27 Eylül 2026 Pazar

hiperosmi - höyük

hiperosmi : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + osmia (omein (koklamak, koku almak, kokuyu algılamak) (osme (koku, koklama duyusu) + ein (fiil mastar eki) ) + eia (olma durumu) ) * koku duyusunun normalden fazla hassas olması durumu; bazı nörolojik, hormonal veya psikiyatrik durumlarla ilişkili olabilen anormal artmış koku algısı

hiperosmo : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + osmos (itme, dürtme, akış, geçiş) (othein (itmek, dürtmek, akmak, geçmek) + smos (isim yapım eki) ) * bir çözeltinin ozmotik basıncının normalden yüksek olması durumu; genellikle suyun osmoz yoluyla daha düşük konsantrasyonlu ortamdan bu çözeltiye geçmesine neden olan yoğunluk farkı

hiperosmolar : gre., lat. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + osmos (itme, dürtme, akış, geçiş) (othein (itmek, dürtmek, akmak, geçmek) + smos (isim yapım eki) ) (gre.) + laris (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) * normal osmotik basınç veya çözelti partikül yoğunluğunun üzerinde olan ve bu nedenle suyun hücreler veya çözeltiler arasında hareketini artıran veya değiştiren; yüksek oranda tuz (sodyum), glikoz ve diğer maddeler içeren

hiperosmolarite : gre., lat. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + osmos (itme, dürtme, akış, geçiş) (othein (itmek, dürtmek, akmak, geçmek) + smos (isim yapım eki) ) (gre.) + laris (ile ilgili, gibi, -a ait) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * bir çözeltide çözünmüş taneciklerin (ozmotik partiküllerin) yoğunluğunun ve osmotik basıncın normalden yüksek olması durumu; ajanın yüksek oranda tuz (sodyum), glikoz ve diğer maddeler içermesi durumu

hiperozmo : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + osmos (itme, dürtme, akış, geçiş) (othein (itmek, dürtmek, akmak, geçmek) + smos (isim yapım eki) ) * bir çözeltinin ozmotik basıncının normalden yüksek olması durumu; genellikle suyun osmoz yoluyla daha düşük konsantrasyonlu ortamdan bu çözeltiye geçmesine neden olan yoğunluk farkı

hiperparatiroidizm : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + thyroeides (kalkan şekilli) (thyreos (kalkan) + oides (ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) ) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * kanda kalsiyum düzeyinin yükselmesi (hiperkalsemi) ile karakterize olan, paratiroid bezlerinin aşırı hormon üretmesine dayalı endokrinolojik bir bozukluk

hiperpigmentasyon : gre., lat. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) + pigementare (boyamak, boyanmak, renklendirmek, renklenmek) (pigmentum (boya, renk) + are (fiil mastar eki) ) + atio (isim yapım eki, olma durumu) (lat.) * genellikle güneş ışığı, hormonal değişiklikler veya cilt hasarına bağlı olan ciltte melanin veya başka pigmentlerin normalden fazla birikmesi sonucu oluşan koyulaşma durumu

hiperplastik : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + plassein (kalıplamak, kalıba dökmek, şekil vermek, şekillendirmek) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * hücre veya doku sayısında anormal artışla karakterize olan, organizmada aşırı büyüme veya çoğalma

hiperplazi : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + plasis (şekillenme, şekil verme, biçimlenme, oluşma, büyüme) (plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek) + isis (isim yapım eki) ) * bir dokuda hücre sayısının normalden fazla artması sonucu organ veya doku büyümesi durumu

hiperpne : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + pnein (nefes almak, solumak, esmek), pnoea (nefes, nefes alma, soluma, soluklanma, solunum) * fizyolojik veya patolojik olarak solunumun artması şeklinde ortaya çıkan normalden hızlı ve derin nefes alma durumu

hiperpotasemi : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) + potassium (potasyum) (lat.) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * kanda normalden yüksek potasyum iyonu (K⁺) seviyesinin bulunması durumu; kalp ritim bozuklukları ve kas fonksiyonları üzerinde etkili olabilen tıbbi bir durum

hiperpreksi : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) + prexie (ateş) (gre.); prexus (üzüntü, hüzün) (lat.) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * aşırı yüksek vücut ısısı veya ateş durumu; aşırı yüksek vücut ısısı veya ateş durumu

hiperprolaktinemi : gre., lat. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) + prolaktin (süt salgılatıcı hormon) (lat.) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * hormonal dengesizliklere, adet bozukluklarına veya süt salgısında artışa yol açan, kanda normalden yüksek prolaktin hormonu seviyesinin bulunması durumu

hiperrefleksi : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) + reflexo (re (tekrar, geri, yeniden, karşı) + flectere (eğmek, bükmek, çevirmek, döndürmek, esnetmek, kıvırmak, kasmak), flectus, flexus, flexo (eğme, bükme, döndürme, esnetme, kıvırma) ) (lat.) * normalden aşırı güçlü veya artmış istem dışı tepki hareketi durumu; genellikle sinir sistemi hastalıkları veya yaralanmalarında görülen patolojik refleks artışı

hiperresupinasyon : gre., lat. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) + re (yeniden, tekrar, geri) + supinus (arkaya yatmış, sırtüstü dönmüş; gevşek, geriye eğilmiş), supinare (sırtüstü yatırmak, geriye çevirmek) + tio (isim yapım eki) (lat.) * bir organın veya yapının normal resupinasyon hareketini aşırı derecede gerçekleştirmesiyle, özellikle bitkilerde çiçek veya organ ekseninin başlangıçtaki konumuna göre ters yönde daha fazla dönmesi durumu

hipersalivasyon : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) + salivare (tükürüklemek, salyalamak) (saliva (tükürük, salya) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki, olma durumu) (lat.) * çeşitli sinirsel, ilaç kaynaklı veya sistemik nedenlerle ortaya çıkabilen normalden fazla tükürük üretimi veya salgılanması durumu

hipersekresyon : gre. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) + secretio (salgılama) (secernere (ayırmak, salgılamak) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * hormon, mukus veya enzim gibi biyolojik maddelerin aşırı salınımıyla karakterize olan, bir bezin normalden fazla salgı üretmesi durumu

hiperselüler : gre., lat. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) + cellula (cella (oda, depo, hücre) + ulus, ula (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * iltihap, tümör veya rejeneratif süreçlerde gözlenen patolojik bir artış anlamında kullanılan doku içinde normalden fazla sayıda hücre bulunması durumu

hipersensibilite : gre., lat. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) + sensibilitas (hassasiyet, duyarlılık) (sensibilis (duyumsanabilir, hassas) (sensus (his, duygu, duygu) + ibilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) ) + itas (isim yapım ve durum eki) ) (lat.) * organizmanın belirli uyaranlara karşı normalden fazla tepki göstermesi durumu; alerjik reaksiyonlar, otoimmün yanıtlar gibi bağışıklık sisteminin aşırı duyarlılık tepkilerini kapsayan patolojik bir durum

hipersensitivite : gre., lat. * hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde) (gre.) + sentire (hissetmek, duyumsamak, sezmek, algılamak, farketmek) (sensus (his, duygu, duyu, sezgi, algı, farkındalık, anlam) + tivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * organizmanın fiziksel, kimyasal veya biyolojik uyaranlara karşı olağandışı derecede hassas tepkiler vermesi durumu; özellikle bağışıklık sistemiyle ilgili aşırı duyarlılık reaksiyonlarını tanımlamak için kullanılır.

hipersomnia : gre., lat. * hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde) (gre.) + somniare (uyumak), somnia (somnus (uyku, uyuma) (lat.) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * normalden fazla ve kontrolsüz uyuma durumu; genellikle nörolojik, psikiyatrik veya metabolik bozukluklarla ilişkili olarak görülen, gündüz aşırı uykululuk haliyle karakterize bir uyku bozukluğu

hipersomnolans : gre., lat. * hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde) (gre.) + somnolentia (somnus (uyku, uyuma) + lentus (yatkın, meyilli) (lat.) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * sürekli uyuklama eğilimi veya aşırı uykululuk hali; özellikle gündüz saatlerinde istemsiz uyku atakları ile belirgin olan patolojik bir durum

hipersonik : gre., lat. * hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde) (gre.) + sonus (ses) (lat.) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * ses hızının (343.2 m/s) beş katı veya daha fazla hızda (Mach 5 ve üzeri) hareket eden cisimlerin (özellikle uçak, füze vb.) hızıyla ilgili

hipersplenizm : gre. * hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde) + splen (dalak) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * dalağın aşırı aktif olması nedeniyle kandaki hücrelerin normalden fazla parçalanmasına bağlı olarak ortaya çıkan anemi, lökopeni veya trombositopeni gibi kan hücresi eksikliklerine yol açan patolojik sendrom

hipertansif : gre. * hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde) + tendere (germek, gerilmek, uzatmak, esnetmek, yöneltmek), tensio (gerilim, esneme, uzama) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * kan basıncının normalden yüksek olmasıyla ilgili veya bu duruma sahip olan

hipertansif retinopati : gre., lat. * hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde) (gre.) + tendere (germek, gerilmek, uzatmak, esnetmek, yöneltmek), tensio (gerilim, esneme, uzama) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + rhetine (ağ tabaka, gözün sinir tabakası) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * görme bozuklukları, damar tıkanmaları veya kanamaları ile karakterize olan, yüksek kan basıncının (hipertansiyon) neden olduğu retina damarlarında hasar ve buna bağlı gelişen retina hastalığı

hipertansiyon : gre., lat. * hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde) (gre.) + tendere (germek, gerilmek, uzatmak, esnetmek, yöneltmek), tensio (gerilim, esneme, uzama) (lat.) * kan basıncının normalden yüksek olması durumu; kalp ve damar hastalıkları riskini artıran kronik bir sağlık sorunu (büyük tansiyonun (sistolik kan basıncı) 140 mmHg ve üzeri, küçük tansiyonun (diastolik kan basıncı) 90 mmHg ve üzerinde olması yüksek tansiyon olarak kabul edilir.)

hipertelorizm : gre. * hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde) + telos (uç, son, mesafe, uzaklık) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * iki organ veya yapı arasındaki normalden fazla mesafe durumu; özellikle gözler arasındaki uzaklığın artması (orbital hipertelorizm)

hipertermi : gre. * hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde) + thermia (ısı, sıcaklık) (therme, thermos (ısıtma, sıcak yapma) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * sıcak çarpması, enfeksiyonlar veya metabolik bozukluklar sonucu ortaya çıkan, vücut ısısının normalden çok yüksek seviyelere çıkması durumu

hipertetrahedron : gre. * hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde) + tetra (dört) + hedra (yüz, yüzey) + on (son ek) * dört yüzlü (tetrahedron) bir geometrik şeklin daha karmaşık veya genişletilmiş varyantı; genellikle matematik ve geometri alanında, standart dört yüzlü şeklin aşırı genişletilmiş veya modifiye edilmiş hali

hipertiroidi : gre. * hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde) + thyroeides (kalkan şekilli) (thyreos (kalkan) + oides (ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) ) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * tiroid bezinin aşırı hormon üretimi sonucu metabolizmanın hızlanması durumu; genellikle çarpıntı, kilo kaybı, terleme gibi belirtilerle kendini gösteren endokrin bir bozukluk

hipertiroidizm : gre. * hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde) + thyroeides (kalkan biçiminde, tiroid bezi) (+ thyreos (kalkan) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) ) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)+ ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * tiroid bezinin aşırı hormon üretimi sonucu metabolizmanın hızlanması durumu; genellikle çarpıntı, kilo kaybı, terleme gibi belirtilerle kendini gösteren endokrin bir bozukluk

hipertoni : gre. * hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde) + teinein, teino (germek, uzatmak), tonia (kudret, kuvvetlilik, güçlülük) (tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kasların normalden fazla kasılı veya gergin olması durumu; sinir sistemi bozuklukları veya kas hastalıkları sonucu ortaya çıkan patolojik bir kas tonusu artışı

hipertonik : gre. * hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde) + teinein, teino (germek, uzatmak), tonia (kudret, kuvvetlilik, güçlülük) (tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hipertoni ile ilgili

hipertonik salin : gre. * hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde) + teinein, teino (germek, uzatmak), tonia (kudret, kuvvetlilik, güçlülük) (tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + saline (tuzlu) (sal (tuz) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) (lat.) * genellikle damar yolu ile verildiğinde hücrelerden su çekerek ödemi azaltan beyin ödemi ve bazı akciğer ödemlerinde kullanılan, hidrasyon ve elektrolit dengesi sağlamak amacıyla kontrollü şekilde uygulanan, normal vücut sıvılarından daha yüksek tuz (NaCl) konsantrasyonuna sahip olan steril tuzlu su çözeltisi

hipertonisite : gre., lat. * hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde) + tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) (gre.) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * bir kasın, dokunun veya sıvının normalden daha yüksek gerilim veya basınç düzeyine sahip olması durumu

hipertrigliseridemi : gre. * hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde) + tri (üç) + glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker), glukeridion (tatlı yağ) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kandaki trigliserid (yağ) seviyesinin normalden fazla olması durumu; genellikle kalp-damar hastalıkları riskini artıran metabolik bir bozukluk

hipertrikoz : gre. * hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde) + thrix, trichos (kıl, saç) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * genetik, hormonal veya bazı hastalıklar ve ilaçların yan etkisi olarak ortaya çıkan vücutta normalden fazla kıllanma durumu

hipertrikozis lanuginosa : gre., lat. * hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde) + thrix, trichos (kıl, saç) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) + lanugo (ince, yumuşak tüy) + osa (olma durumu eki) (lat.) * yetişkinlikte özellikle kaş, alın, kulak ve burun çevresinde uzun, ince, lanugo benzeri tüylerin hızla büyümesiyle karakterize çok nadir bir durum

hipertrofi : gre. * hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde) + trephein (beslemek, gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophia (beslenme, gıdalanma, büyüme durumu) (trophos, trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * doku veya organların hücre sayısı artmadan büyümesi durumu; genellikle kaslarda veya organlarda hacim artışı olarak kendini gösteren fizyolojik veya patolojik bir büyüme şekli

hiperürisemi : gre. * hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde) + ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kandaki ürik asit düzeyinin normalden yüksek olması durumu (genellikle gut hastalığı ve böbrek taşı oluşumu ile ilişkilidir.)

hiperventilasyon : gre. * hyper (yukarıda, üstünde, üzerinde, ötesinde) (gre.) + ventilatio (havalandırma, solunum) (ventilare (havalandırmak, hava sirkülasyonu sağlamak) (ventus (rüzgar) + ilis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * normalden hızlı veya derin nefes alma durumu; vücutta karbondioksit seviyesinin düşmesine ve dolayısıyla baş dönmesi, baygınlık gibi belirtilere yol açabilen solunum bozukluğu

hipervijilans : gre., lat. * hyper (üzerinde, fazla, aşırı, yüksek, yukarıda, ötede) (gre.) + vigilantia (uyanık olma, tayakkuz) (vigilare (uyanık olmak, teyakkuzda olmak, tetikte olmak) (vigil (uyanık, teyakkuz halinde, tetikte, dikkatli, gözeten) + are (fiil mastar eki) ) + entia (durum eki) ) (lat.) * kişinin çevresel uyaranlara karşı normalin çok üzerinde bir dikkat ve tetikte olma hali geliştirmesiyle, en küçük tehdit ihtimalini bile sürekli izleme ve algılama durumunda bulunması; aşırı dikkatli, tetikte veya uyanık olma durumu; genellikle anksiyete bozuklukları ve travma sonrası stres bozukluğu gibi psikiyatrik durumlarda görülen, normalin üzerinde artmış uyanıklık hali

hiphop : ing. * hip (güncel, havalı, modaya uygun) + hop (zıplamak, sekmek) * 1970’lerde ABD’nin Afro-Amerikan ve Latin topluluklarında gelişen, müzik, dans (breakdance), graffiti sanatı ve rap sözlü anlatımını içeren kültürel bir hareket; aynı zamanda bu kültürün müziğini tanımlayan bir terim

hipi : ing. * hip (güncel, havalı, modaya uygun) + ie (küçültme-aidiyet eki) * 1960’lı yıllarda ABD’de ortaya çıkan, geleneksel toplumsal normlara karşı çıkan, barış, özgürlük, doğaya dönüş, karşı-kültür ve alternatif yaşam tarzlarını benimseyen bireyleri tanımlayan, renkli giysiler, uzun saç, pasifizm ve psikedelik müzikle özdeşleşmiş bir terim

hipnogojik fenomen : gre. * hypnos (uyku) + agein (götürmek, sürmek, yönlendirmek), agogos (götüren, yönlendiren) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + phainomenon (görünen şey, ortaya çıkan, olgu, oluşum) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak) + menon (isim yapım eki) ) * uykuya dalma anında ortaya çıkan, gerçeklik ile rüya arasında yaşanan geçici algı durumuyla ilgili durum; özellikle görsel veya işitsel halüsinasyonlar şeklinde deneyimlenebilen zihinsel durum

hipnogojik halüsinasyon : gre. * hypnos (uyku) + agein (götürmek, sürmek, yönlendirmek), agogos (götüren, yönlendiren) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + hallucinatio (yanılsama, hayal görme) (hallucinari (dolaşmak, hayal görmek, sanı içinde olmak) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * uykuya dalma anında ortaya çıkan, genellikle görsel, işitsel veya dokunsal nitelikte olan, gerçeklik ile rüya arasında bir geçiş durumunu yansıtan, uykusuzluk, stres veya narkolepsiyle ilişkili olabilen gerçek dışı ama gerçek algısı yaratan durum

hipnopompik : gre. * hypnos (uyku) + pempein (göndermek, yollamak, sevketmek, iletmek), pompe (gönderme, yollama, götürme, eşlik etme, uğurlama) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * uyanma sürecinde yani uykudan uyanırken ortaya çıkan zihinsel durum veya algı haliyle ilgili; uyanma anında yaşanan geçici bilinç bulanıklığı, gerçek dışı algılar veya halüsinasyonlarla ilişkili, hipnogojik durumun tersi

hipnotik : gre. * hypnos (uyku) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * uyku ile ilgili veya uyku halini teşvik eden; genellikle uyku getirici ilaçlar veya durumları tanımlayan kelime

hipnotize : gre., lat. * hypnotizatus (hypnos (uyku) (gre.) + izatus (dönüştürülmüş, halini almış, kılınmış, olmuş) (izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); hypnotisé (fra.) * hipnoz yoluyla uyku benzeri trans durumuna geçmiş/geçirilmiş; uyku haline geçmiş, uykuya dalmış

hipnotizma : gre. * hypnos (uyku) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * uyku benzeri trans hali yaratan, kişinin bilinç durumunu değiştiren ve telkinlere açıklığını artıran psikolojik durum; genellikle terapi veya gösteri amaçlı kullanılan teknik ve uygulamalar bütünü

hipnoz : gre. * hypnosis (hupnos, hypnos (uyku) + isis (isim yapım eki) ) * bilinç durumunda geçici değişiklik yaratan, genellikle telkin yoluyla kişinin dikkatinin belirli bir uyaran, düşünce veya deneyim üzerinde yoğunlaştığı, çevresel uyaranlara yönelik farkındalığın göreceli olarak azaldığı, hayal gücü ve zihinsel odaklanmanın arttığı ve telkinlere normalden daha açık olabildiği değişmiş bilinç durumu ve psikolojik fenomen; bireyin derin bir odaklanma ve yüksek konsantrasyon durumuna geçerek dış uyaranlara karşı duyarsızlaştığı ve telkinlere açık hale geldiği geçici bir zihin durumu

hipnozoit : gre. * hupnos, hypnos (uyku) + zoion (canlı, hayvan) + oides (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * parazitin uyku veya dinlenme durumundaki formu; özellikle bazı protozoonların enfeksiyon döngüsünde hareketsiz veya inaktif aşaması; plasmodium ovale ve P. vivax'ın neden olduğu insan sıtma enfeksiyonlarında latentlik ve nüksetme ile muhtemel ilişkileriyle bilinen belirli parazitik protozoaların yaşam döngülerindeki uykuda olan formlar

hipo : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) * bir şeyin altında, az veya yetersiz olduğunu ifade eden önek; tıpta ve bilimde eksiklik veya düşük seviye

hipoaktif : gre., lat. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) (gre.) + activus (agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) * normalden az eylemsel veya düşük seviyede işlev gösteren; özellikle fizyolojik veya psikolojik eylem azalma durumu arzeden

hipoaktivite : gre., lat. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) (gre.) + activus (agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * normalden az eylemsel veya düşük seviyede işlev gösterme durumu; fizyolojik veya psikolojik eylem azalma durumu

hipoakuzi : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + akouein (işitmek, duymak), akousis (işitme, duyma) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * işitme duyusunda azalma veya eksiklik durumu; kısmi işitme kaybı

hipoalbüminemi : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + alphos (beyaz, beyazımsı) (gre.); albus, album (beyaz) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * karaciğer hastalıkları, beslenme yetersizliği veya böbrek sorunlarıyla ilişkili olarak kandaki albümin (beyaz protein) miktarının normalin altında olması durumu

hipoaldosteronizm : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + aldosteron (böbrek üstü bezinden salgılanan bir hormon) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * vücutta aldosteron hormonunun normalden az salgılanması durumu (sıvı ve elektrolit dengesinde bozukluklar, kan basıncında düşme ve potasyumda artış ile karakterizedir.)

hipoalerjenik : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + allergiogonos (allos (başka, farklı, diğer, öbür, ötesi) + ergos, ergon (iş, çalışma, eylem) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan), genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * alerji riski düşük, bağışıklık sistemi tepkisini minimum düzeyde uyaran, düşük alerjenik etkili

hipodansite : gre., lat. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) (gre.) + densitas (densus (yoğun, sık, sıkı, kalın) + itas (ile ilgili olma) ) (lat.) * bir maddenin veya dokunun normalden daha az yoğun olması durumu (tıpta özellikle radyoloji ve görüntüleme alanında, dokuların veya yapıların düşük yoğunluklu görünmesi anlamında kullanılır.)

hipodens : gre., lat. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) (gre.) + densus (yoğun, sık, sıkı, kalın) (lat.) * normalden daha az yoğun olan

hipoderm : gre. * hypodermis (hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + derma, dermat, dermatos (deri, cilt, ten) ) * cilt altı dokusu olarak da bilinen, yağ ile bağ dokusundan oluşan, enerji depolama, ısı yalıtımı ve mekanik koruma işlevi olan derinin hemen altındaki doku katmanı

hipodermik : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + derma, dermat, dermatos (deri, cilt, ten) + ikos (ile ilgili olma) * hipoderm ile ilgili

hipodermis : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + derma, dermat, dermatos (deri, cilt, ten) + is (isim yapım eki) * derinin altında yer alan, gevşek bağ dokusu ve çoğunlukla yağ dokusundan oluşarak deriyi alttaki dokulara bağlayan, yalıtım, enerji depolama ve mekanik koruma görevleri sağlayan en alt deri tabakası

hipodrom : gre. * hippodromos (hypo, hyppos, ipo (at) + dramein (koşmak), dromos (koşu, koşma; yön, rota, yol, pist, sokak) ) * at yolu; at koşu yeri; at yarışlarının yapıldığı, yarış pistine sahip açık alan veya tesis.

hipoekoik : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + ekho (yankı, ses yansıması, sesin geri dönüşü) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ultrason görüntülemede, doku yoğunluğu veya sıvı içeriğine bağlı olarak genellikle daha koyu (karanlık) görünen ve çevre dokulara kıyasla daha az yankı (eko) üreten (az yoğun yapılı dokusal alan)

hipoekojen : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + ekho (yankı, ses yansıması, sesin geri dönüşü) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * ultrason görüntülemede çevresine göre daha az yankı (eko) oluşturan (ses dalgası yansıtan) doku veya yapı; genellikle içeriğinde sıvı bulunan veya düşük yoğunluklu kitleler

hipoekojenik : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + ekho (yankı, ses yansıması, sesin geri dönüşü) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ikos (ile ilgili,-a ait) * ultrasonografide çevresindeki dokulara göre daha az yankı (eko) oluşturan (ses dalgası yansıtan) ve daha koyu görünen (yapı)

hipoestezi : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + aisthesis (his, duyu), aisthesia (hislenme, duyumsama) * duyu azalma durumu; dokunma, ağrı, ısı gibi duyulara karşı hissin azalması veya zayıflaması ile karakterize nörolojik bir durum

hipofaji : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + phageia (yeme durumu, yutma durumu) (phagein (yemek, yutmak, tüketmek) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * normalden az yemek yeme durumu; genellikle iştahsızlık, metabolik bozukluklar veya psikolojik etkenlerle ilişkili olarak ortaya çıkan yetersiz beslenme davranışı

hipofarenks : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + pharunx, pharynx, pharung (burun ve ağız boşluğunun arkasında yer alan organ, yutak, gırtlak; üst kısmı nazofarenks ve alt kısmı) * yutak (farenks) bölgesinin en alt kısmı olan, yemek ve hava yollarının ayrıldığı, yemek borusuna açılan anatomik alan

hipofiz : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme) * beynin tabanında, hipotalamusun hemen altında yer alan küçük ama hormonal açıdan çok etkili endokrin bez; vücuttaki pek çok hormonun salgılanmasını düzenleyen, "ana bez"

hipofobi : gre. * hippos (at) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * at korkusu

hipoforya : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + pherein (taşımak, götürmek, yönelmek), phoria (taşıma, götürme, yönelme) * göz ve korneanın aşağı dönük olması ile karakterize bir şaşılık türü (içe dönüklük (esoforya), dışa dönüklük (ekzoforya), yukarı dönüklük (hiperforya) ); mimarlıkta bir yapının taşıyıcı alt unsuru veya destek elemanı; özellikle sütun veya ayakların taşıdığı kısım

hipofosfatemi : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + phosphate (gübre olarak kullanılan, fosforik asidin tuzu veya esteri) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek) + ate (asidin tuzu veya esterini belirten ek) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kemik sağlığı, enerji metabolizması ve hücre fonksiyonlarında bozukluklara yol açabilen, kanda fosfat iyonlarının normalin altında bulunması durumu

hipogamaglobülinemi : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + gamma (Grek alfabesindeki üçüncü harf, müzikal notasyon başlangıcı) + globus (küre, top) + ulus, ula (küçültme eki) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bağışıklık sisteminin zayıflaması ve enfeksiyonlara karşı direnç azalmasıyla karakterize olan, kanda gama globulin (özellikle antikorlar) seviyesinin normalin altında olması durumu;

hipogastrik : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + gaster (mide) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * karın bölgesinin alt kısmına veya kasık bölgesine ait olan; özellikle pelvisin alt kısmı ve karın bölgesi ile ilgili olan

hipogastriyum : gre., lat. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + gaster (mide) (gre.) + ium (yer, mekan, durum eki, isim yapım eki) (lat.) * karın bölgesinin alt kısmı; göbek ile kasıklar arasındaki merkezi alt karın bölgesi

hipogeik : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + ge (yeryüzü, yer, dünya) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * yerlatına ilişkin; gelişimini veya oluşumunu toprağın altında gerçekleştiren, özellikle tohumların çimlenmesi sırasında kotiledonların toprak yüzeyinin altında kaldığı bitki gelişim tipine ilişkin

hipoglisemi : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kanda glukoz (şeker) seviyesinin normalin altına düşmesi durumu (halsizlik, baş dönmesi, terleme ve bilinç kaybına kadar varabilen metabolik bir bozukluk)

hipoglossal : gre., lat. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + glotto, glossa, glotta (dil) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * dilin altında yer alan; özellikle dil hareketlerini kontrol eden 12. kraniyal sinir (hipoglossal sinir) ile ilgili olan

hipoglossus : gre., lat. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + glotto, glossa, glotta (dil) (gre.) + us (son ek) (lat.) * dilin altında yer alan ve dilin tabanından yana doğru çekilmesini sağlayan kas

hipogonadizm : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + gone, gonas, gonad (düğüm, yumru, yumurtalık, testis, erbezi) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * cinsel gelişim ve üreme fonksiyonlarında gerilik ile karakterize, gonadların (testis veya yumurtalıkların) az çalışması veya yetersiz fonksiyonu sonucu oluşan hormonal ve üreme bozukluğu durumu

hipoguzi : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + gustus (tat, lezzet) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * tat alma duyusunun azalması

hipoje : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) * yeraltı mezarı

hipojinöz : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + gyne (dişi organ, dişi, kadın) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * çiçek organlarının dişi organın (ginekeumun) altında yer aldığı, erkek ve dişi organların çiçek tablası üzerinde serbest bulunduğu ve yumurtalığın üst durumlu olduğu çiçek yapısına ilişkin

hipokalemi : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + kalium (potasyum) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kas güçsüzlüğü, kalp ritim bozuklukları ve yorgunluk ile karakterize, kandaki potasyum düzeyinin normalin altına düşmesi durumu

hipokalsemi : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + khalix (kireç taşı) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kas krampları, uyuşmalar, kasılmalar ve kardiyak ritim bozuklukları ile karakterize, kanda kalsiyum düzeyinin normalin altına düşmesi ile oluşan elektrolit dengesizliği durumu

hipokampal nörogenesis : gre. * hippos (at) + kampos (deniz canavarı, deniz yaratığı, kıvrımlı yaratık) (gre.) + alis (sıfat yapım eki, ile ilgili) (lat.) + neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + genesis (doğum, üretim, meydana gelme, yaratma, yaratılış, oluşum) (gre.) * beyindeki yeni nöron üretim süreci

hipokampus : gre. * hippos (at) + kampos (deniz canavarı, deniz yaratığı, kıvrımlı yaratık) * beynin hafıza ve öğrenme bölümünden sorumlu merkez parçası

hipokapni : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + kapnos (duman, buhar) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * hiperventilasyon olarak bilinen derin veya hızlı solunumdan kaynaklanan kandaki karbondioksitin azalması durumu

hipokarpium : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + karpos (meyve, tohum) (gre.) + ium (isim ve yer eki) (lat.) * meyvenin altında bulunan veya meyveyi taşıyan çiçek ekseni veya çiçek tablasının alt bölümü

hipokastani semen : gre., lat. * hypo, hyppos, ipo (at) + kastani (kestane) + serere (ekmek), semen (ekin, tohum, çekirdek, döl) * atkestanesi tohumu (antieksüdatif ve ödemprotektif etkisi olup, bacaklardaki ağrı ve yorgunluklar, kaşıntı, darbeye dayalı ödemlerin tedavisinde kullanılır.)

hipokinezi : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak), kinesia (hareket etme) (kinesis (hareket, devinim, kıpırdama, kımıldama) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bazal ganglionlardaki bir bozulma nedeniyle kas hareketinin kısmen veya tamamen kaybı ile karakterize olan vücut hareketlerinin azalması

hipoklorid : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + khloros (yeşil, sarımsı yeşil, soluk yeşil, yeşilimsi sarı, taze) + ides (ile ilgili olan) * deodorant, dezenfektasyon ve beyazlatıcı yapımında kullanılan iyon kökü (ClO-)

hipokondri : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + khondrion (küçük kıkırdak, kaburga kıkırdağı) * kaburgaların altındaki üst karın bölgesi, karın bölgesinin üst yan kısmı; aşırı hastalık kaygısı ve bedensel şikayetlerle karakterize psikolojik durum, hipokondriya

hipokondriyak : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + khondrion (küçük kıkırdak, kaburga kıkırdağı) + iakos (ile ilgili, ilişkili) * kaburga altıyla ilgili olan; özellikle aşırı hastalık korkusuna sahip, hastalık hastalığıyla ilgili

hipokondriyal : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + khondrion (küçük kıkırdak, kaburga kıkırdağı) + iakos (ile ilgili, gibi, -a ait) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * hipokondri ile ilgili

hipokondriyazis : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + khondrion (küçük kıkırdak, kaburga kıkırdağı) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * kaburga altı bölgesiyle ilgili hastalık; özellikle aşırı hastalık korkusu veya hastalık hastalığı durumu

hipokoristik : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + koros (çocuk, bebek) + istes (-cı, yapan, eden eki) + ikos (ile ilgili, -a ait) * bir kimseye, hayvana veya nesneye karşı duyulan sevgiyi, yakınlığı, şefkati veya bazen küçümsemeyi belirtmek amacıyla adların kısaltılması, ses değişikliklerine uğratılması veya sonlarına küçültme/sevgi ekleri getirilmesiyle oluşturulmuş (sevgi ve şefkat sözcükleri)

hipokotil : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + kotyle (kase, kap, çanak, tas, oyuk, çenek, fincan; tohum yaprağı) * tohumlu bitkilerde çimlenme sırasında kotiledonların (çenek yaprakları) altında, kök boğazının ise üstünde yer alan ve embriyonik gövdenin alt bölümünü oluşturan eksen parçası

hipokrat : gre. * hypo, hyppos, ipo (at) + kratos (güç, kuvvet; yönetim) * Antik Yunan’da MÖ 5. yüzyılda yaşamış, modern tıbbın babası kabul edilen hekim Hippokrates

hipokraterform : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + kratein (karıştırmak), krater (karıştırıcı, büyük kase, kap, tas; yanardağ ağzı, yanardağ çukuru) (gre.) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * uzun ve dar bir tüpün ucunda yatay olarak yayılan düz bir taç ayasına sahip olup görünüşü eski Yunan krater kaplarını andıran (çiçek taç yapısı)

hipokromi : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + khroma (renk) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * kırmızı kan hücresindeki hemoglobin miktarının referans aralık olan 32 - 36 gram/desilitre (g/dL) altında olması durumu

hipokromik : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + khroma (renk) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)+ ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hipokromi ile ilgili

hipoksantin : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + xanthos (sarı) + in (kimyasal bileşik eki) * DNA/RNA'daki pürin metabolizmasında yer alan ve ürik asit oluşumunda ara basamak olan, biyokimyasal açıdan önemli bir azotlu baz (C5H4N4O)

hipoksemi : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kandaki oksijen seviyesinin anormal derecede düşük olması durumu

hipoksemik anoksi : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * kanda anormal derecede düşük oksijen bulunmasına bağlı olarak oksijenin organizmadaki dokulara yeterli miktarda ulaşamaması durumu

hipoksi : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * doku perfüzyonu, metabolik bozukluklar veya oksijen kaynağı eksikliği gibi nedenlere bağlı olarak beden dokularında oksijen oranının azalması durumu

hipomagnezemi : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) (gre.) + magnesium (magnezyum) (lat.) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kandaki magnezyum oranının normalin altında olması

hipomorf : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) * az gelişmiş; normal (yabanıl) tipe göre etkinliği veya işlevi azalmış ancak tamamen kaybolmamış olan mutant bir gen veya alel

hiponatremi : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) (gre.) + natrium (sodyum) (lat.) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * serum sodyum konsantrasyonunun 135 mEq/L'den düşük olması; kandaki sodyum oranının normalin altında olması

hipoosmolar : gre., lat. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + osmos (itme, dürtme, akış, geçiş) (othein (itmek, dürtmek, akmak, geçmek) + smos (isim yapım eki) ) (gre.) + laris (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) * normal osmotik basınç veya çözelti partikül yoğunluğunun altında olan ve bu nedenle suyun hücreler veya çözeltiler arasında hareketini artıran veya değiştiren; düşük oranda tuz (sodyum), glikoz ve diğer maddeler içeren

hipoosmolarite : gre., lat. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + osmos (itme, dürtme, akış, geçiş) (othein (itmek, dürtmek, akmak, geçmek) + smos (isim yapım eki) ) (gre.) + laris (ile ilgili, gibi, -a ait) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * bir çözeltide çözünmüş taneciklerin (ozmotik partiküllerin) yoğunluğunun ve osmotik basıncın normalden düşük olması durumu; ajanın düşük oranda tuz (sodyum), glikoz ve diğer maddeler içermesi durumu

hipoozmo : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + osme (koku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * koku alma bozukluğu, belirli kokuların varlığını algılama ve tanımlama yeteneğinin niceliksel olarak azalması

hipoparatiroidizm : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + para (arasından, vasıtasıyla, sayesinde, yanında) + thyroeides (kalkan biçiminde, tiroid bezi) (thyreos (kalkan) + ides (ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) ) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * iroid bezine bağlı paratiroid bezlerinin yetersiz çalışması sonucu kandaki kalsiyum dengesinin bozulması durumu

hipoperfüzyon : gre., lat. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) (gre.) + per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + fundere (dökmek, akıtmak), fusio (döküm, akım) (lat.) * organlara yeterli kan akışının olmaması yani doku ve organlara yeterli miktarda oksijen taşınamaması

hipopituitarizm : gre., lat. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) (gre.) + pituita (balgam) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (gre.) * normalde beynin tabanındaki hipofiz bezi tarafından üretilen sekiz hormondan birinin veya daha fazlasının salgılanmasının azalması

hipopiyon : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + pyon (irin, iltihap) * gözün ön odasında (korneanın arkasında ve irisin önünde) beyaz kan hücrelerinin bir araya gelerek havuz oluşturması, mikropsuz steril irin

hipoplastik : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + plassein (kalıplamak, kalıba dökmek, şekil vermek, şekillendirmek) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * oluşum geriliği arzeden, gelişimi geri kalmış olan, gelişememesi nedeniyle küçük kalmış organ

hipoplazi : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasis (şekillenme, şekil verme, biçimlenme, oluşma, büyüme) * bir organın yetersiz gelişme nedeniyle doğumsal (konjenital) olarak küçük kalması

hipoplazik : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + plasia (kaplama, kalıba dökme, şekil verme, şekillendirme) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hipoplazi durumu arzeden, hipoplazi ile ilgili

hipopne : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + apnoea (nefessiz) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + pnoea (nefes, nefes alma, soluma, soluklanma, solunum) ) * aşırı sığ solunum veya anormal derecede düşük hızda solunum ve buna bağlı olarak akciğerlere giden hava miktarının azalması

hipopotam : gre. * hippos (at) + potamos (nehir, akarsu, ırmak) * nehir atı; çift toynaklılar takımının su aygırıgiller familyasından, geviş getirmeyen, iri gövdeli otçul bir memeli, su aygırı

hipoproteinemi : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + protein (protos (ilk, önce, önde) + eios (ile ilgili, gibi) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * intravasküler kolloidal osmotik basıncın düşmesi ve plazma proteinlerin oranının 100 ml'de 2,5 mg'ın altına inmesi

hiporefleksi : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + re (tekrar, yeniden, karşı, geri) + flectere (eğmek, bükmek, çevirmek, döndürmek, esnetmek, kıvırmak, kasmak) + tio (isim yapım eki) * normal vücut reflekslerinin azalması veya yokluğu

hiposelüler : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) (gre.) + cella (oda, depo, hücre) + ulus, ula (küçültme eki) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * bir dokuda veya organda normalden daha az hücre bulunması

hiposensitivite : gre., lat. * hypo (aşağıda, altında, düşük) (gre.) + sentire (hissetmek, duyumsamak, sezmek, algılamak, farketmek) (sensus (his, duygu, duyu, sezgi, algı, farkındalık, anlam) + tivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * işitsel, koku alma, görsel ve vestibüler olarak kategorize edilebilen düşük duyarlılık

hiposikloid : gre. * hypo (aşağıda, altında, düşük) + kyklos (daire, çember, halka, döngü) + ides (ile ilgili olan) * bir çemberin, kendisinden daha büyük ve sabit bir çemberin iç yüzeyinde kaymadan yuvarlanması sırasında, küçük çember üzerindeki sabit bir noktanın izlediği yol

hiposmi : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + osmia (omein (koklamak, koku almak, kokuyu algılamak) (osme (koku, koklama duyusu) + ein (fiil mastar eki) ) + eia (olma durumu) ) * koku alma bozukluğu, belirli kokuların varlığını algılama ve tanımlama yeteneğinin niceliksel olarak azalması

hipospadias : gre. * hypo (alt, aşağı) + spadias (açıklık, boşluk, kesik) * penis ucunda olması gereken idrar deliğinin (üretral açıklık) penisin alt tarafında olması

hipostaz : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + stasis (durma, ayakta durma, dikilme, durgunluk, sabit kalma, duruş veya kuvvetlerin karşı karşıya gelmesi) * dolaşım bozukluğu veya eksikliği nedeniyle bir organın veya vücudun nispeten daha alt kısımlarında kan birikmesi

hipostil : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + stylos (sütun, direk, kolon) * tavanı veya çatısı çok sayıda sütunla desteklenen geniş salon

hipotalamik : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + thalamos (iç oda, odacık) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait) * hipotalamus ile ilgili

hipotalamus : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + thalamos (iç oda, odacık) * beyinde yer alan, vücut ısısını düzenleyen, susama-acıkma gibi hisleri ayarlayan, tansiyonu yöneten, kalp atış hızını dengeleyen, hipofiz bezi gibi birçok bezin salınımını yapan ve cinsel dürtüleri uyaran vücudun temel ve akıllı kontrol merkezi olarak görev yapan organ

hipotansif : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) (gre.) + tendere (germek, gerilmek, uzatmak, esnetmek, yöneltmek), tensio (gerilim, esneme, uzama) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * düşük tansiyon ile ilgili

hipotansiyon : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) (gre.) + tendere (germek, gerilmek, uzatmak, esnetmek, yöneltmek), tensio (gerilim, esneme, uzama) (lat.) * düşük tansiyon, düşük kan basıncı; 90/60 mm Hg'den az olan sistolik kan basıncı

hipotenüs : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + teinousa (germe, gerilme, uzama, esneme) (teinein (germek, uzatmak, esnetmek) + ousa (isim yapım eki) ) * üçgendeki 90 derecelik açının karşısındaki en uzun kenar

hipotermi : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + thermia (ısı, sıcaklık) (therme, thermos (ısıtma, sıcak yapma) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * insanlarda merkezi vücut sıcaklığının 35 °C'den aşağı düşmesi

hipotermik : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + thermia (ısı, sıcaklık) (therme (ısıtma, sıcak yapma; ısı, sıcaklık) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hipotermi ile ilgili

hipotetik : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + tithenai (koymak, yerleştirmek, konumlandırmak, kurmak) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kesinliği olmayan, bir varsayıma dayanan, varsayımsal

hipotez : gre. * hupo, hypo (alt, aşağı, altında, düşük, eksik, yetersiz) + thesis (koyma, yerleştirme, konumlandırma, kurma) * temel, esas; bilimsel araştırmalarda bir problemin çözümüne yönelik, sınanabilir ve geçici önerme

hipotiroid : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + thyroeides (kalkan şekilli) (thyreos (kalkan) + oeides (ile ilgili, -a ait, benzer, şekilli, biçimli) ) * tiroit bezinin yapısal veya işlevsel bozuklukları nedeniyle ortaya çıkan tiroit hormonu eksikliği olgusu, tiroid yetmezliği

hipotiroidizm : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + thyroeides (kalkan biçiminde, tiroid bezi) (+ thyreos (kalkan) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) ) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * tiroit bezinin yapısal veya işlevsel bozuklukları nedeniyle ortaya çıkan tiroit hormonu eksikliği olgusu, tiroid yetmezliği durumu

hipotoni : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + teinein, teino (germek, uzatmak), tonia (kudret, kuvvetlilik, güçlülük) (tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kasların normalden daha az tonusa (gevşekliğe) sahip olması durumu; kaslar yeterince sıkı veya gergin olmaması durumu

hipotonik : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + teinein, teino (germek, uzatmak), tonia (kudret, kuvvetlilik, güçlülük) (tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hipotoni ile ilgili

hipotonisite : gre., lat. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + tonos (gerilim, gerginlik) (gre.) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * kaslarda normalden düşük olan tonus yani kas gerginliği durumu

hipotropi : gre. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + tropia (dönüş durumu, dönme durumu, değişim durumu, yönelme durumu) (trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * gözün aşağı doğru bakması durumu, hipotropya

hipoventilasyon : gre., lat. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) (gre.) + ventilatio (havalandırma, solunum) (ventilare (havalandırmak, hava sirkülasyonu sağlamak) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * solunum esnasında akciğerlerin yeterince hava alamaması veya dışarı verememesi durumu (vücuda yeterli oksijen girmemesi ve kandaki karbondioksit (CO2) seviyesinin yükselmesine (hiperkapni) sebep olur.)

hipovolemi : gre., lat. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + volvere (yuvarlamak, dürmek, sarmak, rulo yapmak, döndürmek, çevirmek), volumen (rulo, silindir, tomar, dürüm, hacim) (lat.) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * hacim azalması, hacim daralması; hem tuz hem de su kaybına veya kan hacmindeki azalmaya bağlı olarak vücutta anormal derecede düşük hücre dışı sıvı durumu

hipovolemik : gre., lat. * hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + volvere (yuvarlamak, dürmek, sarmak, rulo yapmak, döndürmek, çevirmek), volumen (rulo, silindir, tomar, dürüm, hacim) (lat.) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikis (ile ilgili, gibi, -a ait) (gre.) * hipovolemi ile ilgili

hippeastrum : gre. * hippeus (atlı asker) + astron (yıldız, gök cismi) (gre.) + um (son ek) (lat.) * iri ve yıldız biçimli çiçekleriyle tanınan, Amaryllidaceae familyasından bir bitki cinsi

hippi : ing. * hip (güncel, havalı, modaya uygun) + y (ile ilgili, gibi) * asla sınır koymayan, var olan tüm yetkilileri reddeden, komün hayatını savunan, dünyanın, üzerindeki tüm bitki, hayvan ve insanlara ait olduğunu kabul eden apolitik bir görüş ve özgürlükçü bir hareket

hippocampus : lat. * hippos (at) + kampos (deniz canavarı, deniz hayvanı; kıvrımlı deniz yaratığı) * beynin temporal lobunda yer alan, kıvrımlı biçimi denizatı şeklini andıran, öğrenme, bellek oluşumu ve mekansal yön bulmada önemli rol oynayan sinir sistemi yapısı; denizatlarını kapsayan balık cinsi

hippocastanaceae : lat. * hippos (at) + kastanon (kestane) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * Sapindaceae (gözetgingiller) ailesi altında yer alan, çoğunlukla ağaç ve çalı formundaki bitkileri kapsayan, karşılıklı yaprakları, gösterişli çiçek salkımları ve kestaneyi andıran tohumlarıyla tanınan atkestanegiller familyası

hippocastanum : lat. * hippos (at) + castanum (kestane) * at kestanesi olarak bilinen, büyük yaprakları, beyaz-pembe renkli çiçek salkımları ve dikenli kapsüller içinde bulunan parlak kahverengi tohumlarıyla tanınan Aesculus hippocastanum türü, beyaz çiçekli at kestanesi

hippocrateaceae : gre., lat. * Hippocrates (Antik Yunan hekimi Kos'lu Hippokrates; MÖ 5.–4. yüzyıl) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * tropikal ve subtropikal bölgelerde yetişen, genellikle tırmanıcı odunsu bitkiler (liyanlar) ve çalılardan oluşan eski bir bitki familyası

hippocrepiform : gre., lat. * hippos (at) + krepis (ayakkabı, taban; nal; kemer biçimli yapı) (gre.) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * at nalını andıran, yarım daire veya yay biçiminde kıvrılmış olan

hippokrepis : gre. * hippos (at) + krepis (ayakkabı, taban; nal; kemer biçimli yapı) * meyvelerinin at nalına benzemesiyle adlandırılmış, Fabaceae (baklagiller) familyasından sarı çiçekli, otsu veya çalı formundaki bir bitki cinsi, atnalı, atnalı fiği

hippophae : gre. * hippos (at) + phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phae (parlaklık) * yapraklarının at tüyünü andıran parlak görünümüne atıfla adlandırılmış, Elaeagnaceae (iğdegiller) familyasından dikenli çalı ve küçük ağaç cinsi

hippopotomonstroseskipedaliofobi : gre. * hippos (at) + potamos (su, nehir) (gre.) + monstrum (garip, ürkütücü, canavarca varlık, canavar, olağanüstü yaratık) (monere (uyarmak, işaret etmek) + trum (isim yapım eki) ) (lat.) + sesquipedalis (bir buçuk ayak uzunluğunda, aşırı uzun) (sesqui (bir buçuk) (semis (yarım) + que (ve, ekleme bağlacı) ) + pedalis (ayaklı) (ped (ayak) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + phobia (korkma, korku durumu) (phobos (korku) + eia (durum eki) ) * aşırı derecede uzun, karmaşık ve telaffuzu zor kelimeleri telaffuz edememe, söyleyememe korkusu (ironik şekilde kavram uzun tutulmuştur.)

hippurat : gre. * hippos (at) + ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + ate (asidin tuzu veya esterini belirten ek) * benzoik asidin glisinle birleşmesi sonucu oluşan ve özellikle idrarda bulunan bir organik asit tuzu

hippuridaceae : gre. * hippos (at) + ouros, oura (kuyruk) + eidos (şekil, biçim) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * genellikle sulak alanlarda, tatlı sularda veya bataklık alanlarda yaşayan, ince gövdeli ve çevresel dizilişli yapraklarıyla at kuyruğunu andıran görünüm gösteren bitki familyası, kısrakkuyruğugiller, at kuyruğu familya

hippurin : gre. * hippos (at) + ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * at idrarında bulunduğu için bu ad verilen, benzoik asidin glisin ile oluşturduğu konjugasyon ürünü olan ve canlılarda özellikle karaciğer metabolizmasıyla ilişkili bulunan, hippürik asidin tuzu veya esteri; idrarda bulunan azotlu organik bileşik

hippürik asit : gre. * hippos (at) + ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + acidum, acidus (ekşi olan, asit) (acere (ekşi olmak) + idus (ile ilgili olan) ) (lat.) * karaciğerde benzoik asit ile glisinin birleşmesiyle oluşan, idrarda bulunan, toksik maddelerin vücuttan atılımında görev alan organik asit (C9H9NO3)

hira : ara. * hira (yarık, boşluk, oyuk, mağara, delik) * Mekke yakınlarında bulunan, Hz. Muhammed’in vahiy aldığı ilk yer olan dağ ve mağaranın ismi (inziva ve tefekkür yeri olarak bilinir.)

hirabe : ara. * hiraba (savaşmak, yağmalamak, düşmanlık etmek) * şehir dışı yerlerdeki eşkıyalık, haydutluk

hiraeth : gal. * hiraeth (özlem, geçmişe duyulan hasret, ulaşılamayan bir yere veya zamana karşı duyulan derin nostalji) * Galler kültüründe özellikle kişinin artık var olmayan, erişilemeyen veya hiç ulaşamayacağı bir yere, zamana veya idealize edilmiş bir geçmişe karşı hissettiği derin özlem ve yurt hasreti duygusu

hiraks : gre. * hyrax (faremsi küçük memeli; kaya tavşanı) * Afrika ve Orta Doğu'da yaşayan, dış görünüşü tavşana veya kocaman bir kobaya benzeyen, ancak fillerin ve deniz ineklerinin en yakın yaşayan akrabası olan küçük bir memeli hayvan, daman, kaya tavşanı

hiram abif : fen., ara. * hiram (yüksek, yüce, saygıdeğer) (fen.) + abif (babaya aitn baba ile ilgili) (aba (baba) + avi (-e ait, ile ilgili) ) (ara.) * Süleyman Tapınağı’nın yapımında görev alan usta zanaatkar ve baş mimar olarak anılan ve özellikle Masonik gelenekte sembolik bir figür haline gelmiş olan tarihsel-dinsel kişilik

hirano cisimleri : jap. * Hirano (Japon bilim insanı Masao Hirano’nun soyadından) (jap.) + cism (uzunluğu, derinliği, genişliği olan varlık) + ler (çogul eki) + i (iyelik eki) (tür.) * sinir hücrelerinde rod şeklinde görülen, nörodejeneratif hastalıklarda rastlanan yapılar

hiranur : tür. * Hira (Kur’an’da geçen Mekke’deki Hira mağarası, kutsal yer) + nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) * Hira aydınlığı veya Hira’dan gelen ışık; kadın ismi

hirfet : ara. * harafa (sanat veya meslek icra etmek, geçimini temin etmek) * esnaflık, meslek, sanatkarlık, lonca mensubiyeti

hirman : ara. * harama (yasaklamak, engellemek, mahrum etmek, menetmek, uzak tutmak, dokunulmaz kılmak, kutsal sınır koymak; saygı göstermek, kutsal saymak, değer vermek) + an (isim yapım eki) * mahrum olma, mahrum kalma, engellenme

hirr : ara. * hirr (ses yansımalı kelime) * kedi

hirre : ara. * hirr (ses yansımalı kelime) + e (dişil eki) * dişi kedi

hirschsprung hastalığı : alm. * hirschsprung (hirsch (geyik) + sprung (atlama, sıçrama) ) (Danimarkalı çocuk doktoru Harald Hirschsprung’un soydından) * doğuştan kalın bağırsakta sinir hücrelerinin (gangliyonların) eksikliği nedeniyle bağırsak hareketlerinin bozulması ve bağırsak tıkanıklığı durumu

hirsute : lat. * hirsutus (kıllı, tüylü, sert kıllarla kaplı; dikenli, pürüzlü) * üzerinde yoğun, uzun veya sert tüyler bulunan; (bitki, hayvan veya vücut yüzeyi) belirgin biçimde kıllı veya tüylü olan

hirsutizm : lat. * hirsutus (kıllı, tüylü) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * kadınlarda normalde erkek tipi kıllanmanın görüldüğü bölgelerde (yüz, göğüs, karın gibi) androjen etkisine bağlı olarak terminal kılların aşırı gelişmesiyle ortaya çıkan kıllanma bozukluğu

hirudinidae : lat. * hirudo (sülük) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * tatlı sularda yaşayan, çoğunlukla kan emici türleri içeren ve vücutlarında ön ve arka emiciler bulunan gerçek sülükler familyası

his : ara. * hassa (hissetmek, fark etmek, algılamak, duyumsamak, değer vermek, özelleştirmek, özel kılmak, has kılmak, ayırmak, tahsis etmek) * duygu, duyu, algı (doğrudan karşılığı değildir.)

hisab : ara. * hasaba (saymak, ölçmek, hesap etmek, tartmak; sanmak, zannetmek) * sayma, sayma, sayılarla işlem yapma, aritmetik; sayma, ölçme, değer biçme veya borç-ödeme gibi işlemleri ifade eden kavram, aritmetik

hisal : ara. * haslet (huy, güzel huy) * huylar

hisan : ara. * hasuna (korunaklı olmak, güçlü/sağlam olmak, tahkim edilmek), hisan (güç, sağlamlık ve koruyuculuk) * soylu, damızlık veya iğdiş edilmemiş erkek at, damızlık erkek at, aygır

hisar : ara. * hasara (çevrelemek, kuşatmak, sarmak) * çevreleyen, koruyan, kale veya sur; savunma amaçlı inşa edilmiş yüksek duvar veya yapı, korugan; Türk musikisinde, karar perdesi hisar (fa diyez), güçlü perdesi gülistan (la) olan; alt yapısında hisar dörtlüsü (fa diyez-sol-la bemol-la) ve üst yapısında buselik beşlisi (la-si-do diyez-re-mi) bulunan, çıkıcı-inişli seyirli, tiz perdelerde gelişen, parlak ama aynı zamanda içli bir karakter taşıyan, zarif süslemelere açık bir makam

hisar-aşiran : ara. * hisar (etrafı çevrili yer, müstahkem yer, korugan, kale, sur) + aşiran (aşiretten türemiş, kabile ile ilgili; onuncu olan, onlu) (aşr, aşere (on), aşir (onuncu; dost) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Türk musikisinde, karar perdesi aşiran (la), güçlü perdesi gülistan (re) olan; alt yapısında hisar dörtlüsü (la-si-do-re) ve üst yapısında buselik beşlisi (re-mi-fa diyez-sol-la) bulunan, çıkıcı-inişli seyirli, tiz perdelerde hisar karakteriyle, pest perdelerde aşiran tonuyla birleşen, hem içli hem parlak bir ifade taşıyan nadir ve zarif bir makam

hisar-buselik : ara. * hisar (etrafı çevrili yer, müstahkem yer, korugan, kale, sur) ebu (baba, ata) + salaka (yola gitmek, yolculuk etmek), selik, salik (yola giren, yol yürüyen, yolcu, bir yola girmiş olan; yol, iz) * Türk musikisinde, karar perdesi buselik (la), güçlü perdesi gülistan (re) olan; alt yapısında hisar dörtlüsü (la-si-do-re) ve üst yapısında buselik beşlisi (re-mi-fa diyez-sol-la) bulunan, çıkıcı-inişli seyirli, hisar makamının tiz bölgedeki parlak ve süslemeli karakterini buselik dizisinin duruluğuyla birleştiren, az kullanılan, zarif ve duygusal bir makam

hisarcık : ara., tür. * hisar (etrafı çevrili yer, müstahkem yer, korugan, kale, sur) (ara.) + cık (küçültme eki) (tür.) * Kütahya'nın bir ilçesi

hisarek : ara. * hisar (etrafı çevrili yer, müstahkem yer, korugan, kale, sur) + ek (küçültme veya aitlik eki) * Türk musikisinde, karar perdesi hisar (fa diyez), güçlü perdesi neva (re) olan; alt yapısında hisar dörtlüsü (fa diyez-sol-la-si) ve üst yapısında rast beşlisi (si-do diyez-re-mi-fa diyez) bulunan, çıkıcı-inişli seyirli, tiz bölgelerde gelişen, hem parlak hem içli bir ifade taşıyan, nadiren kullanılan zarif ve süslemeye açık bir makam

hisar-evc : ara. * hisar (etrafı çevrili yer, müstahkem yer, korugan, kale, sur) + evc (doruk, zirve, tepe, uç, bir şeyin en yüksek noktası) * Türk musikisinde, karar perdesi evc (sol), güçlü perdesi gülistan (la) olan; alt yapısında hisar dörtlüsü (sol-la-si-do) ve üst yapısında evc beşlisi (do-re-mi-fa diyez-sol) bulunan, çıkıcı-inişli seyirli, tiz bölgelerde gelişen ve hisar makamının zarif, parlak karakterini evc dizisinin ahengiyle birleştiren, süslemelere açık, içli ve etkileyici bir makam

hisar-ı büzürk : ara. * hisar (etrafı çevrili yer, müstahkem yer, korugan, kale, sur) (ara.) + büzürk (büyük, ulu, yüce) (bü (küçültme, kısaltma eki) + zürg, zerg (büyük, ulu, yüce) ) (far.) * Türk musikisinde, karar perdesi hisar (fa diyez), güçlü perdesi gülistan (la) olan; alt yapısında hisar dörtlüsü (fa diyez-sol-la bemol-la) ve üst yapısında büzürk beşlisi (la-si-do diyez-re-mi) bulunan, tiz perdelerde seyrederken parlak ve süslemeli, pest perdelerde ise derin ve mistik bir ifade kazanan, hem duygusal hem teknik açıdan zengin bir makam

hisar-ı gayr-ı müstear : ara. * hisar (etrafı çevrili yer, müstahkem yer, korugan, kale, sur) + i (tamlama eki) + gayr (diğer, başka, hariç, dışında) + i (tamlama eki) + mustear (kendine ait olmayan, iğreti alınmış, geçici alınmış, emaneten alınmış) (iste (istemek, talep etmek) + ara (sakatlamak, kusurlu kılmak, ödünç olmak, eğreti olmak), ariyet (geri verilmek üzere alınan, geçici alınan, ödünç alınan) ) * Türk musikisinde, karar perdesi hisar (fa diyez), güçlü perdesi gülistan (la) olan; alt yapısında hisar dörtlüsü (fa diyez-sol-la bemol-la) ve üst yapısında müstear beşlisi yerine alternatif bir dizi (örneğin buselik veya uşşak benzeri) kullanan, çıkıcı-inişli seyirli, tiz bölgede gelişen ve müstear makamı ile karıştırılmaması gereken, daha özgün ve zarif bir karakter taşıyan, süslemelere açık bir makam

hisar-ı kadim : ara. * hisar (etrafı çevrili yer, müstahkem yer, korugan, kale, sur) + i (tamlama eki) + kadim (eski, geçmiş, gelmiş geçmiş, geçmişte kalmış) * Türk musikisinde, karar perdesi hisar (fa diyez), güçlü perdesi gülistan (la) olan; alt yapısında hisar dörtlüsü (fa diyez-sol-la bemol-la) ve üst yapısında rast beşlisi (la-si-do diyez-re-mi) bulunan, çıkıcı-inişli seyirli, tarihî Türk musikisi içinde kadim (eski) formuyla anılan ve tiz bölgede seyrederken zarif, içli ve süslemelere açık bir ifade taşıyan, çok nadir kullanılan bir makam

hisar-ı nik : ara., far. * hisar (etrafı çevrili yer, müstahkem yer, korugan, kale, sur) + i (tamlama eki) (ara.) + nik (iyi, güzel, hoş) (far.) * Türk musikisinde, karar perdesi hisar (fa diyez), güçlü perdesi nik (la bemol) olan; alt yapısında hisar dörtlüsü (fa diyez-sol-la bemol-la) ve üst yapısında nik beşlisi (la-si bemol-do-re-mi bemol) bulunan, tiz perdelerde hisarın parlak ve süslemeli karakterini nik makamının hüzünlü ve melankolik havasıyla harmanlayan, duygusal derinliği yüksek bir makam

hisar-kürdi : ara. * hisar (etrafı çevrili yer, müstahkem yer, korugan, kale, sur) + kurd (Kürt) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Türk musikisinde, karar perdesi kürdi (re), güçlü perdesi gülistan (la) olan; alt yapısında hisar dörtlüsü (re-mi bemol-fa-sol) ve üst yapısında kürdi beşlisi (sol-la bemol-si bemol-do-re) bulunan, çıkıcı-inişli seyirli, hisar makamının tiz perdelerdeki zarif ve parlak karakterini kürdi makamının durgun ve hüzünlü yapısıyla birleştiren, nadiren kullanılan, içli ve süslemelere açık bir makam

hisar-vech-i şehnaz : ara., far. * hisar (etrafı çevrili yer, müstahkem yer, korugan, kale, sur) + vech (yüz, çehre, surat; suret; yön, taraf) + i (tamlama eki) (ara.) + şehnaz (padişahın zarafeti, krallığın güzelliği, kraliyet güzelliği) (şeh (padişah, hükümdar, kral, şah) + naz (zerafet, güzellik, çekicilik, naz) ) (far.) * Türk musikisinde, karar perdesi hisar (fa diyez), güçlü perdesi gülistan (la) olan; alt yapısında hisar dörtlüsü (fa diyez-sol-la bemol-la) ve üst yapısında vech-i şehnaz çeşnisi (la-si bemol-do diyez-re) bulunan, tiz bölgelerde seyreden, çıkıcı-inişli yapılı, hem parlak hem de içli bir ifade taşıyan, zarif ve süslemeli icraya uygun nadir kullanılan bir makam

hisbe : ara. * hasb (hesap etmek, saymak; yeterli olmak), ihtisab (sevabını umarak bir işi yapmak, akıllı ve basiretli bir şekilde yönetmek; çirkin bir iş yapanı kınamak, hesaba çekmek) * İslam hukukunda toplum düzeni ve kamu ahlakının korunması için devlet veya görevlilerin yaptığı denetim ve müdahale uygulaması, halkın ticaret ve sosyal hayatını düzenleme görevi

hispanica : fen., lat. * isapanim, hispani (tavşanlar ülkesi) (fen.) + ia (yer eki) + icus, ica (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) * Hispania’ya (İspanya’ya) ait, İspanyol olan; Latince’de "İspanya’ya özgü" anlamında kullanılır.; botanik, zooloji ve tarih literatüründe tür adı veya sıfat

hispid : lat. * hispidus (sert kıllı, pürüzlü, dikenli, kaba kıllarla kaplı, dikenimsi çıkıntılar taşıyan) * yüzeyi kısa, sert ve kaba tüylerle veya dikenimsi kıllarla kaplı olan, özellikle botanikte yaprak, gövde veya meyve yüzeylerinde sert tüyler bulunan

his-purkinje : isv., çek.* His (İsviçreli anatomist Wilhelm His Jr.’un soyadından) + Purkinje (Çek anatomist Jan Evangelista Purkyne’nin soyadından) * kalpte elektriksel uyarının iletim sistemini oluşturan His demeti ve Purkinje lifleri; kalbin kasılmasını düzenleyen sinirsel yapılar; atriyoventriküler düğümden kas hücrelerine elektriksel uyarılar ileterek, uygun kalp pompası işlevini sağlamak için ventriküllerin kasılmasını koordine eden sistem

hisse : ara. * hassa (hissetmek, fark etmek, algılamak, duyumsamak, değer vermek, özelleştirmek, özel kılmak, has kılmak, ayırmak, tahsis etmek) * kısım, bölüm, pay; bir kişinin bir bütün içinden sahip olduğu hak veya miktar

hisse senedi : ara., tür. * hisse (kısım, bölüm, pay; bir kişinin bir bütün içinden sahip olduğu hak veya miktar) + sened, sanad (dayanak, destek, iddia veya rivayetin delili, borç belgesi) (ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * bir şirkete ortaklık payını belgeleyen resmi evrak; anonim şirketlerde sermayenin belirli bir kısmını temsil eden, sahibine kâr payı, oy hakkı gibi ortaklık hakları sağlayan kıymetli evrak

hissedar : ara., tür. * hisse (kısım, bölüm, pay; bir kişinin bir bütün içinden sahip olduğu hak veya miktar) (ara.) + dar (gibi olan, ile ilgili, tutan, alan, koruyan, sahip ve malik olan, taşıyan) (far.) * hisse sahibi olan kimse

hisse-i şayia : ara. * hisse (kısım, bölüm, pay; bir kişinin bir bütün içinden sahip olduğu hak veya miktar) + i (tamlama eki) + şayi‘a (yayılmış, dağılmış, belli bir yerle sınırlı olmayan) * belirli bir sınırı veya yeri gösterilmeyen ortak pay; özellikle miras veya ortak mülkiyetlerde fiziksel olarak bölünmemiş, paylaşılmamış, “kim nerede ortak bilinmeyen” pay anlamında hukuki terim

hissetmek : ara., tür. * hiss (duyu, duygu) (ara.) + etmek (yapmak, eylemek, işlemek) (tür.) * algı yoluyla bilinçte ortaya çıkarmak, duymak, duyumsamak

hissikablelvuku : ara. * hiss (duyu, duygu) + i (tamlama eki) + kabl (ön, önce, evvel) + el (ön ek, artikel) + vakaa (oluşmak, meydana gelmek), vuku (oluşma, meydana gelme, vaki olma, cereyan etme) * henüz hiçbir belirtisi yokken bir şeyin olacağını sezme, önsezi

hissiselim : ara. * hiss (duyu, duygu) + i (tamlama eki) + selim (sağlam, doğru, güvende, temiz) * doğruyu yanlıştan ayırt edebilen sağduyu, temiz ve isabetli sezgi; insanın doğuştan getirdiği vicdani denge ve estetik anlayışı

hissiyat : ara. * hiss (duyu, duygu) + i (ile ilgili, -a ait) + yat (çoğul eki) * duyular, duygular, hisler; içsel algı ve sezgiler toplamı; bir kişinin ruh hali, duygu dünyası veya psikolojik durumu

histamin : gre. * histidine (histos (şebeke, ağ, doku) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) + ine (gibi olan, ile ilgili, kimyasal madde eki) ) + amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) (ammonia (ammon, ammoniakos (gizli, örtülü, güvende, emin) + ine (gibi olan, ile ilgili, kimyasal madde eki) ) * lokal bağışıklık oluşturulması, bağırsaktaki fizyolojik fonksiyonların düzenlenmesi gibi işlevleri olan, alerji veya enfeksiyon (iltihap) durumlarında ortaya çıkan, nörotransmitter olarak beyaz kan hücrelerinden salgılanan, bağışıklık sisteminin önemli bir reaksiyonu olan azot bileşiği

histerantöz : gre., lat. * hysteros (sonra, geride kalan, daha geç, daha sonra, geç) (gre.) + anthos (çiçek) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * yaprakların gelişiminden sonra çiçek açan, özellikle çiçeklenmenin yapraklanmayı takip ettiği bitki veya bitki özelliğine ilişkin

histerektomi : gre. * hystera (rahim, dölyatağı) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kadınlarda rahmin (uterus) tamamının veya bir kısmının çıkarılması ameliyatı

histerezis : gre. * hysterein (gecikmek, geride kalmak) + eisis (isim yapım ve durum eki) * gecikme; bir sisteminin durumunun, etken parametrelerde meydana gelen ani değişikliklerle birden değiştirilememesi, sistemin yakın geçmişdeki durumuna duyarlılığı ve bağlılığı; bir sistemin çıktısının, girdiye doğrudan ve anlık değil, gecikmeli olarak yanıt vermesi durumu, gecikmeli tepki

histeri : gre. * hustera, hystera (rahim, dölyatağı) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * kişinin aşırı duygusal, dramatik ve dikkat çekmeye, ilgi odağı olmaya yönelik abartılı tutumu ve davranışı ile karakterize psikolojik hastalık; aşırı duygusal, kontrolsüz heyecan veya panik hali, genellikle psikolojide aniden ortaya çıkan yoğun duygusal tepki

histerik : gre. * hustera, hystera (rahim, dölyatağı) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * histeri ile ilgili

histerik anestezi : gre. * hustera, hystera (rahim, dölyatağı) + an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + aisthesia (duyusallık, duygusallık, hislenme) (aisthesis (duyu, duygu, algı, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * psikojenik veya psikolojik kökenli duyusal kayıp durumu; organik (fiziksel) bir neden olmaksızın, kişinin bilinçli veya bilinçsiz olarak vücudunun belirli bir bölgesindeki hissiyatı yitirmesi veya o bölgenin uyuşması; rahimle (kadınlıkla) ilişkilendirilen, psikojenik kökenli duyusal kayıp durumu

histerosalpingektomi : gre. * hystera (rahim, dölyatağı) + salpinx (tuba, fallop tüpü) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * rahim ve fallop tüplerinin cerrahi olarak çıkarılması işleminden oluşan jinekolojik bir ameliyat türü

histerosalpingografi : gre. * hystera (rahim, dölyatağı) + salpinx (tuba, fallop tüpü) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * rahim ve fallop tüplerinin röntgen ışınlarıyla görüntülenmesini sağlayan tanı yöntemi

histerosalpingogram : gre. * hystera (rahim, dölyatağı) + salpinx (tuba, fallop tüpü) + gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) * rahim ve fallop tüplerinin röntgenle elde edilmiş görüntüsü; histerosalpingografi işlemi sonucunda elde edilen radyolojik film veya dijital kayıt

histeroskopi : gre. * hystera (rahim, dölyatağı) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopia (görüş, hedef, gözetme, gözetleme, gözlem, gözleme, bakma, hedefleme) (skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * vajina yoluyla rahim ağzından içeriye ince bir kamera (histeroskop) yerleştirilerek rahim iç duvarının doğrudan görüntülenmesi

histerotomi : gre. * hystera (rahim, dölyatağı) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * genellikle sezaryen doğumda uygulanan rahmin cerrahi olarak kesilmesi işlemi

histidin : gre., lat. * histos, histion (doku, yapı) (gre.) + idine (azot içeren heterosiklik bileşik eki) (lat.) * proteinlerin yapı taşlarından biri olan, özellikle enzimlerin aktif bölgelerinde görev alan ve vücutta biyolojik düzenleyici işlevler üstlenen temel bir amino asit (C6H9N3O2)

histiyosit : gre. * histos, histion (doku, yapı) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) * bağ dokusunda bulunan, bağışıklık sisteminde görev yapan büyük fagositik hücre türü, doku hücresi

histiyositom : gre. * histos, histion (doku, yapı) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * bağ dokusu hücrelerinden (özellikle histiyositlerden) köken alan iyi huylu veya kötü huylu tümör

histiyositoz : gre. * histos, histion (doku, yapı) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * histiyosit adı verilen bağışıklık hücrelerinin anormal birikimi veya çoğalmasıyla ortaya çıkan hastalık, histiositozis

histogram : gre. * histos, histion (doku, yapı) + gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) * istatistikte frekansların ve veri dağılımının görsel olarak sunulmasnı sağlayan çubuk grafik

histoinkompatibilite : gre., lat. * histos, histion (doku, yapı) (gre.) + in (yokluķ, zıtlık ve olumsuzluk eki) + compatibilis (uyumlu) (com, con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + patior (katlanmak, dayanmak) + ibilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) ) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * özellikle organ nakillerinde donör ve alıcının doku uyumunun olmaması durumu, doku uyumsuzluğu durumu

histokimya : gre., ara. * histos, histion (doku, yapı) (gre.) + khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein (karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.); kimya (maddenin yapısını, hallerini ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı) (ara.) * dokuların kimyasal yapısını ve bileşenlerini inceleyen bilim dalı; özellikle mikroskop altında doku kimyasının analizi yöntemi

histokompatibilite : gre., lat. * histos, histion (doku, yapı) (gre.) + compatibilis (uyumlu) (com, con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + patior (katlanmak, dayanmak) + ibilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) ) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * özellikle organ nakillerinde donör ve alıcının doku uyumunun olması durumu, doku uyumu durumu

histokompatibl : gre., lat. * histos, histion (doku, yapı) (gre.) + in (olumsuzluk öneki) + compatibilis (uyumlu) (com, con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + patior (katlanmak, dayanmak) + ibilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) ) * organ nakillerinde doku uyumu olan donör ve alıcı, doku uyumu olan

histoloji : gre. * histos, histion (doku, yapı) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * doku morfolojilerini inceleyen bilim dalı, dokubilim

histolojik : gre. * histos, histion (doku, yapı) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * histoloji ile ilgili

histon : gre. * histos (direk, sütun, kolon, gemi direği, dokuma tezgahı, yapı; dokunun temelini oluşturan yapı) + on (madde veya bileşik eki) * Ökaryotik hücrelerde DNA'nın etrafına sarılarak kromatin yapısının oluşmasını sağlayan, pozitif yüklü bazik proteinlerden her biri

histone acetylation : gre. * histos, histion (doku, yapı) + acetyl (acidus, acidum, acetum (ekşi, asit) + yl (kimyasal radikal eki) ) + atio (süreç, eylem, durum eki) * histon proteinlerinin asetil grubu ile kimyasal olarak değiştirilmesi ve böylece DNA’nın histonlara bağlanma kuvvetinin azalması ve gen ekspresyonunun düzenlenmesi süreci

histopatoloji : gre. * histos, histion (doku, yapı) + pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + logia (bilme, bilim) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * doku hastalıklarının tanısında faydalanılan, hastalıklı dokuların mikroskopik ve yapısal olarak incelenmesi bilimi, doku hastalıkları bilimi

histopatolojik : gre. * histos, histion (doku, yapı) + pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + logia (bilme, bilim) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * histopatoloji ile ilgili

histoplazma : gre. * histos, histion (doku, yapı) + plasma (şekillenmiş, biçimlenmiş şey; katı, sıvı ve gazdan sonra maddenin dördüncü hali olarak bilinen, yüksek enerjili, iyonize olmuş (elektronlarından arınmış) gaz benzeri bir yapı) (plassein (kalıp vermek, şekillendirmek, biçimlendirmek, form vermek), plasis (şekillenme, biçimlenme, oluşum) + ma (isim yapım eki) ) * hücrelerdeki sitoplazmaya benzeyen, özellikle dokularda bulunan belirli bir mantar türü (histoplazmoz adlı mantar hastalığına yol açar.)

histoplazmoz : gre. * histos, histion (doku, yapı) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, kalıp dökmek), plasma (şekillenmiş, biçimlenmiş şey) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * histoplasma capsulatum adlı mantarın neden olduğu, akciğer ve diğer dokuları etkileyen enfeksiyon hastalığı, histoplazmozis

historik : gre. * historein (araştırmak, soruşturmak, tanıklık ederek öğrenmek), histor (bilen, tanık; tarihçi, tanık, tarih) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * tarih ile ilgili, tarihi, tarihsel

histosit : gre. * histos, histion (doku, yapı) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) * bağ dokusunda bulunan, bağışıklık sisteminde görev yapan büyük fagositik hücre türü

histotoksik hipoksi : gre. * histos, histion (doku, yapı) + toxon (yay); toxikon, toxikos (yaya takılan, ok, yay; zehir) (toxon, toxa (yay; ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + hupo, hypo (alt, altında, aşağı, düşük, eksik, yetersiz) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * dokulara oksijen ulaşımı normal olmasına rağmen, hücrelerin oksijeni kullanamaması sonucu oluşan doku oksijen yetersizliği durumu

histrionik : lat. * histrio (oyuncu, tiyatro sanatçısı) + icus (ile ilgili, ait olan) * aşırı teatral, abartılı davranış sergileyen; ilgi odağı olabilmek amacıyla dramatik ve yapay tavırlar gösteren kişilik özelliği veya durumu

histrionik kişilik bozukluğu : lat., tür. * histrio (oyuncu, tiyatro sanatçısı) + icus (ile ilgili, ait olan) (lat.) + kişilik (şahsiyet, kimlik) + bozukluk (düzensizlik, kötülük) + u (iyelik eki) (tür.) * ilgi odağı olabilme amacına dayalı aşırı dramatik, dikkat çekici ve abartılı davranışlarla karakterize edilen psikolojik durum veya kişilik türü

hişt : tür. * hişt (ses yansımalı nida kelimesi) * hey!, hey, sana söylüyorum!, bakar mısın?, hey, bana bak! gibi kullanılan bir seslenme sözü, bir nida

hit : ing. * hit (vurmak, dokunmak, bir şeye fiziksel olarak dokunmak, çarpmak veya vurmak; etkili olmak, etkilemek (mecazi) * (şarkı, plak, kaset vb. için) kitleler tarafından çok beğenilen, en çok tutulan, en çok satılan

hitab : ara. * hataba (nutuk söylemek, konuşmak, söylemde bulunmak) * bir kimseye veya bir topluluğa yönelik olarak konuşma, söz söyleme, nutuk, topluluğa yönelik resmi konuşma

hitabe : ara. * hataba (nutuk söylemek, konuşmak, söylemde bulunmak), hitab (konuşma, söz söyleme) + e (durum eki) * topluluk önünde konuşma, resmi veya etkili konuşma; nutuk, söylev

hitaben : ara. * hataba (nutuk söylemek, konuşmak, söylemde bulunmak), hitab (konuşma, söz söyleme) + en (zarf/belirteç eki) * birinin yüzüne söyleyerek, birine doğru konuşarak, ona hitab ederek

hitabet : ara. * hataba (konuşmak, söylem yapmak, hitab etmek), hitab (konuşma, söz söyleme, söylem) + et (durum eki) * topluluk önünde etkili konuşma sanatı; güzel ve ikna edici konuşma yeteneği, söylev sanatı

hitam : ara. * hatama (sonlandırmak, bitirmek, nihayete erdirmek, tamamlamak; mühürlemek), hatem (son, nihai) * son, bitiş, tamamlanma, sona erme, sonuç, son bölüm, kapanış; mühürleme

hitan : ara. * hitan (duvar, set) * çevreyi saran, koruyan yapı; duvar, set, engel; sünnet, sünnet töreni

hitap : ara. * hataba (nutuk söylemek, konuşmak, söylemde bulunmak) * bir kimseye veya bir topluluğa yönelik olarak konuşma, söz söyleme, nutuk, topluluğa yönelik resmi konuşma

hitbet : ara. * hataba (konuşmak, hitap etmek, resmi söylem yapmak), hatib (konuşmacı, söylemci, konuşma yapan, hitab eden), muhatab (kendisine konuşlan, hitab edilen) * konuşma, söylem, hitap, resmi veya edebi ifade; nikahlanma söylemi, evlenme teklifi, nişanlanma talebi

hitchin fibrasyonu : ing., lat. * hitchin (İngiliz matematikçi Nigel Hitchin’in soyadından) + fibra (lif, iplik) + atio (isim yapım eki, süreç, durum) (lat.) + nu (iyelik eki) (tür.) * diferansiyel geometri ve cebirsel geometride, Higgs demetleriyle ilişkili olarak ortaya çıkan ve modül uzaylarının lif demetleri biçiminde tanımlanmasını sağlayan yapı.

hitit : aka. * hitit (Mezopotamya dillerinde geçen “Hatti” veya “Hattuşa” şehir ismiyle bağlantılı) * Tunç Çağı'nda Anadolu, Levant ve Kıbrıs'ta varlık göstermiş bir halk

hititolog : aka., gre. * hitit (aka.) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) (gre.) * Hitit uygarlığı, dili, tarihi ve kültürü üzerine uzmanlaşmış bilim insanı; Hititler üzerine akademik araştırmalar yapan kişi

hititoloji : aka., gre. * hitit (aka.) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * Hitit uygarlığı, dili, tarihi, dini ve kültürü üzerine yapılan bilimsel çalışmaların tümü; Hititler’i konu alan bilim dalı

hiyalin : gre. * hyalos (cam, saydam madde) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * camsı, saydam görünümlü madde; özellikle dokularda bulunan, saydam ve homojen proteinöz yapı (örneğin

hiyalin silendir : gre. * hyalos (cam, saydam madde) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) + kylindein (yuvarlamak, döndürmek, çevirmek), kylindros (makara, merdane, silindir, döngüsel nesne, yuvarlanarak dönen nesne, rulo) * idrar tahlilinde mikroskop altında görülen, böbrek tübüllerinden dökülen, böbrek işlevlerinin değerlendirilmesinde kullanılan, tam olarak konsantre olmuş ve sıkıştığı toplayıcı tüpün şeklini almış Tamm-Horsfall mukoproteini içerikli, saydam, silindirik yapılar

hiyaluronan : gre. * hyalos (cam, saydam madde) + ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + an (kimyasal madde eki) * vücutta bağ dokusunda, gözde ve eklem sıvısında bulunan, su tutucu özelliğe sahip yüksek moleküllü polisakkarit; hücreler arası boşlukları dolduran ve kayganlık sağlayan doğal bir madde

hiyalüronidaz : gre. * hyalos (cam, saydam madde) + ouron (idrar, sidik, çiş) (gre.) + acidum (asit, ekşi) (lat.) + ase (enzim belirtme eki) (lat.) * hiyalüronik asidin β-1,4 bağlarını hidrolize ederek dokularda geçirgenliği artıran, hiyaluronanı (bağ dokusunda bulunan jel benzeri maddeyi) parçalayan, dokuların geçirgenliğini artıran, spermin akrozomunda bulunup yumurtayı çevreleyen kumulus ooforusu parçalayarak döllenmeyi kolaylaştıran enzim

hiyalüronik asit : gre., lat. * hyalos (cam, saydam madde) + ouron (idrar, sidik, üre, çiş) (gre.) + acidum, acidus (ekşi olan, asit) (acere (ekşi olmak) + idus (ile ilgili olan) ) (lat.) * hücre dışı matriksin ana bileşenlerinden olan, uzun polisakkaritler içeren, insan vücudunda bağ dokusunda, gözün vitröz sıvısında ve eklem sıvısında bulunan, hücreler arası maddeyi oluşturan, dokulara esneklik ve nem tutma özelliği kazandıran saydam, yapışkan ve bağlayıcı özelliği olan anyonik bir tür polisakkarit, polimer ve glikozaminoglikan ( (C14H21NO11)n)

hiyam : ara. * ahama (dolaşmak, dolanmak, gezinmek, belirsiz fikirlerde düşüncelerde dolanmak), mahim (dolaşan, dolanan, gezinen, şaşkın kimse) * dolaşma, dolanma, gezinme, sapma, başıboş dolaşma

hiyam : ara. * hayme (çadır) * çadırlar, haymeler

hiyanet : ara. * hana (hile yapmak, hainlik etmek, ihanet etmek, sadakatsizlik etmek, güveni bozmak) * sadakatsizlik, güveni kötüye kullanma, güvene aykırı davranış, sadakatsizlik, hainlik

hiyat : ara. * hiyata, hata (etrafını çevirmek, çevrelemek, kuşatmak, sarmak), muhit (çevre, etraf) * iğne; etrafını çevirme, çevreleme, kuşatma, sarma

hiyatus : lat. * hiare (açılmak, aralık oluşmak), hiatus (açılma, açıklık, aralık) * bir organ veya dokudaki doğal veya yapay açıklık, yarık veya boşluk; özellikle anatomide organların arasındaki geçit veya açıklık

hiyelinizasyon : gre., lat. * hyalos (cam, saydam madde) (gre.) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki, olma durumu) (lat.) * dokularda normal yapının bozulup, saydam ve homojen görünümlü camsı bir maddeye (hiyalin madde) dönüşmesini tanımlayan patolojik süreç

hiyerah : ara. * hara (seçmek, tercih etmek, iyi bulmak) + at, ah (isim yapım eki), ihtiyar (seçim, tercih) * seçim, tercih, hiyerat, iyi bulma (hierarchy, hiérarchie, Hierarchie (hiyerarşi, tercihsellik, seçimsellik) (ing., fra., alm.) )

hiyerarşi : gre. * hierarkhia (hieros (kutsal, mukaddes) + arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet, tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * yönetim veya düzen içinde kademeli, dereceli sıralama; yetki ve sorumlulukların yukarıdan aşağıya doğru dağılımı, ast-üst ilişkisi

hiyerarşik : gre. * hieros (kutsal, mukaddes) + arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet, tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hiyerarşi ile ilgili, hiyerarşiye dayalı

hiyeroglif : gre. * hieros (kutsal, mukaddes) + glyphein (oymak, kazmak, kazımak, yontmak), glyphos (oyma, kazma, oyulmuş, kazılmış, yontulmuş) * eski Mısır’da kullanılan ve taş veya diğer sert yüzeylere oyularak yazılan simgelerden oluşan kutsal resim yazısı

hiyle : ara. * hala (dönmek, yön değiştirmek, engel olmak, bir halden diğerine geçmek) * çare, tedbir, hile, kurnazlık, dolap, zekice çözüm, engeli aşma yolu, çare bulma

hiym : ara. * hiym (şaşkınlık, yönünü kaybetme, kontrolsüz arzu ve susuzluktan dolayı ne yapacağını bilememe) * hasta; susuz kalmış olan; çöl ortamında "huyam" adlı bir hastalık sebebiyle içtikçe susayan, suya bir türlü doyamayan ve çaresizce su kaynağına saldıran aşırı derecede susuz kalmış deve

hiyn : ara. * hana (vakti gelmek, zamanı yaklaşmak, belirli bir an ortaya çıkmak) * zaman, vakit; belirli vakit, belirlenmiş zaman, an

hiyoid : gre. * hyoeides (U şeklinde olan) (hyo (U) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) ) * U harfi biçiminde; boyunda, dilin altında bulunan ve doğrudan başka kemiklerle eklem yapmayan, dil ve yutma hareketlerinde destek sağlayan U şeklindeki kemik

hiyosiyamin : gre. * hyos (domuz) + kyamos (bakla, fasulye; baklagil tohumu biçiminde olan şey) + ine (kimyasal madde eki) * Banotu (Hyoscyamus niger) başta olmak üzere bazı patlıcangillerde bulunan, tropan alkaloidi grubuna ait, parasempatik sinir sistemi üzerinde etkili olan ve atropinin levoizomeri kabul edilen doğal bileşik (C17H23NO3)

hiytan : ara. * hut (balık) * balıklar

hiza : ara. * hiza (sıra, dizi, düzen) * bir çizgi, dizi, sıra veya düzen; özellikle metinlerde veya nesnelerde düzgün ve sıralı olma durumu, çizgi veya sınır

hizan : ara. * hizan (kılıç kını) * kılıcın koruyucu kılıfı; aynı zamanda bu kılıfın bulunduğu yer veya kılıçla ilgili şey; Bitlis’in bir ilçesi

hizb : ara. * hazaba (birleşmek, bir araya gelmek, toplanmak) * cemaat, birlik, grup, topluluk, güruh, bölük, kısım, fırka; parti, ahzab (ç.)

hizip : ara. * hazaba (birleşmek, bir araya gelmek, toplanmak) * cemaat, birlik, grup, topluluk, güruh, bölük, kısım, fırka; parti, hizb, ahzab (ç.)

hizmet : ara. * hadama (yardım etmek, kulluk etmek, birinin işini görmek), hidma (çalışma, kulluk, yardım etme, iş görme) * bir kişi, kurum veya amaç için yapılan iş, görev veya yardım; karşılıklı veya karşılıksız olarak başkasının yararına yapılan emek veya faaliyet

hizmetçi : ara., tür. * hizmet (bir amaç doğrultusunda verilen emek, yapılan çalışma ve faaliyet) + çi (yapan, eden eki) * hizmet eden kimse, hizmetkar

hizmetkar : ara., far. * hizmet (bir amaç doğrultusunda verilen emek, yapılan çalışma ve faaliyet) (ara.) + kar (-cı, yapan, eden eki; gibi, ile ilgili) (far.) * hizmet eden kimse, hizmetçi

hizr : ara. * hazara (korumak, sakınmak, muhafaza etmek) * koruma, sakınma, muhafaza

hizy : ara. * haza (rezil etmek, utandırmak, küçük düşürmek, rüsvay kılmak) * rezillik, utanç, aşağılanma, küçük düşme durumu, horluk, hakirlik, zillet, züll; sırrı faş olmuş, rüsvay olmuş kimse

Ho : lat. * holmium (Holmia (Stockholm şehrinin Latince adı) + ium (kimyasal element eki) ) * atom numarası 67 olan, lantanitler serisinde bulunan, manyetik özellikleri yüksek, gümüş beyazı renkli olan, güçlü mıknatıslarda, lazerlerde, nükleer kontrol çubuklarında ve özel alaşımlarda kullanılan nadir bir toprak elementi

ho : tür. * ho (seslenme nidası) * uzaktan uzağa birine veya bir gruba seslenme sesi; hayvancılıkta öküze seslenme ünlemi

hoary : ing. * hoary (beyazımsı gri, yaşlılıktan ağarmış, beyaz tüylerle kaplı) * beyazımsı veya gri renkli tüy, kıl veya ince örtülerle kaplı olan; özellikle botanikte yüzeyi beyazımsı-gri, sık ve kısa tüylerle kaplı olan (bitki organları)

hobi : fra. * hobin (küçük at; şahin türü) * kişinin mesleği veya zorunlu işi dışında, ilgi ve zevk amacıyla düzenli olarak yaptığı boş zaman etkinliği veya uğraş, boş zaman uğraşı, zevk için yapılan etkinlik, severek yapılan, yapmaktan zevk alınan ve sıkça yapılan iş

hobnail : ing. * hob (köylü, basit adam) + nail (çivi) * genellikle işçi veya asker botlarının tabanına çakılan, hem tabanı sağlamlaştırmak hem de tutunmayı artırmak için kullanılan kısa, kalın başlı çivi

hobyar : far. * hub (iyi, güzel, hoş) + yar (sevgili, dost, yoldaş, sahip, arkadaş, yardımcı, destekçi) * güzel sevgili; İstanbul ilinin Fatih ilçesine bağlı bir mahalle

hoca : far. * hoca (efendi, saygıdeğer kimse, saygın kişi, üstat, usta, öğretmen, muallim) * din, bilim veya sanat alanında bilgili ve öğreten kişi, öğretmen, muallim; saygı ifadesi

hocalar : far., tür. * hoca (efendi, saygıdeğer kimse, saygın kişi, üstat, usta, öğretmen, muallim) (far.) + lar (çoğul eki) (tür.) * Afyonkarahisar’ın bir ilçesi

hod : far. * hod (kendi, kendisi, bizzat) * kendi, kendisi, bizzat, nefsi, nefs; miğfer, baş zırhı

hodak : erm. * hot (sürü) + ak (ile ilgili, -a ait, -cı, yapan, eden eki) * sığır, manda veya öküz gibi büyükbaş hayvanları güden, çiftçilere yardım eden ya da çift sürerken öküzleri önden çeken küçük yaştaki çocuk çoban, hayvan otlatan küçük çocuk, sürü peşinden giden, küçük çoban yardımcısı; ince ve şeffaf ipekli bir kumaş, kaba, yaramaz, ahlaki olarak sorunlu, hödük

hodan : ara. * hodan (tüylü palto) * hodangillerden (Boraginaceae), Eskidünya’nın ılıman bölgelerinde yetişen, mavi, kökü kavrularak yenen, kökü ve çiçekleri idrar söktürücü, sakinleştirici, akciğer enfeksiyonu önleyici olarak kullanılan bitki

hodangiller : ara., tür. * hodan (tüylü palto) (ara.) + gil (familya eki) + ler (çoğul eki) (tür.) * genellikle sert tüylü yapraklara ve mavi, mor ya da pembe renkli çiçeklere sahip, sığır dili ve hodan gibi otsu bitkileri içine alan iki çenekli bir bitki familyası, Boraginaceae

hodbehot : far. * hod (kendi, nefsi, nefs) + be (ile, beraber, yanında, aracılığıyla anlamında edat) + hod (kendi) * doğrudan, aracısız, bizzat; kendi kendine, dolaysız şekilde yapılan veya gerçekleşen şey

hodbin : far. * hod (kendi, nefsi, nefs) + bin (gören) * kendini gören, sadece kendini gören; bencil, kendini beğenmiş, egoist kimse

hodgkin lenfoma : ing., gre. * hodgkin (İngiliz patolog Thomas Hodgkin'inden) (ing.) + lympha (su) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) (gre.) * lenfatik sistem hücrelerinden kaynaklanan ve Thomas Hodgkin tarafından tanımlanan, belirli hücresel özelliklerle ayırt edilen bir lenf kanseri türü

hodkam : far. * hod (kendi, nefsi, nefs) + gam, kam (-cı, ile ilgili) * kendini beğenmiş, kibirli, mağrur, kendini düşünen, bencil

hodperest : far. * hod (kendi, nefsi, nefs) + perest (-cı, yapan, eden eki, ile ilgili) * kendini beğenmiş, kibirli, mağrur, kendini düşünen, bencil, narsisist

hodpesend : far. * hod (kendi, nefsi, nefs) + pesend (beğenen, tercih eden) * kendini beğenmiş, kibirli, mağrur, kendini düşünen, bencil, narsisist

hodpesent : far. * hod (kendi, nefsi, nefs) + pesend (beğenen, tercih eden) * kendini beğenmiş, kibirli, mağrur, kendini düşünen, bencil, narsisist

hodri meydan : fra., tür. * à votre risque (riski size ait) (à (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + votre (sizin) + risque (risk) ) (fra.) + meydan (açık alan, saha) (far.) * “buyur, ortaya çık, işte meydan, meydana çık” anlamındaki cümle ile meydan okuma ifadesi

hohlamak : tür. * hoh (ses yansımalı kök) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * ağıza sıcak hava üflemek, soğukta elleri ısıtmak için ağızdan "hoh" sesi çıkararak üfleme eylemi

hokey : fra., ing. * hoquet (çoban sopası, kanca şeklinde sopa, küçük çengel, kancalı sopa) (fra.), hockey (çim veya buz üzerinde sopa ve top/puck ile oynanan takım oyunu) (ing.) * sopa ve top/disk ile oynanan, amacın, topu veya diski karşı takımın kalesine sokmak olduğu bir takım sporu

hokka : ara. * hukka (oyulmuş şey, oyma) * ağaç veya fildişi veya mermerden oyma küçük kap veya şişe; genellikle mürekkep koymak için kullanılan küçük kap; yazı takımlarının parçası

hokkabaz : ara., far. * hukka (oyulmuş şey, oyma) (ara.) + baz (-cı, yapan, eden kişi; oynayan, iştigal eden, uğraşan) (far.) * el çabukluğuyla gösteri yapan kimse; sihirbaz, illüzyonist; mecaz olarak da kandırıcı, hilekar kişi

hokus pokus : lat. * hoc (bu) + est (-dir, olmak fiilinin üçüncü tekil şahıs geniş zaman çekimi) + corpus (beden) * sihirbazlık sözü, kilise ayininde ekmeğin kutsanması için söylenen söz, "Bu bedendir" anlamındaki cümle (hoax (aldatmaca, hile) (ing.) )

hol : alm., ing. * Halle, hall (giriş alanı, salon, antre, koridor, lobi) (alm., ing.) * bir yapının, özellikle ev veya otelin girişindeki geniş alan; antre; geniş salon veya bekleme alanı

holcus : lat. * holcus (yumuşak, tüylü) * yumuşak ve tüylü başaklara sahip olmasıyla tanınan, Poaceae familyasından çim cinsi

holding : ing. * hold (tutmak) + ing (isim yapım eki) * birçok şirketin hisselerini elinde tutan ve onları yöneten ana şirket; üst kuruluş

holigan : ing. * hooligan (saldırgan, kavgacı kimse, serseri) (İrlandalı "Houlihan" ailesinden) * spor karşılaşmalarında veya toplumsal olaylarda aşırılık, taşkınlık yapan ve şiddet yaratan kişi; fanatik taraftar

holistik : gre. * holos (tam, bütün, tüm, toplu, eksiksiz) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.); wholistic (ing.) * bütüncül, bütünsel; bir şeyin tüm parçalarını veya yönlerini kapsayan; sağlık, felsefe ve yaklaşımlarda beden, zihin ve ruhu bir arada ele alan anlayış veya yöntem

hollanda : hol. * holt (orman, ağaçlık) + land (ülke, toprak, arazi) * Batı Avrupa'da ve kısmen de Karayipler'de bulunan, doğuda Almanya, güneyde Belçika ve kuzeybatıda Kuzey Denizi ile komşu olan ülke

hollanda antilleri : hol. * holt (orman, ağaçlık) + land (ülke, toprak, arazi) + antillas (Karayip Denizi’nde, Küba’dan Venezuela açıklarına kadar uzanan, Büyük Antiller ve Küçük Antiller olarak ikiye ayrılan takımadalar zinciri) + ler (çoğul eki) (tür.) * Karayipler’de Hollanda Krallığı’na bağlı adalar grubu (günümüzde resmi olarak feshedilmiş olsa da tarihi ve coğrafi terim olarak kullanılır.)

holmiyum : lat. * Holmia (İsveç'in başkenti Stockholm'un Latince ismi) + ium (kimyasal element eki) * atom numarası 67, simgesi Ho olan, nadir topraklar grubuna ait, adını, keşfinin yapıldığı yer olan Stockholm’den alan metalik bir kimyasal element

holoblastik bölünme : gre. * holos (tam, bütün, toplu, eksiksiz) + blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + bölünme (ayrışma, kesilme, yarılma, ayrılma) (tür.) * döllenmiş yumurtanın (zigotun) bölünme sırasında tüm sitoplazmasının bölünmeye katıldığı, yumurtanın tamamen ayrıldığı embriyonik gelişim tipi

holocentridae : gre. * holos (tam, bütün, toplu, eksiksiz) + kentron (merkez, orta nokta, keskin nokta, diken, mahmuz, iğne, iğne ucu, sivri uç, iğne, dürtme) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * sırt yüzgeçlerinde ve diğer yüzgeçlerinde belirgin dikenler bulunan, çoğunlukla tropikal denizlerde yaşayan sincap balıkları ve asker balıklarını kapsayan ışın yüzgeçli balıklar familyası, asker balığıgiller

holocephali : gre. * holos (tam, bütün, toplu, eksiksiz) + kephale (baş, kafa) + eia (isim yapım ve durum eki) * kafatası üst çeneyle kaynaşmış olan, kemiksi iskelet yerine kıkırdak iskelete sahip, kimera balıklarını kapsayan kıkırdaklı balıklar alt sınıfı

holodiscus : gre. * holos (tam, bütün, toplu, eksiksiz) + diskos (disk) * çiçek tablasının bütün ve disk biçimli yapısına gönderme yapan, Rosaceae familyasından çalı cinsi

holografi : gre. * holos (tam, bütün, toplu, eksiksiz) + graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ışığın girişim ve kırınım özelliklerinden yararlanarak bir cismin üç boyutlu görüntüsünü kaydetme ve yeniden oluşturma tekniği

holografik : gre. * holos (tam, bütün, toplu, eksiksiz) + graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * ışığın girişim ve kırınım özellikleri kullanılarak oluşturulan veya üç boyutlu görüntü kaydıyla ilgili, holografi ile ilgili

hologram : gre. * holos (tam, bütün, tüm, toplu, eksiksiz) + gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) * ışığın (lazer ışını vb.) girişim ve kırınım özellikleri kullanılarak bir nesnenin üç boyutlu görüntüsünü tüm derinlik bilgisiyle yeniden oluşturan optik kayıt ve görüntüleme tekniği

holokost : gre. * holos (tam, bütün, toplu, eksiksiz) + kaiein (yanmak), kaustos (yanmış) * toplu yakma, tümden yakma; Nazilerin Yahudilere uyguladıkları kitle imha operasyonu

holomorf : gre. * holos (tam, bütün, toplu, eksiksiz) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) * bütünsel biçim; özellikle biyoloji, jeoloji ve matematikte "tam veya eksiksiz yapı veya biçim" anlamında kullanılan terim

holomorf fonksiyonların analitikliği : gre., lat. * holomorphos (tam şekilli, bütünüyle biçimlenmiş, tümden düzgün yapılı) (holos (tam, bütün, toplu, eksiksiz) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) ) (gre.) + functio (görev, iş yapma, işlev, icra, yerine getirme, fonksiyon) (lat.) + lar (çoğul eki) + ın (iyelik eki) (tür.) + analytikos (çözümsel, analitik) (gre.) + lik (isim yapım eki) + i (iyelik eki) (tür.) * karmaşık düzlemde tanımlı, türevlenebilir tüm fonksiyonların, yani holomorf fonksiyonların aynı zamanda her noktada güç serisi (taylör serisi) ile temsil edilebileceğini ifade eden kompleks analiz teoremi

holomorfik fonksiyon : gre., lat. * holomorphos (tam şekilli, bütünüyle biçimlenmiş, tümden düzgün yapılı) (holos (tam, bütün, toplu, eksiksiz) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) ) (gre.) + functio (görev, iş yapma, işlev, icra, yerine getirme, fonksiyon) (lat.) * kompleks analizde, tanım kümesinin her noktasında türevlenebilir olan fonksiyon; analitik fonksiyon

holon : gre. * holos (tam, bütün, toplu, eksiksiz) + on (parçacık/tanecik eki) * aynı anda hem kendi başına bağımsız bir bütün hem de daha büyük bir sistemin parçası olan organizasyon birimi

holoprozensefali : gre. * holos (bütün, tüm, hepsi) + pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) + enkephale, enkephalon, enkephalos (kafanın içi, beyin (en (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + kephale, kephalos (kafa, baş) ) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * embriyonal gelişimde beynin ön kısmının iki yarım küreye ayrılmaması sonucu oluşan doğumsal beyin malformasyonu

holosen : gre. * holos (bütün, tüm, hepsi) + kainos (yeni, taze, çağdaş, alışılmamış; çağ, dönem, devir; zaman) (gre.); holocaenum (lat.); holocene, holocène, Holozän (ing., fra., alm.) * IV. çağın en yeni dönemi; Kuvaterner devri içerisinde yer alan Pleistosen (buzul çağı) devrinin bitmesinden günümüze kadar sürmekte olan jeolojik devre

holosistolik : gre. * holos (bütün, tüm, hepsi) + systellein (kasmak, büzmek), systole (kasılma, büzülme; kalbin kasılma evresi) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kalbin tüm sistol (kasılma) evresini kapsayan, sürekli devam eden kalp üfürümü

holothurian : gre. * holothourion (holos (bütün, tüm, hepsi) + thureos, thoureos (dikdörtgen kalkan, zırh) + ianos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * derisidikenlilerin (Echinodermata) Holothuroidea sınıfından bir omurgasız, deniz hıyarı, deniz patlıcanı, holothuria arguinensis

holothurion : gre. * holothourion (holos (bütün, tüm, hepsi) + thureos, thoureos (dikdörtgen kalkan, zırh) + ianos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * derisidikenlilerin (Echinodermata) Holothuroidea sınıfından bir omurgasız, deniz hıyarı, deniz patlıcanı, holothuria arguinensis

holothuroidea : gre. * holothourion (holos (bütün, tüm, hepsi) + thureos, thoureos (dikdörtgen kalkan, zırh) + ianos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) + idea (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * derisi kalın, yumuşak ve uzunca gövdeli yapılarıyla tanınan, deniz hıyarlarını kapsayan derisidikenliler sınıfı

holotip : gre. * holos (bütün, tüm, hepsi) + typos (şekil, biçim, form, görünüm, tip) * bir tür veya alttür ilk kez tanımlanırken, o taksonun adını kalıcı olarak taşıyan ve tanımlamanın temel dayanağını oluşturan tek örnek birey, tek fiziksel örnek veya referans birey

holotürit : gre. * holos (bütün, tüm, hepsi) + thureos, thoureos (dikdörtgen kalkan, zırh) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * denizhıyarı ve benzerlerini içine alan derisidikenliler sınıfı

holozoik : gre. * holos (bütün, tüm, hepsi) + zoon (canlı, hayvan) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * besinlerini katı organik maddeler halinde alıp sindirim sistemi içinde parçalayarak emen, hayvanlara özgü

holter monitör : ing.; lat. * holter (Amerikalı biyofizikçi Norman Holter'in soyadından) (ing.) + monitor (uyarıcı) (monere (uyarmak, hatırlatmak, dikkat çekmek) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) (lat.); munzir (ekran, monitör) (ara.) * vücuda takılan ve günlük hayat akışı içinde kalbin elektriksel faaliyetlerini kaydeden kardiyogram cihazı

homalocladium : gre., lat * homalos (düz) + klados (dal, sürgün, dallanmış yapı) (gre.) + ium (isim ve yer eki) (lat.) * düz ve yassı dallarıyla ayırt edilen, Polygonaceae familyasından tropikal bitki cinsi

homatropin : gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + atropine (Atropa belladonna bitkisinden elde edilen alkaloid) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + tropia (dönüş durumu, dönme durumu, değişim durumu, yönelme durumu) (trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) * atropine benzer yapıda, oftalmolojide midriyatik olarak kullanılan ve göz bebeğini genişleten kısa etkili sentetik alkaloid türevi (C16H21NO3)

homeomorf : gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) (gre.) * benzer biçimde, şekil veya yapısal olarak aynı veya yakın olan

homeomorfik : gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * homeomorf nitelikli olan

homeopati : gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * çok az miktarda seyreltilmiş bitki ve mineral kullanımıyla iyileşmeyi tetikleyerek vücudun kendini onarmasını sağlayan, "benzeri, benzeriyle tedavi et" teorisine dayanan alternatif tıp yöntemi; düşük dozlarda hastalığın semptomlarına benzeyen maddelerle tedavi uygulaması

homeostatik : gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + histanai (durmak, durdurmak, yerleştirmek), statikos (duran, durağan, hareketsiz, dengeye ilişkin) (stasis (durma, ayakta durma, dikilme, durgunluk, durum, denge, sabit kalma, duruş veya kuvvetlerin karşı karşıya gelmesi, yer), statos (durmuş, yerleştirilmiş, sabit kılınmış, duran, sabit duran, hareketsiz kalan) + ikos (ile ilgili, gibi) ) * bir organizma veya sistemin iç ortamını sabit ve dengede tutan, değişen koşullara rağmen istikrar sağlayan özellik

homeostaz : gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + stasis (durma, ayakta durma, dikilme, durgunluk, durum, denge, sabit kalma, duruş veya kuvvetlerin karşı karşıya gelmesi, yer) * organizmanın iç ortamının sabit ve dengede tutulması durumu; fizyolojide canlıların iç denge mekanizması, homeostazis

homeoterm : gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + therme, thermos (ısıtma, sıcak yapma, sıcaklık) * sabit iç sıcaklığı olan, vücut sıcaklığını dış ortam değişikliklerinden bağımsız olarak düzenleyebilen canlı organizma (genellikle memeliler ve kuşlar için kullanılır.)

homeotermi : gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + thermia (ısı, sıcaklık) (therme, thermos (ısıtma, sıcak yapma, sıcaklık) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * dışarıdan etkilenmeden sabit iç vücut sıcaklığı sağlayan termoregülasyon; canlıların çevre sıcaklığı değişse bile vücut iç sıcaklığını belirli ve sabit bir düzeyde koruyabilme özelliği

homeros : gre. * homeros (köle, esir; kör) * Antik Yunanistan'da yaşamış, eski Yunan edebiyatının ilk ürünleri sayılan İlyada ve Odysseia adlı destanları derlemiş İyonyalı ozan

homiklofobi : gre. * homikhle (sis, pus) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * sis korkusu

hominid : lat., gre. * homo (adam, insan), hominis (insanla ilgili, adamla ilgili) (lat.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) * insanları ve yaşayan büyük insansı maymunları (orangutan, goril, şempanze ve insan) kapsayan Hominidae (İnsangiller, Büyük insansı maymunlar) familyasına ait olan birey veya bu familyayla ilgili

hominidae : lat., gre. * homo (adam, insan), hominis (insanla ilgili, adamla ilgili) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * insanları (Homo), şempanzeleri (Pan), gorilleri (Gorilla) ve orangutanları (Pongo) içine alan biyolojik bir primat familyası

homisid : lat. * homo (adam, insan) + caedere, cidere (kesmek, yarmak, parçalamak, doğramak, vurmak, çarpmak; öldürmek), cidium (kesme, yarma, doğrama, vurma; öldürme) * insan öldürme eylemi; cinayet, adam öldürme

homisidal : lat. * homo (adam, insan) + caedere, cidere (kesmek, yarmak, parçalamak, doğramak, vurmak, çarpmak; öldürmek), cidium (kesme, yarma, doğrama, vurma; öldürme) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * cinayetle, insan öldürme ile ilgili, homisid ile ilgili

homoerectus : lat. * homo (adam, insan) + erectus (dikilmiş, dik, kalkmış, yükselmiş, doğrulmuş, güdülmüş) (erigere (kurmak, dikleştirmek, doğrultmak, düzeltmek) (ex (dış, dışarı, yukarı) + regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek, gütmek, hükmetmek) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * insan türü, erken Pleistosen döneminde yaşamış, dik yürüyen ve ilkel alet kullanan insan atalarından biri

homofili : gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + philia (sevme durumu, hoşlanma durumu) (philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bireylerin kendilerine benzer özelliklere (yaş, cinsiyet, ırk, eğitim seviyesi veya inanç gibi) sahip kişilerle bağ kurma ve ilişki geliştirme eğilimi (heterofilinin zıttı)

homofobi : gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * eşcinsel (lezbiyen, gey) veya biseksüel bireylere yönelik duyulan mantık dışı korku, nefret, önyargı, rahatsızlık veya ayrımcılık tutumu, eşcinsel korkusu

homofon : gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + phone, phonos (ses) * aynı veya benzer seslere sahip, ancak anlamları farklı olan kelimeler veya sesler; dilbilimde ses benzerliği bulunan kelimeler

homofoni : gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + phone (ses, ton, konuşma) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * müzikte bir ana melodinin eşlik eden akorlarla desteklenerek tek bir melodik çizgi gibi algılandığı yapı; farklı yazılışlara rağmen aynı veya benzer sesle telaffuz edilen kelimeler durumu

homogen : gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) * yapısal olarak bütünlük arz eden, her yerinde aynı özellikleri gösteren; tekdüze, eş özelliğe sahip, aynı türden, aynı cinsten

homogreft : gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) (gre.); graphium (çubuğumsu alet, yazı kalemi) (lat.); greffe (aşı, doku nakli) (fra.), graft (kanal), graven (kazmak) (hol.), graffe (iğne, mil) (ing.) * aynı türe ait bireyler arasında yapılan doku veya organ nakli; allogreft

homojen : gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) * yapısal olarak bütünlük arz eden, her yerinde aynı özellikleri gösteren; tekdüze, eş özelliğe sahip, aynı türden, aynı cinsten

homoklamidöz : gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + khlamys, khlamydos (örtü, manto, kaplama) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * çiçek örtüsünün bütün parçaları aynı yapıda ve görünüşte olan; çanak yaprak ile taç yaprak arasında belirgin bir farklılaşma göstermeyen çiçek yapısına ilişkin

homolog : gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * aynı göreve veya kökene sahip, uygun düşen; biyolojide ortak ataya dayanan, yapı veya genetik kökeni aynı olan ama farklı işlevlere sahip organ veya yapılar; hukuk ve mantıkta karşılıklı olarak denk veya benzer olan unsurlar

homoloji : gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * uyuşma, uygunluk, benzerlik; biyolojide ortak ataya dayanan yapılar arasında evrimsel benzerlik; matematikte yapıların biçimsel uygunluğu; genel olarak iki şey arasında köken, yapı veya görev bakımından uygunluk ve benzerlik durumu

homomorf : gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) * dış görünüş veya şekil bakımından benzer olan ancak yapı veya köken bakımından farklı olan, aynı biçimli, eş biçimli

homomorfik : gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * homomorf nitelikli, eş biçimsel

homomorfizm : gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * homomorf olma durumu, eş biçimlilik

homonim : gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + onoma, onuma, onyma, onomos, nimo (isim, ad) * aynı isme sahip; yazılışı ve/veya telaffuzu aynı olan fakat anlamı farklı olan

homonom metamerizm : gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + onoma, onuma, onyma, onomos, nimo (isim, ad) + meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + meros (parça, bölüm, kısım, birim) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * vücudun art arda dizilmiş metamerlerinin yapı ve işlev bakımından birbirine büyük ölçüde benzer olduğu segmentasyon tipi

homopolimer : gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + polys (çok, fazla, çoklu) + meros (parça, bölüm, kısım, birim) * tek tip monomer birimlerinden oluşan polimer; kimyada yalnızca aynı türden yapı taşlarının (monomerlerin) tekrarıyla meydana gelen makromoleküler yapı

homoritmik : gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + rhuthmos, rhythmos (ritm, akım, akış) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * aynı ritimli; müzikte tüm ses veya partilerin aynı ritmik yapıyı izlemesi durumu; çok sesli müzikte, ritmik uyum ve eş zamanlılık

homosapien : lat. * homo (adam, insan) + sapere (bilmek, tanımak, anlamak, akıl sahibi olmak; tatmak), sapiens (bilen, tanıyan, akıllı, bilge, anlayışlı) * düşünebilen, akıl yürütebilen, karmaşık kültürel yapılar kurabilen, bilişsel yetenekleri, dil kullanımı ve soyut düşünme kapasitesiyle ayırt edilen, günümüzde yaşayan tek mevcut Homo türü, modern insan türü

homoseksüalite : gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) (gre.) + sexus (cins, cinsiyet, ayrım, ayrışım, kesim, bölünme) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * aynı cinsiyetten bireylere yönelik cinsel arzu, şehvet, heyecan veya romantik ilgi durumu, eşcinsellik

homoseksüel : gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) (gre.) + sexus (cins, cinsiyet, ayrım, ayrışım, kesim, bölünme) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kendi cinsine yönelik cinsel arzu, şehvet, heyecan veya romantik ilgi duyan, eşcinsel

homosistein : gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + kystis (kist, kese, kapsül, mesane, idrar torbası, sidik torbası) + ein (kimyasal madde son eki) * vücuttaki metiyonin metabolizması sırasında oluşan, kandaki düzeyi arttığında damar ve kalp hastalıkları riskini yükselten kükürt içeren bir amino asit (C4H9NO2S)

homosistinüri : gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + kystis (kist, kese, kapsül, mesane, idrar torbası, sidik torbası) + ein (kimyasal madde son eki) + ouria (idrar olma durumu, üre durumu) (ouron, (idrar, sidik, üre, ürin) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * vücutta homosistein metabolizması bozukluğu sonucu idrarda yüksek düzeyde homosistein bulunmasıyla karakterize genetik metabolik hastalık

homospor : gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim, ekme, saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin, tohum, çekirdek, üreme hücresi) * yalnızca tek tip spor oluşturan; bütün sporları yapı ve işlev bakımından benzer olan bitki veya sporlu canlı

homospori : gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim, ekme, saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin, tohum, çekirdek, üreme hücresi) + eia (isim yapım ve durum eki) * sporlu bitkilerde yalnızca tek tip spor üretilmesi durumu; bütün sporların yapı ve işlev bakımından benzer olduğu üreme özelliği durumu

homoterm : gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + thermos (ısı, sıcaklık) * vücut sıcaklığını çevre koşullarına rağmen sabit tutabilen canlılar; sıcak kanlı hayvanlar

homotermal : gre., lat. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + thermos (ısı, sıcaklık) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * vücut sıcaklığını çevresel değişikliklerden bağımsız olarak sabit tutabilen, sabit sıcaklıklı; sıcak kanlı canlılarla ilgili

homotermi : gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + thermia (ısı, sıcaklık) (therme, thermos (ısıtma, sıcak yapma) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * dışarıdan etkilenmeden sabit iç vücut sıcaklığı sağlayan termoregülasyon; canlıların vücut sıcaklıklarını çevre koşullarından bağımsız olarak sabit tutabilme durumu; sıcak kanlılık

homoteti : gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + tithenai (koymak, yerleştirmek, konumlandırmak, kurmak), thesis (koyma, koyuş, yerleştirme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * aynı oranla yerleştirme, eş oranlılık; matematikte iki şeklin birbirine ölçeklenerek benzer olması durumu; orantılı büyüme veya küçülme

homotetik : gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + tithenai (koymak, yerleştirmek, konumlandırmak, kurmak), thesis (koyma, koyuş, yerleştirme) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * homoteti ile ilgili

homotop : gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + topos (yer, bölge, konum, mevki) * aynı yerde bulunan; biyolojide, filogenetik veya ekolojik anlamda aynı veya benzer coğrafi bölgede bulunan tür veya popülasyon; genetikte benzer genlerin aynı lokasyonda bulunması

homotopi : gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + topos (yer, konum, mevki, lokasyon; konu) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * aynı yerde bulunma durumu; biyolojide, filogenetik veya ekolojik bağlamda aynı coğrafi bölgede türlerin veya genlerin ortak mevcudiyeti

homozigot : gre. * homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + zugotos, zygotos (boyunduruğa vurulmuş, bağlanmış; döllenmiş tohum, döllenmiş hücre) (zygein ((birleştirmek, boyunduruk altına almak, çift haline getirmek) + otos (isim yapım eki) ) * genetikte, bir gen çiftinin iki allelinin de aynı olması durumu; iki ebeveynden aynı gen varyantının alınması

homurdanmak : tür. * homur (ağızdan çıkarılan boğuk ve hırıltılı sesi yansıtan kelime) + dan (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * içten içe yakınma ve memnuniyetsizlik belirtisi olarak ağızdan düşük perdeli, boğuk ve hoşnutsuz ses çıkarmak

homurtu : tür. * homur (ağızdan çıkarılan boğuk ve hırıltılı sesi yansıtan kelime) + tu (isim yapım eki) * içten içe yakınma ve memnuniyetsizlik belirtisi olarak ağızdan düşük perdeli, boğuk ve hoşnutsuz ses çıkarma

hona : tür. * hona (geyik, sığır veya sığın gibi yabani/evcil toynaklı hayvan) * üç ya da dört yaşına gelmiş, henüz çiftleşmemiş veya damızlık olarak saklanan ergin erkek sığır, boğa

honaz : gre. * khonai (suyun aktığı, toplandığı veya daraldığı yer) * Denizli’nin bir ilçesi (kirazı ile ünlü Honaz ve Honaz Ovası'ndan)

honduras : isp. * hondo (derin) + uras (çoğul eki) * derinlikler; Orta Amerika'da Karayip Denizi'nin kıyısında konumlanan, Guatamala, El Salvador ve Nikaragua'ya sınırı olan bir ülke

hong kong : çin. * hong (güzel koku, tütsü) + kong (liman) * güzel kokulu liman, tütsü limanı; Çin’in güney kıyısında yer alan, 1997 yılına kadar Birleşik Krallık’a bağlı olan ve şu anda Çin’e bağlı özel idari bölge

honiara : mel. * honiara (kutsal yere giden yol; sahil boyunca) * Solomon Adaları'nın başkenti

honorificabilitudinitatibus : lat. * honorificare (onurlandırmak, gururlandırmak) (honor (onur, gurur) + ficare (yapmak, etmek, eylemek) ) + abilis (yapılabilir, olabilir, mümkün eki) + tudo (durum, nitelik, olma hali) + initas (başlama, oluş) + ibus (ile ilgili, -a ait) * birine onur verilebilme durumu veya niteliği (Shakespeare’in Love’s Labour’s Lost oyununda gösterişli ve mizahi amaçla kullanılmıştır.)

hook : alm., ing. * hokaz (bükülmek, eğrilmek) (alm., proto-cermen), hoc, hook (kanca, çengel) (ing.) * bir nesneyi tutmaya, asmaya veya yakalamaya yarayan eğri metal veya plastik nesne, kanca, çengel; kavisli yumruk, kroşe

hooke kanunu : ing., gre., tür. * hooke (İngiliz doğa felsefecisi, mimar, mühendis ve filozof Robert Hooke'nin soyadından) + kanon, kanonas (çubuk, cetvel, ölçüt; kural, ilke, yasa, kanun, prensip) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * bir elastik cismin maruz kaldığı uzama veya sıkışmanın, uygulanan kuvvetle doğru orantılı olduğunu ve elastik sınırlar içinde bu oranın sabit kaldığını ifade eden fizik ilkesi; esnek bir yay x kadar sıkıştırıldığında veya x kadar gerildiğinde yaydaki geri çağırıcı kuvvetin Fyay= -kx olarak ifade edildiği fizik kanunu

hookeriaceae : ing., lat. * Hookeria (İngiliz botanikçi William Jackson Hooker soyadından türetilmiş yosun cins adı) (ing.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * Hookeriales takımına bağlı, yapraklı karayosunlarını (Bryophyta) kapsayan, çoğunlukla nemli ve gölgeli habitatlarda yaşayan yosunlar familyası

hooklet : ing., lat. * hook (kanca, çengel) (ing.) + lettus (küçültme eki) (lat.) * küçük kanca, kancacık, çengelcik

hookworm : ing. * hook (kanca, çengel) + worm (solucan) * ince bağırsakta yaşayan, başındaki kanca benzeri ağız yapısıyla bağırsak duvarına tutunarak kan emen, insan ve hayvanlarda enfeksiyona neden olan yuvarlak solucan (nematod) familyasından parazitik yuvarlak solucan türü

hop : tür. * hop (uyarmak, dikkat çekmek, durdurmak veya yavaşlatmak amacıyla, ani ve yüksek ses tonuyla kullanılan nida) * ani ve hızlı hareketi belirtmek için kullanılan, dikkat çekme veya durdurma amacıyla söylenen ünlem ve hafifçe zıplamak anlamında kullanılan "hoplamak" fiilinin kökü

hopa : far. * hopa (güzel) * Artvin’in bir ilçesi

hoparlör : fra. * haut (yüksek) + parleur (konuşan) (parler (konuşmak) + eur (-cu, yapan, eden, eki) ) * sesi yükselten, ses sinyalini elektrikten akustik sese dönüştüren cihaz; ses verici

hoplamak : tür. * hop (ani ve hızlı hareket belirteci olan ses yansımalı kelime) + la (edilgen fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * atlamak, sıçramak (hoop (içinden atlanan dairesel nesne (çember) (ing.) )

hoplandria : gre. * hoplon (silah, araç, alet, zırh) + aner (erkek, er kişi, adam, insan), andros (erkek ile ilgili, er kişi ile ilgili, adam ile ilgili, insan ile ilgili) + ia (isim yapım eki) * Staphylinidae (bıyıkböceği / kısa kanatlı böcekler) ailesine bağlı olan ve aralarında Hoplandria lateralis gibi küçük kınkanatlı böcek (Coleoptera) türlerinin yer aldığı, böcek cinsi

hoplobatrachus : gre. * hoplon (silah, araç, alet, zırh) + batrakhos (kurbağa) * güçlü yapılı, çoğunlukla Asya ve Afrika'nın tropikal bölgelerinde yaşayan, "silahlı/güçlü kurbağa" anlamındaki kurbağa cinsi

hoppa : tür. * hop (ani ve hızlı hareket belirteci olan ses yansımalı kelime) + pa (ek) * ölçüsüzce hareket eden, davranışları laubali veya hafif bulunan (özellikle kadınlar için küçümseyici); hareketli, kıpır kıpır, yerinde duramayan kimse

hoppala : tür. * hop (ani ve hızlı hareket belirteci olan ses yansımalı kelime) + pala (pekiştirme eki) * şaşkınlık, hayret, sürpriz, bazen de hoşnutsuzluk bildiren ünlem; beklenmedik bir duruma verilen ani tepki ifadesi

hor : far. * hor (hakir, aşağı, sefil, değersiz) * değersiz, aşağı görülen; küçümseyici tavırla yaklaşılan; hakir görülen veya kötü muamele edilen

hor görmek : far., tür. * hor (hakir, aşağı, sefil, değersiz) (far.) + görmek (göz ile algılamak) (tür.) * birini değersiz ve aşağı görerek küçümsemek, hak ettiği saygıyı göstermemek, önemsememek

hora : tür. * hora (ses yansımalı kelime) * Karadeniz bölgesine özgü, topluca ve el ele tutuşarak daire şeklinde oynanan hızlı tempolu halk dansı; ritmik ve coşkulu oyun türü

horanta : tür. * horanta (Doğu Karadeniz ağızlarında “aile, hane halkı”) * aynı evde yaşayan aile bireylerinin tümü; ev halkı, hane, aile topluluğu

horasan : far. * hur (güneş, ışık, parlaklık) + asan (gelen, doğan, yükselen) * tuğla ve kiremit tozlarının kireç ve suyla karıştırılmasıyla elde edilen bir yapı harcı; İran, Türkmenistan ve Afganistan’ın kuzeydoğusunu kapsayan eski kültürel ve idari bölge; Erzurum’un bir ilçesi; Türk musikisinde, Rast makamının hüseyni ve nihavent gibi ara makamlarla zenginleştirildiği, genellikle La (A) perdesinden başlayıp Rast perdesine kadar uzanan, dört farklı perdeye dayanan, hüseyni perdesinin vurgulandığı ve özellikle 5. perdeye (Çargah) kadar çıkabilen; bestelerde genellikle hüzünlü ve duygusal tınılar yaratan, usul olarak aksak veya semai usullerinde kullanılan, makamın karakteristik seyri süzgeç niteliğinde perdelerle hareket eden ve teşrifatlarda serbest geçişlere izin veren, aralık olarak tam, küçük ve büyük ikililer içeren bir makam

horasani : far., ara. * hur (güneş, ışık, parlaklık) + asan (gelen, doğan, yükselen) (far.) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.) * üst bölümü sarıktan taşacak biçimde yapılmış hoca kavuğu

horasani-i bayati : far., ara. * hur (güneş, ışık, parlaklık) + asan (gelen, doğan, yükselen) (far.) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.) + bayati (varlıklı, devletli, imkana sahip, zengin) (bayat (varlık, devlet, imkan, zenginlik) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Türk musikisinde, Bayati makamının Horasan bölgesi etkisiyle şekillenmiş varyantı olup, genellikle Re (D) perdesinden başlayarak Bayati perdesi üzerinde yoğunlaşan, Rast ve Hüseyni makamlarının ara perdeleriyle zenginleştirilen, duygu olarak hüzün ve içli bir ifade taşıyan, usul olarak genellikle semai veya aksak usullerde icra edilen, karakteristik olarak doğal minor ölçeğe yakın perdeler kullanan, özellikle 3. perde (Segah) ve 5. perde (Çargah) arasında belirgin melodik hareketler içeren, makam seyri esnek ve süzgeç tonlarla geçişlere açık olan bir makam

hordeolum : lat. * hordeum (arpa) + olum (küçültme eki) * göz kapağında çıkan iltihaplı şişlik, arpacık

hordeum : lat. * hordeum (arpa) * insanlık tarihinin en eski tahıllarından biri olan arpayı içeren, Poaceae familyasından bitki cinsi

horhor : far. * hor (hakir, alçak, aşağı, sefil, değersiz; yemek, içmek, tüketmek) (çağlayan suyunun aşağı doğru akmasından) * ses çıkararak akan gür su; ses yansımalı (onomatope) kelime (örneğin "horul horul uyumak", "horlamak" (tür.) )

horizon : gre. * horizein (sınırlamak, sınır koymak, belirlemek) + on (isim yapım eki) * sınırlayan, sınır; yeryüzü ve gökyüzünün birleştiği hayali çizgi; ufuk

horizontal : gre., lat. * horos, horizon (sınır, limit) (horizein (sınırlamak, sınır koymak, belirlemek) + on (isim yapım eki) ) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * yatay doğrultuda olan, yatay, ufuk çizgisine paralel; yatay eksene veya zemine paralel olan

horizontal bulaş : gre., lat., tür. * horizontalis (sınırsal, limitsel; yatay) (gre., lat.) + bulaş (bul (yapışmak, temas etmek, dokunmak, değmek) + aş (isim yapan ek; iteş ve edilgen fiil eki) ) (tür.) * bir enfeksiyon etkeninin (virüs, bakteri veya parazit) bir canlıdan aynı türden başka bir canlıya bireyler arası temas veya çevresel yollarla yayılması, yatay bulaşma

horizontal transmisyon : gre., lat. * horizontalis (sınırsal, limitsel; yatay) (gre., lat.) + transmissio (öteye geçirme, öteye gönderme, aktarma, iletme) (trans (geçiş, geçme, ötesi, karşıdan karşıya, öteye) + mission (gönderme, iletme, sevketme, görevlendirme, görev) (mittere (göndermek, yollamak, görevlendirmek, iletmek, sevketmek) + tio, sion (isim yapım eki) ) (lat.) * organizmaların bir ekosistemin ebeveyn-döl ilişkisi olmayan biyotik ve/veya abiyotik üyeleri arasında bulaşması

horkos : gre. * horkos (yemin, ant) * Yunan mitolojisinde, yeminlerin kutsallığını ve yemin bozanlara düşen laneti simgeleyen, yeminlerin yerine getirilmesini sağlayan "yemin" ve "küfür" tanrısı veya kişileştirilmiş ruh

horlamak : tür. * hor (ses yansımalı kelime) * uyku sırasında boğazdan gelen hırıltılı, gürültülü nefes sesi çıkarmak

hormon : gre. * hormao, hormaein (harekete geçirmek, zorlamak, dürtmek), horman, hormon (iten, itici, dürten, harekete geçiren, salan, savuran) * iç salgıbezlerince salgılanarak kana karışan ve organların çalışmasını düzenleyen adrenalin, insülin, tiroksin gibi maddelerin ortak ismi (harman (savurma, ekini kepeğinden ayırmak için savurma, salma) (ara., far.)

horn efekt : ing., lat. * horn (boynuz) (ing.) + effectus (gerçekleştirme, gerçelleme, sonuç, etki, tesir) (lat.) * bir kişinin bir olumsuz özelliğinin yarattığı olumsuz algının, diğer tüm özellikleri hakkında da olumsuz yargı, olumsuz algı oluşmasına neden olan bilişsel önyargı durumu; halo etkisinin tersine işleyen değerlendirme yanlılığı

hornblend : ing. * horn (boynuz) + blend (harman, karışım; aldatıcı mineraller için kullanılan eski terim) * koyu renkli, genellikle siyah veya koyu yeşil, karmaşık yapılı bir mineral grubu; amfibol grubuna ait volkanik ve magmatik kayalarda bulunan önemli bir kayaç minerali (granit , siyenit , diyorit , gabro , bazalt , andezit , gnays ve şist gibi birçok magmatik ve metamorfik kayanın ortak bir bileşeni)

horner sendromu : alm. * horner (İsviçreli göz doktoru Johann Friedrich Horner'in soyadından) (alm.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * yüzün bir tarafında gözde küçülme (miyozis), yüz terlemesinde azalma, göz kapağında düşüklük (ptoz) ve göz çukurunun içe doğru göçü ile karakterize olan sinir sistemi bozukluğu

hornito : isp. * horno (fırın, ocak) + ito (küçültme eki) * küçük fırın; volkanik alanlarda akışkan lav tüplerinin çatısındaki çatlaklardan yukarı doğru fışkıran magma ve gazların delik etrafında üst üste birikip katılaşmasıyla oluşan, köksüz ve dik yamaçlı küçük fırın benzeri konik yapı veya küçük baca

horon : gre. * khoros, khoron (dans, ritmik hareket, koro, halk oyunları) * Karadeniz Bölgesi'ne (özellikle Trabzon ve Rize yörelerine) özgü, genellikle kemençe veya davul-zurna eşliğinde, oyuncuların el ele tutuşup daire veya dizi halinde ve sert ayak figürleriyle oynadığı, ritmi giderek hızlanan geleneksel bir Türk halk dansı

horopter : gre. * horos (sınır) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz), opter (gözleyen, gören) * her iki gözün aynı anda net şekilde görebildiği uzaydaki noktaların oluşturduğu hayali sınır yüzeyi; binoküler görmenin geometrik eşlenik alanı

horos : gre. * hor (sınır, hudut, belirleme) + os (isim yapım eki) * antik Yunancada bir alanın, kavramın veya yetkinin sınırını gösteren işaret, belirleyici çizgi, tanımsal sınır; eskiden İstanbul'da ekmekçi, francalacı ve uncu değirmenlerinde mevcut üst ve alt taşlarının bulunduğu ve etrafından hayvanın döndüğü yer

horoskop : gre. * hora (zaman, süre, vakit) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) * her insanın doğduğu anda gökyüzünde yer alan gök cisimlerinin konumlarının, birbirleriyle yaptıkları açıların ve evlerin yer aldığı harita, doğum haritası, yıldız haritası

horoz : far. * huros (ötme sesinden ses yansımalı kelime) * tavuğun erkeği olan kanatlı kümes hayvanı

horozayağı : far., tür. * horoz (tavuğun erkeği olan kanatlı kümes hayvanı) (far.) + ayak (bacağın bilekten aşağıda bulunan ve yere basmaya yarayan bölümü) + ı (iyelik eki) (tür.) * tüfekten boş kovanı çıkarmakta kullanılan burgu

horozbina : gre. * khoros, khoron (dans, ritmik hareket, koro, halk oyunları), horos (dansçı, hareketli, kıpır kıpır) + pina (balık); porophyna (poros (delik, gözenek, geçit) + phyne, phyo (büyümek, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak) ) * Perciformes takımının Blennnioidei alttakımının Blenniidae familyasını oluşturan, büyük bölümü sıcak ve ılık denizlerde, az bir bölümü tatlı sularda yaşayan kemiklibalık türlerinin ortak ismi

horozcuk : far., tür. * horoz (tavuğun erkeği olan kanatlı kümes hayvanı) (far.) + cuk (küçültme eki) (tür.) * turpgillerden, eskiden kuduzun ilacı sanılan, güzel kokulu bir dağ bitkisi, yaban teresi (Lepidium Campestre)

horozgözü : far., tür. * horoz (tavuğun erkeği olan kanatlı kümes hayvanı) (far.) + göz (görme organı) (tür.) * Karadeniz bölgesinde, horozun gözüne benzeyen yuvarlak, parlak ve renkli yapıya sahip, küçük tüylerle kaplı, kırışık gövdeli, içi boş, dik ve dallara ayrılan bitki veya meyve türü; halk arasında özellikle parlak, dikkat çekici yuvarlak şekilli şeyler için kullanılan isim

horozibiğigiller : far., tür. * horoz (tavuğun erkeği olan kanatlı kümes hayvanı) (far.) + ibik (horoz, hindi, çavuşkuşu ve benzeri hayvanların tepesindeki kırmızı renkli, etli ve tırtıllı deri uzantısı) + i (iyelik eki) + gil (soy, nesil, kan bağı, aile, familya, tür, cins belirten ek) + ler (çoğul eki) (tür.) * horozun başındaki ibik benzeri yapıya sahip, genellikle yaprakları veya çiçekleri ibik görünümünde olan bitki familyası veya grubu, Amaranthaceae

horsefieldia : lat. * Horsefield (İngiliz doğa bilimci Thomas Horsfield) + ia (isim yapım eki) * Güneydoğu Asya kökenli, Myristicaceae familyasına ait, aromatik tohumlarıyla bilinen tropik ağaç cinsi

horst : alm. * Horst (tepedeki kuş yuvası) * yer kabuğunda, çevresine göre daha yüksek kalmış, genellikle iki fay hattı arasında yükselen blok; dağ veya yükselti şeklinde ortaya çıkan tektonik yapı

hort : lat. * hortus (bahçe) * Botanik adlandırmalarda "bahçe kökenli, kültür altında yetiştirilen" anlamında kullanılan kısaltma veya köken belirtici unsur

hortlak : tür. * hort (fışkırmak, canlanmak, dirilmek, ortaya çıkmak, yukarı çıkmak, yükselmek, dönerek yükselmek) + lak (isim yapım eki) * Türk halk inançlarında, ölülerin mezardan kalkıp yaşayanların dünyasına geri dönen ruhu; hayalet, zombi, canavar, korkutucu doğaüstü varlık

hortum : tür. * hort (fışkırmak, canlanmak, dirilmek, ortaya çıkmak, yukarı çıkmak, yükselmek, dönerek yükselmek) + um (isim yapım eki) * atmosferde şiddetli fırtına koşullarında bulut ile yer yüzeyi veya su yüzeyi arasında uzanan, dar ve dönerek ilerleyen, yıkıcı rüzgar sütunu şeklinde oluşan meteorolojik olay (tornado); sıvı aktarımı sağlayan esnek boru

horuldamak : tür. * hor (ses yansımalı kelime) + ul (edilgen fiil eki) + da (ek) + mak (fiil mastar eki) * uyurken düzenli, derin ve gürültülü nefes sesi çıkarmak; horlayarak uyumak

horultu : tür. * hor (ses yansımalı kelime) + ul (edilgen fiil eki) + tu (isim yapım eki) * horlama sesi, horuldama sesi

horum : erm. * horom, horum (biçilmiş ekin veya ot yığını) * biçildikten sonra balya veya deste haline konulmuş ot; biçildikten sonra tarlada yapılan küçük burçak veya mercimek yığınları; yeni olgunlaşan susam bitkisi, topraktan çıkarıldıktan sonra sapları iple boğulup baş tarafları birleştirilerek yapılan yığın

horus : mıs. * hor (yüksekte olan, yukarıda duran, göğe ait, göksel) + us (son ek) * Antik Mısır mitolojisinde Osiris ve İsis'in oğlu olan ve şahin başlı olarak tasvir edilen, firavunların simgesel koruyucusu olan gökyüzü, krallık ve koruyuculuk tanrısı

horuz : gre. * khoros, khoron (dans) * Kars dolaylarında hanımların tek başlarına oynadıkları bir çeşit dans

hospitalite : lat. * hospes, hospit (misafir, konuk, yabancı; ev sahibi) (hos (yabancı, konuk, misafir) + pes (ayak) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım ve durum eki) * konuklara karşı cömert, nazik ve yardımsever davranma; misafirperverlik

hospitalizasyon : lat. * hospes, hospit (misafir, konuk, yabancı; ev sahibi) (hos (yabancı, konuk, misafir) + pes (ayak) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) * bir kişinin tedavi amacıyla hastaneye yatırılması; hastanede yatış süreci

hospitalizm : lat. * hospes, hospit (misafir, konuk, yabancı; ev sahibi) (hos (yabancı, konuk, misafir) + pes (ayak) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * özellikle bebek ve küçük çocuklarda uzun süreli hastane veya bakımevi ortamında yeterli sevgi, ilgi ve sosyal etkileşimden yoksun kalmaya bağlı olarak gelişen fiziksel, zihinsel ve duygusal gelişim bozukluğu; kurumsal ilgisizlik sendromu, yuva hastalığı

hospodar : sla. * gospod (efendi, sahip, bey) + ar (kişi, ünvan bildiren ek) * Balkanlar ve Doğu Avrupa’da özellikle Eflak ve Boğdan’da Osmanlı döneminde kullanılan, “ülke yöneticisi, prens, bey” anlamına gelen siyasal bir ünvan; Osmanlı İmparatorluğunca XV. yy.dan 1866-1881'e kadar Boğdan ve Eflak'ı yönetmekle vazifelendirilen Romen prenslerinin ünvanı

host : lat., ing. * hospes (misafir, konuk, yabancı; ev sahibi) (lat.); host (ing.) * misafir ağırlayan kimse; ev sahibi; ayrıca bilişimde bir ağırlayıcı sistem veya sunucu bilgisayar

hosta : lat. * Host (Avusturyalı hekim ve botanikçi Nicolaus Thomas Host) * Asparagaceae familyasına ait, Asya kökenli, geniş yaprakları ve gölgeye dayanıklılığıyla bilinen süs bitkisi cinsi

hostel : lat. * hospitale (konuk evi; misafir ağırlama yeri) (hospes, hospit (misafir, konuk, yabancı; ev sahibi) (hos (yabancı, konuk, misafir) + pes (ayak) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * oldukça uygun fiyatlı konaklama imkanı sağlayan, genellikle gençler veya turistler için yatakhane tipinde olan ve sadece temel ihtiyaçlara minimum düzeyde karşılık verecek hizmetler sunan pansiyon

hostes : lat., fra. * hospita (kadın misafir, kadın ev sahibi, kadın görevli) (lat.); hôtesse (hôte (ev sahibi, konuk, misafir) + esse (dişilik eki) ) (fra.) * uçak, tren gibi toplu taşıma araçlarında yolcuların güvenliği ve konforundan sorumlu kadın görevli; kadın mihmandar

hostilite : lat. * hostis (düşman) + ilis (gibi, ile ilgili) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.); hostilité (fra.) * düşmanlık, saldırganlık, saldırgan tutum veya hal; karşıtlık ve savaş hali

hoş : far. * hoş (iyi, güzel, tatlı, sevimli, latif) * güzel duygular uyandıran, zevk veren, beğenilecek yönleri bulunan; iyi, tatlı, güzel, latif, sevimli, tatlı, latif, memnun edici (hübsch (hoş, güzel, tatlı) (alm.) )

hoş görmek : far., tür. * hoş (iyi, güzel, tatlı, sevimli, latif) (far.) + görmek (göz ile algılamak) (tür.) * bir kusuru, hatayı veya aykırı durumu anlayışla karşılamak, kabullenmek, tepki göstermemek

hoşaf : far. * hoş (iyi, güzel, tatlı, sevimli, latif) + ab (su) * güzel su; meyve parçalarının şekerli suda kaynatılmasıyla yapılan tatlı içecek veya tatlı komposto

hoşavaz : far. * hoş (iyi, güzel, tatlı, sevimli, latif) + avaz (ses, bağırma, çığlık, feryat) * kulağa hoş gelen, güzel, tatlı ve etkileyici ses; sesi güzel olan, güzel sesli

hoş-aver : far. * hoş (iyi, güzel, tatlı, sevimli, latif) + avar, aver (getiren) * güzellik getiren; Türk musikisinde, Bayati ve Hüseyni makamlarının özelliklerini harmanlayan, genellikle Re (D) veya La (A) perdesinden başlayıp segâh ve çârgâh perdeleri arasında dolaşan; hüzünlü, sakin ve içe dönük bir duygu taşıyan, usul olarak aksak veya semai gibi hareketli usullerle icra edilen; makam içinde küçük ve büyük aralıkların dengeli kullanıldığı, melodik geçişlerinde süzgeç perdeler ve teşrifatlarda serbest geçişlerle zenginleşen; kendine özgü kararsız ve nazik ifadeleri barındıran nadir makam

hoşbeş : far. * hoş (iyi, güzel, tatlı, sevimli, latif) + beş (konuşma, söz, söyleşi, sohbet) * güzel konuşma, tatlı sohbet; keyifli sohbet, tatlı muhabbet, günlük ve önemsiz ama hoş konuşma

hoşbulduk : far. * hoş (iyi, güzel, tatlı, sevimli, latif) + bul (görmek, rastlamak, erişmek, ulaşmak, varmak) + duk (birinci çoğul şahıs geçmiş zaman fiil eki) * "hoş bir yere geldim, güzel bir ortamla karşılaştım” anlamında, bir yere girerken ev sahibinin “hoş geldiniz” sözüne karşılık verilen geleneksel ve nazik cevap; “kendimi burada iyi hissettim” ifadesi

hoşça kal : far. * hoş (iyi, güzel, tatlı, sevimli, latif) + ça (gibi) + kal (durmak, bir yerde bulunmaya veya bir durumda olmaya devam etmek, birikmek, yoğunlaşmak) * ayrılırken söylenen, “iyi kal”, “sağlıcakla kal”, “güzel bir şekilde kal” anlamında nezaketli bir veda sözü; ayrılan kişi tarafından, kalan kişiye yönelik iyi dilek ifadesi

hoşgeldiniz : far. * hoş (iyi, güzel, tatlı, sevimli, latif) + gel (varmak, erişmek, ulaşmak, intikal etmek) + diniz (ikinci tekil şahıs geçmiş zaman eki) * “iyi geldiniz”, “geldiğiniz yer güzel ve keyifli oldu” anlamında, misafir veya ziyaretçiyi karşılamak için kullanılan saygılı ve nazik selamlama ifadesi

hoşgörü : far., tür. * hoş (iyi, güzel, tatlı, sevimli, latif) (far.) + kör, gör (görmek, göz ile algılamak, dikkat etmek, bilmek, tanımak, idrak etmek) + ü (isim yapım eki) (tür.) * bir kusuru, hatayı veya aykırı durumu anlayışla karşılama, kabullenme, tepki göstermeme

hoşhoş : tür. * hoş (kovma sesi) + hoş * (çocuk dilinde) köpek

hoşkıran : far. * hoş (iyi, güzel, tatlı, sevimli, latif) + kıran (ışın, parlama) * Horozibiğigiller (Amaranthaceae) ailesine bağlı Horozibiği (Amaranthus) cinsinden genellikle 15 ila 90 cm büyüyebilen, sarı çiçekli, aromatik ve hafif acımsı yapraklara sahip, geleneksel tıpta ateş düşürücü, iltihap giderici ve rahatlatıcı olarak kullanılan tek evcikli ve tek yıllık bir bitki, gül otu, öksürük otu, Amaranthus blitum

hoşlanmak : far., tür. * hoş (iyi, güzel, tatlı, sevimli, latif) (far.) + lan (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar eki) (tür.) * zevk almak, sevmek, memnun olmak; hoşnutluk duymak, beğenmek, ilgi duymak

hoşnut : far., tür. * hoş (iyi, güzel, tatlı, sevimli, latif) (far.) + nut (gibi, ile ilgili) (tür.) * memnun, mutlu, razı olan

hoş-reng : far. * hoş (iyi, güzel, tatlı, sevimli, latif) + reng (gözle algılanan ışığın dalga boyuna bağlı görsel izlenim; bir cismin veya ışığın algılanan ton, parlaklık ve doygunluk özellikleri) * hoş, güzel renk veya üslup; Türk musikisinde, Hüseyni makamının şerhini taşıyan, genellikle La (A) perdesinden başlayarak Hüseyni ve Bayati ara perdeleriyle zenginleşen; neşeli ve canlı bir duygu veren, usul olarak semâi veya aksak usullerinde icra edilen; melodik yapısında küçük ve büyük ikililerin dengeli kullanıldığı, ara geçişlerde süzgeç perdelerle hareketlenen, teşrifatlarda esnek ve serbest geçişlere izin veren, karakteristik olarak 4. perde (Çargah) vurgusunun belirgin olduğu makam

hoş-sera : far. * hoş (iyi, güzel, tatlı, sevimli, latif) + sara, sera (yer, mekan, saray, ev) * güzel mekan, güzel yer; Türk musikisinde, Hüseyni makamının daha süslü ve hareketli bir varyantı olup, genellikle La (A) perdesinden başlayarak Hüseyni ve Bayati ara perdeleriyle melodik zenginlik sağlayan; neşeli ve içten bir ifade taşıyan, usul olarak semai veya aksak usullerle icra edilen; küçük ve büyük aralıkların dengeli kullanıldığı, süzgeç perdelerle geçişlerin sıkça yapıldığı, teşrifatlarda serbest ve akıcı hareketlere olanak tanıyan, makamın karakteristik melodik motiflerinin canlılık ve hareketle öne çıktığı bir makam

hoşsohbet : far., ara. * hoş (iyi, güzel, tatlı, sevimli, latif) (far.) + suhbet, sohbet (dostluk etme, arkadaşlık) (sahaba (birlikte olmak, arkadaşlık etmek) + et (isim yapım eki) ) (ara.) * söyleşisi tatlı olan, güzel ve sıkmadan konuşan

hoşşik : far. * hoş (iyi, güzel, tatlı, sevimli, latif) + şik (küçültme ve sevimlilik eki) * çıkarı için başkalarına yaranmaya çalışan, yalaka, dalkavuk, ciddiyetsiz, şımarık veya asıl kimliğini unutup abes davranışlar sergileyen, yaramaz uslu durmayan, dalkavuk

hoşt : tür. * hoşt (ses yansımalı nida) * köpekleri ürkütüp kaçırmak, saldırmalarını önlemek için çıkarılan ses, köpek kovma ünlemi

hoşuna gitmek : far., tür. * hoş (iyi, güzel, tatlı, sevimli, latif) (far.) + u (iyelik eki) + na (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + git (ilerlemek, bir yöne doğru hareket etmek, uzaklaşmak) + mek (fiil mastar eki) * zevk almak, sevmek, memnun olmak; hoşnutluk duymak, beğenmek, ilgi duymak, hoşlanmak

hoşur : erm. * hoşor (iri, kaba, büyük) * büyük, iri, kaba saba, bayağı, değersiz, bayağı; (kadın için) balık etli, dolgun, şişman ama güzel, tombul

hoşyar : far. * hoş (iyi, güzel, tatlı, sevimli, latif) + yar (sevgili, dost, yoldaş, sahip, arkadaş, yardımcı, destekçi) * güzel dost, hoş sevgili; akıllı, zeki, uyanık, anlayışlı ve dikkatli kişi

hotanto : hol. * hottentot (kekeme) (Yerli Khoekhoe halkının kendi aralarında konuştuğu dilin yoğun "tıklama" (klik) sesleri içermesinden) * Güneybatı Afrika’da yaşayan, kendilerini "insanların insanları" anlamına gelen Khoekhoe (Koikoi) olarak adlandıran, geleneksel olarak hayvancılık ve göçebelikle geçinen ilkel bir boy ve bu boyun soyundan olan kimse; tarihsel olarak Güney Afrika’da yaşayan Khoikhoi halkını aşağılayıcı veya dışlayıcı anlamda tanımlamak için kullanılmış olan kelime

hotoz : tür. * kotuz, kotaz, hotuz (Tibet öküzü, yak) * Tibet öküzü, yak; eskiden kadınların süs için saçlarının üstüne taktıkları, çeşitli renkte ve biçimde yapılmış küçük başlık; kimi kuşların başlarında bulunan tüyler; acele, telaş, karışıklık; düzensizlik veya hızlı ve dikkatsiz yapılan hareket

houttuynia : lat. * Houttuyn (Hollandalı hekim ve botanikçi Martinus Houttuyn’un soyadından) + ia (isim yapım eki) * Saururaceae familyasına ait, Doğu Asya kökenli, aromatik yapraklı ve nemli alanlarda yetişen otsu bitki cinsi

hovarda : far. * havar, hovar (çağrı, davet) + da (isim yapım eki) * çağrıya çok çıkan, sürekli dışarıda olan; geveze, çapkın, sürekli dolaşan ve boş gezip tozan kişi

hoverkraft : ing., alm. * hover (havada asılı kalmak, havada durmak, süzülmek, oyalanmak, oyalanmak) (ing.) + kraft (kuvvet, güç, kudret) (alm.) * altından üflenen hava yastığı sayesinde yüzeyle temas etmeden kara, su veya bataklık üzerinde süzülerek hareket edebilen edebilen araç

hoya : lat. * Hoy (İngiliz bahçıvan Thomas Hoy) * Apocynaceae familyasına ait, mum çiçeği olarak bilinen, etli yapraklı ve hoş kokulu çiçekler açan tropik sarılıcı bitki cinsi

hoyrat : gre. * khoriates (köylü) * kaba, sert, düşüncesiz, kırıcı davranışta bulunan; Türk halk edebiyatında bir mani türü, halk müziğinde ise sert ve hür söylenen bir uzun hava çeşidi; Genellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu, Irak Türkleri ile Azerbaycan yörelerinde (bayati veya kesik/cinaslı mani olarak da bilinir) nağmeyle söylenen, dört mısradan oluşan geleneksel bir halk şiiri ve türkü türü

hoyuk : tür. * hoy (ses yansımalı kelime) + uk (ile ilgili, gibi, -a ait) * ekin tarlalarında, bağ, bahçe ve bostanlarda, kuşların zarar vermesini önlemek için dikilen, insana benzeyen kukla, korkuluk

hozalmak : tür. * hoz (zayıf, cılız, gücü az) + al (edilgen fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * kibirlenmek, böbürlenmek, burnu büyümek; boşboğazlık etmek, gevezelik yapmak, çok ve gereksiz konuşmak; anlamsız veya laf olsun diye konuşmak (halk arasında küçük düşürücü veya hafif alaycı bir nitelik taşır)

hozan : erm., kür. * hunjk (hasat), hnzel (hasat etmek) (erm.); hozan (ekilmemiş, boş bırakılmış arazi; anız) (kür.) * hasat yapıldıktan        sonra üzerinde ekin kalıntısı (anız) kalan, bir sonraki ekim dönemi için nadasa bırakılmış ya da işlenmeden dinlenmeye bırakılmış ve boş kalmış verimli toprak veya nadas tarlası, ekine elverişli olmayan tarla/arazi

hozana : ibr. * hosia (kurtar, yardım et) + na (lütfen; yalvarma edatı) * kurtar bizi, bize yardım et; Tanrı’ya yakarış anlamı taşıyan ve İncil’de özellikle İsa’nın Kudüs’e girişi sırasında halk tarafından söylenen, zamanla sevinç ve övgü nidâsına dönüşmüş dinsel bir ünlem

hozat : tür. * hoz (sıçramak , hoplamak) + at (isim yapım eki) * Tunceli’nin bir ilçesi

höbelek : tür. * öbek (yığın, küme) + lek (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir çeşit mantar; bostan ve bağlara çalı çırpıdan yapılan bekçi kulübesi; yığın

hödük : tür. * höd (kabalık, sertlik ifade eden ses yansımalı kelime) + ük (ile ilgili, gibi, -a ait) * kaba saba, görgüsüz, anlayışsız ve düşüncesiz kimse; eğitimsizliğini veya görgüsüzlüğünü davranışlarıyla belli eden kişi

hökelek : tür. * hök (gururla, şişerek yürüme, kibirlenme) + el (edilgen fiil eki) + ek (isim yapım eki) * çalım, kurum, gösteriş

höl : tür. * höl (yaşlık, nem, rutubet, ıslaklık) * yaşlık, nem, rutubet, ıslaklık

höpürdetmek : tür. * höpür (içme, emme sırasında çıkan sesten kaynaklanan ses yansımalı kelime) + det (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * sıvı bir şeyi içerken, emerken veya yerken ağızdan ses çıkartmak

hörgüç : tür. * ör (yükselmek, yukarı çıkmak) + güç (isim yapım eki) * tümsek, çıkıntı; deve ve bazı hayvanların sırtında bulunan, yağ depolayan büyük çıkıntı

höristik : gre. * heuriskein (bulmak, keşfetmek) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * deneme-yanılma veya pratik yöntemlerle çözüm aramaya dayalı yaklaşım

höst : tür. * höst (ses yansımalı kelime) * at, katır, sığır vb. hayvanları, özellikle öküzü durdurmak için kullanılan bir seslenme sözü; bir kimseyi uyarmak için kullanılan bir seslenme sözü

höşmerim : far. * hoş (iyi, güzel, tatlı, sevimli, latif) + maram, malham (kaymak) * tuzsuz peynir, şeker, irmik, yumurta sarısı ve renklendirici ile kaynatılarak yapılan, Balıkesir ile özdeşleşmiş tatlı (melhem (deriye sürülen yumuşak veya koyu kıvamda, yağlı veya yağsız ilaç) (tür.) )

höşül : tür. * höş (ezilmiş, yumuşamış, lifli artık) + ül (isim yapma eki) * meyve, üzüm veya benzeri maddelerin sıkılıp suyu alındıktan sonra geriye kalan lifli, yumuşak ve değersiz sayılan posası; haşlanmış veya fırınlanmış meyve, meyve püresi (Ordu ve Giresun ağzı); un bulamacı; pis; suyu alınmış meyvenin posası; burnu akan, ağzından salya akan (İç Anadolu bölgesi ağzı)

höşür : ara.* uşr (onda bir) * un, nişasta veya kurutulmuş meyvelerin yağ ve şekerle kavrulmasıyla yapılan, kıvamı yöreye göre bulamaç, helva veya kırıntı şeklinde değişen geleneksel bir tatlı ya da yiyecek türü

höşür : erm. * hoşor (kaba, büyük, iri, biçimsiz, pürüzlü ) * uçurum; inişli çikişli, engebeli yer; sık çalılık

höt : tür. * höt (ses yansımalı kelime) * korkutmak vey dikkati kendi üzerine çekmek için söylenen nida

hötöröf : gre. * heteros (başka, farklı, değişik, diğer, öteki, öbür) + trephein (beslemek, gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophos, trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) * enerjisini ve organik besinlerini kendi başına üretemeyip başka canlılardan veya organik maddelerden sağlayan canlı; pasif eşcinsel erkek (argo)

höykürmek : tür. * höy (ses yansımalı kelime) + kür (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * bir tarikatın üyesi olan kimseler, toplu halde dua ederken kendilerinden geçerek hep bir ağızdan yüksek sesle bağırışmak; heyecanlı bir biçimde, coşarak, bağırarak konuşmak

höyük : tür. * höy (yüksek, yükselme, yığılma, kabarma) + ük (isim yapım eki) * yığma tepe, tümsek, yüksek yer; insan yerleşimlerinin yüzyıllar boyunca üst üste kurulmasıyla oluşan, içinde arkeolojik kalıntılar barındıran yapay toprak tepecik (high (yüksek) (ing.), hoch (yüksek), höchst (en yüksek) (alm.) )

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...