27 Eylül 2026 Pazar

malasi - maye-buselik

malasi : gre. * malakhia (gevşeklik, güçsüzlük) (malakhe, malakhos (yumuşak) + osis (durum eki, olma durumu, hastalık) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kas veya vücut güçsüzlüğü, halsizlik ve genel yorgunluk ile karakterize edilen tıbbi durum

malathion : lat., gre. * malonicus acidum (malonik asit C3H4O4) (malum, malus (elma) (lat.) + theion (kükürt (S) ) (gre.) * organofosfat grubunda yer alan, tarımda zararlı böceklere karşı kullanılan, kolinesteraz enzimini etkileyen, böceklerin sinir sistemini durduran insektisit nitelikli kimyasal bileşik, fosforlu organik böcek ilacı (C10H19O6PS2)

malatura : gre. * maratha (bitki, ot) * şekli dereotuna çok benzeyen, tadı değişik bir bitki

malatya : hit. * melit (bal) + ava (ülke, sığınma yeri) * bal ülkesi; komşu illeri kuzeyde Sivas, batıda Adıyaman, güneyde Gaziantep ve doğuda Diyarbakır olan Türkiye’nin 44 plaklı ili

malavi : mara. * mal (güneş; göl) + awi (ülke; yer) (güneş ülkesi, göl ülkesi) * Afrika kıtasında yer alan, kuzeyde Tanzanya, doğuda ve güneydoğuda Mozambik, batıda Zambiya ile komşu olan ülke

malayani : ara. * ma (ne, o, şey) + la (değil, yok, hayır) + yani (anlama gelir, anlamındadır) * anlamı olmayan, anlamsız, boş, saçma, yararsız (şey, söz)

malayutak : ara. * ma (ne, o) + la (değil, yok, hayır) + taka (güç yetirmek), yutak (güç yetirilebilir) * takat getirilmez, güç yetmez, dayanılmaz

malaz : ara. * lamaza (kinayeli konuşmak, kinaye yapmak, taşlamak, eleştirmek, ima yoluyla ifade etmek, ima etmek) * kinaye, ima, dolaylı ifade

malaz : ara. * laza, lada (sığınmak, korunmak, dayanmak), malaz (sığınak, dayanılan yer, nemli veya su basmış arazi) * sulak yer, sürülmemiş, ot bürümüş toprak, su altında kalan, su basmış tarla

malazgirt : erm., ara., far. * manavazekert, manazkert (manaz (sığınak, dayanılan yer) + kert (şehir, yerleşim yeri) (erm.); malaz (sığınak, korunulan yer) (ara.) + gerd (kale, yerleşim yeri, şehir) (far.) * Muş’un bir ilçesi

malazi : gre. * malakhia (gevşeklik, güçsüzlük) (malakhe, malakhos (yumuşak) + osis (durum eki, olma durumu, hastalık) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kas veya vücut güçsüzlüğü, halsizlik ve genel yorgunluk ile karakterize edilen tıbbi durum

malç : ing., fra. * mulch (saman örtüsü, kuru ot örtüsü) (ing.); moulage (döküm, dökme) (mouler (dökmek, kalıplamak) + age (isim yapım eki) ) (fra.) * toprağı örtmek, korumak için serilen bitki örtüsü; toprak ve rutubet muhafazası amaçları ile çayır ve mera üzerine bırakılan veya başka yerlerden getirilip serpilen her türlü bitki artığı

maldevelopman : gre., lat., fra. * malos (kötü, zararlı, çirkin, fena) (gre.); malus (lat.) + developare (açmak, geliştirmek) (de (ayırma, uzaklaştırma) + volupare (sarmak, katlamak) ) + mentum (isim yapım eki) (lat.); mal (kötü, fena) + développement (gelişme, gelişim) (développer (gelişmek) + ment (isim yapım eki) ) (fra.) * organ, doku veya sistemin normalden saparak kötü veya eksik gelişmesi durumu; tıbbi olarak anormal gelişim

maldiv adaları : dhi. * mal (ada) + dhivehi (insan, halk) * Hint Okyanusu’nda yer alan başkenti Malé, komşu ülkeleri kuzeydoğuda Hindistan ve doğuda Sri Lanka olan ada ülkesi

malé : dhi. * malé (çocuk; küçük ada, merkez ada) * Maldivler Cumhuriyeti’nin başkenti

maleabl : lat. * malleabilis (çekiçle dövülebilir) (malleus (çekiç, tokmak) + abilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) ) (lat.); malléable (fra.) * metal veya madde gibi esnek ve şekil verilebilir; kolayca biçimlendirilebilen, dövülebilir özellikte

malefiz : lat. * malos (kötü, zararlı, çirkin, fena) (gre.); malus (lat.) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek, meydana getirmek, oluşturmak), ficus (yapıcı, yapan, eden, eyleyen; yapılmış, edilmiş, eylenmiş, oluşturulmuş) (lat.) * kötülük yapan, uğursuz; büyücü

malen : ara. * mal (eşya, para) + en (gibi, olarak) * mal olarak, mal yönünden, mal varlığı bakımından, malca

malezya : san., lat. * malaya (dağ, tepe, yüksek yer) (san.) + sia (yer eki) (lat.) * dağlık bölge; Güneydoğu Asya’da yer alan, kuzeyde Tayland, güneyde Singapur, doğuda Endonezya ve Brunei ile komşu olan, ayrıca denizden Filipinler ile karşı karşıya olan ülke

malfonksiyon : gre., lat., ing. * malos (kötü, zararlı, çirkin, fena) (gre.); malus (lat.) + functio (yapma, yerine getirme, icra, işlev, görev) (fungi, fungere (yapmak, yerine getirmek, icra etmek, işlemek, uygulamak) + tio (isim yapım eki) ) (lat.); malfunction (ing.) * bir aygıtın, organın veya sistemin normal işlevini yerine getirememesi durumu; işlev bozukluğu, arıza

malformasyon : gre., lat., fra. * malos (kötü, zararlı, çirkin, fena) (gre.); malus + formare (şekillendirmek, biçimlendirmek) (forma (şekil, biçim, kalıp), formis (şekilli, biçimli) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.); malformation (fra.) * organların, dokuların veya vücut kısımlarının normalden farklı, kusurlu veya bozuk şekilde gelişmesi, şekil bozukluğu

malforme : gre., lat. * malformatus (malos (kötü, zararlı, çirkin, fena) (gre.); malus + formatus (formare (şekillendirmek, biçimlendirmek) (formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); malformé (fra) * organları, dokuları veya vücut kısımları normalden farklı, kusurlu veya bozuk şekilde gelişmiş, şekli bozuk, bozuk şekilli

malgama : gre. * malagma (yumuşatıcı merhem, lapa) (malassein (yumuşatmak) + agma (isim yapım eki) ) * birleşim, karışım, bileşik; ilaç olarak kullanılan yumuşatıcı lapa veya karışım

malıtaşı : ara., tür. * mal (eşya, ağırlık) (ara.) + ı (iyelik eki) + taş (sert mineral, kaya) + ı (iyelik eki) (tür.) * kayıklarda kimi vakit çapa yerine kullanılan, sağlam bir ipe bağlı büyükçe taş

mali : mand. * mali (kalp, merkez, gövde; zenginlik, mülk) * batı Afrika’da yer alan, kuzeyde Cezayir, doğuda Nijer, güneydoğuda Burkina Faso, güneyde Fildişi Sahili, güneybatıda Gine ve batıda Senegal ve Moritanya ile komşu olan ülke

malign : lat. * malignus (kötü huylu, kötücül, zararlı) (malus (kötü, zararlı, çirkin, fena) + genus (tür, cins, soy, nesil, doğa, yaratım, çeşit, oluşum) * kötücül, özellikle tümörler için kullanılan, kötü huylu, hızla yayılan veya zararlı anlamında terim

malign melanom : lat., gre. * malignus (kötücül, kötü huylu, zararlı) (malus (kötü, zararlı, çirkin, fena) (lat.) + genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) (gre.), genus (tür, cins, soy, nesil, doğa, yaratım, çeşit, oluşum) (lat.) + melas, melan, melanos (siyah, koyu renkli) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) (gre.) * kötü huylu, pigment üreten hücrelerden kaynaklanan ve hızla yayılabilen agresif cilt kanseri türü

malignant : lat., gre. * malignus (kötücül, kötü huylu, zararlı) (malus (kötü, zararlı, çirkin, fena) (lat.) + genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) (gre.), genus (tür, cins, soy, nesil, doğa, yaratım, çeşit, oluşum) + ens, ent, entum (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); malignant (ing.) * kötücül, kötü huylu, zararlı (özellikle hızla yayılan (metastaz yapan) tümörler için kullanılan terim)

malignansi : lat., gre. * malignus (kötücül, kötü huylu, zararlı) (malus (kötü, zararlı, çirkin, fena) (lat.) + genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) (gre.), genus (tür, cins, soy, nesil, doğa, yaratım, çeşit, oluşum) + entia (isim yapım eki) (lat.); malignant (ing.) * kötücül olma, özellikle tümörler için kullanılan, kötü huylu olma, hızla yayılma veya zararlı olma anlamında terim

malignens : lat., gre. * malignus (kötücül, kötü huylu, zararlı) (malus (kötü, zararlı, çirkin, fena) (lat.) + genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) (gre.), genus (tür, cins, soy, nesil, doğa, yaratım, çeşit, oluşum) + entia (isim yapım ve durum eki) (lat.); malignant (ing.) * kötücül olma durumu, malign olma durumu; bir hastalığın (özellikle kanser) çevre dokulara yayılma, onları istila etme ve vücudun uzak bölgelerine sıçrama (metastaz) yaparak hastanın yaşamını ciddi şekilde tehdit etme eğilimi

malignite : lat., gre. * malignus (kötücül, kötü huylu, zararlı) (malus (kötü, zararlı, çirkin, fena) (lat.) + genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) (gre.), genus (tür, cins, soy, nesil, doğa, yaratım, çeşit, oluşum) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.); malignité (fra.) * kötücül olma durumu, malign olma durumu; bir hastalığın (özellikle kanser) çevre dokulara yayılma, onları istila etme ve vücudun uzak bölgelerine sıçrama (metastaz) yaparak hastanın yaşamını ciddi şekilde tehdit etme eğilimi

malih : ara. * milh (tuz) * tuzlu

malihülya : gre., ara. * melankholia (melas, melan (siyah) + kholia (huysuzluk, aksilik; safra) (khole (huysuz, aksi; safra) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * derin üzüntü ve karamsarlık hali, karaduygu, karasevda, melankoli, kara sevda; karanlık düşünce, endişe

malik : ara. * meleke (sahip olmak, haiz olmak, hükmetmek) * bir şeyin mülkiyetine veya kontrolüne sahip olan kişi; mal ve nimet sahibi, sahip olan, sahip olma, meleke, sahip, yönetici, hakim, hükümdar, efendi, reis, kral, melik (milk, Milch (sağmak, içindekini almak) (ing., alm.) )

malikane : ara., far. * malik (sahip, hakim, yönetici, efendi, reis) (ara.) + aneh (yer ve mülk eki) (far.) * malik veya zengin kişi tarafından yapılan, mülk olarak sahip olunan büyük ev, konak veya yalı

malik-i yevmiddin : ara., far. * malik (sahip, haiz, hakim, yönetici, efendi, reis) + i (tamlama eki) + yevm (gün) + el (önek, artikel) + deyn, din (borç, yükümlülük, itaat, haysiyet) * din gününün sahibi; Kur'an'ın ilk suresi olan Fatiha suresinde Allah'a atfen yer alan ifade

malikiyet : ara. * malik (sahip, haiz, hakim, yönetici, efendi, reis) + iyet (isim yapım ve durum eki) * malik olma, haiz olma, sahip olma durumu

malikül mülk : ara. * malik (sahip, haiz, hakim, yönetici, efendi, reis) + el (ön ek, artikel) + mulk (sahip olunan) * mülkün maliki

malin : lat., gre., fra. * malignus (kötücül, kötü huylu, zararlı) (malus (kötü, zararlı, çirkin, fena) (lat.) + genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) (gre.), genus (tür, cins, soy, nesil, doğa, yaratım, çeşit, oluşum) + ens, ent, entum (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); mal (kötü, fena, zararlı, çirkin) + in (ile ilgili olan) (fra.) * kötülüğe neden olan kişi veya unsur

maliye : ara. * mal (eşya, para, ağırlık) + iyet (isim yapım eki, olma durumu) * devletin gelir ve giderlerini düzenleyen, vergi toplama ve bütçe yönetimi ile ilgili kurum veya faaliyetler

maliyet : ara. * mal (eşya, para, ağırlık) + iyet (isim yapım eki, olma durumu) * bir ürünün veya hizmetin üretimi, temini veya sunumu sırasında katlanılan masraf, gider veya harcama toplamı

malkar : tür. * mal (sürü, topluluk, halk, canlılar, mülk) + kar (topluluk, birlik) * kuzey Kafkasya'da Kabardey-Balkar Cumhuriyeti'nde yaşayan, Türk soyundan bir halk ve bu halktan olan kimse, balkar

malkara : alm. * margar (yılan mağarası, yılan kalesi) (mar (yılan) + gar, gara (in, mağara; kale) ); molkerei (mandıra) (molke (kesilmiş sütün suyu) + rei (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Tekirdağ’ın bir ilçesi; bölgede bulunan kalenin civarında çok yılan bulunmasından; bölgedeki yahudi Alman'ların mandıracılıkla uğraşmasından

malkıran : tür. * mal (sürü, topluluk, halk, canlılar, mülk) + kıran (yok eden, öldüren) * sığır vebası

malkoç : tür. * mal (sürü, topluluk, halk, canlılar, mülk) + koç (güçlü erkek, lider hayvan) * tarihi veya geleneksel olarak hayvancılıkla uğraşan topluluklarda, lider veya güçlü kişi anlamında kullanılan isim veya soyadı

mallampati : san. * mallampati (Hint asıllı doktor Seshagiri Mallampati’nin soyadından) * anesteziyoloji ve kulak-burun-boğaz biliminde kullanılan, boğaz açıklığının ve hava yolu görünürlüğünün değerlendirilmesi için geliştirilen sınıflama sistemi

mallee : wemb. * mali (su) * birden fazla ince gövdeli sürgün oluşturan, genellikle kurak ve yarı kurak Avustralya bölgelerinde yetişen, çalımsı büyüme gösteren okaliptüs türleri ve bu büyüme biçimine sahip bitki topluluğu, çok gövdeli okaliptüs formu

malleol : lat. * malleolus (küçük çekiç, tokmakçık) (malleus (çekiç, tokmak) + olus (küçültme eki) ) * ayak bileğinde bulunan ve ayak bileği stabilitesinde rol oynayan kemik çıkıntısı, özellikle tibia ve fibula uçlarındaki yan çıkıntılar

malleolar : lat. * malleolus (küçük çekiç, tokmakçık) (malleus (çekiç, tokmak) + olus (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * malleol ile ilgili

malleotomi : lat. * malleolus (küçük çekiç, tokmakçık) (malleus (çekiç, tokmak) + olus (küçültme eki) ) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ayak bileğindeki kemik çıkıntılarının (malleolus) cerrahi olarak kesilmesi veya çıkarılması işlemi

malleus : lat. * malleus (çekiç, tokmak) * orta kulakta bulunan, kulak zarı ile örs (incus) arasındaki bağlantıyı sağlayan, ses titreşimlerini ileten üç işitme kemiğinden biri (diğerleri "incus" (örs) ve "stapes" (üzengi) )

mallory-denk cisimleri : ing., alm.* mallory-denk (Amerikalı patolog Dr. Frank Burr Mallory ve Avusturyalı patolog Dr. Karl Denk) (ing., alm.) + cisimleri (objeleri, nesneleri, gövdeleri, vücutları) (tür.) * alkolik hepatitte hepatosit içi inklüzyonlar

mallory-weiss sendromu : ing., gre., tür. * mallory (Amerikalı patolog George Kenneth Mallory'nin soyadından) + weiss (Amerikalı doktor Soma Weiss'ın soyadından) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * yemek borusu ile mide birleşiminde oluşan, genellikle şiddetli kusma veya reflü nedeniyle meydana gelen longitudinal (uzunlamasına) yırtık

malnütrisyon : gre., lat. * malos (kötü, fena, zararlı) (gre.); malus + nutrire (beslemek, büyütmek) + tio (isim yapım eki) (lat.) * yetersiz, dengesiz veya hatalı beslenme ve vücut için gerekli besin maddelerinin eksikliği veya dengesizliği

maloklüzyon : gre., lat. * malos (kötü, fena, zararlı) (gre.); malus + occlusio (kapanma, örtülme) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + claudere (kapatmak, kapamak, çevrelemek, örtmek) + sio (isim yapım eki) ) (lat.) * üst ve alt çenenin doğru şekilde kapanmaması sonucu dişlerin normal kapanış düzeninden sapması ve diş hizalanma bozukluğu durumu

malokoplaki : gre. * malos (kötü, fena, zararlı) + koplax (plak, levha) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * dokularda veya organ yüzeylerinde oluşan anormal plak veya lezyon; özellikle patolojik durumlarda gözlenen sertleşmiş veya düzensiz plak benzeri yapı

malonik asit : lat. * malonicus (malum, malus (elma) + onicus (sıfat yapım eki) + acidum (asit, ekşi) * doğada bazı meyvelerde ve pancarda bulunan, organik sentezlerde, malonik ester sentezinde, vitamin ve ilaç üretiminde kullanılan, iyonize haline ve tuzlarına malonat adı verilen, dikarboksilik asit sınıfında yer alan kimyasal bileşik, propandioik asit (C3H4O4)

malope : gre. * malope (ebegümeci benzeri bitki) * Malvaceae familyasına ait, iri çiçekli tek yıllık süs bitkisi cinsi

malperest : ara., far. * mal (eşya, para, ağırlık) (ara.) + perest (düşkün, tutkun, hayran, tapan, hizmet eden) (far.) * malı, mülkü ve parayı çok seven, mala düşkün olan, mal tutkunu

malperfüzyon : gre., lat. * malos (kötü, fena, zararlı, bozuk) (gre.); malus + perfusio (doldurma, akış) (per (üzerinden, boyunca, sayesinde, yoluyla) + fundere (dökmek, akıtmak) + sio (isim yapım eki) ) (lat.) * organ veya dokuya yeterli kan veya sıvı akışının sağlanamaması durumu; kötü veya yetersiz perfüzyon

malphas : lat. * malos (kötü, zararlı, çirkin, fena) (gre.); malus (lat.) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek, meydana getirmek, oluşturmak), ficus (yapıcı, yapan, eden, eyleyen; yapılmış, edilmiş, eylenmiş, oluşturulmuş) (lat.) * Hz. Süleyman'ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis'te maji ile ilgili olan ve 72 cinden bahsedilen Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, güçlü kuleler ve kaleler inşa etme, düşmanların düşüncelerini ya da planlarını açığa çıkarma, insanlara zarar verme, strateji ve bilgi verme ve iyi tanıdıklar (yardımcı ruhlar) sağlama yeteneğine sahip, önce karga şeklinde beliren ancak sonrasında insan formunu alan 39. cin

malpighia : lat. * Malpighi (İtalyan hekim ve botanikçi Marcello Malpighi) + ia (isim yapım eki) * Malpighiaceae familyasına ait, tropik meyve veren çalı ve ağaç cinsi

malpighiaceae : lat. * malpighi (İtalyan hekim ve anatomist Marcello Malpighi'nin soyadından) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * Malpighiales takımında yer alan, çoğunlukla tropikal ve subtropikal bölgelerde yetişen, Barbados kirazı (acerola) gibi C vitamini deposu meyve veren türleri barındıran ağaç, çalı ve sarmaşık formundaki çiçekli bitki ailesi

malpraktis : gre., lat. * malos (kötü, fena, zararlı, bozuk) + praktikos (uygulamaya ilişkin, eyleme ilişkin) (prassein (yapmak, uygulamak, gerçekleştirmek) + ikos (ile ilgili, sıfat yapım eki) ) (gre.); malus (kötü, fena, zararlı, bozuk) + practicus, practicum (uygulama, yapma, pratik) (practicare (uygulamak, yapmak) + us, um (isim yapım eki) (lat.); malpractice (ing.) * yanlış ve kötü uygulama; meslek veya görev sırasında profesyonel standartlara aykırı, hatalı veya ihmal içeren uygulama (özellikle tıp ve hukukta mesleki kusur veya ihmali)

malrotasyon : gre., lat. * malos (kötü, fena, zararlı, bozuk) (gre.); malus + rotatio (dönüş, dönme) (rotare (dönmek) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * organ veya vücut bölümünün normal pozisyon veya ekseninden saparak yanlış şekilde dönmesi durumu

malt : gre., alm. * malakhe (yeşil, yumuşak) (gre.); malz (yumuşama; çimlendirilmiş ve kurutulmuş tahıl, arpa (demlemeden önce tahılın suda bekletilerek yumuşatılmasından) ) (alm.) * çimlendirildikten (tohumundan çıkarıldıktan) sonra kurutularak filizleri ayıklanmış durumda bulunan, bira ve viski yapımında kullanılan arpa veya başka tahıl cinsi, çimlendirilmiş tahıl

malta : fen., gre. * meli (bal), melet, melit (bal tatlısı) * Güney Avrupa'da, Orta Akdeniz'de Sicilya'nın güneyinde yer alan, denizden kuzeyde İtalya ve doğuda Libya ile komşu olan adalar devleti

malta eriği : fen., gre., tür. * malta (bal; bir Akdeniz ada ülkesi) (meli (bal), melet, melit (bal tatlısı) ) (fen., gre.) + erik (gülgillerden olan yapraklanmadan önce ak çiçekler açan bir ağaç ve bu ağacın sert ve tek çekirdekli yemişi) + i (iyelik eki) (tür.) * Yenidünya veya Eriobotrya japonica, Eriobotrya cinsine bağlı Çin'e özgü bir bitki türü ve erik büyüklüğündeki, iri çekirdekli, sarı renkli, sulu ve mayhoş yemişi

malta humması : fen., gre., ara., tür. * malta (bal; bir Akdeniz ada ülkesi) (fen., gre.) + hamma (ısınmak, sıcak olmak), hamim (sıcak), humma (ateş, yüksek sıcaklık; hastalık belirtisi olarak ateşlenme) (ara.) + sı (iyelik eki) (tür.) * genellikle Brucella bakterisinin yol açtığı, ateş, halsizlik ve kas ağrıları ile kendini gösteren, adını 19. yüzyılda Malta adasında yaygın olarak görülmesinden alan hastalık

maltepe : ara., tür. * mal (doldurmak; eşya, ağırlık, varlık) (ara.) + tepe (yükseklik, yükselti; en üst nokta, zirve) (tür.) * İstanbul’un bir ilçesi

maltız : gre. * Maltezos (Maltalı; Malta dili) (meli (bal), melet, melit (bal tatlısı) ) (Malta'da bal üretimi yapılmasından) * içinde taşkömürü veya odunkömürü yakılarak yemek pişirmek, su ısıtmak gibi işlerde kullanılan, içinde ızgarası bulunan, ayaklı, taşınabilir küçük ocak

maltoz : fen., gre., lat. * meli (bal), melet, melit (bal tatlısı) (fen., gre.) + ose (şeker eki; kimyasal monosakkarit eki) (lat.) * iki glukoz molekülünden oluşan, maltlanmış tahıllardan elde edilen ve enerji kaynağı olarak kullanılan basit şeker formunda disakkarit

malul : ara. * ala (bozulmak, kusurlu olmak, sorunlu olmak), illet (saptırıcı unsur, bozucu unsur, sorun, kaza, kusur, hastalık) * vücutça sakat (kimse), hasta, illetli, kusurlu, sorunlu

malulen : ara. * malul (sakat, hasta, kusurlu) + en (gibi, olarak) * sakat durumda, sakat olarak; hastalık, sakatlık, iş göremezlik nedeniyle

maluliyet : ara. * malul (sakat, hasta, kusurlu) + iyet (isim yapım ve durum eki) * malul olma durumu

malum : ara. * aleme (bilmek, tanımak) * bilinen, tanınan

malumat : ara. * malum (bilinen, tanınan) + at (isim yapım ve çoğul eki) * insan aklının alabileceği gerçek, olgu ve ilkelerin tümü, bilgi, ilim; haberdar olma, bilme durumu; araştırma, gözlem veya öğrenme yoluyla elde edilen gerçek

malumatfuruş : ara., far. * aleme (bilmek, tanımak), malumat (bilgi, tanı, ilim) (ara.) + füruş (satan) (far.) * kendini bilgiliymiş gibi göteren, bilgiçlik taslayan

malumattar : ara. * malum (bilinen, tanınan) + attar (ile ilgili, gibi, -a ait) * bilgili, haberdar

malunion : gre., lat. * malos (kötü, fena, zararlı) (gre.); malus (kötü, fena, zararlı) + union (birlik, birleşme, uyum) (unus (bir) + ion (durum eki) ) (lat.) * ortopedide kırık sonrası deformite oluşmasına yol açan, kırık kemiklerin yanlış veya hatalı şekilde kaynaması durumu

maluridae : gre., lat. * malakos (yumuşak) + oura (kuyruk) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Avustralya ve Yeni Gine'de yaşayan, küçük boyutlu, uzun kuyruklu ve genellikle parlak renkli tüylere sahip çalı kuşlarını kapsayan kuşlar familyası

malus : lat. * malum, malus (elma) * Rosaceae familyasına ait, elma ağaçlarını kapsayan bitki cinsi

malut : ara. * alata (eksiltmek, mahrum bırakmak, azaltmak) * eksiltilmiş, mahrum bırakılmış

malvaceae : lat. * malva (ebegümeci bitkisi) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * ebegümecigiller olarak bilinen, çoğunlukla otsu bitkiler, çalılar ve ağaçları kapsayan, genellikle beş parçalı çiçeklere ve elsi damarlı yapraklara sahip çiçekli bitkiler familyası

malya : gre. * malia (çelenk takmaya değer; zenginlik; çiçek kümesi) * deniz dibinde otlara takılmış oltayı kurtarmaya ve deniz derinliklerinden ağ, halat, sicim vb. şeyleri çıkarmaya yarayan dört tırnaklı demir

malzeme : ara. * lazama (gerekli olmak, gerekmek, ihtiyaç duyulmak, lazım olmak, ayrılmamak, bağlı kalmak), lazim (gerekli, ihtiyaç duyulan) * lazım olan şey, bir şey yapmak, bir yapı ortaya koymak, bir ürün oluşturmak vb. için kullanılan nesne, araç, gereç, madde, materyel

mama : lat. * mamma (meme, göğüs; anne; süt) * küçük çocukların beslenmesinde kullanılan yumuşak veya püre halindeki gıda, bebek yemeği, emme, emilecek şey, meme (mammal (memeli) (ing.), le mammifère (memeli), mamelle (meme ucu), maman (anne) (fra.), Amme (bakıcı, süt anne) (alm.) )

mamafih : ara. * maa, mea (birlikte, beraber, ile) + ma (ne, o) + fi (içinde) + hi (o, onun) * durum böyleyken, iş bu durumdayken, bununla birlikte

mamak : tür. * mamak (gürbüz, semiz, besili; sağlam, sağlıklı; güçlü, kuvvetli) (mama (besin, gıda) + k (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Ankara'nın bir ilçesi (Ankara'da hüküm süren Ahi Hükümeti, değişik mekanları kuran ve yönetenlerin isimlerini (örneğin Ahi Mamak, Ahi Etimesgut, Ahi Tura gibi) o mekanlara vermişler ve bu bölgeler, orayı idare eden Ahi büyüklerinin isimleri ile anılmıştır. Mamak'ta ahiler tarafından kurulan çiftliği de Ahi Mamak yönetmiş ve buraya ismini vermiştir.)

mamaliga : gre. * mamaliga (besleyici, sütlü lapa veya karışım; mısır unu lapası, polenta benzeri yemek) (mamma (meme; anne; süt, sütlü, besleyici) + liga (karışım, lapa) ) * kaynar suda haşlanmış mısır unundan yapılan, üzerine yağ veya peynir eklenerek servis edilen ve özellikle Doğu Avrupa’da kahvaltı veya ana öğün olarak tüketilen geleneksel Romen yemeği

mamarian : lat. * mamma (meme, göğüs; anne; süt) + aris + ianus (ile ilgili, -a ait) * meme ile ilgili olan, memeye ait veya meme dokusuyla bağlantılı

mambo : kon., ban., isp. * mambo (konuşmak, söylemek, hitap etmek) (kon., ban.); mambo (dans, müzik türü) (isp.) * Afro-Karayip kökenli ritimlerden türeyen, Küba’da şekillenmiş, canlı tempolu müzik ve bu müziğe eşlik eden enerjik dans türü

mamel : lat. * mamilla (küçük meme) (mamma (meme) + illus, illa (küçültme eki) ) (lat.); mamelle (fra.) * kadınlarda veya dişi memeli hayvanlarda süt salgılayan, meme başını da içeren meme organı

mamelek : ara. * ma (ne, o) + malaka (sahip olmak, haiz olmak, hükmetmek, edinmek, yetkisi olmak, egemenlik kurmak), mulk (sahiplik, sahip olma, haiz olma), malik (sahip, haiz olan) * bir kimsenin sahip olduğu taşınır veya taşınmaz malların, yani mülk ve varlıkların tamamı

mamifer : lat., gre. * mamma (meme, süt bezi; anne; süt, sütlü, besleyici) (lat.) + pherein (taşımak, nakletmek, getirmek, götürmek) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * yavrularını süt bezlerinden salgılanan süt ile besleyen, vücutlarında kıl bulunan ve çoğunlukla doğurarak çoğalan omurgalı hayvanlar sınıfı, memeli hayvan grubu, memeli

mamihlapinatapai : yag. * mam (birbirine doğru, karşılıklı) + ihlapi (bakış, bakmakla ilişkili kök) + -n-atapai (karşılıklılık veya ortak eylem bildiren yapısal ekler) * iki kişinin de diğerinin başlatmasını istediği ancak hiçbirinin ilk adımı atmadığı, karşılıklı beklenti ve sessiz anlaşmayı ifade eden bakışma durumu, sözsüz iletişim biçimi

mamilla : lat. * mamma (meme, süt bezi; anne; süt, sütlü, besleyici) + illa (küçültme eki) * meme başı, memedeki küçük çıkıntı

mammalia : lat. * mamma (meme, süt bezi; anne; süt, sütlü, besleyici) + alis (ile ilgili, -a ait) + a (taksonomik çoğul eki) * vücutlarında kıl bulunan, dişilerinde süt bezleri gelişmiş ve yavrularını sütle besleyen omurgalı hayvanlar sınıfı, memeliler sınıfı

mammaliamorpha : lat., gre. * mamma (meme, süt bezi; anne; süt, sütlü, besleyici) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) + morphe (form, şekil, biçim) (gre.) + a (taksonomik çoğul eki) (lat.) * memelileri ve onların soyu tükenmiş en yakın akrabalarını (Tritylodontidae ve Brasilitherium gibi sinapsidleri) kapsayan, kladistik olarak "öz memeliler ile Tritylodon'un son ortak atasından türeyen tüm canlılar" şeklinde tanımlanan ve geç Triyas döneminden günümüze uzanan geniş bir evrimsel geçiş grubu (klad)

mammaria : lat. * mamma (meme, süt bezi; anne; süt, sütlü, besleyici) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait) + ia (durum eki) * memelilerde bulunan ve üretip salgıladığı süt ile yavruları beslemeye yarayan organ; süt bezleri ve çevresindeki yapılar, beslenme için süt üreten anatomi bölgesi

mammillaria : lat. * mamma (meme, süt bezi; anne; süt, sütlü, besleyici) + illa (küçültme eki) + aris (ile ilgili, -a ait) + a (taksonomik çoğul eki) * Cactaceae (kaktüsgiller) familyasına ait, meme biçimli çıkıntıları olan kaktüs cinsi

mamografi : lat., gre. * mamma (meme, süt bezi; anne; süt, sütlü, besleyici) (lat.) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * memenin radyolojik (röntgen veya özel görüntüleme yöntemi ile) olarak incelenmesi

mamografik : lat., gre. * mamma (meme, süt bezi; anne; süt, sütlü, besleyici) (lat.) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * mamografi ile ilgili

mamoplasti : lat., gre. * mamma (meme, süt bezi; anne; süt, sütlü, besleyici) (lat.) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * meme dokusunun estetik veya rekonstrüktif amaçlarla cerrahi olarak şekillendirilmesi veya yeniden yapılandırılması işlemi

mamul : ara. * amale (işlemek, yapmak, çalışmak, iş yapmak, üretmek), imal (işleme, yapma, çalışma, iş yapma, üretme) * imal edilmiş, işlenmiş, yapılmış, üretilmiş, ürün, mal

mamulat : ara. * mamul (imal edilmiş, işlenmiş, yapılmış, mal) + at (çoğul eki) * işlenmiş şeyler, yapılmış şeyler, üretilmiş şeyler, imal edilmiş şeyler, ürünler

mamur : ara. * amara (canlandırmak, şenlendirmek, bayındır kılmak, inşa etmek, yapılandırmak, bina etmek, yapı kurmak, imar etmek, onarmak, yapıp düzeltmek), imar (şenlendirme, bayındır hale getirme) * yapılaşmış, gelişmiş, bakımlı ve yaşama elverişli duruma getirilmiş yer veya durum, imar edilmiş, şenlendirilmiş, bayındır hale getirilmiş

mamure : ara. * amara (canlandırmak, şenlendirmek, bayındır kılmak, inşa etmek, yapılandırmak, bina etmek, yapı kurmak, imar etmek, onarmak, yapıp düzeltmek), mamur (yapılaşmış, gelişmiş, bakımlı ve yaşama elverişli duruma getirilmiş yer veya durum, imar edilmiş, şenlendirilmiş, bayındır hale getirilmiş) + e (isim yapım eki) * bayındır yer, bayındırlık

mamut : man., rus. * man (yer) + ont (boynuz) (man.), mamont (rus.) * filgillerden, dördüncü zamanda Asya’da, Avrupa’da ve Kuzey Amerika’da yaşamış olan, fosillerine göre yüksekliği üç buçuk metreyi bulabilen, uzun kıllı, çok iri bir hayvan

MAN : ing. * metropolitan (kentsel) + area (alan) + network (ağ, şebeke) * bir şehir veya büyük yerleşim alanı ölçeğinde hizmet veren bilgisayar ağı türü

man adası : irl., kel. * man (ada; insanların yurdu) * Birleşik Krallık ile İrlanda arasında, İrlanda Denizi’nde yer alan, kuzeyde İskoçya, batıda Kuzey İrlanda, doğuda İngiltere ile komşu olan bir ada ülkesi

mana : ara. * ana (ifade etmek, anlam vermek, anlamına gelmek; taşımak) * anlam, yani, iç yüz, içerdiği mesaj (mean (anlamına gelmek; demek istemek, kastetmek) (ing.), meinen (demek istemek, kastetmek) (alm.) )

manabamate : rap. * manava (karın, iç organlar; duyguların, ruhun ve derin hislerin barındığı iç dünya, öz) + mate (ölmek, tükenmek, hastalanmak, aşırı acı çekmek) * aşık olunca yaşanılan iştahsızlık, uykusuzluk, aşık olunana adanma, aşk için kendinden feragat etme

management : lat., ing. * manus (el) + agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek) + mentum (isim yapım eki) (lat.); management (ing.) * yönetim, idare; kuruluş, proje veya kaynakları planlama, organize etme ve denetleme; yöneticilik süreci

managua : nah. * mana (su) + ahuac (kıyı, kenar) * su kenarı; Nikaragua'nın başkenti

manama : ara. * ma (ne, o, yer) + nama (uyumak) * uyuma yeri; Bahreyn’in başkenti

manas : kır. * manas (kahraman, cesur, yiğit) * kınkanatlılardan, kurtçuk evresinde kökleri, ergin evresinde yaprakları kemirerek tarım bitkilerine ve orman ağaçlarına zarar veren bir böcek; Mani dinini yaşayan Karahitaylar ile Müslüman Karahanlılar arasındaki mücadelede Kırgızların durumunu ve Manas adlı kişinin başından geçenleri anlatan Kırgız halk destanı ve bu destanın kahramanı

manastır : gre. * monasterion (monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + sterios (sert, sağlam, dayanıklı), sterion (yer, yapı, mekan) ) * dini toplulukların yaşadığı yer; keşiş, rahip veya rahibelerin yaşam alanı

manat : ara. * ma (ne, o) + ana (takdir etmek, belirlemek, kader tayin etmek; anlam vermek, anlamlandırmak, anlam yüklemek) + t (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * İslam öncesinde, Mekke ve çevresinde Kabe yakınında tapınılan ve kader ve şans tanrıçası addedilen dişi put

manav : tür. * manap (koruyucu soylu kişi, boy beyi ) * kıymetli yiyecekleri satan kişi; pazarda veya dükkanında sebze ve meyve satan esnaf

manavgat : luv. * manauwa (yer, bölge, kutsal güç + gat (yurt, şehir, yer; geçit, akarsu) * Antalya'nın bir ilçesi

manca : lat. * mando, mandere, manducare (çiğnemek, yemek) * yemek, yiyecek; yemek (manger (yemek) (fra.) )

mancana : isp. * man (taşınabilir, araç) + cana (kap, fıçı, bidon) * eskiden gemilerde, içine içme suyu konulan büyük ve yayvan fıçı

mancınık : gre. * manganon (mekanik düzenek, savaş aleti, vinç benzeri aygıt) * sihir, büyü, iksir; makaranın çevirme kolu, mengene; makaralar yardımıyla kurulan aldatma düzeneği; taş, gülle veya benzeri cisimleri uzak mesafelere atmak için kaldıraç ve gerilim gücünden yararlanan, özellikle Orta Çağ’da kuşatmalarda kullanılmış mekanik savaş aracı

mançu : manç. * man (halk, millet) + çu (insan, soy) * Mançurya İmparatorluğu’nu, Kin Hanedanı’nı ve Qing İmparatorluğu'nu kurmuş olan, 17. yüzyılda Çin'deki Ming Hanedanını yenerek Qing Hanedanını kurmuş olan, güncel durumda Kuzeydoğu Çin'de olan Mançurya kökenli Tunguz halkı

mançurya : manç., lat. * man (halk, millet) + çu (insan, soy) (manç.) + ria (yer, ülke eki) (lat.) * Doğu Asya’da, Çin’in kuzeydoğusunda Mançu halkının yaşadığı bölge

manda : lat. * mandatus (emanet edilmiş, teslim edilmiş) (mandare (emanet etmek, teslim etmek) (manus (el) + dare (vermek, teslim etmek) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * bir devletin veya bölgenin kendi tam egemenliği olmaksızın, daha güçlü bir devletin denetimi ve himayesi altında yönetilmesi

manda : san. * manda (büyük, iri, ağır) * öküz benzeri, iri yapılı, suya dayanıklı olan, özellikle sulak alanlarda tarım ve ulaşımda kullanılan sığır cinsi büyükbaş çiftlik hayvanı

manda gözü : san. * manda (büyük, iri, ağır; öküz cinsi büyükbaş hayvan) (san.) + göz (görme organı; su kaynağı, pınar) + ü (iyelik eki) (tür.) * gemide, baş ve kıç bodoslama üzerinde bulunan büyük halat loçalarından her biri

mandal : ara. * nadala (kapmak, kavramak, yakalamak, tutmak) * kapı ve pencere kanadı, dolap kapağı gibi şeyleri kapalı tutmaya yarayan, tahtadan veya metalden yapılmış hareketli parça; yıkanıp serilen çamaşırı ipe tutturmakta kullanılan yaylı kıskaç (mandalos (kapı ve pencere sürgüsü) (gre.); edelu (kilitlemek, sürgülemek), medelu (kilit, sürgü) (aka.) )

mandalina : isp. * mandarina (mandar (Çin kökenli mandar portakalı veya citrus reticulata türü portakal) + ina (küçültme eki) ) * turunçgillerden, anayurdu Uzakdoğu olan, ılıman iklimlerde yetişen, portakala çok benzemekle birlikte yaprakları daha küçük ve sivri bir meyve ağacı ve bu ağacın portakala göre küçük ve yassı, gevşek kabuklu, hoş kokulu, tatlı ve lezzetli meyvesi

mandapost : lat. * mandatus (emanet edilmiş, teslim edilmiş) (mandare (emanet etmek, teslim etmek) (manus (el) + dare (vermek, teslim etmek) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + post (sonra, ardından; gözleme, bekleme, görev) * posta veya para transferi işlemi için görevli birim, posta ofisi; posta havalesi

mandar : gre. * mandra (çit, cevrili alan, kapalı alan, çevrelenmiş yer) * gemilerde ve yelkenli teknelerde halatları yönlendirmek, yelkenleri çekmek veya kontrol etmek için kullanılan küçük makara

mandarin : isp. * mandarina (mandar (Çin kökenli mandar portakalı veya citrus reticulata türü portakal) + ina (küçültme eki) * turunçgillerden, anayurdu Uzakdoğu olan, ılıman iklimlerde yetişen, portakala çok benzemekle birlikte yaprakları daha küçük ve sivri bir meyve ağacı ve bu ağacın portakala göre küçük ve yassı, gevşek kabuklu, hoş kokulu, tatlı ve lezzetli meyvesi

mandarin ördeği : isp. * mandarina (mandar (Çin kökenli mandar portakalı veya citrus reticulata türü portakal) + ina (küçültme eki) (isp.) + ördek (ötür (öttürmek, nefesli çalgı çalmak) + dek (isim yapım eki) ) (tür.) (hayvanın çıkardığı sesten) * Doğu Palearktik bölgesine özgü olan, erkekleri parlak ve ayrıntılı renklerle süslü, dişileri daha soluk ve sade renklere sahip olan, orta büyüklükte 41‑49 cm uzunluğunda ve 65‑75 cm kanat açıklığına sahip olan, cinsiyetler arasındaki belirgin renk farkı ve tüneyen yaşam biçimi ile ayırt edilen tüneyen bir ördek türü

mandater : lat. * mandatus (emanet edilmiş, teslim edilmiş) (mandare (emanet etmek, teslim etmek) (manus (el) + dare (vermek, teslim etmek) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); mandataire (fra.) * bir gücün, yasanın veya otoritenin emriyle yapılması zorunlu kılınan, seçime veya kişisel isteğe bırakılmayan, zorunlu, mecburi, metazori

mandela efekt : xho., lat. * mandela (Güney Afrika’nın ırk ayrımcılığına (apartheid) karşı mücadelesinin simgesi ve Güney Afrika Cumhuriyeti’nin ilk siyah başkanı olan Nelson Mandela'nın soyadından) (xho.) + effectus (gerçekleştirme, gerçelleme, sonuç, etki, tesir) (lat.) * birçok insanın bir olay veya ayrıntıyı yanlış ama aynı şekilde hatırlaması, kolektif yanlış hatırlama olgusu (insanların Mandela’nın hapisteyken 1980’lerde öldüğüne inandıkları yaygın yanlış anıdan türemiştir.)

mandepsi : gre. * mandevein (tahmin etmek), manteuein (kehanet etmek, fal bakmak), mantis (kahin, falcı) * düzen, dalavere, dolap, hile, tuzak, oyun

mandevilla : lat. * Mandeville (İngiliz diplomat Henry John Mandeville) + ia (isim yapım eki) * Apocynaceae familyasına ait, büyük ve gösterişli çiçekli sarılıcı bitki cinsi

mandıra : gre. * mandra (çit, kapalı alan, çevrili alan, çevrelenmiş yer; ağıl, hayvan barınağı) * süt üretimi için büyükbaş ve küçükbaş hayvanların barındırıldığı ve süt satışının yapıldığı yer, işletme

mandibula : lat. * mando, mando, mandere (çiğnemek, yemek) + bula (araç, vasıta eki) * alt çeneyi oluşturan, dişleri taşıyan ve çiğneme işlevini yerine getiren kemik yapı, çene (manger (yemek) (fra.) )

mandibular : lat. * mando, mando, mandere (çiğnemek, yemek) + bula (araç, vasıta eki) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * mandibula (alt çene kemiği) ile ilgili

mandibül : lat. * mando, mando, mandere (çiğnemek, yemek) + bula (araç, vasıta eki) * alt çeneyi oluşturan, dişleri taşıyan ve çiğneme işlevini yerine getiren kemik yapı, çene (manger (yemek) (fra.) )

mandibüler : lat. * mando, mando, mandere (çiğnemek, yemek) + bula (araç, vasıta eki) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * mandibula (alt çene kemiği) ile ilgili

mandolin : lat., ita. * pandura (üç telli, uzun saplı antik telli çalgı) (lat.); mandola (küçük lavta türü telli çalgı) + ino (küçültme eki) (ita.) * aynı değerde ikişer ikişer dizilmiş dört çift teli bulunan, kısa saplı, genellikle bir mızrapla çalınan çalgı

mandra : gre. * mandra (çit, kapalı alan, çevrili alan, çevrelenmiş yer; ağıl, hayvan barınağı) * süt üretimi için büyükbaş ve küçükbaş hayvanların barındırıldığı ve süt satışının yapıldığı yer, işletme; Trakya ve Balkanlarda 2+2+ 3=7 süreli bir oyun havası ve bu oyuna eşlik eden ezgi

mandragora : gre. * mandragoras (fsanevi, uyuşturucu ve büyüsel özellikler atfedilen bitki; insan biçimli kök) * Solanaceae familyasına ait, insan biçimli köküyle tanınan zehirli bitki cinsi

mandril : lat., gre. * manus (el) (lat.) + drilos (maymun) (gre.); drillus (küçük maymun, babun) (lat.) * küçük el maymunu; Batı ve Orta Afrika’da yaşayan, babunlara yakın, iri gövdeli ve parlak renkli yüz/tarama desenleriyle bilinen maymun türü (Mandrillus sphinx)

manej : lat., fra. * manus (el) + agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek) (lat.); manège (atlıkarınca; döner kavşak, dolambaçlı yol) (fra.) * el ile yönetilen alan, idare edilen yer; atların eğitildiği, atlı spor ve gösterilerin yapıldığı alan veya bineklik

manen : ara. * mana (anlam) + en (olarak, ile ilgili) * mana olarak, anlam olarak, anlamca, anlam bakımından; içsel olarak, kişinin iç dünyası yönünden

manevi : ara. * mana (anlam) + evi (olarak, ile ilgili) * ruhsal, içsel, anlamla ilgili; ancak duyularla sezilebilen, içsel olan

maneviyat : ara. * mana (anlam) + evi (olarak, ile ilgili) + yat (isim yapım eki) * ruhsal değerler, içsel dünya, soyut ve ahlaki yönler

manevra : lat. * manuovere (elle yönlendirmek, elle çalıştırmak) (manus (el) + operari (çalışmak, iş yapmak) ) (lat.); manœuvre (fra.) * bir aracın işleyişini düzenleme, yönetme eylemi veya biçimi, geminin veya başka bir taşıtın bir yere yanaşmak, girmek veya bir yerden çıkmak için yaptığı hareket; askeri veya teknik olarak yönlendirme

manga : isp. * manga (küçük grup, birlik) * on kişiden oluşan asker birliği; savaş gemilerinde erlerin yattığı koğuş

mangal : ara. * nakala (taşımak, götürmek, iletmek, aktarmak), mankal * taşınabilir; içinde kömür yakılarak ısınmaya veya bir şey pişirmeye yarayan, türlü biçimlerde, üstü açık ve genellikle dört ayaklı, sactan, bakırdan veya pirinçten yapılmış bir tür ocak

mangala : san. * mangala (uğur, hayır, şans, bereket, uğurlu işaret; Mars) (manga (uğur, bereket, hayır) + la (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * uğurlu, hayırlı, bereket getiren; kutsal veya olumlu işaret; Hint mitolojisinde (Hinduizm) ve Vedik astrolojide Mars gezegeniyle (Kırmızı gezegen, enerji ve savaş gezegeni) ilişkilendirilen kavram

mangan : gre., lat. * manganum (mangan elementi) (magnes (mıknatıs, manyetik mineral, manyez) (gre.) + anum (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * atom numarası 25 olan, periyodik cetvelin geçiş metalleri grubunda yer alan, sert ve kırılgan yapılı, alaşımlarda ve kimyasal bileşiklerde yaygın olarak kullanılan metalik element, Mn sembollü element

manganez : gre., lat. * manganum (mangan elementi) (magnes (mıknatıs, manyetik mineral, manyez) (gre.) + anum (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) + isis (isim yapım eki) (gre.) * simgesi Mn, atom numarası 25, atom ağırlığı 54,938, yoğunluğu 7,39 olan, doğada oksit durumunda bulunan, çok sert ve kırılgan, çeliği sertleştirmekte yararlanılan, genellikle alaşımlarda kullanılan, beyaz gri renkte, parlak bir element, mangan

manganin : gre., lat. * magnes (mıknatıs, manyetik mineral, manyez) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * elektrik dirençlerinin yapımında kullanılan, manganez, nikel ve bakırdan oluşan alaşım

mangır : ara., moğ. * nakara (oymak, hakketmek, kazmak), mankir (ara.); mungun, mongon, manghir (nakit) (moğ.) * sivri uçla oyulmuş, hakkedilmiş, gravürlü; Osmanlı döneminde kullanılmış olan, iki buçuk para değerinde bakır sikke, mangiz; kömür tozundan yapılan, tavla pulu büyüklüğünde, kolayca tutuşabilen, nargile lülesine konularak tutuşturulan bir tür yakacak

mangifera : lat. * mango (mango ağacı) + ferre (taşımak) * Anacardiaceae familyasına ait, mango meyvesini veren ağaç cinsi

mangiz : ara., moğ. * nakara (oymak, hakketmek, kazmak), mankir (ara.); mungun, mongon, manghir (nakit) (moğ.) * sivri uçla oyulmuş, hakkedilmiş, gravürlü; Osmanlı döneminde kullanılmış olan, iki buçuk para değerinde bakır sikke

mango : mal. * manga (Mangifera indica ağacının meyvesi) * antepfıstığıgillerden, sumak familyasından, tropikal iklimlerde yetişen, esmer kabuklu, yaprakları pürtüklü, küçük ve kırmızımtırak çiçekler açan büyük bir ağaç ve bu ağacın, reçeli, marmelatı, turşusu yapılabilen, zeytin iriliğinde yemişi, hintkirazı

mangrove : tai., por. * mangue (mangrov bataklığı; Portekizceye Karayipler'deki yerli dillerden geçmiş sözcük) + grove (koruluk, ağaçlık alan) (ing.) * tropikal ve subtropikal kıyı bölgelerinde, tuzlu veya acı sularda yetişen, hava kökleri geliştiren ağaç ve çalılardan oluşan bitki topluluğu, gelgit etkisindeki kıyı ormanı ekosistemi

mani : ara. * mana'a (engellemek, engel olmak, men etmek, alıkoymak) + i (-en, yapan, eden) (emaniy (ç.) ) * bir şeyin gerçekleşmesini, olmasını, yapılmasını engelleyen şey, engel, bariyer

mani : gre. * mania (delilik, çılgınlık, aşırı tutkunluk, aşırı heves, aşırılık, coşku) (mainesthein (delirmek, çıldırmak), man (çılgın, taşkın duygulu, aşırı tutkulu, aşırı hevesli) + eia (durum ve isim yapım eki) ) (gre.); umniyya (dilek, istek, saplantı, saplantılı istek, kuruntu, takıntı, obsesyon), emaniy (kuruntular, takıntılar, saplantılı arzular, obsesyonlar) (ara.) * hiçbir gerçek neden yokken kişide büyük bir ruhsal coşkunlukla, kişilikte ansızın değişikliklerle kendini belli eden bir ruh hastalığı, saplantı, takıntı, obsesyon

mania : gre. * mania (delilik, çılgınlık, aşırı tutkunluk) (mainesthein (delirmek, çıldırmak) + eia (durum ve isim yapım eki) ) (gre.); umniyya (dilek, istek, saplantı, saplantılı istek, kuruntu, takıntı, obsesyon), emaniy (kuruntular, takıntılar, saplantılı arzular, obsesyonlar) (ara.) * hiçbir gerçek neden yokken kişide büyük bir ruhsal coşkunlukla, kişilikte ansızın değişikliklerle kendini belli eden bir ruh hastalığı, saplantı, takıntı, obsesyon

manidae : lat. * manis (ölü ruh, hayalet, gölge) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * pangolinleri kapsayan, vücutları keratin pullarla örtülü, uzun burunlu ve karıncalarla termitlerle beslenen memeliler familyası

manidar : ara., far. * mana (anlam) (ara.) + dar (tutan, alan, taşıyan, koruyan, sahip olan, edinen) (far.) * anlamlı, anlam taşıyan, mesaj veren, bir şey anlatan, düşündürücü

manifatura : lat. * manus (el) + facere (yapmak, etmek, eylemek, oluşturmak, imal etmek), factus (yapılmış, edilmiş, oluşturulmuş, imal edilmiş) + ura (isim yapım eki) * el ile yapılmış; kumaş veya çeşitli işlenmiş tekstil ürünleri, mensucat

manifest : lat. * manus (el) + festus (açık, bariz, belli, görünür) * el ile belli edilen, apaçık; açık, belirgin

manifestasyon : lat. * manus (el) + festus (açık, bariz, belli, görünür) + atio (isim yapım eki) * görünür hale getirme, ayan beyan etme, açıkça gösterme, ortaya koyma, belirgin hale getirme; belirgin ifade, gösteri

manifesto : lat., ita. * manus (el) + festus (açık, bariz, belli, görünür) (lat.); manifesto (ita.) * el ile belli edilen, apaçık; açık, belirgin; bir yük gemisinde bulunan ticaret mallarını gösteren ve kaptan tarafından yükün boşaltılacağı liman gümrük yönetimine verilen bildirge; resmi bir makam, kurum, kuruluşça herhangi bir durumu ilgililere duyurmak, bildirmek ereğiyle yazılan yazı, bildiri, yazılı beyan, beyanname, ileti

manifold : eski ing. * manig (çok, fazla) + feald, fold (kat, katman) * çok katlı, çok katmanlı, çok çeşitli; içine daha küçük boruların veya kanalların açıldığı daha geniş ve/veya daha büyük bir boru; eğri yüzey kavramının genelleştirilmesi ve soyutlanması yoluyla, yerel olarak Öklit uzayına yakından modellenmiş ancak küresel özelliklerinde büyük ölçüde değişiklik gösterebilen bir topolojik uzay

maniheizm : far., lat. * Manichäismus (Mani (Pers asıllı dini lider ve düşünür Mani'nin isminden) (far.) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (lat.) * doğu ve batı kültürlerinin sentezini yani Zerdüştlük, Hristiyanlık ve Budizm etkilerini birleştiren, evrende iyilik ve kötülüğün sürekli mücadelesini vurgulayan sentetik bir öğreti

manik : gre. * mania (delilik, çılgınlık, aşırı tutkunluk) (mainesthein (delirmek, çıldırmak) + eia (durum ve isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * taşkın ruh hali, aşırı coşku veya taşkın enerji ile karakterize olan, mani belirtileri gösteren psikiyatrik durum, deli, çılgın, aşırı tutkun

manik depresif : gre., lat. * mania (delilik, çılgınlık, aşırı tutkunluk) (mainesthein (delirmek, çıldırmak) + eia (durum ve isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + premere, primere (basmak, bastırmak, baskılamak, sıkıştırmak, durdurmak), pressus (basılmış) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); dépressif (fra.) * mani ve depresyon dönemleri arasında gidip gelen, ruh hâli aşırı coşku ve aşırı çöküntüyle karakterize edilen psikiyatrik durum (bipolar bozukluk)

manika : gre. * manike (dikey, boru şeklinde yapı) * gemilerde, aşağı katlardaki kamaraları, ambarları, makine dairelerini havalandırabilmek için güverteye açılmış olan baca; gemide baca veya duman çıkışı için kullanılan dikey boru

manikür : lat. * manus (el) + curare (kazımak, temizlemek; bakmak, ilgilenmek, gözetmek, tedavi etmek, ilgilenmek, bakımını üstlenmek), cura (bakım, özen, tedavi) * ellerin ve tırnakların temizliği, şekillendirilmesi, törpülenmesi ve süslenmesi dahil tüm bakım işlemlerini kapsayan kozmetik uygulama

manila : tag. * may (var, bulunduğu) + nilad (Nilad bitkisi, su kenarı bitkisi) * Filipinler'in başkenti

manilkara : lat. * manil (yerel ad) + kara (siyah) * Sapotaceae familyasına ait, tropik meyve ve sakız üreten ağaç cinsi

maniple : lat., fra. * manus (el) + pulatus, palatus (pulare, palare (hareket ettirmek, idare etmek, yönetmek, işlemek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); manipulé (fra.) * kontrol edilmiş, yönlendirilmiş, değiştirilmiş; telgraf imlerini gönderirken, bir devredeki akımı kesmeye veya yeniden vermeye yarayan, el ile kullanılan aygıt

manipura : san. * mani (mücevher, değerli taş, inci) + pura (şehir, kent, kale, yerleşim yeri; doluluk, bolluk) * mücevher şehri, mücevherlerle dolu yer; yoga ve Tantra geleneğinde insan bedenindeki yedi çakradan biri olan ve göbek/karın bölgesiyle ilişkilendirilen çakra, solar pleksus çakrası

manipülasyon : lat., fra. * manus (el) + pulatio, palatio (pulare, palare (hareket ettirmek, idare etmek, yönetmek, işlemek) + tio (isim yapım eki) ) (lat.); manipulation (fra.) * bir nesneyi, kişiyi, durumu veya sistemi ustalıkla, kasıtlı ve amaçlı olarak yönlendirme, kontrol etme veya değiştirme süreci

manipülatör : lat., fra. * manus (el) + pulatus, palatus (pulare, palare (hareket ettirmek, idare etmek, yönetmek, işlemek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + or (-cu, yapan, eden) ) (lat.); manipulateur (fra.) * nesneleri, kişileri, durumları veya sistemleri ustalıkla, kasıtlı ve amaçlı olarak yönlendiren veya kontrol eden kişi veya aygıt

manisa : gre. * magnitis (mıknatıs) (magnes (mıknatıs, manyetik mineral, manyez) + lithos (taş, kaya) ) + ia (isim, yer ve durum eki) * mıknatıs taşı yeri; Türkiye'nin, Ege Bölgesi’nde yer alan, kuzeyinde Balıkesir ve Uşak, batısında İzmir, güneyinde Aydın ve Denizli illeri bulunan 45 plakalı ili

manişka : gre. * maneska (makaralı kaldırma ve bağlama düzeneği) ) * biri iki, öteki üç dilli iki makaradan oluşan, ağır işlerde kullanılan palanga; gemilerde halat veya zincirlerle yükün bağlanmasını sağlayan, taşıma ve sabitleme işlevi gören aparat (palanga)

manita : lat., ita. * manustenus (manutenere (bakmak, beslemek, korumak, elinde tutmak) (manus (el) + tenere (tutmak, kavramak), tenus (tutulmuş, kavranmış) ) (lat.); mantenuta (besleme (kadın), metres) (ita.) * hırsızlık; dolandırıcılık, yalan dolan, hile, düzen, dalavere; hileyle para sızdırma, çıkar sağlama; sevgili, flört

manivela : lat. * manus (el) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); manuel (fra.); manovela (kabza, elle çalıştırılan makara) (ita.) * bir ucunun bağlı bulunduğu bir nokta çevresinde dönebilen kol, kaldıraç

maniyerizm : lat. * manuarismus (manaria, manuarius (usül, üslup, tarz) (manus (el) + arius (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) ), manierismo (ita.), maniérisme (fra.) * Rönesans’ın estetik algısına ve geleneksel üslubuna tepki niteliğinde ortaya çıkmış olan ve öncüsü Michelangelo Buonarroti olan sanat akımı; yapmacıklık; üsluba bağlılık; garip jestler ve vücut hareketleri yapma

mankafa : lat., gre. * magnus (büyük, iri) (lat.) + kephale, kephalos (baş, kafa) (gre.) * anlayışı, kavrayışı kıt, aptal (kimse); sakağı olmuş (at)

mankando : lat., ita. * mancentum (mancare (eksik olmak, noksan kalmak, yetersiz kalmak, yok olmak) + ens, ent, entum (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.); manicando (mancare + ando (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (ita.); manquant (fra.) * müzikte sesin veya tonun giderek azalması, soluklaşması, yavaş yavaş kaybolması durumu

manken : fle., hol., fra. * manneken (küçük adam, küçük insan; figür) (manne (adam, insan) + ken (küçültme eki) ) (fle., hol.); mannequin (küçük adam, küçük insan) (fra.) * vitrine konularak üzerinde giysi sergilemek için kullanılan veya terzilerin giysi denemek, sergilemek için kullandıkları genellikle plastikten yapılmış insan modeli; modacıların yarattığı yeni giysi kreasyonu örneklerini tanıtmak için onları giyip alıcılar önünde gezinerek gösteren kimse

mankurt : moğ. * manggur (ahmak, deli) (man, mun (delirmek, aklını yitirmek, bilincini kaybetmek) + gur (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * eski Orta Asya Türk, Altay ve Kırgız efsanelerinde bahsedilen, düşmanlar tarafından esir alınan ve işkenceyle kimliği, geçmişi ve aidiyeti silinerek tamamen efendisine bağlı, bilinçsiz köle haline getirilen kişi

manna : lat., ara. * manna (ilahi yiyecek; Tanrı tarafından gönderilen besin, kutsal yiyecek) * Kur'an, İncil ve Tevrat’ta, Allah tarafından çölde İsrailoğulları’na verilen yiyecek

mannitol : lat. * manna (ilahi yiyecek; Tanrı tarafından gönderilen besin, kutsal yiyecek) + ite (element, kayaç ve mineral eki) + ol (alkol grubu (-OH) eki) * birçok bitkide bulunan ve çeşitli gıda ve tıbbi ürünlerde kullanılan renksiz, tatlı tadı olan kristal alkol (C6H14O6)

mannopeptimisin : lat., gre. * mannose (C6H12O6) (manna (ilahi yiyecek; Tanrı tarafından gönderilen besin, kutsal yiyecek) + ose (şeker eki; kimyasal monosakkarit eki) ) + peptos (hazmedilmiş, sindirilmiş; peptid yapısı, amino asit zinciri) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * doğal kaynaklı bir antibiyotik peptid şeker bileşiği olan ve amino asit zincirleri ile mannoz (şeker) birimlerinden oluşan, bakteriyel enfeksiyonlara karşı etkili bileşik (C41H65N9O14S)

mannoz : lat. * mannose (manna (ilahi yiyecek; Tanrı tarafından gönderilen besin, kutsal yiyecek) + ose (şeker eki; kimyasal monosakkarit eki) ) * altı karbonlu bir monosakkarit şekeri, bitkilerden ve bazı polisakkaritlerden elde edilen, biyokimyasal ve tıbbi araştırmalarda kullanılan, özellikle hücre yüzeyi glikoproteinlerinde ve bazı metabolik süreçlerde önemli rol oynayan glikoz izomerlerinden biri (C6H12O6)

mano fico : lat., ita. * manus (el) + ficus (incir) (lat.); mano fico (ita.) * incir el; Antik Roma’da, yumruk yapılmış elin inciri yani dişiliği, başparmağın parmak arasından çıkarılmasının da erkeklik organını temsil ettiği, kötü ruhlardan ve nazardan koruduğuna inanılan tılsım hareketi

manolya : lat. * magnol (Fransız botanikçi Pierre Magnol'un soyadından) (magnus (büyük, iri) + ol (son ek) ) + ia (yer, durum, cins eki) * Magnoliaceae familyasına ait, büyük, gösterişli, genellikle hoş kokulu çiçekler açan, hem botanikte hem de peyzaj düzenlemelerinde kullanılan dekoratif bir bitki grubu

manometre : gre. * manos (seyrek, gevşek, hafif, basınca karşı dirençsiz) + metros, metron (ölçü) * gazların veya sıvıların basıncını ölçmeye yarayan, sıvı sütunlu veya metalik yaylı sistemlere dayalı mekanik veya dijital biçimde üretilen ölçüm cihazı

manometri : gre. * manos (seyrek, gevşek, hafif, basınca karşı dirençsiz) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * basınç ölçme işlemi veya yöntemi; özellikle gazların ve sıvıların basıncını belirlemek için manometre kullanılarak yapılan ölçüm tekniği

mansab : ara. * nasaba (ilgili, ilişkili olmak, bağlı olmak, alakası olmak, uymak, uyumlu olmak; bağlamak, oranlamak, kıyaslamak, ilişkilendirmek, uygun görmek, yaraştırmak, münasip bulmak, bağ kurmak; dikmek, yerleştirmek, koymak, belirlemek, tayin etmek, konum vermek) * bir akarsuyun denize döküldüğü veya başka bir akarsu ile birleştiği yer, ağız, kavşak

mansıb : ara. * nasaba (ilgili, ilişkili olmak, bağlı olmak, alakası olmak, uymak, uyumlu olmak; bağlamak, oranlamak, kıyaslamak, ilişkilendirmek, uygun görmek, yaraştırmak, münasip bulmak, bağ kurmak; dikmek, yerleştirmek, koymak, belirlemek, tayin etmek, konum vermek) * yüksek makam, merci; devlet hizmeti, memuriyet

mansiyon : lat. * mentio (bahis, söz, anış) (meminisse (hatırlamak, anmak) + tio (isim yapım eki) ) (lat.); mention (fra.) * bir yarışmada, seçici kurul değerlendirmesi sonucunda, konulan ödülü alabilecek düzeyde görülmemekle birlikte anılmaya, özendirilmeye değer bulunan yapıta veya kimseye verilen derece

mansub : ara. * nasaba (ilgili, ilişkili olmak, bağlı olmak, alakası olmak, uymak, uyumlu olmak; bağlamak, oranlamak, kıyaslamak, ilişkilendirmek, uygun görmek, yaraştırmak, münasip bulmak, bağ kurmak; dikmek, yerleştirmek, koymak, belirlemek, tayin etmek, konum vermek) * nasbolunmuş, memuriyete konulmuş; konulmuş, dikilmiş

mansur : ara. * nasara (yardım etmek, destek olmak), nasr (yardım, üstünlük, yenme, galip kılma) * yardım edilen, yardım edilmiş, yardım görmüş; muzaffer, zafer bulmuş, galip gelmiş

manşet : lat., fra. * manus (el) + etta (küçültme eki) (lat.); main (el) (fra.), manchette (kol ağzı) (manche (kol, sap, şaft) + ette (küçültme eki) ) (fra.) * bir gömleğin kollarının ağızlarına geçirilen, genellikle çift katlı kumaş veya dantel bölüm; bir gazetenin ilk sayfasının en üst bölümünde, önem verilen bir haberin iri harflerle yazılmış başlığı

manşon : lat., fra. * manus (el) (lat.); manche (kol, sap, şaft) + on (ek) (fra.) * boru, kablo veya mekanik parçaları korumak, kaplamak veya birleştirmek için kullanılan silindirik kılıf veya ek parça ve el ısıtıcısı olarak kullanılan kürklü kılıf türü

mantalite : lat., fra. * mens, ment (zihin, akıl, düşünce) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.); mentalité (fra.) * düşünme biçimi, zihinsel tutum, olaylara yaklaşma tarzı ve entelektüel eğilim, zihniyet

mantar : gre. * manitari (mantar) * mantarlardan, yer, yöre ve biçim bakımından büyük değişiklikler gösteren, doğada kendiliğinden yetişen, üretimi de yapılan, yenilebilen, yenilemeyen, öldürücü zehir taşıyan olmak üzere yaklaşık yüz bin türü bulunan, bir sap üzerinde kubbeli bir şapka şeklini alan ve şapkanın alt tarafında solungaçları bulunan, emeçleri bir gövde ve onun üstünde şapka biçiminde gelişmiş ilkel bitkilerin ortak adı; esnek ve sudan hafif oluşu nedeniyle cankurtaran simidi, cankurtaran yeleği, tıpa, ayakkabı tabanı ve daha pek çok şeyin yapımında kullanılan, geçirimsiz, meşe ağacı tabakası; bu nesneden yapılmış şişe tıpası; çocukların oyuncak tabancalarda patlattıkları barutlu patlayıcı

mantarlar : gre. * manitari (mantar ) (gre.) + lar (çoğul eki) (tür.) * çok sayıda çok hücreli ve tek hücreli ökaryotik canlıyı kapsayan, maya gibi mikroorganizmalardan, küf ve şapkalı mantarlara kadar pek çok üyesi olan canlılar grubu, fungi, fungus (ç.)

mantellidae : lat. * mantella (İngiliz paleontolog ve jeolog Gideon Mantell'in soyadından) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * Madagaskar'a özgü, çoğunlukla parlak renkli, küçük yapılı ve zehirli deri salgılarına sahip kurbağaları kapsayan familya, mantellid kurbağalar familyası

mantı : moğ. * mantu (bohça) * bohça biçiminde hamur parçalarının içine et konmak yani eti “manto”lamak suretiyle yapılan yemek (mantellum (manto, örtü, pelerin, örtücü kumaş) (lat.), manteau, Mantel (manto) (fra., alm.) )

mantık : ara. * nataka (konuşmak, söz söylemek), mantik (konuşma, söz söyleme) * konuşma, söz söyleme; doğru, akla yatkınlık, akla uygun düşünme yetisi ve yolu, rasyonalite, lojik; akıl yürütmede, düşüncede doğruluk, düzgünlük, tutarlılık; doğru düşünme yöntemi, sanatı ve bilimi; düşüncenin ve düşüncenin varlık biçimlerinin, öğelerinin, türlerinin, olanaklarının, yasalarının ve bağlamlarının bilimi (mind (zihin) (ing.), mental (zihni) (ing., fra.) )

mantıken : ara. * mantik (konuşma, söz söyleme; doğru, akla uygun düşünme yetisi ve yolu, rasyonalite, lojik) + en (gibi, olarak) * mantıksal olarak, mantık açısından

mantıki : ara. * mantik (konuşma, söz söyleme; doğru, akla uygun düşünme yetisi ve yolu, rasyonalite, lojik) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * mantıksal

mantidae : gre., lat. * mantis (kahin, falcı) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Mantodea (peygamberdevesi) takımına ait, peygamberdevelerini kapsayan, ön bacakları av yakalamaya uyarlanmış, yırtıcı özellik gösteren, Mantis cinsine bağlı ve yakın akraba türlerden oluşan familya

mantin : fra. * manteau (ceket, kaban, dış giysi) * kaban, manto veya palto dikiminde kullanılan, genellikle kalın, sert dokulu ve dayanıklı olan, canfese benzeyen bir tür ipekli, değerli kumaş

mantinota : lat., ita. * manustenus (manutenere (bakmak, beslemek, korumak, elinde tutmak) (manus (el) + tenere (tutmak, kavramak), tenus (tutulmuş, kavranmış) ) (lat.); mantenuta (besleme (kadın), metres) (ita.) * kapatma, metres, sevgili, manita

mantis : gre. * mantis (kahin, kehanet yapan kişi, peygamber, haberci, profet) * Asya ve Afrika kökenli, uzun ön bacakları av yakalamaya uygun olan avcı böcek türü (adlandırması, böceğin dua eder gibi duran ön bacak pozisyonunun kahin veya dua eden bir kişi duruşunu andırmasından gelir.); bir sayının logaritmasının ondalık bölümü

manto : lat., fra. * mantellum (örtü, pelerin, üst giysi, pelerin, manto) (mantum (örtü, kumaş parçası) + ellum (küçültme eki) ) (lat.); manteau (fra.) * diz altına kadar uzanan, soğuktan koruyan veya süs amaçlı kullanılan dış giysi, üstü örten, dış giysi olarak giyilen pelerin veya kaban

mantodea : gre., lat. * mantis (kahin, falcı) (gre.) + odea (taksonomik ek) (lat.) * peygamberdevelerini kapsayan, uzun gövdeli, üçgen başlı ve av yakalamaya uyarlanmış dikenli ön bacaklara sahip yırtıcı böcekler takımı, Mantodea takımı

mantra : san. * man (düşünmek; zihin) + tra (ile ilgili, gibi, -a ait) * meditasyona başlama esnasında zihinde istemsizce oluşan muhtelif düşünceleri giderme amacıyla tekrarlanan harf, hece veya kelimeler

mantuh : ara. * nataha (boynuzlamak), nath (boynuz) * boynuzlu hayvan tarafından yaralanan veya öldürülen, boynuzlanmış

manubriosternal : lat., gre. * manus (el) + brum (alet, araç, tutacak, yapan ek) (lat.) + sternein (yaymak, germek, uzatmak, sermek), sternon (göğüs, göğüs kemiği) (gre.); sternum (lat.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * sternumun üst kısmı (manubrium) ile gövde kısmı (corpus sterni) arasındaki ekleme veya bu eklemle ilgili

manubrium : lat. * manus (el) + brum (alet, araç, tutacak, yapan ek) * elde tutulan şey, sap, kulp; birinci kaburga ve köprücük kemiğiyle eklemlenen ve sefalad ucunda nispeten sabit bir bağlantı noktası sağlayan, boyun ve kaburga ile eklemleşen göğüs kemiğinin (sternum) büyük, düz ve geniş üst kısmı; bazı hayvanlarda (ör. medüzlerde) ağız borusuna verilen ad

manuel : lat. * manus (el) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); manuel (fra.) * el ile ilgili, el ile yapılan, el ile kullanılan; belirli bir konuda yol gösteren yazılı kılavuz veya öğretici kitap, kullanım kılavuzu

manus : lat. * manus (el) * kolun ucunda, bilekten sonra yer alan beş parmaklı dokunma ve tutma organı

manus ficus : lat. * manus (el) + ficus (incir) * Roma kültüründe ve halk inanışında başparmağın işaret ve orta parmak arasına sokulmasıyla yapılan, cinsel organları simgeleyerek nazara karşı tılsım olarak kullanılmış olan, aynı zamanda hakaret ifadesi de olmuş yumruk şeklindeki el hareketi

manüel : lat. * manus (el) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); manuel (fra.) * el ile ilgili, el ile yapılan, el ile kullanılan; belirli bir konuda yol gösteren yazılı kılavuz veya öğretici kitap, kullanım kılavuzu

manyak : gre. * maniakos (mania (delilik, çılgınlık) (mainesthein (delirmek, çıldırmak) + eia (durum ve isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * akıl dışı, aşırı ve denetlenemez tutkusu, çılgınca davranışları, saplantılı eğilimleri olan kişi (umniyya (dilek, istek, saplantı, saplantılı istek, kuruntu, takıntı, obsesyon), emaniy (kuruntular, takıntılar, saplantılı arzular, obsesyonlar) (ara.) )

manyas : gre. * miletopolis (miletos (yer ismi) + polis (şehir, il, kent) ), pemaninos * Balıkesir’in bir ilçesi

manyat : tür. * manyat (çekmek, sürüklemek, karadan toplamak) * alamanadan küçük, üç çifte balıkçı kayığı; kayıklarla atılıp karadan çekilen balık ağı

manyerizm : lat. * manuarismus (manaria, manuarius (usül, üslup, tarz) (manus (el) + arius (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) ) (lat.), manierismo (ita.), maniérisme (fra.) * Rönesans’ın estetik algısına ve geleneksel üslubuna tepki niteliğinde ortaya çıkmış olan ve öncüsü Michelangelo Buonarroti olan sanat akımı; yapmacıklık; üsluba bağlılık; garip jestler ve vücut hareketleri yapma (manner, manière (usül, üslup, tarz) (ing., fra.) )

manyet : gre. * magnes, magnes, magnetes (çeken, çekim gücüne sahip olan; mıknatıs taşı, Magnesia bölgesi) (mag (Manyetit taşı, mıknatıs taşı) + netes (ile ilgili, sahibi) ) * mıknatıs

manyetik : gre. * magnes, magnes, magnetes (çeken, çekim gücüne sahip olan; mıknatıs taşı, Magnesia bölgesi) (mag (Manyetit taşı, mıknatıs taşı) + netes (ile ilgili, sahibi) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * mıknatısla ilgili, mıknatısın çekim gücüne sahip; manyetik alan oluşturan veya etkileyen

manyetik alan : gre., tür. * magnetikos (manyetik) (gre.) + alan (arazi, açık alan, saha, açık ve geniş, düz yer, düz yüzey, meydan, bölge, mıntıka, yüzey, zon, platform)(tür.) * elektrik akımı veya mıknatıs tarafından oluşturulan, hareketli yükler ve dipoller üzerinde çekim kuvveti etkisi yapan, B ile gösterilen ve SI birimi tesla (T) olan vektörel alan

manyetik alan sabiti : gre., tür. * magnetikos (manyetik) (gre.) + alan (arazi, açık alan, saha, açık ve geniş, düz yer, düz yüzey, meydan, bölge, mıntıka, yüzey, zon, platform)(tür.) + sabit (durağan, hareketsiz, değişmeyen) (ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * manyetik alan hesaplamalarında kullanılan sabit sayı (µ₀ = 4π×10^-7.N/A^2)

manyetik kuvvet : gre., tür. * magnetikos (manyetik) (gre.) + kuvvet (güç, kudret) (ara.) * elektrik akımı taşıyan iletkenler veya hareketli yükler üzerinde manyetik alanın uyguladığı, yönü sağ el kuralı ile belirlenen ve Lorentz kuvveti yasasıyla F=q(v×B) şeklinde ifade edilen kuvvet

manyetik rezonans : gre., tür. * magnetikos (manyetik) (gre.) + resonentia (re (tekrar, yeniden, geri) + sonare (ses çıkarmak, tınlamak) + entia (isim yapım eki) ) (lat.) * güçlü bir manyetik alan altında atom çekirdeklerinin manyetik momentlerinin hizalanarak radyo frekanslarıyla uyarılması, enerji soğurup yayması ve bu sinyallerin tıbbi görüntüleme (MR) veya kimyasal yapı analizi (NMR) gibi uygulamalarda kullanılması olayı; bir hastalığın tanı ve tedavisi için radyo dalgaları, mıknatıs ve bilgisayardan yararlanılarak vücudun ayrıntılı olarak görüntülenmesini sağlayan test

manyetit : gre. * magnes, magnes, magnetes (çeken, çekim gücüne sahip olan; mıknatıs taşı, Magnesia bölgesi) (gre.) + ites (element, kayaç ve mineral eki) * spinal yapısındaki ferrimanyetik, Fe3O4 formülüyle gösterilen, Ferro-ferrik oksit olarak da bilinen demir okit minerali (Fe3O4)

manyetize : gre., lat. * magnes, magnes, magnetes (çeken, çekim gücüne sahip olan; mıknatıs taşı, Magnesia bölgesi) (gre.) + izatus (dönüştürülmüş, halini almış, kılınmış, olmuş) (izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); magnétisé (fra.) * manyetik özellik kazandırılmış; bir nesneyi mıknatıs gibi davranacak şekilde mıknatısla işleme veya manyetik alan etkisiyle mıknatıslanmasını sağlama özelliği kazanmış

manyetizma : gre. * magnes, magnetes (çeken, çekim gücüne sahip olan; mıknatıs taşı, Magnesia bölgesi) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * mıknatısların ve manyetit taşlarının çekim gücü ve manyetik alan oluşturma özelliği; manyetik olayların ve kuvvetlerin incelendiği fiziksel olgu

manyeto : gre. * magnes, magnetes (çeken, çekim gücüne sahip olan; mıknatıs taşı, Magnesia bölgesi) * elektrik veya manyetik alan üreten jeneratör veya alternatör; manyetik alanın sürekli mıknatıslarla sağlandığı, çıkış enerjisi çok küçük olan alternatif akım elektrik üreticisi (uçak, deniz, çakmak, traktör ve motosiklet motoru gibi içten yanmalı motorlarda, ateşlenme gerilimi elde edilmesi amacıyla kullanılır.)

manyetofon : gre. * magnes, magnetes (çeken, çekim gücüne sahip olan; mıknatıs taşı, Magnesia bölgesi) + phone (ses) * manyetik bant veya disk üzerinde ses kaydı ve oynatma yapan cihaz; ses sinyallerini manyetik alan kullanarak kaydeden ve çalan araç

manyetometre : gre. * magnes, magnetes (çeken, çekim gücüne sahip olan; mıknatıs taşı, Magnesia bölgesi) + metros, metron (ölçü) * manyetik alanın şiddetini ve yönünü ölçmek için kullanılan cihaz

manyetopoz : gre. * magnes, magnes, magnetes (çeken, çekim gücüne sahip olan; mıknatıs taşı, Magnesia bölgesi) (mag (Manyetit taşı, mıknatıs taşı) + netes (ile ilgili, sahibi) ) + pauein (durdurmak, sona erdirmek, ara vermek), pausis (durma, sona erme) * bir gezegenin manyetik alanının (manyetosfer) güneş rüzgarı ile karşılaştığı ve onun ilerlemesini durdurduğu sınır çizgisi

manyezi : gre. * magnes, magnetes (çeken, çekim gücüne sahip olan; mıknatıs taşı, Magnesia bölgesi) + eia (isim, yer ve durum eki) * müshil olarak kullanılan, beyaz renkli, suda az eriyen, tatsız magnezyum oksit (MgO)

manyezit : gre. * magnes, magnetes (çeken, çekim gücüne sahip olan; mıknatıs taşı, Magnesia bölgesi) + ites (element, kayaç ve mineral eki) * beyaz veya gri taş görünümünde, çimento, refrakter malzeme ve magnezyum tuzu üretiminde kullanılan doğal mineral, magnezyum karbonat (MgCO3)

manyifik : lat. * magnus (büyük, ulu, yüce) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, oluşturmak, meydana getirmek, işlemek), ficus (yapıcı, yapan, eden, eyleyen; yapılmış, edilmiş, eylenmiş, oluşturulmuş) (lat.); magnifique (fra.) * görkemli, harika, muhteşem, muazzam, olağanüstü derecede güzel, etkileyici, asil

manyok : isp. * manioca (Güney Amerika kökenli kök bitkisi) * Sütleğengiller familyasından, tropikal ve yarıtropikal Amerika kökenli olan, yüz elliden fazla çeşidi bulunan, kökünde bol miktarda nişasta içeren ve yerlilerin beslenmesinde önemli olan, nişastasından farofa ve tapyoka üretilerek ticari açıdan değer taşıyan kök bitkisi

manzar : ara. * nazara (bakmak, görmek, incelemek, gözetmek), nazar (bakış) * bakılan yer, görülen yer, görünüş

manzara : ara. * nazara (bakmak, görmek, incelemek, gözetmek), nazar (bakış) * gözle görülebilen çevre, doğa veya şehir görünümü; resim, fotoğraf veya gözlem yoluyla algılanan dış mekan sahnesi

manzum : ara. * nazama (dizmek, sıralamak, düzenlemek), nizam (dizi, sıra, düzen, tertip, sistem) * tanzim edilmiş, düzenlenmiş, dizili; düz olmayan, ölçülü uyaklı olan, koşuk biçiminde yazılmış

manzume : ara. * manzum (dizilmiş, sıralanmış, düzenlenmiş, ölçülü) + e (isim yapım eki) * kafiyeli ve ölçülü bir biçimde dizilmiş şiir veya şiirsel eser, nazım birimi veya bütün olarak şiirsel kompozisyon

mao : çin. * mao (Çinli lider Mao Zedong’un isminden veya Mao soyadından) * sosyalist devrim ve kırsal gerilla stratejileriyle iktidarı ele geçiren Çin Komünist Partisi başkanı olarak 1949-1976 yılları arasında ülkeyi yöneten, Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurucusu ve lideri

maoculuk : çin., tür. * mao (Çinli lider Mao Zedong’un isminden veya Mao soyadından) (çin.) + cu (ile ilgili, destekçi) + luk (durum eki) (tür.) * Mao Zedong’un düşünce ve stratejilerine dayanan, kırsal alanı devrim merkezi olarak kabul eden, sınıf mücadelesini sürekli bir süreç olarak gören, halk savaşını ve gerilla taktiklerini temel alan, ekonomik, sosyal ve kültürel politikaları Marksist-Leninist çerçevede şekillendiren öğreti ve siyasi ideoloji

mapa : ita. * mappa (mendil, kumaş parçası, harita) * halatların veya zincirlerin geçirilmesi, sabitlenmesi ya da yük kaldırma donanımlarının bağlanması amacıyla gemi güvertesine, küpeştesine, bordasına veya duvarlara sabitlenmiş olan ve tepesinde palanga takmaya yarayan metal bir halka bulunan çivi veya gözlü cıvata; gemi içini aydınlatmaya yarayan, zeytinyağıyla yanan siperli fener

mapania : lat. * Mapani (yerel Afrika adı) + ia (isim yapım eki) * Cyperaceae familyasına ait, tropik saz benzeri bitki cinsi

maprotilin : lat. * ma (ön ek) + protilin (sentetik bileşik adı) (pro (ön, önce, ileri, evvel) + tilin (sentetik bileşik eki) ) * depresyon, anksiyete ve bazı uyku bozukluklarının tedavisinde kullanılan, merkezi sinir sistemi üzerinde etkili olan trisiklik antidepresan grubu sentetik bileşik (C20H23N)

maputo : tso., mak. * ma (yer, mevki, bölge) + puto (nehir, su kaynağı) * Mozambik’in başkenti

mar : far. * mar (baş, başkan, yönetici; yılan) * uzun, ince, sürüngen hayvan, yılan; başkan, reis (maranata (mar + na + ata ("başkanımız geldi" anlamındaki İncil'den bir nida), şahmaran (şah (hükümdar, kağan, kral, reis, başkan, padişah; büyük, üstün, usta, seçkin, önde gelen) + maran (yılanlar) (yılanlar şahı) (ara., ibr.), marry (evlenmek, başında olacak birine sahip olmak), martial (savaşsal, yılansal), mark (işaret, yılan ısırığı), marvel (harika, önde gelen), mayor (belediye başkanı), major (başta olan, önde gelen), Mars (savaş tanrısı, Türkçedeki "Mart" kelimesi) (ing.), maire (belediye başkanı) (fra.), Major (başta olan, önde gelen) (alm.) )

maraba : ara. * erba, ruba (dört), rub (dörtte bir, çeyrek), murabba (dört şeyden olma), murabi * İslam hukukunda kar ve zararın dörtte birini üstlenen ortak (özellikle tarımda); toprağı işleyerek ürüne 1/4 ortak olan kimse, ortakçı, ortak, yarıcı; köy ağasının yönetim ve kontrolünde olan köy halkı (halk arasında); başkasının toprağını işleyen, ürüne ortak olan veya toprak sahibiyle anlaşarak çalışan çiftçi (ortakçı, yarıcı)

marabut : ara. * rabata (bağlamak, birleştirmek, bir araya getirmek, iliştirmek, ilişkilendirmek), ribat, rabita (bağlantı, bağlanma), murabit (bağlayan) * Batı Afrika'da ve Mağrip'te Müslüman, dini lider ve öğretici, dini lider ve öğretmen, din alimi (bağlanılacak kişi anlamında)

maral : moğ., far. * maral (geyik) (moğ.), maral (dişi geyik) (far.) * özellikle Anadolu ve İran coğrafyasında yaşayan büyük boylu geyik türü, dişi geyik, meral

maran : far. * mar (baş, başkan, yönetici; yılan) + an (çoğul eki) * başkanlar; yılanlar

maranata : ibr. * mar (yönetici, başkan, reis) + na (bizim) + ata (geldi) * reisimiz geldi; Hz. İsa’ya hitaben söylenen yüceltme sözü

marangoz : gre. * marangon; marangos (karabatak; gemide ahşap işleri yapan sanatkar) (mar (deniz) + an (gibi olan, dalan, giren) + gon, gos (ile ilgili, gibi, -a ait) ) * ahşap işiyle uğraşan (marin (denizci) (fra.) )

maranta : ita. * maranta (İtalyan botanikçi Bartolomeo Maranta’nın soyadından) * bir çenekliler sınıfından, Antillerde ve bütün tropikal bölgelerde yetiştirilen, kökündeki yumrulardan nişasta, ararot çıkarılan bir tür kamış, ararot kamışı (maranta arundinaca)

maranthes : gre. * Maranta (İtalyan botanikçi Bartolomeo Maranta) + anthos (çiçek) * Chrysobalanaceae familyasına ait, tropik ağaç cinsi

marantik : ara., gre. * maraz (hastalık, dert, sorun, bela) (ara.), marainein (kurutmak, soldurmak, tüketmek, çürütmek) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * özellikle kronik hastalık, uzun süren enfeksiyonlar, kanser veya ileri yaşa bağlı olarak gelişen ileri derecede zayıflık, bitkinlik, zafiyet, tükenmişlik hali; “marantik durum” (kaşektik tablo)

maras : ara. * ra’aşa (titremek, sarsılmak), mer’aş, maraş (titreme yeri, sarsılma yeri) * karton üzerine çizilip kesilen desenlerin kumaşa tutturulması ve bu desenlerin sırma veya simli ipliklerle elde özel bir teknikle işlenmesiyle yapılan geleneksel bir Türk nakışı, dival işi

marasmus : ara., gre. * maraz (hastalık, dert, sorun, bela) (ara.), marasmos (zayıflama, erime, çürüme) (marainein (kurutmak, soldurmak, tüketmek, çürütmek) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) ) (gre.) * ağır beslenme yetersizliği sonucu gelişen ileri derecede zayıflık ve erime; özellikle çocuklarda görülen kronik malnütrisyon tablosu

maraton : gre. * marathon (Attika’da bir şehir) (marathos (rezene bitkisi) + on (yer eki) ) * yaya koşularının en uzunu olan ve yolda koşulan, 42.195 metrelik uzun yol koşusu (MÖ 490’daki Marathon Savaşı’ndan sonra bir habercinin Atina’ya kadar koşmasına atfen); dayanıklılık ve direnim gerektiren, uzun süren iş (mecazi)

maraviroc : lat. * mara (ön ek) + viro (viral, virüs ile ilgili) + c (kimyasal ek) * HIV enfeksiyonu tedavisinde kullanılan, bir füzyon inhibitörü olarak sınıflandırılan CCR5 reseptör antagonisti sınıfında bir antiretroviral ilacın etken maddesi (C29H41F2N5O)

marax : lat. * morax (uyku verici, uyuşturan; geciktirici) * Hz. Süleyman'ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis'te maji ile ilgili olan ve 72 cinden bahsedilen Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, astronomi, astroloji, serbest bilimler, şifalı otlar ile değerli taşların erdemlerini öğreten ve insana sadık yardımcı ruhlar (tanıdıklar) sağlayan, hem bir kont hem de büyük bir başkan olarak kabul edilen 30. cin

maraz : ara. * merad, marad (hastalık, sorun, bela, illet, dert) * hastalık, sorun, bela, illet, dert

maraza : ara. * maraz, marad (hastalık, illet, bela, dert, sorun, sıkıntı) * anlaşmazlık, çekişme, kavga

marazi : ara. * maraz, marad (hastalık, illet, bela, dert, sorun, sıkıntı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hastalıkla ilgili, hastalıklı; hastalık derecesinde olan (mecazi)

maraziyyat : ara. * maraz, marad (hastalık, illet, bela, dert, sorun, sıkıntı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + yat (isim yapım eki) * hastalıklar ilmi, patoloji

marbas : lat. * barbas (sakal, sakallı), morbus (hastalık) * Hz. Süleyman'ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis'te maji ile ilgili olan ve 72 cinden bahsedilen Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, cehennemin büyük bir başkanı (başbuğu) olarak kabul edilen, öncelikli olarak büyük bir aslan şeklinde tezahür eden ancak çağrıldığında insan formuna da bürünebilen, gizli veya saklı şeyleri bilme, hastalıkları hem iyileştirme hem de insanlara bulaştırma ve mekanik sanatlar ile zanaat dallarında bilgelik verme güçlerine sahip 5. cin

marcgraviaceae : alm., lat. * Marcgravia (bitki cinsi adı; Alman doğa bilimci Johann Friedrich Marcgrave'in soyadından) (alm.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * tropikal Amerika bölgelerinde yayılış gösteren, çoğunlukla sarılıcı veya epifit özellikli, sıra dışı çiçek yapıları ve nektar bezleriyle bilinen bitkileri kapsayan familya, Marcgravia cinsine bağlı bitki grubu

marchosias : lat. * marchio (kont ile dük arasında yer alan, genellikle sınır bölgelerini yöneten yüksek rütbeli soylu kişiye verilen soyluluk ünvanı, sınır kontu) (mar (sınır, sınır bölgesi) + chio (kont, lord, efendi) ) + ias (son ek) (lat.); marquis (fra.) * Hz. Süleyman'ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis'te maji ile ilgili olan ve 72 cinden bahsedilen Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, kurt kanatları ve yılan kuyruğu olan, ağzından ateş püskürten dişi bir kurt şeklinde tasvir edilen, çağrıldığında insan formuna bürünebilen, savaşçılığıyla tanınan ve 30 lejyon cinse hükmeden 35. cin

marçilyan : gre., lat. * markos (savaşçı, savaşla ilgili, cesur, kahraman, yiğit) (gre.); marcillianus (marcellus (marcus (Mars gezegeni; savaş tanrısı bağlamında) + ellus (küçültme eki) ) + ianus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (lat.) * Akdeniz ticaretinde kullanılan, gövdesi geniş ve dayanıklı olan dört direkli yelkenli ticaret gemisi

marda : lat. * merda (dışkı, pislik, bok) (lat.); merde (fra.) * önemsiz, değersiz, ıskarta mal

mardin : gre., ara., far * merida, merid (katı, sert, yoğun, güçlü, kuvvetli, kudretli; inatçı, isyankar; kale) (ara.); mardeyn (yılan dini) (mar (yılan; yönetici) (far.) + deyn, din (borç; din) ) (far., ara.) * katı, sert, yoğun, güçlü, kuvvetli, kuretli; isyankar, fesatçı; inatçı; kötücül; yılan dini; Türkiye'nin, kuzeyde Diyarbakır, doğuda Şırnak ve Irak, güneyde Şırnak ve Suriye, batıda Batman ve Siirt ile komşu olan 47 plakalı ili

marduk : aka., süm., ibr. * mar (yüce, ulu, büyük) + duk (efendi, reis, hükümdar) (aka.); amar (buzağı) + utu (güneş) + ak (tamlama eki) (güneşin yavrusu, güneşin oğlu) (süm.); marar (acı olmak) + dakak (ezmek, kahretmek, parçalanmak) (ibr.) * Babil ve Asurluların yaratılış destanlarında yer alan, tanrıların en bilgesi ve güçlüsü; Güneş sistemine ait olduğu ancak çok geniş bir yörüngede hareket ettiği, 70,000 yılda bir Güneş sisteminin yakınından geçtiği ve her geçişinde Dünya’ya yaklaşarak felaketler yarattığı iddia edilen gezegen

ma'rec : ara. * araca (yükselmek, çıkmak, yukarı gitmek) * yükselinecek yer, yükseliş yeri, çıkacak yer, merdiven

marengo : ita. * marengo (İtalya'nın Piemonte bölgesinde yer alan bir köyün ismi) * yağda sarımsak ve domatesle sotelenmiş tavuktan oluşan, kızarmış yumurta ve kerevitle süslenmiş, Provençale usulü tavuğa benzeyen bir Fransız ve Kuzey İtalyan yemeği

mareşal : alm., lat., fra. * mariscalcus (marh (at) (alm.) + scalcus, calceus (ayakkabı, uşak; köle) (lat.) ); maréchal (fra.) * askerlikte en yüksek aşama, en büyük rütbe; meydan savaşı kazanmış general ünvanı

marfan sendromu : fra., gre., tür. * marfan (Fransız pediatrist Antoine Marfan'ın soyadından) (fra.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * iskelet, kalp-damar sistemi ve gözleri etkileyen, uzun boy, ince uzuvlar ve aort genişlemesi gibi karakteristik bulgularla tanımlanan nöro-kardiyovasküler nitelikli ve genetik kökenli bağ dokusu sendromu

marfanoid : fra., ger. * marfan (Fransız pediatrist Antoine Marfan'ın soyadından) (fra.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) * özellikle uzun boy, ince uzuvlar ve bağ dokusu anomalileri ile karakterize edilen ve Marfan sendromuna benzer özellikler gösteren fenotipik durumu

margarik : gre. * margaron (inci) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * inci ile ilgili, inciye benzeyen veya inci gibi parlaklık ve değer taşıyan şeyleri tanımlayan sıfat

margarik asit : gre. * margaron (inci) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + acidum, acidus (ekşi olan; hidrojen iyonu veren, pH düşürücü madde, asit) (lat.) * ek zincirli bir yağ asidi olarak sınıflandırılan ve geviş getirenlerin yağ ve süt yağının eser bir bileşeni olarak bulunan uzun zincirli doymuş bir yağ asidi, heptadekanoik asit (CH3(CH2)15CO2H)

margarin : gre. * margaron (inci) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * bitkisel ve/veya hayvansal yağların işlenmesiyle elde edilen, tereyağına alternatif olarak kullanılan, trigliserid yapısında olan katı veya yarı katı yağ (C55H98O6)

margarita : gre. * margaron (inci) + ites (isim yapım eki) (gre.); itas (lat.) * papatya çiçeğinin beyaz taç yaprakları ve sarı merkezinin inci benzeri görünümünden dolayı bazı bitki adlarında kullanılan ad, inci veya inciye benzeyen

margaritaria : gre. * margaron (inci) + ites (isim yapım eki) (gre.); itas + arius (ile ilgili, -a ait) (lat.) * Phyllanthaceae (yaprak-çiçekgiller, duvarnohutugiller) familyasına ait, Asya, Afrika, Avustralya ve Amerika'nın sıcak bölgelerinde yayılış gösteren, kendine has parlak/renkli tohumlara sahip ağaç ve çalı türlerini kapsayan bir bitki cinsi

margaritiferidae : gre. * margaron (inci) + ites (isim yapım eki) (gre.) + ferre (getirmek, taşımak, götürmek, yüklenmek) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Unionida takımına ait, halk arasında tatlı su inci midyeleri olarak bilinen, temiz akarsularda yaşayan ve kabuklarının iç yüzeyindeki sedef tabakası sayesinde tatlı su incisi üretebilme özellikleri olan çift kabuklu yumuşakçalardan oluşan bir biyolojik familya

margin : lat. * margo, marginis (kenar, kıyı, sınır, çerçeve) * bir yapının dış kenarını, sınırını veya çevresini oluşturan bölüm, özellikle anatomi, botanik ve tipografide kenar veya sınır bölgesi; yazılmış veya basılı bir kağıdın sol ve sağ kenarlarında bırakılmış olan boşluk; ticari bir işlemde, ürünün satış fiyatı ile maliyeti arasındaki fark; zarar olasılığına karşı ayrılan pay

marginal : lat. * margo, marginis (kenar, kıyı, sınır, çerçeve) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kenara ait, asıl konuya dahil olmayan, bir kitabın dış kenarına yazılan notlar veya süsleme; bir yapının kenarında veya sınırında bulunan, kenarla ilişkili olan, çevresel konum gösteren; toplum düzeninin dışında kalan; birimleri matematik anlamda değişken olabilen; toplumda, türdeş bir kümenin içine girmeyen, onun en ucunda, sınırında yer alan, aykırı (kimse); toplumsal ve kültürel değişmeler sonucu oluşmuş herhangi bir toplumsal kümenin değerlerini benimsememiş, kıyıda, azınlıkta kalmış kişi

maria : ibr., ara., lat. * miryam (deniz; üzüntü; deniz yıldızı; acı veren deniz) (mar (acı, acı veren, sert, ekşi) + yam (deniz) ) (ibr.), meryem (ara.), maria (lat.) * Hz. İsa'nın annesinin ismi

maria magdalena : ibr., ara., lat. * miryam (deniz; üzüntü; deniz yıldızı; acı veren deniz) (mar (acı, acı veren, sert, ekşi) + yam (deniz) ) (ibr.), meryem (ara.), maria (lat.) + cedele (tartışmak, mücadele etmek, çatışmak), mecdel (güç, kuvvet, kudret; güç merkezi, otorite; yüksek yer, kale, kule) (ara.); magdala (yüksek yer, kule, tepeler) + ena (yer veya aidiyet eki) * Yeni Ahit’te adı geçen ve İsa’nın takipçilerinden biri olan kadın; Hristiyan geleneğinde günahkâr kadınların tövbesi ve sadakati ile özdeşleştirilmiş figür, Mecdelli Meryem

marialar : lat. * mare (deniz) + ia (çoğul eki) (lat.) + lar (çoğul eki) (tür.) * Ay ve bazı diğer gök cisimlerinin yüzeyinde bulunan, koyu renkli bazaltik lav düzlüklerinden oluşan geniş oval alanlar, ay denizleri

marianum : ibr., ara., lat. * miryam (deniz; üzüntü; deniz yıldızı; acı veren deniz) (mar (acı, acı veren, sert, ekşi) + yam (deniz) ) (ibr.), meryem (ara.), maria (lat.) + anum (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) * Meryem’e ait veya Meryem ile ilişkili; tarihi veya dinsel bağlamda, Meryem’e adanmış yer, yapı veya sınıfı tanımlayan sıfat

ma'ric : ara. * araca (yükselmek, çıkmak, yukarı çıkmak, tırmanmak, yukarı gitmek) * yükselinecek yer, yükseliş yeri, çıkacak yer, tırmanma yeri, merdiven

maric : ara. * marica (yanmak, parlamak, dumansız alev vermek) * dumansız ateş alevi, parlayan alev; dumansız barut

marid : ara. * maraz, marad (hastalık, illet, bela, dert, sorun, sıkıntı), marada (isyan etmek, karşı gelmek, kötü olmak) * kötücül, hasta, hastalıklı, illetli, isyankar, azgın, sapkın, inatçı, kibirli

mariehamn : ibr., ara., lat. * miryam (deniz; üzüntü; deniz yıldızı; acı veren deniz) (mar (acı, acı veren, sert, ekşi) + yam (deniz) ) (ibr.), meryem (ara.), maria (lat.) + hamn (liman) (isv.) * Maria Limanı; Aland Adaları'nın başkenti

marifet : ara. * arafa (bilmek, tanımak, öğrenmek), arif (bilen, tanıyan) * bilgi, bilme, tanıma, irfan; pratik bilgi, beceri, hüner, irfan, beceriklilik, ustalık; ustalık ve beceri ile yapılan şey

marifetullah : ara. * marifet (bilgi, bilme, tanıma, irfan; yetenek, beceri, ustalık, hüner, maharet) + u (tamlama bağlacı) + Allah (el ilah) * Allah'ın bilgisi, Allah’ın becerisi

marigoldia : lat. * Maria (kutsal ad) + gold (altın) * Asteraceae familyasına ait, altın sarısı çiçekleri olan süs bitkisi cinsi

marihuana : nah. * mallihuan (mahkum) (malli (kapatılmış, hapsedilmiş) + huan (ile ilgili; durum ve kişi eki) ) * kenevir bitkisinin kurutulmuş yaprak ve çiçekleri; psikoaktif ve tıbbi amaçlarla kullanılan, tetrahydrocannabinol (THC) içeren madde

marina : lat. * mare (deniz) + inus, ina (ile ilgili, gibi, -a ait) * küçük teknelerin, yatların barınmalarına ayrılmış, içinde onların her türlü gereksinimlerini karşılayabilecek ürün ve hizmetlerin bulunduğu liman, yat limanı

maristan : ara. far. * bimar (yılanla birlikte; hasta) (bi (ile, birlikte, beraber) (ara.) + mar (yılan) (far.) ) + istan (durulan yer, bulunulan yer, mekan, ülke) (far.); bimar (yılansız, yılanın korumasında olmayan) (bi (-sız, yok, değil, zıt) + mar (yılan) ) + istan (durulan yer, bulunulan yer, mekan, ülke) (far.) * hastahane, hastane (batıni ve satanik kökende, kelimenin Arapça ve Farsça kelimelerden oluşmuş olması durumunda “yılanlı, yılanla beraber, yılanın tasallutu altında” anlamı oluşmakta, kelimenin sadece Farsça kelimelerden oluşmuş olması durumunda ise “yılansız, yılanın korumasında olmayan” anlamı oluşmaktadır.)

mariz : ara. * maraz, marad (hastalık, illet, bela, dert, sorun, sıkıntı), marada (isyan etmek, karşı gelmek, kötü olmak) * kötücül, hastalıklı, illetli, isyankar, azgın, sapkın, inatçı, kibirli

marj : lat. * margo, margin (kenar, keskin kenar, kıyı) * yazılmış veya basılı bir kağıdın sol ve sağ kenarlarında bırakılmış olan boşluk; ticari bir işlemde, ürünün satış fiyatı ile maliyeti arasındaki fark; zarar olasılığına karşı ayrılan pay

marjin : lat. * margo, marginis (kenar, kıyı, sınır, çerçeve) * bir yapının dış kenarını, sınırını veya çevresini oluşturan bölüm, özellikle anatomi, botanik ve tipografide kenar veya sınır bölgesi; yazılmış veya basılı bir kağıdın sol ve sağ kenarlarında bırakılmış olan boşluk; ticari bir işlemde, ürünün satış fiyatı ile maliyeti arasındaki fark; zarar olasılığına karşı ayrılan pay

marjinal : lat. * margo, marginis (kenar, kıyı, sınır, çerçeve) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kenara ait, asıl konuya dahil olmayan, bir kitabın dış kenarına yazılan notlar veya süsleme; bir yapının kenarında veya sınırında bulunan, kenarla ilişkili olan, çevresel konum gösteren; toplum düzeninin dışında kalan; birimleri matematik anlamda değişken olabilen; toplumda, türdeş bir kümenin içine girmeyen, onun en ucunda, sınırında yer alan, aykırı (kimse); toplumsal ve kültürel değişmeler sonucu oluşmuş herhangi bir toplumsal kümenin değerlerini benimsememiş, kıyıda, azınlıkta kalmış kişi

marjolin ülseri : fra., lat. * marjolin (Fransız cerrah Jean Nicolas Marjolin'in soyadından) (fra.) + ulcer (ulcus (yara, aşınma, tahriş olma) + aris (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * kronik yara veya skar dokusu üzerinde gelişen, nadiren malignleşen deri kanseri; genellikle uzun süreli yanık, yara veya kronik inflamasyon bölgelerinde görülen kötü huylu ülser

mark : alm. * mark (işaret, nişan, sembol, marka) * işaret, iz, sembol, marka; Almanya'nın eski para birimi

marka : alm., lat. * marke (sınır, işaret, nişan, iz, sembol) (alm.); marca (lat.) * ürün veya hizmeti tanımlayan, ayırt edici isim, işaret veya sembol; bir ürünün veya hizmetin üretici veya sağlayıcısını belirten ticari işaret

markaj : fra. * marquer (işaretlemek, etiketlemek) (marque (işaret, nişan, iz, sembol; sınır) + er (fiil mastar eki) ) + age (isim yapım eki) * işaretleme; bazı takım oyunlarında, karşı takım oyuncusunun eylemine ayakla veya vücut hareketiyle engel olma, hareketini sınırlama

markarian : erm. * Markarian (Ermeni astrofizikçi Benjamin Markarian'ın soyadından) * morötesi ışınımı olağanüstü güçlü olan, çekirdeğinde etkin enerji üretimi bulunan ve Markarian kataloğunda yer alan gökada veya gök cismi tanımı, Markaryan gökadası niteliği gösteren gök cismi

marker : ing. * mark (işaret, nişan, iz, sembol; sınır; işaretlemek) + er (isim yapım eki, -ci, yapan, eden) ) * bülten tahtası ve beyaz tahtalarda kullanılan, kaynak ve keçe gibi gözenekli, sıkıştırılmış elyaftan yapılmış bir ucu bulunan kendi mürekkepine sahip bir kalem, beyaz tahta kalemi, işaretleme kalemi, keçeli kalem, eskiz kalemi, koki

market : lat. * mercatus (mercari (ticaret yapmak, alışveriş etmek) (merx, merc (mal, ticari eşya) + ari (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve isim yapım eki, olma durumu) ) (lat.); market, marché, Markt (ing., fra., alm.) * pazar, alışveriş, ticaret yapılan yer veya eylem; mal alım satımıyla ilgili faaliyetleri

marketing : lat. * mercatus (mercari (ticaret yapmak, alışveriş etmek) (merx, merc (mal, ticari eşya) + ari (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve isim yapım eki, olma durumu) ) (lat.); market (pazar; pazarlamak) + ing (isim yapım eki) (ing.) * ürün veya hizmetlerin hedef kitleye ulaştırılması, tanıtılması ve satışını artırmaya yönelik strateji ve faaliyetlerin tümü, pazarlama

marki : lat. * marchio (sınır; kont ile dük arasında yer alan, genellikle sınır bölgelerini yöneten yüksek rütbeli soylu kişiye verilen soyluluk ünvanı, sınır kontu) (mar (sınır, sınır bölgesi) + chio (kont, lord, efendi) ) (lat.); marquis (fra.) * kont ile dük arasında rütbede yer alan, genellikle sınır bölgelerini yöneten yüksek rütbeli soylu kişi, sınır kontu

markiz : lat. * marchiosa (sınır; kont ile dük arasında yer alan, genellikle sınır bölgelerini yöneten yüksek rütbeli soylu kişiye verilen soyluluk ünvanı, sınır kontesi) (mar (sınır, sınır bölgesi) + chio (kont, lord, efendi) + osa (dişilik eki) ) (lat.); marquise (sınır; kontes ile düşes arasında yer alan, genellikle sınır bölgelerini yöneten yüksek rütbeli soylu kadın kişiye veya soylu erkek kişinin eşine verilen soyluluk ünvanı, sınır kontesi) (marquis + e (dişilik eki) ) * kadın marki veya markinin eşi olan kadın

markizet : lat. * marchio (sınır; kont ile dük arasında yer alan, genellikle sınır bölgelerini yöneten yüksek rütbeli soylu kişiye verilen soyluluk ünvanı, sınır kontu) + osa (dişilik eki) + etta (küçültme ve isim yapım eki) (lat.); marquisette (fra.) * genellikle üstünde çiçek desenleri olan, çok ince dokunmuş pamuklu kumaş

markov karar süreci : rus., tür. * markov (Rus matematikçi Andrey Andreyeviç Markov'un soyadından) (rus.) + karar (sonuca bağlama, düşünsel ve eylemsel seçim yapma) + süreç (zaman dilimi) + i (iyelik eki) (tür.) * bir sistemin, belirli durumlar ve eylemler aracılığıyla rastgele geçişler ve ödüllerle evrimleşmesini modelleyen matematiksel çerçeve; sonuçların rastgele olduğu veya zaman içinde sıralı kararlar alan bir karar verici tarafından kontrol edildiği senaryolarda, dinamik bir sistemin karar alma süreçlerini modellemek için matematiksel bir çerçeve kullanan stokastik bir karar alma süreci

markör : fra. * marquer (işaretlemek) (marque (işaret, nişan, iz, sembol; sınır; işaretlemek) + er (fiil mastar eki) ) + eur (isim yapım eki, -ci, yapan, eden) * bülten tahtası ve beyaz tahtalarda kullanılan, kaynak ve keçe gibi gözenekli, sıkıştırılmış elyaftan yapılmış bir ucu bulunan kendi mürekkepine sahip bir kalem, beyaz tahta kalemi, işaretleme kalemi, keçeli kalem, eskiz kalemi, koki

marksist : alm., lat. * marx (Alman filozof, ekonomist ve toplumbilimci Karl Marx'ın soyadından) (alm.) + ista (-cı, destekçi, yandaş) (lat.) * Karl Marx’ın fikirlerini ve teorilerini benimseyen veya uygulayan kişi veya ideoloji

marksizm : alm., lat. * marx (Alman filozof, ekonomist ve toplumbilimci Karl Marx'ın soyadından) (alm.) + ismus (durum eki, ile ilgili olma) (lat.) * toplumları tarihsel materyalizm çerçevesinde sınıf mücadeleleri üzerinden analiz eden, kapitalizmin yapısal çelişkilerini eleştiren ve üretim araçlarının kolektif mülkiyetini savunan politik, ekonomik ve sosyal teori

markup : ing. * mark (işaret, nişan, iz, sembol; sınır; işaretlemek) + up (yukarı, üst, üzeri) * bir mal veya hizmetin maliyetine eklenerek satış fiyatının oluşmasını sağlayan kar payı veya fiyat artışı (markup oranı = kar / satılan malın maliyeti)

markut : tür. * mar (ölmek, can vermek kökü) + kut, kutuk (varlık, topluluk, soy eki) * Türk mitolojisinde ruhları göğe veya yeraltına taşıdığına inanılan, ölüler ve öteki alemle ilişkili kutsal kuş veya ruh varlığı; Yörükler arasında yaramazlık yapan çocukları korkutmak için uydurulan efsanevi kuş, markut, burkut, bürküt

marley : ing. * marley (İngiliz mühendis ve mucit Henry Marley’in soyadından) * yapılarda döşeme gereci olarak kullanılan, dayanıklı, suya ve aşınmaya dirençli plastik kaplama malzemesi

marmara : gre. * marmaros (mermer) * Türkiye’nin kuzeybatısında yer alan ve yedi bölgesinden biri olan bölge; Balıkesir’in bir ilçesi

marmaraereğlisi : gre., tür. * marmaros (mermer) + herakles (Yunan mitolojisinde, olağanüstü güç ve cesaretiyle tanınan kahraman, Herkül) (hera (mevsim, yıl) + kleos (görkem) ) (gre.) + si (iyelik eki) (tür.) * Tekirdağ’ın bir ilçesi

marmaris : gre. * marmaros (mermer) * Muğla'nın bir ilçesi

marmelat : gre. * melimelon (meli (bal) + melon (elma) ) * şekerle pişirilmiş, reçinemsi kıvamda ve genellikle portakal veya diğer meyvelerden yapılan tatlı meyve ezmesi

marn : lat., fra. * marnam (Kil ve kireçtaşı karışımı olan tortul kayaç) (lat.); marne (fra.) * kalker ve kilin doğada, %50-70 oranında kalker ve %30-50 oranında kil karışımından oluşmuş olan ve inşaatlarda kullanılan kayaç

maroken : fra. * marocain (Maroc (Fas) + ain (ile ilgili, gibi, -a ait) ) * Fas ile ilgili

maron : lat., fra. * marronem (kestane) (lat.); marron (fra.) * fagaceae (kayıngiller) familyasından, meyvesi kahverengi kabuklu, nişastalı ve yenilebilir olan, aynı zamanda kerestesi kullanılan ağaç ve bu ağacın tohumu

marpuç : far. * mar (yılan) + piç (büklüm, kıvrım; gibi, benzeri) * yılankavi, yılan gibi kıvrımlı nesne; nargilenin hortum biçimindeki, uzun ve bükülgen borusu

marrubium : ibr., far., ara., lat. * marrob (acı, acı su) (marr (acı) + ob (su) ) (ibr.), murrab (murr (acı) (ara., far.) + ab (su) ) (far.) + ium (isim yapım eki) (lat.) * Lamiaceae familyasından, Avrupa, Kuzey Afrika ve Asya'nın ılıman bölgelerinden, Batı Çin'in Sincan bölgesine kadar uzanan bölgelere özgü olan, acı tadı nedeniyle tıbbi amaçlarla kullanılan horehound-ballıbaba cinsi çiçekli bitkiler grubu

marrubium : lat. * marrubium (acı ot) * Lamiaceae familyasına ait, tüylü yapraklı ve tıbbi özellikli bitki cinsi

mars : lat., far. * martis (mar (yılan; savaş tanrısı) + tis (isim yapım eki) ) * Roma mitolojisinde savaş tanrısı (aynı adı taşıyan gezegen de ondan adını almıştır.) (March, Mars, Marsch (Mart ayı) (ing., fra., alm.), martial (dövüş ile ilgili) (ing., fra.), mardi, martis (salı) (Martis (Mars) + dies (gün) (Mars günü) (fra., lat.) )

marsama : gre. * varsamos, barsamos (naneye benzer güzel kokulu ot) * hoş kokulu yaprakları yemeklere konulan, yabankekiği ve nanenin ortak ismi

marsdenia : lat. * Marsden (İngiliz botanikçi William Marsden) + ia (isim yapım eki) * Apocynaceae familyasına ait, sarılıcı veya çalı formunda bitki cinsi

marseyyez : fra. * massalia (Antik Yunan kolonisi) (masson (öte, ayrı, uzak) + hals (deniz; tuz) + eia (yer eki) ) (denizin uzak ucundaki şehir) (gre.); marseille + aise (ile ilgili, -e ait) (fra.) * Fransız Devrimi sırasında Marsilya garnizonunun ve halkının bestelediği, Fransa’nın ulusal marşı olarak kabul edilen marş

marshall adaları : ing. * marshall (ABD Yüksek Mahkemesi başyargıcı olarak Amerikan hukuk sistemini şekillendiren ünlü hukukçu John Marshall’ın soyadından) (ing.) + ada (çevresi sularla kaplı kara parçası) + lar (çoğul eki) + ı (iyelik eki) (tür.) * Pasifik Okyanusu’nun orta kesiminde yer alan, kuzeybatıda Wake Adası (ABD), doğuda Kiribati, güneyde Nauru ve Mikronezya Federal Devletleri, batıda Mariana Adaları ve Palau ile çevrili olan ada ülkesi

marsık : erm. * mracʿik (kömürleşmiş odun, yarı yanmış odun parçası), maril (sönmek), mowr (kurum, is) * üretilirken gerektiği biçimde ve ölçüde yanmamış bulunması nedeniyle tüterek etrafa duman ile zehirli, keskin bir koku yayan odun kömürü parçası; niteliksiz odun kömürü; zayıf ve teni koyu renkte olan; kara renkli, esmer (kimse), zenci (argo)

marsıvan : far. * marz (sınır) + pat, ban (koruyucu) * sınır bekçisi, sınır kumandanı, uç beyi; argrave sınıfı; Part İmparatorluğu'nun ve çoğunlukla Sasani İmparatorluğu'nun sınır eyaletlerinden sorumlu sınırların koruyucusu askeri komutan; Osmanlı döneminde sınır beyi; eşek

marsikomerus : lat., gre. * marsi (İtalya'daki antik bir halk olan ve yılan/böcek büyücülüğü, şifacılık yetenekleriyle tanınan Marsiler (Marsians) topluluğuna atfen) (lat.) + meros (parça, bölüm, kısım, birim) * çok bacaklılar (Myriapoda) sınıfının Geophilomorpha takımına ve Schendylidae familyasına ait, Kuzey Amerika ile Meksika'da rastlanan bir çıyan/kırkayak cinsi

marsiliaceae : lat. * Marsilea (İtalyan botanikçi Luigi Ferdinando Marsili'nin soyadından) + aceae (-giller, bitki familyası) * su yoncası olarak bilinen, çoğunlukla sucul veya bataklık alanlarda yaşayan, dört yaprakçıklı yapraklarıyla tanınan eğrelti otlarını kapsayan bitki familyası

marsilya : eski gre., fra. * massalia (Antik Yunan kolonisi) (masson (öte, ayrı, uzak) + hals (deniz; tuz) + eia (yer eki) ) (denizin uzak ucundaki şehir) (gre.); marseille (fra.) * Fransa’nın güneydoğusunda, Akdeniz kıyısında yer alan, Fenikeliler ve Yunanlılar tarafından ticaret merkezi olarak kurulmuş olan liman kenti

marsupial : gre., lat. * marsyppion (kese, torba) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * yavrularını, doğumdan sonra gelişimlerini tamamlamaları için karınlarındaki özel bir kesede taşıyan memeli hayvan, keseli

marsupialia : gre., lat. * marsyppion (kese, torba) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) + a (taksonomik çoğul eki) (lat.) * yavrularını, doğumdan sonra gelişimlerini tamamlamaları için karınlarındaki özel bir kesede taşıyan keseli kanguru, koala ve keseli sıçan gibi hayvanları içeren memeliler infrasınıfı (alt sınıfı), keseliler grubu

marsus : ara. * rasaha (sağlamlaşmak, kökleşmek) * sağlam yapı, birbirine kenetlenmiş, kurşun veya lehim ile birbirine bağlanmış sağlam yapı

marsyas : gre. * marsyas (su, kaynak veya akarsu) * Yunan mitolojisinde, armoniyi icat ettiği söylenen, flüt çalan ve Apollon ile müzik yarışına giren, sonunda cezalandırılan Frigyalı ünlü bir satir ve Hyagnis'in oğlu olan efsanevi karakter, silenos (kelimenin Frgice veya Luvice kökenli olduğu düşünülmektedir.)

marş : lat., fra. * marcare (işaretlemek; yürümek) (lat.); marcher (yürümek; çalışmak), marche (yürüyüş, yürüme; çalışma) (fra.) * genellikle resmi veya askeri törenlerde çalınan, ritmik ve yürüyüş temposuna uygun müzik parçası

marş motoru : lat., fra. * marcare (işaretlemek; yürümek) (lat.); marcher (yürümek; çalışmak), marche (yürüyüş, yürüme; çalışma) (fra.) + motor (movere (hareket etmek, devinmek, kımıldamak, kıpırdamak, değişmek), motus (hareket, kımıldama, devinim, değişim) + or (-cı, yapan, eden eki) ) (lat.) * araç motorunu çalıştırmak için kullanılan, aküden aldığı elektrik enerjisini mekanik torka çevirerek motorun ilk hareketini sağlayan ve genellikle dişli sistemleri aracılığıyla krank milini döndüren elektrikli veya hidrolik cihaz

marşandiz : lat. * mercari (ticaret yapmak, pazarlamak) (merc (pazar, ticaret) + ari (fiil mastar eki) ) + entum (isim yapım eki) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) (lat.); marchandise (mal, ticari mal, emtia, eşya) (fra.); merchandize (ticaret yapmak, pazarlamak, alışveriş etmek) (ing.) * yük taşımacılığında, özellikle demiryolu ve nakliyede malları taşıyan veya yükleyen kişi; yükçü, hamal veya nakliyeci

marşpiyel : fra. * marchepied (marcher (yürümek; çalışmak), marche (yürüyüş, yürüme; çalışma) + pied (ayak) ) + el (araç eki) ) * adım atmak için basamak veya küçük merdiven; araçlarda veya makinelerde sürücünün veya operatörün ayak basabileceği küçük basamak veya platform; özellikle otobüs, kamyon veya tramvaylarda iniş-biniş kolaylığı sağlayan basamak

mart : lat. * martius (mars (Roma savaş tanrısı) + ius (ek) ) * Roma takviminde yılın üçüncü ayı olan, adını Roma savaş tanrısı Mars’tan alan, kuzey yarımkürede ilkbaharın, güney yarımkürede sonbaharın başlangıcını simgeleyen ay

martaloz : gre. * armatolos (silahlı muhafız, yerel asker) (armatos (silah; asker) + olos (meslek eki, -cı, yapan, eden) ) * Osmanlı döneminde Yunan bölgelerinde yerel halktan seçilen, köy veya kasabaları korumakla görevli silahlı muhafız veya bekçi

martaval : fra. * martavalle (marte (vurma, çarpma), marteau (çekiç) + volée (uçuş; yaylım ateş) (fra.) * abartılı, önemsiz veya aldatıcı söz veya vaaz; boş laf, yalan veya kurmaca anlatım, gereksiz söz, yalan

martı : lat., ita. * maritimus (denizci, denize ait, denizle ilgili) (mare (deniz) + itimus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (lat.); martinus (marsa adanmış) (mars (savaş tanrısı) + inus (ile ilgili, -e ait) ), martin (aziz Martin) + piscator (piscis (balık) + ator (işi yapan kişi, fail eki) ) (lat.); pescatore (balıkçı) (pesca (balık) + tore (-cı, yapan, eden) ) (ita.) * Laridae familyasına ait, deniz kıyılarında yaşayan, beyaz ve gri tonlarında tüyleriyle bilinen, güçlü gagalı ve çoğunlukla balıkla beslenen bir deniz kuşu, yalıçapkını

martin : lat. * martinus (Mars'a adanmış) (mars (savaş tanrısı) + inus (ile ilgili, -e ait) ), martin (aziz Martin) * Pannonia’da (bugünkü Macaristan) doğmuş, Roma ordusunda askerlik yapmış, daha sonra Hristiyanlığı seçip keşiş ve piskopos olmuş olan, özellikle fakirlere yardımseverliğiyle, ünlü “pelerini fakirle paylaşma” hikâyesiyle tanınan ve Batı Avrupa’da ilk kez resmi olarak aziz ilan edilen kişilerden olan bir aziz

martingal : fra., lat. * martigues (18. yüzyılda Fransa'nın Martigues (eski adıyla Martegue) bölgesindeki sakinlerin safça, alışılmadık ve savurgan davranış tarzlarına atıfta bulunan "à la martingalo" (Martigues usulü/tarzı) ifadesinden) + alis (sıfat yapım eki) (lat.) * stokastik süreçler bağlamında, bir sonraki gözlemin beklenen değerinin, geçmiş tüm bilgiler verildiğinde, mevcut gözleme eşit olduğu ve böylece sürecin “tarafsız” veya “öngörülemez” olduğu olasılık teorisi; tüm önceki gözlemler verildiğinde, bir sonraki gözlemin beklenen değerinin en son değere eşit olduğu stokastik bir sürece ilişkin olan veya başka bir deyişle, geçmiş verildiğinde, bir sonraki değerin koşullu beklentisi, şimdiki değere eşit olan; olasılık teorisinde geçmişteki olaylar bilindiğinde gelecekteki beklenen değeri mevcut değerine eşit olan rastgele süreçleri ifade eden, kumar ve finans dünyasında ise her kayıptan sonra bahis miktarını iki katına çıkararak kayıpları geri kazanmayı amaçlayan bir strateji

martini : lat. * martinus (Mars'a adanmış) (Mars (savaş tanrısı) + inus (ile ilgili, -e ait) ) * aziz Martin ile ilgili; Cinzano firmasıyla özdeşleşen İtalyan kökenli vermut bazlı içkinin markası

martinik : lat., fra. * martinus (Mars'a adanmış) (Mars (savaş tanrısı) + inus (ile ilgili, -e ait) ) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.); martinique (fra.) * Karayipler’de yer alan, doğusunda Atlantik Okyanusu, batısında Karayip Denizi bulunan ve yakın komşuları Dominika ile Saint Lucia adaları olan Fransa’ya bağlı bir ada

martir : gre. * martyrein (şahitlik etmek, tanıklık etmek), martys, martyros (şahit, tanık) (gre.); martyr (lat.) * inancı uğruna ölen veya zulme uğrayan kişi; birçok dinde imanını kanıtlayan ve bu nedenle öldürülen kimse; savaşta ülkesini savunmak uğruna ölen kimse, şehit

martolos : gre. * armatolos (silahlı, silah taşıyan, silahlı muhafız, yerel asker) (armat (silah; asker) + olos (ile ilgili, gibi, -a ait) ) * Osmanlı döneminde Yunan bölgelerinde yerel halktan seçilen, köy veya kasabaları korumakla görevli silahlı muhafız, asker veya bekçi; eskiden Tuna gemicileri, korsanı anlamında

martynia : lat. * Martyn (İngiliz botanikçi John Martyn) + ia (isim yapım eki) * Martyniaceae familyasına ait, kanca biçimli meyveleri olan bitki cinsi

marufiyet : ara. * arafa (tanımak, bilmek), maruf (tanınmış, bilinen) + iyet (isim yapım eki) * bilinme, tanınma, belli olma

marul : gre. * marulion (yaprakları salata olarak yenilen bir bitki) (maruli (salata bitkisi, marul) + ion (küçültme eki) ) * bileşikgillerden/papatyagillerden (Asteraceae), kuzey yarımkürede yetiştirilen, genellikle geniş ve uzun yeşil yapraklı, yaprakları taze, çiğ olarak yenilen, salata yapılan bir bitki

maruni : ara. * Marun (Süryani kökenli Hristiyan din adamı Aziz Marun (Maron)'un isminden) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Lübnan’da ve özellikle dağlık bölgelerde yaşayan, kendi dini ve kültürel kimliğini koruyan bir Hristiyan bir etnik-dini grup

ma'ruş : ara. * araşa (serilmek, açılmak, yayılmak) * serilmiş, açılmış, yayılmış; üstü çardak şeklinde yapılmış bina

marut : ara. * marut (güçlü, sağlam; yük taşınan şey) * kutsal ve göksel varlık ismi, melek ismi

maruts : san. * Marut (Hinduizm’de fırtına ve rüzgar tanrıları) * Hint mitolojisinde genellikle savaşçı ve gök gürültüsüyle ilişkilendirilen Indra’nın hizmetkarları veya rüzgar ve fırtına tanrıları

maruz : ara. * arada, araza (sunmak, koymak, sergilemek) * arz edilen, sunulan, verilen; bir olayın veya durumun etkisinde veya karşısında bulunan

maruzat : ara. * arada, araza (sunmak, koymak, sergilemek), maruz (arz edilen, sunulan, verilen; bir olayın veya durumun etkisinde veya karşısında bulunan) + at (çoğul eki) * bir yetkili resmi makama veya üst görev kademesindeki bir kişiye sunulan dilekler veya bilgiler

maruziyet : ara. * arada, araza (sunmak, koymak, sergilemek), maruz (arz edilen, sunulan, verilen; bir olayın veya durumun etkisinde veya karşısında bulunan) + iyet (isim yapım ve durum eki) * sunulmuş olma durumu; bir olayın etkisi altında kalma durumu

marya : lat. * mare (deniz) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * dişi koyun veya dişi hayvan; her türden küçük balık (Maria (Meryem) (lat.) )

marzban : far. * marz (sınır) + pat, ban (koruyucu) * sınır bekçisi, sınır kumandanı, uç beyi; argrave sınıfı; Part İmparatorluğu'nun ve çoğunlukla Sasani İmparatorluğu'nun sınır eyaletlerinden sorumlu sınırların koruyucusu askeri komutan; Osmanlı döneminde sınır beyi; eşek

marzuban : far. * marz (sınır) + pat, ban (koruyucu) * sınır bekçisi, sınır kumandanı, uç beyi; argrave sınıfı; Part İmparatorluğu'nun ve çoğunlukla Sasani İmparatorluğu'nun sınır eyaletlerinden sorumlu sınırların koruyucusu askeri komutan; Osmanlı döneminde sınır beyi; eşek

mas : ara. * massa (soğurmak, emmek) * bir maddenin başka bir maddeyi bünyesine alması veya çekmesi eylemi; sıvıların veya gazların bir yüzey tarafından emilmesi; katı veya sıvı bir maddenin bir gazı veya ışığı emmesi olayı; bir ortamın ışığı belli bir miktarda emmesi olayı, emme, soğurma, massetme

masa : tür. * masa (genellikle dört ayak üzerinde duran bir yüzeyden oluşan eşya) * yemek yemek, yazı yazmak veya eşyaları koymak için kullanılan, üstü düz ve genellikle dört ayaklı mobilya; günlük yaşamda yaygın olarak kullanılan bir eşya

masa tenisi : tür., lat., fra. * masa (genellikle dört ayak üzerinde duran bir yüzeyden oluşan eşya) (tür.) + tenere (almak, tutmak) (lat.); tenez (alınız, tutunuz) (fra.); tennis (ing.) + i (iyelik eki) (tür.) * iki veya dört kişiyle, kort üzerinde oynanan ve topun raketle karşı tarafa geçirilmesine dayalı spor

masaj : lat., fra. * massare (yoğurmak, ovmak, bastırmak), massa (hamur, karışım, yoğurulmuş madde) + are (fiil mastar eki) (lat.); massage (masser (yoğurmak, ovmak, bastırmak, masaj yapmak) + age (isim yapım eki) ) (fra.) * vücut üzerinde uygulanan bastırma ve yoğurma hareketler; tedavi amaçlı olarak vücudun yüzeyinde el ile, elektrikli araçlarla veya suyla temasa ve baskı uygulamaya dayalı işlemler yapma

masal : ara. * se’ele (sormak, sual etmek), sual (soru) * halkın ortak yaratısı olarak ağızdan ağıza, kuşaktan kuşağa aktarılan, cin, peri, dev gibi olağanüstü kişileri de olan, olağanüstü olaylara yer veren, genellikle bir tekerlemeyle veya bir varmış, bir yokmuş gibi bir sözle başlayan bir tür halk öyküsü; öğretici hikaye; uydurma, yalan söz, boş söz (mecazi)

masara : ara. * sarra (hoşnut olmak, sevinmek, memnun olmak), surur (sevinç, neşe, huzur, mutluluk, keyif) * hoşnut olma, rahatlık; küçük, dar yer veya hücre (ortaçağ İslam mimarisinde küçük odacık veya mahzen anlamında kullanılmıştır.)

masarif : ara. * sarafa (yönelmek, sapmak, yön değiştirmek, ayrılmak, değişmek, dönüşmek), sarrafa (dönüştürmek, çevirmek, harcamak, yöneltmek, harcamak, kullanmak; dilediği gibi kullanmak, yönetmek, işlem yapmak, davranmak), masraf (sarf etme, harcama, gider) * harcamalar, giderler, masraflar

masarika : gre. * mesenterio (orta bağırsak, karın iç zarı) (mesos (orta, ortada) + enteron (bağırsak) ) * ince bağırsakları karın duvarına sabitleyen ve kan damarları, sinirler ile lenf damarlarını taşıyan zar veya bağ, karın iç zarı

masat : ara. * satta (düzeltmek, sertleştirmek, bastırmak) * bıçak bilemekte kullanılan, çelikten yapılmış, çubuk biçiminde araç

masdar : ara. * sadr (her şeyin evveli ve başlangıcının en iyisi, öz, esas, baş, reis, başkan; göğüs, ön, ilk sıra), sadara (başlamak, önde olmak, öne çıkmak, ileri gelmek, kaynaklanmak) * bir şeyin çıktığı yer, kaynak, köken, esas, menba, model; Fiilin şahsa ve zamana bağlı olmayan şekli, fiil kökü (master, maître, Meister (esas, usta, hoca, esas adam, lider), must, muß (gerekli) (ing., alm.) )

maserasyon : lat. * maceratio (macerare (yumuşatmak, ezmek, ıslatmak) + tionem, tio (isim yapım eki) ) * yumuşatma; alkol veya suyla temasta bırakarak bitkilerden bazı maddelerin çıkartılması

maseru : ses. * ma (yer, mekan) + sero (köprü) * Güney Afrika’nın kuzeyinde yer alan Lesoto Krallığı’nın başkenti

masfuf : ara * saffa (dizmek, sıraya koymak) * saf bağlamış, saf saf olmuş, dizilmiş, sıralanmış, sıra ile dizilmiş

masif : gre., lat., fra. * maza (arpa keki, yumru, kütle, top), massein (yoğurmak) (gre.); massa (kütle, kitle, hamur, yığın) + ivus (ile ilgili, gibi) (lat.); masse (kütle) + if (ile ilgili, gibi, -a ait) (fra.) * büyük, ağır veya yoğun kitleli, kütlesel, cüsseli, iri

masiko : far., ara. * murdasang (ölü taş) (far.); maşakunya (şap, kurşun artığı/cürufu, ergitme işlemlerindeki yan ürünler) (ara.); massicot (fra.); mazacote (kurşun oksit/harç) (isp.) * kurşunun, eritilmeden havada oksitlenmesiyle elde edilen, rengi kirli sarı ile kırmızı arasında değişen ve metalürji, matbaacılık, cam sanayisi ile boya üretiminde pigment/kurutucu olarak kullanılan doğal kurşun monoksit (PbO) tozu (Pb3O4)

masiva : ara. * ma (ne) + siva (gayrı, diğer, başka) * ondan gayrısı, ondan başkası

mask : lat., fra. * masca (hayalet, kabus, kötü ruh, yüzü kaplayan şey, cadı) (lat.), masque (yüzü örten, gizleyen nesne) (fra.) * tanınmamak için yüze geçirilen, boyalı kartondan, plastikten vb. yapılmış, insan veya hayvan yüzü biçiminde yapay yüz; cildi güzelleştirmek ereğiyle yüze ve boyna sürülen macun, krem vb.; zehirli gazlardan, kirli havadan korunmak amacıyla yüze geçirilen, bu iş için özel olarak yapılmış aygıt; insanın kendisine ve çevresine karşı takındığı, gerçek duygularını yansıtmayan tavır; ilkel topluluklarda kutsal araç niteliği taşıyan, genellikle ağaçtan yapılan, yüze takılan, ataları, tanrıları, doğaüstü yaratıkları, ölüleri, hayvanları simgeleyen, şaşırtıcı ve etkileyici yüz kalıbı

maskanyin : ita. * mascagnin (İtalyan anatomi uzmanı ve hekim Paolo Mascagni'nin soyadından) * doğal hidratlı amonyum sülfat (Al2(SO4)3•14-18H2O)

maskara : lat., ita. * mascara (yüz boyası, makyaj) (masca (hayalet, kabus, kötü ruh, yüzü kaplayan şey, cadı, maske) (lat.) + ra (isim yapım eki) (ita.) ) * eğlendirici, güldürücü, hoş, sevimli; (sövgü sözü olarak) onursuz, soytarı, rezil (kimse); kirpik, takma kirpik ve kirpik uzantıları'nı kıvırmak ve daha uzun göstermek için fırça ile sürülen boyalı sürme, rimel

maskarad : lat., ita., fra. * masca (hayalet, kabus, kötü ruh, yüzü kaplayan şey, cadı, maske) (lat.), mascherata (maske takma, maskeli gösteri) (maschera (maske, yüzü örten nesne) + ata (isim yapım eki) ) (ita.); masquerade (fra.) * ayakkabının üst yüzünün ön tarafında dikişle ayrılan burun bölümü, maskarata; maske takma eylemi veya maskeli etkinlik; katılımcıların maskeler ve kostümler giyerek kimliklerini gizlediği, dans ve eğlence odaklı balo veya partilere verilen ad

maskarata : lat., ita., fra. * masca (hayalet, kabus, kötü ruh, yüzü kaplayan şey, cadı, maske) (lat.), mascherata (maske takma, maskeli gösteri) (maschera (maske, yüzü örten nesne) + ata (isim yapım eki) ) (ita.); masquerade (fra.) * ayakkabının üst yüzünün ön tarafında dikişle ayrılan burun bölümü, maskarata; maske takma eylemi veya maskeli etkinlik; katılımcıların maskeler ve kostümler giyerek kimliklerini gizlediği, dans ve eğlence odaklı balo veya partilere verilen ad

maskat : ara. * sakata, sekete (düşmek, inmek, liman) * gemi demirleme yeri, liman; Umman'ın başkenti

maske : lat. * masca (hayalet, kabus, kötü ruh, örterek kaplayan şey, cadı) (gre., lat.); mascurer (karartmak, yüzü kapamak), masque (gizleyen, kapayan) (fra.) * yüzü örten veya gizleyen, tiyatro, karnaval veya koruma amaçlı kullanılan örtü veya araç

maskot : osk., lat., fra. * masca (hayalet, kabus, kötü ruh, örterek kaplayan şey, cadı), mascoto (büyü, sihir, talih) (osk., lat); mascotte (fra.) * uğur getirdiğine inanılan şey, uğur, talih getiren şey, şans getiren şey; uğur sayılan kimse veya hayvan

maskülen : lat. * masculus (erkek, erkekçe erkek cinsiyle ilgili) (mas (erkek) + culus (küçültme eki) ) + inus (ile ilgili, -a ait, gibi) (lat.); masculin (fra.) * erkeksi, erkekçe, erkek cinsiyle ilgili, eril

maskülinizasyon : lat. * masculus (erkek, erkekçe erkek cinsiyle ilgili) (mas (erkek) + culus (küçültme eki) ) + inus (ile ilgili, -a ait, gibi) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) * bir özelliğin, yapının veya canlının erkekleşme süreci, eril özellikler kazanma durumu; erkekleşme, erkekleştirme, erilleşme, erilleştirme

maslahat : ara. * salaha (iyi olmak, sağlanmak, temin edilmek, iş yürümek, işlemek), salih (iyi, doğru, düzgün, dürüst), islah (iyileştirme, iyileşme, düzelme), salah, sulh (iyileşme, düzelme, iyilik) * doğru, düzgün ve kusursuz olma; iyilik, uygunluk, faydalı olma, yarayışlılık, yarar, iyi ve faydalı olan, kamunun menfaatine olan şey

maslahatgüzar : ara., far. * maslahat (iş, umur, meşgale, işin iyisini hayırlısını yapma, idare etme) (salaha (iyi olmak, sağlanmak, temin edilmek, iş yürümek, işlemek), salih (iyi, doğru, düzgün, dürüst), islah (iyileştirme, iyileşme, düzelme), salah, sulh (iyileşme, düzelme, iyilik) ) (ara.) + güzar (yürüten, eda eden, yapan, eden, eyleyen) (far.) * başkalarına veya topluma fayda sağlayan, işleri iyi sonuçlandıran ve yararlı olan kişi; bir büyükelçinin atandığı ülkede bulunmadığı durumlarda onun yerine bakan diplomat, işgüder

maslak : ara. * salaka, seleke (gitmek, yol tutmak, bir yola sokmak, yola girmek, yol almak, izlemek, takip etmek; geçmek, geçirmek; seçmek) * içinden su akıp geçen boru, su kanalı, suyolu veya su yatağı; ana su yollarından gelen suyun dağıtımını sağlamak veya basıncını düzenlemek amacıyla içinde su biriktirilen, genellikle üstü açık havuz veya hazne

maslub : ara. * salaba (asmak; almak, zorla el koymak, koparmak) * asılmış, asılarak öldürülmüş, idam edilmiş

masmana : ara., gre. * masbana (sabun üretilen yer, sabun imalathanesi, sabunhane) (ma (ön ek) (ara.) + sapon (yağ; çözünür madde) (gre.); sabun (ara.) ) * Kilis yöresinde eskiden sabun ve zeytinyağı imal edilen yer, sabun imalathanesi, sabunhane

masmavi : tür., ara. * mas (pekiştirme eki) (tür.) + mavi (ma (su) + vi (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (ara.) * su gibi, su rengi, mavi

masnu : ara. * sana’a (üretmek, yapmak), sanat (üretim) * üretilmiş, sanatla yapılmış (ürün); aslı olmayan, uydurma, yapma, düzme, düzmece, sahte

masnuat : ara. * sana’a (üretmek, yapmak), sanat (üretim), masnu (aslı olmayan, uydurma, yapay, yapma, düzme, düzmece, sahte) + at (çoğul eki) * sanatla yapılmış şeyler, sanat eserleri; aslı olmayan şeyler, yapma ve düzme şeyler

mason : fra. * maçon (duvarcı, duvarcı ustası) * özgür duvarcı, duvarcı ustası; kökeni, Süleyman Tapınağı’nın inşaatında çalışan Fenikeli duvarcı ustalarına dayanan, daha sonra okült ve ritüalistik bir cemiyete dönüşmüş olan Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar cemiyetinin loca üyelerine verilen isim

masoretik : ibr., gre. * masorah (gelenek, nakil, aktarılan şey) (ibr.) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * gelenekle ilgili, geleneksel, nakilsel, aktarımla ilgili

masör : lat., fra. * massare (yoğurmak, ovmak, bastırmak) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat.) masser (yoğurmak, ovmak, bastırmak) + eur -cı, yapan, eden eki) (fra.) * masaj yapan erkek

masöz : lat., fra. * massatrix (massare (yoğurmak, ovmak, bastırmak) + trix (-cı, yapan, eden eki (dişil) ) ) (lat.) masser (yoğurmak, ovmak, bastırmak) + euse (-cı, yapan, eden eki (dişil) ) (fra.) * masaj yapan kadın

masraf : ara. * sarafa (yönelmek, sapmak, yön değiştirmek, ayrılmak, değişmek, dönüşmek), sarrafa (dönüştürmek, çevirmek, harcamak, yöneltmek, harcamak, kullanmak; dilediği gibi kullanmak, yönetmek, işlem yapmak, davranmak) * harcama, gider

masruf : ara. * sarafa (yönelmek, sapmak, yön değiştirmek, ayrılmak, değişmek, dönüşmek), sarrafa (dönüştürmek, çevirmek, harcamak, yöneltmek, harcamak, kullanmak; dilediği gibi kullanmak, yönetmek, işlem yapmak, davranmak) * sarfedilmiş, harcanmış; geri çevirilebilir

masseter kas spazmı : gre. * maseter (çiğneme kası, çene kası) + spasmos (kasılma, kramp) * çene kasının istemsiz ve geçici olarak kasılması durumu

massetmek : ara., tür. * massa (emmek, içine çekmek) (ara.) + etmek (yapmak, eylemek, işlemek) (tür.) * bir madde bir sıvıyı içine çekmek, emmek; (katı veya sıvı bir madde) bir gazı veya ışığı içine almak, emerek yok etmek, emmek, soğurmak

mast hücresi : gre., ara. * mastos (meme başı, besleme, dolgun; meme, göğüs, küçük tümsek, çıkıntı) (gre.) + hucra (oda, odacık, göze, hücre) (ara.) + si (iyelik eki) (tür.) * bağ dokusunda ve mukozalarda bulunan, sitoplazması histamin, heparin ve çeşitli biyolojik etkin maddeler içeren granüllerle dolu olan, alerjik ve iltihabi bağışıklık yanıtlarında görev alan bağışıklık sistemi hücresi

mastar : ara. * sadr (her şeyin evveli ve başlangıcının en iyisi, öz, esas, baş, reis, başkan; göğüs, ön, ilk sıra), sadara (başlamak, önde olmak, öne çıkmak, ileri gelmek, kaynaklanmak) * bir şeyin çıktığı yer, kaynak, köken, esas, menba, model; Fiilin şahsa ve zamana bağlı olmayan şekli, fiil kökü (master, maître, Meister (esas, usta, hoca, esas adam, lider), must, muß (gerekli) (ing., alm.) )

mastara : ara. * satr (sıra, düzen, yazı sırası, satır), satara (örtmek, gizlemek, saklamak, kapamak, perdelemek; çizmek, yazmak) * açı ölçme cetveli, iletki; yazının güzelliğini, düzgünlüğünü sağlayan alet; yazı yazarken satırları doğru gösterebilmek için gerekli olan çizgileri oluşturmaya yarayan alet; sıvacı aleti, mistar

mastektomi : gre., ing. * mastektomia (mastos (göğüs, meme) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * meme dokusunun çıkarıldığı cerrahi operasyon; göğüs (meme) ampütasyonu

master : gre., lat. * mastor, mastori (usta, üstad) (gre.); magister (öğretmen, erbab, usta, üstad, yönetici, baş, reis, üstün, yetkili, yönetici) (magis (daha çok, üstün) + ter (-cı, yapan, eden kimse, kişi) ) (lat.); master, maître, Meister (ing., fra., alm.) * üstün kişi, öğretmen, yönetici; lisansüstü eğitim

mastı : far. * mastı (güçlü, iri yapılı köpek) * kısa bacaklı, uzun ve düşük kulaklı, bodur bir köpek cinsi

mastı çiçeği : far., tür. * mastı (güçlü, iri, büyük, dayanıklı, dolgun) (far.) + çiçek (bitkinin açan tohumu) + i (iyelik eki) (tür.) * Papatyagiller (Asteraceae) familyasından, genellikle beyaz veya pembe renkli, dekoratif çiçek türü, öküzgözü, arnika

mastır : gre., lat. * mastor, mastori (usta, üstad) (gre.); magister (öğretmen, erbab, usta, üstad, yönetici, baş, reis, üstün, yetkili, yönetici) (magis (daha çok, üstün) + ter (-cı, yapan, eden kimse, kişi) ) (lat.); master, maître, Meister (ing., fra., alm.) * üstün kişi, öğretmen, yönetici; lisansüstü eğitim

mastik : gre. * mastiche (mastos, mast (çim, sakız, sakız reçinesi) + iche (ile ilgili, gibi, -a ait) ); mastik (sakız, çiğnenen), mastikhao (dişlerimi gıcırdatıyorum) (gre.); mastico (çiğniyorum) (lat.) * sakız ağacından elde edilen, özellikle yemek, ilaç ve parfüm yapımında kullanılan doğal sakız, reçine; Yunanistan’a özgü, sakızla değişik bir tat verilmiş rakı

mastika : gre. * mastiche (mastos, mast (çim, sakız, sakız reçinesi) + iche (ile ilgili, gibi, -a ait) ); mastik (sakız, çiğnenen), mastikhao (dişlerimi gıcırdatıyorum) (gre.); mastico (çiğniyorum) (lat.) * sakız ağacından elde edilen, özellikle yemek, ilaç ve parfüm yapımında kullanılan doğal sakız, reçine; Yunanistan’a özgü, sakızla değişik bir tat verilmiş rakı

mastit : gre. * mastos (meme başı, besleme, dolgun; meme, göğüs, küçük tümsek, çıkıntı) + itis (iltihab, enfeksiyon, hastalık, sorun) * memedeki süt bezlerini etkileyen, genellikle bakteriyel enfeksiyon veya travma sonucu ortaya çıkan ve şişlik, kızarıklık, ağrı ve bazen ateş ile karakterize hastalık

mastitis : gre. * mastos (meme başı, besleme, dolgun; meme, göğüs, küçük tümsek, çıkıntı) + itis (iltihab, enfeksiyon, hastalık, sorun) * memedeki süt bezlerini etkileyen, genellikle bakteriyel enfeksiyon veya travma sonucu ortaya çıkan ve şişlik, kızarıklık, ağrı ve bazen ateş ile karakterize hastalık

mastodon : gre. * mastos (meme başı, besleme, dolgun; meme, göğüs, küçük tümsek, çıkıntı) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) * tarih öncesi çağlarda yaşamış, fillere benzeyen ancak daha gelişmiş ve sivri uçlu diş yapısına sahip, nesli tükenmiş büyük bir memeli hayvan

mastoid : gre. * mastos (meme başı, besleme, dolgun; meme, göğüs, küçük tümsek, çıkıntı) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * temporal kemikte, kulağın hemen arkasında yer alan ve meme biçimini andıran çıkıntı

mastoidektomi : gre. * mastos (meme başı, besleme, dolgun; meme, göğüs, küçük tümsek, çıkıntı) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * mastoid kemiğin cerrahi olarak çıkarılması işlemi

mastoidit : gre. * mastos (meme başı, besleme, dolgun; meme, göğüs, küçük tümsek, çıkıntı) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) + itis (iltihab, enfeksiyon, hastalık, sorun) * mastoid kemikte, genellikle orta kulak enfeksiyonu sonucu oluşan iltihaplanma durumu

mastopati : gre. * mastos (meme başı, besleme, dolgun; meme, göğüs, küçük tümsek, çıkıntı) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * memede görülen herhangi bir hastalık veya patolojik durum

mastopeksi : gre. * mastos (meme başı, besleme, dolgun; meme, göğüs, küçük tümsek, çıkıntı) + pegnynai, pegnynein (dikmek, sabitlemek, tespit etmek), pexia (sabitleme, dikme, sağlamlık) (pexis (sabitleme, tutturma, dikleştirme) + eia (isim yapım ve durum eki) ) * memenin sarkmasını engellemek ve memeyi dikleştirip düzeltmek için uygulanan cerrahi işlem

mastor : gre. * mastor, mastori (usta, üstad) * uyuşturucuyla veya içkiyle iyice sarhoş olmuş (kimse)

mastori : gre. * mastor, mastori (usta, üstad) * üstad, usta, işi doğru ve iyi yapan (mastar, mistar (doğru çizgi çizme aleti, cetvel), satr (düz çizgi, sıralı yazı) (ara.), master, maître, Meister (usta, efendi, ağa, hoca, öğretmen) (ing., fra., alm.), mastar (düz kenar veya keskin kenar, yüzeylerin yassılığını ve düzlüğünü kontrol etmek için kullanılan çeşitli ölçüm araçlarına verilen isim; eylemlik, kök kelimeyi fiil yapan son ek) (tür.) )

mastosit : gre. * mastos (meme başı, besleme, dolgun; meme, göğüs, küçük tümsek, çıkıntı) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) * bağ dokusunda ve mukozalarda bulunan, sitoplazmasında histamin, heparin ve diğer biyolojik etkin maddeleri içeren granüller taşıyan, alerjik ve iltihabi yanıtlarda önemli görev üstlenen bağışıklık sistemi hücresi, mast hücresi

mastositoz : gre. * mastos (meme başı, besleme, dolgun; meme, göğüs, küçük tümsek, çıkıntı) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) * bağışıklık sisteminde alerjik ve inflamatuvar yanıtta rol alan, granüllerle dolu hücre, mast hücresi

mastositozis : gre. * mastos (meme başı, besleme, dolgun; meme, göğüs, küçük tümsek, çıkıntı) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + osis (durum, sorun, hastalık) * başlangıç aşamasında cilt üzerinde pembemsi lekeler ile karakterize olan, daha çok çocuklarda görülen, mast hücrelerinin organ ve dokularda hızla üremeleri ve birikmeleri durumu

mastur : lat. * masturbationem (manstuprare (manus (el) + stuprare, stupere (kirletmek, lekelemek; kötüye kullanmak; tek sıra halinde yürümek; şaşırmak, sersemlemek) + tionem, tio (isim yapım eki) ), masturbation (fra.) * cinsel açıdan kişinin kendini tatmin etmesi, onanizm

masturi : gre. * mastor (usta, üstad, efendi, yönetici), mastoris (geminin orta kısmı) (gre.); magister (öğretmen, erbab, usta, üstad, yönetici, baş, reis, üstün, yetkili, yönetici) (magis (büyük, çok büyük) + ter (pekiştirme eki) ) (lat.) * geminin en geniş yeri

mastürbasyon : lat. * masturbationem (manstuprare (manus (el) + stuprare, stupere (kirletmek, lekelemek; kötüye kullanmak; tek sıra halinde yürümek; şaşırmak, sersemlemek) + tionem, tio (isim yapım eki) ), masturbation (fra.) * cinsel açıdan kişinin kendini tatmin etmesi, onanizm

masum : ara. * asama (korumak, savunmak, bağışlamak, suçtan uzak tutmak) * korunan, savunulan; suçsuz, günahsız

masumane : ara., far. * masum (korunan, savunulan; suçsuz, günahsız) (ara.) + ane (-ca, -cesine, tarzında, olarak, gibi) (far.) * suçsuz olarak, suçsuzca, günahsız olarak, günahsızca, masum olarak, masumca

masume : ara. * masum (korunan, savunulan; suçsuz, günahsız) + e (dişil eki) * korunan, savunulan; suçsuz, günahsız kadın

masumiyet : ara. * masum (korunan, savunulan; suçsuz, günahsız) + iyet (isim yapım eki) * korunulma, savunulma; suçsuzluk, günahsızlık, masumluk

masun : ara. * sana (sakınmak, esirgemek, korumak) * sakınılan, esirgenen, korunan, korunmuş; saklanmış; dokunulmaz

masuniyet : ara. * masun (sakınılan, esirgenen, korunan, korunmuş; saklanmış; dokunulmaz) + iyet (isim yapım eki) * korunmuş olma durumu; dokunulmaz, el atılmaz, el sürülmez, karışılmaz, ilişilmez olma durumu; anayasa, yasalar veya uluslararası gelenekler gereğince, kişilere tanınan ilişilmezlik durumu, ayrıcalık; dokunulmazlık

masura : ara. * savara (sarmak, dolamak, örmek) * mekik, iplik makarası; uzun boru sapı; tahta, karton veya plastikten yapılan, üzerine şerit, iplik vb. sarılan koni veya silindir biçiminde nesne; çeşme zıvanası

maş : san. * mashah (fasulye) * börülceyi andıran ve iki türü bulunan bir fasulye

maşa : ara. * haşşa (kat etmek, kesmek; toplamak, bir araya getirmek; doldurmak, sıkıştırmak), mihaşşa (bir araya getirici, sıkıştırıcı) * kuru ot biçme aleti; közgü, ateş karıştırma aleti; mangal, soba vb.de korları karıştırmaya, kor durumunda veya kızgın bir şeyi tutmaya yarayan, iki kollu, kıskaç biçiminde metal araç; kuyumculukta, saatçilikte vb. çok küçük şeyleri tutmaya yarayan, küçük, iki kollu kıskaç; berberlerde saçları kıvırmak, düzeltmek için kullanılan, elektrik veya ateşle ısıtılan maşa biçiminde araç; başkasının amaçlarına, isteklerine araç olan kimse (mecazi)

maşallah : ara. * ma (ne, o) + şae (diler, ister) + Allah (el ilah) * "Allah ne dilerse", "Allah’ın dilediği şey”; bir güzellik, başarı veya iyi durum karşısında beğeni, hayranlık ve nazardan korunma dileği ifade eden söz

maşatlık : ara., tür. * şahada (görmek, tanıklık etmek, şahit olmak, tanık olmak, şehid olmak), meşhed (şehadet yeri, mezar) (ara.) + lık (ile ilgili yer, ile ilgili durum) (tür.) * mezarlık; Yahudi mezarlığı

maşer : ara. * aşara (toplanmak, bir araya gelmek), aşere (on, onluk) * onlu; kamu, halk, toplum, topluluk, cemaat, cemiyet, bir araya gelenler, aşiret

maşeri : ara * maşer (onlu; kamu, halk, toplum, topluluk, cemaat, cemiyet, bir araya gelenler, aşiret) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * toplulukla ilgili, toplumun, topluluğun olan, ortaklaşa, kamusal

maşi : ara. * maşa (yürümek) * yürüyen, yürüyücü

maşlah : ara. * şalaha (soyunmak, giysisini çıkarmak) * eskiden kadınların sabahlık gibi giydikleri, tek parça, kolsuz üstlük; Suriye’de ve kimi Arap ülkelerinde zenginlerin giydiği deve tüyü veya ipekten harmani

maşrapa : ara. * şaraba, şariba (içmek), şirb (içiş, içme), meşrubat (içecekler, içkiler), meşreb (içme yeri, içecek haznesi; içme) (ma (ne, o) + şarab (içecek, içki) ) * içki ve su içmekte kullanılan ağzı açık, kulplu, küçük kap, içecek kabı

maşrık : ara. * şaraka (doğmak, parlamak, ışık saçmak), şark (doğu) * Güneş’in sabahları gözeriminde göründüğü anayön, doğu, meşrik

maşuk : ara. * aşak (sarmaşık), aşeka (sarmak, dolanmak, yapışmak), aşk (şiddetle sevme, şiddetli, ıstırap verici, yakıcı sevgi) * aşık, seven, sevgili; Türk musikisinde bir makam

maşuka : ara. * maşuk (aşık, sevgili) + a (dişil eki) * kadın sevgili

mat : ara., tür. * mata (ölmek, vefat etmek) * ölüm, vefat, canın sona ermesi, hayattan ayrılma; (boya, renk, ışık vb. için) parlak olmayan, donuk; satranç oyununda, oyunculardan birinin şahının korumasız ve kımıldayamaz duruma düşmesi biçimindeki yenilgi (math (biçmek, biçerek öldürmek, katliam yapmak), matt, mat (mat, donuk) (ing., fra., alm.) )

matador : lat. * matar (öldürmek) + tor (-cı, yapan, eden eki) (“-dor” son eki İspanyolca’da kullanılır.) * boğa güreşçisi

mataf : ara. * tavafa (etrafında dönmek, dolaşmak) * tavaf edilecek yer, etrafı ziyaret edilip dolaşılacak yer

matafora : ara. * tafra (yukarı sıçramak, kalkmak, yükselmek), matfar (yukarı kalkan, yükselen, dikilen) * sandalları asmaya yarayan ve gemilerin bordalarında bulunan dikme

matafyon : ita. * matafione (küçük halat, bağ) (mat (direk) + afa (bağlamak) + ione (isim yapım eki) * serenlere veya gergi tellerine bağlamak için yelkenlerde ve tentelerde açılan delik

matah : ara. * math (değerli, kıymetli şey) * olağanüstü, değerli, nadir ve dikkat çekici nesne veya özellik

matangi : san. * mata (anne, ana, kayna, öz) + anga (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + i (dişil isim yapım eki) * Hint mitolojisinde, müzik ve konuşma ile ilişkilendirilen bilgi, sanat ve sözel ustalık tanrıçası

matara : ara. * matara (akmak, dökmek, yağmak) * askerlerin bele asarak taşıdığı, üzeri genellikle deri veya kumaş kaplı su kabı; yolculukta kullanılan, bu kaba benzer su kabı

mata-utu : poli., sam. * mata (göz, ön, merkez) + utu (kapatmak; vurmak, çarpmak) * Wallis ve Futuna’nın başkenti

matbaa : ara. * taba (basmak, damgalamak, mühürlemek), matbu (basılı, basılmış) * basımevi, kitap ve gazete basılan yer

matbah : ara. * tabaha (pişirmek) * pişirme yeri, yemek pişirilen yer, mutfak

matbu : ara. * taba (basmak, damgalamak, mühürlemek) * basılı, basma, basılmış, baskılanmış, baskısı alınmış

matbua : ara. * taba (basmak, damgalamak, mühürlemek) * basımevi, kitap ve gazete basılan yer

matbuat : ara. * matbu (baskılı, basılı, basılmış, baskılanmış, baskısı alınmış) + at (çoğul eki) * baskılar, basılmışlar, baskısı alınmışlar; gazete, dergi gibi belirli zamanlarda çıkan yayınlarla haber ajansları ve bunların sahipleriyle çalışanlarının tümü, basın

match : ing. * match (eş, denk, uygun karşılık) * eş, uygunluk, denklik; karşılaşma, maç

matem : ara. * matama (yas tutmak, kederlenmek, ölümü anmak, ölüyü anmak, acıyı hatırlamak) * sevilen birinin ölümünden veya yurdun, ulusun uğradığı bir felaketten duyulan derin acı, yas

matematik : gre. * manthanein (öğrenmek, anlamak), mathematikos (mathema (bilgi, öğrenme, öğrenilmiş olan) (ma (ön ek) + thema (konu, tema) ) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * fizik, kimya, biyoloji, astronomi, tıp gibi temel bilim alanlarında ölçümleme ve analiz yapmayı sağlayan sayısal modelleme sistemi

mater matuta : lat. * mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak) + matuta (sabah, şafak, sabahla, şafakla ilgili tanrıça ismi) * Roma mitolojisinde yeni başlangıçların, denizcilerin ve çocukların koruyucusu olan şafak ve doğum tanrıçası

maternal : lat. * mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * anneye dair, annelikle ilgili

maternite : lat. * mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak) + nis (ile ilgili, gibi, -a ait) + itas (isim yapım ve durum eki) * annelik, gebelik, ana olma durumu

materyal : lat. * mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak) + ialis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * madde, malzeme, öz, esas, temel; önemli, esaslı şey

materyalist : lat. * mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak) + ialis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ista (-ci, destekçi, yandaş) * maddeci, materyalizm yanlısı

materyalizasyon : lat. * mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak) + ialis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) * soyut bir düşüncenin, planın veya kavramın somut bir biçime dönüşmesi; fiziksel olarak varlık kazanma, maddeleşme durumu

materyalizm : lat. * mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak) + ialis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * her şeyi maddeye bağlayan, gerçeğin özünü, temelini maddede gören, maddeden başka hiçbir esasın, cevherin bulunmadığını, maddenin ruhtan, düşünceden önce geldiğini öne süren, varlığın ve gerçekliğin özünü maddede gören felsefi öğreti, maddecilik

matine : lat., fra. * mane (sabah), matinalis (sabah ile ilgili) (lat.); matin (sabah) + ée (ile ilgili, sıfat yapım eki) (fra.) * sabahla ilgili olan, öğleden evvel ile ilgili olan; sabah veya öğleden önce yapılan gösteri, tiyatro veya konser; gündüz gösterisi

matite : lat. * matitas (tok ses, dolgunluk) (mat (katı, tok, dolgun) + itas (isim yapım ve durum eki) ) * fizik muayenede perküsyon ile elde edilen, genellikle katı organlar veya sıvı birikimi üzerine vurulduğunda duyulan tok ve dolgun ses

matiz : gre. * mathisos (mayalanmış içki, şarap) * mayalanmış içki, özellikle üzümden yapılan şarap; tutkun sarhoş, sızmış; iki halatı, ek yeri belli olmayacak bir biçimde birbirine ekleme işi

matkap : ara. * sakaba (delmek), sakib (delen, delici), miskab * maden, taş, tahta gibi sert şeyler üzerinde delik açmaya yarayan araç, delgi

matla : ara. * talaa (yükselmek, doğmak, belirmek, ortaya çıkmak) * doğum yeri, doğu, yıldızların ve güneşin doğum yeri; şiirde gazelin ilk mısrası

matlab : ara. * talaba (istemek, talep etmek, dilemek, arzu etmek), talib (isteyen, talep eden, dileyen) * istek, istenilen şey, talep edilen

matlub : ara. * talaba (istemek, talep etmek, dilemek, arzu etmek), talib (isteyen, talep eden, dileyen) * istenen, talep edilen, dilek; Türk musikisinde, rast perdesi temel alınan, hüseyni aralıklarla dizili, duygusal ve hüzünlü tonlara sahip olan, geleneksel melodik yapı ve seyir kuralları ile arzu ve hasreti ifade eden bir makam

matlubek : ara. * matlub (istenen, talep edilen, dilek) + ek (isim yapım eki) * Türk musikisinde, rast perdesi temel alınab, hüseyni ve acem aralıklarıyla dizili, belli seyir kuralları ve tetkik defaları ile melodik olarak duygusal ve hüzünlü ifade sağlayan bir makam

matlup : ara. * talaba (istemek, talep etmek, dilemek, arzu etmek), talib (isteyen, talep eden, dileyen) * istenen, talep edilen, dilek; Türk musikisinde, rast perdesi temel alınan, hüseyni aralıklarla dizili, duygusal ve hüzünlü tonlara sahip olan, geleneksel melodik yapı ve seyir kuralları ile arzu ve hasreti ifade eden bir makam

matmazel : fra. * mademoiselle (ma (benim) + demoiselle (genç kadın, kız) ) * genç kız, evlenmemiş kadın, bayan

matrah : ara. * tarh, taraha (uzaklaştırmak, atmak, çıkartmak) * atılan şey, atkı, atış, çıkarış, çıkarma; yere serilen yaygı veya minder (mattress, matelas, Matratze (döşek, şilte) (ing., fra., alm.) )

matrak : ara. * taraka (vurmak, dövmek, davul çalmak) * kalın sopa, değnek, döven, dövme aleti, vurma aleti, vuran; davul tokmağı, hallaç değneği, mitrak (truncheon (cop) (ing.), matraque (cop) (fra.) )

matriarka : lat., gre. * mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak) (lat.) + arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet, tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) (gre.) * anne veya kadın egemenliğine dayalı toplumun başındaki kadın, madarşah

matriarkal : lat. * mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak) + archalis (yönetsel, yönetimle ilgili, idari, egemenlik ile ilgili) (archo, arcere (yönetmek, idare etmek, önderlik etmek), arkhe (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, antik; hükümet, hakimiyet, tahakküm, yönetim, idare, otorite) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) * anne veya kadın egemenliğine dayalı, matriarka ile ilgili, madarşahi, kadın egemen

matricaria : lat. * mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak), matrix (kaynak, ana, temel yapı; doğuran dişi; rahim; matematikte düzenli sayı dizisi) * Asteraceae familyasına ait, papatya olarak bilinen tıbbi bitki cinsi

matriks : lat., ara. * mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak), matrix (kaynak, ana, temel yapı; doğuran dişi; rahim; matematikte sayıların veya cebirsel ifadelerin satır-sütun düzeninde oluşturduğu düzenli sayı dizisi formundaki tablo; kalıp, kaynak yapı) (lat.); ma (ne, o) + etras (sayfalar, kağıtlar) (ara.) * yazı yazılmış sayfalar, bir öğeler kümesinin satır ve sütunlardan oluşan düzenlenmiş biçimi (matrix (matris) (ing.), matrice (matris) (fra.), Matrix, Matrize (matris) (alm.), tirs (kalkan) (ara.) )

matrilokal : lat. * mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak), matrix (kaynak, ana, temel yapı; doğuran dişi; rahim; matematikte sayıların veya cebirsel ifadelerin satır-sütun düzeninde oluşturduğu düzenli sayı dizisi formundaki tablo; kalıp, kaynak yapı) + locus, locum (yer, mekan, konum, mevki, pozisyon) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * evlenen çiftin kadının ailesinin yanında veya kadının annesinin topluluğunda yaşaması esasına dayanan (aile yerleşim düzeni)

matris : lat., ara. * mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak), matrix (kaynak, ana, temel yapı; doğuran dişi; rahim; matematikte sayıların veya cebirsel ifadelerin satır-sütun düzeninde oluşturduğu düzenli sayı dizisi formundaki tablo; kalıp, kaynak yapı) (lat.); ma (ne, o) + etras (sayfalar, kağıtlar) (ara.) * yazı yazılmış sayfalar, bir öğeler kümesinin satır ve sütunlardan oluşan düzenlenmiş biçimi; sayıların veya diğer matematiksel nesnelerin satır ve sütunlar halinde düzenlenmesiyle oluşan dikdörtgen tablo

matruş : far. * taraşa (kazımak, yontmak, traş etmek; traş edilmiş şey, yonga, talaş) * kazınmış, yontulmuş, traş edilmiş, tıraş olmuş, tıraşlı

matruşka : lat., rus. * mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak) (lat.); matryoşka (matryoşa (anacık, köylü kadın) + ka (küçültme eki) ) (rus.) * ahşap, el yapımı, ortası oyuk bebek figürünün içerisinde iç içe yerleştirilmiş, boyutları giderek küçülen çok sayıda bebekten oluşan Rus yapımı bir oyuncak bebek türü, içiçe geçen Rus bebekleri

matrut : ara. * tarada (uzaklaştırmak, sürmek, kovmak, dışlamak, reddetmek, sürmek; kesintisiz devam etmek) * çıkarılmış, kovulmuş, tardedilmiş, uzaklaştırılmış, işten-yerden kovulmuş, çıkarılmış, kovuntu

matsya : san. * matsya (balık) * Hint mitolojisinde, balık biçiminde ortaya çıkan, insanları tufandan kurtarmakla görevli olan Vişnu’nun ilk avatarı

matt : ara. * matta (yukarı kaldırmak, yükseltmek, çıkıntı yapmak, tümsek oluşturmak) * yukarı kaldırma, yükseltme, çıkıntı yapma, tümsek oluşturma, tümsek; çekme

matteuccia : lat. * Matteucci (İtalyan fizikçi Carlo Matteucci) + ia (isim yapım eki) * Onocleaceae familyasına ait, devekuşu eğreltisi olarak bilinen eğrelti cinsi

matuf : ara. * atafa (eğilmek, yönelmek, meyletmek), atf (eğilim, eğilme, yönelim, yönelme, meyl) * eğilen, dönen, yönelen, meyleden; gramerde tamlanan; yatık, eğmli, meyilli, serili, uzanmış, yayılmış konumda olan şey veya kişi

matuh : ara. * taha (güçsüzleşmek, yorgun düşmek, zihnen veya bedenen zayıflamak) * yaşlılık nedeniyle zihinsel veya bedensel olarak güçsüzleşmiş kişi; akli melekelerini yitirmiş, akıl eksikliği ve zayıflığı hali olan, bunak, bunamış

matür : lat. * mater (anne, valide, doğuran kadın) + meh (olgunlaşmak, vaktinde gelmek, tamamlanmak), matuta (vaktinde gelen, zamanında gelen, olgunlaşan; Roma mitolojisinde sabah tanrıçası; sabah erken saat, doğru zaman) * olgun, olgunlaşmış, olmuş, tamamlanmış, zamanında gelişmiş, tam gelişmiş, tekamül etmiş, kamil, mütekamil

matürasyon : lat. * maturus (olgun, olmuş, tamamlanmış, zamanında gelişmiş, tam gelişmiş, tekamül etmiş, kamil, mütekamil), maturare (olgunlaşmak, olgunlaştırmak, olgun hale getirmek) + tio (isim yapım eki) * biyoloji ve tıp bağlamında hücre, organ veya organizmanın olgunlaşma süreci, olgunlaşma, tekamül

matürite : lat. * maturus (olgun, olmuş, tamamlanmış, zamanında gelişmiş, tam gelişmiş, tekamül etmiş, kamil, mütekamil), maturare (olgunlaşmak, olgunlaştırmak, olgun hale getirmek) + itas (isim yapım ve durum eki) * olgunluk, olgunlaşmış olma, tekamül

maun : ara. * avn, ana (yardım etmek, destek olmak), avni (yardımcı, destekçi), iane (yardımcı olma, bağışta bulunma, maddi veya manevi destek sağlama; yardım; birine yardım etmek için toplanan para) * ihtiyaçlık, az şey, az yardım, fayda, yardım etme, destek olma, iyilik, ihsan, bağış, bahş; ihtiyaç taşıyan, yük kayığı, mavna; Kur'an'ın 107. suresinin ismi

maun : yor. * m'ogani (seçkin/kral ağacı) (yor.); mahogany (ing.) * tropikal bölgelerde yetişen sert odunlu ağaçlardan elde edilen, kızıl-kahverengi tonlarında, kolay işlenen, cilayı iyi tutan ve özellikle lüks mobilya ile tekne yapımında tercih edilen dayanıklı ve değerli bir kereste türü

mauna : haw. * mauna (dağ) * Hawaii dilinde dağ anlamına gelen, özellikle Mauna Kea ve Mauna Loa gibi büyük volkanik dağların adlarında kullanılan coğrafi ad öğesi

maurandya : lat. * Maurand (İspanyol botanikçi Francisco Maurand’ın soyadından) + ia (taksonomik çoğul eki) * Plantaginaceae (bağasıgiller) familyasına ait, Meksika ve ABD'nin güneybatısında doğal olarak yetişen, sarılıcı ve tırmanıcı özellik gösteren çiçekli bitki cinsi

mauritius : lat. * maurice (Kral II. Maurice’in isminden) + ius (ile ilgili, gibi, -a ait) * Hint Okyanusu’nda yer alan, kuzeydoğusunda Rodrigues Adası, batısında Reunion (Fransa) ve Madagaskar, güney ve doğusunda açık deniz ile çevrili olan ada ülkesi

maval : ara. * vaala (ilişkilendirmek, bağlamak), vel (yalan) * Arap müziği ve şiirinde 11. yüzyıldan beri kullanılan beş dizelik sözler üzerine, uzun hava şeklinde, doğaçlama ve ölçüsüz okunan, serbest ölçülü şarkı - ezgi türü, maval; lafı uzatarak yalan, uydurma söz söyleme, maval; şarkı söyleyerek dolaşan dilenci, dilenci şarkısı

mavana : sür. * emma (yüz) + vane (koyun) * yüz koyun; koyun çobanları tarafından yerleşilmiş yer

mavera : ara. * ma (ne, o) + vera (ard, öte, arka) * görülen evrenin ötesi, öteki evren

maveraünnehr : ara. * ma (ne, o) + vera (ard, öte, arka) + el (ön ek, artikel) + nehr (nehir, ırmak, akarsu) * nehrin ötesi, çayardı; Amuderya (Ceyhun), Siriderya (Seyhun) arasında kalan, özellikle Türklerin yaşadığı ve bugün ise Özbekistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Kırgızistan'ın bulunduğu bir bölge; Türk musikisinde bir makam

mavi : ara. * ma (su, sıvı) + i, vi (gibi olan) * gökkuşağı kemerinin üstten beşinci sıradaki rengi

mavi kantaron : ara. * mavi (su gibi; su rengi) (ara.) + kanderion (parlak, ışık saçan (bitki) ) (gre.) * papatyagiller (Asteraceae) familyasından özellikle Orta Avrupa'da bulunan mavi mor yapraklı çiçekleri olan bir bitki türü, centaurea cyanus

maviş : ara. * mavi (su gibi; su rengi) (ara.) + ş (ile ilgili, gibi, benzer) (tür.) * ak tenli ve mavi gözlü (kimse)

mavna : ara. * maun (destek, yardım, ihtiyaçlık) * kıyıda veya limanın uzaklarında demirlemiş gemilere yük götürüp getiren, güvertesiz, büyük tekne; yük ve erzak taşıyan kayık veya tekne

mavra : gre. * amauros (karanlık), mavros (kara, koyu renk, esmer) * birinin esmerliğiyle alay ederek eğlenmek; boş söz, gevezelik; palavra

mavruka : tür. * mavros (siyah, koyu) + ikos (ile ilgili, -a ait) * balık avcılığında dip balıklarının ilgisini çekmek amacıyla kullanılan, kurşundan dökülmüş uzun ve yuvarlak, iki ucu delikli, mazgallanıp cıvayla parlatılmış veya sarı madenden döküm yapılıp nikelajlanmış, 80-130 gr ağırlığında bir av aleti

mavuna : ara. * maun (destek, yardım, ihtiyaçlık) * kıyıda veya limanın uzaklarında demirlemiş gemilere yük götürüp getiren, güvertesiz, büyük tekne; yük ve erzak taşıyan kayık veya tekne

mavzer : alm. * mauser (Alman mucit ve sanayici Paul von Mauser'in soyadından) * atış hızı dakikada ortalama altı mermi olan ve orduda kullanılan bir tüfek tipi

max noether teoremi : alm., gre., tür. * Max Noether (Alman matematikçi Max Noether’in soyadından) (alm.) + theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * cebirsel geometri ve matematikte, özellikle cebirsel eğriler ve yüzeyler üzerinde tanımlı lineer sistemlerin boyutları ile ilişkili önemli korunum yasalarını ve simetrileri ifade eden, Riemann-Roch teoremi ile bağlantılı teknik bir sonuç

maxwell denklemleri : ing., tür. * maxwell (İskoç fizikçi James Clerk Maxwell’in soyadından) (ing.) + denklem (eşitlik) + ler (çoğul eki) + i (iyelik eki) (tür.) * elektrik ve manyetizma alanlarını birleştiren ve elektromanyetik dalgaların doğasını matematikselleştiren dört vektör denklem kümesi

maya : far. * maye (öz, hammadde, cevher) * hamur, yoğurt, peynir, bira, boza hamur, süt veya şekerli sıvılar gibi organik maddelerin içindeki mikroorganizmaların etkisiyle kimyasal ve biyolojik olarak dönüşüme uğraması, gaz çıkarması ve lezzet ile kıvam kazanması (mayalanma) sürecini sağlamada kullanılan madde; öz nitelik, hammadde, cevher, yaratılış; içerdikleri enzimlerin katalizör niteliği etkisiyle şekerleri karbondioksite ve alkole dönüştüren tek hücreli bitki organizmaları (main (esas, öz, başlıca, asıl, ana) (ing.) )

maya : may., lat. * maya (etnik grup, kültürel isim) * Orta Amerika’da M.Ö. 2000 - M.S. 16. yüzyıllar arasında gelişmiş, özellikle matematik, astronomi, yazı ve mimari alanlarda ileri düzeyde kültür ve medeniyet kurmuş antik uygarlık

maya : san. * maya (sihir gösterisi, şeylerin var gibi göründüğü ancak göründükleri gibi olmadığı bir yanılsama, ilüzyon, büyü) (ma (yaratmak) + ya (isim yapım eki) ) * sihir, büyü, ilüzyon, maji

mayabozan : tür. * maya (hamur kabartıcı, kültür) + bozan (düzeni ortadan kaldıran, kötü hale sokan, durumu kötüleştiren) * bir mayanın etkisine karşı koyan, protein yapısında madde

mayasıl : ara. * ma (ne, o) + sala (akmak, dökülmek), seyl (akıntı, sel), yasil (akar, dökülür) * akan şey, akıntı; ciltte kızartı, kaşınma, sulanma, kabuk bağlama vb. doku bozukluklarıyla kendini gösteren ve bulaşıcı olmayan bir deri hastalığı, egzama, basur, hemoroid

mayasız ayini : far., tür. * maye (öz, hammadde, cevher) (far.) + sız (yok, değil) (tür.) + aden, ayin (örf, gelenek, görenek, ritüel) (far.) * dini tören, ibadet düzeni; ayrıca geleneksel merasim veya ritüel; Katolik ve bazı Doğu kiliselerinde, Eucharist sırasında mayasız ekmekle yapılan kutsal ayin

mayasu : tür. * maya (fermantasyon kültürü) + su (hidrojen ile oksijen bileşiminden oluşan saydam ve akışkan madde, sıvı (H2O) ) * yoğurt, boza vb. fermantasyon ürünlerinde kullanılan mayalı su; halk arasında mide ekşimesi veya mayalanma hissi veren sıvı

maydanoz : gre. * makednos (uzun, uzun boylu, iri, yüksek; dağlı), makedonesion, makedonisi (makedonya otu) * maydanozgillerden, yeşil, küçük ve parçalı yapraklı olan ve yemeklerde kullanılan, keskin kokulu bir bitki, petroselinum crispum

maydanozgiller : gre., tür. * makednos (uzun, uzun boylu, iri, yüksek; dağlı), makedonesion, makedonisi (makedonya otu) (gre.) + gil (familya eki) + ler (çoğul eki) * çiçekleri şemsiye biçiminde olan, gövde içi genellikle boş ve aromatik kokulu otsu bitkileri kapsayan botanik bir familya, Apiaceae (eski adıyla Umbelliferae)

maye : far. * maye (asıl, esas, temel, kök, öz, cevher, gerekli madde, maya) * asıl, esas, temel, kök, öz, cevher, gerekli madde, maya; Türk musikisinde Segah perdesinde (veya dügâh perdesinde) karar kılan, uşşak veya hüzzam gibi makamlarla yakın ilişkisi bulunan, genellikle hüzünlü ve mistik bir karakter sergileyen az kullanılmış mürekkep (bileşik) bir makam

maye-aşiran : far., ara * maye (asıl, esas, temel, kök, öz, cevher, gerekli madde, maya) (far.) + aşiran (aşiretten türemiş, kabile ile ilgili; onuncu olan, onlu) (ara.) * Türk musikisinde, maye perdesi aşiran (rast perdesinin altındaki temel ses) kabul edilen, genişleyişi pes bölgede, seyri aşağıdan yukarıya doğru olan makam

maye-buselik : far., ara. * maye (asıl, esas, temel, kök, öz, cevher, gerekli madde, maya) + buse (öpme, öpücük) (far.) + ebu (baba, ata) + salaka (yola gitmek, yolculuk etmek), selik, salik (yola giren, yol yürüyen, yolcu, bir yola girmiş olan; yol, iz) (ara.) * Türk musikisinde, maye perdesi buselik dizisi üzerine kurulu olan, seyri çoğunlukla aşağıdan yukarıya olup orta seslerde buselik çeşnisiyle karakter kazanan bir makam

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...