27 Eylül 2026 Pazar

software - sporotrikoz

software : ing. * soft (yumuşak, esnek, maddi olmayan) + ware (imal edilmiş ürün, ticari mal, ürün, mal, eşya, kullanım nesnesi) * bilgisayar, telefon veya tablet gibi teknolojik cihazların belirli bir donanım üzerinde çalışmasını sağlayan ve kullanıcıya çeşitli işlemleri yapma imkanı tanıyan program, kod ve talimatlar bütünü, yazılım

sofu : gre., ara. * sophia (bilgelik, bilgililik) (sophos (bilge) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.); sufi (yünlü olan, yün giyen) (suf (yün) + i (sıfat yapım eki) ) (ara.) (mistiklerin dünyevi gösterişten uzak durmak ve tevazuyu simgelemek için giydikleri kaba yün hırkalara (kepenek) atfen) * İslam tasavvuf geleneğinde dünyevi bağlılıklardan uzaklaşarak manevi arınma, zikir ve içsel bilgi yoluyla Allah’a yakınlaşmayı amaçlayan mistik yolun takipçisi

sofya : gre. * sophia (bilgelik, bilgili olma) (sophos (bilgi, bilme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * bilgelik, bilgili olma; Bulgaristan'ın başkenti

sofyan : gre., ara. * sophia (bilgelik, bilgililik) (sophos (bilge) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ianos (ile ilgili,-a ait) (gre.); sufi (yünlü olan, yün giyen) (suf (yün) + i (sıfat yapım eki) ) + an (çoğul eki) (ara.) (mistiklerin dünyevi gösterişten uzak durmak ve tevazuyu simgelemek için giydikleri kaba yün hırkalara (kepenek) atfen), sufyan * Türk müziğinde dört zamanlı ve üç vuruşlu küçük usulü

sognando : lat. * somnus (uyku, uyuma), somniare (rüya görmek, hayal etmek, düşlemek) (somnium (rüya, düş) + are (fiil mastar eki) ) + ndus (isim yapım eki) (lat.); sonno (uyku, uyuma), sognare (rüya görmek, hayal etmek, düşlemek) + ndo (zarf yapım eki) * rüya görerek, düş kurarak, hayal ederek

soğan : tür. * sogan (soğan, yumrulu bitki) * yer altında kat kat etli yapraklardan oluşan depo organı geliştiren ve birçok bitkide besin depolama, olumsuz koşullarda canlılığını sürdürme ve vejetatif çoğalmayı sağlayan yumrumsu gövde yapısı; yer altında katmanlı yapıya sahip, kesildiğinde göz yaşartan, yemeklik sebze olarak tüketilen Allium cinsi bitki

soğdak : tür. * soğ (uzaklaşmak, ayrılmak, kopmak, geri çekilmek) + dak (ile ilgili, -a ait) * ayrılmış olan, dışta kalan; kenarda yaşayan; Orta İran kökenli Sogdiana bölgesi ve halkı (ticaretle ünlü Soğdlar); İpek Yolu ticaretinde önemli rol oynayan Soğd kökenli tüccar veya topluluk

soğuk : tür. * soğ (serinlemek, sıcaklık düşmek) + uk (sıfat yapım eki) * düşük sıcaklığa sahip olan, ısı derecesi az olan; ilgisiz, mesafeli, duygusuz (mecazi)

soğuk algınlığı : tür. * soğuk (düşük sıcaklık) + al (tutmak, yakalamak, edinmek) + gın (sıfat yapım eki) + lık (isim yapım eki) + ı (iyelik eki) * halk arasında “soğuğa maruz kalmaya bağlı gelişen hastalık” olarak adlandırılan ancak tıbben viral üst solunum yolu enfeksiyonu olan hastalık

soğuk çekim : tür. * soğuk (düşük sıcaklık) + çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak, tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + im (isim yapım eki) * metal malzemelerin (genellikle çelik) oda sıcaklığında, özel bir kalıptan (mühre) geçirilerek kesitinin küçültülmesi ve boyunun uzatılması işlemi, soğuk çekme

soğukkanlı : tür. * soğuk (düşük sıcaklık) + kan (damarlardaki oksijen ve besin taşıyan hayat sıvısı) + lı (sıfat yapım eki) * duygularını kontrol eden, heyecan ve panik göstermeyen; zor durumlarda sakin kalabilen (kişi)

soğulmak : tür. * soğ (uzaklaşmak, ayrılmak, kopmak, geri çekilmek) + ul (edilgen/dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * suyu veya sütü çekilerek pörsümek, Irmak, kuyu, pınar vb. yerlerde su çekilip yok olmak

soğumak : tür. * soğuk (düşük sıcaklık) (soğ (serinlemek, sıcaklık düşmek) + uk (sıfat yapım eki) ) + mak (fiil mastar eki) * ısısı düşmek, sıcaklığı azalmak; ilgi, istek, heyecan veya duygusu azalmak

soğurgan : tür. * soğ (uzaklaşmak, ayrılmak, kopmak, geri çekilmek) + ur (etken fiil eki) + gan (sıfat yapım eki) * gaz, sıvı veya enerjiyi emen, içine alan; fiziksel olarak bir şeyi absorbe eden

soğurmak : tür. * soğ (uzaklaşmak, ayrılmak, kopmak, geri çekilmek) + ur (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * gaz, sıvı veya enerjiyi emmek, içine almak; fiziksel olarak bir şeyi absorbe etmek

soğuşmak : tür. * soğ (uzaklaşmak, ayrılmak, kopmak, geri çekilmek) + uş (işteş fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * birbirinden uzaklaşmak, ayrışmak, dağılmak; iki taraf karşılıklı olarak mesafe koymak veya bir topluluk çözülmek

soğutmak : tür. * soğuk (düşük sıcaklık) (soğ (serinlemek, sıcaklık düşmek) + uk (sıfat yapım eki) ) + t (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * ısısını düşürmek, sıcaklığını azaltmak; ilgi, istek, heyecan veya duygusunu azaltmak

sohbet : ara. * sahib (arkadaş), sahiba (arkadaşlık etmek, birlikte olmak) + et (isim yapım eki) * karşılıklı konuşma, dostça konuşma; arkadaşlık ilişkisi içinde yapılan sözlü iletişim, muhabbet ("sevgi" kök anlamından "söyleşme" anlamına kaymıştır.)

sohtorik : ara. * saf (temiz, pak, pür, arı, arınmış, duru, halis, yalın, sade, katıksız) + tarik (yol) * katıksız, ari, saf; özgün yolu olan, tarikatlara bağlanmamış olan; Halk arasında kolaylıkla kandırılabilen, saf ve naif kişilere atfen söylenen "Saftirik" kelimesinin de kökeni

sohum : gür. * tskhumi (kayın, gürgen, akgürgen) * Abhazya'nın başkenti

sokak : ara. * suk (çarşıda belli malların satıldığı geçit, çarşı, pazar), esvak (çarşılar, pazarlar) + ak (küçültme eki) * şehir içinde evlerin arasında kalan dar yol, iki yapı sırası arasındaki geçiş alanı; dar geçit

soket : lat. * soccus (hafif ayakkabı, taban) + ettum, ettus (küçültme eki, yer veya nesne belirten) (lat.); socket (ing.) * başka bir parçayı içine alacak şekilde hazırlanmış yuva veya deliğe verilen ad; modern anlamda elektrik veya donanım bağlantı noktası; bilgisayar sistemlerinde iki ağ uygulaması arasında veri alışverişi sağlayan yazılımsal iletişim uç noktası

sokkan : tür. * sok (içine doğru itmek, girmek, içine girmek) + kan (-cı, yapan, eden eki) * Akdeniz ve Ege kıyılarında yaygın olarak bulunan, Kızıldeniz kökenli, lezzetli ancak sırt yüzgeçlerindeki dikenler nedeniyle dikkat edilmesi gereken otçul bir kaya balığı türü, sokar

sokmak : tür. * sok (içine doğru itmek, girmek, içine girmek) + mak (fiil mastar eki) * içine koymak, içine girdirmek, içine itmek (soak (sıvıyı iyice içine alıp emmek, sıvının içine girmek, ıslanmak), sock, Socke (çorap) (ing., alm.), socket (priz), soccer (kaleye sokma oyunu) (ing.)

sokra : gre. * sokhoro (dolgu parçası) * ahşap gemi yapımında, güverte kaplamalarında veya armuzlu teknelerde kısa gelen iki kaplama tahtasının veya kerestenin uç uca birleştirildiği yeri; ahşabın damar veya lif yönü olan "suyuna" tabirinin tam tersi, yani liflere dik olan yön veya işlem

sokulgan : tür. * sok (içine doğru itmek, girmek, içine girmek) + ul (edilgen fiil eki) + gan (sıfat yapım eki) * insanlara kolayca yaklaşan, ilişki kurmaktan çekinmeyen, içe kapanık olmayan, sosyal, girişken, samimi davranışlı (kişi)

sokullu : sla. * sokol (şahin) + lu (ile, sahibi) * Sokullu Mehmet Paşa’nın lakabı, doğduğu, Bosna'nın Vişegrad kazasının Rudo nahiyesinin Sokoloviç (Şahinoğlu (sokol (şahin) + viç (oğul) ) köyünden gelir.

sokulmak : tür. * sok (içine doğru itmek, girmek, içine girmek) + ul (edilgen fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * yanaşmak, yanına gelmek, yanyaba olmak, ilişmek, eşlik etmek (socius (eşlik eden, ilişen, katılan, birleşen) (lat.); social, sozial (eşlik eden, ilişen, katılan, birleşen) (ing., fra., alm.) )

sokum : tür. * sok (içine doğru itmek, girmek, içine girmek) + um (isim yapım eki) * Özellikle Adana ve çevresinde, içine katık veya malzeme konularak hazırlanan dürüm; insan omurgasının en altında yer alan ve leğen kemiklerinin arasında bulunan kemikli bölge (kuyruk sokumu)

sol : lat. * solvere (çözmek, gevşetmek, serbest bırakmak, temizlemek) + polluti (kirlenmişler, lekelenmişler) * Batı müziği ses sisteminde yedili temel dizinin beşinci notasını ifade eden, solfej eğitiminde kullanılan ses adı ve müziksel perde karşılığı (Orta Çağ’da solfej sistemi geliştirilirken temel olarak Latince bir ilahi olan “Ut queant laxis” kullanılmış olup, notalar (ut - re - mi - fa - sol - la - si) bu ilahinin dizelerinin ilk hecelerinden türetilmiştir. Notalar 8. yüzyılda Lombard tarihçi ve din adamı Paulus Diaconus tarafından Vaftizci Yahya onuruna Latince olarak yazılmış "Ut queant laxis" isimli ilahiden gelir. (Ut

sol : tür. * sol (yön adı; sağın karşıtı olan taraf) * insan vücudunun kalp tarafında kalan yön; siyasi, toplumsal veya simgesel karşıtlık ve yönelim (mecazi)

sol açık : tür. * sol (yön adı; sağın karşıtı olan taraf) + açık (aralık olan, hiçbir engeli bulunmayan, geçişe uygun, kapalı olmayan, gizli olmayan) * futbolda hücum hattının sol kanadında oynayan, çizgiye yakın konumlanarak hem orta yapma hem de içe kat etme görevleri bulunan hücum oyuncusu

sol bek : tür., ing. * sol (yön adı; sağın karşıtı olan taraf) (tür.) + back (geri, arka; tekrar) (ing.) * futbolda savunmanın sol tarafında oynayan, rakip kanat oyuncularını karşılayan ve hücuma destek verebilen defans oyuncusu

sol el kuralı : tür. * sol (yön adı; sağın karşıtı olan taraf) + el (kolun, bilekten parmak uçlarına kadar olan, dokunmaya, tutmaya ve kavramaya yarayan ve her birinde beş parmak bulunan iki bölümünden her biri) + kural (yasa, kanun, ilke) + ı (iyelik eki) * sıfırdan farklı ve birbirlerine paralel olmayan iki vektör verildiğinde, bu vektörleri kullanarak üçüncü bir vektörün yönünü belirlemek için “ilk önce sol kolu birinci vektörün yönünde uzatmak, sonra sol elin dört parmağını ikinci vektörün yönüne getirmek, bu durumda sol elin başparmağının gösterdiği yönü üçüncü vektörün yönü olarak seçmek” olarak tanımlanan kural

sol haf : tür. * sol (yön adı; sağın karşıtı olan taraf) (tür.) + half (yarı, yarım) + back (geri, arka; tekrar) (ing.) * futbolda orta sahada sol çizgiye yakın oynayan, hem savunmaya hem hücuma destek veren, oyun kurulumunda kanat ile merkez arasında bağlantı kuran oyuncu

sol iç : tür. * sol (yön adı; sağın karşıtı olan taraf) + iç (derinlik, dahili kısım) * futbolda sol kanat ile merkez arasında, saha iç bölgesinde oynayan; hem oyun kurulumuna katılan hem de hücuma destek veren oyuncu pozisyonu

sol karıncık : tür. * sol (yön adı; sağın karşıtı olan taraf) + karın garın, karın (kaburga kemiklerinden kasıklara ve pelvise kadar olan kısım) + cık (küçültme eki) * kalbin sol alt kısmında yer alan ve oksijenle zenginleşmiş kanı tüm vücuda pompalayan güçlü kas yapısına sahip boşluk, ventriculus sinister, ventriculus sinistrum

sol kulakçık : tür. * sol (yön adı; sağın karşıtı olan taraf) + kulak (işitme organı) + çık (küçültme eki) * akciğerlerden gelen oksijen bakımından zengin kanı toplayarak sol karıncığa ileten, kalbin sol üst kısmında bulunan boşluk, atrium sinister, atrium sinistrum

solak : tür. * sol (yön adı; sağın karşıtı olan taraf) + ak (sıfat yapım eki) * yazma, tutma ve temel motor becerilerinde ağırlıklı olarak sol elini kullanan kişi; dominant eli sol olan birey

solanaceae : lat. * solanum (itüzümü, patlıcangiller cinsi) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * patates, domates, biber, patlıcan ve tütün gibi çoğunlukla otsu, çalı veya küçük ağaç biçiminde olan bitkileri kapsayan familya, patlıcangiller, itüzümügiller

solanum : lat. * solanum (patlıcangiller cinsi adı; patates, patlıcan, domates gibi türleri kapsayan bitki grubu) * Solanaceae (patlıcangiller) familyasına ait, patlıcangillerden otsu ve çalı formunda bitkileri kapsayan bitki kategorisi

solar : lat. * sol (güneş) + aris (ile ilgili, -a ait) * güneşe ait olan, güneşle ilgili; güneş kaynaklı veya güneşe dayalı

solar panel : lat. * sol (güneş) + aris (ile ilgili, -a ait) + pannellus (kumaş parçası, pano) (panis (ekmek) + ellus (küçültme eki) ) * güneşten gelen ışınımı elektrik enerjisine dönüştüren fotovoltaik hücrelerden oluşan düz yüzeyli enerji üretim sistemi; güneş enerjisini elektrik üretiminde kullanan modüler levha düzeni

solar plexus çakra : lat., san. * sol (güneş) + aris (ile ilgili, -a ait) + plexus (örgü, ağ, dokuma, doku, kıvrım; katlanmış, bükülmüş, örülmüş, sarılmış; kat, katman, tabaka, satıh, yüzey) (lat.) + çakra (tekerlek, dönüş, döngü, devre, daire, disk, çark) (san.) * insan bedeninde göbek üstü-mide bölgesinde yer aldığı kabul edilen, geleneksel Hint yoga ve ezoterik öğretilerde “kişisel güç, irade ve özsaygı merkezi” olarak tanımlanan enerji odak noktası

solaris : lat. * sol (güneş) + aris (ile ilgili, -a ait) * güneşe ait olan, güneşle ilgili; güneş kaynaklı veya güneşe dayalı

solaryum : lat. * sol (güneş) + arium (yer ve mekan eki) * güneş banyosu yapılan kapalı veya yarı açık alan; güneş ışığına maruz kalmak için tasarlanmış camlı oda, teras veya yapay bronzlaşma kabini

solcu : tür. * sol (yön adı; sağın karşıtı olan taraf) + cu (destekçi, yandaş, yapan, eden eki) * siyasi yelpazede toplumsal eşitlik, emek hakları, sosyal adalet ve devlet müdahalesini savunan, genellikle sosyalist, sosyal demokrat veya benzeri ideolojik akımlara yakın olan (kişi)

soldat : lat., fra. * solidatus (sağlamlaştırılmış, sertleştirilmiş, katılaştırılmış, birleştirilmiş, bütünleştirilmiş, sağlam, bütün, tam, tam değerli; maaş alan, ücretlendirilmiş kişi; paralı asker) (solidare (sağlamlaştırmak, birleştirmek, bütün hâle getirmek; parçaları tek ve güçlü bir yapı haline dönüştürmek) (solidus (sağlam, katı, sert, tam, bütün; Roma’da altın para birimi) + are (fiil mastar eki) ) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); soldat (asker) (fra.) * düzenli orduya bağlı, devlet tarafından ücret karşılığı hizmet eden asker

soleidae : lat. * solea (dil balığı) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * gövdeleri yanlardan basık, iki gözü başın aynı tarafında bulunan ve deniz tabanında yaşamaya uyum sağlamış yassı balıkları kapsayan familya, dilbalığıgiller

solenodon : gre. * solen (boru, kanal, tüp) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) * dişlerinde derin oluklar bulunan, uzun burunlu, gececil ve böcekçil bir memeli cinsi, olukdişliler

solenoid : gre. * solen (boru, kanal, tüp) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * içinden elektrik akımı geçtiğinde manyetik alan oluşturan, genellikle silindirik sarım şeklindeki bobin; elektrik enerjisini manyetik alan aracılığıyla mekanik harekete dönüştüren elektromanyetik düzenek

solenoit : gre. * solen (boru, kanal, tüp) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * içinden elektrik akımı geçtiğinde manyetik alan oluşturan, genellikle silindirik sarım şeklindeki bobin; elektrik enerjisini manyetik alan aracılığıyla mekanik harekete dönüştüren elektromanyetik düzenek

soleus : lat. * solea (taban, sandalet) + eus (ile ilgili,-a ait) * tabana/sandalete ait olan; baldırın derininde yer alan, özellikle ayakta durma ve yürüme sırasında önemli rol oynayan kas

solfej : ita. * sol (Batı müziği ses sisteminde yedili temel dizinin beşinci notasını ifade eden, solfej eğitiminde kullanılan ses adı ve müziksel perde karşılığı) + fa (Batı müziği ses sisteminde yedili temel dizinin dördüncü notasını ifade eden, solfej eğitiminde kullanılan ses adı ve müziksel perde karşılığı) (Guido d’Arezzo’nun solmizasyon sistemi) + eggio (isim yapım eki) (ita.); solfège (fra.) * müzikte notaları değerlerine, ses ve ritimlerine göre heceleyerek söyleme, solfej yapma; sesleri “do-re-mi-fa-sol-la-si” sistemiyle okuma pratiği

solgun : tür. * sol (rengi ve canlılığı azalmak, fade etmek) + gun (sıfat yapım eki) * rengi açılmış, canlılığını kaybetmiş, güneşe maruz kalmış; zayıf, güçsüz, canlılığı azalmış (mecazi) (solar (güneşle ilgili) (ing.), soleil (güneş) (fra.) (güneşe maruz kalan nesnenin rengi solar.) )

solhan : zaz. * beglon (İlçe merkezinin 2 km batısındaki "Mezgeft" mevkiinde hüküm süren "Beglon" adlı beyin adından) * Bingöl’ün bir ilçesi

solid : lat. * solidus (sağlam, katı, sert, tam, bütün; Roma’da altın para birimi) * katı halde olan, şekil değiştirmeye karşı dirençli, boşluksuz yapı; fiziksel olarak akışkan olmayan kaba madde durumu

solidago : lat. * solidare (sağlamlaştırmak, güçlendirmek, sertleştirmek, katılaştırmak, bir araya getirmek, birleştirmek, bütünleştirmek), solidus (sağlam, katı, sert, tam, bütün; Roma’da altın para birimi) + ago (botanik isim eki) * Asteraceae familyasına ait, yara iyileştirici ve kuvvetlendirici özellikleri olan, özellikle sarı çiçekli “altınbaşak” (goldenrod) bitkisi

solidarist : lat. * solidare (sağlamlaştırmak, güçlendirmek, sertleştirmek, katılaştırmak, bir araya getirmek, birleştirmek, bütünleştirmek) (solidus (sağlam, katı, sert, tam, bütün; Roma’da altın para birimi) + are (fiil mastar eki) ) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * toplumsal sınıflar arasında çatışma yerine karşılıklı dayanışmayı esas alan solidarizm düşüncesini savunan kişi, dayanışmacı

solidarite : lat. * solidare (sağlamlaştırmak, güçlendirmek, sertleştirmek, katılaştırmak, bir araya getirmek, birleştirmek, bütünleştirmek) (solidus (sağlam, katı, sert, tam, bütün; Roma’da altın para birimi) + are (fiil mastar eki) ) + itas (isim yapım ve durum eki); solidarité (fra.) * bireylerin veya toplulukların ortak amaç, çıkar veya sorumluluklar doğrultusunda birbirine bağlı olma ve destek verme durumu, dayanışma

solidarizm : lat. * solidare (sağlamlaştırmak, güçlendirmek, sertleştirmek, katılaştırmak, bir araya getirmek, birleştirmek, bütünleştirmek) (solidus (sağlam, katı, sert, tam, bütün; Roma’da altın para birimi) + are (fiil mastar eki) ) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * toplumda bireyler ve sınıflar arasında karşılıklı dayanışma ve iş birliğini esas alan sosyal ve ekonomik düşünce akımı, dayanışmacılık

solifenasin : lat., gre. * sol (farmasötik ön ek) + phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) ) (gre.) + cine (kinolon eki) (lat.) * mesane kaslarında aşırı aktiviteyi azaltarak sık idrara çıkma ve ani idrar yapma isteğini kontrol etmek amacıyla kullanılan antimuskarinik etkiye sahip ilacın etken maddesi (C23H26N2O2)

soliflüksiyon : lat. * solum (toprak, yer, zemin, taban) + fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek), fluctus (akım, dalga) + atio (isim yapım eki) * özellikle kışın donan toprak katmanının ilkbaharda erimesiyle, altındaki henüz çözülmemiş donmuş tabaka (permafrost) üzerinde yavaşça aşağıya doğru kayması veya akması

solipsist : lat. * solus (tek, yalnız, tek başına) + ipse (kendisi, bizzat, ben) + ista (-cı, yapan, eden eki) * bireyin sadece kendi zihninin ve bilincinin varlığından emin olabileceğini, dış dünyanın ve diğer zihinlerin varlığının ise kanıtlanamaz olduğunu savunan felsefi görüşü (solipsizm) benimseyen kişi

solipsizm : lat. * solus (tek, yalnız, tek başına) + ipse (kendisi, bizzat, ben) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * yalnızca kendi bilincinin ve zihinsel içeriklerinin kesin olarak var olduğunu, dış dünyanın ve diğer bilinçlerin varlığının ise kesin biçimde bilinemeyeceğini veya şüpheli olduğunu ileri süren felsefi düşünce akımı

solisitasyon : lat. * sollus (tüm, bütün, tamam, eksiksiz) + ciere (hareket ettirmek, harekete geçirmek) + tio (isim yapım eki) * tamamen sarsmak, altüst etmek, zihnini meşgul etmek; ikna etme, teşvik etme, zorlama, bir şeyi yapmaya yönlendirme veya resmi olarak talepte bulunma/çağrıda bulunma

solist : lat. * solus (tek, yalnız, tek başına) + ista (isim yapım ve durum eki) * tek başına şarkı söyleyen veya bir müzik eserinde solo bölümü icra eden kişi

soliter : lat. * solitarius (solus (tek, yalnız, tek başına) + itas (isim yapım ve durum eki) + aris; arius (ile ilgili, -a ait) * tek başına bulunan, tıpta bir bölgede tek odak halinde görülen oluşum veya durum

soliton : lat. * solitarius (solus (tek, yalnız, tek başına) + itas (isim yapım ve durum eki) + aris; arius (ile ilgili, -a ait) + on (parçacık/tanecik eki) * bir ortamda yayılırken biçimini ve enerjisini büyük ölçüde koruyan, doğrusal olmayan etkiler ile dağılımın dengelenmesi sonucu oluşan kararlı tekil dalga, tekil dalga

sollamak : tür. * sol (yön adı; sağın karşıtı olan taraf) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir şeyin sol yanına geçirmek, sol tarafa yönlendirmek; otoyolda sol şerite geçip ilerleyerek sağ şeritte kalan aracı geçmek

solmak : tür. * sol (rengi ve canlılığı azalmak, fade etmek) + mak (fil mastar eki) * renk, canlılık veya tazelik kaybına uğramak; bitki, yüzey veya doku zamanla canlı görünümünü yitirmek (solar (güneşle ilgili) (ing.), soleil (güneş) (fra.) )

solmaz : tür. * sol (rengi ve canlılığı azalmak, fade etmek) + maz (olumsuzluk son eki) * rengi zamanla değişmeyen, canlılığını veya parlaklığını kaybetmeyen durum veya nitelik taşıyan kişi veya nesne; kadın ismi

solmizasyon : lat. * sol (Batı müziği ses sisteminde yedili temel dizinin beşinci notasını ifade eden, solfej eğitiminde kullanılan ses adı ve müziksel perde karşılığı) + mi (Batı müziği ses sisteminde yedili temel dizinin üçüncü notasını ifade eden, solfej eğitiminde kullanılan ses adı ve müziksel perde karşılığı) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) * müzikte notaların “do-re-mi-fa-sol-la-si” gibi hecelerle adlandırılarak öğretilmesi ve okunması sistemi

solo : lat., ita. * solus (tek, yalnız, tek başına) (lat.); solo (ita.) * bir müzik eserinde veya performansta tek bir icracı tarafından yapılan bölüm veya tek başına yapılan icra

solomon adaları : ibr , ara., tür. * şelomoh (şalom (esenlik, barış, selamet) + oh (sıfat yapım eki) ) (ibr.); salimen, suleyman (sağlam olarak, güvenli olarak, emin olarak, sağlıklı olarak, esenlik içinde; İslam, Yahudilik ve Hristiyanlık geleneklerinde bilgelik, adalet ve zenginliğiyle anılan; Hz. Davud’un oğlu olarak kabul edilen hükümdar ve peygamber) (selm (güven, emniyet), salim (sağlam, güvenli, zarar görmemiş, güvenilir, barışık, sağ, sağlıklı, esen, güvenli, eksiksiz, temiz, selim) + en (olarak, itibarıyla) ) (ara.) + ada (çevresi sularla kaplı kara parçası) + lar (çoğul eki) + ı (iyelik eki) (tür.) * Okyanusya’nın Melanezya bölgesinde, Güney Pasifik Okyanusu’nda yer alan; batısında Papua New Guinea, güneydoğusunda Vanuatu bulunan, kuzey ve doğusunda açık Pasifik suları ile çevrili ada ülkesi konumunda yer alan devlet

solomon paradoksu : ibr , ara., tür. * şelomoh (şalom (esenlik, barış, selamet) + oh (sıfat yapım eki) ) (ibr.); salimen, suleyman (sağlam olarak, güvenli olarak, emin olarak, sağlıklı olarak, esenlik içinde; İslam, Yahudilik ve Hristiyanlık geleneklerinde bilgelik, adalet ve zenginliğiyle anılan; Hz. Davud’un oğlu olarak kabul edilen hükümdar ve peygamber) (selm (güven, emniyet), salim (sağlam, güvenli, zarar görmemiş, güvenilir, barışık, sağ, sağlıklı, esen, güvenli, eksiksiz, temiz, selim) + en (olarak, itibarıyla) ) (ara.) + para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + doxa (görüş, düşünce, doktrin, öğreti) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * kişinin başkalarının sorunları hakkında çok daha akıllıca ve nesnel kararlar verebilirken, kendi kişisel sorunlarında aynı rasyonel düşünme kapasitesini gösterememesi durumu (Kral Süleyman'a atıfta bulunan yani başkalarına bilgece akıl veren ama kendi hayatında aynı başarıyı gösteremeyen insan anlamı bağlamında)

solonales : lat. * solanum (itüzümü, patlıcangiller cinsi) + ales (taksonomik çoğul eki) * Solanaceae ve yakın akraba familyaları içeren bitki takımı, patlıcangiller takımı

solstis : lat. * solstitium (sol (güneş) + sistere (durdurmak, koymak, yerleştirmek) + ium (isim yapım eki) * Güneşin yıl içinde gökyüzündeki en kuzey veya en güney noktasına ulaştığı ve gün uzunluğunun en fazla veya en az olduğu, yaz ve kış gündönümü olarak adlandırılan astronomik olay

solucan : tür. * suvilgan, suvişgan (ıslak olan, ıslanmışolan) (suviş (ıslanmak) + gan (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Lumbricidae (solucangiller) familyasından olan, toprakta, suda veya canlı organizmalarda yaşayan, yumuşak gövdeli, bacakları bulunmayan, genellikle silindirik yapılı omurgasız ve sürüngen hayvan türlerinin genel ismi

solucan deliği : tür. * suvilgan, suvişgan (ıslak olan, ıslanmışolan) (suviş (ıslanmak) + gan (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + delik (boşluk, giriş yeri, ağız) + i (iyelik eki) * uzay-zamanda iki uzak bölgeyi teorik olarak birbirine bağladığı varsayılan, ışık hızını aşmadan kısa yol oluşturabileceği düşünülen, genel görelilik kuramı kapsamında tanımlanan hipotetik tünel yapısı

soluğan : tür. * sol (nefes alıp vermek) + u (bağlaç) + ğan (sıfat yapım eki) * rüzgarın etkisiyle oluşup, rüzgarın esme alanını terk ettikten veya rüzgar dindikten sonra uzak mesafelerden kıyılara veya koylardaki teknelere ulaşan düzenli, uzun ve genellikle yüksek tepeli dalga

soluk : tür. * sol (nefes alıp vermek) + uk (isim yapım eki) * nefes alma işi, her bir nefes alış veya veriş; ayrıca yüzün canlılığını yitirmiş, solgun görünme durumu veya rengi matlaşmış, canlılığını kaybetmiş olan

soluk borusu : tür. * soluk (nefes alma işi, her bir nefes alış veya veriş) (sol (nefes alıp vermek) + uk (isim yapım eki) ) + burgu, boru (içi boş, uzun ve silindirik geçit; boynuz şeklinde üfleme çalgısı) + su (iyelik eki) * havanın burun ve ağızdan akciğerlere iletilmesini sağlayan, halk arasında “trakea” olarak bilinen, kıkırdak halkalarla desteklenmiş solunum yolu yapısı

soluklanmak : tür. * soluk (nefes alma işi, her bir nefes alış veya veriş) (sol (nefes alıp vermek) + uk (isim yapım eki) ) + lan (edilgen fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * kısa süreli dinlenmek amacıyla nefes almak ve vücudu toparlamak; yorucu bir iş veya hareket sonrası dinlenerek nefes alışverişini düzenlemek

solumak : tür. * sol (esmek, üflemek) + u (bağlaç) + mak (fiili mastar eki) * burun veya ağız yoluyla havayı alıp vermek suretiyle yaşam için gerekli gaz alışverişini gerçekleştirmek (soul, Seel (ruh) (ing., alm.) (Arapça "ruh" kelimesinin esinti ve rüzgar anlamına da gelmesinden ve Tevrat'ta ruhu tanımlayan "yaşam soluğu" ifadesinden)

solungaç : tür. * sol (esmek, üflemek) + un (dönüşlü fiil eki + gaç (araç eki) * balık ve bazı su canlılarında, sudaki çözünmüş oksijeni alıp karbondioksiti dışarı vermeye yarayan solunum organı

solunum : tür. * sol (esmek, üflemek) + un (dönüşlü fiil eki + um (isim yapım eki) * canlıların yaşamını sürdürebilmesi için burun veya ağız yoluyla oksijen alıp karbondioksit vermesini sağlayan gaz değişim süreci

solunum cihazı : tür. * solunum (canlıların yaşamını sürdürebilmesi için burun veya ağız yoluyla oksijen alıp karbondioksit vermesini sağlayan gaz değişim süreci) + cihaz (donanım, donatım, donatma, alet, araç, mekanizma) + ı (iyelik eki) * hastanın kendi başına yeterli solunum yapamadığı durumlarda, oksijen sağlamak veya solunumu desteklemek amacıyla kullanılan tıbbi mekanik destek cihazı

solunum sistemi : tür., gre. * solunum (canlıların yaşamını sürdürebilmesi için burun veya ağız yoluyla oksijen alıp karbondioksit vermesini sağlayan gaz değişim süreci) (tür.) + sustema, systema (bir araya konmuş parçalar bütünü) (sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + histanai, histanein, histemi (yerleştirmek, düzenlemek, kurgulamak, koymak, dikmek, durdurmak) + ma (isim yapım eki ) (gre.) ) + i (iyelik eki) (tür.) * canlılarda gaz alışverişini sağlamak üzere burun, gırtlak, soluk borusu ve akciğerlerden oluşan ve oksijen alıp karbondioksit atılımını gerçekleştiren organlar bütünü

solübilite : lat. * solvere (gevşetmek, serbest bırakmak, çözmek, çözülmek, çözünmek) + ibilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.); solubilité (fra.) * bir maddenin belirli bir sıcaklık ve basınç altında başka bir madde içinde homojen biçimde çözünebilme yeteneği ve bu çözünme miktarını ifade eden fiziksel özellik

solübl : lat. * solubilis (solvere (gevşetmek, serbest bırakmak, çözmek, çözülmek, çözünmek) + ibilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) ) (lat.); soluble (fra.) * bir çözücü içinde eriyebilen, çözünmeye elverişli olan

solüsyon : lat. * solvere (gevşetmek, serbest bırakmak, çözmek, çözülmek, çözünmek), solutus (çözülmüş) + tio (isim yapım eki) * bir problemin, denklemin veya zorluğun giderilmesi için bulunan yol, çözüm; bir maddenin başka bir madde içinde homojen olarak çözünmesiyle oluşan karışım durumu, çözelti

solüt : lat. * solvere (gevşetmek, serbest bırakmak, çözmek, çözülmek, çözünmek), solutus (çözülmüş) * bir çözelti içinde çözücü içerisinde homojen biçimde dağılmış bulunan, genellikle katı, sıvı veya gaz hâlindeki çözünen madde; çözeltinin bileşenlerinden çözünen kısmı

solvent : lat. * solvere (gevşetmek, serbest bırakmak, çözmek, çözülmek, çözünmek) + ens, ent (sıfat yapım eki) * bir maddeyi çözerek onunla homojen bir karışım oluşturan, çözelti içinde çözünen maddeyi dağıtan sıvı veya gaz fazındaki çözücü madde, çözücü

solvotermal : lat. * solvere (gevşetmek, serbest bırakmak, çözmek, çözülmek, çözünmek), + thermalis (ısıya, sıcaklığa ilişkin) (therme, thermos (ısı, sıcaklık) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) ) * çözücünün yüksek sıcaklık ve basınç altında kimyasal tepkime ortamı olarak kullanıldığı sentez veya kristal büyütme yöntemiyle ilgili olan, çözücü-termal, çözücü ortamında ısıl işlemle gerçekleştirilen

som : gre. * soma (vücut, gövde, cisim, beden; topluluk veya cemiyet) * saf, katışıksız, salt, bütün, masif, içi dolu veya kaplama olmayan (yekpare) madde (sum, somme, Summe (toplam) (ing., fra , alm.) )

soma : gre. * soma (vücut, gövde, cisim, beden, nesne, yapı; topluluk, toplum veya cemiyet) * Manisa'nın, linyit yatakları ile meşhur bir ilçesi

somak : tür. * som (yüz, çehre, surat) + ak (sıfat yapım eki) * hayvanlarda (özellikle büyükbaş ve domuz gibi hayvanlarda) yüzün çıkıntılı, az çok sivri olan ağız ve burun bölümü, hayvan suratı; soyulmuş, taneleri alınmış mısır koçanı

somaki : ara. * summaki (koyu kırmızı renkte bir taş, porfir) (summak (koyu kırmızı renk) + i (ile ilgili, -a ait) ) * genellikle kızıl veya yeşil tonlarında, belirgin damarlı ve oldukça sert olan ve çok iyi cilalanabilme özelliği sayesinde tarih boyunca değerli yapıların mimarisinde tercih edilen bir porfir türü mermer taşı

somali : som. * samaale (Birçok Somali klanının en eski ortak atası olan İrir Samaale’den); soo (git) + maal (sağmak; süt) * Afrika kıtasının doğusunda, Afrika Boynuzu (Horn of Africa) bölgesinde yer alan; kuzeyinde Djibouti ve Aden Körfezi, kuzeybatısında Ethiopia, batısında Kenya bulunan, doğuda Hint Okyanusu’na kıyısı olan ülke konumunda yer alan devlet

somaliland : som., ing. * samaale (Birçok Somali klanının en eski ortak atası olan İrir Samaale’den); soo (git) + maal (sağmak; süt) (som.) + land (yer, arazi, kara, ülke, toprak, arsa, memleket, diyar, vatan) (ing.) * Afrika Boynuzu’nda, Somali’nin kuzeybatısında yer alan; kuzeyinde Aden Körfezi boyunca kıyısı bulunan, batısında Djibouti, güney ve doğusunda Somalia ile çevrili, uluslararası alanda Somali’nin bir parçası kabul edilmesine rağmen fiilen kendi yönetimini sürdüren bölge konumunda yer alan siyasi oluşum

soman : İkinci Dünya Savaşı sırasında geliştirilen ve dünyada yalnızca kimyasal silah olarak kullanılan, sinir sistemindeki hayati bir enzimi bloke ederek felce ve ölüme yol açan oldukça zehirli, sentetik bir sinir gazı (C7H16FO2P)

somata : gre. * soma (vücut, gövde, cisim, beden, nesne, yapı; topluluk, toplum veya cemiyet) + ta (çoğul eki) * Ege ve Girit mutfağına özgü, acı ve tatlı bademlerin dövülüp su ve şekerle kaynatılmasıyla hazırlanan, suyla seyreltilerek sıcak veya soğuk tüketilen, "Yalancı salep" olarak da anılan geleneksel bir badem şurubu

somatik : gre. * soma (vücut, gövde, cisim, beden, nesne, yapı; topluluk, toplum veya cemiyet) + tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * bedenle veya organizmanın fiziksel yapısıyla ilgili olan, ruhsal veya zihinsel süreçlerden ziyade vücudun organ ve dokularına ilişkin (durum veya özellik)

somatik sanrı : gre., tür. * soma (vücut, gövde, cisim, beden, nesne, yapı; topluluk, toplum veya cemiyet) + tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + sanrı (zan, varsayım, zannetme) (san (zihinde değerlendirmek, kabul etmek, varsaymak, zannetmek, inanmak, kani olmak) + rı (isim yapım eki) ) (tür.) * kişinin bedeninde gerçekte bulunmayan bir hastalık, bozukluk, değişiklik veya olağan dışı durum bulunduğuna kesin biçimde inanmasıyla karakterize edilen sanrısal düşünce içeriği

somatizasyon : gre., lat. * soma (vücut, gövde, cisim, beden, nesne, yapı; topluluk, toplum veya cemiyet) + tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) (lat.) * ruhsal veya psikolojik kaynaklı sıkıntıların bedensel belirtiler ve fiziksel yakınmalar biçiminde ortaya çıkması durumu

somatopaknozi : gre. * soma, somatos (vücut, gövde, cisim, beden, yapı; topluluk, toplum veya cemiyet) + tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) + haptein (kavramak, hissetmek, algılamak, dokunmak, temas etmek, bağlamak, tutturmak) + gnosia (bilgi, bilme, tanıma) (gnosis (bilme, bilgi, tanı) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kişinin dokunma duyusu korunmuş olmasına rağmen kendi bedeninin bir bölümünü dokunma yoluyla tanıyamaması veya doğru biçimde algılayamamasıyla karakterize nörolojik bozukluk

somatosansasyon : gre., lat. * soma, somatos (vücut, gövde, cisim, beden, yapı; topluluk, toplum veya cemiyet) + tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) + sentire (hissetmek, duyumsamak, sezmek, algılamak, farketmek) (sensus (his, duygu, duyu, sezgi, algı, farkındalık, anlam) + ire (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.) * dokunma, basınç, ağrı, sıcaklık, soğukluk ve vücut konumuna ilişkin duyuların beden tarafından algılanması süreci ve bu duyuların bütünü

somatosensorial : gre., lat. * soma, somatos (vücut, gövde, cisim, beden, yapı; topluluk, toplum veya cemiyet) + tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + sensus (his, duygu, duyu, sezgi, algı, farkındalık, anlam) + or (-cı, yapan, eden eki) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * dokunma, basınç, ağrı, sıcaklık, soğukluk ve vücut konumuna ilişkin duyuların algılanması ve iletilmesiyle ilgili olan

somatosensoriyel : gre., lat. * soma, somatos (vücut, gövde, cisim, beden, yapı; topluluk, toplum veya cemiyet) + tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + sensus (his, duygu, duyu, sezgi, algı, farkındalık, anlam) + or (-cı, yapan, eden eki) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * dokunma, basınç, ağrı, sıcaklık, soğukluk ve vücut konumuna ilişkin duyuların algılanması ve iletilmesiyle ilgili olan

somatostatin : gre. * soma, somatos (vücut, gövde, cisim, beden, yapı; topluluk, toplum veya cemiyet) + tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) + histanai (durmak, durdurmak, yerleştirmek), histanai (durmak, durdurmak, yerleştirmek), statin (kolesterol sentezinde HMG-CoA redüktaz inhibitörleri için kullanılan son ek; durdurucu, inhibitör; karaciğerde kolesterol üretiminde rol oynayan enzim olan HMG-CoA redüktazı inhibe eden ilaç sınıfı) (statos, stasis (durdurma, durma, sabit kalma, sabit durma, stabil olma, ayakta durma, durgunluk) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) * büyüme hormonu başta olmak üzere çeşitli hormonların salgılanmasını baskılayan ve sindirim sistemi ile endokrin sistemde düzenleyici işlev gören peptit hormon (somatostatin 14 (C76H104N18O18S2) )

somatostatinoma : gre. * soma, somatos (vücut, gövde, cisim, beden, yapı; topluluk, toplum veya cemiyet) + tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) + histanai (durmak, durdurmak, yerleştirmek), histanai (durmak, durdurmak, yerleştirmek), statin (kolesterol sentezinde HMG-CoA redüktaz inhibitörleri için kullanılan son ek; durdurucu, inhibitör; karaciğerde kolesterol üretiminde rol oynayan enzim olan HMG-CoA redüktazı inhibe eden ilaç sınıfı) (statos, stasis (durdurma, durma, sabit kalma, sabit durma, stabil olma, ayakta durma, durgunluk) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * aşırı miktarda somatostatin hormonu salgılayan, genellikle pankreas veya duodenum kökenli nöroendokrin tümör türü

somatotrofik : gre. * soma, somatos (vücut, gövde, cisim, beden, yapı; topluluk, toplum veya cemiyet) + tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) + trephein (beslemek, gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophia (beslenme, gıdalanma, büyüme durumu) (trophos, trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * büyüme hormonu (somatotropin) salgısı veya etkisiyle ilgili olan; vücut büyümesini ve gelişmesini uyaran veya buna bağlı olan

somatrogon : gre. * soma, somatos (vücut, gövde, cisim, beden, yapı; topluluk, toplum veya cemiyet) + tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) + trephein (beslemek, gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophia (beslenme, gıdalanma, büyüme durumu) (trophos, trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + gon (oluşturan, üreten eki) * büyüme hormonu eksikliğinin tedavisinde kullanılan, uzun etkili rekombinant insan büyüme hormonu analoğu ilacın etken maddesi (C599H924N164O181S7)

somatropin : gre. * soma, somatos (vücut, gövde, cisim, beden, yapı; topluluk, toplum veya cemiyet) + tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) + trephein (beslemek, gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophia (beslenme, gıdalanma, büyüme durumu) (trophos, trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * hipofiz bezinden salgılanan, vücut büyümesini, hücre çoğalmasını ve metabolik süreçleri düzenleyen büyüme hormonu (C990H1529N263O301S7)

sombrero : lat., isp. * umbra (gölge) (lat.); sombra (isp.) + ro (-lik) * Güneş ışınlarından koruyan geniş çaplı Meksika şapkası

somnambulizm : lat. * somnia (uyku durumu) (somnus (uyku, uyuma) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ambulismus (ambulare (yürümek, etrafta dolaşmak, gezmek) (ambi (çevresinde, etrafında) + ulare (sık sık yapmak, tekrarlamak fiil eki) ) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) ) * uyku sırasında bilinçli farkındalık olmaksızın yürüme ve çeşitli davranışlarda bulunma durumu, uyurgezerlik

somnambül : lat. * somnia (uyku durumu) (somnus (uyku, uyuma) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ambulus (ambulare (yürümek, etrafta dolaşmak, gezmek) (ambi (çevresinde, etrafında) + ulare (sık sık yapmak, tekrarlamak fiil eki) ) + us (sıfat yapım eki) * uyku sırasında bilinçli farkındalık olmaksızın dolaşan ve hareket eden kişi, uyurgezer

somnambülizm : lat. * somnia (uyku durumu) (somnus (uyku, uyuma) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ambulismus (ambulare (yürümek, etrafta dolaşmak, gezmek) (ambi (çevresinde, etrafında) + ulare (sık sık yapmak, tekrarlamak fiil eki) ) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) ) * uyku sırasında bilinçli farkındalık olmaksızın yürüme ve çeşitli davranışlarda bulunma durumu, uyurgezerlik

somnipati : lat. * somnia (uyku durumu) (somnus (uyku, uyuma) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * uyku sürecinde ortaya çıkan, bireyin uyku düzenini, kalitesini veya davranışlarını bozan ve genellikle uyurgezerlik, kabus bozuklukları veya benzeri parasomnilerle ilişkilendirilen patolojik durum, uyku hastalığı

somnolans : lat. * somnolentia (somnus (uyku, uyuma) + olentia (isim yapım eki) ) (lat.); somnolence (fra.) * kişinin uyanık kalmakta zorlandığı, sürekli uyku haline yakın bir sersemlik ve uyuklama eğilimi gösterdiği, dikkat ve uyanıklığın belirgin biçimde azaldığı klinik durum, uykuya eğilim durumu

somnus : lat. * somnus (uyku, uyuma) * insan ve hayvanlarda bilinç ve duyusal etkinliğin geçici olarak azaldığı, organizmanın dinlenme ve yenilenme sürecine geçtiği fizyolojik durum, uyku

somon : lat. * salmo, salmonis (Atlantik ve Pasifik kökenli balık adı) * somonidae (alabalıkgiller) familyasına ait, etinin pembe-turuncu rengi ve besin değeriyle bilinen, hem tatlı su hem deniz ortamlarında yaşam döngüsü bulunan balık türü, alabalıkgillerden bir balık türü

somun : gre. * psomion, psomin (küçük lokma, lokmalık, lokma gibi olan; ekmek, çörek) (psomos (lokma, parça) + ion (küçültme eki) ) * yuvarlak biçimli, kabuklu ekmek türü, genellikle kesilerek tüketilen temel unlu mamul, ekmek türü; vidanın dişlerine uygun iç dişli yapıya sahip olup cıvata ile birlikte sıkma ve sabitleme işlemi sağlayan metal bağlantı elemanı, vida somunu (pettia, petit (küçük) (lat., fra.), piece, pièce (küçük parça) kelimeleri de ortak "ps" kökündendir.)

somurmak : tür. * sor, som (emmek, içine çekmek, ağızla çekmek, buruşturmak) + ur (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir sıvıyı veya yumuşak bir maddeyi ağızla veya emme hareketiyle içe çekerek almak, uzun süre emme hareketiyle bir şeyin özünü veya suyunu çekmek, emmek, sömürmek

somurtkan : tür. * sor, som, sorit (emmek, içine çekmek, ağızla çekmek, buruşturmak) + kan (sıfat yapım eki) * yüz ifadesinde belirgin biçimde asıklık, hoşnutsuzluk ve içe kapanıklık taşıyan, sık sık küskün veya ciddi bir yüz ifadesi sergileyen, asık suratlı, surat asan

somurtmak : tür. * sor, som, sorit (emmek, içine çekmek, ağızla çekmek, buruşturmak) + mak (fiil mastar eki) * yüzü asarak hoşnutsuzluk, kırgınlık veya memnuniyetsizlik ifadesi sergilemek, suratını asmak, somurtkan bir yüz ifadesiyle durmak, yüzünü buruşturmak

somut : tür. * som (nesne, maddi olan, elle tutulabilir eşya, yekpare, katıksız) + ut (sıfat yapım eki) * duyularla doğrudan algılanabilen, zihinsel veya soyut olmayan, fiziksel varlığı ve belirgin özellikleri bulunan, elle tutulabilir nitelikte olan (varlık veya kavram), nesnel (soma (vücut, gövde, cisim, beden, nesne, yapı; topluluk, toplum veya cemiyet) (gre.) )

somya : fra. * sommier (yük taşıyıcı, yüklük) (somme (yük, miktar, taşınan eşya) + ier (isim yapım eki) ) * yatak ile zemin arasında yer alan, genellikle yaylı veya ahşap iskelet yapıya sahip olup yatağı taşıyan ve destekleyen mobilya parçası, yatak iskeleti, baza

son : tür. * son (bitiş, uç, nihayet; bir şeyin tamamlanma noktası) * bir süreç, olay veya dizinin en son noktası; zamansal veya sıralı olarak bitiş, nihayet, bitiş

son ek : tür. * son (bitiş, uç, nihayet; bir şeyin tamamlanma noktası) + ek (ilave, eklenen, ilave edilen) * bir kelimenin veya kökün sonuna gelerek yeni kelime oluşturan veya kelimenin anlamını veya görevini değiştiren biçimbirim

son teşrin : tür., far. * son (bitim, bitiş, nihayet, itam) (tür.) + teşrin (Osmanlı ve erken Cumhuriyet döneminde kullanılan Rumi takvimde Kasım ayına verilen eski isim) * eski kullanımda yılın sonlarına denk gelen Teşrin aylarını (Ekim-Kasım) ifade eden, sonbahar dönemindeki bu iki ayı karşılayan zaman

sonar : lat., ing. * sonus (ses) + radar (Radio (radyo) Detection (tespit) And (ve) Ranging (menzilleme) ); SOund Navigation And Ranging (sesle yön bulma ve uzaklık ölçme sistemi; akronim) (sound (ses) + navigation (seyir, sefer) + and (ve) + ranging (menzilleme) * su altında ses dalgaları gönderip yansımalarını analiz ederek nesnelerin konumunu, uzaklığını, boyutunu ve hareketini tespit etmeye yarayan akustik tespit ve görüntüleme sistemi, sualtı radar sistemi

sonarite : lat. * sonus (ses) + aris (ile ilgili, -a ait) + itas (isim yapım eki) * sesle ilgili olma durumu, bir ortamın ses özellikleri bakımından taşıdığı nitelik, akustik özellik taşıma hâli, seslilik durumu

sonat : lat. * sonare (çalmak; ses çıkarmak) (sonus (ses) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); sonata (ita.) * genellikle üç veya dört bölümden oluşan, belirli biçim kurallarına göre yazılmış ve bir veya iki çalgı için bestelenmiş klasik Batı müziği eser formu, çalgı sonatı

sonata : lat. * sonare (çalmak; ses çıkarmak) (sonus (ses) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); sonata (ita.) * genellikle üç veya dört bölümden oluşan, belirli biçim kurallarına göre yazılmış ve bir veya iki çalgı için bestelenmiş klasik Batı müziği eser formu, çalgı sonatı

sonatin : lat. * sonare (çalmak; ses çıkarmak) (sonus (ses) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + inus (küçültme eki) (lat.); sonatina (ita.) * sonata göre daha kısa, daha basit formda yazılmış, genellikle eğitim amaçlı kullanılan küçük ölçekli klasik Batı müziği sonat biçimi, küçük sonat

sonay : tür. * son (nihayet, bitiş) + ay (dünyanın uydusu olan gök cismi) * son ay, ayın sonu; son güzellik, bitişteki aydınlık; kadın ismi

sonbahar : tür., far. * son (nihayet, bitiş) (tür.) + bahar (koku; güzel kokulu bir bitki, buphthalmum; çölde yağmurdan sonra açan bitkilerin genel ismi; kış ile yaz arasındaki geçiş mevsimi) (far.) * yaz ile kış arasında yer alan, sıcaklıkların giderek düştüğü, bitkilerin yaprak döktüğü ve yılın sonuna yaklaşan mevsim, güz mevsimi

soncul : tür. * son (nihayet, bitiş) + cul (sıfat yapım eki) * bilginin veya sonucun yalnızca deneyim, gözlem veya kanıtlar yoluyla, olaylar gerçekleştikten sonra elde edilebileceğini belirtmek için kullanılan sıfat

sonda : lat. * sub (alt, alta, altından, aşağı, aşağıda, aşağıdan, aşağıya; altından, aşağıdan yukarıya doğru) + sondare (yoklamak, araştırmak, incelemek; derinliği ölçmek; bir şeyin içini araştırmak amacıyla delerek inceleme yapmak) * tıpta vücut boşluklarına veya kanallara tanı koyma, sıvı boşaltma veya giriş sağlama amacıyla yerleştirilen ince, uzun ve genellikle esnek tıbbi araç, tıbbi kateter

sondaj : lat. * sondare (yoklamak, araştırmak, incelemek; derinliği ölçmek; bir şeyin içini araştırmak amacıyla delerek inceleme yapmak) + agium (isim yapım ve durum eki) (lat.); sondage (fra.) * yer altı tabakalarının yapısını, su veya petrol gibi kaynakların varlığını veya bir boşluğun derinliğini tespit etmek amacıyla delme ve ölçme yoluyla yapılan araştırma işlemi, delgi ve yoklama işlemi

sone : lat. * sonettus (sonus (ses) + ettus (küçültme eki) ) (lat.); sonnet (fra.) * genellikle iki dörtlük (4 mısra) ve iki üçlük (3 mısra) olmak üzere toplam 14 dizeden oluşan, Batı edebiyatı kaynaklı bir şiir türü

soner : tür. * son (nihayet, bitiş) + er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker; olgunlaşmak, yetişmek) * son doğan erkek çocuk anlamıyla verilen veya sonuncu, son gelen yiğit kimse çağrışımı taşıyan erkek ismi

songül : tür. * son (nihayet, bitiş) + gül (kırmızı renkli bir çiçek türü) * son doğan kız çocuk için verilen veya güzelliği ve değeri son gül ile özdeşleştirilen kadın ismi

sonik : lat. * sonus (ses) + icus (ile ilgili, -a ait) * sesle ilgili olan, ses dalgalarıyla çalışan veya sesin özellikleriyle ilişkili bulunan, akustik nitelik taşıyan, sesçil

sonlanmak : tür. * son (nihayet, bitiş) + lan (dönüşlü fiil eki) + ak (fiil mastar eki) * sona ermek, nihayete ermek, tamamlanmak, bir süreç bitmek

sonografi : lat., gre. * sonus (ses) (lat.) + graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * yüksek frekanslı ses dalgalarının dokulardan yansımasının kaydedilip görüntüye dönüştürülmesi esasına dayanan tıbbi görüntüleme yöntemi, ultrasonografi

sonokimya : lat., gre. * sonus (ses) (lat.) + khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein (karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.); kimya (maddenin yapısını, hallerini ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı) (ara.) * yüksek frekanslı ses dalgalarının kimyasal tepkimeler, fiziksel dönüşümler ve madde yapısı üzerindeki etkilerini inceleyen kimya dalı

sonolüminesans : lat. * sonus (ses) + luminare (ışıklandırmak) (lumen, luminis (ışık, aydınlık, iç boşluk) + are (fiil mastar eki) ) + escentia (başlama, filizlenme, olma, belirme, oluşma) (escere (başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek, belirmek, dönüşmek, bir sürece girmek) + entia (isim yapım eki) ) (lat.) * sıvı içinde oluşan küçük kabarcıkların güçlü ses dalgalarıyla titreşmesi sonucu, kısa süreli ve yüksek yoğunlukta ışık yayması olayı; sıvı fizik ve akustik araştırmalarda gözlenen nadir bir ışık-emisyon fenomeni

sonorite : lat. * sonorus (sesli, ses çıkaran, çınlayan, yankılanan) (sonus (ses) + orus (ile ilgili, -a ait) + itas (isim yapım eki) * bir sesin tını, dolgunluk, rezonans ve işitsel karakter bakımından sahip olduğu kendine özgü akustik niteliklerin bütünü, ses niteliği, tını zenginliği

son-parsek : lat. * sonus (ses) + parsec (yıldızlararası mesafe birimi, parsek) (para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) (gre.) + secare (kesmek, ayırmak, bölmek) (lat.) ) * sesin bir yılda katettiği uzaklığa karşılık gelen astronomik uzaklık birimi, ses-parsek

sonra : tür. * son (bitim, bitiş, nihayet, itam) + ra (zarf veya edat eki) * arkasından, ardından, bitince, nihayetinin ardından

sonsal : tür. * son (bitim, bitiş, nihayet, itam) + sal (ile ilgili, -a ait) * zihne önceden (doğuştan) değil, sonradan deneyim ve gözlem yoluyla giren bilgi; deneyden çıkan ve deneye bağlı olan bilgi, a posteriori

sonsuz : tür. * son (bitim, bitiş, nihayet, itam) + suz (yokluk, eksiklik eki) * sınırı, bitişi, sonu veya nihai noktası bulunmayan, uzay, zaman, nicelik veya kavram bakımından sonlu olmayan, ebedi veya sınırsız kabul edilen, sonsuz, ebedi, halid

sonsuz dişli : tür. * son (bitim, bitiş, nihayet, itam) + suz (yokluk, eksiklik eki) + dişli (yüzeyinde düzenli çıkıntılar (dişler) bulunan; mekanik sistemlerde dönme hareketini, gücü ve torku bir milden diğerine aktarmak veya yönünü değiştirmek için kullanılan, çevrelerinde eşit aralıklarla açılmış dişler bulunan makine elemanı) (tiş (ağızın içinde bulunan, damak ve çene kemiklerine bağlı olan, konuşmaya ve çiğnemeye yarayan kemiksi çıkıntılardan her biri) + li (sıfat ve isim yapım eki) ) * bir sonsuz vida (spiral/helisel şaft) ve ona dik açıyla kenetlenen bir dişli çarktan oluşan, dönme hareketini ileten ve yüksek indirgeme oranı sağlayan, hızı büyük oranda düşürüp torku artıran mekanik bir sistem, worm gear sistemi

sonsuz küçük değer : tür. * sonsuz (bitimsiz, nihayeti olmayan, sonu olmayan, ebedi, halid) + küçük (ufak, minik, büyük olmayan) + değer (ölçü, kıymet, miktar, sayısal nicelik, paha, fiyat) * limit ve analiz matematiğinde sıfıra yaklaşan fakat sıfır olmayan, büyüklüğü keyfi olarak küçültülebilen ve sıfıra en yakın düzeyde ele alınan değişken veya nicelik, infinitesimal miktar

sonsuz maymun teoremi : tür., gre. * sonsuz (sınırsız, bitimsiz, uçsuz bucaksız) + maymun (insansı primat türü) (tür.) + theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * olasılık teorisi ve matematikte, sonsuz sayıda rastgele harf seçen maymunların sonunda rastgele olarak herhangi bir metni, örneğin tüm Shakespeare eserlerini, yazma olasılığının 1 olduğunu yani teorik olarak mümkün olduğunu ifade eden, olasılık ve sonsuzluk kavramlarını açıklayan temel düşünce deneyi

sonuç : tür. * son (bitim, bitiş, nihayet, itam) + uç (isim yapım eki) * bir süreç, olay, işlem veya düşünme sonunda ortaya çıkan nihai durum, elde edilen çıktı veya varılan hüküm, netice

sonuncu : tür. * son (bitim, bitiş, nihayet, itam) + uncu (sıra bildiren sıfat yapım eki) * bir dizi, yarışma veya sıralama içinde en son sırada bulunan, en geride yer alan kişi veya nesne, en son gelen, son sıradaki

sonurgu : tür. * son (bitim, bitiş, nihayet, itam) + urgu (isim yapım eki) * bir sürecin en nihayetinde ulaştığı doğal ve kesin netice; mantıksal bir argümanın veya tarihsel bir sürecin varacağı son nokta, sonuç

sonurtu : tür. * son (bitim, bitiş, nihayet, itam) + urtu (isim yapım eki) * birbiriyle nedensellik bağı olan iki önermeden sonra gelen, neticeyi bildiren önerme, sonuç, vargı

sonuşmaz : tür. * son (bitim, bitiş, nihayet, itam) + uş (işteş fiil eki) + maz (üçüncü tekil şahıs olumsuz fiil eki) * belirli bir sonuca ulaşmayan, bitmeyen veya sonuç vermeyen süreç veya durum, neticesiz, sonuçsuz; sonsuza giden bir eğrinin veya fonksiyon grafiğinin, başka bir doğru veya eğriye giderek yaklaşması ancak hiçbir zaman bu doğruya veya eğriye tam olarak değmemesi veya onu kesmemesi durumu

sopa : tür. * sop (çubuk, değnek, vurma aracı) * ağaçtan veya benzeri sert malzemeden yapılmış, elde tutulup dayanak, yönlendirme veya vurma amacıyla kullanılan uzun ve kalınca değnek

soprano : lat., ita. * super (üzerinde, yukarıda, üstte, üstünde, üstün, yüksek) + anus (ile ilgili, -a ait) (lat.); (sopra (üzerinde, yukarıda, üstünde) + ano (ile ilgili, -a ait) (ita.) * üstte bulunan, daha yukarıda olan, üstün olan; çok sesli müzikte en yüksek kadın sesi aralığına sahip ses türü veya bu ses aralığında şarkı söyleyen sanatçı, tiz kadın sesi

sora : jap. * sora (gök, gökyüzü, sema, boşluk; cennet) * yeryüzünün üzerinde uzanan ve atmosferi de kapsayan göksel görünüm, gökyüzü

sorafenib : lat. * so (farmasötik ön ek) + raf (BRAF geni eki) + enib (inhibitör (enzimi baskılayan madde) eki) * çeşitli tirozin kinazları ve RAF kinazlarını inhibe ederek tümör büyümesini ve tümör damar oluşumunu baskılayan, özellikle böbrek, karaciğer ve tiroit kanserlerinin bazı türlerinde kullanılan hedefe yönelik antineoplastik ilaç, multikinaz inhibitörü (C21H16ClF3N4O3)

sorani : far. * Soran (Irak Kürdistanı'ndaki tarihi Soran Emirliği ve bölgesi) + i (ike ilgili, -a ait) * Kürtçenin Orta Kürtçe kolunu oluşturan, özellikle Irak Kürdistanı ile İran'ın batısındaki Kürt toplulukları tarafından konuşulan yazı ve konuşma dili, Soranca Kürtçesi

sorbent : lat. * sorbere (emmek, yudumlamak, içine çekmek, soğurmak) + ens, ent (sıfat yapım eki) * başka bir maddeyi yüzeyinde adsorplayan veya bünyesine absorplayan, soğrucu, emen, emici (madde)

sorbik asit : lat. * sorbus (üvez ağacı; ilk kez üvez meyvesinden elde edildiği için verilen cins adı) + icus (ile ilgili, -a ait) + acidus (asit, ekşi) (acere (ekşi olmak, ekşimek) + dus (son ek) ) * gıdalarda küf, maya ve bazı bakterilerin gelişimini engellemek amacıyla koruyucu olarak kullanılan, doğal olarak bazı meyvelerde bulunan doymamış karboksilik asit, heksadienoik asit (C6H8O2)

sorbinil : lat. * sorbus (üvez ağacı; ilk kez üvez meyvesinden elde edildiği için verilen cins adı) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) * sorbik asit türevi yapıda olup üvez (Sorbus) kökenli bileşiklerle ilişkili olarak adlandırılan kimyasal türev veya fonksiyonel grup içeren aldoz redüktaz inhibitörü organik bileşik, sorbik asit türevi madde (C11H9FN2O3)

sorbitol : lat. * sorbus (üvez ağacı; ilk kez üvez meyvesinden elde edildiği için verilen cins adı) + itol (çoklu hidroksil grubu taşıyan şeker alkoller belirteci) * glikozun indirgenmesiyle oluşan, altı karbonlu poliol (şeker alkolü) yapısında bulunan, tatlandırıcı olarak kullanılan ve bazı meyvelerde doğal olarak bulunan organik bileşik, glusitol (C6H14O6)

sorbus : lat. * sorbus (üvez ağacı; ilk kez üvez meyvesinden elde edildiği için verilen cins adı) * Rosaceae (gülgiller) familyasına ait, alıç ve diğer meyve veren ağaçları kapsayan cins

sordaria : lat. * sordes (kir, tortu, kalıntı; organik kalıntı) + aris (ile ilgili, -a ait) + ia (isim yapım eki) * genellikle çürüyen bitkisel materyaller üzerinde yaşayan, spor oluşturma evresinde koyu renkli peritesyumlar geliştiren ve genetik çalışmalar için model organizma olarak kullanılan saprofitik askomiset mantar cinsi

sordarin : lat. * sordar (bileşiğin keşfedildiği mantar cinsi Sordaria’dan gelen ad kökü) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * özellikle mantar kökenli doğal ürünlerden türetilmiş, fungal protein sentezini inhibe ederek etki gösteren ve antifungal araştırmalarda kullanılan diterpenoid yapılı bileşik sınıfı, sordarin türevi antifungal madde (C22H34O7)

sorghastrum : lat. * sorghum (darıgillerden bitki cinsi; mısır türü) + astrum (yıldız) * Poaceae familyasına ait, özellikle sıcak ve ılıman bölgelerde yetişen, uzun boylu, otsu yapıda, tahıl benzeri tohumlar üreten ve bazı türleri yem bitkisi olarak kullanılan buğdaygil cinsi, salkım otu cinsi, başaklı otsu bitki cinsi

sorghum : lat. * sorghum (darıgillerden bitki cinsi; mısır türü) * Sorgum, Poaceae (buğdaygiller) familyasından, sıcak iklimlerde tahıl olarak yetiştirilen, hem insan hem hayvan beslenmesinde kullanılan darı türü

sorgu : tür. * sor (sual etmek, öğrenmeye çalışmak, bilgi istemek, sormak) + gu (isim yapım eki) * bir konu hakkında bilgi edinmek, doğrulama yapmak veya açıklığa kavuşturmak amacıyla yöneltilen soru veya yapılan araştırma işlemi, soruşturma, sual etme, araştırma (search, chercher (araştırmak, aramak, sormak) (ing., fra.) )

sorguç : tür. * saraguç (başı top şeklinde saran bir tür kadın başlığı) (sara (kaplamak, örtmek) + guç -cı, yapan, eden eki) ) * kuşların tepelerinde bulunan uzunca tüy demeti; padişahın ve vezirlerin başlıklarına takılan, tüylerden ve mücevherlerden yapılmış, püskül biçiminde süs

sorgulamak : tür. * sor (sual etmek, öğrenmeye çalışmak, bilgi istemek, sormak) + gu (isim yapım eki) + la (bağlaç) + mak (fiil mastar eki) * bir konu, kişi veya durum hakkında ayrıntılı bilgi edinmek, doğruluğunu araştırmak, nedenlerini ve niteliğini anlamak amacıyla soru yöneltmek, inceleme ve araştırma yapmak, soruşturmak, soru sormak, sual etmek

sorgun : tür. * sorgun (söğüt; salix cinsi ağaç) * Salicaceae (söğütgiller) familyasından olan, genellikle su kenarlarında yetişen, ince dallı, esnek sürgünlere sahip, kabuğu bazı türlerinde tıbbi amaçlarla da kullanılan söğüt ağacı türü; Yozgat’ın bir ilçesi

soricidae : lat. * sorex (sivrifare) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * küçük yapılı, sivri burunlu, çoğunlukla böceklerle beslenen ve hızlı metabolizmaya sahip memelileri kapsayan familya, sivrifaregiller

soricomorpha : lat. * sorex (sivrifare) + morphe (form, şekil, biçim) + a (çoğul eki) * sivrifareleri ve benzer görünümlü küçük böcekçil memelileri kapsayan memeli grubu, sivrifarebiçimliler

sorit : gre. * soros (yığın, istif, birikim, birikmiş şeyler, küme, demet, bir araya toplanmış grup) + ites (ile ilgili, -a ait) * mantıkta küçük ve ardışık adımlarla ilerleyen zincirleme çıkarım yapısı veya “yığın paradoksu” ile ilişkili akıl yürütme biçimi

sorkun : tür. * sorgun (söğüt; salix cinsi ağaç) * Salicaceae (söğütgiller) familyasından olan, genellikle su kenarlarında yetişen, ince dallı, esnek sürgünlere sahip, kabuğu bazı türlerinde tıbbi amaçlarla da kullanılan söğüt ağacı türü

sormak : tür. * sor (sual etmek, öğrenmeye çalışmak, bilgi istemek, sormak) + mak (fiil mastar eki) * bir konuda bilgi edinmek veya açıklama almak amacıyla soru yöneltmek, sual etmek, araştırmak (search, chercher (araştırmak, aramak, sormak) (ing., fra.) )

sormuk : tür. * som, sor (emmek, içine çekmek, ağızla çekmek, buruşturmak) + muk (isim yapım eki) * tülbent içine şeker/lokum konularak çocukları oyalamak için yapılan emzik biçimindeki nesne, bebek emziği

sororite : lat. * soror (kız kardeş, kız kardeşlik bağı bulunan kadın) + itas (isim yapım eki) * kızkardeşlik; özellikle yükseköğretim kurumlarında ortak amaç, kimlik, gelenek ve dayanışma etrafında örgütlenen kadın öğrenci topluluğu, kadın kardeşlik derneği

sorosilikat : gre., lat. * soros (yığın, istif, birikim, birikmiş şeyler, küme, demet, bir araya toplanmış grup) (gre.) + silicate (silisyumun oksijenle oluşturduğu SiO4 tetrahedra birimlerinden meydana gelen, minerallerin en geniş grubunu oluşturan kimyasal bileşikler sınıfı) (silicium (silex (çakmak taşı, sert taş) + ium (kimyasal element eki) ) + ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek) ) (lat.) * yapısında iki silikat tetrahedronunun ortak bir oksijen atomu üzerinden birbirine bağlanarak bağımsız silikat çiftleri oluşturduğu, epidot ve vesüvyanit gibi mineralleri kapsayan silikat mineral sınıfı ( (Si2O7)6- )

sorpsiyon : lat. * sorbere (emmek, yudumlamak, içine çekmek, soğurmak) + tio, tion (isim yapım eki) ) * bir maddenin başka bir madde tarafından absorpsiyon veya adsorpsiyon yoluyla tutulması, soğurum, emme, içine çekme

sorti : lat. * surgere, sortire (çıkmak, dışarı çıkarmak) (lat.); sortie (fra.) * çıkış, dışarı çıkış; kuşatma altında bulunan bir birlik veya savunma mevkiindeki kuvvet tarafından düşman üzerine baskı kurmak, keşif yapmak, mevzi kazanmak veya kuşatmayı yarmak amacıyla savunma hattından dışarıya düzenlenen ani ve sınırlı askeri çıkış harekatı, baskın niteliğindeki taarruz

soru : tür. * sor (sual etmek, öğrenmeye çalışmak, bilgi istemek, sormak) + u (isim yapım eki) * bir konu, olay, durum veya düşünce hakkında bilgi edinmek, açıklama istemek, bir sorunu çözmek veya bir kimsenin bilgi ve görüşünü yoklamak amacıyla yöneltilen söz, yazı veya ifade; cevaplandırılması, açıklanması veya çözümlenmesi beklenen husus, sual

soru işareti : tür. * soru (bilgi edinmek, açıklama istemek veya cevap almak amacıyla yöneltilen söz, yazı veya ifade) (sor (sual etmek, öğrenmeye çalışmak, bilgi istemek, sormak) + u (isim yapım eki) ) (tür.) + işaret (belirti, alamet, ayet, iz, simge, sembol, nişan, kod, şekil) (ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * yazıda soru cümlelerinin veya soru anlamı taşıyan söz ve ifadelerin sonuna konulan (?), kimi kullanımlarda ise kuşkulu, kesin olmayan veya doğruluğundan emin olunmayan bilgi ve tarihlerden sonra getirilen noktalama imi

sorum : tür. * sor (sual etmek, öğrenmeye çalışmak, bilgi istemek, sormak; hesap istemek, yükümlülük yüklemek, bir işten dolayı muhatap tutmak) + um (isim yapım eki) * kişinin üstlenmekle yükümlü olduğu görev veya yerine getirmesi gereken ödev ve yükümlülük, mesuliyet

sorumlu : tür. * sorum (kişinin üstlenmekle yükümlü olduğu görev, ödev veya yükümlülük) (sor (sual etmek, öğrenmeye çalışmak, bilgi istemek, sormak; hesap istemek, yükümlülük yüklemek, bir işten dolayı muhatap tutmak) + um (isim yapım eki) ) + lu (sıfat yapım eki) * bir işin sonuçlarını üstlenmek ve hesabını vermekle yükümlü olan kimse veya şey

sorun : tür. * sor (sual etmek, öğrenmeye çalışmak, bilgi istemek, sormak; hesap istemek, yükümlülük yüklemek, bir işten dolayı muhatap tutmak) + un (isim yapım eki) * çözülmesi, giderilmesi veya açıklığa kavuşturulması gereken güçlük veya mesele, problem

sorunsal : tür. * sor (sual etmek, öğrenmeye çalışmak, bilgi istemek, sormak; hesap istemek, yükümlülük yüklemek, bir işten dolayı muhatap tutmak) + un (isim yapım eki) + sal (sıfat yapım eki) * belirli bir düşünce, alan veya durum içinde birbirine bağlı sorunlar bütünü veya sorun niteliği taşıyan durumlar kümesi

sorus : gre. * soros (yığın, küme, topluluk) * botanikte özellikle eğrelti otlarında sporların oluşturduğu, genellikle yaprakların alt yüzünde yer alan toplu yapı, spor kümesi, spor topluluğu

soruşturma : tür. * sor (sual etmek, öğrenmeye çalışmak, bilgi istemek, sormak; hesap istemek, yükümlülük yüklemek, bir işten dolayı muhatap tutmak) + uş (işteş fiil eki) + tur (bağlaç) + ma (isim yapım eki) * bir olayın veya durumun gerçeğini ortaya çıkarmak amacıyla yetkili kişiler tarafından yapılan araştırma ve inceleme işlemi

soruşturmak : tür. * sor (sual etmek, öğrenmeye çalışmak, bilgi istemek, sormak; hesap istemek, yükümlülük yüklemek, bir işten dolayı muhatap tutmak) + uş (işteş fiil eki) + tur (bağlaç) + mak (fiil mastar eki) * bir olayın, kişinin veya durumun gerçeğini ortaya çıkarmak için ayrıntılı biçimde araştırma ve inceleme yapmak; birçok kişiye, ayrıntılı bir biçimde, inceden inceye sormak

sorutmak : tür. * sorit (emmek, içine çekmek, ağızla çekmek, buruşturmak) + mak (fiil mastar eki) * bir yerde hiçbir şey yapmadan, boş boş veya öylece ayakta durup beklemek; surat asmak

sos : lat., fra. * sal (tuz), salsus (tuzlu, tuzlanmış) (lat.); sauce (sos, salça, yemeklere katılan sıvı/yarı sıvı karışım) (fra.) * yemeklerin yanında veya içinde tat, kıvam ve aroma vermek için kullanılan sıvı veya yarı sıvı çeşni karışımı

sosis : lat., fra. * sal (tuz), salsus (tuzlu, tuzlanmış) + isca (isim yapım eki) (lat.); saucisse (ince bağırsaklı et ürünü) (fra.) * kıyılmış etin baharat ve katkılarla karıştırılıp doğal veya yapay kılıf (genellikle bağırsak) içine doldurulmasıyla hazırlanan, pişirilerek veya tütsülenerek tüketilen gıda ürünü

sostenuto : lat., ita. * sustinere (altından tutup kaldırmak, devam ettirmek) (sub (alt, alta, altından, aşağı, aşağıda, aşağıdan, aşağıya; altından, aşağıdan yukarıya doğru) + tinere, tenere (tutmak, elde etmek, sahip olmak; kontrol etmek) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); sostenere (sürdürmek, desteklemek, taşımak) + uto ((geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (ita.) * müzikte sesin veya notaların belirtilen süre boyunca eşit, kesintisiz ve ağırlıklı biçimde tutulmasını ifade eden icra tarzı veya işaret

sosyal : lat. * socius (takipçi, arkadaş, yoldaş, refakatçi, eşlik eden, müttefik, bağı olan, ilişkili) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bireylerin toplum içindeki ilişkileri, etkileşimleri ve birlikte yaşama düzeniyle ilgili olan, insanların ilişkileriyle ilgili, toplumsal

sosyal demokrat : lat. * socius (takipçi, arkadaş, yoldaş, refakatçi, eşlik eden, müttefik, bağı olan, ilişkili) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + demokrat (demos (halk, topluluk, kitle, nüfus) + kratos (güç, kuvvet, kudret; iktidar) (gre.) * toplumsal eşitliği, sosyal adaleti ve demokratik yönetim ilkelerini birlikte savunan siyasi düşünce ve bu düşünceyi benimseyen kişi veya akım

sosyalist : lat. * socius (takipçi, arkadaş, yoldaş, refakatçi, eşlik eden, müttefik, bağı olan, ilişkili) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * üretim araçlarının toplumsallaştırılmasını, sınıf eşitsizliklerinin azaltılmasını ve ekonomik kaynakların toplum yararına planlanmasını savunan siyasi ve ekonomik görüşü benimseyen kişi veya bu görüşe dayanan düşünce sistemi

sosyalistik : lat. * socius (takipçi, arkadaş, yoldaş, refakatçi, eşlik eden, müttefik, bağı olan, ilişkili) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) + icus (ile ilgili, -a ait) * sosyalizmle ilgili olan, sosyalist düşünce veya sistem özellikleri taşıyan, sosyalist nitelikte olan

sosyalizasyon : lat. * socius (takipçi, arkadaş, yoldaş, refakatçi, eşlik eden, müttefik, bağı olan, ilişkili) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım ve durum eki) * bireyin, toplumun değerlerini, normlarını ve davranış kalıplarını öğrenerek toplumsal yaşama uyum sağlaması süreci, sosyalleşme, sosyal hale gelme

sosyalizm : lat. * socius (takipçi, arkadaş, yoldaş, refakatçi, eşlik eden, müttefik, bağı olan, ilişkili) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * üretim araçlarının toplumsallaştırılmasını, sınıf eşitsizliklerinin azaltılmasını ve ekonomik kaynakların toplum yararına planlanmasını savunan siyasi ve ekonomik görüş veya öğreti

sosyete : lat. * socius (takipçi, arkadaş, yoldaş, refakatçi, eşlik eden, müttefik, bağı olan, ilişkili) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.); société (fra.) * toplumun özellikle seçkin, zengin veya üst tabakası olarak görülen sosyal çevreyi ifade eden grup veya cemiyet

sosyetik : lat. * socius (takipçi, arkadaş, yoldaş, refakatçi, eşlik eden, müttefik, bağı olan, ilişkili) + itas (isim yapım ve durum eki) + icus (ile ilgili, -a ait) (lat.); sociétique (fra.) * toplumun özellikle yüksek gelirli, gösterişli veya seçkin kesimine ait özellikler taşıyan (kişi, davranış veya yaşam tarzı)

sosyodemografik : lat. * socius (takipçi, arkadaş, yoldaş, refakatçi, eşlik eden, müttefik, bağı olan, ilişkili), socialis (birlikte yaşama, ortaklık ve topluluk ilişkilerine ait olan, toplumsal bağlar ve birlikteliklerle ilgili, bağlaşık, ilintili) (lat.) + demographikos (demos (halk, topluluk, kitle, nüfus) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) * nüfusun toplumsal özellikleri ile birlikte yaş, cinsiyet, eğitim, gelir gibi demografik niteliklerini birlikte ele alan veya bunlarla ilgili olan (durum veya inceleme alanı); kişilerin yaş, cinsiyet, etnik grup, din, meslek, eğitim, medeni hal gibi özellikleri ile ilgili

sosyoekonomik : lat. * socius (takipçi, arkadaş, yoldaş, refakatçi, eşlik eden, müttefik, bağı olan, ilişkili) (lat.) + oikonomia (ev yönetimi, iktisat) (oikos (ev, ikametgah, yerleşim, konut, mekan, yuva, yaşam alanı, çevre) + nomia (yönetim, idare, düzenleme, yasama) (nomos (kural, yasa, kanun, ilke, düzen) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) * toplumsal yapı ile ekonomik koşulların birlikte etkileşimini ve birey veya grupların gelir, yaşam düzeyi ve üretim ilişkileri gibi hem sosyal hem ekonomik özelliklerini ifade eden

sosyokültürel : lat. * socius (takipçi, arkadaş, yoldaş, refakatçi, eşlik eden, müttefik, bağı olan, ilişkili) + cultivare (işlemek, ekip biçmek, bakım yapmak, yetiştirmek), cultura (işleme, tarım, bakım, yetiştirme) + alis (ile ilgili, -a ait) * bir toplumun sosyal yapısı ile kültürel değerlerinin, alışkanlıklarının ve yaşam biçimlerinin birlikte ele alındığı veya bunlarla ilgili olan

sosyolengüistik : lat. * socius (takipçi, arkadaş, yoldaş, refakatçi, eşlik eden, müttefik, bağı olan, ilişkili) + lingua (dil; lisan) + ista (-cı, destekçi, yandaş, yapan, eden) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait) * dilin toplumsal bağlam içindeki kullanımını, toplumsal yapı ile dil arasındaki ilişkiyi ve dil çeşitliliğini inceleyen dilbilim alt dalı

sosyolog : lat., gre. * socius (takipçi, arkadaş, yoldaş, refakatçi, eşlik eden, müttefik, bağı olan, ilişkili) (lat.) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) (gre.) * toplumsal yapıları, ilişkileri, kurumları ve toplumsal davranış biçimlerini bilimsel yöntemlerle inceleyen uzman kişi, sosyoloji uzmanı

sosyoloji : lat., gre. * socius (takipçi, arkadaş, yoldaş, refakatçi, eşlik eden, müttefik, bağı olan, ilişkili) (lat.) + legein, lego (söylemek, konuşmak), logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * toplumun yapısını, işleyişini, kurumlarını ve bireyler arasındaki ilişkileri bilimsel yöntemlerle inceleyen sosyal bilim dalı

sosyolojik : lat., gre. * socius (takipçi, arkadaş, yoldaş, refakatçi, eşlik eden, müttefik, bağı olan, ilişkili) (lat.) + legein, lego (söylemek, konuşmak), logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) * toplumun yapısı, işleyişi, kurumları ve bireyler arası ilişkilerle ilgili olan veya sosyoloji bilimi açısından ele alınan, sosyoloji ile ilgili

sosyopat : lat., gre. * socius (takipçi, arkadaş, yoldaş, refakatçi, eşlik eden, müttefik, bağı olan, ilişkili) (lat.) + pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) (gre.) * toplum kurallarına, başkalarının hak ve duygularına karşı sürekli umursamazlık, empati eksikliği ve dürtüsel davranış eğilimi gösteren kişi; antisosyal kişilik bozukluğu ile ilişkili

sosyopati : lat., gre. * socius (takipçi, arkadaş, yoldaş, refakatçi, eşlik eden, müttefik, bağı olan, ilişkili) (lat.) + patheia (sorun, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * bireyin toplumsal kurallara, başkalarının hak ve duygularına karşı sürekli duyarsızlık, empati eksikliği ve antisosyal davranış örüntüsü göstermesiyle karakterize edilen kişilik bozukluğu durumu

sosyoteknik : lat., gre. * socius (takipçi, arkadaş, yoldaş, refakatçi, eşlik eden, müttefik, bağı olan, ilişkili) (lat.) + tekhne (ustalık, sanat, maharet, sanat, zanaat, beceri, yapım, iş, teknik, yöntem, usül) + ikos (ile ilgili,-a ait) (gre.) * toplumsal ve teknik unsurların bir sistem içinde karşılıklı etkileşimini konu alan, insanları ve teknolojik süreçleri birlikte ele alan, sosyoteknik sistemlerle ilgili olan, toplumsal-teknik

sosyoteknoloji : lat., gre. * socius (takipçi, arkadaş, yoldaş, refakatçi, eşlik eden, müttefik, bağı olan, ilişkili) (lat.) + tekhne (ustalık, sanat, maharet, sanat, zanaat, beceri, yapım, iş, teknik, yöntem, usül) + ikos (ile ilgili,-a ait) + legein, lego (söylemek, konuşmak), logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * toplumsal yapıların, insan davranışlarının ve teknolojik sistemlerin karşılıklı etkileşimini inceleyen yaklaşım veya çalışma alanı, toplumsal teknoloji

sotalol : lat. * sot (farmasötik ön ek) + ol (alkol grubu (-OH) eki) * kalp ritim bozukluklarının (özellikle taşiaritmilerin) tedavisinde kullanılan, beta-bloker özellikleri de bulunan, kalpteki aşırı elektrik sinyallerini yavaşlatıp stabilize ederek kalbin normal ve düzenli bir tempoda atmasına yardımcı olan antiaritmik ilacın etken maddesi (C12H20N2O3S)

sote : fra. * sauter (zıplamak, sıçramak), sauté (atlamış, zıplamış, sıçramış; hızlıca tavada çevrilerek pişirilmiş) * az yağda, yüksek ısıda ve kısa sürede sürekli karıştırılarak pişirilen yemek türü veya pişirme yöntemi

sotorasib : lat. * soto (hedef protein KRAS G12C mutasyonuna yönelik ilaç isimlendirme öneki; “soto-” hedefe yönelik inhibitör sınıfını çağrıştırır) + ras (RAS ailesi onkogenleri; Rat Sarcoma proteinleri) + ib (biyolojik inhibitör ilaçlar için yaygın farmakolojik ek) * KRAS G12C mutasyonuna bağlanarak bu onkogenin aktivitesini engelleyen, belirli akciğer kanserleri gibi durumların tedavisinde kullanılan hedefe yönelik antikanser ilacının etken maddesi (C30H30F2N6O3)

sovhoz : rus. * sovet (danışma, öğüt, meclis, heyet, konsey, şura) (so (birlikte, beraber, ile) + vet (söz, bildirme, danışma) ) + hoz (çiftlik, ekonomi, işletme veya tarım) * eski Sovyetler Birliği (SSCB) döneminde toprağın ve tüm üretim araçlarının doğrudan devlet mülkiyetinde olduğu devasa tarım işletmelerine verilen isim

sovyet : rus. * sovet (danışma, öğüt, meclis, heyet, konsey, şura) (so (birlikte, beraber, ile) + vet (söz, bildirme, danışma) ) * özellikle 20. yüzyılda Rusya’da ve ardından SSCB’de devlet ve yerel yönetim organlarını ifade eden “meclis, konsey” anlamındaki yönetim birimi ve bu sistemle ilişkili olan siyasi yapı

soy : tür. * soy (ayırmak, seçmek, kökünü ayıklamak; üzerindekini çıkarmak, sıyırmak, üzerindekileri almak, elinden çıkarmak, yoksun bırakmak; kök, köken, asıl, nesil) * aynı atadan gelen bireylerin oluşturduğu nesil zinciri, akrabalık bağıyla birbirine bağlı aileler topluluğu veya bir canlı türünün kalıtsal devamlılığını ifade eden köken ve nesil yapısı, kan bağı

soya : jap. * daizu (soya fasulyesi) * baklagiller familyasına ait, yüksek protein ve yağ içeriği nedeniyle gıda, yem ve endüstriyel üretimde kullanılan, taneleri besin değeri yüksek bir tarım bitkisi (soya fasulyesi)

soyaçekim : tür. * soy (asıl, nesil, köken, atadan gelen akrabalık bağı, kan bağı) + a (yönelim eki) + çek (kendine sürmek, kendine yönlendirmek; yük çekmek, katlanmak, tahammül etmek, tartmak, ağırlığını ölçmek için kaldırmak) + im (isim yapım eki) * bir bireyin davranışlarının, özelliklerinin veya eğilimlerinin aile soyu veya genetik köken tarafından belirlenmesi veya etkilenmesi durumu

soyadı : tür. * soy (asıl, nesil, köken, atadan gelen akrabalık bağı, kan bağı) + ad (isim, nam, ünvan) + ı (iyelik eki) * bir bireyin ait olduğu aileyi, nesli veya soyu gösteren ve genellikle nesilden nesle aktarılan aile ismi

soyağacı : tür. * soy (asıl, nesil, köken, atadan gelen akrabalık bağı, kan bağı) + ağaç (kalın gövdeli ve dallı bitki) + ı (iyelik eki) * bir ailenin veya bireyin atalarını ve torunlarını dallanarak gösteren, akrabalık ilişkilerini şematik biçimde ortaya koyan grafik veya kayıt sistemi

soydaş : tür. * soy (asıl, nesil, köken, atadan gelen akrabalık bağı, kan bağı) + daş (eş, denk, benzer, aynı eki) * aynı etnik kökene, soya veya kültürel-köken bağına sahip olan kişi veya kişiler topluluğu

soygaz : tür., gre. * soy (ayırmak, seçmek, kökünü ayıklamak; üzerindekini çıkarmak, sıyırmak, üzerindekileri almak, elinden çıkarmak, yoksun bırakmak; kök, köken, asıl, nesil) (tür.) + khaos (boşluk; maddenin uçucu hali) (gre.) * periyodik tablonun son grubunu (18. grup) oluşturan, dış elektron kabukları dolu olduğu için kimyasal tepkimelere çok az giren veya inert özellik gösteren gaz halindeki elementlerden her biri (Helium (He), Neon (Ne), Argon (Ar), Krypton (Kr), Xenon (Xe), Radon (Rn), Oganesson (Og) )

soygun : tür. * soy (ayırmak, seçmek, kökünü ayıklamak; üzerindekini çıkarmak, sıyırmak, üzerindekileri almak, elinden çıkarmak, yoksun bırakmak; kök, köken, asıl, nesil) + gun (isim yapım eki) * bir kimsenin malını veya parasını zorla veya tehdit yoluyla alma eylemi sonucunda gerçekleştirilen hırsızlık suçu, gasp

soyka : tür. * soy (ayırmak, seçmek, kökünü ayıklamak; üzerindekini çıkarmak, sıyırmak, üzerindekileri almak, elinden çıkarmak, yoksun bırakmak; kök, köken, asıl, nesil) + ka (isim yapım eki) * Anadolu ağızlarında ölmüş bir kimsenin geride bıraktığı giysi ve eşyalar ile bu eşyaların bütünü, ölüden kalan elbise, eşya

soykırım : tür. * soy (ayırmak, seçmek, kökünü ayıklamak; üzerindekini çıkarmak, sıyırmak, üzerindekileri almak, elinden çıkarmak, yoksun bırakmak; kök, köken, asıl, nesil, kan bağı) + kırım (kırma, bölme, ayırma, parçalama, koparma, kopma, çatlama, bütünlüğü bozulma, yok etme) * ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir topluluğu tamamen veya kısmen yok etmek amacıyla gerçekleştirilen sistemli öldürme, sürgün, zorla nakletme veya benzeri eylemler bütünü

soylu : tür. * soy (ayırmak, seçmek, kökünü ayıklamak; üzerindekini çıkarmak, sıyırmak, üzerindekileri almak, elinden çıkarmak, yoksun bırakmak; kök, köken, asıl, nesil, kan bağı) + lu (sıfat yapım eki) * köklü ve saygın bir aile veya toplumsal tabakaya mensup olan; davranış ve karakter bakımından yüksek nitelikler taşıdığı kabul edilen (kimse veya topluluk), asil

soymak : tür. * soy (ayırmak, seçmek, kökünü ayıklamak; üzerindekini çıkarmak, sıyırmak, üzerindekileri almak, elinden çıkarmak, yoksun bırakmak) + mak (fiil mastar eki) * bir kimsenin veya şeyin üzerindeki giysi, örtü, kabuk veya benzeri unsurları çıkarmak veya elindeki malı veya parayı zorla almak, gasp etmek

soymuk : tür. * soy (ayırmak, seçmek, kökünü ayıklamak; üzerindekini çıkarmak, sıyırmak, üzerindekileri almak, elinden çıkarmak, yoksun bırakmak) + muk (isim yapım eki) * damarlı bitkilerde fotosentez ürünlerini taşıyan iletim dokusu veya çam ağacının çiğnenip emilen iç kabuğu

soysal : tür. * soy (asıl, nesil, köken, atadan gelen akrabalık bağı, kan bağı) + sal (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer, gibi) * soyla, kökenle veya nesep bağıyla ilgili olan veya soydan gelen

soysop : tür. * soy (asıl, nesil, köken, atadan gelen akrabalık bağı, kan bağı) + sop (çocuk, evlat, oğul) * aynı soydan gelen kişi, belirli bir aile veya nesil zincirine mensup birey veya soy bağıyla ilişkili kişi

soysuz : tür. * soy (asıl, nesil, köken, atadan gelen akrabalık bağı, kan bağı) + suz (yoksunluk, zıtlık ve olumsuzluk eki) * soyu belirsiz sayılan, köken bakımından değersiz görülen; ahlaki ve toplumsal değerlere aykırı davranışlar sergileyen (kimse veya canlı) (mecazi)

soytarı : gre., ara. * saturos (keçi ayaklı ve çıplak fallus ile tasvir edilen efsane yaratığı; antik Yunan'da takma fallus taşıyan oyuncuların oynadığı gülünç ve müstehcen oyun); sa'tar (yapay penis, zıbık) (ara.) * sözleriyle ve davranışlarıyla halkı güldürüp eğlendiren kimse, maskara; bir oyunda, revüde veya sirkte gülünç davranışlar, sözler ve becerilerle seyircileri eğlendiren sanatçı

soyunmak : tür. * soy (ayırmak, seçmek, kökünü ayıklamak; üzerindekini çıkarmak, sıyırmak, üzerindekileri almak, elinden çıkarmak, yoksun bırakmak) + un (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * üzerindekileri çıkarmak, giysisini çıkarmak

soyut : tür. * soy (ayırmak, seçmek, kökünü ayıklamak; üzerindekini çıkarmak, sıyırmak, üzerindekileri almak, elinden çıkarmak, yoksun bırakmak) + ut (sıfat yapım eki) * duyularla doğrudan algılanamayan, somut karşılığı bulunmayan, zihinsel kavramlar düzeyinde var olan nitelik veya kavram, abstrakt

soyut matematik : tür., gre. * soyut (duyularla doğrudan algılanamayan, somut karşılığı bulunmayan, zihinsel kavramlar düzeyinde var olan nitelik veya kavram, abstrakt) (tür.) + mathematikos (mathema (bilgi, öğrenme, öğrenilmiş olan) (ma (ön ek) + thema (konu, tema) ) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) * sayı, şekil veya fiziksel nesnelerden bağımsız olarak tanımlanan yapıları, ilişkileri ve kuralları (örneğin kümeler, gruplar, halkalar, grafikler) inceleyen matematik dalı; bilinmeyenlerin etkisinde kalmamak için soyut nesneler üzerinde belitlerle kurulan bir matematiksel yapıda doğruları ve yanlışları araştıran bilim dalı, uzbilim

soyut sanat : tür., ara. * soyut (duyularla doğrudan algılanamayan, somut karşılığı bulunmayan, zihinsel kavramlar düzeyinde var olan nitelik veya kavram, abstrakt) (tür.) + sanat (üretim, yapım) (ara.) * doğadaki nesneleri veya gerçek dünyayı birebir betimlemek yerine renk, biçim, çizgi ve kompozisyon gibi öğelerle duyguyu, düşünceyi veya estetik düzeni ifade eden sanat anlayışı

soyutlamak : tür. * soyut (duyularla doğrudan algılanamayan, somut karşılığı bulunmayan, zihinsel kavramlar düzeyinde var olan nitelik veya kavram, abstrakt) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir nesnenin, olayın veya kavramın somut özelliklerini ayırarak yalnızca zihinsel veya kavramsal yönünü ele almak veya genel bir düşünce düzeyine indirgemek

söbe : tür. * söb (şişkinleşmek, kabarık olmak) + e (isim yapım eki) * yumurta şeklinde, oval, beyzi, şişkin, kabarık olma

sögüt : tür. * söğ (su) + üt (sıfat yapım eki) * Salicaceae (söğütgiller) familyasından olan, genellikle su kenarlarında yetişen, ince ve esnek dalları, uzun, ince yaprakları olan, yaprak döken, hızlı büyüyen odunsu ağaç veya çalı türlerinin genel adı

söğe : tür. * söbek, sübek (oval, mil, kapı pimi veya sivri şey) * binaların kapı ve pencerelerinin etrafını çevreleyen, yağmur sularını cepheden uzaklaştıran, görsel zenginliğin yanı sıra, ısı yalıtım sistemlerinin (mantolama) sürekliliğini sağlayan ve yapıya estetik bir görünüm katan profil

söğüş : tür. * söğ (kızartmak, ateşte pişirmek) + üş (isim yapım eki) * kebap, kızartma; özellikle etin haşlanmadan veya kızartılmadan, doğrudan pişirilmiş veya pişirilmeye yakın halde dilimlenerek soğuk olarak tüketilmesi veya bu şekilde hazırlanmış yemek türü

söğüşlemek : tür. * söğ (kızartmak, ateşte pişirmek) + üş (isim yapım eki) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * bir kişiyi kandırarak, hileyle veya fırsatçılık yaparak parasını veya malını elinden almak, dolandırmak

söğüt : tür. * söğüt (Salicaceae (söğütgiller) familyasından olan, genellikle su kenarlarında yetişen, ince ve esnek dalları, uzun, ince yaprakları olan, yaprak döken, hızlı büyüyen odunsu ağaç veya çalı türlerinin genel adı) * Bilecik’in bir ilçesi

söğütlü : tür. * söğüt (Salicaceae (söğütgiller) familyasından olan, genellikle su kenarlarında yetişen, ince ve esnek dalları, uzun, ince yaprakları olan, yaprak döken, hızlı büyüyen odunsu ağaç veya çalı türlerinin genel adı) + lü (ile, birlikte, beraber, sahibi) * Sakarya'nın bir ilçesi

söke : luv. * ska (ada; yarımada) * Aydın’ın bir ilçesi

sökel : tür. * sökel (hasta) * sakat, kötürüm veya hasta, güçsüz, sağlığı yerinde olmayan veya malul kişil

sökmek : tür. * sök (ayırmak, çözmek, koparmak) + mak (fiil mastar eki) * bağlı, takılı veya bütün hâlde bulunan bir şeyi parçalarına ayırmak, yerinden çıkarmak veya bağlantısını çözmek

sölentereler : gre. * koilos (boş, oyuk, içi boş, boşluk, oyuk, kavernöz, çukur) + enteron (bağırsak) (gre.) + ler (çoğul eki) (tür.) * oyuk bağırsaklılar; Coelenterata (sölenterler) familyasına ait denizanası, sifonlu canlı, hidra, deniz şakayıkı ve mercan gibi bitkimsi hayvanlar

sölom : gre. * koiloma (boşluk, oyuk, çukurlaşmış yer, kavite, kavern) (koilos (boş, oyuk, içi boş, boşluk, oyuk, kavernöz, çukur) + oma (isim yapım eki) ) * triploblastik hayvanlarda mezodermle tamamen çevrili bulunan ve iç organların yer aldığı vücut boşluğu

sölomlular : gre., tür. * koiloma (boşluk, oyuk, çukurlaşmış yer, kavite, kavern) (koilos (boş, oyuk, içi boş, boşluk, oyuk, kavernöz, çukur) + oma (isim yapım eki) ) + lu (ile, birlikte, beraber, sahibi) + lar (çoğul eki) (tür.) * gelişimleri sırasında mezodermle tamamen çevrili gerçek bir vücut boşluğu (sölom) oluşturan hayvanlar topluluğu

sölpük : tür. * sölp (gevşemek, pörsümek, sarkmak) + ük (sıfat yapım eki) * gevşemiş, gevşeyip kendini koyuvermiş, pörsümüş, gevşek, yıpranmış ve sarkık (formunu kaybetmiş kumaş veya yaşlanmış insan cildi için kullanlır.)

sölpümek : tür. * sölp (gevşemek, pörsümek, sarkmak) + ü (bağlaç) + mek (fiil mastar eki) * gevşemek, gevşeyip kendini koyuvermek, pörsümek, sarkmak (formunu kaybetmiş kumaş veya yaşlanmış insan cildi için kullanlır.)

sömester : lat. * semestris (altı aylık) (sex (altı) + mensis (ay) + estris (sıfat yapım eki) ) * altı aylık; eğitim ve öğretim yılının iki ana bölümünden her biri olan yarıyıl dönemi, ayrı yıl

sömestir : lat. * semestris (altı aylık) (sex (altı) + mensis (ay) + estris (sıfat yapım eki) ) * altı aylık; eğitim ve öğretim yılının iki ana bölümünden her biri olan yarıyıl dönemi, yarı yıl

sömestr : lat. * semestris (altı aylık) (sex (altı) + mensis (ay) + estris (sıfat yapım eki) ) * altı aylık; eğitim ve öğretim yılının iki ana bölümünden her biri olan yarıyıl dönemi, yarı yıl

sömikok : lat., ing. * semi (yarı, yarım) (lat.) + coke (kömürün yüksek ısıda oksijensiz ortamda ısıtılmasıyla elde edilen karbon zengini katı yakıt, yakıt) (ing.) * taş kömürünün 500 - 600 °C gibi çok yüksek olmayan sıcaklıklarda damıtılmasıyla elde edilen, normal kok kömürüne göre daha kolay tutuşan ve daha uçucu bileşenler içeren bir katı yakıt türü

sömürge : tür. * sömür (bir kaynağı, emeği veya değeri karşılıksız veya dengesiz biçimde kullanmak) + ge (yer bildiren isim eki) * başka bir devletin siyasi ve ekonomik egemenliği altında bulunan, kaynakları o egemen güç tarafından kullanılan ülke veya bölge

sömürmek : tür. * sömür (bir kaynağı, emeği veya değeri karşılıksız veya dengesiz biçimde kullanmak) + mek (fiil mastar eki) * bir kişinin emeğini, malını, kaynağını veya bir şeyin değerini karşılıksız veya adaletsiz biçimde kendi yararına kullanmak

sömürü : tür. * sömür (bir kaynağı, emeği veya değeri karşılıksız veya dengesiz biçimde kullanmak) + ü (isim yapım eki) * bir kişinin, grubun veya ülkenin emeğinin, kaynaklarının veya değerlerinin karşılıksız veya dengesiz biçimde başka bir kişi veya güç tarafından kullanılması durumu; istismar ve haksız yararlanma

söndürmek : tür. * sön (ateş veya ışık etkisini kaybetmek) + dür (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * yanmakta olan bir şeyin alevini veya ışığını azaltmak ve tamamen ortadan kaldırmak; canlılığı, etkiyi, coşkuyu veya yoğunluğu azaltmak veya yok etmek

sönmek : tür. * sön (ateş veya ışık etkisini kaybetmek) + mek (fiil mastar eki) * yanmakta olan bir şeyin alevi veya ışığı azalmak ve tamamen ortadan kalkmak; canlılık, etki, coşku veya yoğunluk azalmak veya yok olmak

sönümlemek : tür. * sön (ateş veya ışık etkisini kaybetmek) + üm (isim yapım eki) + le (etken fil eki) + mek (fiil mastar eki) * fizik ve mühendislikte bir dalga, titreşim veya salınımın genliğini azaltmak, enerjisini giderek düşürmek; sistemdeki titreşimi zamanla zayıflatmak; sona ermek, ortadan kalkmak, inkıraz bulmak, damp etmek

sör : lat., ing. * senior (yaşlı, kıdemli, üst ) senis, senex (yaşlı, ihtiyar, olgun, büyük) + or (kişi, kimse) (lat.); senieur (fra.); sir (şövalyelik ünvanı alan erkeklere hitap ön eki) (ing.) * efendi, bey, hazret, lord; yaş, deneyim veya kıdem bakımından daha ileri olan; özellikle mesleki, akademik veya sportif bağlamda üst düzeyde bulunan, kıdemli veya deneyimli kişi

sörf : ing. * surf (dalga kıran kıyı dalgası; kıyıya vuran köpüklü dalga) * Okyanus veya deniz kıyısındaki dalgaların üzerinde özel olarak tasarlanmış uzun bir tahta (sörf tahtası) üzerinde ayakta durarak dalgayla birlikte kıyıya doğru kayma eylemi; deniz dalgaları üzerinde özel tahta (sörf tahtası) ile kayma sporu; internet siteleri arasında amaçlı veya amaçsızca gezinmek, bir sayfadan

söve : tür. * söbek, sübek (oval, mil, kapı pimi veya sivri şey) * binaların kapı ve pencerelerinin etrafını çevreleyen, yağmur sularını cepheden uzaklaştıran, görsel zenginliğin yanı sıra, ısı yalıtım sistemlerinin (mantolama) sürekliliğini sağlayan ve yapıya estetik bir görünüm katan profil

sövgü : tür. * söv (kaba söz söylemek, hakaret etmek) + gü (isim yapım eki) * bir kimseye yönelik aşağılayıcı, incitici veya hakaret içeren sözler; küfür etme eylemi veya bunun sonucu olan sözlü ifade

sövmek : tür. * söv (kaba söz söylemek, hakaret etmek) + mek (fiil mastar eki) * bir kişiye karşı aşağılayıcı, incitici veya hakaret içeren sözler söylemek, küfretmek

söylem : tür. * söy (söz sarfetmek, konuşmak, dile getirmek, konuşarak ifade etmek) + lem (isim yapım eki) * belirli bir konu etrafında oluşan dil kullanımı, düşünce sistemi veya iletişim biçimi; bir toplumun veya grubun dili nasıl kullandığını ve anlam ürettiğini belirleyen ifade tarzı ve anlam örgüsü; bir düşünceyi ortaya koyarken kullanılan yaklaşım tarzı, birbiriyle bağlantılı yazılı/sözlü metin bütünlüğü veya kalıplaşmış ifade biçimi

söylemek : tür. * söy (söz sarfetmek, konuşmak, dile getirmek, konuşarak ifade etmek) + le (bağlaç) + mek (fiil mastar eki) * söz sarfetmek, konuşmak

söylence : tür. * söy (söz sarfetmek, konuşmak, dile getirmek, konuşarak ifade etmek) + le (bağlaç) + nce (isim yapım eki) * halk arasında kuşaktan kuşağa aktarılan, genellikle olağanüstü veya tarihsel olaylara dayandırılan anlatı; efsane, rivayet

söylenti : tür. * söy (söz sarfetmek, konuşmak, dile getirmek, konuşarak ifade etmek) + le (bağlaç) + nti (isim yapım eki) * doğruluğu kesin olmayan, ağızdan ağıza yayılan haber, dedikodu veya rivayet

söyleşi : tür. * söy (söz sarfetmek, konuşmak, dile getirmek, konuşarak ifade etmek) + le (bağlaç) + şi (isim yapım ve işteş fiil eki) * iki veya daha fazla kişi arasında karşılıklı konuşma yoluyla gerçekleşen görüşme; sohbet veya röportaj türü metin veya konuşma biçimi, sohbet

söyleşmek : tür. * söy (söz sarfetmek, konuşmak, dile getirmek, konuşarak ifade etmek) + leş (işteş fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * karşılıklı olarak konuşmak, sohbet etmek; iki veya daha fazla kişi birbirleriyle konuşarak fikir alışverişinde bulunmak

söylev : tür. * söy (söz sarfetmek, konuşmak, dile getirmek, konuşarak ifade etmek) + lev (isim yapım eki) * bir topluluğa hitaben yapılan, genellikle etkileyici ve düzenli yapılı uzun konuşma; nutuk, hitabe

söz : tür. * sös, söz (konuşma, ifade, kelam) * dil aracılığıyla ifade edilen anlamlı ses birimi; vaat, yemin, anlaşma, konuşma

sözcü : tür. * sös, söz (konuşma, ifade, kelam) + cü (yapan, eden eki) * bir düşünceyi, görüşü veya kurumu temsil ederek konuşan, mesaj ileten veya açıklama yapan kişi; ayrıca resmi veya gayriresmi olarak bir topluluk adına konuşma yetkisi olan kimse

sözcük : tür. * sös, söz (konuşma, ifade, kelam) + cük (küçültme eki) * bir düşünceyi veya nesneyi ifade eden, anlam taşıyan en küçük dil birimi, kelime

sözcükbilim : tür. * sös, söz (konuşma, ifade, kelam) + cük (küçültme eki) + bilim (bilme durumu; olguları ve olayları deney, gözlem ve düşünce aracılığıyla sistematik bir şekilde inceleyen entelektüel ve uygulamalı disiplinler bütünü, illim) * kelimelerin yapısını, kökenini, anlamını, biçimlerini ve tarihsel gelişimini inceleyen, etimoloji ve leksikoloji alanlarını kapsayan dilbilim dalı

sözde : tür. * sös, söz (konuşma, ifade, kelam) + de (sıfat yapım eki) * gerçekte öyle olmadığı halde öyleymiş gibi gösterilen, adı var kendisi yok olan, görünürde bulunan fakat gerçekte karşılığı olmayan

sözdizimi : tür. * sös, söz (konuşma, ifade, kelam) + dizim (dizme, sıralama, ardarda düzenleme, ardarda yerleştirme) + i (iyelik eki) * dilde kelimelerin cümle içinde nasıl sıralandığını, hangi kurallarla bir araya geldiğini inceleyen dilbilim dalı, sentaks

sözel : tür. * sös, söz (konuşma, ifade, kelam) + el (sıfat yapım eki) * sözle ilgili olan, yazılı değil konuşmaya dayalı olan; dilin konuşma yönüne ait olan (nitelik veya alan)

sözen : tür. * sös, söz (konuşma, ifade, kelam) + en (-cı, yapan, eden eki) * konuşan, söz söyleyen, ifade eden kişi; konuşmacı, hatip

sözgelimi : tür. * sös, söz (konuşma, ifade, kelam) + gelim (varış, ulaşma) + i (iyelik eki) * bir durumu açıklamak için örnek vermek amacıyla söylenen “örneğin”, “mesela” anlamındaki kelime

sözlü : tür. * sös, söz (konuşma, ifade, kelam) + lü (ile, birlikte, beraber) * konuşmaya dayalı olan, söze dayalı olan, sözel, yazılı olmayan; ayrıca okulda öğrencinin bilgi ve becerisini sözlü ifade yoluyla ölçen sınav türü

sözlük : tür. * sös, söz (konuşma, ifade, kelam) + lük (isim yapım eki) * bir dildeki kelimeleri alfabetik sırayla veren, anlamlarını, kökenlerini ve kullanım bilgilerini açıklayan eser veya dijital kaynak, lugat

sözlükbilim : tür. * sös, söz (konuşma, ifade, kelam) + lük (isim yapım eki) + bilim (bilme durumu; olguları ve olayları deney, gözlem ve düşünce aracılığıyla sistematik bir şekilde inceleyen entelektüel ve uygulamalı disiplinler bütünü, illim) * sözlüklerin hazırlanma ilkelerini, kelime anlamlarının düzenlenmesini, söz varlığının derlenmesini ve sözlük yazım yöntemlerini inceleyen dilbilim dalı, leksikografi

sözümona : tür. * sös, söz (konuşma, ifade, kelam) + üm (birinci tekil şahıs iyelik eki) * sözde, iddiaya göre, güya, görünüşte öyle ama gerçekte değil anlamlarında kullanılan, alay veya kuşku ifade eden zarf

spa : fra. * spa (Belçika'da bulunan ve 14. yüzyıldan beri şifalı termal su kaynaklarıyla ünlü olan Spa kasabasından) * mineral yönünden zengin su kaynakları veya deniz suyu kullanılarak yapılan, genellikle vücut bakımı, masaj ve hidroterapi gibi hizmetleri kapsayan sağlık, dinlenme ve güzellik merkezi

spadix : gre. * spadix (hurma dalı, yaprak veya çiçek dalı) * botanikte çiçeklerin kalın ve etli bir eksen üzerinde sıkıca toplandığı çiçek durumu, koçan, koçan çiçek durumu

spagat : lat., alm. * spaccare (yarmak, ikiye bölmek), spaccata (ayrılmış, ikiye bölünmüş) (lat.); Spagat (bacakların yere paralel biçimde açıldığı jimnastik duruşu) (alm.) * her iki bacağın yanlara veya öne-arkaya tamamen açılarak yere paralel hale getirildiği esneme pozisyonu (makarna türü olan “spagetti”nin isim kökeni)

spagetti : lat. * spaccare (yarmak, ikiye bölmek), spaccata (ayrılmış, ikiye bölünmüş) (lat.); spaghetti (ita.) * İtalyan mutfağına ait, ince uzun şerit şeklinde kurutulmuş, genellikle haşlanarak soslarla birlikte tüketilen makarna türü

spagettifikasyon : lat. * spaccare (yarmak, ikiye bölmek), spaccata (ayrılmış, ikiye bölünmüş) (lat.); spaghetti (ita.) + ficatio (facere, ficare (yapmak, etmek, eylemek, işlemek) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * güçlü bir kütleçekim alanında, özellikle bir kara deliğe yaklaşan cismin yakın ve uzak kısımlarına etki eden kütleçekim kuvvetleri arasındaki fark nedeniyle uzayıp incelerek ipliksi hâle gelmesi, ipliksi uzama, gelgit kuvvetleriyle uzama

spandeks : ing. * expand (genişlemek, esnemek, yayılmak) kelimesinin anagramı * yüksek esneklik ve eski formuna geri dönebilme özelliğiyle bilinen, spor giyimden mayolara kadar pek çok esnek kumaşın üretiminde kullanılan poliüretan esaslı sentetik bir lif

spaniel : lat. * hispaniolus (Hispania’ya ait, İspanyol) (hispania (İspanya) + olus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.); espagnol (isp.); espagneul (fra.) * başlangıçta İspanya kökenli olduğu düşünülen, av sırasında kuşları kaldırma ve getirme amacıyla yetiştirilen, uzun kulaklı ve genellikle uzun tüylü köpek ırkı

sparfloksasin : alm., gre. * spar (biriktirmek) + fluor (flor) + oxys (keskin, oksijen) + cine (kinolon eki) * bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde kullanılan, DNA giraz ve topoizomeraz IV enzimlerini inhibe ederek bakteriyel DNA çoğalmasını engelleyen geniş spektrumlu florokinolon antibiyotik (C19H22F2N4O3)

sparidae : lat. * sparus (çipura) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * gövdeleri genellikle yanlardan basık, sırt ve anal yüzgeçleri belirgin, çoğunlukla denizlerde yaşayan ve güçlü çene dişleriyle donanmış balıkları kapsayan familya, çipura ve mercan balığıgiller

sparmanaum : alm., lat. * sparman (İsveçli doğa bilimci ve botanikçi Anders Sparrman'ın (veya Sparrmann) soyadından) (alm.) + um (isim yapım eki) (lat.) * su kamışıgiller (Poaceae (buğdaygiller familyası) ) familyasından olan, şeridi andıran yapraklarıyla bilinen ve 1 m’ye kadar uzayabilen, açık yeşil renkte, uzun ve şeride benzer yapraklara sahip olan, sulak alanlarda, su kenarlarında veya suyun içinde yetişen sucul (hidrofit) bir bitki cinsi, suşeridi bitkisi

spartium : gre., lat. * sparton (ip, sicim; ince lifli bitki, çalı) + (gre.) + ium (isim yapım eki) (lat.) * Spartium, Fabaceae (baklagiller) familyasına ait, Akdeniz havzasına özgü, sarı çiçekleri olan, kuraklığa dayanıklı ve genellikle çit veya dekoratif amaçlı yetiştirilen katırtırnağı (veya İspanyol süpürgesi) bitkisi

spastik : gre. * spannymi, spao (germek, çekmek, kasmak, kasılmak) + tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * beyin veya omurilik hasarına bağlı olarak kasları istem dışı kasılan, sertleşen ve hareket kontrolünde zorluk yaşayan; yaygın bir hareket bozukluğu olan serebral palsi (beyin felci) durumu ile ilgili; spastisite gösteren nörolojik durum

spastisite : gre. * spannymi, spao (germek, çekmek, kasmak, kasılmak) + tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * genellikle üst motor nöron hasarına bağlı olarak ortaya çıkan, kas tonusunun artmasıyla birlikte kaslarda istemsiz, sürekli ve hızla artan kasılma, kas sertliği ve hareket kısıtlılığı durumu

spastisite : gre. * spastikos (çekilme, gerilme, kasılma ile ilgili) (spasmos (çekilme, gerilme, kasılma) (span (çekmek, germek, kasmak) + ismos (isim yapım ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) + itas (isim yapım ve durum eki) * merkezi sinir sistemindeki (beyin veya omurilik) hasara bağlı olarak kasların istemsizce kasılması, sertleşmesi ve normal esnekliğini kaybetmesi durumu

spatfillum : gre., lat. * spathe (kılıf) (gre.) + phyllon (yaprak) (gre.), phyllum (yaprak) (lat.) * Spathiphyllum, Araceae (arumgiller) familyasından, dekoratif olarak iç mekanlarda yetiştirilen, beyaz kılıf benzeri çiçekleri ve parlak yeşil yapraklarıyla bilinen bitki

spathodea : gre. * spathe (kılıf) + oide (güzel, şarkı, ilahi, güzel ses) (gre.) * Spathodea, Bignoniaceae (bignonyagiller) familyasından, tropikal Afrika kökenli, parlak turuncu çiçekleriyle dikkat çeken süs ağacı

spathodia : gre., lat. * spathe (kılıf) + oide (güzel, şarkı, ilahi, güzel ses) (gre.), odia (çiçek anlamında ek) (lat.) * Spathodia, Fabaceae (baklagiller) familyasından, tropikal bölgelerde yetişen, uzun ve gösterişli çiçek salkımları ile tanınan çalı veya küçük ağaç türü

spatial : lat. * spatium (boşluk, alan, mesafe, aralık) + alis (ile ilgili, -a ait) * uzayla, mekanla veya bir alanın geometrik düzeniyle ilgili olan; konum, yerleşim ve üç boyutlu yapı iile ilgili

spatium : lat. * spatium (boşluk, alan, mesafe, aralık) * iki nokta arasındaki uzaklık, açık alan veya zaman aralığı, boşluk, spatyom, araf

spatula : lat. * spatha (uzun, düz kılıç, geniş kılıç veya kürek, pala) + ulus, ula (küçültme eki) * küçük/yassı spatül, kürekçik; mutfak, tıp, inşaat ve sanat gibi alanlarda malzemeleri karıştırmak, yaymak, kazımak veya kaldırmak için kullanılan geniş, düz ve genellikle esnek ağızlı alet (mutfakta krep çevirmek, pasta kremasını sürmek veya malzemeleri karıştırmak için, inşatta macun ve alçı yaymak, düzeltmek veya yüzey kazımak için, tıpta boğaz muayenelerinde dil bastırıcı olarak kullanılır.)

spatül : lat. * spatha (pala, geniş kılıç) + ulus, ula (küçültme eki) * mutfak, tıp, inşaat ve sanat gibi alanlarda malzemeleri karıştırmak, yaymak, kazımak veya kaldırmak için kullanılan geniş, düz ve genellikle esnek ağızlı alet (mutfakta krep çevirmek, pasta kremasını sürmek veya malzemeleri karıştırmak için, inşatta macun ve alçı yaymak, düzeltmek veya yüzey kazımak için, tıpta boğaz muayenelerinde dil bastırıcı olarak kullanılır.)

spatyom : lat. * spatium (boşluk, alan, mesafe, aralık) * boşluk; spiritüalizme göre ölüm sonrasında, reenkarnasyon öncesinde, geçmiş dünya hayatı faaliyetlerinin öz değerlendirmelerinin yapıldığı ruhsal durum, a’raf

spayk : lat., ing. * spica (başak, sivri uç) (lat.); spike (sivri uç, diken, ani artış, çivi, sivri demir) * virüslerin hücreye tutunmasını sağlayan sivri protein yapılar (örneğin spike protein); başak

spazm : gre. * spasmos (kasılma, çekilme, gerilme) (spannymi, spao (germek, çekmek, kasmak, kasılmak) + ismos (isim yapım, durum, öğreti, doktrin, akım eki) ) * ani, istemsiz kas kasılması; kramp; aşırı kasılma, titreyerek kasılma, çırpınma, titreme

spazmodik : gre. * spasmos (kasılma, çekilme, gerilme) (spannymi, spao (germek, çekmek, kasmak, kasılmak) + ismos (isim yapım, durum, öğreti, doktrin, akım eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * düzensiz, ani ve aralıklı kasılmalarla karakterize olan, spazm ile ilgili; düzensiz ve kesintili davranış veya süreç ile ilgili

spazmolitik : gre. * spasmos (kasılma, çekilme, gerilme) (spannymi, spao (germek, çekmek, kasmak, kasılmak) + ismos (isim yapım, durum, öğreti, doktrin, akım eki) ) + lysis (çözülme, parçalanma) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * düz kaslardaki spazmı (istemsiz kasılmayı) azaltan veya çözen; kas gevşetici etkiye sahip olan (ilaç veya madde)

spazmoliz : gre. * spasmos (kasılma, çekilme, gerilme) (spannymi, spao (germek, çekmek, kasmak, kasılmak) + ismos (isim yapım, durum, öğreti, doktrin, akım eki) ) + lysis (çözülme, parçalanma) * düz kaslarda meydana gelen spazmın çözülmesi, kasılmanın ortadan kalkması, kas spazmının gevşeyerek normale dönme süreci

species : lat. * specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek) + ies (isim yapım eki) * görünüm, dış görünüş, şekil; biyolojide birbirleriyle çiftleşerek verimli döl verebilen, ortak gen havuzuna sahip canlı grubu, tür, cins, kategori

speirokorik : gre. * speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek, saçmak, dağıtmak), speira (tohum, tohumla ilgili yayılma) + khora (yayılmış alan, geniş yer, açık saha; ülke, yurt, yer) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * tohumların ana bitkinin bulunduğu yerden başka bir bölgeye taşınarak yayılmasıyla ilgili olan, tohumla yayılan, tohum yayılışına ilişkin

spektaküler : lat. * specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek) + culum, cula (küçültme eki) + aris (ile ilgili, -a ait) (lat.); spectaculaire (fra.) * görsel olarak etkileyici, dikkat çekici, gösterişli ve çarpıcı nitelikte olan; izleyicide güçlü bir etki bırakan; seyredilesi olan

spektinomisin : lat., gre. * specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek), spectrum (görünüş, tayf) (lat.) + mycin (streptomyces kökenli antibiyotik adlandırma eki) (mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) (lat.) * aminoglikozit benzeri yapıya sahip, bakteriyel protein sentezini ribozom düzeyinde inhibe eden, özellikle Neisseria gonorrhoeae (gonore etkeni) gibi bazı bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde kullanılan antibiyotik (C14H24N2O7)

spektral : lat., gre. * specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek), spectrum (görünüş, tayf) + alis (ile ilgili, -a ait) * bir spektruma veya spektrumun özelliklerine ilişkin olan, tayfsal

spektroelektrokimya : lat., gre. * specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek), spectrum (görünüş, tayf) (lat.) + elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein (karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.); kimya (maddenin yapısını, hallerini ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı) (ara.) * elektrokimyasal sistemlerde meydana gelen kimyasal ve elektriksel değişimleri spektroskopik yöntemlerle inceleyen kimya dalı

spektrofotometre : lat., gre. * specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek), spectrum (görünüş, tayf) (lat.) + phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + metron, metros (ölçü) (gre.) * ışığın farklı dalga boylarındaki (spektrumundaki) şiddetini ölçerek bir maddenin ışığı ne kadar soğurduğunu veya geçirdiğini ölçen analitik cihaz

spektrofotometri : lat., gre. * specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek), spectrum (görünüş, tayf) (lat.) + phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * ışığın farklı dalga boylarındaki (spektrumundaki) şiddetini ölçerek bir maddenin ışığı ne kadar soğurduğunu veya geçirdiğini ölçme tekniği

spektrofotometrik : lat., gre. * specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek), spectrum (görünüş, tayf) (lat.) + + phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) * maddelerin ışığı soğurma veya geçirme özelliklerinin dalga boyuna bağlı olarak ölçülmesiyle ilgili olan, spektrofotometriye ilişkin, tayfsal ışık ölçümüne dayanan

spektrograf : lat., gre. * specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek), spectrum (görünüş, tayf) (lat.) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) (gre.) * ışığın spektrumunu (dalga boylarına ayrılmış görüntüsünü) kaydeden veya fotoğraflayan cihaz

spektrometre : lat., gre. * specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek), spectrum (görünüş, tayf) (lat.) + metron, metros (ölçü) (gre.) * ışığın, parçacıkların veya elektromanyetik radyasyonun spektrumunu (tayfını) ölçerek dalga boyu, yoğunluk veya kütle-yük oranı gibi özelliklerini analiz eden cihaz

spektroskop : lat., gre. * specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek), spectrum (görünüş, tayf) (lat.) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) (gre.) * bir ışık kaynağından gelen ışığı dalga boylarına ayırarak renk bantlarını (ışığın spektrumunu) gözlemlemeye ve incelemeye yarayan optik cihaz

spektroskopi : lat., gre. * specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek), spectrum (görünüş, tayf) (lat.) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopia (görüş, hedef, gözetme, gözetleme, gözlem, gözleme, bakma, hedefleme) (skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * bir ışık kaynağından gelen ışığı dalga boylarına ayırarak renk bantlarını (ışığın spektrumunu) gözlemleme ve inceleme tekniği; ışığın madde ile etkileşimini inceleyerek maddelerin yapısını, bileşimini ve enerji düzeylerini analiz eden bilim dalı

spektroskopik : lat., gre. * specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek), spectrum (görünüş, tayf) (lat.) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopia (görüş, hedef, gözetme, gözetleme, gözlem, gözleme, bakma, hedefleme) (skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) * bir maddenin elektromanyetik ışınımla etkileşimini inceleyen ve bu etkileşimden elde edilen spektrumun değerlendirilmesine ilişkin olan, tayfsal incelemeye dayanan

spektrum : lat. * specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek) + um (isim yapım eki) * bir ışık kaynağının veya dalga olgusunun dalga boylarına ayrılmış hali; fiziksel olarak ışığın renk bantları (görünür ışık tayfı) veya daha genel anlamda herhangi bir değişkenin (enerji, frekans vb.) dağılım aralığı; belirli bir değer kümesiyle sınırlı kalmayan, iki uç nokta arasında sürekli olarak değişen, çeşitli durumların veya özelliklerin bir araya geldiği yelpaze veya aralık; beyaz ışığın bir prizmadan geçerek kırmızıdan mora kadar gökkuşağı renklerine ayrılmasıyla oluşan ışık dizisidir (tayf). Geniş anlamda ise radyo dalgalarından gama ışınlarına kadar tüm dalga boylarını kapsayan elektromanyetik aralık; belirtilerin şiddetinin ve türlerinin kişiden kişiye büyük farklılıklar gösterdiği durum

spekulum : lat. * specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek), speculum (ayna, yansıtıcı yüzey, baktırıcı, gördürücü) * vajina, anüs gibi vücudun içi boş kısımlarının içinin görülmesini sağlayan cidar genişletici tıbbi alet

spekülasyon : lat. * specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek), speculum (ayna, yansıtıcı yüzey, baktırıcı, gördürücü) + atio (isim yapım eki) * kesin bilgiye dayanmayan, varsayım ve tahminlere dayalı düşünce; gelecekteki fiyat değişikliklerinden yüksek kar elde etmek amacıyla yüksek risk üstlenerek yapılan kısa vadeli alım satım işlemi

spekülatif : lat. * specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek), speculum (ayna, yansıtıcı yüzey, baktırıcı, gördürücü), speculari (gözlemek, düşünmek) + atio (isim yapım eki) + ivus (ile ilgili, -a ait) * kesin kanıta dayanmayan, varsayımsal veya teorik nitelikte olan; yüksek riskli kazanç beklentisine dayanan yatırım tarzı

spekülatör : lat. * specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek), speculum (ayna, yansıtıcı yüzey, baktırıcı, gördürücü), speculari (gözlemek, düşünmek) + tor (-cı, yapan, eden eki) * piyasalarda fiyat değişimlerinden kazanç elde etmek amacıyla riskli alım-satım yapan kişi; geniş anlamda kesin bilgiye dayanmadan tahmine ve varsayıma dayalı düşünce üreten kimse

speküle : lat. * specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek), speculum (ayna, yansıtıcı yüzey, baktırıcı, gördürücü), speculari (gözlemek, düşünmek) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); speculé (fra.) * kesin bilgiye dayanmadan tahmin edilmiş, varsayım düzeyinde ele alınmış; finansal bağlamda fiyat değişimlerinden kazanç sağlamak amacıyla üzerinde işlem yapılmış

spelkraft : ing. * spell (hecelemek) + craft (zanaat, el emeği, ustalık, beceri, işçilik, bir işi ustalıkla, beceriyle yapma) * büyü yapma sanatı, sihir uygulama bilgisi veya fantastik/mitolojik bağlamda büyüleri kullanma ve yönetme yeteneği, sihir ustalığı

spergula : lat. * spergere, (serpmek, yaymak), spergula (serpme, yayma) * Spergula, Caryophyllaceae (karanfilgiller) familyasından, küçük beyaz çiçekleri ve yayılıcı büyüme formuyla bilinen otsu bir bitki

sperm : gre. * sperma, spermat, spermatos (sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni, sperm) (speirein (ekmek, saçmak, dikmek) + ma, mat (isim yapım eki) ) * erkeğe ait üreme hücresi, dişi yumurta hücresini dölleyerek yeni organizmanın oluşmasını sağlayan gamet, spermatozoon

sperma : gre. * sperma, spermat, spermatos (sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni, sperm) (speirein (ekmek, saçmak, dikmek) + ma, mat, matos (isim yapım eki) ) * erkeğe ait üreme hücresi, dişi yumurta hücresini dölleyerek yeni organizmanın oluşmasını sağlayan gamet, spermatozoon

spermaset : gre., lat. * sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni, sperm) + ketos (balina, büyük deniz hayvanı) (gre.); spermaceti (balina yağı) (lat.) * ispermeçet balinasının (kaşalot) kafasının içinde yer alan özel bir organdan elde edilen, mumsu, yağlı, setil esterlerinden zengin doğal lipit karışımı beyaz madde

spermatik kord : gre. * sperma, spermat, spermatos (sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni, sperm) (speirein (ekmek, saçmak, dikmek) + ma, mat, matos (isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) + khorde (ip, sicim, kiriş, bağ, kordon, lif, tel) (gre.); chorda (lat.) * erkeklerde karın boşluğu ile testisler arasında uzanan, testisleri skrotuma (testis torbasına) bağlayan, damarlar, sinirler ve kanallardan oluşan, bir ip (kordon) şeklinde yapılandırılmış doku demeti

spermatofor : gre. * sperma, spermat, spermatos (sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni, sperm) (speirein (ekmek, saçmak, dikmek) + ma, mat, matos (isim yapım eki) ) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) * sırasında dişiye aktarılan, çoğunlukla kapsül veya paket biçimindeki yapı

spermatogenez : gre. * sperma, spermat, spermatos (sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni, sperm) (speirein (ekmek, saçmak, dikmek) + ma, mat, matos (isim yapım eki) ) + gignesthai (doğmak), genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * erkek üreme hücreleri olan spermatozoonların testislerdeki germ hücrelerinden oluşma ve olgunlaşma süreci; biyolojide erkek gamet üretimini ifade eden süreç

spermatojenez : gre. * sperma, spermat, spermatos (sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni, sperm) (speirein (ekmek, saçmak, dikmek) + ma, mat, matos (isim yapım eki) ) + gignesthai (doğmak), genesis (oluşum, oluşma, doğum, yaratılış) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * erkek üreme hücreleri olan spermatozoonların testislerdeki germ hücrelerinden oluşma ve olgunlaşma süreci; biyolojide erkek gamet üretimini ifade eden süreç

spermatosel : gre. * sperma, spermat, spermatos (sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni, sperm) (speirein (ekmek, saçmak, dikmek) + ma, mat, matos (isim yapım eki) ) + kele (tümör, yumru, şişlik, şişme, kese, torba; oyuk, kütle, yapı) * epididimlerde (testisin üst arka kısmında bulunan ve spermlerin toplanmasını ve transportunu sağlayan tüp şeklindeki yapılar) oluşan ağrısız, kanserleşmeyen, içinde semene benzer sıvı ve sperm bulunan yapı

spermatozoa : gre. * sperma, spermat, spermatos (sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni, sperm) (speirein (ekmek, saçmak, dikmek) + ma, mat, matos (isim yapım eki) ) + zoa (canlılar, hayvanlar) (zoon (canlı, hayvan) + a (çoğul eki) ) * olgun erkek üreme hücreleri olan spermler; hareket edebilen, kamçılı gamet hücreleri

spermatozoit : gre. * sperma, spermat, spermatos (sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni, sperm) (speirein (ekmek, saçmak, dikmek) + ma, mat, matos (isim yapım eki) ) + zoa (canlılar, hayvanlar) (zoon (canlı, hayvan) + a (çoğul eki) ) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * özellikle bitkilerde, alglerde ve bazı ilkel canlılarda görülen, “spermatozoa”ya benzer yapıda ancak hayvansal spermden farklı olan hareketli erkek gamet hücresi

spermatozoon : gre. * sperma, spermat, spermatos (sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni, sperm) (speirein (ekmek, saçmak, dikmek) + ma, mat, matos (isim yapım eki) ) + (zoon (canlı, hayvan) * olgun erkek üreme hücresi, sperm; tekil biçim olup, hareketli ve döllenmeyi gerçekleştiren gamet

spermisid : gre., lat. * sperma, spermat, spermatos (sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni, sperm) (speirein (ekmek, saçmak, dikmek) + ma, mat, matos (isim yapım eki) ) (gre.) + caedere, cidere (kesmek, yarmak, parçalamak, doğramak, vurmak, çarpmak; öldürmek), cidus (öldüren) (lat.) * sperm hücrelerini etkisiz hale getiren veya öldüren kimyasal madde

spesifik : lat. * species (görünüm, görünüş, cins, çeşit, tür) (specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek) + ies (isim yapım eki) ) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek, meydana getirmek, oluşturmak), ficus (yapıcı, yapan, eden, eyleyen; yapılmış, edilmiş, eylenmiş, oluşturulmuş) * belirli bir türe, duruma veya nesneye özgü olan; genel değil, yalnızca belli bir alan veya örnek için geçerli olan, belirli, özel, özgül, kendine özgü

spesifik gravite : lat. * species (görünüm, görünüş, cins, çeşit, tür) (specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek) + ies (isim yapım eki) ) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek, meydana getirmek, oluşturmak), ficus (yapıcı, yapan, eden, eyleyen; yapılmış, edilmiş, eylenmiş, oluşturulmuş) + gravis (ağır, dolu, yüklü; ciddi) + itas (isim yapım ve durum eki) * bir maddenin yoğunluğunun, referans bir maddeye (genellikle suya veya havaya) göre oranı; fizik ve tıpta idrar gibi sıvıların yoğunluk değerlendirmesinde kullanılan “özgül ağırlık” ölçüsü

spesifikasyon : lat. * species (görünüm, görünüş, cins, çeşit, tür) (specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek) + ies (isim yapım eki) ) + ficatio (facere, ficare (yapmak, etmek, eylemek, işlemek) + tio (isim yapım eki) ) * bir ürünün, sistemin veya sürecin sahip olması gereken özelliklerin, teknik niteliklerin ve standartların ayrıntılı olarak tanımlanması; teknik şartname veya özellik listesi

spesifite : lat. * species (görünüm, görünüş, cins, çeşit, tür) (specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek) + ies (isim yapım eki) ) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek, meydana getirmek, oluşturmak), ficus (yapıcı, yapan, eden, eyleyen; yapılmış, edilmiş, eylenmiş, oluşturulmuş) + itas (isim yapım ve durum eki) * bir testin, yöntemin veya reaksiyonun yalnızca belirli bir hedefi (madde, antijen, hastalık vb.) ayırt edebilme ve sadece ona özgü tepki verme derecesi, özgüllük

spesifiye : lat. * species (görünüm, görünüş, cins, çeşit, tür) (specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek) + ies (isim yapım eki) ) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek, meydana getirmek, oluşturmak), ficus (yapıcı, yapan, eden, eyleyen; yapılmış, edilmiş, eylenmiş, oluşturulmuş) (lat.); spécifié (fra.) * özellikleri, nitelikleri veya ayrıntıları belirlenmiş, açık ve net biçimde tanımlanmış, spesifik hale getirilmiş

spesimen : lat. * specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek) + men (isim yapım eki) ) * görülerek seçilen şey, örnek veya numune olarak alınan temsili parça, örnek, numune

spesivite : lat. * species (görünüm, görünüş, cins, çeşit, tür) (specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek) + ies (isim yapım eki) ) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek, meydana getirmek, oluşturmak), ficus (yapıcı, yapan, eden, eyleyen; yapılmış, edilmiş, eylenmiş, oluşturulmuş) + itas (isim yapım ve durum eki) * bir testin, reaksiyonun veya yöntemin yalnızca belirli bir hedefe özgü olma ve diğerlerinden ayırt edebilme derecesi, özgüllük

spesiyal : lat. * species (görünüm, görünüş, cins, çeşit, tür) (specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek) + ies (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) * belirli bir amaca, kişiye veya duruma özgü olan; genel olmayan, özel nitelikli

spesiyalist : lat. * species (görünüm, görünüş, cins, çeşit, tür) (specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek) + ies (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) + ista (-cı, yapan, eden eki) * belirli (spesifik) bir alan veya konuda uzmanlaşmış kişi, uzman

spesiyalite : lat. * species (görünüm, görünüş, cins, çeşit, tür) (specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek) + ies (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) + itas (isim yapım ve durum eki) * belirli bir kişiye, kuruma veya bölgeye özgü özellik; bir yerin veya kişinin özel/ünlü ürünü veya uzmanlık alanı

spesiyalizasyon : lat. * species (görünüm, görünüş, cins, çeşit, tür) (specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek) + ies (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) + izare (dönüştürmek, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) * belirli bir alan, görev veya üretim türü üzerine yoğunlaşma; uzmanlaşma süreci

spesmen : lat. * specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek) + men (isim yapım eki) ) * görülerek seçilen şey, örnek veya numune olarak alınan temsili parça, örnek, numune

sphaeralcea : gre., lat. * sphaira (küre, top, yuvarlaklık) (gre.) + alcea (ebegümeci, hatmi benzeri bitkiler) (lat.) * Sphaeralcea, Malvaceae (ebegümecigiller) familyasından, genellikle kurak alanlarda yetişen, turuncu veya kırmızı çiçekli otsu bir bitki, küresel ebegümeci

spheniscidae : lat. * spheniscus (penguen) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * kanatları yüzmeye uyarlanmış, uçamayan, gövdesi dik ve sık tüylerle kaplı deniz kuşlarını kapsayan familya, penguengiller

sphenisciformes : lat. * spheniscus (penguen) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * kanatları yüzgeç biçimine dönüşmüş, uçamayan ve deniz yaşamına uyum sağlamış penguenleri kapsayan takım, penguenler takımı

sphenoclea : gre. * spheno (kama, üçgen) (gre.) + kleis, kleo (kapak, kapanış; bitki ile ilgili ek) (gre.); clea (lat.) * Sphenoclea, Sphenocleaceae (kazgagasıgiller) familyasından, tropikal ve sulak alanlarda yetişen, geniş yapraklı ve küçük beyaz çiçekler açan bir bitki

sphenocleaceae : gre. * spheno (kama, üçgen) (gre.) + kleis, kleo (kapak, kapanış; bitki ile ilgili ek) (gre.); clea + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * çoğunlukla tropikal ve subtropikal bölgelerde yetişen, otsu ve bataklık alanlara uyumlu bitkileri kapsayan familya, Sphenocleagiller

sphenodontidae : gre., lat. * spheno (kama, üçgen) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) (gre.) + idae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * Yeni Zelanda'ya özgü tuataraları kapsayan, kertenkelelere benzeyen ancak onlardan ayrı bir sürüngen familyası, tuataragiller

sphingidae : gre., lat. * sphynx (sıkan, sıkıca kavrayan, boğan, boğazlayan) (sphingein (sıkmak, daraltmak, boğmak, sıkıca kavramak) + x (yapan, eden eki) ) (aslanın avını, avın boğazını sıkarak öldürmesinden) (gre.) + -idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * çoğunlukla iri gövdeli, uzun ve dar kanatlı, hızlı uçan ve hortumlarıyla çiçeklerden nektar alan güveleri kapsayan familya, sfinks güvelerigiller

sphyrnidae : lat. * sphyrna (çekiç başlı köpekbalığı cinsi) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * başları yanlara doğru genişleyerek çekiç biçimini almış, denizlerde yaşayan yırtıcı köpekbalıklarını kapsayan familya, çekiçbaşlı köpekbalığıgiller

spigelian : fle., lat. * spieghel (Flaman anatomist Adriaan van den Spieghel’in soyadından) (fle.) + ianus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * karın ön duvarında yer alan özel bir anatomik bölge (Spigelius fasyası/linea semilunaris) ve bu bölgede gelişen nadir bir fıtık türü ile ilgili

spike : lat., ing. * spica (başak, sivri uç) (lat.); spike (sivri uç, diken, ani artış, çivi, sivri demir) * virüslerin hücreye tutunmasını sağlayan sivri protein yapılar (örneğin spike protein); başak

spiker : ing. * speak (konuşmak, söz söylemek) + er (-cı, yapan, eden eki) * radyo, televizyon veya benzeri yayınlarda haber, anons veya program sunan konuşmacı, sunucu, anonsçu; konuşmacı

spikkato : lat., ita. * spiccare (ayırmak, koparmak, sıçratmak) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); spiccatus (ita.) * yaylı çalgılarda yayın tele kısa ve sıçrayarak temas ettiği, notaların birbirinden belirgin şekilde ayrıldığı icra tekniği; “sekerek çalma” biçimi

spikül : lat. * spica (başak, sivri uç) + ulum, ulus, ula (küçültme eki) * küçük sivri çıkıntı, dikenimsi yapı; biyoloji, zooloji ve tıpta süngerlerin iskelet elemanları veya mikroskobik iğnemsi oluşum

spin : alm. * spinnen (hızla dönmek; ham lifleri çekip iplik haline getirmek) * döndürme, döndürmek; kuantum mekaniğinde temel parçacıklar ve bileşik parçacıklar (hadronlar) ve atom çekirdekleri ile ilgili iki tür açısal momentumdan biri

spin kuantum sayısı : alm., lat. * spinnen (hızla dönmek; ham lifleri çekip iplik haline getirmek) (alm.) + quantum (ölçülebilen, belirli miktar veya nicelik) (quantus (ne kadar, miktar) + um (isim yapım eki) ) (lat.) + sayı (nicelik, miktar, rakamla ifade edilen değer) + sı (iyelik eki) (tür.) * bir elektronun veya başka bir parçacığın içsel açısal momentumunu (veya spin açısal momentumunu veya basitçe spinini) tanımlayan bir kuantum sayısı

spina : lat. * spina (diken, omurga) * omurgalıların vücudunu destekleyen, omur kemiklerinden oluşan ve merkezi sinir sistemini koruyan kemik yapısı

spina bifida : lat. * spina (diken, omurga) + bifida (ikiye ayrılmış, bölünmüş) (bi (iki, ikili) + findere, fidere (bölmek, yarmak), fidatus (bölünmüş, yarılmış) ) * omurgayı oluşturan kemik yapıların embriyonik gelişim sırasında tam kapanmaması sonucu ortaya çıkan doğumsal nöral tüp defekti; “ayrık omurga” durumu

spinacia : lat. * spinacia (ıspanak) * Spinacia, Amaranthaceae (ıspanakgiller) familyasından, yaprakları yenilebilen, besleyici ve mutfaklarda yaygın olarak kullanılan yeşil sebze türü

spinal : lat. * spina (diken, omurga) + alis (ile ilgili, -a ait) * omurga ile ilgili, omurgaya ait

spinal kord : lat., gre. * spina (diken, omurga) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) + khorde (ip, sicim, kiriş, bağ, kordon, lif, tel) (gre.); chorda (lat.) * omurga kanalı içinde uzanan, beyin ile vücut arasında sinir iletimini sağlayan merkezi sinir sistemi bölümü; omurilik

spindle : ing. * spin (eğirmek, iplik bükmek) + dle (isim yapım eki) * iplik eğirmede kullanılan iğ biçimli mil; biyolojide hücre bölünmesi sırasında kromozomları ayıran “iğ iplikleri” yapısı; ince-uzun, ortası şişkin eksen biçimli nesne

spinicaudata : lat. * spina (diken, omurga) + cauda (kuyruk) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * arka uçlarında dikenli veya çatallı kuyruk benzeri yapılar bulunan, tatlı sularda yaşayan küçük kabuklu hayvanları kapsayan takım, dikenli kuyruklular

spinodal : lat., gre. * spina (diken, omurga) (lat.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * bir faz diyagramında, bir karışımın termodinamik olarak kararsız hâle geldiği ve kendiliğinden faz ayrışmasının başladığı spinodal eğriyle ilgili olan, spinodale ilişkin

spinon : ing., gre. * spin (dönme, döndürme, dönüş, çevirme) (ing.) + on (parçacık/tanecik eki) (gre.) * katı maddelerde elektronun elektrik yükü ve yörüngesel özelliklerinden bağımsız olarak yalnızca spin serbestlik derecesini taşıdığı varsayılan kuaziparçacık, spin kuaziparçacığı

spinosum : lat. * spina (diken, omurga) + osum, osus (sıfat yapım ve çokluk, bolluk eki) * dikenli, sivri çıkıntılar taşıyan; stratum granülozum ile stratum bazale arasında bulunan epidermis tabakası (örneğin stratum spinosum (“dikenli tabaka”) ve foramen spinosum (“dikenimsi çıkıntıyla ilişkili delik”) )

spinoza : lat., ger. * espino, spina (diken, çalı; akdiken, alıç) + osus, osa (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.); spinnen (ham lifleri çekip iplik haline getirmek) (alm.) * diken, çalı, dikenli, çalılıklı; yabani alıç, alıç bolluğu; Tanrı ile doğayı aynı töz kabul eden (Deus sive Natura), determinist ve rasyonalist felsefeyle modern felsefeyi derinden etkilemiş olan 17. yüzyıl rasyonalist filozoflarından Hollandalı Yahudi Baruch Spinoza'nın soyadı

spinöz : lat. * spina (diken, omurga) + osum, osus (sıfat yapım ve çokluk, bolluk eki) * dikenli, sivri çıkıntılar taşıyan; stratum granülozum ile stratum bazale arasında bulunan epidermis tabakası (örneğin stratum spinosum (“dikenli tabaka”) ve foramen spinosum (“dikenimsi çıkıntıyla ilişkili delik”) )

spintronik : ing., gre. * spin (dönme, döndürme, dönüş, çevirme) (ing.) + ilektronio, elektron (birleştirip karıştırma, altının ve gümüş ile karıştırılması ile elde edilen metal; çamgiller familyasından sarı-kızıl arası renge sahip hoş kokulu bir bitki, kehribar, amber; koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * elektronların spininden yararlanarak bilgi işleme, depolama veya iletimini gerçekleştiren elektronik sistem ve teknolojilerle ilgili olan, spin elektroniğine ilişkin

spiraea : gre., lat. * spiraea (sarmallılar) (speira (kıvrım, spiral, halka, sarmal) + ea (çoğul eki) ) (gre.); spira (lat.) * Spiraea, Rosaceae (gülgiller) familyasından, dekoratif amaçlı bahçelerde yetiştirilen, sarmal şeklinde küçük çiçek kümeleri açan çalı türü, keçisakalı, erkeçsakalı, çayırmelikesi, ispirya

spiral : lat. * speira (kıvrım, spiral, halka, sarmal) + alis (ile ilgili, -a ait) * bir eksen etrafında giderek uzaklaşan veya yaklaşan kıvrımlı, helezonik (şekil); matematik, doğa ve teknik alanlarda helis/vida biçimli (yapı)

spiral segmentasyon : lat. * speira (kıvrım, spiral, halka, sarmal) + alis (ile ilgili, -a ait) + segmentare (bölmek, parçalara ayırmak, bölümlere ayırmak, dilimlemek) (ita.) (segmentum (secare (kesmek, ayırmak, bölmek) + mentum (isim yapım eki) ) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * embriyoda bölünme düzlemlerinin birbirine göre eğik ve sarmal biçimde düzenlendiği hücre bölünmesi tipi, sarmal bölümlenme

spiramisin : gre., lat. * speira (kıvrım, spiral, halka, sarmal) (gre.); spira (lat.) + mycin (streptomyces kökenli antibiyotik adlandırma eki) (mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) (lat.) * bakteriyel protein sentezini ribozomal düzeyde inhibe ederek özellikle solunum yolu ve bazı protozoal enfeksiyonların tedavisinde kullanılan makrolid sınıfına ait bir antibiyotik (C43H74N2O14)

spiranthes : gre., lat. * speira (kıvrım, spiral, halka, sarmal) (gre.); spira (lat.) + anthes, anthos (çiçek) * Spiranthes, Orchidaceae (orkidegiller) familyasından, çiçekleri sarmal şeklinde dizilen ve çoğunlukla nemli alanlarda yetişen küçük orkide türü

spiril : gre., lat. * speira (kıvrım, spiral, halka, sarmal) (gre.); spira (lat.) + illum (küçültme eki) * spiral veya helezon biçimli bakterileri tanımlayan mikrobiyoloji terimi (helezonik bakteriyel morfoloji)

spirit : lat. * spirare (nefes almak, üflemek, nefes vermek, solumak, esmek), spiritus (ruh, nefes, soluk, esinti) * canlılık, yaşam gücü, ruh, bilinçli varlık, nefes, can; kimyada yoğunluğu çok az olan uçucu sıvılar; öz, esas, mahiyet ("Ruh" kelimesi "Rih" (Rüzgar, Esinti) kelimesi ile aynı köktendir. "İnspiration" (Esin, İlham; Nefes alma) kelimesi de "Spirare" (nefes almak, üflemek, soluk vermek; hava hareketi oluşturmak, esmek) kökündendir.)

spiritualist : lat. * spirare (nefes almak, üflemek, nefes vermek, solumak, esmek), spiritus (ruh, nefes, soluk, esinti) + alis (ile ilgili, -a ait) + ista (-cı, yapan, eden eki) * maddi dünyanın ötesinde ruhların varlığını kabul eden, spiritizm veya spiritüalizm görüşünü benimseyen kişi, spirit odaklı inanç savunucusu, ruhçu

spiritualizm : lat. * spirare (nefes almak, üflemek, nefes vermek, solumak, esmek), spiritus (ruh, nefes, soluk, esinti) + alis (ile ilgili, -a ait) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * maddi dünyanın ötesinde ruhsal varlıkların ve ruhların gerçekliğini kabul eden, özellikle ruh çağırma ve spiritüalist iletişim pratiklerini içeren felsefi ve dini öğreti, spirit odaklı inanç sistemi, ruhçuluk

spiritüalist : lat. * spirare (nefes almak, üflemek, nefes vermek, solumak, esmek), spiritus (ruh, nefes, soluk, esinti) + alis (ile ilgili, -a ait) + ista (-cı, yapan, eden eki) * maddi dünyanın ötesinde ruhların varlığını kabul eden, spiritizm veya spiritüalizm görüşünü benimseyen kişi, spirit odaklı inanç savunucusu, ruhçu

spiritüalizm : lat. * spirare (nefes almak, üflemek, nefes vermek, solumak, esmek), spiritus (ruh, nefes, soluk, esinti) + alis (ile ilgili, -a ait) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * maddi dünyanın ötesinde ruhsal varlıkların ve ruhların gerçekliğini kabul eden, özellikle ruh çağırma ve spiritüalist iletişim pratiklerini içeren felsefi ve dini öğreti, spirit odaklı inanç sistemi, ruhçuluk

spiritüel : lat. * spirare (nefes almak, üflemek, nefes vermek, solumak, esmek), spiritus (ruh, nefes, soluk, esinti) + alis (ile ilgili, -a ait) * ruhla ilgili, içsel bilinçle veya maddi olmayan anlam dünyasıyla (mana alemi) ilgili olan; dini, mistik veya manevi deneyimlere ilişkin

spirodela : gre., lat. * speira (kıvrım, spiral, halka, sarmal) (gre.); spira (lat.) + delos (belirgin, görünür, açık, bariz) (gre.); delare (yaymak, dağıtmak) (lat.) * Araceae (arumgiller, su mercimeğigiller) familyasından olan, suda yüzen, küçük yapraklı ve hızla yayılan su bitkisi türü

spiroket : gre., lat. * speira (kıvrım, spiral, halka, sarmal) (gre.); spira (lat.) + khaite (uzun saç, kıla benzer uzantı) (gre.) * spiral biçimli, ince ve esnek yapılı (bakteril), helezonik, kamçılı spiral bakteri grubu

spirometre : lat., gre. * spirare (nefes almak, üflemek, nefes vermek, solumak, esmek), spiritus (ruh, nefes, soluk, esinti) (lat.) + metron, metros (ölçü) (gre.) * astım, kistik fibrozis, KOAH gibi hastalıklara tanı koyulmasında faydalanılan, inspiryum ve ekspiryum ile oluşan hava hacmini ve/veya ventilatuar debinin ölçülmesini sağlayan cihaz

spirometri : lat., gre. * spirare (nefes almak, üflemek, nefes vermek, solumak, esmek), spiritus (ruh, nefes, soluk, esinti) (lat.) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * akciğerlere alınan ve verilen havanın hacmini ve akım hızını ölçen, solunum fonksiyonlarını değerlendirmede kullanılan tıbbi ölçüm yöntemi, solunum hacmi ve akım ölçümü; astım, kistik fibrozis, KOAH gibi hastalıklara tanı koyulmasında faydalanılan, inspiryum ve ekspiryum ile oluşan hava hacmini ve/veya ventilatuar debinin ölçülmesini sağlayan pulmoner fonksiyon testi

spirometrik : lat., gre. * spirare (nefes almak, üflemek, nefes vermek, solumak, esmek), spiritus (ruh, nefes, soluk, esinti) (lat.) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * akciğerlere alınan ve verilen havanın hacmini ve akım hızını ölçen, solunum fonksiyonlarını değerlendirmede kullanılan tıbbi ölçüm yöntemi, solunum hacmi ve akım ölçümü ile ilgili, spirometri ile ilgili

spironolakton : gre., lat. * speira (kıvrım, spiral, halka, sarmal) (gre.); spira (lat.) + lactis (süt) + one (oksijenli bileşik, ester yapısı, keton türevi) * aldosteron antagonisti olarak etki eden, potasyum tutucu diüretik özellik gösteren ve hipertansiyon, ödem ve bazı hormonal durumların tedavisinde kullanılan steroid yapılı ilacın etken maddesi (C24H32O4S)

spirulina : gre., lat. * speira (kıvrım, spiral, halka, sarmal) (gre.); spira (lat.) + ulum, ulus, ula (küçültme eki) + ina, inus (ile ilgili, -a ait) * mikroskobik, spiral (helikal) yapıda filament oluşturan siyanobakteri türleri ile ilgili; besin takviyesi olarak kullanılan mavi-yeşil alg benzeri organizma (spiral formda siyanobakteri biyokütlesi)

spitzer : ing. * Spitzer (Amerikalı teorik fizikçi Lyman Spitzer'ın soyadından) * 2003'te fırlatılan ve kızılötesi dalga boylarında astronomik gözlemler gerçekleştiren NASA uzay teleskobu, Spitzer Uzay Teleskobu

splanknik : gre. * splankhnon (iç organlar, bağırsaklar) + ikos (ile ilgili, -a ait) * iç organlarla (özellikle karın ve göğüs boşluğundaki organlarla) ilgili, visseral

splanşnik : gre. * splankhnon (iç organlar, bağırsaklar) + ikos (ile ilgili, -a ait) * iç organlarla (özellikle karın ve göğüs boşluğundaki organlarla) ilgili, visseral

splays : hol, ing. * splijten (ayırmak, bölmek, yarmak) (hol.), splice (birleştirmek, eklemek, ek yeri yapmak) (ing.) * halat, kablo veya zincir gibi iplik veya tel yapılarını uç uca ekleyerek birleştirme işlemi; DNA/RNA parçalarının enzimatik olarak birleştirilmesi veya kesilip yeniden düzenlenmesi süreci (uçları birleştirerek bağlama; genetik yeniden düzenleme); bir pre-mRNA molekülünden intronların çıkarılması ve ekzonların birbirine bağlanmasıyla olgun mRNA oluşturma işlemi

splaysozom : hol, ing., gre. * splijten (ayırmak, bölmek, yarmak) (hol.), splice (birleştirmek, eklemek, ek yeri yapmak) (ing.) + soma (vücut, gövde, cisim, beden, nesne, yapı; topluluk, toplum veya cemiyet) (gre.) * ökaryotik hücrelerde öncül mRNA'daki intronların çıkarılması ve ekzonların birleştirilmesini gerçekleştiren, küçük nükleer RNA ve proteinlerden oluşan ribonükleoprotein kompleksi, spliceosome, eklemcik

splenektomi : gre. * splen (midenin arkasında, diyaframın altında, sol böbreğin üstünde bulunan, bağışıklık sistemine destek veren, akyuvar üreten, kanı filtreleyen ve yıpranmış alyuvarları toplayan lenfoid organ, dalak) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * travmatik dalak rüptürü ve kontrol edilemeyen iç kanama, immün trombositopenik purpura ve hemolitik anemiler gibi hematolojik hastalıklar, ciddi splenomegaliye bağlı aşırı hücre yıkımı ve bası semptomları ile dalak tümörleri veya infiltratif hastalıklar nedeniyle dalak organının cerrahi olarak tamamen çıkarılması işlemi

splenik : gre. * splen (midenin arkasında, diyaframın altında, sol böbreğin üstünde bulunan, bağışıklık sistemine destek veren, akyuvar üreten, kanı filtreleyen ve yıpranmış alyuvarları toplayan lenfoid organ, dalak) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * dalağa ait olan veya dalakla ilişkili

splenik fleksura : gre. * splen (midenin arkasında, diyaframın altında, sol böbreğin üstünde bulunan, bağışıklık sistemine destek veren, akyuvar üreten, kanı filtreleyen ve yıpranmış alyuvarları toplayan lenfoid organ, dalak) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) + flectura, flexura (kıvrım, bükülme, kasılma) (flectere (eğmek, bükmek, çevirmek, döndürmek, esnetmek, kıvırmak, kasmak) + ura (isim yapım eki) ) * kolonun sol üst kadranda dalak komşuluğunda yer alan ve transvers kolondan inen kolona geçişte kıvrım yapan anatomik bağırsak bölgesi, kolonun dalak komşu kıvrımı

splenium : gre., lat. * splen (midenin arkasında, diyaframın altında, sol böbreğin üstünde bulunan, bağışıklık sistemine destek veren, akyuvar üreten, kanı filtreleyen ve yıpranmış alyuvarları toplayan lenfoid organ, dalak) (gre.) + ium (isim yapım eki) * korpus kallozumun arka kalınlaşmış kısmı

splenomegali : gre. * splen (midenin arkasında, diyaframın altında, sol böbreğin üstünde bulunan, bağışıklık sistemine destek veren, akyuvar üreten, kanı filtreleyen ve yıpranmış alyuvarları toplayan lenfoid organ, dalak) + megale, megalos (büyük, iri, yüce, geniş) (megas (büyük, iri, yüce, geniş) + le (dişil ek), los (eril ek) ) + eia (isim yapım ve durum eki) * dalak boyutunun normalden belirgin şekilde artmasıyla karakterize klinik durum, dalak büyümesi

splenoportografi : gre., lat. * splen (midenin arkasında, diyaframın altında, sol böbreğin üstünde bulunan, bağışıklık sistemine destek veren, akyuvar üreten, kanı filtreleyen ve yıpranmış alyuvarları toplayan lenfoid organ, dalak) (gre.) + porto, porta (kapı, portal ven sistemi) (lat.) + graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * dalak yoluyla portal ven sisteminin kontrast madde verilerek görüntülenmesi ve portal dolaşımın radyolojik olarak değerlendirilmesi yöntemi, portal ven sistemi dalak üzerinden görüntüleme

splenorafi : gre. * splen (midenin arkasında, diyaframın altında, sol böbreğin üstünde bulunan, bağışıklık sistemine destek veren, akyuvar üreten, kanı filtreleyen ve yıpranmış alyuvarları toplayan lenfoid organ, dalak) + rhapheia (dikiş, dikme, birleştirme, sütür) (rhaphein (dikmek, dikiş atmak, birleştirmek) + eia (isim yapım eki) ) * travma veya yırtık sonrası dalak dokusunun cerrahi olarak dikilerek onarılması işlemi, dalak onarım dikişi

splenoraj : gre. * splen (midenin arkasında, diyaframın altında, sol böbreğin üstünde bulunan, bağışıklık sistemine destek veren, akyuvar üreten, kanı filtreleyen ve yıpranmış alyuvarları toplayan lenfoid organ, dalak) + rhegnumi (yırtmak, parçalamak, koparmak), rhexis (yırtılma, kopma) * dalağın travma veya patoloji sonucu yırtılması ve kapsül bütünlüğünün bozulması durumu, dalak rüptürü

splenozis : gre. * splen (midenin arkasında, diyaframın altında, sol böbreğin üstünde bulunan, bağışıklık sistemine destek veren, akyuvar üreten, kanı filtreleyen ve yıpranmış alyuvarları toplayan lenfoid organ, dalak) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * dalak dokusunun travma veya cerrahi sonrası vücut içinde farklı bölgelerde oturup büyüyerek küçük odaklar oluşturmasıyla karakterize durum, ektopik dalak dokusu implantasyonu

splint : alm., ing. * splint (ince tahta parçası, kıymık) * kırık, çıkık veya yaralanmalarda kemiği sabitlemek ve hareketsiz tutmak için kullanılan destekleyici atel veya sabitleme aracı, immobilizasyon ateli, sabitleyici destek

splinter hemoraji : alm., ing. * splint (ince tahta parçası, kıymık) (alm., ing.) + haimorrhagia (haima, haimat (kan) + rhegnynai, rhegnynein, rhein (akmak, dökülmek, yağmak, yırtılmak, patlamak, kanamak), rhage (akma, akış, yağma, yağış, dökülme, yırtılma, patlama, kanama) + eia (isim yapım ve durum eki) (gre.) * tırnak yatağında ince, çizgi şeklinde kıymık görünümünde oluşan küçük kanama odaklarıyla karakterize mikrohemoraji, tırnak altı ince çizgi kanaması

spliseozom : hol, ing., gre. * splijten (ayırmak, bölmek, yarmak) (hol.), splice (birleştirmek, eklemek, ek yeri yapmak) (ing.) + soma (vücut, gövde, cisim, beden, nesne, yapı; topluluk, toplum veya cemiyet) (gre.) * ökaryotik hücrelerde öncül mRNA'daki intronların çıkarılması ve ekzonların birleştirilmesini gerçekleştiren, küçük nükleer RNA ve proteinlerden oluşan ribonükleoprotein kompleksi, spliceosome, eklemcik

split : alm. * splitten, spitan (ayırmak, bölmek, yarmak) (alm.); split (ing.) * bir bütünün parçalarına ayrılması, bölünmesi veya yarılması işlemi, bölme, ayırma, yarma

SpO2 : ing. * peripheral (çevresel) + oxygen (oksijen) + saturation (doyum, doyma) * kandaki kırmızı kan hücrelerinin (hemoglobin) taşıdığı oksijen miktarının, taşıyabileceği maksimum oksijene olan yüzdesel oranı; parmaktan veya periferal damarlardan ölçülen oksijen saturasyon seviyesi (ideal seviye %95 - %100 arası, ortalama / normal Sınır

spolia : lat. * spolium (yağma, savaş ganimeti; alınan zırh/ekipman) + ia (isim yapım ve durum eki) * eski yapıların, özellikle antik mimari elemanların (sütun, taş, heykel vb.) yeni yapılarda yeniden kullanılması; savaş/yağma sonucu elde edilen ganimetler

spondilit : gre. * spondulos, spondylos (omur, eklem) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * omurga veya omur kemiklerinde görülen inflamasyonla karakterize hastalık, omur iltihabı

spondiloartrit : gre. * spondulos, spondylos (omur, eklem) + arthron (eklem) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * omurga ve/veya periferik eklemleri tutan inflamatuvar eklem hastalığı, omurga ve eklem iltihabı

spondiloartropati : gre. * spondulos, spondylos (omur, eklem) + arthron (eklem) + patheia (sorun, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * özellikle omurga ve sakroiliak eklemleri tutan, inflamatuvar karakterli ve benzer klinik özellikler gösteren hastalık, omurga-eklem hastalıkları grubu

spondilolistezis : gre. * spondulos, spondylos (omur, eklem) + olisthesis (kayma, sürçme) (olisthanein (kaymak, sürçmek) + isis (isim yapım eki) ) * bir omurun alttaki omur üzerine doğru öne veya arkaya kaymasıyla karakterize spinal hizalanma bozukluğu, omur kayması

spondilolizis : gre. * spondulos, spondylos (omur, eklem) + lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım eki) ) * omurun özellikle pars interarticularis bölgesinde stres kırığı veya defekt gelişmesiyle karakterize, omur bütünlüğünün kısmi çözülmesi durumu, omur kemik bütünlüğünde stres kaynaklı ayrılma/defekt

spondilopati : gre. * spondulos, spondylos (omur, eklem) + patheia (sorun, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * omurga omurlarını tutan, dejeneratif, inflamatuvar veya metabolik nedenlere bağlı gelişen hastalıkların genel adı, omurga hastalığı

spondiloz : gre. * spondulos, spondylos (omur, eklem) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * omurga omurlarında yaşa veya dejenerasyona bağlı olarak gelişen kemik ve disk değişiklikleriyle karakterize kronik dejeneratif süreç, omurga dejenerasyonu

spongiosum : lat. * spongos, spongia (sünger) + osus, osum (ile ilgili, -a ait) * süngerimsi yapıya sahip olan, gözenekli ve yumuşak doku karakteri gösteren, süngerimsi; penisin, normal durumda yumuşak olup ereksiyon halinde kan akışı ile sertleşen dokuları

spongiyoz : lat. * spongos, spongia (sünger) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * epidermiste hücreler arası ödem ve ayrılma ile karakterize, süngerimsi görünüm oluşturan histopatolojik değişiklik, süngerimsi epidermal ödem

spongiyöz : lat. * spongos, spongia (sünger) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * epidermiste hücreler arası ödem ve ayrılma ile karakterize, süngerimsi görünüm oluşturan histopatolojik değişiklik, süngerimsi epidermal ödem

spongocoel : lat. * spongos, spongia (sünger) + koilos (boş, oyuk, içi boş, boşluk, oyuk, kavernöz, çukur) * süngerlerde suyun dışarı atılmadan önce dolaştığı merkezi iç boşluk, sünger boşluğu, paragastrik boşluk

sponsor : lat. * spondere (söz vermek, kefil olmak) + or (-cı, yapan, eden eki) * bir etkinlik, kişi veya kuruluş için maddi veya manevi destek sağlayan, genellikle karşılığında tanıtım veya görünürlük alan kişi veya kurum, destekleyici; finansör

spontan : lat. * sponte (kendi isteğiyle, kendiliğinden) + aneus (ile ilgili, -a ait) * dış bir etki, zorlayıcı neden veya bilinçli müdahale olmaksızın kendiliğinden ortaya çıkan, gelişen veya gerçekleşen olay veya süreç, kendiliğinden oluşan

spontane : lat. * sponte (kendi isteğiyle, kendiliğinden) + aneus (ile ilgili, -a ait) (lat.); spontané (fra.) * dış bir etki, zorlayıcı neden veya bilinçli müdahale olmaksızın kendiliğinden ortaya çıkan, gelişen veya gerçekleşen olay veya süreç, kendiliğinden oluşan

spontaneizm : lat. * sponte (kendi isteğiyle, kendiliğinden) + aneus (ile ilgili, -a ait) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (lat.); spontanéisme (fra.) * sanat, felsefe veya düşüncede bilinçli planlama yerine içsel dürtü, sezgi veya kendiliğinden oluşumun yaratıcı süreçte belirleyici olduğunu savunan yaklaşım, kendiliğindenlik akımı, spontan üretim anlayışı

spor : gre. * speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim, ekme, saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin, tohum, çekirdek, üreme hücresi) * bakteriler, mantarlar ve bazı bitkilerde üreme veya dayanıklılık amacıyla oluşan, uygun koşullarda yeni organizmaya dönüşebilen dirençli üreme hücresi, saçılma yoluyla yayılan mikroskobik üreme birimi, tohum benzeri biyolojik yapı, üreme hücresi, dayanıklı mikroskobik çoğalma birimi

spor : lat. * deportare (uzaklaştırmak, meşguliyetten ayırmak) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + portare (taşımak, götürmek) ) (lat.); desporter (eğlenmek, oyalanmak) (fra.); sport (ing.) * bedensel veya zihinsel yetenekleri geliştirmek, rekabet etmek veya eğlenmek amacıyla kurallı veya kuralsız yapılan fiziksel etkinlikler, fiziksel aktivite ve rekabet sistemi, atletik faaliyet, oyun

sporadi : gre. * speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim, ekme, saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin, tohum, çekirdek, üreme hücresi) * belirli bir düzen veya süreklilik göstermeden, aralıklı ve düzensiz biçimde ortaya çıkan olay veya durum, seyrek ve dağınık dağılım gösteren yapı, düzensiz oluşum, seyrek, düzensiz, aralıklı oluşum

sporadik : gre. * speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim, ekme, saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin, tohum, çekirdek, üreme hücresi) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * belirli bir düzen veya süreklilik göstermeden, aralıklı ve düzensiz biçimde ortaya çıkan olay veya durum ile ilgili, seyrek, düzensiz, aralıklı oluşum ile ilgili, sporadi ile ilgili

sporangium : gre. * speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim, ekme, saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin, tohum, çekirdek, üreme hücresi) + angeion (kasa, kap, hazne, damar, kanal) (gre.); ium (lat.) * bitkilerde ve bazı mantarlarla alglerde sporların oluştuğu ve olgunlaştığı yapı, spor kesesi

sporangiyofor : gre. * speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim, ekme, saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin, tohum, çekirdek, üreme hücresi) + angeion (kasa, kap, hazne, damar, kanal) (gre.); ium (lat.) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) (gre.) * mantar, su yosunu ve bazı bitkilerde eşeysiz üremeyi sağlayan spor keselerini (sporangium) taşıyan özelleşmiş ipliksi sap veya hif yapısı; sporangiyumu taşıyan özel yapı, spor kesesi taşıyıcısı

sporangiyum : gre. * speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim, ekme, saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin, tohum, çekirdek, üreme hücresi) + angeion (kasa, kap, hazne, damar, kanal) (gre.); ium (lat.) * bitkilerde ve bazı mantarlarla alglerde sporların oluştuğu ve olgunlaştığı yapı, spor kesesi

sporisidal : gre., lat. * speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim, ekme, saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin, tohum, çekirdek, üreme hücresi) (gre.) + caede, cide, cidium (kesme, vurma, çarpma, öldürme) (caedere, cidere (kesmek, yarmak, parçalamak, doğramak, vurmak, çarpmak; öldürmek) + ium (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * bakteri ve mantar sporlarını öldüren, spor formundaki mikroorganizmaları inaktive eden, spor öldürücü

sporofil : gre.* speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim, ekme, saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin, tohum, çekirdek, üreme hücresi) + phyllon (yaprak) * üreme sürecinde görev yapar ve spor üreterek çoğalmayı sağlayan, spor taşıyan veya sporangiyum bulunduran özel yaprak, spor yaprağı

sporofit : gre.* speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim, ekme, saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin, tohum, çekirdek, üreme hücresi) + phyton (bitki, yeni tohumdan çıkan taze bitki) * bitkilerin ve bazı alglerin yaşam döngüsünde mayoz bölünmeyle spor üreten, nesil değişimi (döl değişimi) gösteren canlılarda eşeysiz üreme dönemini oluşturan, çift sayıda kromozoma (diploit / 2n) sahip çok hücreli ana evre

sporokarp : gre.* speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim, ekme, saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin, tohum, çekirdek, üreme hücresi) + karpos (meyve, tohum) * bazı mantarlarda ve bazı eğrelti otu benzeri bitkilerde spor üreten yapıları taşıyan üreme organı, spor meyvesi, sporoforumsu üreme yapısı

sporotrikoz : gre.* speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim, ekme, saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin, tohum, çekirdek, üreme hücresi) + thrix (kıl, saç) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * genellikle toprak ve bitkilerden bulaşan Sporothrix schenckii mantarının neden olduğu, lenf damarları boyunca yayılabilen kronik deri ve deri altı nodüler enfeksiyon hastalığı, fungal spor kaynaklı doku enfeksiyonu, deri ve lenfatik fungal enfeksiyon

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...