıçapkını) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae
(-giller, zoolojik familya eki) * kısa boylu, iri başlı, uzun ve sivri gagalı,
çoğunlukla su kenarlarında yaşayan, balık ve küçük su canlılarıyla beslenen
yalıçapkını kuşları familyası, yalıçapkınıgiller
alcedo :
gre. * alkuon (yıldız kuşu, yalıçapkını) * alcedinidae altfamilyasına bağlı bir
kuş cinsi, yıldız kuşu, yalıçapkını
alchemilla :
lat. * alchimia (simya) + illa (küçültme eki) * yapraklarında çiy damlaları
tutması nedeniyle simyacılarla ilişkilendirilen, gülgiller familyasına ait
bitki cinsi
alcyonacea :
gre., lat. * alkyon (yalıçapkını ile ilgili mitolojik isim) (gre.); alcyonium
(mercan cinsi) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller,
zoolojik familya eki) (lat.) * çoğunlukla tropikal denizlerde yaşayan, yumuşak
mercanlar olarak da anılan, sert kalsiyum karbonat iskeleti yerine esnek
proteinli bir yapıya sahip olan, koloni oluşturan, dallanmış veya deri benzeri
görünümlü deniz omurgasızlarını kapsayan yumuşak mercanlar takımı (Deniz
yelpazeleri ve deniz kalemleri de bu takımın üyeleridir.)
alçak :
tür. * al (almak, aşağı çekmek) + çak (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
aşağıda olan; aşağılık; uysal, yumuşak, hakir, yavaş, boyun eğen
alçalmak :
tür. * al (almak, aşağı çekmek) + çal (edilgen fiil eki) + mak (fiil mastar
eki) * yüksekliğini azaltmak, aşağıya inmek
alçı :
tür. * aşu (boya yapımında kullanılan kızıl toprak), alçu (talk, sıva yapımında
kullanılan beyaz toprak) * toprakta bulunan hidratlı kalsiyum sülfat; sıva
yapımında kullanılan ak toprak, talk
alçıpan :
tür., lat. * aşu (boya yapımında kullanılan kızıl toprak), alçu (talk, sıva
yapımında kullanılan beyaz toprak) + panel (dörtgen şeklindeki düz parça)
(pannus) (bez, kumş parçası, elbise parçası) + ellus (küçültme eki) ) (lat.) *
alçı panellerden oluşan, ortası alçı ve her iki tarafı da karton kaplı bir
yapı, alçı panel
alçıtaşı :
tür. * alçu (talk, sıva yapımında kullanılan beyaz toprak) + taş (sert mineral,
kaya) + ı (iyelik eki) * kalsiyum sülfat dihidrattan oluşan yumuşak bir sülfat
minerali, kristal sulu formuyla jips (CaSO4 • 2H2O)
aldangaç :
tür. * al (almak, elde etmek, edinmek) + dan (dönüşlü fiil eki) + gaç (araç,
vasıta) * Yunus Emre'nin dünyayı nitelemek için kullandığı kelime
aldanmak :
tür. * al (almak, elde etmek, edinmek) + dan (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil
mastar eki) * bilgisizlikten dolayı yanlış olana kanmak, yanlışa itibar etmek,
oyuna gelmek
aldatmak :
tür. * al (almak, elde etmek, edinmek) + dat (etken fiil eki) + mak (fiil
mastar eki) * gerçek dışı olana inandırmak, kandırmak, yanıltmak
aldehit :
lat. * alcoholdehydrogenatum (alcohol (el (önek, artikel) + kuhl (koyu mavi,
siyah, kara; kömür) ) (ara.) + dehydrogenatum (hidrojeni giderilmiş alkol) (de
(yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + hydro (su) +
genatum (cinsi) ) * yapısında karbonil grubuna bağlı bir hidrojen olan organik
bileşik
alder :
ing. * alder (kızılağaç) * sulak alanlarda yetişen, azot bağlama yeteneğiyle
bilinen kızılağaçları ifade eden ağaç grubu
aldırış :
tür. * al (edinmek, elde etmek, tutmak) + dır (etken fiil eki) + ış (isim yapım
eki) * umursamak, dikkate almak
aldırmak :
tür. * al (edinmek, elde etmek, tutmak) + dır (etken fiil eki) + mak (fiil
mastar eki) * umursamak, dikkate almak; birisinin bir şeyi almasını sağlamak
aldolaz :
lat., ara. * ald (“aldehyde” kelimesindeki “al” öneki) (lat.) + ol (“el kuhl,
alcohol” kelimelerindeki “uhl, holl” eki) (ara.) + ase (enzim belirtme eki)
(lat.) * enerji üretmek için belirli şekerleri parçalamaya yardımcı olan bir
protein (enzim)
aldosteron :
lat. * aldehyde dehydrogenatum (alcohol (el (ön ek) + kuhl (koyu mavi, siyah,
kara; kömür) ) + dehydrogenatum (de (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki)
+ hydro (su) + genatum (oluşum, yaratılış, cins) ) + steron (steroid bileşik
eki) (stereos (katı, sert, sağlam, üç boyutlu, hacimli) + one (oksijenli
bileşik, keton grubu (C=O) ) ) * böbrek üstü bezlerinin kabuk katmanı Zona
Glomerulosa'da üretilen, kanda sodyum ve potasyum dengesini düzenleyen bir
mineralokortikoid
aldrete skoru :
lat., ing. * aldrete (Meksikalı anestezi uzmanı Jorge Antonio Aldrete’nin
soyadından) + score (puan, başarı veya derecesinin sayısal ifadesi) (ing.) *
hastaların anestezi sonrası bakım ünitesinden güvenli bir şekilde taburcu
edilmeleri için belirlenmiş kriterlerden biri olan post anestezi (anestezi
sonrası) iyileşme skoru (Post Anesthesia Recovery Score - PAR-Skoru)
aleatorik :
lat. * alea (zar, şans oyunu) + tor (-cı, yapan, eden eki) + icus (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * müzik, oyun veya olaylarda rastlantısal öğelerin
kullanıldığı, sonucu tamamen önceden belirlenemeyen sistem veya yöntem
aleatuvar :
lat. * aleator (zar atan) (alea (zar, membran) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) +
ius (ile ilgili, gibi, -a ait) * rastgele, şansa; müzik veya diğer sanat
alanlarında kompozisyonu oluşturan bileşenlerin rastgele seçilmiş olduklarını
ifade eden sıfat
alectoris :
gre. * alektoris (tavuk, piliç, çiftlik tavuğu) * arap kekliği, alectoris
melanocephala
alectra :
gre. * alektron (horoz mahmuzu, sivri çıkıntı) * çiçeklerinde mahmuz benzeri
yapılar bulunan, asalak veya yarı asalak otsu bitkileri kapsayan bitki cinsi
alef :
ara. * alifa (uyuşmak, alışmak, ısınmak) * cana yakın, uyumlu
alegasyon :
lat. * alkegatio (allegare (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + legare
(göndermek, emanet etmek, bildirmek) + tio (isim yapım eki) ) * bir şeyi resmi
olarak bildirme, iddia etme; hukuki veya resmi bağlamda ileri sürülen sav veya
suçlama
alegori :
gre. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + agoria (açıkça
konuşmak, mecliste konuşmak) * bir fikir, kavram veya durumu doğrudan anlatmak
yerine semboller, benzetmeler (teşbihler), mecazlar veya hikayeler yoluyla
anlatma sanatı; sembolik temsil
alegorik :
gre. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + agoria (açıkça
konuşmak, mecliste konuşmak) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * gerçek
anlamın ötesinde, semboller veya mecazlarla anlatılan; mecazi, sembolik,
alegori içeren
aleka :
ara. * alaka (bağlanmak, asılmak, ilintilenmek, ilişmek, ilgili olmak; bağ,
ilgi, ilinti, ilişki), alak (asılı, ilişik, ilgili, ilintili, bağlı) + a (olma
durumu, gibi olma anlamı veren son ek) * bağ, ilgi, ilinti, ilişki; asılı
duran; yapışkan balçık, çamur; kan pıhtısı; uyuşmuş kan; sülük
aleks :
gre. * alexein (savunmak, korumak, savaşmak) + aner, andros (adam, erkek, insan)
* Alexandros (savaş adamı, savaşçı) kelimesinin kısaltılmışından türeme erkek
ismi
aleksi :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + legein (söylemek,
konuşmak, kelam etmek, anlatmak), lexis (konuşma, söyleme, anlatma) * okuma
yeteneği kaybı, kelime körlüğü
aleksik :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + legein (söylemek,
konuşmak, kelam etmek, anlatmak), lexis (konuşma, söyleme, anlatma) + ikos (ile
ilgili, -a ait) * okuma yeteneğini sonradan tamamen ya da kısmen kaybetmiş olan
(kimse)
aleksitimi :
gre. * alexithymia (ruhtan konuşamama) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk
ön eki) + legein (söylemek, konuşmak, kelam etmek, anlatmak), lexis (konuşma,
söyleme, anlatma) + thumos, thymos (göğüs kemiği arkasında bulunan T hücresi
içsalgı bezi, timüs; duygu, ruh; kalp) (gre.); thymus (lat.) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) * bireyin kendi duygularını tam olarak anlayamaması,
bunları iyi bir şekilde ifade edememesi ve sosyal normlara uygun bir duygu
dışavurum davranışında bulunamaması
alektinib :
gre. * alexein (savunmak, korumak, savaşmak) + tinib (tyrosine kinase (tirozin
kinaz) inhibitörü) (tyrosine (aminoasit) (turos, tyros (peynir) + ine (ile
ilgili, gibi, -a ait) ) + kinesis, kinase (kinein (hareket ettirmek, devindirmek,
kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak) +
asis (son ek) ) (gre.) + inhibitor (engelleyici, önleyici, mani olan) (lat.) )
* metastatik küçük hücreli dışı akciğer kanseri tedavisinde kullanılan bir ALK
inhibitörü olarak geliştirilen küçük molekül yapıda bir kanser ilacın etken
maddesi (C30H34N4O2)
alektrofobi :
gre. * alektor (kümes hayvanı, horoz) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos
(korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * tavuklar ve horozlar başta
olmak üzere her türlü kümes hayvanına karşı duyulan korku bozukluğu, tavuk
korkusu
alel :
gre. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı), allel (allel (diğer,
başka, öbür, farklı, birbiriyle ilişkili, birbirine bağlı) * aynı gen lokusunda
bulunan ve fenotipi etkileyebilen alternatif gen biçimlerinden biri; bir genin
alternatif formu veya versiyonları
alelacayip :
ara. * ala (üzerine, üstüne, yukarıya) + el (ön ek, artikel) + acaib (acib
(tuhaf, garip, şaşılacak), tuhaflıklar) * pek tuhaf, çok acayip
alelacele :
ara. * ala (üzerine, üstüne, yukarıya) + el (ön ek, artikel) + acele (hız,
çabukluk) * aceleyle, telaşla, hızlıca, çabucak, çabukça
alelade :
ara. * ala (üzerine, üstüne, yukarıya) + el (ön ek, artikel) + ade(t)
(alışılmışlık, gelenek, dönüp gelen) * adet üzere, alışılmış surette, sıradan,
bayağı
alelhesap :
ara. * ala (üzerine, üstüne, yukarıya) + el (ön ek, artikel) + hesab (hesap) *
hesap üzerine, hesaba karşılık, alacağına sayarak
alelhusus :
ara. * ala (üzerine, üstüne, yukarıya) + el (ön ek, artikel) + husus (konu,
mevzu) * özellikle, bilhassa
alelitlak :
ara. * ala (üzerine, üstüne) + el (ön ek, artikel) + itlak (alıvermek,
bırakmak, koyuvermek, serbest bırakma, serbest olup her tarafta bulunmak) *
gelişigüzel, ulu orta, rastgele
alelomorf :
gre. * allel (diğer, başka, öbür, farklı, birbiriyle ilişkili, birbirine bağlı)
+ morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) * belirli bir özelliği belirleyen
bir genin değişik hallerinden her biri
alelopati :
gre. * allel (allel (diğer, başka, öbür, farklı, birbiriyle ilişkili, birbirine
bağlı) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos
(sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * bitkiler veya organizmalar arasında birinin salgıladığı
kimyasalların diğerleri üzerinde büyüme, gelişme veya davranış değişikliği
oluşturması olayı
alelopatik :
gre. * allel (allel (diğer, başka, öbür, farklı, birbiriyle ilişkili, birbirine
bağlı) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos
(sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bitkiler arasında
birinin salgıladığı kimyasalların diğer bitkiler üzerinde büyüme veya gelişmeyi
etkileyici etkisi olan biyolojik olgu
alelumum :
ara. * ala (üzerine, üstüne) + el (ön ek, artikel) + umum (genel) * genel
olarak, genellikle
alelusul :
ara. * ala (üzerine, üstüne) + el (ön ek, artikel) + usul (yöntem, metod) *
yöntemine göre, yöntemine uygun olarak, usülünce
alem :
ara. * alima (bilmek, öğrenmek, farkına varmak, idrak etmek) * bilinen, görünen
şey; yaşam planı, dünya, ortam, devir, çağ, evren dünya, evren
alem :
ara. * alima (bilmek, öğrenmek, farkına varmak, idrak etmek), ilm (bilgi), alim
(bilen, bilge), alamet (iz, işaret, simge, sembol, nişan) * simge, sembol;
minare, kubbe, sancak direği gibi yapıların tepesinde bulunan, ay yıldız veya
lale şeklinde metal tepelik
alemdar :
far. * alem (işaret, simge, belirti, nişan, sancak, bayrak) + dar (gibi olan,
ile ilgili, tutan, alan, koruyan, sahip ve malik olan, taşıyan) * bayrak
taşıyıcı
aleme :
ara. * aleme (devir, çağ, döngü) * iplik çilelerini çözgü kalemlerine sarmaya
yarıyan çark, dolap
alemi :
ara. * alem (yaşam planı, dünya, ortam, devir, çağ, evren; işaret, simge,
belirti, nişan, sancak, bayrak) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * dünya
ile ilgili; işaret, simge, isim ile ilgili
alem-i berzah :
ara. * alem (yaşam planı, dünya, ortam, devir, çağ, evren; işaret, simge,
belirti, nişan, sancak, bayrak) + i (tamlama eki) + berzah (engel, perde,
ayırıcı sınır, iki yer arasındaki geçit) * iki dünya veya varoluş arasında
bulunan, geçiş veya ara âlem; özellikle tasavvuf ve İslami literatürde ölüm ile
ahiret arasındaki geçiş alemi, berzah alemi
alem-i ceberut :
ara. * alem (yaşam planı, dünya, ortam, devir, çağ, evren; işaret, simge,
belirti, nişan, sancak, bayrak) + i (tamlama eki) + ceberut (mutlak güç,
zorlayıcılık) * tasavvufta “mutlak güçler alemi”; ilahi kudret ve zorlayıcı
güçlerin hüküm sürdüğü metafizik alem
alem-i ekber :
ara. * alem (yaşam planı, dünya, ortam, devir, çağ, evren; işaret, simge,
belirti, nişan, sancak, bayrak) + i (tamlama eki) + ekber (en büyük) *
tasavvufta “en büyük âlem”; bütün varlıkların birliğinin ve Allah’ın mutlak
büyüklüğünün tezahür ettiği evrensel alem
alem-i emir :
ara. * alem (yaşam planı, dünya, ortam, devir, çağ, evren; işaret, simge,
belirti, nişan, sancak, bayrak) + i (tamlama eki) + emir (buyruk, yönetim) *
tasavvufta “buyruk alemi” veya “yönetim alemi”; ilahi emirlerin ve düzenin
hüküm sürdüğü metafizik alem.
alem-i ervah :
ara. * alem (yaşam planı, dünya, ortam, devir, çağ, evren; işaret, simge,
belirti, nişan, sancak, bayrak) + i (tamlama eki) + ervah (ruhlar, bilinçler) *
ruhlar alemi
alemonia :
lat. * alere (beslemek) + monia (isim yapım eki) * Roma mitolojisinde henüz
doğmamış çocukları besleyen tanrıça
alemşümul :
ara. * alem (yaşam planı, dünya, ortam, devir, çağ, evren) + şumul (kucaklama,
kapsama, kapsam, muhteviyat, yayılma, içine alma) (şamele (içermek, kapsamak,
ihtiva etmek), şamil (içine alan, kaplayan, kapsayan) (ara.) * dünya ölçüsünde,
dünya çapında, evrensel, üniversel
alemtuzumab :
lat. * alemt (CD52 antijeni) + zu (insanlaştırılmış) + mab (monoklonal antikor
eki, (humanized monoclonal antibody) ) * 21 ila 28 kDa büyüklüğünde bir hücre
yüzeyi proteini olan CD52'yi hedefleyen, B-hücreli kronik lenfositik lösemi ve
relapsing-remitting multiple skleroz tedavisinde kullanılan bir monoklonal
antikor (C6468H10066N1732O2005S40)
alenasyon :
lat. * alienare (yabancılaştırmak, başkasının yapmak, uzaklaştırmak) (alienus
(başkasına ait, yabancı) (alius (başka, öteki, diğer) + enus (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) ) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * kişinin
kendisini, çevresini, toplumdaki ilişkilerini veya ürettiği değerleri yabancı
ve kendisine ait değilmiş gibi algılaması; bireyin kendi benliği, emeği,
toplumsal bağları veya yaşam koşullarıyla kurduğu ilişkinin kopuklaşmasını
ifade eden yabancılaşma durumu
alendronat :
lat. * al (alkil-aminometilen türevi kimyasal önek) + end (zincirleme bağ kuran
yapı, organik kök) + ron (etki eden, faal olan) + ate, atus (tuz veya ester
eki) + acidus (acere (ekşi olmak) + dus (son ek) ) + ate (bir asidin esterini
veya tuzunu belirten ek; en çok oksijen atomu içeren iyonu tanımlayan ek) *
osteoporoz tedavisinde kullanılan, kemikleri güçlendirmeye yarayan bisfosfonat
ilacın etkin maddesi (C4H12NNaO7P2•3H2O)
alendronik asit :
lat. * al (alkil-aminometilen türevi kimyasal önek) + end (zincirleme bağ kuran
yapı, organik kök) + ron (etki eden, faal olan) + ikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) + acidum, acidus (ekşi olan, asit) (acere (ekşi olmak) + idus (ile
ilgili olan) ) * osteoporoz tedavisinde kullanılan, kemikleri güçlendirmeye
yarayan bisfosfonat ilacın etkin maddesi (C4H12NNaO7P2•3H2O)
alenen :
ara. * alana (açığa çıkarmak, aşikar etmek, ifşa etmek, açıklamak, duyurmak,
açıklamak, meydana çıkarmak, ortada olmak, ortaya çıkmak) ilan (bildirme,
belirgin kılma, beyan), alen (açık, aşikar, meydanda olan, ortada olan) + i
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + yen (olarak, itibarıyla) * açık şekilde,
belirgin olarak, açıkça, aşikar olarak, açık olarak
alengir :
far. * alen (hile, düzen; alanı kuşatma, asker) + giriftan (tutmak, almak,
yakalamak, kavramak), gir (taşıyan, yapan, tutan, alan, işlevi yerine getiren)
* karmaşık, dolambaçlı, içinde hile veya entrika barındıran; kolay anlaşılmayan
ve iş çevirmeye dayalı durum veya davranış; gösteriş, fiyaka, caka, şaşa
aleni :
ara. * alana (açığa çıkarmak, aşikar etmek, ifşa etmek, açıklamak, duyurmak,
açıklamak, meydana çıkarmak, ortada olmak, ortaya çıkmak) + i (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * açık, aşikar, belirgin, açıkça, aşikar olarak, açık
olarak, ayan beyan, meydanda, ortada; alenen aleniyet
aleniyet :
ara. * alana (açığa çıkarmak, aşikar etmek, ifşa etmek, açıklamak, duyurmak,
açıklamak, meydana çıkarmak, ortada olmak, ortaya çıkmak) + iyet (isim yapım
eki) * açık hale gelme, açık olma, meydana çıkma, meydanda olma, ortada olma,
barizleşme
aleniyeten :
ara. * alana (açığa çıkarmak, aşikar etmek, ifşa etmek, açıklamak, duyurmak,
açıklamak, meydana çıkarmak, ortada olmak, ortaya çıkmak) + iyet (isim yapım
eki) + en (gibi, olarak) * açıkça, bariz olarak, aleni olarak
alerjen : gre.
* allergiogonos (allos (başka, diğer, öbür, ötesi) + ergos, ergon (iş, çalışma,
eylem) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek),
genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan,
kaynaklanan) (genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, köken, ırk,
döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + es (ile
ilgili, -a ait) ) * alerjiye sebep olan organizmalar veya nesneler
alerjenik :
gre. * allergiogonos (allos (başka, farklı, diğer, öbür, ötesi) + ergos, ergon
(iş, çalışma, eylem) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak,
meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana
getiren, oluşturan, kaynaklanan), genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme,
oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit,
sınıf, kategori) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * bağışıklık sistemi
tarafından tepki oluşturan madde veya özelliklerle ilgili olan; alerjiye yol
açabilen
alerji : gre.
* allos (başka, diğer, öbür, ötesi) + ergia (iş durumu, çalışma durumu,
eylemsellik) (ergos, ergon (iş, çalışma, eylem) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) * bağışıklık sisteminin bir maddeye karşı verdiği vücuda zararlı
etkileri olan tepkisi
alerjik :
gre. * allos (başka, diğer, öbür, ötesi) + ergos, ergon (iş, çalışma, eylem) +
ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * alerjiye sebebiyet veren
alerjik rinit :
gre. * allos (başka, diğer, öbür, ötesi) + ergos, ergon (iş, çalışma, eylem) +
ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + rhis, rhinos (burun, gaga, hortum) +
itis (iltihap, enfeksiyon, yangı eki) * bağışıklık sisteminin polen, toz, akar,
hayvan tüyü gibi yabancı maddelere aşırı duyarlılığı sonucu burun mukozasında
gelişen, hapşırık, burun akıntısı ve tıkanıklıkla seyreden kronik iltihabi
reaksiyon
alert :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + erigere, ergere (yükselmek,
yükseltmek), erta (gözetleme kulesi, yüksek kule) * gözleme, gözetleme halinde,
uyanık, tetikte; alarm, uyarı
alessabah :
ara. * ala (üzeri, üstü, yukarı) + e (ön ek) + sabaha (ışımak, aydınlanmak,
ışık saçmak, aydınlatmak, ışıklanmak, gün ağarmak), sabah (ışık, aydınlık; gün
doğumu) * sabahleyin, sabah vaktinde, sabah erkenden, sabah olunca
alesta :
ita. * allesta (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + lesto (hazır) ) * hazır,
tetikte; hazır ol!
alet :
ara. * a’al (dönme, döndürme) + et (ile ilgili, gibi olma) * bir sanatı, uğraşı
yapmaya, uygulamaya yarayan özel araç
aletris :
gre. * aletris (öğütülmüş un, ince toz) * ince ve uzun çiçek saplarıyla
tanınan, acı köklü otsu bitkileri kapsayan bitki cinsi
aleuron :
gre. * aleuron (un) * olgunlaşan tohum ve yumruların protein granüllerinde
bulunan bir protein; endospermin etrafını çevreleyen kalın hücre zarları
bulunan proteince zengin tabaka
alev :
tür., far., ara. * yal (yanmak, parlamak, ateş almak) + ava (fiil mastar eki)
(tür.); al (ateş) + ev (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (far.), alava
(yükselmek, yüce olmak, artmak) (ara.) * ateşin parlak ve ışıklı halde uzanan
şekli; kadın ismi
alevi :
ara. * Ali (Hz. Ali) + vi (-cı, -ci, -sal, -sel, ile ilgili) * Hz. Ali'yi
seven, sayan, ona bağlı olan, onu önder addeden
alevtina :
gre., rus. * aleuein (yansıtmak, geri püskürtmek, savunmak; kötülükten uzak
tutmak) + tina (dişil isim yapım eki) * güçlü, kuvvetli, sağlıklı, özgür, hür
kadın; kötülükleri geri püskürten kadın; Grek kökenli Rus kadın ismi
aleyh :
ara. * ala, aley (üzeri, üst, karşı) + h (o) * üzerine, üstüne; olumsuz etki
durumu, karşı olma, ters olma
aleyhdar :
ara., far. * ala, aley (üzeri, üst, karşı) + h (o) (ara.) + dar (gibi olan, ile
ilgili, tutan, alan, koruyan, sahip ve malik olan, taşıyan) * karşıt olan, zıt
olan, karşı olan, ters düşen,muhalif olan, aynı fikirde olmayan
aleyhdar :
ara., far. * ala, aley (üzeri, üst, karşı) + h (o) (ara.) + dar (gibi olan, ile
ilgili, tutan, alan, koruyan, sahip ve malik olan, taşıyan) * karşıt olan, zıt
olan, karşı olan, ters düşen,muhalif olan, aynı fikirde olmayan
aleyhim :
ara. * ala, aley (üzeri, üst, karşı) + him (onlar) * onların üzerine
aleyhine :
ara., tür. * ala, aley (üzeri, üst, karşı, yukarı) + h (o) (ara.) + i (iyelik
eki) + ne (belirtili nesne eki) (tür.) * birisi için olumsuzluk yaratan,
birisinin menfaatine ters, zıt durumun ifadesi, "lehine"nin tersi
aleyke :
ara. * ala, aley (üzeri, üst, karşı) + ke (sen) * senin üzerine, sana
aleyküm :
ara. * ala, aley (üzeri, üst, karşı) + kum (siz) * sizin üzerinize, size
aleykümselam :
ara. * ala, aley (üzeri, üst, karşı, yukarı) + kum (siz) + selam (esenlik, barış,
kurtuluş, güvenlik, emniyet, huzur) * selam üzerinize olsun
aleyküm-üs selam :
ara. * ala, aley (üzeri, üst, karşı, yukarı) + kum (siz) + el (ön ek, artikel)
+ selam (esenlik, barış, kurtuluş, güvenlik, emniyet, huzur) * selam üzerinize
olsun
aleyna :
ara. * ala, aley (üst, üzeri, karşı, yukarı) + na (biz) * üzerimize, üstümüze;
kadın ismi
alez :
fra * à l'aise (à (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + la (dişil önek, artikel) +
aise (rahatlık, ferahlık, huzur) * rahat, gönlü ferah, keyfi yerinde, huzurlu;
çarşafsız yatağın üstüne yatağı koruması amacıyla serilen kumaş örtü
alf :
ara. * alafa, alifa (alışmak, cana yakın olmak, dostluk kurmak, birleşmek),
allafa (birleştirmek, yakınlaştırmak, tanıştırmak, dost haline getirmek,
alıştırmak; bir araya getirmek, toplamak, derlemek, düzenlemek, yazmak),
muellif (birleştiren, bir araya getiren, yazan, derleyen, eser meydana getiren)
* yakınlık, dostluk, aşinalık, alışkanlık
alfa :
gre. * alpha (Α, α (a) ) (gre.); elif (Arap alfabesinin ilk harfi) (ara.), elf (bin)
(ara.), elf (onbir) (alm.) * Yunan (Grek) alfabesinin ilk harfi Α, α (a)
alfa adrenoreseptör agonisti
:
gre., lat. * alpha (a, alfa, elif; Yunan alfabesinin ilk harfi) (gre.) + ad (-a
doğru, yönelim, yan, yakın) + renes (böbrek) + alis, o (ile ilgili, gibi, -a
ait) + receptor (alıcı) (re (geri, arka, tekrar) + capere (almak, içine almak,
tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) + tor (-cı, yapan, eden eki) )
(lat.) + agon (yarışma, çekişme, mücadele) + ist (-cı, -ci, yapan, eden) (gre.)
+ i (iyelik eki) (tür.) * alfa adrenerjik reseptörleri seçici olarak uyararak
vasküler düz kaslarda düz kasılma ve vazokonstriksiyon sağlayan, beyinde
periferik ve merkezi olarak norepinefrin salınımını engelleyen bir
sempatomimetik adjuvan ajan sınıfı
alfa amanitin :
gre. * alpha (a, alfa, elif; Yunan alfabesinin ilk harfi) + amanites (mantar) +
in (kimyasal bileşik eki) * Amanita mantar cinsinin çeşitli türlerinde bulunan
amatoksinler, toksinler arasında en ölümcül olan, sekiz amino asitten oluşan
siklik bir peptid
alfa cygni değişkenleri :
gre. * alpha (alfa, Yunan alfabesinin ilk harfi; ilk, başat yıldız gösterimi) +
cygnus (kuğu; kuğu takımyıldızı) (lat.) + değişken (başkalaşan, farklılaşan,
dönüşen, variyabl) + ler (çoğul eki) + i (iyelik eki) (tür.) * Işık parlaklığı
küçük genliklerle ve düzensiz aralıklarla değişen, genellikle çok büyük ve
sıcak süperdev yıldızları kapsayan, adını Kuğu takımyıldızındaki Alfa Cygni
yıldızından alan, GCVS tanımlamasına göre yüksek ışınım güçlü ve ışık değişimi
gösteren B ve A üstdev yıldızlarını tanımlayan bir değişken yıldız sınıfı
alfa tanecikleri :
gre., far., tür. * alpha (a, alfa, elif; Yunan alfabesinin ilk harfi) (gre.) +
dane (tohum, çekirdek, granül, tane) (far) + cik (küçültme eki) (tür.) *
radyoaktif elementlerin çekirdeklerinden kendiliğinden çıkan, pozitif yüklü iki
proton ve iki nötrondan oluşan, artı iki yüklü olan ve He²⁺ olarak ifade edilen helyum
çekirdekleri
alfa terapi :
gre. * alpha (a, alfa, elif; Yunan alfabesinin ilk harfi) + therapeia (hizmet
etme, ilgilenme, iyileştirme, tedavi etme, eğitme, öğretme, iyileştirme,
öğretiyle islah etme; bakım, hizmet, tedavi) (therapuein (hizmet etmek,
ilgilenmek, iyileştirmek, tedavi etmek, yönetmek, tıbbi tedavi etmek), the (ön
ek) + rapein (eğitmek, öğretmek) ) + eia (isim yapım eki) ) * radyasyon ile
tümör hücrelerinin tahrip edilmesi, Alfa radyonüklid tedavi
alfa1 antitripsin :
gre. * alpha (a, alfa, elif; Yunan alfabesinin ilk harfi) + 1 + anti (zıt,
karşı, engelleyici) + trypsin (sindirim enzimlerinden biri) * serpin süper
ailesine ait olan, plazmada yüksek konsantrasyonda bulunan, dokuyu enflamasyona
neden olan hücrelerden gelen enzimlerden koruyan bir proteaz inhibitörü protein
alfa2 CVN :
gre. * alfa (α, Yunan alfabesinin ilk harfi; birinci tip/alt grup belirtici) +
2 (ikinci alt tip) + CVN (central vagal nucleus / merkezi vagal çekirdek
kısaltması) * merkezi sinir sisteminde, özellikle nucleus tractus solitarius
(NTS) ve dorsal vagal kompleks ile ilişkili bölgelerde bulunan veya bu
bölgelerde incelenen α2 adrenerjik reseptör aracılı vagal kontrol
mekanizmalarını ifade etmek için kullanılan kısaltma
alfabe :
gre. * alpha (a, alfa, elif; Yunan alfabesinin ilk harfi) + beta (be) (Grek
alfabesinin ilk iki harfi) (gre.); elifba (alfabe) (ara.) * bir dilin tüm
seslerini temsil eden, belirli sıra ve sistem içinde düzenlenmiş harfler
dizisi, abece, alfabe
alfabetik :
gre. * alpha (a, alfa, elif; Yunan alfabesinin ilk harfi) + beta (be) (Grek
alfabesinin ilk iki harfi) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * alfabe
ile ilgili, abecesel
alfafetoprotein :
gre, lat. * alpha (a, alfa, elif; Yunan alfabesinin ilk harfi) (gre.) + fetus
(embriyo, döl) (lat.) + pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel,
öncül, ileri, ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe), protos
(ilk, birinci, baş, ön, önce, öncel, önde), proteios (birincil, öncel, ilk,
ilkel, baş) + in (son ek) (gre.) * anne karnındaki fetüsün karaciğeri ve sarı
kesesi tarafından üretilen, karaciğer kanseri, testis kanseri veya yumurtalık
kanseri tanısında testi yapılan bir protein
alfanümerik :
gre., lat. * alpha (a, alfa, elif; Yunan alfabesinin ilk harfi) (gre.) +
numericus (numerus (sayı, rakam) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (lat.) *
hem harfleri hem sayıları içeren kodlama sistemi; Latin alfabesindeki harfleri
(A-Z, a-z) ve Arap rakamlarını (0-9) kullanan karakter dizisini tanımlamakta
kullanılan bir sıfat
alfenit :
alm., gre. * Halfen (Alman bir kimyacının soyadı olduğu sanılmaktadır.) (alm.)
+ ites (element, kayaç ve mineral eki) (gre.) * bakır, çinko, nikel içeren,
çatal bıçak takımı yapımında kullanılan gümüşlü bir alaşım
alfentanil :
gre. * alpha (a, alfa, elif; Yunan alfabesinin ilk harfi) + phaino (parlayan,
parlak, ışıltılı), phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak,
görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek,
görünür kılmak), phentanyl (opioid analjezik, fenilpiperidin türevi) * anestezi
için kullanılan güçlü ancak kısa etkili bir sentetik opioid analjezik ilacın
etken maddesi (C21H32N6O3)
alfuzosin :
gre. * alpha (α1-adrenerjik reseptörleri hedefleyen) + fuzosin (kimyasal madde
kökü) (fusus (iğ veya çubuk biçiminde) + sine (kimyasal madde eki) ) * iyi
huylu prostat hiperplazisinin tedavisinde kullanılan ve α₁-adrenerjik reseptörün bir
antagonisti olan ilacın etken maddesi (C19H27N5O4)
alg :
lat. * ulva (ot benzeri veya saz benzeri su bitkisi), alga (yosun, suyosunu) *
ağaç gövdelerinde, dere, göl ve denizlerde yeşil bir örtü şeklinde görülen
canlı, yosun türü
algarina :
ara. * el (ön ek, artikel) + carin (yanda olan, civarda olan, komşu) * gemilere
ağır yük koymak veya gemiden, denizden ağır bir şey çıkarmak için kullaılan
büyük vinçli deniz teknesi
algebra :
ara. * el (önek, artikel) + cebr, cebir (zorlama, güdüleme, harfler ile yapılan
hesap; sayısal işlemlerin, sayılar yerine imler konularak genelleştiridiği
sistem) * matematikte sayı, şekil ve sembollerin belirli kurallar çerçevesinde
işlenmesi ve ilişkilerinin incelenmesi bilimi
algı :
tür. * al (almak, edinmek, kavramak, tutmak, kapmak) + gı (isim yapım eki) *
duyusal bilginin alınması, yorumlanması, seçilmesi ve düzenlenmesi
algın :
tür. * al (almak, edinmek, kavramak, tutmak, kapmak) + gın (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * kötürüm, cılız, zayıf; tutkun, vurgun, sevdalı
alginik asid :
lat. * ulva (ot benzeri veya saz benzeri su bitkisi), alga (yosun, suyosunu) +
ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) + acere (ekşi olmak), acidus (ekşi olan; hidrojen iyonu veren, pH
düşürücü madde, asit) * hidrofilik olan ve hidratlandığında viskoz bir sakız
oluşturan kahverengi alglerin hücre duvarlarında yaygın olarak dağıtılan,
macrocystis pyrifera gibi kahverengi deniz yosunu cinslerinden elde edilen, jel
oluşturma, gıda kıvam artırıcı ve farmasötik uygulamalarda kullanılan beyaz ila
sarımsı lifli bir toz olan asidik, çözünmez aljin formu olan polisakkarit
algisit :
lat. * alga (yosun, suyosunu) + caedere, cidere (kesmek, yarmak, parçalamak,
doğramak, vurmak, çarpmak; öldürmek), cidus (öldüren) * yosunları yok etmek
için kullanılan bir madde, alg öldürücü
algofobi :
gre. * algos (acı, ağrı, sancı, sızı, ıstırap) + phobia (korkma, korkulu olma)
(phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * acı duyma korkusu
algol :
ara. * el (önek, artikel) + gul (cin, hortlak, iblis, hortlak, uğursuz varlık;
ölüm, bela) * Perseus takımyıldızında yer alan, biri parlak diğeri sönük iki
yıldızın birbirini düzenli aralıklarla örtmesi sonucu parlaklığı periyodik
olarak azalıp artan, tutulma tipi değişen yıldızların prototipi olan ünlü çift
yıldız sistemi (Perseus takımyıldızındaki bu yıldızın tarihsel olarak
parlaklığının düzenli biçimde azalması “uğursuzluk” olarak algılandığı için
Arap gökbilim geleneğinde “iblisin yıldızı” anlamına gelen adla anılmış ve bu
ad Batı dillerine Algol olarak geçmiştir.)
algolagni :
gre. * algolagnia (algos (acı, ıstırap) + lagneia (şehvet, cinsel arzu) ) * acı
vermek veya almaktan zevk duyma
algoloji :
gre. * algologia (algos (acı, ıstırap) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı,
söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * tıp alanında ağrının nedenlerini, mekanizmalarını ve tedavi
yöntemlerini inceleyen bilim dalı, acı bilimi, ağrı bilimi
algometri :
gre. * algos (acı, ıstırap) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ağrı duyarlılığını veya ağrı eşiğini
ölçme yöntemi, ağrı ölçümü
algoritma :
ara. * el (ön ek, artikel) + Harizmi (Harizm’li) (Harzem (Orta Asya’da,
Özbekistan ve Türkmenistan sınırları civarında, Aral Gölü çevresindeki bölge) +
i (-e ait, -den, ile ilgili) ) ) * bir problemi çözmek veya belirli bir amaca
ulaşmak için tasarlanan yol, işleyiş akışı, akış diyagramı (matematik,
coğrafya, astronomi ve tarih alanlarında çalışma yapmış Harizm’li (İran) bilim
insanı El Harezmi'nin isminden)
alhan : ara.,
tür. * ali (yüce, ulu, büyük) (ara.) + han (kağan, hükümdar, sultan, reis,
hakim, şah, kral, padişah, egemen) (tür.) * asil, soylu kişi; Türkmen
boylarından beylik kurmuş bir aşiret; karnı çok aç kişi; deve kuşunun erkeği
alıcı :
tür. * al (almak, kapmak, kavramak, tutmak, edinmek, elde etmek, edinmek) + ıcı
(yapan, eden eki) * alma işini yapan, bir şeyi satın almak isteyen kimse,
müşteri; bir vericiden iletilen radyo sinyallerini, elektromanyetik sinyalleri
alan cihaz
alıcıkuş :
tür. * al (almak, kapmak, kavramak, tutmak, elde etmek, edinmek) + ıcı (yapan,
eden eki) + kuş (yumurtlayan omurgalılardan, akciğerli, sıcak kanlı, vücudu
tüylerle örtülü, gagalı, iki ayaklı, iki kanatlı uçucu hayvanların ortak ismi)
* uçuşu esnasında tespit ettiği avını pençeleriyle yakalayan veya öldüren ve
ucu kıvrımlı gagalarıyla parçalayarak yiyen kuş türü
alıç :
far. * aluçe, alug (küçük erik) * beyaz veya pembe kokulu çiçekleri ve küçük
koyu kırmızı meyveleri olan, gülgiller familyasına ait bir bitki
alık :
tür. * al (almak, kapmak, kavramak, tutmak, elde etmek, edinmek; yenmek, galip
gelmek) + uk (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * aciz, gafil, kaybeden
alıkoymak :
tür. * al (almak, kapmak, kavramak, tutmak, elde etmek, edinmek) + ı (isim
yapım eki) + kod, koy (bırakmak, koymak) + mak (fiil mastar eki) * birini veya
bir şeyi bir süre için bir yerde tutmak, bekletmek; birini, yapmakta olduğu
veya yapacağı bir işten geri tutmak, ona engel olmak
alım :
tür. * al (almak, kapmak, kavramak, tutmak, elde etmek, edinmek) + ım (isim
yapım eki) * alma işi
alımlı :
tür. * al (almak, kapmak, kavramak, tutmak, elde etmek, edinmek) + ım (isim
yapım eki) + lı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * güzel, çekici, görünümüyle
ilgi uyandıran
alın :
tür. * al (ön taraf, ileri) + ın (yön ve konum eki) * başın ön üst kısmı; yüzün
kaşlar, şakaklar ve saç arasında kalan bölümü
alın yazısı :
tür. * alın (başın ön üst kısmı) + yazı (çizim, işaretleme, kaydetme) + sı
(iyelik eki) * kişinin yaşayacağı, deneyimleyeceği olayların tümü, kader, talih
alındı :
tür. * al (almak, elde etmek, edinmek, tutmak, kapmak, yakalamak) + ın (dönüşlü
fiil eki) + dı (-di'li geçmiş zaman eki) * bir paranın veya belgenin ilgili
muhataba ödendiğinin veya ibraz edildiğinin delili olan belge
alıngan :
tür. * al (almak, elde etmek, edinmek, tutmak, kapmak, yakalamak) + ın (dönüşlü
fiil eki) + gan (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * çabuk darılan, çabuk
gücenen
alınlık :
tür. * alın (başın ön üst kısmı) + lık (isim yapım eki) * kadınların alınlarına
taktıkları altın veya gümüş takı; yapılarda önyüz süslemeleri
alınmak :
tür. * al (almak, elde etmek, edinmek, tutmak, kapmak, yakalamak) + ın (dönüşlü
fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * darılmak, gücenmek, içerlemek
alınsal :
tür. * alın (başın ön üst kısmı; yüzün ön kısmı) + sal (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer, gibi) * resim sanatında insan bedeninin omuzdan yukarısının tam
cepheden yüz seksen derece ile bakması
alıntı :
tür. * al (almak, elde etmek, edinmek, tutmak, kapmak, yakalamak) + ın (dönüşlü
fiil eki) + tı (fiili isim yapa ek) * bir yazıya bir başka yazıdan alınan küçük
parça
alışık :
tür. * al (almak, elde etmek, edinmek, tutmak, kapmak, yakalamak) + ış (edilgen
ve işteş fiil eki) + ık (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * herhangi bir
duruma, işe, yere, nesneye, hayvana veya insana olan yabancılığı kalmamış olan,
alışkan
alışkanlık :
tür. * al (almak, elde etmek, edinmek, tutmak, kapmak, yakalamak) + ış (edilgen
ve işteş fiil eki) + kan (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + lık (isim yapım
eki) * alışık olma durumu
alışkın :
tür. * al (almak, elde etmek, edinmek, tutmak, kapmak, yakalamak) + ış (edilgen
ve işteş fiil eki) + kın (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * alışık olan
alışmak :
tür. * al (almak, elde etmek, edinmek, tutmak, kapmak, yakalamak) + ış (işteş
fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * içselleştirmek, bir şey ile birleşmek, uyum
tesis etmek, yabancılık veya acemilik çekmeyecek hale gelmek
alıştırmak :
tür. * al (almak, elde etmek, edinmek, tutmak, kapmak, yakalamak) + ış (işteş
fiil eki) + tır (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * alışmasını sağlamak
alışveriş :
tür. * al (almak, elde etmek, edinmek, tutmak, kapmak, yakalamak) + ış (isim
yapım eki) + ver (vermek, bir şeyi bir başkasına birisine eriştirmek,
ulaştırmak, vardırmak, iletmek, aktarmak, sunmak, teslim etmek, uzatmak,
bağışlamak, bırakmak) + iş (isim yapım eki) * alım satım işi
ali :
ara. * ali (ala (yüce, yüksek, ulu) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
yüce, büyük, ulu, yükselmiş; erkek ismi
al'i imran :
ara. * al (aile) +) i (tamlama bağlacı) + imran (imr (yer, ev) + an (-e bağlı
olan, gibi olan) ) * Kur'an'ın 3. suresi, İmran ailesi
aliağa :
ara., tür. * Ali (yüksek, yüce, ulu) + ağa (büyük) * İzmir’in bir ilçesi
(bölgede Ali Ağa olarak anılan bir çiftçinin isminden)
alican :
ara., far. * ali (yüksek, yüce, ulu) (ara.) + can (yaşayış, dirilik; hayat
cevheri) * erkek ismi
aliceia :
lat. * Alice (kadın adı) + ia (isim yapım eki) * süs değeri taşıyan çiçekli
bitkileri kapsayan, sınırlı yayılışa sahip bitki cinsi
alicenap :
ara. * ali (yüksek, yüce, ulu) + cenab (yan, ind, kat, nezd, hazret) * yüce
gönüllü, cömert; cenab-ı hak (gerçeğin indi, Allah)
alien :
lat. * alienus (başkasına ait, yabancı) (alius (başka, öteki, diğer) + enus
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * yabancı, başka ülke veya gezegenden
olan; farklı kültüre veya doğaya sahip varlık
alienasyon :
lat. * alienus (başkasına ait, yabancı) (alius (başka, öteki, diğer) + enus
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + atio (isim yapım eki) * yabancılaşma,
kişinin kendisine, topluma, yaptığı işe veya içinde bulunduğu dünyaya karşı
yabancılaşması, uzaklaşması, kopması
alifatik :
gre. * lipos (yağ), aleiphat (yağ) + ikos (-lı olan, gibi olan) * yağlı asit
özelliği gösteren açık zincirli bileşik
aligatör :
lat. * alligator (el (ön ek) + lacerta (kertenkele) ), el lagarto (isp.) *
alligatoridae familyasına ait bir timsah türü, büyük Amerikan timsahı
alil :
ara. * illa, illet (hastalık); ill (hasta) (ing.) * hasta, hastalıklı, illetli;
sakat
alim :
ara. * alima (bilmek, öğrenmek, farkına varmak, idrak etmek), ilm (bilgi) *
bilen, bilge
alimallah :
ara. * alim (bilen, bilge) + el (ön ek, artikel) + ilah (tanrı, tapılan,
yönelinen, yüce varlık) * Allah bilendir
alimane :
ara., far. * alim (bilen, bilge) + ane (gibi, ile ilgili olarak) * bilgece,
alimce, bilge gibi
alimentar :
lat. * alere (beslemek, hemşirelik etmek, beslenme sağlamak, desteklemek,
sürdürmek); alimentum (besin, gıda) + aris (gibi, ile ilgili) * beslenmeyle
ilgili
alimentar trakt :
lat. * alere (beslemek, hemşirelik etmek, beslenme sağlamak, desteklemek,
sürdürmek); alimentum (besin, gıda) + aris (gibi, ole ilgili) + tractus
(çekilmiş, sürüklenmiş, cezbedilmiş, görütülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek,
sürüklemek; götürmek) + ctus (isim yapım eki) ) * sindirim sistemi, sindirim
kanalı
alimentasyon :
lat. * alimentare (beslemek, gıda vermek, yedirmek, doyurmak) (alimentum
(besin, gıda) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım ve durum eki) *
beslenme, gıdalanma
alimenter :
lat. * alimentum (alere (beslemek, hemşirelik etmek, beslenme sağlamak,
desteklemek, sürdürmek) + mentum, ment (isim yapım eki) + aris (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) ) * besleyici, beslenmeyle ilgili
alin :
ara. * ala (yükselmek, üstün olmak, yüksek olmak, ulu olmak, ululanmak, yüce
olmak), uluv (yükseklik, yücelik, ululuk) * yüksekler, yüceler, ulular,
üstünler
alinazik :
ara., far. * ali (yüksek, yüce, ulu) (ara.) + nazik (nezaketli, terbiyeli,
zarif, ince) (far.) * Gaziantep iline özgü olan, patlıcan ve et ile yapılan bir
ana yemek
alindalar :
luv., kar. * alinda (ışık) (luv., kar.); ialanti (ışık) (hit.) + lar (çoğul
eki) (tür.) * ince, uzun ve kule biçimli kabuklara sahip, karasal akciğerli
salyangozlar grubunda yer alan, özellikle Clausiliidae familyası içinde
sınıflandırılan, Avrupa ve çevresindeki bölgelerde yaşayan bazı kapı salyangozu
türlerini kapsayan salyangoz cinsi
aliquot bölen :
lat., tür. * aliquot (birkaç, bir kısım) (lat.) + bölen (ayıran, kesen,
kısımlara ayıran) (tür.) * bir sayının kendisinden küçük olan bölenleri
aliskiren :
lat., gre. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) (lat.) + lysis
(gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (lyein
(serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım eki) )
(gre.) * renin enzimini doğrudan ve seçici biçimde inhibe ederek
renin-anjiyotensin-aldosteron sistemini baskılayan, böylece kan basıncını
düşüren antihipertansif etki gösteren bir ilacın etken maddesi (C30H53N3O6)
alisma :
gre. * alisma (sucul bitki adı) * göl ve bataklıklarda yetişen, geniş yapraklı
ve beyaz çiçekli su bitkilerini kapsayan bitki cinsi
alismataceae :
gre., lat. * alisma (su muzu) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki)
(lat.) * çoğunlukla tatlı sularda, göletlerde ve bataklık alanlarda yaşayan,
çiçekleri genellikle üç parçalı yapıda olan otsu, rizomlu, sucul veya yarı
sucul bitkiler familyası, kurbağakaşığıgiller familyası (En bilinen örnekleri
arasında Alisma (Su Muzu), Alisma Plantago-Aquatica (Adi Su Muzu) ve Sagittaria
(Kurbağakaşığı) bitkileri yer alır.)
alişan :
ara. * ali (yüce, yüksek, ulu, büyük) + şan (büyük sevap; şeref, ırz, namus;
nam, şöhret, ün; mahiyet; gösteriş, çalım; tabiat, huy, âdet, hal, keyfiyet) *
erkek ismi
alişir :
ara., far. * ali (yüce, yüksek, ulu, büyük) + şir (aslan) * aslan Ali
aliterasyon :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + littera (harf) + tio, tio (isim
eki) * şiirde veya düzyazıda fonetik uyum yaratmak amacıyla, aynı sesin veya
hecenin tekrarlanması, cinas
alivre :
fra. * à (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + livrer (teslim etmek) * ürün daha
tarladayken, yetiştiğinde alıcıya teslim edilmek üzere, güvence parası alınarak
yapılan satış
aliye :
ara. * ali (ala (yüce, yüksek, ulu) + iye (durum eki); ali (yüce, yüksek, ulu)
+ iye (dişilik eki) * yüksek, yüce, ulu, büyük, ulu; kadın ismi
aliyenasyon :
lat. * alienus (başkasına ait, yabancı) (alius (başka, öteki, diğer) + enus
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + atio (isim yapım eki) * yabancılaşma,
kişinin kendisine, topluma, yaptığı işe veya içinde bulunduğu dünyaya karşı
yabancılaşması, uzaklaşması, kopması
aliyy :
ara. * ala (büyük, ulu, yüce, yüksek) + iyy (gibi olan) * büyük olan, ulu olan,
yüce olan, yüksek olan
aliyyülala :
ara. : aliyy (yüce, yüksek, ulu, büyük) + el (ön ek, artikel) + ala (yüce,
yüksek, ulu, büyük) * en yüksek, en ulu, en yüce, en üstün; yücelerin yücesi,
birincilerin birincisi
alizarin :
ara. * el (ön ek, artikel) + aşara (meyvenin suyunu sıkmak), işara (suyu
sıkılmış meyve; bitki özsuyu, ekstrakt, sıkılmış sıvı); alizarine (fra) * resim
sanatında gül kök boyası ve alizarin kırmızısı olarak bilinen kök boyası
pigmentlerinin üretiminde kullanılan ana madde, mordan kırmızısı, Türkiye
kırmızısı, 1,2-dihidroksiantrakinon (C14H8O4)
alize :
fra. * aliser (düzenli, sürekli esmek), alizé (düzenli, sürekli esen) *
tropikal bölgelerdeki denizlerde düzenli olarak esen rüzgarların genel ismi
alizerin :
ara. * el (ön ek, artikel) + aşara (meyvenin suyunu sıkmak), işara (suyu
sıkılmış meyve; bitki özsuyu, ekstrakt, sıkılmış sıvı); alizarine (fra) * resim
sanatında gül kök boyası ve alizarin kırmızısı olarak bilinen kök boyası
pigmentlerinin üretiminde kullanılan ana madde, mordan kırmızısı, Türkiye
kırmızısı, 1,2-dihidroksiantrakinon (C14H8O4)
aljezi :
gre. * algesis (acı hissi) (algos (acı, sızı, sancı) + sis (isim yapım eki) ) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) * ağrıya karşı aşırı duyarlılık hali,
herhangi bir uyarı sonucu kolayca ağrı, acı hissetme
aljezik :
gre. * algesis (acı hissi) (algos (acı, sızı, sancı) + sis (isim yapım eki) ) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki)+ ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
acı hissetme ile ilgili, acılı, ağrılı
aljinik asit :
lat. * algin (alga (deniz yosunu) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) )
+ icus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + acidum, acidus (ekşi olan, asit)
(acere (ekşi olmak) + idus (ile ilgili olan) ) * hidrofilik olan ve
hidratlandığında viskoz bir sakız oluşturan kahverengi alglerin hücre
duvarlarında yaygın olarak dağıtılan, macrocystis pyrifera gibi kahverengi deniz
yosunu cinslerinden elde edilen beyaz ila sarımsı lifli bir toz olan asidik,
çözünmez aljin formu olan polisakkarit ( (C6H8O6)n)
alka :
tür. * al (kırmızı, renk) + ka (ile ilgili, -a ait) * btirici, yok edici;
ileri, ilerici; Türk mitolojisinde ve halk inancında lohusalara ve yeni doğan
bebeklere musallat olduğuna inanılan, al karısı veya al basması olarak da
bilinen kötücül, dişi bir varlık; erkek ismi
alkahest :
ara. * el (önek, artikel) + kahest (öz, çözüm, çözücü, temel madde) * simya ve
felsefede tüm maddeleri ayrıştırabilen veya her maddeyi evrensel çözücüye
dönüştürebilen hayali madde
alkalen :
ara. * alkaline (el (ön ek) + kiliy, kaliy (kızartma; yanmış kül; tuz otu
külleri, bitki külü) (kala (yağda kızartmak) ) + in (gibi, ile ilgili) * suda
çözünen baz gibi olan
alkalen fosfataz :
ara., gre., lat. * alkaline (el (ön ek) + kiliy, kaliy (kızartma; yanmış kül;
tuz otu külleri, bitki külü) (kala (yağda kızartmak) ) (ara.) + phosphatase
(phosphoros (ışık getiren) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) +
pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren,
getiren) (gre.) + atum, ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek) + ase
(enzim belirtme eki) ) (lat.) * kemiklerin yenilenmesi ve büyümesinde işlev
gören bir enzim (ALP)
alkali :
ara. * el (ön ek, artikel) + kiliy, kaliy (kızartma; yanmış kül; tuz otu
külleri, bitki külü) * suda çözünen baz
alkalifil :
ara., gre. * alkali (el (ön ek) + kiliy, kaliy (kızartma; yanmış kül; tuz otu
külleri, bitki külü) ) (ara.) + philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici)
(gre.) * yüksek pH değerine sahip alkali ortamlarda (alkali ( pH yaklaşık
8,5-11) ortamlarda) hayatta kalabilen ve pH 10 civarında en iyi şekilde büyüyen
ekstremofil mikroorganizmalar sınıfı
alkalifilik :
ara., gre. * alkali (el (ön ek) + kiliy, kaliy (kızartma; yanmış kül; tuz otu
külleri, bitki külü) ) (ara.) + philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici)
+ ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) * yüksek pH'lı bazik ortamlarda
yaşamaya, gelişmeye veya metabolik etkinliğini sürdürmeye uyum sağlamış veya bu
koşulları tercih eden; özellikle alkali göller, soda gölleri, bazik topraklar
ve benzeri ortamlarda çoğalabilen mikroorganizmalar ile bu özelliği gösteren
alkalik :
ara., gre. * el (ön ek, artikel) + kiliy, kaliy (kızartma; yanmış kül; tuz otu
külleri, bitki külü) (ara.) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * içinde alkali
bulunan veya alkali ile ilgili
alkalimetre :
ara., gre. * el (ön ek, artikel) + kiliy, kaliy (kızartma; yanmış kül; tuz otu
külleri, bitki külü) (ara.) + metron, metros (ölçü) (gre.) * asit miktarının
hacimsel (volümetrik) ölçümünü yapan cihaz, alkaliölçer
alkalimetri :
ara., gre. * el (ön ek, artikel) + kiliy ( (kızartma; yanmış kül; tuz otu
külleri) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer
ve durum eki) ) (gre.) * bir çeşit nötralizasyon titrasyonu olan, standart baz
çözeltisi yardımıyla asit miktarının hacimsel (volümetrik) ölçümü
alkalin :
ara., lat. * el (ön ek, artikel) + kiliy, kaliy (kızartma; yanmış kül; tuz otu
külleri, bitki külü) (kala (yağda kızartmak) ) (ara.) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * suda çözünebilen ve bazik özellik
gösteren madde; kimyada alkalilere özgü özellikte olan
alkalinite :
ara., lat. * el (ön ek, artikel) + kiliy, kaliy (kızartma; yanmış kül; tuz otu
külleri, bitki külü) (kala (yağda kızartmak) ) (ara.) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * bir
çözeltinin, suyun veya başka bir ortamın asitleri nötralize etme kapasitesini,
başlıca bikarbonat, karbonat ve hidroksit iyonlarının varlığına bağlı olarak
gösterdiği bazlık derecesini ifade eden kimyasal özellik, alkalilik
alkalizasyon :
ara., lat. * el (ön ek, artikel) + kiliy, kaliy (kızartma; yanmış kül; tuz otu
külleri, bitki külü) (kala (yağda kızartmak) ) (ara.) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) + izare (dönüştürmek, hale getirmek) + tio (isim
yapım eki) (lat.) * bir ortamın, çözeltinin, toprağın veya vücut sıvısının pH
değerini yükselterek daha bazik (alkali) duruma getirilmesi veya bu süreç
sonucunda alkalilik derecesinin artması; vücut sıvılarının (özellikle kan veya
idrarın) pH değerini yükselterek daha bazik hale getirme işlemi
alkalofit :
ara., lat. * el (ön ek, artikel) + kiliy, kaliy (kızartma; yanmış kül; tuz otu
külleri, bitki külü) (kala (yağda kızartmak) ) (ara.) + phyton, phytos (bitki,
büyüyen şey) (phyo, phyein (doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak,
bitmek, büyümek, gelişmek, şişmek, kabarmak) + ton, tos (sıfat yapım eki) ) (gre.)
* yüksek pH'lı alkali topraklarda doğal olarak yetişebilen, bu koşullara
fizyolojik ve ekolojik bakımdan uyum sağlamış bitki, alkali toprak bitkisi
alkaloid :
ara., lat., gre. * el (ön ek, artikel) + kiliy, kaliy (kızartma; yanmış kül;
tuz otu külleri, bitki külü) (kala (yağda kızartmak) ) (ara.) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer,
şekilli, biçimli) (gre.) * yapısında en az bir azot atomu bulunan, doğal olarak
meydana gelen ve bazik özellikte olan organik kimyasal bileşik
alkaloz :
ara., gre. * el (ön ek, artikel) + kiliy, kaliy (kızartma; yanmış kül; tuz otu
külleri, bitki külü) (kala (yağda kızartmak) ) (ara.) + in (gibi, ile ilgili)
(lat.) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * kanda ve vücut
sıvılarında aşırı miktarda baz veya alkali olması durumunda ortaya çıkan,
vücudun pH değerini artırma eğilimi olan herhangi bir hastalık
alkalölçer :
ara., tür. * el (ön ek, artikel) + kiliy, kaliy (kızartma; yanmış kül; tuz otu
külleri, bitki külü) (ara.) + ölç (sayısal değerini tespit etmek, ölçmek) + er
(yapan, eden, araç, alet) (tür.) * asit miktarının hacimsel (volümetrik)
ölçümünü yapan cihaz, alkalimetre
alkan :
ara., alm. * Alkan (alkyl (tek değerlikli radikal dizi cinsinden olan) (el (ön
ek) + kiliy, kaliy (kızartma; yanmış kül; tuz otu külleri, bitki külü) (kala
(yağda kızartmak) ) (ara.) + ane (gibi, olarak) ) (alm.) * sadece karbon ve
hidrojen elementlerinin bulunduğu ve bu elementlerin birbirleriyle tekli bağ
yaptığı doymuş alifatik hidrokarbonlar
alkan :
tür. * al (kırmızı) + kan (damarlardaki, alyuvar, akyuvar ve plazmadan oluşan,
oksijen ve besin taşıyan kırmızı renkli hayat sıvısı; soy, nesil, kök, köken) *
erkek ismi
alkarısı :
tür. * al (kırmızı; elde etmek, ele geçirmek, edinmek) + karı (kadın) + sı
(iyelik eki) * Türk, Anadolu ve Altay mitolojisinde lohusa dönemindeki
kadınlara ve atlara musallat olduğuna ve Albastı’ya neden olduğuna inanılan
dişi yaratık, cin, peri, Albastı, Albıs
alkarna :
ara., ita. * el (ön ek, artikel) (ara.) + karn (soy, nesil, jenerasyon; boynuz)
(ara.), karna (sivrilmek, boynuzlaşmak) (ara., ita.); horn, corne, Horn
(boynuz) (ing., fra., alm.) * kabuklu deniz hayvanlarını avlamakta kullanılan
keskin uçlu tarama demiri
alken :
ara., alm. * alkyl (tek değerlikli radikal dizi cinsinden olan) (el (ön ek) +
kiliy, kaliy (kızartma; yanmış kül; tuz otu külleri, bitki külü) (kala (yağda
kızartmak) ) (ara.) + ane (kimyasal madde eki) (alm.) * çift bağ içeren
doymamış hidrokarbonlar, alifatik hidrokarbon
alkım :
tür. * alka (kutsamak, övmek) + ım (isim yapım eki) * Güneş ışınlarının yağmur
damlacıklarında kırılarak yansımasıyla gökyüzünde oluşan ve yedi renkten oluşan
yay şeklindeki görüntü, gökkuşağı
alkış :
tür. * alka (kutsamak, övmek) + ış (isim yapım eki) * elleri birbirine vurarak
yapılan tezahürat
alkid :
ara., alm., lat. * alkohol (alkol) (el (ön ek) + kuhl (koyu mavi, siyah, kara;
kömür) ) (ara.) + iyl (kimyasal radikal veya türev eki) (alm.) + acidum (ekşi,
asit) (lat.) * çok değerli alkoller ile çok bazlı asitlerin veya bunların
anhidritlerinin tepkimesiyle elde edilen, boya, vernik, mürekkep ve kaplama
malzemelerinde bağlayıcı olarak kullanılan sentetik polyester reçine
alkil :
ara., alm. * alkohol (alkol) (el (ön ek) + kuhl (koyu mavi, siyah, kara; kömür)
) (ara.) + iyl (kimyasal radikal veya türev eki) (alm.) * bir alkan
molekülünden bir hidrojen atomunun koparılmasıyla türeyen (CnH2n+1)
alkin :
ara., alm. * alkyl (tek değerlikli radikal dizi cinsinden olan) (ara.) + ine
(organik bileşik/alkaloid türevi eki) (alm.) * üçlü bağ içeren doymamış
hidrokarbonlar
alklometazon :
lat. * alkyl (alkil) + khloros (klor Cl) + metha (metil türevi belirteci) +
sone (kortikosteroid belirten son ek) * anti-inflamatuar, antipruritik ve
vazokonstriktif özelliklere sahip, topikal dermatolojik kullanım için sentetik
bir kortikosteroid (C22H29ClO5)
alkol :
ara. * el kuhl (el (ön ek) + kuhl (koyu mavi, siyah, kara; kömür) ) *
şekerlerin doğal fermantasyonu ile üretilen renksiz, uçucu, yanıcı bir sıvı
(CnH2n+1OH) (örneğin etilalkol (C2H5OH)
alkolik :
ara., gre. * el kuhl (el (ön ek) + kuhl (koyu mavi, siyah, kara; kömür) )
(ara.) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * alkol bağımlısı
alkolizm :
ara., gre. * el kuhl (el (ön ek) + kuhl (koyu mavi, siyah, kara; kömür) ) (ara.)
+ ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * alkol bağımlılığı
alkoloz :
ara., gre. * el kuhl (el (ön ek) + kuhl (koyu mavi, siyah, kara; kömür) )
(ara.) + osis (durum, sorn, hastalık eki) (gre.) * sodyum metoksit veya
lipazların varlığında bir triasilgliserol ile bir alkol arasındaki esterleşme
reaksiyonu
alla breve :
lat. * alla (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + brevis (kısa) * içinden dikey bir
çizgi geçen zaman işareti sembolüyle gösterilen, kesme zamanı veya kesme ortak
zamanı olarak da anılan eşdeğeri olan bir müzik ölçüsü
alla marcia :
lat. * alla (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + marcia (Mars, savaş gibi;
Marcus’un dişisi) * marş temposunda, marş gibi çalınan müzik türü
alla turca :
lat. * alla (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + Turca (Türk) * Türk usülünde,
Türk tarzında; Avrupalı müzisyenlerin mehter marşından esinlenerek geliştirdiği
müzik türü
alla zingara :
lat. * alla (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + zingara (kadın çingene; şarkıcı
dansçı kadın) (zinga (şarkı söylemek, dans etmek) + ra (-ci) ) (lat.); sing
(şarkı söylemek) (ing.), çengi (dansçı kadın) (far.) * 19. yüzyıl klasik ve
romantik müzik repertuarında, çingene müziğinin ritmik ve melodik özelliklerini
yansıtan çalma veya besteleme tarzı; çingene müziği gibi
allah :
ara. * el (ön ek, artikel) + ilah (tapılan, kulluk edilen, yaratıcı) (ara.); El
(Allah) (ibr.) * yaratıcı, tanrı; kainatın tek yaratıcısının Kur’an’daki ismi
allahu teala :
ara. * Allah (el (ön ek) + ilah (tapılan, kulluk edilen, yaratıcı) ) + u
(bağlaç) + teala (yüce, ulu, yüksek) * yüce Allah
allahualem :
ara. * el (ön ek, artikel) + ilah (tanrı, tapılan, yönelinen, yüce varlık) + u
(bağlaç) + alem (bilir) * Allah bilir
allak :
ara. * ala (karışık renk, alacalı) + ak (sıfat yapım eki) * sözünde durmaz,
aldatıcı, dönek; kendisine güvenilmemesi gereken, doğru olmayan, güvenilmez
allak bullak :
tür. * ala (karıştırmak), alas (karma) + bula (bulamak bir maddenin her yanını,
başka bir madde ile temas ettirerek o madde ile kaplamak), bulas (karışık);
alaca (karışık) + bulaca (bulaşık) * altüst, darmadağın, karmakarışık
allam :
ara. * alima (bilmek, öğrenmek, farkına varmak, idrak etmek) * bilen, en çok
bilen
allamanda :
lat. * Allamand (İsviçreli hekim ve botanikçi Frédéric-Louis Allamand) + ia
(isim yapım eki) * parlak sarı çiçekleriyle bilinen, tropikal sarılıcı ve çalı
formundaki bitkileri kapsayan bitki cinsi
allame :
ara. * alima (bilmek, öğrenmek, farkına varmak, idrak etmek), allame (bilge,
bilen, alim) + h (o) * derin bir alim, çok bilgili bir insan, geniş okuma ve
bilgi birikimine sahip bir kişi veya büyük bir bilgin için kullanılan İslami
bir fahri ünvan
allamul guyub :
ara. * allam (bilen) + el (ön ek, artikel) + gayb (bilinmeyen, yokluk), guyub
(gayblar, bilinmeyenler, yokluklar) * gaybları bilen, bilinmeyenleri bilen;
Allah'ın isimlerinden
allantoin :
gre. * allantoeides (sosis şeklinde) (allant, allas (sosis) + oeides (gibi, ile
ilgili, benzer, şekilli, biçimli) ) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki)
* lokal yaraların ve enfeksiyonların iyileşmesini desteklemek için kullanılan
ürik asidin kristal oksidasyon ürünü (C4H6N4O3)
allargando :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + largare (genişletmek) + entia (isim
yapım eki) (lat.); ando (ita.) * bir parçanın sonuna doğru gerçekleşen,
temponun yavaşlaması ancak şiddetinin hacimsel olarak artması, genişlemesi
allegretto :
lat. * alacrem, alacer (canlı, neşeli) + etto (küçültme eki) * andanteden
zamansal olarak daha hızlı ancak allegrodan daha yavaş çalınan
allegro :
lat., ita. * alacrem, alacer (canlı, neşeli) (lat.); eilig (acil, aceleyle,
hızlı, çabuk) (alm.) * canlı, neşeli, hareketli, hızlı, oynak
allel :
gre. * allel, allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) * bir genin
kromozom üzerinde bulunduğu yerdeki (gen lokusu) farklı varyasyonlarından her
biri
allelizasyon :
gre., lat. * allel, allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) (gre.) +
izare (dönüştürmek, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) (lat.) * bir genin
aynı lokusta bulunan farklı biçimlerinin (alellerinin) oluşması, belirlenmesi,
kazandırılması veya bir genetik özelliğin aleller üzerinden değerlendirilmesi
süreci; genetikte alel oluşumu veya alelle ilişkilendirme işlemi
allelopati :
gre. * allel, allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı), allelon (birbirine,
karşılıklı) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu)
(pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) * bir organizmanın, diğer organizmaların çimlenmesini,
büyümesini, hayatta kalmasını, üremesini engellemek için kimyasal üretmesi
fenomeni
allem kallem :
ara. * allame, alleme (bildirdi) + kallame, kalleme (konuştu) * "allem
etti kallem etti başardı" (her yolu denedi ve başardı.)
allemande :
alm., fra. * alle (tüm, bütün) + mand, mande (insanlar, kişiler) (alm.);
Allemande (fra.) * dört zamanlı, iki bölümlü, eksik ölçü ile başlayan eski bir
Alman dansı
alley oop :
fra. * allez (gidin, haydi) + hop (haydi, hop, zıpla, hareket et anlamında
ünlem) * basketbolda bir oyuncunun diğer bir oyuncu tarafından kendisine atılan
pası havada yakalayıp smaç atması ve sayı yapması
allı pullu :
tür., far. * al (kırmızı; renk, boya) + lı (sahibi, ile, birlikte) + pul (en
küçük bakır para birimi) (far.) + lu (sahibi, ile, birlikte) * oldukça renkli
ve dikkat çeken
allık :
tür. * al (kırmızı; renk, boya) + lık (isim yapım ve durum eki) * kırmızılık;
cilde kırmızımsı renk vermek için cilde sürülen kozmetik pudra
alliaceae :
lat. * allium (sarımsak, soğan) + aceae (-giller, botanik familya eki) * keskin
kokulu ve soğanlı otsu bitkileri kapsayan, en bilinen üyeleri soğan (Allium
cepa), sarımsak (Allium sativum), pırasa (Allium ampeloprasum var. porrum) ve
frenk soğanı (Allium schoenoprasum), arpacık soğanı (Allium cepa var.
aggregatum / Allium cepa var. ascalonicum) olan tek çenekli soğangiller
familyası
alligator mississippiensis :
lat., isp. * el (ön ek, artikel) + lacerta, lacertus (kertenkele) (lat.);
lagarto (isp.) + Mississippi (büyük nehir; Kuzey Amerika'daki Mississippi
Nehri) (misi (büyük) + ziibi (nehir) ) (oji.) + ensis (ile ilgili, -a ait) *
Kuzey Amerika'nın güneydoğusunda, özellikle Mississippi Havzası ile
çevresindeki tatlı su bataklıkları, göller, akarsular ve sulak alanlarda
yaşayan, geniş ve yuvarlak burunlu, iri yapılı timsahımsı sürüngen türü,
Amerikan timsahı, Amerika alligatörü
alligatoridae :
lat., isp. * el (ön ek, artikel) + lacerta, lacertus (kertenkele) (lat.);
lagarto (isp.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller,
zoolojik familya eki) * Kuzey ve Güney Amerika ile Çin'de yaşayan, geniş ve
yuvarlak burunlu, tatlı su ortamlarına uyum sağlamış timsahımsı sürüngenleri
kapsayan, en bilinen üyeleri Amerikan timsahı (Alligator mississippiensis) ve
Çin timsahı (Alligator sinensis) olan timsahlar takımına (Crocodilia) ait bir
sürüngen familyası, timsahgiller, aligatörgiller
allium :
lat. * allium (sarımsak, soğan) * soğan, sarımsak ve pırasayı kapsayan, keskin
kokulu ve soğanlı bitkilerden oluşan bitki cinsi
alliy :
ara. * alla (uzak durmak, kaçınmak, yönelmemek) + iy (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * uzak duran, sakınan, kaçınan
alloces :
gre. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + ces (son ek) * Hz.
Süleyman’ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis’te maji
ile ilgili olan ve 72 cini tanımlayan Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde
yer alan, aslan yüzlü ve kızıl gözlü bir şövalye şeklinde tasvir edilen,
çağırana astronomi ile liberal bilimleri öğreten ve güçlü hamiler (tanıdık
ruhlar) sağlayan, otuzaltı lejyonu yöneten ve cehennemin büyük dükü olan 52.
sıradaki cin
allodini :
gre. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + odyne (ağrı) + eia
(isim yapım ve durum eki) * normalde ağrı oluşturmayan bir uyarının ağrı olarak
hissedilmesi/algılanması, ağrı duyusu bozukluğu
allogami :
gre. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + gamein (evlenmek,
eşleşmek, birleştirmek), gamia (evlilik, eşleşme, birleşme) (gamos (eş) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * melezleme, bitkilerde çapraz dölleme, bir
çiçeğin yumurtasının başka bir çiçeğin poleni ile döllenmesi
allogenez :
gre. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + genesis (yaratılış,
oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren,
oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * bir yapı, doku, hücre veya
canlının farklı kökenli veya başka bir genetik kaynaktan gelişmesi, oluşması
veya meydana gelmesi; biyoloji ve tıpta farklı kökenli gelişim veya oluşum
süreci
allogeni :
gre. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + gennaein (doğurmak,
üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya
çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) * bir organizma türün başka bir organizma türünden
köken alarak oluşması
allograft :
gre. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + graphein, (yazmak,
çizmek, işaretlemek), graphion (kalem, yazı aracı) * aynı türde fakat genetik
olarak farklı iki kişi arasında yapılan hücre, doku veya organ transplantasyonu
allogreft :
gre. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + graphein, (yazmak,
çizmek, işaretlemek), graphion (kalem, yazı aracı) * aynı türde fakat genetik
olarak farklı iki kişi arasında yapılan hücre, doku veya organ transplantasyonu
allojeni :
gre. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + gennaein (doğurmak,
üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), gennaein (doğurmak, üretmek,
oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran,
yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (genos (gen,
yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy, nesil, aile,
akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + es (ile ilgili, -a ait) ) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) * bir organizma türün başka bir organizma
türünden köken alarak oluşması
allojenik :
gre. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + gennaein (doğurmak,
üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), gennaein (doğurmak, üretmek,
oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran,
yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (genos (gen,
yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy, nesil, aile,
akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + es (ile ilgili, -a ait) ) + ikos
(ile ilgili, -a ait, gibi) * aynı türün farklı bireylerinden alınmış
allomorf :
gre. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + morphe (form, şekil,
biçim) * aynı morfemin farklı biçimleri; bir biçimbirimin anlamının değişmeden
ses veya yazılışının değiştiği versiyonu, altbiçimbirim, altbiçim,
biçimbirimcik, biçimbirimsel değişke, değişken şekil, değişken şekillik veya eş
biçimlik
allomyces :
gre. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + mykes (fungus, mantar,
mikrobiyal organizma) * sucul ortamlarda yaşayan, kamçılı zoosporlar oluşturan,
eşeyli ve eşeysiz üreme evreleri arasında belirgin döl almaşı gösteren,
Blastocladiomycota şubesinde yer alan sucul mantar (kitrid) cinsi
alloparental :
gre., lat. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) (gre.) + parens
(ebeveyn) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * biyolojide, bir
bireyin kendi yavrusu olmasa da başka bireylerin yavrularına bakım ve koruma
sağlaması davranışı ile ilgili
allopati :
gre. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + patheia (sorunlu,
sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık,
acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * aynı türün
üyelerinin rekabetinin diğer türlerin gelişmesini engellemesi
allopatrik :
gre., lat. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) (gre.) + patris
(baba; vatan, yut, ülke) (lat.) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(gre.); icus (lat.) * türlerin veya popülasyonların coğrafi olarak ayrılarak
farklılaşması süreciyle ilgili; aynı bölgede bulunmayan gruplar arasında
evrimsel çeşitlenmeyle ilgili
alloplasti :
gre. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + plassein
(şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia
(oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos
(oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * bir dokunun veya organın, başka bir kişiden alınan
başka bir doku ya da organla değiştirilmesi veya yeniden şekillendirilmesi,
yabancı doku kullanılarak yapılan değiştirme, yeniden şekillendirme veya
plastik onarım işlemi
alloplectus :
gre. * allos (başka) + plektos (bükülmüş, örülmüş) * çiçek yapıları alışılmadık
biçimde kıvrımlı olan, gesneriagiller familyasına ait bitki cinsi
alloploid :
gre. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + polus (çok, çokluk) +
eidis, oides (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iki ayrı türden türeyen, iki
veya daha fazla kromozom içeren melez birey
allopurinol :
gre., lat. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) (gre.) + purine
(purum (saf, temiz) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + olis (durum eki)
(lat.) * kronik gutta kanda artmış seviyede bulunan ürik asit seviyesini
azaltmak için kullanılan bir ilacın etken maddesi (C5H4N4O)
allosentrik :
gre. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + kentrikos (merkezcil)
(kentron (merkez, orta nokta, keskin nokta, diken, mahmuz, iğne, iğne ucu,
sivri uç, iğne, dürtme) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * dış
merkezil, dış merkezli; benmerkezci (egosentrik) olmayan, dikkatini ve ilgisini
kendinden ziyade başkalarına, dış dünyaya veya farklı ortamlara odaklayan
(kişi); algı, düşünce, yönelim veya değerlendirmeyi kişinin kendi konumu yerine
başka kişi, nesne veya dış çevreyi referans alarak düzenleyen; başkalarının
gereksinim ve bakış açısını merkeze alan, uzamsal bilişte ise konum ve yön
ilişkilerini gözlemciden bağımsız dış referans noktalarına göre belirleyen
alostaz :
gre. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + stasis (durma, ayakta
durma, sabit durma, durgunluk, doğru durma, kaim olma) * organizmanın iç
dengesini çevresel ve fizyolojik değişikliklere uyum sağlayarak koruması,
değişen koşullara göre denge durumunu yeniden düzenlemesi
allosteri :
gre., lat. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + stereos (yer,
yapı; katı, sağlam, sert, üç boyutlu, hacimli) * bir molekülün bir bölgesine
bağlanan maddenin, molekülün başka bir bölgesindeki yapısını veya etkinliğini
değiştirmesi durumu; biyokimyada bir enzimin, aktif bölgesinden farklı bir
bölgede bağlanan molekül sayesinde fonksiyonunun veya aktivitesinin değişmesi
olayı
allosterik :
gre., lat. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + stereos (yer,
yapı; katı, sağlam, sert, üç boyutlu, hacimli) + ikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * bir molekülün bir bölgesine bağlanarak başka bir bölgesinin
yapısını veya etkinliğini değiştiren, özellikle bir enzimin etkinliğini aktif
bölgesinden farklı bir bölgeye bağlanarak düzenleyen
allotransplantasyon :
gre., lat. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) (gre.) + trans
(geçiş, geçme, ötesi, karşıdan karşıya, öteye) + plantare (ekmek, dikmek) + tio
(isim yapım eki) * aynı türden genetik olarak özdeş olmayan bir donörden bir
alıcıya hücre, doku veya organ transplantasyonu
allotrop :
gre. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + trepein (çevirmek,
döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş,
dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden;
esnek, bir kenara çevrilebilir) * aynı elementin uzayda farklı şekilde
dizilerek farklı geometrik şekillerdeki kristalleri (örneğin O (oksijen)’nun
allotropları O2 (dioksijen), O3 (ozon) ); kimyasal elementlerin aynı fiziksel
durumda, iki veya daha fazla farklı formda bulunması
allotropi :
gre. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + trepein (çevirmek,
döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş,
dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden;
esnek, bir kenara çevrilebilir) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * allotrop
niteliğe sahip olma, allotrop özellik bulunma durumu
allotropik :
gre. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + trepein (çevirmek,
döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş,
dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden;
esnek, bir kenara çevrilebilir) eia (isim yapım, yer ve durum eki) + ikos (ile
ilgili, -a ait, gibi) * allotrop özelliği olan
alma ata :
tür. * alma (elma) + ata (baba, öncel, dede, geçmişteki soy büyükleri, soy,
nesil) * Türk ve Orta Asya mitolojilerinde özellikle Kazak efsanelerinde adı
geçen, yeryüzünde ilk elma ağacını diktiğine inanılan evliya
almaç :
tür. * al (almak, elde etmek, edinmek, tutmak, kapmak, yakalamak) + ma (isim
yapım eki) + aç (araç, alet ve isim yapım eki) * bir elektrik akımını alarak
başka bir güce çeviren aygıt, reseptör
almak :
tür. * al (almak, elde etmek, edinmek, tutmak, kapmak, yakalamak) + mak (fiil
mastar eki) * elde etmek, edinmek, tutmak, kapmak, yakalamak
alman :
alm. * allemann, allemand (tüm adamlar, herkes) (all, alle (her, tüm) + mann,
mand (insan, adam) ) * Germen aşiretleri birliğinin ismi
almanak :
ara. * el munah (el (ön ek) + munah (iklim) ) * yılın bayram, yıldönümü gibi
belli günlerini, gökbilim, meteoroloji bilgilerini, bazı istatistikleri vb.
veren kitap biçiminde takvim
almancı :
alm., tür. * allemann (tüm adamlar, herkes; Germen aşiretleri birliğinin ismi)
(alm.) + ci (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (tür.) * Almanya’da çalışan Türk
işçisi
almanya :
alm. * allemann (tüm adamlar, herkes) (all, alle (her, tüm) + mann, mand
(insan, adam) (alm.) + ya (ile ilgili, yer) (tür.) * Kuzeyinde Kuzey Denizi,
Danimarka ve Baltık Denizi, doğusunda Polonya ve Çekya, güneyinde Avusturya ve
İsviçre, batısında Fransa, Lüksemburg, Belçika ve Hollanda bulunan ve
Germenlerin yaşadığı ülke
almaş :
tür. * al (almak, elde etmek, edinmek, tutmak, kapmak, yakalamak) + ma (isim
yapım eki) + aş (işteşlik eki) * nöbet, münavebe, değişim
almaşık :
tür. * almaş (nöbet, münavebe) (al (almak, elde etmek, edinmek, tutmak, kapmak,
yakalamak) + ma (isim yapım eki) + aş (işteşlik eki) ) + ık (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * nöbetleşe, münavebeli, dönüşümlü, değişimli, alternatif,
alterne
almila :
oğu., tür. * al (kırmızı, parlak, canlı renkli) + mila (meyve, elma) * cesur ve
savaşçı kız (Göktürkler); kızıl elma, kırmızı elma; elma gibi kırmızı yanaklı
güzel
almitrin :
lat. * al (kimyasal adlandırmada kullanılan ön ek) (lat.) + mittere (göndermek,
uyarmak, harekete geçirmek) (lat.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki)
(lat.) * periferik kemoreseptörleri uyararak solunum merkezinin aktivitesini
artıran ve özellikle kronik solunum yetmezliğinde oksijenlenmeyi iyileştirmek
amacıyla kullanılan solunum stimülanı bir ilacın etken maddesi (C26H24F6N4O4)
almondia :
lat. * amygdala (badem) (gre.), almond (badem) (lat.) + ia (isim yapım eki)
(lat.) * bademi andıran tohum veya meyve yapısına sahip bitkiler için
kullanılan sınırlı bir bitki cinsi
almus :
gre. * almış, almus (İdil Bulgar Türklerinin hükümdarları olan Almış Han'dan) *
Tokat’ın bir ilçesi
alnaç :
tür. * alın (ön taraf, ön) + aç (ile ilgili, gibi, -a ait) * ön, cephe, ön yüz,
ön taraf
alnus :
lat. * alnus (kızılağaç) * nehir kenarları ve sulak alanlarda yetişen, hızlı
büyüyen kızılağaçları kapsayan bitki cinsi
alo :
gre. * hello (helios (güneş) ) *gre.); hello, Hallo, Hola (ing., alm., isp.),
hell, Hölle (ateş, cehennem) (ing., alm.)
aloe :
gre. * aloe (acı özsulu bitki) * etli yapraklarında tıbbi jel bulunan, kurak
iklimlere uyumlu sukulent (sulu, suyu olan) bitkileri kapsayan bitki cinsi
aloeodendron :
lat. * aloe (gre. aloe, acı özsulu bitki) + dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu
bitki) * aloe benzeri özellikler gösteren, ağaç formunda gelişen sukulent
bitkileri kapsayan bitki cinsi
alofi :
lat. * eligius (seçilmiş) * Büyük Okyanus'ta yer alan Niue ülkesinin başkenti
alogami :
gre. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + gamia (evlilik,
eşleşme, birleşme) (gamos (eş) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * erkek
organlardaki çiçek tozunun, rüzgar veya böcekler aracılığıyla çiçeklerin
tepeciğine konması olayı, döllenme, tozlaşma
aloji :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + logia (bilim, bilme;
söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) * daha az konuşmaya, daha az kelime söylemeye veya
yalnızca başkalarına yanıt olarak konuşmaya neden olan bir sendrom
alokasyon :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + locatio (yer, konum, mevki) (locare
(yer edinmek, yerleşmek) + tio, tionem (isim yapım eki) ) * para, zaman, iş
gücü, malzeme veya diğer kaynakların belirli amaçlar, kişiler, birimler veya
faaliyetler arasında planlı biçimde dağıtılması, tahsis edilmesi veya
paylaştırılması işlemi, tahsisat
alopecia :
gre. * alopexia (tilki hastalığı, tilkide görülen tüy dökülmesi, tilki uyuzu)
(alopex (tilki) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.), alopecia (lat.) *
tilki hastalığı, tilkide görülen tüy dökülmesi; saçlı deride veya vücut
kıllarında kısmi veya tam dökülme ile karakterize olan, genetik, otoimmün,
hormonal veya çevresel nedenlere bağlı olarak gelişebilen saç kaybı durum, saçkıran
alopecurus :
gre. * alopex (tilki) + oura, ouros (kuyruk) (gre.), urus (kuyruk) (lat.) *
tilki kuyruğunu andıran başak yapısına sahip, buğdaygiller familyasına ait
çayır otlarını kapsayan bitki cinsi
alopesi :
gre. * alopexia (tilki hastalığı, tilkide görülen tüy dökülmesi, tilki uyuzu)
(alopex (tilki) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.), alopecia (lat.) *
tilki hastalığı, tilkide görülen tüy dökülmesi; saçlı deride veya vücut
kıllarında kısmi veya tam dökülme ile karakterize olan, genetik, otoimmün,
hormonal veya çevresel nedenlere bağlı olarak gelişebilen saç kaybı durum,
saçkıran
alopesi areata :
gre., lat. * alopexia (tilki hastalığı, tilkide görülen tüy dökülmesi, tilki
uyuzu) (alopex (tilki) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.), alopecia
(lat.) + areata (alan, saha) (lat.) * saçlı deride veya vücudun kıllı
bölgelerinde bağışıklık sisteminin kıl köklerine saldırması sonucu ortaya
çıkan, genellikle yuvarlak/odaksal alanlar halinde saç kaybı ile seyreden
otoimmün kökenli dermatolojik hastalık, saçkıran veya kılkıran hastalığı
alopias :
gre. * alopex (tilki) + ias (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * boyu 3 - 4
metreye varan, atlantik okyanusunda yaşayan bir köpekbalığı türü
alopiidae :
gre., lat. * alopex (tilki) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form)
(gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * uzun ve kamçı biçimindeki
kuyruk yüzgecinin üst lobunu avını sersemletmek için kullanan, açık denizlerde
yaşayan, iri yapılı köpekbalıklarını kapsayan, en bilinen üyeleri tilki köpekbalıkları
(Alopias species) olan Lamniformes (uskumrumsu köpekbalıkları) takımına ait bir
köpekbalığı familyası, sapan balığıgiller, tilki köpekbalığıgiller
alosetron :
gre. * allos (diğer, değişik, karışık, başka, farklı) + setron (serotonin
reseptörü 5-HT3 antagonisti) * şiddetli ishal baskın irritabl bağırsak
sendromunu (IBS-D) tedavi eden bir 5-HT3 reseptör antagonisti
alouatta :
tup. * arawata, alouatta (uluyan maymun) * Orta ve Güney Amerika'nın
ormanlarında yaşayan, yüksek sesli ulumalarıyla tanınan, kavrayıcı kuyruklu,
ağaç yaşamına uyum sağlamış Yeni Dünya maymunlarını kapsayan uluyan maymun
cinsi
alouattinae :
tup., lat. * arawata, alouatta (uluyan maymun) (tup.) + inae (zoolojik alt
familya eki) (lat.) * Orta ve Güney Amerika'nın tropikal ormanlarında yaşayan,
güçlü sesleri kilometrelerce uzaktan duyulabilen ulumaları, kavrayıcı
kuyrukları ve ağaç yaşamına uyum sağlamış yapılarıyla tanınan, Alouatta cinsini
kapsayan Yeni Dünya maymunları alt familyası
alp :
tür. * alp (cesur, yiğit), alpmak (al (almak, tutmak, yakalamak, edinmek, elde
etmek, zaptetmek, fethetmek, alt etmek, yenmek) + lp (ile ilgili, gibi, -a ait)
) (saygı göstermek, yüceltmek) (tür.); alpinisme (dağcılık) (fra.), Alps,
Alpes, Alpen (Alp dağları) (ing., fra., alm.) * saygı duyulan, hürmet edilen,
yüceltilen, ulu, yüksek, muteber, aziz, azametli addedilen; cesur, yiğit,
kahraman; dağ; erkek ismi; eski Türk destanlarında yiğitliği, kahramanlığı,
cesareti ve pehlivanlığıyla öne çıkan ideal erkek tipi
alp er tunga :
tür. * alp, ilb (cesur, yiğit, kahraman, bahadır) + er (olgunlaşmak, yetişmek,
olmak; erkek, adam) + tunga (kaplan, leopar) (tun (baş, kafa, ilk, önde olan) +
ga (ile ilgili, gibi, -a ait) ) * cesur erkek reis, cesur erkek kaplan; Orhu
yazıtlarında yer alan efsanevi Türk hakanı
alpaka :
ink. * al (ön ek) + pako (kızıl, kahverengi) * Güney Amerika'ya özgü bir memeli
hayvan
alpaks :
rum. * alpacz (Rumen kimyager Aladar Pacz'ın soyadından) * alüminyuma %13
oranında sodyumla arıtılmış silisyum katılarak elde edilmiş, kolay işlenebilen
bir alaşım
alpaslan :
tür. * alp, ilb (cesur, yiğit, kahraman, bahadır; yüksek, yüce, ulu) + aslan
(kedigillerden yırtıcı ve etobur memeli hayvan) * çok cesur kişi; erkek ismi
alpelisib :
ing. * alp (alpha) + el (bağlaç) + isib (inhibitör eki) * belirli meme kanseri
türlerini tedavi etmek için kullanılan bir ilacın etkin maddesi (C19H22F3N5O2S)
alper :
tür. * alp, ilb (cesur, yiğit, kahraman, bahadır; yüksek, yüce, ulu) + er
(erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker; olgunlaşmak,
yetişmek) * yiğit, kahraman, bahadır, mert, cesur erkek
alperen :
tür. * alp, ilb (cesur, yiğit, kahraman, bahadır; yüksek, yüce, ulu) + eren
(ermiş, Allah’a adanmış) (er (asker, emir altındaki) + en (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) ) * çatışmalara doğrudan katılma hakkına sahip olan ve silahlı
çatışmaya katılması nedeniyle karşı taraf tarafından kasıtlı olarak hedef
alınabilen kişinin yasal statüsü; yüce asker
alpinia :
lat. * Alpini (İtalyan hekim ve botanikçi Prospero Alpini) + ia (isim yapım
eki) * aromatik rizomlara sahip, zencefilgiller familyasına ait tropikal
bitkileri kapsayan bitki cinsi
alpinist :
tür., lat. * alp (yüce, ulu, yüksek) (tür.) + in (gibi, ile ilgili) + ist (-cı,
destekçi, yandaş, yapan, eden eki) (lat.) * dağcı
alpinizm :
tür., lat. * alp (yüce, ulu, yüksek) (tür.) + in (gibi, ile ilgili) + ismus
(isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (lat.) * dağcılık, yükseğe
çıkmacılık
alpinum :
lat. * alp (Alp dağları ile ilgili) + inum (son ek) * baklagiller (Fabaceae,
Leguminosae) familyasından, Kuzey yarımkürede yetişen ve kazık kökleri
yenebilen bir bitki
alport sendromu :
ing., gre , tür. * alport (İngiliz doktor Dr. Arthur Cecil Alport'un
soyadından) (ing.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum)
(gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * kolajen genlerdeki mutasyonlardan kaynaklanan,
böbreklerdeki kan damarlarına zarar veren, işitme kaybıyla karakterize olan bir
hastalık
alprazolam :
ing., gre. * alp (alpha) + raz (benzodiazepin türevlerinde halkasal yapıdaki
“triazolo” kısmı) + lam (benzodiazepin ailesine özgü son ek) * kaygı-endişe
giderici olarak ve panik bozukluklarında kullanılan benzodiazepin türevi
(Diazem, Rohypnol, Xanax, Valium markalı ilaçların etkin maddesi) (C17H13ClN4)
alprostadil : gre.,
lat., ing. * alpha-cyclodextrin (alpha (alfa) + kuklos, kyklos (daire, devir,
çember, döngü, dönem, tekerlek, dairesel hareket, siklus) (gre.); cyclus (lat.)
+ dextro (sağ, sağdaki) + in (gibi, ile ilgili) (lat.) + prostaglandin
(prostates (önde duran, öne çıkan) (gre.) + gland (beze, bez) + in (ile ilgili,
gibi, -a ait) (lat.) + dil (dilate (genişletmek) (ing.) ) * konjenital kalp
kusuru olan bebeklerde, ameliyat yapılıncaya kadar duktus arteriyozusun
açılması için bir damar içine yavaş enjeksiyonla verilen prostaglandin
(C20H34O5)
alpu :
tür. * alpu (öküz, Tibet sığırı, Yak Öküzü) * Eskişehir'in bir ilçesi (Selçuklu
uç beylerinden Bozhan’ın, ismi Bozan olan kasabada bir han yaptırmasına ve altı
haneyi buraya yerleştirmesinden kaynaklanmakta olup, zamanla Altı, Altu ve Alpu
olarak telaffuz değişimine uğramıştır.)
ALS :
gre., lat. * amyotrophic lateral sclerosis (a (-sız, yokluk, zıtlık ve
olumsuzluk ön eki) + myo (kas, adale) + trephein (beslemek, gıdalamak,
büyütmek, geliştirmek), trophia (beslenme, gıdalanma, büyüme durumu) (trophos,
trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + latus, later (yan,
kenar) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + sklerein (sertleşmek)
+ osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) ) * motor sinir
hücrelerinin ilerleyici biçimde bozulmasına yol açan, kas erimesi ve hareket
kaybıyla seyreden nörodejeneratif ve nöromotor hastalık
ALSEP :
ing. * Apollo Lunar Surface Experiments Package (Apollo Ay Yüzeyi Deneyleri
Paketi) * Apollo görevleri sırasında Ay yüzeyine yerleştirilen, sismik
etkinlik, ısı akışı, manyetik alan, Güneş rüzgârı ve diğer jeofiziksel
özellikleri uzun süreli olarak ölçmek amacıyla tasarlanmış bilimsel deney ve
ölçüm aygıtları bütünü, Apollo Ay Yüzeyi Deneyleri Paketi kısaltması
alseuosmia :
gre. * alseuos (koruyla ilgili, kutsal orman ile ilgili) (alsos (koru, koruluk,
kutsal orman) + uos (ile ilgili, -a ait) ) + osme (koku) + eia (isim yapım ve
durum eki) * hoş kokulu çiçeklere sahip, Yeni Zelanda kökenli çalı formundaki
bitkileri kapsayan bitki cinsi
alseuosmiaceae :
gre. * alseuos (koruyla ilgili, kutsal orman ile ilgili) (alsos (koru, koruluk,
kutsal orman) + uos (ile ilgili, -a ait) ) + osme (koku) + aceae (-giller,
botanik familya eki) (lat.) * Avustralya, Yeni Zelanda, Yeni Gine ve Yeni
Kaledonya bölgelerine özgü, çalı veya küçük ağaç formundaki, çoğu hoş kokulu
çiçekler taşıyan bitkileri kapsayan, en bilinen üyeleri Alseuosmia cinsi olan çiçekli
bitkiler familyası
alstonia :
lat. * Alston (İskoç botanikçi Charles Alston) + ia (isim yapım eki) * tropikal
bölgelerde yetişen, sütlü özsuyu olan ağaçları kapsayan bitki cinsi
alstroemeria :
isv., lat. * Alströmer (İsveçli botanikçi ve baron Clas Alströmer) (isv.) + ia
(isim yapım eki) (lat.) * gösterişli ve uzun ömürlü çiçekleriyle bilinen süs
bitkilerini kapsayan bitki cinsi
alstroemeriaceae :
isv., lat. * Alströmer (İsveçli botanikçi ve baron Clas Alströmer) (isv.) +
aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * çoğunlukla Güney ve Orta
Amerika'da yayılış gösteren, yumrulu veya rizomlu, çok yıllık otsu bitkileri
kapsayan, gösterişli ve renkli çiçekleriyle tanınan, en bilinen üyeleri Peru
zambağı / İnka zambağı (Alstroemeria türleri) olan çiçekli bitkiler familyası
alström sendromu :
isv., gre. * alström (İsveçli psikiyatrist Carl-Henry Alström’ün soyadından)
(ahl (kızılağaç) + ström (nehir, ırmak) ) (isv.) + syndromon (sendrom, belirti
ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) * çocukluk çağı obezitesi ve çoklu organ
disfonksiyonu ile karakterize, otozomal resesif geçişli bir genetik hastalık
alşimi :
gre., ara. * el (ön ek, artikel) (ara.) + himya, khymeia (karışım sanatı,
dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein (karıştırmak, eritmek, dönüştürmek)
+ eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.); kimya (maddenin yapısını, hallerini
ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı; kara büyü, metalleri dönüştürme ilmi)
(ara.); kemi (siyah) (mıs.) * elementlerden altın üretme ilmi; simya; kimya,
metalurji, fizik, tıp, astroloji, semiotik, mistisizm, spiritüalizm ve sanatı
bünyesinde barındıran ruhani felsefi disiplini
alşimist :
gre. ara., ing. * el (ön ek, artikel) (ara.) + himya, khymeia (karışım sanatı,
dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein (karıştırmak, eritmek, dönüştürmek)
+ eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.); kimya (maddenin yapısını, hallerini
ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı; kara büyü, metalleri dönüştürme ilmi)
(ara.) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) (lat.) * alşimi ile
uğraşan kişi
alt :
tür. * alta (elde etmek, yenmek, alt etmek, üste çıkmak) * altus (yüksek,
yukarıda) (lat.); altitude (yükseklik, irtifa, altta kalan mesafe) (ing., fra.)
alt bilinç :
tür. * alt (aşağı, düşük) + bilinç (bilme, farkındalık, şuur) (bil (tanımak,
farkına varmak) + inç (isim yapım eki) ) * insan zihninde farkında olunan
bilinç düzeyinin altında işleyen, bastırılmış düşünce ve dürtüleri barındıran
zihinsel alan; bilinçaltı
alt limit :
tür., lat. * alt (aşağı, düşük) (tür.) + limit (limes (sınır, kısıt), limitare
(sınırlamak, kısıtlamak) ) (lat.) * terimleri gerçel sayılar olan alttan
sınırlı bir dizi için o dizinin yakınsak olan bütün altdizilerinin limitlerinin
en küçüğü; alttan sınırlı olmayan gerçel terimli bir dizi için eksi sonsuz
altan :
tür. * alt (ışıldamak, parıldamak, değerli olmak) + an (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer); altın (sarı renkli, değerli ağır metal) * ışıldayan, parıldayan,
değerli olan
altar :
lat. * altare (yüksek yer) (altus (yüksek, yukarıda olan; derin) + arium (yer,
mekan, ortam, hazne, kap) ); altitudo (yükseklik, irtifa) * sunak, adak olarak
üzerinde canlı kesilen yüksek masa
altay :
tür. * alt (ışıldamak, parıldamak, değerli olmak) + ay (yer, konum, mekan,
mevki, bölge) * ışıldayan, parıldayan yer, değerli olan yer
altçeken durgusu :
tür. * alt (aşağı, düşük) + çeken (kendine doğru hareket ettiren) + durgu
(durma hali, hareketsizlik, sükunet) + su (iyelik eki) * bir müzik cümlesinin
bitim noktasını tanımlayan durgunun (kadans, dinlenme noktası) beş türünden
(tam durgu, eksik durgu, kırık durgu, kaçınılan durgu, altçeken durgusu) biri
alteplaz :
gre. * alteplase (alpha (alfa) + teplase (doku tipi plazminojen aktivatörü) *
ilk rekombinant doku palazminojen aktivatörü
alterasyon :
lat. * alterare (takas etmek, arada değiştirmek) (alter (diğeri, öteki) + are
(fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * değişim, değişiklik, dönüşüm,
başkalaşma, müzikte bir notanın orijinal sesine göre yarım ton veya tam ton
değişikliği
alternans :
lat. * alternentia (değişim) (alterare (takas etmek, arada değiştirmek) (alter
(diğeri, öteki) + are (fiil mastar eki) ) + entia (isim yapım eki) * değişim,
dönüşümlülük, birbirini izleme durumu; kalp atışlarının kuvvetli ve zayıf
olarak birbirini izlemesi
alternanthera :
lat. * alternans (sırayla değişen) (lat.) + anthera (başçık) (gre.) * çiçek
başçıkları dönüşümlü diziliş gösteren, amarantgiller familyasına ait bitki
cinsi
alternat :
lat. * alterare (takas etmek, arada değiştirmek), alternatus (takas edilmiş,
değiştirilmiş) *
alternat yaprak :
lat., tür. * alterare (takas etmek, arada değiştirmek), alternatus (takas
edilmiş, değiştirilmiş) (lat.) + yaprak (bitkilerin dalları üzerinde yer alan,
genellikle yeşil renkli, yassı ve ince solunum ve besin üretim organı) (yapırga
(sallanmak, hışırdamak, titreşmek, rüzgarda titreşmek) + ak (isim yapım eki) )
(tür.) * botanikte her boğumda tek bir yaprağın çıktığı, yaprakların gövde
üzerinde karşılıklı değil sırayla ve farklı yönlerde dizildiği yaprak dizilişi
alternatif :
lat. * alterare (takas etmek, arada değiştirmek) (alternatus (takas edilmiş,
değiştirilmiş) + ivus (sıfat yapan son ek) * ard arda olan, takaslanabilen,
karşılıklı olarak birbirlerini sırayla takip eden
alternatif akım :
lat., tür. * alterare (takas etmek, arada değiştirmek) (alternatus (takas
edilmiş, değiştirilmiş) + ivus (sıfat yapan son ek) (lat.) + akım (ak (akmak) +
ım (isim yapım eki) ) * zamana bağlı olarak, periyodik bir şekilde yönü ve
şiddeti değişen akım
alternatör :
lat. * alterare (takas etmek, arada değiştirmek) (alter (diğer, başka) + are
(fiil mastar eki) ) na (ek) + tor (-cü, yapan, eden, araç, alet) * içten
yanmalı motorların ürettiği mekanik enerjiyi elektrik enerjisine dönüştüren
mekanizma
altes :
ita., fra. * altus (yüksek, yukarıda) + ezza (ile ilgili olma) (ita.), altesse
(fra.) * prens rütbesindeki kişilere hitap şekli
althaea :
gre. * althaia (iyileştirici, şifalı) * yumuşatıcı ve tedavi edici
özellikleriyle bilinen, ebegümecigiller familyasına ait bitki cinsi
altı :
tür. * altı (5 ile 7 arasındaki sayı, 6) * 5 ile 7 arasındaki sayı, 6
altı okka :
tür. * altı (5 ile 7 arasındaki sayı) + ukiya (1,282-1,2825 kg ağırlığa eşdeğer
ağırlık birimi) * birini kollarından ve bacaklarından tutup yukarı kaldırarak
sallamak veya götürmek
altı parmak :
tür. * altı (5 ile 7 arasındaki sayı) + parmak (el ayasından kök alan beş adet
eklemli kemik çıkıntısından her biri) (parm (uç, ince uzantı) + ak (isim yapım
eki) ) * bir tür iri palamut balığı cinsi; ayrı renkte altı yolu olan kumaş
altıeylül :
tür. * altı (5 ile 7 arasındaki sayı) + eylül (yılın dokuzuncu ayı) *
Balıkesir’in bir ilçesi (Balıkesir’in kurtuluşu olan 6 Eylül 1922 tarihine
atfen)
altıgen :
tür. * altı (5 ile 7 arasındaki sayı) + gone, gonia (köşe, açı, dik açı, gönye;
kenar, genişlemiş hat) * altı kenarlı, iki boyutlu geometrik şekil
altık :
tür. * alt (aşağı, düşük) + ık (isim yapım eki) * felsefede bir önermenin alt
önermesi (bazıları ölümlüdür önermesi herkes ölümlüdürün altığıdır.)
altın :
tür. * alt (parlamak, ışıldamak, değerli olmak) + ın, un (isim yapım eki)
(Latincesi, Grek kökenli “Aurum” (varlıkların bedenlerini çevreleyen ve enerji
alanı oluşturan, gözle görülemeyen renkli hat) (aura (esinti, nefes, soluk,
üfleme) ) * simgesi Au, atom sayısı 79, atom ağırlığı 196,967 olan, 1064 santigrat
derecede ergiyen, parlak sarı renkli, kolay işlenebilen, paslanmayan, havadan
sudan etkilenmeyen, ağır metal grubunda çok yüksek değerli bir element
altın oran :
tür. * altın (sarı renkli değerli ağır metal) + oran (nispet, kesim, ölçme,
ölçüm, tartma) (or (ölçmek, tartmak, karşılaştırmak; kesmek) + an (isim yapım
eki) ) * a>b>0 sayıları için (a+b)/a = a/b eşitliğini sağlayan
1.6180339887..... sayısı; baştan ikinci sayı sonrasında her sayının kendisinden
iki önceki sayı ile toplanması ilkesiyle oluşturulan Fibonacci serisindeki (1,
2, 3, 5, 8, 13, 21, 34, 55, 89 ....) ardışık iki sayıdan büyük olanın küçüğe
bölünmesi sonucunda elde edilen yaklaşık 1,618'e eşit olan bir oran (seride 13.
sayı olan 144 sayısından sonra altın oran sabitlenir.)
altınbaş : tür.
* altın (sarı renkli değerli ağır metal) + baş (kafa, tepe, uç) * Trakya ve Ege
Bölgesi’nde yetişen, genellikle yuvarlak biçimli, buruşuk ve kalın kabuklu bir
kavun
altıncı :
tür. * altı (5 ile 7 arasındaki sayı) + ncı (sıra sayı sıfatı eki) * bir dizide,
baştan ilk beş elemandan sonra gelen eleman
altıncı duygu :
tür. * altı (5 ile 7 arasındaki sayı) + ncı (sıra sayı sıfatı eki) + duygu
(his) * telepati, durugörü, prekognisyon gibi beş duyunun ötesindeki paranormal
duyu
altıncı his :
tür. * altı (5 ile 7 arasındaki sayı) + ncı (sıra sayı sıfatı eki) + his
(duygu) * telepati, durugörü, prekognisyon gibi beş duyunun ötesindeki
paranormal duyu
altındağ :
tür. * altın (sarı renkli değerli ağır metal) + dağ (yüksek arazi, tepe) *
Ankara'nın bir ilçesi (ilçe, ismini, büyüyerek değer kazanmasından dolayı
almıştır.)
altınekin :
tür. * altın (sarı renkli değerli ağır metal) + ekin (toprağa ekilen tohumların
ürünü; mahsul, tarımsal ürün) * Geçmişi Hitit, Roma ve Frigya uygarlıklarına
dayanan ilçenin eski ismi Zıvarık (Suyu bol)’tır.
altınoluk :
tür. * altın (sarı renkli değerli ağır metal) + oluk (su akış kanalı) (ol
(akmak, akıtmak) + uk (isim yapım eki) ) * işlemeli kadın şalvarı; altın sırma
ile dokunmuş veya işlenmiş bir tür kumaş; Edremit ilçesine bağlı bir mahalle
altınordu :
tür. * altın (sarı renkli değerli ağır metal) + ordu (asker topluluğu) *
Ordu’nun bir ilçesi (ismini, Batu Kağan tarafından kurulmuş olan Altın Ordu
isimli Moğol kağanlığından almıştır.)
altınova :
tür. * altın (sarı renkli değerli ağır metal) + ova (düz, geniş arazi, yayla,
yazı, düzlük) * Yalova'nın bir ilçesi (ilçenin isminin Atatürk tarafından
verildiği rivayet edilir.)
altınözü :
tür. * altın (sarı renkli değerli ağır metal) + öz (esas, asıl, cevher) + ü
(iyelik eki) * Hatay'ın bir ilçesi (bölgede altın madenleri olduğu için bu isim
verilmiştir.)
altıntaş :
tür. * altın (sarı renkli değerli ağır metal) + taş (sert mineral, kaya) *
Kütahya'nın bir ilçesi (ilçenin antik ismi Grekçe bir kelime olan Xrisolithos
(xrisos, khrisos (altın) + lithos (taş, kaya) )’tur.)
altıntop :
tür. * altın (sarı renkli değerli ağır metal) + top (yuvarlak cisim, küre) *
sedefotugillerin turunçgiller altfamilyasından, sıcak iklimlerde yetişen bir
ağaç ve portakaldan daha iri, kanarya sarısı renkte, tadı acımsı buruk meyvesi
altınyayla :
tür. * altın (sarı renkli değerli ağır metal) + yayla (yüksek, düz ve geniş
alan, çayır veya otlak) * Sivas’ın bir ilçesi (eski ismi Grekçe Termilai (term
(isim, terim, nam) + lai (halk) (halk ismi) ) olan Dirmil olarak telaffuz
edilen Burdur’un bir ilçesi; eski ismi Tonus (Aksan, Vurgu) ) olan)
altıpatlar :
tür. * altı (5 ile 7 arasındaki sayı) + pat (aniden ses çıkararak açılmak,
yarılmak, patlamak) + lar (geniş zaman fiil eki) * altı tane fişek alan toplu
tabanca
altışar :
tür. * altı (5 ile 7 arasındaki sayı) + şar (üleştirme eki) * her biri için
altı adet tahsis edilecek şekilde
altız :
tür. * altı (5 ile 7 arasındaki sayı) + z (bir arada eki) * tek bir doğumda
dünyaya gelen altı kardeş, yavru
altimetre :
lat., gre. * altus (yüksek, yukarıda) (lat.) + mettos, metron (ölçü) * bir
cismin, yerin veya noktanın deniz seviyesine ya da belirli bir referans
düzlemine göre yüksekliğini ölçen araç, yükseklikölçer
altingiaceae :
hol., lat. * alting (Hollandalı botanikçi Willem Arnold Alting’in soyadından)
(hol.) + ia (isim yapım eki) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) *
çoğunlukla Doğu ve Güneydoğu Asya ile Kuzey Amerika'da yayılış gösteren,
Saxifragales takımına ait, reçineli özsular içeren, yaprak döken veya herdemyeşil
ağaçları kapsayan, en bilinen üyeleri sığla ağaçları (Liquidambar) olan
sığlagiller familyası, günlükağacıgiller
alt-kahverengi :
tür. * alt (aşağı, düşük) + kahverengi (kahve içeceğinin rengine benzeyen koyu
tonlu renk ) (kahiye (iştahı kesilmek), kahve (iştah kesilmesi, iştah kesen;
çekirdeğinden içecek yapılan bitki ve içeceğin ismi) (ara.) + renk (boya,
görünüm) (far.) + i (iyelik eki) (tür.) ) * yıldızlar gibi gaz bulutunun
çökmesiyle oluşan ancak Jüpiter'den çok daha küçük kütleli, döteryum yakma
sınırının altındaki gezegen kütleli gök cismi, sub-brown dwarf (ing.
altlı üstlü :
tür. * alt (aşağı, düşük) + lı (ile, birlikte, beraber, sahibi) + üst (üzeri,
yukarı, tepe, bir şeyin üzerindeki bölüm) + lü (ile, birlikte, beraber, sahibi)
* biri alt katta biri üst katta olmak üzere
altlık :
tür. * alt (aşağı, düşük) + lık (isim yapım eki) * bir şeyin altına, herhangi
bir amaçla konulan nesne; bir sütunun, bir dikilitaşın altına yerleştirilen
veya yerden yüksekçe durması için bir yontunun altına konulan taşıyıcı bölüm
(mimaride)
altmış :
tür. * altı (5 ile 7 arasındaki sayı) + mış (onlar basamağı, onluk hanesi eki)
* ellidokuzdan sonra gelen sayı; 6x10 işleminin sonucu
alto :
lat., ita. * altus, alto (yüksek, yukarıda) (lat., ita.) * kadın ve çocuk
seslerinin en pes olanı; portenin üçüncü çizgisine konan “do” anahtarı; keman
ile viyolonsel arası büyük keman
altretamin :
lat. * alter (başka, farklı, diğer) + ethyl (etil (C2H5- alkil grubu); iki
karbonlu alkil grup) + amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki)
(ammonia (ammon, ammoniakos (gizli, örtülü, güvende, emin) + ine (gibi olan,
ile ilgili, kimyasal madde eki) ) * DNA sentezini ve hücre bölünmesini bozarak
antineoplastik etki gösteren, özellikle over kanseri tedavisinde kullanılan
alkilleyici özellikte bir kemoterapi ilacının etken maddesi (C9H18N6)
altrisiyal :
lat. * alter (diğer, başka, öteki, öbür), altri (başkasına ait, başka, farklı)
+ ialis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * zoolojide, doğduğunda bakıma ve
beslenmeye tamamen bağımlı, tüysüz ve gözleri kapalı yavru
altruizm :
lat. * alter (diğer, başka, öteki, öbür) + ismus (isim yapım, durum, akım,
öğreti, doktrin eki) * diğerkamlık, karşılık beklemeden başkaları için iyilik
yapmak ve fedakarlıkta bulunmak
altun :
tür. * alt (parlamak, ışıldamak, değerli olmak) + ın, un (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * ziynet eşyası olarak değerlendirilen kıymetli maden, altın;
üstün nitelikli ve değerli kimse
altunhisar :
tür., ara. * altun (sarı renkli, değerli ağır metal) (tür.) + hisar (etrafı
çevrili yer, müstahkem yer, sur, korugan) (ara.) * Niğde’nin bir ilçesi
altuni :
tür. * altun (sarı renkli, değerli ağır metal) (alt (parlamak, ışıldamak,
değerli olmak) + ın, un (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + i (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * altın renginde olan
ALU :
ing. * arithmetic (number operations) + logic (boolean reasoning) + unit
(functional block) * bilgisayar işlemcisinin (CPU) toplama, çıkarma ve
mantıksal karşılaştırmalar gibi temel hesaplamaları gerçekleştiren çekirdek
bileşeni
alucra :
ara. * el ucra (uzak yer, ücra yer) (el (ön ek) + ucra (uzak) ) * Giresun’un
bir ilçesi; Aluç ağacının çok olmasından
alumni :
lat. * alere (beslemek, bakmak, büyütmek) + umni (oğul) * mezun erkek
öğrenciler; üvey oğullar, sütoğlanlar, sütoğullar, evlatlıklar
alüfte :
far. * alüften (aklı bozulmak, deli gibi olmak, kimseye aldırış etmemek) *
alışık, alışmış, alışkın, aşk yüzünden şaşırmış, kendinden geçmiş, düşkün
kadın, oynak, cilveli (kadın), düşkün, müptela, arsız, iffetsiz, oynak,
namussuz kadın, fahişe
alümin :
lat. * alum, alumn, alumen (şap, sıkılaştırıcı tuz, acı madde) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) * suda çözünmeyen, 2050 santigrat derecede
ergiyen, beyaz bir toz olan alüminyum oksid (Al2O2)
alümina : lat.
* alum, alumn, alumen (şap, sıkılaştırıcı tuz, acı madde) + ina (kimyasal madde
eki) * suda çözünmeyen, 2050 santigrat derecede ergiyen, beyaz bir toz olan
alüminyum oksid (Al2O2)
alüminyum :
lat. * aluminium (alum, alumn, alumen (şap, sıkılaştırıcı tuz, acı madde) + ium
(element son eki) ) * simgesi Al, atom sayısı 13, atom ağırlığı 26,981 olan,
660 santigrat derecede ergiyen, ak ve gümüş parlaklığında, akla gelebilecek her
alanda, özellikle de mutfak eşyası yapımında kullanılan, gümüş renkte, sünek bir
metal cinsi olan hafif bir element
alüminyum fosfat :
lat., gre. * alumen (acı tuz, şap; alüminyum tuzlarına verilen eski ad) (lat.)
+ phosphate (gübre olarak kullanılan, fosforik asidin tuzu veya esteri, fosfat)
(phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren, ışık veren) (phos (ışık, aydınlık),
photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek) + os (isim yapım
eki) ) + ate (asidin tuzu veya esterini belirten ek) ) (gre.) + atum, ate (bir
asidin esterini veya tuzunu belirten ek) (lat.) * mide asidini bağlayarak
antasit etki gösteren ve gastrointestinal sistemde asit fazlalığını azaltmak
amacıyla kullanılan inorganik fosfat tuzu yapısında bir ilacın etken maddesi
(AlPO4)
alüminyum fosfit :
lat., gre. * aluminium (alum, alumn, alumen (şap, sıkılaştırıcı tuz, acı madde)
+ ium (element son eki) ) (lat.) + phosphite (phosphoros (ışık taşıyan, ışık
getiren) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak,
götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) ) + ite
(element, kayaç ve mineral eki) (gre.) * depolanmış tahıllarda böcek ve
kemirgenleri öldürmek için kullanıldığında fosfin (PH₃) gazı açığa çıkaran güçlü
bir fumigant pestisit; yüksek toksisiteli kimyasal madde (AIP)
alüminyum hidroksit :
lat., gre. * alumen (acı tuz, şap; alüminyum tuzlarına verilen eski ad) (lat.)
+ hydro (su) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + eidos, ide
(eidos (şekil, biçim, görünüş, benzerlik eki) (gre.) * mide asidini nötralize
ederek antasit etki gösteren ve ayrıca fosfat bağlayıcı özelliği sayesinde
hiperfosfatemi tedavisinde kullanılan inorganik bir ilacın etken maddesi
(Al(OH)3)
alüvyal :
lat. * alluvion (alluere (akıtmak, yıkamak, sürüklemek, su ile yıkamak,
taşımak, suyla sürüklenmek) (ad (a- doğru; yönelim, yan, yakın) + luere
(yıkamak, temizlemek) ) + on (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * nehir, sel veya su akıntıları tarafından taşınan ve biriktirilen
kum, çakıl, silt veya kil gibi tortul malzemeyle oluşan birikinti veya tabaka
ile ilgili, akarsuyun sürüklediği kumlu toprakla ilgili, dere miliyle ilgili
alüvyon :
lat. * alluvion (alluere (akıtmak, yıkamak, sürüklemek, su ile yıkamak,
taşımak, suyla sürüklenmek) (ad (a- doğru; yönelim, yan, yakın) + luere
(yıkamak, temizlemek) ) + on (isim yapım eki) ) * akarsuyun sürüklediği kumlu
toprak, dere mili
alveol :
lat. * alveus (oyuk, boşluk, içi boş hazne) + olus (küçültme eki) * küçük
boşluk, çukur, oyuk; akciğerlerde bronşçukların ucunda yer alan, yüzey
alanlarını artıran üzüm salkımı benzeri yapılarıyla difüzyon (gaz alışverişi)
sağlayan, temel görevi solunan havadaki oksijeni kana aktarmak ve kandaki
karbondioksiti dışarı atmak olan, ince duvarlı ve kılcal damarlarla çevrili
mikroskobik hava kesecikleri, akciğerlerdeki küçük hava torbacıkları (kesecikleri);
diş köklerini yerleştiren çene kemiklerindeki küçük çukur yapılar veya benzer
küçük oyuklardan her biri
alveolar :
lat. * alveus (oyuk, boşluk, içi boş hazne) + olus (küçültme eki) + aris (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * alveol ile ilgili
alveoler :
lat. * alveus (oyuk, boşluk, içi boş hazne) + olus (küçültme eki) + aris (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * alveol ile ilgili
alveolit :
lat. * alveus (oyuk, boşluk, içi boş hazne) + olus (küçültme eki) + itis
(iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * toz solunması
sonucu akciğerlerdeki alveollerin iltihaplanması, alveol enflamasyonu
alveolus :
lat. * alveus (oyuk, boşluk, içi boş hazne) + olus (küçültme eki) * küçük
boşluk, çukur, oyuk; ciğerlerdeki hava torbacıkları (kesecikleri)
alveolus dentis :
lat. * alveus (oyuk, boşluk, içi boş hazne) + olus (küçültme eki) + dens,
dentis (diş) * diş köklerinin periodontal ligament ile alveolar çıkıntıda
tutulduğu çenelerdeki yuva, diş alveolü
alverin :
lat. * alkyl (tek değerlikli radikal dizi cinsinden olan) + verine (spazm
çözücü / düz kas gevşetici (spasmolytic) ilaç belirteci) * irritable bağırsak
sendromu (İBS) ve benzeri gastrointestinal rahatsızlıklardan kaynaklanan karın
ağrısı ile şişkinliği hafifletmek amacıyla, sindirim sistemi ve rahmin düz
kasları üzerinde doğrudan gevşetici etki gösteren antispazmodik (spazm çözücü)
bir ilaç etken maddesi (C20H27N)
alvimopan :
lat., gre. * alvus (karın, bağırsak boşluğu; sindirim sistemi) (lat.) + opion
(haşhaş özü; opioid maddelerin kökü) (gre.) + pan (tamamı, tümü, bütünü, hepsi,
genel; yaygın etki çağrışımı) (gre.) * gastrointestinal sistemde periferal
μ-opioid reseptörlerini seçici olarak bloke ederek opioidlerin bağırsak
hareketlerini baskılayıcı etkisini ortadan kaldıran ve postoperatif ileusun
önlenmesinde kullanılan bir ilacın etken maddesi (C25H32N2O4)
alvosidib :
lat., gre. * alvus (karın, iç boşluk; vücut içi çağrışımı) (lat.) + vocare
(çağırmak, etki oluşturmak) (lat.) + dibein (iki bağlanma noktası olan
moleküller için kullanılan farmasötik adlandırma eki) (gre.) * siklin-bağımlı
kinazları (özellikle CDK9) inhibe ederek hücre döngüsünü ve transkripsiyonu
baskılayan, başta hematolojik maligniteler olmak üzere kanser tedavisinde
araştırılmış sentetik küçük molekül yapısında bir ilacın etken maddesi
(C21H20ClNO5)
alya :
ara. * aliya (yüksek, yüce, üstün) * yüce, yüksek, ulu; kadın ismi
alyans :
lat. * alligare (birleşmek, birleştirmek) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) +
ligare (bağlamak, birleştirmek) ) + entia (isim yapım eki) * birlik, birleşme,
ittifak, iş birliği; kişiler, gruplar veya devletler arasında ortak amaç için
kurulan bağ
alyon :
fra. * alleon (19. yüzyıl pera ahalisinin en zenginlerinden Antoine Alleon'un
soyadından) * çok zengin, para babası, kalantor
alyssum :
gre. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + lyssa (kuduz) * tarihsel
olarak kuduz hastalığına karşı etkili olduğuna inanılan, turpgiller familyasına
ait bitki cinsi
alyuvar :
tür. * al (kırmızı) + yuvar (yuv (top yapmak, hacimli ve oval yapmak, küresel
yapmak) ) + ar (isim yapım eki) ) * kanın bir milimetre küpünde yaklaşık olarak
beş milyon adet bulunan, kana kırmızı rengini veren, çekirdeksiz, küçük,
yuvarlak hücre
alzateaceae :
lat * Alzatea (İspanyol doğa bilimci ve botanikçi José Antonio Alzate y
Ramírez'in soyadından) + ea (ile ilgili, -a ait) + aceae (-giller, botanik
familya eki) * Orta ve Güney Amerika'nın tropikal bölgelerinde yayılış
gösteren, küçük ağaç veya çalı formundaki, karşılıklı yapraklı ve küçük çiçekli
bitkileri kapsayan, başlıca Alzatea cinsinden oluşan çiçekli bitkiler familyası
(sadece Orta ve Güney Amerika'nın nemli dağ ormanlarında yetişen tek bir ağaç
türünü (Alzatea verticillata) ve onun ait olduğu tek cinsi barındırır.)
alzheimer :
alm. * alzheimer (yaşlılık öncesi demansın patolojik özelliklerini keşfeden
Alman psikiyatr ve nöropatolog Alois Alzheimer’ın soyadından) (altes (eski) +
heimer (evci, yuvacı) (heim (ev, yuva) + er (-cı, -ci) ) * beynin ilerleyici
olarak hasar görmesi sonucu beyin hücrelerinin yok olması, bellek ve bilişsel
yetilerin azalması ile karakterize, demans kategorisinde ilerleyici
nörodejeneratif hastalık
am :
ara. * umm (anne) * kadın cinsel organı, vajina
Am :
lat. * americium (America (Amerika kıtası ve Amerika Birleşik Devletleri) + ium
(kimyasal element eki) ) * atom numarası 95 olan, periyodik tablonun aktinitler
serisinde bulunan, sentetik olarak elde edilen, duman dedektörlerinde, nükleer
araştırmalarda ve uzay araçlarındaki enerji sistemlerinde kullanılan radyoaktif
metal element
ama :
ara. * a’ma (kör, gözleri görmeyen) * kör, gözleri görmeyen
ama :
ara. * amma (fakat, gelgelelim, maamafih, lakin) * fakat, gelgelelim, maamafih,
lakin
amabile :
lat. * amabilis (sevimli, sevilesi) (ama (sevmek) + bilis (olabilirlik,
yapılabilirlik, mümkün olma eki) ); amabile (ita.) * sevimli, okşayıcı müzik
türü; bir müzik yapıtının andante ile adacyo arasında bir hızla, cana yakın,
tatlı ve sevimli bir biçimde çalınması
amaç :
far. * ama (hedeflemek, nişan almak) + ç (isim yapım eki) * hedef, niyet, kast,
gaye; ok nişanı, nişangah, niyet
amade :
far. * amay (gelmek, varmak, olmak, hazır olmak) + de (isim yapım eki) * hazır,
hazırlıklı, tayin edilmiş, hazır gelmiş
amagat kısmi hacimler yasası
:
fra. * amagat (Fransız fizikçi Émile Amagat) (fra.) + kısmi (bölümsel,
parsiyel) + hacim (boşlukta kaplanan yerler; hacim = kütle / yoğunluk (V = m/d)
) + ler (çoğul eki) + yasa (kural, kanun, ilke, prensip) + sı (iyelik eki) *
farklı gazların karışımında toplam hacmin, her bir gazın aynı koşullarda sahip
olacağı hacimlerin toplamına eşit olduğunu ifade eden ve ideal gaz davranışını
temel alan termodinamik yasayı açıklayan fizik prensibi
amaksofobi :
gre. * hamaksa, hamaxa (vagon, araba, taşıt) + phobia (korkma, korkulu olma)
(phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * araba veya taşıt
korkusu
amal :
ara. * amel (iş, çalışma) * işler, çalışmalar
amal :
ara. * emel (amaç, umut, beklenti) * emeller, amaçlar, umutlar, beklentiler;
iki veya daha çok kimsenin belli bir işi yapmak üzere kurdukları iş gücü
ortaklığı (fıkıh terimi)
amalgam :
ara., gre. * el (ön ek, artikel) + mulgam (cıva ile karışım, yumuşak karışım,
alaşım, macun) (ara.), malgama (yumuşatıcı) (gre.) * çok kuvvetli çözme
özelliğine sahip olan cıvanın, metaller ile yaptığı karışım; yumuşatıcı
a'mam :
ara. * amm (amca) * amcalar
aman :
ara. * amene (güvenmek, inanmak, iman etmek, emin olmak, güvende kılmak,
emniyete almak), emin (güvenli), iman (inanç, güven) (ara.), amin, amen, Amen
(inanıyorum, öyledir, öyle olsun) * güvence, güvenlik, emniyet
amanita muscarina :
gre., lat. * amanites (mantar) (gre.) + musca (sinek) (lat.) * Amanita cinsine
bağlı kırmızı yüzeyi üzerinde beyaz noktaları olan, zehirli (alfa amanitin
içeren) ve halüsinojenik bir mantar türü, sinek mantarı, gelin mantarı,
amanname :
ara., far. * aman (güven, emniyet) (ara.) + name (kitapçık, mektup, risale,
belge, yazı; birine hitaben yazılmış yazı) (far.) * islam devletlerinde düşmana
güvenlik içinde olduğunu bildirmek üzere verilen belge
amansız :
ara., tür. * aman (güven, emniyet) (ara.) + sız (yokluk, eksiklik, zıtlık,
olumsuzluk eki) (tür.) * öldürücü, cana kıyıcı; bağışlamayan, acıması olmayan,
hoşgörüsüz
amantadin :
gre. * amantadine (adamantinos (elmas) + amine, amino (karbona bağlı bir
nitrojen (azot) atomu içeren bileşik) (ammoniakos, ammon (amonyak) + ine
(organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) * parkinsonizm ve A tipi influenza
virüsünün neden olduğu influenza ile ilişkili diskineziyi tedavi etmek için
kullanılan bir ilacın etken maddesi (C10H17N)
amanuensis :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + manu (el) + ensis (isim yapım eki)
* bir başkasının dikte ettiğini yazmak veya daktilo etmek veya başka biri
tarafından yazılanı kopyalamak için görevlendirilen kişi, yazman, katip,
sekreter
a'mar :
ara. * amara (canlandırmak, şenlendirmek, bayındır kılmak, inşa etmek,
yapılandırmak, bina etmek, yapı kurmak, imar etmek, onarmak, yapıp düzeltmek) *
hoşa gidecek şeyler, mutlu hayat
amara :
ara. * umr (ömür, yaşam, hayat) * ebedi, sonsuz
amaranthaceae :
gre., lat. * amaranthos (solmayan, solmaz çiçek; kadife çiçeği) (a (yokluk,
eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + marainein (solmak, sönmek) + anthos (çiçek)
) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * çoğunlukla otsu
bitkilerden, bazı çalı ve ağaçsı türlerden oluşan, kozmopolit yayılış gösteren,
çiçekleri genellikle küçük ve sık kümeler halinde bulunan, kuraklığa ve tuza
yüksek toleranslı olan, en bilinen üyeleri horozibiği (Amaranthus), ıspanak
(Spinacia) ve pancar (Beta) olan horozibiğigiller / ıspanakgiller familyası
amaranthaceae :
lat. * amarantos (solmayan, ölmez) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya
eki) (lat.) * çiçekleri kalıcı renkli olan otsu ve çalı formundaki bitkileri
kapsayan bitki familyası
amaranthus :
gre., lat. * amaranthos (solmayan, solmaz çiçek; kadife çiçeği) (a (yokluk,
eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + marainein (solmak, sönmek) + anthos (çiçek)
) (gre.); amaranthus (lat.) * Amaranthaceae (Ispanakgiller) familyasından,
genellikle parlak kırmızı, mor veya altın sarısı tonlarında salkım çiçekler
açan, hem süs bitkisi olarak yetiştirilen hem de besin değeri yüksek tohumları
ve yaprakları tüketilen, Amaranthaceae familyasına ait tek yıllık bir bitki
cinsi, horozibiği
amare :
ara. * amara (canlandırmak, şenlendirmek, bayındır kılmak, inşa etmek,
yapılandırmak, bina etmek, yapı kurmak, imar etmek, onarmak, yapıp düzeltmek) *
dolu, kalkınmış, müreffeh, yaşam dolu; inşa eden, nüfus veya refah bakımından
dolu; fes gibi başa giyilen nesne
amarozis :
gre. * amaurosis (karartma) (amauroo, amaurein (karartmak), amauros (loş,
karartılı, hafif karanlık) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) *
geçici iskemi (bölgesel kansızlık) sonrası bir gözde ani, kısa süreli, ağrısız
görme kaybı
amarus :
lat. * amarus (acı, keskin tat veya buruk) * acı, keskin, keskin, acı, felaket
tabiatlı, yakıcı
amaryllidaceae :
gre., lat. * Amaryllis (Yunan mitolojisindeki çoban kızının adı), amarullis
(ışıltılı, taze, parlak) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) *
soğanlı veya rizomlu, çoğunlukla otsu ve çok yıllık bitkilerden oluşan,
gösterişli çiçekleriyle tanınan, en bilinen üyeleri nergis (Narcissus),
kardelen (Galanthus) ve zambakgillerden bazı eski sınıflandırma örneklerini
içeren nergisgiller familyası
amasra :
gre. * amastris (usta, efendi, ağa, hoca, öğretmen) * Bartın’ın bir ilçesi
amasti :
lat. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + mastia (memeyle ilgili
olma) (mastos (meme başı, besleme, dolgun; meme, göğüs, küçük tümsek, çıkıntı)
+ eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * meme dokusu, meme ucu ve areolanın
total yokluğu
amastigot :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + mastigote (mastix
(kamçı, kırbaç) + ote (gibi, ile ilgili) ) * makrofajların ve diğer
fagositlerin fagolizozomlarında bulunan hücre içi parazitlerden her biri
amasya :
gre. * amaseia (Amazon kraliçesi Amasis'ten) (amazon (memesiz) (a (-sız,
yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + mastos, mazos (göğüs, meme) + is (son
ek) ) * Orta Karadeniz Bölümünün iç kısmında yer alan, doğusunda Tokat,
güneyinde Tokat ve Yozgat, batısında Çorum, kuzeyinde Samsun illeri bulunan, 5
plaka numaralı il
AMATEM : tür. * Alkol ve Madde (veya Uyuşturucu Madde)
Bağımlıları Tedavi ve Eğitim/Araştırma Merkezi * bireylerin alkol, uyuşturucu
ve çeşitli kimyasal madde bağımlılıklarından arınmasını, tıbbi ve psikososyal
rehabilitasyon süreçleriyle yeniden sağlıklı bir şekilde topluma
kazandırılmasını amaçlayan uzmanlaşmış bir sağlık merkezi
amatofobi :
gre. * amathos (toz) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * toz korkusu
amatör :
lat. * amare (sevmek) + tor (-cı, yapan, eden eki) * seven, sevici; bir işi
para kazanmak amacıyla değil yalnızca sevdiği için yapan kimse
amaurosis :
gre. * amauros (karanlık, bulanık, görmeyen) + osis (isim yapım, durum, sorun,
hastalık eki) * gözde belirgin bir yapısal bozukluk olmaksızın görme kaybı veya
körlük durumu
amazon :
gre. * amazon (memesiz) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) +
mastos, mazos (göğüs, meme) ) * Güney Amerika kıtasının merkez ve doğu
kısımlarında yer alan ormanlık bölgeni ismi; Yunan mitolojisinde savaşçı
kadınlar topluluğu
ambalaj :
lat. * emballare (paketlemek, sarmak) (in (iç, içe) + ballare (atmak, sallamak,
fırlatmak, hareket etmek, dans etmek) (balle (balya, demet, tomar, yığın)
(fra.) + are (fiil mastar eki) ) (lat.) + age (isim yapım eki) (fra.) * paket,
paketleme, sarma, topak haline getirme
ambale :
lat., fra. * emballer (paketlemek, sarmak, toparlamak, toplamak) (in (iç, içe)
(lat.) + ballare (atmak, sallamak, fırlatmak, hareket etmek, dans etmek) (balle
(top, balya, topak) + are (fiil mastar eki) ) (lat.); emballé (top yapılmış,
topak haline getirilmiş, toparlanmış) (fra.) * topak haline gelmiş; yakalanmış
ve arabaya tıkılmış (suçlular için argo ifade)
ambar :
far. * anbar (an (beraber, birlikte) + bardan (yüklenmek, taşımak, götürmek,
getirmek, kaldırmak), bar (yüklenen, taşıyan, götüren, getiren) (far.); bear
(taşımak (ing.), fer (getirmek, taşımak) (lat.) * saklama yeri, depo, mağaza
ambargo :
lat. * imbarricare (bariyer koymak, engellemek, mani olmak, barikat kurmak) (in
(iç, içeri, içeriye, içeride, içine, içinde) + barra (çubuk, engel, sed,
bariyer) + icare (fiil mastar eki) ) (lat.) + go (isim yapım eki) (por.) *
ticaret veya hareket üzerinde resmi engel, yasak; özellikle limanlarda veya mal
taşımada kısıtlama; bir limana giriş çıkışı engelleme, abluka
amber :
far., fra. * anbar (saklama yeri, depo, mağaza) (far.); ambergris (ambre
(kehribar, koyu sarı) + gris (gri) ) (fra.) * ispermeçet balinasının (Physeter
macrocephalus) midesinden çıkarılan güzel kokulu madde, her çeşit güzel koku
amberbaris :
far., fra., gre. * anbar (saklama yeri, depo, mağaza; değerli, kokulu madde,
ambergris) (far.) + baris (berberis cinsine ait çalılar, dikenli bitkiler)
(lat., gre.) * ayrı taçyapraklı ikiçeneklilerden, çalılıklarda, tarlalarda
yetişen, sarı çiçekleri, kırmızı ve ekşi meyvesi olan, kabuğundan ve kökünden
solucan düşürücü ilaç olarak yararlanılan, tahıllarda pas hastalığına yol açan
bir bitki, sarıçalı
amberbu :
far. * anbar (saklama yeri, depo, mağaza; değerli, kokulu madde, ambergris) +
bu (koku, aroma) * genellikle İran ile Hindistan’da yetişen, pişirilince hoş
bir koku veren, uzun taneli bir pirinç
ambiakuzi :
gre. * amblyacousis (amblys (kör, körelmiş) + akousia (akouein (işitmek,
duymak), akousis (işitme, duyma) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
işitme yeteneğinin ileri derecede yitirilmesi
ambidekströz :
lat., gre. * ambi (iki, çift, ikili, her iki, iki taraflı, çevresinde,
etrafında) (lat.) + dextrose (glikozun sağa dönen formu) (dexiteros (sağ, sağ
taraf) (dexi (sağ) + teros (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (gre.); dex, dexter,
dextrum (sağ, sağ taraf, sağdaki) + osus (ile ilgili, sıfat yapım eki) (lat.) *
her iki elini de aynı ölçüde ustalıkla kullanabilen, sağ ve sol elini
kullanmada belirgin fark göstermeyen
ambient :
lat. * ambiens, ambient, ambientem, ambientis (çevreleyen, saran) (ambire
(dolaşmak, çevrelemek, kuşatmak, sarmak) (ambi (iki, çift, ikili, her iki, iki
taraflı, çevresinde, etrafında) + ire (gitmek, yürümek) ) + ens, ent (sıfat
yapım eki) * bir şeyi tamamen çevreleyen veya kuşatan (özellikle ortam
sıcaklığı, ışığı veya sesi için)
ambigram :
lat., gre. * ambi (iki, çift, ikili, her iki, iki taraflı, çevresinde,
etrafında) (lat.) + gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım;
küçük ağırlık) (gre.) * ters-düz veya ayna simetrisiyle okunduğunda da aynı
kalan yazı veya şekil; çift yönlü okunabilen tipografik tasarım
ambiguite :
lat. * ambiguus (şüpheli) (ambi (iki yollu, ikili) + agere (yapmak, etmek,
eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek, yönlendirmek,
hareket ettirmek) + osus (ile ilgili, sıfat yapım eki) ) + itas (isim yapım ve
durum eki) * iki anlamlılık; şüpheli oluş, belirsizlik, anlam belirsizliği
ambijel :
gre., lat. * ambo (ikisi), ambi (iki, çift, ikili, her iki, iki taraflı,
çevresinde, etrafında) (gre.) + gelare (donmak, katılaşmak), gel (katılaşmış,
jel, ağ yapı) (lat.) * sulu veya organik jelin atmosferik basnçta
kurutulmasıyla elde edilen, aerojellerin yoğunluğuna yakın yoğunluktaki ürün
ambivalan :
lat. * ambo (ikisi), ambi (iki, çift, ikili, her iki, iki taraflı, çevresinde,
etrafında) + valens, valent (güçlü, kuvvetli, kudretli; sağlıklı; değerli)
(valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak; sağlıklı olmak; değeri olmak) + ens, ent
(sıfat yapım eki) ) * birbiriyle bağdaşmayan hissiyat, fikir, amaç ve istekleri
aynı anda deneyimleyen
ambivalans :
lat. * ambo (ikisi), ambi (iki, çift, ikili, her iki, iki taraflı, çevresinde,
etrafında) + valentia (kudret, kuvvet, güç) (valere (güçlü olmak, kuvvetli
olmak; sağlıklı olmak; değeri olmak) + entia (isim yapım eki) ) * birbiriyle
bağdaşmayan hissiyat, fikir, amaç ve istekleri aynı anda deneyimleyen; aynı
anda farklı ve karmaşık, karışık duygular deneyimlemek
ambiyans :
lat. * ambientia, ambientem, ambientis (çevreleyen, saran) (ambire (dolaşmak,
çevrelemek, kuşatmak, sarmak) (ambi (çevresinde, etrafında) + ire (gitmek,
yürümek) ) + entia (isim yapım eki) * bir yerin veya ortamın havası, ruhu,
genel atmosferi, hava, atmosfer, ortam
amblem :
lat., fra., gre. * emblema (sokma, ek, ilave, ilan) (in (iç, içine) (lat.); em
(fra.) + ballein (atmak, fırlatmak, savurmak; sıkıştırmak, sokmak, koymak,
yerleştirmek) + ema (isim yapım eki) (gre) * içine yerleştirilmiş şey, kakma
süs, sembolik figür, gömülmüş şey, kakma süsleme, işaret, sembol, simge; bir
düşünceyi, kurumu veya kimliği temsil eden işaret, sembol, arma
ambliopi
:
gre. * amblys (kör, donuk, zayıf, körelmiş, künt, keskin olmayan, bulanık) +
ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) * görme organında yapısal bir bozukluk olmaksızın görme keskinliğinin
azalması, göz tembelliği, bulanık görme
ambliyojenik :
gre. * amblys (kör, donuk, zayıf, körelmiş, künt, keskin olmayan, bulanık) +
ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren,
oluşturan, kaynaklanan) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * görme
keskinliğini azaltıcı, ambliyopiye sebebiyet veren
ambliyopi :
gre. * amblys (kör, donuk, zayıf, körelmiş, künt, keskin olmayan, bulanık) +
ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) * görme organında yapısal bir bozukluk olmaksızın görme keskinliğinin
azalması, göz tembelliği, bulanık görme
ambliyopsis :
gre. * amblys (kör, donuk, zayıf, körelmiş, künt, keskin olmayan, bulanık) +
ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + isis (isim yapım eki) *
gözleri küçülmüş veya işlevini büyük ölçüde kaybetmiş, özellikle yer altı
sularında yaşayan kör mağara balıklarını kapsayan balık cinsi
amboli :
gre. * embolos (içeri itilen şey, içeri girme, tıkaç, çarpma, saldırı, pistona
benzer şey) (em, en (iç, içeri, içinde, içeride, içinde) + ballein (atmak,
fırlatmak, savurmak; sıkıştırmak, sokmak, koymak, yerleştirmek), bole, bolos
(atma, fırlatma) ) + eia (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * kan
pıhtısının damar tıkanıklığına yol açarak organın veya dokunun kan akışını
engellemesi durumu
amborellaceae :
at. * Amborella (Yeni Kaledonya'daki yerel bir bitki) + aceae (-giller, botanik
familya eki) (lat.) * yalnızca Amborella trichopoda türünü içeren, Yeni
Kaledonya'ya özgü, çalımsı yapıda, küçük çiçekli ve günümüzde yaşayan en eski
kapalı tohumlu bitki soylarından biri olarak kabul edilen Amborella familyası
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder