odit :
gre., lat. * aeidein (ağıt yakmak, söylemek, ilahi söylemek), oide (şarkı, ses,
ilahi, şiir) (gre.); auditus (audire (işitmek, duymak, dinlemek) + tus (geçmiş
zaman ve sıfat yapım eki) ) * finansal veya idari kayıtların incelenmesi ve
doğruluğunun denetlenmesi işlemi
oditif :
gre., lat. * aeidein (ağıt yakmak, söylemek, ilahi söylemek), oide (şarkı, ses,
ilahi, şiir) (gre.); auditus (audire (işitmek, duymak, dinlemek) + tus (geçmiş
zaman ve sıfat yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, -a ait) * işitme veya duyma ile
ilgili olan, duyusal algıya dayalı
oditori :
gre., lat. * aeidein (ağıt yakmak, söylemek, ilahi söylemek), oide (şarkı, ses,
ilahi, şiir) (gre.); auditus (audire (işitmek, duymak, dinlemek) + tus (geçmiş
zaman ve sıfat yapım eki) ) + or (-cı, yapan, eden eki) + ius (ile ilgili, -a
ait) * işitme ile ilgili olan; işitme duyusuyla ilgili veya dinleme yapılan
(yer, salon, organ)
oditoryum :
gre., lat. * aeidein (ağıt yakmak, söylemek, ilahi söylemek), oide (şarkı, ses,
ilahi, şiir) (gre.); auditus (audire (işitmek, duymak, dinlemek) + tus (geçmiş
zaman ve sıfat yapım eki) ) + or (-cı, yapan, eden eki) + ium (yer eki) (lat.)
* müzik, konuşma veya tiyatro gösterilerinin yapıldığı, toplulukların
dinleyebileceği salon veya yapı, konferans salonu
oditör :
gre., lat. * aeidein (ağıt yakmak, söylemek, ilahi söylemek), oide (şarkı, ses,
ilahi, şiir) (gre.); auditus (audire (işitmek, duymak, dinlemek) + tus (geçmiş
zaman ve sıfat yapım eki) ) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat.) * resmi
kayıtları, hesapları veya işlemleri dinleyip inceleyen ve doğruluğunu
denetleyen kişi, denetçi
odituar :
gre., lat. * aeidein (ağıt yakmak, söylemek, ilahi söylemek), oide (şarkı, ses,
ilahi, şiir) (gre.); auditus (audire (işitmek, duymak, dinlemek) + tus (geçmiş
zaman ve sıfat yapım eki) ) + or (-cı, yapan, eden eki) + ius (ile ilgili, -a
ait) (lat.) * işitme ile ilgili olan; işitme duyusuyla ilgili veya dinleme
yapılan (yer, salon, organ)
odiyogram :
gre., lat. * aeidein (ağıt yakmak, söylemek, ilahi söylemek), oide (şarkı, ses,
ilahi, şiir) (gre.); audire (işitmek, duymak, dinlemek) (lat.) + gramma, gramme
(çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) * sesin frekansını ve
şiddetini kaydeden, gösteren grafik veya kayıt cihazı
odiyoloji :
gre., lat. * aeidein (ağıt yakmak, söylemek, ilahi söylemek), oide (şarkı, ses,
ilahi, şiir) (gre.); audire (işitmek, duymak, dinlemek) (lat.) + logia (bilim,
bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * işitme duyusunu inceleyen, işitme
bozukluklarının tanısı ve tedavisiyle ilgilenen bilim dalı
odiyometre :
gre., lat. * aeidein (ağıt yakmak, söylemek, ilahi söylemek), oide (şarkı, ses,
ilahi, şiir) (gre.); audire (işitmek, duymak, dinlemek) (lat.) + metron, metros
(ölçü) (gre.) * bireylerin işitme yeteneğini, seslerin frekans (hz) ve şiddet
(dB) seviyelerine göre ölçen, işitme kaybının derecesini ve türünü belirleyen
tıbbi cihaz, ses ölçer
odiyometre :
gre., lat. * aeidein (ağıt yakmak, söylemek, ilahi söylemek), oide (şarkı, ses,
ilahi, şiir) (gre.); audire (işitmek, duymak, dinlemek) (lat.) + metron, metros
(ölçü) (gre.) * işitme hassasiyetini ve kulak sağlığını ölçmek için kullanılan
cihaz, ses ölçer
odiyometri :
gre., lat. * aeidein (ağıt yakmak, söylemek, ilahi söylemek), oide (şarkı, ses,
ilahi, şiir) (gre.); audire (işitmek, duymak, dinlemek) (lat.) + metron, metros
(ölçü) + eia (isim yapım ve durum eki) (gre.) * işitme yeteneğini ölçme ve
değerlendirme yöntemi, işitme testi uygulaması
odiyometri :
gre., lat. * aeidein (ağıt yakmak, söylemek, ilahi söylemek), oide (şarkı, ses,
ilahi, şiir) (gre.); audire (işitmek, duymak, dinlemek) (lat.) + metron, metros
(ölçü) + eia (isim yapım ve durum eki) (gre.) * işitme yeteneğini ölçme ve
değerlendirme yöntemi, işitme testi uygulaması
odiyometrik :
gre., lat. * aeidein (ağıt yakmak, söylemek, ilahi söylemek), oide (şarkı, ses,
ilahi, şiir) (gre.); audire (işitmek, duymak, dinlemek) (lat.) + metron, metros
(ölçü) + eia (isim yapım ve durum eki) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.)
* işitme ölçümü veya işitme testleriyle ilgili, işitme yeteneği ile ilgili,
odiyometri ile ilgili
odobenidae :
gre. * odous (diş), odontos (diş ile ilgili) + bainein (gitmek, yürümek,
ilerlemek, adım atmak; inmek) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki)
(lat.) * morsaları kapsayan, büyük köpek dişleri ve yüzgeç benzeri uzuvlarıyla
bilinen deniz memelileri familyası
odobenus :
gre. * odous (diş), odontos (diş ile ilgili) + bainein (gitmek, yürümek,
ilerlemek, adım atmak; inmek), bainos (giden, yürüyen, ilerleyen, adım atan;
inen) * dişleriyle yürüyen; uzun dişleri ve kalın postuyla bilinen, kutup
bölgelerinde yaşayan bir deniz memelisi, mors (morsların uzun dişlerini buzun
üzerine çıkmak veya deniz tabanında beslenmek için kullanmalarına atfen)
odonata :
gre. * odous (diş), odontos (diş ile ilgili) (gre.) + ata (çoğul veya grup
bildiren taksonomik çoğul eki) (lat.) * yusufçuklar ve kızböceklerini kapsayan,
güçlü çeneleri ve diş benzeri mandibulalarıyla bilinen böcek takımı
odontaspididae :
gre. * odous (diş), odontos (diş ile ilgili) + aspis, aspidos (kalkan, siper,
zırh, panel, koruma; engerek yılanı, viper) (gre.) + idae (-giller, hayvan
familyası eki) (lat.) * Lamniformes (Dik burunlular) takımına bağlı kum
köpekbalıklarını kapsayan, uzun sivri dişleri ve iğne biçimli çeneleriyle
bilinen köpekbalığı familyası
odontofor :
gre., lat. * odous (diş), odontos (diş ile ilgili) + pherein (taşımak,
götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) (gre.) + us
(isim yapım eki) (lat.) * Orta ve Güney Amerika'da yaşayan, bıldırcına benzeyen
ibikli bir keklik/orman bıldırcını cinsini; zoolojide ise yumuşakçalarda dişli
dili (radulayı) destekleyen kıkırdak yapıyı (odontofor) taşıyan; gagasında diş
benzeri çıkıntı veya diş taşıyan anlamına gelen, Yeni Dünya bıldırcınları
içinde yer alan bir kuş cinsi
odontogenez :
gre. * odous (diş), odontos (diş ile ilgili) + einein (olmak, var olmak), on
(olan, var olan), ontos (varlık, canlı, mevcudiyet) + genesis (yaratılış,
oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren,
oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * dişlerin embriyonik ve
gelişim süreci boyunca oluşumu ve büyümesi
odontoid :
gre. * odous (diş), odontos (diş ile ilgili) + einein (olmak, var olmak), on
(olan, var olan), ontos (varlık, canlı, mevcudiyet) + oeides (gibi, ile ilgili,
benzer, şekilli, biçimli) * diş benzeri şekle sahip; anatomide ikinci boyun
omurunun diş biçimli çıkıntısı
odontojenik :
gre. * odous (diş), odontos (diş ile ilgili) + einein (olmak, var olmak), on
(olan, var olan), ontos (varlık, canlı, mevcudiyet) + genesis (doğum, oluşum,
meydana gelme) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana
getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili,
-a ait, gibi) * dişlerin oluşumu veya gelişimi ile ilgili, özellikle diş
dokularından kaynaklanan veya dişlerle ilişkili oluşumları tanımlayan
odontoloji :
gre. * odous (diş), odontos (diş ile ilgili) + einein (olmak, var olmak), on
(olan, var olan), ontos (varlık, canlı, mevcudiyet) + logia (bilim, bilme; söz,
anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) * dişlerin yapısını, işlevini, hastalıklarını ve tedavisini
inceleyen bilim dalı
odontophoridae :
gre., lat. * odous (diş), odontos (diş ile ilgili) + pherein (taşımak,
götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) (gre.) + idae
(-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Yeni Dünya bıldırcınlarını kapsayan,
gagalarında diş benzeri çıkıntılar bulunan kuş familyası
odontophorus :
gre., lat. * odous (diş), odontos (diş ile ilgili) + pherein (taşımak,
götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) (gre.) + us
(isim yapım eki) (lat.) * Orta ve Güney Amerika'da yaşayan, bıldırcına benzeyen
ibikli bir keklik/orman bıldırcını cinsini; zoolojide ise yumuşakçalarda dişli
dili (radulayı) destekleyen kıkırdak yapıyı (odontofor) taşıyan; gagasında diş
benzeri çıkıntı veya diş taşıyan anlamına gelen, Yeni Dünya bıldırcınları
içinde yer alan bir kuş cinsi
odun :
tür. * od (ateş, yanma, sıcaklık, ışık) + un (ile ilgili, gibi, -a ait) * küçük
parçalar halinde kesilmiş yakılmaya hazır ağaç kütüğü (odman, osman (ateş adam)
(od (ateş, yanma, sıcaklık, ışık) + man (adam, kişi, kimse) ) (tür.) )
odun boruları :
tür. * odun (küçük parçalar halinde kesilmiş yakılmaya hazır ağaç kütüğü) +
boru (içi boş silindirik yapı) + lar (çoğul eki) + ı (iyelik eki) (tür.) *
bitkilerde su ve inorganik minerallerin köklerden yapraklara taşınmasını
sağlayan iletim borusu nitekiğindeki doku, ksilem
odunpazarı :
tür. * odun (küçük parçalar halinde kesilmiş yakılmaya hazır ağaç kütüğü) +
pazar (ürün ve hizmet satış yeri, market) * Eskişehir’in bir ilçesi
odyogram :
gre., lat. * aeidein (ağıt yakmak, söylemek, ilahi söylemek), oide (şarkı, ses,
ilahi, şiir) (gre.); audire (işitmek, duymak, dinlemek) (lat.) + gramma, gramme
(çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) * sesin frekansını ve
şiddetini kaydeden, gösteren grafik veya kayıt cihazı
odyoloji :
gre., lat. * aeidein (ağıt yakmak, söylemek, ilahi söylemek), oide (şarkı, ses,
ilahi, şiir) (gre.); audire (işitmek, duymak, dinlemek) (lat.) + logia (bilim,
bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * işitme duyusunu inceleyen, işitme
bozukluklarının tanısı ve tedavisiyle ilgilenen bilim dalı
odyovizüel :
gre., lat. * aeidein (ağıt yakmak, söylemek, ilahi söylemek), oide (şarkı, ses,
ilahi, şiir) (gre.); audire (işitmek, duymak, dinlemek) + visualis (görsel,
görmeyle ilgili) (videre (görmek), visus (görme, görülen) + alis (ile ilgili,
-a ait) ) * hem işitme hem de görme duyusuna hitap eden, görüntü ve sesin
birlikte kullanıldığı, işitsel görsel
odysseia :
gre. * Odysseus (Troya Savaşı sonrası uzun ve maceralı bir yolculukla evine
dönmeye çalışan, zekası ve kurnazlığıyla tanınan Yunan destan kahramanı) (odyne
(ağrı, acı, ıstırap), odyssomai (acı çekmek, sıkıntı duymak, zorlanmak) (ody
(acı çekmek, sıkıntı duymak, zorlanmak) + ssomai (geri dönüş) ) + eus (isim
yapım eki) ) * Homeros’un destanlaştırdığı, kahraman Odysseus’un Troya
Savaşı’ndan sonra evine dönüş yolculuğunu konu alan epik şiir
oedipus kompleksi :
gre., lat. * Oedipus (Yunan mitolojisinde Thebai kralı olan karakter) +
complexus (karmaşık, karışım, birleşim) * çocuğun bilinçaltında, karşı cinsten
ebeveyne karşı duyduğu cinsel his ve aynı cinsten ebeveyne karşı duyduğu
rekabetçi duyguların psikanalitik olarak tanımlandığı durum
OEM :
ing. * original (orijinal) + equipment (ekipman) + manufacturer (üretici) * bir
ürünü başka şirketlere satmak amacıyla üreten ana üretici şirket; başka
şirketler için donanım veya yazılım üreten asıl üretici şirket
oenanthe :
gre. * oinos (şarap) + anthos (çiçek) * Apiaceae familyasına ait, bazı türleri
zehirli olan bitki cinsi
oenothera :
gre. * oinos (şarap) + thera (av) * Onagraceae familyasına ait, akşam sefası
olarak bilinen bitki cinsi
oeuvre :
lat., fra. * opera (iş, eser, yapıt, çalışma) (lat.); oeuvre (fra.) * bir
sanatçının veya yazarın ürettiği tüm eserlerin bütünü, yapıtlar toplamı
of :
gre. * ophis (yılan) * Trabzon’un bir ilçesi; ilçenin kıvrımlı yollarından
dolayı Ophis, Of denmiştir. Roma yol ağının haritası olan Tabula
Peutingeriana'da Opiunte olarak kaydedilmiştir.
ofans :
lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + fendere (vurmak, çarpmak) + entia
(isim yapım eki) * birine zarar verme, hakaret etme veya kural ihlali anlamında
kullanılan saldırı veya suç davranışı, hakaret, saldırı
ofansif :
lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + fendere (vurmak, çarpmak) + entia
(isim yapım eki) + ivus (ile ilgili, -a ait) * saldırıya yönelik olan, hücumla
ilgili veya savunma yerine saldırı amaçlı davranışı ifade eden
ofatumumab :
lat. * umab (human monoclonal antibody) (homo, human (insan) + mono (tek, bir,
yalnız) + clonal (klonsal, kopyalama ile ilgili) (klonos (filiz, kopya) (gre.)
+ alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + anti (zıt, karşıt, karşı, ters,
aksi) (lat.) + body (kor, vücut, beden) ) (ing.) * belirli bağışıklık
hücrelerini hedef alarak etki gösteren, özellikle bazı lösemi ve multipl
skleroz türlerinin tedavisinde kullanılan monoklonal antikor ilacı
(C6480H10022N1742O2020S44)
officinalis :
lat. * officina (atölye, eczane, iş yeri) + alis (ile ilgili, -a ait) * tıbbi
veya farmasötik kullanımı olan, eczanelerde yer alan veya resmi olarak kabul
edilmiş (bitki veya madde)
off-line :
ing., lat. * off (uzak, kapalı, iptal) (ing.) + linea (hat, çizgi) (lat.) * bir
sistemin, cihazın veya bağlantının aktif olmaması, çevrim dışı durumda
bulunması
ofidiyofobi :
gre. * ophis (yılan) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * yılan korkusu
ofiolit :
gre. * ophis (yılan; mavi-yeşil kaya) + lithos (taş, kaya) * genellikle eski
okyanus kabuğu ve üst manto materyallerini içeren, yılan gibi uzun ve ince
bantlar halinde dizilmiş kayaç veya kaya formasyonu
ofiopogon :
gre. * ophis (yılan) + pogon (sakal) * Asparagaceae familyasına ait, yılan
benzeri uzun ve ince yapraklı, sakalı andıran yaprak formuna sahip olan, yer
örtücü süs bitkisi olarak yetiştirilen tropikal ve subtropikal bitki cinsi
ofis :
lat. * officium (opus (iş, çalışma) + facere (yapmak, eylemek, etmek) + ium
(yer ve durum eki) ) * çalışma yeri, iş mekanı, yazıhane, büro
ofisiyel :
lat. * officium (opus (iş, çalışma) + facere (yapmak, eylemek, etmek) + ium
(yer ve durum eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) * bir devlet, kurum veya
yetkili makam tarafından kabul edilmiş, onaylanmış veya düzenlenmiş olan; resmi
nitelik taşıyan ve hukuki veya kurumsal geçerliliği bulunan, ofisiyel, kesin ve
açık şekilde olan
ofizm :
gre. * ophis (yılan) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) *
kutsal metinlerde (Tevrat, İncil, Kur'an) yer alan ve kötülüğü simgeleyen
yılanı İblis değil de bilgi ve aydınlanmanın sembolü olarak yüceltildiği, Adem
ve eşinin bilgi ağacından yiyerek cennetten çıkmalarının kurtuluş olarak
tanımlandığı, tanrı olarak ifade edilen Demiurgos'un sahte ve kibirli bir
yaratıcı, Yılanın ise gizli bilgiyi açığa çıkaran kurtarıcı figür addedildiği
inanç akımı
oflaz :
gre. * ophelos (fayda, yarar, çıkar; üstünlük, avantaj, kâr; bir işten veya
durumdan elde edilen olumlu sonuç veya kazanç) * iyi, güzel, üstün, mükemmel
ofloksasin :
lat. * o (ö ek) + fluoro (flor elementi) + oxys (keskin, oksijen) + cine
(kinolon eki) * bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde kullanılan, DNA
çoğalmasını engelleyerek etki gösteren florokinolon grubu antibiyotik
(C18H20FN3O4)
ofris :
gre. * ophrys (arı orkidesi) * Akdeniz bölgesinde yetişen, Orchidaceae
familyasından olan, genellikle arılara benzeyen çiçekleriyle tanınan,
çiçeklerinin şekli ve kokusuyla arı ve diğer böcekleri taklit ederek tozlaşmayı
sağlayan orkide cinsi bitki
ofsayt :
ing., lat. * off (uzak, kapalı, iptal) (ing.) + situs (yer, konum, durum,
mevki; yerleşim yeri) (lat.), side (yan, taraf, çizgi) (ing.) * bir faaliyetin,
işlemin veya organizasyonun ana merkez veya işyeri dışında, uzak veya başka bir
konumda gerçekleşmesi; futbol ve bazı diğer sporlarda, bir oyuncunun top
kendisine oynanırken rakip savunma hattının gerisinde bulunması durumunu ifade
eden kural ihlali
ofset :
ing., lat. * off (uzak, kapalı, iptal) (ing.) + set (yerleştirmek, sabitlemek)
(fra.) * matbaa ve grafik tasarımda kullanılan, bir görüntünün doğrudan kağıda
değil ara silindir üzerinden kağıda aktarılması yöntemi
oftalmik :
gre. * ophthalmos (göz, göz çukuru) (oph, ops, opsis (göz, görme, görünüş,
görünüm, yüz) + thalamos (iç oda, odacık) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) *
gözle ilgili olan, özellikle göz hastalıkları ve tedavi yöntemleriyle
bağlantılı terimleri ifade eden
oftalmolog :
gre. * ophthalmos (göz, göz çukuru) (oph, ops, opsis (göz, görme, görünüş,
görünüm, yüz) + thalamos (iç oda, odacık) ) + logos (kelime, bilgi, söylem,
söz, akıl) * göz hastalıklarını teşhis eden, tedavi eden ve göz sağlığı ile
ilgilenen tıp uzmanı
oftalmoloji :
gre. * ophthalmos (göz, göz çukuru) (oph, ops, opsis (göz, görme, görünüş,
görünüm, yüz) + thalamos (iç oda, odacık) ) + legein, lego (söylemek, konuşmak),
logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz,
akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * gözün yapısını, işlevini,
hastalıklarını ve tedavisini inceleyen tıp bilimi
oftalmolojik :
gre. * ophthalmos (göz, göz çukuru) (oph, ops, opsis (göz, görme, görünüş,
görünüm, yüz) + thalamos (iç oda, odacık) ) + legein, lego (söylemek,
konuşmak), logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi,
söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili,
-a ait, gibi) * oftalmoloji ile ilgili
oftalmolojist :
gre. * ophthalmos (göz, göz çukuru) (oph, ops, opsis (göz, görme, görünüş,
görünüm, yüz) + thalamos (iç oda, odacık) ) + logos (kelime, bilgi, söylem,
söz, akıl) + istes (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * göz
hastalıklarını teşhis eden, tedavi eden ve göz sağlığı ile ilgilenen tıp uzmanı
oftalmopleji :
gre. * ophthalmos (göz, göz çukuru) (oph, ops, opsis (göz, görme, görünüş,
görünüm, yüz) + thalamos (iç oda, odacık) ) + plexis (felç, vurma, çarpma,
darbe, durdurma), plessein (darbelemek, vurmak, çarpmak, felç inmek), plegia
(felç, inme, nuzul) (plege (darbe, vurma, çarpma) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * göz kaslarının felci sonucu göz hareketlerinin kısıtlanması
durumu
oftalmoskop :
gre. * ophthalmos (göz, göz çukuru) (oph, ops, opsis (göz, görme, görünüş,
görünüm, yüz) + thalamos (iç oda, odacık) ) + skopein (gözlemek, bakmak,
incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış,
hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) * gözün iç yapısını
incelemek, özellikle retina ve optik siniri görmek için kullanılan tıbbi alet
oftalmoskopi :
gre. * ophthalmos (göz, göz çukuru) (oph, ops, opsis (göz, görme, görünüş,
görünüm, yüz) + thalamos (iç oda, odacık) ) + skepthestai (dışarı bakmak,
gözlemlemek, gözetlemek), skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek,
araştırmak), skopia (görüş, hedef, gözetme, gözetleme, gözlem, gözleme, bakma,
hedefleme) (skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye,
gözlem, gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * gözün iç
yapısının, özellikle retina ve optik sinirin, özel aletlerle incelenmesi işlemi
oftalmotoni
: gre. * ophthalmos (göz, göz çukuru) (oph, ops, opsis (göz, görme,
görünüş, görünüm, yüz) + thalamos (iç oda, odacık) ) + tonos (perde, vurgu,
gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin
yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) + eia (isim yapım ve durum eki) * göz
küresi içindeki sıvıların oluşturduğu basınç, göz içi basıncı, göz tansiyonu
oftalmotonometri :
gre. * ophthalmos (göz, göz çukuru) (oph, ops, opsis (göz, görme, görünüş,
görünüm, yüz) + thalamos (iç oda, odacık) ) + tonos (perde, vurgu, gerilim,
gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin
yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) + metria (ölçüm, ölçme) (metron,
metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * göz içi basıncını ölçen,
genellikle glokom tanısı için kullanıla yöntem veya cihaz
oftalmus :
gre. * ophthalmos (göz, göz çukuru) (oph, ops, opsis (göz, görme, görünüş,
görünüm, yüz) + thalamos (iç oda, odacık) ) * göz ve ilgili yapılarını
(bileşenlerini) tanımlayan tıbbi terim
Og :
rus., gre. * oganesson (Rus-Ermeni nükleer fizikçi Yuri Oganessian’ın
soyadından (rus.) + on (soy gaz adı eki) (gre.) ) * atom numarası 118 olan,
periyodik tablonun 18. grubunda bulunan, sentetik olarak üretilen, son derece
kısa ömürlü ve radyoaktif süper ağır özelliği olan, yalnızca temel nükleer
araştırmalarda incelenen yapay element
oganesson :
rus., gre. * oganesson (Rus-Ermeni nükleer fizikçi Yuri Oganessian’ın
soyadından (rus.) + on (soy gaz adı eki) (gre.) ) * atom numarası 118 olan,
periyodik tablonun 18. grubunda bulunan, sentetik olarak üretilen, son derece
kısa ömürlü ve radyoaktif süper ağır özelliği olan, yalnızca temel nükleer
araştırmalarda incelenen yapay element
ogün :
tür. * o (işaret sıfatı) + kün, gün (genişlemiş olma, açılmış yayılmış olma;
Güneş’in doğuşundan batışına kadar geçen zaman dilimi; 24 saatlik zaman dilimi,
gündüz, güneş, aydınlık, ışık) * “günü belli, gün ışığı gibi parlak veya uğurlu
gün” anlamı taşıyan erkek ismi
oğ :
tür. * oğ (oyuk, boşluk, çukur, öbek, yığın; doğmak, meydana gelmek, ortaya
çıkmak, var olmak; erkek çocuğu, yavru, soy, nesil, döl), oğul, oğlan (çocuk,
evlat, soy, döl, nesil) * Tuva Türklerinde yapılan, tavanın en yüksek noktasını
oluşturan kubbe biçimli çatı veya bu çatıyı ayakta tutan ana direk/iskeletten
oluşan eski ev türü ve en eski Türk evi
oğan :
tür. * oğan (yapıcı, yapan, eden, olan) (oğ (doğmak, meydana gelmek, oluşmak,
tezahür etmek, ortaya çıkmak, var olmak) + an (yapan, eden eki) ) * yüce, ulu,
doğuran, meydana getiren; büyük, önemli kişi; erkek ismi
oğlak :
tür. * oğ (erkek çocuğu, yavru, soy, nesil, döl) + lak (küçültme veya aitlik
eki) * keçi yavrusu, keçi türlerinden biri olan ve özellikle burç
astrolojisinde Aralık-Ocak ayları arasındaki doğumları simgeleyen hayvan veya
sembol
oğlak burcu :
tür., gre. * oğlak (keçi yavrusu) oğ (erkek çocuğu, yavru) + lak (küçültme veya
aitlik eki) ) (tür.) + pyrgos (kule, bir yapının en yüksek noktası) (gre.) + u
(iyelik eki) (tür.) * 22 Aralık - 21 Ocak tarihleri arasında doğanları temsil
eden, disiplinli, sorumlu, hırslı ve gelenekçi kişilik özellikleriyle bilinen
zodyak burcu
oğlan :
tür. * oğ (doğmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak, var hale gelmek, vücuda
gelmek, tezahür etmek, olmak) + lan (isim/sıfat yapım eki) * kız veya erkek
evlat, genç çocuk, kul; oğul (ğulam (oğlan) (ara.), golem (genç, oğlan, kul,
köle) (ibr.) )
oğlancı :
tür. * oğ (doğmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak, var hale gelmek, vücuda
gelmek, tezahür etmek, olmak) + lan (isim/sıfat yapım eki) + cı (yapan, eden
eki) * genç erkeklere yönelik cinsel istek duyan erkek
oğmaç :
tür. * oğ (doğmak, meydana gelmek, oluşmak, tezahür etmek, ortaya çıkmak, var
olmak) + maç (isim yapım ve araç eki) * yeni doğmuş çocuk veya genç erkek, küçük
oğlan, delikanlı
oğmak :
tür. * oğ (doğmak, meydana gelmek, oluşmak, tezahür etmek, ortaya çıkmak, var
olmak) + mak (fiil mastar eki) * doğmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak, var
olmak
oğul :
tür. * oğ (doğmak, meydana gelmek, oluşmak, tezahür etmek, ortaya çıkmak, var
olmak) + ul (isim/sıfat yapım eki) * kız veya erkek evlat, genç çocuk, kul
oğulduruk :
tür. * oğul (erkek çocuk, evlat) (oğ (doğmak, meydana gelmek, oluşmak, tezahür
etmek, ortaya çıkmak, var olmak) + ul (isim/sıfat yapım eki) ) + duruk (sahip
olma veya ilişki bildiren yapım eki) * erkek evlat sahibi olma durumu veya
erkek evlata ait olan (genellikle halk dilinde oğluyla ilgili durumları ifade
eden kelime)
oğulotu :
tür. * oğul (erkek çocuk, evlat) (oğ (doğmak, meydana gelmek, oluşmak, tezahür
etmek, ortaya çıkmak, var olmak) + ul (isim/sıfat yapım eki) ) + ot (küçük
yabani bitki, yeşillik) + u (iyelik eki) * Ballıbabagiller (Lamiaceae)
familyasına ait olan, sapı kare biçimli, tüylü yaprakları ve küçük beyaz‑pembe çiçekleriyle tanınan, genellikle
çay, baharat ve tıbbi aromatik amaçlarla yetiştirilen Akdeniz ve Avrupa kökenli
limonumsu kokulu çok yıllık otsu bitki
oğuz :
tür. * ok, og (boy, uzayan) + uz (-lar, çoğul eki) * soylar, boylar, uzayan,
yükselen
oğuz kağan :
tür. * ok, og (boy, uzayan) + uz (-lar, çoğul eki) + kağan (lider, başkan, han,
hükümdar, en yüksek yönetici, imparator) (ka (yönetmek, hükmetmek) + ğan (isim
yapım eki) ) * Türk mitolojisi ve destanlarında, eski Türklerin atası olarak
kabul edilen, büyük bir hükümdar ve savaşçı lider; Oğuz boylarının ve Türklerin
efsanevi kurucusu
oğuzeli :
tür. * ok, og (boy, uzayan) + uz (-lar, çoğul eki) + eli (yer, bölge eki) *
Gaziantep’in bir ilçesi
oğuzhan :
tür. * ok, og (boy, uzayan) + uz (-lar, çoğul eki) + han (kağan, hükümdar,
sultan, reis, hakim, şah, kral, padişah, egemen) * Türk kültüründe ve
mitolojisinde Oğuz boylarının veya soyunun liderini, büyük hükümdarı veya
efsanevi kahramanı ifade eden erkek ismi
oğuzlar :
tür. * ok, og (boy, uzayan) + uz (-lar, çoğul eki) + lar (çoğul eki) * Çorum’un
bir ilçesi
oğuzname :
tür. * ok, og (boy, uzayan) + uz (-lar, çoğul eki) + name (kitapçık, mektup,
risale, belge, yazı; birine hitaben yazılmış yazı) (far.) * Oğuzların tarihi,
mitolojisi ve destanlarını anlatan eski Türk veya Farsça yazılı eser, özellikle
Oğuz Kağan Destanı ve Oğuz boylarının anlatıldığı metinler
oh :
ing. * oh (duygu ifadesi, nida) * şaşkınlık, hayret, sevinç, üzüntü veya
farkındalık gibi duyguları kısa ve yoğun şekilde ifade eden ünlem veya nida
oha :
tür. * oha (duygu ifadesi, nida) * şaşkınlık, hayret, tepki veya beklenmedik
bir duruma karşı yoğun ve ani duyguyu ifade eden günlük konuşma ünlemi
ohm :
alm., gre. * ohm (Alman fizikçi Georg Simon Ohm'un soyadından) * elektrik
akımının bir devreden geçmesi için uygulanması gereken kuvvet olan direncin
ölçü birimi (sembolü Omega harfi Ω)
ohm :
ger. * Ohm (Alman fizikçi Georg Simon Ohm'un soyadından) * bir elektrik
devresinde akım akışına karşı gösterilen direncin birimi (Bir iletkenden akım
geçerken uçları arasında gerilim oluşuyorsa, bu fenomen "iletkenin
direnci" olarak tanımlanır.)
ohmmetre :
alm., gre. * ohm (Alman fizikçi Georg Simon Ohm'un soyadından) (alm.) + metron,
metros (ölçü) (gre.) * elektrik devrelerinde direnç değerini ölçmek için
kullanılan cihaz
oidipus kompleksi :
gre., lat. * Oedipus (Yunan mitolojisinde Thebai kralı olan karakter) +
complexus (karmaşık, karışım, birleşim) * çocuğun bilinçaltında, karşı cinsten
ebeveyne karşı duyduğu cinsel his ve aynı cinsten ebeveyne karşı duyduğu
rekabetçi duyguların psikanalitik olarak tanımlandığı durum
oil :
gre., lat., ing. * elaia (zeytin, zeytin ağacı), elaion (zeytin yağı, yağ)
(gre.); oliva (zeytin), oleum (yağ, zeytin yağı) (lat.); oil (ing.) * yağ
ointment :
lat., ing. * unguere (sürmek, yağlamak) + mentum (isim yapım ve araç eki)
(lat.); ointment (ing.) * cilt üzerine sürülerek tedavi veya koruma amaçlı
kullanılan merhem veya krem
oizys :
gre. * oizys (acı, keder, sıkıntı) * Yunan mitolojisinde acı, üzüntü ve
sıkıntının kişiselleşmiş hali olan, insanlara mutsuzluk ve keder getiren
tanrıça, ıstırap ilahesi, keder tanrıçası
oje :
lat., fra. * unguis (tırnak) (lat.); ongle (tırnak) + age (isim yapım eki)
(fra.) * tırnakları süslemek, renklendirmek veya korumak için uygulanan renkli
veya saydam cila veya kaplama
ojit :
lat. * unguis (tırnak) + itum (isim yapım eki) * tırnakla ilgili veya tırnağa
uygulanan şey, özellikle tırnak süsleme veya bakım ürünlerini ifade eden terim
ok :
tür. * ok, og (boy, uzayan) * yay ile atılan tahta veya demirden ince çubuk
okaliptüs :
gre., lat. * okalyptein (örtmek, kaplamak, saklamak) (gre.) + us (son ek)
(lat.) * Avustralya kökenli, hızlı büyüyen ve aromatik yaprakları olan,
genellikle tıbbi, endüstriyel ve peyzaj amaçlı kullanılan ağaç türü
okan :
tür. * o (işaret sıfatı) + kan (damarlardaki, alyuvar, akyuvar ve plazmadan
oluşan, oksijen ve besin taşıyan kırmızı renkli hayat sıvısı; soy, nesil, kök,
köken) * soylu, asil kanı olan, köklü; anlam ve akıl sahibi; erkek ismi
okapi :
mvu. * okapi (kısa boyunlu ve çizgili bacaklı) * Giraffidae (Zürafagiller)
familyasından, soyu tükenmekte olduğu için Kongo’da bataklık ormanlarda koruma
altında yaşayan, yaklaşık 1,30 metre boyunda, tıknaz gövdeli, zürafa gibi uzun
başlı, uzun dilli, ince ve parlak kıllarla kaplı postu kızıl kestane renginde,
bacakları beyaz çizgili geviş getiren bir hayvan, orman zürafası, zebra
zürafası, Kongo zürafası
okar :
tür. * ok (ok, ok biçimli nesne) + ar (isim yapım eki) * başında ok biçiminde
bir tel demeti, sırtında oklara benzeyen çıkıntıları bulunan bir telli balıkçıl
türü
okazyon :
lat. * occidere (aşağı gitmek, batmak) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) +
cadere, cidere (düşmek) ) + sion, tio (isim yapım eki) * belirli bir olay,
durum veya özel fırsat, fırsat, kelepir
okçu :
tür. * ok (yay ile atılan tahta veya demirden ince çubuk) + çu (yapan, eden
eki) * ok kullanan ve genellikle savaşta veya avda bu silahı kullanan kişi, ok
atan
okeanos :
gre. * Okeanos, mitolojik dev nehir tanrısı) * dünya çevresini saran büyük su
kütlesi, okyanus; antik Yunan mitolojisinde tüm suların kaynağı olarak kabul
edilen dev nehir tanrısı
okey :
ing. * O (all correct (her şey doğru) ) + kay (tutulan veya onaylanan şey) *
bir şeyin doğru, kabul edilebilir veya onaylandığını belirtmek için kullanılan
evrensel kabul ifadesi
okka :
gre., lat. * ouggia (onikilik; bir bütünün 1/12’si) (gre.); uncia (lat.) *
Osmanlı döneminde kullanılan yaklaşık 128 dirhem veya 1.282 gramlık bir ağırlık
ölçü birimi, kıyye
okkült :
lat. * occultus (gizli, saklı, örtülü, kaplı) (occulere (örtmek, kaplamak,
gizlemek, saklamak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * gizli, saklı,
örtülü veya görünmeyen; özellikle ruhsal, gizemli veya mistik anlam taşıyan şey
okküpasyon :
lat. * occupare (işgal etmek, meşgul etmek) + tio (isim yapım eki) * bir yerin
veya konumun geçici veya kalıcı olarak alınması, işgal edilmesi, işgal; ayrıca
bir kişinin mesleği veya uğraşı olarak yaptığı iş, iştigal, meşguliyet
oklahoma :
cho. * okla (halk, insanlar) + humma (kırmızı) * Kuzey Amerika’da yer alan
ABD’nin bir eyaleti
oklava :
tür. * ok (tahta veya metal silindirik çubuk) + lağu, lağı, lavu, lavı (ile
ilgili, gibi, benzer) * hamuru veya benzeri malzemeleri açmak için kullanılan
uzun, silindirik merdaneye benzer mutfak aleti
oklude :
lat. * occludatus (kapalı, kapatılmış, örtülmüş) (occludere (kapatmak, örtmek)
(occludere (kapatmak) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + claudere (kapatmak,
kapamak, çevrelemek, örtmek) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) *
kapatılmış, örtülmüş
oklüsiv :
lat. * occludere (kapatmak, örtmek) (occludere (kapatmak) (ob (üzerine, karşı,
ters, karşıt) + claudere (kapatmak, kapamak, çevrelemek, örtmek) ) + ivus (ile
ilgili, -a ait) * bir şeyi kapatan, kaplayan, örten, tıkayan, engelleyen
oklüzal :
lat. * occludere (kapatmak, örtmek) (occludere (kapatmak) (ob (üzerine, karşı,
ters, karşıt) + claudere (kapatmak, kapamak, çevrelemek, örtmek) ), occlusus
(kapanmış, örtülmüş) + alis (ile ilgili, -a ait) * dişlerin kapanmasıyla ilgili
veya bir yüzeyin kapalı olmasına ilişkin; üst ve alt dişlerin temas ettiği
yüzeylere ilişkin
oklüzif :
lat. * occludere (kapatmak, örtmek) (occludere (kapatmak) (ob (üzerine, karşı,
ters, karşıt) + claudere (kapatmak, kapamak, çevrelemek, örtmek) ), occlusus
(kapanmış, örtülmüş) + ivus (ile ilgili, -a ait) * bir şeyi kapatan, kaplayan,
örten, tıkayan, engelleyen
oklüzör :
lat. * occludere (kapatmak, örtmek) (occludere (kapatmak) (ob (üzerine, karşı,
ters, karşıt) + claudere (kapatmak, kapamak, çevrelemek, örtmek) ), occlusus
(kapanmış, örtülmüş) + or (-cı, yapan, eden eki) * diş protezi yapımında alt ve
üst çenenin kapanış ilişkisini simüle ederek dişlerin doğru dizilmesini
sağlayan mekanik alet
oklüzyon :
lat. * occludere (kapatmak) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + claudere
(kapatmak, kapamak, çevrelemek, örtmek) ) + tio (isim yapım eki) * kapanış;
çene kapatıldığında dişlerin birbirlerine temas etmesi durumu
okramak :
tür. * okra (çökmek, aşağı inmek) + mak (fiil mastar eki) * atların yiyecek
veya su gördüklerinde kişnemeleri eylemi
okreotid : lat.
* ocrea (çorap, bacak koruyucu, koruyucu kılıf, örtü; ortaçağda zırh veya
giysilerin parçası olarak kullanılan metal veya deri kılıf) + tide (ile ilgili,
gibi, benzer) * bacak veya ayakla ilgili, özellikle koruyucu veya kılıf
şeklinde yapıya sahip olan
okronozis :
gre. * okhron, okhros (soluk, sarımsı) + osis (isim yapım, durum, sorun,
hastalık eki) * dokularda veya deride birikim sonucu oluşan, genellikle
kahverengi-siyah renkle belirginleşen kronik hastalık veya bozukluk durumu
oksalat :
gre., lat. * oxalis (ekşi yonca, sempatik bitki) (oxys (keskin, sivri, ekşi,
asidik, oksijenli) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) + ate (asidin
tuzu veya esterini belirten ek) * genellikle bitkilerde bulunan ve bazı
durumlarda taş oluşumuna neden olabilen oksalik asit veya bu asidin tuzu
(C2O4^2-)
oksalik :
gre., lat. * oxalis (ekşi yonca, sempatik bitki) (oxys (keskin, sivri, ekşi,
asidik, oksijenli) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) + ikos (ile
ilgili, -a ait, gibi) (gre.) * oksalik asit veya oksalat ile ilgili olan
oksalik asit :
lat. * oxalis (ekşi yonca, sempatik bitki) + icus (ile ilgili, -a ait) + acidum
(asit, ekşi) * bitkilerde doğal olarak bulunan, kimyada ve temizlik ürünlerinde
kullanılan iki karboksil grubu taşıyan güçlü organik asit (C2H2O4)
oksaliplatin :
gre., lat. * oxalis (ekşi yonca, sempatik bitki) (oxys (keskin, sivri, ekşi,
asidik, oksijenli) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) + platina
(platin metali) (lat.) * kolon ve rektum kanserlerinin tedavisinde kullanılan,
DNA’yı çapraz bağlayarak kanser hücrelerinin çoğalmasını engelleyen, platin
içeren kemoterapi ilacı (C8H14N2O4Pt)
oksandrolon :
lat., gre. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli), oxo (okso,
oksijenli grup) + andro (erkek, erkeklik) (gre.) + lon (steroid türevi eki)
(lat.) * sentetik anabolik steroid; kas kütlesini artırmak, kemik yoğunluğunu
desteklemek ve bazı hastalıklarda kilo kaybını önlemek amacıyla kullanılan
hormon türevi (C19H30O3)
oksasilin :
gre., lat. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + il
(hidrokarbon kökü son eki) + ine (kimyasal madde eki) (lat.) * stafilokok
(staf) gibi gram-pozitif bakteri enfeksiyonların tedavisinde kullanılan,
penisilin grubundan dar spektrumlu bir beta-laktam antibiyotik (C19H19N3O5S)
oksazepam :
gre., lat. * oxo (oksijen ile ilgili) + az (azot belirteci) + epam
(benzodiazepin sınıfı son eki) * anksiyete ve uykusuzluğun tedavisinde ve alkol
yoksunluk sendromu semptomlarının kontrolünde kullanılan kısa ve orta etkili
bir benzodiazepin (C15H11N2O2Cl)
oksianyon :
gre. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + anion (negatif yüklü
iyon) * negatif yüke sahip iyon, genellikle bir asidin oksijen içerikli iyonu
oksibutinin :
gre. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + butyn (butin, dört
karbonlu alkin) + in (kimyasal madde eki) * antikolinerjik etkili, idrar kesesi
kas spazmlarını ve sık idrara çıkmayı azaltmak için kullanılan ilacın etken
maddesi (C20H29NO3)
oksibütinin :
gre. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + butyn (butin, dört
karbonlu alkin) + in (kimyasal madde eki) * antikolinerjik etkili, idrar kesesi
kas spazmlarını ve sık idrara çıkmayı azaltmak için kullanılan ilacın etken
maddesi (C20H29NO3)
oksidan :
gre., lat. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + dent (ile
ilgili, gibi, -a ait) (lat.) * başka bir maddeyi oksijen ile kombine eden
(okside eden) bir madde; vücuda alınan besin maddelerinin hücrelerde oksijenle
birlikte yakılarak enerjiye dönüşmesi sırasında ortaya çıkan molekül
oksidantal :
lat. * occidens (batı, batan; güneşin battığı yön) (oc (karşı, önüne, batı) +
cadere, cidere (batmak, düşmek) + ens, ent (yapan, eden eki) ) + alis (ile
ilgili, -a ait) * batı ile ilgili, batıya ait, Batı kültürü veya Batı dünyası
ile ilişkili olan
oksidasyon :
gre., lat. * oxydare (oksitlemek) (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik,
oksijenli) (gre.) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.) * bir
maddenin oksijenle birleşmesi veya elektron kaybederek kimyasal olarak değişime
uğraması süreci, oksitlenme
oksidatif :
lat. * oxydare (oksitlemek) (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli)
(gre.) + are (fiil mastar eki) ) + tivus (ile ilgili, -a ait) (lat.) *
oksijenin etkisiyle gerçekleşen veya oksidasyon eğilimi gösteren, oksijenle
ilgili
oksidatif burst :
gre., lat., ing. * oxydare (oksitlemek) (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik,
oksijenli) (gre.) + are (fiil mastar eki) ) + tivus (ile ilgili, -a ait) (lat.)
+ burst (patlama, ani artış) (ing.) * hücrelerde, özellikle bağışıklık
hücrelerinde, reaktif oksijen türlerinin hızlı ve ani üretimi olayı
oksidaz :
gre. * oxydare (oksitlemek) (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli)
(gre.) + are (fiil mastar eki) ) + ase (enzim eki) (lat.) * oksidasyon
reaksiyonlarını katalize eden, oksijenle ilişkili enzim türü
oksidiyon :
gre. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + ion (yük, hareket eden
parçacık) * pozitif veya negatif yük taşımayan, ancak oksijen içeren iyon,
özellikle oksijenin iyonik formu
oksijen :
gre. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + genes (doğuran, ortaya
çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.) + ium
(kimyasal element eki) (lat.) * atom numarası 8, simgesi O olan, havada 1/5
oranında bulunan ve canlıların solunumunda temel rol oynayan, renksiz ve
kokusuz gaz elementi
oksijenasyon :
gre., lat. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + genes (doğuran,
ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan)
(gre.) + tio (isim yapım ve durum eki) (lat.) * bir maddenin veya dokunun
oksijenle zenginleşmesi veya oksijen alması süreci
oksijenaz :
gre., lat. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + genes (doğuran,
ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ase
(enzim eki) * oksijeni substrata ekleyerek oksidasyon reaksiyonlarını katalize
eden enzim türü
oksijenizasyon :
gre., lat. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + genes (doğuran,
ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan)
(gre.) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım ve durum
eki) (lat.) * bir ortamın, dokunun veya sistemin oksijenle zenginleştirilmesi
süreci
oksikodon :
gre. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + codeine (afyon türevi
alkaloid) * yarı sentetik opioid sınıfında yer alan, orta ve şiddetli ağrıların
tedavisinde kullanılan güçlü ağrı kesici ilacın etken maddesi (C18H21NO4)
oksikonazol :
gre. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + conazol (azole halkası
taşıyan antifungal bileşik son eki) (co, con (ile, birlikte, beraber) + azole
(mantar önleyici ilaçlarda yer alan bir veya daha fazla nitrojen (azot) atomu
içeren 5 üyeli bir halkaya sahip bir grup heterosiklik bileşik belirtici ek)
(azotos, azotikos (yaşamsız, cansız, hayatsız) (gre.) + ol (hidroksil, alkol
grubu OH) (lat.) ) * mantar enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan, azol
grubu antifungal ilacın etken maddesi (C18H13Cl4N3O2)
oksilit :
gre. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + lithos (taş, kaya) *
oksijenli bileşiklerin kristal veya taş benzeri sert yapıda bulunduğu mineral
veya oluşum
oksiliyer :
lat. * auxiliarius (yardım eden, destek veren) (auxilium (yardım, destek)
(augere (artırmak, çoğaltmak, büyütmek, genişletmek, zenginleştirmek) + ilium
(isim yapım eki) ) + arius (ile ilgili, -a ait) * asıl görevi desteklemek,
yardımcı olmak veya ana işlevi tamamlamak olan (ek yapı, kişi, araç veya
sistem), yardımcı, yedek, destek
oksilyer :
lat. * auxilium (yardım, destek) + arius, aris (ile ilgili, -a ait) * yardımcı
olan, destek sağlayan veya bir ana unsura ek olarak işlev gören (şey veya kişi)
oksimetazolin :
gre., lat. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + meta (arasında,
ötesinde) + azole (mantar önleyici ilaçlarda yer alan bir veya daha fazla
nitrojen (azot) atomu içeren 5 üyeli bir halkaya sahip bir grup heterosiklik
bileşik belirtici ek) (azotos, azotikos (yaşamsız, cansız, hayatsız) (gre.) +
ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) ) + ine (organik bileşik eki) * burun
tıkanıklığını gidermek için kullanılan, damar daraltıcı etkili dekonjestan
ilacın etken maddesi (C16H24N2O)
oksimetolon :
gre. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + meth (metil, tek
karbonlu grup) + ol (alkol grubu) + one (oksijenli bileşik, keton (C=O) türevi,
karbonil grubu) * anabolik steroid sınıfında yer alan, kırmızı kan hücresi
üretimini artırmak için kullanılan sentetik hormon benzeri ilacın etken maddesi
(C21H32O3)
oksimetre :
gre. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + metron, metros (ölçü) *
kandaki oksijen doygunluğunu ölçen cihaz
oksimetri :
gre. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + metria (ölçme, ölçüm)
(metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım ve durum eki) ) * kandaki oksijen
doygunluğunun ölçülmesi işlemi
oksimoron :
gre. * oxys (keskin, zeki, hızlı) + moros, moron (aptal, ahmak, budala, moron)
* retorikte ve edebiyatta etki yaratmak, ironik veya düşündürücü anlamlar
üretmek için anlamca çelişen iki sözcüğün bir araya getirilmesiyle oluşan ifade
(örneğin “sessizliğin sesi”, “organize kaos”, “barışçıl savaşçı”) oksin
oksipital :
lat. * occiput (arka kafa, başın arka kısmı) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt)
+ caput (baş, kafa, tepe) ) + alis (ile ilgili, -a ait) * başın arka kısmına
ait olan, kafatasının arka bölgesiyle ilgili olan
oksipital lob :
lat. * occiput (arka kafa, başın arka kısmı) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt)
+ caput (baş, kafa, tepe) ) + alis (ile ilgili, -a ait) + lobus (lop, yuvarlak
bölüm, parça) * beynin arka kısmında yer alan ve görme ile ilgili bilgilerin
işlenmesinden sorumlu beyin bölümü
oksiplatin :
gre. * oxys (keskin, zeki, hızlı) + platinum (platin metali) * kanser
tedavisinde kullanılan, platin içeren kemoterapi ilacının etken maddesi
(C8H14N2O4Pt)
oksiput :
lat. * ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + caput (baş, kafa, tepe) *
kafatasının arka kısmı, başın arka bölgesi
oksit :
gre. * oxydio (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + idio (gibi, ile
ilgili, benzer) ) * kimyasal formülünde en az bir oksijen atomu ve bir diğer
element içeren kimyasal bileşik
oksitetrasiklin :
gre. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + tetra (dört) + kuklos,
kyklos (daire, devir, çember, döngü, tekerlek, siklus) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) * geniş spektrumlu bir antibiyotik olan ve çeşitli
bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde kullanılan tetrasilin sınıfı olan ve
Terramycin ticari markasıyla satılan ilacın etken maddesi (C22H24N2O8)
oksitosin :
gre. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + tokos (doğum) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) * doğum sürecini başlatmak veya güçlendirmek için
kullanılan, rahim kasılmalarını uyaran hormon içerikli ilacın etken maddesi
(C43H66N12O12S2)
oksiyür :
gre. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + oura (kuyruk) * ince
bağırsakta yaşayan ve özellikle çocuklarda enfeksiyona yol açan, halk arasında
“kıl kurdu” olarak bilinen küçük parazit solucan türü
okskarbazepin :
lat., gre. * oxos (oksijen içeren, oksijenle ilişkili) (oxys (keskin, sivri,
ekşi, asidik, oksijenli) + os (ile ilgili, -a ait) ) (gre.) + carbo (kömür,
karbon, karboksil grubu) + azepine (yedi üyeli azot içeren heterosiklik halka)
(lat.) * epilepsi (sara) tedavisinde nöbetleri önlemek ve kontrol altına almak
için kullanılan, beyindeki aşırı aktif sinirleri sakinleştirerek ve anormal
elektriksel uyarıları azaltarak etki gösteren bir antikonvülsan (antiepileptik)
ilacın etken maddesi (C15H12N2O2)
oksolamin :
gre. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + olamine (alkol ve
amin gruplarını içeren organik yapı) (ol (hidroksil, alkol OH eki) + amine
(amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) ) (lat.) * öksürük ve boğaz
tahrişini hafifletmek için kullanılan antitussif ve spazm çözücü ilacın etken
maddesi (C20H25NO)
okşamak :
tür. * okşa (hafifçe dokunmak, sevgiyle ovuşturmak, bir yüzey üzerinde hafif
dokunuşlarla el gezdirmek) + mak (fiil mastar eki) * sevgi, şefkat veya
hoşnutluk göstermek amacıyla hafifçe dokunmak veya ovalamak
oktahedral :
gre. * okto (sekiz) + hedra (yüz, yüzey) + alis (ile ilgili, -a ait) * sekiz
yüzeyli geometrik şekil ile ilgili, sekiz yüzeyli yapısı olan
oktahedron :
gre. * okto (sekiz) + hedra (yüz, yüzey) + on (son ek) * sekiz yüzeye sahip üç
boyutlu geometrik cisim, sekiz yüzlü
oktan :
gre. * okto (sekiz) + ane (doymuş hidrokarbon, alkan son eki) * sekiz karbon
atomu içeren, genellikle benzin ve yakıt bileşiklerinde bulunan doymuş
hidrokarbon
oktant :
gre., lat. * okto (sekiz) (gre.) + ens, ent (ile ilgili, -a ait; -cı, yapan,
eden eki) (lat.) * octo (sekiz) + -ant (ilişkili, ait)
oktav :
gre. * okto (sekiz) + abos, avos (sıra, dizi, mesafe, uzaklık) * müzikte sekiz
sesten oluşan yani bir do sesiyle ondan altı nota sonraki do sesi arasındaki
uzaklık
oktay :
tür. * okt (güç, kudret, kuvvet, cesaret) + ay (ay, parlaklık) * Türk
kültüründe erkek ismi olarak kullanılan, genellikle parlaklık ve güzellik
çağrışımı yapan bir erkek ismi
oktet :
gre. * okto (sekiz) (gre.) + etto (küçültme eki) (ita.) * bir atomun
etrafındaki 8 değerlik elektronlu grup; sekiz çalgı için yapılan müzik bestesi
veya sekiz çalgıdan oluşan müzik grubu
oktilyon :
gre., lat. * okto (sekiz) (gre.) + illion (büyük sayı birimi) (lat.) * 1’in
ardından çok sayıda sıfır bulunan, sekiz tabanlı yapıya sahip olan, kısa
ölçekte 10^27, uzun ölçekte 10^48 ile temsil edilen büyük sayı birimi
oktogenarian :
gre., lat. * oktoginta (8 kere 10'lar) (okto (sekiz) + ginta (10'lar) ) (gre.)
+ aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ianus (ile ilgili, gibi, -a ait)
(lat.) * seksenlerinde olan kişi, seksen yaş civarında kişi
oktogon :
gre. * okto (sekiz) + gonia (kenar, açı, köşe) * sekiz köşeli çokgen
oktopus :
gre. * okto (sekiz) + pous, podos (ayak) * sekiz ayaklı deniz canlısı, ahtapot
oktotorp :
gre., ing. * okto (sekiz) (gre.) + thorpe (yerleşim yeri, köy) * sekiz
çıkıntılı işaret (#); kökeni kısmen belirsiz, modern teknik adlandırma
oktreotid :
gre. * okto (sekiz) + reotide (sentetik peptid türevi) (re (tekrar, yeniden) +
otide (peptid türevi) ) * pankreas ve bağırsak hormonlarını taklit eden, özellikle
büyüme hormonuna bağlı tümörlerde ve belirli endokrin bozukluklarda kullanılan
sentetik peptid ilacın etken maddesi (C52H69N15O13S2)
oktrua :
lat. * augere (arttırmak, çoğaltmak), auctus (arttırılmış, çoğaltılmış), auctor
(artıran, kuran, kefil) * özellikle şehir kapılarında yerli mallardan alınan
belediye vergisi veya imtiyaz
okul :
tür. * ok (okuma) + ul (ile ilgili, -a ait) * okuma yeri (school, école, schule
(okul) (ing., fra., alm.)
okulomotoryus :
lat. * oculus (göz) + motor (hareket ettiren, kımıldatan, kıpırdatan) (movere
(hareket etmek, devinmek, kımıldamak, kıpırdamak) + tor (-cı, yapan, eden eki)
) + ius (ile ilgili, -a ait) * göz kaslarını hareket ettiren, gözün
yönlendirilmesinden sorumlu kraniyal sinir ile ilgili olan
okumak :
tür. * okı, oku (çağırmak, davet etmek, seslenmek; harfleri, yazıyı algılayıp
anlamak) + mak (fiil mastar eki) * harfleri, kelimeleri, yazılı veya basılı
metinleri gözle takip ederek telaffuzlarını ve anlamlarını kavramak
okume :
fra. * okoume (Gabon ve Orta Afrika’ya özgü sert tropik ağaç türü) * özellikle
Gabon ve Kongo çevresinde yetişen, kontrplak (plywood) ve kaplama üretiminde,
mobilya yapımında ve tekne-yat inşaatında suya direnci nedeniyle tercih edilen
hafif, dayanıklı ve pembe-kahverengi tonlarında tropikal bir Afrika ağacı türü
okunaklı :
tür. * okı, oku (çağırmak, davet etmek, seslenmek; harfleri, yazıyı algılayıp
anlamak) + nak (isim yapım ve durum eki) + lı (ile ilgili; ile, birlikte,
beraber) * okunabilir, yazısı veya metni rahatlıkla anlaşılabilen
okunuş :
tür. * okı, oku (çağırmak, davet etmek, seslenmek; harfleri, yazıyı algılayıp
anlamak) + nuş (isim yapım eki) * bir kelimenin, yazının veya metnin sesli
olarak söylenme biçimi, telaffuz şekli
okur :
tür. * okı, oku (çağırmak, davet etmek, seslenmek; harfleri, yazıyı algılayıp
anlamak) + r (-cı, yapan, eden eki) * yazılı metinleri algılayıp anlayabilen
kişi, okuyucu
okuryazar :
tür. * okı, oku (çağırmak, davet etmek, seslenmek; harfleri, yazıyı algılayıp
anlamak) + r (-cı, yapan, eden eki) + yaz (harflerle veya işaretlerle ifade
etmek) + r (-cı, yapan, eden eki) * hem okuyabilen hem de yazı yazabilen kişi
okutman :
tür. * okı, oku (çağırmak, davet etmek, seslenmek; harfleri, yazıyı algılayıp
anlamak) + t (etken fiil eki) + man (-cı, yapan, eden eki) * başkalarına okuma
öğreten veya okuma yaptıran kişi, öğretmen veya eğitimci rolünde olan kimse;
üniversitelerde Türk Dili, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi, yabancı dil gibi
ortak zorunlu dersleri okutan, eğitim-öğretim süresince temel derslerin planlanması
ve uygulanmasından sorumlu olan akademik personelle verilen ünvan
oküler :
lat. * oculus (göz, bakış) + aris (ile ilgili, -a ait) * gözle veya gözle
ilgili yapılarla ilgili
oküloglandüler :
lat. * oculus (göz, bakış) + glandularis (bezlerle ilgili, bezlere ait veya
bezleri ilgilendiren) (glans (meşe palamudu, bez) + ulus, ula (küçültme eki) +
aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * göz ve göz çevresindeki bezlerle
ilgili olan, özellikle gözyaşı bezleri ve bunlarla ilişkili
okülosefalik :
lat. * oculus (göz, bakış) + kephaleia (başlılık, kafalılık) (kephale, kephalos
(kafa, baş) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * göz ve baş hareketleriyle ilgili (nörolojide refleks ve
koordinasyon testlerinde kullanılan terim)
okülovestibüler :
lat. * oculus (göz, bakış) + vestibulum (giriş, ön odacık, antre) (vesti
(giriş) + bulum (küçültme eki; küçük oda, odacık) ) + aris (ile ilgili, -a ait)
* göz hareketleri ve iç kulaktaki vestibüler sistem ile ilgili
okült :
lat. * oculus (göz, bakış), occultus (gizli, saklı, gizlenmiş, saklanmış,
örtülmüş) (occulere (gizlemek, saklamak, örtmek, örtbas etmek) + tus (geçmiş
zaman ve sıfat yapım eki) ) * gözden veya genel algıdan gizlenmiş, görünmeyen
veya bilinmeyen, özellikle mistik veya sırlarla ilgili olan
okültasyon :
lat. * occultus (gizli, saklı, gizlenmiş, saklanmış, örtülmüş) (occulere
(gizlemek, saklamak, örtmek, örtbas etmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım
eki) ) + atio (isim yapım eki) * gizleme, saklama, örtme, örtbas etme; bir gök
cisminin başka bir cisim tarafından gizlenmesi veya görünüşünün geçici olarak
kaybolması olayı
okültizm :
lat. * occultus (gizli, saklı, gizlenmiş, saklanmış, örtülmüş) (occulere
(gizlemek, saklamak, örtmek, örtbas etmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım
eki) ) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * doğaüstü, gizli
veya mistik güçler ve sırlarla ilgili inançlar, uygulamalar veya öğretiler
bütünü
okülüs :
lat. * oculus (göz, bakış) * göz; mimarlıkta yuvarlak pencere veya tavan
açıklığı
oküpasyon :
lat. * occupare (ele geçirmek, meşgul etmek, kaplamak, işgal etmek) (ob
(üzerine, karşı, karşıt, zıt; yönelme) + capere (kapmak, yakalamak, kavramak) )
+ tio (isim yapım eki) * bir kişinin yaptığı iş, meslek, iştigal, meşguliyet,
uğraş; bir yerin zorla ve fiilen ele geçirilmesi durumu, kaplama, işgal
okyanus :
hav., gre. * okeanos (okea (devamlılık, sürdürme, sonlanmama, hiç bitmeyen)
(hav.) + anos (gibi ile ilgili) ) (gre.) ); okea ururoatia (köpekbalığı gibi
devam et (mücadeleye devam et) ), kaua e mate wheke, mate ururoa (ahtapot gibi
ölme, köpekbalığı gibigibi öl (hav.) * yeryüzündeki kıtaları çevreleyen ve
birbirlerine bağlanan büyük tuzlu su kütlelerinden her biri
okyanusya :
hav., gre. * okeanos (okea (devamlılık, sürdürme, sonlanmama, hiç bitmeyen)
(hav.) + anos (gibi ile ilgili) ) (gre.) ) + eia (ülke, yer belirten ek) (gre.)
* Büyük Okyanus'a dağılmış adaları kapsayan ülkelerden ve Avustralya'dan oluşan
coğrafi bölge
olabilir :
tür. * ol (var olmak, meydana gelmek, oluşmak, ortaya çıkmak) + a (bağlaç) +
bilir (mümkün olma, muhtemel olma eki) * gerçekleşmesi veya yapılması mümkün
olan, ihtimali olan durum veya özellik, olması muhtemel, meydana gelmesi
ihtimal dahilinde, olası durumda
olabilirlik :
tür. * ol (var olmak, meydana gelmek, oluşmak, ortaya çıkmak) + a (bağlaç) +
bilir (mümkün olma, muhtemel olma eki) + lik (isim yapım ve durum eki) * bir
şeyin gerçekleşme, meydana gelme veya mümkün olma durumu, ihtimal derecesi
olağan :
tür. * ol (var olmak, meydana gelmek, oluşmak, ortaya çıkmak) + a (bağlaç) +
ğan (ile ilgili, -a ait) * beklenen, normal, alışılmış, sıradan
olağandışı :
tür. * ol (var olmak, meydana gelmek, oluşmak, ortaya çıkmak) + a (bağlaç) +
ğan (ile ilgili, -a ait) + dış (içeride olmayan, iç ile ilgili olmayan, içe ait
olmayan, harici) + ı (iyelik eki) * beklenenin ötesinde, normalin üstünde,
alışılmışın dışında, sıradan olmayan, olağanüstü
olağanüstü :
tür. * ol (var olmak, meydana gelmek, oluşmak, ortaya çıkmak) + a (bağlaç) +
ğan (ile ilgili, -a ait) + üst (üzeri, yukarı, tepe, bir şeyin üzerindeki
bölüm) + ü (iyelik eki) * beklenenin ötesinde, normalin üstünde, alışılmışın
dışında, sıradan olmayan, olağandışı
olanak :
tür. * ol (var olmak, meydana gelmek, oluşmak, ortaya çıkmak) + a (bağlaç) +
nak (isim yapım ve durum eki) * bir işin gerçekleşmesini sağlayan koşul, fırsat
veya imkan, yapılabilirlik durumu
olanca :
tür. * ol (var olmak, meydana gelmek, oluşmak, ortaya çıkmak) + a (bağlaç) +
nca (ne kadar mümkünse, ölçüde anlamı veren zarf eki) * bütün, tümüyle,
eksiksiz olarak var olan, ne kadar varsa, elde olduğu kadar, tamamını kapsayan
olanzapin :
gre. * ol (özgül kimyasal kök) + anza (heterosiklik halka yapısı) + pine
(organik bileşik eki) * antipsikotik etkiye sahip olan, şizofreni ve bipolar
bozukluk tedavisinde kullanılan sentetik ilacın etken maddesi (C17H20N4S)
olaparib :
gre. * ol (özgül kimyasal kök) + a (bağlayıcı harf) + parib (PARP
(Poly(ADP-Ribose; Polymerase (DNA hasarını onarmaktan sorumlu bir enzim ailesi)
inhibitörü eki) * DNA onarım enzimlerini (PARP) inhibe eden ve özellikle bazı
kanser türlerinin tedavisinde kullanılan hedefe yönelik anti-kanser ilacının
etken maddesi (C24H23FN4O3)
olası :
tür. * ol (var olmak, meydana gelmek, oluşmak, ortaya çıkmak) + a (bağlaç) + sı
(iyelik eki) * mümkün, muhtemel, olabilir, olma ihtimali olan
olasılık :
tür. * ol (var olmak, meydana gelmek, oluşmak, ortaya çıkmak) + a (bağlaç) + sı
(iyelik eki) + lık (durum eki) * bir olayın veya durumun gerçekleşme ihtimali,
olma durumu veya gerçekleşebilirlik derecesi, ihtimal, mümkün olma, muhtemel
olma durumu, olabilirlik, olma ihtimali bulunma
olay :
tür. * ol (var olmak, meydana gelmek, oluşmak, ortaya çıkmak) + ay (isim yapım
eki) * belirli bir zamanda ve yerde gerçekleşen durum, olgu, hadise, vaka
olcay :
tür. * ol (var olmak, meydana gelmek, oluşmak, ortaya çıkmak) + cay (sıfat
yapım eki) * var olan, değerli, hayırlı; erkek ismi
olçum :
tür. * ol (var olmak, meydana gelmek, oluşmak, ortaya çıkmak) + çum (sıfat
yapım eki) * kendini beğenmiş, ukala, çok bilmişlik taslayan ancak boş konuşan
kişiler için kullanılan bir argo ifade
oldurgan :
tür. * ol (var olmak, meydana gelmek, oluşmak, ortaya çıkmak) + dur (etken fiil
eki) + gan (sıfat yapım eki) * olmasına sebep olan
ole :
isp. * olé (coşku, bravo ünlemi) * özellikle İspanyol kültüründe, dans, müzik
veya başarılı bir hareket karşısında hayranlık ve coşku ifade etmek için
kullanılan ünlem
olea :
gre., lat. * elaia (zeytin ağacı, zeytin) (gre.), olea (zeytin) (lat.) *
Oleaceae familyasına ait, zeytin ağaçlarını kapsayan bir cins
oleaceae :
gre., lat. * elaia (zeytin ağacı, zeytin) (gre.), olea (zeytin) + aceae
(-giller, bitki familyası eki) (lat.) * zeytingiller olarak bilinen, zeytin,
yasemin, dişbudak ve kurtbağrı gibi odunsu bitkileri kapsayan bitki familyası
olefin :
gre., lat. * elaia (zeytin, zeytin ağacı), elaion (zeytin yağı, yağ) (gre.);
oliva (zeytin), oleum (yağ, zeytin yağı) (lat.) + phine (hidrokarbon sınıfı son
eki (parafine, olefine vb.) * çift bağ içeren doymamış hidrokarbonlar (alkenler)
oleik :
gre., lat. * elaia (zeytin ağacı, zeytin) (gre.), olea (zeytin) (lat.) + ikos
(ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) * yağlarla ilgili;
oleik asit :
gre., lat. * elaia (zeytin ağacı, zeytin) (gre.), olea (zeytin) (lat.) + ikos
(ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + acidum (asit, ekşi) (lat.) * zeytinyağı
başta olmak üzere bitkisel ve hayvansal yağlarda bolca bulunan,
renksiz/kokusuz, tekli doymamış bir Omega-9 yağ asidi
(CH3(CH2)7CH=CH(CH2)7COOH)
olein :
gre., lat. * elaia (zeytin ağacı, zeytin) (gre.), olea (zeytin) + ine (organik
bileşik eki) (lat.) * yağların sıvı kısmını oluşturan ve özellikle trigliserit
yapısında bulunan yağ bileşeni; oleik asit türevlerini içeren fraksiyon
(C57H104O6)
olekranal :
gre. * olecranon (dirsek çıkıntısı) (olene (dirsek) + kranion (kafatası, baş,
çıkıntı, tepe) ) + alis (ile ilgili, -a ait) * dirsek kemiğinin arka çıkıntısı
(olekranon) ile ilgili
olekranon :
gre. * olene (dirsek) + kranion (kafatası, baş, çıkıntı, tepe) * ulna kemiğinin
dirsek bölgesinde bulunan, dirseğin arka kısmındaki kemiksi çıkıntı
oleometre :
gre., lat. * elaia (zeytin ağacı, zeytin) (gre.), olea (zeytin) (lat.) + metron
(ölçü) (gre.) * yağ miktarını veya yoğunluğunu ölçen cihaz
oleum :
gre., lat. * elaia (zeytin ağacı, zeytin) (gre.), olea (zeytin) + um (son ek)
(lat.) * yağ; sülfürik asit çözeltisi içinde çözünmüş SO₃ içeren yoğun sülfürik asit
çözeltisi (ayrıca “yağ” anlamında da kullanılır.)
oley :
isp. * olé (coşku, bravo ünlemi) * özellikle İspanyol kültüründe, dans, müzik
veya başarılı bir hareket karşısında hayranlık ve coşku ifade etmek için
kullanılan ünlem
olfaksiyon :
lat. * olere (koklamak, koku almak) + facere (yapmak), factus (yapılmış) + tio
(isim eki) * koku alma duyusu, koku alma yeteneği
olfaktif :
lat. * olere (koklamak, koku almak) + facere (yapmak), factus (yapılmış) + ivus
(ile ilgili, -a ait) * koku alma ile ilgili
olfaktoryus :
lat. * olere (koklamak, koku almak) + facere (yapmak), factus (yapılmış) + or
(-cı, yapan, eden eki) + osus (ile ilgili, -a ait, gibi, benzer) * koku alma
ile ilgili olan
olfaktör :
lat. * olere (koklamak, koku almak) + facere (yapmak), factus (yapılmış) + or
(-cı, yapan, eden eki) * koku alma duyusuyla ilgili olan, özellikle koku
reseptörleri, sinirleri veya koku sistemiyle ilişkili
olgu :
tür. * ol (var olmak, meydana gelmek, oluşmak, ortaya çıkmak) + gu (isim yapım
eki) * belirli bir olay, durum veya gerçek; özellikle bilim ve tıp bağlamında
gözlemlenmiş durum veya vaka; yaratılmış maddi veya manevi varlık
olgun :
tür. * ol (var olmak, meydana gelmek, oluşmak, ortaya çıkmak) + gun (sıfat
yapım eki) * tam gelişmiş, olma aşamasına gelmiş; fiziksel, zihinsel veya
duygusal olarak tamamlanmış veya erişkinleşmiş durumda olan, tekamül etmiş,
kamil
oligark :
gre. * oligos (az, kıt, azınlık, küçük sayı) + arkhein (yönetmek, hükmetmek,
emretmek) * Sovyetler Birliği'nin dağılması sonrası Rusya ve Ukrayna'da ortaya
çıkan gelir kaynağı bilinmeyen, seçkin zümreye ait kişilere verilen isim
oligarşi :
gre. * oligos (az, kıt, azınlık, küçük sayı) + arkhein (yönetmek, hükmetmek,
emretmek) + eia (durum eki) * az sayıda kişinin veya seçkin bir grubun devlet
yönetiminde söz sahibi olduğu yönetim biçimi
oligo :
gre. * oligos (az, kıt, azınlık, küçük sayı) * az miktarda, küçük sayıdaki veya
nadir olan şeyleri ifade eden sıfat
oligochaeta :
gre. * oligos (az, kıt, azınlık, küçük sayı) + khaite (kıl, uzun kıl, saç,
yele) + a (çogul eki) * halkalı solucanlar (Annelida) şubesine bağlı,
aralarında bilinen tüm toprak solucanları ile birçok tatlı su ve deniz türünün
yer aldığı yumuşak gövdeli hayvanlardan oluşan bir alt sınıf
oligodendroglioma :
gre. * oligos (az, kıt, azınlık, küçük sayı) + dendron (ağaç, dallar) + glia
(sinir dokusu; destek hücresi) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur;
kanser; toplanma, oluşum) * merkezi sinir sisteminde, özellikle beyin ve
omurilikte, destek hücrelerinden (glia) kaynaklanan ve dallanmış küçük
hücrelerden oluşan tümör türü
oligofreni :
gre. * oligos (az, kıt, azınlık, küçük sayı) + phrenia (zihin) * zihinsel
gelişimi eksik veya sınırlı olma durumu, zeka geriliği
oligohidroamniyos :
gre. * oligos (az, kıt, azınlık, küçük sayı) + hydor, hudros, hydros (su, sıvı)
+ amnios (rahimde bebeği çevreleyen zar, döl kesesi, amniyotik kese) + osis
(durum, sorun, hastalık) * gebelik sırasında amniyotik sıvının normalden az
olması durumu (fetüsün gelişimini olumsuz etkileyebilen bir tıbbi durum)
oligoklaz :
gre. * oligos (az, kıt, azınlık, küçük sayı) + klasis (kırılma, parçalanma)
(klaein (kırmak, parçalamak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) * tipik olarak
sodyum ve kalsiyum içeren, kayaçlarda yaygın olarak bulunan bir plajiyoklaz
feldspat türü
oligomenore :
gre. * oligos (az, kıt, azınlık, küçük sayı) + men (ay, adet) + rhein (akmak,
yağmak, dökülmek), rhea (akış, akıntı) * genellikle hormonal dengesizlikten
kaynaklanan, adet (menstrüasyon) döngülerinin normalden daha seyrek veya nadir
olarak gerçekleştiği durum
oligomer :
gre. * oligos (az, kıt, azınlık, küçük sayı) + meros (parça, bölüm, kısım) *
sınırlı sayıda monomer biriminin (genellikle birkaç tanesinin) bir araya
gelmesiyle oluşan, tam olarak büyüyememiş küçük moleküllü bir polimer türü
oligonükleotid :
gre. * oligos (az, kıt, azınlık, küçük sayı) + nucleotide (DNA ve RNA’yı
oluşturan temel yapı birimi olan, bir azotlu baz, bir şeker (riboz veya
deoksiriboz) ve bir fosfat grubundan oluşan organik molekül) (nucleus
(çekirdek, tohum, tane) (nux, nucis (sert kabuklu meyve, ceviz) + leus (ile
ilgili, -a ait) ) + ide (parçacık veya tür bildiren ek) ) (lat.) * DNA veya
RNA'nın, genellikle 20 ila 30'dan az nükleotitten oluşan, genetik testler, PCR
(polimeraz zincir reaksiyonu), DNA dizileme ve ilaç geliştirme süreçlerinde
temel bir başlangıç veya hedefleme aracı olarak kullanılan kısa ve sentetik
zincirleri
oligopeptit :
gre. * oligos (az, kıt, azınlık, küçük sayı) + peptein (pişirmek,
olgunlaştırmak, sindirmek, hazmetmek), peptidion, peptide (peptit bağıyla
bağlanmış amino asit zinciri) (peptos (pişirilmiş, sindirilmiş, hazmedilmiş) +
idion (küçültme eki ve ikili bileşik, anyon eki) ) * peptit bağları ile
birbirine bağlanmış az sayıdaki (genellikle 2 ila 20 veya en fazla 50 arası)
amino asitten oluşan, proteinlerin daha küçük yapı taşları olan ve hücreler
arası sinyal iletiminde ve vücutta biyolojik aktivitelerde rol oynayan kısa zincirli
bir organik molekül
oligopoli :
gre. * oligos (az, kıt, azınlık, küçük sayı) + polein (satmak, pazarlamak) *
piyasada az sayıda firmanın mal veya hizmetler üzerinde baskın olduğu,
rekabetin sınırlı olduğu ekonomik durum
oligosakkarit :
gre. * oligos (az, kıt, azınlık, küçük sayı) + sakkharides (sakkharon (şeker)
(gre.); saccharum (şeker) (lat.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli,
biçimli) (gre.) ) * az sayıda monosakkarit biriminin glikozidik bağlarla
birleşmesiyle oluşan, kısa zincirli karbonhidrat bileşiği
oligosen :
gre. * oligos (az, kıt, azınlık, küçük sayı) + kainos (yeni, taze, çağdaş,
alışılmamış; çağ, dönem, devir; zaman) * jeolojik zaman ölçütlerinden biri olan
ve yaklaşık 34 ila 23 milyon yıl önceki dönemi ifade eden, fosil ve jeolojik
katmanlarla tanımlanan zaman dilimi
oligospermi :
gre. * oligos (az, kıt, azınlık, küçük sayı) + sperma (tohum, çekirdek, döl,
bel, meni, sperm) + eia (isim yapım ve durum eki) * erkek kısırlığının önemli
bir nedeni olan, menide normalden daha az sayıda sperm bulunması durumu
oligotrofik :
gre. * oligos (az, kıt, azınlık, küçük sayı) + trephein (beslemek, gıdalamak,
büyütmek, geliştirmek), trophia (beslenme, gıdalanma, büyüme durumu) (trophos,
trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * besin maddeleri bakımından
fakir veya düşük besin yoğunluğuna sahip olan (ekosistem, ortam)
oligüri :
gre. * oligos (az, kıt, azınlık, küçük sayı) + ouron (idrar, sidik, çiş) + eia (durum
eki) * genellikle böbrek fonksiyonlarının azalmasıyla oluşan az idrara çıkma
durumu
oligürik :
gre. * oligos (az, kıt, azınlık, küçük sayı) + ouron (idrar, sidik, çiş) + eia
(durum eki) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * az miktarda idrar üretimi ile
karakterize edilen durum, oligüri ile ilgili
olijist :
gre. * oligos (az, kıt, azınlık, küçük sayı) + istes (-cı, yapan, eden,
destekleyen, yandaş eki) * parlak siyah veya çelik grisi renginde, hematit
mineralinin bir türü olan önemli bir demir cevheri, aynalı demir cevheri
olim :
lat. * olim (vaktiyle, eskiden, bir zamanlar) * geçmişte, önceki bir zamanda,
eskiden anlamında kullanılan Latince zaman zarfı
olimpik :
gre. * olympos (bukutların üzerinde, sislerin üzerinde; yüksek, ulu, yüce;
Antik Yunan'da tanrıların evi sayılan Olympos Dağı'na (Olympus) veya Zeus
tapınağının bulunduğu Olympia kentine atfen) (holos (tam, bütün, tüm, toplu,
eksiksiz) + lympe (nem, ıslaklık, sis, bulutlu hava) + os (isim yapım eki) ) +
ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * MÖ 776'dan itibaren Olympia'da düzenlenen
oyunlarla ilişkili, olimpiyatla ilgili
olimpiyat :
gre. * olympos (bukutların üzerinde, sislerin üzerinde; yüksek, ulu, yüce;
Antik Yunan'da tanrıların evi sayılan Olympos Dağı'na (Olympus) veya Zeus
tapınağının bulunduğu Olympia kentine atfen) (holos (tam, bütün, tüm, toplu,
eksiksiz) + lympe (nem, ıslaklık, sis, bulutlu hava) + os (isim yapım eki) ) +
iades (dönem, olay veya topluluk bildiren ek) * antik Yunan’da tanrılara
adanmış spor ve kültürel yarışmalar olarak başlayan ve günümüzde uluslararası
spor etkinlikleri anlamında kullanılan organizasyon
olimpos :
gre. * olympos (bukutların üzerinde, sislerin üzerinde; yüksek, ulu, yüce;
Antik Yunan'da tanrıların evi sayılan Olympos Dağı'na (Olympus) veya Zeus
tapınağının bulunduğu Olympia kentine atfen) (holos (tam, bütün, tüm, toplu,
eksiksiz) + lympe (nem, ıslaklık, sis, bulutlu hava) + os (isim yapım eki) ) *
Yunan mitolojisinde tanrıların oturduğu kutsal dağ olarak bilinen, günümüzde
ise Anadolu ve Yunanistan'daki çeşitli dağlar ile Antalya'daki antik bir liman
kentine adını veren kelime
oliopnea :
gre. * oligos (az, kıt, azınlık, küçük sayı) + pnoe (nefes, solunum) + eia
(durum eki) * genellikle solunum sıkıntısı veya akciğer hastalıklarıyla
ilişkili olarak ortaya çıkan normalden daha az veya yetersiz nefes alma durumu
olistika :
gre. * holos (tam, bütün, tüm, toplu, eksiksiz) + tikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * bütüncül, bütünsel; bir şeyin tüm parçalarını veya yönlerini
kapsayan; sağlık, felsefe ve yaklaşımlarda beden, zihin ve ruhu bir arada ele
alan anlayış veya yöntem
olivin :
gre. * oliva (zeytin; yeşil renk) * kayaçlarda yaygın olarak bulunan, taş ve
mücevher yapımında kullanılan, silikat minerali grubuna ait yeşil renkli bir
taş türü
olmak :
tür. * ol (var olmak, meydana gelmek, oluşmak, ortaya çıkmak) + mak (fiil
mastar eki) * var hale gelmek, mevcut olmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak,
bulunmak
olmesartan :
lat., gre. * olmes (ön ek) + arctos (kavram, tutucu) (gre.) + an (az, eksik)
(lat.) * anjiyotensin II reseptörlerini bloke ederek kan damarlarını genişleten
ve yüksek tansiyonu düşüren ilaç etken maddesi (C24H26N6O3)
olmesartan :
lat., gre. * olmes (ön ek) + arctos (kavram, tutucu) (gre.) + an (az, eksik) *
yüksek tansiyon tedavisinde kullanılan, anjiyotensin II reseptörlerini bloke
ederek damar gevşemesi sağlayan antihipertansif ilacın etken maddesi
(C24H26N6O3)
olmesartan medokomil :
lat., gre. * olmes (ön ek) + arctos (kavram, tutucu) (gre.) + an (az, eksik)
(lat.) + medius (orta, ortada) + oxum (oksijenle ilgili) + ilus (ile ilgili, -a
ait) * yüksek tansiyonun (hipertansiyon) tedavisinde kullanılan, damarları
gevşeterek kan basıncını düşüren, kan akışını rahatlatan, kalp krizi veya inme
riskini azaltmaya yardımcı olan, kan damarlarını daraltan angiotensin II
reseptörünün blokörü olan etken madde (C29H31N5O6)
oloji :
gre. * eu (iyi, güzel, düzgün, gerçek) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı,
söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * övgü veya takdir amacıyla yapılan konuşma, genellikle bir
kişinin ölümünden sonra anısını onurlandırmak için yapılan konuşma
olopatadin :
lat. * olo (ön ek) + pate (acı, ıstırap, rahatsızlık) + dine (hissi uyaran,
uyarıcı) * antihistaminik ve mast hücre stabilizatörü olarak alerjik
konjonktivit (göz alerjisi) ve alerjik rinit (burun alerjisi) semptomlarını
(kaşıntı, kızarıklık, sulanma) azaltmak için kullanılan, histamin H₁ reseptörlerini bloke eden
ilacın etken maddesi (C22H23NO2)
olta :
ita. * volta (dönüş, bükülme; kıvrım) * ucuna iğne ve yem takılarak balık
tutmaya yarayan, esnek ve bükülebilir yapıda araç (balık tutma düzeneğinin
kıvrılarak sarılması bağlamında)
oltu :
tür., kıpç., gür. * olt, olta (yüksek ve korunaklı yer) (tür.), oltisi (gür.) *
Dağıstan' ın güneyindeki Küçük Şirvan Bölgesi' nde yer alan, Kıpçakların
oturduğu bir kasaba; Erzurum’un bir ilçesi
oluk :
tür. * ol (olmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak) + uk (isim yapım eki) * suyun
akmasını sağlamak veya bir şeyi yönlendirmek için yapılmış, içi oyuk uzun kanal
veya çukur biçimli yapı; içi oyulmuş ağaç kütüğü, yalak, hendek
olumlu :
tür. * ol (olmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak) + um (isim yapım eki) + lu
(sıfat yapım eki) * iyi, uygun, beklenen veya istenen yönde olan, pozitif
nitelik taşıyan durum veya özellik ifade eden
olumsal :
tür. * ol (olmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak) + um (isim yapım eki) + sal
((sıfat yapım eki) * varlık ve oluşla ilgili olan, varoluşa dair nitelik
taşıyan, egzistansiyel (felsefede “ontik/olgusal” anlamında kullanılan kavram)
olumsuz :
tür. * ol (olmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak) + um (isim yapım eki) + suz
(yokluk, zıtlık eki) * iyi veya istenen nitelikleri taşımayan, beklenenin
tersine olan, negatif özellik gösteren (durum veya nitelik)
olumsuzluk :
tür. * ol (olmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak) + um (isim yapım eki) + suz
(yokluk, zıtlık eki) + luk (isim yapım ve durum eki) * iyi veya istenen
nitelikleri taşımama beklenenin tersine olma, negatif özellik gösterme durumu
veya niteliği
olur :
gür., erm. * olor, olori (kuğu) * Erzurum’un bir ilçesi
oluş :
tür. * ol (olmak, meydana gelmek) + uş (isim yapım eki) * olma durumu, meydana
gelme durumu
oluşum :
tür. * ol (olmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak) + uş (edilgen fiil eki) + um
(isim yapım eki) * bir şeyin ortaya çıkması, meydana gelmesi veya biçimlenmesi
süreci veya durumu
oma :
gre. * oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) *
vücutta oluşan kötü veya iyi huylu patolojik kitleyi (tümör veya ur) ifade eden
son ek (örneğin "lenfoma" (lenf tümörü) )
omaca :
tür. * om (kemik başı) + aca (ek) * uyluk kemiği başı, kemik başı, yuvarlak
eklem başı; kesilen bir ağacın toprakta kalan kütüğü, kökü veya asma kütüğü
(üzüm asması çubuğu)
omalizumab :
gre., lat. * omali (IgE’ye karşı, bağışıklıkla ilgili; gre.) + zu
(insanlaştırılmış) + mab (monoklonal antikor eki, (humanized monoclonal
antibody) ) * alerjik astım, kronik spontan ürtiker (kurdeşen) ve nazal
poliplerin tedavisinde kullanılan, kanda bulunan İmmünoglobulin E (IgE)
antikorlarını hedef alarak bloke eden biyolojik ilacın etken maddesi
(C6450H9916N1714O2023S38)
ombra :
lat. * umbra (gölge, karanlık) * güneş ışığının engellenmesiyle oluşan gölge
veya karanlık alan; belirsizlik veya gizlilik (mecazi)
ombudsman :
isv., ing. * ombuds (resmi temsilci, müfettiş) (isv.) + man (-cı, yapan, eden
eki) (ing.) * resmi veya özel kuruluşlarda halkın, müşterilerin veya
çalışanların şikayetlerini inceleyen ve çözüm getiren bağımsız denetleyici kişi
omça :
tür. * om (kemik başı) + aca (ek) * uyluk kemiği başı, kemik başı, yuvarlak
eklem başı; kesilen bir ağacın toprakta kalan kütüğü, kökü veya asma kütüğü
(üzüm asması çubuğu)
omega :
gre. * o (büyük) + megas (büyük, çok büyük, devasa veya olağanüstü boyut veya
miktarı ifade eden ön ek veya sıfat) * Yunan alfabesinin 24. ve son harfi,
mecaz anlamda “son, nihai veya tamamlayıcı” anlamında kullanılan sembol (Ω ω)
omental torsiyon :
lat. * omentum (karın boşluğunda yağlı periton zarı) + alis (ile ilgili, -a
ait) + torsio (dönme, bükülme, kıvrılma) * karın içindeki omentumun kendi
ekseni etrafında dönerek kan akışını engellemesi sonucu oluşan acil cerrahi
durum
omentum :
lat. * o (ön ek) + mentum (destek, örtü, çene) * mide ve bağırsakları örten,
karın içi organları koruyan ve yağ depolayan geniş, zar benzeri periton dokusu
omeprazol :
gre., lat. * ome (mide ile ilgili, türev) + prazol (benzimidazol türevi,
kimyasal yapı) * mide asidini azaltmak için kullanılan, proton pompası
inhibitörü sınıfına ait sentetik farmasötik ilacın etken maddesi (C17H19N3O3S)
omfalomezenterik :
gre. * omphalos (göbek, göbek bağı) (omph (göbek) + alos (isim yapım eki) ) +
mesenterion (bağırsakları tutan periton zarı) (mes (orta, ortada) + enteron
(bağırsak) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * göbek ile bağırsakları
bağlayan mezenterik yapı veya bağlantı
omfalomezenterik kanal :
gre., lat. * omphalos (göbek, göbek bağı) (omph (göbek) + alos (isim yapım eki)
+ mesenterion (bağırsakları tutan periton zarı) (mes (orta, ortada) + enteron
(bağırsak) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + canalis (boru, dar
geçit, kanal) (lat.) * embriyonal dönemde gelişmekte olan bebeğin bağırsakları
ile sarı kesesi (yolk sac) arasında bağlantı sağlayan, gebeliğin 5-7.
haftalarında kaybolan, kaybolmadığı durumlarda ise Meckel divertikülü, kist
veya fistül gibi çeşitli bağırsak anomalilerine yol açabilen geçici yapı,
vitellin kanal
omfalosel :
gre. * omphalos (göbek, göbek bağı) (omph (göbek) + alos (isim yapım eki) ) +
kel (çıkıntı, fıtık eki) * genellikle yenidoğanlarda görülen, göbek bölgesindeki
karın duvarı açıklığından bağırsak veya karın içi organların dışarı çıkmasıyla
oluşan doğumsal (konjenital) fıtık
omfazit :
gre. * omphalos (göbek, göbek bağı) (omph (göbek) + alos (isim yapım eki) ) +
itis (iltihap, enfeksiyon) * genellikle yenidoğanlarda veya karın bölgesinde
enfeksiyon sonucu oluşan göbek bölgesinin iltihaplanması durumu
omikron :
gre. * o (küçük) + mikron (küçük, küçük birim) * Yunan alfabesinin on beşinci
harfi (genellikle “küçük o” anlamında kullanılır.) (O, o)
omlet :
gre., lat., fra. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) (gre.); ovum (yumurta) +
lettus (küçültme eki) (lat.); omelette (yumurta yemeği) (fra.) * çırpılmış
yumurtanın tavada veya fırında pişirilmesiyle yapılan, bazen içine peynir,
sebze veya et eklenerek servis edilen yemek
ommatidyum :
gre. * omma (göz) + tidium (küçük parça, küçük birim) * eklem bacaklılarda
(özellikle böceklerde) bileşik gözün tek bir ışık algılayan ve her biri ayrı
reseptör ve mercek içeren birimi
omnibüs :
lat. * omnis (her, tüm, bütün, hepsi) + bus (araç, taşıt, vasıta) * çok sayıda
yolcuyu aynı anda taşıyabilen toplu taşıma aracı, otobüs
omnipotans :
lat. * omnis (her, tüm, bütün, hepsi) + potentia (güçlü olma, kuvvetli olma,
kudretli olma, iktidar, kapasiteli olma) (pot (güç, kuvvet, kudret) + ent (ile
ilgili, -a ait; -cı, yapan, eden eki) + ia (durum eki) ) * her şeye kadir olma,
her şeye gücü yetme
omnipotant :
lat. * omnis (her, tüm, bütün, hepsi) + potent (güçlü, kuvvetli, kudretli,
kapasiteli) (pot (güç, kuvvet, kudret) + ent (ile ilgili, -a ait; -cı, yapan,
eden eki) ) * her şeye kadir olan, her şeye gücü yeten, mutlak kudret sahibi,
kadir-i mutlak
omnivert :
lat. * omnis (her, tüm, bütün, hepsi) + versus, vertus (dönmüş, döndürülmüş,
çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen) (versare (dönmek, döndürmek,
çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek)
+ tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * her yöne eğilimi olan, her yöne
meyilli
omnivor :
lat. * omnis (her, tüm, bütün, hepsi) + vorare (yemek, yutmak, tüketmek), vorus
(yiyen, yutan, tüketen) * hem bitkisel hem de hayvansal besinlerle beslenen
yani hem etçil hem otçul özellik gösteren (canlı organizma)
omohiyoid :
gre. * omo (omuz) + hyoeides (U şeklinde olan; U harfi biçiminde; boyunda,
dilin altında bulunan ve doğrudan başka kemiklerle eklem yapmayan, dil ve yutma
hareketlerinde destek sağlayan U şeklindeki kemik) (hyo (U) + oeides (gibi, ile
ilgili, benzer, şekilli, biçimli) ) * boyunda, omuz ile dil kemiği arasında yer
alan ve çene ile dil hareketlerine yardımcı olan kas
omphalodes :
gre. * omphalos (göbek) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) *
Boraginaceae familyasına ait, göbek biçimli meyveli bitki cinsi
omphaloskepsis :
gre. * omphalos (göbek, merkez) + skeptomai (araştırmak, incelemek, dikkatle
bakmak, gözden geçirmek), skepsis (bakma, inceleme, zihinsel odaklanma) *
kişinin dikkatini içe çevirerek kendi bedenine veya zihnine, özellikle sembolik
olarak “merkez” kabul edilen benliğine yoğunlaştırdığı, dış dünyadan kopuk
içsel tefekkür (düşünce) ve kendine dalma hali
omur :
tür. * om (kemiklerin yuvarlak, toparlak ucu, yuvarlak kemik başı) ) + ur
(yapan, eden eki) * omurgayı oluşturan 33 kemikten her biri
omurga :
tür. * om (kemiklerin yuvarlak, toparlak ucu, yuvarlak kemik başı) + ur (yapan,
eden eki) + ga (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kafatasından kuyruksokumuna
kadar birbirine eklenerek bir eksen oluşturan omurlar bütünü
omurgalılar :
tür. * om (kemiklerin yuvarlak, toparlak ucu, yuvarlak kemik başı) + ur (yapan,
eden eki) + ga (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + lı (ile, birlikte, beraber)
+ lar (çoğul eki) * omurga taşıyan ve bu sayede desteklenen iskelete sahip
hayvanlar topluluğu, Vertebrata sınıfı
omurgasızlar :
tür. * om (kemiklerin yuvarlak, toparlak ucu, yuvarlak kemik başı) + ur (yapan,
eden eki) + ga (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + sız (yokluk, eksiklik eki)
+ lar (çoğul eki) * omurga taşımayan ve destekleyici iskeleti bulunmayan
hayvanlar topluluğu, İnvertebrata sınıfı
omurilik :
tür. * omur (omurgayı oluşturan 33 kemikten her biri) (om (kemiklerin yuvarlak,
toparlak ucu, yuvarlak kemik başı) ) + ur (yapan, eden eki) ) * beyin sapından
bel bölgesine kadar uzanan omurga kanalındaki omurların içinde yer alan, beyin
ile vücut arasındaki iletişimi sağlayan, hareketleri koordine eden, duyuları
hissetmeyi sağlayan ve refleksleri yöneten uzun ve silindirik sinir dokusu,
sinir kanalı
omuz :
tür., gre. * omos (omuz) (gre.); om (kemiklerin yuvarlak, toparlak ucu) + uz
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (tür.) * boynun iki yanında uzanan, kolların
gövdeye bağlandığı yerin üst bölümü
on :
tür. * on (10) * sayma sisteminde dokuzdan (9) sonra, on birden (11) önce olan
doğal sayı, temel aritmetik birim (on (nümerolojik değeri 1+0 = 1), “ön”, önde
olan, one, un, ein (bir) (ing., fra., alm.) )
on dokuz mayıs :
tür., gre. * on (9'dan sonra, 11'den önce olan sayı, 10) + dokuz (8'den sonra,
10'dan önce olan sayı) (tür.) + maius (maia (Yunan ve Roma mitolojisinde bahar
ve bereketle ilişkilendirilen tanrıça) (gre.) + us (son ek) (lat.) ) (gre.,
lat.) * Samsun’un bir ilçesi (Türkiye'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün
Kurtuluş Savaşı'nı başlatmak üzere Bandırma isimli vapurla Samsun'a çıktığı
tarihe atfen)
onagraceae :
gre., lat. * onagros (yabani eşek) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası
eki) (lat.) * genellikle 4 taç ve 4 çanak yapraklı çiçeklerden oluşan otsu
bitki, çalı ve ağcıkları kapsayan, özellikle Oenothera ve Epilobium gibi
cinsleri içeren, çoğunlukla otsu bitkilerden oluşan bitki familyası, küpeçiçeğigiller,
akşam çiçeği, yakıotugiller
onamak :
tür. * un, on (beğenmek, iyileşmek, razı olmak) + a (bağlaç eki + mak (fiil
mastar eki) (tür.), annuo (onamak) (lat.) * onay vermek, onaylamak
onanizm :
lat. * onanus (Tevrat ve İncil’de bahsedilen ve kötü bir karakteri temsil eden
kişinin ismi) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * kendi
kendine cinsel tatmin, masturbasyon (Tevrat'taki ayet şöyledir.
"1-Yaratılış-38-9 Ama Onan doğacak çocukların kendisine ait olmayacağını
biliyordu. Bu yüzden ne zaman kardeşinin karısıyla yatsa, kardeşine soy
yetiştirmemek için menisini yere boşaltıyordu.")
onarmak :
tür. * onar (tamir etmek, düzeltmek) + mak (fiil mastar eki) * bozulmuş, hasar
görmüş veya eksik bir şeyi eski durumuna getirmek, düzeltmek veya yeniden
işlevsel hale getirmek
onat :
tür., gre. * onğ (sağ, doğru) + at (ile ilgili, -a ait) (tür.); eunoia (iyi
düşünce) (eu (iyi, güzel, tam, gerçek, doğru, düzgün, asıl) + noia (düşünme,
düşünce, zihin) ) (gre.) * iyi yaratılışlı, düzgün, dürüst, özenli, güvenilir
onay :
tür. * ona (doğrulamak, tasdik etmek) + ay (isim yapım eki) * (eunoia (iyi
düşünce) (eu (iyi, güzel, tam, gerçek, doğru, düzgün, asıl) + noia (düşünme,
düşünce, zihin) ) (gre.) )
onbaşı :
tür. * on (sayma sisteminde dokuzdan (9) sonra gelen ve on birden (11) önceki
doğal sayı) + baş (kafa, tepe, uç) * askeri rütbe olarak on askerden sorumlu
kişi, küçük bir birliğin lideri veya sorumlusu
onca :
tür. * o (üçümcü tekil şahıs işaret zamiri) + nca (miktar, nicelik eki) * onun
düşüncesine göre, ona bakılırsa, ona kalırsa, onun açısından; o denli, pek çok
oncidium :
gre., lat. * onkos (şişlik, yumru, kabarıklık) (gre.) + idium (küçültme eki)
(lat.) * Orkide familyasına ait, genellikle küçük ve tüylü çiçekleri ve
çıkıntılı dudak yapısıyla bilinen tropikal bir bitki cinsi.
oncorhynchidae :
gre., lat. * onkos (şişlik, kitle, tümör; kanca, çengel, çıkıntı) + rhynkhos
(burun, gaga, hortum, çıkıntılı ağız kısmı) (gre.) + idae (-giller, hayvan
familyası eki) (lat.) * somon balıkları ve yakın akrabalarını kapsayan,
özellikle Oncorhynchus cinsi ile temsil edilen balıklar familyası
oncorhynchus :
gre. * onkos (şişlik, kitle, tümör; kanca, çengel, çıkıntı) + rhynkhos (burun,
gaga, hortum, çıkıntılı ağız kısmı) * Salmonidae familyasından olan, özellikle
erkek bireylerinde üreme döneminde kanca biçimli çene yapısı gelişen, Pasifik
somonu ve bazı alabalık türlerini içeren, bir balık cinsi
ondalık :
tür. * on (sayma sisteminde dokuzdan (9) sonra gelen ve on birden (11) önceki
doğal sayı, temel aritmetik birim) + da (yer ve durum eki) + lık (isim yapım
eki) * on birimlik sistem veya on parçaya bölünmüş miktarları ifade eden, sayı
veya ölçü sistemlerinde onlu bölümlerle ilgili olan
ondalık sayı :
tür. * on (sayma sisteminde dokuzdan (9) sonra gelen ve on birden (11) önceki
doğal sayı, temel aritmetik birim) + da (yer ve durum eki) + lık (isim yapım
eki) + sayı (miktar, sayma birimi) * onluk sisteme göre ifade edilen ve tam
sayı ile kesirli kısmı virgül veya nokta ile ayrılan sayıları tanımlayan matematiksel
kavram
ondansetron :
lat. * ondan (kimyasal bileşik adı) + setron (serotonin reseptör antagonist
sınıfını belirten ek) * bulantı ve kusmayı önlemek için kullanılan, özellikle
kemoterapi ve cerrahi sonrası uygulanan bir antiemetik ilacın etken maddesi
(C18H19N3O)
ondülan :
lat., fra. * undulent (undulare (küçük dalga haline getirmek, dalgalandırmak)
(unda (dalga) + ulus, ula (küçültme eki) + are (fiil mastar eki) ) + ent (ile
ilgili, -a ait; -cı, yapan, eden eki) ) (lat.); ondulant (fra.) * dalgalı,
kıvrımlı; saç, kumaş veya yüzeylerde görülen küçük dalgalı şekil veya desenleri
tanımlayan terim
ondülasyon :
lat., fra. * undulare (küçük dalga haline getirmek, dalgalandırmak) (unda
(dalga) + ulus, ula (küçültme eki) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım
eki) (lat.); ondulation (fra.) * dalga hareketi, dalgalanma, bir yüzeyde oluşan
düzenli küçük dalgalar şeklindeki hareket veya biçim
ondülatör :
lat., fra. * undulare (küçük dalga haline getirmek, dalgalandırmak) (unda
(dalga) + ulus, ula (küçültme eki) + are (fiil mastar eki) ) + tor (-cı, yapan,
ede eki) (lat.); ondulateur (fra.) * dalga oluşturan, dalgalandıran, bir yüzeye
dalgalı biçim veren araç veya etkiyi sağlayan, dalgalandırıcı
ondüle :
lat., fra. * undulatus (dalgalanmış) (undulare (küçük dalga haline getirmek,
dalgalandırmak) (unda (dalga) + ulus, ula (küçültme eki) + are (fiil mastar
eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * dalgalı, dalgalanmış, dalgalı
form almış
oneiroi :
gre. * oneiros (rüya) + oi (çoğul eki) * Yunan mitolojisinde rüyaları temsil
eden ve insanlara rüya getiren varlıklar topluluğu
onejit :
gre., fra. * einai (olmak), on (varlık, var olan, oluş) + eg (bağlaç) + ites
(element, kayaç ve mineral eki) (gre.); onégite (fra.) * hidratlı doğal oksit
minerallerini ifade eden, mineral türünü belirten adlandırma kalıbına ait terim
ongen :
tür., gre. * on (9'dan sonra, 11'den önce olan sayı) (tür.) + gone, gonia
(köşe, açı, dik açı, gönye; kenar, genişlemiş hat) (gre.) * on kenarı, on
köşesi ve on iç açısı bulunan kapalı iki boyutlu çokgen
ongun :
tür. * on (iyileşmek, şifa bulmak) + gun (ile ilgili, -a ait) * iyileşmiş,
kutlu, uğurlu, verimli, eksiksiz, bayındır; Eski Türk kültüründe kutsal, uğurlu
veya koruyucu nitelik taşıyan ruh, totem veya nesne; erkek ismi
onikiparmak bağırsağı :
tür. * on (9'dan sonra, 11'den önce olan sayı) + iki (1'den sonra, 3'ten önce
olan sayı) + parmak (el veya ayak ucu; dokunma ve kavrama organı) + bağırsak
(sindirim sisteminde yiyecekleri işleyen ve vücutta besinlerin emilimini
sağlayan, mide ve anüs ile bağlantılı uzun iç organ.) (bağır (karın, göbek) +
sak (küçültme veya uzantı eki) ) + ı (iyelik eki) * ince bağırsağın başlangıç
kısmı olan ve duodenum olarak da bilinen, sindirimde mide ile ince bağırsak
arasındaki geçişi sağlayan organ
onikişubat :
tür., ara. * on (9'dan sonra, 11'den önce olan sayı) + iki (1'den sonra, 3'ten
önce olan sayı) (tür.) + şubat (dinlenme günü, sebt günü) (ara.) *
Kahramanmaraş’ın bir ilçesi
onikofaji :
gre. * onyx (tırnak) + phagia (yeme, yutma) (phagein (yemek, yutmak, tüketmek)
+ eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * tırnak yeme alışkanlığı veya davranışı
onikogrifoz :
gre. * onyx (tırnak) + gryphe (kanca, eğri) + osis (isim yapım, durum, sorun,
hastalık eki) * tırnakların kalınlaşması, kavisli veya kancaya benzer şekil
almasıyla karakterize edilen medikal durum
onikoliz :
gre. * onyx (tırnak) + lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma,
serbest kalma, yıkım) * tırnağın yatağından ayrılması veya tırnak dokusunun
çözülmesi ile karakterize edilen medikal durum
onikomadezis :
gre. * onyx (tırnak) + made (yumuşama, nem) + osis (durum, sorun, hastalık,
süreç eki) * tırnakta yumuşama, gevşeme veya tırnak yatağından ayrılma süreci
onikomikoz :
gre. * onyx (tırnak) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + osis
(isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * tırnaklarda oluşan mantar
enfeksiyonu, tinea unguium
onikoreksis :
gre. * onyx (tırnak) + rhexis (yırtılma, parçalanma, çatlama) * tırnağın
kırılması, yırtılması veya çatlaması
onikoşizi : gre.
* onyx (tırnak) + skhisis (yarılma, çatlama) (skhizein (kesmek, yarmak,
ayırmak, bölmek, parçalamak) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) )
* tırnakların uzunlamasına veya enine olarak yarılması, çatlaması
onikotillomani :
gre. * onyx (tırnak) + tillein (çekmek, koparmak) + mania (delilik, çılgınlık,
aşırı tutkunluk, aşırı heves, aşırılık, coşku) * kişinin kendi tırnaklarını
çekme veya koparma dürtüsü ile karakterize edilen psikolojik bozukluk
oniks :
asu., gre. * oniks (yüzük, halka) (asu.); onyx (tırnak) (gre.) * mücevherat ve
dekorasyonda (vazo, heykel) kullanılan, genellikle siyah-beyaz paralel bantlı,
kuvars grubuna bağlı olan, damarlı akik olarak da bilinen yarı değerli bir süs
taşı
oniscidea :
gre., lat. * oniskos (küçük eşek, odun biti) (onos (eşek) + iskos (küçültme
eki) ) (gre.) + idea (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * karasal
izopodları, özellikle nemli ortamlarda yaşayan, tespih böceği veya top böceği
olarak bilinen odun bitlerini kapsayan kabuklular alt takımı
onişi : gre.
* onyx (tırnak) + eia (isim yapım ve durum eki) * tırnak plağı, tırnak yatağı
ve çevresindeki dokuların iltihaplanmasıyla karakterize, ağrılı bir tırnak kökü
enfeksiyonu
onkogen :
gre. * onkos (şişlik, kitle, tümör; kanca, çengel, çıkıntı) + genes (doğuran,
ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) *
hücrelerde tümör veya kanser oluşumuna yol açabilen (gen, madde, etken)
onkogenez : :
gre. * onkos (şişlik, kitle, tümör; kanca, çengel, çıkıntı) + genesis
(yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana
getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * ormal hücrelerin
genetik değişimler ve mutasyonlar sonucuz tümör hücrelerine dönüşerek kanser
oluşumu süreci
onkogeni :
gre. * onkos (şişlik, kitle, tümör; kanca, çengel, çıkıntı) + genes (doğuran,
ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + eia
(isim yapım ve durum eki) * hücrelerde tümör oluşumuna yol açan veya kanser
gelişimini başlatma durumu
onkojen :
gre. * onkos (şişlik, kitle, tümör; kanca, çengel, çıkıntı) + genes (doğuran,
ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) *
hücrelerde tümör veya kanser oluşumuna yol açabilen (gen, madde, etken)
onkojenez : :
gre. * onkos (şişlik, kitle, tümör; kanca, çengel, çıkıntı) + genesis
(yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana
getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * ormal hücrelerin
genetik değişimler ve mutasyonlar sonucuz tümör hücrelerine dönüşerek kanser
oluşumu süreci
onkojeni :
gre. * onkos (şişlik, kitle, tümör; kanca, çengel, çıkıntı) + genes (doğuran,
ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + eia
(isim yapım ve durum eki) * hücrelerde tümör oluşumuna yol açan veya kanser
gelişimini başlatma durumu
onkojenik :
gre. * onkos (şişlik, kitle, tümör; kanca, çengel, çıkıntı) + genes (doğuran,
ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + eia
(isim yapım ve durum eki) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * hücrelerde tümör
oluşumuna yol açma veya kanser gelişimini başlatma ile ilgili, onkojeni ile
ilgili
onkolog :
gre. * onkos (şişlik, kitle, tümör; kanca, çengel, çıkıntı) + logos (kelime,
bilgi, söylem, söz, akıl) * tümörler ve kanser hastalıkları konusunda
uzmanlaşmış hekim; kanser uzmanı
onkoloji :
gre. * onkos (şişlik, kitle, tümör; kanca, çengel, çıkıntı) + logia (bilim,
bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * tümörler ve kanserlerin oluşumu, gelişimi,
tanısı ve tedavisiyle ilgilenen tıp dalı
onkosfer :
gre. * onkos (şişlik, kitle, tümör; kanca, çengel, çıkıntı) + sphaira (top,
küre, yuvarlaklık) * bazı parazitlerin (örneğin Tenia türleri) larvalarında,
yüzeyinde kancalar veya kitleler bulunan yuvarlak, embriyonik aşamadaki kapsül
onkositik :
gre. * onkos (şişlik, kitle, tümör; kanca, çengel, çıkıntı) + kytos (hücre,
göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
hücrelerin tümör veya kitle oluşturma özelliğiyle ilgili
onkositom :
gre. * onkos (şişlik, kitle, tümör; kanca, çengel, çıkıntı) + kytos (hücre,
göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur;
kanser; toplanma, oluşum) * tümör veya kitle oluşturan hücrelerden meydana
gelen iyi huylu tümör türü
onkostatin :
gre. * onkos (şişlik, kitle, tümör; kanca, çengel, çıkıntı) + histanai
(durdurmak, ayakta tutmak, sabit kılmak), histanai (durmak, durdurmak,
yerleştirmek), statin (kolesterol sentezinde HMG-CoA redüktaz inhibitörleri
için kullanılan son ek; durdurucu, inhibitör; karaciğerde kolesterol üretiminde
rol oynayan enzim olan HMG-CoA redüktazı inhibe eden ilaç sınıfı) (statos,
stasis (durdurma, durma, sabit kalma, sabit durma, stabil olma, ayakta durma,
durgunluk) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) * tümör veya kitle
büyümesini durdurma veya inhibe etme işlevi olan biyolojik madde veya ilaç
sınıfı
onkotik :
gre. * onkos (şişlik, kitle, tümör; kanca, çengel, çıkıntı) + ikos (ile ilgili,
-a ait, gibi) * hücre veya doku şişmesi, özellikle osmotik basınç nedeniyle
sıvı birikimi ile karakterize edilen fizyolojik veya patolojik durum
onlar :
tür. * o (üçüncü tekil şahıs zamiri) + n (bağlaç, ulama eki) + lar (çoğul eki)
* üçüncü çoğul şahıs zamiri
onlar basamağı :
tür. * on (9'dan sonra, 11'den önce olan sayı) + lar (çoğul eki) + basamak
(aşama, derece, kademe, sıra) (bas (üzerine yüklenmek, yukarı veya aşağıya
doğru itmek) + a (bağlaç) + mak araç, vasıta eki) ) + ı (iyelik eki) * onlu
sistemde, sayının 10 katını belirten ve virgülün solunda yer alan birler
basamağından sonraki ikinci basamak; onluk sistemde 10’un katlarını ifade eden
konum
onlu :
tür. * on (9'dan sonra, 11'den önce olan sayı) + lu (sıfat yapım eki) * on
adetlik gruplar halinde
onluk :
tür. * on (9'dan sonra, 11'den önce olan sayı) + luk (sıfat yapım eki) * sayı
sistemlerinde veya ölçülerde on birimlik gruplar halinde olan; onlu tabana
dayalı (sistem veya nitelik)
onmak :
tür. * on, un (sağ, doğru, hayırlı, iyi, bereketli taraf) + mak (fiil mastar
eki) ) * daha iyi bir biçime girmek, iyileşmek, düzelmek; eksiği kalmayıp
tekamüle ermek; bir yara veya hastalık iyileşmek, kişi şifa bulmak, rahata ve
mutluluğa ermek
onmaz :
tür. * on (iyileşmek, şifa bulmak) + maz (olumsuz fiil eki) * yapılamayan,
mümkün olmayan, gerçekleşmesi engellenmiş
onomansi :
gre. * onoma (isim, ad) + manteia (kehanet, fal, tahmin, öngörü) (man (ilham,
sezgi), mantis (haber veren, kahin, peygamber) + eia (isim yapım ve durum eki)
) * bir kişinin ismine istinaden yapılan eski usül bir fal türü
onomastik :
gre. * onoma (isim, ad) + istes (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) +
ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * İsimler, adlandırma veya ad verme ile ilgili;
kişilerin, yerlerin veya terimlerin adlarını inceleyen bilim dalı
onomatope :
gre. * onomatopoeia (kelime yapma) (onoma, onomat (isim, ad) + poiein (yapmak,
etmek, eylemek), poios (yapma, etme, eyleme) ) * ses benzetmesiyle oluşturma,
ses yansımalı olarak üretme, ses yansımalı olma (örneğin “vızıldamak” fiili
sineğin çıkardığı sesin, "hapşırmak" fiili hapşırma sesinin
yansımasıyla oluşturulmuş onomatopeik kelimelerdir.)
onomatopeik :
gre. * onomatopoeia (kelime yapma) (onoma, onomat (isim, ad) + poiein (yapmak,
etmek, eylemek), poios (yapma, etme, eyleme) ) + ikos (ile ilgili, -a ait,
gibi) * ses benzetmesiyle oluşan, ses yansımalı
ononis :
gre. * onos (eşek) * Fabaceae familyasına ait, sert ve dayanıklı kökleriyle
bilinen bitki cinsi
onopordon :
gre. * onos (eşek) + pordos, pordon (kıvırcık, tüylü, dikenli bitki) *
Asteraceae (papatyagiller) familyasına bağlı, halk arasında pamuk devedikeni
veya İskoç devedikeni olarak bilinen, yünlü-tüylü yapılı olan, yaz ortasında
mor çiçekler açan, 50-400 cm boylanabilen, dikenli, iki yıllık otsu bir bitki
cinsi, onopordum
onore :
lat. * honoratus (honorare (onurlandırmak, şereflendirmek, gururlandırmak)
(honor (onur, saygı, haysiyet, gurur, itibar, saygınlık) + are (fiil mastar
eki) ) + tus (geçmis zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); honoré (fra.) *
onurlu, şerefli, itibarlı, saygın, saygı gören, onurlandırılmış,
şereflendirilmiş, saygın kılınmış
ons :
lat. * uncia (bir bütünün on iki veya on altı eşit parçasından biri) (lat.);
ounce (ing.) * modern ağırlık ölçüsü olarak kullanılan ve sistemine göre
yaklaşık 28,35 gram (avoirdupois) veya 31,1 gram (troy sistemi) değerinde kabul
edilen bir birim
onsra :
bod. * onsra (acı ile karışık tatlı his) * bir aşkın sonsuza dek sürmeyeceğini,
bir gün kaçınılmaz olarak biteceğini ilk andan itibaren bilmekten doğan buruk,
acı-tatlı his; bir daha aşık olamayacağının anladığı anda gelen kalp kırıcı
his, son aşk, derin aşk acısı, son sevgi, aşka küsme, yürek yanığı, son kez
sevme
onsuz :
tür. * o (üçüncü tekil şahıs zamiri) + n (bağlaç, ulama eki) + suz (yokluk, eksiklik
eki) * o olmadan, onun olmadığı durumda
ontik :
gre. * einai (olmak), on (varlık, var olan, oluş) + ikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * varlığın özellikleri veya gerçeklik düzeyine ilişkin olan,
varlık durumu veya varoluşun somut yönleri ile ilgili; şeylerin gerçek
karakterini tanımlayan bir sıfat
ontogenez :
gre. * einein (olmak, var olmak), on (olan, var olan), ontos (varlık, canlı,
mevcudiyet) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran,
yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım
eki) ) * bir organizmanın döllenmiş yumurtadan (zigot) başlayarak olgun bir
yetişkin formuna ulaşana kadar geçirdiği, genetik kodlarla yönetilen tüm
gelişimsel, yapısal değişim ve evrim süreci
ontogeni :
gre. * einein (olmak, var olmak), on (olan, var olan), einein (olmak, var
olmak), on (olan, var olan), ontos (varlık, canlı, mevcudiyet) + genesis
(doğum, oluşum, meydana gelme) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan,
üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) +
eia (isim yapım ve durum eki) * bir canlının döllenmiş yumurtadan başlayarak
ergin bireye ulaşmasına kadar geçirdiği bireysel gelişim süreci, bireyoluş
ontojenez :
gre. * einein (olmak, var olmak), on (olan, var olan), ontos (varlık, canlı,
mevcudiyet) + genesis (doğum, oluşum, meydana gelme) (genes (doğuran, ortaya
çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim
yapım eki) ) * bir organizmanın döllenmiş yumurtadan (zigot) başlayarak olgun bir
yetişkin formuna ulaşana kadar geçirdiği, genetik kodlarla yönetilen tüm
gelişimsel, yapısal değişim ve evrim süreci
ontojeni :
gre. * einein (olmak, var olmak), on (olan, var olan), einein (olmak, var
olmak), on (olan, var olan), ontos (varlık, canlı, mevcudiyet) + genesis
(doğum, oluşum, meydana gelme) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan,
üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) +
eia (isim yapım ve durum eki) * bir canlının döllenmiş yumurtadan başlayarak
ergin bireye ulaşmasına kadar geçirdiği bireysel gelişim süreci, bireyoluş
ontoloji :
gre. * einein (olmak, var olmak), on (olan, var olan), ontos (varlık, canlı,
mevcudiyet) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi,
söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * varlık, varoluş ve
gerçeklik kavramlarını, bunların türlerini ve temel yapılarını felsefi açıdan
inceleyen disiplin
ontolojik :
gre. * einein (olmak, var olmak), on (olan, var olan), ontos (varlık, canlı,
mevcudiyet) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi,
söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili,
-a ait, gibi) * varlık ve varoluşla ilgili, ontoloji ile ilgili
ontolojizm :
gre. * einein (olmak, var olmak), on (olan, var olan), ontos (varlık, canlı,
mevcudiyet) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi,
söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ismos (durum,
öğreti, doktrin, akım eki) * varlık ve varoluş kavramlarını temel alan felsefi
düşünce veya akımı
onur :
lat., fra. * honor (onur, saygınlık, itibar) (lat.); honneur (fra.) * bir
kişinin veya şeyin saygıdeğer, değerli ve itibarlı olma durumu, toplum veya
birey nezdinde saygınlık kazanma durumu
onychophora : gre.
* onyx (tırnak) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan,
taşıyıcı, götüren, getiren) + a (taksonomik çoğul eki) * ayaklarında küçük
tırnak benzeri pençeler taşıyan, kadifemsi dış yüzeyleri ve kısa, boğumlu
bacakları olan, avlanmak için yapışkan salgı püskürten omurgasız bir hayvan
şubesi, kütük ayaklılar, kadife solucanlar
onyoman :
gre. * onios (alışveriş, ticaret; satılık) + man (çılgın, deli, saplantılı,
takıntılı, tutkun) * sürekli alışveriş yapma isteği duyan, alışveriş takıntısı olan,
kontrol edilemeyen satın alma dürtüsüne haiz olan, alışveriş bağımlısı
onyomani :
gre. * onios (alışveriş, ticaret; satılık) + mania (tutku, tutkunluk,
çılgınlık, delilik, takıntı, coşku) * sürekli alışveriş yapma isteği, alışveriş
takıntısı, kontrol edilemeyen satın alma dürtüsü, alışveriş bağımlılığı
oodal :
tam. * utal (tutku, sevgi, ilişki, bağ, bağlılık) * sevgililer veya evli
çiftler arasında kıskançlık, kapris ya da güvensizlik gibi nedenlerle ortaya
çıkan, aslında yıkıcı olmayan, aksine aradaki tutkuyu ve sevgiyi tazelemeyi
amaçlayan abartılı ama geçici bir küsme/darılma duygusu, yapmacık küskünlük,
naz veya sahte öfke, trip atma
oojenez :
gre. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes
(doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan,
kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * dişi bireylerde, birincil oositlerin
gelişerek haploid (n) kromozomlu tek bir işlevsel yumurta ve kutup cisimcikleri
oluşturdukları, embriyonik dönemde başlayıp menopoza kadar süren,
yumurtalıklarda (ovaryum) mayoz bölünme ile olgun yumurta hücrelerinin (ovum)
üretilmesi süreci
ookinet :
gre. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) + kinetos (hareket eden, devinen,
kıpırdayan, kımıldayan) (kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak,
kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak) + tos (sıfat
yapım eki) ) * sıtma paraziti Plasmodium'un, sivrisinek bağırsağında eşeyli
üreme sonucu oluşan, parazitin gelişim döngüsünde enfeksiyöz sporozoitlere
dönüşmeden önceki fazı olan hareketli kurtçuk şeklindeki protozoon zigot formu
(Plasmodium cinsinde malarya parazitinin larval evresi)
ookist :
gre. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) + kustis, kystis (kist, kese, kapsül,
torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) * Toxoplasma gondii ve Coccidia
gibi parazitlerin (protozoon) eşeyli üreme sonucu oluşturduğu, döllenmiş
yumurtadan gelişmiş ve koruyucu bir kılıf ile çevrili, dış ortama dayanıklı,
parazit veya protozoon niteliğindeki bulaşıcı kist formu (Plasmodium türlerinde
malarya parazitinin dayanıklı evresi) (Enfekte hayvanların dışkısıyla atılan bu
yapılar, çevreye yayılarak su ve gıdaları kontamine eder ve sindirim yoluyla
insan veya diğer hayvanlara geçerek enfeksiyona neden olur.)
oort bulutu :
hol., tür. * oort (Hollandalı astronom Jan Hendrik Oort'un soyadından) (hol.) +
bulut (gökyüzünde yoğunlaşmış su buharı kütlesi) + u (iyelik eki) (tür.) *
Güneş Sistemi’nin çok uzağında yer aldığı düşünülen, çok sayıda buzlu küçük gök
cismi barındıran küresel kuyruklu yıldız rezervuar
oosfer :
gre. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) + sphaira (top, küre, yuvarlaklık) *
özellikle bitkilerde, alglerde ve bazı mantarlarda bulunan, döllenmeye hazır,
hareketsiz ve büyük dişi üreme hücresidir (yumurta hücresi)
oosit :
gre., lat. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) (gre.); ovum (yumurta) (lat.) +
kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) (gre.) * döllenme öncesi
olgunlaşmamış veya gelişmekte olan yumurta hücresi, dişi üreme hücresinin erken
evresi; dişi üreme sisteminde yumurtalıklarda (ovaryum) bulunan ve olgunlaşarak
yumurta hücresine (ovum) dönüşen olgunlaşmamış dişi germ hücresi
opak :
lat. * opacus (gölgeli, gölgede kalan, karanlık, koyu; ışık geçirmeyen) *
gölgeli, karanlık, koyu, ışık geçirmez, saydam olmayan (zıttı “apricus”
(güneşli, aydınlık, ışıklı) kelimesidir.)
opakare :
lat. * opacare (kararmak, gölgelemek, koyu hale getirmek, gölge düşürmek)
(opacus (gölge, karanlık, ışık geçirmez, saydam olmayan) + are (fiil mastar
eki) ) * karartmak, gölgelemek veya ışık geçirmez hale getirmek, saydamlığını
azaltmak; gün batımı veya alacakaranlık
opakarofil :
lat., gre. * opacare (kararmak, gölgelemek, koyu hale getirmek, gölge düşürmek)
(opacus (gölge, karanlık, ışık geçirmez, saydam olmayan) + are (fiil mastar
eki) ) (lat.) + philos (seven, sever, sevici) (gre.) * karanlık veya gölgeyi
seven, ışık yerine gölgeyi tercih eden (kişi veya organizma); gün batımını
izlemekten, günün geceye dönüşürken gökyüzünde oluşturduğu renk değişimlerinden
ve alacakaranlıktan büyük keyif alan, gökyüzünün renk değişimlerine hayran
(kişi)
opal :
san. * upala (değerli taş, mücevher) * yapısında %3-%21 oranında su barındıran,
jelatinimsi silis yapılı, yanar-döner renklere (renk oyunu) sahip olan, yarı
saydam ve çok renkli ışık yansımaları gösteren, takı ve mücevherat sektöründe
kullanılan çok değerli ve amorf (kristalize olmayan) bir mineralimsi, Gökkuşağı
Taşı
opalin :
san., lat. * upala (değerli taş, mücevher) (san.); opalus (opal, değerli taş) +
in (kimyasal madde eki) (lat.) * opal benzeri yarı saydam ve ışığı kırarak renk
oyunları yapan mineral veya madde, genellikle dekoratif ve süs amaçlı
kullanılan taş türü
oparlör :
fra. * haut (yüksek) + parleur (konuşan) (parler (konuşmak) + eur (-cu, yapan,
eden, eki) ) * sesi yükselten, ses sinyalini elektrikten akustik sese
dönüştüren cihaz; ses verici
opasifikasyon :
lat. * opacus (gölge, karanlık, ışık geçirmez, saydam olmayan) + ficatio
(yapma, etme, eyleme) (facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, oluşturmak) +
tio (isim yapım eki) ) * işık geçirmez hale getirme, saydamlığını giderme,
opaklaştırma
opasimetre :
lat., gre. * opacus (gölge, karanlık, ışık geçirmez, saydam olmayan) (lat.) +
metron (ölçü) (gre.) * ışık geçirmezlik veya saydamlık derecesini ölçen cihaz
opasite :
lat. * opacus (gölge, karanlık, ışık geçirmez, saydam olmayan) + itas (isim
yapım ve durum eki) * ışık geçirmezlik, saydam olmama özelliği, opaklık, bir
nesnenin ışığı geçirmeme derecesi
OPEC :
ing. * Organization (örgüt, düzenleme) + Petroleum (petrol) + Exporting (ihraç
eden, dışa gönderen) + Countries (ülkeler) * Petrol İhraç Eden Ülkeler
Örgütü’nün İngilizce kısaltması, petrol üreticisi ülkelerin petrol
politikalarını koordine etmek amacıyla oluşturduğu uluslararası kuruluş
open-end : ing. * open (açık) + end (son, uç) * önceden
belirlenmiş bir sınırı, son kullanma tarihi veya kesin bir neticesi olmayan,
değişen koşullara göre esnetilemeye ve sürekli geliştirilmeye müsait durum,
anlaşma, soru veya süreç; pamuk veya sentetik kesikli elyafların yüksek hızlı
dönen bir rotor içinde merkezkaç kuvvetiyle bükülerek doğrudan bobine sarılması
esasına dayanan, geleneksel ring iplikçiliğine göre çok daha hızlı ve
maliyetsiz üretim sağlayan kalın numara iplik eğirme teknolojisi
opera :
lat. * opus (iş, eser, çalışma) + era (çoğul eki) * bir sanat veya müzik
eserinin bütün olarak düzenlenmiş, sahnede sunulan dramatik veya müzikli
gösteri hali
operabl :
lat., fra. * opus (iş, eser, çalışma) + r (bağlaç, ulama eki) + ibilis
(olabilir, yapılabilir, mümkün eki) (lat.); opérable (fra.) * yapılabilir,
uygulanabilir, gerçekleştirilebilir
operakomik :
lat., gre. * opus (iş, eser, çalışma) + r (bağlaç, ulama eki) + a (çoğul eki)
(lat.) + komikos (oyuna ilişkin, komediye ilişkin, güldürücü, mizahi) (komoidia
(köy oyunu, halk oyunu) (kome (köy) + oide (şarkı, ezgi, şiir) + eia (isim
yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi) (gre.) * tiyatro veya sahne eserlerinde
işlenen mizahi, eğlenceli veya gülünç unsurlar taşıyan; komedi unsurları içeren
opera
operasyon :
lat. * opus (iş, eser, çalışma) + r (bağlaç, ulama eki) + are (fiil mastar eki)
+ tio (isim yapım eki) * belirli bir amaç doğrultusunda planlı ve sistemli
olarak yürütülen iş veya faaliyet; tıbbi, askeri veya teknik alanlarda
gerçekleştirilen uygulama veya müdahale; ameliyat (tıpta)
operasyonel :
lat. * opus (iş, eser, çalışma) + r (bağlaç, ulama eki) + are (fiil mastar eki)
+ tio (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, -a ait) * bir operasyonla ilgili
veya operasyonları yürütmeye uygun olan, uygulama ve işleyiş açısından pratik
ve işlevsel özellik taşıyan nitelik
operatif :
lat. * operatus (yapılmış veya tamamlanmış iş, uygulanan eylem veya icra
edilmiş (görev) ) (operare (yaomak, etmek, eylemek, işlemek) (opus (iş, eser,
çalışma) + r (bağlaç, ulama eki) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman
ve sıfat yapım eki) + ivus (ile ilgili, -a ait) * belirli bir iş veya görev
için aktif olarak çalışan, uygulamada etkili ve işlevsel olan (kişi veya araç),
operasyon veya görev yürüten (kişi)
operatör :
lat. * opus (iş, eser, çalışma) + r (bağlaç, ulama eki) + are (fiil mastar eki)
+ tor (-cı, yapan, eden eki) (lat.); opérateur (fra.) * bir işi, cihazı veya
sistemi yöneten, işleten veya kontrol eden kişi, özellikle teknik ve mekanik
alanlarda görev yapan (kişi), işletici
operatris :
lat. * opus (iş, eser, çalışma) + r (bağlaç, ulama eki) + are (fiil mastar eki)
+ trix (-cı, yapan, eden kadın eki) (lat.); opérateur (fra.) * bir işi, cihazı
veya sistemi yöneten, işleten veya kontrol eden (kadın), özellikle teknik ve
mekanik alanlarda görev yapan (kadın), işletici (kadın)
operet :
lat. * opus (iş, eser, çalışma) + r (bağlaç, ulama eki) + etta, etum (küçültme
eki) * operadan farklı olarak konuşmalı diyaloglar içeren küçük veya kısa
süreli sahne eseri, müzik ve tiyatro alanında hafif, kısa ve eğlenceli gösteri
operkül :
lat. * operculum (kapak, örtü) (opus (iş, eser, çalışma) + r (bağlaç, ulama
eki) + culum (küçültme, nesne eki) ) * bir organı, yapıyı veya boşluğu kapatan
koruyucu kapak veya örtü, özellikle biyolojide balıkların solungaçlarını örten
veya bitkilerde tohumları kapatan yapıl
ophichthidae :
gre., lat. * ophis (yılan) + ikhthys (balık) (gre.) + idae (-giller, hayvan
familyası eki) (lat.) * yaygın olarak yılan balığı veya solucan yılan balığı
olarak bilinen, Anguilliformes (yılan balığı benzerleri) takımına ait bir balık
familyası
ophidiidae :
gre., lat. * ophis (yılan) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.)
* Ophidioidei alttakımına bağlı, genellikle ince, uzun vücutlu ve okyanusların
yanı sıra denizlerimizde de (örneğin kayış balığı türüyle) yaşayan bir hayvan
grubu, yılan balıkları
ophioglossaceae :
gre., lat. * ophis (yılan) + glotto, glossa (dil, lisan) (gre.) + aceae
(-giller, bitki familyası eki) (lat.) * adiantotu andıran eğrelti otları içinde
yer alan, yapraklarının dil veya yılan dili biçimli verimli bölümleriyle
tanınan yılanotu eğreltiğiller familyası, dilotugiller
ophioglossum :
gre., lat. * ophis (yılan) + glossa, glotta (dil, lisan) (gre.) + um (son ek)
(lat.) * Ophioglossaceae familyasına ait, yılan dili eğreltilerini (eğrelti
otlarını) kapsayan cins
ophiolit :
gre. * ophis (yılan) + lithos (taş, kaya) * genellikle eski okyanus kabuğu ve
manto materyallerini içeren, yılan gibi uzun ve ince bantlar halinde dizilmiş
kayaç veya kaya formasyonu
ophiopogon :
gre. * ophis (yılan) + pogon (sakal) * Asparagaceae familyasına ait, yılan
benzeri uzun ve ince yapraklı, sakalı andıran yaprak formuna sahip olan, yer
örtücü süs bitkisi olarak yetiştirilen tropikal ve subtropikal bitki cinsi
ophisauridae :
gre., lat. * ophis (yılan) + sauros (kertenkele, sürüngen) (gre.) + idae
(-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * bacaksız veya körelmiş uzuvlu
kertenkeleleri kapsayan, yılan benzeri gövde yapısına sahip sürüngenler
familyası
ophiuroidea :
gre. * ophis (yılan) + oura (kuyruk) (gre.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer,
şekilli, biçimli) + a (çoğul eki) * derisi dikenliler (Echinodermata) şubesine
bağlı, yılan yıldızlarını kapsayan, merkezi diskten çıkan uzun ve esnek yılan
benzeri kolları bulunan derisidikenliler sınıfı, yılanyıldızları, kırılgan
yıldızlar
opia :
gre. * oph, ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + eia (isim yapım ve
durum eki) * görme yeteneğiyle ilgili durum, görüşle ilgili durum; biriyle göz
göze gelindiğinde hissedilen yoğunluk, savunmasızlık, ciddiyet, huzursuzluk,
büyülenme ve gerginlik hissini tanımlayan kavram
opiat :
gre., lat. * opion (haşhaş suyu, haşhaş sütü, afyon) (opos (özsu, reçine,
salgı) + ion (isim yapım eki) ) (gre.) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki)
(lat.) * afyon haşhaşından (Papaver somniferum) elde edilen, morfin ve kodein
gibi doğal bileşikleri içeren, merkezi sinir sistemini baskılayarak çalışan,
öfori yaratabilen ve reçeteli (ağrı için) veya yasadışı (eroin) şekilde kötüye
kullanımları yaygın olan güçlü ağrı kesici ve yüksek bağımlılık yapıcı etkiye
sahip doğal ilaç sınıfı, opioid
opiliaceae :
gre., lat. * ope (açıklık) + eilein (kapatmak, örtmek) + eia (isim yapım eki)
(gre.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * sandal ağacıgiller,
sandalçiçekliler takımı (Santalales) içinde yer alan, genellikle tropikal
bölgelerde yetişen odunsu bitki, çalı ve tırmanıcı sarmaşıklardan oluşan bir
çiçekli bitki familyası
opiofobi :
gre. * opion (haşhaş suyu, haşhaş sütü, afyon) (opos (özsu, reçine, salgı) +
ion (isim yapım eki) ) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * morfine bağımlılık korkusu
opioid :
gre. * opion (haşhaş suyu, haşhaş sütü, afyon) (opos (özsu, reçine, salgı) +
ion (isim yapım eki) ) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) *
afyon haşhaşından (Papaver somniferum) elde edilen, morfin ve kodein gibi doğal
bileşikleri içeren, merkezi sinir sistemini baskılayarak çalışan, öfori
yaratabilen ve reçeteli (ağrı için) veya yasadışı (eroin) şekilde kötüye kullanımları
yaygın olan güçlü ağrı kesici ve yüksek bağımlılık yapıcı etkiye sahip doğal
ilaç sınıfı, opiat
opipramol :
gre. * opion (haşhaş suyu, haşhaş sütü, afyon) (opos (özsu, reçine, salgı) +
ion (isim yapım eki) ) + pramol (pramin türevi, sentetik ilaç eki) * anksiyete
ve depresyon tedavisinde kullanılan, antidepresan ve anksiolitik özellikler
taşıyan, merkezi sinir sistemi üzerinde etkili bir psikiyatrik ilacın etken
maddesi (C23H29N3O)
opisthobranchia :
gre. * opistho (geri, arkaya) + brankhios (solungaç) + a (çoğul eki) *
solungaçları vücudun arka kısmında bulunan, deniz tavşanları ve nudibranklar
gibi yumuşakçaları kapsayan, yumuşakçalar (Mollusca) şubesinin karından
bacaklılar (Gastropoda) sınıfına ait bir deniz salyangozu alt sınıfı
opistognathidae :
gre. * opistho (geri, arkaya) + gnathos (çene) + idae (-giller, hayvan
familyası eki) * genellikle sıcak ve sığ denizlerde yaşayan, çeneleri geride
konumlanmış veya arka bölgeye yerleşmiş ağız yapısıyla tanınan çene balıklarını
kapsayan balık familyası, çeneli balıklar
opistotonus :
gre. * opistho (geri, arkaya) + tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik,
anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte
vurgu, ses perdesi) * özellikle tetanoz veya bazı nörolojik hastalıklarda
görülen, kasların aşırı kasılması sonucu vücudun sırt üstü veya arkaya doğru
aşırı bükülmesi durumu
oplopanax :
gre. * hoplon (silah, zırh) + panakos, panax (tam şifa, çare, ilaç, tedavi, tam
iyileşme; ginseng, şifa bitkisi) (pan (her, tüm, bütün, hepsi, tam, tamamen) +
akos (şifa, çare, ilaç, tedavi, tam iyileşme) ) * Araliaceae familyasına ait,
dikenli ve tıbbi özellikli bitki cinsi
opobalsamum :
gre., lat. * opos (özsu, reçine, salgı) + balsamon (aromatik reçine) (gre.) +
um (son ek) (lat.) * aromatik, reçinemsi ve genellikle iyileştirici veya
koruyucu özelliklere sahip bitki özsuyu veya reçine, özellikle tıbbi ve
parfümeri amaçlı kullanılan doğal balsam
oponent :
lat. * opponens (karşı koyan) (ob (üzerine, karşı, karşıt, zıt) + ponere
(koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) ) * bir fikir, görüş, takım veya kişi karşısında duran, karşı
çıkan, mücadele eden (kişi); spor, hukuk ve genel bağlamlarda rakip veya
muhalif
oportünist :
lat. * opportunus (elverişli, uygun) (ob (üzerine, karşı, karşıt, zıt; yönelme)
+ portus (liman, güvenli yer) + inus (ile ilgili, -a ait) + ista (-cı, yapan,
eden, destekleyen, yandaş eki) ) * kendi çıkarını maksimize etmek için duruma
göre hareket eden, fırsatları kendi lehine değerlendirmede esnek ve bazen
ahlaki açıdan sorumsuz davranan (kişi), fırsatçı
oportünistik :
lat. * opportunus (elverişli, uygun) (ob (üzerine, karşı, karşıt, zıt; yönelme)
+ portus (liman, güvenli yer) + inus (ile ilgili, -a ait) + ista (-cı, yapan, eden,
destekleyen, yandaş eki) ) + icus (ile ilgili, -a ait) * fırsatçılıkla ilgili,
duruma göre kendi çıkarını maksimize etme ve avantaj sağlamak için esnek
davranma ile ilgili (kişi veya davranış tarzı), oportünist yaklaşımla ilgili
oportünite :
lat. * opportunus (elverişli, uygun) (ob (üzerine, karşı, karşıt, zıt; yönelme)
+ portus (liman, güvenli yer) + inus (ile ilgili, -a ait) + ista (-cı, yapan,
eden, destekleyen, yandaş eki) ) + itas (isim yapın ve durum eki) * elverişli
ve uygun zaman, durum, koşul; bir işi yapmak veya avantaj sağlamak için uygun
olan ve fırsat sunan hal, fırsat
oportünizm :
lat. * opportunus (elverişli, uygun) (ob (üzerine, karşı, karşıt, zıt; yönelme)
+ portus (liman, güvenli yer) + inus (ile ilgili, -a ait) + ismus (isim yapım, durum,
akım, öğreti, doktrin eki) * kendi çıkarını maksimize etmek için ahlaki veya
ilkesel sınırları esneterek fırsatları değerlendirme eğilimi, tutumu veya
davranışı
opoterapi : gre.
* opos (özsu, reçine, salgı) + therapeia (hizmet etme, ilgilenme, iyileştirme,
tedavi etme, eğitme, öğretme, iyileştirme, öğretiyle islah etme; bakım, hizmet,
tedavi) (therapuein (hizmet etmek, ilgilenmek, iyileştirmek, tedavi etmek,
yönetmek, tıbbi tedavi etmek), the (ön ek) + rapein (eğitmek, öğretmek) ) + eia
(isim yapım eki) ) * hastalıklara karşı vücut direncini artırmak veya
eksiklikleri gidermek amacıyla hayvanların taze organ, doku veya salgılarından
(özellikle iç salgı bezlerinden) elde edilen özütlerin tedavi amacıyla
kullanılması yöntemi
opozisyon :
lat. * ob (üzerine, karşı, karşıt, zıt; yönelme) + positio (konum, mevki, durum,
hal) (ponere (koymak, yerleştirmek, konumlamak), positus (konmuş,
yerleştirilmiş, konumlanmış) + tio (isim yapım eki) ) * karşı koyma, karşı
durma, karşı gelme, zıtlaşma, direnme veya karşıt bir duruş sergileme
oppozit :
lat. * ob (üzerine, karşı, karşıt, zıt; yönelme) + ponere (koymak,
yerleştirmek, konumlamak), positus (konmuş, yerleştirilmiş, konumlanmış) *
karşı, zıt, ters, aksi
oppozit yaprak :
lat., tür. * ob (üzerine, karşı, karşıt, zıt; yönelme) + ponere (koymak,
yerleştirmek, konumlamak), positus (konmuş, yerleştirilmiş, konumlanmış) (lat.)
+ yaprak (bitkilerin dalları üzerinde yer alan, genellikle yeşil renkli, yassı
ve ince solunum ve besin üretim organı) (yapırga (sallanmak, hışırdamak,
titreşmek, rüzgarda titreşmek) + ak (isim yapım eki) ) (tür.) * botanikte aynı
boğumda iki yaprağın gövdenin karşılıklı iki yanında, birbirine zıt yönde
çıkması; akçaağaç, nane ve karanfilgillerde görülen yaprak dizilişi
opsin :
gre. * ops (göz, görme, yüz) + in (kimyasal madde ve protein eki) * görme sürecinde
retina hücrelerinde ışık sinyalinin algılanmasını sağlayan ışığa duyarlı
proteinler
opsiyon :
lat. * optare (seçmek, tercih etmek, arzulamak) + tio (isim yapım eki) * birden
fazla olasılık arasından seçme hakkı, tercih edilebilir durum, seçenek
opsiyonel :
lat. * optare (seçmek, tercih etmek, arzulamak) + tio (isim yapım eki) + alis
(ile ilgili, -a ait) * zorunlu olmayan, isteğe bağlı olarak seçilebilen, seçime
bağlı olan, tercih edilebilecek olan, seçilebilecek olan
opsonik :
gre. * opsonion (yiyecek, katık, azık) (opson (yiyecek, katık, azık) + ion
(küçültme veya aidiyet eki) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * bağışıklık
sisteminde mikroorganizmaların fagositler tarafından daha kolay tanınmasını ve
yutulmasını sağlayan maddelerle ilgili
opsonin :
gre. * opson (yiyecek, katık, azık) (gre.) + ine (kimyasal madde eki) (lat.) *
bağışıklık sisteminde mikroorganizmaların fagositler tarafından tanınmasını ve
yutulmasını kolaylaştıran, antikor veya kompleman kökenli kaplayıcı proteinler
grubu, işaretleyici bağışıklık molekülü
opsonizasyon :
gre. * opson (yiyecek, katık, azık) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) *
bağışıklık sisteminde mikroorganizmaların fagositler tarafından daha kolay
tanınıp yutulmasını sağlamak üzere yüzeylerinin işaretlenmesi süreci
optik :
gre. * ops (göz, görme, yüz), optos (görünür, görünen) + ikos (ile ilgili, -a
ait, gibi) * ışık ve görme ile ilgili olan, göz veya görme duyusu ile
bağlantılı olan
optik kiazma :
gre. * ops (göz, görme, yüz), optos (görünür, görünen) + ikos (ile ilgili, -a
ait, gibi) + khiasma (haç, çapraz, kesişme) * gözlerden gelen sinir liflerinin
beynin tabanında birbirini çaprazlayarak görme sinyallerini ilettiği sinir
yapısı
optikomezansefalik :
gre. * ops (göz, görme, yüz), optos (görünür, görünen) + ikos (ile ilgili, -a
ait, gibi) + mesos (orta, vasat, ara, yarı) + enkephale, enkephalos (en (iç,
içeri, içinde, içinde, içeride) + kephale, kephalos (kafa, baş) ) + ikos (ile
ilgili, -a ait, gibi) * görme yolları ve orta beyin yapılarıyla ve bu
bölgelerin işlevleri veya bağlantılarıyla ilgili
optimal :
lat. * optimus (en iyi, en uygun, en verimli, en faydalı) + alis (ile ilgili,
-a ait) * en iyi sonucu veya en uygun durumu sağlayan, maksimum verim veya
fayda sağlayan, en uygun, en iyi şekil veya yol
optimetri :
lat. * optimus (en iyi, en uygun, en verimli, en faydalı) + metria (ölçme,
ölçüm) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım ve durum eki) ) * bir şeyin en
iyi, en uygun veya maksimum durumunu belirlemek için yapılan ölçüm veya
değerlendirme işlemi
optimist :
lat. * optimus (en iyi, en uygun, en verimli, en faydalı) + ista (-cı, yapan,
eden, destekleyen, yandaş eki) * olaylara veya durumlara olumlu bakmayı, en iyi
sonuçları beklemeyi alışkanlık haline getirmiş olan (kişi), iyimser (kimse)
optimistik :
lat. * optimus (en iyi, en uygun, en verimli, en faydalı) + ista (-cı, yapan,
eden, destekleyen, yandaş eki) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * olaylara
veya durumlara olumlu bakmayı, en iyi sonuçları beklemeyi ifade eden,
iyimserlikle ilgili olan
optimizasyon :
lat. * optimus (en iyi, en uygun, en verimli, en faydalı) + izare (dönüştürmek,
kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım ve durum eki) * bir sistemi, süreci
veya durumu en iyi, en uygun performans veya verim seviyesine getirme işlemi
optimize :
lat. * optimizatus (optimus (en iyi, en uygun, en verimli, en faydalı) + izare
(dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) )
(lat.); optimizé (fra.) * en iyi, en uygun performans veya verim seviyesine
ulaştırılmış
optimizm : lat.
* optimus (en iyi, en uygun, en verimli, en faydalı) + ismus (isim yapım,
durum, akım, öğreti, doktrin eki) * olaylara veya durumlara olumlu bakma ve en
iyi sonuçları bekleme felsefesi veya düşünce tarzı
optimum :
lat. * optimus (en iyi, en uygun, en verimli, en faydalı) + um (isim yapım eki)
* en yüksek verim, en iyi sonuç veya en uygun durum sağlayan değer, koşul veya
durum
optisyen :
gre. * ops (göz, görme, yüz), optos (görülen, görülebilir, ışıksal) + ikos (ile
ilgili, -a ait, gibi) + ianos (-cı, yapan, eden eki) (gre.); opticianus (lat.)
* göz sağlığıyla ilgilenen, gözlük ve lens gibi görme yardımcılarını hazırlayan
veya satan uzman kişi
optogenetik :
gre. * ops (göz, görme, yüz; ışık), optos (görülen, görülebilir, ışıksal) (ops
(görmek, göz, bakış) + tos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + genesis
(yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana
getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * genetik olarak modifiye edilmiş hücrelerin ışıkla
kontrol edilmesini sağlayan, yöntemleri inceleyen, özellikle nöron
aktivitesinin ışık ile uyarılması veya baskılanmasında kullanılan biyoteknoloji
alanı
optometri :
gre. * ops (göz, görme, yüz; ışık), optos (görülen, görülebilir, ışıksal) +
metria (ölçme, ölçüm) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım ve durum eki) )
* gözlerin görme yeteneğini ölçen, değerlendiren ve görme bozukluklarını ölçen
bilim dalı veya uygulama
optometris :
gre. * ops (göz, görme, yüz; ışık), optos (görülen, görülebilir, ışıksal) +
metron, metros (ölçü), metris (ölçen, uzman kişi) * gözlerin görme yeteneğini
değerlendiren ve görme bozukluklarını ölçme konusunda uzman kişi
opuntia :
lat. * opus (iş, eser, çalışma; Antik Yunan'da bir yer adı) + ia (isim yapım
eki) * Cactaceae (kaktüsgiller) familyasına ait, dikenli gövdeleri olan ve
genellikle kurak bölgelerde yetişen, etli yapraklı, dikenli incir kaktüsleri
opus :
lat. * opus (iş, çalışma, emek, eser) * iş, çalışma, faaliyet, emek, eser,
operasyon
opus dei :
lat. * opus (iş, çalışma, faaliyet, emek, eser) + dei (tanrı) * Tanrı’nın işi,
Tanrı’nın çalışması; tam ismi "Sociedad de la Santa Cruz de Opus Dei”
(Opus Dei Kutsal Haç Derneği) olan ve Madrid’li papaz Jose Maria Escriva de
Balaguery Albas tarafından kurulan okült örgüt
or :
tür. * or (general rütbesi kademelerinin en üstünün ismi ve ordu kelimesinin
kısaltması olan kelime; ordu, askeri birlik) * general rütbesi kademelerinin en
üstünün ismi ve ordu kelimesinin kısaltması olan kelime (örneğin "orgeneral")
ora :
tür. * o (üçüncü tekil şahıs işaret sıfatı / zamiri) + ra (yer) * o yer
oracık :
tür. * o (üçüncü tekil şahıs işaret sıfatı / zamiri) + ra (yer) + cık (küçültme
ve sevimlilik eki) * tam orası, o nokta
orada :
tür. * o (üçüncü tekil şahıs işaret sıfatı / zamiri) + ra (yer) + da (-a doğru,
yönelim eki) * konuşmacıya veya referans verilen yere yakın olan belirli
noktayı veya konumu ifade eden yer zarfı
oradan :
tür. * o (üçüncü tekil şahıs işaret sıfatı / zamiri) + ra (yer) + dan (kaynak bildirim
eki) * konuşmacıya veya referans verilen yere yakın olan noktadan hareketi veya
ayrılmayı ifade eden yer zarfı
orafarinks :
gre. * oris, oro (ağız) + pharynx (yutak, boğaz) * ağız boşluğunun arka kısmı
ile boğazın üst bölümünü kapsayan ve hem solunum hem de sindirim yollarının
başlangıcı olan bölge
orak :
tür. * or (kesmek) + ak (-ci, yapan, eden eki) * kesici, kesme aleti, kestirme,
kesimleme, ölçümleme (oris, oro (ağız, kesim, açılma, giriş) (lat.); oral
(ağızsal, kesimsel, açışsal) (ing., fra., alm.), orifice (giriş) (fra.) )
oral :
lat. * oralis (ağızla ilgili, ağıza ait, ağız yoluyla, ağızdan) (oris, oro
(ağız) + alis (ile ilgili, -a ait) ) * ağızla ilgili, ağıza ait, ağız yoluyla,
ağızdan
oral seks :
lat. oralis (ağızla ilgili, ağıza ait, ağız yoluyla, ağızdan) (oris, oro (ağız)
+ alis (ile ilgili, -a ait) ) + sectus, sexus (cins, cinsiyet, ayrım, ayrışım,
kesim, bölünme) (secare (kesmek; ayırmak, bölmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat
yapım eki) ) * ağız yoluyla yapılan cinsel ilişki veya cinsel uyarı eylemi
oramiral :
tür. * or (general rütbesi kademelerinin en üstünün ismi ve ordu kelimesinin
kısaltması olan kelime; ordu, askeri birlik) + amir (emreden, buyuran) + el (ön
ek, artikel) + umara (emir verenler, buyuranlar) (ara.) * bir donanmanın en
yüksek rütbeli subayı, gemi ve deniz kuvvetlerini yöneten üst düzey komutan
oran :
tür. * or (kesmek) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kesme kestirme,
kesimleme, ölçümleme, nispet, karşılaştırmalı ve yüzdesel miktar ölçümleme
değeri
orangutan :
mal. * orang (insan) + hutan (orman) * Endonezya ve Malezya ormanlarında
yaşayan, uzun kolları ve kırmızımsı-kahverengi tüyleriyle tanınan büyük maymun
türü
oranjestad :
fle. * Oranje (Turuncu Hanedanı, Hollanda Kraliyet Ailesi) + stad (şehir) * Aruba
adasının başkenti, adanın ekonomik ve kültürel merkezi olan şehir
orantı :
tür. * or (kesmek) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + tı (isim yapım
eki) * iki veya daha fazla büyüklüğün birbirine göre ölçü veya miktar
bakımından olan ilişkisi; matematikte iki niceliğin birbirine bölünmesiyle elde
edilen oransal değer, nispet
oratoryo :
gre., lat. * oratorium (dua yeri, küçük kilise) (orare (konuşmak) (oris (ağız,
açıklık) + are (fiil mastar eki) ) + tor (-cı, yapan, gerçekleştiren) + ium
(yer, mekan eki) ) * dini veya dramatik içerikli müzik eserlerinden biri,
genellikle sahnelenmeden konser ortamında seslendirilen uzun vokal ve
enstrümantal kompozisyon
oratör :
gre., lat. * orare (konuşmak) (oris (ağız, açıklık) + are (fiil mastar eki) ) +
tor (-cı, yapan, gerçekleştiren) * topluluk önünde konuşma yapma konusunda
yetenekli ve deneyimli kişi, konuşmacı
oraya :
tür. * o (işaret sıfatı / zamiri) + ra (yer) + ya (-a doğru, yönelim eki) * o
yere, uzakta olan belirli yere
orbea :
lat. * orbis (daire, çember, halka, disk, tekerlek, küre) + ea (isim yapım eki)
* çiçeklerinin halka veya dairesel biçimli görünümüne atıfta bulunan,
sütleğengillerden değil Apocynaceae familyasında yer alan, çiçekleri yıldız
şeklinde ve kokulu olan, etli ve özsulu (sukulent) gövdeli bitkileri kapsayan
Afrika kökenli bitki cinsi
orbikülaris :
lat. * orbicularis (yuvarlak, dairesel, çembersel) (orbis (daire, çember,
halka, disk, tekerlek, küre) + culus (küçültme eki) + aris (ile ilgili, -a ait)
) * yuvarlak veya dairesel şekilli
orbiküler :
lat. * orbiculus (küçük daire, yuvarlak disk) (orbis (daire, çember, halka,
disk, tekerlek, küre) + culus (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) *
daire biçimli, yuvarlak, disk şeklinde olan, özellikle yaprak, organ veya
yapıların yaklaşık tam yuvarlak biçimli olan
orbit :
lat. * orbis (daire, çember, halka, disk, tekerlek, küre), orbita (yörünge,
döngü, göz çukuru, iz, yol, tekerlek izi) * gök cisimlerinin yerçekimi
etkisiyle başka bir cisim çevresinde izlediği eliptik veya dairesel hareket
yolu, yörünge
orbital :
lat. * orbis (daire, çember, halka, disk, tekerlek, küre), orbita (yörünge,
döngü, göz çukuru, iz, yol, tekerlek izi) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * yörünge ile ilgili, yörüngesel
orbitografi :
lat. * orbis (daire, çember, halka, disk, tekerlek, küre), orbita (yörünge,
döngü, göz çukuru, iz, yol, tekerlek izi) + graphein (yazmak, çizmek,
işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos
(yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
göz çukuru veya bir cismin yörüngesinin ölçülmesi, çizilmesi veya grafik olarak
kaydedilmesi işlemi
orbitomeatal :
lat. * orbis (daire, çember, halka, disk, tekerlek, küre), orbita (yörünge,
döngü, göz çukuru, iz, yol, tekerlek izi) + meatus (geçit, kanal) + alis (ile
ilgili, -ait) * göz çukuru ve kulak veya burun geçidi ile ilgili
orbiton :
lat. * orbis (daire, çember, halka, disk, tekerlek, küre), orbita (yörünge,
döngü, göz çukuru, iz, yol, tekerlek izi) + on (parçacık/tanecik eki) * katı
hal fiziğinde elektronların aşırı soğuk ortamlarda parçalanmasıyla ortaya
çıkan, elektronun yörünge hareketine ait enerjiyi taşıyan, holon ve spinon ile
birlikte elektronun temel özelliklerinin ayrıştığı bir yarı parçacık türü
orbitotomi :
lat. * orbis (daire, çember, halka, disk, tekerlek, küre), orbita (yörünge,
döngü, göz çukuru, iz, yol, tekerlek izi) + temnein (kesmek), tomia (kesim,
kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
) * tümör veya kist gibi yapıların alınması amacıyla göz çukuruna uygulanan
cerrahi operasyon
orca :
gre. * orcinus, orca (büyük balina, katil balina) * yunusgiller (Delphinidae)
familyasının en büyük üyesi olan, halk arasında "katil balina" olarak
da bilinen, siyah-beyaz rengi, 9 metreye ulaşabilen boyu ve karmaşık avlanma
stratejisiyle tanınan, dünyanın tüm okyanuslarında yaşayabilen son derece zeki,
sosyal ve en üst düzey yırtıcı deniz memelisi, orcinus orca, katil balina
orchidaceae :
gre., lat. * orkhis (yumru; erbezi, testis) (gre.) + aceae (-giller, bitki
familyası) (lat.) * çiçekleri çoğunlukla karmaşık ve gösterişli yapıda olan,
çok sayıda otsu ve epifit türü kapsayan bitki familyası, orkidegiller,
salepgiller
orchis :
gre. * orkhis (yumru; erbezi, testis) * Orchidaceae familyasına ait,
yumrularının şekli nedeniyle adlandırılmış orkide cinsi
orcik :
tür. * orcik (tatlı, özellikle irmik, ceviz ve şeker ile yapılan geleneksel
Osmanlı tatlısı) * özellikle Ramazan ve bayramlarda, ipe dizilmiş cevizlerin
üzüm veya dut pekmezi, nişasta ve un karışımına (bastık/bulamaç) batırılıp
kurutulmasıyla yapılan, şerbetli, küçük porsiyonlu, geleneksel ve besleyici bir
Anadolu tatlısı
orcinus :
gre. * orcinus, orca (büyük balina, katil balina) * yunusgiller (Delphinidae)
familyasının en büyük üyesi olan, halk arasında "katil balina" olarak
da bilinen, siyah-beyaz rengi, 9 metreye ulaşabilen boyu ve karmaşık avlanma
stratejisiyle tanınan, dünyanın tüm okyanuslarında yaşayabilen son derece zeki,
sosyal ve en üst düzey yırtıcı deniz memelisi, orcinus orca, katil balina
orcus :
gre., lat. * horkizein (yemin etmek, yeminle bağlamak), horkos (yemin, kutsal
yemin, yemin ruhu; Yunan mitolojisinde yeminlerin kişileştirilmiş ruhu ve cini)
(gre ); orcus (yeraltı, ölüler diyarı) (lat.) * Roma mitolojisinde ölülerin ve
yeraltı dünyasının cezalandırıcı tanrısı
orçun :
tür. * or (ardından gelmek, izlemek, takip etmek) + çun (isim yapım eki) *
ardıl, halef (arkadan gelen, birinin yerini alan) ve soydan gelen kimse/torun,
bir kimseden sonra gelen, onun yerini veya görevini devralan kimse; orduya ait
olan, orduyla ilgili, savaşçı ruha sahip, ordu mensubu, ordu gibi güçlü; erkek
ismi
order :
lat., ing. * ordinem, ordo (düzen, nizam, sıra, sınıf, grup) (lat.); order
(ing.) * belirli bir düzen veya sıra içinde yer alan şeylerin dizilişi,
hiyerarşik veya kategorik düzen, düzen, nizam, tertip; askeri, dini veya sosyal
sınıflandırma
ordinal :
lat. * ordinem (ordo (sıra, dizi, düzen, nizam, tertip) + inem (bağlaç) ) +
alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sıra ile ilgili, düzen ile ilgili;
Matematik ve mantıkta, sıralama veya düzeni ifade eden, bir elemanın konumunu
veya derecesini belirten kavram
ordinaryüs :
lat. * ordinem (ordo (sıra, dizi, düzen, nizam, tertip) + inem (bağlaç) ) +
arius (ile ilgili, -a ait) * belirli bir düzene, sıraya veya kurala göre olan;
olağan, normal veya rutin olarak gerçekleşen, düzenli, düzene uygun (durum veya
kişi); genellikle akademik unvanlarda kullanılan, belirli bir göreve veya
pozisyona sürekli olarak atanmış profesör veya yüksek rütbeli akademik kişi
ordinat :
lat. * ordinatus (ordinare (düzene koymak, düzenlemek, sıralamak, dizmek)
(ordinem (ordo (sıra, dizi, düzen, nizam, tertip) + inem (bağlaç) ) + are (fiil
mastar eki) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * matematikte koordinat
sisteminde dikey eksen (y‑ekseni)
üzerindeki değerleri
ordinatör :
lat., fra. * ordinare (düzene koymak, düzenlemek, sıralamak, dizmek) (ordinem
(ordo (sıra, dizi, düzen, nizam, tertip) + inem (bağlaç) ) + are (fiil mastar
eki) + tor (-cı, yapan, eden eki) (lat.); ordinateur (fra.) * verileri işleyen,
saklayan ve belirli komutlara göre çalışan elektronik cihaz, bilgisayar,
kompüter
ordino :
lat. * ordinare (düzene koymak, düzenlemek, sıralamak, dizmek) + o (isim yapım
eki) * dış ticarette ve deniz taşımacılığında, gümrükteki malların ithalatçı
tarafından teslim alınabilmesi için taşıyıcı firma veya acente tarafından
düzenlenen ve konşimento karşılığında alınan, malların gümrükten çekilmesi için
yasal olarak zorunlu olan ve taşınan yükün mülkiyetinin teslimini sağlayan
"teslim emri" niteliğindeki belge
ordo hermeticus aurei
aurorae : lat. * ordo (düzen, nizam, tarikat, sınıf) + hermeticus
(Hermes’e ait, gizemli) + aurei (altın) + aurorae (şafak, yeni başlangıç) *
Hermetik öğretilere dayanan, “Altın Şafak Tarikatı” anlamında kullanılan
ezoterik ve mistik bir örgüt
ordo templis orientis :
lat. * ordo (düzen, nizam, tarikat, sınıf) + templis (tapınak, mabed) +
orientis (doğu, doğuya ait) * mistik ve ezoterik öğretilerle ilgilenen,
özellikle ritüel büyü, okült ve tarikat çalışmaları üzerine kurulmuş
uluslararası okült bir örgüt
ordonans :
lat., fra. * ordonnentia (ordo, ordinem (sıra, seri, dizi, nizam, düzen, rütbe)
+ entia (isim yapım ve durum eki) ) (lat.); ordonnance (fra.) * düzenleme, emir
verme, talimat, ordonakararname, kanunname, emir belgesi
ordonat :
lat., tür. * ordinare (düzene koymak, düzenlemek, sıralamak, dizmek) + atus
(geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); ordu (askeri birlik) + donatım
(donatma, teçhizat, malzeme sağlama) (tür.) * bir şeyi düzenleyen, sıralayan
veya emir ve talimat veren kişi; özellikle askeri veya resmi görevlerde düzen
sağlamakla sorumlu kişi; Türk Silahlı Kuvvetleri'nde ordunun silah, mühimmat,
araç-gereç ve teknik donanım ihtiyaçlarını sağlayan, bakım ve onarımını yapan
teknik sınıf veya bu sınıfın bağlı olduğu birim
ordövr :
fra. * hors (dış, dışında) + de (tamlama eki) + oeuvre (eser, yapıt, iş,
çalışma) * yemekten önce masaya gelen soğuk yiyecekler, meze, çerez
ordu :
moğ., tür. * ordu (kamp, birlik, sefer için toplanmış düzenli asker topluluğu,
askeri birlik, savaşçı topluluk) (or (ardından gelmek, izlemek, takip etmek) +
du (isim yapım eki) ) (tür.); horde (topluluk, kalabalık) (gre.); ordo (nizam,
düzen) (lat.) * belirli bir disiplin ve komuta yapısı altında bir araya
getirilmiş ve savaş veya savunma amacıyla organize edilmiş asker topluluğundan
oluşan silahlı güç
ordubozan :
moğ., tür. * ordu (kamp, birlik, sefer için toplanmış düzenli asker topluluğu,
askeri birlik, savaşçı topluluk) (or (ardından gelmek, izlemek, takip etmek) +
du (isim yapım eki) ) (tür.); horde (topluluk, kalabalık) (gre.); ordo (nizam,
düzen) (lat.) + bozan (düzeni ortadan kaldıran, kötü hale sokan, durumu
kötüleştiren) * sözünde durmayan, oyunbozan, mızıkçı veya fesat çıkarıp huzuru
kaçıran kişi (dönek)
orduevi :
moğ., tür. * ordu (kamp, birlik, sefer için toplanmış düzenli asker topluluğu,
askeri birlik, savaşçı topluluk) (or (ardından gelmek, izlemek, takip etmek) +
du (isim yapım eki) ) (tür.); horde (topluluk, kalabalık) (gre.); ordo (nizam,
düzen) (lat.) + ev (mekan, yuva, yapı, ikamet edilen yer, konut) + i (iyelik
eki) * askerler ve subaylar için sosyal, kültürel ve dinlenme amaçlı olarak
kullanılan resmi bina veya tesis
ordugah :
moğ., tür. * ordu (kamp, birlik, sefer için toplanmış düzenli asker topluluğu,
askeri birlik, savaşçı topluluk) (or (ardından gelmek, izlemek, takip etmek) +
du (isim yapım eki) ) (tür.); horde (topluluk, kalabalık) (gre.); ordo (nizam,
düzen) (lat.) + gah (yer, mekan, konum, mevki, makam, lokasyon) * askerlerin
geçici veya sürekli olarak konuşlandığı, toplandığı ve faaliyet gösterdiği yer;
askeri kamp veya karargah
orectolobidae :
gre., lat. * orektos (uzatılmış, gerilmiş) + lobos (lop, çıkıntı, püskül,
saçak) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * genellikle sığ ve
ılık sularda, okyanus diplerinde yaşayan, wobbegong veya halı köpekbalığı
olarak bilinen türlerin bulunduğu, Orectolobiformes takımına bağlı bir
kıkırdaklı balık (köpekbalığı) familyası
orectolobiformes :
gre., lat. * orektos (uzatılmış, gerilmiş) + lobos (lop, çıkıntı, püskül,
saçak) (gre.) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is
(ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * ağız çevresindeki etsi çıkıntıları, dipte
yaşamaya uyum sağlamış vücut yapıları ve çoğunlukla bentik yaşam biçimleriyle
tanınan halı köpekbalıkları, bambu köpekbalıkları, zebra köpekbalığı ve balina
köpekbalığını kapsayan köpekbalıkları takımı
orfoz :
gre. * orphos (güzel, parlak) * genellikle süs amaçlı veya tüketim için
yetiştirilen, iri ve renkli pullara sahip bir deniz balığı türü, özellikle
Akdeniz ve Ege’de bulunan büyük etli balık
org :
lat. * organum (araç, alet, müzik aleti) * genellikle tuşlu ve borulu yapıya
sahip, üflemeli veya mekanik sistemle ses üreten müzik aleti
organ :
gre., lat. * organon (vücut içinde belirli işlevleri yerine getirmek üzere
bulunan dokulardan her biri) (or (araç, alet, işlev gören şey) + ganon (isim
yapım eki) ) (gre.); organum (lat.) * araç, alet, üye; vücut içinde belirli
işlevleri yerine getirmek üzere bulunan dokulardan her biri (örneğin kalp,
karaciğer, böbrek vb.); ip, halat, bağ, örülmüş olma, yanyana getirilmiş olma,
birbirine bağlanma; gan
organel :
gre., lat. * organon (vücut içinde belirli işlevleri yerine getirmek üzere
bulunan dokulardan her biri) (or (araç, alet, işlev gören şey) + ganon (isim
yapım eki) ) (gre.); organum (lat.) + ella (küçültme eki) (lat.) * hücre içinde
belirli bir işlevi yerine getiren yapı veya alt birim (örneğin çekirdek
(nükleus), mitokondri gibi hücresel organlar)
organik : lat.
* organon (vücut içinde belirli işlevleri yerine getirmek üzere bulunan
dokulardan her biri) (or (araç, alet, işlev gören şey) + ganon (isim yapım eki)
) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.); organicus (lat.) * canlılarla
ilgili olan, canlı organizmalardan türeyen veya biyolojik yapıya ait olan;
kimyada karbon temelli bileşikler, hidrokarbonlar
organik kimya :
lat., gre., ara. * organon (vücut içinde belirli işlevleri yerine getirmek
üzere bulunan dokulardan her biri) (or (araç, alet, işlev gören şey) + ganon
(isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.); organicus (lat.) +
khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein
(karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.);
kimya (maddenin yapısını, hallerini ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı)
(ara.) * canlı organizmalardan veya karbon içeren bileşiklerden türetilen
maddeleri inceleyen, karbon temelli moleküllerin yapısını, özelliklerini ve
tepkimelerini araştıran kimya dalı
organizasyon :
gre., lat. * organon (vücut içinde belirli işlevleri yerine getirmek üzere
bulunan dokulardan her biri) (or (araç, alet, işlev gören şey) + ganon (isim
yapım eki) ) (gre.); organum + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio
(isim yapım ve durum eki) (lat.) * belirli bir amaç doğrultusunda kişiler,
birimler veya kaynakların sistemli şekilde düzenlenmesi ve koordinasyonu
işlemi; kurum veya toplulukların yapılandırılması, örgütleme, örgütlenme
organizatör :
gre., lat. * organon (vücut içinde belirli işlevleri yerine getirmek üzere
bulunan dokulardan her biri) (or (araç, alet, işlev gören şey) + ganon (isim
yapım eki) ) (gre.); organum + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tor
(-cı, yapan, eden eki) (lat.) * etkinlikleri, işleri veya birimleri düzenleyen,
planlayan ve koordine eden kişi veya kurum
organize :
gre., lat. * organizatus (organon (vücut içinde belirli işlevleri yerine
getirmek üzere bulunan dokulardan her biri) (or (araç, alet, işlev gören şey) +
ganon (isim yapım eki) ) (gre.) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) +
atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); organisé (fra.) * belirli bir
düzene veya plana göre hazırlanmış, düzenlenmiş veya sistemli hale getirilmiş,
düzenlenmiş
organizma :
gre. * organon (vücut içinde belirli işlevleri yerine getirmek üzere bulunan
dokulardan her biri) (or (araç, alet, işlev gören şey) + ganon (isim yapım eki)
) + ismos (isim yapım, akım, öğreti, doktrin eki) * canlılık özellikleri
taşıyan, kendi başına hayatını sürdürebilen, belirli organ veya yapıların bir
araya gelmesiyle oluşan ve organları belirli bir düzene göre işleyen biyolojik
varlık
organo-heparinoid :
gre. * organon (vücut içinde belirli işlevleri yerine getirmek üzere bulunan
dokulardan her biri) (or (araç, alet, işlev gören şey) + ganon (isim yapım eki)
) + hepar (karaciğer) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) + oeides
(gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * yapısal veya işlevsel olarak
heparine (karaciğer kökenli antikoagülan maddeye) benzeyen, organik kökenli
bileşik veya madde
organoid :
gre. * organon (vücut içinde belirli işlevleri yerine getirmek üzere bulunan
dokulardan her biri) (or (araç, alet, işlev gören şey) + ganon (isim yapım eki)
) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * hücre veya dokulardan
laboratuvar ortamında oluşturulmuş, belirli organlara yapısal ve fonksiyonel
olarak benzeyen üç boyutlu mini organ modeli
organogenez :
gre. * organon (vücut içinde belirli işlevleri yerine getirmek üzere bulunan
dokulardan her biri) (or (araç, alet, işlev gören şey) + ganon (isim yapım eki)
) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan,
üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) *
embriyonik gelişim sürecinde üç germ yaprağından (ektoderm, mezoderm ve
endoderm) köken alan hücrelerin farklılaşarak belirli organları ve organ
sistemlerini meydana getirmesi süreci
organojenez :
gre. * organon (vücut içinde belirli işlevleri yerine getirmek üzere bulunan
dokulardan her biri) (or (araç, alet, işlev gören şey) + ganon (isim yapım eki)
) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan,
üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) *
embriyonik gelişim sürecinde üç germ yaprağından (ektoderm, mezoderm ve
endoderm) köken alan hücrelerin farklılaşarak belirli organları ve organ
sistemlerini meydana getirmesi süreci
organolantanit :
gre. * organon (vücut içinde belirli işlevleri yerine getirmek üzere bulunan
dokulardan her biri) (or (araç, alet, işlev gören şey) + ganon (isim yapım eki)
) (gre.) + lanthanum (lanthanein (gizlenmek, saklanmak) + anum (isim yapım eki)
+ ites (element, kayaç ve mineral eki) (lat.) * yapısında doğrudan bir lantanit
serisi elementi (lantandan lutesyuma kadar olan 57-71 atom numaralı elementler)
ile karbon atomu arasında bağ bulunan organometalik bileşik; lantanit
elementlerinin karbon temelli organik gruplarla bağ yaptığı organometalik
bileşikler grubu, karbon-lantanid bağı içeren kimyasal bileşikler sınıfı
organoleptik :
gre. * organon (vücut içinde belirli işlevleri yerine getirmek üzere bulunan
dokulardan her biri) (or (araç, alet, işlev gören şey) + ganon (isim yapım eki)
) + lambanein (ele geçirmek, ele almak, kapmak, tutmak, almak, kavramak,
yakalamak), lepsis (alma, kavrama, yakalama, algılama, idrak) + ikos (ile
ilgili, -a ait, gibi) * tat, koku, dokunma, görme gibi duyu organlarıyla
algılanabilen özelliklerle ilgili olan, duyu organlarıyla algılanabilen
organomegali :
gre. * organon (vücut içinde belirli işlevleri yerine getirmek üzere bulunan
dokulardan her biri) (or (araç, alet, işlev gören şey) + ganon (isim yapım eki)
) + megale, megalos (büyük, iri, yüce, geniş) (megas (büyük, iri, yüce, geniş)
+ le (dişil ek), los (eril ek) ) + eia (isim yapım ve durum eki) * bir organın
normalden büyük olması durumu
organometalik :
gre. * organon (vücut içinde belirli işlevleri yerine getirmek üzere bulunan
dokulardan her biri) (or (araç, alet, işlev gören şey) + ganon (isim yapım eki)
) (gre.) + metallon (maden, cevher, işlenebilir taş) (gre.); metallum (lat.) +
ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.); icus (lat.) * yapısında bir
karbon atomu ile bir metal atomu arasında en az bir kimyasal bağ (karbon-metal
bağı) bulunduran organik bileşik ve bu maddeleri inceleyen kimya dalı
organon :
gre. * or (araç, alet, işlev gören şey) + ganon (isim yapım eki) * vücut içinde
belirli işlevleri yerine getirmek üzere bulunan dokulardan her biri
organtin :
gre. * organon (vücut içinde belirli işlevleri yerine getirmek üzere bulunan
dokulardan her biri) (or (araç, alet, işlev gören şey) + ganon (isim yapım eki)
) + tine (son ek) * ince, şeffafa yakın, sert dokulu, pamuklu veya sentetik
ipliklerden, seyrek dokunarak üretilen, elbise, gelinlik, bluz gibi giyim
ürünlerinin yanı sıra abajur, fiyonk veya dekoratif paketleme malzemesi olarak
kullanılan kumaş türü
organze :
gre. * organon (vücut içinde belirli işlevleri yerine getirmek üzere bulunan
dokulardan her biri) (or (araç, alet, işlev gören şey) + ganon (isim yapım eki)
) + tine (son ek) * ince, şeffafa yakın, sert dokulu, pamuklu veya sentetik
ipliklerden, seyrek dokunarak üretilen, elbise, gelinlik, bluz gibi giyim
ürünlerinin yanı sıra abajur, fiyonk veya dekoratif paketleme malzemesi olarak
kullanılan kumaş türü
orgazm :
gre. * orgasmos (coşma, şiddetli duygu) (orgein (coşmak, kabarmak, yükselmek) +
asmos (isim yapım eki) ) * cinsel uyarılma sonucu meydana gelen doruk nokta,
yoğun haz ve fizyolojik tepki durumu, cinsel tamin ve boşalma safhası
orgazmik :
gre. * orgasmos (coşma, şiddetli duygu) (orgein (coşmak, kabarmak, yükselmek) +
asmos (isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * orgazm ile ilgili
orgeneral :
tür. * or (general rütbesi kademelerinin en üstünün ismi ve ordu kelimesinin
kısaltması olan kelime) (tür.) + generare (doğurmak, üretmek, yaratmak,
oluşturmak) (genos (yaratılış, türeyiş, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil,
aile, akraba, tür, cins, sınıf, kategori) (gre.) + rare (fiil mastar eki) ) +
alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * bir orduda tüm birliği veya
büyük askeri kuvveti yöneten en yüksek rütbeli, en üst düzey asker
orgül :
tür. * or (yüksek) + gül (rosa cinsinden kırmızı renkli bir çiçek türü) * ateş
gibi kırmızı gül; kadın ismi
orhan :
tür. * or (ordu) + han (hükümdar, padişah, lider, reis, kral) * ordu lideri,
askeri komutan; erkek ismi (Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı Orhan
Gazi ile tanınmıştır.)
orhaneli :
tür. * or (ordu) + han (hükümdar, padişah, lider, reis, kral) + el (kolun,
bilekten parmak uçlarına kadar olan, dokunmaya, tutmaya ve kavramaya yarayan
kısmı) + i (iyelik eki) * Bursa'nın bir ilçesi
orhangazi :
tür. * or (ordu) + han (hükümdar, padişah, lider, reis, kral) + gazi (akıncı,
istilacı) (gaza (akın etmek, yağmak, talan, öldürmek, yok etmek, parçalamak, dövmek,
ezmek, vurmak; kavga etmek, mücadele etmek, savaşmak) + i (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * Bursa'nın bir ilçesi
orias :
lat. * orior, oriri (yükselmek, doğmak, oluşmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak,
kaynaklanmak) + as (sıfat yapım eki) * yükselen, ortaya çıkan, doğan; Hz.
Süleyman'ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis'te maji
ile ilgili olan ve 72 cinden bahsedilen Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde
yer alan, cehennemin 59. büyük markisi olarak kabul edilen, aslan kafalı, yılan
kuyruklu bir canavara binmiş ve elinde iki tıslayan yılan tutan bir şövalye
şeklinde tasvir edilen, insanlara astroloji, astronomi ile gezegenlerin
erdemlerini öğrettiğine ve düşmanların sevgisini kazandırdığına inanılan 41.
sıradaki cin
orient :
lat. * orior, oriri (yükselmek, doğmak, oluşmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak,
kaynaklanmak) + ent (isim yapım eki) * doğu yönü, güneşin doğduğu taraf
orifis :
lat. * os, oris (ağız, açıklık) + ficium (yapma, etme, eyleme) (facere, ficere
(yapmak, etmek, eylemek, oluşturmak) + ium (isim yapım eki) ) * vücutta doğal
veya yapay olarak açılmış delik, ağız veya açıklık (örneğin burun deliği, kulak
deliği veya cerrahi giriş noktası)
origami :
jap. * ori (katlamak) + kami (kağıt) * Japon kültüründe kağıdı katlayarak
çeşitli şekiller ve figürler oluşturma sanatı
origanum :
gre. * oros (dağ) + ganon (tatlı ot, kekik) * Lamiaceae familyasına ait, kekik
ve mercanköşk bitkilerini kapsayan, genellikle yemeklerde baharat olarak
kullanılan aromatik bir kekik türü
origo :
lat. * orior, oriri (yükselmek, doğmak, oluşmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak,
kaynaklanmak) + go (isim yapım eki) * bir şeyin başlangıcı, kaynağı, kökeni,
orijin
orijin :
lat. * origo (doğuş, doğum, oluşum, ortaya çıkma, meydana gelme) (orior, oriri
(yükselmek, doğmak, oluşmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak, kaynaklanmak) + go
(isim yapım eki) ) + ine (son ek) * bir şeyin başlangıcı, kaynağı, kökeni
orijinal :
lat. * origo (doğuş, doğum, oluşum, ortaya çıkma, meydana gelme) (orior, oriri
(yükselmek, doğmak, oluşmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak, kaynaklanmak) + go
(isim yapım eki) ) + ine (son ek) + alis (ile ilgili, -a ait) * bir şeyin
aslına, kaynağına veya ilk biçimine ait olan, taklit olmayan ve özgün olan,
esas olan, asıl olan
orijinalite :
lat. * origo (doğuş, doğum, oluşum, ortaya çıkma, meydana gelme) (orior, oriri
(yükselmek, doğmak, oluşmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak, kaynaklanmak) + go
(isim yapım eki) ) + ine (son ek) + alis (ile ilgili, -a ait) + itas (isim
yapım ve durum eki) * bir şeyin özgün olma durumu veya aslına uygunluk
niteliği, taklit edilmemiş olma hali, özgünlük
orikül :
lat. * auris (kulak) + cula (küçültme eki) * kulak veya kulak memesine benzeyen
yapı; kalpteki atriyumun diğer ismi, kulakçık
oriküler :
lat. * auris (kulak) + cula (küçültme eki) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * duyma veya kulak ile ilgili; kulakçık ile ilgili
oriolus :
lat. * aureolus (küçük altın, altın rengi) (aureus (altın) + olus (küçültme
eki) * küçük veya hafif altın rengi, altın sarısı tonunda olan; ince, parlak
sarı renkte tüyleri olan, genellikle Avrupa ve Asya’da bulunan ötücü bir kuş
türü, sarı sakallı oriole kuşu, sarıasma
orion :
gre. * Orion (Yunan mitolojisinde avcı) * gökyüzünde yer alan ve mitolojide
büyük bir avcı olarak tasvir edilen, belirgin yıldızlardan oluşan takımyıldız
oriopeksi :
gre. * Orion (Yunan mitolojisinde avcı) + pegnynai, pegnynein (dikmek,
sabitlemek, tespit etmek), pexia (sabitleme, dikme, sağlamlık) (pexis
(sabitleme, tutturma, dikleştirme) + eia (isim yapım ve durum eki) ), epiksia
(arzu, iştah, isteklilik) * Orion yıldızıyla veya Orion takımyıldızıyla
ilişkili, yıldızlara veya gökyüzüne yönelik güçlü arzu veya ilgi
orka :
gre. * orcinus, orca (büyük balina, katil balina) * yunusgiller (Delphinidae)
familyasının en büyük üyesi olan, halk arasında "katil balina" olarak
da bilinen, siyah-beyaz rengi, 9 metreye ulaşabilen boyu ve karmaşık avlanma
stratejisiyle tanınan, dünyanın tüm okyanuslarında yaşayabilen son derece zeki,
sosyal ve en üst düzey yırtıcı deniz memelisi, orcinus orca, katil balina
orkestra :
gre. * orchestra (Yunan tiyatrosunda sahne önündeki dans ve müzik alanı) (orche
(dans) + stra (yer, alan) ) * tiyatro veya konser salonlarında müzisyenlerin
topluca çaldığı, düzenlenmiş ve yönetilen müzik topluluğu veya koro ve
enstrüman grubundan oluşan toplu performans birimi
orkide :
gre. * orkhis (testis, yumurtalık, husye; bitkinin yumrulu kökü) * genellikle
tropikal ve ılıman iklimlerde yetişen, renkli ve gösterişli çiçekleriyle
bilinen, yumrulu köklere sahip çiçekli bitki türü
orkidopeksi :
gre. * orkhis (testis, yumurtalık, husye; bitkinin yumrulu kökü) + pegnynai,
pegnynein (dikmek, sabitlemek, tespit etmek), pexia (sabitleme, dikme,
sağlamlık) (pexis (sabitleme, tutturma, dikleştirme) + eia (isim yapım ve durum
eki) ) * karın içinde veya kasık kanalında kalan inmemiş testislerin, cerrahi
müdahale ile skrotum (testis torbası) içerisine indirilip sabitlenmesi işlemi
(genellikle 6-18 ay arası bebeklerde uygulanan bu güvenli, günübirlik ameliyat,
kısırlık ve testis kanseri riskini azaltmak için yapılır.)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder