hiperosmi :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + osmia (omein
(koklamak, koku almak, kokuyu algılamak) (osme (koku, koklama duyusu) + ein
(fiil mastar eki) ) + eia (olma durumu) ) * koku duyusunun normalden fazla
hassas olması durumu; bazı nörolojik, hormonal veya psikiyatrik durumlarla
ilişkili olabilen anormal artmış koku algısı
hiperosmo :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + osmos (itme,
dürtme, akış, geçiş) (othein (itmek, dürtmek, akmak, geçmek) + smos (isim yapım
eki) ) * bir çözeltinin ozmotik basıncının normalden yüksek olması durumu;
genellikle suyun osmoz yoluyla daha düşük konsantrasyonlu ortamdan bu çözeltiye
geçmesine neden olan yoğunluk farkı
hiperosmolar :
gre., lat. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + osmos
(itme, dürtme, akış, geçiş) (othein (itmek, dürtmek, akmak, geçmek) + smos
(isim yapım eki) ) (gre.) + laris (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) * normal
osmotik basınç veya çözelti partikül yoğunluğunun üzerinde olan ve bu nedenle
suyun hücreler veya çözeltiler arasında hareketini artıran veya değiştiren;
yüksek oranda tuz (sodyum), glikoz ve diğer maddeler içeren
hiperosmolarite :
gre., lat. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + osmos
(itme, dürtme, akış, geçiş) (othein (itmek, dürtmek, akmak, geçmek) + smos
(isim yapım eki) ) (gre.) + laris (ile ilgili, gibi, -a ait) + itas (isim yapım
ve durum eki) (lat.) * bir çözeltide çözünmüş taneciklerin (ozmotik
partiküllerin) yoğunluğunun ve osmotik basıncın normalden yüksek olması durumu;
ajanın yüksek oranda tuz (sodyum), glikoz ve diğer maddeler içermesi durumu
hiperozmo :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + osmos (itme,
dürtme, akış, geçiş) (othein (itmek, dürtmek, akmak, geçmek) + smos (isim yapım
eki) ) * bir çözeltinin ozmotik basıncının normalden yüksek olması durumu;
genellikle suyun osmoz yoluyla daha düşük konsantrasyonlu ortamdan bu çözeltiye
geçmesine neden olan yoğunluk farkı
hiperparatiroidizm :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + para (yanında,
dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca
arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + thyroeides (kalkan şekilli)
(thyreos (kalkan) + oides (ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) ) + ismos
(isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * kanda kalsiyum düzeyinin
yükselmesi (hiperkalsemi) ile karakterize olan, paratiroid bezlerinin aşırı
hormon üretmesine dayalı endokrinolojik bir bozukluk
hiperpigmentasyon :
gre., lat. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) +
pigementare (boyamak, boyanmak, renklendirmek, renklenmek) (pigmentum (boya,
renk) + are (fiil mastar eki) ) + atio (isim yapım eki, olma durumu) (lat.) *
genellikle güneş ışığı, hormonal değişiklikler veya cilt hasarına bağlı olan
ciltte melanin veya başka pigmentlerin normalden fazla birikmesi sonucu oluşan
koyulaşma durumu
hiperplastik :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + plassein
(kalıplamak, kalıba dökmek, şekil vermek, şekillendirmek) + tikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) ) * hücre veya doku sayısında anormal artışla karakterize
olan, organizmada aşırı büyüme veya çoğalma
hiperplazi :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + plasis
(şekillenme, şekil verme, biçimlenme, oluşma, büyüme) (plassein
(şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek) + isis (isim yapım
eki) ) * bir dokuda hücre sayısının normalden fazla artması sonucu organ veya
doku büyümesi durumu
hiperpne :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + pnein (nefes
almak, solumak, esmek), pnoea (nefes, nefes alma, soluma, soluklanma, solunum)
* fizyolojik veya patolojik olarak solunumun artması şeklinde ortaya çıkan
normalden hızlı ve derin nefes alma durumu
hiperpotasemi :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) +
potassium (potasyum) (lat.) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu)
(haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * kanda
normalden yüksek potasyum iyonu (K⁺)
seviyesinin bulunması durumu; kalp ritim bozuklukları ve kas fonksiyonları
üzerinde etkili olabilen tıbbi bir durum
hiperpreksi :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + prexie (ateş)
(gre.); prexus (üzüntü, hüzün) (lat.) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) *
aşırı yüksek vücut ısısı veya ateş durumu; aşırı yüksek vücut ısısı veya ateş
durumu
hiperprolaktinemi :
gre., lat. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) +
prolaktin (süt salgılatıcı hormon) (lat.) + emia (kanla ilgili olma; kanda
bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) )
(gre.) * hormonal dengesizliklere, adet bozukluklarına veya süt salgısında
artışa yol açan, kanda normalden yüksek prolaktin hormonu seviyesinin bulunması
durumu
hiperrefleksi :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) + reflexo
(re (tekrar, geri, yeniden, karşı) + flectere (eğmek, bükmek, çevirmek,
döndürmek, esnetmek, kıvırmak, kasmak), flectus, flexus, flexo (eğme, bükme,
döndürme, esnetme, kıvırma) ) (lat.) * normalden aşırı güçlü veya artmış istem
dışı tepki hareketi durumu; genellikle sinir sistemi hastalıkları veya
yaralanmalarında görülen patolojik refleks artışı
hiperresupinasyon :
gre., lat. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) +
re (yeniden, tekrar, geri) + supinus (arkaya yatmış, sırtüstü dönmüş; gevşek,
geriye eğilmiş), supinare (sırtüstü yatırmak, geriye çevirmek) + tio (isim
yapım eki) (lat.) * bir organın veya yapının normal resupinasyon hareketini
aşırı derecede gerçekleştirmesiyle, özellikle bitkilerde çiçek veya organ
ekseninin başlangıçtaki konumuna göre ters yönde daha fazla dönmesi durumu
hipersalivasyon :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) +
salivare (tükürüklemek, salyalamak) (saliva (tükürük, salya) + are (fiil mastar
eki) ) + tio (isim yapım eki, olma durumu) (lat.) * çeşitli sinirsel, ilaç
kaynaklı veya sistemik nedenlerle ortaya çıkabilen normalden fazla tükürük
üretimi veya salgılanması durumu
hipersekresyon :
gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) +
secretio (salgılama) (secernere (ayırmak, salgılamak) + tio (isim yapım eki) )
(lat.) * hormon, mukus veya enzim gibi biyolojik maddelerin aşırı salınımıyla
karakterize olan, bir bezin normalden fazla salgı üretmesi durumu
hiperselüler :
gre., lat. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) +
cellula (cella (oda, depo, hücre) + ulus, ula (küçültme eki) ) + aris (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * iltihap, tümör veya rejeneratif
süreçlerde gözlenen patolojik bir artış anlamında kullanılan doku içinde
normalden fazla sayıda hücre bulunması durumu
hipersensibilite :
gre., lat. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) +
sensibilitas (hassasiyet, duyarlılık) (sensibilis (duyumsanabilir, hassas)
(sensus (his, duygu, duygu) + ibilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) ) +
itas (isim yapım ve durum eki) ) (lat.) * organizmanın belirli uyaranlara karşı
normalden fazla tepki göstermesi durumu; alerjik reaksiyonlar, otoimmün yanıtlar
gibi bağışıklık sisteminin aşırı duyarlılık tepkilerini kapsayan patolojik bir
durum
hipersensitivite :
gre., lat. * hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde) (gre.) + sentire
(hissetmek, duyumsamak, sezmek, algılamak, farketmek) (sensus (his, duygu,
duyu, sezgi, algı, farkındalık, anlam) + tivus (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * organizmanın fiziksel,
kimyasal veya biyolojik uyaranlara karşı olağandışı derecede hassas tepkiler
vermesi durumu; özellikle bağışıklık sistemiyle ilgili aşırı duyarlılık
reaksiyonlarını tanımlamak için kullanılır.
hipersomnia :
gre., lat. * hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde) (gre.) + somniare
(uyumak), somnia (somnus (uyku, uyuma) (lat.) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) (gre.) * normalden fazla ve kontrolsüz uyuma durumu; genellikle
nörolojik, psikiyatrik veya metabolik bozukluklarla ilişkili olarak görülen,
gündüz aşırı uykululuk haliyle karakterize bir uyku bozukluğu
hipersomnolans :
gre., lat. * hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde) (gre.) + somnolentia
(somnus (uyku, uyuma) + lentus (yatkın, meyilli) (lat.) + eia (isim yapım, yer
ve durum eki) ) (gre.) * sürekli uyuklama eğilimi veya aşırı uykululuk hali;
özellikle gündüz saatlerinde istemsiz uyku atakları ile belirgin olan patolojik
bir durum
hipersonik :
gre., lat. * hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde) (gre.) + sonus (ses)
(lat.) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * ses hızının (343.2
m/s) beş katı veya daha fazla hızda (Mach 5 ve üzeri) hareket eden cisimlerin
(özellikle uçak, füze vb.) hızıyla ilgili
hipersplenizm :
gre. * hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde) + splen (dalak) + ismos
(isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * dalağın aşırı aktif olması
nedeniyle kandaki hücrelerin normalden fazla parçalanmasına bağlı olarak ortaya
çıkan anemi, lökopeni veya trombositopeni gibi kan hücresi eksikliklerine yol
açan patolojik sendrom
hipertansif :
gre. * hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde) + tendere (germek,
gerilmek, uzatmak, esnetmek, yöneltmek), tensio (gerilim, esneme, uzama) + ivus
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * kan basıncının normalden yüksek
olmasıyla ilgili veya bu duruma sahip olan
hipertansif retinopati :
gre., lat. * hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde) (gre.) + tendere
(germek, gerilmek, uzatmak, esnetmek, yöneltmek), tensio (gerilim, esneme,
uzama) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + rhetine (ağ tabaka,
gözün sinir tabakası) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma
durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * görme bozuklukları, damar tıkanmaları
veya kanamaları ile karakterize olan, yüksek kan basıncının (hipertansiyon) neden
olduğu retina damarlarında hasar ve buna bağlı gelişen retina hastalığı
hipertansiyon :
gre., lat. * hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde) (gre.) + tendere
(germek, gerilmek, uzatmak, esnetmek, yöneltmek), tensio (gerilim, esneme,
uzama) (lat.) * kan basıncının normalden yüksek olması durumu; kalp ve damar
hastalıkları riskini artıran kronik bir sağlık sorunu (büyük tansiyonun
(sistolik kan basıncı) 140 mmHg ve üzeri, küçük tansiyonun (diastolik kan
basıncı) 90 mmHg ve üzerinde olması yüksek tansiyon olarak kabul edilir.)
hipertelorizm :
gre. * hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde) + telos (uç, son, mesafe,
uzaklık) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * iki organ
veya yapı arasındaki normalden fazla mesafe durumu; özellikle gözler arasındaki
uzaklığın artması (orbital hipertelorizm)
hipertermi :
gre. * hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde) + thermia (ısı, sıcaklık)
(therme, thermos (ısıtma, sıcak yapma) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
sıcak çarpması, enfeksiyonlar veya metabolik bozukluklar sonucu ortaya çıkan,
vücut ısısının normalden çok yüksek seviyelere çıkması durumu
hipertetrahedron :
gre. * hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde) + tetra (dört) + hedra
(yüz, yüzey) + on (son ek) * dört yüzlü (tetrahedron) bir geometrik şeklin daha
karmaşık veya genişletilmiş varyantı; genellikle matematik ve geometri
alanında, standart dört yüzlü şeklin aşırı genişletilmiş veya modifiye edilmiş
hali
hipertiroidi :
gre. * hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde) + thyroeides (kalkan
şekilli) (thyreos (kalkan) + oides (ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) ) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) * tiroid bezinin aşırı hormon üretimi sonucu
metabolizmanın hızlanması durumu; genellikle çarpıntı, kilo kaybı, terleme gibi
belirtilerle kendini gösteren endokrin bir bozukluk
hipertiroidizm :
gre. * hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde) + thyroeides (kalkan
biçiminde, tiroid bezi) (+ thyreos (kalkan) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer,
şekilli, biçimli) ) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)+ ismos (isim yapım,
durum, akım, öğreti, doktrin eki) * tiroid bezinin aşırı hormon üretimi sonucu
metabolizmanın hızlanması durumu; genellikle çarpıntı, kilo kaybı, terleme gibi
belirtilerle kendini gösteren endokrin bir bozukluk
hipertoni :
gre. * hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde) + teinein, teino (germek,
uzatmak), tonia (kudret, kuvvetlilik, güçlülük) (tonos (perde, vurgu, gerilim,
gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi,
müzikte vurgu, ses perdesi) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kasların
normalden fazla kasılı veya gergin olması durumu; sinir sistemi bozuklukları
veya kas hastalıkları sonucu ortaya çıkan patolojik bir kas tonusu artışı
hipertonik :
gre. * hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde) + teinein, teino (germek,
uzatmak), tonia (kudret, kuvvetlilik, güçlülük) (tonos (perde, vurgu, gerilim,
gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin
yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hipertoni ile ilgili
hipertonik salin :
gre. * hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde) + teinein, teino (germek,
uzatmak), tonia (kudret, kuvvetlilik, güçlülük) (tonos (perde, vurgu, gerilim,
gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin
yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + saline (tuzlu) (sal (tuz) + ine
(organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) (lat.) * genellikle damar yolu ile
verildiğinde hücrelerden su çekerek ödemi azaltan beyin ödemi ve bazı akciğer
ödemlerinde kullanılan, hidrasyon ve elektrolit dengesi sağlamak amacıyla
kontrollü şekilde uygulanan, normal vücut sıvılarından daha yüksek tuz (NaCl)
konsantrasyonuna sahip olan steril tuzlu su çözeltisi
hipertonisite :
gre., lat. * hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde) + tonos (perde,
vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi,
sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) (gre.) + itas (isim yapım ve
durum eki) (lat.) * bir kasın, dokunun veya sıvının normalden daha yüksek
gerilim veya basınç düzeyine sahip olması durumu
hipertrigliseridemi :
gre. * hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde) + tri (üç) + glukos,
glykys, glukon (tatlı, şeker), glukeridion (tatlı yağ) + emia (kanla ilgili
olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * kandaki trigliserid (yağ) seviyesinin normalden fazla olması
durumu; genellikle kalp-damar hastalıkları riskini artıran metabolik bir
bozukluk
hipertrikoz :
gre. * hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde) + thrix, trichos (kıl,
saç) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * genetik, hormonal veya
bazı hastalıklar ve ilaçların yan etkisi olarak ortaya çıkan vücutta normalden
fazla kıllanma durumu
hipertrikozis lanuginosa :
gre., lat. * hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde) + thrix, trichos
(kıl, saç) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) + lanugo
(ince, yumuşak tüy) + osa (olma durumu eki) (lat.) * yetişkinlikte özellikle
kaş, alın, kulak ve burun çevresinde uzun, ince, lanugo benzeri tüylerin hızla
büyümesiyle karakterize çok nadir bir durum
hipertrofi :
gre. * hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde) + trephein (beslemek,
gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophia (beslenme, gıdalanma, büyüme durumu)
(trophos, trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) * doku veya organların hücre sayısı artmadan büyümesi
durumu; genellikle kaslarda veya organlarda hacim artışı olarak kendini
gösteren fizyolojik veya patolojik bir büyüme şekli
hiperürisemi :
gre. * hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde) + ouron (idrar, sidik,
üre, çiş) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait) + emia (kanla ilgili olma; kanda
bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
kandaki ürik asit düzeyinin normalden yüksek olması durumu (genellikle gut hastalığı
ve böbrek taşı oluşumu ile ilişkilidir.)
hiperventilasyon :
gre. * hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde) (gre.) + ventilatio
(havalandırma, solunum) (ventilare (havalandırmak, hava sirkülasyonu sağlamak)
(ventus (rüzgar) + ilis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + are (fiil mastar
eki) ) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * normalden hızlı veya derin nefes alma
durumu; vücutta karbondioksit seviyesinin düşmesine ve dolayısıyla baş dönmesi,
baygınlık gibi belirtilere yol açabilen solunum bozukluğu
hipervijilans :
gre., lat. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) +
vigilantia (uyanık olma, tayakkuz) (vigilare (uyanık olmak, teyakkuzda olmak,
tetikte olmak) (vigil (uyanık, teyakkuz halinde, tetikte, dikkatli, gözeten) + are
(fiil mastar eki) ) + entia (durum eki) ) (lat.) * kişinin çevresel uyaranlara
karşı normalin çok üzerinde bir dikkat ve tetikte olma hali geliştirmesiyle, en
küçük tehdit ihtimalini bile sürekli izleme ve algılama durumunda bulunması;
aşırı dikkatli, tetikte veya uyanık olma durumu; genellikle anksiyete
bozuklukları ve travma sonrası stres bozukluğu gibi psikiyatrik durumlarda
görülen, normalin üzerinde artmış uyanıklık hali
hiphop :
ing. * hip (güncel, havalı, modaya uygun) + hop (zıplamak, sekmek) * 1970’lerde
ABD’nin Afro-Amerikan ve Latin topluluklarında gelişen, müzik, dans
(breakdance), graffiti sanatı ve rap sözlü anlatımını içeren kültürel bir
hareket; aynı zamanda bu kültürün müziğini tanımlayan bir terim
hipi :
ing. * hip (güncel, havalı, modaya uygun) + ie (küçültme-aidiyet eki) * 1960’lı
yıllarda ABD’de ortaya çıkan, geleneksel toplumsal normlara karşı çıkan, barış,
özgürlük, doğaya dönüş, karşı-kültür ve alternatif yaşam tarzlarını benimseyen
bireyleri tanımlayan, renkli giysiler, uzun saç, pasifizm ve psikedelik müzikle
özdeşleşmiş bir terim
hipnogojik fenomen :
gre. * hypnos (uyku) + agein (götürmek, sürmek, yönlendirmek), agogos (götüren,
yönlendiren) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + phainomenon (görünen
şey, ortaya çıkan, olgu, oluşum) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak,
parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa
çıkarmak, göstermek, görünür kılmak) + menon (isim yapım eki) ) * uykuya dalma
anında ortaya çıkan, gerçeklik ile rüya arasında yaşanan geçici algı durumuyla
ilgili durum; özellikle görsel veya işitsel halüsinasyonlar şeklinde
deneyimlenebilen zihinsel durum
hipnogojik halüsinasyon :
gre. * hypnos (uyku) + agein (götürmek, sürmek, yönlendirmek), agogos (götüren,
yönlendiren) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + hallucinatio
(yanılsama, hayal görme) (hallucinari (dolaşmak, hayal görmek, sanı içinde
olmak) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * uykuya dalma anında ortaya çıkan,
genellikle görsel, işitsel veya dokunsal nitelikte olan, gerçeklik ile rüya
arasında bir geçiş durumunu yansıtan, uykusuzluk, stres veya narkolepsiyle
ilişkili olabilen gerçek dışı ama gerçek algısı yaratan durum
hipnopompik :
gre. * hypnos (uyku) + pempein (göndermek, yollamak, sevketmek, iletmek), pompe
(gönderme, yollama, götürme, eşlik etme, uğurlama) + ikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * uyanma sürecinde yani uykudan uyanırken ortaya çıkan zihinsel
durum veya algı haliyle ilgili; uyanma anında yaşanan geçici bilinç
bulanıklığı, gerçek dışı algılar veya halüsinasyonlarla ilişkili, hipnogojik
durumun tersi
hipnotik :
gre. * hypnos (uyku) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * uyku ile
ilgili veya uyku halini teşvik eden; genellikle uyku getirici ilaçlar veya
durumları tanımlayan kelime
hipnotize :
gre., lat. * hypnotizatus (hypnos (uyku) (gre.) + izatus (dönüştürülmüş, halini
almış, kılınmış, olmuş) (izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tus
(geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); hypnotisé (fra.) * hipnoz yoluyla
uyku benzeri trans durumuna geçmiş/geçirilmiş; uyku haline geçmiş, uykuya
dalmış
hipnotizma :
gre. * hypnos (uyku) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) *
uyku benzeri trans hali yaratan, kişinin bilinç durumunu değiştiren ve
telkinlere açıklığını artıran psikolojik durum; genellikle terapi veya gösteri
amaçlı kullanılan teknik ve uygulamalar bütünü
hipnoz :
gre. * hypnosis (hupnos, hypnos (uyku) + isis (isim yapım eki) ) * bilinç
durumunda geçici değişiklik yaratan, genellikle telkin yoluyla kişinin
dikkatinin belirli bir uyaran, düşünce veya deneyim üzerinde yoğunlaştığı,
çevresel uyaranlara yönelik farkındalığın göreceli olarak azaldığı, hayal gücü
ve zihinsel odaklanmanın arttığı ve telkinlere normalden daha açık olabildiği
değişmiş bilinç durumu ve psikolojik fenomen; bireyin derin bir odaklanma ve
yüksek konsantrasyon durumuna geçerek dış uyaranlara karşı duyarsızlaştığı ve
telkinlere açık hale geldiği geçici bir zihin durumu
hipnozoit :
gre. * hupnos, hypnos (uyku) + zoion (canlı, hayvan) + oides (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * parazitin uyku veya dinlenme durumundaki formu; özellikle
bazı protozoonların enfeksiyon döngüsünde hareketsiz veya inaktif aşaması;
plasmodium ovale ve P. vivax'ın neden olduğu insan sıtma enfeksiyonlarında
latentlik ve nüksetme ile muhtemel ilişkileriyle bilinen belirli parazitik
protozoaların yaşam döngülerindeki uykuda olan formlar
hipo :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) * bir şeyin
altında, az veya yetersiz olduğunu ifade eden önek; tıpta ve bilimde eksiklik
veya düşük seviye
hipoaktif :
gre., lat. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) (gre.) +
activus (agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek,
gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek) + ivus (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) ) (lat.) * normalden az eylemsel veya düşük seviyede işlev
gösteren; özellikle fizyolojik veya psikolojik eylem azalma durumu arzeden
hipoaktivite :
gre., lat. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) (gre.) +
activus (agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek,
gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek) + ivus (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) ) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * normalden az eylemsel veya
düşük seviyede işlev gösterme durumu; fizyolojik veya psikolojik eylem azalma
durumu
hipoakuzi :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + akouein
(işitmek, duymak), akousis (işitme, duyma) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
* işitme duyusunda azalma veya eksiklik durumu; kısmi işitme kaybı
hipoalbüminemi :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + alphos
(beyaz, beyazımsı) (gre.); albus, album (beyaz) + ine (organik bileşik/alkaloid
türevi eki) (lat.) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima,
haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * karaciğer hastalıkları,
beslenme yetersizliği veya böbrek sorunlarıyla ilişkili olarak kandaki albümin
(beyaz protein) miktarının normalin altında olması durumu
hipoaldosteronizm :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + aldosteron
(böbrek üstü bezinden salgılanan bir hormon) + ismos (isim yapım, durum, akım,
öğreti, doktrin eki) * vücutta aldosteron hormonunun normalden az salgılanması
durumu (sıvı ve elektrolit dengesinde bozukluklar, kan basıncında düşme ve
potasyumda artış ile karakterizedir.)
hipoalerjenik :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + allergiogonos
(allos (başka, farklı, diğer, öbür, ötesi) + ergos, ergon (iş, çalışma, eylem)
+ gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes
(doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan,
kaynaklanan), genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, köken, ırk,
döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) ) + ikos (ile
ilgili, -a ait, gibi) * alerji riski düşük, bağışıklık sistemi tepkisini
minimum düzeyde uyaran, düşük alerjenik etkili
hipodansite :
gre., lat. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) (gre.) +
densitas (densus (yoğun, sık, sıkı, kalın) + itas (ile ilgili olma) ) (lat.) *
bir maddenin veya dokunun normalden daha az yoğun olması durumu (tıpta
özellikle radyoloji ve görüntüleme alanında, dokuların veya yapıların düşük
yoğunluklu görünmesi anlamında kullanılır.)
hipodens :
gre., lat. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) (gre.) +
densus (yoğun, sık, sıkı, kalın) (lat.) * normalden daha az yoğun olan
hipoderm :
gre. * hypodermis (hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) +
derma, dermat, dermatos (deri, cilt, ten) ) * cilt altı dokusu olarak da
bilinen, yağ ile bağ dokusundan oluşan, enerji depolama, ısı yalıtımı ve
mekanik koruma işlevi olan derinin hemen altındaki doku katmanı
hipodermik :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + derma,
dermat, dermatos (deri, cilt, ten) + ikos (ile ilgili olma) * hipoderm ile
ilgili
hipodermis :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + derma,
dermat, dermatos (deri, cilt, ten) + is (isim yapım eki) * derinin altında yer
alan, gevşek bağ dokusu ve çoğunlukla yağ dokusundan oluşarak deriyi alttaki
dokulara bağlayan, yalıtım, enerji depolama ve mekanik koruma görevleri sağlayan
en alt deri tabakası
hipodrom :
gre. * hippodromos (hypo, hyppos, ipo (at) + dramein (koşmak), dromos (koşu,
koşma; yön, rota, yol, pist, sokak) ) * at yolu; at koşu yeri; at yarışlarının
yapıldığı, yarış pistine sahip açık alan veya tesis.
hipoekoik :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + ekho (yankı,
ses yansıması, sesin geri dönüşü) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
ultrason görüntülemede, doku yoğunluğu veya sıvı içeriğine bağlı olarak
genellikle daha koyu (karanlık) görünen ve çevre dokulara kıyasla daha az yankı
(eko) üreten (az yoğun yapılı dokusal alan)
hipoekojen :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + ekho (yankı,
ses yansıması, sesin geri dönüşü) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak,
yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten,
meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * ultrason görüntülemede çevresine
göre daha az yankı (eko) oluşturan (ses dalgası yansıtan) doku veya yapı;
genellikle içeriğinde sıvı bulunan veya düşük yoğunluklu kitleler
hipoekojenik :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + ekho (yankı,
ses yansıması, sesin geri dönüşü) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak,
yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten,
meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ikos (ile ilgili,-a ait) *
ultrasonografide çevresindeki dokulara göre daha az yankı (eko) oluşturan (ses
dalgası yansıtan) ve daha koyu görünen (yapı)
hipoestezi :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + aisthesis
(his, duyu), aisthesia (hislenme, duyumsama) * duyu azalma durumu; dokunma,
ağrı, ısı gibi duyulara karşı hissin azalması veya zayıflaması ile karakterize
nörolojik bir durum
hipofaji :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + phageia (yeme
durumu, yutma durumu) (phagein (yemek, yutmak, tüketmek) + eia (isim yapım, yer
ve durum eki) ) * normalden az yemek yeme durumu; genellikle iştahsızlık,
metabolik bozukluklar veya psikolojik etkenlerle ilişkili olarak ortaya çıkan
yetersiz beslenme davranışı
hipofarenks :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + pharunx,
pharynx, pharung (burun ve ağız boşluğunun arkasında yer alan organ, yutak,
gırtlak; üst kısmı nazofarenks ve alt kısmı) * yutak (farenks) bölgesinin en
alt kısmı olan, yemek ve hava yollarının ayrıldığı, yemek borusuna açılan
anatomik alan
hipofiz :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + physis (öne
getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme,
geliştirme) * beynin tabanında, hipotalamusun hemen altında yer alan küçük ama
hormonal açıdan çok etkili endokrin bez; vücuttaki pek çok hormonun
salgılanmasını düzenleyen, "ana bez"
hipofobi :
gre. * hippos (at) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * at korkusu
hipoforya :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + pherein
(taşımak, götürmek, yönelmek), phoria (taşıma, götürme, yönelme) * göz ve
korneanın aşağı dönük olması ile karakterize bir şaşılık türü (içe dönüklük
(esoforya), dışa dönüklük (ekzoforya), yukarı dönüklük (hiperforya) );
mimarlıkta bir yapının taşıyıcı alt unsuru veya destek elemanı; özellikle sütun
veya ayakların taşıdığı kısım
hipofosfatemi :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + phosphate
(gübre olarak kullanılan, fosforik asidin tuzu veya esteri) (phos (ışık,
aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek) + ate
(asidin tuzu veya esterini belirten ek) + emia (kanla ilgili olma; kanda
bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
kemik sağlığı, enerji metabolizması ve hücre fonksiyonlarında bozukluklara yol
açabilen, kanda fosfat iyonlarının normalin altında bulunması durumu
hipogamaglobülinemi :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + gamma (Grek
alfabesindeki üçüncü harf, müzikal notasyon başlangıcı) + globus (küre, top) +
ulus, ula (küçültme eki) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) +
emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * bağışıklık sisteminin zayıflaması ve
enfeksiyonlara karşı direnç azalmasıyla karakterize olan, kanda gama globulin
(özellikle antikorlar) seviyesinin normalin altında olması durumu;
hipogastrik :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + gaster (mide)
+ ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * karın bölgesinin alt kısmına veya
kasık bölgesine ait olan; özellikle pelvisin alt kısmı ve karın bölgesi ile
ilgili olan
hipogastriyum :
gre., lat. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + gaster
(mide) (gre.) + ium (yer, mekan, durum eki, isim yapım eki) (lat.) * karın
bölgesinin alt kısmı; göbek ile kasıklar arasındaki merkezi alt karın bölgesi
hipogeik :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + ge (yeryüzü,
yer, dünya) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * yerlatına ilişkin; gelişimini
veya oluşumunu toprağın altında gerçekleştiren, özellikle tohumların çimlenmesi
sırasında kotiledonların toprak yüzeyinin altında kaldığı bitki gelişim tipine
ilişkin
hipoglisemi :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + glukos,
glykys, glukon (tatlı, şeker) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu)
(haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kanda glukoz
(şeker) seviyesinin normalin altına düşmesi durumu (halsizlik, baş dönmesi, terleme
ve bilinç kaybına kadar varabilen metabolik bir bozukluk)
hipoglossal :
gre., lat. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + glotto,
glossa, glotta (dil) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) *
dilin altında yer alan; özellikle dil hareketlerini kontrol eden 12. kraniyal
sinir (hipoglossal sinir) ile ilgili olan
hipoglossus :
gre., lat. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + glotto,
glossa, glotta (dil) (gre.) + us (son ek) (lat.) * dilin altında yer alan ve
dilin tabanından yana doğru çekilmesini sağlayan kas
hipogonadizm :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + gone, gonas,
gonad (düğüm, yumru, yumurtalık, testis, erbezi) + ismos (isim yapım, durum,
akım, öğreti, doktrin eki) * cinsel gelişim ve üreme fonksiyonlarında gerilik
ile karakterize, gonadların (testis veya yumurtalıkların) az çalışması veya
yetersiz fonksiyonu sonucu oluşan hormonal ve üreme bozukluğu durumu
hipoguzi :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + gustus (tat,
lezzet) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * tat alma duyusunun azalması
hipoje :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + ge, geos
(yer, yeryüzü, toprak) * yeraltı mezarı
hipojinöz :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + gyne (dişi
organ, dişi, kadın) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * çiçek
organlarının dişi organın (ginekeumun) altında yer aldığı, erkek ve dişi
organların çiçek tablası üzerinde serbest bulunduğu ve yumurtalığın üst durumlu
olduğu çiçek yapısına ilişkin
hipokalemi :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + kalium
(potasyum) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat
(kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kas güçsüzlüğü, kalp ritim
bozuklukları ve yorgunluk ile karakterize, kandaki potasyum düzeyinin normalin
altına düşmesi durumu
hipokalsemi :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + khalix (kireç
taşı) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kas krampları, uyuşmalar, kasılmalar ve
kardiyak ritim bozuklukları ile karakterize, kanda kalsiyum düzeyinin normalin
altına düşmesi ile oluşan elektrolit dengesizliği durumu
hipokampal nörogenesis :
gre. * hippos (at) + kampos (deniz canavarı, deniz yaratığı, kıvrımlı yaratık)
(gre.) + alis (sıfat yapım eki, ile ilgili) (lat.) + neuron (sinir, lif, kiriş,
tel, tendon, ip, bağ) + genesis (doğum, üretim, meydana gelme, yaratma,
yaratılış, oluşum) (gre.) * beyindeki yeni nöron üretim süreci
hipokampus :
gre. * hippos (at) + kampos (deniz canavarı, deniz yaratığı, kıvrımlı yaratık)
* beynin hafıza ve öğrenme bölümünden sorumlu merkez parçası
hipokapni :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + kapnos
(duman, buhar) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * hiperventilasyon olarak
bilinen derin veya hızlı solunumdan kaynaklanan kandaki karbondioksitin
azalması durumu
hipokarpium :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + karpos
(meyve, tohum) (gre.) + ium (isim ve yer eki) (lat.) * meyvenin altında bulunan
veya meyveyi taşıyan çiçek ekseni veya çiçek tablasının alt bölümü
hipokastani semen :
gre., lat. * hypo, hyppos, ipo (at) + kastani (kestane) + serere (ekmek), semen
(ekin, tohum, çekirdek, döl) * atkestanesi tohumu (antieksüdatif ve
ödemprotektif etkisi olup, bacaklardaki ağrı ve yorgunluklar, kaşıntı, darbeye
dayalı ödemlerin tedavisinde kullanılır.)
hipokinezi :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + kinein
(hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek,
devinmek, kıpırdamak, kımıldamak), kinesia (hareket etme) (kinesis (hareket,
devinim, kıpırdama, kımıldama) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bazal
ganglionlardaki bir bozulma nedeniyle kas hareketinin kısmen veya tamamen kaybı
ile karakterize olan vücut hareketlerinin azalması
hipoklorid :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + khloros
(yeşil, sarımsı yeşil, soluk yeşil, yeşilimsi sarı, taze) + ides (ile ilgili
olan) * deodorant, dezenfektasyon ve beyazlatıcı yapımında kullanılan iyon kökü
(ClO-)
hipokondri :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + khondrion
(küçük kıkırdak, kaburga kıkırdağı) * kaburgaların altındaki üst karın bölgesi,
karın bölgesinin üst yan kısmı; aşırı hastalık kaygısı ve bedensel şikayetlerle
karakterize psikolojik durum, hipokondriya
hipokondriyak :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + khondrion
(küçük kıkırdak, kaburga kıkırdağı) + iakos (ile ilgili, ilişkili) * kaburga
altıyla ilgili olan; özellikle aşırı hastalık korkusuna sahip, hastalık
hastalığıyla ilgili
hipokondriyal :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + khondrion
(küçük kıkırdak, kaburga kıkırdağı) + iakos (ile ilgili, gibi, -a ait) (gre.) +
alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * hipokondri ile ilgili
hipokondriyazis :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + khondrion
(küçük kıkırdak, kaburga kıkırdağı) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık
eki) * kaburga altı bölgesiyle ilgili hastalık; özellikle aşırı hastalık
korkusu veya hastalık hastalığı durumu
hipokoristik : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı,
düşük, eksik, yetersiz) + koros (çocuk, bebek) + istes (-cı, yapan, eden eki) +
ikos (ile ilgili, -a ait) *
bir kimseye, hayvana veya nesneye karşı duyulan sevgiyi, yakınlığı, şefkati
veya bazen küçümsemeyi belirtmek amacıyla adların kısaltılması, ses
değişikliklerine uğratılması veya sonlarına küçültme/sevgi ekleri
getirilmesiyle oluşturulmuş (sevgi ve şefkat sözcükleri)
hipokotil :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + kotyle (kase,
kap, çanak, tas, oyuk, çenek, fincan; tohum yaprağı) * tohumlu bitkilerde
çimlenme sırasında kotiledonların (çenek yaprakları) altında, kök boğazının ise
üstünde yer alan ve embriyonik gövdenin alt bölümünü oluşturan eksen parçası
hipokrat :
gre. * hypo, hyppos, ipo (at) + kratos (güç, kuvvet; yönetim) * Antik Yunan’da
MÖ 5. yüzyılda yaşamış, modern tıbbın babası kabul edilen hekim Hippokrates
hipokraterform :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + kratein
(karıştırmak), krater (karıştırıcı, büyük kase, kap, tas; yanardağ ağzı,
yanardağ çukuru) (gre.) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim,
kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * uzun ve dar bir tüpün ucunda yatay
olarak yayılan düz bir taç ayasına sahip olup görünüşü eski Yunan krater
kaplarını andıran (çiçek taç yapısı)
hipokromi :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + khroma (renk)
+ eia (isim yapım, yer ve durum eki) * kırmızı kan hücresindeki hemoglobin
miktarının referans aralık olan 32 - 36 gram/desilitre (g/dL) altında olması
durumu
hipokromik :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + khroma (renk)
+ eia (isim yapım, yer ve durum eki)+ ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
hipokromi ile ilgili
hipoksantin :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + xanthos
(sarı) + in (kimyasal bileşik eki) * DNA/RNA'daki pürin metabolizmasında yer
alan ve ürik asit oluşumunda ara basamak olan, biyokimyasal açıdan önemli bir
azotlu baz (C5H4N4O)
hipoksemi :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + oxys (keskin,
sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma
durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kandaki
oksijen seviyesinin anormal derecede düşük olması durumu
hipoksemik anoksi :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + oxys (keskin,
sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma
durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) + an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki)
+ oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) * kanda anormal derecede düşük oksijen bulunmasına bağlı olarak oksijenin
organizmadaki dokulara yeterli miktarda ulaşamaması durumu
hipoksi :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + oxys (keskin,
sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * doku
perfüzyonu, metabolik bozukluklar veya oksijen kaynağı eksikliği gibi nedenlere
bağlı olarak beden dokularında oksijen oranının azalması durumu
hipomagnezemi :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) (gre.) +
magnesium (magnezyum) (lat.) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu)
(haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kandaki magnezyum
oranının normalin altında olması
hipomorf :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + morphe,
morphos (şekil, biçim, form, kalıp) * az gelişmiş; normal (yabanıl) tipe göre
etkinliği veya işlevi azalmış ancak tamamen kaybolmamış olan mutant bir gen
veya alel
hiponatremi :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) (gre.) + natrium
(sodyum) (lat.) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat
(kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * serum sodyum
konsantrasyonunun 135 mEq/L'den düşük olması; kandaki sodyum oranının normalin
altında olması
hipoosmolar :
gre., lat. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + osmos
(itme, dürtme, akış, geçiş) (othein (itmek, dürtmek, akmak, geçmek) + smos
(isim yapım eki) ) (gre.) + laris (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) * normal
osmotik basınç veya çözelti partikül yoğunluğunun altında olan ve bu nedenle
suyun hücreler veya çözeltiler arasında hareketini artıran veya değiştiren;
düşük oranda tuz (sodyum), glikoz ve diğer maddeler içeren
hipoosmolarite :
gre., lat. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + osmos
(itme, dürtme, akış, geçiş) (othein (itmek, dürtmek, akmak, geçmek) + smos
(isim yapım eki) ) (gre.) + laris (ile ilgili, gibi, -a ait) + itas (isim yapım
ve durum eki) (lat.) * bir çözeltide çözünmüş taneciklerin (ozmotik partiküllerin)
yoğunluğunun ve osmotik basıncın normalden düşük olması durumu; ajanın düşük
oranda tuz (sodyum), glikoz ve diğer maddeler içermesi durumu
hipoozmo :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + osme (koku) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) * koku alma bozukluğu, belirli kokuların
varlığını algılama ve tanımlama yeteneğinin niceliksel olarak azalması
hipoparatiroidizm :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + para
(arasından, vasıtasıyla, sayesinde, yanında) + thyroeides (kalkan biçiminde,
tiroid bezi) (thyreos (kalkan) + ides (ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) )
+ ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * iroid bezine bağlı
paratiroid bezlerinin yetersiz çalışması sonucu kandaki kalsiyum dengesinin
bozulması durumu
hipoperfüzyon :
gre., lat. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) (gre.) +
per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla,
vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + fundere
(dökmek, akıtmak), fusio (döküm, akım) (lat.) * organlara yeterli kan akışının
olmaması yani doku ve organlara yeterli miktarda oksijen taşınamaması
hipopituitarizm :
gre., lat. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) (gre.) +
pituita (balgam) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + ismos (isim
yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (gre.) * normalde beynin tabanındaki
hipofiz bezi tarafından üretilen sekiz hormondan birinin veya daha fazlasının salgılanmasının
azalması
hipopiyon :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + pyon (irin,
iltihap) * gözün ön odasında (korneanın arkasında ve irisin önünde) beyaz kan
hücrelerinin bir araya gelerek havuz oluşturması, mikropsuz steril irin
hipoplastik :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + plassein
(kalıplamak, kalıba dökmek, şekil vermek, şekillendirmek) + tikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) ) * oluşum geriliği arzeden, gelişimi geri kalmış olan, gelişememesi
nedeniyle küçük kalmış organ
hipoplazi :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + plassein
(şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasis (şekillenme,
şekil verme, biçimlenme, oluşma, büyüme) * bir organın yetersiz gelişme
nedeniyle doğumsal (konjenital) olarak küçük kalması
hipoplazik :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + plasia
(kaplama, kalıba dökme, şekil verme, şekillendirme) + ikos (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * hipoplazi durumu arzeden, hipoplazi ile ilgili
hipopne :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + apnoea
(nefessiz) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + pnoea (nefes, nefes
alma, soluma, soluklanma, solunum) ) * aşırı sığ solunum veya anormal derecede
düşük hızda solunum ve buna bağlı olarak akciğerlere giden hava miktarının
azalması
hipopotam :
gre. * hippos (at) + potamos (nehir, akarsu, ırmak) * nehir atı; çift
toynaklılar takımının su aygırıgiller familyasından, geviş getirmeyen, iri
gövdeli otçul bir memeli, su aygırı
hipoproteinemi :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + protein
(protos (ilk, önce, önde) + eios (ile ilgili, gibi) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) ) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu)
(haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * intravasküler
kolloidal osmotik basıncın düşmesi ve plazma proteinlerin oranının 100 ml'de
2,5 mg'ın altına inmesi
hiporefleksi :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + re (tekrar,
yeniden, karşı, geri) + flectere (eğmek, bükmek, çevirmek, döndürmek, esnetmek,
kıvırmak, kasmak) + tio (isim yapım eki) * normal vücut reflekslerinin azalması
veya yokluğu
hiposelüler :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) (gre.) + cella
(oda, depo, hücre) + ulus, ula (küçültme eki) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (lat.) * bir dokuda veya organda normalden daha az hücre bulunması
hiposensitivite :
gre., lat. * hypo (aşağıda, altında, düşük) (gre.) + sentire (hissetmek,
duyumsamak, sezmek, algılamak, farketmek) (sensus (his, duygu, duyu, sezgi,
algı, farkındalık, anlam) + tivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas
(isim yapım ve durum eki) (lat.) * işitsel, koku alma, görsel ve vestibüler
olarak kategorize edilebilen düşük duyarlılık
hiposikloid :
gre. * hypo (aşağıda, altında, düşük) + kyklos (daire, çember, halka, döngü) +
ides (ile ilgili olan) * bir çemberin, kendisinden daha büyük ve sabit bir
çemberin iç yüzeyinde kaymadan yuvarlanması sırasında, küçük çember üzerindeki
sabit bir noktanın izlediği yol
hiposmi :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + osmia (omein
(koklamak, koku almak, kokuyu algılamak) (osme (koku, koklama duyusu) + ein
(fiil mastar eki) ) + eia (olma durumu) ) * koku alma bozukluğu, belirli
kokuların varlığını algılama ve tanımlama yeteneğinin niceliksel olarak
azalması
hipospadias :
gre. * hypo (alt, aşağı) + spadias (açıklık, boşluk, kesik) * penis ucunda
olması gereken idrar deliğinin (üretral açıklık) penisin alt tarafında olması
hipostaz :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + stasis
(durma, ayakta durma, dikilme, durgunluk, sabit kalma, duruş veya kuvvetlerin
karşı karşıya gelmesi) * dolaşım bozukluğu veya eksikliği nedeniyle bir organın
veya vücudun nispeten daha alt kısımlarında kan birikmesi
hipostil :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + stylos
(sütun, direk, kolon) * tavanı veya çatısı çok sayıda sütunla desteklenen geniş
salon
hipotalamik :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + thalamos (iç
oda, odacık) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait) * hipotalamus ile ilgili
hipotalamus :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + thalamos (iç
oda, odacık) * beyinde yer alan, vücut ısısını düzenleyen, susama-acıkma gibi
hisleri ayarlayan, tansiyonu yöneten, kalp atış hızını dengeleyen, hipofiz bezi
gibi birçok bezin salınımını yapan ve cinsel dürtüleri uyaran vücudun temel ve
akıllı kontrol merkezi olarak görev yapan organ
hipotansif :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) (gre.) +
tendere (germek, gerilmek, uzatmak, esnetmek, yöneltmek), tensio (gerilim,
esneme, uzama) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * düşük
tansiyon ile ilgili
hipotansiyon :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) (gre.) +
tendere (germek, gerilmek, uzatmak, esnetmek, yöneltmek), tensio (gerilim,
esneme, uzama) (lat.) * düşük tansiyon, düşük kan basıncı; 90/60 mm Hg'den az
olan sistolik kan basıncı
hipotenüs :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + teinousa
(germe, gerilme, uzama, esneme) (teinein (germek, uzatmak, esnetmek) + ousa
(isim yapım eki) ) * üçgendeki 90 derecelik açının karşısındaki en uzun kenar
hipotermi :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + thermia (ısı,
sıcaklık) (therme, thermos (ısıtma, sıcak yapma) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * insanlarda merkezi vücut sıcaklığının 35 °C'den aşağı düşmesi
hipotermik :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + thermia (ısı,
sıcaklık) (therme (ısıtma, sıcak yapma; ısı, sıcaklık) + eia (isim yapım, yer
ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hipotermi ile
ilgili
hipotetik :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + tithenai
(koymak, yerleştirmek, konumlandırmak, kurmak) + ikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * kesinliği olmayan, bir varsayıma dayanan, varsayımsal
hipotez :
gre. * hupo, hypo (alt, aşağı, altında, düşük, eksik, yetersiz) + thesis
(koyma, yerleştirme, konumlandırma, kurma) * temel, esas; bilimsel
araştırmalarda bir problemin çözümüne yönelik, sınanabilir ve geçici önerme
hipotiroid :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + thyroeides
(kalkan şekilli) (thyreos (kalkan) + oeides (ile ilgili, -a ait, benzer,
şekilli, biçimli) ) * tiroit bezinin yapısal veya işlevsel bozuklukları
nedeniyle ortaya çıkan tiroit hormonu eksikliği olgusu, tiroid yetmezliği
hipotiroidizm :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + thyroeides
(kalkan biçiminde, tiroid bezi) (+ thyreos (kalkan) + oeides (gibi, ile ilgili,
benzer, şekilli, biçimli) ) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin
eki) * tiroit bezinin yapısal veya işlevsel bozuklukları nedeniyle ortaya çıkan
tiroit hormonu eksikliği olgusu, tiroid yetmezliği durumu
hipotoni :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + teinein,
teino (germek, uzatmak), tonia (kudret, kuvvetlilik, güçlülük) (tonos (perde,
vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi,
sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) * kasların normalden daha az tonusa (gevşekliğe) sahip olması durumu;
kaslar yeterince sıkı veya gergin olmaması durumu
hipotonik :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + teinein,
teino (germek, uzatmak), tonia (kudret, kuvvetlilik, güçlülük) (tonos (perde,
vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi,
sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hipotoni ile ilgili
hipotonisite :
gre., lat. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + tonos
(gerilim, gerginlik) (gre.) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * kaslarda
normalden düşük olan tonus yani kas gerginliği durumu
hipotropi :
gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + tropia (dönüş
durumu, dönme durumu, değişim durumu, yönelme durumu) (trepein (çevirmek,
döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş,
dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden;
esnek, bir kenara çevrilebilir) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * gözün
aşağı doğru bakması durumu, hipotropya
hipoventilasyon :
gre., lat. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) (gre.) +
ventilatio (havalandırma, solunum) (ventilare (havalandırmak, hava sirkülasyonu
sağlamak) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * solunum esnasında akciğerlerin
yeterince hava alamaması veya dışarı verememesi durumu (vücuda yeterli oksijen
girmemesi ve kandaki karbondioksit (CO2) seviyesinin yükselmesine (hiperkapni)
sebep olur.)
hipovolemi :
gre., lat. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + volvere
(yuvarlamak, dürmek, sarmak, rulo yapmak, döndürmek, çevirmek), volumen (rulo,
silindir, tomar, dürüm, hacim) (lat.) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma
durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) *
hacim azalması, hacim daralması; hem tuz hem de su kaybına veya kan hacmindeki
azalmaya bağlı olarak vücutta anormal derecede düşük hücre dışı sıvı durumu
hipovolemik :
gre., lat. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + volvere
(yuvarlamak, dürmek, sarmak, rulo yapmak, döndürmek, çevirmek), volumen (rulo,
silindir, tomar, dürüm, hacim) (lat.) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma
durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikis (ile
ilgili, gibi, -a ait) (gre.) * hipovolemi ile ilgili
hippeastrum :
gre. * hippeus (atlı asker) + astron (yıldız, gök cismi) (gre.) + um (son ek)
(lat.) * iri ve yıldız biçimli çiçekleriyle tanınan, Amaryllidaceae
familyasından bir bitki cinsi
hippi :
ing. * hip (güncel, havalı, modaya uygun) + y (ile ilgili, gibi) * asla sınır
koymayan, var olan tüm yetkilileri reddeden, komün hayatını savunan, dünyanın,
üzerindeki tüm bitki, hayvan ve insanlara ait olduğunu kabul eden apolitik bir
görüş ve özgürlükçü bir hareket
hippocampus :
lat. * hippos (at) + kampos (deniz canavarı, deniz hayvanı; kıvrımlı deniz
yaratığı) * beynin temporal lobunda yer alan, kıvrımlı biçimi denizatı şeklini
andıran, öğrenme, bellek oluşumu ve mekansal yön bulmada önemli rol oynayan
sinir sistemi yapısı; denizatlarını kapsayan balık cinsi
hippocastanaceae :
lat. * hippos (at) + kastanon (kestane) (gre.) + aceae (-giller, bitki
familyası eki) (lat.) * Sapindaceae (gözetgingiller) ailesi altında yer alan,
çoğunlukla ağaç ve çalı formundaki bitkileri kapsayan, karşılıklı yaprakları,
gösterişli çiçek salkımları ve kestaneyi andıran tohumlarıyla tanınan
atkestanegiller familyası
hippocastanum :
lat. * hippos (at) + castanum (kestane) * at kestanesi olarak bilinen, büyük
yaprakları, beyaz-pembe renkli çiçek salkımları ve dikenli kapsüller içinde
bulunan parlak kahverengi tohumlarıyla tanınan Aesculus hippocastanum türü, beyaz
çiçekli at kestanesi
hippocrateaceae :
gre., lat. * Hippocrates (Antik Yunan hekimi Kos'lu Hippokrates; MÖ 5.–4.
yüzyıl) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * tropikal ve
subtropikal bölgelerde yetişen, genellikle tırmanıcı odunsu bitkiler (liyanlar)
ve çalılardan oluşan eski bir bitki familyası
hippocrepiform :
gre., lat. * hippos (at) + krepis (ayakkabı, taban; nal; kemer biçimli yapı)
(gre.) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile
ilgili, -a ait) ) (lat.) * at nalını andıran, yarım daire veya yay biçiminde
kıvrılmış olan
hippokrepis :
gre. * hippos (at) + krepis (ayakkabı, taban; nal; kemer biçimli yapı) *
meyvelerinin at nalına benzemesiyle adlandırılmış, Fabaceae (baklagiller)
familyasından sarı çiçekli, otsu veya çalı formundaki bir bitki cinsi, atnalı,
atnalı fiği
hippophae :
gre. * hippos (at) + phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak,
görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak,
göstermek, görünür kılmak), phae (parlaklık) * yapraklarının at tüyünü andıran
parlak görünümüne atıfla adlandırılmış, Elaeagnaceae (iğdegiller) familyasından
dikenli çalı ve küçük ağaç cinsi
hippopotomonstroseskipedaliofobi
:
gre. * hippos (at) + potamos (su, nehir) (gre.) + monstrum (garip, ürkütücü,
canavarca varlık, canavar, olağanüstü yaratık) (monere (uyarmak, işaret etmek)
+ trum (isim yapım eki) ) (lat.) + sesquipedalis (bir buçuk ayak uzunluğunda,
aşırı uzun) (sesqui (bir buçuk) (semis (yarım) + que (ve, ekleme bağlacı) ) + pedalis
(ayaklı) (ped (ayak) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) +
phobia (korkma, korku durumu) (phobos (korku) + eia (durum eki) ) * aşırı
derecede uzun, karmaşık ve telaffuzu zor kelimeleri telaffuz edememe,
söyleyememe korkusu (ironik şekilde kavram uzun tutulmuştur.)
hippurat :
gre. * hippos (at) + ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + ate (asidin tuzu veya
esterini belirten ek) * benzoik asidin glisinle birleşmesi sonucu oluşan ve
özellikle idrarda bulunan bir organik asit tuzu
hippuridaceae :
gre. * hippos (at) + ouros, oura (kuyruk) + eidos (şekil, biçim) (gre.) + aceae
(-giller, bitki familyası eki) (lat.) * genellikle sulak alanlarda, tatlı
sularda veya bataklık alanlarda yaşayan, ince gövdeli ve çevresel dizilişli
yapraklarıyla at kuyruğunu andıran görünüm gösteren bitki familyası,
kısrakkuyruğugiller, at kuyruğu familya
hippurin :
gre. * hippos (at) + ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) * at idrarında bulunduğu için bu ad verilen,
benzoik asidin glisin ile oluşturduğu konjugasyon ürünü olan ve canlılarda
özellikle karaciğer metabolizmasıyla ilişkili bulunan, hippürik asidin tuzu
veya esteri; idrarda bulunan azotlu organik bileşik
hippürik asit :
gre. * hippos (at) + ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + ikos (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) (gre.) + acidum, acidus (ekşi olan, asit) (acere (ekşi olmak) +
idus (ile ilgili olan) ) (lat.) * karaciğerde benzoik asit ile glisinin
birleşmesiyle oluşan, idrarda bulunan, toksik maddelerin vücuttan atılımında görev
alan organik asit (C9H9NO3)
hira :
ara. * hira (yarık, boşluk, oyuk, mağara, delik) * Mekke yakınlarında bulunan,
Hz. Muhammed’in vahiy aldığı ilk yer olan dağ ve mağaranın ismi (inziva ve
tefekkür yeri olarak bilinir.)
hirabe :
ara. * hiraba (savaşmak, yağmalamak, düşmanlık etmek) * şehir dışı yerlerdeki
eşkıyalık, haydutluk
hiraeth :
gal. * hiraeth (özlem, geçmişe duyulan hasret, ulaşılamayan bir yere veya
zamana karşı duyulan derin nostalji) * Galler kültüründe özellikle kişinin
artık var olmayan, erişilemeyen veya hiç ulaşamayacağı bir yere, zamana veya
idealize edilmiş bir geçmişe karşı hissettiği derin özlem ve yurt hasreti
duygusu
hiraks :
gre. * hyrax (faremsi küçük memeli; kaya tavşanı) * Afrika ve Orta Doğu'da
yaşayan, dış görünüşü tavşana veya kocaman bir kobaya benzeyen, ancak fillerin
ve deniz ineklerinin en yakın yaşayan akrabası olan küçük bir memeli hayvan,
daman, kaya tavşanı
hiram abif :
fen., ara. * hiram (yüksek, yüce, saygıdeğer) (fen.) + abif (babaya aitn baba
ile ilgili) (aba (baba) + avi (-e ait, ile ilgili) ) (ara.) * Süleyman
Tapınağı’nın yapımında görev alan usta zanaatkar ve baş mimar olarak anılan ve
özellikle Masonik gelenekte sembolik bir figür haline gelmiş olan
tarihsel-dinsel kişilik
hirano cisimleri :
jap. * Hirano (Japon bilim insanı Masao Hirano’nun soyadından) (jap.) + cism
(uzunluğu, derinliği, genişliği olan varlık) + ler (çogul eki) + i (iyelik eki)
(tür.) * sinir hücrelerinde rod şeklinde görülen, nörodejeneratif hastalıklarda
rastlanan yapılar
hiranur : tür.
* Hira (Kur’an’da geçen Mekke’deki Hira mağarası, kutsal yer) + nur (aydınlık,
ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) * Hira aydınlığı veya Hira’dan gelen ışık;
kadın ismi
hirfet :
ara. * harafa (sanat veya meslek icra etmek, geçimini temin etmek) * esnaflık,
meslek, sanatkarlık, lonca mensubiyeti
hirman :
ara. * harama (yasaklamak, engellemek, mahrum etmek, menetmek, uzak tutmak,
dokunulmaz kılmak, kutsal sınır koymak; saygı göstermek, kutsal saymak, değer
vermek) + an (isim yapım eki) * mahrum olma, mahrum kalma, engellenme
hirr :
ara. * hirr (ses yansımalı kelime) * kedi
hirre :
ara. * hirr (ses yansımalı kelime) + e (dişil eki) * dişi kedi
hirschsprung hastalığı :
alm. * hirschsprung (hirsch (geyik) + sprung (atlama, sıçrama) ) (Danimarkalı
çocuk doktoru Harald Hirschsprung’un soydından) * doğuştan kalın bağırsakta
sinir hücrelerinin (gangliyonların) eksikliği nedeniyle bağırsak hareketlerinin
bozulması ve bağırsak tıkanıklığı durumu
hirsute :
lat. * hirsutus (kıllı, tüylü, sert kıllarla kaplı; dikenli, pürüzlü) *
üzerinde yoğun, uzun veya sert tüyler bulunan; (bitki, hayvan veya vücut
yüzeyi) belirgin biçimde kıllı veya tüylü olan
hirsutizm :
lat. * hirsutus (kıllı, tüylü) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti,
doktrin eki) * kadınlarda normalde erkek tipi kıllanmanın görüldüğü bölgelerde
(yüz, göğüs, karın gibi) androjen etkisine bağlı olarak terminal kılların aşırı
gelişmesiyle ortaya çıkan kıllanma bozukluğu
hirudinidae :
lat. * hirudo (sülük) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * tatlı
sularda yaşayan, çoğunlukla kan emici türleri içeren ve vücutlarında ön ve arka
emiciler bulunan gerçek sülükler familyası
his :
ara. * hassa (hissetmek, fark etmek, algılamak, duyumsamak, değer vermek,
özelleştirmek, özel kılmak, has kılmak, ayırmak, tahsis etmek) * duygu, duyu,
algı (doğrudan karşılığı değildir.)
hisab :
ara. * hasaba (saymak, ölçmek, hesap etmek, tartmak; sanmak, zannetmek) *
sayma, sayma, sayılarla işlem yapma, aritmetik; sayma, ölçme, değer biçme veya
borç-ödeme gibi işlemleri ifade eden kavram, aritmetik
hisal :
ara. * haslet (huy, güzel huy) * huylar
hisan :
ara. * hasuna (korunaklı olmak, güçlü/sağlam olmak, tahkim edilmek), hisan
(güç, sağlamlık ve koruyuculuk) * soylu, damızlık veya iğdiş edilmemiş erkek
at, damızlık erkek at, aygır
hisar :
ara. * hasara (çevrelemek, kuşatmak, sarmak) * çevreleyen, koruyan, kale veya
sur; savunma amaçlı inşa edilmiş yüksek duvar veya yapı, korugan; Türk
musikisinde, karar perdesi hisar (fa diyez), güçlü perdesi gülistan (la) olan;
alt yapısında hisar dörtlüsü (fa diyez-sol-la bemol-la) ve üst yapısında
buselik beşlisi (la-si-do diyez-re-mi) bulunan, çıkıcı-inişli seyirli, tiz
perdelerde gelişen, parlak ama aynı zamanda içli bir karakter taşıyan, zarif
süslemelere açık bir makam
hisar-aşiran :
ara. * hisar (etrafı çevrili yer, müstahkem yer, korugan, kale, sur) + aşiran
(aşiretten türemiş, kabile ile ilgili; onuncu olan, onlu) (aşr, aşere (on),
aşir (onuncu; dost) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Türk
musikisinde, karar perdesi aşiran (la), güçlü perdesi gülistan (re) olan; alt
yapısında hisar dörtlüsü (la-si-do-re) ve üst yapısında buselik beşlisi
(re-mi-fa diyez-sol-la) bulunan, çıkıcı-inişli seyirli, tiz perdelerde hisar
karakteriyle, pest perdelerde aşiran tonuyla birleşen, hem içli hem parlak bir
ifade taşıyan nadir ve zarif bir makam
hisar-buselik :
ara. * hisar (etrafı çevrili yer, müstahkem yer, korugan, kale, sur) ebu (baba,
ata) + salaka (yola gitmek, yolculuk etmek), selik, salik (yola giren, yol
yürüyen, yolcu, bir yola girmiş olan; yol, iz) * Türk musikisinde, karar
perdesi buselik (la), güçlü perdesi gülistan (re) olan; alt yapısında hisar
dörtlüsü (la-si-do-re) ve üst yapısında buselik beşlisi (re-mi-fa diyez-sol-la)
bulunan, çıkıcı-inişli seyirli, hisar makamının tiz bölgedeki parlak ve
süslemeli karakterini buselik dizisinin duruluğuyla birleştiren, az kullanılan,
zarif ve duygusal bir makam
hisarcık :
ara., tür. * hisar (etrafı çevrili yer, müstahkem yer, korugan, kale, sur)
(ara.) + cık (küçültme eki) (tür.) * Kütahya'nın bir ilçesi
hisarek :
ara. * hisar (etrafı çevrili yer, müstahkem yer, korugan, kale, sur) + ek
(küçültme veya aitlik eki) * Türk musikisinde, karar perdesi hisar (fa diyez),
güçlü perdesi neva (re) olan; alt yapısında hisar dörtlüsü (fa diyez-sol-la-si)
ve üst yapısında rast beşlisi (si-do diyez-re-mi-fa diyez) bulunan,
çıkıcı-inişli seyirli, tiz bölgelerde gelişen, hem parlak hem içli bir ifade
taşıyan, nadiren kullanılan zarif ve süslemeye açık bir makam
hisar-evc :
ara. * hisar (etrafı çevrili yer, müstahkem yer, korugan, kale, sur) + evc
(doruk, zirve, tepe, uç, bir şeyin en yüksek noktası) * Türk musikisinde, karar
perdesi evc (sol), güçlü perdesi gülistan (la) olan; alt yapısında hisar
dörtlüsü (sol-la-si-do) ve üst yapısında evc beşlisi (do-re-mi-fa diyez-sol)
bulunan, çıkıcı-inişli seyirli, tiz bölgelerde gelişen ve hisar makamının
zarif, parlak karakterini evc dizisinin ahengiyle birleştiren, süslemelere
açık, içli ve etkileyici bir makam
hisar-ı büzürk :
ara. * hisar (etrafı çevrili yer, müstahkem yer, korugan, kale, sur) (ara.) +
büzürk (büyük, ulu, yüce) (bü (küçültme, kısaltma eki) + zürg, zerg (büyük,
ulu, yüce) ) (far.) * Türk musikisinde, karar perdesi hisar (fa diyez), güçlü
perdesi gülistan (la) olan; alt yapısında hisar dörtlüsü (fa diyez-sol-la
bemol-la) ve üst yapısında büzürk beşlisi (la-si-do diyez-re-mi) bulunan, tiz
perdelerde seyrederken parlak ve süslemeli, pest perdelerde ise derin ve mistik
bir ifade kazanan, hem duygusal hem teknik açıdan zengin bir makam
hisar-ı gayr-ı müstear :
ara. * hisar (etrafı çevrili yer, müstahkem yer, korugan, kale, sur) + i
(tamlama eki) + gayr (diğer, başka, hariç, dışında) + i (tamlama eki) + mustear
(kendine ait olmayan, iğreti alınmış, geçici alınmış, emaneten alınmış) (iste
(istemek, talep etmek) + ara (sakatlamak, kusurlu kılmak, ödünç olmak, eğreti
olmak), ariyet (geri verilmek üzere alınan, geçici alınan, ödünç alınan) ) *
Türk musikisinde, karar perdesi hisar (fa diyez), güçlü perdesi gülistan (la)
olan; alt yapısında hisar dörtlüsü (fa diyez-sol-la bemol-la) ve üst yapısında
müstear beşlisi yerine alternatif bir dizi (örneğin buselik veya uşşak benzeri)
kullanan, çıkıcı-inişli seyirli, tiz bölgede gelişen ve müstear makamı ile
karıştırılmaması gereken, daha özgün ve zarif bir karakter taşıyan, süslemelere
açık bir makam
hisar-ı kadim :
ara. * hisar (etrafı çevrili yer, müstahkem yer, korugan, kale, sur) + i
(tamlama eki) + kadim (eski, geçmiş, gelmiş geçmiş, geçmişte kalmış) * Türk
musikisinde, karar perdesi hisar (fa diyez), güçlü perdesi gülistan (la) olan;
alt yapısında hisar dörtlüsü (fa diyez-sol-la bemol-la) ve üst yapısında rast
beşlisi (la-si-do diyez-re-mi) bulunan, çıkıcı-inişli seyirli, tarihî Türk
musikisi içinde kadim (eski) formuyla anılan ve tiz bölgede seyrederken zarif,
içli ve süslemelere açık bir ifade taşıyan, çok nadir kullanılan bir makam
hisar-ı nik :
ara., far. * hisar (etrafı çevrili yer, müstahkem yer, korugan, kale, sur) + i
(tamlama eki) (ara.) + nik (iyi, güzel, hoş) (far.) * Türk musikisinde, karar
perdesi hisar (fa diyez), güçlü perdesi nik (la bemol) olan; alt yapısında
hisar dörtlüsü (fa diyez-sol-la bemol-la) ve üst yapısında nik beşlisi (la-si
bemol-do-re-mi bemol) bulunan, tiz perdelerde hisarın parlak ve süslemeli
karakterini nik makamının hüzünlü ve melankolik havasıyla harmanlayan, duygusal
derinliği yüksek bir makam
hisar-kürdi :
ara. * hisar (etrafı çevrili yer, müstahkem yer, korugan, kale, sur) + kurd
(Kürt) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Türk musikisinde, karar perdesi
kürdi (re), güçlü perdesi gülistan (la) olan; alt yapısında hisar dörtlüsü
(re-mi bemol-fa-sol) ve üst yapısında kürdi beşlisi (sol-la bemol-si
bemol-do-re) bulunan, çıkıcı-inişli seyirli, hisar makamının tiz perdelerdeki
zarif ve parlak karakterini kürdi makamının durgun ve hüzünlü yapısıyla
birleştiren, nadiren kullanılan, içli ve süslemelere açık bir makam
hisar-vech-i şehnaz :
ara., far. * hisar (etrafı çevrili yer, müstahkem yer, korugan, kale, sur) +
vech (yüz, çehre, surat; suret; yön, taraf) + i (tamlama eki) (ara.) + şehnaz
(padişahın zarafeti, krallığın güzelliği, kraliyet güzelliği) (şeh (padişah,
hükümdar, kral, şah) + naz (zerafet, güzellik, çekicilik, naz) ) (far.) * Türk
musikisinde, karar perdesi hisar (fa diyez), güçlü perdesi gülistan (la) olan;
alt yapısında hisar dörtlüsü (fa diyez-sol-la bemol-la) ve üst yapısında vech-i
şehnaz çeşnisi (la-si bemol-do diyez-re) bulunan, tiz bölgelerde seyreden,
çıkıcı-inişli yapılı, hem parlak hem de içli bir ifade taşıyan, zarif ve
süslemeli icraya uygun nadir kullanılan bir makam
hisbe :
ara. * hasb (hesap etmek, saymak; yeterli olmak), ihtisab (sevabını umarak bir
işi yapmak, akıllı ve basiretli bir şekilde yönetmek; çirkin bir iş yapanı
kınamak, hesaba çekmek) * İslam hukukunda toplum düzeni ve kamu ahlakının
korunması için devlet veya görevlilerin yaptığı denetim ve müdahale uygulaması,
halkın ticaret ve sosyal hayatını düzenleme görevi
hispanica :
fen., lat. * isapanim, hispani (tavşanlar ülkesi) (fen.) + ia (yer eki) + icus,
ica (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) * Hispania’ya (İspanya’ya) ait, İspanyol
olan; Latince’de "İspanya’ya özgü" anlamında kullanılır.; botanik,
zooloji ve tarih literatüründe tür adı veya sıfat
hispid :
lat. * hispidus (sert kıllı, pürüzlü, dikenli, kaba kıllarla kaplı, dikenimsi
çıkıntılar taşıyan) * yüzeyi kısa, sert ve kaba tüylerle veya dikenimsi
kıllarla kaplı olan, özellikle botanikte yaprak, gövde veya meyve yüzeylerinde
sert tüyler bulunan
his-purkinje :
isv., çek.* His (İsviçreli anatomist Wilhelm His Jr.’un soyadından) + Purkinje
(Çek anatomist Jan Evangelista Purkyne’nin soyadından) * kalpte elektriksel
uyarının iletim sistemini oluşturan His demeti ve Purkinje lifleri; kalbin
kasılmasını düzenleyen sinirsel yapılar; atriyoventriküler düğümden kas
hücrelerine elektriksel uyarılar ileterek, uygun kalp pompası işlevini sağlamak
için ventriküllerin kasılmasını koordine eden sistem
hisse :
ara. * hassa (hissetmek, fark etmek, algılamak, duyumsamak, değer vermek,
özelleştirmek, özel kılmak, has kılmak, ayırmak, tahsis etmek) * kısım, bölüm,
pay; bir kişinin bir bütün içinden sahip olduğu hak veya miktar
hisse senedi :
ara., tür. * hisse (kısım, bölüm, pay; bir kişinin bir bütün içinden sahip
olduğu hak veya miktar) + sened, sanad (dayanak, destek, iddia veya rivayetin
delili, borç belgesi) (ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * bir şirkete ortaklık
payını belgeleyen resmi evrak; anonim şirketlerde sermayenin belirli bir
kısmını temsil eden, sahibine kâr payı, oy hakkı gibi ortaklık hakları sağlayan
kıymetli evrak
hissedar :
ara., tür. * hisse (kısım, bölüm, pay; bir kişinin bir bütün içinden sahip
olduğu hak veya miktar) (ara.) + dar (gibi olan, ile ilgili, tutan, alan,
koruyan, sahip ve malik olan, taşıyan) (far.) * hisse sahibi olan kimse
hisse-i şayia :
ara. * hisse (kısım, bölüm, pay; bir kişinin bir bütün içinden sahip olduğu hak
veya miktar) + i (tamlama eki) + şayi‘a (yayılmış, dağılmış, belli bir yerle
sınırlı olmayan) * belirli bir sınırı veya yeri gösterilmeyen ortak pay;
özellikle miras veya ortak mülkiyetlerde fiziksel olarak bölünmemiş,
paylaşılmamış, “kim nerede ortak bilinmeyen” pay anlamında hukuki terim
hissetmek :
ara., tür. * hiss (duyu, duygu) (ara.) + etmek (yapmak, eylemek, işlemek)
(tür.) * algı yoluyla bilinçte ortaya çıkarmak, duymak, duyumsamak
hissikablelvuku :
ara. * hiss (duyu, duygu) + i (tamlama eki) + kabl (ön, önce, evvel) + el (ön
ek, artikel) + vakaa (oluşmak, meydana gelmek), vuku (oluşma, meydana gelme,
vaki olma, cereyan etme) * henüz hiçbir belirtisi yokken bir şeyin olacağını
sezme, önsezi
hissiselim : ara.
* hiss (duyu, duygu) + i (tamlama eki) + selim (sağlam, doğru, güvende, temiz)
* doğruyu yanlıştan ayırt edebilen sağduyu, temiz ve isabetli sezgi; insanın
doğuştan getirdiği vicdani denge ve estetik anlayışı
hissiyat :
ara. * hiss (duyu, duygu) + i (ile ilgili, -a ait) + yat (çoğul eki) * duyular,
duygular, hisler; içsel algı ve sezgiler toplamı; bir kişinin ruh hali, duygu
dünyası veya psikolojik durumu
histamin :
gre. * histidine (histos (şebeke, ağ, doku) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer,
şekilli, biçimli) + ine (gibi olan, ile ilgili, kimyasal madde eki) ) + amine
(amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) (ammonia (ammon, ammoniakos
(gizli, örtülü, güvende, emin) + ine (gibi olan, ile ilgili, kimyasal madde
eki) ) * lokal bağışıklık oluşturulması, bağırsaktaki fizyolojik fonksiyonların
düzenlenmesi gibi işlevleri olan, alerji veya enfeksiyon (iltihap) durumlarında
ortaya çıkan, nörotransmitter olarak beyaz kan hücrelerinden salgılanan,
bağışıklık sisteminin önemli bir reaksiyonu olan azot bileşiği
histerantöz :
gre., lat. * hysteros (sonra, geride kalan, daha geç, daha sonra, geç) (gre.) +
anthos (çiçek) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * yaprakların
gelişiminden sonra çiçek açan, özellikle çiçeklenmenin yapraklanmayı takip ettiği
bitki veya bitki özelliğine ilişkin
histerektomi :
gre. * hystera (rahim, dölyatağı) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı,
harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit,
dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kadınlarda rahmin (uterus)
tamamının veya bir kısmının çıkarılması ameliyatı
histerezis :
gre. * hysterein (gecikmek, geride kalmak) + eisis (isim yapım ve durum eki) *
gecikme; bir sisteminin durumunun, etken parametrelerde meydana gelen ani
değişikliklerle birden değiştirilememesi, sistemin yakın geçmişdeki durumuna
duyarlılığı ve bağlılığı; bir sistemin çıktısının, girdiye doğrudan ve anlık
değil, gecikmeli olarak yanıt vermesi durumu, gecikmeli tepki
histeri :
gre. * hustera, hystera (rahim, dölyatağı) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
* kişinin aşırı duygusal, dramatik ve dikkat çekmeye, ilgi odağı olmaya yönelik
abartılı tutumu ve davranışı ile karakterize psikolojik hastalık; aşırı
duygusal, kontrolsüz heyecan veya panik hali, genellikle psikolojide aniden
ortaya çıkan yoğun duygusal tepki
histerik :
gre. * hustera, hystera (rahim, dölyatağı) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) *
histeri ile ilgili
histerik anestezi :
gre. * hustera, hystera (rahim, dölyatağı) + an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk
ön eki) + aisthesia (duyusallık, duygusallık, hislenme) (aisthesis (duyu,
duygu, algı, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * psikojenik veya
psikolojik kökenli duyusal kayıp durumu; organik (fiziksel) bir neden
olmaksızın, kişinin bilinçli veya bilinçsiz olarak vücudunun belirli bir
bölgesindeki hissiyatı yitirmesi veya o bölgenin uyuşması; rahimle (kadınlıkla)
ilişkilendirilen, psikojenik kökenli duyusal kayıp durumu
histerosalpingektomi :
gre. * hystera (rahim, dölyatağı) + salpinx (tuba, fallop tüpü) + ektomia
(kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim,
kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
) * rahim ve fallop tüplerinin cerrahi olarak çıkarılması işleminden oluşan jinekolojik
bir ameliyat türü
histerosalpingografi :
gre. * hystera (rahim, dölyatağı) + salpinx (tuba, fallop tüpü) + graphein
(yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme,
çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * rahim ve fallop tüplerinin röntgen ışınlarıyla görüntülenmesini
sağlayan tanı yöntemi
histerosalpingogram :
gre. * hystera (rahim, dölyatağı) + salpinx (tuba, fallop tüpü) + gramma,
gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) * rahim ve
fallop tüplerinin röntgenle elde edilmiş görüntüsü; histerosalpingografi işlemi
sonucunda elde edilen radyolojik film veya dijital kayıt
histeroskopi :
gre. * hystera (rahim, dölyatağı) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek,
gözlemlemek, araştırmak), skopia (görüş, hedef, gözetme, gözetleme, gözlem,
gözleme, bakma, hedefleme) (skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç,
niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) )
* vajina yoluyla rahim ağzından içeriye ince bir kamera (histeroskop)
yerleştirilerek rahim iç duvarının doğrudan görüntülenmesi
histerotomi :
gre. * hystera (rahim, dölyatağı) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme)
(tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
genellikle sezaryen doğumda uygulanan rahmin cerrahi olarak kesilmesi işlemi
histidin :
gre., lat. * histos, histion (doku, yapı) (gre.) + idine (azot içeren
heterosiklik bileşik eki) (lat.) * proteinlerin yapı taşlarından biri olan,
özellikle enzimlerin aktif bölgelerinde görev alan ve vücutta biyolojik
düzenleyici işlevler üstlenen temel bir amino asit (C6H9N3O2)
histiyosit :
gre. * histos, histion (doku, yapı) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk,
kap) * bağ dokusunda bulunan, bağışıklık sisteminde görev yapan büyük fagositik
hücre türü, doku hücresi
histiyositom :
gre. * histos, histion (doku, yapı) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk,
kap) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * bağ
dokusu hücrelerinden (özellikle histiyositlerden) köken alan iyi huylu veya
kötü huylu tümör
histiyositoz :
gre. * histos, histion (doku, yapı) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk,
kap) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * histiyosit adı verilen
bağışıklık hücrelerinin anormal birikimi veya çoğalmasıyla ortaya çıkan
hastalık, histiositozis
histogram :
gre. * histos, histion (doku, yapı) + gramma, gramme (çizgi, hat, çizim,
çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) * istatistikte frekansların ve veri
dağılımının görsel olarak sunulmasnı sağlayan çubuk grafik
histoinkompatibilite :
gre., lat. * histos, histion (doku, yapı) (gre.) + in (yokluķ, zıtlık ve
olumsuzluk eki) + compatibilis (uyumlu) (com, con (ile, birlikte, beraber,
tamamen) + patior (katlanmak, dayanmak) + ibilis (olabilir, yapılabilir, mümkün
eki) ) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * özellikle organ nakillerinde
donör ve alıcının doku uyumunun olmaması durumu, doku uyumsuzluğu durumu
histokimya :
gre., ara. * histos, histion (doku, yapı) (gre.) + khymeia (karışım sanatı,
dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein (karıştırmak, eritmek, dönüştürmek)
+ eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.); kimya (maddenin yapısını, hallerini
ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı) (ara.) * dokuların kimyasal yapısını
ve bileşenlerini inceleyen bilim dalı; özellikle mikroskop altında doku
kimyasının analizi yöntemi
histokompatibilite :
gre., lat. * histos, histion (doku, yapı) (gre.) + compatibilis (uyumlu) (com,
con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + patior (katlanmak, dayanmak) + ibilis
(olabilir, yapılabilir, mümkün eki) ) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) *
özellikle organ nakillerinde donör ve alıcının doku uyumunun olması durumu,
doku uyumu durumu
histokompatibl :
gre., lat. * histos, histion (doku, yapı) (gre.) + in (olumsuzluk öneki) +
compatibilis (uyumlu) (com, con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + patior
(katlanmak, dayanmak) + ibilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) ) * organ
nakillerinde doku uyumu olan donör ve alıcı, doku uyumu olan
histoloji :
gre. * histos, histion (doku, yapı) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem)
(logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
) * doku morfolojilerini inceleyen bilim dalı, dokubilim
histolojik :
gre. * histos, histion (doku, yapı) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem)
(logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (durum eki) ) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * histoloji ile ilgili
histon :
gre. * histos (direk, sütun, kolon, gemi direği, dokuma tezgahı, yapı; dokunun
temelini oluşturan yapı) + on (madde veya bileşik eki) * Ökaryotik hücrelerde
DNA'nın etrafına sarılarak kromatin yapısının oluşmasını sağlayan, pozitif
yüklü bazik proteinlerden her biri
histone acetylation :
gre. * histos, histion (doku, yapı) + acetyl (acidus, acidum, acetum (ekşi,
asit) + yl (kimyasal radikal eki) ) + atio (süreç, eylem, durum eki) * histon
proteinlerinin asetil grubu ile kimyasal olarak değiştirilmesi ve böylece
DNA’nın histonlara bağlanma kuvvetinin azalması ve gen ekspresyonunun
düzenlenmesi süreci
histopatoloji :
gre. * histos, histion (doku, yapı) + pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı,
ıstırap; duygu, his) + logia (bilme, bilim) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz,
akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * doku hastalıklarının tanısında
faydalanılan, hastalıklı dokuların mikroskopik ve yapısal olarak incelenmesi
bilimi, doku hastalıkları bilimi
histopatolojik :
gre. * histos, histion (doku, yapı) + pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı,
ıstırap; duygu, his) + logia (bilme, bilim) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz,
akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * histopatoloji ile ilgili
histoplazma :
gre. * histos, histion (doku, yapı) + plasma (şekillenmiş, biçimlenmiş şey;
katı, sıvı ve gazdan sonra maddenin dördüncü hali olarak bilinen, yüksek
enerjili, iyonize olmuş (elektronlarından arınmış) gaz benzeri bir yapı)
(plassein (kalıp vermek, şekillendirmek, biçimlendirmek, form vermek), plasis
(şekillenme, biçimlenme, oluşum) + ma (isim yapım eki) ) * hücrelerdeki
sitoplazmaya benzeyen, özellikle dokularda bulunan belirli bir mantar türü
(histoplazmoz adlı mantar hastalığına yol açar.)
histoplazmoz :
gre. * histos, histion (doku, yapı) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek,
kalıp dökmek), plasma (şekillenmiş, biçimlenmiş şey) + osis (isim yapım, durum,
sorun, hastalık eki) * histoplasma capsulatum adlı mantarın neden olduğu,
akciğer ve diğer dokuları etkileyen enfeksiyon hastalığı, histoplazmozis
historik :
gre. * historein (araştırmak, soruşturmak, tanıklık ederek öğrenmek), histor
(bilen, tanık; tarihçi, tanık, tarih) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
* tarih ile ilgili, tarihi, tarihsel
histosit :
gre. * histos, histion (doku, yapı) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk,
kap) * bağ dokusunda bulunan, bağışıklık sisteminde görev yapan büyük fagositik
hücre türü
histotoksik hipoksi :
gre. * histos, histion (doku, yapı) + toxon (yay); toxikon, toxikos (yaya
takılan, ok, yay; zehir) (toxon, toxa (yay; ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) ) + hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) +
oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) * dokulara oksijen ulaşımı normal olmasına rağmen, hücrelerin oksijeni
kullanamaması sonucu oluşan doku oksijen yetersizliği durumu
histrionik :
lat. * histrio (oyuncu, tiyatro sanatçısı) + icus (ile ilgili, ait olan) *
aşırı teatral, abartılı davranış sergileyen; ilgi odağı olabilmek amacıyla
dramatik ve yapay tavırlar gösteren kişilik özelliği veya durumu
histrionik kişilik bozukluğu
:
lat., tür. * histrio (oyuncu, tiyatro sanatçısı) + icus (ile ilgili, ait olan)
(lat.) + kişilik (şahsiyet, kimlik) + bozukluk (düzensizlik, kötülük) + u
(iyelik eki) (tür.) * ilgi odağı olabilme amacına dayalı aşırı dramatik, dikkat
çekici ve abartılı davranışlarla karakterize edilen psikolojik durum veya
kişilik türü
hişt :
tür. * hişt (ses yansımalı nida kelimesi) * hey!, hey, sana söylüyorum!, bakar
mısın?, hey, bana bak! gibi kullanılan bir seslenme sözü, bir nida
hit :
ing. * hit (vurmak, dokunmak, bir şeye fiziksel olarak dokunmak, çarpmak veya
vurmak; etkili olmak, etkilemek (mecazi) * (şarkı, plak, kaset vb. için)
kitleler tarafından çok beğenilen, en çok tutulan, en çok satılan
hitab :
ara. * hataba (nutuk söylemek, konuşmak, söylemde bulunmak) * bir kimseye veya
bir topluluğa yönelik olarak konuşma, söz söyleme, nutuk, topluluğa yönelik
resmi konuşma
hitabe :
ara. * hataba (nutuk söylemek, konuşmak, söylemde bulunmak), hitab (konuşma,
söz söyleme) + e (durum eki) * topluluk önünde konuşma, resmi veya etkili
konuşma; nutuk, söylev
hitaben :
ara. * hataba (nutuk söylemek, konuşmak, söylemde bulunmak), hitab (konuşma,
söz söyleme) + en (zarf/belirteç eki) * birinin yüzüne söyleyerek, birine doğru
konuşarak, ona hitab ederek
hitabet :
ara. * hataba (konuşmak, söylem yapmak, hitab etmek), hitab (konuşma, söz
söyleme, söylem) + et (durum eki) * topluluk önünde etkili konuşma sanatı;
güzel ve ikna edici konuşma yeteneği, söylev sanatı
hitam :
ara. * hatama (sonlandırmak, bitirmek, nihayete erdirmek, tamamlamak;
mühürlemek), hatem (son, nihai) * son, bitiş, tamamlanma, sona erme, sonuç, son
bölüm, kapanış; mühürleme
hitan :
ara. * hitan (duvar, set) * çevreyi saran, koruyan yapı; duvar, set, engel;
sünnet, sünnet töreni
hitap :
ara. * hataba (nutuk söylemek, konuşmak, söylemde bulunmak) * bir kimseye veya
bir topluluğa yönelik olarak konuşma, söz söyleme, nutuk, topluluğa yönelik
resmi konuşma
hitbet :
ara. * hataba (konuşmak, hitap etmek, resmi söylem yapmak), hatib (konuşmacı,
söylemci, konuşma yapan, hitab eden), muhatab (kendisine konuşlan, hitab
edilen) * konuşma, söylem, hitap, resmi veya edebi ifade; nikahlanma söylemi,
evlenme teklifi, nişanlanma talebi
hitchin fibrasyonu :
ing., lat. * hitchin (İngiliz matematikçi Nigel Hitchin’in soyadından) + fibra
(lif, iplik) + atio (isim yapım eki, süreç, durum) (lat.) + nu (iyelik eki)
(tür.) * diferansiyel geometri ve cebirsel geometride, Higgs demetleriyle
ilişkili olarak ortaya çıkan ve modül uzaylarının lif demetleri biçiminde
tanımlanmasını sağlayan yapı.
hitit :
aka. * hitit (Mezopotamya dillerinde geçen “Hatti” veya “Hattuşa” şehir ismiyle
bağlantılı) * Tunç Çağı'nda Anadolu, Levant ve Kıbrıs'ta varlık göstermiş bir
halk
hititolog :
aka., gre. * hitit (aka.) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) (gre.) *
Hitit uygarlığı, dili, tarihi ve kültürü üzerine uzmanlaşmış bilim insanı;
Hititler üzerine akademik araştırmalar yapan kişi
hititoloji :
aka., gre. * hitit (aka.) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos
(kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) )
(gre.) * Hitit uygarlığı, dili, tarihi, dini ve kültürü üzerine yapılan
bilimsel çalışmaların tümü; Hititler’i konu alan bilim dalı
hiyalin :
gre. * hyalos (cam, saydam madde) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) *
camsı, saydam görünümlü madde; özellikle dokularda bulunan, saydam ve homojen
proteinöz yapı (örneğin
hiyalin silendir :
gre. * hyalos (cam, saydam madde) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) +
kylindein (yuvarlamak, döndürmek, çevirmek), kylindros (makara, merdane,
silindir, döngüsel nesne, yuvarlanarak dönen nesne, rulo) * idrar tahlilinde
mikroskop altında görülen, böbrek tübüllerinden dökülen, böbrek işlevlerinin
değerlendirilmesinde kullanılan, tam olarak konsantre olmuş ve sıkıştığı
toplayıcı tüpün şeklini almış Tamm-Horsfall mukoproteini içerikli, saydam,
silindirik yapılar
hiyaluronan :
gre. * hyalos (cam, saydam madde) + ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + an
(kimyasal madde eki) * vücutta bağ dokusunda, gözde ve eklem sıvısında bulunan,
su tutucu özelliğe sahip yüksek moleküllü polisakkarit; hücreler arası
boşlukları dolduran ve kayganlık sağlayan doğal bir madde
hiyalüronidaz :
gre. * hyalos (cam, saydam madde) + ouron (idrar, sidik, çiş) (gre.) + acidum
(asit, ekşi) (lat.) + ase (enzim belirtme eki) (lat.) * hiyalüronik asidin
β-1,4 bağlarını hidrolize ederek dokularda geçirgenliği artıran, hiyaluronanı
(bağ dokusunda bulunan jel benzeri maddeyi) parçalayan, dokuların
geçirgenliğini artıran, spermin akrozomunda bulunup yumurtayı çevreleyen
kumulus ooforusu parçalayarak döllenmeyi kolaylaştıran enzim
hiyalüronik asit :
gre., lat. * hyalos (cam, saydam madde) + ouron (idrar, sidik, üre, çiş) (gre.)
+ acidum, acidus (ekşi olan, asit) (acere (ekşi olmak) + idus (ile ilgili olan)
) (lat.) * hücre dışı matriksin ana bileşenlerinden olan, uzun polisakkaritler
içeren, insan vücudunda bağ dokusunda, gözün vitröz sıvısında ve eklem sıvısında
bulunan, hücreler arası maddeyi oluşturan, dokulara esneklik ve nem tutma
özelliği kazandıran saydam, yapışkan ve bağlayıcı özelliği olan anyonik bir tür
polisakkarit, polimer ve glikozaminoglikan ( (C14H21NO11)n)
hiyam :
ara. * ahama (dolaşmak, dolanmak, gezinmek, belirsiz fikirlerde düşüncelerde
dolanmak), mahim (dolaşan, dolanan, gezinen, şaşkın kimse) * dolaşma, dolanma,
gezinme, sapma, başıboş dolaşma
hiyam :
ara. * hayme (çadır) * çadırlar, haymeler
hiyanet :
ara. * hana (hile yapmak, hainlik etmek, ihanet etmek, sadakatsizlik etmek,
güveni bozmak) * sadakatsizlik, güveni kötüye kullanma, güvene aykırı davranış,
sadakatsizlik, hainlik
hiyat :
ara. * hiyata, hata (etrafını çevirmek, çevrelemek, kuşatmak, sarmak), muhit
(çevre, etraf) * iğne; etrafını çevirme, çevreleme, kuşatma, sarma
hiyatus :
lat. * hiare (açılmak, aralık oluşmak), hiatus (açılma, açıklık, aralık) * bir
organ veya dokudaki doğal veya yapay açıklık, yarık veya boşluk; özellikle
anatomide organların arasındaki geçit veya açıklık
hiyelinizasyon :
gre., lat. * hyalos (cam, saydam madde) (gre.) + izare (dönüştürmek, kılmak,
hale getirmek) + tio (isim yapım eki, olma durumu) (lat.) * dokularda normal
yapının bozulup, saydam ve homojen görünümlü camsı bir maddeye (hiyalin madde)
dönüşmesini tanımlayan patolojik süreç
hiyerah :
ara. * hara (seçmek, tercih etmek, iyi bulmak) + at, ah (isim yapım eki),
ihtiyar (seçim, tercih) * seçim, tercih, hiyerat, iyi bulma (hierarchy,
hiérarchie, Hierarchie (hiyerarşi, tercihsellik, seçimsellik) (ing., fra.,
alm.) )
hiyerarşi :
gre. * hierarkhia (hieros (kutsal, mukaddes) + arkhaios (eski, eskiden kalma,
kadim, antik) (arkhe (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce,
kadim, antik; hükümet, hakimiyet, tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat
yapım eki) ) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * yönetim veya düzen içinde
kademeli, dereceli sıralama; yetki ve sorumlulukların yukarıdan aşağıya doğru
dağılımı, ast-üst ilişkisi
hiyerarşik :
gre. * hieros (kutsal, mukaddes) + arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik)
(arkhe (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik;
hükümet, hakimiyet, tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) +
ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hiyerarşi ile ilgili, hiyerarşiye
dayalı
hiyeroglif :
gre. * hieros (kutsal, mukaddes) + glyphein (oymak, kazmak, kazımak, yontmak),
glyphos (oyma, kazma, oyulmuş, kazılmış, yontulmuş) * eski Mısır’da kullanılan
ve taş veya diğer sert yüzeylere oyularak yazılan simgelerden oluşan kutsal
resim yazısı
hiyle :
ara. * hala (dönmek, yön değiştirmek, engel olmak, bir halden diğerine geçmek)
* çare, tedbir, hile, kurnazlık, dolap, zekice çözüm, engeli aşma yolu, çare
bulma
hiym :
ara. * hiym (şaşkınlık, yönünü kaybetme, kontrolsüz arzu ve susuzluktan dolayı
ne yapacağını bilememe) * hasta; susuz kalmış olan; çöl ortamında
"huyam" adlı bir hastalık sebebiyle içtikçe susayan, suya bir türlü
doyamayan ve çaresizce su kaynağına saldıran aşırı derecede susuz kalmış deve
hiyn :
ara. * hana (vakti gelmek, zamanı yaklaşmak, belirli bir an ortaya çıkmak) *
zaman, vakit; belirli vakit, belirlenmiş zaman, an
hiyoid :
gre. * hyoeides (U şeklinde olan) (hyo (U) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer,
şekilli, biçimli) ) * U harfi biçiminde; boyunda, dilin altında bulunan ve
doğrudan başka kemiklerle eklem yapmayan, dil ve yutma hareketlerinde destek
sağlayan U şeklindeki kemik
hiyosiyamin :
gre. * hyos (domuz) + kyamos (bakla, fasulye; baklagil tohumu biçiminde olan
şey) + ine (kimyasal madde eki) * Banotu (Hyoscyamus niger) başta olmak üzere
bazı patlıcangillerde bulunan, tropan alkaloidi grubuna ait, parasempatik sinir
sistemi üzerinde etkili olan ve atropinin levoizomeri kabul edilen doğal
bileşik (C17H23NO3)
hiytan :
ara. * hut (balık) * balıklar
hiza :
ara. * hiza (sıra, dizi, düzen) * bir çizgi, dizi, sıra veya düzen; özellikle
metinlerde veya nesnelerde düzgün ve sıralı olma durumu, çizgi veya sınır
hizan :
ara. * hizan (kılıç kını) * kılıcın koruyucu kılıfı; aynı zamanda bu kılıfın
bulunduğu yer veya kılıçla ilgili şey; Bitlis’in bir ilçesi
hizb :
ara. * hazaba (birleşmek, bir araya gelmek, toplanmak) * cemaat, birlik, grup,
topluluk, güruh, bölük, kısım, fırka; parti, ahzab (ç.)
hizip :
ara. * hazaba (birleşmek, bir araya gelmek, toplanmak) * cemaat, birlik, grup,
topluluk, güruh, bölük, kısım, fırka; parti, hizb, ahzab (ç.)
hizmet :
ara. * hadama (yardım etmek, kulluk etmek, birinin işini görmek), hidma
(çalışma, kulluk, yardım etme, iş görme) * bir kişi, kurum veya amaç için
yapılan iş, görev veya yardım; karşılıklı veya karşılıksız olarak başkasının
yararına yapılan emek veya faaliyet
hizmetçi :
ara., tür. * hizmet (bir amaç doğrultusunda verilen emek, yapılan çalışma ve
faaliyet) + çi (yapan, eden eki) * hizmet eden kimse, hizmetkar
hizmetkar :
ara., far. * hizmet (bir amaç doğrultusunda verilen emek, yapılan çalışma ve
faaliyet) (ara.) + kar (-cı, yapan, eden eki; gibi, ile ilgili) (far.) * hizmet
eden kimse, hizmetçi
hizr :
ara. * hazara (korumak, sakınmak, muhafaza etmek) * koruma, sakınma, muhafaza
hizy :
ara. * haza (rezil etmek, utandırmak, küçük düşürmek, rüsvay kılmak) *
rezillik, utanç, aşağılanma, küçük düşme durumu, horluk, hakirlik, zillet,
züll; sırrı faş olmuş, rüsvay olmuş kimse
Ho :
lat. * holmium (Holmia (Stockholm şehrinin Latince adı) + ium (kimyasal element
eki) ) * atom numarası 67 olan, lantanitler serisinde bulunan, manyetik
özellikleri yüksek, gümüş beyazı renkli olan, güçlü mıknatıslarda, lazerlerde,
nükleer kontrol çubuklarında ve özel alaşımlarda kullanılan nadir bir toprak
elementi
ho :
tür. * ho (seslenme nidası) * uzaktan uzağa birine veya bir gruba seslenme
sesi; hayvancılıkta öküze seslenme ünlemi
hoary :
ing. * hoary (beyazımsı gri, yaşlılıktan ağarmış, beyaz tüylerle kaplı) *
beyazımsı veya gri renkli tüy, kıl veya ince örtülerle kaplı olan; özellikle
botanikte yüzeyi beyazımsı-gri, sık ve kısa tüylerle kaplı olan (bitki
organları)
hobi :
fra. * hobin (küçük at; şahin türü) * kişinin mesleği veya zorunlu işi dışında,
ilgi ve zevk amacıyla düzenli olarak yaptığı boş zaman etkinliği veya uğraş,
boş zaman uğraşı, zevk için yapılan etkinlik, severek yapılan, yapmaktan zevk
alınan ve sıkça yapılan iş
hobnail :
ing. * hob (köylü, basit adam) + nail (çivi) * genellikle işçi veya asker
botlarının tabanına çakılan, hem tabanı sağlamlaştırmak hem de tutunmayı
artırmak için kullanılan kısa, kalın başlı çivi
hobyar :
far. * hub (iyi, güzel, hoş) + yar (sevgili, dost, yoldaş, sahip, arkadaş,
yardımcı, destekçi) * güzel sevgili; İstanbul ilinin Fatih ilçesine bağlı bir mahalle
hoca :
far. * hoca (efendi, saygıdeğer kimse, saygın kişi, üstat, usta, öğretmen,
muallim) * din, bilim veya sanat alanında bilgili ve öğreten kişi, öğretmen,
muallim; saygı ifadesi
hocalar :
far., tür. * hoca (efendi, saygıdeğer kimse, saygın kişi, üstat, usta,
öğretmen, muallim) (far.) + lar (çoğul eki) (tür.) * Afyonkarahisar’ın bir
ilçesi
hod :
far. * hod (kendi, kendisi, bizzat) * kendi, kendisi, bizzat, nefsi, nefs;
miğfer, baş zırhı
hodak :
erm. * hot (sürü) + ak (ile ilgili, -a ait, -cı, yapan, eden eki) * sığır,
manda veya öküz gibi büyükbaş hayvanları güden, çiftçilere yardım eden ya da
çift sürerken öküzleri önden çeken küçük yaştaki çocuk çoban, hayvan otlatan
küçük çocuk, sürü peşinden giden, küçük çoban yardımcısı; ince ve şeffaf ipekli
bir kumaş, kaba, yaramaz, ahlaki olarak sorunlu, hödük
hodan :
ara. * hodan (tüylü palto) * hodangillerden (Boraginaceae), Eskidünya’nın
ılıman bölgelerinde yetişen, mavi, kökü kavrularak yenen, kökü ve çiçekleri
idrar söktürücü, sakinleştirici, akciğer enfeksiyonu önleyici olarak kullanılan
bitki
hodangiller :
ara., tür. * hodan (tüylü palto) (ara.) + gil (familya eki) + ler (çoğul eki)
(tür.) * genellikle sert tüylü yapraklara ve mavi, mor ya da pembe renkli
çiçeklere sahip, sığır dili ve hodan gibi otsu bitkileri içine alan iki çenekli
bir bitki familyası, Boraginaceae
hodbehot :
far. * hod (kendi, nefsi, nefs) + be (ile, beraber, yanında, aracılığıyla
anlamında edat) + hod (kendi) * doğrudan, aracısız, bizzat; kendi kendine,
dolaysız şekilde yapılan veya gerçekleşen şey
hodbin :
far. * hod (kendi, nefsi, nefs) + bin (gören) * kendini gören, sadece kendini
gören; bencil, kendini beğenmiş, egoist kimse
hodgkin lenfoma :
ing., gre. * hodgkin (İngiliz patolog Thomas Hodgkin'inden) (ing.) + lympha
(su) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) (gre.)
* lenfatik sistem hücrelerinden kaynaklanan ve Thomas Hodgkin tarafından
tanımlanan, belirli hücresel özelliklerle ayırt edilen bir lenf kanseri türü
hodkam :
far. * hod (kendi, nefsi, nefs) + gam, kam (-cı, ile ilgili) * kendini
beğenmiş, kibirli, mağrur, kendini düşünen, bencil
hodperest :
far. * hod (kendi, nefsi, nefs) + perest (-cı, yapan, eden eki, ile ilgili) *
kendini beğenmiş, kibirli, mağrur, kendini düşünen, bencil, narsisist
hodpesend :
far. * hod (kendi, nefsi, nefs) + pesend (beğenen, tercih eden) * kendini
beğenmiş, kibirli, mağrur, kendini düşünen, bencil, narsisist
hodpesent :
far. * hod (kendi, nefsi, nefs) + pesend (beğenen, tercih eden) * kendini
beğenmiş, kibirli, mağrur, kendini düşünen, bencil, narsisist
hodri meydan :
fra., tür. * à votre risque (riski size ait) (à (-a doğru, yönelim, yan, yakın)
+ votre (sizin) + risque (risk) ) (fra.) + meydan (açık alan, saha) (far.) *
“buyur, ortaya çık, işte meydan, meydana çık” anlamındaki cümle ile meydan
okuma ifadesi
hohlamak :
tür. * hoh (ses yansımalı kök) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) *
ağıza sıcak hava üflemek, soğukta elleri ısıtmak için ağızdan "hoh"
sesi çıkararak üfleme eylemi
hokey :
fra., ing. * hoquet (çoban sopası, kanca şeklinde sopa, küçük çengel, kancalı
sopa) (fra.), hockey (çim veya buz üzerinde sopa ve top/puck ile oynanan takım
oyunu) (ing.) * sopa ve top/disk ile oynanan, amacın, topu veya diski karşı
takımın kalesine sokmak olduğu bir takım sporu
hokka :
ara. * hukka (oyulmuş şey, oyma) * ağaç veya fildişi veya mermerden oyma küçük
kap veya şişe; genellikle mürekkep koymak için kullanılan küçük kap; yazı
takımlarının parçası
hokkabaz :
ara., far. * hukka (oyulmuş şey, oyma) (ara.) + baz (-cı, yapan, eden kişi;
oynayan, iştigal eden, uğraşan) (far.) * el çabukluğuyla gösteri yapan kimse;
sihirbaz, illüzyonist; mecaz olarak da kandırıcı, hilekar kişi
hokus pokus :
lat. * hoc (bu) + est (-dir, olmak fiilinin üçüncü tekil şahıs geniş zaman
çekimi) + corpus (beden) * sihirbazlık sözü, kilise ayininde ekmeğin kutsanması
için söylenen söz, "Bu bedendir" anlamındaki cümle (hoax (aldatmaca,
hile) (ing.) )
hol :
alm., ing. * Halle, hall (giriş alanı, salon, antre, koridor, lobi) (alm., ing.)
* bir yapının, özellikle ev veya otelin girişindeki geniş alan; antre; geniş
salon veya bekleme alanı
holcus :
lat. * holcus (yumuşak, tüylü) * yumuşak ve tüylü başaklara sahip olmasıyla
tanınan, Poaceae familyasından çim cinsi
holding :
ing. * hold (tutmak) + ing (isim yapım eki) * birçok şirketin hisselerini
elinde tutan ve onları yöneten ana şirket; üst kuruluş
holigan :
ing. * hooligan (saldırgan, kavgacı kimse, serseri) (İrlandalı
"Houlihan" ailesinden) * spor karşılaşmalarında veya toplumsal olaylarda
aşırılık, taşkınlık yapan ve şiddet yaratan kişi; fanatik taraftar
holistik :
gre. * holos (tam, bütün, tüm, toplu, eksiksiz) + tikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) (gre.); wholistic (ing.) * bütüncül, bütünsel; bir şeyin tüm
parçalarını veya yönlerini kapsayan; sağlık, felsefe ve yaklaşımlarda beden,
zihin ve ruhu bir arada ele alan anlayış veya yöntem
hollanda :
hol. * holt (orman, ağaçlık) + land (ülke, toprak, arazi) * Batı Avrupa'da ve
kısmen de Karayipler'de bulunan, doğuda Almanya, güneyde Belçika ve kuzeybatıda
Kuzey Denizi ile komşu olan ülke
hollanda antilleri :
hol. * holt (orman, ağaçlık) + land (ülke, toprak, arazi) + antillas (Karayip
Denizi’nde, Küba’dan Venezuela açıklarına kadar uzanan, Büyük Antiller ve Küçük
Antiller olarak ikiye ayrılan takımadalar zinciri) + ler (çoğul eki) (tür.) *
Karayipler’de Hollanda Krallığı’na bağlı adalar grubu (günümüzde resmi olarak
feshedilmiş olsa da tarihi ve coğrafi terim olarak kullanılır.)
holmiyum :
lat. * Holmia (İsveç'in başkenti Stockholm'un Latince ismi) + ium (kimyasal
element eki) * atom numarası 67, simgesi Ho olan, nadir topraklar grubuna ait,
adını, keşfinin yapıldığı yer olan Stockholm’den alan metalik bir kimyasal
element
holoblastik bölünme :
gre. * holos (tam, bütün, toplu, eksiksiz) + blastos (tohum, tomurcuk, filiz,
sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) + ikos (ile ilgili, -a
ait, gibi) (gre.) + bölünme (ayrışma, kesilme, yarılma, ayrılma) (tür.) *
döllenmiş yumurtanın (zigotun) bölünme sırasında tüm sitoplazmasının bölünmeye
katıldığı, yumurtanın tamamen ayrıldığı embriyonik gelişim tipi
holocentridae :
gre. * holos (tam, bütün, toplu, eksiksiz) + kentron (merkez, orta nokta,
keskin nokta, diken, mahmuz, iğne, iğne ucu, sivri uç, iğne, dürtme) (gre.) +
idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * sırt yüzgeçlerinde ve diğer
yüzgeçlerinde belirgin dikenler bulunan, çoğunlukla tropikal denizlerde yaşayan
sincap balıkları ve asker balıklarını kapsayan ışın yüzgeçli balıklar
familyası, asker balığıgiller
holocephali :
gre. * holos (tam, bütün, toplu, eksiksiz) + kephale (baş, kafa) + eia (isim
yapım ve durum eki) * kafatası üst çeneyle kaynaşmış olan, kemiksi iskelet
yerine kıkırdak iskelete sahip, kimera balıklarını kapsayan kıkırdaklı balıklar
alt sınıfı
holodiscus :
gre. * holos (tam, bütün, toplu, eksiksiz) + diskos (disk) * çiçek tablasının
bütün ve disk biçimli yapısına gönderme yapan, Rosaceae familyasından çalı
cinsi
holografi :
gre. * holos (tam, bütün, toplu, eksiksiz) + graphia (yazı yazma, işaretleme,
çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * ışığın girişim ve kırınım özelliklerinden yararlanarak bir
cismin üç boyutlu görüntüsünü kaydetme ve yeniden oluşturma tekniği
holografik :
gre. * holos (tam, bütün, toplu, eksiksiz) + graphia (yazı yazma, işaretleme,
çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * ışığın girişim ve kırınım
özellikleri kullanılarak oluşturulan veya üç boyutlu görüntü kaydıyla ilgili,
holografi ile ilgili
hologram :
gre. * holos (tam, bütün, tüm, toplu, eksiksiz) + gramma, gramme (çizgi, hat,
çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) * ışığın (lazer ışını vb.) girişim
ve kırınım özellikleri kullanılarak bir nesnenin üç boyutlu görüntüsünü tüm
derinlik bilgisiyle yeniden oluşturan optik kayıt ve görüntüleme tekniği
holokost :
gre. * holos (tam, bütün, toplu, eksiksiz) + kaiein (yanmak), kaustos (yanmış)
* toplu yakma, tümden yakma; Nazilerin Yahudilere uyguladıkları kitle imha
operasyonu
holomorf :
gre. * holos (tam, bütün, toplu, eksiksiz) + morphe, morphos (şekil, biçim,
form, kalıp) * bütünsel biçim; özellikle biyoloji, jeoloji ve matematikte
"tam veya eksiksiz yapı veya biçim" anlamında kullanılan terim
holomorf fonksiyonların
analitikliği : gre., lat. * holomorphos (tam şekilli,
bütünüyle biçimlenmiş, tümden düzgün yapılı) (holos (tam, bütün, toplu,
eksiksiz) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) ) (gre.) + functio
(görev, iş yapma, işlev, icra, yerine getirme, fonksiyon) (lat.) + lar (çoğul
eki) + ın (iyelik eki) (tür.) + analytikos (çözümsel, analitik) (gre.) + lik
(isim yapım eki) + i (iyelik eki) (tür.) * karmaşık düzlemde tanımlı,
türevlenebilir tüm fonksiyonların, yani holomorf fonksiyonların aynı zamanda
her noktada güç serisi (taylör serisi) ile temsil edilebileceğini ifade eden
kompleks analiz teoremi
holomorfik fonksiyon :
gre., lat. * holomorphos (tam şekilli, bütünüyle biçimlenmiş, tümden düzgün
yapılı) (holos (tam, bütün, toplu, eksiksiz) + morphe, morphos (şekil, biçim,
form, kalıp) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) ) (gre.) + functio (görev, iş
yapma, işlev, icra, yerine getirme, fonksiyon) (lat.) * kompleks analizde,
tanım kümesinin her noktasında türevlenebilir olan fonksiyon; analitik
fonksiyon
holon :
gre. * holos (tam, bütün, toplu, eksiksiz) + on (parçacık/tanecik eki) * aynı
anda hem kendi başına bağımsız bir bütün hem de daha büyük bir sistemin parçası
olan organizasyon birimi
holoprozensefali :
gre. * holos (bütün, tüm, hepsi) + pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde,
önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru, için, lehine, içinde,
gerektikçe) + enkephale, enkephalon, enkephalos (kafanın içi, beyin (en (iç,
içeri, içinde, içinde, içeride) + kephale, kephalos (kafa, baş) ) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) * embriyonal gelişimde beynin ön kısmının iki yarım
küreye ayrılmaması sonucu oluşan doğumsal beyin malformasyonu
holosen :
gre. * holos (bütün, tüm, hepsi) + kainos (yeni, taze, çağdaş, alışılmamış;
çağ, dönem, devir; zaman) (gre.); holocaenum (lat.); holocene, holocène,
Holozän (ing., fra., alm.) * IV. çağın en yeni dönemi; Kuvaterner devri
içerisinde yer alan Pleistosen (buzul çağı) devrinin bitmesinden günümüze kadar
sürmekte olan jeolojik devre
holosistolik :
gre. * holos (bütün, tüm, hepsi) + systellein (kasmak, büzmek), systole
(kasılma, büzülme; kalbin kasılma evresi) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * kalbin tüm sistol (kasılma) evresini kapsayan, sürekli devam eden
kalp üfürümü
holothurian :
gre. * holothourion (holos (bütün, tüm, hepsi) + thureos, thoureos (dikdörtgen
kalkan, zırh) + ianos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * derisidikenlilerin
(Echinodermata) Holothuroidea sınıfından bir omurgasız, deniz hıyarı, deniz
patlıcanı, holothuria arguinensis
holothurion :
gre. * holothourion (holos (bütün, tüm, hepsi) + thureos, thoureos (dikdörtgen kalkan,
zırh) + ianos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * derisidikenlilerin
(Echinodermata) Holothuroidea sınıfından bir omurgasız, deniz hıyarı, deniz
patlıcanı, holothuria arguinensis
holothuroidea :
gre. * holothourion (holos (bütün, tüm, hepsi) + thureos, thoureos (dikdörtgen
kalkan, zırh) + ianos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) + idea
(-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * derisi kalın, yumuşak ve uzunca
gövdeli yapılarıyla tanınan, deniz hıyarlarını kapsayan derisidikenliler sınıfı
holotip :
gre. * holos (bütün, tüm, hepsi) + typos (şekil, biçim, form, görünüm, tip) *
bir tür veya alttür ilk kez tanımlanırken, o taksonun adını kalıcı olarak
taşıyan ve tanımlamanın temel dayanağını oluşturan tek örnek birey, tek
fiziksel örnek veya referans birey
holotürit :
gre. * holos (bütün, tüm, hepsi) + thureos, thoureos (dikdörtgen kalkan, zırh)
+ oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * denizhıyarı ve
benzerlerini içine alan derisidikenliler sınıfı
holozoik :
gre. * holos (bütün, tüm, hepsi) + zoon (canlı, hayvan) + ikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * besinlerini katı organik maddeler halinde alıp sindirim
sistemi içinde parçalayarak emen, hayvanlara özgü
holter monitör :
ing.; lat. * holter (Amerikalı biyofizikçi Norman Holter'in soyadından) (ing.)
+ monitor (uyarıcı) (monere (uyarmak, hatırlatmak, dikkat çekmek) + tor (-cı,
yapan, eden eki) ) (lat.); munzir (ekran, monitör) (ara.) * vücuda takılan ve
günlük hayat akışı içinde kalbin elektriksel faaliyetlerini kaydeden kardiyogram
cihazı
homalocladium :
gre., lat * homalos (düz) + klados (dal, sürgün, dallanmış yapı) (gre.) + ium
(isim ve yer eki) (lat.) * düz ve yassı dallarıyla ayırt edilen, Polygonaceae
familyasından tropikal bitki cinsi
homatropin :
gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + atropine (Atropa belladonna
bitkisinden elde edilen alkaloid) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön
eki) + tropia (dönüş durumu, dönme durumu, değişim durumu, yönelme durumu)
(trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek,
değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil;
yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) * atropine benzer
yapıda, oftalmolojide midriyatik olarak kullanılan ve göz bebeğini genişleten
kısa etkili sentetik alkaloid türevi (C16H21NO3)
homeomorf :
gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + morphe, morphos (şekil, biçim,
form, kalıp) (gre.) * benzer biçimde, şekil veya yapısal olarak aynı veya yakın
olan
homeomorfik :
gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + morphe, morphos (şekil, biçim,
form, kalıp) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * homeomorf nitelikli
olan
homeopati :
gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + patheia (sorunlu, sıkıntılı,
hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap;
duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * çok az miktarda
seyreltilmiş bitki ve mineral kullanımıyla iyileşmeyi tetikleyerek vücudun
kendini onarmasını sağlayan, "benzeri, benzeriyle tedavi et"
teorisine dayanan alternatif tıp yöntemi; düşük dozlarda hastalığın
semptomlarına benzeyen maddelerle tedavi uygulaması
homeostatik :
gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + histanai (durmak, durdurmak,
yerleştirmek), statikos (duran, durağan, hareketsiz, dengeye ilişkin) (stasis
(durma, ayakta durma, dikilme, durgunluk, durum, denge, sabit kalma, duruş veya
kuvvetlerin karşı karşıya gelmesi, yer), statos (durmuş, yerleştirilmiş, sabit
kılınmış, duran, sabit duran, hareketsiz kalan) + ikos (ile ilgili, gibi) ) *
bir organizma veya sistemin iç ortamını sabit ve dengede tutan, değişen
koşullara rağmen istikrar sağlayan özellik
homeostaz :
gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + stasis (durma, ayakta durma,
dikilme, durgunluk, durum, denge, sabit kalma, duruş veya kuvvetlerin karşı
karşıya gelmesi, yer) * organizmanın iç ortamının sabit ve dengede tutulması
durumu; fizyolojide canlıların iç denge mekanizması, homeostazis
homeoterm :
gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + therme, thermos (ısıtma, sıcak
yapma, sıcaklık) * sabit iç sıcaklığı olan, vücut sıcaklığını dış ortam
değişikliklerinden bağımsız olarak düzenleyebilen canlı organizma (genellikle
memeliler ve kuşlar için kullanılır.)
homeotermi :
gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + thermia (ısı, sıcaklık)
(therme, thermos (ısıtma, sıcak yapma, sıcaklık) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * dışarıdan etkilenmeden sabit iç vücut sıcaklığı sağlayan
termoregülasyon; canlıların çevre sıcaklığı değişse bile vücut iç sıcaklığını
belirli ve sabit bir düzeyde koruyabilme özelliği
homeros :
gre. * homeros (köle, esir; kör) * Antik Yunanistan'da yaşamış, eski Yunan
edebiyatının ilk ürünleri sayılan İlyada ve Odysseia adlı destanları derlemiş
İyonyalı ozan
homiklofobi :
gre. * homikhle (sis, pus) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * sis korkusu
hominid :
lat., gre. * homo (adam, insan), hominis (insanla ilgili, adamla ilgili) (lat.)
+ oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) * insanları ve
yaşayan büyük insansı maymunları (orangutan, goril, şempanze ve insan) kapsayan
Hominidae (İnsangiller, Büyük insansı maymunlar) familyasına ait olan birey
veya bu familyayla ilgili
hominidae :
lat., gre. * homo (adam, insan), hominis (insanla ilgili, adamla ilgili) + idae
(-giller, hayvan familyası eki) * insanları (Homo), şempanzeleri (Pan),
gorilleri (Gorilla) ve orangutanları (Pongo) içine alan biyolojik bir primat
familyası
homisid :
lat. * homo (adam, insan) + caedere, cidere (kesmek, yarmak, parçalamak,
doğramak, vurmak, çarpmak; öldürmek), cidium (kesme, yarma, doğrama, vurma;
öldürme) * insan öldürme eylemi; cinayet, adam öldürme
homisidal :
lat. * homo (adam, insan) + caedere, cidere (kesmek, yarmak, parçalamak,
doğramak, vurmak, çarpmak; öldürmek), cidium (kesme, yarma, doğrama, vurma;
öldürme) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * cinayetle, insan öldürme
ile ilgili, homisid ile ilgili
homoerectus :
lat. * homo (adam, insan) + erectus (dikilmiş, dik, kalkmış, yükselmiş,
doğrulmuş, güdülmüş) (erigere (kurmak, dikleştirmek, doğrultmak, düzeltmek) (ex
(dış, dışarı, yukarı) + regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik
etmek, gütmek, hükmetmek) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * insan
türü, erken Pleistosen döneminde yaşamış, dik yürüyen ve ilkel alet kullanan
insan atalarından biri
homofili :
gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + philia (sevme durumu, hoşlanma
durumu) (philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + eia (isim yapım, yer
ve durum eki) ) * bireylerin kendilerine benzer özelliklere (yaş, cinsiyet,
ırk, eğitim seviyesi veya inanç gibi) sahip kişilerle bağ kurma ve ilişki
geliştirme eğilimi (heterofilinin zıttı)
homofobi :
gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + phobia (korkma, korkulu olma)
(phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * eşcinsel (lezbiyen,
gey) veya biseksüel bireylere yönelik duyulan mantık dışı korku, nefret,
önyargı, rahatsızlık veya ayrımcılık tutumu, eşcinsel korkusu
homofon :
gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + phone, phonos (ses) * aynı
veya benzer seslere sahip, ancak anlamları farklı olan kelimeler veya sesler;
dilbilimde ses benzerliği bulunan kelimeler
homofoni :
gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + phone (ses, ton, konuşma) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) * müzikte bir ana melodinin eşlik eden
akorlarla desteklenerek tek bir melodik çizgi gibi algılandığı yapı; farklı
yazılışlara rağmen aynı veya benzer sesle telaffuz edilen kelimeler durumu
homogen :
gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + genos (gen, yaratılış,
türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins,
çeşit, sınıf, kategori) * yapısal olarak bütünlük arz eden, her yerinde aynı
özellikleri gösteren; tekdüze, eş özelliğe sahip, aynı türden, aynı cinsten
homogreft :
gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + graphos (yazı, yazım, çizim,
kayıt, işaret) (gre.); graphium (çubuğumsu alet, yazı kalemi) (lat.); greffe
(aşı, doku nakli) (fra.), graft (kanal), graven (kazmak) (hol.), graffe (iğne,
mil) (ing.) * aynı türe ait bireyler arasında yapılan doku veya organ nakli;
allogreft
homojen :
gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + genos (gen, yaratılış,
türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins,
çeşit, sınıf, kategori) * yapısal olarak bütünlük arz eden, her yerinde aynı
özellikleri gösteren; tekdüze, eş özelliğe sahip, aynı türden, aynı cinsten
homoklamidöz :
gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + khlamys, khlamydos (örtü,
manto, kaplama) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * çiçek
örtüsünün bütün parçaları aynı yapıda ve görünüşte olan; çanak yaprak ile taç
yaprak arasında belirgin bir farklılaşma göstermeyen çiçek yapısına ilişkin
homolog :
gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + logos (kelime, bilgi, söylem,
söz, akıl) * aynı göreve veya kökene sahip, uygun düşen; biyolojide ortak ataya
dayanan, yapı veya genetik kökeni aynı olan ama farklı işlevlere sahip organ
veya yapılar; hukuk ve mantıkta karşılıklı olarak denk veya benzer olan
unsurlar
homoloji :
gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + logia (bilim, bilme; söz,
anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) * uyuşma, uygunluk, benzerlik; biyolojide ortak ataya
dayanan yapılar arasında evrimsel benzerlik; matematikte yapıların biçimsel
uygunluğu; genel olarak iki şey arasında köken, yapı veya görev bakımından
uygunluk ve benzerlik durumu
homomorf :
gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + morphe, morphos (şekil, biçim,
form, kalıp) * dış görünüş veya şekil bakımından benzer olan ancak yapı veya
köken bakımından farklı olan, aynı biçimli, eş biçimli
homomorfik :
gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + morphe, morphos (şekil, biçim,
form, kalıp) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * homomorf nitelikli, eş
biçimsel
homomorfizm :
gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + morphe, morphos (şekil, biçim,
form, kalıp) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * homomorf
olma durumu, eş biçimlilik
homonim :
gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + onoma, onuma, onyma, onomos,
nimo (isim, ad) * aynı isme sahip; yazılışı ve/veya telaffuzu aynı olan fakat
anlamı farklı olan
homonom metamerizm :
gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + onoma, onuma, onyma, onomos,
nimo (isim, ad) + meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası,
öte, ötesi) + meros (parça, bölüm, kısım, birim) + ismos (isim yapım, durum,
akım, öğreti, doktrin eki) * vücudun art arda dizilmiş metamerlerinin yapı ve
işlev bakımından birbirine büyük ölçüde benzer olduğu segmentasyon tipi
homopolimer :
gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + polys (çok, fazla, çoklu) +
meros (parça, bölüm, kısım, birim) * tek tip monomer birimlerinden oluşan
polimer; kimyada yalnızca aynı türden yapı taşlarının (monomerlerin) tekrarıyla
meydana gelen makromoleküler yapı
homoritmik :
gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + rhuthmos, rhythmos (ritm,
akım, akış) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * aynı ritimli; müzikte tüm ses
veya partilerin aynı ritmik yapıyı izlemesi durumu; çok sesli müzikte, ritmik
uyum ve eş zamanlılık
homosapien :
lat. * homo (adam, insan) + sapere (bilmek, tanımak, anlamak, akıl sahibi
olmak; tatmak), sapiens (bilen, tanıyan, akıllı, bilge, anlayışlı) *
düşünebilen, akıl yürütebilen, karmaşık kültürel yapılar kurabilen, bilişsel
yetenekleri, dil kullanımı ve soyut düşünme kapasitesiyle ayırt edilen,
günümüzde yaşayan tek mevcut Homo türü, modern insan türü
homoseksüalite :
gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) (gre.) + sexus (cins, cinsiyet,
ayrım, ayrışım, kesim, bölünme) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) +
itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * aynı cinsiyetten bireylere yönelik
cinsel arzu, şehvet, heyecan veya romantik ilgi durumu, eşcinsellik
homoseksüel :
gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) (gre.) + sexus (cins, cinsiyet,
ayrım, ayrışım, kesim, bölünme) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
kendi cinsine yönelik cinsel arzu, şehvet, heyecan veya romantik ilgi duyan,
eşcinsel
homosistein :
gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + kystis (kist, kese, kapsül,
mesane, idrar torbası, sidik torbası) + ein (kimyasal madde son eki) *
vücuttaki metiyonin metabolizması sırasında oluşan, kandaki düzeyi arttığında
damar ve kalp hastalıkları riskini yükselten kükürt içeren bir amino asit
(C4H9NO2S)
homosistinüri :
gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + kystis (kist, kese, kapsül,
mesane, idrar torbası, sidik torbası) + ein (kimyasal madde son eki) + ouria
(idrar olma durumu, üre durumu) (ouron, (idrar, sidik, üre, ürin) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * vücutta homosistein metabolizması bozukluğu sonucu
idrarda yüksek düzeyde homosistein bulunmasıyla karakterize genetik metabolik
hastalık
homospor :
gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + speirein (ekmek, tohum atmak,
serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim, ekme, saçma, dağıtma), sporas
(ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin, tohum, çekirdek, üreme hücresi) *
yalnızca tek tip spor oluşturan; bütün sporları yapı ve işlev bakımından benzer
olan bitki veya sporlu canlı
homospori :
gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + speirein (ekmek, tohum atmak,
serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim, ekme, saçma, dağıtma), sporas
(ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin, tohum, çekirdek, üreme hücresi) + eia
(isim yapım ve durum eki) * sporlu bitkilerde yalnızca tek tip spor üretilmesi
durumu; bütün sporların yapı ve işlev bakımından benzer olduğu üreme özelliği
durumu
homoterm :
gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + thermos (ısı, sıcaklık) * vücut
sıcaklığını çevre koşullarına rağmen sabit tutabilen canlılar; sıcak kanlı
hayvanlar
homotermal :
gre., lat. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + thermos (ısı, sıcaklık)
(gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * vücut sıcaklığını
çevresel değişikliklerden bağımsız olarak sabit tutabilen, sabit sıcaklıklı;
sıcak kanlı canlılarla ilgili
homotermi :
gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + thermia (ısı, sıcaklık)
(therme, thermos (ısıtma, sıcak yapma) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
dışarıdan etkilenmeden sabit iç vücut sıcaklığı sağlayan termoregülasyon;
canlıların vücut sıcaklıklarını çevre koşullarından bağımsız olarak sabit
tutabilme durumu; sıcak kanlılık
homoteti :
gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + tithenai (koymak,
yerleştirmek, konumlandırmak, kurmak), thesis (koyma, koyuş, yerleştirme) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) * aynı oranla yerleştirme, eş oranlılık;
matematikte iki şeklin birbirine ölçeklenerek benzer olması durumu; orantılı büyüme
veya küçülme
homotetik :
gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + tithenai (koymak,
yerleştirmek, konumlandırmak, kurmak), thesis (koyma, koyuş, yerleştirme) +
ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * homoteti ile ilgili
homotop :
gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + topos (yer, bölge, konum,
mevki) * aynı yerde bulunan; biyolojide, filogenetik veya ekolojik anlamda aynı
veya benzer coğrafi bölgede bulunan tür veya popülasyon; genetikte benzer
genlerin aynı lokasyonda bulunması
homotopi :
gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + topos (yer, konum, mevki,
lokasyon; konu) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * aynı yerde bulunma
durumu; biyolojide, filogenetik veya ekolojik bağlamda aynı coğrafi bölgede
türlerin veya genlerin ortak mevcudiyeti
homozigot :
gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + zugotos, zygotos (boyunduruğa
vurulmuş, bağlanmış; döllenmiş tohum, döllenmiş hücre) (zygein ((birleştirmek,
boyunduruk altına almak, çift haline getirmek) + otos (isim yapım eki) ) *
genetikte, bir gen çiftinin iki allelinin de aynı olması durumu; iki ebeveynden
aynı gen varyantının alınması
homurdanmak :
tür. * homur (ağızdan çıkarılan boğuk ve hırıltılı sesi yansıtan kelime) + dan
(dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * içten içe yakınma ve
memnuniyetsizlik belirtisi olarak ağızdan düşük perdeli, boğuk ve hoşnutsuz ses
çıkarmak
homurtu :
tür. * homur (ağızdan çıkarılan boğuk ve hırıltılı sesi yansıtan kelime) + tu
(isim yapım eki) * içten içe yakınma ve memnuniyetsizlik belirtisi olarak
ağızdan düşük perdeli, boğuk ve hoşnutsuz ses çıkarma
hona :
tür. * hona (geyik, sığır veya sığın gibi yabani/evcil toynaklı hayvan) * üç ya
da dört yaşına gelmiş, henüz çiftleşmemiş veya damızlık olarak saklanan ergin
erkek sığır, boğa
honaz :
gre. * khonai (suyun aktığı, toplandığı veya daraldığı yer) * Denizli’nin bir
ilçesi (kirazı ile ünlü Honaz ve Honaz Ovası'ndan)
honduras :
isp. * hondo (derin) + uras (çoğul eki) * derinlikler; Orta Amerika'da Karayip
Denizi'nin kıyısında konumlanan, Guatamala, El Salvador ve Nikaragua'ya sınırı
olan bir ülke
hong kong :
çin. * hong (güzel koku, tütsü) + kong (liman) * güzel kokulu liman, tütsü
limanı; Çin’in güney kıyısında yer alan, 1997 yılına kadar Birleşik Krallık’a
bağlı olan ve şu anda Çin’e bağlı özel idari bölge
honiara :
mel. * honiara (kutsal yere giden yol; sahil boyunca) * Solomon Adaları'nın
başkenti
honorificabilitudinitatibus :
lat. * honorificare (onurlandırmak, gururlandırmak) (honor (onur, gurur) +
ficare (yapmak, etmek, eylemek) ) + abilis (yapılabilir, olabilir, mümkün eki)
+ tudo (durum, nitelik, olma hali) + initas (başlama, oluş) + ibus (ile ilgili,
-a ait) * birine onur verilebilme durumu veya niteliği (Shakespeare’in Love’s
Labour’s Lost oyununda gösterişli ve mizahi amaçla kullanılmıştır.)
hook :
alm., ing. * hokaz (bükülmek, eğrilmek) (alm., proto-cermen), hoc, hook (kanca,
çengel) (ing.) * bir nesneyi tutmaya, asmaya veya yakalamaya yarayan eğri metal
veya plastik nesne, kanca, çengel; kavisli yumruk, kroşe
hooke kanunu :
ing., gre., tür. * hooke (İngiliz doğa felsefecisi, mimar, mühendis ve filozof
Robert Hooke'nin soyadından) + kanon, kanonas (çubuk, cetvel, ölçüt; kural,
ilke, yasa, kanun, prensip) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * bir elastik cismin
maruz kaldığı uzama veya sıkışmanın, uygulanan kuvvetle doğru orantılı olduğunu
ve elastik sınırlar içinde bu oranın sabit kaldığını ifade eden fizik ilkesi;
esnek bir yay x kadar sıkıştırıldığında veya x kadar gerildiğinde yaydaki geri
çağırıcı kuvvetin Fyay= -kx olarak ifade edildiği fizik kanunu
hookeriaceae :
ing., lat. * Hookeria (İngiliz botanikçi William Jackson Hooker soyadından
türetilmiş yosun cins adı) (ing.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.)
* Hookeriales takımına bağlı, yapraklı karayosunlarını (Bryophyta) kapsayan,
çoğunlukla nemli ve gölgeli habitatlarda yaşayan yosunlar familyası
hooklet :
ing., lat. * hook (kanca, çengel) (ing.) + lettus (küçültme eki) (lat.) * küçük
kanca, kancacık, çengelcik
hookworm :
ing. * hook (kanca, çengel) + worm (solucan) * ince bağırsakta yaşayan,
başındaki kanca benzeri ağız yapısıyla bağırsak duvarına tutunarak kan emen,
insan ve hayvanlarda enfeksiyona neden olan yuvarlak solucan (nematod)
familyasından parazitik yuvarlak solucan türü
hop :
tür. * hop (uyarmak, dikkat çekmek, durdurmak veya yavaşlatmak amacıyla, ani ve
yüksek ses tonuyla kullanılan nida) * ani ve hızlı hareketi belirtmek için
kullanılan, dikkat çekme veya durdurma amacıyla söylenen ünlem ve hafifçe
zıplamak anlamında kullanılan "hoplamak" fiilinin kökü
hopa :
far. * hopa (güzel) * Artvin’in bir ilçesi
hoparlör :
fra. * haut (yüksek) + parleur (konuşan) (parler (konuşmak) + eur (-cu, yapan,
eden, eki) ) * sesi yükselten, ses sinyalini elektrikten akustik sese
dönüştüren cihaz; ses verici
hoplamak :
tür. * hop (ani ve hızlı hareket belirteci olan ses yansımalı kelime) + la
(edilgen fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * atlamak, sıçramak (hoop (içinden
atlanan dairesel nesne (çember) (ing.) )
hoplandria :
gre. * hoplon (silah, araç, alet, zırh) + aner (erkek, er kişi, adam, insan),
andros (erkek ile ilgili, er kişi ile ilgili, adam ile ilgili, insan ile
ilgili) + ia (isim yapım eki) * Staphylinidae (bıyıkböceği / kısa kanatlı
böcekler) ailesine bağlı olan ve aralarında Hoplandria lateralis gibi küçük
kınkanatlı böcek (Coleoptera) türlerinin yer aldığı, böcek cinsi
hoplobatrachus :
gre. * hoplon (silah, araç, alet, zırh) + batrakhos (kurbağa) * güçlü yapılı,
çoğunlukla Asya ve Afrika'nın tropikal bölgelerinde yaşayan,
"silahlı/güçlü kurbağa" anlamındaki kurbağa cinsi
hoppa :
tür. * hop (ani ve hızlı hareket belirteci olan ses yansımalı kelime) + pa (ek)
* ölçüsüzce hareket eden, davranışları laubali veya hafif bulunan (özellikle
kadınlar için küçümseyici); hareketli, kıpır kıpır, yerinde duramayan kimse
hoppala :
tür. * hop (ani ve hızlı hareket belirteci olan ses yansımalı kelime) + pala
(pekiştirme eki) * şaşkınlık, hayret, sürpriz, bazen de hoşnutsuzluk bildiren
ünlem; beklenmedik bir duruma verilen ani tepki ifadesi
hor :
far. * hor (hakir, aşağı, sefil, değersiz) * değersiz, aşağı görülen;
küçümseyici tavırla yaklaşılan; hakir görülen veya kötü muamele edilen
hor görmek :
far., tür. * hor (hakir, aşağı, sefil, değersiz) (far.) + görmek (göz ile
algılamak) (tür.) * birini değersiz ve aşağı görerek küçümsemek, hak ettiği
saygıyı göstermemek, önemsememek
hora :
tür. * hora (ses yansımalı kelime) * Karadeniz bölgesine özgü, topluca ve el
ele tutuşarak daire şeklinde oynanan hızlı tempolu halk dansı; ritmik ve
coşkulu oyun türü
horanta :
tür. * horanta (Doğu Karadeniz ağızlarında “aile, hane halkı”) * aynı evde
yaşayan aile bireylerinin tümü; ev halkı, hane, aile topluluğu
horasan :
far. * hur (güneş, ışık, parlaklık) + asan (gelen, doğan, yükselen) * tuğla ve
kiremit tozlarının kireç ve suyla karıştırılmasıyla elde edilen bir yapı harcı;
İran, Türkmenistan ve Afganistan’ın kuzeydoğusunu kapsayan eski kültürel ve
idari bölge; Erzurum’un bir ilçesi; Türk musikisinde, Rast makamının hüseyni ve
nihavent gibi ara makamlarla zenginleştirildiği, genellikle La (A) perdesinden
başlayıp Rast perdesine kadar uzanan, dört farklı perdeye dayanan, hüseyni
perdesinin vurgulandığı ve özellikle 5. perdeye (Çargah) kadar çıkabilen;
bestelerde genellikle hüzünlü ve duygusal tınılar yaratan, usul olarak aksak
veya semai usullerinde kullanılan, makamın karakteristik seyri süzgeç
niteliğinde perdelerle hareket eden ve teşrifatlarda serbest geçişlere izin
veren, aralık olarak tam, küçük ve büyük ikililer içeren bir makam
horasani :
far., ara. * hur (güneş, ışık, parlaklık) + asan (gelen, doğan, yükselen)
(far.) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.) * üst bölümü sarıktan
taşacak biçimde yapılmış hoca kavuğu
horasani-i bayati :
far., ara. * hur (güneş, ışık, parlaklık) + asan (gelen, doğan, yükselen)
(far.) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.) + bayati (varlıklı,
devletli, imkana sahip, zengin) (bayat (varlık, devlet, imkan, zenginlik) + i
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Türk musikisinde, Bayati makamının
Horasan bölgesi etkisiyle şekillenmiş varyantı olup, genellikle Re (D)
perdesinden başlayarak Bayati perdesi üzerinde yoğunlaşan, Rast ve Hüseyni
makamlarının ara perdeleriyle zenginleştirilen, duygu olarak hüzün ve içli bir
ifade taşıyan, usul olarak genellikle semai veya aksak usullerde icra edilen,
karakteristik olarak doğal minor ölçeğe yakın perdeler kullanan, özellikle 3.
perde (Segah) ve 5. perde (Çargah) arasında belirgin melodik hareketler içeren,
makam seyri esnek ve süzgeç tonlarla geçişlere açık olan bir makam
hordeolum :
lat. * hordeum (arpa) + olum (küçültme eki) * göz kapağında çıkan iltihaplı
şişlik, arpacık
hordeum :
lat. * hordeum (arpa) * insanlık tarihinin en eski tahıllarından biri olan
arpayı içeren, Poaceae familyasından bitki cinsi
horhor :
far. * hor (hakir, alçak, aşağı, sefil, değersiz; yemek, içmek, tüketmek)
(çağlayan suyunun aşağı doğru akmasından) * ses çıkararak akan gür su; ses
yansımalı (onomatope) kelime (örneğin "horul horul uyumak",
"horlamak" (tür.) )
horizon :
gre. * horizein (sınırlamak, sınır koymak, belirlemek) + on (isim yapım eki) *
sınırlayan, sınır; yeryüzü ve gökyüzünün birleştiği hayali çizgi; ufuk
horizontal :
gre., lat. * horos, horizon (sınır, limit) (horizein (sınırlamak, sınır koymak,
belirlemek) + on (isim yapım eki) ) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (lat.) * yatay doğrultuda olan, yatay, ufuk çizgisine paralel; yatay
eksene veya zemine paralel olan
horizontal bulaş :
gre., lat., tür. * horizontalis (sınırsal, limitsel; yatay) (gre., lat.) +
bulaş (bul (yapışmak, temas etmek, dokunmak, değmek) + aş (isim yapan ek; iteş
ve edilgen fiil eki) ) (tür.) * bir enfeksiyon etkeninin (virüs, bakteri veya
parazit) bir canlıdan aynı türden başka bir canlıya bireyler arası temas veya
çevresel yollarla yayılması, yatay bulaşma
horizontal transmisyon :
gre., lat. * horizontalis (sınırsal, limitsel; yatay) (gre., lat.) +
transmissio (öteye geçirme, öteye gönderme, aktarma, iletme) (trans (geçiş,
geçme, ötesi, karşıdan karşıya, öteye) + mission (gönderme, iletme, sevketme,
görevlendirme, görev) (mittere (göndermek, yollamak, görevlendirmek, iletmek,
sevketmek) + tio, sion (isim yapım eki) ) (lat.) * organizmaların bir
ekosistemin ebeveyn-döl ilişkisi olmayan biyotik ve/veya abiyotik üyeleri
arasında bulaşması
horkos :
gre. * horkos (yemin, ant) * Yunan mitolojisinde, yeminlerin kutsallığını ve
yemin bozanlara düşen laneti simgeleyen, yeminlerin yerine getirilmesini
sağlayan "yemin" ve "küfür" tanrısı veya kişileştirilmiş
ruh
horlamak :
tür. * hor (ses yansımalı kelime) * uyku sırasında boğazdan gelen hırıltılı,
gürültülü nefes sesi çıkarmak
hormon :
gre. * hormao, hormaein (harekete geçirmek, zorlamak, dürtmek), horman, hormon
(iten, itici, dürten, harekete geçiren, salan, savuran) * iç salgıbezlerince
salgılanarak kana karışan ve organların çalışmasını düzenleyen adrenalin,
insülin, tiroksin gibi maddelerin ortak ismi (harman (savurma, ekini kepeğinden
ayırmak için savurma, salma) (ara., far.)
horn efekt :
ing., lat. * horn (boynuz) (ing.) + effectus (gerçekleştirme, gerçelleme,
sonuç, etki, tesir) (lat.) * bir kişinin bir olumsuz özelliğinin yarattığı
olumsuz algının, diğer tüm özellikleri hakkında da olumsuz yargı, olumsuz algı
oluşmasına neden olan bilişsel önyargı durumu; halo etkisinin tersine işleyen
değerlendirme yanlılığı
hornblend :
ing. * horn (boynuz) + blend (harman, karışım; aldatıcı mineraller için
kullanılan eski terim) * koyu renkli, genellikle siyah veya koyu yeşil,
karmaşık yapılı bir mineral grubu; amfibol grubuna ait volkanik ve magmatik
kayalarda bulunan önemli bir kayaç minerali (granit , siyenit , diyorit , gabro
, bazalt , andezit , gnays ve şist gibi birçok magmatik ve metamorfik kayanın
ortak bir bileşeni)
horner sendromu :
alm. * horner (İsviçreli göz doktoru Johann Friedrich Horner'in soyadından)
(alm.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u
(iyelik eki) (tür.) * yüzün bir tarafında gözde küçülme (miyozis), yüz
terlemesinde azalma, göz kapağında düşüklük (ptoz) ve göz çukurunun içe doğru
göçü ile karakterize olan sinir sistemi bozukluğu
hornito :
isp. * horno (fırın, ocak) + ito (küçültme eki) * küçük fırın; volkanik
alanlarda akışkan lav tüplerinin çatısındaki çatlaklardan yukarı doğru fışkıran
magma ve gazların delik etrafında üst üste birikip katılaşmasıyla oluşan,
köksüz ve dik yamaçlı küçük fırın benzeri konik yapı veya küçük baca
horon :
gre. * khoros, khoron (dans, ritmik hareket, koro, halk oyunları) * Karadeniz
Bölgesi'ne (özellikle Trabzon ve Rize yörelerine) özgü, genellikle kemençe veya
davul-zurna eşliğinde, oyuncuların el ele tutuşup daire veya dizi halinde ve
sert ayak figürleriyle oynadığı, ritmi giderek hızlanan geleneksel bir Türk
halk dansı
horopter :
gre. * horos (sınır) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz), opter
(gözleyen, gören) * her iki gözün aynı anda net şekilde görebildiği uzaydaki
noktaların oluşturduğu hayali sınır yüzeyi; binoküler görmenin geometrik
eşlenik alanı
horos :
gre. * hor (sınır, hudut, belirleme) + os (isim yapım eki) * antik Yunancada
bir alanın, kavramın veya yetkinin sınırını gösteren işaret, belirleyici çizgi,
tanımsal sınır; eskiden İstanbul'da ekmekçi, francalacı ve uncu değirmenlerinde
mevcut üst ve alt taşlarının bulunduğu ve etrafından hayvanın döndüğü yer
horoskop :
gre. * hora (zaman, süre, vakit) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek,
gözlemlemek, araştırmak), skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç,
niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) * her insanın doğduğu anda gökyüzünde
yer alan gök cisimlerinin konumlarının, birbirleriyle yaptıkları açıların ve
evlerin yer aldığı harita, doğum haritası, yıldız haritası
horoz :
far. * huros (ötme sesinden ses yansımalı kelime) * tavuğun erkeği olan kanatlı
kümes hayvanı
horozayağı :
far., tür. * horoz (tavuğun erkeği olan kanatlı kümes hayvanı) (far.) + ayak
(bacağın bilekten aşağıda bulunan ve yere basmaya yarayan bölümü) + ı (iyelik
eki) (tür.) * tüfekten boş kovanı çıkarmakta kullanılan burgu
horozbina :
gre. * khoros, khoron (dans, ritmik hareket, koro, halk oyunları), horos
(dansçı, hareketli, kıpır kıpır) + pina (balık); porophyna (poros (delik,
gözenek, geçit) + phyne, phyo (büyümek, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak)
) * Perciformes takımının Blennnioidei alttakımının Blenniidae familyasını
oluşturan, büyük bölümü sıcak ve ılık denizlerde, az bir bölümü tatlı sularda
yaşayan kemiklibalık türlerinin ortak ismi
horozcuk :
far., tür. * horoz (tavuğun erkeği olan kanatlı kümes hayvanı) (far.) + cuk
(küçültme eki) (tür.) * turpgillerden, eskiden kuduzun ilacı sanılan, güzel
kokulu bir dağ bitkisi, yaban teresi (Lepidium Campestre)
horozgözü :
far., tür. * horoz (tavuğun erkeği olan kanatlı kümes hayvanı) (far.) + göz
(görme organı) (tür.) * Karadeniz bölgesinde, horozun gözüne benzeyen yuvarlak,
parlak ve renkli yapıya sahip, küçük tüylerle kaplı, kırışık gövdeli, içi boş,
dik ve dallara ayrılan bitki veya meyve türü; halk arasında özellikle parlak,
dikkat çekici yuvarlak şekilli şeyler için kullanılan isim
horozibiğigiller :
far., tür. * horoz (tavuğun erkeği olan kanatlı kümes hayvanı) (far.) + ibik
(horoz, hindi, çavuşkuşu ve benzeri hayvanların tepesindeki kırmızı renkli,
etli ve tırtıllı deri uzantısı) + i (iyelik eki) + gil (soy, nesil, kan bağı,
aile, familya, tür, cins belirten ek) + ler (çoğul eki) (tür.) * horozun
başındaki ibik benzeri yapıya sahip, genellikle yaprakları veya çiçekleri ibik
görünümünde olan bitki familyası veya grubu, Amaranthaceae
horsefieldia :
lat. * Horsefield (İngiliz doğa bilimci Thomas Horsfield) + ia (isim yapım eki)
* Güneydoğu Asya kökenli, Myristicaceae familyasına ait, aromatik tohumlarıyla
bilinen tropik ağaç cinsi
horst :
alm. * Horst (tepedeki kuş yuvası) * yer kabuğunda, çevresine göre daha yüksek
kalmış, genellikle iki fay hattı arasında yükselen blok; dağ veya yükselti
şeklinde ortaya çıkan tektonik yapı
hort :
lat. * hortus (bahçe) * Botanik adlandırmalarda "bahçe kökenli, kültür
altında yetiştirilen" anlamında kullanılan kısaltma veya köken belirtici
unsur
hortlak :
tür. * hort (fışkırmak, canlanmak, dirilmek, ortaya çıkmak, yukarı çıkmak,
yükselmek, dönerek yükselmek) + lak (isim yapım eki) * Türk halk inançlarında,
ölülerin mezardan kalkıp yaşayanların dünyasına geri dönen ruhu; hayalet,
zombi, canavar, korkutucu doğaüstü varlık
hortum :
tür. * hort (fışkırmak, canlanmak, dirilmek, ortaya çıkmak, yukarı çıkmak,
yükselmek, dönerek yükselmek) + um (isim yapım eki) * atmosferde şiddetli
fırtına koşullarında bulut ile yer yüzeyi veya su yüzeyi arasında uzanan, dar
ve dönerek ilerleyen, yıkıcı rüzgar sütunu şeklinde oluşan meteorolojik olay
(tornado); sıvı aktarımı sağlayan esnek boru
horuldamak :
tür. * hor (ses yansımalı kelime) + ul (edilgen fiil eki) + da (ek) + mak (fiil
mastar eki) * uyurken düzenli, derin ve gürültülü nefes sesi çıkarmak;
horlayarak uyumak
horultu :
tür. * hor (ses yansımalı kelime) + ul (edilgen fiil eki) + tu (isim yapım eki)
* horlama sesi, horuldama sesi
horum :
erm. * horom, horum (biçilmiş ekin veya ot yığını) * biçildikten sonra balya
veya deste haline konulmuş ot; biçildikten sonra tarlada yapılan küçük burçak
veya mercimek yığınları; yeni olgunlaşan susam bitkisi, topraktan çıkarıldıktan
sonra sapları iple boğulup baş tarafları birleştirilerek yapılan yığın
horus :
mıs. * hor (yüksekte olan, yukarıda duran, göğe ait, göksel) + us (son ek) *
Antik Mısır mitolojisinde Osiris ve İsis'in oğlu olan ve şahin başlı olarak
tasvir edilen, firavunların simgesel koruyucusu olan gökyüzü, krallık ve
koruyuculuk tanrısı
horuz :
gre. * khoros, khoron (dans) * Kars dolaylarında hanımların tek başlarına
oynadıkları bir çeşit dans
hospitalite :
lat. * hospes, hospit (misafir, konuk, yabancı; ev sahibi) (hos (yabancı,
konuk, misafir) + pes (ayak) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas
(isim yapım ve durum eki) * konuklara karşı cömert, nazik ve yardımsever
davranma; misafirperverlik
hospitalizasyon :
lat. * hospes, hospit (misafir, konuk, yabancı; ev sahibi) (hos (yabancı,
konuk, misafir) + pes (ayak) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) +
izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) * bir kişinin
tedavi amacıyla hastaneye yatırılması; hastanede yatış süreci
hospitalizm :
lat. * hospes, hospit (misafir, konuk, yabancı; ev sahibi) (hos (yabancı,
konuk, misafir) + pes (ayak) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) +
ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * özellikle bebek ve küçük
çocuklarda uzun süreli hastane veya bakımevi ortamında yeterli sevgi, ilgi ve
sosyal etkileşimden yoksun kalmaya bağlı olarak gelişen fiziksel, zihinsel ve
duygusal gelişim bozukluğu; kurumsal ilgisizlik sendromu, yuva hastalığı
hospodar :
sla. * gospod (efendi, sahip, bey) + ar (kişi, ünvan bildiren ek) * Balkanlar
ve Doğu Avrupa’da özellikle Eflak ve Boğdan’da Osmanlı döneminde kullanılan,
“ülke yöneticisi, prens, bey” anlamına gelen siyasal bir ünvan; Osmanlı
İmparatorluğunca XV. yy.dan 1866-1881'e kadar Boğdan ve Eflak'ı yönetmekle
vazifelendirilen Romen prenslerinin ünvanı
host :
lat., ing. * hospes (misafir, konuk, yabancı; ev sahibi) (lat.); host (ing.) *
misafir ağırlayan kimse; ev sahibi; ayrıca bilişimde bir ağırlayıcı sistem veya
sunucu bilgisayar
hosta :
lat. * Host (Avusturyalı hekim ve botanikçi Nicolaus Thomas Host) *
Asparagaceae familyasına ait, Asya kökenli, geniş yaprakları ve gölgeye
dayanıklılığıyla bilinen süs bitkisi cinsi
hostel :
lat. * hospitale (konuk evi; misafir ağırlama yeri) (hospes, hospit (misafir,
konuk, yabancı; ev sahibi) (hos (yabancı, konuk, misafir) + pes (ayak) ) + alis
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * oldukça uygun fiyatlı konaklama imkanı
sağlayan, genellikle gençler veya turistler için yatakhane tipinde olan ve
sadece temel ihtiyaçlara minimum düzeyde karşılık verecek hizmetler sunan
pansiyon
hostes :
lat., fra. * hospita (kadın misafir, kadın ev sahibi, kadın görevli) (lat.);
hôtesse (hôte (ev sahibi, konuk, misafir) + esse (dişilik eki) ) (fra.) * uçak,
tren gibi toplu taşıma araçlarında yolcuların güvenliği ve konforundan sorumlu
kadın görevli; kadın mihmandar
hostilite :
lat. * hostis (düşman) + ilis (gibi, ile ilgili) + itas (isim yapım ve durum
eki) (lat.); hostilité (fra.) * düşmanlık, saldırganlık, saldırgan tutum veya
hal; karşıtlık ve savaş hali
hoş :
far. * hoş (iyi, güzel, tatlı, sevimli, latif) * güzel duygular uyandıran, zevk
veren, beğenilecek yönleri bulunan; iyi, tatlı, güzel, latif, sevimli, tatlı,
latif, memnun edici (hübsch (hoş, güzel, tatlı) (alm.) )
hoş görmek :
far., tür. * hoş (iyi, güzel, tatlı, sevimli, latif) (far.) + görmek (göz ile
algılamak) (tür.) * bir kusuru, hatayı veya aykırı durumu anlayışla karşılamak,
kabullenmek, tepki göstermemek
hoşaf : far.
* hoş (iyi, güzel, tatlı, sevimli, latif) + ab (su) * güzel su; meyve
parçalarının şekerli suda kaynatılmasıyla yapılan tatlı içecek veya tatlı
komposto
hoşavaz :
far. * hoş (iyi, güzel, tatlı, sevimli, latif) + avaz (ses, bağırma, çığlık,
feryat) * kulağa hoş gelen, güzel, tatlı ve etkileyici ses; sesi güzel olan,
güzel sesli
hoş-aver :
far. * hoş (iyi, güzel, tatlı, sevimli, latif) + avar, aver (getiren) *
güzellik getiren; Türk musikisinde, Bayati ve Hüseyni makamlarının
özelliklerini harmanlayan, genellikle Re (D) veya La (A) perdesinden başlayıp
segâh ve çârgâh perdeleri arasında dolaşan; hüzünlü, sakin ve içe dönük bir
duygu taşıyan, usul olarak aksak veya semai gibi hareketli usullerle icra
edilen; makam içinde küçük ve büyük aralıkların dengeli kullanıldığı, melodik
geçişlerinde süzgeç perdeler ve teşrifatlarda serbest geçişlerle zenginleşen;
kendine özgü kararsız ve nazik ifadeleri barındıran nadir makam
hoşbeş :
far. * hoş (iyi, güzel, tatlı, sevimli, latif) + beş (konuşma, söz, söyleşi,
sohbet) * güzel konuşma, tatlı sohbet; keyifli sohbet, tatlı muhabbet, günlük
ve önemsiz ama hoş konuşma
hoşbulduk :
far. * hoş (iyi, güzel, tatlı, sevimli, latif) + bul (görmek, rastlamak,
erişmek, ulaşmak, varmak) + duk (birinci çoğul şahıs geçmiş zaman fiil eki) *
"hoş bir yere geldim, güzel bir ortamla karşılaştım” anlamında, bir yere
girerken ev sahibinin “hoş geldiniz” sözüne karşılık verilen geleneksel ve
nazik cevap; “kendimi burada iyi hissettim” ifadesi
hoşça kal :
far. * hoş (iyi, güzel, tatlı, sevimli, latif) + ça (gibi) + kal (durmak, bir
yerde bulunmaya veya bir durumda olmaya devam etmek, birikmek, yoğunlaşmak) *
ayrılırken söylenen, “iyi kal”, “sağlıcakla kal”, “güzel bir şekilde kal”
anlamında nezaketli bir veda sözü; ayrılan kişi tarafından, kalan kişiye
yönelik iyi dilek ifadesi
hoşgeldiniz :
far. * hoş (iyi, güzel, tatlı, sevimli, latif) + gel (varmak, erişmek, ulaşmak,
intikal etmek) + diniz (ikinci tekil şahıs geçmiş zaman eki) * “iyi geldiniz”,
“geldiğiniz yer güzel ve keyifli oldu” anlamında, misafir veya ziyaretçiyi
karşılamak için kullanılan saygılı ve nazik selamlama ifadesi
hoşgörü :
far., tür. * hoş (iyi, güzel, tatlı, sevimli, latif) (far.) + kör, gör (görmek,
göz ile algılamak, dikkat etmek, bilmek, tanımak, idrak etmek) + ü (isim yapım
eki) (tür.) * bir kusuru, hatayı veya aykırı durumu anlayışla karşılama,
kabullenme, tepki göstermeme
hoşhoş :
tür. * hoş (kovma sesi) + hoş * (çocuk dilinde) köpek
hoşkıran :
far. * hoş (iyi, güzel, tatlı, sevimli, latif) + kıran (ışın, parlama) *
Horozibiğigiller (Amaranthaceae) ailesine bağlı Horozibiği (Amaranthus)
cinsinden genellikle 15 ila 90 cm büyüyebilen, sarı çiçekli, aromatik ve hafif
acımsı yapraklara sahip, geleneksel tıpta ateş düşürücü, iltihap giderici ve
rahatlatıcı olarak kullanılan tek evcikli ve tek yıllık bir bitki, gül otu,
öksürük otu, Amaranthus blitum
hoşlanmak :
far., tür. * hoş (iyi, güzel, tatlı, sevimli, latif) (far.) + lan (dönüşlü fiil
eki) + mak (fiil mastar eki) (tür.) * zevk almak, sevmek, memnun olmak;
hoşnutluk duymak, beğenmek, ilgi duymak
hoşnut :
far., tür. * hoş (iyi, güzel, tatlı, sevimli, latif) (far.) + nut (gibi, ile
ilgili) (tür.) * memnun, mutlu, razı olan
hoş-reng :
far. * hoş (iyi, güzel, tatlı, sevimli, latif) + reng (gözle algılanan ışığın
dalga boyuna bağlı görsel izlenim; bir cismin veya ışığın algılanan ton,
parlaklık ve doygunluk özellikleri) * hoş, güzel renk veya üslup; Türk
musikisinde, Hüseyni makamının şerhini taşıyan, genellikle La (A) perdesinden
başlayarak Hüseyni ve Bayati ara perdeleriyle zenginleşen; neşeli ve canlı bir
duygu veren, usul olarak semâi veya aksak usullerinde icra edilen; melodik
yapısında küçük ve büyük ikililerin dengeli kullanıldığı, ara geçişlerde süzgeç
perdelerle hareketlenen, teşrifatlarda esnek ve serbest geçişlere izin veren,
karakteristik olarak 4. perde (Çargah) vurgusunun belirgin olduğu makam
hoş-sera :
far. * hoş (iyi, güzel, tatlı, sevimli, latif) + sara, sera (yer, mekan, saray,
ev) * güzel mekan, güzel yer; Türk musikisinde, Hüseyni makamının daha süslü ve
hareketli bir varyantı olup, genellikle La (A) perdesinden başlayarak Hüseyni
ve Bayati ara perdeleriyle melodik zenginlik sağlayan; neşeli ve içten bir
ifade taşıyan, usul olarak semai veya aksak usullerle icra edilen; küçük ve
büyük aralıkların dengeli kullanıldığı, süzgeç perdelerle geçişlerin sıkça
yapıldığı, teşrifatlarda serbest ve akıcı hareketlere olanak tanıyan, makamın
karakteristik melodik motiflerinin canlılık ve hareketle öne çıktığı bir makam
hoşsohbet :
far., ara. * hoş (iyi, güzel, tatlı, sevimli, latif) (far.) + suhbet, sohbet
(dostluk etme, arkadaşlık) (sahaba (birlikte olmak, arkadaşlık etmek) + et
(isim yapım eki) ) (ara.) * söyleşisi tatlı olan, güzel ve sıkmadan konuşan
hoşşik :
far. * hoş (iyi, güzel, tatlı, sevimli, latif) + şik (küçültme ve sevimlilik
eki) * çıkarı için başkalarına yaranmaya çalışan, yalaka, dalkavuk,
ciddiyetsiz, şımarık veya asıl kimliğini unutup abes davranışlar sergileyen,
yaramaz uslu durmayan, dalkavuk
hoşt :
tür. * hoşt (ses yansımalı nida) * köpekleri ürkütüp kaçırmak, saldırmalarını
önlemek için çıkarılan ses, köpek kovma ünlemi
hoşuna gitmek :
far., tür. * hoş (iyi, güzel, tatlı, sevimli, latif) (far.) + u (iyelik eki) +
na (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + git (ilerlemek, bir yöne doğru hareket
etmek, uzaklaşmak) + mek (fiil mastar eki) * zevk almak, sevmek, memnun olmak;
hoşnutluk duymak, beğenmek, ilgi duymak, hoşlanmak
hoşur :
erm. * hoşor (iri, kaba, büyük) * büyük, iri, kaba saba, bayağı, değersiz,
bayağı; (kadın için) balık etli, dolgun, şişman ama güzel, tombul
hoşyar :
far. * hoş (iyi, güzel, tatlı, sevimli, latif) + yar (sevgili, dost, yoldaş,
sahip, arkadaş, yardımcı, destekçi) * güzel dost, hoş sevgili; akıllı, zeki,
uyanık, anlayışlı ve dikkatli kişi
hotanto :
hol. * hottentot (kekeme) (Yerli Khoekhoe halkının kendi aralarında konuştuğu
dilin yoğun "tıklama" (klik) sesleri içermesinden) * Güneybatı
Afrika’da yaşayan, kendilerini "insanların insanları" anlamına gelen
Khoekhoe (Koikoi) olarak adlandıran, geleneksel olarak hayvancılık ve göçebelikle
geçinen ilkel bir boy ve bu boyun soyundan olan kimse; tarihsel olarak Güney
Afrika’da yaşayan Khoikhoi halkını aşağılayıcı veya dışlayıcı anlamda
tanımlamak için kullanılmış olan kelime
hotoz :
tür. * kotuz, kotaz, hotuz (Tibet öküzü, yak) * Tibet öküzü, yak; eskiden
kadınların süs için saçlarının üstüne taktıkları, çeşitli renkte ve biçimde
yapılmış küçük başlık; kimi kuşların başlarında bulunan tüyler; acele, telaş,
karışıklık; düzensizlik veya hızlı ve dikkatsiz yapılan hareket
houttuynia : lat.
* Houttuyn (Hollandalı hekim ve botanikçi Martinus Houttuyn’un soyadından) + ia
(isim yapım eki) * Saururaceae familyasına ait, Doğu Asya kökenli, aromatik
yapraklı ve nemli alanlarda yetişen otsu bitki cinsi
hovarda :
far. * havar, hovar (çağrı, davet) + da (isim yapım eki) * çağrıya çok çıkan,
sürekli dışarıda olan; geveze, çapkın, sürekli dolaşan ve boş gezip tozan kişi
hoverkraft :
ing., alm. * hover (havada asılı kalmak, havada durmak, süzülmek, oyalanmak,
oyalanmak) (ing.) + kraft (kuvvet, güç, kudret) (alm.) * altından üflenen hava
yastığı sayesinde yüzeyle temas etmeden kara, su veya bataklık üzerinde
süzülerek hareket edebilen edebilen araç
hoya :
lat. * Hoy (İngiliz bahçıvan Thomas Hoy) * Apocynaceae familyasına ait, mum
çiçeği olarak bilinen, etli yapraklı ve hoş kokulu çiçekler açan tropik
sarılıcı bitki cinsi
hoyrat :
gre. * khoriates (köylü) * kaba, sert, düşüncesiz, kırıcı davranışta bulunan;
Türk halk edebiyatında bir mani türü, halk müziğinde ise sert ve hür söylenen
bir uzun hava çeşidi; Genellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu, Irak Türkleri ile
Azerbaycan yörelerinde (bayati veya kesik/cinaslı mani olarak da bilinir)
nağmeyle söylenen, dört mısradan oluşan geleneksel bir halk şiiri ve türkü türü
hoyuk :
tür. * hoy (ses yansımalı kelime) + uk (ile ilgili, gibi, -a ait) * ekin
tarlalarında, bağ, bahçe ve bostanlarda, kuşların zarar vermesini önlemek için
dikilen, insana benzeyen kukla, korkuluk
hozalmak :
tür. * hoz (zayıf, cılız, gücü az) + al (edilgen fiil eki) + mak (fiil mastar
eki) * kibirlenmek, böbürlenmek, burnu büyümek; boşboğazlık etmek, gevezelik
yapmak, çok ve gereksiz konuşmak; anlamsız veya laf olsun diye konuşmak (halk
arasında küçük düşürücü veya hafif alaycı bir nitelik taşır)
hozan :
erm., kür. * hunjk (hasat), hnzel (hasat etmek) (erm.); hozan (ekilmemiş, boş
bırakılmış arazi; anız) (kür.) * hasat yapıldıktan sonra üzerinde ekin kalıntısı (anız) kalan, bir sonraki ekim
dönemi için nadasa bırakılmış ya da işlenmeden dinlenmeye bırakılmış ve boş
kalmış verimli toprak veya nadas tarlası, ekine elverişli olmayan tarla/arazi
hozana :
ibr. * hosia (kurtar, yardım et) + na (lütfen; yalvarma edatı) * kurtar bizi,
bize yardım et; Tanrı’ya yakarış anlamı taşıyan ve İncil’de özellikle İsa’nın
Kudüs’e girişi sırasında halk tarafından söylenen, zamanla sevinç ve övgü
nidâsına dönüşmüş dinsel bir ünlem
hozat :
tür. * hoz (sıçramak , hoplamak) + at (isim yapım eki) * Tunceli’nin bir ilçesi
höbelek :
tür. * öbek (yığın, küme) + lek (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir çeşit
mantar; bostan ve bağlara çalı çırpıdan yapılan bekçi kulübesi; yığın
hödük :
tür. * höd (kabalık, sertlik ifade eden ses yansımalı kelime) + ük (ile ilgili,
gibi, -a ait) * kaba saba, görgüsüz, anlayışsız ve düşüncesiz kimse;
eğitimsizliğini veya görgüsüzlüğünü davranışlarıyla belli eden kişi
hökelek :
tür. * hök (gururla, şişerek yürüme, kibirlenme) + el (edilgen fiil eki) + ek
(isim yapım eki) * çalım, kurum, gösteriş
höl :
tür. * höl (yaşlık, nem, rutubet, ıslaklık) * yaşlık, nem, rutubet, ıslaklık
höpürdetmek :
tür. * höpür (içme, emme sırasında çıkan sesten kaynaklanan ses yansımalı
kelime) + det (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * sıvı bir şeyi içerken,
emerken veya yerken ağızdan ses çıkartmak
hörgüç :
tür. * ör (yükselmek, yukarı çıkmak) + güç (isim yapım eki) * tümsek, çıkıntı;
deve ve bazı hayvanların sırtında bulunan, yağ depolayan büyük çıkıntı
höristik :
gre. * heuriskein (bulmak, keşfetmek) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
* deneme-yanılma veya pratik yöntemlerle çözüm aramaya dayalı yaklaşım
höst :
tür. * höst (ses yansımalı kelime) * at, katır, sığır vb. hayvanları, özellikle
öküzü durdurmak için kullanılan bir seslenme sözü; bir kimseyi uyarmak için
kullanılan bir seslenme sözü
höşmerim :
far. * hoş (iyi, güzel, tatlı, sevimli, latif) + maram, malham (kaymak) *
tuzsuz peynir, şeker, irmik, yumurta sarısı ve renklendirici ile kaynatılarak
yapılan, Balıkesir ile özdeşleşmiş tatlı (melhem (deriye sürülen yumuşak veya
koyu kıvamda, yağlı veya yağsız ilaç) (tür.) )
höşül :
tür. * höş (ezilmiş, yumuşamış, lifli artık) + ül (isim yapma eki) * meyve,
üzüm veya benzeri maddelerin sıkılıp suyu alındıktan sonra geriye kalan lifli,
yumuşak ve değersiz sayılan posası; haşlanmış veya fırınlanmış meyve, meyve
püresi (Ordu ve Giresun ağzı); un bulamacı; pis; suyu alınmış meyvenin posası;
burnu akan, ağzından salya akan (İç Anadolu bölgesi ağzı)
höşür :
ara.* uşr (onda bir) * un, nişasta veya kurutulmuş meyvelerin yağ ve şekerle
kavrulmasıyla yapılan, kıvamı yöreye göre bulamaç, helva veya kırıntı şeklinde
değişen geleneksel bir tatlı ya da yiyecek türü
höşür :
erm. * hoşor (kaba, büyük, iri, biçimsiz, pürüzlü ) * uçurum; inişli çikişli,
engebeli yer; sık çalılık
höt :
tür. * höt (ses yansımalı kelime) * korkutmak vey dikkati kendi üzerine çekmek
için söylenen nida
hötöröf :
gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + trephein
(beslemek, gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophos, trophe (besin, gıda,
beslenme, gelişim, büyüme) * enerjisini ve organik besinlerini kendi başına
üretemeyip başka canlılardan veya organik maddelerden sağlayan canlı; pasif
eşcinsel erkek (argo)
höykürmek :
tür. * höy (ses yansımalı kelime) + kür (etken fiil eki) + mek (fiil mastar
eki) * bir tarikatın üyesi olan kimseler, toplu halde dua ederken kendilerinden
geçerek hep bir ağızdan yüksek sesle bağırışmak; heyecanlı bir biçimde,
coşarak, bağırarak konuşmak
höyük :
tür. * höy (yüksek, yükselme, yığılma, kabarma) + ük (isim yapım eki) * yığma
tepe, tümsek, yüksek yer; insan yerleşimlerinin yüzyıllar boyunca üst üste
kurulmasıyla oluşan, içinde arkeolojik kalıntılar barındıran yapay toprak
tepecik (high (yüksek) (ing.), hoch (yüksek), höchst (en yüksek) (alm.) )
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder