software :
ing. * soft (yumuşak, esnek, maddi olmayan) + ware (imal edilmiş ürün, ticari
mal, ürün, mal, eşya, kullanım nesnesi) * bilgisayar, telefon veya tablet gibi
teknolojik cihazların belirli bir donanım üzerinde çalışmasını sağlayan ve
kullanıcıya çeşitli işlemleri yapma imkanı tanıyan program, kod ve talimatlar
bütünü, yazılım
sofu :
gre., ara. * sophia (bilgelik, bilgililik) (sophos (bilge) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) (gre.); sufi (yünlü olan, yün giyen) (suf (yün) + i (sıfat
yapım eki) ) (ara.) (mistiklerin dünyevi gösterişten uzak durmak ve tevazuyu
simgelemek için giydikleri kaba yün hırkalara (kepenek) atfen) * İslam tasavvuf
geleneğinde dünyevi bağlılıklardan uzaklaşarak manevi arınma, zikir ve içsel
bilgi yoluyla Allah’a yakınlaşmayı amaçlayan mistik yolun takipçisi
sofya :
gre. * sophia (bilgelik, bilgili olma) (sophos (bilgi, bilme) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) * bilgelik, bilgili olma; Bulgaristan'ın başkenti
sofyan :
gre., ara. * sophia (bilgelik, bilgililik) (sophos (bilge) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) + ianos (ile ilgili,-a ait) (gre.); sufi (yünlü olan, yün
giyen) (suf (yün) + i (sıfat yapım eki) ) + an (çoğul eki) (ara.) (mistiklerin
dünyevi gösterişten uzak durmak ve tevazuyu simgelemek için giydikleri kaba yün
hırkalara (kepenek) atfen), sufyan * Türk müziğinde dört zamanlı ve üç vuruşlu
küçük usulü
sognando :
lat. * somnus (uyku, uyuma), somniare (rüya görmek, hayal etmek, düşlemek)
(somnium (rüya, düş) + are (fiil mastar eki) ) + ndus (isim yapım eki) (lat.);
sonno (uyku, uyuma), sognare (rüya görmek, hayal etmek, düşlemek) + ndo (zarf
yapım eki) * rüya görerek, düş kurarak, hayal ederek
soğan :
tür. * sogan (soğan, yumrulu bitki) * yer altında kat kat etli yapraklardan
oluşan depo organı geliştiren ve birçok bitkide besin depolama, olumsuz
koşullarda canlılığını sürdürme ve vejetatif çoğalmayı sağlayan yumrumsu gövde
yapısı; yer altında katmanlı yapıya sahip, kesildiğinde göz yaşartan, yemeklik
sebze olarak tüketilen Allium cinsi bitki
soğdak :
tür. * soğ (uzaklaşmak, ayrılmak, kopmak, geri çekilmek) + dak (ile ilgili, -a
ait) * ayrılmış olan, dışta kalan; kenarda yaşayan; Orta İran kökenli Sogdiana
bölgesi ve halkı (ticaretle ünlü Soğdlar); İpek Yolu ticaretinde önemli rol
oynayan Soğd kökenli tüccar veya topluluk
soğuk :
tür. * soğ (serinlemek, sıcaklık düşmek) + uk (sıfat yapım eki) * düşük
sıcaklığa sahip olan, ısı derecesi az olan; ilgisiz, mesafeli, duygusuz
(mecazi)
soğuk algınlığı :
tür. * soğuk (düşük sıcaklık) + al (tutmak, yakalamak, edinmek) + gın (sıfat
yapım eki) + lık (isim yapım eki) + ı (iyelik eki) * halk arasında “soğuğa
maruz kalmaya bağlı gelişen hastalık” olarak adlandırılan ancak tıbben viral
üst solunum yolu enfeksiyonu olan hastalık
soğuk çekim :
tür. * soğuk (düşük sıcaklık) + çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük
çekmek, katlanmak, tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) +
im (isim yapım eki) * metal malzemelerin (genellikle çelik) oda sıcaklığında,
özel bir kalıptan (mühre) geçirilerek kesitinin küçültülmesi ve boyunun
uzatılması işlemi, soğuk çekme
soğukkanlı :
tür. * soğuk (düşük sıcaklık) + kan (damarlardaki oksijen ve besin taşıyan
hayat sıvısı) + lı (sıfat yapım eki) * duygularını kontrol eden, heyecan ve
panik göstermeyen; zor durumlarda sakin kalabilen (kişi)
soğulmak :
tür. * soğ (uzaklaşmak, ayrılmak, kopmak, geri çekilmek) + ul (edilgen/dönüşlü
fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * suyu veya sütü çekilerek pörsümek, Irmak,
kuyu, pınar vb. yerlerde su çekilip yok olmak
soğumak :
tür. * soğuk (düşük sıcaklık) (soğ (serinlemek, sıcaklık düşmek) + uk (sıfat
yapım eki) ) + mak (fiil mastar eki) * ısısı düşmek, sıcaklığı azalmak; ilgi,
istek, heyecan veya duygusu azalmak
soğurgan :
tür. * soğ (uzaklaşmak, ayrılmak, kopmak, geri çekilmek) + ur (etken fiil eki)
+ gan (sıfat yapım eki) * gaz, sıvı veya enerjiyi emen, içine alan; fiziksel
olarak bir şeyi absorbe eden
soğurmak :
tür. * soğ (uzaklaşmak, ayrılmak, kopmak, geri çekilmek) + ur (etken fiil eki)
+ mak (fiil mastar eki) * gaz, sıvı veya enerjiyi emmek, içine almak; fiziksel
olarak bir şeyi absorbe etmek
soğuşmak :
tür. * soğ (uzaklaşmak, ayrılmak, kopmak, geri çekilmek) + uş (işteş fiil eki)
+ mak (fiil mastar eki) * birbirinden uzaklaşmak, ayrışmak, dağılmak; iki taraf
karşılıklı olarak mesafe koymak veya bir topluluk çözülmek
soğutmak :
tür. * soğuk (düşük sıcaklık) (soğ (serinlemek, sıcaklık düşmek) + uk (sıfat
yapım eki) ) + t (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * ısısını düşürmek,
sıcaklığını azaltmak; ilgi, istek, heyecan veya duygusunu azaltmak
sohbet :
ara. * sahib (arkadaş), sahiba (arkadaşlık etmek, birlikte olmak) + et (isim
yapım eki) * karşılıklı konuşma, dostça konuşma; arkadaşlık ilişkisi içinde yapılan
sözlü iletişim, muhabbet ("sevgi" kök anlamından "söyleşme"
anlamına kaymıştır.)
sohtorik :
ara. * saf (temiz, pak, pür, arı, arınmış, duru, halis, yalın, sade, katıksız)
+ tarik (yol) * katıksız, ari, saf; özgün yolu olan, tarikatlara bağlanmamış
olan; Halk arasında kolaylıkla kandırılabilen, saf ve naif kişilere atfen
söylenen "Saftirik" kelimesinin de kökeni
sohum :
gür. * tskhumi (kayın, gürgen, akgürgen) * Abhazya'nın başkenti
sokak :
ara. * suk (çarşıda belli malların satıldığı geçit, çarşı, pazar), esvak
(çarşılar, pazarlar) + ak (küçültme eki) * şehir içinde evlerin arasında kalan
dar yol, iki yapı sırası arasındaki geçiş alanı; dar geçit
soket :
lat. * soccus (hafif ayakkabı, taban) + ettum, ettus (küçültme eki, yer veya
nesne belirten) (lat.); socket (ing.) * başka bir parçayı içine alacak şekilde
hazırlanmış yuva veya deliğe verilen ad; modern anlamda elektrik veya donanım
bağlantı noktası; bilgisayar sistemlerinde iki ağ uygulaması arasında veri
alışverişi sağlayan yazılımsal iletişim uç noktası
sokkan :
tür. * sok (içine doğru itmek, girmek, içine girmek) + kan (-cı, yapan, eden
eki) * Akdeniz ve Ege kıyılarında yaygın olarak bulunan, Kızıldeniz kökenli,
lezzetli ancak sırt yüzgeçlerindeki dikenler nedeniyle dikkat edilmesi gereken
otçul bir kaya balığı türü, sokar
sokmak :
tür. * sok (içine doğru itmek, girmek, içine girmek) + mak (fiil mastar eki) *
içine koymak, içine girdirmek, içine itmek (soak (sıvıyı iyice içine alıp
emmek, sıvının içine girmek, ıslanmak), sock, Socke (çorap) (ing., alm.),
socket (priz), soccer (kaleye sokma oyunu) (ing.)
sokra :
gre. * sokhoro (dolgu parçası) * ahşap gemi yapımında, güverte kaplamalarında
veya armuzlu teknelerde kısa gelen iki kaplama tahtasının veya kerestenin uç
uca birleştirildiği yeri; ahşabın damar veya lif yönü olan "suyuna"
tabirinin tam tersi, yani liflere dik olan yön veya işlem
sokulgan :
tür. * sok (içine doğru itmek, girmek, içine girmek) + ul (edilgen fiil eki) +
gan (sıfat yapım eki) * insanlara kolayca yaklaşan, ilişki kurmaktan
çekinmeyen, içe kapanık olmayan, sosyal, girişken, samimi davranışlı (kişi)
sokullu :
sla. * sokol (şahin) + lu (ile, sahibi) * Sokullu Mehmet Paşa’nın lakabı,
doğduğu, Bosna'nın Vişegrad kazasının Rudo nahiyesinin Sokoloviç (Şahinoğlu
(sokol (şahin) + viç (oğul) ) köyünden gelir.
sokulmak :
tür. * sok (içine doğru itmek, girmek, içine girmek) + ul (edilgen fiil eki) +
mak (fiil mastar eki) * yanaşmak, yanına gelmek, yanyaba olmak, ilişmek, eşlik
etmek (socius (eşlik eden, ilişen, katılan, birleşen) (lat.); social, sozial
(eşlik eden, ilişen, katılan, birleşen) (ing., fra., alm.) )
sokum :
tür. * sok (içine doğru itmek, girmek, içine girmek) + um (isim yapım eki) *
Özellikle Adana ve çevresinde, içine katık veya malzeme konularak hazırlanan
dürüm; insan omurgasının en altında yer alan ve leğen kemiklerinin arasında
bulunan kemikli bölge (kuyruk sokumu)
sol :
lat. * solvere (çözmek, gevşetmek, serbest bırakmak, temizlemek) + polluti
(kirlenmişler, lekelenmişler) * Batı müziği ses sisteminde yedili temel dizinin
beşinci notasını ifade eden, solfej eğitiminde kullanılan ses adı ve müziksel
perde karşılığı (Orta Çağ’da solfej sistemi geliştirilirken temel olarak
Latince bir ilahi olan “Ut queant laxis” kullanılmış olup, notalar (ut - re -
mi - fa - sol - la - si) bu ilahinin dizelerinin ilk hecelerinden
türetilmiştir. Notalar 8. yüzyılda Lombard tarihçi ve din adamı Paulus Diaconus
tarafından Vaftizci Yahya onuruna Latince olarak yazılmış "Ut queant
laxis" isimli ilahiden gelir. (Ut
sol :
tür. * sol (yön adı; sağın karşıtı olan taraf) * insan vücudunun kalp tarafında
kalan yön; siyasi, toplumsal veya simgesel karşıtlık ve yönelim (mecazi)
sol açık :
tür. * sol (yön adı; sağın karşıtı olan taraf) + açık (aralık olan, hiçbir
engeli bulunmayan, geçişe uygun, kapalı olmayan, gizli olmayan) * futbolda
hücum hattının sol kanadında oynayan, çizgiye yakın konumlanarak hem orta yapma
hem de içe kat etme görevleri bulunan hücum oyuncusu
sol bek :
tür., ing. * sol (yön adı; sağın karşıtı olan taraf) (tür.) + back (geri, arka;
tekrar) (ing.) * futbolda savunmanın sol tarafında oynayan, rakip kanat
oyuncularını karşılayan ve hücuma destek verebilen defans oyuncusu
sol el kuralı :
tür. * sol (yön adı; sağın karşıtı olan taraf) + el (kolun, bilekten parmak
uçlarına kadar olan, dokunmaya, tutmaya ve kavramaya yarayan ve her birinde beş
parmak bulunan iki bölümünden her biri) + kural (yasa, kanun, ilke) + ı (iyelik
eki) * sıfırdan farklı ve birbirlerine paralel olmayan iki vektör verildiğinde,
bu vektörleri kullanarak üçüncü bir vektörün yönünü belirlemek için “ilk önce
sol kolu birinci vektörün yönünde uzatmak, sonra sol elin dört parmağını ikinci
vektörün yönüne getirmek, bu durumda sol elin başparmağının gösterdiği yönü
üçüncü vektörün yönü olarak seçmek” olarak tanımlanan kural
sol haf :
tür. * sol (yön adı; sağın karşıtı olan taraf) (tür.) + half (yarı, yarım) +
back (geri, arka; tekrar) (ing.) * futbolda orta sahada sol çizgiye yakın
oynayan, hem savunmaya hem hücuma destek veren, oyun kurulumunda kanat ile
merkez arasında bağlantı kuran oyuncu
sol iç :
tür. * sol (yön adı; sağın karşıtı olan taraf) + iç (derinlik, dahili kısım) *
futbolda sol kanat ile merkez arasında, saha iç bölgesinde oynayan; hem oyun
kurulumuna katılan hem de hücuma destek veren oyuncu pozisyonu
sol karıncık :
tür. * sol (yön adı; sağın karşıtı olan taraf) + karın garın, karın (kaburga
kemiklerinden kasıklara ve pelvise kadar olan kısım) + cık (küçültme eki) *
kalbin sol alt kısmında yer alan ve oksijenle zenginleşmiş kanı tüm vücuda
pompalayan güçlü kas yapısına sahip boşluk, ventriculus sinister, ventriculus
sinistrum
sol kulakçık :
tür. * sol (yön adı; sağın karşıtı olan taraf) + kulak (işitme organı) + çık
(küçültme eki) * akciğerlerden gelen oksijen bakımından zengin kanı toplayarak
sol karıncığa ileten, kalbin sol üst kısmında bulunan boşluk, atrium sinister,
atrium sinistrum
solak :
tür. * sol (yön adı; sağın karşıtı olan taraf) + ak (sıfat yapım eki) * yazma,
tutma ve temel motor becerilerinde ağırlıklı olarak sol elini kullanan kişi;
dominant eli sol olan birey
solanaceae :
lat. * solanum (itüzümü, patlıcangiller cinsi) + aceae (-giller, bitki
familyası eki) * patates, domates, biber, patlıcan ve tütün gibi çoğunlukla
otsu, çalı veya küçük ağaç biçiminde olan bitkileri kapsayan familya, patlıcangiller,
itüzümügiller
solanum :
lat. * solanum (patlıcangiller cinsi adı; patates, patlıcan, domates gibi
türleri kapsayan bitki grubu) * Solanaceae (patlıcangiller) familyasına ait,
patlıcangillerden otsu ve çalı formunda bitkileri kapsayan bitki kategorisi
solar :
lat. * sol (güneş) + aris (ile ilgili, -a ait) * güneşe ait olan, güneşle
ilgili; güneş kaynaklı veya güneşe dayalı
solar panel :
lat. * sol (güneş) + aris (ile ilgili, -a ait) + pannellus (kumaş parçası,
pano) (panis (ekmek) + ellus (küçültme eki) ) * güneşten gelen ışınımı elektrik
enerjisine dönüştüren fotovoltaik hücrelerden oluşan düz yüzeyli enerji üretim
sistemi; güneş enerjisini elektrik üretiminde kullanan modüler levha düzeni
solar plexus çakra :
lat., san. * sol (güneş) + aris (ile ilgili, -a ait) + plexus (örgü, ağ,
dokuma, doku, kıvrım; katlanmış, bükülmüş, örülmüş, sarılmış; kat, katman,
tabaka, satıh, yüzey) (lat.) + çakra (tekerlek, dönüş, döngü, devre, daire,
disk, çark) (san.) * insan bedeninde göbek üstü-mide bölgesinde yer aldığı
kabul edilen, geleneksel Hint yoga ve ezoterik öğretilerde “kişisel güç, irade
ve özsaygı merkezi” olarak tanımlanan enerji odak noktası
solaris :
lat. * sol (güneş) + aris (ile ilgili, -a ait) * güneşe ait olan, güneşle
ilgili; güneş kaynaklı veya güneşe dayalı
solaryum :
lat. * sol (güneş) + arium (yer ve mekan eki) * güneş banyosu yapılan kapalı
veya yarı açık alan; güneş ışığına maruz kalmak için tasarlanmış camlı oda,
teras veya yapay bronzlaşma kabini
solcu :
tür. * sol (yön adı; sağın karşıtı olan taraf) + cu (destekçi, yandaş, yapan,
eden eki) * siyasi yelpazede toplumsal eşitlik, emek hakları, sosyal adalet ve
devlet müdahalesini savunan, genellikle sosyalist, sosyal demokrat veya benzeri
ideolojik akımlara yakın olan (kişi)
soldat :
lat., fra. * solidatus (sağlamlaştırılmış, sertleştirilmiş, katılaştırılmış,
birleştirilmiş, bütünleştirilmiş, sağlam, bütün, tam, tam değerli; maaş alan,
ücretlendirilmiş kişi; paralı asker) (solidare (sağlamlaştırmak, birleştirmek,
bütün hâle getirmek; parçaları tek ve güçlü bir yapı haline dönüştürmek)
(solidus (sağlam, katı, sert, tam, bütün; Roma’da altın para birimi) + are
(fiil mastar eki) ) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); soldat
(asker) (fra.) * düzenli orduya bağlı, devlet tarafından ücret karşılığı hizmet
eden asker
soleidae :
lat. * solea (dil balığı) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * gövdeleri
yanlardan basık, iki gözü başın aynı tarafında bulunan ve deniz tabanında
yaşamaya uyum sağlamış yassı balıkları kapsayan familya, dilbalığıgiller
solenodon :
gre. * solen (boru, kanal, tüp) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) *
dişlerinde derin oluklar bulunan, uzun burunlu, gececil ve böcekçil bir memeli
cinsi, olukdişliler
solenoid :
gre. * solen (boru, kanal, tüp) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli,
biçimli) * içinden elektrik akımı geçtiğinde manyetik alan oluşturan,
genellikle silindirik sarım şeklindeki bobin; elektrik enerjisini manyetik alan
aracılığıyla mekanik harekete dönüştüren elektromanyetik düzenek
solenoit :
gre. * solen (boru, kanal, tüp) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli,
biçimli) * içinden elektrik akımı geçtiğinde manyetik alan oluşturan,
genellikle silindirik sarım şeklindeki bobin; elektrik enerjisini manyetik alan
aracılığıyla mekanik harekete dönüştüren elektromanyetik düzenek
soleus :
lat. * solea (taban, sandalet) + eus (ile ilgili,-a ait) * tabana/sandalete ait
olan; baldırın derininde yer alan, özellikle ayakta durma ve yürüme sırasında
önemli rol oynayan kas
solfej :
ita. * sol (Batı müziği ses sisteminde yedili temel dizinin beşinci notasını
ifade eden, solfej eğitiminde kullanılan ses adı ve müziksel perde karşılığı) +
fa (Batı müziği ses sisteminde yedili temel dizinin dördüncü notasını ifade
eden, solfej eğitiminde kullanılan ses adı ve müziksel perde karşılığı) (Guido
d’Arezzo’nun solmizasyon sistemi) + eggio (isim yapım eki) (ita.); solfège
(fra.) * müzikte notaları değerlerine, ses ve ritimlerine göre heceleyerek
söyleme, solfej yapma; sesleri “do-re-mi-fa-sol-la-si” sistemiyle okuma pratiği
solgun :
tür. * sol (rengi ve canlılığı azalmak, fade etmek) + gun (sıfat yapım eki) *
rengi açılmış, canlılığını kaybetmiş, güneşe maruz kalmış; zayıf, güçsüz,
canlılığı azalmış (mecazi) (solar (güneşle ilgili) (ing.), soleil (güneş)
(fra.) (güneşe maruz kalan nesnenin rengi solar.) )
solhan :
zaz. * beglon (İlçe merkezinin 2 km batısındaki "Mezgeft" mevkiinde
hüküm süren "Beglon" adlı beyin adından) * Bingöl’ün bir ilçesi
solid :
lat. * solidus (sağlam, katı, sert, tam, bütün; Roma’da altın para birimi) *
katı halde olan, şekil değiştirmeye karşı dirençli, boşluksuz yapı; fiziksel
olarak akışkan olmayan kaba madde durumu
solidago :
lat. * solidare (sağlamlaştırmak, güçlendirmek, sertleştirmek, katılaştırmak,
bir araya getirmek, birleştirmek, bütünleştirmek), solidus (sağlam, katı, sert,
tam, bütün; Roma’da altın para birimi) + ago (botanik isim eki) * Asteraceae
familyasına ait, yara iyileştirici ve kuvvetlendirici özellikleri olan,
özellikle sarı çiçekli “altınbaşak” (goldenrod) bitkisi
solidarist :
lat. * solidare (sağlamlaştırmak, güçlendirmek, sertleştirmek, katılaştırmak,
bir araya getirmek, birleştirmek, bütünleştirmek) (solidus (sağlam, katı, sert,
tam, bütün; Roma’da altın para birimi) + are (fiil mastar eki) ) + ista (-cı, yapan,
eden, destekleyen, yandaş eki) * toplumsal sınıflar arasında çatışma yerine
karşılıklı dayanışmayı esas alan solidarizm düşüncesini savunan kişi,
dayanışmacı
solidarite :
lat. * solidare (sağlamlaştırmak, güçlendirmek, sertleştirmek, katılaştırmak,
bir araya getirmek, birleştirmek, bütünleştirmek) (solidus (sağlam, katı, sert,
tam, bütün; Roma’da altın para birimi) + are (fiil mastar eki) ) + itas (isim
yapım ve durum eki); solidarité (fra.) * bireylerin veya toplulukların ortak
amaç, çıkar veya sorumluluklar doğrultusunda birbirine bağlı olma ve destek
verme durumu, dayanışma
solidarizm :
lat. * solidare (sağlamlaştırmak, güçlendirmek, sertleştirmek, katılaştırmak,
bir araya getirmek, birleştirmek, bütünleştirmek) (solidus (sağlam, katı, sert,
tam, bütün; Roma’da altın para birimi) + are (fiil mastar eki) ) + ismus (isim
yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * toplumda bireyler ve sınıflar
arasında karşılıklı dayanışma ve iş birliğini esas alan sosyal ve ekonomik
düşünce akımı, dayanışmacılık
solifenasin :
lat., gre. * sol (farmasötik ön ek) + phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein
(parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya
çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos
(boya; bitki), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç,
odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) ) (gre.) + cine
(kinolon eki) (lat.) * mesane kaslarında aşırı aktiviteyi azaltarak sık idrara
çıkma ve ani idrar yapma isteğini kontrol etmek amacıyla kullanılan
antimuskarinik etkiye sahip ilacın etken maddesi (C23H26N2O2)
soliflüksiyon : lat. * solum (toprak, yer, zemin, taban) + fluere
(akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek), fluctus (akım, dalga) + atio (isim
yapım eki) * özellikle kışın donan toprak katmanının ilkbaharda erimesiyle,
altındaki henüz çözülmemiş donmuş tabaka (permafrost) üzerinde yavaşça aşağıya
doğru kayması veya akması
solipsist :
lat. * solus (tek, yalnız, tek başına) + ipse (kendisi, bizzat, ben) + ista
(-cı, yapan, eden eki) * bireyin sadece kendi zihninin ve bilincinin
varlığından emin olabileceğini, dış dünyanın ve diğer zihinlerin varlığının ise
kanıtlanamaz olduğunu savunan felsefi görüşü (solipsizm) benimseyen kişi
solipsizm :
lat. * solus (tek, yalnız, tek başına) + ipse (kendisi, bizzat, ben) + ismus
(isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * yalnızca kendi bilincinin ve
zihinsel içeriklerinin kesin olarak var olduğunu, dış dünyanın ve diğer
bilinçlerin varlığının ise kesin biçimde bilinemeyeceğini veya şüpheli olduğunu
ileri süren felsefi düşünce akımı
solisitasyon : lat. * sollus (tüm, bütün, tamam, eksiksiz) + ciere
(hareket ettirmek, harekete geçirmek) + tio (isim yapım eki) * tamamen sarsmak,
altüst etmek, zihnini meşgul etmek; ikna etme, teşvik etme, zorlama, bir şeyi
yapmaya yönlendirme veya resmi olarak talepte bulunma/çağrıda bulunma
solist :
lat. * solus (tek, yalnız, tek başına) + ista (isim yapım ve durum eki) * tek
başına şarkı söyleyen veya bir müzik eserinde solo bölümü icra eden kişi
soliter :
lat. * solitarius (solus (tek, yalnız, tek başına) + itas (isim yapım ve durum
eki) + aris; arius (ile ilgili, -a ait) * tek başına bulunan, tıpta bir bölgede
tek odak halinde görülen oluşum veya durum
soliton :
lat. * solitarius (solus (tek, yalnız, tek başına) + itas (isim yapım ve durum
eki) + aris; arius (ile ilgili, -a ait) + on (parçacık/tanecik eki) * bir
ortamda yayılırken biçimini ve enerjisini büyük ölçüde koruyan, doğrusal
olmayan etkiler ile dağılımın dengelenmesi sonucu oluşan kararlı tekil dalga,
tekil dalga
sollamak :
tür. * sol (yön adı; sağın karşıtı olan taraf) + la (etken fiil eki) + mak
(fiil mastar eki) * bir şeyin sol yanına geçirmek, sol tarafa yönlendirmek;
otoyolda sol şerite geçip ilerleyerek sağ şeritte kalan aracı geçmek
solmak :
tür. * sol (rengi ve canlılığı azalmak, fade etmek) + mak (fil mastar eki) *
renk, canlılık veya tazelik kaybına uğramak; bitki, yüzey veya doku zamanla
canlı görünümünü yitirmek (solar (güneşle ilgili) (ing.), soleil (güneş) (fra.)
