malasi :
gre. * malakhia (gevşeklik, güçsüzlük) (malakhe, malakhos (yumuşak) + osis
(durum eki, olma durumu, hastalık) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kas
veya vücut güçsüzlüğü, halsizlik ve genel yorgunluk ile karakterize edilen
tıbbi durum
malathion :
lat., gre. * malonicus acidum (malonik asit C3H4O4) (malum, malus (elma) (lat.)
+ theion (kükürt (S) ) (gre.) * organofosfat grubunda yer alan, tarımda zararlı
böceklere karşı kullanılan, kolinesteraz enzimini etkileyen, böceklerin sinir
sistemini durduran insektisit nitelikli kimyasal bileşik, fosforlu organik böcek
ilacı (C10H19O6PS2)
malatura :
gre. * maratha (bitki, ot) * şekli dereotuna çok benzeyen, tadı değişik bir
bitki
malatya :
hit. * melit (bal) + ava (ülke, sığınma yeri) * bal ülkesi; komşu illeri
kuzeyde Sivas, batıda Adıyaman, güneyde Gaziantep ve doğuda Diyarbakır olan
Türkiye’nin 44 plaklı ili
malavi :
mara. * mal (güneş; göl) + awi (ülke; yer) (güneş ülkesi, göl ülkesi) * Afrika
kıtasında yer alan, kuzeyde Tanzanya, doğuda ve güneydoğuda Mozambik, batıda
Zambiya ile komşu olan ülke
malayani : ara.
* ma (ne, o, şey) + la (değil, yok, hayır) + yani (anlama gelir, anlamındadır)
* anlamı olmayan, anlamsız, boş, saçma, yararsız (şey, söz)
malayutak :
ara. * ma (ne, o) + la (değil, yok, hayır) + taka (güç yetirmek), yutak (güç
yetirilebilir) * takat getirilmez, güç yetmez, dayanılmaz
malaz :
ara. * lamaza (kinayeli konuşmak, kinaye yapmak, taşlamak, eleştirmek, ima
yoluyla ifade etmek, ima etmek) * kinaye, ima, dolaylı ifade
malaz :
ara. * laza, lada (sığınmak, korunmak, dayanmak), malaz (sığınak, dayanılan
yer, nemli veya su basmış arazi) * sulak yer, sürülmemiş, ot bürümüş toprak, su
altında kalan, su basmış tarla
malazgirt :
erm., ara., far. * manavazekert, manazkert (manaz (sığınak, dayanılan yer) +
kert (şehir, yerleşim yeri) (erm.); malaz (sığınak, korunulan yer) (ara.) +
gerd (kale, yerleşim yeri, şehir) (far.) * Muş’un bir ilçesi
malazi :
gre. * malakhia (gevşeklik, güçsüzlük) (malakhe, malakhos (yumuşak) + osis
(durum eki, olma durumu, hastalık) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kas
veya vücut güçsüzlüğü, halsizlik ve genel yorgunluk ile karakterize edilen
tıbbi durum
malç :
ing., fra. * mulch (saman örtüsü, kuru ot örtüsü) (ing.); moulage (döküm,
dökme) (mouler (dökmek, kalıplamak) + age (isim yapım eki) ) (fra.) * toprağı
örtmek, korumak için serilen bitki örtüsü; toprak ve rutubet muhafazası
amaçları ile çayır ve mera üzerine bırakılan veya başka yerlerden getirilip
serpilen her türlü bitki artığı
maldevelopman :
gre., lat., fra. * malos (kötü, zararlı, çirkin, fena) (gre.); malus (lat.) +
developare (açmak, geliştirmek) (de (ayırma, uzaklaştırma) + volupare (sarmak,
katlamak) ) + mentum (isim yapım eki) (lat.); mal (kötü, fena) + développement
(gelişme, gelişim) (développer (gelişmek) + ment (isim yapım eki) ) (fra.) *
organ, doku veya sistemin normalden saparak kötü veya eksik gelişmesi durumu;
tıbbi olarak anormal gelişim
maldiv adaları :
dhi. * mal (ada) + dhivehi (insan, halk) * Hint Okyanusu’nda yer alan başkenti
Malé, komşu ülkeleri kuzeydoğuda Hindistan ve doğuda Sri Lanka olan ada ülkesi
malé :
dhi. * malé (çocuk; küçük ada, merkez ada) * Maldivler Cumhuriyeti’nin başkenti
maleabl :
lat. * malleabilis (çekiçle dövülebilir) (malleus (çekiç, tokmak) + abilis
(olabilir, yapılabilir, mümkün eki) ) (lat.); malléable (fra.) * metal veya
madde gibi esnek ve şekil verilebilir; kolayca biçimlendirilebilen, dövülebilir
özellikte
malefiz :
lat. * malos (kötü, zararlı, çirkin, fena) (gre.); malus (lat.) + facere,
ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek, meydana getirmek, oluşturmak), ficus
(yapıcı, yapan, eden, eyleyen; yapılmış, edilmiş, eylenmiş, oluşturulmuş)
(lat.) * kötülük yapan, uğursuz; büyücü
malen :
ara. * mal (eşya, para) + en (gibi, olarak) * mal olarak, mal yönünden, mal
varlığı bakımından, malca
malezya :
san., lat. * malaya (dağ, tepe, yüksek yer) (san.) + sia (yer eki) (lat.) *
dağlık bölge; Güneydoğu Asya’da yer alan, kuzeyde Tayland, güneyde Singapur,
doğuda Endonezya ve Brunei ile komşu olan, ayrıca denizden Filipinler ile karşı
karşıya olan ülke
malfonksiyon : gre.,
lat., ing. * malos (kötü, zararlı, çirkin, fena) (gre.); malus (lat.) + functio
(yapma, yerine getirme, icra, işlev, görev) (fungi, fungere (yapmak, yerine
getirmek, icra etmek, işlemek, uygulamak) + tio (isim yapım eki) ) (lat.);
malfunction (ing.) * bir aygıtın, organın veya sistemin normal işlevini yerine
getirememesi durumu; işlev bozukluğu, arıza
malformasyon :
gre., lat., fra. * malos (kötü, zararlı, çirkin, fena) (gre.); malus + formare
(şekillendirmek, biçimlendirmek) (forma (şekil, biçim, kalıp), formis (şekilli,
biçimli) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.); malformation
(fra.) * organların, dokuların veya vücut kısımlarının normalden farklı,
kusurlu veya bozuk şekilde gelişmesi, şekil bozukluğu
malforme :
gre., lat. * malformatus (malos (kötü, zararlı, çirkin, fena) (gre.); malus +
formatus (formare (şekillendirmek, biçimlendirmek) (formis (şekilli, biçimli)
(forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) + are (fiil mastar
eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); malformé (fra) *
organları, dokuları veya vücut kısımları normalden farklı, kusurlu veya bozuk
şekilde gelişmiş, şekli bozuk, bozuk şekilli
malgama :
gre. * malagma (yumuşatıcı merhem, lapa) (malassein (yumuşatmak) + agma (isim
yapım eki) ) * birleşim, karışım, bileşik; ilaç olarak kullanılan yumuşatıcı
lapa veya karışım
malıtaşı :
ara., tür. * mal (eşya, ağırlık) (ara.) + ı (iyelik eki) + taş (sert mineral,
kaya) + ı (iyelik eki) (tür.) * kayıklarda kimi vakit çapa yerine kullanılan,
sağlam bir ipe bağlı büyükçe taş
mali :
mand. * mali (kalp, merkez, gövde; zenginlik, mülk) * batı Afrika’da yer alan,
kuzeyde Cezayir, doğuda Nijer, güneydoğuda Burkina Faso, güneyde Fildişi
Sahili, güneybatıda Gine ve batıda Senegal ve Moritanya ile komşu olan ülke
malign :
lat. * malignus (kötü huylu, kötücül, zararlı) (malus (kötü, zararlı, çirkin,
fena) + genus (tür, cins, soy, nesil, doğa, yaratım, çeşit, oluşum) * kötücül,
özellikle tümörler için kullanılan, kötü huylu, hızla yayılan veya zararlı
anlamında terim
malign melanom :
lat., gre. * malignus (kötücül, kötü huylu, zararlı) (malus (kötü, zararlı,
çirkin, fena) (lat.) + genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum,
ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) (gre.),
genus (tür, cins, soy, nesil, doğa, yaratım, çeşit, oluşum) (lat.) + melas,
melan, melanos (siyah, koyu renkli) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur;
kanser; toplanma, oluşum) (gre.) * kötü huylu, pigment üreten hücrelerden
kaynaklanan ve hızla yayılabilen agresif cilt kanseri türü
malignant :
lat., gre. * malignus (kötücül, kötü huylu, zararlı) (malus (kötü, zararlı,
çirkin, fena) (lat.) + genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum,
ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) (gre.),
genus (tür, cins, soy, nesil, doğa, yaratım, çeşit, oluşum) + ens, ent, entum
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); malignant (ing.) * kötücül, kötü
huylu, zararlı (özellikle hızla yayılan (metastaz yapan) tümörler için kullanılan
terim)
malignansi :
lat., gre. * malignus (kötücül, kötü huylu, zararlı) (malus (kötü, zararlı,
çirkin, fena) (lat.) + genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum,
ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) (gre.),
genus (tür, cins, soy, nesil, doğa, yaratım, çeşit, oluşum) + entia (isim yapım
eki) (lat.); malignant (ing.) * kötücül olma, özellikle tümörler için
kullanılan, kötü huylu olma, hızla yayılma veya zararlı olma anlamında terim
malignens :
lat., gre. * malignus (kötücül, kötü huylu, zararlı) (malus (kötü, zararlı,
çirkin, fena) (lat.) + genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum,
ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) (gre.),
genus (tür, cins, soy, nesil, doğa, yaratım, çeşit, oluşum) + entia (isim yapım
ve durum eki) (lat.); malignant (ing.) * kötücül olma durumu, malign olma
durumu; bir hastalığın (özellikle kanser) çevre dokulara yayılma, onları istila
etme ve vücudun uzak bölgelerine sıçrama (metastaz) yaparak hastanın yaşamını
ciddi şekilde tehdit etme eğilimi
malignite :
lat., gre. * malignus (kötücül, kötü huylu, zararlı) (malus (kötü, zararlı,
çirkin, fena) (lat.) + genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum,
ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) (gre.),
genus (tür, cins, soy, nesil, doğa, yaratım, çeşit, oluşum) + itas (isim yapım
ve durum eki) (lat.); malignité (fra.) * kötücül olma durumu, malign olma
durumu; bir hastalığın (özellikle kanser) çevre dokulara yayılma, onları istila
etme ve vücudun uzak bölgelerine sıçrama (metastaz) yaparak hastanın yaşamını
ciddi şekilde tehdit etme eğilimi
malih :
ara. * milh (tuz) * tuzlu
malihülya :
gre., ara. * melankholia (melas, melan (siyah) + kholia (huysuzluk, aksilik;
safra) (khole (huysuz, aksi; safra) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
derin üzüntü ve karamsarlık hali, karaduygu, karasevda, melankoli, kara sevda;
karanlık düşünce, endişe
malik :
ara. * meleke (sahip olmak, haiz olmak, hükmetmek) * bir şeyin mülkiyetine veya
kontrolüne sahip olan kişi; mal ve nimet sahibi, sahip olan, sahip olma,
meleke, sahip, yönetici, hakim, hükümdar, efendi, reis, kral, melik (milk,
Milch (sağmak, içindekini almak) (ing., alm.) )
malikane :
ara., far. * malik (sahip, hakim, yönetici, efendi, reis) (ara.) + aneh (yer ve
mülk eki) (far.) * malik veya zengin kişi tarafından yapılan, mülk olarak sahip
olunan büyük ev, konak veya yalı
malik-i yevmiddin :
ara., far. * malik (sahip, haiz, hakim, yönetici, efendi, reis) + i (tamlama eki)
+ yevm (gün) + el (önek, artikel) + deyn, din (borç, yükümlülük, itaat,
haysiyet) * din gününün sahibi; Kur'an'ın ilk suresi olan Fatiha suresinde
Allah'a atfen yer alan ifade
malikiyet :
ara. * malik (sahip, haiz, hakim, yönetici, efendi, reis) + iyet (isim yapım ve
durum eki) * malik olma, haiz olma, sahip olma durumu
malikül mülk :
ara. * malik (sahip, haiz, hakim, yönetici, efendi, reis) + el (ön ek, artikel)
+ mulk (sahip olunan) * mülkün maliki
malin :
lat., gre., fra. * malignus (kötücül, kötü huylu, zararlı) (malus (kötü,
zararlı, çirkin, fena) (lat.) + genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum,
doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori)
(gre.), genus (tür, cins, soy, nesil, doğa, yaratım, çeşit, oluşum) + ens, ent,
entum (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); mal (kötü, fena, zararlı,
çirkin) + in (ile ilgili olan) (fra.) * kötülüğe neden olan kişi veya unsur
maliye :
ara. * mal (eşya, para, ağırlık) + iyet (isim yapım eki, olma durumu) *
devletin gelir ve giderlerini düzenleyen, vergi toplama ve bütçe yönetimi ile
ilgili kurum veya faaliyetler
maliyet :
ara. * mal (eşya, para, ağırlık) + iyet (isim yapım eki, olma durumu) * bir
ürünün veya hizmetin üretimi, temini veya sunumu sırasında katlanılan masraf,
gider veya harcama toplamı
malkar :
tür. * mal (sürü, topluluk, halk, canlılar, mülk) + kar (topluluk, birlik) *
kuzey Kafkasya'da Kabardey-Balkar Cumhuriyeti'nde yaşayan, Türk soyundan bir
halk ve bu halktan olan kimse, balkar
malkara :
alm. * margar (yılan mağarası, yılan kalesi) (mar (yılan) + gar, gara (in,
mağara; kale) ); molkerei (mandıra) (molke (kesilmiş sütün suyu) + rei (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Tekirdağ’ın bir ilçesi; bölgede bulunan
kalenin civarında çok yılan bulunmasından; bölgedeki yahudi Alman'ların
mandıracılıkla uğraşmasından
malkıran :
tür. * mal (sürü, topluluk, halk, canlılar, mülk) + kıran (yok eden, öldüren) *
sığır vebası
malkoç :
tür. * mal (sürü, topluluk, halk, canlılar, mülk) + koç (güçlü erkek, lider
hayvan) * tarihi veya geleneksel olarak hayvancılıkla uğraşan topluluklarda,
lider veya güçlü kişi anlamında kullanılan isim veya soyadı
mallampati :
san. * mallampati (Hint asıllı doktor Seshagiri Mallampati’nin soyadından) *
anesteziyoloji ve kulak-burun-boğaz biliminde kullanılan, boğaz açıklığının ve
hava yolu görünürlüğünün değerlendirilmesi için geliştirilen sınıflama sistemi
mallee :
wemb. * mali (su) * birden fazla ince gövdeli sürgün oluşturan, genellikle
kurak ve yarı kurak Avustralya bölgelerinde yetişen, çalımsı büyüme gösteren
okaliptüs türleri ve bu büyüme biçimine sahip bitki topluluğu, çok gövdeli
okaliptüs formu
malleol :
lat. * malleolus (küçük çekiç, tokmakçık) (malleus (çekiç, tokmak) + olus
(küçültme eki) ) * ayak bileğinde bulunan ve ayak bileği stabilitesinde rol
oynayan kemik çıkıntısı, özellikle tibia ve fibula uçlarındaki yan çıkıntılar
malleolar :
lat. * malleolus (küçük çekiç, tokmakçık) (malleus (çekiç, tokmak) + olus
(küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * malleol ile ilgili
malleotomi :
lat. * malleolus (küçük çekiç, tokmakçık) (malleus (çekiç, tokmak) + olus
(küçültme eki) ) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme,
kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ayak bileğindeki kemik
çıkıntılarının (malleolus) cerrahi olarak kesilmesi veya çıkarılması işlemi
malleus :
lat. * malleus (çekiç, tokmak) * orta kulakta bulunan, kulak zarı ile örs
(incus) arasındaki bağlantıyı sağlayan, ses titreşimlerini ileten üç işitme
kemiğinden biri (diğerleri "incus" (örs) ve "stapes"
(üzengi) )
mallory-denk cisimleri :
ing., alm.* mallory-denk (Amerikalı patolog Dr. Frank Burr Mallory ve
Avusturyalı patolog Dr. Karl Denk) (ing., alm.) + cisimleri (objeleri,
nesneleri, gövdeleri, vücutları) (tür.) * alkolik hepatitte hepatosit içi
inklüzyonlar
mallory-weiss sendromu :
ing., gre., tür. * mallory (Amerikalı patolog George Kenneth Mallory'nin
soyadından) + weiss (Amerikalı doktor Soma Weiss'ın soyadından) + syndromon
(sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik eki)
(tür.) * yemek borusu ile mide birleşiminde oluşan, genellikle şiddetli kusma
veya reflü nedeniyle meydana gelen longitudinal (uzunlamasına) yırtık
malnütrisyon :
gre., lat. * malos (kötü, fena, zararlı) (gre.); malus + nutrire (beslemek,
büyütmek) + tio (isim yapım eki) (lat.) * yetersiz, dengesiz veya hatalı
beslenme ve vücut için gerekli besin maddelerinin eksikliği veya dengesizliği
maloklüzyon :
gre., lat. * malos (kötü, fena, zararlı) (gre.); malus + occlusio (kapanma,
örtülme) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + claudere (kapatmak, kapamak,
çevrelemek, örtmek) + sio (isim yapım eki) ) (lat.) * üst ve alt çenenin doğru
şekilde kapanmaması sonucu dişlerin normal kapanış düzeninden sapması ve diş
hizalanma bozukluğu durumu
malokoplaki :
gre. * malos (kötü, fena, zararlı) + koplax (plak, levha) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) * dokularda veya organ yüzeylerinde oluşan anormal plak veya
lezyon; özellikle patolojik durumlarda gözlenen sertleşmiş veya düzensiz plak
benzeri yapı
malonik asit :
lat. * malonicus (malum, malus (elma) + onicus (sıfat yapım eki) + acidum
(asit, ekşi) * doğada bazı meyvelerde ve pancarda bulunan, organik sentezlerde,
malonik ester sentezinde, vitamin ve ilaç üretiminde kullanılan, iyonize haline
ve tuzlarına malonat adı verilen, dikarboksilik asit sınıfında yer alan
kimyasal bileşik, propandioik asit (C3H4O4)
malope :
gre. * malope (ebegümeci benzeri bitki) * Malvaceae familyasına ait, iri
çiçekli tek yıllık süs bitkisi cinsi
malperest :
ara., far. * mal (eşya, para, ağırlık) (ara.) + perest (düşkün, tutkun, hayran,
tapan, hizmet eden) (far.) * malı, mülkü ve parayı çok seven, mala düşkün olan,
mal tutkunu
malperfüzyon :
gre., lat. * malos (kötü, fena, zararlı, bozuk) (gre.); malus + perfusio
(doldurma, akış) (per (üzerinden, boyunca, sayesinde, yoluyla) + fundere
(dökmek, akıtmak) + sio (isim yapım eki) ) (lat.) * organ veya dokuya yeterli
kan veya sıvı akışının sağlanamaması durumu; kötü veya yetersiz perfüzyon
malphas :
lat. * malos (kötü, zararlı, çirkin, fena) (gre.); malus (lat.) + facere,
ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek, meydana getirmek, oluşturmak), ficus
(yapıcı, yapan, eden, eyleyen; yapılmış, edilmiş, eylenmiş, oluşturulmuş)
(lat.) * Hz. Süleyman'ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula
Salomonis'te maji ile ilgili olan ve 72 cinden bahsedilen Ars Goetia (Hükmetme
Sanatı) bölümünde yer alan, güçlü kuleler ve kaleler inşa etme, düşmanların
düşüncelerini ya da planlarını açığa çıkarma, insanlara zarar verme, strateji
ve bilgi verme ve iyi tanıdıklar (yardımcı ruhlar) sağlama yeteneğine sahip,
önce karga şeklinde beliren ancak sonrasında insan formunu alan 39. cin
malpighia :
lat. * Malpighi (İtalyan hekim ve botanikçi Marcello Malpighi) + ia (isim yapım
eki) * Malpighiaceae familyasına ait, tropik meyve veren çalı ve ağaç cinsi
malpighiaceae :
lat. * malpighi (İtalyan hekim ve anatomist Marcello Malpighi'nin soyadından) +
aceae (-giller, bitki familyası eki) * Malpighiales takımında yer alan,
çoğunlukla tropikal ve subtropikal bölgelerde yetişen, Barbados kirazı
(acerola) gibi C vitamini deposu meyve veren türleri barındıran ağaç, çalı ve
sarmaşık formundaki çiçekli bitki ailesi
malpraktis :
gre., lat. * malos (kötü, fena, zararlı, bozuk) + praktikos (uygulamaya
ilişkin, eyleme ilişkin) (prassein (yapmak, uygulamak, gerçekleştirmek) + ikos
(ile ilgili, sıfat yapım eki) ) (gre.); malus (kötü, fena, zararlı, bozuk) +
practicus, practicum (uygulama, yapma, pratik) (practicare (uygulamak, yapmak)
+ us, um (isim yapım eki) (lat.); malpractice (ing.) * yanlış ve kötü uygulama;
meslek veya görev sırasında profesyonel standartlara aykırı, hatalı veya ihmal
içeren uygulama (özellikle tıp ve hukukta mesleki kusur veya ihmali)
malrotasyon :
gre., lat. * malos (kötü, fena, zararlı, bozuk) (gre.); malus + rotatio (dönüş,
dönme) (rotare (dönmek) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * organ veya vücut
bölümünün normal pozisyon veya ekseninden saparak yanlış şekilde dönmesi durumu
malt :
gre., alm. * malakhe (yeşil, yumuşak) (gre.); malz (yumuşama; çimlendirilmiş ve
kurutulmuş tahıl, arpa (demlemeden önce tahılın suda bekletilerek
yumuşatılmasından) ) (alm.) * çimlendirildikten (tohumundan çıkarıldıktan)
sonra kurutularak filizleri ayıklanmış durumda bulunan, bira ve viski yapımında
kullanılan arpa veya başka tahıl cinsi, çimlendirilmiş tahıl
malta :
fen., gre. * meli (bal), melet, melit (bal tatlısı) * Güney Avrupa'da, Orta
Akdeniz'de Sicilya'nın güneyinde yer alan, denizden kuzeyde İtalya ve doğuda
Libya ile komşu olan adalar devleti
malta eriği :
fen., gre., tür. * malta (bal; bir Akdeniz ada ülkesi) (meli (bal), melet,
melit (bal tatlısı) ) (fen., gre.) + erik (gülgillerden olan yapraklanmadan
önce ak çiçekler açan bir ağaç ve bu ağacın sert ve tek çekirdekli yemişi) + i
(iyelik eki) (tür.) * Yenidünya veya Eriobotrya japonica, Eriobotrya cinsine
bağlı Çin'e özgü bir bitki türü ve erik büyüklüğündeki, iri çekirdekli, sarı
renkli, sulu ve mayhoş yemişi
malta humması :
fen., gre., ara., tür. * malta (bal; bir Akdeniz ada ülkesi) (fen., gre.) +
hamma (ısınmak, sıcak olmak), hamim (sıcak), humma (ateş, yüksek sıcaklık;
hastalık belirtisi olarak ateşlenme) (ara.) + sı (iyelik eki) (tür.) *
genellikle Brucella bakterisinin yol açtığı, ateş, halsizlik ve kas ağrıları
ile kendini gösteren, adını 19. yüzyılda Malta adasında yaygın olarak
görülmesinden alan hastalık
maltepe :
ara., tür. * mal (doldurmak; eşya, ağırlık, varlık) (ara.) + tepe (yükseklik,
yükselti; en üst nokta, zirve) (tür.) * İstanbul’un bir ilçesi
maltız :
gre. * Maltezos (Maltalı; Malta dili) (meli (bal), melet, melit (bal tatlısı) )
(Malta'da bal üretimi yapılmasından) * içinde taşkömürü veya odunkömürü
yakılarak yemek pişirmek, su ısıtmak gibi işlerde kullanılan, içinde ızgarası
bulunan, ayaklı, taşınabilir küçük ocak
maltoz :
fen., gre., lat. * meli (bal), melet, melit (bal tatlısı) (fen., gre.) + ose
(şeker eki; kimyasal monosakkarit eki) (lat.) * iki glukoz molekülünden oluşan,
maltlanmış tahıllardan elde edilen ve enerji kaynağı olarak kullanılan basit
şeker formunda disakkarit
malul :
ara. * ala (bozulmak, kusurlu olmak, sorunlu olmak), illet (saptırıcı unsur,
bozucu unsur, sorun, kaza, kusur, hastalık) * vücutça sakat (kimse), hasta,
illetli, kusurlu, sorunlu
malulen :
ara. * malul (sakat, hasta, kusurlu) + en (gibi, olarak) * sakat durumda, sakat
olarak; hastalık, sakatlık, iş göremezlik nedeniyle
maluliyet :
ara. * malul (sakat, hasta, kusurlu) + iyet (isim yapım ve durum eki) * malul
olma durumu
malum :
ara. * aleme (bilmek, tanımak) * bilinen, tanınan
malumat :
ara. * malum (bilinen, tanınan) + at (isim yapım ve çoğul eki) * insan aklının
alabileceği gerçek, olgu ve ilkelerin tümü, bilgi, ilim; haberdar olma, bilme
durumu; araştırma, gözlem veya öğrenme yoluyla elde edilen gerçek
malumatfuruş :
ara., far. * aleme (bilmek, tanımak), malumat (bilgi, tanı, ilim) (ara.) +
füruş (satan) (far.) * kendini bilgiliymiş gibi göteren, bilgiçlik taslayan
malumattar :
ara. * malum (bilinen, tanınan) + attar (ile ilgili, gibi, -a ait) * bilgili,
haberdar
malunion :
gre., lat. * malos (kötü, fena, zararlı) (gre.); malus (kötü, fena, zararlı) +
union (birlik, birleşme, uyum) (unus (bir) + ion (durum eki) ) (lat.) *
ortopedide kırık sonrası deformite oluşmasına yol açan, kırık kemiklerin yanlış
veya hatalı şekilde kaynaması durumu
maluridae :
gre., lat. * malakos (yumuşak) + oura (kuyruk) (gre.) + idae (-giller, hayvan
familyası eki) (lat.) * Avustralya ve Yeni Gine'de yaşayan, küçük boyutlu, uzun
kuyruklu ve genellikle parlak renkli tüylere sahip çalı kuşlarını kapsayan kuşlar
familyası
malus :
lat. * malum, malus (elma) * Rosaceae familyasına ait, elma ağaçlarını kapsayan
bitki cinsi
malut :
ara. * alata (eksiltmek, mahrum bırakmak, azaltmak) * eksiltilmiş, mahrum
bırakılmış
malvaceae :
lat. * malva (ebegümeci bitkisi) + aceae (-giller, bitki familyası eki) *
ebegümecigiller olarak bilinen, çoğunlukla otsu bitkiler, çalılar ve ağaçları
kapsayan, genellikle beş parçalı çiçeklere ve elsi damarlı yapraklara sahip
çiçekli bitkiler familyası
malya :
gre. * malia (çelenk takmaya değer; zenginlik; çiçek kümesi) * deniz dibinde
otlara takılmış oltayı kurtarmaya ve deniz derinliklerinden ağ, halat, sicim
vb. şeyleri çıkarmaya yarayan dört tırnaklı demir
malzeme :
ara. * lazama (gerekli olmak, gerekmek, ihtiyaç duyulmak, lazım olmak,
ayrılmamak, bağlı kalmak), lazim (gerekli, ihtiyaç duyulan) * lazım olan şey,
bir şey yapmak, bir yapı ortaya koymak, bir ürün oluşturmak vb. için kullanılan
nesne, araç, gereç, madde, materyel
mama :
lat. * mamma (meme, göğüs; anne; süt) * küçük çocukların beslenmesinde
kullanılan yumuşak veya püre halindeki gıda, bebek yemeği, emme, emilecek şey,
meme (mammal (memeli) (ing.), le mammifère (memeli), mamelle (meme ucu), maman
(anne) (fra.), Amme (bakıcı, süt anne) (alm.) )
mamafih :
ara. * maa, mea (birlikte, beraber, ile) + ma (ne, o) + fi (içinde) + hi (o,
onun) * durum böyleyken, iş bu durumdayken, bununla birlikte
mamak :
tür. * mamak (gürbüz, semiz, besili; sağlam, sağlıklı; güçlü, kuvvetli) (mama
(besin, gıda) + k (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Ankara'nın bir ilçesi
(Ankara'da hüküm süren Ahi Hükümeti, değişik mekanları kuran ve yönetenlerin
isimlerini (örneğin Ahi Mamak, Ahi Etimesgut, Ahi Tura gibi) o mekanlara
vermişler ve bu bölgeler, orayı idare eden Ahi büyüklerinin isimleri ile anılmıştır.
Mamak'ta ahiler tarafından kurulan çiftliği de Ahi Mamak yönetmiş ve buraya
ismini vermiştir.)
mamaliga :
gre. * mamaliga (besleyici, sütlü lapa veya karışım; mısır unu lapası, polenta
benzeri yemek) (mamma (meme; anne; süt, sütlü, besleyici) + liga (karışım,
lapa) ) * kaynar suda haşlanmış mısır unundan yapılan, üzerine yağ veya peynir
eklenerek servis edilen ve özellikle Doğu Avrupa’da kahvaltı veya ana öğün
olarak tüketilen geleneksel Romen yemeği
mamarian :
lat. * mamma (meme, göğüs; anne; süt) + aris + ianus (ile ilgili, -a ait) *
meme ile ilgili olan, memeye ait veya meme dokusuyla bağlantılı
mambo :
kon., ban., isp. * mambo (konuşmak, söylemek, hitap etmek) (kon., ban.); mambo
(dans, müzik türü) (isp.) * Afro-Karayip kökenli ritimlerden türeyen, Küba’da
şekillenmiş, canlı tempolu müzik ve bu müziğe eşlik eden enerjik dans türü
mamel :
lat. * mamilla (küçük meme) (mamma (meme) + illus, illa (küçültme eki) )
(lat.); mamelle (fra.) * kadınlarda veya dişi memeli hayvanlarda süt
salgılayan, meme başını da içeren meme organı
mamelek :
ara. * ma (ne, o) + malaka (sahip olmak, haiz olmak, hükmetmek, edinmek,
yetkisi olmak, egemenlik kurmak), mulk (sahiplik, sahip olma, haiz olma), malik
(sahip, haiz olan) * bir kimsenin sahip olduğu taşınır veya taşınmaz malların,
yani mülk ve varlıkların tamamı
mamifer :
lat., gre. * mamma (meme, süt bezi; anne; süt, sütlü, besleyici) (lat.) +
pherein (taşımak, nakletmek, getirmek, götürmek) (gre.) + osus (ile ilgili, -a
ait) (lat.) * yavrularını süt bezlerinden salgılanan süt ile besleyen,
vücutlarında kıl bulunan ve çoğunlukla doğurarak çoğalan omurgalı hayvanlar
sınıfı, memeli hayvan grubu, memeli
mamihlapinatapai :
yag. * mam (birbirine doğru, karşılıklı) + ihlapi (bakış, bakmakla ilişkili
kök) + -n-atapai (karşılıklılık veya ortak eylem bildiren yapısal ekler) * iki
kişinin de diğerinin başlatmasını istediği ancak hiçbirinin ilk adımı atmadığı,
karşılıklı beklenti ve sessiz anlaşmayı ifade eden bakışma durumu, sözsüz
iletişim biçimi
mamilla :
lat. * mamma (meme, süt bezi; anne; süt, sütlü, besleyici) + illa (küçültme
eki) * meme başı, memedeki küçük çıkıntı
mammalia :
lat. * mamma (meme, süt bezi; anne; süt, sütlü, besleyici) + alis (ile ilgili,
-a ait) + a (taksonomik çoğul eki) * vücutlarında kıl bulunan, dişilerinde süt
bezleri gelişmiş ve yavrularını sütle besleyen omurgalı hayvanlar sınıfı,
memeliler sınıfı
mammaliamorpha :
lat., gre. * mamma (meme, süt bezi; anne; süt, sütlü, besleyici) + alis (ile
ilgili, -a ait) (lat.) + morphe (form, şekil, biçim) (gre.) + a (taksonomik
çoğul eki) (lat.) * memelileri ve onların soyu tükenmiş en yakın akrabalarını
(Tritylodontidae ve Brasilitherium gibi sinapsidleri) kapsayan, kladistik
olarak "öz memeliler ile Tritylodon'un son ortak atasından türeyen tüm canlılar"
şeklinde tanımlanan ve geç Triyas döneminden günümüze uzanan geniş bir evrimsel
geçiş grubu (klad)
mammaria :
lat. * mamma (meme, süt bezi; anne; süt, sütlü, besleyici) + aris (ile ilgili,
gibi, -a ait) + ia (durum eki) * memelilerde bulunan ve üretip salgıladığı süt
ile yavruları beslemeye yarayan organ; süt bezleri ve çevresindeki yapılar,
beslenme için süt üreten anatomi bölgesi
mammillaria :
lat. * mamma (meme, süt bezi; anne; süt, sütlü, besleyici) + illa (küçültme
eki) + aris (ile ilgili, -a ait) + a (taksonomik çoğul eki) * Cactaceae
(kaktüsgiller) familyasına ait, meme biçimli çıkıntıları olan kaktüs cinsi
mamografi :
lat., gre. * mamma (meme, süt bezi; anne; süt, sütlü, besleyici) (lat.) +
graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme)
(graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) (gre.) * memenin radyolojik (röntgen veya özel görüntüleme yöntemi ile)
olarak incelenmesi
mamografik :
lat., gre. * mamma (meme, süt bezi; anne; süt, sütlü, besleyici) (lat.) +
graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme)
(graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * mamografi ile ilgili
mamoplasti :
lat., gre. * mamma (meme, süt bezi; anne; süt, sütlü, besleyici) (lat.) +
plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia
(oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos
(oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * meme dokusunun estetik veya rekonstrüktif
amaçlarla cerrahi olarak şekillendirilmesi veya yeniden yapılandırılması işlemi
mamul :
ara. * amale (işlemek, yapmak, çalışmak, iş yapmak, üretmek), imal (işleme,
yapma, çalışma, iş yapma, üretme) * imal edilmiş, işlenmiş, yapılmış,
üretilmiş, ürün, mal
mamulat :
ara. * mamul (imal edilmiş, işlenmiş, yapılmış, mal) + at (çoğul eki) *
işlenmiş şeyler, yapılmış şeyler, üretilmiş şeyler, imal edilmiş şeyler,
ürünler
mamur :
ara. * amara (canlandırmak, şenlendirmek, bayındır kılmak, inşa etmek,
yapılandırmak, bina etmek, yapı kurmak, imar etmek, onarmak, yapıp düzeltmek),
imar (şenlendirme, bayındır hale getirme) * yapılaşmış, gelişmiş, bakımlı ve
yaşama elverişli duruma getirilmiş yer veya durum, imar edilmiş,
şenlendirilmiş, bayındır hale getirilmiş
mamure :
ara. * amara (canlandırmak, şenlendirmek, bayındır kılmak, inşa etmek,
yapılandırmak, bina etmek, yapı kurmak, imar etmek, onarmak, yapıp düzeltmek),
mamur (yapılaşmış, gelişmiş, bakımlı ve yaşama elverişli duruma getirilmiş yer
veya durum, imar edilmiş, şenlendirilmiş, bayındır hale getirilmiş) + e (isim
yapım eki) * bayındır yer, bayındırlık
mamut :
man., rus. * man (yer) + ont (boynuz) (man.), mamont (rus.) * filgillerden,
dördüncü zamanda Asya’da, Avrupa’da ve Kuzey Amerika’da yaşamış olan,
fosillerine göre yüksekliği üç buçuk metreyi bulabilen, uzun kıllı, çok iri bir
hayvan
MAN :
ing. * metropolitan (kentsel) + area (alan) + network (ağ, şebeke) * bir şehir
veya büyük yerleşim alanı ölçeğinde hizmet veren bilgisayar ağı türü
man adası :
irl., kel. * man (ada; insanların yurdu) * Birleşik Krallık ile İrlanda
arasında, İrlanda Denizi’nde yer alan, kuzeyde İskoçya, batıda Kuzey İrlanda,
doğuda İngiltere ile komşu olan bir ada ülkesi
mana :
ara. * ana (ifade etmek, anlam vermek, anlamına gelmek; taşımak) * anlam, yani,
iç yüz, içerdiği mesaj (mean (anlamına gelmek; demek istemek, kastetmek)
(ing.), meinen (demek istemek, kastetmek) (alm.) )
manabamate :
rap. * manava (karın, iç organlar; duyguların, ruhun ve derin hislerin
barındığı iç dünya, öz) + mate (ölmek, tükenmek, hastalanmak, aşırı acı çekmek)
* aşık olunca yaşanılan iştahsızlık, uykusuzluk, aşık olunana adanma, aşk için
kendinden feragat etme
management :
lat., ing. * manus (el) + agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak,
işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek) + mentum
(isim yapım eki) (lat.); management (ing.) * yönetim, idare; kuruluş, proje
veya kaynakları planlama, organize etme ve denetleme; yöneticilik süreci
managua :
nah. * mana (su) + ahuac (kıyı, kenar) * su kenarı; Nikaragua'nın başkenti
manama :
ara. * ma (ne, o, yer) + nama (uyumak) * uyuma yeri; Bahreyn’in başkenti
manas :
kır. * manas (kahraman, cesur, yiğit) * kınkanatlılardan, kurtçuk evresinde
kökleri, ergin evresinde yaprakları kemirerek tarım bitkilerine ve orman
ağaçlarına zarar veren bir böcek; Mani dinini yaşayan Karahitaylar ile Müslüman
Karahanlılar arasındaki mücadelede Kırgızların durumunu ve Manas adlı kişinin
başından geçenleri anlatan Kırgız halk destanı ve bu destanın kahramanı
manastır :
gre. * monasterion (monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + sterios
(sert, sağlam, dayanıklı), sterion (yer, yapı, mekan) ) * dini toplulukların
yaşadığı yer; keşiş, rahip veya rahibelerin yaşam alanı
manat :
ara. * ma (ne, o) + ana (takdir etmek, belirlemek, kader tayin etmek; anlam
vermek, anlamlandırmak, anlam yüklemek) + t (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) *
İslam öncesinde, Mekke ve çevresinde Kabe yakınında tapınılan ve kader ve şans
tanrıçası addedilen dişi put
manav :
tür. * manap (koruyucu soylu kişi, boy beyi ) * kıymetli yiyecekleri satan
kişi; pazarda veya dükkanında sebze ve meyve satan esnaf
manavgat :
luv. * manauwa (yer, bölge, kutsal güç + gat (yurt, şehir, yer; geçit, akarsu)
* Antalya'nın bir ilçesi
manca :
lat. * mando, mandere, manducare (çiğnemek, yemek) * yemek, yiyecek; yemek
(manger (yemek) (fra.) )
mancana :
isp. * man (taşınabilir, araç) + cana (kap, fıçı, bidon) * eskiden gemilerde,
içine içme suyu konulan büyük ve yayvan fıçı
mancınık :
gre. * manganon (mekanik düzenek, savaş aleti, vinç benzeri aygıt) * sihir,
büyü, iksir; makaranın çevirme kolu, mengene; makaralar yardımıyla kurulan
aldatma düzeneği; taş, gülle veya benzeri cisimleri uzak mesafelere atmak için
kaldıraç ve gerilim gücünden yararlanan, özellikle Orta Çağ’da kuşatmalarda
kullanılmış mekanik savaş aracı
mançu :
manç. * man (halk, millet) + çu (insan, soy) * Mançurya İmparatorluğu’nu, Kin
Hanedanı’nı ve Qing İmparatorluğu'nu kurmuş olan, 17. yüzyılda Çin'deki Ming
Hanedanını yenerek Qing Hanedanını kurmuş olan, güncel durumda Kuzeydoğu Çin'de
olan Mançurya kökenli Tunguz halkı
mançurya :
manç., lat. * man (halk, millet) + çu (insan, soy) (manç.) + ria (yer, ülke
eki) (lat.) * Doğu Asya’da, Çin’in kuzeydoğusunda Mançu halkının yaşadığı bölge
manda :
lat. * mandatus (emanet edilmiş, teslim edilmiş) (mandare (emanet etmek, teslim
etmek) (manus (el) + dare (vermek, teslim etmek) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat
yapım eki) ) * bir devletin veya bölgenin kendi tam egemenliği olmaksızın, daha
güçlü bir devletin denetimi ve himayesi altında yönetilmesi
manda :
san. * manda (büyük, iri, ağır) * öküz benzeri, iri yapılı, suya dayanıklı
olan, özellikle sulak alanlarda tarım ve ulaşımda kullanılan sığır cinsi
büyükbaş çiftlik hayvanı
manda gözü :
san. * manda (büyük, iri, ağır; öküz cinsi büyükbaş hayvan) (san.) + göz (görme
organı; su kaynağı, pınar) + ü (iyelik eki) (tür.) * gemide, baş ve kıç
bodoslama üzerinde bulunan büyük halat loçalarından her biri
mandal :
ara. * nadala (kapmak, kavramak, yakalamak, tutmak) * kapı ve pencere kanadı,
dolap kapağı gibi şeyleri kapalı tutmaya yarayan, tahtadan veya metalden
yapılmış hareketli parça; yıkanıp serilen çamaşırı ipe tutturmakta kullanılan
yaylı kıskaç (mandalos (kapı ve pencere sürgüsü) (gre.); edelu (kilitlemek,
sürgülemek), medelu (kilit, sürgü) (aka.) )
mandalina :
isp. * mandarina (mandar (Çin kökenli mandar portakalı veya citrus reticulata
türü portakal) + ina (küçültme eki) ) * turunçgillerden, anayurdu Uzakdoğu
olan, ılıman iklimlerde yetişen, portakala çok benzemekle birlikte yaprakları
daha küçük ve sivri bir meyve ağacı ve bu ağacın portakala göre küçük ve yassı,
gevşek kabuklu, hoş kokulu, tatlı ve lezzetli meyvesi
mandapost :
lat. * mandatus (emanet edilmiş, teslim edilmiş) (mandare (emanet etmek, teslim
etmek) (manus (el) + dare (vermek, teslim etmek) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat
yapım eki) ) + post (sonra, ardından; gözleme, bekleme, görev) * posta veya
para transferi işlemi için görevli birim, posta ofisi; posta havalesi
mandar :
gre. * mandra (çit, cevrili alan, kapalı alan, çevrelenmiş yer) * gemilerde ve
yelkenli teknelerde halatları yönlendirmek, yelkenleri çekmek veya kontrol
etmek için kullanılan küçük makara
mandarin :
isp. * mandarina (mandar (Çin kökenli mandar portakalı veya citrus reticulata
türü portakal) + ina (küçültme eki) * turunçgillerden, anayurdu Uzakdoğu olan,
ılıman iklimlerde yetişen, portakala çok benzemekle birlikte yaprakları daha
küçük ve sivri bir meyve ağacı ve bu ağacın portakala göre küçük ve yassı,
gevşek kabuklu, hoş kokulu, tatlı ve lezzetli meyvesi
mandarin ördeği :
isp. * mandarina (mandar (Çin kökenli mandar portakalı veya citrus reticulata
türü portakal) + ina (küçültme eki) (isp.) + ördek (ötür (öttürmek, nefesli
çalgı çalmak) + dek (isim yapım eki) ) (tür.) (hayvanın çıkardığı sesten) *
Doğu Palearktik bölgesine özgü olan, erkekleri parlak ve ayrıntılı renklerle
süslü, dişileri daha soluk ve sade renklere sahip olan, orta büyüklükte 41‑49 cm uzunluğunda ve 65‑75 cm kanat açıklığına sahip
olan, cinsiyetler arasındaki belirgin renk farkı ve tüneyen yaşam biçimi ile
ayırt edilen tüneyen bir ördek türü
mandater :
lat. * mandatus (emanet edilmiş, teslim edilmiş) (mandare (emanet etmek, teslim
etmek) (manus (el) + dare (vermek, teslim etmek) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat
yapım eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); mandataire
(fra.) * bir gücün, yasanın veya otoritenin emriyle yapılması zorunlu kılınan,
seçime veya kişisel isteğe bırakılmayan, zorunlu, mecburi, metazori
mandela efekt :
xho., lat. * mandela (Güney Afrika’nın ırk ayrımcılığına (apartheid) karşı
mücadelesinin simgesi ve Güney Afrika Cumhuriyeti’nin ilk siyah başkanı olan
Nelson Mandela'nın soyadından) (xho.) + effectus (gerçekleştirme, gerçelleme,
sonuç, etki, tesir) (lat.) * birçok insanın bir olay veya ayrıntıyı yanlış ama
aynı şekilde hatırlaması, kolektif yanlış hatırlama olgusu (insanların
Mandela’nın hapisteyken 1980’lerde öldüğüne inandıkları yaygın yanlış anıdan
türemiştir.)
mandepsi :
gre. * mandevein (tahmin etmek), manteuein (kehanet etmek, fal bakmak), mantis
(kahin, falcı) * düzen, dalavere, dolap, hile, tuzak, oyun
mandevilla :
lat. * Mandeville (İngiliz diplomat Henry John Mandeville) + ia (isim yapım
eki) * Apocynaceae familyasına ait, büyük ve gösterişli çiçekli sarılıcı bitki
cinsi
mandıra :
gre. * mandra (çit, kapalı alan, çevrili alan, çevrelenmiş yer; ağıl, hayvan
barınağı) * süt üretimi için büyükbaş ve küçükbaş hayvanların barındırıldığı ve
süt satışının yapıldığı yer, işletme
mandibula :
lat. * mando, mando, mandere (çiğnemek, yemek) + bula (araç, vasıta eki) * alt
çeneyi oluşturan, dişleri taşıyan ve çiğneme işlevini yerine getiren kemik
yapı, çene (manger (yemek) (fra.) )
mandibular :
lat. * mando, mando, mandere (çiğnemek, yemek) + bula (araç, vasıta eki) + aris
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * mandibula (alt çene kemiği) ile ilgili
mandibül :
lat. * mando, mando, mandere (çiğnemek, yemek) + bula (araç, vasıta eki) * alt
çeneyi oluşturan, dişleri taşıyan ve çiğneme işlevini yerine getiren kemik
yapı, çene (manger (yemek) (fra.) )
mandibüler :
lat. * mando, mando, mandere (çiğnemek, yemek) + bula (araç, vasıta eki) + aris
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * mandibula (alt çene kemiği) ile ilgili
mandolin :
lat., ita. * pandura (üç telli, uzun saplı antik telli çalgı) (lat.); mandola
(küçük lavta türü telli çalgı) + ino (küçültme eki) (ita.) * aynı değerde
ikişer ikişer dizilmiş dört çift teli bulunan, kısa saplı, genellikle bir
mızrapla çalınan çalgı
mandra :
gre. * mandra (çit, kapalı alan, çevrili alan, çevrelenmiş yer; ağıl, hayvan
barınağı) * süt üretimi için büyükbaş ve küçükbaş hayvanların barındırıldığı ve
süt satışının yapıldığı yer, işletme; Trakya ve Balkanlarda 2+2+ 3=7 süreli bir
oyun havası ve bu oyuna eşlik eden ezgi
mandragora :
gre. * mandragoras (fsanevi, uyuşturucu ve büyüsel özellikler atfedilen bitki;
insan biçimli kök) * Solanaceae familyasına ait, insan biçimli köküyle tanınan
zehirli bitki cinsi
mandril :
lat., gre. * manus (el) (lat.) + drilos (maymun) (gre.); drillus (küçük maymun,
babun) (lat.) * küçük el maymunu; Batı ve Orta Afrika’da yaşayan, babunlara
yakın, iri gövdeli ve parlak renkli yüz/tarama desenleriyle bilinen maymun türü
(Mandrillus sphinx)
manej :
lat., fra. * manus (el) + agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak,
işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek) (lat.);
manège (atlıkarınca; döner kavşak, dolambaçlı yol) (fra.) * el ile yönetilen
alan, idare edilen yer; atların eğitildiği, atlı spor ve gösterilerin yapıldığı
alan veya bineklik
manen :
ara. * mana (anlam) + en (olarak, ile ilgili) * mana olarak, anlam olarak,
anlamca, anlam bakımından; içsel olarak, kişinin iç dünyası yönünden
manevi :
ara. * mana (anlam) + evi (olarak, ile ilgili) * ruhsal, içsel, anlamla ilgili;
ancak duyularla sezilebilen, içsel olan
maneviyat :
ara. * mana (anlam) + evi (olarak, ile ilgili) + yat (isim yapım eki) * ruhsal
değerler, içsel dünya, soyut ve ahlaki yönler
manevra :
lat. * manuovere (elle yönlendirmek, elle çalıştırmak) (manus (el) + operari
(çalışmak, iş yapmak) ) (lat.); manœuvre (fra.) * bir aracın işleyişini
düzenleme, yönetme eylemi veya biçimi, geminin veya başka bir taşıtın bir yere
yanaşmak, girmek veya bir yerden çıkmak için yaptığı hareket; askeri veya
teknik olarak yönlendirme
manga :
isp. * manga (küçük grup, birlik) * on kişiden oluşan asker birliği; savaş
gemilerinde erlerin yattığı koğuş
mangal :
ara. * nakala (taşımak, götürmek, iletmek, aktarmak), mankal * taşınabilir;
içinde kömür yakılarak ısınmaya veya bir şey pişirmeye yarayan, türlü
biçimlerde, üstü açık ve genellikle dört ayaklı, sactan, bakırdan veya
pirinçten yapılmış bir tür ocak
mangala :
san. * mangala (uğur, hayır, şans, bereket, uğurlu işaret; Mars) (manga (uğur,
bereket, hayır) + la (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * uğurlu, hayırlı,
bereket getiren; kutsal veya olumlu işaret; Hint mitolojisinde (Hinduizm) ve
Vedik astrolojide Mars gezegeniyle (Kırmızı gezegen, enerji ve savaş gezegeni)
ilişkilendirilen kavram
mangan :
gre., lat. * manganum (mangan elementi) (magnes (mıknatıs, manyetik mineral,
manyez) (gre.) + anum (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * atom numarası 25 olan,
periyodik cetvelin geçiş metalleri grubunda yer alan, sert ve kırılgan yapılı,
alaşımlarda ve kimyasal bileşiklerde yaygın olarak kullanılan metalik element,
Mn sembollü element
manganez :
gre., lat. * manganum (mangan elementi) (magnes (mıknatıs, manyetik mineral,
manyez) (gre.) + anum (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) + isis (isim yapım eki)
(gre.) * simgesi Mn, atom numarası 25, atom ağırlığı 54,938, yoğunluğu 7,39
olan, doğada oksit durumunda bulunan, çok sert ve kırılgan, çeliği sertleştirmekte
yararlanılan, genellikle alaşımlarda kullanılan, beyaz gri renkte, parlak bir
element, mangan
manganin :
gre., lat. * magnes (mıknatıs, manyetik mineral, manyez) (gre.) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * elektrik dirençlerinin yapımında
kullanılan, manganez, nikel ve bakırdan oluşan alaşım
mangır :
ara., moğ. * nakara (oymak, hakketmek, kazmak), mankir (ara.); mungun, mongon,
manghir (nakit) (moğ.) * sivri uçla oyulmuş, hakkedilmiş, gravürlü; Osmanlı
döneminde kullanılmış olan, iki buçuk para değerinde bakır sikke, mangiz; kömür
tozundan yapılan, tavla pulu büyüklüğünde, kolayca tutuşabilen, nargile
lülesine konularak tutuşturulan bir tür yakacak
mangifera :
lat. * mango (mango ağacı) + ferre (taşımak) * Anacardiaceae familyasına ait,
mango meyvesini veren ağaç cinsi
mangiz :
ara., moğ. * nakara (oymak, hakketmek, kazmak), mankir (ara.); mungun, mongon,
manghir (nakit) (moğ.) * sivri uçla oyulmuş, hakkedilmiş, gravürlü; Osmanlı
döneminde kullanılmış olan, iki buçuk para değerinde bakır sikke
mango :
mal. * manga (Mangifera indica ağacının meyvesi) * antepfıstığıgillerden, sumak
familyasından, tropikal iklimlerde yetişen, esmer kabuklu, yaprakları pürtüklü,
küçük ve kırmızımtırak çiçekler açan büyük bir ağaç ve bu ağacın, reçeli, marmelatı,
turşusu yapılabilen, zeytin iriliğinde yemişi, hintkirazı
mangrove :
tai., por. * mangue (mangrov bataklığı; Portekizceye Karayipler'deki yerli
dillerden geçmiş sözcük) + grove (koruluk, ağaçlık alan) (ing.) * tropikal ve
subtropikal kıyı bölgelerinde, tuzlu veya acı sularda yetişen, hava kökleri
geliştiren ağaç ve çalılardan oluşan bitki topluluğu, gelgit etkisindeki kıyı
ormanı ekosistemi
mani :
ara. * mana'a (engellemek, engel olmak, men etmek, alıkoymak) + i (-en, yapan,
eden) (emaniy (ç.) ) * bir şeyin gerçekleşmesini, olmasını, yapılmasını
engelleyen şey, engel, bariyer
mani :
gre. * mania (delilik, çılgınlık, aşırı tutkunluk, aşırı heves, aşırılık,
coşku) (mainesthein (delirmek, çıldırmak), man (çılgın, taşkın duygulu, aşırı
tutkulu, aşırı hevesli) + eia (durum ve isim yapım eki) ) (gre.); umniyya
(dilek, istek, saplantı, saplantılı istek, kuruntu, takıntı, obsesyon), emaniy
(kuruntular, takıntılar, saplantılı arzular, obsesyonlar) (ara.) * hiçbir
gerçek neden yokken kişide büyük bir ruhsal coşkunlukla, kişilikte ansızın
değişikliklerle kendini belli eden bir ruh hastalığı, saplantı, takıntı,
obsesyon
mania :
gre. * mania (delilik, çılgınlık, aşırı tutkunluk) (mainesthein (delirmek,
çıldırmak) + eia (durum ve isim yapım eki) ) (gre.); umniyya (dilek, istek,
saplantı, saplantılı istek, kuruntu, takıntı, obsesyon), emaniy (kuruntular,
takıntılar, saplantılı arzular, obsesyonlar) (ara.) * hiçbir gerçek neden
yokken kişide büyük bir ruhsal coşkunlukla, kişilikte ansızın değişikliklerle
kendini belli eden bir ruh hastalığı, saplantı, takıntı, obsesyon
manidae :
lat. * manis (ölü ruh, hayalet, gölge) + idae (-giller, hayvan familyası eki) *
pangolinleri kapsayan, vücutları keratin pullarla örtülü, uzun burunlu ve
karıncalarla termitlerle beslenen memeliler familyası
manidar :
ara., far. * mana (anlam) (ara.) + dar (tutan, alan, taşıyan, koruyan, sahip
olan, edinen) (far.) * anlamlı, anlam taşıyan, mesaj veren, bir şey anlatan,
düşündürücü
manifatura :
lat. * manus (el) + facere (yapmak, etmek, eylemek, oluşturmak, imal etmek),
factus (yapılmış, edilmiş, oluşturulmuş, imal edilmiş) + ura (isim yapım eki) *
el ile yapılmış; kumaş veya çeşitli işlenmiş tekstil ürünleri, mensucat
manifest :
lat. * manus (el) + festus (açık, bariz, belli, görünür) * el ile belli edilen,
apaçık; açık, belirgin
manifestasyon :
lat. * manus (el) + festus (açık, bariz, belli, görünür) + atio (isim yapım
eki) * görünür hale getirme, ayan beyan etme, açıkça gösterme, ortaya koyma,
belirgin hale getirme; belirgin ifade, gösteri
manifesto :
lat., ita. * manus (el) + festus (açık, bariz, belli, görünür) (lat.);
manifesto (ita.) * el ile belli edilen, apaçık; açık, belirgin; bir yük
gemisinde bulunan ticaret mallarını gösteren ve kaptan tarafından yükün
boşaltılacağı liman gümrük yönetimine verilen bildirge; resmi bir makam, kurum,
kuruluşça herhangi bir durumu ilgililere duyurmak, bildirmek ereğiyle yazılan
yazı, bildiri, yazılı beyan, beyanname, ileti
manifold :
eski ing. * manig (çok, fazla) + feald, fold (kat, katman) * çok katlı, çok
katmanlı, çok çeşitli; içine daha küçük boruların veya kanalların açıldığı daha
geniş ve/veya daha büyük bir boru; eğri yüzey kavramının genelleştirilmesi ve
soyutlanması yoluyla, yerel olarak Öklit uzayına yakından modellenmiş ancak
küresel özelliklerinde büyük ölçüde değişiklik gösterebilen bir topolojik uzay
maniheizm :
far., lat. * Manichäismus (Mani (Pers asıllı dini lider ve düşünür Mani'nin
isminden) (far.) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (lat.)
* doğu ve batı kültürlerinin sentezini yani Zerdüştlük, Hristiyanlık ve Budizm
etkilerini birleştiren, evrende iyilik ve kötülüğün sürekli mücadelesini
vurgulayan sentetik bir öğreti
manik :
gre. * mania (delilik, çılgınlık, aşırı tutkunluk) (mainesthein (delirmek,
çıldırmak) + eia (durum ve isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * taşkın ruh hali, aşırı coşku veya taşkın enerji ile karakterize olan,
mani belirtileri gösteren psikiyatrik durum, deli, çılgın, aşırı tutkun
manik depresif :
gre., lat. * mania (delilik, çılgınlık, aşırı tutkunluk) (mainesthein
(delirmek, çıldırmak) + eia (durum ve isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) (gre.) + de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı,
aşağı, -dan eki) + premere, primere (basmak, bastırmak, baskılamak,
sıkıştırmak, durdurmak), pressus (basılmış) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (lat.); dépressif (fra.) * mani ve depresyon dönemleri arasında gidip
gelen, ruh hâli aşırı coşku ve aşırı çöküntüyle karakterize edilen psikiyatrik
durum (bipolar bozukluk)
manika :
gre. * manike (dikey, boru şeklinde yapı) * gemilerde, aşağı katlardaki
kamaraları, ambarları, makine dairelerini havalandırabilmek için güverteye
açılmış olan baca; gemide baca veya duman çıkışı için kullanılan dikey boru
manikür :
lat. * manus (el) + curare (kazımak, temizlemek; bakmak, ilgilenmek, gözetmek,
tedavi etmek, ilgilenmek, bakımını üstlenmek), cura (bakım, özen, tedavi) *
ellerin ve tırnakların temizliği, şekillendirilmesi, törpülenmesi ve süslenmesi
dahil tüm bakım işlemlerini kapsayan kozmetik uygulama
manila :
tag. * may (var, bulunduğu) + nilad (Nilad bitkisi, su kenarı bitkisi) *
Filipinler'in başkenti
manilkara :
lat. * manil (yerel ad) + kara (siyah) * Sapotaceae familyasına ait, tropik
meyve ve sakız üreten ağaç cinsi
maniple :
lat., fra. * manus (el) + pulatus, palatus (pulare, palare (hareket ettirmek,
idare etmek, yönetmek, işlemek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) )
(lat.); manipulé (fra.) * kontrol edilmiş, yönlendirilmiş, değiştirilmiş; telgraf
imlerini gönderirken, bir devredeki akımı kesmeye veya yeniden vermeye yarayan,
el ile kullanılan aygıt
manipura :
san. * mani (mücevher, değerli taş, inci) + pura (şehir, kent, kale, yerleşim
yeri; doluluk, bolluk) * mücevher şehri, mücevherlerle dolu yer; yoga ve Tantra
geleneğinde insan bedenindeki yedi çakradan biri olan ve göbek/karın bölgesiyle
ilişkilendirilen çakra, solar pleksus çakrası
manipülasyon :
lat., fra. * manus (el) + pulatio, palatio (pulare, palare (hareket ettirmek,
idare etmek, yönetmek, işlemek) + tio (isim yapım eki) ) (lat.); manipulation
(fra.) * bir nesneyi, kişiyi, durumu veya sistemi ustalıkla, kasıtlı ve amaçlı
olarak yönlendirme, kontrol etme veya değiştirme süreci
manipülatör :
lat., fra. * manus (el) + pulatus, palatus (pulare, palare (hareket ettirmek,
idare etmek, yönetmek, işlemek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + or
(-cu, yapan, eden) ) (lat.); manipulateur (fra.) * nesneleri, kişileri,
durumları veya sistemleri ustalıkla, kasıtlı ve amaçlı olarak yönlendiren veya
kontrol eden kişi veya aygıt
manisa :
gre. * magnitis (mıknatıs) (magnes (mıknatıs, manyetik mineral, manyez) +
lithos (taş, kaya) ) + ia (isim, yer ve durum eki) * mıknatıs taşı yeri;
Türkiye'nin, Ege Bölgesi’nde yer alan, kuzeyinde Balıkesir ve Uşak, batısında
İzmir, güneyinde Aydın ve Denizli illeri bulunan 45 plakalı ili
manişka :
gre. * maneska (makaralı kaldırma ve bağlama düzeneği) ) * biri iki, öteki üç
dilli iki makaradan oluşan, ağır işlerde kullanılan palanga; gemilerde halat
veya zincirlerle yükün bağlanmasını sağlayan, taşıma ve sabitleme işlevi gören
aparat (palanga)
manita :
lat., ita. * manustenus (manutenere (bakmak, beslemek, korumak, elinde tutmak)
(manus (el) + tenere (tutmak, kavramak), tenus (tutulmuş, kavranmış) ) (lat.);
mantenuta (besleme (kadın), metres) (ita.) * hırsızlık; dolandırıcılık, yalan
dolan, hile, düzen, dalavere; hileyle para sızdırma, çıkar sağlama; sevgili,
flört
manivela :
lat. * manus (el) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); manuel
(fra.); manovela (kabza, elle çalıştırılan makara) (ita.) * bir ucunun bağlı
bulunduğu bir nokta çevresinde dönebilen kol, kaldıraç
maniyerizm :
lat. * manuarismus (manaria, manuarius (usül, üslup, tarz) (manus (el) + arius
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti,
doktrin eki) ), manierismo (ita.), maniérisme (fra.) * Rönesans’ın estetik
algısına ve geleneksel üslubuna tepki niteliğinde ortaya çıkmış olan ve öncüsü
Michelangelo Buonarroti olan sanat akımı; yapmacıklık; üsluba bağlılık; garip
jestler ve vücut hareketleri yapma
mankafa :
lat., gre. * magnus (büyük, iri) (lat.) + kephale, kephalos (baş, kafa) (gre.)
* anlayışı, kavrayışı kıt, aptal (kimse); sakağı olmuş (at)
mankando :
lat., ita. * mancentum (mancare (eksik olmak, noksan kalmak, yetersiz kalmak,
yok olmak) + ens, ent, entum (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.);
manicando (mancare + ando (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (ita.); manquant
(fra.) * müzikte sesin veya tonun giderek azalması, soluklaşması, yavaş yavaş
kaybolması durumu
manken :
fle., hol., fra. * manneken (küçük adam, küçük insan; figür) (manne (adam,
insan) + ken (küçültme eki) ) (fle., hol.); mannequin (küçük adam, küçük insan)
(fra.) * vitrine konularak üzerinde giysi sergilemek için kullanılan veya
terzilerin giysi denemek, sergilemek için kullandıkları genellikle plastikten
yapılmış insan modeli; modacıların yarattığı yeni giysi kreasyonu örneklerini
tanıtmak için onları giyip alıcılar önünde gezinerek gösteren kimse
mankurt :
moğ. * manggur (ahmak, deli) (man, mun (delirmek, aklını yitirmek, bilincini
kaybetmek) + gur (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * eski Orta Asya Türk,
Altay ve Kırgız efsanelerinde bahsedilen, düşmanlar tarafından esir alınan ve
işkenceyle kimliği, geçmişi ve aidiyeti silinerek tamamen efendisine bağlı,
bilinçsiz köle haline getirilen kişi
manna :
lat., ara. * manna (ilahi yiyecek; Tanrı tarafından gönderilen besin, kutsal
yiyecek) * Kur'an, İncil ve Tevrat’ta, Allah tarafından çölde İsrailoğulları’na
verilen yiyecek
mannitol :
lat. * manna (ilahi yiyecek; Tanrı tarafından gönderilen besin, kutsal yiyecek)
+ ite (element, kayaç ve mineral eki) + ol (alkol grubu (-OH) eki) * birçok
bitkide bulunan ve çeşitli gıda ve tıbbi ürünlerde kullanılan renksiz, tatlı
tadı olan kristal alkol (C6H14O6)
mannopeptimisin :
lat., gre. * mannose (C6H12O6) (manna (ilahi yiyecek; Tanrı tarafından
gönderilen besin, kutsal yiyecek) + ose (şeker eki; kimyasal monosakkarit eki)
) + peptos (hazmedilmiş, sindirilmiş; peptid yapısı, amino asit zinciri) +
mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) (gre.) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * doğal kaynaklı bir antibiyotik peptid
şeker bileşiği olan ve amino asit zincirleri ile mannoz (şeker) birimlerinden
oluşan, bakteriyel enfeksiyonlara karşı etkili bileşik (C41H65N9O14S)
mannoz :
lat. * mannose (manna (ilahi yiyecek; Tanrı tarafından gönderilen besin, kutsal
yiyecek) + ose (şeker eki; kimyasal monosakkarit eki) ) * altı karbonlu bir
monosakkarit şekeri, bitkilerden ve bazı polisakkaritlerden elde edilen,
biyokimyasal ve tıbbi araştırmalarda kullanılan, özellikle hücre yüzeyi
glikoproteinlerinde ve bazı metabolik süreçlerde önemli rol oynayan glikoz
izomerlerinden biri (C6H12O6)
mano fico :
lat., ita. * manus (el) + ficus (incir) (lat.); mano fico (ita.) * incir el;
Antik Roma’da, yumruk yapılmış elin inciri yani dişiliği, başparmağın parmak
arasından çıkarılmasının da erkeklik organını temsil ettiği, kötü ruhlardan ve
nazardan koruduğuna inanılan tılsım hareketi
manolya :
lat. * magnol (Fransız botanikçi Pierre Magnol'un soyadından) (magnus (büyük,
iri) + ol (son ek) ) + ia (yer, durum, cins eki) * Magnoliaceae familyasına
ait, büyük, gösterişli, genellikle hoş kokulu çiçekler açan, hem botanikte hem
de peyzaj düzenlemelerinde kullanılan dekoratif bir bitki grubu
manometre :
gre. * manos (seyrek, gevşek, hafif, basınca karşı dirençsiz) + metros, metron
(ölçü) * gazların veya sıvıların basıncını ölçmeye yarayan, sıvı sütunlu veya
metalik yaylı sistemlere dayalı mekanik veya dijital biçimde üretilen ölçüm
cihazı
manometri :
gre. * manos (seyrek, gevşek, hafif, basınca karşı dirençsiz) + metria (ölçüm,
ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * basınç
ölçme işlemi veya yöntemi; özellikle gazların ve sıvıların basıncını belirlemek
için manometre kullanılarak yapılan ölçüm tekniği
mansab :
ara. * nasaba (ilgili, ilişkili olmak, bağlı olmak, alakası olmak, uymak,
uyumlu olmak; bağlamak, oranlamak, kıyaslamak, ilişkilendirmek, uygun görmek,
yaraştırmak, münasip bulmak, bağ kurmak; dikmek, yerleştirmek, koymak,
belirlemek, tayin etmek, konum vermek) * bir akarsuyun denize döküldüğü veya
başka bir akarsu ile birleştiği yer, ağız, kavşak
mansıb :
ara. * nasaba (ilgili, ilişkili olmak, bağlı olmak, alakası olmak, uymak,
uyumlu olmak; bağlamak, oranlamak, kıyaslamak, ilişkilendirmek, uygun görmek,
yaraştırmak, münasip bulmak, bağ kurmak; dikmek, yerleştirmek, koymak,
belirlemek, tayin etmek, konum vermek) * yüksek makam, merci; devlet hizmeti,
memuriyet
mansiyon :
lat. * mentio (bahis, söz, anış) (meminisse (hatırlamak, anmak) + tio (isim
yapım eki) ) (lat.); mention (fra.) * bir yarışmada, seçici kurul
değerlendirmesi sonucunda, konulan ödülü alabilecek düzeyde görülmemekle
birlikte anılmaya, özendirilmeye değer bulunan yapıta veya kimseye verilen
derece
mansub :
ara. * nasaba (ilgili, ilişkili olmak, bağlı olmak, alakası olmak, uymak,
uyumlu olmak; bağlamak, oranlamak, kıyaslamak, ilişkilendirmek, uygun görmek,
yaraştırmak, münasip bulmak, bağ kurmak; dikmek, yerleştirmek, koymak,
belirlemek, tayin etmek, konum vermek) * nasbolunmuş, memuriyete konulmuş;
konulmuş, dikilmiş
mansur :
ara. * nasara (yardım etmek, destek olmak), nasr (yardım, üstünlük, yenme,
galip kılma) * yardım edilen, yardım edilmiş, yardım görmüş; muzaffer, zafer
bulmuş, galip gelmiş
manşet :
lat., fra. * manus (el) + etta (küçültme eki) (lat.); main (el) (fra.),
manchette (kol ağzı) (manche (kol, sap, şaft) + ette (küçültme eki) ) (fra.) *
bir gömleğin kollarının ağızlarına geçirilen, genellikle çift katlı kumaş veya
dantel bölüm; bir gazetenin ilk sayfasının en üst bölümünde, önem verilen bir
haberin iri harflerle yazılmış başlığı
manşon :
lat., fra. * manus (el) (lat.); manche (kol, sap, şaft) + on (ek) (fra.) *
boru, kablo veya mekanik parçaları korumak, kaplamak veya birleştirmek için
kullanılan silindirik kılıf veya ek parça ve el ısıtıcısı olarak kullanılan
kürklü kılıf türü
mantalite :
lat., fra. * mens, ment (zihin, akıl, düşünce) + alis (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.); mentalité (fra.) *
düşünme biçimi, zihinsel tutum, olaylara yaklaşma tarzı ve entelektüel eğilim,
zihniyet
mantar :
gre. * manitari (mantar) * mantarlardan, yer, yöre ve biçim bakımından büyük
değişiklikler gösteren, doğada kendiliğinden yetişen, üretimi de yapılan,
yenilebilen, yenilemeyen, öldürücü zehir taşıyan olmak üzere yaklaşık yüz bin
türü bulunan, bir sap üzerinde kubbeli bir şapka şeklini alan ve şapkanın alt
tarafında solungaçları bulunan, emeçleri bir gövde ve onun üstünde şapka
biçiminde gelişmiş ilkel bitkilerin ortak adı; esnek ve sudan hafif oluşu
nedeniyle cankurtaran simidi, cankurtaran yeleği, tıpa, ayakkabı tabanı ve daha
pek çok şeyin yapımında kullanılan, geçirimsiz, meşe ağacı tabakası; bu nesneden
yapılmış şişe tıpası; çocukların oyuncak tabancalarda patlattıkları barutlu
patlayıcı
mantarlar :
gre. * manitari (mantar ) (gre.) + lar (çoğul eki) (tür.) * çok sayıda çok
hücreli ve tek hücreli ökaryotik canlıyı kapsayan, maya gibi
mikroorganizmalardan, küf ve şapkalı mantarlara kadar pek çok üyesi olan
canlılar grubu, fungi, fungus (ç.)
mantellidae :
lat. * mantella (İngiliz paleontolog ve jeolog Gideon Mantell'in soyadından) +
idae (-giller, hayvan familyası eki) * Madagaskar'a özgü, çoğunlukla parlak
renkli, küçük yapılı ve zehirli deri salgılarına sahip kurbağaları kapsayan
familya, mantellid kurbağalar familyası
mantı :
moğ. * mantu (bohça) * bohça biçiminde hamur parçalarının içine et konmak yani
eti “manto”lamak suretiyle yapılan yemek (mantellum (manto, örtü, pelerin,
örtücü kumaş) (lat.), manteau, Mantel (manto) (fra., alm.) )
mantık :
ara. * nataka (konuşmak, söz söylemek), mantik (konuşma, söz söyleme) *
konuşma, söz söyleme; doğru, akla yatkınlık, akla uygun düşünme yetisi ve yolu,
rasyonalite, lojik; akıl yürütmede, düşüncede doğruluk, düzgünlük, tutarlılık;
doğru düşünme yöntemi, sanatı ve bilimi; düşüncenin ve düşüncenin varlık
biçimlerinin, öğelerinin, türlerinin, olanaklarının, yasalarının ve
bağlamlarının bilimi (mind (zihin) (ing.), mental (zihni) (ing., fra.) )
mantıken :
ara. * mantik (konuşma, söz söyleme; doğru, akla uygun düşünme yetisi ve yolu,
rasyonalite, lojik) + en (gibi, olarak) * mantıksal olarak, mantık açısından
mantıki :
ara. * mantik (konuşma, söz söyleme; doğru, akla uygun düşünme yetisi ve yolu,
rasyonalite, lojik) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * mantıksal
mantidae :
gre., lat. * mantis (kahin, falcı) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası
eki) (lat.) * Mantodea (peygamberdevesi) takımına ait, peygamberdevelerini
kapsayan, ön bacakları av yakalamaya uyarlanmış, yırtıcı özellik gösteren,
Mantis cinsine bağlı ve yakın akraba türlerden oluşan familya
mantin :
fra. * manteau (ceket, kaban, dış giysi) * kaban, manto veya palto dikiminde
kullanılan, genellikle kalın, sert dokulu ve dayanıklı olan, canfese benzeyen
bir tür ipekli, değerli kumaş
mantinota :
lat., ita. * manustenus (manutenere (bakmak, beslemek, korumak, elinde tutmak)
(manus (el) + tenere (tutmak, kavramak), tenus (tutulmuş, kavranmış) ) (lat.);
mantenuta (besleme (kadın), metres) (ita.) * kapatma, metres, sevgili, manita
mantis :
gre. * mantis (kahin, kehanet yapan kişi, peygamber, haberci, profet) * Asya ve
Afrika kökenli, uzun ön bacakları av yakalamaya uygun olan avcı böcek türü
(adlandırması, böceğin dua eder gibi duran ön bacak pozisyonunun kahin veya dua
eden bir kişi duruşunu andırmasından gelir.); bir sayının logaritmasının
ondalık bölümü
manto :
lat., fra. * mantellum (örtü, pelerin, üst giysi, pelerin, manto) (mantum
(örtü, kumaş parçası) + ellum (küçültme eki) ) (lat.); manteau (fra.) * diz
altına kadar uzanan, soğuktan koruyan veya süs amaçlı kullanılan dış giysi,
üstü örten, dış giysi olarak giyilen pelerin veya kaban
mantodea :
gre., lat. * mantis (kahin, falcı) (gre.) + odea (taksonomik ek) (lat.) *
peygamberdevelerini kapsayan, uzun gövdeli, üçgen başlı ve av yakalamaya
uyarlanmış dikenli ön bacaklara sahip yırtıcı böcekler takımı, Mantodea takımı
mantra :
san. * man (düşünmek; zihin) + tra (ile ilgili, gibi, -a ait) * meditasyona
başlama esnasında zihinde istemsizce oluşan muhtelif düşünceleri giderme
amacıyla tekrarlanan harf, hece veya kelimeler
mantuh :
ara. * nataha (boynuzlamak), nath (boynuz) * boynuzlu hayvan tarafından
yaralanan veya öldürülen, boynuzlanmış
manubriosternal :
lat., gre. * manus (el) + brum (alet, araç, tutacak, yapan ek) (lat.) +
sternein (yaymak, germek, uzatmak, sermek), sternon (göğüs, göğüs kemiği)
(gre.); sternum (lat.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) *
sternumun üst kısmı (manubrium) ile gövde kısmı (corpus sterni) arasındaki
ekleme veya bu eklemle ilgili
manubrium :
lat. * manus (el) + brum (alet, araç, tutacak, yapan ek) * elde tutulan şey,
sap, kulp; birinci kaburga ve köprücük kemiğiyle eklemlenen ve sefalad ucunda
nispeten sabit bir bağlantı noktası sağlayan, boyun ve kaburga ile eklemleşen
göğüs kemiğinin (sternum) büyük, düz ve geniş üst kısmı; bazı hayvanlarda (ör.
medüzlerde) ağız borusuna verilen ad
manuel :
lat. * manus (el) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); manuel
(fra.) * el ile ilgili, el ile yapılan, el ile kullanılan; belirli bir konuda
yol gösteren yazılı kılavuz veya öğretici kitap, kullanım kılavuzu
manus :
lat. * manus (el) * kolun ucunda, bilekten sonra yer alan beş parmaklı dokunma
ve tutma organı
manus ficus :
lat. * manus (el) + ficus (incir) * Roma kültüründe ve halk inanışında
başparmağın işaret ve orta parmak arasına sokulmasıyla yapılan, cinsel
organları simgeleyerek nazara karşı tılsım olarak kullanılmış olan, aynı
zamanda hakaret ifadesi de olmuş yumruk şeklindeki el hareketi
manüel :
lat. * manus (el) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); manuel
(fra.) * el ile ilgili, el ile yapılan, el ile kullanılan; belirli bir konuda
yol gösteren yazılı kılavuz veya öğretici kitap, kullanım kılavuzu
manyak :
gre. * maniakos (mania (delilik, çılgınlık) (mainesthein (delirmek, çıldırmak)
+ eia (durum ve isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) *
akıl dışı, aşırı ve denetlenemez tutkusu, çılgınca davranışları, saplantılı
eğilimleri olan kişi (umniyya (dilek, istek, saplantı, saplantılı istek,
kuruntu, takıntı, obsesyon), emaniy (kuruntular, takıntılar, saplantılı
arzular, obsesyonlar) (ara.) )
manyas :
gre. * miletopolis (miletos (yer ismi) + polis (şehir, il, kent) ), pemaninos *
Balıkesir’in bir ilçesi
manyat :
tür. * manyat (çekmek, sürüklemek, karadan toplamak) * alamanadan küçük, üç
çifte balıkçı kayığı; kayıklarla atılıp karadan çekilen balık ağı
manyerizm :
lat. * manuarismus (manaria, manuarius (usül, üslup, tarz) (manus (el) + arius
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti,
doktrin eki) ) (lat.), manierismo (ita.), maniérisme (fra.) * Rönesans’ın
estetik algısına ve geleneksel üslubuna tepki niteliğinde ortaya çıkmış olan ve
öncüsü Michelangelo Buonarroti olan sanat akımı; yapmacıklık; üsluba bağlılık;
garip jestler ve vücut hareketleri yapma (manner, manière (usül, üslup, tarz)
(ing., fra.) )
manyet :
gre. * magnes, magnes, magnetes (çeken, çekim gücüne sahip olan; mıknatıs taşı,
Magnesia bölgesi) (mag (Manyetit taşı, mıknatıs taşı) + netes (ile ilgili,
sahibi) ) * mıknatıs
manyetik :
gre. * magnes, magnes, magnetes (çeken, çekim gücüne sahip olan; mıknatıs taşı,
Magnesia bölgesi) (mag (Manyetit taşı, mıknatıs taşı) + netes (ile ilgili,
sahibi) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * mıknatısla ilgili,
mıknatısın çekim gücüne sahip; manyetik alan oluşturan veya etkileyen
manyetik alan :
gre., tür. * magnetikos (manyetik) (gre.) + alan (arazi, açık alan, saha, açık
ve geniş, düz yer, düz yüzey, meydan, bölge, mıntıka, yüzey, zon,
platform)(tür.) * elektrik akımı veya mıknatıs tarafından oluşturulan,
hareketli yükler ve dipoller üzerinde çekim kuvveti etkisi yapan, B ile
gösterilen ve SI birimi tesla (T) olan vektörel alan
manyetik alan sabiti :
gre., tür. * magnetikos (manyetik) (gre.) + alan (arazi, açık alan, saha, açık
ve geniş, düz yer, düz yüzey, meydan, bölge, mıntıka, yüzey, zon,
platform)(tür.) + sabit (durağan, hareketsiz, değişmeyen) (ara.) + i (iyelik
eki) (tür.) * manyetik alan hesaplamalarında kullanılan sabit sayı (µ₀ = 4π×10^-7.N/A^2)
manyetik kuvvet :
gre., tür. * magnetikos (manyetik) (gre.) + kuvvet (güç, kudret) (ara.) *
elektrik akımı taşıyan iletkenler veya hareketli yükler üzerinde manyetik
alanın uyguladığı, yönü sağ el kuralı ile belirlenen ve Lorentz kuvveti
yasasıyla F=q(v×B) şeklinde ifade edilen kuvvet
manyetik rezonans :
gre., tür. * magnetikos (manyetik) (gre.) + resonentia (re (tekrar, yeniden,
geri) + sonare (ses çıkarmak, tınlamak) + entia (isim yapım eki) ) (lat.) *
güçlü bir manyetik alan altında atom çekirdeklerinin manyetik momentlerinin
hizalanarak radyo frekanslarıyla uyarılması, enerji soğurup yayması ve bu
sinyallerin tıbbi görüntüleme (MR) veya kimyasal yapı analizi (NMR) gibi uygulamalarda
kullanılması olayı; bir hastalığın tanı ve tedavisi için radyo dalgaları,
mıknatıs ve bilgisayardan yararlanılarak vücudun ayrıntılı olarak
görüntülenmesini sağlayan test
manyetit :
gre. * magnes, magnes, magnetes (çeken, çekim gücüne sahip olan; mıknatıs taşı,
Magnesia bölgesi) (gre.) + ites (element, kayaç ve mineral eki) * spinal
yapısındaki ferrimanyetik, Fe3O4 formülüyle gösterilen, Ferro-ferrik oksit
olarak da bilinen demir okit minerali (Fe3O4)
manyetize :
gre., lat. * magnes, magnes, magnetes (çeken, çekim gücüne sahip olan; mıknatıs
taşı, Magnesia bölgesi) (gre.) + izatus (dönüştürülmüş, halini almış, kılınmış,
olmuş) (izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat
yapım eki) ) (lat.); magnétisé (fra.) * manyetik özellik kazandırılmış; bir
nesneyi mıknatıs gibi davranacak şekilde mıknatısla işleme veya manyetik alan
etkisiyle mıknatıslanmasını sağlama özelliği kazanmış
manyetizma :
gre. * magnes, magnetes (çeken, çekim gücüne sahip olan; mıknatıs taşı,
Magnesia bölgesi) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) *
mıknatısların ve manyetit taşlarının çekim gücü ve manyetik alan oluşturma
özelliği; manyetik olayların ve kuvvetlerin incelendiği fiziksel olgu
manyeto :
gre. * magnes, magnetes (çeken, çekim gücüne sahip olan; mıknatıs taşı,
Magnesia bölgesi) * elektrik veya manyetik alan üreten jeneratör veya
alternatör; manyetik alanın sürekli mıknatıslarla sağlandığı, çıkış enerjisi
çok küçük olan alternatif akım elektrik üreticisi (uçak, deniz, çakmak, traktör
ve motosiklet motoru gibi içten yanmalı motorlarda, ateşlenme gerilimi elde
edilmesi amacıyla kullanılır.)
manyetofon :
gre. * magnes, magnetes (çeken, çekim gücüne sahip olan; mıknatıs taşı,
Magnesia bölgesi) + phone (ses) * manyetik bant veya disk üzerinde ses kaydı ve
oynatma yapan cihaz; ses sinyallerini manyetik alan kullanarak kaydeden ve
çalan araç
manyetometre :
gre. * magnes, magnetes (çeken, çekim gücüne sahip olan; mıknatıs taşı,
Magnesia bölgesi) + metros, metron (ölçü) * manyetik alanın şiddetini ve yönünü
ölçmek için kullanılan cihaz
manyetopoz :
gre. * magnes, magnes, magnetes (çeken, çekim gücüne sahip olan; mıknatıs taşı,
Magnesia bölgesi) (mag (Manyetit taşı, mıknatıs taşı) + netes (ile ilgili,
sahibi) ) + pauein (durdurmak, sona erdirmek, ara vermek), pausis (durma, sona
erme) * bir gezegenin manyetik alanının (manyetosfer) güneş rüzgarı ile
karşılaştığı ve onun ilerlemesini durdurduğu sınır çizgisi
manyezi :
gre. * magnes, magnetes (çeken, çekim gücüne sahip olan; mıknatıs taşı,
Magnesia bölgesi) + eia (isim, yer ve durum eki) * müshil olarak kullanılan,
beyaz renkli, suda az eriyen, tatsız magnezyum oksit (MgO)
manyezit :
gre. * magnes, magnetes (çeken, çekim gücüne sahip olan; mıknatıs taşı,
Magnesia bölgesi) + ites (element, kayaç ve mineral eki) * beyaz veya gri taş
görünümünde, çimento, refrakter malzeme ve magnezyum tuzu üretiminde kullanılan
doğal mineral, magnezyum karbonat (MgCO3)
manyifik :
lat. * magnus (büyük, ulu, yüce) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, oluşturmak,
meydana getirmek, işlemek), ficus (yapıcı, yapan, eden, eyleyen; yapılmış,
edilmiş, eylenmiş, oluşturulmuş) (lat.); magnifique (fra.) * görkemli, harika,
muhteşem, muazzam, olağanüstü derecede güzel, etkileyici, asil
manyok :
isp. * manioca (Güney Amerika kökenli kök bitkisi) * Sütleğengiller
familyasından, tropikal ve yarıtropikal Amerika kökenli olan, yüz elliden fazla
çeşidi bulunan, kökünde bol miktarda nişasta içeren ve yerlilerin beslenmesinde
önemli olan, nişastasından farofa ve tapyoka üretilerek ticari açıdan değer
taşıyan kök bitkisi
manzar :
ara. * nazara (bakmak, görmek, incelemek, gözetmek), nazar (bakış) * bakılan
yer, görülen yer, görünüş
manzara :
ara. * nazara (bakmak, görmek, incelemek, gözetmek), nazar (bakış) * gözle
görülebilen çevre, doğa veya şehir görünümü; resim, fotoğraf veya gözlem
yoluyla algılanan dış mekan sahnesi
manzum :
ara. * nazama (dizmek, sıralamak, düzenlemek), nizam (dizi, sıra, düzen,
tertip, sistem) * tanzim edilmiş, düzenlenmiş, dizili; düz olmayan, ölçülü
uyaklı olan, koşuk biçiminde yazılmış
manzume :
ara. * manzum (dizilmiş, sıralanmış, düzenlenmiş, ölçülü) + e (isim yapım eki)
* kafiyeli ve ölçülü bir biçimde dizilmiş şiir veya şiirsel eser, nazım birimi
veya bütün olarak şiirsel kompozisyon
mao :
çin. * mao (Çinli lider Mao Zedong’un isminden veya Mao soyadından) * sosyalist
devrim ve kırsal gerilla stratejileriyle iktidarı ele geçiren Çin Komünist
Partisi başkanı olarak 1949-1976 yılları arasında ülkeyi yöneten, Çin Halk
Cumhuriyeti’nin kurucusu ve lideri
maoculuk :
çin., tür. * mao (Çinli lider Mao Zedong’un isminden veya Mao soyadından)
(çin.) + cu (ile ilgili, destekçi) + luk (durum eki) (tür.) * Mao Zedong’un
düşünce ve stratejilerine dayanan, kırsal alanı devrim merkezi olarak kabul
eden, sınıf mücadelesini sürekli bir süreç olarak gören, halk savaşını ve
gerilla taktiklerini temel alan, ekonomik, sosyal ve kültürel politikaları
Marksist-Leninist çerçevede şekillendiren öğreti ve siyasi ideoloji
mapa :
ita. * mappa (mendil, kumaş parçası, harita) * halatların veya zincirlerin
geçirilmesi, sabitlenmesi ya da yük kaldırma donanımlarının bağlanması amacıyla
gemi güvertesine, küpeştesine, bordasına veya duvarlara sabitlenmiş olan ve
tepesinde palanga takmaya yarayan metal bir halka bulunan çivi veya gözlü
cıvata; gemi içini aydınlatmaya yarayan, zeytinyağıyla yanan siperli fener
mapania :
lat. * Mapani (yerel Afrika adı) + ia (isim yapım eki) * Cyperaceae familyasına
ait, tropik saz benzeri bitki cinsi
maprotilin :
lat. * ma (ön ek) + protilin (sentetik bileşik adı) (pro (ön, önce, ileri,
evvel) + tilin (sentetik bileşik eki) ) * depresyon, anksiyete ve bazı uyku
bozukluklarının tedavisinde kullanılan, merkezi sinir sistemi üzerinde etkili
olan trisiklik antidepresan grubu sentetik bileşik (C20H23N)
maputo :
tso., mak. * ma (yer, mevki, bölge) + puto (nehir, su kaynağı) * Mozambik’in
başkenti
mar :
far. * mar (baş, başkan, yönetici; yılan) * uzun, ince, sürüngen hayvan, yılan;
başkan, reis (maranata (mar + na + ata ("başkanımız geldi"
anlamındaki İncil'den bir nida), şahmaran (şah (hükümdar, kağan, kral, reis,
başkan, padişah; büyük, üstün, usta, seçkin, önde gelen) + maran (yılanlar)
(yılanlar şahı) (ara., ibr.), marry (evlenmek, başında olacak birine sahip
olmak), martial (savaşsal, yılansal), mark (işaret, yılan ısırığı), marvel
(harika, önde gelen), mayor (belediye başkanı), major (başta olan, önde gelen),
Mars (savaş tanrısı, Türkçedeki "Mart" kelimesi) (ing.), maire
(belediye başkanı) (fra.), Major (başta olan, önde gelen) (alm.) )
maraba :
ara. * erba, ruba (dört), rub (dörtte bir, çeyrek), murabba (dört şeyden olma),
murabi * İslam hukukunda kar ve zararın dörtte birini üstlenen ortak (özellikle
tarımda); toprağı işleyerek ürüne 1/4 ortak olan kimse, ortakçı, ortak, yarıcı;
köy ağasının yönetim ve kontrolünde olan köy halkı (halk arasında); başkasının
toprağını işleyen, ürüne ortak olan veya toprak sahibiyle anlaşarak çalışan
çiftçi (ortakçı, yarıcı)
marabut :
ara. * rabata (bağlamak, birleştirmek, bir araya getirmek, iliştirmek,
ilişkilendirmek), ribat, rabita (bağlantı, bağlanma), murabit (bağlayan) * Batı
Afrika'da ve Mağrip'te Müslüman, dini lider ve öğretici, dini lider ve
öğretmen, din alimi (bağlanılacak kişi anlamında)
maral :
moğ., far. * maral (geyik) (moğ.), maral (dişi geyik) (far.) * özellikle
Anadolu ve İran coğrafyasında yaşayan büyük boylu geyik türü, dişi geyik, meral
maran :
far. * mar (baş, başkan, yönetici; yılan) + an (çoğul eki) * başkanlar;
yılanlar
maranata :
ibr. * mar (yönetici, başkan, reis) + na (bizim) + ata (geldi) * reisimiz
geldi; Hz. İsa’ya hitaben söylenen yüceltme sözü
marangoz :
gre. * marangon; marangos (karabatak; gemide ahşap işleri yapan sanatkar) (mar
(deniz) + an (gibi olan, dalan, giren) + gon, gos (ile ilgili, gibi, -a ait) )
* ahşap işiyle uğraşan (marin (denizci) (fra.) )
maranta :
ita. * maranta (İtalyan botanikçi Bartolomeo Maranta’nın soyadından) * bir
çenekliler sınıfından, Antillerde ve bütün tropikal bölgelerde yetiştirilen,
kökündeki yumrulardan nişasta, ararot çıkarılan bir tür kamış, ararot kamışı
(maranta arundinaca)
maranthes :
gre. * Maranta (İtalyan botanikçi Bartolomeo Maranta) + anthos (çiçek) *
Chrysobalanaceae familyasına ait, tropik ağaç cinsi
marantik :
ara., gre. * maraz (hastalık, dert, sorun, bela) (ara.), marainein (kurutmak,
soldurmak, tüketmek, çürütmek) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(gre.) * özellikle kronik hastalık, uzun süren enfeksiyonlar, kanser veya ileri
yaşa bağlı olarak gelişen ileri derecede zayıflık, bitkinlik, zafiyet,
tükenmişlik hali; “marantik durum” (kaşektik tablo)
maras :
ara. * ra’aşa (titremek, sarsılmak), mer’aş, maraş (titreme yeri, sarsılma
yeri) * karton üzerine çizilip kesilen desenlerin kumaşa tutturulması ve bu
desenlerin sırma veya simli ipliklerle elde özel bir teknikle işlenmesiyle
yapılan geleneksel bir Türk nakışı, dival işi
marasmus :
ara., gre. * maraz (hastalık, dert, sorun, bela) (ara.), marasmos (zayıflama,
erime, çürüme) (marainein (kurutmak, soldurmak, tüketmek, çürütmek) + ismos
(isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) ) (gre.) * ağır beslenme
yetersizliği sonucu gelişen ileri derecede zayıflık ve erime; özellikle
çocuklarda görülen kronik malnütrisyon tablosu
maraton :
gre. * marathon (Attika’da bir şehir) (marathos (rezene bitkisi) + on (yer eki)
) * yaya koşularının en uzunu olan ve yolda koşulan, 42.195 metrelik uzun yol
koşusu (MÖ 490’daki Marathon Savaşı’ndan sonra bir habercinin Atina’ya kadar
koşmasına atfen); dayanıklılık ve direnim gerektiren, uzun süren iş (mecazi)
maraviroc :
lat. * mara (ön ek) + viro (viral, virüs ile ilgili) + c (kimyasal ek) * HIV
enfeksiyonu tedavisinde kullanılan, bir füzyon inhibitörü olarak
sınıflandırılan CCR5 reseptör antagonisti sınıfında bir antiretroviral ilacın
etken maddesi (C29H41F2N5O)
marax :
lat. * morax (uyku verici, uyuşturan; geciktirici) * Hz. Süleyman'ın (Solomon)
ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis'te maji ile ilgili olan ve 72
cinden bahsedilen Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, astronomi,
astroloji, serbest bilimler, şifalı otlar ile değerli taşların erdemlerini
öğreten ve insana sadık yardımcı ruhlar (tanıdıklar) sağlayan, hem bir kont hem
de büyük bir başkan olarak kabul edilen 30. cin
maraz :
ara. * merad, marad (hastalık, sorun, bela, illet, dert) * hastalık, sorun,
bela, illet, dert
maraza :
ara. * maraz, marad (hastalık, illet, bela, dert, sorun, sıkıntı) *
anlaşmazlık, çekişme, kavga
marazi :
ara. * maraz, marad (hastalık, illet, bela, dert, sorun, sıkıntı) + i (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hastalıkla ilgili, hastalıklı; hastalık
derecesinde olan (mecazi)
maraziyyat :
ara. * maraz, marad (hastalık, illet, bela, dert, sorun, sıkıntı) + i (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) + yat (isim yapım eki) * hastalıklar ilmi,
patoloji
marbas :
lat. * barbas (sakal, sakallı), morbus (hastalık) * Hz. Süleyman'ın (Solomon)
ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis'te maji ile ilgili olan ve 72
cinden bahsedilen Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, cehennemin
büyük bir başkanı (başbuğu) olarak kabul edilen, öncelikli olarak büyük bir
aslan şeklinde tezahür eden ancak çağrıldığında insan formuna da bürünebilen,
gizli veya saklı şeyleri bilme, hastalıkları hem iyileştirme hem de insanlara
bulaştırma ve mekanik sanatlar ile zanaat dallarında bilgelik verme güçlerine
sahip 5. cin
marcgraviaceae :
alm., lat. * Marcgravia (bitki cinsi adı; Alman doğa bilimci Johann Friedrich
Marcgrave'in soyadından) (alm.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) *
tropikal Amerika bölgelerinde yayılış gösteren, çoğunlukla sarılıcı veya epifit
özellikli, sıra dışı çiçek yapıları ve nektar bezleriyle bilinen bitkileri
kapsayan familya, Marcgravia cinsine bağlı bitki grubu
marchosias :
lat. * marchio (kont ile dük arasında yer alan, genellikle sınır bölgelerini
yöneten yüksek rütbeli soylu kişiye verilen soyluluk ünvanı, sınır kontu) (mar
(sınır, sınır bölgesi) + chio (kont, lord, efendi) ) + ias (son ek) (lat.);
marquis (fra.) * Hz. Süleyman'ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula
Salomonis'te maji ile ilgili olan ve 72 cinden bahsedilen Ars Goetia (Hükmetme
Sanatı) bölümünde yer alan, kurt kanatları ve yılan kuyruğu olan, ağzından ateş
püskürten dişi bir kurt şeklinde tasvir edilen, çağrıldığında insan formuna
bürünebilen, savaşçılığıyla tanınan ve 30 lejyon cinse hükmeden 35. cin
marçilyan :
gre., lat. * markos (savaşçı, savaşla ilgili, cesur, kahraman, yiğit) (gre.);
marcillianus (marcellus (marcus (Mars gezegeni; savaş tanrısı bağlamında) +
ellus (küçültme eki) ) + ianus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (lat.) * Akdeniz
ticaretinde kullanılan, gövdesi geniş ve dayanıklı olan dört direkli yelkenli
ticaret gemisi
marda :
lat. * merda (dışkı, pislik, bok) (lat.); merde (fra.) * önemsiz, değersiz,
ıskarta mal
mardin :
gre., ara., far * merida, merid (katı, sert, yoğun, güçlü, kuvvetli, kudretli;
inatçı, isyankar; kale) (ara.); mardeyn (yılan dini) (mar (yılan; yönetici)
(far.) + deyn, din (borç; din) ) (far., ara.) * katı, sert, yoğun, güçlü,
kuvvetli, kuretli; isyankar, fesatçı; inatçı; kötücül; yılan dini; Türkiye'nin,
kuzeyde Diyarbakır, doğuda Şırnak ve Irak, güneyde Şırnak ve Suriye, batıda
Batman ve Siirt ile komşu olan 47 plakalı ili
marduk :
aka., süm., ibr. * mar (yüce, ulu, büyük) + duk (efendi, reis, hükümdar)
(aka.); amar (buzağı) + utu (güneş) + ak (tamlama eki) (güneşin yavrusu,
güneşin oğlu) (süm.); marar (acı olmak) + dakak (ezmek, kahretmek, parçalanmak)
(ibr.) * Babil ve Asurluların yaratılış destanlarında yer alan, tanrıların en
bilgesi ve güçlüsü; Güneş sistemine ait olduğu ancak çok geniş bir yörüngede
hareket ettiği, 70,000 yılda bir Güneş sisteminin yakınından geçtiği ve her
geçişinde Dünya’ya yaklaşarak felaketler yarattığı iddia edilen gezegen
ma'rec :
ara. * araca (yükselmek, çıkmak, yukarı gitmek) * yükselinecek yer, yükseliş
yeri, çıkacak yer, merdiven
marengo :
ita. * marengo (İtalya'nın Piemonte bölgesinde yer alan bir köyün ismi) * yağda
sarımsak ve domatesle sotelenmiş tavuktan oluşan, kızarmış yumurta ve kerevitle
süslenmiş, Provençale usulü tavuğa benzeyen bir Fransız ve Kuzey İtalyan yemeği
mareşal : alm.,
lat., fra. * mariscalcus (marh (at) (alm.) + scalcus, calceus (ayakkabı, uşak;
köle) (lat.) ); maréchal (fra.) * askerlikte en yüksek aşama, en büyük rütbe;
meydan savaşı kazanmış general ünvanı
marfan sendromu :
fra., gre., tür. * marfan (Fransız pediatrist Antoine Marfan'ın soyadından)
(fra.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u
(iyelik eki) (tür.) * iskelet, kalp-damar sistemi ve gözleri etkileyen, uzun
boy, ince uzuvlar ve aort genişlemesi gibi karakteristik bulgularla tanımlanan
nöro-kardiyovasküler nitelikli ve genetik kökenli bağ dokusu sendromu
marfanoid :
fra., ger. * marfan (Fransız pediatrist Antoine Marfan'ın soyadından) (fra.) +
oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) * özellikle uzun boy,
ince uzuvlar ve bağ dokusu anomalileri ile karakterize edilen ve Marfan
sendromuna benzer özellikler gösteren fenotipik durumu
margarik :
gre. * margaron (inci) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * inci ile
ilgili, inciye benzeyen veya inci gibi parlaklık ve değer taşıyan şeyleri
tanımlayan sıfat
margarik asit :
gre. * margaron (inci) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) +
acidum, acidus (ekşi olan; hidrojen iyonu veren, pH düşürücü madde, asit)
(lat.) * ek zincirli bir yağ asidi olarak sınıflandırılan ve geviş getirenlerin
yağ ve süt yağının eser bir bileşeni olarak bulunan uzun zincirli doymuş bir
yağ asidi, heptadekanoik asit (CH3(CH2)15CO2H)
margarin :
gre. * margaron (inci) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.)
* bitkisel ve/veya hayvansal yağların işlenmesiyle elde edilen, tereyağına
alternatif olarak kullanılan, trigliserid yapısında olan katı veya yarı katı
yağ (C55H98O6)
margarita :
gre. * margaron (inci) + ites (isim yapım eki) (gre.); itas (lat.) * papatya
çiçeğinin beyaz taç yaprakları ve sarı merkezinin inci benzeri görünümünden
dolayı bazı bitki adlarında kullanılan ad, inci veya inciye benzeyen
margaritaria :
gre. * margaron (inci) + ites (isim yapım eki) (gre.); itas + arius (ile
ilgili, -a ait) (lat.) * Phyllanthaceae (yaprak-çiçekgiller, duvarnohutugiller)
familyasına ait, Asya, Afrika, Avustralya ve Amerika'nın sıcak bölgelerinde
yayılış gösteren, kendine has parlak/renkli tohumlara sahip ağaç ve çalı
türlerini kapsayan bir bitki cinsi
margaritiferidae :
gre. * margaron (inci) + ites (isim yapım eki) (gre.) + ferre (getirmek,
taşımak, götürmek, yüklenmek) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) *
Unionida takımına ait, halk arasında tatlı su inci midyeleri olarak bilinen,
temiz akarsularda yaşayan ve kabuklarının iç yüzeyindeki sedef tabakası
sayesinde tatlı su incisi üretebilme özellikleri olan çift kabuklu
yumuşakçalardan oluşan bir biyolojik familya
margin :
lat. * margo, marginis (kenar, kıyı, sınır, çerçeve) * bir yapının dış kenarını,
sınırını veya çevresini oluşturan bölüm, özellikle anatomi, botanik ve
tipografide kenar veya sınır bölgesi; yazılmış veya basılı bir kağıdın sol ve
sağ kenarlarında bırakılmış olan boşluk; ticari bir işlemde, ürünün satış
fiyatı ile maliyeti arasındaki fark; zarar olasılığına karşı ayrılan pay
marginal :
lat. * margo, marginis (kenar, kıyı, sınır, çerçeve) + alis (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * kenara ait, asıl konuya dahil olmayan, bir kitabın dış
kenarına yazılan notlar veya süsleme; bir yapının kenarında veya sınırında
bulunan, kenarla ilişkili olan, çevresel konum gösteren; toplum düzeninin
dışında kalan; birimleri matematik anlamda değişken olabilen; toplumda, türdeş
bir kümenin içine girmeyen, onun en ucunda, sınırında yer alan, aykırı (kimse);
toplumsal ve kültürel değişmeler sonucu oluşmuş herhangi bir toplumsal kümenin
değerlerini benimsememiş, kıyıda, azınlıkta kalmış kişi
maria :
ibr., ara., lat. * miryam (deniz; üzüntü; deniz yıldızı; acı veren deniz) (mar
(acı, acı veren, sert, ekşi) + yam (deniz) ) (ibr.), meryem (ara.), maria
(lat.) * Hz. İsa'nın annesinin ismi
maria magdalena :
ibr., ara., lat. * miryam (deniz; üzüntü; deniz yıldızı; acı veren deniz) (mar
(acı, acı veren, sert, ekşi) + yam (deniz) ) (ibr.), meryem (ara.), maria (lat.)
+ cedele (tartışmak, mücadele etmek, çatışmak), mecdel (güç, kuvvet, kudret;
güç merkezi, otorite; yüksek yer, kale, kule) (ara.); magdala (yüksek yer,
kule, tepeler) + ena (yer veya aidiyet eki) * Yeni Ahit’te adı geçen ve İsa’nın
takipçilerinden biri olan kadın; Hristiyan geleneğinde günahkâr kadınların
tövbesi ve sadakati ile özdeşleştirilmiş figür, Mecdelli Meryem
marialar :
lat. * mare (deniz) + ia (çoğul eki) (lat.) + lar (çoğul eki) (tür.) * Ay ve
bazı diğer gök cisimlerinin yüzeyinde bulunan, koyu renkli bazaltik lav
düzlüklerinden oluşan geniş oval alanlar, ay denizleri
marianum :
ibr., ara., lat. * miryam (deniz; üzüntü; deniz yıldızı; acı veren deniz) (mar
(acı, acı veren, sert, ekşi) + yam (deniz) ) (ibr.), meryem (ara.), maria
(lat.) + anum (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) * Meryem’e ait veya Meryem ile
ilişkili; tarihi veya dinsel bağlamda, Meryem’e adanmış yer, yapı veya sınıfı
tanımlayan sıfat
ma'ric :
ara. * araca (yükselmek, çıkmak, yukarı çıkmak, tırmanmak, yukarı gitmek) *
yükselinecek yer, yükseliş yeri, çıkacak yer, tırmanma yeri, merdiven
maric :
ara. * marica (yanmak, parlamak, dumansız alev vermek) * dumansız ateş alevi,
parlayan alev; dumansız barut
marid :
ara. * maraz, marad (hastalık, illet, bela, dert, sorun, sıkıntı), marada
(isyan etmek, karşı gelmek, kötü olmak) * kötücül, hasta, hastalıklı, illetli,
isyankar, azgın, sapkın, inatçı, kibirli
mariehamn :
ibr., ara., lat. * miryam (deniz; üzüntü; deniz yıldızı; acı veren deniz) (mar
(acı, acı veren, sert, ekşi) + yam (deniz) ) (ibr.), meryem (ara.), maria
(lat.) + hamn (liman) (isv.) * Maria Limanı; Aland Adaları'nın başkenti
marifet :
ara. * arafa (bilmek, tanımak, öğrenmek), arif (bilen, tanıyan) * bilgi, bilme,
tanıma, irfan; pratik bilgi, beceri, hüner, irfan, beceriklilik, ustalık;
ustalık ve beceri ile yapılan şey
marifetullah :
ara. * marifet (bilgi, bilme, tanıma, irfan; yetenek, beceri, ustalık, hüner,
maharet) + u (tamlama bağlacı) + Allah (el ilah) * Allah'ın bilgisi, Allah’ın
becerisi
marigoldia :
lat. * Maria (kutsal ad) + gold (altın) * Asteraceae familyasına ait, altın
sarısı çiçekleri olan süs bitkisi cinsi
marihuana :
nah. * mallihuan (mahkum) (malli (kapatılmış, hapsedilmiş) + huan (ile ilgili;
durum ve kişi eki) ) * kenevir bitkisinin kurutulmuş yaprak ve çiçekleri;
psikoaktif ve tıbbi amaçlarla kullanılan, tetrahydrocannabinol (THC) içeren
madde
marina :
lat. * mare (deniz) + inus, ina (ile ilgili, gibi, -a ait) * küçük teknelerin,
yatların barınmalarına ayrılmış, içinde onların her türlü gereksinimlerini
karşılayabilecek ürün ve hizmetlerin bulunduğu liman, yat limanı
maristan :
ara. far. * bimar (yılanla birlikte; hasta) (bi (ile, birlikte, beraber) (ara.)
+ mar (yılan) (far.) ) + istan (durulan yer, bulunulan yer, mekan, ülke)
(far.); bimar (yılansız, yılanın korumasında olmayan) (bi (-sız, yok, değil,
zıt) + mar (yılan) ) + istan (durulan yer, bulunulan yer, mekan, ülke) (far.) *
hastahane, hastane (batıni ve satanik kökende, kelimenin Arapça ve Farsça
kelimelerden oluşmuş olması durumunda “yılanlı, yılanla beraber, yılanın
tasallutu altında” anlamı oluşmakta, kelimenin sadece Farsça kelimelerden
oluşmuş olması durumunda ise “yılansız, yılanın korumasında olmayan” anlamı
oluşmaktadır.)
mariz :
ara. * maraz, marad (hastalık, illet, bela, dert, sorun, sıkıntı), marada
(isyan etmek, karşı gelmek, kötü olmak) * kötücül, hastalıklı, illetli,
isyankar, azgın, sapkın, inatçı, kibirli
marj :
lat. * margo, margin (kenar, keskin kenar, kıyı) * yazılmış veya basılı bir
kağıdın sol ve sağ kenarlarında bırakılmış olan boşluk; ticari bir işlemde,
ürünün satış fiyatı ile maliyeti arasındaki fark; zarar olasılığına karşı
ayrılan pay
marjin :
lat. * margo, marginis (kenar, kıyı, sınır, çerçeve) * bir yapının dış
kenarını, sınırını veya çevresini oluşturan bölüm, özellikle anatomi, botanik
ve tipografide kenar veya sınır bölgesi; yazılmış veya basılı bir kağıdın sol
ve sağ kenarlarında bırakılmış olan boşluk; ticari bir işlemde, ürünün satış
fiyatı ile maliyeti arasındaki fark; zarar olasılığına karşı ayrılan pay
marjinal :
lat. * margo, marginis (kenar, kıyı, sınır, çerçeve) + alis (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * kenara ait, asıl konuya dahil olmayan, bir kitabın dış
kenarına yazılan notlar veya süsleme; bir yapının kenarında veya sınırında
bulunan, kenarla ilişkili olan, çevresel konum gösteren; toplum düzeninin
dışında kalan; birimleri matematik anlamda değişken olabilen; toplumda, türdeş
bir kümenin içine girmeyen, onun en ucunda, sınırında yer alan, aykırı (kimse);
toplumsal ve kültürel değişmeler sonucu oluşmuş herhangi bir toplumsal kümenin
değerlerini benimsememiş, kıyıda, azınlıkta kalmış kişi
marjolin ülseri :
fra., lat. * marjolin (Fransız cerrah Jean Nicolas Marjolin'in soyadından)
(fra.) + ulcer (ulcus (yara, aşınma, tahriş olma) + aris (ile ilgili, -a ait) )
(lat.) * kronik yara veya skar dokusu üzerinde gelişen, nadiren malignleşen
deri kanseri; genellikle uzun süreli yanık, yara veya kronik inflamasyon
bölgelerinde görülen kötü huylu ülser
mark :
alm. * mark (işaret, nişan, sembol, marka) * işaret, iz, sembol, marka;
Almanya'nın eski para birimi
marka :
alm., lat. * marke (sınır, işaret, nişan, iz, sembol) (alm.); marca (lat.) *
ürün veya hizmeti tanımlayan, ayırt edici isim, işaret veya sembol; bir ürünün
veya hizmetin üretici veya sağlayıcısını belirten ticari işaret
markaj :
fra. * marquer (işaretlemek, etiketlemek) (marque (işaret, nişan, iz, sembol;
sınır) + er (fiil mastar eki) ) + age (isim yapım eki) * işaretleme; bazı takım
oyunlarında, karşı takım oyuncusunun eylemine ayakla veya vücut hareketiyle
engel olma, hareketini sınırlama
markarian :
erm. * Markarian (Ermeni astrofizikçi Benjamin Markarian'ın soyadından) *
morötesi ışınımı olağanüstü güçlü olan, çekirdeğinde etkin enerji üretimi
bulunan ve Markarian kataloğunda yer alan gökada veya gök cismi tanımı,
Markaryan gökadası niteliği gösteren gök cismi
marker :
ing. * mark (işaret, nişan, iz, sembol; sınır; işaretlemek) + er (isim yapım
eki, -ci, yapan, eden) ) * bülten tahtası ve beyaz tahtalarda kullanılan,
kaynak ve keçe gibi gözenekli, sıkıştırılmış elyaftan yapılmış bir ucu bulunan
kendi mürekkepine sahip bir kalem, beyaz tahta kalemi, işaretleme kalemi,
keçeli kalem, eskiz kalemi, koki
market :
lat. * mercatus (mercari (ticaret yapmak, alışveriş etmek) (merx, merc (mal,
ticari eşya) + ari (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve isim yapım eki,
olma durumu) ) (lat.); market, marché, Markt (ing., fra., alm.) * pazar,
alışveriş, ticaret yapılan yer veya eylem; mal alım satımıyla ilgili
faaliyetleri
marketing :
lat. * mercatus (mercari (ticaret yapmak, alışveriş etmek) (merx, merc (mal,
ticari eşya) + ari (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve isim yapım eki,
olma durumu) ) (lat.); market (pazar; pazarlamak) + ing (isim yapım eki) (ing.)
* ürün veya hizmetlerin hedef kitleye ulaştırılması, tanıtılması ve satışını
artırmaya yönelik strateji ve faaliyetlerin tümü, pazarlama
marki :
lat. * marchio (sınır; kont ile dük arasında yer alan, genellikle sınır
bölgelerini yöneten yüksek rütbeli soylu kişiye verilen soyluluk ünvanı, sınır kontu)
(mar (sınır, sınır bölgesi) + chio (kont, lord, efendi) ) (lat.); marquis
(fra.) * kont ile dük arasında rütbede yer alan, genellikle sınır bölgelerini
yöneten yüksek rütbeli soylu kişi, sınır kontu
markiz :
lat. * marchiosa (sınır; kont ile dük arasında yer alan, genellikle sınır
bölgelerini yöneten yüksek rütbeli soylu kişiye verilen soyluluk ünvanı, sınır
kontesi) (mar (sınır, sınır bölgesi) + chio (kont, lord, efendi) + osa (dişilik
eki) ) (lat.); marquise (sınır; kontes ile düşes arasında yer alan, genellikle
sınır bölgelerini yöneten yüksek rütbeli soylu kadın kişiye veya soylu erkek
kişinin eşine verilen soyluluk ünvanı, sınır kontesi) (marquis + e (dişilik
eki) ) * kadın marki veya markinin eşi olan kadın
markizet :
lat. * marchio (sınır; kont ile dük arasında yer alan, genellikle sınır
bölgelerini yöneten yüksek rütbeli soylu kişiye verilen soyluluk ünvanı, sınır
kontu) + osa (dişilik eki) + etta (küçültme ve isim yapım eki) (lat.);
marquisette (fra.) * genellikle üstünde çiçek desenleri olan, çok ince dokunmuş
pamuklu kumaş
markov karar süreci :
rus., tür. * markov (Rus matematikçi Andrey Andreyeviç Markov'un soyadından)
(rus.) + karar (sonuca bağlama, düşünsel ve eylemsel seçim yapma) + süreç
(zaman dilimi) + i (iyelik eki) (tür.) * bir sistemin, belirli durumlar ve
eylemler aracılığıyla rastgele geçişler ve ödüllerle evrimleşmesini modelleyen
matematiksel çerçeve; sonuçların rastgele olduğu veya zaman içinde sıralı
kararlar alan bir karar verici tarafından kontrol edildiği senaryolarda, dinamik
bir sistemin karar alma süreçlerini modellemek için matematiksel bir çerçeve
kullanan stokastik bir karar alma süreci
markör :
fra. * marquer (işaretlemek) (marque (işaret, nişan, iz, sembol; sınır;
işaretlemek) + er (fiil mastar eki) ) + eur (isim yapım eki, -ci, yapan, eden)
* bülten tahtası ve beyaz tahtalarda kullanılan, kaynak ve keçe gibi gözenekli,
sıkıştırılmış elyaftan yapılmış bir ucu bulunan kendi mürekkepine sahip bir
kalem, beyaz tahta kalemi, işaretleme kalemi, keçeli kalem, eskiz kalemi, koki
marksist :
alm., lat. * marx (Alman filozof, ekonomist ve toplumbilimci Karl Marx'ın
soyadından) (alm.) + ista (-cı, destekçi, yandaş) (lat.) * Karl Marx’ın
fikirlerini ve teorilerini benimseyen veya uygulayan kişi veya ideoloji
marksizm :
alm., lat. * marx (Alman filozof, ekonomist ve toplumbilimci Karl Marx'ın
soyadından) (alm.) + ismus (durum eki, ile ilgili olma) (lat.) * toplumları
tarihsel materyalizm çerçevesinde sınıf mücadeleleri üzerinden analiz eden,
kapitalizmin yapısal çelişkilerini eleştiren ve üretim araçlarının kolektif
mülkiyetini savunan politik, ekonomik ve sosyal teori
markup :
ing. * mark (işaret, nişan, iz, sembol; sınır; işaretlemek) + up (yukarı, üst,
üzeri) * bir mal veya hizmetin maliyetine eklenerek satış fiyatının oluşmasını
sağlayan kar payı veya fiyat artışı (markup oranı = kar / satılan malın
maliyeti)
markut :
tür. * mar (ölmek, can vermek kökü) + kut, kutuk (varlık, topluluk, soy eki) *
Türk mitolojisinde ruhları göğe veya yeraltına taşıdığına inanılan, ölüler ve öteki
alemle ilişkili kutsal kuş veya ruh varlığı; Yörükler arasında yaramazlık yapan
çocukları korkutmak için uydurulan efsanevi kuş, markut, burkut, bürküt
marley :
ing. * marley (İngiliz mühendis ve mucit Henry Marley’in soyadından) *
yapılarda döşeme gereci olarak kullanılan, dayanıklı, suya ve aşınmaya dirençli
plastik kaplama malzemesi
marmara :
gre. * marmaros (mermer) * Türkiye’nin kuzeybatısında yer alan ve yedi
bölgesinden biri olan bölge; Balıkesir’in bir ilçesi
marmaraereğlisi :
gre., tür. * marmaros (mermer) + herakles (Yunan mitolojisinde, olağanüstü güç
ve cesaretiyle tanınan kahraman, Herkül) (hera (mevsim, yıl) + kleos (görkem) )
(gre.) + si (iyelik eki) (tür.) * Tekirdağ’ın bir ilçesi
marmaris :
gre. * marmaros (mermer) * Muğla'nın bir ilçesi
marmelat :
gre. * melimelon (meli (bal) + melon (elma) ) * şekerle pişirilmiş, reçinemsi
kıvamda ve genellikle portakal veya diğer meyvelerden yapılan tatlı meyve
ezmesi
marn :
lat., fra. * marnam (Kil ve kireçtaşı karışımı olan tortul kayaç) (lat.); marne
(fra.) * kalker ve kilin doğada, %50-70 oranında kalker ve %30-50 oranında kil
karışımından oluşmuş olan ve inşaatlarda kullanılan kayaç
maroken :
fra. * marocain (Maroc (Fas) + ain (ile ilgili, gibi, -a ait) ) * Fas ile
ilgili
maron :
lat., fra. * marronem (kestane) (lat.); marron (fra.) * fagaceae (kayıngiller)
familyasından, meyvesi kahverengi kabuklu, nişastalı ve yenilebilir olan, aynı
zamanda kerestesi kullanılan ağaç ve bu ağacın tohumu
marpuç :
far. * mar (yılan) + piç (büklüm, kıvrım; gibi, benzeri) * yılankavi, yılan
gibi kıvrımlı nesne; nargilenin hortum biçimindeki, uzun ve bükülgen borusu
marrubium :
ibr., far., ara., lat. * marrob (acı, acı su) (marr (acı) + ob (su) ) (ibr.),
murrab (murr (acı) (ara., far.) + ab (su) ) (far.) + ium (isim yapım eki)
(lat.) * Lamiaceae familyasından, Avrupa, Kuzey Afrika ve Asya'nın ılıman
bölgelerinden, Batı Çin'in Sincan bölgesine kadar uzanan bölgelere özgü olan,
acı tadı nedeniyle tıbbi amaçlarla kullanılan horehound-ballıbaba cinsi çiçekli
bitkiler grubu
marrubium :
lat. * marrubium (acı ot) * Lamiaceae familyasına ait, tüylü yapraklı ve tıbbi
özellikli bitki cinsi
mars :
lat., far. * martis (mar (yılan; savaş tanrısı) + tis (isim yapım eki) ) * Roma
mitolojisinde savaş tanrısı (aynı adı taşıyan gezegen de ondan adını almıştır.)
(March, Mars, Marsch (Mart ayı) (ing., fra., alm.), martial (dövüş ile ilgili)
(ing., fra.), mardi, martis (salı) (Martis (Mars) + dies (gün) (Mars günü)
(fra., lat.) )
marsama :
gre. * varsamos, barsamos (naneye benzer güzel kokulu ot) * hoş kokulu
yaprakları yemeklere konulan, yabankekiği ve nanenin ortak ismi
marsdenia :
lat. * Marsden (İngiliz botanikçi William Marsden) + ia (isim yapım eki) *
Apocynaceae familyasına ait, sarılıcı veya çalı formunda bitki cinsi
marseyyez :
fra. * massalia (Antik Yunan kolonisi) (masson (öte, ayrı, uzak) + hals (deniz;
tuz) + eia (yer eki) ) (denizin uzak ucundaki şehir) (gre.); marseille + aise
(ile ilgili, -e ait) (fra.) * Fransız Devrimi sırasında Marsilya garnizonunun
ve halkının bestelediği, Fransa’nın ulusal marşı olarak kabul edilen marş
marshall adaları :
ing. * marshall (ABD Yüksek Mahkemesi başyargıcı olarak Amerikan hukuk
sistemini şekillendiren ünlü hukukçu John Marshall’ın soyadından) (ing.) + ada
(çevresi sularla kaplı kara parçası) + lar (çoğul eki) + ı (iyelik eki) (tür.)
* Pasifik Okyanusu’nun orta kesiminde yer alan, kuzeybatıda Wake Adası (ABD),
doğuda Kiribati, güneyde Nauru ve Mikronezya Federal Devletleri, batıda Mariana
Adaları ve Palau ile çevrili olan ada ülkesi
marsık :
erm. * mracʿik (kömürleşmiş odun, yarı yanmış odun parçası), maril (sönmek),
mowr (kurum, is) * üretilirken gerektiği biçimde ve ölçüde yanmamış bulunması
nedeniyle tüterek etrafa duman ile zehirli, keskin bir koku yayan odun kömürü
parçası; niteliksiz odun kömürü; zayıf ve teni koyu renkte olan; kara renkli,
esmer (kimse), zenci (argo)
marsıvan :
far. * marz (sınır) + pat, ban (koruyucu) * sınır bekçisi, sınır kumandanı, uç
beyi; argrave sınıfı; Part İmparatorluğu'nun ve çoğunlukla Sasani İmparatorluğu'nun
sınır eyaletlerinden sorumlu sınırların koruyucusu askeri komutan; Osmanlı
döneminde sınır beyi; eşek
marsikomerus :
lat., gre. * marsi (İtalya'daki antik bir halk olan ve yılan/böcek büyücülüğü,
şifacılık yetenekleriyle tanınan Marsiler (Marsians) topluluğuna atfen) (lat.)
+ meros (parça, bölüm, kısım, birim) * çok bacaklılar (Myriapoda) sınıfının
Geophilomorpha takımına ve Schendylidae familyasına ait, Kuzey Amerika ile
Meksika'da rastlanan bir çıyan/kırkayak cinsi
marsiliaceae :
lat. * Marsilea (İtalyan botanikçi Luigi Ferdinando Marsili'nin soyadından) +
aceae (-giller, bitki familyası) * su yoncası olarak bilinen, çoğunlukla sucul
veya bataklık alanlarda yaşayan, dört yaprakçıklı yapraklarıyla tanınan eğrelti
otlarını kapsayan bitki familyası
marsilya :
eski gre., fra. * massalia (Antik Yunan kolonisi) (masson (öte, ayrı, uzak) +
hals (deniz; tuz) + eia (yer eki) ) (denizin uzak ucundaki şehir) (gre.);
marseille (fra.) * Fransa’nın güneydoğusunda, Akdeniz kıyısında yer alan,
Fenikeliler ve Yunanlılar tarafından ticaret merkezi olarak kurulmuş olan liman
kenti
marsupial :
gre., lat. * marsyppion (kese, torba) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.)
* yavrularını, doğumdan sonra gelişimlerini tamamlamaları için karınlarındaki
özel bir kesede taşıyan memeli hayvan, keseli
marsupialia :
gre., lat. * marsyppion (kese, torba) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) + a
(taksonomik çoğul eki) (lat.) * yavrularını, doğumdan sonra gelişimlerini
tamamlamaları için karınlarındaki özel bir kesede taşıyan keseli kanguru, koala
ve keseli sıçan gibi hayvanları içeren memeliler infrasınıfı (alt sınıfı),
keseliler grubu
marsus :
ara. * rasaha (sağlamlaşmak, kökleşmek) * sağlam yapı, birbirine kenetlenmiş,
kurşun veya lehim ile birbirine bağlanmış sağlam yapı
marsyas :
gre. * marsyas (su, kaynak veya akarsu) * Yunan mitolojisinde, armoniyi icat
ettiği söylenen, flüt çalan ve Apollon ile müzik yarışına giren, sonunda
cezalandırılan Frigyalı ünlü bir satir ve Hyagnis'in oğlu olan efsanevi
karakter, silenos (kelimenin Frgice veya Luvice kökenli olduğu
düşünülmektedir.)
marş :
lat., fra. * marcare (işaretlemek; yürümek) (lat.); marcher (yürümek;
çalışmak), marche (yürüyüş, yürüme; çalışma) (fra.) * genellikle resmi veya
askeri törenlerde çalınan, ritmik ve yürüyüş temposuna uygun müzik parçası
marş motoru :
lat., fra. * marcare (işaretlemek; yürümek) (lat.); marcher (yürümek;
çalışmak), marche (yürüyüş, yürüme; çalışma) (fra.) + motor (movere (hareket
etmek, devinmek, kımıldamak, kıpırdamak, değişmek), motus (hareket, kımıldama,
devinim, değişim) + or (-cı, yapan, eden eki) ) (lat.) * araç motorunu
çalıştırmak için kullanılan, aküden aldığı elektrik enerjisini mekanik torka
çevirerek motorun ilk hareketini sağlayan ve genellikle dişli sistemleri
aracılığıyla krank milini döndüren elektrikli veya hidrolik cihaz
marşandiz :
lat. * mercari (ticaret yapmak, pazarlamak) (merc (pazar, ticaret) + ari (fiil
mastar eki) ) + entum (isim yapım eki) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale
getirmek) (lat.); marchandise (mal, ticari mal, emtia, eşya) (fra.);
merchandize (ticaret yapmak, pazarlamak, alışveriş etmek) (ing.) * yük
taşımacılığında, özellikle demiryolu ve nakliyede malları taşıyan veya yükleyen
kişi; yükçü, hamal veya nakliyeci
marşpiyel :
fra. * marchepied (marcher (yürümek; çalışmak), marche (yürüyüş, yürüme;
çalışma) + pied (ayak) ) + el (araç eki) ) * adım atmak için basamak veya küçük
merdiven; araçlarda veya makinelerde sürücünün veya operatörün ayak
basabileceği küçük basamak veya platform; özellikle otobüs, kamyon veya
tramvaylarda iniş-biniş kolaylığı sağlayan basamak
mart :
lat. * martius (mars (Roma savaş tanrısı) + ius (ek) ) * Roma takviminde yılın
üçüncü ayı olan, adını Roma savaş tanrısı Mars’tan alan, kuzey yarımkürede
ilkbaharın, güney yarımkürede sonbaharın başlangıcını simgeleyen ay
martaloz :
gre. * armatolos (silahlı muhafız, yerel asker) (armatos (silah; asker) + olos
(meslek eki, -cı, yapan, eden) ) * Osmanlı döneminde Yunan bölgelerinde yerel
halktan seçilen, köy veya kasabaları korumakla görevli silahlı muhafız veya
bekçi
martaval :
fra. * martavalle (marte (vurma, çarpma), marteau (çekiç) + volée (uçuş; yaylım
ateş) (fra.) * abartılı, önemsiz veya aldatıcı söz veya vaaz; boş laf, yalan
veya kurmaca anlatım, gereksiz söz, yalan
martı :
lat., ita. * maritimus (denizci, denize ait, denizle ilgili) (mare (deniz) +
itimus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (lat.); martinus (marsa adanmış) (mars
(savaş tanrısı) + inus (ile ilgili, -e ait) ), martin (aziz Martin) + piscator
(piscis (balık) + ator (işi yapan kişi, fail eki) ) (lat.); pescatore (balıkçı)
(pesca (balık) + tore (-cı, yapan, eden) ) (ita.) * Laridae familyasına ait,
deniz kıyılarında yaşayan, beyaz ve gri tonlarında tüyleriyle bilinen, güçlü
gagalı ve çoğunlukla balıkla beslenen bir deniz kuşu, yalıçapkını
martin :
lat. * martinus (Mars'a adanmış) (mars (savaş tanrısı) + inus (ile ilgili, -e
ait) ), martin (aziz Martin) * Pannonia’da (bugünkü Macaristan) doğmuş, Roma
ordusunda askerlik yapmış, daha sonra Hristiyanlığı seçip keşiş ve piskopos
olmuş olan, özellikle fakirlere yardımseverliğiyle, ünlü “pelerini fakirle
paylaşma” hikâyesiyle tanınan ve Batı Avrupa’da ilk kez resmi olarak aziz ilan
edilen kişilerden olan bir aziz
martingal :
fra., lat. * martigues (18. yüzyılda Fransa'nın Martigues (eski adıyla
Martegue) bölgesindeki sakinlerin safça, alışılmadık ve savurgan davranış
tarzlarına atıfta bulunan "à la martingalo" (Martigues usulü/tarzı)
ifadesinden) + alis (sıfat yapım eki) (lat.) * stokastik süreçler bağlamında,
bir sonraki gözlemin beklenen değerinin, geçmiş tüm bilgiler verildiğinde,
mevcut gözleme eşit olduğu ve böylece sürecin “tarafsız” veya “öngörülemez”
olduğu olasılık teorisi; tüm önceki gözlemler verildiğinde, bir sonraki
gözlemin beklenen değerinin en son değere eşit olduğu stokastik bir sürece
ilişkin olan veya başka bir deyişle, geçmiş verildiğinde, bir sonraki değerin
koşullu beklentisi, şimdiki değere eşit olan; olasılık teorisinde geçmişteki
olaylar bilindiğinde gelecekteki beklenen değeri mevcut değerine eşit olan
rastgele süreçleri ifade eden, kumar ve finans dünyasında ise her kayıptan
sonra bahis miktarını iki katına çıkararak kayıpları geri kazanmayı amaçlayan
bir strateji
martini :
lat. * martinus (Mars'a adanmış) (Mars (savaş tanrısı) + inus (ile ilgili, -e
ait) ) * aziz Martin ile ilgili; Cinzano firmasıyla özdeşleşen İtalyan kökenli
vermut bazlı içkinin markası
martinik :
lat., fra. * martinus (Mars'a adanmış) (Mars (savaş tanrısı) + inus (ile
ilgili, -e ait) ) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.); martinique (fra.) *
Karayipler’de yer alan, doğusunda Atlantik Okyanusu, batısında Karayip Denizi
bulunan ve yakın komşuları Dominika ile Saint Lucia adaları olan Fransa’ya
bağlı bir ada
martir :
gre. * martyrein (şahitlik etmek, tanıklık etmek), martys, martyros (şahit, tanık)
(gre.); martyr (lat.) * inancı uğruna ölen veya zulme uğrayan kişi; birçok
dinde imanını kanıtlayan ve bu nedenle öldürülen kimse; savaşta ülkesini
savunmak uğruna ölen kimse, şehit
martolos :
gre. * armatolos (silahlı, silah taşıyan, silahlı muhafız, yerel asker) (armat
(silah; asker) + olos (ile ilgili, gibi, -a ait) ) * Osmanlı döneminde Yunan
bölgelerinde yerel halktan seçilen, köy veya kasabaları korumakla görevli
silahlı muhafız, asker veya bekçi; eskiden Tuna gemicileri, korsanı anlamında
martynia :
lat. * Martyn (İngiliz botanikçi John Martyn) + ia (isim yapım eki) *
Martyniaceae familyasına ait, kanca biçimli meyveleri olan bitki cinsi
marufiyet :
ara. * arafa (tanımak, bilmek), maruf (tanınmış, bilinen) + iyet (isim yapım
eki) * bilinme, tanınma, belli olma
marul :
gre. * marulion (yaprakları salata olarak yenilen bir bitki) (maruli (salata
bitkisi, marul) + ion (küçültme eki) ) * bileşikgillerden/papatyagillerden
(Asteraceae), kuzey yarımkürede yetiştirilen, genellikle geniş ve uzun yeşil yapraklı,
yaprakları taze, çiğ olarak yenilen, salata yapılan bir bitki
maruni :
ara. * Marun (Süryani kökenli Hristiyan din adamı Aziz Marun (Maron)'un
isminden) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Lübnan’da ve özellikle
dağlık bölgelerde yaşayan, kendi dini ve kültürel kimliğini koruyan bir
Hristiyan bir etnik-dini grup
ma'ruş :
ara. * araşa (serilmek, açılmak, yayılmak) * serilmiş, açılmış, yayılmış; üstü
çardak şeklinde yapılmış bina
marut :
ara. * marut (güçlü, sağlam; yük taşınan şey) * kutsal ve göksel varlık ismi,
melek ismi
maruts :
san. * Marut (Hinduizm’de fırtına ve rüzgar tanrıları) * Hint mitolojisinde
genellikle savaşçı ve gök gürültüsüyle ilişkilendirilen Indra’nın hizmetkarları
veya rüzgar ve fırtına tanrıları
maruz :
ara. * arada, araza (sunmak, koymak, sergilemek) * arz edilen, sunulan,
verilen; bir olayın veya durumun etkisinde veya karşısında bulunan
maruzat :
ara. * arada, araza (sunmak, koymak, sergilemek), maruz (arz edilen, sunulan,
verilen; bir olayın veya durumun etkisinde veya karşısında bulunan) + at (çoğul
eki) * bir yetkili resmi makama veya üst görev kademesindeki bir kişiye sunulan
dilekler veya bilgiler
maruziyet :
ara. * arada, araza (sunmak, koymak, sergilemek), maruz (arz edilen, sunulan,
verilen; bir olayın veya durumun etkisinde veya karşısında bulunan) + iyet
(isim yapım ve durum eki) * sunulmuş olma durumu; bir olayın etkisi altında
kalma durumu
marya :
lat. * mare (deniz) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * dişi koyun veya dişi
hayvan; her türden küçük balık (Maria (Meryem) (lat.) )
marzban :
far. * marz (sınır) + pat, ban (koruyucu) * sınır bekçisi, sınır kumandanı, uç
beyi; argrave sınıfı; Part İmparatorluğu'nun ve çoğunlukla Sasani
İmparatorluğu'nun sınır eyaletlerinden sorumlu sınırların koruyucusu askeri
komutan; Osmanlı döneminde sınır beyi; eşek
marzuban :
far. * marz (sınır) + pat, ban (koruyucu) * sınır bekçisi, sınır kumandanı, uç
beyi; argrave sınıfı; Part İmparatorluğu'nun ve çoğunlukla Sasani
İmparatorluğu'nun sınır eyaletlerinden sorumlu sınırların koruyucusu askeri
komutan; Osmanlı döneminde sınır beyi; eşek
mas :
ara. * massa (soğurmak, emmek) * bir maddenin başka bir maddeyi bünyesine
alması veya çekmesi eylemi; sıvıların veya gazların bir yüzey tarafından
emilmesi; katı veya sıvı bir maddenin bir gazı veya ışığı emmesi olayı; bir
ortamın ışığı belli bir miktarda emmesi olayı, emme, soğurma, massetme
masa :
tür. * masa (genellikle dört ayak üzerinde duran bir yüzeyden oluşan eşya) *
yemek yemek, yazı yazmak veya eşyaları koymak için kullanılan, üstü düz ve
genellikle dört ayaklı mobilya; günlük yaşamda yaygın olarak kullanılan bir
eşya
masa tenisi :
tür., lat., fra. * masa (genellikle dört ayak üzerinde duran bir yüzeyden
oluşan eşya) (tür.) + tenere (almak, tutmak) (lat.); tenez (alınız, tutunuz)
(fra.); tennis (ing.) + i (iyelik eki) (tür.) * iki veya dört kişiyle, kort
üzerinde oynanan ve topun raketle karşı tarafa geçirilmesine dayalı spor
masaj :
lat., fra. * massare (yoğurmak, ovmak, bastırmak), massa (hamur, karışım,
yoğurulmuş madde) + are (fiil mastar eki) (lat.); massage (masser (yoğurmak,
ovmak, bastırmak, masaj yapmak) + age (isim yapım eki) ) (fra.) * vücut
üzerinde uygulanan bastırma ve yoğurma hareketler; tedavi amaçlı olarak vücudun
yüzeyinde el ile, elektrikli araçlarla veya suyla temasa ve baskı uygulamaya
dayalı işlemler yapma
masal :
ara. * se’ele (sormak, sual etmek), sual (soru) * halkın ortak yaratısı olarak
ağızdan ağıza, kuşaktan kuşağa aktarılan, cin, peri, dev gibi olağanüstü
kişileri de olan, olağanüstü olaylara yer veren, genellikle bir tekerlemeyle
veya bir varmış, bir yokmuş gibi bir sözle başlayan bir tür halk öyküsü;
öğretici hikaye; uydurma, yalan söz, boş söz (mecazi)
masara :
ara. * sarra (hoşnut olmak, sevinmek, memnun olmak), surur (sevinç, neşe, huzur,
mutluluk, keyif) * hoşnut olma, rahatlık; küçük, dar yer veya hücre (ortaçağ
İslam mimarisinde küçük odacık veya mahzen anlamında kullanılmıştır.)
masarif :
ara. * sarafa (yönelmek, sapmak, yön değiştirmek, ayrılmak, değişmek,
dönüşmek), sarrafa (dönüştürmek, çevirmek, harcamak, yöneltmek, harcamak,
kullanmak; dilediği gibi kullanmak, yönetmek, işlem yapmak, davranmak), masraf
(sarf etme, harcama, gider) * harcamalar, giderler, masraflar
masarika :
gre. * mesenterio (orta bağırsak, karın iç zarı) (mesos (orta, ortada) +
enteron (bağırsak) ) * ince bağırsakları karın duvarına sabitleyen ve kan
damarları, sinirler ile lenf damarlarını taşıyan zar veya bağ, karın iç zarı
masat :
ara. * satta (düzeltmek, sertleştirmek, bastırmak) * bıçak bilemekte kullanılan,
çelikten yapılmış, çubuk biçiminde araç
masdar :
ara. * sadr (her şeyin evveli ve başlangıcının en iyisi, öz, esas, baş, reis,
başkan; göğüs, ön, ilk sıra), sadara (başlamak, önde olmak, öne çıkmak, ileri
gelmek, kaynaklanmak) * bir şeyin çıktığı yer, kaynak, köken, esas, menba,
model; Fiilin şahsa ve zamana bağlı olmayan şekli, fiil kökü (master, maître,
Meister (esas, usta, hoca, esas adam, lider), must, muß (gerekli) (ing., alm.)
)
maserasyon :
lat. * maceratio (macerare (yumuşatmak, ezmek, ıslatmak) + tionem, tio (isim
yapım eki) ) * yumuşatma; alkol veya suyla temasta bırakarak bitkilerden bazı
maddelerin çıkartılması
maseru :
ses. * ma (yer, mekan) + sero (köprü) * Güney Afrika’nın kuzeyinde yer alan
Lesoto Krallığı’nın başkenti
masfuf :
ara * saffa (dizmek, sıraya koymak) * saf bağlamış, saf saf olmuş, dizilmiş,
sıralanmış, sıra ile dizilmiş
masif :
gre., lat., fra. * maza (arpa keki, yumru, kütle, top), massein (yoğurmak)
(gre.); massa (kütle, kitle, hamur, yığın) + ivus (ile ilgili, gibi) (lat.);
masse (kütle) + if (ile ilgili, gibi, -a ait) (fra.) * büyük, ağır veya yoğun
kitleli, kütlesel, cüsseli, iri
masiko :
far., ara. * murdasang (ölü taş) (far.); maşakunya (şap, kurşun artığı/cürufu,
ergitme işlemlerindeki yan ürünler) (ara.); massicot (fra.); mazacote (kurşun
oksit/harç) (isp.) * kurşunun, eritilmeden havada oksitlenmesiyle elde edilen,
rengi kirli sarı ile kırmızı arasında değişen ve metalürji, matbaacılık, cam
sanayisi ile boya üretiminde pigment/kurutucu olarak kullanılan doğal kurşun
monoksit (PbO) tozu (Pb3O4)
masiva :
ara. * ma (ne) + siva (gayrı, diğer, başka) * ondan gayrısı, ondan başkası
mask :
lat., fra. * masca (hayalet, kabus, kötü ruh, yüzü kaplayan şey, cadı) (lat.),
masque (yüzü örten, gizleyen nesne) (fra.) * tanınmamak için yüze geçirilen,
boyalı kartondan, plastikten vb. yapılmış, insan veya hayvan yüzü biçiminde
yapay yüz; cildi güzelleştirmek ereğiyle yüze ve boyna sürülen macun, krem vb.;
zehirli gazlardan, kirli havadan korunmak amacıyla yüze geçirilen, bu iş için
özel olarak yapılmış aygıt; insanın kendisine ve çevresine karşı takındığı,
gerçek duygularını yansıtmayan tavır; ilkel topluluklarda kutsal araç niteliği
taşıyan, genellikle ağaçtan yapılan, yüze takılan, ataları, tanrıları, doğaüstü
yaratıkları, ölüleri, hayvanları simgeleyen, şaşırtıcı ve etkileyici yüz kalıbı
maskanyin :
ita. * mascagnin (İtalyan anatomi uzmanı ve hekim Paolo Mascagni'nin
soyadından) * doğal hidratlı amonyum sülfat (Al2(SO4)3•14-18H2O)
maskara :
lat., ita. * mascara (yüz boyası, makyaj) (masca (hayalet, kabus, kötü ruh,
yüzü kaplayan şey, cadı, maske) (lat.) + ra (isim yapım eki) (ita.) ) *
eğlendirici, güldürücü, hoş, sevimli; (sövgü sözü olarak) onursuz, soytarı,
rezil (kimse); kirpik, takma kirpik ve kirpik uzantıları'nı kıvırmak ve daha
uzun göstermek için fırça ile sürülen boyalı sürme, rimel
maskarad :
lat., ita., fra. * masca (hayalet, kabus, kötü ruh, yüzü kaplayan şey, cadı,
maske) (lat.), mascherata (maske takma, maskeli gösteri) (maschera (maske, yüzü
örten nesne) + ata (isim yapım eki) ) (ita.); masquerade (fra.) * ayakkabının
üst yüzünün ön tarafında dikişle ayrılan burun bölümü, maskarata; maske takma
eylemi veya maskeli etkinlik; katılımcıların maskeler ve kostümler giyerek
kimliklerini gizlediği, dans ve eğlence odaklı balo veya partilere verilen ad
maskarata :
lat., ita., fra. * masca (hayalet, kabus, kötü ruh, yüzü kaplayan şey, cadı,
maske) (lat.), mascherata (maske takma, maskeli gösteri) (maschera (maske, yüzü
örten nesne) + ata (isim yapım eki) ) (ita.); masquerade (fra.) * ayakkabının
üst yüzünün ön tarafında dikişle ayrılan burun bölümü, maskarata; maske takma
eylemi veya maskeli etkinlik; katılımcıların maskeler ve kostümler giyerek
kimliklerini gizlediği, dans ve eğlence odaklı balo veya partilere verilen ad
maskat :
ara. * sakata, sekete (düşmek, inmek, liman) * gemi demirleme yeri, liman;
Umman'ın başkenti
maske :
lat. * masca (hayalet, kabus, kötü ruh, örterek kaplayan şey, cadı) (gre.,
lat.); mascurer (karartmak, yüzü kapamak), masque (gizleyen, kapayan) (fra.) *
yüzü örten veya gizleyen, tiyatro, karnaval veya koruma amaçlı kullanılan örtü
veya araç
maskot :
osk., lat., fra. * masca (hayalet, kabus, kötü ruh, örterek kaplayan şey,
cadı), mascoto (büyü, sihir, talih) (osk., lat); mascotte (fra.) * uğur getirdiğine
inanılan şey, uğur, talih getiren şey, şans getiren şey; uğur sayılan kimse
veya hayvan
maskülen :
lat. * masculus (erkek, erkekçe erkek cinsiyle ilgili) (mas (erkek) + culus
(küçültme eki) ) + inus (ile ilgili, -a ait, gibi) (lat.); masculin (fra.) *
erkeksi, erkekçe, erkek cinsiyle ilgili, eril
maskülinizasyon :
lat. * masculus (erkek, erkekçe erkek cinsiyle ilgili) (mas (erkek) + culus
(küçültme eki) ) + inus (ile ilgili, -a ait, gibi) + izare (dönüştürmek,
kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) * bir özelliğin, yapının veya
canlının erkekleşme süreci, eril özellikler kazanma durumu; erkekleşme,
erkekleştirme, erilleşme, erilleştirme
maslahat :
ara. * salaha (iyi olmak, sağlanmak, temin edilmek, iş yürümek, işlemek), salih
(iyi, doğru, düzgün, dürüst), islah (iyileştirme, iyileşme, düzelme), salah,
sulh (iyileşme, düzelme, iyilik) * doğru, düzgün ve kusursuz olma; iyilik,
uygunluk, faydalı olma, yarayışlılık, yarar, iyi ve faydalı olan, kamunun
menfaatine olan şey
maslahatgüzar :
ara., far. * maslahat (iş, umur, meşgale, işin iyisini hayırlısını yapma, idare
etme) (salaha (iyi olmak, sağlanmak, temin edilmek, iş yürümek, işlemek), salih
(iyi, doğru, düzgün, dürüst), islah (iyileştirme, iyileşme, düzelme), salah,
sulh (iyileşme, düzelme, iyilik) ) (ara.) + güzar (yürüten, eda eden, yapan,
eden, eyleyen) (far.) * başkalarına veya topluma fayda sağlayan, işleri iyi
sonuçlandıran ve yararlı olan kişi; bir büyükelçinin atandığı ülkede
bulunmadığı durumlarda onun yerine bakan diplomat, işgüder
maslak :
ara. * salaka, seleke (gitmek, yol tutmak, bir yola sokmak, yola girmek, yol
almak, izlemek, takip etmek; geçmek, geçirmek; seçmek) * içinden su akıp geçen
boru, su kanalı, suyolu veya su yatağı; ana su yollarından gelen suyun
dağıtımını sağlamak veya basıncını düzenlemek amacıyla içinde su biriktirilen,
genellikle üstü açık havuz veya hazne
maslub :
ara. * salaba (asmak; almak, zorla el koymak, koparmak) * asılmış, asılarak
öldürülmüş, idam edilmiş
masmana :
ara., gre. * masbana (sabun üretilen yer, sabun imalathanesi, sabunhane) (ma
(ön ek) (ara.) + sapon (yağ; çözünür madde) (gre.); sabun (ara.) ) * Kilis
yöresinde eskiden sabun ve zeytinyağı imal edilen yer, sabun imalathanesi,
sabunhane
masmavi :
tür., ara. * mas (pekiştirme eki) (tür.) + mavi (ma (su) + vi (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) ) (ara.) * su gibi, su rengi, mavi
masnu :
ara. * sana’a (üretmek, yapmak), sanat (üretim) * üretilmiş, sanatla yapılmış
(ürün); aslı olmayan, uydurma, yapma, düzme, düzmece, sahte
masnuat :
ara. * sana’a (üretmek, yapmak), sanat (üretim), masnu (aslı olmayan, uydurma,
yapay, yapma, düzme, düzmece, sahte) + at (çoğul eki) * sanatla yapılmış
şeyler, sanat eserleri; aslı olmayan şeyler, yapma ve düzme şeyler
mason :
fra. * maçon (duvarcı, duvarcı ustası) * özgür duvarcı, duvarcı ustası; kökeni,
Süleyman Tapınağı’nın inşaatında çalışan Fenikeli duvarcı ustalarına dayanan,
daha sonra okült ve ritüalistik bir cemiyete dönüşmüş olan Hür ve Kabul Edilmiş
Masonlar cemiyetinin loca üyelerine verilen isim
masoretik :
ibr., gre. * masorah (gelenek, nakil, aktarılan şey) (ibr.) + tikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * gelenekle ilgili, geleneksel, nakilsel,
aktarımla ilgili
masör :
lat., fra. * massare (yoğurmak, ovmak, bastırmak) + or (-cı, yapan, eden eki)
(lat.) masser (yoğurmak, ovmak, bastırmak) + eur -cı, yapan, eden eki) (fra.) *
masaj yapan erkek
masöz :
lat., fra. * massatrix (massare (yoğurmak, ovmak, bastırmak) + trix (-cı,
yapan, eden eki (dişil) ) ) (lat.) masser (yoğurmak, ovmak, bastırmak) + euse
(-cı, yapan, eden eki (dişil) ) (fra.) * masaj yapan kadın
masraf :
ara. * sarafa (yönelmek, sapmak, yön değiştirmek, ayrılmak, değişmek,
dönüşmek), sarrafa (dönüştürmek, çevirmek, harcamak, yöneltmek, harcamak,
kullanmak; dilediği gibi kullanmak, yönetmek, işlem yapmak, davranmak) *
harcama, gider
masruf :
ara. * sarafa (yönelmek, sapmak, yön değiştirmek, ayrılmak, değişmek,
dönüşmek), sarrafa (dönüştürmek, çevirmek, harcamak, yöneltmek, harcamak,
kullanmak; dilediği gibi kullanmak, yönetmek, işlem yapmak, davranmak) *
sarfedilmiş, harcanmış; geri çevirilebilir
masseter kas spazmı :
gre. * maseter (çiğneme kası, çene kası) + spasmos (kasılma, kramp) * çene
kasının istemsiz ve geçici olarak kasılması durumu
massetmek :
ara., tür. * massa (emmek, içine çekmek) (ara.) + etmek (yapmak, eylemek,
işlemek) (tür.) * bir madde bir sıvıyı içine çekmek, emmek; (katı veya sıvı bir
madde) bir gazı veya ışığı içine almak, emerek yok etmek, emmek, soğurmak
mast hücresi :
gre., ara. * mastos (meme başı, besleme, dolgun; meme, göğüs, küçük tümsek,
çıkıntı) (gre.) + hucra (oda, odacık, göze, hücre) (ara.) + si (iyelik eki)
(tür.) * bağ dokusunda ve mukozalarda bulunan, sitoplazması histamin, heparin
ve çeşitli biyolojik etkin maddeler içeren granüllerle dolu olan, alerjik ve
iltihabi bağışıklık yanıtlarında görev alan bağışıklık sistemi hücresi
mastar :
ara. * sadr (her şeyin evveli ve başlangıcının en iyisi, öz, esas, baş, reis,
başkan; göğüs, ön, ilk sıra), sadara (başlamak, önde olmak, öne çıkmak, ileri
gelmek, kaynaklanmak) * bir şeyin çıktığı yer, kaynak, köken, esas, menba,
model; Fiilin şahsa ve zamana bağlı olmayan şekli, fiil kökü (master, maître,
Meister (esas, usta, hoca, esas adam, lider), must, muß (gerekli) (ing., alm.)
)
mastara :
ara. * satr (sıra, düzen, yazı sırası, satır), satara (örtmek, gizlemek,
saklamak, kapamak, perdelemek; çizmek, yazmak) * açı ölçme cetveli, iletki;
yazının güzelliğini, düzgünlüğünü sağlayan alet; yazı yazarken satırları doğru
gösterebilmek için gerekli olan çizgileri oluşturmaya yarayan alet; sıvacı
aleti, mistar
mastektomi :
gre., ing. * mastektomia (mastos (göğüs, meme) + ektomia (kesip çıkarma) (ek
(dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik,
kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * meme dokusunun
çıkarıldığı cerrahi operasyon; göğüs (meme) ampütasyonu
master :
gre., lat. * mastor, mastori (usta, üstad) (gre.); magister (öğretmen, erbab,
usta, üstad, yönetici, baş, reis, üstün, yetkili, yönetici) (magis (daha çok, üstün)
+ ter (-cı, yapan, eden kimse, kişi) ) (lat.); master, maître, Meister (ing.,
fra., alm.) * üstün kişi, öğretmen, yönetici; lisansüstü eğitim
mastı :
far. * mastı (güçlü, iri yapılı köpek) * kısa bacaklı, uzun ve düşük kulaklı,
bodur bir köpek cinsi
mastı çiçeği :
far., tür. * mastı (güçlü, iri, büyük, dayanıklı, dolgun) (far.) + çiçek
(bitkinin açan tohumu) + i (iyelik eki) (tür.) * Papatyagiller (Asteraceae)
familyasından, genellikle beyaz veya pembe renkli, dekoratif çiçek türü,
öküzgözü, arnika
mastır :
gre., lat. * mastor, mastori (usta, üstad) (gre.); magister (öğretmen, erbab,
usta, üstad, yönetici, baş, reis, üstün, yetkili, yönetici) (magis (daha çok,
üstün) + ter (-cı, yapan, eden kimse, kişi) ) (lat.); master, maître, Meister
(ing., fra., alm.) * üstün kişi, öğretmen, yönetici; lisansüstü eğitim
mastik :
gre. * mastiche (mastos, mast (çim, sakız, sakız reçinesi) + iche (ile ilgili,
gibi, -a ait) ); mastik (sakız, çiğnenen), mastikhao (dişlerimi gıcırdatıyorum)
(gre.); mastico (çiğniyorum) (lat.) * sakız ağacından elde edilen, özellikle
yemek, ilaç ve parfüm yapımında kullanılan doğal sakız, reçine; Yunanistan’a
özgü, sakızla değişik bir tat verilmiş rakı
mastika :
gre. * mastiche (mastos, mast (çim, sakız, sakız reçinesi) + iche (ile ilgili,
gibi, -a ait) ); mastik (sakız, çiğnenen), mastikhao (dişlerimi gıcırdatıyorum)
(gre.); mastico (çiğniyorum) (lat.) * sakız ağacından elde edilen, özellikle
yemek, ilaç ve parfüm yapımında kullanılan doğal sakız, reçine; Yunanistan’a
özgü, sakızla değişik bir tat verilmiş rakı
mastit :
gre. * mastos (meme başı, besleme, dolgun; meme, göğüs, küçük tümsek, çıkıntı)
+ itis (iltihab, enfeksiyon, hastalık, sorun) * memedeki süt bezlerini
etkileyen, genellikle bakteriyel enfeksiyon veya travma sonucu ortaya çıkan ve
şişlik, kızarıklık, ağrı ve bazen ateş ile karakterize hastalık
mastitis :
gre. * mastos (meme başı, besleme, dolgun; meme, göğüs, küçük tümsek, çıkıntı)
+ itis (iltihab, enfeksiyon, hastalık, sorun) * memedeki süt bezlerini
etkileyen, genellikle bakteriyel enfeksiyon veya travma sonucu ortaya çıkan ve
şişlik, kızarıklık, ağrı ve bazen ateş ile karakterize hastalık
mastodon :
gre. * mastos (meme başı, besleme, dolgun; meme, göğüs, küçük tümsek, çıkıntı)
+ odous (diş), odontos (diş ile ilgili) * tarih öncesi çağlarda yaşamış,
fillere benzeyen ancak daha gelişmiş ve sivri uçlu diş yapısına sahip, nesli
tükenmiş büyük bir memeli hayvan
mastoid :
gre. * mastos (meme başı, besleme, dolgun; meme, göğüs, küçük tümsek, çıkıntı)
+ oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * temporal kemikte,
kulağın hemen arkasında yer alan ve meme biçimini andıran çıkıntı
mastoidektomi :
gre. * mastos (meme başı, besleme, dolgun; meme, göğüs, küçük tümsek, çıkıntı)
+ oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) + ektomia (kesip çıkarma)
(ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome
(kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * mastoid
kemiğin cerrahi olarak çıkarılması işlemi
mastoidit :
gre. * mastos (meme başı, besleme, dolgun; meme, göğüs, küçük tümsek, çıkıntı)
+ oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) + itis (iltihab,
enfeksiyon, hastalık, sorun) * mastoid kemikte, genellikle orta kulak
enfeksiyonu sonucu oluşan iltihaplanma durumu
mastopati :
gre. * mastos (meme başı, besleme, dolgun; meme, göğüs, küçük tümsek, çıkıntı)
+ patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun,
sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) * memede görülen herhangi bir hastalık veya patolojik durum
mastopeksi :
gre. * mastos (meme başı, besleme, dolgun; meme, göğüs, küçük tümsek, çıkıntı)
+ pegnynai, pegnynein (dikmek, sabitlemek, tespit etmek), pexia (sabitleme,
dikme, sağlamlık) (pexis (sabitleme, tutturma, dikleştirme) + eia (isim yapım
ve durum eki) ) * memenin sarkmasını engellemek ve memeyi dikleştirip düzeltmek
için uygulanan cerrahi işlem
mastor :
gre. * mastor, mastori (usta, üstad) * uyuşturucuyla veya içkiyle iyice sarhoş
olmuş (kimse)
mastori :
gre. * mastor, mastori (usta, üstad) * üstad, usta, işi doğru ve iyi yapan
(mastar, mistar (doğru çizgi çizme aleti, cetvel), satr (düz çizgi, sıralı
yazı) (ara.), master, maître, Meister (usta, efendi, ağa, hoca, öğretmen) (ing.,
fra., alm.), mastar (düz kenar veya keskin kenar, yüzeylerin yassılığını ve
düzlüğünü kontrol etmek için kullanılan çeşitli ölçüm araçlarına verilen isim;
eylemlik, kök kelimeyi fiil yapan son ek) (tür.) )
mastosit :
gre. * mastos (meme başı, besleme, dolgun; meme, göğüs, küçük tümsek, çıkıntı)
+ kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) * bağ dokusunda ve mukozalarda
bulunan, sitoplazmasında histamin, heparin ve diğer biyolojik etkin maddeleri
içeren granüller taşıyan, alerjik ve iltihabi yanıtlarda önemli görev üstlenen
bağışıklık sistemi hücresi, mast hücresi
mastositoz :
gre. * mastos (meme başı, besleme, dolgun; meme, göğüs, küçük tümsek, çıkıntı)
+ kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) * bağışıklık sisteminde
alerjik ve inflamatuvar yanıtta rol alan, granüllerle dolu hücre, mast hücresi
mastositozis :
gre. * mastos (meme başı, besleme, dolgun; meme, göğüs, küçük tümsek, çıkıntı)
+ kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + osis (durum, sorun,
hastalık) * başlangıç aşamasında cilt üzerinde pembemsi lekeler ile karakterize
olan, daha çok çocuklarda görülen, mast hücrelerinin organ ve dokularda hızla
üremeleri ve birikmeleri durumu
mastur :
lat. * masturbationem (manstuprare (manus (el) + stuprare, stupere (kirletmek,
lekelemek; kötüye kullanmak; tek sıra halinde yürümek; şaşırmak, sersemlemek) +
tionem, tio (isim yapım eki) ), masturbation (fra.) * cinsel açıdan kişinin
kendini tatmin etmesi, onanizm
masturi :
gre. * mastor (usta, üstad, efendi, yönetici), mastoris (geminin orta kısmı)
(gre.); magister (öğretmen, erbab, usta, üstad, yönetici, baş, reis, üstün,
yetkili, yönetici) (magis (büyük, çok büyük) + ter (pekiştirme eki) ) (lat.) *
geminin en geniş yeri
mastürbasyon :
lat. * masturbationem (manstuprare (manus (el) + stuprare, stupere (kirletmek,
lekelemek; kötüye kullanmak; tek sıra halinde yürümek; şaşırmak, sersemlemek) +
tionem, tio (isim yapım eki) ), masturbation (fra.) * cinsel açıdan kişinin
kendini tatmin etmesi, onanizm
masum :
ara. * asama (korumak, savunmak, bağışlamak, suçtan uzak tutmak) * korunan,
savunulan; suçsuz, günahsız
masumane :
ara., far. * masum (korunan, savunulan; suçsuz, günahsız) (ara.) + ane (-ca,
-cesine, tarzında, olarak, gibi) (far.) * suçsuz olarak, suçsuzca, günahsız
olarak, günahsızca, masum olarak, masumca
masume :
ara. * masum (korunan, savunulan; suçsuz, günahsız) + e (dişil eki) * korunan,
savunulan; suçsuz, günahsız kadın
masumiyet :
ara. * masum (korunan, savunulan; suçsuz, günahsız) + iyet (isim yapım eki) *
korunulma, savunulma; suçsuzluk, günahsızlık, masumluk
masun :
ara. * sana (sakınmak, esirgemek, korumak) * sakınılan, esirgenen, korunan,
korunmuş; saklanmış; dokunulmaz
masuniyet :
ara. * masun (sakınılan, esirgenen, korunan, korunmuş; saklanmış; dokunulmaz) +
iyet (isim yapım eki) * korunmuş olma durumu; dokunulmaz, el atılmaz, el
sürülmez, karışılmaz, ilişilmez olma durumu; anayasa, yasalar veya uluslararası
gelenekler gereğince, kişilere tanınan ilişilmezlik durumu, ayrıcalık;
dokunulmazlık
masura :
ara. * savara (sarmak, dolamak, örmek) * mekik, iplik makarası; uzun boru sapı;
tahta, karton veya plastikten yapılan, üzerine şerit, iplik vb. sarılan koni
veya silindir biçiminde nesne; çeşme zıvanası
maş :
san. * mashah (fasulye) * börülceyi andıran ve iki türü bulunan bir fasulye
maşa :
ara. * haşşa (kat etmek, kesmek; toplamak, bir araya getirmek; doldurmak,
sıkıştırmak), mihaşşa (bir araya getirici, sıkıştırıcı) * kuru ot biçme aleti;
közgü, ateş karıştırma aleti; mangal, soba vb.de korları karıştırmaya, kor
durumunda veya kızgın bir şeyi tutmaya yarayan, iki kollu, kıskaç biçiminde
metal araç; kuyumculukta, saatçilikte vb. çok küçük şeyleri tutmaya yarayan,
küçük, iki kollu kıskaç; berberlerde saçları kıvırmak, düzeltmek için
kullanılan, elektrik veya ateşle ısıtılan maşa biçiminde araç; başkasının
amaçlarına, isteklerine araç olan kimse (mecazi)
maşallah :
ara. * ma (ne, o) + şae (diler, ister) + Allah (el ilah) * "Allah ne
dilerse", "Allah’ın dilediği şey”; bir güzellik, başarı veya iyi
durum karşısında beğeni, hayranlık ve nazardan korunma dileği ifade eden söz
maşatlık :
ara., tür. * şahada (görmek, tanıklık etmek, şahit olmak, tanık olmak, şehid
olmak), meşhed (şehadet yeri, mezar) (ara.) + lık (ile ilgili yer, ile ilgili
durum) (tür.) * mezarlık; Yahudi mezarlığı
maşer :
ara. * aşara (toplanmak, bir araya gelmek), aşere (on, onluk) * onlu; kamu,
halk, toplum, topluluk, cemaat, cemiyet, bir araya gelenler, aşiret
maşeri :
ara * maşer (onlu; kamu, halk, toplum, topluluk, cemaat, cemiyet, bir araya
gelenler, aşiret) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * toplulukla ilgili,
toplumun, topluluğun olan, ortaklaşa, kamusal
maşi :
ara. * maşa (yürümek) * yürüyen, yürüyücü
maşlah :
ara. * şalaha (soyunmak, giysisini çıkarmak) * eskiden kadınların sabahlık gibi
giydikleri, tek parça, kolsuz üstlük; Suriye’de ve kimi Arap ülkelerinde
zenginlerin giydiği deve tüyü veya ipekten harmani
maşrapa :
ara. * şaraba, şariba (içmek), şirb (içiş, içme), meşrubat (içecekler,
içkiler), meşreb (içme yeri, içecek haznesi; içme) (ma (ne, o) + şarab (içecek,
içki) ) * içki ve su içmekte kullanılan ağzı açık, kulplu, küçük kap, içecek
kabı
maşrık :
ara. * şaraka (doğmak, parlamak, ışık saçmak), şark (doğu) * Güneş’in sabahları
gözeriminde göründüğü anayön, doğu, meşrik
maşuk :
ara. * aşak (sarmaşık), aşeka (sarmak, dolanmak, yapışmak), aşk (şiddetle
sevme, şiddetli, ıstırap verici, yakıcı sevgi) * aşık, seven, sevgili; Türk
musikisinde bir makam
maşuka :
ara. * maşuk (aşık, sevgili) + a (dişil eki) * kadın sevgili
mat :
ara., tür. * mata (ölmek, vefat etmek) * ölüm, vefat, canın sona ermesi,
hayattan ayrılma; (boya, renk, ışık vb. için) parlak olmayan, donuk; satranç
oyununda, oyunculardan birinin şahının korumasız ve kımıldayamaz duruma düşmesi
biçimindeki yenilgi (math (biçmek, biçerek öldürmek, katliam yapmak), matt, mat
(mat, donuk) (ing., fra., alm.) )
matador :
lat. * matar (öldürmek) + tor (-cı, yapan, eden eki) (“-dor” son eki
İspanyolca’da kullanılır.) * boğa güreşçisi
mataf :
ara. * tavafa (etrafında dönmek, dolaşmak) * tavaf edilecek yer, etrafı ziyaret
edilip dolaşılacak yer
matafora :
ara. * tafra (yukarı sıçramak, kalkmak, yükselmek), matfar (yukarı kalkan,
yükselen, dikilen) * sandalları asmaya yarayan ve gemilerin bordalarında
bulunan dikme
matafyon :
ita. * matafione (küçük halat, bağ) (mat (direk) + afa (bağlamak) + ione (isim
yapım eki) * serenlere veya gergi tellerine bağlamak için yelkenlerde ve
tentelerde açılan delik
matah :
ara. * math (değerli, kıymetli şey) * olağanüstü, değerli, nadir ve dikkat
çekici nesne veya özellik
matangi :
san. * mata (anne, ana, kayna, öz) + anga (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) +
i (dişil isim yapım eki) * Hint mitolojisinde, müzik ve konuşma ile
ilişkilendirilen bilgi, sanat ve sözel ustalık tanrıçası
matara :
ara. * matara (akmak, dökmek, yağmak) * askerlerin bele asarak taşıdığı, üzeri
genellikle deri veya kumaş kaplı su kabı; yolculukta kullanılan, bu kaba benzer
su kabı
mata-utu :
poli., sam. * mata (göz, ön, merkez) + utu (kapatmak; vurmak, çarpmak) * Wallis
ve Futuna’nın başkenti
matbaa :
ara. * taba (basmak, damgalamak, mühürlemek), matbu (basılı, basılmış) *
basımevi, kitap ve gazete basılan yer
matbah :
ara. * tabaha (pişirmek) * pişirme yeri, yemek pişirilen yer, mutfak
matbu :
ara. * taba (basmak, damgalamak, mühürlemek) * basılı, basma, basılmış,
baskılanmış, baskısı alınmış
matbua :
ara. * taba (basmak, damgalamak, mühürlemek) * basımevi, kitap ve gazete
basılan yer
matbuat :
ara. * matbu (baskılı, basılı, basılmış, baskılanmış, baskısı alınmış) + at
(çoğul eki) * baskılar, basılmışlar, baskısı alınmışlar; gazete, dergi gibi
belirli zamanlarda çıkan yayınlarla haber ajansları ve bunların sahipleriyle
çalışanlarının tümü, basın
match :
ing. * match (eş, denk, uygun karşılık) * eş, uygunluk, denklik; karşılaşma,
maç
matem :
ara. * matama (yas tutmak, kederlenmek, ölümü anmak, ölüyü anmak, acıyı
hatırlamak) * sevilen birinin ölümünden veya yurdun, ulusun uğradığı bir
felaketten duyulan derin acı, yas
matematik :
gre. * manthanein (öğrenmek, anlamak), mathematikos (mathema (bilgi, öğrenme,
öğrenilmiş olan) (ma (ön ek) + thema (konu, tema) ) + tikos (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) ) * fizik, kimya, biyoloji, astronomi, tıp gibi temel bilim
alanlarında ölçümleme ve analiz yapmayı sağlayan sayısal modelleme sistemi
mater matuta :
lat. * mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak) + matuta (sabah, şafak,
sabahla, şafakla ilgili tanrıça ismi) * Roma mitolojisinde yeni başlangıçların,
denizcilerin ve çocukların koruyucusu olan şafak ve doğum tanrıçası
maternal :
lat. * mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak) + alis (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * anneye dair, annelikle ilgili
maternite :
lat. * mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak) + nis (ile ilgili, gibi, -a
ait) + itas (isim yapım ve durum eki) * annelik, gebelik, ana olma durumu
materyal :
lat. * mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak) + ialis (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * madde, malzeme, öz, esas, temel; önemli, esaslı şey
materyalist :
lat. * mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak) + ialis (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) + ista (-ci, destekçi, yandaş) * maddeci, materyalizm yanlısı
materyalizasyon :
lat. * mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak) + ialis (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım
eki) * soyut bir düşüncenin, planın veya kavramın somut bir biçime dönüşmesi;
fiziksel olarak varlık kazanma, maddeleşme durumu
materyalizm :
lat. * mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak) + ialis (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * her
şeyi maddeye bağlayan, gerçeğin özünü, temelini maddede gören, maddeden başka
hiçbir esasın, cevherin bulunmadığını, maddenin ruhtan, düşünceden önce
geldiğini öne süren, varlığın ve gerçekliğin özünü maddede gören felsefi
öğreti, maddecilik
matine :
lat., fra. * mane (sabah), matinalis (sabah ile ilgili) (lat.); matin (sabah) +
ée (ile ilgili, sıfat yapım eki) (fra.) * sabahla ilgili olan, öğleden evvel
ile ilgili olan; sabah veya öğleden önce yapılan gösteri, tiyatro veya konser;
gündüz gösterisi
matite :
lat. * matitas (tok ses, dolgunluk) (mat (katı, tok, dolgun) + itas (isim yapım
ve durum eki) ) * fizik muayenede perküsyon ile elde edilen, genellikle katı
organlar veya sıvı birikimi üzerine vurulduğunda duyulan tok ve dolgun ses
matiz :
gre. * mathisos (mayalanmış içki, şarap) * mayalanmış içki, özellikle üzümden
yapılan şarap; tutkun sarhoş, sızmış; iki halatı, ek yeri belli olmayacak bir
biçimde birbirine ekleme işi
matkap :
ara. * sakaba (delmek), sakib (delen, delici), miskab * maden, taş, tahta gibi
sert şeyler üzerinde delik açmaya yarayan araç, delgi
matla :
ara. * talaa (yükselmek, doğmak, belirmek, ortaya çıkmak) * doğum yeri, doğu,
yıldızların ve güneşin doğum yeri; şiirde gazelin ilk mısrası
matlab :
ara. * talaba (istemek, talep etmek, dilemek, arzu etmek), talib (isteyen, talep
eden, dileyen) * istek, istenilen şey, talep edilen
matlub :
ara. * talaba (istemek, talep etmek, dilemek, arzu etmek), talib (isteyen,
talep eden, dileyen) * istenen, talep edilen, dilek; Türk musikisinde, rast
perdesi temel alınan, hüseyni aralıklarla dizili, duygusal ve hüzünlü tonlara
sahip olan, geleneksel melodik yapı ve seyir kuralları ile arzu ve hasreti
ifade eden bir makam
matlubek :
ara. * matlub (istenen, talep edilen, dilek) + ek (isim yapım eki) * Türk
musikisinde, rast perdesi temel alınab, hüseyni ve acem aralıklarıyla dizili,
belli seyir kuralları ve tetkik defaları ile melodik olarak duygusal ve hüzünlü
ifade sağlayan bir makam
matlup :
ara. * talaba (istemek, talep etmek, dilemek, arzu etmek), talib (isteyen,
talep eden, dileyen) * istenen, talep edilen, dilek; Türk musikisinde, rast
perdesi temel alınan, hüseyni aralıklarla dizili, duygusal ve hüzünlü tonlara
sahip olan, geleneksel melodik yapı ve seyir kuralları ile arzu ve hasreti
ifade eden bir makam
matmazel :
fra. * mademoiselle (ma (benim) + demoiselle (genç kadın, kız) ) * genç kız,
evlenmemiş kadın, bayan
matrah :
ara. * tarh, taraha (uzaklaştırmak, atmak, çıkartmak) * atılan şey, atkı, atış,
çıkarış, çıkarma; yere serilen yaygı veya minder (mattress, matelas, Matratze
(döşek, şilte) (ing., fra., alm.) )
matrak :
ara. * taraka (vurmak, dövmek, davul çalmak) * kalın sopa, değnek, döven, dövme
aleti, vurma aleti, vuran; davul tokmağı, hallaç değneği, mitrak (truncheon
(cop) (ing.), matraque (cop) (fra.) )
matriarka :
lat., gre. * mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak) (lat.) + arkhaios
(eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş,
eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet, tahakküm, yönetim,
otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) (gre.) * anne veya kadın egemenliğine dayalı
toplumun başındaki kadın, madarşah
matriarkal :
lat. * mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak) + archalis (yönetsel,
yönetimle ilgili, idari, egemenlik ile ilgili) (archo, arcere (yönetmek, idare
etmek, önderlik etmek), arkhe (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel,
önce, antik; hükümet, hakimiyet, tahakküm, yönetim, idare, otorite) (gre.) +
alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) * anne veya kadın egemenliğine
dayalı, matriarka ile ilgili, madarşahi, kadın egemen
matricaria :
lat. * mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak), matrix (kaynak, ana, temel
yapı; doğuran dişi; rahim; matematikte düzenli sayı dizisi) * Asteraceae
familyasına ait, papatya olarak bilinen tıbbi bitki cinsi
matriks :
lat., ara. * mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak), matrix (kaynak, ana,
temel yapı; doğuran dişi; rahim; matematikte sayıların veya cebirsel ifadelerin
satır-sütun düzeninde oluşturduğu düzenli sayı dizisi formundaki tablo; kalıp,
kaynak yapı) (lat.); ma (ne, o) + etras (sayfalar, kağıtlar) (ara.) * yazı
yazılmış sayfalar, bir öğeler kümesinin satır ve sütunlardan oluşan düzenlenmiş
biçimi (matrix (matris) (ing.), matrice (matris) (fra.), Matrix, Matrize
(matris) (alm.), tirs (kalkan) (ara.) )
matrilokal :
lat. * mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak), matrix (kaynak, ana, temel
yapı; doğuran dişi; rahim; matematikte sayıların veya cebirsel ifadelerin
satır-sütun düzeninde oluşturduğu düzenli sayı dizisi formundaki tablo; kalıp,
kaynak yapı) + locus, locum (yer, mekan, konum, mevki, pozisyon) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * evlenen çiftin kadının ailesinin yanında veya
kadının annesinin topluluğunda yaşaması esasına dayanan (aile yerleşim düzeni)
matris :
lat., ara. * mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak), matrix (kaynak, ana,
temel yapı; doğuran dişi; rahim; matematikte sayıların veya cebirsel ifadelerin
satır-sütun düzeninde oluşturduğu düzenli sayı dizisi formundaki tablo; kalıp,
kaynak yapı) (lat.); ma (ne, o) + etras (sayfalar, kağıtlar) (ara.) * yazı
yazılmış sayfalar, bir öğeler kümesinin satır ve sütunlardan oluşan düzenlenmiş
biçimi; sayıların veya diğer matematiksel nesnelerin satır ve sütunlar halinde
düzenlenmesiyle oluşan dikdörtgen tablo
matruş :
far. * taraşa (kazımak, yontmak, traş etmek; traş edilmiş şey, yonga, talaş) *
kazınmış, yontulmuş, traş edilmiş, tıraş olmuş, tıraşlı
matruşka :
lat., rus. * mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak) (lat.); matryoşka
(matryoşa (anacık, köylü kadın) + ka (küçültme eki) ) (rus.) * ahşap, el
yapımı, ortası oyuk bebek figürünün içerisinde iç içe yerleştirilmiş, boyutları
giderek küçülen çok sayıda bebekten oluşan Rus yapımı bir oyuncak bebek türü,
içiçe geçen Rus bebekleri
matrut :
ara. * tarada (uzaklaştırmak, sürmek, kovmak, dışlamak, reddetmek, sürmek;
kesintisiz devam etmek) * çıkarılmış, kovulmuş, tardedilmiş, uzaklaştırılmış,
işten-yerden kovulmuş, çıkarılmış, kovuntu
matsya :
san. * matsya (balık) * Hint mitolojisinde, balık biçiminde ortaya çıkan,
insanları tufandan kurtarmakla görevli olan Vişnu’nun ilk avatarı
matt :
ara. * matta (yukarı kaldırmak, yükseltmek, çıkıntı yapmak, tümsek oluşturmak)
* yukarı kaldırma, yükseltme, çıkıntı yapma, tümsek oluşturma, tümsek; çekme
matteuccia :
lat. * Matteucci (İtalyan fizikçi Carlo Matteucci) + ia (isim yapım eki) *
Onocleaceae familyasına ait, devekuşu eğreltisi olarak bilinen eğrelti cinsi
matuf :
ara. * atafa (eğilmek, yönelmek, meyletmek), atf (eğilim, eğilme, yönelim,
yönelme, meyl) * eğilen, dönen, yönelen, meyleden; gramerde tamlanan; yatık,
eğmli, meyilli, serili, uzanmış, yayılmış konumda olan şey veya kişi
matuh :
ara. * taha (güçsüzleşmek, yorgun düşmek, zihnen veya bedenen zayıflamak) *
yaşlılık nedeniyle zihinsel veya bedensel olarak güçsüzleşmiş kişi; akli melekelerini
yitirmiş, akıl eksikliği ve zayıflığı hali olan, bunak, bunamış
matür :
lat. * mater (anne, valide, doğuran kadın) + meh (olgunlaşmak, vaktinde gelmek,
tamamlanmak), matuta (vaktinde gelen, zamanında gelen, olgunlaşan; Roma
mitolojisinde sabah tanrıçası; sabah erken saat, doğru zaman) * olgun,
olgunlaşmış, olmuş, tamamlanmış, zamanında gelişmiş, tam gelişmiş, tekamül
etmiş, kamil, mütekamil
matürasyon :
lat. * maturus (olgun, olmuş, tamamlanmış, zamanında gelişmiş, tam gelişmiş,
tekamül etmiş, kamil, mütekamil), maturare (olgunlaşmak, olgunlaştırmak, olgun
hale getirmek) + tio (isim yapım eki) * biyoloji ve tıp bağlamında hücre, organ
veya organizmanın olgunlaşma süreci, olgunlaşma, tekamül
matürite :
lat. * maturus (olgun, olmuş, tamamlanmış, zamanında gelişmiş, tam gelişmiş,
tekamül etmiş, kamil, mütekamil), maturare (olgunlaşmak, olgunlaştırmak, olgun
hale getirmek) + itas (isim yapım ve durum eki) * olgunluk, olgunlaşmış olma,
tekamül
maun :
ara. * avn, ana (yardım etmek, destek olmak), avni (yardımcı, destekçi), iane
(yardımcı olma, bağışta bulunma, maddi veya manevi destek sağlama; yardım;
birine yardım etmek için toplanan para) * ihtiyaçlık, az şey, az yardım, fayda,
yardım etme, destek olma, iyilik, ihsan, bağış, bahş; ihtiyaç taşıyan, yük
kayığı, mavna; Kur'an'ın 107. suresinin ismi
maun :
yor. * m'ogani (seçkin/kral ağacı) (yor.); mahogany (ing.) * tropikal
bölgelerde yetişen sert odunlu ağaçlardan elde edilen, kızıl-kahverengi
tonlarında, kolay işlenen, cilayı iyi tutan ve özellikle lüks mobilya ile tekne
yapımında tercih edilen dayanıklı ve değerli bir kereste türü
mauna :
haw. * mauna (dağ) * Hawaii dilinde dağ anlamına gelen, özellikle Mauna Kea ve
Mauna Loa gibi büyük volkanik dağların adlarında kullanılan coğrafi ad öğesi
maurandya :
lat. * Maurand (İspanyol botanikçi Francisco Maurand’ın soyadından) + ia
(taksonomik çoğul eki) * Plantaginaceae (bağasıgiller) familyasına ait, Meksika
ve ABD'nin güneybatısında doğal olarak yetişen, sarılıcı ve tırmanıcı özellik
gösteren çiçekli bitki cinsi
mauritius :
lat. * maurice (Kral II. Maurice’in isminden) + ius (ile ilgili, gibi, -a ait)
* Hint Okyanusu’nda yer alan, kuzeydoğusunda Rodrigues Adası, batısında Reunion
(Fransa) ve Madagaskar, güney ve doğusunda açık deniz ile çevrili olan ada
ülkesi
maval :
ara. * vaala (ilişkilendirmek, bağlamak), vel (yalan) * Arap müziği ve şiirinde
11. yüzyıldan beri kullanılan beş dizelik sözler üzerine, uzun hava şeklinde,
doğaçlama ve ölçüsüz okunan, serbest ölçülü şarkı - ezgi türü, maval; lafı
uzatarak yalan, uydurma söz söyleme, maval; şarkı söyleyerek dolaşan dilenci,
dilenci şarkısı
mavana :
sür. * emma (yüz) + vane (koyun) * yüz koyun; koyun çobanları tarafından
yerleşilmiş yer
mavera :
ara. * ma (ne, o) + vera (ard, öte, arka) * görülen evrenin ötesi, öteki evren
maveraünnehr :
ara. * ma (ne, o) + vera (ard, öte, arka) + el (ön ek, artikel) + nehr (nehir,
ırmak, akarsu) * nehrin ötesi, çayardı; Amuderya (Ceyhun), Siriderya (Seyhun)
arasında kalan, özellikle Türklerin yaşadığı ve bugün ise Özbekistan,
Tacikistan, Türkmenistan ve Kırgızistan'ın bulunduğu bir bölge; Türk
musikisinde bir makam
mavi :
ara. * ma (su, sıvı) + i, vi (gibi olan) * gökkuşağı kemerinin üstten beşinci
sıradaki rengi
mavi kantaron :
ara. * mavi (su gibi; su rengi) (ara.) + kanderion (parlak, ışık saçan (bitki)
) (gre.) * papatyagiller (Asteraceae) familyasından özellikle Orta Avrupa'da
bulunan mavi mor yapraklı çiçekleri olan bir bitki türü, centaurea cyanus
maviş :
ara. * mavi (su gibi; su rengi) (ara.) + ş (ile ilgili, gibi, benzer) (tür.) *
ak tenli ve mavi gözlü (kimse)
mavna :
ara. * maun (destek, yardım, ihtiyaçlık) * kıyıda veya limanın uzaklarında
demirlemiş gemilere yük götürüp getiren, güvertesiz, büyük tekne; yük ve erzak
taşıyan kayık veya tekne
mavra :
gre. * amauros (karanlık), mavros (kara, koyu renk, esmer) * birinin
esmerliğiyle alay ederek eğlenmek; boş söz, gevezelik; palavra
mavruka :
tür. * mavros (siyah, koyu) + ikos (ile ilgili, -a ait) * balık avcılığında dip
balıklarının ilgisini çekmek amacıyla kullanılan, kurşundan dökülmüş uzun ve
yuvarlak, iki ucu delikli, mazgallanıp cıvayla parlatılmış veya sarı madenden
döküm yapılıp nikelajlanmış, 80-130 gr ağırlığında bir av aleti
mavuna :
ara. * maun (destek, yardım, ihtiyaçlık) * kıyıda veya limanın uzaklarında
demirlemiş gemilere yük götürüp getiren, güvertesiz, büyük tekne; yük ve erzak
taşıyan kayık veya tekne
mavzer :
alm. * mauser (Alman mucit ve sanayici Paul von Mauser'in soyadından) * atış
hızı dakikada ortalama altı mermi olan ve orduda kullanılan bir tüfek tipi
max noether teoremi :
alm., gre., tür. * Max Noether (Alman matematikçi Max Noether’in soyadından)
(alm.) + theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel
önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) *
cebirsel geometri ve matematikte, özellikle cebirsel eğriler ve yüzeyler
üzerinde tanımlı lineer sistemlerin boyutları ile ilişkili önemli korunum
yasalarını ve simetrileri ifade eden, Riemann-Roch teoremi ile bağlantılı
teknik bir sonuç
maxwell denklemleri :
ing., tür. * maxwell (İskoç fizikçi James Clerk Maxwell’in soyadından) (ing.) +
denklem (eşitlik) + ler (çoğul eki) + i (iyelik eki) (tür.) * elektrik ve
manyetizma alanlarını birleştiren ve elektromanyetik dalgaların doğasını
matematikselleştiren dört vektör denklem kümesi
maya :
far. * maye (öz, hammadde, cevher) * hamur, yoğurt, peynir, bira, boza hamur,
süt veya şekerli sıvılar gibi organik maddelerin içindeki mikroorganizmaların
etkisiyle kimyasal ve biyolojik olarak dönüşüme uğraması, gaz çıkarması ve
lezzet ile kıvam kazanması (mayalanma) sürecini sağlamada kullanılan madde; öz
nitelik, hammadde, cevher, yaratılış; içerdikleri enzimlerin katalizör niteliği
etkisiyle şekerleri karbondioksite ve alkole dönüştüren tek hücreli bitki organizmaları
(main (esas, öz, başlıca, asıl, ana) (ing.) )
maya :
may., lat. * maya (etnik grup, kültürel isim) * Orta Amerika’da M.Ö. 2000 -
M.S. 16. yüzyıllar arasında gelişmiş, özellikle matematik, astronomi, yazı ve
mimari alanlarda ileri düzeyde kültür ve medeniyet kurmuş antik uygarlık
maya :
san. * maya (sihir gösterisi, şeylerin var gibi göründüğü ancak göründükleri
gibi olmadığı bir yanılsama, ilüzyon, büyü) (ma (yaratmak) + ya (isim yapım
eki) ) * sihir, büyü, ilüzyon, maji
mayabozan :
tür. * maya (hamur kabartıcı, kültür) + bozan (düzeni ortadan kaldıran, kötü
hale sokan, durumu kötüleştiren) * bir mayanın etkisine karşı koyan, protein
yapısında madde
mayasıl :
ara. * ma (ne, o) + sala (akmak, dökülmek), seyl (akıntı, sel), yasil (akar,
dökülür) * akan şey, akıntı; ciltte kızartı, kaşınma, sulanma, kabuk bağlama
vb. doku bozukluklarıyla kendini gösteren ve bulaşıcı olmayan bir deri
hastalığı, egzama, basur, hemoroid
mayasız ayini :
far., tür. * maye (öz, hammadde, cevher) (far.) + sız (yok, değil) (tür.) +
aden, ayin (örf, gelenek, görenek, ritüel) (far.) * dini tören, ibadet düzeni;
ayrıca geleneksel merasim veya ritüel; Katolik ve bazı Doğu kiliselerinde,
Eucharist sırasında mayasız ekmekle yapılan kutsal ayin
mayasu :
tür. * maya (fermantasyon kültürü) + su (hidrojen ile oksijen bileşiminden
oluşan saydam ve akışkan madde, sıvı (H2O) ) * yoğurt, boza vb. fermantasyon
ürünlerinde kullanılan mayalı su; halk arasında mide ekşimesi veya mayalanma
hissi veren sıvı
maydanoz :
gre. * makednos (uzun, uzun boylu, iri, yüksek; dağlı), makedonesion,
makedonisi (makedonya otu) * maydanozgillerden, yeşil, küçük ve parçalı
yapraklı olan ve yemeklerde kullanılan, keskin kokulu bir bitki, petroselinum
crispum
maydanozgiller :
gre., tür. * makednos (uzun, uzun boylu, iri, yüksek; dağlı), makedonesion,
makedonisi (makedonya otu) (gre.) + gil (familya eki) + ler (çoğul eki) *
çiçekleri şemsiye biçiminde olan, gövde içi genellikle boş ve aromatik kokulu
otsu bitkileri kapsayan botanik bir familya, Apiaceae (eski adıyla
Umbelliferae)
maye :
far. * maye (asıl, esas, temel, kök, öz, cevher, gerekli madde, maya) * asıl,
esas, temel, kök, öz, cevher, gerekli madde, maya; Türk musikisinde Segah
perdesinde (veya dügâh perdesinde) karar kılan, uşşak veya hüzzam gibi makamlarla
yakın ilişkisi bulunan, genellikle hüzünlü ve mistik bir karakter sergileyen az
kullanılmış mürekkep (bileşik) bir makam
maye-aşiran :
far., ara * maye (asıl, esas, temel, kök, öz, cevher, gerekli madde, maya)
(far.) + aşiran (aşiretten türemiş, kabile ile ilgili; onuncu olan, onlu)
(ara.) * Türk musikisinde, maye perdesi aşiran (rast perdesinin altındaki temel
ses) kabul edilen, genişleyişi pes bölgede, seyri aşağıdan yukarıya doğru olan
makam
maye-buselik :
far., ara. * maye (asıl, esas, temel, kök, öz, cevher, gerekli madde, maya) +
buse (öpme, öpücük) (far.) + ebu (baba, ata) + salaka (yola gitmek, yolculuk
etmek), selik, salik (yola giren, yol yürüyen, yolcu, bir yola girmiş olan;
yol, iz) (ara.) * Türk musikisinde, maye perdesi buselik dizisi üzerine kurulu
olan, seyri çoğunlukla aşağıdan yukarıya olup orta seslerde buselik çeşnisiyle
karakter kazanan bir makam
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder