apteshane :
far. * ab (su) + dest (el) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva)
* abdest bozulma yeri, yüznumara, hela, tuvalet, ayakyolu
APTT :
ing. * activated (aktive) + partial (parsiyel) + thromboplastin (tromboplastin)
+ time (zaman, vakit, süre) * kanın pıhtılaşma fonksiyonunu ölçen laboratuvar
testi
apukurya :
gre. * apokria (etten uzak; hoşçakal) (apo (-den uzak) + kreo (et) ) *
hıristiyanların büyük perhize girmek üzere oldukları ve et yemeyi kestikleri
günler
apul :
tür. * ap (düzensiz adım atma, sendeleme veya şişmanlıktan ötürü yürüyememe) +
ul (sıfat yapım eki) * tombul çocukların, kazların veya ördeklerin bacaklarını
açarak iki yana sallana sallana, düzensiz adımlarla ağır ağır yürüyüş tarzını
tasvir eden yansımalı kelime; yavaş, ağır (abullabut (kaba saba, vurdumduymaz,
anlayışsız ) )
aqua regia :
lat. * aqua (su) + regia (kral) * asitlerin az etki ettiği veya etki etmediği
altın ve platin gibi metallerle tepkimeye girebilen kuvvetli bir asit
çözeltisi, kral suyu (HNO3+3 HCl)
aquafobi :
lat., gre. * aquaphobia (aqua (su) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku)
+ eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * su korkusu
aquifoliaceae :
lat * acus (iğne) + folium (yaprak) + aceae (-giller, botanik familya eki) *
iki çenekli çiçekli bitkileri kapsayan, dünya çapında yayılış gösteren, en
tanınmış cinsi, yıl boyu yeşil kalan parlak, dikenli yaprakları ve kırmızı
meyveleriyle bilinen çobanpüskülü (Ilex) olan odunsu bir bitki familyası,
ışılgangiller, çobanpüskülügiller
aquila :
lat. * aquila (kartal) * atmacagiller (Accipitridae) familyasından yırtıcı,
büyük ve güçlü, yüksekten süzülen, keskin bakışlı yırtıcı, avcı ve alıcı kuş
aquilegia :
lat. * aquila (kartal) + gia (son ek) * çiçek mahmuzları kartal pençesini
andıran, düğünçiçeğigiller familyasına ait bitki cinsi
aquilegiaceae :
lat. * aquila (kartal) + gia (son ek) + aceae (-giller, botanik familya eki) *
çiçek mahmuzları kartal pençesini andıran, düğünçiçeğigiller familyası
ar :
ara. * ar (utanma duygusu, utanç duyma, utanma, utanç) * utanma duygusu, utanç
duyma, utanma, utanç
Ar :
gre. * argon (argos (etkisiz, hareketsiz, tepkisiz) + on (soy gaz adı eki) ) *
atom numarası 18 olan, periyodik tablonun 18. grubunda bulunan, renksiz,
kokusuz ve kimyasal olarak çok kararlı olan, kaynak işlemlerinde koruyucu
atmosfer oluşturmakta, ampullerde, plazma teknolojilerinde ve laboratuvar
uygulamalarında kullanılan bir soy gaz
ar :
lat., fra. * area (alan, arsa, boş arazi, saha) (lat.); are (fra.) * 100
metrekareye (100 m2) karşılık gelen temel arazi ölçü birimi (10 ar = 1 dekar
(1000 m2), 100 ar = 1 hektar (10.000 m2) )
ara :
ara. * ara (boşluk, açıklık, açık, örtüsüz, boş, ıssız yer, örtüsüz yer)
(tür.); era, ère, Ära (dönem, çağ), air (boşluk, hava) (ing., fra.) * dönem,
genişlik, zaman dilimi, boşluk, iki şey arasındaki uzaklık
arab :
ibr., ara. * arabha (çöl) (ibr.); urban, urbain (varoş, şehirsel) (ing., fra.,
alm.) * Arap yarımadası ve komşu topraklardan gelen, Orta Doğu ve Kuzey'in
çoğunda yaşayan Sami halkının bir üyesi; hareket halinde olan, göçebe, dönen
araba :
ave., far., tür., çuv. * rrha, ratha (tekerlek; ata koşulan tören arabası)
(ave., far.); urava (tekerlek) (çuv.); arradat (iki tekerlekli savaş arabası)
(ara.), raeda (dört tekerlekli at arabası) (lat.) * vagon, çark, tekerlek,
dönen, tekerlekli taşıma aracı; insan, yük veya eşya taşımak için kullanılan,
başlangıçta hayvan gücüyle çekilen, modern dönemde motor gücüyle çalışan
tekerlekli kara taşıtı; ayrıca tarihsel olarak öküz, at veya benzeri
hayvanlarla çekilen basit taşıma aracı
araban :
gre. * rabboni (şef, öğretmen) (gre.); rab, rabbi (öğretmen) (ara., ibr.),
rabbani (rab ile ilgili; rabbe adanmış) (ara.) * Gaziantep’in bir ilçesi; Türk
musikisinde, nihavend dizisi temel alınarak oluşturulan, karar perdesi
genellikle la (dügah) olan; yumuşak ve hüzünlü tınılarıyla, özellikle şarkı ve
gazel türlerinde kullanılan, melodik geçişlerde ince süslemeler ve hafif iniş
çıkışlarla karakterize edilen duygusal ve etkileyici bir makam
araban-ı-cedid :
gre., ara. * rabboni (şef, öğretmen) (gre.); rab, rabbi (öğretmen) (ara.,
ibr.), rabbani (rab ile ilgili; rabbe adanmış) (ara.) + ı (tamlama eki) + cedid
(yeni) * Türk musikisinde, Araban makamının yenilenmiş ve genişletilmiş
versiyonu olup, karar perdesi dügah (la) olan, ara seslerin daha serbest ve
zengin kullanıldığı, melodik hareketliliği artırılmış, hüzünlü ve derin duygular
taşıyan, özellikle şarkı ve gazel türlerinde tercih edilen modernleşmiş özgün
bir makam
araban-kürdi :
gre., ara. * rabboni (şef, öğretmen) (gre.); rab, rabbi (öğretmen) (ara.,
ibr.), rabbani (rab ile ilgili; rabbe adanmış) (ara.) + kürd (kürd) + i (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Türk musikisinde, Araban ve Kürdi makamlarının
sentezlenmesiyle oluşan, karar perdesi dügah (la) olan; Kürdi’nin melankolik ve
Araban’ın süslü geçkilerini birleştirerek derin duygusal ifadeler sunan,
özellikle gazel ve şarkı türlerinde kullanılan, zengin melodik hareketlerle
karakterize edilen özgün bir makam
araban-nigar :
gre., far. * rabboni (şef, öğretmen) (gre.); rab, rabbi (öğretmen) (ara.,
ibr.), rabbani (rab ile ilgili; rabbe adanmış) (ara.) + nigaştan (resmetmek),
nigar (görüntü, resim, idol, put; nakış; sevgili) (far.) * Türk musikisinde,
Araban ve Nigar makamlarının özelliklerini taşıyan, karar perdesi dügah (la)
olan, Araban’ın melankolik ve Nigar’ın zarif süslemelerini birleştirerek
duygusal derinlik ve incelik sunan, özellikle şarkı ve gazel türlerinde tercih
edilen, özgün ve zengin melodik yapıya sahip bir makam
arabesk :
ibr., ara., fra. * arabha (çöl) (ibr.) + esque (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (fra.) * Araplara özgü, Arap biçiminde olan, Arap tarzı
arabi :
ibr., ara. * arabha (çöl) (ibr.) + i (ile ilgili, gibi) (ara.) * Araplara özgü
olan, Araplarla ilgili; Arap dili, Arapça
arabinogalaktan :
gre. * arabino (Arapla ilgili) + ose (şeker eki; kimyasal monosakkarit eki) +
galaktanos (galaktozdan türemiş polisakkarit) (galaktos (süt) + anos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * birçok bitkinin yapraklarında, köklerinde ve
sapında bulunan, arabinoz ve galaktoz monosakkaritlerinden oluşan bir
biyopolimer
arabinoz :
gre. * arabino (Arapla ilgili) + ose (şeker eki; kimyasal monosakkarit eki) *
birçok bitki zamkının bileşeni olan pentoz sınıfından bir şeker (C5H10O5)
arabinozid :
gre. * arabino (Arapla ilgili) + ose (şeker eki; kimyasal monosakkarit eki) +
ide (ikili bileşik, anyon eki) * hidroliz sonucunfa arabinoz veren glikozit
arabis :
lat. * Arabia (Arabistan) (ara.) + is (isim yapım eki) (gre.) * çoğunlukla
kayalık alanlarda yetişen, turpgiller familyasına ait otsu bitkileri kapsayan
bitki cinsi
arabist :
ibr., ing. * arabha (çöl) (ibr.) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş
eki) * Arap dünyasının dışından gelen, Arap dili ve kültürünün incelenmesinde
uzmanlaşmış kişi
arabistan :
ibr., far. * arabha (çöl) (ibr.) + istan (durulan yer, bulunulan yer, mekan,
ülke) (far.) * Arap Yarımadası'nda bulunan, güneyinde Yemen ve Umman, doğusunda
Katar, Bahreyn, BAE ve Basra Körfezi, kuzeydoğusunda Kuveyt, kuzeyinde Irak ve
Ürdün, batısında Kızıldeniz bulunan ülke
arabistik :
ibr., gre. * arabha (çöl) (ibr.) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş
eki) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * Arap çıkarlarına,
kültürüne, ideallerine bağlı olan
arabizasyon :
ibr., lat. * arabha (çöl) (ibr.) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) +
tio (isim yapım eki) (lat.) * Arap olmayan bir toplumun Araplaştığı kültürel
değişimin sosyolojik süreci, Araplaşma, Araplaştırma
arabizm :
ibr., gre. * arabha (çöl) (ibr.) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti,
doktrin eki) (gre.) * Arap kültürü veya kimliği; Arapça dilsel kullanım, kelime
veya ifade
arabozan :
tür. * ara (boşluk, açıklık, açık, örtüsüz, boş, ıssız yer, örtüsüz yer, iki
şeyin birbirine olan uzaklığı) + bozan (düzeni ortadan kaldıran, kötü hale
sokan, durumu kötüleştiren) * söz götürüp getirerek, dedikodu ederek, kişiler
arasındaki iyi geçinmeye, dostluğa zarar veren
a'rac :
ara. * a'raca (yukarı çıkmak, yükselmek, meyledip eğrilmek; aksamak) * doğuştan
topal, aksak, ayağı sakat (yürürken bir bacağın aksaması nedeniyle gövdenin bir
tarafa doğru eğrilmesi veya yukarı-aşağı ritmik hareketi (meyletme/yükselme)
bağlamında)
araceae :
gre., lat. * aron (yılanyastığı; yılan) (gre.) + aceae (-giller, botanik
familya eki) (lat.) * tropikal ve subtropikal bölgelerde yaşa,
"spadiks" adı verilen etli bir koçan üzerinde toplanmış minik
çiçekler ve bu koçanı saran "spata" isimli büyük bir yaprak benzeri
örtüden oluşan, devetabanı, yılanyastığı, fil kulağı, barış çiçeği
(Spathiphyllum), antoryum, fil kulağı ve difenbahya gibi türleri içeren, iç
mekan süs bitkisi olarak kullanılan geniş bir çiçekli bitki familyası,
yılanyastığıgiller
arachis :
gre. * arakhis (baklagil, yer fıstığı) * yer altında gelişen meyveleriyle
bilinen yer fıstıklarını kapsayan bitki cinsi
arachnidae :
gre. * arakhne (örümcek) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller,
zoolojik familya eki) * örümcekleri, akrepleri, keneleri ve akarları kapsayan,
sekiz bacaklı olan geniş bir omurgasız eklembacaklı sınıfı, örümceğimsigiller,
araknidgiller
arachnomorpha :
gre. * arakhne (örümcek) + morphos, morphe (şekil, biçim; uyku) * örümcek
şekilli; biyolojide ve paleontolojide, eklembacaklılar (Arthropoda) şeması
içinde yer alan özel bir canlı grubunu ve bu grubun sınıflandırma sınıfını
ifade etmek için kullanılan terim
arachnothryx :
gre. * arakhne (örümcek) + thryx (kıl, tüy) * çiçek veya sürgünlerinde örümcek
ağımsı tüylü yapılar bulunan tropikal bitkileri kapsayan bitki cinsi
aracı :
tür. * ara (boşluk, açıklık, açık, örtüsüz, boş, ıssız yer, örtüsüz yer, iki
şeyin birbirine olan uzaklığı) + cı (yapan, eden eki) * iki taraf arasındaki
iletişimi ve etkileşimi sağlayan kişi veya kurum
araç :
tür. * ara (iki şeyin birbirine olan uzaklığı) + ç (isim yapım ve araç eki) *
bir işi yapabilmek için kullanılan her türlü şey, vasıta; Kastamonu’nun bir
ilçesi; civar köyleri birleştiren nahiye olması sebebiyle “Araç” ismi
verilmiştir. Eski ismi Timanitis (timan (onur, gurur; kutsal ağız) + itis (le
ilgili) )
araf :
ara. * rafaa (yükseltmek, yukarı kaldırmak) * cennet ile cehennem arasında
bulunan yer; yüksek mevki, yüksek makam, yükseltilmiş; bilme; kum tepesi
(“urf”); Kur'an'ın 7. suresinin ismi
arafat :
ara. * arafa (bilmek, tanımak, öğrenmek) + t (isim yapım eki); rafaat
(yükseltme, yukarı kaldırma) (rafaa (yükseltmek, yukarı kaldırmak) + at (isim
yapım eki) ) * Suudi Arabistan’da, Mekke kentinin 16 km. doğusunda bulunan tepe
aragonit :
bas., gre. * haran (vadi) + goi (yüksek, yukarı) + ona (iyi) (bas.) + ites
(element, kayaç ve mineral eki) (gre.) * kalsiyum karbonatın en yaygın üç
kristal formundan biri olan bir karbonat minerali (CaCO3)
arai :
ara. * arai (çevreleyen alan, açık alan) (ara.); aurum, aura, Aura (çevreleyen,
atmosfer), Atrium (avlu) (lat.) * avlu, açık alan, mıntıka, bölge, çevreleyen
saha
arak :
ara. * arak (ter, terlemek; yükselmek, uçmak; damıtılmış alkol, rakı) * Levant
yöresine özgü üzüm, hurma veya şeker kamışından damıtılarak üretilen anasonlu
bir içki
araka :
gre. * arakos (bezelyegillerden yabani bir bitki) * bezelye
arakıye :
ara. * arak (ter) + iye (-lik) * ter çeken başlık, terlik
araklamak :
ara., tür. * arak (ter; terlemek; yükselmek, uçmak; damıtılmış, yükseltgenmek,
incelmek, çok uçucu hale gelmek) + la (ek) + mak (fiil mastar eki) * aşırmak,
çalmak, hırsızlamak; uçurmak (mecazi)
araklı :
gre. * Harakleia (mitolojik karakter Herakles onuruna düzenlenen festival)
(herakles (Hera’nın zaferi, Hera’nın namı) ) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ), (herakles (hera (mevsim; sevgili) + kleos (zafer; ün, nam, şöhret) ) *
Trabzon’un bir ilçesi
araknofobi :
gre. * arakhne (örümcek) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * örümcek korkusu
araknoid :
gre. * arakhne (örümcek) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli)
* örümcek gibi olan; beyindeki dura mater ile pia mater arasındaki zar
araknoid mater :
gre. * arakhne (örümcek) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli)
+ meter (anne, ana, öz, esas, kaynak) (gre.); mater (lat.) * örümceğimsi ana
zar; üç meningden biri olan ve beyni ve omuriliği kaplayan, dura materin
altında yer alan koruyucu zar
aral :
tür. * ara (boşluk, açıklık, açık, örtüsüz, boş, ıssız yer, örtüsüz yer, iki
şeyin birbirine olan uzaklığı) + al (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iki
şeyin arası, ortası; sıradağ
aralık :
tür. * ara (boşluk, açıklık, açık, örtüsüz, boş, ıssız yer, örtüsüz yer, iki
şeyin birbirine olan uzaklığı) + lık (durum eki) * Iğdır’ın bir ilçesi; yılın
12. ayının ismi; bir akış veya işleyiş sürecindeki akışın durduğu zaman dilimi
aralia :
lat. * aralia (Kuzey Amerika yerli bitki adı) * büyük yapraklı ve şemsiye
görünümlü çiçek salkımları olan çalı ve ağaçları kapsayan bitki cinsi
araliaceae :
lat. * aralia + aceae (-giller, botanik familya eki) * Apiales takımına ait
genellikle tropikal ve subtropikal bölgelerde yetişen, odunsu ağaç, çalı ve tırmanıcı
bitkilerden oluşan bir çiçekli bitki familyası, Sarmaşıkgiller
aramak :
tür. * ara (bulmak için uğraşmak) + mak (fiil mastar eki) * ardından gitmek,
kurcalamak, talep halinde olmak
aramca :
aram. * aram (durma, dinlenme, yerleşme, rahat etme, karar kılma, eğlenme) + i
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ce (ile ilgili, dil eki) * Sami dil
ailesinin Kuzeybatı grubundan bir dil; Suriye ülkesinin eski ismi olan ve
Tevrat’a göre Hz. Nuh'un oğlu olan Sam'ın oğlu ve Uz'un, Hul'un, Geter'in ve
Maş'ın babasının ismi olan Aram kelimesinden
aram-ı can :
far. * aram (durma, dinlenme; yerleşme, rahat etme, karar kılma; eğlenme) + ı
(tamlama eki) + can (hayat, yaşam, yaşayış, dirim) * gönül rahatı, gönül
eğlencesi; sevgili, sevilen güzel
aram-ı dil :
far. * aram (durma, dinlenme; yerleşme, rahat etme, karar kılma; eğlenme) + ı
(tamlama eki) + dil (kalp, yürek, gönül) * gönül rahatı, gönül eğlencesi;
sevgili, sevilen güzel
arami :
ara. * aram (durma, dinlenme, yerleşme, rahat etme, karar kılma, eğlenme) + i (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Kuzey Suriye, Mezopotamya, Doğu Akdeniz
kıyıları ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yaşamış, bölgede bazı devletler ve
şehirler kurmuş halktan olan
aramice :
aram. * aram (durma, dinlenme, yerleşme, rahat etme, karar kılma, eğlenme) + i
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ce (ile ilgili, dil eki) * Sami dil
ailesinin Kuzeybatı grubundan bir dil; Suriye ülkesinin eski ismi olan ve
Tevrat’a göre Hz. Nuh'un oğlu olan Sam'ın oğlu ve Uz'un, Hul'un, Geter'in ve
Maş'ın babasının ismi olan Aram kelimesinden
aranağme :
tür., ara. * ara (boşluk, açıklık, açık, örtüsüz, boş, ıssız yer, örtüsüz yer,
iki şeyin birbirine olan uzaklığı) (tür.) + nağm, nağam (tatlı ve yumuşak sesle
konuşmak, mırıltıyla şarkı söylemek), nağme (kulağa hoş gelen düzenli ses
dizisi, ezgi, melodi; konuşmada veya okumada sesin aldığı ahenkli ton, güzel ve
uyumlu ses) (ara.) * Türk musikisinde güfteli bestelerde, güftenin kıtaları
arasına (her iki dörtlük arasına), başına veya sonuna gelebilen, sözsüz çalınan
parça
araneae :
gre., lat. * arakhne (örümcek) (gre.); aranea (örümcek), araneus (örümcek ile
ilgili) (lat.) * eklembacaklılar (Arthropoda) şubesinin örümceğimsiler
(Arachnida) sınıfına ait olan, baş ve göğüs kısımları kaynaşmış, karın bölgesi
ise göğüse ince bir bel ile bağlanan örümcekler takımı
araneidae :
gre., lat. * arakhne (örümcek) (gre.); aranea (örümcek), araneus (örümcek ile
ilgili) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik
familya eki) (lat.) * kutuplar hariç dünyanın hemen her yerinde, özellikle
ormanlarda, çalılıklarda ve bahçelerde yaşayan, avlarını yakalamak için
tekerlek teli diziliminde, yapışkan spiral ağlar ören örümcek familyası, küre
örümcekleri, bahçe örümcekleri
aranje :
lat., fra. * arranger (düzenlemek) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) (lat.) +
rang (sıra, dizi, düzen), rangier (düzenlemek, düzene koymak) ) (lat.); arrangé
(fra.) * düzenlenmiş; farklı çalgılar veya sesler için yeniden düzenlenmiş
(müzik eseri)
aranjman :
lat., fra. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + rangier (düzenlemek, düzene
koymak) + ment (isim yapım eki) (lat.); arrangement (fra.) * düzenleme,
ayarlama, uyarlama; müzik eserinin çalgısal veya vokal yapısının uyarlanması,
düzenlenmesi
aranjör :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + rangier (düzenlemek, düzene koymak)
+ or (-cı, yapan, eden eki) * düzenleyici, ayarlayıcı, uyarlayıcı; bir müzik
eserini çalgısal veya vokal olarak düzenleyen kişi
arap :
ibr., ara. * arabha (çöl) * Arap yarımadası ve komşu topraklardan gelen, Orta
Doğu ve Kuzey'in çoğunda yaşayan Sami halkının bir üyesi; hareket halinde olan,
göçebe, dönen
arap sabunu :
ibr., ara., gre. * arab (arap) (ara.) + sapouni (sabun) (sabun) (gre.) + u
(iyelik eki) (tür.) * üretiminde alkali olarak sodyum yerine potasyum hidroksit
kullanılan bir sabun türü
arap saçı :
ibr., ara., tür. * arab (arab) (ara.) + saç (dağıtmak, savurmak) + ı (iyelik
eki) (tür.) * bir durum planında, genellikle yeşil alanları belirtmek üzere
girişik eğri çizgilerle yapılan bir tür tarama; çözümlenemeyecek kadar karışık
durum, karmakarışık
arapaima :
tup. * arara (papağan) + pira (balık) * Güney Amerika'daki Amazon ve Essequibo
nehir havzalarında yaşayan, 3 metreye kadar boy ve 180 kilogramın üzerinde
ağırlığa ulaşabilen, suda çözünmüş oksijenin yanı sıra, atmosferden doğrudan
oksijen alabilmek için her 10-15 dakikada bir su yüzeyine çıkarak nefes alan,
"Pirarucu" olarak da bilinen dünyanın en büyük tatlı su balıklarından
biri (en tanınmış türü Arapaima gigas’tır.)
arapça :
ibr., ara., tür. * arab (arap) + ça (ile ilgili, dil eki) * eski Mısır dilini
de içine alan Hami-Sami (Hemitik, Semitik) dil ailesinden bir dil
arapgir :
far. * arab (arap) + giriftan (tutmak, almak, yakalamak, kavramak), gir
(taşıyan, yapan, tutan, alan, işlevi yerine getiren) * Malatya'nın bir ilçesi;
Malazgirt Muharebesini mutakip Alp Arslan´ın, fethine memur ettiği komutan Emir
Danişment’in Arap asıllı olmasından; ilçenin eski ismi Daskuza
ararot :
ing. * arrow (ok) + root (kök) * sıcak ülkelerde yetişen maranta adlı kamıştan
ve bazı bitkilerin kökünden elde edilen, kolacılıkta, dokumacılıkta kullanılan
ve özellikle de çocuk maması yapımında yararlanılan nişasta
aras :
tür. * arasat (iki şeyin arası, bölünen yer), eraz (akarsu, sel, hızlı akan,
bol su) * kendisininki gibi sahip çıkan; kendisine sahip çıkılan, arkalanılan,
kılavuzluk edilen ve yanına katılan kimse; Doğu Anadolu'dan doğup Hazar
Denizi'ne dökülen büyük bir nehir
arasat :
ara. * arsa (arazi, açık alan, saha, düzlük, düz, düzgün, düz yol, cadde),
arasat (ç) * araziler, açık alanlar, sahalar, düzlükler; İslam inanışına göre
bütün ölülerin, kıyamet günü Tanrı tarafından diriltilip bir araya
toplanacakları yer; boş araziler
arasta :
far. * rasta, raste (düz yol, cadde, çarşı caddesi), arasten (tanzim etmek,
sıraya koymak; çekidüzen vermek, süslemek) * üstü örtülü veya dükkanlarının önü
saçaklı çarşı; eskiden çarşılarda aynı tür iş yapan esnafın bulunduğu bölüm;
ordugahta kurulan pazar
araşe :
fra. * arracher (koparmak, sökmek, çekip çıkarmak), arraché (koparılmış,
sökülmüş, çekip çıkarılmış) * sökülmüş, koparılmış
araşidonik asit :
lat. * arachis (fıstık) + one (oksijenli bileşik, keton grubu (C=O) ) + icus
(ile ilgili, gibi, -a ait) + acidum, acidus (ekşi olan, asit) (acere (ekşi
olmak) + idus (isim yapım eki) ) * doymamış bir omega-6 yağ asidi. 20 karbonluk
bir omurgaya ve C5, C8, C11 ve C14 pozisyonlarında dört tane cis-çift bağa
sahip olan, çoğu hayvansal yağda bulunan, prostaglandin ve lökotrienlerin
öncüsü olan ve hayvan beslenmesinde önemli kabul edilen sıvı, doymamış yağ
asidi (C20H32O2)
araşit :
lat., fra. * arachidna (bezelyegillerden nohuda benzer bir bitki, mürdümük)
(lat.); arachide (yer fıstığı) (fra.) * baklagiller (Fabaceae) familyasından,
çiçekleri döllendikten sonra toprağa gömülerek meyve veren ve teknik olarak
kuruyemiş değil bir baklagil türü olan tarım bitkisi, yer fıstığı
araştırmak :
tür. * ara (bulmak için uğraşmak) + ş (ek) + tır (etken fiil eki) + mak (fiil
mastar eki) * bir gerçeği ortaya çıkarmak amacıyla sorup soruşturarak aramak
arat :
ara. * aras, arat (bölge, mıntıka, avlu, saha) * bölge, mıntıka, avlu, saha
arat :
tür. * arat (cesaret, yüreklilik, er ve savaşçı kişi, gözü pek, savaşçı ve
korkusuz) * cesaret, yüreklilik, er ve savaşçı kişi, gözü pek, savaşçı ve
korkusuz; Türk ve Altay mitolojisinde Baykal gölünde veya yeraltındaki büyük
denizde yaşadığına inanılan efsanevi devasa balık
aratmak :
tür. * ara (bulmak için uğraşmak) + t (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki)
* aramasını sağlamak, aramasına neden olmak
araucaria : lat.
* Arauco (Şili’de yerli bir halk ve bölge adı) + ia (isim yapım eki) *
kozalaklı, her dem yeşil ve anıtsal görünümlü ağaçları kapsayan bitki cinsi
araucariaceae :
lat. * Arauco (Şili’de yerli bir halk ve bölge adı) + ia (isim yapım eki) +
aceae (-giller, botanik familya eki) * çam ağaçlarına benzeyen, her daim yeşil
kalan ve iğne yapraklı kozalaklı ağaçların oluşturduğu, Jura ve Kretase
dönemlerinden beri varlığını sürdüren, simetrik ve konik bir yapıya, sert,
sivri yapraklara ve büyük kozalaklara sahip olan çok eski bir bitki familyası
(biline türleri Salon Çamı (Araucaria heterophylla) ve halk arasında
"maymun çıkmazı" olarak bilinen dayanıklı peyzaj ağacı Araucaria
araucana)
araz :
ara. * arz, ard (sunmak, sunulmak, önüne veya karşısına çıkmak, belirmek,
uğramak; yere koymak) (ara.); erd, ard, earth, Erd (yer) (ara , ing., alm.),
art (sanat, sunum) (fra.) * belirti, işaret, semptom; hastalık veya duruma
ilişkin gözlemlenen fiziksel veya psikolojik işaret
arazbar :
ara., far. * ard, arz (sunmak, belirtmek, ortaya koymak, ifşa etmek), araz,
arad (işaret, belirti, nişan) (ara.) + bardan (yüklenmek, taşımak, götürmek,
getirmek, kaldırmak), bar (yüklenen, taşıyan, götüren, getiren) (far.) * Türk
musikisinde, dügah perdesinde uşşak çeşnisiyle düşülüp asma karar yapılmasıyla
oluşan, karar perdesi rast (do) olan, hicaz dizisi özellikleri taşıyan; keskin
ve dramatik melodi geçişleriyle, derin ve yoğun duygular ifade eden, özellikle
peşrev ve saz eserlerinde kullanılan özgün ve etkileyici bir makam
arazbar-buselik :
ara., far. * ard, arz (sunmak, belirtmek, ortaya koymak, ifşa etmek), araz,
arad (işaret, belirti, nişan) (ara.) + bardan (yüklenmek, taşımak, götürmek,
getirmek, kaldırmak), bar (yüklenen, taşıyan, götüren, getiren) (far.) + ebu
(baba, ata) + salaka (yola gitmek, yolculuk etmek), selik, salik (yola giren,
yol yürüyen, yolcu, bir yola girmiş olan; yol, iz) (ara.) * Türk musikisinde,
arazbar makamı seyrine buselik dörtlü veya beşlisinin eklenmesi ile oluşan,
karar perdesi rast (do) olan, buselik’in aydınlık ve neşeli karakteri ile
Arazbar’ın dramatik ve duygusal tonlarını harmanlayarak hem hafif hem de derin
melodik ifadeler sunan, özellikle gazel ve şarkı türlerinde tercih edilen
zengin ve çok katmanlı bir makam
arazbarek :
ara., far. * ard, arz (sunmak, belirtmek, ortaya koymak, ifşa etmek), araz,
arad (işaret, belirti, nişan) (ara.) + bardan (yüklenmek, taşımak, götürmek,
getirmek, kaldırmak), bar (yüklenen, taşıyan, götüren, getiren) (far.) + ek
(son ek) * Türk musikisinde, karar perdesi rast (do) olan, Arazbar makamının
melankolik hicaz yapısına küçük değişiklikler eklenerek oluşturulan, ağır ve
derin duygusal ifadeler taşıyan, özellikle şarkı ve gazel türlerinde
kullanılan, melodik hareketlerinde ince süslemeler ve geçişlerle karakterize
edilen özgün bir makam
arazbar-zemzeme :
ara., far. * ard, arz (sunmak, belirtmek, ortaya koymak, ifşa etmek), araz,
arad (işaret, belirti, nişan) (ara.) + bardan (yüklenmek, taşımak, götürmek,
getirmek, kaldırmak), bar (yüklenen, taşıyan, götüren, getiren) (far.) + zam
(çoklamak, artırmak, fazlalaştırmak, katmak, eklemek), zamzama (bol akan
kaynak; coşkulu müzik), zemzeme (nağme, hoş ses; geniz ve boğaz ile ezgili ses
çıkarmak; belirsiz ses, yüksek olamayan ses, titreme, vızıltı, fısıltı,
mırıldanma) (ara.) * Türk musikisinde, karar perdesi rast (do) olan, Arazbar
makamının hicaz ve karcığar dizilerini Zemzeme makamının neşeli ve hareketli
motifleriyle birleştiren, duygusal derinlik ve canlı ritmik yapıyı aynı anda
barındıran, özellikle şarkı ve peşrev türlerinde kullanılan özgün ve dinamik
bir makam
arazi :
ara. * erd, ard, arz (yer, toprak, alan, saha) (ara.); * erd, ard, earth, Erd
(yer) (ara , ing., alm.)
arbalet :
gre., lat., fra. * arcuballista (arcus (yay, kemer, kavis) (lat.) + ballein
(atmak, fırlatmak, savurmak; sıkıştırmak, sokmak, koymak, yerleştirmek) (gre.);
ballista (antik savaşlarda büyük taşları fırlatmak için kullanılan bir
mancınık.) (lat.); arbalète (mekanik ok atma aygıtı) (fra.) * Orta Çağ'a özgü,
Avrupai tatar yaylarının son çeşitlerinden biri olan çelik yaya sahip büyük bir
silah, Tatar yayı
arbede :
ara. * arbada (kargaşa çıkarmak, karıştırmak, kavga çıkarmak), arbede (kavga,
tartışma) * gürültülü kavga, gürültü patırtı, kavga, tartışma
arbitraj :
lat., fra. * arbiter (hakem, karar verici), arbitrari (karar vermek, hükmetmek,
hüküm vermek) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + bittere (karar vermek,
yargılamak, hüküm vermek) ) + age (isim yapım eki) (fra.); arbitrage (fra.) *
farklı piyasalarda veya aynı piyasanın farklı segmentlerinde oluşan fiyat
farklılıklarından yararlanarak risksiz kar elde etme işlemi
arbitrer :
lat., fra. * arbiter (hakem, karar verici), arbitrari (karar vermek, hükmetmek,
hüküm vermek) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + bittere (karar vermek,
yargılamak, hüküm vermek) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.);
arbitraire (keyfi, isteğe bağlı) (fra.) * keyfi, isteğe bağlı
arboreal :
lat. * arbor (ağaç) + alis (ile ilgili, -a ait) * ağaçla ilgili, ağaçta
yaşayan, ağaçsıl; koalalar, sincaplar veya bazı maymun türleri gibi
hayatlarının büyük bir kısmını veya tamamını ağaçlarda geçiren hayvanları
tanımlamak için kullanılan terim
arboretum :
lat. * arbor (ağaç) + etum (ile ilgili, gibi, -a ait) * çok çeşitli ağaç ve
ağaççıkların bulunduğu, bu amaçla özel olarak hazırlanmış botanik bahçesi
arborist :
lat. * arbor (ağaç) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * ağaç
yetiştiriciliği uzmanı , ağaç yetiştiriciliği alanında uzmanlaşmış kişi, ağaç
bakım uzmanı
arboviral :
gre., ing., lat. * arthropodos (eklembacaklı) (arthro, arthros, arthron (eklem)
+ pous, podos (ayak) ) (gre.) + borne (taşınan, kaynaklanan) (ing.) + virus
(virüs, zehir, toksin, zararlı sıvı, bulaşıcı etken) (lat.) * eklembacaklılar
(artropodlar) olarak adlandırılan sivrisinek, kene ve pire gibi vektör
canlıların ısırmasıyla insanlara ve hayvanlara bulaşan virüsleri ve bu
virüslerin yol açtığı hastalıklar ile ilgili
arboviralite :
gre., ing., lat. * arthropodos (eklembacaklı) (arthro, arthros, arthron (eklem)
+ pous, podos (ayak) ) (gre.) + borne (taşınan, kaynaklanan) (ing.) + virus
(virüs, zehir, toksin, zararlı sıvı, bulaşıcı etken) + alis (ile ilgili, -a
ait) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * sivrisinek, kene ve tatarcık
gibi eklembacaklılar (artropodlar) tarafından ısırılma yoluyla insanlara veya
hayvanlara bulaşan virüsler (arbovirüsler) ve bu virüslerin yol açtığı
hastalıklar ile ilgili
arbutus :
lat. * arbutus (çilek ağacı) * Kuzey Amerika, Avrupa ve Akdeniz'deki ılıman
bölgelerde yetişen, fundagiller familyasından farklı türleri olan bir bitki
cinsi
archie yasası :
ing., tür. * Archie (Amerikalı jeofizikçi Gus Archie) (ing.) + yasa (kural,
kanun, ilke, prensip) + sı (iyelik eki) (tür.) * Kkayaçların elektriksel
iletkenliğini, içlerindeki gözenek suyu doygunluğu ve minerallerin
iletkenliğiyle ilişkilendirerek petrol ve su rezervlerinin değerlendirilmesinde
kullanılan deneysel ve ampirik formül
archimedes ilkesi :
gre., tür. * arkhimedes (Antik Yunan döneminde yaşamış dünyaca ünlü
matematikçi, fizikçi, mühendis ve mucitin ismi) (arkhos (baş, reis, şef, usta)
+ medos (plan, düşünce, zeka) ) (gre.) + ilke (kural, yasa, prensip, kanun) +
si (iyelik eki) (tür.) * bir sıvıya veya gaza batırılan cisme etki eden yukarı
yönlü kaldırma kuvveti, cismin taşırdığı (yerini değiştirdiği) sıvının
ağırlığına eşit olduğunu ifade eden fizik kuralı (Cismin ağırlığı, taşırdığı
sıvının ağırlığına (kaldırma kuvvetine) eşitse cisim sıvının yüzeyinde dengede
kalır, cismin ağırlığı kaldırma kuvvetinden büyükse cisim batar, cismin
yoğunluğu sıvının yoğunluğuna eşitse cisim sıvı içerisinde tamamen batmış halde
hareketsiz kalır.)
arcidae :
lat. * arca (kasa, sandık, kutu; gemi) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form)
(gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * denizlerde yaşayan, çoğunlukla
tekne veya sandala benzeyen, kalın ve köşeli kabuklara sahip olan, çift kabuklu
yumuşakçaların (Bivalvia) oluşturduğu biyolojik bir hayvan familyası, sandal
kabuklular, ark midyeleri
arctium :
gre., lat. * arktos (ayı) (gre.) + ium (isim yapım eki) (lat.) * iri ve pürtüklü
meyveleriyle bilinen, papatyagiller (Asteraceae) familyasına ait bitki cinsi
arctocephalus :
gre.. lat. * arctos (ayı) + kephale, kephalos (kafa, baş) (gre.); cephalus
(lat.) * Balinalar (Cetacea) takımının, deniz ayısıgiller (Otariidae) familyasından,
erkekleri 250 cm, dişileri 180 cm kadar boyda, erkekleri 350 kg kadar ağırlıkta
olan bir memeli türü; ayı başı, ayı balığı, güney afrika ayı balığı
arctostaphylos :
gre. * arktos (ayı) + staphyle (üzüm) * ayı üzümü olarak bilinen, her dem yeşil
çalıları kapsayan bitki cinsi
arctotheca :
gre. * arktos (ayı) + theke (koyma yeri, yerleştirme yeri, saklama yeri, ambar,
depo, kutu, kılıf, kap, hazne) * iri çiçek tablaları olan, papatyagiller
(Asteraceae) familyasına ait otsu bitkileri kapsayan bitki cinsi
arçura :
tür. * ar, er (eril, erkek varlık) + çor (cin, peri, görünmez kötü ruh), çura
(eksiklik, yarımlık, tamamlanmamış olma) * Türk, Çuvaş ve Altay mitolojilerinde
ormanları ve vahşi hayvanları koruyan, kurbanlarını vahşice öldürmek yerine
onları kahkahalar atarak delicesine gıdıklayıp ölümüne yol açan, saçları yere
kadar uzanan tekinsiz ve şekil değiştirebilen bir orman ruhu, iyesi, tanrıçası
ard :
ara. * erd, ard, arz (yer, toorak, alan, saha) (ara.); earth, Erde (yer) (ing.,
alm.), urt, yurt (tür.), art (sanat, sunum) (ing., fra.) * sunum, yere koyma;
yer, arz
arda :
far. * arda (doğru, dürüst, adil) * sınırlandırılmış veya tanımlanmış yer,
bölge; yere işaret olarak dikilen değnek
ardahan :
far. * arta, aşa (gerçek, doğru) (Zerdüştilikte "Asa" olarak da
bilinen tanrı); Arda (Hazar Türklerinin bir kolu olan Arda Türkleri’nden) + han
(kağan, hükümdar, sultan, reis, hakim, şah, kral, padişah, egemen) *
Türkiye'nin kuzeydoğu kısmında, Gürcistan sınırı yakında yer alan 75 plaka
numaralı ili
ardak : tür.
* ard (arka, geride) + ak (isim yapım eki) * geride kalan, arka kısım; çürümüş,
çürümeye yüz tutmuş veya kesilmeden olduğu yerde kurumuş ağaç
ardalak :
tür. * ard.(arka, arkada, takip eden) + alak (isim yapım eki) * bal peteği, arı
kovanındaki petek
ardanuç :
erm., laz. * ard (tarla) + anish (kenar) * tarla kenarı; Artvin’in bir ilçesi
ardea :
lat. * ardea (balıkçıl) * balıkçılgiller familyasında yer alan, ortalama 80 ila
100 cm boylarında bir kuş cinsi
ardeidae :
lat. * ardea (balıkçıl) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae
(-giller, zoolojik familya eki) * genellikle sulak alanlarda yaşayan, uzun
boyunlu ve uzun bacaklı olan, uçarken boyunlarını "S" şeklinde geriye
çekmeleriyle tanınan, tatlı su ve tuzlu su kenarlarında, sığ sularda yürüyerek
avlanan pelikansılar takımına ait balıkçıl kuşlarını ve balabanları içine alan
familyas, balıkçılgiller
ardeinae :
lat. * ardea (balıkçıl) + inae (zoolojik alt familya eki) * sığ sularda
avlanan, uzun boyunlu ve sivri gagalı, zarif balıkçıl türlerini, ak
balıkçılları ve gece balıkçıllarını kapsayan uzun bacaklı, sucul kuşların
oluşturduğu, pelikansılar takımına bağlı olan balıkçılgiller (Ardeidae)
ailesinin ana alt sınıfı (en bilinen türler rdea (büyük balıkçıllar), Egretta
(ak balıkçıllar) ve Nycticorax (gece balıkçılları) )
arden :
lat. * ardere (yakmak) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ardent
(ateşli, coşkulu, gayretli, hırslı, kızgın)
ardeola :
lat. * ardea (balıkçıl) + ulus, ola (küçültme eki) * balıkçılgiller (Ardeidae)
familyasına ait küçük balıkçıl türü, küçük balıkçıl, küçük ardea
ardeşen :
far. * Arta (Zerdüşti dininde tanrı addedilen Ahura Mazda'nın tezahürlerinden
(Ameşa Spenta) biri) + şeni (ev, yerleşim; bayındır, mamur, imar edilmiş) *
Arta’nın evi; Rize’nin bir ilçesi
ardhanarishvara :
san. * ardha (yarı) + nari (kadın) + ishwara (tanrı, ilah) * Hint mitolojisinde
Hindu tanrısı Şiva ile eşi Parvati'nin birleştirilmiş hali
ardıç :
tür. * artuç (mızrak ucu) * servigillerden, güzel kokulu yapraklarını hiç
dökmeyen, yuvarlak ve kara renkli üzümsü yemişleri hekimlikte ve aşçılıkta
kullanılan bir tür bodur kozalaklı ağaç, juniperus
ardıl :
tür. * art (arka, sırt) + ıl (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * arkada olan,
geride olan, sırta dair
ardısıra :
tür. * art (arka, sırt) + ı (iyelik eki) + sıra (dizi, seri, dizilme,
ardışıklık, düzen) * ardından, takip ederek
ardışık :
tür. * art (arka, sırt) + ış (işteşlik eki) + ık (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * birbirini takip eden, arka arkaya sıralanmış, art arda dizilmiş
ardisia :
lat. * Ardis (Antikçağda bir bitki adı) * parlak yapraklı ve kırmızı meyveli
tropikal çalıları kapsayan bitki cinsi
ardiye :
ara. * erd, ard (yer, toprak, yeryüzü; alan, saha) + iye (isim yapım ve durum
eki) * ticaret mallarının konulduğu ve korunduğu yer
ARDS :
ing. * acute (akut) + respiratory (solunum) + distress (sıkıntı) + syndrome
(sendrom) * akut ve şiddetli solunum yetmezliği ile karakterize edilen ciddi
akciğer hastalığı
arduaz :
gal., lat. * ardesia (ardu (yüksek, yükseltilmiş) + esia (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) ) (gal., lat.); ardoise (fra.) * kayağantaş, kayrak, çatı örtücü
olarak kullanılan ince siyah taş
areametre :
lat., gre. * area (alan, saha) (lat.) + metros, metron (ölçü, ölçme) (gre.) *
yüzölçümölçer
arecaceae :
mal., lat. * areca (fındık, ceviz, areka cevizi, betel palmiyesi fındığı)
(mal.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * tropikal ve subtropikal
iklimlerde yetişen, genellikle dallanmayan, uzun bir gövdenin tepesinde taç
gibi toplanmış, büyük, yelpaze veya tüy şeklinde yaprakları olan çok yıllık
odunsu bitkilerden (palmiyelerden) oluşan, hurma ağaçları, hindistancevizi
ağaçları ve salon palmiyelerinin de dahil olduğu çiçekli bitki familyası,
palmiyegiller
arefe :
ara. * a'rafe (bilmek) (arif (bilen) + e (isim yapım eki) ) (ara.); arrive,
arriver (gelmek), arrival (geliş) (ing., fra.) * bir önceki gün; öncesi,
gelişi, gelişi öncesi, bilineni, geleceği bilinen
arefleksi :
lat. * a (yokluk, zıtlık ve olumsuzluķ on eki) + reflexus (refleks) (re
(tekrar, geri, karşılık) + flexus (eğim, büküm) (flectere (eğmek, bükmek,
çevirmek, döndürmek, esnetmek, kıvırmak, kasmak) + tus, xus (geçmiş zaman ve
sıfat yapım eki) ) * iskelet kaslarının refleks tepkisinin azalması veya hiç
olmaması durumunda ortaya çıkan eksik refleks tepkisi
arel :
tür. * arı (saf, temiz) + el (kolun uç kısmında, bilekten sonra bulunan, tutma
ve kavrama işlevi gören organ) * temiz, dürüst, cesur, kahraman
aren :
far. * ar (saf, temiz, su, su akışı) + en (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(far.); arena, arène, Arena (kumluk, kumsal; kumluk zemin) (ing., fra., alm.) *
kum, parlak kum, çöl kumu, en parlak, en görkemli kum tanesi
arena :
lat. * harenae (kum, kum serpilmiş yer, kumluk zemin) * eski çağlarda
yarışmaların, oyunların, dövüşlerin, gösterilerin yapıldığı, üzerine kum
serilmiş alan; antik Roma’da gladyatör dövüşlerinin yapıldığı kumla kaplı alan
arenga :
lat. * areng (Malay dillerinde palmiye adı) * şeker ve lif kaynağı olan,
palmiyegiller familyasına ait tropikal ağaçları kapsayan bitki cinsi
arenit :
lat., gre. * arena (kum, kumluk, kumsal) (lat.) + ites (element, kayaç ve
mineral eki) (gre.) * tane boyutları 0,0625 mm ile 2 mm arasında değişen kum
boyutundaki tanelerden oluşan, kil gibi ince malzemeleri çok az içeren
(genellikle %15'ten az) bir kırıntılı tortul kayaç (kumtaşı) türü
areola :
lat. * area (açık alan, saha, bölge, boşluk, çevrili yer) + ola (küçültme eki)
* küçük alan; kadın ve erkek göğüs uçlarını (meme başı) çevreleyen, ortalama
çapı 3-5 cm arasında değişen, doğuştan farklı renk tonlarında (pembe,
kahverengi vb.) olabilen ve Montgomery adı verilen küçük yağ bezleri barındıran
koyu renkli halka şeklindeki deri bölgesi; ayrıca anatomide küçük renkli veya
çevresinden ayrılan dairesel alanl
areolat :
lat. * area (açık alan, saha, bölge, boşluk, çevrili yer) + ola (küçültme eki)
+ ate (ile ilgili,-a ait) * küçük bölmelere, alanlara veya hücresel desenlere
ayrılmış olan
areometre :
gre. * aro (sıvı) + metron, metros (ölçü, ölçek) * sıvıölçer, yoğunlukölçer,
sıvıların yoğunluğunu ölçmeye yarayan cihaz
ares :
gre. * ares (savaş, savaşçı) * Yunan mitolojisinde, Zeus ve Hera'nın oğlu ve On
İki Olimposlu'dan biri olan savaş tanrısı
areste :
far. * arastan (düzeltmek, süslemek) * süslenmiş, düzenlenmiş, bezenmiş
aret :
erm. * aret (yaratıcı) * erkek ismi
arev :
erm. * arev (güneş) * erkek ismi
arf :
ara. * arafa (bilmek, tanımak, öğrenmek), arif (bilen, bilge, irfan sahibi),
irfan (bilme, biliş, ilim) (ara.); rafa (yükseltmek, yukarı kaldırmak), araf
(yüksek mevki; ruhsal hal düalitesini simgeleyen kelimeler olan cennet ve
cehennem arası hal, spatyom) (ara.) * tanıma, bilme, fark etme, bilgelik,
bilgi, anlayış; yüksek yer; güzel koku
arfana :
ara. * arafa (bilmek, tanımak, öğrenmek), irfan (bilme, bilgi, özellikle pratik
bilgi, usul ve örf bilgisi) + a (son ek) * Anadolu'da bazı yerlerde yapılan
müzikli toplantı, eğlence
argaç :
tür. * arka (ardından veya aksi gitmek) + gaç (isim yapım eki) * dokuma
tezgahında mekikle enine, birbirine koşut atılan iplik
argali :
far., moğ. * arga (büyük boynuz) + li (son ek) * boynuzlugiller (Bovidae)
familyasından Asya'da Kazakistan, Tacikistan, Doğu Türkistan, Tibet, Altay
Dağları'nda, Sibirya’nın doğu ve güney kesiminden Altaylara değin olan dağlık
bölgede ve Batı Moğolistan'da yaşayan, uzun boynuzları olan yabani bir koyun
türü
argand diyagramı :
fra., gre. * argand (İsviçreli matematikçi Jean Robert Argand’ın soyadından) +
dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla,
aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) +
(gramma, gramme (yazı, çizgi, hat, çizim, çizelge) (graphein (yazmak, çizmek,
işaretlemek) ) (gre.) + ı (iyelik eki) (tür.) * karmaşık sayıları iki boyutlu
kartezyen koordinat sisteminde noktalar olarak gösteren diyagram
argatroban :
gre. * arginoeis (parlak, ışıltılı, beyaz), arginine (aminoasit cinsi) +
thrombos (kan pıhtısı, pıhtılaşma, kesme) (thribein (ovalamak, sürtmek,
pıhtılaştırmak) + os (isim yapım eki) ) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi
eki) * küçük moleküllü direkt trombin inhibitörü olan bir antikoagülan
(pıhtılaşma önleyici) (C23H36N6O5S)
argemone :
gre. * argema (göz hastalığı) * sarı özsulu ve dikenli yapılı, haşhaşgiller
familyasına ait bitki cinsi
argın :
tür. * ar (yorulmak, dermansız kalmak) + gın (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
* gücü tükenmiş, yorulmuş, bitkin
argıt :
tür. * arg (geçmek) + ıt (isim yapım eki) * keklik tutmakta kullanılan tahta
kapanların yanlarına bağlanan ağaç parçası; düzgün ve uzun ağaçtan, budakları
temizlenerek yapılan ve çitte kullanılan sırık; geçit, boğaz, dağ boğazı,
derbent; keklik tutmakta kullanılan tahta kapanların yanlarına bağlanan ağaç
parçası
arginin :
gre. * arguros (gümüş), arginoeis (gümüşi, parlak, ışıldayan) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) * doğada bulunan proteinlerin yapısını oluşturan
20 aminoasitten biri (C6H14N4O2)
argiria :
gre. * argyros (gümüş) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * gümüş elementinin
kimyasal bileşiklerine veya gümüş tozuna aşırı maruz kalmanın neden olduğu bir
durum
argirozis :
gre. * argyros (gümüş) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)+ osis (isim yapım,
durum, sorun, hastalık eki) * vücutta gümüş birikimine bağlı hastalık durumu
argiş :
sla. * arkış (kervan, ticaret kafilesi; elçi, haberci; yük taşımacılığında
verilen mola) (ar, arka (arkaya gitmek, göndermek, ardından yollamak, peşinden
gitmek, takip etmek) + gış, kış (isim yapım eki) ) * kadıntuzluğu bitkisinin
göz ilacı yapımında kullanılan kök kabuğu; yüksek zemin, yükseklikler;
kervancı, bezirgan ve kervan
argo :
gre. * argo, argos (gemi ismi) * gemici dili; çete dili, yeraltı dili, meslek
veya grup jargonuyla oluşmuş gizli veya halk diline ait konuşma biçimi; sadece
belirli bir zümreyi oluşturan kişilerin aralarında anlayabilecekleri şekilde
oluşturdukları dil ve bu dildeki kelimeler; gizli, özel, sosyal veya meslekî
grup içinde kullanılan söz dağarcığı, argüman
argon :
gre. * argos, argon (eylemsiz, faaliyetsiz, hareketsiz, atıl, pasif, tepkisiz)
(a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + ergon (iş, çalışma, eylem) ) *
atom sayısı 18, atom ağırlığı 39,948 olan, havada yaklaşık yüzde bir oranında
bulunan, rengi, kokusu, tadı olmayan bir element
argonauta :
gre. * argo, argos (gemi ismi) + nautes (denizci) * kafadanbacaklılardan,
salyangoz kabuğu gibi kabuğu olan pelajik ahtapot; gemici, denizci
argonot :
gre. * argo, argos (gemi ismi) + nautes (denizci) * kafadanbacaklılardan,
salyangoz kabuğu gibi kabuğu olan pelajik ahtapot; gemici, denizci
argophyllaceae :
gre., lat. * argyros (gümüş) + phyllon (yaprak) (gre.) + aceae (-giller,
botanik familya eki) (lat.) * doğu Avustralya, Yeni Zelanda ve Yeni Kaledonya
gibi Güneybatı Pasifik bölgelerine özgü, çiçekli bitkileri içeren, çoğunlukla
çalı veya küçük ağaç formunda olan, yapraklarının alt kısımlarında gümüşi
tüyler ve karakteristik sarı çiçekleri olan küçük bir botanik familyası
argun :
tür. * ar (aydınlık, parlak, güzel) + gun (gün, zaman) * aydınlık gün, parlak
gün, aydınlık zaman
arguvan :
gre. * argaous, argos (yavaş; parlak, ışıldayan) + aun (çoğul eki) * yavaş olanlar;
parlayanlar, ışıldayanlar; Malatya'nın bir ilçesi
arguvan ağzı :
gre. * argaous, argos (yavaş; parlak, ışıldayan) + ağız (açıklık, boşluk,
giriş) (ağ (açıklık, boşluk) + ız, uz (ucu, sonu) ) + ı (iyelik eki) *
Malatya’nın Arguvan ilçesi ve yöresinin ağız yapısını yansıtan ve genellikle
dünyevi konuları işleyen türküler
argüman :
lat. * argumentum (kanıt, ispat, delil, gerekçe) (arguere (kanıtlamak,
açıklamak, açığa çıkarmak, ispatlamak, suçlamak) + mentum (isim yapım eki) ) *
görüş, iddia, sav, çıkarım, kanıt, ispat, delil; Z-düzleminde pozitif reel
eksenle karmaşık sayının bulunduğu noktayı merkeze bağlayan doğru arasındaki
açı
arhavi :
laz. * arkabi (eski köy) (arka (eski) + abi (köy) ) * Artvin’in bir ilçesi
arı :
tür. * arı, ari (saf, temiz, pak; temizlemek, saflaştırmak) * zar kanatlılar
(himenoptera) takımına ait Apoidea familyasını oluşturan böcek türü
arı :
tür. * arı, ari (saf, temiz, pak; temizlemek, saflaştırmak) * içinde yabancı
şeyler bulunmayan, katışıksız, katkısız
arı sili :
tür. * arı, ari (saf, temiz, pak; temizlemek, saflaştırmak) + sil (ovmak,
ovarak temizlemek) + i (iyelik eki) * iyice, bir iyice; tertemiz
arı sütü :
tür. * arı (bal yapan kanatlı böcek) + süt (doğum yapmış memeli canlıların
memesinden gelen besleyici sıvı) + ü (iyelik eki) * arıların ürettiği, beyaz,
kremsi, akışkan ve suda çözünebilir bir yapıya sahip olan, içerisinde yüksek
düzeyde protein ve karbonhidrat içeren besleyici madde
arıbal :
tür. * arı (temizlemek, saflaştırmak; saf, temiz) + bal (arıların çiçek nektarını
işleyip depoladığı tatlı, yapışkan sıvı) * saf, katışıksız bal
arıbeyi :
tür. * arı (bal yapan kanatlı böcek) + beg, bey (bay, kişi; ağa, efendi, reis,
amir, lider, hakim, hükümdar, yönetici, sayesinde imkana sahip olunan, erkek
için saygı ifadesi olan son ek; asil, soylu, muteber, saygın, zengin, mal mülk
sahibi) + i (iyelik eki) * her arı topluluğunda veya her kovanda bir tane
bulunan, yalnızca yumurta yapmakla görevli yetişkin, çiftleşmiş dişi arı,
kraliçe arı
arıbiti :
tür. * arı (bal yapan kanatlı böcek) + bit (parazit böcek; saç, kıl veya kuş
tüylerinde yaşayan küçük böcek) + i (iyelik eki) * kanatsız, kızıla çalar
renkte, kör, küçük bir sinek
arıcak :
tür. * arı (temizlemek, saflaştırmak; saf, temiz) + cak (küçültme eki) *
Elazığ’ın bir ilçesi
arıdalağı :
tür. * arı (bal yapan kanatlı böcek) + dalak (sevda, melankoli; diyaframın
altında, karın boşluğunda, yaklaşık bir yumruk büyüklüğünde olan, kanı depolama
ve filtreleme görevi olan yumuşak dokulu organ) + ı (iyelik eki) * bal peteği
arık :
tür. * ar (yarmak, kesmek) + ık (isim yapım eki) * su yolu; bahçede veya
tarlada içine fide veya fidan dikmek için, yüzeysel olarak ve uzunlamasına
kazılan çukur
arıkil :
tür., far. * arı (temizlemek, saflaştırmak) (tür.) + gil, kil (toprak) (far.);
argilla (kil, toprak maddesi) (arg (toprak, kil) + illa (küçültme veya nitelik
eki) ) (lat.) * porselen yapımında kullanılan, ak ve gevrek kil
arıklamak :
tür. * ark, arık (su kanalı, su yolu; ayrıca kemer, kavis) + la (etken fiil
eki) + mak (fiil mastar eki) (tür.); arcus (yay, eğri, kemer, kavis) * suyu, su
yolu, ark açarak suyu götürmek, ark açmak
arıkuşu :
tür. * arı (bal yapan kanatlı böcek) + kuş (yumurtlayan omurgalılardan,
akciğerli, sıcak kanlı, vücudu tüylerle örtülü, gagalı, iki ayaklı, iki kanatlı
uçucu hayvanların ortak ismi) + u (iyelik eki) * Avrupa’nın sıcak yerlerinde,
Kuzey Afrika’da ve Orta Asya’da az ağaçlıklı bölgelerde yaşayan, sırtı sarı,
karnı mavimsi yeşil renkte, uzun gagalı ve kısa bacaklı, arılarla beslenen bir
kuş
arındırmak : tür.
* arı (saf, temiz, katıksız) + ın (dönüşlü fiil eki) + dır (etken fiil eki) +
mak (fiil mastar eki) * arı, saf , katıksız ve temiz hale getirmek
arıtmak :
tür., ara. * arı, ari (saf, temiz; temizlemek, saflaştırmak) + t (etken fiil
eki) + mak (fiil mastar eki) * içinde yabancı şeyler bulunmayan, saf,
katışıksız, katkısız hale getirmek
arız :
ara. * ard, arz (sunum, ortaya koyma, meydana çıkarma) * başa gelen, uğrayan;
engel, mani, arid, ariz
arıza :
ara. * ard, arz (sunum, ortaya koyma, meydana çıkarma), arid, arız (başa gelen,
uğrayan; engel, mani) + a (isim yapım eki) * bozukluk, aksaklık, kusur; bir
düzenin işleyişindeki hata, bozukluk, aksaklık, aksama, mani, engellenme
arızi :
ara. * ard, arz (sunum, ortaya koyma, meydana çıkarma), arız (sonradan ortaya
çıkan, doğal veya asal olmayan) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
sonradan ortaya çıkan, doğal veya asal olmayan, gelip geçici, eğreti; arz ve
takdim edici olan
ari :
tür., ara. * ary (çıplak olmak, teni açıkta olmak, soyunmak), arı, ari (saf,
temiz, pak; temizlemek, saflaştırmak) * içinde yabancı şeyler bulunmayan,
katışıksız, katkısız
aria :
gre. * aer (hava) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * bir opera eserinde,
solistlerden birinin orkestra eşliğinde söylediği, kendi içinde bütünlüğü olan
şarkı
arid :
ara. * arada, arrada (ortaya çıkmak, arzolunmak, arzetmek, sunulmak, sunmak,
genişlemek) * geniş, enli, uzun; bulut
ariel :
ibr. * ari (aslan) + el (ilah, tanrı) * İncil'de ve mitolojide "Tanrı'nın
aslanı" anlamına gelen, mistik kaynaklarda, doğa elementleriyle (hava/su)
ilişkilendirilen ve insanlara cesaret verip rehberlik ettiğine inanılan bir
melek
ariepiglottik :
gre. * aer (hava) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) + epi (üst, üstünde,
üzerinde, tepede, yukarıda) + glottis (soluk borusunun ağzı, ses telleri
bölgesi, gırtlak açıklığı) * epiglotis ile aritenoid kıkırdak arasındaki doku
grubu veya seslendirme sırasında bu kıvrımların kullanımı
arietta :
gre., lat., ita. * aria (hava; esinti) (aer (hava) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) (gre.) + ettus (küçültme eki) (lat.); etta (ita.) * küçük arya
arif :
ara. * arafa (bilmek, tanımak, öğrenmek) (ara.); rafa (yükseltmek, yukarı
kaldırmak, öne çıkmak, üste çıkmak) (ara.), Ruf (ün, nam, bilinirlik) (alm.) *
bilen, bilgili, bilge; anlaması, kavraması, sezgisi güçlü, anlayışlı kimse
arifane :
ara., far. * arif (bilen; anlaması, kavraması, sezgisi güçlü, anlayışlı kimse)
(ara.) + ane (gibi, ile ilgili, olarak) (far.) * arif gibi, arif gibi olarak
arife :
ara. * arif (bilinen) + e (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.); arrive,
arriver (gelmek) (ing., fra.) * bir önceki gün; öncesi, gelişi, gelişi öncesi,
bilineni, geleceği bilinen
arifiye :
ara. * arif (bilen, bilgili, bilge) + iye (yer ve durum eki) * Sakarya'nın bir
ilçesi (bölgede yardımseverliğiyle anılan Arif Beyin isminden)
ariidae :
ibr., lat. * ari (aslan) (ibr.); arius (lat.) + eidos (görünüş, şekil, biçim,
form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Omurgalılar
şubesinin (Chordata), ışınsal yüzgeçliler (Actinopterygii) sınıfına dahil olan,
tropik ve subtropik denizlerde tuzlu veya acı sularda yaşayabilen, bıyık
benzeri duyu organlarına ve genellikle zehirli olabilen sert yüzgeç dikenlerine
sahip olan, yumurtalarını ve yavrularını ağızlarında taşıyan (mouthbrooding),
ağızda kuluçka özelliği olan, Siluriformes takımından bir yayın balığı
familyası, deniz kedibalıklarıgiller
aril :
gre. * aroma (baharat) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + yl (kimyada
radikal grubunun ifadesi) * fenil ve naftil gibi aromatik bir hidrokarbon olan
aromatik bir halkadan türetilen herhangi bir fonksiyonel grup
arilamin :
gre. * aroma (baharat) + yl (kimyada radikal grubunun ifadesi) + amine, amino
(karbona bağlı bir nitrojen (azot) atomu içeren bileşik) (ammonia (amonyak) +
ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) * amonyağın bir veya daha fazla
hidrojen atomunun aromatik gruplarla yer değiştirdiği amin gruplarından biri
(C6H5NH2)
arillus :
lat. * arilli (üzüm çekirdeği; kuru üzüm) (aridus (kuru) + illus (küçültme eki)
) * bazı bitki türlerinde tohumu kısmen veya tamamen saran, tohum tomurcuğunun
dip kısmından gelişen, tohumları dış etkenlerden korumanın yanı sıra, canlı
renkleriyle meyve yiyen hayvanları cezbederek tohumların doğaya yayılmasına
(tohum dağılımına) yardımcı olan etli, renkli ve genellikle dikkat çekici bir
dış örtü
arim :
ara. * arim (set, baraj, engel, mania; büyük sel ve şiddetli yağmur) *
engelleme, kafa tutma, baraj, engel koyan, inatçı, kafa tutan; arim (Kur'an'ın
Sebe suresinin 16. ayetinde "Seylel arim" (Arim seli) olarak geçer.)
(arm (silah), armour, arrmure, Armierung (zırh, engelleyici) (ing., fra., alm.)
)
arin :
tür. * arı (temizlenmek, saf hale gelmek, saflaşmak) + n (sıfat yapım eki) *
temiz, kirden arınmış, saf, duru ve berrak kimse
arin :
kür. * ar (ateş) + in (ile ilgili, -a ait) * ateş gibi, ateşten olan; sızlama,
sızlayış; kadın ismi
arionidae :
gre., lat. * aristos (en iyi, en yararlı), areion (daha iyi, daha güçlü, üstün)
(gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik
familya eki) * kabuğu olmayan veya körelerek tamamen kaybolmuş olan, genellikle
nemli ormanlarda ve bahçelerde yaşayan, mantar, çürüyen yapraklar ve bitkilerle
beslenen, en yaygın türlerinden biri, tarımsal alanlarda zararlı olabilen Arion
(yol sümüklüböceği) cinsi olan, karasal sümüklü böcekleri kapsayan bir
akciğerli salyangoz familyası
arioso :
gre., ita. * aria (hava) (aer (hava) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
(gre.) + osus, oso (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat., ita.) * şarkımsı,
aria’ya benzer biçimde melodik; operada recitativo ile aria arasında, daha
akıcı ve melodik ifade biçimi; havadar, şarkı söyler gibi çalma
aripiprazol :
lat. * aroma (baharat, hoş koku, hoş kokulu ve tatlı bitki) + yl (kimyada
radikal grubunun ifadesi) + pipr (phenylpiperazine türevi) + azole (mantar
önleyici ilaçlarda yer alan bir veya daha fazla nitrojen (azot) atomu içeren 5
üyeli bir halkaya sahip bir grup heterosiklik bileşik belirtici ek) (azotos,
azotikos (yaşamsız, cansız, hayatsız) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH)
(lat.) ) * şizofreni ve bipolar bozukluk tedavisinde kullanılan atipik
antipsikotik (C23H27Cl2N3O2)
aristaios :
gre. * aristaios (en iyi, türünün en iyisi, en asil, en soylu, soyu temiz, en
cesur, en erdemli, en seçkin) (aristos (en iyi, en yararlı) + aios (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) ) (gre); arı, ari (saf, temiz) (tür.) * Yunan
mitolojisinde arıcılık, zeytin yetiştiriciliği, çobanlık ve doğal üretim
sanatlarının kült kahramanı olan ve avcı Kirene ve Apollon'un oğlu olan
tanrısal karakter
ariste :
gre. * aristaios (en iyi, türünün en iyisi, en asil, en soylu, soyu temiz, en
cesur, en erdemli, en seçkin) (aristos (en iyi, en yararlı) + aios (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) ) * mavi tonlarda çiçekler açan, süs değeri yüksek otsu
bitkileri kapsayan bitki cinsi
aristea :
gre. * aristaios (en iyi, türünün en iyisi, en asil, en soylu, soyu temiz, en
cesur, en erdemli, en seçkin) (aristos (en iyi, en yararlı) + aios (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) ) * mavi tonlarda çiçekler açan, süs değeri yüksek otsu
bitkileri kapsayan bitki cinsi
aristholochiaceae :
gre. * aristaios (en iyi, türünün en iyisi, en asil, en soylu, soyu temiz, en
cesur, en erdemli, en seçkin) (aristos (en iyi, en yararlı) + aios (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) ) + lokheia (doğumla ilgili olma) (lokhein (doğurmak,
doğum yapmak veya doğum sürecinde bulunmak) (lokhos, lokheios (doğum) + ein
(fiil mastar eki) ) + eia (durum eki) ) * çoğunlukla tropikal ve ılıman
bölgelerde yetişen, çiçekleri genellikle tüp şeklinde, kıvrık ve tabana doğru
kese benzeri bir yapıya sahip olan, içerdiği aristoloşik asit nedeniyle bazı
türleri zehirli kabul edilen, odunsu sarmaşıklar ve çok yıllık otsu bitkileri
içeren bir bitki familyası, ohusaotugiller, kurtboğan otugiller
aristida :
gre. * arista (kılçık) + ida (aitlik eki) * uzun ve sert kılçıklı başaklara
sahip, buğdaygiller familyasına ait bitki cinsi
aristokrasi :
gre. * aristaios (en iyi, türünün en iyisi, en asil, en soylu, soyu temiz, en
cesur, en erdemli, en seçkin) (aristos (en iyi, en yararlı) + aios (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) ) + kratia (kudret, güç, iktidar, güçlülük, kuvvetlilik;
yönetim) (kratos (güç, kudret, kuvvet, sağlamlık) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * soyluluk, asalet; en iyi sınıfın yönetimi, soylular yönetimi
aristokrat :
gre. * aristaios (en iyi, türünün en iyisi, en asil, en soylu, soyu temiz, en
cesur, en erdemli, en seçkin) (aristos (en iyi, en yararlı) + aios (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) ) + kratos (güç, kudret, kuvvet, sağlamlık) * soylu, asil
aristokratik :
gre. * aristaios (en iyi, türünün en iyisi, en asil, en soylu, soyu temiz, en
cesur, en erdemli, en seçkin) (aristos (en iyi, en yararlı) + aios (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) ) + kratia (kudret, güç, iktidar, güçlülük, kuvvetlilik;
yönetim) (kratos (güç, kudret, kuvvet, sağlamlık) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * aristokrat niteliği
olan
aristolochia :
gre. * aristos (en iyi) + lochia (doğum, lohusalık) * tarihsel olarak doğumla
ilişkilendirilen, boru biçimli çiçeklere sahip bitkileri kapsayan bitki cinsi
aristolochiaceae :
gre., lat. * aristaios (en iyi, türünün en iyisi, en asil, en soylu, soyu
temiz, en cesur, en erdemli, en seçkin) (aristos (en iyi, en yararlı) + aios
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + lokheia (doğumla ilgili olma) (lokhein
(doğurmak, doğum yapmak veya doğum sürecinde bulunmak) (lokhos, lokheios
(doğum) + ein (fiil mastar eki) ) + eia (durum eki) ) (gre.) + aceae (-giller,
botanik familya eki) (lat.) * çoğunlukla tropikal ve ılıman bölgelerde yetişen
odunsu sarmaşıklar ve çok yıllık otsu bitkileri kapsayan, düzensiz şekilli,
genellikle boru veya huni biçiminde tuhaf çiçeklere sahip olan, kalp veya
böbrek şeklinde, almaşlı dizilimli yaprakları olan, böbrek hasarına ve kansere
yol açabilen güçlü toksik özelliklere sahip olan çok yıllık otsu bitkiler
familyası, lohusaotugiller
aristoloşik asit :
gre., lat. * aristaios (en iyi, türünün en iyisi, en asil, en soylu, soyu
temiz, en cesur, en erdemli, en seçkin) (aristos (en iyi, en yararlı) + aios
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + lokheia (doğumla ilgili olma) (lokhein
(doğurmak, doğum yapmak veya doğum sürecinde bulunmak) (lokhos, lokheios
(doğum) + ein (fiil mastar eki) ) + eia (durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a
ait, gibi) (gre.) + acidum, acidus (ekşi, asit) (lat.) * Aristolochiaceae
(doğum otugiller) familyasından bitkilerde doğal olarak bulunan, oldukça
zehirli ve kanserojen bir bitki bileşiği olan toksik ve kanserojen bir alkaloid
(C16H9NO6)
aristoteles :
gre. * aristaios (en iyi, türünün en iyisi, en asil, en soylu, soyu temiz, en
cesur, en erdemli, en seçkin) (aristos (en iyi, en yararlı) + aios (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) ) + telos (tamamlanma, mükemmeliyet, kusursuzluk, amaç,
sonuç, son, nihayet) * antik Yunanistan'da klasik dönemde yaşamış olan Yunan
filozof, polimat ve bilge
aristotelian :
gre. * aristaios (en iyi, türünün en iyisi, en asil, en soylu, soyu temiz, en
cesur, en erdemli, en seçkin; antik Yunanistan'da klasik dönemde yaşamış olan
Yunan filozof, polimat ve bilgenin ismi) (aristos (en iyi, en yararlı) + aios
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + telos (tamamlanma, mükemmeliyet,
kusursuzluk, amaç, sonuç, son, nihayet) + ianos (ile ilgili, -a ait) * Antik
Yunan filozofu Aristoteles'in felsefi, bilimsel veya mantıksal öğretilerini
benimseyen veya bu düşünce sistemine dayanan (kişi, ilke vb.)
aristotelian fizik :
gre. * aristaios (en iyi, türünün en iyisi, en asil, en soylu, soyu temiz, en
cesur, en erdemli, en seçkin; antik Yunanistan'da klasik dönemde yaşamış olan
Yunan filozof, polimat ve bilgenin ismi) (aristos (en iyi, en yararlı) + aios
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + telos (tamamlanma, mükemmeliyet,
kusursuzluk, amaç, sonuç, son, nihayet) + ianos (ile ilgili, -a ait) + phusis,
physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya
çıkarma, büyütme, geliştirme) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * M.Ö.
4. yüzyılda Aristoteles tarafından geliştirilen, doğadaki hareketleri ve değişimleri
dört element (hava, su, toprak, ateş), doğal yer ve amaçlı hareket (teleoloji)
kavramlarıyla açıklayan fizik anlayışı
aritenoid :
gre. * arutaina, arytaina (huni, baca, kepçe) + oeides (gibi, ile ilgili,
benzer, şekilli, biçimli) * gırtlağın arkasında bulunan ve farklı ses kalitesi
türlerinin üretiminde kullanılan bir çift küçük üç taraflı piramit kıkırdaktan
her biri
aritmetik :
gre. * rhuthmos, rhythmos (ritm), arithmos (sayı, sayma, sayım) + tekhne
(ustalık, sanat, maharet, sanat, zanaat, beceri, yapım, iş, teknik, yöntem,
usül) * matematik biliminin, sayıları, sayıların özelliklerini ve sayısal
işlemleri inceleyen kolu
aritmetik dizi :
gre. * rhuthmos, rhythmos (ritm), arithmos (sayı, sayma, sayım) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + dizi (ardışık veya sıralı şekilde yan
yana gelen öğeler bütünü, seri, sıra) (tür.) * ardışık terimleri arasında sabit
ortak fark (d) olan dizi (örneğin, 2, 5, 8, 11 dizisindeki ortak fark sabit
olup 3’tür.) (an = a1+ (n-1)d)
aritmetik ortalama :
gre., tür. * arithmetikos (aritmetik) (rhuthmos, rhythmos (ritm), arithmos
(sayı, sayma, sayım) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) +
ortalama (orta değer hesaplama) * n tane sayı için bu sayıların toplamının n
sayısına bölümü; bir sayı dizisindeki sayıların toplamının, dizideki sayı
adedine bölünmesi ile elde edilen ortalama değer
aritmetiksel :
gre., tür. * arithmetikos (aritmetik) (rhuthmos, rhythmos (ritm), arithmos
(sayı, sayma, sayım) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) + sel
(gibi, ile ilgili) (tür.) * aritmetik ile ilgili
aritmofobi :
gre. * arithmetikos (aritmetik) (rhuthmos, rhythmos (ritm), arithmos (sayı,
sayma, sayım) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + phobia (korkma,
korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
sayılardan veya matematiksel işlemlerden duyulan aşırı korku
aritmi :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + rhuthmos, rhythmos
(ritm, akım, akış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * ritimsizlik; kalp
atışlarının normal ritim ve düzeninden sapması, düzensiz veya anormal kalp
atımı durumu, kalp atışlarındaki düzensizlik
aritmik :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + rhuthmos, rhythmos
(ritm, akım, akış) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * ritimsiz, bozuk ritimli,
ritmi bozuk
aritmojenik :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + rhuthmos, rhythmos
(ritm, akım, akış) + genikos (üreten, oluşturan) (gennaein (doğurmak, üretmek,
oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran,
yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) ) * kalp ritim bozukluğuna yol açan veya ritim bozukluğu
oluşturan
aritonid :
gre. * arutaina, arytaina (huni, baca, kepçe) + oeides (gibi, ile ilgili,
benzer, şekilli, biçimli) * gırtlağın arkasında bulunan ve farklı ses kalitesi
türlerinin üretiminde kullanılan bir çift küçük üç taraflı piramit kıkırdaktan
her biri
ariya :
gre. * aer (hava) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * bir opera eserinde,
solistlerden birinin orkestra eşliğinde söylediği, kendi içinde bütünlüğü olan
şarkı
ariyet :
ara. * ara (sakatlamak, kusurlu kılmak, ödünç olmak, eğreti olmak) + iyet (isim
yapım eki) * bir taşınır malın, geçici süre kullanılması koşuluyla ve bedelsiz
olarak bir kimseye bırakılması
ariyeten :
ara. * ariyet (ödünç) + en (gibi, olarak) * ariyet olarak, ödünç olarak
ariz :
ara. * ard, arz (sunum, ortaya koyma, meydana çıkarma) * başa gelen, uğrayan;
engel, mani, arid, arız
ariz ve amik :
ara. * ariz (geniş, yayılmış) + ve (ile, birlikte, beraber) + amik (derin) *
enine ve boyuna, genişliğine ve derinliğine, tafsilatlı şekilde, detaylı,
ayrıntılı
ariza :
ara. * ard, arz (sunum, ortaya koyma, meydana çıkarma), arid, arız (başa gelen,
uğrayan; engel, mani) + a (isim yapım eki) * bozukluk, aksaklık, kusur; bir
düzenin işleyişindeki hata, bozukluk, aksaklık, aksama, mani, engellenme
arjantin :
lat. * argentum (gümüş gibi olan) (arg, herg (parlak, beyaz) + entum (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Güney Amerika kıtasının Güney Konisi’nde yer
alan ülke
arjinin :
gre. * arguros (gümüş), arginoeis (gümüşi, parlak, ışıldayan) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) * doğada bulunan proteinlerin yapısını oluşturan
20 aminoasitten biri (C6H14N4O2)
arjiri :
gre. * argyros (gümüş) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * gümüş elementinin
kimyasal bileşiklerine veya gümüş tozuna aşırı maruz kalmanın neden olduğu bir
durum
arjuna :
san. * arjuna (parlak, beyaz, saf) * Hint destanı Mahabharata’da Pandava
kardeşlerden biri olan, kahramanlık, sadakat ve okçuluk yetenekleriyle öne
çıkan efsanevi karakteri ifade eden isim ve mitolojik figür; yörüngeleri
karakter olarak yerküreye çok benzeyen, düşük eğime, bir yıla yakın yörünge
periyoduna ve düşük eksentrisiteye sahip olan ve yerküreye yakın konumda
bulunan Solar Sistemin dinamik bir asteroit grubu
ark :
lat. * arcus (arc (kemer, yay, kavis) + us (son ek) ) * toprağı kazarak açılan
su yolu
ark kosekant fonksiyonu :
lat. * arcus (yay, eğri, kemer, kavis) + co, com (birlikte, beraber, ile) +
secare (kesmek, ayırmak, bölmek), secant (kesen, ayıran, bölen) + fungere
(yapmak, yerine getirmek, icra etmek, işlemek, uygulamak), fungi, functio
(yapma, yerine getirme, icra, işlev) * tanım bölgesi x ≤ 1 ve x ≥ 1 için x =
csc(y) ele alındığında y = csc 1(x) fonksiyonu; kosekant (csc) fonksiyonunun
tersi
ark kosh fonksiyonu :
lat. * arcus (yay, eğri, kemer, kavis) + co, com (birlikte, beraber, ile) +
sinus (kavis, yay, kıvrım, girinti, bükülme, çukur, boşluk) + hyper (üstünde,
yukarıda, üzerinde) + bole (atma, fırlatma) + fungere (yapmak, yerine getirmek,
icra etmek, işlemek, uygulamak), fungi, functio (yapma, yerine getirme, icra,
işlev) * hiperbolik kosinüs fonksiyonunun tersi, ters hiperbolik kosinüs
fonksiyonu
ark kosinüs fonksiyonu :
lat. * arcus (yay, eğri, kemer, kavis) + co, com (birlikte, beraber, ile) +
sinus (kavis, yay, kıvrım, girinti, bükülme, çukur, boşluk) + fungere (yapmak,
yerine getirmek, icra etmek, işlemek, uygulamak), fungi, functio (yapma, yerine
getirme, icra, işlev) * kosinüs (cos) fonksiyonunun tersi, ters kosinüs
fonksiyonu
ark kotanjant fonksiyonu :
lat. * arcus (yay, eğri, kemer, kavis) + co, com (birlikte, beraber, ile) +
tangere (değmek, dokunmak, temas etmek), tangent, tangens (değen, dokunan,
temas eden) + fungere (yapmak, yerine getirmek, icra etmek, işlemek,
uygulamak), fungi, functio (yapma, yerine getirme, icra, işlev) * tanım bölgesi
olan bütün gerçel sayılar için x = cot(y) ele alındığında y = cot- 1(x)
fonksiyonu; kotanjant fonksiyonunun tersi, ters kotanjant fonksiyonu
ark koth fonksiyonu :
lat. * arcus (yay, eğri, kemer, kavis) + co, com (birlikte, beraber, ile) +
tangere (değmek, dokunmak, temas etmek), tangent, tangens (değen, dokunan,
temas eden) + hyper (üstünde, yukarıda, üzerinde) + bole (atma, fırlatma) +
fungere (yapmak, yerine getirmek, icra etmek, işlemek, uygulamak), fungi,
functio (yapma, yerine getirme, icra, işlev) * hiperbolik kotanjant
fonksiyonunun tersi
ark sekant fonksiyonu :
lat. * arcus (yay, eğri, kemer, kavis) + secare (kesmek, ayırmak, bölmek),
secant (kesen) + fungere (yapmak, yerine getirmek, icra etmek, işlemek,
uygulamak), fungi, functio (yapma, yerine getirme, icra, işlev) * tanım bölgesi
x ≤ 1 ve x ≥ 1 için x = sec(y) ele alındığında y = sec-1(x) fonksiyonu; sekant
(sec) fonksiyonunun tersi
ark sekh fonksiyonu :
lat. * arcus (yay, eğri, kemer, kavis) + secare (kesmek, ayırmak, bölmek),
secant (kesen) + hyper (üstünde, yukarıda, üzerinde) + bole (atma, fırlatma) +
fungere (yapmak, yerine getirmek, icra etmek, işlemek, uygulamak), fungi,
functio (yapma, yerine getirme, icra, işlev) * hiperbolik sekant fonksiyonunun
tersi
ark sinh fonksiyonu :
lat. * arcus (yay, eğri, kemer, kavis) + sinus (kavis, yay, kıvrım, girinti,
bükülme, çukur, boşluk) + hyper (üstünde, yukarıda, üzerinde) + bole (atma,
fırlatma) + fungere (yapmak, yerine getirmek, icra etmek, işlemek, uygulamak),
fungi, functio (yapma, yerine getirme, icra, işlev) * hiperbolik sinüs
fonksiyonunun tersi
ark sinüs fonksiyonu :
lat. * arcus (yay, eğri, kemer, kavis) + sinus (kavis, yay, kıvrım, girinti,
bükülme, çukur, boşluk) + fungere (yapmak, yerine getirmek, icra etmek,
işlemek, uygulamak), fungi, functio (yapma, yerine getirme, icra, işlev) *
tanım bölgesi -1 ≤ x ≤ 1 için x = sin(y) ele alındığında y = sin-1(x)
fonksiyonu; sinüs (sin) fonksiyonunun tersi; ters sinüs fonksiyonu
ark skh fonksiyonu :
lat. * arcus (yay, eğri, kemer, kavis) + secare (kesmek, ayırmak, bölmek),
secant (kesen) + hyper (üstünde, yukarıda, üzerinde) + bole (atma, fırlatma) +
fungere (yapmak, yerine getirmek, icra etmek, işlemek, uygulamak), fungi,
functio (yapma, yerine getirme, icra, işlev) * hiperbolik kosekant
fonksiyonunun tersi
ark tanh fonksiyonu :
lat. * arcus (yay, eğri, kemer, kavis) + tangere (değmek, dokunmak, temas
etmek), tangent, tangens (değen, dokunan, temas eden) + hyper (üstünde,
yukarıda, üzerinde) + bole (atma, fırlatma) + fungere (yapmak, yerine getirmek,
icra etmek, işlemek, uygulamak), fungi, functio (yapma, yerine getirme, icra,
işlev) * hiperbolik tanjant fonksiyonunun tersi
ark tanjant fonksiyonu :
lat. * arcus (yay, eğri, kemer, kavis) + tangere (değmek, dokunmak, temas
etmek), tangent, tangens (değen, dokunan, temas eden) + fungere (yapmak, yerine
getirmek, icra etmek, işlemek, uygulamak), fungi, functio (yapma, yerine
getirme, icra, işlev) * tanım bölgesi olan bütün gerçel sayılar için x = tan(y)
ele alındığında y = tan-1(x) fonksiyonu; tanjant fonksiyonunun tersi; ters
tanjant fonksiyonu
arka :
tür. * ar (geri) + ka (isim yapım eki) (tür.); arkhaios (eski, eskiden kalma,
kadim, antik) (arkhe (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce,
kadim, antik; hükümet, hakimiyet, tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat
yapım eki) ) (gre.) * köken, kaynak, orijin, evveli, öncesi, öne, ön yüze karşıt
olan yan; herhangi bir şeyin sırt durumunda olan yüzeyi, geri
arkaç :
tür. * ark (yarık, kanal) + aç (isim yapım eki) * dağda davarların yatırıldığı
düz ve kuytu yer; hayvanlar için yapılan, çevresi çitle çevrili, üstü açık yer,
ağıl
arkad :
lat., gre. * arcade (kemer, kemerli yapı, yaylı) (arcus (yay, eğri, kemer)
(lat.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) ) (gre.) ) * kemer
biçimli yapı, kemerli geçit; anatomi ve biyolojide damar, sinir veya başka
yapıların kemer biçiminde oluşturduğu yay veya ağsı düzen, arkad, kemer biçimli
yapı
arkadaş :
tür. * arka (geri, sırt, art) (ar (geri) + ka (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) + daş (eş, denk, benzer, aynı eki) * birbirine arka çıkan, destek
olan insanlarsan her biri
arkadya :
gre. * arkad, arkas (arktos (ayı) + ad (ek) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) * idealize edilmiş doğal, pastoral güzelliğin, kırsal cennetin ve
huzurun simgesi olmuş antik Yunan’da bir bölge; Yunan mitolojisinde Arkas’a
dayanan eponim
arkaik :
gre. * arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş,
başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet,
tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * eski, evvele ait
arkaizm :
gre. * arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş,
başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet,
tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) + ismos (isim yapım,
durum, akım, öğreti, doktrin eki) * artık kullanılmaz olmuş eski kelimeleri,
deyimleri veya eski sözdizimine özgü biçimleri anlatımda kullanma eğilimi;
kullanıldığı çağdan daha eski bir çağa özgü bir biçimin, bir yapının ayırıcı
özelliği, arkaikçilik
arkaopteriks : gre. * arkhaios (eski, eskiden kalma,
kadim, antik) (arkhe (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce,
kadim, antik; hükümet, hakimiyet, tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat
yapım eki) ) + pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) * eski kanat,
erken kuş (kuşların ilkel atası anlamında), kuşumsu bir teropod dinozor
arke :
gre. * arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş,
başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet,
tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) * bakteriye benzeyen
ancak hücre yapısı bakımından farklılık gösteren tek hücreli mikroorganizma,
arkebakteri
arkea :
gre. * arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş,
başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet,
tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) * arkaeum, arkaean,
arkaeon veya arkebakteriler, tek hücreli organizmaların bir ana bölümü
arkebüz :
alm. * hakenbüchse (haken (kanca) + büchse (kriko) ) * 15 - 17. yüzyıllar
arasında kullanılan namludan doldurulan bir tüfek türü
arkeen :
gre. * arkhein (başlamak, yönetmek, önde olmak) (arkhe, arkhaios, arkhaia
(geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, antik) + ein (fiil
mastar eki) ) (gre.); archéenne (fra.) * kambriyumlardan önce oluşmuş bulunan
yer katmanı; yerküre tarihinin dört jeolojik üst zamanından ikincisi,
arkeozoyik
arkegon :
gre. * arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş,
başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet,
tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) + genes (doğuran, ortaya
çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan), genos,
gonos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, üretim, oluşum, doğum, ırk, yavru, döl,
soy, nesil, köken, aile, akraba, tür, cins, sınıf, kategori) *
karayosunlarında, eğreltiotlarında, bazı suyosunlarında ve açıktohumlularda
görülen dişilik organı
arkegonyum :
gre., lat. * arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş,
başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet,
tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) + genos, gonos (gen,
yaratılış, türeyiş, üreme, üretim, oluşum, doğum, ırk, yavru, döl, soy, nesil,
köken, aile, akraba, tür, cins, sınıf, kategori) (gre.) + ium (isim yapım eki)
(lat.) * yosunlar, ciğer otları, eğrelti otları ve bazı açık tohumlu bitkilerde
bulunan gameti (yumurta hücresi) oluşturan ve koruyan dişi üreme organı,
gametangiyum
arkenteron :
gre. * arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş,
başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet,
tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) + enteron (iç organ,
bağırsak; ince bağırsak; kiriş, şerit, geçit) * embriyonik gelişimde ilk oluşan
ve daha sonra organizmanın sindirim kanalına dönüşecek olan ilkel sindirim
boşluğu
arkeofit :
gre. * arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş,
başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet,
tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) + phyton, phytos (bitki,
büyüyen şey) (phyo, phyein (doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak,
bitmek, büyümek, gelişmek, şişmek, kabarmak) + ton, tos (sıfat yapım eki) ) *
eski bitki, kadim bitki; belirli bir coğrafi bölgenin veya ekosistemin doğal
yerli türü olmayan, ancak modern çağdan çok önce, genellikle tarım
faaliyetlerinin başlamasından bu yana geçen çok eski antik dönemlerde insan
faaliyetleri aracılığıyla o bölgeye getirilip yerleşmiş bitki türleri
arkeolog :
gre. * arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş,
başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet,
tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) + logos (kelime, bilgi,
söylem, söz, akıl) * arkeoloji uzmanı
arkeoloji :
gre. * arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş,
başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet,
tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) + logia (bilim, bilme;
söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * kazıbilim, eski kalıntıların incelendiği bilim
dalı
arkeolojik :
gre. * arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş,
başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet,
tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) + logia (bilim, bilme;
söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
arkeoloji ile ilgili
arkeometalürji :
gre. * arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş,
başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet,
tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) + metallon (metal) +
ergos, ergon (iş, çalışma) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * arkeolojik
buluntuların metalurjisi ile ilgilenen arkeometrinin araştırma disiplin
arkeometri :
gre. * arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş,
başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet,
tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) + metria (ölçüm, ölçme)
(metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * arkeolojik
buluntuların, kalıntıların ve eski eserlerin yaşını, kökenini, yapısını ve
üretim teknolojilerini belirlemek amacıyla fizik, kimya, biyoloji ve jeoloji
gibi doğa ve uygulamalı bilimlerin yöntemlerini kullanan disiplinler arası bir
bilim dalı
arkeopteriks :
gre. * arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş,
başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet,
tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) + pteryx, pterygos,
ptera, pteron (kanat, yüzgeç) * eski kanat, erken kuş (kuşların ilkel atası
anlamında), kuşumsu bir teropod dinozor
arkeosit :
gre. * arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş,
başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet,
tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) + kytos (hücre, göze,
odacık, boşluk, oyuk, kap) * süngerlerin (Porifera) yapısında bulunan, besin
sindirimi, farklı hücre tiplerine dönüşebilme ve üreme gibi işlevleri olan amip
benzeri hareket edebilen özel bir hücre türü
arkeozoik :
gre. * arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş,
başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet,
tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) + zoon (canlı, hayvan) +
ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yer tarihinin yaklaşık 4 milyar yıl
önce başlayan ve tek hücreli ilk mikroskobik canlıların (bakteriler ve algler)
ortaya çıktığı en eski ve en uzun jeolojik devirlerinden biri (Arkean Eonu) ile
ilgili
arketip : gre.
* arkhetupon, arkhetypon (arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe
(geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet,
hakimiyet, tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) + typon, typos
(model, tip, çeşit, cins, tür, iz, damga, biçim, şekil, form, örnek) ) * var
edilen ilk örnek, ana örnek, kalıp, prototip, ilk tip, ilk örnek, asıl numune
arkıt :
tür. * ark (geride) + ıt (isim yapım eki) * köy evlerinde kapıların arkasına
konulan kalın ve enli kuşak; dövenle boyunduruğu birbirine bağlayan ok
arkiform :
lat. * arcus (yay, eğri, kemer) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil,
biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * yaya benzeyen, yay şekilli
arkon :
gre. * arkhon (hükümdar, yönetici, hakim, egemen) * Antik Atina'daki dokuz baş
yargıçtan her biri; Gnostik metinlerde maddi evreni yöneten, Gerçek Tanrı'dan
(veya Pléroma’dan) uzak olan, liderleri Demiurgos olan ve insanların ruhunu
maddi dünyaya hapsetmeye çalışan alt düzey tanrısal varlıklar
arkontisizm :
gre. * arkhon (hükümdar, yönetici, hakim, egemen) + tikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * maddi
evrenin kötü veya yoz bir yaratım olduğunu, ruhun kurtuluşunun ise bu aldatıcı
yöneticilerden (Arkontlardan) ancak bilgi yoluyla (gnosis)
gerçekleşecebileceğini savunan inanç akımı
arkoz :
gre. * arkhe, arkhaios (arka, geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, antik, eski,
evvel) * granit gibi kayaların değişiminden oluşan, bileşiminde feldispat
bulunan, kumtaşı türünden bir tortul kayaç
arktik :
gre. * arktikos (arktos (ayı; büyük ayı, kutup yıldızı) + ikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) ) * Kuzey Kutbu ve çevresiyle ilgili olan
arktoit :
gre. * arktos (ayı) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * ayı
şekilli, ayıya benzeyen, ayı benzeri
arkus :
lat. * arcus (yay, eğri, kemer, kavis) * yay, kemer biçimli yapı; anatomi ve
tıpta kemer veya kavis oluşturan oluşum
arkus aorta :
lat. * arcus (yay, eğri, kemer, kavis) + aorte (asıl atardamar, aort, kaldıran
boru, asma ipi) (aeirein (havalanmak, yükselmek, kaldırmak, taşımak) + ta (isim
yapım eki) ) * kalbin sol ventrikülünden çıkan ve ters U şeklinde karın içinde
ilerleyip göbek hizasında iki ayrılarak bacaklara doğru ilerleyen aortun (ana
atardamar) baş boyun bölgesi ve kollara dağıldığı noktada oluşturduğu kavis,
ters U şeklinin tepe kısmı
arkus juvenilis :
lat. * arcus (yay, eğri, kemer, kavis) + iuvenis, juvenis (genç, gençlik) +
ilis (ile ilgili, gibi, -a ait) * çocuklukta veya erken yetişkinlikte ortaya
çıkmaya başlayan iris çevresinde renkli halkalar
arkus senilis :
lat. * arcus (yay, eğri, kemer, kavis) + senis, senex (yaşlı, ihtiyar, olgun,
büyük) + ilis (ile ilgili, gibi, -a ait) * yaşlılarda, korneanın kenarı
etrafında gelişen beyaz, gri veya mavi renkteki yay veya halka
arlanmak :
tür. * ar (utanma duygusu, utanç duyma, utanma, utanç) + la (etken fiil eki) +
n (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * onursuz duruma düşmekten
çekinmek, utanç duymak, kınanmaktan sakınmak
arleken :
alm., fra., lat. * harlequin (kraliçe Herla; alaycı Herla) (Herla (iblis,
hayalet) (alm.) + quin (kişi, adam, tip, karakter) (fra.) ); arlecchino (arle
(iblis, hayalet) + cchino (küçültme eki) ) (ita.) * İtalyan komedyasında bir
beyefendinin umursamaz ve kıvrak zekalı yardımcısı veya evin hizmetçisinin
kaprisli sevgilisi; komik, maskeli soytarı karakter (Orta Çağ Fransız
folklorunda, İtalyan commedia dell’arte’daki Arlecchino karakterinden
türetilmiştir.)
arma :
lat. * arma (silah, techizat, donanım, mühimmat), armare (silahlandırmak,
donatmak, techiz etmek) * bir aileye, devlete veya topluluğa ait simge, sembol;
silah
armada :
lat. * armare (silahlandırmak, donatmak, techiz etmek), arma (silah, techizat,
donanım, mühimmat) + ta (isim yapım eki) * bir devletin deniz kuvvetleri,
donanma
armadillo :
lat., isp. * arma (silah, donanım, mühimmat), armare (silahlandırmak,
donandırmak, donatmak), armatur (zırh) (lat.); armadura (zırh) + illo (küçültme
eki) (isp.) * Güney Amerika'ya özgü Cingulata takımında yer alan, yalnızca
Dasypodidae ve Chlamyphoridae familyasındakilerin varlıklarını sürdürdüğü
zırhlı memelilerin genel ismi
armador :
lat. * arma (silah, techizat, donanım, mühimmat) + dor (yapan kişi) * silahtar;
gemide armayı yerli yerine koyan, bağlayan ve arma ile uğraşan, direk, seren,
ip ve yelken ile gemiyi donatan
armadura :
lat. * armatura (arma (silah, techizat, donanım, mühimmat) + tura (isim yapım
eki) ) * gemide direklere takılı halatları bağlamaya yarayan, küpeştenin iç
yanında bulunan, ağaç veya demirden yapılmış uzun levha
armagedon :
ibr. * har (dağ) + megiddo (yüksek yer, güçlendirilmiş yer, kale) * kutsal
kitaplarda ve apokaliptik metinlerde dünyanın sonundaki büyük savaş veya
kıyamet günü, iyi ve kötü güçlerin nihai çatışması olarak tasvir edilen kozmik
ve tarihi felaket olayı
armağan :
tür. * yarmakan (yarmak (para) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) *
hediye; doyumluk, peşkeş, ganimetten verilen pay; erkek ismi
arman :
erm. * armin, arman (irade, amaç, dilek, umut) * dürüst, doğru, güvenilir
kimse; istek; özlem
armatör :
lat. * armare (silahlandırmak, donatmak, techiz etmek), arma (silah, techizat,
donanım, mühimmat) + tor (yapan, eden kişi) * ticaret gemisi veya gemileri olan
kimse
armatür :
lat. * armare (silahlandırmak, donatmak, techiz etmek), arma (silah, techizat,
donanım, mühimmat) + tura (ile ilgili olma) * donanım, techizat, silahlanma,
silahlı kuvvet
armeria :
lat. * armeria (dağ çiçeği) * kıyı ve kayalık bölgelerde yetişen, mor veya
pembe çiçekli küçük çiçekleri olan, Caryophyllaceae familyasından bir bitki
armodafinil :
gre., lat. * ar, R (molekülün R-enantiyomeri) + modulus (örnek, kalıp, ölçü)
(modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz,
stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) +
ulus (küçültme eki) ) + phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak,
ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak,
göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki),
phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta;
ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) ) * uyanıklığı desteklemek için
ve narkolepsi tedavisinde kullanılan oral bir ilacın etken maddesi (C15H15NO2S)
armoni :
gre. * harmonia (birleşme, bir araya gelme, uyum, mutabakat) (harmein
(birleştirmek, eklemek, uyumlu kılmak), harmos, harmon, (eklem, birleşme yeri,
birleşme, bir araya gelme, anlaşma, uyum) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
) * uyum, sesler arası uyum, akustik ahenk
armonik :
gre. * harmein (birleştirmek, eklemek, uyumlu kılmak), harmos, harmon, (eklem,
birleşme yeri, birleşme, bir araya gelme, anlaşma, uyum) + ikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * uyumlu, ahenkli
armonika :
gre. * harmein (birleştirmek, eklemek, uyumlu kılmak), harmos, harmon, (eklem,
birleşme yeri, birleşme, bir araya gelme, anlaşma, uyum) + ikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * uyum sağlayan çalgı, ahenk aleti; İçindeki serbest
metal dilleri nefesle titreştirerek farklı perdelerde ses üreten, hem melodik
hem armonik yapıya imkan tanıyan küçük üflemeli çalgı
armonize :
gre., lat., fra. * harmein (birleştirmek, eklemek, uyumlu kılmak), harmos,
harmon (eklem, birleşme yeri, birleşme, bir araya gelme, anlaşma, uyum) (gre.)
+ izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tus (geçmiş zaman eki) (lat.);
harmonisé (uyumlu, ahenkli) (fra.) * uyumlu, ahenkli hale getirilmiş
armonyum :
gre., lat. * harmein (birleştirmek, eklemek, uyumlu kılmak), harmos, harmon,
(eklem, birleşme yeri, birleşme, bir araya gelme, anlaşma, uyum) (gre.) + ium
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * ayakla yönetilen iki körükle bir
depoya doldurulan havanın, parmakların tuşlara dokunmasıyla boşalarak lamlarda
titreşimler yapması sonucu sesler çıkaran bir çalgı, küçük org
armoracia :
lat. * armoracia (hardal otu) * baharat ve turşu yapımında kullanılan, keskin
tadıyla bilinen kökleri yenilenebilir, Brassicaceae familyasından bir bitki
armudi :
far. * amrud, urmod (gülgillerden ak çiçekler açan bir meyve ağacı) + i (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * armut şeklinde olan
armudiye :
far. * amrud, urmod (gülgillerden ak çiçekler açan bir meyve ağacı) + iye (yer
ve durum eki) * nazarlık olarak takılan armut biçimindeki altın
armut :
far. * amrut, emrud (gülgiller familyasından, beyaz çiçekler açan, kışın
yaprağını döken, yumuşak çekirdekli meyvesi ve bu meyvenin ağacını ifade eden,
genellikle alt kısmı şişkin ve tatlı sulu meyve türü) * gülgiller
familyasından, beyaz çiçekler açan, kışın yaprağını döken, yumuşak çekirdekli
meyvesi ve bu meyvenin ağacını ifade eden, genellikle alt kısmı şişkin ve tatlı
sulu meyve türü
armutlu :
gre. * armodo (silahlı kuvvet, donanma) (arma (silah, donanım, techizat) + do
(ile ilgili, gibi, -a ait) ), armodis (donanma gözcüsü) (arma (silah, donanım,
techizat) + do (ile ilgili, gibi, -a ait) + is (kişi) ) * Yalova'nın bir ilçesi
armuz :
gre. * armos (arma (silah, donanım, techizat) + os (son ek) ) * gemide güverte
ve borda kaplama tahtalarının aralarındaki boşluk
arnavut :
gre. * arbanios, arbanites, arvanitis (bir kavim, güney İlirya kabilesi) (arb,
alb (tepe; beyaz, beyaz keten elbise) + an (çoğul eki) + itis (ile ilgili,
gibi, -a ait) ) * Arnavutluk vatandaşı
arnavutköy :
gre., tür. * arbanios, arbanites, arvanitis (bir kavim, güney İlirya kabilesi)
(arb, alb (tepe; beyaz, beyaz keten elbise) + an (çoğul eki) + itis (ile
ilgili, gibi, -a ait) (gre.) + köy (kasabadan küçük yerleşim birimi) (tür.) *
İstanbul’un bir ilçesi; Fatih Sultan Mehmet'in Arnavutluk ve Epir'e egemen
olduktan sonra, 1486 yılında İstanbul’a getirilen Arnavutların buraya
yerleştirilmesinden
arnavutluk :
gre., tür. * arbanios, arvanitis (bir kavim, güney İlirya kabilesi) (arb, alb
(tepe; beyaz, beyaz keten elbise) + an (çoğul eki) + itis (ile ilgili, gibi, -a
ait) ) + luk (isim yapım eki) * kuzeyinde Karadağ, kuzeydoğusunda Kosova,
doğusunda Kuzey Makedonya ve güneyinde Yunanistan bulunan, Balkanlar’da bir
ülke
arnica :
lat. * arnica (dağ papatyası) * mor veya sarı çiçekli, yaraların ve
morarmaların tedavisinde topikal olarak kullanılan, Asteraceae familyasından
bir bitki
arnika :
gre. * arnica (arni (kuzu) + ikos (son ek) ) (yumuşak ve tüylü yaprakların kuzu
bedenine benzemesinden) * cilde şifa veren, eczacılıkta kullanılan, sarı
çiçekli bir bitki, öküzgözü
arnuvo :
fra. * art (sanat) + nouveau (yeni) * 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başında
Avrupa’da ortaya çıkan, kıvrımlı çizgiler, bitkisel motifler ve akıcı dekoratif
formlarla karakterize edilen mimari ve süsleme ağırlıklı sanat akımı, modern
sanat
arokarya :
isp. * araucanos, arauco (çamurlu su) + anos (aidiyet, ilgi ve etnisite eki) *
kozalaklı ağaçları kapsayan, Araucariaceae familyasına ait bir cins ağaç
aroma :
gre. * aroma (baharat, hoş koku, hoş kokulu ve tatlı bitki) * baharat, hoş
koku, hoş kokulu bitki ve baharat
aromaterapi :
gre. * aroma (baharat, hoş koku, hoş kokulu ve tatlı bitki) + therapeia (hizmet
etme, ilgilenme, iyileştirme, tedavi etme, eğitme, öğretme, iyileştirme,
öğretiyle islah etme; bakım, hizmet, tedavi) (therapuein (hizmet etmek, ilgilenmek,
iyileştirmek, tedavi etmek, yönetmek, tıbbi tedavi etmek), the (ön ek) + rapein
(eğitmek, öğretmek) ) + eia (isim yapım eki) ) * bitkilerin çiçek, yaprak, kök
veya kabuk gibi kısımlarından distilasyon (damtma) ya da sıkma yöntemleriyle
elde edilen uçucu esansiyel yağların, fiziksel ve psikolojik sağlığı
desteklemek, ruh halini dengelemek ve bütüncül bir iyileşme sağlamak amacıyla
masaj, inhalasyon (soluma) veya banyo gibi yöntemlerle kullanıldığı doğal bir
destekleyici tedavi uygulaması
aromatik :
gre. * aroma (baharat, hoş koku, hoş kokulu ve tatlı bitki) + tikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hoş kokulu olan; yapısında halkasal (genellikle
benzen halkası) konjugasyonlu π-elektron sistemi bulunduran ve bu yapısı
nedeniyle özel kararlılık, karakteristik reaksiyonlar ve genellikle belirli bir
kokuya sahip olan kapalı zincirli organik bileşik türü
aromatisite :
gre., lat. * aroma (baharat, hoş koku, hoş kokulu ve tatlı bitki) + tikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.);
aromaticité (fra.) * benzen ve benzeri halkalı bileşiklerin, elektron dağılımı
ve yapı özellikleri sayesinde kimyasal olarak olağanüstü kararlılık ve belirgin
bir kokuya sahip olma durumu
arotinoid :
gre., lat. * aromatic (aromatik, hoş kokulu; halkalı bileşik) + retinoid (A
vitamini türevi bileşik) (rete (ağ, şebeke) ina (ile ilgili, gibi, -a ait)
(lat.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) ) *
yapısında halkalı aromatik gruplar barındıran ve konformasyonel olarak
kısıtlanmış kararlı yapısıyla retinoik asit reseptörlerine güçlü bir şekilde
bağlanarak kanser ile sedef gibi cilt hastalıklarının tedavisinde (ve hücresel
programlama araştırmalarında) kullanılan üçüncü kuşak sentetik bir retinoid (A
vitamini türevi) sınıfı
arozöz :
lat., fra. * arrosere (sulamak, nemlendirmek) (ad (-a doğru, yönelim, yan,
yakın) + ros (çiy, nem, ıslaklık) + ere (fiil mastar eki) (lat.); arroser
(serpmek, sulamak) + euse (-cı, yapab, eden) (fra.) * su püskürten araç veya
sulama aracı; özellikle yolların tozunu bastırmak veya bitkileri sulamak
amacıyla kullanılan, su fışkırtma düzenine sahip taşıt, sulayıcı
arp :
gre. * harpa, harpe (orak, kanca; bir tür kılıç veya orak benzeri silah) *
klasik batı müziğinde kullanılan eski, telli bir müzik aleti
arpa :
tür. * arpa, arba, arva (tahıl, tahıl tanesi; buğdaygillerden olan ve bira
yapımında kullanılan otsu) * buğdaygillerden, taneleri daha çok bira yapımında
ve hayvan yemi olarak kullanılan otsu; hordeum vulgare
arpacı kumrusu :
tür. * arpa, arba, arva (tahıl, tahıl tanesi; buğdaygillerden olan ve bira
yapımında kullanılan otsu) + ci (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + kumru
(gri-kahverengi tüylü, evcilleşebilen, eşiyle güçlü bağ kurmasıyla bilinen kuş)
+ su (iyelik eki) * önceden ne yapacağı belli olmayıp ortaya çıkan duruma göre
hareket eden kimse
arpacık :
tür. * arpa, arba, arva (tahıl, tahıl tanesi; buğdaygillerden olan ve bira
yapımında kullanılan otsu) + cık (küçültme eki) * göz kapağında bulunan yağ
bezlerinin iltihabı
arpaçay :
tür. * arpa, arba, arva (tahıl, tahıl tanesi; buğdaygillerden olan ve bira
yapımında kullanılan otsu) + çay (küçük dere) * Kars’ın bir ilçesi
arpağan :
tür. * arpağ (anlaşılamayan, şaşırtan) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
* yabani arpa; yabani; doğada yaşayan, evcil olmayan hayvan, evcil karşıtı;
doğada kendiliğinden yetişen bitki; görgüsü olmayan, kaba, hoyrat kimse
arpalama :
tür. * arpa, arba, arva (tahıl, tahıl tanesi; buğdaygillerden olan ve bira
yapımında kullanılan otsu) + la (etken fiil eki) + ma (isim yapım eki) *
toynaklı hayvanların, genellikle atların ayaklarında görülen ve rahat
yürümelerini önleyen bir hastalık
arpalık :
tür. * arpa, arba, arva (tahıl, tahıl tanesi; buğdaygillerden olan ve bira
yapımında kullanılan otsu) + lık (isim yapım eki) * arpa ekilmiş olan tarla;
saklamak için arpa konulan yer
arpeggio :
lat. * arpeggio (arpa (harp) + eggiare (çalmak, ile oynamak), eggio (çalma,
oynama) ) * bir akor oluşturan seslerin birbiri arkasından çalınması
arpeggione :
lat. * arpeggiare (harp çalmak) (arpa (harp) + eggiare (çalmak, oynamak) ),
arpeggio (harp çalma) + ne (son ek) * 19. yüzyıla ait 6 telli bir müzik
enstrümanı
arpej :
lat. * arpeggio (arpa (harp) + eggiare (çalmak, ile oynamak), eggio (çalma,
oynama) ) * bir akor oluşturan seslerin birbiri arkasından çalınması
arrest :
lat., ing. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + restare (kalmak, durmak)
(lat.); arrest (durdurma, tutuklama) (ing.) * kardiyak aritmilerden kaynaklanan
ani kalp durması
arrhenatherum :
lat. * arrhen (erkek) + ather (başak) + um (bitki eki) * çayır ve otlaklarda
yetişen, uzun yapraklı ve başaklı, Poaceae familyasından bir bitki
arrhenius asidi :
isv., lat. * arrhenius (İsveçli bilim insanı Svante Arrhenius’un soyadından)
(isv.) + acidum, acidus (ekşi, asit) (lat.) + i (iyelik eki) (tür.) * suda
çözündüğünde ortama H+ iyonu veya H3O+ (hidronyum iyonu) veren madde
arrhenius bazı :
isv. * arrhenius (İsveçli bilim insanı Svante Arrhenius’un soyadından) +
bainein (gitmek, yürümek, ilerlemek, adım atmak; inmek), basis (adım, basamak,
temel, esas, baz, kaide, gidiş, yürüyüş, ilerleyiş, adım atış; iniş, alt,
aşağı, düşük) (gre.) + ı (iyelik eki) (tür.) * suda çözündüğünde ortama OH-
iyonu (hidroksit) veren madde
arrhenius yasası :
isv., tür. * arrhenius (İsveçli kimyager Svante Arrhenius’un soyadından) (isv.)
+ yasa (kural, kanun, ilke, prensip) + sı (iyelik eki) (tür.) * kimyasal
reaksiyonların hız sabitinin sıcaklığa bağlı olarak üstel biçimde değiştiğini
ifade eden ve aktivasyon enerjisi kavramını tanımlayan kinetik yasa
arrow imkansızlık teoremi :
ing., gre., tür. * arrow (Amerikalı ekonomist Kenneth Arrow’un soyadından)
(ing.) + imkansızlık (nümkün olmama, olasılık dışı olma) (tür.) + theorema
(seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme, teorem, kuram,
ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * oylama sistemlerinde, dereceli
tercihlere dayanan ve üç veya daha fazla seçenek sunan hiçbir oylama sisteminin
belli bazı mantıklı kriterleri aynı anda sağlayamayacağını gösteren teorem
arrow paradoksu :
ing., gre., tür. * arrow (ok; Amerikalı ekonomist ve matematikçi Kenneth
Arrow’un soyadından) (ing.) + paradox (aykırı kanı, öğreti dışı durum) (gre.) +
u (iyelik eki) (tür.) * bireysel tercihlerin tutarlı toplumsal tercihlere
dönüştürülmesinin imkansızlığını matematikseş olarak ortaya koyan sosyal tercih
kuramı; oylama sistemlerinde, dereceli tercihlere dayanan ve üç veya daha fazla
seçenek sunan hiçbir oylama sisteminin belli bir takım mantıklı kıstasları aynı
anda sağlayamayacağını gösteren teori
ars almadel :
lat., gre. * ars (sanat) + el (ön ek, artikel) + mandalos (sürgü, kilit;
taşınabilir sunak (altar) ) * Hz. Süleyman'ın 72 cinine ve majiye (sihir)
ilişkin bilgileri içeren, beş bölümden oluşan ve "Süleyman'ın Küçük
Anahtarı" olarak da anılan kitabın dördüncü bölümü
ars goetia :
lat., gre. * ars (sanat) (lat.) + goetia (hükmetme, sihir, büyü, cadılık)
(goaein (feryat etmek, ağıt yakmak, hıçkırarak ağlamak), goes (mezar başlarında
ağıt yakan, ölülerin ruhlarıyla bağ kuran veya cenaze törenlerini yöneten;
büyücü, sihirbaz, gözbağcı, şarlatan) + eia (isim yapım ve durum eki) ) * Hz.
Süleyman'ın 72 cinine ve majiye (sihir) ilişkin bilgileri içeren, beş bölümden
oluşan ve "Süleyman'ın Küçük Anahtarı" olarak da anılan kitabın ilk
bölümü
ars notoria :
lat. * ars (sanat) + notoria (ün, şöhret) (notorius (ünlü, şöhretli) + ia
(durum eki) ) * Hz. Süleyman'ın 72 cinine ve majiye (sihir) ilişkin bilgileri
içeren, beş bölümden oluşan ve "Süleyman'ın Küçük Anahtarı" olarak da
anılan kitabın beşinci bölümü
ars paulina :
lat. * ars (sanat) + paulina (küçüklük), paulinus (küçük) * Hz. Süleyman'ın 72
cinine ve majiye (sihir) ilişkin bilgileri içeren, beş bölümden oluşan ve
"Süleyman'ın Küçük Anahtarı" olarak da anılan kitabın 3. bölümü
ars theurgia goetia :
lat., gre. * ars (sanat) (lat.) + theourgia (ilahi iş, tanrı işi, mucize, büyü,
sihir) (theos (tanrı, ilah) + ergon (iş, çalışma) ) (gre.) + goeteia (hükmetme,
sihir, büyü, cadılık) * Hz. Süleyman'ın 72 cinine ve majiye (sihir) ilişkin
bilgileri içeren, beş bölümden oluşan ve "Süleyman'ın Küçük Anahtarı"
olarak da anılan kitabın ikinci bölümü
arsa :
ara. * rasa (sabitlemek, demir atmak, yerleştirmek), irsa * açık ve düz alan,
avlu; toprak alan, boş arazi, yeryüzü parçası
arsenik :
far., gre. * el zarniki (el (ön ek) + zar, zarn, zern (altın) + niki (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) ), arsenikon, arsenikos, arsenicum (altın gibi,
altın renkli) (gre., lat.) * sembolü As atom numarası (elektron sayısı) 33 olan
metaloid (kimyasal formülü H 3 AsO 4 ve moleküler formülü AsO(OH) 3)
arsenik trioksit :
gre. * arsenikos + tri (üç) + oxydio (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik,
oksijenli) + idio (gibi, ile ilgili, benzer) ) * akut promiyelositik lösemi
(APL) olarak bilinen bir kanser türünü tedavi etmek için kullanılan kimyasal
bileşik (As2O3)
arsıl :
tür. * ar (kumral, kestane rengi) + sıl (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer);
arslan (arsıl + ang (vahşi hayvan) ) * kumral olan, kestane rengi olan
arsız :
tür. * ar (utanç, utanma duygusu) + sız (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk
eki) * utanıp sıkılması olmayan, sırnaşık, yılışık, yüzsüz
arsin :
laz. * arsin (temiz, arınmış) * Trabzon’un bir ilçesi
arsinoit : *
arsinoe (Mısır’daki antik kent; Arsinoe II’nin adıyla ilişkili) + oeides (gibi,
ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * Helenistik ve Roma dönemlerinde
Mısır'daki Fayum vahası bölgesini kapsayan ve adını Ptolemaios kraliçesi II.
Arsinoe'den alan idari bölgeye (Arsinoite Nomos) veya bu bölgenin sakinlerine,
kültürüne ve üretimine ait olan
arslan :
tür. * ar (kumral, kestane rengi) + sıl (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) +
ang (vahşi hayvan) * kedigillerden, Afrika’da yaşayan, koyu sarı renkli,
erkeğinin boynunda yele bulunan, büyük ve çok güçlü, yırtıcı bir memeli hayvan
arsuz :
gre. * rohosos (gül) (gre.); rose, Rose (gül) (ing., fra., alm.) * Hatay'ın bir
ilçesi
arş :
ara. * araşa (insanların veya nesnelerin üzerine koruma sağlamak amacıyla
geçici veya kalıcı barınak, tente veya gölgelik kurmak, tavan kurmak, ev
yapmak) (ara.); arcus, arc, arch, Arkus (lat., ing., fra., alm.) * yükseklik,
yüksek yer, yüksek şey; tavan, ev, çadır; taht, gölgelik, yüksek makam, yüksek
mekan; taht şeklinde yatak, özellikle Baal tapınağında bulunan taht; en yüksek
gök
arşe :
fra. * arc (yay) + het, et (küçültme eki) * keman yayı, şönil, tüylü telli
çubuk, kılı telli çubuk; elektrikle işleyen taşıtlarda, telden elektrik akımını
almaya yarayan, taşıttan tele uzanmış yay biçimli iletken
arşegoniofor :
gre. * arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş, başlangıç,
ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet, tahakküm,
yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) + genos, gonos (gen, yaratılış,
türeyiş, üreme, üretim, oluşum, doğum, ırk, yavru, döl, soy, nesil, köken,
aile, akraba, tür, cins, sınıf, kategori) + pherein (taşımak, götürmek,
getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) * çoğunlukla ciğer otu
(Marchantiales) gibi bazı ilkel kara bitkilerinde (briyofitler) dişi üreme
organlarını (arşegonyum) taşımakla görevli olan, bitkinin dişi üreme
hücrelerini oluşturan arşegonyumları yukarı kaldırarak toprak yüzeyindeki
olumsuz koşullardan koruyan, sperm hücrelerinin dişi organa ulaşması ve
döllenmenin gerçekleşmesi için gerekli alanı sağlayan şemsiyeye benzer özel
saplı yapı
arşetip :
gre. * arkhetupon, arkhetypon (arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik)
(arkhe (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik;
hükümet, hakimiyet, tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) +
tupos, tupon, typos, typon (model, tip, çeşit, cins, tür) ) * var edilen ilk
örnek, ana örnek, kalıp, prototip, ilk tip, ilk örnek, asıl numune
arş-ı ala :
ara. * arş (yükseklik, yüksek yer, yüksek şey; tavan, ev, çadır; taht, makam,
yüksek mekan; taht şeklinde yatak, özellikle Baal tapınağında bulunan taht) + ı
(tamlama eki) + ala (yüce, yüksek, ulu, yukarıda) * göğün en yüksek tabakası;
Allah katı, Allah’ın indi
arşın :
far. * arişn (dirsek, ön kol, 2.40 cm dolayında bir uzunluk birimi) (far.);
areşna (dirsek) (ave.) * eskiden kullanılan, 68-75 santimetreye eşit bir
uzunluk ölçüsü
arşidük :
gre. * archidoukas (archi (otorite, ilk, öncel), arkhe, arkhaios, arkhaia
(geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, antik) + doukas, dux
(lider, önder) ) * Roma İmparatorluğu’nda İmparator rütbesinden aşağıda kral,
prens-psikopos, granprens ve grandük rütbeleri içinde fakat prens ve dük
rütbelerinden yukarıda olan rütbe
arşidüşes :
gre. * archidoukas (archi (otorite, ilk, öncel), arkhe, arkhaios, arkhaia
(geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, antik) + doukas, dux
(lider, önder) + issa (dişilik eki) ) * kadın arşidük, arşidükün karısı
arşimed :
gre. * arkhos, arkhaios (baş, reis, usta, öğretmen, şef, başkan, hükümdar) +
medea (plan, danışman, marifetli, kurnaz) * hidrostatiğin ve mekaniğin temelini
atan, suyun kaldırma kuvvetini bulan antik Yunan matematikçi, fizikçi,
astronom, filozof ve mühendis
arşimed spirali :
gre., lat. * archimedes (Yunan bilim insanının ismi) + spira (bobin, makara) +
alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + i (iyelik eki) * uç noktası etrafında
sabit bir açısal hız ile dönen bir ışın üzerinde sabit hız ile ilerleyen bir
noktanın çizdiği eğri; a bir sabit gerçek sayı ve a ≠ 0 olmak üzere, r = aθ
denklemiyle tanımlanabilen eğri
arşipelag :
gre. * arkhi (baş, reis, usta, öğretmen, şef, başkan, hükümdar), arkhe,
arkhaios, arkhaia (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, antik)
+ pelagos (deniz, açık deniz) * takımadalar; Ege Denizi
arşitekt :
gre. * arkhi (baş, reis, usta, öğretmen, şef, başkan, hükümdar) + tekton
(yapıcı, inşaatçı, mimar) * baş usta, baş yapıcı; yapıların tasarımı ve
inşasıyla ilgilenen, estetik, fonksiyon ve teknik açıdan yapı planlayan ve
yöneten uzman kişi, mimar
arşitektür :
gre., lat. * arkhi (baş, reis, usta, öğretmen, şef, başkan, hükümdar) + tekton
(yapıcı, inşaatçı, mimar) (gre.) + tura (ile ilgili olma) (lat.) * yapıların
tasarımını, planlanmasını, estetiğini, işlevselliğini ve teknik bütünlüğünü bir
araya getiren disiplin, mimari
arşiv :
gre., lat. * arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş,
başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet,
tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) (gre.) + ivas (ile
ilgili, gibi, -a ait) (lat.) ) * belgelik, belgelerin koyulduğu veya saklandığı
alanlar
art :
tür. * art (sırt, arka, geri, dağ geçidi) * arka, geri
artağan :
tür. * art (çoğalmak, fazlalaşmak) + ağan (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
pirinç, fasulye vb. için pişince çoğalan, artımlı; her zamankinden, alışılandan
veya beklenilenden daha verimli olan, verimi artmış olan
artçı :
tür. * art (sırt, arka, geri, dağ geçidi), artmak (eklenmek, ilave olmak) *
geriden gelen, sonra gelen, takip eden
artefakt :
lat. * artefactum (arte (sanat) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek,
işlemek, icra etmek, oluşturmak), factum (yapılmış olan, yapma) ) * insan
eliyle yapılmış şey; insan eliyle yapılmış şey
artemia :
gre. * artemis (Yunan mitolojisinde av, vahşi hayvanlar, doğum ve vahşi doğa
tanrıçası) (art, arktos (ayı, büyük ayı, kutup yıldızı; büyük, yüce, kusursuz,
mükemmel, saf, kutsal) + emis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + eia (isim
yapım eki) * tuzlu göllerde ve lagünlerde yaşayan, yüksek tuzluluğa
dayanıklılığı ve kuraklığa dirençli kistler (yumurtalar) üretebilmesiyle
tanınan, özellikle akvaryumculukta ve su ürünleri yetiştiriciliğinde canlı yem
olarak yaygın şekilde kullanılan kabuklular (Crustacea) sınıfına ait küçük bir
tuzlu su karidesi cinsi
artemis :
gre. * art, arktos (ayı, büyük ayı, kutup yıldızı; büyük, yüce, kusursuz,
mükemmel, saf, kutsal) + emis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Yunan
mitolojisinde av, vahşi hayvanlar, doğum ve vahşi doğa tanrıçası
artemisia :
gre. * Artemis (Yunan mitolojisinde av, vahşi hayvanlar, doğum ve vahşi doğa
tanrıçası) + ia (isim yapım eki) * çeşitli tıbbi ve aromatik türleri olan,
yaprakları keskin kokulu, Asteraceae familyasından bir bitki
artemizinin :
gre., lat. * Artemis (Yunan mitolojisinde av, vahşi hayvanlar, doğum ve vahşi
doğa tanrıçası) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) *
Malarya tedavisinde kullanılan, Artemisia annua bitkisinden elde edilen
antimalaryal ilacın etken maddesi (C15H22O5)
arter :
gre. * arteria (atardamar, soluk borusu) (aer (hava) + teria (araç yapım eki) )
(gre.); artère (fra.) * kanı kalpten organlara taşıyan, genellikle oksijen
açısından zengin ve kaslı duvarlara sahip olan ve dolaşım sistemi içinde
merkezi taşıyıcı yol niteliğinde olan damar; atardamar, geçit, tip
arteriografi :
gre. * arteria (atardamar, soluk borusu) (aer (hava) + teria (araç yapım eki) )
+ graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek; kazımak, trmalamak), graphia (yazı
yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * arter (atardamar) ve venlerin (toplardamar)
görüntülenmesi işlemi
arteriogram :
gre. * arteria (atardamar, soluk borusu) (aer (hava) + teria (araç yapım eki) )
+ gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) *
arteriyografi ile yapılan atardamar radyografisi
arteriol :
gre., lat. * arteria (atardamar, soluk borusu) (aer (hava) + teria (araç yapım
eki) ) (gre.) + ole (küçültme eki) (lat.) * atardamarları (arter) kılcal
damarlara (kapiller) bağlayan mikroskobik çaptaki küçük kan damarlarından her
biri (Dokulara kan akışını yönlendirmede ve kan basıncının düzenlenmesinde kas
duvarları sayesinde önemli rol oynarlar.)
arteriolit :
gre., lat. * arteria (atardamar, soluk borusu) (aer (hava) + teria (araç yapım
eki) ) (gre.) + ole (küçültme eki) (lat.) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı,
sorun, eki) (gre.) * vaskülit (damar iltihabı) grubunda yer alan,
arteriyollerin (kılcal damarlardan önceki küçük damarlar) iltihaplanması veya
hasar görmesi durumu
arteriolitik :
gre., lat. * arteria (atardamar, soluk borusu) (aer (hava) + teria (araç yapım
eki) ) (gre.) + ole (küçültme eki) (lat.) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı,
sorun, eki) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * vaskülit (damar
iltihabı) grubunda yer alan, arteriyollerin (kılcal damarlardan önceki küçük
damarlar) iltihaplanması veya hasar görmesi durumuyla ilgili
arterioskleroz :
gre. * arteria (atardamar, soluk borusu) (aer (hava) + teria (araç yapım eki) )
+ skleros (katı, sert) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) *
atardamarların iç duvarlarında kolesterol, yağ ve kalsiyum gibi maddelerin
birikmesiyle "plak" adı verilen yapıların oluşması nedeniyle
atardamar duvarlarının kalınlaşıp esnekliklerini kaybederek sertleşmesi,
atardamar sertliği
arteriovenöz : gre.
* arteria (atardamar, soluk borusu) (aer (hava) + teria (araç yapım eki) ) +
vena (toplardamar) + osus (ile ilgili, sıfat yapım eki) (lat.) * atardamar ve
toplardamarla ilgili veya bunları etkileyen
arterit :
gre. * arteria (atardamar, soluk borusu) (aer (hava) + teria (araç yapım eki) )
+ itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, sorun, eki) * bağışıklık sisteminin kan
damarlarına saldırması sonucunda atardamarda ve kan damarlarında iltihap
oluşması durumu
arteriyel :
gre., lat. * arteria (atardamar, soluk borusu) (aer (hava) + teria (araç yapım
eki) ) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); artériel (fra.)
* atardamarlarla ilgili, atardamarlara ait; özellikle atardamar kan basıncını
veya dolaşımını ifade eden
arteriyografi :
gre. * artiria (atardamar, geçit, tüp) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek,
kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım,
çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * radyo-opak bir
ajanın damar yoluna verilmesi ve X-ray ışınları ve fluroskopi metoduyla damar
görüntülenmesi
arteriyol :
gre., lat. * arteria (atardamar, soluk borusu) (aer (hava) + teria (araç yapım
eki) ) (gre.) + ole (küçültme eki) (lat.) * atardamarları (arter) kılcal
damarlara (kapiller) bağlayan mikroskobik çaptaki küçük kan damarlarından her
biri (Dokulara kan akışını yönlendirmede ve kan basıncının düzenlenmesinde kas
duvarları sayesinde önemli rol oynarlar.)
arteriyolit :
gre., lat. * arteria (atardamar, soluk borusu) (aer (hava) + teria (araç yapım
eki) ) (gre.) + ole (küçültme eki) (lat.) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı,
sorun, eki) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * vaskülit (damar
iltihabı) grubunda yer alan, arteriyollerin (kılcal damarlardan önceki küçük
damarlar) iltihaplanması veya hasar görmesi durumu
arteriyosklerotik :
gre. * arteria (atardamar, soluk borusu) (aer (hava) + teria (araç yapım eki) )
+ skleros (katı, sert) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) + ikos
(ile ilgili, -a ait, gibi) * atardamarların sertleşmesi ile ilgili
arteriyoskleroz :
gre. * arteria (atardamar, soluk borusu) (aer (hava) + teria (araç yapım eki) )
+ skleros (katı, sert) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) *
atardamarların sertleşmesi
arteriyovenöz :
lat. * artiria (atardamar, geçit, tüp) + vena (toplardamar) + osus (ile ilgili,
gibi, -a ait) * atardamar ile toplardamar arasında bağlantı veya her ikisiyle
ilgili
arteroskleroz :
gre. * arteria (atardamar, soluk borusu) (aer (hava) + teria (araç yapım eki) )
+ skleros (katı, sert) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) *
atardamarların iç duvarlarında kolesterol, yağ ve kalsiyum gibi maddelerin
birikmesiyle "plak" adı verilen yapıların oluşması nedeniyle
atardamar duvarlarının kalınlaşıp esnekliklerini kaybederek sertleşmesi,
atardamar sertliği
artezyen :
lat., fra. * Artois (Kuzey Fransa’daki Artois bölgesi) (artrebates (ikamet
edenler, sakinler) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + treb (ev, yapı) )
(lat.) + ien (-e dair, ile ilgili, -de ikamet eden) (fra.) * su sızdırmayan iki
veya daha çok sayıdaki yeraltı tabakaları arasında kalan basınçlı suların
sondaj usulüyle yeryüzüne basınçlı bir şekilde çıkmasını sağlayan kuyu
arthemisia :
lat. * Artemisia (Yunan tanrıçası Artemis) + ia (yer veya durum eki) * Artemis
adıyla anılan, tıbbi ve aromatik özellikleri olan, Asteraceae familyasından bir
bitki
arthroleptidae :
gre., lat. * arthro, arthros, arthron (eklem) + leptos, lepton (ince, narin,
hafif, zayıf) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller,
zoolojik familya eki) (lat.) * Sahra altı Afrika'da yaşayan, kurbağalarını
(Anura takımı) ve Orta ve Güney Afrika ormanlarına ve savanlarına özgü çeşitli
ağaç ve yer kurbağalarını içeren biyolojik bir familya (Kendi kemiklerini
kırarak bunları pençe gibi kullanan ve arka ayaklarında tüylü yapılar
bulunduran meşhur "tüylü kurbağa" (Trichobatrachus robustus) bu
aileye dahildir.)
arthropodium :
gre. * arthro, arthros, arthron (eklem) + podion (ayak, küçük ayak) (pous,
podos (ayak) + ion (küçültme eki) ) (pous, podos (ayak) + ion (küçültme eki) )
* eklemli kök saplara sahip, çoğunlukla zambak benzeri çiçekler açan,
Asparagaceae familyasından bir bitki
artı :
tür. * art (çoğalmak, fazlalaşmak) + ı (isim yapım eki) * toplama işlemi
işareti; çoğalma, ekleme, ilave
artı uç :
tür. * artı (pozitif) + uç (en son nokta, tepe, baş, son, sınır, had, limit,
serhad) * elektrolizde (elektrikli çözümlemede) sıvıya batırılıp akımın
geçmesini ağlayan, metal uçlardan artı yüklü olanı, anot
artık :
tür. * art (çoğalmak, fazlalaşmak) + ık (isim yapım eki) * bir şeyden geriye
kalan, fazladan olan kısım
artırmak :
tür. * art (çoğalmak, fazlalaşmak, üremek) + ır (fiil eki) + mak (fiil mastar
eki) (tür.); art (sanat, üretim) (ing., fra.) * çoğaltmak, çeşitlendirmek,
nicelendirmek
artifakt :
lat. * artefactum (arte (sanat, üretim, yapım) + facere, ficere (yapmak, etmek,
eylemek, işlemek, icra etmek, oluşturmak), factum (yapılmış olan, yapma) ) *
insan eliyle yapılmış şey; insan eliyle yapılmış şey
artifisiyel :
lat. * artificium (arte (sanat, üretim, yapım) + ficere (yapmak, etmek,
eylemek, işlemek) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * doğada
kendiliğinden bulunmayan ve insan tarafından yapılan, üretilen veya
oluşturulan, doğal olmayan, yapay, suni
artikain :
lat. * arte (sanat, üretim, yapım), arti (yapay, üretilmiş) + caine (anestetik
madde eki) * dental amid tipi lokal anestezik ( (RS)-metil
4-metil-3-(2-propilaminopropanoilamino) tiyofen-2-karboksilat)
artikel :
lat. * articulare (eklemlere ayırmak; açık ve belirgin bir şekilde söylemek)
(articulus (bağlanmış küçük parça) (artus (eklem, eklenti, ek, ilave, fazlası)
+ culus (küçültme eki) ) * tanım edatı, tanımlık; bazı dillerde isimlerin
başına gelen ön ek (el, le, la, der, die, das gibi)
artikülasyon :
lat. * articulare (eklemlere ayırmak; açık ve belirgin bir şekilde söylemek)
(artus (eklem, eklenti, ek, ilave, fazlası) + culus (küçültme eki) + are (fiil
mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * ses tellerinden çıkan ham sesin dil,
dudak, damak ve dişler gibi konuşma organları yardımıyla şekillendirilerek
hece, kelime ve cümleler halinde anlamlı konuşma seslerine dönüştürülmesi
(boğumlama) işlemi
artiküler :
lat. * articulare (eklemlere ayırmak; açık ve belirgin bir şekilde söylemek)
(artus (eklem, eklenti, ek, ilave, fazlası) + culus (küçültme eki) + aris (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * eklemsel, eklemle ilgili, birleşmeyle ilgili
artiodactyla :
gre. * artios (çift, ikili) + daktylos (parmak) + a (takson eki) * çift sayıda
işlevsel parmağa sahip memelileri kapsayan takım, çift toynaklılar, çift
tırnaklılar
artist :
lat. * artista (arte, ars, art (üretim, yapım, hazırlama, bir araya getirme,
sanat) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) ) * sanatla
profesyonel olarak uğraşan, yaratıcı eser ortaya koyan kişi, sanatçı; ressam
artistik :
lat. * artista (sanatçı) + icus (gibi, ile ilgili) * sanat ile ilgili,
sanatsal, üretimsel, yapımsal
artistik anatomi :
lat., gre. * artisticus (arte, ars, art (üretim, sanat, yapım, hazırlama, bir
araya getirme) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) + cus (gibi
olan) ) (lat.) + anatomia (ana (tekrar, yeniden, yukarı doğru, yukarıya,
yükseğe, üste, geri, arkaya, baş, önce, evvel) + temnein (kesmek), tomia
(kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) (gre.) * tüm sanat yapıtlarında vücudun hareket ve biçimlerini
betimleme sanatı
artmak :
tür. * art (çoğalmak, fazlalaşmak, üremek) + mak (fiil mastar eki) (tür.); art,
Art (sanat, üretim, çeşitlendirme, artırma; çeşit, tür) (ing., fra., alm.) *
çoğalmak, fazlalaşmak, çeşitlenmek, niceliği yukarı yönde değişmek
artova :
tür., far. * artuk (tür.) + abad (mamur ve tarım yapılan yer, çöl ve bozkır
zıddı, düz, geniş arazi, yayla, yazı, düzlük) (far.) * Tokat’ın bir ilçesi
(Büyük Selçuklu Meliki Alpaslan'ın komutanlarından Eksik Bey'in oğlu Artuk
Han’dan)
artralji :
gre. * arthro, arthros, arthron (eklem) + algia (acılı olma, ağrılı olma
ıstıraplı olma) ) (algos (acı, ağrı, sancı, sızı, ıstırap) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) * eklem ağrısı
artrit :
gre. * arthro, arthros, arthron (eklem) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı,
sorun, eki) * eklem iltihabı
artrodez :
gre. * arthrodesis (arthro, arthros, arthron (eklem) + desis (birleştirme, bir
araya getirme, birbirine bağlama) (desein (bağlamak, birleştirmek) + sis (isim
yapım eki) ) * iki kemik arasındaki eklem kemikleşmesinin ameliyatla yapay
olarak indüklenmesi, yapay ankiloz, sindez
artrodia :
gre. * arthro, arthros, arthron (eklem) + dia (arasından, içinden, boyunca;
sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki,
ikiye ayrım, ikiye bölünme) * iki veya daha fazla parçanın veya nesnenin
birleşim noktası; bu tür iki birleşim noktası arasındaki parça veya boşluk
artrodini :
gre. * arthro, arthros, arthron (eklem) + dynia (acılı olma, ıstırap durumu)
(dynos (acı, ıstırap) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * eklem ağrısı
artroloji :
gre. * arthro, arthros, arthron (eklem) + logia (bilme, bilim) (logos (kelime,
bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kemikleri
birbirine bağlayan eklemlerin yapısını, fonksiyonunu, anatomisini ve
hastalıklarını inceleyen bilim dalı, eklem bilimi
artropati :
gre. * arthro, arthros, arthron (eklem) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı,
acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his)
+ eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kas-iskelet sistemini etkileyen
hastalıkların genel ismi
artroplasti :
gre. * arthro, arthros, arthron (eklem) + plassein (şekillendirmek,
biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme,
şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos (oluşturulmuş,
şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * hasarlı veya aşınmış eklemin tamamen veya kısmen çıkarılması ve
yapay bir protez takılması
artropod :
gre. * arthro, arthros, arthron (eklem) + pous, podos (ayak) * kitinden oluşan
sert bir dış iskelete, bölmeli vücut yapısına ve eklemli bacaklara sahip,
hayvanlar aleminin en büyük ve en çeşitli şubesi olan, böcekleri, örümcekleri,
yengeçleri ve kırkayakları içeren omurgasız canlı grubu, eklembacaklılar
artrosentez :
gre. * arthro, arthros, arthron (eklem) + suntithenai (bir araya getirmek,
birlikte yerleştirmek, birleştirmek) (sun, syn (eş, denk, birlikte, beraber) +
tithemi, tithenai (koymak, yerleştirmek, ortaya koymak) ), sunthesis, synthesis
(bir araya getirme, birlikte yerleştirme, birleştirme) (sun, syn (eş, denk,
birlikte, beraber) + thesis (yerleştirme) ) * kas-iskelet sistemi
rahatsızlıklarını tedavi etmek için enjektör ile eklem kapsülünden sinovyal
sıvı toplama veya eklem kapsülüne ilaç enjekte etme prosedürü (işlemi)
artroskopi :
gre. * arthro, arthros, arthron (eklem) + skepthestai (dışarı bakmak, gözlemlemek,
gözetlemek), skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak),
skopia (görüş, hedef, gözetme, gözetleme, gözlem, gözleme, bakma, hedefleme)
(skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem,
gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * eklem üzerine
açılacak küçük bir insizyon yoluyla sokulan bir endoskop (artroskop) ile
gerçekleştirilen minimal invazif cerrahi prosedür
artrotomi :
gre. * arthro, arthros, arthron (eklem) + temnein (kesmek), tomia (kesim,
kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
) * eklemin cerrahi yolla (ameliyatla) kesilmesi veya açılması işlemi
artroz :
gre. * arthron, artros (eklem) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki)
* eklem kireçlenmesi, osteoartit
artuklu :
tür. * artuk (fazla, çok; Türkmen Beyi olan Artuk Bey'den) (art (çoğalmak,
büyümek) + uk (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Mardin’in bir ilçesi
artvin :
gür. * arta (varlık, zenginlik) + vani (taşıyan; barındıran) * varlık
barındıran yer, nimet dolu yer; Türkiye'nin, Karadeniz Bölgesi'nin, doğu ucunda
yer alan, doğusunda Ardahan, güneyinde Erzurum, batısında Rize, kuzeyinde
Gürcistan bulunan 8 plaka numaralı şehri
aruba :
caq. (caquetio) * aruba (ada) * Karayip Denizi'nin güneyinde yer alan, Hollanda
Krallığı'na bağlı bir ülke
arube :
ara. * arab (arap) * Arap kökenli, özellikle Arap dili ve kültürüne mensup olma
niteliği veya Arapça konuşan kimse olma
arum :
lat. * arum (yılan otu) * nemli topraklarda yetişen, geniş yapraklı ve tüp
benzeri çiçekli, Araceae familyasından bir bitki
aruna :
san. * aruna (kırmızımsı kahverengi; şafak) * Hint mitolojisinde Surya'nın
(Güneş tanrısı)'nın arabacısının ismi
aruncus :
lat. * aruncus (kiraz çiçeği benzeri çiçek) * uzun dik gövdeli, ince beyaz
çiçek kümeleri olan, Rosaceae familyasından bir bitki
arundo :
lat. * arundo (kamış) * sığ sulak alanlarda yetişen, uzun ve boş gövdeli,
Poaceae familyasından bir bitki
arus :
far. * arasa (evlenmek, nikahlanmak, zifaf veya düğün yapmak) * evlenen kişi,
gelin veya damat, süslenmiş gelin, güveyi; güneş; gök; kükürt
aruz :
ara. * arada, araza (kesmek, önüne çıkmak, sunmak, bildirmek, arzetmek) *
kelimelerdeki seslerin uzunluk veya kısalık, kapalılık veya açıklık değerlerine
göre türlü ses kalıplarından oluşan, Divan edebiyatı şiir ölçüsü (vezni)
arv :
ara. * arava (varmak, gelmek, uğramak) * sıtma ve benzeri ateşli hastalıklarda
hastayı aniden yakalayan ilk titreme nöbeti, bir iş veya yardım talebiyle bir
kimsenin yanına varma/uğrama; veya yemişsiz (meyvesiz) bir ağaç türü
arvana :
far. * ervane, arvana (dişi deve; iki hörgüçlü dişi deve) * boz renkli tüylere
sahip, genellikle tek veya iki hörgüçlü dişi deve
arya :
gre. * aer (hava) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) (gre.); aer (hava) (lat.);
aria (hava; esinti; her çeşit şarkı, opera şarkısı) (ita.) (“Hava” kelimesi
Türkçede de şarkı için kullanılır. "Aydın havası") * bir opera
eserinde, solistlerden birinin orkestra eşliğinde söylediği, kendi içinde
bütünlüğü olan şarkı
aryaman :
san. * aryaman (arkadaş, yakın arkadaş, güneş, oyun arkadaşı) * Hint mitolojisi
küçük bir güneş tanrısı ismi
aryanizm :
tür., gre. * arı, ari (saf, pak, temiz, katıksız, öz) + an (ile ilgili, gibi,
-a ait) (tür.) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * sözde
Ari ırkını ayrı ve üstün olarak gören bir ırksal üstünlük ideolojisi
arz :
ara. * arada, arrada (ortaya çıkmak, arzolunmak, arzetmek, sunulmak, sunmak,
genişlemek) * sunum, sunma, sunuş, ortaya çıkarma, önerme, meydana çıkarma,
belirtme, önüne çıkma
arz-ı endam :
ara. * arz (sunum, sunma, sunuş, takdim, ortaya çıkarma, önerme, meydana
çıkarma, belirtme, önüne çıkma) + ı (tamlama bağlacı) + endam (vücut, beden,
görünüş; eklem, uzuv, organ) * zarif ve dikkat çekici bir biçimde bedenini veya
varlığını gösterme, görünme; bir ortamda nazikçe, gösterişli biçimde bulunma,
boy-pos gösterme
arz-ı hal :
ara. * arz (sunum, sunma, sunuş, takdim, ortaya çıkarma, önerme, meydana
çıkarma, belirtme, önüne çıkma) + ı (tamlama bağlacı) + hal (durum, vaziyet) *
halini arzetme, durumunu sunma, durumunu bildirme, istida, arzuhal
arz-ı hürmet :
ara. * arz (sunum, sunma, sunuş, takdim, ortaya çıkarma, önerme, meydana
çıkarma, belirtme, önüne çıkma) + ı (tamlama bağlacı) + hurmet (ihtiram,
riayet, saygı) * bir kimseye karşı nezaket ve saygı ifadesi olarak selam ve
tazimi takdim etme, hürmetini bildirme, saygısını gösterme
arziyat :
ara. * ard, erd (yer, dünya) + iyat (isim yapım ve çoğul eki) * toprakla ilgili
olma, yeryüzüne, yere ilişkin olan şeyler; coğrafya ve yeryüzü özellikleriyle
ilgili hususlar, jeoloji
arzu :
far. * a (ön ek) + rada (hoşnut olmak, razı olmak), radı, razı (hoşlanan,
hoşnut, razı olan, kabul eden, isteyen) * istek, heves; cinsel istek
arzuhal :
ara. * arz (sunum, sunma, sunuş, takdim, ortaya çıkarma, önerme, meydana
çıkarma, belirtme, önüne çıkma) + ı (tamlama bağlacı) + hal (durum, vaziyet) *
halini arzetme, durumunu sunma, durumunu bildirme, istida, arzuhal
arzu-şikesten :
ara., far. * arzu (arzu (istek, dilek) (ara.) + şikesten (kırmak), şikeste
(kırılmış, bozulmuş) * arzunun olamaması, isteğin yerine gelmemesi,
gerçekleşmemiş, boşa çıkmış istek; kırılmış ümit, hüsrana uğramış arzu, hayal
kırıklığı, inkisar-ı hayal
As :
lat. * arsenicum (arsenikon (arsenik sülfür minerali, sarı orpiment)
kelimesinden) * atom numarası 33 olan, periyodik tablonun 15. grubunda bulunan,
yarı metal özellik gösteren, gri renkli ve zehirli olan, yarı iletken
teknolojilerinde, alaşımlarda, cam üretiminde ve tarihsel olarak pigmentlerde
kullanılan element
as :
lat. * as (ilk Roma madeni parası; en eski para ve sabit değer birimi) *
iskambilde birli, bir işte başta gelen kimse
asa :
ara. * asa (sopa, değnek, çomak, baston; ağaç ) * sopa, değnek, çomak, baston;
ağaç
asa :
ara. * asa (ummak, ümit etmek; belki, umulur ki) * ummak, ümit etmek; belki,
umulur ki
asa :
ara. * asa (üzülmek, hüzünlenmek, kederlenmek, tasalanmak) * üzülmek,
hüzünlenmek, kederlenmek, tasalanmak
asab :
ara. * asaba (bağlamak, sıkıca sarmak; bağlanmak, kenetlenmek, bir grup veya
fikir etrafında toplanmak; burmak, kasmak, sıkmak, içiçe geçmek) * bağ, demet,
sinir, kas lifi
asabi :
ara. * asab (kas lifi, sinir) + i (-sel, ile ilgili); asib (sinirli) * sinire
ilişkin, sinirsel; sinirli, asib
asabiye :
ara. * asab (kas lifi, sinir) + i (-sel, ile ilgili) + iye (durum eki) * sinir
hastalıklarıyla ilgili tıp dalı, nöroloji
asabiyet :
ara. * asab (kas lifi, sinir) + i (-sel, ile ilgili) + iyet (isim yapım ve
durum eki) * sinirsellik, sinirlilik
asaf :
ara. * asaf (erdem, ileri görüşlülük) * vezirlere verilen bir sıfat; bir ot
cinsi
asakir :
ara. * askar (asker, er, ordu) * askerler, erler; ordular
asakir-i mansure :
ara. * asakir (askerler, erler, ordular) + ı (tamlama eki) + mansure (yardım
edilmiş; yenmiş, galip gelmiş) (nasr (yardım etmek) ) * II. Mahmud tarafından
Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasının ardından kurulan asker ocağı, Asakir-i
Mansure-i Muhammediyye
asal :
ara. * asal, asil (ç.) * ikindi ve akşam arası vakit, öğleden geceye kadar olan
müddet; zamanlar ve vakitler
asal :
tür. * as (bir, tek, ilk, başta olan, temel, kök) + al (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * esas, temel, asıl, asli
asal sayı :
tür. * asal (esas, temel, asıl, asli) + sayı (nicelik, miktar, rakamla ifade
edilen değer) * sadece kendisine bölünebilen sayı (1, 3, 5, 7, 11 .....)
asalak :
tür. * as (bir yere takarak sarkıtmak, asmak, takmak) + alak (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * bir canlının üzerinde veya içinde sürekli veya geçici olarak
yaşayan, ondan beslenen bir başka canlı
asale :
ara. * asel (bal) + e (isim yapım eki) * bal peteği, petek; zehiri çok tesirli
olan yılan
asalet :
ara. * asl (esas, kök, köken, temel, öz, soy), asil (esaslı, köklü, temelli,
özlü, soylu) + et (durum eki) * soyluluk, köklü olma, esaslı ve sağlam olma
asaleten :
ara. * asl (esas, kök, köken, temel, öz, soy), asil (esaslı, köklü, temelli,
özlü, soylu) + et (durum eki) + en (gibi olarak, ile ilgili olarak) * asil
olarak, esasen; bir görevin veya makamın asıl ve sürekli sahibi olarak;
vekaleten değil resmen ve kadroya bağlı şekilde
asamblaj :
lat., fra. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + simul (birlikte, beraber),
similis (benzer, eş, aynı) + are (fiil mastar eki) (lat.) + age (isim yapım
eki) (fra.); assemblage (fra.) * toplama, bir araya getirme; doğal veya hazır
malzemelerin parçalarından oluşturulan sanat eseri
asamble :
lat., fra. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + simulatus (simul (birlikte,
beraber), similis (benzer, eş, aynı) + are (fiil mastar eki) + tus (geçmiş
zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); assemblé (toplanmış, bir araya getirilmiş)
(fra.) * kurul, meclis, heyet
asansör :
lat. * ascensor (ascendere (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + scandere
(çıkmak, tırmanmak) ), ascensus (çıkış, tırmanış) + or (-cı, yapan, eden eki) )
(lat.); ascenseur (fra.) * insanların veya yüklerin katlar arasında dikey
olarak taşınmasını sağlayan makine veya mekanik düzenek; genellikle bina
içinde, kabin ve makara sistemiyle çalışan kaldırma aracı
asap :
ara. * asaba (bağlamak, sıkıca sarmak; bağlanmak, kenetlenmek, bir grup veya fikir
etrafında toplanmak; burmak, kasmak, sıkmak, içiçe geçmek) * bağ, demet, kas
lifi, sinir
asar :
ara. * eser (yapıt, yapı, eser, iz, işaret, nişan) * yapıtlar, yapılar,
eserler, izler
asarcık :
ara. * Hisarcık (dağlar ve köylerin yerleştiği alan hisar biçiminde olmasından)
* Samsun’un bir ilçesi
asar-ı atika :
ara. * eser (iz, nişan, işaret), asar (izler, nişanlar, işaretler) + ı (tamlama
eki) + atika (eski, antik) * antik çağ eserleri, eskiden kalma yapıtlar, çok
eski yapılar, çok eski eserler, anıt yapılar
asarum :
lat. * asarum (yer kokulu bitki) * yer örtücü, küçük yapraklı ve genellikle
yeraltı kökleriyle çoğalan, Aristolochiaceae familyasından bir bitki
asas :
ara. * as’asa (gece çökmek, karanlık bastırmak, karanlık çökmek) * gece;
gecenin yoğunluğu
asayiş :
far. * asay (dinlenmek, sakin olmak) + iş (isim yapım eki) * korku ve kaygı
verici hiçbir şeyin bulunmayışı durumu, düzen ve güvenlik içinde bulunma,
düzen, güvenlik, emniyet
asayiş berkemal :
far. * asay (dinlenmek, sakin olmak) + iş (isim yapım eki) + ber (gibi, ile
ilgili) + kemal (olgun, tam) * güvenliğe aykırı hiçbir durumun bulunmaması,
rahat ve huzur temin edilmiş
asbaşkan :
tür. * ast (alt, aşağı) (as (sarkıtmak) + t (ile ilgili, gibi) ) (tür.) + baş
(ön, öncel, ilk, tepe, uç) + kan (ile ilgili, gibi, -a ait) (tür.) * ikinci
başkan, başkan yardımcısı
asbest :
gre. * asbestos (söndürülemez) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) +
sbestein (söndürmek), sbestos (sönme, sönüm) ) * beyaz toprak olarak da
bilinen, ısıya, aşınmaya, kimyasal maddelere oldukça dayanıklı ve lifli yapıda
olan kanserojen bir silikat mineral (Mg3(Si2O5)(OH)4)
ascarididae :
gre., lat. * askaris (bağırsak solucanı) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim,
form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * omurgalı
canlıların, özellikle de memelilerin ve insanların ince bağırsaklarında
yaşayarak enfeksiyona yol açan, genellikle "bağırsak solucanı" olarak
bilinen yuvarlak solucanları (nematodları) kapsayan parazitik bir hayvan
familyası
aschoff cisimleri :
alm., tür. * Aschoff (Alman patolog ve fizyolog Dr. Ludwig Aschoff ‘un
soyadından) + cisimleri (objeleri, nesneleri, gövdeleri, vücutları) (tür.) *
romatizmal kalp hastalığında patolojik nodüller
ASCII :
ing. * American (Amerikan) + standard (standart) + code (kodlama sistemi) +
information (bilgi) + interchange (değiş tokuş) * metin karakterlerinin sayısal
değerlerle temsil edilmesini sağlayan temel karakter kodlama standardı (A-Z,
a-z harflerini, 0-9 rakamlarını, noktalama işaretlerini ve diğer karakterleri
ikili sistemle kodlamak için oluşturulmuş standart sistem)
asciminib :
gre. * askos, asci (çanta, tulum) + minib (kinaz inhibitör eki) * Philadelphia
kromozomu pozitif kronik miyeloid lösemiyi tedavi etmek için kullanılan protein
kinaz inhibitörü ilacın etkin maddesi (C20H18ClF2N5O3)
ascites :
gre. * askos, asci (çanta, tulum), askites (çanta gibi, tulum gibi) * karın
şişmesine neden olan periton boşluğunda sıvı birikmesi
asclepiadaceae :
lat. * Asclepius (Yunan şifa tanrısı) + aceae (-giller, botanik familya eki) *
Apocynaceae (Zakkumgiller) familyası altında Asclepiadoideae alt familyası
olarak yer alan, genellikle sütlü özsu (lateks) içeren, çok yıllık otsu
bitkiler ve sarılıcı çalıları kapsayan bir çiçekli ve tırmanıcı bitki
familyası, sütleğenfiller, ipek otugiller
asclepias :
lat. * Asclepius (Yunan şifa tanrısı) + ias (aitlik eki) * pocynaceae
(zakkumgiller) familyasına ait olan, yaprakları ve gövdesi kırıldığında süt
beyazı renginde zehirli bir öz su salgılayan, kelebekleri çekme özelliği olan
ve Monarch kelebeklerinin ana besin kaynağı olan, turuncu çiçekleriyle bilinen,
Kuzey Amerika'da yerli halklar tarafından geleneksel tıpta (özellikle solunum
yolu hastalıklarında) kullanılan çok yıllık bir bitki
asebutolol :
gre. * acetyl (acetum (sirke, ekşi, asetik asit) + yl (alkil eki; kimyasal
radikal hidrokarbon veya türev eki) ) + butyramide (voutyron (tereyağ) + ikos
(ile ilgili, -a ait, gibi) + amide (amonyaktan bir hidrojen atomunun bir asil
grubu (R–CO–) ile değiştirilmesiyle elde edilen, R-CONH2 grubunu içeren bir
organik bileşik) ) + olol (son ek) * hipertansiyon, aritmi ve anjina tedavisi
için kullanılan kardiyoselektif bir beta bloker
asebutolol :
ing. * ace (acetyl; asetil grubu) + but (butyl; dört karbonlu alkil zinciri) +
olol (β-adrenerjik reseptör blokerlerini ifade eden INN son eki) *
kardiyoselektif β₁-adrenerjik
reseptörleri bloke ederek kalp atım hızını ve miyokardiyal oksijen tüketimini
azaltan, antihipertansif ve antiaritmik etkili bir ilacın etken maddesi
(C18H29ClN2O4)
asefali :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + kephale, kephalos (kafa,
baş) + ikos (gibi olan) ) + eia (isim yapım ve durum eki) * bir canlının
doğuştan başının olmaması veya belirgin bir baş yapısının bulunmaması durumu
aseklofenak : lat.,
gre. * aceclofenac (acetum (sirke, ekşi, asetik asit) (lat.) + khloros (klor
grubu) + phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık
saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek,
açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene
(benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık,
orman; radikal türev eki, alkil eki) ) (gre ) + aceticus (asetik asit türevi)
(lat.) * romatoid artrit, osteoartrit ve ankilozan spondilitte ağrı ve
enflamasyonun giderilmesinde kullanılan diklofenakın steroidal olmayan bir
anti-inflamatuar ilaç analoğu (C16H13Cl2NO4)
aseksüel :
lat. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + sexualis (cinsel)
(sectus, sexus (cins, cinsiyet, ayrım, ayrışım, kesim, bölünme) (secare
(kesmek, ayırmak, bölmek) + ectus, exus (geçmiş zaman ve isim yapım eki) ) +
alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * cinsel ilgi veya arzu göstermeyen;
cinsel yönelimi olmayan veya cinsel çekim hissetmeyen kişi
asel :
ara. * asel (bal) * arılar tarafından çiçeklerden ve meyve tomurcuklarından
alınarak yutulan nektarın arı midesindeki invertaz enzimi sayesinde kimyasal
değişime uğramasıyla oluşan ve kovandaki petek hücrelerine yerleştirilen
yenebilir ve besleyici madde
aselbent :
ara. * asel (bal) + bend (bağ, boğum, mafsal) * akar amber ağacından elde
edilen, üst solunum yolları rahatsızlıklarının tedavisinde ve parfüm yapımında
kullanılan vanilya kokulu reçine
asel-i musaffa :
ara. * asel (bal) + ı (tamlama eki) + musaffa (saflaşmış, saf) * saf bal, süzme
bal
asellidae :
lat. * asellus (küçük eşek, eşekçik, sıpa) (asinus (eşek) + ellus (küçültme
eki) ) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik
familya eki) * atlı sularda (göllerde, yavaş akan derelerde ve yer altı
sularında) yaşayan, en bilinen türü olan Asellus aquaticus (su biti, su tespih
böceği) olan, tespih böceklerinin de dahil olduğu Isopoda (eşit ayaklılar)
takımına ait küçük kabuklular familyası
aselüler :
lat. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + cellularis (cella (oda,
depo, hücre) + ulus, ula (küçültme eki) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) * hücre yapısına sahip olmayan; canlı organizmalarda hücresel yapıya
sahip olmayan veya hücresel olmayan yapılarla ilgili
asemetasin :
lat., gre. * acemetacin (acidus, acidum (asit, ekşi) (acere (ekşimek) + dus,
dum (isim yapım eki) ), aceticus (asetik, sirkesel) (acetum (sirke, ekşi,
asetik asit) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + methyl (metil
(CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) )
(gre.) + cine (antiinflamatuar ilaç eki) (lat.) * osteoartrit, romatoid artrit,
bel ağrısı tedavisinde ve ameliyat sonrası ağrının hafifletilmesinde
kullanılan, steroidal olmayan bir antiinflamatuar ilacın etkin maddesi
(C21H18ClNO6)
asemptomatik :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + symptoma (belirti,
gösterge, alamet; işaret, sinyal) (syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) +
piptein (düşmek, meydana gelmek, oluşmak, ortaya çıkmak) + ma (isim yapım eki)
) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * herhangi bir belirti veya bulgu
göstermeyen; hastalık veya durum var olsa da dışa yansıyan klinik işaretlerin
gözlemlenmediği durum, belirti vermeyen hastalık
asena :
soğ. * ağşena, ağsinag (mavi, koyu mavi; mavi veya yeşil) * Türk mitolojisinde
efsanevi bir dişi kurtun doğurduğu on erkek çocuğundan biri, Aşina
asendan :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + scandere (tırmanmak, yükselmek,
yukarı çıkmak) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); ascendant
(fra.) * yükselen, yukarı çıkan
asendan aorta :
lat. * ascendent (yukarı çıkan, yükselen) + aorte (asıl atardamar, aort,
kaldıran boru, asma ipi) * kalbin sol ventrikülünden çıkan ve ters U şeklinde
karın içinde ilerleyip göbek hizasında iki ayrılarak bacaklara doğru ilerleyen
aortun (ana atardamar) kalpten çıkan ilk kısmı
asenkron :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + sun, syn (ile, birlikte,
beraber, eş, tamamen) + khronos (zaman, vakit, süre) * eşzamanlı olmayan
asensiyon :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + scandere (tırmanmak, yükselmek,
yukarı çıkmak) + tio (isim yapım eki) (lat.); ascension (fra.) * yükseliş,
yükselme, yukarıya çıkış
asentrik :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + kentrikos (merkezcil)
(kentron (merkez, orta nokta, keskin nokta, diken, mahmuz, iğne, iğne ucu,
sivri uç, iğne, dürtme) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) *
merkezlenmemiş; merkezi olmayan, merkezcil olmayan
asepponat :
lat. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + sapo, saponis (sabun) +
ate (asidin tuzu veya esteri belirteci) * metilprednizolon gibi bir
glukokortikoidin kimyasal yapısında bulunan ester gruplarını tanımlamak için
kullanılan terim; sabun veya deterjan özelliği olmayan, temizleme işlevi
olmayan kimyasal madde
asepsi :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + sepein (çürümek), sepsis
(çürüme) * bakteri, virüs, mantar, parazit gibi hastalık yapıcı maddelerin
bulunmaması veya bunlarla temas edilmemesi
aseptik :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + sepsis (çürüme) + ikos
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * mikroptan arındırılmış,
mikropsuzlaştırılmış
aseptisite :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + sepsis (çürüme) + ikos
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + itas (isim yapım ve durum eki)
(lat.) * hastalık yapıcı (patojen) mikroorganizmaların (bakteri, virüs, mantar
vb.) bulunmadığı steril, mikropsuz ortam veya durum
ases :
ara. * assa (gece gezmek), ass (gece bekçisi, devriye), asas (gece bekçileri,
devriyeler) * Osmanlı İmparatorluğu'nda asayişi sağlamakla görevli gece bekçisi
asesbaşı :
ara., tür. * assa (gece gezmek), ass (gece bekçisi, devriye), asas (gece
bekçileri, devriyeler) (ara.) + baş (ilk, önce, tepe, uç) + ı (iyelik eki)
(tür.) * Osmanlı ordusunda, yeniçeri ocağındaki askeri göreviyle birlikte,
İstanbul’un güvenliğini sağlamakla yükümlü olan 28. ortaya da komuta eden
çorbacıya verilen isim
aset :
lat., ing. * ad satis (yeterince) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + satis
(yeterli, yeterince) ) (lat.); asset (ing.) * bir kişi veya kurumun sahip
olduğu, ekonomik değeri olan tüm taşınır veya taşınmaz mal, hak ve kaynaklar,
varlıklar
asetabular :
lat. * acetum (sirke, ekşi, asetik asit) + abulum (kap, içine alan, yutan) +
aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * asetabulum ile ilgili
asetabulum :
lat. * acetum (sirke, ekşi, asetik asit) + abulum (kap, içine alan, yutan) *
uyluk kemiğinin başının, kalça kemiği ile eklem yaptığı çukurluk; Antikçağda
kullanılan geniş ağızlı bir sos kabı türü; Antik Roma’da kullanılan, değer
olarak 1/3 sextarius = 1/4 hemina = 1/2 quartarius’a denk gelen kuru ve sıvı
ölçü birimi
asetal :
lat. * acetum (sirke, ekşi, asetik asit) + al (organik fonksiyonel grup eki) *
karbonil grubuna bağlı iki alkoksi (-OR) grubu içeren ve genellikle organik
sentezde veya çözücü olarak kullanılan kimyasal bileşik sınıfı
asetaminofen :
lat., gre. * acetum (sirke, ekşi, asetik asit) + amino (ammonia (amonyak) + ine
(kimyasal madde son eki) (lat.) + phaino, phainein (parlamak, ışıldamak, ışık
saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek,
açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak) (gre.) * ateş ve hafif ila orta
şiddette ağrı tedavisinde kullanılan opioid olmayan analjezik ve antipiretik
ilaçların etkin maddesi, parasetamol (C8H9NO2)
asetat :
lat. * acetum (sirke, ekşi, asetik asit) + atum, ate (bir asidin esterini veya
tuzunu belirten ek) * asetik asidin (sirke asidi) tuzu veya esteri; geçirgen
veya yarı geçirgen selüloz asetat bazlı film
asetazolamid :
lat., gre. * acetyl (acetum (sirke, ekşi, asetik asit) + yl (alkil eki;
kimyasal radikal hidrokarbon veya türev eki) + azole (mantar önleyici ilaçlarda
yer alan bir veya daha fazla nitrojen (azot) atomu içeren 5 üyeli bir halkaya
sahip bir grup heterosiklik bileşik belirtici ek) (azotos, azotikos (yaşamsız,
cansız, hayatsız) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) ) + amide
(amonyaktan bir hidrojen atomunun bir asil grubu (R–CO–) ile değiştirilmesiyle
elde edilen, R-CONH2 grubunu içeren bir organik bileşik) ) (karbon grubuna
bağlı azot atomunun ifadesi) ) * glokom, epilepsi, akut dağ hastalığı,
periyodik felç, idiyopatik intrakraniyal hipertansiyon, kalp yetmezliğini
tedavi etmek ve idrarı alkalileştirmek için kullanılan ilacın etkin maddesi
(C4H6N4O3S2)
asetik :
lat. * aceticus (asetik, sirkesel) (acetum (sirke, ekşi, asetik asit) + icus
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * sirkeyle özdeş özellikleri taşıyan,
sirkeyle ilgili
asetik asit :
lat. * aceticus (asetik, sirkesel) (acetum (sirke, ekşi, asetik asit) + icus
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + acidum, acidus (ekşi olan, asit) (acere
(ekşi olmak) + idus (ile ilgili olan) ) * sirkeye ekşi tadını ve keskin
kokusunu veren etanoik asit (CH3COOH)
asetilasyon :
lat. * acetyl (acetum (sirke, ekşi, asetik asit) + yl (alkil eki; kimyasal
radikal hidrokarbon veya türev eki) + atio (gibi olma, gibi yapma, ile ilgili
olma) * organik bir bileşiğe bir asetil fonksiyonel grubu eklenme tepkimesi
asetilen :
lat. * acetyl (acetum (sirke, ekşi, asetik asit) + yl (alkil eki; kimyasal
radikal hidrokarbon veya türev eki) ) + ene (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(ing.) * Alkalin grubuna üye olan ve yüksek yanıcılığa sahip gaz (C2H2)
asetilkolin :
lat. * acetyl (acetum (sirke, ekşi, asetik asit) + yl (alkil eki; kimyasal
radikal hidrokarbon veya türev eki) ) + khole (safra) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) * merkezi sinir sisteminde, omurilikte ve
periferik sinir sisteminde salgılanan ve tanımlanan ilk uyarıcı özelliklere
sahip olan, safradan üretilmiş bir nörotransmitter (C7H16NO2)
(CH3COOCH2CH2N+(CH3)3)
asetilkolinesteraz :
lat., alm. * acetyl (acetum (sirke, ekşi, asetik asit) + yl (alkil eki;
kimyasal radikal hidrokarbon veya türev eki) ) + khole (safra) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) + esther (essig (sirke) + Äther (eter,
hava) (alm.) + ase (enzim eki) ) (lat.) * sinir uçlarından etkilediği organa
veya sinir ucundan ikinci bir sinir hücresine, sinir impulsu taşıma görevinin
yanında sinir ve kas lifleri boyunca biyoelektriksel akımın oluşmasını da
sağlayan, sinaptik fissürdeki asetilkolini inaktive eden enzim
asetilsalisilik asid :
lat. * acetum (sirke; asetik asit) + yl (kimyasal radikal eki) + salix (söğüt
ağacı; söğüt kabuğundan elde edilen madde) + ic (aitlik, ilgili olma eki) +
acidum (asit) * prostaglandin sentezini inhibe ederek analjezik, antipiretik,
antiinflamatuvar ve antitrombositik etki gösteren, yaygın olarak ağrı, ateş ve
inflamasyon tedavisinde kullanılan bir ilacın etken maddesi (C9H8O4)
asetilsalisilik asit :
lat., ing. * acetum (sirke, ekşi, asetik asit) + yl (ek) + salix (söğüt) +
ilicus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + acetum (sirke, ekşi, asetik asit) +
icus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + acidum, acidus (ekşi olan, asit)
(acere (ekşi olmak) + idus (ile ilgili olan) ) * ağrı, ateş ve inflamasyonu
azaltmak için ve antitrombotik olarak kullanılan nonsteroid antiinflamatuar bir
ilaç, aspirin (C9H8O4)
asetilsistein :
lat., gre. * acetum (sirke, ekşi, asetik asit) + yl (ek) + kystis (kist, kese,
kapsül, mesane, idrar torbası, sidik torbası) + in (baz, alkaloid ve ikinci
derecede doymamışlığa sahip hidrokarbon belirtme eki) * solunum yollarında
toplanan balgamın yoğunluğunu ve yapışkanlığını azaltıp su gibi akıcı hale
getiren, bronşiyal sekresyonların atılımını ve solunumu kolaylaştırarak akciğer
fonksiyonlarının düzenlenmesine yardımcı olan aminoasit, N-asetil-L-sistein
veya N-asetilsistein (C5H9NO3S)
asetoasetat :
lat. * acetum (sirke, ekşi, asetik asit) + acetum + ate (bir asidin esterini
veya tuzunu belirten ek; yüksek oksidasyon belirten ek) * vücutta bulunan ve
gıda örneklerinde deoksinivalenol (DON) ve nivalenol (NIV) gibi trikotesen
mikotoksinlerini belirlemek için kimyasal bir sistemde kullanılan üç keton
cisimciğinden birisi (diğerleri aseton ve beta hidroksibutirat) (C4H6O3)
asetoasetik asit :
lat. * acetum (sirke, ekşi, asetik asit) + one (oksijenli bileşik, keton grubu
(C=O) ) + aceticus (asetik, sirkesel) (acetum (sirke, ekşi, asetik asit) + icus
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + acidum, acidus (ekşi olan, asit) (acere
(ekşi olmak) + idus (ile ilgili olan) ) * hepatositlerin mitokondriyal
matriksinde asetil-CoA'dan üretilen bir keton cismi ve zayıf bir Beta-keto asit,
3-oksobütanoik asit, asetonkarboksilik asit veya diasetik asit (CH3COCH2COOH)
asetohidroksamik asid :
lat., gre. * acetum (sirke; asetik asit) (lat.) + hydro (su) (gre.) + oxys
(keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + amide (amonyaktan bir hidrojen
atomunun bir asil grubu (R–CO–) ile değiştirilmesiyle elde edilen, R-CONH2
grubunu içeren bir organik bileşik) (gre.) * üreaz enzimini inhibe ederek
özellikle üreaz-pozitif bakterilere bağlı idrar yolu enfeksiyonlarında amonyak
oluşumunu azaltmak amacıyla kullanılan hidroksamik asit türevi bir ilacın etken
maddesi (C2H5NO2)
aseton :
lat. * acetum (sirke, ekşi, asetik asit) + one (oksijenli bileşik, keton grubu
(C=O) ) * kireçle doyurulmuş odun asidinin kuru damıtılmasıyla elde edilen,
renksiz, kolay alev alır, eter kokulu, uçucu, pek çok organik madde için
çözücü, eritici olarak kullanılan bir sıvı ( (CH3)2CO)
asetozolamid :
lat. * acetum (sirke, ekşi, asetik asit) + one (oksijenli bileşik, keton grubu
(C=O) ) + azole (mantar önleyici ilaçlarda yer alan bir veya daha fazla
nitrojen (azot) atomu içeren 5 üyeli bir halkaya sahip bir grup heterosiklik
bileşik belirtici ek) (azotos, azotikos (yaşamsız, cansız, hayatsız) (gre.) +
ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) ) + amide (amonyaktan bir hidrojen atomunun
bir asil grubu (R–CO–) ile değiştirilmesiyle elde edilen, R-CONH2 grubunu
içeren bir organik bileşik) ) * göz içi basıncı artışı, glokom, ilaca bağlı
ödem ve irtifa hastalığı tedavisinde kullanılan diüretik ve karbonik anhidraz
inhibitörü (C4H6N4O3S2)
asf :
ara. * asf (yaprak) * bitkilerde solunum, fotosentez ve terleme gibi olayların
gerçekleştiği, çoğunlukla yeşil renkli, klorofilli ve çeşitli şekillerde
olabilen organ; sarma yapımında kullanılan asma yaprağı; kitap ve defterlerdeki
birbine bağlı kağıt tabakalarından her biri; kat kat ayrılabilen ince bölüm
asfad :
ara. * safada (bağlamak, kelepçelemek), safed (kelepçe, pranga, bağ) *
kelepçeler
asfalt :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + sphallein (aşağı atmak),
sphaltos (aşağı atılabilen) * içinde arı bitüm bulunan, kireçli veya doğal
karışım, siyah renkli bir tür bitüm
asfaltit :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + sphallein (aşağı atmak),
sphaltos (aşağı atılabilen) + ites (element, kayaç ve mineral eki) * petrolün
tektonik hareketler sonucu kendi yatağından ayrılarak çevredeki yarık ve
çatlaklara yerleşerek sıcaklık ve basıncın etkisi ile metamorfoza uğramış
maddeler
asferik :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + spherikos (küresel) * küresel
(sferik) formda olmayan
asferik lens :
gre., lat. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + spherikos
(küresel) (gre.) + lens, lentis (bezelye, bakla, mercimek; lens, mercek) (lat.)
* yüzeyi tam olarak küresel olmayan, ışığın kırılmasını optimize ederek optik
sapmaları (aberasyonları) azaltan ve daha keskin görüntü elde etmeyi sağlayan
optik lens türü
asfiksi :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + sphygein (sıkmak, baskı
yapmak), sphuxis, sphyxis (atım, atış, sıkma, baskı) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) * solunumun yetersizliği veya durması sonucu vücutta oksijen
eksikliği ve karbondioksit birikmesi durumu; boğulma, nefessizlik
asgari :
ara. * sağir (küçük, ufak; aşağılık) * daha küçük, en küçük
asgari müşterek :
ara. * asgari (en az) + müşterek (ortak) (iştirak (katılım) ) * iki veya daha
fazla taraf arasında en az düzeyde ortak olan; müşterek ihtiyaç, paylaşılan en
düşük hak veya unsur; anlaşmalarda, uzlaşmalarda, ikili görüşmelerde ve
benzerlerinde taraflar arasında, aynı noktaya gelmeyi sağlayan, tüm tarafları
tatmin edici değer ve yargılar toplamı
ashab :
ara. * sahaba (arkadaşlık etmek, yoldaşlık etmek, beraber bulunmak, eşlik
etmek), sahib (arkadaş, yoldaş, eşlik eden) * arkadaşlar, sahibler; Hazreti
Muhammed’in meclislerinde, konuşmalarında bulunan kimseler
ashab-ı kehf :
ara. * ashab (arkadaşlar, sahipler) + ı (tamlama eki) + kehf (mağara) *
Kur'an'ın 18. suresi olan Kehf suresinde bahsedilen, mağarada transa geçirilmek
suretiyle kendilerine üst planlardan bilgi aktarılan kişiler
ashab-ı meş'eme :
ara. * ashab (arkadaşlar, sahipler) + ı (tamlama eki) + şimal (sol), meş'eme
(solda olan, sol taraf) * solun sahipleri, hidayete eremeyenler
ashab-ı meymene :
ara. * ashab (arkadaşlar, sahipler) + ı (tamlama eki) + yemin (sağ), meymene
(sağda olan, sağ taraf) * sağın sahipleri, hidayete erenler
ashmore ve cartier adaları :
ing. * ashmore (dişbudak gölü (ash (dişbudak ağacı) + mere (göl) ) + and (ve) +
cartier (nakliyeci) (cart (araba, sepetli araba) + ier) ) * Avustralya'nın Hint
Okyanusu'ndaki dış toprağı
ashwini ikizleri :
san. * ashva (at) + in, ini (sahip, malik) + ikiz (benzer ikili; aynı
gebelikten doğan iki kardeş) + ler (çoğul eki) + i (iyelik eki) * Hint
mitolojisinde (Hinduizm) tıp, sağlık, şafak ve bilimlerle ilişkilendirilen ikiz
tanrılar, Ashvini Kumaras
ası :
tür. * as (çoğalmak, artmak, fazlalaşmak, fayda sağlamak) + ı (isim yapım eki)
* fayda, yarar, kazanç, kar; başka bir kimseden veya bir şeyden birine veya bir
şeye gelebilecek yarar
ASIC :
ing. * application (uygulama) + specific (özel amaçlı) + integrated (tümleşik)
+ circuit (devre) * belirli bir işlev için tasarlanmış, genel amaçlı olmayan
özel entegre devre türü
asıf :
ara. * asafa (şiddetle esmek, savurmak, fırtına yapmak; öfkelenmek, hiddetlenmek;
üzülmek, pişmanlık duymak; sıkmak, ezmek, savurmak, tahrip etmek, yıkmak,
sürüklemek) * şiddetli rüzgar, fırtına, kasırga niteliğine sahip, fırtınalı,
şiddetle esen, kasırgalı; öfkeli, hiddetli; üzgün, hüzünlü, pişman
asık :
tür. * as (bir yere takarak sarkıtmak, takmak) + ık (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * asılmış, asılı; somurtkan
asıl :
ara. * asl (esas, kök, köken, temel, öz, soy) * soy, ilke, temel, esas
asılmak :
tür. * as (yüksek bir yere takıp aşağı sarkıtmak) + ıl (edilgen fiil eki) + mak
(fiil mastar eki) * asmak eylemi kendisine yapılmak; bir şeyi kuvvetlice tutup
çekmek; sarkıntılık etmek
asılsız :
ara., tür. * asl (esas, kök, köken, temel, öz, soy) + sız (yokluk, eksiklik,
zıtlık, olumsuzluk eki) * gerçek olmayan, esas olmayan
asıltı :
tür. * as (yüksek bir yere takıp aşağı sarkıtmak) + ıl (edilgen fiil eki) + tı
(isim yapım eki) * bir maddenin çözünemeyen parçacıklarının bir sıvı ortamda
dibe çökmeden kalmış durumu
asım :
ara. * asm, asama (korumak, sakınmak; günahtan korunmak, günahtan menetmek),
masum (günahsız olan) * günahtan korunan, kendini günahtan meneden
asıntı :
tür. * as (takmak, yüksek yerden sarkıtmak) + ın (dönüşlü fiil eki) + tı (isim
yapım eki) * birini rahatsız edecek denli üzerine düşen, yapışkan, askıntı
asır :
ara. * asr (çağ, dönem, döngü, devir, periyod, epok) * yüz yıllık zaman dilimi
asi :
ara. * asa (itaatsizlik etmek, karşı gelmek, isyan etmek) + iy (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * isyankar, itaatsiz, başkaldıran
asib :
ara. * asab (kas lifi, sinir) * sinire ilişkin, sinirsel; sinirli, asabi
aside :
ara. * asd (burmak, çevirmek, kıvırmak) * pekmez, tereyağı, un ve su ile
hazırlanan bir Arap tatlısı; un, et ve bamya ile yapılan bir Arap yemeği
asiderit :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + sideros (demir) + ites
(element, kayaç ve mineral eki) * yapısında neredeyse hiç metalik demir
bulunmayan ve tamamen silikat minerallerinden (taşlardan) oluşan taşsı meteorit
(taş meteoru)
asidifikasyon :
lat. * acidum, acidus (ekşi, asit) + ficationem, ficatio (yapma) (ficare
(yapmak, etmek, eylemek, işlemek) + tio (isim yapım eki) ) * bir ortamın asidik
hale gelmesi veya asitlik derecesinin artması (pH değerinin düşmesi) süreci,
asitleştirme, asidik hale getirme, asidikleştirme
asidik :
lat. * acidum, acidus (ekşi, asit) + icus (ile ilgili, -a ait) * hidrojen iyonu
(H+) vererek sulu çözeltilerde ekşi ve aşındırıcı özellik gösteren, asit
özelliği gösteren
asidikleşme :
lat. * acidum, acidus (ekşi, asit) + icus (ile ilgili, -a ait) (lat.) + leş
(dönüşüm eki) + me (isim yapım eki) (tür.) * bir ortamın asidik hale gelmesi
veya asitlik derecesinin artması (pH değerinin düşmesi) süreci
asidimetre :
lat. * acidum, acidus (ekşi, asit) + metron, metros (ölçü, ölçme) * bir asidin
özelliğini, derişme derecesini ölçmeye yarayan cihaz, asitölçer
asidite :
lat. * acidum, acidus (ekşi, asit) + itas (isim yapım ve durum eki) * çözeltide
hidrojen iyonu derişiminin ölçüsü; su, toprak veya şarap gibi maddelerdeki asit
seviyesi, asitlik derecesi
asidobazik : lat.,
gre. * acidum, acidus (ekşi, asit) (lat.) + bainein (gitmek, yürümek,
ilerlemek, adım atmak; inmek), basis (adım, basamak, temel, esas, baz, kaide,
gidiş, yürüyüş, ilerleyiş, adım atış; iniş, alt, aşağı, düşük) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * asit ve bazlarla ilgili, asit-baz
dengesine ilişkin
asidofil :
lat., gre. * acidum, acidus (ekşi, asit) (lat.) + philein (sevmek), philos
(seven, sever, sevici) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * asit
seven, asit sever; asit boyalara veya asidik ortama karşı afinitesi olan,
asitli ortamlarda üreyebilen (mikroorganizma)
asidofilik :
lat., gre. * acidum, acidus (ekşi, asit) (lat.) + philein (sevmek), philos
(seven, sever, sevici) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * asit
seven, asit sever; asit boyalara veya asidik ortama karşı afinitesi olan,
asitli ortamlarda üreyebilen (mikroorganizma)
asidofilite :
lat., gre. * acidum, acidus (ekşi, asit) (lat.) + philein (sevmek), philos
(seven, sever, sevici) (gre.) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * asit
sevenlik, asit severlik; asit boyalara veya asidik ortama karşı afinitesi olma,
(mikroorganizma) asitli ortamlarda üreyebilme durumu
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder