27 Eylül 2026 Pazar

benun - biyoakümülatif

benun : ara. * ibn (oğul, velet, evlat, çocuk) * oğullar, çocuklar, veletler, evlad, zadeler

benzalkonyum : alm., ara. * benz (benzene belirten kısaltma) (alm.) + alkyl (tek değerlikli radikal dizi cinsinden olan) (el (ön ek) + kiliy, kaliy (kızartma; yanmış kül; tuz otu külleri, bitki külü) ) (ara.) + onium (pozitif yüklü iton (katyon) belirten son ek) (lat.) * gram (+) ve gram (-) bakterilere karşı bakterisit etki gösteren antiseptik ve dezenfektan özellikte bir kuaterner amonyum bileşiği (C22H38ClN)

benzalkonyum klorür : alm., ara., gre., lat. * benz (benzene belirten kısaltma) (alm.) + alkyl (tek değerlikli radikal dizi cinsinden olan) (el (ön ek) + kiliy, kaliy (kızartma; yanmış kül; tuz otu külleri, bitki külü) ) (ara.) + onium (pozitif yüklü iton (katyon) belirten son ek) (lat.) + khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil, klor (Cl) ) (gre.) + ura (kimyasal madde eki) (lat.) * antiseptik ve dezenfektan özelliklere sahip, bakterilerin hücre zarını bozarak çalışan ve kişisel bakım ürünlerinden tıbbi dezenfektanlara kadar geniş bir alanda koruyucu madde olarak kullanılan kuaterner amonyum yapısındaki sentetik bir kimyasal bileşik (C21H38NCl)

benzatin benzilpenisilin : alm., lat. * benz (benzene (C6H6) belirten önek) + athine (amin veya nitrojen (azot) içeren bileşik belirten ek) + benz + yl (bir H atomu eksilerek oluşan kimyasal bileşik eki) + penicillus (küçük fırça, fırçacık) + in (kimyasal bileşik eki) * bakteriyel enfeksiyonun tedavisinde kullanılan bir antibiyotik (C48H56N6O8S2)

benzatin fenoksimetilpenisilin : alm., gre. * benz (benzene (C6H6) belirten önek) + athine (amin veya nitrojen (azot) içeren bileşik belirten ek) + phenol (bir hidroksil grubunun (-OH) bir benzen halkasına (C6H6) bağlı olduğu bileşik (C6H5OH)) (phainein, phanio (parlamak, ışıldamak, ortaya çıkmak, belirmek) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) ) + oxy (oxus, oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + penicillus (küçük fırça, fırçacık) + in (kimyasal bileşik eki) * duyarlı bakterilerin neden olduğu çeşitli enfeksiyonların tedavisinde kullanılan bir diamin (C48H64N6O14S2)

benzatin penisilin : alm., lat. * benz (benzene (C6H6) belirten önek) + athine (amin veya nitrojen (azot) içeren bileşik belirten ek) + penicillus (küçük fırça, fırçacık) + in (kimyasal bileşik eki) * gram pozitif kokların neden olduğu enfeksiyonları, özellikle streptokok enfeksiyonlarını tedavi etmek için kullanılan bir beta-laktam antimikrobiyal

benzbromaron : lat. * benz (benzen halkası, aromatik yapı) + brom (brom elementi, halojen) + ar (bağlayıcı veya türev eki) + one (oksijenli bileşik, keton grubu (C=O) ) * gut hastalığının tedavisinde kullanılan, ürik asit seviyelerini düşüren ve böbrekler üzerinden atılımı artıran sentetik ilacın etken maddesi (C17H12Br2O3)

benzemek : tür. * beniz, meniz (yüz, çehre) + e (edilgen fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * bir başka şeyi andırmak, iki şey arasında ortak yönler, özellikler, nitelikler bulunmak, biri ötekini anımsatmak

benzen : alm. * benzene (benz (solvent, çözücü) + ene, ine (kimyasal türev eki) * madenkömürü katranından elde edilen, en basit bileşik sayılan bir hidrokarbon (C6H6)

benzer : tür. * beniz, meniz (yüz, çehre) + er (geniş zaman eki) * benzeyen

benzetmek : tür. * beniz, meniz (yüz, çehre) + et (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * bir olguyu, başka bir olgunun şekilsel, işitsel veya duygusal özellikleri gibi yapmak veya öyle olduğunu sanmak

benzidamin : alm. * benzene (benz (solvent, çözücü) + ene, ine (kimyasal türev eki) + ydamine (amin grubu eki (-NH2) ) * benzen-türevli amin bileşiği (NSAII/antiinflamatuar-analjezik) (C19H23N3O)

benzil : alm., lat. * benz (benzene (C6H6) belirten önek) + yl (alkil eki; kimyasal radikal hidrokarbon veya türev eki) * bir benzen halkasına bir metilen grubu üzerinden bağlanan C6H5CH2– yapısındaki tek değerlikli organik kök (C7H7–)

benzilpenisilin : alm., lat. * benz (benzene (C6H6) belirten önek) + yl (alkil eki; kimyasal radikal hidrokarbon veya türev eki) + penicillus (küçük fırça, fırçacık) + in (kimyasal bileşik eki) * bakteriyel enfeksiyonu tedavisinde kullanılan antibiyotik (C16H18N2O4S), penisilin G (PenG) veya Benpen

benzin : alm., lat. * benzinum (benz (solvent, çözücü) (alm.) + ine (kimyasal türev eki) + um (isim yapım eki) ) (lat.) * madenkömürü katranından elde edilen, en basit bileşik sayılan bir hidrokarbon (C6H6)

benzodiazepin : alm., gre. * benz (benzene (C6H6) belirten önek) + diaz (iki nitrojen (azot) atomu eki) + epine (iki azot atomlu altı üyeli bir halka içeren kimyasal yapı belirten ek) * yatıştırıcı veya sakinleştirici etkisi olan bir ilacın etken maddesi (C9H8N2) (Diazem, Rohypnol, Xanax, Valium markalı ilaçların etkin maddesi)

benzoil peroksit : alm., gre. * benz (benzene (C6H6) belirten önek) + oyl (benzoik asitten türemiş acyl grubu) + per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + oxydio (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + idio (gibi, ile ilgili, benzer) ) (gre.) * cildin altındaki bakterileri öldürerek sivilceleri tedavi etmeye yarayan ilacın etken maddesi (C6H5−C(=O)O−) )

benzokein : lat. * benz (benzen halkası, aromatik yapı) + o (bağlaç) + caine (lokal anestezik sınıfını gösteren kimyasal madde eki) * yüzeysel veya lokal anestezi sağlamak için kullanılan, cilt ve mukozada uyuşturucu etkili sentetik ilacın etken maddesi (C9H11NO2)

benzol : alm., lat. * benz (benzene (C6H6) belirten önek) + ol (alkol belirten son ek) * esas olarak benzen ve toluenden oluşan bir kömür katranı ürünü (C6H6)

benzopiron : alm., lat. * benz (benzene (C6H6) belirten önek) + pyran (bir oksijen atomu ve beş karbon atomu içeren bir halkaya sahip yapıyı belirten ek) + one (oksijenli bileşik, keton türevi; karbonil (C=O) grubunu belirten ek) * kumarin gibi damar hastalıklarını tedavi etmek için kullanılan bir ilacın etken maddesi (C6H4C3H4O)

benzotiyofen : alm., gre. * benzen (altı karbonlu aromatik halka (C6H6) ) (alm.) + theion (kükürt) + phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak) (gre.) * bir benzen halkası ile bir tiyofen halkasının birleşmesiyle oluşan, heterosiklik ve aromatik yapıya sahip, organik kimyada sentez süreçlerinde ve ilaç sanayisinde ham madde olarak kullanılan kükürt içeren bir bileşik (C8H6S)

benztiyazid : lat., gre. * benz (benzen halkası, aromatik yapı) + thia (kükürt içeren heterosiklik halka) (theion (kükürt) (gre.) + ia (isim yapım eki) (lat.) + zide (diüretik sınıfını gösteren kimyasal madde eki) (lat.) * hipertansiyon ve ödem tedavisinde kullanılan, idrar atılımını artırarak vücutta sıvı birikimini azaltan sentetik diüretik ilacın etken maddesi (C15H14ClN3O4S3)

ber : far. * ber (yan, taraf, kenar; çevre, etraf) * yan, taraf, kenar, etraf, çevre

ber : far. * bar (yüklenmek, taşımak, getirmek; yük; taşıyan, getiren) * yapan kişi anlamı veren son ek (örneğin peygamber (haber veren kişi) ), kanber, kamber (sadık köle; damat) (far.)

beraat : ara. * baraa, beraa (temize çıkmak, aklamak, masum olmak) + at (isim yapım eki) ), beri (uzak, kurtulmuş, temiz, üstün gelmiş) * üstün olma, üstün gelme; temize çıkma, suçlu veya günahkar durumdan kurtulma, beri olma

beraat-ı zimmet : ara. * beraat (emsallerinden üstün olma, ilimde üstünlük) (beri (uzak, kurtulmuş, temiz, üstün gelmiş) + at (isim yapım eki) ) + i (tamlama eki) + zimmet (borç, sorumluluk) * kişinin asıl olarak doğuştan, suçsuz, borçsuz olduğunu kabul eden islami kural

beraat-i istihlal : ara. * beraat (emsallerinden üstün olma, ilimde üstünlük) (beri (uzak, kurtulmuş, temiz, üstün gelmiş) + at (isim yapım eki) ) + ı (tamlama eki) + istihlal (başlama, yeni ayın görünmesi) (iste (istemek, dilemek, arzulamak) + hilal (ara, aralık, görme yeri; Ay’ın ilk görünmesi, yeni Ay) ) * bir esere veya yazıya, konusuna uygun olan güzel sözler, özdeyişler, deyimler ve ilgi çekici ifadeler ile başlama

beraber : far. * bar (üst; üzeri, üzere) + a (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + bar (üst, üzeri, üzere) * birlikte; üst üste, karşı karşıya, eşit, denk

beran : kür. * beran (koç; erkek koyun) * koç; erkek koyun

beraprost : lat. * bera (özel ad veya türev kodu, ilaç adı) + prost (prostaglandin türevi) * pulmoner arter hipertansiyonu ve periferik damar hastalıklarının tedavisinde kullanılan, damarları genişleterek kan akışını artıran sentetik prostaglandin analoğu ilacın etken maddesi (C24H30O5)

berardius : fra., lat. * Bérard (Fransız deniz subayı ve doğa araştırıcısı Auguste Bérard'ın soyadından) (fra.) + ius (isim yapım eki) (lat.) * gagalı balinalar (Ziphiidae) familyasında yer alan, büyük boyutlu, uzun gagalı ve derin dalış yapabilen deniz memelilerini kapsayan balina cinsi

berat : ara. * bera, bara (izin, belge, sözleşme, ahit; temize çıkmak, aklanmak, masum olmak) + at (isim yapım eki) * genellikle sanayi alanındaki bir buluş için devletçe verilen ve buluştan yararlanma hakkını gösteren, sağlayan belge; Osmanlı döneminde, bir göreve getirilen, aylık bağlanan, ayrıcalık, nişan veya san verilen kimseler için çıkarılan padişah buyruğu

beray : far. * beray (için, dolayı, binaen ) * için, ötürü, yüzünden, dolayı, binaen

beraya : ara. * beraya (skerler ve devlet görevlileri) * Osmanlı'daki iki toplum sınıfından, askerleri ve devlet görevlilerini kapsayan askeri sınıfa verilen isim (diğer sınıfa ise "reaya" denilirdi.)

berbat : far. * ber (ile, ile ilgili, üzere, göre, aracılığıyla, vasıtasıyla) + bad (rüzgar) (yel ile savrulan, rüzgarın götürdüğü; perişan, harap, viran; pis, fena, kirli) * çok kötü, rezil

berber : ita. * barba (sakal) + iere -cı, yapan, eden eki) * saç ve sakal traşı yapan kişi

berberi : gre. * barbaros (yabancı); bar bar (bla bla) (ne dediği anlaşılmayan anlamındaki nida) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.); bırbır etmek (ne dediği anlaşılmadan sürekli ses çıkarmak) (tür.) * bugünkü Mısır, Libya, Tunus, Cezayir ve Fas'ı içine alan Kuzey Afrika'da yaşayan, antik kökenli yerli halk; yabancı, başka bir millet veya kültürden olan; ne dediği anlaşılmayan

berberidaceae : ara., lat. * barbaris, berberis (acı ağaç) (ara., lat.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * Berberis cinsini tip cins olarak içeren, çoğunlukla dikenli çalılar ve otsu bitkilerden oluşan, sarı çiçekli ve berberin gibi alkaloitler taşıyan bitkileri kapsayan kızılcıkgiller familyası, kadıntuzluğugiller, sarıçalıgiller

berberidopsidaceae : ara., lat. * barbaris, berberis (acı ağaç) (ara., lat.) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz), ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * Berberidopsis cinsini tip cins olarak içeren, Avustralya ve Güney Amerika'da bulunan, sarılıcı odunsu bitkilerden oluşan küçük bir çiçekli bitki familyası

berberidopsis : ara., lat. * barbaris, berberis (acı ağaç) (ara., lat.) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz), ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) * Berberis’e benzeyen, dekoratif çiçekli çalı, Berberidaceae familyasından bir bitki

berberis : lat. * berberis (acı ağaç) * dikenli çalı, meyveleri bazen yenilebilir, Berberidaceae familyasından bir bitki

berceste : far. * ber (yukarı, üzere, üstüne) + cesten, cestan (sıçramak, kalkmak, kabarmak) * öz, güzel, latif, ince anlamlı, özgür, en iyi, en güzel, seçkin

berchemia : lat. * Berchem (Hollandalı botanikçi ve bitki koleksiyoncusu Berthold Carl Berchem) + ia (isim yapım eki) * tropikal ağaç veya liana, Rhamnaceae familyasından bir bitki

berçem : kür. * berçem (dere önü, nehir kenarı, su kenarı) * dere kenarı, su kenarı

berd : ara. * berd (ısı noksanlığı, soğukluk, serinlik veya bir şeyi soğutmak), barid (soğuk) * soğuk, soğukluk, serinlik, soguk su ile sulama

berdelacuz : ara. * berd (soğuk) + el (bağlaç) + acuz (çok yaşlı kadın, kocakarı) * 9 - 18 Mart arasındaki soğuk dönem, kocakarı soğuğu

berdevam : far., ara. * ber (üzere, üzerine, yukarı) (far.) + dame (sürmek, devam etmek, daim olmak), devam (daim olma, sürme) (ara.) * sürüp gitmekte olan, sürüp giden

berdibek : far. * ber (getiren, taşıyan) + dibek (tahıl ezmede kullanılan büyük havan) (dep, tep (vurmak, dövmek) + ek (isim yapım eki) ) * dibek getirici; erkek ismi

berduş : far. * ber (yukarı, üzere, üstüne) + duş, döş (omuz) * evi yeri olmayan, yersiz yurtsuz, meskensiz, orada burada yaşayan, başıboş, serseri (“evi omuzda” mecazi ifadesinden “evsiz” anlamı)

bere : lat., fra. * birrum (kapüşonlu pelerin, örtü) (lat.); béret (fra.) * düz tepeli kenarsız şapka

bere : tür. * bere (kesik, çizik, yarık) * vücudun herhangi bir yerinde oluşan çürük; ezik, çizik

bered : ara. * berad (soğuk, soğukluk) * karın daha da yoğunlaşıp buz olmuş hali, dolu

berefşan : far. * ber (fayda, şifa) + efşan (dağıtan, saçan, serpen) * şifa dağıtan

bereket : ara. * baraka (çokluk olmak, bolluk olmak, fazla olmak) + et (isim yapım eki) * bolluk, verim, daimi hayır, gürlük

beren : far. * peren (Ülker yıldızı; Pervin takımyıldızı) * güçlü, kuvvetli; akıllı, zeki; tanınmış, ünlü; kadın ismi berenarı

berenarı : far. * be (yaklaşma; biraz) + rengari (görünüş, dış yüz) * şöyle böyle, az çok, biraz, oldukça; üstünkörü, yarım yamalak, yalap şap

berere : ara. * berr (iyi, iyi kimse, hayırlı kişi) * iyiler, iyi kimseler, hayırlı kişiler

berfu : far. * berf (kar) + u (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kar gibi saf, temiz; kadın ismi

bergama : gre. * pergamon, pergamos (kale halkı) (perg (burç, kale) + amon, amos (halk) ) * İzmir’in bir ilçesi

bergamodi : tür., ita. * beg, bey (bay, kişi; ağa, efendi, reis, amir, lider, hakim, hükümdar, yönetici, sayesinde imkana sahip olunan, erkek için saygı ifadesi olan son ek; asil, soylu, muteber, saygın, zengin, mal mülk sahibi) + armudu (armut; gülgillerden bir ağaç ve meyvesi) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (tür.) * sarımsı pembe rengi

bergamot : tür., ita. * beg, bey (bay, kişi; ağa, efendi, reis, amir, lider, hakim, hükümdar, yönetici, sayesinde imkana sahip olunan, erkek için saygı ifadesi olan son ek; asil, soylu, muteber, saygın, zengin, mal mülk sahibi) + armudu (armut; gülgillerden bir ağaç ve meyvesi) (tür.); bergamotta (ita) * turunçgillerden, limon ağacına benzer, hoş kokulu küçük ve ak çiçekleri olan bir tür turunç ağacı

bergen : alm. * berg (dağ) + en (durum eki) * dağ; tepelik yüksek yerlerdeki yerleşim birimi; kadın ismi

bergenia : lat. * Bergen (Alman botanikçi Karl August von Bergen) + ia (isim yapım eki) * kalın yapraklı, genellikle pembe çiçekler açan, Saxifragaceae familyasından bir bitki

bergüzar : far. * bar (yüklenmek, taşımak, getirmek; yük) + gudar (yol, gidiş) * yolda taşınan; yolluk, yolcuya verilen hediye, anılmak için verilen armağan, hatıra, yadigar

bergüzide : far. * bar (yüklenmek, taşımak, getirmek; yük) + guzidan (seçmek), guzide (seçilmiş, seçkin) * seçilip getirilmiş, seçilmiş, seçkin, saygın, elit, mümtaz

berh : ara. * baraha (sert davranmak, şiddet göstermek, zorlamak; terk etmek, gitmek, bırakmak) * şiddet, eziyet, meşakkat, zorluk, zahmet; bırakma, terk, bırakma, cazgeçme

berhane : far. * bar (yüklenmek, taşımak, getirmek; yük) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) * yüklük, depo, eşya ile dolu ev

berhava : far. * bar (yüklenmek, taşımak, getirmek; yük) + hava (atmosfer, boşluk) * boş, faydasız, havaya uçurulmuş, havaya gitmiş

berhayat : far. * bar (yüklenmek, taşımak, getirmek; yük) + hayat (doğumdan ölüme değin geçen süre, ömür, yaşam, dirim, canlılık, dirilik) (hayy (yaşamak, hayatta olmak, canlı olmak, diri olmak, gerçek olmak) + at (isim yapım eki) ) * yaşayan, hayat üzere olan, canlı, diri

berhudar : far. * barhordan (nasipli) (bar (meyve, ürün, tohum) + hordan (yemek, içine atmak, istiflemek) ) (far.); hoard (stoklamak, istiflemek) (ing.) * mutluluk içinde bulunan

beri : ara. * ber (bura, bu taraf) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * uzak, ötede; konuşana göre, önünde bulunan iki uzaklıktan kendisine yakın olanı; uzakta; yapmaktan çok uzak, yetersiz

beriberi : sin. * beri (zayıf, halsiz; yapamam) + beri (zayıf, halsiz; yapamam) * tiamin eksikliği sonucu sinir sistemi ve kardiyovasküler sistemde bozukluk ile karakterize hastalık

beriki : ara. * ber (bura, bu taraf) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ki (ilgi sıfatı eki) * beri de olan

beril : lat. * beryllus (zümrüt) * doğada altıgen billurlar olarak bulunan, saydam ve çoğunluğu yeşil renkte berilyum ve alüminyum silikat

beril : tür., ara. * ber (uzakta olmak; aklanmak, suçu ve günahı bulunmamak, kurtulmak, azade olmak) + il (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * aklanmış, temizlenmiş; kadın ismi

berilyum : lat. * beryllos (zümrüt) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Beryllium, simgesi Be, atom sayısı 4, atom ağırlığı 9,01218 olan, zümrüt gibi taşların bileşiminde yer alan ve ince bir oksit tabakasıyla kaplı bulunan bir element

berin : far. * ber (yukarı, üst, üzerinde, yüksekte) + in (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * pek yüksek, en yüksek, en üstün, yüce, âlâ, ulu, kadri yüksek olan

berith : lat. * berith (ahit, yemin, ittifak, anlaşma, sözleşme, kontrat, taahhütname) * bir erkek çocuğun doğumundan sonraki sekizinci günde sünnet edilmesini öngören Yahudi ritüeli; Hz. Süleyman'ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis'te maji ile ilgili olan ve 72 cinden bahsedilen Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, metalleri altına dönüştürme, geçmiş, şu an ve gelecek hakkındaki sorulara doğru yanıtlar verme ve özellikle büyük bir sadakatle yapılan yeminleri/anlaşmaları temsil etme güçlerine sahip, kırmızı kıyafetler içinde, kırmızı bir atın üzerinde ve başında altın bir taçla tasvir edilen 28. sıradaki cin

berivan : kür. * ber (isim öneki) + van (karşılayan, ilgilenen) * hayvanlarla ilgilenen ve süt sağan kadın

berjer : lat , fra. * berbicarius (çoban) (berbex (koç) + carius (yapan, eden kişi) ), berger, bergère (çoban) (berge (yokuş, dağ) + ére (yapan, eden kişi) ) * yüksek arkalıklı koltuk

berk : ara. * berika (şimşek çakmak), burak (şimşek gibi olan, çakan, parıldayan) * parıltı, şimşek; çakmak, parıldamak; erkek ismi

berkan : ara. * berk (şimşek) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ışık saçan, aydınlık, parlak

berkant : tür. * berk (katı, sert, sağlam) + and (yemin) * güçlü, bozulmaz, sağlam yemin

berkay : ara. * berk (parıltı, şimşek) + ay (Dünyanın uydusu) * ay parıltısı; erkek ismi

berke : tür., moğ. * berk, berke (güçlü, sert, sağlam, çetin) * katı, sert, metin, sağlam, serin, zor

berkelyum : ing. * berkelium (Berkeley (California'da bir kasaba) + ium (kimyasal element eki) (berkeley (beorc, birch (ağaç) + leah, lea (çayır, otlak) ) * Berkelium, simgesi Bk, atom sayısı 97, atom ağırlığı yaklaşık 294 olan, amerikyum veya küriyumdan elde edilen yapay bir element

berkemal : far. * ber (üzere, üstüne, aracılığıyla) + kemal (olgunluk, tamlık, kusursuzluk, mükemmeliyet, kamil olma) * güvenliğe aykırı durumun olmadığını ifade eden kelime

berker : tür. * berk (güçlü, muhkem, sağlam) + er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker; olgunlaşmak, yetişmek) * güçlü, sağlam kişilikli kimse

berkimek : tür. * berk (güçlü, metin, sıkı, sert, sağlam, zor) + i (ek) + mek (fiil mastar eki) * sağlamlaşmak, güçlenmek, pekişmek; sıkışmak, sağlamlaşmak

berkitmek : tür. * berk (güçlü, metin, sıkı, sert, sağlam, zor) + it (ek) + mek (fiil mastar eki) * sağlamlaştırmak, güçlendirmek, pekiştirmek; sıkmak, sağlamlaştırmak

berkoviç analitik uzayı : ing. * berkovich (Sovyet asıllı matematikçi Vladimir Berkovich’in soyadından) + analytikos (çözümsel) + uzay (evren, kainat) + ı (iyelik eki) (tür.) * matematikte, özellikle cebirsel geometri ve p-adik analizde kullanılan, klasik noktaların ötesinde topolojik ve analitik yapıları kapsayan, Berkovich tarafından tanımlanmış analiz edilebilir uzay

berlam : fra. * berlam (beze balığı, morina benzeri balık) * Merluccius cinsinden olan, Akdeniz ve Atlantik'te İzlanda ile Moritanya arasında bulunan yenilebilen bir tuzlu su balığı

berlin : alm., sla. * ber, berl (bataklık) + in (gibi olan, ile ilgili, yer) * Almanya'nın başkenti

bermuda : alm. * bermudez (betmuda oğlu) (ber (taşımak, katlanmak, çekmek) + mod (cesaret) + ez (oğul) ); bermuda (1505 yılında takımadaları keşfeden İspanyol kaşif Juan de Bermudez'in soyadından) * Atlas Okyanusu'nda, ABD'nin doğu (Kuzey Carolina eyaletindeki Hatteras Burnu'nun yaklaşık 900 km doğusunda) ve Karayipler'in kuzey açıklarında Birleşik Krallık’a bağlı bir takımada; boyu dize veya diz altına gelebilen, dar ve kısa pantolon

bermurad : far. * bar (yüklenmek, taşımak, getirmek; yük) + murad (istek, arzu) (ara.) * emeline kavuşan, arzusu yerine gelen, dileğine eren, isteğine kavuşan

bermutat : far. * ber (üzere, üzerine) + mutat (her zamanki, alışılan, alışılmış) * her zaman olduğu üzere, öteden beri olduğu gibi, alışıldığı üzere

bern : alm. * Bär (ayı) + n (ile ilgili, gibi, -a ait) (adının kurucusu Zähringenli Dük Berthold V’in avladığı ilk hayvan olan “ayı”ya atıfla verildiği rivayet edilir.) * İsviçre'nin başkenti

berna : far., tür. * berna (genç, taze, delikanlı) * genç, taze, toy, civan, cesur, yiğit, delikanlı; armağan; kadın ismi

bernieridae : fra., lat. * Bernieria (Fransız doğa bilimci Louis Bernier'in soyadından) (fra.) + idae (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) * yalnızca Madagaskar'da yaşayan, küçük böcekçil ötücü kuşlardan oluşan ve Bernieria cinsini tip cins olarak içeren kuş familyası, Madagaskar ötleğenleri

bernoulli ilkesi : fra. * bernoulli (İsviçreli matematikçi ve fizikçi Daniel Bernoulli'nin soyadından) + ilke (yasa, ilke, prensip, kural) + si (iyelik eki) * sürtünmesiz bir akış boyunca, hızda gerçekleşen bir artışın aynı anda basınçta veya akışkanın potansiyel enerjisinde azalmaya neden olduğunu ifade eden akışkanlar dinamiği ilkesi

berr : ara. * barr (kara, toprak, iyilik/doğruluk) * kıta, kara, kara toprağı

berr : ara. * birr (iyilik), berraa (temize çıkmak, suçsuz olmak) * sözüne sadık, iyi, güzel huylu, faydalı; gerçeklik; iyilik eden; uzaklaştıran

berrak : ara. * berk (parıltı, ışıltı, şimşek), beraka (parıldamak, ışıldamak, şimşek çakmak) * duru, parlak, aydınlık, pırıl pırıl, temiz, güzel, açık

berre : ara. * birr, berr (iyi, güzel, faydalı) * yüksek ahlaka sahip, her yönüyle arı, saf, duru, tertemiz; taze ve körpe, el değmemiş olan

berri : ara. * berr (kara, toprak) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * karasal

berrin : far. * berin (en yüksek, en üstün) (ber (yukarı, üst, üzerinde, yüksekte) + in (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * yüksek, yüce, üstün; kadın ismi

berry bağlantısı : ing. * berry (İngiliz teorik fizikçi Sir Michael Berry’nin soyadından) (ing.) + bağlantı (birleşme, ilinti, bağ) + sı (iyelik eki) (tür.) * kuantum mekaniğinde, bir sistemin parametre uzayında yavaş değişimler sırasında faz değişimlerini ve geometrik fazları tanımlayan matematiksel bağlantı

bersöz : lat., fra. * berciolum (taşıma) (lat.); berceau (beşik) + euse (ile ilgili, gibi, -a ait) (fra.) * bebeğe uyuması için söylenen şarkı, ezgi, ninni

bertafsil : ara., far. * ber (göre, üzere, taraf) (far.) + tafsil (detay, ayrıntı) (ara.) * detaylı olarak, ayrıntılarıyla, açıklamalı bir biçimde, uzun uzadıya, açık olarak

bertan : far. * ber (ön, önce, öncesi; yukarı, üst) + tan (Güneş doğmadan önceki alacakaranlık, gün doğumu, şafak, ışık, aydınlık, gün doğumu, fecir vakti, güneşin doğuşu, gün ağarması) ) * şafak öncesi; erkek ismi

bertaraf : far. * ber (üzere, üstüne) + taraf (yan, yön, cihet) * giderilmiş, ortadan kaldırılmış, bir tarafa atılan, bir yana atılmış

berteroa : lat. * Bertero (İtalyan botanikçi Carlo Luigi Giuseppe Bertero) + a (ile ilgili, -a ait) * sarı çiçekli, Brassicaceae familyasından bir bitki

bertik : tür. * bert (yaralamak, incitmek) + ik (sıfat yapan son ek) * yara, bere; burkulmuş, incinmiş (halk ağzı)

bertmek : tür. * bert (yaralamak, incitmek) + mek (fiil mastar eki) * yaralamak, berelemek; incitmek

berzah : far. * ber (üzere, üstüne) + zahh (kovmak, defetmek, uzaklaştırmak, engellemek) * engel, perde, ayırıcı sınır, iki yer arasındaki geçit

be's : ara. * beis, be's (zorluk, güç, şiddet, kötülük, fenalık), bi'se (ne kötü, ne fena) * zorluk, güçlük, meşakkat, sorun, sıkıntı, kötülük, zarar

bes : far. * pest (alçak, alt, aşağı) * alt, alçak, aşağı, kâfi, yeter, yeterli, yetişir, yeter artık; pes 

besalet : ara. * besil (yiğit, kahraman, cesur) + et (isim yapım eki) * yiğitlik, kahramanlık, cesaret, korkusuzluk, şecaa

besamet : ara. * basama (gülmek, gülümsemek, tebessüm etmek), tebessum (gülümseme) * güler yüzlülük. mütebessimiyet

besar : ara. * basara (görmek), basir (gören) * görme, basiret, göz

besat : ara. * besata (yaymak, genişletmek, sermek, açmak) * geniş, yayvan, düz, döşenmiş

besbedava : tür., far. * bes (pekiştirme öneki) (tür.) + bad (yel, rüzgar) + avard (getirmek) * tümden bedelsiz, ücretsiz

besbelli : tür. * bes (pekiştirme öneki) + bel (bilmek, açıklamak, bildirmek, göstermek, açığa çıkarmak, ifşa etmek, işaretlemek; işaret, alamet, sembol, mişan, im) + li (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * tümden belli, apaçık, ayan beyan

besbeter : tür. * bes (pekiştirme öneki) + badtar, beter (kötü) * çok kötü, tümden kötü, çok daha kötü, pek kötü

besere : ara. * basara (görmek, yüz ifadesiyle göstermek; yüzü buruşturmak, hoşnutsuz bir ifade takınmak, yüz ekşitmek) * görme, yüz ifadesiyle gösterme; surat asma, yüz ekşitme

beserek : moğ., tür. * besereg (melez, kırma) (bes (beslemek, semirtmek, yedirmek, doyurmak) + rek (isim yapım eki) ) * tüylü ve besili erkek deve, dişi boz deve ile erkek buhur devenin çiftleşmesinden doğan erkek deve, damızlık deve, besrek; büyük su birikintisi

besi : tür. * bes (gıda vermek) + i (isim yapım eki) * yaşatmak için yedirme, içirme, gıda verme, semirtme, besleme

besifloksasin : lat. * besi (benzil, benzo türevi) + fluoro (fluorin atomu eki) + oxys (keskin, oksijen) + cine (kinolon eki) * gözlerdeki bakteriyel enfeksiyonları tedavi etmek için kullanılan bir florokinolon antibiyotik (C19H21ClFN3O3)

besihane : tür., far. * besi (gıda verme) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) * hayvanların veya özellikle damızlık hayvanların beslendiği yer, yetiştirme çiftliği

besili : tür. * besi (gıda verme) + li (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * semirtilmiş; semiz, gürbüz, yağlı, kuvveti yerinde

besim : ara. * besm, basama (gülmek, gülümsemek, tebessüm etmek), tebessum (gülümseme) * güler yüzlü, güleç, mütebessim, tebessüm eden

besin : tür. * besi (gıda verme) + in (isim yapım eki) * gıda, yiyecek ve içecek

besiyeri : tür. * besi (gıda verme) + yer (yeryüzü, toprak, zemin, mekan, bulunulan alan, ortam, konum, lokasyon, makam, mevki) + i (iyelik eki) * mikroorganizmaların üretilip çoğaltıldığı besleyici ortam (kültür ortamı)

besl : ara. * basala (yok etmek, helak etmek, mahvetmek) * helak etme, yok etme, mahvetme

beslek : tür. * bes (gıda vermek) + le (etken fiil eki) + k (isim yapım eki) * besleme, hizmetçi, ahretlik

beslemek : tür. * bes (gıda vermek) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * gıda vermek, yedirmek içirmek

besmele : ara. * bismillah (bi (ile, birlikte, beraber) + ism (isim, ad, nam, ünvan) + Allah (el (ön ek) + ilah (tanrı, tapılan, yönelinen, yüce varlık) ); besmele (bi (ile, birlikte, beraber) + ism (isim, ad, nam, ünvan) + el (ilah, Allah) * "Allah'ın ismi ile" anlamına gelen ve Kur'an'ın ilk suresi olan Fatiha suresinin ilk ayetinin ilk üç kelimesi

besmele hamdele salvele : ara. * besmele (bi (ile, birlikte, beraber) + ism (isim, ad, nam, ünvan) + ele (Allah) ) + hamd (övgü, medh, takdir) + ele (Allah) + salv (dua) + ele (Allah) * İslami Türk Edebiyatı’nda eserin mukaddimesindeki ilk üç bölümünün isimleri

besni : ibr. * behesna (güzelliği olan, güzel kadını olan) (be (ile) + hesna (güzel, iffetli, namuslu kadın) ) * Adıyaman’ın bir ilçesi

besrek : moğ., tür. * besereg (melez, kırma) (bes (beslemek, semirtmek, yedirmek, doyurmak) + rek (isim yapım eki) ) * tüylü ve besili erkek deve, dişi boz deve ile erkek buhur devenin çiftleşmesinden doğan erkek deve, damızlık deve, beserek; büyük su birikintisi

bess : ara. * bassa, besse (parça parça olmak, parçalanarak dağılmak, parçalamak, dağıtmak, çözmek; üzmek, sıkıntı vermek, içi daraltmak, tasa yaratmak) * parçalanma, dağılma, çözülme; dert, keder, gam, hüzün, zor durum

bessam : ara. * basama (gülmek, gülümsemek, tebessüm etmek), tebessum (gülümseme) * güler yüzlü olan adam, çok gülen kimse

besta : ara. * basta (yaymak, açmak, genişletmek, geliştirmek, sermek, açmak) * uzunluk, bolluk, genişlik; yaygın olma; gelişim, genişleme; beden, güç

bestami : far. * bistam (İran’ın Horasan ilindeki Bistam kasabası) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Bistam kasabasına mensup olan kimse; Allah aşkını yaşayan, bu aşkı insanlara aktaran bir mübarek kişi

beste : far. * bastan, band (bağlamak, tutturmak, iliştirmek) (baste (bağlanmış, bağlı, bağ, eklem, zincir halkası, nakış) ) * bir müzik eserinin notalardan oluşan bütünü

beste devr-i revanı : far., ara. * beste (bağ; bir müzik eserinin notalardan oluşan bütünü) (far.) + devr (döngü, dönem) + ı (tamlama eki) (ara.) + revan (giden, akıcı; ruh, can) (far.) + ı (iyelik eki) (tür.) * Türk musikisinde, Türk Aksağı, iki adet Sofyan, Türk Aksağı ve yeniden iki adet Sofyan usûlünün birleştirilmesiyle meydana getirilmiş olan 26 süreli büyük usül

beste-hicaz : far., ara. * beste (bağ; bir müzik eserinin notalardan oluşan bütünü) (far.) + hacz (engellemek, mani olmak), hicaz (engel, mani, bariyer) (ara.) * Türk musikisinde Hicaz makamının temel dizisine Irak dörtlüsünün eklenmesiyle meydana getirilmiş olan, karar perdesi hicaz olan, özellikle ağır ve duygusal beste türlerinde kullanılan, orta perdede zengin süslemeler ve tiz bölgede etkileyici geçkilerle karakterize edilen; hüzzam ve segâh renklerinin de katkısıyla derinlik ve ifadeye sahip klasik makam

beste-hisar : far., ara. * beste (bağ; bir müzik eserinin notalardan oluşan bütünü) (far.) + hisar (çevreleyen, kuşatan, korugan) (ara.) * Türk musikisinde, karar perdesi hisar olan, hisar dizisi temelinde yapılandırılmış, beste formunda kullanılan, hüzzam ve segah renklerini barındıran; orta ve tiz bölgelerde zengin süslemeler ve melizmatik geçkilerle karakterize edilen duygusal derinliği yüksek, geleneksel repertuarda önemli yeri olan makam

beste-isfahan : far. * beste (bağ; bir müzik eserinin notalardan oluşan bütünü) (far.) + isfahan (ordu, askerler, askeri kamp; Isfahan şehri) (far.) * Türk musikisinde, karar perdesi isfahan olan, isfahan dizisi temelinde yapılandırılmış, beste formunda kullanılan, hüzzam ve kürdi renklerini barındıran; orta ve tiz bölgelerde zengin süslemeler ve melizmatik geçkilerle karakterize edilen duygusal derinliği yüksek, geleneksel repertuarda önemli yeri olan makam

bestekar : far. * beste (bağ; bir müzik eserinin notalardan oluşan bütünü) + kar (isim yapım eki) * beste yapan kimse, besteci, kompozitör

beste-neva : far. * beste (bağ; bir müzik eserinin notalardan oluşan bütünü) + neva (ahenk, ses, güzel sada, nağme, avaz) * Türk musikisinde, karar perdesi beste-neva olan, neva dizisinin karakteristik aralıkları ve melodik yapısıyla şekillenen, hüzünlü ve derin duygular uyandıran, zengin süslemelerle desteklenen klasik bir makam

beste-nigar : far. * beste (bağ; bir müzik eserinin notalardan oluşan bütünü) + nigar (görüntü, resim, idol, put; güler yüzlü sevgili) * Türk musikisinde, karar perdesi "nigar" olan, neva ve rast aralıklarıyla karakterize, melankolik ve nağmeli yapıya sahip, genellikle ağır usullerde icra edilen makam

beste-nigar-hisarek : far., ara. * beste (bağ; bir müzik eserinin notalardan oluşan bütünü) + nigar (görüntü, resim, idol, put; güler yüzlü sevgili) (far.) + hisar (çevreleyen, kuşatan, korugan) + ek (ara.) * Türk musikisinde, karar perdesi beste-nigar olan, hisar dizisi unsurlarını da içeren, melankolik ve duygusal ifade gücü yüksek, melizmatik süslemelerle zenginleştirilmiş, hem beste hem de hisar renklerini taşıyan karmaşık yapıya sahip makam

beste-nigar-ı-atiyk : far., ara. * beste (bağ; bir müzik eserinin notalardan oluşan bütünü) + nigar (görüntü, resim, idol, put; güler yüzlü sevgili) (far.) + i (tamlama eki) + atiyk (saf, temiz; hızlı, çabuk) (ara.) * Türk musikisinde, karar perdesi beste-nigar olan ve atiyk dizisi motiflerini içeren, nostaljik ve hüzünlü bir duygu taşıyan, zengin melizmatik süslemelerle karakterize edilen özgün makam

beste-nigar-ı-kadim : far., ara. * beste (bağ) + nigar (görüntü, resim, idol, put; güler yüzlü sevgili) (far.) + i (tamlama eki) + kadim (eski, geçmiş, gelmiş geçmiş, geçmişte kalmış) (ara.) * Türk musikisinde, karar perdesi beste-nigar olan ve kadim dizisinin karakteristik aralıklarıyla şekillenen, klasik form ve melodik yapı unsurlarını taşıyan, nostaljik ve ağır bir duygu atmosferi yaratan makam

bestializm : lat. * bestialismus (bestia (yabani hayvan, canavar) + ialis (ile ilgili, -a ait) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) ) * bir insanın hayvanlarla cinsel ilişkide bulunması durumu

bestseller : ing. * best (en iyi) + seller (satıcı, satan) (sell (satmak) + er (-cı, -an) ) * en iyi satan, en çok satan

beş : far. * penc, pes, bes, beş (Maya'ların kullandığı beşli sayı sistemine ve bir eldeki parmak adedine göre son sayı olması nedeniyle, pes, son) * dörtten sonra, altıdan önce gelen sayı

beş yüzlü : tür. * beş (dörtten sonraki, altıdan önceki sayı) + yüz (surat, çehre, vech, sima; ön, cephe) + lü (ile, birlikte, beraber) * beş yüzü olan cisim, pentahedral, pentahedron

beşamel : fra. * béchamel (14. Louis'nin sarayında görevli Fransız banker ve yönetici Louis de Béchameil'in soyadından) * süt, tereyağı, un ve et suyuyla yapılan bir sos

beşbıyık : tür. * beş (dörtten sonraki, altıdan önceki sayı) + bıyık (burnun altında, üst dudağın üstündeki hat üzerinde çıkan kıl bütünü) * iri muşmula

beşduyu : tür. * beş (dörtten sonraki, altıdan önceki sayı) + duy (hissetmek, işitmek) + u (isim yapım eki) * görme, duyma, koklama, dokunma, tat alma duyularının tümü

beşer : ara. * beşer (et, ten, deri, cilt) (ara.), butcher, boucher (kasap, et tüccarı) (ing., fra.) * insan; insan türü; insan derisi 

beşer : tür. * beş (dörtten sonraki, altıdan önceki sayı) + er (grup belirten ek) * beşli gruplar halinde

beşeri : ara. * beşer (insan; cilt, deri) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * insanla ilgili, insani

beşeriyet : ara. * beşer (insan; cilt, deri) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + yet (-lık, olma durumu) * insanlık

beşgen : far., gre. * penc (beş) + gone, gonia (köşe, açı, dik açı, gönye; kenar, genişlemiş hat) (gre.) * beş kenarlı çokgen

beşibirlik : tür. * beş (dörtten sonraki, altıdan önceki sayı) + i (iyelik eki) + bir (tek) + lik * beşli altın seti

beşik : tür. * beş, biş (sallamak) + ik (ile ilgili olan) * sabit veya sallamalı çocuk karyolası

beşikdüzü : tür. * beşik (sabit veya sallamalı çocuk karyolası) + düz (engebesiz, doğru) + ü (iyelik eki) * Trabzon’un bir ilçesi; ilçedeki dağ olan Beşikdağı’nın isminden

beşiktaş : gre. * beşik (sabit veya sallamalı çocuk karyolası) + taş (sert mineral, kaya) * İstanbul’un bir ilçesi (eski isimleri Diplokionion (İkiz Kuleler, İki Sütun) (diplo (iki, çift) + kionion (sütun), Kune Petro (kune (beşik) + petro (taş) ) )

beşinci : tür. * beş (dörtten sonra, altıdan önce olan sayı) + inci (sıra belirten ek) * sıra numarası beş olan

beşir : ara. * başara (müjdelemek, iyi haber vermek, sevindirici haber vermek), bişar, buşra (müjde, iyi haber, sevindirici haber); beşr (eski fetva metinlerinde erkeği temsil eden isimlerden her biri), mübaşir (davalıları ve şahitleri mahkeme salonuna çağıran görevli; müjdeci) * müjdeci, iyi haber veren, sevindirici haber veren; erkek ismi

beşiri : ara. * beşir (müjdeci) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Batman’ın bir ilçesi

beşiz : tür. * (dörtten sonra, altıdan önce olan sayı) + iz (ile ilgili, gibi, -a ait) * aynı anneden, aynı anda doğmuş beş çocuk

beşkardeş : tür. * beş (dörtten sonra, altıdan önce olan sayı) + kardeş (aynı anne babadan doğmuş kişilerin birbirlerine göre durumlarını veya mecazen aynı kökten, soydan veya yakın bağdan gelen kişiyi ifade eden akrabalık adı) (karın (anne, ana rahmi, doğurganlık; omurgalı hayvanlarda kaburga kemiklerinden kasıklara ve pelvise kadar olan kısım) + daş, deş (ortaklık, birliktelik, benzerlik, aynılık eki) ) * tokatı ifade eden terim (konuşma dili)

beşliler çemberi : tür., far. * beş (dörtten sonra, altıdan önce olan sayı) + li (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ler (çoğul eki) + çember (halka, daire) + i (iyelik eki) * tonal müzikte majör ve minör dizilerin içerdiği tonalite sistemini açıklamak ve öğretmek amacıyla hazırlanmış olan çizelge

beşme : far. * beşme (beş renkten oluşan) * her çubuğu ayrı ayrı beş renkte olan yollu bir kumaş türü; tabaklanmamış ham deri; çıkrıkçı tezgahının kütüğü

beşparasız : tür. * beş (dörtten sonra, altıdan önce olan sayı) + para (mal veya hizmet alım satımında mübadele aracı) + siz (yoksunluk, zıtlık ve olumsuzluk eki) * meteliksiz, fakir

beşt : ara. * basta (yaymak, açmak, uzatmak, genişletmek) * yayma, açma, genişleme, genişletme

beştaş : tür. * beş (dörtten sonra, altıdan önce olan sayı) + taş (sert mineral, kaya) * en az iki kişi ve beş küçük taşla oynanan bir çocuk oyunu

beşuş : ara. * başşa (gülmek) * açık yüzlü, güler yüzlü

beşvakit : tür., ara. * beş (dörtten sonra, altıdan önce olan sayı) + vakit (zaman) * bir gün içindeki namaz zamanlarını (sabah, öğle, ikindi, akşam, yatsı) belirten ifade

bet : tür. * bedük (büyük, ulu), bediz (süs, bezek, resim) * güzel, iyi, bereketli; yüz, yüz çizgileri, çehre

bet beniz : tür. * bet (güzel, iyi, bereketli; yüz, yüz çizgileri, çehre) + beniz (görünüş, suret, surat, yüz, çehre) * güzel görünüş

bet bereket : tür. * bet (güzel) + bereket (bolluk, çokluk) ) * güzel bolluk, güzel bereket

beta : gre. * beta (Grek alfabesinin ikinci harfi; (Β, β) ) * Grek alfabesinin ikinci harfi; (Β, β)

beta cephei değişken : gre. * beta (Grek alfabesinin ikinci harfi; b harfi; ikinci (yıldız sınıflamasında) ) + Cephei (Cepheus takımyıldızı; Yunan mitolojisindeki Kral Cepheus) (lat.) * değişken (başkalaşan, farklılaşan, dönüşen, variyabl) (tür.)

beta çürümesi : gre. * beta (Yunan alfabesindeki ikinci harf; ikincil, ikinci) (gre.) + çürüme (organik maddelerin mikroorganizmaların etkisiyle kimyasal değişikliğe uğrayarak bozulma, kokma ve dağılma) + si (iyelik eki) (tür.) * kötü su koşulları veya stres nedeniyle balığın yüzgeçlerinin yıpranması, beyazlaşması ve erimesi ile karaktrize olan, Beta (Betta splendens) adı verilen popüler akvaryum balıklarında görülen bakteriyel veya mantar kaynaklı bir hastalık

beta enfeksiyonu : gre. * beta (Yunan alfabesindeki ikinci harf; ikincil, ikinci) (gre.) + infectio (iltihaplanma, yangı) (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek, icra etmek, oluşturmak) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * β-hemolitik Streptococcus (en sık Streptococcus pyogenes, Grup A β-hemolitik streptokok) bakterisinin (beta bakterisi) neden olduğu boğaz enfeksiyonu ve benzeri enfeksiyon (halk arasında yanlış olarak “beta virüsü” olarak da adlandırılır.)

beta lyrae : lat., gre. * beta (Yunan alfabesindeki ikinci harf; ikincil, ikinci) (gre.) + lyra (lir, lira; müzik aleti) (lat.) * Lyra takımyıldızında yer alan ve birbirinin yörüngesinde dönen iki yıldızdan oluşan, değişen parlaklığa sahip ikili yıldız sistemi

beta parçacığı : gre., tür. * beta (Grek alfabesinin ikinci harfi; b harfi) + parça (kısım, bölüm, küçük bileşen, parti) + cık (küçültme eki) + ı (iyelik eki) * radyoaktif bozunma sırasında bir atomun ekirdeğinden yayılan, bir elektronla aynı kütleye ve yüke sahip olan, egatif yüklü (negatron) veya pozitif yüklü (pozitron) olabilen bir atom altı parçacık

betaglutaraldehit : gre., lat. * beta (Grek alfabesinin ikinci harfi; b harfi; hızlı partikül, hızlı elektron) (gre.) + glutaricus (gluten (yapışkan, tutkal) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + acidus (ekşi olan; hidrojen iyonu veren, pH düşürücü madde, asit) + aldehyde (alcohol (el (ön ek) + kuhl (koyu mavi, siyah, kara; kömür) + dehydrogenatum (hidrojeni giderilmiş alkol) ) (lat.) * tıbbi ve dental ekipman dezenfektanı ve endüstriyel su arıtımı ve koruyucu olarak kullanılan kimyasal madde (C5H8O2)

betahistin : gre. * beta (Grek alfabesinin ikinci harfi; b harfi; hızlı partikül, hızlı elektron) + histine (bağışıklık tepkileri ve nörotransmisyon ile ilgili olan histamine eki) * vertigo önleyici ve Ménière hastalığının semptomlarını tedavi etmek için kullanılan bir ilacın etken maddesi (C8H12N)

betain : lat. * beta (pancar) + ine (gibi olan, ile ilgili, kimyasal madde eki) * vücutta üretilen ve karaciğer fonksiyonuna, hücre çoğalmasına ve karnitin yapımına yardımcı olan madde, betaine anhydrous, trimetilglisin (C5H11NO2)

betaksolol : gre., ara. * beta (Grek alfabesinin ikinci harfi; b harfi; hızlı partikül, hızlı elektron) + xolol (alkol eki) * hipertansiyon ve glokom tedavisinde kullanılan seçici bir beta1 reseptör blokeri (C18H29NO3)

betalaktam : gre. * beta (Grek alfabesinin ikinci harfi; b harfi; hızlı partikül, hızlı elektron) + lacto (süt) + am (amide) * bakterileri otolize eden enzimleri baskılayan bazı maddelerin etkinliğini engelleyerek otolizlerin etkinleşmesini sağlayan antibiyotik (C3H2NOR3)

betametazon : gre. * beta (Grek alfabesinin ikinci harfi; b harfi; hızlı partikül, hızlı elektron) + meth (metil grubuna (-CH3) bağlanmış karbon atomu eki) + asone (kortikosteroidlerin isimlerinde bulunanan ve yapısında keton grubu (C=O) bulunan bileşik eki) * Romatoid artrit ve sistemik lupus eritematozus gibi romatizmal rahatsızlıklar, dermatit ve sedef hastalığı gibi cilt hastalıkları, astım ve anjiyoödem gibi alerjik durumlarda kullanılan bir steroid (C22H29FO5)

betametazon dipropiyonat : lat., gre. * beta (Yunan alfabesindeki ikinci harf, ilaç türev kodu) (gre.) + meth (metil CH3 grubu) + asone (steroid kökü) (lat.) + di (iki, ikili, çift) + propion (propiyonik asit türevi) + ate (ester veya tuz eki) (lat.) * inflamasyonu azaltmak ve alerjik reaksiyonları kontrol etmek için kullanılan, topikal veya inhale steroid ilacının etken maddesi (C28H37FO7)

betanekol : gre. * beta (Grek alfabesinin ikinci harfi; b harfi; hızlı partikül, hızlı elektron) + nekol (kolin ile ilgili bileşik veya alkaloid eki) * ağız kuruluğunu hafifletmek, genel anesteziden, mesanenin diyabetik nöropatisinden veya antidepresanların yan etkilerinden kaynaklanan üriner retansiyonu gidermek ve gastrointestinal kas tonusu eksikliğini tedavi etmek için kullanılan, kolin'in bir esterleşmiş türevi olan ko- linerjik agonist

betar : ara. * betara (kibirlenmek, gösteriş yapmak, böbürlenmek, kendini yüksek görmek, kibirli davranmak) * gösteriş, çok fazla sevinme, kibirlenme, böbürlenme

betatron : gre. * beta (Grek alfabesinin ikinci harfi; b harfi; hızlı partikül, hızlı elektron) + ilektronio (elektron) * elektronları hızlandırmakta yararlanılan elektromanyetik cihaz

betelemek : far., tür. * bet (kötü) + e (bağlaç) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * sert, kaba ve kötü davranmak

beter : far. * badtar (bad (kötü, fena) + tar (“daha” anlamı katan pekiştirme eki) * daha kötü, daha fena

bethe-feynman formülü : alm., ing., lat. * bethe (Alman fizikçi Hans Bethe) + feynman (Amerikan fizikçi Richard Feynman) + formula (denklem, formül, matematiksel ifade) * nükleer reaksiyonlarda enerji dağılımını ve parçacık çarpışmalarının olasılıklarını hesaplamak için kullanılan fiziksel matematiksel ifade (ϕ(E) = Enerji E deki nötron akışı, S(E) = Kaynak terimi (nötron üretim hızı), Σt (E) = Toplam kesit alanı (nötronun çarpışma olasılığı; ϕ(E) = S(E) / Σt (E) )

beti : tür. * bet (tasvir etmek) + i (isim yapım eki) * resim ve yontu sanatlarında insan, hayvan ve benzeri varlıkların biçimi, şekli

betik : tür. * biti (yazmak, çizmek) + ig (isim yapım eki) * her türlü yazılı şey; Osmanlı İmparatorluğu’nda, XVI. yüzyıla değin, yazılı kâğıda verilen isim

betikçe : tür. * biti (yazmak, çizmek) + ig (isim yapım eki) + çe (isim yapım eki) * opera metni, sözet, sözetçi

betim : tür. * biti (yazmak, çizmek) + im (isim yapım eki) * tasvir

betimlemek : tür. * bet, bit (yazmak, çizmek) + im (isim yapım eki) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) (harflerin kelimeleri oluşturan küçük parçalar olmasından) * tasvir etmek, harflerle yazmak

betine gitmek : tür. * bet (yüz, surat) + i (iyelik eki) + ne (-a, yönelim) + git (ilerlemek, ayrılmak) + mek (fiil mastar eki) * gücüne gitmek, kendine yedirememek; ayıp saymak, tuhafına gitmek, olumsuz karşılamak

betk : ara. * bataka (kesmek, koparmak, ayırmak, biçmek) * kesmek, koparmak, biçmek, kat'etmek; yapışıp bir şeyi çekmek

betl : ara. * batala (kesmek, koparmak, ayırmak, biçmek) * kesmek, koparmak, ayırmak, biçmek, kat'etmek

beton : lat., fra. * bittumen (bitu (ağaç, sopa, ağaç rezinesi) + men (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.); béton (fra.) * çakıl, kum gibi agrega türü maddelerin su ile birleştirilmesinden oluşan inşaat materyeli

betonarme : fra. * béton (beton) + armé (donanımlı, donatılı) * eğilme ve çekme güçlerine dayanması için içine metal yerleştirilmiş beton

betonica : kel., gre., lat. * uato (kahin, kehanet, şiirsel ilham) (kel.); ouettones (gre.); vetton (lat.) + icus (ile ilgili, -a ait) + a (çoğul eki) * nane familyasına (Lamiaceae) ait, Avrasya ve Kuzey Afrika kökenli, morumsu pembe renkli ve başak şeklinde çiçekler açan, geçmişte geleneksel tıpta ve boyama işlemlerinde yaygın olarak kullanılmış çok yıllık otsu bir bitki cinsi (adını İber Yarımadası'nın batısında (bugünkü İspanya ve Portekiz sınırlarında yer alan eski Lusitania bölgesinde) yaşamış olan antik Kelt kökenli savaşçı ve hayvancı bir kabile olan Vettonlar (Vettones) halkından almıştır.)

betoniyer : fra. * bétonnière (béton (beton) + ière (araç eki, yapan, eden) ) * çimentoya kum, çakıl ve belli oranda su karıştırıp beton haline getiren makine

betonkarar : fra , tür. * béton (beton) + kar (karıştırmak) + ar (araç eki, yapan, eden) * çimentoya kum, çakıl ve belli oranda su karıştırıp beton haline getiren makine

betriksaban : lat. * betri (özel ad veya türev kodu, ilaç adı) + xa (faktör Xa inhibitörü sınıfını gösteren ek) + ban (kimyasal madde eki, antikoagülan) * kan pıhtılaşmasını önlemek için kullanılan, faktör Xa’yı inhibe eden sentetik antikoagülan ilacın etken maddesi (C23H22ClN5O3)

bett : ara. * batta (kesmek, yarmak, ayırmak, bölmek, koparmak, kat etmek) * kesmek, yarmak, ayırmak, bölmek, koparmak, kat etmek, küçük parçalara ayırmak

betta splendens : mal., lat. * betta (yerel balım ismi) (mal.) + splendere (parlamak, ışıldamak) + ens, ent (sıfat yapım eki) (lat.) * Güneydoğu Asya'ya özgü, erkekleri parlak renkleri ve gösterişli yüzgeçleriyle tanınan, saldırgan davranışları nedeniyle "Siyam dövüş balığı" olarak bilinen labirentli tatlı su balığı türü, Kavgacı Siyam Balığı, Beta balığı

bettar : ara. * bett (kesmek, yarmak, küçük parçalara ayırmak) + ar (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * çok kesen, çok keskin

betteke : ara. * batteka (yaralamak, kesmek, yarmak, parçalara ayırmak), battik (kesilmiş, yarılmış, ayrılmış) * yaralama, kesme, yarma, parçalara ayırma

betula : lat. * betula (huş ağacı) * yaprak döken, genellikle beyaz kabuklu ağaç, Betulaceae familyasından bir bitki

betulaceae : lat. * betula (huş ağacı) + aceae (-giller, botanik familya eki) * genellikle Kuzey Yarımküre'nin ılıman ve serin bölgelerinde yetişen, Betula cinsini tip cins olarak içeren, huş, kızılağaç, gürgen, fındık ve şerbetçi otu gürgeni gibi odunsu bitkileri kapsayan, tek evcikli çiçekleri genellikle sarkık kedicikler halinde bulunan çiçekli bitkiler familyası, Huşgiller

betül : ibr., ara. * batul (bakire) * bakire, evlenmemiş genç kız; kadın ismi

beudat : ara. * beudat (sivrisinek) * Culicidae familyasından olan, dişi bireyleri kan emerek beslenen, iğne biçiminde ağız yapısıyla deri delerek kan alan ve bazı türleri sıtma, dang, Zika gibi hastalıkları taşıyabilen küçük kanatlı böcek

bevacizumab : lat. * be (vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF) eki) + vaci (vascularis (damarsal) ) + zu (insanlaştırılmış) + mab (monoklonal antikor eki, (humanized monoclonal antibody) ) * kanser tedavisinde kullanılan monoklonal antikor (C6638H10160K1720O2108S44)

bevar : ara. * bavara (mahvetmek, bozmak, çürütmek; mahvolmak, yok olmak, helak olmak, çürümek) * mahvolma, bozulma, çürüme, çürüyüş, yok olma

beverin : lat. * bever (farmasötik türev veya özel isim kökü, kimyasal yapı sınıfı) + -ine (alkaloid veya azotlu bileşiklere ait sıfat yapım eki) * düz kas spazmlarını hafifleten, özellikle gastrointestinal sistemde, örneğin irritabl bağırsak sendromu (IBS) tedavisinde kullanılan antispazmodik madde (C22H29NO4)

bevliye : ara. * bala, bele (işemek, idrar etmek, akıtmak), bevl (idrar, sidik, çiş) + iye (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * idrar yolları hastalıkları ile ilgili tıp dalı, üroloji

bevliyeci : ara., tür. * bala, bele (işemek, idrar etmek, akıtmak), bevl (idrar, sidik, çiş) + iye (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ci (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bevliye doktoru, ürolog

bevvab : ara. * bab (kapı, bölüm, kısım, husus) * kapıcı, çocukları okula götürüp getiren okul hademesi

bevvap : ara. * bab (kapı, bölüm, kısım, husus) * kapıcı, çocukları okula götürüp getiren okul hademesi

bey : tür. * beg (saygın, asil, soylu, efendi, hakim, hükümdar, ağa) * reis, lider, efendi, zengin, muteber, saygın, tanrı, sayesinde olunan, sayesinde imkana sahip olunan

beyaban : far. * bi, be (-lı, -li, ile, birlikte, beraber, sahibi) + yaban (ıssız yer, çöl, sahra) * çöl, sahra; imar olunmamış arazi; çöle ait, sahraya ait

beyad : ara. * beyad (ak, beyaz) * ak, beyaz

beyad : ara. * bayada (yok olmak, helak olmak, tükenmek, ortadan kalkmak, mahvolmak) * yok olma, helak olma, tükenme, ortadan kalkma, mahvolma

beyağaç : tür. * beg (saygın, asil, soylu, efendi, hakim, hükümdar, ağa) + ağaç (kalın gövdeli ve dallı bitki) * Denizli’nin bir ilçesi

beyan : ara. * bana, beyyene (açıklamak, açığa çıkarmak, ortaya çıkarmak, bildirmek, duyurmak, belirtmek, meydana çıkarmak, ifşa etmek; ispatlamak) * açığa çıkma, açığa çıkarma, ortaya çıkma, ortaya çıkarma, oluşum, oluşturma, aydınlanma, bildirme, duyuru, ilan

beyanat : ara. * bana, beyyene (açıklamak, açığa çıkarmak, ortaya çıkarmak, bildirmek, duyurmak, belirtmek, meydana çıkarmak, ifşa etmek; ispatlamak), beyan (açığa çıkma, açığa çıkarma, ortaya çıkma, ortaya çıkarma, oluşum, oluşturma, aydınlanma, bildirme, bildiri, açıklama, izahat, anons, duyuru, ilan) + at (çoğul eki) * açıklamalar, bildiriler, duyurular, anonslar, ilanlar, izahlar

beyanname : ara., far. * beyan (açığa çıkma, açığa çıkarma, ortaya çıkma, ortaya çıkarma, oluşum, oluşturma, aydınlanma, bildirme, bildiri, açıklama, izahat, anons, duyuru, ilan) (ara.) + name (kitapçık, mektup, risale, belge, yazı; birine hitaben yazılmış yazı) (far.) ) * bildirge, bildiri, duyuru, ilan, anons

beyaz : ara. * bayada (beyazlamak, açığa çıkmak, renk açılmak, beyazlaşmak), beyd (yumurta), beyza (parlak, beyaz; kadın ismi) * beyaz, açık renkli, ak, beyad

beyaz cevher : ara. * beyad (ak, beyaz) + cevher (öz, esas) * merkezi sinir sisteminde miyelinli aksonlardan oluşan, sinir sinyallerinin hızlı iletimini sağlayan, nöron gövdeleri gri cevherde yoğunlaşmış olan bölge

beyaz rusya : rus. * Belarus (beyaz Rus) (belaya (beyaz) + rus (Rus) ) * kuzeyinde Letonya, kuzeybatısında Litvanya, kuzeydoğusunda, doğusunda Rusya Federasyonu, batısında Polonya güneyinde ise Ukrayna ile komşu olan Asya ülkesi

beyazsinek : tür. * beyaz (ak) + sinek (diptera (iki kanatlılar) sınıfından uçan küçük böcek) * Aleyrodidae familyasından olan, en yaygın türleri sera beyaz sineği Trialeurodes vaporariorum ve tütün beyaz sineği Bemisia tabaci olan sinek

beyaztilki : tür. * beyaz (ak) + tilki (küçük yırtıcı memeli) * arktik bölgelerde yaşayan küçük bir tilki türü, artktik tilki

beybaba : tür. * beg (saygın, asil, soylu, efendi, hakim, hükümdar, ağa) + baba (yaşlı ve saygın erkek, oğul sahibi erkek, erkek ebeveyn, ata, öncel) * yaşlı erkeklere senlibenli bir seslenme sözü; çocukların babaları için kullandıkları saygı sözü

beybisiter : ing. * baby (bebek) + sitter (bakıcı) (sit (oturmak, oturtmak) + er (-cu, yapan, eden) ) * bebek bakıcısı

beyda : ara. * beyad (beyaz, ak) * yumurta

beydağ : tür. * beg (saygın, asil, soylu, efendi, hakim, hükümdar, ağa) + dağ (yüksek toprak, kayalık veya yükselti) * İzmir’in bir ilçesi

beyefendi : tür., gre. * beg (saygın, asil, soylu, efendi, hakim, hükümdar, ağa), bay, beg, bey (bay, kişi; ağa, efendi, reis, amir, lider, hakim, hükümdar, yönetici, sayesinde imkana sahip olunan, erkek için saygı ifadesi olan son ek; asil, soylu, muteber, saygın, zengin, mal mülk sahibi) (tür.) + efendi (reis, şef, amir, hükümdar, malik) (avthentikos, authentikos (baş, başkan, bey, üstad, asıl, esas, öz, gerçek, hakiki) (authentes (kendi yetkisiyle hareket eden, fail, hakim, hükümdar) (authos (kendi) + entes (-e yönelik) ) (gre.) * saygılı konuşmada erkek isimlerinin sonuna getirilen veya erkeklere hitap için veya isim olarak kullanılabilen kelime

beygir : far. * bar (yüklenmek, taşımak, getirmek; yük) + giriftan (tutmak, almak, yakalamak, kavramak), gir (taşıyan, yapan, tutan, alan, işlevi yerine getiren) * erkek at

beygir gücü : far., tür. * beygir (at) + güç (kuvvet) + ü (iyeik eki) * 75 kg ağırlığındaki arabanın 1 saniyede 1 metre çekilebilmesi için gereken motor gücünü ifade eden güç birimi (kısaltması hp (horse power) )

beyhude : far. * bi (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki, -sız) + hude (gerçek, hak, hakikat, fayda) * boş yere, boşuna, yok yere, gereksiz olarak

bey'i : ara. * bey, bay (satmak) * alışveriş, alım, satın alma; bayi (satıcı) (ara.), buy (satın almak) (ing.)

beyin : ara., far. * meyi, meni (beyin, ilik) (ara., far.); brain (beyin) (ing.) * kafatasının içinde bulunan ve sinir sisteminin merkezi olan organ

beyin sapı : ara., far., tür. * beyin (kafatasının içindeki sinir sistemi merkezi) + sap (bağlayan kısım, gövde uzantısı) + ı (iyelik eki) * orta beyin (mezensefalon), pons (metensefalon) ve Omurilik Soğanı (medulla oblongatanın) bileşimi olan ve medulla spinalis olarak uzanan, solunum, kalp atış hızı ve kan basıncı gibi fonksiyonlara yardımcı olan organ

beyincik : ara., far. * beyin (kafatasının içindeki sinir sistemi merkezi) + cik (küçültme eki) * motor fonksiyonlarını kontrol eden, beynin arka kısmında, serebral korteksin oksipital ve temporal loblarının altında yer alan yapı

beyit : ara. * beyt (ev, hane, mesken) * aynı ölçüde yazılan ve anlam yönünden birbirine bağlı olan iki dizelik şiir birimi

beyiye : ara. * bay, bey (satmak), bey’i (satışla ilgili) + iye (durum eki) * satıştan elde edilen belirli kar, satımlık, prim, komisyon

beykoz : tür., far. * beg, bey (bay, kişi; ağa, efendi, reis, amir, lider, hakim, hükümdar, yönetici, sayesinde imkana sahip olunan, erkek için saygı ifadesi olan son ek; asil, soylu, muteber, saygın, zengin, mal mülk sahibi) (tür.) + kos (köy), koz (ceviz) (far.) * beyköyü; İstanbul’un Anadolu yakasında, Boğaz kıyısında bulunan bir ilçesi ve yerleşim bölgesi (M.Ö. 700'lü yıllarda Traklar Beykoz'a geldiklerinde, kralları Amikos'un ismine binaen, buraya "Amikos" adını vermişlerdir.)

beykuniyye : ara. * Beykuni (Şam'ın Beykun bölgesinden bir islam alimi olan Tahir bin Muhammed el-Beykuni'nin soyadından) + iyye (ile ilgili olma) * Beykuni tarafından kaleme alınan hadis usulüne dair manzum risale

beylerbeyi : tür. * beg (saygın, asil, soylu, efendi, hakim, hükümdar, ağa), bay, beg, bey (bay, kişi; ağa, efendi, reis, amir, lider, hakim, hükümdar, yönetici, sayesinde imkana sahip olunan, erkek için saygı ifadesi olan son ek; asil, soylu, muteber, saygın, zengin, mal mülk sahibi) + ler (çoğul eki) + bey + i (iyelik eki) * Osmanlı İmparatorluğu döneminde, sancakbeylerinin başı olan, eyaleti yöneten kimse

beylik : tür. * beg, bey (bay, kişi; ağa, efendi, reis, amir, lider, hakim, hükümdar, yönetici, sayesinde imkana sahip olunan, erkek için saygı ifadesi olan son ek; asil, soylu, muteber, saygın, zengin, mal mülk sahibi) + lik (isim yapım eki) * bey olma durumu; devlet malı olan, devlete özgü bulunan, devletle ilgili, resmi

beylikdüzü : tür. * beg, bey (bay, kişi; ağa, efendi, reis, amir, lider, hakim, hükümdar, yönetici, sayesinde imkana sahip olunan, erkek için saygı ifadesi olan son ek; asil, soylu, muteber, saygın, zengin, mal mülk sahibi) + lik (durum eki) * İstanbul’un bir ilçesi; Osmanlı Beylerinin avcılık yaptığı ve dinlendiği düzlük bir alan olmasından

beylikova : tür., far. * beg, bey (bay, kişi; ağa, efendi, reis, amir, lider, hakim, hükümdar, yönetici, sayesinde imkana sahip olunan, erkek için saygı ifadesi olan son ek; asil, soylu, muteber, saygın, zengin, mal mülk sahibi) + lik (durum eki) + abad (mamur ve tarım yapılan yer, çöl ve bozkır zıddı, düz, geniş arazi, yayla, yazı, düzlük) (far.) * Eskişehir’in bir ilçesi; esas ismi Beylikahır (Selçuklular döneminde büyük bir at yetiştirme merkezi olan ve bu sebebiyle)

beyn : ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + eyn (iki) * arasında, arası, iki şeyin arasında olan

beynamaz : far. * bi (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki, değil, zıt, karşıt, -sız) + namaz (duaya kalkma) * namaz kılmayan; pis kimse

beynel-bahreyn : ara. * beyn (arasında, arası, arasını) + el (ön ek, artikel) + bahr (deniz) + eyn (iki) * Türk musikisinde, iki temel makam arasında geçiş yapan, genellikle Hicaz ve Hüseyni tonlarında modülasyonlar içeren, zengin süslemelerle melodik ifadeye derinlik katan, özgün bir geçiş makamı

beynelmilel : ara. * beyn (arasında, arası, arasını) + el (ön ek, artikel) + milel (milletler, topluluklar) * uluslararası, milletletarası

beyoğlu : tür. * beg (saygın, asil, soylu, efendi, hakim, hükümdar, ağa), bay, beg, bey (bay, kişi; ağa, efendi, reis, amir, lider, hakim, hükümdar, yönetici, sayesinde imkana sahip olunan, erkek için saygı ifadesi olan son ek; asil, soylu, muteber, saygın, zengin, mal mülk sahibi) + ol, oğl (var hale gelmek, vücuda gelmek, tezahür etmek, olmak), oğul (erkek insan yavrusu, erkek evlat, erkek çocuk) + u (tamlama eki) ) * İstanbul’un bir ilçesi

beypazarı : tür. * beg (saygın, asil, soylu, efendi, hakim, hükümdar, ağa), bay, beg, bey (bay, kişi; ağa, efendi, reis, amir, lider, hakim, hükümdar, yönetici, sayesinde imkana sahip olunan, erkek için saygı ifadesi olan son ek; asil, soylu, muteber, saygın, zengin, mal mülk sahibi) + pazar (ürün ve hizmet alış-satış yeri, çarşı, market) + ı (iyelik eki) * Ankara'nın bir ilçesi; eski ismi Laganiae (kayalık tepe; kap)

beyrut : ara. * berut, berud (soğutucu; kuyular, su kaynakları) (berd (soğuk, soğutmak, soğuk su ile yıkamak) ) * Lübnan'ın başkenti

beyşehir : tür., far. * beg, bey (bay, kişi; ağa, efendi, reis, amir, lider, hakim, hükümdar, yönetici, sayesinde imkana sahip olunan, erkek için saygı ifadesi olan son ek; asil, soylu, muteber, saygın, zengin, mal mülk sahibi) (tür.) + şahr, şehr (yerleşim birimi, vilayet, memleket, belde, kent, il) (far.) * Konya'nın bir ilçesi; Eşrefoğluları döneminde önce Viranşehir sonra Süleymanşehir ve sonra da beyliğin merkezi olmasından dolayı Beyşehir olmuştur.

beyt : ara. * bata, beyata, buyyata (gecelemek, geceyi geçirmek, uyumak, konaklamak, kalmak), beyyete (kurmak, tasarlamak) * ev, konut, mesken, konak, ikametgah, kalacak yer

beyt-i atik : ara. * beyt (ev, konut, mesken, konak, ikametgah, kalacak yer) + i (tamlama eki) + atik (temiz) * Mekke'de bulunan ve İslam'ın kutsal sembolü olan yapı, mescid-i haram

beytullah : ara. * beyt (ev, konut, mesken, konak, ikametgah, kalacak yer) + u (tamlama eki) + Allah (Allah) * Allah'ın evi; kabe, cami, mescid gibi ibadet yerleri

beytülmal : ara. * beyt (ev) + el (ön ek, artikel) + mal (para, servet, hazine) * devlet hazinesi

beytüşşebap : ara. * beyt (ev) + şebab (gençlik; gençler) * gençlik evi; Şırnak’ın bir ilçesi

beyyine : ara. * bana, beyyene (açıklamak, açığa çıkarmak, ortaya çıkarmak, bildirmek, duyurmak, belirtmek, meydana çıkarmak, ifşa etmek; ispatlamak), beyan (açığa çıkma, açığa çıkarma, ortaya çıkma, ortaya çıkarma, oluşum, oluşturma, aydınlanma, bildirme, bildiri, açıklama, izahat, anons, duyuru, ilan), beyyinat (ç.) * açıklanmış, beyan edilmiş, delil, ispat; Kur'an'ın 98. suresi

beyza : ara. * beyd, beyad, beyda (beyaz; yumurta) * parlak, beyaz; yumurta; kadın ismi; Türk musikisinde, karar perdesi genellikle Hicaz makamındaki Dügah (Re) veya Hüseyni makamındaki Neva (Mi) perdesi olan, neva perdesi üzerine kurulu, Hüseyni ve Neva makamlardan esinlenen, duygusal ve hüzünlü ezgiler taşıyan, hem klasik hem de halk müziğinde kullanılan özgün bir makam

beyzade : tür., far. * bey, beg (muteber, saygın, soylu, asil, zengin, reis, tanrı) (tür.) + zade (-den doğmuş, oğlu, kızı, soyundan) (far.) * Osmanlı Sultanlarının oğullarına verilen ünvan

beyzbol : gre., alm. * bainein (gitmek, yürümek, ilerlemek, adım atmak; inmek), basis (adım, basamak, temel, esas, baz, kaide, gidiş, yürüyüş, ilerleyiş, adım atış; iniş, alt, aşağı, düşük) (gre.); base (ing.) + balluz, ball (küre, top, şişkin, yumru, yuvarlak; eğlence, danslı toplantı) (alm.) * her biri dokuz oyuncudan oluşan iki takım arasında, sırayla vuruş ve sahada defansa dayalı olarak bir sopa ve top ile oynanan spor

beyzi : ara. * beyd (yumurta; beyaz) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yumurta biçiminde olan, söbe

bez : ara. * bazz (pamuk veya keten ipliğinden yapılmış dokuma, kumaş ) * pamuk veya keten ipliğinden yapılmış dokuma, kumaş; belirli maddeleri kandan ayıran, değiştiren, yoğunlaştıran ve sonrasında yeniden kullanılmak üzere salgılayan veya yok edilmelerini sağlayan doku veya hücre

bezafibrat : lat. * beza (benzo, benzen halkası) + fibr (fibrik asit grubu eki, lif; yağ metabolizması, lipoproteinlerle ilgili) + atum, ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek) * hiperlipidemiyi tedavi etmek için lipid düşürücü (hipolipidemik) ajan olarak kullanılan bir fibrat ilacın etken maddesi (C19H20ClNO4)

bezdirmek : tür. * bez (bıkmak, usanmak, bizar olmak, gına gelmek) + dir (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * bıktırmak, usandırmak

beze : tür. * beze, bazz (yara izi, ciltte kabarcık, ur; yumru, topak) * doku veya hücre kümesi, dokusal yumru (yağ bezesi); topak halindeki hamur; yumurta akı ve pudra şekeriyle yapılan bir tür kuru pasta

bezek : tür. * beze (süslemek) + k (isim yapım eki) * zinet, süs, süsleme, nakış, debdebe, gösteriş

bezelye : gre. lat. * bizeli, pisellum (bezelye) (gre., lat.); besali (soğan) (ara.) * baklagiller (Fabaceae, Leguminosae) familyasından, beyaz çiçekler açan, yeşil renkli tırmanıcı bir bitki

bezemek : tür. * bez, bedze (nakşetmek, süslemek, resimlemek) + mek (fiil mastar eki) * güzelleştirmek için donatmak, süslemek

bezerne : tür. * bediz, bedz (nakış, işleme), bedze (nakşetmek, resimlemek) + rne (durum eki) * bir yüzeyin daha güzel görünmesi için, üzerine yapılan işlemeler

bezgin : tür. * bez (usanmak, bıkmak) + gin (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bıkkın, usanmış, yorulmuş, sıkılmış

bezik : lat., fra. * bazzicare (dadanmak, sık gelmek, sürekli gelip bezdirmek) (lat.); bezdirmek (bıktırmak, usandırmak) (tür.), bésique (fra.) * bir iskambil kağıdı oyunu

bezir : ara. * bezr (tohum, tane; tohum atma, saçma), bızr, bızır (klitoris) * tohum, tane, keten tohumu; geveze, çok konuşan

bezir yağı : ara., tür. * bezr (tohum; tohum atma, saçma) (ara.) + yağ (hayvan dokularında bulunan veya çeşitli bitkilerden elde edilen, suda çözünmeyen, kayganlık veren, hücrelerin enerji ihtiyacını karşılayan ve sanayiden yemek kültürüne kadar geniş bir alanda kullanılan organik lipit bileşiği; iç yağı) + ı (iyelik eki) (tür.) * keten tohumu yağı

bezirgan : far. * bazar (ürün ve hizmet satışının yapıldığı açık veya kapalı yer, ticaret yeri; çarşı, market, pazar) + gan -cı, yapan, eden eki) ) * merchant, trader; marchand le, commerçant le; Händler r, Schacherer r, Kaufmann s, Geschäftsmann r

bezm : far., gre. * bazm, bezm (meclis, sohbet meclisi, eğlence toplantısı veya yiyip içme meclisi, heyet; dayanışma, paylaşma, cömertlik etme, bolluk olma) * meclis, eğlence toplantısı veya yiyip içme meclisi

bezmara : far. * bazm, bezm (meclis, sohbet meclisi, eğlence toplantısı veya yiyip içme meclisi, heyet; dayanışma, paylaşma, cömertlik etme, bolluk olma) + ara (süsleyen) * meclisi süsleyen, meclise renk katan, meclisi neşelendiren; Türk musikisinde bir birleşik (mürekkep) makam

bezmek : tür. * bez (usanmak, bıkmak) + mek (fiil mastar eki) * bıkkınlık gelmek, bıkmak, usanmak, sıkılmak

bezm-i alem : far. * bazm, bezm (meclis, sohbet meclisi, eğlence toplantısı veya yiyip içme meclisi, heyet; dayanışma, paylaşma, cömertlik etme, bolluk olma) + i (tamlama bağlacı) + alem (yaşam planı, dünya, ortam, devir, çağ, evren) * dünya meclisi, sohbet toplantısı, toplanan sohbet, eğlence, şikayet meclisi, dayanışma meclisi; Osmanlı sultanı Abdülmecit'in annesinin ismi

bezm-i elest : far. * bazm, bezm (meclis, sohbet meclisi, eğlence toplantısı veya yiyip içme meclisi, heyet; dayanışma, paylaşma, cömertlik etme, bolluk olma) + i (tamlama bağlacı) + e lestü (ben değil miyim?) (e (-mi?) + les (değil) + tü (ben) ) * insanın, yaratılışı esnasında Allah'a verdiği sözü, O'nunla anlaşmasıni ifade eden ve "Ben Rab'biniz değil miyim?" anlamına gelen kelime; Allah ile insanlar arasındaki ahid; bezm-i elest

bezm-i tarab : far., ara. * bazm, bezm (meclis, sohbet meclisi, eğlence toplantısı veya yiyip içme meclisi, heyet; dayanışma, paylaşma, cömertlik etme, bolluk olma) + ı (tamlama eki) + tarab (sevinç, zevk, neşe) * Türk musikisinde, Neva perdesi (Mi) temelinde kurulan, Hicaz ve Hüseyni makamlarının özelliklerini taşıyan, hareketli ve neşeli ezgilerle karakterize edilen, karar perdesi Neva (Mi) olan özgün bir makam

bezoar : far. * pad (koruyan, karşı) + zahr (zehir) * zehir giderici, panzehir; geviş getiren bazı hayvanların mide veya bağırsaklarında sindirilemeyen bitki lifleri, kıllar veya mineral maddelerin birikmesiyle oluşan taş benzeri kitle

bezr : ara. * bezr (tohum), bızr, bızır (klitoris) * tohum, keten tohumu; mercimek, bakla, arpa gibi taneli tohum

bezzaz : ara. * bezz (kumaş) + zaz (-çı, ile ilgili olan) * bez, kumaş ve dokuma ürünleri alıp satan kimse, kumaş tüccarı, manifaturacı, kumaşçı

Bh : alm. * bohrium (Danimarkalı fizikçi Niels Bohr’un soyadından) (alm.) + ium (kimyasal element eki) (lat.) ) * atom numarası 107 olan, periyodik tablonun 7. grubunda bulunan, sentetik olarak üretilen, son derece radyoaktif ve çok kısa ömürlü olan, yalnızca bilimsel araştırmalarda incelenen bir geçiş metali element

bhaga : san. * bhaga (efendi, koruyucu; servet, refah, zenginlik, ihtişam) (san.); * beg, bey (bay, kişi; ağa, efendi, reis, amir, lider, hakim, hükümdar, yönetici, sayesinde imkana sahip olunan, erkek için saygı ifadesi olan son ek; asil, soylu, muteber, saygın, zengin, mal mülk sahibi) (tür.)

bhairava : san. * bhairava (korkunç, korkutucu, korkutan) (bhi (korku, terör) + rava (ses, gürleme, kükreme) * Hint mitolojisinde (Hinduizm) korkutucu tanrı

bhairavi : san. * bhairavi (korkunç (dişi için) (bhairav (korkunç, korkutucu) + i (dişilik eki) ) * Hint mitolojisinde (Hinduizm) Puranalar ve Tantralara göre Bhairava'nın eşi

bhavani : san. * bhavani (hayat veren, yaşam veren) (bhava (varlık, dönüşüm, dünya, yaratılış, hayat, yaşam) + ani (dişilik eki) ) * Hint mitolojisinde (Hinduizm) kendisine bağlı olanlara bakan ve aynı zamanda kötü Asura'ları öldürerek adaleti dağıtma rolünü oynayan besleyici bir anne figürü olarak kabul edilen tanrıça

bholenath : san * bhola (basit, sade, saf, masum, naif) + nath (efendi, koruyucu, lord) * Hint mitolojisinde (Hinduizm) Hindu tanrısı Şiva'nın bir sıfatı; sadelik tanrısı, masum tanrı

bhramari : san. * bhramara (arı, yaban arısı) + i (dişilik eki) * arı gibi olan; nefes verirken hafifçe mırıldanmayı içeren bir pranayama (nefes) uygulaması

bhumi : san. * bhu (olmak, var olmak) + mi (dişilik eki) * Mahayana Budizm'inde, manevi ilerlemenin aşamaları bodhisattva veya aydınlanma yeteneğine sahip olmasına rağmen başkalarının kurtuluşu için çalışmak adına buddhalığını erteleyen kişi

bhutan : san. * Bhota (Tibet) + anta (son) (Tibet'in sonu) * Güney Asya'da Doğu Himalayalarda bulunan, denize kıyısı olmayan, batısında ve güneyinde Hindistan, kuzeyinde ise Çin'in Tibet bölgesi yer alan ülke

bhuvaneshvari : san. * bhuvana (dünya, yaşam planı, evren) + ishwara (efendi, koruyucu, lord) + i (dişilik eki) * Hint mitolojisi (Hinduizm) ile ilgili Şaktizm'deki on Mahavidya tanrıçası arasında dördüncüsü ve Mahadevi'nin en yüksek yönlerinden biri olan, Devi Bhagavata Purana'da Adi Parashakti'nin bir formu olarak tanımlanan tanrıça

bıcı : tür. * bıcı (yıkanma sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime) * cici, hoş, sevimli, tatlı, sevecen; çocuk dilinde banyo

bıcıbıcı : tür. * bıcı (cici, hoş, sevimli; banyo) + bıcı (cici, hoş, sevimli; banyo) * küçük çocuk dilinde yıkanma

bıcır : tür. * bıcır (çocukların çıkardığı hızlı ve kesintisiz konuşma sesinden ses yansımalı kelime) * kısa boylu, tıknaz; hareketli, yaşama sevinci dolu; durmadan konuşan, neşeli, cıvıl cıvıl ve son derece hareketli olma durumu

bıcırgan : tür. * bıcır (hızlı, canlı, pürüzsüz, hareketli, yaşama sevinci dolu) + gan (ile ilgili, gibi, -a ait) * boru biçimindeki madeni veya metal parçaların iç yüzeylerinde meydana gelen pürüzleri temizlemek, buraları düzleştirmek ve parlatmak amacıyla sanayide ya da tesviyecilikte kullanılan özel bir teknik alet

bıçak : tür. * bıç, biç (kesmek, yarmak, ayırmak, bölmek, kat etmek) + ak (araç eki) * bir sap ile genellikle çelikten yapılmış keskin bir ağızdan oluşan, kesme, doğrama veya kazıma işlerinde kullanılan kesici bir alet

bıçılgan : tür. * bıç, biç (kesmek, yarmak, ayırmak, bölmek, kat etmek) + ıl (edilgen fiil eki) + gan (isim yapım eki) * çatlak, kesik, yarık

bıçkı : tür. * bıç, biç (kesmek, yarmak) + kı (isim yapım eki) * kesme aleti, bıçak, biçki

bıçkın : tür. * bıç, biç (kesmek, yarmak) + kın (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kabadayı, külhanbeyi, hovarda, serseri, gözü pek, korkusuz, yürekli, yaman, acar

bıdık : kür. * bıdık, pıtık (bıd (küçük, yavru) + ık (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (kür.); bedik (eğlence cini) (tür.) * kısa, tıknaz, küçük, bebek; Türk ve Tatar halk inacında eğlence cini

bıkın : tür. * bık (eğmek, eğilmek, kıvırmak, kıvrılan) + ın (isim yapım eki) (tür.) * omurga, bel; kalça

bıkkın : tür. * bık (usanmak, bunalmak, yorulmak) + kın (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bıkmış, usanmış

bıkmak : tür. * bık (usanmak, bunalmak, yorulmak) + mak (fiil mastar eki) * usanmak, sıkılmak, bunalmak

bıldırcın : tür. * bıdrık (kuşun çıkardığı sesten ses yansımalı onomatopeik kelime) + cın (isim yapım eki) * sülüngiller (Phasianidae) familyasından, boz renkli, benekli, kısa bacaklı, toparlak ve küçük gövdeli, eti ile yumurtası için yetiştirilen ekonomik değeri yüksek göçebe bir kuş türü

bılkımak : tür. * bılk (bozulmak) + ı (edilgen fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bozulmak, yumuşamak, zedelenmek, erimek; kızmak, öfkelenmek, sinirlenmek

bıllık : tür. * bıl (ses yansımalı onomatopeik kelime) + lık (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * çok tombul, etli butlu, etine dolgun

bıngıl bıngıl : tür. * bıngıl (ses yansımalı onomatopeik kelime) + bıngıl * et gibi sallanma ve titreme sesi (onomatope (ses yansımalı) kelime); pelte gibi titrek, yumuşak ve yağlı (et, sıvı); azmış ve irin toplamış (yara)

bıngıldak : tür. * bıngıl (et gibi sallanma ve titreme sesinden onomatopeik kelime) + dak (isim yapım eki) * kafatası kemikleşmeden önce, kemiklerin birleşme yerlerinde bulunan kıkırdak bölüm

BIOS : ing. * basic (temel) + input (girdi) + output (çıktı) + system (sistem) * bilgisayar açıldığı anda işlemciye tüm diğer donanımları sırasıyla tanıtan, donanımların temel iletişim protokollerini belirleyen, işletim sisteminin başlangıç öğelerinin herhangi bir sürücüden (hard disk sürücüsü, CD-ROM vb.) yüklenmesini sağlayan, işletim sistemi çalışırken donanım ve işletim sistemi arasındaki ilişkileri düzenleyen, EPROM adı verilen bir yonga üzerinde ROM Bellek (Read Only Memory / Salt Okunur Bellek) halinde yer alan yazılım

bırakmak : tür. * bırak (terketmek, ayrılmak) + mak (fiil mastar eki) (bir (1, tek) + ak (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) (tür.); * break, brechen (kırmak, ara, ara vermek, ilişkiyi kesmek) (ing., alm.)

bıtırak : tür. * bıt (ses yansımalı onomatopeik kelime) + ır (edilgen fiil eki) + ak (isim yapım eki) ) * tomurcuk oluşmasını tasvir eden ses yansımalı (onomatope) kelime; papatyagiller (Asteraceae) familyasından Xanthium cinsini oluşturan Amerika ve Asya'ya özgü dikenli tohumlara sahip otsu bitki türlerinin ortak ismi

bıyık : tür. * bıd (küçük, yavru) + ık (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * burun ile üst dudak arasındaki kıllar

bızbız : tür. * bız (ses yansımalı onomatopeik kelime) + bız; ses yansımalı (onomatope) kelime * davula sol elle vurulan ince değnek

bızdık : erm. * bıdig, bızdig (küçük, ufak, kısa) * ufak çocuk

bızır : ara. * bezr, bizr (tohum, tane) * vajinadaki küçük dudakların (labium minörler) üst birleşme kısmı ile klitoral başlık arasında yer alan küçük oval bir yapı, klitoris

bi : ara. * bi (ile, birlikte, beraber) * ile, aracılığıyla; mevcut olana ilave, bir iken iki yapma

bi : far. * bi (-siz, yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki, değil) * -siz, yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki, değil

Bi : lat. * bismuthum (bismutum (bizmut minerali) + um (element adı eki) ) * atom numarası 83 olan, periyodik tablonun 15. grubunda bulunan, düşük erime noktalı, kırılgan ve parlak renkli olan, ilaçlarda, alaşımlarda, kozmetiklerde ve düşük erime noktalı malzemelerde kullanılan ağır bir metal element

bi half : ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + half (sonradan gelme, takip etme) (ara.); behalf (yokluk, gıyab, gayb) (ing.) * aksine, tersine, zıddına, karşı olarak

bi’iy : ara., gre. * biologia (yaşambilim, biyoloji) (bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * boru, pipo; biy’yat

bia : sür. * bia (yumurta) (ibadethanelerin çatısındaki oval ve yuvarlak mimari yapıdan) * Hristiyanların ibadet ettiği kilise, manastır veya gayrimüslim mabedi

bia : gre. * bia (kuvvet, güç, kudret) * Yunan mitolojisinde titan (dev) Pallas ile Stiks'in kızı, şiddetin ve gücün tecessüsü (cisimlenmiş hali)

biaman : far. * bi (-sız, yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + aman (güven, emniyet) * amansız, emniyetsiz, güvensiz

biarum : lat., gre. * bis, bis (iki, çift, iki kez) (lat.) + aron (kukuleta, yılanyastığı) (gre.) * Araceae (Yılanyastığıgiller) familyasına ait, genellikle Akdeniz havzası ile Orta Doğu'nun kurak ve kayalık bölgelerinde yetişen, yapraklarından önce toprağa yakın açan koyu renkli, etsi yapılı ve böcekleri çekmek için çürük et kokusu yayan karakteristik çiçek örtüsüyle (spatha) tanınan yumrulu ve çok yıllık bir otsu bitki cinsi

bias : gre. * epikarsios (dolaylı, meyilli, yoldan çıkmış) (epi (üzeri, üzerine, üst, üstüne) + karsios (dolaylı, meyilli, yoldan çıkmış) ) * yanlılık, taraf tutma

biat : ara. * bay’a (satmak, satın almak; biat etmek, anlaşmak, bağlılık göstermek, bey‘at etmek, bağlılık sözü vermek) + at (isim yapım eki), mübaya (satın alma, alım-satım, anlaşma yapma, bağlılık gösterme) * anlaşma, bağlılık; menfaat karşılığında kendi kişiliğinden, iradesinden ve özgürlüğünden vazgeçerek birisinin tahakkümü altına girme; ruhunu satma; bir kimsenin yönetimini, egemenliğini tanıma; birine koşulsuz itaat etme

biatlon : lat., gre. * bi (iki, ikili, çift) + athlon (ödül, yarış, yarışma) * kayaklı koşu ile tüfekli atışın bir araya getirildiği kış sporu

bib : ara. * bib (boru) * su borusu, üflemeli çalgı borusu (pipo vb.) veya sıvı akıtmaya yarayan delikli kap emziği, boru, pipo

bibaht : far. * bi (-sız, yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + baht (talih, şans) * bahtsız, talihsiz, şanssız

bibak : far. * bi (-sız, yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + bak (korku, çekinme, sakınma) * korkmayan, çekinmeyen, sakınmayan, serbest, çapkur, şeraret

bibehre : far. * bi (-sız, yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + behre (kısmet, nasip, hisse, pay) * kısmetsiz, nasipsiz, mahrum

biber : gre. * peperi, piperi (pep, pip (boru) + eri (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.); pepper, poivre, Pfeffer (biber) (ing., fra., alm.) * Patlıcangiller (Solanaceae) familyasından, ana vatanı Amerika kıtası olan, özellikle Capsicum annuum türünün taze sebze veya kurutularak baharat olarak kullanılan ürünü

biberiye : gre. * peperi, piperi (pep, pip (boru) + eri (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) + iye (isim yapım eki) (ara.) * ballıbabagiller (Lamiaceae) familyasına ait, Ege ve Akdeniz bölgelerinde yetişen mor, beyaz veya pembe çiçekleri olan bir bitki

biberon : lat. * bibere (içmek) + on (ile ilgili, araç, vasıta) * bebek beslemekte kullanılan emzikli, dereceli şişe

bibi : tür., far. * bibi (hanım, saygın kadın; hala; büyükanne, nine) * babanın kız kardeşi, hala; saygıdeğer yaşlı kadın, hanımefendi, aile büyüğü

bibliyofil : gre. * biblion (kitap) + philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) * kitapsever

bibliyofili : gre. * biblion (kitap) + philia (sevme durumu, hoşlanma durumu) (philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kitapseverlik

bibliyofobi : gre. * biblion (kitap) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kitap korkusu

bibliyograf : gre. * biblion (kitap) + graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) * belirli bir konu, dönem veya yazarla ilgili yazıların açıklayıcı veya eleştirel notlarını derleyen kimse

bibliyografi : gre. * biblion (kitap) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * belirli bir konu, dönem veya yazarla ilgili yazıların açıklayıcı veya eleştirel notlarını içeren liste

bibliyografik : gre. * biblion (kitap) + graphos (yazı) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bibliyografi ile ilgili

bibliyografya : gre. * biblion (kitap) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * belirli bir konu, dönem veya yazarla ilgili yazıların açıklayıcı veya eleştirel notlarını içeren liste

bibliyoman : gre. * biblion (kitap) + manis (çılgın) * kitaplara aşırı ölçüde düşkün, hastalık ölçüsüne varan kitap sevgisine haiz olan

bibliyomani : gre. * biblion (kitap) + mania (delilik, çılgınlık, aşırı tutkunluk, aşırı heves, aşırılık, coşku) (mainesthein (delirmek, çıldırmak), man (çılgın, taşkın duygulu, aşırı tutkulu, aşırı hevesli) + eia (durum ve isim yapım eki) ) * kitaplara aşırı ölçüde düşkünlük, hastalık ölçüsüne varan kitap sevgisi

bibliyometri : gre. * biblion (kitap) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kitap, makale ve diğer bilimsel yayınların üretimi, dağılımı, kullanımı ve etkisini yayın, atıf ve benzeri nicel göstergelerle inceleyen ölçme ve analiz yöntemi

bibliyotek : gre. * biblion (kitap) + thiki (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * (θήκη), sandık, kutu, saklama yeri)

bibliyoterapi : gre. * biblion (kitap) + therapeia (hizmet etme, ilgilenme, iyileştirme, tedavi etme, eğitme, öğretme, iyileştirme, öğretiyle islah etme; bakım, hizmet, tedavi) (therapuein (hizmet etmek, ilgilenmek, iyileştirmek, tedavi etmek, yönetmek, tıbbi tedavi etmek), the (ön ek) + rapein (eğitmek, öğretmek) ) + eia (isim yapım eki) ) * insanların okudukları yazılı kaynakların davranış ve tutumlarını etkilemesi esasına dayalı ruhsal tedavi yöntemi

biblo : fra. * bibelot (bibe (küçük şey) + lot (parça) ) * masa veya raf üzerine konan, muhtelif maddelerden yapılmış küçük süs eşyası

bici bici : tür. * bici + bici; nişastanın parmaklar arasında sıkıştırıldığında çıkardığı sese istinaden ses yansımalı (onomatope) kelime * rendelenmiş buz, pişmiş nişasta, pudra şekeri ve şerbetten yapılan Adana iline özgü bir tatlı

bicik : tür. * bici (süs) + k (küçültme eki) * meme başı, meme

bicili : tür. * bici (süs) + lü (ile birlikte, sahibi) * göze çarpacak süslerle bezenmiş, cicili bicili

biçare : far. * bi (-sız, yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + çare (derman, tedbir, yardım) * çaresiz, derdine derman olmayan, yardımsız, umarsız, zavallı

biçem : tür. * bıç, biç (kesmek, yarmak) + ım, im (isim yapım eki) * biçim, şekil

biçenek : tür. * biç (kesmek, ayırmak) + en (ek) + ek (isim yapım eki) * her yıl belirli bir süre otlatıldıktan sonra yeniden gelişen bitkilerin biçilerek değerlendirildiği doğal çayır, otlak

biçerbağlar : tür. * biç (kesmek, ayırmak) + er (yapan, eden eki) + bağ (tutturmak, iliştirmek) + lar (-cı, yapan, eden eki) * ekini biçen ve biçerken deste durumuna getiren orak makinesi

biçerdöver : tür. * biç (kesmek, yarmak, ayırmak, bölmek, kat etmek) + er (-cı, yapan, eden eki) + döv (vurmak, çarpmak, darbelemek) + er (-cı, yapan, eden eki) * ekinleri biçme, tanelerini saplarından ayırma (dövme), sapları deste yapma ve temizleme işlemlerini aynı anda yapan, tarımda kullanılan büyük ve motorlu hasat makinesi/orak makinesi

biçim : tür. * bıç, biç (kesmek, yarmak) + ım, im (isim yapım eki) * biçim, şekil, kalıp, form

biçki : tür. * bıç, biç (kesmek, yarmak) + ki (-ci, araç, vasıta eki) * dikilecek kumaşı belli bir modele ve belirli ölçüye göre kesme, biçme sanatı

biçmek : tür. * biç (kesmek, yarmak) + mek (fiil mastar eki) (tür.) * kesmek, keserek ayırmak

bid’a : ara. * badaa, bedee (oluşturmak, yaratmak, icad etmek, başlatmak; açıklamak, ortaya çıkarmak, meydana getirmek) * yaratma, yaratış, icat, yenilik; dini veya sosyal bağlamda yenilik, sapkın uygulama; güzel, yeni

bid’an : ara. * badaa, bedee (oluşturmak, yaratmak, icad etmek, başlatmak; açıklamak, ortaya çıkarmak, meydana getirmek) * özgün, yegane, biricik, eşsiz, özel

bidaa : ara. * badaa, bedee (oluşturmak, yaratmak, icad etmek, başlatmak; açıklamak, ortaya çıkarmak, meydana getirmek) * başlatma, ortaya koyma, icat etme; sermaye, ticari başlangıç sermayesi, işletme için ayrılan mal veya para

bidar : ara. * badara (acele etmek) * acele, acelecilik, hızlı davranma, ön alma

bidar : far. * bi (-suz, yok, değil, zıt, karşıt) + dar (uyku) * uykusuz

bid'at : ara. * bid’a (yeni, sonradan ortaya çıkan) + at (çoğul eki) * sonradan ortaya çıkan şeyler, yenilikler; İslam hukukuna göre örneksiz bir şey yapmak, yepyeni bir iş ortaya koymak, genel kanaate aykırı davranışta bulunmak veya daha önce benzeri olmayan bir şeyi icat etmek

bidayet : ara. * bede'e (başlamak) + yet (isim yapım eki) * başlama, başlangıç

bidd : ing. * bidd, bid (istemek, rica etmek, dua etmek) * teklif etmek, karşılığını takdir etmek, fiyat vermek)

bide : fra. * bidet (beygircik, ayaklı küvet) (bider (binmek, tırıs gitmek) ) (fra.) * vücudun belden aşağı yerlerini yıkamakta kullanılan leğene benzer kap, tuvalet kabı

bidistile : lat. * bi (iki, ikili, çift) + distilat (damıtılmış) (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + stillare (damlatmak) ) * iki kere damıtılmış

bidon : fra., isk. * bida (kap, kova) (isk.) * içine sıvı konan silindir biçiminde kap, varil

bienal : lat. * bienalis (bi (ikili, çift) + annum, annus (yıl, sene) + alis (sıfat yapım eki) ) * yılaşırı, iki yılda bir; iki yılda bir düzenlenen sanat, kültür veya bilim etkinliği

bifazik : lat., gre. * bi (iki, ikili, çift) + phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phasis (görünüş, görünüm, belirme, evre) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iki fazlı; iki ayrı fazı veya bileşeni olan

bifetret : far., ara * bi (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki, -sız) (far.) + fetret (kesinti, tarılma, aralık, boşluk) (fatara (yarılmak, açılmak, kesilmek) + et (isim yapım eki) ) * daima, kesintisiz olarak, aralıksız

bifid : lat. * bi (iki, ikili, çift) + fidus (yarık, yarılma, bölünme) (findere (yarılmak, bölmek, bölünmek; yarmak, bölmek, ikiye ayırmak) + idus (sıfat yapım eki) ) * etkilenen kaburganın çatallı bir sternal uca sahip olduğu konjenital bir iskelet anormalliği

bifid uvula : lat. * bi (iki, ikili, çift) + fidus (yarık, yarılma, bölünme) (findere (yarılmak, bölmek, bölünmek; yarmak, bölmek, ikiye ayırmak) + idus (sıfat yapım eki) ) + uvula (küçük dil; üzümcük) (uva (üzüm) + ula (dişil küçültme eki) ) * küçük dilin ikiye ayrılması durumu

bifokal : lat. * bi (iki, ikili, çift) + focus (ocak, odak, yuva, fırın, ateş yeri, ateş merkezi) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iki odaklı; uzak ve yakın (okuma) görüşü aynı camda sağlayan, çift odaklı gözlük camı

bifonazol : lat. * bifurcus (iki çatallı, ikiye bölümüş) (bi (iki, ikili, çift) + furcus (çatal) ) + azole (mantar önleyici ilaçlarda yer alan bir veya daha fazla nitrojen (azot) atomu içeren 5 üyeli bir halkaya sahip bir grup heterosiklik bileşik belirtici ek) (azotos, azotikos (yaşamsız, cansız, hayatsız) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) ) * merhem şeklinde kullanılan bir imidazol antifungal (mantar enfeksiyonu giderici) ilacın etken maddesi (C22H18N2)

bifosfonat : lat., gre. * bis, bi (iki, ikili, çift) (lat.) + phosphoros (ışık taşıyan) (gre.) + atum, ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek) (lat.) * osteoporoz tedavisinde kullanılan ve emik yoğunluğu kaybını önleyen bir ilaç (R-PO3H2-C(OH)-(PO3H2)-R)

bifrons : lat. * bis, bi (iki, ikili, çift) + frons (yüz, alın, ön) * iki yüzlü; Hz. Süleyman’ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis’te maji ile ilgili olan ve 72 cini tanımlayan Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, astrofizik, geometri, bitkiler ile kıymetli taşların ilmini öğreten ve mezarlar arasındaki ölü bedenleri taşıyıp üzerlerinde ışıklar yakarak nekromansi (ölülerle iletişim/ölüleri yönlendirme) yetenekleri sergileyen ve cehennemin büyük dükü olarak anılan 46. cin

biftek : ing. * beefsteak (beef (öküz, boğa, inek) + steak (dilim, et dilimi) ) * ızgarada veya tavada pişirilen dana veya sığır eti dilimi

bifurkasyon : lat. * bifurcatio, bifurcus (bis, bi (iki, ikili, çift) + furca, furcus (çatal) + tio (isim yapım eki) ) * dallanma, çatallanma, ikiye ayrılma

bifusiform : lat. * bis, bi (iki, ikili, çift) + fusus (iplik eğirmeye yarayan araç, iğ) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * ki iğ biçimli bölümden oluşan, iki ucu da iğsi yapı gösteren veya çift iğ görünümünde olan

biga : gre. * pegai (su menba, pınar, su kaynağı) * Çanakkale’nin bir ilçesi

bigadiç : gre. * pegadia (su kaynakları, pınarlar, kuyular) * Balıkesir’in bir ilçesi

bigane : far. * bi (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki, -sız) + gane (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bilmez, tanımaz, yabancı, ilgisiz, kayıtsız

bige : tür. * beg, bey (bay, kişi; ağa, efendi, reis, amir, lider, hakim, hükümdar, yönetici, sayesinde imkana sahip olunan, erkek için saygı ifadesi olan son ek; asil, soylu, muteber, saygın, zengin, mal mülk sahibi) + e (dişil eki) * hanımağa, prenses, sultan; hiç evlenmemiş veya çocuk doğurmamış kadın

bigemini : lat. * bis, bi (iki, ikili, çift) + gemini (ikiz, çiftli) * her düzenli kalp atışından sonra tek bir ektopik atım veya düzensiz kalp atışı olan bir kardiyak aritmi

biget : tür. * beget (babası olmak, neden olmak, kaynak olmak, yol açmak, yaratmak) * kaynak, köken, doğum, yaratılış; erimiş maden dökme kabı

bignonia : lat. * Bignon (Fransız botanikçi Jean-Paul Bignon) + ia (isim yapım eki) * sarmaşık veya tırmanıcı, dekoratif çiçekli, Bignoniaceae familyasından bir bitki

bignoniaceae : lat. * Bignon (Fransız botanikçi Jean-Paul Bignon) + ia (isim yapım eki) + aceae (-giller, botanik familya eki) * Bignonia cinsini tip cins olarak içeren, çoğunlukla tropikal ve subtropikal bölgelerde yetişen, sarılıcı, çalı veya ağaç formunda gösterişli çiçeklere sahip odunsu sarmaşıklar familyası, trompet sarmaşığı, katalpagiller

biguanid : lat. * bi (iki, ikili, çift) + guanine (azotlu baz nükleotid) (guan (yarasa) + ine (azot içeren bileşik veya halojen eki) ) + ide (ikili bileşik, anyon eki) * tip 2 diyabetli kişilerde kan şekeri seviyelerini düşürmeye yardımcı olan bir tür oral diyabet ilacı, metformin (HN(C(NH)NH2)2)

bigudi : fra. * bigue (bir tür makara , vinç olarak kullanılan bir tür direk) + oudi (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (fra.); * bigode (bıyık) (por.)

bigünah : far. * bi (-sız, yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + gunah (kusur, hata, suç, kötülük) * günahsız, suçsuz

bih : ara. * bi (-i hali, ile, birlikte) + h (o) * o, onu, ona, ondan, onunla

bihaber : far., ara. * bi (-sız, yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + haber (bilgi, bildirim, duyuru, ilim, malumat, havadis) * habersiz, bilgisiz

bihakkın : ara. * bi (ile, birlikte) + hakk (gerçek, hak) * haklı olarak, haklı, haklı gibi

bihim : ara. * bi (-i hali, ile, birlikte) + him (onlar) * o, onları, onlara, onlardan, onlarla

bihima : ara. * bi (-i hali, ile, birlikte) + him (onlar) + a (iki) * o ikisi, o ikisine, o ikisinden, o ikisiyle

bihter : far. * bih (iyi, güzel) + tar, ter ("daha, en" anlamı veren ek) (far.); better, besser (daha iyi) (ing., alm.) * daha iyi, en iyi, pek iyi

bihuş : far. * bi (-sız, yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + huş (akıl, fikir, zeka) * aklı başında olmayan, kendinden geçmiş, baygın; şaşkın, sersem

biilaç : far. * bi (-sız, yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + ilac (derman, çare, tedavi) * dermansız, çaresiz, tedavisiz

bi'iy : ara. * bi’ (ekoloji, biyoloji, çevre, yaşam, olum) + iy (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (ara.); bios (yaşam, hayat, canlılık, dirilik, dirim) (gre.) * ekolojik, biyolojik, çevreblimsel, yaşambilimsel

bi'iyyat : ara. * bi'iy (ekolojik, biyolojik, çevreblimsel, yaşambilimsel) + at (isim yapım ve çoğul eki) * ekoloji, biyoloji, çevrebilim, yaşambilim

biiznillah : ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + izn (müsaade, uygunluk verme) + Allah (Allah) * Allah'ın izni ile

bijon : far., fra. * bijeng (kapı anahtarı, miftah) (far), bigeon (vida, somun, sıkma pimi) (fra.) * araç tekerleklerinin kapanmasını ve tekerin diske bağlanmasını, sabitlenmesini sağlayan cıvata

biju : bre., fra. * bizou (parmak yüzüğü) (biz (parmak) + ou (-lık, için olan) (bre.); bijou (mücevher, değerli taş, takı, süs eşyası) (fra.) * mücevher, değerli taş, takı, süs eşyası

bijuteri : fra. * bijou (mücevher, değerli taş, takı, süs eşyası) + terie (yer ve durum eki) * takı, sus eşyaları, mücevherat, kuyumculuk

bikalutamid : lat. * bi (iki; kimyasal önek) + calut (u-reidine türevli sentetik kök; antiandrojen çekirdek yapı) + amide (amonyaktan bir hidrojen atomunun bir asil grubu (R–CO–) ile değiştirilmesiyle elde edilen, R-CONH2 grubunu içeren bir organik bileşik) * prostat kanserini tedavi etmek için, gonadotropin salgılayan hormon analoğu veya testislerin cerrahi olarak çıkarılmasıyla birlikte kullanılan bir antiandrojen ilacın etken maddesi (C18H14F4N2O4S)

bikarar : far., ara. * bi (-sız, yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + karar (durma, durak, duruş, sabit olma, yerleşme, kalma, istikrar, kesin görüş, tercih, yargı, hüküm) * kararsız, bir karar üzere durmayan, aynı hal üzere devam etmeyen

bikarbonat : lat. * bi (iki, ikili, çift) + carbo, carbonis (karbon, kömür, odun kömürü) + ate, nate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek; oksijen içeriğini belirten son ek) * karbonik asitin protonsuzlaştırılmasındaki moleküler iyon (HCO3)

bike : tür. * beg (saygın, asil, soylu, efendi, hakim, hükümdar, ağa) + e (dişil eki) * kraliçe, kadın, soylu kadın, ece, hanım, gelin; bilge, yaşlı kişi; bika, begüm; yedi başlı ejderha; On İki Hayvanlı Türk Takvimi"ndeki ejderha yılı (Lu yılı)

bikem : tür. * beg (saygın, asil, soylu, efendi, hakim, hükümdar, ağa) + em (birinci tekil şahıs iyelik eki) * sevgilim, birtanem, el üstünde tutulan kadın, kötülükten uzak olan, benim hanımım, benim asil kraliçem; kadın, hanım evlenmemiş kadın; kadın ismi

bikes : far. * bi (-sız, yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + kes (insan; kişi, kimse) * kimsesiz, yalnız (herkes (tüm insanlar) )

bikini : mik. * pi (yüz) + kinni (hindistancevizi) (nükleer denemelerin yapıldığı Bikini Atolü’nden) * hindistanceviziyle kaplı yüz/ada yüzeyi, hindistancevizi adası; küçük boyda iki parçadan oluşan kadın mayosu

bikir : ara. * bakara, bekere (bir işi erken yapmak, acele etmek, öne geçmek, erken başlamak, erken olmak, ilk olmak, bozulmamış olmak), bikr (erdenlik, kızlık, bekaret) * daha önce hiç cinsel ilişkide bulunmamış olma, erdenlik, kızlık, bekaret

bikle : tür. * bi (iki, çift, temel yapı) + kle (yaratmak, oluşturmak, yapmak) * yaratılış, fıtrat, tabiat; kılık, kıyafet; şekil, biçim, form

bikonkav : lat. * bi (iki, ikili, çift) + con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + cavus (oyuk, boş, çukur, kof, delik) (lat.); kovuk (oyuk) (tür.) * her iki yüzeyi de konkav (iç bükey) veya oyuk olan

bikr : ara * bakara, bekere (bir işi erken yapmak, acele etmek, öne geçmek, erken başlamak, erken olmak, ilk olmak, bozulmamış olmak) * bozulmamış, daha önce hiç cinsel ilişkide bulunmamış, bakir, el değmemiş, genç; temiz; bekar; her şeyin evveli; eşi benzeri görülmemiş

biktegravir : lat. * bi (iki, ikili, çift) + integra (integrase inhibitörü eki) + vir (antiviral ilaç eki) * HIV/AIDS tedavisine yönelik sabit dozlu bir antiretroviral ilacın etken maddesi (C21H18F3N3O5)

bikunin : lat. * bi (iki, ikili, çift) + kunin (kallikrein inhibitörü protein ailesi) * insan idrarında ve kanında bulunan, üronik asitten zengin protein olan bir serin proteaz inhibitörü

biküspit : lat. * bi (iki, ikili, çift) + cuspis (sivri uç, mızrak ucu, diş tüberkülü, nokta, uç) * iki sivri ucu veya noktası olan

biküspit aort : lat. * bi (iki, ikili, çift) + cuspis (sivri uç, mızrak ucu, diş tüberkülü, nokta, uç) + aorte (asıl atardamar, aort, kaldıran boru, asma ipi) * kalpten yani sol karıncıktan çıkan aort atar damarındaki kapakçığın, 3 parçalı (yaprakçık) olması yerine 2 yaprakçıklı olması durumu

bila : ara. * bi (ile, birlikte beraber) + la (-sız, hayır, yok, değil) * olmayarak, sahip olmıyan "...sız,...siz" (örneğin bila istisna (istisnasız) )

bila bedel : ara. * bi (ile, birlikte beraber) + la (-sız, hayır, yok, değil) + bedel (karşılık, değer, eder, fiyat) * bedelsiz, ücretsiz, bedava, meccanen

bilad : ara. * beled (belde, yer, memleket) * beldeler, diyarlar, memleketler, şehirler, yerler

bilahare : ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + el (ön ek, artikel) + ahirah (sonra, sonraki) * daha sonra, sonradan, sonraları, sonra, sonunda

bilaistisna : ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + la (-sız, hayır, yok, değil) + istisna (ayrıklık, kuraldışılık) * istisnasız, ayırt etmeksizin, ayrımsız, ayrıklıksız, kuraldışılık olmadan

bilakaydüşart : ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + la (-sız, hayır, yok, değil) + kayd (kayıt) + ı (tamlama eki) + şart (koşul) * kayıtsız şartsız, hiçbir kısıtlama olmadan

bilakis : ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + el (ön ek, artikel) + akis (yansıma, karşıtlık, zıtlık) * aksine, tam zıttı olarak, karşıt olarak

bilal : ara. * bal (ıslatmak, sulamak) + al (isim yapım eki) * ıslaklık, serinlik, sululuk

bilal : far. * bi (-sız, hayır, yok, değil) + lal (yakut, kırmızı değerli taş; susmuş, dilsiz, konuşmaz) * dilsiz olmayan, konuşan, konuşkan, şakıyan, terennüm eden

bilanço : lat. * bilanx (iki tablo) (bi (iki, ikili, çift) + lanx (tabak, levha, tablo, plato, tabela) ) (lat.); balance (denge, ağırlıkların eşitlenmesi) (ing., fra.) * bir kuruluşun belirli bir dönem sonundaki aktif ve pasif varlıklarının durumunu gösteren tablo

bilar : gre. * pilarion (yapıştırma macunu) * denizcilikte ahşap teknelerin su sızdırmazlığını sağlamak amacıyla yapılan kalafat işlerinde kullanılan, katran ile kılın karıştırılmasıyla elde edilen özel bir macun türü

bilardo : lat., fra. * billiards (billia (ağaç, kütük) + ard (isim yapım eki) ) (lat); bille (küçük top, bilye) + ard (isim yapım eki) (fra.) * yeşil çuha kaplı, boyu eninin iki katı olan, kenarları çevrili dikdörtgen bir masa üzerinde, fildişinden yapılmış üç veya onaltı küçük top (deliklere sokma amaçlı) veya ve isteka ile oynanan, belirli kuralları olan bir oyun

bilastin : lat. * bi (iki; marka kökü) + last (selektif histamin H1 antagonisti yapısal çekirdek kökü) + ine (kimyasal madde ve amin eki) * alerjinin neden olduğu kurdeşen (ürtiker), alerjik rinit, alerjik konjonktivit (kaşıntılı iltihaplı gözler), alerjik rinokonjunktivit (hapşırma, burun kaşıntısı, burun akıntısı, burun tıkanıklığı ve kırmızı, akan gözler) ve diğer alerjik rinit formlarının semptomlarının tedavisinde kullanılan bir antihistaminik ilacın etken maddesi (C28H37N3O3)

bilateral : lat., san. * bi (iki, ikili, çift) + lateralis (iki tarafa da ait) (latus (yan, taraf) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * iki taraflı, iki yüzlü, iki kenarlı

bilateral kubitus valgus : lat. * bi (iki, ikili, çift) + lateralis (iki tarafa da ait) (latus (taraf) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + varus (eğilmiş, dışa doğru eğilmiş, eğrilmiş, çarpık) (lat.); valgati (aşağı yukarı hareket ettirmek), valgus (hareket ettirme) (san.) + cubitus (dirsek) * iki kolun, tamamen uzatıldığında ön kolların vücuttan dışarı doğru açılması sendromu

bilateral simetri : lat., gre. * bi (iki, ikili, çift) + lateralis (iki tarafa da ait) (latus (taraf) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * bir organizmanın veya yapının yalnızca tek bir düzlem boyunca iki ayna görüntüsü oluşturan sağ ve sol yarıya ayrılabilmesiyle karakterize vücut planı; canlının vücudunu tam ortadan ikiye (sağ ve sol) böldüğünde birbirinin ayna görüntüsü olan eş iki yarının ortaya çıktığı simetri tipi

bilavasıta : ara., far. * bi (ile, birlikte, beraber) + la (-sız, hayır, yok, değil) + vasıta (araç) * doğrudan doğruya, dolaysız, aracısız, araçsız, dolaysız

bilcümle : ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + el (ön ek, artikel) + cümle (tümce, toplu halde, herkes, bütün, tüm, hepsi) * hep, bütün, -in hepsi

bildirge : tür. * bil (idrak etmek, farkında olmak, tanımak) + dir (etken fiil eki) + ge (isim yapım eki) * bir kimsenin, resmi bir kuruluşa herhangi bir durumu bildirmek için, gerekli yerlerini doldurup verdiği çizelge

bildiri : tür. * bil (idrak etmek, farkında olmak, tanımak) + dir (etken fiil eki) + i (isim yapım eki) (tur.); bill (görev veya talep bildiren döküman) (ing.) * resmi bir makam, kurum, kuruluşça herhangi bir hususta bilgi vermek amacıyla yazılan yazı

bildirim : tür. * bil (idrak etmek, farkında olmak, tanımak) + dir (etken fiil eki) + im (isim yapım eki) * bildirme amaçlı söz veya yazı

bildirişim : tür. * bil (idrak etmek, farkında olmak, tanımak) + dir (etken fiil eki) + iş (işteşlik eki) + im (isim yapım eki) * karşılıklı bildirme

bildirmek : tür. * bil (idrak etmek, farkında olmak, tanımak) + dir (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * bilgi iletmek

bile : tür. * bir (1) + ile (ve) * aynı zamanda, -da, -de, dahi

bilecen : tür. * bil (idrak etmek, farkında olmak, tanımak) + e (bağlaç) + cen (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * her şeyi bilen, her şeyden anlayan; yaşına göre çok şey bilen, bilgili

bilecik : gre., tür. * belo, bello (güzel) + kome (köy) (gre.) + cik (küçültme, değer verme, yegane anlamı verme eki) (tür.) * güzel köycük; Türkiye'nin, Marmara Bölgesi’nde yer alan, doğudan Bolu ve Eskişehir güneyde Kütahya, batıda Bursa, kuzeyde Sakarya ile sınırı olan 11 plakalı ili

bileği : tür. * bilemek (keskinleştirmek, sivriltmek) (bi (bıçak, bıçağın keskin ağzı) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) ) + ği (isim yapım eki) * bıçak, keser, balta gibi kesici aletleri keskinleştirmekte kullanılan araç

bilek : tür. * bile (bağlamak, birleştirmek, tutturmak) + k (isim yapım eki) * el ile kolun, ayak ile bacağın birleştiği eklem

bilemek : tür. * bile (kesici, sivri, keskin) (bi (bıçak, bıçağın keskin ağzı) + le (ile ilgili yapmak, gibi yapmak) ) + mek (fiil mastar eki) (tür.); * blade (kılıç, jilet, kesici ağzı) (ing.), Beil (dar ve keskin hatlı, keser) (alm.)

bileşen : tür. * bile (bağlamak, birleştirmek) + ş (işteşlik eki) + en (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir bütünü oluşturan parçalardan her biri, birleşen

bileşik : tür. * bile (bağlamak, birleştirmek) + ş (işteşlik eki) + ik (isim yapım eki) * bileşenlerden meydana gelmiş bütün

bileşik kesir : tür., ara.* bile (bağlamak, birleştirmek) + ş (işteşlik eki) + ik (isim yapım eki) (tür.) + kesir (çok, bol, fazla, bölüm) * payı paydasından büyük veya eşit olan kesir

bileşik sayı : tür.* bile (bağlamak, birleştirmek) + ş (işteşlik eki) + ik (isim yapım eki) (tür.) + sayı (nicelik, miktar, rakamla ifade edilen değer) (say (hesaplamak, rakamlamak) + ı (-mış olan) ) * asal olmayan ve 1 den büyük olan tamsayı

bileşik yaprak : tür. * bile (bağlamak, birleştirmek) + ş (işteşlik eki) + ik (isim yapım eki) + yaprak (bitkilerin dalları üzerinde yer alan, genellikle yeşil renkli, yassı ve ince solunum ve besin üretim organı) (yapırga (sallanmak, hışırdamak, titreşmek, rüzgarda titreşmek) + ak (isim yapım eki) ) (tür.) * yaprak ayasının (geniş kısmının) parçalara ayrılarak ana eksene bağlanmasıyla oluşan, tek bir sap üzerinde birleşen ve "yaprakçık" adı verilen daha küçük parçalardan oluşan yaprak tipi

bileşikgiller : tür. * bile (bağlamak, birleştirmek) + ş (işteşlik eki) + ik (isim yapım eki) + gil (soy, nesil, kan bağı, aile, familya, tür, cins belirten ek) + ler (çoğul eki) * bitişik yapraklı ikiçeneklilerden, çiçekleri kömeç durumunda toplu olarak bulunan, bazı cinsleri hoş kokulu esanslar veya acı maddeler taşıyan bir bitki familyası; papatya, kasımpatı, ayçiçeği, enginar, pelin, devedikeni gibi bitkiler, papatyagiller, Asteraceae

bileşim : tür. * bile (bağlamak, birleştirmek) + ş (işteşlik eki) + im (isim yapım eki) * birleşme; iki veya daha çok öğenin bir araya gelmesiyle kimyasal yönden yeni bir öğe oluşturma

bileşke : tür. * bile (bağlamak, birleştirmek) + ş (işteşlik eki) + ke (isim yapım eki) * bir cisme uygulanan çoklu ve farklı yönlerdeki kuvvetlerin toplamına eşit olan kuvvet

bileşke fonksiyon : tür., LAT. * bile (bağlamak, birleştirmek) + ş (işteşlik eki) + ke (isim yapım eki) + functio (yapma, yerine getirme, icra, işlev, görev) (lat.) * F → G fonksiyonları için E kümesinden G kümesine tanımlı ve her x ögesini g(f(x) ) ögesine gönderen fonksiyon, fonksiyon içinde fonksiyon

bileşmek : tür. * bile (bağlamak, birleştirmek) + ş (işteşlik eki) + mek (fiil mastar eki) * iki veya daha çok öğe bir araya gelerek yeni bir öğe oluşturmak, bağlanmak, birleşmek

bilet : lat. * bulla (mühür, damga, mühürlü belge, yazılı belge) (lat.); biglietto (belge, küçük kağıt) (ita.); billet ( (yazılı küçük not, bilet) (fra.); bill (hesap pusulası, yazılı not) (ing.) * ulaşım, sanat gibi kamu hizmetlerinden faydakanabilmek için para karşılığı alınan belge

bilezik : tür. * bilek (bile (bağlamak, birleştirmek) + k (isim yapım eki) ) + zük (isim yapım eki) * muhtelif materyellerden yapılmış, bileğe takılan dairesel süs eşyası

bilfarz : ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + el (ön ek, artikel) + farz (varsayım, addetme, kabul etme) * varsayılsın ki, varsayalım ki, varsayımsal olarak

bilfiil : ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + el (ön ek, artikel) + fiil (eylem) * fiilen, gerçekten, sahiden, bizzat yapılan, eylemli olarak

bilge : tür. * bil (idrak etmek, farkında olmak, tanımak) + ge (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bilen, bilgili

bilgehan : tür. * bil (idrak etmek, farkında olmak, tanımak) + ge (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ha (hakan, kağan, hükümdar, padişah) * bilgili hükümdar

bilgi : tür. * bil (idrak etmek, farkında olmak, tanımak) + gi (isim yapım eki) * bir hususa ilişkin gerçekler, haber, malumat

bilgiç : tür. * bil (idrak etmek, farkında olmak, tanımak) + gi (isim yapım eki) + ç (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * çok bilgili kimse, bilen kimse; bilgisiz olduğu halde bilgili görünmek isteyen kimse, söze yerli yersiz katılan kişi

bilgin : tür. * bil (idrak etmek, farkında olmak, tanımak) + gi (isim yapım eki) + n (ile ilgili olan) * bilgili, alim

bilgisayar : tür. * bil (idrak etmek, farkında olmak, tanımak) + gi (isim yapım eki) + sayar (say (ölçmek, miktar belirlemek, takdir etmek, itibar etmek) + ar (-cı, -ci, -cu, -cü, yapan, eden) * yazılım ile programlanabilen, mantıksal ve matematiksel işlemleri yapabilen ve veri depolayabilen cihaz, kompüter, ordinatör

bilhassa : ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + el (ön ek, artikel) + hassa (özellik, özgünlük, nitelik) * her şeyden önce, en çok, bile isteye, bilerek, hele, özellikle

bili : tür. * bil (idrak etmek, farkında olmak, tanımak) + i (olma durumu; fiili isim yapım eki) * bir şeyi bilme

bilier : lat. * bilis (safra, sarı renkli karaciğer salgısı) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * safra ile ilgili

bilier atrezi : lat., gre. * bilis (safra) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + tresis (delik) (gre.) * safra yolları yokluğu; safra kanallarının tıkanması ile başlayan ve karaciğerin zarar görmesi ile sonuçlanan progresif, inflamatuar hastalık

bililtizam : ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + el (ön ek, artikel) + iltizam (benimseme, mantıken zorunlu kılma, gerektirme, üstlenme, bir işi üstüne alma) (“lazima” (sarılmak, ilişmek, gerekmek, ihtiyaç duymak) ), lüzum (gereklilik, ihtiyaç, zorunluluk) * bile bile, bilerek ve isteyerek

bilim : tür. * bil (idrak etmek, farkında olmak, tanımak) + im (isim yapım eki) * bilme durumu; olguları ve olayları deney, gözlem ve düşünce aracılığıyla sistematik bir şekilde inceleyen entelektüel ve uygulamalı disiplinler bütünü, illim

bilimkurgu : tür. * bilim (bilme, ilim, tanıma) + kurgu (oluşturma, düzenleme, ayarlama) (kur (oluşturmak, düzenlemek, ayarlamak) + gu (isim yapım eki) ) * mevcut bilimsel ve teknolojik imkanların ötesinde bir gelişmişliği yansıtan hikayelerin kategorisini tanımlayan terim, kurgu bilim

bilimsel : tür. * bil (idrak etmek, farkında olmak, tanımak) + im (isim yapım eki) + sel (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bilime dayalı, bilimin desteklediği, bilimle ilgili

bilinç : tür. * bil (idrak etmek, farkında olmak, tanımak) + inç (isim yapım eki) * algılama, kavrama, fark etme ve yorumlama yetisi

bilinçaltı : tür. * bil (idrak etmek, farkında olmak, tanımak) + inç (isim yapım eki) + alt (aşağı) + ı (iyelik eki) * kontrol dışı olarak hafızaya alınan, pasif anı oluşturan, istemli olarak hatırlanamayan ancak kişinin seçim ve karar verme süreçlerini etkileyen bilgiler bütünü

bilinemezci : tür. * bil (idrak etmek, farkında olmak, tanımak) + in (dönüşlü fiil eki) + emez (fiil olumsuzluk eki) + ci (yapan, eden, ilgili eki) * bilinemezcilik akımı destekçisi, agnostik

bilinemezcilik : tür. * bil (idrak etmek, farkında olmak, tanımak) + in (dönüşlü fiil eki) + emez (fiil olumsuzluk eki) + ci (yapan, eden, ilgili eki) + lik (isim yapım eki) * bilgi denilen şeyin görece olduğunu öne süren ve bundan dolayı bilginin kesin olmadığına inanılan öğreti; Tanrı’nın var olup olmadığının, niteliğinin, ne olduğunun ve evrenin nasıl doğduğunun bilinmediğini ve hiçbir zaman da bilinemeyeceğini öne süren öğreti, agnostisizm

bilingual : lat. * bi (iki, ikili) + lingua (dil; konuşma organı) + alis (ile ilgili, -a ait) * iki dili ana dili düzeyinde veya ileri derecede kullanabilen, iki dille ilgili olan veya iki dilin birlikte kullanıldığı durum, iki dil ile ilgili, iki dilli

biliodijestif : lat. * bilis (safra, sarı renkli karaciğer salgısı) + digerere (bölmek, dağıtmak) (di (ayrı) + gerere (getirmek, toplamak, biriktirmek, taşımak, yönetmek, yürütmek, yapmak, yüklemek, yığmak) ), digestus (bölünmüş, dağılmış, çözülmüş) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * safra kanalı ve mide ile ilgili

bilioenterik : lat., gre. * bilis (safra, sarı renkli karaciğer salgısı) + enteron (bağırsak) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * safra kanalı ve bağırsaklar ile ilgili

bilirkişi : tür. * bil (idrak etmek, farkında olmak, tanımak) + ir (geniş zaman ve isim yapım eki) + kişi (kimse, şahıs) * belli bir konudan iyi anlayan, o konuda bir anlaşmazlığa düşüldüğünde çözüm için kendisine başvurulan uzman kimse; çözülmesi özel ve bilimsel bilgi gerektiren konularda düşüncesine başvurulan kimse

bilirubin : lat. * bilis (safra, sarı renkli karaciğer salgısı) + ruber (kırmızı), rubin (kırmızımsı) * kırmızı kan hücrelerinin (alyuvarların) yaşlanıp parçalanması sonucu ortaya çıkan, karaciğer, safra kesesi ve kan sağlığı hakkında bilgi veren, konsantrasyonu arttığında ciltte ve göz akında sararmaya (sarılık) neden olan, sarı-turuncu renkli, karaciğer tarafından işlenerek vücuttan atılan bir atık pigment madde

bilirubinemi : lat. * bilis (safra, sarı renkli karaciğer salgısı) + ruber (kırmızı), rubin (kırmızımsı) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kanda aşırı derecede bilirubin mevcudiyeti

bilistifade : ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + el (ön ek, artikel) + istifade (faydalanma) (iste (istemek, arzulamak, dilemek) + faide (fayda) ) * faydalanarak, istifade ederek, fırsat bilerek

bilişim : tür. * bil (idrak etmek, farkında olmak, tanımak) + iş (işteşlik eki) + im (isim yapım eki) * bilgi işlem, veri işleme, bilginin karşılıklı paylaşılması

biliyer : lat. * bilis (safra, sarı renkli karaciğer salgısı) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * safra ile ilgili

biliyer sistem : lat., gre. * bilis (safra, sarı renkli karaciğer salgısı) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + sustema, systema (bir araya konmuş parçalar bütünü, düzen, nizam, sıra) (sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + histanai, histanein, histemi (yerleştirmek, düzenlemek, kurgulamak, koymak, dikmek, durdurmak) ) (gre.) * internal ve eksternal safra kanalları ve safra kesesinden oluşan, karaciğerde üretilen safrayı duodenum ikinci kesiminden sindirim sistemine ulaştıran sistem

bilkasd : ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + el (ön ek, artikel) + kasd (niyet, meyil) * niyetli olarak, bilerek, kasten

billah : ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + Allah (el (ön ek) + ilah (tanrı, tapılan, yönelinen, yüce varlık) ) * Allah ile

billahi : ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + Allah (el (ön ek) + ilah (tanrı, tapılan, yönelinen, yüce varlık) ) + i * Allah ile

billur : ara. * billur (kristal) (ara.); bilur, biruliya, vilurya (far.) * çok saydam, berrak, pürüzsüz ve parlak bir cam veya kristal yapı; duru ve temiz kesme cam; koçun testisleri

bilmece : tür. * bil (idrak etmek, farkında olmak, tanımak) + me (isim yapım eki) + ce (ile ilgili olma) * bir şeyin ismini anmadan, bazı belirgin niteliklerini üstü kapalı bir biçimde söyleyerek veya belirterek o şeyin ne olduğunu dinleyenin veya okuyanın bilmesini öngören oyun

bilmiş : tür. * bil (idrak etmek, farkında olmak, tanımak) + miş (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * her şeyi bilir geçinen

bilmukabele : ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + el (ön ek, artikel) + mukabele (karşılık) * karşılık olarak, aynısı ile karşılık

bilmünasebet : ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + el (ön ek, artikel) + munasebet (ilgi, ilişki, alaka) (ma (ne, o, isim yapan önek) + nesab (ilgi, ilişki, alaka, akrabalık) + et (durum eki) ) * sırası gelince, sırası düşünce, yeri geldiğinde, ilgili olarak, ilgiyle

bilmünavebe : ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + el (ön ek, artikel) + munavebe (sırayla yapma, nöbetleşme, dönüşümlülük) (ma (ne, o, isim yapan önek) + navaba (karşılıklı nöbetleşmek, sırayla yapmak) ) * değişerek, nöbetleşe, dönüşümlü olarak, dönüşüm ile, sırayla

bilmüşahede : ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + el (ön ek, artikel) + muşahade (görme, gözlem, tanıklık etme) (ma (ne, o, isim yapan önek) + şahada (görmek, tanıklık etmek, şahit olmak, tanık olmak, şehid olmak) ) * görerek, tanıklık ederek, şahitlik ederek

bilokasyon : lat. * bi (iki, çift) + locatio (yer, konum, mevki) (locare (yer edinmek, yerleşmek) + tio, tionem (isim yapım eki) ) * iki yerlilik, çift konumluluk; spiritüalizmde kişinin aynı anda iki yerde görünmesi fenomeni

bilumum : ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + el (ön ek, artikel) + umum (genel, tüm, hepsi) * hepsi, tamamı, bütünü, topu, tümü; hep, kamu, genel

bilvasıta : ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + el (ön ek, artikel) + vasıta (araç) * doğruca olmayan, dolaylı olan, araçlı olarak, araçla

bilye : ita. * biglia (topçuk, misket, mermer oyun tanesi) * genellikle cam, mermer, taş veya demirden yapılan, çocukların oyun oynamak amacıyla kullandığı ya da sanayide rulmanlarda sürtünmeyi azaltmak için yer alan küçük, sert ve küre şeklindeki nesne

bilyon : lat., ita. * bi (iki, ikili, çift) + millia (bin) + one (-lik) * iki binlik; milyar

bim : far. * bim (korku, endişe, ürkme) * ürperti, çekince veya güvensizlik hissi uyandıran korku, dehşet ve tehlike

bimanuel : lat. * bi (iki, ikili, çift) + manus (el) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iki el ile ilgili; tıpta el ile yapılan muayene, tuşe; iki el ile yapılan jinekolojik muayene (birinci el hastanın kasık bölgesinde yukarıdan rahimi fikslerken, ikinci el vajina içinde rahim, yumurtalıklar ve tüpleri muayene eder)

bimar : far. * bi (ile, birlikte, beraber) + mar (yılan) * yılanlı; hasta (yılanın, kötülük, sorun, sıkıntı sembolü olmasından)

bimarhane : far. * bi (ile, birlikte, beraber) + mar (yılan) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) * hastaların tedavi edildiği mekan, hastahane, hastane

bimaristan : far. * bimar (hasta) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) * hastaların tedavi edildiği yeri tımarhane, hastahane, hastane

bimatoprost : lat. * bimat (sentetik kimyasal önek; ticari türev kökü) + o (bağlaç) + prost (prostaglandin (prostos (önce, önde) + gland (beze) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) * göz içi basıncının artması sonucu optik sinirin hasar görmesiyle karakterize, görme kaybına yol açabilen kronik bir göz hastalığı olan glokomu ve ve yeterli kirpik olmamasına neden olan bir durumu tedavi etmek yani kirpik uzatmak için kullanılan prostaglandin F2α analoğu olan sentetik türev (C25H37NO4)

bimekizumab : lat. * bi (iki, ikili, çift) + mekhis (mekhanismos (mekanizma; hedef proteine atfen) + zu (insanlaştırılmış) + mab (monoklonal antikor eki, (humanized monoclonal antibody) ) * plak sedef hastalığı, psoriatik artrit, psoriasis, romatoid artrit, aksiyal spondiloartrit, ankilozan spondilit ve hidradenitis suppurativa tedavisinde kullanılan hümanize bir anti-IL17A, anti-IL-17F ve anti-IL17AF monoklonal antikoru (C6552H10132N1750O2029S42)

bimetrik : lat. * bi (iki, ikili, çift) (lat.) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * iki ölçüye, iki ölçüt sistemine veya iki farklı ölçüsel özelliğe sahip veya bunlara dayanan

bimodal : lat. * bi (iki, ikili, çift) + modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iki moda sahip olan veya iki modu içeren, bir istatistiksel dağılımda iki maksimuma sahip olan; iki tepe değer arasında bir frekans dağılım eğrisini niteleyen sürekli olasılık dağılımı

bimoleküler : lat. * bi (iki, ikili, çift) + moles (kütle) + cula (küçültme eki) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iki moleküllü (bazı kimyasal reaksiyonlar için kullanılan terim)

bin : tür. * bın, bin, mın, min (999'dan sonra gelen sayı, 1000) * 999'dan sonra gelen sayı, 1000

bina : ara. * banaa (inşa etmek, kurmak) * inşa edilmiş taşınabilir veya sabit yapı, yapı, inşaat

binaen : ara. * banaa (inşa etmek, kurmak), bina (yapı, inşaat) + en (gibi, olarak) * üzerine yapılandırarak; ile ilgili olarak

binaenaleyh : ara. * banaa (inşa etmek, kurmak), bina (inşa, bina, yapı) + en (gibi, olarak) + aley (üstü, üzeri) + h (o) * dolayısıyla, ilaveten, ayrıca, bunun üzerine

binali : ara. * ben (oğul) + i (tamlama eki) + ali (yüce, yüksek, ulu) * yüce olanın oğlu; erkek ismi

binamaz : far. * bi (-sız, yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + namaz (duaya kalkma) * namaz kılmayan

binaural : lat. * bini (ikili, iki ile ilgili) + aural (işitsel) (auris (kulak) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * iki kulak ile ilgili, iki sesli

binaural ritim : lat., gre. * bini (ikili, iki parça) + aural (işitsel) (auris (kulak) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + rhuthmos, rhythmos (ritm), arithmos (sayı, sayma, sayım) * belirli bir süre dinlendiğinde insanın beyin dalgalarını (frekanslarını) değiştirebilen, yaklaşık 1-30 Hz frekans aralığında algılanabilen ses dalgaları

binbaşı : tür. * bin (bin, 1000) + baş (ön, ilk, tepe, reis, yönetici, amir) + ı (iyelik eki) * yüzbaşı ile yarbay arasındaki subay rütbesi; tabur komutanı

bindallı : tür. * bin (bin, 1000) + dal (ağacın yapraklı uzantıları) + lı (ile birlikte) * mor kadifeden yapılmış ve üzerine sırma ile kabartma dal, yaprak, çiçek işlenmiş kadın giysisi veya örtü

binde : tür. * bın, bin, mın, min (999'dan sonra gelen sayı) + de (içinde) * bin birim içindeki adedi belirtn ön ek (örnek “bindebir”)

binder : alm. * binden (bağlamak, birleştirmek) + er (-cı, yapan, eden eki) * havacılıkta aşınma ile temel tabakası arasında kalan asfalt tabakası

bindirim : tür. * bin (üstüne ilave etmek, ikisi bir araya gelmek, üzerine koymak, üzerine yerleştirmek) + dir (etken fiil eki) + im (isim yapım eki) (tür.); * bini (ikili, iki parça) (lat.); bi (iki, ikili, çift) (lat., ing., fra., alm.)

bindirmek : tür. * bin (üstüne ilave etmek, ikisi bir araya gelmek, üzerine koymak, üzerine yerleştirmek) + dir (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * üzerine koymak, yüklemek; çarpmak

binek : tür. * bin (üstüne ilave etmek, ikisi bir araya gelmek, üzerine koymak, üzerine yerleştirmek) + ek (isim yapım eki) * üstüne yerleşilerek gidilen mekanik taşıt veya hayvan

biner : lat. * bi (iki, ikili, çift), bini (ikisi bir arada, ikili) + arius (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ikili

biner : tür. * bin (bin, 1000) + er (grup eki) * binli gruplar halinde

bingi : tür. * bin (üstüne ilave etmek, ikisi bir araya gelmek, üzerine koymak, üzerine yerleştirmek) + gi (ile ilgili olan) * kemerler üzerine oturtulmuş kubbeyle kemerlerin arasını kapatan üçgen biçimindeki kubbe parçalarından her biri

bingöl : tür. * bin (bin, 1000) + göl (her tarafı toprak ile çevrili olan genellikle tatlı su birikintisi) * Türkiye’nin güneydoğu bölgesinde yer alan doğusunda Muş, kuzeyinde Erzincan ve Erzurum, batısında Tunceli ve Elazığ, güneyinde ise Diyarbakır ili bulunan 12 plakalı il (ismini (dağın üzerindeki birçok buzul gölden alır.)

binici : tür. * bin (üstüne ilave etmek, ikisi bir araya gelmek, üzerine koymak, üzerine yerleştirmek) + ici (yapan, eden eki) * binme eylemini yapan; at binen kişi, jokey

binit : tür. * bin (üstüne ilave etmek, ikisi bir araya gelmek, üzerine koymak, üzerine yerleştirmek) + it (isim yapım eki) * binme işinde kullanılan hayvan, genellikle binek atı

binmek : tür. * bin (üstüne ilave etmek, ikisi bir araya gelmek, üzerine koymak, üzerine yerleştirmek) + mek (fiil mastarı) * üstüne ilave konmak, ikisi bir araya gelmek

binnetice : ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + el (ön ek, artikel) + netice (sonuç) * sonuçta, sonu olarak

binnur : ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + el (ön ek, artikel) + nur (aydınlık, ışık, parlaklık, parıltı, ışıltı) * aydınlığı olan, ışıklı, aydın; kadın ismi

binoküler : lat. * binocularis (bini (iki, ikili, çift) + oculus (göz) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * iki gözle birlikte, iki göze ilişkin; dürbün

binom : lat. * bi (iki, ikili, çift) + nomen (isim) * iki terimli ifade; iki farklı terim içeren cebirsel ifade

binom açılımı : lat. * bi (iki, ikili, çift) + nomen (isim) + aç (aralamak, aralık yapmak, kapalı, sıkışık veya örtülü bir şeyi serbest hale getirmek; başlatmak; aralık, boşluk) + ıl (edilgen fiil eki) + ım (isim yapım eki) + ı (iyelik eki) * (a + b) gibi ikiterimlinin kuvvetlerinin a ve b’nin kuvvetlerinin çarpımlarının katsayılarla ağırlıklandırılarak toplamı olarak gösteren formül

binomial : lat. * bi (iki, ikili, çift) + nomen (isim) + ialis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iki terimli ifade; iki farklı terim içeren cebirsel ifade

bint : ara. * bint (kız), benat (kızlar) * kız, kız çocuğu

binturong : mal. * binturong (ayı kedisi) * Güney ve Güneydoğu Asya’nın tropikal ormanlarında yaşayan, Viverridae (misk kedisigiller) familyasından, ayıyı andıran iri gövdeli ve uzun kavrayıcı kuyruklu etçil memeli

biofuel : gre., lat. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) (gre.) + fuel (yanma, ısı ve enerji üretiminde kullanılan kömür, odun, benzin gibi enerji kaynağı madde) (ing.) (focus (ocak, odak, yuva, fırın, ateş yeri, ateş merkezi) (lat.); fouaille, feu (ateş) (fra.) ) *

biot savart yasası : fra. * biot (Fransız fizikçi, astronom ve matematikçi Jean-Baptiste Biot'un soyadından) + savart (Fransız fizikçi Félix Savart'ın soyadından) (fra.) + yasa (ilke, kural, kanun) + sı (iyelik eki) * elektrik akımı taşıyan bir iletkenin çevresinde oluşturduğu manyetik alanı, akım şiddeti, tel geometrisi ve uzaklıkla ilişkilendiren temel elektromanyetizma yasası

biotin : gre. * bios (yaşam, hayat, canlılık, dirilik, dirim) + in (kimyasal bileşik ve özellikle protein eki) * yağların ve karbonhidratların enerjiye dönüşümünde ve metabolizma süreçlerinde rol alan, suda çözünebilen, "güzellik vitamini" olarak da anılan B vitamini türü (C10H16N2O3S)

biparietal çap : lat., tür. * bi (iki, ikili, çift) + paries, pariet (duvar) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + çap (vurmak, kesmek, bölmek, ayırmak; yüzmek, tırmanmak) * daire veya silindirin merkezinden geçen ve karşılıklı kenarlarını birleştiren doğru parçası; ölçü, boyut, genişlik) (tür.) (chop, couper (kesmek) (ing., fra.) )

bipartite : lat. * bi (iki, ikili, çift) + partire (ayırmak, ayrılmak, gitmek), partitus (ayrım, kısım, bölüm) * iki partili, ikili, iki parçalı, iki kümeli, iki kısımlı, çift taraflı

biped : lat. * bi (iki, ikili, çift) + pes, ped (ayak) * iki ayaklı

bipedal : lat. * bi (iki, ikili, çift) + pes, ped (ayak) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iki ayak üzerinde yürüyen veya hareket eden; iki ayaklı

biperiden : lat. * bi (iki, ikili, çift) + perid (kimyasal çekirdek kökü) + en (ilaç ve etken madde eki) * Parkinson hastalığını ve bazı ilaca bağlı hareket bozukluklarını tedavi etmek için kullanılan bir ilacın etken maddesi (C21H29NO)

biperva : far. * bi (-sız, yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + perva (korku, çekince; ilgi, alaka, bağ) * korkusuz

bipinnatisect : lat. * bi (iki, ikili, çift) + pinna (tüy, telek; tüysü) + sectus (kesilmiş, ayrılmış, bölünmüş) (secare (kesmek; ayırmak, bölmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * yaprak ayası orta damara kadar uzanan derin yarıklarla önce tüysü biçimde bölünmüş, bu bölümlerin de yeniden tüysü biçimde derin olarak parçalanmış olduğu, iki kez teleksi derin parçalı yaprak yapısı

bipolar : lat., gre. * bipolaris (bi (iki, ikili, çift) (lat.) + polos (kutup, eksen, aks, mil, gök kutbu, dönme ekseni) (gre.); polus + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * birbirine zıt olan manik ve depresif duygu durumuna sahip kişilerde iki uçlu, iki kutuplu bozukluk; iki kutuplaşma, çift kutuplaşma

bipolaron : lat., gre. * bipolaris (bi (iki, ikili, çift) (lat.) + polos (kutup, eksen, aks, mil, gök kutbu, dönme ekseni) (gre.); polus + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + on (parçacık ismi yapım eki) (gre.) * bir kristal örgüsünde iki yük taşıyıcısının (genellikle iki elektron veya iki deliğin), örgü titreşimleriyle (fononlarla) etkileşerek ortak bir örgü bozulması içinde bağlanmasıyla oluşan bileşik yarı parçacık

bi'r : ara. * ba’ara (kuyu kazmak, derin delik açmak, su çıkarmak) * kuyu, su kuyusu

bir : tür. * bir (sıfırdan (0) sonraki sayı, 1) * sıfırdan (0) sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, 1

bir çenekliler : tür., far. * bir (tek) + çenek (tohumda embriyonu kaplayan etli bölüm) (çene (ağızın altındaki kemikli bölüm) (far.) + k (isim yapım eki) ) + li (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * tohumda embriyonu kaplayan etli bölümü bir adet olan tohumlu bitki; böceklerde, ağzın iki yanında bulunan parçalayıcı ve sert organ

bira : lat. * bibere (içmek) * arpa maltının mayalanması ve genellikle şerbetçiotu ile tatlandırılmasıyla elde edilen, köpüklü ve alkol oranı %6-7 olan geleneksel bir içki

birader : tür., far. * bir ataer (babadan olan bir kişi, soydan olan bir kişi) (bir + ata (baba, soy) + er (adam, kişi, olgun, erkek; olmak, varmak) ) (tür.), biradar (far.) * kardeş, birader, bir diğeri

birahane : lat., far. * bibra (arpa ile şerbetçiotundan, mayalandırma yoluyla elde edilen içki) (lat.) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) (far.) * bira içilen yer, pub

biraz : ara. * ba'dan, ba’daz (kısmen, kısmi olarak) (ba'da (bazı, bir kısım, bir parça) + z (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * az, azıcık, küçük miktarda

birazdan : ara. * biraz (bir miktar, az) + dan (ayrılma, zaman eki) * az sonra, kısa süre sonra, hemen

birbiri : tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + bir + i (iyelik eki) * karşılıklı olarak biri ötekini, öteki de onu

birbirlerine : tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + bir + ler (çoğul eki) + i (iyelik eki) + ne (-a doğru, yönelim) * bir grup içindekilerin karşılıklı olarak durumları

birch : alm., ing. * berko (huş ağacı) (alm.); birch (ing.) * beyaz veya açık renkli kabuğu ve ince dallarıyla tanınan, ılıman bölgelerde yaygın olarak yetişen yaprak döken ağaç, betula

birçok : tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + çok (fazla, bol) * çok miktarda olan

birden : tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + den (ayrılma, zaman eki) * aniden, bir anda

birdenbire : tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + den (ayrılma, zaman eki) + bir + e (-a doğru, yönelim) * halden hale geçiş; aniden, bir anda, beklenmedik bir anda, hızlıca (11 sayısı halden hale (bir halden bir başka hale) geçişin sembolüdür.)

birdirbir : tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + dir (olmak fiili çekimi) + bir * oyuncuların birbirlerinin üzerinden atladığı, en az üç kişinin birlikte oynadığı bir çocuk oyunu

birebir : tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + e (-a doğru, yönelim) + bir * aynen, aynısı, tıpkısı

birecik : ara., tür. * bire (kale) + cik (küçültme eki) * kalecik; Şanlıurfa'nın bir ilçesi

birer : tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + er (grup eki) * her birine bir; tek tek, birli olarak

bireşim : tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + eş (isteşlik eki) + im (isim yapım eki) * ayrı öğelerden veya parçalardan oluşturulmuş bütün

birey : tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + ey (isim yapım eki) * tek ve bütünden ayrışmış varlık

bireysel : tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + ey (isim yapım eki) + sel (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ferdi, şahıs ile ilgili

birgi : gre. * pyrgion (küçük kule, kale) (pyrgos (kule) + ion (ile ilgili, -a ait) ) * Frig, Lidya, Pers, Bergama, Roma ve Bizans egemenliği altında kaldıktan sonra türk yönetimine geçmiş olan, Aydınoğulları beyliğinin ilk merkezi

birgi : tür. * ber, bir, vir (sürmek, dürtmek, darbelemek, vermek, ulaştırmak) + gi (isim yapım ve araç eki) * enellikle hayvanları dürtmek, sürmek veya cezalandırmak amacıyla kullanılan, ucunda meşin veya ip bulunan deyneğe bağlı kamçı ya da kırbaç, kamçı, kırbaç

birgül : tür., far. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + gul (Rosaceae (gülgiller) familyasından bir tür kokulu ve kırmızı renkli çiçek) (far.); gül (neşe, sevinç, hoşnutluk ifade den mimik eylemi olan “gülmek” fiilinin emir kipi) (tür.) * hiç solmayan her dem gül, her dem gülen; tek ve benzersiz gül, eşsiz güzel; kadın ismi

biri : tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + i (iyelik eki) * kimse, kişi

birice : tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + i (iyelik eki) + ce (son ek) * kuma, ortak

biricik : tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + i (iyelik eki) + cik (küçültme eki) * yegane, tek

birikim : tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + ik (ulama eki) + im (isim yapım eki) * birikme hali; üst üste gelerek toplanan şey; maddi, bilgi, deneyim veya nesne olarak birikmiş hal, toplama sonucu elde edilen miktar

birikinti : tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + ik (ulama eki) + inti (isim yapım eki) * birikmiş olan

birikmek : tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + ik (ulama eki) + mek (fiil mastar eki) * birleşmek, bir araya gelmek, yığılmak

birim : tür. * bir (tek, yegane) + im (isim yapım eki) * ünite, teklik; bir bütünü oluşturan varlıkların her biri veya bir kümenin her elemanı

birim matris : tür., lat. * birim (unite, teklik) + mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak), matrix (kaynak, ana, temel yapı; doğuran dişi; rahim; matematikte sayıların veya cebirsel ifadelerin satır-sütun düzeninde oluşturduğu düzenli sayı dizisi formundaki tablo; kalıp, kaynak yapı) (lat.) * asal köşegen üzerindeki bütün bileşenleri 1, öteki bileşenlerinin hepsi 0 olan matris

birinci : tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + inci (sıra eki) * ilk, en önce olan, en başta olan

birinci dereceden denklem : tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + inci (sıra eki) + derece (seviye, mertebe, merhale, asama, safha) + den (durum eki) + denk (eşit, eş) + lem (isim yapım eki) * a sıfırdan farklı, b ise herhangi bir gerçek veya karmaşık sayı olmak üzere ax+b=0 olarak ifade edilen denklem

birincil : tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + inci (sıra eki) + il (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * öncelikli, ilk olan, önce gelen

birleşik : tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + leş (dönüşüm eki) + ik (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * birleşmiş, bir araya gelmiş, toplanmış, bütünleşmiş

birleşik arap emirlikleri : tür. * birleşik (birleşmiş, bir araya gelmiş, toplanmış, bütünleşmiş) + arap (Arabistan vatandaşı; Arap halkından olan) + emir (iş; buyruk, komut) + lik (isim yapım eki) + ler (çoğul eki) + i (iyelik eki) * BAE, Orta Doğu'da Arap Yarımadası'nın güneydoğusunda bulunan, Umman ve Suudi Arabistan'la komşu olan ve Abu Dabi, Dubai, Acman, Füceyre, Resü'l-Hayme, Şârika ve Ümmü'l-Kayveyn adlı yedi emirlikten oluşan ülke

birleşik devletler minor outlying adaları : tür., ing. * birleşik (bir araya gelmiş, toplanmış) + devletler (durum, hal, saltanat, otorite, organizasyon, sistem, örgüt) + out (dış) + lying (uzanan, yatan) * ada (her tarafı suyla çevrili kara parçası) + lar (çoğul eki) + ı (iyelik eki)

birleşik krallık : tür. * birleşik (bir araya gelmiş, toplanmış) + kral (şah, hükümdar, padişah) + lık (isim yapım eki) * İngiltere, İskoçya, Galler ve diğer ülkelerden İrlanda Denizi ile ayrılan Kuzey İrlanda olmak üzere dört kurucu ülkeden oluşan yapılanma

birleşikgiller : tür. * birleşik (bir araya gelmiş, toplanmış) + gil (soy, nesil, kan bağı, aile, familya, tür, cins belirten ek) + ler (çoğul eki) * ay çiçeği, kasımpatı, enginar, deve dikeni, yıldız çiçeği, papatya, pelin vb. gibi çiçekleri birleşik durumda bir veya birkaç sıra hâlindeki tek taç yapraklı bitkileri içine alan zengin bir bitki familyası

birleşmek : tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + leş (dönüşüm eki) + mek (fiil mastar eki) * bir araya gelmek, tek hale gelmek, toplanmak, bütünleşmek

birlik : tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + lik (durum eki) * ünite, tek olma durumu; bir arada olma, birleşme, bütün oluşturma durumu, bütünlük

birlikte : tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + lik (durum eki) + te (yer ve durum eki) * ile, beraber

birnath : san. * bir (cesur, kahraman, yiğit; savaşçı) + nath (efendi, hükümdar, reis, lord) * Hint mitolojisinde Hindistan'ın batı Bihar bölgesindeki Ahirs çoban sınıfının taptığı sığır tanrısı, Bir Kuar

birol : tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + ol (olmak fiilinin üçüncü tekil şahıs emir kipi) * tek ol, biricik ol; erkek ismi

birr : ara. * barara (iyilik etmek, sadakat göstermek) * iyilik, takva, dürüstlük

birsam : far. * ber (göğüs, sine) + sam (hastalık, şişlik, iltihap, enfeksiyon) * uyanık bir kimsenin aslı olmayan, mevcut bulunmayan bir şeyi beş duyusundan biriyle hisseder gibi olması, var sayması, sanrı, halüsinasyon

birsen : tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + sen (ikinci tekil şahıs zamiri) * teksin, yalnız sen; kadın ismi

birun : far. * birun (dış, dışarı, harici) * Osmanlı saray teşkilatında "dış saray" olarak adlandırılan ve önemli saray çalışanlarının bulunduğu yönetici bölümü

biruni : far., ara. * birun (dış, dışarı, harici) (far.) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Ebu Reyhan el Biruni, 973-1048 yılları arasında yaşamış jeodezi, astronomi, matematik, coğrafya ve doğal bilimler alanlarında öncü çalışmalarıyla tanınan, İslam dünyasının ünlü bilgin, matematikçi, astronom, fizikçi ve tarihçi bilim insanı

biryan : far. * biriy (kızartmak, kavurmak) + an (isim yapım eki) (far.); bury (gömmek) (ing.) (kuzunun kuyuya konulması, gömülmesi bağlamından) * kuzunun bütününün (organları alınmış şekilde) yaklaşık 2-3 metre derinliğinde çamur ile kapağı kapatılmış bir kuyuda odun ateşi ile pişirilmesi, büryan

bis : lat. * bi (iki, ikili, çift) + s (son ek) * tekrar, iki kez, ikinci kez; konserde genel istek üzerine çalınan program harici parça (bis yapmak (tekrar çalmak veya söylemek) )

bisakodil : lat. * bi, bis (iki, ikili, çift, tekrar) + acidum, aco (ekşi; asit veya ester türevi) + dyl (kimyasal madde eki, laksatif sınıfı) * kabızlık tedavisinde kullanılan, bağırsak hareketlerini artırarak dışkıyı yumuşatan sentetik laksatif ilacın etken maddesi (C22H19NO4)

bisantrik : lat., gre. * bi, bis (iki, ikili, çift, tekrar) (lat.) + kentrikos (keskin nokta gibi) (kentron (keskin nokta) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) * çift merkezli, iki merkezli; iki ayrı odağı, gelişim merkezini veya yönetim odağını eş zamanlı olarak içinde barındıran sistem

bi'se : ara. * be's (kötülük, zorluk, şiddet, çirkinlik) * ne fena, ne kötü, ne çirkin

biseksiyon : lat. * bi (iki, ikili, çift) + sectio (kesme, kesim, ayrım, kısım, bölüm) (secare (kesmek, ayırmak, bölmek) + tio (isim yapım eki) ) * eşit iki parçaya bölmek, iki eşit parça halinde kesmek, iki eşit parçaya ayırmak

biseksüel : lat. * bi (iki, çift) + secare (kesmek, ayırmak, bölmek), sexus (cins, cinsiyet, ayrım, ayrışım, kesim, bölünme) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * çift cinsiyetli, hem erkek hem dişi olabilen; iki eşeyli

biseps : lat. * bi (iki, ikili, çift) + caput, ceps (kafa, baş) * iki başlı kas; üst kolda bulunan ve dirsek ekleminin bükülmesinde ve önkolun dışa döndürülmesinde görev alan m. biceps brachii kası, pazu, kolun iki başlı kası

bisfenol : lat., gre. * bi (iki, ikili, çift) + phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak) (gre.) + ol (alkol grubu (-OH) eki) (lat.) * plastik, epoksi reçine ve polikarbonat imalatında kullanılan, iki fenol molekülünün bir keton veya aldehit ile birleşmesiyle oluşan sentetik organik bileşikler sınıfı

bisiklet : gre., fra. * bi (iki, ikili, çift) + kuklos, kyklos (daire, devir, çember, döngü, tekerlek, siklus) (gre.) + ette (küçültme eki) (fra.) * iki tekerlekli, ayak gücüyle hareket eden mekanik taşıt

bisinoz : gre * bysso (pamuk lifi) + noze (hastalık) * pamuk işçilerinde görülen, pamuk tozu solunmasına bağlı akciğer hastalığı, pamuk tozu pnömokonyozu

bisküvi : lat. * biscuit (ing., fra.) * bis (iki defa, iki kere) + coctus (pişmiş) (coquere (pişirmek) fiilinden türeme) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) )

bismarck archipelago : alm., ing., gre. * biscofsmark (bishop’s (piskoposun) + boundary (sınır) ) + arkhipelagos (Ege Denizi) (arkhi (şef, başkan, egemen, reis) + pelagos (deniz, açık deniz) ) * Papua Yeni Gine'nin bir parçası olan, batı Pasifik Okyanusu'ndaki kuzeydoğu Yeni Gine sahilleri uzağında bulunan bir grup ada

bismil : ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + ism (isim) + il, el (Allah) (Allah’ın ismi ile) * Diyarbakır’ın bir ilçesi

bismilgah : ara., far. * bi (ile, birlikte, beraber) + ism (isim) + il, el (Allah) (Allah’ın ismi ile) (ara.) + gah (yer, mekan, konum, mevki, makam, lokasyon) * hayvan kesilen yer, mezbaha, kesimhane, salhane

bismillah : ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + ism (isim) + i (tamlama eki) + Allah (el (ön ek, artikel) + ilah (tanrı, tapılan, yönelinen, yüce varlık) ) * Allah’ın ismi ile, besmele

bismillahirrahmanirrahim : ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + ism (isim, ad, nam, ünvan) + Allah (el (ön ek) + ilah (tanrı, tapılan, yönelinen, yüce varlık) ) + el (ön ek, artikel) + rahman (şefkatli) + el (ön ek, artikel) + rahim (merhametli) * şefkatli ve merhametli Allah’ın ismi ile, besmele

bisoprolol : lat. * bis (bileşikte iki benzer kimyasal grubun varlığı eki) + isopropyl (isos (eş, benzer) + propyl (3 karbonlu alkil grubu (C3H7) ) + ol (alkol eki -OH) * hipertansiyon, kalbe yeterli kan akışı olmamasından kaynaklanan göğüs ağrısı ve kalp yetmezliği durumlarında kullanılan, kalbi ve dolaşımı (atardamarlar ve toplardamarlar yoluyla kan akışını) etkileyen bir beta bloker (C18H31NO4)

bissau : por. * bissau (N'nssassun klanının isminin çoğul hali olan Bossassun'dan; Intchassu (Bossassu), Bissau adasının ilk hükümdarı Kral Mecau'nun yeğenine verilen isim) * Gine Bissau'nun başkenti

bisse : ara. * bisse (kedi, pisi) * kedigiller (felidae) ve etçiller (carnivora) familyasından küçük, genelde kıllı, evcilleştirilmiş, etobur memeli (pussy (kedi) (tür., ing.) )

bisse : tür. * bise, biçe (beyzade, bey soyundan gelen; hanımzade, hanımefendi) * beyzade, bey soyundan gelen; hanımzade, hanımefendi anlamlarındaki asalet ünvanı

bistro : rus. * bystro (hızlıca, çabuk) * Paris'te küçük restoran

bisturi : lat. * pistorium (Pistoia (İtalya'nın Toskana bölgesinde bir şehir) + r (bağlaç) + ium (yer ve durum eki) * Pistoie'da üretilmiş bıçak; ameliyat bıçağı

bisülfat : lat. * bi (iki, ikili, çift) + sulphate (sülfürik asit türevi SO4²⁻) (sulphur (selp, sulph (yağ) + urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve anyon-katyon temelli tuz eki) ) + atus, ate (asidin tuzu veya esteri eki) ) * formülü NaHSO4 olan, sodyum hidrojen sülfat olarak ta bilinen, asidik özelliğinden dolayı yüzme havuzlarında pH düşürücü olarak, temizlik ürünlerinde, metal parlatma işlerinde ve gıda sektöründe kullanılan toz bir kimyasal

bisülfür : lat. * bi (iki, ikili, çift) + sulphur (kükürtün (S) bir elementle oluşturduğu bileşik) (sulphur (selp, sulph (yağ) + urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve anyon-katyon temelli tuz eki) ) * sülfürün, iyonlaşmak yerine, sudaki hidrojen ile birleşip HS- iyonunu oluşturmasından oluşan hidrojen sülfür iyonu, hidrosülfür iyonu, sülfhidril iyonu veya bisülfür iyonu

bişar : far. * bişar (takatsiz, halsiz, dermansız kalmış, gücü tükenmiş, esir, kul, köle) * takatsiz, halsiz, dermansız kalmış, gücü tükenmiş, esir, kul, köle; altın, gümüş kakmalı işleme

bişek : ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + şek (şüphe, kuşku) * şüpheli, kuşkulu

bişi : tür. * biş, piş (yanmak, kızarmak; olgunlaşmak) + i (isim yapım eki) * Orta Asya, Idel-Ural, Moğolistan ve Orta Doğu mutfaklarına özgü olan, bavırsak, bavursak, tuzlu lokma, halka, mayalı hamurun kızgın yağda pişirilmesi ile yapılan bir yiyecek

bişkek : kır. * biş, piş (yanmak, kızarmak; olgunlaşmak) + kek (araç eki) * Kırgızistan'ın başkenti; fermente sütü çalkalamak için kullanılan kürek

bişkur : tür. * biş (beş) + kur (delik) * Kırım ve Kazan Türklerinin kullandığı, klasik neylerden farklı olarak daha ince ve farklı bir ton yapısına sahip olan, Türk tasavvuf müziği ve Mevlevi müziğiyle ilişkili olan beş delikli bir çeşit ney

bişnev : far. * şnav, şnev (dinlemek), bişnev (dinle) * Mesnevi'nin ilk beytinin ilk mısrasının ilk kelimesi (Bişnev ez ney çün hikayet mikuned (dinle neyden, zira o bir şeyler anlatmada) )

bit : ara. * beyt (ev; kut, besin, gıda; bir gece yetecek yemek, bir gecelik yiyecek) * ev; kut, gıda; bir gece yetecek yemek, bir gecelik yiyecek

bit : ger. * bit (binary digit, ikili rakam) * ASCII karakterlerini temsil eden binary kodların (ikili kodlar) depolandığı en küçük veri depolama birimi

bit : tür. * bit, büt (bitmek, tamamlanmak, bütünlenmek, kemale ermek, olgunlaşmak) (tür.); bit (küçük parça), beat (küçük darbe) (ing.) * Phthiraptera (evcil ve yabani bitler) takımının Pediculidae (bitgiller) familyasından olan, insan ve memeli hayvanların vücudunda asalak olarak yaşayan küçük böcek

bit rate : ing. * bit (binary digit, ikili rakam) + rate (hız, oran) * dijital iletişimde verinin birim zamanda iletilme hızını, genellikle saniyedeki bit sayısı (bit per second (bps) ) ile ifade eden ölçü birimi

bitanet : ara. * batn (iç, derinlik; karın; gizlilik) * dostluk, sırdaşlık; halis olma

bitap : far. * bi (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk öneki) + tab (güç, kudret; kuvvet) * hararetsiz, güçsüz, kuvvetsiz, kudretsiz; yorgun, bitkin

bitaraf : far. * bi (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk öneki) + taraf (yan, yön, cihet) (tarf (göz, bakış), tarafa (gözlemek, göz atmak, bakmak) ) * herhangi bir kişi, görüş, inanç, ideoloji veya kurumu desteklemeyen, yandaş olmayan, taraf tutmayan, tarafsız

bitegmik : lat. * bi (iki, ikili, çift) + tegmen (örtü, kaplama) (tegere (örtmek, korumak, kaplamak) + mentus (isim yapım eki) ) + icus (ile ilgili,-a ait) * tohum taslağında (ovulum) iki örtü tabakası (integument) bulunan (yapı)

bitek : tür. * bit (bitmek, tamamlanmak, sonlanmak, olgunlaşmak; oluşmak, ortaya çıkmak, yetişmek) + ek (isim yapım eki) * bol ve iyi bitki yetiştiren, bol ürün veren, çok verimli toprak

bitelge : tür. * bit (bitmek, tamamlanmak, sonlanmak, olgunlaşmak; oluşmak, ortaya çıkmak, yetişmek) + el (edilgen fiil eki) + ge (isim yapım eki) * toprağın bitki yetiştirme gücü

biternate : lat. * bi (iki, ikili, çift) + tres (üç), ternatus (terni (üçer üçer) + atus (sıfat yapım eki) ) * iki kez üçlü biçimde bölünmüş veya üçlü yapının iki kat tekrarıyla oluşmuş (yapı); özellikle yapraklarda, bir bileşik yaprağın önce üç ana bölüme, her ana bölümün de yeniden üç yaprakçığa ayrılmasıyla oluşan iki kat üçlü (çifte üçlü) yaprak tipi

bitevi : tür. * bit (bitmek, tamamlanmak, sonlanmak, olgunlaşmak; oluşmak, ortaya çıkmak, yetişmek) + evi (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * tamamen, tümden, tam, kesiksiz, hepsi

biteviye : tür. * bitegü, bitevi (bütün tamam) (bit (bitmek, tamamlanmak, sonlanmak, olgunlaşmak; oluşmak, ortaya çıkmak, yetişmek) + evi (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ye (durum eki) ) * aynı biçimde, hep öyle sürüp giderek, sürekli olarak, tekdüze, kesintisiz, aralıksız, habire, durmaksızın

bitey : tür. * bit (bitmek, tamamlanmak, sonlanmak, olgunlaşmak; oluşmak, ortaya çıkmak, yetişmek) + ey (isim yapım eki) * bir yerde yetişen bitkilerin tümü, bir bölgenin bitki örtüsü

bitik : tür. * bit (bitmek, tamamlanmak, sonlanmak, olgunlaşmak; oluşmak, ortaya çıkmak, yetişmek) + ik (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bitmiş durumda, tükenmiş

bitim : tür. * bit (bitmek, tamamlanmak, sonlanmak, olgunlaşmak; oluşmak, ortaya çıkmak, yetişmek) + im (isim yapım eki) * son, nihayet, sona erme, final

bitinya : gre. * Bithynia (Bithynoi (Trakya kökenli kavim adı) + eia (yer eki) ) * Kocaeli ilinin İzmit ilçesinin eski adı; Trakya kökenli olan, M.Ö. 377 ve M.Ö. 64[1] yılları arasında Nikomedia (İzmit) başkentli, İzmit Körfezi, İstanbul, Sakarya, Düzce ve Bursa arasında kalan bölgede hüküm sürmüş olan, başlıca şehirleri Nikomedeia (İzmit) ve Nikaia (İznik) olan, Bitinler tarafından kurulmuş devlet

bitirim : tür. * bit, büt (tamamlanmak, bütünlenmek, kemale ermek, olgunlaşmak, sonlanmak, oluşmak, meydana çıkmak) + ir (etken fiil eki) + im (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * alımlı, çekici, hoş

bitirmek : tür. * bit, büt (tamamlanmak, bütünlenmek, kemale ermek, olgunlaşmak, sonlanmak, oluşmak, meydana çıkmak) + ir (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * sonlandırmak, tamamlamak

bitiş : tür. * bit, büt (tamamlanmak, bütünlenmek, kemale ermek, olgunlaşmak, sonlanmak, oluşmak, meydana çıkmak) + iş (isim yapım eki) * son, nihayet, sona erme, final

bitişik : tür. * bit, büt (tamamlanmak, bütünlenmek, kemale ermek, olgunlaşmak, sonlanmak, oluşmak, meydana çıkmak) + iş (işteş fiil eki) + ik (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * birbirine yapışık, yanyana

bitişmek : tür. * bit, büt (tamamlanmak, bütünlenmek, kemale ermek, olgunlaşmak, sonlanmak, oluşmak, meydana çıkmak) + iş (işteş fiil eki) + mek (fiil mastar eki) (aynı noktada sonlanmak, uçları değmek, birlikte sonlanmak) * birbirine değmek, yanyana gelmek, bir araya gelmek, buluşmak, kavuşmak, birbirinde sonlanmak

bitki : tür. * bit, büt (tamamlanmak, bütünlenmek, kemale ermek, olgunlaşmak, sonlanmak, oluşmak, meydana çıkmak) + ki (isim yapım eki) (tür.); botanikos (botane (ot, kır) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) * yosun, ot, ağaç gibi canlı varlıklar

bitkin : tür. * bit, büt (tamamlanmak, bütünlenmek, kemale ermek, olgunlaşmak, sonlanmak, oluşmak, meydana çıkmak) + kin (sıfat eki, gibi olan) * yorgun, tükenmiş, takatsiz, halsiz, dermansız

bitkisel : tür. * bit, büt (tamamlanmak, bütünlenmek, kemale ermek, olgunlaşmak, sonlanmak, oluşmak, meydana çıkmak) + ki (isim yapım eki) + sel (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bitki ile ilgili, bitkiye özgü

bitkisel hayat : tür., ara. * bitkisel (bitkiye özgü, bitki gibi) (tür.) + hayat (doğumdan ölüme değin geçen süre, ömür, yaşam, dirim, canlılık, dirilik) (hayy (yaşamak, hayatta olmak, canlı olmak, diri olmak, gerçek olmak) + at (isim yapım eki) ) (ara.) * bir kişinin uyanık olduğu ancak farkındalık belirtisi göstermediği durum; vejetatif durum, tepkisiz uyanıklık sendromu

bitlis : ibr., asu. * bit (yurt) + Elisa, Lis (Tanrı'nın sözü) (Tanrı'nın söz verdiği yurt); bet (kale) + Elisa, Lis (Tanrı'nın sözü) (Tanrı'nın söz verdiği kale) * Türkiye’nin güneydoğusunda yer alan, doğusunda Van ili ve Van gölü, güneyinde Siirt ve Batman, batısında Muş, ve kuzeyinde Ağrı ili bulunan, 13 plakalı il

bitmek : tür. * bit, büt (tamamlanmak, bütünlenmek, kemale ermek, olgunlaşmak, sonlanmak, oluşmak, meydana çıkmak) + mek (fiil mastar eki) * sona ermek, sonlanmak, nihayete ermek

bitnik : ing., rus. * beatnik (yıpranmışcasına, bitik halde) (beat (yıpranmış, bitkin; ruhsal isyan ve sade yaşam hareketi; ritm) + nik (eşlik eden, yoldaş, kişi eki, yapan, eden) (rus.) ) * genel davranışı, giyimi ve yaşam tarzıyla topluma aykırı durum arzeden ve bunu topluma isyan amaçlı yapan genç kişi, asi genç; beat müziği meraklısı

bitonalite : lat., gre. * bi (iki, ikili, çift) + teinein (germek, uzatmak, germek için zorlamak, kasmak), tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * müzikte aynı anda iki tonun kullanılması

bitpazarı : tür., far., fra. * bit (küçük parça, ıvır zıvır; küçük böcek) + bazar (ürün ve hizmet satışının yapıldığı açık veya kapalı yer, ticaret yeri; çarşı, market, pazar) (far.) + ı (iyelik eki) (tür.); marché (pazar) + de (tamlama bağlacı) + puces (bitler) (fra.) * ikinci el eşyaların değiş-tokuş edildiği, satıldığı yer (bitlerin çok sayıda olmaları ve dadanmalarından)

bittabi : ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + el (ön ek, artikel) + tabii (doğal) * doğal olarak, doğallıkla

bitter : alm. * bitter (sert bir tada sahip, keskin, kesici) * sarısabır, kakule, cantiyane, kınakına kabuğu gibi değişik bitkilerin alkolde haşlanmasıyla elde edilen bir tür acı likör; bir tür ardıç rakısı

bitüm : lat. * bitu (huş ağacı, huş ağacı reçinesi) + men (ile ilgili, gibi, -a ait) * koyu bir duman, alev ve keskin bir koku çıkararak yanan, karbon ve hidrojen yönünden çok varsıl olan doğal yakıtların ortak ismi; petrolün damıtılması esnasında arta kalan, yüksek kaynama noktalı hidrokarbonlardan oluşan, asfaltlamada, çatı ve kağıtların su geçirmez duruma getirilmesinde vb. kullanılan, doğal ısıda katı halde bulunan, koyu kestanerenginde bir karışım

bitümen : lat. * bitu (huş ağacı, huş ağacı reçinesi) + men (ile ilgili, gibi, -a ait) * ham petrolün doğal çökmesiyle veya rafinerilerde damıtılması yolu ile elde edilen hidrokarbon bileşimli rengi koyu kahverengi ile siyah arası değişen katı, yarı katı veya sıvı hallerde bulunabilen bir madde, asfalt

bivalan : lat. * bi (iki, ikili, çift) + valens, valent (güçlü, kuvvetli, kudretli; sağlıklı; değerli) (valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak; sağlıklı olmak; değeri olmak) + ens, ent (sıfat yapım eki) ) * iki değerli

bivalirudin : lat. * bi (iki, ikili, çift) + valine (aminoasit) + irudin (tıbbi sülükteki peptid eki) * kan pıhtılarının oluşumunu önlemeye yardımcı olan, spesifik ve geri dönüşümlü bir doğrudan trombin inhibitörü antikoagülan (C98H138N24O33)

bivalvia : lat. * bi (iki, ikili, çift) + valva (kapak, kapı kanadı) + ia (taksonomik grup eki) * midye, istiridye ve deniz tarağı gibi suda yaşayan, iki parçalı kabuğa sahip olan, kabukları bir menteşe ve bağ dokusuyla birbirine bağlı iki eş kapaktan oluşan çift kabuklu yumuşakçalar sınıfı

bive : far. * bi (-sız, yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + ve (ile, birlikte) * beraberinde biri olmayan, birlikte olanı olmayan; dul kadın

bivefa : far., ara. * bi (yok, değil, -sız) + vefa (bağlılık, sadakat) * sevgisine bağlı olmayan, sevgisi çabuk geçen, vefasız

bixa : tup., lat. * bixa (Yerel Güney Amerika'ya ilişkin Bixa orellana bitkisi adı) (tup., lat.) * kırmızı tohumlarıyla bilinen, Bixaceae familyasından olan, tohumlarından kırmızı-turuncu renkli gıda boyası (annatto) elde edilen Bixa orellana (ruj ağacı veya achiote) bitkisi

bixaceae : tup., lat. * bixa (Yerel Güney Amerika'ya ilişkin Bixa orellana bitkisi adı) (tup.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * Bixa cinsini tip cins olarak içeren, çoğunlukla tropikal bölgelerde yetişen, renk verici maddeler bakımından zengin tohumlara sahip çalı ve küçük ağaçlardan oluşan çiçekli bitki familyası

biy : sür. * bia (yumurta) (ibadethanelerin çatısındaki oval ve yuvarlak mimari yapıdan) * Hristiyanların ibadet ettiği kilise, manastır veya gayrimüslim mabedi

biyaprak : ara., tür. * bi (iki, ikili, çift) (ara.) + yaprak (bitkilerin dalları üzerinde yer alan, genellikle yeşil renkli, yassı ve ince solunum ve besin üretim organı) (yapırga (sallanmak, hışırdamak, titreşmek, rüzgarda titreşmek) + ak (isim yapım eki) ) (tür.) * yaprakları halka dizilişli, genellikle akvaryumlarda bulundurulan su bitkisi

biye : fra. * biais (açı, köşe, eğiklik, eğim, meyil, çapraz çizgi) * giysilerin yaka, etek ve kol çevrelerine başka bir kumaştan veya kendi kumaşından geçirilen ince şerit

biyel : fra. * biel (keser, balta, ucunda kesici nesne olan sopa) + le (ile ilgili, gibi, -a ait) (fra.); Beil (keser) (alm.) * makinelerde ve içten yanmalı motorlarda kullanılan, pistonun doğrusal hareketini krank miline ileten ve mekanik enerji aktarımında görev alan, piston ile krank mili arasındaki bağlantı çubuğu

biyoakümülatif : gre., lat. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) (gre.) + kyomat (yığın, öbek, toplanma, gruplaşma, grup, birikme, küme) (kyo (şişmek, kabarmak, top gibi olmak) + mat (ile ilgili olma) (gre.); accumulatus (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + cumulatus (yığılmış, toplanmış, birikmiş, istiflenmiş) (cumulare (yığmak, toplamak, birleştirmek, birikmek, bir araya getirmek, yoğunlaştırmak, istiflemek) (cum, cumus (birlikte, beraber, topanmış, bir araya gelmiş, yığılmış) + ulus (küçültme eki) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * canlı bir organizmanın çevreden aldığı bazı kimyasal maddeleri (ör. ağır metaller, kalıcı organik kirleticiler) metabolizmasıyla uzaklaştırabileceğinden daha hızlı biriktirmesi ve zaman içinde vücudunda yoğunlaştırması durumuna ilişkin

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...