ağır bar :
tür. * ağır (yoğun kütleli, yük olarak zorlayıcı; yavaş, zor) + bar (güneydoğu
Anadolu tarzı dans) * Kars dolaylarında, davul zurna, saz veya armonik, kırnata
(klarnet) eşliğinde, 10-20 kişi tarafından oynanan sıra oyunu (diğerleri Alaca
Bar (kadınlı erkekli oynanır), Hançer Barı, Hoşbilezik, Tanzara ve Temur Ağa
ağır sanayi :
tür., ara. * ağır (yoğun kütleli, yük olarak zorlayıcı; yavaş, zor) (tür.) +
sanayi (yapılmış iş, üretim, zanaat; hammaddelerin, fabrikalar, atölyeler ve
endüstriyel üretim alanlarında işlenerek ekonomik değeri olan ürünlere
dönüştürüldüğü üretim ve imalat faaliyetlerinin tümü, üretim, endüstri) (sanaa
(yapmak, üretmek, icat etmek, bir şey ortaya koymak, tasarlamak) + i (ile
ilgili, -a ait) ) (ara.) * makine, metal, demir-çelik, enerji, gemi yapımı gibi
büyük miktarda ham madde ve sermaye gerektiren üretim kollarının bütünü
ağır semai :
tür., ara. * ağır (yoğun kütleli, yük olarak zorlayıcı; yavaş, zor) (tür.) +
semai (dinleti), semia, sema (duymak, işitmek, dinlemek) + i (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) (ara.) * Türk musikisinde, klasik fasılda yer alan sözlü, din
dışı eserlerin büyüklerinden olan, fasıl içinde bestelerle yürük semai arasında
icra edilen bir form
ağır siklet :
tür., ara. * ağır (yoğun kütleli, yük olarak zorlayıcı; yavaş, zor) (tür.) +
sakala (ağır gelmek, ağır olmak), siklet (ölçü, ağırlık) (sikl (ağırlık, yük) +
et (isim yapım eki) ) (ara.) * boks, güreş gibi sporlarda en yüksek veya yüksek
ağırlık sınıfı; mecazen güçlü, iri yapılı kimse
ağır vasıta :
tür., ara. * ağır (yoğun kütleli, yük olarak zorlayıcı; yavaş, zor) (tür.) +
vasıta (araç, taşıt) (ara.) * yük ve yolcu taşımacılığında kullanılan, ağırlığı
ve taşıma kapasitesi yüksek motorlu taşıtların genel adı
ağır yallı :
tür. * ağır (yoğun kütleli, yük olarak zorlayıcı; yavaş, zor) + yal (ritim,
adım, tempo) + lı (ile, birlikte, beraber) * yavaş, ritimli ve ağır adımlarla
oynanan dans veya yürüyüş tarzı; Azerbaycan halk kültüründe yer alan Kars
yöresinde de oynanan mitolojik bir sıra oyunu; ağır ritim eşliğinde ağır
hareketler ile oynanan yallı
ağır zeybek :
tür., ara. * ağır (yoğun kütleli, yük olarak zorlayıcı; yavaş, zor) (tür.) +
zibak (civa; Mısır halk destanlarında bir kahraman; ele avuca sığmayan kişi
(mecazi) ) (ara.) * ağır ritim eşliğinde ağır hareketler ile oynanan zeybek
ağırbaşlı :
tür. * ağır (yoğun kütleli, yük olarak zorlayıcı; yavaş, zor) + baş (ilk olan,
tepede olan, tepe, uç, ön; kafa; şef, yönetici, lider, reis) + lı (sahibi, ile,
birlikte) * tutum ve davranışları ölçülü, topluluk içinde davranmasını bilen,
olgun kimse
ağırkanlı :
tür. * ağır (yoğun kütleli, yük olarak zorlayıcı; yavaş, zor) + kan
(damarlardaki, alyuvar, akyuvar ve plazmadan oluşan, oksijen ve besin taşıyan
kırmızı renkli hayat sıvısı; soy, nesil, kök, köken) + lı (ile, birlikte,
beraber) * temkinli, duygularını hemen açığa vurmayan, kolay öfkelenmeyen kimse
ağırlamak :
tür. * ağır (yoğun kütleli, yük olarak zorlayıcı; yavaş, zor) + la (bağlaç) +
mak (fiil mastar eki) * bir konuğu veya konuğa gelen kimseyi karşılayıp onunla
ilgilenmek, konuk etmek; bir kimseyi bulunduğu yerde kabul etmek; hürmet
göstermek, izzet ve ikram etmek, konuk etmek
ağırlaşmak :
tür. * ağır (yoğun kütleli, yük olarak zorlayıcı; yavaş, zor) + laş (dönüşlü
fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * ağır hale gelmek, ağırlığı artmak; daha
ağır bir duruma gelmek; işler, koşullar veya durum güçleşmek, ciddileşmek,
yavaşlamak
ağırlık :
tür. * ağır (yoğun kütleli, yük olarak zorlayıcı; yavaş, zor) + lık (isim yapım
ve durum eki) * bir cisme, konumunda etki eden çekim kuvveti (kg)
ağırlık merkezi :
tür. * ağır (yoğun kütleli, yük olarak zorlayıcı; yavaş, zor) + lık (durum eki)
+ merkez (orta nokta, odak) (rekz (saplayıp baskılayıp sabit kılmak, dikmek) )
+ i (iyelik eki) * bir cisme etki eden kütleçekim kuvvetleri bileşkesinin
uygulandığı kuramsal nokta
ağırlıklı :
tür. * ağır (yoğun kütleli, yük olarak zorlayıcı; yavaş, zor) + lık (durum eki)
+ lı (ile, birlikte) ) * bir değerlendirmede, herhangi bir konuya olağanın
üzerinde önem vermek, anlam yüklemek ve etkisini belli bir oranda artırmak
ağırlıklı ortalama :
tür. * ağırlıklı (miktar veya önem derecesine göre) (ağır (yoğun kütleli, yük
olarak zorlayıcı; yavaş, zor) + lık (durum eki) + lı (ile, birlikte) ) +
ortalama (tüm değerlerin toplamının değer sayısına bölünmesiyle bulunan değer)
(orta (merkez, ikiye eşit bölünme noktası, iki tarafa eşit mesafede olan konum)
(or (kesmek) + ta (yeri, -de) + la (etken fiil eki) + ma (isim yapım eki) ) *
bir sayısal dizideki her bir değerin, kendisiyle ilintili belirli bir kriter
(ağırlık değeri) ile çarpılması sonrasında oluşan değerlerin toplamının
kriterler toplamına bölünmesiyle elde edilen ortalama
ağırsamak :
tür. * ağır (yoğun kütleli, yük olarak zorlayıcı; yavaş, zor) + sa (bağlaç) +
mak (fiil mastar eki) * birine karşı soğuk davranarak sıkıntı verdiğini
anlatmak; bir işi yavaş yapmak, önemsememek, ilgilenmemek; bir işi ağır bulmak,
yük saymak, yüksünmek
ağırşak :
tür., aram., sür. * ağır + sakil, şakul (ağır) * iplik eğirmeye yarayan iği
ağırlaştırmak için alt ucuna takılan, tahta, kemik veya madenden yapılmış,
ortası delik yarımküre biçimindeki ağırlık, yün eğirmede kullanılan sarkaç;
yassı ve değirmi nesne
ağış :
tür. * ağ (yükselmek, yukarıya çıkmak) + ış (isim yapım eki) * yerden yukarı
yükseliş
ağıt :
tür. * ağ, ığ, yığ (üzüntüden gözyaşı dökmek, ağlamak) + ıt (isim yapım eki) *
ağlamak eylemi; ölen bir kimsenin ardından yazılan ezgi şiir
ağız :
tür. * ağ (boşluk, giriş, açıklık) + ız, uz (ucu, sonu) * kafada burnun
altında, çenenin üstünde bulunan ve girişi iki dudaktan oluşan konuşma,
seslenme ve beslenme organı
ağız dalaşı :
tür. * ağız (açıklık, boşluk, giriş) (ağ (boşluk, giriş, açıklık) + ız, uz
(ucu, sonu) ) + dalaş (birbirine saldırma, kavga etme) (dala, tala (ısırmak,
dişlemek) + ş (işteş fiil eki) ) + ı (iyelik eki) * iki veya daha çok kişinin
birbirine sert, kırıcı veya sataşmalı sözler söyleyerek tartışması, sözlü kavga
ağız kuruluğu :
tür. * ağız (açıklık, boşluk, giriş) (ağ (boşluk, giriş, açıklık) + ız, uz
(ucu, sonu) ) + kuru (az yağış alan, susuz, nemsiz) + luk (isim yapım ve durum
eki) + u (iyelik eki) * ağızda tükürük azalması veya yetersizliği nedeniyle
oluşan kuruluk durumu, kserostomi
ağızlık :
tür. * ağız (açıklık, boşluk, giriş) + lık (araç, vasıta) * sigara içmekte
kullanılan, bir ucuna sigara takılıp öteki ucundan nefes çekilen çubuk
şeklindeki araç
ağızotu :
tür. * ağız (açıklık, boşluk, giriş) + ot (küçük yabani bitki, yeşillik) + u
(iyelik eki) * fişekte, mayında vb.de kullanılan, ateşlemeyi sağlayan parlayıcı
madde
ağlama duvarı :
tür., far. * ağ, ığ, yığ (üzüntüden gözyaşı dökmek) + la (bağlaç) + ma (isim
yapım ki) (tür.) + duvar (sınırlayıcı, ayırıcı, engelleyici yapı, engel, yüksek
yapı, perde, sed) (deya (kerpiç) + vare (yapı) ) (far.) + ı (iyelik eki) (tür.)
* Kudüs’te yer alan ve Yahudilerin, önünde dua etmek, yas tutmak ve Kudüs’teki
tapınaklarının yıkılışını anmak için ziyaret ettikleri ve kutsal saydıkları
Batı Duvarı
ağlamak :
tür. * ağ, ığ, yığ (üzüntüden gözyaşı dökmek) + la (bağlaç) + mak (fiil mastar
eki) * üzüntü, sevinç, aşırı heyecanlanma nedeniyle sessizce, inleyerek,
hıçkırarak, çığlık veya kahkaha atarak gözyaşı dökmek, gözlerinden yaş gelmek
ağlamaklı :
tür. * ağ, ığ, yığ (üzüntüden gözyaşı dökmek) + lı (sıfat yapım eki) *
ağlayacakmış gibi görünen, sesi veya yüzü ağlıyor izlenimi veren, üzgün ve
duygulanmış bir görünüm taşıyan
ağlasun :
gre. * sagalassos (sagalas (yarışmacı kız) + os (son ek) ) * Burdur’un bir
ilçesi
ağlatı :
tür. * ağ, ığ, yığ (üzüntüden gözyaşı dökmek) + la (bağlaç) + tı (isim yapım
eki) * ağlama, ağlatma eylemi veya ağlamaya yol açan durum; acıklı, hüzün
verici olay ya da anlatım; ölüm, kayıp, yas ve üzüntü üzerine yazılmış şiir
veya edebi eser türü, ağıt, eleji
ağlı :
tür. * ağu (zehir) + lu (ile ilgili, gibi, -a ait) * Kastamonu’nun bir ilçesi
ağma :
tür. * ağmak (eğmek, eğilmek; aşağıya inmek, düşmek, yağmak) (ağ (eğmek,
eğilmek, inmek, düşmek, yağmak) + mak (fiil mastar eki) ) * aşağıya inme,
düşme, yağma; Güneş sistemine bağlı, belli bir yörüngesi olmayan, bu yüzden
atmosferin üst katmanlarına girebilen ve burada bir ateş külçesine dönüşen
küçük gökcismi, akanyıldız; yıldız, yıldız akması
ağmak :
tür. * ağmak (eğmek, eğilmek; aşağıya inmek, düşmek, yağmak) (ağ (eğmek,
eğilmek, inmek, düşmek, yağmak) + mak (fiil mastar eki) ) * aşağıya inmek,
düşmek, yağmak; denge bozularak bir yanı ağır gelmek, bir yana eğilmek
ağnam :
ara. * ganem, ğanem (koyun) * Osmanlı İmparatorluğu'nda koyun ve keçi gibi
küçükbaş hayvanlardan alınan vergi
ağnamak :
tür. * ağ (eğmek, eğilmek) + na (fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * at, eşek
vb. toza toprağa yatıp yuvarlanmak, ters dönmek, ağınmak
ağraz :
ara. * garez (arzu, amaç, istek; birine karşı kötülük etme isteği) * amaçlar,
arzular, istekler
ağrı :
asu. * ararat, urartu, uraştu (krallık; yüksek yer) (ara (yer) + rat (yüksek) *
Türkiye'nin Doğu Anadolu Bölgesi'nde Yukarı Murat-Van Bölümü'nde bulunan,
doğudan İran İslam Cumhuriyeti (Maku İli, Bazargan İlçesi), batıdan Erzurum
İli, kuzeyden Kars ve Iğdır illeri, güneyden Bitlis ve Van illeri, güneybatıdan
ise Muş İli ile çevrili olan 4 plakalı ili
ağrı :
tür. * ağrı (acı, sancı, acı, sızı, rahatsızlık hissi) (ağr (haykırmak,
bağırmak, çığlık atmak; acı çekmek, hastalanmak) + ı (isim yapım eki) ) (tür.);
algos, algesia (ağrı) (gre.) * psikolojik veya fizyolojik kaynaklı doku zararı
sonucu oluşan rahatsız edici his
ağrı duyarlılığı :
tür. * ağrı (acı, sancı, acı, sızı, rahatsızlık hissi) (ağr (haykırmak,
bağırmak, çığlık atmak; acı çekmek, hastalanmak) + ı (isim yapım eki) ) +
duyarlı (hassas, çabuk tepki veren) (duy, tuy (hissetmek, anlamak, algılamak,
fark etmek, işitmek) + ar (geniş zaman eki) + lı (sıfat yapım eki) ) + lık
(isim yapım eki) + ı (iyelik eki) * ağrıyı duyma ve algılama yeteneği, ağrının
şiddetini hissetme ve algılama düzeyi
ağrı kesici :
tür. * ağrı (acı, sancı, acı, sızı, rahatsızlık hissi) (ağr (haykırmak,
bağırmak, çığlık atmak; acı çekmek, hastalanmak) + ı (isim yapım eki) ) + kes
(ayırmak) + ici (yapan, eden eki) * ağrıyı ortadan kaldıran etken, ilaç,
analjezik
ağrıkesici :
tür. * ağrı (acı, sancı, acı, sızı, rahatsızlık hissi) (ağr (haykırmak,
bağırmak, çığlık atmak; acı çekmek, hastalanmak) + ı (isim yapım eki) ) + kes
(ayırmak) + ici (yapan, eden eki) * ağrıyı ortadan kaldıran etken, ilaç,
analjezik
ağrımak :
tür. * ağrı (acı, sancı, acı, sızı, rahatsızlık hissi) (ağr (haykırmak,
bağırmak, çığlık atmak; acı çekmek, hastalanmak) + ı (isim yapım eki) ) + mak
(fiil mastar eki) * bir yerinde ağrı veya sızı olmak, bedensel olarak acı
vermek, sancımak
ağrotur ve dikelya :
gre. * Akrotiri (burun, denize olan kara çıkıntısı) + kai (ve) + Dekelos (Tanrı
armağanı) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * Birleşik Krallık’a bağlı Kıbrıs
adasındaki bir askeri üs
ağtabaka :
tür., ara. * ağ (gözenekli örgüsel yapı) (tür.) + tabaka (katman, kat) (ara.) *
göz yuvarlarının iç yüzeyinde görme sinirinin yayılması ile beliren, ışığa
duyarlı, ağımsı bölüm, retina
ağu :
tür. * ağu, ağı (zehir, öldürücü madde) * zehir, özellikle canlıları
zehirleyerek öldüren veya zarar veren madde
ağustos :
lat. * augere (artırmak, çoğaltmak, büyütmek, yüceltmek, geliştirmek), augustus
(görkemli, saygın, yüce, artırıcı) * yılın sekizinci ayı, Roma imparatoru ismi
ağustos böceği :
lat. * ağustos (yılın sekizinci ayı, Roma imparatoru ismi) (augere (artırmak,
çoğaltmak, büyütmek, yüceltmek, geliştirmek), augustus (görkemli, saygın, yüce,
artırıcı) ) + böcek (eklembacaklı, kanatlı veya kanatsız küçük hayvan) + i (iyelik
eki) * Hemiptera (yarımtakım) takımının ağustos böceğigiller (Cicadidae)
familyasından, yaz aylarında, özellikle ağustos ayında ötüşüyle tanınan, sıcak
bölgelerde yaşayan ve erkekleri yüksek sesli ötüş çıkaran böcek; ağustos
böceği, cicada
ağyar : ara.
* gayr (başka, diğer, öbür, dışarıdaki, harici, yabancı), mugayyer (aykırı,
ayrı), tegayyur (halden hale geçmek, değişmek) * başkaları, diğerleri,
hariciler, yabancılar
ağzı pek :
tür. * ağız (açıklık, boşluk, giriş) + ı (iyelik eki) + pek (katı, sert, sıkı)
* sır saklayan, duyduğu veya bildiği şeyleri başkalarına söylemeyen, ketum,
güvenilir kimse, sır tutan, ağzı sıkı
ağzı sıkı :
tür. * ağız (açıklık, boşluk, giriş) + ı (iyelik eki) + sıkı (dar, gevşek
olmayan) * sır saklayan, duyduğu veya bildiği şeyleri başkalarına söylemeyen,
ketum, güvenilir kimse, sır tutan, ağzı pek
ağzı sulanmak :
tür. * ağız (açıklık, boşluk, giriş) + ı (iyelik eki) + su (hidrojen ile
oksijen bileşiminden oluşan saydam ve akışkan madde, sıvı (H2O) ) + lan
(dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * çok imrenmek, edinmeyi çok
istemek, çok arzulamak, aşırı özenmek; yemeyi çok istemek
ah :
ara. * ah (kardeş, birader; dost, ihvan (ç.) ) * kardeş, birader; dost, ihvan
(ç.)
ah :
far. * ah (acı, üzüntü, özlem, şaşkınlık veya hayıflanma bildiren ünlem, feryat
nidası) * acı, üzüntü, özlem, yakınma, şaşkınlık veya hayıflanma gibi güçlü
duyguları belirtmek için söylenen ünlem, feryat nidası
aha :
tür. * ah, aha (hah, işte, burada, şurada, orada) * hah, işte, burada, şurada,
orada; belirtme nidası, işaret etme nidası, bir yerin pek yakın olduğunu
belirtme nidası
ahad :
ara. * vahid (bir) * bir, tek, yegane; birler; birden dokuza kadar olan sayılar
ahali :
ara. * ahala (bir şeye uygun hale getirmek, hak kazandırmak, bir yeri veya şeyi
sahiplerine vermek; toplamak, bir araya getirmek, halk oluşturmak) + i (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer), ehl (insan topluluğu, aile, ev halkı, kabile)
(t) (ara.), whole (tüm, bütün, hepsi, toplu) (ing.) * halk, topluluk, herkes,
tüm bulunanlar, umum, nas, bir memleketin yerlileri, bir memlekette oturanlar,
yaşayanlar
ahar :
ara. * ahara (yapmak, hazırlamak, karıştırmak; hazırlık, uygulama malzemesi) *
hattatların kullandıkları, kağıda sürülen nişastalı yumurta; kahvaltı; bir
çeşit çelik
ahar :
ara. * ahir, uhra (diğer, başka, sair, öbür, öteki; son, sonraki) * başkası,
başka, diğer, öbür, öteki, gayrı, üçüncü kişi
ahavat :
ara. * uht (kız kardeş) * kızkardeşler; benzer şeyler
ahbab :
ara. * habba (sevmek, bağlanmak, arzulamak), hubb (sevme, bağlanma, arzulama),
habib (sevgili, sevilen, arzulanan), muhib (sevilen, arzulanan) * dost; sevilen
dostlar; sevilenler, ehibba, muhibler
ahbap :
ara. * habba (sevmek, bağlanmak, arzulamak), hubb (sevme, bağlanma, arzulama),
habib (sevgili, sevilen, arzulanan), muhib (sevilen, arzulanan) * dost; sevilen
dostlar; sevilenler, ehibba, muhibler
ahbar :
ara. * haber (bilgi, bildirim, duyuru, ilim, malumat, havadis), habir (bilgili,
haberdar), ihbar (haber verme, bilgilendirme) * alimler, din büyükleri,
faziletli kimseler, haber almış kimseler, bilgilenmiş kimseler, haberdarlar,
habirler; haberler
ahçı :
tür. * aş (yemek, yiyecek, gıda, besin) + çı (yapan, eden, sağlayan) * yemek
yapan, gıda hazırlayan
ahçıbaşı :
tür. * aş (yemek, yiyecek, gıda, besin) + çı (yapan, eden, sağlayan) + baş (ilk
olan, tepede olan, tepe, uç, ön; kafa; şef, yönetici, lider, reis) + ı (iyelik
eki) * şef aşçı, yönetici aşçı
ahçik :
erm. * ağçig, ahçik (kız) * yabancı kadın, yabancı kız, güzel kız, Süryani kızı
ahd :
ara. * ahd, akd (düğüm, bağlama, bağlanma) * söz, anlaşma, sözleşme, taahhüt,
yemin, vefa, vaad, akit
ahde vefa :
ara. * ahide (söz vermek, taahhüd etmek, yükümlülük altına girmek, sözleşmek,
anlaşmak), ahd (söz, anlaşma, sözleşme, akd, akit, yemin, vefa, yükümlülük) + e
(belirtili nesne eki) + vefa (sözünü tutma, borcuna sadık olma, görevini yerine
getirme) (ifa (yapmak, yerine getirmek) fiilinin isim hali) * verilen sözü
yerine getirme veya getirme gayreti
ahdetmek :
ara. * ahide (söz vermek, taahhüd etmek, yükümlülük altına girmek, sözleşmek,
anlaşmak), ahd (söz, anlaşma, sözleşme, akd, akit, yemin, vefa, yükümlülük)
(ara.) + etmek (yapmak, eylemek, işlemek) (tür.) * söz vermek, yemin etmek,
taahhüd etmek, bir konuda kesin bir karara varıp buna bağlı kalacağını
bildirmek
ahd-i atik :
ara. * ahide (söz vermek, taahhüd etmek, yükümlülük altına girmek, sözleşmek,
anlaşmak), ahd (söz, anlaşma, sözleşme, akd, akit, yemin, vefa, yükümlülük) + ı
(tamlama eki) + atik (eski) * eski ahit, Tevrat, Hz. Musa’ya indirilen kitap
ahd-i cedid : ara.
* ahd (söz, anlaşma, sözleşme, taahhüt, yemin, vefa, vaad, akit) + ı (tamlama
eki) + cedid (yeni) * yeni ahit, İncil, Hz. İsa’ya indirilen kitap
ahd-name :
ara., far. * ahide (söz vermek, taahhüd etmek, yükümlülük altına girmek,
sözleşmek, anlaşmak), ahd (söz, anlaşma, sözleşme, akd, akit, yemin, vefa,
yükümlülük) (ara.) + name (kitapçık, mektup, risale, belge, yazı; birine
hitaben yazılmış yazı) (far.) * anlaşmanın şartlarını ve anlaşmayı yapanların
imzalarını taşıyan kağıt, sözleşme belgesi
aheng-i-tarab :
far. * ahang, aheng (vezin, ölçü, edep) + ı (tamlama eki) + tarab (sevinç,
neşe, şadlık) * Türk musikisinde, rast veya hüseyni dizileri temel alınarak
oluşturulan, karar perdesi genellikle rast (do) olan, melodi yapısında zengin
süslemeler ve çeşitli geçkiler içeren, dinleyicide derin duygusal etki ve coşku
uyandıran, özellikle gazel ve şarkı türlerinde tercih edilen, adeta “musiki
ahengi” ve “tarab” (keyif, zevk) duygusunu yansıtan karakteristik bir makam
ahenk :
far. * ahang, aheng (vezin, ölçü, edep) * uyum, harmoni, uzlaşma, uygunluk
ahenktar :
far. * ahang, aheng (vezin, ölçü, edep) + dar (gibi olan, ile ilgili, tutan,
alan, koruyan, sahip ve malik olan, taşıyan) * uyumlu, uygun, düzgün, ahenkli,
makamlı
aheste :
far. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + hasti (olmak, var olmak;
uyumlu, yavaş) * yavaş, sessiz, uyumlu
ahfa :
ara. * hafa (gizlemek, saklamak), hafiy (gizli, saklı) * çok gizli, pek gizli,
en gizli
ahfad :
ara. * hafid (evlat, oğul, torun) * torunlar, gelecek kuşaklar
ahfat :
ara. * hafid (evlat, oğul, torun) * torunlar, gelecek kuşaklar
ahım şahım :
ara., far., tür. * ah (kardeş, birader; dost) (ara.) + ım (iyelik eki) (tür.) +
şah (hükümdar, kağan, kral, reis, başkan, padişah; büyük, üstün, usta, seçkin,
önde gelen) (far.) + ım (iyelik eki) (tür.) * pek beğenilecek, çok hoşa
gidecek, olağanüstü niteliği olan
ahır :
far. * ahor (hayvanların barındırıldığı yer, hayvan evi) * at, sığır, koyun vb.
hayvanların barındırıldığı kapalı yer, hayvan barınağı
ahırlı :
tür. * ahır (at barınağı) + lı (ile, birlikte, beraber) * Selçuklular döneminde
Bozkır’ ı ilk fetheden Bozkır Bey’ in at bakıcısının bu bölgede yerleşmiş
olmasından dolayı lçenin Ahırlı olarak anılageldiği rivayet edilir.
ahıska :
gür. * akhal (kale) + tsikhe (yeni) (yeni kale) * Posof ırmağı üzerinde,
Gürcistan'ın güneyinde kurulmuş olan ve Türkiye sınırına 15 km. uzaklıkta olan
bir şehir
ahi :
ara. * ah (kardeş) + i (benim) * kardeşim
ahid :
ara. * ahide (söz vermek, taahhüd etmek, yükümlülük altına girmek, sözleşmek,
anlaşmak), ahd (söz, anlaşma, sözleşme, akd, akit, yemin, vefa, yükümlülük) *
ahdeden, söz veren, vaad eden
ahilik :
ara. * ah (kardeş) + i (-im; iyelik eki) + lik (durum eki) * Ahi Evran
tarafından Hacı Bektaş-ı Veli'nin tavsiyesiyle kurulan esnaf dayanışma
teşkilatı, Ahiyân-ı Rum
ahilla :
ara. * halil (sıcak, samimi dost) * sadık ve samimi arkadaşlar; en sadık
dostlar, haliller
ahir :
ara. * ahhara (ertelemek, ötelemek, geciktirmek, ileriye atmak; ötesine geçmek,
sonraki safhaya geçmek), ahiret (sonraki, ötesi), uhra (sonra, diğer, başka,
öte, öbür) (ara.), other, autre, ander (diğer, öteki, başka) (ing., fra. alm.)
* sonraki, diğeri, öteki, öbür
ahir zaman :
ara. * ahir (son, sonra, sonraki, diğer, başka, öte, öbür) + zaman (süre,
vakit, çağ, devir) * Dünyanın son zamanı ve son devresi, Dünya hayatının
kıyamete yakın son devresi.
ahiren :
ara. * ahir (son, sonra, sonraki, diğer, başka, öte, öbür) + en (gibi, olarak)
* en son, en son olarak; son zamanlarda, yakında
ahiret :
ara. * ahhara (ertelemek, ötelemek, geciktirmek, ileriye atmak; ötesine geçmek,
sonraki safhaya geçmek), ahir (son, sonra, sonraki, diğer, başka, öte, öbür) +
i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + et (ile ilgili, gibi olma) * sonraki
hal, ölüm sonrası hal
ahit :
ara. * ahide (söz vermek, taahhüd etmek, yükümlülük altına girmek, sözleşmek,
anlaşmak), ahd (söz, anlaşma, sözleşme, akd, akit, yemin, vefa, yükümlülük) *
tanıma, yükümlülük, söz verme, yemin
ahitname :
ara., far. * ahd, ahid (söz, anlaşma, sözleşme) + name (kitapçık, mektup,
risale, belge, yazı; birine hitaben yazılmış yazı) * İslam devletlerinde
hükümdar tarafından yabancı gayrimüslim topluluklara verilen hakları ifade eden
yazı; vasiyet yazısı, ısmarlama yazısı, yemin edip söz verme yazısı, eman verme
ve zimmetine alma yazısı
ahiz :
ara. * ahz (almak, yakalamak, tutmak, kavramak) * esir; alma, kabul etme
ahize :
ara. * hazza, hazaza (sallamak, titreştirmek, ses iletmek), ihtizaz (titreşim)
* titreşim yapan; telefon veya telsiz alıcısında, sesleri alan ve konuşma
sırasında kulağa tutulan cihaz parçası
ahkab :
ara. * hakaba (dönemleri kapsamak, zaman süresini geçirmek), hukb (uzun zaman
dilimi, uzun zaman, uzun dönem, nesiller boyu, çağ) * uzun zamanlar, uzun
dönemler, çağlar, nesiller; seksen yıl
ahkaf :
ara. * hıkf (kum tepesi) * uzun, meyilli ve yüksekçe kum yığını, eğri büğrü kum
tepeleri; Kur'an'ın 46. suresinin ismi
ahkam :
ara. * hakama (karar vermek, hüküm vermek), hukm (karar, yargı, yargılama),
hakim (yargıç), tahakküm (hüküm altına alma, kontrol altında tutma) * hükümler,
yargılar, kararlar
ahkemil hakimin :
ara. * ahkem (en iyi hüküm veren) + el (ön ek, artikel) + hakim (hüküm veren) +
in (çoğul eki) * hakimlerin hakimi, hükümdarların hükümdarı, hakimlerin en
hakimi, Cenab-ı Hak
ahla :
ara. * hulv (tatlı, şirin) * en tatlı, en şirin, çok tatlı, pek tatlı, çok
şirin, çok tatlı
ahlaf :
ara. * halafa (aykırı olmak, zıtlaşmak, karşı gelmek, muhalefet etmek; ardından
gelmek, arkasından gelmek, yerine geçmek, ikame etmek, takip etmek, sonradan
gelmek, halef olmak), halef (sonradan gelen, takip eden, yerine geçen), hilafet
(halifelik, sonradan gelmelik, takipçilik) * sonradan gelenler, takip edenler,
yerine geçenler
ahlak :
ara. * halaka (yaratmak, oluşturmak, meydana getirmek, ibda etmek), halk
(yaratış, oluşturma; toplum, yaratılmışlar), hulk (yaratılış), haluk (iyi
ahlaklı) * yaratılışlar, huylar, değer yargıları; toplumda benimsenen iyi ve
kötü davranış ilkeleri
ahlak bilimi :
ara., tür. * ahlak (yaratılışlar, huylar, değer yargıları; toplumda benimsenen
iyi ve kötü davranış ilkeleri) (ara.) + bilim (bilme, ilim, tanıma) + i (iyelik
eki) (tür.) * hlakın ilke, değer, kural ve davranışlarını sistemli biçimde
inceleyen bilim dalı, etik
ahlak zabıtası :
ara. * ahlak (yaratılışlar, huylar, değer yargıları; toplumda benimsenen iyi ve
kötü davranış ilkeleri) + dabata, zabata (düzenlemek, denetlemek, kurala
bağlamak), dabit, zabit (düzenleyici, denetleyici) (ara.) + sı (iyelik eki)
(tür.) * toplumun ahlaki davranış ve yaşam kurallarına uyulmasını denetlemekle
görevli kolluk birimi veya görevliler bütünü
ahlaki :
ara. * ahlak (yaratılışlar, huylar, değer yargıları; toplumda benimsenen iyi ve
kötü davranış ilkeleri) + i, iy (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ahlak ile
ilgili, etik
ahlakiyat :
ara. * ahlak (yaratılışlar, huylar, değer yargıları; toplumda benimsenen iyi ve
kötü davranış ilkeleri) + i, iy (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + at (çoğul
eki) * ahlak ile ilgili hususlar, ahlaki meseleler
ahlaksız :
ara., tür. * ahlak (yaratılışlar, huylar, değer yargıları; toplumda benimsenen
iyi ve kötü davranış ilkeleri) (ara.) + sız (yokluk, eksiklik, zıtlık,
olumsuzluk eki) (tür.) * ahlak kurallarına uymayan, ahlaki değerleri
gözetmeyen, toplumca kötü veya uygunsuz kabul edilen davranışlarda bulunan
ahlaksızlık : ara.,
tür. * ahlak (yaratılışlar, huylar, değer yargıları; toplumda benimsenen iyi ve
kötü davranış ilkeleri) (ara.) + sız (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki)
+ lık (isim yapım eki) (tür.) * ahlak kurallarına uymama, ahlaki değerleri
gözetmeme durumu, ahlaka aykırı davranış veya tutum
ahlal :
ara. * halil (sıcak, samimi dost) * samimi dostlar, yaranlar
ahlam :
ara. * hulm (rüya, düş, görüm) * rüyalar, düşler, görümler
ahlas :
ara. * galis (saf, temiz, özgün) * daga halis, en halis, en temiz, daha temiz
ahlat :
ara. * halt (karıştırmak), ihtilat (karışmak, karışıp görüşmek) * çok
karıştırılabilir, karıştırılmaya elverişli
ahlat :
gre. * akhras (yaban armudu; dikenli ağaç), akladi (armut) * gülgiller
familyasından kendi kendine yetişen, üzerine armut aşılanan, yemişi ancak iyice
olgunlaştıktan sonra yenebilen yabani dağ armudu ağacı, pyrus amygdaliformis
ahlat :
ura., ara. * halads (ura.), hil’at (yüksek makamdaki kişilerin, takdir
ettikleri kişilere giydirdikleri elbise, kaftan) (ara.) * Bitlis’in bir ilçesi
ahlat-ı erbaa :
ara. * ahlat (özsu, sıvı, öz) ) + ı (tamlama eki) + erbaa (dört) * Yunan bilim
insanı Hipokrat tarafından ortaya konan ve klasik tıpta insan sağlığını ve
mizacını etkilediği kabul edilen dört temel sıvıya (kan, balgam, sarı safra,
siyah safra) verilen grup ismi
ahmad :
ara. * hamada (övmek, takdir etmek, yüceltmek), hamid (övülesi, takdir edilesi,
yüceltilesi) * daha çok övülmüş (hamdetmiş) ve herkesten daha çok övülmüş;
övülesi, övülmeye layık, medhedilmeye layık, erkek ismi
ahmak :
ara. * hamuka (aptallık etmek, bönlük etmek, salakça davranmak) * budala,
salak, aptal, idraki zayıf
ahmed :
ara. * hamada (övmek, takdir etmek, yüceltmek), hamid (övülesi, takdir edilesi,
yüceltilesi) * daha çok övülmüş (hamdetmiş) ve herkesten daha çok övülmüş;
övülesi, övülmeye layık, medhedilmeye layık; erkek ismi
ahmer :
ara. * humr (kırmızı) * kırmızı, kızıl
ahmet :
ara. * hamada (övmek, takdir etmek, yüceltmek), hamid (övülesi, takdir edilesi,
yüceltilesi) * daha çok övülmüş (hamdetmiş) ve herkesten daha çok övülmüş;
erkek ismi
ahmetcan :
ara. * ahmed (daha çok övülmüş (hamdetmiş) ve herkesten daha çok övülmüş;
övülesi, övülmeye layık, medhedilmeye layık; erkek ismi) + can (hayat, yaşam,
dirilik, ruh) * erkek ismi
ahmetli :
ara., tür. * ahmed ( (daha çok övülmüş (hamdetmiş) ve herkesten daha çok
övülmüş; övülesi, övülmeye layık, medhedilmeye layık; erkek ismi) (ara.) + li
(ile, birlikte, beraber) (tür.) * Manisa'nın bir ilçesi (Karaca Ahmet Bey’in
isminden önce Seyit Ahmetli sonra Ahmetli ismi verilmiştir.)
ahnas :
ara. * hanasa (yemini bozmak, ahdi bozmak, sözünü çiğnemek, ihanet etmek,
sapmak; geri çekilmek, saklanmak, görünmez olmak, sinsice geri durmak,
uzaklaşmak; günah işlemek), hıns, hins (inançtan veya doğrudan sapma, yüz
çevirme; ahdi bozma, yeminden dönme, yalan yere yemin; günaha girme; döneklik
veya ikiyüzlülük (mecazi); yemin; ağır yük) * inançtan veya doğrudan sapmalar,
yüz çevirmeler; ahdi bozmalar, yeminden dönmeler, yalan yere yeminler; günaha
girmeler; döneklik veya ikiyüzlülükler (mecazi); yeminler; ağır yükler
ahram :
ara. * harrama (haram kılmak, men etmek, yasaklamak), mahrem (yasak, gizli,
sakınılması gereken), harem (kadınların bulunduğu yer) * gizli yerler, gizli
olup herkesin girmesi serbest olmayan yerler; kadınların bulunduğu yerler,
haremler
ahrar :
ara. * hur (özgür) * özgürler, hür olanlar
ahras :
ara. * ahras (dilsiz) * dilsiz veya hem sağır hem dilsiz
ahraz :
ara. * ahras (dilsiz) * dilsiz veya hem sağır hem dilsiz
ahreb :
ara * harab (perişan, mahvolmuş, yıkık) kelimesinin pekiştirilmiş hali * çok
harab, çok perişan, çok yıkık; rubi adlı dört mısralı manzumelerin mef'ulü ile
başlayan türü
ahsen :
ara. * hasen (güzel; güzellik), husn (güzellik; iyilik) * daha güzel, en güzel
ahsen-i takvim :
ara. * ahsen (en güzel) + i (tamlama bağlacı) + kama, kavm (düzeltmek,
düzenlemek, ayakta durmak, dikilmek), takvim (kıvama koyma, düzeltme,
düzenleme, ayakta durma) * en güzel kıvama koyma, en güzel düzenleme
ahsenül hadis :
ara. * ahsen (en güzel) + el (ön ek, artikel) + hadis (söz, söylem, kelam) * en
güzel söz; Kur’an’da Allah kelamını niteleyen sıfat
ahsenül halikin :
ara. * ahsen (en güzel) + el (ön ek, artikel) + halik (yaratıcı, yaratan) * en
güzel yaratan, yaratıcıların en güzeli
ahsenül kasas :
ara. * ahsen (en güzel) + el (ön ek, artikel) + kasas (hikayeler, anlatılar,
kıssalar) * hikayelerin en güzeli, kıssaların en güzeli
ahşa :
ara. * haşe (korkmak, ürkmek), haşi (korkan, ürken, sakınan), vahşi (korkunç,
yabani, saldırgan) * korkunç, çok korkunç yer; mahalleler, bölgeler
ahşab :
ara. * haşb (tahta, kereste, odun, tahta, ağaç gövdesi) * tahtalar, keresteler,
odunlar, tahta malzemeler
ahşap :
ara. * haşb (tahta, kereste, odun, tahta, ağaç gövdesi) * tahtalar, keresteler,
odunlar, tahta malzemeler
ahtapot :
gre. * okto (sekiz) + pous, podos (ayak) * sekiz bacaklı; yumuşak gövdeli,
sekiz kollu, Octopoda takımında sınıflandırılan yumuşakçaların genel ismi
ahter :
far. * aht (parlamak, ışımak) + dar (gibi olan, ile ilgili, tutan, alan,
koruyan, sahip ve malik olan, taşıyan) (far.); aster, star, astre (yıldız)
(gre., ing., fra.) * yıldız; baht, talih, şans
ahu :
far. * ahu (ceylan, karaca) * çiftparmaklılar (Artiodactyla) takımının
boynuzlugiller (Bovidae) familyasından, Arabistan ve Kuzey Afrika çöllerinde yaşayan,
ince yapılı, ince bacaklı, çok zarif, çok hızlı koşan ve iri gözlü memeli
hayvan, gazal, ceren, ceylan, karaca; güzel, ince, zarif kadın; hızlı, süratli;
kadın ismi
ahududu :
far. * ahu (ceylan, karaca) + dud (duman, koyu renk, karartı) * ceylan dudağı
gibi kırmızı, koyu renkli meyve; gülgiller familyasından, çalı görünümünde ve
dikenli bir bitkinin (Rubus idaeus) dutu andıran, kırmızı renkli, sulu ve
kokulu yemişi, frambuaz (Rubus idaeus), dağ çileği
ahuzar etmek :
far. * ah (acı, üzüntü, özlem, hayret, sevinç nidası (ünlemi) ) + u (bağlaç) +
zar (ağlamak) + et (yapmak, eylemek) + mek (fiil mastar eki) * ağlayarak
inlemek, ah etmek, ahlayıp vahlamak, ah çekmek, sızlanmak veya dert yanmak
ahva :
ara. * hava (kararmak, koyulaşmak, siyahlaşmak), huvve (siyah, kararmış, koyu
renkli) * siyahlaşmış, siyah, kararmış, koyu renkli
ahval :
ara. * hal (durum, vaziyet) * haller, durumlar, vaziyetler
ahver :
ara. * havara (beyazlaşmak, parlak olmak; yakın olmak, eşlik etmek, dönmek,
çevresinde dolanmak, çevirmek, eksen etrafında hareket etmek, çevresinde
dolanmak, yoldaşlık etmek), havra (beyaz, beyaz yüzlü, beyaz gözlü kadın)
kelimesinin müzekkeri (erili) * akıllı; iri gözlü güzel; müşteri yıldızı.
(Jüpiter); beyaz yüzlü, beyaz gözlü, güzel yüzlü adam (her iki cins için de
çoğulu "huri" kelimesidir.)
ahya :
ara. * hayy (diri, canlı, yaşayan, hayatta olan), ihya (canlandırma, diriltme,
yaşatma) * diriler, canlılar, yaşayanlar, hayatta olanlar
ahyan :
ara. * hiyn (zaman, vakit) * vakitler, zamanlar
ahyanen :
ara. * hiyn (zaman, vakit), ahyan (vakitler, zamanlar) + en (gibi, olarak) *
arasıra, bazen, bazı zamanlar, zaman zaman, kah kah, ara sıra meydana gelen
veya görülen; belli periyotlarla tekrar eden
ahyar :
ara. * hayr (seçme, seçim, tercih, tercih etme, karar verme; iyilik, doğruluk,
fayda, yarar, sevap; erdem, üstünlük, nimet), hayyer (iyi, doğru, yararlı,
faydalı, hayırlı) * hayırlılar, iyiler, hayırseverler, iyilik severler (zıttı
“eşrar”)
ahz :
ara. * ahaza (almak, tutmak, kapmak, yakalamak) * alma, tutma, yakalama, kapma;
kabul etme; işkence etme
ahz u ita :
ara. * ahaza (almak, tutmak, kapmak, yakalamak), ahz (alma, tutma, yakalama,
kapma; kabul etme) + u (tamlama bağlacı) + ata (vemek, getirmek), ita (verme,
veriş, getirme) * iki taraf arasında karşılıklı mal veya para mübadelesi,
alışveriş
ahz u kabul :
ara. * ahaza (almak, tutmak, kapmak, yakalamak), ahz (alma, tutma, yakalama,
kapma; kabul etme) + u (tamlama bağlacı) + kabala (yüzünü dönmek, karşılamak,
almak, tutmak, kabul etmek, benimsemek, mümkün olmak, yapabilmek), kabul
(yüzünü dönme, karşılama, alma) * alıp kabul etme
ahz u sirkat :
ara. * ahz (almak, elde etmek) + u (bağlaç) + sirkat (hırsızlık, çalma) *
başkasına ait bir söz veya şiiri sahiplenmek
ahz ü girift :
ara. * ahaza (almak, tutmak, kapmak, yakalamak), ahz (alma, tutma, yakalama,
kapma; kabul etme) + u (tamlama bağlacı) + gereften (yakalamak, tutmak,
dolanmak), girift (karmaşık, iç içe geçmiş) * ele geçirme, yakalama; esir alma
ahz ü kabz :
ara. * ahaza (almak, tutmak, kapmak, yakalamak), ahz (alma, tutma, yakalama,
kapma; kabul etme) + u (tamlama bağlacı) + kabd, kabz, kabada, kabaza
(belgelemek, tasdik etmek, sıkmak, daraltmak, kavramak, tutmak, yakalamak,
almak, kabz etmek) * kendine mal etme; bedeli tahsil etme
ahzab :
ara. * hazaba (taraftar olmak, birinin etrafında toplanmak, birlik olmak,
birleşmek, gruplaşmak), hizb (ayrılıp gidenler, birlik, grup, güruh) * gruplar,
birlikler, topluluklar, güruhlar; Kur’an’ın 33. suresinin ismi
ahzen :
ara. * huzn (üzüntü, acı, keder) * en hüzünlü, pek hüzünlü, en üzüntülü
ahzetmek :
ara. * ahaza (almak, tutmak, yakalamak) * almak, kabul etmek
AI :
ing. * aortic (aort) + insufficiency (yetersizlik) * aort kapağının tam
kapanmaması sonucu kanın geriye kaçması durumu
AI :
ing. * artificial (yapay, suni) + intelligence (akıl, zeka) * insan zekasına
benzer şekilde öğrenme, akıl yürütme, problem çözme ve karar verme işlemlerini
gerçekleştirebilen bilgisayar sistemleri veya yazılımlar bütünü
aica :
ing. * anterior (ön, öndeki) + inferior (alt) + cerebellar (serebral) + artery
(arter) kelimelerinin akronimi * beyinciğe kan sağlayan üç çift arterden biri
aichryson :
gre. * aeichryson (daima altın renkli) * yaprakları sarımsı-yeşil tonlarda ve
etli olan, taşkıranagiller familyasına ait sukulent (sulu, suyu olan) bitkileri
kapsayan bir bitki cinsi
aid :
ara. * ad, ada (dönmek, geri gelmek) filinin sıfat hali * ait olmak,
tanımlanmak
aidat :
ara. * ada (dönmek, geri gelmek), iade (geri verme, döndürme), vaad (verilmesi,
döndürülmesi, iade edilecek olan) (ara.), due (aidat, ödenek, vade, geri
verilmesi beklenen, döndürülmesi beklenen) (ing.), ödemek (öd + mek)
(karşılığını geri vermek) (tür.) * ödenek, yatırımdan geri gelen, iade olunan,
geri gelen, geri alınan; kar, kazanç, fayda
aidiyet :
ara. * ada (dönmek, geri gelmek), iade (geri verme, döndürme), vaad (verilmesi,
döndürülmesi, iade edilecek olan), aid (dönen, geri gelen) + iyet (isim yapım
eki) * bir şeye bağlı olma, ilişkilendirilme, mensup olma, ait olma,
alakalılık, ilgililik; birine mahsus olma;
AIDS :
gre. * acquired (edinilmiş) + immune (bağışıklık) + deficiency (yetersizliği) +
syndrome (sendromu) * bağışıklık sistemini çökerten HIV virüsünün sebep olduğu
sendromun akronim hali
aika :
ara. * aika (mani olmak, engel olmak, alıkoymak) * alıkoymaya ve te'hire sebep
olan şey, mani, engel, avaik (ç.)
ail :
ara. * ala (sapmak, haksızlığa meyletmek, yüklenmek; geçindirmek (birini),
bakmak (birine) ), a'le, iyal (hane halkı, bir evde yaşayan insan grubu)
(ara.); ail (kötü durumda olan, yoksul, fakir), idle (boşta) (ing.) * ailesini
geçindiren, idare eden; kalabalık ailesi olan; yoksul, fakir
aile :
ara. * a'le, iyal (hane halkı, bir evde yaşayan insan grubu) * evlilik ve kan
bağına dayanan, karı, koca, çocuklar, kardeşler arasındaki ilişkilerin
oluşturduğu en küçük toplum
aile planlaması :
ara. * a'le, iyal (hane halkı, bir evde yaşayan insan grubu) (ara.) + planlama
(tasarlama, düzenleme, önceden yol belirleme) (planus (düz, düzlem, yüzey,
satıh, yassı, düz yüzeyli, seviyelenmiş, pürüzsüz, yayvan, yumuşak) (lat.);
plan (fra.) + la (etken fiil eki) + ma (isim yapım eki) ) + sı (iyelik eki)
(tür.) * çiftlerin çocuk sahibi olma zamanını ve çocuk sayısını bilinçli
biçimde belirlemelerine yönelik uygulama ve yöntemlerin bütünü
aile reisi :
ara. * a'le, iyal (hane halkı, bir evde yaşayan insan grubu) + ra’s (baş, kafa,
tepe, uç, reis, temel, esas)i, reis (baş, önder, lider, yönetici, başkan,
hükümdar) (ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * aile içinde yönetici veya sorumlu
konumunda bulunan kişi, ailenin başı kabul edilen kimse
aileron :
fra. * aile (kanat) + ron (küçültme ve sıfat yapım eki) * uçaklarda, kanatların
arka kenarında bulunan ve uçağın yuvarlanma hareketini kontrol eden hareketli
yüzey
ailevi :
ara. * aile (aile) + vi (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * aileye ilişkin,
ailesel
ailuridae :
gre. * ailouros (kedi) (ail (hareketli, hızlı, çevik, hızlı hareket eden) +
ouros (kuyruk) (hızlı kuyruk) ) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.);
idae (-giller, zoolojik familya eki) * etçiller (Carnivora) takımına ait,
günümüzde yalnızca kızıl panda (Ailurus fulgens) türünün temsil ettiği bir
memeli hayvan familyası
ailurofil :
gre. * ailurophilia (ailouros (kedi) (ail (hareketli, hızlı, çevik, hızlı
hareket eden) + ouros (kuyruk) (hızlı kuyruk) ) + philein (sevmek), philos
(seven, sever, sevici) * kedi sever, kedi seven
ailurofili :
gre. * ailurophilia (ailouros (kedi) (ail (hareketli, hızlı, çevik, hızlı
hareket eden) + ouros (kuyruk) (hızlı kuyruk) ) + philia (sevme durumu,
hoşlanma durumu) (philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * kedi severlik, kedi sevgisi
ailurofobi :
gre. * ailurophobia (ailouros (kedi) (ail (hareketli, hızlı, çevik, hızlı
hareket eden) + ouros (kuyruk) (hızlı kuyruk) ) + phobia (korkma, korkulu olma)
(phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kedi korkusu
ailuronyx :
gre. * ailouros (kedi) (ail (hareketli, hızlı, çevik, hızlı hareket eden) +
ouros (kuyruk) (hızlı kuyruk) ) + onyx (tırnak, pençe) * Gekkonidae familyasına
ait, yalnızca Seyşeller Adaları'na özgü olan, dokunulduğunda kolayca deri
döken, "bronz geko" veya "deri döken geko" olarak bilinen
küçük bir kertenkele (geko) cinsi
ailuropoda : gre. * ailouros (kedi) (ail
(hareketli, hızlı, çevik, hızlı hareket eden) + ouros (kuyruk) (hızlı kuyruk) )
+ pous, podos (ayak) + a (çoğul eki) * etçiller (Carnivora) takımının
ayıcıgiller (Ursidae) familyasına ait ayı benzeri bir memeli hayvan cinsi, dev
panda, kedi ayaklı
aim :
ibr. * am (ulus, millet, halk) * Hz. Süleyman’ın (Solomon) ana kitabı olan
Lemegeton, Clavicula Salomonis’te maji ile ilgili olan ve 72 cini tanımlayan
Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, yılan, insan ve kedi (veya
buzağı) olmak üzere üç kafalı tasvir edilen ve kurbanlarına yaratıcılık ile
kurnazlık verip şehirleri ateşe verme gücüne sahip olduğuna inanılan,
cehennemin Büyük Dükü olan ve yirmi altı lejyonu yöneten 23. cin, Aini, Aym,
Haborym
aiolos :
gre. * aiolos (hareketli, hareket eden, hızlı, çevik) * Yunan mitolojisinde
rüzgar tanrısı
air ball :
ing. * air (hava) + ball (top) * hava topu; basketbolda potaya şut olarak
atılan topun birbir şutun panyaya veya potaya değmemesi ve sayı olmaması
aira :
gre. * aeira (hafiflik, esintiyle hareket eden) * ince saplı ve hafif başaklı
yapısıyla rüzgarda kolayca sallanan, buğdaygiller familyasına ait çayır
otlarını kapsayan bir bitki cinsi
airborn :
gre., ing. * aer (hava) (gre); air (hava) + bear (taşımak), born (taşınan,
taşınmış) (ing.) * hava vasıtasıyla taşınan
aişe :
ara. * aʿaşa (yaşatmak, hayat vermek, geçindirmek, geçimini sağlamak; dönmek,
yüz çevirmek (mecazi) ), maaş (geçimlik) * yaşayan, diri, hayat dolu, canlı;
kadın ismi
ait :
ara. * ad, ada (dönmek, geri gelmek, ait olmak, tanımlanmak) * ilişkin, ilgili,
bir kimseye veya şeye bağlı olan
aizoaceae :
gre., lat. * aeizoon (hep canlı, hep yaşayan, daima diri, ölümsüz) (aei (daima,
her zaman, sürekli, devamlı) + zoon (canlı, hayvan) (gre.) + aceae (-giller,
botanik familya eki) (lat.) * çoğunluğu kurak ve sıcak iklimlere adapte olmuş,
yapraklarında ve gövdelerinde su depolayabilme yetenekleri sayesinde kurağa son
derece dayanıklı olan, etli yapraklara (sukulent) sahip, papatyaya benzeyen
gösterişli, renkli çiçekler açan iki çenekli çiçekli bitkiler familyası,
buzçiçeğigiller, makasotugiller
ajan :
lat. * agent (agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek,
gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek) + ent (- an, yapan eden
anlamı veren son ek) ) * bir devlet veya bir kuruluşça görevlendirilip onun
amacı için gizli olarak çalışan kimse; herhangi bir konuda işlev gören unsur
ajanda :
lat. * agendum (agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek,
sürmek, gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek) + ent (- an, yapan
eden anlamı veren son ek) + dum (isim yapım eki) * gündem, yapılacak işler
ajania :
lat. * Ajania (Orta Asya’da tarihsel bir bölge adı) + ia (isim yapım eki) *
Orta Asya kökenli, papatyagiller (Asteraceae) familyasına ait aromatik ve çok
yıllık otsu bitkileri kapsayan bir bitki cinsi
ajans :
lat. * agentia (yapma, etme, eyleme), agent (yapan, eden, eyleyen) (agere
(yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek,
yönlendirmek, hareket ettirmek) + ent (yapan eden anlamı veren son ek) + ia
(-lık, isim yapım ve durum eki) ) * haber toplayıp yayma işiyle uğraşan kuruluş
ajda :
ara. * acada (güçlü olmak, kudret göstermek, sağlam durmak), acd (güç, kudret,
sağlamlık) * güçlü, kudretli, sağlam, acda
ajenez :
gre. * agenesis (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + gignesthai
(doğmak), genesis (oluşum, oluşma, doğum, yaratılış) (genes (doğuran, ortaya
çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + osis (isim
yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * bir organın embriyonik büyüme ve gelişme
sırasında primordial dokunun yokluğu nedeniyle gelişmemesi
ajitasyon :
lat. * agere, agitare (hareket etmek, eylemde bulunmak, aktif olmak, yapmak) +
tio, tionem (fiili isim yapan isim son ek) * kışkırtma, kışkırtı, provokasyon,
çırpınma, debelenme, hareket etme
ajitatör :
lat. * agere, agitare (hareket etmek, eylemde bulunmak, aktif olmak, yapmak) +
tor (-cı, yapan, eden eki) * kışkırtıcı, provoke eden kişi; özellikle politik
veya toplumsal ortamda insanları harekete geçiren, provoke eden kimse, tahrik
eden kimse, ajitasyon yapan, ajite eden
ajite :
lat. * agitatus (agitare (sürmek, hareket ettirmek) + tus (geçmiş zaman ve
sıfat yapım eki) ) (lat.); agiter (sallamak, çalkalamak; kışkırtmak, tahrik
etmek), agité (sallanmış, çalkalanmış; kışkırtılmış, tahrik edilmiş) (fra.) *
harekete geçirilmiş, kışkırtılmış, tahrik edilmiş; rahatsız, huzursuz,
taşkınlık yapan
ajna :
san. * a (üzerine, -a doğru) + jna (bilmek, tanımak, anlamak) * emir, buyruk,
talimat; yoga ve Tantra geleneğinde insan bedenindeki yedi çakradan biri olan
ve kaşların arasıyla ilişkilendirilen çakra, üçüncü göz çakrası
ajuga :
lat. * abigo (uzaklaştırmak, kovmak), ajuga (bozucu ot) * yayılıcı gövdeleri ve
mavi-mor çiçekleriyle bilinen, ballıbabagiller (Lamiaceae) familyasına ait bitki
cinsi
ajur :
eski fra. * ajorer (açmak, delik açmak) * dantel ve nakış işinde delik, seyrek
örgü, kafes örgüsü, gözenek; el işlerinde işleme, süs ve motif yapmaya yarayan
teknik
ajüste :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + justare (uygun hale getirmek,
uydurmak, ayarlamak) (justus (hak, adil, doğru, uygun, düzgün) + are (fiil
yapım eki) ) * ayarlanmış, düzeltilmiş, uygun hale getirilmiş, alıştırılmış,
uydurulmuş; ölçü veya durumları optimize edilmiş
ak :
tür. * ak (beyaz; su; akmak) * beyaz
ak ana :
tür. * ak (beyaz; ağmak, akmak, beyazlamak, ışımak, yükselmek, yukarı çıkmak
veya aşağı inmek, yaratmak) + ana (anne) * Türk, Tatar, Altay, Yakut, Çuvaş
mitolojilerinde deniz tanrıçası; Ağ Ana, Ürüng Ene, Şura (Sura, Sor) Ene; Sagan
(Sagağan, Saj) Ece (moğ.)
ak dügah :
tür., far. * ak (beyaz; akmak) (tür.) + du, dü (iki) + gah (yer, mekan, konum,
mevki, makam, lokasyon) (far.) * Türk musikisinde, dügah perdesi temel alınarak
oluşturulan, karar perdesi dügah (la), güçlü perdesi rast (do) olan; genellikle
neşeli ve parlak bir karaktere sahip, hareketli geçkilerle zenginleştirilmiş,
özellikle oyun havası ve hızlı şarkılarda kullanılan, melodik yapısı itibarıyla
canlı ve ferah bir etki bırakan makam
aka :
tür. * ak (yukarı kalkmak, çıkmak, yükselmek), aka (büyük) * büyük, büyük erkek
kardeş
akab :
ara. * akaba (takip etmek, izlemek, ardına düşmek, peşinden gitmek, ardından
gelmek, ardından gitmek, arkasından gelmek), ukba (ahiret, öbür dünya, ceza,
sonuç), ukbe (nöbet, değişimli, ardından gelmeli, gözetme eylemi), takib
(ardından gelme, izleme, peşinden gitme), akab (ayak topuğu, iz, ard, peş,
sonra), akib (sonradan gelip devam ettiren, sonuca eren, sonuçlanan), akibet
(sonuç, netice), ukba (ahiret, öbür dünya, ceza, sonuç), muakab (ardından
gelen, takip eden ve zaman veya sıra bakımından sonrasında gerçekleşen;
cezalandırılmış) * ayak topuğu, iz, ard, peş, sonra, izleme, peşinden gitme
akabe :
ara. * akaba (takip etmek, izlemek, ardına düşmek, peşinden gitmek, ardından
gelmek, ardından gitmek, arkasından gelmek), ukba (ahiret, öbür dünya, ceza,
sonuç), ukbe (nöbet, değişimli, ardından gelmeli, gözetme eylemi), takib
(ardından gelme, izleme, peşinden gitme), akab (ayak topuğu, iz, ard, peş,
sonra), akib (sonradan gelip devam ettiren, sonuca eren, sonuçlanan), akibet
(sonuç, netice), ukba (ahiret, öbür dünya, ceza, sonuç), muakab (ardından
gelen, takip eden ve zaman veya sıra bakımından sonrasında gerçekleşen;
cezalandırılmış) * sarp geçit, dik ve aşılması zor yokuş
akabinde :
ara., tür. * akab (ard, sonrası, peşi) (ara.) + i (iyelik eki) + nde (yerinde,
olduğunda, zamanında) (tür) * ardından, sonrasında, sonucunda
akaç :
tür. * ak (sıvının hareket eylemi) + aç (araç, vasıta, yol) * bir yerde birikip
kalmış suyu veya bir sıvıyı dışarıya akıtmaya yarayan oluk, boru veya araç, su
yolu
akad :
süm. * agade (Akkad) * taht şeklinde yatak, özellikle Baal tapınağında bulunan
taht, arş; M.Ö. 24.-22. yüzyıllarda, Mezopotamya'nın Güney Merkez kesiminde,
Dicle ve Fırat nehirlerinin birbirlerine en çok yaklaştıkları yerde kurulmuş
ilk büyük merkezi krallık
akademi :
gre. * akademos, akademeia (akade (sakin, sessiz) + mos (yer, bölge, alan) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (Platon’un felsefe okulunun bulunduğu
Atina yakınlarında yer alan ve Thesus efsanesindeki mitolojik figür Akademos’un
adıyla anılan Akademos Bahçesi’nden) * sessiz ve sakin yer ile ilgili olma;
yüksekokul, yüksek seviyeli öğrenim, üniversite öğrenimi
akademik :
gre. * akademeia (akademi) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
bilimsel, eğitimle ilgili, araştırma ve öğrenimle bağlantılı, akademi ile
ilgili
akademisyen :
gre., fra. * akademeia (akademi) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(gre.) + ien (kişi, yapan, eden) (fra.) * akademi ile ilgili çalışmalar yapan
kişi; öğretim üyesi, bilim insanı, araştırmacı; akademi ile ilgili olan kişi,
akademici
akademizm :
gre. * akademeia (akademi) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin
eki) * sanat veya edebiyat alanında, yaratıcı özgünlükten ziyade yerleşik
kurallara, biçimsel ölçülere ve akademik otoritelere bağlı kalma anlayışı;
kurallara aşırı bağlılık, akademicilik, akademi ile ilgili olma; Avrupa sanat
akademilerinin etkisi altında üretilen, Neoklasizm ve Romantizm etkileşimli bir
resim ve heykel tarzı
akağaç :
tür. * ak (beyaz, temiz, açık) + ağaç (kalın gövdeli ve dallı bitki) *
Gürgengillerden olan, kerestesinden yararlanılan beyaz kabuklu bir ağaç türü,
Betula alba
akait :
ara. * akide (inanç, iman; ilke, esas, prensip, kural) * inançlar, imanlar,
esaslar, ilkeler, prensipler; İslam dininin temel esasları, inanılması zaruri
hükümleri
akaju :
lat. * acaju, caju (kendini üreten fındık) * tropik bir ağaç, bu ağaçtan elde
edilen fıstık
akak :
tür. * ak (sıvının ilerlemesi, dökülmek) + ak (vasıta, araç) * bir akarsuyun
içinden aktığı yarıntı, yatak
akala :
san. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + kala (parça, kısım,
bölüm) (parçalar halinde olmayan, bütün, yekpare) * orta boylu, odunsu dalı az,
gövdesi dik, yaprak ve kozaları orta büyüklükte olan, uzun lifli ve böceklenmeye
dayanıklı, Amerikan tohumundan üretilen, bir pamuk türü
akalazya :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + khalasis (gevşeme,
rahatlama, yumuşama) (khalan (gevşemek; yumuşamak, rahatlamak) + asis (isim
yapım eki) ) * yemek borusunun, mideye geçişi sağlayan alt özefagus
sfinkterinin gevşeme fonksiyonunu bozan ve yutma bozukluğuna sebep olan
hastalık, aklazi
akalkuli :
gre., lat. * aculculia (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + khalix
(kireç taşı) (gre.); calculus (hesaplama, sayma; küçük taş) (calc, calx (çakıl
taşı, kireç taşı) + culus, ulus (küçültme eki) ) + ia (durum eki) ) (lat.) *
hesaplayamama, sayamama sendromu
akall :
ara. * kalla (azalmak, eksilmek, küçülmek; bir şeyi azaltmak), kalil (az,
eksik, küçük) * daha az, en az, pek az, en küçük
akalliyet :
ara. * kalil (az, eksik, küçük), akall (daha az, en az, pek az, en küçük) +
iyet (isim yapım eki) * azlık, azınlık; bir ülkede hakim unsurların haricinde
olan ve çoğunluk olmatan insan kitlesi
akamber :
tür., ara. * ak (beyaz, temiz, açık) (tür.) + anber (güzel koku; adabalığı ve
kaşalot gibi büyük balıkların bağırsaklarında bulunan güzel kokulu madde;
derisinden kalkan yapılan bir balık) (ara.) * ispermeçet balinalarının
karnından çıkarılan güzel kokulu bir madde)
akamet :
ara. * akim (kısır, verimsiz, ürün vermeyen), akama (kısırlaşmak,
verimsizleşmek) + et (isim yapım eki) * kısırlık, verimsizlik
akamprosat :
lat., gre. * a (yokluk ve olumsuzluk öneki) (lat.) + kampos (kavrama, tutunma,
yakalama) + sat (tuz formunu belirten ek) (gre.) * alkol yoksunluğu nedeniyle
bozulan beyindeki kimyasal sinyalleri stabilize etmek için kullanılan alkolizm
tedavi ilacı, kalsiyum asetil homotaurinat (C5H11NO4S)
akamushi :
jap. * aka (kırmızı) + mushi (böcek) * riketsiya tsutsugamushiyi ileten
leptotrombidum türü, orman tifüsü, Kedani akarı
akaniaceae :
gre., lat. * ake (çıkıntı, sivri uç, diken, sivri kısım, iğne, başak), akan
(iğne uçlu, iğne şeklinde) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.)
* Doğu Avustralya, Tayvan, Vietnam ve Çin’e özgü, rassicales (turpgiller)
takımına ait, her biri yalnızca tek bir tür içeren Akania ve Bretschneidera
cinslerinden oluşan, genellikle "şalgam ağacıgiller" olarak bilinen
çiçekli bitki familyası
akantaria :
gre., lat. * akantha, akanthos (diken, omurga; diken çiçeği) (ake (çıkıntı,
sivri uç, diken, sivri kısım, iğne, başak), akan (iğne uçlu, iğne şeklinde) +
anthos (çiçek) ) (gre.) + arius (isim/sıfat yapım eki) + a (çoğul eki) (lat.) *
denizlerde yaşayan ve iskeletleri sölestin (stronsiyum sülfat) kristallerinden
oluşan, genellikle fotosentez yapan tek hücreli canlılarla ortak yaşam
(simbiyoz) kurabilen mikroskobik bir ışınlı tek hücreli (radyolaryen) canlı
grubu
akanthostachys :
gre. * akantha, akanthos (diken, omurga; diken çiçeği) (ake (çıkıntı, sivri uç,
diken, sivri kısım, iğne, başak), akan (iğne uçlu, iğne şeklinde) + anthos
(çiçek) ) + stakhys (başak, salkım) * çiçek veya yaprak yapıları dikenli
başaklar oluşturan, palmiyegiller familyasına ait bir bitki cinsi
akantolizis :
gre. * akantha, akanthos (diken, omurga; diken çiçeği) (ake (çıkıntı, sivri uç,
diken, sivri kısım, iğne, başak), akan (iğne uçlu, iğne şeklinde) + anthos
(çiçek) ) + lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest
kalma, yıkım) (lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis
(isim yapım eki) ) * deri dokusu lezyonu; hücreler arası bağlantıların
çözülmesi sonucu keratinositler arasındaki kohezyonun kaybolması ve bazen
intraepidermal vezikül oluşumu
akantomoeba :
gre. * akantha, akanthos (diken, omurga; diken çiçeği) (ake (çıkıntı, sivri uç,
diken, sivri kısım, iğne, başak), akan (iğne uçlu, iğne şeklinde) + anthos
(çiçek) ) + ameibein (değişmek, dönüşmek, yerine geçmek, değiştirmek), amoibe,
amoeba (değişim, dönüşüm) * bakteriye benzeyen, acanthamoeba isimli bir amipten
kapılabilecek nadir bir göz enfeksiyonu
akantosit :
gre. * akantha, akanthos (diken, omurga; diken çiçeği) (ake (çıkıntı, sivri uç,
diken, sivri kısım, iğne, başak), akan (iğne uçlu, iğne şeklinde) + anthos
(çiçek) ) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) * hücre zarında
düzensiz ve dikenimsi çıkıntılar bulunan, genellikle şiddetli karaciğer
hastalıkları veya nadir görülen nörolojik ve kalıtsal bozuklukların bir
belirtisi olarak ortaya çıkan anormal bir kırmızı kan hücresi
akantoz :
gre. * akantha, akanthos (diken, omurga; diken çiçeği) (ake (çıkıntı, sivri uç,
diken, sivri kısım, iğne, başak), akan (iğne uçlu, iğne şeklinde) + anthos
(çiçek) ) + osis (durum, sorun, hastalık, enfeksiyon) * malpigi tabakasının
(stratum bazale ve stratum spinozum) kalınlaşması anlamına gelen diffüz
epidermal hiperplazi (derinin kalınlaşması)
akantozis :
gre. * akantha, akanthos (diken, omurga; diken çiçeği) (ake (çıkıntı, sivri uç,
diken, sivri kısım, iğne, başak), akan (iğne uçlu, iğne şeklinde) + anthos
(çiçek) ) + osis (durum, sorun, hastalık, enfeksiyon) * malpigi tabakasının
(stratum bazale ve stratum spinozum) kalınlaşması anlamına gelen diffüz
epidermal hiperplazi (derinin kalınlaşması)
akantozis nigrikans : gre.
* akantha, akanthos (diken, omurga; diken çiçeği) (ake (çıkıntı, sivri uç,
diken, sivri kısım, iğne, başak), akan (iğne uçlu, iğne şeklinde) + anthos
(çiçek) ) + osis (durum, sorun, hastalık, enfeksiyon) (gre.) + nigricans
(siyahımsı, siyahi) (niger, nigr (siyah) + cans (-msı, gibi, benzer) ) (lat.) *
cildin kadifemsi bir şekilde koyulaşmasına neden olan ve genellikle diyabete
bağlı ortaya çıkan, diffüz epidermal hiperplazi olarak tanımlanan bir cilt
hastalığı
akanyıldız :
tür. * ak (sıvı ilerlemek) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + yıldız
(kendi enerjisini üreten, ışık kaynağı olan ve ışık yayan, kütleçekimiyle bir
arada tutulan sıcak gaz ve plazmadan oluşan gök cismi, necm, star) (yal, yul,
yıl (ışıldamak, parıldamak, parlamak, ışımak, ışık saçmak, aydınlatmak) + dız
(isim yapım eki) ) * Güneş sistemine bağlı, belli bir yörüngesi olmayan ve
atmosferin üst katmanlarına girerek bir ateş külçesine dönüşen küçük gökcismi,
şahap.;
akapella :
lat. * a, alla (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + capella (şapel, tapınak alanı)
(cappa (pelerin, palto) + ella (küçültme eki) ) * müzik aleti kullanılmadan
insan sesi ve doğal tonlar ile yapılan müzik türü
akapni :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık, olumsuzluk eki) + kapnos (duman) + eia (isim
yapım ve durum eki) * dumansız, dumansız yanan veya duman çıkarmayan (madde,
süreç ve tedavi yöntemi)
akar :
ara. * akar (taşınmaz mal, gelir getiren mülk) * gelir getiren mülk, taşınmaz,
bina
akar :
gre. * akarina (akari (akar, böcekçik, zerre, ufak şey) + na (son ek) ), acarus
(lat.) * Acarina, örümceğimsiler (Arachnida) alt sınıfından küçük
eklembacaklıları kapsayan, parafiletik bir grup, mayt
akarat :
ara. * akar (gelir getiren mülk, bina) + at (çoğul eki) * gelir getiren
mülkler; İstanbul’daki Akaretler semtinin isminin kökeni
akarat-ı mevkufe :
ara. * akarat (gelir getiren mülkler) + i (tamlama bağlacı) + mevkufe
(durdurulmuş, tutulmuş, tutuklu, vakfedilmiş) (vakf (durdurmak, tutmak,
tutuklamak) ) * vakfedilmiş gelir getiren mülkler
akarbaz :
lat.; gre. * acarbose (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + carb
(kömür) (lat.) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * diyabet
tedavisinde kullanılan, pankreatik alfa-amilaz ve alfa-glukozidazları
engelleyen ve formülü C25H43NO18 olan antidiyabetik bir ilacın etken maddesi
akarca :
tür. * ak (dökülmek, gitmek) + ar (geniş zaman eki) + ca (isim yapım eki) *
kemik veremi; iyileşmeyen, sürekli işleyen çıban
akaret :
ara. * akar (gelir getiren mülk, bina) + at (çoğul eki) * gelir getiren
mülkler; İstanbul’daki Akaretler semtinin isminin kökeni
akaret :
ara. * akir (kısır) + et (durum eki) * doğurganlık veya doğurtganlık niteliği
olmama durumu, kısırlık
akariform :
gre., lat. * akari (akar, böcekçik, zerre, ufak şey) (gre.) + formis (şekilli,
biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * akar
görünümünde veya akarları biçim ve yapı bakımından andıran, akar şeklinde,
akara benzer
akarisit :
gre., lat. * akari (akar, böcekçik, zerre, ufak şey) (gre.) + caede, cide,
cidium (kesme, yarma, parçalama, doğrama, vurma, çarpma, öldürme) (caedere,
cidere (kesmek, yarmak, parçalamak, doğramak, vurmak, çarpmak; öldürmek) + ium
(isim yapım eki) ) (lat.) * akarların kontrolünde kullanılan kimyasal ilaçlara
verilen isim
akaroloji :
gre. * akari (akar, böcekçik, zerre, ufak şey) + logia (bilim, bilme; söz,
anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) * akarları inceleyen bilim dalı, akarbilim
akarsu :
tür. * akar (akmakta olan) (ak (akmak, sıvı ilerlemek) + ar (isim yapım eki) )
+ su (hidrojen ile oksijen bileşiminden oluşan saydam ve akışkan madde, sıvı
(H2O) ) * nehir, ırmak
akaryakıt :
tür. * akar (akmakta olan) (ak (akmak, sıvı ilerlemek) + ar (isim yapım eki) )
+ yak (yakmak, ateş oluşturmak, tutuşturmak, yanma duygusu vermek, sıcağa maruz
bırakmak) + ıt (isim yapım eki) * motorlu taşıtlarda veya makinelerde
kullanılan, akışkan (sıvı) formdaki petrol türevi yanıcı madde (gazyağı, mazot,
benzin; fuel oil vb.)
akaryakıt istasyonu :
tür. * akaryakıt (motorlu taşıtlarda veya makinelerde kullanılan, akışkan
(sıvı) formdaki petrol türevi yanıcı madde (gazyağı, mazot, benzin; fuel oil
vb.) ) (akar (akmakta olan) (ak (akmak, sıvı ilerlemek) + ar (isim yapım eki) )
+ yak (yakmak, ateş oluşturmak, tutuşturmak, yanma duygusu vermek, sıcağa maruz
bırakmak) + ıt (isim yapım eki) ) (tür.) + statio (durma, bekleme yeri,
karargah) (stare (durmak, dikilmek) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) + nu
(iyelik eki) (tür.) * motorlu taşıtlara benzin, motorin ve benzeri sıvı
yakıtların satıldığı ve taşıtlara yakıt doldurulan tesis
akaryosit :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + karyo (ceviz, çekirdek)
+ kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) * hücre çekirdeği olmayan,
protoplazma içinde organelleri sınırlı olan hücre
akaryotik :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + karyo (ceviz, çekirdek)
+ tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hücresi içinde çekirdek bulunmayan
akasma :
tür. * ak (beyaz, temiz, açık) + asma (bir yere takılarak aşağı sarkıtma) *
düğünçiçeğigillerden, ak çiçekler açan, bahçelerde süs çiçeği olarak
yetiştirilen sarılgan, tırmanıcı bir bitki
akasya :
gre. * akakia (aka (keskin) + kia (nokta, uç) ) * baklagiller (Fabaceae)
familyasından, sıcak ve ılıman iklimlerde yetişen, genellikle dikenli ve güzel
kokulu çiçekler açan bir ağaç veya ağaççık türü, acacia arabica
akaşa :
san. * akasha (uzay, gökyüzü, eter, evrensel alan) * esir, eter, gök, atmosfer
akaşa kayıtları :
san., ara., tür. * akasha (esir, eter, gök, atmosfer) (san.) + kaide (esas;
temel), kayd (kelepçe, bağ; bağlama; bir şeyi bir yere yazma; deftere geçirme;
sınırlama; şart, koşul) (ara.) + lar (çoğul eki) + ı (iyelik eki) (tür.) *
yaratılış içerisinde, geçmiş, şimdiki veya gelecek zamanda tezahür eden tüm
olgu ve olayların kayıtlı (yazılı) olduğu düşünülen göksel (esiri) kaynak,
akaşik kayıtlar
akaşik :
san., gre. * akasha (esir, eter, gök, atmosfer) + ikos (ile ilgili, -a ait,
gibi) * esiri, eterik, göksel
akatizi :
gre. * akathisia (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + kathizein
(oturmak) + eia (isim yapım eki) * fiziksel olarak hareketsiz kalamama
akbaba :
gre. * ukba (kartal) (ara.), okypteros (oky (sivri) + opteros (kanat) ),
accipitridae (acci (sivri) + pitriade (kanat) ) (yırtıcı alıcı kuş) (gre.,
lat.); accipiter (kısa, geniş kanatları ve nispeten uzun bacaklarıyla ayırt
edilen, ormanlık arazide hızlı uçmaya uyarlanmış şahin türü) (lat., ing.) *
yırtıcı alıcıkuş
akbakla :
tür. * ak (beyaz, temiz, açık) + bakl (sebze), bakila (yenebilir her türlü
bakla) * kuru fasulye
akbalık :
tür. * ak (beyaz, temiz, açık) + bal (su, sulu toprak, çamurlu) + ık (ile
ilgili, gibi, -a ait) * sazangiller (cyprinidae) familyasına ait bir balık
türü, tatlısu kefali, ak kefal, kepenez, kasn, leuciscus cephalus
akbasma :
tür. * ak (beyaz, temiz, açık) + bas (üzerine yüklenmek) + mak (fiil mastar
eki) * ak leke inerek görme yetisini yitirme, boz inme, perde inme, katarakt
akbaş :
tür. * ak (beyaz, temiz, açık) + baş (ilk olan, tepede olan, tepe, uç, ön;
kafa; şef, yönetici, lider, reis) * yazın kutuplarda yaşayan, kışın ılık
yerlere göçen, ince ve kısa gagalı, kara bacaklı yabanıl bir kuş
akber :
ara. * kibr (büyüklük, büyüklenme, ululanma), kebir (büyük, ulu) * daha büyük,
en büyük, daha ulu, en ulu
akberi :
ara. * akber (daha büyük, en büyük, daha ulu, en ulu) + i (ile ilgili, gibi) *
Türk musikisinde, rast dizisi temelinde, karar perdesi rast (do) ve güçlü
perdesi neva (sol) olan, seyri yumuşak iniş çıkışlı, hem neşeli hem de
melankolik hisler barındıran; özellikle şarkı ve ilahi türlerinde kullanılan,
duygusal derinliği ve zarafetiyle bilinen özgün bir makam
akbuğday :
tür. * ak (beyaz, temiz, açık) + but (bacak; bitki sapı, ağaç dalı) + gay (ile
ilgili, gibi, -a ait) * Türkiye'nin Trakya bölgesinde ve Anadolu’nun bazı
yerlerinde ekilen, kabuğu ak, yumuşak bir buğday türü
akburçak :
tür. * ak (beyaz, temiz, açık) + bur (kıvırmak, burmak) + çak (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * baklagiller (Fabaceae, Leguminosae) familyasından, boyu
bir metreye ulaşabilen, burçağa çok yakın bir bitki
akciğer :
far. * ak (beyaz, temiz, açık) + cagar, cigar (yakar, çakar, ateşe veren)
(far.), cigar, cigare, Zigarre (puro) (ing., fra., alm.) * oksijeni alıp
içeride üretilen karbondioksiti dışarı vermek üzere pompa gibi çalışan organ
akça :
tür. * ak (beyaz, temiz, açık) + ça (gibi, yakın) * renk olarak aka yakın,
oldukça ak
akçaabat :
tür., far. * akçe (Osmanlı dönemine ait gümüş para) + abad (mamur, imar
edilmiş, şen, çok dolu, bol) (parası bol, zengin) * Trabzon’un bir ilçesi
akçaağaç :
lat. * acer (keskin) + ağaç (kalın gövdeli ve dallı bitki) * akçaağaçgillerden,
süs ağacı olarak da yetiştirilen sağlam bir ağaç
akçadağ :
luv. * arga (yukarı, yüksek, sınır, ışıldayan, parıldayan, ışıltı, parıltı,
parlak, ak, gümüş) + tağ, dağ (yüksek arazi, tepe) * Malatya'nın bir ilçesi
akçakale :
ara. * ak (beyaz, temiz, açık) + ça (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + kale
(savunma yapısı, şehir suru, hisar, korugan) * Şanlıurfa'nın bir ilçesi (önce
“tel ebyad” (beyaz tepe) (tel (tepe) + ebyad (beyaz) ) olan isim sonra
"akçakale" olmuştur.)
akçakavak :
tür. * ak (beyaz, temiz, açık) + ça (gibi, yakın) + kavak (kof, içi boş) (kav
(çukur, oyuk, kofluk) + ak (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) *
söğütgillerden, düz ve ak kabuklu, yapraklarının alt yüzü ak tüylü, üstü parlak
olan bir kavak türü, akkavak
akçakent :
tür. * ak (beyaz, temiz, açık) + ça (gibi, yakın) + kent (şehir, il), akçe
(Osmanlı’da gümüş para) + kent (şehir, il) * Kırşehir’in bir ilçesi
akçakoca :
tür. * ak (beyaz, temiz, açık) + ça (gibi, yakın) + koca (büyük adam, kahraman,
yaşlı veya saygın kişi) * Düzce’nin bir ilçesi (eski ismi Grekçe “Diapolis”
(dia (ışık, parıltı) + polis (şehir, il, kent) ) olup, daha sonra “Akçaşehir”
(Beyaz Şehir) ve sonra da “Akçakoca” olmuştur. “Işık” kelimesi, niteliği
itibarıyla “Beyaz” kelimesiyle ilintilendirilmektedir.)
akçalı :
tür. * ak (beyaz, temiz, açık) + ça (gibi, yakın) + lı (sahibi, ile, birlikte,
beraber) * çit yapılan bir tür çalı
akçe :
tür. * ak (beyaz, temiz, açık) + ça, çe (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
Osmanlı Devleti'nin ilk zamanlarından itibaren bastırılan ve kullanılan küçük
gümüş para, sikke
akçıl :
tür. * ak (beyaz, temiz, açık) + çıl (ile ilgili, gibi, -a ait) * içinde ak
renk bulunan, ağarmış, aklaşmış (saç, sakal)
akd :
ara. * akada (bağlamak, birleştirmek, iliştirmek, düğümlemek, düğüm atmak,
sıkıca tutturmak, sabitlemek, sağlamlaştırmak, sözleşmek) * anlaşma, sözleşme,
muamele icabı ve kabulü, bağlanma; akid, akide (ç.)
akda :
ara. * kad, kada (hüküm vermek, karar vermek) * kadılıkta (hüküm vermede) ve
fıkıh ilminde daha ileri, daha bilgili
akdağmadeni :
tür. * ak (beyaz, temiz, açık) + dağ (yüksek arazi, tepe) + maden (doğal metal
veya mineral) + i (iyelik eki) * Yozgat’ın bir ilçesi (maden işçilerinin
yoğunluğu nedeniyle önce “Maden”, sonra da “Akdağ” eteklerinde kurulu bir ilçe
olduğu için “Akdağmadeni” ismi verilmiştir.)
akdam :
ara. * kadem (adım, ayak, basamak, safha) * ayaklar, adımlar, basamaklar,
kademler
akdarı :
tür. * ak (beyaz, temiz, açık) + tarı (ekin ekmek, tohum saçmak) + ıg (ile
ilgili, gibi, -a ait) * buğdaygillerden, bir yıl veya daha uzun ömürlü, otsu
bir bitki
akdem :
ara. * kadem (adım, ayak, basamak, safha) * ayaklar, adımlar, basamaklar,
kademler; daha ileri, daha mühim, ileri seviye
akdeniz :
tür. * ak (beyaz, temiz, açık) + deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını
kaplayan, birbirleriyle bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük
göl; eski Türklerde “mavi” rengin doğunun, “ak” rengin batının, “kırmızı”
rengin güneyin ve “kara” rengin kuzeyin sembolü olarak kullanılmıştır.) *
Akdeniz, Atlas Okyanusu'na bağlı, kuzeyinde Avrupa, güneyinde Afrika, doğusunda
Asya kıtaları bulunan deniz; Mersin’in bir ilçesi
akder :
ara. * kadara (güç, kudret, yetki sahibi olmak, gücü yetmek), kadr (güç,
kuvvet, kudret, yetki, iktidar), kadir (güçlü, kuvvetli, yetkili, kudretli) *
en güçlü, en kuvvetli, en kudretli; kısa boylu
akdetmek :
ara., tür. * akd (düğümleme, bağlama; anlaşma, sözleşme) + et (yapmak) + mek
(fiil mastar eki) * anlaşma yapmak, karşılıklı sözleşmek
akdiken :
tür. * ak (beyaz, temiz, açık) + dik (doğru, ekili) + en (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * hünnapgiller familyasından, 1-3 m boyunda küçük veya çalı
görünümünde bir ağaç
akdoğan :
tür. * ak (beyaz, temiz, açık) + toğan, tuğan (toğ, tuğ, doğ (yükselmek,
çıkmak, oluşmak, yaratılmak, meydana çıkmak, türemek, üremek) + an (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) ) * kartalgillerden yırtıcı bir kuş
akd-u hall :
ara. * akd (düğümleme, bağlama) + u (bağlaç) + hall (çözme, çözüm, çözülme) *
manzum bir yazıyı nesir, bir nesri de manzum olarak yazma
akdut :
tür. * ak (beyaz, temiz, açık) + tut (moraceae familyasındaki çiçekli
bitkilerin bir cinsi) * beyaz renkte olan dut, akduman
akemi :
jap. * ake (parlak, aydınlık) + mi (güzellik) * granit, mermer, karo, seramik,
traverten ve fayans gibi yapay ve doğal taşların birleştirilmesinde ve
onarılmasında kullanılan yapıştırıcıların genel ismi
akermanit :
isv., gre. * akerman (İsveçli mineralog Anders Richard Åkerman’ın soyadından)
(isv.) + ites (element, kayaç ve mineral eki) (gre.) * kalsiyum ve magnezyum
açısından zengin, açık gri-yeşilimsi renkte, genellikle yüksek sıcaklıkta
oluşmuş kireçtaşı skarnlarında ve bazı volkanik kayaçlarda bulunan, melilit
grubundan sorosilikat (Ca2MgSi2O7)
akerra :
lat. * acer (akçağaç) * antik Roma’da ölünün ayakucuna yerleştirilen ve içine
buhurların konulduğu küçük kutu, tütsü kabı
akgünlük :
tür. * ak (beyaz, temiz, açık) + kün, gün (genişlemiş olma, açılmış yayılmış
olma; Güneş’in doğuşundan batışına kadar geçen zaman dilimi; 24 saatlik zaman
dilimi, gündüz, güneş, aydınlık, ışık) + lük (için, ile ilgili) * boswellia
serrata ağacından elde edilen ve kurutulduktan sonra tütsü olarak yakılan bir
nevi sakız, ardıç zamkı, ardıç reçinesi
akhardal :
tür., ara. * ak (beyaz, temiz, açık) + hardal (tohumu hekimlikte kullanılan
turpgillerden, acı tadı olan bitki, sinapis alba * brassicaceae familyasına ait
olan, hardal sosu yapımında, yem bitkisi olarak veya yeşil gübre olarak
kullanılan yıllık bitki
akhisar :
gre., tür. * ak (beyaz, temiz, açık) + hisar (etrafı çevrili yer, müstahkem
yer, sur, korugan) * Manisa'nın bir ilçesi (eski ismi Aspro Kastro (aspro
(beyaz) + kastro (hisar, kale) )
akı :
tür. * ak (dökülmek, gitmek, geçmek) + ı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
herhangi bir güç alanında, belli bir düzlemin belli bir bölümünden geçtiği
varsayılan güç çizgisi
akıbet :
ara. * akaba (takip etmek, izlemek, ardına düşmek, peşinden gitmek, ardından
gelmek, ardından gitmek, arkasından gelmek), ukba (ahiret, öbür dünya, ceza,
sonuç), ukbe (nöbet, değişimli, ardından gelmeli gözetme eylemi), takib
(ardından gelme, izleme, peşinden gitme), akab (ayak topuğu, iz, ard, peş,
sonra), akib (sonradan gelip devam ettiren, sonuca eren, sonuçlanan) + et (isim
yapım eki) * bir olayın, işin veya durumun sonunda ortaya çıkan sonuç, son
durum, sonucun niteliği, sonuç, ard, son, sonrası
akıcı :
tür. * ak (sıvı ilerlemek, dökülmek) + ıcı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
kolay ve hızlı akan, kesintisiz akma özelliği olan
akıl :
ara. * akila (akıl etmek, idrak etmek, kavramak, anlamak), akala (bağlamak,
kuşatmak, engellemek, zaptetmek, tutmak, kilitlemek, kontrol etmek, gem vurmak,
mani olmak, men etmek, dizginlemek, korumak, akletmek) (aklın, yanlıştan uzak
tutma, yanlışı engelleme niteliğinden) * düşünme, kavrama ve anlama yetisi,
zihin, zeka, idrak, anlayış, kavrayış, muhakeme, bilgiyi hafızaya alma, içeri
alma
akıl hastanesi :
ara., tür. * akl (düşünme, kavrama ve anlama yetisi, zihin, zeka, idrak, anlayış,
kavrayış, muhakeme, bilgiyi hafızaya alma, içeri alma) (ara.) + hastane
(hastaların tedavi edildiği sağlık kuruluşu) (hastan (yaralamak, yaralanmak) +
hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) ) + si (iyelik eki) (tür.) *
ruhsal ve zihinsel hastalıkları bulunan kişilerin tanı, tedavi, bakım ve
gözetiminin yapıldığı sağlık kuruluşu
akıl hastası :
ara., far., tür. * akl (düşünme, kavrama ve anlama yetisi, zihin, zeka, idrak,
anlayış, kavrayış, muhakeme, bilgiyi hafızaya alma, içeri alma) (ara.) + hastan
(yaralamak, yaralanmak), hasta (yaralı; sağlığı bozulmuş kimse) (far.) + sı
(iyelik eki) (tür.) * ruhsal veya zihinsel bir hastalığı bulunan kimse,
algılama, anlama, kavrama, idrak etme, yorumlama, sonuç çıkarma yeteneğini yani
akıl sağlığını yitirmiş kimse
akıl hocası :
ara., far., tür. * akl (düşünme, kavrama ve anlama yetisi, zihin, zeka, idrak,
anlayış, kavrayış, muhakeme, bilgiyi hafızaya alma, içeri alma) (ara.) + hoca
(efendi, saygıdeğer kimse, saygın kişi, üstat, usta, öğretmen, muallim) (far.)
+ sı (iyelik eki) (tür.) * bir konuda deneyimi ve bilgisiyle başkasına yol
gösteren, öğüt veren ve karar vermesine yardımcı olan kimse
akılcılık :
ara., tür. * akl (düşünme, kavrama ve anlama yetisi, zihin, zeka, idrak,
anlayış, kavrayış, muhakeme, bilgiyi hafızaya alma, içeri alma) (ara.) + cı
(yapan, eden, yandaş, destekçi eki) + lık (isim yapım eki) (tür.) * akla,
mantığa ve düşünsel çıkarımlara dayanmayı temel alan düşünce ve yaklaşım,
rasyonalizm
akıllanmak :
ara., tür. * akl (düşünme, kavrama ve anlama yetisi, zihin, zeka, idrak,
anlayış, kavrayış, muhakeme, bilgiyi hafızaya alma, içeri alma) (ara.) + lan
(dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar eki) (tür.) * daha bilinçli, ölçülü ve
sağduyulu davranmaya başlamak, yaptığı yanlışlardan ders çıkararak uslanmak
akıllı :
ara., tür. * akl (düşünme, kavrama ve anlama yetisi, zihin, zeka, idrak,
anlayış, kavrayış, muhakeme, bilgiyi hafızaya alma, içeri alma) (ara.) + lı
(sıfat yapım eki) (tür.) * akıl ve sağduyu sahibi olan, doğru ve yerinde
düşünebilen, anlayışlı, tedbirli ve kavrayışlı kimse, uslu
akıllıca :
ara., tür. * akl (düşünme, kavrama ve anlama yetisi, zihin, zeka, idrak,
anlayış, kavrayış, muhakeme, bilgiyi hafızaya alma, içeri alma) (ara.) + lı
(sıfat yapım eki) + ca (denklik, eşitlik, benzerlik eki) (tür.) * akla ve
sağduyuya uygun biçimde, düşünerek, yerinde ve ölçülü bir şekilde
akılsal :
ara., tür. * akl (düşünme, kavrama ve anlama yetisi, zihin, zeka, idrak,
anlayış, kavrayış, muhakeme, bilgiyi hafızaya alma, içeri alma) (ara.) + sal
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer, gibi) (tür.) * akılla, düşünme ve kavrama
yetisiyle ilgili olan, zihinsel ve düşünsel nitelik taşıyan
akılsız :
ara., tür. * akl (düşünme, kavrama ve anlama yetisi, zihin, zeka, idrak,
anlayış, kavrayış, muhakeme, bilgiyi hafızaya alma, içeri alma) (ara.) + sız
(yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) (tür.) * algılama, anlama, kavrama,
idrak etme, yorumlama, sonuç çıkarma yeteneği yani aklı ve sağduyusu yeterince
gelişmemiş olan, düşüncesiz, anlayışsız veya mantıksız davranan kimse
akım :
tür. * ak (beyazlamak, ışımak, yükselmek, yukarı çıkmak veya aşağı inmek,
yaratmak; beyaz, su; sıvı hareketi, sıvı yer değiştirmesi) + ım (isim yapım
eki) * sıvının hareket ederek ilerlemesi, dökülerek ilerleme, akma, akış
akım ölçer :
tür. * ak (sıvı ilerlemek, dökülmek) + ım (isim yapım eki) + ölç (sayısal
değerini tespit etmek, ölçmek) + er (yapan, eden eki) * bir elektrik
devresinden geçen elektrik akımının şiddetini ölçen cihaz, ampermetre
akım toplar :
tür. * akım (sıvı, gaz veya elektrik yüklerinin belirli bir yönde hareket
etmesi, akma, akış) + top (bir araya getirmek, biriktirmek) + la (etken fiil
eki) + mak (fiil mastar eki) * elektrik enerjisini, gerektiğinde kullanılmak
üzere kimyasal enerji olarak depolayan cihaz
akımölçer :
tür. * ak (sıvı ilerlemek, dökülmek) + ım (isim yapım eki) + ölç (sayısal
değerini tespit etmek, ölçmek) + er (yapan, eden eki) * bir elektrik
devresinden geçen elektrik akımının şiddetini ölçen cihaz, ampermetre
akımtoplar :
tür. * akım (sıvı, gaz veya elektrik yüklerinin belirli bir yönde hareket
etmesi, akma, akış) + top (bir araya getirmek, biriktirmek) + la (etken fiil
eki) + mak (fiil mastar eki) * elektrik enerjisini, gerektiğinde kullanılmak
üzere kimyasal enerji olarak depolayan cihaz
akın :
tür. * ak (beyazlamak, ışımak, yükselmek, yukarı çıkmak veya aşağı inmek,
yaratmak; beyaz, su; sıvı hareketi, sıvı yer değiştirmesi) + ın (isim yapım
eki) * saldırı, hücum
akın etmek :
tür. * akın (saldırı, hücum) (ak (beyazlamak, ışımak, yükselmek, yukarı çıkmak
veya aşağı inmek, yaratmak; beyaz, su; sıvı hareketi, sıvı yer değiştirmesi) +
ın (isim yapım eki) ) + etmek (yapmak, eylemek, işlemek) * bir yere topluca ve
yoğun biçimde yönelmek, saldırmak veya baskın yapmak, bir topluluk bir yere
hızla ve kalabalık halde ilerlemek
akınay :
tür. * ak (beyaz; su) + ın (gibi, ile ilgili) + ay (Dünya’nın uydusu olan gök
cismi, Ay) * Türkistan'da kadın ozanlara verilen isim
akıncı :
tür. * akın (saldırı, hücum) + cı (yapan, eden eki) * akın eden; Osmanlı
İmparatorluğu döneminde düşman ülkelerine baskınlar düzenleyen hafif süvari
birliklerine verilen isim
akıncılar :
tür. * akın (saldırı, hücum) + cı (yapan, eden eki) + lar (çoğul eki) *
Sivas’ın bir ilçesi (mahsul azlığı nedeniyle önce Ezbider (ez, az + biter)
ismini sonra da Akıncılar ismini almıştır.)
akındırık :
tür. * ak (sıvı ilerlemek) + ın (dönüşlü fiil eki) + dırık (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * çamsakızı, reçine veya genellikle meyve ağaçlarının gövde ve
dallarından akan zamk
akınkayası :
tür. * akın (saldırı, hücum) + kaya (sert, yoğun ve büyük taş kütlesi) + sı
(iyelik eki) * kemikli balıklardan, kaya balığıgiller (Gobiidae) familyasından,
boyu 8 cm olabilen, denizlerde yaşayan demersal bir tür, dört benekli kaya
balığı, deltentosteus quadrimaculatus
akıntı :
tür. * ak (beyaz, su; sıvı ilerlemek, dökülmek) + ıntı (isim yapım eki) * akma
durumu, akış hali
akıntı çağanozu :
tür., gre. * akıntı (akma durumu, akış hali) (tür.) + tsaganos (kabukluların
onayaklılar alttakımından bir yengeç türü) (gre.) * akıntıda yüzebilen bir tür
yengeç; vücudunda göze çarpacak denli bir çarpıklık bulunan kimse
akış :
tür. * ak (sıvı ilerlemek, dökülmek) + ış (isim yapım eki) * akma durumu,
sıvının ilerleyerek hareket etme durumu
akışbilim :
tür. * akış (akma durumu, sıvının ilerleyerek hareket etme durumu ) (ak (sıvı
ilerlemek, dökülmek) + ış (isim yapım eki) ) + bilim (bilme, ilim, tanıma) *
sıvıların ve gazların akışını, hareketini, basınç ve hız gibi özelliklerini
inceleyen bilim dalı, akışkanlar mekaniği
akışkan :
tür. * ak (sıvı ilerlemek, dökülmek) + ış (isim yapım eki) + kan (gibi olan) *
akıcı olan
akışkanlar dinamiği :
tür., gre. * akışkan (akıcı olan, akarak ilerleyen) (ak (sıvı ilerlemek,
dökülmek) + ış (isim yapım eki) + kan (gibi olan) ) + lar (çoğul eki) (tür.) + dynamikos
(dunamis, dynamis (kuvvet, kudret, güç, potansiyel, iktidar) (dun, dyn (güçlü
olmak, mümkün olmak) + amis (isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) ) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * akışkanların hareketini,
hızını, basınç dağılımını ve hareket sırasında üzerlerinde etkili olan
kuvvetleri inceleyen akışkanlar mekaniği dalı
akışkanlar mekaniği :
tür., gre. * akışkan (akıcı olan, akarak ilerleyen) (ak (sıvı ilerlemek,
dökülmek) + ış (isim yapım eki) + kan (gibi olan) ) + lar (çoğul eki) (tür.) +
mikhani, mekhane (cihaz, alet, araç, makine) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (gre.) + ği (iyelik eki) (tür.) * sıvı ve gazların durgunluk ve hareket
hallerini, basınç, yoğunluk, hız ve kuvvet gibi özelliklerini inceleyen fizik ve
mühendislik dalı
akışkanlık :
tür. * akışkan (akıcı olan, akarak ilerleyen) (ak (sıvı ilerlemek, dökülmek) +
ış (isim yapım eki) + kan (gibi olan) ) + lık (durum eki) * akma özelliği,
akabilme yeteneği
akıtmak :
tür. * ak (sıvı ilerlemek, dökülmek) + ıt (etken fiil eki) + mak (fiil mastar
eki) * akmasını sağlamak, bir sıvının veya gazın akmasını sağlamak, bir şeyi
akış halinde boşaltmak, dökmek, sıvıyı bir yerden başka bir yere geçirmek
akib :
ara. * akib (ayak ökçesi, ayak arkası, topuk) * ayak ökçesi, ayak arkası, topuk
akibet :
ara. * akaba (takip etmek, izlemek, ardına düşmek, peşinden gitmek, ardından
gelmek, ardından gitmek, arkasından gelmek), ukba (ahiret, öbür dünya, ceza,
sonuç), ukbe (nöbet, değişimli, ardından gelmeli gözetme eylemi), takib (ardından
gelme, izleme, peşinden gitme), akab (ayak topuğu, iz, ard, peş, sonra), akib
(sonradan gelip devam ettiren, sonuca eren, sonuçlanan) + et (isim yapım eki) *
bir olayın, işin veya durumun sonunda ortaya çıkan sonuç, son durum, sonucun
niteliği, sonuç, ard, son, sonrası
akid :
ara. * akada (bağlamak, birleştirmek, iliştirmek, düğümlemek, düğüm atmak,
sıkıca tutturmak, sabitlemek, sağlamlaştırmak, sözleşmek), akd (anlaşma,
sözleşme, muamele icabı ve kabulü, bağlanma; akid, akide (ç.) ) * anlaşma, sözleşme,
muamele icabı ve kabulü, bağlanma; akit, akide (ç.)
akide :
ara. * akada (bağlamak, birleştirmek, iliştirmek, düğümlemek, düğüm atmak,
sıkıca tutturmak, sabitlemek, sağlamlaştırmak, sözleşmek), akd (anlaşma,
sözleşme, mutabakat, karşılıklı olarak bağlayıcı söz) * bağ, bağlanma,
düğümlenme; gönülde bağlanmış inanç; bir dinin veya inanç sisteminin temel
kabul ve esaslarını oluşturan, doğruluğuna kesin olarak inanılan ve bağlılık
gösterilen inançlar bütünü, itikad sistemi ve iman öğretisi; şekerin yoğunlaştırılıp
katılaştırılmasıyla hazırlanan geleneksel sert şekerleme türü
akif :
ara. * akafa (bir şeye yönelmek, sarılmak, kendini adamak, sebat etmek), ka'f
(ayağı yere sert basmak, sağlam basmak) * adayan, kendini veren, sebatkar,
düşkün, bağlı, inançta sebatkar
akifer :
lat. * aqua (su) + ferre (getirmek, taşımak, götürmek, yüklenmek), fer
(taşıyan, getiren, götüren, yüklenen) * yer altında suyu depolayan, ileten ve
kuyular, kaynaklar veya drenaj yoluyla kullanılabilir miktarda su sağlayabilen,
gözenekli veya çatlaklı kayaçlardan, kum ve çakıl tabakalarından oluşan
jeolojik su taşıyıcı tabaka, yer altı su haznesi, su taşıyan kaya birimi
akik :
ara. * akik (yarık) * kalseduan kuvarsının bir türü olan, yüzük taşı, mühür
gibi şeyler yapmakta kullanılan, çok sert, yarı saydam, parlak ve değerli bir
taş
akika kurbanı :
ara., tür. * akika (yeni doğan çocuğun başındaki saç) + kurban (yakınlaşan,
yakın olan) (karib (yakın) ) (ara.) + ı (iyelik eki) (tür.) * İslam'a göre,
yeni doğan çocuk için kesilmesi müstehab olan kurban, nesike
akil :
ara. * akala, ekele (yemek, yemek yemek, tüketmek) * ekl eden, yiyen, yiyici
akil :
ara. * akila (akıl etmek, idrak etmek, kavramak, anlamak), akala (bağlamak,
kuşatmak, engellemek, zaptetmek, tutmak, kilitlemek, kontrol etmek, gem vurmak,
mani olmak, men etmek, dizginlemek, korumak, akletmek) (aklın, yanlıştan uzak
tutma, yanlışı engelleme niteliğinden) * akıllı, mantıklı, anlayışlı,
kavrayışlı, idrakli
akil baliğ :
ara. * akil (akıllı, idrakli, düşünebilen) + balağa (ulaştırmak, eriştirmek),
baliğ (erişmiş, ulaşmış, varmış) * aklı başında, aklı selim, idraki yerinde
akilane :
ara. * akil (akıllı, idrakli) + ane (gibi, ile ilgili, olarak) * akıllıya
yaraşır biçimde
akim :
ara. * akama (kısırlaşmak, verimsizleşmek), akamet (kısırlık, verimsizlik) *
kısır, verimsiz, ürün vermeyen, doğurma veya doğurtma özelliği olmayan
akinetik :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + kinein (hareket
ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak,
kımıldamak), kinesis (hareket, devinim, kıpırdama, kımıldama) + ikos (ile
ilgili, -a ait, gibi) * hareketsiz
akinetik mutizm :
gre., lat. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + kinein (hareket
ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek,
kıpırdamak, kımıldamak), kinesis (hareket, devinim, kıpırdama, kımıldama) +
ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + mutus (konuşamayan, dilsiz) + ismos
(isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * (lat.)
akinetopsi : gre.
* a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + kinein (hareket ettirmek,
devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak,
kımıldamak), kinesis (hareket, devinim, kıpırdama, kımıldama) + opsis, opsia
(görüş, görme, bakış, görünüş) * hareketin görsel olarak algılanamadığı,
nesnelerin veya kişilerin yalnızca sabit görüntüler halinde görüldüğü nörolojik
bir görme bozukluğu, hareket körlüğü
akinezi :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + kinein (hareket ettirmek,
devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak,
kımıldamak), kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak;
hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak), kinesia (hareket etme)
(kinesis (hareket, devinim, kıpırdama, kımıldama) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * istemli kas hareketlerinin yapılamadığı veya ciddi şekilde
azaldığı, genellikle Parkinson hastalığı gibi nörolojik bozukluklarda görülen
hareket yitimi durumu
akir :
ara. * akara (kesmek; boğazlamak, yaralamak) * yaralı, yaralanmış, kesilmiş;
doğurtamayan veya doğuramayan, kısır
akira :
jap. * akira (berrak, aydınlık, parlak) * parlak, açık, berrak, aydınlık;
akıllı, zeki; güneş, güneş ışığı; erkek ismi
akire :
ara. * akira (ses yükseltmek, bağırmak) * ses, seda, savt
akis :
ara. * akasa (tersine çevirmek, aksine çevirmek, yansıtmak, iletmek, aktarmak)
(ara.); axle (mil), axis, axe, Achse (aks, aktarıcı, yansıtıcı mil, dingil)
(ing., fra., alm.) * bir yüzeye çarpan ışık, ses veya görüntünün geri dönmesi
olayı; yansıma, yansıtma veya karşılık verme durumu
akit :
ara. * akada (bağlamak, birleştirmek, iliştirmek, düğümlemek, düğüm atmak,
sıkıca tutturmak, sabitlemek, sağlamlaştırmak, sözleşmek), akd (anlaşma,
sözleşme, muamele icabı ve kabulü, bağlanma; akid, akide (ç.) ) * anlaşma,
sözleşme, muamele icabı ve kabulü, bağlanma; akid, akide (ç.)
akiz :
lat. * acquirere (ek olarak elde etmek, ilaveten edinmek) (ad (-a doğru,
yönelim, yan, yakın) + quaerere (aramak) ) * doğuştan (konjenital) olmayıp
sonradan kazanılan hastalık veya belirti
akizis :
gre. * akysis (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + kysthos (kese;
mesane, sidik torbası) + osis (durum, sorun, hastalık, enfeksiyon eki) ) *
akysidae familyasının siluriformes grubuna ait en büyük yayın balığı cinsi
akkal :
ara. * akala, ekele (yemek, yemek yemek, tüketmek) * çok yiyen, obur;
etrafındaki etleri çürütüp mahveden (yara)
akkan :
tür. * ak (beyazlamak, ışımak, yükselmek, yukarı çıkmak veya aşağı inmek,
yaratmak; beyaz, su; sıvı hareketi, sıvı yer değiştirmesi) + kan (plazma,
alyuvar ve akyuvarlardan oluşmuş, kırmızı renkli, yaşamsal sıvı) * lenf
damarlarında dolaşan kanla doku öğeleri arasında aracı görevi yapan, kan
plazması ve lenfositten oluşan saydam, sarı bir sıvı
akkaraman :
tür. * ak (beyaz, temiz, açık) + karaman (Karaman ili; Karamanoğulları
hanedanının yöneticilerinden Karaman Bey'in isminden) * Orta Anadolu'da
yetiştirilen bir koyun cinsi
akkarınca :
tür., lat., ita. * ak (beyaz, temiz, açık) (tür.) + carruca (pulluk; araba)
(lat.); carusiello (araba) (carus (araba) + iello (küçültme eki) ); carrozza
(carro (at arabası) + zza (küçültme eki) ) (ita.) * düzkanatlılar ailesinden,
sıcak, ılıman ülkelerde yaşayan, bitkilere çok zarar veren bir böcek
akkavak :
tür. * ak (beyaz, temiz, açık) + kav (çukur, oyuk, boşluk) + ak (gibi olan,
ilgili olan), kavak (kof, içi boş; çınar ağacı; söğütgillerden, sulak yerlerde
yetişen, çeliklemeyle üretilen, değişik türleri bulunan, genellikle boyları
uzun olmakla birlikte kimi türlerinin boyu 30-40 metreyi bulabilen,
kerestesinden yararlanılan bir ağaç * söğütgillerden, düz ve ak kabuklu,
yapraklarının alt yüzü ak tüylü, üstü parlak olan bir kavak türü
akkefal :
tür., gre. * ak (beyaz, temiz, açık) + kephale, kephalos (baş, kafa) * sazangillerden,
gri renkli bir tatlı su balığı
akkışla :
tür. * ak (beyaz, temiz, açık) + kışla (asker barınağı, garnizon, askeri tesis,
ordugah) * Kayseri’nin bir ilçesi (önce “Conalı” iken “Kuzu güdenli” olarak
değişen ilçenin ismi daha sonra, kurulduğu yer itibariyle kuzeyindeki kayaların
beyazlığından ''Ak'' ve kış aylarında hayvanların dışarıda kışlamasına müsait
olması nedeni ile “Kışla'' kelimesinin birleşmesi ile Akkışla adını almıştır.)
akkirpani :
tür., san., ara. * ak (beyaz, temiz, açık) (tür.) + kirpana (Sihlerin dini
ibadetleri sırasında kullandıkları bir bıçak; kılıç, hançer, kurban bıçağı)
(san.) + i (gibi) (ara.) * beyaz fakat kirli; akkor akkorluk; ışık saçacak
beyazlığa varıncaya kadar ısıtılmış olan; akkuş akkuyruk
akkiz :
lat. * acquisitus (acquis (edinilmiş, edinsel) (acquirere (elde etmek, edinmek,
ek olarak elde etmek, ilaveten edinmek) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) +
quaerere (aramak) ) + is (geçmiş zaman eki) ) + itus (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) * doğuştan (konjenital) olmayıp sonradan edinilen hastalık veya
belirti
akkiz immünite :
lat. * acquis (edinilmiş, edinsel) (acquirere (ek olarak elde etmek, ilaveten
edinmek) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + quaerere (aramak) ) + is (geçmiş
zaman eki) ) + immunitas (in (yok, değil, zıt, karşıt) + munis (hizmet etme,
hizmete hazır) + itas (isim yapım ve durum eki) ) * doğuştan (konjenital)
olmayıp sonradan edinilen bağışıklık
akkor :
tür. * ak (beyazlamak, ışımak, yükselmek, yukarı çıkmak veya aşağı inmek,
yaratmak; beyaz, su; sıvı hareketi, sıvı yer değiştirmesi) + kor (her yeri
iyice yanarak ateş durumuna gelmiş kömür veya odun parçası, köz, cemre) * ışık
saçacak bir aklığa varıncaya kadar ısıtılmış olan
akkubitum :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + cubitum (dirsek, ön kol, arşın) *
antik Roma İmparatorluk döneminde yemek odasında (triclinium) kullanılan bir
tür divan
akkuş :
tür. * ak (beyaz, temiz, açık) + kuş (yumurtlayan omurgalılardan, akciğerli,
sıcak kanlı, vücudu tüylerle örtülü, gagalı, iki ayaklı, iki kanatlı uçucu
hayvanların ortak ismi) * Ordu’nun bir ilçesi (önce Karakuş olan isim sonra
Akkuş olarak değiştirlmiştir.)
akkuyruk :
tür. * ak (beyaz, temiz, açık) + kuyruk (hayvanların arka kısmında omurga
uzantısı olarak yer alan ve omurlardan oluşan eklemli organ; ardıl, sıra,
izleyen; uzantı) (kud, kuy (akıtmak, dökmek) + ruk (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) * lezzet vermek için çay harmanına katılan bir çay türü; tavuk yiyen
bir kuş
akl :
ara. * akala, ekele (yemek, yemek yemek, tüketmek) * yemek, yemiş, besin, gıda
akl :
ara. * akila (akıl etmek, idrak etmek, kavramak, anlamak), akala (kontrol
etmek, gem vurmak, mani olmak, men etmek, dizginlemek, engellemek, korumak,
bağlamak, akletmek) (aklın, yanlıştan uzak tutma, yanlışı engelleme
niteliğinden), akil (akıllı, idrakli, anlayışlı) * düşünme, kavrama ve anlama
yetisi, zihin, zeka, idrak, anlayış, kavrayış, muhakeme, bilgiyi hafızaya alma,
içeri alma
aklamak :
tür. * ak (beyaz, temiz, açık) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) *
temize çıkarmak, suçu ve günahı olmadığını ispat etmek
aklamasyon :
lat. * ad (-a doğru, yönelim eki) + clamare (bağırmak, seslenmek veya
alkışlamak) + tio (isim yapım eki) * bir toplulukta veya oylamada gizli ya da
sayımlı oylama yapılmaksızın, üyelerin hep birlikte alkışlaması, olumlu
bağrışması veya oybirliğiyle onaylaması yoluyla alınan açık karar
aklan :
tür. * ak (akmak, akarsu kökü) + lan (yer, alan eki) * akarsuların getirdiği
alüvyonlarla dolmuş, taşkın sularıyla düzleşmiş ova veya düzlük; coğrafyada
akarsu birikim alanı; akarsularını aynı göle veya denize gönderen bölge; bir
sıradağın yamaçlarından her biri
aklanmak :
tür. * ak (beyaz, temiz, açık) + lan (edilgen fiil eki) + mak (fiil mastar eki)
* temizlenmek, beyazlaşmak, mecazen bir suç veya kusurdan kurtulmak, suçsuzluğu
ortaya çıkmak
aklazi :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + khalein (gevşemek;
yumuşamak, rahatlamak), khalasis (gevşeme, yumuşama) * yemek borusunun, mideye
geçişi sağlayan alt özefagus sfinkterinin gevşeme fonksiyonunu bozan ve yutma
bozukluğuna sebep olan hastalık, akalazya
aklen :
ara. * akl (akıl, idrak, anlayış, düşünce, zeka) + en (olarak, ile ilgili) *
akılca, akla yönelik
aklevrek :
tür., gre. * ak (beyaz, temiz, açık) + labraks, lavraks, lavraki (levrek) * tatlı
su levreği
akl-ı baliğ :
ara. * akl (akıl, idrak, anlayış, düşünce, zeka) + ı (tamlama bağlacı) + baliğ
(erişmiş, ulaşmış, yetişmiş) * zihnen olgunluk ve olgun akıl; erginlik çağına
ulaşmış, sağduyulu ve sorumluluk sahibi akıl seviyesi, ergenlik hali
akl-ı selim :
ara. * akl (akıl, idrak, anlayış, düşünce, zeka) + i (tamlama bağlacı) + selim
(salīm (salim, sağlam, sağlıklı, bozulmamış) * doğru, sağduyulu ve akılcı
düşünme yeteneği; doğru karar verebilen, dengeli ve mantıklı akıl
aklı sıra :
ara., tür. * akl (akıl, idrak, anlayış, düşünce, zeka) (ara.) + ı (iyelik eki)
+ sıra (dizi, seri, dizilme, ardışıklık, düzen) (tür.) * düşüncesine göre,
sandığınca, aklınca
aklıselim :
ara. * akl (akıl, idrak, anlayış, düşünce, zeka) + ı (tamlama bağlacı) + selim
(salīm (salim, sağlam, sağlıklı, bozulmamış) * doğru, sağduyulu ve akılcı
düşünme yeteneği; doğru karar verebilen, dengeli ve mantıklı akıl, akıl sağlığı
yerinde, aklı sağlam
akli :
ara. * akl (akıl, idrak, anlayış, düşünce, zeka) + i (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * akıl ile ilgili
aklidinyum :
lat., gre. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) (gre.) + klidion
(küçük anahtar; kilitleyici yapı çağrışımı) (gre.) + inium (kuaterner amonyum
tuzlarını ifade eden kimyasal adlandırma eki) (lat.) * solunum yollarındaki
muskarinik asetilkolin reseptörlerini bloke ederek bronş düz kaslarında gevşeme
sağlayan, kronik obstrüktif akciğer hastalığında kullanılan uzun etkili
antikolinerjik bir ilacın etken maddesi (C26H36ClNO4)
aklimasyon :
lat., gre. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) (lat.) + klinein (eğilmek, yana
yatmak, eğim vermek, eğim yapmak, meyletmek, meyil vermek, katmanlamak), klima
(eğim, bölge) (gre.); acclimare (uyum sağlamak) + tio (isim yapım ve durum eki)
(lat.) * bir organizmanın yeni iklim, çevre veya yaşama koşullarına uyum
sağlama süreci; özellikle bitki, hayvan veya insanın çevresel değişikliklere
adaptasyonu
aklimatizasyon :
lat., gre. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + klima (eğim, bölge) + tikos
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.); acclimare (uyum sağlamak) + tus
(geçmş zaman ve sıfat yapım eki) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) +
tio (isim yapım ve durum eki) * bir organizmanın iklim, çevre veya yeni yaşam
koşullarına uyum sağlama durumu; çevresel değişikliklere adaptasyon süreci
akliyat :
ara. * akl (akıl, idrak, anlayış, düşünce, zeka) + iyat (isim yapım ve çoğul
eki) * incelemeye, gözleme, deneye bağlı olmayan sadece akledilen şeyler,
teorik hususlar
akliye :
ara. * akl (akıl, idrak, anlayış, düşünce, zeka) + iye (yer ve durum eki) *
akılcılık, akıl ile anlaşılan ve bulunan
akluofobi :
gre. * akhlus (sis, buğu, pus, karartı; karanlık) + phobia (korkma, korkulu
olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * karanlık korkusu
akm :
ara. * akama (kısırlaşmak, verimsizleşmek), akim (kısır, verimsiz) *
doğurganlık özelliği olmama durumu, kısırlık, verimsizlik
akmak :
lat., tür. * ak (beyaz, su; sıvı ilerlemek, dökülmek) + mak (fiil mastar eki) *
sıvının bir yerden bir yerden hareketi
akmantar :
tür., gre. * ak (beyaz, temiz, açık) (tür.) + manitari (mantar) (gre.) *
genellikle beyaz renkli, yenilebilir, lezzetli, besleyici veya zehirli olabilen
mantar çeşidi, agaricus campestris
akne :
gre. * akme, aknas (en yüksek nokta, zirve, doruk; yüzdeki iltihaplanma) *
pilosebase yapıların kronik, iltihabi ve çok faktörlü bir deri hastalığı,
sivilce veya ergenlik sivilcesi
akneiform erüpsiyon :
gre., lat. * akme (en yüksek nokta, tepe, zirve, yüz döküntüsü) (gre.) + formis
(şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) +
eruptio (püskürme, fışkırma) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) +
rumpere (patlamak; kırmak) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * sivilceye
benzeyen, genellikle iltihaplı küçük deri lezyonlarının ortaya çıktığı deri
döküntüsü; akne benzeri cilt erüpsiyonu
akolat :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + collare (birleştirmek, tutturmak,
yapıştırmak, yan yana koymak, bağlamak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki)
* müzikte, iki farklı partinin (satırın) birleştirilmesine, çift satır
oluşturmaya yarayan bağ
akolik :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + khole (safra; sarı) +
ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * safranın duodenuma dökülememesi
nedeniyle bağırsaklarda safranın bulunmaması ve dışkının sarı-beyaz renkte
olması durumu
akolit :
gre. * akolouthein (takip etmek, eşlik etmek) (a (birlikte, peşinden) +
kolouthos (takip eden, peşinden giden) + ein (fiil mastar eki) ) * dini bir
ayin veya törende ayin görevlisinin peşinden giden, ona yardım ve refakat eden
takipçi
akomodasyon :
lat. * accomodare (bir şeyi diğerine uydurmak, ayarlamak, uygun hale getirmek)
(accomodatio) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + commodare (uygun hale
getirmek) (commodus (uydurma, uygun hale getirme), accommodat (uygun hale
getirilmiş) (co, com (birlikte, beraber, ile) + modus, modo (ölçü, kapsam,
nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; bir yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim) )
+ are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) ) * uygun koşulların oluşturulması;
konaklama; gözün bir cisme odaklanmak için kendini ayarlaması; uygun koşulların
sağlanması
akomodatif :
lat. * accomodare (bir şeyi diğerine uydurmak, ayarlamak, uygun hale getirmek)
(accomodatio) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + commodare (uygun hale
getirmek) (commodus (uydurma, uygun hale getirme), accommodat (uygun hale
getirilmiş) (co, com (birlikte, beraber, ile) + modus, modo (ölçü, kapsam,
nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; bir yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim) )
+ are (fiil mastar eki) ) + ivus (sıfat yapım eki; ile ilgili, -a ait) ) * uyum
sağlayan, uzlaştırıcı, uyum sağlayıcı; gözün farklı uzaklıktaki nesneleri net
görebilmek için mercek kırırıcılığını ayarlaması ile ilgili, odaklanma
yeteneğiyle ilgili
akompanyatör :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + compaignon (bir başkasıyla birlikte
ekmek bölüşen kimse) (com (birlikte, beraber) + panis (ekmek) + on (durum eki)
+ tor (-cı, yapan, eden eki) * bir müzik eseri çalındığı esnada ses veya bir
aletle ona katılan kimse, eşlik eden
akondroplazi :
gre. * akhondroplasia (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + khondros
(kıkırdak, tane, tanecik, granül, kürecik) + plassein (şekillendirmek,
biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasis (şekillenme, şekil verme, biçimlenme,
oluşma, büyüme) * kol ve bacaklardaki uzun kemikler olan kıkırdağın kemiğe
dönüşmesini önleyen kemik büyümesi bozukluğu; bir tür cücelik sendromu
akonik :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık, olumsuzluk eki) + eikon (görüntü, tasvir, imge)
+ ikos (ile ilgili, -a ait) * çevreye ve bağlama uyum sağlayan, gösterişten
uzak, işlevselliği ve sürdürülebilirliği ön plana çıkaran (yapı veya tasarım),
ikonik olmayan
akonitin :
gre. * akonitos, akoniton (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) +
konitos (toz, pislik) (pisliği olmayan, temiz) * kurtboğan ve keşiş otu
isimleriyle bilinen Aconitum cinsine ait çeşitli bitki türleri tarafından
üretilen alkaloid bir toksin
akoniton :
gre. * akonitos, akoniton (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + konitos
(toz, pislik) (pisliği olmayan, temiz) * tüm bitkisi zehirli olan ranunkulaceae
familyasına ait uzun boylu, morumsu mavi, yaprakları ve kökleri olan zehirli
bitki, dağ yılanı, çoban çiçeği, zehirli çiğdem
akont :
lat., fra. * acomputare (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + com (birlikte) +
putare (hesap kapatmak, hesap yapmak) ); acompte (fra.) * alacağa sayılmak ve
hesabı sonradan yapılmak üzere kısmen ödenen para, taksit akor
akor :
lat. * accordare (kalbe uygun hale getirmek, kalpleri birleştirmek) (ad (-a
doğru, yönelim) + cordis (kalp, yürek) + are (fiil mastar eki) ) (lat.); accord
(uyum, ahenk, anlaşma, birleşme, eklenme) (fra.) * uzlaşma, anlaşma, birleşme,
görüş birliği, aynı düşünceyi kabul; müzik enstrümanlarına doğru ses tonunu
vermeleri için yapılan ayar; müzikte en az üç sesin aynı anda çalınması
akord :
lat. * accordare (kalbe uygun hale getirmek, kalpleri birleştirmek) (ad (-a
doğru, yönelim) + cordis (kalp, yürek) + are (fiil mastar eki) ) (lat.); accord
(uyum, ahenk, anlaşma, birleşme, eklenme) (fra.) * uzlaşma, anlaşma, birleşme,
görüş birliği, aynı düşünceyi kabul; müzik enstrümanlarına doğru ses tonunu
vermeleri için yapılan ayar
akordeon :
lat. * accordare (kalbe uygun hale getirmek, kalpleri birleştirmek) (ad (-a
doğru, yönelim) + cordis (kalp, yürek) + are (fiil mastar eki) ) + eon (son ek)
) (uyumlanma, kalp birliği, uzlaşma) * kemerleriyle omuza asılarak, üstündeki
sıra sıra düğmelere veya tuşlara basıp içindeki metal dilcikleri titretip ses
çıkartmak yoluyla çalınan, körüklü bir müzik aracı
akordiyon :
lat. * accordare (kalbe uygun hale getirmek, kalpleri birleştirmek) (ad (-a
doğru, yönelim) + cordis (kalp, yürek) + are (fiil mastar eki) ) + eon (son ek)
) (uyumlanma, kalp birliği, uzlaşma) * kemerleriyle omuza asılarak, üstündeki
sıra sıra düğmelere veya tuşlara basıp içindeki metal dilcikleri titretip ses
çıkartmak yoluyla çalınan, körüklü bir müzik aracı
akort :
lat. * accordare (kalbe uygun hale getirmek, kalpleri birleştirmek) (ad (-a
doğru, yönelim) + cordis (kalp, yürek) + are (fiil mastar eki) ) (lat.); accord
(uyum, ahenk, anlaşma, birleşme, eklenme) (fra.) * uzlaşma, anlaşma, birleşme,
görüş birliği, aynı düşünceyi kabul; müzik enstrümanlarına doğru ses tonunu
vermeleri için yapılan ayar
akort etmek :
lat., tür. * accordare (kalbe uygun hale getirmek, kalpleri birleştirmek) (ad
(-a doğru, yönelim) + cordis (kalp, yürek) + are (fiil mastar eki) ) (lat.);
accord (uyum, ahenk, anlaşma, birleşme, eklenme) (fra.) + etmek (yapmak,
eylemek, işlemek) (tür.) * bir müzik aletinin seslerini belirli bir perde ve
ses düzenine göre birbirine uygun duruma getirmek, çalgının tellerini veya ses
sistemini doğru ses yüksekliğine ayarlamak
akotiyamid :
gre., lat. * akos (çare, tedavi) (gre.) + thio (kükürt) (gre.) + amide
(amonyaktan bir hidrojen atomunun bir asil grubu (R–CO–) ile değiştirilmesiyle
elde edilen, R-CONH2 grubunu içeren bir organik bileşik) (lat.) *
asetilkolinesteraz aktivitesini inhibe ederek asetilkolin düzeylerini artıran
ve mide boşalmasını düzenleyerek fonksiyonel dispepsi semptomlarının
tedavisinde kullanılan prokinetik etkili bir ilacın etken maddesi (C21H30N4O5S)
akören :
tür., far. * ak (beyaz, temiz, açık) + viran (ıssız, boş, tenha, harap) (far.)
* Konya'nın bir ilçesi (önce, ormanlık olması ve çok av hayvanı barındırması
nedeniyle "Av vuran" ile "Av veren" veya "Ağaç
evreni" anlamına gelen ve "Avren" olarak isimlendirilmiş, daha
sonra çevresindeki 7 viraneden (yıkılmış yer, harab olmuş yer) gelen halkın
bugünkü yerleşim yerinde toplanmasıyla "Akviran", “Akören” olarak
anılagelmiştir.)
aköz :
tür. * ak (beyaz, temiz, açık) + öz (esas, asıl, cevher) * sürekli olarak
üretilerek gözün temizlenmesini, göz ve göz kapağı hareketlerinin rahatlıkla
yapılabilmesini sağlayan göz sıvısı
akpınar :
tür. * ak (beyaz, temiz, açık) + pınar (su kaynağı, kaynak, su menbası) *
Kırşehir’in bir ilçesi
akra :
akaca * accra, nkran (karıncalar) * Gana'nın başkenti
akraba :
ara. * karaba (yakınlaşmak, yaklaşmak, yakına gelmek), karraba (yakınlaştırmak,
yaklaştırmak, yakına getirmek), kurb, karib (yakın), kurban (yakınlaşan,
yakınlaştıran) * kan bağı evlilik veya soy ilişkisi nedeniyle birbirine yakın
sayılan kişi topluluğu, yakınlar, kan bağı olanlar, akriba; düşünce duygu veya
yapı bakımından birbirine benzer olan kimseler (mecazi)
akrabalık :
ara., tür. * karaba (yakınlaşmak, yaklaşmak, yakına gelmek), karraba
(yakınlaştırmak, yaklaştırmak, yakına getirmek), kurb, karib (yakın), kurban
(yakınlaşan, yakınlaştıran), akraba (kan bağı evlilik veya soy ilişkisi
nedeniyle birbirine yakın sayılan kişi topluluğu, yakınlar, kan bağı olanlar,
akriba; düşünce duygu veya yapı bakımından birbirine benzer olan kimseler
(mecazi) ) (ara.) + lık (isim yapım eki) (tür.) * kan, evlilik veya evlat
edinme gibi yollarla oluşan yakınlık ve bağlılık ilişkisi, akraba olma durumu,
soy ve aile bağlantısı
akral :
gre. * akros, akron (uç, üst, burun, tepe, baş, yüksek, yukarı) (gre.) + alis
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * ayak, kulak, parmak gibi vücudun
çevresel bölümlerini etkileyen herhangi bir etki, hastalık veya patolojik
değişim
akran :
ara. * karana (eşleşmek, çift koşulmak, beraber olmak, birleşmek, eşlik etmek,
yan yana gelmek; yaklaşmak, yakınlaşmak), karn (eş, çiftin teki, iki rakip veya
yaşıtın her biri) * yaşıtlar, eşleşenler
akran zorbalığı :
ara. * karana (eşleşmek, çift koşulmak, beraber olmak, birleşmek, eşlik etmek,
yan yana gelmek; yaklaşmak, yakınlaşmak), karn (eş, çiftin teki, iki rakip veya
yaşıtın her biri), akran (yaşıtlar, eşleşenler) (ara.) + zorba (gücünü veya
üstünlüğünü başkalarına baskı yapmak ve zarar vermek için kullanan kimse) + lık
(isim yapım eki) * aynı yaş veya gelişim dönemindeki kişiler arasında bir
kimsenin diğerine karşı fiziksel, sözlü, psikolojik veya sosyal yollarla
tekrarlanan biçimde baskı, tehdit, dışlama veya zarar verici davranışlarda
bulunması durumu
akreditasyon :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + credere (inanmak, güvenmek) + tio,
tion (isim yapım eki) (inandırıcı kılma, kredi verme), creditum (inanç, güven,
itimat, kredi) * bir kurumun veya kuruluşun belirli standartları karşıladığının
yetkili bir kuruluş tarafından resmen tanınması ve onaylanması.
akredite :
lat., fra. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + credere (inanmak, güvenmek) +
tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki), creditum (inanç, güven, itimat, kredi)
(lat.); accrédité (güvenilir olmuş) (fra.) * yetkili bir kurum tarafından
resmen tanınmış, yeterliliği onaylanmış, kabul edilmiş
akreditif :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + credere (inanmak, güvenmek) + tus
(geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
bir bankanın, kendi şubelerinden birinde veya bir başka bankada, bir kimse için
kendi yükümlülüğü altında açtırdığı miktarı belirli kredi hesabı
akrep :
ara. * akara (ısırmak, sokmak, delmek), akrab (sivri uçlu çengel) * sıcak ve
nemli bölgelerde yaşayan zehirli bir eklembacaklı türü; saatin, saati gösteren
ve yelkovana eşlik eden ibresi
akrep burcu :
ara., gre., tür. * akara (ısırmak, sokmak, delmek), akrab (sivri uçlu çengel)
(ara.) + pyrgos (kule, bir yapının en yüksek noktası) (gre.) + u (iyelik eki)
(tür.) * 23 Ekim - 21 Kasım tarihleri arasında doğanları temsil eden, tutkulu,
derin düşünen ve gizemli yönleriyle tanınan zodyak burcu
akresyon :
lat. * accretio (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + crescere (artmak,
büyümek, çoğalmak, genişlemek, gelişmek) + tio (isim yapım eki) ) * normalde
ayrı olarak bulunan iki kısımın yapışması, birleşme, kaynaşma; organizmada bir
boşlukta yabancı maddeler toplanması, birikme; evrendeki küçük parçacıkların
(meteorid, asteroid) çarpışıp birleşerek gezegenimsi cisimler (planetesimal)
oluşturması
akridin :
alm. * acer, acr (keskin, buruk, ekşi) + idine (azot içeren heterosiklik
bileşik eki) * kömür katranından elde edilen, keskin kokulu ve heterosiklik yapıya
sahip olup boya, antiseptik ve antimikrobiyal özellikleri nedeniyle kimya ve
tıpta kullanılan renksiz ve kristalli aromatik organik bileşik sınıfı
(C17H19N3), (C13H9N)
akridinium :
lat. * acer, acr (keskin, buruk, ekşi) + idine (ile ilgili; kimyasal madde eki)
+ ium (element son eki) * Akridindeki azot atomu üzerine bir protonun
bağlanması sonucunda oluşan ve bu bazın oluşturduğu tuzlarda rastlanan katyon
(C13H10N)
akrilamid :
lat., gre. * acryl (akril; keskinlik çağrışımlı kimyasal kök) (acer (keskin,
sivri) + yl (alkil eki; kimyasal radikal hidrokarbon veya türev eki) ) (lat.) +
amide (amonyaktan bir hidrojen atomunun bir asil grubu (R–CO–) ile
değiştirilmesiyle elde edilen, R-CONH2 grubunu içeren bir organik bileşik)
(gre.) * polimerizasyon özelliği bulunan ve biyomedikal ile endüstriyel
uygulamalarda kullanılan, nörotoksik potansiyeli nedeniyle farmakolojik ve
toksikolojik açıdan önem taşıyan bir kimyasal maddenin etken maddesi (C3H5NO)
akrilat :
lat., gre. * acryl (akril; keskinlik çağrışımlı karbon zinciri kimyasal kökü)
(acer (keskin, sivri) + yl (alkil eki; kimyasal radikal hidrokarbon veya türev
eki) (gre.) ) + ate (tuz veya ester eki) (lat.) * keskin kokulu olan; akrilik
asidin bir tuzu veya esteri
akrilik :
lat., gre. * acer, acri (sivri, keskin, keskin kokuku) (lat.) + elaia (zeytin,
zeytin ağacı), elaion (zeytin yağı, yağ) (gre.); oleum (yağ, zeytin yağı) +
icus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * orlon, görünüşü ipeğe benzeyen
ısıyı çok iyi yalıtan sentetik elyaf; pleksi, renkli ve renksiz çeşidi bulunan
plastik cam; yağlı boya kıvamında, suluboya parlaklığında su bazlı bir boya
türü
akrilonitril :
lat. * acryl (akril; keskinlik çağrışımlı karbon zinciri kimyasal kökü) (acer
(keskin, sivri) + yl (alkil eki; kimyasal radikal hidrokarbon veya türev eki) )
(lat.) + nitrile (nitron (karbonat; potasyum nitrat, güherçile KNO3) + ile (son
ek) ) (gre.) * organik kimyada CH₂=CH-CN
formülüne sahip, keskin kokulu, uçucu ve toksik bir monomer olup sentetik
lifler, plastikler ve özellikle kopolimerlerin (ör. ABS) üretiminde temel
hammadde olarak kullanılan kimyasal bileşik
akrivastin :
lat. * akriva (ön ek) + stin (kolestrerol azaltıcı ilaç grubu olan statini
belirten ek) * ikinci nesil H1 reseptör antagonisti bir antihistamin olan ve
alerji ve saman nezlesi tedavisinde kullanılan bir ilacı etken maddesi
(C22H24N2O2)
akrobasi :
gre. * akrobatikotita (akros, akron (uç, burun, tepe, baş, yüksek) + bainein
(gitmek, yürümek, ilerlemek, adım atmak; inmek), batos, bates (yürüyen, basan,
adım atan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * uçta yürüme, tepede yürüme,
yüksekte yürüme; cambazlık
akrobat :
gre. * akros, akron (uç, üst, burun, tepe, baş, yüksek, yukarı) + bainein
(gitmek, yürümek, ilerlemek, adım atmak; inmek), batos, bates (yürüyen, basan,
adım atan) * uçta yürüyen, tepede yürüyen, yüksekte yürüyen, cambaz
akrodini :
gre. * akrodynia (akros, akron (uç, üst, burun, tepe, baş, yüksek, yukarı) +
odyni (acı, acı verici) ) * ellerde ve ayaklarda görülen, yanma, karıncalanma,
ağrı, hassasiyet ve kızarıklık gibi belirtilerle karakterize bir durum
akrofobi :
gre. * akros, akron (uç, üst, burun, tepe, baş, yüksek, yukarı) + phobia
(korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
yükseklik korkusu
akrofoni :
gre. * akros, akron (uç, üst, burun, tepe, baş, yüksek, yukarı) + phonein (ses
çıkarmak, konuşmak veya ses vermek), phonia (ses çıkarma) (phonos, phone (ses)
+ eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * alfabe sistemlerinin evriminde bir
nesneyi temsil eden resimsel sembolün (logogram/hiyeroglif) zamanla o nesnenin
adındaki ilk ses veya heceyi belirten fonetik bir harfe dönüşmesi ya da bir
harfe verilen ismin doğrudan o harfin kendi sesiyle başlaması esası
akrolit :
gre. * akros, akron (uç, üst, burun, tepe, baş, yüksek, yukarı) + lithos (taş,
kaya) * Klasik Antik Çağ'da yekpare olarak taştan yapılmayan ve farklı
malzemelerin birlikte kullanıldığı heykellere verilen isim
akromatik :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + khroma, khromat (renk)
(renksiz, renk oluşturmayan) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * ak ışığı
ayrıştırmadan geçiren; renk bulunmayan, renksiz; optikte, renk sapması
(aberasyon) göstermeyen mercek veya ışık sistemi; tıpta, renkten yoksun hücre
veya doku
akromatin :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + khroma, khromat (renk) +
tin (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hücre çekirdeği içinde bulunan ince
iplikçiklerden oluşmuş olan ve kromatinle boyanmamış bulunan kromozomları
oluşturan bölüm
akromatizm :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + khromat (renk) + ismos
(isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * sanat yapıtlarında renk
kullanmadan, malzemenin renk ve dokusunun dogal halde bırakılması anlayışı
akromatopsi :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + khromat (renk) + opsia
(görme, görüş) (ops (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + eia (isim yapım, yer
ve durum eki) ) * renk körlüğü, kısmen veya tamamen renkli görme eksikliği
akromegali :
gre. * akros, akron (uç, üst, burun, tepe, baş, yüksek, yukarı) + megale,
megalos (büyük, iri, yüce, geniş) (megas (büyük, iri, yüce, geniş) + le (dişil
ek), los (eril ek) ) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * hipofiz bezinin
aşırı büyüme hormonu salgılaması sonucunda el, ayak, yüz gibi vücut uçlarının
anormal büyümesiyle karakterize endokrin hastalık
akromelik :
gre. * akros, akron (uç, üst, burun, tepe, baş, yüksek, yukarı) + melos (uzuv,
organ, kol - bacak) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir bacağın
veya eklemli bir organın ucuna ait olan
akromiyoklavikuler :
gre., lat. * acromioclavicularis (akros, akron (uç, üst, burun, tepe, baş,
yüksek, yukarı) + omos, omia (omuz, omuzlar) (gre.) + clave (anahtar) + cula,
culus, culum (küçük) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) *
köprücük kemiği ile kürek kemiğinin tam ortasında kalan bölüm
akromiyon :
gre. * akros, akron (uç, üst, burun, tepe, baş, yüksek, yukarı) + omos, omia
(omuz, omuzlar) + on (son ek) * kürek kemiğinin (skapula) omuz kısmında yer
alan ve köprücük kemiğiyle eklem yapan çıkıntı; omuz ucunu oluşturan anatomik
yapı
akromiyotoni :
gre. * akros, akron (uç, üst, burun, tepe, baş, yüksek, yukarı) + myos, mys
(kas, adale) + teinein, teino (germek, uzatmak), tonia (kudret, kuvvetlilik,
güçlülük) (tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet,
basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ücudun el ve ayak gibi uç (periferik)
bölgelerindeki kasların kasıldıktan sonra normal sürede gevşeyememesi nedeniyle
bu uzuvlarda geçici spazmlara, şekil bozukluklarına ve hareket kısıtlılığına
yol açan nadir bir nöromüsküler bozukluk
akronim :
gre. * akros, akron (uç, üst, burun, tepe, baş, yüksek, yukarı) + onoma, onuma,
onyma, onomos, nimo (isim, ad) * iki veya daha fazla sözcüğün baş harflerinden
oluşturulmuş kelime, kısaltma isim
akroparestezi :
gre. * akros, akron (uç, üst, burun, tepe, baş, yüksek, yukarı) + para
(yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde,
boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + aisthesis (his, duyu),
aisthesia (hislenme, duyumsama) * uyanma anında, nedeni bilinmeyen veya uyku
sırasında sinirlerin sıkışması sonucu oluşan, ekstremitelerde yanma,
karıncalanma, iğnelenme hissi
akropetal :
gre., lat. * akros, akron (uç, üst, burun, tepe, baş, yüksek, yukarı) (gre.) +
petalis (arzulayan, yönelen, giden, isteyen, saldıran) petere (arzulamak,
yönelmek, gitmek, istemek, saldırmak) + alis (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) *
bitki organlarında, madde taşınımında veya gelişim sürecinde tabandan uca
(tepeye) doğru gerçekleşen yönelim, hareket veya büyüme biçimini ifade eden
(zıttı “basipetal”)
akropodyum :
gre., lat. * akros, akron (uç, üst, burun, tepe, baş, yüksek, yukarı) (gre.) +
pous, podos (ayak) + ion (yer ve durum eki); podium (lat.) * antik çağda
heykelleri destekleyip taşıyan kaide
akropol :
gre. * akros, akron (uç, üst, burun, tepe, baş, yüksek, yukarı) + polis (şehir,
il, kent) (şehrin tepesi) * eski Yunan kent devletlerinde, genellikle bir tepe
üzerinde bulunan, çevresi surla çevrili, içinde sarayın, önemli yapıların ve
tapınakların yer aldığı iç kale
akrosefali :
gre. * akros, akron (uç, üst, burun, tepe, baş, yüksek, yukarı) + kephale,
kephalos (baş, kafa) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * kafatasını
oluşturan kemikler arasındaki kranial sütürlerin erken kapanması nedeniyle
başın sivri bir form alması durumu
akrosefalik :
gre. * akros, akron (uç, üst, burun, tepe, baş, yüksek, yukarı) + kephale,
kephalos (baş, kafa) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * akrosefali
durumu arzeden
akrosefalopolisindaktili :
gre. * akros, akron (uç, üst, burun, tepe, baş, yüksek, yukarı) + kephale,
kephalos (baş, kafa) + polys (çok, fazla, çoklu) + syn (ile, birlikte, beraber,
eş, tamamen) + daktylos (parmak) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) *
kafatası, el ve ayak kemiklerinin kaynaşmasına neden olan genetik bir bozukluk,
Apert sendromu
akrosiyanoz :
gre. * akros, akron (uç, üst, burun, tepe, baş, yüksek, yukarı) + cyanos (mavi)
* ayaklarda ve yüzün distal kısımlarında veya ellerde ortaya çıkan,
ekstremitelerin kalıcı mavi veya siyanotik renk değişikliği
akrostiş :
gre. * akros, akron (uç, üst, burun, tepe, baş, yüksek, yukarı) + stikhos
(sıra, dizi, satır, mısra) * dizelerinin ilk harfleri yukarıdan aşağıya doğru
okunduğu zaman ortaya bir söz çıkacak biçimde yazılmış şiir
akrozom :
gre. * akros, akron (uç, üst, burun, tepe, baş, yüksek, yukarı) + soma (vücut,
gövde, cisim, beden, nesne, yapı; topluluk, toplum veya cemiyet) * spermin
yumurtayı çevreleyen zona tabakasına bağlanmasını ve içerdiği eritici enzimler
sayesinde bu tabakayı geçerek spermin yumurtaya girişini sağlayan yapı
aks :
gre., lat. * axon (eksen, mihver, dingil) (gre.); axis (lat.); akis (yankı),
aksi (ters) (ara.) * akis, eksen, aktarıcı, yansıtıcı, dingil, mihver, yansıma,
yansıyan, tersine olan
aksa :
ara. * kasa (uzak olmak, uzağa gitmek, uzaklaşmak), kasiy (uzak) * en uzak, en
son, en ırak, kusva
aksak :
tür. * aksa (topallamak) + ak (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (tür.), ax,
axe, Axt (balta) (ing., alm.) * düzgün işlemeyen, takılan, tökezleyen,
topallayan, iyi gitmeyen, iyi işlemeyen, kesintiye uğrayan
aksak semai :
tür., ara. * aksak (düzgün işlemeyen, takılan, tökezleyen, topallayan) + semai
(dinleti) (sem'a (duymak, işitmek, dinlemek, kulak vermek) + i (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * Türk musikisinde 10 zamanlı 6 vuruşlu, 10/8 (Aksak
semai) ve 10/4 (Ağır aksak semai) mertebeleri olan bir küçük usül
aksak semai evferi :
ara., tür. * aksak (düzgün işlemeyen, takılan, tökezleyen, topallayan) + semai
(dinleti) + evfer (en çok, en bol) ("vafir" (çok, bol) ) + i (iyelik
eki) (tür.) * Türk musikisinde on adet birim zamanlı ve altı darblı usül
aksakal :
moğ., tür. * ak (beyaz, temiz, açık) + saglaga (püskül), sagsay (kabarmak,
tüylenmek) * köyün veya mahallenin ihtiyar heyetinde olan yaşlı kimse
aksaklık :
tür. * aksa (topallamak) + ak (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + lık (isim
yapım eki) * aksak olma durumu, bir işin veya düzenin düzgün ve sürekli yürümemesine
yol açan kusur, eksiklik veya düzensizlik
aksam :
ara. * kasama (bölmek, ayırmak, kesmek, paylaştırmak, bölüştürmek, taksim
etmek, üleştirmek), kısm (bölüm, parça), taksim (bölme, bölüştürme,
paylaştırma, ayırma, kısımlara ayırma) * bir mekanizmayı oluşturan parçalar
aksamak :
tür. * aksa (topallamak; engellemek, terse olmak, yansıtmak, reddetmek, geri
döndürmek) + a (bağlaç) + mak (fiil mastar eki) * kesilmek, kesintiye uğramak,
engelle karşılaşmak
aksan :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + canere (şarkı söylemek, ses
çıkarmak) (lat.); accentuate, accentuer (vurgulamak) (ing., fra.) * bir dile
özgü ses perdesi değişiklikleri, vurgulama özelliği
aksaray :
gre., far. * archelais (arche (taht, makam, yüksek mekan) + lais (halk) (halk
idaresi) ) (gre.) + saray (ev, konak, konut, otağ, han, büyük yapı, köşk,
hükümdar evi, hükümdar konağı) (far.); garsaura (fışkıran, akan) (gre.) *
Türkiye’nin, doğusunda Nevşehir, güneydoğusunda Niğde, batısında Konya,
kuzeyinde Ankara, kuzeydoğusunda Kırşehir ile komşu olan 68 plakalı ili
aksaray malaklısı :
tür. * aksaray (il ismi) + malak (dudak) + lı (sahibi) + sı (iyelik eki) *
Türkiye'nin Aksaray ili ve çevresinde görülen, bacakları ve ayakları kalın,
kafası büyük, dudağı sarkıkiri bir köpek cinsi
aksata :
ara. * ahaza (almak, tutmak, kavramak, yakalamak, kapmak, edinmek), ahz (alma,
alım, tutma, kavrama, yakalama, kapma, edinme) + u (tamlama eki) + ata (vermek,
bahşetmek, bağışlamak, ödemek), ita (verme, bahşetme, bağışlama, ödeme) *
malların veya paranın karşılıklı olarak devredilmesi, alışveriş, alım satım ya
da alıp verme
aksatmak :
tür. * aksa (topallamak; engellemek, terse olmak, yansıtmak, reddetmek, geri
döndürmek) + t (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * işleyen bir sürecin
dengesini, düzenini, ritmini bozmak
akse :
lat. * accedere (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + cedere (gitmek,
ilerlemek, yol almak, uzaklaşmak, çekilmek) ), accessus (gidiş, giriş, girişim,
atak, kriz) (lat.); accès (fra.) * hastalık nöbeti, kriz
aksedir :
tür., ara. * ak (beyaz, temiz, açık) + şadr, sadr, sedr (göğüs; bir şeyin ön
veya ileri kısmı, baş köşe, misafir oturtulan yer) * öz odunu kahverengi olan,
kaplaması mobilya yapımında kullanılan bir ağaç
akseki :
tür. * ak (beyaz, temiz, açık) + sekü (kaldırmak, yükseltmek); sekil, seki (at
ayağındaki beyazlık) * Antalya'nın bir ilçesi; eski ismi Marla (Yüksek Ulemalar
Diyarı)
aksel :
lat., ing. * axis (lat.); axle (ing.) * akis, eksen, aktarıcı, yansıtıcı,
dingil, yansıma, yansıyan, tersine olan; dönen bir çarkın veya dişlinin (bir
arabadaki gibi) merkezi şaftı, aks
akselerasyon :
lat. * acceleratio (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + celerare (hızlanmak,
acele etmek, hızlı hareket etmek, ivmelenmek) + tio (isim yapım eki) ) (lat.);
acele (hızlı hareket etmek, telaşlanmak), acil (hızlı, telaşlı, çabuk) (ara.) *
hızlanma, ivmelenme
akseleratör :
lat. * accelerare (hızlanmak, acele etmek, hızlı hareket etmek, ivmelenmek) +
tor (-cı, yapan) * hızlandırıcı, ivmelendirici
akselere :
lat. * acceleratus (accelerare (hızlanmak, acele etmek, hızlı hareket etmek,
ivmelenmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * hızlanmış,
hızlandırılmış, ivmelenmiş, ivmelendirilmiş
akselerograf :
lat., gre. * accelerare (hızlanmak, acele etmek, hızlı hareket etmek,
ivmelenmek) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphos (yazı,
yazım, çizim, kayıt, işaret) * ivmeyi, titreşimi veya hareket değişimlerini
zamana bağlı olarak kaydeden ölçüm cihazı ivme kayıt cihazı, ivmeyazar
akselerografi :
lat., gre. * accelerare (hızlanmak, acele etmek, hızlı hareket etmek,
ivmelenmek) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı
yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * ivme, titreşim ve hareket değişimlerinin
zaman içinde kaydedilmesi ve analiz edilmesini konu alan ölçüm ve kayıt
yöntemi, ivme kayıt bilimi
akselerometre :
gre. * accelerare (hızlanmak, acele etmek, hızlı hareket etmek, ivmelenmek) +
metron, metros (ölçü) * hızlanmayı veya ivmeyi ölçen cihaz; bir cismin
hareketindeki hız değişimlerini nicel olarak belirleyen ölçüm aracı, ivmeölçer
akseptans :
lat. * acceptare (kabul etmek, almak) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) +
capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) ) +
entia (isim yapım eki); acceptance (fra.) * kabul; öğrenimini yabancı bir
ülkede yapacak öğrenciye okulun gönderdiği ve resmi işlem için gerekli olan
kabul belgesi
akseptör :
lat. * acceptare (kabul etmek, almak) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) +
capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) ) +
tor (-cı, yapan, eden eki) * kabul eden; bir donörden (verici) bir elektron,
proton veya elektron çifti alan bir atom veya molekül
akses :
lat. * accedere (yaklaşmak) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + cedere
(gitmek, ilerlemek, yol almak, uzaklaşmak, çekilmek) ), cessus (gitme, çekilme
eylemi, gidilme, uzaklaşma) (lat.) * accès (fra.), access (ing.)
aksesibilite :
lat. * accedere (yaklaşmak) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + cedere
(gitmek, ilerlemek, yol almak, uzaklaşmak, çekilmek) ), cessus (gitme, çekilme
eylemi, gidilme, uzaklaşma) + ibilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) + itas
(isim yapım ve durum eki); accessibility, accessibilité (ing., fra.) *
erişilebilirlik, girilebilirlik
aksesibl :
lat. * accedere (yaklaşmak) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + cedere
(gitmek, ilerlemek, yol almak, uzaklaşmak, çekilmek) ), cessus (gitme, çekilme
eylemi, gidilme, uzaklaşma) + ibilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) *
erişilebilir, girilebilir
aksesuar :
lat. * accessorius (accedere (artmak, artırmak) (ad (-a doğru, yönelim, yan,
yakın) + cedere (gitmek, ilerlemek, yol almak, uzaklaşmak, çekilmek) ), cessus
(gitme, çekilme eylemi, gidilme, uzaklaşma) + orius (ile ilgili olan) * ilave
unsur, tamamlayıcı unsur
aksetil :
lat., gre. * ac (asetil grubu, CH3CO-) (lat.) + ethyl (etil (C2H5- alkil grubu)
(gre.) * yarı sentetik antibakteriyel sefalosporin ve beta-lactam antibiyotik
aksetmek :
ara., tür. * aks (yansıma, aktarılma) + et (yapmak) + mek (fiil mastar eki),
axle (mil), axis, axe, Achse (aks, aktarıcı, yansıtıcı mil, dingil) (ing.,
fra., alm.) * yansımak, sonucu olmak
aksırık :
tür. * öks, aks + ür, ır (hapşırmak) + ük, ık (isim yapım eki) * hapşırık,
hapşırma
aksırmak :
tür. * ösk, öks, ask, aks (şiddetli, kesik ve sesli şekilde nefesi dışarı atma,
dışarı, dışarı verme, şişirme) + ür, ır (bağlaç ek) + mek, mak (fiil mastar
eki) * şiddetli, kesik ve sesli şekilde nefesi dışarı atma, dışarı atmak, hapşırmak
aksi :
ara. * aks (yansımak, aktarılmak, ters olmak, zıt olmak, karşıt olmak) + i (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yansıyan, ters olan, ters, zıt, karşıt
aks-i seda :
ara. * aks (yansıma, aktarılma) + ı (tamlama eki) + seda (ses) * yankı, ses yansıması
aksi seda :
ara. * aks (yansıma, aktarılma) + ı (tamlama eki) + seda (ses) * yankı, ses
yansıması
aksidental :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + cadere (düşmek, çökmek, yere
yığılmak) + ent (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
tesadüfi, kazaren, rastlantı sonucu
aksilik :
ara. * aks (yansımak, aktarılmak, ters olmak, zıt olmak, karşıt olmak) + i (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) + lik (ism yapım eki) * terslik, zıtlık,
karşıtlık, işlerin beklenmedik biçimde kötü veya olumsuz gitmesi, can sıkıcı
veya istenmeyen durum, talihsizlik
aksilla :
lat. * ala (kanat), axilla (kanatçık, koltuk altı) * kol ile gövdenin birleşme
bölgesi, koltuk altı
aksiller :
lat. * axilla (kanatçık, koltuk altı) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
* kolun omuzla birleştiği yerin altındaki çukurluk
aksine :
ara., tür. * aks (yansımak, aktarılmak, ters olmak, zıt olmak, karşıt olmak) +
i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.) + ne (yönelim eki) (tür.) *
tersine, zıttına, karşıt olarak, önceki veya beklenen durumun tam karşıtı
biçimde
aksino :
gre., lat. * axion, axios (değerli, değer, layık, liyakat, gerçek, hak) (gre.)
+ ino (küçük parçacık, fermiyon eki) (lat.) * süpersimetri kuramlarında aksiyon
parçacığının fermiyonik süpersimetrik partneri olarak öngörülen, zayıf
etkileşen ve karanlık madde adayları arasında değerlendirilen varsayımsal temel
parçacık
aksitinib :
lat. * axi (özel ad veya türev kodu, ilaç adı) + tin (kimyasal madde, bağlayıcı
veya türev eki) + ib (inhibitör sınıfı) * kanser tedavisinde kullanılan,
özellikle tümör büyümesini ve vaskülarizasyonunu engelleyen tirozin kinaz
inhibitörü sınıfına ait sentetik ilacın etken maddesi (C22H18N4OS)
aksiyal :
lat. * axialis (axis (aks, eksen) + ialis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) )
* vücudu alt ve üst olarak iki parçaya bölen eksen, kesit (diğerleri “sajital”,
“proksimal”, "koronal")
aksiyal vektör :
lat. * axialis (axis (aks, eksen) + ialis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) )
+ vehere (iletmek, aktarmak, nakletmek, taşımak, götürmek), vector (iletici,
nakledici, taşıyıcı) * uygun bir rotasyon altında bir vektör gibi dönüşen,
ancak üç boyutta, yansıma gibi uygunsuz bir rotasyon altında ek bir işaret
çevirmesi kazanan bir nicelik, psödovektör
aksiyalizasyon :
lat. * axialis (axis (aks, eksen) + ialis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) )
+ izare (dönüştürmek) + tio isim yapım ve durum eki) * bir yapı, organ, bölüm
veya oluşumu eksen doğrultusunda düzenleme, eksensel özellik kazandırma veya
merkezi bir eksen çevresinde konumlandırma, biçimlendirme veya gelişim
göstermesi; genellikle embriyolojide ve gelişim biyolojisinde embriyonun veya
bir canlının temel vücut eksenlerinin (ön-arka, sırt-karın, sağ-sol) oluşmasını
sağlayan gelişimsel süreci
aksiyoloji :
gre. * axiein, axioo (gerekli görmek, doğru kabul etmek, gerçek addetmek),
axios (değerli, değer, layık, liyakat, gerçek, hak) + logia (bilim, bilme; söz,
anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) * felsefede, değerlerin, etik ve estetik normların doğası,
türleri ve ölçütleri üzerine yapılan sistematik çalışma veya bilim dalı
aksiyom :
gre. * axiein, axioo (gerekli görmek, doğru kabul etmek, gerçek addetmek),
axioma (değerli, layık görülen, apaçık gerçek) (axios (değerli, değer, layık,
liyakat, gerçek, hak) + ma (isim yapım eki) ) * diğer önermelerin temeli ve ön
dayanağı niteliğindeki önerme, belit, postulat
aksiyometrik :
gre. * axiein, axioo (gerekli görmek, doğru kabul etmek, gerçek addetmek),
axios (değerli, değer, layık, liyakat, gerçek, hak) + metria (ölçüm, ölçme)
(metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile
ilgili, -a ait) * kanıtlanmaya gerek duyulmayan, apaçık temel doğrulara
(aksiyomlara) dayandırılan; bir sistemin, teorinin veya önermeler bütününün
doğruluğu kanıtlanmaya gerek duyulmayan, apaçık temel doğrulara (aksiyomlara)
dayandırılarak yapılandırılması, ölçülmesi veya değerlendirilmesi yöntemi
aksiyon :
lat. * agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek,
yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek), actio (yapma, eyleme, etme) * eylem,
harekete geçme
aksoğan :
tür., san. * ak (beyaz, temiz, açık) + soğan (su (iyi) + kandah (yumru, kök
yumrusu) ) * zambakgillerden, çiçekleri beyaz olan, süs veya şifa amaçlı
kullanılan soğanlı bitki, leucojum aestivum, adasoğanı
aksolemma :
gre. * axon (bir cismi iki eşit parçaya bölen gerçek veya sanal çizgi, doğru
parçası, eksen, aks, uzantı) + lemma (örtü, kılıf, zar, membran, cidar) *
beyindeki sinir hücrelerinin (nöronlar), uzun ve silindir biçimindeki
elektriksel sinyal taşıyan ince, uzun çıkıntılarından her biri olan aksonu
çevreleyen ve akson potansiyellerinin üretildiği iyon kanallarını içeren zar
akson :
gre. * axon (bir cismi iki eşit parçaya bölen gerçek veya sanal çizgi, doğru
parçası, eksen, aks, uzantı) * beyindeki sinir hücrelerinin (nöronlar), uzun ve
silindir biçimindeki elektriksel sinyal taşıyan ince, uzun çıkıntılarından her
biri
aksona :
gre. * axon (bir cismi iki eşit parçaya bölen gerçek veya sanal çizgi, doğru
parçası, eksen, aks, uzantı) * dalgıçların belli bir derinliğe daldıktan sonra
yukarı çıkarken vurgun yememek için yine belli derinliklere yükselip kanlarında
oluşan azotun yok olması için bekleme yaptıkları emniyet duraklardan her biri
aksonem :
gre. * axon (bir cismi iki eşit parçaya bölen gerçek veya sanal çizgi, doğru
parçası, eksen, aks, uzantı) + nema (ip, iplik) * sperm kamçısında bulunan,
mikrotübüllerden oluşan ve 9+2 mikrotübül düzenine sahip, dynein motor
proteinleri aracılığıyla hareketi kamçı ve siliaların hareketini sağlayan eksen
ipliği
aksonometri :
gre. * axon (bir cismi iki eşit parçaya bölen gerçek veya sanal çizgi, doğru
parçası, eksen, aks, uzantı) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * eksen ölçümü; üç boyutlu bir nesneyi iki
boyutlu bir yüzey üzerinde gösterebilmek için kullanılan çizim yöntemi
aksonometrik :
gre. * axon (bir cismi iki eşit parçaya bölen gerçek veya sanal çizgi, doğru
parçası, eksen, aks, uzantı) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait) *
aksonometriyle ilgili olan, üç boyutlu bir cismin eksenler ve ölçüler esas
alınarak düzlem üzerinde gösterilmesini sağlayan paralel izdüşüm yöntemine ait
aksoplazmik taşıma :
gre., tür. * axon (bir cismi iki eşit parçaya bölen gerçek veya sanal çizgi,
doğru parçası, eksen, aks, uzantı) + plasma (şekillenmiş, biçimlenmiş şey) +
ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + taşıma (iletme, nakletme, götürme) *
proteinlerin ve diğer organellerin hücre gövdesinden aksonun distal ucuna ve
tam tersi şekilde taşınmasını ifade eden, nöron aksonunun içindeki maddelerin
dinamik akışı
aksöğüt :
tür. * ak (beyaz, temiz, açık) + söğüt (yakacak, odun) (söğül (yanmak, yakmak)
+ t (ile ilgili olan) ) * salicaceae (söğütgiller) familyasına ait, 25-30 m.
boylarında, dere kenarlarında, çayırlarda ve sulak alanlarda görülen bir söğüt
türü
aksu :
tür. * ak (beyaz, temiz, açık) + su (hidrojen ile oksijen bileşiminden oluşan
saydam ve akışkan madde, sıvı (H2O) ) * Antalya'nın bir ilçesi, Aksu Çayı’nın
eski ismi olan “Kestros” (Silah) kelimesinden; Isparta'nın bir ilçesi; eski
ismi “Anamas”
aksungur :
tür. * ak (beyaz, temiz, açık) + sungur (doğana benzer bir yırtıcı kuş, şahbaz,
falco gyrfalco) * doğangiller (Falconidae) familyasından Doğan (Falco)
cinsinin, çok büyük, iri ve geniş gövdeli yırtıcı bir kuş türü, falco
rusticolus
aksülamel :
ara. * aks (yansıma, aktarılma) + el (ön ek, artikel) + amel (iş, çaışma) * bir
duruma, bir işe, bir eyleme veya söze karşılık olarak verilen tepki
aksülümen :
tür., lat. * ak (beyaz, temiz, açık) + sublimatum (süblime edilmiş madde)
(sublimare (yükseğe çıkarmak, süblimleştirmek) + atum (isim yapım eki) +
corrosivum (yakıcı, aşındırıcı) * cıva ile klorun birleşimi olan, bağırsak
kurtlarının tedavisinde kullanılan, zehirli, beyaz toz halindeki civa klorür,
süblime
akşam :
san., soğ. * şama (karanlık, kararma, karartı) (san.); hşam (akşam, gün batımı
zamanı, akşam yemeği) (soğ.); Schemen (siluet, gölge, karartı, bir şeyin yalnız
kenar çizgileriyle tek renk olarak beliren görüntüsü) (alm.), şaman (kahin,
büyücü, ruhban, hayaletlerle iletişim kuran, gölgeler ile temas kuran) (tun.) *
gece, güneş battıktan sonraki zaman
akşam namazı :
san., soğ. * şama (karanlık, kararma, karartı) (san.); hşam (akşam, gün batımı
zamanı, akşam yemeği) (soğ.); Schemen (siluet, gölge, karartı, bir şeyin yalnız
kenar çizgileriyle tek renk olarak beliren görüntüsü) (alm.), şaman (kahin,
büyücü, ruhban, hayaletlerle iletişim kuran, gölgeler ile temas kuran) (tun.) +
namaste (saygı ile eğilme, boyun eğme) (san.), namaz (saygı ile eğilme, boyun
eğme, saygı gösterme, selamlama, yere kapanma, dua) (far.) + ı (iyelik eki)
(tür.) * güneş battıktan sonra kılınan, beş vakit namazın dördüncüsü
akşam sefası :
san., soğ., ara., tür. * şama (karanlık, kararma, karartı) (san.); hşam (akşam,
gün batımı zamanı, akşam yemeği) (soğ.); Schemen (siluet, gölge, karartı, bir
şeyin yalnız kenar çizgileriyle tek renk olarak beliren görüntüsü) (alm.),
şaman (kahin, büyücü, ruhban, hayaletlerle iletişim kuran, gölgeler ile temas
kuran) (tun.) + sefa (buğday başının kılçığı; orak; kuyu içinden çıkan toprak;
kaygısız ve sakin olma, gönül rahatlığı, rahatlık, huzur, keyif, eğlence, neşe)
(ara.) + sı (iyelik eki) (tür.) * akşamsefasıgiller familyasından, çabuk
gelişen ve 1 m'ye kadar boylanabilen çok yıllık bir süs bitkisi türü
akşam üzeri :
san., soğ., tür. * şama (karanlık, kararma, karartı) (san.); hşam (akşam, gün
batımı zamanı, akşam yemeği) (soğ.); Schemen (siluet, gölge, karartı, bir şeyin
yalnız kenar çizgileriyle tek renk olarak beliren görüntüsü) (alm.), şaman
(kahin, büyücü, ruhban, hayaletlerle iletişim kuran, gölgeler ile temas kuran)
(tun.) + üzeri (üstü, yukarı, tepe, bir şeyin üstündeki bölüm) + ü (iyelik eki)
* Güneş’in batmakta olduğu saatlere doğru veya o saatlerde
akşam yıldızı :
san., soğ., tür. * şama (karanlık, kararma, karartı) (san.); hşam (akşam, gün
batımı zamanı, akşam yemeği) (soğ.); Schemen (siluet, gölge, karartı, bir şeyin
yalnız kenar çizgileriyle tek renk olarak beliren görüntüsü) (alm.), şaman
(kahin, büyücü, ruhban, hayaletlerle iletişim kuran, gölgeler ile temas kuran)
(tun.) + yıldız (uzayda kendi ışığıyla parlayan gök cismi; ışık noktası) + ı
(iyelik eki) (tür.) * akşamları güneş battıktan sonra gökyüzünde parlak biçimde
görülen Venüs gezegeni
akşamcı :
san., soğ., ara., tür. * şama (karanlık, kararma, karartı) (san.); hşam (akşam,
gün batımı zamanı, akşam yemeği) (soğ.); Schemen (siluet, gölge, karartı, bir
şeyin yalnız kenar çizgileriyle tek renk olarak beliren görüntüsü) (alm.),
şaman (kahin, büyücü, ruhban, hayaletlerle iletişim kuran, gölgeler ile temas
kuran) (tun.) + cı (ile ilgili, -a ait, yapan, eden eki) (tür.) * işlerini veya
etkinliklerini daha çok akşam saatlerinde yapan kimse, gece yaşamına ve akşam
eğlencelerine düşkün kişi; akşam saatlerinde keyif için bir iki kadeh içki içme
alışkanlığı olan kimse
akşamsefası :
san., soğ., ara., tür. * şama (karanlık, kararma, karartı) (san.); hşam (akşam,
gün batımı zamanı, akşam yemeği) (soğ.); Schemen (siluet, gölge, karartı, bir
şeyin yalnız kenar çizgileriyle tek renk olarak beliren görüntüsü) (alm.),
şaman (kahin, büyücü, ruhban, hayaletlerle iletişim kuran, gölgeler ile temas
kuran) (tun.) + sefa (buğday başının kılçığı; orak; kuyu içinden çıkan toprak;
kaygısız ve sakin olma, gönül rahatlığı, rahatlık, huzur, keyif, eğlence, neşe)
(ara.) + sı (iyelik eki) (tür.) * akşamsefasıgiller familyasından, çabuk
gelişen ve 1 m'ye kadar boylanabilen çok yıllık bir süs bitkisi türü
akşamüstü :
san., soğ., tür. * şama (karanlık, kararma, karartı) (san.); hşam (akşam, gün
batımı zamanı, akşam yemeği) (soğ.); Schemen (siluet, gölge, karartı, bir şeyin
yalnız kenar çizgileriyle tek renk olarak beliren görüntüsü) (alm.), şaman
(kahin, büyücü, ruhban, hayaletlerle iletişim kuran, gölgeler ile temas kuran)
(tun.) + üst (üzeri, yukarı, tepe, bir şeyin üzerindeki bölüm) + ü (iyelik eki)
(tür.) * Güneş’in batmakta olduğu saatlere doğru veya o saatlerde
akşamüzeri :
san., soğ., tür. * şama (karanlık, kararma, karartı) (san.); hşam (akşam, gün
batımı zamanı, akşam yemeği) (soğ.); Schemen (siluet, gölge, karartı, bir şeyin
yalnız kenar çizgileriyle tek renk olarak beliren görüntüsü) (alm.), şaman
(kahin, büyücü, ruhban, hayaletlerle iletişim kuran, gölgeler ile temas kuran)
(tun.) + üzeri (üstü, yukarısı) (tür.) * Güneş’in batmakta olduğu saatlere
doğru veya o saatlerde
akşehir :
tür., far. * ak (beyaz, temiz, açık) (tür.) + şahr, şehr (yerleşim birimi,
vilayet, memleket, belde, kent, il) (far.) * Konya'nın bir ilçesi (eski ismi
Philomelion (philo (seven) + melion (kavun) )
akşın :
tür. * ak (beyaz, temiz, açık) + şın (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
gözlerinde, kıllarında ve derisinde doğuştan pigment (boya maddesi) bulunmadığı
için her yanı beyaz (ak) olan insan, albino; az beyaz olan, beyazımsı; erkek
veya kız ismi
aktar :
ara. * ıtr (koku, güzel koku, aroma, esans, parfüm, güzel rayiha), ıtriyat
(parfümeri, kokular) * kurutulmuş çeşitli bitkiler, çiçekler ve buna benzer ev
ilacı gereçleri ve baharat satan, attar
aktar :
ara. * kutr (daire veya küre gibi bir geometrik şeklin merkezinden geçen ve iki
kenarını birleştiren doğru parçası; ayrıca, bir şeyin eni, genişliği veya
kapsamı, çap) * çaplar
aktariye :
ara. * ıtr (koku, güzel koku, aroma, esans, parfüm, güzel rayiha), attar
(kokular) + iye (isim yapım eki) * attar olan kişinin sattığı ürünler
aktarmak :
tür. * aktar (devirmek, altını üstüne çevirmek) + mak (fiil mastar eki) * bir
yerden bir yere hareket ettirmek, iletmek
aktavşan :
tür. * ak (beyaz, temiz, açık) + tavşan (tavşangillerden, yaklaşık 70 cm.
uzunluğunda, kısa kuyruklu, uzun kulaklı, dudakları kalın ve yarık, ön
bacakları arka bacaklarına göre kısa, çok hızlı, genellikle zıplayarak koşan,
eti ve postu için avlanan, memeli bir kemirgen hayvan) * çok iri bir cins çöl
sıçanı
aktif :
lat. * activus (agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek,
sürmek, gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek), actus (yapılmış,
edilmiş, eylenmiş) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * eylemsel,
hareket halinde, devinen, durağan olmayan, pasif olmayan
aktif immünite :
lat. * activus (aktif, eylemsel) + immunis (in (yokluk, eksiklik, zıtlık,
olumsuzluk eki) + munis (hizmet etme, hizmete hazır) ) + itas (isim yapım ve
durum eki) (hizmet dışı olma, muaf olma) * hastalık yapan mikrop vücuda
girdikten sonra vücudun bu mikroplara karşı bağışıklık kazanması, aktif
bağışıklık
aktif immünizasyon :
lat. * activus (aktif, eylemsel) + immunizare (bağışık kılmak) (immunis (korunmuş,
bağışık, hizmet dışı, muaf) + izare (dönüştürmek) ) + tio isim yapım ve durum
eki) * aktif bağışık hale getirme
aktif transport :
lat. * activus (aktif, eylemsel) + transportus (taşıma, nakil, transfer) (trans
(geçerek, geçiş, ötesi, öteye gidiş) + portare (taşımak, götürmek) + tus
(geçmiş zaman eki) ) * küçük moleküllerin, az yoğun ortamdan çok yoğun ortama
ATP harcanarak geçişi
aktif varlıklar :
lat., tür. * activus (aktif, eylemsel) + varlık (olgu, var olan, mevcud) (var
(mevcut olmak) + lık (isim yapım eki) ) + lar (çoğul eki) * bir şirketin
bilançosundaki kasa, banka, alacaklar, mal stok, demirbaşlar, marka, patent,
copyright, peştemallık vb. değerlerini ifade eden kavram
aktin :
gre. * aktis (zerre, ışın, ışık huzmesi) + inos (kimyasal madde eki) *
hücrelerde, özellikle kas hücrelerinde bulunan, hücre iskeletini oluşturan ve
kas kasılmasını sağlayan ipliksi yapıdaki temel protein (mikroskop altında
aktin filamentlerinin ışınsal, ince ve uzun yapısına atfen)
aktinfilament :
gre. * aktis (zerre, ışın, ışık huzmesi) + inos (kimyasal madde eki) (gre.) +
filamentum (filo, filum (iplik), filare (döndürmek, çevirmek) + mentum (isim
yapım eki) ) (lat.) * ökaryotik hücrelerin iskeletini (sitoskeleton) oluşturan,
mikrofilament olarak da bilinen, aktin proteinlerinin polimerleşmesiyle,
G-aktin adı verilen küresel monomerlerin (tekil yapıtaşlarının) uca
eklenmesiyle oluşan zincirlerin birbirine dolanmasıyla meydana gelen, hücreye
mekanik destek sağlayan, şeklinin korunmasında, hareketinde, kas kasılmasında,
hücre bölünmesinde ve hücre içi madde taşınmasında görev alan ince protein
iplikçiği
aktinik prurigo :
gre., lat. * aktinos (aktis (zerre, ışın, ışık huzmesi) + inos (kimyasal madde
eki) ) (gre.) + pruire (kaşıntı, kaşınma) (lat.) * güneş ışığına karşı anormal
bir reaksiyon (fotosensitivite) nedeniyle oluşan yoğun kaşıntılı bir cilt
rahatsızlığı
aktinit :
gre. * aktinos (aktis (zerre, ışın, ışık huzmesi) + inos (kimyasal madde eki) )
+ oeides (gibi , ile ilgili, benzer) * periyodik tabloda yedinci sırada yer
alan metalik radyoaktif ışınetkin elementler
aktinodrom :
gre. * aktinos (aktis (zerre, ışın, ışık huzmesi) + inos (kimyasal madde eki) )
+ dramein (koşmak), dromos (koşu, koşma; yön, rota, yol, pist, sokak) ) *
yaprakta ana damarların yaprak sapının birleştiği taban kısmından veya tabana
çok yakın bir noktadan tekerlek parmakları gibi ışınsal biçimde çıkarak çevreye
doğru yayılmasıyla belirlenen avuç içi şeklindeki damarlanma düzeni, palmat
damarlanma tipi
aktinofilament :
gre. * aktis (zerre, ışın, ışık huzmesi) + inos (kimyasal madde eki) (gre.) +
filamentum (filo, filum (iplik), filare (döndürmek, çevirmek) + mentum (isim
yapım eki) ) (lat.) * ökaryotik hücrelerin iskeletini (sitoskeleton) oluşturan,
mikrofilament olarak da bilinen, aktin proteinlerinin polimerleşmesiyle,
G-aktin adı verilen küresel monomerlerin (tekil yapıtaşlarının) uca
eklenmesiyle oluşan zincirlerin birbirine dolanmasıyla meydana gelen, hücreye
mekanik destek sağlayan, şeklinin korunmasında, hareketinde, kas kasılmasında,
hücre bölünmesinde ve hücre içi madde taşınmasında görev alan ince protein
iplikçiği
aktinolit :
gre. * aktinos (aktis (zerre, ışın, ışık huzmesi) + inos (kimyasal madde eki) )
+ lythos (taş, kaya) * lifsi kristal yapısının ışınsal biçimde dizilmesi
nedeniyle bu adla adlandırılan, amfibol grubuna ait, genellikle koyu yeşil
renkli, iğnemsi veya lifsi kristal yapılara sahip kalsiyum, magnezyum ve demir
içeren silikat minerali, yeşil amfibol minerali (Ca2(Mg,Fe)5Si8O22(OH)2)
aktinoloji :
gre. * aktinos (aktis (zerre, ışın, ışık huzmesi) + inos (kimyasal madde eki) )
+ logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz,
akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * güneş ışınlarının insan ve bütün
canlılar üzerindeki etkisini inceleyen bilim dalı
aktinometre :
gre. * aktinos (aktis (zerre, ışın, ışık huzmesi) + inos (kimyasal madde eki) )
+ metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) * özellikle güneş radyasyonunun
veya genel olarak ışığın ve diğer elektromanyetik dalgaların kimyasal etkilerini,
yoğunluğunu ve ışınım gücünü ölçmek için kullanılan cihaz
aktinometri :
gre. * aktinos (aktis (zerre, ışın, ışık huzmesi) + inos (kimyasal madde eki) )
+ metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) * güneş veya diğer ışık kaynaklarından yayılan radyasyonun (özellikle
morötesi ve görünür ışığın) ısıtma ve kimyasal etkilerini ölçen meteoroloji ve
fizik dalı
aktinomikoz :
gre. * aktinos (aktis (zerre, ışın, ışık huzmesi) + inos (kimyasal madde eki) )
+ mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + osis (durum, sorun ve hastalık
eki) * ışınsal görünümlü bakteri kolonileri oluşturan Actinomyces türlerinin
(özellikle Actinomyces israelii) neden olduğu, en sık ağız, çene, boyun, göğüs,
karın ve pelvis bölgelerinde kronik iltihap, apse, sert doku kitlesi ve fistül
gelişimiyle seyreden enfeksiyon hastalığı
aktinomikozis :
gre. * aktinos (aktis (zerre, ışın, ışık huzmesi) + inos (kimyasal madde eki) )
+ mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + osis (durum, sorun ve hastalık
eki) * ışınsal görünümlü bakteri kolonileri oluşturan Actinomyces türlerinin
(özellikle Actinomyces israelii) neden olduğu, en sık ağız, çene, boyun, göğüs,
karın ve pelvis bölgelerinde kronik iltihap, apse, sert doku kitlesi ve fistül
gelişimiyle seyreden enfeksiyon hastalığı
aktinomiset :
gre. * aktinos (aktis (zerre, ışın, ışık huzmesi) + inos (kimyasal madde eki) )
+ mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + es (ile ilgili, - a ait) *
genellikle toprakta bulunan, bakteri olmalarına rağmen mantarlar gibi dallanan
ipliksi (hif benzeri) yapılar oluşturan ve antibiyotiklerin büyük bir kısmının
üretiminde rol oynayan tek hücreli, gram-pozitif bir mikroorganizma grubu
aktinomisin :
gre., lat. * aktinos (aktis (zerre, ışın, ışık huzmesi) + inos (kimyasal madde
eki) ) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) (gre.) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * streptomyces parvulus bakterisinden elde
edilen, tek başına veya diğer ilaçlarla birlikte, Ewing sarkomu, gestasyonel
trofoblastik tümör, rabdomiyosarkom, Wilms tümörü veya belirli tipte testis
kanserinin, ve belirli tipte solid tümörlerin tedavisinde kullanılan bir ilacın
etken maddesi (C62H86N12O16)
aktinomorf :
gre. * aktinos (aktis (zerre, ışın, ışık huzmesi) + inos (kimyasal madde eki) )
+ morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) * bir çiçeğin merkezinden geçen
herhangi bir dikey düzlemle kesildiğinde birbiriyle özdeş, simetrik ve
birbirinin aynısı olan iki parçaya ayrılabilen ışınsal (radyal) simetrik çiçek
yapısı
aktinomorfik :
gre. * aktinos (aktis (zerre, ışın, ışık huzmesi) + inos (kimyasal madde eki) )
+ morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) * bir çiçeğin merkezinden geçen birden fazla eksenle birbirine eşit
veya benzer simetrik parçalara ayrılabilmesini, ışınsal düzen gösteren çiçek
yapısını ifade eden, radyal simetrili çiçeklere ait
aktinosit :
gre. * aktinos (aktis (zerre, ışın, ışık huzmesi) + inos (kimyasal madde eki) )
+ kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) * aktin proteinini içeren veya
aktin iplikçikleri bakımından tanımlanan hücre, özellikle hücre iskeletinde
aktin filamentlerinin belirgin rol oynadığı hücresel yapılara verilen ad,
aktinle ilişkili hücre tipi;
aktinyum :
gre., lat. * aktinos (aktis (zerre, ışın, ışık huzmesi) + inos (kimyasal madde
eki) ) (gre.) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * yumuşak, gümüşi
beyaz renkli, atom numarası 89, simgesi Ac olan bir radyoaktif metal
aktivasyon :
lat. * activare (aktifleştirmek, aktif hale getimek, etkinleştirmek) (activus
(agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek,
yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek), actus (yapılmış, edilmiş, eylenmiş)
+ ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + are (fiil mastar eki) ) + tio (son
ek) * eylemsel hale gelme, harekete geçme, işlevsel hale gelme, aktif olma
aktivatör :
lat. * activus (agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek,
sürmek, gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek), actus (yapılmış, edilmiş,
eylenmiş) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + are (fiil mastar eki) +
or (-ci, yapan, eden, eyleyen) * aktive edici, eylemsel hale getirici, işlevsel
kılıcı
aktive :
lat. * activatus (activus (agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak,
işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek), actus
(yapılmış, edilmiş, eylenmiş) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + are
(fiil mastar eki) + tus (geçmiş zaman eki) ); activé (fra.) * aktifleşmiş,
etkinleşmiş, faal olmuş, işlevsel hale gelmiş
aktivin :
lat. * activus (agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek,
sürmek, gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek) + ivus (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) ) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * er
bezinde (testiste) granüloza ve Leydig hücrelerinden salgılanan, FSH
salgılanmasını artıran, ovaryumda, granülositlerin aktivitelerine yönelik
olarak primer oosit tarafından üretilen sinyal molekülü bir polipeptit
(C27H34O3)
aktivite :
lat. * activus (agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek,
sürmek, gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek), actus (yapılmış,
edilmiş, eylenmiş) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + itas (isim
yapım eki, olma durumu) * faaliyet, yapma, eyleme, çalışma
aktivizm :
lat. * activus (agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek,
sürmek, gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek), actus (yapılmış,
edilmiş, eylenmiş) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + ismus (isim
yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * eylemcilik, insan yaşamının ve
düşüncesinin temel gerçekliğinin eylem olduğunu öne süren öğreti
aktör :
lat. * agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek,
gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek) + tor (-cı, yapan, eden eki)
* yapan, eden, eyleyen, icracı, icra eden, fail, tiyatro oyuncusu
aktör ağ teorisi :
lat., tür., gre. * agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek,
sürmek, gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek), actus (yapılmış,
edilmiş, eylenmiş) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat.) + ağ (gözenekli, boşluklu
örgü) (tür.) + theoria (gözlem, bakış, düşünce, kuram) (theoros (gözlemci,
seyirci, izleyici) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) + si (iyelik eki)
(tür.) * insan olan ve insan olmayan tüm unsurların (nesneler, teknolojiler,
kurumlar, fikirler) birbirleriyle eşit derecede etkileşime girerek toplumsal
süreçleri ve ağları sürekli olarak birlikte inşa ettiğini, şekillendirdiğini
savunan sosyolojik bir yaklaşım
aktris :
lat. * agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek,
gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek) + trix (yapan, eden (dişil) )
* yapan, eden, eyleyen, icracı, fail, tiyatro oyuncusu (kadın için)
aktuatör : lat.
* agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek,
yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek), actuare (harekete geçirmek, etkin
duruma getirmek) (actus (yapılmış, edilmiş, eylenmiş) + are (fiil mastar eki) )
+ or (-cı, yapan, eden eki) * bir sistemde elektriksel, hidrolik, pnömatik veya
başka bir enerji türünü mekanik harekete dönüştürerek bir parçanın konumunu,
hareketini veya kuvvetini kontrol eden, otomasyon, robotik, makine ve kontrol
sistemlerinde kullanılan hareket ettirici düzenek, eyleyici
aktüalite :
lat. * agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek,
gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek), actus (yapılmış, edilmiş,
eylenmiş) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım ve durum
eki) * güncellik, gerçeklik, gerçekleşmiş olma durumu, mevcut olay veya hal
aktüalizm :
lat. * agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek,
gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek), actus (yapılmış, edilmiş,
eylenmiş) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ismus (isim yapım, durum,
akım, öğreti, doktrin eki) * varlığın ve gerçeğin etkinlik, eylem olduğunu, her
şeyin eylemde bulunduğunu öne süren öğreti, etkincilik
aktüatör :
lat. * agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek,
gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek), actus (yapılmış, edilmiş,
eylenmiş) + tor (-cı, yapan, eden eki) * bir mekanizmayı veya sistemi kontrol
eden veya hareket ettiren bir tür motor
aktüatör :
lat. * agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek,
gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek), actus (yapılmış, edilmiş,
eylenmiş, işlenmiş), actuare (harekete geçirmek, işletmek) + tor (yapan, eden
eki) * bir makine veya sistemde kontrol sinyallerini mekanik harekete
dönüştüren ve valf, motor veya benzeri bileşenleri çalıştıran cihaz veya
mekanizma
aktüel :
lat. * actus (yapılmış, edilmiş, eylenmiş) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * güncel, gerçekleşmiş
aktüer :
lat. * actuarius (muhasebeci), (actus (yapılmış, edilmiş, eylenmiş) (agere
(yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek,
yönlendirmek, hareket ettirmek) + tus (isim eki) ) + arius (-ci, yapan eden
anlamı veren son ek) * sigorta, finans ve istatistik alanlarında risk
hesapları, olasılıklar ve prim değerlemeleri yapan uzman kişi, sigorta uzmanı
akuakültür :
lat. * aqua (su) + cultura (işleme, tarım, bakım, yetiştirme) (cultus
(işlenmiş, bakımı yapılmış; tapınma) + ura (isim yapım eki) ) * ekonomik değeri
olan balık, kabuklu, yumuşakça ve su bitkileri gibi deniz ile tatlı su
canlılarının yapay veya kontrollü koşullar altında üretilmesi, yetiştirilmesi
ve hasat edilmesi faaliyeti
akuaponik :
lat., gre. * aqua (su) (lat.) + ponos (emek, zahmet, çaba; sıkıntı, yorgunluk;
çalışma) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * balık
yetiştiriciliği ile bitki yetiştirmenin aynı sistemde birleştirildiği topraksız
tarım yöntemi (akuakültür (akuatik canlılardan olan balık, kerevit, karides vb.
üretimi) ve hidroponik (topraksız tarım/bitkilerin su ve besin eriyikleri ile
beslenmesi) kelimelerinin birleşiminden)
akuoduktoplasti :
lat., gre. * aqueductus (kemerli köprü, su kemeri (aqua (su) + ductus
(yönlendirme, yönlendirilmiş; kanal, boru, kemer, kiriş) (ducere (yönlendirmek,
liderlik etmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak, kapmak) + tus (isim
yapım eki) ) (lat.) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak,
kalıp dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama)
(plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * izole edilmiş dördüncü ventrikülün
tedavisi için stent takma prosedürü; kulak kanalının veya işitme yolunun
cerrahi olarak yeniden şekillendirilmesi veya genişletilmesi işlemi
akuple :
fra. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + copulatus (çift, ikili) (co, con
(ile, birlikte, beraber) + pulare (bağlamak, iliştirmek) + tus (geçmiş zaman ve
sıfat yapım eki) ); accouplé (fra.) * çiftleşmiş, çiftleştirilmiş; ısıtma ve
soğutma tesisatlarında, su içinde bulunan pislikleri, eriyik haldeki hava ve
gazları tahliye etmek için kullanılan sistem
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder