benun : ara.
* ibn (oğul, velet, evlat, çocuk) * oğullar, çocuklar, veletler, evlad, zadeler
benzalkonyum :
alm., ara. * benz (benzene belirten kısaltma) (alm.) + alkyl (tek değerlikli
radikal dizi cinsinden olan) (el (ön ek) + kiliy, kaliy (kızartma; yanmış kül;
tuz otu külleri, bitki külü) ) (ara.) + onium (pozitif yüklü iton (katyon)
belirten son ek) (lat.) * gram (+) ve gram (-) bakterilere karşı bakterisit
etki gösteren antiseptik ve dezenfektan özellikte bir kuaterner amonyum
bileşiği (C22H38ClN)
benzalkonyum klorür : alm., ara., gre., lat. * benz (benzene
belirten kısaltma) (alm.) + alkyl (tek değerlikli radikal dizi cinsinden olan)
(el (ön ek) + kiliy, kaliy (kızartma; yanmış kül; tuz otu külleri, bitki külü)
) (ara.) + onium (pozitif yüklü iton (katyon) belirten son ek) (lat.) + khloros
(soluk yeşil, sarımsı yeşil, klor (Cl) ) (gre.) + ura (kimyasal madde eki)
(lat.) * antiseptik ve dezenfektan özelliklere sahip, bakterilerin hücre zarını
bozarak çalışan ve kişisel bakım ürünlerinden tıbbi dezenfektanlara kadar geniş
bir alanda koruyucu madde olarak kullanılan kuaterner amonyum yapısındaki
sentetik bir kimyasal bileşik (C21H38NCl)
benzatin benzilpenisilin :
alm., lat. * benz (benzene (C6H6) belirten önek) + athine (amin veya nitrojen
(azot) içeren bileşik belirten ek) + benz + yl (bir H atomu eksilerek oluşan
kimyasal bileşik eki) + penicillus (küçük fırça, fırçacık) + in (kimyasal
bileşik eki) * bakteriyel enfeksiyonun tedavisinde kullanılan bir antibiyotik
(C48H56N6O8S2)
benzatin
fenoksimetilpenisilin : alm., gre. * benz (benzene (C6H6)
belirten önek) + athine (amin veya nitrojen (azot) içeren bileşik belirten ek)
+ phenol (bir hidroksil grubunun (-OH) bir benzen halkasına (C6H6) bağlı olduğu
bileşik (C6H5OH)) (phainein, phanio (parlamak, ışıldamak, ortaya çıkmak,
belirmek) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) ) + oxy (oxus, oxys
(keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + methyl (metil (CH3) grubu) (methy
(şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + penicillus (küçük
fırça, fırçacık) + in (kimyasal bileşik eki) * duyarlı bakterilerin neden
olduğu çeşitli enfeksiyonların tedavisinde kullanılan bir diamin
(C48H64N6O14S2)
benzatin penisilin :
alm., lat. * benz (benzene (C6H6) belirten önek) + athine (amin veya nitrojen
(azot) içeren bileşik belirten ek) + penicillus (küçük fırça, fırçacık) + in
(kimyasal bileşik eki) * gram pozitif kokların neden olduğu enfeksiyonları,
özellikle streptokok enfeksiyonlarını tedavi etmek için kullanılan bir
beta-laktam antimikrobiyal
benzbromaron :
lat. * benz (benzen halkası, aromatik yapı) + brom (brom elementi, halojen) +
ar (bağlayıcı veya türev eki) + one (oksijenli bileşik, keton grubu (C=O) ) *
gut hastalığının tedavisinde kullanılan, ürik asit seviyelerini düşüren ve
böbrekler üzerinden atılımı artıran sentetik ilacın etken maddesi (C17H12Br2O3)
benzemek :
tür. * beniz, meniz (yüz, çehre) + e (edilgen fiil eki) + mek (fiil mastar eki)
* bir başka şeyi andırmak, iki şey arasında ortak yönler, özellikler,
nitelikler bulunmak, biri ötekini anımsatmak
benzen :
alm. * benzene (benz (solvent, çözücü) + ene, ine (kimyasal türev eki) *
madenkömürü katranından elde edilen, en basit bileşik sayılan bir hidrokarbon
(C6H6)
benzer :
tür. * beniz, meniz (yüz, çehre) + er (geniş zaman eki) * benzeyen
benzetmek :
tür. * beniz, meniz (yüz, çehre) + et (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki)
* bir olguyu, başka bir olgunun şekilsel, işitsel veya duygusal özellikleri
gibi yapmak veya öyle olduğunu sanmak
benzidamin :
alm. * benzene (benz (solvent, çözücü) + ene, ine (kimyasal türev eki) +
ydamine (amin grubu eki (-NH2) ) * benzen-türevli amin bileşiği
(NSAII/antiinflamatuar-analjezik) (C19H23N3O)
benzil :
alm., lat. * benz (benzene (C6H6) belirten önek) + yl (alkil eki; kimyasal
radikal hidrokarbon veya türev eki) * bir benzen halkasına bir metilen grubu
üzerinden bağlanan C6H5CH2– yapısındaki tek değerlikli organik kök (C7H7–)
benzilpenisilin :
alm., lat. * benz (benzene (C6H6) belirten önek) + yl (alkil eki; kimyasal
radikal hidrokarbon veya türev eki) + penicillus (küçük fırça, fırçacık) + in
(kimyasal bileşik eki) * bakteriyel enfeksiyonu tedavisinde kullanılan
antibiyotik (C16H18N2O4S), penisilin G (PenG) veya Benpen
benzin :
alm., lat. * benzinum (benz (solvent, çözücü) (alm.) + ine (kimyasal türev eki)
+ um (isim yapım eki) ) (lat.) * madenkömürü katranından elde edilen, en basit
bileşik sayılan bir hidrokarbon (C6H6)
benzodiazepin :
alm., gre. * benz (benzene (C6H6) belirten önek) + diaz (iki nitrojen (azot)
atomu eki) + epine (iki azot atomlu altı üyeli bir halka içeren kimyasal yapı
belirten ek) * yatıştırıcı veya sakinleştirici etkisi olan bir ilacın etken
maddesi (C9H8N2) (Diazem, Rohypnol, Xanax, Valium markalı ilaçların etkin
maddesi)
benzoil peroksit :
alm., gre. * benz (benzene (C6H6) belirten önek) + oyl (benzoik asitten türemiş
acyl grubu) + per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla,
yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) +
oxydio (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + idio (gibi, ile ilgili,
benzer) ) (gre.) * cildin altındaki bakterileri öldürerek sivilceleri tedavi
etmeye yarayan ilacın etken maddesi (C6H5−C(=O)O−) )
benzokein :
lat. * benz (benzen halkası, aromatik yapı) + o (bağlaç) + caine (lokal
anestezik sınıfını gösteren kimyasal madde eki) * yüzeysel veya lokal anestezi
sağlamak için kullanılan, cilt ve mukozada uyuşturucu etkili sentetik ilacın
etken maddesi (C9H11NO2)
benzol :
alm., lat. * benz (benzene (C6H6) belirten önek) + ol (alkol belirten son ek) *
esas olarak benzen ve toluenden oluşan bir kömür katranı ürünü (C6H6)
benzopiron :
alm., lat. * benz (benzene (C6H6) belirten önek) + pyran (bir oksijen atomu ve
beş karbon atomu içeren bir halkaya sahip yapıyı belirten ek) + one (oksijenli
bileşik, keton türevi; karbonil (C=O) grubunu belirten ek) * kumarin gibi damar
hastalıklarını tedavi etmek için kullanılan bir ilacın etken maddesi
(C6H4C3H4O)
benzotiyofen :
alm., gre. * benzen (altı karbonlu aromatik halka (C6H6) ) (alm.) + theion
(kükürt) + phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek,
belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür
kılmak) (gre.) * bir benzen halkası ile bir tiyofen halkasının birleşmesiyle
oluşan, heterosiklik ve aromatik yapıya sahip, organik kimyada sentez
süreçlerinde ve ilaç sanayisinde ham madde olarak kullanılan kükürt içeren bir
bileşik (C8H6S)
benztiyazid :
lat., gre. * benz (benzen halkası, aromatik yapı) + thia (kükürt içeren
heterosiklik halka) (theion (kükürt) (gre.) + ia (isim yapım eki) (lat.) + zide
(diüretik sınıfını gösteren kimyasal madde eki) (lat.) * hipertansiyon ve ödem
tedavisinde kullanılan, idrar atılımını artırarak vücutta sıvı birikimini
azaltan sentetik diüretik ilacın etken maddesi (C15H14ClN3O4S3)
ber :
far. * ber (yan, taraf, kenar; çevre, etraf) * yan, taraf, kenar, etraf, çevre
ber :
far. * bar (yüklenmek, taşımak, getirmek; yük; taşıyan, getiren) * yapan kişi
anlamı veren son ek (örneğin peygamber (haber veren kişi) ), kanber, kamber
(sadık köle; damat) (far.)
beraat :
ara. * baraa, beraa (temize çıkmak, aklamak, masum olmak) + at (isim yapım eki)
), beri (uzak, kurtulmuş, temiz, üstün gelmiş) * üstün olma, üstün gelme;
temize çıkma, suçlu veya günahkar durumdan kurtulma, beri olma
beraat-ı zimmet :
ara. * beraat (emsallerinden üstün olma, ilimde üstünlük) (beri (uzak,
kurtulmuş, temiz, üstün gelmiş) + at (isim yapım eki) ) + i (tamlama eki) +
zimmet (borç, sorumluluk) * kişinin asıl olarak doğuştan, suçsuz, borçsuz
olduğunu kabul eden islami kural
beraat-i istihlal :
ara. * beraat (emsallerinden üstün olma, ilimde üstünlük) (beri (uzak,
kurtulmuş, temiz, üstün gelmiş) + at (isim yapım eki) ) + ı (tamlama eki) +
istihlal (başlama, yeni ayın görünmesi) (iste (istemek, dilemek, arzulamak) +
hilal (ara, aralık, görme yeri; Ay’ın ilk görünmesi, yeni Ay) ) * bir esere
veya yazıya, konusuna uygun olan güzel sözler, özdeyişler, deyimler ve ilgi
çekici ifadeler ile başlama
beraber :
far. * bar (üst; üzeri, üzere) + a (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + bar (üst,
üzeri, üzere) * birlikte; üst üste, karşı karşıya, eşit, denk
beran :
kür. * beran (koç; erkek koyun) * koç; erkek koyun
beraprost :
lat. * bera (özel ad veya türev kodu, ilaç adı) + prost (prostaglandin türevi)
* pulmoner arter hipertansiyonu ve periferik damar hastalıklarının tedavisinde
kullanılan, damarları genişleterek kan akışını artıran sentetik prostaglandin
analoğu ilacın etken maddesi (C24H30O5)
berardius :
fra., lat. * Bérard (Fransız deniz subayı ve doğa araştırıcısı Auguste
Bérard'ın soyadından) (fra.) + ius (isim yapım eki) (lat.) * gagalı balinalar
(Ziphiidae) familyasında yer alan, büyük boyutlu, uzun gagalı ve derin dalış
yapabilen deniz memelilerini kapsayan balina cinsi
berat :
ara. * bera, bara (izin, belge, sözleşme, ahit; temize çıkmak, aklanmak, masum
olmak) + at (isim yapım eki) * genellikle sanayi alanındaki bir buluş için
devletçe verilen ve buluştan yararlanma hakkını gösteren, sağlayan belge;
Osmanlı döneminde, bir göreve getirilen, aylık bağlanan, ayrıcalık, nişan veya
san verilen kimseler için çıkarılan padişah buyruğu
beray :
far. * beray (için, dolayı, binaen ) * için, ötürü, yüzünden, dolayı, binaen
beraya :
ara. * beraya (skerler ve devlet görevlileri) * Osmanlı'daki iki toplum
sınıfından, askerleri ve devlet görevlilerini kapsayan askeri sınıfa verilen
isim (diğer sınıfa ise "reaya" denilirdi.)
berbat :
far. * ber (ile, ile ilgili, üzere, göre, aracılığıyla, vasıtasıyla) + bad
(rüzgar) (yel ile savrulan, rüzgarın götürdüğü; perişan, harap, viran; pis,
fena, kirli) * çok kötü, rezil
berber :
ita. * barba (sakal) + iere -cı, yapan, eden eki) * saç ve sakal traşı yapan
kişi
berberi :
gre. * barbaros (yabancı); bar bar (bla bla) (ne dediği anlaşılmayan
anlamındaki nida) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.); bırbır etmek
(ne dediği anlaşılmadan sürekli ses çıkarmak) (tür.) * bugünkü Mısır, Libya,
Tunus, Cezayir ve Fas'ı içine alan Kuzey Afrika'da yaşayan, antik kökenli yerli
halk; yabancı, başka bir millet veya kültürden olan; ne dediği anlaşılmayan
berberidaceae :
ara., lat. * barbaris, berberis (acı ağaç) (ara., lat.) + aceae (-giller,
botanik familya eki) (lat.) * Berberis cinsini tip cins olarak içeren,
çoğunlukla dikenli çalılar ve otsu bitkilerden oluşan, sarı çiçekli ve berberin
gibi alkaloitler taşıyan bitkileri kapsayan kızılcıkgiller familyası,
kadıntuzluğugiller, sarıçalıgiller
berberidopsidaceae :
ara., lat. * barbaris, berberis (acı ağaç) (ara., lat.) + ops, opsis (göz,
görme, görünüş, görünüm, yüz), ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) +
aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * Berberidopsis cinsini tip cins
olarak içeren, Avustralya ve Güney Amerika'da bulunan, sarılıcı odunsu
bitkilerden oluşan küçük bir çiçekli bitki familyası
berberidopsis :
ara., lat. * barbaris, berberis (acı ağaç) (ara., lat.) + ops, opsis (göz,
görme, görünüş, görünüm, yüz), ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) *
Berberis’e benzeyen, dekoratif çiçekli çalı, Berberidaceae familyasından bir
bitki
berberis :
lat. * berberis (acı ağaç) * dikenli çalı, meyveleri bazen yenilebilir,
Berberidaceae familyasından bir bitki
berceste :
far. * ber (yukarı, üzere, üstüne) + cesten, cestan (sıçramak, kalkmak,
kabarmak) * öz, güzel, latif, ince anlamlı, özgür, en iyi, en güzel, seçkin
berchemia :
lat. * Berchem (Hollandalı botanikçi ve bitki koleksiyoncusu Berthold Carl
Berchem) + ia (isim yapım eki) * tropikal ağaç veya liana, Rhamnaceae
familyasından bir bitki
berçem :
kür. * berçem (dere önü, nehir kenarı, su kenarı) * dere kenarı, su kenarı
berd :
ara. * berd (ısı noksanlığı, soğukluk, serinlik veya bir şeyi soğutmak), barid
(soğuk) * soğuk, soğukluk, serinlik, soguk su ile sulama
berdelacuz :
ara. * berd (soğuk) + el (bağlaç) + acuz (çok yaşlı kadın, kocakarı) * 9 - 18
Mart arasındaki soğuk dönem, kocakarı soğuğu
berdevam :
far., ara. * ber (üzere, üzerine, yukarı) (far.) + dame (sürmek, devam etmek,
daim olmak), devam (daim olma, sürme) (ara.) * sürüp gitmekte olan, sürüp giden
berdibek :
far. * ber (getiren, taşıyan) + dibek (tahıl ezmede kullanılan büyük havan)
(dep, tep (vurmak, dövmek) + ek (isim yapım eki) ) * dibek getirici; erkek ismi
berduş :
far. * ber (yukarı, üzere, üstüne) + duş, döş (omuz) * evi yeri olmayan, yersiz
yurtsuz, meskensiz, orada burada yaşayan, başıboş, serseri (“evi omuzda” mecazi
ifadesinden “evsiz” anlamı)
bere :
lat., fra. * birrum (kapüşonlu pelerin, örtü) (lat.); béret (fra.) * düz tepeli
kenarsız şapka
bere :
tür. * bere (kesik, çizik, yarık) * vücudun herhangi bir yerinde oluşan çürük;
ezik, çizik
bered :
ara. * berad (soğuk, soğukluk) * karın daha da yoğunlaşıp buz olmuş hali, dolu
berefşan :
far. * ber (fayda, şifa) + efşan (dağıtan, saçan, serpen) * şifa dağıtan
bereket :
ara. * baraka (çokluk olmak, bolluk olmak, fazla olmak) + et (isim yapım eki) *
bolluk, verim, daimi hayır, gürlük
beren :
far. * peren (Ülker yıldızı; Pervin takımyıldızı) * güçlü, kuvvetli; akıllı,
zeki; tanınmış, ünlü; kadın ismi berenarı
berenarı :
far. * be (yaklaşma; biraz) + rengari (görünüş, dış yüz) * şöyle böyle, az çok,
biraz, oldukça; üstünkörü, yarım yamalak, yalap şap
berere :
ara. * berr (iyi, iyi kimse, hayırlı kişi) * iyiler, iyi kimseler, hayırlı
kişiler
berfu :
far. * berf (kar) + u (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kar gibi saf, temiz;
kadın ismi
bergama :
gre. * pergamon, pergamos (kale halkı) (perg (burç, kale) + amon, amos (halk) )
* İzmir’in bir ilçesi
bergamodi :
tür., ita. * beg, bey (bay, kişi; ağa, efendi, reis, amir, lider, hakim,
hükümdar, yönetici, sayesinde imkana sahip olunan, erkek için saygı ifadesi
olan son ek; asil, soylu, muteber, saygın, zengin, mal mülk sahibi) + armudu
(armut; gülgillerden bir ağaç ve meyvesi) + i (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (tür.) * sarımsı pembe rengi
bergamot :
tür., ita. * beg, bey (bay, kişi; ağa, efendi, reis, amir, lider, hakim,
hükümdar, yönetici, sayesinde imkana sahip olunan, erkek için saygı ifadesi
olan son ek; asil, soylu, muteber, saygın, zengin, mal mülk sahibi) + armudu
(armut; gülgillerden bir ağaç ve meyvesi) (tür.); bergamotta (ita) *
turunçgillerden, limon ağacına benzer, hoş kokulu küçük ve ak çiçekleri olan
bir tür turunç ağacı
bergen :
alm. * berg (dağ) + en (durum eki) * dağ; tepelik yüksek yerlerdeki yerleşim
birimi; kadın ismi
bergenia :
lat. * Bergen (Alman botanikçi Karl August von Bergen) + ia (isim yapım eki) *
kalın yapraklı, genellikle pembe çiçekler açan, Saxifragaceae familyasından bir
bitki
bergüzar :
far. * bar (yüklenmek, taşımak, getirmek; yük) + gudar (yol, gidiş) * yolda
taşınan; yolluk, yolcuya verilen hediye, anılmak için verilen armağan, hatıra,
yadigar
bergüzide :
far. * bar (yüklenmek, taşımak, getirmek; yük) + guzidan (seçmek), guzide
(seçilmiş, seçkin) * seçilip getirilmiş, seçilmiş, seçkin, saygın, elit, mümtaz
berh :
ara. * baraha (sert davranmak, şiddet göstermek, zorlamak; terk etmek, gitmek,
bırakmak) * şiddet, eziyet, meşakkat, zorluk, zahmet; bırakma, terk, bırakma,
cazgeçme
berhane :
far. * bar (yüklenmek, taşımak, getirmek; yük) + hane (ev, yer, mekan, mesken,
konak, konut, yuva) * yüklük, depo, eşya ile dolu ev
berhava :
far. * bar (yüklenmek, taşımak, getirmek; yük) + hava (atmosfer, boşluk) * boş,
faydasız, havaya uçurulmuş, havaya gitmiş
berhayat :
far. * bar (yüklenmek, taşımak, getirmek; yük) + hayat (doğumdan ölüme değin
geçen süre, ömür, yaşam, dirim, canlılık, dirilik) (hayy (yaşamak, hayatta
olmak, canlı olmak, diri olmak, gerçek olmak) + at (isim yapım eki) ) *
yaşayan, hayat üzere olan, canlı, diri
berhudar :
far. * barhordan (nasipli) (bar (meyve, ürün, tohum) + hordan (yemek, içine
atmak, istiflemek) ) (far.); hoard (stoklamak, istiflemek) (ing.) * mutluluk
içinde bulunan
beri :
ara. * ber (bura, bu taraf) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * uzak,
ötede; konuşana göre, önünde bulunan iki uzaklıktan kendisine yakın olanı;
uzakta; yapmaktan çok uzak, yetersiz
beriberi : sin.
* beri (zayıf, halsiz; yapamam) + beri (zayıf, halsiz; yapamam) * tiamin
eksikliği sonucu sinir sistemi ve kardiyovasküler sistemde bozukluk ile
karakterize hastalık
beriki :
ara. * ber (bura, bu taraf) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ki (ilgi
sıfatı eki) * beri de olan
beril :
lat. * beryllus (zümrüt) * doğada altıgen billurlar olarak bulunan, saydam ve
çoğunluğu yeşil renkte berilyum ve alüminyum silikat
beril :
tür., ara. * ber (uzakta olmak; aklanmak, suçu ve günahı bulunmamak, kurtulmak,
azade olmak) + il (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * aklanmış, temizlenmiş;
kadın ismi
berilyum :
lat. * beryllos (zümrüt) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Beryllium,
simgesi Be, atom sayısı 4, atom ağırlığı 9,01218 olan, zümrüt gibi taşların
bileşiminde yer alan ve ince bir oksit tabakasıyla kaplı bulunan bir element
berin :
far. * ber (yukarı, üst, üzerinde, yüksekte) + in (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * pek yüksek, en yüksek, en üstün, yüce, âlâ, ulu, kadri yüksek olan
berith :
lat. * berith (ahit, yemin, ittifak, anlaşma, sözleşme, kontrat, taahhütname) *
bir erkek çocuğun doğumundan sonraki sekizinci günde sünnet edilmesini öngören
Yahudi ritüeli; Hz. Süleyman'ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula
Salomonis'te maji ile ilgili olan ve 72 cinden bahsedilen Ars Goetia (Hükmetme
Sanatı) bölümünde yer alan, metalleri altına dönüştürme, geçmiş, şu an ve
gelecek hakkındaki sorulara doğru yanıtlar verme ve özellikle büyük bir
sadakatle yapılan yeminleri/anlaşmaları temsil etme güçlerine sahip, kırmızı
kıyafetler içinde, kırmızı bir atın üzerinde ve başında altın bir taçla tasvir
edilen 28. sıradaki cin
berivan :
kür. * ber (isim öneki) + van (karşılayan, ilgilenen) * hayvanlarla ilgilenen
ve süt sağan kadın
berjer :
lat , fra. * berbicarius (çoban) (berbex (koç) + carius (yapan, eden kişi) ),
berger, bergère (çoban) (berge (yokuş, dağ) + ére (yapan, eden kişi) ) * yüksek
arkalıklı koltuk
berk :
ara. * berika (şimşek çakmak), burak (şimşek gibi olan, çakan, parıldayan) *
parıltı, şimşek; çakmak, parıldamak; erkek ismi
berkan :
ara. * berk (şimşek) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ışık saçan,
aydınlık, parlak
berkant :
tür. * berk (katı, sert, sağlam) + and (yemin) * güçlü, bozulmaz, sağlam yemin
berkay :
ara. * berk (parıltı, şimşek) + ay (Dünyanın uydusu) * ay parıltısı; erkek ismi
berke :
tür., moğ. * berk, berke (güçlü, sert, sağlam, çetin) * katı, sert, metin,
sağlam, serin, zor
berkelyum :
ing. * berkelium (Berkeley (California'da bir kasaba) + ium (kimyasal element
eki) (berkeley (beorc, birch (ağaç) + leah, lea (çayır, otlak) ) * Berkelium,
simgesi Bk, atom sayısı 97, atom ağırlığı yaklaşık 294 olan, amerikyum veya
küriyumdan elde edilen yapay bir element
berkemal :
far. * ber (üzere, üstüne, aracılığıyla) + kemal (olgunluk, tamlık,
kusursuzluk, mükemmeliyet, kamil olma) * güvenliğe aykırı durumun olmadığını
ifade eden kelime
berker :
tür. * berk (güçlü, muhkem, sağlam) + er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur,
mert, rütbesiz asker, asker; olgunlaşmak, yetişmek) * güçlü, sağlam kişilikli
kimse
berkimek :
tür. * berk (güçlü, metin, sıkı, sert, sağlam, zor) + i (ek) + mek (fiil mastar
eki) * sağlamlaşmak, güçlenmek, pekişmek; sıkışmak, sağlamlaşmak
berkitmek :
tür. * berk (güçlü, metin, sıkı, sert, sağlam, zor) + it (ek) + mek (fiil
mastar eki) * sağlamlaştırmak, güçlendirmek, pekiştirmek; sıkmak,
sağlamlaştırmak
berkoviç analitik uzayı :
ing. * berkovich (Sovyet asıllı matematikçi Vladimir Berkovich’in soyadından) +
analytikos (çözümsel) + uzay (evren, kainat) + ı (iyelik eki) (tür.) *
matematikte, özellikle cebirsel geometri ve p-adik analizde kullanılan, klasik
noktaların ötesinde topolojik ve analitik yapıları kapsayan, Berkovich
tarafından tanımlanmış analiz edilebilir uzay
berlam :
fra. * berlam (beze balığı, morina benzeri balık) * Merluccius cinsinden olan,
Akdeniz ve Atlantik'te İzlanda ile Moritanya arasında bulunan yenilebilen bir
tuzlu su balığı
berlin :
alm., sla. * ber, berl (bataklık) + in (gibi olan, ile ilgili, yer) *
Almanya'nın başkenti
bermuda :
alm. * bermudez (betmuda oğlu) (ber (taşımak, katlanmak, çekmek) + mod
(cesaret) + ez (oğul) ); bermuda (1505 yılında takımadaları keşfeden İspanyol
kaşif Juan de Bermudez'in soyadından) * Atlas Okyanusu'nda, ABD'nin doğu (Kuzey
Carolina eyaletindeki Hatteras Burnu'nun yaklaşık 900 km doğusunda) ve
Karayipler'in kuzey açıklarında Birleşik Krallık’a bağlı bir takımada; boyu
dize veya diz altına gelebilen, dar ve kısa pantolon
bermurad :
far. * bar (yüklenmek, taşımak, getirmek; yük) + murad (istek, arzu) (ara.) *
emeline kavuşan, arzusu yerine gelen, dileğine eren, isteğine kavuşan
bermutat :
far. * ber (üzere, üzerine) + mutat (her zamanki, alışılan, alışılmış) * her
zaman olduğu üzere, öteden beri olduğu gibi, alışıldığı üzere
bern :
alm. * Bär (ayı) + n (ile ilgili, gibi, -a ait) (adının kurucusu Zähringenli
Dük Berthold V’in avladığı ilk hayvan olan “ayı”ya atıfla verildiği rivayet
edilir.) * İsviçre'nin başkenti
berna :
far., tür. * berna (genç, taze, delikanlı) * genç, taze, toy, civan, cesur,
yiğit, delikanlı; armağan; kadın ismi
bernieridae :
fra., lat. * Bernieria (Fransız doğa bilimci Louis Bernier'in soyadından)
(fra.) + idae (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) * yalnızca Madagaskar'da
yaşayan, küçük böcekçil ötücü kuşlardan oluşan ve Bernieria cinsini tip cins
olarak içeren kuş familyası, Madagaskar ötleğenleri
bernoulli ilkesi :
fra. * bernoulli (İsviçreli matematikçi ve fizikçi Daniel Bernoulli'nin
soyadından) + ilke (yasa, ilke, prensip, kural) + si (iyelik eki) * sürtünmesiz
bir akış boyunca, hızda gerçekleşen bir artışın aynı anda basınçta veya
akışkanın potansiyel enerjisinde azalmaya neden olduğunu ifade eden akışkanlar
dinamiği ilkesi
berr :
ara. * barr (kara, toprak, iyilik/doğruluk) * kıta, kara, kara toprağı
berr :
ara. * birr (iyilik), berraa (temize çıkmak, suçsuz olmak) * sözüne sadık, iyi,
güzel huylu, faydalı; gerçeklik; iyilik eden; uzaklaştıran
berrak :
ara. * berk (parıltı, ışıltı, şimşek), beraka (parıldamak, ışıldamak, şimşek
çakmak) * duru, parlak, aydınlık, pırıl pırıl, temiz, güzel, açık
berre :
ara. * birr, berr (iyi, güzel, faydalı) * yüksek ahlaka sahip, her yönüyle arı,
saf, duru, tertemiz; taze ve körpe, el değmemiş olan
berri :
ara. * berr (kara, toprak) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * karasal
berrin :
far. * berin (en yüksek, en üstün) (ber (yukarı, üst, üzerinde, yüksekte) + in
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * yüksek, yüce, üstün; kadın ismi
berry bağlantısı :
ing. * berry (İngiliz teorik fizikçi Sir Michael Berry’nin soyadından) (ing.) +
bağlantı (birleşme, ilinti, bağ) + sı (iyelik eki) (tür.) * kuantum
mekaniğinde, bir sistemin parametre uzayında yavaş değişimler sırasında faz
değişimlerini ve geometrik fazları tanımlayan matematiksel bağlantı
bersöz :
lat., fra. * berciolum (taşıma) (lat.); berceau (beşik) + euse (ile ilgili,
gibi, -a ait) (fra.) * bebeğe uyuması için söylenen şarkı, ezgi, ninni
bertafsil :
ara., far. * ber (göre, üzere, taraf) (far.) + tafsil (detay, ayrıntı) (ara.) *
detaylı olarak, ayrıntılarıyla, açıklamalı bir biçimde, uzun uzadıya, açık
olarak
bertan :
far. * ber (ön, önce, öncesi; yukarı, üst) + tan (Güneş doğmadan önceki
alacakaranlık, gün doğumu, şafak, ışık, aydınlık, gün doğumu, fecir vakti,
güneşin doğuşu, gün ağarması) ) * şafak öncesi; erkek ismi
bertaraf :
far. * ber (üzere, üstüne) + taraf (yan, yön, cihet) * giderilmiş, ortadan
kaldırılmış, bir tarafa atılan, bir yana atılmış
berteroa :
lat. * Bertero (İtalyan botanikçi Carlo Luigi Giuseppe Bertero) + a (ile
ilgili, -a ait) * sarı çiçekli, Brassicaceae familyasından bir bitki
bertik :
tür. * bert (yaralamak, incitmek) + ik (sıfat yapan son ek) * yara, bere;
burkulmuş, incinmiş (halk ağzı)
bertmek :
tür. * bert (yaralamak, incitmek) + mek (fiil mastar eki) * yaralamak,
berelemek; incitmek
berzah :
far. * ber (üzere, üstüne) + zahh (kovmak, defetmek, uzaklaştırmak, engellemek)
* engel, perde, ayırıcı sınır, iki yer arasındaki geçit
be's :
ara. * beis, be's (zorluk, güç, şiddet, kötülük, fenalık), bi'se (ne kötü, ne
fena) * zorluk, güçlük, meşakkat, sorun, sıkıntı, kötülük, zarar
bes :
far. * pest (alçak, alt, aşağı) * alt, alçak, aşağı, kâfi, yeter, yeterli,
yetişir, yeter artık; pes
besalet :
ara. * besil (yiğit, kahraman, cesur) + et (isim yapım eki) * yiğitlik,
kahramanlık, cesaret, korkusuzluk, şecaa
besamet :
ara. * basama (gülmek, gülümsemek, tebessüm etmek), tebessum (gülümseme) *
güler yüzlülük. mütebessimiyet
besar :
ara. * basara (görmek), basir (gören) * görme, basiret, göz
besat :
ara. * besata (yaymak, genişletmek, sermek, açmak) * geniş, yayvan, düz,
döşenmiş
besbedava :
tür., far. * bes (pekiştirme öneki) (tür.) + bad (yel, rüzgar) + avard
(getirmek) * tümden bedelsiz, ücretsiz
besbelli :
tür. * bes (pekiştirme öneki) + bel (bilmek, açıklamak, bildirmek, göstermek,
açığa çıkarmak, ifşa etmek, işaretlemek; işaret, alamet, sembol, mişan, im) +
li (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * tümden belli, apaçık, ayan beyan
besbeter :
tür. * bes (pekiştirme öneki) + badtar, beter (kötü) * çok kötü, tümden kötü,
çok daha kötü, pek kötü
besere : ara.
* basara (görmek, yüz ifadesiyle göstermek; yüzü buruşturmak, hoşnutsuz bir
ifade takınmak, yüz ekşitmek) * görme, yüz ifadesiyle gösterme; surat asma, yüz
ekşitme
beserek :
moğ., tür. * besereg (melez, kırma) (bes (beslemek, semirtmek, yedirmek, doyurmak)
+ rek (isim yapım eki) ) * tüylü ve besili erkek deve, dişi boz deve ile erkek
buhur devenin çiftleşmesinden doğan erkek deve, damızlık deve, besrek; büyük su
birikintisi
besi :
tür. * bes (gıda vermek) + i (isim yapım eki) * yaşatmak için yedirme, içirme,
gıda verme, semirtme, besleme
besifloksasin :
lat. * besi (benzil, benzo türevi) + fluoro (fluorin atomu eki) + oxys (keskin,
oksijen) + cine (kinolon eki) * gözlerdeki bakteriyel enfeksiyonları tedavi
etmek için kullanılan bir florokinolon antibiyotik (C19H21ClFN3O3)
besihane :
tür., far. * besi (gıda verme) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut,
yuva) * hayvanların veya özellikle damızlık hayvanların beslendiği yer,
yetiştirme çiftliği
besili :
tür. * besi (gıda verme) + li (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * semirtilmiş;
semiz, gürbüz, yağlı, kuvveti yerinde
besim :
ara. * besm, basama (gülmek, gülümsemek, tebessüm etmek), tebessum (gülümseme)
* güler yüzlü, güleç, mütebessim, tebessüm eden
besin :
tür. * besi (gıda verme) + in (isim yapım eki) * gıda, yiyecek ve içecek
besiyeri :
tür. * besi (gıda verme) + yer (yeryüzü, toprak, zemin, mekan, bulunulan alan,
ortam, konum, lokasyon, makam, mevki) + i (iyelik eki) * mikroorganizmaların
üretilip çoğaltıldığı besleyici ortam (kültür ortamı)
besl :
ara. * basala (yok etmek, helak etmek, mahvetmek) * helak etme, yok etme,
mahvetme
beslek :
tür. * bes (gıda vermek) + le (etken fiil eki) + k (isim yapım eki) * besleme,
hizmetçi, ahretlik
beslemek :
tür. * bes (gıda vermek) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * gıda
vermek, yedirmek içirmek
besmele :
ara. * bismillah (bi (ile, birlikte, beraber) + ism (isim, ad, nam, ünvan) +
Allah (el (ön ek) + ilah (tanrı, tapılan, yönelinen, yüce varlık) ); besmele
(bi (ile, birlikte, beraber) + ism (isim, ad, nam, ünvan) + el (ilah, Allah) *
"Allah'ın ismi ile" anlamına gelen ve Kur'an'ın ilk suresi olan
Fatiha suresinin ilk ayetinin ilk üç kelimesi
besmele hamdele salvele :
ara. * besmele (bi (ile, birlikte, beraber) + ism (isim, ad, nam, ünvan) + ele
(Allah) ) + hamd (övgü, medh, takdir) + ele (Allah) + salv (dua) + ele (Allah)
* İslami Türk Edebiyatı’nda eserin mukaddimesindeki ilk üç bölümünün isimleri
besni :
ibr. * behesna (güzelliği olan, güzel kadını olan) (be (ile) + hesna (güzel,
iffetli, namuslu kadın) ) * Adıyaman’ın bir ilçesi
besrek :
moğ., tür. * besereg (melez, kırma) (bes (beslemek, semirtmek, yedirmek,
doyurmak) + rek (isim yapım eki) ) * tüylü ve besili erkek deve, dişi boz deve
ile erkek buhur devenin çiftleşmesinden doğan erkek deve, damızlık deve,
beserek; büyük su birikintisi
bess :
ara. * bassa, besse (parça parça olmak, parçalanarak dağılmak, parçalamak,
dağıtmak, çözmek; üzmek, sıkıntı vermek, içi daraltmak, tasa yaratmak) *
parçalanma, dağılma, çözülme; dert, keder, gam, hüzün, zor durum
bessam :
ara. * basama (gülmek, gülümsemek, tebessüm etmek), tebessum (gülümseme) *
güler yüzlü olan adam, çok gülen kimse
besta :
ara. * basta (yaymak, açmak, genişletmek, geliştirmek, sermek, açmak) *
uzunluk, bolluk, genişlik; yaygın olma; gelişim, genişleme; beden, güç
bestami :
far. * bistam (İran’ın Horasan ilindeki Bistam kasabası) + i (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * Bistam kasabasına mensup olan kimse; Allah aşkını yaşayan, bu
aşkı insanlara aktaran bir mübarek kişi
beste :
far. * bastan, band (bağlamak, tutturmak, iliştirmek) (baste (bağlanmış, bağlı,
bağ, eklem, zincir halkası, nakış) ) * bir müzik eserinin notalardan oluşan
bütünü
beste devr-i revanı :
far., ara. * beste (bağ; bir müzik eserinin notalardan oluşan bütünü) (far.) +
devr (döngü, dönem) + ı (tamlama eki) (ara.) + revan (giden, akıcı; ruh, can)
(far.) + ı (iyelik eki) (tür.) * Türk musikisinde, Türk Aksağı, iki adet
Sofyan, Türk Aksağı ve yeniden iki adet Sofyan usûlünün birleştirilmesiyle
meydana getirilmiş olan 26 süreli büyük usül
beste-hicaz :
far., ara. * beste (bağ; bir müzik eserinin notalardan oluşan bütünü) (far.) +
hacz (engellemek, mani olmak), hicaz (engel, mani, bariyer) (ara.) * Türk
musikisinde Hicaz makamının temel dizisine Irak dörtlüsünün eklenmesiyle
meydana getirilmiş olan, karar perdesi hicaz olan, özellikle ağır ve duygusal
beste türlerinde kullanılan, orta perdede zengin süslemeler ve tiz bölgede
etkileyici geçkilerle karakterize edilen; hüzzam ve segâh renklerinin de
katkısıyla derinlik ve ifadeye sahip klasik makam
beste-hisar :
far., ara. * beste (bağ; bir müzik eserinin notalardan oluşan bütünü) (far.) +
hisar (çevreleyen, kuşatan, korugan) (ara.) * Türk musikisinde, karar perdesi
hisar olan, hisar dizisi temelinde yapılandırılmış, beste formunda kullanılan,
hüzzam ve segah renklerini barındıran; orta ve tiz bölgelerde zengin süslemeler
ve melizmatik geçkilerle karakterize edilen duygusal derinliği yüksek,
geleneksel repertuarda önemli yeri olan makam
beste-isfahan :
far. * beste (bağ; bir müzik eserinin notalardan oluşan bütünü) (far.) +
isfahan (ordu, askerler, askeri kamp; Isfahan şehri) (far.) * Türk musikisinde,
karar perdesi isfahan olan, isfahan dizisi temelinde yapılandırılmış, beste
formunda kullanılan, hüzzam ve kürdi renklerini barındıran; orta ve tiz
bölgelerde zengin süslemeler ve melizmatik geçkilerle karakterize edilen
duygusal derinliği yüksek, geleneksel repertuarda önemli yeri olan makam
bestekar :
far. * beste (bağ; bir müzik eserinin notalardan oluşan bütünü) + kar (isim
yapım eki) * beste yapan kimse, besteci, kompozitör
beste-neva :
far. * beste (bağ; bir müzik eserinin notalardan oluşan bütünü) + neva (ahenk,
ses, güzel sada, nağme, avaz) * Türk musikisinde, karar perdesi beste-neva
olan, neva dizisinin karakteristik aralıkları ve melodik yapısıyla şekillenen,
hüzünlü ve derin duygular uyandıran, zengin süslemelerle desteklenen klasik bir
makam
beste-nigar :
far. * beste (bağ; bir müzik eserinin notalardan oluşan bütünü) + nigar
(görüntü, resim, idol, put; güler yüzlü sevgili) * Türk musikisinde, karar
perdesi "nigar" olan, neva ve rast aralıklarıyla karakterize,
melankolik ve nağmeli yapıya sahip, genellikle ağır usullerde icra edilen makam
beste-nigar-hisarek :
far., ara. * beste (bağ; bir müzik eserinin notalardan oluşan bütünü) + nigar
(görüntü, resim, idol, put; güler yüzlü sevgili) (far.) + hisar (çevreleyen,
kuşatan, korugan) + ek (ara.) * Türk musikisinde, karar perdesi beste-nigar
olan, hisar dizisi unsurlarını da içeren, melankolik ve duygusal ifade gücü
yüksek, melizmatik süslemelerle zenginleştirilmiş, hem beste hem de hisar
renklerini taşıyan karmaşık yapıya sahip makam
beste-nigar-ı-atiyk :
far., ara. * beste (bağ; bir müzik eserinin notalardan oluşan bütünü) + nigar
(görüntü, resim, idol, put; güler yüzlü sevgili) (far.) + i (tamlama eki) +
atiyk (saf, temiz; hızlı, çabuk) (ara.) * Türk musikisinde, karar perdesi
beste-nigar olan ve atiyk dizisi motiflerini içeren, nostaljik ve hüzünlü bir
duygu taşıyan, zengin melizmatik süslemelerle karakterize edilen özgün makam
beste-nigar-ı-kadim :
far., ara. * beste (bağ) + nigar (görüntü, resim, idol, put; güler yüzlü
sevgili) (far.) + i (tamlama eki) + kadim (eski, geçmiş, gelmiş geçmiş,
geçmişte kalmış) (ara.) * Türk musikisinde, karar perdesi beste-nigar olan ve
kadim dizisinin karakteristik aralıklarıyla şekillenen, klasik form ve melodik
yapı unsurlarını taşıyan, nostaljik ve ağır bir duygu atmosferi yaratan makam
bestializm :
lat. * bestialismus (bestia (yabani hayvan, canavar) + ialis (ile ilgili, -a
ait) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) ) * bir insanın
hayvanlarla cinsel ilişkide bulunması durumu
bestseller :
ing. * best (en iyi) + seller (satıcı, satan) (sell (satmak) + er (-cı, -an) )
* en iyi satan, en çok satan
beş :
far. * penc, pes, bes, beş (Maya'ların kullandığı beşli sayı sistemine ve bir
eldeki parmak adedine göre son sayı olması nedeniyle, pes, son) * dörtten
sonra, altıdan önce gelen sayı
beş yüzlü :
tür. * beş (dörtten sonraki, altıdan önceki sayı) + yüz (surat, çehre, vech,
sima; ön, cephe) + lü (ile, birlikte, beraber) * beş yüzü olan cisim,
pentahedral, pentahedron
beşamel :
fra. * béchamel (14. Louis'nin sarayında görevli Fransız banker ve yönetici
Louis de Béchameil'in soyadından) * süt, tereyağı, un ve et suyuyla yapılan bir
sos
beşbıyık :
tür. * beş (dörtten sonraki, altıdan önceki sayı) + bıyık (burnun altında, üst
dudağın üstündeki hat üzerinde çıkan kıl bütünü) * iri muşmula
beşduyu :
tür. * beş (dörtten sonraki, altıdan önceki sayı) + duy (hissetmek, işitmek) +
u (isim yapım eki) * görme, duyma, koklama, dokunma, tat alma duyularının tümü
beşer :
ara. * beşer (et, ten, deri, cilt) (ara.), butcher, boucher (kasap, et tüccarı)
(ing., fra.) * insan; insan türü; insan derisi
beşer :
tür. * beş (dörtten sonraki, altıdan önceki sayı) + er (grup belirten ek) *
beşli gruplar halinde
beşeri :
ara. * beşer (insan; cilt, deri) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
insanla ilgili, insani
beşeriyet :
ara. * beşer (insan; cilt, deri) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + yet
(-lık, olma durumu) * insanlık
beşgen :
far., gre. * penc (beş) + gone, gonia (köşe, açı, dik açı, gönye; kenar,
genişlemiş hat) (gre.) * beş kenarlı çokgen
beşibirlik :
tür. * beş (dörtten sonraki, altıdan önceki sayı) + i (iyelik eki) + bir (tek)
+ lik * beşli altın seti
beşik :
tür. * beş, biş (sallamak) + ik (ile ilgili olan) * sabit veya sallamalı çocuk
karyolası
beşikdüzü :
tür. * beşik (sabit veya sallamalı çocuk karyolası) + düz (engebesiz, doğru) +
ü (iyelik eki) * Trabzon’un bir ilçesi; ilçedeki dağ olan Beşikdağı’nın
isminden
beşiktaş :
gre. * beşik (sabit veya sallamalı çocuk karyolası) + taş (sert mineral, kaya)
* İstanbul’un bir ilçesi (eski isimleri Diplokionion (İkiz Kuleler, İki Sütun)
(diplo (iki, çift) + kionion (sütun), Kune Petro (kune (beşik) + petro (taş) )
)
beşinci :
tür. * beş (dörtten sonra, altıdan önce olan sayı) + inci (sıra belirten ek) *
sıra numarası beş olan
beşir :
ara. * başara (müjdelemek, iyi haber vermek, sevindirici haber vermek), bişar,
buşra (müjde, iyi haber, sevindirici haber); beşr (eski fetva metinlerinde
erkeği temsil eden isimlerden her biri), mübaşir (davalıları ve şahitleri
mahkeme salonuna çağıran görevli; müjdeci) * müjdeci, iyi haber veren,
sevindirici haber veren; erkek ismi
beşiri :
ara. * beşir (müjdeci) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Batman’ın bir
ilçesi
beşiz :
tür. * (dörtten sonra, altıdan önce olan sayı) + iz (ile ilgili, gibi, -a ait)
* aynı anneden, aynı anda doğmuş beş çocuk
beşkardeş :
tür. * beş (dörtten sonra, altıdan önce olan sayı) + kardeş (aynı anne babadan
doğmuş kişilerin birbirlerine göre durumlarını veya mecazen aynı kökten, soydan
veya yakın bağdan gelen kişiyi ifade eden akrabalık adı) (karın (anne, ana
rahmi, doğurganlık; omurgalı hayvanlarda kaburga kemiklerinden kasıklara ve
pelvise kadar olan kısım) + daş, deş (ortaklık, birliktelik, benzerlik, aynılık
eki) ) * tokatı ifade eden terim (konuşma dili)
beşliler çemberi :
tür., far. * beş (dörtten sonra, altıdan önce olan sayı) + li (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) + ler (çoğul eki) + çember (halka, daire) + i (iyelik eki) *
tonal müzikte majör ve minör dizilerin içerdiği tonalite sistemini açıklamak ve
öğretmek amacıyla hazırlanmış olan çizelge
beşme :
far. * beşme (beş renkten oluşan) * her çubuğu ayrı ayrı beş renkte olan yollu
bir kumaş türü; tabaklanmamış ham deri; çıkrıkçı tezgahının kütüğü
beşparasız :
tür. * beş (dörtten sonra, altıdan önce olan sayı) + para (mal veya hizmet alım
satımında mübadele aracı) + siz (yoksunluk, zıtlık ve olumsuzluk eki) *
meteliksiz, fakir
beşt :
ara. * basta (yaymak, açmak, uzatmak, genişletmek) * yayma, açma, genişleme,
genişletme
beştaş :
tür. * beş (dörtten sonra, altıdan önce olan sayı) + taş (sert mineral, kaya) *
en az iki kişi ve beş küçük taşla oynanan bir çocuk oyunu
beşuş :
ara. * başşa (gülmek) * açık yüzlü, güler yüzlü
beşvakit :
tür., ara. * beş (dörtten sonra, altıdan önce olan sayı) + vakit (zaman) * bir
gün içindeki namaz zamanlarını (sabah, öğle, ikindi, akşam, yatsı) belirten
ifade
bet :
tür. * bedük (büyük, ulu), bediz (süs, bezek, resim) * güzel, iyi, bereketli;
yüz, yüz çizgileri, çehre
bet beniz :
tür. * bet (güzel, iyi, bereketli; yüz, yüz çizgileri, çehre) + beniz (görünüş,
suret, surat, yüz, çehre) * güzel görünüş
bet bereket : tür.
* bet (güzel) + bereket (bolluk, çokluk) ) * güzel bolluk, güzel bereket
beta :
gre. * beta (Grek alfabesinin ikinci harfi; (Β, β) ) * Grek alfabesinin ikinci
harfi; (Β, β)
beta cephei değişken :
gre. * beta (Grek alfabesinin ikinci harfi; b harfi; ikinci (yıldız
sınıflamasında) ) + Cephei (Cepheus takımyıldızı; Yunan mitolojisindeki Kral
Cepheus) (lat.) * değişken (başkalaşan, farklılaşan, dönüşen, variyabl) (tür.)
beta çürümesi :
gre. * beta (Yunan alfabesindeki ikinci harf; ikincil, ikinci) (gre.) + çürüme
(organik maddelerin mikroorganizmaların etkisiyle kimyasal değişikliğe
uğrayarak bozulma, kokma ve dağılma) + si (iyelik eki) (tür.) * kötü su
koşulları veya stres nedeniyle balığın yüzgeçlerinin yıpranması, beyazlaşması
ve erimesi ile karaktrize olan, Beta (Betta splendens) adı verilen popüler
akvaryum balıklarında görülen bakteriyel veya mantar kaynaklı bir hastalık
beta enfeksiyonu :
gre. * beta (Yunan alfabesindeki ikinci harf; ikincil, ikinci) (gre.) +
infectio (iltihaplanma, yangı) (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine,
üzerine, üstüne) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek, icra etmek,
oluşturmak) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * β-hemolitik Streptococcus (en sık
Streptococcus pyogenes, Grup A β-hemolitik streptokok) bakterisinin (beta
bakterisi) neden olduğu boğaz enfeksiyonu ve benzeri enfeksiyon (halk arasında
yanlış olarak “beta virüsü” olarak da adlandırılır.)
beta lyrae :
lat., gre. * beta (Yunan alfabesindeki ikinci harf; ikincil, ikinci) (gre.) +
lyra (lir, lira; müzik aleti) (lat.) * Lyra takımyıldızında yer alan ve
birbirinin yörüngesinde dönen iki yıldızdan oluşan, değişen parlaklığa sahip
ikili yıldız sistemi
beta parçacığı :
gre., tür. * beta (Grek alfabesinin ikinci harfi; b harfi) + parça (kısım,
bölüm, küçük bileşen, parti) + cık (küçültme eki) + ı (iyelik eki) * radyoaktif
bozunma sırasında bir atomun ekirdeğinden yayılan, bir elektronla aynı kütleye
ve yüke sahip olan, egatif yüklü (negatron) veya pozitif yüklü (pozitron)
olabilen bir atom altı parçacık
betaglutaraldehit :
gre., lat. * beta (Grek alfabesinin ikinci harfi; b harfi; hızlı partikül,
hızlı elektron) (gre.) + glutaricus (gluten (yapışkan, tutkal) + icus (ile
ilgili, gibi, -a ait) ) + acidus (ekşi olan; hidrojen iyonu veren, pH düşürücü
madde, asit) + aldehyde (alcohol (el (ön ek) + kuhl (koyu mavi, siyah, kara;
kömür) + dehydrogenatum (hidrojeni giderilmiş alkol) ) (lat.) * tıbbi ve dental
ekipman dezenfektanı ve endüstriyel su arıtımı ve koruyucu olarak kullanılan
kimyasal madde (C5H8O2)
betahistin :
gre. * beta (Grek alfabesinin ikinci harfi; b harfi; hızlı partikül, hızlı
elektron) + histine (bağışıklık tepkileri ve nörotransmisyon ile ilgili olan
histamine eki) * vertigo önleyici ve Ménière hastalığının semptomlarını tedavi
etmek için kullanılan bir ilacın etken maddesi (C8H12N)
betain :
lat. * beta (pancar) + ine (gibi olan, ile ilgili, kimyasal madde eki) *
vücutta üretilen ve karaciğer fonksiyonuna, hücre çoğalmasına ve karnitin
yapımına yardımcı olan madde, betaine anhydrous, trimetilglisin (C5H11NO2)
betaksolol :
gre., ara. * beta (Grek alfabesinin ikinci harfi; b harfi; hızlı partikül,
hızlı elektron) + xolol (alkol eki) * hipertansiyon ve glokom tedavisinde
kullanılan seçici bir beta1 reseptör blokeri (C18H29NO3)
betalaktam :
gre. * beta (Grek alfabesinin ikinci harfi; b harfi; hızlı partikül, hızlı
elektron) + lacto (süt) + am (amide) * bakterileri otolize eden enzimleri
baskılayan bazı maddelerin etkinliğini engelleyerek otolizlerin etkinleşmesini
sağlayan antibiyotik (C3H2NOR3)
betametazon :
gre. * beta (Grek alfabesinin ikinci harfi; b harfi; hızlı partikül, hızlı
elektron) + meth (metil grubuna (-CH3) bağlanmış karbon atomu eki) + asone
(kortikosteroidlerin isimlerinde bulunanan ve yapısında keton grubu (C=O)
bulunan bileşik eki) * Romatoid artrit ve sistemik lupus eritematozus gibi
romatizmal rahatsızlıklar, dermatit ve sedef hastalığı gibi cilt hastalıkları,
astım ve anjiyoödem gibi alerjik durumlarda kullanılan bir steroid (C22H29FO5)
betametazon dipropiyonat :
lat., gre. * beta (Yunan alfabesindeki ikinci harf, ilaç türev kodu) (gre.) +
meth (metil CH3 grubu) + asone (steroid kökü) (lat.) + di (iki, ikili, çift) +
propion (propiyonik asit türevi) + ate (ester veya tuz eki) (lat.) *
inflamasyonu azaltmak ve alerjik reaksiyonları kontrol etmek için kullanılan,
topikal veya inhale steroid ilacının etken maddesi (C28H37FO7)
betanekol :
gre. * beta (Grek alfabesinin ikinci harfi; b harfi; hızlı partikül, hızlı
elektron) + nekol (kolin ile ilgili bileşik veya alkaloid eki) * ağız
kuruluğunu hafifletmek, genel anesteziden, mesanenin diyabetik nöropatisinden
veya antidepresanların yan etkilerinden kaynaklanan üriner retansiyonu gidermek
ve gastrointestinal kas tonusu eksikliğini tedavi etmek için kullanılan,
kolin'in bir esterleşmiş türevi olan ko- linerjik agonist
betar :
ara. * betara (kibirlenmek, gösteriş yapmak, böbürlenmek, kendini yüksek
görmek, kibirli davranmak) * gösteriş, çok fazla sevinme, kibirlenme,
böbürlenme
betatron :
gre. * beta (Grek alfabesinin ikinci harfi; b harfi; hızlı partikül, hızlı
elektron) + ilektronio (elektron) * elektronları hızlandırmakta yararlanılan
elektromanyetik cihaz
betelemek :
far., tür. * bet (kötü) + e (bağlaç) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar
eki) * sert, kaba ve kötü davranmak
beter :
far. * badtar (bad (kötü, fena) + tar (“daha” anlamı katan pekiştirme eki) *
daha kötü, daha fena
bethe-feynman formülü :
alm., ing., lat. * bethe (Alman fizikçi Hans Bethe) + feynman (Amerikan fizikçi
Richard Feynman) + formula (denklem, formül, matematiksel ifade) * nükleer
reaksiyonlarda enerji dağılımını ve parçacık çarpışmalarının olasılıklarını
hesaplamak için kullanılan fiziksel matematiksel ifade (ϕ(E) = Enerji E deki
nötron akışı, S(E) = Kaynak terimi (nötron üretim hızı), Σt (E) = Toplam kesit
alanı (nötronun çarpışma olasılığı; ϕ(E) = S(E) / Σt (E) )
beti :
tür. * bet (tasvir etmek) + i (isim yapım eki) * resim ve yontu sanatlarında
insan, hayvan ve benzeri varlıkların biçimi, şekli
betik :
tür. * biti (yazmak, çizmek) + ig (isim yapım eki) * her türlü yazılı şey;
Osmanlı İmparatorluğu’nda, XVI. yüzyıla değin, yazılı kâğıda verilen isim
betikçe :
tür. * biti (yazmak, çizmek) + ig (isim yapım eki) + çe (isim yapım eki) *
opera metni, sözet, sözetçi
betim :
tür. * biti (yazmak, çizmek) + im (isim yapım eki) * tasvir
betimlemek :
tür. * bet, bit (yazmak, çizmek) + im (isim yapım eki) + le (etken fiil eki) +
mek (fiil mastar eki) (harflerin kelimeleri oluşturan küçük parçalar
olmasından) * tasvir etmek, harflerle yazmak
betine gitmek : tür.
* bet (yüz, surat) + i (iyelik eki) + ne (-a, yönelim) + git (ilerlemek,
ayrılmak) + mek (fiil mastar eki) * gücüne gitmek, kendine yedirememek; ayıp
saymak, tuhafına gitmek, olumsuz karşılamak
betk :
ara. * bataka (kesmek, koparmak, ayırmak, biçmek) * kesmek, koparmak, biçmek,
kat'etmek; yapışıp bir şeyi çekmek
betl :
ara. * batala (kesmek, koparmak, ayırmak, biçmek) * kesmek, koparmak, ayırmak,
biçmek, kat'etmek
beton :
lat., fra. * bittumen (bitu (ağaç, sopa, ağaç rezinesi) + men (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) ) (lat.); béton (fra.) * çakıl, kum gibi agrega türü
maddelerin su ile birleştirilmesinden oluşan inşaat materyeli
betonarme :
fra. * béton (beton) + armé (donanımlı, donatılı) * eğilme ve çekme güçlerine
dayanması için içine metal yerleştirilmiş beton
betonica :
kel., gre., lat. * uato (kahin, kehanet, şiirsel ilham) (kel.); ouettones
(gre.); vetton (lat.) + icus (ile ilgili, -a ait) + a (çoğul eki) * nane
familyasına (Lamiaceae) ait, Avrasya ve Kuzey Afrika kökenli, morumsu pembe
renkli ve başak şeklinde çiçekler açan, geçmişte geleneksel tıpta ve boyama
işlemlerinde yaygın olarak kullanılmış çok yıllık otsu bir bitki cinsi (adını
İber Yarımadası'nın batısında (bugünkü İspanya ve Portekiz sınırlarında yer
alan eski Lusitania bölgesinde) yaşamış olan antik Kelt kökenli savaşçı ve
hayvancı bir kabile olan Vettonlar (Vettones) halkından almıştır.)
betoniyer :
fra. * bétonnière (béton (beton) + ière (araç eki, yapan, eden) ) * çimentoya
kum, çakıl ve belli oranda su karıştırıp beton haline getiren makine
betonkarar :
fra , tür. * béton (beton) + kar (karıştırmak) + ar (araç eki, yapan, eden) *
çimentoya kum, çakıl ve belli oranda su karıştırıp beton haline getiren makine
betriksaban :
lat. * betri (özel ad veya türev kodu, ilaç adı) + xa (faktör Xa inhibitörü
sınıfını gösteren ek) + ban (kimyasal madde eki, antikoagülan) * kan
pıhtılaşmasını önlemek için kullanılan, faktör Xa’yı inhibe eden sentetik
antikoagülan ilacın etken maddesi (C23H22ClN5O3)
bett :
ara. * batta (kesmek, yarmak, ayırmak, bölmek, koparmak, kat etmek) * kesmek,
yarmak, ayırmak, bölmek, koparmak, kat etmek, küçük parçalara ayırmak
betta splendens :
mal., lat. * betta (yerel balım ismi) (mal.) + splendere (parlamak, ışıldamak)
+ ens, ent (sıfat yapım eki) (lat.) * Güneydoğu Asya'ya özgü, erkekleri parlak
renkleri ve gösterişli yüzgeçleriyle tanınan, saldırgan davranışları nedeniyle
"Siyam dövüş balığı" olarak bilinen labirentli tatlı su balığı türü,
Kavgacı Siyam Balığı, Beta balığı
bettar :
ara. * bett (kesmek, yarmak, küçük parçalara ayırmak) + ar (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * çok kesen, çok keskin
betteke :
ara. * batteka (yaralamak, kesmek, yarmak, parçalara ayırmak), battik
(kesilmiş, yarılmış, ayrılmış) * yaralama, kesme, yarma, parçalara ayırma
betula :
lat. * betula (huş ağacı) * yaprak döken, genellikle beyaz kabuklu ağaç,
Betulaceae familyasından bir bitki
betulaceae :
lat. * betula (huş ağacı) + aceae (-giller, botanik familya eki) * genellikle
Kuzey Yarımküre'nin ılıman ve serin bölgelerinde yetişen, Betula cinsini tip
cins olarak içeren, huş, kızılağaç, gürgen, fındık ve şerbetçi otu gürgeni gibi
odunsu bitkileri kapsayan, tek evcikli çiçekleri genellikle sarkık kedicikler
halinde bulunan çiçekli bitkiler familyası, Huşgiller
betül :
ibr., ara. * batul (bakire) * bakire, evlenmemiş genç kız; kadın ismi
beudat :
ara. * beudat (sivrisinek) * Culicidae familyasından olan, dişi bireyleri kan
emerek beslenen, iğne biçiminde ağız yapısıyla deri delerek kan alan ve bazı
türleri sıtma, dang, Zika gibi hastalıkları taşıyabilen küçük kanatlı böcek
bevacizumab :
lat. * be (vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF) eki) + vaci (vascularis
(damarsal) ) + zu (insanlaştırılmış) + mab (monoklonal antikor eki, (humanized
monoclonal antibody) ) * kanser tedavisinde kullanılan monoklonal antikor
(C6638H10160K1720O2108S44)
bevar :
ara. * bavara (mahvetmek, bozmak, çürütmek; mahvolmak, yok olmak, helak olmak,
çürümek) * mahvolma, bozulma, çürüme, çürüyüş, yok olma
beverin :
lat. * bever (farmasötik türev veya özel isim kökü, kimyasal yapı sınıfı) +
-ine (alkaloid veya azotlu bileşiklere ait sıfat yapım eki) * düz kas
spazmlarını hafifleten, özellikle gastrointestinal sistemde, örneğin irritabl
bağırsak sendromu (IBS) tedavisinde kullanılan antispazmodik madde (C22H29NO4)
bevliye :
ara. * bala, bele (işemek, idrar etmek, akıtmak), bevl (idrar, sidik, çiş) +
iye (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * idrar yolları hastalıkları ile ilgili
tıp dalı, üroloji
bevliyeci :
ara., tür. * bala, bele (işemek, idrar etmek, akıtmak), bevl (idrar, sidik,
çiş) + iye (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ci (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * bevliye doktoru, ürolog
bevvab :
ara. * bab (kapı, bölüm, kısım, husus) * kapıcı, çocukları okula götürüp
getiren okul hademesi
bevvap :
ara. * bab (kapı, bölüm, kısım, husus) * kapıcı, çocukları okula götürüp
getiren okul hademesi
bey :
tür. * beg (saygın, asil, soylu, efendi, hakim, hükümdar, ağa) * reis, lider,
efendi, zengin, muteber, saygın, tanrı, sayesinde olunan, sayesinde imkana
sahip olunan
beyaban :
far. * bi, be (-lı, -li, ile, birlikte, beraber, sahibi) + yaban (ıssız yer,
çöl, sahra) * çöl, sahra; imar olunmamış arazi; çöle ait, sahraya ait
beyad :
ara. * beyad (ak, beyaz) * ak, beyaz
beyad :
ara. * bayada (yok olmak, helak olmak, tükenmek, ortadan kalkmak, mahvolmak) *
yok olma, helak olma, tükenme, ortadan kalkma, mahvolma
beyağaç :
tür. * beg (saygın, asil, soylu, efendi, hakim, hükümdar, ağa) + ağaç (kalın
gövdeli ve dallı bitki) * Denizli’nin bir ilçesi
beyan :
ara. * bana, beyyene (açıklamak, açığa çıkarmak, ortaya çıkarmak, bildirmek,
duyurmak, belirtmek, meydana çıkarmak, ifşa etmek; ispatlamak) * açığa çıkma,
açığa çıkarma, ortaya çıkma, ortaya çıkarma, oluşum, oluşturma, aydınlanma,
bildirme, duyuru, ilan
beyanat :
ara. * bana, beyyene (açıklamak, açığa çıkarmak, ortaya çıkarmak, bildirmek,
duyurmak, belirtmek, meydana çıkarmak, ifşa etmek; ispatlamak), beyan (açığa
çıkma, açığa çıkarma, ortaya çıkma, ortaya çıkarma, oluşum, oluşturma,
aydınlanma, bildirme, bildiri, açıklama, izahat, anons, duyuru, ilan) + at
(çoğul eki) * açıklamalar, bildiriler, duyurular, anonslar, ilanlar, izahlar
beyanname :
ara., far. * beyan (açığa çıkma, açığa çıkarma, ortaya çıkma, ortaya çıkarma,
oluşum, oluşturma, aydınlanma, bildirme, bildiri, açıklama, izahat, anons,
duyuru, ilan) (ara.) + name (kitapçık, mektup, risale, belge, yazı; birine
hitaben yazılmış yazı) (far.) ) * bildirge, bildiri, duyuru, ilan, anons
beyaz :
ara. * bayada (beyazlamak, açığa çıkmak, renk açılmak, beyazlaşmak), beyd (yumurta),
beyza (parlak, beyaz; kadın ismi) * beyaz, açık renkli, ak, beyad
beyaz cevher :
ara. * beyad (ak, beyaz) + cevher (öz, esas) * merkezi sinir sisteminde
miyelinli aksonlardan oluşan, sinir sinyallerinin hızlı iletimini sağlayan,
nöron gövdeleri gri cevherde yoğunlaşmış olan bölge
beyaz rusya :
rus. * Belarus (beyaz Rus) (belaya (beyaz) + rus (Rus) ) * kuzeyinde Letonya,
kuzeybatısında Litvanya, kuzeydoğusunda, doğusunda Rusya Federasyonu, batısında
Polonya güneyinde ise Ukrayna ile komşu olan Asya ülkesi
beyazsinek :
tür. * beyaz (ak) + sinek (diptera (iki kanatlılar) sınıfından uçan küçük
böcek) * Aleyrodidae familyasından olan, en yaygın türleri sera beyaz sineği
Trialeurodes vaporariorum ve tütün beyaz sineği Bemisia tabaci olan sinek
beyaztilki :
tür. * beyaz (ak) + tilki (küçük yırtıcı memeli) * arktik bölgelerde yaşayan
küçük bir tilki türü, artktik tilki
beybaba :
tür. * beg (saygın, asil, soylu, efendi, hakim, hükümdar, ağa) + baba (yaşlı ve
saygın erkek, oğul sahibi erkek, erkek ebeveyn, ata, öncel) * yaşlı erkeklere
senlibenli bir seslenme sözü; çocukların babaları için kullandıkları saygı sözü
beybisiter :
ing. * baby (bebek) + sitter (bakıcı) (sit (oturmak, oturtmak) + er (-cu,
yapan, eden) ) * bebek bakıcısı
beyda :
ara. * beyad (beyaz, ak) * yumurta
beydağ :
tür. * beg (saygın, asil, soylu, efendi, hakim, hükümdar, ağa) + dağ (yüksek
toprak, kayalık veya yükselti) * İzmir’in bir ilçesi
beyefendi :
tür., gre. * beg (saygın, asil, soylu, efendi, hakim, hükümdar, ağa), bay, beg,
bey (bay, kişi; ağa, efendi, reis, amir, lider, hakim, hükümdar, yönetici,
sayesinde imkana sahip olunan, erkek için saygı ifadesi olan son ek; asil,
soylu, muteber, saygın, zengin, mal mülk sahibi) (tür.) + efendi (reis, şef,
amir, hükümdar, malik) (avthentikos, authentikos (baş, başkan, bey, üstad,
asıl, esas, öz, gerçek, hakiki) (authentes (kendi yetkisiyle hareket eden,
fail, hakim, hükümdar) (authos (kendi) + entes (-e yönelik) ) (gre.) * saygılı
konuşmada erkek isimlerinin sonuna getirilen veya erkeklere hitap için veya
isim olarak kullanılabilen kelime
beygir :
far. * bar (yüklenmek, taşımak, getirmek; yük) + giriftan (tutmak, almak,
yakalamak, kavramak), gir (taşıyan, yapan, tutan, alan, işlevi yerine getiren)
* erkek at
beygir gücü :
far., tür. * beygir (at) + güç (kuvvet) + ü (iyeik eki) * 75 kg ağırlığındaki
arabanın 1 saniyede 1 metre çekilebilmesi için gereken motor gücünü ifade eden
güç birimi (kısaltması hp (horse power) )
beyhude :
far. * bi (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki, -sız) + hude (gerçek, hak,
hakikat, fayda) * boş yere, boşuna, yok yere, gereksiz olarak
bey'i :
ara. * bey, bay (satmak) * alışveriş, alım, satın alma; bayi (satıcı) (ara.),
buy (satın almak) (ing.)
beyin :
ara., far. * meyi, meni (beyin, ilik) (ara., far.); brain (beyin) (ing.) *
kafatasının içinde bulunan ve sinir sisteminin merkezi olan organ
beyin sapı :
ara., far., tür. * beyin (kafatasının içindeki sinir sistemi merkezi) + sap
(bağlayan kısım, gövde uzantısı) + ı (iyelik eki) * orta beyin (mezensefalon),
pons (metensefalon) ve Omurilik Soğanı (medulla oblongatanın) bileşimi olan ve
medulla spinalis olarak uzanan, solunum, kalp atış hızı ve kan basıncı gibi
fonksiyonlara yardımcı olan organ
beyincik :
ara., far. * beyin (kafatasının içindeki sinir sistemi merkezi) + cik (küçültme
eki) * motor fonksiyonlarını kontrol eden, beynin arka kısmında, serebral
korteksin oksipital ve temporal loblarının altında yer alan yapı
beyit :
ara. * beyt (ev, hane, mesken) * aynı ölçüde yazılan ve anlam yönünden
birbirine bağlı olan iki dizelik şiir birimi
beyiye :
ara. * bay, bey (satmak), bey’i (satışla ilgili) + iye (durum eki) * satıştan
elde edilen belirli kar, satımlık, prim, komisyon
beykoz :
tür., far. * beg, bey (bay, kişi; ağa, efendi, reis, amir, lider, hakim, hükümdar,
yönetici, sayesinde imkana sahip olunan, erkek için saygı ifadesi olan son ek;
asil, soylu, muteber, saygın, zengin, mal mülk sahibi) (tür.) + kos (köy), koz
(ceviz) (far.) * beyköyü; İstanbul’un Anadolu yakasında, Boğaz kıyısında
bulunan bir ilçesi ve yerleşim bölgesi (M.Ö. 700'lü yıllarda Traklar Beykoz'a
geldiklerinde, kralları Amikos'un ismine binaen, buraya "Amikos"
adını vermişlerdir.)
beykuniyye :
ara. * Beykuni (Şam'ın Beykun bölgesinden bir islam alimi olan Tahir bin
Muhammed el-Beykuni'nin soyadından) + iyye (ile ilgili olma) * Beykuni
tarafından kaleme alınan hadis usulüne dair manzum risale
beylerbeyi :
tür. * beg (saygın, asil, soylu, efendi, hakim, hükümdar, ağa), bay, beg, bey
(bay, kişi; ağa, efendi, reis, amir, lider, hakim, hükümdar, yönetici,
sayesinde imkana sahip olunan, erkek için saygı ifadesi olan son ek; asil,
soylu, muteber, saygın, zengin, mal mülk sahibi) + ler (çoğul eki) + bey + i
(iyelik eki) * Osmanlı İmparatorluğu döneminde, sancakbeylerinin başı olan,
eyaleti yöneten kimse
beylik :
tür. * beg, bey (bay, kişi; ağa, efendi, reis, amir, lider, hakim, hükümdar,
yönetici, sayesinde imkana sahip olunan, erkek için saygı ifadesi olan son ek;
asil, soylu, muteber, saygın, zengin, mal mülk sahibi) + lik (isim yapım eki) *
bey olma durumu; devlet malı olan, devlete özgü bulunan, devletle ilgili, resmi
beylikdüzü :
tür. * beg, bey (bay, kişi; ağa, efendi, reis, amir, lider, hakim, hükümdar,
yönetici, sayesinde imkana sahip olunan, erkek için saygı ifadesi olan son ek;
asil, soylu, muteber, saygın, zengin, mal mülk sahibi) + lik (durum eki) *
İstanbul’un bir ilçesi; Osmanlı Beylerinin avcılık yaptığı ve dinlendiği düzlük
bir alan olmasından
beylikova :
tür., far. * beg, bey (bay, kişi; ağa, efendi, reis, amir, lider, hakim,
hükümdar, yönetici, sayesinde imkana sahip olunan, erkek için saygı ifadesi
olan son ek; asil, soylu, muteber, saygın, zengin, mal mülk sahibi) + lik
(durum eki) + abad (mamur ve tarım yapılan yer, çöl ve bozkır zıddı, düz, geniş
arazi, yayla, yazı, düzlük) (far.) * Eskişehir’in bir ilçesi; esas ismi
Beylikahır (Selçuklular döneminde büyük bir at yetiştirme merkezi olan ve bu
sebebiyle)
beyn :
ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + eyn (iki) * arasında, arası, iki şeyin
arasında olan
beynamaz :
far. * bi (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki, değil, zıt, karşıt, -sız)
+ namaz (duaya kalkma) * namaz kılmayan; pis kimse
beynel-bahreyn :
ara. * beyn (arasında, arası, arasını) + el (ön ek, artikel) + bahr (deniz) +
eyn (iki) * Türk musikisinde, iki temel makam arasında geçiş yapan, genellikle
Hicaz ve Hüseyni tonlarında modülasyonlar içeren, zengin süslemelerle melodik
ifadeye derinlik katan, özgün bir geçiş makamı
beynelmilel :
ara. * beyn (arasında, arası, arasını) + el (ön ek, artikel) + milel
(milletler, topluluklar) * uluslararası, milletletarası
beyoğlu :
tür. * beg (saygın, asil, soylu, efendi, hakim, hükümdar, ağa), bay, beg, bey
(bay, kişi; ağa, efendi, reis, amir, lider, hakim, hükümdar, yönetici,
sayesinde imkana sahip olunan, erkek için saygı ifadesi olan son ek; asil,
soylu, muteber, saygın, zengin, mal mülk sahibi) + ol, oğl (var hale gelmek,
vücuda gelmek, tezahür etmek, olmak), oğul (erkek insan yavrusu, erkek evlat,
erkek çocuk) + u (tamlama eki) ) * İstanbul’un bir ilçesi
beypazarı :
tür. * beg (saygın, asil, soylu, efendi, hakim, hükümdar, ağa), bay, beg, bey
(bay, kişi; ağa, efendi, reis, amir, lider, hakim, hükümdar, yönetici,
sayesinde imkana sahip olunan, erkek için saygı ifadesi olan son ek; asil,
soylu, muteber, saygın, zengin, mal mülk sahibi) + pazar (ürün ve hizmet
alış-satış yeri, çarşı, market) + ı (iyelik eki) * Ankara'nın bir ilçesi; eski
ismi Laganiae (kayalık tepe; kap)
beyrut :
ara. * berut, berud (soğutucu; kuyular, su kaynakları) (berd (soğuk, soğutmak,
soğuk su ile yıkamak) ) * Lübnan'ın başkenti
beyşehir :
tür., far. * beg, bey (bay, kişi; ağa, efendi, reis, amir, lider, hakim,
hükümdar, yönetici, sayesinde imkana sahip olunan, erkek için saygı ifadesi
olan son ek; asil, soylu, muteber, saygın, zengin, mal mülk sahibi) (tür.) +
şahr, şehr (yerleşim birimi, vilayet, memleket, belde, kent, il) (far.) *
Konya'nın bir ilçesi; Eşrefoğluları döneminde önce Viranşehir sonra
Süleymanşehir ve sonra da beyliğin merkezi olmasından dolayı Beyşehir olmuştur.
beyt :
ara. * bata, beyata, buyyata (gecelemek, geceyi geçirmek, uyumak, konaklamak,
kalmak), beyyete (kurmak, tasarlamak) * ev, konut, mesken, konak, ikametgah,
kalacak yer
beyt-i atik :
ara. * beyt (ev, konut, mesken, konak, ikametgah, kalacak yer) + i (tamlama
eki) + atik (temiz) * Mekke'de bulunan ve İslam'ın kutsal sembolü olan yapı,
mescid-i haram
beytullah :
ara. * beyt (ev, konut, mesken, konak, ikametgah, kalacak yer) + u (tamlama
eki) + Allah (Allah) * Allah'ın evi; kabe, cami, mescid gibi ibadet yerleri
beytülmal :
ara. * beyt (ev) + el (ön ek, artikel) + mal (para, servet, hazine) * devlet
hazinesi
beytüşşebap :
ara. * beyt (ev) + şebab (gençlik; gençler) * gençlik evi; Şırnak’ın bir ilçesi
beyyine :
ara. * bana, beyyene (açıklamak, açığa çıkarmak, ortaya çıkarmak, bildirmek,
duyurmak, belirtmek, meydana çıkarmak, ifşa etmek; ispatlamak), beyan (açığa
çıkma, açığa çıkarma, ortaya çıkma, ortaya çıkarma, oluşum, oluşturma,
aydınlanma, bildirme, bildiri, açıklama, izahat, anons, duyuru, ilan), beyyinat
(ç.) * açıklanmış, beyan edilmiş, delil, ispat; Kur'an'ın 98. suresi
beyza :
ara. * beyd, beyad, beyda (beyaz; yumurta) * parlak, beyaz; yumurta; kadın
ismi; Türk musikisinde, karar perdesi genellikle Hicaz makamındaki Dügah (Re)
veya Hüseyni makamındaki Neva (Mi) perdesi olan, neva perdesi üzerine kurulu,
Hüseyni ve Neva makamlardan esinlenen, duygusal ve hüzünlü ezgiler taşıyan, hem
klasik hem de halk müziğinde kullanılan özgün bir makam
beyzade :
tür., far. * bey, beg (muteber, saygın, soylu, asil, zengin, reis, tanrı) (tür.)
+ zade (-den doğmuş, oğlu, kızı, soyundan) (far.) * Osmanlı Sultanlarının
oğullarına verilen ünvan
beyzbol :
gre., alm. * bainein (gitmek, yürümek, ilerlemek, adım atmak; inmek), basis
(adım, basamak, temel, esas, baz, kaide, gidiş, yürüyüş, ilerleyiş, adım atış;
iniş, alt, aşağı, düşük) (gre.); base (ing.) + balluz, ball (küre, top, şişkin,
yumru, yuvarlak; eğlence, danslı toplantı) (alm.) * her biri dokuz oyuncudan
oluşan iki takım arasında, sırayla vuruş ve sahada defansa dayalı olarak bir
sopa ve top ile oynanan spor
beyzi :
ara. * beyd (yumurta; beyaz) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yumurta
biçiminde olan, söbe
bez :
ara. * bazz (pamuk veya keten ipliğinden yapılmış dokuma, kumaş ) * pamuk veya
keten ipliğinden yapılmış dokuma, kumaş; belirli maddeleri kandan ayıran,
değiştiren, yoğunlaştıran ve sonrasında yeniden kullanılmak üzere salgılayan
veya yok edilmelerini sağlayan doku veya hücre
bezafibrat :
lat. * beza (benzo, benzen halkası) + fibr (fibrik asit grubu eki, lif; yağ
metabolizması, lipoproteinlerle ilgili) + atum, ate (bir asidin esterini veya
tuzunu belirten ek) * hiperlipidemiyi tedavi etmek için lipid düşürücü
(hipolipidemik) ajan olarak kullanılan bir fibrat ilacın etken maddesi
(C19H20ClNO4)
bezdirmek :
tür. * bez (bıkmak, usanmak, bizar olmak, gına gelmek) + dir (etken fiil eki) +
mek (fiil mastar eki) * bıktırmak, usandırmak
beze :
tür. * beze, bazz (yara izi, ciltte kabarcık, ur; yumru, topak) * doku veya
hücre kümesi, dokusal yumru (yağ bezesi); topak halindeki hamur; yumurta akı ve
pudra şekeriyle yapılan bir tür kuru pasta
bezek :
tür. * beze (süslemek) + k (isim yapım eki) * zinet, süs, süsleme, nakış,
debdebe, gösteriş
bezelye :
gre. lat. * bizeli, pisellum (bezelye) (gre., lat.); besali (soğan) (ara.) *
baklagiller (Fabaceae, Leguminosae) familyasından, beyaz çiçekler açan, yeşil
renkli tırmanıcı bir bitki
bezemek :
tür. * bez, bedze (nakşetmek, süslemek, resimlemek) + mek (fiil mastar eki) *
güzelleştirmek için donatmak, süslemek
bezerne :
tür. * bediz, bedz (nakış, işleme), bedze (nakşetmek, resimlemek) + rne (durum
eki) * bir yüzeyin daha güzel görünmesi için, üzerine yapılan işlemeler
bezgin :
tür. * bez (usanmak, bıkmak) + gin (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bıkkın,
usanmış, yorulmuş, sıkılmış
bezik : lat.,
fra. * bazzicare (dadanmak, sık gelmek, sürekli gelip bezdirmek) (lat.);
bezdirmek (bıktırmak, usandırmak) (tür.), bésique (fra.) * bir iskambil kağıdı
oyunu
bezir :
ara. * bezr (tohum, tane; tohum atma, saçma), bızr, bızır (klitoris) * tohum,
tane, keten tohumu; geveze, çok konuşan
bezir yağı :
ara., tür. * bezr (tohum; tohum atma, saçma) (ara.) + yağ (hayvan dokularında
bulunan veya çeşitli bitkilerden elde edilen, suda çözünmeyen, kayganlık veren,
hücrelerin enerji ihtiyacını karşılayan ve sanayiden yemek kültürüne kadar
geniş bir alanda kullanılan organik lipit bileşiği; iç yağı) + ı (iyelik eki)
(tür.) * keten tohumu yağı
bezirgan :
far. * bazar (ürün ve hizmet satışının yapıldığı açık veya kapalı yer, ticaret
yeri; çarşı, market, pazar) + gan -cı, yapan, eden eki) ) * merchant, trader;
marchand le, commerçant le; Händler r, Schacherer r, Kaufmann s, Geschäftsmann
r
bezm :
far., gre. * bazm, bezm (meclis, sohbet meclisi, eğlence toplantısı veya yiyip
içme meclisi, heyet; dayanışma, paylaşma, cömertlik etme, bolluk olma) *
meclis, eğlence toplantısı veya yiyip içme meclisi
bezmara :
far. * bazm, bezm (meclis, sohbet meclisi, eğlence toplantısı veya yiyip içme
meclisi, heyet; dayanışma, paylaşma, cömertlik etme, bolluk olma) + ara
(süsleyen) * meclisi süsleyen, meclise renk katan, meclisi neşelendiren; Türk
musikisinde bir birleşik (mürekkep) makam
bezmek :
tür. * bez (usanmak, bıkmak) + mek (fiil mastar eki) * bıkkınlık gelmek,
bıkmak, usanmak, sıkılmak
bezm-i alem :
far. * bazm, bezm (meclis, sohbet meclisi, eğlence toplantısı veya yiyip içme
meclisi, heyet; dayanışma, paylaşma, cömertlik etme, bolluk olma) + i (tamlama
bağlacı) + alem (yaşam planı, dünya, ortam, devir, çağ, evren) * dünya meclisi,
sohbet toplantısı, toplanan sohbet, eğlence, şikayet meclisi, dayanışma
meclisi; Osmanlı sultanı Abdülmecit'in annesinin ismi
bezm-i elest :
far. * bazm, bezm (meclis, sohbet meclisi, eğlence toplantısı veya yiyip içme
meclisi, heyet; dayanışma, paylaşma, cömertlik etme, bolluk olma) + i (tamlama
bağlacı) + e lestü (ben değil miyim?) (e (-mi?) + les (değil) + tü (ben) ) *
insanın, yaratılışı esnasında Allah'a verdiği sözü, O'nunla anlaşmasıni ifade
eden ve "Ben Rab'biniz değil miyim?" anlamına gelen kelime; Allah ile
insanlar arasındaki ahid; bezm-i elest
bezm-i tarab :
far., ara. * bazm, bezm (meclis, sohbet meclisi, eğlence toplantısı veya yiyip
içme meclisi, heyet; dayanışma, paylaşma, cömertlik etme, bolluk olma) + ı
(tamlama eki) + tarab (sevinç, zevk, neşe) * Türk musikisinde, Neva perdesi
(Mi) temelinde kurulan, Hicaz ve Hüseyni makamlarının özelliklerini taşıyan,
hareketli ve neşeli ezgilerle karakterize edilen, karar perdesi Neva (Mi) olan
özgün bir makam
bezoar :
far. * pad (koruyan, karşı) + zahr (zehir) * zehir giderici, panzehir; geviş
getiren bazı hayvanların mide veya bağırsaklarında sindirilemeyen bitki
lifleri, kıllar veya mineral maddelerin birikmesiyle oluşan taş benzeri kitle
bezr :
ara. * bezr (tohum), bızr, bızır (klitoris) * tohum, keten tohumu; mercimek,
bakla, arpa gibi taneli tohum
bezzaz :
ara. * bezz (kumaş) + zaz (-çı, ile ilgili olan) * bez, kumaş ve dokuma
ürünleri alıp satan kimse, kumaş tüccarı, manifaturacı, kumaşçı
Bh :
alm. * bohrium (Danimarkalı fizikçi Niels Bohr’un soyadından) (alm.) + ium
(kimyasal element eki) (lat.) ) * atom numarası 107 olan, periyodik tablonun 7.
grubunda bulunan, sentetik olarak üretilen, son derece radyoaktif ve çok kısa
ömürlü olan, yalnızca bilimsel araştırmalarda incelenen bir geçiş metali
element
bhaga :
san. * bhaga (efendi, koruyucu; servet, refah, zenginlik, ihtişam) (san.); *
beg, bey (bay, kişi; ağa, efendi, reis, amir, lider, hakim, hükümdar, yönetici,
sayesinde imkana sahip olunan, erkek için saygı ifadesi olan son ek; asil,
soylu, muteber, saygın, zengin, mal mülk sahibi) (tür.)
bhairava :
san. * bhairava (korkunç, korkutucu, korkutan) (bhi (korku, terör) + rava (ses,
gürleme, kükreme) * Hint mitolojisinde (Hinduizm) korkutucu tanrı
bhairavi :
san. * bhairavi (korkunç (dişi için) (bhairav (korkunç, korkutucu) + i (dişilik
eki) ) * Hint mitolojisinde (Hinduizm) Puranalar ve Tantralara göre
Bhairava'nın eşi
bhavani :
san. * bhavani (hayat veren, yaşam veren) (bhava (varlık, dönüşüm, dünya,
yaratılış, hayat, yaşam) + ani (dişilik eki) ) * Hint mitolojisinde (Hinduizm)
kendisine bağlı olanlara bakan ve aynı zamanda kötü Asura'ları öldürerek
adaleti dağıtma rolünü oynayan besleyici bir anne figürü olarak kabul edilen
tanrıça
bholenath :
san * bhola (basit, sade, saf, masum, naif) + nath (efendi, koruyucu, lord) *
Hint mitolojisinde (Hinduizm) Hindu tanrısı Şiva'nın bir sıfatı; sadelik
tanrısı, masum tanrı
bhramari :
san. * bhramara (arı, yaban arısı) + i (dişilik eki) * arı gibi olan; nefes
verirken hafifçe mırıldanmayı içeren bir pranayama (nefes) uygulaması
bhumi :
san. * bhu (olmak, var olmak) + mi (dişilik eki) * Mahayana Budizm'inde, manevi
ilerlemenin aşamaları bodhisattva veya aydınlanma yeteneğine sahip olmasına
rağmen başkalarının kurtuluşu için çalışmak adına buddhalığını erteleyen kişi
bhutan :
san. * Bhota (Tibet) + anta (son) (Tibet'in sonu) * Güney Asya'da Doğu
Himalayalarda bulunan, denize kıyısı olmayan, batısında ve güneyinde Hindistan,
kuzeyinde ise Çin'in Tibet bölgesi yer alan ülke
bhuvaneshvari :
san. * bhuvana (dünya, yaşam planı, evren) + ishwara (efendi, koruyucu, lord) +
i (dişilik eki) * Hint mitolojisi (Hinduizm) ile ilgili Şaktizm'deki on
Mahavidya tanrıçası arasında dördüncüsü ve Mahadevi'nin en yüksek yönlerinden
biri olan, Devi Bhagavata Purana'da Adi Parashakti'nin bir formu olarak
tanımlanan tanrıça
bıcı :
tür. * bıcı (yıkanma sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime) * cici, hoş,
sevimli, tatlı, sevecen; çocuk dilinde banyo
bıcıbıcı :
tür. * bıcı (cici, hoş, sevimli; banyo) + bıcı (cici, hoş, sevimli; banyo) *
küçük çocuk dilinde yıkanma
bıcır : tür.
* bıcır (çocukların çıkardığı hızlı ve kesintisiz konuşma sesinden ses
yansımalı kelime) * kısa boylu, tıknaz; hareketli, yaşama sevinci dolu;
durmadan konuşan, neşeli, cıvıl cıvıl ve son derece hareketli olma durumu
bıcırgan :
tür. * bıcır (hızlı, canlı, pürüzsüz, hareketli, yaşama sevinci dolu) + gan
(ile ilgili, gibi, -a ait) * boru biçimindeki madeni veya metal parçaların iç
yüzeylerinde meydana gelen pürüzleri temizlemek, buraları düzleştirmek ve
parlatmak amacıyla sanayide ya da tesviyecilikte kullanılan özel bir teknik
alet
bıçak :
tür. * bıç, biç (kesmek, yarmak, ayırmak, bölmek, kat etmek) + ak (araç eki) *
bir sap ile genellikle çelikten yapılmış keskin bir ağızdan oluşan, kesme,
doğrama veya kazıma işlerinde kullanılan kesici bir alet
bıçılgan :
tür. * bıç, biç (kesmek, yarmak, ayırmak, bölmek, kat etmek) + ıl (edilgen fiil
eki) + gan (isim yapım eki) * çatlak, kesik, yarık
bıçkı :
tür. * bıç, biç (kesmek, yarmak) + kı (isim yapım eki) * kesme aleti, bıçak,
biçki
bıçkın :
tür. * bıç, biç (kesmek, yarmak) + kın (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
kabadayı, külhanbeyi, hovarda, serseri, gözü pek, korkusuz, yürekli, yaman,
acar
bıdık :
kür. * bıdık, pıtık (bıd (küçük, yavru) + ık (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
) (kür.); bedik (eğlence cini) (tür.) * kısa, tıknaz, küçük, bebek; Türk ve
Tatar halk inacında eğlence cini
bıkın :
tür. * bık (eğmek, eğilmek, kıvırmak, kıvrılan) + ın (isim yapım eki) (tür.) *
omurga, bel; kalça
bıkkın :
tür. * bık (usanmak, bunalmak, yorulmak) + kın (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * bıkmış, usanmış
bıkmak :
tür. * bık (usanmak, bunalmak, yorulmak) + mak (fiil mastar eki) * usanmak,
sıkılmak, bunalmak
bıldırcın :
tür. * bıdrık (kuşun çıkardığı sesten ses yansımalı onomatopeik kelime) + cın
(isim yapım eki) * sülüngiller (Phasianidae) familyasından, boz renkli,
benekli, kısa bacaklı, toparlak ve küçük gövdeli, eti ile yumurtası için
yetiştirilen ekonomik değeri yüksek göçebe bir kuş türü
bılkımak :
tür. * bılk (bozulmak) + ı (edilgen fiil eki) + mak (fiil mastar eki) *
bozulmak, yumuşamak, zedelenmek, erimek; kızmak, öfkelenmek, sinirlenmek
bıllık :
tür. * bıl (ses yansımalı onomatopeik kelime) + lık (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * çok tombul, etli butlu, etine dolgun
bıngıl bıngıl :
tür. * bıngıl (ses yansımalı onomatopeik kelime) + bıngıl * et gibi sallanma ve
titreme sesi (onomatope (ses yansımalı) kelime); pelte gibi titrek, yumuşak ve
yağlı (et, sıvı); azmış ve irin toplamış (yara)
bıngıldak :
tür. * bıngıl (et gibi sallanma ve titreme sesinden onomatopeik kelime) + dak
(isim yapım eki) * kafatası kemikleşmeden önce, kemiklerin birleşme yerlerinde
bulunan kıkırdak bölüm
BIOS :
ing. * basic (temel) + input (girdi) + output (çıktı) + system (sistem) *
bilgisayar açıldığı anda işlemciye tüm diğer donanımları sırasıyla tanıtan,
donanımların temel iletişim protokollerini belirleyen, işletim sisteminin
başlangıç öğelerinin herhangi bir sürücüden (hard disk sürücüsü, CD-ROM vb.)
yüklenmesini sağlayan, işletim sistemi çalışırken donanım ve işletim sistemi arasındaki
ilişkileri düzenleyen, EPROM adı verilen bir yonga üzerinde ROM Bellek (Read
Only Memory / Salt Okunur Bellek) halinde yer alan yazılım
bırakmak :
tür. * bırak (terketmek, ayrılmak) + mak (fiil mastar eki) (bir (1, tek) + ak
(etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) (tür.); * break, brechen (kırmak, ara,
ara vermek, ilişkiyi kesmek) (ing., alm.)
bıtırak :
tür. * bıt (ses yansımalı onomatopeik kelime) + ır (edilgen fiil eki) + ak
(isim yapım eki) ) * tomurcuk oluşmasını tasvir eden ses yansımalı (onomatope)
kelime; papatyagiller (Asteraceae) familyasından Xanthium cinsini oluşturan
Amerika ve Asya'ya özgü dikenli tohumlara sahip otsu bitki türlerinin ortak
ismi
bıyık :
tür. * bıd (küçük, yavru) + ık (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * burun ile
üst dudak arasındaki kıllar
bızbız :
tür. * bız (ses yansımalı onomatopeik kelime) + bız; ses yansımalı (onomatope)
kelime * davula sol elle vurulan ince değnek
bızdık :
erm. * bıdig, bızdig (küçük, ufak, kısa) * ufak çocuk
bızır :
ara. * bezr, bizr (tohum, tane) * vajinadaki küçük dudakların (labium minörler)
üst birleşme kısmı ile klitoral başlık arasında yer alan küçük oval bir yapı,
klitoris
bi :
ara. * bi (ile, birlikte, beraber) * ile, aracılığıyla; mevcut olana ilave, bir
iken iki yapma
bi :
far. * bi (-siz, yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki, değil) * -siz,
yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki, değil
Bi :
lat. * bismuthum (bismutum (bizmut minerali) + um (element adı eki) ) * atom
numarası 83 olan, periyodik tablonun 15. grubunda bulunan, düşük erime noktalı,
kırılgan ve parlak renkli olan, ilaçlarda, alaşımlarda, kozmetiklerde ve düşük
erime noktalı malzemelerde kullanılan ağır bir metal element
bi half :
ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + half (sonradan gelme, takip etme) (ara.);
behalf (yokluk, gıyab, gayb) (ing.) * aksine, tersine, zıddına, karşı olarak
bi’iy :
ara., gre. * biologia (yaşambilim, biyoloji) (bios (yaşam, hayat, dirim,
canlılık, oluşum, yaratılış) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos
(kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
boru, pipo; biy’yat
bia :
sür. * bia (yumurta) (ibadethanelerin çatısındaki oval ve yuvarlak mimari
yapıdan) * Hristiyanların ibadet ettiği kilise, manastır veya gayrimüslim
mabedi
bia :
gre. * bia (kuvvet, güç, kudret) * Yunan mitolojisinde titan (dev) Pallas ile
Stiks'in kızı, şiddetin ve gücün tecessüsü (cisimlenmiş hali)
biaman :
far. * bi (-sız, yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + aman (güven,
emniyet) * amansız, emniyetsiz, güvensiz
biarum :
lat., gre. * bis, bis (iki, çift, iki kez) (lat.) + aron (kukuleta,
yılanyastığı) (gre.) * Araceae (Yılanyastığıgiller) familyasına ait, genellikle
Akdeniz havzası ile Orta Doğu'nun kurak ve kayalık bölgelerinde yetişen,
yapraklarından önce toprağa yakın açan koyu renkli, etsi yapılı ve böcekleri
çekmek için çürük et kokusu yayan karakteristik çiçek örtüsüyle (spatha)
tanınan yumrulu ve çok yıllık bir otsu bitki cinsi
bias :
gre. * epikarsios (dolaylı, meyilli, yoldan çıkmış) (epi (üzeri, üzerine, üst,
üstüne) + karsios (dolaylı, meyilli, yoldan çıkmış) ) * yanlılık, taraf tutma
biat :
ara. * bay’a (satmak, satın almak; biat etmek, anlaşmak, bağlılık göstermek,
bey‘at etmek, bağlılık sözü vermek) + at (isim yapım eki), mübaya (satın alma,
alım-satım, anlaşma yapma, bağlılık gösterme) * anlaşma, bağlılık; menfaat
karşılığında kendi kişiliğinden, iradesinden ve özgürlüğünden vazgeçerek
birisinin tahakkümü altına girme; ruhunu satma; bir kimsenin yönetimini,
egemenliğini tanıma; birine koşulsuz itaat etme
biatlon :
lat., gre. * bi (iki, ikili, çift) + athlon (ödül, yarış, yarışma) * kayaklı
koşu ile tüfekli atışın bir araya getirildiği kış sporu
bib :
ara. * bib (boru) * su borusu, üflemeli çalgı borusu (pipo vb.) veya sıvı
akıtmaya yarayan delikli kap emziği, boru, pipo
bibaht :
far. * bi (-sız, yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + baht (talih, şans)
* bahtsız, talihsiz, şanssız
bibak :
far. * bi (-sız, yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + bak (korku,
çekinme, sakınma) * korkmayan, çekinmeyen, sakınmayan, serbest, çapkur, şeraret
bibehre :
far. * bi (-sız, yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + behre (kısmet,
nasip, hisse, pay) * kısmetsiz, nasipsiz, mahrum
biber :
gre. * peperi, piperi (pep, pip (boru) + eri (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
) (gre.); pepper, poivre, Pfeffer (biber) (ing., fra., alm.) * Patlıcangiller
(Solanaceae) familyasından, ana vatanı Amerika kıtası olan, özellikle Capsicum
annuum türünün taze sebze veya kurutularak baharat olarak kullanılan ürünü
biberiye : gre.
* peperi, piperi (pep, pip (boru) + eri (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) )
(gre.) + iye (isim yapım eki) (ara.) * ballıbabagiller (Lamiaceae) familyasına
ait, Ege ve Akdeniz bölgelerinde yetişen mor, beyaz veya pembe çiçekleri olan
bir bitki
biberon :
lat. * bibere (içmek) + on (ile ilgili, araç, vasıta) * bebek beslemekte
kullanılan emzikli, dereceli şişe
bibi :
tür., far. * bibi (hanım, saygın kadın; hala; büyükanne, nine) * babanın kız
kardeşi, hala; saygıdeğer yaşlı kadın, hanımefendi, aile büyüğü
bibliyofil :
gre. * biblion (kitap) + philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) *
kitapsever
bibliyofili :
gre. * biblion (kitap) + philia (sevme durumu, hoşlanma durumu) (philein
(sevmek), philos (seven, sever, sevici) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) )
* kitapseverlik
bibliyofobi :
gre. * biblion (kitap) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * kitap korkusu
bibliyograf :
gre. * biblion (kitap) + graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) * belirli
bir konu, dönem veya yazarla ilgili yazıların açıklayıcı veya eleştirel
notlarını derleyen kimse
bibliyografi :
gre. * biblion (kitap) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek),
graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt,
işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * belirli bir konu, dönem veya
yazarla ilgili yazıların açıklayıcı veya eleştirel notlarını içeren liste
bibliyografik :
gre. * biblion (kitap) + graphos (yazı) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * bibliyografi ile ilgili
bibliyografya :
gre. * biblion (kitap) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek),
graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt,
işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * belirli bir konu, dönem veya
yazarla ilgili yazıların açıklayıcı veya eleştirel notlarını içeren liste
bibliyoman :
gre. * biblion (kitap) + manis (çılgın) * kitaplara aşırı ölçüde düşkün,
hastalık ölçüsüne varan kitap sevgisine haiz olan
bibliyomani :
gre. * biblion (kitap) + mania (delilik, çılgınlık, aşırı tutkunluk, aşırı
heves, aşırılık, coşku) (mainesthein (delirmek, çıldırmak), man (çılgın, taşkın
duygulu, aşırı tutkulu, aşırı hevesli) + eia (durum ve isim yapım eki) ) *
kitaplara aşırı ölçüde düşkünlük, hastalık ölçüsüne varan kitap sevgisi
bibliyometri :
gre. * biblion (kitap) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * kitap, makale ve diğer bilimsel yayınların
üretimi, dağılımı, kullanımı ve etkisini yayın, atıf ve benzeri nicel
göstergelerle inceleyen ölçme ve analiz yöntemi
bibliyotek :
gre. * biblion (kitap) + thiki (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * (θήκη),
sandık, kutu, saklama yeri)
bibliyoterapi :
gre. * biblion (kitap) + therapeia (hizmet etme, ilgilenme, iyileştirme, tedavi
etme, eğitme, öğretme, iyileştirme, öğretiyle islah etme; bakım, hizmet,
tedavi) (therapuein (hizmet etmek, ilgilenmek, iyileştirmek, tedavi etmek,
yönetmek, tıbbi tedavi etmek), the (ön ek) + rapein (eğitmek, öğretmek) ) + eia
(isim yapım eki) ) * insanların okudukları yazılı kaynakların davranış ve
tutumlarını etkilemesi esasına dayalı ruhsal tedavi yöntemi
biblo :
fra. * bibelot (bibe (küçük şey) + lot (parça) ) * masa veya raf üzerine konan,
muhtelif maddelerden yapılmış küçük süs eşyası
bici bici :
tür. * bici + bici; nişastanın parmaklar arasında sıkıştırıldığında çıkardığı
sese istinaden ses yansımalı (onomatope) kelime * rendelenmiş buz, pişmiş
nişasta, pudra şekeri ve şerbetten yapılan Adana iline özgü bir tatlı
bicik :
tür. * bici (süs) + k (küçültme eki) * meme başı, meme
bicili :
tür. * bici (süs) + lü (ile birlikte, sahibi) * göze çarpacak süslerle
bezenmiş, cicili bicili
biçare :
far. * bi (-sız, yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + çare (derman,
tedbir, yardım) * çaresiz, derdine derman olmayan, yardımsız, umarsız, zavallı
biçem :
tür. * bıç, biç (kesmek, yarmak) + ım, im (isim yapım eki) * biçim, şekil
biçenek :
tür. * biç (kesmek, ayırmak) + en (ek) + ek (isim yapım eki) * her yıl belirli
bir süre otlatıldıktan sonra yeniden gelişen bitkilerin biçilerek
değerlendirildiği doğal çayır, otlak
biçerbağlar :
tür. * biç (kesmek, ayırmak) + er (yapan, eden eki) + bağ (tutturmak,
iliştirmek) + lar (-cı, yapan, eden eki) * ekini biçen ve biçerken deste
durumuna getiren orak makinesi
biçerdöver :
tür. * biç (kesmek, yarmak, ayırmak, bölmek, kat etmek) + er (-cı, yapan, eden
eki) + döv (vurmak, çarpmak, darbelemek) + er (-cı, yapan, eden eki) * ekinleri
biçme, tanelerini saplarından ayırma (dövme), sapları deste yapma ve temizleme
işlemlerini aynı anda yapan, tarımda kullanılan büyük ve motorlu hasat
makinesi/orak makinesi
biçim :
tür. * bıç, biç (kesmek, yarmak) + ım, im (isim yapım eki) * biçim, şekil,
kalıp, form
biçki :
tür. * bıç, biç (kesmek, yarmak) + ki (-ci, araç, vasıta eki) * dikilecek
kumaşı belli bir modele ve belirli ölçüye göre kesme, biçme sanatı
biçmek :
tür. * biç (kesmek, yarmak) + mek (fiil mastar eki) (tür.) * kesmek, keserek
ayırmak
bid’a :
ara. * badaa, bedee (oluşturmak, yaratmak, icad etmek, başlatmak; açıklamak,
ortaya çıkarmak, meydana getirmek) * yaratma, yaratış, icat, yenilik; dini veya
sosyal bağlamda yenilik, sapkın uygulama; güzel, yeni
bid’an :
ara. * badaa, bedee (oluşturmak, yaratmak, icad etmek, başlatmak; açıklamak,
ortaya çıkarmak, meydana getirmek) * özgün, yegane, biricik, eşsiz, özel
bidaa :
ara. * badaa, bedee (oluşturmak, yaratmak, icad etmek, başlatmak; açıklamak,
ortaya çıkarmak, meydana getirmek) * başlatma, ortaya koyma, icat etme;
sermaye, ticari başlangıç sermayesi, işletme için ayrılan mal veya para
bidar :
ara. * badara (acele etmek) * acele, acelecilik, hızlı davranma, ön alma
bidar :
far. * bi (-suz, yok, değil, zıt, karşıt) + dar (uyku) * uykusuz
bid'at :
ara. * bid’a (yeni, sonradan ortaya çıkan) + at (çoğul eki) * sonradan ortaya
çıkan şeyler, yenilikler; İslam hukukuna göre örneksiz bir şey yapmak, yepyeni
bir iş ortaya koymak, genel kanaate aykırı davranışta bulunmak veya daha önce
benzeri olmayan bir şeyi icat etmek
bidayet :
ara. * bede'e (başlamak) + yet (isim yapım eki) * başlama, başlangıç
bidd :
ing. * bidd, bid (istemek, rica etmek, dua etmek) * teklif etmek, karşılığını
takdir etmek, fiyat vermek)
bide :
fra. * bidet (beygircik, ayaklı küvet) (bider (binmek, tırıs gitmek) ) (fra.) *
vücudun belden aşağı yerlerini yıkamakta kullanılan leğene benzer kap, tuvalet
kabı
bidistile :
lat. * bi (iki, ikili, çift) + distilat (damıtılmış) (dis, de (yokluk, zıtlık,
olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + stillare (damlatmak)
) * iki kere damıtılmış
bidon :
fra., isk. * bida (kap, kova) (isk.) * içine sıvı konan silindir biçiminde kap,
varil
bienal :
lat. * bienalis (bi (ikili, çift) + annum, annus (yıl, sene) + alis (sıfat
yapım eki) ) * yılaşırı, iki yılda bir; iki yılda bir düzenlenen sanat, kültür
veya bilim etkinliği
bifazik :
lat., gre. * bi (iki, ikili, çift) + phainein (parlamak, ışıldamak, ışık
saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek,
açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phasis (görünüş, görünüm, belirme,
evre) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iki fazlı; iki ayrı fazı veya
bileşeni olan
bifetret :
far., ara * bi (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki, -sız) (far.) + fetret
(kesinti, tarılma, aralık, boşluk) (fatara (yarılmak, açılmak, kesilmek) + et
(isim yapım eki) ) * daima, kesintisiz olarak, aralıksız
bifid :
lat. * bi (iki, ikili, çift) + fidus (yarık, yarılma, bölünme) (findere
(yarılmak, bölmek, bölünmek; yarmak, bölmek, ikiye ayırmak) + idus (sıfat yapım
eki) ) * etkilenen kaburganın çatallı bir sternal uca sahip olduğu konjenital
bir iskelet anormalliği
bifid uvula :
lat. * bi (iki, ikili, çift) + fidus (yarık, yarılma, bölünme) (findere
(yarılmak, bölmek, bölünmek; yarmak, bölmek, ikiye ayırmak) + idus (sıfat yapım
eki) ) + uvula (küçük dil; üzümcük) (uva (üzüm) + ula (dişil küçültme eki) ) *
küçük dilin ikiye ayrılması durumu
bifokal :
lat. * bi (iki, ikili, çift) + focus (ocak, odak, yuva, fırın, ateş yeri, ateş
merkezi) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iki odaklı; uzak ve yakın
(okuma) görüşü aynı camda sağlayan, çift odaklı gözlük camı
bifonazol :
lat. * bifurcus (iki çatallı, ikiye bölümüş) (bi (iki, ikili, çift) + furcus
(çatal) ) + azole (mantar önleyici ilaçlarda yer alan bir veya daha fazla
nitrojen (azot) atomu içeren 5 üyeli bir halkaya sahip bir grup heterosiklik
bileşik belirtici ek) (azotos, azotikos (yaşamsız, cansız, hayatsız) (gre.) +
ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) ) * merhem şeklinde kullanılan bir
imidazol antifungal (mantar enfeksiyonu giderici) ilacın etken maddesi
(C22H18N2)
bifosfonat :
lat., gre. * bis, bi (iki, ikili, çift) (lat.) + phosphoros (ışık taşıyan)
(gre.) + atum, ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek) (lat.) *
osteoporoz tedavisinde kullanılan ve emik yoğunluğu kaybını önleyen bir ilaç
(R-PO3H2-C(OH)-(PO3H2)-R)
bifrons :
lat. * bis, bi (iki, ikili, çift) + frons (yüz, alın, ön) * iki yüzlü; Hz.
Süleyman’ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis’te maji
ile ilgili olan ve 72 cini tanımlayan Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde
yer alan, astrofizik, geometri, bitkiler ile kıymetli taşların ilmini öğreten
ve mezarlar arasındaki ölü bedenleri taşıyıp üzerlerinde ışıklar yakarak
nekromansi (ölülerle iletişim/ölüleri yönlendirme) yetenekleri sergileyen ve
cehennemin büyük dükü olarak anılan 46. cin
biftek :
ing. * beefsteak (beef (öküz, boğa, inek) + steak (dilim, et dilimi) ) *
ızgarada veya tavada pişirilen dana veya sığır eti dilimi
bifurkasyon :
lat. * bifurcatio, bifurcus (bis, bi (iki, ikili, çift) + furca, furcus (çatal)
+ tio (isim yapım eki) ) * dallanma, çatallanma, ikiye ayrılma
bifusiform :
lat. * bis, bi (iki, ikili, çift) + fusus (iplik eğirmeye yarayan araç, iğ) +
formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a
ait) ) * ki iğ biçimli bölümden oluşan, iki ucu da iğsi yapı gösteren veya çift
iğ görünümünde olan
biga :
gre. * pegai (su menba, pınar, su kaynağı) * Çanakkale’nin bir ilçesi
bigadiç :
gre. * pegadia (su kaynakları, pınarlar, kuyular) * Balıkesir’in bir ilçesi
bigane :
far. * bi (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki, -sız) + gane (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * bilmez, tanımaz, yabancı, ilgisiz, kayıtsız
bige :
tür. * beg, bey (bay, kişi; ağa, efendi, reis, amir, lider, hakim, hükümdar,
yönetici, sayesinde imkana sahip olunan, erkek için saygı ifadesi olan son ek;
asil, soylu, muteber, saygın, zengin, mal mülk sahibi) + e (dişil eki) *
hanımağa, prenses, sultan; hiç evlenmemiş veya çocuk doğurmamış kadın
bigemini :
lat. * bis, bi (iki, ikili, çift) + gemini (ikiz, çiftli) * her düzenli kalp
atışından sonra tek bir ektopik atım veya düzensiz kalp atışı olan bir kardiyak
aritmi
biget :
tür. * beget (babası olmak, neden olmak, kaynak olmak, yol açmak, yaratmak) *
kaynak, köken, doğum, yaratılış; erimiş maden dökme kabı
bignonia :
lat. * Bignon (Fransız botanikçi Jean-Paul Bignon) + ia (isim yapım eki) *
sarmaşık veya tırmanıcı, dekoratif çiçekli, Bignoniaceae familyasından bir
bitki
bignoniaceae :
lat. * Bignon (Fransız botanikçi Jean-Paul Bignon) + ia (isim yapım eki) +
aceae (-giller, botanik familya eki) * Bignonia cinsini tip cins olarak içeren,
çoğunlukla tropikal ve subtropikal bölgelerde yetişen, sarılıcı, çalı veya ağaç
formunda gösterişli çiçeklere sahip odunsu sarmaşıklar familyası, trompet
sarmaşığı, katalpagiller
biguanid :
lat. * bi (iki, ikili, çift) + guanine (azotlu baz nükleotid) (guan (yarasa) +
ine (azot içeren bileşik veya halojen eki) ) + ide (ikili bileşik, anyon eki) *
tip 2 diyabetli kişilerde kan şekeri seviyelerini düşürmeye yardımcı olan bir
tür oral diyabet ilacı, metformin (HN(C(NH)NH2)2)
bigudi :
fra. * bigue (bir tür makara , vinç olarak kullanılan bir tür direk) + oudi
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (fra.); * bigode (bıyık) (por.)
bigünah :
far. * bi (-sız, yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + gunah (kusur,
hata, suç, kötülük) * günahsız, suçsuz
bih :
ara. * bi (-i hali, ile, birlikte) + h (o) * o, onu, ona, ondan, onunla
bihaber :
far., ara. * bi (-sız, yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + haber
(bilgi, bildirim, duyuru, ilim, malumat, havadis) * habersiz, bilgisiz
bihakkın :
ara. * bi (ile, birlikte) + hakk (gerçek, hak) * haklı olarak, haklı, haklı
gibi
bihim :
ara. * bi (-i hali, ile, birlikte) + him (onlar) * o, onları, onlara, onlardan,
onlarla
bihima :
ara. * bi (-i hali, ile, birlikte) + him (onlar) + a (iki) * o ikisi, o
ikisine, o ikisinden, o ikisiyle
bihter :
far. * bih (iyi, güzel) + tar, ter ("daha, en" anlamı veren ek)
(far.); better, besser (daha iyi) (ing., alm.) * daha iyi, en iyi, pek iyi
bihuş :
far. * bi (-sız, yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + huş (akıl, fikir,
zeka) * aklı başında olmayan, kendinden geçmiş, baygın; şaşkın, sersem
biilaç :
far. * bi (-sız, yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + ilac (derman,
çare, tedavi) * dermansız, çaresiz, tedavisiz
bi'iy :
ara. * bi’ (ekoloji, biyoloji, çevre, yaşam, olum) + iy (ile ilgili, gibi, -a
ait) ) (ara.); bios (yaşam, hayat, canlılık, dirilik, dirim) (gre.) * ekolojik,
biyolojik, çevreblimsel, yaşambilimsel
bi'iyyat :
ara. * bi'iy (ekolojik, biyolojik, çevreblimsel, yaşambilimsel) + at (isim
yapım ve çoğul eki) * ekoloji, biyoloji, çevrebilim, yaşambilim
biiznillah :
ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + izn (müsaade, uygunluk verme) + Allah
(Allah) * Allah'ın izni ile
bijon :
far., fra. * bijeng (kapı anahtarı, miftah) (far), bigeon (vida, somun, sıkma
pimi) (fra.) * araç tekerleklerinin kapanmasını ve tekerin diske bağlanmasını,
sabitlenmesini sağlayan cıvata
biju :
bre., fra. * bizou (parmak yüzüğü) (biz (parmak) + ou (-lık, için olan) (bre.);
bijou (mücevher, değerli taş, takı, süs eşyası) (fra.) * mücevher, değerli taş,
takı, süs eşyası
bijuteri :
fra. * bijou (mücevher, değerli taş, takı, süs eşyası) + terie (yer ve durum eki)
* takı, sus eşyaları, mücevherat, kuyumculuk
bikalutamid :
lat. * bi (iki; kimyasal önek) + calut (u-reidine türevli sentetik kök;
antiandrojen çekirdek yapı) + amide (amonyaktan bir hidrojen atomunun bir asil
grubu (R–CO–) ile değiştirilmesiyle elde edilen, R-CONH2 grubunu içeren bir
organik bileşik) * prostat kanserini tedavi etmek için, gonadotropin salgılayan
hormon analoğu veya testislerin cerrahi olarak çıkarılmasıyla birlikte
kullanılan bir antiandrojen ilacın etken maddesi (C18H14F4N2O4S)
bikarar :
far., ara. * bi (-sız, yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + karar
(durma, durak, duruş, sabit olma, yerleşme, kalma, istikrar, kesin görüş,
tercih, yargı, hüküm) * kararsız, bir karar üzere durmayan, aynı hal üzere
devam etmeyen
bikarbonat : lat.
* bi (iki, ikili, çift) + carbo, carbonis (karbon, kömür, odun kömürü) + ate,
nate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek; oksijen içeriğini belirten
son ek) * karbonik asitin protonsuzlaştırılmasındaki moleküler iyon (HCO3)
bike :
tür. * beg (saygın, asil, soylu, efendi, hakim, hükümdar, ağa) + e (dişil eki)
* kraliçe, kadın, soylu kadın, ece, hanım, gelin; bilge, yaşlı kişi; bika,
begüm; yedi başlı ejderha; On İki Hayvanlı Türk Takvimi"ndeki ejderha yılı
(Lu yılı)
bikem :
tür. * beg (saygın, asil, soylu, efendi, hakim, hükümdar, ağa) + em (birinci
tekil şahıs iyelik eki) * sevgilim, birtanem, el üstünde tutulan kadın,
kötülükten uzak olan, benim hanımım, benim asil kraliçem; kadın, hanım
evlenmemiş kadın; kadın ismi
bikes :
far. * bi (-sız, yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + kes (insan; kişi,
kimse) * kimsesiz, yalnız (herkes (tüm insanlar) )
bikini :
mik. * pi (yüz) + kinni (hindistancevizi) (nükleer denemelerin yapıldığı Bikini
Atolü’nden) * hindistanceviziyle kaplı yüz/ada yüzeyi, hindistancevizi adası;
küçük boyda iki parçadan oluşan kadın mayosu
bikir :
ara. * bakara, bekere (bir işi erken yapmak, acele etmek, öne geçmek, erken
başlamak, erken olmak, ilk olmak, bozulmamış olmak), bikr (erdenlik, kızlık,
bekaret) * daha önce hiç cinsel ilişkide bulunmamış olma, erdenlik, kızlık,
bekaret
bikle :
tür. * bi (iki, çift, temel yapı) + kle (yaratmak, oluşturmak, yapmak) *
yaratılış, fıtrat, tabiat; kılık, kıyafet; şekil, biçim, form
bikonkav :
lat. * bi (iki, ikili, çift) + con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + cavus
(oyuk, boş, çukur, kof, delik) (lat.); kovuk (oyuk) (tür.) * her iki yüzeyi de
konkav (iç bükey) veya oyuk olan
bikr :
ara * bakara, bekere (bir işi erken yapmak, acele etmek, öne geçmek, erken
başlamak, erken olmak, ilk olmak, bozulmamış olmak) * bozulmamış, daha önce hiç
cinsel ilişkide bulunmamış, bakir, el değmemiş, genç; temiz; bekar; her şeyin
evveli; eşi benzeri görülmemiş
biktegravir :
lat. * bi (iki, ikili, çift) + integra (integrase inhibitörü eki) + vir (antiviral
ilaç eki) * HIV/AIDS tedavisine yönelik sabit dozlu bir antiretroviral ilacın
etken maddesi (C21H18F3N3O5)
bikunin :
lat. * bi (iki, ikili, çift) + kunin (kallikrein inhibitörü protein ailesi) *
insan idrarında ve kanında bulunan, üronik asitten zengin protein olan bir
serin proteaz inhibitörü
biküspit :
lat. * bi (iki, ikili, çift) + cuspis (sivri uç, mızrak ucu, diş tüberkülü,
nokta, uç) * iki sivri ucu veya noktası olan
biküspit aort :
lat. * bi (iki, ikili, çift) + cuspis (sivri uç, mızrak ucu, diş tüberkülü,
nokta, uç) + aorte (asıl atardamar, aort, kaldıran boru, asma ipi) * kalpten
yani sol karıncıktan çıkan aort atar damarındaki kapakçığın, 3 parçalı
(yaprakçık) olması yerine 2 yaprakçıklı olması durumu
bila :
ara. * bi (ile, birlikte beraber) + la (-sız, hayır, yok, değil) * olmayarak,
sahip olmıyan "...sız,...siz" (örneğin bila istisna (istisnasız) )
bila bedel :
ara. * bi (ile, birlikte beraber) + la (-sız, hayır, yok, değil) + bedel
(karşılık, değer, eder, fiyat) * bedelsiz, ücretsiz, bedava, meccanen
bilad :
ara. * beled (belde, yer, memleket) * beldeler, diyarlar, memleketler,
şehirler, yerler
bilahare :
ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + el (ön ek, artikel) + ahirah (sonra,
sonraki) * daha sonra, sonradan, sonraları, sonra, sonunda
bilaistisna :
ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + la (-sız, hayır, yok, değil) + istisna
(ayrıklık, kuraldışılık) * istisnasız, ayırt etmeksizin, ayrımsız, ayrıklıksız,
kuraldışılık olmadan
bilakaydüşart :
ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + la (-sız, hayır, yok, değil) + kayd
(kayıt) + ı (tamlama eki) + şart (koşul) * kayıtsız şartsız, hiçbir kısıtlama
olmadan
bilakis :
ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + el (ön ek, artikel) + akis (yansıma,
karşıtlık, zıtlık) * aksine, tam zıttı olarak, karşıt olarak
bilal :
ara. * bal (ıslatmak, sulamak) + al (isim yapım eki) * ıslaklık, serinlik,
sululuk
bilal :
far. * bi (-sız, hayır, yok, değil) + lal (yakut, kırmızı değerli taş; susmuş,
dilsiz, konuşmaz) * dilsiz olmayan, konuşan, konuşkan, şakıyan, terennüm eden
bilanço :
lat. * bilanx (iki tablo) (bi (iki, ikili, çift) + lanx (tabak, levha, tablo,
plato, tabela) ) (lat.); balance (denge, ağırlıkların eşitlenmesi) (ing., fra.)
* bir kuruluşun belirli bir dönem sonundaki aktif ve pasif varlıklarının
durumunu gösteren tablo
bilar :
gre. * pilarion (yapıştırma macunu) * denizcilikte ahşap teknelerin su
sızdırmazlığını sağlamak amacıyla yapılan kalafat işlerinde kullanılan, katran
ile kılın karıştırılmasıyla elde edilen özel bir macun türü
bilardo :
lat., fra. * billiards (billia (ağaç, kütük) + ard (isim yapım eki) ) (lat);
bille (küçük top, bilye) + ard (isim yapım eki) (fra.) * yeşil çuha kaplı, boyu
eninin iki katı olan, kenarları çevrili dikdörtgen bir masa üzerinde,
fildişinden yapılmış üç veya onaltı küçük top (deliklere sokma amaçlı) veya ve
isteka ile oynanan, belirli kuralları olan bir oyun
bilastin :
lat. * bi (iki; marka kökü) + last (selektif histamin H1 antagonisti yapısal
çekirdek kökü) + ine (kimyasal madde ve amin eki) * alerjinin neden olduğu kurdeşen
(ürtiker), alerjik rinit, alerjik konjonktivit (kaşıntılı iltihaplı gözler),
alerjik rinokonjunktivit (hapşırma, burun kaşıntısı, burun akıntısı, burun
tıkanıklığı ve kırmızı, akan gözler) ve diğer alerjik rinit formlarının
semptomlarının tedavisinde kullanılan bir antihistaminik ilacın etken maddesi
(C28H37N3O3)
bilateral :
lat., san. * bi (iki, ikili, çift) + lateralis (iki tarafa da ait) (latus (yan,
taraf) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * iki taraflı, iki yüzlü,
iki kenarlı
bilateral kubitus valgus :
lat. * bi (iki, ikili, çift) + lateralis (iki tarafa da ait) (latus (taraf) +
alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + varus (eğilmiş, dışa doğru eğilmiş,
eğrilmiş, çarpık) (lat.); valgati (aşağı yukarı hareket ettirmek), valgus (hareket
ettirme) (san.) + cubitus (dirsek) * iki kolun, tamamen uzatıldığında ön
kolların vücuttan dışarı doğru açılması sendromu
bilateral simetri :
lat., gre. * bi (iki, ikili, çift) + lateralis (iki tarafa da ait) (latus
(taraf) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + sun, syn (ile,
birlikte, beraber, eş, tamamen) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü)
+ eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * bir organizmanın veya yapının
yalnızca tek bir düzlem boyunca iki ayna görüntüsü oluşturan sağ ve sol yarıya
ayrılabilmesiyle karakterize vücut planı; canlının vücudunu tam ortadan ikiye
(sağ ve sol) böldüğünde birbirinin ayna görüntüsü olan eş iki yarının ortaya
çıktığı simetri tipi
bilavasıta :
ara., far. * bi (ile, birlikte, beraber) + la (-sız, hayır, yok, değil) +
vasıta (araç) * doğrudan doğruya, dolaysız, aracısız, araçsız, dolaysız
bilcümle :
ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + el (ön ek, artikel) + cümle (tümce, toplu
halde, herkes, bütün, tüm, hepsi) * hep, bütün, -in hepsi
bildirge :
tür. * bil (idrak etmek, farkında olmak, tanımak) + dir (etken fiil eki) + ge
(isim yapım eki) * bir kimsenin, resmi bir kuruluşa herhangi bir durumu
bildirmek için, gerekli yerlerini doldurup verdiği çizelge
bildiri :
tür. * bil (idrak etmek, farkında olmak, tanımak) + dir (etken fiil eki) + i
(isim yapım eki) (tur.); bill (görev veya talep bildiren döküman) (ing.) *
resmi bir makam, kurum, kuruluşça herhangi bir hususta bilgi vermek amacıyla
yazılan yazı
bildirim :
tür. * bil (idrak etmek, farkında olmak, tanımak) + dir (etken fiil eki) + im
(isim yapım eki) * bildirme amaçlı söz veya yazı
bildirişim :
tür. * bil (idrak etmek, farkında olmak, tanımak) + dir (etken fiil eki) + iş
(işteşlik eki) + im (isim yapım eki) * karşılıklı bildirme
bildirmek :
tür. * bil (idrak etmek, farkında olmak, tanımak) + dir (etken fiil eki) + mek
(fiil mastar eki) * bilgi iletmek
bile :
tür. * bir (1) + ile (ve) * aynı zamanda, -da, -de, dahi
bilecen :
tür. * bil (idrak etmek, farkında olmak, tanımak) + e (bağlaç) + cen (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * her şeyi bilen, her şeyden anlayan; yaşına göre
çok şey bilen, bilgili
bilecik :
gre., tür. * belo, bello (güzel) + kome (köy) (gre.) + cik (küçültme, değer
verme, yegane anlamı verme eki) (tür.) * güzel köycük; Türkiye'nin, Marmara
Bölgesi’nde yer alan, doğudan Bolu ve Eskişehir güneyde Kütahya, batıda Bursa,
kuzeyde Sakarya ile sınırı olan 11 plakalı ili
bileği :
tür. * bilemek (keskinleştirmek, sivriltmek) (bi (bıçak, bıçağın keskin ağzı) +
le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) ) + ği (isim yapım eki) * bıçak,
keser, balta gibi kesici aletleri keskinleştirmekte kullanılan araç
bilek :
tür. * bile (bağlamak, birleştirmek, tutturmak) + k (isim yapım eki) * el ile
kolun, ayak ile bacağın birleştiği eklem
bilemek :
tür. * bile (kesici, sivri, keskin) (bi (bıçak, bıçağın keskin ağzı) + le (ile
ilgili yapmak, gibi yapmak) ) + mek (fiil mastar eki) (tür.); * blade (kılıç,
jilet, kesici ağzı) (ing.), Beil (dar ve keskin hatlı, keser) (alm.)
bileşen :
tür. * bile (bağlamak, birleştirmek) + ş (işteşlik eki) + en (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * bir bütünü oluşturan parçalardan her biri, birleşen
bileşik :
tür. * bile (bağlamak, birleştirmek) + ş (işteşlik eki) + ik (isim yapım eki) *
bileşenlerden meydana gelmiş bütün
bileşik kesir :
tür., ara.* bile (bağlamak, birleştirmek) + ş (işteşlik eki) + ik (isim yapım
eki) (tür.) + kesir (çok, bol, fazla, bölüm) * payı paydasından büyük veya eşit
olan kesir
bileşik sayı :
tür.* bile (bağlamak, birleştirmek) + ş (işteşlik eki) + ik (isim yapım eki)
(tür.) + sayı (nicelik, miktar, rakamla ifade edilen değer) (say (hesaplamak,
rakamlamak) + ı (-mış olan) ) * asal olmayan ve 1 den büyük olan tamsayı
bileşik yaprak :
tür. * bile (bağlamak, birleştirmek) + ş (işteşlik eki) + ik (isim yapım eki) +
yaprak (bitkilerin dalları üzerinde yer alan, genellikle yeşil renkli, yassı ve
ince solunum ve besin üretim organı) (yapırga (sallanmak, hışırdamak,
titreşmek, rüzgarda titreşmek) + ak (isim yapım eki) ) (tür.) * yaprak ayasının
(geniş kısmının) parçalara ayrılarak ana eksene bağlanmasıyla oluşan, tek bir
sap üzerinde birleşen ve "yaprakçık" adı verilen daha küçük
parçalardan oluşan yaprak tipi
bileşikgiller :
tür. * bile (bağlamak, birleştirmek) + ş (işteşlik eki) + ik (isim yapım eki) +
gil (soy, nesil, kan bağı, aile, familya, tür, cins belirten ek) + ler (çoğul
eki) * bitişik yapraklı ikiçeneklilerden, çiçekleri kömeç durumunda toplu
olarak bulunan, bazı cinsleri hoş kokulu esanslar veya acı maddeler taşıyan bir
bitki familyası; papatya, kasımpatı, ayçiçeği, enginar, pelin, devedikeni gibi
bitkiler, papatyagiller, Asteraceae
bileşim :
tür. * bile (bağlamak, birleştirmek) + ş (işteşlik eki) + im (isim yapım eki) *
birleşme; iki veya daha çok öğenin bir araya gelmesiyle kimyasal yönden yeni
bir öğe oluşturma
bileşke :
tür. * bile (bağlamak, birleştirmek) + ş (işteşlik eki) + ke (isim yapım eki) *
bir cisme uygulanan çoklu ve farklı yönlerdeki kuvvetlerin toplamına eşit olan
kuvvet
bileşke fonksiyon :
tür., LAT. * bile (bağlamak, birleştirmek) + ş (işteşlik eki) + ke (isim yapım
eki) + functio (yapma, yerine getirme, icra, işlev, görev) (lat.) * F → G
fonksiyonları için E kümesinden G kümesine tanımlı ve her x ögesini g(f(x) )
ögesine gönderen fonksiyon, fonksiyon içinde fonksiyon
bileşmek :
tür. * bile (bağlamak, birleştirmek) + ş (işteşlik eki) + mek (fiil mastar eki)
* iki veya daha çok öğe bir araya gelerek yeni bir öğe oluşturmak, bağlanmak,
birleşmek
bilet :
lat. * bulla (mühür, damga, mühürlü belge, yazılı belge) (lat.); biglietto
(belge, küçük kağıt) (ita.); billet ( (yazılı küçük not, bilet) (fra.); bill
(hesap pusulası, yazılı not) (ing.) * ulaşım, sanat gibi kamu hizmetlerinden
faydakanabilmek için para karşılığı alınan belge
bilezik :
tür. * bilek (bile (bağlamak, birleştirmek) + k (isim yapım eki) ) + zük (isim
yapım eki) * muhtelif materyellerden yapılmış, bileğe takılan dairesel süs
eşyası
bilfarz :
ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + el (ön ek, artikel) + farz (varsayım,
addetme, kabul etme) * varsayılsın ki, varsayalım ki, varsayımsal olarak
bilfiil :
ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + el (ön ek, artikel) + fiil (eylem) *
fiilen, gerçekten, sahiden, bizzat yapılan, eylemli olarak
bilge :
tür. * bil (idrak etmek, farkında olmak, tanımak) + ge (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * bilen, bilgili
bilgehan :
tür. * bil (idrak etmek, farkında olmak, tanımak) + ge (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) + ha (hakan, kağan, hükümdar, padişah) * bilgili hükümdar
bilgi :
tür. * bil (idrak etmek, farkında olmak, tanımak) + gi (isim yapım eki) * bir
hususa ilişkin gerçekler, haber, malumat
bilgiç :
tür. * bil (idrak etmek, farkında olmak, tanımak) + gi (isim yapım eki) + ç
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * çok bilgili kimse, bilen kimse; bilgisiz
olduğu halde bilgili görünmek isteyen kimse, söze yerli yersiz katılan kişi
bilgin :
tür. * bil (idrak etmek, farkında olmak, tanımak) + gi (isim yapım eki) + n
(ile ilgili olan) * bilgili, alim
bilgisayar :
tür. * bil (idrak etmek, farkında olmak, tanımak) + gi (isim yapım eki) + sayar
(say (ölçmek, miktar belirlemek, takdir etmek, itibar etmek) + ar (-cı, -ci,
-cu, -cü, yapan, eden) * yazılım ile programlanabilen, mantıksal ve
matematiksel işlemleri yapabilen ve veri depolayabilen cihaz, kompüter,
ordinatör
bilhassa :
ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + el (ön ek, artikel) + hassa (özellik,
özgünlük, nitelik) * her şeyden önce, en çok, bile isteye, bilerek, hele,
özellikle
bili :
tür. * bil (idrak etmek, farkında olmak, tanımak) + i (olma durumu; fiili isim
yapım eki) * bir şeyi bilme
bilier :
lat. * bilis (safra, sarı renkli karaciğer salgısı) + aris (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * safra ile ilgili
bilier atrezi :
lat., gre. * bilis (safra) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + a
(-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + tresis (delik) (gre.) * safra
yolları yokluğu; safra kanallarının tıkanması ile başlayan ve karaciğerin zarar
görmesi ile sonuçlanan progresif, inflamatuar hastalık
bililtizam :
ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + el (ön ek, artikel) + iltizam (benimseme,
mantıken zorunlu kılma, gerektirme, üstlenme, bir işi üstüne alma) (“lazima”
(sarılmak, ilişmek, gerekmek, ihtiyaç duymak) ), lüzum (gereklilik, ihtiyaç,
zorunluluk) * bile bile, bilerek ve isteyerek
bilim :
tür. * bil (idrak etmek, farkında olmak, tanımak) + im (isim yapım eki) * bilme
durumu; olguları ve olayları deney, gözlem ve düşünce aracılığıyla sistematik
bir şekilde inceleyen entelektüel ve uygulamalı disiplinler bütünü, illim
bilimkurgu :
tür. * bilim (bilme, ilim, tanıma) + kurgu (oluşturma, düzenleme, ayarlama)
(kur (oluşturmak, düzenlemek, ayarlamak) + gu (isim yapım eki) ) * mevcut
bilimsel ve teknolojik imkanların ötesinde bir gelişmişliği yansıtan
hikayelerin kategorisini tanımlayan terim, kurgu bilim
bilimsel :
tür. * bil (idrak etmek, farkında olmak, tanımak) + im (isim yapım eki) + sel
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bilime dayalı, bilimin desteklediği,
bilimle ilgili
bilinç :
tür. * bil (idrak etmek, farkında olmak, tanımak) + inç (isim yapım eki) *
algılama, kavrama, fark etme ve yorumlama yetisi
bilinçaltı :
tür. * bil (idrak etmek, farkında olmak, tanımak) + inç (isim yapım eki) + alt
(aşağı) + ı (iyelik eki) * kontrol dışı olarak hafızaya alınan, pasif anı
oluşturan, istemli olarak hatırlanamayan ancak kişinin seçim ve karar verme
süreçlerini etkileyen bilgiler bütünü
bilinemezci :
tür. * bil (idrak etmek, farkında olmak, tanımak) + in (dönüşlü fiil eki) +
emez (fiil olumsuzluk eki) + ci (yapan, eden, ilgili eki) * bilinemezcilik
akımı destekçisi, agnostik
bilinemezcilik :
tür. * bil (idrak etmek, farkında olmak, tanımak) + in (dönüşlü fiil eki) +
emez (fiil olumsuzluk eki) + ci (yapan, eden, ilgili eki) + lik (isim yapım
eki) * bilgi denilen şeyin görece olduğunu öne süren ve bundan dolayı bilginin
kesin olmadığına inanılan öğreti; Tanrı’nın var olup olmadığının, niteliğinin,
ne olduğunun ve evrenin nasıl doğduğunun bilinmediğini ve hiçbir zaman da
bilinemeyeceğini öne süren öğreti, agnostisizm
bilingual :
lat. * bi (iki, ikili) + lingua (dil; konuşma organı) + alis (ile ilgili, -a
ait) * iki dili ana dili düzeyinde veya ileri derecede kullanabilen, iki dille
ilgili olan veya iki dilin birlikte kullanıldığı durum, iki dil ile ilgili, iki
dilli
biliodijestif :
lat. * bilis (safra, sarı renkli karaciğer salgısı) + digerere (bölmek,
dağıtmak) (di (ayrı) + gerere (getirmek, toplamak, biriktirmek, taşımak,
yönetmek, yürütmek, yapmak, yüklemek, yığmak) ), digestus (bölünmüş, dağılmış,
çözülmüş) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * safra kanalı ve mide ile
ilgili
bilioenterik :
lat., gre. * bilis (safra, sarı renkli karaciğer salgısı) + enteron (bağırsak)
+ ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * safra kanalı ve bağırsaklar ile
ilgili
bilirkişi :
tür. * bil (idrak etmek, farkında olmak, tanımak) + ir (geniş zaman ve isim
yapım eki) + kişi (kimse, şahıs) * belli bir konudan iyi anlayan, o konuda bir
anlaşmazlığa düşüldüğünde çözüm için kendisine başvurulan uzman kimse;
çözülmesi özel ve bilimsel bilgi gerektiren konularda düşüncesine başvurulan
kimse
bilirubin :
lat. * bilis (safra, sarı renkli karaciğer salgısı) + ruber (kırmızı), rubin
(kırmızımsı) * kırmızı kan hücrelerinin (alyuvarların) yaşlanıp parçalanması
sonucu ortaya çıkan, karaciğer, safra kesesi ve kan sağlığı hakkında bilgi
veren, konsantrasyonu arttığında ciltte ve göz akında sararmaya (sarılık) neden
olan, sarı-turuncu renkli, karaciğer tarafından işlenerek vücuttan atılan bir
atık pigment madde
bilirubinemi :
lat. * bilis (safra, sarı renkli karaciğer salgısı) + ruber (kırmızı), rubin
(kırmızımsı) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat
(kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kanda aşırı derecede bilirubin
mevcudiyeti
bilistifade :
ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + el (ön ek, artikel) + istifade (faydalanma)
(iste (istemek, arzulamak, dilemek) + faide (fayda) ) * faydalanarak, istifade
ederek, fırsat bilerek
bilişim :
tür. * bil (idrak etmek, farkında olmak, tanımak) + iş (işteşlik eki) + im
(isim yapım eki) * bilgi işlem, veri işleme, bilginin karşılıklı paylaşılması
biliyer :
lat. * bilis (safra, sarı renkli karaciğer salgısı) + aris (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * safra ile ilgili
biliyer sistem :
lat., gre. * bilis (safra, sarı renkli karaciğer salgısı) + aris (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) (lat.) + sustema, systema (bir araya konmuş parçalar
bütünü, düzen, nizam, sıra) (sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) +
histanai, histanein, histemi (yerleştirmek, düzenlemek, kurgulamak, koymak,
dikmek, durdurmak) ) (gre.) * internal ve eksternal safra kanalları ve safra
kesesinden oluşan, karaciğerde üretilen safrayı duodenum ikinci kesiminden
sindirim sistemine ulaştıran sistem
bilkasd :
ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + el (ön ek, artikel) + kasd (niyet, meyil)
* niyetli olarak, bilerek, kasten
billah :
ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + Allah (el (ön ek) + ilah (tanrı, tapılan,
yönelinen, yüce varlık) ) * Allah ile
billahi :
ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + Allah (el (ön ek) + ilah (tanrı, tapılan,
yönelinen, yüce varlık) ) + i * Allah ile
billur :
ara. * billur (kristal) (ara.); bilur, biruliya, vilurya (far.) * çok saydam,
berrak, pürüzsüz ve parlak bir cam veya kristal yapı; duru ve temiz kesme cam;
koçun testisleri
bilmece :
tür. * bil (idrak etmek, farkında olmak, tanımak) + me (isim yapım eki) + ce
(ile ilgili olma) * bir şeyin ismini anmadan, bazı belirgin niteliklerini üstü
kapalı bir biçimde söyleyerek veya belirterek o şeyin ne olduğunu dinleyenin
veya okuyanın bilmesini öngören oyun
bilmiş :
tür. * bil (idrak etmek, farkında olmak, tanımak) + miş (geçmiş zaman ve sıfat
yapım eki) * her şeyi bilir geçinen
bilmukabele :
ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + el (ön ek, artikel) + mukabele (karşılık)
* karşılık olarak, aynısı ile karşılık
bilmünasebet :
ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + el (ön ek, artikel) + munasebet (ilgi,
ilişki, alaka) (ma (ne, o, isim yapan önek) + nesab (ilgi, ilişki, alaka,
akrabalık) + et (durum eki) ) * sırası gelince, sırası düşünce, yeri
geldiğinde, ilgili olarak, ilgiyle
bilmünavebe :
ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + el (ön ek, artikel) + munavebe (sırayla
yapma, nöbetleşme, dönüşümlülük) (ma (ne, o, isim yapan önek) + navaba
(karşılıklı nöbetleşmek, sırayla yapmak) ) * değişerek, nöbetleşe, dönüşümlü
olarak, dönüşüm ile, sırayla
bilmüşahede :
ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + el (ön ek, artikel) + muşahade (görme,
gözlem, tanıklık etme) (ma (ne, o, isim yapan önek) + şahada (görmek, tanıklık
etmek, şahit olmak, tanık olmak, şehid olmak) ) * görerek, tanıklık ederek,
şahitlik ederek
bilokasyon :
lat. * bi (iki, çift) + locatio (yer, konum, mevki) (locare (yer edinmek,
yerleşmek) + tio, tionem (isim yapım eki) ) * iki yerlilik, çift konumluluk;
spiritüalizmde kişinin aynı anda iki yerde görünmesi fenomeni
bilumum :
ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + el (ön ek, artikel) + umum (genel, tüm,
hepsi) * hepsi, tamamı, bütünü, topu, tümü; hep, kamu, genel
bilvasıta :
ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + el (ön ek, artikel) + vasıta (araç) *
doğruca olmayan, dolaylı olan, araçlı olarak, araçla
bilye :
ita. * biglia (topçuk, misket, mermer oyun tanesi) * genellikle cam, mermer,
taş veya demirden yapılan, çocukların oyun oynamak amacıyla kullandığı ya da
sanayide rulmanlarda sürtünmeyi azaltmak için yer alan küçük, sert ve küre
şeklindeki nesne
bilyon :
lat., ita. * bi (iki, ikili, çift) + millia (bin) + one (-lik) * iki binlik;
milyar
bim :
far. * bim (korku, endişe, ürkme) * ürperti, çekince veya güvensizlik hissi
uyandıran korku, dehşet ve tehlike
bimanuel :
lat. * bi (iki, ikili, çift) + manus (el) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * iki el ile ilgili; tıpta el ile yapılan muayene, tuşe; iki el ile
yapılan jinekolojik muayene (birinci el hastanın kasık bölgesinde yukarıdan
rahimi fikslerken, ikinci el vajina içinde rahim, yumurtalıklar ve tüpleri
muayene eder)
bimar :
far. * bi (ile, birlikte, beraber) + mar (yılan) * yılanlı; hasta (yılanın,
kötülük, sorun, sıkıntı sembolü olmasından)
bimarhane :
far. * bi (ile, birlikte, beraber) + mar (yılan) + hane (ev, yer, mekan,
mesken, konak, konut, yuva) * hastaların tedavi edildiği mekan, hastahane,
hastane
bimaristan :
far. * bimar (hasta) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) *
hastaların tedavi edildiği yeri tımarhane, hastahane, hastane
bimatoprost :
lat. * bimat (sentetik kimyasal önek; ticari türev kökü) + o (bağlaç) + prost
(prostaglandin (prostos (önce, önde) + gland (beze) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) ) * göz içi basıncının artması sonucu optik
sinirin hasar görmesiyle karakterize, görme kaybına yol açabilen kronik bir göz
hastalığı olan glokomu ve ve yeterli kirpik olmamasına neden olan bir durumu
tedavi etmek yani kirpik uzatmak için kullanılan prostaglandin F2α analoğu olan
sentetik türev (C25H37NO4)
bimekizumab :
lat. * bi (iki, ikili, çift) + mekhis (mekhanismos (mekanizma; hedef proteine
atfen) + zu (insanlaştırılmış) + mab (monoklonal antikor eki, (humanized
monoclonal antibody) ) * plak sedef hastalığı, psoriatik artrit, psoriasis,
romatoid artrit, aksiyal spondiloartrit, ankilozan spondilit ve hidradenitis
suppurativa tedavisinde kullanılan hümanize bir anti-IL17A, anti-IL-17F ve
anti-IL17AF monoklonal antikoru (C6552H10132N1750O2029S42)
bimetrik :
lat. * bi (iki, ikili, çift) (lat.) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros
(ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (gre.) * iki ölçüye, iki ölçüt sistemine veya iki farklı ölçüsel
özelliğe sahip veya bunlara dayanan
bimodal :
lat. * bi (iki, ikili, çift) + modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim,
şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern,
kalıp, format; hal, durum) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iki moda
sahip olan veya iki modu içeren, bir istatistiksel dağılımda iki maksimuma
sahip olan; iki tepe değer arasında bir frekans dağılım eğrisini niteleyen
sürekli olasılık dağılımı
bimoleküler :
lat. * bi (iki, ikili, çift) + moles (kütle) + cula (küçültme eki) + aris (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iki moleküllü (bazı kimyasal reaksiyonlar için
kullanılan terim)
bin :
tür. * bın, bin, mın, min (999'dan sonra gelen sayı, 1000) * 999'dan sonra
gelen sayı, 1000
bina :
ara. * banaa (inşa etmek, kurmak) * inşa edilmiş taşınabilir veya sabit yapı,
yapı, inşaat
binaen :
ara. * banaa (inşa etmek, kurmak), bina (yapı, inşaat) + en (gibi, olarak) *
üzerine yapılandırarak; ile ilgili olarak
binaenaleyh :
ara. * banaa (inşa etmek, kurmak), bina (inşa, bina, yapı) + en (gibi, olarak)
+ aley (üstü, üzeri) + h (o) * dolayısıyla, ilaveten, ayrıca, bunun üzerine
binali :
ara. * ben (oğul) + i (tamlama eki) + ali (yüce, yüksek, ulu) * yüce olanın
oğlu; erkek ismi
binamaz :
far. * bi (-sız, yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + namaz (duaya
kalkma) * namaz kılmayan
binaural :
lat. * bini (ikili, iki ile ilgili) + aural (işitsel) (auris (kulak) + alis
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * iki kulak ile ilgili, iki sesli
binaural ritim :
lat., gre. * bini (ikili, iki parça) + aural (işitsel) (auris (kulak) + alis
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + rhuthmos, rhythmos (ritm), arithmos
(sayı, sayma, sayım) * belirli bir süre dinlendiğinde insanın beyin dalgalarını
(frekanslarını) değiştirebilen, yaklaşık 1-30 Hz frekans aralığında
algılanabilen ses dalgaları
binbaşı :
tür. * bin (bin, 1000) + baş (ön, ilk, tepe, reis, yönetici, amir) + ı (iyelik
eki) * yüzbaşı ile yarbay arasındaki subay rütbesi; tabur komutanı
bindallı :
tür. * bin (bin, 1000) + dal (ağacın yapraklı uzantıları) + lı (ile birlikte) *
mor kadifeden yapılmış ve üzerine sırma ile kabartma dal, yaprak, çiçek
işlenmiş kadın giysisi veya örtü
binde :
tür. * bın, bin, mın, min (999'dan sonra gelen sayı) + de (içinde) * bin birim
içindeki adedi belirtn ön ek (örnek “bindebir”)
binder :
alm. * binden (bağlamak, birleştirmek) + er (-cı, yapan, eden eki) *
havacılıkta aşınma ile temel tabakası arasında kalan asfalt tabakası
bindirim :
tür. * bin (üstüne ilave etmek, ikisi bir araya gelmek, üzerine koymak, üzerine
yerleştirmek) + dir (etken fiil eki) + im (isim yapım eki) (tür.); * bini
(ikili, iki parça) (lat.); bi (iki, ikili, çift) (lat., ing., fra., alm.)
bindirmek :
tür. * bin (üstüne ilave etmek, ikisi bir araya gelmek, üzerine koymak, üzerine
yerleştirmek) + dir (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * üzerine koymak,
yüklemek; çarpmak
binek :
tür. * bin (üstüne ilave etmek, ikisi bir araya gelmek, üzerine koymak, üzerine
yerleştirmek) + ek (isim yapım eki) * üstüne yerleşilerek gidilen mekanik taşıt
veya hayvan
biner :
lat. * bi (iki, ikili, çift), bini (ikisi bir arada, ikili) + arius (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * ikili
biner :
tür. * bin (bin, 1000) + er (grup eki) * binli gruplar halinde
bingi :
tür. * bin (üstüne ilave etmek, ikisi bir araya gelmek, üzerine koymak, üzerine
yerleştirmek) + gi (ile ilgili olan) * kemerler üzerine oturtulmuş kubbeyle
kemerlerin arasını kapatan üçgen biçimindeki kubbe parçalarından her biri
bingöl :
tür. * bin (bin, 1000) + göl (her tarafı toprak ile çevrili olan genellikle
tatlı su birikintisi) * Türkiye’nin güneydoğu bölgesinde yer alan doğusunda Muş,
kuzeyinde Erzincan ve Erzurum, batısında Tunceli ve Elazığ, güneyinde ise
Diyarbakır ili bulunan 12 plakalı il (ismini (dağın üzerindeki birçok buzul
gölden alır.)
binici :
tür. * bin (üstüne ilave etmek, ikisi bir araya gelmek, üzerine koymak, üzerine
yerleştirmek) + ici (yapan, eden eki) * binme eylemini yapan; at binen kişi,
jokey
binit :
tür. * bin (üstüne ilave etmek, ikisi bir araya gelmek, üzerine koymak, üzerine
yerleştirmek) + it (isim yapım eki) * binme işinde kullanılan hayvan,
genellikle binek atı
binmek :
tür. * bin (üstüne ilave etmek, ikisi bir araya gelmek, üzerine koymak, üzerine
yerleştirmek) + mek (fiil mastarı) * üstüne ilave konmak, ikisi bir araya
gelmek
binnetice :
ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + el (ön ek, artikel) + netice (sonuç) *
sonuçta, sonu olarak
binnur :
ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + el (ön ek, artikel) + nur (aydınlık, ışık,
parlaklık, parıltı, ışıltı) * aydınlığı olan, ışıklı, aydın; kadın ismi
binoküler :
lat. * binocularis (bini (iki, ikili, çift) + oculus (göz) + aris (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) ) * iki gözle birlikte, iki göze ilişkin; dürbün
binom :
lat. * bi (iki, ikili, çift) + nomen (isim) * iki terimli ifade; iki farklı
terim içeren cebirsel ifade
binom açılımı :
lat. * bi (iki, ikili, çift) + nomen (isim) + aç (aralamak, aralık yapmak,
kapalı, sıkışık veya örtülü bir şeyi serbest hale getirmek; başlatmak; aralık,
boşluk) + ıl (edilgen fiil eki) + ım (isim yapım eki) + ı (iyelik eki) * (a +
b) gibi ikiterimlinin kuvvetlerinin a ve b’nin kuvvetlerinin çarpımlarının
katsayılarla ağırlıklandırılarak toplamı olarak gösteren formül
binomial :
lat. * bi (iki, ikili, çift) + nomen (isim) + ialis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * iki terimli ifade; iki farklı terim içeren cebirsel ifade
bint :
ara. * bint (kız), benat (kızlar) * kız, kız çocuğu
binturong :
mal. * binturong (ayı kedisi) * Güney ve Güneydoğu Asya’nın tropikal
ormanlarında yaşayan, Viverridae (misk kedisigiller) familyasından, ayıyı
andıran iri gövdeli ve uzun kavrayıcı kuyruklu etçil memeli
biofuel :
gre., lat. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) (gre.) +
fuel (yanma, ısı ve enerji üretiminde kullanılan kömür, odun, benzin gibi
enerji kaynağı madde) (ing.) (focus (ocak, odak, yuva, fırın, ateş yeri, ateş merkezi)
(lat.); fouaille, feu (ateş) (fra.) ) *
biot savart yasası :
fra. * biot (Fransız fizikçi, astronom ve matematikçi Jean-Baptiste Biot'un
soyadından) + savart (Fransız fizikçi Félix Savart'ın soyadından) (fra.) + yasa
(ilke, kural, kanun) + sı (iyelik eki) * elektrik akımı taşıyan bir iletkenin
çevresinde oluşturduğu manyetik alanı, akım şiddeti, tel geometrisi ve
uzaklıkla ilişkilendiren temel elektromanyetizma yasası
biotin :
gre. * bios (yaşam, hayat, canlılık, dirilik, dirim) + in (kimyasal bileşik ve
özellikle protein eki) * yağların ve karbonhidratların enerjiye dönüşümünde ve
metabolizma süreçlerinde rol alan, suda çözünebilen, "güzellik
vitamini" olarak da anılan B vitamini türü (C10H16N2O3S)
biparietal çap :
lat., tür. * bi (iki, ikili, çift) + paries, pariet (duvar) + alis (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) (lat.) + çap (vurmak, kesmek, bölmek, ayırmak; yüzmek,
tırmanmak) * daire veya silindirin merkezinden geçen ve karşılıklı kenarlarını
birleştiren doğru parçası; ölçü, boyut, genişlik) (tür.) (chop, couper (kesmek)
(ing., fra.) )
bipartite :
lat. * bi (iki, ikili, çift) + partire (ayırmak, ayrılmak, gitmek), partitus
(ayrım, kısım, bölüm) * iki partili, ikili, iki parçalı, iki kümeli, iki
kısımlı, çift taraflı
biped :
lat. * bi (iki, ikili, çift) + pes, ped (ayak) * iki ayaklı
bipedal :
lat. * bi (iki, ikili, çift) + pes, ped (ayak) + alis (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * iki ayak üzerinde yürüyen veya hareket eden; iki ayaklı
biperiden :
lat. * bi (iki, ikili, çift) + perid (kimyasal çekirdek kökü) + en (ilaç ve
etken madde eki) * Parkinson hastalığını ve bazı ilaca bağlı hareket
bozukluklarını tedavi etmek için kullanılan bir ilacın etken maddesi (C21H29NO)
biperva :
far. * bi (-sız, yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + perva (korku,
çekince; ilgi, alaka, bağ) * korkusuz
bipinnatisect :
lat. * bi (iki, ikili, çift) + pinna (tüy, telek; tüysü) + sectus (kesilmiş,
ayrılmış, bölünmüş) (secare (kesmek; ayırmak, bölmek) + tus (geçmiş zaman ve
sıfat yapım eki) ) * yaprak ayası orta damara kadar uzanan derin yarıklarla
önce tüysü biçimde bölünmüş, bu bölümlerin de yeniden tüysü biçimde derin
olarak parçalanmış olduğu, iki kez teleksi derin parçalı yaprak yapısı
bipolar :
lat., gre. * bipolaris (bi (iki, ikili, çift) (lat.) + polos (kutup, eksen,
aks, mil, gök kutbu, dönme ekseni) (gre.); polus + aris (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) (lat.) * birbirine zıt olan manik ve depresif duygu durumuna sahip
kişilerde iki uçlu, iki kutuplu bozukluk; iki kutuplaşma, çift kutuplaşma
bipolaron :
lat., gre. * bipolaris (bi (iki, ikili, çift) (lat.) + polos (kutup, eksen,
aks, mil, gök kutbu, dönme ekseni) (gre.); polus + aris (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) (lat.) + on (parçacık ismi yapım eki) (gre.) * bir kristal
örgüsünde iki yük taşıyıcısının (genellikle iki elektron veya iki deliğin),
örgü titreşimleriyle (fononlarla) etkileşerek ortak bir örgü bozulması içinde
bağlanmasıyla oluşan bileşik yarı parçacık
bi'r :
ara. * ba’ara (kuyu kazmak, derin delik açmak, su çıkarmak) * kuyu, su kuyusu
bir :
tür. * bir (sıfırdan (0) sonraki sayı, 1) * sıfırdan (0) sonraki sayı, değer
ifade eden ilk rakam, 1
bir çenekliler :
tür., far. * bir (tek) + çenek (tohumda embriyonu kaplayan etli bölüm) (çene
(ağızın altındaki kemikli bölüm) (far.) + k (isim yapım eki) ) + li (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * tohumda embriyonu kaplayan etli bölümü bir adet
olan tohumlu bitki; böceklerde, ağzın iki yanında bulunan parçalayıcı ve sert
organ
bira :
lat. * bibere (içmek) * arpa maltının mayalanması ve genellikle şerbetçiotu ile
tatlandırılmasıyla elde edilen, köpüklü ve alkol oranı %6-7 olan geleneksel bir
içki
birader :
tür., far. * bir ataer (babadan olan bir kişi, soydan olan bir kişi) (bir + ata
(baba, soy) + er (adam, kişi, olgun, erkek; olmak, varmak) ) (tür.), biradar
(far.) * kardeş, birader, bir diğeri
birahane :
lat., far. * bibra (arpa ile şerbetçiotundan, mayalandırma yoluyla elde edilen
içki) (lat.) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) (far.) * bira
içilen yer, pub
biraz :
ara. * ba'dan, ba’daz (kısmen, kısmi olarak) (ba'da (bazı, bir kısım, bir
parça) + z (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * az, azıcık, küçük miktarda
birazdan :
ara. * biraz (bir miktar, az) + dan (ayrılma, zaman eki) * az sonra, kısa süre
sonra, hemen
birbiri :
tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + bir +
i (iyelik eki) * karşılıklı olarak biri ötekini, öteki de onu
birbirlerine :
tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + bir +
ler (çoğul eki) + i (iyelik eki) + ne (-a doğru, yönelim) * bir grup
içindekilerin karşılıklı olarak durumları
birch :
alm., ing. * berko (huş ağacı) (alm.); birch (ing.) * beyaz veya açık renkli
kabuğu ve ince dallarıyla tanınan, ılıman bölgelerde yaygın olarak yetişen yaprak
döken ağaç, betula
birçok :
tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + çok
(fazla, bol) * çok miktarda olan
birden :
tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + den
(ayrılma, zaman eki) * aniden, bir anda
birdenbire :
tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + den
(ayrılma, zaman eki) + bir + e (-a doğru, yönelim) * halden hale geçiş; aniden,
bir anda, beklenmedik bir anda, hızlıca (11 sayısı halden hale (bir halden bir
başka hale) geçişin sembolüdür.)
birdirbir :
tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + dir
(olmak fiili çekimi) + bir * oyuncuların birbirlerinin üzerinden atladığı, en
az üç kişinin birlikte oynadığı bir çocuk oyunu
birebir :
tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + e (-a
doğru, yönelim) + bir * aynen, aynısı, tıpkısı
birecik :
ara., tür. * bire (kale) + cik (küçültme eki) * kalecik; Şanlıurfa'nın bir
ilçesi
birer :
tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + er
(grup eki) * her birine bir; tek tek, birli olarak
bireşim :
tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + eş
(isteşlik eki) + im (isim yapım eki) * ayrı öğelerden veya parçalardan
oluşturulmuş bütün
birey :
tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + ey
(isim yapım eki) * tek ve bütünden ayrışmış varlık
bireysel :
tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + ey (isim
yapım eki) + sel (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ferdi, şahıs ile ilgili
birgi :
gre. * pyrgion (küçük kule, kale) (pyrgos (kule) + ion (ile ilgili, -a ait) ) *
Frig, Lidya, Pers, Bergama, Roma ve Bizans egemenliği altında kaldıktan sonra
türk yönetimine geçmiş olan, Aydınoğulları beyliğinin ilk merkezi
birgi :
tür. * ber, bir, vir (sürmek, dürtmek, darbelemek, vermek, ulaştırmak) + gi
(isim yapım ve araç eki) * enellikle hayvanları dürtmek, sürmek veya
cezalandırmak amacıyla kullanılan, ucunda meşin veya ip bulunan deyneğe bağlı
kamçı ya da kırbaç, kamçı, kırbaç
birgül :
tür., far. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) +
gul (Rosaceae (gülgiller) familyasından bir tür kokulu ve kırmızı renkli çiçek)
(far.); gül (neşe, sevinç, hoşnutluk ifade den mimik eylemi olan “gülmek”
fiilinin emir kipi) (tür.) * hiç solmayan her dem gül, her dem gülen; tek ve
benzersiz gül, eşsiz güzel; kadın ismi
biri :
tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + i (iyelik
eki) * kimse, kişi
birice :
tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + i
(iyelik eki) + ce (son ek) * kuma, ortak
biricik :
tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + i
(iyelik eki) + cik (küçültme eki) * yegane, tek
birikim :
tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + ik
(ulama eki) + im (isim yapım eki) * birikme hali; üst üste gelerek toplanan
şey; maddi, bilgi, deneyim veya nesne olarak birikmiş hal, toplama sonucu elde
edilen miktar
birikinti :
tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + ik
(ulama eki) + inti (isim yapım eki) * birikmiş olan
birikmek :
tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + ik
(ulama eki) + mek (fiil mastar eki) * birleşmek, bir araya gelmek, yığılmak
birim :
tür. * bir (tek, yegane) + im (isim yapım eki) * ünite, teklik; bir bütünü
oluşturan varlıkların her biri veya bir kümenin her elemanı
birim matris :
tür., lat. * birim (unite, teklik) + mater (anne, ana, valide, öz, esas,
kaynak), matrix (kaynak, ana, temel yapı; doğuran dişi; rahim; matematikte
sayıların veya cebirsel ifadelerin satır-sütun düzeninde oluşturduğu düzenli
sayı dizisi formundaki tablo; kalıp, kaynak yapı) (lat.) * asal köşegen
üzerindeki bütün bileşenleri 1, öteki bileşenlerinin hepsi 0 olan matris
birinci :
tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + inci
(sıra eki) * ilk, en önce olan, en başta olan
birinci dereceden denklem :
tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + inci
(sıra eki) + derece (seviye, mertebe, merhale, asama, safha) + den (durum eki)
+ denk (eşit, eş) + lem (isim yapım eki) * a sıfırdan farklı, b ise herhangi
bir gerçek veya karmaşık sayı olmak üzere ax+b=0 olarak ifade edilen denklem
birincil :
tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + inci
(sıra eki) + il (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * öncelikli, ilk olan, önce
gelen
birleşik :
tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + leş
(dönüşüm eki) + ik (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * birleşmiş, bir araya
gelmiş, toplanmış, bütünleşmiş
birleşik arap emirlikleri :
tür. * birleşik (birleşmiş, bir araya gelmiş, toplanmış, bütünleşmiş) + arap
(Arabistan vatandaşı; Arap halkından olan) + emir (iş; buyruk, komut) + lik
(isim yapım eki) + ler (çoğul eki) + i (iyelik eki) * BAE, Orta Doğu'da Arap
Yarımadası'nın güneydoğusunda bulunan, Umman ve Suudi Arabistan'la komşu olan
ve Abu Dabi, Dubai, Acman, Füceyre, Resü'l-Hayme, Şârika ve Ümmü'l-Kayveyn adlı
yedi emirlikten oluşan ülke
birleşik devletler minor
outlying adaları : tür., ing. * birleşik (bir araya gelmiş,
toplanmış) + devletler (durum, hal, saltanat, otorite, organizasyon, sistem,
örgüt) + out (dış) + lying (uzanan, yatan) * ada (her tarafı suyla çevrili kara
parçası) + lar (çoğul eki) + ı (iyelik eki)
birleşik krallık :
tür. * birleşik (bir araya gelmiş, toplanmış) + kral (şah, hükümdar, padişah) +
lık (isim yapım eki) * İngiltere, İskoçya, Galler ve diğer ülkelerden İrlanda
Denizi ile ayrılan Kuzey İrlanda olmak üzere dört kurucu ülkeden oluşan
yapılanma
birleşikgiller :
tür. * birleşik (bir araya gelmiş, toplanmış) + gil (soy, nesil, kan bağı,
aile, familya, tür, cins belirten ek) + ler (çoğul eki) * ay çiçeği, kasımpatı,
enginar, deve dikeni, yıldız çiçeği, papatya, pelin vb. gibi çiçekleri birleşik
durumda bir veya birkaç sıra hâlindeki tek taç yapraklı bitkileri içine alan
zengin bir bitki familyası
birleşmek :
tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + leş
(dönüşüm eki) + mek (fiil mastar eki) * bir araya gelmek, tek hale gelmek,
toplanmak, bütünleşmek
birlik :
tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + lik
(durum eki) * ünite, tek olma durumu; bir arada olma, birleşme, bütün oluşturma
durumu, bütünlük
birlikte :
tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + lik
(durum eki) + te (yer ve durum eki) * ile, beraber
birnath :
san. * bir (cesur, kahraman, yiğit; savaşçı) + nath (efendi, hükümdar, reis,
lord) * Hint mitolojisinde Hindistan'ın batı Bihar bölgesindeki Ahirs çoban
sınıfının taptığı sığır tanrısı, Bir Kuar
birol :
tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + ol
(olmak fiilinin üçüncü tekil şahıs emir kipi) * tek ol, biricik ol; erkek ismi
birr :
ara. * barara (iyilik etmek, sadakat göstermek) * iyilik, takva, dürüstlük
birsam :
far. * ber (göğüs, sine) + sam (hastalık, şişlik, iltihap, enfeksiyon) * uyanık
bir kimsenin aslı olmayan, mevcut bulunmayan bir şeyi beş duyusundan biriyle
hisseder gibi olması, var sayması, sanrı, halüsinasyon
birsen :
tür. * bir (sıfırdan sonraki sayı, değer ifade eden ilk rakam, tek, 1) + sen
(ikinci tekil şahıs zamiri) * teksin, yalnız sen; kadın ismi
birun :
far. * birun (dış, dışarı, harici) * Osmanlı saray teşkilatında "dış
saray" olarak adlandırılan ve önemli saray çalışanlarının bulunduğu
yönetici bölümü
biruni :
far., ara. * birun (dış, dışarı, harici) (far.) + i (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * Ebu Reyhan el Biruni, 973-1048 yılları arasında yaşamış jeodezi,
astronomi, matematik, coğrafya ve doğal bilimler alanlarında öncü
çalışmalarıyla tanınan, İslam dünyasının ünlü bilgin, matematikçi, astronom,
fizikçi ve tarihçi bilim insanı
biryan :
far. * biriy (kızartmak, kavurmak) + an (isim yapım eki) (far.); bury (gömmek)
(ing.) (kuzunun kuyuya konulması, gömülmesi bağlamından) * kuzunun bütününün
(organları alınmış şekilde) yaklaşık 2-3 metre derinliğinde çamur ile kapağı
kapatılmış bir kuyuda odun ateşi ile pişirilmesi, büryan
bis :
lat. * bi (iki, ikili, çift) + s (son ek) * tekrar, iki kez, ikinci kez;
konserde genel istek üzerine çalınan program harici parça (bis yapmak (tekrar
çalmak veya söylemek) )
bisakodil :
lat. * bi, bis (iki, ikili, çift, tekrar) + acidum, aco (ekşi; asit veya ester
türevi) + dyl (kimyasal madde eki, laksatif sınıfı) * kabızlık tedavisinde
kullanılan, bağırsak hareketlerini artırarak dışkıyı yumuşatan sentetik
laksatif ilacın etken maddesi (C22H19NO4)
bisantrik :
lat., gre. * bi, bis (iki, ikili, çift, tekrar) (lat.) + kentrikos (keskin
nokta gibi) (kentron (keskin nokta) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) )
(gre.) * çift merkezli, iki merkezli; iki ayrı odağı, gelişim merkezini veya
yönetim odağını eş zamanlı olarak içinde barındıran sistem
bi'se :
ara. * be's (kötülük, zorluk, şiddet, çirkinlik) * ne fena, ne kötü, ne çirkin
biseksiyon :
lat. * bi (iki, ikili, çift) + sectio (kesme, kesim, ayrım, kısım, bölüm) (secare
(kesmek, ayırmak, bölmek) + tio (isim yapım eki) ) * eşit iki parçaya bölmek,
iki eşit parça halinde kesmek, iki eşit parçaya ayırmak
biseksüel :
lat. * bi (iki, çift) + secare (kesmek, ayırmak, bölmek), sexus (cins,
cinsiyet, ayrım, ayrışım, kesim, bölünme) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * çift cinsiyetli, hem erkek hem dişi olabilen; iki eşeyli
biseps :
lat. * bi (iki, ikili, çift) + caput, ceps (kafa, baş) * iki başlı kas; üst
kolda bulunan ve dirsek ekleminin bükülmesinde ve önkolun dışa döndürülmesinde
görev alan m. biceps brachii kası, pazu, kolun iki başlı kası
bisfenol :
lat., gre. * bi (iki, ikili, çift) + phainein (parlamak, ışıldamak, ışık
saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek,
açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak) (gre.) + ol (alkol grubu (-OH) eki)
(lat.) * plastik, epoksi reçine ve polikarbonat imalatında kullanılan, iki
fenol molekülünün bir keton veya aldehit ile birleşmesiyle oluşan sentetik
organik bileşikler sınıfı
bisiklet :
gre., fra. * bi (iki, ikili, çift) + kuklos, kyklos (daire, devir, çember,
döngü, tekerlek, siklus) (gre.) + ette (küçültme eki) (fra.) * iki tekerlekli,
ayak gücüyle hareket eden mekanik taşıt
bisinoz :
gre * bysso (pamuk lifi) + noze (hastalık) * pamuk işçilerinde görülen, pamuk
tozu solunmasına bağlı akciğer hastalığı, pamuk tozu pnömokonyozu
bisküvi :
lat. * biscuit (ing., fra.) * bis (iki defa, iki kere) + coctus (pişmiş)
(coquere (pişirmek) fiilinden türeme) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) )
bismarck archipelago :
alm., ing., gre. * biscofsmark (bishop’s (piskoposun) + boundary (sınır) ) +
arkhipelagos (Ege Denizi) (arkhi (şef, başkan, egemen, reis) + pelagos (deniz,
açık deniz) ) * Papua Yeni Gine'nin bir parçası olan, batı Pasifik
Okyanusu'ndaki kuzeydoğu Yeni Gine sahilleri uzağında bulunan bir grup ada
bismil :
ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + ism (isim) + il, el (Allah) (Allah’ın ismi
ile) * Diyarbakır’ın bir ilçesi
bismilgah :
ara., far. * bi (ile, birlikte, beraber) + ism (isim) + il, el (Allah)
(Allah’ın ismi ile) (ara.) + gah (yer, mekan, konum, mevki, makam, lokasyon) *
hayvan kesilen yer, mezbaha, kesimhane, salhane
bismillah :
ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + ism (isim) + i (tamlama eki) + Allah (el
(ön ek, artikel) + ilah (tanrı, tapılan, yönelinen, yüce varlık) ) * Allah’ın
ismi ile, besmele
bismillahirrahmanirrahim :
ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + ism (isim, ad, nam, ünvan) + Allah (el (ön
ek) + ilah (tanrı, tapılan, yönelinen, yüce varlık) ) + el (ön ek, artikel) + rahman
(şefkatli) + el (ön ek, artikel) + rahim (merhametli) * şefkatli ve merhametli
Allah’ın ismi ile, besmele
bisoprolol :
lat. * bis (bileşikte iki benzer kimyasal grubun varlığı eki) + isopropyl (isos
(eş, benzer) + propyl (3 karbonlu alkil grubu (C3H7) ) + ol (alkol eki -OH) *
hipertansiyon, kalbe yeterli kan akışı olmamasından kaynaklanan göğüs ağrısı ve
kalp yetmezliği durumlarında kullanılan, kalbi ve dolaşımı (atardamarlar ve
toplardamarlar yoluyla kan akışını) etkileyen bir beta bloker (C18H31NO4)
bissau :
por. * bissau (N'nssassun klanının isminin çoğul hali olan Bossassun'dan;
Intchassu (Bossassu), Bissau adasının ilk hükümdarı Kral Mecau'nun yeğenine
verilen isim) * Gine Bissau'nun başkenti
bisse :
ara. * bisse (kedi, pisi) * kedigiller (felidae) ve etçiller (carnivora)
familyasından küçük, genelde kıllı, evcilleştirilmiş, etobur memeli (pussy
(kedi) (tür., ing.) )
bisse :
tür. * bise, biçe (beyzade, bey soyundan gelen; hanımzade, hanımefendi) *
beyzade, bey soyundan gelen; hanımzade, hanımefendi anlamlarındaki asalet
ünvanı
bistro :
rus. * bystro (hızlıca, çabuk) * Paris'te küçük restoran
bisturi :
lat. * pistorium (Pistoia (İtalya'nın Toskana bölgesinde bir şehir) + r
(bağlaç) + ium (yer ve durum eki) * Pistoie'da üretilmiş bıçak; ameliyat bıçağı
bisülfat :
lat. * bi (iki, ikili, çift) + sulphate (sülfürik asit türevi SO4²⁻) (sulphur (selp, sulph
(yağ) + urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve anyon-katyon temelli tuz eki) )
+ atus, ate (asidin tuzu veya esteri eki) ) * formülü NaHSO4 olan, sodyum
hidrojen sülfat olarak ta bilinen, asidik özelliğinden dolayı yüzme
havuzlarında pH düşürücü olarak, temizlik ürünlerinde, metal parlatma işlerinde
ve gıda sektöründe kullanılan toz bir kimyasal
bisülfür :
lat. * bi (iki, ikili, çift) + sulphur (kükürtün (S) bir elementle oluşturduğu
bileşik) (sulphur (selp, sulph (yağ) + urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve
anyon-katyon temelli tuz eki) ) * sülfürün, iyonlaşmak yerine, sudaki hidrojen
ile birleşip HS- iyonunu oluşturmasından oluşan hidrojen sülfür iyonu,
hidrosülfür iyonu, sülfhidril iyonu veya bisülfür iyonu
bişar :
far. * bişar (takatsiz, halsiz, dermansız kalmış, gücü tükenmiş, esir, kul,
köle) * takatsiz, halsiz, dermansız kalmış, gücü tükenmiş, esir, kul, köle;
altın, gümüş kakmalı işleme
bişek :
ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + şek (şüphe, kuşku) * şüpheli, kuşkulu
bişi :
tür. * biş, piş (yanmak, kızarmak; olgunlaşmak) + i (isim yapım eki) * Orta
Asya, Idel-Ural, Moğolistan ve Orta Doğu mutfaklarına özgü olan, bavırsak,
bavursak, tuzlu lokma, halka, mayalı hamurun kızgın yağda pişirilmesi ile
yapılan bir yiyecek
bişkek :
kır. * biş, piş (yanmak, kızarmak; olgunlaşmak) + kek (araç eki) *
Kırgızistan'ın başkenti; fermente sütü çalkalamak için kullanılan kürek
bişkur :
tür. * biş (beş) + kur (delik) * Kırım ve Kazan Türklerinin kullandığı, klasik
neylerden farklı olarak daha ince ve farklı bir ton yapısına sahip olan, Türk
tasavvuf müziği ve Mevlevi müziğiyle ilişkili olan beş delikli bir çeşit ney
bişnev :
far. * şnav, şnev (dinlemek), bişnev (dinle) * Mesnevi'nin ilk beytinin ilk
mısrasının ilk kelimesi (Bişnev ez ney çün hikayet mikuned (dinle neyden, zira
o bir şeyler anlatmada) )
bit :
ara. * beyt (ev; kut, besin, gıda; bir gece yetecek yemek, bir gecelik yiyecek)
* ev; kut, gıda; bir gece yetecek yemek, bir gecelik yiyecek
bit :
ger. * bit (binary digit, ikili rakam) * ASCII karakterlerini temsil eden
binary kodların (ikili kodlar) depolandığı en küçük veri depolama birimi
bit :
tür. * bit, büt (bitmek, tamamlanmak, bütünlenmek, kemale ermek, olgunlaşmak)
(tür.); bit (küçük parça), beat (küçük darbe) (ing.) * Phthiraptera (evcil ve
yabani bitler) takımının Pediculidae (bitgiller) familyasından olan, insan ve
memeli hayvanların vücudunda asalak olarak yaşayan küçük böcek
bit rate : ing.
* bit (binary digit, ikili rakam) + rate (hız, oran) * dijital iletişimde
verinin birim zamanda iletilme hızını, genellikle saniyedeki bit sayısı (bit
per second (bps) ) ile ifade eden ölçü birimi
bitanet :
ara. * batn (iç, derinlik; karın; gizlilik) * dostluk, sırdaşlık; halis olma
bitap :
far. * bi (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk öneki) + tab (güç, kudret;
kuvvet) * hararetsiz, güçsüz, kuvvetsiz, kudretsiz; yorgun, bitkin
bitaraf :
far. * bi (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk öneki) + taraf (yan, yön, cihet)
(tarf (göz, bakış), tarafa (gözlemek, göz atmak, bakmak) ) * herhangi bir kişi,
görüş, inanç, ideoloji veya kurumu desteklemeyen, yandaş olmayan, taraf
tutmayan, tarafsız
bitegmik :
lat. * bi (iki, ikili, çift) + tegmen (örtü, kaplama) (tegere (örtmek, korumak,
kaplamak) + mentus (isim yapım eki) ) + icus (ile ilgili,-a ait) * tohum
taslağında (ovulum) iki örtü tabakası (integument) bulunan (yapı)
bitek :
tür. * bit (bitmek, tamamlanmak, sonlanmak, olgunlaşmak; oluşmak, ortaya
çıkmak, yetişmek) + ek (isim yapım eki) * bol ve iyi bitki yetiştiren, bol ürün
veren, çok verimli toprak
bitelge :
tür. * bit (bitmek, tamamlanmak, sonlanmak, olgunlaşmak; oluşmak, ortaya
çıkmak, yetişmek) + el (edilgen fiil eki) + ge (isim yapım eki) * toprağın bitki
yetiştirme gücü
biternate :
lat. * bi (iki, ikili, çift) + tres (üç), ternatus (terni (üçer üçer) + atus
(sıfat yapım eki) ) * iki kez üçlü biçimde bölünmüş veya üçlü yapının iki kat
tekrarıyla oluşmuş (yapı); özellikle yapraklarda, bir bileşik yaprağın önce üç
ana bölüme, her ana bölümün de yeniden üç yaprakçığa ayrılmasıyla oluşan iki
kat üçlü (çifte üçlü) yaprak tipi
bitevi :
tür. * bit (bitmek, tamamlanmak, sonlanmak, olgunlaşmak; oluşmak, ortaya
çıkmak, yetişmek) + evi (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * tamamen, tümden,
tam, kesiksiz, hepsi
biteviye :
tür. * bitegü, bitevi (bütün tamam) (bit (bitmek, tamamlanmak, sonlanmak,
olgunlaşmak; oluşmak, ortaya çıkmak, yetişmek) + evi (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) + ye (durum eki) ) * aynı biçimde, hep öyle sürüp giderek, sürekli
olarak, tekdüze, kesintisiz, aralıksız, habire, durmaksızın
bitey :
tür. * bit (bitmek, tamamlanmak, sonlanmak, olgunlaşmak; oluşmak, ortaya
çıkmak, yetişmek) + ey (isim yapım eki) * bir yerde yetişen bitkilerin tümü,
bir bölgenin bitki örtüsü
bitik :
tür. * bit (bitmek, tamamlanmak, sonlanmak, olgunlaşmak; oluşmak, ortaya
çıkmak, yetişmek) + ik (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bitmiş durumda,
tükenmiş
bitim :
tür. * bit (bitmek, tamamlanmak, sonlanmak, olgunlaşmak; oluşmak, ortaya
çıkmak, yetişmek) + im (isim yapım eki) * son, nihayet, sona erme, final
bitinya :
gre. * Bithynia (Bithynoi (Trakya kökenli kavim adı) + eia (yer eki) ) *
Kocaeli ilinin İzmit ilçesinin eski adı; Trakya kökenli olan, M.Ö. 377 ve M.Ö.
64[1] yılları arasında Nikomedia (İzmit) başkentli, İzmit Körfezi, İstanbul,
Sakarya, Düzce ve Bursa arasında kalan bölgede hüküm sürmüş olan, başlıca
şehirleri Nikomedeia (İzmit) ve Nikaia (İznik) olan, Bitinler tarafından
kurulmuş devlet
bitirim :
tür. * bit, büt (tamamlanmak, bütünlenmek, kemale ermek, olgunlaşmak,
sonlanmak, oluşmak, meydana çıkmak) + ir (etken fiil eki) + im (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * alımlı, çekici, hoş
bitirmek :
tür. * bit, büt (tamamlanmak, bütünlenmek, kemale ermek, olgunlaşmak,
sonlanmak, oluşmak, meydana çıkmak) + ir (etken fiil eki) + mek (fiil mastar
eki) * sonlandırmak, tamamlamak
bitiş :
tür. * bit, büt (tamamlanmak, bütünlenmek, kemale ermek, olgunlaşmak,
sonlanmak, oluşmak, meydana çıkmak) + iş (isim yapım eki) * son, nihayet, sona
erme, final
bitişik :
tür. * bit, büt (tamamlanmak, bütünlenmek, kemale ermek, olgunlaşmak,
sonlanmak, oluşmak, meydana çıkmak) + iş (işteş fiil eki) + ik (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * birbirine yapışık, yanyana
bitişmek :
tür. * bit, büt (tamamlanmak, bütünlenmek, kemale ermek, olgunlaşmak,
sonlanmak, oluşmak, meydana çıkmak) + iş (işteş fiil eki) + mek (fiil mastar
eki) (aynı noktada sonlanmak, uçları değmek, birlikte sonlanmak) * birbirine
değmek, yanyana gelmek, bir araya gelmek, buluşmak, kavuşmak, birbirinde
sonlanmak
bitki :
tür. * bit, büt (tamamlanmak, bütünlenmek, kemale ermek, olgunlaşmak,
sonlanmak, oluşmak, meydana çıkmak) + ki (isim yapım eki) (tür.); botanikos
(botane (ot, kır) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) * yosun,
ot, ağaç gibi canlı varlıklar
bitkin :
tür. * bit, büt (tamamlanmak, bütünlenmek, kemale ermek, olgunlaşmak,
sonlanmak, oluşmak, meydana çıkmak) + kin (sıfat eki, gibi olan) * yorgun,
tükenmiş, takatsiz, halsiz, dermansız
bitkisel : tür.
* bit, büt (tamamlanmak, bütünlenmek, kemale ermek, olgunlaşmak, sonlanmak,
oluşmak, meydana çıkmak) + ki (isim yapım eki) + sel (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * bitki ile ilgili, bitkiye özgü
bitkisel hayat :
tür., ara. * bitkisel (bitkiye özgü, bitki gibi) (tür.) + hayat (doğumdan ölüme
değin geçen süre, ömür, yaşam, dirim, canlılık, dirilik) (hayy (yaşamak,
hayatta olmak, canlı olmak, diri olmak, gerçek olmak) + at (isim yapım eki) )
(ara.) * bir kişinin uyanık olduğu ancak farkındalık belirtisi göstermediği
durum; vejetatif durum, tepkisiz uyanıklık sendromu
bitlis :
ibr., asu. * bit (yurt) + Elisa, Lis (Tanrı'nın sözü) (Tanrı'nın söz verdiği
yurt); bet (kale) + Elisa, Lis (Tanrı'nın sözü) (Tanrı'nın söz verdiği kale) *
Türkiye’nin güneydoğusunda yer alan, doğusunda Van ili ve Van gölü, güneyinde
Siirt ve Batman, batısında Muş, ve kuzeyinde Ağrı ili bulunan, 13 plakalı il
bitmek :
tür. * bit, büt (tamamlanmak, bütünlenmek, kemale ermek, olgunlaşmak,
sonlanmak, oluşmak, meydana çıkmak) + mek (fiil mastar eki) * sona ermek,
sonlanmak, nihayete ermek
bitnik :
ing., rus. * beatnik (yıpranmışcasına, bitik halde) (beat (yıpranmış, bitkin;
ruhsal isyan ve sade yaşam hareketi; ritm) + nik (eşlik eden, yoldaş, kişi eki,
yapan, eden) (rus.) ) * genel davranışı, giyimi ve yaşam tarzıyla topluma
aykırı durum arzeden ve bunu topluma isyan amaçlı yapan genç kişi, asi genç;
beat müziği meraklısı
bitonalite :
lat., gre. * bi (iki, ikili, çift) + teinein (germek, uzatmak, germek için
zorlamak, kasmak), tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç,
kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses
perdesi) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım ve
durum eki) (lat.) * müzikte aynı anda iki tonun kullanılması
bitpazarı :
tür., far., fra. * bit (küçük parça, ıvır zıvır; küçük böcek) + bazar (ürün ve
hizmet satışının yapıldığı açık veya kapalı yer, ticaret yeri; çarşı, market,
pazar) (far.) + ı (iyelik eki) (tür.); marché (pazar) + de (tamlama bağlacı) +
puces (bitler) (fra.) * ikinci el eşyaların değiş-tokuş edildiği, satıldığı yer
(bitlerin çok sayıda olmaları ve dadanmalarından)
bittabi :
ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + el (ön ek, artikel) + tabii (doğal) *
doğal olarak, doğallıkla
bitter :
alm. * bitter (sert bir tada sahip, keskin, kesici) * sarısabır, kakule,
cantiyane, kınakına kabuğu gibi değişik bitkilerin alkolde haşlanmasıyla elde
edilen bir tür acı likör; bir tür ardıç rakısı
bitüm :
lat. * bitu (huş ağacı, huş ağacı reçinesi) + men (ile ilgili, gibi, -a ait) *
koyu bir duman, alev ve keskin bir koku çıkararak yanan, karbon ve hidrojen
yönünden çok varsıl olan doğal yakıtların ortak ismi; petrolün damıtılması
esnasında arta kalan, yüksek kaynama noktalı hidrokarbonlardan oluşan, asfaltlamada,
çatı ve kağıtların su geçirmez duruma getirilmesinde vb. kullanılan, doğal
ısıda katı halde bulunan, koyu kestanerenginde bir karışım
bitümen :
lat. * bitu (huş ağacı, huş ağacı reçinesi) + men (ile ilgili, gibi, -a ait) *
ham petrolün doğal çökmesiyle veya rafinerilerde damıtılması yolu ile elde
edilen hidrokarbon bileşimli rengi koyu kahverengi ile siyah arası değişen
katı, yarı katı veya sıvı hallerde bulunabilen bir madde, asfalt
bivalan :
lat. * bi (iki, ikili, çift) + valens, valent (güçlü, kuvvetli, kudretli;
sağlıklı; değerli) (valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak; sağlıklı olmak; değeri
olmak) + ens, ent (sıfat yapım eki) ) * iki değerli
bivalirudin :
lat. * bi (iki, ikili, çift) + valine (aminoasit) + irudin (tıbbi sülükteki
peptid eki) * kan pıhtılarının oluşumunu önlemeye yardımcı olan, spesifik ve
geri dönüşümlü bir doğrudan trombin inhibitörü antikoagülan (C98H138N24O33)
bivalvia :
lat. * bi (iki, ikili, çift) + valva (kapak, kapı kanadı) + ia (taksonomik grup
eki) * midye, istiridye ve deniz tarağı gibi suda yaşayan, iki parçalı kabuğa
sahip olan, kabukları bir menteşe ve bağ dokusuyla birbirine bağlı iki eş
kapaktan oluşan çift kabuklu yumuşakçalar sınıfı
bive :
far. * bi (-sız, yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + ve (ile, birlikte)
* beraberinde biri olmayan, birlikte olanı olmayan; dul kadın
bivefa :
far., ara. * bi (yok, değil, -sız) + vefa (bağlılık, sadakat) * sevgisine bağlı
olmayan, sevgisi çabuk geçen, vefasız
bixa :
tup., lat. * bixa (Yerel Güney Amerika'ya ilişkin Bixa orellana bitkisi adı)
(tup., lat.) * kırmızı tohumlarıyla bilinen, Bixaceae familyasından olan,
tohumlarından kırmızı-turuncu renkli gıda boyası (annatto) elde edilen Bixa
orellana (ruj ağacı veya achiote) bitkisi
bixaceae :
tup., lat. * bixa (Yerel Güney Amerika'ya ilişkin Bixa orellana bitkisi adı)
(tup.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * Bixa cinsini tip cins
olarak içeren, çoğunlukla tropikal bölgelerde yetişen, renk verici maddeler
bakımından zengin tohumlara sahip çalı ve küçük ağaçlardan oluşan çiçekli bitki
familyası
biy :
sür. * bia (yumurta) (ibadethanelerin çatısındaki oval ve yuvarlak mimari
yapıdan) * Hristiyanların ibadet ettiği kilise, manastır veya gayrimüslim
mabedi
biyaprak :
ara., tür. * bi (iki, ikili, çift) (ara.) + yaprak (bitkilerin dalları üzerinde
yer alan, genellikle yeşil renkli, yassı ve ince solunum ve besin üretim
organı) (yapırga (sallanmak, hışırdamak, titreşmek, rüzgarda titreşmek) + ak
(isim yapım eki) ) (tür.) * yaprakları halka dizilişli, genellikle akvaryumlarda
bulundurulan su bitkisi
biye :
fra. * biais (açı, köşe, eğiklik, eğim, meyil, çapraz çizgi) * giysilerin yaka,
etek ve kol çevrelerine başka bir kumaştan veya kendi kumaşından geçirilen ince
şerit
biyel :
fra. * biel (keser, balta, ucunda kesici nesne olan sopa) + le (ile ilgili,
gibi, -a ait) (fra.); Beil (keser) (alm.) * makinelerde ve içten yanmalı
motorlarda kullanılan, pistonun doğrusal hareketini krank miline ileten ve
mekanik enerji aktarımında görev alan, piston ile krank mili arasındaki
bağlantı çubuğu
biyoakümülatif :
gre., lat. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) (gre.) +
kyomat (yığın, öbek, toplanma, gruplaşma, grup, birikme, küme) (kyo (şişmek,
kabarmak, top gibi olmak) + mat (ile ilgili olma) (gre.); accumulatus (ad (-a
doğru, yönelim, yan, yakın) + cumulatus (yığılmış, toplanmış, birikmiş,
istiflenmiş) (cumulare (yığmak, toplamak, birleştirmek, birikmek, bir araya
getirmek, yoğunlaştırmak, istiflemek) (cum, cumus (birlikte, beraber, topanmış,
bir araya gelmiş, yığılmış) + ulus (küçültme eki) + are (fiil mastar eki) ) +
tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (lat.) * canlı bir organizmanın çevreden aldığı bazı kimyasal maddeleri
(ör. ağır metaller, kalıcı organik kirleticiler) metabolizmasıyla
uzaklaştırabileceğinden daha hızlı biriktirmesi ve zaman içinde vücudunda
yoğunlaştırması durumuna ilişkin
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder