irreversibilite :
lat. * in (yokluk veya olumsuzluk eki) + re (tekrar, yeniden, karşı, geri) +
versus (dönmüş, çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen) (vertere
(dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki)
) + ibilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) + itas (isim yapım ve durum eki)
* geri dönülemez olma, geri döndürülememe, önceki duruma getirilemez olma
durumu
irreversibl :
lat. * in (yokluk veya olumsuzluk eki) + re (tekrar, yeniden, karşı, geri) +
versus (dönmüş, çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen) (vertere
(dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki)
) + ibilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) * geri dönülemez, geri
döndürülemeyen, önceki duruma getirilemeyen
irrigasyon :
lat. * irrigare (sulamak, su vermek, ıslatmak) (in (iç, içeri, içeride,
içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + rigare (sulamak, su vermek,
ıslatmak) ) + tio (isim yapım eki) * tarımda bitkilerin büyümesi için yapay
olarak su verilmesi işlemi; toprağın nemlendirilmesi amacıyla kanallar, borular
veya diğer sistemlerle su sağlanması, sulama
irrige :
lat. * irrigatus (sulanmış, ıslanmış, ıslatılmış) (irrigare (sulamak, su
vermek, ıslatmak) (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne)
+ rigare (sulamak, su vermek, ıslatmak) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım
eki) ) * sulanmış olma, ıslatılmış olma
irritabilite :
lat. * irritare (rahatsız etmek, huzursuz etmek, sinirlendirmek) (in (iç,
içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + ritare (tahrik
etmek, uyarmak) ) + ibilis (yapılabilirlik, olabilirlik, mümkün olma eki) +
itas (isim yapım ve durum eki) * kolayca sinirlenme, çabuk rahatsız olma veya
tahammül edememe; sinirlilik ve huzursuzluk eğilimi gösterme; fizyolojik veya
psikolojik tepki oluşturma, tahriş edilebilirlik
irritabl :
lat. * irritare (rahatsız etmek, huzursuz etmek, sinirlendirmek) (in (iç,
içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + ritare (tahrik
etmek, uyarmak) ) + ibilis (yapılabilirlik, olabilirlik, mümkün olma eki) *
kolayca sinirlenen, çabuk rahatsız olan veya tahammül edemeyen; sinirlilik ve
huzursuzluk eğilimi gösteren kişi veya durum; fizyolojik veya psikolojik tepki
oluşturan, tahriş eden
irritabl bağırsak sendromu :
lat. * irritabilis (rahatsız, huzursuz, tahammülsüz) (lat.) + bağırsak
(sindirim kanalı olan iç organ) (tür.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya
dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * bağırsakların aşırı
duyarlılığına bağlı olarak karın ağrısı, şişkinlik ve dışkılama
düzensizlikleriyle kendini gösteren, yapısal bir bozukluk olmaksızın ortaya
çıkan işlevsel sindirim sistemi hastalığı
irritan :
lat. * irritare (rahatsız etmek, huzursuz etmek, sinirlendirmek) (in (iç,
içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + ritare (tahrik
etmek, uyarmak) ) + ent (ile ilgili, gibi) * tahrişe veya uyarıya neden olan
madde veya etken; vücutta veya duygularda rahatsızlık uyandıran, huzursuz eden
irritasyon :
lat. * irritare (rahatsız etmek, huzursuz etmek, sinirlendirmek) (in (iç,
içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + ritare (tahrik
etmek, uyarmak) ) + tio (isim yapım eki) * dokularda veya zihinde rahatsızlık,
tahriş, kızarıklık veya sinirlenme durumu; tıbbi ve mecazi anlamda, fiziksel
veya psikolojik uyarılmaya bağlı oluşan tepki, tahriş olma
irritatif :
lat. * irritatus (rahatsız olmuş, huzursuz olmuş, sinirlenmiş) (irritare
(rahatsız etmek, huzursuz etmek, sinirlendirmek) (in (iç, içeri, içeride,
içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + ritare (tahrik etmek, uyarmak) ) +
tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * tahriş edici, uyarıcı veya sinirlendirici etki yapan; fiziksel veya
duygusal olarak hassasiyete neden olan
irrite :
lat. * irritatus (rahatsız olmuş, huzursuz olmuş, sinirlenmiş) (irritare
(rahatsız etmek, huzursuz etmek, sinirlendirmek) (in (iç, içeri, içeride,
içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + ritare (tahrik etmek, uyarmak) ) +
tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * tahrik olmuş, tahriş olmuş, rahatsız
olmuş, huzursuz olmuş
irs :
ara. * varasa (miras bırakmak, varis olmak, devralmak, miras almak), irs
(miras, kalıt, kalıtım, başkasına bırakılan mal veya şey) * ölen bir kimseden
geriye kalan malın, hak sahiplerine şer‘i kurallara göre intikal etmesi, miras;
nesilden nesile aktarılan genetik kod
irsa :
ara. * rasa (sabitlemek, demir atmak, yerleştirmek) * sağlamlaştırma, sabit
kılma; geminin demir atması; payidar olmak
irsad :
ara. * rasada (gözetlemek, gözlemek) * gözetme, gözleme
irsah :
ara. * rasaha (tutmak, durdurmak, sabitlemek, sağlamlaştırmak), rasih (sağlam,
sabit) * tutma, durdurma, sabitleme, sağlamlaştırma
irsal :
ara. * rasala (göndermek, yollamak, sevketmek, salmak), irsaliye (mal veya
evrakın bir yerden bir yere gönderildiğini belgeleyen, taşıma veya sevk
işlemini resmi olarak kayıt altına alan evrak veya belge) * gönderme, yollama,
sevketme, salma
irsalat :
ara. * rasala (göndermek, yollamak, sevketmek, salmak), irsal (gönderme,
yollama, sevk, salma) + at (çoğul veya isim yapım eki) * gönderme işlemleri,
gönderiler, sevkiyatlar, iletiler, iletimler
irsal-i mesel :
ara. * rasala (göndermek, yollamak, sevketmek, salmak), irsal (gönderme,
yollama, sevk, salma) + i (tamlama eki) + mesel (örnek, misal, husus, özdeyiş,
atasözü) * şiirde anlamı pekiştirmek, anlaşılır kılmak için yazıya konuyla
ilgili atasözü ekleme; bir düşünceyi desteklemek veya süslemek amacıyla atasözü
veya vecize kullanma sanatı; klasik belagat terimi olarak, yerinde ve etkili
bir şekilde atasözü aktarma yöntem
irsaliye :
ara. * rasala (göndermek, yollamak, sevketmek, salmak), irsal (gönderme,
yollama, sevk, salma) + iye (ilsim yapım eki) * gönderilen mal veya eşyanın
miktarını, cinsini ve gönderildiği yeri belirten resmi belge, sevk pusulası
irsan :
ara. * rasana (sağlamlaştırmak, muhkem kılmak) * muhkem ve sağlam kılma,
rasanet verme
irsas :
ara. * rassa (eskitmek, yıpratmak) * eskitme, yıpratma, eskitilme, yıpratılma
irsen :
ara. * varasa (miras bırakmak, varis olmak, devralmak, miras almak), irs
(miras, kalıt, kalıtım, başkasına bırakılan mal veya şey) + en (gibi, olarak) *
kalıtım yoluyla, kalıtımsal olarak
irsi :
ara. * varasa (miras bırakmak, varis olmak, devralmak, miras almak), irs
(miras, kalıt, kalıtım, başkasına bırakılan mal veya şey) + i (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * kalıtım ile ilgili, kalıtımsal
irsiyet :
ara. * varasa (miras bırakmak, varis olmak, devralmak, miras almak), irs
(miras, kalıt, kalıtım, başkasına bırakılan mal veya şey) + i (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) + et (durum eki) * kalıtımsal olma durumu; miras yoluyla
geçme özelliği; genetik veya kültürel olarak kuşaktan kuşağa aktarılan
özelliklerin bütünü, kalıtsallık
irşa :
ara. * raşva (ödeme yapmak, ikramda bulunmak, çıkar sağlamak, rüşvet vermek),
ruşvet (ödeme, ikram, çıkar sağlama) * rüşvet verme
irşad :
ara. * raşada (doğru yolu göstermek, doğruya yönlendirmek, rehberlik etmek) *
doğru yolu gösterme, yönlendirme ve aydınlatma; özellikle dini veya ahlaki
konularda rehberlik etme
irşat :
ara. * raşada (doğru yolu göstermek, doğruya yönlendirmek, rehberlik etmek) *
doğru yolu gösterme, yönlendirme ve aydınlatma; özellikle dini veya ahlaki
konularda rehberlik etme
irtada :
ara. * rada (razı olmak, hoşnut olmak, memnun olmak), radi, razi (hoşnut,
memnun) * razı olma, hoşnutluk, memnuniyet
irtia :
ara. * ra’y (sıçramak, zıplamak, otlakta özgürce dolaşmak) * sıçrama, zıplama,
özgürce dolaşma; otlatma
irtiab :
ara. * ra'ba (korkmak, ürkmek) * korkma, ürkme
irtibah :
ara. * rabaha (yükselmek, yükseğe çıkmak) * yükselme, yükseğe çıkma
irtibat :
ara. * rabata (bağlamak, birleştirmek, bir araya getirmek, iliştirmek,
ilişkilendirmek), rabita (bağ, bağlantı, ilişki, bağlama) + at (çoğul veya isim
yapım eki) * kişiler, kurumlar veya olaylar arasındaki bağlantı, ilişki, ilinti
veya temas durumu
irtica :
ara. * racaa (dönmek, geriye dönmek), rucu (geri dönüş, iade) * eskiye, geriye
dönüş; özellikle sosyal, kültürel veya siyasi alanda modernlikten veya
ilerlemeden geriye doğru hareket, muhafazakarlık veya reaksiyon, gericilik
irticaf :
ara. * racafa (titremek, sarsılmak, çalkalanmak, depreşmek, ürpermek), raccafa
(titretmek, sarsmak, çalkalamak, depreştirmek, ürpertmek), racfe (sarsıntı) *
sarsma, sarsıntı, çalkalama, tahrik
irticai :
ara. * racaa (dönmek, geriye dönmek), rucu (geri dönüş, iade), irtica
(gericilik, geriye dönüş) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * geriye
dönüşle ilgili, gerici veya muhafazakar nitelikte olan, gericilikle ilgili
irtical :
ara. * racala (yükselmek, ortaya çıkmak, ilerlemek), ricl (ayak; şiirde vezin
birimi, ayak) * ilerleme, yükselme, ortaya çıkma; doğaçlama şiir okuma,
hazırlıksız şiir söyleme
irticalen :
ara. * irtical (doğaçlama şiir okuma, hazırlıksız şiir söyleme) + en (gibi,
olarak) * ilerleme, yükselme, ortaya çıkma; doğaçlama, hazırlanmaksızın, içe
doğduğu gibi, içinden geldiği gibi
irtida :
ara. * radda (dönmek, geri dönmek, iade etmek, reddetmek, geri gitmek) * geri
durma; yasak ve zararlı olanı yapmama, imtina etme
irtida :
ara. * raza, radaa (emzirmek, meme vermek, süt vermek), irda (meme verme, süt
verme, emzirme) * süt emme, irtiza
irtidad :
ara. * radda (dönmek, geri dönmek, iade etmek, reddetmek, geri gitmek), murted
(geri dönen; inancını, fikrini veya bağlı bulunduğu dini/kültürel sistemi terk
eden, ondan sapan) * dönme, dönüş; vazgeçme; bir müslümanın İslam dininden
çıkması anlamında fıkıh terimi
irtidaf :
ara. * radafa (ardından gitmek, takip etmek, peşinden gitmek; eklemek, sıraya
koymak), redif (şiirde mısra sonunda anlam veya ses bakımından tekrar edilen
kelime veya ek; sona ekleme, dizme) * ardından gitme, ardına düşme, peşinden
koşma, takip etme,
irtidat :
ara. * radda (dönmek, geri dönmek, iade etmek, reddetmek, geri gitmek), murted
(geri dönen; inancını, fikrini veya bağlı bulunduğu dini/kültürel sistemi terk
eden, ondan sapan) * dönme, dönüş; vazgeçme; bir müslümanın İslam dininden
çıkması anlamında fıkıh terimi
irtifa :
ara. * rafa'a (yükselmek, kalkmak, yukarı çıkmak) * yükselme, yükseliş,
yükseklik, yukarı kaldırma
irtifa :
ara. * rafa'a (yükselmek, yükseğe çıkmak) * yükseklik; yukarı kalkma, terakki
irtifad :
ara * rafada (yardım etmek, destek vermek, bağışta bulunmak, hediye etmek),
irfad (yardım etme, bağışta bulunma, hediye verme) * kazanma, kesbetme, kazanıp
kar etme
irtifak :
ara. * rafaka (eşlik etmek, yoldaş olmak, yanında olmak, birlikte olmak),
refakat (eşlik etme, yanında olma, beraber olma) * dayanma, destek; gereksinim
nedeniyle isteme, yararlanmak isteme; başkalarıyla yardımlaşma, dayanışma
içinde olma; hukukta, bir taşınmazın diğerine sağladığı geçiş, su kullanma gibi
faydalanma hakkı (irtifak hakkı)
irtifak hakkı :
ara. * rafaka (eşlik etmek, yoldaş olmak, yanında olmak, birlikte olmak),
refakat (eşlik etme, yanında olma, beraber olma), irtifak (eşlik etme, destek
olma, dayanma, dayanışma) + hakk (gerçek, doğru) (ara.) + ı (iyelik eki) * bir
taşınmazın, başka bir taşınmaz lehine sunduğu su kullanma, geçit, yapı yasağı
gibi sınırlı ve sürekli yararlanma yetkisinden oluşan ve taşınmaz lehine
kurulan ayni hak; başkasının arsa, bahçe, yol gibi bir taşınmaz malından
belirli kurallar içinde yararlanma hakkı; bir gayrimenkul sahibine başka bir
gayrimenkul üzerinde sınırlı kullanım hakkı sağlanması
irtigab :
ara. * ragaba (talep etmek, istemek, aramak, arzulamak, yönelmek, rağbet etmek;
acıkmak, aç olmak), rağbet (isteme, arzulama, talep etme, yönelme, beğenme,
tercih etme; aç olma, açlık), irgab (isteme, arzulama, talep etme, yönelme,
beğenme, tercih etme, rağbet etme, rağbet ettirme) * istetme, arzu ettirme,
talep ettirme, heveslendirme, isteklendirme, rağbet ettirme
irtihal :
ara. * rahala (göç etmek, yolculuk etmek, sefere çıkmak, gitmek), rahl (göç,
yolculuk, sefer), merhale (yolculuk, bir günlük yol; aşama, safha, evre,
mertebe) * bir yerden başka bir yere göç etme, ayrılma veya hareket etme;
(öteki dünyaya) göçme, ölme (mecazi)
irtihan :
ara. * rahana (teminat vermek, bağlamak), rehin (borca karşı teminat gösterme),
irhan (rehin verme, rehin verilme) * rehin alma, rehin alınma
irtika :
ara. * raky (yükselmek, tırmanmak, yukarı çıkmak, merdiven veya basamaklarla
çıkmak), raki (yükseltgenmiş, damıtılmış içki), terakki (yükselme, ilerleme) *
yükselme, tırmanma, yukarı çıkma; daha yüksek yerlere ve mevkilere erişme,
yüksek derecelere ulaşma
irtikab :
ara. * rakaba, rakiba (binmek, üstüne binmek, üzerine çıkmak, sürmek;
gözetlemek, gözetmek, denetlemek, sorumluluk üstlenmek, beklemek; birleştirmek,
karıştırmak, bağlamak), merkeb (binek) * binme, sürme; gözetleme, gözetme,
denetleme, teftiş etme, bekleme; (ağır bir şeyi) üstüne alma, (suç) işleme veya
üstlenme, (tavır) gösterme; kötü veya suç teşkil eden bir işe bilerek girişme,
kötü fiil işleme; özellikle hukuki ve ahlaki açıdan yanlış bir eylemi
gerçekleştirme
irtikam :
ara. * rakama (yığmak, yığılmak, üstüste birikmek) * yığılma, üstüste birikme
irtikap :
ara. * rakaba, rakiba (binmek, üstüne binmek, üzerine çıkmak, sürmek;
gözetlemek, gözetmek, denetlemek, sorumluluk üstlenmek, beklemek; birleştirmek,
karıştırmak, bağlamak), rikab (boyunduruk, esaret), rekabet (gözetme, yarışma,
üstün olma gayreti) * binme, sürme; gözetleme, gözetme, denetleme, teftiş etme,
bekleme; (ağır bir şeyi) üstüne alma, (suç) işleme, yapna, girişme, üstlenme,
(tavır) gösterme; kötü veya suç teşkil eden bir işe bilerek girişme, kötü fiil
işleme; özellikle hukuki ve ahlaki açıdan yanlış bir eylemi gerçekleştirme
irtisam :
ara. * rasama (çizmek, işaretlemek, şekil oluşturmak, şekil vermek), resm
(şekil, biçim, form, tasvir, desen; usül, üslup, tarz) * resmi çizilme, resmi
çıkma; izdüşüm; şekillenme, biçim alma, yansıma; zihinde veya dış dünyada bir
şeyin iz düşümünün veya görüntüsünün oluşması
irtişa :
ara. * raşa, raşva (ödeme yapmak, ikramda bulunmak, çıkar sağlamak, rüşvet
vermek), ruşvet, rişa (ödeme, ikram, çıkar sağlama), irşa (rüşvet verme),
murteşi (rüşvet alan) * rüşvetçilik, rüşvet alma; menfaat karşılığında görevini
kötüye kullanma; bir kimsenin, kendisine sağlanan yasa dışı çıkar karşılığında
yetkisini suistimal etmesi
irtiyah :
ara. * ravh, raha (rahatlamak, ferahlamak; dinlenmek, rahatlatmak, dinlendirmek,
huzur sağlamak, açıklığa kavuşmak, gevşetmek, yumuşatmak), rahat (gevşek,
yumuşak), irha (rahatlama, dinlenme, huzur bulma, gevşeme, yumuşama), rih
(rüzgar) * genişleme, ferahlama, feraha erme, rahatlama; rüzgarlanıp rahatlama
irtiyaz :
ara. * rayada (çalışmak, gayret göstermek, çabalamak, azmetmek, disipline
etmek), riyazet (çalışma, gayret gösterme, çabalama, azmetme, disipline etme;
beden veya ruh eğitimi amacıyla yapılan disiplinli çalışma, alıştırma veya
gayret gösterme) * çalışma, gayret gösterme, çabalama, azmetme, disipline etme;
beden veya ruh eğitimi amacıyla yapılan disiplinli çalışma, alıştırma veya
gayret gösterme, riyazet yapma, nefsine eziyet etme
irtiza :
ara * radaa (emzirmek, meme vermek, süt vermek), irda (meme verme, süt verme,
emzirme) * memeden süt emme
irtiza :
ara. * rada (hoşnut olmak, memnun olmak, kabullenmek, razı olmak), rida
(hoşnutluk, memnuniyet, kabul, rıza) * hoşnut olma, razı olma, rıza gösterme,
uygun ve münasib bulma, kabul etme, beğenme, seçme
irtizak : ara.
* razaka (vermek, nasip etmek, geçindirmek, rızıklandırmak, maddi veya manevi
her türlü geçim kaynağı sağlamak), rizk (maddi veya manevi her türlü geçim
kaynağı, pay ve imkanı, nasip, pay, geçimlik) * rızık alma, rızıklanma
irza :
ara. * rada (hoşnut olmak, memnun olmak, kabullenmek, razı olmak), rida
(hoşnutluk, memnuniyet, kabul, rıza), irtiza (hoşnut olma, razı olma, rıza
gösterme, uygun ve münasib bulma, kabul etme, beğenme, seçme) * razı etme,
gönlünü yapma, kandırma, kabul ettirme
irza :
ara. * radaa (emzirmek, meme vermek, süt vermek) * meme verme, süt verme,
emzirme
irzak :
ara. * razaka (vermek, nasip etmek, geçindirmek, rızıklandırmak, maddi veya
manevi her türlü geçim kaynağı sağlamak), rizk (maddi veya manevi her türlü
geçim kaynağı, pay ve imkanı, nasip, pay, geçimlik), irtizak (rızık alma,
rızıklanma) * rızıklandırma, maddi veya manevi ihtiyacını giderme
is :
tür. * is (kara duman, kara leke) * yanma sonucunda oluşan siyahımsı duman veya
kurum; özellikle tam yanmamış maddelerin bıraktığı tortu veya havadaki ince
siyah parçacıklar, duman, kurum
isa :
ara. * vasa (genişlemek, yayılmak, kapsamak, içine almak, gücü yetmek), ivsa
(genişletmek, yaymak), seat (genişlik) * genişletme, genişletilme;
zenginleştirne, zenginleştirilme
isa :
ibr., gre., lat. * yeh (olan, var olan, yaşayan, hayy olan; tanrı) + şua
(kurtarır; kurtarış; kurtuluş) (ibr.); iesous (gre.); ieus, jesus (lat.) *
tanrı kurtarır, tanrının kurtarışı, tanrı kurtuluştur; kendisine İnci isimli
kutsal kitap indirilen peygamberin ismi, İys, İsa (je suis (ben varım, benim)
(fra.) iyş (yaşam) (ara.) )
isaac :
ibr. * yitzhak (gülecek, neşe duyacak) * erkek ismi (Kutsal kitaplarda Hz.
İbrahim ve eşi Sara'nın ileri yaşlardayken bir çocuk sahibi olacakları
bildirildiğinde Sara'nın güldüğü anlatılır. Bu gülme nedeniyle çocuğa Yitzhak
(İshak) adı verilmiştir.)
isabet :
ara. * asaba (tutmak, yerini bulmak, ulaşmak, rast gelmek, denk düşmek, temas
etmek, doğru vurmak) * hedefe doğru isabet etme, tam yerini bulma; bir işin
doğru, tam ve başarılı şekilde gerçekleşmesi, yerini bulma, rast gelme
is'ad :
ara. * sa'ada (mutlu etmek, mesud etmek), mes'ud (mutlu) * mutlu etme, mes'ud
etme
is'ad :
ara. * sa'ada (yükseltmek, yukarı çıkarmak), su'udi (yükselmiş, yukarı çıkmış)
* yükseltme, yukarı çıkarma
isaet :
ara. * sa'a (kötülük yapmak), su' (kötülük) * kötü iş yapma, kötülük yapma
isaf :
ara. * sa’fa (birinin ihtiyacını gidermek, bir isteği yerine getirmek) * (bir
isteği) yerine getirme, bir ihtiyacı giderme
isaga :
ara. * saga (kalına dökmek, dökmek; yutmak) * kalıba dökme veya dökülme;
yutulma
isaka :
ara. * saka (akıtmak, dökmek, sulamak) * akıtma, dökme, sulama; arkadan sürme;
sevk etme
isal :
ara. * asala (göndermek, iletmek, ulaştırmak, eriştirmek) * gönderme, iletme,
ulaştırma, eriştirme
isale :
ara. * sala (akmak, taşmak, dökülmek, akıtmak, dökmek; iletmek, göndermek) *
suyu bir kaynaktan bir başka konuma iletme, akıtma, iletme
isam :
ara. * asama (günah işlemek) * günaha sokmak, günaha sokulmak
isam :
ara. * ism (günah, suç) * ceza, bir günahın, suçun gerektirdiği netice,
karşılık
isar :
ara. * asara (tercih etmek, üstün tutmak, öğretmek, aktarmak) * tercih etme,
üstün tutma; öğretme, aktarma
isare :
ara. * asara (esir etmek, yakalamak, bağlamak; koparmak, kaldırmak) * esir
etme; bağ, bend; koparma, kaldırma, tozu havaya kaldırma
is'at :
ara. * saʿa (yaymak, dağıtmak, genişletmek), saat, seat (genişlik) * yayma,
dağıtma, geniş kitlelere ulaştırma eylemi; özellikle haberin, bilginin, sesin
veya ışığın yayılması
isatuximab :
lat. * isa (hedef protein CD38’i tanıyan antikor) + tu (insanlaştırılmış
antikorun yapısını belirten bağlantı hecesi) + ximab (moniclonal antibody -
monoklonal antikor, kimerik yapı) * çoklu miyelom (kemik iliği kanseri) gibi
bazı hematolojik kanser türlerinin tedavisinde kullanılan, bağışıklık sistemi
aracılığıyla kanser hücrelerinin yok edilmesini amaçlayan CD38 adlı hücre
yüzeyi proteinini hedef alan insanlaştırılmış monoklonal antikor nitelikli
biyolojik ilacın etken maddesi (C6456H9932N1700O2026S44)
isave : ara.
* esved (siyah) * gammazlık, ağız karalığı
isbağ :
ara. * sabağa (bol miktarda vermek, genişletmek, yaymak, kapsamak; boyamak),
sibğa (boya) * bol verme, genişletme, yayma, kapsama; boyama
isbah :
ara. * sabaha (yüzmek) * yüzdürme, suda yüzdürülme
isbal :
ara. * sabala (yollamak, göndermek), sebil (yol) * yollama, gönderme,
gönderilme
isbat :
ara. * sabata (kalıcı kılmak, saptamak, sabitlemek, kesinleştirmek, kanıtlamak,
doğrulamak, delillendirmek; kesmek, durdurmak, sabitlemek; durmak, sabit olmak,
yerleşmek, değişmemek, kalıcı olmak, hareketsiz olmak), sabit (duran, durağan,
değişmez, değişmeyen, hareketsiz) * bir şeyin doğruluğunu, gerçekliğini veya
varlığını kanıtlama, delille ortaya koyma, ispat, kanıtlama, delillendirme
iscehisar :
tür., ara. * isce (Karahan boyundan gelen Türklerin ismi) (tür.) + hisar (kale,
korugan) (ara.) * Afyonkarahisar’ın bir ilçesi
ise :
tür. * ise (olmak, olması durumunda) * olmak, olması durumunda, halinde (is (-dır, -dir, olmak), est
(-dır, -dir, olmak) (fra.), ist (-dır, -dir, olmak) (alm.) )
isepamisin :
gre., lat. * ise (kimyasal varyant kökü) + pa (ön ek) + mykes (fungus, mantar,
mikrobiyal organizma) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) )
(lat.) * aminoglikozid sınıfına ait gentamisin türevi olan, dirençli bakteriyel
enfeksiyonların tedavisinde kullanılan, Gram-negatif bakterilere karşı güçlü
etkili bir yarı sentetik antibiyotik (C22H45N5O16S)
isevi :
ara. * isa (mesih İsa) + vi (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Hz. İsa'ya
tabi olan, O'na inanan ve O'nun yolundan giden; Hıristiyanlara özgü olan,
Hıristiyanlarla ilgili olan (şey)
iseviyyet :
ara. * isa (mesih İsa) + vi (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + et (isim yapım
eki) * İsa'cılık, hristiyanlık
isfahan :
far. * isfahan (ordu, askerler, askeri kamp; Isfahan şehri); spahan (atların
yeri, atların bulunduğu bölge) (asp (at) + dan (yer, alan, bölge) ) * İran’ın
merkezi bölgesinde yer alan, Safavi dönemi mimarisi, sanat ve kültür merkezi
olarak bilinen tarihi ve kültürel önemi büyük bir şehir; Türk musikisinde,
hüzünlü ve derin bir duygu taşıyan, özgün melodik yapısı içinde rast ve hüseyni
perdelerinin karışımıyla oluşturulan; genellikle 8/8 veya 10/8 gibi hareketli
usullerle icra edilen, duygusal ifadesiyle bilinen bir makam
isfahan ruy-i neva :
far * isfahan (ordu, askerler, askeri kamp; Isfahan şehri) + ruy (yüz) + ı
(tamlama eki) + neva (ahenk, ses, güzel sada, nağme, avaz) * Türk musikisinde,
İsfahan makamının modal yapısını Neva perdesinin temel alındığı Rûy-i Neva
dizisiyle birleştirerek, duygusal yoğunluğu koruyan ve melodik süslemelerle
zenginleştirilen bir makam
isfahan-buselik :
far., ara. * isfahan (ordu, askerler, askeri kamp; Isfahan şehri) (far.) + ebu
(baba, ata) + salaka (yola gitmek, yolculuk etmek), selik, salik (yola giren,
yol yürüyen, yolcu, bir yola girmiş olan; yol, iz) (ara.) * Türk musikisinde,
İsfahan makamının temel yapısında Buselik dizisinin (Re, Mi, Fa, Sol, La, Si,
Do) perde dizilimi ve karakteristik özelliklerini barındıran, duygusal ve
hüzünlü tonlara sahip özgün bir makam varyantı
isfahanek :
far. * isfahan (ordu, askerler, askeri kamp; Isfahan şehri) + ek (ile ilgili,
gibi, -a ait) * Türk musikisinde, İsfahan makamının yapısal özelliklerini
koruyarak, daha küçük aralıklar ve özgün süslemelerle zenginleştirilmiş,
duygusal yoğunluğu artıran bir makam
isfahanek-i atiyk :
far., ara. * isfahan (ordu, askerler, askeri kamp; Isfahan şehri) + ek (ile
ilgili, gibi, -a ait) (far.) + i (tamlama eki) + atiyk (saf, temiz, arı; çabuk,
çevik) (ara.) * Türk musikisinde, Isfahanek makamının eski (atıyk) versiyonu
olup, geleneksel perde dizileri ve motifleriyle daha saf ve klasik melodik yapı
sunan bir makam
isfahanek-i cedid :
far., ara. * isfahan (ordu, askerler, askeri kamp; Isfahan şehri) + ek (ile
ilgili, gibi, -a ait) (far.) + i (tamlama eki) + cedid (yeni) (ara.) * Türk
musikisinde, Isfahanek makamının modernize edilmiş versiyonu olup, yenilikçi
melodik süslemeler ve perdelerle zenginleştirilmiş bir makam
isfahan-gerdaniye :
far., ara. * isfahan (ordu, askerler, askeri kamp; Isfahan şehri) + gardan
(boynun ön kısmı, ense ile göğüs arası; dönmek, döndürmek, çevirmek, çevrilmek)
(far.) + iye (yer ve durum eki) (ara.) * Türk musikisinde, İsfahan makamının
temel motiflerini içeren, Gerdaniye dizisiyle zenginleştirilen ve genellikle
melankolik, hüzünlü bir ifade taşıyan, geçiş ve süslemelerde tercih edilen
özgün bir makam varyantı
isfahan-geveşt :
far. * isfahan (ordu, askerler, askeri kamp; Isfahan şehri) + gevah (ferahlık,
açıklık) + eşt (isim yapım eki) * Türk musikisinde, İsfahan makamının temel
motiflerine dayanan, Geveşt dizisiyle süslenmiş ve daha hareketli, dolaylı
geçişlerle zenginleştirilmiş; duygusal derinliği koruyarak canlılık kazandıran
bir makam varyantı
isfahan-ı cedid :
far., ara. * isfahan (ordu, askerler, askeri kamp; Isfahan şehri) (spadan,
aspadan (ıslak yer, su kenarı) (far.) + i (tamlama eki) + cedid (yeni) (ara.) *
klasik İsfahan makamının daha modern, yenilikçi düzenlemeler ve melodik
varyasyonlarla zenginleştirilmiş versiyonu; geleneksel motiflere ek olarak
özgün süslemeler ve geçişlerle karakterize edilen bir makam çeşidi; Türk
musikisinde, İran kökenli İsfahan makamının yenilenmiş versiyonu olup,
genellikle Re (D) veya La (A) perdesinden başlayarak İsfahan temel dizisiyle
birlikte yeni ara perdeler ve süzgeçlerle zenginleştirilmiş; melankolik ve içli
bir ifade taşıyan; usul olarak semâi veya aksak usullerinde icra edilen;
melodik yapısında küçük ve büyük aralıkların dengeli kullanıldığı, akıcı ve
yumuşak geçişlere olanak tanıyan; teşrifatlarda esnek ve özgün motiflerle
kendine özgü karakteristik ifadeler barındıran bir makam
isfahan-ı ırak :
far., tür. * isfahan (ordu, askerler, askeri kamp; Isfahan şehri) (far.) + i
(tamlama eki) (ara.) + ırak (uzak) (tür.) * İsfahan makamının Irak makamının
modal özellikleri ve perdeleriyle harmanlandığı, genellikle hüzünlü ve derin
duygular taşıyan, hem geçiş hem de ana tema olarak kullanılan makam varyantı
isfahan-ı sultani :
far., ara. * isfahan (ordu, askerler, askeri kamp; Isfahan şehri) (far.) + i
(tamlama eki) (ara.) + sultan (hükümdar, padişah, şah, kağan, han; kudret, güç,
kuvvet, iktidar; delil) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.) * Türk
musikisinde, İsfahan makamının Sultani makamının güçlü ve etkileyici modal
özellikleriyle birleştiği, genellikle ağır, ihtişamlı ve derin bir duygu
taşıyan, hem ana tema hem de süsleme amacıyla kullanılan makam varyantı
isfahani :
far. * isfahan (ordu, askerler, askeri kamp; Isfahan şehri) (far.) + i (ile
ilgili, gibi, -a ait) (ara.) * isfahan (İsfahan) kökenli, özellikle İran'ın
İsfahan şehrine ait veya buraya özgü olan
isfahan-maye :
far * isfahan (ordu, askerler, askeri kamp; Isfahan şehri) + i (tamlama eki) +
maye (asıl, esas, temel, kök, öz, gerekli madde, maya) * Türk musikisinde,
İsfahan makamının Maye dizisi (genellikle Rast perdesi) temel alınarak icra
edilen, hüzünlü ve duygusal karakteri ön planda olan bir makam
isfahan-nevruz :
far * isfahan (ordu, askerler, askeri kamp; Isfahan şehri) + nevruz (yeni gün)
(nev (yeni, taze) + roz, ruz (gün) ) * Türk musikisinde, İsfahan makamının
Nevruz usulü ve karakteristik perde yapısıyla birleşerek, genellikle neşeli ve
hareketli ritmik yapıya sahip, aynı zamanda makamın melankolik tonlarını
koruyan bir makam
isfahan-selmek :
far., ara. * isfahan (ordu, askerler, askeri kamp; Isfahan şehri) (far.) + selm
(barış, sükunet; yavaşlama, geriye gitme; geçmek, akmak, süzülmek) + ek (isim
yapım ve durum eki) (tür.) * Türk musikisinde, İsfahan makamının temel melodik
yapısını Selmek makamının karakteristik perde ve geçiş motifleriyle
harmanlayarak, genellikle hüzünlü ve derin bir duygu taşıyan bir makam
isfahan-şehnaz :
far. * isfahan (ordu, askerler, askeri kamp; Isfahan şehri) + şehnaz (padişahın
zarafeti, krallığın güzelliği, kraliyet güzelliği) (şeh (padişah, hükümdar,
kral) + naz (zerafet, güzellik, çekicilik, naz) ) * Türk musikisinde, İsfahan
makamının melodik yapısını Şehnaz makamının belirgin perde dizisi ve
süslemeleriyle birleştirerek, hem duygusal derinlik hem de canlılık kazandıran
bir makam
isfahan-zemzeme :
far. * isfahan (ordu, askerler, askeri kamp; Isfahan şehri) + zemzeme (nağme,
hoş ses; geniz ve boğaz ile ezgili ses çıkarmak; belirsiz ses, yüksek olamayan
ses, titreme, vızıltı, fısıltı, mırıldanma) * Türk musikisinde, İsfahan
makamının temel melodik yapısını Zemzeme makamının karakteristik perde dizisi
ve süslemeleriyle harmanlayarak, ince ve naif tınılara sahip bir makam
isfar :
ara. * esfera (aydınlatmak, ışıklandırmak, açığa çıkarmak, ortaya çıkaramak) *
aydınlanma, aydınlatma, ışıklandırma, açığa çıkarma, ortaya çıkarma, sabahın
aydınlanması; sabah namazının ortalık aydınlanırken kılınışı
isfenc : sla., gre. * zupan (mahalli feodal bey)
(sla.); spongos (sünger) (gre.) * Osmanlı Devleti’nde tarımla uğraşan yetişkin gayrimüslim erkeklerden
(reayadan) çift resmi yerine yıllık olarak alınan 25 akçelik bir tür kişisel
maktu vergi
isfendan :
far. * isfend (üzerlik tohumu; şarap) + an (çoğul eki) * akçaağaçgillerden, süs
ağacı olarak da yetiştirilen, kerestesi hafif ve sağlam bir ağaç, akçağaç;
geleneksel olarak nazara karşı yakılan, tütsü ve tılsım amaçlı kullanılan
üzerlik bitkisi ve onun tohumu
isfendiyar :
far. * isfand (ispand, koruyucu bitki tohumu) + yar (sevgili, dost, yoldaş,
sahip, arkadaş, yardımcı, destekçi) * İran mitolojisinde ve edebiyatındaki Şehname’de
önemli bir destan kahramanı olarak geçen kahramanlık, cesaret ve yiğitlik
simgesi karakter
isfenks :
gre. * sphingein (sıkmak, boğmak), sphinx (sıkan, boğan) * antik Yunan ve Mısır
mitolojilerinde, aslan gövdesi, kartal kanatları ve insan başı şeklinde tasvir
edilen, bilmece soran ve çözülmediğinde cezalandıran sembolik figür ve gizemli
ve efsanevi yaratık
ishak :
ibr. * sahak (gülmek) * gülüş, tebessüm, gülen; Hz. İbrahim'in oğlu (diğer
oğulları İsmail, Zimran, Yokşan, Medan, Midyan, Yişbak, Şu); erkek ismi
ishal :
ara. * sahala (yumuşamak, gevşemek, akıcı hale gelmek), mushil (yumuşatıcı,
gevşetici, akıtıcı) * dışkının sulu ve hızlı şekilde bağırsaktan dışarı
atılması durumu, diyare
ishan :
ara. * eshana, sahana (güçsüz kılmak, zayıf düşürmek, zedelemek, yenmek) *
güçsüz kılma, zayıf düşürme, zedeleme, yenme; ısıtma, ısıtılma; kızdırma veya
kızdırılma
ishar :
ara. * sahara (uyanık olmak, gece uyanık kalmak, görünür hale gelmek) * uyanık
olma; uyandırma, uyutmayıp, uyanık durdurma
ishat :
ara. * sahata (darılmak, gücenmek, darıltmak, gücendirmek) * darıltma,
gücendirme
isilik :
tür. * isig (sıcak, hararetli, yüksek ısılı) + lik (durum eki) * sıcaklık,
hararet; özellikle sıcak havalarda ter bezlerinin tıkanmasıyla oluşan, ince
kırmızı döküntülerle kendini gösteren cilt rahatsızlığı (halk arasında
"ter döküntüsü" olarak da bilinir.)
isim :
ara. * sama (yükselmek, yücelmek), ism (ad, ünvan) * ad, ünvan
isis :
mıs. * eset, aset (taht, oturak, yerleşim) * Mısır mitolojisinde Osiris’in eşi,
Horus’un annesi olan, büyü, annelik, bereket, koruyuculuk ve doğurganlık
tanrıçası
iska :
ara * saka (akıtmak, dökmek, sulamak) * su vermek, sulamak
iskal :
ara. * sakala (ağır gelmek, sıkmak, bıktırmak), siklet (ağırlık), miskal
(ağırlık ölçüsü, ölçü, ölçek) * ağır bir şey yükleme
iskalarya :
lat. * scalaria (merdiven gibi sıralanmış) (scala (merdiven, basamak, mertebe,
merhale) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ia (isim yapım ve durum
eki) * çarmıhların halattan yapılmış basamakları; deniz salyangozu familyasından,
kabuğu helezonik biçimde merdiven basamaklarını andıran, dekoratif kabuk
yapısıyla bilinen bir deniz canlısı türü
iskambil :
far., ara. * eskam (oyun, zar) (far.) + bil (bilezik, oyuncak, nesne) (ara.) *
oyun eşyası, ouun aracı; kağıtla oynanan oyunlar için kullanılan kart destesi
iskan :
ara. * sekene (yerleşmek, oturmak), sakin (oturan, yerleşmiş olan), meskun
(yerleşilmiş, oturulmuş) * yerleştirmek, binmek, bindirmek, oturtmak (scan
(üzerine çıkmak, yerleştirmek, binmek) (lat., ing.) )
iskandil :
lat. * scandaculum (scandere (tırmanmak) + culus, culum (araç, alet yapım ve
küçültme eki) * tırmanmaya yarayan küçük araç veya basamak; deniz derinliği
ölçmeye mahsus düğümlü ip, ölçek
iskandinav :
alm. * skadi (kış ve av tanrıçası) + awjo (ada) (alm.) + an (ile ilgili, gibi,
-a ait) * Skadi'nin yeri, Skadi'nin adası, Skadi'nin ülkesi ile ilgili; Kuzey
Avrupa’da İsveç, Norveç, Danimarka (bazen İzlanda ve Finlandiya’yı da içeren)
kültürel ve coğrafi bölgeyle ilgili, İskandinavya ile ilgili
iskandinavya :
alm. * skadi (kış ve av tanrıçası) + awjo (ada) (alm.) + ia (yer veya durum
eki) (lat.) * Skadi'nin yeri, Skadi'nin adası, Skadi'nin ülkesi; Kuzey
Avrupa’da İsveç, Norveç ve Danimarka’yı kapsayan coğrafi ve kültürel bölge
iskar :
ara. * sakara (sarhoş etmek), sekr, sekrat (sarhoşluk) * sekir verme, sarhoş
etme
iskarlat :
lat. * scarlatum (parlak kırmızı kumaş ve boya) * canlı, yoğun ve dikkat çekici
kırmızı renk, kıpkırmızı; Venedik mensucatından, boyası has ve kumaşı dayanıklı
bir nevi çuha
iskarmoz :
lat. * scarmus (kalkan, koruyucu yüzey, koruma, kaplama) * gemi yapımında borda
kaplama tahtalarını yerleştirmek için kullanılan ve postalarla (omurgadan
yukarı doğru çıkan dikmeler) birlikte çalışan uzunlamasına taşıyıcı yapı
parçası; geminin kaburgasını oluşturan eğri ağaç; kayık, sandal gibi kürekle
çekilen deniz aracının yan kenarlarına dikine yerleştirilmiş, kürek kayışını
takmaya yarayan ağaç çubuk
iskarpela :
lat., ita. * scapula (kürek kemiği) (lat.); scarpello (oyma kalemi, keski)
(ita.) * marangozluk, taş işçiliği ve heykeltıraşlıkta kullanılan, ahşap veya
taş yüzeyleri oymaya yarayan metal alet
iskarpin :
lat., fra. * scalpare (kesmek, yontmak) (lat.); escarpin (ince ayakkabı,
terlik) (escarpé (dik, sarp, keskin) + in (küçültme eki) ) (fra.) * topuklu
veya düz, bağcıksız, ince ve genellikle kadınlar tarafından giyilen klasik
ayakkabı türü
iskarto :
lat. * excartare, scartare (ayıklamak, çıkarıp atmak, ayırmak, seçip atmak ,
eleyip atmak) (ex (dış, dısarıya) + quartare (dört parçaya bölmek, kenara
ayırmak, ayırmak) (quattuor (dört) + are (fiil mastar eki) ) * kart oyunlarında
elde kalan veya elden çıkarılan kart; elenmiş, işe yaramaz, faydasız,
elverişsiz, kullanılamaz nesne veya kişi (discard (atmak, elemek) (ing.),
écarter (atmak, elemek) (fra.) )
iskat :
ara. * sakata (düşmek, düşürmek) * ölen bir kimsenin, yaşamında kılamamış
olduğu namazlar ve tutamamış olduğu oruçlar için verilen sadaka
iskele :
lat. * scala (ölçek, merdiven) * bir şeyin üzerine çıkmayı sağlayan platform,
ağırlık taşıyan yapı
iskelet :
gre. * skeletos (kurumuş, etleri alınmış) (skellein (kurutmak, etinden
sıyırmak) + tos (geçmiş zaan ve sıfat yapım eki) ) (gre.); skeleton (vücudu
oluşturan kemik yapısı, iskelet) (ing.) * kurumuş olan, omurgalıların kemik
yapısı; kas ve dokulardan arındırılmış, yalnız kemiklerden oluşan yapı; bir
yapıyı taşıyan, bir yapının ağırlığını yüklenen
iskemi :
gre. * iskhemia (iskhein (tutmak, engellemek, alıkoymak) + emia (kanla ilgili
olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * genellikle damar tıkanıklığı sonucu ortaya çıkan ve oksijen
yetersizliğine yol açan, bir dokuya veya organa giden kan akışının kısmen veya
tamamen azalması durumu, kan dolaşımında duraklama, lokal anemi (bölgesel kansızlık)
iskemik :
gre. * iskhemia (lokal anemi) (iskhein (tutmak, engellemek, alıkoymak) + emia
(kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iskemi
ile ilgili, iskemi niteliği arzeden
iskemle :
gre., lat. * skamni (arkalıksız sandalye, oturak, tabure) (gre), scabellum,
scabillum (scabere (yontmak) + ilum (isim yapım eki) ) (lat.) * sandalye,
oturak
iskender :
gre. * alexandros (alexein (korumak, savunmak) + aner, andros (erkek, adam) ) *
adamları koruyan, savunan; özellikle Büyük İskender (M.Ö. 4. yüzyıl Makedon
kralı) adıyla bilinen, yaygın erkek ismi; ayrıca bu isimden türeyen Türk
mutfağında dönerle yapılan meşhur yemek ismi
iskenderi :
gre., ara. * alexandros (alexein (korumak, savunmak) + aner, andros (erkek,
adam) ) (gre.) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.) * Irak Türkmenleri
arasında yaygın bir hoyrat türü
iskenderun :
gre. * alexandros (alexein (korumak, savunmak) + aner, andros (erkek, adam) ) +
etta (küçültme eki) * Hatay'ın bir ilçesi
iskerlet :
lat., ara. * scarlatum (parlak kırmızı renk, kıpkırmızı), sikalat (parlak
kırmızı kumaş) (ara.) * karındanbacaklılar sınıfından, tropik ve ılık
denizlerde yaşayan, kabuğu üzerinde birçok diken bulunan bir yumuşakça, dikenli
salyangoz
iskete :
gre. * skathi (kalkan) * bir tür ötücü kuş, carduelis spinus
iskilip :
gre. * asklepios (iyileştiren, ustalıkla tedavi eden) (asklein (kesmek, yarmak;
cerrahi müdahalede bulunmak, işlemek, ustalıkla yapmak) + epios (yumuşak,
nazik, iyileştirici) ) * Antik Yunan mitolojisinde tıbbın ve şifa sanatının
tanrısı; tıbbın sembolü olan yılanlı değnek (Asklepios’un asası); Çorum’un bir
ilçesi
iskiokavernöz :
gre., lat. * iskhion (kalça kemiği) (gre.); ischium (kalça kemiği, oturga) +
caverna (mağara, boşluk) + osus (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) * pelvik
(leğen) bölgedeki kas yapılarından biriyle ilişkili, özellikle penisin veya
klitorisin sertleşmesinde görev alan, kalça kemiğinden başlayarak kavernöz
(kanla dolabilen süngerimsi) yapılarla bağlantılı kas veya anatomik oluşum
iskit :
far., gre. * skudra (far.), skythai (gre.); skuda (ok atmak, yay kullanmak)
(far.) + thai (halklar, insanlar) (gre.) * ok atan halk, yay kullanan
göçebeler; MÖ 8.-3. yüzyıllar arasında Karadeniz’in kuzeyinde yaşamış, göçebe
savaşçı bir halkın adı
iskiyal :
gre., lat. * iskhion (kalça kemiği) (gre.) + ischium (kalça kemiği, oturga) +
alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * kalça kemiğiyle ilgili veya
kalça kemiğine ait olan (anatomi terimi olarak "ischial" şeklinde
geçen, ischium (oturga kemiği) ile ilgili yapıları tanımlamak için kullanılır.)
iskiyorektal :
gre., lat. * iskhion (kalça kemiği) (gre.) + ischium (kalça kemiği, oturga) +
rectum (doğru, düz; kolonu yani kalın bağırsağı anüse bağlayan son bölümü,
göden) (lat.) * kalça kemiği (ischium) ile rektum (makat (anüs) öncesi bağırsak
kısmı) arasında yer alan anatomik boşluk veya bölgeyi ifade eden terim; tıpta
"iskiyorektal boşluk" (ischiorectal fossa) olarak geçen ve perine
bölgesinde bulunan önemli bir anatomik alan
iskoç :
ing. * scocchen (kesmek, yaralamak), scotch (İskoçya’ya özgü; İskoç viskisi;
İskoç İngilizcesi; engellemek, durdurmak); scot (İskoçyalı) + ish (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * İskoçya’ya at, İskoçya ile ilgili, İskoçya vatandaşı
iskoçya :
ing. * scocchen (kesmek, yaralamak), scotch (İskoçya’ya özgü; İskoç viskisi;
İskoç İngilizcesi; engellemek, durdurmak); scot (İskoçyalı) + land (toprak,
yer, arazi, ülke) * Birleşik Krallık’a bağlı, Britanya adasının kuzeyinde yer
alan tarihi ve coğrafi bölge
iskolastik :
lat. * schole (boş zaman, öğrenmeye ayrılan zaman, okul) + tikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) (gre.); scholasticus (öğrenme ile ilgili, okul ile
ilgili, okula ait, okul insanı) (lat.) * Orta Çağ’da özellikle üniversitelerde
Aristotelesçi mantık yöntemleriyle yapılan, otorite metinlerine dayalı sistemli
ve biçimsel düşünme ve öğretim tarzı
iskona :
ita. * scoona (direkli yelkenli) * buharlı gemilerin icadından evvel, özellikle
18-19. yüzyıllarda kullanılan, bir veya daha fazla direğe sahip, hızlı manevra
yapabilen, askeri veya ticari amaçlara hizmet eden yelkenli savaş ve hizmet
gemisi
iskonto :
lat. * scontare (indirim yapmak, mahsup etmek), excomputare (hesaptan düşmek,
mahsup etmek) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + computare
(hesaplamak, saymak) (con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + putare
(hesaplamak, düşünmek) ); escompte (fra.) * bir borcun vadesinden önce ödenmesi
durumunda toplam tutardan yapılan indirim veya bir malın veya hizmetin satış
fiyatında yapılan indirim, faiz veya bedel indirimi
iskorbüt :
hol., lat. * scheurbuik (şişkin karın, yarılmış göbek, guruldayan göbek)
(scheuren (yırtmak, çatlamak) + buik (karın) ) (hol.); scorbutus (diş eti
hastalığı, C vitamini eksikliğine bağlı iskorbüt) (lat.) * uzun deniz
yolculuklarında taze meyve ve sebze tüketilememesi nedeniyle ortaya çıkan C
vitamini eksikliğine bağlı olarak ortaya çıkan, diş eti kanaması, halsizlik ve
bağ dokusu zayıflığı ile karakterize beslenme kaynaklı bir hastalık
iskorçina :
lat. * scortea (deriden yapılmış, kabuk gibi şey; ağaç kabuğu, meyve kabuğu;
dış yüzey; sert mizaç veya görünüş (mecazi) ), scorteus (deriden) (scortum
(hayvan derisi, deri parçası) + eus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Türk
mutfağında ve geleneksel eczacılıkta kullanılan, turunçgil kabuklarının
kurutulmuş ve şekerlenmiş hali (örneğin özellikle acı portakal kabuğu şekeri);
birleşikgillerden, lezzetli kökleri sebze olarak kullanılan, akdeniz bölgesinde
çok yetiştirilen bir bitki (scorzonera)
iskorpit :
gre., lat. * skorpaina (skorpios (akrep) + aina (ile ilgili, gibi) (gre.);
scorpaena (zehirli dikenleri olan bir balık türü) (lat.) * Doğu Akdeniz ve
Ege’de yaşayan, sırt yüzgecinde zehirli dikenler taşıyan, kırmızımsı renkli dikenli
deniz balığı
iskota :
lat. * scottare (çekmek, hızla çekmek; yakmak), excoctatus (excoctare
(kaynatmak, ısıtmak; yoğunlaştırmak) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama)
+ coquere, coctare (pişirmek) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * yelkenli
gemilerde yelkenin yönünü ayarlamak için kullanılan halat
isla :
ara. * sala (avutmak, teselli etmek) * teselli verme, avutma
islab :
ara. * salaba (soymak, almak, çekip götürmek, gidermek) * giderme, selbetme,
kapıp götürme
islac :
ara. * selc (kar), sellece (kar yağmak) * kara tutulma, karlı olma
islah :
ara. * salaha (iyileştirmek, düzeltmek, iyi yapmak, doğru hale getirmek,
düzeltmek, işlemek, hazırlamak; iyi, faydalı, uygun ve doğru olmak), salih
(iyi, doğru, düzgün, dürüst) * bir şeyin, bir kişinin veya bir topluluğun
durumunu iyi hale getirme, düzeltme, iyileştirme, düzeltme
islahiye :
ara. * salaha (iyileştirmek, düzeltmek, iyi yapmak, doğru hale getirmek,
düzeltmek, işlemek, hazırlamak; iyi, faydalı, uygun ve doğru olmak), salih
(iyi, doğru, düzgün, dürüst), islah (iyileştirme) + iye (yer, mekan ve durum
eki) * Gaziantep’in bir ilçesi
islak :
ara. * salaka (yol tutmak, yola girmek, yol almak, izlemek, takip etmek;
geçmek; seçmek), silk (yol tutma, yola girme, düzenleme, sıraya koyma), meslek
(yol, iz, takip edilen yöntem) * yol tutma, yola girme, düzenleme, sıraya
koyma; mesleğe sokma, sokulma
islam :
ara. * sallama (vermek, devretmek, bırakmak), esleme (teslim olmak, boyun
eğmek, direnişi bırakmak; barışa girmek, güvende olmak), teslim (verme,
devretme, bırakma; boyun eğme, direnmeyip uyum sağlama), muslim (teslim olmuş,
boyun eğmiş, barışa girmiş) * teslimiyet, boyun eğme, direnişi bırakma,
kurtuluş, güvende olma
islamabad :
ara. * islam (teslimiyet, boyun eğme, direnişi bırakma, kurtuluş, güvende olma)
+ abad (yerleşim, şehir, kurulan yer; imar, bakım, güzelleştirme; bayındır,
şen, mamur, iyi ve güzel olan gelişim, sonsuz zamanlar, ebedler ve rahatlık;
genişlik) * Pakistan’ın başkenti; “İslam’ın şehri” anlamında birleşik yer adı
islami :
ara. * islam (teslimiyet, boyun eğme, direnişi bırakma, kurtuluş, güvende olma)
+ i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * İslam dinine mensub, İslam ile ilgili
islamiyet :
ara. * islam (teslimiyet, boyun eğme, direnişi bırakma, kurutuluş, güvende
olma) + iyet (isim yapım ve durum eki) * İslam dini, Müslümanlığın inanç ve
uygulamalar bütünü, teslimiyet ve itaat anlamına gelen “İslam”ın isimleşmiş
hali
islas :
ara. * selase (üç) * üçe bölme, üç adet yapma
islav :
ara. * salava (bağlamak, birleştirmek; düzeltmek, düzenlemek, doğru hale
getirmek) * bağlama, birleştirme; düzeltme, düzenleme
islav :
sla. * slavu (halk, köylü, Slav halkı) * Slavlara ait, Slav kökenli veya Slav
halkıyla ilgili olan; Slav etnik kimliği
islemek :
tür. * is (yanan bir maddeden çıkan kara duman ve bu dumanın değdiği bir şey
üzerinde bıraktığı kara leke) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) *
ise tutarak karartmak, tütsülemek; isli duruma getirmek, islenmesini sağlamak
islet cell :
lat. * insula (ada) + etta (küçültme eki) + cella (oda, depo, hücre) *
pankreasta yer alan ve hormon salgılayan hücre grupları; Langerhans adacığı
hücresi
islim :
tür. * is (kara duman, kara leke) + lim (isim yapım eki) * közde veya tavada
pişirilip sarılarak hazırlanan geleneksel Türk yemeği; özellikle patlıcan
dilimlerinin etle sarılmasıyla yapılan bir tür sarma yemeği; bir iş gördürmek
amacıyla elde edilen buhar; (buharla işleyen araçlar için) kalkmaya hazır
duruma gelmek; hemen gidecek durumda bulunmak (mecazi)
ism :
ara. * ism (isim, ad, nam, ünvan) * bir varlığı, kavramı veya kişiyi
tanımlamaya, ayırt etmeye yarayan sözcük; dilbilgisinde fiil ve edattan farklı
olarak ad bildiren kelime türü, simge, eser, alamet, iz, işaret, anlam ifade
eden, benzeyeni, temsil edeni (semantic, sémantique, semantisch (işaretsel,
anlamsal), simulation, Simulation (benzetme) (ing., fra., alm.), similar,
similaire (benzer) (ig., fra.), same (aynı), symbol, symbole, Symbol (sembol)
(ing., fra., alm.) )
isma :
ara. * sem'a (duymak, işitmek, dinlemek, kulak vermek), sem'i (duyan, işiten) *
işittirme, sesini duyurma, bir sözü istenilen yere ulaştırma
ismah :
ara. * samaha (cömert olmak, eli açık olmak, hoşgörmek, bağışlamak), semih
(cömert, eli açık, hoşgörülü, bağışlayıcı), semahat (cömertlik, hoşgörü, eli
açıklık) * cömert olma, eli açık olma, hoşgörülü olma, bağışlayıcı olma, semh
ismail :
ibr., ara. * sem'a (duymak, işitmek, dinlemek, kulak vermek), isma (duydu,
işitti) + el (tanrı, ilah) * “Tanrı (duamı) duydu” anlamında erkek ismi;
peygamber Hz. İbrahim’in Hacer’den olan ve adak verme rüyasına konu olan ilk
oğlu
ismam :
ara. * samma (sonlandırmak, bitirmek, tamamlamak) * sona erdirme, sonlandırma,
bitirme, tamamlama
ismar :
ara. * samara (meyve vermek, fayda vermek, ürün vermek; mıhlamak, çivilemek),
semer (meyve, fayda, ürün) * meyve verme, semere verme, fayda verme; mıhlama,
çivileme
ismen :
ara. * ism (isim, ad, nam, ünvan) * en (gibi, olarak)
ismet :
ara. * asama (korumak, muhafaza etmek, sakınmak), asim (koruyan, muhafaza eden,
sakınan) * günahtan korunmuş olma, saflık, günahsızlık, korunma, sakınma
ismirar :
ara. * samura (esmer olmak, koyu renge çalmak), semra (esmer, buğday tenli
kadın), esmer (buğday tenli, koyu renkli) * koyulaşma, kararma, kara olma,
esmerleşme
isna :
ara. * sena, sana (yükseltmek, yüceltmek, yukarı kaldırmak) * yükseltme,
yüceltme, yukarı kaldırma
isnad :
ara. * sanada (dayandırmak, yaslamak, baz almak, dayanmak, desteklemek,
yaslanmak; bir şeyi ispatla güçlendirmek), istinad (bir şeye dayanma, yaslanma,
dayanak edinme) * bir rivayetin veya hadisin kaynağını oluşturan ravi zinciri;
bir bilginin kime dayandığını belirtme, kaynak gösterme, dayandırma, dayanma
isnan :
ara. * isnaan (iki) * iki; Pazartesi
isnat :
ara. * sanada (dayandırmak, yaslamak, baz almak, dayanmak, desteklemek,
yaslanmak; bir şeyi ispatla güçlendirmek), istinad (bir şeye dayanma, yaslanma,
dayanak edinme) * bir rivayetin veya hadisin kaynağını oluşturan ravi zinciri;
bir bilginin kime dayandığını belirtme, kaynak gösterme, dayandırma, dayanma
isnatan :
ara. * isnaan (iki), sana (ikilemek, iki yapmak, katlamak) * iki, dişil ikil
isnevi :
ara. * isnaan (iki) + vi (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iki ile ilgili;
Pazartesi günü ile ilgili; her Pazartesi günü oruç tutan kimse
isneyn :
ara. * isnaan (iki) * iki; Pazartesi günü
isobifasiyal :
gre., lat. * isos, iso (eş, eşit, aynı, denk, benzer) (gre.) + bi (iki, ikili)
+ facies (yüz, yüzey, görünüm, görünüş) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (lat.) * iki yüzü de birbirine benzeyen, iki yüzü de eş olan; hem üst
hem de alt yüzeyi morfolojik ve anatomik olarak birbirine benzeyen, genellikle
her iki yüzde de palizat parankiması ve benzer yoğunlukta stomalar bulunduran
(yaprak)
isoetaceae :
gre. * isos (eş, eşit, denk, aynı, benzer) + etos (yıl, sene, süre) (gre.) +
aceae (-giller, bitki familyası eki) * su kenarlarında veya su içinde yaşayan,
soğan benzeri gövdelere ve ince, uzun yapraklara sahip otsu bir sporlu bitki
familyası, çimeğreltisigiller
isolepis :
gre., lat. * isos (eş, eşit, denk, aynı, benzer) + lepis (pul, küçük pul) *
Cyperaceae familyasina ait, ince gövdeli, saz benzeri ve sulak alanlarda
yetişen bitki cinsi
isoniazid :
gre. * isos (eş, eşit, denk, aynı, benzer) + nicotinic acid (nikotinik asit)
(nicotin (patlıcangiller (Solanaceae) bitki familyasında (tütün bitkisi gibi)
bulunan güçlü bir uyarıcı ve alkaloid (C10H14N2) ) (nicolas (Portekiz’deki
Fransız büyükelçisi Jean Nicolas (Nicot)’un soyadından) + tine (ile ilgili,
gibi, -a ait) ) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + acidum (ekşi) +
hydrazide (kimyasal türev) * nikotinik asit türevi olan ve tüberküloz (verem)
tedavisinde kullanılan bir antibakteriyel ilaç, izonikotinohidrazid (C6H7N3O)
isopoda :
gre. * isos (eş, eşit, denk, aynı, benzer) + pous, podos (ayak) (gre.) + a
(taksonik çoğul eki) (lat.) * bacakları birbirine benzer yapıda olan kabuklular
takımı
isopsefi :
gre. * isos, iso (eş, eşit, aynı, denk, benzer) + psephos (çakıl taşı, oy, sayı
değeri verilen işaret) + eia (durum eki) * harflerin sayısal değerleri esas
alınarak kelime veya ifadelerin toplam değerlerinin eşitliğine dayanan, Antik
Yunan’da metinler, isimler ve semboller arasında gizli anlam ve denklikler
kurmayı amaçlayan numerolojik yorum yöntemi
isosorbid :
gre. * isos, iso (eş, eşit, aynı, denk, benzer) + sorbus (üvez ağacı; ilk kez
üvez meyvesinden elde edildiği için verilen cins adı) + itol (çoklu hidroksil
grubu taşıyan şeker alkoller belirteci) + ide (kimyasal bileşik eki) * kalp
hastalıklarında damarları genişletmek, genellikle göğüs ağrısı (anjina pektoris)
ataklarını önlemek ve kalp yetmezliğini tedavi etmek amacıyla kullanılan
organik bir nitrat türü (C6H10O4)
isosorbid dinitrat :
gre. * isos, iso (eş, eşit, aynı, denk, benzer) (gre.) + sorbitol (şeker
alkolü) (sorbus (muşmula ağacı) + ol (alkol grubu (-OH) eki) ) + ide (ikili
bileşik, anyon eki) ) + di (iki, ikili, çift) + nitrat (NO3⁻ iyonu içeren bileşik)
(nitrum (azot kökü, güherçile) + ate (asit tuzu veya esteri eki) ) (lat.) *
sorbitolden türetilmiş ve iki nitrat grubu içeren, damar genişletici (vazodilatör)
etkili, özellikle anjina pektoris (göğüs ağrısı) ataklarını tedavi etmek ve
önlemek için kullanılan, kan damarlarını gevşetip genişleterek kalbe giden kan
akışını ve oksijen miktarını artıran, kardiyovasküler ilacın etken maddesi
(C6H8N2O8)
isosorbid mononitrat :
gre. * isos, iso (eş, eşit, aynı, denk, benzer) (gre.) + sorbitol (şeker
alkolü) (sorbus (muşmula ağacı) + ol (alkol grubu (-OH) eki) ) + ide (ikili
bileşik, anyon eki) ) + mono (tek, yek, yegane) + nitrat (NO3⁻ iyonu içeren bileşik) (nitrum
(azot kökü, güherçile) + ate (asit tuzu veya esteri eki) ) (lat.) * koroner
arter hastalığına bağlı göğüs ağrısını (anjina pektoris) önlemek ve tedavi
etmek için kullanılan, kan damarlarını genişletici (vazodilatör) özellikli bir
ilacın etken maddesi (C6H9NO6)
isospora :
gre., lat. * isos (eş, eşit, denk, aynı, benzer) + speirein (ekmek, tohum
atmak, serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim, ekme, saçma, dağıtma), sporas
(ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin, tohum, çekirdek, üreme hücresi)
(gre.) + a (taksonomik çoğul eki) (lat.) * özellikle kedi ve köpeklerin
bağırsak sistemini etkileyen, şiddetli ishale, kilo kaybına ve sindirim
sorunlarına (koksidiyoz hastalığına) yol açabilen koksidiyen grubuna ait
mikroskobik, tek hücreli bir protozoan (parazit) türü
isosporiasis :
gre. * isos (eş, eşit, denk, aynı, benzer) + speirein (ekmek, tohum atmak,
serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim, ekme, saçma, dağıtma), sporas
(ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin, tohum, çekirdek, üreme hücresi) +
iasis (iltihap, enfeksiyon, durum, sorun, hastalik eki) * isospora cinsine ait
parazitin neden olduğu bağirsak enfeksiyonu
isot :
ara. * esved (siyah, kara, koyu renkli) * Gaziantep ve çevresinde yetişen,
yemeklerde baharat ve tat verici olarak kullanılan küçük, acı kırmızı biber
türü, yöresel adıyla kırmızı toz biber
isotretinoin :
gre. * isos (eş, eşit, denk, aynı, benzer) + retinoicus acidum (retina (gözün
arka kısmında bulunan, ışığı algılayan ve görsel sinyallere dönüştüren sinir
ağı tabakası) (rete (ağ) + inus, ina (ile ilgili, -a ait) ) + acidum, acidus
(ekşi, asit) ) + oin (kimyasal madde eki) * şiddetli, kistik ve iltihaplı
aknelerin tedavisinde kullanılan A vitamini (retinoik asit) türevi olan bir
retinoid ve sistemik ilacın etken maddesi (C20H28O2)
ispah :
far. * sepah, sipah (ordu mensubu, asker, er; ordu) * asker, er, leşker, nefer;
ordu
ispalya :
fra. * espalier (dalları bir duvara veya tel bölmeye bağlanmış meyve ağaçları
sırası) * asma, fasulye gibi sarılgan bitkilerin tutunması için yanlarına dikilen
sırık veya dik tutmak için taze fidanların bağlandığı değnek, herek; ağaçları
veya bitkileri duvara veya kafes sistemine paralel olarak terbiye etme yöntemi;
tarımda ve bahçecilikte kullanılan budama ve yönlendirme tekniği
ispanya :
gre. * hispania (hispan (yaban faresi, tavşan) + ia (yeri) ) * Avrupa'nın
güneybatısında, İber Yarımadası'nda yer alan, güneyde ve doğuda Akdeniz'e,
kuzeyde ise Atlantik Okyanusu'na kıyısı olan, batıda Portekiz, kuzeyde Fransa,
Andorra ve güneyde Birleşik Krallık ile komşu olan ülke
ispanyol :
gre., lat. * hispania (hispan (yaban faresi, tavşan) + ia (yeri) ) (gre.) +
olus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * İspanya ile ilgili, İspanya vatandaşı,
İspanya halkından olan
ispanyolet :
gre., lat. * hispania (hispan (yaban faresi, tavşan) + ia (yeri) ) (gre.) +
olus (ile ilgili, -a ait) + etta (küçültme eki) (lat.) * küçük İspanyol veya
İspanyol tarzında küçük, ince detaylı aksesuar veya süsleme; küçük İspanyol
tarzı şey
ispari :
gre. * sparos, spari (mızrak, cirit; karagöze benzer bir balık) * kemikli
balıklar takımının Sparidae (İzmaritgiller/Mercangiller) familyasına ait, boyu
ortalama 22 santimetreye kadar ulaşabilen, gümüşi kurşun renginde, kuyruk
kökündeki belirgin siyah halkası veya lekesiyle tanınan ve Akdeniz ile
Türkiye'nin tüm denizlerindeki kayalık-yosunluk alanlarda sürüler halinde
yaşayan ekonomik değeri düşük bir deniz balığı türü, sparus annularis
isparoz :
gre. * sparos (mızrak, cirit; çipura türü balık, sparid) * sparidae
familyasından bir deniz balığı, küçük çipura, diplodus annularis
ispat :
ara. * sabata (kalıcı kılmak, saptamak, sabitlemek, kesinleştirmek, kanıtlamak,
doğrulamak, delillendirmek; kesmek, durdurmak, sabitlemek; durmak, sabit olmak,
yerleşmek, değişmemek, kalıcı olmak, hareketsiz olmak), sabit (duran, durağan,
değişmez, değişmeyen, hareketsiz) * bir şeyin doğruluğunu, gerçekliğini veya
varlığını kanıtlama, delille ortaya koyma, isbat, kanıtlama, delillendirme
ispati :
gre. * spathi (kürek, iskambilde sinek) * iskambil kartlarındaki dört türden
biri olan ve üzerinde yonca biçiminde siyah simge bulunan kart (spatula,
ispatula (geniş, düz ve esnek bir bıçak) (gre., tür.) )
ispazmoz :
gre. * spasmos (kasılma, çekilme, gerilme) (spaein, spao (çekmek, germek,
kasmak) + mos (isim yapım eki) * ani, istemsiz kas kasılması; kramp; aşırı
kasılma, titreyerek kasılma, çırpınma, titreme
ispenç : sla. * zupan (mahalli feodal bey) * Osmanlı Devleti’nde tarımla uğraşan yetişkin
gayrimüslim erkeklerden (reayadan) çift resmi yerine yıllık olarak alınan 25
akçelik bir tür kişisel maktu vergi
ispenç tavuğu : sla., tür. * zupan (mahalli feodal bey)
(sla.) + takagu (kuş, kümes kuşu) + u (iyelik eki) (tür.) * Osmanlı döneminden beri Türkiye'de yetiştirilen, küçük
(minyatür/bantam) cüssesi, gül ibiği, çene altındaki yoğun sakal tüyleri, her
bir ayağında fazladan bir parmak barındıran beş parmaklı yapısı ve ayak
bileklerini tamamen örten yoğun paçaları ile ayırt edilen, uysal karakterli
yerli bir süs tavuğu ırkı, bodur bir cins horoz veya tavuk
ispençiyari :
lat. * specialis (belirli
bir amaca, kişiye veya duruma özgü olan; genel olmayan, özel nitelikli) (species (görünüm, görünüş, cins, çeşit,
tür) (specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek,
seyretmek, dikkat etmek) + ies (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * ilaç yapımında kullanılan maddeleri
tanıyan ve satan kişi; aktar veya eski eczacı
ispendek :
tür. * pindos, pindaki (küçük balık) * levrek balığının (Dicentrarchus labrax)
henüz tam erginliğe ulaşmamış, genellikle 20 ila 30 santimetreden küçük ya da
bir kilogramdan daha hafif olan yavru ve küçük boydaki hali, levreğin küçüğü
isper :
far. * spara (korumak, örtmek, savunmak) * kalkan, koruyucu örtü; düşman
ateşinden veya dış etkilerden korunmak için oluşturulan örtü, set, hendek veya
korunaklı savunma hattı; korunma, gözetlenme veya gizlenme amacıyla alınan
tedbir (mecazi)
ispermeçet :
lat., gre. * sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni, sperm) (gre.) + cetus
(balina) (lat.) * Physeteroidea familyasından olan, tüm okyanuslarda yaygın
bulunan, ismini kafasında bulunan ve sesi odaklamasını sağlayan mumsu madde
spermacetiden alan, Kaşalot da denilen balina türü
ispinoz :
gre. * spinos (kuşun ötüş sesinin yansıması olan onomatopeik kelime) * ötücü
kuşlar familyasından, küçük yapılı, renkli tüyleri olan, genellikle doğada
yaşayan bir kuş türü
ispir :
gre. * spirein (ekmek, yaymak), spiros (ekme, yayma) * sarmal, vida, helezon
biçiminde yapı; Erzurum’un bir ilçesi
ispiralya :
gre., lat. * spiralis (helezoni, sarmal, burgulu) (speirein (sarmak, dönmek,
çevresinde dolanmak), speira (sarmal, dönen ip, burgu, halka, helezon, dönel
yapı) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) ) * gemi
kamaralarına güneş ışığı gelmesi için üst güverteler üzerinde açılan, camlı,
yuvarlak yer
ispirtizma :
lat. * spirare (nefes almak, üflemek, nefes vermek, solumak), spiritus (ruh,
nefes, can, yaşam gücü) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki)
* ruhların varlığına ve onların insanlar veya fiziksel dünya ile iletişim
kurabileceğine inanan, özellikle 19. yüzyılda ortaya çıkan dini-felsefi ve
metafizik akım ve ilgili uygulamalar bütünü, ruhçuluk
ispirto :
lat. * spirare (nefes almak, üflemek, solumak), spiritus (nefes, üflenmiş olan,
buhar, ruh, nefes, can, yaşam gücü) * yanıcı ve uçucu özellikte olan,
genellikle etil alkolden oluşan sıvı
ispit :
gre. * speira (sarmal, dönen ip, burgu, halka, helezon, dönel yapı) *
taşıtlarda, lastiklerin takıldığı, tekerleğin çember biçimindeki çelik bölümü,
jant
ispiyon :
lat. * specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek,
seyretmek, dikkat etmek) + io (isim yapım eki) * gizlice bilgi toplama,
casusluk etme; gizlice başkalarının kusurunu veya durumlarını bildirme, ihbar
etme, ispiyonlama
ispritizma :
lat. * spirare (nefes almak, üflemek, nefes vermek, solumak), spiritus (ruh,
nefes, can, yaşam gücü) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki)
* ruhların varlığına ve onların insanlar veya fiziksel dünya ile iletişim
kurabileceğine inanan, özellikle 19. yüzyılda ortaya çıkan dini-felsefi ve
metafizik akım ve ilgili uygulamalar bütünü, ruhçuluk
isr :
ara. * esere (bağlamak, hapsetmek, sıkıştırmak veya iki şeyi birbirine
tutturmak) * ağırlık, yükümlülük, sorumluluk, taşınması güç manevi
ağırlık/sorumluluk
isra :
ara. * saraa (geçmek, seyretmek, ilerlemek; hızlı gitmek), sirayet (geçiş,
bulaşma), sur'at (hız, çabukluk) * seyretme, ilerleme, gitme, geçip gitme; gece
yolculuğu yapma, gizlice gitme; hızlanma, hızlı gitme; Kur'an'ın 17. suresi
isradipin :
lat. * isra (ön ek) + dipinum (dihidropiridin türevi) * kan damarlarını
genişletici kalsiyum kanal blokeri olarak kullanılan bir antihipertansif ilacın
etken maddesi (C19H21N3O5)
israf :
ara. * sarafa (yönelmek, sapmak, yön değiştirmek, ayrılmak, değişmek,
dönüşmek), sarrafa (dönüştürmek, çevirmek, harcamak, yöneltmek, harcamak,
kullanmak; dilediği gibi kullanmak, yönetmek, işlem yapmak, davranmak; gözardı
etmek, ihmal etmek, gözden kaçırmak, harcamak) * azıtma, taşırma, haddini aşma,
harcama, boşa harcama
israfil :
ara. * sarafa (yönelmek, sapmak, yön değiştirmek, ayrılmak, değişmek,
dönüşmek), sarrafa (dönüştürmek, çevirmek, harcamak, yöneltmek, harcamak,
kullanmak; dilediği gibi kullanmak, yönetmek, işlem yapmak, davranmak; üflemek,
çağırmak) + il (tanrı, ilah) * İslam inancında sura üflemekle görevli melek;
kıyamet meleği
israil :
ibr. * yisra'el (ilah mücadele eder, ilah uğraşır, ilah savaşır) (sara
(mücadele etmek, uğraşmak, çekişmek, dövüşmek, savaşmak), yisra (mücadele eder,
uğraşır, çekişir, dövüşür, savaşır) + el (tanrı, ilah) ) * ismini, İbranilerin
atalarından sayılan Hz.Yakub'a sonradan verilen isimden alan, Hz. Musa'nın,
habercisi olduğu kavim; İsrail kelimesinin anlamına Tevrat'ın Tekvin suresinin
32-28 kodlu ayetinde işaret edilmektedir
israr :
ara. * sarra (gıcırdamak, cırcır böceği gibi ötmek) * bir eylemden vazgeçmeyip
o eyleme devam etme
israr :
ara. * sirra (gizlemek, saklamak), sirr (gizlenen, saklanan) * sır saklama,
gizleme
istaat :
ara. * sataa (gücü yetmek, yapabilmek, mümkün kılmak) * yapabilme,
yapabilirlik, yetenek, imkan, güç, olanak
istaka :
ara., lat. * istaka (düzeltmek, doğrultmak), istikamet (doğrultu); sticca (ince
tahta parçası, sopa, değnek) (lat.) * bilardo veya iskambil oyunlarında
kullanılan, isabetli vuruş yapmak için kullanılan uzun, ince, düz sopa (stecca
(sopa, değnek, çubuk) (ita.), stick, Stock (sopa, değnek, çubuk) (ing., alm.) )
istala :
ara. * salay (yanmak, ateşe maruz kalmak, ateşe yaklaşmak, ısınmak) * ateşle
ısınmak, ateşten faydalanmak
istanbul : gre.
* eis (-a doğru, iç, içe, içine) + tin (ön ek) + polis (şehir, il, kent) *
Türkiye’nin Marmara Bölgesi’nde bulunan en büyük ili; şehire doğru
istanbulin :
gre. * eis (-a doğru, iç, içe, içine) + tin (ön ek) + polis (şehir, il, kent) +
in (ile ilgili, gibi, -a ait) * Osmanlılar’da tanzimat döneminden meşrutiyet
dönemine kadar kullanılan, yakası kapalı bir redingot türü
istar :
ara. * satr (hikaye, masal, satır satır yazılmış), esatir (hikayeler, masallar,
satır satır yazılmış olanlar) * yazı yazma, satırlama, satır, hikaye, masal,
hikaye, masal, satır satır yazılmış
istare :
alm., lat., far. * stern (yıldız), stella (lat.); sitare (far.) * yıldız
istare :
ara. * satara (örtmek, gizlemek, saklamak, kapamak, perdelemek), sitra (örtü,
perde) * örtü, perde, zar, membran
istasyon :
lat. * statio (durma, bekleme yeri, karargah) (stare (durmak, dikilmek) + tio
(isim yapım eki) ) * belirli bir amaçla durulan veya hizmet verilen yer;
istasyon, karakol, görev noktası
istatistik :
lat. * status (durum, hal, konum) (stare (durmak, dikilmek) + tus (geçmiş zaman
ve isim yapım eki) ) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait) * bir olgunun veya
olayın sayısal açıdan analiz edilmesini sağlayan sayısal veriler bütünü;
sayısal verilerin toplanması, analizi ve yorumlanmasıyla ilgili bilim dalı veya
yöntem
istavrit :
gre. * savridion (küçük bir balık türü, trachurus) (sauros, sauris, saura,
savris (kertenkele; bir tür büyük deniz balığı) + dion (küçültme eki) ) *
uskumrugillerden küçük bir deniz balığı türü ve Carangidae familyasından
Trachurus cinsini oluşturan balık türlerinin genel ismi
istavroz :
gre. * stauros, stavros (kazık, direk; çapraz, haç, çarmıh) * Hıristiyanlığın
simgesi olan ve birbirini dik olarak kesen iki doğrunun oluşturduğu biçim, haç
istebrak :
far. * stabra, stabrak (kaba, kalın kumaş; parlak, parıldayan şey) * atlastan
daha kalın, parlak, ipek ve sırma ile dokunmuş lüks ve ağır bir ipek kumaş,
diba
istek :
tür. * iste (taleb etmek, arzulamak, dilemek, iştahlanmak, şevk duymak,
hırslanmak, rağbet etmek, meyletmek) + k (isim yapım eki) * talep, arzu, iştah,
şevk, hırs, rağbet, meyil
isteka :
ara., lat. * istaka (düzeltmek, doğrultmak), istikamet (doğrultu); sticca (ince
tahta parçası, sopa, değnek) (lat.) * bilardo veya iskambil oyunlarında
kullanılan, isabetli vuruş yapmak için kullanılan uzun, ince, düz sopa (stecca
(sopa, değnek, çubuk) (ita.), stick, Stock (sopa, değnek, çubuk) (ing., alm.) )
istem :
tür. * iste (taleb etmek, arzulamak, dilemek, iştahlanmak, şevk duymak,
hırslanmak, rağbet etmek, meyletmek) + m (isim yapım eki) * talep, arzu, iştah,
şevk, hırs, rağbet, meyil
istemek :
tür. * iste (taleb etmek, arzulamak, dilemek, iştahlanmak, şevk duymak,
hırslanmak, rağbet etmek, meyletmek) + mek (fiil mastar eki) * talep etmek,
arzulamak, dilemek, iştahlanmak, şevk duymak, hırslanmak, rağbet etmek,
meyletmek
istenç :
tür. * iste (taleb etmek, arzulamak, dilemek, iştahlanmak, şevk duymak,
hırslanmak, rağbet etmek, meyletmek) + enç (isim yapım eki) * talep, arzu,
dilek, iştah, şevk, hırs, rağbet, meyil
isteri :
gre. * hustera, hystera (rahim, dölyatağı) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
* kişinin aşırı duygusal, dramatik ve dikkat çekmeye, ilgi odağı olmaya yönelik
abartılı tutumu ve davranışı ile karakterize psikolojik hastalık; aşırı
duygusal, kontrolsüz heyecan veya panik hali, genellikle psikolojide aniden
ortaya çıkan yoğun duygusal tepki
isterik :
gre. * hustera, hystera (rahim, dölyatağı) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) *
histeri ile ilgili
istıksar :
ara. * iste (taleb etmek, arzulamak, dilemek) + kasara (kesmek, kısaltmak, kısa
tutmak, azaltmak, kısmak, kırmak, parçalamak, ayırmak) * azaltmayı isteme,
eksiltmeyi isteme, kısmayı isteme, kısaltılmayı isteme
istıksas :
ara. * kasasa (kesmek, eşitlemek, misliyle karşılık vermek), kısas (karşılık
verme, misilleme, denkleştirme), takas (karşılık verme, değiş tokuş) * bir
suçlunun suç işleyerek sebep olduğu maddi-manevi zarara istinaden suçu
işleyenin birebir karşılığa maruz kalmasını isteme, kısas isteme
istıktab :
ara. * kutb (çizgi, eksen, mihver, aks, dingil, kazık) * kutuplaşma, bir
kutubun etrafında toplanma, bir kutuba bağlanma
istırab :
ara. * daraba (vurmak, çarpmak), idtirab (çarpışma, iç çatışma, sıkıntı içinde
olma) * çarpışma; iç çatışma ve sıkıntı içinde olma; fiziksel veya ruhsal büyük
acı, sıkıntı ve dayanılmaz elem
istıslah :
ara. * salaha (iyileştirmek, düzeltmek, iyi yapmak, doğru hale getirmek,
düzeltmek, işlemek, hazırlamak; iyi, faydalı, uygun ve doğru olmak), salih
(iyi, doğru, düzgün, dürüst), islah (bir şeyin, bir kişinin veya bir topluluğun
durumunu iyi hale getirme, düzeltme, iyileştirme, düzeltme) * bir şeyi iyi
olarak görmek isteme, bir şeyin iyi olmasını isteme
istiab :
ara. * va’b, a’b (tümünü almak, sığdırmak, içine almak, içermek) * içine alma,
içine sığma, kapsama, içerme
istiab haddi :
ara., tür. * istiab (içine alma, içine sığma, kapsama, içerme) + hadd (sınır,
limit) (ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * bir aracın güvenli ve yasal olarak
taşıyabileceği azami yük veya yolcu kapasitesi, taşıma sınırı, taşıma kapasitesi
istiane :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + ana (yardım etmek), iane (yardım
etme, muavenet) * yardım istemek
istiap :
ara. * va’b, a’b (tümünü almak, sığdırmak, içine almak, içermek * içine alma,
içine sığma, kapsama, içerme
istiare :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + arat, ariyet (ödünç, ödünç alma,
geçici kullanım için isteme) * bir kelimeyi kendi anlamı dışında kullanarak,
bir şeyi benzediği başka varlığının ismiyle anma sanatı
istiaze :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + avz, eaze (sığınmak, korunmak) *
sığınma, korunma, sığınma isteme
istibahat :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + abaha (izin vermek, serbest
bırakmak), mubah (izinli, yasak olmayan, serbest) * izin verme, mübah kılma,
serbest bırakma
istibak :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + baka (kalmak, sürmek, devam etmek)
* önde olma, öncelik kazanma, yarış etme, yarışma; zaman veya süreç açısından
bir işin, görevin veya sürecin öncelikle, erkenden veya avantajlı bir konumda
başlatılması veya tamamlanması
istibat :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + abata (olmayacağını öngörmek,
mümkün görmemek) * (bir şeyin) gerçekleşmesini uzak görme, gerçekleşmeyeceğini
sanma, olmasını uzak görme, imkan vermeme, uzaksama, ıraksama
istibda :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + bada (ayırmak, uzak etmek,
uzaklaştırmak, gidermek) * ayırma, uzak etme, uzaklaştırma, giderme
istibdad :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + badda (tek başına yapmak, münferit
olarak yapmak; ayırmak, saçmak, dağıtmak, ayrıştırmak) * tek başına olma; bir
işi kendi başına, danışmadan yapma; mutlak otoriteyle hareket etme, despotluk,
zorbalık, zorlama, zulümle tahakküm; başına buyrukluk, kural tanımazlık,
bağımsızlık, yalnız olma
istibdal :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + bedele (değiştirmek,
başkalaştırmak), ibdal (değiştirme, değişiklik, başkalaşma) * değiştirme,
başkalaştırma, mübadele etme
istibdat :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + badda (tek başına yapmak, münferit
olarak yapmak; ayırmak, saçmak, dağıtmak, ayrıştırmak) * tek başına olma; bir
işi kendi başına, danışmadan yapma; mutlak otoriteyle hareket etme, despotluk,
zorbalık, zorlama, zulümle tahakküm; başına buyrukluk, kural tanımazlık,
bağımsızlık, yalnız olma
istibhac :
ara. * bahica (gülmek, sevinmek, neşelenmek, mutlu olmak), behcet (gülme,
sevinme, neşelenme, mutlu olma, mesrur olma) * gülme, sevinme, neşelenme, mutlu
olma, mesrur olma
istibhar :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + bahr (deniz) * çok geniş bilgiye sahib
olma (engin deniz anlamı bağlamında)
istibka :
ara * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + baka, beka (sürekli olmak, devamlı
olmak, kalmak, baki olmak; ağlamak) * devamlı olmasını istemek, sürekli kılmak;
ağlatmak istemek
istibra :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + baraa (temize çıkmak, aklanmak,
uzak olmak, arınmak), barraa (temize çıkarmak, beri kılmak, aklamak) *
erkeklerde cinsel ilişki sonrası vücudun temizlenmesi veya boşalmasının
sağlanması amacıyla yapılan arınma
istibraz :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + beraza (ortaya çıkmak, belirmek,
belirginleşmek, meydana çıkmak) * kendini gösterme, öne çıkarma, kendini sunma,
ortaya koyma; mecazen üstünlük veya yetenek sergileme
istibsar :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + basara (görmek) * basiretli olma,
görüş sahibi olma, düşünceli, hesaplı ve dikkatli iş yapma, dikkatli hareket
etme
istibşar :
ara. * başara (müjdelemek, iyi haber vermek, sevindirici haber vermek), bişar,
buşra (müjde, iyi haber, sevindirici haber); beşr (eski fetva metinlerinde
erkeği temsil eden isimlerden her biri), mübaşir (davalıları ve şahitleri
mahkeme salonuna çağıran görevli; müjdeci), beşir (müjdeci, iyi haber veren,
sevindirici haber veren; erkek ismi) * müjde alma, müjdelenme, iyi haber alma,
hayırlı haber alma
istibvar :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + bavara (hırslanmak, hiddetlenmek,
kızmak, öfkelenmek) * hırslanma, hiddetlenme, kızma, öfkelenme
istibyan :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + bana, beyyene (açıklamak, açığa
çıkarmak, ortaya çıkarmak, bildirmek, duyurmak, belirtmek, meydana çıkarmak,
ifşa etmek; ispatlamak), beyan (açığa çıkma, açığa çıkarma, ortaya çıkma,
ortaya çıkarma, oluşum, oluşturma, aydınlanma, bildirme, bildiri, açıklama,
izahat, anons, duyuru, ilan) * açıklama yapma, beyan etme
isticab :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + vacaba (gerekli olmak, lazım olmak,
gerekmek, zorunlu hale gelmek, icab etmek, vacib olmak, haketmek; kabul etmek,
yanıtlamak, cevap vermek), vacib (lüzumlu, gerekli, icab eden), cevab (yanıt) *
vacib olma, icab etme, lazım olma, gerekme, haketme; kabul etme, kabul olunma,
duanın Allah tarafından kabul edilmesi
isti'cab :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak)+ acebe (şaşırmak, hayret etmek,
hayran olmak), acib (şaşırtıcı, tuhaf, garip), i'cab (şaşırtma, hayran etme,
hayrete düşürme) * şaşma, şaşırma, taaccüb etme, hayret etme, hayrette kalma
istical :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + acala (hızlı olmak, hızlı hareket
etmek, çabuk olmak, süratli olmak, telaş etmek, çabuk olmak, ivedi olmak), acel
(hız, sürat, çabukluk, ivedilik) * hiç bekletilmeden, hiç zaman yitirilmeden
yapılma gerekliği, aciliyet, ivedilik; acele olmasını isteme, acele etme, acil
talep etme
isticar :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + ecir (ücret, ödül, mükafat), acara
(karşılık vermek, ücret vermek, ücret ödemek, ödüllendirmek, mükafatlandırmak;
kiraya vermek, kiralamak, kiraya vermek) * kiralama, kiraya verme; kiralama
isteme, ücret karşılığında bir şeyi (özellikle mal veya hizmet) geçici olarak
edinme talebinde bulunma
isticare :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + cara (yardım etmek, destek vermek),
cevr (yardım, destek), cariye (yardımcı, hizmetçi) * yardım, destek ve korunma
isteme; sığınak isteme
isticaze : ara.
* iste (istemek, dilemek, arzulamak) + cevveze (caiz görmek, izin vermek, uygun
bulmak), caza (geçmek, aşmak, izin vermek, müsaade etmek, geçerli olmak, mümkün
olmak, karşılıklandırmak, karşılığını vermek, uygun olmak, uymak), caiz (uygun,
geçerli, izin verilmiş), cevaz (onay, izin, müsaade, geçiş hakkı, serbestlik,
uygunluk, caiz olma) * izin ve cevaz isteme; sunulan bir manzume için caize,
yani para isteme
isticbar :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + cabara (zorlamak, baskı yapmak,
mecbur etmek), cebr (zorlama, baskı yapma, mecbur etme) * zorlama, baskı yapma,
mecbur etme, cebretme
isticdad :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + cedede (yenilemek), cedid (yeni) *
yenileme, yeniden yapma
istichal :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + cahil (bilgisiz), cehl, cehalet
(bilgisizlik) * cahil sayma
isticlab :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + calaba (çekmek, götürmek, getirmek,
toplamak, çağırmak, taşımak, nakletmek), celeb (kasaba kesilecek hayvan götüren
kişi), celb (çağrı; mahkemeye veya askere çağrı yazısı * çekme, celbetme,
çekmeye vaya getirmeye sebep olma
isticvab :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + cevab (yanıt), caba, cabe
(yanıtlamak, talebe veya soruya karşılık vermek), icabet (çağrıyı karşılama,
talebe karşılık verme), mucib (cevap veren, yanıtlayan) * cevap isteme, sorguya
çekme; mahkemede şahitlerin ifadelerini alma, söyletme
isticvap :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + cevab (yanıt), caba, cabe
(yanıtlamak, talebe veya soruya karşılık vermek), icabet (çağrıyı karşılama,
talebe karşılık verme), mucib (cevap veren, yanıtlayan) * cevap isteme, sorguya
çekme; mahkemede şahitlerin ifadelerini alma, söyletme
istida :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + dea (çağırmak, dua etmek) * çağırma,
çağrı, dua
istidad :
ara. * istada (avlamak, tuzak kurmak, yakalamak, peşinden gitmek) * av,
avlanma, yakalama, peşinden gitme, tuzakla yakalama
istidad :
ara. * iste (istemek, arzulamak, dilemek) + adda (saymak, hesaplamak,
hazırlamak, yerine getirmek, ifa etmek, sunmak, ödemek), idad (hazırlık,
donanım, sayıca ve nitelikçe yeterlilik) * hazırlık, eğilim, yetenek,
kabiliyet, yatkınlık, istidat
istidaf :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + da'fa (zayıflatmak,
güçsüzleştirmek) * zayıf düşürme, güçsüzleştirme
istidame :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + idame (devam ettirme, devamlı olma)
* bir halin devamını isteme, bir şeyin devamını arzu etme
istidaname :
ara. * iste (istemek, arzulamak, dilemek) + dea (çağırmak, dua etmek) + name
(kitapçık, mektup, risale, belge, yazı; birine hitaben yazılmış yazı) * resmi
bir makama yazılan dilekçe yazısı
istidane :
ara. * iste (istemek, arzulamak, dilemek) + dana (borçlanmak), deyn (borç,
alacak-borç yükümlülüğü; din) * borç alma, borçlanma, ödünç alma
istidare :
ara. * iste (istemek, arzulamak, dilemek) + dara (dönmek, döndürmek, çevirmek,
yuvarlanmak), devr (döngü, devir, çevrim) * dönme, çevrilme, dolaşma; daire
biçimine girme, yuvarlak olma
istidat :
ara. * iste (istemek, arzulamak, dilemek) + adda (saymak, hesaplamak,
hazırlamak, yerine getirmek, ifa etmek, sunmak, ödemek), idad (hazırlık,
donanım, sayıca ve nitelikçe yeterlilik) * hazırlık, eğilim, yetenek,
kabiliyet, yatkınlık, istidad
istidbar :
ara. * iste (istemek, arzulamak, dilemek) + idbar (geri dönme, geriye gitme,
sırt çevirme, uzaklaşma) * arka dönme, sırt çevirme veya yönünü bilerek arka
tarafa doğru çevirme; bir kimsenin peşinden gitmek;
istidhak :
ara. * iste (istemek, arzulamak, dilemek) + dahika (gülmek), dihk (gülmek; alay
etmek, eğlenmek) * gülme, alaya alma, eğlenme
istidkak :
ara. * iste (istemek, arzulamak, dilemek) + dakk (incelemek, dikkatle
araştırmak, ayrıntıya inmek) * inceleme, ayrıntılı araştırma, dakik olma
istidlal :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + dalla (sapmak, saptırmak, doğru
yoldan çıkarmak, yönlendirmek, kılavuzlamak, yöneltmek, rehberlik etmek, eğilim
göstermek, bir yola saptırmak) * rehberlik isteme, yönlendirme isteme, yol
sorma; mantıki çıkarım yapma, delil sayma, delillendirme
istidrac :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + derece (aşama, basamak, kademe,
yükseliş, yükselme) * derece derece yükselmeyi isteyiş; bir kimsenin, hakkı ve
hakiki değeri olmadığı halde, kabiliyetsizliğine rağmen çok nimete erişir
durumda olması ve buna bağlı olarak küfür, isyan ve zulme devam etmesi ile
helake yakınlaşması
istidrak :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + deraka (varmak, erişmek, ulaşmak,
anlamak, kavramak), idrak (anlama, kavrama; yetişme, varma, erişme, ulaşma) *
nail olma, ulaşma, erişme, varma, anlama, kavrama; düzeltme, telafi etme,
hatayı tamir etme, kusuru örtme; bir şeyin devamını yapma, ona zeyil yazma,
tetimme meydana getirme
istif :
gre. * steibein (basmak, çiğnemek, sıkıştırmak), stivi, stivos (sıra, dizi,
yığın, iz) * biriktirme, yığma, depolama, stoklama, gemi ambarı
istifa :
ara. * safa (arıtmak, temizlemek, saf kılmak, ayıklamak, elemek; saf olmak,
arınmak, temiz olmak, temizlenmek, arınmak, seçilmek, elenmek), istafa (seçmek,
tercih etmek, ayıklamak, saf olanı ayırmak; üstün tutmak, seçkin kılmak); iste
(istemek, dilemek, arzulamak) + afa (silmek, yok etmek, affetmek, hatasını
silmek, bağışlamak) * seçme, tercih etme; af isteme, af dileme; görevinden,
işinden kendi isteğiyle çekilme, ayrılma
istifade :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + fada (yararlanmak, faydalanmak) *
faydalanma, faydalanmaya çalışma, yararlanma
istifaname :
ara. * istifa (af isteme, af dileme; görevinden, işinden kendi isteğiyle
çekilme, ayrılma) (iste (istemek, dilemek, arzulamak) + afa (silmek, yok etmek,
affetmek, hatasını silmek, bağışlamak) + name (kitapçık, mektup, risale, belge,
yazı; birine hitaben yazılmış yazı) * işinden, görevinden ayrılmak isteğini
bildiren dilekçe
istifaza :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + fayda, fayza (taşmak, dolup
yayılmak, bolluk halinde gelmek, su taşıp çıkmak, saçılmak, yayılmak, ortaya
çıkmak, bol olmak, çok olmak; bolluk, bereket, cömertlik; içindeki düşüncesini
izhar etmek, açığa çıkarmak, görünür kılmak) * bilgi, hikmet, ilham veya manevi
etkinin bir kaynaktan kendiliğinden ve bereketli biçimde aktarılması sonucu
oluşan zihinsel veya ruhsal kazanıma nail olma, feyz alma, feyz bulma,
feyizlenme; ilim, irfan ve manevi zenginlik kazanma
istifham :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + fehime (anlamak, kavramak, idrak
etmek), fehm (anlayış, kavrayış, idrak) * bir şey öğrenmek için birine
yöneltilen ve yanıt gerektiren söz veya yazı, soru, sual
istifkad :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + fakada (kaybetmek, yitirmek,
bulamamak; elden çıkarmak; incelemek, araştırmak, kaybolanı aramak,
denetlemek), fakd (kaybetme, kayıp, yitirme, zarar görme, bulunmama, bulamama,
belirsiz olma; taleb etme, isteme; elden çıkarmak; inceleme, kaybolanı arama,
denetleme) * kaybolmuş olan bir şeyi araştırıp soruşturma
istiflah :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + felah (rahatlık, refah, ferahlama,
huzur, selamet, kurtuluş, iyileşme, iyi duruma gelme, rahata erme, rahatlama,
rahatlık, düzelme; saadet, mutluluk) * felah bulma, rahatlama, iyileşme,
kurtulma
istiflemek :
gre. * stivi (yığma, depolama, stoklama, gemi ambarı) (gre.) + le (eken fiil
eki) + mek (fiil mastar eki) (tür.) * yığmak, depolamak, stoklamak
istifna :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + fena (sonlanma, yokluk, yok olma,
zail olma, kararma; sonlu, sonu olan, geçici; kötü, iyi olmayan) * fenaya
gitme, kötüleşme. yok olma
istifrad :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + ferd (birey, şahıs, kişi, tek,
tekil, bir, yekta, yalnız; bir topluluğu oluşturan her bir kişi) * ayırma, tek
tek yapma; yalnız ollma, tek başına olma
istifrag :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + faraga (boşaltmak, dökmek) *
boşaltma, dökme; kusma; tüketme, sarfetme, harcama
istifrağ :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + farağa (boşaltmak, dökmek) *
boşaltma, dökme; kusma; tüketme, sarfetme, harcama
istifrak :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + farraka (ayırmak, bölmek, ayrılmak,
ayrışmak, bölmek, uzaklaştırmak, fark yaratmak, ayrıştırmak, ayrım yapmak;
korkutmak, ürkütmek) * farkettirme, ayırt etmeyi isteme
istifrar :
ara. * firar (kaçış, tüyme, uzaklaşma, kurtulma) * firar etme, gizlice kaçma,
savuşma, sıvışma, tüyme
istifraz :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + ferd (birey, tek, bir, yekta,
yalnız; bir topluluğu oluşturan her bir kişi) * ayırma, tek tek yapma; yalnız
ollma, tek başına olma
istifsad :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + fesad (bozukluk, bozulma,
bozgunculuk, kötülük) * bir şeyin bozulmasını arzulama, fesadını isteme
istifsar :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + fasara (açıklamak, izah etmek,
yorumlamak, kapalı olanı açığa çıkarmak) * açıklama isteme, ifade isteme,
sorma, sorgu, sorgulama, sorup anlama
istifta :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + fetva (bilgi verme, bilgilendirme)
* bilgilendirilmeyi isteme, fetva isteme
istiftah :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + fataha (açmak, genişletmek), feth
(açma, açılış, genişletme, zaptetme, ele geçirme, yol gösterme, hüküm verme,
galibiyet ve zafere ulaştırma) * açılış isteme, siftah, başlama, açma
istifzal :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + fadlat, fazlat (çok, ölçüyü aşan
şey, artık, ekstra) * artırma, çoğaltma, fazlalaştırma, ziyadeleştirme
istigas :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + gavs (yardım, destek), gasa (yardım
etmek, destek olmak) * birinden yardım talep etme, yardım isteme, imdad isteme
istigbar :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + gabara (toz, kir, toz bulutu,
tozlanma, ince toz tabakası, kir tabakası), gubar (toz) * tozlaşma
istiglal :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + galle (gelir) * kirası veya mahsulü
borca mukabil verilmek üzere bir mülkün rehine verilmesi
istiglaz :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + galiz (kaba, sert, kalın, yoğun) *
kaba ve sert addetme
istigmam :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + gamama (örtmek, kaplamak) * sarmak,
örtmek, kaplamak; sarılmak, örtülmek, kaplanmak
istigna :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + gana (fayda vermek, fayda sağlamak,
yetmek, bolluk vermek, çoklamak, zengin kılmak), gani (çok, fazla, bol, aşırı),
gina (zenginlik, bolluk, fazlalık, ihtiyaçsızlık, başkasına muhtaç olmama) *
maddi veya manevi bakımdan başkasına ihtiyaç duymayacak ancak sadece Allah'tan
niyaz edecek bir yeterlilik ve bağımsızlık haline ulaşma, doygunluk
istignam :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + ganima (kazanmak, elde etmek,
özellikle savaş yoluyla mal edinmek) * ganimet araştırma, ganimet isteklisi
olma
istigrab :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + garaba (uzaklaşmak) * şaşırma,
garip bulma, taaccüb etme, tahayyür
istigrak :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + garika (boğulmak), gark (boğulma,
boğulmuş) * gark olma, dalma, dalgınlık
istigşa :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + gaşa (örtmek, bürümek, kaplamak) *
bürünme, örtünme, kaplanma
istigzab :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + gadaba, gadiba (öfkelenmek, kızmak,
hiddetlenmek), gazab, gadab (öfke, kızgınlık, hiddet, gazab) * öfkelendirme,
kızdırma, gazaba getirme, hiddet ettirme
istiğas :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + gavs (yardım, destek), gasa (yardım
etmek, destek olmak) * birinden yardım talep etme, yardım isteme, imdad isteme
istiğfar :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + gafara (merhamet etmek, affetmek,
mağfiret eylemek, hatasını bağışlamak) * hataların, günahların, suçların
bağışlanmasını dileme, tövbe
istiğlaz :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + galiz (kaba, sert, kalın, yoğun) *
kaba ve sert addetme
istiğna :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + gana (fayda vermek, fayda sağlamak,
yetmek, bolluk vermek, çoklamak, zengin kılmak), gani (çok, fazla, bol, aşırı),
gina (zenginlik, bolluk, fazlalık, ihtiyaçsızlık, başkasına muhtaç olmama) *
maddi veya manevi bakımdan başkasına ihtiyaç duymayacak ancak sadece Allah'tan
niyaz edecek bir yeterlilik ve bağımsızlık haline ulaşma, doygunluk
istiğrak :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + garika (suya dalmak, batmak,
boğulmak) * boğulma, suya veya düşüncelere dalma, batma, dalgınlık
istiğsa :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + gavs (yardım, destek), gasa (yardım
etmek, destek olmak) * birinden yardım talep etme, yardım isteme, imdad isteme
istihab :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + habba (sevmek, bağlanmak,
arzulamak), hebe (hibe etmek, bağışlamak, karşılıksız vermek) * hibe ve hediye
olarak isteme, bağış olarak arzulama; sevmeyi isteme
istihaf :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + haffa (hafiflemek, ağırlığı
azalmak, incelmek; hafif görmek, önemsiz saymak, küçümsemek, değersiz saymak) *
küçümseme, hafife alma, önemsememe; bir kişiyi veya şeyi değersiz, önemsiz
görerek alay etme veya itibarsızlaştırma
istihak :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + hakk (gerçek, doğru) * hukuken veya
fiilen bir şeyi hak etme, ona layık olma ve o pay üzerinde meşru talep sahibi
olma; işleme, yapma, gerçekleştirme
istihal :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + ehl (liyakat, yeterlilik, bir işe
uygunluk) * bir kimsenin bir işi yapabilecek yeterliliğe, liyakate ve ehliyete
sahip hale gelmesi
istihal :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + hal (durum, vaziyet, şekil), hala
(değişmek, dönüşmek, duruma girmek) * bir şeyin özelliğini ve mahiyetini
değiştirerek başka bir duruma dönüşmesi veya bir durumun gerçekleşmesinin
imkansız hale gelmesi, değişme, başkalaşma; dönüşüm isteme veya dönüşüm
gerçekleşmesi (özellikle köklü ve niteliksel değişim)
istiham :
ara. * sahm (ok, fal), sahama (ok ile fal bakmak) * ok ile fala bakma
istihare :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + hayr (hayır, iyilik, en uygun olan)
* hayırlı olanı isteme, hayır dileme; bir işe başlamadan önce Allah’tan o işin
hayırlı olup olmadığını bildirmesini isteme; özel dua ve namazla yapılan hayır
talebi
istihase :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + hasa (çakıl taşı, taşlaşmış madde)
* zaman içinde mineral ve jeotermal etkiler altında kalam organik bir varlığın,
şeklini muhafaza ederek taşlaşması ve fosil haline dönüşmesi, fosilleşme
istihbab :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + habba (sevmek, bağlanmak,
arzulamak), hubb (sevgi, bağlanma, arzulama) * bir şeyi veya fiili iyi ve güzel
addetme
istihbar :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + haber (bilgi, bildirim, duyuru,
ilim, malumat, havadis), habara (bilmek, bilgisi olmak, ilmi olmak, malumatı
olmak, haber almak, tecrübe etmek; bir şeyi deneyim yoluyla öğrenmek;
bildirmek, haber vermek, bilmek) * bilgi veya haber isteme, bir konuda malumat
edinme talebi; istihbarat edinme
istihbarat :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + haber (bilgi, bildirim, duyuru,
ilim, malumat, havadis), habara (bilmek, bilgisi olmak, ilmi olmak, malumatı
olmak, haber almak, tecrübe etmek; bir şeyi deneyim yoluyla öğrenmek;
bildirmek, haber vermek, bilmek) + at (isim yapım eki) * bilgi edinme, haber
alma faaliyetleri; çeşitli yollarla bilgi ve haber toplama faaliyetleri;
özellikle devletlerin askeri, siyasi, güvenlik ve diplomatik amaçlarla
yürüttüğü gizli veya açık bilgi edinme çalışmaları
istihda :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + hada (yönlendirmek, rehberlik etmek
liderlik etmek, yol göstermek, doğru yola iletmek; dalıp gitmek, zihnen
uzaklaşmak), huda (yönlendirme, doğru yolu gösterme) * doğru yolu bulmak,
rehberlik kazanmak veya manevi anlamda yönlendirilmek için hidayet talebinde
bulunma
istihdaf :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + hadafa (nişan almak, hedeflemek,
öne koymak, amaçlamak), hedef (amaç, gaye, nişan, kast, maksad) * bir şeyi
hedef olarak belirleme, amaç edinme; özellikle saldırı, eleştiri veya stratejik
planlama açısından bir noktayı hedef seçme
istihdam :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + hadama (hizmet etmek, birine veya
bir topluluğa fayda sağlamak, onların yararına iş yapmak) * birini işe alma,
görevlendirme; hizmette kullanma, çalıştırma; emek gücünden yararlanma, hizmete
alma, çalıştırma eylemi
istihdar :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + hazara, hadara (elverişli olmak,
uygun olmak, tamam olmak; mevcut olmak, bulunmak, hazır olmak) * hazırlama,
uygun hale getirme
istihdas :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + hadasa (sonradan meydana gelmek,
yeni olmak) * daha önce mevcut olmayan bir şeyi ortaya koyma, yeni bir
uygulama, kurum veya yöntemi oluşturma ve ihdas etme
istihfa :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + hafa (gizlemek, saklamak) *
gizlenme, saklanma
istihfaf :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + haffa (hafiflemek, ağırlığı
azalmak, incelmek; hafif görmek, önemsiz saymak, küçümsemek, değersiz saymak) *
küçümseme, hafife alma, önemsememe; bir kişiyi veya şeyi değersiz, önemsiz
görerek alay etme veya itibarsızlaştırma
istihfaz :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + hafaza (korumak, sakınmak,
saklamak) * hıfzetme, koruma, muhafaza etme
istihkak :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + hakk (gerçek, doğruluk, adalet), *
bir şeyi hak etme, hak kazanma; bir kimsenin bir mal, unvan, makam veya ödül
üzerinde yasal veya ahlaki hakkı bulunması durumu
istihkam :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + hakeme (sağlam olmak, güçlenmek,
hükmetmek, karar vermek) * sağlamlaştırma, tahkim etme; özellikle askeri
bağlamda savunma amaçlı tahkimat yapma, siper veya kale gibi savunma yapıları
inşa etme
istihkar :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + hakara (küçük görmek, hor görmek,
aşağılamak) * bir kişiyi veya şeyi küçümseme, değersiz veya aşağı görme; hakir
ve önemsiz sayma, küçük görme, küçümseme, aşağılama
istihlaf :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + halafa (aykırı olmak, zıtlaşmak,
karşı gelmek, muhalefet etmek; ardından gelmek, arkasından gelmek, yerine
geçmek, ikame etmek, takip etmek, sonradan gelmek, halef olmak), hilaf (zıtlık,
karşıtlık, terslik; ardından gelme, takip etme) * birinin yerine başkasını
bırakma, birinin yerine başkasını geçirme, ardıl tayin etme; halef kılma veya
vekil olarak görevlendirme
istihlak :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + halaka (yok olmak, helak olmak,
mahvolmak) * tüketme, harcama, yok etme; bir şeyin kullanılarak azalması veya
bitmesi, ekonomik veya fiziksel kaynakların tükenmesi
istihlal :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + halla (çözülmek,
ayrışmak, serbest kalmak, izin verilmek, helal olmak), hallele (çözmek, serbest
bırakmak, izin vermek, açmak, helal kılmak), helal (uygun, dini kurallar ile uyumlu,
izin verilmiş, caiz) * helal olduğuna hüküm verme
istihlal :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + hilal (ara, aralık,
görünme yeri; Ay’ın ilk görünmesi, yeni Ay) * başlama, yeni ayın görünmesi
istihlas :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + halasa (arı olmak,
arınmak, saflaşmak, temizlenmek, karışımdan kurtulmak, öz hale gelmek), ihlas
(halislik, saflık, samimiyet, dostluk, içtenlik) * bir şeyin içinden saf olanı
ayırıp çıkarma, özü elde etme, bir durumu arındırarak kurtuluşa erdirme,
kurtarma, kurtarılma
istihma :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + hama (korumak,
sakınmak, gözetmek, muhafaza etmek) * himaye isteme, korunma arzulama
istihmal :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + hamala (taşımak,
yüklenmek) * havale etme, havale edilme; yükleme, yükletme, taşıma, taşıtma
istihmam :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + hamm (kaygı, tasa,
sıkıntı, dert); hamma (ısınmak, sıcak olmak), hamim (sıcak), hammam (sıcak
suyla yıkanılan yer, hamam) * zihinsel veya ruhsal olarak kaygı, tasa ve
bunaltı içine girerek sıkıntıya düşme; yıkanmak, temizlenmek veya bedeni
rahatlatmak amacıyla hamama girme veya sıcak suyla banyo yapma
istihrab :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + hariba, haraba
(bozulmak, yıkılmak, mahvolmak), harab (yıkık, yıkılmış, mahvolmuş, viran,
perişan, zarar görmüş) * bir musibet sebebi ile perişan olma, mahrum olma
istihrac :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + haraca (dışarı
çıkartmak, çıkarmak, dışarı gitmek) * çıkarma, elde etme, dışarı alma;
özellikle maden, bilgi, belge veya sonuç gibi unsurların içinden çıkarılması,
elde edilmesi
istihraç :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + haraca (dışarı
çıkartmak, çıkarmak, dışarı gitmek) * çıkarma, elde etme, dışarı alma;
özellikle maden, bilgi, belge veya sonuç gibi unsurların içinden çıkarılması,
elde edilmesi
istihsad :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + hasada (biçmek,
kesmek, hasad etmek), hasad (biçme, kesme) * ekinlerin hasad (biçilme) zamanı
gelme
istihsal :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + hasala (elde etmek,
edinmek, hasıl etmek) * üretme, elde etme, edinme, kazanma; özellikle tarım,
sanayi veya mali alanda ürün veya gelir sağlama
istihsan :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + ihsan (güzellik
yapma, iyilik etme, karşılıksız verme, hediye) * beğenme, güzel bulma; bir
şeyin iyi olduğu kanaatında bulunma
istihsar :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + hasara (sıkıştırmak,
kuşatmak, daraltmak, mahsur bırakmak) ) * fiziksel, zihinsel veya durumsal
olarak kuşatılıp daralmaya uğrama, çaresiz kalma, sıkışıp çıkış yolu bulamaz
hale gelme; usanma, fütur getirme, bıkma, yorulma
istihya :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + hayya, haya, hayiya
(utanmak, çekinmek, geri durmak; diriltmek, canlandırmak, yaşatmak, hayat
vermek), haya (utanma, edep, ar duygusu) * çekinme, utangaçlık gösterme,
arlanma, utanma, sıkılma; bir davranıştan veya durumdan dolayı mahcubiyet
duyma; haya duygusuyla hareket etme, çekinme, çekingenlik, çekimserlik;
diriltme, yaşatma, hayat verme
istihza :
ara. * huzuv (alay, küçük görerek eğlenme), iste (istemek, dilemek, arzulamak,
hüküm vermek) + haza (alay etmek, eğlenmek) * alay etme, alaya alma,
küçümseyerek eğlenme, bir kişiyi veya durumu küçültücü şekilde alaya alma
istihzar :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + hadara, hazara (hazır
bulunmak, getirmek, mevcut kılmak) * huzura getirme, çağırma, hazır duruma
getirme, hazırlama; zihinde canlandırma, anımsama veya bir kişiyi bir yere
resmi veya zihinsel olarak getirme
istika :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + saka, saky (sulamak,
akıtmak, dökmek) * su isteme, iİçmek için su alma; kendini zorlayarak, yapay
olarak kusma; bir şey olacak veya vuku bulacak diye endişelenme
istikad :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + kada (yakmak, tutuşturmak)
* yakma, ateşi tutuşturma
istikamet :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + kama (ayağa kalkmak,
doğrulmak, görevi yerine getirmek, durmak, ayakta durmak, dikilmek, dik durmak,
direnmek, dayanmak, sorumluluk almak, bir işi üstlenmek, sürdürmek, yönetmek,
devam etmek, daim olmak), ikamet (oturma, bulunma, durma, kalma) * doğruluk,
düzgünlük, doğrultu, doğru yol, doğru yön, doğru olma, istikrar; yol ve
davranışta sapmadan devam etme
istikan :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + yakana (kesin olarak
bilmek, emin olmak, inanmak), yakin (kesin, doğru) * kesin bilme, emin olma
istikaz :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + yakaza (uyanmak) *
uykudan uyanma
istikbah :
ara. * kabaha (çirkinlik yapmak, çirkin olmak, kötülük yapmak), kabih (çirkin,
kötü), kubh (çirkinlik, kötülük, hoş olmayan durum) * çirkin görme, ayıplama,
kötü sayma
istikbal :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + kabala (yüzünü
dönmek, karşılamak, almak, tutmak, kabul etmek, benimsemek, mümkün olmak,
yapabilmek) * karşılama, geleceğe doğru yönelme; gelecekte beklenen, umulan
olaylar, zaman veya dönem
istikbar :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + kabara (büyümek),
kibr (büyüklük, ululuk), kebir (büyük, ulu) * kibirlenme, kendini büyük görme,
böbürlenme, övünme, önemseme, ehemmiyet verme
istikdam :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + kadama (ayak basmak,
öne almak, sunmak), kademe (basamak, aşama, merhale, mertebe, seviye) * öne
alma, ileride olma, önde bulunma, öne geçme
istikfaf :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + kaffa (yetmek,
yeterli olmak), kifaf (yetme, yeterli olma) * kanaat etme, yeterli bulma, az
şeyi yeter bulup razı olma; yetme, yeterli olma, yetişme
istikfal :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + kafala (kilitlemek),
kufl (kilit) * kilitli bulundurma
istikfal :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + kafala, keffele
(bakmak, teminat vermek, sorumluluk üstlenmek, desteklemek; güvence vermek,
sorumluluğu üstlenmek, taahhüt etmek), kafalet (teminat, sorumluluk, himaye,
destek) * kefil olma, kefilliği kabul etme
istiklal :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + iklal (azaltma,
miktarını indirme; ayrı ve bağımsız olma), kille (yalnız kalmak, azalmak),
kalil (az) * yalnızlık, yalnız kalma; bağımsızlık
istiklal marşı :
ara., lat., fra. * istiklal (bağımsızlık) (ara.) + marchare (yürümek, hareket
etmek) (lat.); marche (yürüyüş, marş; askeri veya resmi geçitlerde çalınan
müzik türü veya ritmik yürüyüş) (fra.) + ı (iyelik eki) (tür.) * güftesi Mehmet
Akif Ersoy'a, bestesi Osman Zeki Üngör'e ait olan Türkiye Cumhuriyeti'nin milli
marşı
istikmal :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + ikmal (tamamlama,
bütünleme, olgunlaştırma, eksik veya tamamlanmamış bir şeyi bütünüyle
tamamlama, tam ve eksiksiz hale getirme) * eksik kalan yönleri gidererek
tamamlanmış, olgun ve yeterli hale getirme veya bu hale ulaşma süreci, ikmal
etme
istiknah :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + kunh (öz, mahiyet,
esas, iç yüz, en iç gerçeklik) * bir şeyin özünü, esasını, gerçeğini,
mahiyetini, en derin hakikatini kavramaya çalışma
istiknan :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + kanna (örtmek,
gizlemek, saklamak), iknan (örtme, gizleme, saklama) * gizleme, saklama veya
üstünü örterek görünmez kılma; gizlenme, saklanma
istikra :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + karaa (okumak) * akıl
yürütmede, tekilden çoğula, olaydan yasaya, etkiden etkene, özelden genele
geçme, olgu veya olaylardan sonuçlar çıkarma, tümevarım
istikra :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + kira (malik olunan
bir menkul veya gayrımenkul malı para karşılığında belirli bir süre bir
başkasına kullandırma) * kiralama, kiraya verme
istikrab :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + karaba (yaklaşnak,
yakınlaşmak) * yaklaştırma, yakınlaştırma; akraba olma
istikrah :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + karaha (hoşlanmamak,
istememek, zorlanmak, zorla yapmak, zorla yaptırmak), karh, kerh (hoşlanmama,
istememe, zorlanma, zorla yaptırma) * istemeye istemeye yaptırma, zorlama,
baskı altında birini bir şeye mecbur bırakma; hukukta iradeyi geçersiz kılarak
birini istemediği bir şeyi yapmaya zorlama, baskı uygulama, fiili veya
psikolojik zorlama
istikram :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + ikram (cömertlik
etme, ağırlama, karşılıksız verme, faydalandırma) * kerem ve lütuf isteme,
ikram isteme, faydalandırılmayı isteme
istikrar :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + karrara
(kararlaştırmak, sabit olmak, durmak, yerleşmek, kalmak, oturmak; tekrar etmek,
tekrarlamak), karar (durma, durak, duruş, sabit olma, yerleşme, kalma,
istikrar, kesin görüş, tercih, yargı, hüküm), ikrar (karar verme) * kararlılık,
denge, huzur, süreklilik; yerleşip sabitlenme, kararlılık ve dengeye ulaşma;
siyasal, ekonomik ve ruhsal anlamda huzur ve süreklilik durumu
istikraz :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + kard, karz (ödünç
vermek, borç vermek), ikrad, ikraz (ödünç verme, borç verme) * borç isteme veya
alma, krediyle para temin etme
istiksab :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + kasaba (kazanmak),
kesb (kazanma, kazanım) * kazanma, kazanım, kesbetme
istiksam :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + kasem (yemin); kasama
(bölmek, ayırmak, kesmek, paylaştırmak, bölüştürmek, taksim etmek, üleştirmek)
* yemin isteme; bölüşme, taksim etme, paylaşma
istiksar :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + kesra (çokluk,
fazlalık) * çok görme, çok görünme, çoğumsama, çoğumsanma; çokluğu isteme; çok
etme, artırma, yoldan çıkarma
istikşaf :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + keşefe (açmak, ortaya
çıkarmak, meydana çıkarmak, açığa çıkarmak), keşf (açma, ortaya çıkarma,
meydana çıkarma, açığa çıkarma) * keşif yapma, araştırarak ortaya çıkarma;
gözlemleme, inceleme, ön yoklama veya bilgi edinme amacıyla yapılan keşif ve
gözlem
istiktab :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + kitab (yazı) *
yazdırma, yazdırmayı isteme
istiktal :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + katl (öldürme) *
ölümden korkmayarak kendini tehlikeye atma, tehlikeli işlere yiğitçe atılma
istiktam :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + katama (gizlemek,
saklamak) * gizlemeye çalışma, saklamak için uğraşma
istila :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + ala (üstün olmak,
üstünde olmak, yüksekte olmak, yukarıda olmak, tepesinde olmak), vala (sahip
olmak, idare etmek, yönetmek) * üstün olma; güç kullanarak ele geçirme, zapt
etme; yayılma ve hakimiyet kurma, hükmetme
istilah :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + salaha (iyileştirmek,
düzeltmek, iyi yapmak, doğru hale getirmek, düzeltmek, işlemek, hazırlamak;
iyi, faydalı, uygun ve doğru olmak), salih (iyi, doğru, düzgün, dürüst), islah
(iyileştirme), sulh (barış, iyi olma, uygun ve yararlı olma, uyma, geçerli
olma) * iyi sayma, uygun bulma; belli bir alan içinde özel ve teknik anlam
taşıyan terim, kavramsal söz, terminoloji, konvansiyon, teknik terim, terim,
özel anlamda kullanılan, herkesin anlayamayacağı söz
istilzam :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + lazama (gerekli
olmak, gerekmek, ihtiyaç duyulmak, lazım olmak, ayrılmamak, bağlı kalmak),
ilzam (gereklilik, lazım olma durumu) * zorunlu kılma, gerekli olma, mantıken
veya hukuken sonuç doğurma, lüzumlu olma, gerektirme
istim :
ing. * steam (buhar, buğu) * buharla çalışan makine, gemi veya trenlerin
kazanlarında mekanik güç elde etmek amacıyla biriktirilen yüksek basınçlı su
buharı, buğu, buhar
istima :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + sem'a (duymak,
işitmek, dinlemek, kulak vermek) * duyma, işitme, dinleme, kulak verme
istimal :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + amala (çalışmak,
uygulamak, yapmak) * bir şeyi kullanma, uygulama, işe yarar hale getirme,
kullanma, faydalanma
istimalet :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + male (eğilmek,
meyilli olmak, eğilimi olmak, bir tarafa geçmek, meyletmek) + et (isim yapım
eki) * meylettirme, cezbetme, gönül alma; halkı ve özellikle gayri müslim
tebaayı gözetme, onlara karşı hoşgörülü olma anlamında kullanılmıştır.
istimar :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + amara (canlandırmak,
şenlendirmek, bayındır kılmak, inşa etmek, yapılandırmak, bina etmek, yapı
kurmak, imar etmek, onarmak, yapıp düzeltmek) * sömürgeleştirme, bir toprağı
kendi çıkarı için işgal edip yönetme; yerleşme, yerleştirme görünümünde başka
bir topluluğun topraklarını denetim altına alma; değerlendirme, ölçme; bir kabın
oylumunu veya alabileceği miktarı hesaplama
istimar :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + ammara (ömür vermek,
yaşatmak; uzun süre yaşamasını sağlamak) * ömür vermeyi isteme, daim olma
istimator :
lat. * aestimare (değer biçmek, kıymetlendirmek, takdir etmek) + tor (-cı,
yapan, eden eki) (lat ); estimateur (fra.) * gümrüklere gelen mallara değer
biçen görevli
istimbat :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + nabata (bitmek,
yeşermek, ortaya çıkmak), nebat (bitki, bitme, ortaya çıkma) * açıkça
söylenmemiş veya doğrudan belirtilmemiş bir bilgiyi delil, işaret veya
metinlerden zihinsel çabayla çıkarma ve sonuca ulaşma, ortaya çıkarma, açığa
çıkarma sonuç çıkarma, gerçeğini araştırma, bir sözden, bir işten bir anlam çıkarma,
dolaylı anlama
istimbot :
ing. * steam (buhar, buğu) + boat (tekne, gemi) * buharla çalışan küçük tekne,
buharlı tekne
istimdad :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + madda, medde
(uzatmak, desteklemek, destek olmak, yardım etmek), imdad (destek, yardım) *
yardım isteme, destek isteme
istimdat :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + madda, medde
(uzatmak, desteklemek, destek olmak, yardım etmek), imdad (destek, yardım) *
yardım isteme, destek isteme
istimhal :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + mahala (zaman vermek,
süre vermek), mehl (zaman, süre) * zaman isteme, süre isteme, mühlet isteme
istimla :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + imla (yazma, dikte
etme; kelimelerin doğru yazılış kurallarına uygun yazılması ve yazım
kurallarının tümü) * bir şey yazılmasını isteme, birisine birşey yazdırma
istimlak :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + malaka (sahip olmak,
haiz olmak, hükmetmek, edinmek, yetkisi olmak, egemenlik kurmak), mulk
(sahiplik, sahip olma, haiz olma), malik (sahip, haiz olan), imlak (sahip olma,
edinme) * bir malın, özellikle taşınmazın, kamu yararı gözetilerek devlet
tarafından mülkiyetinin ele geçirilmesi; kamulaştırma
istimlal :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + melal (usanç,
bıkkınlık, sıkılma) * sıkılma, bıkma, usanma, melal getirme
istimna :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + mana (akıtmak,
salgılamak, boşaltmak, atmak), mina, mani, meniy (semen, sperm, meni, bel, döl)
* el ile meniyi boşaltma, meni boşaltma, el ile meni çekme, masturbasyon
istimnan :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + menne, manna (vermek,
lütfetmek, nimetlendirmek, bahşetmek) * ihsan isteme, nimet niyaz etme
istimrar :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + marra (sürmek, devam
etmek, geçmek), imrar (geçirme, mürur ettirme) * süreklilik, devamlılık, sürme,
kesintisiz devam etme durumu
istimsak :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + imsak (tutma) *
tutunma; nefsine hakim olma, kendini tutma
istimsal :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + misal (örnek,
benzetme) * misal edinme, örnek tutma
istimta :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + meta (fayda, yarar) *
faydalanma, yararlanma, menfaati olma
istimtar :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + imtar (yağdırma,
yağdırılma) * yağmur dileme
istimzac :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + mizac (karışım,
birleşim, kompozisyon; eski tıpta insan bünyesini oluşturan dört ögenin
karışımı, karakter; bir kişinin doğuştan sahip olduğu ruhsal ve duygusal
özellikler ile davranış eğilimlerini belirleyen kişilik niteliği, içsel
eğilimlerin, niteliklerin tümü, doğa, huy, tabiat, yaratılış, karakter), mazaca
(karıştırmak) * mezcetme, karışma, kaynaşma, uyumlu birleşme, birleşim uyuşma,
birbirine karışma; birisinin mizacını, huyunu öğrenmeye çalışma
istimzaç :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + mizac (karışım,
birleşim, kompozisyon; eski tıpta insan bünyesini oluşturan dört ögenin
karışımı, karakter; bir kişinin doğuştan sahip olduğu ruhsal ve duygusal
özellikler ile davranış eğilimlerini belirleyen kişilik niteliği, içsel
eğilimlerin, niteliklerin tümü, doğa, huy, tabiat, yaratılış, karakter), mazaca
(karıştırmak) * mezcetme, karışma, kaynaşma, uyumlu birleşme, birleşim uyuşma,
birbirine karışma; birisinin mizacını, huyunu öğrenmeye çalışma
istina :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + sanaa (yapmak,
üretmek, icat etmek, bir şey ortaya koymak, tasarlamak) * kendi gayretiyle
yapma, üretme, icat etme, bir şey ortaya koyma, sanat (üretim, yapım), kendi
çabasıyla, planlayarak veya bilinçli olarak bir şey yapma, üretme, tasarlama
istinabe :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + naba (yerine geçmek),
nevb (yakınlık, vekillik, yerine geçme), naib (vekil), niyabe (vekillik,
naiblik, yerine geçme) * bir davanın görülmekte olduğu mahkemeye gönderilmek
üzere, başka bir yerde bulunan tanığın ifadesinin bulunduğu yerdeki mahkemece alınması
istinad :
ara. * istinad (bir şeye dayanma, yaslanma, dayanak edinme) (iste (istemek,
dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + sanada (dayandırmak, yaslamak, baz almak,
dayanmak, desteklemek, yaslanmak; bir şeyi ispatla güçlendirmek), isnad
(dayanma, yaslanma) ) * bir şeye dayanma, yaslanma, dayanak edinme
istinaden :
ara. * istinad (bir şeye dayanma, yaslanma, dayanak edinme) + en (gibi, olarak)
* dayanarak, isnad ederek
istinadgah :
ara., far. * istinad (bir şeye dayanma, yaslanma, dayanak edinme) (ara.) + gah
(yer, mekan, konum, mevki, makam, lokasyon) (far.) * dayanılacak yer,
yaslanılacak nokta, güvenilecek destek, dayanılan yer, dayanak noktas
istinaf :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + nafa (yeniden başlamak, baştan
almak; vazgeçirmeye çalısmak, vazgeçirmek), anif (önce, önde, baş, başta,
evvel, önceki, deminki, önde giden), nefy (olmadığını iddia etme, mevcudiyetini
reddetme) * yeniden başlama, tekrarlama, baştan alma, önceye dönme; ilk derece
mahkemesi kararlarına karşı ikinci derece olarak başvurulan bir kanun yolu,
kararın yeniden incelenmesi, temyiz (novus, novum, new, neuf, nouveau, neu
(yeni) (lat., ing., fra., alm.) )
istinas :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + nas (alışma, ünsiyet, dostluk) *
sohbet etme, isteme; yadırgamaz olma, alışma, ısınma, yakınlık duyma,
yabancılığın kalkması (kişiye, yere veya Tanrı’ya karşı)
istinat :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + sanada (dayandırmak,
yaslamak, baz almak, dayanmak, desteklemek, yaslanmak; bir şeyi ispatla
güçlendirmek), isnad (dayanma, yaslanma) * bir şeye dayanma, yaslanma, dayanak
edinme
istinat duvarı :
ara., tür. * istinad (dayanma, yaslanma) (ara.) + deya (kerpiç) + vare (yapı)
(far.) * toprağın kaymasını önlemek veya bir yapıya destek sağlamak amacıyla
inşa edilen, dayanma amaçlı yapı elemanı
istinatgah :
ara. * istinad (dayanma, yaslanma) (ara.) + gah (yer, mekan, konum, mevki,
makam, lokasyon) (far.) * dayanılacak, destek alınacak şey, dayanma yeri,
dayanak noktası
istinba :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + nebe (haber) * sual
etme, haber isteme
istinbat :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + nabata (bitmek,
yeşermek, ortaya çıkmak), nebat (bitki, bitme, ortaya çıkma) * açıkça
söylenmemiş veya doğrudan belirtilmemiş bir bilgiyi delil, işaret veya
metinlerden zihinsel çabayla çıkarma ve sonuca ulaşma, ortaya çıkarma, açığa
çıkarma sonuç çıkarma, gerçeğini araştırma, bir sözden, bir işten bir anlam
çıkarma, dolaylı anlama
istincas :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + nacasa (pis olmak,
pislenmek, kirlenmek), necs (pislik, murdar olma) * bulaşma, bulaştırma,
pisletme
istinfad :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + nafada (tükenmek,
bitmek, sonlanmak) * tüketme, harcama; bıkma, usanma
istinfak :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak, hüküm vermek) + infak (harcama,
bağışlama, bahşetme, sadaka verme) * malı harcayarak tüketme
istinfar :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + nafara, nefara (emir doğrultusunda
fırlayıp ileri atılmak, harekete geçmek), infar (ürkütme; harekete geçirme) *
kaçma; nefer olma, sefere çağırma, halkı cihada davet ve tahrik etme
istinga :
lat. * stringere (germek, sıkı çekmek, sıkmak, sıkıştırmak, bağlamak,
zincirlemek, prangalamak), strictus (gergin, sıkı, sıkılmış), stringa (sicim,
ip, tel, bağ, kordon, halat) * yelkenleri toplamaya yarayan halat (strong,
Streng (güçlü, kuvvetli, sıkı) (ing., alm.) )
istinhac :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + nahaca (yol tutmak, yola girmek,
yolu takip etmek), nahc (yol, usül, doğru yol) * bir konuda takip edilecek yolu
veya yöntemi delil, örnek ve ilkelerden hareketle belirleme ve sistemli bir
usul ortaya koyma
istinkaf :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + nakafa (küçümsemek, reddetmek) *
utanarak veya küçümseyerek bir şeyden yüz çevirme, kaçınma, reddetme; korkup
çekinme, geri durma, sakınma
istinkah :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + nikah (evlilik; evlilik akdi; meşru
birliktelik, cinsel birleşme) * bir kadını nikahla alma, nikahlamak isteme
istinkar :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + inkar (gerçeği kabul etmeme, bir
eylemi icra etmiş olmasına rağmen icra ettiğini reddetme) * bilmemezlikten
gelme; gerçeği kabul etmeme, bir eylemi icra etmiş olmasına rağmen icra
ettiğini reddetme
istinkas :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + nakasa (eksiltmek, azaltmak,
bozmak, karşı koymak, ters düşmek), naks (azalma, eksilme) * azaltma, eksiltme;
bir şeyin fiatını düşürmeye çalışma, ucuzlatmaya uğraşma
istinsah :
ara. * iste (istemek, arzulamak) + nasaha (kopyalamak, temize çekmek, siret
çıkrmak, nakletmek, silip yerine geçirmek), nusha (kopya, suret) * kopyalama,
nusha çıkarma, suretini çıkarma, kaydetme
istinsar :
ara. * iste (istemek, arzulamak) + nasr (yardım, destek) * yardım isteme
istintaç :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + netece (meydana gelmek, sonuca
ulaşmak, sonuçlanmak, sonuç vermek, ürün çıkmak, oluşmak), intac (neticelenme,
sonuçlanma; meydana gelme, oluşma) * bir şeyden sonuç çıkarma, neticeye ulaşma
istintak :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + nataka (konuşmak, ses çıkarmak,
ifade etmek), intak (konuşma, söyleme, dile getirme) * konuşturma, sorguya
çekme, ifade aldırma
istinye :
gre. * saos, sos (güvenli) + sthenion (güçlü) * güçlü tanrıça Athena'nın
güvenli koyu; İstanbul'un Sarıyer ilçesine bağlı, İstanbul Boğazı'nın Rumeli
yakasında yer alan, Antik Çağ'daki ismi Leosthenion olan bir sahil semti
istinzal :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + nuzul (iniş, inme, indirme) *
tenzil etme, indirme, inmesini isteme
istirahat :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + ravaha (dinlenmek, rahatlamak, mola
vermek, gevşemek), rahat (dinlenme, mola verme) * dinlenme, soluklanma,
rahatlama
istirak :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + saraka (çalmak, hırsızlık yapmak,
araklamak) * sirkat etme, çalma, hırsızlık yapma, araklama
istirbah :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + ribh (kar, kazanç, gelir, fayda,
yarar) * kar ve kazanç elde etmeyi amaçlama; faize para yatırma, fazla faizle
verme
istirca :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + raca'a (dönmek, geri dönmek) * geri
dönme, dönmeyi arzulama
istirca :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + rica (yalvarma, dileme; umut etme)
* yalvarma, dileme, rica etme
istirda :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + radaa (emzirmek, meme vermek, süt
vermek), irda (meme verme, süt verme, emzirme) * çocuk emzirtme, süt verme
istirdad :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + radda (dönmek, geri dönmek, iade
etmek, reddetmek, geri gitmek) * geri alma, geri almayı isteme, geri dönüşünü
sağlama, iadesini isteme, iade ettirme, tekrar elde etme; (bir yeri) yeniden
ele geçirme, geri alma, kurtarma; hukuk ve ticarette mal, para veya hakkın geri
istenmesi
istirdaf :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + radafa (ardından gitmek, takip
etmek, peşinden gitmek; eklemek, sıraya koymak) * bir kimseyi kendine yardımcı,
destekçi veya artçı olarak yanına alma, ona eşlik ettirme veya destek talep
etmeberaber olmayı isteme, beraber gitmeyi arzu etmek
istirdat :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + radda (dönmek, geri dönmek, iade
etmek, reddetmek, geri gitmek) * geri alma, geri almayı isteme, geri dönüşünü
sağlama, iadesini isteme, iade ettirme, tekrar elde etme; (bir yeri) yeniden
ele geçirme, geri alma, kurtarma; hukuk ve ticarette mal, para veya hakkın geri
istenmesi
istirfa :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + raf'a (yükseltmek, yukarı
kaldırmak) * yükseltilmesini, yukarı kaldırılmasını isteme
istirfad :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + rifd (yardım, destek, fayda
sağlama) * yardım isteme
istirfah :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + refah (rahatlık, bolluk) * refah,
rahatlık ve bolluk isteme; rahatlık ve bolluk içinde bulunma
istirha :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + raha (rahatlamak, ferahlamak;
dinlenmek, rahatlatmak, dinlendirmek, huzur sağlamak, açıklığa kavuşmak,
gevşetmek, yumuşatmak) * rahatlama, gevşeme, uyuşma, tembelleşme, rehavet gelme
istirhab :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + rahiba (korkutmak, ürkütmek) *
korkutma, korkutulma, ürkütme, ürkütülme; şaşırtma
istirham :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + rahm (acıma, koruma, esirgeme,
şefkat etme, merhamet; hısımlık, akrabalık) * merhamet dileme, acıma isteme;
nazik rica ve yalvarma
istirhan :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + rehn (alma, tutma, alıkoyma) *
rehin alma, tutma, rehin alınma
istiridye :
gre. * ostreon (kabuklu deniz hayvanı, istiridye, midye) (ostr (kabuk) + eon
(-lu, ile ilgili) * kabuğu sert, içinde inci oluşabilen, yemek ve süs eşyası
kaynağı olarak bilinen deniz yumuşakçası
istirkab :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + rakaba, rakiba (binmek, üstüne
binmek, sürmek; gözetlemek, gözetmek, denetlemek, sorumluluk üstlenmek,
beklemek; rakip olmak, karşı karşıya olmak) * karşı karşıya gelme, yarışma ve
rekabet içine girme
istirkak :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + rakk (kölelik, esaret, boyunduruk
altına girme) * bir kimseyi zorla veya fiilen özgürlüğünden yoksun bırakarak
köle haline getirme veya bir topluluğu esaret altına alma, esir alma, köle
edinme, bir kimseyi kendine köle olarak alma
istirşa :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + ruşva (maddi çıkar sağlama, maddi
menfaat elde etme) * bir yetkiliyi veya kişiyi, hakkı veya doğruyu saptırması
için maddi çıkar veya menfaat karşılığında etkileme, rüşvet verme veya alma
istirşad :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + ruşd (doğru yolu bulma, olgunluk,
akıl erdirme, erginlik), raşada (doğru yola gitmek, doğruya yönlenmek, doğru
yolda olmak, olgunlaşmak) * doğruyu bulmayı isteme
istirvah :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + ravh, rih (ferahlık, rahatlama, iç
açılması) * rahatlama, ferahlama, istirahat etme
istirzak :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + rizk (maddi veya manevi her türlü
geçim kaynağı, pay ve imkanı, nasip, pay, geçimlik) * rızk elde etmek için
çalışma
istirzal :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + rezil (çok utandırıcı durumda olan,
yüz kızartıcı, perişan halde) * rezil sayma, kepaze, bayağı ve aşağılık görme
istiska :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + saka, saky (sulamak, akıtmak,
dökmek) * su isteme, susama; yağmur duasına çıkma; vücudun bazı yerlerinde su
toplanması hastalığı
istiskal :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + sakala (ağır gelmek, sıkmak,
bıktırmak), iskal (ağırlık yükleme) * bir şeyin ağır, itici gelmesi;
hoşlanmama, tiksinme, rahatsızlık duyma
istislaf :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + selef (yerine geçen, ikame eden,
sonradan gelen) * birinin yerine geçme, selef olma
istislah :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + salaha (iyileştirmek, düzeltmek,
iyi yapmak, doğru hale getirmek, düzeltmek, işlemek, hazırlamak; iyi, faydalı,
uygun ve doğru olmak), islah (iyileştirme) * iyileştirme, fayda gözetme, kamu
yararını öncelik sayma; İslam hukukunda maslahat (kamu yararı) ilkesine dayalı
hüküm çıkarma yöntemi
istismar :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + samara (ürün almak, meyve vermek,
fayda sağlamak), ismar (meyve verme, fayda verme) * faydalanma, yararlanma; bir
şeyi kötüye kullanma, sömürme, çıkar amacıyla kullanma (mecazi)
istisna :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + sena, sana (yükseltmek, yüceltmek,
yukarı kaldırmak) * hariç tutma, ayrı tutma, kapsam dışında bırakma, ayrıcalık,
ayrıcalık tanıma, ayrıklık
istisnai :
ara. * istisna (hariç tutma, ayrı tutma, kapsam dışında bırakma, ayrıcalık,
ayrıcalık tanıma, ayrıklık) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * istisna
ile ilgili, istisna olarak
istisnan :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + sinin (seneler, yıllar) *
ihtiyarlama, yaşı ilerleme, yaşlanma
istisra :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + esra'a (hızlandırmak). *
süratlendirme, hızlandırma, çabuklaştırma
istişare :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + şara, şavara (danışmak, öğüt almak,
görüş sormak, fikir almak), muşavir (danışman, öğüt veren) * danışma, görüş
sorma, fikir alma
istişfa :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + şifa (iyileşme, tedavi) * şifa
isteme, tedavi isteme, iyileşmeyi isteme, hastalıktan kurtulup iyi olmayı
arzulamak
istişhad :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + şahada (görmek, tanıklık etmek,
şahit olmak, tanık olmak, şehid olmak) * birisinin şahitliğini isteme, şahit
gösterme, delil olarak ileri sürme; şehid olma
istişhar :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + şahara (ünlenmek, nam salmak,
şöhret olmak) * şöhret sahibi olma, şöhret kazanma
istişkal :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + şakala (zorlaştırmak, güçleştirmek,
müşkülat vermek) * zorlaştırma, güçleştirme, müşkülat verme
istişmam :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + şemma (koklamak, koku almak) *
koklama, kokusunu alma
istişra :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + şara (satın almak, mübaya etmek) *
satın alma, satın almayı isteme
istişrab :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + şaraba, şariba (içmek) * içmek
isteme
isti'ta :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + ata (vermek, bahşetmek, bağışlamak,
ödemek), atiye (hediye, vergi, bahş, bağış) * bahşiş isteme, atiyye isteme
istitab :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + taba (hoşnut etmek, memnun etmek;
tevbe etmek) * hoşnut etme, memnun etme; özürü istenme, tevbesi istenme
istit'am :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + ta'am (yemek, besin, gıda) * yemek
isteme
istitan :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + vatana (yerleşmek, mesken tutmak),
vatan (yerleşilen yer, yurt, mesken) * vatan edinme, bir yerde yerleşme, yurt
edinme, vatan sayma, yurt kabul etme
istitar :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + satara (örtmek, gizlemek, saklamak,
kapamak, perdelemek) * kapanma, örtünme; gizlenme, saklanma
istitar :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + satara (yazmak, çizmek, satırlamak)
* yazma
istitba :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + tabaa, tabia (tabi olmak, itaat
etmek, uymak, takip etmek, bağlanmak, izlemek, uymak, peşinden gitmek) * tabi
olmayı isteme, peşinden sürükleme
istitbab :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + tıbb (tıp, medikasyon) * doktora
başvurma, kendini hekime gösterme; tedavi arama
istitmam :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + tamma (tamamlamak, eksiksiz hale
getirmek, sonlandırmak, bitirmek) * tamamlama, tamamlamaya çalışma,
tamamlamasını isteme, bitirmek için uğraşma
istitrad :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + tarada (uzaklaştırmak, sürmek,
kovmak, dışlamak, reddetmek, sürmek; kesintisiz devam etmek), tard
(uzaklaştırma, sürme, kovma) * bir konudan saparak başka konuya geçme; konudan
kısa süreli ayrılma, parantez içi açıklama, konu dışına çıkma; söz arasında,
sırası gelmişken
istitrat :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + tarada (uzaklaştırmak, sürmek,
kovmak, dışlamak, reddetmek, sürmek; kesintisiz devam etmek), tard
(uzaklaştırma, sürme, kovma) * bir konudan saparak başka konuya geçme; konudan
kısa süreli ayrılma, parantez içi açıklama, konu dışına çıkma; söz arasında,
sırası gelmişken
istiva :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + sava, sevy (eşitlenmek,
dengelenmek, denk olmak, mutedil, düzgün ve eşit olmak; karar kılmak, oturup
yerleşmek; yönelmek, yukarı çıkmak; hakim olmak, tahta oturmak) * eşitlenme,
dengelenme, denk olma, mutedil, düzgün ve eşit olma; karar kılma, oturup
yerleşme; yönelme, yukarı çıkma; hakim olma, tahta oturma
istivda :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + veda, vada (koymak, bırakmak,
yerleştirmek, emanet etmek, teslim etmek) * koyma, emanet etme
istivfa :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + vefa (tamlık, eksiksiz yerine
getirme) * vefa isteme
istivkad :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + vakada (yakmak, ateşlemek,
tutuşturmak) * yakma, ateşleme, tutuşturma
istiya :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + sa'a (kötülük etmek) * kötü
davranma, kötü muamelede bulunma
istiyas :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + ye's (ümitsizlik, umutsuzluk) *
ümitsizlenme, umudunu yitirme
isti'zab :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + azb (tatlı) * bir şeyi tatlı bulma,
tatlı sayma, tatlı su isteme
istizade :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + zada (artmak, çoğalmak,
fazlalaşmak), zayyada (artırmak, çoğaltmak, fazlalaştırmak) * ziyade olmasını
isteme, arttırılmasını arzulama, çoğaltılmasını isteme
istizae :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + za'a (ışıklandırmak, parlamak, ışık
saçmak, aydınlatmak) * ışıklanma, aydınlanma, ziyalanma, nurlanma
istiz'af :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + da'fa, za'fa (zayıflatmak,
güçsüzleştirmek) * zayıf ve adi görme, küçümseme
istizah :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + zaha (aydınlanmak, parlamak, ışık
yaymak), izah (aydınlanma, parlama, ışık yayma, açıklama) * izahat isteme,
açıklama isteme, soruşturma, aydınlanmayı isteme
istizale :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + zala (yok etmek, ortadan kaldırmak;
kaydırmak) * yok edilme, izale olma; kaydırmayı isteme
isti'zam :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + azima, azzama (büyüklük göstermek,
yüce olmak, büyütmek, yüceltmek, saygı göstermek, değer vermek) * büyük
addetme, yüceltme
istizan :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + ezene (izin vermek, müsaade etmek),
izn (izin, müsaade) * bir şeyi yapmak için izin alma, izin isteme, yetki isteme
isti'zar :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + azara (mazur görmek, bağışlamak,
affetmek, mazeret kabul etmek), uzr (mazeret, özür, af, bağışlanma gerekçesi) *
Özür ve afv dileme;
istizare :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + zara (ziyaret etmek) * ziyaretine
gelinmesini isteme, ziyarete gelmesi istenilme
istizhar :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + zahara (görünmek, ortaya çıkmak,
açığa çıkmak, belirmek, meydana çıkmak, zuhur etmek, göstermek, ortaya koymak,
sergilemek, açığa çıkarmak, görünür kılmak; arka çıkmak, yardım etmek,
desteklemek, ışımak, parıldamak; çiçek açmak), zahr (parlama, ışık saçma,
aydınlık olma; çiçek açma) * dayanma, güvenme, arka verme, destek alma; yardım
isteme, zahir isteme; açığa çıkarma, görünür kılma, aşikar etme
istizkar :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + zekere (hatırlamak, anmak, akla
getirmek) * hatıra getirme, hatırlama, tahattur etme, anma, akla getirme
istizlal :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + zalla (aşağılamak, hakir görmek,
zelil görmek) * aşağılık ve zelil görme; bayağı ve adi görülme
istizlal :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + zalla (gölgelendirmek), zill
(gölge) * gölgelenme, gölge altına girme, gölgede oturma; sığınma, himayesine
girme
istizlal :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + zalla (kaydırmak) * ayağını
kaydırmak isteme
istizmam :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + zemme, zamma (kötülemek, yermek,
ayıplamak) * zemmetme, yerme, tenkid etme, kötüleme
istizmar :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + zamara (gizlemek, saklamak), zamir
(gizli, saklı, içte gizli olan, gönülde saklı niyet, vicdan) * düşüncelerini
öğrenme, fikrini yoklama, maksat ve niyetini anlamaya çalışma
istizraf :
ara. * iste (istemek, dilemek, arzulamak) + zarafa (ince olmak, incelik
göstermek, zarif olmak, zerafete sahip olmak) * zarif görünme, incelik
gösterme, zerafet gösterme
istmik spondilolistezis :
gre. * isthmos (dar geçit) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) +
spondylos (omur, omur, omurga kemiği) + olisthanein (kaymak, kayarak yer
değiştirmek, kayıp düşmek), olisthesis (kayma, kayarak yer değiştirme) * bel
omurgasında (L5-S1) sık görülen bir yapısal bozukluğu ifade eden, pars
interartikülaristeki bir defekt nedeniyle bir vertebra gövdesinin bitişik alt
vertebra gövdesinin önüne yerleşmesiyle karakterize yaygın bir yetişkin omurga
rahatsızlığı; omurlar arası dar kemik bağlantının (pars interartikülaris)
kırığı sonucu, bir omurun alttaki omur üzerine öne doğru kayması durumu
istmus :
gre. * isthmos (dar geçit, iki bölgeyi birbirine bağlayan ince yapı) * tıpta
iki anatomik yapıyı birbirine bağlayan ince veya dar doku parçasını tanımlar
(örn. tiroid isthmusu, fallop tüpü isthmusu, beyin isthmusu)
istop :
ing. * stop (hareketi, akışı veya süreci kesmek, sonlandırmak, durmak,
durdurmak) * topu havaya atıp kaçışırken topu yakalayan ebenin istop demesiyle
herkesin durmasına ve duranların tutulan bu topla vurulmasına dayanan bir çocuk
oyunu
istralya :
lat., ita. * stringere (germek, sıkı çekmek, sıkmak, sıkıştırmak, bağlamak,
zincirlemek, prangalamak) (lat.); straglio (ip, kablo, kordon, halat; yay,
mancınık) (ita.) * gemi halatlarının veya halat geçişlerinin (blokların,
makaraların) üzerinden geçtiği ve gemi halatlarının sürtünmesini azaltan metal
veya ahşap parçalar; gemide ana direk ve çubuklarını baş tarafından tutan
donanımlar; geminin kaburgalarını birbirine bağlayan demir kuşak
istrongilos :
gre. * strongylos (yuvarlak; izmarite benzer bir balık, spicara flexuosa) *
İzmarit balığıgiller, Spicara smaris (picarel)
isveç :
alm. * sweon, svea (İsveç, tarihi bir halk ismi) + land (toprak, arazi, saha,
ülke) * Kuzey Avrupa'daki İskandinavya yarımadasında yer alan, batısında ve
kuzeyinde Norveç, doğsunda Finlandiya bulunan bir ülke
isviçre :
alm. * Schweiz (Schwyz kantonu) + land (toprak, arazi, saha, ülke) * Batı, Orta
ve Güney Avrupa'nın kesişme noktasında bulunan, batısında Fransa, doğusunda
Avusturya ve Lihtenştayn, kuzeyinde Almanya ve güneyinde İtalya yer alan bir
ülke
isvidad :
ara. * esved (siyah) * kararma, kara olma, siyahlanma, esmerleşme
isyan :
ara. * asa (itaatsizlik etmek, karşı gelmek, başkaldırmak) * başkaldırı,
itaatsizlik, ayaklanma, karşı durma, karşı gelme
isyankar :
ara., far. * isyan (başkaldırı, itaatsizlik, ayaklanma, karşı gelme) (ara.) +
kar (-cı, yapan, eden eki; gibi, ile ilgili) (far.) * isyancı, isyan eden,
karşı gelen, başkaldıran
iş :
tür. * iş (yapmak, uğraşmak) * yapılan şey, görev, çalışma, icraat, faaliyet,
emek
i'şa :
ara. * a'şa (akşam yemeği yemek) * akşam yemeği yeme (aş (yemek) (tür.) )
işa : ara.
* aşa (gece karanlığı, gecenin ilk üçte biri, akşam yemeği) * yatsı zamanı,
akşam ile yatsı namazı arasındaki vakit; Güneş batmasından ertesi günü şafak
vaktine (gün doğumuna) kadar olan zaman
işaat :
ara. * işaa (haber yaymak) * haber yaymalar
iş'al :
ara. * şa'la, şeale (yanmak, tutuşmak, alevlenmek, alev almak), şule (alevl) *
şulelendirme, alevlendirme, tutuşturma, parlatma
iş'ar :
ara. * aş’ara (haber vermek, duyurmak, bilgilendirmek, fark ettirmek,
bildirmek, göstermek, belirtmek) * haber verme, duyurma, bilgilendirme, fark
ettirme, bildiri, gösterme, belirtme
işar :
ara. * aşara (birlikte geçinmek, muaşeret etmek) * birlikte geçinme, muaşeret
etme, hoş geçinme
işaret :
ara. * aşara (göstermek, belirtmek) * gösterme, sinyal, iz, nişan, alamet, ipucu,
belirti, simge, gösterge
iş'ari :
ara. * iş’ar (haber verme, duyurma, bilgilendirme, fark ettirme, bildiri,
gösterme, belirtme) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * işaretle ilgili,
göstergeye ait, sembolik, işaret eden
işaru :
ara. * aşr (on, 10), işar (onlar, 10’lar) * gebelik süresinin onuncu ayını
doldurmuş ve doğumuna az kalmış, bu yüzden karnı iyice büyüyerek yükünü almış
kıymetli develer, yüklü develer (develerin gebelik süresinin yaklaşık 12 ay
olmasından yola çıkılarak, gebeliğinde 10. aya (aşr) ulaşmış ve doğumu
yaklaşmış develeri tanımlamak için kullanılır.); kıymetli mallar
işaya :
ibr. * yesha, yeşa (kurtuluş; kurtarır) + yahu (Yehova, Yahveh) * Yahve
kurtarır; Tanah'ta Yeşaya ismiyle bahsedilen bir peygamber
işba :
ara. * şaba (doymak, doyurmak, doygunluğa ulaşmak, açlığı gidermek) * bir hava
kütlesinin belirli bir sıcaklıkta su buharıyla doygun halde bulunması, havanın
daha fazla nem alamayacağı noktaya ulaşması; çiy noktası sıcaklığına eşdeğer
durum; bir sıvının içinde belirli bir cisimden eriyebilecek maksimum miktarın
bulunması
işbirliği :
tür. * iş (yapmak, uğraşmak) + bir (tek, yek) + lik (ile ilgili olma) + i
(iyelik eki) * bir amaca ulaşmak üzere birden çok kişinin, kurumun veya tarafın
uyum içinde çalışması, ortak hareket etmesi; dayanışma, ortaklık, kolektif çaba
işbu :
tür. * iş (yapmak, uğraşmak) + bu (işaret zamiri) * (hukuk ve resmi dil) şu
anda bahsi geçen, söz konusu olan; elinizdeki, elde bulunan; bu belge, bu yazı
işçi :
tür. * iş (yapmak, uğraşmak) + çi (yapan, eden eki) * ücret karşılığı çalışan
kimse; bir işte emek veren, ücretli çalışan, çaba sağlayan
işemek :
tür. * iş (idrar, çiş) + e (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * idrar
yapmak, çiş yapmak; sıvı atmak suretiyle vücuttan sıvı boşaltmak
işfak : ara.
* şafaka (korkmak, ürkmek, ürpermek, çekinmek; merhamet etmek, acımak), şefkat
(acıma, merhamet), muşfik (merhametli, şefkatli) * korkma, ürkme, ürperme,
çekinme; acıyarak sakınma, şefkat ve inayet etme
işgal :
ara. * şagale (uğraştırmak, oyalamak, zaptetmek, ele geçirmek), meşgul
(uğraşan, oyalanan) * meşgul etme, oyalama, zaptetme, ele geçirme; bir yerin,
bölgenin veya mülkün zorla ve genellikle askerî güçle ele geçirilmesi, zapt
edilmesi; kontrol altına alınması
işgaliye :
ara. * işgal (meşgul etme, oyalama, zaptetme, ele geçirme) + iye (durum eki) *
askeri veya resmi makamlarca bir yerin işgali sırasında veya sonrasında, işgal
süresince alınan harcamalar, masraflar; özellikle işgal altındaki bölgede
yapılan giderler veya tahsil edilen harçlar, ücretler
işgücü :
tür. * iş (yapmak, uğraşmak) + güç (kuvvet, zor, zorlayıcı etki, şiddet) + ü
(iyelik eki) * bir kişinin veya topluluğun belli bir işi yapabilme kapasitesi,
emeği, çalışabilirliği; üretimde kullanılan insan emeği
işgüder :
tür. * iş (yapmak, uğraşmak) + güd, güt (yönlendirmek, rehberlik etmek,
yönetmek, sevk etmek, sürmek) + er (-cı, yapan, eden eki) * bir işi yöneten, iş
yürüten, işin sevk ve idaresini yapan kimse; işveren veya işveren adına çalışan
yetkili kişi
işgüzar :
tür., far. * iş (yapmak, uğraşmak) (tür.) + guzar (geçiş, geçme, gitme, yaşama,
yol alma, zaman geçirme) (far.) * gereğinden fazla inisiyatif alan, aşırı
gayret gösteren, bazen haddini aşan şekilde iş yapan kişi; işgüzar, gayretli
ama bazen uygunsuz hareket eden kimse
işhad :
ara. * şahada (görmek, tanıklık etmek, şahit olmak, tanık olmak, şehid olmak),
şahid (tanık, gören) * delil getirme, delil olarak gösterme, şehadet ettirme,
şahit gösterme, tanık gösterme, şehit olma
işhar :
ara. * şahr, şahara (sesini yükseltmek; ün salmak, çok tanınmak, şöhret olmak)
* ün alma, nam salma, meşhur olma, şöhret kazanma
işitmek :
tür. * iş (duymak) + it (edilgen fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * kulağa
gelen sesleri algılamak, duymak
işitsel :
tür. * işit (duyma) + sel (ile ilgili, gibi, -a ait) * işitmeyle ilgili, işitme
duyusuna ait; kulağa ilişkin, duyulara yönelik olan
işka :
ara. * şaka (sıkıntı çekmek, şikayet etmek; şikayet ettirmek, rahatsız ve
mutsuz etmek, sıkıntı vermek, gücendirmek), şekve (rahatsız olma, mutsuz olma,
sıkıntı çekme, gücenme, şikayet), meşakkat (zorluk, sıkıntı), muşteki (şikayet
eden, yakınan) * şaki ve bedbaht etme; şikayet ettirme; darıltma, gücendirme
işkal :
ara. * şakala (meşgul etmek, engellemek, zorlaştırmak, ket vurmak) fiilimden
türeme isim * bir işin veya sürecin önünde duran engel, güçlük, aksama,
çetinleştirme, güçleştirme, zorlaştırma, güçlük, zorluk
işkampaviya :
ita. * scampa (kaçmak, kurtulmak) + via (yol, geçit, sefer yolu, vasıta, cadde,
sokak, güzergah, patika) * yaklaşık olarak 12 metre uzunluğunda, katranla
kaplanmış gövdesi bulunan ve özellikle insan taşımacılığında kullanılan küçük
deniz taşıtı
işkembe :
far. * şikam, şikamb (karın, mide) * sığır veya koyun gibi hayvanların
midesinin iştah açıcı ve sindirici kısmı; özellikle üçüncü mide (şirden), mide
bağırsağı
işkence :
far. * şikastan (kırmak, ezmek), işkance (ezgi, ezme, mekanik pres; eziyet,
zahmet) * zorla acı çektirme, eziyet etme, sıkıntı verme; fiziksel veya ruhsal
ıstırap verme
işkeste :
far. * şikestan (kırmak, kırılmak) * kırık, bitik, kırılmış; fiziksel olarak
kırılmış, çatlamış veya mecazi anlamda gücünü, direncini ve bütünlüğünü
kaybetmiş olan
işkil :
ara. * şakala (meşgul etmek, engellemek, zorlaştırmak, ket vurmak), şakl
(engel, belirsizlik, anlaşılmazlık, zorluk), işkal (engel, güçlük, aksama,
çetinleştirme, güçleştirme, zorlaştırma, güçlük, zorluk) * kötü bir durumla
karşılaşılacağı sanısı, kuşkusu, kuruntu
işkillenmek :
ara., tür. * işkil (kötü bir durumla karşılaşılacağı sanısı, kuşkusu, kuruntu)
(ara.) + len (dönüşlü fiil eki) + mek (fiil mastar eki) (tür.) * bir durumdan
veya kişiden kuşkulanmak, şüphelenmek; içine bir kuşku veya endişe düşmek
işküfe :
far. * şukuf (açılmak, tomurcuklanmak, çiçek açmak) + e (isim yapım eki) *
henüz tam açılmamış çiçek tomurcuğu; bir şeyin en taze, en parlak ve gelişme
aşamasındaki hali; çiçek, zühre, tomurcuk
işlek :
tür. * iş (yapmak, uğraşmak) + lek (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sık
kullanılan, yoğun olarak kullanılan; canlı, hareketli, çalışan, işleyen
(örneğin işlek cadde (çok fazla araç veya insanın geçtiği cadde) )
işlem :
tür. * iş (yapmak, uğraşmak) + lem (isim yapım eki) * belli bir amaç için
yapılan ardışık faaliyetler bütünü; prosedür, faaliyet; matematikte sayılar
üzerinde yapılan hesaplama
işlemci :
tür. * iş (yapmak, uğraşmak) + lem (isim yapım eki) + ci (yapan, eden eki) *
belirli işlemleri yapan kişi veya cihaz; bilgisayar ve elektronik alanında
verileri işleyen, seri hesaplama yapan donanım veya yazılım bileşeni
işlemek :
tür. * iş (yapmak, uğraşmak) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) *
bir işi yapmak, yürütmek veya bir maddeyi şekillendirmek, işlemden geçirmek,
prosese tabi tutmak
işletme :
tür. * iş (yapmak, uğraşmak) + let (etken fiil eki) + me (isim yapım eki) * bir
işin, fabrikanın, kurumun veya mekanın yürütülmesi, yönetilmesi, faaliyet
halinde tutulması
işletmek :
tür. * iş (yapmak, uğraşmak) + let (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) *
bir şeyi yönetmek, çalıştırmak, faaliyette bulundurmak; özellikle makine, iş
yeri veya organizasyonu idare etmek
işlev :
tür. * iş (yapmak, uğraşmak) + lev (isim yapım eki) * bir şeyin yaptığı görev,
fonksiyon, rol
işleyiş :
tür. * iş (yapmak, uğraşmak) + le (etken fiil eki) + yiş (isim yapım eki) * bir
işin, sistemin veya sürecin çalışma şekli, yürüyüşü, iş yapış tarzı, mekanizma
işmam :
ara. * şemme (koklamak, koku almak) * koklama, koku alma; Kur’an kıraati ve
tecvit ilminde, bir kelimenin sonunda damme ile sükun arasında, dudakların
yuvarlatılmasıyla yapılan, sesi çıkarılmayan işareti bir telaffuz hareketi
işmar :
erm. * işmar (işaret, simge, alamet, iz, nişan) * el, göz, kaş veya başla
yapılan ve bir şey anlatmaya çalışan işaret
işporta :
lat. * sporta (ağaç yongasından örülen kulplu büyük sepet; ince tahta
yongasından örülen yayvan ve iki kulplu sepet) * sokaklarda veya açık alanlarda
küçük tezgah veya sehpa üzerinde yapılan seyyar satış, sokak satıcılığı;
satılan küçük eşyalar, tezgah
işrab :
ara. * şaraba, şariba (içmek), şirb (içiş, içme) * içirme, içirilme
işrak :
ara. * şaraka (doğmak, parlamak, ışık saçmak), şerika (ortak koşmak) * sabahki
güneş doğuşu parlaklığı, Güneş doğma, ışıklandırma, parlatma; Güneşin doğup
etrafı aydınlatması anlamından hareketle, maddi veya manevi bir aydınlanma,
nuranileşme ve içsel açıklık hali; Allah'a ortak koşma
işret :
ara. * aşara (birlik olmak, beraber olmak) * birlikte yiyip içme, birliktelik,
yoldaşlık; içinde alkol bulunan, içeni sarhoş eden içecek; içki içme işi
işrun :
ara. * aşere (on) + un (on katı anlamı veren ek) * yirmi, 20
iştah :
ara. * şahava (arzu etmek, arzulamak, istemek, şiddetle arzulamak, çok
istemek), şehvet (arzu, istek, şiddetle isteme, cinsel istek, arzu), iştiha
(arzulama, arzu, istek), muştehi (bir şeye karşı istek duyan, onu arzulayan) *
yemek yeme isteği veya bir şeye karşı duyulan güçlü arzu ve istek hali, arzu,
istek; yemek yeme isteği
iştar :
gre. * astarte (asteri (yıldız) + t (dişilik eki) ) * antik Orta Doğu'nun
baştan çıkarıcı tanrıçası, Babil Fahişesi, Astarte, şehvetin sembolü Venüs
gezegeni ile de temsil edilir
iştat :
ara. * şatta (zulmetmek, haksızlık etmek, adaletsizlik yapmak; dağıtmak,
dağınık hale getirmek) * adaletsizlik edip hükümde zulmetme; dağıtma, dağıtılma
işte :
tür. * iş (eylem, durum, olay, olgu, çalışma) + te (gösterme edatı) * dikkat
çekmek, vurgulamak veya mevcut durumu belirtmek için kullanılan, “bak”,
“budur”, “şu”, “meğer ki” anlamlarında işaret ve gösterme sözü
işteş :
tür. * iş (eylem, durum, olay, olgu, çalışma) + teş (birliktelik, ortaklık,
benzerlik eki) * bir fiilin iki veya daha fazla özne tarafından karşılıklı
olarak yapılmasını ifade eden dilbilgisel terim (örneğin “dövüşmek”, “konuşmak”
gibi karşılıklı yapılan eylemler)
iştial :
ara. * şeale (yanmak, tutuşmak, alevlenmek, alev almak) * tutuşma, parlama,
alevlenme, ateşlenme, yanma
iştibah :
ara. * şabaha (benzemek, benzer görünmek, aynısı gibi olmak, ayırt edilememek),
teşbih (benzetme), muteşabih (benzer, benzeyen) * benzeme, benzerlik
iştibak :
ara. * şabaka (örmek, örgülemek, ağ oluşturmak, birbirine geçmek), şebeke (ağ,
network) * örülmek, örgülenmek, karşılıklı birbirine geçmek;
iştidad :
ara * şedda (şiddetlenmek, sertleşmek, katılaşmak, güçlenmek), şiddet (sertlik,
katılık) * şiddetlenme, sertleşme, katılaşma; büyüme, artma, çoğalma,
ziyadeleşme
iştifa :
ara. * şafaa (iyileşmek, sağlık bulmak), şifa (iyileşme, sağlık bulma) * iyi
olma, iyileşme, şifa bulma
iştigal :
ara. * şagale (uğraştırmak, oyalamak, zaptetmek, ele geçirmek), şugl (uğraş,
oyalanma), meşgul (uğraşan, oyalanan) * uğraşma, oyalanma, meşgul olma
iştiha : ara.
* şaha (şiddetle arzulamak, çok istemek), şehvet (şiddetle isteme, cinsel
istek, arzu), iştah (arzu, istek; yemek yeme isteği) * arzulama, isteme, arzu,
istek
iştihab :
ara. * şehebe (alevlenmek, tutuşmak, parlamak, beyazlanmak) * alevlenme,
tutuşma, yanma; ağarma, beyazlama, kırlaşma
iştihar :
ara. * şahr, şahara (sesini yükseltmek; ün salmak, nam salmak, çok tanınmak,
şöhret olmak) * meşhur olma, ünü yayılma, nam salma, tanınma, şöhret olma,
şöhret, nam
iştika :
ara. * şeka (acı çekmek, sıkıntı duymak, zorluk çekmek, yakınmak, şikayet
etmek, yakınmak), şekva (şikayet etme, yakınma), meşakkat (zorluk, sıkıntı),
muşteki (şikayet eden, yakınan) * şikayet etme, şekvada bulunma, yakınma
iştikak :
ara. * şakka (yarmak, yarılmak, ayırmak, bölmek, ikiye bölmek, çatlamak,
çatlatmak, parçalanmak), şikak (yarılma, ayrılma, bölünme, çatlama, parçalanma)
* yarılma, ikiye bölünme, yarılma; bir kelimeden başka kelime türetme, köken
tespiti, etimoloji
iştimal :
ara. * şamala (kuşatmak, çevrelemek, içine almak, sarmak, kapsamak, kaplamak) *
kuşatma, içine alma, kaplama, kapsama, sarma, çevirme, çevreleme, ihata etme,
şamil olma
iştimam :
ara. * şemme (koklamak, koku almak) * koklama, koku alma, işmam
iştira :
ara. * şara, şira (satın almak), muşteri (iştira eden, satın alan) * satın
alma, alma işlemi; ticarette mal veya hizmeti para karşılığında edinme, satın
alma, satın alım
iştirak :
ara. * şaraka, şerika (ortak olmak, paylaşmak), şirk (ortak koşma, ortak olma),
şirket (ortaklık) * ortak olma, ortak alma, ortaklık
iştirat :
ara. * şarata (seçmek, belirlemek, koşula bağlamak, şart koşmak) * şarta
bağlama, şartlaşma, koşul koyma
iştitat :
ara. * şatta (zulmetmek, haksızlık etmek, adaletsizlik yapmak; dağıtmak,
dağınık hale getirmek) * adaletsizlik edip hükümde zulmetme, iştat; dağıtma,
dağıtılma
iştiva :
ara. * şava (ateşte kızartmak, kavurmak, ızgara etmek) * kızarma, kavrulma,
ızgarada pişme, pişip yenecek duruma gelme
iştiyak :
ara. * şaka (istemek, arzulamak) * güçlü arzu, özlem, hasret; bir şeye karşı
duyulan derin istek veya heyecan, arzulama, isteme, istek
işve :
far. * işve, şive (naz, eda, jest, tarz, gönül alıcı tavır, cilve) * kadınların
güzelliklerini, cazibelerini göstererek süslenip çekici görünme hali; cilve,
naz, albeni
işvebaz :
far. * işve, şive (naz, eda, jest, tarz, gönül alıcı tavır, cilve) + baz (-cı,
yapan, eden kişi; oynayan, iştigal eden, uğraşan) * naz edici, eda yapan, cilve
yapan, cilveli, şiveli
işveren :
tür. * iş (yapmak, uğraşmak) + ver (vermek, bir şeyi bir başkasına birisine eriştirmek,
ulaştırmak, vardırmak, iletmek, aktarmak, sunmak, teslim etmek, uzatmak,
bağışlamak, bırakmak) + en (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir işyeri
sahibi olan ve iş sözleşmesine dayanarak işçi çalıştıran gerçek veya tüzelkişi.
işyar :
tür., far. * iş (yapmak, uğraşmak) + yar (yapan, eden, ile ilgili, ilişkili) *
çalışan, iş yapan, görevli, memur
it :
tür. * it (köpek) * köpekgiller (Canidae) familyasından evcil hayvan,
evcilleştirilmiş köpek,
it dirseği :
tür. * it (köpek) + tir, tiz, tirs (diz, eklem, bükülen) + ek, gek (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) + i (iyelik eki) * göz kapaklarında bulunan ve uçları
kirpik diplerine açılan yağ bezlerinin tam tıkanması ve içinde biriken yağ
salgısının iltihaplanmasıyla (enfeksiyon) oluşan sivilce, şalazyon, arpacık
it üzümü :
tür. * it (köpek) + üzüm (vitis adı verilen yaprak döken asma yapraklarının
meyvesi) + ü (iyelik eki) * genellikle yenmeyen, zehirli veya yabani özellikler
gösteren, Solanum nigrum gibi itüzümgiller familyasındaki küçük siyah meyveli
yabani tür
ita :
ara. * ata (vermek, bahşetmek, bağışlamak; ödemek) * ödeme, verme, bahşetme,
bağışlama, ihsan etme
ita amiri :
ara., tür. * ita (ödeme, verme) + amir (yetkili, buyuran, buyurucu, emir veren)
(ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * devlet hizmetlerine ilişkin giderlerin geçici
veya kesin olarak ödenmesi hakkında saymanlara yazılı emir ve izin veren devlet
memuru
itaat :
ara. * taa (boyun eğmek, uymak, tabi olmak, tav olmak) * boyun eğme, tabi olma,
tav olma, uyma
itaatkar :
ara., far. * itaat (boyun eğme, tabi olma, tav olma, uyma) (ara.) + kar (-cı,
yapan, eden eki; gibi, ile ilgili) * verilen emir veya kurallara uyma
eğiliminde olan, itaat gösteren kişi veya davranış
itaf :
ara. * atafa (eğmek, bükmek, katlamak, yönelmek, şefkat göstermek), itaf (omuza
giyilen giysi, atkı, pelerin, hırka) * omuz, boyun veya iki omuz arasındaki
bölge, başın omuza birleştiği yer, omuzbaşı, ıtaf
itale :
ara. * tala (yükselmek, uzamak, genişlemek, doğmak, ortaya çıkmak, belirmek,
zuhur etmek), tavvala (uzatmak, uzun hale getirmek, genişletmek), tatvil
(uzatma, genişletme), tavil (uzun) * uzatma; sözü uzun tutma
italik :
gre. * italiakos, italoikos (ital (boğa; sığır) + ia (isim, yer ve durum eki) +
ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * sağa doğru eğik olan (Pizza
kulesinin eğik durumundan)
italya :
gre. * ital (boğa, sığır) + ia, oi (yer) * Akdeniz'in en büyük iki adası
Sicilya ve Sardinya'yı da içine alan, kuzeyde Alpler bölgesinde Fransa,
İsviçre, Avusturya ve Slovenya'yla komşu olan Güney Avrupa ülkesi
italyan :
gre. * ital (boğa, sığır) + ia, oi (yer) + ano (ile ilgili, gibi, -a ait) *
İtalya ile ilgili, İtalya vatandaşı
it'am :
ara. * taam (yemek), taama (yemek yedirmek) * yemek yedirme, doyurma
itan :
ara. * vatana (yerleşmek, mesken tutmak), vatan (yerleşilen yer, yurt, mesken)
* vatan edinme, bir yerde yerleşme, yurt edinme, vatan sayma, yurt kabul etme
itap :
ara. * taba (hoş olmak, iyi olmak) * bir kimsenin hatasını veya kusurunu dile
getirerek onu uyarması, kınaması, azarlama, paylama, sitem, uyarı (dillerde
bazı kelimeler, kök anlamlarının tersine veya farklı anlamlar
kazanabilmektedirler.)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder