27 Eylül 2026 Pazar

apteshane - asidofilite

apteshane : far. * ab (su) + dest (el) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) * abdest bozulma yeri, yüznumara, hela, tuvalet, ayakyolu

APTT : ing. * activated (aktive) + partial (parsiyel) + thromboplastin (tromboplastin) + time (zaman, vakit, süre) * kanın pıhtılaşma fonksiyonunu ölçen laboratuvar testi

apukurya : gre. * apokria (etten uzak; hoşçakal) (apo (-den uzak) + kreo (et) ) * hıristiyanların büyük perhize girmek üzere oldukları ve et yemeyi kestikleri günler

apul : tür. * ap (düzensiz adım atma, sendeleme veya şişmanlıktan ötürü yürüyememe) + ul (sıfat yapım eki) * tombul çocukların, kazların veya ördeklerin bacaklarını açarak iki yana sallana sallana, düzensiz adımlarla ağır ağır yürüyüş tarzını tasvir eden yansımalı kelime; yavaş, ağır (abullabut (kaba saba, vurdumduymaz, anlayışsız ) )

aqua regia : lat. * aqua (su) + regia (kral) * asitlerin az etki ettiği veya etki etmediği altın ve platin gibi metallerle tepkimeye girebilen kuvvetli bir asit çözeltisi, kral suyu (HNO3+3 HCl)

aquafobi : lat., gre. * aquaphobia (aqua (su) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * su korkusu

aquifoliaceae : lat * acus (iğne) + folium (yaprak) + aceae (-giller, botanik familya eki) * iki çenekli çiçekli bitkileri kapsayan, dünya çapında yayılış gösteren, en tanınmış cinsi, yıl boyu yeşil kalan parlak, dikenli yaprakları ve kırmızı meyveleriyle bilinen çobanpüskülü (Ilex) olan odunsu bir bitki familyası, ışılgangiller, çobanpüskülügiller

aquila : lat. * aquila (kartal) * atmacagiller (Accipitridae) familyasından yırtıcı, büyük ve güçlü, yüksekten süzülen, keskin bakışlı yırtıcı, avcı ve alıcı kuş

aquilegia : lat. * aquila (kartal) + gia (son ek) * çiçek mahmuzları kartal pençesini andıran, düğünçiçeğigiller familyasına ait bitki cinsi

aquilegiaceae : lat. * aquila (kartal) + gia (son ek) + aceae (-giller, botanik familya eki) * çiçek mahmuzları kartal pençesini andıran, düğünçiçeğigiller familyası

ar : ara. * ar (utanma duygusu, utanç duyma, utanma, utanç) * utanma duygusu, utanç duyma, utanma, utanç

Ar : gre. * argon (argos (etkisiz, hareketsiz, tepkisiz) + on (soy gaz adı eki) ) * atom numarası 18 olan, periyodik tablonun 18. grubunda bulunan, renksiz, kokusuz ve kimyasal olarak çok kararlı olan, kaynak işlemlerinde koruyucu atmosfer oluşturmakta, ampullerde, plazma teknolojilerinde ve laboratuvar uygulamalarında kullanılan bir soy gaz

ar : lat., fra. * area (alan, arsa, boş arazi, saha) (lat.); are (fra.) * 100 metrekareye (100 m2) karşılık gelen temel arazi ölçü birimi (10 ar = 1 dekar (1000 m2), 100 ar = 1 hektar (10.000 m2) )

ara : ara. * ara (boşluk, açıklık, açık, örtüsüz, boş, ıssız yer, örtüsüz yer) (tür.); era, ère, Ära (dönem, çağ), air (boşluk, hava) (ing., fra.) * dönem, genişlik, zaman dilimi, boşluk, iki şey arasındaki uzaklık

arab : ibr., ara. * arabha (çöl) (ibr.); urban, urbain (varoş, şehirsel) (ing., fra., alm.) * Arap yarımadası ve komşu topraklardan gelen, Orta Doğu ve Kuzey'in çoğunda yaşayan Sami halkının bir üyesi; hareket halinde olan, göçebe, dönen

araba : ave., far., tür., çuv. * rrha, ratha (tekerlek; ata koşulan tören arabası) (ave., far.); urava (tekerlek) (çuv.); arradat (iki tekerlekli savaş arabası) (ara.), raeda (dört tekerlekli at arabası) (lat.) * vagon, çark, tekerlek, dönen, tekerlekli taşıma aracı; insan, yük veya eşya taşımak için kullanılan, başlangıçta hayvan gücüyle çekilen, modern dönemde motor gücüyle çalışan tekerlekli kara taşıtı; ayrıca tarihsel olarak öküz, at veya benzeri hayvanlarla çekilen basit taşıma aracı

araban : gre. * rabboni (şef, öğretmen) (gre.); rab, rabbi (öğretmen) (ara., ibr.), rabbani (rab ile ilgili; rabbe adanmış) (ara.) * Gaziantep’in bir ilçesi; Türk musikisinde, nihavend dizisi temel alınarak oluşturulan, karar perdesi genellikle la (dügah) olan; yumuşak ve hüzünlü tınılarıyla, özellikle şarkı ve gazel türlerinde kullanılan, melodik geçişlerde ince süslemeler ve hafif iniş çıkışlarla karakterize edilen duygusal ve etkileyici bir makam

araban-ı-cedid : gre., ara. * rabboni (şef, öğretmen) (gre.); rab, rabbi (öğretmen) (ara., ibr.), rabbani (rab ile ilgili; rabbe adanmış) (ara.) + ı (tamlama eki) + cedid (yeni) * Türk musikisinde, Araban makamının yenilenmiş ve genişletilmiş versiyonu olup, karar perdesi dügah (la) olan, ara seslerin daha serbest ve zengin kullanıldığı, melodik hareketliliği artırılmış, hüzünlü ve derin duygular taşıyan, özellikle şarkı ve gazel türlerinde tercih edilen modernleşmiş özgün bir makam

araban-kürdi : gre., ara. * rabboni (şef, öğretmen) (gre.); rab, rabbi (öğretmen) (ara., ibr.), rabbani (rab ile ilgili; rabbe adanmış) (ara.) + kürd (kürd) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Türk musikisinde, Araban ve Kürdi makamlarının sentezlenmesiyle oluşan, karar perdesi dügah (la) olan; Kürdi’nin melankolik ve Araban’ın süslü geçkilerini birleştirerek derin duygusal ifadeler sunan, özellikle gazel ve şarkı türlerinde kullanılan, zengin melodik hareketlerle karakterize edilen özgün bir makam

araban-nigar : gre., far. * rabboni (şef, öğretmen) (gre.); rab, rabbi (öğretmen) (ara., ibr.), rabbani (rab ile ilgili; rabbe adanmış) (ara.) + nigaştan (resmetmek), nigar (görüntü, resim, idol, put; nakış; sevgili) (far.) * Türk musikisinde, Araban ve Nigar makamlarının özelliklerini taşıyan, karar perdesi dügah (la) olan, Araban’ın melankolik ve Nigar’ın zarif süslemelerini birleştirerek duygusal derinlik ve incelik sunan, özellikle şarkı ve gazel türlerinde tercih edilen, özgün ve zengin melodik yapıya sahip bir makam

arabesk : ibr., ara., fra. * arabha (çöl) (ibr.) + esque (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (fra.) * Araplara özgü, Arap biçiminde olan, Arap tarzı

arabi : ibr., ara. * arabha (çöl) (ibr.) + i (ile ilgili, gibi) (ara.) * Araplara özgü olan, Araplarla ilgili; Arap dili, Arapça

arabinogalaktan : gre. * arabino (Arapla ilgili) + ose (şeker eki; kimyasal monosakkarit eki) + galaktanos (galaktozdan türemiş polisakkarit) (galaktos (süt) + anos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * birçok bitkinin yapraklarında, köklerinde ve sapında bulunan, arabinoz ve galaktoz monosakkaritlerinden oluşan bir biyopolimer

arabinoz : gre. * arabino (Arapla ilgili) + ose (şeker eki; kimyasal monosakkarit eki) * birçok bitki zamkının bileşeni olan pentoz sınıfından bir şeker (C5H10O5)

arabinozid : gre. * arabino (Arapla ilgili) + ose (şeker eki; kimyasal monosakkarit eki) + ide (ikili bileşik, anyon eki) * hidroliz sonucunfa arabinoz veren glikozit

arabis : lat. * Arabia (Arabistan) (ara.) + is (isim yapım eki) (gre.) * çoğunlukla kayalık alanlarda yetişen, turpgiller familyasına ait otsu bitkileri kapsayan bitki cinsi

arabist : ibr., ing. * arabha (çöl) (ibr.) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * Arap dünyasının dışından gelen, Arap dili ve kültürünün incelenmesinde uzmanlaşmış kişi

arabistan : ibr., far. * arabha (çöl) (ibr.) + istan (durulan yer, bulunulan yer, mekan, ülke) (far.) * Arap Yarımadası'nda bulunan, güneyinde Yemen ve Umman, doğusunda Katar, Bahreyn, BAE ve Basra Körfezi, kuzeydoğusunda Kuveyt, kuzeyinde Irak ve Ürdün, batısında Kızıldeniz bulunan ülke

arabistik : ibr., gre. * arabha (çöl) (ibr.) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * Arap çıkarlarına, kültürüne, ideallerine bağlı olan

arabizasyon : ibr., lat. * arabha (çöl) (ibr.) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) (lat.) * Arap olmayan bir toplumun Araplaştığı kültürel değişimin sosyolojik süreci, Araplaşma, Araplaştırma

arabizm : ibr., gre. * arabha (çöl) (ibr.) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (gre.) * Arap kültürü veya kimliği; Arapça dilsel kullanım, kelime veya ifade

arabozan : tür. * ara (boşluk, açıklık, açık, örtüsüz, boş, ıssız yer, örtüsüz yer, iki şeyin birbirine olan uzaklığı) + bozan (düzeni ortadan kaldıran, kötü hale sokan, durumu kötüleştiren) * söz götürüp getirerek, dedikodu ederek, kişiler arasındaki iyi geçinmeye, dostluğa zarar veren

a'rac : ara. * a'raca (yukarı çıkmak, yükselmek, meyledip eğrilmek; aksamak) * doğuştan topal, aksak, ayağı sakat (yürürken bir bacağın aksaması nedeniyle gövdenin bir tarafa doğru eğrilmesi veya yukarı-aşağı ritmik hareketi (meyletme/yükselme) bağlamında)

araceae : gre., lat. * aron (yılanyastığı; yılan) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * tropikal ve subtropikal bölgelerde yaşa, "spadiks" adı verilen etli bir koçan üzerinde toplanmış minik çiçekler ve bu koçanı saran "spata" isimli büyük bir yaprak benzeri örtüden oluşan, devetabanı, yılanyastığı, fil kulağı, barış çiçeği (Spathiphyllum), antoryum, fil kulağı ve difenbahya gibi türleri içeren, iç mekan süs bitkisi olarak kullanılan geniş bir çiçekli bitki familyası, yılanyastığıgiller

arachis : gre. * arakhis (baklagil, yer fıstığı) * yer altında gelişen meyveleriyle bilinen yer fıstıklarını kapsayan bitki cinsi

arachnidae : gre. * arakhne (örümcek) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * örümcekleri, akrepleri, keneleri ve akarları kapsayan, sekiz bacaklı olan geniş bir omurgasız eklembacaklı sınıfı, örümceğimsigiller, araknidgiller

arachnomorpha : gre. * arakhne (örümcek) + morphos, morphe (şekil, biçim; uyku) * örümcek şekilli; biyolojide ve paleontolojide, eklembacaklılar (Arthropoda) şeması içinde yer alan özel bir canlı grubunu ve bu grubun sınıflandırma sınıfını ifade etmek için kullanılan terim

arachnothryx : gre. * arakhne (örümcek) + thryx (kıl, tüy) * çiçek veya sürgünlerinde örümcek ağımsı tüylü yapılar bulunan tropikal bitkileri kapsayan bitki cinsi

aracı : tür. * ara (boşluk, açıklık, açık, örtüsüz, boş, ıssız yer, örtüsüz yer, iki şeyin birbirine olan uzaklığı) + cı (yapan, eden eki) * iki taraf arasındaki iletişimi ve etkileşimi sağlayan kişi veya kurum

araç : tür. * ara (iki şeyin birbirine olan uzaklığı) + ç (isim yapım ve araç eki) * bir işi yapabilmek için kullanılan her türlü şey, vasıta; Kastamonu’nun bir ilçesi; civar köyleri birleştiren nahiye olması sebebiyle “Araç” ismi verilmiştir. Eski ismi Timanitis (timan (onur, gurur; kutsal ağız) + itis (le ilgili) )

araf : ara. * rafaa (yükseltmek, yukarı kaldırmak) * cennet ile cehennem arasında bulunan yer; yüksek mevki, yüksek makam, yükseltilmiş; bilme; kum tepesi (“urf”); Kur'an'ın 7. suresinin ismi

arafat : ara. * arafa (bilmek, tanımak, öğrenmek) + t (isim yapım eki); rafaat (yükseltme, yukarı kaldırma) (rafaa (yükseltmek, yukarı kaldırmak) + at (isim yapım eki) ) * Suudi Arabistan’da, Mekke kentinin 16 km. doğusunda bulunan tepe

aragonit : bas., gre. * haran (vadi) + goi (yüksek, yukarı) + ona (iyi) (bas.) + ites (element, kayaç ve mineral eki) (gre.) * kalsiyum karbonatın en yaygın üç kristal formundan biri olan bir karbonat minerali (CaCO3)

arai : ara. * arai (çevreleyen alan, açık alan) (ara.); aurum, aura, Aura (çevreleyen, atmosfer), Atrium (avlu) (lat.) * avlu, açık alan, mıntıka, bölge, çevreleyen saha

arak : ara. * arak (ter, terlemek; yükselmek, uçmak; damıtılmış alkol, rakı) * Levant yöresine özgü üzüm, hurma veya şeker kamışından damıtılarak üretilen anasonlu bir içki

araka : gre. * arakos (bezelyegillerden yabani bir bitki) * bezelye

arakıye : ara. * arak (ter) + iye (-lik) * ter çeken başlık, terlik

araklamak : ara., tür. * arak (ter; terlemek; yükselmek, uçmak; damıtılmış, yükseltgenmek, incelmek, çok uçucu hale gelmek) + la (ek) + mak (fiil mastar eki) * aşırmak, çalmak, hırsızlamak; uçurmak (mecazi)

araklı : gre. * Harakleia (mitolojik karakter Herakles onuruna düzenlenen festival) (herakles (Hera’nın zaferi, Hera’nın namı) ) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ), (herakles (hera (mevsim; sevgili) + kleos (zafer; ün, nam, şöhret) ) * Trabzon’un bir ilçesi

araknofobi : gre. * arakhne (örümcek) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * örümcek korkusu

araknoid : gre. * arakhne (örümcek) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * örümcek gibi olan; beyindeki dura mater ile pia mater arasındaki zar

araknoid mater : gre. * arakhne (örümcek) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) + meter (anne, ana, öz, esas, kaynak) (gre.); mater (lat.) * örümceğimsi ana zar; üç meningden biri olan ve beyni ve omuriliği kaplayan, dura materin altında yer alan koruyucu zar

aral : tür. * ara (boşluk, açıklık, açık, örtüsüz, boş, ıssız yer, örtüsüz yer, iki şeyin birbirine olan uzaklığı) + al (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iki şeyin arası, ortası; sıradağ

aralık : tür. * ara (boşluk, açıklık, açık, örtüsüz, boş, ıssız yer, örtüsüz yer, iki şeyin birbirine olan uzaklığı) + lık (durum eki) * Iğdır’ın bir ilçesi; yılın 12. ayının ismi; bir akış veya işleyiş sürecindeki akışın durduğu zaman dilimi

aralia : lat. * aralia (Kuzey Amerika yerli bitki adı) * büyük yapraklı ve şemsiye görünümlü çiçek salkımları olan çalı ve ağaçları kapsayan bitki cinsi

araliaceae : lat. * aralia + aceae (-giller, botanik familya eki) * Apiales takımına ait genellikle tropikal ve subtropikal bölgelerde yetişen, odunsu ağaç, çalı ve tırmanıcı bitkilerden oluşan bir çiçekli bitki familyası, Sarmaşıkgiller

aramak : tür. * ara (bulmak için uğraşmak) + mak (fiil mastar eki) * ardından gitmek, kurcalamak, talep halinde olmak

aramca : aram. * aram (durma, dinlenme, yerleşme, rahat etme, karar kılma, eğlenme) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ce (ile ilgili, dil eki) * Sami dil ailesinin Kuzeybatı grubundan bir dil; Suriye ülkesinin eski ismi olan ve Tevrat’a göre Hz. Nuh'un oğlu olan Sam'ın oğlu ve Uz'un, Hul'un, Geter'in ve Maş'ın babasının ismi olan Aram kelimesinden

aram-ı can : far. * aram (durma, dinlenme; yerleşme, rahat etme, karar kılma; eğlenme) + ı (tamlama eki) + can (hayat, yaşam, yaşayış, dirim) * gönül rahatı, gönül eğlencesi; sevgili, sevilen güzel

aram-ı dil : far. * aram (durma, dinlenme; yerleşme, rahat etme, karar kılma; eğlenme) + ı (tamlama eki) + dil (kalp, yürek, gönül) * gönül rahatı, gönül eğlencesi; sevgili, sevilen güzel

arami : ara. * aram (durma, dinlenme, yerleşme, rahat etme, karar kılma, eğlenme) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Kuzey Suriye, Mezopotamya, Doğu Akdeniz kıyıları ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yaşamış, bölgede bazı devletler ve şehirler kurmuş halktan olan

aramice : aram. * aram (durma, dinlenme, yerleşme, rahat etme, karar kılma, eğlenme) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ce (ile ilgili, dil eki) * Sami dil ailesinin Kuzeybatı grubundan bir dil; Suriye ülkesinin eski ismi olan ve Tevrat’a göre Hz. Nuh'un oğlu olan Sam'ın oğlu ve Uz'un, Hul'un, Geter'in ve Maş'ın babasının ismi olan Aram kelimesinden

aranağme : tür., ara. * ara (boşluk, açıklık, açık, örtüsüz, boş, ıssız yer, örtüsüz yer, iki şeyin birbirine olan uzaklığı) (tür.) + nağm, nağam (tatlı ve yumuşak sesle konuşmak, mırıltıyla şarkı söylemek), nağme (kulağa hoş gelen düzenli ses dizisi, ezgi, melodi; konuşmada veya okumada sesin aldığı ahenkli ton, güzel ve uyumlu ses) (ara.) * Türk musikisinde güfteli bestelerde, güftenin kıtaları arasına (her iki dörtlük arasına), başına veya sonuna gelebilen, sözsüz çalınan parça

araneae : gre., lat. * arakhne (örümcek) (gre.); aranea (örümcek), araneus (örümcek ile ilgili) (lat.) * eklembacaklılar (Arthropoda) şubesinin örümceğimsiler (Arachnida) sınıfına ait olan, baş ve göğüs kısımları kaynaşmış, karın bölgesi ise göğüse ince bir bel ile bağlanan örümcekler takımı

araneidae : gre., lat. * arakhne (örümcek) (gre.); aranea (örümcek), araneus (örümcek ile ilgili) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * kutuplar hariç dünyanın hemen her yerinde, özellikle ormanlarda, çalılıklarda ve bahçelerde yaşayan, avlarını yakalamak için tekerlek teli diziliminde, yapışkan spiral ağlar ören örümcek familyası, küre örümcekleri, bahçe örümcekleri

aranje : lat., fra. * arranger (düzenlemek) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) (lat.) + rang (sıra, dizi, düzen), rangier (düzenlemek, düzene koymak) ) (lat.); arrangé (fra.) * düzenlenmiş; farklı çalgılar veya sesler için yeniden düzenlenmiş (müzik eseri)

aranjman : lat., fra. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + rangier (düzenlemek, düzene koymak) + ment (isim yapım eki) (lat.); arrangement (fra.) * düzenleme, ayarlama, uyarlama; müzik eserinin çalgısal veya vokal yapısının uyarlanması, düzenlenmesi

aranjör : lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + rangier (düzenlemek, düzene koymak) + or (-cı, yapan, eden eki) * düzenleyici, ayarlayıcı, uyarlayıcı; bir müzik eserini çalgısal veya vokal olarak düzenleyen kişi

arap : ibr., ara. * arabha (çöl) * Arap yarımadası ve komşu topraklardan gelen, Orta Doğu ve Kuzey'in çoğunda yaşayan Sami halkının bir üyesi; hareket halinde olan, göçebe, dönen

arap sabunu : ibr., ara., gre. * arab (arap) (ara.) + sapouni (sabun) (sabun) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * üretiminde alkali olarak sodyum yerine potasyum hidroksit kullanılan bir sabun türü

arap saçı : ibr., ara., tür. * arab (arab) (ara.) + saç (dağıtmak, savurmak) + ı (iyelik eki) (tür.) * bir durum planında, genellikle yeşil alanları belirtmek üzere girişik eğri çizgilerle yapılan bir tür tarama; çözümlenemeyecek kadar karışık durum, karmakarışık

arapaima : tup. * arara (papağan) + pira (balık) * Güney Amerika'daki Amazon ve Essequibo nehir havzalarında yaşayan, 3 metreye kadar boy ve 180 kilogramın üzerinde ağırlığa ulaşabilen, suda çözünmüş oksijenin yanı sıra, atmosferden doğrudan oksijen alabilmek için her 10-15 dakikada bir su yüzeyine çıkarak nefes alan, "Pirarucu" olarak da bilinen dünyanın en büyük tatlı su balıklarından biri (en tanınmış türü Arapaima gigas’tır.)

arapça : ibr., ara., tür. * arab (arap) + ça (ile ilgili, dil eki) * eski Mısır dilini de içine alan Hami-Sami (Hemitik, Semitik) dil ailesinden bir dil

arapgir : far. * arab (arap) + giriftan (tutmak, almak, yakalamak, kavramak), gir (taşıyan, yapan, tutan, alan, işlevi yerine getiren) * Malatya'nın bir ilçesi; Malazgirt Muharebesini mutakip Alp Arslan´ın, fethine memur ettiği komutan Emir Danişment’in Arap asıllı olmasından; ilçenin eski ismi Daskuza

ararot : ing. * arrow (ok) + root (kök) * sıcak ülkelerde yetişen maranta adlı kamıştan ve bazı bitkilerin kökünden elde edilen, kolacılıkta, dokumacılıkta kullanılan ve özellikle de çocuk maması yapımında yararlanılan nişasta

aras : tür. * arasat (iki şeyin arası, bölünen yer), eraz (akarsu, sel, hızlı akan, bol su) * kendisininki gibi sahip çıkan; kendisine sahip çıkılan, arkalanılan, kılavuzluk edilen ve yanına katılan kimse; Doğu Anadolu'dan doğup Hazar Denizi'ne dökülen büyük bir nehir

arasat : ara. * arsa (arazi, açık alan, saha, düzlük, düz, düzgün, düz yol, cadde), arasat (ç) * araziler, açık alanlar, sahalar, düzlükler; İslam inanışına göre bütün ölülerin, kıyamet günü Tanrı tarafından diriltilip bir araya toplanacakları yer; boş araziler

arasta : far. * rasta, raste (düz yol, cadde, çarşı caddesi), arasten (tanzim etmek, sıraya koymak; çekidüzen vermek, süslemek) * üstü örtülü veya dükkanlarının önü saçaklı çarşı; eskiden çarşılarda aynı tür iş yapan esnafın bulunduğu bölüm; ordugahta kurulan pazar

araşe : fra. * arracher (koparmak, sökmek, çekip çıkarmak), arraché (koparılmış, sökülmüş, çekip çıkarılmış) * sökülmüş, koparılmış

araşidonik asit : lat. * arachis (fıstık) + one (oksijenli bileşik, keton grubu (C=O) ) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait) + acidum, acidus (ekşi olan, asit) (acere (ekşi olmak) + idus (isim yapım eki) ) * doymamış bir omega-6 yağ asidi. 20 karbonluk bir omurgaya ve C5, C8, C11 ve C14 pozisyonlarında dört tane cis-çift bağa sahip olan, çoğu hayvansal yağda bulunan, prostaglandin ve lökotrienlerin öncüsü olan ve hayvan beslenmesinde önemli kabul edilen sıvı, doymamış yağ asidi (C20H32O2)

araşit : lat., fra. * arachidna (bezelyegillerden nohuda benzer bir bitki, mürdümük) (lat.); arachide (yer fıstığı) (fra.) * baklagiller (Fabaceae) familyasından, çiçekleri döllendikten sonra toprağa gömülerek meyve veren ve teknik olarak kuruyemiş değil bir baklagil türü olan tarım bitkisi, yer fıstığı

araştırmak : tür. * ara (bulmak için uğraşmak) + ş (ek) + tır (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir gerçeği ortaya çıkarmak amacıyla sorup soruşturarak aramak

arat : ara. * aras, arat (bölge, mıntıka, avlu, saha) * bölge, mıntıka, avlu, saha

arat : tür. * arat (cesaret, yüreklilik, er ve savaşçı kişi, gözü pek, savaşçı ve korkusuz) * cesaret, yüreklilik, er ve savaşçı kişi, gözü pek, savaşçı ve korkusuz; Türk ve Altay mitolojisinde Baykal gölünde veya yeraltındaki büyük denizde yaşadığına inanılan efsanevi devasa balık

aratmak : tür. * ara (bulmak için uğraşmak) + t (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * aramasını sağlamak, aramasına neden olmak

araucaria : lat. * Arauco (Şili’de yerli bir halk ve bölge adı) + ia (isim yapım eki) * kozalaklı, her dem yeşil ve anıtsal görünümlü ağaçları kapsayan bitki cinsi

araucariaceae : lat. * Arauco (Şili’de yerli bir halk ve bölge adı) + ia (isim yapım eki) + aceae (-giller, botanik familya eki) * çam ağaçlarına benzeyen, her daim yeşil kalan ve iğne yapraklı kozalaklı ağaçların oluşturduğu, Jura ve Kretase dönemlerinden beri varlığını sürdüren, simetrik ve konik bir yapıya, sert, sivri yapraklara ve büyük kozalaklara sahip olan çok eski bir bitki familyası (biline türleri Salon Çamı (Araucaria heterophylla) ve halk arasında "maymun çıkmazı" olarak bilinen dayanıklı peyzaj ağacı Araucaria araucana)

araz : ara. * arz, ard (sunmak, sunulmak, önüne veya karşısına çıkmak, belirmek, uğramak; yere koymak) (ara.); erd, ard, earth, Erd (yer) (ara , ing., alm.), art (sanat, sunum) (fra.) * belirti, işaret, semptom; hastalık veya duruma ilişkin gözlemlenen fiziksel veya psikolojik işaret

arazbar : ara., far. * ard, arz (sunmak, belirtmek, ortaya koymak, ifşa etmek), araz, arad (işaret, belirti, nişan) (ara.) + bardan (yüklenmek, taşımak, götürmek, getirmek, kaldırmak), bar (yüklenen, taşıyan, götüren, getiren) (far.) * Türk musikisinde, dügah perdesinde uşşak çeşnisiyle düşülüp asma karar yapılmasıyla oluşan, karar perdesi rast (do) olan, hicaz dizisi özellikleri taşıyan; keskin ve dramatik melodi geçişleriyle, derin ve yoğun duygular ifade eden, özellikle peşrev ve saz eserlerinde kullanılan özgün ve etkileyici bir makam

arazbar-buselik : ara., far. * ard, arz (sunmak, belirtmek, ortaya koymak, ifşa etmek), araz, arad (işaret, belirti, nişan) (ara.) + bardan (yüklenmek, taşımak, götürmek, getirmek, kaldırmak), bar (yüklenen, taşıyan, götüren, getiren) (far.) + ebu (baba, ata) + salaka (yola gitmek, yolculuk etmek), selik, salik (yola giren, yol yürüyen, yolcu, bir yola girmiş olan; yol, iz) (ara.) * Türk musikisinde, arazbar makamı seyrine buselik dörtlü veya beşlisinin eklenmesi ile oluşan, karar perdesi rast (do) olan, buselik’in aydınlık ve neşeli karakteri ile Arazbar’ın dramatik ve duygusal tonlarını harmanlayarak hem hafif hem de derin melodik ifadeler sunan, özellikle gazel ve şarkı türlerinde tercih edilen zengin ve çok katmanlı bir makam

arazbarek : ara., far. * ard, arz (sunmak, belirtmek, ortaya koymak, ifşa etmek), araz, arad (işaret, belirti, nişan) (ara.) + bardan (yüklenmek, taşımak, götürmek, getirmek, kaldırmak), bar (yüklenen, taşıyan, götüren, getiren) (far.) + ek (son ek) * Türk musikisinde, karar perdesi rast (do) olan, Arazbar makamının melankolik hicaz yapısına küçük değişiklikler eklenerek oluşturulan, ağır ve derin duygusal ifadeler taşıyan, özellikle şarkı ve gazel türlerinde kullanılan, melodik hareketlerinde ince süslemeler ve geçişlerle karakterize edilen özgün bir makam

arazbar-zemzeme : ara., far. * ard, arz (sunmak, belirtmek, ortaya koymak, ifşa etmek), araz, arad (işaret, belirti, nişan) (ara.) + bardan (yüklenmek, taşımak, götürmek, getirmek, kaldırmak), bar (yüklenen, taşıyan, götüren, getiren) (far.) + zam (çoklamak, artırmak, fazlalaştırmak, katmak, eklemek), zamzama (bol akan kaynak; coşkulu müzik), zemzeme (nağme, hoş ses; geniz ve boğaz ile ezgili ses çıkarmak; belirsiz ses, yüksek olamayan ses, titreme, vızıltı, fısıltı, mırıldanma) (ara.) * Türk musikisinde, karar perdesi rast (do) olan, Arazbar makamının hicaz ve karcığar dizilerini Zemzeme makamının neşeli ve hareketli motifleriyle birleştiren, duygusal derinlik ve canlı ritmik yapıyı aynı anda barındıran, özellikle şarkı ve peşrev türlerinde kullanılan özgün ve dinamik bir makam

arazi : ara. * erd, ard, arz (yer, toprak, alan, saha) (ara.); * erd, ard, earth, Erd (yer) (ara , ing., alm.)

arbalet : gre., lat., fra. * arcuballista (arcus (yay, kemer, kavis) (lat.) + ballein (atmak, fırlatmak, savurmak; sıkıştırmak, sokmak, koymak, yerleştirmek) (gre.); ballista (antik savaşlarda büyük taşları fırlatmak için kullanılan bir mancınık.) (lat.); arbalète (mekanik ok atma aygıtı) (fra.) * Orta Çağ'a özgü, Avrupai tatar yaylarının son çeşitlerinden biri olan çelik yaya sahip büyük bir silah, Tatar yayı

arbede : ara. * arbada (kargaşa çıkarmak, karıştırmak, kavga çıkarmak), arbede (kavga, tartışma) * gürültülü kavga, gürültü patırtı, kavga, tartışma

arbitraj : lat., fra. * arbiter (hakem, karar verici), arbitrari (karar vermek, hükmetmek, hüküm vermek) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + bittere (karar vermek, yargılamak, hüküm vermek) ) + age (isim yapım eki) (fra.); arbitrage (fra.) * farklı piyasalarda veya aynı piyasanın farklı segmentlerinde oluşan fiyat farklılıklarından yararlanarak risksiz kar elde etme işlemi

arbitrer : lat., fra. * arbiter (hakem, karar verici), arbitrari (karar vermek, hükmetmek, hüküm vermek) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + bittere (karar vermek, yargılamak, hüküm vermek) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); arbitraire (keyfi, isteğe bağlı) (fra.) * keyfi, isteğe bağlı

arboreal : lat. * arbor (ağaç) + alis (ile ilgili, -a ait) * ağaçla ilgili, ağaçta yaşayan, ağaçsıl; koalalar, sincaplar veya bazı maymun türleri gibi hayatlarının büyük bir kısmını veya tamamını ağaçlarda geçiren hayvanları tanımlamak için kullanılan terim

arboretum : lat. * arbor (ağaç) + etum (ile ilgili, gibi, -a ait) * çok çeşitli ağaç ve ağaççıkların bulunduğu, bu amaçla özel olarak hazırlanmış botanik bahçesi

arborist : lat. * arbor (ağaç) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * ağaç yetiştiriciliği uzmanı , ağaç yetiştiriciliği alanında uzmanlaşmış kişi, ağaç bakım uzmanı

arboviral : gre., ing., lat. * arthropodos (eklembacaklı) (arthro, arthros, arthron (eklem) + pous, podos (ayak) ) (gre.) + borne (taşınan, kaynaklanan) (ing.) + virus (virüs, zehir, toksin, zararlı sıvı, bulaşıcı etken) (lat.) * eklembacaklılar (artropodlar) olarak adlandırılan sivrisinek, kene ve pire gibi vektör canlıların ısırmasıyla insanlara ve hayvanlara bulaşan virüsleri ve bu virüslerin yol açtığı hastalıklar ile ilgili

arboviralite : gre., ing., lat. * arthropodos (eklembacaklı) (arthro, arthros, arthron (eklem) + pous, podos (ayak) ) (gre.) + borne (taşınan, kaynaklanan) (ing.) + virus (virüs, zehir, toksin, zararlı sıvı, bulaşıcı etken) + alis (ile ilgili, -a ait) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * sivrisinek, kene ve tatarcık gibi eklembacaklılar (artropodlar) tarafından ısırılma yoluyla insanlara veya hayvanlara bulaşan virüsler (arbovirüsler) ve bu virüslerin yol açtığı hastalıklar ile ilgili

arbutus : lat. * arbutus (çilek ağacı) * Kuzey Amerika, Avrupa ve Akdeniz'deki ılıman bölgelerde yetişen, fundagiller familyasından farklı türleri olan bir bitki cinsi

archie yasası : ing., tür. * Archie (Amerikalı jeofizikçi Gus Archie) (ing.) + yasa (kural, kanun, ilke, prensip) + sı (iyelik eki) (tür.) * Kkayaçların elektriksel iletkenliğini, içlerindeki gözenek suyu doygunluğu ve minerallerin iletkenliğiyle ilişkilendirerek petrol ve su rezervlerinin değerlendirilmesinde kullanılan deneysel ve ampirik formül

archimedes ilkesi : gre., tür. * arkhimedes (Antik Yunan döneminde yaşamış dünyaca ünlü matematikçi, fizikçi, mühendis ve mucitin ismi) (arkhos (baş, reis, şef, usta) + medos (plan, düşünce, zeka) ) (gre.) + ilke (kural, yasa, prensip, kanun) + si (iyelik eki) (tür.) * bir sıvıya veya gaza batırılan cisme etki eden yukarı yönlü kaldırma kuvveti, cismin taşırdığı (yerini değiştirdiği) sıvının ağırlığına eşit olduğunu ifade eden fizik kuralı (Cismin ağırlığı, taşırdığı sıvının ağırlığına (kaldırma kuvvetine) eşitse cisim sıvının yüzeyinde dengede kalır, cismin ağırlığı kaldırma kuvvetinden büyükse cisim batar, cismin yoğunluğu sıvının yoğunluğuna eşitse cisim sıvı içerisinde tamamen batmış halde hareketsiz kalır.)

arcidae : lat. * arca (kasa, sandık, kutu; gemi) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * denizlerde yaşayan, çoğunlukla tekne veya sandala benzeyen, kalın ve köşeli kabuklara sahip olan, çift kabuklu yumuşakçaların (Bivalvia) oluşturduğu biyolojik bir hayvan familyası, sandal kabuklular, ark midyeleri

arctium : gre., lat. * arktos (ayı) (gre.) + ium (isim yapım eki) (lat.) * iri ve pürtüklü meyveleriyle bilinen, papatyagiller (Asteraceae) familyasına ait bitki cinsi

arctocephalus : gre.. lat. * arctos (ayı) + kephale, kephalos (kafa, baş) (gre.); cephalus (lat.) * Balinalar (Cetacea) takımının, deniz ayısıgiller (Otariidae) familyasından, erkekleri 250 cm, dişileri 180 cm kadar boyda, erkekleri 350 kg kadar ağırlıkta olan bir memeli türü; ayı başı, ayı balığı, güney afrika ayı balığı

arctostaphylos : gre. * arktos (ayı) + staphyle (üzüm) * ayı üzümü olarak bilinen, her dem yeşil çalıları kapsayan bitki cinsi

arctotheca : gre. * arktos (ayı) + theke (koyma yeri, yerleştirme yeri, saklama yeri, ambar, depo, kutu, kılıf, kap, hazne) * iri çiçek tablaları olan, papatyagiller (Asteraceae) familyasına ait otsu bitkileri kapsayan bitki cinsi

arçura : tür. * ar, er (eril, erkek varlık) + çor (cin, peri, görünmez kötü ruh), çura (eksiklik, yarımlık, tamamlanmamış olma) * Türk, Çuvaş ve Altay mitolojilerinde ormanları ve vahşi hayvanları koruyan, kurbanlarını vahşice öldürmek yerine onları kahkahalar atarak delicesine gıdıklayıp ölümüne yol açan, saçları yere kadar uzanan tekinsiz ve şekil değiştirebilen bir orman ruhu, iyesi, tanrıçası

ard : ara. * erd, ard, arz (yer, toorak, alan, saha) (ara.); earth, Erde (yer) (ing., alm.), urt, yurt (tür.), art (sanat, sunum) (ing., fra.) * sunum, yere koyma; yer, arz

arda : far. * arda (doğru, dürüst, adil) * sınırlandırılmış veya tanımlanmış yer, bölge; yere işaret olarak dikilen değnek

ardahan : far. * arta, aşa (gerçek, doğru) (Zerdüştilikte "Asa" olarak da bilinen tanrı); Arda (Hazar Türklerinin bir kolu olan Arda Türkleri’nden) + han (kağan, hükümdar, sultan, reis, hakim, şah, kral, padişah, egemen) * Türkiye'nin kuzeydoğu kısmında, Gürcistan sınırı yakında yer alan 75 plaka numaralı ili

ardak : tür. * ard (arka, geride) + ak (isim yapım eki) * geride kalan, arka kısım; çürümüş, çürümeye yüz tutmuş veya kesilmeden olduğu yerde kurumuş ağaç

ardalak : tür. * ard.(arka, arkada, takip eden) + alak (isim yapım eki) * bal peteği, arı kovanındaki petek

ardanuç : erm., laz. * ard (tarla) + anish (kenar) * tarla kenarı; Artvin’in bir ilçesi

ardea : lat. * ardea (balıkçıl) * balıkçılgiller familyasında yer alan, ortalama 80 ila 100 cm boylarında bir kuş cinsi

ardeidae : lat. * ardea (balıkçıl) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * genellikle sulak alanlarda yaşayan, uzun boyunlu ve uzun bacaklı olan, uçarken boyunlarını "S" şeklinde geriye çekmeleriyle tanınan, tatlı su ve tuzlu su kenarlarında, sığ sularda yürüyerek avlanan pelikansılar takımına ait balıkçıl kuşlarını ve balabanları içine alan familyas, balıkçılgiller

ardeinae : lat. * ardea (balıkçıl) + inae (zoolojik alt familya eki) * sığ sularda avlanan, uzun boyunlu ve sivri gagalı, zarif balıkçıl türlerini, ak balıkçılları ve gece balıkçıllarını kapsayan uzun bacaklı, sucul kuşların oluşturduğu, pelikansılar takımına bağlı olan balıkçılgiller (Ardeidae) ailesinin ana alt sınıfı (en bilinen türler rdea (büyük balıkçıllar), Egretta (ak balıkçıllar) ve Nycticorax (gece balıkçılları) )

arden : lat. * ardere (yakmak) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ardent (ateşli, coşkulu, gayretli, hırslı, kızgın)

ardeola : lat. * ardea (balıkçıl) + ulus, ola (küçültme eki) * balıkçılgiller (Ardeidae) familyasına ait küçük balıkçıl türü, küçük balıkçıl, küçük ardea

ardeşen : far. * Arta (Zerdüşti dininde tanrı addedilen Ahura Mazda'nın tezahürlerinden (Ameşa Spenta) biri) + şeni (ev, yerleşim; bayındır, mamur, imar edilmiş) * Arta’nın evi; Rize’nin bir ilçesi

ardhanarishvara : san. * ardha (yarı) + nari (kadın) + ishwara (tanrı, ilah) * Hint mitolojisinde Hindu tanrısı Şiva ile eşi Parvati'nin birleştirilmiş hali

ardıç : tür. * artuç (mızrak ucu) * servigillerden, güzel kokulu yapraklarını hiç dökmeyen, yuvarlak ve kara renkli üzümsü yemişleri hekimlikte ve aşçılıkta kullanılan bir tür bodur kozalaklı ağaç, juniperus

ardıl : tür. * art (arka, sırt) + ıl (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * arkada olan, geride olan, sırta dair

ardısıra : tür. * art (arka, sırt) + ı (iyelik eki) + sıra (dizi, seri, dizilme, ardışıklık, düzen) * ardından, takip ederek

ardışık : tür. * art (arka, sırt) + ış (işteşlik eki) + ık (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * birbirini takip eden, arka arkaya sıralanmış, art arda dizilmiş

ardisia : lat. * Ardis (Antikçağda bir bitki adı) * parlak yapraklı ve kırmızı meyveli tropikal çalıları kapsayan bitki cinsi

ardiye : ara. * erd, ard (yer, toprak, yeryüzü; alan, saha) + iye (isim yapım ve durum eki) * ticaret mallarının konulduğu ve korunduğu yer

ARDS : ing. * acute (akut) + respiratory (solunum) + distress (sıkıntı) + syndrome (sendrom) * akut ve şiddetli solunum yetmezliği ile karakterize edilen ciddi akciğer hastalığı

arduaz : gal., lat. * ardesia (ardu (yüksek, yükseltilmiş) + esia (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gal., lat.); ardoise (fra.) * kayağantaş, kayrak, çatı örtücü olarak kullanılan ince siyah taş

areametre : lat., gre. * area (alan, saha) (lat.) + metros, metron (ölçü, ölçme) (gre.) * yüzölçümölçer

arecaceae : mal., lat. * areca (fındık, ceviz, areka cevizi, betel palmiyesi fındığı) (mal.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * tropikal ve subtropikal iklimlerde yetişen, genellikle dallanmayan, uzun bir gövdenin tepesinde taç gibi toplanmış, büyük, yelpaze veya tüy şeklinde yaprakları olan çok yıllık odunsu bitkilerden (palmiyelerden) oluşan, hurma ağaçları, hindistancevizi ağaçları ve salon palmiyelerinin de dahil olduğu çiçekli bitki familyası, palmiyegiller

arefe : ara. * a'rafe (bilmek) (arif (bilen) + e (isim yapım eki) ) (ara.); arrive, arriver (gelmek), arrival (geliş) (ing., fra.) * bir önceki gün; öncesi, gelişi, gelişi öncesi, bilineni, geleceği bilinen

arefleksi : lat. * a (yokluk, zıtlık ve olumsuzluķ on eki) + reflexus (refleks) (re (tekrar, geri, karşılık) + flexus (eğim, büküm) (flectere (eğmek, bükmek, çevirmek, döndürmek, esnetmek, kıvırmak, kasmak) + tus, xus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * iskelet kaslarının refleks tepkisinin azalması veya hiç olmaması durumunda ortaya çıkan eksik refleks tepkisi

arel : tür. * arı (saf, temiz) + el (kolun uç kısmında, bilekten sonra bulunan, tutma ve kavrama işlevi gören organ) * temiz, dürüst, cesur, kahraman

aren : far. * ar (saf, temiz, su, su akışı) + en (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (far.); arena, arène, Arena (kumluk, kumsal; kumluk zemin) (ing., fra., alm.) * kum, parlak kum, çöl kumu, en parlak, en görkemli kum tanesi

arena : lat. * harenae (kum, kum serpilmiş yer, kumluk zemin) * eski çağlarda yarışmaların, oyunların, dövüşlerin, gösterilerin yapıldığı, üzerine kum serilmiş alan; antik Roma’da gladyatör dövüşlerinin yapıldığı kumla kaplı alan

arenga : lat. * areng (Malay dillerinde palmiye adı) * şeker ve lif kaynağı olan, palmiyegiller familyasına ait tropikal ağaçları kapsayan bitki cinsi

arenit : lat., gre. * arena (kum, kumluk, kumsal) (lat.) + ites (element, kayaç ve mineral eki) (gre.) * tane boyutları 0,0625 mm ile 2 mm arasında değişen kum boyutundaki tanelerden oluşan, kil gibi ince malzemeleri çok az içeren (genellikle %15'ten az) bir kırıntılı tortul kayaç (kumtaşı) türü

areola : lat. * area (açık alan, saha, bölge, boşluk, çevrili yer) + ola (küçültme eki) * küçük alan; kadın ve erkek göğüs uçlarını (meme başı) çevreleyen, ortalama çapı 3-5 cm arasında değişen, doğuştan farklı renk tonlarında (pembe, kahverengi vb.) olabilen ve Montgomery adı verilen küçük yağ bezleri barındıran koyu renkli halka şeklindeki deri bölgesi; ayrıca anatomide küçük renkli veya çevresinden ayrılan dairesel alanl

areolat : lat. * area (açık alan, saha, bölge, boşluk, çevrili yer) + ola (küçültme eki) + ate (ile ilgili,-a ait) * küçük bölmelere, alanlara veya hücresel desenlere ayrılmış olan

areometre : gre. * aro (sıvı) + metron, metros (ölçü, ölçek) * sıvıölçer, yoğunlukölçer, sıvıların yoğunluğunu ölçmeye yarayan cihaz

ares : gre. * ares (savaş, savaşçı) * Yunan mitolojisinde, Zeus ve Hera'nın oğlu ve On İki Olimposlu'dan biri olan savaş tanrısı

areste : far. * arastan (düzeltmek, süslemek) * süslenmiş, düzenlenmiş, bezenmiş

aret : erm. * aret (yaratıcı) * erkek ismi

arev : erm. * arev (güneş) * erkek ismi

arf : ara. * arafa (bilmek, tanımak, öğrenmek), arif (bilen, bilge, irfan sahibi), irfan (bilme, biliş, ilim) (ara.); rafa (yükseltmek, yukarı kaldırmak), araf (yüksek mevki; ruhsal hal düalitesini simgeleyen kelimeler olan cennet ve cehennem arası hal, spatyom) (ara.) * tanıma, bilme, fark etme, bilgelik, bilgi, anlayış; yüksek yer; güzel koku

arfana : ara. * arafa (bilmek, tanımak, öğrenmek), irfan (bilme, bilgi, özellikle pratik bilgi, usul ve örf bilgisi) + a (son ek) * Anadolu'da bazı yerlerde yapılan müzikli toplantı, eğlence

argaç : tür. * arka (ardından veya aksi gitmek) + gaç (isim yapım eki) * dokuma tezgahında mekikle enine, birbirine koşut atılan iplik

argali : far., moğ. * arga (büyük boynuz) + li (son ek) * boynuzlugiller (Bovidae) familyasından Asya'da Kazakistan, Tacikistan, Doğu Türkistan, Tibet, Altay Dağları'nda, Sibirya’nın doğu ve güney kesiminden Altaylara değin olan dağlık bölgede ve Batı Moğolistan'da yaşayan, uzun boynuzları olan yabani bir koyun türü

argand diyagramı : fra., gre. * argand (İsviçreli matematikçi Jean Robert Argand’ın soyadından) + dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + (gramma, gramme (yazı, çizgi, hat, çizim, çizelge) (graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek) ) (gre.) + ı (iyelik eki) (tür.) * karmaşık sayıları iki boyutlu kartezyen koordinat sisteminde noktalar olarak gösteren diyagram

argatroban : gre. * arginoeis (parlak, ışıltılı, beyaz), arginine (aminoasit cinsi) + thrombos (kan pıhtısı, pıhtılaşma, kesme) (thribein (ovalamak, sürtmek, pıhtılaştırmak) + os (isim yapım eki) ) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * küçük moleküllü direkt trombin inhibitörü olan bir antikoagülan (pıhtılaşma önleyici) (C23H36N6O5S)

argemone : gre. * argema (göz hastalığı) * sarı özsulu ve dikenli yapılı, haşhaşgiller familyasına ait bitki cinsi

argın : tür. * ar (yorulmak, dermansız kalmak) + gın (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * gücü tükenmiş, yorulmuş, bitkin

argıt : tür. * arg (geçmek) + ıt (isim yapım eki) * keklik tutmakta kullanılan tahta kapanların yanlarına bağlanan ağaç parçası; düzgün ve uzun ağaçtan, budakları temizlenerek yapılan ve çitte kullanılan sırık; geçit, boğaz, dağ boğazı, derbent; keklik tutmakta kullanılan tahta kapanların yanlarına bağlanan ağaç parçası

arginin : gre. * arguros (gümüş), arginoeis (gümüşi, parlak, ışıldayan) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * doğada bulunan proteinlerin yapısını oluşturan 20 aminoasitten biri (C6H14N4O2)

argiria : gre. * argyros (gümüş) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * gümüş elementinin kimyasal bileşiklerine veya gümüş tozuna aşırı maruz kalmanın neden olduğu bir durum

argirozis : gre. * argyros (gümüş) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)+ osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * vücutta gümüş birikimine bağlı hastalık durumu

argiş : sla. * arkış (kervan, ticaret kafilesi; elçi, haberci; yük taşımacılığında verilen mola) (ar, arka (arkaya gitmek, göndermek, ardından yollamak, peşinden gitmek, takip etmek) + gış, kış (isim yapım eki) ) * kadıntuzluğu bitkisinin göz ilacı yapımında kullanılan kök kabuğu; yüksek zemin, yükseklikler; kervancı, bezirgan ve kervan

argo : gre. * argo, argos (gemi ismi) * gemici dili; çete dili, yeraltı dili, meslek veya grup jargonuyla oluşmuş gizli veya halk diline ait konuşma biçimi; sadece belirli bir zümreyi oluşturan kişilerin aralarında anlayabilecekleri şekilde oluşturdukları dil ve bu dildeki kelimeler; gizli, özel, sosyal veya meslekî grup içinde kullanılan söz dağarcığı, argüman

argon : gre. * argos, argon (eylemsiz, faaliyetsiz, hareketsiz, atıl, pasif, tepkisiz) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + ergon (iş, çalışma, eylem) ) * atom sayısı 18, atom ağırlığı 39,948 olan, havada yaklaşık yüzde bir oranında bulunan, rengi, kokusu, tadı olmayan bir element

argonauta : gre. * argo, argos (gemi ismi) + nautes (denizci) * kafadanbacaklılardan, salyangoz kabuğu gibi kabuğu olan pelajik ahtapot; gemici, denizci

argonot : gre. * argo, argos (gemi ismi) + nautes (denizci) * kafadanbacaklılardan, salyangoz kabuğu gibi kabuğu olan pelajik ahtapot; gemici, denizci

argophyllaceae : gre., lat. * argyros (gümüş) + phyllon (yaprak) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * doğu Avustralya, Yeni Zelanda ve Yeni Kaledonya gibi Güneybatı Pasifik bölgelerine özgü, çiçekli bitkileri içeren, çoğunlukla çalı veya küçük ağaç formunda olan, yapraklarının alt kısımlarında gümüşi tüyler ve karakteristik sarı çiçekleri olan küçük bir botanik familyası

argun : tür. * ar (aydınlık, parlak, güzel) + gun (gün, zaman) * aydınlık gün, parlak gün, aydınlık zaman

arguvan : gre. * argaous, argos (yavaş; parlak, ışıldayan) + aun (çoğul eki) * yavaş olanlar; parlayanlar, ışıldayanlar; Malatya'nın bir ilçesi

arguvan ağzı : gre. * argaous, argos (yavaş; parlak, ışıldayan) + ağız (açıklık, boşluk, giriş) (ağ (açıklık, boşluk) + ız, uz (ucu, sonu) ) + ı (iyelik eki) * Malatya’nın Arguvan ilçesi ve yöresinin ağız yapısını yansıtan ve genellikle dünyevi konuları işleyen türküler

argüman : lat. * argumentum (kanıt, ispat, delil, gerekçe) (arguere (kanıtlamak, açıklamak, açığa çıkarmak, ispatlamak, suçlamak) + mentum (isim yapım eki) ) * görüş, iddia, sav, çıkarım, kanıt, ispat, delil; Z-düzleminde pozitif reel eksenle karmaşık sayının bulunduğu noktayı merkeze bağlayan doğru arasındaki açı

arhavi : laz. * arkabi (eski köy) (arka (eski) + abi (köy) ) * Artvin’in bir ilçesi

arı : tür. * arı, ari (saf, temiz, pak; temizlemek, saflaştırmak) * zar kanatlılar (himenoptera) takımına ait Apoidea familyasını oluşturan böcek türü

arı : tür. * arı, ari (saf, temiz, pak; temizlemek, saflaştırmak) * içinde yabancı şeyler bulunmayan, katışıksız, katkısız

arı sili : tür. * arı, ari (saf, temiz, pak; temizlemek, saflaştırmak) + sil (ovmak, ovarak temizlemek) + i (iyelik eki) * iyice, bir iyice; tertemiz

arı sütü : tür. * arı (bal yapan kanatlı böcek) + süt (doğum yapmış memeli canlıların memesinden gelen besleyici sıvı) + ü (iyelik eki) * arıların ürettiği, beyaz, kremsi, akışkan ve suda çözünebilir bir yapıya sahip olan, içerisinde yüksek düzeyde protein ve karbonhidrat içeren besleyici madde

arıbal : tür. * arı (temizlemek, saflaştırmak; saf, temiz) + bal (arıların çiçek nektarını işleyip depoladığı tatlı, yapışkan sıvı) * saf, katışıksız bal

arıbeyi : tür. * arı (bal yapan kanatlı böcek) + beg, bey (bay, kişi; ağa, efendi, reis, amir, lider, hakim, hükümdar, yönetici, sayesinde imkana sahip olunan, erkek için saygı ifadesi olan son ek; asil, soylu, muteber, saygın, zengin, mal mülk sahibi) + i (iyelik eki) * her arı topluluğunda veya her kovanda bir tane bulunan, yalnızca yumurta yapmakla görevli yetişkin, çiftleşmiş dişi arı, kraliçe arı

arıbiti : tür. * arı (bal yapan kanatlı böcek) + bit (parazit böcek; saç, kıl veya kuş tüylerinde yaşayan küçük böcek) + i (iyelik eki) * kanatsız, kızıla çalar renkte, kör, küçük bir sinek

arıcak : tür. * arı (temizlemek, saflaştırmak; saf, temiz) + cak (küçültme eki) * Elazığ’ın bir ilçesi

arıdalağı : tür. * arı (bal yapan kanatlı böcek) + dalak (sevda, melankoli; diyaframın altında, karın boşluğunda, yaklaşık bir yumruk büyüklüğünde olan, kanı depolama ve filtreleme görevi olan yumuşak dokulu organ) + ı (iyelik eki) * bal peteği

arık : tür. * ar (yarmak, kesmek) + ık (isim yapım eki) * su yolu; bahçede veya tarlada içine fide veya fidan dikmek için, yüzeysel olarak ve uzunlamasına kazılan çukur

arıkil : tür., far. * arı (temizlemek, saflaştırmak) (tür.) + gil, kil (toprak) (far.); argilla (kil, toprak maddesi) (arg (toprak, kil) + illa (küçültme veya nitelik eki) ) (lat.) * porselen yapımında kullanılan, ak ve gevrek kil

arıklamak : tür. * ark, arık (su kanalı, su yolu; ayrıca kemer, kavis) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) (tür.); arcus (yay, eğri, kemer, kavis) * suyu, su yolu, ark açarak suyu götürmek, ark açmak

arıkuşu : tür. * arı (bal yapan kanatlı böcek) + kuş (yumurtlayan omurgalılardan, akciğerli, sıcak kanlı, vücudu tüylerle örtülü, gagalı, iki ayaklı, iki kanatlı uçucu hayvanların ortak ismi) + u (iyelik eki) * Avrupa’nın sıcak yerlerinde, Kuzey Afrika’da ve Orta Asya’da az ağaçlıklı bölgelerde yaşayan, sırtı sarı, karnı mavimsi yeşil renkte, uzun gagalı ve kısa bacaklı, arılarla beslenen bir kuş

arındırmak : tür. * arı (saf, temiz, katıksız) + ın (dönüşlü fiil eki) + dır (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * arı, saf , katıksız ve temiz hale getirmek

arıtmak : tür., ara. * arı, ari (saf, temiz; temizlemek, saflaştırmak) + t (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * içinde yabancı şeyler bulunmayan, saf, katışıksız, katkısız hale getirmek

arız : ara. * ard, arz (sunum, ortaya koyma, meydana çıkarma) * başa gelen, uğrayan; engel, mani, arid, ariz

arıza : ara. * ard, arz (sunum, ortaya koyma, meydana çıkarma), arid, arız (başa gelen, uğrayan; engel, mani) + a (isim yapım eki) * bozukluk, aksaklık, kusur; bir düzenin işleyişindeki hata, bozukluk, aksaklık, aksama, mani, engellenme

arızi : ara. * ard, arz (sunum, ortaya koyma, meydana çıkarma), arız (sonradan ortaya çıkan, doğal veya asal olmayan) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sonradan ortaya çıkan, doğal veya asal olmayan, gelip geçici, eğreti; arz ve takdim edici olan

ari : tür., ara. * ary (çıplak olmak, teni açıkta olmak, soyunmak), arı, ari (saf, temiz, pak; temizlemek, saflaştırmak) * içinde yabancı şeyler bulunmayan, katışıksız, katkısız

aria : gre. * aer (hava) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * bir opera eserinde, solistlerden birinin orkestra eşliğinde söylediği, kendi içinde bütünlüğü olan şarkı

arid : ara. * arada, arrada (ortaya çıkmak, arzolunmak, arzetmek, sunulmak, sunmak, genişlemek) * geniş, enli, uzun; bulut

ariel : ibr. * ari (aslan) + el (ilah, tanrı) * İncil'de ve mitolojide "Tanrı'nın aslanı" anlamına gelen, mistik kaynaklarda, doğa elementleriyle (hava/su) ilişkilendirilen ve insanlara cesaret verip rehberlik ettiğine inanılan bir melek

ariepiglottik : gre. * aer (hava) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) + epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + glottis (soluk borusunun ağzı, ses telleri bölgesi, gırtlak açıklığı) * epiglotis ile aritenoid kıkırdak arasındaki doku grubu veya seslendirme sırasında bu kıvrımların kullanımı

arietta : gre., lat., ita. * aria (hava; esinti) (aer (hava) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) + ettus (küçültme eki) (lat.); etta (ita.) * küçük arya

arif : ara. * arafa (bilmek, tanımak, öğrenmek) (ara.); rafa (yükseltmek, yukarı kaldırmak, öne çıkmak, üste çıkmak) (ara.), Ruf (ün, nam, bilinirlik) (alm.) * bilen, bilgili, bilge; anlaması, kavraması, sezgisi güçlü, anlayışlı kimse

arifane : ara., far. * arif (bilen; anlaması, kavraması, sezgisi güçlü, anlayışlı kimse) (ara.) + ane (gibi, ile ilgili, olarak) (far.) * arif gibi, arif gibi olarak

arife : ara. * arif (bilinen) + e (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.); arrive, arriver (gelmek) (ing., fra.) * bir önceki gün; öncesi, gelişi, gelişi öncesi, bilineni, geleceği bilinen

arifiye : ara. * arif (bilen, bilgili, bilge) + iye (yer ve durum eki) * Sakarya'nın bir ilçesi (bölgede yardımseverliğiyle anılan Arif Beyin isminden)

ariidae : ibr., lat. * ari (aslan) (ibr.); arius (lat.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Omurgalılar şubesinin (Chordata), ışınsal yüzgeçliler (Actinopterygii) sınıfına dahil olan, tropik ve subtropik denizlerde tuzlu veya acı sularda yaşayabilen, bıyık benzeri duyu organlarına ve genellikle zehirli olabilen sert yüzgeç dikenlerine sahip olan, yumurtalarını ve yavrularını ağızlarında taşıyan (mouthbrooding), ağızda kuluçka özelliği olan, Siluriformes takımından bir yayın balığı familyası, deniz kedibalıklarıgiller

aril : gre. * aroma (baharat) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + yl (kimyada radikal grubunun ifadesi) * fenil ve naftil gibi aromatik bir hidrokarbon olan aromatik bir halkadan türetilen herhangi bir fonksiyonel grup

arilamin : gre. * aroma (baharat) + yl (kimyada radikal grubunun ifadesi) + amine, amino (karbona bağlı bir nitrojen (azot) atomu içeren bileşik) (ammonia (amonyak) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) * amonyağın bir veya daha fazla hidrojen atomunun aromatik gruplarla yer değiştirdiği amin gruplarından biri (C6H5NH2)

arillus : lat. * arilli (üzüm çekirdeği; kuru üzüm) (aridus (kuru) + illus (küçültme eki) ) * bazı bitki türlerinde tohumu kısmen veya tamamen saran, tohum tomurcuğunun dip kısmından gelişen, tohumları dış etkenlerden korumanın yanı sıra, canlı renkleriyle meyve yiyen hayvanları cezbederek tohumların doğaya yayılmasına (tohum dağılımına) yardımcı olan etli, renkli ve genellikle dikkat çekici bir dış örtü

arim : ara. * arim (set, baraj, engel, mania; büyük sel ve şiddetli yağmur) * engelleme, kafa tutma, baraj, engel koyan, inatçı, kafa tutan; arim (Kur'an'ın Sebe suresinin 16. ayetinde "Seylel arim" (Arim seli) olarak geçer.) (arm (silah), armour, arrmure, Armierung (zırh, engelleyici) (ing., fra., alm.) )

arin : tür. * arı (temizlenmek, saf hale gelmek, saflaşmak) + n (sıfat yapım eki) * temiz, kirden arınmış, saf, duru ve berrak kimse

arin : kür. * ar (ateş) + in (ile ilgili, -a ait) * ateş gibi, ateşten olan; sızlama, sızlayış; kadın ismi

arionidae : gre., lat. * aristos (en iyi, en yararlı), areion (daha iyi, daha güçlü, üstün) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * kabuğu olmayan veya körelerek tamamen kaybolmuş olan, genellikle nemli ormanlarda ve bahçelerde yaşayan, mantar, çürüyen yapraklar ve bitkilerle beslenen, en yaygın türlerinden biri, tarımsal alanlarda zararlı olabilen Arion (yol sümüklüböceği) cinsi olan, karasal sümüklü böcekleri kapsayan bir akciğerli salyangoz familyası

arioso : gre., ita. * aria (hava) (aer (hava) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) (gre.) + osus, oso (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat., ita.) * şarkımsı, aria’ya benzer biçimde melodik; operada recitativo ile aria arasında, daha akıcı ve melodik ifade biçimi; havadar, şarkı söyler gibi çalma

aripiprazol : lat. * aroma (baharat, hoş koku, hoş kokulu ve tatlı bitki) + yl (kimyada radikal grubunun ifadesi) + pipr (phenylpiperazine türevi) + azole (mantar önleyici ilaçlarda yer alan bir veya daha fazla nitrojen (azot) atomu içeren 5 üyeli bir halkaya sahip bir grup heterosiklik bileşik belirtici ek) (azotos, azotikos (yaşamsız, cansız, hayatsız) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) ) * şizofreni ve bipolar bozukluk tedavisinde kullanılan atipik antipsikotik (C23H27Cl2N3O2)

aristaios : gre. * aristaios (en iyi, türünün en iyisi, en asil, en soylu, soyu temiz, en cesur, en erdemli, en seçkin) (aristos (en iyi, en yararlı) + aios (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre); arı, ari (saf, temiz) (tür.) * Yunan mitolojisinde arıcılık, zeytin yetiştiriciliği, çobanlık ve doğal üretim sanatlarının kült kahramanı olan ve avcı Kirene ve Apollon'un oğlu olan tanrısal karakter

ariste : gre. * aristaios (en iyi, türünün en iyisi, en asil, en soylu, soyu temiz, en cesur, en erdemli, en seçkin) (aristos (en iyi, en yararlı) + aios (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * mavi tonlarda çiçekler açan, süs değeri yüksek otsu bitkileri kapsayan bitki cinsi

aristea : gre. * aristaios (en iyi, türünün en iyisi, en asil, en soylu, soyu temiz, en cesur, en erdemli, en seçkin) (aristos (en iyi, en yararlı) + aios (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * mavi tonlarda çiçekler açan, süs değeri yüksek otsu bitkileri kapsayan bitki cinsi

aristholochiaceae : gre. * aristaios (en iyi, türünün en iyisi, en asil, en soylu, soyu temiz, en cesur, en erdemli, en seçkin) (aristos (en iyi, en yararlı) + aios (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + lokheia (doğumla ilgili olma) (lokhein (doğurmak, doğum yapmak veya doğum sürecinde bulunmak) (lokhos, lokheios (doğum) + ein (fiil mastar eki) ) + eia (durum eki) ) * çoğunlukla tropikal ve ılıman bölgelerde yetişen, çiçekleri genellikle tüp şeklinde, kıvrık ve tabana doğru kese benzeri bir yapıya sahip olan, içerdiği aristoloşik asit nedeniyle bazı türleri zehirli kabul edilen, odunsu sarmaşıklar ve çok yıllık otsu bitkileri içeren bir bitki familyası, ohusaotugiller, kurtboğan otugiller

aristida : gre. * arista (kılçık) + ida (aitlik eki) * uzun ve sert kılçıklı başaklara sahip, buğdaygiller familyasına ait bitki cinsi

aristokrasi : gre. * aristaios (en iyi, türünün en iyisi, en asil, en soylu, soyu temiz, en cesur, en erdemli, en seçkin) (aristos (en iyi, en yararlı) + aios (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + kratia (kudret, güç, iktidar, güçlülük, kuvvetlilik; yönetim) (kratos (güç, kudret, kuvvet, sağlamlık) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * soyluluk, asalet; en iyi sınıfın yönetimi, soylular yönetimi

aristokrat : gre. * aristaios (en iyi, türünün en iyisi, en asil, en soylu, soyu temiz, en cesur, en erdemli, en seçkin) (aristos (en iyi, en yararlı) + aios (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + kratos (güç, kudret, kuvvet, sağlamlık) * soylu, asil

aristokratik : gre. * aristaios (en iyi, türünün en iyisi, en asil, en soylu, soyu temiz, en cesur, en erdemli, en seçkin) (aristos (en iyi, en yararlı) + aios (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + kratia (kudret, güç, iktidar, güçlülük, kuvvetlilik; yönetim) (kratos (güç, kudret, kuvvet, sağlamlık) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * aristokrat niteliği olan

aristolochia : gre. * aristos (en iyi) + lochia (doğum, lohusalık) * tarihsel olarak doğumla ilişkilendirilen, boru biçimli çiçeklere sahip bitkileri kapsayan bitki cinsi

aristolochiaceae : gre., lat. * aristaios (en iyi, türünün en iyisi, en asil, en soylu, soyu temiz, en cesur, en erdemli, en seçkin) (aristos (en iyi, en yararlı) + aios (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + lokheia (doğumla ilgili olma) (lokhein (doğurmak, doğum yapmak veya doğum sürecinde bulunmak) (lokhos, lokheios (doğum) + ein (fiil mastar eki) ) + eia (durum eki) ) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * çoğunlukla tropikal ve ılıman bölgelerde yetişen odunsu sarmaşıklar ve çok yıllık otsu bitkileri kapsayan, düzensiz şekilli, genellikle boru veya huni biçiminde tuhaf çiçeklere sahip olan, kalp veya böbrek şeklinde, almaşlı dizilimli yaprakları olan, böbrek hasarına ve kansere yol açabilen güçlü toksik özelliklere sahip olan çok yıllık otsu bitkiler familyası, lohusaotugiller

aristoloşik asit : gre., lat. * aristaios (en iyi, türünün en iyisi, en asil, en soylu, soyu temiz, en cesur, en erdemli, en seçkin) (aristos (en iyi, en yararlı) + aios (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + lokheia (doğumla ilgili olma) (lokhein (doğurmak, doğum yapmak veya doğum sürecinde bulunmak) (lokhos, lokheios (doğum) + ein (fiil mastar eki) ) + eia (durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + acidum, acidus (ekşi, asit) (lat.) * Aristolochiaceae (doğum otugiller) familyasından bitkilerde doğal olarak bulunan, oldukça zehirli ve kanserojen bir bitki bileşiği olan toksik ve kanserojen bir alkaloid (C16H9NO6)

aristoteles : gre. * aristaios (en iyi, türünün en iyisi, en asil, en soylu, soyu temiz, en cesur, en erdemli, en seçkin) (aristos (en iyi, en yararlı) + aios (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + telos (tamamlanma, mükemmeliyet, kusursuzluk, amaç, sonuç, son, nihayet) * antik Yunanistan'da klasik dönemde yaşamış olan Yunan filozof, polimat ve bilge

aristotelian : gre. * aristaios (en iyi, türünün en iyisi, en asil, en soylu, soyu temiz, en cesur, en erdemli, en seçkin; antik Yunanistan'da klasik dönemde yaşamış olan Yunan filozof, polimat ve bilgenin ismi) (aristos (en iyi, en yararlı) + aios (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + telos (tamamlanma, mükemmeliyet, kusursuzluk, amaç, sonuç, son, nihayet) + ianos (ile ilgili, -a ait) * Antik Yunan filozofu Aristoteles'in felsefi, bilimsel veya mantıksal öğretilerini benimseyen veya bu düşünce sistemine dayanan (kişi, ilke vb.)

aristotelian fizik : gre. * aristaios (en iyi, türünün en iyisi, en asil, en soylu, soyu temiz, en cesur, en erdemli, en seçkin; antik Yunanistan'da klasik dönemde yaşamış olan Yunan filozof, polimat ve bilgenin ismi) (aristos (en iyi, en yararlı) + aios (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + telos (tamamlanma, mükemmeliyet, kusursuzluk, amaç, sonuç, son, nihayet) + ianos (ile ilgili, -a ait) + phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * M.Ö. 4. yüzyılda Aristoteles tarafından geliştirilen, doğadaki hareketleri ve değişimleri dört element (hava, su, toprak, ateş), doğal yer ve amaçlı hareket (teleoloji) kavramlarıyla açıklayan fizik anlayışı

aritenoid : gre. * arutaina, arytaina (huni, baca, kepçe) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * gırtlağın arkasında bulunan ve farklı ses kalitesi türlerinin üretiminde kullanılan bir çift küçük üç taraflı piramit kıkırdaktan her biri

aritmetik : gre. * rhuthmos, rhythmos (ritm), arithmos (sayı, sayma, sayım) + tekhne (ustalık, sanat, maharet, sanat, zanaat, beceri, yapım, iş, teknik, yöntem, usül) * matematik biliminin, sayıları, sayıların özelliklerini ve sayısal işlemleri inceleyen kolu

aritmetik dizi : gre. * rhuthmos, rhythmos (ritm), arithmos (sayı, sayma, sayım) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + dizi (ardışık veya sıralı şekilde yan yana gelen öğeler bütünü, seri, sıra) (tür.) * ardışık terimleri arasında sabit ortak fark (d) olan dizi (örneğin, 2, 5, 8, 11 dizisindeki ortak fark sabit olup 3’tür.) (an = a1+ (n-1)d)

aritmetik ortalama : gre., tür. * arithmetikos (aritmetik) (rhuthmos, rhythmos (ritm), arithmos (sayı, sayma, sayım) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) + ortalama (orta değer hesaplama) * n tane sayı için bu sayıların toplamının n sayısına bölümü; bir sayı dizisindeki sayıların toplamının, dizideki sayı adedine bölünmesi ile elde edilen ortalama değer

aritmetiksel : gre., tür. * arithmetikos (aritmetik) (rhuthmos, rhythmos (ritm), arithmos (sayı, sayma, sayım) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) + sel (gibi, ile ilgili) (tür.) * aritmetik ile ilgili

aritmofobi : gre. * arithmetikos (aritmetik) (rhuthmos, rhythmos (ritm), arithmos (sayı, sayma, sayım) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * sayılardan veya matematiksel işlemlerden duyulan aşırı korku

aritmi : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + rhuthmos, rhythmos (ritm, akım, akış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * ritimsizlik; kalp atışlarının normal ritim ve düzeninden sapması, düzensiz veya anormal kalp atımı durumu, kalp atışlarındaki düzensizlik

aritmik : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + rhuthmos, rhythmos (ritm, akım, akış) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * ritimsiz, bozuk ritimli, ritmi bozuk

aritmojenik : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + rhuthmos, rhythmos (ritm, akım, akış) + genikos (üreten, oluşturan) (gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * kalp ritim bozukluğuna yol açan veya ritim bozukluğu oluşturan

aritonid : gre. * arutaina, arytaina (huni, baca, kepçe) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * gırtlağın arkasında bulunan ve farklı ses kalitesi türlerinin üretiminde kullanılan bir çift küçük üç taraflı piramit kıkırdaktan her biri

ariya : gre. * aer (hava) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * bir opera eserinde, solistlerden birinin orkestra eşliğinde söylediği, kendi içinde bütünlüğü olan şarkı

ariyet : ara. * ara (sakatlamak, kusurlu kılmak, ödünç olmak, eğreti olmak) + iyet (isim yapım eki) * bir taşınır malın, geçici süre kullanılması koşuluyla ve bedelsiz olarak bir kimseye bırakılması

ariyeten : ara. * ariyet (ödünç) + en (gibi, olarak) * ariyet olarak, ödünç olarak

ariz : ara. * ard, arz (sunum, ortaya koyma, meydana çıkarma) * başa gelen, uğrayan; engel, mani, arid, arız

ariz ve amik : ara. * ariz (geniş, yayılmış) + ve (ile, birlikte, beraber) + amik (derin) * enine ve boyuna, genişliğine ve derinliğine, tafsilatlı şekilde, detaylı, ayrıntılı

ariza : ara. * ard, arz (sunum, ortaya koyma, meydana çıkarma), arid, arız (başa gelen, uğrayan; engel, mani) + a (isim yapım eki) * bozukluk, aksaklık, kusur; bir düzenin işleyişindeki hata, bozukluk, aksaklık, aksama, mani, engellenme

arjantin : lat. * argentum (gümüş gibi olan) (arg, herg (parlak, beyaz) + entum (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Güney Amerika kıtasının Güney Konisi’nde yer alan ülke

arjinin : gre. * arguros (gümüş), arginoeis (gümüşi, parlak, ışıldayan) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * doğada bulunan proteinlerin yapısını oluşturan 20 aminoasitten biri (C6H14N4O2)

arjiri : gre. * argyros (gümüş) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * gümüş elementinin kimyasal bileşiklerine veya gümüş tozuna aşırı maruz kalmanın neden olduğu bir durum

arjuna : san. * arjuna (parlak, beyaz, saf) * Hint destanı Mahabharata’da Pandava kardeşlerden biri olan, kahramanlık, sadakat ve okçuluk yetenekleriyle öne çıkan efsanevi karakteri ifade eden isim ve mitolojik figür; yörüngeleri karakter olarak yerküreye çok benzeyen, düşük eğime, bir yıla yakın yörünge periyoduna ve düşük eksentrisiteye sahip olan ve yerküreye yakın konumda bulunan Solar Sistemin dinamik bir asteroit grubu

ark : lat. * arcus (arc (kemer, yay, kavis) + us (son ek) ) * toprağı kazarak açılan su yolu

ark kosekant fonksiyonu : lat. * arcus (yay, eğri, kemer, kavis) + co, com (birlikte, beraber, ile) + secare (kesmek, ayırmak, bölmek), secant (kesen, ayıran, bölen) + fungere (yapmak, yerine getirmek, icra etmek, işlemek, uygulamak), fungi, functio (yapma, yerine getirme, icra, işlev) * tanım bölgesi x ≤ 1 ve x ≥ 1 için x = csc(y) ele alındığında y = csc 1(x) fonksiyonu; kosekant (csc) fonksiyonunun tersi

ark kosh fonksiyonu : lat. * arcus (yay, eğri, kemer, kavis) + co, com (birlikte, beraber, ile) + sinus (kavis, yay, kıvrım, girinti, bükülme, çukur, boşluk) + hyper (üstünde, yukarıda, üzerinde) + bole (atma, fırlatma) + fungere (yapmak, yerine getirmek, icra etmek, işlemek, uygulamak), fungi, functio (yapma, yerine getirme, icra, işlev) * hiperbolik kosinüs fonksiyonunun tersi, ters hiperbolik kosinüs fonksiyonu

ark kosinüs fonksiyonu : lat. * arcus (yay, eğri, kemer, kavis) + co, com (birlikte, beraber, ile) + sinus (kavis, yay, kıvrım, girinti, bükülme, çukur, boşluk) + fungere (yapmak, yerine getirmek, icra etmek, işlemek, uygulamak), fungi, functio (yapma, yerine getirme, icra, işlev) * kosinüs (cos) fonksiyonunun tersi, ters kosinüs fonksiyonu

ark kotanjant fonksiyonu : lat. * arcus (yay, eğri, kemer, kavis) + co, com (birlikte, beraber, ile) + tangere (değmek, dokunmak, temas etmek), tangent, tangens (değen, dokunan, temas eden) + fungere (yapmak, yerine getirmek, icra etmek, işlemek, uygulamak), fungi, functio (yapma, yerine getirme, icra, işlev) * tanım bölgesi olan bütün gerçel sayılar için x = cot(y) ele alındığında y = cot- 1(x) fonksiyonu; kotanjant fonksiyonunun tersi, ters kotanjant fonksiyonu

ark koth fonksiyonu : lat. * arcus (yay, eğri, kemer, kavis) + co, com (birlikte, beraber, ile) + tangere (değmek, dokunmak, temas etmek), tangent, tangens (değen, dokunan, temas eden) + hyper (üstünde, yukarıda, üzerinde) + bole (atma, fırlatma) + fungere (yapmak, yerine getirmek, icra etmek, işlemek, uygulamak), fungi, functio (yapma, yerine getirme, icra, işlev) * hiperbolik kotanjant fonksiyonunun tersi

ark sekant fonksiyonu : lat. * arcus (yay, eğri, kemer, kavis) + secare (kesmek, ayırmak, bölmek), secant (kesen) + fungere (yapmak, yerine getirmek, icra etmek, işlemek, uygulamak), fungi, functio (yapma, yerine getirme, icra, işlev) * tanım bölgesi x ≤ 1 ve x ≥ 1 için x = sec(y) ele alındığında y = sec-1(x) fonksiyonu; sekant (sec) fonksiyonunun tersi

ark sekh fonksiyonu : lat. * arcus (yay, eğri, kemer, kavis) + secare (kesmek, ayırmak, bölmek), secant (kesen) + hyper (üstünde, yukarıda, üzerinde) + bole (atma, fırlatma) + fungere (yapmak, yerine getirmek, icra etmek, işlemek, uygulamak), fungi, functio (yapma, yerine getirme, icra, işlev) * hiperbolik sekant fonksiyonunun tersi

ark sinh fonksiyonu : lat. * arcus (yay, eğri, kemer, kavis) + sinus (kavis, yay, kıvrım, girinti, bükülme, çukur, boşluk) + hyper (üstünde, yukarıda, üzerinde) + bole (atma, fırlatma) + fungere (yapmak, yerine getirmek, icra etmek, işlemek, uygulamak), fungi, functio (yapma, yerine getirme, icra, işlev) * hiperbolik sinüs fonksiyonunun tersi

ark sinüs fonksiyonu : lat. * arcus (yay, eğri, kemer, kavis) + sinus (kavis, yay, kıvrım, girinti, bükülme, çukur, boşluk) + fungere (yapmak, yerine getirmek, icra etmek, işlemek, uygulamak), fungi, functio (yapma, yerine getirme, icra, işlev) * tanım bölgesi -1 ≤ x ≤ 1 için x = sin(y) ele alındığında y = sin-1(x) fonksiyonu; sinüs (sin) fonksiyonunun tersi; ters sinüs fonksiyonu

ark skh fonksiyonu : lat. * arcus (yay, eğri, kemer, kavis) + secare (kesmek, ayırmak, bölmek), secant (kesen) + hyper (üstünde, yukarıda, üzerinde) + bole (atma, fırlatma) + fungere (yapmak, yerine getirmek, icra etmek, işlemek, uygulamak), fungi, functio (yapma, yerine getirme, icra, işlev) * hiperbolik kosekant fonksiyonunun tersi

ark tanh fonksiyonu : lat. * arcus (yay, eğri, kemer, kavis) + tangere (değmek, dokunmak, temas etmek), tangent, tangens (değen, dokunan, temas eden) + hyper (üstünde, yukarıda, üzerinde) + bole (atma, fırlatma) + fungere (yapmak, yerine getirmek, icra etmek, işlemek, uygulamak), fungi, functio (yapma, yerine getirme, icra, işlev) * hiperbolik tanjant fonksiyonunun tersi

ark tanjant fonksiyonu : lat. * arcus (yay, eğri, kemer, kavis) + tangere (değmek, dokunmak, temas etmek), tangent, tangens (değen, dokunan, temas eden) + fungere (yapmak, yerine getirmek, icra etmek, işlemek, uygulamak), fungi, functio (yapma, yerine getirme, icra, işlev) * tanım bölgesi olan bütün gerçel sayılar için x = tan(y) ele alındığında y = tan-1(x) fonksiyonu; tanjant fonksiyonunun tersi; ters tanjant fonksiyonu

arka : tür. * ar (geri) + ka (isim yapım eki) (tür.); arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet, tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) (gre.) * köken, kaynak, orijin, evveli, öncesi, öne, ön yüze karşıt olan yan; herhangi bir şeyin sırt durumunda olan yüzeyi, geri

arkaç : tür. * ark (yarık, kanal) + aç (isim yapım eki) * dağda davarların yatırıldığı düz ve kuytu yer; hayvanlar için yapılan, çevresi çitle çevrili, üstü açık yer, ağıl

arkad : lat., gre. * arcade (kemer, kemerli yapı, yaylı) (arcus (yay, eğri, kemer) (lat.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) ) (gre.) ) * kemer biçimli yapı, kemerli geçit; anatomi ve biyolojide damar, sinir veya başka yapıların kemer biçiminde oluşturduğu yay veya ağsı düzen, arkad, kemer biçimli yapı

arkadaş : tür. * arka (geri, sırt, art) (ar (geri) + ka (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + daş (eş, denk, benzer, aynı eki) * birbirine arka çıkan, destek olan insanlarsan her biri

arkadya : gre. * arkad, arkas (arktos (ayı) + ad (ek) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * idealize edilmiş doğal, pastoral güzelliğin, kırsal cennetin ve huzurun simgesi olmuş antik Yunan’da bir bölge; Yunan mitolojisinde Arkas’a dayanan eponim

arkaik : gre. * arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet, tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * eski, evvele ait

arkaizm : gre. * arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet, tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * artık kullanılmaz olmuş eski kelimeleri, deyimleri veya eski sözdizimine özgü biçimleri anlatımda kullanma eğilimi; kullanıldığı çağdan daha eski bir çağa özgü bir biçimin, bir yapının ayırıcı özelliği, arkaikçilik

arkaopteriks : gre. * arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet, tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) + pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) * eski kanat, erken kuş (kuşların ilkel atası anlamında), kuşumsu bir teropod dinozor

arke : gre. * arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet, tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) * bakteriye benzeyen ancak hücre yapısı bakımından farklılık gösteren tek hücreli mikroorganizma, arkebakteri

arkea : gre. * arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet, tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) * arkaeum, arkaean, arkaeon veya arkebakteriler, tek hücreli organizmaların bir ana bölümü

arkebüz : alm. * hakenbüchse (haken (kanca) + büchse (kriko) ) * 15 - 17. yüzyıllar arasında kullanılan namludan doldurulan bir tüfek türü

arkeen : gre. * arkhein (başlamak, yönetmek, önde olmak) (arkhe, arkhaios, arkhaia (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, antik) + ein (fiil mastar eki) ) (gre.); archéenne (fra.) * kambriyumlardan önce oluşmuş bulunan yer katmanı; yerküre tarihinin dört jeolojik üst zamanından ikincisi, arkeozoyik

arkegon : gre. * arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet, tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan), genos, gonos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, üretim, oluşum, doğum, ırk, yavru, döl, soy, nesil, köken, aile, akraba, tür, cins, sınıf, kategori) * karayosunlarında, eğreltiotlarında, bazı suyosunlarında ve açıktohumlularda görülen dişilik organı

arkegonyum : gre., lat. * arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet, tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) + genos, gonos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, üretim, oluşum, doğum, ırk, yavru, döl, soy, nesil, köken, aile, akraba, tür, cins, sınıf, kategori) (gre.) + ium (isim yapım eki) (lat.) * yosunlar, ciğer otları, eğrelti otları ve bazı açık tohumlu bitkilerde bulunan gameti (yumurta hücresi) oluşturan ve koruyan dişi üreme organı, gametangiyum

arkenteron : gre. * arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet, tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) + enteron (iç organ, bağırsak; ince bağırsak; kiriş, şerit, geçit) * embriyonik gelişimde ilk oluşan ve daha sonra organizmanın sindirim kanalına dönüşecek olan ilkel sindirim boşluğu

arkeofit : gre. * arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet, tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) + phyton, phytos (bitki, büyüyen şey) (phyo, phyein (doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek, gelişmek, şişmek, kabarmak) + ton, tos (sıfat yapım eki) ) * eski bitki, kadim bitki; belirli bir coğrafi bölgenin veya ekosistemin doğal yerli türü olmayan, ancak modern çağdan çok önce, genellikle tarım faaliyetlerinin başlamasından bu yana geçen çok eski antik dönemlerde insan faaliyetleri aracılığıyla o bölgeye getirilip yerleşmiş bitki türleri

arkeolog : gre. * arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet, tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * arkeoloji uzmanı

arkeoloji : gre. * arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet, tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kazıbilim, eski kalıntıların incelendiği bilim dalı

arkeolojik : gre. * arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet, tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * arkeoloji ile ilgili

arkeometalürji : gre. * arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet, tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) + metallon (metal) + ergos, ergon (iş, çalışma) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * arkeolojik buluntuların metalurjisi ile ilgilenen arkeometrinin araştırma disiplin

arkeometri : gre. * arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet, tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * arkeolojik buluntuların, kalıntıların ve eski eserlerin yaşını, kökenini, yapısını ve üretim teknolojilerini belirlemek amacıyla fizik, kimya, biyoloji ve jeoloji gibi doğa ve uygulamalı bilimlerin yöntemlerini kullanan disiplinler arası bir bilim dalı

arkeopteriks : gre. * arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet, tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) + pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) * eski kanat, erken kuş (kuşların ilkel atası anlamında), kuşumsu bir teropod dinozor

arkeosit : gre. * arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet, tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) * süngerlerin (Porifera) yapısında bulunan, besin sindirimi, farklı hücre tiplerine dönüşebilme ve üreme gibi işlevleri olan amip benzeri hareket edebilen özel bir hücre türü

arkeozoik : gre. * arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet, tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) + zoon (canlı, hayvan) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yer tarihinin yaklaşık 4 milyar yıl önce başlayan ve tek hücreli ilk mikroskobik canlıların (bakteriler ve algler) ortaya çıktığı en eski ve en uzun jeolojik devirlerinden biri (Arkean Eonu) ile ilgili

arketip : gre. * arkhetupon, arkhetypon (arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet, tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) + typon, typos (model, tip, çeşit, cins, tür, iz, damga, biçim, şekil, form, örnek) ) * var edilen ilk örnek, ana örnek, kalıp, prototip, ilk tip, ilk örnek, asıl numune

arkıt : tür. * ark (geride) + ıt (isim yapım eki) * köy evlerinde kapıların arkasına konulan kalın ve enli kuşak; dövenle boyunduruğu birbirine bağlayan ok

arkiform : lat. * arcus (yay, eğri, kemer) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * yaya benzeyen, yay şekilli

arkon : gre. * arkhon (hükümdar, yönetici, hakim, egemen) * Antik Atina'daki dokuz baş yargıçtan her biri; Gnostik metinlerde maddi evreni yöneten, Gerçek Tanrı'dan (veya Pléroma’dan) uzak olan, liderleri Demiurgos olan ve insanların ruhunu maddi dünyaya hapsetmeye çalışan alt düzey tanrısal varlıklar

arkontisizm : gre. * arkhon (hükümdar, yönetici, hakim, egemen) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * maddi evrenin kötü veya yoz bir yaratım olduğunu, ruhun kurtuluşunun ise bu aldatıcı yöneticilerden (Arkontlardan) ancak bilgi yoluyla (gnosis) gerçekleşecebileceğini savunan inanç akımı

arkoz : gre. * arkhe, arkhaios (arka, geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, antik, eski, evvel) * granit gibi kayaların değişiminden oluşan, bileşiminde feldispat bulunan, kumtaşı türünden bir tortul kayaç

arktik : gre. * arktikos (arktos (ayı; büyük ayı, kutup yıldızı) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Kuzey Kutbu ve çevresiyle ilgili olan

arktoit : gre. * arktos (ayı) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * ayı şekilli, ayıya benzeyen, ayı benzeri

arkus : lat. * arcus (yay, eğri, kemer, kavis) * yay, kemer biçimli yapı; anatomi ve tıpta kemer veya kavis oluşturan oluşum

arkus aorta : lat. * arcus (yay, eğri, kemer, kavis) + aorte (asıl atardamar, aort, kaldıran boru, asma ipi) (aeirein (havalanmak, yükselmek, kaldırmak, taşımak) + ta (isim yapım eki) ) * kalbin sol ventrikülünden çıkan ve ters U şeklinde karın içinde ilerleyip göbek hizasında iki ayrılarak bacaklara doğru ilerleyen aortun (ana atardamar) baş boyun bölgesi ve kollara dağıldığı noktada oluşturduğu kavis, ters U şeklinin tepe kısmı

arkus juvenilis : lat. * arcus (yay, eğri, kemer, kavis) + iuvenis, juvenis (genç, gençlik) + ilis (ile ilgili, gibi, -a ait) * çocuklukta veya erken yetişkinlikte ortaya çıkmaya başlayan iris çevresinde renkli halkalar

arkus senilis : lat. * arcus (yay, eğri, kemer, kavis) + senis, senex (yaşlı, ihtiyar, olgun, büyük) + ilis (ile ilgili, gibi, -a ait) * yaşlılarda, korneanın kenarı etrafında gelişen beyaz, gri veya mavi renkteki yay veya halka

arlanmak : tür. * ar (utanma duygusu, utanç duyma, utanma, utanç) + la (etken fiil eki) + n (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * onursuz duruma düşmekten çekinmek, utanç duymak, kınanmaktan sakınmak

arleken : alm., fra., lat. * harlequin (kraliçe Herla; alaycı Herla) (Herla (iblis, hayalet) (alm.) + quin (kişi, adam, tip, karakter) (fra.) ); arlecchino (arle (iblis, hayalet) + cchino (küçültme eki) ) (ita.) * İtalyan komedyasında bir beyefendinin umursamaz ve kıvrak zekalı yardımcısı veya evin hizmetçisinin kaprisli sevgilisi; komik, maskeli soytarı karakter (Orta Çağ Fransız folklorunda, İtalyan commedia dell’arte’daki Arlecchino karakterinden türetilmiştir.)

arma : lat. * arma (silah, techizat, donanım, mühimmat), armare (silahlandırmak, donatmak, techiz etmek) * bir aileye, devlete veya topluluğa ait simge, sembol; silah

armada : lat. * armare (silahlandırmak, donatmak, techiz etmek), arma (silah, techizat, donanım, mühimmat) + ta (isim yapım eki) * bir devletin deniz kuvvetleri, donanma

armadillo : lat., isp. * arma (silah, donanım, mühimmat), armare (silahlandırmak, donandırmak, donatmak), armatur (zırh) (lat.); armadura (zırh) + illo (küçültme eki) (isp.) * Güney Amerika'ya özgü Cingulata takımında yer alan, yalnızca Dasypodidae ve Chlamyphoridae familyasındakilerin varlıklarını sürdürdüğü zırhlı memelilerin genel ismi

armador : lat. * arma (silah, techizat, donanım, mühimmat) + dor (yapan kişi) * silahtar; gemide armayı yerli yerine koyan, bağlayan ve arma ile uğraşan, direk, seren, ip ve yelken ile gemiyi donatan

armadura : lat. * armatura (arma (silah, techizat, donanım, mühimmat) + tura (isim yapım eki) ) * gemide direklere takılı halatları bağlamaya yarayan, küpeştenin iç yanında bulunan, ağaç veya demirden yapılmış uzun levha

armagedon : ibr. * har (dağ) + megiddo (yüksek yer, güçlendirilmiş yer, kale) * kutsal kitaplarda ve apokaliptik metinlerde dünyanın sonundaki büyük savaş veya kıyamet günü, iyi ve kötü güçlerin nihai çatışması olarak tasvir edilen kozmik ve tarihi felaket olayı

armağan : tür. * yarmakan (yarmak (para) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * hediye; doyumluk, peşkeş, ganimetten verilen pay; erkek ismi

arman : erm. * armin, arman (irade, amaç, dilek, umut) * dürüst, doğru, güvenilir kimse; istek; özlem

armatör : lat. * armare (silahlandırmak, donatmak, techiz etmek), arma (silah, techizat, donanım, mühimmat) + tor (yapan, eden kişi) * ticaret gemisi veya gemileri olan kimse

armatür : lat. * armare (silahlandırmak, donatmak, techiz etmek), arma (silah, techizat, donanım, mühimmat) + tura (ile ilgili olma) * donanım, techizat, silahlanma, silahlı kuvvet

armeria : lat. * armeria (dağ çiçeği) * kıyı ve kayalık bölgelerde yetişen, mor veya pembe çiçekli küçük çiçekleri olan, Caryophyllaceae familyasından bir bitki

armodafinil : gre., lat. * ar, R (molekülün R-enantiyomeri) + modulus (örnek, kalıp, ölçü) (modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) + ulus (küçültme eki) ) + phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) ) * uyanıklığı desteklemek için ve narkolepsi tedavisinde kullanılan oral bir ilacın etken maddesi (C15H15NO2S)

armoni : gre. * harmonia (birleşme, bir araya gelme, uyum, mutabakat) (harmein (birleştirmek, eklemek, uyumlu kılmak), harmos, harmon, (eklem, birleşme yeri, birleşme, bir araya gelme, anlaşma, uyum) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * uyum, sesler arası uyum, akustik ahenk

armonik : gre. * harmein (birleştirmek, eklemek, uyumlu kılmak), harmos, harmon, (eklem, birleşme yeri, birleşme, bir araya gelme, anlaşma, uyum) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * uyumlu, ahenkli

armonika : gre. * harmein (birleştirmek, eklemek, uyumlu kılmak), harmos, harmon, (eklem, birleşme yeri, birleşme, bir araya gelme, anlaşma, uyum) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * uyum sağlayan çalgı, ahenk aleti; İçindeki serbest metal dilleri nefesle titreştirerek farklı perdelerde ses üreten, hem melodik hem armonik yapıya imkan tanıyan küçük üflemeli çalgı

armonize : gre., lat., fra. * harmein (birleştirmek, eklemek, uyumlu kılmak), harmos, harmon (eklem, birleşme yeri, birleşme, bir araya gelme, anlaşma, uyum) (gre.) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tus (geçmiş zaman eki) (lat.); harmonisé (uyumlu, ahenkli) (fra.) * uyumlu, ahenkli hale getirilmiş

armonyum : gre., lat. * harmein (birleştirmek, eklemek, uyumlu kılmak), harmos, harmon, (eklem, birleşme yeri, birleşme, bir araya gelme, anlaşma, uyum) (gre.) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * ayakla yönetilen iki körükle bir depoya doldurulan havanın, parmakların tuşlara dokunmasıyla boşalarak lamlarda titreşimler yapması sonucu sesler çıkaran bir çalgı, küçük org

armoracia : lat. * armoracia (hardal otu) * baharat ve turşu yapımında kullanılan, keskin tadıyla bilinen kökleri yenilenebilir, Brassicaceae familyasından bir bitki

armudi : far. * amrud, urmod (gülgillerden ak çiçekler açan bir meyve ağacı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * armut şeklinde olan

armudiye : far. * amrud, urmod (gülgillerden ak çiçekler açan bir meyve ağacı) + iye (yer ve durum eki) * nazarlık olarak takılan armut biçimindeki altın

armut : far. * amrut, emrud (gülgiller familyasından, beyaz çiçekler açan, kışın yaprağını döken, yumuşak çekirdekli meyvesi ve bu meyvenin ağacını ifade eden, genellikle alt kısmı şişkin ve tatlı sulu meyve türü) * gülgiller familyasından, beyaz çiçekler açan, kışın yaprağını döken, yumuşak çekirdekli meyvesi ve bu meyvenin ağacını ifade eden, genellikle alt kısmı şişkin ve tatlı sulu meyve türü

armutlu : gre. * armodo (silahlı kuvvet, donanma) (arma (silah, donanım, techizat) + do (ile ilgili, gibi, -a ait) ), armodis (donanma gözcüsü) (arma (silah, donanım, techizat) + do (ile ilgili, gibi, -a ait) + is (kişi) ) * Yalova'nın bir ilçesi

armuz : gre. * armos (arma (silah, donanım, techizat) + os (son ek) ) * gemide güverte ve borda kaplama tahtalarının aralarındaki boşluk

arnavut : gre. * arbanios, arbanites, arvanitis (bir kavim, güney İlirya kabilesi) (arb, alb (tepe; beyaz, beyaz keten elbise) + an (çoğul eki) + itis (ile ilgili, gibi, -a ait) ) * Arnavutluk vatandaşı

arnavutköy : gre., tür. * arbanios, arbanites, arvanitis (bir kavim, güney İlirya kabilesi) (arb, alb (tepe; beyaz, beyaz keten elbise) + an (çoğul eki) + itis (ile ilgili, gibi, -a ait) (gre.) + köy (kasabadan küçük yerleşim birimi) (tür.) * İstanbul’un bir ilçesi; Fatih Sultan Mehmet'in Arnavutluk ve Epir'e egemen olduktan sonra, 1486 yılında İstanbul’a getirilen Arnavutların buraya yerleştirilmesinden

arnavutluk : gre., tür. * arbanios, arvanitis (bir kavim, güney İlirya kabilesi) (arb, alb (tepe; beyaz, beyaz keten elbise) + an (çoğul eki) + itis (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + luk (isim yapım eki) * kuzeyinde Karadağ, kuzeydoğusunda Kosova, doğusunda Kuzey Makedonya ve güneyinde Yunanistan bulunan, Balkanlar’da bir ülke

arnica : lat. * arnica (dağ papatyası) * mor veya sarı çiçekli, yaraların ve morarmaların tedavisinde topikal olarak kullanılan, Asteraceae familyasından bir bitki

arnika : gre. * arnica (arni (kuzu) + ikos (son ek) ) (yumuşak ve tüylü yaprakların kuzu bedenine benzemesinden) * cilde şifa veren, eczacılıkta kullanılan, sarı çiçekli bir bitki, öküzgözü

arnuvo : fra. * art (sanat) + nouveau (yeni) * 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başında Avrupa’da ortaya çıkan, kıvrımlı çizgiler, bitkisel motifler ve akıcı dekoratif formlarla karakterize edilen mimari ve süsleme ağırlıklı sanat akımı, modern sanat

arokarya : isp. * araucanos, arauco (çamurlu su) + anos (aidiyet, ilgi ve etnisite eki) * kozalaklı ağaçları kapsayan, Araucariaceae familyasına ait bir cins ağaç

aroma : gre. * aroma (baharat, hoş koku, hoş kokulu ve tatlı bitki) * baharat, hoş koku, hoş kokulu bitki ve baharat

aromaterapi : gre. * aroma (baharat, hoş koku, hoş kokulu ve tatlı bitki) + therapeia (hizmet etme, ilgilenme, iyileştirme, tedavi etme, eğitme, öğretme, iyileştirme, öğretiyle islah etme; bakım, hizmet, tedavi) (therapuein (hizmet etmek, ilgilenmek, iyileştirmek, tedavi etmek, yönetmek, tıbbi tedavi etmek), the (ön ek) + rapein (eğitmek, öğretmek) ) + eia (isim yapım eki) ) * bitkilerin çiçek, yaprak, kök veya kabuk gibi kısımlarından distilasyon (damtma) ya da sıkma yöntemleriyle elde edilen uçucu esansiyel yağların, fiziksel ve psikolojik sağlığı desteklemek, ruh halini dengelemek ve bütüncül bir iyileşme sağlamak amacıyla masaj, inhalasyon (soluma) veya banyo gibi yöntemlerle kullanıldığı doğal bir destekleyici tedavi uygulaması

aromatik : gre. * aroma (baharat, hoş koku, hoş kokulu ve tatlı bitki) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hoş kokulu olan; yapısında halkasal (genellikle benzen halkası) konjugasyonlu π-elektron sistemi bulunduran ve bu yapısı nedeniyle özel kararlılık, karakteristik reaksiyonlar ve genellikle belirli bir kokuya sahip olan kapalı zincirli organik bileşik türü

aromatisite : gre., lat. * aroma (baharat, hoş koku, hoş kokulu ve tatlı bitki) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.); aromaticité (fra.) * benzen ve benzeri halkalı bileşiklerin, elektron dağılımı ve yapı özellikleri sayesinde kimyasal olarak olağanüstü kararlılık ve belirgin bir kokuya sahip olma durumu

arotinoid : gre., lat. * aromatic (aromatik, hoş kokulu; halkalı bileşik) + retinoid (A vitamini türevi bileşik) (rete (ağ, şebeke) ina (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) ) * yapısında halkalı aromatik gruplar barındıran ve konformasyonel olarak kısıtlanmış kararlı yapısıyla retinoik asit reseptörlerine güçlü bir şekilde bağlanarak kanser ile sedef gibi cilt hastalıklarının tedavisinde (ve hücresel programlama araştırmalarında) kullanılan üçüncü kuşak sentetik bir retinoid (A vitamini türevi) sınıfı

arozöz : lat., fra. * arrosere (sulamak, nemlendirmek) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + ros (çiy, nem, ıslaklık) + ere (fiil mastar eki) (lat.); arroser (serpmek, sulamak) + euse (-cı, yapab, eden) (fra.) * su püskürten araç veya sulama aracı; özellikle yolların tozunu bastırmak veya bitkileri sulamak amacıyla kullanılan, su fışkırtma düzenine sahip taşıt, sulayıcı

arp : gre. * harpa, harpe (orak, kanca; bir tür kılıç veya orak benzeri silah) * klasik batı müziğinde kullanılan eski, telli bir müzik aleti

arpa : tür. * arpa, arba, arva (tahıl, tahıl tanesi; buğdaygillerden olan ve bira yapımında kullanılan otsu) * buğdaygillerden, taneleri daha çok bira yapımında ve hayvan yemi olarak kullanılan otsu; hordeum vulgare

arpacı kumrusu : tür. * arpa, arba, arva (tahıl, tahıl tanesi; buğdaygillerden olan ve bira yapımında kullanılan otsu) + ci (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + kumru (gri-kahverengi tüylü, evcilleşebilen, eşiyle güçlü bağ kurmasıyla bilinen kuş) + su (iyelik eki) * önceden ne yapacağı belli olmayıp ortaya çıkan duruma göre hareket eden kimse

arpacık : tür. * arpa, arba, arva (tahıl, tahıl tanesi; buğdaygillerden olan ve bira yapımında kullanılan otsu) + cık (küçültme eki) * göz kapağında bulunan yağ bezlerinin iltihabı

arpaçay : tür. * arpa, arba, arva (tahıl, tahıl tanesi; buğdaygillerden olan ve bira yapımında kullanılan otsu) + çay (küçük dere) * Kars’ın bir ilçesi

arpağan : tür. * arpağ (anlaşılamayan, şaşırtan) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yabani arpa; yabani; doğada yaşayan, evcil olmayan hayvan, evcil karşıtı; doğada kendiliğinden yetişen bitki; görgüsü olmayan, kaba, hoyrat kimse

arpalama : tür. * arpa, arba, arva (tahıl, tahıl tanesi; buğdaygillerden olan ve bira yapımında kullanılan otsu) + la (etken fiil eki) + ma (isim yapım eki) * toynaklı hayvanların, genellikle atların ayaklarında görülen ve rahat yürümelerini önleyen bir hastalık

arpalık : tür. * arpa, arba, arva (tahıl, tahıl tanesi; buğdaygillerden olan ve bira yapımında kullanılan otsu) + lık (isim yapım eki) * arpa ekilmiş olan tarla; saklamak için arpa konulan yer

arpeggio : lat. * arpeggio (arpa (harp) + eggiare (çalmak, ile oynamak), eggio (çalma, oynama) ) * bir akor oluşturan seslerin birbiri arkasından çalınması

arpeggione : lat. * arpeggiare (harp çalmak) (arpa (harp) + eggiare (çalmak, oynamak) ), arpeggio (harp çalma) + ne (son ek) * 19. yüzyıla ait 6 telli bir müzik enstrümanı

arpej : lat. * arpeggio (arpa (harp) + eggiare (çalmak, ile oynamak), eggio (çalma, oynama) ) * bir akor oluşturan seslerin birbiri arkasından çalınması

arrest : lat., ing. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + restare (kalmak, durmak) (lat.); arrest (durdurma, tutuklama) (ing.) * kardiyak aritmilerden kaynaklanan ani kalp durması

arrhenatherum : lat. * arrhen (erkek) + ather (başak) + um (bitki eki) * çayır ve otlaklarda yetişen, uzun yapraklı ve başaklı, Poaceae familyasından bir bitki

arrhenius asidi : isv., lat. * arrhenius (İsveçli bilim insanı Svante Arrhenius’un soyadından) (isv.) + acidum, acidus (ekşi, asit) (lat.) + i (iyelik eki) (tür.) * suda çözündüğünde ortama H+ iyonu veya H3O+ (hidronyum iyonu) veren madde

arrhenius bazı : isv. * arrhenius (İsveçli bilim insanı Svante Arrhenius’un soyadından) + bainein (gitmek, yürümek, ilerlemek, adım atmak; inmek), basis (adım, basamak, temel, esas, baz, kaide, gidiş, yürüyüş, ilerleyiş, adım atış; iniş, alt, aşağı, düşük) (gre.) + ı (iyelik eki) (tür.) * suda çözündüğünde ortama OH- iyonu (hidroksit) veren madde

arrhenius yasası : isv., tür. * arrhenius (İsveçli kimyager Svante Arrhenius’un soyadından) (isv.) + yasa (kural, kanun, ilke, prensip) + sı (iyelik eki) (tür.) * kimyasal reaksiyonların hız sabitinin sıcaklığa bağlı olarak üstel biçimde değiştiğini ifade eden ve aktivasyon enerjisi kavramını tanımlayan kinetik yasa

arrow imkansızlık teoremi : ing., gre., tür. * arrow (Amerikalı ekonomist Kenneth Arrow’un soyadından) (ing.) + imkansızlık (nümkün olmama, olasılık dışı olma) (tür.) + theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * oylama sistemlerinde, dereceli tercihlere dayanan ve üç veya daha fazla seçenek sunan hiçbir oylama sisteminin belli bazı mantıklı kriterleri aynı anda sağlayamayacağını gösteren teorem

arrow paradoksu : ing., gre., tür. * arrow (ok; Amerikalı ekonomist ve matematikçi Kenneth Arrow’un soyadından) (ing.) + paradox (aykırı kanı, öğreti dışı durum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * bireysel tercihlerin tutarlı toplumsal tercihlere dönüştürülmesinin imkansızlığını matematikseş olarak ortaya koyan sosyal tercih kuramı; oylama sistemlerinde, dereceli tercihlere dayanan ve üç veya daha fazla seçenek sunan hiçbir oylama sisteminin belli bir takım mantıklı kıstasları aynı anda sağlayamayacağını gösteren teori

ars almadel : lat., gre. * ars (sanat) + el (ön ek, artikel) + mandalos (sürgü, kilit; taşınabilir sunak (altar) ) * Hz. Süleyman'ın 72 cinine ve majiye (sihir) ilişkin bilgileri içeren, beş bölümden oluşan ve "Süleyman'ın Küçük Anahtarı" olarak da anılan kitabın dördüncü bölümü

ars goetia : lat., gre. * ars (sanat) (lat.) + goetia (hükmetme, sihir, büyü, cadılık) (goaein (feryat etmek, ağıt yakmak, hıçkırarak ağlamak), goes (mezar başlarında ağıt yakan, ölülerin ruhlarıyla bağ kuran veya cenaze törenlerini yöneten; büyücü, sihirbaz, gözbağcı, şarlatan) + eia (isim yapım ve durum eki) ) * Hz. Süleyman'ın 72 cinine ve majiye (sihir) ilişkin bilgileri içeren, beş bölümden oluşan ve "Süleyman'ın Küçük Anahtarı" olarak da anılan kitabın ilk bölümü

ars notoria : lat. * ars (sanat) + notoria (ün, şöhret) (notorius (ünlü, şöhretli) + ia (durum eki) ) * Hz. Süleyman'ın 72 cinine ve majiye (sihir) ilişkin bilgileri içeren, beş bölümden oluşan ve "Süleyman'ın Küçük Anahtarı" olarak da anılan kitabın beşinci bölümü

ars paulina : lat. * ars (sanat) + paulina (küçüklük), paulinus (küçük) * Hz. Süleyman'ın 72 cinine ve majiye (sihir) ilişkin bilgileri içeren, beş bölümden oluşan ve "Süleyman'ın Küçük Anahtarı" olarak da anılan kitabın 3. bölümü

ars theurgia goetia : lat., gre. * ars (sanat) (lat.) + theourgia (ilahi iş, tanrı işi, mucize, büyü, sihir) (theos (tanrı, ilah) + ergon (iş, çalışma) ) (gre.) + goeteia (hükmetme, sihir, büyü, cadılık) * Hz. Süleyman'ın 72 cinine ve majiye (sihir) ilişkin bilgileri içeren, beş bölümden oluşan ve "Süleyman'ın Küçük Anahtarı" olarak da anılan kitabın ikinci bölümü

arsa : ara. * rasa (sabitlemek, demir atmak, yerleştirmek), irsa * açık ve düz alan, avlu; toprak alan, boş arazi, yeryüzü parçası

arsenik : far., gre. * el zarniki (el (ön ek) + zar, zarn, zern (altın) + niki (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ), arsenikon, arsenikos, arsenicum (altın gibi, altın renkli) (gre., lat.) * sembolü As atom numarası (elektron sayısı) 33 olan metaloid (kimyasal formülü H 3 AsO 4 ve moleküler formülü AsO(OH) 3)

arsenik trioksit : gre. * arsenikos + tri (üç) + oxydio (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + idio (gibi, ile ilgili, benzer) ) * akut promiyelositik lösemi (APL) olarak bilinen bir kanser türünü tedavi etmek için kullanılan kimyasal bileşik (As2O3)

arsıl : tür. * ar (kumral, kestane rengi) + sıl (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer); arslan (arsıl + ang (vahşi hayvan) ) * kumral olan, kestane rengi olan

arsız : tür. * ar (utanç, utanma duygusu) + sız (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) * utanıp sıkılması olmayan, sırnaşık, yılışık, yüzsüz

arsin : laz. * arsin (temiz, arınmış) * Trabzon’un bir ilçesi

arsinoit : * arsinoe (Mısır’daki antik kent; Arsinoe II’nin adıyla ilişkili) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * Helenistik ve Roma dönemlerinde Mısır'daki Fayum vahası bölgesini kapsayan ve adını Ptolemaios kraliçesi II. Arsinoe'den alan idari bölgeye (Arsinoite Nomos) veya bu bölgenin sakinlerine, kültürüne ve üretimine ait olan

arslan : tür. * ar (kumral, kestane rengi) + sıl (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ang (vahşi hayvan) * kedigillerden, Afrika’da yaşayan, koyu sarı renkli, erkeğinin boynunda yele bulunan, büyük ve çok güçlü, yırtıcı bir memeli hayvan

arsuz : gre. * rohosos (gül) (gre.); rose, Rose (gül) (ing., fra., alm.) * Hatay'ın bir ilçesi

arş : ara. * araşa (insanların veya nesnelerin üzerine koruma sağlamak amacıyla geçici veya kalıcı barınak, tente veya gölgelik kurmak, tavan kurmak, ev yapmak) (ara.); arcus, arc, arch, Arkus (lat., ing., fra., alm.) * yükseklik, yüksek yer, yüksek şey; tavan, ev, çadır; taht, gölgelik, yüksek makam, yüksek mekan; taht şeklinde yatak, özellikle Baal tapınağında bulunan taht; en yüksek gök

arşe : fra. * arc (yay) + het, et (küçültme eki) * keman yayı, şönil, tüylü telli çubuk, kılı telli çubuk; elektrikle işleyen taşıtlarda, telden elektrik akımını almaya yarayan, taşıttan tele uzanmış yay biçimli iletken

arşegoniofor : gre. * arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet, tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) + genos, gonos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, üretim, oluşum, doğum, ırk, yavru, döl, soy, nesil, köken, aile, akraba, tür, cins, sınıf, kategori) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) * çoğunlukla ciğer otu (Marchantiales) gibi bazı ilkel kara bitkilerinde (briyofitler) dişi üreme organlarını (arşegonyum) taşımakla görevli olan, bitkinin dişi üreme hücrelerini oluşturan arşegonyumları yukarı kaldırarak toprak yüzeyindeki olumsuz koşullardan koruyan, sperm hücrelerinin dişi organa ulaşması ve döllenmenin gerçekleşmesi için gerekli alanı sağlayan şemsiyeye benzer özel saplı yapı

arşetip : gre. * arkhetupon, arkhetypon (arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet, tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) + tupos, tupon, typos, typon (model, tip, çeşit, cins, tür) ) * var edilen ilk örnek, ana örnek, kalıp, prototip, ilk tip, ilk örnek, asıl numune

arş-ı ala : ara. * arş (yükseklik, yüksek yer, yüksek şey; tavan, ev, çadır; taht, makam, yüksek mekan; taht şeklinde yatak, özellikle Baal tapınağında bulunan taht) + ı (tamlama eki) + ala (yüce, yüksek, ulu, yukarıda) * göğün en yüksek tabakası; Allah katı, Allah’ın indi

arşın : far. * arişn (dirsek, ön kol, 2.40 cm dolayında bir uzunluk birimi) (far.); areşna (dirsek) (ave.) * eskiden kullanılan, 68-75 santimetreye eşit bir uzunluk ölçüsü

arşidük : gre. * archidoukas (archi (otorite, ilk, öncel), arkhe, arkhaios, arkhaia (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, antik) + doukas, dux (lider, önder) ) * Roma İmparatorluğu’nda İmparator rütbesinden aşağıda kral, prens-psikopos, granprens ve grandük rütbeleri içinde fakat prens ve dük rütbelerinden yukarıda olan rütbe

arşidüşes : gre. * archidoukas (archi (otorite, ilk, öncel), arkhe, arkhaios, arkhaia (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, antik) + doukas, dux (lider, önder) + issa (dişilik eki) ) * kadın arşidük, arşidükün karısı

arşimed : gre. * arkhos, arkhaios (baş, reis, usta, öğretmen, şef, başkan, hükümdar) + medea (plan, danışman, marifetli, kurnaz) * hidrostatiğin ve mekaniğin temelini atan, suyun kaldırma kuvvetini bulan antik Yunan matematikçi, fizikçi, astronom, filozof ve mühendis

arşimed spirali : gre., lat. * archimedes (Yunan bilim insanının ismi) + spira (bobin, makara) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + i (iyelik eki) * uç noktası etrafında sabit bir açısal hız ile dönen bir ışın üzerinde sabit hız ile ilerleyen bir noktanın çizdiği eğri; a bir sabit gerçek sayı ve a ≠ 0 olmak üzere, r = aθ denklemiyle tanımlanabilen eğri

arşipelag : gre. * arkhi (baş, reis, usta, öğretmen, şef, başkan, hükümdar), arkhe, arkhaios, arkhaia (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, antik) + pelagos (deniz, açık deniz) * takımadalar; Ege Denizi

arşitekt : gre. * arkhi (baş, reis, usta, öğretmen, şef, başkan, hükümdar) + tekton (yapıcı, inşaatçı, mimar) * baş usta, baş yapıcı; yapıların tasarımı ve inşasıyla ilgilenen, estetik, fonksiyon ve teknik açıdan yapı planlayan ve yöneten uzman kişi, mimar

arşitektür : gre., lat. * arkhi (baş, reis, usta, öğretmen, şef, başkan, hükümdar) + tekton (yapıcı, inşaatçı, mimar) (gre.) + tura (ile ilgili olma) (lat.) * yapıların tasarımını, planlanmasını, estetiğini, işlevselliğini ve teknik bütünlüğünü bir araya getiren disiplin, mimari

arşiv : gre., lat. * arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet, tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) (gre.) + ivas (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) ) * belgelik, belgelerin koyulduğu veya saklandığı alanlar

art : tür. * art (sırt, arka, geri, dağ geçidi) * arka, geri

artağan : tür. * art (çoğalmak, fazlalaşmak) + ağan (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * pirinç, fasulye vb. için pişince çoğalan, artımlı; her zamankinden, alışılandan veya beklenilenden daha verimli olan, verimi artmış olan

artçı : tür. * art (sırt, arka, geri, dağ geçidi), artmak (eklenmek, ilave olmak) * geriden gelen, sonra gelen, takip eden

artefakt : lat. * artefactum (arte (sanat) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek, icra etmek, oluşturmak), factum (yapılmış olan, yapma) ) * insan eliyle yapılmış şey; insan eliyle yapılmış şey

artemia : gre. * artemis (Yunan mitolojisinde av, vahşi hayvanlar, doğum ve vahşi doğa tanrıçası) (art, arktos (ayı, büyük ayı, kutup yıldızı; büyük, yüce, kusursuz, mükemmel, saf, kutsal) + emis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + eia (isim yapım eki) * tuzlu göllerde ve lagünlerde yaşayan, yüksek tuzluluğa dayanıklılığı ve kuraklığa dirençli kistler (yumurtalar) üretebilmesiyle tanınan, özellikle akvaryumculukta ve su ürünleri yetiştiriciliğinde canlı yem olarak yaygın şekilde kullanılan kabuklular (Crustacea) sınıfına ait küçük bir tuzlu su karidesi cinsi

artemis : gre. * art, arktos (ayı, büyük ayı, kutup yıldızı; büyük, yüce, kusursuz, mükemmel, saf, kutsal) + emis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Yunan mitolojisinde av, vahşi hayvanlar, doğum ve vahşi doğa tanrıçası

artemisia : gre. * Artemis (Yunan mitolojisinde av, vahşi hayvanlar, doğum ve vahşi doğa tanrıçası) + ia (isim yapım eki) * çeşitli tıbbi ve aromatik türleri olan, yaprakları keskin kokulu, Asteraceae familyasından bir bitki

artemizinin : gre., lat. * Artemis (Yunan mitolojisinde av, vahşi hayvanlar, doğum ve vahşi doğa tanrıçası) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * Malarya tedavisinde kullanılan, Artemisia annua bitkisinden elde edilen antimalaryal ilacın etken maddesi (C15H22O5)

arter : gre. * arteria (atardamar, soluk borusu) (aer (hava) + teria (araç yapım eki) ) (gre.); artère (fra.) * kanı kalpten organlara taşıyan, genellikle oksijen açısından zengin ve kaslı duvarlara sahip olan ve dolaşım sistemi içinde merkezi taşıyıcı yol niteliğinde olan damar; atardamar, geçit, tip

arteriografi : gre. * arteria (atardamar, soluk borusu) (aer (hava) + teria (araç yapım eki) ) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek; kazımak, trmalamak), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * arter (atardamar) ve venlerin (toplardamar) görüntülenmesi işlemi

arteriogram : gre. * arteria (atardamar, soluk borusu) (aer (hava) + teria (araç yapım eki) ) + gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) * arteriyografi ile yapılan atardamar radyografisi

arteriol : gre., lat. * arteria (atardamar, soluk borusu) (aer (hava) + teria (araç yapım eki) ) (gre.) + ole (küçültme eki) (lat.) * atardamarları (arter) kılcal damarlara (kapiller) bağlayan mikroskobik çaptaki küçük kan damarlarından her biri (Dokulara kan akışını yönlendirmede ve kan basıncının düzenlenmesinde kas duvarları sayesinde önemli rol oynarlar.)

arteriolit : gre., lat. * arteria (atardamar, soluk borusu) (aer (hava) + teria (araç yapım eki) ) (gre.) + ole (küçültme eki) (lat.) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, sorun, eki) (gre.) * vaskülit (damar iltihabı) grubunda yer alan, arteriyollerin (kılcal damarlardan önceki küçük damarlar) iltihaplanması veya hasar görmesi durumu

arteriolitik : gre., lat. * arteria (atardamar, soluk borusu) (aer (hava) + teria (araç yapım eki) ) (gre.) + ole (küçültme eki) (lat.) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, sorun, eki) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * vaskülit (damar iltihabı) grubunda yer alan, arteriyollerin (kılcal damarlardan önceki küçük damarlar) iltihaplanması veya hasar görmesi durumuyla ilgili

arterioskleroz : gre. * arteria (atardamar, soluk borusu) (aer (hava) + teria (araç yapım eki) ) + skleros (katı, sert) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * atardamarların iç duvarlarında kolesterol, yağ ve kalsiyum gibi maddelerin birikmesiyle "plak" adı verilen yapıların oluşması nedeniyle atardamar duvarlarının kalınlaşıp esnekliklerini kaybederek sertleşmesi, atardamar sertliği

arteriovenöz : gre. * arteria (atardamar, soluk borusu) (aer (hava) + teria (araç yapım eki) ) + vena (toplardamar) + osus (ile ilgili, sıfat yapım eki) (lat.) * atardamar ve toplardamarla ilgili veya bunları etkileyen

arterit : gre. * arteria (atardamar, soluk borusu) (aer (hava) + teria (araç yapım eki) ) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, sorun, eki) * bağışıklık sisteminin kan damarlarına saldırması sonucunda atardamarda ve kan damarlarında iltihap oluşması durumu

arteriyel : gre., lat. * arteria (atardamar, soluk borusu) (aer (hava) + teria (araç yapım eki) ) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); artériel (fra.) * atardamarlarla ilgili, atardamarlara ait; özellikle atardamar kan basıncını veya dolaşımını ifade eden

arteriyografi : gre. * artiria (atardamar, geçit, tüp) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * radyo-opak bir ajanın damar yoluna verilmesi ve X-ray ışınları ve fluroskopi metoduyla damar görüntülenmesi

arteriyol : gre., lat. * arteria (atardamar, soluk borusu) (aer (hava) + teria (araç yapım eki) ) (gre.) + ole (küçültme eki) (lat.) * atardamarları (arter) kılcal damarlara (kapiller) bağlayan mikroskobik çaptaki küçük kan damarlarından her biri (Dokulara kan akışını yönlendirmede ve kan basıncının düzenlenmesinde kas duvarları sayesinde önemli rol oynarlar.)

arteriyolit : gre., lat. * arteria (atardamar, soluk borusu) (aer (hava) + teria (araç yapım eki) ) (gre.) + ole (küçültme eki) (lat.) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, sorun, eki) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * vaskülit (damar iltihabı) grubunda yer alan, arteriyollerin (kılcal damarlardan önceki küçük damarlar) iltihaplanması veya hasar görmesi durumu

arteriyosklerotik : gre. * arteria (atardamar, soluk borusu) (aer (hava) + teria (araç yapım eki) ) + skleros (katı, sert) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * atardamarların sertleşmesi ile ilgili

arteriyoskleroz : gre. * arteria (atardamar, soluk borusu) (aer (hava) + teria (araç yapım eki) ) + skleros (katı, sert) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * atardamarların sertleşmesi

arteriyovenöz : lat. * artiria (atardamar, geçit, tüp) + vena (toplardamar) + osus (ile ilgili, gibi, -a ait) * atardamar ile toplardamar arasında bağlantı veya her ikisiyle ilgili

arteroskleroz : gre. * arteria (atardamar, soluk borusu) (aer (hava) + teria (araç yapım eki) ) + skleros (katı, sert) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * atardamarların iç duvarlarında kolesterol, yağ ve kalsiyum gibi maddelerin birikmesiyle "plak" adı verilen yapıların oluşması nedeniyle atardamar duvarlarının kalınlaşıp esnekliklerini kaybederek sertleşmesi, atardamar sertliği

artezyen : lat., fra. * Artois (Kuzey Fransa’daki Artois bölgesi) (artrebates (ikamet edenler, sakinler) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + treb (ev, yapı) ) (lat.) + ien (-e dair, ile ilgili, -de ikamet eden) (fra.) * su sızdırmayan iki veya daha çok sayıdaki yeraltı tabakaları arasında kalan basınçlı suların sondaj usulüyle yeryüzüne basınçlı bir şekilde çıkmasını sağlayan kuyu

arthemisia : lat. * Artemisia (Yunan tanrıçası Artemis) + ia (yer veya durum eki) * Artemis adıyla anılan, tıbbi ve aromatik özellikleri olan, Asteraceae familyasından bir bitki

arthroleptidae : gre., lat. * arthro, arthros, arthron (eklem) + leptos, lepton (ince, narin, hafif, zayıf) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Sahra altı Afrika'da yaşayan, kurbağalarını (Anura takımı) ve Orta ve Güney Afrika ormanlarına ve savanlarına özgü çeşitli ağaç ve yer kurbağalarını içeren biyolojik bir familya (Kendi kemiklerini kırarak bunları pençe gibi kullanan ve arka ayaklarında tüylü yapılar bulunduran meşhur "tüylü kurbağa" (Trichobatrachus robustus) bu aileye dahildir.)

arthropodium : gre. * arthro, arthros, arthron (eklem) + podion (ayak, küçük ayak) (pous, podos (ayak) + ion (küçültme eki) ) (pous, podos (ayak) + ion (küçültme eki) ) * eklemli kök saplara sahip, çoğunlukla zambak benzeri çiçekler açan, Asparagaceae familyasından bir bitki

artı : tür. * art (çoğalmak, fazlalaşmak) + ı (isim yapım eki) * toplama işlemi işareti; çoğalma, ekleme, ilave

artı uç : tür. * artı (pozitif) + uç (en son nokta, tepe, baş, son, sınır, had, limit, serhad) * elektrolizde (elektrikli çözümlemede) sıvıya batırılıp akımın geçmesini ağlayan, metal uçlardan artı yüklü olanı, anot

artık : tür. * art (çoğalmak, fazlalaşmak) + ık (isim yapım eki) * bir şeyden geriye kalan, fazladan olan kısım

artırmak : tür. * art (çoğalmak, fazlalaşmak, üremek) + ır (fiil eki) + mak (fiil mastar eki) (tür.); art (sanat, üretim) (ing., fra.) * çoğaltmak, çeşitlendirmek, nicelendirmek

artifakt : lat. * artefactum (arte (sanat, üretim, yapım) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek, icra etmek, oluşturmak), factum (yapılmış olan, yapma) ) * insan eliyle yapılmış şey; insan eliyle yapılmış şey

artifisiyel : lat. * artificium (arte (sanat, üretim, yapım) + ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * doğada kendiliğinden bulunmayan ve insan tarafından yapılan, üretilen veya oluşturulan, doğal olmayan, yapay, suni

artikain : lat. * arte (sanat, üretim, yapım), arti (yapay, üretilmiş) + caine (anestetik madde eki) * dental amid tipi lokal anestezik ( (RS)-metil 4-metil-3-(2-propilaminopropanoilamino) tiyofen-2-karboksilat)

artikel : lat. * articulare (eklemlere ayırmak; açık ve belirgin bir şekilde söylemek) (articulus (bağlanmış küçük parça) (artus (eklem, eklenti, ek, ilave, fazlası) + culus (küçültme eki) ) * tanım edatı, tanımlık; bazı dillerde isimlerin başına gelen ön ek (el, le, la, der, die, das gibi)

artikülasyon : lat. * articulare (eklemlere ayırmak; açık ve belirgin bir şekilde söylemek) (artus (eklem, eklenti, ek, ilave, fazlası) + culus (küçültme eki) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * ses tellerinden çıkan ham sesin dil, dudak, damak ve dişler gibi konuşma organları yardımıyla şekillendirilerek hece, kelime ve cümleler halinde anlamlı konuşma seslerine dönüştürülmesi (boğumlama) işlemi

artiküler : lat. * articulare (eklemlere ayırmak; açık ve belirgin bir şekilde söylemek) (artus (eklem, eklenti, ek, ilave, fazlası) + culus (küçültme eki) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * eklemsel, eklemle ilgili, birleşmeyle ilgili

artiodactyla : gre. * artios (çift, ikili) + daktylos (parmak) + a (takson eki) * çift sayıda işlevsel parmağa sahip memelileri kapsayan takım, çift toynaklılar, çift tırnaklılar

artist : lat. * artista (arte, ars, art (üretim, yapım, hazırlama, bir araya getirme, sanat) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) ) * sanatla profesyonel olarak uğraşan, yaratıcı eser ortaya koyan kişi, sanatçı; ressam

artistik : lat. * artista (sanatçı) + icus (gibi, ile ilgili) * sanat ile ilgili, sanatsal, üretimsel, yapımsal

artistik anatomi : lat., gre. * artisticus (arte, ars, art (üretim, sanat, yapım, hazırlama, bir araya getirme) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) + cus (gibi olan) ) (lat.) + anatomia (ana (tekrar, yeniden, yukarı doğru, yukarıya, yükseğe, üste, geri, arkaya, baş, önce, evvel) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * tüm sanat yapıtlarında vücudun hareket ve biçimlerini betimleme sanatı

artmak : tür. * art (çoğalmak, fazlalaşmak, üremek) + mak (fiil mastar eki) (tür.); art, Art (sanat, üretim, çeşitlendirme, artırma; çeşit, tür) (ing., fra., alm.) * çoğalmak, fazlalaşmak, çeşitlenmek, niceliği yukarı yönde değişmek

artova : tür., far. * artuk (tür.) + abad (mamur ve tarım yapılan yer, çöl ve bozkır zıddı, düz, geniş arazi, yayla, yazı, düzlük) (far.) * Tokat’ın bir ilçesi (Büyük Selçuklu Meliki Alpaslan'ın komutanlarından Eksik Bey'in oğlu Artuk Han’dan)

artralji : gre. * arthro, arthros, arthron (eklem) + algia (acılı olma, ağrılı olma ıstıraplı olma) ) (algos (acı, ağrı, sancı, sızı, ıstırap) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * eklem ağrısı

artrit : gre. * arthro, arthros, arthron (eklem) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, sorun, eki) * eklem iltihabı

artrodez : gre. * arthrodesis (arthro, arthros, arthron (eklem) + desis (birleştirme, bir araya getirme, birbirine bağlama) (desein (bağlamak, birleştirmek) + sis (isim yapım eki) ) * iki kemik arasındaki eklem kemikleşmesinin ameliyatla yapay olarak indüklenmesi, yapay ankiloz, sindez

artrodia : gre. * arthro, arthros, arthron (eklem) + dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) * iki veya daha fazla parçanın veya nesnenin birleşim noktası; bu tür iki birleşim noktası arasındaki parça veya boşluk

artrodini : gre. * arthro, arthros, arthron (eklem) + dynia (acılı olma, ıstırap durumu) (dynos (acı, ıstırap) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * eklem ağrısı

artroloji : gre. * arthro, arthros, arthron (eklem) + logia (bilme, bilim) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kemikleri birbirine bağlayan eklemlerin yapısını, fonksiyonunu, anatomisini ve hastalıklarını inceleyen bilim dalı, eklem bilimi

artropati : gre. * arthro, arthros, arthron (eklem) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kas-iskelet sistemini etkileyen hastalıkların genel ismi

artroplasti : gre. * arthro, arthros, arthron (eklem) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * hasarlı veya aşınmış eklemin tamamen veya kısmen çıkarılması ve yapay bir protez takılması

artropod : gre. * arthro, arthros, arthron (eklem) + pous, podos (ayak) * kitinden oluşan sert bir dış iskelete, bölmeli vücut yapısına ve eklemli bacaklara sahip, hayvanlar aleminin en büyük ve en çeşitli şubesi olan, böcekleri, örümcekleri, yengeçleri ve kırkayakları içeren omurgasız canlı grubu, eklembacaklılar

artrosentez : gre. * arthro, arthros, arthron (eklem) + suntithenai (bir araya getirmek, birlikte yerleştirmek, birleştirmek) (sun, syn (eş, denk, birlikte, beraber) + tithemi, tithenai (koymak, yerleştirmek, ortaya koymak) ), sunthesis, synthesis (bir araya getirme, birlikte yerleştirme, birleştirme) (sun, syn (eş, denk, birlikte, beraber) + thesis (yerleştirme) ) * kas-iskelet sistemi rahatsızlıklarını tedavi etmek için enjektör ile eklem kapsülünden sinovyal sıvı toplama veya eklem kapsülüne ilaç enjekte etme prosedürü (işlemi)

artroskopi : gre. * arthro, arthros, arthron (eklem) + skepthestai (dışarı bakmak, gözlemlemek, gözetlemek), skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopia (görüş, hedef, gözetme, gözetleme, gözlem, gözleme, bakma, hedefleme) (skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * eklem üzerine açılacak küçük bir insizyon yoluyla sokulan bir endoskop (artroskop) ile gerçekleştirilen minimal invazif cerrahi prosedür

artrotomi : gre. * arthro, arthros, arthron (eklem) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * eklemin cerrahi yolla (ameliyatla) kesilmesi veya açılması işlemi

artroz : gre. * arthron, artros (eklem) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * eklem kireçlenmesi, osteoartit

artuklu : tür. * artuk (fazla, çok; Türkmen Beyi olan Artuk Bey'den) (art (çoğalmak, büyümek) + uk (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Mardin’in bir ilçesi

artvin : gür. * arta (varlık, zenginlik) + vani (taşıyan; barındıran) * varlık barındıran yer, nimet dolu yer; Türkiye'nin, Karadeniz Bölgesi'nin, doğu ucunda yer alan, doğusunda Ardahan, güneyinde Erzurum, batısında Rize, kuzeyinde Gürcistan bulunan 8 plaka numaralı şehri

aruba : caq. (caquetio) * aruba (ada) * Karayip Denizi'nin güneyinde yer alan, Hollanda Krallığı'na bağlı bir ülke

arube : ara. * arab (arap) * Arap kökenli, özellikle Arap dili ve kültürüne mensup olma niteliği veya Arapça konuşan kimse olma

arum : lat. * arum (yılan otu) * nemli topraklarda yetişen, geniş yapraklı ve tüp benzeri çiçekli, Araceae familyasından bir bitki

aruna : san. * aruna (kırmızımsı kahverengi; şafak) * Hint mitolojisinde Surya'nın (Güneş tanrısı)'nın arabacısının ismi

aruncus : lat. * aruncus (kiraz çiçeği benzeri çiçek) * uzun dik gövdeli, ince beyaz çiçek kümeleri olan, Rosaceae familyasından bir bitki

arundo : lat. * arundo (kamış) * sığ sulak alanlarda yetişen, uzun ve boş gövdeli, Poaceae familyasından bir bitki

arus : far. * arasa (evlenmek, nikahlanmak, zifaf veya düğün yapmak) * evlenen kişi, gelin veya damat, süslenmiş gelin, güveyi; güneş; gök; kükürt

aruz : ara. * arada, araza (kesmek, önüne çıkmak, sunmak, bildirmek, arzetmek) * kelimelerdeki seslerin uzunluk veya kısalık, kapalılık veya açıklık değerlerine göre türlü ses kalıplarından oluşan, Divan edebiyatı şiir ölçüsü (vezni)

arv : ara. * arava (varmak, gelmek, uğramak) * sıtma ve benzeri ateşli hastalıklarda hastayı aniden yakalayan ilk titreme nöbeti, bir iş veya yardım talebiyle bir kimsenin yanına varma/uğrama; veya yemişsiz (meyvesiz) bir ağaç türü

arvana : far. * ervane, arvana (dişi deve; iki hörgüçlü dişi deve) * boz renkli tüylere sahip, genellikle tek veya iki hörgüçlü dişi deve

arya : gre. * aer (hava) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) (gre.); aer (hava) (lat.); aria (hava; esinti; her çeşit şarkı, opera şarkısı) (ita.) (“Hava” kelimesi Türkçede de şarkı için kullanılır. "Aydın havası") * bir opera eserinde, solistlerden birinin orkestra eşliğinde söylediği, kendi içinde bütünlüğü olan şarkı

aryaman : san. * aryaman (arkadaş, yakın arkadaş, güneş, oyun arkadaşı) * Hint mitolojisi küçük bir güneş tanrısı ismi

aryanizm : tür., gre. * arı, ari (saf, pak, temiz, katıksız, öz) + an (ile ilgili, gibi, -a ait) (tür.) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * sözde Ari ırkını ayrı ve üstün olarak gören bir ırksal üstünlük ideolojisi

arz : ara. * arada, arrada (ortaya çıkmak, arzolunmak, arzetmek, sunulmak, sunmak, genişlemek) * sunum, sunma, sunuş, ortaya çıkarma, önerme, meydana çıkarma, belirtme, önüne çıkma

arz-ı endam : ara. * arz (sunum, sunma, sunuş, takdim, ortaya çıkarma, önerme, meydana çıkarma, belirtme, önüne çıkma) + ı (tamlama bağlacı) + endam (vücut, beden, görünüş; eklem, uzuv, organ) * zarif ve dikkat çekici bir biçimde bedenini veya varlığını gösterme, görünme; bir ortamda nazikçe, gösterişli biçimde bulunma, boy-pos gösterme

arz-ı hal : ara. * arz (sunum, sunma, sunuş, takdim, ortaya çıkarma, önerme, meydana çıkarma, belirtme, önüne çıkma) + ı (tamlama bağlacı) + hal (durum, vaziyet) * halini arzetme, durumunu sunma, durumunu bildirme, istida, arzuhal

arz-ı hürmet : ara. * arz (sunum, sunma, sunuş, takdim, ortaya çıkarma, önerme, meydana çıkarma, belirtme, önüne çıkma) + ı (tamlama bağlacı) + hurmet (ihtiram, riayet, saygı) * bir kimseye karşı nezaket ve saygı ifadesi olarak selam ve tazimi takdim etme, hürmetini bildirme, saygısını gösterme

arziyat : ara. * ard, erd (yer, dünya) + iyat (isim yapım ve çoğul eki) * toprakla ilgili olma, yeryüzüne, yere ilişkin olan şeyler; coğrafya ve yeryüzü özellikleriyle ilgili hususlar, jeoloji

arzu : far. * a (ön ek) + rada (hoşnut olmak, razı olmak), radı, razı (hoşlanan, hoşnut, razı olan, kabul eden, isteyen) * istek, heves; cinsel istek

arzuhal : ara. * arz (sunum, sunma, sunuş, takdim, ortaya çıkarma, önerme, meydana çıkarma, belirtme, önüne çıkma) + ı (tamlama bağlacı) + hal (durum, vaziyet) * halini arzetme, durumunu sunma, durumunu bildirme, istida, arzuhal

arzu-şikesten : ara., far. * arzu (arzu (istek, dilek) (ara.) + şikesten (kırmak), şikeste (kırılmış, bozulmuş) * arzunun olamaması, isteğin yerine gelmemesi, gerçekleşmemiş, boşa çıkmış istek; kırılmış ümit, hüsrana uğramış arzu, hayal kırıklığı, inkisar-ı hayal

As : lat. * arsenicum (arsenikon (arsenik sülfür minerali, sarı orpiment) kelimesinden) * atom numarası 33 olan, periyodik tablonun 15. grubunda bulunan, yarı metal özellik gösteren, gri renkli ve zehirli olan, yarı iletken teknolojilerinde, alaşımlarda, cam üretiminde ve tarihsel olarak pigmentlerde kullanılan element

as : lat. * as (ilk Roma madeni parası; en eski para ve sabit değer birimi) * iskambilde birli, bir işte başta gelen kimse

asa : ara. * asa (sopa, değnek, çomak, baston; ağaç ) * sopa, değnek, çomak, baston; ağaç

asa : ara. * asa (ummak, ümit etmek; belki, umulur ki) * ummak, ümit etmek; belki, umulur ki

asa : ara. * asa (üzülmek, hüzünlenmek, kederlenmek, tasalanmak) * üzülmek, hüzünlenmek, kederlenmek, tasalanmak

asab : ara. * asaba (bağlamak, sıkıca sarmak; bağlanmak, kenetlenmek, bir grup veya fikir etrafında toplanmak; burmak, kasmak, sıkmak, içiçe geçmek) * bağ, demet, sinir, kas lifi

asabi : ara. * asab (kas lifi, sinir) + i (-sel, ile ilgili); asib (sinirli) * sinire ilişkin, sinirsel; sinirli, asib

asabiye : ara. * asab (kas lifi, sinir) + i (-sel, ile ilgili) + iye (durum eki) * sinir hastalıklarıyla ilgili tıp dalı, nöroloji

asabiyet : ara. * asab (kas lifi, sinir) + i (-sel, ile ilgili) + iyet (isim yapım ve durum eki) * sinirsellik, sinirlilik

asaf : ara. * asaf (erdem, ileri görüşlülük) * vezirlere verilen bir sıfat; bir ot cinsi

asakir : ara. * askar (asker, er, ordu) * askerler, erler; ordular

asakir-i mansure : ara. * asakir (askerler, erler, ordular) + ı (tamlama eki) + mansure (yardım edilmiş; yenmiş, galip gelmiş) (nasr (yardım etmek) ) * II. Mahmud tarafından Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasının ardından kurulan asker ocağı, Asakir-i Mansure-i Muhammediyye

asal : ara. * asal, asil (ç.) * ikindi ve akşam arası vakit, öğleden geceye kadar olan müddet; zamanlar ve vakitler

asal : tür. * as (bir, tek, ilk, başta olan, temel, kök) + al (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * esas, temel, asıl, asli

asal sayı : tür. * asal (esas, temel, asıl, asli) + sayı (nicelik, miktar, rakamla ifade edilen değer) * sadece kendisine bölünebilen sayı (1, 3, 5, 7, 11 .....)

asalak : tür. * as (bir yere takarak sarkıtmak, asmak, takmak) + alak (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir canlının üzerinde veya içinde sürekli veya geçici olarak yaşayan, ondan beslenen bir başka canlı

asale : ara. * asel (bal) + e (isim yapım eki) * bal peteği, petek; zehiri çok tesirli olan yılan

asalet : ara. * asl (esas, kök, köken, temel, öz, soy), asil (esaslı, köklü, temelli, özlü, soylu) + et (durum eki) * soyluluk, köklü olma, esaslı ve sağlam olma

asaleten : ara. * asl (esas, kök, köken, temel, öz, soy), asil (esaslı, köklü, temelli, özlü, soylu) + et (durum eki) + en (gibi olarak, ile ilgili olarak) * asil olarak, esasen; bir görevin veya makamın asıl ve sürekli sahibi olarak; vekaleten değil resmen ve kadroya bağlı şekilde

asamblaj : lat., fra. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + simul (birlikte, beraber), similis (benzer, eş, aynı) + are (fiil mastar eki) (lat.) + age (isim yapım eki) (fra.); assemblage (fra.) * toplama, bir araya getirme; doğal veya hazır malzemelerin parçalarından oluşturulan sanat eseri

asamble : lat., fra. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + simulatus (simul (birlikte, beraber), similis (benzer, eş, aynı) + are (fiil mastar eki) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); assemblé (toplanmış, bir araya getirilmiş) (fra.) * kurul, meclis, heyet

asansör : lat. * ascensor (ascendere (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + scandere (çıkmak, tırmanmak) ), ascensus (çıkış, tırmanış) + or (-cı, yapan, eden eki) ) (lat.); ascenseur (fra.) * insanların veya yüklerin katlar arasında dikey olarak taşınmasını sağlayan makine veya mekanik düzenek; genellikle bina içinde, kabin ve makara sistemiyle çalışan kaldırma aracı

asap : ara. * asaba (bağlamak, sıkıca sarmak; bağlanmak, kenetlenmek, bir grup veya fikir etrafında toplanmak; burmak, kasmak, sıkmak, içiçe geçmek) * bağ, demet, kas lifi, sinir

asar : ara. * eser (yapıt, yapı, eser, iz, işaret, nişan) * yapıtlar, yapılar, eserler, izler

asarcık : ara. * Hisarcık (dağlar ve köylerin yerleştiği alan hisar biçiminde olmasından) * Samsun’un bir ilçesi

asar-ı atika : ara. * eser (iz, nişan, işaret), asar (izler, nişanlar, işaretler) + ı (tamlama eki) + atika (eski, antik) * antik çağ eserleri, eskiden kalma yapıtlar, çok eski yapılar, çok eski eserler, anıt yapılar

asarum : lat. * asarum (yer kokulu bitki) * yer örtücü, küçük yapraklı ve genellikle yeraltı kökleriyle çoğalan, Aristolochiaceae familyasından bir bitki

asas : ara. * as’asa (gece çökmek, karanlık bastırmak, karanlık çökmek) * gece; gecenin yoğunluğu

asayiş : far. * asay (dinlenmek, sakin olmak) + iş (isim yapım eki) * korku ve kaygı verici hiçbir şeyin bulunmayışı durumu, düzen ve güvenlik içinde bulunma, düzen, güvenlik, emniyet

asayiş berkemal : far. * asay (dinlenmek, sakin olmak) + iş (isim yapım eki) + ber (gibi, ile ilgili) + kemal (olgun, tam) * güvenliğe aykırı hiçbir durumun bulunmaması, rahat ve huzur temin edilmiş

asbaşkan : tür. * ast (alt, aşağı) (as (sarkıtmak) + t (ile ilgili, gibi) ) (tür.) + baş (ön, öncel, ilk, tepe, uç) + kan (ile ilgili, gibi, -a ait) (tür.) * ikinci başkan, başkan yardımcısı

asbest : gre. * asbestos (söndürülemez) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + sbestein (söndürmek), sbestos (sönme, sönüm) ) * beyaz toprak olarak da bilinen, ısıya, aşınmaya, kimyasal maddelere oldukça dayanıklı ve lifli yapıda olan kanserojen bir silikat mineral (Mg3(Si2O5)(OH)4)

ascarididae : gre., lat. * askaris (bağırsak solucanı) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * omurgalı canlıların, özellikle de memelilerin ve insanların ince bağırsaklarında yaşayarak enfeksiyona yol açan, genellikle "bağırsak solucanı" olarak bilinen yuvarlak solucanları (nematodları) kapsayan parazitik bir hayvan familyası

aschoff cisimleri : alm., tür. * Aschoff (Alman patolog ve fizyolog Dr. Ludwig Aschoff ‘un soyadından) + cisimleri (objeleri, nesneleri, gövdeleri, vücutları) (tür.) * romatizmal kalp hastalığında patolojik nodüller

ASCII : ing. * American (Amerikan) + standard (standart) + code (kodlama sistemi) + information (bilgi) + interchange (değiş tokuş) * metin karakterlerinin sayısal değerlerle temsil edilmesini sağlayan temel karakter kodlama standardı (A-Z, a-z harflerini, 0-9 rakamlarını, noktalama işaretlerini ve diğer karakterleri ikili sistemle kodlamak için oluşturulmuş standart sistem)

asciminib : gre. * askos, asci (çanta, tulum) + minib (kinaz inhibitör eki) * Philadelphia kromozomu pozitif kronik miyeloid lösemiyi tedavi etmek için kullanılan protein kinaz inhibitörü ilacın etkin maddesi (C20H18ClF2N5O3)

ascites : gre. * askos, asci (çanta, tulum), askites (çanta gibi, tulum gibi) * karın şişmesine neden olan periton boşluğunda sıvı birikmesi

asclepiadaceae : lat. * Asclepius (Yunan şifa tanrısı) + aceae (-giller, botanik familya eki) * Apocynaceae (Zakkumgiller) familyası altında Asclepiadoideae alt familyası olarak yer alan, genellikle sütlü özsu (lateks) içeren, çok yıllık otsu bitkiler ve sarılıcı çalıları kapsayan bir çiçekli ve tırmanıcı bitki familyası, sütleğenfiller, ipek otugiller

asclepias : lat. * Asclepius (Yunan şifa tanrısı) + ias (aitlik eki) * pocynaceae (zakkumgiller) familyasına ait olan, yaprakları ve gövdesi kırıldığında süt beyazı renginde zehirli bir öz su salgılayan, kelebekleri çekme özelliği olan ve Monarch kelebeklerinin ana besin kaynağı olan, turuncu çiçekleriyle bilinen, Kuzey Amerika'da yerli halklar tarafından geleneksel tıpta (özellikle solunum yolu hastalıklarında) kullanılan çok yıllık bir bitki

asebutolol : gre. * acetyl (acetum (sirke, ekşi, asetik asit) + yl (alkil eki; kimyasal radikal hidrokarbon veya türev eki) ) + butyramide (voutyron (tereyağ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) + amide (amonyaktan bir hidrojen atomunun bir asil grubu (R–CO–) ile değiştirilmesiyle elde edilen, R-CONH2 grubunu içeren bir organik bileşik) ) + olol (son ek) * hipertansiyon, aritmi ve anjina tedavisi için kullanılan kardiyoselektif bir beta bloker

asebutolol : ing. * ace (acetyl; asetil grubu) + but (butyl; dört karbonlu alkil zinciri) + olol (β-adrenerjik reseptör blokerlerini ifade eden INN son eki) * kardiyoselektif β₁-adrenerjik reseptörleri bloke ederek kalp atım hızını ve miyokardiyal oksijen tüketimini azaltan, antihipertansif ve antiaritmik etkili bir ilacın etken maddesi (C18H29ClN2O4)

asefali : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + kephale, kephalos (kafa, baş) + ikos (gibi olan) ) + eia (isim yapım ve durum eki) * bir canlının doğuştan başının olmaması veya belirgin bir baş yapısının bulunmaması durumu

aseklofenak : lat., gre. * aceclofenac (acetum (sirke, ekşi, asetik asit) (lat.) + khloros (klor grubu) + phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) ) (gre ) + aceticus (asetik asit türevi) (lat.) * romatoid artrit, osteoartrit ve ankilozan spondilitte ağrı ve enflamasyonun giderilmesinde kullanılan diklofenakın steroidal olmayan bir anti-inflamatuar ilaç analoğu (C16H13Cl2NO4)

aseksüel : lat. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + sexualis (cinsel) (sectus, sexus (cins, cinsiyet, ayrım, ayrışım, kesim, bölünme) (secare (kesmek, ayırmak, bölmek) + ectus, exus (geçmiş zaman ve isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * cinsel ilgi veya arzu göstermeyen; cinsel yönelimi olmayan veya cinsel çekim hissetmeyen kişi

asel : ara. * asel (bal) * arılar tarafından çiçeklerden ve meyve tomurcuklarından alınarak yutulan nektarın arı midesindeki invertaz enzimi sayesinde kimyasal değişime uğramasıyla oluşan ve kovandaki petek hücrelerine yerleştirilen yenebilir ve besleyici madde

aselbent : ara. * asel (bal) + bend (bağ, boğum, mafsal) * akar amber ağacından elde edilen, üst solunum yolları rahatsızlıklarının tedavisinde ve parfüm yapımında kullanılan vanilya kokulu reçine

asel-i musaffa : ara. * asel (bal) + ı (tamlama eki) + musaffa (saflaşmış, saf) * saf bal, süzme bal

asellidae : lat. * asellus (küçük eşek, eşekçik, sıpa) (asinus (eşek) + ellus (küçültme eki) ) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * atlı sularda (göllerde, yavaş akan derelerde ve yer altı sularında) yaşayan, en bilinen türü olan Asellus aquaticus (su biti, su tespih böceği) olan, tespih böceklerinin de dahil olduğu Isopoda (eşit ayaklılar) takımına ait küçük kabuklular familyası

aselüler : lat. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + cellularis (cella (oda, depo, hücre) + ulus, ula (küçültme eki) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * hücre yapısına sahip olmayan; canlı organizmalarda hücresel yapıya sahip olmayan veya hücresel olmayan yapılarla ilgili

asemetasin : lat., gre. * acemetacin (acidus, acidum (asit, ekşi) (acere (ekşimek) + dus, dum (isim yapım eki) ), aceticus (asetik, sirkesel) (acetum (sirke, ekşi, asetik asit) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) (gre.) + cine (antiinflamatuar ilaç eki) (lat.) * osteoartrit, romatoid artrit, bel ağrısı tedavisinde ve ameliyat sonrası ağrının hafifletilmesinde kullanılan, steroidal olmayan bir antiinflamatuar ilacın etkin maddesi (C21H18ClNO6)

asemptomatik : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + symptoma (belirti, gösterge, alamet; işaret, sinyal) (syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + piptein (düşmek, meydana gelmek, oluşmak, ortaya çıkmak) + ma (isim yapım eki) ) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * herhangi bir belirti veya bulgu göstermeyen; hastalık veya durum var olsa da dışa yansıyan klinik işaretlerin gözlemlenmediği durum, belirti vermeyen hastalık

asena : soğ. * ağşena, ağsinag (mavi, koyu mavi; mavi veya yeşil) * Türk mitolojisinde efsanevi bir dişi kurtun doğurduğu on erkek çocuğundan biri, Aşina

asendan : lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + scandere (tırmanmak, yükselmek, yukarı çıkmak) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); ascendant (fra.) * yükselen, yukarı çıkan

asendan aorta : lat. * ascendent (yukarı çıkan, yükselen) + aorte (asıl atardamar, aort, kaldıran boru, asma ipi) * kalbin sol ventrikülünden çıkan ve ters U şeklinde karın içinde ilerleyip göbek hizasında iki ayrılarak bacaklara doğru ilerleyen aortun (ana atardamar) kalpten çıkan ilk kısmı

asenkron : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + khronos (zaman, vakit, süre) * eşzamanlı olmayan

asensiyon : lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + scandere (tırmanmak, yükselmek, yukarı çıkmak) + tio (isim yapım eki) (lat.); ascension (fra.) * yükseliş, yükselme, yukarıya çıkış

asentrik : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + kentrikos (merkezcil) (kentron (merkez, orta nokta, keskin nokta, diken, mahmuz, iğne, iğne ucu, sivri uç, iğne, dürtme) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * merkezlenmemiş; merkezi olmayan, merkezcil olmayan

asepponat : lat. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + sapo, saponis (sabun) + ate (asidin tuzu veya esteri belirteci) * metilprednizolon gibi bir glukokortikoidin kimyasal yapısında bulunan ester gruplarını tanımlamak için kullanılan terim; sabun veya deterjan özelliği olmayan, temizleme işlevi olmayan kimyasal madde

asepsi : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + sepein (çürümek), sepsis (çürüme) * bakteri, virüs, mantar, parazit gibi hastalık yapıcı maddelerin bulunmaması veya bunlarla temas edilmemesi

aseptik : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + sepsis (çürüme) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * mikroptan arındırılmış, mikropsuzlaştırılmış

aseptisite : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + sepsis (çürüme) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * hastalık yapıcı (patojen) mikroorganizmaların (bakteri, virüs, mantar vb.) bulunmadığı steril, mikropsuz ortam veya durum

ases : ara. * assa (gece gezmek), ass (gece bekçisi, devriye), asas (gece bekçileri, devriyeler) * Osmanlı İmparatorluğu'nda asayişi sağlamakla görevli gece bekçisi

asesbaşı : ara., tür. * assa (gece gezmek), ass (gece bekçisi, devriye), asas (gece bekçileri, devriyeler) (ara.) + baş (ilk, önce, tepe, uç) + ı (iyelik eki) (tür.) * Osmanlı ordusunda, yeniçeri ocağındaki askeri göreviyle birlikte, İstanbul’un güvenliğini sağlamakla yükümlü olan 28. ortaya da komuta eden çorbacıya verilen isim

aset : lat., ing. * ad satis (yeterince) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + satis (yeterli, yeterince) ) (lat.); asset (ing.) * bir kişi veya kurumun sahip olduğu, ekonomik değeri olan tüm taşınır veya taşınmaz mal, hak ve kaynaklar, varlıklar

asetabular : lat. * acetum (sirke, ekşi, asetik asit) + abulum (kap, içine alan, yutan) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * asetabulum ile ilgili

asetabulum : lat. * acetum (sirke, ekşi, asetik asit) + abulum (kap, içine alan, yutan) * uyluk kemiğinin başının, kalça kemiği ile eklem yaptığı çukurluk; Antikçağda kullanılan geniş ağızlı bir sos kabı türü; Antik Roma’da kullanılan, değer olarak 1/3 sextarius = 1/4 hemina = 1/2 quartarius’a denk gelen kuru ve sıvı ölçü birimi

asetal : lat. * acetum (sirke, ekşi, asetik asit) + al (organik fonksiyonel grup eki) * karbonil grubuna bağlı iki alkoksi (-OR) grubu içeren ve genellikle organik sentezde veya çözücü olarak kullanılan kimyasal bileşik sınıfı

asetaminofen : lat., gre. * acetum (sirke, ekşi, asetik asit) + amino (ammonia (amonyak) + ine (kimyasal madde son eki) (lat.) + phaino, phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak) (gre.) * ateş ve hafif ila orta şiddette ağrı tedavisinde kullanılan opioid olmayan analjezik ve antipiretik ilaçların etkin maddesi, parasetamol (C8H9NO2)

asetat : lat. * acetum (sirke, ekşi, asetik asit) + atum, ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek) * asetik asidin (sirke asidi) tuzu veya esteri; geçirgen veya yarı geçirgen selüloz asetat bazlı film

asetazolamid : lat., gre. * acetyl (acetum (sirke, ekşi, asetik asit) + yl (alkil eki; kimyasal radikal hidrokarbon veya türev eki) + azole (mantar önleyici ilaçlarda yer alan bir veya daha fazla nitrojen (azot) atomu içeren 5 üyeli bir halkaya sahip bir grup heterosiklik bileşik belirtici ek) (azotos, azotikos (yaşamsız, cansız, hayatsız) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) ) + amide (amonyaktan bir hidrojen atomunun bir asil grubu (R–CO–) ile değiştirilmesiyle elde edilen, R-CONH2 grubunu içeren bir organik bileşik) ) (karbon grubuna bağlı azot atomunun ifadesi) ) * glokom, epilepsi, akut dağ hastalığı, periyodik felç, idiyopatik intrakraniyal hipertansiyon, kalp yetmezliğini tedavi etmek ve idrarı alkalileştirmek için kullanılan ilacın etkin maddesi (C4H6N4O3S2)

asetik : lat. * aceticus (asetik, sirkesel) (acetum (sirke, ekşi, asetik asit) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * sirkeyle özdeş özellikleri taşıyan, sirkeyle ilgili

asetik asit : lat. * aceticus (asetik, sirkesel) (acetum (sirke, ekşi, asetik asit) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + acidum, acidus (ekşi olan, asit) (acere (ekşi olmak) + idus (ile ilgili olan) ) * sirkeye ekşi tadını ve keskin kokusunu veren etanoik asit (CH3COOH)

asetilasyon : lat. * acetyl (acetum (sirke, ekşi, asetik asit) + yl (alkil eki; kimyasal radikal hidrokarbon veya türev eki) + atio (gibi olma, gibi yapma, ile ilgili olma) * organik bir bileşiğe bir asetil fonksiyonel grubu eklenme tepkimesi

asetilen : lat. * acetyl (acetum (sirke, ekşi, asetik asit) + yl (alkil eki; kimyasal radikal hidrokarbon veya türev eki) ) + ene (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ing.) * Alkalin grubuna üye olan ve yüksek yanıcılığa sahip gaz (C2H2)

asetilkolin : lat. * acetyl (acetum (sirke, ekşi, asetik asit) + yl (alkil eki; kimyasal radikal hidrokarbon veya türev eki) ) + khole (safra) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * merkezi sinir sisteminde, omurilikte ve periferik sinir sisteminde salgılanan ve tanımlanan ilk uyarıcı özelliklere sahip olan, safradan üretilmiş bir nörotransmitter (C7H16NO2) (CH3COOCH2CH2N+(CH3)3)

asetilkolinesteraz : lat., alm. * acetyl (acetum (sirke, ekşi, asetik asit) + yl (alkil eki; kimyasal radikal hidrokarbon veya türev eki) ) + khole (safra) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) + esther (essig (sirke) + Äther (eter, hava) (alm.) + ase (enzim eki) ) (lat.) * sinir uçlarından etkilediği organa veya sinir ucundan ikinci bir sinir hücresine, sinir impulsu taşıma görevinin yanında sinir ve kas lifleri boyunca biyoelektriksel akımın oluşmasını da sağlayan, sinaptik fissürdeki asetilkolini inaktive eden enzim

asetilsalisilik asid : lat. * acetum (sirke; asetik asit) + yl (kimyasal radikal eki) + salix (söğüt ağacı; söğüt kabuğundan elde edilen madde) + ic (aitlik, ilgili olma eki) + acidum (asit) * prostaglandin sentezini inhibe ederek analjezik, antipiretik, antiinflamatuvar ve antitrombositik etki gösteren, yaygın olarak ağrı, ateş ve inflamasyon tedavisinde kullanılan bir ilacın etken maddesi (C9H8O4)

asetilsalisilik asit : lat., ing. * acetum (sirke, ekşi, asetik asit) + yl (ek) + salix (söğüt) + ilicus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + acetum (sirke, ekşi, asetik asit) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + acidum, acidus (ekşi olan, asit) (acere (ekşi olmak) + idus (ile ilgili olan) ) * ağrı, ateş ve inflamasyonu azaltmak için ve antitrombotik olarak kullanılan nonsteroid antiinflamatuar bir ilaç, aspirin (C9H8O4)

asetilsistein : lat., gre. * acetum (sirke, ekşi, asetik asit) + yl (ek) + kystis (kist, kese, kapsül, mesane, idrar torbası, sidik torbası) + in (baz, alkaloid ve ikinci derecede doymamışlığa sahip hidrokarbon belirtme eki) * solunum yollarında toplanan balgamın yoğunluğunu ve yapışkanlığını azaltıp su gibi akıcı hale getiren, bronşiyal sekresyonların atılımını ve solunumu kolaylaştırarak akciğer fonksiyonlarının düzenlenmesine yardımcı olan aminoasit, N-asetil-L-sistein veya N-asetilsistein (C5H9NO3S)

asetoasetat : lat. * acetum (sirke, ekşi, asetik asit) + acetum + ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek; yüksek oksidasyon belirten ek) * vücutta bulunan ve gıda örneklerinde deoksinivalenol (DON) ve nivalenol (NIV) gibi trikotesen mikotoksinlerini belirlemek için kimyasal bir sistemde kullanılan üç keton cisimciğinden birisi (diğerleri aseton ve beta hidroksibutirat) (C4H6O3)

asetoasetik asit : lat. * acetum (sirke, ekşi, asetik asit) + one (oksijenli bileşik, keton grubu (C=O) ) + aceticus (asetik, sirkesel) (acetum (sirke, ekşi, asetik asit) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + acidum, acidus (ekşi olan, asit) (acere (ekşi olmak) + idus (ile ilgili olan) ) * hepatositlerin mitokondriyal matriksinde asetil-CoA'dan üretilen bir keton cismi ve zayıf bir Beta-keto asit, 3-oksobütanoik asit, asetonkarboksilik asit veya diasetik asit (CH3COCH2COOH)

asetohidroksamik asid : lat., gre. * acetum (sirke; asetik asit) (lat.) + hydro (su) (gre.) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + amide (amonyaktan bir hidrojen atomunun bir asil grubu (R–CO–) ile değiştirilmesiyle elde edilen, R-CONH2 grubunu içeren bir organik bileşik) (gre.) * üreaz enzimini inhibe ederek özellikle üreaz-pozitif bakterilere bağlı idrar yolu enfeksiyonlarında amonyak oluşumunu azaltmak amacıyla kullanılan hidroksamik asit türevi bir ilacın etken maddesi (C2H5NO2)

aseton : lat. * acetum (sirke, ekşi, asetik asit) + one (oksijenli bileşik, keton grubu (C=O) ) * kireçle doyurulmuş odun asidinin kuru damıtılmasıyla elde edilen, renksiz, kolay alev alır, eter kokulu, uçucu, pek çok organik madde için çözücü, eritici olarak kullanılan bir sıvı ( (CH3)2CO)

asetozolamid : lat. * acetum (sirke, ekşi, asetik asit) + one (oksijenli bileşik, keton grubu (C=O) ) + azole (mantar önleyici ilaçlarda yer alan bir veya daha fazla nitrojen (azot) atomu içeren 5 üyeli bir halkaya sahip bir grup heterosiklik bileşik belirtici ek) (azotos, azotikos (yaşamsız, cansız, hayatsız) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) ) + amide (amonyaktan bir hidrojen atomunun bir asil grubu (R–CO–) ile değiştirilmesiyle elde edilen, R-CONH2 grubunu içeren bir organik bileşik) ) * göz içi basıncı artışı, glokom, ilaca bağlı ödem ve irtifa hastalığı tedavisinde kullanılan diüretik ve karbonik anhidraz inhibitörü (C4H6N4O3S2)

asf : ara. * asf (yaprak) * bitkilerde solunum, fotosentez ve terleme gibi olayların gerçekleştiği, çoğunlukla yeşil renkli, klorofilli ve çeşitli şekillerde olabilen organ; sarma yapımında kullanılan asma yaprağı; kitap ve defterlerdeki birbine bağlı kağıt tabakalarından her biri; kat kat ayrılabilen ince bölüm

asfad : ara. * safada (bağlamak, kelepçelemek), safed (kelepçe, pranga, bağ) * kelepçeler

asfalt : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + sphallein (aşağı atmak), sphaltos (aşağı atılabilen) * içinde arı bitüm bulunan, kireçli veya doğal karışım, siyah renkli bir tür bitüm

asfaltit : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + sphallein (aşağı atmak), sphaltos (aşağı atılabilen) + ites (element, kayaç ve mineral eki) * petrolün tektonik hareketler sonucu kendi yatağından ayrılarak çevredeki yarık ve çatlaklara yerleşerek sıcaklık ve basıncın etkisi ile metamorfoza uğramış maddeler

asferik : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + spherikos (küresel) * küresel (sferik) formda olmayan

asferik lens : gre., lat. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + spherikos (küresel) (gre.) + lens, lentis (bezelye, bakla, mercimek; lens, mercek) (lat.) * yüzeyi tam olarak küresel olmayan, ışığın kırılmasını optimize ederek optik sapmaları (aberasyonları) azaltan ve daha keskin görüntü elde etmeyi sağlayan optik lens türü

asfiksi : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + sphygein (sıkmak, baskı yapmak), sphuxis, sphyxis (atım, atış, sıkma, baskı) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * solunumun yetersizliği veya durması sonucu vücutta oksijen eksikliği ve karbondioksit birikmesi durumu; boğulma, nefessizlik

asgari : ara. * sağir (küçük, ufak; aşağılık) * daha küçük, en küçük

asgari müşterek : ara. * asgari (en az) + müşterek (ortak) (iştirak (katılım) ) * iki veya daha fazla taraf arasında en az düzeyde ortak olan; müşterek ihtiyaç, paylaşılan en düşük hak veya unsur; anlaşmalarda, uzlaşmalarda, ikili görüşmelerde ve benzerlerinde taraflar arasında, aynı noktaya gelmeyi sağlayan, tüm tarafları tatmin edici değer ve yargılar toplamı

ashab : ara. * sahaba (arkadaşlık etmek, yoldaşlık etmek, beraber bulunmak, eşlik etmek), sahib (arkadaş, yoldaş, eşlik eden) * arkadaşlar, sahibler; Hazreti Muhammed’in meclislerinde, konuşmalarında bulunan kimseler

ashab-ı kehf : ara. * ashab (arkadaşlar, sahipler) + ı (tamlama eki) + kehf (mağara) * Kur'an'ın 18. suresi olan Kehf suresinde bahsedilen, mağarada transa geçirilmek suretiyle kendilerine üst planlardan bilgi aktarılan kişiler

ashab-ı meş'eme : ara. * ashab (arkadaşlar, sahipler) + ı (tamlama eki) + şimal (sol), meş'eme (solda olan, sol taraf) * solun sahipleri, hidayete eremeyenler

ashab-ı meymene : ara. * ashab (arkadaşlar, sahipler) + ı (tamlama eki) + yemin (sağ), meymene (sağda olan, sağ taraf) * sağın sahipleri, hidayete erenler

ashmore ve cartier adaları : ing. * ashmore (dişbudak gölü (ash (dişbudak ağacı) + mere (göl) ) + and (ve) + cartier (nakliyeci) (cart (araba, sepetli araba) + ier) ) * Avustralya'nın Hint Okyanusu'ndaki dış toprağı

ashwini ikizleri : san. * ashva (at) + in, ini (sahip, malik) + ikiz (benzer ikili; aynı gebelikten doğan iki kardeş) + ler (çoğul eki) + i (iyelik eki) * Hint mitolojisinde (Hinduizm) tıp, sağlık, şafak ve bilimlerle ilişkilendirilen ikiz tanrılar, Ashvini Kumaras

ası : tür. * as (çoğalmak, artmak, fazlalaşmak, fayda sağlamak) + ı (isim yapım eki) * fayda, yarar, kazanç, kar; başka bir kimseden veya bir şeyden birine veya bir şeye gelebilecek yarar

ASIC : ing. * application (uygulama) + specific (özel amaçlı) + integrated (tümleşik) + circuit (devre) * belirli bir işlev için tasarlanmış, genel amaçlı olmayan özel entegre devre türü

asıf : ara. * asafa (şiddetle esmek, savurmak, fırtına yapmak; öfkelenmek, hiddetlenmek; üzülmek, pişmanlık duymak; sıkmak, ezmek, savurmak, tahrip etmek, yıkmak, sürüklemek) * şiddetli rüzgar, fırtına, kasırga niteliğine sahip, fırtınalı, şiddetle esen, kasırgalı; öfkeli, hiddetli; üzgün, hüzünlü, pişman

asık : tür. * as (bir yere takarak sarkıtmak, takmak) + ık (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * asılmış, asılı; somurtkan

asıl : ara. * asl (esas, kök, köken, temel, öz, soy) * soy, ilke, temel, esas

asılmak : tür. * as (yüksek bir yere takıp aşağı sarkıtmak) + ıl (edilgen fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * asmak eylemi kendisine yapılmak; bir şeyi kuvvetlice tutup çekmek; sarkıntılık etmek

asılsız : ara., tür. * asl (esas, kök, köken, temel, öz, soy) + sız (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) * gerçek olmayan, esas olmayan

asıltı : tür. * as (yüksek bir yere takıp aşağı sarkıtmak) + ıl (edilgen fiil eki) + tı (isim yapım eki) * bir maddenin çözünemeyen parçacıklarının bir sıvı ortamda dibe çökmeden kalmış durumu

asım : ara. * asm, asama (korumak, sakınmak; günahtan korunmak, günahtan menetmek), masum (günahsız olan) * günahtan korunan, kendini günahtan meneden

asıntı : tür. * as (takmak, yüksek yerden sarkıtmak) + ın (dönüşlü fiil eki) + tı (isim yapım eki) * birini rahatsız edecek denli üzerine düşen, yapışkan, askıntı

asır : ara. * asr (çağ, dönem, döngü, devir, periyod, epok) * yüz yıllık zaman dilimi

asi : ara. * asa (itaatsizlik etmek, karşı gelmek, isyan etmek) + iy (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * isyankar, itaatsiz, başkaldıran

asib : ara. * asab (kas lifi, sinir) * sinire ilişkin, sinirsel; sinirli, asabi

aside : ara. * asd (burmak, çevirmek, kıvırmak) * pekmez, tereyağı, un ve su ile hazırlanan bir Arap tatlısı; un, et ve bamya ile yapılan bir Arap yemeği

asiderit : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + sideros (demir) + ites (element, kayaç ve mineral eki) * yapısında neredeyse hiç metalik demir bulunmayan ve tamamen silikat minerallerinden (taşlardan) oluşan taşsı meteorit (taş meteoru)

asidifikasyon : lat. * acidum, acidus (ekşi, asit) + ficationem, ficatio (yapma) (ficare (yapmak, etmek, eylemek, işlemek) + tio (isim yapım eki) ) * bir ortamın asidik hale gelmesi veya asitlik derecesinin artması (pH değerinin düşmesi) süreci, asitleştirme, asidik hale getirme, asidikleştirme

asidik : lat. * acidum, acidus (ekşi, asit) + icus (ile ilgili, -a ait) * hidrojen iyonu (H+) vererek sulu çözeltilerde ekşi ve aşındırıcı özellik gösteren, asit özelliği gösteren

asidikleşme : lat. * acidum, acidus (ekşi, asit) + icus (ile ilgili, -a ait) (lat.) + leş (dönüşüm eki) + me (isim yapım eki) (tür.) * bir ortamın asidik hale gelmesi veya asitlik derecesinin artması (pH değerinin düşmesi) süreci

asidimetre : lat. * acidum, acidus (ekşi, asit) + metron, metros (ölçü, ölçme) * bir asidin özelliğini, derişme derecesini ölçmeye yarayan cihaz, asitölçer

asidite : lat. * acidum, acidus (ekşi, asit) + itas (isim yapım ve durum eki) * çözeltide hidrojen iyonu derişiminin ölçüsü; su, toprak veya şarap gibi maddelerdeki asit seviyesi, asitlik derecesi

asidobazik : lat., gre. * acidum, acidus (ekşi, asit) (lat.) + bainein (gitmek, yürümek, ilerlemek, adım atmak; inmek), basis (adım, basamak, temel, esas, baz, kaide, gidiş, yürüyüş, ilerleyiş, adım atış; iniş, alt, aşağı, düşük) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * asit ve bazlarla ilgili, asit-baz dengesine ilişkin

asidofil : lat., gre. * acidum, acidus (ekşi, asit) (lat.) + philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * asit seven, asit sever; asit boyalara veya asidik ortama karşı afinitesi olan, asitli ortamlarda üreyebilen (mikroorganizma)

asidofilik : lat., gre. * acidum, acidus (ekşi, asit) (lat.) + philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * asit seven, asit sever; asit boyalara veya asidik ortama karşı afinitesi olan, asitli ortamlarda üreyebilen (mikroorganizma)

asidofilite : lat., gre. * acidum, acidus (ekşi, asit) (lat.) + philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) (gre.) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * asit sevenlik, asit severlik; asit boyalara veya asidik ortama karşı afinitesi olma, (mikroorganizma) asitli ortamlarda üreyebilme durumu

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...