)
solmaz :
tür. * sol (rengi ve canlılığı azalmak, fade etmek) + maz (olumsuzluk son eki)
* rengi zamanla değişmeyen, canlılığını veya parlaklığını kaybetmeyen durum
veya nitelik taşıyan kişi veya nesne; kadın ismi
solmizasyon :
lat. * sol (Batı müziği ses sisteminde yedili temel dizinin beşinci notasını
ifade eden, solfej eğitiminde kullanılan ses adı ve müziksel perde karşılığı) +
mi (Batı müziği ses sisteminde yedili temel dizinin üçüncü notasını ifade eden,
solfej eğitiminde kullanılan ses adı ve müziksel perde karşılığı) + izare
(dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) * müzikte notaların
“do-re-mi-fa-sol-la-si” gibi hecelerle adlandırılarak öğretilmesi ve okunması
sistemi
solo :
lat., ita. * solus (tek, yalnız, tek başına) (lat.); solo (ita.) * bir müzik
eserinde veya performansta tek bir icracı tarafından yapılan bölüm veya tek
başına yapılan icra
solomon adaları :
ibr , ara., tür. * şelomoh (şalom (esenlik, barış, selamet) + oh (sıfat yapım
eki) ) (ibr.); salimen, suleyman (sağlam olarak, güvenli olarak, emin olarak,
sağlıklı olarak, esenlik içinde; İslam, Yahudilik ve Hristiyanlık
geleneklerinde bilgelik, adalet ve zenginliğiyle anılan; Hz. Davud’un oğlu
olarak kabul edilen hükümdar ve peygamber) (selm (güven, emniyet), salim
(sağlam, güvenli, zarar görmemiş, güvenilir, barışık, sağ, sağlıklı, esen,
güvenli, eksiksiz, temiz, selim) + en (olarak, itibarıyla) ) (ara.) + ada
(çevresi sularla kaplı kara parçası) + lar (çoğul eki) + ı (iyelik eki) (tür.)
* Okyanusya’nın Melanezya bölgesinde, Güney Pasifik Okyanusu’nda yer alan;
batısında Papua New Guinea, güneydoğusunda Vanuatu bulunan, kuzey ve doğusunda
açık Pasifik suları ile çevrili ada ülkesi konumunda yer alan devlet
solomon paradoksu :
ibr , ara., tür. * şelomoh (şalom (esenlik, barış, selamet) + oh (sıfat yapım
eki) ) (ibr.); salimen, suleyman (sağlam olarak, güvenli olarak, emin olarak,
sağlıklı olarak, esenlik içinde; İslam, Yahudilik ve Hristiyanlık
geleneklerinde bilgelik, adalet ve zenginliğiyle anılan; Hz. Davud’un oğlu
olarak kabul edilen hükümdar ve peygamber) (selm (güven, emniyet), salim
(sağlam, güvenli, zarar görmemiş, güvenilir, barışık, sağ, sağlıklı, esen,
güvenli, eksiksiz, temiz, selim) + en (olarak, itibarıyla) ) (ara.) + para
(yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde,
boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + doxa (görüş, düşünce,
doktrin, öğreti) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * kişinin başkalarının
sorunları hakkında çok daha akıllıca ve nesnel kararlar verebilirken, kendi
kişisel sorunlarında aynı rasyonel düşünme kapasitesini gösterememesi durumu
(Kral Süleyman'a atıfta bulunan yani başkalarına bilgece akıl veren ama kendi
hayatında aynı başarıyı gösteremeyen insan anlamı bağlamında)
solonales :
lat. * solanum (itüzümü, patlıcangiller cinsi) + ales (taksonomik çoğul eki) *
Solanaceae ve yakın akraba familyaları içeren bitki takımı, patlıcangiller
takımı
solstis :
lat. * solstitium (sol (güneş) + sistere (durdurmak, koymak, yerleştirmek) +
ium (isim yapım eki) * Güneşin yıl içinde gökyüzündeki en kuzey veya en güney
noktasına ulaştığı ve gün uzunluğunun en fazla veya en az olduğu, yaz ve kış
gündönümü olarak adlandırılan astronomik olay
solucan :
tür. * suvilgan, suvişgan (ıslak olan, ıslanmışolan) (suviş (ıslanmak) + gan
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Lumbricidae (solucangiller)
familyasından olan, toprakta, suda veya canlı organizmalarda yaşayan, yumuşak
gövdeli, bacakları bulunmayan, genellikle silindirik yapılı omurgasız ve
sürüngen hayvan türlerinin genel ismi
solucan deliği :
tür. * suvilgan, suvişgan (ıslak olan, ıslanmışolan) (suviş (ıslanmak) + gan
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + delik (boşluk, giriş yeri, ağız) + i
(iyelik eki) * uzay-zamanda iki uzak bölgeyi teorik olarak birbirine bağladığı
varsayılan, ışık hızını aşmadan kısa yol oluşturabileceği düşünülen, genel
görelilik kuramı kapsamında tanımlanan hipotetik tünel yapısı
soluğan :
tür. * sol (nefes alıp vermek) + u (bağlaç) + ğan (sıfat yapım eki) * rüzgarın
etkisiyle oluşup, rüzgarın esme alanını terk ettikten veya rüzgar dindikten
sonra uzak mesafelerden kıyılara veya koylardaki teknelere ulaşan düzenli, uzun
ve genellikle yüksek tepeli dalga
soluk :
tür. * sol (nefes alıp vermek) + uk (isim yapım eki) * nefes alma işi, her bir
nefes alış veya veriş; ayrıca yüzün canlılığını yitirmiş, solgun görünme durumu
veya rengi matlaşmış, canlılığını kaybetmiş olan
soluk borusu :
tür. * soluk (nefes alma işi, her bir nefes alış veya veriş) (sol (nefes alıp
vermek) + uk (isim yapım eki) ) + burgu, boru (içi boş, uzun ve silindirik
geçit; boynuz şeklinde üfleme çalgısı) + su (iyelik eki) * havanın burun ve
ağızdan akciğerlere iletilmesini sağlayan, halk arasında “trakea” olarak
bilinen, kıkırdak halkalarla desteklenmiş solunum yolu yapısı
soluklanmak :
tür. * soluk (nefes alma işi, her bir nefes alış veya veriş) (sol (nefes alıp
vermek) + uk (isim yapım eki) ) + lan (edilgen fiil eki) + mak (fiil mastar
eki) * kısa süreli dinlenmek amacıyla nefes almak ve vücudu toparlamak; yorucu
bir iş veya hareket sonrası dinlenerek nefes alışverişini düzenlemek
solumak :
tür. * sol (esmek, üflemek) + u (bağlaç) + mak (fiili mastar eki) * burun veya
ağız yoluyla havayı alıp vermek suretiyle yaşam için gerekli gaz alışverişini
gerçekleştirmek (soul, Seel (ruh) (ing., alm.) (Arapça "ruh"
kelimesinin esinti ve rüzgar anlamına da gelmesinden ve Tevrat'ta ruhu
tanımlayan "yaşam soluğu" ifadesinden)
solungaç :
tür. * sol (esmek, üflemek) + un (dönüşlü fiil eki + gaç (araç eki) * balık ve
bazı su canlılarında, sudaki çözünmüş oksijeni alıp karbondioksiti dışarı
vermeye yarayan solunum organı
solunum :
tür. * sol (esmek, üflemek) + un (dönüşlü fiil eki + um (isim yapım eki) *
canlıların yaşamını sürdürebilmesi için burun veya ağız yoluyla oksijen alıp
karbondioksit vermesini sağlayan gaz değişim süreci
solunum cihazı :
tür. * solunum (canlıların yaşamını sürdürebilmesi için burun veya ağız yoluyla
oksijen alıp karbondioksit vermesini sağlayan gaz değişim süreci) + cihaz
(donanım, donatım, donatma, alet, araç, mekanizma) + ı (iyelik eki) * hastanın
kendi başına yeterli solunum yapamadığı durumlarda, oksijen sağlamak veya
solunumu desteklemek amacıyla kullanılan tıbbi mekanik destek cihazı
solunum sistemi :
tür., gre. * solunum (canlıların yaşamını sürdürebilmesi için burun veya ağız yoluyla
oksijen alıp karbondioksit vermesini sağlayan gaz değişim süreci) (tür.) +
sustema, systema (bir araya konmuş parçalar bütünü) (sun, syn (ile, birlikte,
beraber, eş, tamamen) + histanai, histanein, histemi (yerleştirmek, düzenlemek,
kurgulamak, koymak, dikmek, durdurmak) + ma (isim yapım eki ) (gre.) ) + i
(iyelik eki) (tür.) * canlılarda gaz alışverişini sağlamak üzere burun,
gırtlak, soluk borusu ve akciğerlerden oluşan ve oksijen alıp karbondioksit
atılımını gerçekleştiren organlar bütünü
solübilite :
lat. * solvere (gevşetmek, serbest bırakmak, çözmek, çözülmek, çözünmek) +
ibilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) + itas (isim yapım ve durum eki)
(lat.); solubilité (fra.) * bir maddenin belirli bir sıcaklık ve basınç altında
başka bir madde içinde homojen biçimde çözünebilme yeteneği ve bu çözünme
miktarını ifade eden fiziksel özellik
solübl :
lat. * solubilis (solvere (gevşetmek, serbest bırakmak, çözmek, çözülmek,
çözünmek) + ibilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) ) (lat.); soluble (fra.)
* bir çözücü içinde eriyebilen, çözünmeye elverişli olan
solüsyon :
lat. * solvere (gevşetmek, serbest bırakmak, çözmek, çözülmek, çözünmek),
solutus (çözülmüş) + tio (isim yapım eki) * bir problemin, denklemin veya
zorluğun giderilmesi için bulunan yol, çözüm; bir maddenin başka bir madde
içinde homojen olarak çözünmesiyle oluşan karışım durumu, çözelti
solüt :
lat. * solvere (gevşetmek, serbest bırakmak, çözmek, çözülmek, çözünmek),
solutus (çözülmüş) * bir çözelti içinde çözücü içerisinde homojen biçimde
dağılmış bulunan, genellikle katı, sıvı veya gaz hâlindeki çözünen madde;
çözeltinin bileşenlerinden çözünen kısmı
solvent :
lat. * solvere (gevşetmek, serbest bırakmak, çözmek, çözülmek, çözünmek) + ens,
ent (sıfat yapım eki) * bir maddeyi çözerek onunla homojen bir karışım
oluşturan, çözelti içinde çözünen maddeyi dağıtan sıvı veya gaz fazındaki
çözücü madde, çözücü
solvotermal :
lat. * solvere (gevşetmek, serbest bırakmak, çözmek, çözülmek, çözünmek), +
thermalis (ısıya, sıcaklığa ilişkin) (therme, thermos (ısı, sıcaklık) (gre.) +
alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) ) * çözücünün yüksek sıcaklık ve basınç
altında kimyasal tepkime ortamı olarak kullanıldığı sentez veya kristal büyütme
yöntemiyle ilgili olan, çözücü-termal, çözücü ortamında ısıl işlemle gerçekleştirilen
som :
gre. * soma (vücut, gövde, cisim, beden; topluluk veya cemiyet) * saf,
katışıksız, salt, bütün, masif, içi dolu veya kaplama olmayan (yekpare) madde
(sum, somme, Summe (toplam) (ing., fra , alm.) )
soma :
gre. * soma (vücut, gövde, cisim, beden, nesne, yapı; topluluk, toplum veya
cemiyet) * Manisa'nın, linyit yatakları ile meşhur bir ilçesi
somak :
tür. * som (yüz, çehre, surat) + ak (sıfat yapım eki) * hayvanlarda (özellikle
büyükbaş ve domuz gibi hayvanlarda) yüzün çıkıntılı, az çok sivri olan ağız ve
burun bölümü, hayvan suratı; soyulmuş, taneleri alınmış mısır koçanı
somaki :
ara. * summaki (koyu kırmızı renkte bir taş, porfir) (summak (koyu kırmızı
renk) + i (ile ilgili, -a ait) ) * genellikle kızıl veya yeşil tonlarında, belirgin
damarlı ve oldukça sert olan ve çok iyi cilalanabilme özelliği sayesinde tarih
boyunca değerli yapıların mimarisinde tercih edilen bir porfir türü mermer taşı
somali :
som. * samaale (Birçok Somali klanının en eski ortak atası olan İrir
Samaale’den); soo (git) + maal (sağmak; süt) * Afrika kıtasının doğusunda,
Afrika Boynuzu (Horn of Africa) bölgesinde yer alan; kuzeyinde Djibouti ve Aden
Körfezi, kuzeybatısında Ethiopia, batısında Kenya bulunan, doğuda Hint
Okyanusu’na kıyısı olan ülke konumunda yer alan devlet
somaliland :
som., ing. * samaale (Birçok Somali klanının en eski ortak atası olan İrir
Samaale’den); soo (git) + maal (sağmak; süt) (som.) + land (yer, arazi, kara,
ülke, toprak, arsa, memleket, diyar, vatan) (ing.) * Afrika Boynuzu’nda, Somali’nin
kuzeybatısında yer alan; kuzeyinde Aden Körfezi boyunca kıyısı bulunan,
batısında Djibouti, güney ve doğusunda Somalia ile çevrili, uluslararası alanda
Somali’nin bir parçası kabul edilmesine rağmen fiilen kendi yönetimini sürdüren
bölge konumunda yer alan siyasi oluşum
soman :
İkinci Dünya Savaşı sırasında geliştirilen ve dünyada yalnızca kimyasal silah
olarak kullanılan, sinir sistemindeki hayati bir enzimi bloke ederek felce ve
ölüme yol açan oldukça zehirli, sentetik bir sinir gazı (C7H16FO2P)
somata :
gre. * soma (vücut, gövde, cisim, beden, nesne, yapı; topluluk, toplum veya
cemiyet) + ta (çoğul eki) * Ege ve Girit mutfağına özgü, acı ve tatlı
bademlerin dövülüp su ve şekerle kaynatılmasıyla hazırlanan, suyla
seyreltilerek sıcak veya soğuk tüketilen, "Yalancı salep" olarak da
anılan geleneksel bir badem şurubu
somatik :
gre. * soma (vücut, gövde, cisim, beden, nesne, yapı; topluluk, toplum veya
cemiyet) + tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * bedenle veya organizmanın
fiziksel yapısıyla ilgili olan, ruhsal veya zihinsel süreçlerden ziyade vücudun
organ ve dokularına ilişkin (durum veya özellik)
somatik sanrı :
gre., tür. * soma (vücut, gövde, cisim, beden, nesne, yapı; topluluk, toplum
veya cemiyet) + tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + sanrı (zan, varsayım,
zannetme) (san (zihinde değerlendirmek, kabul etmek, varsaymak, zannetmek,
inanmak, kani olmak) + rı (isim yapım eki) ) (tür.) * kişinin bedeninde
gerçekte bulunmayan bir hastalık, bozukluk, değişiklik veya olağan dışı durum
bulunduğuna kesin biçimde inanmasıyla karakterize edilen sanrısal düşünce
içeriği
somatizasyon :
gre., lat. * soma (vücut, gövde, cisim, beden, nesne, yapı; topluluk, toplum
veya cemiyet) + tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + izare (dönüştürmek,
kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) (lat.) * ruhsal veya psikolojik
kaynaklı sıkıntıların bedensel belirtiler ve fiziksel yakınmalar biçiminde
ortaya çıkması durumu
somatopaknozi :
gre. * soma, somatos (vücut, gövde, cisim, beden, yapı; topluluk, toplum veya cemiyet)
+ tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) + haptein (kavramak, hissetmek, algılamak,
dokunmak, temas etmek, bağlamak, tutturmak) + gnosia (bilgi, bilme, tanıma)
(gnosis (bilme, bilgi, tanı) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kişinin
dokunma duyusu korunmuş olmasına rağmen kendi bedeninin bir bölümünü dokunma
yoluyla tanıyamaması veya doğru biçimde algılayamamasıyla karakterize nörolojik
bozukluk
somatosansasyon :
gre., lat. * soma, somatos (vücut, gövde, cisim, beden, yapı; topluluk, toplum
veya cemiyet) + tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) + sentire (hissetmek,
duyumsamak, sezmek, algılamak, farketmek) (sensus (his, duygu, duyu, sezgi,
algı, farkındalık, anlam) + ire (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki)
(lat.) * dokunma, basınç, ağrı, sıcaklık, soğukluk ve vücut konumuna ilişkin
duyuların beden tarafından algılanması süreci ve bu duyuların bütünü
somatosensorial :
gre., lat. * soma, somatos (vücut, gövde, cisim, beden, yapı; topluluk, toplum
veya cemiyet) + tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + sensus (his, duygu,
duyu, sezgi, algı, farkındalık, anlam) + or (-cı, yapan, eden eki) + alis (ile
ilgili, -a ait) (lat.) * dokunma, basınç, ağrı, sıcaklık, soğukluk ve vücut
konumuna ilişkin duyuların algılanması ve iletilmesiyle ilgili olan
somatosensoriyel :
gre., lat. * soma, somatos (vücut, gövde, cisim, beden, yapı; topluluk, toplum
veya cemiyet) + tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + sensus (his, duygu,
duyu, sezgi, algı, farkındalık, anlam) + or (-cı, yapan, eden eki) + alis (ile
ilgili, -a ait) (lat.) * dokunma, basınç, ağrı, sıcaklık, soğukluk ve vücut
konumuna ilişkin duyuların algılanması ve iletilmesiyle ilgili olan
somatostatin :
gre. * soma, somatos (vücut, gövde, cisim, beden, yapı; topluluk, toplum veya
cemiyet) + tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) + histanai (durmak, durdurmak,
yerleştirmek), histanai (durmak, durdurmak, yerleştirmek), statin (kolesterol
sentezinde HMG-CoA redüktaz inhibitörleri için kullanılan son ek; durdurucu,
inhibitör; karaciğerde kolesterol üretiminde rol oynayan enzim olan HMG-CoA
redüktazı inhibe eden ilaç sınıfı) (statos, stasis (durdurma, durma, sabit
kalma, sabit durma, stabil olma, ayakta durma, durgunluk) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) ) * büyüme hormonu başta olmak üzere çeşitli
hormonların salgılanmasını baskılayan ve sindirim sistemi ile endokrin sistemde
düzenleyici işlev gören peptit hormon (somatostatin 14 (C76H104N18O18S2) )
somatostatinoma :
gre. * soma, somatos (vücut, gövde, cisim, beden, yapı; topluluk, toplum veya
cemiyet) + tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) + histanai (durmak, durdurmak,
yerleştirmek), histanai (durmak, durdurmak, yerleştirmek), statin (kolesterol
sentezinde HMG-CoA redüktaz inhibitörleri için kullanılan son ek; durdurucu,
inhibitör; karaciğerde kolesterol üretiminde rol oynayan enzim olan HMG-CoA
redüktazı inhibe eden ilaç sınıfı) (statos, stasis (durdurma, durma, sabit
kalma, sabit durma, stabil olma, ayakta durma, durgunluk) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) ) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser;
toplanma, oluşum) * aşırı miktarda somatostatin hormonu salgılayan, genellikle
pankreas veya duodenum kökenli nöroendokrin tümör türü
somatotrofik :
gre. * soma, somatos (vücut, gövde, cisim, beden, yapı; topluluk, toplum veya
cemiyet) + tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) + trephein (beslemek, gıdalamak,
büyütmek, geliştirmek), trophia (beslenme, gıdalanma, büyüme durumu) (trophos,
trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * büyüme hormonu
(somatotropin) salgısı veya etkisiyle ilgili olan; vücut büyümesini ve
gelişmesini uyaran veya buna bağlı olan
somatrogon :
gre. * soma, somatos (vücut, gövde, cisim, beden, yapı; topluluk, toplum veya
cemiyet) + tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) + trephein (beslemek, gıdalamak,
büyütmek, geliştirmek), trophia (beslenme, gıdalanma, büyüme durumu) (trophos,
trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) + gon (oluşturan, üreten eki) * büyüme hormonu eksikliğinin tedavisinde
kullanılan, uzun etkili rekombinant insan büyüme hormonu analoğu ilacın etken
maddesi (C599H924N164O181S7)
somatropin :
gre. * soma, somatos (vücut, gövde, cisim, beden, yapı; topluluk, toplum veya
cemiyet) + tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) + trephein (beslemek, gıdalamak,
büyütmek, geliştirmek), trophia (beslenme, gıdalanma, büyüme durumu) (trophos,
trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * hipofiz bezinden
salgılanan, vücut büyümesini, hücre çoğalmasını ve metabolik süreçleri
düzenleyen büyüme hormonu (C990H1529N263O301S7)
sombrero :
lat., isp. * umbra (gölge) (lat.); sombra (isp.) + ro (-lik) * Güneş
ışınlarından koruyan geniş çaplı Meksika şapkası
somnambulizm :
lat. * somnia (uyku durumu) (somnus (uyku, uyuma) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) + ambulismus (ambulare (yürümek, etrafta dolaşmak, gezmek) (ambi
(çevresinde, etrafında) + ulare (sık sık yapmak, tekrarlamak fiil eki) ) +
ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) ) * uyku sırasında
bilinçli farkındalık olmaksızın yürüme ve çeşitli davranışlarda bulunma durumu,
uyurgezerlik
somnambül :
lat. * somnia (uyku durumu) (somnus (uyku, uyuma) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) + ambulus (ambulare (yürümek, etrafta dolaşmak, gezmek) (ambi
(çevresinde, etrafında) + ulare (sık sık yapmak, tekrarlamak fiil eki) ) + us
(sıfat yapım eki) * uyku sırasında bilinçli farkındalık olmaksızın dolaşan ve
hareket eden kişi, uyurgezer
somnambülizm :
lat. * somnia (uyku durumu) (somnus (uyku, uyuma) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) + ambulismus (ambulare (yürümek, etrafta dolaşmak, gezmek) (ambi
(çevresinde, etrafında) + ulare (sık sık yapmak, tekrarlamak fiil eki) ) + ismus
(isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) ) * uyku sırasında bilinçli
farkındalık olmaksızın yürüme ve çeşitli davranışlarda bulunma durumu,
uyurgezerlik
somnipati :
lat. * somnia (uyku durumu) (somnus (uyku, uyuma) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu)
(pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) * uyku sürecinde ortaya çıkan, bireyin uyku düzenini,
kalitesini veya davranışlarını bozan ve genellikle uyurgezerlik, kabus
bozuklukları veya benzeri parasomnilerle ilişkilendirilen patolojik durum, uyku
hastalığı
somnolans :
lat. * somnolentia (somnus (uyku, uyuma) + olentia (isim yapım eki) ) (lat.);
somnolence (fra.) * kişinin uyanık kalmakta zorlandığı, sürekli uyku haline
yakın bir sersemlik ve uyuklama eğilimi gösterdiği, dikkat ve uyanıklığın
belirgin biçimde azaldığı klinik durum, uykuya eğilim durumu
somnus :
lat. * somnus (uyku, uyuma) * insan ve hayvanlarda bilinç ve duyusal etkinliğin
geçici olarak azaldığı, organizmanın dinlenme ve yenilenme sürecine geçtiği
fizyolojik durum, uyku
somon :
lat. * salmo, salmonis (Atlantik ve Pasifik kökenli balık adı) * somonidae
(alabalıkgiller) familyasına ait, etinin pembe-turuncu rengi ve besin değeriyle
bilinen, hem tatlı su hem deniz ortamlarında yaşam döngüsü bulunan balık türü,
alabalıkgillerden bir balık türü
somun :
gre. * psomion, psomin (küçük lokma, lokmalık, lokma gibi olan; ekmek, çörek)
(psomos (lokma, parça) + ion (küçültme eki) ) * yuvarlak biçimli, kabuklu ekmek
türü, genellikle kesilerek tüketilen temel unlu mamul, ekmek türü; vidanın
dişlerine uygun iç dişli yapıya sahip olup cıvata ile birlikte sıkma ve
sabitleme işlemi sağlayan metal bağlantı elemanı, vida somunu (pettia, petit
(küçük) (lat., fra.), piece, pièce (küçük parça) kelimeleri de ortak
"ps" kökündendir.)
somurmak :
tür. * sor, som (emmek, içine çekmek, ağızla çekmek, buruşturmak) + ur (dönüşlü
fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir sıvıyı veya yumuşak bir maddeyi ağızla
veya emme hareketiyle içe çekerek almak, uzun süre emme hareketiyle bir şeyin
özünü veya suyunu çekmek, emmek, sömürmek
somurtkan :
tür. * sor, som, sorit (emmek, içine çekmek, ağızla çekmek, buruşturmak) + kan
(sıfat yapım eki) * yüz ifadesinde belirgin biçimde asıklık, hoşnutsuzluk ve
içe kapanıklık taşıyan, sık sık küskün veya ciddi bir yüz ifadesi sergileyen,
asık suratlı, surat asan
somurtmak :
tür. * sor, som, sorit (emmek, içine çekmek, ağızla çekmek, buruşturmak) + mak
(fiil mastar eki) * yüzü asarak hoşnutsuzluk, kırgınlık veya memnuniyetsizlik
ifadesi sergilemek, suratını asmak, somurtkan bir yüz ifadesiyle durmak, yüzünü
buruşturmak
somut :
tür. * som (nesne, maddi olan, elle tutulabilir eşya, yekpare, katıksız) + ut
(sıfat yapım eki) * duyularla doğrudan algılanabilen, zihinsel veya soyut
olmayan, fiziksel varlığı ve belirgin özellikleri bulunan, elle tutulabilir
nitelikte olan (varlık veya kavram), nesnel (soma (vücut, gövde, cisim, beden,
nesne, yapı; topluluk, toplum veya cemiyet) (gre.) )
somya :
fra. * sommier (yük taşıyıcı, yüklük) (somme (yük, miktar, taşınan eşya) + ier
(isim yapım eki) ) * yatak ile zemin arasında yer alan, genellikle yaylı veya
ahşap iskelet yapıya sahip olup yatağı taşıyan ve destekleyen mobilya parçası,
yatak iskeleti, baza
son :
tür. * son (bitiş, uç, nihayet; bir şeyin tamamlanma noktası) * bir süreç, olay
veya dizinin en son noktası; zamansal veya sıralı olarak bitiş, nihayet, bitiş
son ek :
tür. * son (bitiş, uç, nihayet; bir şeyin tamamlanma noktası) + ek (ilave,
eklenen, ilave edilen) * bir kelimenin veya kökün sonuna gelerek yeni kelime
oluşturan veya kelimenin anlamını veya görevini değiştiren biçimbirim
son teşrin :
tür., far. * son (bitim, bitiş, nihayet, itam) (tür.) + teşrin (Osmanlı ve
erken Cumhuriyet döneminde kullanılan Rumi takvimde Kasım ayına verilen eski
isim) * eski kullanımda yılın sonlarına denk gelen Teşrin aylarını (Ekim-Kasım)
ifade eden, sonbahar dönemindeki bu iki ayı karşılayan zaman
sonar :
lat., ing. * sonus (ses) + radar (Radio (radyo) Detection (tespit) And (ve)
Ranging (menzilleme) ); SOund Navigation And Ranging (sesle yön bulma ve
uzaklık ölçme sistemi; akronim) (sound (ses) + navigation (seyir, sefer) + and
(ve) + ranging (menzilleme) * su altında ses dalgaları gönderip yansımalarını
analiz ederek nesnelerin konumunu, uzaklığını, boyutunu ve hareketini tespit
etmeye yarayan akustik tespit ve görüntüleme sistemi, sualtı radar sistemi
sonarite :
lat. * sonus (ses) + aris (ile ilgili, -a ait) + itas (isim yapım eki) * sesle
ilgili olma durumu, bir ortamın ses özellikleri bakımından taşıdığı nitelik,
akustik özellik taşıma hâli, seslilik durumu
sonat :
lat. * sonare (çalmak; ses çıkarmak) (sonus (ses) + atus (geçmiş zaman ve sıfat
yapım eki) ) (lat.); sonata (ita.) * genellikle üç veya dört bölümden oluşan,
belirli biçim kurallarına göre yazılmış ve bir veya iki çalgı için bestelenmiş
klasik Batı müziği eser formu, çalgı sonatı
sonata :
lat. * sonare (çalmak; ses çıkarmak) (sonus (ses) + atus (geçmiş zaman ve sıfat
yapım eki) ) (lat.); sonata (ita.) * genellikle üç veya dört bölümden oluşan,
belirli biçim kurallarına göre yazılmış ve bir veya iki çalgı için bestelenmiş
klasik Batı müziği eser formu, çalgı sonatı
sonatin :
lat. * sonare (çalmak; ses çıkarmak) (sonus (ses) + atus (geçmiş zaman ve sıfat
yapım eki) ) + inus (küçültme eki) (lat.); sonatina (ita.) * sonata göre daha
kısa, daha basit formda yazılmış, genellikle eğitim amaçlı kullanılan küçük
ölçekli klasik Batı müziği sonat biçimi, küçük sonat
sonay :
tür. * son (nihayet, bitiş) + ay (dünyanın uydusu olan gök cismi) * son ay,
ayın sonu; son güzellik, bitişteki aydınlık; kadın ismi
sonbahar :
tür., far. * son (nihayet, bitiş) (tür.) + bahar (koku; güzel kokulu bir bitki,
buphthalmum; çölde yağmurdan sonra açan bitkilerin genel ismi; kış ile yaz
arasındaki geçiş mevsimi) (far.) * yaz ile kış arasında yer alan, sıcaklıkların
giderek düştüğü, bitkilerin yaprak döktüğü ve yılın sonuna yaklaşan mevsim, güz
mevsimi
soncul :
tür. * son (nihayet, bitiş) + cul (sıfat yapım eki) * bilginin veya sonucun
yalnızca deneyim, gözlem veya kanıtlar yoluyla, olaylar gerçekleştikten sonra
elde edilebileceğini belirtmek için kullanılan sıfat
sonda :
lat. * sub (alt, alta, altından, aşağı, aşağıda, aşağıdan, aşağıya; altından,
aşağıdan yukarıya doğru) + sondare (yoklamak, araştırmak, incelemek; derinliği
ölçmek; bir şeyin içini araştırmak amacıyla delerek inceleme yapmak) * tıpta
vücut boşluklarına veya kanallara tanı koyma, sıvı boşaltma veya giriş sağlama
amacıyla yerleştirilen ince, uzun ve genellikle esnek tıbbi araç, tıbbi kateter
sondaj :
lat. * sondare (yoklamak, araştırmak, incelemek; derinliği ölçmek; bir şeyin
içini araştırmak amacıyla delerek inceleme yapmak) + agium (isim yapım ve durum
eki) (lat.); sondage (fra.) * yer altı tabakalarının yapısını, su veya petrol
gibi kaynakların varlığını veya bir boşluğun derinliğini tespit etmek amacıyla
delme ve ölçme yoluyla yapılan araştırma işlemi, delgi ve yoklama işlemi
sone :
lat. * sonettus (sonus (ses) + ettus (küçültme eki) ) (lat.); sonnet (fra.) *
genellikle iki dörtlük (4 mısra) ve iki üçlük (3 mısra) olmak üzere toplam 14
dizeden oluşan, Batı edebiyatı kaynaklı bir şiir türü
soner :
tür. * son (nihayet, bitiş) + er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert,
rütbesiz asker, asker; olgunlaşmak, yetişmek) * son doğan erkek çocuk anlamıyla
verilen veya sonuncu, son gelen yiğit kimse çağrışımı taşıyan erkek ismi
songül :
tür. * son (nihayet, bitiş) + gül (kırmızı renkli bir çiçek türü) * son doğan
kız çocuk için verilen veya güzelliği ve değeri son gül ile özdeşleştirilen
kadın ismi
sonik :
lat. * sonus (ses) + icus (ile ilgili, -a ait) * sesle ilgili olan, ses
dalgalarıyla çalışan veya sesin özellikleriyle ilişkili bulunan, akustik
nitelik taşıyan, sesçil
sonlanmak :
tür. * son (nihayet, bitiş) + lan (dönüşlü fiil eki) + ak (fiil mastar eki) *
sona ermek, nihayete ermek, tamamlanmak, bir süreç bitmek
sonografi :
lat., gre. * sonus (ses) (lat.) + graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme)
(graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) (gre.) * yüksek frekanslı ses dalgalarının dokulardan yansımasının
kaydedilip görüntüye dönüştürülmesi esasına dayanan tıbbi görüntüleme yöntemi,
ultrasonografi
sonokimya :
lat., gre. * sonus (ses) (lat.) + khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı,
metal eritme) (khymeuein (karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım
ve durum eki) ) (gre.); kimya (maddenin yapısını, hallerini ve etkileşimlerini
inceleyen bilim dalı) (ara.) * yüksek frekanslı ses dalgalarının kimyasal
tepkimeler, fiziksel dönüşümler ve madde yapısı üzerindeki etkilerini inceleyen
kimya dalı
sonolüminesans :
lat. * sonus (ses) + luminare (ışıklandırmak) (lumen, luminis (ışık, aydınlık,
iç boşluk) + are (fiil mastar eki) ) + escentia (başlama, filizlenme, olma,
belirme, oluşma) (escere (başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek, belirmek,
dönüşmek, bir sürece girmek) + entia (isim yapım eki) ) (lat.) * sıvı içinde
oluşan küçük kabarcıkların güçlü ses dalgalarıyla titreşmesi sonucu, kısa
süreli ve yüksek yoğunlukta ışık yayması olayı; sıvı fizik ve akustik
araştırmalarda gözlenen nadir bir ışık-emisyon fenomeni
sonorite :
lat. * sonorus (sesli, ses çıkaran, çınlayan, yankılanan) (sonus (ses) + orus
(ile ilgili, -a ait) + itas (isim yapım eki) * bir sesin tını, dolgunluk,
rezonans ve işitsel karakter bakımından sahip olduğu kendine özgü akustik
niteliklerin bütünü, ses niteliği, tını zenginliği
son-parsek :
lat. * sonus (ses) + parsec (yıldızlararası mesafe birimi, parsek) (para
(yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde,
boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) (gre.) + secare (kesmek,
ayırmak, bölmek) (lat.) ) * sesin bir yılda katettiği uzaklığa karşılık gelen
astronomik uzaklık birimi, ses-parsek
sonra :
tür. * son (bitim, bitiş, nihayet, itam) + ra (zarf veya edat eki) *
arkasından, ardından, bitince, nihayetinin ardından
sonsal :
tür. * son (bitim, bitiş, nihayet, itam) + sal (ile ilgili, -a ait) * zihne
önceden (doğuştan) değil, sonradan deneyim ve gözlem yoluyla giren bilgi;
deneyden çıkan ve deneye bağlı olan bilgi, a posteriori
sonsuz :
tür. * son (bitim, bitiş, nihayet, itam) + suz (yokluk, eksiklik eki) * sınırı,
bitişi, sonu veya nihai noktası bulunmayan, uzay, zaman, nicelik veya kavram bakımından
sonlu olmayan, ebedi veya sınırsız kabul edilen, sonsuz, ebedi, halid
sonsuz dişli :
tür. * son (bitim, bitiş, nihayet, itam) + suz (yokluk, eksiklik eki) + dişli
(yüzeyinde düzenli çıkıntılar (dişler) bulunan; mekanik sistemlerde dönme
hareketini, gücü ve torku bir milden diğerine aktarmak veya yönünü değiştirmek
için kullanılan, çevrelerinde eşit aralıklarla açılmış dişler bulunan makine
elemanı) (tiş (ağızın içinde bulunan, damak ve çene kemiklerine bağlı olan,
konuşmaya ve çiğnemeye yarayan kemiksi çıkıntılardan her biri) + li (sıfat ve
isim yapım eki) ) * bir sonsuz vida (spiral/helisel şaft) ve ona dik açıyla
kenetlenen bir dişli çarktan oluşan, dönme hareketini ileten ve yüksek
indirgeme oranı sağlayan, hızı büyük oranda düşürüp torku artıran mekanik bir
sistem, worm gear sistemi
sonsuz küçük değer :
tür. * sonsuz (bitimsiz, nihayeti olmayan, sonu olmayan, ebedi, halid) + küçük
(ufak, minik, büyük olmayan) + değer (ölçü, kıymet, miktar, sayısal nicelik,
paha, fiyat) * limit ve analiz matematiğinde sıfıra yaklaşan fakat sıfır
olmayan, büyüklüğü keyfi olarak küçültülebilen ve sıfıra en yakın düzeyde ele
alınan değişken veya nicelik, infinitesimal miktar
sonsuz maymun teoremi :
tür., gre. * sonsuz (sınırsız, bitimsiz, uçsuz bucaksız) + maymun (insansı
primat türü) (tür.) + theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir
matematiksel önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki)
(tür.) * olasılık teorisi ve matematikte, sonsuz sayıda rastgele harf seçen
maymunların sonunda rastgele olarak herhangi bir metni, örneğin tüm Shakespeare
eserlerini, yazma olasılığının 1 olduğunu yani teorik olarak mümkün olduğunu
ifade eden, olasılık ve sonsuzluk kavramlarını açıklayan temel düşünce deneyi
sonuç :
tür. * son (bitim, bitiş, nihayet, itam) + uç (isim yapım eki) * bir süreç,
olay, işlem veya düşünme sonunda ortaya çıkan nihai durum, elde edilen çıktı
veya varılan hüküm, netice
sonuncu :
tür. * son (bitim, bitiş, nihayet, itam) + uncu (sıra bildiren sıfat yapım eki)
* bir dizi, yarışma veya sıralama içinde en son sırada bulunan, en geride yer
alan kişi veya nesne, en son gelen, son sıradaki
sonurgu :
tür. * son (bitim, bitiş, nihayet, itam) + urgu (isim yapım eki) * bir sürecin
en nihayetinde ulaştığı doğal ve kesin netice; mantıksal bir argümanın veya
tarihsel bir sürecin varacağı son nokta, sonuç
sonurtu :
tür. * son (bitim, bitiş, nihayet, itam) + urtu (isim yapım eki) * birbiriyle
nedensellik bağı olan iki önermeden sonra gelen, neticeyi bildiren önerme,
sonuç, vargı
sonuşmaz : tür.
* son (bitim, bitiş, nihayet, itam) + uş (işteş fiil eki) + maz (üçüncü tekil
şahıs olumsuz fiil eki) * belirli bir sonuca ulaşmayan, bitmeyen veya sonuç
vermeyen süreç veya durum, neticesiz, sonuçsuz; sonsuza giden bir eğrinin veya
fonksiyon grafiğinin, başka bir doğru veya eğriye giderek yaklaşması ancak
hiçbir zaman bu doğruya veya eğriye tam olarak değmemesi veya onu kesmemesi
durumu
sopa :
tür. * sop (çubuk, değnek, vurma aracı) * ağaçtan veya benzeri sert malzemeden
yapılmış, elde tutulup dayanak, yönlendirme veya vurma amacıyla kullanılan uzun
ve kalınca değnek
soprano :
lat., ita. * super (üzerinde, yukarıda, üstte, üstünde, üstün, yüksek) + anus
(ile ilgili, -a ait) (lat.); (sopra (üzerinde, yukarıda, üstünde) + ano (ile
ilgili, -a ait) (ita.) * üstte bulunan, daha yukarıda olan, üstün olan; çok
sesli müzikte en yüksek kadın sesi aralığına sahip ses türü veya bu ses
aralığında şarkı söyleyen sanatçı, tiz kadın sesi
sora :
jap. * sora (gök, gökyüzü, sema, boşluk; cennet) * yeryüzünün üzerinde uzanan
ve atmosferi de kapsayan göksel görünüm, gökyüzü
sorafenib :
lat. * so (farmasötik ön ek) + raf (BRAF geni eki) + enib (inhibitör (enzimi
baskılayan madde) eki) * çeşitli tirozin kinazları ve RAF kinazlarını inhibe
ederek tümör büyümesini ve tümör damar oluşumunu baskılayan, özellikle böbrek,
karaciğer ve tiroit kanserlerinin bazı türlerinde kullanılan hedefe yönelik
antineoplastik ilaç, multikinaz inhibitörü (C21H16ClF3N4O3)
sorani :
far. * Soran (Irak Kürdistanı'ndaki tarihi Soran Emirliği ve bölgesi) + i (ike
ilgili, -a ait) * Kürtçenin Orta Kürtçe kolunu oluşturan, özellikle Irak
Kürdistanı ile İran'ın batısındaki Kürt toplulukları tarafından konuşulan yazı
ve konuşma dili, Soranca Kürtçesi
sorbent :
lat. * sorbere (emmek, yudumlamak, içine çekmek, soğurmak) + ens, ent (sıfat
yapım eki) * başka bir maddeyi yüzeyinde adsorplayan veya bünyesine
absorplayan, soğrucu, emen, emici (madde)
sorbik asit :
lat. * sorbus (üvez ağacı; ilk kez üvez meyvesinden elde edildiği için verilen
cins adı) + icus (ile ilgili, -a ait) + acidus (asit, ekşi) (acere (ekşi olmak,
ekşimek) + dus (son ek) ) * gıdalarda küf, maya ve bazı bakterilerin gelişimini
engellemek amacıyla koruyucu olarak kullanılan, doğal olarak bazı meyvelerde
bulunan doymamış karboksilik asit, heksadienoik asit (C6H8O2)
sorbinil :
lat. * sorbus (üvez ağacı; ilk kez üvez meyvesinden elde edildiği için verilen
cins adı) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) + hyle (ağaç, odun,
tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) * sorbik asit türevi
yapıda olup üvez (Sorbus) kökenli bileşiklerle ilişkili olarak adlandırılan
kimyasal türev veya fonksiyonel grup içeren aldoz redüktaz inhibitörü organik
bileşik, sorbik asit türevi madde (C11H9FN2O3)
sorbitol :
lat. * sorbus (üvez ağacı; ilk kez üvez meyvesinden elde edildiği için verilen
cins adı) + itol (çoklu hidroksil grubu taşıyan şeker alkoller belirteci) *
glikozun indirgenmesiyle oluşan, altı karbonlu poliol (şeker alkolü) yapısında
bulunan, tatlandırıcı olarak kullanılan ve bazı meyvelerde doğal olarak bulunan
organik bileşik, glusitol (C6H14O6)
sorbus :
lat. * sorbus (üvez ağacı; ilk kez üvez meyvesinden elde edildiği için verilen
cins adı) * Rosaceae (gülgiller) familyasına ait, alıç ve diğer meyve veren
ağaçları kapsayan cins
sordaria :
lat. * sordes (kir, tortu, kalıntı; organik kalıntı) + aris (ile ilgili, -a
ait) + ia (isim yapım eki) * genellikle çürüyen bitkisel materyaller üzerinde
yaşayan, spor oluşturma evresinde koyu renkli peritesyumlar geliştiren ve
genetik çalışmalar için model organizma olarak kullanılan saprofitik askomiset
mantar cinsi
sordarin :
lat. * sordar (bileşiğin keşfedildiği mantar cinsi Sordaria’dan gelen ad kökü)
+ ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * özellikle mantar kökenli doğal
ürünlerden türetilmiş, fungal protein sentezini inhibe ederek etki gösteren ve
antifungal araştırmalarda kullanılan diterpenoid yapılı bileşik sınıfı,
sordarin türevi antifungal madde (C22H34O7)
sorghastrum :
lat. * sorghum (darıgillerden bitki cinsi; mısır türü) + astrum (yıldız) *
Poaceae familyasına ait, özellikle sıcak ve ılıman bölgelerde yetişen, uzun
boylu, otsu yapıda, tahıl benzeri tohumlar üreten ve bazı türleri yem bitkisi
olarak kullanılan buğdaygil cinsi, salkım otu cinsi, başaklı otsu bitki cinsi
sorghum :
lat. * sorghum (darıgillerden bitki cinsi; mısır türü) * Sorgum, Poaceae
(buğdaygiller) familyasından, sıcak iklimlerde tahıl olarak yetiştirilen, hem
insan hem hayvan beslenmesinde kullanılan darı türü
sorgu :
tür. * sor (sual etmek, öğrenmeye çalışmak, bilgi istemek, sormak) + gu (isim
yapım eki) * bir konu hakkında bilgi edinmek, doğrulama yapmak veya açıklığa
kavuşturmak amacıyla yöneltilen soru veya yapılan araştırma işlemi, soruşturma,
sual etme, araştırma (search, chercher (araştırmak, aramak, sormak) (ing.,
fra.) )
sorguç :
tür. * saraguç (başı top şeklinde saran bir tür kadın başlığı) (sara (kaplamak,
örtmek) + guç -cı, yapan, eden eki) ) * kuşların tepelerinde bulunan uzunca tüy
demeti; padişahın ve vezirlerin başlıklarına takılan, tüylerden ve mücevherlerden
yapılmış, püskül biçiminde süs
sorgulamak :
tür. * sor (sual etmek, öğrenmeye çalışmak, bilgi istemek, sormak) + gu (isim
yapım eki) + la (bağlaç) + mak (fiil mastar eki) * bir konu, kişi veya durum
hakkında ayrıntılı bilgi edinmek, doğruluğunu araştırmak, nedenlerini ve
niteliğini anlamak amacıyla soru yöneltmek, inceleme ve araştırma yapmak,
soruşturmak, soru sormak, sual etmek
sorgun :
tür. * sorgun (söğüt; salix cinsi ağaç) * Salicaceae (söğütgiller)
familyasından olan, genellikle su kenarlarında yetişen, ince dallı, esnek
sürgünlere sahip, kabuğu bazı türlerinde tıbbi amaçlarla da kullanılan söğüt
ağacı türü; Yozgat’ın bir ilçesi
soricidae :
lat. * sorex (sivrifare) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * küçük yapılı,
sivri burunlu, çoğunlukla böceklerle beslenen ve hızlı metabolizmaya sahip
memelileri kapsayan familya, sivrifaregiller
soricomorpha :
lat. * sorex (sivrifare) + morphe (form, şekil, biçim) + a (çoğul eki) *
sivrifareleri ve benzer görünümlü küçük böcekçil memelileri kapsayan memeli
grubu, sivrifarebiçimliler
sorit :
gre. * soros (yığın, istif, birikim, birikmiş şeyler, küme, demet, bir araya
toplanmış grup) + ites (ile ilgili, -a ait) * mantıkta küçük ve ardışık
adımlarla ilerleyen zincirleme çıkarım yapısı veya “yığın paradoksu” ile
ilişkili akıl yürütme biçimi
sorkun :
tür. * sorgun (söğüt; salix cinsi ağaç) * Salicaceae (söğütgiller)
familyasından olan, genellikle su kenarlarında yetişen, ince dallı, esnek
sürgünlere sahip, kabuğu bazı türlerinde tıbbi amaçlarla da kullanılan söğüt
ağacı türü
sormak :
tür. * sor (sual etmek, öğrenmeye çalışmak, bilgi istemek, sormak) + mak (fiil
mastar eki) * bir konuda bilgi edinmek veya açıklama almak amacıyla soru
yöneltmek, sual etmek, araştırmak (search, chercher (araştırmak, aramak, sormak)
(ing., fra.) )
sormuk :
tür. * som, sor (emmek, içine çekmek, ağızla çekmek, buruşturmak) + muk (isim
yapım eki) * tülbent içine şeker/lokum konularak çocukları oyalamak için
yapılan emzik biçimindeki nesne, bebek emziği
sororite :
lat. * soror (kız kardeş, kız kardeşlik bağı bulunan kadın) + itas (isim yapım
eki) * kızkardeşlik; özellikle yükseköğretim kurumlarında ortak amaç, kimlik,
gelenek ve dayanışma etrafında örgütlenen kadın öğrenci topluluğu, kadın
kardeşlik derneği
sorosilikat :
gre., lat. * soros (yığın, istif, birikim, birikmiş şeyler, küme, demet, bir
araya toplanmış grup) (gre.) + silicate (silisyumun oksijenle oluşturduğu SiO4
tetrahedra birimlerinden meydana gelen, minerallerin en geniş grubunu oluşturan
kimyasal bileşikler sınıfı) (silicium (silex (çakmak taşı, sert taş) + ium
(kimyasal element eki) ) + ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek) )
(lat.) * yapısında iki silikat tetrahedronunun ortak bir oksijen atomu
üzerinden birbirine bağlanarak bağımsız silikat çiftleri oluşturduğu, epidot ve
vesüvyanit gibi mineralleri kapsayan silikat mineral sınıfı ( (Si2O7)6- )
sorpsiyon :
lat. * sorbere (emmek, yudumlamak, içine çekmek, soğurmak) + tio, tion (isim
yapım eki) ) * bir maddenin başka bir madde tarafından absorpsiyon veya
adsorpsiyon yoluyla tutulması, soğurum, emme, içine çekme
sorti :
lat. * surgere, sortire (çıkmak, dışarı çıkarmak) (lat.); sortie (fra.) *
çıkış, dışarı çıkış; kuşatma altında bulunan bir birlik veya savunma
mevkiindeki kuvvet tarafından düşman üzerine baskı kurmak, keşif yapmak, mevzi
kazanmak veya kuşatmayı yarmak amacıyla savunma hattından dışarıya düzenlenen
ani ve sınırlı askeri çıkış harekatı, baskın niteliğindeki taarruz
soru :
tür. * sor (sual etmek, öğrenmeye çalışmak, bilgi istemek, sormak) + u (isim
yapım eki) * bir konu, olay, durum veya düşünce hakkında bilgi edinmek,
açıklama istemek, bir sorunu çözmek veya bir kimsenin bilgi ve görüşünü
yoklamak amacıyla yöneltilen söz, yazı veya ifade; cevaplandırılması,
açıklanması veya çözümlenmesi beklenen husus, sual
soru işareti :
tür. * soru (bilgi edinmek, açıklama istemek veya cevap almak amacıyla
yöneltilen söz, yazı veya ifade) (sor (sual etmek, öğrenmeye çalışmak, bilgi
istemek, sormak) + u (isim yapım eki) ) (tür.) + işaret (belirti, alamet, ayet,
iz, simge, sembol, nişan, kod, şekil) (ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * yazıda
soru cümlelerinin veya soru anlamı taşıyan söz ve ifadelerin sonuna konulan
(?), kimi kullanımlarda ise kuşkulu, kesin olmayan veya doğruluğundan emin
olunmayan bilgi ve tarihlerden sonra getirilen noktalama imi
sorum :
tür. * sor (sual etmek, öğrenmeye çalışmak, bilgi istemek, sormak; hesap
istemek, yükümlülük yüklemek, bir işten dolayı muhatap tutmak) + um (isim yapım
eki) * kişinin üstlenmekle yükümlü olduğu görev veya yerine getirmesi gereken
ödev ve yükümlülük, mesuliyet
sorumlu :
tür. * sorum (kişinin üstlenmekle yükümlü olduğu görev, ödev veya yükümlülük)
(sor (sual etmek, öğrenmeye çalışmak, bilgi istemek, sormak; hesap istemek,
yükümlülük yüklemek, bir işten dolayı muhatap tutmak) + um (isim yapım eki) ) +
lu (sıfat yapım eki) * bir işin sonuçlarını üstlenmek ve hesabını vermekle
yükümlü olan kimse veya şey
sorun :
tür. * sor (sual etmek, öğrenmeye çalışmak, bilgi istemek, sormak; hesap
istemek, yükümlülük yüklemek, bir işten dolayı muhatap tutmak) + un (isim yapım
eki) * çözülmesi, giderilmesi veya açıklığa kavuşturulması gereken güçlük veya
mesele, problem
sorunsal :
tür. * sor (sual etmek, öğrenmeye çalışmak, bilgi istemek, sormak; hesap
istemek, yükümlülük yüklemek, bir işten dolayı muhatap tutmak) + un (isim yapım
eki) + sal (sıfat yapım eki) * belirli bir düşünce, alan veya durum içinde
birbirine bağlı sorunlar bütünü veya sorun niteliği taşıyan durumlar kümesi
sorus :
gre. * soros (yığın, küme, topluluk) * botanikte özellikle eğrelti otlarında
sporların oluşturduğu, genellikle yaprakların alt yüzünde yer alan toplu yapı,
spor kümesi, spor topluluğu
soruşturma :
tür. * sor (sual etmek, öğrenmeye çalışmak, bilgi istemek, sormak; hesap
istemek, yükümlülük yüklemek, bir işten dolayı muhatap tutmak) + uş (işteş fiil
eki) + tur (bağlaç) + ma (isim yapım eki) * bir olayın veya durumun gerçeğini
ortaya çıkarmak amacıyla yetkili kişiler tarafından yapılan araştırma ve
inceleme işlemi
soruşturmak :
tür. * sor (sual etmek, öğrenmeye çalışmak, bilgi istemek, sormak; hesap
istemek, yükümlülük yüklemek, bir işten dolayı muhatap tutmak) + uş (işteş fiil
eki) + tur (bağlaç) + mak (fiil mastar eki) * bir olayın, kişinin veya durumun
gerçeğini ortaya çıkarmak için ayrıntılı biçimde araştırma ve inceleme yapmak;
birçok kişiye, ayrıntılı bir biçimde, inceden inceye sormak
sorutmak :
tür. * sorit (emmek, içine çekmek, ağızla çekmek, buruşturmak) + mak (fiil
mastar eki) * bir yerde hiçbir şey yapmadan, boş boş veya öylece ayakta durup
beklemek; surat asmak
sos :
lat., fra. * sal (tuz), salsus (tuzlu, tuzlanmış) (lat.); sauce (sos, salça,
yemeklere katılan sıvı/yarı sıvı karışım) (fra.) * yemeklerin yanında veya
içinde tat, kıvam ve aroma vermek için kullanılan sıvı veya yarı sıvı çeşni
karışımı
sosis :
lat., fra. * sal (tuz), salsus (tuzlu, tuzlanmış) + isca (isim yapım eki)
(lat.); saucisse (ince bağırsaklı et ürünü) (fra.) * kıyılmış etin baharat ve
katkılarla karıştırılıp doğal veya yapay kılıf (genellikle bağırsak) içine
doldurulmasıyla hazırlanan, pişirilerek veya tütsülenerek tüketilen gıda ürünü
sostenuto :
lat., ita. * sustinere (altından tutup kaldırmak, devam ettirmek) (sub (alt,
alta, altından, aşağı, aşağıda, aşağıdan, aşağıya; altından, aşağıdan yukarıya
doğru) + tinere, tenere (tutmak, elde etmek, sahip olmak; kontrol etmek) + atus
(geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); sostenere (sürdürmek, desteklemek,
taşımak) + uto ((geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (ita.) * müzikte sesin veya
notaların belirtilen süre boyunca eşit, kesintisiz ve ağırlıklı biçimde
tutulmasını ifade eden icra tarzı veya işaret
sosyal :
lat. * socius (takipçi, arkadaş, yoldaş, refakatçi, eşlik eden, müttefik, bağı
olan, ilişkili) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bireylerin toplum
içindeki ilişkileri, etkileşimleri ve birlikte yaşama düzeniyle ilgili olan,
insanların ilişkileriyle ilgili, toplumsal
sosyal demokrat :
lat. * socius (takipçi, arkadaş, yoldaş, refakatçi, eşlik eden, müttefik, bağı
olan, ilişkili) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + demokrat
(demos (halk, topluluk, kitle, nüfus) + kratos (güç, kuvvet, kudret; iktidar)
(gre.) * toplumsal eşitliği, sosyal adaleti ve demokratik yönetim ilkelerini
birlikte savunan siyasi düşünce ve bu düşünceyi benimseyen kişi veya akım
sosyalist :
lat. * socius (takipçi, arkadaş, yoldaş, refakatçi, eşlik eden, müttefik, bağı
olan, ilişkili) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ista (-cı, yapan,
eden, destekleyen, yandaş eki) * üretim araçlarının toplumsallaştırılmasını, sınıf
eşitsizliklerinin azaltılmasını ve ekonomik kaynakların toplum yararına
planlanmasını savunan siyasi ve ekonomik görüşü benimseyen kişi veya bu görüşe
dayanan düşünce sistemi
sosyalistik :
lat. * socius (takipçi, arkadaş, yoldaş, refakatçi, eşlik eden, müttefik, bağı
olan, ilişkili) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ista (-cı, yapan,
eden, destekleyen, yandaş eki) + icus (ile ilgili, -a ait) * sosyalizmle ilgili
olan, sosyalist düşünce veya sistem özellikleri taşıyan, sosyalist nitelikte olan
sosyalizasyon :
lat. * socius (takipçi, arkadaş, yoldaş, refakatçi, eşlik eden, müttefik, bağı
olan, ilişkili) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + izare (dönüştürmek,
kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım ve durum eki) * bireyin, toplumun değerlerini,
normlarını ve davranış kalıplarını öğrenerek toplumsal yaşama uyum sağlaması
süreci, sosyalleşme, sosyal hale gelme
sosyalizm :
lat. * socius (takipçi, arkadaş, yoldaş, refakatçi, eşlik eden, müttefik, bağı
olan, ilişkili) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ismus (isim yapım,
durum, akım, öğreti, doktrin eki) * üretim araçlarının toplumsallaştırılmasını,
sınıf eşitsizliklerinin azaltılmasını ve ekonomik kaynakların toplum yararına
planlanmasını savunan siyasi ve ekonomik görüş veya öğreti
sosyete :
lat. * socius (takipçi, arkadaş, yoldaş, refakatçi, eşlik eden, müttefik, bağı
olan, ilişkili) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.); société (fra.) *
toplumun özellikle seçkin, zengin veya üst tabakası olarak görülen sosyal
çevreyi ifade eden grup veya cemiyet
sosyetik :
lat. * socius (takipçi, arkadaş, yoldaş, refakatçi, eşlik eden, müttefik, bağı
olan, ilişkili) + itas (isim yapım ve durum eki) + icus (ile ilgili, -a ait)
(lat.); sociétique (fra.) * toplumun özellikle yüksek gelirli, gösterişli veya
seçkin kesimine ait özellikler taşıyan (kişi, davranış veya yaşam tarzı)
sosyodemografik :
lat. * socius (takipçi, arkadaş, yoldaş, refakatçi, eşlik eden, müttefik, bağı
olan, ilişkili), socialis (birlikte yaşama, ortaklık ve topluluk ilişkilerine
ait olan, toplumsal bağlar ve birlikteliklerle ilgili, bağlaşık, ilintili)
(lat.) + demographikos (demos (halk, topluluk, kitle, nüfus) + graphein
(yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme,
çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) * nüfusun
toplumsal özellikleri ile birlikte yaş, cinsiyet, eğitim, gelir gibi demografik
niteliklerini birlikte ele alan veya bunlarla ilgili olan (durum veya inceleme
alanı); kişilerin yaş, cinsiyet, etnik grup, din, meslek, eğitim, medeni hal
gibi özellikleri ile ilgili
sosyoekonomik :
lat. * socius (takipçi, arkadaş, yoldaş, refakatçi, eşlik eden, müttefik, bağı
olan, ilişkili) (lat.) + oikonomia (ev yönetimi, iktisat) (oikos (ev,
ikametgah, yerleşim, konut, mekan, yuva, yaşam alanı, çevre) + nomia (yönetim,
idare, düzenleme, yasama) (nomos (kural, yasa, kanun, ilke, düzen) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) *
toplumsal yapı ile ekonomik koşulların birlikte etkileşimini ve birey veya
grupların gelir, yaşam düzeyi ve üretim ilişkileri gibi hem sosyal hem ekonomik
özelliklerini ifade eden
sosyokültürel :
lat. * socius (takipçi, arkadaş, yoldaş, refakatçi, eşlik eden, müttefik, bağı
olan, ilişkili) + cultivare (işlemek, ekip biçmek, bakım yapmak, yetiştirmek),
cultura (işleme, tarım, bakım, yetiştirme) + alis (ile ilgili, -a ait) * bir
toplumun sosyal yapısı ile kültürel değerlerinin, alışkanlıklarının ve yaşam
biçimlerinin birlikte ele alındığı veya bunlarla ilgili olan
sosyolengüistik :
lat. * socius (takipçi, arkadaş, yoldaş, refakatçi, eşlik eden, müttefik, bağı
olan, ilişkili) + lingua (dil; lisan) + ista (-cı, destekçi, yandaş, yapan, eden)
+ icus (ile ilgili, gibi, -a ait) * dilin toplumsal bağlam içindeki
kullanımını, toplumsal yapı ile dil arasındaki ilişkiyi ve dil çeşitliliğini
inceleyen dilbilim alt dalı
sosyolog :
lat., gre. * socius (takipçi, arkadaş, yoldaş, refakatçi, eşlik eden, müttefik,
bağı olan, ilişkili) (lat.) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) (gre.) *
toplumsal yapıları, ilişkileri, kurumları ve toplumsal davranış biçimlerini
bilimsel yöntemlerle inceleyen uzman kişi, sosyoloji uzmanı
sosyoloji :
lat., gre. * socius (takipçi, arkadaş, yoldaş, refakatçi, eşlik eden, müttefik,
bağı olan, ilişkili) (lat.) + legein, lego (söylemek, konuşmak), logia (bilim,
bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * toplumun yapısını, işleyişini,
kurumlarını ve bireyler arasındaki ilişkileri bilimsel yöntemlerle inceleyen
sosyal bilim dalı
sosyolojik :
lat., gre. * socius (takipçi, arkadaş, yoldaş, refakatçi, eşlik eden, müttefik,
bağı olan, ilişkili) (lat.) + legein, lego (söylemek, konuşmak), logia (bilim,
bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) *
toplumun yapısı, işleyişi, kurumları ve bireyler arası ilişkilerle ilgili olan
veya sosyoloji bilimi açısından ele alınan, sosyoloji ile ilgili
sosyopat :
lat., gre. * socius (takipçi, arkadaş, yoldaş, refakatçi, eşlik eden, müttefik,
bağı olan, ilişkili) (lat.) + pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap;
duygu, his) (gre.) * toplum kurallarına, başkalarının hak ve duygularına karşı
sürekli umursamazlık, empati eksikliği ve dürtüsel davranış eğilimi gösteren
kişi; antisosyal kişilik bozukluğu ile ilişkili
sosyopati :
lat., gre. * socius (takipçi, arkadaş, yoldaş, refakatçi, eşlik eden, müttefik,
bağı olan, ilişkili) (lat.) + patheia (sorun, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma
durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * bireyin toplumsal kurallara,
başkalarının hak ve duygularına karşı sürekli duyarsızlık, empati eksikliği ve
antisosyal davranış örüntüsü göstermesiyle karakterize edilen kişilik bozukluğu
durumu
sosyoteknik :
lat., gre. * socius (takipçi, arkadaş, yoldaş, refakatçi, eşlik eden, müttefik,
bağı olan, ilişkili) (lat.) + tekhne (ustalık, sanat, maharet, sanat, zanaat,
beceri, yapım, iş, teknik, yöntem, usül) + ikos (ile ilgili,-a ait) (gre.) *
toplumsal ve teknik unsurların bir sistem içinde karşılıklı etkileşimini konu alan,
insanları ve teknolojik süreçleri birlikte ele alan, sosyoteknik sistemlerle
ilgili olan, toplumsal-teknik
sosyoteknoloji :
lat., gre. * socius (takipçi, arkadaş, yoldaş, refakatçi, eşlik eden, müttefik,
bağı olan, ilişkili) (lat.) + tekhne (ustalık, sanat, maharet, sanat, zanaat,
beceri, yapım, iş, teknik, yöntem, usül) + ikos (ile ilgili,-a ait) + legein,
lego (söylemek, konuşmak), logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos
(kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) )
(gre.) * toplumsal yapıların, insan davranışlarının ve teknolojik sistemlerin
karşılıklı etkileşimini inceleyen yaklaşım veya çalışma alanı, toplumsal
teknoloji
sotalol :
lat. * sot (farmasötik ön ek) + ol (alkol grubu (-OH) eki) * kalp ritim
bozukluklarının (özellikle taşiaritmilerin) tedavisinde kullanılan, beta-bloker
özellikleri de bulunan, kalpteki aşırı elektrik sinyallerini yavaşlatıp
stabilize ederek kalbin normal ve düzenli bir tempoda atmasına yardımcı olan
antiaritmik ilacın etken maddesi (C12H20N2O3S)
sote :
fra. * sauter (zıplamak, sıçramak), sauté (atlamış, zıplamış, sıçramış; hızlıca
tavada çevrilerek pişirilmiş) * az yağda, yüksek ısıda ve kısa sürede sürekli
karıştırılarak pişirilen yemek türü veya pişirme yöntemi
sotorasib :
lat. * soto (hedef protein KRAS G12C mutasyonuna yönelik ilaç isimlendirme
öneki; “soto-” hedefe yönelik inhibitör sınıfını çağrıştırır) + ras (RAS ailesi
onkogenleri; Rat Sarcoma proteinleri) + ib (biyolojik inhibitör ilaçlar için
yaygın farmakolojik ek) * KRAS G12C mutasyonuna bağlanarak bu onkogenin
aktivitesini engelleyen, belirli akciğer kanserleri gibi durumların tedavisinde
kullanılan hedefe yönelik antikanser ilacının etken maddesi (C30H30F2N6O3)
sovhoz :
rus. * sovet (danışma, öğüt, meclis, heyet, konsey, şura) (so (birlikte,
beraber, ile) + vet (söz, bildirme, danışma) ) + hoz (çiftlik, ekonomi, işletme
veya tarım) * eski Sovyetler Birliği (SSCB) döneminde toprağın ve tüm üretim
araçlarının doğrudan devlet mülkiyetinde olduğu devasa tarım işletmelerine verilen
isim
sovyet :
rus. * sovet (danışma, öğüt, meclis, heyet, konsey, şura) (so (birlikte,
beraber, ile) + vet (söz, bildirme, danışma) ) * özellikle 20. yüzyılda
Rusya’da ve ardından SSCB’de devlet ve yerel yönetim organlarını ifade eden
“meclis, konsey” anlamındaki yönetim birimi ve bu sistemle ilişkili olan siyasi
yapı
soy :
tür. * soy (ayırmak, seçmek, kökünü ayıklamak; üzerindekini çıkarmak, sıyırmak,
üzerindekileri almak, elinden çıkarmak, yoksun bırakmak; kök, köken, asıl,
nesil) * aynı atadan gelen bireylerin oluşturduğu nesil zinciri, akrabalık
bağıyla birbirine bağlı aileler topluluğu veya bir canlı türünün kalıtsal
devamlılığını ifade eden köken ve nesil yapısı, kan bağı
soya :
jap. * daizu (soya fasulyesi) * baklagiller familyasına ait, yüksek protein ve
yağ içeriği nedeniyle gıda, yem ve endüstriyel üretimde kullanılan, taneleri
besin değeri yüksek bir tarım bitkisi (soya fasulyesi)
soyaçekim :
tür. * soy (asıl, nesil, köken, atadan gelen akrabalık bağı, kan bağı) + a
(yönelim eki) + çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek,
katlanmak, tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + im
(isim yapım eki) * bir bireyin davranışlarının, özelliklerinin veya
eğilimlerinin aile soyu veya genetik köken tarafından belirlenmesi veya
etkilenmesi durumu
soyadı :
tür. * soy (asıl, nesil, köken, atadan gelen akrabalık bağı, kan bağı) + ad
(isim, nam, ünvan) + ı (iyelik eki) * bir bireyin ait olduğu aileyi, nesli veya
soyu gösteren ve genellikle nesilden nesle aktarılan aile ismi
soyağacı :
tür. * soy (asıl, nesil, köken, atadan gelen akrabalık bağı, kan bağı) + ağaç
(kalın gövdeli ve dallı bitki) + ı (iyelik eki) * bir ailenin veya bireyin
atalarını ve torunlarını dallanarak gösteren, akrabalık ilişkilerini şematik
biçimde ortaya koyan grafik veya kayıt sistemi
soydaş :
tür. * soy (asıl, nesil, köken, atadan gelen akrabalık bağı, kan bağı) + daş
(eş, denk, benzer, aynı eki) * aynı etnik kökene, soya veya kültürel-köken
bağına sahip olan kişi veya kişiler topluluğu
soygaz :
tür., gre. * soy (ayırmak, seçmek, kökünü ayıklamak; üzerindekini çıkarmak,
sıyırmak, üzerindekileri almak, elinden çıkarmak, yoksun bırakmak; kök, köken,
asıl, nesil) (tür.) + khaos (boşluk; maddenin uçucu hali) (gre.) * periyodik
tablonun son grubunu (18. grup) oluşturan, dış elektron kabukları dolu olduğu
için kimyasal tepkimelere çok az giren veya inert özellik gösteren gaz
halindeki elementlerden her biri (Helium (He), Neon (Ne), Argon (Ar), Krypton
(Kr), Xenon (Xe), Radon (Rn), Oganesson (Og) )
soygun : tür.
* soy (ayırmak, seçmek, kökünü ayıklamak; üzerindekini çıkarmak, sıyırmak,
üzerindekileri almak, elinden çıkarmak, yoksun bırakmak; kök, köken, asıl,
nesil) + gun (isim yapım eki) * bir kimsenin malını veya parasını zorla veya
tehdit yoluyla alma eylemi sonucunda gerçekleştirilen hırsızlık suçu, gasp
soyka :
tür. * soy (ayırmak, seçmek, kökünü ayıklamak; üzerindekini çıkarmak, sıyırmak,
üzerindekileri almak, elinden çıkarmak, yoksun bırakmak; kök, köken, asıl,
nesil) + ka (isim yapım eki) * Anadolu ağızlarında ölmüş bir kimsenin geride
bıraktığı giysi ve eşyalar ile bu eşyaların bütünü, ölüden kalan elbise, eşya
soykırım :
tür. * soy (ayırmak, seçmek, kökünü ayıklamak; üzerindekini çıkarmak, sıyırmak,
üzerindekileri almak, elinden çıkarmak, yoksun bırakmak; kök, köken, asıl,
nesil, kan bağı) + kırım (kırma, bölme, ayırma, parçalama, koparma, kopma,
çatlama, bütünlüğü bozulma, yok etme) * ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir
topluluğu tamamen veya kısmen yok etmek amacıyla gerçekleştirilen sistemli öldürme,
sürgün, zorla nakletme veya benzeri eylemler bütünü
soylu :
tür. * soy (ayırmak, seçmek, kökünü ayıklamak; üzerindekini çıkarmak, sıyırmak,
üzerindekileri almak, elinden çıkarmak, yoksun bırakmak; kök, köken, asıl,
nesil, kan bağı) + lu (sıfat yapım eki) * köklü ve saygın bir aile veya
toplumsal tabakaya mensup olan; davranış ve karakter bakımından yüksek
nitelikler taşıdığı kabul edilen (kimse veya topluluk), asil
soymak :
tür. * soy (ayırmak, seçmek, kökünü ayıklamak; üzerindekini çıkarmak, sıyırmak,
üzerindekileri almak, elinden çıkarmak, yoksun bırakmak) + mak (fiil mastar
eki) * bir kimsenin veya şeyin üzerindeki giysi, örtü, kabuk veya benzeri
unsurları çıkarmak veya elindeki malı veya parayı zorla almak, gasp etmek
soymuk :
tür. * soy (ayırmak, seçmek, kökünü ayıklamak; üzerindekini çıkarmak, sıyırmak,
üzerindekileri almak, elinden çıkarmak, yoksun bırakmak) + muk (isim yapım eki)
* damarlı bitkilerde fotosentez ürünlerini taşıyan iletim dokusu veya çam
ağacının çiğnenip emilen iç kabuğu
soysal :
tür. * soy (asıl, nesil, köken, atadan gelen akrabalık bağı, kan bağı) + sal
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer, gibi) * soyla, kökenle veya nesep bağıyla
ilgili olan veya soydan gelen
soysop :
tür. * soy (asıl, nesil, köken, atadan gelen akrabalık bağı, kan bağı) + sop
(çocuk, evlat, oğul) * aynı soydan gelen kişi, belirli bir aile veya nesil
zincirine mensup birey veya soy bağıyla ilişkili kişi
soysuz :
tür. * soy (asıl, nesil, köken, atadan gelen akrabalık bağı, kan bağı) + suz
(yoksunluk, zıtlık ve olumsuzluk eki) * soyu belirsiz sayılan, köken bakımından
değersiz görülen; ahlaki ve toplumsal değerlere aykırı davranışlar sergileyen
(kimse veya canlı) (mecazi)
soytarı :
gre., ara. * saturos (keçi ayaklı ve çıplak fallus ile tasvir edilen efsane
yaratığı; antik Yunan'da takma fallus taşıyan oyuncuların oynadığı gülünç ve
müstehcen oyun); sa'tar (yapay penis, zıbık) (ara.) * sözleriyle ve
davranışlarıyla halkı güldürüp eğlendiren kimse, maskara; bir oyunda, revüde
veya sirkte gülünç davranışlar, sözler ve becerilerle seyircileri eğlendiren
sanatçı
soyunmak :
tür. * soy (ayırmak, seçmek, kökünü ayıklamak; üzerindekini çıkarmak, sıyırmak,
üzerindekileri almak, elinden çıkarmak, yoksun bırakmak) + un (dönüşlü fiil
eki) + mak (fiil mastar eki) * üzerindekileri çıkarmak, giysisini çıkarmak
soyut :
tür. * soy (ayırmak, seçmek, kökünü ayıklamak; üzerindekini çıkarmak, sıyırmak,
üzerindekileri almak, elinden çıkarmak, yoksun bırakmak) + ut (sıfat yapım eki)
* duyularla doğrudan algılanamayan, somut karşılığı bulunmayan, zihinsel
kavramlar düzeyinde var olan nitelik veya kavram, abstrakt
soyut matematik :
tür., gre. * soyut (duyularla doğrudan algılanamayan, somut karşılığı
bulunmayan, zihinsel kavramlar düzeyinde var olan nitelik veya kavram,
abstrakt) (tür.) + mathematikos (mathema (bilgi, öğrenme, öğrenilmiş olan) (ma
(ön ek) + thema (konu, tema) ) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) )
(gre.) * sayı, şekil veya fiziksel nesnelerden bağımsız olarak tanımlanan
yapıları, ilişkileri ve kuralları (örneğin kümeler, gruplar, halkalar,
grafikler) inceleyen matematik dalı; bilinmeyenlerin etkisinde kalmamak için
soyut nesneler üzerinde belitlerle kurulan bir matematiksel yapıda doğruları ve
yanlışları araştıran bilim dalı, uzbilim
soyut sanat :
tür., ara. * soyut (duyularla doğrudan algılanamayan, somut karşılığı
bulunmayan, zihinsel kavramlar düzeyinde var olan nitelik veya kavram,
abstrakt) (tür.) + sanat (üretim, yapım) (ara.) * doğadaki nesneleri veya
gerçek dünyayı birebir betimlemek yerine renk, biçim, çizgi ve kompozisyon gibi
öğelerle duyguyu, düşünceyi veya estetik düzeni ifade eden sanat anlayışı
soyutlamak :
tür. * soyut (duyularla doğrudan algılanamayan, somut karşılığı bulunmayan,
zihinsel kavramlar düzeyinde var olan nitelik veya kavram, abstrakt) + la
(etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir nesnenin, olayın veya kavramın
somut özelliklerini ayırarak yalnızca zihinsel veya kavramsal yönünü ele almak
veya genel bir düşünce düzeyine indirgemek
söbe :
tür. * söb (şişkinleşmek, kabarık olmak) + e (isim yapım eki) * yumurta
şeklinde, oval, beyzi, şişkin, kabarık olma
sögüt :
tür. * söğ (su) + üt (sıfat yapım eki) * Salicaceae (söğütgiller) familyasından
olan, genellikle su kenarlarında yetişen, ince ve esnek dalları, uzun, ince
yaprakları olan, yaprak döken, hızlı büyüyen odunsu ağaç veya çalı türlerinin
genel adı
söğe :
tür. * söbek, sübek (oval, mil, kapı pimi veya sivri şey) * binaların kapı ve
pencerelerinin etrafını çevreleyen, yağmur sularını cepheden uzaklaştıran,
görsel zenginliğin yanı sıra, ısı yalıtım sistemlerinin (mantolama)
sürekliliğini sağlayan ve yapıya estetik bir görünüm katan profil
söğüş :
tür. * söğ (kızartmak, ateşte pişirmek) + üş (isim yapım eki) * kebap,
kızartma; özellikle etin haşlanmadan veya kızartılmadan, doğrudan pişirilmiş
veya pişirilmeye yakın halde dilimlenerek soğuk olarak tüketilmesi veya bu
şekilde hazırlanmış yemek türü
söğüşlemek :
tür. * söğ (kızartmak, ateşte pişirmek) + üş (isim yapım eki) + le (etken fiil
eki) + mek (fiil mastar eki) * bir kişiyi kandırarak, hileyle veya fırsatçılık
yaparak parasını veya malını elinden almak, dolandırmak
söğüt :
tür. * söğüt (Salicaceae (söğütgiller) familyasından olan, genellikle su
kenarlarında yetişen, ince ve esnek dalları, uzun, ince yaprakları olan, yaprak
döken, hızlı büyüyen odunsu ağaç veya çalı türlerinin genel adı) * Bilecik’in
bir ilçesi
söğütlü :
tür. * söğüt (Salicaceae (söğütgiller) familyasından olan, genellikle su
kenarlarında yetişen, ince ve esnek dalları, uzun, ince yaprakları olan, yaprak
döken, hızlı büyüyen odunsu ağaç veya çalı türlerinin genel adı) + lü (ile,
birlikte, beraber, sahibi) * Sakarya'nın bir ilçesi
söke :
luv. * ska (ada; yarımada) * Aydın’ın bir ilçesi
sökel :
tür. * sökel (hasta) * sakat, kötürüm veya hasta, güçsüz, sağlığı yerinde
olmayan veya malul kişil
sökmek :
tür. * sök (ayırmak, çözmek, koparmak) + mak (fiil mastar eki) * bağlı, takılı
veya bütün hâlde bulunan bir şeyi parçalarına ayırmak, yerinden çıkarmak veya
bağlantısını çözmek
sölentereler :
gre. * koilos (boş, oyuk, içi boş, boşluk, oyuk, kavernöz, çukur) + enteron
(bağırsak) (gre.) + ler (çoğul eki) (tür.) * oyuk bağırsaklılar; Coelenterata
(sölenterler) familyasına ait denizanası, sifonlu canlı, hidra, deniz şakayıkı
ve mercan gibi bitkimsi hayvanlar
sölom :
gre. * koiloma (boşluk, oyuk, çukurlaşmış yer, kavite, kavern) (koilos (boş,
oyuk, içi boş, boşluk, oyuk, kavernöz, çukur) + oma (isim yapım eki) ) *
triploblastik hayvanlarda mezodermle tamamen çevrili bulunan ve iç organların
yer aldığı vücut boşluğu
sölomlular :
gre., tür. * koiloma (boşluk, oyuk, çukurlaşmış yer, kavite, kavern) (koilos
(boş, oyuk, içi boş, boşluk, oyuk, kavernöz, çukur) + oma (isim yapım eki) ) +
lu (ile, birlikte, beraber, sahibi) + lar (çoğul eki) (tür.) * gelişimleri
sırasında mezodermle tamamen çevrili gerçek bir vücut boşluğu (sölom) oluşturan
hayvanlar topluluğu
sölpük :
tür. * sölp (gevşemek, pörsümek, sarkmak) + ük (sıfat yapım eki) * gevşemiş,
gevşeyip kendini koyuvermiş, pörsümüş, gevşek, yıpranmış ve sarkık (formunu
kaybetmiş kumaş veya yaşlanmış insan cildi için kullanlır.)
sölpümek :
tür. * sölp (gevşemek, pörsümek, sarkmak) + ü (bağlaç) + mek (fiil mastar eki)
* gevşemek, gevşeyip kendini koyuvermek, pörsümek, sarkmak (formunu kaybetmiş
kumaş veya yaşlanmış insan cildi için kullanlır.)
sömester :
lat. * semestris (altı aylık) (sex (altı) + mensis (ay) + estris (sıfat yapım
eki) ) * altı aylık; eğitim ve öğretim yılının iki ana bölümünden her biri olan
yarıyıl dönemi, ayrı yıl
sömestir :
lat. * semestris (altı aylık) (sex (altı) + mensis (ay) + estris (sıfat yapım
eki) ) * altı aylık; eğitim ve öğretim yılının iki ana bölümünden her biri olan
yarıyıl dönemi, yarı yıl
sömestr :
lat. * semestris (altı aylık) (sex (altı) + mensis (ay) + estris (sıfat yapım
eki) ) * altı aylık; eğitim ve öğretim yılının iki ana bölümünden her biri olan
yarıyıl dönemi, yarı yıl
sömikok :
lat., ing. * semi (yarı, yarım) (lat.) + coke (kömürün yüksek ısıda oksijensiz
ortamda ısıtılmasıyla elde edilen karbon zengini katı yakıt, yakıt) (ing.) *
taş kömürünün 500 - 600 °C gibi çok yüksek olmayan sıcaklıklarda damıtılmasıyla
elde edilen, normal kok kömürüne göre daha kolay tutuşan ve daha uçucu
bileşenler içeren bir katı yakıt türü
sömürge :
tür. * sömür (bir kaynağı, emeği veya değeri karşılıksız veya dengesiz biçimde
kullanmak) + ge (yer bildiren isim eki) * başka bir devletin siyasi ve ekonomik
egemenliği altında bulunan, kaynakları o egemen güç tarafından kullanılan ülke
veya bölge
sömürmek :
tür. * sömür (bir kaynağı, emeği veya değeri karşılıksız veya dengesiz biçimde
kullanmak) + mek (fiil mastar eki) * bir kişinin emeğini, malını, kaynağını
veya bir şeyin değerini karşılıksız veya adaletsiz biçimde kendi yararına
kullanmak
sömürü :
tür. * sömür (bir kaynağı, emeği veya değeri karşılıksız veya dengesiz biçimde
kullanmak) + ü (isim yapım eki) * bir kişinin, grubun veya ülkenin emeğinin,
kaynaklarının veya değerlerinin karşılıksız veya dengesiz biçimde başka bir
kişi veya güç tarafından kullanılması durumu; istismar ve haksız yararlanma
söndürmek :
tür. * sön (ateş veya ışık etkisini kaybetmek) + dür (etken fiil eki) + mek
(fiil mastar eki) * yanmakta olan bir şeyin alevini veya ışığını azaltmak ve
tamamen ortadan kaldırmak; canlılığı, etkiyi, coşkuyu veya yoğunluğu azaltmak
veya yok etmek
sönmek :
tür. * sön (ateş veya ışık etkisini kaybetmek) + mek (fiil mastar eki) *
yanmakta olan bir şeyin alevi veya ışığı azalmak ve tamamen ortadan kalkmak;
canlılık, etki, coşku veya yoğunluk azalmak veya yok olmak
sönümlemek :
tür. * sön (ateş veya ışık etkisini kaybetmek) + üm (isim yapım eki) + le
(etken fil eki) + mek (fiil mastar eki) * fizik ve mühendislikte bir dalga,
titreşim veya salınımın genliğini azaltmak, enerjisini giderek düşürmek;
sistemdeki titreşimi zamanla zayıflatmak; sona ermek, ortadan kalkmak, inkıraz
bulmak, damp etmek
sör :
lat., ing. * senior (yaşlı, kıdemli, üst ) senis, senex (yaşlı, ihtiyar, olgun,
büyük) + or (kişi, kimse) (lat.); senieur (fra.); sir (şövalyelik ünvanı alan
erkeklere hitap ön eki) (ing.) * efendi, bey, hazret, lord; yaş, deneyim veya
kıdem bakımından daha ileri olan; özellikle mesleki, akademik veya sportif
bağlamda üst düzeyde bulunan, kıdemli veya deneyimli kişi
sörf :
ing. * surf (dalga kıran kıyı dalgası; kıyıya vuran köpüklü dalga) * Okyanus
veya deniz kıyısındaki dalgaların üzerinde özel olarak tasarlanmış uzun bir
tahta (sörf tahtası) üzerinde ayakta durarak dalgayla birlikte kıyıya doğru
kayma eylemi; deniz dalgaları üzerinde özel tahta (sörf tahtası) ile kayma
sporu; internet siteleri arasında amaçlı veya amaçsızca gezinmek, bir sayfadan
söve :
tür. * söbek, sübek (oval, mil, kapı pimi veya sivri şey) * binaların kapı ve
pencerelerinin etrafını çevreleyen, yağmur sularını cepheden uzaklaştıran,
görsel zenginliğin yanı sıra, ısı yalıtım sistemlerinin (mantolama)
sürekliliğini sağlayan ve yapıya estetik bir görünüm katan profil
sövgü :
tür. * söv (kaba söz söylemek, hakaret etmek) + gü (isim yapım eki) * bir
kimseye yönelik aşağılayıcı, incitici veya hakaret içeren sözler; küfür etme
eylemi veya bunun sonucu olan sözlü ifade
sövmek :
tür. * söv (kaba söz söylemek, hakaret etmek) + mek (fiil mastar eki) * bir
kişiye karşı aşağılayıcı, incitici veya hakaret içeren sözler söylemek,
küfretmek
söylem :
tür. * söy (söz sarfetmek, konuşmak, dile getirmek, konuşarak ifade etmek) +
lem (isim yapım eki) * belirli bir konu etrafında oluşan dil kullanımı, düşünce
sistemi veya iletişim biçimi; bir toplumun veya grubun dili nasıl kullandığını
ve anlam ürettiğini belirleyen ifade tarzı ve anlam örgüsü; bir düşünceyi ortaya
koyarken kullanılan yaklaşım tarzı, birbiriyle bağlantılı yazılı/sözlü metin
bütünlüğü veya kalıplaşmış ifade biçimi
söylemek :
tür. * söy (söz sarfetmek, konuşmak, dile getirmek, konuşarak ifade etmek) + le
(bağlaç) + mek (fiil mastar eki) * söz sarfetmek, konuşmak
söylence :
tür. * söy (söz sarfetmek, konuşmak, dile getirmek, konuşarak ifade etmek) + le
(bağlaç) + nce (isim yapım eki) * halk arasında kuşaktan kuşağa aktarılan,
genellikle olağanüstü veya tarihsel olaylara dayandırılan anlatı; efsane, rivayet
söylenti :
tür. * söy (söz sarfetmek, konuşmak, dile getirmek, konuşarak ifade etmek) + le
(bağlaç) + nti (isim yapım eki) * doğruluğu kesin olmayan, ağızdan ağıza
yayılan haber, dedikodu veya rivayet
söyleşi :
tür. * söy (söz sarfetmek, konuşmak, dile getirmek, konuşarak ifade etmek) + le
(bağlaç) + şi (isim yapım ve işteş fiil eki) * iki veya daha fazla kişi
arasında karşılıklı konuşma yoluyla gerçekleşen görüşme; sohbet veya röportaj
türü metin veya konuşma biçimi, sohbet
söyleşmek :
tür. * söy (söz sarfetmek, konuşmak, dile getirmek, konuşarak ifade etmek) +
leş (işteş fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * karşılıklı olarak konuşmak,
sohbet etmek; iki veya daha fazla kişi birbirleriyle konuşarak fikir
alışverişinde bulunmak
söylev :
tür. * söy (söz sarfetmek, konuşmak, dile getirmek, konuşarak ifade etmek) +
lev (isim yapım eki) * bir topluluğa hitaben yapılan, genellikle etkileyici ve
düzenli yapılı uzun konuşma; nutuk, hitabe
söz :
tür. * sös, söz (konuşma, ifade, kelam) * dil aracılığıyla ifade edilen anlamlı
ses birimi; vaat, yemin, anlaşma, konuşma
sözcü :
tür. * sös, söz (konuşma, ifade, kelam) + cü (yapan, eden eki) * bir düşünceyi,
görüşü veya kurumu temsil ederek konuşan, mesaj ileten veya açıklama yapan
kişi; ayrıca resmi veya gayriresmi olarak bir topluluk adına konuşma yetkisi
olan kimse
sözcük :
tür. * sös, söz (konuşma, ifade, kelam) + cük (küçültme eki) * bir düşünceyi
veya nesneyi ifade eden, anlam taşıyan en küçük dil birimi, kelime
sözcükbilim :
tür. * sös, söz (konuşma, ifade, kelam) + cük (küçültme eki) + bilim (bilme
durumu; olguları ve olayları deney, gözlem ve düşünce aracılığıyla sistematik
bir şekilde inceleyen entelektüel ve uygulamalı disiplinler bütünü, illim) *
kelimelerin yapısını, kökenini, anlamını, biçimlerini ve tarihsel gelişimini
inceleyen, etimoloji ve leksikoloji alanlarını kapsayan dilbilim dalı
sözde :
tür. * sös, söz (konuşma, ifade, kelam) + de (sıfat yapım eki) * gerçekte öyle
olmadığı halde öyleymiş gibi gösterilen, adı var kendisi yok olan, görünürde bulunan
fakat gerçekte karşılığı olmayan
sözdizimi :
tür. * sös, söz (konuşma, ifade, kelam) + dizim (dizme, sıralama, ardarda
düzenleme, ardarda yerleştirme) + i (iyelik eki) * dilde kelimelerin cümle
içinde nasıl sıralandığını, hangi kurallarla bir araya geldiğini inceleyen
dilbilim dalı, sentaks
sözel :
tür. * sös, söz (konuşma, ifade, kelam) + el (sıfat yapım eki) * sözle ilgili
olan, yazılı değil konuşmaya dayalı olan; dilin konuşma yönüne ait olan
(nitelik veya alan)
sözen :
tür. * sös, söz (konuşma, ifade, kelam) + en (-cı, yapan, eden eki) * konuşan,
söz söyleyen, ifade eden kişi; konuşmacı, hatip
sözgelimi :
tür. * sös, söz (konuşma, ifade, kelam) + gelim (varış, ulaşma) + i (iyelik
eki) * bir durumu açıklamak için örnek vermek amacıyla söylenen “örneğin”,
“mesela” anlamındaki kelime
sözlü :
tür. * sös, söz (konuşma, ifade, kelam) + lü (ile, birlikte, beraber) *
konuşmaya dayalı olan, söze dayalı olan, sözel, yazılı olmayan; ayrıca okulda
öğrencinin bilgi ve becerisini sözlü ifade yoluyla ölçen sınav türü
sözlük :
tür. * sös, söz (konuşma, ifade, kelam) + lük (isim yapım eki) * bir dildeki
kelimeleri alfabetik sırayla veren, anlamlarını, kökenlerini ve kullanım
bilgilerini açıklayan eser veya dijital kaynak, lugat
sözlükbilim :
tür. * sös, söz (konuşma, ifade, kelam) + lük (isim yapım eki) + bilim (bilme
durumu; olguları ve olayları deney, gözlem ve düşünce aracılığıyla sistematik
bir şekilde inceleyen entelektüel ve uygulamalı disiplinler bütünü, illim) *
sözlüklerin hazırlanma ilkelerini, kelime anlamlarının düzenlenmesini, söz
varlığının derlenmesini ve sözlük yazım yöntemlerini inceleyen dilbilim dalı,
leksikografi
sözümona :
tür. * sös, söz (konuşma, ifade, kelam) + üm (birinci tekil şahıs iyelik eki) *
sözde, iddiaya göre, güya, görünüşte öyle ama gerçekte değil anlamlarında
kullanılan, alay veya kuşku ifade eden zarf
spa : fra. * spa (Belçika'da bulunan ve 14. yüzyıldan
beri şifalı termal su kaynaklarıyla ünlü olan Spa kasabasından) * mineral
yönünden zengin su kaynakları veya deniz suyu kullanılarak yapılan, genellikle
vücut bakımı, masaj ve hidroterapi gibi hizmetleri kapsayan sağlık, dinlenme ve
güzellik merkezi
spadix :
gre. * spadix (hurma dalı, yaprak veya çiçek dalı) * botanikte çiçeklerin kalın
ve etli bir eksen üzerinde sıkıca toplandığı çiçek durumu, koçan, koçan çiçek
durumu
spagat :
lat., alm. * spaccare (yarmak, ikiye bölmek), spaccata (ayrılmış, ikiye
bölünmüş) (lat.); Spagat (bacakların yere paralel biçimde açıldığı jimnastik
duruşu) (alm.) * her iki bacağın yanlara veya öne-arkaya tamamen açılarak yere
paralel hale getirildiği esneme pozisyonu (makarna türü olan “spagetti”nin isim
kökeni)
spagetti :
lat. * spaccare (yarmak, ikiye bölmek), spaccata (ayrılmış, ikiye bölünmüş)
(lat.); spaghetti (ita.) * İtalyan mutfağına ait, ince uzun şerit şeklinde
kurutulmuş, genellikle haşlanarak soslarla birlikte tüketilen makarna türü
spagettifikasyon :
lat. * spaccare (yarmak, ikiye bölmek), spaccata (ayrılmış, ikiye bölünmüş)
(lat.); spaghetti (ita.) + ficatio (facere, ficare (yapmak, etmek, eylemek,
işlemek) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * güçlü bir kütleçekim alanında,
özellikle bir kara deliğe yaklaşan cismin yakın ve uzak kısımlarına etki eden
kütleçekim kuvvetleri arasındaki fark nedeniyle uzayıp incelerek ipliksi hâle
gelmesi, ipliksi uzama, gelgit kuvvetleriyle uzama
spandeks :
ing. * expand (genişlemek, esnemek, yayılmak) kelimesinin anagramı * yüksek
esneklik ve eski formuna geri dönebilme özelliğiyle bilinen, spor giyimden
mayolara kadar pek çok esnek kumaşın üretiminde kullanılan poliüretan esaslı
sentetik bir lif
spaniel :
lat. * hispaniolus (Hispania’ya ait, İspanyol) (hispania (İspanya) + olus (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.); espagnol (isp.); espagneul (fra.) *
başlangıçta İspanya kökenli olduğu düşünülen, av sırasında kuşları kaldırma ve
getirme amacıyla yetiştirilen, uzun kulaklı ve genellikle uzun tüylü köpek ırkı
sparfloksasin :
alm., gre. * spar (biriktirmek) + fluor (flor) + oxys (keskin, oksijen) + cine
(kinolon eki) * bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde kullanılan, DNA giraz ve
topoizomeraz IV enzimlerini inhibe ederek bakteriyel DNA çoğalmasını engelleyen
geniş spektrumlu florokinolon antibiyotik (C19H22F2N4O3)
sparidae :
lat. * sparus (çipura) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * gövdeleri genellikle
yanlardan basık, sırt ve anal yüzgeçleri belirgin, çoğunlukla denizlerde
yaşayan ve güçlü çene dişleriyle donanmış balıkları kapsayan familya, çipura ve
mercan balığıgiller
sparmanaum :
alm., lat. * sparman (İsveçli doğa bilimci ve botanikçi Anders Sparrman'ın
(veya Sparrmann) soyadından) (alm.) + um (isim yapım eki) (lat.) * su
kamışıgiller (Poaceae (buğdaygiller familyası) ) familyasından olan, şeridi
andıran yapraklarıyla bilinen ve 1 m’ye kadar uzayabilen, açık yeşil renkte,
uzun ve şeride benzer yapraklara sahip olan, sulak alanlarda, su kenarlarında
veya suyun içinde yetişen sucul (hidrofit) bir bitki cinsi, suşeridi bitkisi
spartium :
gre., lat. * sparton (ip, sicim; ince lifli bitki, çalı) + (gre.) + ium (isim
yapım eki) (lat.) * Spartium, Fabaceae (baklagiller) familyasına ait, Akdeniz
havzasına özgü, sarı çiçekleri olan, kuraklığa dayanıklı ve genellikle çit veya
dekoratif amaçlı yetiştirilen katırtırnağı (veya İspanyol süpürgesi) bitkisi
spastik :
gre. * spannymi, spao (germek, çekmek, kasmak, kasılmak) + tikos (ile ilgili,
-a ait, gibi) * beyin veya omurilik hasarına bağlı olarak kasları istem dışı
kasılan, sertleşen ve hareket kontrolünde zorluk yaşayan; yaygın bir hareket
bozukluğu olan serebral palsi (beyin felci) durumu ile ilgili; spastisite
gösteren nörolojik durum
spastisite :
gre. * spannymi, spao (germek, çekmek, kasmak, kasılmak) + tikos (ile ilgili,
-a ait, gibi) (gre.) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * genellikle üst
motor nöron hasarına bağlı olarak ortaya çıkan, kas tonusunun artmasıyla
birlikte kaslarda istemsiz, sürekli ve hızla artan kasılma, kas sertliği ve
hareket kısıtlılığı durumu
spastisite :
gre. * spastikos (çekilme, gerilme, kasılma ile ilgili) (spasmos (çekilme,
gerilme, kasılma) (span (çekmek, germek, kasmak) + ismos (isim yapım ve durum
eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) + itas (isim yapım ve durum eki) *
merkezi sinir sistemindeki (beyin veya omurilik) hasara bağlı olarak kasların
istemsizce kasılması, sertleşmesi ve normal esnekliğini kaybetmesi durumu
spatfillum :
gre., lat. * spathe (kılıf) (gre.) + phyllon (yaprak) (gre.), phyllum (yaprak)
(lat.) * Spathiphyllum, Araceae (arumgiller) familyasından, dekoratif olarak iç
mekanlarda yetiştirilen, beyaz kılıf benzeri çiçekleri ve parlak yeşil yapraklarıyla
bilinen bitki
spathodea :
gre. * spathe (kılıf) + oide (güzel, şarkı, ilahi, güzel ses) (gre.) *
Spathodea, Bignoniaceae (bignonyagiller) familyasından, tropikal Afrika
kökenli, parlak turuncu çiçekleriyle dikkat çeken süs ağacı
spathodia :
gre., lat. * spathe (kılıf) + oide (güzel, şarkı, ilahi, güzel ses) (gre.),
odia (çiçek anlamında ek) (lat.) * Spathodia, Fabaceae (baklagiller)
familyasından, tropikal bölgelerde yetişen, uzun ve gösterişli çiçek salkımları
ile tanınan çalı veya küçük ağaç türü
spatial :
lat. * spatium (boşluk, alan, mesafe, aralık) + alis (ile ilgili, -a ait) *
uzayla, mekanla veya bir alanın geometrik düzeniyle ilgili olan; konum,
yerleşim ve üç boyutlu yapı iile ilgili
spatium :
lat. * spatium (boşluk, alan, mesafe, aralık) * iki nokta arasındaki uzaklık,
açık alan veya zaman aralığı, boşluk, spatyom, araf
spatula :
lat. * spatha (uzun, düz kılıç, geniş kılıç veya kürek, pala) + ulus, ula
(küçültme eki) * küçük/yassı spatül, kürekçik; mutfak, tıp, inşaat ve sanat
gibi alanlarda malzemeleri karıştırmak, yaymak, kazımak veya kaldırmak için
kullanılan geniş, düz ve genellikle esnek ağızlı alet (mutfakta krep çevirmek,
pasta kremasını sürmek veya malzemeleri karıştırmak için, inşatta macun ve alçı
yaymak, düzeltmek veya yüzey kazımak için, tıpta boğaz muayenelerinde dil
bastırıcı olarak kullanılır.)
spatül :
lat. * spatha (pala, geniş kılıç) + ulus, ula (küçültme eki) * mutfak, tıp,
inşaat ve sanat gibi alanlarda malzemeleri karıştırmak, yaymak, kazımak veya
kaldırmak için kullanılan geniş, düz ve genellikle esnek ağızlı alet (mutfakta
krep çevirmek, pasta kremasını sürmek veya malzemeleri karıştırmak için,
inşatta macun ve alçı yaymak, düzeltmek veya yüzey kazımak için, tıpta boğaz
muayenelerinde dil bastırıcı olarak kullanılır.)
spatyom :
lat. * spatium (boşluk, alan, mesafe, aralık) * boşluk; spiritüalizme göre ölüm
sonrasında, reenkarnasyon öncesinde, geçmiş dünya hayatı faaliyetlerinin öz
değerlendirmelerinin yapıldığı ruhsal durum, a’raf
spayk :
lat., ing. * spica (başak, sivri uç) (lat.); spike (sivri uç, diken, ani artış,
çivi, sivri demir) * virüslerin hücreye tutunmasını sağlayan sivri protein
yapılar (örneğin spike protein); başak
spazm :
gre. * spasmos (kasılma, çekilme, gerilme) (spannymi, spao (germek, çekmek, kasmak,
kasılmak) + ismos (isim yapım, durum, öğreti, doktrin, akım eki) ) * ani,
istemsiz kas kasılması; kramp; aşırı kasılma, titreyerek kasılma, çırpınma,
titreme
spazmodik :
gre. * spasmos (kasılma, çekilme, gerilme) (spannymi, spao (germek, çekmek,
kasmak, kasılmak) + ismos (isim yapım, durum, öğreti, doktrin, akım eki) ) +
ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * düzensiz, ani ve aralıklı kasılmalarla
karakterize olan, spazm ile ilgili; düzensiz ve kesintili davranış veya süreç
ile ilgili
spazmolitik :
gre. * spasmos (kasılma, çekilme, gerilme) (spannymi, spao (germek, çekmek,
kasmak, kasılmak) + ismos (isim yapım, durum, öğreti, doktrin, akım eki) ) +
lysis (çözülme, parçalanma) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * düz kaslardaki
spazmı (istemsiz kasılmayı) azaltan veya çözen; kas gevşetici etkiye sahip olan
(ilaç veya madde)
spazmoliz :
gre. * spasmos (kasılma, çekilme, gerilme) (spannymi, spao (germek, çekmek,
kasmak, kasılmak) + ismos (isim yapım, durum, öğreti, doktrin, akım eki) ) +
lysis (çözülme, parçalanma) * düz kaslarda meydana gelen spazmın çözülmesi,
kasılmanın ortadan kalkması, kas spazmının gevşeyerek normale dönme süreci
species :
lat. * specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek,
seyretmek, dikkat etmek) + ies (isim yapım eki) * görünüm, dış görünüş, şekil;
biyolojide birbirleriyle çiftleşerek verimli döl verebilen, ortak gen havuzuna
sahip canlı grubu, tür, cins, kategori
speirokorik :
gre. * speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek, saçmak, dağıtmak), speira (tohum,
tohumla ilgili yayılma) + khora (yayılmış alan, geniş yer, açık saha; ülke,
yurt, yer) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * tohumların ana bitkinin
bulunduğu yerden başka bir bölgeye taşınarak yayılmasıyla ilgili olan, tohumla
yayılan, tohum yayılışına ilişkin
spektaküler :
lat. * specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek,
seyretmek, dikkat etmek) + culum, cula (küçültme eki) + aris (ile ilgili, -a
ait) (lat.); spectaculaire (fra.) * görsel olarak etkileyici, dikkat çekici,
gösterişli ve çarpıcı nitelikte olan; izleyicide güçlü bir etki bırakan;
seyredilesi olan
spektinomisin :
lat., gre. * specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek,
gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek), spectrum (görünüş, tayf) (lat.) + mycin
(streptomyces kökenli antibiyotik adlandırma eki) (mykes (fungus, mantar,
mikrobiyal organizma) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) )
(lat.) * aminoglikozit benzeri yapıya sahip, bakteriyel protein sentezini
ribozom düzeyinde inhibe eden, özellikle Neisseria gonorrhoeae (gonore etkeni)
gibi bazı bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde kullanılan antibiyotik
(C14H24N2O7)
spektral :
lat., gre. * specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek,
gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek), spectrum (görünüş, tayf) + alis (ile
ilgili, -a ait) * bir spektruma veya spektrumun özelliklerine ilişkin olan,
tayfsal
spektroelektrokimya :
lat., gre. * specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek,
gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek), spectrum (görünüş, tayf) (lat.) +
elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + khymeia
(karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein (karıştırmak,
eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.); kimya (maddenin
yapısını, hallerini ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı) (ara.) *
elektrokimyasal sistemlerde meydana gelen kimyasal ve elektriksel değişimleri
spektroskopik yöntemlerle inceleyen kimya dalı
spektrofotometre :
lat., gre. * specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek,
gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek), spectrum (görünüş, tayf) (lat.) + phos
(ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + metron, metros (ölçü) (gre.) *
ışığın farklı dalga boylarındaki (spektrumundaki) şiddetini ölçerek bir
maddenin ışığı ne kadar soğurduğunu veya geçirdiğini ölçen analitik cihaz
spektrofotometri :
lat., gre. * specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek,
gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek), spectrum (görünüş, tayf) (lat.) + phos
(ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + metria (ölçüm, ölçme) (metron,
metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * ışığın farklı
dalga boylarındaki (spektrumundaki) şiddetini ölçerek bir maddenin ışığı ne
kadar soğurduğunu veya geçirdiğini ölçme tekniği
spektrofotometrik :
lat., gre. * specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek,
gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek), spectrum (görünüş, tayf) (lat.) + + phos
(ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + metria (ölçüm, ölçme) (metron,
metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a
ait, gibi) (gre.) * maddelerin ışığı soğurma veya geçirme özelliklerinin dalga
boyuna bağlı olarak ölçülmesiyle ilgili olan, spektrofotometriye ilişkin,
tayfsal ışık ölçümüne dayanan
spektrograf :
lat., gre. * specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek,
gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek), spectrum (görünüş, tayf) (lat.) +
graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphos (yazı, yazım, çizim,
kayıt, işaret) (gre.) * ışığın spektrumunu (dalga boylarına ayrılmış
görüntüsünü) kaydeden veya fotoğraflayan cihaz
spektrometre :
lat., gre. * specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek,
gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek), spectrum (görünüş, tayf) (lat.) +
metron, metros (ölçü) (gre.) * ışığın, parçacıkların veya elektromanyetik
radyasyonun spektrumunu (tayfını) ölçerek dalga boyu, yoğunluk veya kütle-yük
oranı gibi özelliklerini analiz eden cihaz
spektroskop :
lat., gre. * specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek,
gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek), spectrum (görünüş, tayf) (lat.) +
skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopos (gözlem,
görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan)
(gre.) * bir ışık kaynağından gelen ışığı dalga boylarına ayırarak renk
bantlarını (ışığın spektrumunu) gözlemlemeye ve incelemeye yarayan optik cihaz
spektroskopi :
lat., gre. * specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek,
gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek), spectrum (görünüş, tayf) (lat.) +
skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopia (görüş,
hedef, gözetme, gözetleme, gözlem, gözleme, bakma, hedefleme) (skopos (gözlem,
görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * bir ışık kaynağından gelen ışığı
dalga boylarına ayırarak renk bantlarını (ışığın spektrumunu) gözlemleme ve
inceleme tekniği; ışığın madde ile etkileşimini inceleyerek maddelerin
yapısını, bileşimini ve enerji düzeylerini analiz eden bilim dalı
spektroskopik :
lat., gre. * specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek,
gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek), spectrum (görünüş, tayf) (lat.) +
skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopia (görüş,
hedef, gözetme, gözetleme, gözlem, gözleme, bakma, hedefleme) (skopos (gözlem,
görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) * bir
maddenin elektromanyetik ışınımla etkileşimini inceleyen ve bu etkileşimden
elde edilen spektrumun değerlendirilmesine ilişkin olan, tayfsal incelemeye
dayanan
spektrum :
lat. * specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek,
seyretmek, dikkat etmek) + um (isim yapım eki) * bir ışık kaynağının veya dalga
olgusunun dalga boylarına ayrılmış hali; fiziksel olarak ışığın renk bantları
(görünür ışık tayfı) veya daha genel anlamda herhangi bir değişkenin (enerji,
frekans vb.) dağılım aralığı; belirli bir değer kümesiyle sınırlı kalmayan, iki
uç nokta arasında sürekli olarak değişen, çeşitli durumların veya özelliklerin
bir araya geldiği yelpaze veya aralık; beyaz ışığın bir prizmadan geçerek
kırmızıdan mora kadar gökkuşağı renklerine ayrılmasıyla oluşan ışık dizisidir
(tayf). Geniş anlamda ise radyo dalgalarından gama ışınlarına kadar tüm dalga
boylarını kapsayan elektromanyetik aralık; belirtilerin şiddetinin ve
türlerinin kişiden kişiye büyük farklılıklar gösterdiği durum
spekulum :
lat. * specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek,
seyretmek, dikkat etmek), speculum (ayna, yansıtıcı yüzey, baktırıcı,
gördürücü) * vajina, anüs gibi vücudun içi boş kısımlarının içinin görülmesini
sağlayan cidar genişletici tıbbi alet
spekülasyon :
lat. * specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek,
seyretmek, dikkat etmek), speculum (ayna, yansıtıcı yüzey, baktırıcı,
gördürücü) + atio (isim yapım eki) * kesin bilgiye dayanmayan, varsayım ve tahminlere
dayalı düşünce; gelecekteki fiyat değişikliklerinden yüksek kar elde etmek
amacıyla yüksek risk üstlenerek yapılan kısa vadeli alım satım işlemi
spekülatif :
lat. * specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek,
seyretmek, dikkat etmek), speculum (ayna, yansıtıcı yüzey, baktırıcı,
gördürücü), speculari (gözlemek, düşünmek) + atio (isim yapım eki) + ivus (ile
ilgili, -a ait) * kesin kanıta dayanmayan, varsayımsal veya teorik nitelikte
olan; yüksek riskli kazanç beklentisine dayanan yatırım tarzı
spekülatör :
lat. * specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek,
seyretmek, dikkat etmek), speculum (ayna, yansıtıcı yüzey, baktırıcı,
gördürücü), speculari (gözlemek, düşünmek) + tor (-cı, yapan, eden eki) *
piyasalarda fiyat değişimlerinden kazanç elde etmek amacıyla riskli alım-satım
yapan kişi; geniş anlamda kesin bilgiye dayanmadan tahmine ve varsayıma dayalı
düşünce üreten kimse
speküle :
lat. * specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek,
seyretmek, dikkat etmek), speculum (ayna, yansıtıcı yüzey, baktırıcı,
gördürücü), speculari (gözlemek, düşünmek) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım
eki) (lat.); speculé (fra.) * kesin bilgiye dayanmadan tahmin edilmiş, varsayım
düzeyinde ele alınmış; finansal bağlamda fiyat değişimlerinden kazanç sağlamak
amacıyla üzerinde işlem yapılmış
spelkraft :
ing. * spell (hecelemek) + craft (zanaat, el emeği, ustalık, beceri, işçilik,
bir işi ustalıkla, beceriyle yapma) * büyü yapma sanatı, sihir uygulama bilgisi
veya fantastik/mitolojik bağlamda büyüleri kullanma ve yönetme yeteneği, sihir
ustalığı
spergula :
lat. * spergere, (serpmek, yaymak), spergula (serpme, yayma) * Spergula,
Caryophyllaceae (karanfilgiller) familyasından, küçük beyaz çiçekleri ve
yayılıcı büyüme formuyla bilinen otsu bir bitki
sperm :
gre. * sperma, spermat, spermatos (sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni,
sperm) (speirein (ekmek, saçmak, dikmek) + ma, mat (isim yapım eki) ) * erkeğe
ait üreme hücresi, dişi yumurta hücresini dölleyerek yeni organizmanın
oluşmasını sağlayan gamet, spermatozoon
sperma :
gre. * sperma, spermat, spermatos (sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni,
sperm) (speirein (ekmek, saçmak, dikmek) + ma, mat, matos (isim yapım eki) ) *
erkeğe ait üreme hücresi, dişi yumurta hücresini dölleyerek yeni organizmanın
oluşmasını sağlayan gamet, spermatozoon
spermaset :
gre., lat. * sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni, sperm) + ketos (balina,
büyük deniz hayvanı) (gre.); spermaceti (balina yağı) (lat.) * ispermeçet
balinasının (kaşalot) kafasının içinde yer alan özel bir organdan elde edilen,
mumsu, yağlı, setil esterlerinden zengin doğal lipit karışımı beyaz madde
spermatik kord :
gre. * sperma, spermat, spermatos (sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni,
sperm) (speirein (ekmek, saçmak, dikmek) + ma, mat, matos (isim yapım eki) ) +
ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) + khorde (ip, sicim, kiriş, bağ, kordon, lif,
tel) (gre.); chorda (lat.) * erkeklerde karın boşluğu ile testisler arasında
uzanan, testisleri skrotuma (testis torbasına) bağlayan, damarlar, sinirler ve
kanallardan oluşan, bir ip (kordon) şeklinde yapılandırılmış doku demeti
spermatofor :
gre. * sperma, spermat, spermatos (sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni,
sperm) (speirein (ekmek, saçmak, dikmek) + ma, mat, matos (isim yapım eki) ) +
pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren,
getiren) * sırasında dişiye aktarılan, çoğunlukla kapsül veya paket biçimindeki
yapı
spermatogenez :
gre. * sperma, spermat, spermatos (sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni,
sperm) (speirein (ekmek, saçmak, dikmek) + ma, mat, matos (isim yapım eki) ) +
gignesthai (doğmak), genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya
çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim
yapım eki) ) * erkek üreme hücreleri olan spermatozoonların testislerdeki germ
hücrelerinden oluşma ve olgunlaşma süreci; biyolojide erkek gamet üretimini
ifade eden süreç
spermatojenez :
gre. * sperma, spermat, spermatos (sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni,
sperm) (speirein (ekmek, saçmak, dikmek) + ma, mat, matos (isim yapım eki) ) +
gignesthai (doğmak), genesis (oluşum, oluşma, doğum, yaratılış) (genes
(doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan,
kaynaklanan) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * erkek üreme
hücreleri olan spermatozoonların testislerdeki germ hücrelerinden oluşma ve
olgunlaşma süreci; biyolojide erkek gamet üretimini ifade eden süreç
spermatosel :
gre. * sperma, spermat, spermatos (sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni,
sperm) (speirein (ekmek, saçmak, dikmek) + ma, mat, matos (isim yapım eki) ) +
kele (tümör, yumru, şişlik, şişme, kese, torba; oyuk, kütle, yapı) *
epididimlerde (testisin üst arka kısmında bulunan ve spermlerin toplanmasını ve
transportunu sağlayan tüp şeklindeki yapılar) oluşan ağrısız, kanserleşmeyen,
içinde semene benzer sıvı ve sperm bulunan yapı
spermatozoa :
gre. * sperma, spermat, spermatos (sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni,
sperm) (speirein (ekmek, saçmak, dikmek) + ma, mat, matos (isim yapım eki) ) +
zoa (canlılar, hayvanlar) (zoon (canlı, hayvan) + a (çoğul eki) ) * olgun erkek
üreme hücreleri olan spermler; hareket edebilen, kamçılı gamet hücreleri
spermatozoit :
gre. * sperma, spermat, spermatos (sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni,
sperm) (speirein (ekmek, saçmak, dikmek) + ma, mat, matos (isim yapım eki) ) +
zoa (canlılar, hayvanlar) (zoon (canlı, hayvan) + a (çoğul eki) ) + oeides
(gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * özellikle bitkilerde, alglerde
ve bazı ilkel canlılarda görülen, “spermatozoa”ya benzer yapıda ancak hayvansal
spermden farklı olan hareketli erkek gamet hücresi
spermatozoon :
gre. * sperma, spermat, spermatos (sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni,
sperm) (speirein (ekmek, saçmak, dikmek) + ma, mat, matos (isim yapım eki) ) +
(zoon (canlı, hayvan) * olgun erkek üreme hücresi, sperm; tekil biçim olup,
hareketli ve döllenmeyi gerçekleştiren gamet
spermisid :
gre., lat. * sperma, spermat, spermatos (sperma (tohum, çekirdek, döl, bel,
meni, sperm) (speirein (ekmek, saçmak, dikmek) + ma, mat, matos (isim yapım
eki) ) (gre.) + caedere, cidere (kesmek, yarmak, parçalamak, doğramak, vurmak,
çarpmak; öldürmek), cidus (öldüren) (lat.) * sperm hücrelerini etkisiz hale getiren
veya öldüren kimyasal madde
spesifik :
lat. * species (görünüm, görünüş, cins, çeşit, tür) (specere, spectare (bakmak,
görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek) + ies (isim
yapım eki) ) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek, meydana
getirmek, oluşturmak), ficus (yapıcı, yapan, eden, eyleyen; yapılmış, edilmiş,
eylenmiş, oluşturulmuş) * belirli bir türe, duruma veya nesneye özgü olan;
genel değil, yalnızca belli bir alan veya örnek için geçerli olan, belirli,
özel, özgül, kendine özgü
spesifik gravite :
lat. * species (görünüm, görünüş, cins, çeşit, tür) (specere, spectare (bakmak,
görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek) + ies (isim
yapım eki) ) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek, meydana
getirmek, oluşturmak), ficus (yapıcı, yapan, eden, eyleyen; yapılmış, edilmiş,
eylenmiş, oluşturulmuş) + gravis (ağır, dolu, yüklü; ciddi) + itas (isim yapım
ve durum eki) * bir maddenin yoğunluğunun, referans bir maddeye (genellikle
suya veya havaya) göre oranı; fizik ve tıpta idrar gibi sıvıların yoğunluk
değerlendirmesinde kullanılan “özgül ağırlık” ölçüsü
spesifikasyon :
lat. * species (görünüm, görünüş, cins, çeşit, tür) (specere, spectare (bakmak,
görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek) + ies (isim
yapım eki) ) + ficatio (facere, ficare (yapmak, etmek, eylemek, işlemek) + tio
(isim yapım eki) ) * bir ürünün, sistemin veya sürecin sahip olması gereken
özelliklerin, teknik niteliklerin ve standartların ayrıntılı olarak
tanımlanması; teknik şartname veya özellik listesi
spesifite :
lat. * species (görünüm, görünüş, cins, çeşit, tür) (specere, spectare (bakmak,
görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek) + ies (isim
yapım eki) ) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek, meydana
getirmek, oluşturmak), ficus (yapıcı, yapan, eden, eyleyen; yapılmış, edilmiş,
eylenmiş, oluşturulmuş) + itas (isim yapım ve durum eki) * bir testin, yöntemin
veya reaksiyonun yalnızca belirli bir hedefi (madde, antijen, hastalık vb.)
ayırt edebilme ve sadece ona özgü tepki verme derecesi, özgüllük
spesifiye :
lat. * species (görünüm, görünüş, cins, çeşit, tür) (specere, spectare (bakmak,
görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek) + ies (isim
yapım eki) ) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek, meydana
getirmek, oluşturmak), ficus (yapıcı, yapan, eden, eyleyen; yapılmış, edilmiş,
eylenmiş, oluşturulmuş) (lat.); spécifié (fra.) * özellikleri, nitelikleri veya
ayrıntıları belirlenmiş, açık ve net biçimde tanımlanmış, spesifik hale
getirilmiş
spesimen :
lat. * specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek,
seyretmek, dikkat etmek) + men (isim yapım eki) ) * görülerek seçilen şey,
örnek veya numune olarak alınan temsili parça, örnek, numune
spesivite :
lat. * species (görünüm, görünüş, cins, çeşit, tür) (specere, spectare (bakmak,
görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek) + ies (isim
yapım eki) ) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek, meydana
getirmek, oluşturmak), ficus (yapıcı, yapan, eden, eyleyen; yapılmış, edilmiş,
eylenmiş, oluşturulmuş) + itas (isim yapım ve durum eki) * bir testin,
reaksiyonun veya yöntemin yalnızca belirli bir hedefe özgü olma ve diğerlerinden
ayırt edebilme derecesi, özgüllük
spesiyal :
lat. * species (görünüm, görünüş, cins, çeşit, tür) (specere, spectare (bakmak,
görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek) + ies (isim
yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) * belirli bir amaca, kişiye veya
duruma özgü olan; genel olmayan, özel nitelikli
spesiyalist :
lat. * species (görünüm, görünüş, cins, çeşit, tür) (specere, spectare (bakmak,
görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek) + ies (isim
yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) + ista (-cı, yapan, eden eki) *
belirli (spesifik) bir alan veya konuda uzmanlaşmış kişi, uzman
spesiyalite :
lat. * species (görünüm, görünüş, cins, çeşit, tür) (specere, spectare (bakmak,
görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek) + ies (isim
yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) + itas (isim yapım ve durum eki) *
belirli bir kişiye, kuruma veya bölgeye özgü özellik; bir yerin veya kişinin
özel/ünlü ürünü veya uzmanlık alanı
spesiyalizasyon :
lat. * species (görünüm, görünüş, cins, çeşit, tür) (specere, spectare (bakmak,
görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek) + ies (isim
yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) + izare (dönüştürmek, hale getirmek) +
tio (isim yapım eki) * belirli bir alan, görev veya üretim türü üzerine
yoğunlaşma; uzmanlaşma süreci
spesmen :
lat. * specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek,
seyretmek, dikkat etmek) + men (isim yapım eki) ) * görülerek seçilen şey,
örnek veya numune olarak alınan temsili parça, örnek, numune
sphaeralcea :
gre., lat. * sphaira (küre, top, yuvarlaklık) (gre.) + alcea (ebegümeci, hatmi
benzeri bitkiler) (lat.) * Sphaeralcea, Malvaceae (ebegümecigiller)
familyasından, genellikle kurak alanlarda yetişen, turuncu veya kırmızı çiçekli
otsu bir bitki, küresel ebegümeci
spheniscidae :
lat. * spheniscus (penguen) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * kanatları
yüzmeye uyarlanmış, uçamayan, gövdesi dik ve sık tüylerle kaplı deniz kuşlarını
kapsayan familya, penguengiller
sphenisciformes :
lat. * spheniscus (penguen) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim,
kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * kanatları yüzgeç biçimine dönüşmüş,
uçamayan ve deniz yaşamına uyum sağlamış penguenleri kapsayan takım, penguenler
takımı
sphenoclea :
gre. * spheno (kama, üçgen) (gre.) + kleis, kleo (kapak, kapanış; bitki ile
ilgili ek) (gre.); clea (lat.) * Sphenoclea, Sphenocleaceae (kazgagasıgiller)
familyasından, tropikal ve sulak alanlarda yetişen, geniş yapraklı ve küçük
beyaz çiçekler açan bir bitki
sphenocleaceae :
gre. * spheno (kama, üçgen) (gre.) + kleis, kleo (kapak, kapanış; bitki ile
ilgili ek) (gre.); clea + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) *
çoğunlukla tropikal ve subtropikal bölgelerde yetişen, otsu ve bataklık
alanlara uyumlu bitkileri kapsayan familya, Sphenocleagiller
sphenodontidae :
gre., lat. * spheno (kama, üçgen) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili)
(gre.) + idae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * Yeni Zelanda'ya özgü tuataraları
kapsayan, kertenkelelere benzeyen ancak onlardan ayrı bir sürüngen familyası,
tuataragiller
sphingidae :
gre., lat. * sphynx (sıkan, sıkıca kavrayan, boğan, boğazlayan) (sphingein
(sıkmak, daraltmak, boğmak, sıkıca kavramak) + x (yapan, eden eki) ) (aslanın
avını, avın boğazını sıkarak öldürmesinden) (gre.) + -idae (-giller, hayvan
familyası eki) (lat.) * çoğunlukla iri gövdeli, uzun ve dar kanatlı, hızlı uçan
ve hortumlarıyla çiçeklerden nektar alan güveleri kapsayan familya, sfinks
güvelerigiller
sphyrnidae :
lat. * sphyrna (çekiç başlı köpekbalığı cinsi) + idae (-giller, hayvan
familyası eki) * başları yanlara doğru genişleyerek çekiç biçimini almış,
denizlerde yaşayan yırtıcı köpekbalıklarını kapsayan familya, çekiçbaşlı
köpekbalığıgiller
spigelian :
fle., lat. * spieghel (Flaman anatomist Adriaan van den Spieghel’in soyadından)
(fle.) + ianus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * karın ön duvarında yer alan özel
bir anatomik bölge (Spigelius fasyası/linea semilunaris) ve bu bölgede gelişen
nadir bir fıtık türü ile ilgili
spike :
lat., ing. * spica (başak, sivri uç) (lat.); spike (sivri uç, diken, ani artış,
çivi, sivri demir) * virüslerin hücreye tutunmasını sağlayan sivri protein
yapılar (örneğin spike protein); başak
spiker :
ing. * speak (konuşmak, söz söylemek) + er (-cı, yapan, eden eki) * radyo,
televizyon veya benzeri yayınlarda haber, anons veya program sunan konuşmacı,
sunucu, anonsçu; konuşmacı
spikkato :
lat., ita. * spiccare (ayırmak, koparmak, sıçratmak) + atus (geçmiş zaman ve
sıfat yapım eki) (lat.); spiccatus (ita.) * yaylı çalgılarda yayın tele kısa ve
sıçrayarak temas ettiği, notaların birbirinden belirgin şekilde ayrıldığı icra
tekniği; “sekerek çalma” biçimi
spikül :
lat. * spica (başak, sivri uç) + ulum, ulus, ula (küçültme eki) * küçük sivri
çıkıntı, dikenimsi yapı; biyoloji, zooloji ve tıpta süngerlerin iskelet
elemanları veya mikroskobik iğnemsi oluşum
spin :
alm. * spinnen (hızla dönmek; ham lifleri çekip iplik haline getirmek) *
döndürme, döndürmek; kuantum mekaniğinde temel parçacıklar ve bileşik
parçacıklar (hadronlar) ve atom çekirdekleri ile ilgili iki tür açısal
momentumdan biri
spin kuantum sayısı :
alm., lat. * spinnen (hızla dönmek; ham lifleri çekip iplik haline getirmek)
(alm.) + quantum (ölçülebilen, belirli miktar veya nicelik) (quantus (ne kadar,
miktar) + um (isim yapım eki) ) (lat.) + sayı (nicelik, miktar, rakamla ifade
edilen değer) + sı (iyelik eki) (tür.) * bir elektronun veya başka bir
parçacığın içsel açısal momentumunu (veya spin açısal momentumunu veya basitçe
spinini) tanımlayan bir kuantum sayısı
spina :
lat. * spina (diken, omurga) * omurgalıların vücudunu destekleyen, omur
kemiklerinden oluşan ve merkezi sinir sistemini koruyan kemik yapısı
spina bifida :
lat. * spina (diken, omurga) + bifida (ikiye ayrılmış, bölünmüş) (bi (iki,
ikili) + findere, fidere (bölmek, yarmak), fidatus (bölünmüş, yarılmış) ) *
omurgayı oluşturan kemik yapıların embriyonik gelişim sırasında tam kapanmaması
sonucu ortaya çıkan doğumsal nöral tüp defekti; “ayrık omurga” durumu
spinacia :
lat. * spinacia (ıspanak) * Spinacia, Amaranthaceae (ıspanakgiller)
familyasından, yaprakları yenilebilen, besleyici ve mutfaklarda yaygın olarak
kullanılan yeşil sebze türü
spinal :
lat. * spina (diken, omurga) + alis (ile ilgili, -a ait) * omurga ile ilgili,
omurgaya ait
spinal kord :
lat., gre. * spina (diken, omurga) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) + khorde
(ip, sicim, kiriş, bağ, kordon, lif, tel) (gre.); chorda (lat.) * omurga kanalı
içinde uzanan, beyin ile vücut arasında sinir iletimini sağlayan merkezi sinir
sistemi bölümü; omurilik
spindle :
ing. * spin (eğirmek, iplik bükmek) + dle (isim yapım eki) * iplik eğirmede
kullanılan iğ biçimli mil; biyolojide hücre bölünmesi sırasında kromozomları
ayıran “iğ iplikleri” yapısı; ince-uzun, ortası şişkin eksen biçimli nesne
spinicaudata :
lat. * spina (diken, omurga) + cauda (kuyruk) + atus (geçmiş zaman ve sıfat
yapım eki) * arka uçlarında dikenli veya çatallı kuyruk benzeri yapılar
bulunan, tatlı sularda yaşayan küçük kabuklu hayvanları kapsayan takım, dikenli
kuyruklular
spinodal :
lat., gre. * spina (diken, omurga) (lat.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer,
şekilli, biçimli) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * bir faz
diyagramında, bir karışımın termodinamik olarak kararsız hâle geldiği ve
kendiliğinden faz ayrışmasının başladığı spinodal eğriyle ilgili olan,
spinodale ilişkin
spinon :
ing., gre. * spin (dönme, döndürme, dönüş, çevirme) (ing.) + on
(parçacık/tanecik eki) (gre.) * katı maddelerde elektronun elektrik yükü ve
yörüngesel özelliklerinden bağımsız olarak yalnızca spin serbestlik derecesini
taşıdığı varsayılan kuaziparçacık, spin kuaziparçacığı
spinosum :
lat. * spina (diken, omurga) + osum, osus (sıfat yapım ve çokluk, bolluk eki) *
dikenli, sivri çıkıntılar taşıyan; stratum granülozum ile stratum bazale
arasında bulunan epidermis tabakası (örneğin stratum spinosum (“dikenli
tabaka”) ve foramen spinosum (“dikenimsi çıkıntıyla ilişkili delik”) )
spinoza :
lat., ger. * espino, spina (diken, çalı; akdiken, alıç) + osus, osa (ile
ilgili, gibi, -a ait) (lat.); spinnen (ham lifleri çekip iplik haline getirmek)
(alm.) * diken, çalı, dikenli, çalılıklı; yabani alıç, alıç bolluğu; Tanrı ile
doğayı aynı töz kabul eden (Deus sive Natura), determinist ve rasyonalist
felsefeyle modern felsefeyi derinden etkilemiş olan 17. yüzyıl rasyonalist
filozoflarından Hollandalı Yahudi Baruch Spinoza'nın soyadı
spinöz :
lat. * spina (diken, omurga) + osum, osus (sıfat yapım ve çokluk, bolluk eki) *
dikenli, sivri çıkıntılar taşıyan; stratum granülozum ile stratum bazale
arasında bulunan epidermis tabakası (örneğin stratum spinosum (“dikenli
tabaka”) ve foramen spinosum (“dikenimsi çıkıntıyla ilişkili delik”) )
spintronik :
ing., gre. * spin (dönme, döndürme, dönüş, çevirme) (ing.) + ilektronio, elektron
(birleştirip karıştırma, altının ve gümüş ile karıştırılması ile elde edilen
metal; çamgiller familyasından sarı-kızıl arası renge sahip hoş kokulu bir
bitki, kehribar, amber; koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + ikos
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * elektronların spininden
yararlanarak bilgi işleme, depolama veya iletimini gerçekleştiren elektronik
sistem ve teknolojilerle ilgili olan, spin elektroniğine ilişkin
spiraea :
gre., lat. * spiraea (sarmallılar) (speira (kıvrım, spiral, halka, sarmal) + ea
(çoğul eki) ) (gre.); spira (lat.) * Spiraea, Rosaceae (gülgiller)
familyasından, dekoratif amaçlı bahçelerde yetiştirilen, sarmal şeklinde küçük
çiçek kümeleri açan çalı türü, keçisakalı, erkeçsakalı, çayırmelikesi, ispirya
spiral :
lat. * speira (kıvrım, spiral, halka, sarmal) + alis (ile ilgili, -a ait) * bir
eksen etrafında giderek uzaklaşan veya yaklaşan kıvrımlı, helezonik (şekil);
matematik, doğa ve teknik alanlarda helis/vida biçimli (yapı)
spiral segmentasyon :
lat. * speira (kıvrım, spiral, halka, sarmal) + alis (ile ilgili, -a ait) +
segmentare (bölmek, parçalara ayırmak, bölümlere ayırmak, dilimlemek) (ita.)
(segmentum (secare (kesmek, ayırmak, bölmek) + mentum (isim yapım eki) ) + are
(fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * embriyoda bölünme düzlemlerinin
birbirine göre eğik ve sarmal biçimde düzenlendiği hücre bölünmesi tipi, sarmal
bölümlenme
spiramisin :
gre., lat. * speira (kıvrım, spiral, halka, sarmal) (gre.); spira (lat.) +
mycin (streptomyces kökenli antibiyotik adlandırma eki) (mykes (fungus, mantar,
mikrobiyal organizma) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) )
(lat.) * bakteriyel protein sentezini ribozomal düzeyde inhibe ederek özellikle
solunum yolu ve bazı protozoal enfeksiyonların tedavisinde kullanılan makrolid
sınıfına ait bir antibiyotik (C43H74N2O14)
spiranthes :
gre., lat. * speira (kıvrım, spiral, halka, sarmal) (gre.); spira (lat.) +
anthes, anthos (çiçek) * Spiranthes, Orchidaceae (orkidegiller) familyasından,
çiçekleri sarmal şeklinde dizilen ve çoğunlukla nemli alanlarda yetişen küçük
orkide türü
spiril :
gre., lat. * speira (kıvrım, spiral, halka, sarmal) (gre.); spira (lat.) +
illum (küçültme eki) * spiral veya helezon biçimli bakterileri tanımlayan
mikrobiyoloji terimi (helezonik bakteriyel morfoloji)
spirit :
lat. * spirare (nefes almak, üflemek, nefes vermek, solumak, esmek), spiritus
(ruh, nefes, soluk, esinti) * canlılık, yaşam gücü, ruh, bilinçli varlık,
nefes, can; kimyada yoğunluğu çok az olan uçucu sıvılar; öz, esas, mahiyet
("Ruh" kelimesi "Rih" (Rüzgar, Esinti) kelimesi ile aynı
köktendir. "İnspiration" (Esin, İlham; Nefes alma) kelimesi de
"Spirare" (nefes almak, üflemek, soluk vermek; hava hareketi
oluşturmak, esmek) kökündendir.)
spiritualist :
lat. * spirare (nefes almak, üflemek, nefes vermek, solumak, esmek), spiritus
(ruh, nefes, soluk, esinti) + alis (ile ilgili, -a ait) + ista (-cı, yapan,
eden eki) * maddi dünyanın ötesinde ruhların varlığını kabul eden, spiritizm
veya spiritüalizm görüşünü benimseyen kişi, spirit odaklı inanç savunucusu,
ruhçu
spiritualizm :
lat. * spirare (nefes almak, üflemek, nefes vermek, solumak, esmek), spiritus
(ruh, nefes, soluk, esinti) + alis (ile ilgili, -a ait) + ismus (isim yapım,
durum, akım, öğreti, doktrin eki) * maddi dünyanın ötesinde ruhsal varlıkların
ve ruhların gerçekliğini kabul eden, özellikle ruh çağırma ve spiritüalist
iletişim pratiklerini içeren felsefi ve dini öğreti, spirit odaklı inanç
sistemi, ruhçuluk
spiritüalist :
lat. * spirare (nefes almak, üflemek, nefes vermek, solumak, esmek), spiritus
(ruh, nefes, soluk, esinti) + alis (ile ilgili, -a ait) + ista (-cı, yapan,
eden eki) * maddi dünyanın ötesinde ruhların varlığını kabul eden, spiritizm
veya spiritüalizm görüşünü benimseyen kişi, spirit odaklı inanç savunucusu,
ruhçu
spiritüalizm :
lat. * spirare (nefes almak, üflemek, nefes vermek, solumak, esmek), spiritus
(ruh, nefes, soluk, esinti) + alis (ile ilgili, -a ait) + ismus (isim yapım,
durum, akım, öğreti, doktrin eki) * maddi dünyanın ötesinde ruhsal varlıkların
ve ruhların gerçekliğini kabul eden, özellikle ruh çağırma ve spiritüalist
iletişim pratiklerini içeren felsefi ve dini öğreti, spirit odaklı inanç
sistemi, ruhçuluk
spiritüel :
lat. * spirare (nefes almak, üflemek, nefes vermek, solumak, esmek), spiritus
(ruh, nefes, soluk, esinti) + alis (ile ilgili, -a ait) * ruhla ilgili, içsel
bilinçle veya maddi olmayan anlam dünyasıyla (mana alemi) ilgili olan; dini,
mistik veya manevi deneyimlere ilişkin
spirodela :
gre., lat. * speira (kıvrım, spiral, halka, sarmal) (gre.); spira (lat.) +
delos (belirgin, görünür, açık, bariz) (gre.); delare (yaymak, dağıtmak) (lat.)
* Araceae (arumgiller, su mercimeğigiller) familyasından olan, suda yüzen,
küçük yapraklı ve hızla yayılan su bitkisi türü
spiroket :
gre., lat. * speira (kıvrım, spiral, halka, sarmal) (gre.); spira (lat.) +
khaite (uzun saç, kıla benzer uzantı) (gre.) * spiral biçimli, ince ve esnek
yapılı (bakteril), helezonik, kamçılı spiral bakteri grubu
spirometre :
lat., gre. * spirare (nefes almak, üflemek, nefes vermek, solumak, esmek),
spiritus (ruh, nefes, soluk, esinti) (lat.) + metron, metros (ölçü) (gre.) *
astım, kistik fibrozis, KOAH gibi hastalıklara tanı koyulmasında faydalanılan,
inspiryum ve ekspiryum ile oluşan hava hacmini ve/veya ventilatuar debinin
ölçülmesini sağlayan cihaz
spirometri :
lat., gre. * spirare (nefes almak, üflemek, nefes vermek, solumak, esmek),
spiritus (ruh, nefes, soluk, esinti) (lat.) + metria (ölçüm, ölçme) (metron,
metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * akciğerlere
alınan ve verilen havanın hacmini ve akım hızını ölçen, solunum fonksiyonlarını
değerlendirmede kullanılan tıbbi ölçüm yöntemi, solunum hacmi ve akım ölçümü;
astım, kistik fibrozis, KOAH gibi hastalıklara tanı koyulmasında faydalanılan,
inspiryum ve ekspiryum ile oluşan hava hacmini ve/veya ventilatuar debinin
ölçülmesini sağlayan pulmoner fonksiyon testi
spirometrik :
lat., gre. * spirare (nefes almak, üflemek, nefes vermek, solumak, esmek),
spiritus (ruh, nefes, soluk, esinti) (lat.) + metria (ölçüm, ölçme) (metron,
metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) (gre.) * akciğerlere alınan ve verilen havanın hacmini ve akım
hızını ölçen, solunum fonksiyonlarını değerlendirmede kullanılan tıbbi ölçüm
yöntemi, solunum hacmi ve akım ölçümü ile ilgili, spirometri ile ilgili
spironolakton :
gre., lat. * speira (kıvrım, spiral, halka, sarmal) (gre.); spira (lat.) +
lactis (süt) + one (oksijenli bileşik, ester yapısı, keton türevi) * aldosteron
antagonisti olarak etki eden, potasyum tutucu diüretik özellik gösteren ve
hipertansiyon, ödem ve bazı hormonal durumların tedavisinde kullanılan steroid
yapılı ilacın etken maddesi (C24H32O4S)
spirulina :
gre., lat. * speira (kıvrım, spiral, halka, sarmal) (gre.); spira (lat.) +
ulum, ulus, ula (küçültme eki) + ina, inus (ile ilgili, -a ait) * mikroskobik,
spiral (helikal) yapıda filament oluşturan siyanobakteri türleri ile ilgili;
besin takviyesi olarak kullanılan mavi-yeşil alg benzeri organizma (spiral
formda siyanobakteri biyokütlesi)
spitzer :
ing. * Spitzer (Amerikalı teorik fizikçi Lyman Spitzer'ın soyadından) * 2003'te
fırlatılan ve kızılötesi dalga boylarında astronomik gözlemler gerçekleştiren
NASA uzay teleskobu, Spitzer Uzay Teleskobu
splanknik : gre. * splankhnon (iç organlar, bağırsaklar) + ikos
(ile ilgili, -a ait) * iç organlarla (özellikle karın ve göğüs boşluğundaki
organlarla) ilgili, visseral
splanşnik : gre. * splankhnon (iç organlar, bağırsaklar) + ikos
(ile ilgili, -a ait) * iç organlarla (özellikle karın ve göğüs boşluğundaki
organlarla) ilgili, visseral
splays :
hol, ing. * splijten (ayırmak, bölmek, yarmak) (hol.), splice (birleştirmek,
eklemek, ek yeri yapmak) (ing.) * halat, kablo veya zincir gibi iplik veya tel
yapılarını uç uca ekleyerek birleştirme işlemi; DNA/RNA parçalarının enzimatik
olarak birleştirilmesi veya kesilip yeniden düzenlenmesi süreci (uçları
birleştirerek bağlama; genetik yeniden düzenleme); bir pre-mRNA molekülünden
intronların çıkarılması ve ekzonların birbirine bağlanmasıyla olgun mRNA
oluşturma işlemi
splaysozom :
hol, ing., gre. * splijten (ayırmak, bölmek, yarmak) (hol.), splice
(birleştirmek, eklemek, ek yeri yapmak) (ing.) + soma (vücut, gövde, cisim,
beden, nesne, yapı; topluluk, toplum veya cemiyet) (gre.) * ökaryotik
hücrelerde öncül mRNA'daki intronların çıkarılması ve ekzonların
birleştirilmesini gerçekleştiren, küçük nükleer RNA ve proteinlerden oluşan
ribonükleoprotein kompleksi, spliceosome, eklemcik
splenektomi :
gre. * splen (midenin arkasında, diyaframın altında, sol böbreğin üstünde
bulunan, bağışıklık sistemine destek veren, akyuvar üreten, kanı filtreleyen ve
yıpranmış alyuvarları toplayan lenfoid organ, dalak) + temnein (kesmek), tomia
(kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * travmatik dalak rüptürü ve kontrol edilemeyen iç kanama, immün
trombositopenik purpura ve hemolitik anemiler gibi hematolojik hastalıklar,
ciddi splenomegaliye bağlı aşırı hücre yıkımı ve bası semptomları ile dalak
tümörleri veya infiltratif hastalıklar nedeniyle dalak organının cerrahi olarak
tamamen çıkarılması işlemi
splenik :
gre. * splen (midenin arkasında, diyaframın altında, sol böbreğin üstünde
bulunan, bağışıklık sistemine destek veren, akyuvar üreten, kanı filtreleyen ve
yıpranmış alyuvarları toplayan lenfoid organ, dalak) + ikos (ile ilgili, -a
ait, gibi) * dalağa ait olan veya dalakla ilişkili
splenik fleksura :
gre. * splen (midenin arkasında, diyaframın altında, sol böbreğin üstünde
bulunan, bağışıklık sistemine destek veren, akyuvar üreten, kanı filtreleyen ve
yıpranmış alyuvarları toplayan lenfoid organ, dalak) + ikos (ile ilgili, -a
ait, gibi) + flectura, flexura (kıvrım, bükülme, kasılma) (flectere (eğmek,
bükmek, çevirmek, döndürmek, esnetmek, kıvırmak, kasmak) + ura (isim yapım eki)
) * kolonun sol üst kadranda dalak komşuluğunda yer alan ve transvers kolondan
inen kolona geçişte kıvrım yapan anatomik bağırsak bölgesi, kolonun dalak komşu
kıvrımı
splenium :
gre., lat. * splen (midenin arkasında, diyaframın altında, sol böbreğin üstünde
bulunan, bağışıklık sistemine destek veren, akyuvar üreten, kanı filtreleyen ve
yıpranmış alyuvarları toplayan lenfoid organ, dalak) (gre.) + ium (isim yapım
eki) * korpus kallozumun arka kalınlaşmış kısmı
splenomegali :
gre. * splen (midenin arkasında, diyaframın altında, sol böbreğin üstünde
bulunan, bağışıklık sistemine destek veren, akyuvar üreten, kanı filtreleyen ve
yıpranmış alyuvarları toplayan lenfoid organ, dalak) + megale, megalos (büyük,
iri, yüce, geniş) (megas (büyük, iri, yüce, geniş) + le (dişil ek), los (eril
ek) ) + eia (isim yapım ve durum eki) * dalak boyutunun normalden belirgin
şekilde artmasıyla karakterize klinik durum, dalak büyümesi
splenoportografi :
gre., lat. * splen (midenin arkasında, diyaframın altında, sol böbreğin üstünde
bulunan, bağışıklık sistemine destek veren, akyuvar üreten, kanı filtreleyen ve
yıpranmış alyuvarları toplayan lenfoid organ, dalak) (gre.) + porto, porta
(kapı, portal ven sistemi) (lat.) + graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme)
(graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) (gre.) * dalak yoluyla portal ven sisteminin kontrast madde verilerek
görüntülenmesi ve portal dolaşımın radyolojik olarak değerlendirilmesi yöntemi,
portal ven sistemi dalak üzerinden görüntüleme
splenorafi :
gre. * splen (midenin arkasında, diyaframın altında, sol böbreğin üstünde
bulunan, bağışıklık sistemine destek veren, akyuvar üreten, kanı filtreleyen ve
yıpranmış alyuvarları toplayan lenfoid organ, dalak) + rhapheia (dikiş, dikme,
birleştirme, sütür) (rhaphein (dikmek, dikiş atmak, birleştirmek) + eia (isim
yapım eki) ) * travma veya yırtık sonrası dalak dokusunun cerrahi olarak
dikilerek onarılması işlemi, dalak onarım dikişi
splenoraj :
gre. * splen (midenin arkasında, diyaframın altında, sol böbreğin üstünde
bulunan, bağışıklık sistemine destek veren, akyuvar üreten, kanı filtreleyen ve
yıpranmış alyuvarları toplayan lenfoid organ, dalak) + rhegnumi (yırtmak,
parçalamak, koparmak), rhexis (yırtılma, kopma) * dalağın travma veya patoloji
sonucu yırtılması ve kapsül bütünlüğünün bozulması durumu, dalak rüptürü
splenozis :
gre. * splen (midenin arkasında, diyaframın altında, sol böbreğin üstünde
bulunan, bağışıklık sistemine destek veren, akyuvar üreten, kanı filtreleyen ve
yıpranmış alyuvarları toplayan lenfoid organ, dalak) + osis (isim yapım, durum,
sorun, hastalık eki) * dalak dokusunun travma veya cerrahi sonrası vücut içinde
farklı bölgelerde oturup büyüyerek küçük odaklar oluşturmasıyla karakterize
durum, ektopik dalak dokusu implantasyonu
splint :
alm., ing. * splint (ince tahta parçası, kıymık) * kırık, çıkık veya
yaralanmalarda kemiği sabitlemek ve hareketsiz tutmak için kullanılan
destekleyici atel veya sabitleme aracı, immobilizasyon ateli, sabitleyici
destek
splinter hemoraji :
alm., ing. * splint (ince tahta parçası, kıymık) (alm., ing.) + haimorrhagia
(haima, haimat (kan) + rhegnynai, rhegnynein, rhein (akmak, dökülmek, yağmak,
yırtılmak, patlamak, kanamak), rhage (akma, akış, yağma, yağış, dökülme,
yırtılma, patlama, kanama) + eia (isim yapım ve durum eki) (gre.) * tırnak
yatağında ince, çizgi şeklinde kıymık görünümünde oluşan küçük kanama
odaklarıyla karakterize mikrohemoraji, tırnak altı ince çizgi kanaması
spliseozom :
hol, ing., gre. * splijten (ayırmak, bölmek, yarmak) (hol.), splice
(birleştirmek, eklemek, ek yeri yapmak) (ing.) + soma (vücut, gövde, cisim,
beden, nesne, yapı; topluluk, toplum veya cemiyet) (gre.) * ökaryotik
hücrelerde öncül mRNA'daki intronların çıkarılması ve ekzonların
birleştirilmesini gerçekleştiren, küçük nükleer RNA ve proteinlerden oluşan
ribonükleoprotein kompleksi, spliceosome, eklemcik
split :
alm. * splitten, spitan (ayırmak, bölmek, yarmak) (alm.); split (ing.) * bir
bütünün parçalarına ayrılması, bölünmesi veya yarılması işlemi, bölme, ayırma,
yarma
SpO2 :
ing. * peripheral (çevresel) + oxygen (oksijen) + saturation (doyum, doyma) *
kandaki kırmızı kan hücrelerinin (hemoglobin) taşıdığı oksijen miktarının,
taşıyabileceği maksimum oksijene olan yüzdesel oranı; parmaktan veya periferal
damarlardan ölçülen oksijen saturasyon seviyesi (ideal seviye %95 - %100 arası,
ortalama / normal Sınır
spolia :
lat. * spolium (yağma, savaş ganimeti; alınan zırh/ekipman) + ia (isim yapım ve
durum eki) * eski yapıların, özellikle antik mimari elemanların (sütun, taş,
heykel vb.) yeni yapılarda yeniden kullanılması; savaş/yağma sonucu elde edilen
ganimetler
spondilit :
gre. * spondulos, spondylos (omur, eklem) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı,
enflamasyon, sorun, hastalık eki) * omurga veya omur kemiklerinde görülen
inflamasyonla karakterize hastalık, omur iltihabı
spondiloartrit :
gre. * spondulos, spondylos (omur, eklem) + arthron (eklem) + itis (iltihap,
enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * omurga ve/veya periferik
eklemleri tutan inflamatuvar eklem hastalığı, omurga ve eklem iltihabı
spondiloartropati :
gre. * spondulos, spondylos (omur, eklem) + arthron (eklem) + patheia (sorun,
sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık,
acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * özellikle
omurga ve sakroiliak eklemleri tutan, inflamatuvar karakterli ve benzer klinik
özellikler gösteren hastalık, omurga-eklem hastalıkları grubu
spondilolistezis :
gre. * spondulos, spondylos (omur, eklem) + olisthesis (kayma, sürçme)
(olisthanein (kaymak, sürçmek) + isis (isim yapım eki) ) * bir omurun alttaki
omur üzerine doğru öne veya arkaya kaymasıyla karakterize spinal hizalanma
bozukluğu, omur kayması
spondilolizis :
gre. * spondulos, spondylos (omur, eklem) + lysis (gevşeme, çözülme, çözünme,
parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (lyein (serbest bırakmak, gevşetmek,
bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım eki) ) * omurun özellikle pars
interarticularis bölgesinde stres kırığı veya defekt gelişmesiyle karakterize,
omur bütünlüğünün kısmi çözülmesi durumu, omur kemik bütünlüğünde stres
kaynaklı ayrılma/defekt
spondilopati :
gre. * spondulos, spondylos (omur, eklem) + patheia (sorun, sıkıntılı,
hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap;
duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * omurga omurlarını tutan,
dejeneratif, inflamatuvar veya metabolik nedenlere bağlı gelişen hastalıkların
genel adı, omurga hastalığı
spondiloz :
gre. * spondulos, spondylos (omur, eklem) + osis (isim yapım, durum, sorun,
hastalık eki) * omurga omurlarında yaşa veya dejenerasyona bağlı olarak gelişen
kemik ve disk değişiklikleriyle karakterize kronik dejeneratif süreç, omurga
dejenerasyonu
spongiosum :
lat. * spongos, spongia (sünger) + osus, osum (ile ilgili, -a ait) * süngerimsi
yapıya sahip olan, gözenekli ve yumuşak doku karakteri gösteren, süngerimsi;
penisin, normal durumda yumuşak olup ereksiyon halinde kan akışı ile sertleşen
dokuları
spongiyoz :
lat. * spongos, spongia (sünger) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık
eki) * epidermiste hücreler arası ödem ve ayrılma ile karakterize, süngerimsi
görünüm oluşturan histopatolojik değişiklik, süngerimsi epidermal ödem
spongiyöz :
lat. * spongos, spongia (sünger) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık
eki) * epidermiste hücreler arası ödem ve ayrılma ile karakterize, süngerimsi
görünüm oluşturan histopatolojik değişiklik, süngerimsi epidermal ödem
spongocoel :
lat. * spongos, spongia (sünger) + koilos (boş, oyuk, içi boş, boşluk, oyuk,
kavernöz, çukur) * süngerlerde suyun dışarı atılmadan önce dolaştığı merkezi iç
boşluk, sünger boşluğu, paragastrik boşluk
sponsor :
lat. * spondere (söz vermek, kefil olmak) + or (-cı, yapan, eden eki) * bir
etkinlik, kişi veya kuruluş için maddi veya manevi destek sağlayan, genellikle
karşılığında tanıtım veya görünürlük alan kişi veya kurum, destekleyici;
finansör
spontan :
lat. * sponte (kendi isteğiyle, kendiliğinden) + aneus (ile ilgili, -a ait) *
dış bir etki, zorlayıcı neden veya bilinçli müdahale olmaksızın kendiliğinden
ortaya çıkan, gelişen veya gerçekleşen olay veya süreç, kendiliğinden oluşan
spontane :
lat. * sponte (kendi isteğiyle, kendiliğinden) + aneus (ile ilgili, -a ait)
(lat.); spontané (fra.) * dış bir etki, zorlayıcı neden veya bilinçli müdahale
olmaksızın kendiliğinden ortaya çıkan, gelişen veya gerçekleşen olay veya
süreç, kendiliğinden oluşan
spontaneizm :
lat. * sponte (kendi isteğiyle, kendiliğinden) + aneus (ile ilgili, -a ait) +
ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (lat.); spontanéisme
(fra.) * sanat, felsefe veya düşüncede bilinçli planlama yerine içsel dürtü,
sezgi veya kendiliğinden oluşumun yaratıcı süreçte belirleyici olduğunu savunan
yaklaşım, kendiliğindenlik akımı, spontan üretim anlayışı
spor :
gre. * speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim,
ekme, saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin,
tohum, çekirdek, üreme hücresi) * bakteriler, mantarlar ve bazı bitkilerde
üreme veya dayanıklılık amacıyla oluşan, uygun koşullarda yeni organizmaya
dönüşebilen dirençli üreme hücresi, saçılma yoluyla yayılan mikroskobik üreme
birimi, tohum benzeri biyolojik yapı, üreme hücresi, dayanıklı mikroskobik
çoğalma birimi
spor :
lat. * deportare (uzaklaştırmak, meşguliyetten ayırmak) (de (yokluk, zıtlık,
olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + portare (taşımak, götürmek) )
(lat.); desporter (eğlenmek, oyalanmak) (fra.); sport (ing.) * bedensel veya
zihinsel yetenekleri geliştirmek, rekabet etmek veya eğlenmek amacıyla kurallı
veya kuralsız yapılan fiziksel etkinlikler, fiziksel aktivite ve rekabet
sistemi, atletik faaliyet, oyun
sporadi :
gre. * speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim,
ekme, saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin,
tohum, çekirdek, üreme hücresi) * belirli bir düzen veya süreklilik
göstermeden, aralıklı ve düzensiz biçimde ortaya çıkan olay veya durum, seyrek
ve dağınık dağılım gösteren yapı, düzensiz oluşum, seyrek, düzensiz, aralıklı
oluşum
sporadik :
gre. * speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim,
ekme, saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin,
tohum, çekirdek, üreme hücresi) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * belirli bir
düzen veya süreklilik göstermeden, aralıklı ve düzensiz biçimde ortaya çıkan
olay veya durum ile ilgili, seyrek, düzensiz, aralıklı oluşum ile ilgili,
sporadi ile ilgili
sporangium :
gre. * speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim,
ekme, saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin,
tohum, çekirdek, üreme hücresi) + angeion (kasa, kap, hazne, damar, kanal)
(gre.); ium (lat.) * bitkilerde ve bazı mantarlarla alglerde sporların oluştuğu
ve olgunlaştığı yapı, spor kesesi
sporangiyofor :
gre. * speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim,
ekme, saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin,
tohum, çekirdek, üreme hücresi) + angeion (kasa, kap, hazne, damar, kanal)
(gre.); ium (lat.) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan,
taşıyıcı, götüren, getiren) (gre.) * mantar, su yosunu ve bazı bitkilerde
eşeysiz üremeyi sağlayan spor keselerini (sporangium) taşıyan özelleşmiş
ipliksi sap veya hif yapısı; sporangiyumu taşıyan özel yapı, spor kesesi
taşıyıcısı
sporangiyum :
gre. * speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim,
ekme, saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin,
tohum, çekirdek, üreme hücresi) + angeion (kasa, kap, hazne, damar, kanal)
(gre.); ium (lat.) * bitkilerde ve bazı mantarlarla alglerde sporların oluştuğu
ve olgunlaştığı yapı, spor kesesi
sporisidal :
gre., lat. * speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek, saçmak, dağıtmak), spora
(ekim, ekme, saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos
(ekin, tohum, çekirdek, üreme hücresi) (gre.) + caede, cide, cidium (kesme,
vurma, çarpma, öldürme) (caedere, cidere (kesmek, yarmak, parçalamak, doğramak,
vurmak, çarpmak; öldürmek) + ium (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) (lat.) * bakteri ve mantar sporlarını öldüren, spor formundaki
mikroorganizmaları inaktive eden, spor öldürücü
sporofil :
gre.* speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim,
ekme, saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin,
tohum, çekirdek, üreme hücresi) + phyllon (yaprak) * üreme sürecinde görev
yapar ve spor üreterek çoğalmayı sağlayan, spor taşıyan veya sporangiyum
bulunduran özel yaprak, spor yaprağı
sporofit :
gre.* speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim,
ekme, saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin,
tohum, çekirdek, üreme hücresi) + phyton (bitki, yeni tohumdan çıkan taze
bitki) * bitkilerin ve bazı alglerin yaşam döngüsünde mayoz bölünmeyle spor
üreten, nesil değişimi (döl değişimi) gösteren canlılarda eşeysiz üreme
dönemini oluşturan, çift sayıda kromozoma (diploit / 2n) sahip çok hücreli ana
evre
sporokarp :
gre.* speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim,
ekme, saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin,
tohum, çekirdek, üreme hücresi) + karpos (meyve, tohum) * bazı mantarlarda ve
bazı eğrelti otu benzeri bitkilerde spor üreten yapıları taşıyan üreme organı,
spor meyvesi, sporoforumsu üreme yapısı
sporotrikoz :
gre.* speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim,
ekme, saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin,
tohum, çekirdek, üreme hücresi) + thrix (kıl, saç) + osis (isim yapım, durum,
sorun, hastalık eki) * genellikle toprak ve bitkilerden bulaşan Sporothrix
schenckii mantarının neden olduğu, lenf damarları boyunca yayılabilen kronik
deri ve deri altı nodüler enfeksiyon hastalığı, fungal spor kaynaklı doku
enfeksiyonu, deri ve lenfatik fungal enfeksiyon
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder