27 Eylül 2026 Pazar

odit - orkidopeksi

odit : gre., lat. * aeidein (ağıt yakmak, söylemek, ilahi söylemek), oide (şarkı, ses, ilahi, şiir) (gre.); auditus (audire (işitmek, duymak, dinlemek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * finansal veya idari kayıtların incelenmesi ve doğruluğunun denetlenmesi işlemi

oditif : gre., lat. * aeidein (ağıt yakmak, söylemek, ilahi söylemek), oide (şarkı, ses, ilahi, şiir) (gre.); auditus (audire (işitmek, duymak, dinlemek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, -a ait) * işitme veya duyma ile ilgili olan, duyusal algıya dayalı

oditori : gre., lat. * aeidein (ağıt yakmak, söylemek, ilahi söylemek), oide (şarkı, ses, ilahi, şiir) (gre.); auditus (audire (işitmek, duymak, dinlemek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + or (-cı, yapan, eden eki) + ius (ile ilgili, -a ait) * işitme ile ilgili olan; işitme duyusuyla ilgili veya dinleme yapılan (yer, salon, organ)

oditoryum : gre., lat. * aeidein (ağıt yakmak, söylemek, ilahi söylemek), oide (şarkı, ses, ilahi, şiir) (gre.); auditus (audire (işitmek, duymak, dinlemek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + or (-cı, yapan, eden eki) + ium (yer eki) (lat.) * müzik, konuşma veya tiyatro gösterilerinin yapıldığı, toplulukların dinleyebileceği salon veya yapı, konferans salonu

oditör : gre., lat. * aeidein (ağıt yakmak, söylemek, ilahi söylemek), oide (şarkı, ses, ilahi, şiir) (gre.); auditus (audire (işitmek, duymak, dinlemek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat.) * resmi kayıtları, hesapları veya işlemleri dinleyip inceleyen ve doğruluğunu denetleyen kişi, denetçi

odituar : gre., lat. * aeidein (ağıt yakmak, söylemek, ilahi söylemek), oide (şarkı, ses, ilahi, şiir) (gre.); auditus (audire (işitmek, duymak, dinlemek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + or (-cı, yapan, eden eki) + ius (ile ilgili, -a ait) (lat.) * işitme ile ilgili olan; işitme duyusuyla ilgili veya dinleme yapılan (yer, salon, organ)

odiyogram : gre., lat. * aeidein (ağıt yakmak, söylemek, ilahi söylemek), oide (şarkı, ses, ilahi, şiir) (gre.); audire (işitmek, duymak, dinlemek) (lat.) + gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) * sesin frekansını ve şiddetini kaydeden, gösteren grafik veya kayıt cihazı

odiyoloji : gre., lat. * aeidein (ağıt yakmak, söylemek, ilahi söylemek), oide (şarkı, ses, ilahi, şiir) (gre.); audire (işitmek, duymak, dinlemek) (lat.) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * işitme duyusunu inceleyen, işitme bozukluklarının tanısı ve tedavisiyle ilgilenen bilim dalı

odiyometre : gre., lat. * aeidein (ağıt yakmak, söylemek, ilahi söylemek), oide (şarkı, ses, ilahi, şiir) (gre.); audire (işitmek, duymak, dinlemek) (lat.) + metron, metros (ölçü) (gre.) * bireylerin işitme yeteneğini, seslerin frekans (hz) ve şiddet (dB) seviyelerine göre ölçen, işitme kaybının derecesini ve türünü belirleyen tıbbi cihaz, ses ölçer

odiyometre : gre., lat. * aeidein (ağıt yakmak, söylemek, ilahi söylemek), oide (şarkı, ses, ilahi, şiir) (gre.); audire (işitmek, duymak, dinlemek) (lat.) + metron, metros (ölçü) (gre.) * işitme hassasiyetini ve kulak sağlığını ölçmek için kullanılan cihaz, ses ölçer

odiyometri : gre., lat. * aeidein (ağıt yakmak, söylemek, ilahi söylemek), oide (şarkı, ses, ilahi, şiir) (gre.); audire (işitmek, duymak, dinlemek) (lat.) + metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım ve durum eki) (gre.) * işitme yeteneğini ölçme ve değerlendirme yöntemi, işitme testi uygulaması

odiyometri : gre., lat. * aeidein (ağıt yakmak, söylemek, ilahi söylemek), oide (şarkı, ses, ilahi, şiir) (gre.); audire (işitmek, duymak, dinlemek) (lat.) + metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım ve durum eki) (gre.) * işitme yeteneğini ölçme ve değerlendirme yöntemi, işitme testi uygulaması

odiyometrik : gre., lat. * aeidein (ağıt yakmak, söylemek, ilahi söylemek), oide (şarkı, ses, ilahi, şiir) (gre.); audire (işitmek, duymak, dinlemek) (lat.) + metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım ve durum eki) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) * işitme ölçümü veya işitme testleriyle ilgili, işitme yeteneği ile ilgili, odiyometri ile ilgili

odobenidae : gre. * odous (diş), odontos (diş ile ilgili) + bainein (gitmek, yürümek, ilerlemek, adım atmak; inmek) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * morsaları kapsayan, büyük köpek dişleri ve yüzgeç benzeri uzuvlarıyla bilinen deniz memelileri familyası

odobenus : gre. * odous (diş), odontos (diş ile ilgili) + bainein (gitmek, yürümek, ilerlemek, adım atmak; inmek), bainos (giden, yürüyen, ilerleyen, adım atan; inen) * dişleriyle yürüyen; uzun dişleri ve kalın postuyla bilinen, kutup bölgelerinde yaşayan bir deniz memelisi, mors (morsların uzun dişlerini buzun üzerine çıkmak veya deniz tabanında beslenmek için kullanmalarına atfen)

odonata : gre. * odous (diş), odontos (diş ile ilgili) (gre.) + ata (çoğul veya grup bildiren taksonomik çoğul eki) (lat.) * yusufçuklar ve kızböceklerini kapsayan, güçlü çeneleri ve diş benzeri mandibulalarıyla bilinen böcek takımı

odontaspididae : gre. * odous (diş), odontos (diş ile ilgili) + aspis, aspidos (kalkan, siper, zırh, panel, koruma; engerek yılanı, viper) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Lamniformes (Dik burunlular) takımına bağlı kum köpekbalıklarını kapsayan, uzun sivri dişleri ve iğne biçimli çeneleriyle bilinen köpekbalığı familyası

odontofor : gre., lat. * odous (diş), odontos (diş ile ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) (gre.) + us (isim yapım eki) (lat.) * Orta ve Güney Amerika'da yaşayan, bıldırcına benzeyen ibikli bir keklik/orman bıldırcını cinsini; zoolojide ise yumuşakçalarda dişli dili (radulayı) destekleyen kıkırdak yapıyı (odontofor) taşıyan; gagasında diş benzeri çıkıntı veya diş taşıyan anlamına gelen, Yeni Dünya bıldırcınları içinde yer alan bir kuş cinsi

odontogenez : gre. * odous (diş), odontos (diş ile ilgili) + einein (olmak, var olmak), on (olan, var olan), ontos (varlık, canlı, mevcudiyet) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * dişlerin embriyonik ve gelişim süreci boyunca oluşumu ve büyümesi

odontoid : gre. * odous (diş), odontos (diş ile ilgili) + einein (olmak, var olmak), on (olan, var olan), ontos (varlık, canlı, mevcudiyet) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * diş benzeri şekle sahip; anatomide ikinci boyun omurunun diş biçimli çıkıntısı

odontojenik : gre. * odous (diş), odontos (diş ile ilgili) + einein (olmak, var olmak), on (olan, var olan), ontos (varlık, canlı, mevcudiyet) + genesis (doğum, oluşum, meydana gelme) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * dişlerin oluşumu veya gelişimi ile ilgili, özellikle diş dokularından kaynaklanan veya dişlerle ilişkili oluşumları tanımlayan

odontoloji : gre. * odous (diş), odontos (diş ile ilgili) + einein (olmak, var olmak), on (olan, var olan), ontos (varlık, canlı, mevcudiyet) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * dişlerin yapısını, işlevini, hastalıklarını ve tedavisini inceleyen bilim dalı

odontophoridae : gre., lat. * odous (diş), odontos (diş ile ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Yeni Dünya bıldırcınlarını kapsayan, gagalarında diş benzeri çıkıntılar bulunan kuş familyası

odontophorus : gre., lat. * odous (diş), odontos (diş ile ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) (gre.) + us (isim yapım eki) (lat.) * Orta ve Güney Amerika'da yaşayan, bıldırcına benzeyen ibikli bir keklik/orman bıldırcını cinsini; zoolojide ise yumuşakçalarda dişli dili (radulayı) destekleyen kıkırdak yapıyı (odontofor) taşıyan; gagasında diş benzeri çıkıntı veya diş taşıyan anlamına gelen, Yeni Dünya bıldırcınları içinde yer alan bir kuş cinsi

odun : tür. * od (ateş, yanma, sıcaklık, ışık) + un (ile ilgili, gibi, -a ait) * küçük parçalar halinde kesilmiş yakılmaya hazır ağaç kütüğü (odman, osman (ateş adam) (od (ateş, yanma, sıcaklık, ışık) + man (adam, kişi, kimse) ) (tür.) )

odun boruları : tür. * odun (küçük parçalar halinde kesilmiş yakılmaya hazır ağaç kütüğü) + boru (içi boş silindirik yapı) + lar (çoğul eki) + ı (iyelik eki) (tür.) * bitkilerde su ve inorganik minerallerin köklerden yapraklara taşınmasını sağlayan iletim borusu nitekiğindeki doku, ksilem

odunpazarı : tür. * odun (küçük parçalar halinde kesilmiş yakılmaya hazır ağaç kütüğü) + pazar (ürün ve hizmet satış yeri, market) * Eskişehir’in bir ilçesi

odyogram : gre., lat. * aeidein (ağıt yakmak, söylemek, ilahi söylemek), oide (şarkı, ses, ilahi, şiir) (gre.); audire (işitmek, duymak, dinlemek) (lat.) + gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) * sesin frekansını ve şiddetini kaydeden, gösteren grafik veya kayıt cihazı

odyoloji : gre., lat. * aeidein (ağıt yakmak, söylemek, ilahi söylemek), oide (şarkı, ses, ilahi, şiir) (gre.); audire (işitmek, duymak, dinlemek) (lat.) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * işitme duyusunu inceleyen, işitme bozukluklarının tanısı ve tedavisiyle ilgilenen bilim dalı

odyovizüel : gre., lat. * aeidein (ağıt yakmak, söylemek, ilahi söylemek), oide (şarkı, ses, ilahi, şiir) (gre.); audire (işitmek, duymak, dinlemek) + visualis (görsel, görmeyle ilgili) (videre (görmek), visus (görme, görülen) + alis (ile ilgili, -a ait) ) * hem işitme hem de görme duyusuna hitap eden, görüntü ve sesin birlikte kullanıldığı, işitsel görsel

odysseia : gre. * Odysseus (Troya Savaşı sonrası uzun ve maceralı bir yolculukla evine dönmeye çalışan, zekası ve kurnazlığıyla tanınan Yunan destan kahramanı) (odyne (ağrı, acı, ıstırap), odyssomai (acı çekmek, sıkıntı duymak, zorlanmak) (ody (acı çekmek, sıkıntı duymak, zorlanmak) + ssomai (geri dönüş) ) + eus (isim yapım eki) ) * Homeros’un destanlaştırdığı, kahraman Odysseus’un Troya Savaşı’ndan sonra evine dönüş yolculuğunu konu alan epik şiir

oedipus kompleksi : gre., lat. * Oedipus (Yunan mitolojisinde Thebai kralı olan karakter) + complexus (karmaşık, karışım, birleşim) * çocuğun bilinçaltında, karşı cinsten ebeveyne karşı duyduğu cinsel his ve aynı cinsten ebeveyne karşı duyduğu rekabetçi duyguların psikanalitik olarak tanımlandığı durum

OEM : ing. * original (orijinal) + equipment (ekipman) + manufacturer (üretici) * bir ürünü başka şirketlere satmak amacıyla üreten ana üretici şirket; başka şirketler için donanım veya yazılım üreten asıl üretici şirket

oenanthe : gre. * oinos (şarap) + anthos (çiçek) * Apiaceae familyasına ait, bazı türleri zehirli olan bitki cinsi

oenothera : gre. * oinos (şarap) + thera (av) * Onagraceae familyasına ait, akşam sefası olarak bilinen bitki cinsi

oeuvre : lat., fra. * opera (iş, eser, yapıt, çalışma) (lat.); oeuvre (fra.) * bir sanatçının veya yazarın ürettiği tüm eserlerin bütünü, yapıtlar toplamı

of : gre. * ophis (yılan) * Trabzon’un bir ilçesi; ilçenin kıvrımlı yollarından dolayı Ophis, Of denmiştir. Roma yol ağının haritası olan Tabula Peutingeriana'da Opiunte olarak kaydedilmiştir.

ofans : lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + fendere (vurmak, çarpmak) + entia (isim yapım eki) * birine zarar verme, hakaret etme veya kural ihlali anlamında kullanılan saldırı veya suç davranışı, hakaret, saldırı

ofansif : lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + fendere (vurmak, çarpmak) + entia (isim yapım eki) + ivus (ile ilgili, -a ait) * saldırıya yönelik olan, hücumla ilgili veya savunma yerine saldırı amaçlı davranışı ifade eden

ofatumumab : lat. * umab (human monoclonal antibody) (homo, human (insan) + mono (tek, bir, yalnız) + clonal (klonsal, kopyalama ile ilgili) (klonos (filiz, kopya) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (lat.) + body (kor, vücut, beden) ) (ing.) * belirli bağışıklık hücrelerini hedef alarak etki gösteren, özellikle bazı lösemi ve multipl skleroz türlerinin tedavisinde kullanılan monoklonal antikor ilacı (C6480H10022N1742O2020S44)

officinalis : lat. * officina (atölye, eczane, iş yeri) + alis (ile ilgili, -a ait) * tıbbi veya farmasötik kullanımı olan, eczanelerde yer alan veya resmi olarak kabul edilmiş (bitki veya madde)

off-line : ing., lat. * off (uzak, kapalı, iptal) (ing.) + linea (hat, çizgi) (lat.) * bir sistemin, cihazın veya bağlantının aktif olmaması, çevrim dışı durumda bulunması

ofidiyofobi : gre. * ophis (yılan) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * yılan korkusu

ofiolit : gre. * ophis (yılan; mavi-yeşil kaya) + lithos (taş, kaya) * genellikle eski okyanus kabuğu ve üst manto materyallerini içeren, yılan gibi uzun ve ince bantlar halinde dizilmiş kayaç veya kaya formasyonu

ofiopogon : gre. * ophis (yılan) + pogon (sakal) * Asparagaceae familyasına ait, yılan benzeri uzun ve ince yapraklı, sakalı andıran yaprak formuna sahip olan, yer örtücü süs bitkisi olarak yetiştirilen tropikal ve subtropikal bitki cinsi

ofis : lat. * officium (opus (iş, çalışma) + facere (yapmak, eylemek, etmek) + ium (yer ve durum eki) ) * çalışma yeri, iş mekanı, yazıhane, büro

ofisiyel : lat. * officium (opus (iş, çalışma) + facere (yapmak, eylemek, etmek) + ium (yer ve durum eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) * bir devlet, kurum veya yetkili makam tarafından kabul edilmiş, onaylanmış veya düzenlenmiş olan; resmi nitelik taşıyan ve hukuki veya kurumsal geçerliliği bulunan, ofisiyel, kesin ve açık şekilde olan

ofizm : gre. * ophis (yılan) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * kutsal metinlerde (Tevrat, İncil, Kur'an) yer alan ve kötülüğü simgeleyen yılanı İblis değil de bilgi ve aydınlanmanın sembolü olarak yüceltildiği, Adem ve eşinin bilgi ağacından yiyerek cennetten çıkmalarının kurtuluş olarak tanımlandığı, tanrı olarak ifade edilen Demiurgos'un sahte ve kibirli bir yaratıcı, Yılanın ise gizli bilgiyi açığa çıkaran kurtarıcı figür addedildiği inanç akımı

oflaz : gre. * ophelos (fayda, yarar, çıkar; üstünlük, avantaj, kâr; bir işten veya durumdan elde edilen olumlu sonuç veya kazanç) * iyi, güzel, üstün, mükemmel

ofloksasin : lat. * o (ö ek) + fluoro (flor elementi) + oxys (keskin, oksijen) + cine (kinolon eki) * bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde kullanılan, DNA çoğalmasını engelleyerek etki gösteren florokinolon grubu antibiyotik (C18H20FN3O4)

ofris : gre. * ophrys (arı orkidesi) * Akdeniz bölgesinde yetişen, Orchidaceae familyasından olan, genellikle arılara benzeyen çiçekleriyle tanınan, çiçeklerinin şekli ve kokusuyla arı ve diğer böcekleri taklit ederek tozlaşmayı sağlayan orkide cinsi bitki

ofsayt : ing., lat. * off (uzak, kapalı, iptal) (ing.) + situs (yer, konum, durum, mevki; yerleşim yeri) (lat.), side (yan, taraf, çizgi) (ing.) * bir faaliyetin, işlemin veya organizasyonun ana merkez veya işyeri dışında, uzak veya başka bir konumda gerçekleşmesi; futbol ve bazı diğer sporlarda, bir oyuncunun top kendisine oynanırken rakip savunma hattının gerisinde bulunması durumunu ifade eden kural ihlali

ofset : ing., lat. * off (uzak, kapalı, iptal) (ing.) + set (yerleştirmek, sabitlemek) (fra.) * matbaa ve grafik tasarımda kullanılan, bir görüntünün doğrudan kağıda değil ara silindir üzerinden kağıda aktarılması yöntemi

oftalmik : gre. * ophthalmos (göz, göz çukuru) (oph, ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + thalamos (iç oda, odacık) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * gözle ilgili olan, özellikle göz hastalıkları ve tedavi yöntemleriyle bağlantılı terimleri ifade eden

oftalmolog : gre. * ophthalmos (göz, göz çukuru) (oph, ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + thalamos (iç oda, odacık) ) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * göz hastalıklarını teşhis eden, tedavi eden ve göz sağlığı ile ilgilenen tıp uzmanı

oftalmoloji : gre. * ophthalmos (göz, göz çukuru) (oph, ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + thalamos (iç oda, odacık) ) + legein, lego (söylemek, konuşmak), logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * gözün yapısını, işlevini, hastalıklarını ve tedavisini inceleyen tıp bilimi

oftalmolojik : gre. * ophthalmos (göz, göz çukuru) (oph, ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + thalamos (iç oda, odacık) ) + legein, lego (söylemek, konuşmak), logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * oftalmoloji ile ilgili

oftalmolojist : gre. * ophthalmos (göz, göz çukuru) (oph, ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + thalamos (iç oda, odacık) ) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + istes (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * göz hastalıklarını teşhis eden, tedavi eden ve göz sağlığı ile ilgilenen tıp uzmanı

oftalmopleji : gre. * ophthalmos (göz, göz çukuru) (oph, ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + thalamos (iç oda, odacık) ) + plexis (felç, vurma, çarpma, darbe, durdurma), plessein (darbelemek, vurmak, çarpmak, felç inmek), plegia (felç, inme, nuzul) (plege (darbe, vurma, çarpma) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * göz kaslarının felci sonucu göz hareketlerinin kısıtlanması durumu

oftalmoskop : gre. * ophthalmos (göz, göz çukuru) (oph, ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + thalamos (iç oda, odacık) ) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) * gözün iç yapısını incelemek, özellikle retina ve optik siniri görmek için kullanılan tıbbi alet

oftalmoskopi : gre. * ophthalmos (göz, göz çukuru) (oph, ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + thalamos (iç oda, odacık) ) + skepthestai (dışarı bakmak, gözlemlemek, gözetlemek), skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopia (görüş, hedef, gözetme, gözetleme, gözlem, gözleme, bakma, hedefleme) (skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * gözün iç yapısının, özellikle retina ve optik sinirin, özel aletlerle incelenmesi işlemi

 oftalmotoni : gre. * ophthalmos (göz, göz çukuru) (oph, ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + thalamos (iç oda, odacık) ) + tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) + eia (isim yapım ve durum eki) * göz küresi içindeki sıvıların oluşturduğu basınç, göz içi basıncı, göz tansiyonu

oftalmotonometri : gre. * ophthalmos (göz, göz çukuru) (oph, ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + thalamos (iç oda, odacık) ) + tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * göz içi basıncını ölçen, genellikle glokom tanısı için kullanıla yöntem veya cihaz

oftalmus : gre. * ophthalmos (göz, göz çukuru) (oph, ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + thalamos (iç oda, odacık) ) * göz ve ilgili yapılarını (bileşenlerini) tanımlayan tıbbi terim

Og : rus., gre. * oganesson (Rus-Ermeni nükleer fizikçi Yuri Oganessian’ın soyadından (rus.) + on (soy gaz adı eki) (gre.) ) * atom numarası 118 olan, periyodik tablonun 18. grubunda bulunan, sentetik olarak üretilen, son derece kısa ömürlü ve radyoaktif süper ağır özelliği olan, yalnızca temel nükleer araştırmalarda incelenen yapay element

oganesson : rus., gre. * oganesson (Rus-Ermeni nükleer fizikçi Yuri Oganessian’ın soyadından (rus.) + on (soy gaz adı eki) (gre.) ) * atom numarası 118 olan, periyodik tablonun 18. grubunda bulunan, sentetik olarak üretilen, son derece kısa ömürlü ve radyoaktif süper ağır özelliği olan, yalnızca temel nükleer araştırmalarda incelenen yapay element

ogün : tür. * o (işaret sıfatı) + kün, gün (genişlemiş olma, açılmış yayılmış olma; Güneş’in doğuşundan batışına kadar geçen zaman dilimi; 24 saatlik zaman dilimi, gündüz, güneş, aydınlık, ışık) * “günü belli, gün ışığı gibi parlak veya uğurlu gün” anlamı taşıyan erkek ismi

oğ : tür. * oğ (oyuk, boşluk, çukur, öbek, yığın; doğmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak, var olmak; erkek çocuğu, yavru, soy, nesil, döl), oğul, oğlan (çocuk, evlat, soy, döl, nesil) * Tuva Türklerinde yapılan, tavanın en yüksek noktasını oluşturan kubbe biçimli çatı veya bu çatıyı ayakta tutan ana direk/iskeletten oluşan eski ev türü ve en eski Türk evi

oğan : tür. * oğan (yapıcı, yapan, eden, olan) (oğ (doğmak, meydana gelmek, oluşmak, tezahür etmek, ortaya çıkmak, var olmak) + an (yapan, eden eki) ) * yüce, ulu, doğuran, meydana getiren; büyük, önemli kişi; erkek ismi

oğlak : tür. * oğ (erkek çocuğu, yavru, soy, nesil, döl) + lak (küçültme veya aitlik eki) * keçi yavrusu, keçi türlerinden biri olan ve özellikle burç astrolojisinde Aralık-Ocak ayları arasındaki doğumları simgeleyen hayvan veya sembol

oğlak burcu : tür., gre. * oğlak (keçi yavrusu) oğ (erkek çocuğu, yavru) + lak (küçültme veya aitlik eki) ) (tür.) + pyrgos (kule, bir yapının en yüksek noktası) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * 22 Aralık - 21 Ocak tarihleri arasında doğanları temsil eden, disiplinli, sorumlu, hırslı ve gelenekçi kişilik özellikleriyle bilinen zodyak burcu

oğlan : tür. * oğ (doğmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak, var hale gelmek, vücuda gelmek, tezahür etmek, olmak) + lan (isim/sıfat yapım eki) * kız veya erkek evlat, genç çocuk, kul; oğul (ğulam (oğlan) (ara.), golem (genç, oğlan, kul, köle) (ibr.) )

oğlancı : tür. * oğ (doğmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak, var hale gelmek, vücuda gelmek, tezahür etmek, olmak) + lan (isim/sıfat yapım eki) + cı (yapan, eden eki) * genç erkeklere yönelik cinsel istek duyan erkek

oğmaç : tür. * oğ (doğmak, meydana gelmek, oluşmak, tezahür etmek, ortaya çıkmak, var olmak) + maç (isim yapım ve araç eki) * yeni doğmuş çocuk veya genç erkek, küçük oğlan, delikanlı

oğmak : tür. * oğ (doğmak, meydana gelmek, oluşmak, tezahür etmek, ortaya çıkmak, var olmak) + mak (fiil mastar eki) * doğmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak, var olmak

oğul : tür. * oğ (doğmak, meydana gelmek, oluşmak, tezahür etmek, ortaya çıkmak, var olmak) + ul (isim/sıfat yapım eki) * kız veya erkek evlat, genç çocuk, kul

oğulduruk : tür. * oğul (erkek çocuk, evlat) (oğ (doğmak, meydana gelmek, oluşmak, tezahür etmek, ortaya çıkmak, var olmak) + ul (isim/sıfat yapım eki) ) + duruk (sahip olma veya ilişki bildiren yapım eki) * erkek evlat sahibi olma durumu veya erkek evlata ait olan (genellikle halk dilinde oğluyla ilgili durumları ifade eden kelime)

oğulotu : tür. * oğul (erkek çocuk, evlat) (oğ (doğmak, meydana gelmek, oluşmak, tezahür etmek, ortaya çıkmak, var olmak) + ul (isim/sıfat yapım eki) ) + ot (küçük yabani bitki, yeşillik) + u (iyelik eki) * Ballıbabagiller (Lamiaceae) familyasına ait olan, sapı kare biçimli, tüylü yaprakları ve küçük beyaz‑pembe çiçekleriyle tanınan, genellikle çay, baharat ve tıbbi aromatik amaçlarla yetiştirilen Akdeniz ve Avrupa kökenli limonumsu kokulu çok yıllık otsu bitki

oğuz : tür. * ok, og (boy, uzayan) + uz (-lar, çoğul eki) * soylar, boylar, uzayan, yükselen

oğuz kağan : tür. * ok, og (boy, uzayan) + uz (-lar, çoğul eki) + kağan (lider, başkan, han, hükümdar, en yüksek yönetici, imparator) (ka (yönetmek, hükmetmek) + ğan (isim yapım eki) ) * Türk mitolojisi ve destanlarında, eski Türklerin atası olarak kabul edilen, büyük bir hükümdar ve savaşçı lider; Oğuz boylarının ve Türklerin efsanevi kurucusu

oğuzeli : tür. * ok, og (boy, uzayan) + uz (-lar, çoğul eki) + eli (yer, bölge eki) * Gaziantep’in bir ilçesi

oğuzhan : tür. * ok, og (boy, uzayan) + uz (-lar, çoğul eki) + han (kağan, hükümdar, sultan, reis, hakim, şah, kral, padişah, egemen) * Türk kültüründe ve mitolojisinde Oğuz boylarının veya soyunun liderini, büyük hükümdarı veya efsanevi kahramanı ifade eden erkek ismi

oğuzlar : tür. * ok, og (boy, uzayan) + uz (-lar, çoğul eki) + lar (çoğul eki) * Çorum’un bir ilçesi

oğuzname : tür. * ok, og (boy, uzayan) + uz (-lar, çoğul eki) + name (kitapçık, mektup, risale, belge, yazı; birine hitaben yazılmış yazı) (far.) * Oğuzların tarihi, mitolojisi ve destanlarını anlatan eski Türk veya Farsça yazılı eser, özellikle Oğuz Kağan Destanı ve Oğuz boylarının anlatıldığı metinler

oh : ing. * oh (duygu ifadesi, nida) * şaşkınlık, hayret, sevinç, üzüntü veya farkındalık gibi duyguları kısa ve yoğun şekilde ifade eden ünlem veya nida

oha : tür. * oha (duygu ifadesi, nida) * şaşkınlık, hayret, tepki veya beklenmedik bir duruma karşı yoğun ve ani duyguyu ifade eden günlük konuşma ünlemi

ohm : alm., gre. * ohm (Alman fizikçi Georg Simon Ohm'un soyadından) * elektrik akımının bir devreden geçmesi için uygulanması gereken kuvvet olan direncin ölçü birimi (sembolü Omega harfi Ω)

ohm : ger. * Ohm (Alman fizikçi Georg Simon Ohm'un soyadından) * bir elektrik devresinde akım akışına karşı gösterilen direncin birimi (Bir iletkenden akım geçerken uçları arasında gerilim oluşuyorsa, bu fenomen "iletkenin direnci" olarak tanımlanır.)

ohmmetre : alm., gre. * ohm (Alman fizikçi Georg Simon Ohm'un soyadından) (alm.) + metron, metros (ölçü) (gre.) * elektrik devrelerinde direnç değerini ölçmek için kullanılan cihaz

oidipus kompleksi : gre., lat. * Oedipus (Yunan mitolojisinde Thebai kralı olan karakter) + complexus (karmaşık, karışım, birleşim) * çocuğun bilinçaltında, karşı cinsten ebeveyne karşı duyduğu cinsel his ve aynı cinsten ebeveyne karşı duyduğu rekabetçi duyguların psikanalitik olarak tanımlandığı durum

oil : gre., lat., ing. * elaia (zeytin, zeytin ağacı), elaion (zeytin yağı, yağ) (gre.); oliva (zeytin), oleum (yağ, zeytin yağı) (lat.); oil (ing.) * yağ

ointment : lat., ing. * unguere (sürmek, yağlamak) + mentum (isim yapım ve araç eki) (lat.); ointment (ing.) * cilt üzerine sürülerek tedavi veya koruma amaçlı kullanılan merhem veya krem

oizys : gre. * oizys (acı, keder, sıkıntı) * Yunan mitolojisinde acı, üzüntü ve sıkıntının kişiselleşmiş hali olan, insanlara mutsuzluk ve keder getiren tanrıça, ıstırap ilahesi, keder tanrıçası

oje : lat., fra. * unguis (tırnak) (lat.); ongle (tırnak) + age (isim yapım eki) (fra.) * tırnakları süslemek, renklendirmek veya korumak için uygulanan renkli veya saydam cila veya kaplama

ojit : lat. * unguis (tırnak) + itum (isim yapım eki) * tırnakla ilgili veya tırnağa uygulanan şey, özellikle tırnak süsleme veya bakım ürünlerini ifade eden terim

ok : tür. * ok, og (boy, uzayan) * yay ile atılan tahta veya demirden ince çubuk

okaliptüs : gre., lat. * okalyptein (örtmek, kaplamak, saklamak) (gre.) + us (son ek) (lat.) * Avustralya kökenli, hızlı büyüyen ve aromatik yaprakları olan, genellikle tıbbi, endüstriyel ve peyzaj amaçlı kullanılan ağaç türü

okan : tür. * o (işaret sıfatı) + kan (damarlardaki, alyuvar, akyuvar ve plazmadan oluşan, oksijen ve besin taşıyan kırmızı renkli hayat sıvısı; soy, nesil, kök, köken) * soylu, asil kanı olan, köklü; anlam ve akıl sahibi; erkek ismi

okapi : mvu. * okapi (kısa boyunlu ve çizgili bacaklı) * Giraffidae (Zürafagiller) familyasından, soyu tükenmekte olduğu için Kongo’da bataklık ormanlarda koruma altında yaşayan, yaklaşık 1,30 metre boyunda, tıknaz gövdeli, zürafa gibi uzun başlı, uzun dilli, ince ve parlak kıllarla kaplı postu kızıl kestane renginde, bacakları beyaz çizgili geviş getiren bir hayvan, orman zürafası, zebra zürafası, Kongo zürafası

okar : tür. * ok (ok, ok biçimli nesne) + ar (isim yapım eki) * başında ok biçiminde bir tel demeti, sırtında oklara benzeyen çıkıntıları bulunan bir telli balıkçıl türü

okazyon : lat. * occidere (aşağı gitmek, batmak) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + cadere, cidere (düşmek) ) + sion, tio (isim yapım eki) * belirli bir olay, durum veya özel fırsat, fırsat, kelepir

okçu : tür. * ok (yay ile atılan tahta veya demirden ince çubuk) + çu (yapan, eden eki) * ok kullanan ve genellikle savaşta veya avda bu silahı kullanan kişi, ok atan

okeanos : gre. * Okeanos, mitolojik dev nehir tanrısı) * dünya çevresini saran büyük su kütlesi, okyanus; antik Yunan mitolojisinde tüm suların kaynağı olarak kabul edilen dev nehir tanrısı

okey : ing. * O (all correct (her şey doğru) ) + kay (tutulan veya onaylanan şey) * bir şeyin doğru, kabul edilebilir veya onaylandığını belirtmek için kullanılan evrensel kabul ifadesi

okka : gre., lat. * ouggia (onikilik; bir bütünün 1/12’si) (gre.); uncia (lat.) * Osmanlı döneminde kullanılan yaklaşık 128 dirhem veya 1.282 gramlık bir ağırlık ölçü birimi, kıyye

okkült : lat. * occultus (gizli, saklı, örtülü, kaplı) (occulere (örtmek, kaplamak, gizlemek, saklamak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * gizli, saklı, örtülü veya görünmeyen; özellikle ruhsal, gizemli veya mistik anlam taşıyan şey

okküpasyon : lat. * occupare (işgal etmek, meşgul etmek) + tio (isim yapım eki) * bir yerin veya konumun geçici veya kalıcı olarak alınması, işgal edilmesi, işgal; ayrıca bir kişinin mesleği veya uğraşı olarak yaptığı iş, iştigal, meşguliyet

oklahoma : cho. * okla (halk, insanlar) + humma (kırmızı) * Kuzey Amerika’da yer alan ABD’nin bir eyaleti

oklava : tür. * ok (tahta veya metal silindirik çubuk) + lağu, lağı, lavu, lavı (ile ilgili, gibi, benzer) * hamuru veya benzeri malzemeleri açmak için kullanılan uzun, silindirik merdaneye benzer mutfak aleti

oklude : lat. * occludatus (kapalı, kapatılmış, örtülmüş) (occludere (kapatmak, örtmek) (occludere (kapatmak) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + claudere (kapatmak, kapamak, çevrelemek, örtmek) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * kapatılmış, örtülmüş

oklüsiv : lat. * occludere (kapatmak, örtmek) (occludere (kapatmak) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + claudere (kapatmak, kapamak, çevrelemek, örtmek) ) + ivus (ile ilgili, -a ait) * bir şeyi kapatan, kaplayan, örten, tıkayan, engelleyen

oklüzal : lat. * occludere (kapatmak, örtmek) (occludere (kapatmak) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + claudere (kapatmak, kapamak, çevrelemek, örtmek) ), occlusus (kapanmış, örtülmüş) + alis (ile ilgili, -a ait) * dişlerin kapanmasıyla ilgili veya bir yüzeyin kapalı olmasına ilişkin; üst ve alt dişlerin temas ettiği yüzeylere ilişkin

oklüzif : lat. * occludere (kapatmak, örtmek) (occludere (kapatmak) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + claudere (kapatmak, kapamak, çevrelemek, örtmek) ), occlusus (kapanmış, örtülmüş) + ivus (ile ilgili, -a ait) * bir şeyi kapatan, kaplayan, örten, tıkayan, engelleyen

oklüzör : lat. * occludere (kapatmak, örtmek) (occludere (kapatmak) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + claudere (kapatmak, kapamak, çevrelemek, örtmek) ), occlusus (kapanmış, örtülmüş) + or (-cı, yapan, eden eki) * diş protezi yapımında alt ve üst çenenin kapanış ilişkisini simüle ederek dişlerin doğru dizilmesini sağlayan mekanik alet

oklüzyon : lat. * occludere (kapatmak) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + claudere (kapatmak, kapamak, çevrelemek, örtmek) ) + tio (isim yapım eki) * kapanış; çene kapatıldığında dişlerin birbirlerine temas etmesi durumu

okramak : tür. * okra (çökmek, aşağı inmek) + mak (fiil mastar eki) * atların yiyecek veya su gördüklerinde kişnemeleri eylemi

okreotid : lat. * ocrea (çorap, bacak koruyucu, koruyucu kılıf, örtü; ortaçağda zırh veya giysilerin parçası olarak kullanılan metal veya deri kılıf) + tide (ile ilgili, gibi, benzer) * bacak veya ayakla ilgili, özellikle koruyucu veya kılıf şeklinde yapıya sahip olan

okronozis : gre. * okhron, okhros (soluk, sarımsı) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * dokularda veya deride birikim sonucu oluşan, genellikle kahverengi-siyah renkle belirginleşen kronik hastalık veya bozukluk durumu

oksalat : gre., lat. * oxalis (ekşi yonca, sempatik bitki) (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) + ate (asidin tuzu veya esterini belirten ek) * genellikle bitkilerde bulunan ve bazı durumlarda taş oluşumuna neden olabilen oksalik asit veya bu asidin tuzu (C2O4^2-)

oksalik : gre., lat. * oxalis (ekşi yonca, sempatik bitki) (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) * oksalik asit veya oksalat ile ilgili olan

oksalik asit : lat. * oxalis (ekşi yonca, sempatik bitki) + icus (ile ilgili, -a ait) + acidum (asit, ekşi) * bitkilerde doğal olarak bulunan, kimyada ve temizlik ürünlerinde kullanılan iki karboksil grubu taşıyan güçlü organik asit (C2H2O4)

oksaliplatin : gre., lat. * oxalis (ekşi yonca, sempatik bitki) (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) + platina (platin metali) (lat.) * kolon ve rektum kanserlerinin tedavisinde kullanılan, DNA’yı çapraz bağlayarak kanser hücrelerinin çoğalmasını engelleyen, platin içeren kemoterapi ilacı (C8H14N2O4Pt)

oksandrolon : lat., gre. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli), oxo (okso, oksijenli grup) + andro (erkek, erkeklik) (gre.) + lon (steroid türevi eki) (lat.) * sentetik anabolik steroid; kas kütlesini artırmak, kemik yoğunluğunu desteklemek ve bazı hastalıklarda kilo kaybını önlemek amacıyla kullanılan hormon türevi (C19H30O3)

oksasilin : gre., lat. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + il (hidrokarbon kökü son eki) + ine (kimyasal madde eki) (lat.) * stafilokok (staf) gibi gram-pozitif bakteri enfeksiyonların tedavisinde kullanılan, penisilin grubundan dar spektrumlu bir beta-laktam antibiyotik (C19H19N3O5S)

oksazepam : gre., lat. * oxo (oksijen ile ilgili) + az (azot belirteci) + epam (benzodiazepin sınıfı son eki) * anksiyete ve uykusuzluğun tedavisinde ve alkol yoksunluk sendromu semptomlarının kontrolünde kullanılan kısa ve orta etkili bir benzodiazepin (C15H11N2O2Cl)

oksianyon : gre. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + anion (negatif yüklü iyon) * negatif yüke sahip iyon, genellikle bir asidin oksijen içerikli iyonu

oksibutinin : gre. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + butyn (butin, dört karbonlu alkin) + in (kimyasal madde eki) * antikolinerjik etkili, idrar kesesi kas spazmlarını ve sık idrara çıkmayı azaltmak için kullanılan ilacın etken maddesi (C20H29NO3)

oksibütinin : gre. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + butyn (butin, dört karbonlu alkin) + in (kimyasal madde eki) * antikolinerjik etkili, idrar kesesi kas spazmlarını ve sık idrara çıkmayı azaltmak için kullanılan ilacın etken maddesi (C20H29NO3)

oksidan : gre., lat. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + dent (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) * başka bir maddeyi oksijen ile kombine eden (okside eden) bir madde; vücuda alınan besin maddelerinin hücrelerde oksijenle birlikte yakılarak enerjiye dönüşmesi sırasında ortaya çıkan molekül

oksidantal : lat. * occidens (batı, batan; güneşin battığı yön) (oc (karşı, önüne, batı) + cadere, cidere (batmak, düşmek) + ens, ent (yapan, eden eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) * batı ile ilgili, batıya ait, Batı kültürü veya Batı dünyası ile ilişkili olan

oksidasyon : gre., lat. * oxydare (oksitlemek) (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.) * bir maddenin oksijenle birleşmesi veya elektron kaybederek kimyasal olarak değişime uğraması süreci, oksitlenme

oksidatif : lat. * oxydare (oksitlemek) (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + are (fiil mastar eki) ) + tivus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * oksijenin etkisiyle gerçekleşen veya oksidasyon eğilimi gösteren, oksijenle ilgili

oksidatif burst : gre., lat., ing. * oxydare (oksitlemek) (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + are (fiil mastar eki) ) + tivus (ile ilgili, -a ait) (lat.) + burst (patlama, ani artış) (ing.) * hücrelerde, özellikle bağışıklık hücrelerinde, reaktif oksijen türlerinin hızlı ve ani üretimi olayı

oksidaz : gre. * oxydare (oksitlemek) (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + are (fiil mastar eki) ) + ase (enzim eki) (lat.) * oksidasyon reaksiyonlarını katalize eden, oksijenle ilişkili enzim türü

oksidiyon : gre. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + ion (yük, hareket eden parçacık) * pozitif veya negatif yük taşımayan, ancak oksijen içeren iyon, özellikle oksijenin iyonik formu

oksijen : gre. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.) + ium (kimyasal element eki) (lat.) * atom numarası 8, simgesi O olan, havada 1/5 oranında bulunan ve canlıların solunumunda temel rol oynayan, renksiz ve kokusuz gaz elementi

oksijenasyon : gre., lat. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.) + tio (isim yapım ve durum eki) (lat.) * bir maddenin veya dokunun oksijenle zenginleşmesi veya oksijen alması süreci

oksijenaz : gre., lat. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ase (enzim eki) * oksijeni substrata ekleyerek oksidasyon reaksiyonlarını katalize eden enzim türü

oksijenizasyon : gre., lat. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım ve durum eki) (lat.) * bir ortamın, dokunun veya sistemin oksijenle zenginleştirilmesi süreci

oksikodon : gre. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + codeine (afyon türevi alkaloid) * yarı sentetik opioid sınıfında yer alan, orta ve şiddetli ağrıların tedavisinde kullanılan güçlü ağrı kesici ilacın etken maddesi (C18H21NO4)

oksikonazol : gre. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + conazol (azole halkası taşıyan antifungal bileşik son eki) (co, con (ile, birlikte, beraber) + azole (mantar önleyici ilaçlarda yer alan bir veya daha fazla nitrojen (azot) atomu içeren 5 üyeli bir halkaya sahip bir grup heterosiklik bileşik belirtici ek) (azotos, azotikos (yaşamsız, cansız, hayatsız) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) ) * mantar enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan, azol grubu antifungal ilacın etken maddesi (C18H13Cl4N3O2)

oksilit : gre. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + lithos (taş, kaya) * oksijenli bileşiklerin kristal veya taş benzeri sert yapıda bulunduğu mineral veya oluşum

oksiliyer : lat. * auxiliarius (yardım eden, destek veren) (auxilium (yardım, destek) (augere (artırmak, çoğaltmak, büyütmek, genişletmek, zenginleştirmek) + ilium (isim yapım eki) ) + arius (ile ilgili, -a ait) * asıl görevi desteklemek, yardımcı olmak veya ana işlevi tamamlamak olan (ek yapı, kişi, araç veya sistem), yardımcı, yedek, destek

oksilyer : lat. * auxilium (yardım, destek) + arius, aris (ile ilgili, -a ait) * yardımcı olan, destek sağlayan veya bir ana unsura ek olarak işlev gören (şey veya kişi)

oksimetazolin : gre., lat. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + meta (arasında, ötesinde) + azole (mantar önleyici ilaçlarda yer alan bir veya daha fazla nitrojen (azot) atomu içeren 5 üyeli bir halkaya sahip bir grup heterosiklik bileşik belirtici ek) (azotos, azotikos (yaşamsız, cansız, hayatsız) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) ) + ine (organik bileşik eki) * burun tıkanıklığını gidermek için kullanılan, damar daraltıcı etkili dekonjestan ilacın etken maddesi (C16H24N2O)

oksimetolon : gre. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + meth (metil, tek karbonlu grup) + ol (alkol grubu) + one (oksijenli bileşik, keton (C=O) türevi, karbonil grubu) * anabolik steroid sınıfında yer alan, kırmızı kan hücresi üretimini artırmak için kullanılan sentetik hormon benzeri ilacın etken maddesi (C21H32O3)

oksimetre : gre. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + metron, metros (ölçü) * kandaki oksijen doygunluğunu ölçen cihaz

oksimetri : gre. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + metria (ölçme, ölçüm) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım ve durum eki) ) * kandaki oksijen doygunluğunun ölçülmesi işlemi

oksimoron : gre. * oxys (keskin, zeki, hızlı) + moros, moron (aptal, ahmak, budala, moron) * retorikte ve edebiyatta etki yaratmak, ironik veya düşündürücü anlamlar üretmek için anlamca çelişen iki sözcüğün bir araya getirilmesiyle oluşan ifade (örneğin “sessizliğin sesi”, “organize kaos”, “barışçıl savaşçı”) oksin

oksipital : lat. * occiput (arka kafa, başın arka kısmı) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + caput (baş, kafa, tepe) ) + alis (ile ilgili, -a ait) * başın arka kısmına ait olan, kafatasının arka bölgesiyle ilgili olan

oksipital lob : lat. * occiput (arka kafa, başın arka kısmı) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + caput (baş, kafa, tepe) ) + alis (ile ilgili, -a ait) + lobus (lop, yuvarlak bölüm, parça) * beynin arka kısmında yer alan ve görme ile ilgili bilgilerin işlenmesinden sorumlu beyin bölümü

oksiplatin : gre. * oxys (keskin, zeki, hızlı) + platinum (platin metali) * kanser tedavisinde kullanılan, platin içeren kemoterapi ilacının etken maddesi (C8H14N2O4Pt)

oksiput : lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + caput (baş, kafa, tepe) * kafatasının arka kısmı, başın arka bölgesi

oksit : gre. * oxydio (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + idio (gibi, ile ilgili, benzer) ) * kimyasal formülünde en az bir oksijen atomu ve bir diğer element içeren kimyasal bileşik

oksitetrasiklin : gre. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + tetra (dört) + kuklos, kyklos (daire, devir, çember, döngü, tekerlek, siklus) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * geniş spektrumlu bir antibiyotik olan ve çeşitli bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde kullanılan tetrasilin sınıfı olan ve Terramycin ticari markasıyla satılan ilacın etken maddesi (C22H24N2O8)

oksitosin : gre. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + tokos (doğum) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * doğum sürecini başlatmak veya güçlendirmek için kullanılan, rahim kasılmalarını uyaran hormon içerikli ilacın etken maddesi (C43H66N12O12S2)

oksiyür : gre. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + oura (kuyruk) * ince bağırsakta yaşayan ve özellikle çocuklarda enfeksiyona yol açan, halk arasında “kıl kurdu” olarak bilinen küçük parazit solucan türü

okskarbazepin : lat., gre. * oxos (oksijen içeren, oksijenle ilişkili) (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + os (ile ilgili, -a ait) ) (gre.) + carbo (kömür, karbon, karboksil grubu) + azepine (yedi üyeli azot içeren heterosiklik halka) (lat.) * epilepsi (sara) tedavisinde nöbetleri önlemek ve kontrol altına almak için kullanılan, beyindeki aşırı aktif sinirleri sakinleştirerek ve anormal elektriksel uyarıları azaltarak etki gösteren bir antikonvülsan (antiepileptik) ilacın etken maddesi (C15H12N2O2)

oksolamin : gre. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + olamine (alkol ve amin gruplarını içeren organik yapı) (ol (hidroksil, alkol OH eki) + amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) ) (lat.) * öksürük ve boğaz tahrişini hafifletmek için kullanılan antitussif ve spazm çözücü ilacın etken maddesi (C20H25NO)

okşamak : tür. * okşa (hafifçe dokunmak, sevgiyle ovuşturmak, bir yüzey üzerinde hafif dokunuşlarla el gezdirmek) + mak (fiil mastar eki) * sevgi, şefkat veya hoşnutluk göstermek amacıyla hafifçe dokunmak veya ovalamak

oktahedral : gre. * okto (sekiz) + hedra (yüz, yüzey) + alis (ile ilgili, -a ait) * sekiz yüzeyli geometrik şekil ile ilgili, sekiz yüzeyli yapısı olan

oktahedron : gre. * okto (sekiz) + hedra (yüz, yüzey) + on (son ek) * sekiz yüzeye sahip üç boyutlu geometrik cisim, sekiz yüzlü

oktan : gre. * okto (sekiz) + ane (doymuş hidrokarbon, alkan son eki) * sekiz karbon atomu içeren, genellikle benzin ve yakıt bileşiklerinde bulunan doymuş hidrokarbon

oktant : gre., lat. * okto (sekiz) (gre.) + ens, ent (ile ilgili, -a ait; -cı, yapan, eden eki) (lat.) * octo (sekiz) + -ant (ilişkili, ait)

oktav : gre. * okto (sekiz) + abos, avos (sıra, dizi, mesafe, uzaklık) * müzikte sekiz sesten oluşan yani bir do sesiyle ondan altı nota sonraki do sesi arasındaki uzaklık

oktay : tür. * okt (güç, kudret, kuvvet, cesaret) + ay (ay, parlaklık) * Türk kültüründe erkek ismi olarak kullanılan, genellikle parlaklık ve güzellik çağrışımı yapan bir erkek ismi

oktet : gre. * okto (sekiz) (gre.) + etto (küçültme eki) (ita.) * bir atomun etrafındaki 8 değerlik elektronlu grup; sekiz çalgı için yapılan müzik bestesi veya sekiz çalgıdan oluşan müzik grubu

oktilyon : gre., lat. * okto (sekiz) (gre.) + illion (büyük sayı birimi) (lat.) * 1’in ardından çok sayıda sıfır bulunan, sekiz tabanlı yapıya sahip olan, kısa ölçekte 10^27, uzun ölçekte 10^48 ile temsil edilen büyük sayı birimi

oktogenarian : gre., lat. * oktoginta (8 kere 10'lar) (okto (sekiz) + ginta (10'lar) ) (gre.) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ianus (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) * seksenlerinde olan kişi, seksen yaş civarında kişi

oktogon : gre. * okto (sekiz) + gonia (kenar, açı, köşe) * sekiz köşeli çokgen

oktopus : gre. * okto (sekiz) + pous, podos (ayak) * sekiz ayaklı deniz canlısı, ahtapot

oktotorp : gre., ing. * okto (sekiz) (gre.) + thorpe (yerleşim yeri, köy) * sekiz çıkıntılı işaret (#); kökeni kısmen belirsiz, modern teknik adlandırma

oktreotid : gre. * okto (sekiz) + reotide (sentetik peptid türevi) (re (tekrar, yeniden) + otide (peptid türevi) ) * pankreas ve bağırsak hormonlarını taklit eden, özellikle büyüme hormonuna bağlı tümörlerde ve belirli endokrin bozukluklarda kullanılan sentetik peptid ilacın etken maddesi (C52H69N15O13S2)

oktrua : lat. * augere (arttırmak, çoğaltmak), auctus (arttırılmış, çoğaltılmış), auctor (artıran, kuran, kefil) * özellikle şehir kapılarında yerli mallardan alınan belediye vergisi veya imtiyaz

okul : tür. * ok (okuma) + ul (ile ilgili, -a ait) * okuma yeri (school, école, schule (okul) (ing., fra., alm.)

okulomotoryus : lat. * oculus (göz) + motor (hareket ettiren, kımıldatan, kıpırdatan) (movere (hareket etmek, devinmek, kımıldamak, kıpırdamak) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) + ius (ile ilgili, -a ait) * göz kaslarını hareket ettiren, gözün yönlendirilmesinden sorumlu kraniyal sinir ile ilgili olan

okumak : tür. * okı, oku (çağırmak, davet etmek, seslenmek; harfleri, yazıyı algılayıp anlamak) + mak (fiil mastar eki) * harfleri, kelimeleri, yazılı veya basılı metinleri gözle takip ederek telaffuzlarını ve anlamlarını kavramak

okume : fra. * okoume (Gabon ve Orta Afrika’ya özgü sert tropik ağaç türü) * özellikle Gabon ve Kongo çevresinde yetişen, kontrplak (plywood) ve kaplama üretiminde, mobilya yapımında ve tekne-yat inşaatında suya direnci nedeniyle tercih edilen hafif, dayanıklı ve pembe-kahverengi tonlarında tropikal bir Afrika ağacı türü

okunaklı : tür. * okı, oku (çağırmak, davet etmek, seslenmek; harfleri, yazıyı algılayıp anlamak) + nak (isim yapım ve durum eki) + lı (ile ilgili; ile, birlikte, beraber) * okunabilir, yazısı veya metni rahatlıkla anlaşılabilen

okunuş : tür. * okı, oku (çağırmak, davet etmek, seslenmek; harfleri, yazıyı algılayıp anlamak) + nuş (isim yapım eki) * bir kelimenin, yazının veya metnin sesli olarak söylenme biçimi, telaffuz şekli

okur : tür. * okı, oku (çağırmak, davet etmek, seslenmek; harfleri, yazıyı algılayıp anlamak) + r (-cı, yapan, eden eki) * yazılı metinleri algılayıp anlayabilen kişi, okuyucu

okuryazar : tür. * okı, oku (çağırmak, davet etmek, seslenmek; harfleri, yazıyı algılayıp anlamak) + r (-cı, yapan, eden eki) + yaz (harflerle veya işaretlerle ifade etmek) + r (-cı, yapan, eden eki) * hem okuyabilen hem de yazı yazabilen kişi

okutman : tür. * okı, oku (çağırmak, davet etmek, seslenmek; harfleri, yazıyı algılayıp anlamak) + t (etken fiil eki) + man (-cı, yapan, eden eki) * başkalarına okuma öğreten veya okuma yaptıran kişi, öğretmen veya eğitimci rolünde olan kimse; üniversitelerde Türk Dili, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi, yabancı dil gibi ortak zorunlu dersleri okutan, eğitim-öğretim süresince temel derslerin planlanması ve uygulanmasından sorumlu olan akademik personelle verilen ünvan

oküler : lat. * oculus (göz, bakış) + aris (ile ilgili, -a ait) * gözle veya gözle ilgili yapılarla ilgili

oküloglandüler : lat. * oculus (göz, bakış) + glandularis (bezlerle ilgili, bezlere ait veya bezleri ilgilendiren) (glans (meşe palamudu, bez) + ulus, ula (küçültme eki) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * göz ve göz çevresindeki bezlerle ilgili olan, özellikle gözyaşı bezleri ve bunlarla ilişkili

okülosefalik : lat. * oculus (göz, bakış) + kephaleia (başlılık, kafalılık) (kephale, kephalos (kafa, baş) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * göz ve baş hareketleriyle ilgili (nörolojide refleks ve koordinasyon testlerinde kullanılan terim)

okülovestibüler : lat. * oculus (göz, bakış) + vestibulum (giriş, ön odacık, antre) (vesti (giriş) + bulum (küçültme eki; küçük oda, odacık) ) + aris (ile ilgili, -a ait) * göz hareketleri ve iç kulaktaki vestibüler sistem ile ilgili

okült : lat. * oculus (göz, bakış), occultus (gizli, saklı, gizlenmiş, saklanmış, örtülmüş) (occulere (gizlemek, saklamak, örtmek, örtbas etmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * gözden veya genel algıdan gizlenmiş, görünmeyen veya bilinmeyen, özellikle mistik veya sırlarla ilgili olan

okültasyon : lat. * occultus (gizli, saklı, gizlenmiş, saklanmış, örtülmüş) (occulere (gizlemek, saklamak, örtmek, örtbas etmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + atio (isim yapım eki) * gizleme, saklama, örtme, örtbas etme; bir gök cisminin başka bir cisim tarafından gizlenmesi veya görünüşünün geçici olarak kaybolması olayı

okültizm : lat. * occultus (gizli, saklı, gizlenmiş, saklanmış, örtülmüş) (occulere (gizlemek, saklamak, örtmek, örtbas etmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * doğaüstü, gizli veya mistik güçler ve sırlarla ilgili inançlar, uygulamalar veya öğretiler bütünü

okülüs : lat. * oculus (göz, bakış) * göz; mimarlıkta yuvarlak pencere veya tavan açıklığı

oküpasyon : lat. * occupare (ele geçirmek, meşgul etmek, kaplamak, işgal etmek) (ob (üzerine, karşı, karşıt, zıt; yönelme) + capere (kapmak, yakalamak, kavramak) ) + tio (isim yapım eki) * bir kişinin yaptığı iş, meslek, iştigal, meşguliyet, uğraş; bir yerin zorla ve fiilen ele geçirilmesi durumu, kaplama, işgal

okyanus : hav., gre. * okeanos (okea (devamlılık, sürdürme, sonlanmama, hiç bitmeyen) (hav.) + anos (gibi ile ilgili) ) (gre.) ); okea ururoatia (köpekbalığı gibi devam et (mücadeleye devam et) ), kaua e mate wheke, mate ururoa (ahtapot gibi ölme, köpekbalığı gibigibi öl (hav.) * yeryüzündeki kıtaları çevreleyen ve birbirlerine bağlanan büyük tuzlu su kütlelerinden her biri

okyanusya : hav., gre. * okeanos (okea (devamlılık, sürdürme, sonlanmama, hiç bitmeyen) (hav.) + anos (gibi ile ilgili) ) (gre.) ) + eia (ülke, yer belirten ek) (gre.) * Büyük Okyanus'a dağılmış adaları kapsayan ülkelerden ve Avustralya'dan oluşan coğrafi bölge

olabilir : tür. * ol (var olmak, meydana gelmek, oluşmak, ortaya çıkmak) + a (bağlaç) + bilir (mümkün olma, muhtemel olma eki) * gerçekleşmesi veya yapılması mümkün olan, ihtimali olan durum veya özellik, olması muhtemel, meydana gelmesi ihtimal dahilinde, olası durumda

olabilirlik : tür. * ol (var olmak, meydana gelmek, oluşmak, ortaya çıkmak) + a (bağlaç) + bilir (mümkün olma, muhtemel olma eki) + lik (isim yapım ve durum eki) * bir şeyin gerçekleşme, meydana gelme veya mümkün olma durumu, ihtimal derecesi

olağan : tür. * ol (var olmak, meydana gelmek, oluşmak, ortaya çıkmak) + a (bağlaç) + ğan (ile ilgili, -a ait) * beklenen, normal, alışılmış, sıradan

olağandışı : tür. * ol (var olmak, meydana gelmek, oluşmak, ortaya çıkmak) + a (bağlaç) + ğan (ile ilgili, -a ait) + dış (içeride olmayan, iç ile ilgili olmayan, içe ait olmayan, harici) + ı (iyelik eki) * beklenenin ötesinde, normalin üstünde, alışılmışın dışında, sıradan olmayan, olağanüstü

olağanüstü : tür. * ol (var olmak, meydana gelmek, oluşmak, ortaya çıkmak) + a (bağlaç) + ğan (ile ilgili, -a ait) + üst (üzeri, yukarı, tepe, bir şeyin üzerindeki bölüm) + ü (iyelik eki) * beklenenin ötesinde, normalin üstünde, alışılmışın dışında, sıradan olmayan, olağandışı

olanak : tür. * ol (var olmak, meydana gelmek, oluşmak, ortaya çıkmak) + a (bağlaç) + nak (isim yapım ve durum eki) * bir işin gerçekleşmesini sağlayan koşul, fırsat veya imkan, yapılabilirlik durumu

olanca : tür. * ol (var olmak, meydana gelmek, oluşmak, ortaya çıkmak) + a (bağlaç) + nca (ne kadar mümkünse, ölçüde anlamı veren zarf eki) * bütün, tümüyle, eksiksiz olarak var olan, ne kadar varsa, elde olduğu kadar, tamamını kapsayan

olanzapin : gre. * ol (özgül kimyasal kök) + anza (heterosiklik halka yapısı) + pine (organik bileşik eki) * antipsikotik etkiye sahip olan, şizofreni ve bipolar bozukluk tedavisinde kullanılan sentetik ilacın etken maddesi (C17H20N4S)

olaparib : gre. * ol (özgül kimyasal kök) + a (bağlayıcı harf) + parib (PARP (Poly(ADP-Ribose; Polymerase (DNA hasarını onarmaktan sorumlu bir enzim ailesi) inhibitörü eki) * DNA onarım enzimlerini (PARP) inhibe eden ve özellikle bazı kanser türlerinin tedavisinde kullanılan hedefe yönelik anti-kanser ilacının etken maddesi (C24H23FN4O3)

olası : tür. * ol (var olmak, meydana gelmek, oluşmak, ortaya çıkmak) + a (bağlaç) + sı (iyelik eki) * mümkün, muhtemel, olabilir, olma ihtimali olan

olasılık : tür. * ol (var olmak, meydana gelmek, oluşmak, ortaya çıkmak) + a (bağlaç) + sı (iyelik eki) + lık (durum eki) * bir olayın veya durumun gerçekleşme ihtimali, olma durumu veya gerçekleşebilirlik derecesi, ihtimal, mümkün olma, muhtemel olma durumu, olabilirlik, olma ihtimali bulunma

olay : tür. * ol (var olmak, meydana gelmek, oluşmak, ortaya çıkmak) + ay (isim yapım eki) * belirli bir zamanda ve yerde gerçekleşen durum, olgu, hadise, vaka

olcay : tür. * ol (var olmak, meydana gelmek, oluşmak, ortaya çıkmak) + cay (sıfat yapım eki) * var olan, değerli, hayırlı; erkek ismi

olçum : tür. * ol (var olmak, meydana gelmek, oluşmak, ortaya çıkmak) + çum (sıfat yapım eki) * kendini beğenmiş, ukala, çok bilmişlik taslayan ancak boş konuşan kişiler için kullanılan bir argo ifade

oldurgan : tür. * ol (var olmak, meydana gelmek, oluşmak, ortaya çıkmak) + dur (etken fiil eki) + gan (sıfat yapım eki) * olmasına sebep olan

ole : isp. * olé (coşku, bravo ünlemi) * özellikle İspanyol kültüründe, dans, müzik veya başarılı bir hareket karşısında hayranlık ve coşku ifade etmek için kullanılan ünlem

olea : gre., lat. * elaia (zeytin ağacı, zeytin) (gre.), olea (zeytin) (lat.) * Oleaceae familyasına ait, zeytin ağaçlarını kapsayan bir cins

oleaceae : gre., lat. * elaia (zeytin ağacı, zeytin) (gre.), olea (zeytin) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * zeytingiller olarak bilinen, zeytin, yasemin, dişbudak ve kurtbağrı gibi odunsu bitkileri kapsayan bitki familyası

olefin : gre., lat. * elaia (zeytin, zeytin ağacı), elaion (zeytin yağı, yağ) (gre.); oliva (zeytin), oleum (yağ, zeytin yağı) (lat.) + phine (hidrokarbon sınıfı son eki (parafine, olefine vb.) * çift bağ içeren doymamış hidrokarbonlar (alkenler)

oleik : gre., lat. * elaia (zeytin ağacı, zeytin) (gre.), olea (zeytin) (lat.) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) * yağlarla ilgili;

oleik asit : gre., lat. * elaia (zeytin ağacı, zeytin) (gre.), olea (zeytin) (lat.) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + acidum (asit, ekşi) (lat.) * zeytinyağı başta olmak üzere bitkisel ve hayvansal yağlarda bolca bulunan, renksiz/kokusuz, tekli doymamış bir Omega-9 yağ asidi (CH3(CH2)7CH=CH(CH2)7COOH)

olein : gre., lat. * elaia (zeytin ağacı, zeytin) (gre.), olea (zeytin) + ine (organik bileşik eki) (lat.) * yağların sıvı kısmını oluşturan ve özellikle trigliserit yapısında bulunan yağ bileşeni; oleik asit türevlerini içeren fraksiyon (C57H104O6)

olekranal : gre. * olecranon (dirsek çıkıntısı) (olene (dirsek) + kranion (kafatası, baş, çıkıntı, tepe) ) + alis (ile ilgili, -a ait) * dirsek kemiğinin arka çıkıntısı (olekranon) ile ilgili

olekranon : gre. * olene (dirsek) + kranion (kafatası, baş, çıkıntı, tepe) * ulna kemiğinin dirsek bölgesinde bulunan, dirseğin arka kısmındaki kemiksi çıkıntı

oleometre : gre., lat. * elaia (zeytin ağacı, zeytin) (gre.), olea (zeytin) (lat.) + metron (ölçü) (gre.) * yağ miktarını veya yoğunluğunu ölçen cihaz

oleum : gre., lat. * elaia (zeytin ağacı, zeytin) (gre.), olea (zeytin) + um (son ek) (lat.) * yağ; sülfürik asit çözeltisi içinde çözünmüş SO₃ içeren yoğun sülfürik asit çözeltisi (ayrıca “yağ” anlamında da kullanılır.)

oley : isp. * olé (coşku, bravo ünlemi) * özellikle İspanyol kültüründe, dans, müzik veya başarılı bir hareket karşısında hayranlık ve coşku ifade etmek için kullanılan ünlem

olfaksiyon : lat. * olere (koklamak, koku almak) + facere (yapmak), factus (yapılmış) + tio (isim eki) * koku alma duyusu, koku alma yeteneği

olfaktif : lat. * olere (koklamak, koku almak) + facere (yapmak), factus (yapılmış) + ivus (ile ilgili, -a ait) * koku alma ile ilgili

olfaktoryus : lat. * olere (koklamak, koku almak) + facere (yapmak), factus (yapılmış) + or (-cı, yapan, eden eki) + osus (ile ilgili, -a ait, gibi, benzer) * koku alma ile ilgili olan

olfaktör : lat. * olere (koklamak, koku almak) + facere (yapmak), factus (yapılmış) + or (-cı, yapan, eden eki) * koku alma duyusuyla ilgili olan, özellikle koku reseptörleri, sinirleri veya koku sistemiyle ilişkili

olgu : tür. * ol (var olmak, meydana gelmek, oluşmak, ortaya çıkmak) + gu (isim yapım eki) * belirli bir olay, durum veya gerçek; özellikle bilim ve tıp bağlamında gözlemlenmiş durum veya vaka; yaratılmış maddi veya manevi varlık

olgun : tür. * ol (var olmak, meydana gelmek, oluşmak, ortaya çıkmak) + gun (sıfat yapım eki) * tam gelişmiş, olma aşamasına gelmiş; fiziksel, zihinsel veya duygusal olarak tamamlanmış veya erişkinleşmiş durumda olan, tekamül etmiş, kamil

oligark : gre. * oligos (az, kıt, azınlık, küçük sayı) + arkhein (yönetmek, hükmetmek, emretmek) * Sovyetler Birliği'nin dağılması sonrası Rusya ve Ukrayna'da ortaya çıkan gelir kaynağı bilinmeyen, seçkin zümreye ait kişilere verilen isim

oligarşi : gre. * oligos (az, kıt, azınlık, küçük sayı) + arkhein (yönetmek, hükmetmek, emretmek) + eia (durum eki) * az sayıda kişinin veya seçkin bir grubun devlet yönetiminde söz sahibi olduğu yönetim biçimi

oligo : gre. * oligos (az, kıt, azınlık, küçük sayı) * az miktarda, küçük sayıdaki veya nadir olan şeyleri ifade eden sıfat

oligochaeta : gre. * oligos (az, kıt, azınlık, küçük sayı) + khaite (kıl, uzun kıl, saç, yele) + a (çogul eki) * halkalı solucanlar (Annelida) şubesine bağlı, aralarında bilinen tüm toprak solucanları ile birçok tatlı su ve deniz türünün yer aldığı yumuşak gövdeli hayvanlardan oluşan bir alt sınıf

oligodendroglioma : gre. * oligos (az, kıt, azınlık, küçük sayı) + dendron (ağaç, dallar) + glia (sinir dokusu; destek hücresi) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * merkezi sinir sisteminde, özellikle beyin ve omurilikte, destek hücrelerinden (glia) kaynaklanan ve dallanmış küçük hücrelerden oluşan tümör türü

oligofreni : gre. * oligos (az, kıt, azınlık, küçük sayı) + phrenia (zihin) * zihinsel gelişimi eksik veya sınırlı olma durumu, zeka geriliği

oligohidroamniyos : gre. * oligos (az, kıt, azınlık, küçük sayı) + hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + amnios (rahimde bebeği çevreleyen zar, döl kesesi, amniyotik kese) + osis (durum, sorun, hastalık) * gebelik sırasında amniyotik sıvının normalden az olması durumu (fetüsün gelişimini olumsuz etkileyebilen bir tıbbi durum)

oligoklaz : gre. * oligos (az, kıt, azınlık, küçük sayı) + klasis (kırılma, parçalanma) (klaein (kırmak, parçalamak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) * tipik olarak sodyum ve kalsiyum içeren, kayaçlarda yaygın olarak bulunan bir plajiyoklaz feldspat türü

oligomenore : gre. * oligos (az, kıt, azınlık, küçük sayı) + men (ay, adet) + rhein (akmak, yağmak, dökülmek), rhea (akış, akıntı) * genellikle hormonal dengesizlikten kaynaklanan, adet (menstrüasyon) döngülerinin normalden daha seyrek veya nadir olarak gerçekleştiği durum

oligomer : gre. * oligos (az, kıt, azınlık, küçük sayı) + meros (parça, bölüm, kısım) * sınırlı sayıda monomer biriminin (genellikle birkaç tanesinin) bir araya gelmesiyle oluşan, tam olarak büyüyememiş küçük moleküllü bir polimer türü

oligonükleotid : gre. * oligos (az, kıt, azınlık, küçük sayı) + nucleotide (DNA ve RNA’yı oluşturan temel yapı birimi olan, bir azotlu baz, bir şeker (riboz veya deoksiriboz) ve bir fosfat grubundan oluşan organik molekül) (nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nucis (sert kabuklu meyve, ceviz) + leus (ile ilgili, -a ait) ) + ide (parçacık veya tür bildiren ek) ) (lat.) * DNA veya RNA'nın, genellikle 20 ila 30'dan az nükleotitten oluşan, genetik testler, PCR (polimeraz zincir reaksiyonu), DNA dizileme ve ilaç geliştirme süreçlerinde temel bir başlangıç veya hedefleme aracı olarak kullanılan kısa ve sentetik zincirleri

oligopeptit : gre. * oligos (az, kıt, azınlık, küçük sayı) + peptein (pişirmek, olgunlaştırmak, sindirmek, hazmetmek), peptidion, peptide (peptit bağıyla bağlanmış amino asit zinciri) (peptos (pişirilmiş, sindirilmiş, hazmedilmiş) + idion (küçültme eki ve ikili bileşik, anyon eki) ) * peptit bağları ile birbirine bağlanmış az sayıdaki (genellikle 2 ila 20 veya en fazla 50 arası) amino asitten oluşan, proteinlerin daha küçük yapı taşları olan ve hücreler arası sinyal iletiminde ve vücutta biyolojik aktivitelerde rol oynayan kısa zincirli bir organik molekül

oligopoli : gre. * oligos (az, kıt, azınlık, küçük sayı) + polein (satmak, pazarlamak) * piyasada az sayıda firmanın mal veya hizmetler üzerinde baskın olduğu, rekabetin sınırlı olduğu ekonomik durum

oligosakkarit : gre. * oligos (az, kıt, azınlık, küçük sayı) + sakkharides (sakkharon (şeker) (gre.); saccharum (şeker) (lat.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) ) * az sayıda monosakkarit biriminin glikozidik bağlarla birleşmesiyle oluşan, kısa zincirli karbonhidrat bileşiği

oligosen : gre. * oligos (az, kıt, azınlık, küçük sayı) + kainos (yeni, taze, çağdaş, alışılmamış; çağ, dönem, devir; zaman) * jeolojik zaman ölçütlerinden biri olan ve yaklaşık 34 ila 23 milyon yıl önceki dönemi ifade eden, fosil ve jeolojik katmanlarla tanımlanan zaman dilimi

oligospermi : gre. * oligos (az, kıt, azınlık, küçük sayı) + sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni, sperm) + eia (isim yapım ve durum eki) * erkek kısırlığının önemli bir nedeni olan, menide normalden daha az sayıda sperm bulunması durumu

oligotrofik : gre. * oligos (az, kıt, azınlık, küçük sayı) + trephein (beslemek, gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophia (beslenme, gıdalanma, büyüme durumu) (trophos, trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * besin maddeleri bakımından fakir veya düşük besin yoğunluğuna sahip olan (ekosistem, ortam)

oligüri : gre. * oligos (az, kıt, azınlık, küçük sayı) + ouron (idrar, sidik, çiş) + eia (durum eki) * genellikle böbrek fonksiyonlarının azalmasıyla oluşan az idrara çıkma durumu

oligürik : gre. * oligos (az, kıt, azınlık, küçük sayı) + ouron (idrar, sidik, çiş) + eia (durum eki) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * az miktarda idrar üretimi ile karakterize edilen durum, oligüri ile ilgili

olijist : gre. * oligos (az, kıt, azınlık, küçük sayı) + istes (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * parlak siyah veya çelik grisi renginde, hematit mineralinin bir türü olan önemli bir demir cevheri, aynalı demir cevheri

olim : lat. * olim (vaktiyle, eskiden, bir zamanlar) * geçmişte, önceki bir zamanda, eskiden anlamında kullanılan Latince zaman zarfı

olimpik : gre. * olympos (bukutların üzerinde, sislerin üzerinde; yüksek, ulu, yüce; Antik Yunan'da tanrıların evi sayılan Olympos Dağı'na (Olympus) veya Zeus tapınağının bulunduğu Olympia kentine atfen) (holos (tam, bütün, tüm, toplu, eksiksiz) + lympe (nem, ıslaklık, sis, bulutlu hava) + os (isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * MÖ 776'dan itibaren Olympia'da düzenlenen oyunlarla ilişkili, olimpiyatla ilgili

olimpiyat : gre. * olympos (bukutların üzerinde, sislerin üzerinde; yüksek, ulu, yüce; Antik Yunan'da tanrıların evi sayılan Olympos Dağı'na (Olympus) veya Zeus tapınağının bulunduğu Olympia kentine atfen) (holos (tam, bütün, tüm, toplu, eksiksiz) + lympe (nem, ıslaklık, sis, bulutlu hava) + os (isim yapım eki) ) + iades (dönem, olay veya topluluk bildiren ek) * antik Yunan’da tanrılara adanmış spor ve kültürel yarışmalar olarak başlayan ve günümüzde uluslararası spor etkinlikleri anlamında kullanılan organizasyon

olimpos : gre. * olympos (bukutların üzerinde, sislerin üzerinde; yüksek, ulu, yüce; Antik Yunan'da tanrıların evi sayılan Olympos Dağı'na (Olympus) veya Zeus tapınağının bulunduğu Olympia kentine atfen) (holos (tam, bütün, tüm, toplu, eksiksiz) + lympe (nem, ıslaklık, sis, bulutlu hava) + os (isim yapım eki) ) * Yunan mitolojisinde tanrıların oturduğu kutsal dağ olarak bilinen, günümüzde ise Anadolu ve Yunanistan'daki çeşitli dağlar ile Antalya'daki antik bir liman kentine adını veren kelime

oliopnea : gre. * oligos (az, kıt, azınlık, küçük sayı) + pnoe (nefes, solunum) + eia (durum eki) * genellikle solunum sıkıntısı veya akciğer hastalıklarıyla ilişkili olarak ortaya çıkan normalden daha az veya yetersiz nefes alma durumu

olistika : gre. * holos (tam, bütün, tüm, toplu, eksiksiz) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bütüncül, bütünsel; bir şeyin tüm parçalarını veya yönlerini kapsayan; sağlık, felsefe ve yaklaşımlarda beden, zihin ve ruhu bir arada ele alan anlayış veya yöntem

olivin : gre. * oliva (zeytin; yeşil renk) * kayaçlarda yaygın olarak bulunan, taş ve mücevher yapımında kullanılan, silikat minerali grubuna ait yeşil renkli bir taş türü

olmak : tür. * ol (var olmak, meydana gelmek, oluşmak, ortaya çıkmak) + mak (fiil mastar eki) * var hale gelmek, mevcut olmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak, bulunmak

olmesartan : lat., gre. * olmes (ön ek) + arctos (kavram, tutucu) (gre.) + an (az, eksik) (lat.) * anjiyotensin II reseptörlerini bloke ederek kan damarlarını genişleten ve yüksek tansiyonu düşüren ilaç etken maddesi (C24H26N6O3)

olmesartan : lat., gre. * olmes (ön ek) + arctos (kavram, tutucu) (gre.) + an (az, eksik) * yüksek tansiyon tedavisinde kullanılan, anjiyotensin II reseptörlerini bloke ederek damar gevşemesi sağlayan antihipertansif ilacın etken maddesi (C24H26N6O3)

olmesartan medokomil : lat., gre. * olmes (ön ek) + arctos (kavram, tutucu) (gre.) + an (az, eksik) (lat.) + medius (orta, ortada) + oxum (oksijenle ilgili) + ilus (ile ilgili, -a ait) * yüksek tansiyonun (hipertansiyon) tedavisinde kullanılan, damarları gevşeterek kan basıncını düşüren, kan akışını rahatlatan, kalp krizi veya inme riskini azaltmaya yardımcı olan, kan damarlarını daraltan angiotensin II reseptörünün blokörü olan etken madde (C29H31N5O6)

oloji : gre. * eu (iyi, güzel, düzgün, gerçek) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * övgü veya takdir amacıyla yapılan konuşma, genellikle bir kişinin ölümünden sonra anısını onurlandırmak için yapılan konuşma

olopatadin : lat. * olo (ön ek) + pate (acı, ıstırap, rahatsızlık) + dine (hissi uyaran, uyarıcı) * antihistaminik ve mast hücre stabilizatörü olarak alerjik konjonktivit (göz alerjisi) ve alerjik rinit (burun alerjisi) semptomlarını (kaşıntı, kızarıklık, sulanma) azaltmak için kullanılan, histamin H₁ reseptörlerini bloke eden ilacın etken maddesi (C22H23NO2)

olta : ita. * volta (dönüş, bükülme; kıvrım) * ucuna iğne ve yem takılarak balık tutmaya yarayan, esnek ve bükülebilir yapıda araç (balık tutma düzeneğinin kıvrılarak sarılması bağlamında)

oltu : tür., kıpç., gür. * olt, olta (yüksek ve korunaklı yer) (tür.), oltisi (gür.) * Dağıstan' ın güneyindeki Küçük Şirvan Bölgesi' nde yer alan, Kıpçakların oturduğu bir kasaba; Erzurum’un bir ilçesi

oluk : tür. * ol (olmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak) + uk (isim yapım eki) * suyun akmasını sağlamak veya bir şeyi yönlendirmek için yapılmış, içi oyuk uzun kanal veya çukur biçimli yapı; içi oyulmuş ağaç kütüğü, yalak, hendek

olumlu : tür. * ol (olmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak) + um (isim yapım eki) + lu (sıfat yapım eki) * iyi, uygun, beklenen veya istenen yönde olan, pozitif nitelik taşıyan durum veya özellik ifade eden

olumsal : tür. * ol (olmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak) + um (isim yapım eki) + sal ((sıfat yapım eki) * varlık ve oluşla ilgili olan, varoluşa dair nitelik taşıyan, egzistansiyel (felsefede “ontik/olgusal” anlamında kullanılan kavram)

olumsuz : tür. * ol (olmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak) + um (isim yapım eki) + suz (yokluk, zıtlık eki) * iyi veya istenen nitelikleri taşımayan, beklenenin tersine olan, negatif özellik gösteren (durum veya nitelik)

olumsuzluk : tür. * ol (olmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak) + um (isim yapım eki) + suz (yokluk, zıtlık eki) + luk (isim yapım ve durum eki) * iyi veya istenen nitelikleri taşımama beklenenin tersine olma, negatif özellik gösterme durumu veya niteliği

olur : gür., erm. * olor, olori (kuğu) * Erzurum’un bir ilçesi

oluş : tür. * ol (olmak, meydana gelmek) + uş (isim yapım eki) * olma durumu, meydana gelme durumu

oluşum : tür. * ol (olmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak) + uş (edilgen fiil eki) + um (isim yapım eki) * bir şeyin ortaya çıkması, meydana gelmesi veya biçimlenmesi süreci veya durumu

oma : gre. * oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * vücutta oluşan kötü veya iyi huylu patolojik kitleyi (tümör veya ur) ifade eden son ek (örneğin "lenfoma" (lenf tümörü) )

omaca : tür. * om (kemik başı) + aca (ek) * uyluk kemiği başı, kemik başı, yuvarlak eklem başı; kesilen bir ağacın toprakta kalan kütüğü, kökü veya asma kütüğü (üzüm asması çubuğu)

omalizumab : gre., lat. * omali (IgE’ye karşı, bağışıklıkla ilgili; gre.) + zu (insanlaştırılmış) + mab (monoklonal antikor eki, (humanized monoclonal antibody) ) * alerjik astım, kronik spontan ürtiker (kurdeşen) ve nazal poliplerin tedavisinde kullanılan, kanda bulunan İmmünoglobulin E (IgE) antikorlarını hedef alarak bloke eden biyolojik ilacın etken maddesi (C6450H9916N1714O2023S38)

ombra : lat. * umbra (gölge, karanlık) * güneş ışığının engellenmesiyle oluşan gölge veya karanlık alan; belirsizlik veya gizlilik (mecazi)

ombudsman : isv., ing. * ombuds (resmi temsilci, müfettiş) (isv.) + man (-cı, yapan, eden eki) (ing.) * resmi veya özel kuruluşlarda halkın, müşterilerin veya çalışanların şikayetlerini inceleyen ve çözüm getiren bağımsız denetleyici kişi

omça : tür. * om (kemik başı) + aca (ek) * uyluk kemiği başı, kemik başı, yuvarlak eklem başı; kesilen bir ağacın toprakta kalan kütüğü, kökü veya asma kütüğü (üzüm asması çubuğu)

omega : gre. * o (büyük) + megas (büyük, çok büyük, devasa veya olağanüstü boyut veya miktarı ifade eden ön ek veya sıfat) * Yunan alfabesinin 24. ve son harfi, mecaz anlamda “son, nihai veya tamamlayıcı” anlamında kullanılan sembol (Ω ω)

omental torsiyon : lat. * omentum (karın boşluğunda yağlı periton zarı) + alis (ile ilgili, -a ait) + torsio (dönme, bükülme, kıvrılma) * karın içindeki omentumun kendi ekseni etrafında dönerek kan akışını engellemesi sonucu oluşan acil cerrahi durum

omentum : lat. * o (ön ek) + mentum (destek, örtü, çene) * mide ve bağırsakları örten, karın içi organları koruyan ve yağ depolayan geniş, zar benzeri periton dokusu

omeprazol : gre., lat. * ome (mide ile ilgili, türev) + prazol (benzimidazol türevi, kimyasal yapı) * mide asidini azaltmak için kullanılan, proton pompası inhibitörü sınıfına ait sentetik farmasötik ilacın etken maddesi (C17H19N3O3S)

omfalomezenterik : gre. * omphalos (göbek, göbek bağı) (omph (göbek) + alos (isim yapım eki) ) + mesenterion (bağırsakları tutan periton zarı) (mes (orta, ortada) + enteron (bağırsak) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * göbek ile bağırsakları bağlayan mezenterik yapı veya bağlantı

omfalomezenterik kanal : gre., lat. * omphalos (göbek, göbek bağı) (omph (göbek) + alos (isim yapım eki) + mesenterion (bağırsakları tutan periton zarı) (mes (orta, ortada) + enteron (bağırsak) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + canalis (boru, dar geçit, kanal) (lat.) * embriyonal dönemde gelişmekte olan bebeğin bağırsakları ile sarı kesesi (yolk sac) arasında bağlantı sağlayan, gebeliğin 5-7. haftalarında kaybolan, kaybolmadığı durumlarda ise Meckel divertikülü, kist veya fistül gibi çeşitli bağırsak anomalilerine yol açabilen geçici yapı, vitellin kanal

omfalosel : gre. * omphalos (göbek, göbek bağı) (omph (göbek) + alos (isim yapım eki) ) + kel (çıkıntı, fıtık eki) * genellikle yenidoğanlarda görülen, göbek bölgesindeki karın duvarı açıklığından bağırsak veya karın içi organların dışarı çıkmasıyla oluşan doğumsal (konjenital) fıtık

omfazit : gre. * omphalos (göbek, göbek bağı) (omph (göbek) + alos (isim yapım eki) ) + itis (iltihap, enfeksiyon) * genellikle yenidoğanlarda veya karın bölgesinde enfeksiyon sonucu oluşan göbek bölgesinin iltihaplanması durumu

omikron : gre. * o (küçük) + mikron (küçük, küçük birim) * Yunan alfabesinin on beşinci harfi (genellikle “küçük o” anlamında kullanılır.) (O, o)

omlet : gre., lat., fra. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) (gre.); ovum (yumurta) + lettus (küçültme eki) (lat.); omelette (yumurta yemeği) (fra.) * çırpılmış yumurtanın tavada veya fırında pişirilmesiyle yapılan, bazen içine peynir, sebze veya et eklenerek servis edilen yemek

ommatidyum : gre. * omma (göz) + tidium (küçük parça, küçük birim) * eklem bacaklılarda (özellikle böceklerde) bileşik gözün tek bir ışık algılayan ve her biri ayrı reseptör ve mercek içeren birimi

omnibüs : lat. * omnis (her, tüm, bütün, hepsi) + bus (araç, taşıt, vasıta) * çok sayıda yolcuyu aynı anda taşıyabilen toplu taşıma aracı, otobüs

omnipotans : lat. * omnis (her, tüm, bütün, hepsi) + potentia (güçlü olma, kuvvetli olma, kudretli olma, iktidar, kapasiteli olma) (pot (güç, kuvvet, kudret) + ent (ile ilgili, -a ait; -cı, yapan, eden eki) + ia (durum eki) ) * her şeye kadir olma, her şeye gücü yetme

omnipotant : lat. * omnis (her, tüm, bütün, hepsi) + potent (güçlü, kuvvetli, kudretli, kapasiteli) (pot (güç, kuvvet, kudret) + ent (ile ilgili, -a ait; -cı, yapan, eden eki) ) * her şeye kadir olan, her şeye gücü yeten, mutlak kudret sahibi, kadir-i mutlak

omnivert : lat. * omnis (her, tüm, bütün, hepsi) + versus, vertus (dönmüş, döndürülmüş, çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen) (versare (dönmek, döndürmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * her yöne eğilimi olan, her yöne meyilli

omnivor : lat. * omnis (her, tüm, bütün, hepsi) + vorare (yemek, yutmak, tüketmek), vorus (yiyen, yutan, tüketen) * hem bitkisel hem de hayvansal besinlerle beslenen yani hem etçil hem otçul özellik gösteren (canlı organizma)

omohiyoid : gre. * omo (omuz) + hyoeides (U şeklinde olan; U harfi biçiminde; boyunda, dilin altında bulunan ve doğrudan başka kemiklerle eklem yapmayan, dil ve yutma hareketlerinde destek sağlayan U şeklindeki kemik) (hyo (U) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) ) * boyunda, omuz ile dil kemiği arasında yer alan ve çene ile dil hareketlerine yardımcı olan kas

omphalodes : gre. * omphalos (göbek) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * Boraginaceae familyasına ait, göbek biçimli meyveli bitki cinsi

omphaloskepsis : gre. * omphalos (göbek, merkez) + skeptomai (araştırmak, incelemek, dikkatle bakmak, gözden geçirmek), skepsis (bakma, inceleme, zihinsel odaklanma) * kişinin dikkatini içe çevirerek kendi bedenine veya zihnine, özellikle sembolik olarak “merkez” kabul edilen benliğine yoğunlaştırdığı, dış dünyadan kopuk içsel tefekkür (düşünce) ve kendine dalma hali

omur : tür. * om (kemiklerin yuvarlak, toparlak ucu, yuvarlak kemik başı) ) + ur (yapan, eden eki) * omurgayı oluşturan 33 kemikten her biri

omurga : tür. * om (kemiklerin yuvarlak, toparlak ucu, yuvarlak kemik başı) + ur (yapan, eden eki) + ga (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kafatasından kuyruksokumuna kadar birbirine eklenerek bir eksen oluşturan omurlar bütünü

omurgalılar : tür. * om (kemiklerin yuvarlak, toparlak ucu, yuvarlak kemik başı) + ur (yapan, eden eki) + ga (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + lı (ile, birlikte, beraber) + lar (çoğul eki) * omurga taşıyan ve bu sayede desteklenen iskelete sahip hayvanlar topluluğu, Vertebrata sınıfı

omurgasızlar : tür. * om (kemiklerin yuvarlak, toparlak ucu, yuvarlak kemik başı) + ur (yapan, eden eki) + ga (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + sız (yokluk, eksiklik eki) + lar (çoğul eki) * omurga taşımayan ve destekleyici iskeleti bulunmayan hayvanlar topluluğu, İnvertebrata sınıfı

omurilik : tür. * omur (omurgayı oluşturan 33 kemikten her biri) (om (kemiklerin yuvarlak, toparlak ucu, yuvarlak kemik başı) ) + ur (yapan, eden eki) ) * beyin sapından bel bölgesine kadar uzanan omurga kanalındaki omurların içinde yer alan, beyin ile vücut arasındaki iletişimi sağlayan, hareketleri koordine eden, duyuları hissetmeyi sağlayan ve refleksleri yöneten uzun ve silindirik sinir dokusu, sinir kanalı

omuz : tür., gre. * omos (omuz) (gre.); om (kemiklerin yuvarlak, toparlak ucu) + uz (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (tür.) * boynun iki yanında uzanan, kolların gövdeye bağlandığı yerin üst bölümü

on : tür. * on (10) * sayma sisteminde dokuzdan (9) sonra, on birden (11) önce olan doğal sayı, temel aritmetik birim (on (nümerolojik değeri 1+0 = 1), “ön”, önde olan, one, un, ein (bir) (ing., fra., alm.) )

on dokuz mayıs : tür., gre. * on (9'dan sonra, 11'den önce olan sayı, 10) + dokuz (8'den sonra, 10'dan önce olan sayı) (tür.) + maius (maia (Yunan ve Roma mitolojisinde bahar ve bereketle ilişkilendirilen tanrıça) (gre.) + us (son ek) (lat.) ) (gre., lat.) * Samsun’un bir ilçesi (Türkiye'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı'nı başlatmak üzere Bandırma isimli vapurla Samsun'a çıktığı tarihe atfen)

onagraceae : gre., lat. * onagros (yabani eşek) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * genellikle 4 taç ve 4 çanak yapraklı çiçeklerden oluşan otsu bitki, çalı ve ağcıkları kapsayan, özellikle Oenothera ve Epilobium gibi cinsleri içeren, çoğunlukla otsu bitkilerden oluşan bitki familyası, küpeçiçeğigiller, akşam çiçeği, yakıotugiller

onamak : tür. * un, on (beğenmek, iyileşmek, razı olmak) + a (bağlaç eki + mak (fiil mastar eki) (tür.), annuo (onamak) (lat.) * onay vermek, onaylamak

onanizm : lat. * onanus (Tevrat ve İncil’de bahsedilen ve kötü bir karakteri temsil eden kişinin ismi) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * kendi kendine cinsel tatmin, masturbasyon (Tevrat'taki ayet şöyledir. "1-Yaratılış-38-9 Ama Onan doğacak çocukların kendisine ait olmayacağını biliyordu. Bu yüzden ne zaman kardeşinin karısıyla yatsa, kardeşine soy yetiştirmemek için menisini yere boşaltıyordu.")

onarmak : tür. * onar (tamir etmek, düzeltmek) + mak (fiil mastar eki) * bozulmuş, hasar görmüş veya eksik bir şeyi eski durumuna getirmek, düzeltmek veya yeniden işlevsel hale getirmek

onat : tür., gre. * onğ (sağ, doğru) + at (ile ilgili, -a ait) (tür.); eunoia (iyi düşünce) (eu (iyi, güzel, tam, gerçek, doğru, düzgün, asıl) + noia (düşünme, düşünce, zihin) ) (gre.) * iyi yaratılışlı, düzgün, dürüst, özenli, güvenilir

onay : tür. * ona (doğrulamak, tasdik etmek) + ay (isim yapım eki) * (eunoia (iyi düşünce) (eu (iyi, güzel, tam, gerçek, doğru, düzgün, asıl) + noia (düşünme, düşünce, zihin) ) (gre.) )

onbaşı : tür. * on (sayma sisteminde dokuzdan (9) sonra gelen ve on birden (11) önceki doğal sayı) + baş (kafa, tepe, uç) * askeri rütbe olarak on askerden sorumlu kişi, küçük bir birliğin lideri veya sorumlusu

onca : tür. * o (üçümcü tekil şahıs işaret zamiri) + nca (miktar, nicelik eki) * onun düşüncesine göre, ona bakılırsa, ona kalırsa, onun açısından; o denli, pek çok

oncidium : gre., lat. * onkos (şişlik, yumru, kabarıklık) (gre.) + idium (küçültme eki) (lat.) * Orkide familyasına ait, genellikle küçük ve tüylü çiçekleri ve çıkıntılı dudak yapısıyla bilinen tropikal bir bitki cinsi.

oncorhynchidae : gre., lat. * onkos (şişlik, kitle, tümör; kanca, çengel, çıkıntı) + rhynkhos (burun, gaga, hortum, çıkıntılı ağız kısmı) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * somon balıkları ve yakın akrabalarını kapsayan, özellikle Oncorhynchus cinsi ile temsil edilen balıklar familyası

oncorhynchus : gre. * onkos (şişlik, kitle, tümör; kanca, çengel, çıkıntı) + rhynkhos (burun, gaga, hortum, çıkıntılı ağız kısmı) * Salmonidae familyasından olan, özellikle erkek bireylerinde üreme döneminde kanca biçimli çene yapısı gelişen, Pasifik somonu ve bazı alabalık türlerini içeren, bir balık cinsi

ondalık : tür. * on (sayma sisteminde dokuzdan (9) sonra gelen ve on birden (11) önceki doğal sayı, temel aritmetik birim) + da (yer ve durum eki) + lık (isim yapım eki) * on birimlik sistem veya on parçaya bölünmüş miktarları ifade eden, sayı veya ölçü sistemlerinde onlu bölümlerle ilgili olan

ondalık sayı : tür. * on (sayma sisteminde dokuzdan (9) sonra gelen ve on birden (11) önceki doğal sayı, temel aritmetik birim) + da (yer ve durum eki) + lık (isim yapım eki) + sayı (miktar, sayma birimi) * onluk sisteme göre ifade edilen ve tam sayı ile kesirli kısmı virgül veya nokta ile ayrılan sayıları tanımlayan matematiksel kavram

ondansetron : lat. * ondan (kimyasal bileşik adı) + setron (serotonin reseptör antagonist sınıfını belirten ek) * bulantı ve kusmayı önlemek için kullanılan, özellikle kemoterapi ve cerrahi sonrası uygulanan bir antiemetik ilacın etken maddesi (C18H19N3O)

ondülan : lat., fra. * undulent (undulare (küçük dalga haline getirmek, dalgalandırmak) (unda (dalga) + ulus, ula (küçültme eki) + are (fiil mastar eki) ) + ent (ile ilgili, -a ait; -cı, yapan, eden eki) ) (lat.); ondulant (fra.) * dalgalı, kıvrımlı; saç, kumaş veya yüzeylerde görülen küçük dalgalı şekil veya desenleri tanımlayan terim

ondülasyon : lat., fra. * undulare (küçük dalga haline getirmek, dalgalandırmak) (unda (dalga) + ulus, ula (küçültme eki) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.); ondulation (fra.) * dalga hareketi, dalgalanma, bir yüzeyde oluşan düzenli küçük dalgalar şeklindeki hareket veya biçim

ondülatör : lat., fra. * undulare (küçük dalga haline getirmek, dalgalandırmak) (unda (dalga) + ulus, ula (küçültme eki) + are (fiil mastar eki) ) + tor (-cı, yapan, ede eki) (lat.); ondulateur (fra.) * dalga oluşturan, dalgalandıran, bir yüzeye dalgalı biçim veren araç veya etkiyi sağlayan, dalgalandırıcı

ondüle : lat., fra. * undulatus (dalgalanmış) (undulare (küçük dalga haline getirmek, dalgalandırmak) (unda (dalga) + ulus, ula (küçültme eki) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * dalgalı, dalgalanmış, dalgalı form almış

oneiroi : gre. * oneiros (rüya) + oi (çoğul eki) * Yunan mitolojisinde rüyaları temsil eden ve insanlara rüya getiren varlıklar topluluğu

onejit : gre., fra. * einai (olmak), on (varlık, var olan, oluş) + eg (bağlaç) + ites (element, kayaç ve mineral eki) (gre.); onégite (fra.) * hidratlı doğal oksit minerallerini ifade eden, mineral türünü belirten adlandırma kalıbına ait terim

ongen : tür., gre. * on (9'dan sonra, 11'den önce olan sayı) (tür.) + gone, gonia (köşe, açı, dik açı, gönye; kenar, genişlemiş hat) (gre.) * on kenarı, on köşesi ve on iç açısı bulunan kapalı iki boyutlu çokgen

ongun : tür. * on (iyileşmek, şifa bulmak) + gun (ile ilgili, -a ait) * iyileşmiş, kutlu, uğurlu, verimli, eksiksiz, bayındır; Eski Türk kültüründe kutsal, uğurlu veya koruyucu nitelik taşıyan ruh, totem veya nesne; erkek ismi

onikiparmak bağırsağı : tür. * on (9'dan sonra, 11'den önce olan sayı) + iki (1'den sonra, 3'ten önce olan sayı) + parmak (el veya ayak ucu; dokunma ve kavrama organı) + bağırsak (sindirim sisteminde yiyecekleri işleyen ve vücutta besinlerin emilimini sağlayan, mide ve anüs ile bağlantılı uzun iç organ.) (bağır (karın, göbek) + sak (küçültme veya uzantı eki) ) + ı (iyelik eki) * ince bağırsağın başlangıç kısmı olan ve duodenum olarak da bilinen, sindirimde mide ile ince bağırsak arasındaki geçişi sağlayan organ

onikişubat : tür., ara. * on (9'dan sonra, 11'den önce olan sayı) + iki (1'den sonra, 3'ten önce olan sayı) (tür.) + şubat (dinlenme günü, sebt günü) (ara.) * Kahramanmaraş’ın bir ilçesi

onikofaji : gre. * onyx (tırnak) + phagia (yeme, yutma) (phagein (yemek, yutmak, tüketmek) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * tırnak yeme alışkanlığı veya davranışı

onikogrifoz : gre. * onyx (tırnak) + gryphe (kanca, eğri) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * tırnakların kalınlaşması, kavisli veya kancaya benzer şekil almasıyla karakterize edilen medikal durum

onikoliz : gre. * onyx (tırnak) + lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) * tırnağın yatağından ayrılması veya tırnak dokusunun çözülmesi ile karakterize edilen medikal durum

onikomadezis : gre. * onyx (tırnak) + made (yumuşama, nem) + osis (durum, sorun, hastalık, süreç eki) * tırnakta yumuşama, gevşeme veya tırnak yatağından ayrılma süreci

onikomikoz : gre. * onyx (tırnak) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * tırnaklarda oluşan mantar enfeksiyonu, tinea unguium

onikoreksis : gre. * onyx (tırnak) + rhexis (yırtılma, parçalanma, çatlama) * tırnağın kırılması, yırtılması veya çatlaması

onikoşizi : gre. * onyx (tırnak) + skhisis (yarılma, çatlama) (skhizein (kesmek, yarmak, ayırmak, bölmek, parçalamak) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * tırnakların uzunlamasına veya enine olarak yarılması, çatlaması

onikotillomani : gre. * onyx (tırnak) + tillein (çekmek, koparmak) + mania (delilik, çılgınlık, aşırı tutkunluk, aşırı heves, aşırılık, coşku) * kişinin kendi tırnaklarını çekme veya koparma dürtüsü ile karakterize edilen psikolojik bozukluk

oniks : asu., gre. * oniks (yüzük, halka) (asu.); onyx (tırnak) (gre.) * mücevherat ve dekorasyonda (vazo, heykel) kullanılan, genellikle siyah-beyaz paralel bantlı, kuvars grubuna bağlı olan, damarlı akik olarak da bilinen yarı değerli bir süs taşı

oniscidea : gre., lat. * oniskos (küçük eşek, odun biti) (onos (eşek) + iskos (küçültme eki) ) (gre.) + idea (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * karasal izopodları, özellikle nemli ortamlarda yaşayan, tespih böceği veya top böceği olarak bilinen odun bitlerini kapsayan kabuklular alt takımı

onişi : gre. * onyx (tırnak) + eia (isim yapım ve durum eki) * tırnak plağı, tırnak yatağı ve çevresindeki dokuların iltihaplanmasıyla karakterize, ağrılı bir tırnak kökü enfeksiyonu

onkogen : gre. * onkos (şişlik, kitle, tümör; kanca, çengel, çıkıntı) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * hücrelerde tümör veya kanser oluşumuna yol açabilen (gen, madde, etken)

onkogenez : : gre. * onkos (şişlik, kitle, tümör; kanca, çengel, çıkıntı) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * ormal hücrelerin genetik değişimler ve mutasyonlar sonucuz tümör hücrelerine dönüşerek kanser oluşumu süreci

onkogeni : gre. * onkos (şişlik, kitle, tümör; kanca, çengel, çıkıntı) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + eia (isim yapım ve durum eki) * hücrelerde tümör oluşumuna yol açan veya kanser gelişimini başlatma durumu

onkojen : gre. * onkos (şişlik, kitle, tümör; kanca, çengel, çıkıntı) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * hücrelerde tümör veya kanser oluşumuna yol açabilen (gen, madde, etken)

onkojenez : : gre. * onkos (şişlik, kitle, tümör; kanca, çengel, çıkıntı) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * ormal hücrelerin genetik değişimler ve mutasyonlar sonucuz tümör hücrelerine dönüşerek kanser oluşumu süreci

onkojeni : gre. * onkos (şişlik, kitle, tümör; kanca, çengel, çıkıntı) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + eia (isim yapım ve durum eki) * hücrelerde tümör oluşumuna yol açan veya kanser gelişimini başlatma durumu

onkojenik : gre. * onkos (şişlik, kitle, tümör; kanca, çengel, çıkıntı) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + eia (isim yapım ve durum eki) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * hücrelerde tümör oluşumuna yol açma veya kanser gelişimini başlatma ile ilgili, onkojeni ile ilgili

onkolog : gre. * onkos (şişlik, kitle, tümör; kanca, çengel, çıkıntı) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * tümörler ve kanser hastalıkları konusunda uzmanlaşmış hekim; kanser uzmanı

onkoloji : gre. * onkos (şişlik, kitle, tümör; kanca, çengel, çıkıntı) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * tümörler ve kanserlerin oluşumu, gelişimi, tanısı ve tedavisiyle ilgilenen tıp dalı

onkosfer : gre. * onkos (şişlik, kitle, tümör; kanca, çengel, çıkıntı) + sphaira (top, küre, yuvarlaklık) * bazı parazitlerin (örneğin Tenia türleri) larvalarında, yüzeyinde kancalar veya kitleler bulunan yuvarlak, embriyonik aşamadaki kapsül

onkositik : gre. * onkos (şişlik, kitle, tümör; kanca, çengel, çıkıntı) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hücrelerin tümör veya kitle oluşturma özelliğiyle ilgili

onkositom : gre. * onkos (şişlik, kitle, tümör; kanca, çengel, çıkıntı) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * tümör veya kitle oluşturan hücrelerden meydana gelen iyi huylu tümör türü

onkostatin : gre. * onkos (şişlik, kitle, tümör; kanca, çengel, çıkıntı) + histanai (durdurmak, ayakta tutmak, sabit kılmak), histanai (durmak, durdurmak, yerleştirmek), statin (kolesterol sentezinde HMG-CoA redüktaz inhibitörleri için kullanılan son ek; durdurucu, inhibitör; karaciğerde kolesterol üretiminde rol oynayan enzim olan HMG-CoA redüktazı inhibe eden ilaç sınıfı) (statos, stasis (durdurma, durma, sabit kalma, sabit durma, stabil olma, ayakta durma, durgunluk) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) * tümör veya kitle büyümesini durdurma veya inhibe etme işlevi olan biyolojik madde veya ilaç sınıfı

onkotik : gre. * onkos (şişlik, kitle, tümör; kanca, çengel, çıkıntı) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * hücre veya doku şişmesi, özellikle osmotik basınç nedeniyle sıvı birikimi ile karakterize edilen fizyolojik veya patolojik durum

onlar : tür. * o (üçüncü tekil şahıs zamiri) + n (bağlaç, ulama eki) + lar (çoğul eki) * üçüncü çoğul şahıs zamiri

onlar basamağı : tür. * on (9'dan sonra, 11'den önce olan sayı) + lar (çoğul eki) + basamak (aşama, derece, kademe, sıra) (bas (üzerine yüklenmek, yukarı veya aşağıya doğru itmek) + a (bağlaç) + mak araç, vasıta eki) ) + ı (iyelik eki) * onlu sistemde, sayının 10 katını belirten ve virgülün solunda yer alan birler basamağından sonraki ikinci basamak; onluk sistemde 10’un katlarını ifade eden konum

onlu : tür. * on (9'dan sonra, 11'den önce olan sayı) + lu (sıfat yapım eki) * on adetlik gruplar halinde

onluk : tür. * on (9'dan sonra, 11'den önce olan sayı) + luk (sıfat yapım eki) * sayı sistemlerinde veya ölçülerde on birimlik gruplar halinde olan; onlu tabana dayalı (sistem veya nitelik)

onmak : tür. * on, un (sağ, doğru, hayırlı, iyi, bereketli taraf) + mak (fiil mastar eki) ) * daha iyi bir biçime girmek, iyileşmek, düzelmek; eksiği kalmayıp tekamüle ermek; bir yara veya hastalık iyileşmek, kişi şifa bulmak, rahata ve mutluluğa ermek

onmaz : tür. * on (iyileşmek, şifa bulmak) + maz (olumsuz fiil eki) * yapılamayan, mümkün olmayan, gerçekleşmesi engellenmiş

onomansi : gre. * onoma (isim, ad) + manteia (kehanet, fal, tahmin, öngörü) (man (ilham, sezgi), mantis (haber veren, kahin, peygamber) + eia (isim yapım ve durum eki) ) * bir kişinin ismine istinaden yapılan eski usül bir fal türü

onomastik : gre. * onoma (isim, ad) + istes (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * İsimler, adlandırma veya ad verme ile ilgili; kişilerin, yerlerin veya terimlerin adlarını inceleyen bilim dalı

onomatope : gre. * onomatopoeia (kelime yapma) (onoma, onomat (isim, ad) + poiein (yapmak, etmek, eylemek), poios (yapma, etme, eyleme) ) * ses benzetmesiyle oluşturma, ses yansımalı olarak üretme, ses yansımalı olma (örneğin “vızıldamak” fiili sineğin çıkardığı sesin, "hapşırmak" fiili hapşırma sesinin yansımasıyla oluşturulmuş onomatopeik kelimelerdir.)

onomatopeik : gre. * onomatopoeia (kelime yapma) (onoma, onomat (isim, ad) + poiein (yapmak, etmek, eylemek), poios (yapma, etme, eyleme) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * ses benzetmesiyle oluşan, ses yansımalı

ononis : gre. * onos (eşek) * Fabaceae familyasına ait, sert ve dayanıklı kökleriyle bilinen bitki cinsi

onopordon : gre. * onos (eşek) + pordos, pordon (kıvırcık, tüylü, dikenli bitki) * Asteraceae (papatyagiller) familyasına bağlı, halk arasında pamuk devedikeni veya İskoç devedikeni olarak bilinen, yünlü-tüylü yapılı olan, yaz ortasında mor çiçekler açan, 50-400 cm boylanabilen, dikenli, iki yıllık otsu bir bitki cinsi, onopordum

onore : lat. * honoratus (honorare (onurlandırmak, şereflendirmek, gururlandırmak) (honor (onur, saygı, haysiyet, gurur, itibar, saygınlık) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmis zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); honoré (fra.) * onurlu, şerefli, itibarlı, saygın, saygı gören, onurlandırılmış, şereflendirilmiş, saygın kılınmış

ons : lat. * uncia (bir bütünün on iki veya on altı eşit parçasından biri) (lat.); ounce (ing.) * modern ağırlık ölçüsü olarak kullanılan ve sistemine göre yaklaşık 28,35 gram (avoirdupois) veya 31,1 gram (troy sistemi) değerinde kabul edilen bir birim

onsra : bod. * onsra (acı ile karışık tatlı his) * bir aşkın sonsuza dek sürmeyeceğini, bir gün kaçınılmaz olarak biteceğini ilk andan itibaren bilmekten doğan buruk, acı-tatlı his; bir daha aşık olamayacağının anladığı anda gelen kalp kırıcı his, son aşk, derin aşk acısı, son sevgi, aşka küsme, yürek yanığı, son kez sevme

onsuz : tür. * o (üçüncü tekil şahıs zamiri) + n (bağlaç, ulama eki) + suz (yokluk, eksiklik eki) * o olmadan, onun olmadığı durumda

ontik : gre. * einai (olmak), on (varlık, var olan, oluş) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * varlığın özellikleri veya gerçeklik düzeyine ilişkin olan, varlık durumu veya varoluşun somut yönleri ile ilgili; şeylerin gerçek karakterini tanımlayan bir sıfat

ontogenez : gre. * einein (olmak, var olmak), on (olan, var olan), ontos (varlık, canlı, mevcudiyet) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * bir organizmanın döllenmiş yumurtadan (zigot) başlayarak olgun bir yetişkin formuna ulaşana kadar geçirdiği, genetik kodlarla yönetilen tüm gelişimsel, yapısal değişim ve evrim süreci

ontogeni : gre. * einein (olmak, var olmak), on (olan, var olan), einein (olmak, var olmak), on (olan, var olan), ontos (varlık, canlı, mevcudiyet) + genesis (doğum, oluşum, meydana gelme) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) + eia (isim yapım ve durum eki) * bir canlının döllenmiş yumurtadan başlayarak ergin bireye ulaşmasına kadar geçirdiği bireysel gelişim süreci, bireyoluş

ontojenez : gre. * einein (olmak, var olmak), on (olan, var olan), ontos (varlık, canlı, mevcudiyet) + genesis (doğum, oluşum, meydana gelme) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * bir organizmanın döllenmiş yumurtadan (zigot) başlayarak olgun bir yetişkin formuna ulaşana kadar geçirdiği, genetik kodlarla yönetilen tüm gelişimsel, yapısal değişim ve evrim süreci

ontojeni : gre. * einein (olmak, var olmak), on (olan, var olan), einein (olmak, var olmak), on (olan, var olan), ontos (varlık, canlı, mevcudiyet) + genesis (doğum, oluşum, meydana gelme) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) + eia (isim yapım ve durum eki) * bir canlının döllenmiş yumurtadan başlayarak ergin bireye ulaşmasına kadar geçirdiği bireysel gelişim süreci, bireyoluş

ontoloji : gre. * einein (olmak, var olmak), on (olan, var olan), ontos (varlık, canlı, mevcudiyet) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * varlık, varoluş ve gerçeklik kavramlarını, bunların türlerini ve temel yapılarını felsefi açıdan inceleyen disiplin

ontolojik : gre. * einein (olmak, var olmak), on (olan, var olan), ontos (varlık, canlı, mevcudiyet) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * varlık ve varoluşla ilgili, ontoloji ile ilgili

ontolojizm : gre. * einein (olmak, var olmak), on (olan, var olan), ontos (varlık, canlı, mevcudiyet) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ismos (durum, öğreti, doktrin, akım eki) * varlık ve varoluş kavramlarını temel alan felsefi düşünce veya akımı

onur : lat., fra. * honor (onur, saygınlık, itibar) (lat.); honneur (fra.) * bir kişinin veya şeyin saygıdeğer, değerli ve itibarlı olma durumu, toplum veya birey nezdinde saygınlık kazanma durumu

onychophora : gre. * onyx (tırnak) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) + a (taksonomik çoğul eki) * ayaklarında küçük tırnak benzeri pençeler taşıyan, kadifemsi dış yüzeyleri ve kısa, boğumlu bacakları olan, avlanmak için yapışkan salgı püskürten omurgasız bir hayvan şubesi, kütük ayaklılar, kadife solucanlar

onyoman : gre. * onios (alışveriş, ticaret; satılık) + man (çılgın, deli, saplantılı, takıntılı, tutkun) * sürekli alışveriş yapma isteği duyan, alışveriş takıntısı olan, kontrol edilemeyen satın alma dürtüsüne haiz olan, alışveriş bağımlısı

onyomani : gre. * onios (alışveriş, ticaret; satılık) + mania (tutku, tutkunluk, çılgınlık, delilik, takıntı, coşku) * sürekli alışveriş yapma isteği, alışveriş takıntısı, kontrol edilemeyen satın alma dürtüsü, alışveriş bağımlılığı

oodal : tam. * utal (tutku, sevgi, ilişki, bağ, bağlılık) * sevgililer veya evli çiftler arasında kıskançlık, kapris ya da güvensizlik gibi nedenlerle ortaya çıkan, aslında yıkıcı olmayan, aksine aradaki tutkuyu ve sevgiyi tazelemeyi amaçlayan abartılı ama geçici bir küsme/darılma duygusu, yapmacık küskünlük, naz veya sahte öfke, trip atma

oojenez : gre. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * dişi bireylerde, birincil oositlerin gelişerek haploid (n) kromozomlu tek bir işlevsel yumurta ve kutup cisimcikleri oluşturdukları, embriyonik dönemde başlayıp menopoza kadar süren, yumurtalıklarda (ovaryum) mayoz bölünme ile olgun yumurta hücrelerinin (ovum) üretilmesi süreci

ookinet : gre. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) + kinetos (hareket eden, devinen, kıpırdayan, kımıldayan) (kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak) + tos (sıfat yapım eki) ) * sıtma paraziti Plasmodium'un, sivrisinek bağırsağında eşeyli üreme sonucu oluşan, parazitin gelişim döngüsünde enfeksiyöz sporozoitlere dönüşmeden önceki fazı olan hareketli kurtçuk şeklindeki protozoon zigot formu (Plasmodium cinsinde malarya parazitinin larval evresi)

ookist : gre. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) + kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) * Toxoplasma gondii ve Coccidia gibi parazitlerin (protozoon) eşeyli üreme sonucu oluşturduğu, döllenmiş yumurtadan gelişmiş ve koruyucu bir kılıf ile çevrili, dış ortama dayanıklı, parazit veya protozoon niteliğindeki bulaşıcı kist formu (Plasmodium türlerinde malarya parazitinin dayanıklı evresi) (Enfekte hayvanların dışkısıyla atılan bu yapılar, çevreye yayılarak su ve gıdaları kontamine eder ve sindirim yoluyla insan veya diğer hayvanlara geçerek enfeksiyona neden olur.)

oort bulutu : hol., tür. * oort (Hollandalı astronom Jan Hendrik Oort'un soyadından) (hol.) + bulut (gökyüzünde yoğunlaşmış su buharı kütlesi) + u (iyelik eki) (tür.) * Güneş Sistemi’nin çok uzağında yer aldığı düşünülen, çok sayıda buzlu küçük gök cismi barındıran küresel kuyruklu yıldız rezervuar

oosfer : gre. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) + sphaira (top, küre, yuvarlaklık) * özellikle bitkilerde, alglerde ve bazı mantarlarda bulunan, döllenmeye hazır, hareketsiz ve büyük dişi üreme hücresidir (yumurta hücresi)

oosit : gre., lat. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) (gre.); ovum (yumurta) (lat.) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) (gre.) * döllenme öncesi olgunlaşmamış veya gelişmekte olan yumurta hücresi, dişi üreme hücresinin erken evresi; dişi üreme sisteminde yumurtalıklarda (ovaryum) bulunan ve olgunlaşarak yumurta hücresine (ovum) dönüşen olgunlaşmamış dişi germ hücresi

opak : lat. * opacus (gölgeli, gölgede kalan, karanlık, koyu; ışık geçirmeyen) * gölgeli, karanlık, koyu, ışık geçirmez, saydam olmayan (zıttı “apricus” (güneşli, aydınlık, ışıklı) kelimesidir.)

opakare : lat. * opacare (kararmak, gölgelemek, koyu hale getirmek, gölge düşürmek) (opacus (gölge, karanlık, ışık geçirmez, saydam olmayan) + are (fiil mastar eki) ) * karartmak, gölgelemek veya ışık geçirmez hale getirmek, saydamlığını azaltmak; gün batımı veya alacakaranlık

opakarofil : lat., gre. * opacare (kararmak, gölgelemek, koyu hale getirmek, gölge düşürmek) (opacus (gölge, karanlık, ışık geçirmez, saydam olmayan) + are (fiil mastar eki) ) (lat.) + philos (seven, sever, sevici) (gre.) * karanlık veya gölgeyi seven, ışık yerine gölgeyi tercih eden (kişi veya organizma); gün batımını izlemekten, günün geceye dönüşürken gökyüzünde oluşturduğu renk değişimlerinden ve alacakaranlıktan büyük keyif alan, gökyüzünün renk değişimlerine hayran (kişi)

opal : san. * upala (değerli taş, mücevher) * yapısında %3-%21 oranında su barındıran, jelatinimsi silis yapılı, yanar-döner renklere (renk oyunu) sahip olan, yarı saydam ve çok renkli ışık yansımaları gösteren, takı ve mücevherat sektöründe kullanılan çok değerli ve amorf (kristalize olmayan) bir mineralimsi, Gökkuşağı Taşı

opalin : san., lat. * upala (değerli taş, mücevher) (san.); opalus (opal, değerli taş) + in (kimyasal madde eki) (lat.) * opal benzeri yarı saydam ve ışığı kırarak renk oyunları yapan mineral veya madde, genellikle dekoratif ve süs amaçlı kullanılan taş türü

oparlör : fra. * haut (yüksek) + parleur (konuşan) (parler (konuşmak) + eur (-cu, yapan, eden, eki) ) * sesi yükselten, ses sinyalini elektrikten akustik sese dönüştüren cihaz; ses verici

opasifikasyon : lat. * opacus (gölge, karanlık, ışık geçirmez, saydam olmayan) + ficatio (yapma, etme, eyleme) (facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, oluşturmak) + tio (isim yapım eki) ) * işık geçirmez hale getirme, saydamlığını giderme, opaklaştırma

opasimetre : lat., gre. * opacus (gölge, karanlık, ışık geçirmez, saydam olmayan) (lat.) + metron (ölçü) (gre.) * ışık geçirmezlik veya saydamlık derecesini ölçen cihaz

opasite : lat. * opacus (gölge, karanlık, ışık geçirmez, saydam olmayan) + itas (isim yapım ve durum eki) * ışık geçirmezlik, saydam olmama özelliği, opaklık, bir nesnenin ışığı geçirmeme derecesi

OPEC : ing. * Organization (örgüt, düzenleme) + Petroleum (petrol) + Exporting (ihraç eden, dışa gönderen) + Countries (ülkeler) * Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü’nün İngilizce kısaltması, petrol üreticisi ülkelerin petrol politikalarını koordine etmek amacıyla oluşturduğu uluslararası kuruluş

open-end : ing. * open (açık) + end (son, uç) * önceden belirlenmiş bir sınırı, son kullanma tarihi veya kesin bir neticesi olmayan, değişen koşullara göre esnetilemeye ve sürekli geliştirilmeye müsait durum, anlaşma, soru veya süreç; pamuk veya sentetik kesikli elyafların yüksek hızlı dönen bir rotor içinde merkezkaç kuvvetiyle bükülerek doğrudan bobine sarılması esasına dayanan, geleneksel ring iplikçiliğine göre çok daha hızlı ve maliyetsiz üretim sağlayan kalın numara iplik eğirme teknolojisi

opera : lat. * opus (iş, eser, çalışma) + era (çoğul eki) * bir sanat veya müzik eserinin bütün olarak düzenlenmiş, sahnede sunulan dramatik veya müzikli gösteri hali

operabl : lat., fra. * opus (iş, eser, çalışma) + r (bağlaç, ulama eki) + ibilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) (lat.); opérable (fra.) * yapılabilir, uygulanabilir, gerçekleştirilebilir

operakomik : lat., gre. * opus (iş, eser, çalışma) + r (bağlaç, ulama eki) + a (çoğul eki) (lat.) + komikos (oyuna ilişkin, komediye ilişkin, güldürücü, mizahi) (komoidia (köy oyunu, halk oyunu) (kome (köy) + oide (şarkı, ezgi, şiir) + eia (isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi) (gre.) * tiyatro veya sahne eserlerinde işlenen mizahi, eğlenceli veya gülünç unsurlar taşıyan; komedi unsurları içeren opera

operasyon : lat. * opus (iş, eser, çalışma) + r (bağlaç, ulama eki) + are (fiil mastar eki) + tio (isim yapım eki) * belirli bir amaç doğrultusunda planlı ve sistemli olarak yürütülen iş veya faaliyet; tıbbi, askeri veya teknik alanlarda gerçekleştirilen uygulama veya müdahale; ameliyat (tıpta)

operasyonel : lat. * opus (iş, eser, çalışma) + r (bağlaç, ulama eki) + are (fiil mastar eki) + tio (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, -a ait) * bir operasyonla ilgili veya operasyonları yürütmeye uygun olan, uygulama ve işleyiş açısından pratik ve işlevsel özellik taşıyan nitelik

operatif : lat. * operatus (yapılmış veya tamamlanmış iş, uygulanan eylem veya icra edilmiş (görev) ) (operare (yaomak, etmek, eylemek, işlemek) (opus (iş, eser, çalışma) + r (bağlaç, ulama eki) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) + ivus (ile ilgili, -a ait) * belirli bir iş veya görev için aktif olarak çalışan, uygulamada etkili ve işlevsel olan (kişi veya araç), operasyon veya görev yürüten (kişi)

operatör : lat. * opus (iş, eser, çalışma) + r (bağlaç, ulama eki) + are (fiil mastar eki) + tor (-cı, yapan, eden eki) (lat.); opérateur (fra.) * bir işi, cihazı veya sistemi yöneten, işleten veya kontrol eden kişi, özellikle teknik ve mekanik alanlarda görev yapan (kişi), işletici

operatris : lat. * opus (iş, eser, çalışma) + r (bağlaç, ulama eki) + are (fiil mastar eki) + trix (-cı, yapan, eden kadın eki) (lat.); opérateur (fra.) * bir işi, cihazı veya sistemi yöneten, işleten veya kontrol eden (kadın), özellikle teknik ve mekanik alanlarda görev yapan (kadın), işletici (kadın)

operet : lat. * opus (iş, eser, çalışma) + r (bağlaç, ulama eki) + etta, etum (küçültme eki) * operadan farklı olarak konuşmalı diyaloglar içeren küçük veya kısa süreli sahne eseri, müzik ve tiyatro alanında hafif, kısa ve eğlenceli gösteri

operkül : lat. * operculum (kapak, örtü) (opus (iş, eser, çalışma) + r (bağlaç, ulama eki) + culum (küçültme, nesne eki) ) * bir organı, yapıyı veya boşluğu kapatan koruyucu kapak veya örtü, özellikle biyolojide balıkların solungaçlarını örten veya bitkilerde tohumları kapatan yapıl

ophichthidae : gre., lat. * ophis (yılan) + ikhthys (balık) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * yaygın olarak yılan balığı veya solucan yılan balığı olarak bilinen, Anguilliformes (yılan balığı benzerleri) takımına ait bir balık familyası

ophidiidae : gre., lat. * ophis (yılan) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Ophidioidei alttakımına bağlı, genellikle ince, uzun vücutlu ve okyanusların yanı sıra denizlerimizde de (örneğin kayış balığı türüyle) yaşayan bir hayvan grubu, yılan balıkları

ophioglossaceae : gre., lat. * ophis (yılan) + glotto, glossa (dil, lisan) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * adiantotu andıran eğrelti otları içinde yer alan, yapraklarının dil veya yılan dili biçimli verimli bölümleriyle tanınan yılanotu eğreltiğiller familyası, dilotugiller

ophioglossum : gre., lat. * ophis (yılan) + glossa, glotta (dil, lisan) (gre.) + um (son ek) (lat.) * Ophioglossaceae familyasına ait, yılan dili eğreltilerini (eğrelti otlarını) kapsayan cins

ophiolit : gre. * ophis (yılan) + lithos (taş, kaya) * genellikle eski okyanus kabuğu ve manto materyallerini içeren, yılan gibi uzun ve ince bantlar halinde dizilmiş kayaç veya kaya formasyonu

ophiopogon : gre. * ophis (yılan) + pogon (sakal) * Asparagaceae familyasına ait, yılan benzeri uzun ve ince yapraklı, sakalı andıran yaprak formuna sahip olan, yer örtücü süs bitkisi olarak yetiştirilen tropikal ve subtropikal bitki cinsi

ophisauridae : gre., lat. * ophis (yılan) + sauros (kertenkele, sürüngen) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * bacaksız veya körelmiş uzuvlu kertenkeleleri kapsayan, yılan benzeri gövde yapısına sahip sürüngenler familyası

ophiuroidea : gre. * ophis (yılan) + oura (kuyruk) (gre.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) + a (çoğul eki) * derisi dikenliler (Echinodermata) şubesine bağlı, yılan yıldızlarını kapsayan, merkezi diskten çıkan uzun ve esnek yılan benzeri kolları bulunan derisidikenliler sınıfı, yılanyıldızları, kırılgan yıldızlar

opia : gre. * oph, ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + eia (isim yapım ve durum eki) * görme yeteneğiyle ilgili durum, görüşle ilgili durum; biriyle göz göze gelindiğinde hissedilen yoğunluk, savunmasızlık, ciddiyet, huzursuzluk, büyülenme ve gerginlik hissini tanımlayan kavram

opiat : gre., lat. * opion (haşhaş suyu, haşhaş sütü, afyon) (opos (özsu, reçine, salgı) + ion (isim yapım eki) ) (gre.) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.) * afyon haşhaşından (Papaver somniferum) elde edilen, morfin ve kodein gibi doğal bileşikleri içeren, merkezi sinir sistemini baskılayarak çalışan, öfori yaratabilen ve reçeteli (ağrı için) veya yasadışı (eroin) şekilde kötüye kullanımları yaygın olan güçlü ağrı kesici ve yüksek bağımlılık yapıcı etkiye sahip doğal ilaç sınıfı, opioid

opiliaceae : gre., lat. * ope (açıklık) + eilein (kapatmak, örtmek) + eia (isim yapım eki) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * sandal ağacıgiller, sandalçiçekliler takımı (Santalales) içinde yer alan, genellikle tropikal bölgelerde yetişen odunsu bitki, çalı ve tırmanıcı sarmaşıklardan oluşan bir çiçekli bitki familyası

opiofobi : gre. * opion (haşhaş suyu, haşhaş sütü, afyon) (opos (özsu, reçine, salgı) + ion (isim yapım eki) ) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * morfine bağımlılık korkusu

opioid : gre. * opion (haşhaş suyu, haşhaş sütü, afyon) (opos (özsu, reçine, salgı) + ion (isim yapım eki) ) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * afyon haşhaşından (Papaver somniferum) elde edilen, morfin ve kodein gibi doğal bileşikleri içeren, merkezi sinir sistemini baskılayarak çalışan, öfori yaratabilen ve reçeteli (ağrı için) veya yasadışı (eroin) şekilde kötüye kullanımları yaygın olan güçlü ağrı kesici ve yüksek bağımlılık yapıcı etkiye sahip doğal ilaç sınıfı, opiat

opipramol : gre. * opion (haşhaş suyu, haşhaş sütü, afyon) (opos (özsu, reçine, salgı) + ion (isim yapım eki) ) + pramol (pramin türevi, sentetik ilaç eki) * anksiyete ve depresyon tedavisinde kullanılan, antidepresan ve anksiolitik özellikler taşıyan, merkezi sinir sistemi üzerinde etkili bir psikiyatrik ilacın etken maddesi (C23H29N3O)

opisthobranchia : gre. * opistho (geri, arkaya) + brankhios (solungaç) + a (çoğul eki) * solungaçları vücudun arka kısmında bulunan, deniz tavşanları ve nudibranklar gibi yumuşakçaları kapsayan, yumuşakçalar (Mollusca) şubesinin karından bacaklılar (Gastropoda) sınıfına ait bir deniz salyangozu alt sınıfı

opistognathidae : gre. * opistho (geri, arkaya) + gnathos (çene) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * genellikle sıcak ve sığ denizlerde yaşayan, çeneleri geride konumlanmış veya arka bölgeye yerleşmiş ağız yapısıyla tanınan çene balıklarını kapsayan balık familyası, çeneli balıklar

opistotonus : gre. * opistho (geri, arkaya) + tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) * özellikle tetanoz veya bazı nörolojik hastalıklarda görülen, kasların aşırı kasılması sonucu vücudun sırt üstü veya arkaya doğru aşırı bükülmesi durumu

oplopanax : gre. * hoplon (silah, zırh) + panakos, panax (tam şifa, çare, ilaç, tedavi, tam iyileşme; ginseng, şifa bitkisi) (pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) + akos (şifa, çare, ilaç, tedavi, tam iyileşme) ) * Araliaceae familyasına ait, dikenli ve tıbbi özellikli bitki cinsi

opobalsamum : gre., lat. * opos (özsu, reçine, salgı) + balsamon (aromatik reçine) (gre.) + um (son ek) (lat.) * aromatik, reçinemsi ve genellikle iyileştirici veya koruyucu özelliklere sahip bitki özsuyu veya reçine, özellikle tıbbi ve parfümeri amaçlı kullanılan doğal balsam

oponent : lat. * opponens (karşı koyan) (ob (üzerine, karşı, karşıt, zıt) + ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * bir fikir, görüş, takım veya kişi karşısında duran, karşı çıkan, mücadele eden (kişi); spor, hukuk ve genel bağlamlarda rakip veya muhalif

oportünist : lat. * opportunus (elverişli, uygun) (ob (üzerine, karşı, karşıt, zıt; yönelme) + portus (liman, güvenli yer) + inus (ile ilgili, -a ait) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) ) * kendi çıkarını maksimize etmek için duruma göre hareket eden, fırsatları kendi lehine değerlendirmede esnek ve bazen ahlaki açıdan sorumsuz davranan (kişi), fırsatçı

oportünistik : lat. * opportunus (elverişli, uygun) (ob (üzerine, karşı, karşıt, zıt; yönelme) + portus (liman, güvenli yer) + inus (ile ilgili, -a ait) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) ) + icus (ile ilgili, -a ait) * fırsatçılıkla ilgili, duruma göre kendi çıkarını maksimize etme ve avantaj sağlamak için esnek davranma ile ilgili (kişi veya davranış tarzı), oportünist yaklaşımla ilgili

oportünite : lat. * opportunus (elverişli, uygun) (ob (üzerine, karşı, karşıt, zıt; yönelme) + portus (liman, güvenli yer) + inus (ile ilgili, -a ait) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) ) + itas (isim yapın ve durum eki) * elverişli ve uygun zaman, durum, koşul; bir işi yapmak veya avantaj sağlamak için uygun olan ve fırsat sunan hal, fırsat

oportünizm : lat. * opportunus (elverişli, uygun) (ob (üzerine, karşı, karşıt, zıt; yönelme) + portus (liman, güvenli yer) + inus (ile ilgili, -a ait) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * kendi çıkarını maksimize etmek için ahlaki veya ilkesel sınırları esneterek fırsatları değerlendirme eğilimi, tutumu veya davranışı

opoterapi : gre. * opos (özsu, reçine, salgı) + therapeia (hizmet etme, ilgilenme, iyileştirme, tedavi etme, eğitme, öğretme, iyileştirme, öğretiyle islah etme; bakım, hizmet, tedavi) (therapuein (hizmet etmek, ilgilenmek, iyileştirmek, tedavi etmek, yönetmek, tıbbi tedavi etmek), the (ön ek) + rapein (eğitmek, öğretmek) ) + eia (isim yapım eki) ) * hastalıklara karşı vücut direncini artırmak veya eksiklikleri gidermek amacıyla hayvanların taze organ, doku veya salgılarından (özellikle iç salgı bezlerinden) elde edilen özütlerin tedavi amacıyla kullanılması yöntemi

opozisyon : lat. * ob (üzerine, karşı, karşıt, zıt; yönelme) + positio (konum, mevki, durum, hal) (ponere (koymak, yerleştirmek, konumlamak), positus (konmuş, yerleştirilmiş, konumlanmış) + tio (isim yapım eki) ) * karşı koyma, karşı durma, karşı gelme, zıtlaşma, direnme veya karşıt bir duruş sergileme

oppozit : lat. * ob (üzerine, karşı, karşıt, zıt; yönelme) + ponere (koymak, yerleştirmek, konumlamak), positus (konmuş, yerleştirilmiş, konumlanmış) * karşı, zıt, ters, aksi

oppozit yaprak : lat., tür. * ob (üzerine, karşı, karşıt, zıt; yönelme) + ponere (koymak, yerleştirmek, konumlamak), positus (konmuş, yerleştirilmiş, konumlanmış) (lat.) + yaprak (bitkilerin dalları üzerinde yer alan, genellikle yeşil renkli, yassı ve ince solunum ve besin üretim organı) (yapırga (sallanmak, hışırdamak, titreşmek, rüzgarda titreşmek) + ak (isim yapım eki) ) (tür.) * botanikte aynı boğumda iki yaprağın gövdenin karşılıklı iki yanında, birbirine zıt yönde çıkması; akçaağaç, nane ve karanfilgillerde görülen yaprak dizilişi

opsin : gre. * ops (göz, görme, yüz) + in (kimyasal madde ve protein eki) * görme sürecinde retina hücrelerinde ışık sinyalinin algılanmasını sağlayan ışığa duyarlı proteinler

opsiyon : lat. * optare (seçmek, tercih etmek, arzulamak) + tio (isim yapım eki) * birden fazla olasılık arasından seçme hakkı, tercih edilebilir durum, seçenek

opsiyonel : lat. * optare (seçmek, tercih etmek, arzulamak) + tio (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, -a ait) * zorunlu olmayan, isteğe bağlı olarak seçilebilen, seçime bağlı olan, tercih edilebilecek olan, seçilebilecek olan

opsonik : gre. * opsonion (yiyecek, katık, azık) (opson (yiyecek, katık, azık) + ion (küçültme veya aidiyet eki) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * bağışıklık sisteminde mikroorganizmaların fagositler tarafından daha kolay tanınmasını ve yutulmasını sağlayan maddelerle ilgili

opsonin : gre. * opson (yiyecek, katık, azık) (gre.) + ine (kimyasal madde eki) (lat.) * bağışıklık sisteminde mikroorganizmaların fagositler tarafından tanınmasını ve yutulmasını kolaylaştıran, antikor veya kompleman kökenli kaplayıcı proteinler grubu, işaretleyici bağışıklık molekülü

opsonizasyon : gre. * opson (yiyecek, katık, azık) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * bağışıklık sisteminde mikroorganizmaların fagositler tarafından daha kolay tanınıp yutulmasını sağlamak üzere yüzeylerinin işaretlenmesi süreci

optik : gre. * ops (göz, görme, yüz), optos (görünür, görünen) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * ışık ve görme ile ilgili olan, göz veya görme duyusu ile bağlantılı olan

optik kiazma : gre. * ops (göz, görme, yüz), optos (görünür, görünen) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) + khiasma (haç, çapraz, kesişme) * gözlerden gelen sinir liflerinin beynin tabanında birbirini çaprazlayarak görme sinyallerini ilettiği sinir yapısı

optikomezansefalik : gre. * ops (göz, görme, yüz), optos (görünür, görünen) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) + mesos (orta, vasat, ara, yarı) + enkephale, enkephalos (en (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + kephale, kephalos (kafa, baş) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * görme yolları ve orta beyin yapılarıyla ve bu bölgelerin işlevleri veya bağlantılarıyla ilgili

optimal : lat. * optimus (en iyi, en uygun, en verimli, en faydalı) + alis (ile ilgili, -a ait) * en iyi sonucu veya en uygun durumu sağlayan, maksimum verim veya fayda sağlayan, en uygun, en iyi şekil veya yol

optimetri : lat. * optimus (en iyi, en uygun, en verimli, en faydalı) + metria (ölçme, ölçüm) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım ve durum eki) ) * bir şeyin en iyi, en uygun veya maksimum durumunu belirlemek için yapılan ölçüm veya değerlendirme işlemi

optimist : lat. * optimus (en iyi, en uygun, en verimli, en faydalı) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * olaylara veya durumlara olumlu bakmayı, en iyi sonuçları beklemeyi alışkanlık haline getirmiş olan (kişi), iyimser (kimse)

optimistik : lat. * optimus (en iyi, en uygun, en verimli, en faydalı) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * olaylara veya durumlara olumlu bakmayı, en iyi sonuçları beklemeyi ifade eden, iyimserlikle ilgili olan

optimizasyon : lat. * optimus (en iyi, en uygun, en verimli, en faydalı) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım ve durum eki) * bir sistemi, süreci veya durumu en iyi, en uygun performans veya verim seviyesine getirme işlemi

optimize : lat. * optimizatus (optimus (en iyi, en uygun, en verimli, en faydalı) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); optimizé (fra.) * en iyi, en uygun performans veya verim seviyesine ulaştırılmış

optimizm : lat. * optimus (en iyi, en uygun, en verimli, en faydalı) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * olaylara veya durumlara olumlu bakma ve en iyi sonuçları bekleme felsefesi veya düşünce tarzı

optimum : lat. * optimus (en iyi, en uygun, en verimli, en faydalı) + um (isim yapım eki) * en yüksek verim, en iyi sonuç veya en uygun durum sağlayan değer, koşul veya durum

optisyen : gre. * ops (göz, görme, yüz), optos (görülen, görülebilir, ışıksal) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) + ianos (-cı, yapan, eden eki) (gre.); opticianus (lat.) * göz sağlığıyla ilgilenen, gözlük ve lens gibi görme yardımcılarını hazırlayan veya satan uzman kişi

optogenetik : gre. * ops (göz, görme, yüz; ışık), optos (görülen, görülebilir, ışıksal) (ops (görmek, göz, bakış) + tos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * genetik olarak modifiye edilmiş hücrelerin ışıkla kontrol edilmesini sağlayan, yöntemleri inceleyen, özellikle nöron aktivitesinin ışık ile uyarılması veya baskılanmasında kullanılan biyoteknoloji alanı

optometri : gre. * ops (göz, görme, yüz; ışık), optos (görülen, görülebilir, ışıksal) + metria (ölçme, ölçüm) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım ve durum eki) ) * gözlerin görme yeteneğini ölçen, değerlendiren ve görme bozukluklarını ölçen bilim dalı veya uygulama

optometris : gre. * ops (göz, görme, yüz; ışık), optos (görülen, görülebilir, ışıksal) + metron, metros (ölçü), metris (ölçen, uzman kişi) * gözlerin görme yeteneğini değerlendiren ve görme bozukluklarını ölçme konusunda uzman kişi

opuntia : lat. * opus (iş, eser, çalışma; Antik Yunan'da bir yer adı) + ia (isim yapım eki) * Cactaceae (kaktüsgiller) familyasına ait, dikenli gövdeleri olan ve genellikle kurak bölgelerde yetişen, etli yapraklı, dikenli incir kaktüsleri

opus : lat. * opus (iş, çalışma, emek, eser) * iş, çalışma, faaliyet, emek, eser, operasyon

opus dei : lat. * opus (iş, çalışma, faaliyet, emek, eser) + dei (tanrı) * Tanrı’nın işi, Tanrı’nın çalışması; tam ismi "Sociedad de la Santa Cruz de Opus Dei” (Opus Dei Kutsal Haç Derneği) olan ve Madrid’li papaz Jose Maria Escriva de Balaguery Albas tarafından kurulan okült örgüt

or : tür. * or (general rütbesi kademelerinin en üstünün ismi ve ordu kelimesinin kısaltması olan kelime; ordu, askeri birlik) * general rütbesi kademelerinin en üstünün ismi ve ordu kelimesinin kısaltması olan kelime (örneğin "orgeneral")

ora : tür. * o (üçüncü tekil şahıs işaret sıfatı / zamiri) + ra (yer) * o yer

oracık : tür. * o (üçüncü tekil şahıs işaret sıfatı / zamiri) + ra (yer) + cık (küçültme ve sevimlilik eki) * tam orası, o nokta

orada : tür. * o (üçüncü tekil şahıs işaret sıfatı / zamiri) + ra (yer) + da (-a doğru, yönelim eki) * konuşmacıya veya referans verilen yere yakın olan belirli noktayı veya konumu ifade eden yer zarfı

oradan : tür. * o (üçüncü tekil şahıs işaret sıfatı / zamiri) + ra (yer) + dan (kaynak bildirim eki) * konuşmacıya veya referans verilen yere yakın olan noktadan hareketi veya ayrılmayı ifade eden yer zarfı

orafarinks : gre. * oris, oro (ağız) + pharynx (yutak, boğaz) * ağız boşluğunun arka kısmı ile boğazın üst bölümünü kapsayan ve hem solunum hem de sindirim yollarının başlangıcı olan bölge

orak : tür. * or (kesmek) + ak (-ci, yapan, eden eki) * kesici, kesme aleti, kestirme, kesimleme, ölçümleme (oris, oro (ağız, kesim, açılma, giriş) (lat.); oral (ağızsal, kesimsel, açışsal) (ing., fra., alm.), orifice (giriş) (fra.) )

oral : lat. * oralis (ağızla ilgili, ağıza ait, ağız yoluyla, ağızdan) (oris, oro (ağız) + alis (ile ilgili, -a ait) ) * ağızla ilgili, ağıza ait, ağız yoluyla, ağızdan

oral seks : lat. oralis (ağızla ilgili, ağıza ait, ağız yoluyla, ağızdan) (oris, oro (ağız) + alis (ile ilgili, -a ait) ) + sectus, sexus (cins, cinsiyet, ayrım, ayrışım, kesim, bölünme) (secare (kesmek; ayırmak, bölmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * ağız yoluyla yapılan cinsel ilişki veya cinsel uyarı eylemi

oramiral : tür. * or (general rütbesi kademelerinin en üstünün ismi ve ordu kelimesinin kısaltması olan kelime; ordu, askeri birlik) + amir (emreden, buyuran) + el (ön ek, artikel) + umara (emir verenler, buyuranlar) (ara.) * bir donanmanın en yüksek rütbeli subayı, gemi ve deniz kuvvetlerini yöneten üst düzey komutan

oran : tür. * or (kesmek) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kesme kestirme, kesimleme, ölçümleme, nispet, karşılaştırmalı ve yüzdesel miktar ölçümleme değeri

orangutan : mal. * orang (insan) + hutan (orman) * Endonezya ve Malezya ormanlarında yaşayan, uzun kolları ve kırmızımsı-kahverengi tüyleriyle tanınan büyük maymun türü

oranjestad : fle. * Oranje (Turuncu Hanedanı, Hollanda Kraliyet Ailesi) + stad (şehir) * Aruba adasının başkenti, adanın ekonomik ve kültürel merkezi olan şehir

orantı : tür. * or (kesmek) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + tı (isim yapım eki) * iki veya daha fazla büyüklüğün birbirine göre ölçü veya miktar bakımından olan ilişkisi; matematikte iki niceliğin birbirine bölünmesiyle elde edilen oransal değer, nispet

oratoryo : gre., lat. * oratorium (dua yeri, küçük kilise) (orare (konuşmak) (oris (ağız, açıklık) + are (fiil mastar eki) ) + tor (-cı, yapan, gerçekleştiren) + ium (yer, mekan eki) ) * dini veya dramatik içerikli müzik eserlerinden biri, genellikle sahnelenmeden konser ortamında seslendirilen uzun vokal ve enstrümantal kompozisyon

oratör : gre., lat. * orare (konuşmak) (oris (ağız, açıklık) + are (fiil mastar eki) ) + tor (-cı, yapan, gerçekleştiren) * topluluk önünde konuşma yapma konusunda yetenekli ve deneyimli kişi, konuşmacı

oraya : tür. * o (işaret sıfatı / zamiri) + ra (yer) + ya (-a doğru, yönelim eki) * o yere, uzakta olan belirli yere

orbea : lat. * orbis (daire, çember, halka, disk, tekerlek, küre) + ea (isim yapım eki) * çiçeklerinin halka veya dairesel biçimli görünümüne atıfta bulunan, sütleğengillerden değil Apocynaceae familyasında yer alan, çiçekleri yıldız şeklinde ve kokulu olan, etli ve özsulu (sukulent) gövdeli bitkileri kapsayan Afrika kökenli bitki cinsi

orbikülaris : lat. * orbicularis (yuvarlak, dairesel, çembersel) (orbis (daire, çember, halka, disk, tekerlek, küre) + culus (küçültme eki) + aris (ile ilgili, -a ait) ) * yuvarlak veya dairesel şekilli

orbiküler : lat. * orbiculus (küçük daire, yuvarlak disk) (orbis (daire, çember, halka, disk, tekerlek, küre) + culus (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) * daire biçimli, yuvarlak, disk şeklinde olan, özellikle yaprak, organ veya yapıların yaklaşık tam yuvarlak biçimli olan

orbit : lat. * orbis (daire, çember, halka, disk, tekerlek, küre), orbita (yörünge, döngü, göz çukuru, iz, yol, tekerlek izi) * gök cisimlerinin yerçekimi etkisiyle başka bir cisim çevresinde izlediği eliptik veya dairesel hareket yolu, yörünge

orbital : lat. * orbis (daire, çember, halka, disk, tekerlek, küre), orbita (yörünge, döngü, göz çukuru, iz, yol, tekerlek izi) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yörünge ile ilgili, yörüngesel

orbitografi : lat. * orbis (daire, çember, halka, disk, tekerlek, küre), orbita (yörünge, döngü, göz çukuru, iz, yol, tekerlek izi) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * göz çukuru veya bir cismin yörüngesinin ölçülmesi, çizilmesi veya grafik olarak kaydedilmesi işlemi

orbitomeatal : lat. * orbis (daire, çember, halka, disk, tekerlek, küre), orbita (yörünge, döngü, göz çukuru, iz, yol, tekerlek izi) + meatus (geçit, kanal) + alis (ile ilgili, -ait) * göz çukuru ve kulak veya burun geçidi ile ilgili

orbiton : lat. * orbis (daire, çember, halka, disk, tekerlek, küre), orbita (yörünge, döngü, göz çukuru, iz, yol, tekerlek izi) + on (parçacık/tanecik eki) * katı hal fiziğinde elektronların aşırı soğuk ortamlarda parçalanmasıyla ortaya çıkan, elektronun yörünge hareketine ait enerjiyi taşıyan, holon ve spinon ile birlikte elektronun temel özelliklerinin ayrıştığı bir yarı parçacık türü

orbitotomi : lat. * orbis (daire, çember, halka, disk, tekerlek, küre), orbita (yörünge, döngü, göz çukuru, iz, yol, tekerlek izi) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * tümör veya kist gibi yapıların alınması amacıyla göz çukuruna uygulanan cerrahi operasyon

orca : gre. * orcinus, orca (büyük balina, katil balina) * yunusgiller (Delphinidae) familyasının en büyük üyesi olan, halk arasında "katil balina" olarak da bilinen, siyah-beyaz rengi, 9 metreye ulaşabilen boyu ve karmaşık avlanma stratejisiyle tanınan, dünyanın tüm okyanuslarında yaşayabilen son derece zeki, sosyal ve en üst düzey yırtıcı deniz memelisi, orcinus orca, katil balina

orchidaceae : gre., lat. * orkhis (yumru; erbezi, testis) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası) (lat.) * çiçekleri çoğunlukla karmaşık ve gösterişli yapıda olan, çok sayıda otsu ve epifit türü kapsayan bitki familyası, orkidegiller, salepgiller

orchis : gre. * orkhis (yumru; erbezi, testis) * Orchidaceae familyasına ait, yumrularının şekli nedeniyle adlandırılmış orkide cinsi

orcik : tür. * orcik (tatlı, özellikle irmik, ceviz ve şeker ile yapılan geleneksel Osmanlı tatlısı) * özellikle Ramazan ve bayramlarda, ipe dizilmiş cevizlerin üzüm veya dut pekmezi, nişasta ve un karışımına (bastık/bulamaç) batırılıp kurutulmasıyla yapılan, şerbetli, küçük porsiyonlu, geleneksel ve besleyici bir Anadolu tatlısı

orcinus : gre. * orcinus, orca (büyük balina, katil balina) * yunusgiller (Delphinidae) familyasının en büyük üyesi olan, halk arasında "katil balina" olarak da bilinen, siyah-beyaz rengi, 9 metreye ulaşabilen boyu ve karmaşık avlanma stratejisiyle tanınan, dünyanın tüm okyanuslarında yaşayabilen son derece zeki, sosyal ve en üst düzey yırtıcı deniz memelisi, orcinus orca, katil balina

orcus : gre., lat. * horkizein (yemin etmek, yeminle bağlamak), horkos (yemin, kutsal yemin, yemin ruhu; Yunan mitolojisinde yeminlerin kişileştirilmiş ruhu ve cini) (gre ); orcus (yeraltı, ölüler diyarı) (lat.) * Roma mitolojisinde ölülerin ve yeraltı dünyasının cezalandırıcı tanrısı

orçun : tür. * or (ardından gelmek, izlemek, takip etmek) + çun (isim yapım eki) * ardıl, halef (arkadan gelen, birinin yerini alan) ve soydan gelen kimse/torun, bir kimseden sonra gelen, onun yerini veya görevini devralan kimse; orduya ait olan, orduyla ilgili, savaşçı ruha sahip, ordu mensubu, ordu gibi güçlü; erkek ismi

order : lat., ing. * ordinem, ordo (düzen, nizam, sıra, sınıf, grup) (lat.); order (ing.) * belirli bir düzen veya sıra içinde yer alan şeylerin dizilişi, hiyerarşik veya kategorik düzen, düzen, nizam, tertip; askeri, dini veya sosyal sınıflandırma

ordinal : lat. * ordinem (ordo (sıra, dizi, düzen, nizam, tertip) + inem (bağlaç) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sıra ile ilgili, düzen ile ilgili; Matematik ve mantıkta, sıralama veya düzeni ifade eden, bir elemanın konumunu veya derecesini belirten kavram

ordinaryüs : lat. * ordinem (ordo (sıra, dizi, düzen, nizam, tertip) + inem (bağlaç) ) + arius (ile ilgili, -a ait) * belirli bir düzene, sıraya veya kurala göre olan; olağan, normal veya rutin olarak gerçekleşen, düzenli, düzene uygun (durum veya kişi); genellikle akademik unvanlarda kullanılan, belirli bir göreve veya pozisyona sürekli olarak atanmış profesör veya yüksek rütbeli akademik kişi

ordinat : lat. * ordinatus (ordinare (düzene koymak, düzenlemek, sıralamak, dizmek) (ordinem (ordo (sıra, dizi, düzen, nizam, tertip) + inem (bağlaç) ) + are (fiil mastar eki) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * matematikte koordinat sisteminde dikey eksen (y‑ekseni) üzerindeki değerleri

ordinatör : lat., fra. * ordinare (düzene koymak, düzenlemek, sıralamak, dizmek) (ordinem (ordo (sıra, dizi, düzen, nizam, tertip) + inem (bağlaç) ) + are (fiil mastar eki) + tor (-cı, yapan, eden eki) (lat.); ordinateur (fra.) * verileri işleyen, saklayan ve belirli komutlara göre çalışan elektronik cihaz, bilgisayar, kompüter

ordino : lat. * ordinare (düzene koymak, düzenlemek, sıralamak, dizmek) + o (isim yapım eki) * dış ticarette ve deniz taşımacılığında, gümrükteki malların ithalatçı tarafından teslim alınabilmesi için taşıyıcı firma veya acente tarafından düzenlenen ve konşimento karşılığında alınan, malların gümrükten çekilmesi için yasal olarak zorunlu olan ve taşınan yükün mülkiyetinin teslimini sağlayan "teslim emri" niteliğindeki belge

ordo hermeticus aurei aurorae : lat. * ordo (düzen, nizam, tarikat, sınıf) + hermeticus (Hermes’e ait, gizemli) + aurei (altın) + aurorae (şafak, yeni başlangıç) * Hermetik öğretilere dayanan, “Altın Şafak Tarikatı” anlamında kullanılan ezoterik ve mistik bir örgüt

ordo templis orientis : lat. * ordo (düzen, nizam, tarikat, sınıf) + templis (tapınak, mabed) + orientis (doğu, doğuya ait) * mistik ve ezoterik öğretilerle ilgilenen, özellikle ritüel büyü, okült ve tarikat çalışmaları üzerine kurulmuş uluslararası okült bir örgüt

ordonans : lat., fra. * ordonnentia (ordo, ordinem (sıra, seri, dizi, nizam, düzen, rütbe) + entia (isim yapım ve durum eki) ) (lat.); ordonnance (fra.) * düzenleme, emir verme, talimat, ordonakararname, kanunname, emir belgesi

ordonat : lat., tür. * ordinare (düzene koymak, düzenlemek, sıralamak, dizmek) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); ordu (askeri birlik) + donatım (donatma, teçhizat, malzeme sağlama) (tür.) * bir şeyi düzenleyen, sıralayan veya emir ve talimat veren kişi; özellikle askeri veya resmi görevlerde düzen sağlamakla sorumlu kişi; Türk Silahlı Kuvvetleri'nde ordunun silah, mühimmat, araç-gereç ve teknik donanım ihtiyaçlarını sağlayan, bakım ve onarımını yapan teknik sınıf veya bu sınıfın bağlı olduğu birim

ordövr : fra. * hors (dış, dışında) + de (tamlama eki) + oeuvre (eser, yapıt, iş, çalışma) * yemekten önce masaya gelen soğuk yiyecekler, meze, çerez

ordu : moğ., tür. * ordu (kamp, birlik, sefer için toplanmış düzenli asker topluluğu, askeri birlik, savaşçı topluluk) (or (ardından gelmek, izlemek, takip etmek) + du (isim yapım eki) ) (tür.); horde (topluluk, kalabalık) (gre.); ordo (nizam, düzen) (lat.) * belirli bir disiplin ve komuta yapısı altında bir araya getirilmiş ve savaş veya savunma amacıyla organize edilmiş asker topluluğundan oluşan silahlı güç

ordubozan : moğ., tür. * ordu (kamp, birlik, sefer için toplanmış düzenli asker topluluğu, askeri birlik, savaşçı topluluk) (or (ardından gelmek, izlemek, takip etmek) + du (isim yapım eki) ) (tür.); horde (topluluk, kalabalık) (gre.); ordo (nizam, düzen) (lat.) + bozan (düzeni ortadan kaldıran, kötü hale sokan, durumu kötüleştiren) * sözünde durmayan, oyunbozan, mızıkçı veya fesat çıkarıp huzuru kaçıran kişi (dönek)

orduevi : moğ., tür. * ordu (kamp, birlik, sefer için toplanmış düzenli asker topluluğu, askeri birlik, savaşçı topluluk) (or (ardından gelmek, izlemek, takip etmek) + du (isim yapım eki) ) (tür.); horde (topluluk, kalabalık) (gre.); ordo (nizam, düzen) (lat.) + ev (mekan, yuva, yapı, ikamet edilen yer, konut) + i (iyelik eki) * askerler ve subaylar için sosyal, kültürel ve dinlenme amaçlı olarak kullanılan resmi bina veya tesis

ordugah : moğ., tür. * ordu (kamp, birlik, sefer için toplanmış düzenli asker topluluğu, askeri birlik, savaşçı topluluk) (or (ardından gelmek, izlemek, takip etmek) + du (isim yapım eki) ) (tür.); horde (topluluk, kalabalık) (gre.); ordo (nizam, düzen) (lat.) + gah (yer, mekan, konum, mevki, makam, lokasyon) * askerlerin geçici veya sürekli olarak konuşlandığı, toplandığı ve faaliyet gösterdiği yer; askeri kamp veya karargah

orectolobidae : gre., lat. * orektos (uzatılmış, gerilmiş) + lobos (lop, çıkıntı, püskül, saçak) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * genellikle sığ ve ılık sularda, okyanus diplerinde yaşayan, wobbegong veya halı köpekbalığı olarak bilinen türlerin bulunduğu, Orectolobiformes takımına bağlı bir kıkırdaklı balık (köpekbalığı) familyası

orectolobiformes : gre., lat. * orektos (uzatılmış, gerilmiş) + lobos (lop, çıkıntı, püskül, saçak) (gre.) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * ağız çevresindeki etsi çıkıntıları, dipte yaşamaya uyum sağlamış vücut yapıları ve çoğunlukla bentik yaşam biçimleriyle tanınan halı köpekbalıkları, bambu köpekbalıkları, zebra köpekbalığı ve balina köpekbalığını kapsayan köpekbalıkları takımı

orfoz : gre. * orphos (güzel, parlak) * genellikle süs amaçlı veya tüketim için yetiştirilen, iri ve renkli pullara sahip bir deniz balığı türü, özellikle Akdeniz ve Ege’de bulunan büyük etli balık

org : lat. * organum (araç, alet, müzik aleti) * genellikle tuşlu ve borulu yapıya sahip, üflemeli veya mekanik sistemle ses üreten müzik aleti

organ : gre., lat. * organon (vücut içinde belirli işlevleri yerine getirmek üzere bulunan dokulardan her biri) (or (araç, alet, işlev gören şey) + ganon (isim yapım eki) ) (gre.); organum (lat.) * araç, alet, üye; vücut içinde belirli işlevleri yerine getirmek üzere bulunan dokulardan her biri (örneğin kalp, karaciğer, böbrek vb.); ip, halat, bağ, örülmüş olma, yanyana getirilmiş olma, birbirine bağlanma; gan

organel : gre., lat. * organon (vücut içinde belirli işlevleri yerine getirmek üzere bulunan dokulardan her biri) (or (araç, alet, işlev gören şey) + ganon (isim yapım eki) ) (gre.); organum (lat.) + ella (küçültme eki) (lat.) * hücre içinde belirli bir işlevi yerine getiren yapı veya alt birim (örneğin çekirdek (nükleus), mitokondri gibi hücresel organlar)

organik : lat. * organon (vücut içinde belirli işlevleri yerine getirmek üzere bulunan dokulardan her biri) (or (araç, alet, işlev gören şey) + ganon (isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.); organicus (lat.) * canlılarla ilgili olan, canlı organizmalardan türeyen veya biyolojik yapıya ait olan; kimyada karbon temelli bileşikler, hidrokarbonlar

organik kimya : lat., gre., ara. * organon (vücut içinde belirli işlevleri yerine getirmek üzere bulunan dokulardan her biri) (or (araç, alet, işlev gören şey) + ganon (isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.); organicus (lat.) + khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein (karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.); kimya (maddenin yapısını, hallerini ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı) (ara.) * canlı organizmalardan veya karbon içeren bileşiklerden türetilen maddeleri inceleyen, karbon temelli moleküllerin yapısını, özelliklerini ve tepkimelerini araştıran kimya dalı

organizasyon : gre., lat. * organon (vücut içinde belirli işlevleri yerine getirmek üzere bulunan dokulardan her biri) (or (araç, alet, işlev gören şey) + ganon (isim yapım eki) ) (gre.); organum + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım ve durum eki) (lat.) * belirli bir amaç doğrultusunda kişiler, birimler veya kaynakların sistemli şekilde düzenlenmesi ve koordinasyonu işlemi; kurum veya toplulukların yapılandırılması, örgütleme, örgütlenme

organizatör : gre., lat. * organon (vücut içinde belirli işlevleri yerine getirmek üzere bulunan dokulardan her biri) (or (araç, alet, işlev gören şey) + ganon (isim yapım eki) ) (gre.); organum + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tor (-cı, yapan, eden eki) (lat.) * etkinlikleri, işleri veya birimleri düzenleyen, planlayan ve koordine eden kişi veya kurum

organize : gre., lat. * organizatus (organon (vücut içinde belirli işlevleri yerine getirmek üzere bulunan dokulardan her biri) (or (araç, alet, işlev gören şey) + ganon (isim yapım eki) ) (gre.) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); organisé (fra.) * belirli bir düzene veya plana göre hazırlanmış, düzenlenmiş veya sistemli hale getirilmiş, düzenlenmiş

organizma : gre. * organon (vücut içinde belirli işlevleri yerine getirmek üzere bulunan dokulardan her biri) (or (araç, alet, işlev gören şey) + ganon (isim yapım eki) ) + ismos (isim yapım, akım, öğreti, doktrin eki) * canlılık özellikleri taşıyan, kendi başına hayatını sürdürebilen, belirli organ veya yapıların bir araya gelmesiyle oluşan ve organları belirli bir düzene göre işleyen biyolojik varlık

organo-heparinoid : gre. * organon (vücut içinde belirli işlevleri yerine getirmek üzere bulunan dokulardan her biri) (or (araç, alet, işlev gören şey) + ganon (isim yapım eki) ) + hepar (karaciğer) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * yapısal veya işlevsel olarak heparine (karaciğer kökenli antikoagülan maddeye) benzeyen, organik kökenli bileşik veya madde

organoid : gre. * organon (vücut içinde belirli işlevleri yerine getirmek üzere bulunan dokulardan her biri) (or (araç, alet, işlev gören şey) + ganon (isim yapım eki) ) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * hücre veya dokulardan laboratuvar ortamında oluşturulmuş, belirli organlara yapısal ve fonksiyonel olarak benzeyen üç boyutlu mini organ modeli

organogenez : gre. * organon (vücut içinde belirli işlevleri yerine getirmek üzere bulunan dokulardan her biri) (or (araç, alet, işlev gören şey) + ganon (isim yapım eki) ) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * embriyonik gelişim sürecinde üç germ yaprağından (ektoderm, mezoderm ve endoderm) köken alan hücrelerin farklılaşarak belirli organları ve organ sistemlerini meydana getirmesi süreci

organojenez : gre. * organon (vücut içinde belirli işlevleri yerine getirmek üzere bulunan dokulardan her biri) (or (araç, alet, işlev gören şey) + ganon (isim yapım eki) ) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * embriyonik gelişim sürecinde üç germ yaprağından (ektoderm, mezoderm ve endoderm) köken alan hücrelerin farklılaşarak belirli organları ve organ sistemlerini meydana getirmesi süreci

organolantanit : gre. * organon (vücut içinde belirli işlevleri yerine getirmek üzere bulunan dokulardan her biri) (or (araç, alet, işlev gören şey) + ganon (isim yapım eki) ) (gre.) + lanthanum (lanthanein (gizlenmek, saklanmak) + anum (isim yapım eki) + ites (element, kayaç ve mineral eki) (lat.) * yapısında doğrudan bir lantanit serisi elementi (lantandan lutesyuma kadar olan 57-71 atom numaralı elementler) ile karbon atomu arasında bağ bulunan organometalik bileşik; lantanit elementlerinin karbon temelli organik gruplarla bağ yaptığı organometalik bileşikler grubu, karbon-lantanid bağı içeren kimyasal bileşikler sınıfı

organoleptik : gre. * organon (vücut içinde belirli işlevleri yerine getirmek üzere bulunan dokulardan her biri) (or (araç, alet, işlev gören şey) + ganon (isim yapım eki) ) + lambanein (ele geçirmek, ele almak, kapmak, tutmak, almak, kavramak, yakalamak), lepsis (alma, kavrama, yakalama, algılama, idrak) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * tat, koku, dokunma, görme gibi duyu organlarıyla algılanabilen özelliklerle ilgili olan, duyu organlarıyla algılanabilen

organomegali : gre. * organon (vücut içinde belirli işlevleri yerine getirmek üzere bulunan dokulardan her biri) (or (araç, alet, işlev gören şey) + ganon (isim yapım eki) ) + megale, megalos (büyük, iri, yüce, geniş) (megas (büyük, iri, yüce, geniş) + le (dişil ek), los (eril ek) ) + eia (isim yapım ve durum eki) * bir organın normalden büyük olması durumu

organometalik : gre. * organon (vücut içinde belirli işlevleri yerine getirmek üzere bulunan dokulardan her biri) (or (araç, alet, işlev gören şey) + ganon (isim yapım eki) ) (gre.) + metallon (maden, cevher, işlenebilir taş) (gre.); metallum (lat.) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.); icus (lat.) * yapısında bir karbon atomu ile bir metal atomu arasında en az bir kimyasal bağ (karbon-metal bağı) bulunduran organik bileşik ve bu maddeleri inceleyen kimya dalı

organon : gre. * or (araç, alet, işlev gören şey) + ganon (isim yapım eki) * vücut içinde belirli işlevleri yerine getirmek üzere bulunan dokulardan her biri

organtin : gre. * organon (vücut içinde belirli işlevleri yerine getirmek üzere bulunan dokulardan her biri) (or (araç, alet, işlev gören şey) + ganon (isim yapım eki) ) + tine (son ek) * ince, şeffafa yakın, sert dokulu, pamuklu veya sentetik ipliklerden, seyrek dokunarak üretilen, elbise, gelinlik, bluz gibi giyim ürünlerinin yanı sıra abajur, fiyonk veya dekoratif paketleme malzemesi olarak kullanılan kumaş türü

organze : gre. * organon (vücut içinde belirli işlevleri yerine getirmek üzere bulunan dokulardan her biri) (or (araç, alet, işlev gören şey) + ganon (isim yapım eki) ) + tine (son ek) * ince, şeffafa yakın, sert dokulu, pamuklu veya sentetik ipliklerden, seyrek dokunarak üretilen, elbise, gelinlik, bluz gibi giyim ürünlerinin yanı sıra abajur, fiyonk veya dekoratif paketleme malzemesi olarak kullanılan kumaş türü

orgazm : gre. * orgasmos (coşma, şiddetli duygu) (orgein (coşmak, kabarmak, yükselmek) + asmos (isim yapım eki) ) * cinsel uyarılma sonucu meydana gelen doruk nokta, yoğun haz ve fizyolojik tepki durumu, cinsel tamin ve boşalma safhası

orgazmik : gre. * orgasmos (coşma, şiddetli duygu) (orgein (coşmak, kabarmak, yükselmek) + asmos (isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * orgazm ile ilgili

orgeneral : tür. * or (general rütbesi kademelerinin en üstünün ismi ve ordu kelimesinin kısaltması olan kelime) (tür.) + generare (doğurmak, üretmek, yaratmak, oluşturmak) (genos (yaratılış, türeyiş, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, sınıf, kategori) (gre.) + rare (fiil mastar eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * bir orduda tüm birliği veya büyük askeri kuvveti yöneten en yüksek rütbeli, en üst düzey asker

orgül : tür. * or (yüksek) + gül (rosa cinsinden kırmızı renkli bir çiçek türü) * ateş gibi kırmızı gül; kadın ismi

orhan : tür. * or (ordu) + han (hükümdar, padişah, lider, reis, kral) * ordu lideri, askeri komutan; erkek ismi (Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı Orhan Gazi ile tanınmıştır.)

orhaneli : tür. * or (ordu) + han (hükümdar, padişah, lider, reis, kral) + el (kolun, bilekten parmak uçlarına kadar olan, dokunmaya, tutmaya ve kavramaya yarayan kısmı) + i (iyelik eki) * Bursa'nın bir ilçesi

orhangazi : tür. * or (ordu) + han (hükümdar, padişah, lider, reis, kral) + gazi (akıncı, istilacı) (gaza (akın etmek, yağmak, talan, öldürmek, yok etmek, parçalamak, dövmek, ezmek, vurmak; kavga etmek, mücadele etmek, savaşmak) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Bursa'nın bir ilçesi

orias : lat. * orior, oriri (yükselmek, doğmak, oluşmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak, kaynaklanmak) + as (sıfat yapım eki) * yükselen, ortaya çıkan, doğan; Hz. Süleyman'ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis'te maji ile ilgili olan ve 72 cinden bahsedilen Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, cehennemin 59. büyük markisi olarak kabul edilen, aslan kafalı, yılan kuyruklu bir canavara binmiş ve elinde iki tıslayan yılan tutan bir şövalye şeklinde tasvir edilen, insanlara astroloji, astronomi ile gezegenlerin erdemlerini öğrettiğine ve düşmanların sevgisini kazandırdığına inanılan 41. sıradaki cin

orient : lat. * orior, oriri (yükselmek, doğmak, oluşmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak, kaynaklanmak) + ent (isim yapım eki) * doğu yönü, güneşin doğduğu taraf

orifis : lat. * os, oris (ağız, açıklık) + ficium (yapma, etme, eyleme) (facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, oluşturmak) + ium (isim yapım eki) ) * vücutta doğal veya yapay olarak açılmış delik, ağız veya açıklık (örneğin burun deliği, kulak deliği veya cerrahi giriş noktası)

origami : jap. * ori (katlamak) + kami (kağıt) * Japon kültüründe kağıdı katlayarak çeşitli şekiller ve figürler oluşturma sanatı

origanum : gre. * oros (dağ) + ganon (tatlı ot, kekik) * Lamiaceae familyasına ait, kekik ve mercanköşk bitkilerini kapsayan, genellikle yemeklerde baharat olarak kullanılan aromatik bir kekik türü

origo : lat. * orior, oriri (yükselmek, doğmak, oluşmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak, kaynaklanmak) + go (isim yapım eki) * bir şeyin başlangıcı, kaynağı, kökeni, orijin

orijin : lat. * origo (doğuş, doğum, oluşum, ortaya çıkma, meydana gelme) (orior, oriri (yükselmek, doğmak, oluşmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak, kaynaklanmak) + go (isim yapım eki) ) + ine (son ek) * bir şeyin başlangıcı, kaynağı, kökeni

orijinal : lat. * origo (doğuş, doğum, oluşum, ortaya çıkma, meydana gelme) (orior, oriri (yükselmek, doğmak, oluşmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak, kaynaklanmak) + go (isim yapım eki) ) + ine (son ek) + alis (ile ilgili, -a ait) * bir şeyin aslına, kaynağına veya ilk biçimine ait olan, taklit olmayan ve özgün olan, esas olan, asıl olan

orijinalite : lat. * origo (doğuş, doğum, oluşum, ortaya çıkma, meydana gelme) (orior, oriri (yükselmek, doğmak, oluşmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak, kaynaklanmak) + go (isim yapım eki) ) + ine (son ek) + alis (ile ilgili, -a ait) + itas (isim yapım ve durum eki) * bir şeyin özgün olma durumu veya aslına uygunluk niteliği, taklit edilmemiş olma hali, özgünlük

orikül : lat. * auris (kulak) + cula (küçültme eki) * kulak veya kulak memesine benzeyen yapı; kalpteki atriyumun diğer ismi, kulakçık

oriküler : lat. * auris (kulak) + cula (küçültme eki) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * duyma veya kulak ile ilgili; kulakçık ile ilgili

oriolus : lat. * aureolus (küçük altın, altın rengi) (aureus (altın) + olus (küçültme eki) * küçük veya hafif altın rengi, altın sarısı tonunda olan; ince, parlak sarı renkte tüyleri olan, genellikle Avrupa ve Asya’da bulunan ötücü bir kuş türü, sarı sakallı oriole kuşu, sarıasma

orion : gre. * Orion (Yunan mitolojisinde avcı) * gökyüzünde yer alan ve mitolojide büyük bir avcı olarak tasvir edilen, belirgin yıldızlardan oluşan takımyıldız

oriopeksi : gre. * Orion (Yunan mitolojisinde avcı) + pegnynai, pegnynein (dikmek, sabitlemek, tespit etmek), pexia (sabitleme, dikme, sağlamlık) (pexis (sabitleme, tutturma, dikleştirme) + eia (isim yapım ve durum eki) ), epiksia (arzu, iştah, isteklilik) * Orion yıldızıyla veya Orion takımyıldızıyla ilişkili, yıldızlara veya gökyüzüne yönelik güçlü arzu veya ilgi

orka : gre. * orcinus, orca (büyük balina, katil balina) * yunusgiller (Delphinidae) familyasının en büyük üyesi olan, halk arasında "katil balina" olarak da bilinen, siyah-beyaz rengi, 9 metreye ulaşabilen boyu ve karmaşık avlanma stratejisiyle tanınan, dünyanın tüm okyanuslarında yaşayabilen son derece zeki, sosyal ve en üst düzey yırtıcı deniz memelisi, orcinus orca, katil balina

orkestra : gre. * orchestra (Yunan tiyatrosunda sahne önündeki dans ve müzik alanı) (orche (dans) + stra (yer, alan) ) * tiyatro veya konser salonlarında müzisyenlerin topluca çaldığı, düzenlenmiş ve yönetilen müzik topluluğu veya koro ve enstrüman grubundan oluşan toplu performans birimi

orkide : gre. * orkhis (testis, yumurtalık, husye; bitkinin yumrulu kökü) * genellikle tropikal ve ılıman iklimlerde yetişen, renkli ve gösterişli çiçekleriyle bilinen, yumrulu köklere sahip çiçekli bitki türü

orkidopeksi : gre. * orkhis (testis, yumurtalık, husye; bitkinin yumrulu kökü) + pegnynai, pegnynein (dikmek, sabitlemek, tespit etmek), pexia (sabitleme, dikme, sağlamlık) (pexis (sabitleme, tutturma, dikleştirme) + eia (isim yapım ve durum eki) ) * karın içinde veya kasık kanalında kalan inmemiş testislerin, cerrahi müdahale ile skrotum (testis torbası) içerisine indirilip sabitlenmesi işlemi (genellikle 6-18 ay arası bebeklerde uygulanan bu güvenli, günübirlik ameliyat, kısırlık ve testis kanseri riskini azaltmak için yapılır.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...