27 Eylül 2026 Pazar

sinn - softa

sinn : ara. * sinn (diş) * alveol denilen çene kemiği içindeki yuvaya (socket) oturan ve periodontal ligament (dişi çene kemiğine bağlayan lifler) ile tutturulmuş olan, konuşmaya ve çiğnemeye yarayan ağızdaki çıkıntısal kemik yapı, dışa uzantı, çıkıntı, diş (teeth,dent, Zahn (diş) (ing., fra., alm.) )

sinoatriyal : lat., gre. * sinus (kavis, yay, kıvrım, girinti, bükülme, çukur, boşluk) + aithrion (açık havada, açıkta olan, avlu) (aither (üst hava, eter, gökyüzü, uzay, boşluk, eter, esir, parlak hava) + ion (yer, durum ve küçültme eki) (gre.); atrium (avlu, giriş salonu, kalp kulakçığı) (ater (kararmış, isli, dumanla kaplanmış) + ium (yer ve durum eki) ) (ocağın dumanıyla kararmış ev bölümü bağlamında) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * kalbin sağ kulakçığı (atrium) ile ilişkili sinüs bölgesine ait olan ve kalpte elektriksel uyarıyı başlatarak ritmi düzenleyen doğal pacemaker yapısı

sinodik : gre. * sunodikos, synodikos (sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + hodos (yol, yörünge) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * yörüngesel hareket eden yıldızların, gezegenlerin veya diğer gök cisimlerinin döngüsel olarak karşılaşmasıyla ilgili, birleşme, bir araya gelme, toplanma

sinolog : gre. * sinologos (sinae (Çin) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) ) * Çin tarihini, dilini ve kültürünü araştıran kişi

sinoloji : gre. * sinologia (sinae (Çin) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * Çin tarihini, dilini ve kültürünü araştıran bilim adalı

sinonazal : lat. * sinus (kavis, yay, kıvrım, girinti, bükülme, çukur, boşluk) + nasus (burun) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * burun ve paranazal sinüslerle ilgili olan; özellikle burun boşluğu ile yüz kemikleri içindeki sinüslerin birlikte değerlendirilmesi ile ilgili

sinonim : gre. * sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + onumos, onuma, onymos, onyma (isim, ad, nam) * farklı yazılış ve ses yapısına sahip olup anlamca birbirine yakın veya eşdeğer olan kelimeler, eş anlamlı sözcükler

sinop : gre. * synopsis (gre. * sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + opsis, opsia (görüş, görme, bakış, görünüş)

sinoptik : gre. * synopsis (genel özet) (sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + opsis, opsia (görüş, görme, bakış, görünüş) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * genel özet niteliğinde olan; eş görünümlü; Kitab-ı Mukaddes'te yer alan ve doğru kabul edilen dört incilden Matta, Markos ve Luka'ya ait olan üç İncil

sinoptofor : gre. * synopsis (genel özet) (syn, sun (birlikte, beraber, eş) + opsis, opsia (görüş, görme, bakış, görünüş) ) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) * gözlerdeki görme eksenlerini ve binoküler (iki gözle birlikte görme) fonksiyonu değerlendirmek ve tedavi etmek için kullanılan ve özellikle şaşılık (strabismus) ve görme uyumu (füzyon) bozukluklarının tanı ve rehabilitasyonunda kullanılan oftalmolojik cihaz, görsel birleştirme cihazı

sinosefal : gre. * kynokephalos (kyon, kyno (köpek) + kephale, kephalos (kafa, baş) * Antik Yunan, Antik Mısır, Çin ve Hint mitolojilerinde sıkça rastlanan köpek başlı insan veya yaratık (Türk mitolojisinde ve Oğuznamelerde geçen, Oğuz Han'ın savaştığı köpek başlı yaratıklar olan İtbaraklar da örneklerdendir.); tarih ve zoolojide babun gibi bazı köpek yüzlü maymun türlerinin bilimsel ismi

sinotubuler : lat. * sinus (kavis, yay, kıvrım, girinti, bükülme, çukur, boşluk) + tubulus (küçük boru, borucuk, kanalcık, tüpçük) (tube (boru, kanal, tüp) + ulus (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kalpte aort kökü ile çıkan aortun tüp şeklindeki kısmı arasındaki geçiş bölgesine ait olan; aort kapağının hemen üstünde yer alan ve damar çapının değiştiği anatomik sınırla ilgili

sinovektomi : gre., lat. * synovia (eklem sıvısı ve onu üreten zar) (sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) (gre.) + ovum (dişi üreme hücresi, yumurta) (lat.) + eia (isim yapım ve durum eki) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * genellikle romatoid artrit gibi kronik sinovit durumlarında ağrı, şişlik ve iltihabı azaltmak için yapılan, eklem iç yüzünü döşeyen sinovyal zarın (synovium) kısmen veya tamamen cerrahi olarak çıkarılması işlemi

sinovit : gre., lat. * synovia (eklem sıvısı ve onu üreten zar) (sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) (gre.) + ovum (dişi üreme hücresi, yumurta) (lat.) + eia (isim yapım ve durum eki) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) (gre.) * eklemi döşeyen sinovyal zarın iltihaplanmasına bağlı olarak eklemde ağrı, şişlik, ısı artışı ve hareket kısıtlılığı ile karakterize olan inflamatuvar durum

sinoviya : gre., lat. * synovia (eklem sıvısı ve onu üreten zar) (sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) (gre.) + ovum (dişi üreme hücresi, yumurta; kaygan madde çağrışımı) (lat.) + eia (isim yapım ve durum eki) (gre.) * sinovyal zar tarafından üretilen “eklem yağı” olarak da bilinen, eklemlerin içinde bulunan, sürtünmeyi azaltan ve eklem yüzeylerini kayganlaştıran viskoz sıvı

sinoviyal : gre., lat. * synovia (eklem sıvısı ve onu üreten zar) (sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) (gre.) + ovum (dişi üreme hücresi, yumurta; kaygan madde çağrışımı) (lat.) + eia (isim yapım ve durum eki) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * sinovyaya ait olan; eklemlerde sinovyal zar, sinovyal sıvı ve bunlarla ilişkili olan; özellikle serbest hareketli eklemler (sinovyal eklemler) ve bunların iç yüzeyini döşeyen zar ile eklem sıvısı ile ilgili

sinoviyal membran : gre., lat. * synovia (eklem sıvısı ve onu üreten zar) (sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) (gre.) + ovum (dişi üreme hücresi, yumurta; kaygan madde çağrışımı) (lat.) + eia (isim yapım ve durum eki) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) + membrana (hücre veya organları çevreleyen ince, esnek örtü, zar, ince deri, doku) (membrum (organ, uzuv) + ana (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (lat.) * eklemlerin iç yüzünü döşeyen, sinovyal sıvıyı üreterek eklem yüzeylerinin kaygan ve besleyici bir ortamda hareket etmesini sağlayan, serbest hareketli (sinovyal) eklemlerin temel yapı bileşeni olan ince bağ dokusu zarı

sinoviyal sarkom : gre., lat. * synovia (eklem sıvısı ve onu üreten zar) (sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) (gre.) + ovum (dişi üreme hücresi, yumurta; kaygan madde çağrışımı) (lat.) + eia (isim yapım ve durum eki) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) + sarkoma (yumuşak doku tümörü, et tümörü) (sarx, sarkos (et, beden dokusu) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) ) * eklem çevresindeki kas, tendon ve bağ dokularında ortaya çıkan, genellikle genç yetişkinleri etkileyen agresif ve nadir bir yumuşak doku kanseri; malign mezenkimal yumuşak doku tümörü

sinovya : gre., lat. * synovia (eklem sıvısı ve onu üreten zar) (sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) (gre.) + ovum (dişi üreme hücresi, yumurta; kaygan madde çağrışımı) (lat.) + eia (isim yapım ve durum eki) (gre.) * sinovyal zar tarafından üretilen “eklem yağı” olarak da bilinen, eklemlerin içinde bulunan, sürtünmeyi azaltan ve eklem yüzeylerini kayganlaştıran viskoz sıvı

sinovyal : gre., lat. * synovia (eklem sıvısı ve onu üreten zar) (sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) (gre.) + ovum (dişi üreme hücresi, yumurta; kaygan madde çağrışımı) (lat.) + eia (isim yapım ve durum eki) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * sinovyaya ait olan; eklemlerde sinovyal zar, sinovyal sıvı ve bunlarla ilişkili olan; özellikle serbest hareketli eklemler (sinovyal eklemler) ve bunların iç yüzeyini döşeyen zar ile eklem sıvısı ile ilgili

sinovyum : gre., lat. * synovia (eklem sıvısı ve onu üreten zar) (sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) (gre.) + ovum (dişi üreme hücresi, yumurta; kaygan madde çağrışımı) (lat.) + eia (isim yapım ve durum eki) (gre.) + um (isim yapım eki) (lat.) * eklemlerin iç yüzünü döşeyen, sinovyal sıvıyı üreten, serbest hareketli eklemlerde sürtünmeyi azaltan, beslenme ve kayganlık sağlayan ince bağ dokusu zarı

sinöik : gre. * syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + oikos (ev, ikametgah, yerleşim, konut, mekan, yuva, yaşam alanı, çevre) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * erkek ve dişi eşey organlarının aynı birey üzerinde bulunmasıyla ilişkili olan; tek evcikli

sinsepalöz : gre., lat. * syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + sepalon (çanak yaprak) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * çanak yaprakları birbirleriyle birleşmiş olan, birleşik çanak yapraklı

sinsi : tür. * sin (içine çekilmek, geri çekilmek, saklanmak; görünmez olmak, büzülmek, gizlenmek, kendini göstermemek, batmak) + si (gibi yapan) * kendini açık etmeyen, niyetini gizleyen, dolaylı ve fark edilmeden zarar veren; görünürde sakin veya masum olup gerçekte gizli ve olumsuz amaçlar taşıyan kişi veya durum; genellikle kötü amaçlı olmak üzere gizli ve hissettirmeden iş yapan (sinister, sinistre (uğursuz, şeytani), sneaky (sinsi), sink, senken (batmak) (ing., fra., alm.) )

sinsin : tür. * sin (saklanmak, gizlenmek) + sin (saklanmak, gizlenmek) * Anadolu'da özellikle köy düğünlerinde, geceleyin yakılan büyük bir ateşin çevresinde davul ve zurna eşliğinde genç erkekler tarafından oynanan geleneksel bir halk oyunu

sinsisyal : gre. * sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + ialis (ile ilgili, -a ait) * hücrelerin sınırları belirgin şekilde ayrılmadan birleşmesiyle oluşan, çok çekirdekli ortak hücre yapısı (sinsisyum/syncytium) ile ilgili olan; özellikle kas dokusu (kalp kası) ve bazı gelişimsel/viral süreçlerde görülen “hücre füzyonu” durumuna ait olan

sinsityal : gre. * sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + ialis (ile ilgili, -a ait) * hücrelerin sınırları belirgin şekilde ayrılmadan birleşmesiyle oluşan, çok çekirdekli ortak hücre yapısı (sinsisyum/syncytium) ile ilgili olan; özellikle kas dokusu (kalp kası) ve bazı gelişimsel/viral süreçlerde görülen “hücre füzyonu” durumuna ait olan

sinsityal virüs : gre. * sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + ialis (ile ilgili, -a ait) (gre.) + virus (zehir, hastalık etkeni; virüs) (lat.) * enfekte ettiği hücrelerde zar füzyonuna neden olarak komşu hücrelerin birleşip çok çekirdekli sinsisyum yapıları oluşturmasına yol açan virüs (en bilinen örnek Respiratory Syncytial Virus (RSV) olup özellikle solunum yolu enfeksiyonlarına neden olur.)

sinsityotrofoblast : gre. * sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + trephein (beslemek, gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophia (beslenme, gıdalanma, büyüme durumu) (trophos, trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) * plasentanın dış tabakasını oluşturan, hücre sınırları belirgin olmayan, anne ile fetüs arasında madde alışverişini (besin, gaz ve hormon geçişi) sağlayan ve implantasyon sırasında endometriuma invazyon yapan çok çekirdekli, sinsityal ve embriyonik trofoblast tabakası

sinsityum : gre. * sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) (gre.) + ium (isim yapım eki) (lat.) * hücre zarları kaynaşmış, sınırları belirgin olmayan ve birden fazla çekirdek içeren tek bir sitoplazmik hücre kütlesi; embriyonik gelişimde, plasentada (sinsityotrofoblast) ve bazı kas dokularında (özellikle kalp ve iskelet kası lifleri) görülen çok çekirdekli hücresel yapı

sint maarten : fle. * sint (aziz, kutsal, mukaddes) + maarten (Martinus) (Aziz Martin) * Karayipler’de, Leeward Adaları içinde yer alan ve Saint Martin adasının güney kısmını oluşturan, Hollanda Krallığı’na bağlı özerk ülke

sintaks : gre. * syntaxis (birlikte düzenleme, dizim, sıralama) (syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + tassein, tattein (dizmek, düzenlemek, sıralamak), taxis (dizme, düzenleme, sıralama) * birlikte düzenleme, dizim, sıralama, dilbilimde kelimelerin bir cümle içinde sıralanmalarını, bir araya gelme kurallarını inceleyen alan; cümle yapısı, sözcük dizimi ve gramer düzeni

sinterleme : alm. * Sinter (cüruf, cüruf kalıntısı) + leme (yapma, etme, icra etme, uygulama eki) * toz halindeki metal, seramik veya plastik malzemelerin, erime noktalarına tamamen ulaşmadan, yüksek ısı ve bazen basınç yardımıyla atomik düzeyde birleşerek sert ve katı bir kütle oluşturması süreci

sintigrafi : lat., gre. * scintilla (kıvılcım) (lat.) + graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * kanserli hücreleri tespit edebilmek için, hastaya enjeksiyon yoluyla düşük miktarlarda radyoaktif madde verilerek organlarının incelenmesi

sintilasyon : lat. * scintilla (kıvılcım) + are (fiil mastar eki) + tio (isim yapım eki) * çok küçük ateş kıvılcımı; en küçük parça, iz veya ihtimal; hukuk ve felsefede “çok az miktar, kırıntı düzeyinde kanıt veya duygu”

sintine : lat. * sentina (teknenin dibinde suyun biriktiği yer) (semt (çukur, kepçe; kepçe ile boşaltmak) + ina (ile ilgili, gibi, -a ait) ) * gemi içinde sızan sularla, makine ve kazan dairelerinden akan yağların depolandığı en altta kalan kısım

sintrofizm : gre. * sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + trephein (beslemek, gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophia (beslenme, gıdalanma, büyüme durumu) (trophos, trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * iki veya daha fazla mikroorganizmanın, tek başlarına verimli biçimde gerçekleştiremeyecekleri metabolik süreçleri karşılıklı ürün alışverişi ve enerji paylaşımı yoluyla birlikte yürütmeleri; özellikle anaerobik ortamlarda görülen karşılıklı bağımlı beslenme ve metabolik işbirliği ilişkisi

sinüat : lat. * sinus (kavis, yay, kıvrım, girinti, bükülme, çukur, boşluk) + atus (sıfat yapım eki) * dalgalı kenarlı, girintili çıkıntılı, kıvrımlı, yılankavi (bitkilerin yaprak kenarlarını veya bazı canlıların (örneğin kabuklu deniz hayvanlarının) yapısal özelliklerini niteleyen sıfat)

sinüklein : gre., lat. * sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) (gre.) + nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nucis (sert kabuklu meyve, ceviz) + leus (ile ilgili, -a ait) ) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * sinir hücrelerinde bulunan, özellikle alfa-sinüklein sinaptik uçlarda görev alan ve anormal birikimi Parkinson Hastalığı ile ilişkili kabul edilen protein ailesi

sinüs : lat. * sinus (kavis, yay, kıvrım, girinti, bükülme, çukur, boşluk) * anatomide kemik veya organ içinde bulunan boşluk, oyuk veya kanal benzeri yapı (özellikle yüz kemikleri içindeki hava dolu boşluklar); dik üçgende bir açının karşı kenar uzunluğunun hipotenüse oranını veren trigonometrik fonksiyon; birim çemberde ise açının karşılık geldiği noktanın y-koordinatı

sinüs teoremi : lat., gre. * sinus (kavis, yay, kıvrım, girinti, bükülme, çukur, boşluk) (lat.) + theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * bir üçgende kenar uzunluklarının karşılarındaki açıların sinüsleriyle orantılı olduğunu ifade eden temel trigonometrik kural (a/sinA = b/sinB = c/sinC)

sinüsotomi : lat. * sinus (kavis, yay, kıvrım, girinti, bükülme, çukur, boşluk) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir sinüs boşluğuna ulaşmak, onu açmak, genişletmek veya drenaj sağlamak amacıyla yapılan cerrahi kesi ve açma işlemi (özellikle paranazal sinüs hastalıklarının tedavisinde uygulanan cerrahi girişim)

sinüzit : lat. * sinus (kavis, yay, kıvrım, girinti, bükülme, çukur, boşluk) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * paranazal sinüsleri döşeyen mukozanın iltihaplanması sonucu gelişen, burun tıkanıklığı, yüz ağrısı veya basınç hissi, akıntı ve koku alma bozukluğu gibi belirtilerle seyreden sinüs iltihabı

sinüzoidal : lat., gre. * sinus (kavis, yay, kıvrım, girinti, bükülme, çukur, boşluk) (lat.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * sinüs eğrisi biçiminde olan veya sinüs fonksiyonuna göre değişen; genliği ve periyodu belirli, düzgün dalga şeklinde olan (salınım)

sinüzoit : lat., gre. * sinus (kavis, yay, kıvrım, girinti, bükülme, çukur, boşluk) (lat.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) * sinüs eğrisi biçimindeki eğri veya sinüs fonksiyonuyla tanımlanan periyodik dalga; genliği ve periyodu sabit olan düzgün salınım gösteren matematiksel eğri

sinvan : ara. * sinv (çatal, budak) + an (ile ilgili, -a ait) * çatallı budaklı

sinyal : lat. * signum (işaret, iz, belirti; bilgi ileten uyarı) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.); signal (fra.) * işaret yoluyla bilgi iletimi; bir bilgi, uyarı veya verinin iletilmesini sağlayan fiziksel değişim; elektrik, ses, ışık veya radyo dalgaları yoluyla taşınan ve anlamlandırılabilen işaret veya veri akışı

sinyalizasyon : lat. * signum (işaret, iz, belirti; bilgi ileten uyarı) + alis (ile ilgili, -a ait) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) * işaretlerle, sinyallerle veya kodlanmış uyarılarla bir sistem içinde bilgi iletimi sağlama süreci; özellikle ulaşım, demiryolu ve trafik sistemlerinde hareketin düzenlenmesini ve güvenliğini sağlayan sinyal tabanlı kontrol mekanizmaları

sinyor : lat. * senior (daha yaşlı, kıdemli, üstün) (senex (yaşlı, ihtiyar) + or (pekiştirme eki) ) * Akdeniz dillerinde “bey, efendi, saygıdeğer kişi” anlamında kullanılan hitap; kıdem belirten sıfat

sipah : far. * sepah, sipah (ordu mensubu, asker, er; ordu) * asker, leşker, nefer; ordu

sipahi : far. * sepah, sipah (ordu mensubu, asker, er; ordu) + i (ile ilgili, -a ait) * orduya mensup asker, süvari asker; Osmanlı askeri sisteminde dirlik (tımar) karşılığında atlı askerlik yapan, barışta bölgesinin güvenliğini sağlayan, savaşta ise süvari olarak orduya katılan asker sınıfı

sipariş : far. * siparandan, spar (tevdi etmek, emanet etmek, vermek, teslim etmek, havale etmek) + iş (isim yapım eki) * birinden bir şeyin yapılmasını, alınmasını veya hazırlanmasını isteme, ısmarlama; emanet edilen şey, teslim edilen görev

sipastik : gre. * spastikos (çekilme, gerilme, kasılma ile ilgili) (spasmos (çekilme, gerilme, kasılma) (span (çekmek, germek, kasmak) + ismos (isim yapım ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * merkezi sinir sistemindeki (beyin veya omurilik) hasara bağlı olarak kasların istemsizce kasılması, sertleşmesi ve normal esnekliğini kaybetmesi durumu olan spastisite ile ilgili

siper : far. * spara (korumak, örtmek, savunmak) * kalkan, koruyucu örtü; düşman ateşinden veya dış etkilerden korunmak için oluşturulan örtü, set, hendek veya korunaklı savunma hattı; korunma, gözetlenme veya gizlenme amacıyla alınan tedbir (mecazi)

siperisaika : far., ara. * siper (kalkan, koruyucu örtü) + i (tamlama eki) + saika (yıldırım) * yüksek binaların, kulelerin ve sanayi tesislerinin en uç noktalarına monte edilen, binaları ve elektrikli ekipmanları yıldırımın zarar verici etkilerinden (yangın, patlama, elektrik arızaları) korumak amacıyla tasarlanmış, yıldırımın oluşturduğu yüksek seviyeli elektrik yükü boşalımını yakalayarak güvenli bir şekilde toprağa aktaran iletken metal sistem, yıldırımsavar

siperlik : far. * siper (kalkan, koruyucu örtü) (far.) + lik (isim yapım ve araç eki) * yüzü, gözleri veya bir alanı dış etkilerden (ışık, rüzgâr, darbe, yağmur vb.) korumak için kullanılan koruyucu parça (örneğin kask siperliği, şapka siperliği veya araç ön siperliği)

siphonochilus : gre. * siphon (boru, hortum, tüp) + kheilos (dudak, kenar) * Zingiberaceae (Zencefilgiller) familyasına ait, boru biçimli, genellikle yeraltı rizomlu, aromatik ve çiçekli tropikal bitki cinsi

sipihr : far. * spa (yaymak, örtmek), sipihr (gök, sema, gökyüzü, felek, gök kubbe) * gökyüzü, felek, uzay, evren, asuman; ruhsal tekamülde genişleyen idrak seviyesi; Türk musikisinde Hisar makamı dizilerine Küçek makamı dizilerinin eklenmesinden meydana gelen, perdesi dügah, seyri inici olan bir birleşik (mürekkep) makam (Sipihr hüseyni, Sipihr uşşak) (sphere, sphère, Sphäre (küre) (ing., fra , alm.) )

sipihr-hüseyni : far., ara. * sipihr (gökyüzü, felek, uzay, evren, asuman; ruhsal tekamülde genişleyen idrak seviyesi; Türk musikisinde Hisar makamı dizilerine Küçek makamı dizilerinin eklenmesinden meydana gelen, perdesi dügah, seyri inici olan bir birleşik (mürekkep) makam) (far.) + huseyn (hasan (güzel, yumuşak mizaçlı, iyi, erdemli) + eyn (küçültme eki) ) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.) * Türk musikisinde Sipihr makamından (daha manevi ve genişleyici bir tınıdan) Hüseyni makamına (daha yanık, duygusal ve yerel bir tınıya) geçişi ifade eden bir birleşik (mürekkep) makam

sipihr-uşşak : far., ara. * sipihr (gökyüzü, felek, uzay, evren, asuman; ruhsal tekamülde genişleyen idrak seviyesi; Türk musikisinde Hisar makamı dizilerine Küçek makamı dizilerinin eklenmesinden meydana gelen, perdesi dügah, seyri inici olan bir birleşik (mürekkep) makam) (far.) + uşşak (aşıklar) (ara.) * Türk musikisinde genellikle tanbur, ud veya ney gibi enstrümanlarla Uşşak makamının perdelerini daha geniş bir ufukta, tiz ve parlak tınılarla, Sipihr etkisi katarak doğaçlama yapılan geçki

siplenektomi : gre. * spken (dalak) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * dalağın cerrahi yöntemle tamamen veya kısmen çıkarılması işlemi

sipolin : ita. * cipollino (küçük soğan; soğanı andıran katmanlı yapı) (cipolla (soğan) + ino (küçültme eki) ) * yeşilimsi renkli, damarları katmanlı ve kıvrımlı görünüm veren dekoratif mermer türü

siprofloksasin : lat., gre. * cypro (kyklos (daire, devir, çember, döngü, dönem, tekerlek, dairesel hareket, siklus) (gre.); cyclus (lat.) + propyl) + fluoro (flor atomu) (lat.) + oxys (keskin, oksijen) (gre.) + cine (kinolon eki) (lat.) * geniş spektrumlu antibiyotik sınıfında yer alan, DNA giraz enzimini inhibe ederek bakterilerin çoğalmasını engelleyen florokinolon grubu sentetik ilacın etken maddesi (C17H18FN3O3)

siproheptadin : gre. * cypro (kyklos (daire, devir, çember, döngü, dönem, tekerlek, dairesel hareket, siklus) (gre.); cyclus (lat.) + propyl) + hepta (yedi) (gre.) + dine (diamin / amino türevli antihistaminik sınıf eki; azotlu yan zincir çağrışımı) * alerjik reaksiyonları tedavi etmek için kullanılan birinci nesil (H1) bir antihistaminik ve serotonin antagonisti ilacın etken maddesi (C21H21N)

siproteron : gre. * cypro (kyklos (daire, devir, çember, döngü, dönem, tekerlek, dairesel hareket, siklus) (gre.); cyclus (lat.) + propyl) + terone (keton içeren steroid türevi yapı) * androjen reseptörlerini bloke eden, prostat hastalıkları, hiperandrojenizm (akne, hirsutizm) ve hormon baskılama tedavilerinde kullanılan steroid yapılı antiandrojen ilacın etken maddesi (C21H27CIO3)

siproteron asetat : gre., lat. * cypro (kyklos (daire, devir, çember, döngü, dönem, tekerlek, dairesel hareket, siklus) (gre.); cyclus (lat.) + propyl) + terone (keton içeren steroid türevi yapı) + acetate (acidum, acidus (ekşi olan, asit) (acere (ekşi olmak) + idus (ile ilgili olan) ) + atum, ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek) ) (lat.) * güçlü antiandrojen ve progestojen etkili, androjen reseptör blokajı yapan; akne, hirsutizm, prostat kanseri ve hormonal baskılama tedavilerinde kullanılan steroid türevi ilacın etken maddesi (C23H27CIO4)

sipsi : tür. * sibizgu (düdük, havuç, ince uzun nesne) * geleneksel Türk halk müziğinde kullanılan, genellikle ince kamıştan yapılan, Ege ve Akdeniz bölgelerinde, özellikle Burdur, Isparta ve Denizli'yi kapsayan Teke Yöresi'nde çok yaygın olan tiz sesli ve nefesli bir çoban çalgısı

sipsipullah : tür. * sibizgu, sipsi (düdük, havuç, ince uzun nesne) + Allah * yüzü uzun ve kafası sivrice olan kimse" anlamına gelen mizahi ve alaycı bir kelime

sipsivri : tür. * sip (pekiştirme ön eki) + sübrig (tiz, sivri, keskin) (sübri (sivrilmek, keskinleşmek) + g (sıfat yapım eki) ) * uç kısmı çok ince ve sivri olan, çok sivri

sipunculida : gre. * siphon (boru, hortum, tüp, emici boru; sıvıyı bir yerden başka bir yere aktaran kıvrımlı kanal) (gre.) + culus (küçültme eki) + ida (taksonomik çoğul eki) (lat.) * deniz diplerinde, kumda, çamurda veya boş kabukların içinde yaşayan, segmentsiz (boğumsuz) omurgasız hayvanları kapsayan bir taksonomik grup, fıstık solucanları, sipunculid solucanlar

sipürde : far. * siparandan, spar (tevdi etmek, emanet etmek, vermek, teslim etmek, havale etmek) * ısmarlanmış, sipariş olunmuş; bırakılmış, teslim edilmiş; yaklaşık 58 cm civarında olan, karar sesi (pes sesi) piyanodaki "Re (D)" notasına denk gelen ney türü

sirac : ara. * saraca (parlamak, aydınlatmak; ateş yakıp ışık vermek) * ışık, mum, kandil, lamba, kandil, meşale, ışık veren nesne

sirat : lat., ara. * stratum (serilmiş şey, yaygı, katman, tabaka, yayılmış örtü; döşenmiş, kaplanmış yol, cadde), sternere (sermek, yaymak, düz bir yüzeye yaymak, tabakalaştırmak, döşemek) (lat.); sirat (yol, geçit, ince yol, ilerleme hattı, cadde) (ara.) * İslam inancında ahirette cennete ulaşmak için üzerinden geçileceğine inanılan köprü; çok ince, dar ve geçilmesi zor yol veya durum (street, Strasse (cadde), strategy, stratégie (strateji, izlenecek yol) (ing., fra.), Strecke (iz, yol) (alm.) )

sirayet : ara. * sara (yayılmak, bulaşmak, akmak) + yet (ile ilgili olma, gibi olma) * yayılma, bulaşma, geçme

siren : gre. * seirein (çekmek, sürüklemek), seira (ip, zincir) * Yunan mitolojisinde kayalık adalarda yaşayan ve denizcileri büyüleyen efsanevi bir varlık, denizkızı; yüksek ses çıkaran uyarı cihazı

siren : gre. * seiren (şarkıcı; baştan çıkarıcı) * Yunan mitolojisinde büyüleyici sesleriyle denizcileri cezbedip aldatan kadın yaratık; sesli uyarı cihazı (alarm, gemi, ambulans vb.)

sireng : far. * sireng (sürmek, akmak, inmek) * Türk musikisinde belirli seyir özellikleri olan, daha çok eski kaynaklarda adı geçen/yerel gelenekte kullanılan melodik makam

sirenia : gre. * seirein (çekmek, sürüklemek) + eia (isim yapım eki) * ön ayakları yüzgeç biçiminde, arka ayakları körelmiş, sucul yaşama uyum sağlamış ve çoğunlukla denizlerde veya sıcak tatlı sularda yaşayan manatiler ile dugongları kapsayan, gövdesi iri ve torpil biçimli otçul deniz memelileri takımı, denizinekleri takımı

sirenidae : gre., lat. * seirein (çekmek, sürüklemek) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * iri gövdeli, tamamen sucul yaşama uyum sağlamış, ön uzuvları yüzgeç biçiminde, arka uzuvları körelmiş, kuyrukları kürek biçiminde olan, bitkisel besinlerle beslenen ve günümüzde manatiler ile dugongları kapsayan deniz memelileri familyası, denizineğigiller

siringomiyeli : gre. * syrinx (boru, kanal, kamış, tüp, flüt, oyuk; sıvı dolu boşluk) + myelos (omurilik, iliğin iç dokusu) + eia (isim yapım ve durum eki) * omurilik içinde sıvı dolu kist/boşluk (syrinx) oluşmasıyla karakterize, zamanla sinir yollarını bozarak ağrı, güçsüzlük, duyu kaybı ve refleks bozukluklarına yol açan nörolojik hastalık

sirinks : gre. * syrinx (boru, kanal, kamış, tüp, flüt, oyuk; sıvı dolu boşluk) * Antik Yunan’da çok delikli kamıştan yapılan “Pan flütü”; tıpta ise içi sıvı dolu kanal veya boşluk anlamına gelen “syrinx” kavramının kökü; biyolojide bazı kuşların ses organı (alt gırtlak)

sirius : gre., lat. * seirios (parlayan, ışıldayan, çok parlak; yakıcı, çok sıcak); sirius (lat.) * Büyük Köpek takımyıldızında yer alan, tarih boyunca “köpek yıldızı” olarak da anılmış olan, özellikle yaz aylarının belirli dönemlerinde görünürlüğüyle takvimsel ve mitolojik öneme sahip olan ikili yıldız (Sirius A + Sirius B) (Kur'an'daki Necm (Yıldız) suresinin 53/49 kodlu ayetinde "Şi'ra" olarak geçer.)

sirk : gre., lat. * kirkos (daire, çember, halka, çevre, çevrelenmiş alan) (gre.), circus (lat.), circum (etrafında, çevresinde) (lat.) * Antik Roma’da atlı araba yarışları ve gösterilerin yapıldığı oval/dairesel yarış alanı; günümüzde ise akrobat, palyaço ve hayvan gösterilerinin yer aldığı gezici eğlence topluluğu ve sahne sanatları türü

sirka : gre., lat. * kirkos (daire, çember, halka, çevre, çevrelenmiş alan) (gre.), circus (lat.), circum (etrafında, çevresinde) (lat.), circa (çevre, civar, dolay; döngü, devir) * çevre, etraf, yakınlık; zaman, miktar veya konum açısından yaklaşık bir değeri belirten sıfat, çevre, etraf, yakınlık

sirkadiyen : gre., lat. * circadianus (kirkos (daire, çember, halka, çevre, çevrelenmiş alan) (gre.), circus (lat.), circum (etrafında, çevresinde) (lat.), circa (çevre, civar, dolay; döngü, devir) + diem, dies (gün) + ianus (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * yaklaşık bir gün; yaklaşık 24 saatlik biyolojik ritim; canlıların gün ışığı-karanlık döngüsüne bağlı olarak hormon, uyku, metabolizma ve davranışlarını düzenleyen içsel zaman sistemi (Sirkadiyen Ritim)

sirkadiyen ritim : lat., gre. * circadianus (circus (daire, çember, halka; çevre, çevrelenmiş alan), circa (çevre, civar, dolay; döngü, devir) + diem, dies (gün) + ianus (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) + rhutmos, rhytmos (ritm, akım, akış) (gre.) * canlıların gün ışığı-karanlık döngüsüne bağlı olarak hormon, uyku, metabolizma ve davranışlarını düzenleyen 24 saatlik içsel zaman sistemi

sirkat : ara. * saraka (çalmak, hırsızlık yapmak, araklamak) + at (isim yapım eki) * çalma, hırsızlık yapma, araklama

sirke : tür., far. * sirk (ekşimek, asidik hale gelmek; fermantasyonla ekşimek) + e (isim yapım eki) * etil alkolün asetik asit bakterileriyle oksidasyonu sonucu oluşan, asidik özellikte sıvı gıda ürünü; yemeklerde tat verici ve koruyucu olarak kullanılan fermente içecek/çeşni (temel aktif madde asetik asit (CH3COOH) )

sirken : tür. * sirken (kötü kokudan dolayı iğrenmek, tiksinmek, silkinmek) (sir (yabani) + ken (fiil yapım eki) ) * kırlarda ve bahçelerde kendiliğinden yetişen, ıspanakgiller familyasından tek yıllık otsu bir bitki, yabani ıspanak, ak kazayağı, Chenopodium album

sirkengebin : far. * serke (sirke) + angabin (bal) * doğal elma veya üzüm sirkesi, bal ve suyun karıştırılmasıyla elde edilen, sindirimi kolaylaştıran, bağışıklığı güçlendiren, vücudu toksinlerden arındıran (detoks etkisi) ve metabolizmayı destekleyen binlerce yıllık geleneksel bir şifa içeceği, sirkencübin

sirkompo : gre. * kirkos (daire, çember, halka, çevre, çevrelenmiş alan) + kompos (saç, saç tutamı) * halkamsı veya çember biçimli saç tutamı, saçın kıvrılarak halka biçiminde toplanmasıyla oluşan biçim

sirkumfleks : gre., lat. * kirkos (daire, çember, halka, çevre, çevrelenmiş alan) (gre.), circus (lat.), circum (etrafında, çevresinde) (lat.) + flectere (eğmek, bükmek, çevirmek, döndürmek, esnetmek, kıvırmak, kasmak), flectus, flexus (eğilmiş, bükülmüş, kıvrılmış) * çevrilmiş, bükülmüş; dilbilimde sesin ton veya vurgu değişimini gösteren, sesli harflerin üstüne konan işaret (ˆ), matematikte eğri/tepe noktalı sembol

sirkumsizyon : gre., lat. * kirkos (daire, çember, halka, çevre, çevrelenmiş alan) (gre.), circus (lat.), circum (etrafında, çevresinde) (lat.) + cisio (kesim, kesme) (caedere, cidere (kesmek, yarmak, parçalamak, doğramak, vurmak, çarpmak; öldürmek) + sio (isim yapım eki) ) ) (lat.) * penis ucunu örten prepisyumun cerrahi olarak çıkarılması işlemi; ayrıca bazı kültürel/dini uygulamalarda ritüelleşmiş prepisyum kesme işlemi, sünnet

sirkumvallat : gre., lat. * kirkos (daire, çember, halka, çevre, çevrelenmiş alan) (gre.), circus (lat.), circum (etrafında, çevresinde) (lat.) + vallatus (vallare (duvar örmek, duvarla çevirmek, korumaya almak) (vallum (siper, sur, set; duvar, koruma hattı) + are (fiil mastar eki) ) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * çevresi duvar/siper gibi bir yapı ile sarılmış; patolojide çevresi bağ dokusu veya hücresel yapı ile çevrili (lezyon/alan)

sirkü : gre., lat. * circularis (kirkos (daire, çember, halka, çevre, çevrelenmiş alan) (gre.), circus (lat.), circum (etrafında, çevresinde) (lat.) + ulus, ulum (küçültme eki) + aris (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * dairesel, çevresel, döngüsel, dolaşımsal; bürokratik dilde bir organizasyon içindeki herkese iletilen bilgilendirme yazısı, genelge, resmi yazı, dairesel duyuru, sirküler

sirkülasyon : gre., lat. * circulare (döndürmek, dolaştırmak, dairesel/çevresel hareket yaptırmak) (kirkos (daire, çember, halka, çevre, çevrelenmiş alan) (gre.), circus (lat.), circum (etrafında, çevresinde) (lat.) + ulus, ulum (küçültme eki) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.) * dolaşım, devir, devridaim, döngü; bir akışkanın, gazın, kanın veya bilginin belirli bir sistem içinde sürekli dolaşması; tıpta kan dolaşımı, fizikte akış döngüsü, ekonomide para/sermaye hareketi

sirkülatuar : gre., lat. * circulare (döndürmek, dolaştırmak, dairesel/çevresel hareket yaptırmak) (kirkos (daire, çember, halka, çevre, çevrelenmiş alan) (gre.), circus (lat.), circum (etrafında, çevresinde) (lat.) + ulus, ulum (küçültme eki) + are (fiil mastar eki) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) + ius (ile ilgili, -a ait) (lat.); circulatoire (fra.) * dolaşımla ilgili, döngüsel hareket ile ilgili; özellikle kanın kalp ve damarlar aracılığıyla vücutta sürekli hareketini ifade eden dolaşım sistemi ile ilgili

sirküler : gre., lat. * circularis (circus, kirkos (daire, çember, halka, çevre, çevrelenmiş alan) (gre.), circus (lat.), circum (etrafında, çevresinde) (lat.) + ulus, ulum (küçültme eki) + aris (ile ilgili, -a ait) ) (lat.); circulaire (fra.) * dairesel, çevresel, döngüsel, dolaşımsal; bürokratik dilde bir organizasyon içindeki herkese iletilen bilgilendirme yazısı, genelge, resmi yazı, dairesel duyuru, sirkü

sirkümsizyon : gre., lat. * kirkos (daire, çember, halka, çevre, çevrelenmiş alan) (gre.), circus (lat.), circum (etrafında, çevresinde) (lat.) + cisio (kesim, kesme) (caedere, cidere (kesmek, yarmak, parçalamak, doğramak, vurmak, çarpmak; öldürmek) + sio (isim yapım eki) ) ) * penis ucunu örten prepisyumun cerrahi olarak çıkarılması işlemi; ayrıca bazı kültürel/dini uygulamalarda ritüelleşmiş prepisyum kesme işlemi, sünnet

sirmo : far. * sirmu (yabani sarımsak) * Frenk soğanı (Allium schoenoprasum, Allium atrovilaceum, Allium vineale) familyasından olan, özellikle Doğu Anadolu Bölgesi'nde, başta meşhur Van otlu peyniri olmak üzere yöresel yemeklere lezzet katmak için kullanılan bir tür yabani sarımsak veya yabani soğan otu, sirik, çiriş

sirojenik : gre. * kryos (soğuk, buz) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + es (ile ilgili, -a ait) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * çok düşük sıcaklıkların üretimi, kullanımı ve bu koşullarda oluşan fiziksel/biyolojik süreçler ile ilgili; çok düşük sıcaklıklarla ilgili veya bu sıcaklıkları oluşturan; soğuğa bağlı olarak oluşan veya uygulanan ile ilgili

siroko : ara., isp. * şarki (doğu ile ilgili) (şark (doğu) + i (ike ilgili, -a ait) ) (ara ); sirocco (isp.) * Büyük Sahra Çölü'nde doğan ve Akdeniz'i geçerek Güney Avrupa'yı etkileyen sıcak, kuru ve genellikle tozlu rüzgarlar, sıcak, kuru çöl rüzgarı, sirokko

sirolimus : lat. * siro (Streptomyces hygroscopicus türünün keşfedildiği “Rapa Nui / Easter Island” adı olan Rapa Nui’ye referans) + limus (çamur, toprak; mikroorganizmanın izole edildiği toprak kaynaklı doğal ürün çağrışımı eki) * mTOR inhibitörü olarak hücre çoğalmasını ve T-lenfosit aktivitesini baskılayarak organ nakli reddini önlemede kullanılan, bağışıklık baskılayıcı (immünsüpresan) makrolid yapılı ilacın etken maddesi (C51H79NO13)

sirop : ara., fra. * şaraba, şariba (içmek), şarab (içki, içecek) (ara.); sirop (şurup, yoğun şekerli sıvı) (fra.) * şekerli suyun kaynatılmasıyla elde edilen yoğun kıvamlı tatlı sıvı; tıpta ilaç şurubu, mutfakta tatlandırıcı şurup

siroz : gre. * kirrhos (sarımsı, turuncu-kahverengi, pas renginde) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * karaciğer dokusunun kronik hasar sonucu fibrotik (nedbe dokusu) ile yer değiştirmesi, organın yapısının bozulması, sertleşmesi ve fonksiyon kaybı ile seyreden ilerleyici hastalık

sirr : ara. * sirr (giz, içte saklı olan) * giz, gizem; göbek deliği; ruh; aynanın arkasına kaplanan, ışığın yansımasını sağlayarak görüntü oluşturan metalik tabaka; ince kaplama maddesi; seramik bünye üzerinde pişirme neticesinde cam yapıya benzer bir yapı oluşturabilen karışımlar ve söz konusu tabakaya verilen isim (esir (kainatı kaplayan, elastik, seyyal ve görünmeyen latif madde) (ara.) )

sirrus : lat. * cirrus (lif, saç lülesi, püskül veya kıvrık tel) * atmosferin en üst katmanlarında oluşan, ince, lifli veya tüy gibi bir görünüme sahip, genellikle buz kristallerinden meydana gelen beyaz yüksek bulutlar

sirtaki : gre. * sirtein, syrtein (sürüklemek, kaydırmak), sirto, syrto (sürükleme, kaydırma) + aki (küçültme ve şirinleştirme eki) * İstanbullu Ortodoks Arnavut kasaplarının dans türü olup, 1960'lardan sonra popüler hale helen bir Yunan dansı

sirto : gre. * syrtein (sürüklemek, kaydırmak), sirto, syrto (sürükleme, kaydırma) * alaturka müzikte bir oyun havası; Grek kökenli bir halk dansı

sirus : gre., far. * kyros, cyrus (güneş, güneş gibi olan; efendi, hükümdar) * Pers kralının ismi; Sirus'a inanan ve onu kutsallaştıran topluluk Surin, Süryani (Siruscular) olarak anılır. Asur ve Suriye kelimeleri de bağlantılıdır.

sis : tür. * sis (pus, dumanı andıran yoğun nem tabakası) * atmosferdeki su buharının yoğunlaşarak yere yakın seviyede oluşturduğu, görüş mesafesini azaltan ince su damlacıkları tabakası, pus

sisaprid : lat. * cis (aynı tarafta bulunan, bu yanda, bu tarafta, aynı yüzeyde; geometrik izomerlik terimi) + apride, pride (ilaç adlandırma parçası; benzamid türevi prokinetik ilaç serisini işaret eden yapay ek) * mide ve bağırsak hareketlerini artıran, asetilkolin salınımını destekleyerek gastrointestinal motiliteyi uyaran, reflü ve mide boşalma bozukluklarında kullanılmış, ancak ciddi kalp ritim bozukluğu riski nedeniyle birçok ülkede kullanımı kısıtlanmış olan prokinetik ilacın etken maddesi (C23H29ClFN3O4)

sisatrakuryum : lat., kar., tup. * cis (aynı tarafta bulunan, bu yanda, bu tarafta, aynı yüzeyde; geometrik izomerlik terimi) + atracurium (benzilizokinolinyum yapılı nöromüsküler blokör) (atra (kimyasal geliştirme sırasında verilen yapay kök) + curare (Güney Amerika kökenli ok zehiri; kas felci yapan bitkisel alkaloid karışımı) + ium (kimyada ve farmakolojide bileşik/katyon adı yapan eki) * ameliyat ve yoğun bakımda iskelet kaslarını geçici olarak gevşetmek için kullanılan, sinir-kas kavşağında asetilkolinin etkisini bloke eden nondepolarizan nöromüsküler bloke edici ilacın etken maddesi (C53H72N2O12²⁺ (serbest katyon) )

sismik : gre * seismos (sarsıntı, titreşim, deprem) (seiein (sallamak, sarsmak, titreştirmek) + ismos (isim yapım ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * sarsıntı ile ilgili, titreşimsel, depremlerle, yer kabuğu titreşimleriyle veya elastik dalgalarla ilgili; jeofizikte deprem dalgalarının oluşumu, yayılımı ve ölçülmesi

sismoelektrik : gre * seismos (sarsıntı, titreşim, deprem) (seiein (sallamak, sarsmak, titreştirmek) + ismos (isim yapım ve durum eki) ) + elektrikos (maddenin elektron, pozitron, proton gibi parçacıklarının hareketleriyle ortaya çıkan enerji türü ) (elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * deprem veya yer sarsıntıları sırasında kayaçlarda ve yer kabuğunda meydana gelen elektriksel yüklenme, elektrik alanı veya elektriksel potansiyel değişimleriyle ilgili olan, sismik hareketlerle elektriksel olaylar arasındaki ilişkileri konu alan jeofiziksel özellik veya araştırma alanı

sismograf : gre * seismos (sarsıntı, titreşim, deprem) (seiein (sallamak, sarsmak, titreştirmek) + ismos (isim yapım ve durum eki) ) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) * yer sarsıntılarını algılayıp kaydeden, deprem dalgalarının zamanını, süresini ve büyüklüğünü belirlemek için kullanılan kayıt cihazı

sismolog : gre * seismos (sarsıntı, titreşim, deprem) (seiein (sallamak, sarsmak, titreştirmek) + ismos (isim yapım ve durum eki) ) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) ) * depremleri, yer kabuğu titreşimlerini ve sismik dalgaları inceleyen bilim insanı; deprem bilimi uzmanı, sismoloji uzmanı

sismoloji : gre * seismos (sarsıntı, titreşim, deprem) (seiein (sallamak, sarsmak, titreştirmek) + ismos (isim yapım ve durum eki) ) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * depremleri, yer kabuğu titreşimlerini ve sismik dalgaların oluşumu, yayılımı ve etkilerini inceleyen bilim dalı

sisoridae : lat. * sisor (yayın balığı cinsi) + idae (hayvan familyası adı oluşturan ek) * Asya'nın özellikle Güney ve Güneydoğu bölgelerindeki hızlı akarsularda yaşayan, gövdesi genellikle uzamış ve basık, ağız çevresinde duyarga adı verilen bıyıkçıkları bulunan, dipte yaşamaya ve akarsu tabanındaki küçük omurgasızlarla beslenmeye uyum sağlamış yayın balıklarını kapsayan familya, bıyıklı yayınbalığıgiller

sisplatin : lat. * cis (aynı tarafta bulunan, bu yanda, bu tarafta, aynı yüzeyde; geometrik izomerlik terimi) + platinum (küçük gümüş; platin Pt elementi) (plata (gümüş) + inum (kimyasal madde ve element eki) ) * DNA’da çapraz bağlar oluşturarak hücre bölünmesini durduran, özellikle testis, over, mesane ve akciğer kanserlerinde kullanılan platin bazlı kemoterapi ilacın etken maddesi (PtCl2(NH3)2)

sistatin : gre., lat. * kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) + histanai (durmak, durdurmak, yerleştirmek), statin (kolesterol sentezinde HMG-CoA redüktaz inhibitörleri için kullanılan son ek; durdurucu, inhibitör; karaciğerde kolesterol üretiminde rol oynayan enzim olan HMG-CoA redüktazı inhibe eden ilaç sınıfı) (statos, stasis (durdurma, durma, sabit kalma, sabit durma, stabil olma, ayakta durma, durgunluk) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) * proteaz enzimlerini (özellikle sistein proteazlarını) inhibe eden, hücre içi protein yıkımını düzenleyen, hücresel denge ve bağışıklık süreçlerinde rol oynayan doğal protein ailesi

sisteamin : gre., let. * kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) (gre.) + aminum, amino (karbona bağlı bir nitrojen (azot) atomu içeren bileşik) (lat.) * sisteinin dekarboksilasyonu sonucunda oluşan, yapısında bir amino grubu ile bir tiyol grubu bulunan, hücrelerde koenzim A ve diğer kükürtlü bileşiklerin metabolizmasında ara ürün olarak yer alan amin, 2-aminoetanetiol (C2H7NS)

sistein : gre. * kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) + ine (amino asit ve organik bileşik eki) * proteinlerin yapısında bulunan, yan zincirinde tiol (-SH) grubu taşıyan, bu özelliği sayesinde disülfit bağları oluşturarak proteinlerin üç boyutlu yapısını stabilize eden ve hücresel redoks dengesinde görev alan sülfür içeren ve esansiyel olmayan amino asit (C3H7NO2S)

sisteinemi : gre. * kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) + ine (amino asit ve organik bileşik eki) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * genellikle amino asit metabolizması bozuklukları veya böbrek/karaciğer fonksiyon bozukluklarıyla ilişkili olan, kanda sistein amino asidinin anormal şekilde artmasıyla karakterize metabolik durum

sisteinil lökotrien : gre. * kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) + ine (amino asit ve organik bileşik eki) + yl (kimyasal radikal eki) + leukos (ak, beyaz) + triene (üç bağlı; üç çift bağ içeren; araşidonik asit metaboliti olan inflamatuvar lipid medyatör) * özellikle CysLT1/CysLT2 reseptörleri üzerinden etki gösteren, bronkokonstriksiyon, damar geçirgenliği artışı ve mukus sekresyonunu artıran, astım ve alerjik inflamasyonda rol oynayan güçlü lipid medyatör grubu

sistektomi : gre. * kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * en sık mesane kanseri tedavisinde uygulanan, idrar kesesinin (mesanenin) kısmen veya tamamen cerrahi olarak çıkarılması işlemi

sistem : gre. * sustema, systema (bir araya konmuş parçalar bütünü) (sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + histanai, histanein, histemi (yerleştirmek, düzenlemek, kurgulamak, koymak, dikmek, durdurmak) ) * bir bütün oluşturacak şekilde düzenlenmiş ve birbirine bağlı parçalardan oluşan yapı veya işleyiş modeli, düzenek, kurgu, işleyiş yapısı, model, mekanizma, düzen, nizam, tertip

sistematik : gre. * sustema, systema (bir araya konmuş parçalar bütünü) (sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + histanai, histanein, histemi (yerleştirmek, düzenlemek, kurgulamak, koymak, dikmek, durdurmak) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * belirli bir düzene, sınıflandırmaya veya kurala göre organize edilmiş, düzenli, kurallı ve hiyerarşik yapı, nizama dayalı, düzenli, nizami, tertipli

sistemi : gre. * sustema, systema (bir araya konmuş parçalar bütünü) (sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + histanai, histanein, histemi (yerleştirmek, düzenlemek, kurgulamak, koymak, dikmek, durdurmak) ) + eia (isim yapım ve durum eki) * belirli bir amaç doğrultusunda birlikte çalışan, birbirine bağlı unsurların oluşturduğu düzenli bütün; fiziksel, biyolojik, teknik veya toplumsal yapıların organize ve işlevsel yapısı

sistemik : gre. * sustema, systema (bir araya konmuş parçalar bütünü) (sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + histanai, histanein, histemi (yerleştirmek, düzenlemek, kurgulamak, koymak, dikmek, durdurmak) ) + eia (isim yapım ve durum eki) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * bir sistemin tamamını veya bütünü etkileyen, tek bir bölgeyle sınırlı kalmayan; tıpta vücudun tümünü kapsayan etki veya hastalık dağılımı ile ilgili

sistern : gre., lat. * kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) (gre.); cista (kutu, sandık, kap; kapalı muhafaza alanı) + erna (isim tapım ve yer eki) (lat.) * beyin ve omurilik çevresinde beyin-omurilik sıvısının biriktiği genişlemiş boşluk veya havuz şeklindeki yapı; bir vücut sıvısı için depo ödevini gören kapılı boşluk; su deposu, sarnıç, siaterna

sistin : gre., lat. * kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * iki sistein molekülünün oksidatif olarak disülfit (S-S) bağıyla birleşmesi sonucu oluşan, protein yapısında yer alabilen ve özellikle keratin yapılarında (saç, tırnak) bulunan amino asit türevi (C6H12N2O4S2)

sistine şapeli : lat., ita. * sacellum sixtinum (sacellum (sacrum (kutsal) + sixtinum (altıncı) ); cappella sistina (cappella (cappa (şapka, pelerin, örten, kaplayan) + ella (küçültme eki) ) + sistino, sextus (altıncı) ) * Papa'nın resmi ikametgahı olan ve Vatikan'da Apostol Sarayı'nda bulunan bir şapel

sistinüri : gre., lat. * kystine (iki sistein molekülünün oksidatif olarak disülfit (S-S) bağıyla birleşmesi sonucu oluşan, protein yapısında yer alabilen ve özellikle keratin yapılarında (saç, tırnak) bulunan amino asit türevi (C6H12N2O4S2) ) (kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) ) * böbreklerde sistin ve dibazik amino asitlerin geri emilim bozukluğu sonucu idrarda yüksek miktarda sistin atılımı ve buna bağlı sistin taşlarının oluşmasıyla karakterize kalıtsal metabolik hastalık

sistire : lat. * sistere (durmak, yerleşmek, sabit kalmak; koymak, yerleştirmek) * tıpta özellikle damar, kanal veya organ içi boşluklara kateter, stent veya drenaj tüpü yerleştirme ve sabitleme işlemi

sistiserk : gre. * kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) + kerkos (kuyruk) * şerit solucanların (Taenia türleri) larval evresi; ara konakta oluşan, içi sıvı dolu kist yapısı ve dışa uzanan skoleks/kuyruk benzeri yapı taşıyan enfektif parazit formu

sistit : gre. * kystitis (kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) ) * idrar yolu enfeksiyonuna bağlı ikincil olarak ortaya çıkan bakteriyel kaynaklı mesane enfeksiyonu

sistografi : gre. * kystitis (kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) + graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * mesane iç yapısının, şeklinin ve olası patolojilerin vücuda kontrast madde verilerek röntgen veya görüntüleme yöntemleriyle incelenmesi

sistol : gre. * syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + stellein (sıkmak, daraltmak, göndermek), systole (sıkışma, daralma, kasılma, sıkışma) * kalbin özellikle ventriküllerinin kasılarak kanı atardamarlara pompaladığı evre; kalp döngüsünün “kasılma fazı” olup kan basıncının en yüksek olduğu dönem

sistolik : gre. * syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + stellein (sıkmak, daraltmak, göndermek), systole (sıkışma, daralma, kasılma, sıkışma) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * kalbin kasılma evresi (sistol) ile ilgili olan; arterlerde kalbin pompalaması sırasında oluşan en yüksek kan basınç

sistolitotomi : gre. * kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) + lithos (taş, kaya) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * mesane (idrar kesesi) içinde oluşan taşın cerrahi kesi ile çıkarılması işlemi

sistolitotripsi : gre. * kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) + lithos (taş, kaya) + tripsis (ezme, ovma, parçalama, öğütme, sürtme, aşındırma) (tribein (ezmek, parçalamak, öğütmek, sürtmek, aşındırmak) + isis (isim yapım eki) ) * mesane içindeki taşların cerrahi kesi yapılmadan, genellikle mekanik, ultrasonik, lazer veya pnömotik yöntemlerle kırılarak küçük parçalara ayrılması işlemi

sistopati : gre. * kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * mesane (idrar kesesi) ile ilgili hastalıkları veya mesanenin işlevsel/organik bozukluklarını ifade eden genel terim

sistorektosel : gre., lat. * kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) (gre.) + rectum (kalın bağırsağın anüse açılan ve sindirim kanalının, dışkının depolanıp atılmasından sorumlu olan son ve düz seyirli bölümü, kalın bağırsağın son kısmı, anüs, makat) (regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek, gütmek), rectus (doğrultulmuş, yönlendirilmiş, güdülmüş) + um (isim yapım eki) ) (lat.) + kele (fıtık, çıkıntı, şişik) (gre.) * mesane ve rektumun vajina duvarına doğru birlikte sarkmasıyla oluşan pelvik taban fıtığı; genellikle doğum, yaşlanma ve bağ dokusu zayıflığına bağlı gelişen “ön ve arka duvar sarkmasının birlikte görüldüğü” durum

sistoretrosel : gre., lat. * kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) (gre.) + retro (geri, geriye doğru, arkaya) (lat.) + kele (fıtık, çıkıntı, şişik) (gre.) * genellikle öksürme, doğum ve yaşlanmaya bağlı destek dokusu gevşemesi ve pelvik taban zayıflaması sonucu ortaya çıkan, mesanenin vajina duvarına doğru arkaya ve aşağıya sarkmasıyla oluşan prolapsus tipi

sistosarkoma : gre. * kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) + sarkoma (yumuşak doku tümörü, et tümörü) (sarx, sarkos (et, beden dokusu) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) ) * mesane dokusundan köken alan veya mesane bölgesinde gelişen kötü huylu mezenkimal tümör

sistosel : gre. * kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) + kele (fıtık, çıkıntı, şişik) * mesanenin vajina ön duvarına doğru sarkması; mesanenin aşağıya doğru yer değiştirmesiyle oluşan mesane fıtığı

sistoskop : gre. * kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) * mesane içini görüntülemeye yarayan endoskopik ve optik tıbbi cihaz

sistoskopi : gre. * kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopia (görüş, hedef, gözetme, gözetleme, gözlem, gözleme, bakma, hedefleme) (skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * mesanenin endoskopla optik görüntülenmesi işlemi

sistostomi : gre. * kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * idrarın doğrudan mesaneden dışarı akmasını sağlamak için mesaneye cerrahi olarak dışarıya açılan kalıcı veya geçici bir ağız oluşturulması işlemi

sistoüreterografi : gre. * kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) + ureter (idrarı böbrekten mesaneye taşıyan kanal) + graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * mesane ve üreterlerin kontrast madde ile görüntülenerek röntgen filminin alınması; alt üriner sistemin radyolojik olarak incelenmesi yöntemi

sistoüretroskopi : gre. * kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) + ureter (idrarı böbrekten mesaneye taşıyan kanal) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopia (görüş, hedef, gözetme, gözetleme, gözlem, gözleme, bakma, hedefleme) (skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * mesane ve üretranın endoskopla doğrudan gözlenmesi ve incelenmesi işlemi; alt üriner sistemin optik cihazla değerlendirilmesi yöntemi

sistozom : gre. * kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) + some (madde, nesne, cisim, gövde) * mesane ile ilişkili yapı veya mesane duvarına ait organizasyon/oluşum; embriyolojik veya anatomik bağlamda mesane yapısal bölgesi

sistre : lat. * sistere (durmak, yerleşmek, sabit kalmak; koymak, yerleştirmek) * tıpta özellikle damar, kanal veya organ içi boşluklara kateter, stent veya drenaj tüpü yerleştirme ve sabitleme işlemi

sistrunk prosedürü : ing. * Sistrunk (Amerikalı cerrah Walter Ellis Sistrunk'un soyadından) (ing.) + procedura (belirli bir amaca ulaşmak için izlenmesi gereken adımların, işlemlerin ve kuralların sistemli ve düzenli biçimde sıralanmış bütünü) (pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) + cedere (gitmek, ilerlemek, yol almak, uzaklaşmak, çekilmek) + ura (isim yapım eki) ) (lat.) * tiroglossal kanal kistlerinin tedavisinde kist ile birlikte hyoid kemiğin orta kısmının ve ilgili kanal kalıntılarının çıkarılmasını içeren cerrahi yöntem

sisymbrium : lat., gre. * sisymbrium (antik bitki adı) * Brassicaceae (Turpgiller) familyasına ait, genellikle sarı veya beyaz renkli çiçekler açan, otsu bitkilerden oluşan bitki cinsi, bülbül otu

sisyrinchium : gre. * sisyrinkhion (bir tür saz, kılıç yapraklı bitki) (sisyros, sisyra (keçi kılından yapılmış kaba, tüylü üstlük; iğne) + rhizon (kök) + inkhion (isim yapım ve bitki eki) * Iridaceae (süsengiller) familyasına ait, Anavatanı Kuzey Amerika ve Batı Hint Adaları olan çim veya iğne benzeri dar yapraklara sahip bitkileri kapsayan bir çiçekli bitki cinsi, mavi gözlü çim, mavi gözlü iris

sişkin : tür. * şiş (şişmek, kabarmak, hacmi artmak) + kin (sıfat yapım eki) * normal hacminden daha büyük duruma gelmiş, kabarmış, şişmiş; kendini beğenmiş, böbürlenen kimse veya tavır sahibi olan (kişi) (mecazi)

sit alanı : lat., tür. * situs (yer, konum, durum, mevki; yerleşim yeri) (lat.) + alan (arazi, açık alan, saha, açık ve geniş, düz yer, düz yüzey, meydan, bölge, mıntıka, yüzey, zon, platform)+ ı (iyelik eki) (tür.) * tarihi, arkeolojik, doğal veya kültürel değeri nedeniyle koruma altına alınmış bölge; yapılaşma ve kullanım bakımından özel kurallara tabi tutulan koruma sahası

sita : san. * sita (saban izi, karık, sürülmüş toprakta açılan çizgi) * Hint mitolojisinde, toprağın sürülmesi sırasında açılan karıktan doğduğuna inanılan, Sita destanının başlıca figürlerinden biri ve bereket, saflık, sadakat sembolü olan kahraman kadın

sitadel : lat., ita., fra. * civitas (şehir, kent, yurttaş topluluğu) + ellus (küçültme eki) (lat.); cittadella (küçük şehir, surlarla çevrili iç kale) (citta (il, şehir, kent) + ella (küçültme eki) ) (ita.); citadelle (fra.) * bir şehrin savunması için yapılmış iç kale; kuşatma sırasında son savunma noktası olarak kullanılan tahkimli askeri yapı

sitagliptin : lat. * cita (ayırt edici, özel anlam taşımayan ön ek) + gliptin (DPP-4 inhibitörü antidiyabetik ilaç) (glukus, glykys (tatlı, şekerli) + ptin (DPP-4 (dipeptidil peptidaz-4) inhibitörleri sınıfı eki) ) * tip 2 diyabet tedavisinde kullanılan bir dipeptidil peptidaz-4 (DPP-4) inhibitörü ilacın etken maddesi (C16H15F6N5O)

sitalopram : lat. * cita (ayırt edici, özel anlam taşımayan ön ek) + lopram (propanamin türevli SSRI antidepresan ilaç adlandırma eki) * seçici serotonin geri alım inhibitörü (SSRI) grubundan olan, depresyon ve bazı anksiyete bozukluklarının tedavisinde kullanılan antidepresan ilacın etken maddesi (C20H21FN2O)

sitarabin : lat. * cytosine (sitozin bazı eki) (kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) (gre.) + ine (azotlu organik baz eki) ) + arabinose (beş karbon atomlu monosakkarit) + ine (azotlu organik baz eki) * DNA sentezini inhibe eden, özellikle lösemi tedavisinde kullanılan antimetabolit sınıfından kemoterapötik ilacın etken maddesi, sitozin arabinozid (ara-C) (C9H13N3O5)

sitare : far. * sitra, setre (örtü) * örtü, yıldız (star, astre, Stern (yıldız) (ing., fra., alm.), étoile (yıldız) (toile (örtü) (fra.) )

sitasyon : lat. * citare (çağırmak, anmak, davet etmek; hukuken çağırmak) + tio (isim yapım eki) * bir kaynağı, sözü veya metni referans gösterme; akademik, hukuki veya bilimsel bir iddiayı desteklemek için kaynak belirtme işlemi, alıntılama

sitayiş : far. * sitay (övmek, methetmek, yüceltmek) + iş (isim yapım eki) * bir kişiyi veya davranışı yüceltme, takdir etme, överek anma, övme, takdir etme, yüceltme

site : lat., fra. * situs (yer, konum, durum, mevki; yerleşim yeri) (lat.); cité (il, kent, şehir) (fra.) * belirli bir amaçla kullanılan veya üzerinde yapı bulunan yer; güncel kullanımda özellikle internet üzerindeki web sayfası veya web sayfaları bütünü

sitem : far. * istam (zulüm, eza, haksızlık, gadr) * nazikane çıkışma, karşı durma, tepkisini ifade etme (stem, Stamm (ayakta duran, dikilen, direk, sağlam olan, çıkmak, çıkışmak, gövde, sap, kök) (ing., alm.) )

sitemkar : far. * istam (zulüm, eza, haksızlık, gadr) + kar (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer; -cı, yapan, eden eki) * kırgınlığını doğrudan suçlamadan, ince bir serzenişle ifade eden; alıngan ve sitem eden tavırlı kişi

sitikolin : gre. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + kholine (khole (safra; sarı; biyolojik amin alkol) * nöronal membran fosfolipid sentezinde rol alan, beyin metabolizmasını desteklemek amacıyla kullanılan sitidin difosfat kolin (CDP-kolin) (C14H26N4O11P2)

sitil : tür. * sitil (su kovası, bakraç) * genellikle metalden (alüminyum veya bakır) yapılan kulplu kap, su kovası, bakraç

sitilizasyon : lat. * stilus, stylus (yazı kalemi; sivri uçlu kazı aleti; yazı biçimi, üslup; ifade tarzı) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) * bir şeyi doğal görünümünden uzaklaştırarak belirli bir üsluba göre biçimlendirme; stilize etme işlemi, tarz kazandırma, stile sahip kılma

sitka : lat. * Sitka (Alaska'da yer adı) * kozalaklı ağaçlar ve çalıları içeren Pinaceae (çamgiller) familyasına ait olan, Kuzey Amerika'nın batı kıyılarına özgü, uzun boylu bir kozalaklı ağaç türü, Sitka ladini cinsi

sitoarkitektoni : gre. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet, tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) + tekton (inşa eden, kurucu; yapı ustası) + eia (isim yapım ve durum eki) * hücrelerin bir doku veya organ içinde belirli bir düzen ve mimari plan doğrultusunda dizilişini inceleyen bilim; hücresel doku mimarisi (histolojik organizasyon düzeni)

sitogenetik : gre. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hücrelerin oluşumları, kromozom yapıları, sayıları ve kalıtımsal özellikleri bakımından incelenmesi bilimi; genetik ile sitolojiyi birleştiren bilim dalı

sitogenez : gre. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * hücrelerin oluşumu, gelişimi ve ortaya çıkma süreci; yeni hücrelerin meydana gelmesini açıklayan biyolojik süreç

sitojenetik : gre. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hücrelerin oluşumları, kromozom yapıları, sayıları ve kalıtımsal özellikleri bakımından incelenmesi bilimi; genetik ile sitolojiyi birleştiren bilim dalı

sitojenez : gre. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * hücrelerin oluşumu, gelişimi ve ortaya çıkma süreci; yeni hücrelerin meydana gelmesini açıklayan biyolojik süreç

sitokin : gre. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak) * bağışıklık sistemi başta olmak üzere hücreler arası iletişimi sağlayan, hücresel yanıtları (iltihap, savunma, büyüme vb.) düzenleyen sinyal proteinleri

sitokin fırtınası : gre., lat. * kytokin (bağışıklık sistemi başta olmak üzere hücreler arası iletişimi sağlayan, hücresel yanıtları (iltihap, savunma, büyüme vb.) düzenleyen sinyal proteinleri) (kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak) ) (gre.) + fortuna (yağmur getiren ve kasırgaya dönüşebilecek olan çok güçlü rüzgar; denizde şiddetli hava; kader, kısmet, baht; kaza; deniz kazası) (fors, fort (şans, kısmet, talih, kader) + una (dişil eki) ) (lat.) + sı (iyelik eki) (tür.) * bağışıklık sisteminin aşırı ve kontrolsüz şekilde sitokin üretmesi sonucu ortaya çıkan, yaygın iltihaplanma ve organ/doku hasarına yol açabilen ağır immün reaksiyon durumu

sitokinez : gre. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak), kinesis (hareket, devinim, kıpırdama, kımıldama) * mitoz veya mayoz bölünme sırasında hücrenin sitoplazmasının (hücre içi sıvısı ve organellerin) ve zarının iki yeni yavru hücreye bölünerek fiziksel ayrılması süreci

sitokrom : gre. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + khroma, khromat (renk, ton, görünüş, renk skalası) * hücre solunumu (hücre içi enerji üretimi) ve fotosentez sırasında elektron taşınmasından sorumlu olan, Hücrenin enerji santrali sayılan mitokondrilerde ATP üretimi için hayati rol oynayan ve demir içeren özel protein gruplarından her biri

sitokrom p450 2d6 polimorfizm : gre. * kytoskhroma (hücre rengi veren protein) (kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + khroma, khromat (renk, ton, görünüş, renk skalası) ) + p450 (protein numarası) + 2d6 (izomer numarası) + polimorfizm (çok biçimlilik, varyant) (polys (çok, fazla) + morphe (form, şekil, biçim) + ismos (isim yapım, durum, öğreti, doktrin, akım eki) * ilacın metabolizma farklılığını belirleyen genetik varyant

sitolitik : gre. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + lyein (çözmek, parçalamak), lysis (çözülme, parçalanma) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hücreyi parçalayan, hücre zarını yıkarak hücre ölümüne veya hücre bütünlüğünün bozulmasına yol açan (etki veya ajan)

sitoloji : gre. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * hücrelerin oluşumunu, yapısını, işleyişini ve özelliklerini inceleyen bilim dalı, hücrebilim

sitolojik : gre. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hücrelerin yapı, işlev ve özelliklerini inceleyen bilimle ilgili; hücre bilimine (sitolojiye) ait olan

sitomegalovirüs : gre., lat. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + megale, megalos (büyük, iri, yüce, geniş) (megas (büyük, iri, yüce, geniş) + le (dişil ek), los (eril ek) ) (gre.) + virus (zehir, hastalık etkeni; virüs) (lat.) * hücrelerde belirgin büyümeye (sitomegaliye) yol açabilen, herpesvirüsler ailesinden, genellikle latent seyirli ve bağışıklık baskılanmış bireylerde ciddi enfeksiyonlara neden olabilen DNA virüsü

sitometri : gre. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * hücrelerin sayısı, boyutu, yapısı ve özelliklerini ölçmeye yarayan laboratuvar yöntemleri ve bu ölçümleri inceleyen bilim dalı

sitopeni : gre. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + penia (eksiklik, azalma, düşüş, yoksunluk) * kandaki hücresel elemanların (eritrosit, lökosit, trombosit) bir veya birkaçının sayısında azalma ile karakterize durum

sitoplazma : gre. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + plasma (şekillenmiş, biçimlenmiş şey; katı, sıvı ve gazdan sonra maddenin dördüncü hali olarak bilinen, yüksek enerjili, iyonize olmuş (elektronlarından arınmış) gaz benzeri bir yapı) (plassein (kalıp vermek, şekillendirmek, biçimlendirmek, form vermek), plasis (şekillenme, biçimlenme, oluşum) + ma (isim yapım eki) ) * hücrenin çekirdeği dışında kalan, organelleri ve çeşitli maddeleri içeren yarı akışkan canlı hücre maddesi

sitoplazmik : gre. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, kalıp dökmek), plasma (şekillenmiş, biçimlenmiş şey) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * sitoplazmaya ait, sitoplazmayla ilgili, hücrenin çekirdek dışındaki bölümüne ilişkin

sitostatik : gre. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + histanai (durmak, durdurmak, yerleştirmek), statikos (duran, durağan, hareketsiz, dengeye ilişkin) (stasis (durma, ayakta durma, dikilme, durgunluk, durum, denge, sabit kalma, duruş veya kuvvetlerin karşı karşıya gelmesi, yer), statos (durmuş, yerleştirilmiş, sabit kılınmış, duran, sabit duran, hareketsiz kalan) + ikos (ile ilgili, gibi) ) * hücrelerin büyümesini, çoğalmasını veya bölünmesini durduran veya yavaşlatan; özellikle hücre proliferasyonunu engelleyen (ilaç veya etki)

sitotoksik : gre. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + toxon (yay); toxikon, toxikos (yaya takılan, ok, yay; zehir) (toxon, toxa (yay; ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * hücrelere zehirli etki gösteren, hücre yapısını bozan veya hücre ölümüne yol açan; özellikle tıpta hücreleri öldüren veya işlevini engelleyen (madde veya etki), hücre zehirleyici

sitotoksin : gre., lat. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + toxikon (ok zehiri) (toxikos (toxon (ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + pharmakon (zehir) ) (okların ucuna zehir sürmekten) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * hücrelere zarar veren, onları tahrip eden veya öldüren toksik madde; canlı hücreler üzerinde doğrudan yıkıcı etki gösteren biyolojik veya kimyasal zehir

sitotoksin fırtınası : gre. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + toxikon (ok zehiri) (toxikos (toxon (ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + fortuna (yağmur getiren ve kasırgaya dönüşebilecek olan çok güçlü rüzgar; denizde şiddetli hava; kader, kısmet, baht; kaza; deniz kazası) (fors, fort (şans, kısmet, talih, kader) + una (dişil eki) ) (lat.) + sı (iyelik eki) (tür.) * çok sayıda sitotoksik maddenin (veya sitotoksik etki oluşturan bağışıklık yanıtının) kısa sürede aşırı ve kontrolsüz şekilde ortaya çıkması ve hücrelerde yaygın hasar ve hızlı hücre ölümüyle gelişen ağır inflamatuvar veya immünolojik tablo durumu

sitotoskopi : gre. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopia (görüş, hedef, gözetme, gözetleme, gözlem, gözleme, bakma, hedefleme) (skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * hücrelerin mikroskopik düzeyde incelenmesi ve özellikle hücresel yapıların, hücre içi değişimlerin veya hücre örneklerinin gözlem ve değerlendirme yöntemi

sitotrofoblast : gre. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + trephein (beslemek, gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophia (beslenme, gıdalanma, büyüme durumu) (trophos, trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) * plasentayı oluşturan trofoblast tabakasının hücresel, tek çekirdekli ve aktif bölünen, embriyonun beslenmesi ve plasenta gelişiminde görev alan, sinsityotrofoblastı besleyen ve yenileyen iç katmanı olan hücre tabakası

sitozin : gre. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + ine (azotlu organik bazları adlandırmada kullanılan kimyasal ek) * DNA ve RNA’da bulunan, pürin olmayan pirimidin yapılı azotlu organik bazlardan biri olup genetik bilginin taşınmasında adenin, guanin ve timin/urasil ile baz eşleşmeleri yaparak nükleik asitlerin yapısal ve işlevsel bütünlüğüne katkı sağlayan temel bileşen

sitr : ara. * satara (örtmek, gizlemek, saklamak, kapamak, perdelemek) * bir şeyi örtmek, kapatmak veya gizlemek amacıyla kullanılan örtü, perde, kaplama; örtme, giyinme, giysi

sitra : ara. * satara (örtmek, gizlemek, saklamak, kapamak, perdelemek) * bir şeyi örtmek, kapatmak veya gizlemek amacıyla kullanılan örtü, perde veya kaplama; örtme, giyinme, giysi

sitrat : lat. * citrus (narenciye ağacı, limon) + icus (ile ilgili, -a ait) + ate (tuz veya ester eki) * sitrik asidin tuzu veya esteri olan, özellikle hücre metabolizmasında Krebs döngüsünün ilk ara ürünü olarak görev yapan ve enerji üretim süreçlerinde önemli rol oynayan organik bileşik (deprotonlanmış formu C6H5O7³⁻; asit formu C6H8O7)

sitri : mıs. * seth, sith (Antik Mısırlıların kaos, fırtına ve karanlık tanrısı) * Hz. Süleyman’ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis’te maji ile ilgili olan ve 72 cini tanımlayan Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, cehennem hiyerarşisinde 60 lejyonu yöneten büyük bir prens olarak geçen, görünüşü genellikle leopar başlı ve kanatlı bir varlık veya güzel bir insan formu şeklinde betimlenen, insanlarda özellikle aşk, arzu ve duygusal çekim uyandırdığı, kişilerin birbirine karşı duygularını açığa çıkardığı ve gizli ilişkilerle ilgili bilgileri ortaya çıkardığı iddia edilen 12. sıradaki demonik figür (cin)

sitrik : lat. * citrus (narenciye ağacı, limon) + icus (ile ilgili, -a ait) * turunçgillere, özellikle limon ve portakal gibi meyvelere ait olan veya onlardan elde edilen; limon asidi türevlerini, biyokimyada ise enerji metabolizmasında yer alan Krebs döngüsü ara ürünleriyle ilgili

sitrik asit : lat. * citrus (narenciye ağacı, limon) + icus (ile ilgili, -a ait) + acidus (asit, ekşi) (acere (ekşi olmak, ekşimek) + dus (son ek) ) * özellikle limon ve turunçgillerde doğal olarak bulunan, canlı hücrelerde Krebs döngüsünün temel ara ürünlerinden biri olarak enerji üretim metabolizmasında önemli rol oynayan ve gıda sanayinde ekşilik verici, koruyucu ve pH düzenleyici olarak kullanılan zayıf organik asit (C6H8O7)

sitrin : lat. * citrinus (açık sarı, limon sarısı) (citrus (ağaç kavunu, turunçgil) + inus (ile ilgili, -a ait) ) (lat ); citrine (limon renginde) (fra.) * limon sarısı renkli kuvars taşı; demir izleri nedeniyle sarıdan altın sarısına kadar değişen renkte görülen bir kuvars türü; adını limon rengini andıran görünümünden alan değerli taş

sitte : ara. * sitte (altı) * sırası 5’ten sonra, 7’den önce olan doğal sayı

sittidae : lat. * sitta (bir kuş cinsi adı) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * ağaç gövdelerine ve dallarına tırmanmaya uyum sağlamış, kısa kuyruklu, güçlü ve sivri gagalı, ayak parmakları kuvvetli, çoğunlukla böcekler ve tohumlarla beslenen küçük ötücü kuşları kapsayan familya, sıvacı kuşugiller

sittin : ara. * sitte (altı) + in (on katı anlamı veren ek) * altmış, 60

sittin sene : ara. * sittin (altmış) (sitte (altı) + in (on katı anlamı veren ek) ) + sene (yıl, on iki aylık zaman dilimi) * çok uzun zaman, ömür boyu, sonsuza dek, asla anlamlarında kullanılan ifade

situs solitus : lat. * situs (yer, konum, durum, mevki; yerleşim yeri) + solitus (alışılmış, normal, olağan) * kalp, karaciğer, dalak ve diğer iç organların embriyolojik gelişim sürecinde beklenen normal anatomik yerleşimlerinde bulunduğu, sağ ve sol taraf organ dağılımının standart insan anatomisine uygun olduğu durum (normal visseral yerleşim düzeni)

sium : lat. * sium (antik bitki adı) * Apiaceae (Maydanozgiller) familyasına ait, genellikle su kenarlarında ve bataklık alanlarda yetişen, ince gövdeli, bileşik yapraklı ve küçük beyaz çiçekli otsu bitkileri kapsayan bitki cinsi (örneğin su kerevizi olarak bilinen türleri içeren cins)

sivar : ara. * sivar (bileğe geçirilen halka, bilezik; süs halkası) * genellikle altın, gümüş veya değerli metallerden yapılan, özellikle Orta Doğu ve İran kültür çevresinde bileğe takılarak takı ve statü göstergesi olarak kullanılan süs amaçlı metal halka veya bilezik türü

sivas : gre., hit. * sebaste (muteber, saygıdeğer, aziz, kutsal) (Roma İmparatoru Augustus’a atfen), sipas (üç göze) (hit.) *

siverek : erm. * sev (siyah, kara) + averag (harabeler, kalıntılar, ören yerleri) * Şanlıurfa'nın bir ilçesi

sivil : lat. * civis (yurttaş, vatandaş) + ilis (sıfat yapım eki) * askeri veya resmi/uniformalı kurumlara ait olmayan, devletin askeri gücünden bağımsız olan, toplum içinde günlük yaşamla ilgili olan kişi, durum veya yapı

sivil polis : lat., gre. * civis (yurttaş, vatandaş) + ilis (sıfat yapım eki) (lat.) + polis (şehir, il, kent) (gre.) * üniforma kullanmadan, resmi polis kıyafeti taşımadan toplum içinde gizli veya dikkat çekmeden görev yapan, suçun önlenmesi, izlenmesi veya soruşturulması amacıyla sivil kıyafetle çalışan kolluk görevlisi

sivil savunma : lat., gre. * civis (yurttaş, vatandaş) + ilis (sıfat yapım eki) (lat.) + sav (kovmak, defetmek, uzaklaştırmak, geri püskürtmek, atmak, fırlatmak) + un (dönüşlü fiil eki) + ma (isim mastar eki) * savaş, afet, yangın, nükleer/kimyasal tehdit ve benzeri olağanüstü durumlarda sivilleri korumak, can ve mal kaybını azaltmak, tahliye, sığınma, ikaz ve kurtarma faaliyetlerini organize etmek amacıyla yürütülen koruyucu ve önleyici kamu hizmeti

sivilce : tür. * sige (işemek) + il (isim yapım ve durum eki) (siğillerin üzerine idrar yapmanın tedavi edici olduğu inancından) + ce (küçültme eki) * cildin altındaki kıl foliküllerinin ölü deri hücreleri, yağ (sebum) ve bakterilerle tıkanması sonucu oluşan, genellikle yüz, boyun, sırt ve göğüs gibi yağ bezlerinin yoğun olduğu bölgelerde siyah nokta, beyaz nokta veya iltihaplı şişlikler olarak kendini gösteren yaygın bir cilt rahatsızlığı

sivri : tür. * sivr (ucu daralmak, incelerek bir noktada sonlanmak, incelmek, delmek, kesmek) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ucu ince, keskin ve bir noktaya doğru daralan, şekil olarak yumuşak ve yuvarlak olmayan, ucu ince, delici ve keskin olan (severe, sévère (keskin, şiddetli, ciddi) (ing., fra.), sew (dikmek, iğne ile delip iplik geçirerek birleştirmek) (ing.) )

sivribiber : tür. * sivr (ucu daralmak, incelerek bir noktada sonlanmak, incelmek, delmek, kesmek) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (tür.) + peperi, piperi (pep, pip (boru) + eri (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) * uzun, ince ve uca doğru sivrilen yapıya sahip, genellikle yeşil renkte olan ve acılık derecesi değişebilen, yemeklerde hem taze hem de pişirilerek kullanılan biber türü, Capsicum annuum, capsicum acuminatum

sivrice : tür. * sivr (ucu daralmak, incelerek bir noktada sonlanmak, incelmek, delmek, kesmek) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ce (küçültme eki) * Elazığ’ın bir ilçesi (ilçenin ilk kurulduğu dönemde yakınlarındaki Kuşakçı Dağı üzerinde yer alan sivri bir tepeden veya dağdan)

sivriç : tür. * sivr (ucu daralmak, incelerek bir noktada sonlanmak, incelmek, delmek, kesmek) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ç (isim yapım ve araç eki) * kaya çatlakları arasına sokularak üzerine balyozla vurulan, yaklaşık 1 metre boyunda ve ucu sivri çelik çubuk

sivrihisar : tür. * sivr (ucu daralmak, incelerek bir noktada sonlanmak, incelmek, delmek, kesmek) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + hisar (etrafı çevrili yer, müstahkem yer, sur, korugan) * Eskişehir’in bir ilçesi

sivrikuyruk : tür. * sivr (ucu daralmak, incelerek bir noktada sonlanmak, incelmek, delmek, kesmek) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + kuyruk (hayvanların arka kısmında omurga uzantısı olarak yer alan ve omurlardan oluşan eklemli organ; ardıl, sıra, izleyen; uzantı) (kud, kuy (akıtmak, dökmek) + ruk (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * insanların özellikle çocukların bağırsaklarında yaşayan, 3-12 mm uzunluğunda, ince ve beyaz renkli parazit bir solucan türü, kıl kurdu, oksiyür

sivrisinek : tür. * sivr (ucu daralmak, incelerek bir noktada sonlanmak, incelmek, delmek, kesmek) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + sinek (diptera (iki kanatlılar) sınıfından uçan küçük böcek) (sin (sızlamak, vınlamak; sıvı, ince, küçük varlık) + ek (isim yapım eki) ) * Culicidae familyasından olan, dişi bireyleri kan emerek beslenen, iğne biçiminde ağız yapısıyla deri delerek kan alan ve bazı türleri sıtma, dang, Zika gibi hastalıkları taşıyabilen küçük kanatlı böcek

siya : ita. * siare (geri çekmek, küreği geri çekmek, küreği tersine çekmek, kürekleri tersine kullanmak), sia (tersine çek) * kürek çekerek deniz araçlarını (sandal veya tekne) geriye doğru hareket ettirmek veya yönlendirmek için kullanılan komut

siyab : ara. * sevb (elbise, giysi, kıyafet, kostüm; örtü) * elbiseler, giysiler, kıyafetler, kostümler; örtüler

siyabe : ara. * siyabe (örtü kalkmak, açığa çıkmak; bekaret ortadan kalkmak) * kızlığın bozulması, bekaretin zail olması; bekaretin bozulması, kızlık zarının yırtılması ve cinsel ilişkiyle bekaret durumunun sona ermesi

siyadet : ara. * seyyid (efendi, bey, önder, soylu kimse, bey, saygın kişi) + et (isim yapım eki) * seyyid olma hali, efendilik, üstünlük, liderlik, toplum içinde saygın ve önde gelen konumda bulunma durumu; soyluluk veya seçkinlik makamı

siyah : ara. * siyah (kara, koyu renkli, ışığı yutmayan renk) * ışığı büyük ölçüde soğuran, en koyu renk; kara

siyahi : ara. * siyah (kara, koyu renkli, ışığı yutmayan renk) + i (ile ilgili, -a ait) * siyah ırka mensup olan, ten rengi koyu olan; Afrika kökenli veya koyu tenli (kişi veya topluluk)

siyak : ara. * saka (sürmek, sevk etmek, yönlendirmek, götürmek, sevk etmek), sevk (sürme, sevk etme, yönlendirme, götürme) * bir sözün, ifadenin veya metnin anlamını belirleyen çevresel dil unsurları, bağlam ve anlatım akışı, sözün akışı; klasik Arapça ve Osmanlıca kullanımda “ifadenin yönü, üslubu ve kelimelerin birbirini takip etme düzeni; bir sözün geliş şekli, ifade tarzı, bağlam, kontekst

siyakat : ara. * saka (sürmek, sevk etmek, yönlendirmek, götürmek, sevk etmek), sevk (sürme, sevk etme, yönlendirme, götürme), siyak (bir sözün, ifadenin veya metnin anlamını belirleyen çevresel dil unsurları, bağlam ve anlatım akışı, sözün akışı; klasik Arapça ve Osmanlıca kullanımda “ifadenin yönü, üslubu ve kelimelerin birbirini takip etme düzeni; bir sözün geliş şekli, ifade tarzı, bağlam, kontekst) + at (isim yapım eki) * bir metinde kelimelerin, ifadelerin ve anlamın birbirini takip ederek oluşturduğu düzen, bağlam ve anlatım akışı; Osmanlı diplomatik ve bürokratik yazışmalarında metnin dilsel örgüsünü ve ifade düzenini belirleyen üslup ve düzenleme biçimi

siyakusibak : ara. * saka (sürmek, sevk etmek, yönlendirmek, götürmek, sevk etmek), sevk (sürme, sevk etme, yönlendirme, götürme), siyak (bir sözün, ifadenin veya metnin anlamını belirleyen çevresel dil unsurları, bağlam ve anlatım akışı, sözün akışı; klasik Arapça ve Osmanlıca kullanımda “ifadenin yönü, üslubu ve kelimelerin birbirini takip etme düzeni; bir sözün geliş şekli, ifade tarzı, bağlam, kontekst) + u (tamlama eki) + sabaka (geçmek, öne geçmek, önce olmak, yarışta önde gitmek, yarışmak, hızlı olmak), sibak (önde, öne geçme, önce olma) * bir sözün veya metnin anlamının doğru anlaşılabilmesi için hem öncesinin hem de sonrasının birlikte dikkate alınması gerektiğini ifade eden dilbilimsel ilke, bağlamın bütünüyle değerlendirilmesini esas alan ifade düzeni

siyam : ara. * savm (oruç tutmak, kendini tutmak, yemeden içmeden ve bazı davranışlardan uzak durmak) * İslam’da tan yerinin ağarmasından güneşin batışına kadar yeme, içme ve bazı bedensel isteklerden uzak durma ibadeti olan oruç; genel anlamda ise nefsin belirli arzu ve davranışlardan bilinçli olarak alıkonulması ve kendini disipline etme hali

siyanet : ara. * siyana (korumak, muhafaza etmek, sakınmak, esirgemek, zarar görmesini engellemek) + et (isim yapım eki) * koruma, muhafaza etme, sakınma, esirgeme, zarar görmesini engelleme, muhafaza, hıfz

siyanid : gre. * kyanos (mavi, koyu mavi, lacivert) + id (anyon ve iyon türevi eki) * karbon ile azotun birleşmesi sonucu oluşan, CN⁻ iyonunu içeren ve özellikle hidrojen siyanür (HCN) ile siyanür tuzları şeklinde bulunan, çok düşük dozlarda bile yüksek toksisite gösteren, hücresel solunumu inhibe ederek ölümcül etki oluşturabilen kimyasal bileşik sınıfı (CN⁻)

siyanojen : gre. * kyanos (mavi, koyu mavi, lacivert) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + es (ile ilgili, -a ait) ) * iki siyanür grubunun birleşmesinden oluşan, keskin kokulu, renksiz ve çok zehirli gaz halindeki kimyasal bileşik ( (CN)2 )

siyanokobalamin : gre., lat. * kyanos (mavi, koyu mavi, lacivert) (gre.) + cobaltum (atom numarası 27, sinesi Co olan mavimsi gri renkli, manyetik ve sert metal ) (Kobold (yeraltı cini, kötü ruh; madenlerde işe yaramaz, zararlı cevherlere verilen isim) + um (isim yapım eki) ) + amin (-NH2 içeren grup, ammonium; azotlu bileşik) (lat.) * yapısında siyanür grubu ve kobalt atomu bulunan, vücutta aktif B12 vitamini formlarına dönüştürülen, kırmızı kan hücresi üretimi, sinir sistemi işlevleri ve DNA sentezi için gerekli sentetik B12 vitamini formu (C63H88CoN14O14P)

siyanotik : gre. * kyanos (mavi, koyu mavi, lacivert) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * kandaki oksijen düzeyinin azalmasına bağlı olarak deri, dudaklar, tırnak yatakları veya mukozalarda mavimsi-mor renk değişikliği görülen veya bu durumla ilişkili olan

siyanotip : gre. * kyanos (mavi, koyu mavi, lacivert) + tupos, typos (iz, işaret, damga, kalıp, baskı, model, biçim, şekil) * ışığa duyarlı demir bileşikleri kullanılarak elde edilen ve karakteristik koyu mavi renkli görüntüler oluşturan, fotoğrafçılıkta ve teknik çizim çoğaltımında kullanılan baskı yöntemi veya bu yöntemle üretilmiş görüntü

siyanoz : gre. * kyanos (mavi, koyu mavi, lacivert) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * kandaki oksijenlenmenin azalmasına bağlı olarak deri, dudaklar, tırnak yatakları ve mukozalarda mavimsi-mor renk değişikliği ile karakterize klinik durum

siyans : lat. * scientia (scientia (bilgi, bilme, öğrenme) (scire (bilmek) + entia (isim yapım eki) ) * doğal veya toplumsal olayları ve olguları, gözlem, deney, ölçüm ve akıl yürütmeye dayalı yöntemlerle sistemli biçimde inceleyerek ve doğrulanabilir bilgi üreterek açıklamayı amaçlayan araştırma yöntemi ve bilgi üretim süreci, bilim

siyantifik : lat. * scientia (scientia (bilgi, bilme, öğrenme) (scire (bilmek) + entia (isim yapım eki) ) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek, meydana getirmek, oluşturmak), ficus (yapıcı, yapan, eden, eyleyen; yapılmış, edilmiş, eylenmiş, oluşturulmuş) * bilime dayanan, bilimsel yöntemlerle elde edilmiş veya bilimsel araştırma ve incelemelerle ilgili olan, gözlem, deney ve kanıta dayalı bilgi üretimiyle ilişkili

siyantokrasi : lat., gre. * scientia (scientia (bilgi, bilme, öğrenme) (scire (bilmek) + entia (isim yapım eki) ) (lat.) + kratia (kudret, güç, iktidar, güçlülük, kuvvetlilik; yönetim) (kratos (güç, kudret, kuvvet, sağlamlık) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * bilim insanlarının ve bilimsel uzmanların siyasal karar alma ve yönetim üzerinde belirleyici yetkiye sahip olduğu yönetim biçimi, bilim egemenliği

siyantometrik : lat., gre. * scientia (scientia (bilgi, bilme, öğrenme) (scire (bilmek) + entia (isim yapım eki) ) (lat.) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) * bilimi, bilimsel yayınları ve araştırmaları sayısal yöntemler, istatistik ve ölçüm araçlarıyla inceleyen, makalelerin atıf sayılarını, yazar verimliliğini ve bilimsel gelişme eğilimlerini analiz eden alan, bilimmetrik, bilimsel ölçümle ilgili

siyanür : gre., lat. * kyanos (mavi, koyu mavi, lacivert) (gre.) + ura (anyon eki) (lat.) * karbon ve azot içeren siyanid (CN⁻) iyonunu veya bu iyonu içeren tuz ve bileşikleri ifade eden, özellikle hidrojen siyanür ve metal siyanür tuzları şeklinde bulunan, hücresel solunumu inhibe ederek çok düşük dozlarda bile yüksek toksisite gösteren kimyasal bileşik sınıfı

siyanürik : gre. * kyanos (mavi, koyu mavi, lacivert) (gre.) + ura (anyon eki) (lat.) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * siyanür türevleriyle ilişkili olan veya siyanür bileşiklerinden türetilmiş

siyasal : ara., tür. * sasa (eğitmek, bakmak, yetiştirmek, yönetmek), siyaset (eğitim, bakım, bakıcılık, yetiştirme, yönetim, idare) (ara.) + al (sıfat yapım eki) (tür.) * devlet yönetimi, iktidar, kamu düzeni ve toplumun idaresiyle ilgili olan; politik süreçler, kurumlar, karar alma mekanizmaları ve güç ilişkileriyle bağlantılı, siyaset ile ilgili, politika ile ilgili

siyaset : ara. * sasa (eğitmek, bakmak, yetiştirmek, yönetmek) + et (isim yapım eki) * eğitim, bakım, bakıcılık, yetiştirme, yönetim, idare; devletin, toplumun ve kamusal alanın yönetimiyle ilgili faaliyetlerin tümü; iktidarın elde edilmesi, kullanılması ve paylaşılması süreçlerini, kamu düzeninin sağlanmasını ve toplumsal karar alma mekanizmalarını kapsayan idare ve yönetim sanatı ve pratiği

siyasi : ara., tür. * sasa (eğitmek, bakmak, yetiştirmek, yönetmek), siyaset (eğitim, bakım, bakıcılık, yetiştirme, yönetim, idare) + i (sıfat yapım eki) * devlet yönetimi, iktidar, kamu düzeni ve toplumun idaresiyle ilgili olan; politik süreçler, kurumlar, karar alma mekanizmaları ve güç ilişkileriyle bağlantılı, siyaset ile ilgili, politika ile ilgili

siyasiyat : ara., tür. * sasa (eğitmek, bakmak, yetiştirmek, yönetmek), siyaset (eğitim, bakım, bakıcılık, yetiştirme, yönetim, idare) + i (sıfat yapım eki) + at (isim yapım ve çoğul eki) * siyasetle ilgili konuların bütünü, devlet yönetimi, kamu idaresi, iktidar ilişkileri ve toplumsal düzenin işleyişini inceleyen alan veya disiplin

siyatalji : gre. * iskhion (kalça kemiği) + algia (acılı olma, ağrılı olma ıstıraplı olma) ) (algos (acı, ağrı, sancı, sızı, ıstırap) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * siyatik sinir boyunca, belden kalça ve bacağa doğru yayılan şiddetli ağrı ile karakterize olan, genellikle sinir sıkışması, bel fıtığı veya omurga kaynaklı sinir basısına bağlı olarak ortaya çıkan nöropatik ve klinik durum

siyatik : gre. * iskhion (kalça kemiği) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * bel bölgesinden başlayarak kalça, uyluk ve bacağa kadar uzanan en kalın sinir olan, alt ekstremitenin duyu ve hareket fonksiyonlarını sağlayan siyatik sinirle ilgili olan veya bu sinirin seyri boyunca ortaya çıkan ağrı, uyuşma ve nörolojik belirtilerle ilgili

siyavuş : far. * siya (siyah, kara) + vuş (erkek; at; güç, kuvvet) * İran mitolojisi ve Şehname anlatılarında yer alan, iftiraya uğrayarak haksız yere öldürülen, masumiyeti ve trajik kaderiyle bilinen efsanevi prens karakteri

siyek : tür. * siyek (akıtıcı, dökücü, işetici, işeme aracı) (si (akıtmak, dökmek, çiş yapmak, idrar yapmak, işemek) + yek (isim yapım ve araç eki) ) * sidik torbasından başlayarak dışarıya kadar uzanan idrar kanalının (üretra) son bölümü

siyenit : mıs., fra., gre. * syénite (Asvan (ticaret/değiş-tokuş yeri; sınır bölgesi; Mısır’ın bir şehri) (mıs.); Syène (Mısır’ın Asvan şehri) (fra.) + ites (element, kayaç ve mineral eki) (gre.) * kuvars içermeyen veya çok az içeren, feldispat (özellikle ortoklaz ve plajiyoklaz) ve koyu renkli minerallerden oluşan, granite benzeyen ancak kuvars bakımından fakir olan, genellikle magmatik kökenli iri kristalli plutonik kayaç türü

siyer : ara. * sara (seyahat etmek, yolculuk etmek), sirat (yol, seyir, gidişat) * kişinin doğumunu, yaşamındaki olayları, görgü ve özelliklerini ve ölümünü kapsayan yaşam yolculuğu veya biyografisi

siyim : tür. * si (akıtmak, dökmek, çiş yapmak, idrar yapmak, işemek) + yim (sıfat yapım eki) * ince ince, yavaş yavaş ve kesintisiz bir şekilde akan veya gerçekleşen

siymek : tür. * sid, si (akıtmak, dökmek, çiş yapmak, idrar yapmak, işemek) + mek (fiil mastar eki) * işemek, idrar yapmak, çiş yapmak, akıtmak, dökmek

siyon : ibr., gre. * tziyon, tsiyyah (kuru yer, kuru toprak, çöl) (ibr.); sana (korumak, savunmak, müdafa etmek) (ara.) + dyeu (parlamak, gökyüzü, gündüz) (hint-avrupa kökü); zeus (tanrı, ilah) (gre.); deus (lat.) * Kudüs şehri ile bu şehirdeki Kutsal Tapınak'ın bulunduğu tepe

siyonist : ibr., gre. * tziyon, tsiyyah (kuru yer, kuru toprak, çöl; Kudüs şehri ile bu şehirdeki Kutsal Tapınak'ın bulunduğu tepe) (ibr.); sana (korumak, savunmak, müdafa etmek) (ara.) + dyeu (parlamak, gökyüzü, gündüz) (hint-avrupa kökü); zeus (tanrı, ilah) (gre.); deus (lat.) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) (lat.) * Siyonizm ideolojisini benimseyen, Yahudi halkı için Filistin/İsrail topraklarında bir ulusal yurt kurulmasını veya bu devletin varlığını destekleyen

siyonizm : ibr., gre. * tziyon, tsiyyah (kuru yer, kuru toprak, çöl) (ibr.); sana (korumak, savunmak, müdafa etmek) (ara.) + dyeu (parlamak, gökyüzü, gündüz) (hint-avrupa kökü); zeus (tanrı, ilah) (gre.); deus (lat.) + ismos (isim yapım, durum, öğreti, doktrin, akım eki) (gre.) * 19. yüzyılın sonlarında ortaya çıkan, Yahudi halkının tarihi vatanı olarak kabul edilen Filistin/İsrail topraklarında bir ulusal yurt kurulmasını ve sürdürülmesini amaçlayan siyasi ve ideolojik hareket; zamanla farklı yorumlara ayrılan ve modern İsrail Devleti’nin kuruluş süreciyle bağlantılı tarihsel ve politik akım

siz : tür. * siz (ikinci çoğul şahıs zamiri) * ikinci çoğul şahıs zamiri

sizyji : gre. *  syzygos, zugon, zygon, zygos (boyundurukla birbirine bağlanmış, birleşik, çift, ikili, eşleşme, boyunduruk, bağ) + eia (isim yapım eki) * üç veya daha fazla gök cisminin (örneğin Güneş, Dünya ve Ay) uzayda neredeyse düz bir çizgi halinde hizalanması durumudur (Yeni Ay ve Dolunay evreleri birer sizyjidir.)

sjögren sendromu : isv. * sjögren (İsveçli doktor Henrik Sjögren’in soyadından) (isv.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * bağışıklık sisteminin vücudun kendi tükürük ve gözyaşı bezlerine saldırması sonucu ağız ve göz kuruluğu ile karakterize olan, ayrıca eklemler, sinir sistemi ve diğer organları da etkileyebilen kronik otoimmün hastalık

skabies : lat. * scabere (kaşımak), scabies (kaşıntı, uyuz) * Sarcoptes scabiei adlı akarın deriye yerleşmesiyle oluşan, şiddetli kaşıntı, özellikle geceleri artan kaşıntı ve deri üzerinde tünel benzeri lezyonlarla karakterize bulaşıcı paraziter deri hastalığı

skafoid : gre. * skaphe (kayık, tekne, sandal) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * el bileğinde yer alan, kayık biçimine benzeyen ve başparmak tarafında bulunan, bilek hareketlerinde ve karpal kemiklerin stabilitesinde önemli rol oynayan küçük kemik (os scaphoideum)

skafold : ing. * scaffold (iskele, yapı iskelesi, destekleyici çerçeve) * bir yapının kurulması, onarılması veya geliştirilmesi sırasında onu geçici veya kalıcı olarak destekleyen iskele veya çerçeve niteliğindeki yapı, destekleyici iskelet, yapı iskelesi

skala : lat. * scala (merdiven, basamak) * büyüklük, oran veya dereceyi ifade eden ölçü sistemi; bir şeyin küçükten büyüğe düzenli artışını gösteren derecelendirme yapısı, ayrıca müzikte ses dizisi, haritalarda oran ve çizimlerde küçültme/büyütme oranı gibi farklı alanlarda kullanılan “ölçek” veya “basamaklı ölçü”; ölçü, ölçek

skalariform : lat. * scalaris (merdivene ait, merdiven biçiminde) (scala (merdiven, basamak) + aris (ile ilgili, -a ait) ) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * merdivenin basamaklarına benzer bir görünüm sergileyen (yapı, organizma), merdiven biçimli, merdivensi, merdiven şeklinde

skalen : gre. * skalenos (eşit olmayan, yamuk; farklı uzunlukta kenarlara sahip) (gre.); scalenus (lat.) * boyun bölgesinde yer alan ve farklı başlangıç ve yapışma noktaları nedeniyle “eşkenar olmayan” yapıda kabul edilen ön, orta ve arka skalen kaslarını ifade eden, servikal omurgadan birinci ve ikinci kaburgaya uzanarak boyun hareketlerine ve solunumda yardımcı role katkı sağlayan üçlü kas grubu

skalenus antikus : gre. * skalenos (eşit olmayan, yamuk; farklı uzunlukta kenarlara sahip) + antikos (ilk çağdaki büyük uygarlıklarla, özellikle eski Roma ve Yunan uygarlıklarıyla ilgili olan) (anti, ante (önce, öncesi, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.); scalenus anticus (lat.) * boynun derin kas tabakasında yer alan, servikal omurlardan (özellikle C3-C6) başlayarak birinci kaburgaya tutunan, boynun fleksiyonuna ve yana eğilmesine katkı sağlayan, ayrıca solunum sırasında birinci kaburgayı kaldırarak yardımcı inspiratuar kas olarak görev yapan ön skalen kas

skaler : lat. * scala (merdiven, basamak) + aris (ile ilgili, -a ait) * fizik ve matematikte yalnızca büyüklük (sayısal değer) ile tanımlanan, yönü olmayan, sıcaklık, kütle, zaman ve enerji gibi sadece miktar ifade eden (nicelik)

skaler-tensör : lat. * scalaris (basamaklı, merdivensel, ölçekle ilgili, ölçülebilir, skaler) (scala (merdiven, basamak) + aris (ile ilgili, -a ait) ) + tensor (gerilmiş, gerilerek oluşturulmuş yapı) (teinein (germek, uzatmak, germek için zorlamak, kasmak), tenon, tendon (kas ile kemiği bağlayan sert doku, lif, kiriş, bağ) (gre.); tendere (germek, gerilmek, uzatmak, esnetmek, yöneltmek), tendo, tendinis (lif, kas kirişi) (lat.), tensor (geren, uzatan, germek için zorlayan) (lat.) ) * skaler ve tensörel niceliklerin birlikte ele alındığı, bir fiziksel veya matematiksel büyüklüğün hem tek bir sayı ile ifade edilen skaler yönünü hem de yön ve bileşen bilgisi taşıyan tensörel yönünü kapsayan kavram, skaler-tensörel

skaler-tensör-vektör : lat. * scalaris (basamaklı, merdivensel, ölçekle ilgili, ölçülebilir, skaler) (scala (merdiven, basamak) + aris (ile ilgili, -a ait) ) + tensor (gerilmiş, gerilerek oluşturulmuş yapı) (teinein (germek, uzatmak, germek için zorlamak, kasmak), tenon, tendon (kas ile kemiği bağlayan sert doku, lif, kiriş, bağ) (gre.); tendere (germek, gerilmek, uzatmak, esnetmek, yöneltmek), tendo, tendinis (lif, kas kirişi) (lat.), tensor (geren, uzatan, germek için zorlayan) (lat.) ) + vector (taşıyan, götüren; ileten) (vehere (iletmek, aktarmak, nakletmek, taşımak, götürmek) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) (lat.) * fiziksel ve matematiksel niceliklerin skaler, tensör ve vektör olmak üzere üç farklı matematiksel yapı üzerinden ifade edilmesini belirten, yalnızca büyüklük taşıyan skalerleri, büyüklük ve yön taşıyan vektörleri ve birden fazla yöndeki bileşenler arasındaki ilişkileri gösteren tensörleri birlikte ele alan kavramsal sınıflandırma, skaler-tensör-vektör ayrımı

skalp : fra., ing. * eschaper (kafa derisini yüzmek) (fra.); scalp (ing.) * başın derisi ve saçlı kısmı; kafa derisi

skamandros : gre. * Skamandros (Antik Yunan'da yer adı; Yunan mitolojisinde nehir tanrısı adı) * Antik Truva (İlyon) ovasında akan, Homeros’un İlyada destanında geçen ve tanrısal bir nehir olarak kişileştirilen, savaş sahnelerinde önemli rol oynayan mitolojik ve coğrafi nehir adı (bugünkü Karamenderes Çayı)

skandal : gre. * skandalon (tuzak, çengel, tökezleme taşı) (gre.); scandalum (lat.) * toplumda ahlaki, siyasi veya sosyal açıdan büyük tepki uyandıran, gizli kalması beklenen bir olayın açığa çıkmasıyla oluşan itibar sarsıcı durum; bir kişi, kurum veya olay hakkında kamuoyunda infial yaratan davranış veya ifşa

skandan : lat. * scandere (tırmanmak, yukarı çıkmak) + ens, ent (sıfat yapım eki) * botanikte başka bitkilere veya desteklere tutunarak yukarı doğru büyüyen, tırmanıcı, sarılıcı

skandans : lat. * scandere (tırmanmak, yukarı çıkmak) + entia (isim yapım eki) * bir bitkinin başka bir bitki veya desteğe tutunarak yukarı doğru büyüme özelliği, tırmanıcılık, sarılıcılık

skandinav : ger., lat. * skadin (tehlike, hasar) + awjo (ada; su kenarındaki arazi) (ger.); Scandia (antik coğrafyada Kuzey Avrupa toprakları için kullanılan terim) (lat.) * Kuzey Avrupa’daki İskandinav yarımadası ve çevresindeki ülkelerle ilgili olan; özellikle Norveç, İsveç ve Danimarka gibi Kuzey Germen halklarını ve bu bölgeye ait olan

skandiyum : lat. * Scandia (antik coğrafyada Kuzey Avrupa toprakları için kullanılan terim) + ium (element eki) * atom numarası 21, simgesi Sc olan, gümüşi beyaz renkli, hafif ve geçiş metalleri grubunda bulunan; özellikle alüminyum alaşımlarında dayanıklılığı artırmak için kullanılan kimyasal element

skap : lat. * scapus (sap, gövde, gövde biçimli bölüm, sütun) * yapraksız veya çok az yapraklı, genellikle kökten veya bitkinin tabanından yükselen ve çiçek durumunu taşıyan uzun bir çiçek sapı

skapoz : lat. * scapus (sap, gövde, gövde biçimli bölüm, sütun) + osus (ile ilgili, -a ait) * sapı veya gövdesi belirgin olan, özellikle botanikte uzun ve belirgin bir çiçek sapı taşıyan bitkileri veya sap biçimli bir yapıyla ilişkili olan, saplı

skapula : lat. * scapula (omuz küreği, kürek kemiği) (scapus (sap, gövde, gövde biçimli bölüm, sütun) + ulum, ula (küçültme eki) ) * göğüs kafesinin arka tarafında yer alan, humerus ile eklem yaparak omuz eklemini oluşturan ve kol hareketlerine destek sağlayan, düz ve üçgen biçimli omuz kemiği, kürek kemiği

skapular : lat. * scapula (omuz küreği, kürek kemiği) (scapus (sap, gövde, gövde biçimli bölüm, sütun) + ulum, ula (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) * kürek kemiğiyle ilgili olan; anatomi ve tıpta omuz küreği bölgesine ait olan (yapılar, kaslar veya sinir-damar ikilileri)

skar : gre. * eskhara (ateşten oluşan kabuk, yara kabuğu) (gre.); cicatrix (iz, yara izi) (lat.); scarre (fra.); scar (ing.) * deri veya doku bütünlüğü bozulduktan sonra iyileşme sürecinde oluşan bağ dokusu sonucu meydana gelen kalıcı iz; travma, cerrahi müdahale, yanık veya enfeksiyon sonrası dokuda kalan fibrotik iyileşme artığı

skariöz : lat. * scariosus (ince, kuru, zarsı, pulsu) (scaria (ince, kuru, zarsı madde) + osus (ile ilgili, -a ait) ) * botanikte özellikle yaprak, brahte veya çanak yaprağının ince, kuru, yarı saydam ve kağıtsı bir dokuya sahip olduğunu, çoğunlukla damarları belirgin olmayan veya yalnızca kenarları ince ve zarsı olan yapısal özelliği ifade eden sıfat, ince zarsı, kuru ve kağıtsı yapılı

skarlatina : lat. * scarlatum (kırmızı, parlak kırmızı, kızıl) + ina (küçültme eki) * özellikle çocuklarda görülen, Streptococcus pyogenes enfeksiyonuna bağlı gelişen, yüksek ateş, boğaz ağrısı ve deride kırmızı döküntülerle karakterize bulaşıcı enfeksiyon hastalığı, kızıl hastalığı

skarlatiniform : lat. * scarlatum (kırmızı, parlak kırmızı, kızıl) + ina (küçültme eki) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * kızıl hastalığında görülen döküntüye benzer şekilde yaygın, kırmızı, ince noktasal veya eritemli deri döküntüsü görünümlü/şekilli; tıpta özellikle enfeksiyonlar, ilaç reaksiyonları veya toksik durumlarda görülebilen “kızıl benzeri döküntü” tipi

skarlet : lat., fra. * scarlatum (kırmızı, parlak kırmızı, kızıl) (lat.); escarlate (parlak kırmızı kumaş) (fra.); siklat (kırmızı ipekli kumaş) (ara.) * canlı, parlak ve yoğun kırmızı renk tonu; özellikle tarihsel olarak pahalı kırmızı kumaşları ve kırmızı boya ile boyanmış tekstilleri ifade eden renk

skatris : lat. * cicatrix (yara izi, nedbe) * deride veya dokularda bir yaranın iyileşmesi sonrası kalan kalıcı iz, skar dokusu, nedbe

skatrisyel : lat. * cicatrix (yara izi, nedbe) + alis (ile ilgili, -a ait) * yara izi oluşturan, skar oluşturan, nedbe oluşturan

skavut : fra., ing. * escouter (dinlemek, gözetlemek) (fra.); scout (izci, keşif yapan kişi) (ing.) * doğada yaşama, yön bulma, kampçılık, yardımlaşma ve karakter gelişimi etkinliklerine katılan izcilik hareketi üyesi; ayrıca askerî veya genel kullanımda keşif, gözetleme ve bilgi toplama görevi yapan kişi; çok hızlı gidebilen, genellikle keşif ve gözetleme amaçlı kullanılan hafif ve hızlı bir yelkenli veya deniz aracı

skeç : ing. * sketch (taslak, kaba çizim) * genellikle kısa süreli, tek bir olay veya düşünce etrafında kurgulanan, çoğu zaman mizah unsurları içeren, az sayıda oyuncuyla sahnelenen kısa tiyatro oyunu veya canlandırma

skeen : isk. * skeen (İskoç jinekolog Alexander Skene'in soyadından) * kadın üretrasının alt ucunun her iki yanında yer alan, salgı üreten ve iki adet paraüretral bez (erkeklerdeki prostat bezinin kadındaki karşılığı olarak kabul edilir.)

skeiron : gre. * skeir (sert, taşlı, kayalık zemin) + on (isim yapım eki) * Yunan mitolojisinde yolcuları öldüren ve sonunda Theseus tarafından öldürülen haydut karakter

skeletal : gre , lat. * skeletos (kurumuş, etleri alınmış) (skellein (kurutmak, etinden sıyırmak) + tos (geçmiş zaan ve sıfat yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) * iskeletle ilgili olan, kemik sistemine ait bulunan veya iskelet yapısını oluşturan; kemikler ve bunların oluşturduğu destek sistemiyle ilişkili

skene : isk. * skeen (İskoç jinekolog Alexander Skene'in soyadından) * kadın üretrasının alt ucunun her iki yanında yer alan, salgı üreten ve iki adet paraüretral bez (erkeklerdeki prostat bezinin kadındaki karşılığı olarak kabul edilir.)

skenır : ing. * scan (gözden geçirmek, taramak; elektronik olarak okumak) + er (yapan, eden ve araç eki) * belge, fotoğraf veya fiziksel verileri optik veya dijital yöntemlerle tarayıp bilgisayar ortamına aktaran elektronik cihaz, tarayıcı

skening : ing. * scan (gözden geçirmek, taramak; elektronik olarak okumak) + ing (isim yapım eki) * belge, fotoğraf veya fiziksel verileri optik veya dijital yöntemlerle tarayıp bilgisayar ortamına aktarma, tarama

skennit : isk., gre. * skeen, skene (kadın üretrasının alt ucunun her iki yanında yer alan, salgı üreten ve iki adet paraüretral bez; İskoç jinekolog Alexander Skene'in soyadından) (isk.) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * kadın üreme organında yer alan ve idrar deliğinin (üretra) hemen yanında bulunan Skene bezlerinin iltihaplanması durumu

skenogram : ing., gre. * scan (gözden geçirmek, taramak; elektronik olarak okumak) (ing.) + gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) (gre.) * vücudun belirli bir bölgesinin X-ray, sintigrafi veya benzeri yöntemlerle elde edilen görüntü kaydı; bir organın veya dokunun fonksiyonel veya yapısal görüntüsünü gösteren kayıt; tıp ve radyolojide (özellikle Bilgisayarlı Tomografi - BT cihazlarında) çekim yapılacak bölgeyi planlamak için elde edilen ilk düz (iki boyutlu) kılavuz görüntü

skeomorfizm : gre. * skeuos (kap, alet, araç, nesne) + morphe (form, şekil, biçim) + ismos (isim yapım, durum, öğreti, doktrin, akım eki) * bir nesnenin veya dijital arayüzün, gerçek dünyadaki karşılığının görünümünü, dokusunu veya işlevsel izlerini taklit ederek tasarlanması yaklaşımı; özellikle yazılım ve kullanıcı arayüzlerinde (örneğin defter görünümlü not uygulamaları, gerçek düğme gibi görünen dijital butonlar) kullanılan tasarım prensibi.

skeptik : gre. * skeptikos (düşünen, sorgulayan, kuşku duyan) (skeptesthai, skeptomai (bakmak, incelemek, düşünmek, araştırmak, gözden geçirmek), skepein (düşünmek, sorgulamak), skepsis (düşünme, inceleme, sorgulama) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) ) * bilgi, inanç veya iddiaları doğrudan kabul etmeyip eleştirel biçimde sorgulayan, kesin yargıya varmadan önce kanıt arayan; felsefede kuşkucu (şüpheci) yaklaşımı benimseyen kişi veya bu tutuma ait nitelik; kolayca ikna olmayan; şüpheleri veya çekinceleri olan

skeptisizm : gre. * skeptikos (düşünen, sorgulayan, kuşku duyan) (skeptesthai, skeptomai (bakmak, incelemek, düşünmek, araştırmak, gözden geçirmek), skepein (düşünmek, sorgulamak), skepsis (düşünme, inceleme, sorgulama) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) ) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * bilgi, inanç ve yargıların kesinliğini sorgulayan; mutlak kesin bilgiye ulaşmanın mümkün olup olmadığını tartışan, şüphe ve eleştirel incelemeyi yöntem olarak benimseyen felsefi yaklaşım ve düşünce akımı; özellikle dogmatik iddialara karşı temkinli ve doğrulanabilirlik arayan epistemolojik tutum

ski : nor. * ski (kayak; uzun tahta parça, buzda kaymak için kullanılan araç) * kar veya buz üzerinde kaymayı sağlamak için ayaklara takılan uzun, ince ve kaygan tabanlı araç ve bu araçla yapılan kış sporu

skif : nor. * skifa (tahta parça, ince yassı nesne) * genellikle küçük, hafif ve dar yapılı tekne; balıkçılık veya kıyı sularında ulaşım için kullanılan basit deniz aracı

skimpflasyon : ing., lat. * skim (inceltmek, azaltmak, sıyırmak) + inflation (şişirme, üfleme; fiyat düzeyinin sürekli artması ve buna bağlı olarak paranın satın alma gücünün azalması ve paranın değer kaybetmesi durumu) (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + flare (üflemek, solumak, nefes vermek, şişirmek, şişmek, genişletmek) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * fiyatların sabit kalmasına veya artmasına rağmen ürün miktarının, gramajının veya içeriğinin azaltılması sonucu tüketicinin aynı paraya daha az ürün alması durumu; gizli fiyat artışı olarak da tanımlanan ekonomik uygulama

skink : gre. * skinkos (kertenkele benzeri sürüngen) * özellikle Scincidae (pullu sürüngenler (Squamata), yılan kertenkeleleri, parlak kertenkeleler) familyasına ait, genellikle parlak, pürüzsüz pullu, ince uzun gövdeli ve bazı türlerinde bacakları çok küçük veya körelmiş olan kertenkele türü

skinkgiller : gre., tür. * skinkos (kertenkele benzeri sürüngen) (gre.) + gil (soy, nesil, kan bağı, aile, familya, tür, cins belirten ek) + ler (çoğul eki) (tür.) * genellikle parlak, düzgün ve pul yapısı sıkı, çoğu türünde bacaklar küçük, körelmiş veya tamamen kaybolmuş olabilen; sıcak iklimlerde yaygın olarak bulunan, küçük ve orta boy kertenkeleleri içeren sürüngen familyası

skip : ing. * skip (zıplamak, hafifçe atlamak, hızlıca geçmek) * bir şeyi atlamak, geçmek veya dahil etmemek; zıplayarak veya hafif adımlarla ilerlemek

skirmion : nor., gre. * skyrm (karışmak, dolaşmak) (nir.); Skyrme (İngiliz teorik fizikçi Tony Skyrme'nin soyadından) (ing.) + ion (küçük parçacık, kuazi parçacık, birim eki) (gre.) * manyetik sistemlerde ortaya çıkan, elektron spinlerinin girdap (vorteks) benzeri topolojik düzen oluşturduğu, nano ölçekte kararlı spin yapısı; özellikle spintronik ve yoğun madde fiziğinde veri depolama ve kuantum malzeme araştırmalarında incelenen topolojik kuazi-parçacık türü

skiyamaki : gre. * skia (gölge) + makhia (savaş, dövüş, mücadee) * fiziksel bir antrenman yöntemi, gölge boksu; kişinin kendi hayalleriyle veya olmayan düşmanlarıyla savaşması, kendi gölgesiyle savaşma

sklera : gre., lat. * skleros (katı, sert) (gre.) + a (isim yapım eki) (lat.) * gözün dış kısmında yer alan, beyaz ve sert bağ dokusundan oluşan, göze şekil veren ve iç yapıları koruyan tabaka, göz akı

sklereid : gre. * skleros (katı, sert) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * bitkilerde sklerenkima dokusunu oluşturan, çeperleri kalınlaşmış ve çoğunlukla ligninleşmiş, olgunlukta canlılığını yitiren, çeşitli biçimlerde bulunabilen ve bitki organlarına mekanik dayanıklılık kazandıran kısa veya düzensiz şekilli destek hücresi, taş hücresi

sklerektomi : gre. * skleros (katı, sert) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * genellikle göz içi basıncının azaltılması veya glokom gibi hastalıkların tedavisi amacıyla gözün sklera tabakasının bir bölümünün cerrahi olarak çıkarılması işlemi

sklerenkim : gre. * skleros (katı, sert) + enkhuma, enkhyma (katma, içine dökme, demleme, zerk etme) * bitkilerde hücre çeperleri yoğun biçimde kalınlaşmış ve çoğunlukla ligninleşmiş olan, olgun hücreleri genellikle canlılığını yitirmiş ve bitkiye mekanik dayanıklılık ile destek sağlayan sürekli veya demetler hâlinde bulunan sertleştirici doku, sert doku

skleroderma : gre. * skleros (katı, sert) + derma (deri, cilt, ten) * derinin ve bazen iç organların bağ dokusunda aşırı kollajen birikimi sonucu cildin sertleşmesi, kalınlaşması ve esnekliğini kaybetmesiyle karakterize olan, otoimmün kökenli kronik bağ dokusu hastalığı

sklerofil : gre. * skleros (katı, sert) + phyllon (yaprak) * yaprakları kalın, sert, deri gibi ve çoğunlukla kalıcı olan, hücre çeperleri belirgin biçimde kalınlaşmış ve su kaybını azaltmaya uyum sağlamış bitki veya bu nitelikteki yaprak, sert yapraklı, sert yapraklı bitki

skleroglossa : gre. * skleros (katı, sert) + glossa (konuşmayı ve tat almayı sağlayan ağız içindeki organ, dil, dil ucu) * dili sertleşmiş veya sert yapılı olan, özellikle dil dokusunun veya dil biçimindeki organın sert ve dayanıklı bir yapı göstermesiyle tanımlanan oluşum veya canlı, sert dilli

sklerometre : gre. * skleros (katı, sert) + metron (ölçü, ölçme aracı) * malzemelerin özellikle mineral, taş, metal veya yüzey sertliğini ölçmek için kullanılan, yüzeye kontrollü bir etki uygulayarak sertlik derecesini belirleyen ölçüm cihazı

sklerotenonit : gre. * skleros (katı, sert) + tenon (kas ile kemiği bağlayan sert doku, tendon, lif, kiriş) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * göz çevresindeki sklera ile ilişkili tendon benzeri bağ dokularının ve komşu yapılarının iltihaplanmasıyla karakterize olan, ağrı, hassasiyet ve hareketle artan rahatsızlık yapabilen inflamatuar durum

skleroterapi : gre. * skleros (katı, sert) + therapeia (hizmet etme, ilgilenme, iyileştirme, tedavi etme, eğitme, öğretme, iyileştirme, öğretiyle islah etme; bakım, hizmet, tedavi) (therapuein (hizmet etmek, ilgilenmek, iyileştirmek, tedavi etmek, yönetmek, tıbbi tedavi etmek), the (ön ek) + rapein (eğitmek, öğretmek) ) + eia (isim yapım eki) ) * özellikle varisli damarlar ve küçük venöz damar genişlemelerinin tedavisinde, damar içine sklerozan bir madde enjekte edilerek damarın kontrollü şekilde tıkanması ve zamanla vücut tarafından emilmesi prensibine dayanan tıbbi tedavi yöntemi

sklerotik : gre. * skleros (katı, sert) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * dokuların (damar, karaciğer, beyin veya bağ dokuları vb.) normal esnekliğini kaybederek sertleşmesi, kalınlaşması veya fibrotik hale gelmesiyle ilgili

skleroz : gre. * skleros (katı, sert) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * dokuların normal yapısını kaybederek sertleşmesi, kalınlaşması ve elastikiyetini yitirmesiyle karakterize olan, damarlar, sinir sistemi veya bağ dokularında görülebilen dejeneratif veya fibrotik değişim süreci

sklerozan : gre., lat. * skleros (katı, sert) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre ) + ens, ent (sıfat yapım eki) (lat.) * dokularda kontrollü sertleşme ve kapanma oluşturan, özellikle damar içi uygulandığında damar duvarında irritasyon ve fibrozis oluşturarak damarın kapanmasını sağlayan (skleroterapi gibi tedavilerde kullanılan madde veya etki)

sklerozis : gre. * skleros (katı, sert) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * dokuların normal yapısını kaybederek sertleşmesi, kalınlaşması ve elastikiyetini yitirmesiyle karakterize olan, damarlar, sinir sistemi veya bağ dokularında görülebilen dejeneratif veya fibrotik değişim süreci

skoç : ing. * Scott (İskoç halkı) * İskoçya’ya ait olan veya İskoçya ile ilişkilendirilen

skolastik : gre. * schole (boş zaman, ders, okul, öğrenim) + istes (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * öğrenim ile ilgili, okul ile ilgili; Orta Çağ Avrupa’sında özellikle Scholasticism geleneğini ifade eden; inanç ve aklı Aristotelesçi mantık çerçevesinde uzlaştırmaya çalışan, üniversite ve kilise okullarında gelişmiş felsefi-teolojik düşünce sistemiyle ilgili olan

skoleks : gre * skolex (kurtçuk, parazit solucan) * şerit solucanlar (Cestoda) gibi bazı parazit helmintlerin, tutunma organlarını (emme vantuzları veya kancalar) içeren, konak dokulara yapışmayı sağlayan baş kısmı olan ön bölge

skolyoz : gre. * skolios (eğri, bükük, kıvrık, yana bükülmüş) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * omurganın sağa veya sola doğru anormal eğrilik göstermesiyle karakterize olan, genellikle ergenlik döneminde ortaya çıkan ve zamanla ilerleyebilen iskelet sistemi deformitesi.

skopofili : gre. * skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopia (görüş, hedef, gözetme, gözetleme, gözlem, gözleme, bakma, hedefleme) (skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + philia (sevme durumu, hoşlanma durumu) (philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bakma, görme veya başkalarını izleme eyleminden haz alma eğilimi; görsel uyarandan (seyretme, gözlemleme) kaynaklanan haz ve dürtü oluşumu (özellikle Sigmund Freud ve sonrası psikanalitik literatüre girmiştir.)

skopolamin : alm., lat. * Scopoli (Avusturyalı doğabilimci Giovanni Scopoli’nin soyadından) (alm.) + amin (-NH2 içeren grup, ammonium; azotlu bileşik) (lat.) * Patlıcangiller (Solanaceae) familyasındaki bitkilerden elde edilen, antikolinerjik etki gösteren, merkezi sinir sisteminde sedatif, amnezik ve antiemetik özellikleri bulunan; tıpta özellikle hareket hastalığı ve bazı premedikasyon uygulamalarında kullanılan doğal alkaloid bileşik (C17H21NO4)

skor : ing. * score (çizik atmak, işaretlemek, kesmek, oyuk açmak) * spor, oyun veya yarışmalarda elde edilen puan, sonuç veya sayısal değerlendirme; ayrıca müzikte bir eserin tüm enstrüman ve ses partilerini gösteren yazılı düzenleme (partisyon)

skorbord : ing. * score (çizik atmak, işaretlemek, kesmek, oyuk açmak; puan, not, derece, değerlendirme sonucunu yansıtan kelime veya sayı) + board (tahta, pano) * spor müsabakalarında takımların veya oyuncuların anlık puan, skor, süre ve maç bilgilerini gösteren elektronik veya mekanik gösterge panosu

skorbort : ing. * score (çizik atmak, işaretlemek, kesmek, oyuk açmak; puan, not, derece, değerlendirme sonucunu yansıtan kelime veya sayı) + board (tahta, pano) * spor müsabakalarında takımların veya oyuncuların anlık puan, skor, süre ve maç bilgilerini gösteren elektronik veya mekanik gösterge panosu

skorer : ing. * score (çizik atmak, işaretlemek, kesmek, oyuk açmak; puan, not, derece, değerlendirme sonucunu yansıtan kelime veya sayı) + er (-cı, yapan, eden eki) * spor müsabakalarında özellikle basketbol ve futbolda yüksek sayıda gol veya sayı üreten, takımına düzenli ve etkili şekilde skor katkısı sağlayan oyuncu

skorpioid : gre. * skorpios (akrep) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * özellikle botanikte çiçek durumunun veya başka bir organın kıvrılarak akrep kuyruğunu andıran bir biçim oluşturmasını belirten, gelişim sırasında bir eksenin aynı yöne doğru kıvrılmasıyla ortaya çıkan yapı veya düzenleniş, akrep kuyruklu, akrepsi biçimli

skorpion : gre. * skorpios (akrep) * sokmasıyla zehir enjekte edebilen, gövdesi başgöğüs ve karın bölümlerinden oluşan, ön kısmında bir çift kıskaç ve arka ucunda zehir iğnesi bulunan, Arachnida (örümceğimsiler) sınıfına bağlı eklem bacaklı hayvan, akrep

skotom : gre. * skotos (karanlık) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; hastalık, bozukluk, durum) * görme alanının bir kısmında oluşan kör nokta veya kararma ile karakterize olan görme kaybı ve kişinin çevresinin belirli bir bölümünü algılayamaması durumu

skotopik : gre. * skotos (karanlık) + opia (görüş, görüm) (ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + eia (isim yapım ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * düşük ışıkta, karanlık ortamlarda çubuk hücrelerin (rod fotoreseptörler) aktif olduğu görme sistemiyle ilgili; loş ışıkta veya karanlıkta görme yeteneği ile ilgili, gece görüşüyle ilgili

skozis : gre. * skhisis (kesme, yarma, ayırma, bölme, parçalama) (skhizein (kesmek, yarmak, ayırmak, bölmek, parçalamak) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * dokuların, özellikle retina gibi yapılar başta olmak üzere, katmanlarının doğuştan veya sonradan gelişen nedenlerle birbirinden ayrılması veya yarılmasıyla karakterize olan anatomik bozukluk

skrin : alm., ing. * schranke (engel, bölme, perde, örtü, kapama, kilit) (alm.), écran (fra.), screen (ekran, örtü, perde) * ışığı, nesneleri veya kişileri ayırmak, korumak veya gizlemek için kullanılan perde, panel veya yüzey; bilgisayar bağlamında görüntüleme cihazı; basketbolda bir oyuncunun bir başka oyuncunun aktif hareketini faul yapmadan bloke etmesi, engellemesi

skript : lat., ing. * scribere (yazmak), scriptus (yazı) * yazı, yazıt; bilgisayar sistemlerinde önceden tanımlanmış komutları otomatik olarak çalıştıran programlama yapısı

skrobikülat : lat. * scrobiculus (küçük çukur, küçük oyuk) + -atus (bir özellikle donanmış olma bildiren sıfat eki) * yüzeyi küçük çukurlarla kaplı, çukurcuklu

skrofuloderma : lat., gre. * scrofula (boyun lenf bezlerinin tüberkülozla şişmesi) (scrofa (damızlık dişi domuz) + ulus, ula (küçültme eki) ) (lat.) + derma (deri, cilt, ten) (gre.) * genellikle lenf bezleri veya komşu dokulardaki tüberküloz enfeksiyonunun deriye yayılması sonucu oluşan, ciltte kronik ülserler, fistüller ve nodüler lezyonlarla seyreden tüberküloz deri hastalığı

skrombroidosis : lat., gre. * Scombridae (skombroid balıklar; uskumru, ton balığı gibi türleri içeren familya) (scomber (uskumru) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) ) (lat.) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * histamin açısından zenginleşmiş özellikle uskumru ve ton balığı gibi balıkların tüketilmesi sonucu ortaya çıkan, alerji benzeri kızarıklık, kaşıntı, çarpıntı ve mide-bağırsak semptomlarıyla seyreden gıda zehirlenmesi tablosu

skrotal : lat. * scrautum (deri parçası, kese, torba; testis torbası), scruta (eski bez, paçavra) + alis (ile ilgili, -a ait) * testisleri içeren torba (skrotum) yapısına ait anatomik bölgeleri, damar-sinir yapılarına veya bu bölgeye ilişkin, skrotum ile ilgili

skrotal ekimoz : lat., gre. * scrautum (deri parçası, kese, torba; testis torbası), scruta (eski bez, paçavra) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) + ekhumosis (kan sızıntısı) (ek (dış, dışarı, harici) + chymos (sıvı, akıntı) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) (gre.) * skrotum bölgesindeki küçük damarların travma, cerrahi, enfeksiyon veya dolaşım bozuklukları sonucu hasar görmesiyle derinin altında kan birikmesine bağlı oluşan morarma ve renk değişikliği durumu

skrotal ödem : lat., gre. * scrautum (deri parçası, kese, torba; testis torbası), scruta (eski bez, paçavra) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) + oidema (şişlik, ödem) (oidein (şişmek, kabarmak) + ema (isim yapım eki) ) (gre.) * skrotum dokusunda damar dışına sıvı sızması veya lenfatik drenaj bozukluğu sonucu gelişen, testis torbasında belirgin şişme, gerginlik ve bazen ağrı ile seyreden sıvı birikimi durumu

skrotum : lat. * scrautum (deri parçası, kese, torba), scruta (eski bez, paçavra) * penisin altında ve testislerin arkasında yer alan deri ve kas kesesinden oluşan, erkek üreme sisteminin bir parçası, testis torbası

skuam : lat. * squama (pul, balık pulu, ince tabaka) * deri, mukoza veya epitel yüzeylerinden dökülen ince pulsu hücre tabakası; pullanma gösteren yapıları veya yassı epitel hücresi

skuamoz : lat. * squama (pul, balık pulu, ince tabaka) + osus (ile ilgili, -a ait, gibi, benzer, çokluk, bolluk eki) * pulsu görünümde olan, pullanma gösteren veya yassı epitel hücrelerinden oluşan; deri yüzeyinde kepeklenme veya pul dökülmesiyle karakterize olan (lezyon)

skuamöz : lat. * squama (pul, balık pulu, ince tabaka) + osus (ile ilgili, -a ait, gibi, benzer, çokluk, bolluk eki) * pulsu görünümde olan, pullanma gösteren veya yassı epitel hücrelerinden oluşan; deri yüzeyinde kepeklenme veya pul dökülmesiyle karakterize olan (lezyon)

skuba : ing. * S.C.U.B.A. (Self-Contained (kendinden içeren) + Underwater (su altı) + Breathing (solunum) + Apparatus (cihaz) * kendi içinde hava kaynağı taşıyan, su altında solunumu sağlayan su altı dalış ekipmanı; tüplü dalış sistemi; dalıcının yüzeye bağlı olmadan sırtında taşıdığı basınçlı hava tüpü ve solunum sistemini kullanarak su altında nefes almasını sağlayan ekipman sistemi; ayrıca bu sistemle yapılan dalış türü

skunkworks : ing. * skunk (kokarca) + works (işler, çalışmalar) * bir kuruluş içinde ana yapıdan görece bağımsız çalışan, yenilikçi ve genellikle gizlilik gerektiren projeler geliştiren küçük araştırma-geliştirme birimi, gizli Ar-Ge birimi, gizli, bağımsız araştırma ve geliştirme birimi

sky hook : ing. * sky (gök, gökyüzü) + hook (kanca, çengel, kıvrım) * basketbolda oyuncunun potaya yan dönerek tek eliyle topu yüksek bir yay çizerek gönderdiği, savunulması son derece zor olan şut tekniği; özellikle Kareem Abdul-Jabbar ile özdeşleşmiş ve onun kariyerindeki en etkili hücum silahlarından biri haline gelmiş atış biçimi

slalom : nor. * sla (eğimli, yan yamaç) + lam (iz, kayak yolu) * kayakçıların veya sporcuların belirli aralıklarla yerleştirilmiş kapılar, direkler veya engeller arasından zikzak çizerek geçtiği yarış disiplini ve hareket tekniği

slamp : ing. * slump (çökmek, aniden düşmek, yığılmak, düşüş yaşamak, gerilemek) * fiyatlarda veya ekonomik verilerde görülen ani ve büyük düşüş, durgunluk dönemi; betonun akışkanlığın, kıvamını ve yayılıp yerleşebilirliğini ölçmek için kullanılan terim

slav : sla. * slovo (söz, konuşulan dil, kelime), Slavus (konuşanlar, dili anlaşılır olanlar, anlaşılabilir konuşan insanlar, aynı dili konuşan, birbirini anlayan insanlar; Slav halkı) * Hint-Avrupa dil ailesinin bir kolu olan Slav dillerini konuşan, kökenleri dil ve kültürel bağlara dayanan, Doğu ve Orta Avrupa'da yaşayan en kalabalık etnik ve dilsel topluluk

slavist : sla., lat. * slovo (söz, konuşulan dil, kelime), Slavus (konuşanlar, dili anlaşılır olanlar, anlaşılabilir konuşan insanlar, aynı dili konuşan, birbirini anlayan insanlar; Slav halkı) (sla.) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) (lat.) * Slav dilleri, edebiyatları, tarihleri ve kültürleri üzerine akademik çalışma yapan araştırmacı, dilbilimci veya uzman; Slavistik alanında çalışan kişi

slavistik : sla., lat. * slovo (söz, konuşulan dil, kelime), Slavus (konuşanlar, dili anlaşılır olanlar, anlaşılabilir konuşan insanlar, aynı dili konuşan, birbirini anlayan insanlar; Slav halkı) (sla.) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) + icus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * Slav dillerini, edebiyatlarını, tarihlerini, kültürlerini ve toplumlarını inceleyen dilbilimsel ve beşerî bilimler alanı, Slav bilimi

slayt : ing. * slide (kaymak, kaydırmak, sürmek) * bilgisayar veya sunum programlarında (örneğin PowerPoint) bir sunumun her bir sayfasını oluşturan görsel veya metin içeriği; eğitim, iş veya konferanslarda bilgi aktarımı için kullanılan tek sayfalık sunum birimi

slice : alm., fra., ing. * slitan (yarmak, kesmek, yırtmak) (alm.); esclice (parça, kıymık) (fra.); slice (ing.) * bir bütünün ince bir parçası; dilimleme yoluyla ayrılmış ince kesit, kesit, dilim; ayrıca bir şeyi keserek parçalara ayırma eylemi

sliding : ing. * slide (kaymak, kaydırmak, sürmek) + ing (isim yapım eki) * bir yüzey üzerinde sürtünme ile kayma hareketi yapma durumu; spor, mühendislik ve fizik bağlamlarında kontrollü veya kontrolsüz şekilde yüzey boyunca kayarak yer değiştirme hareketi

slip : ing. * slipan (kaymak, elden kaçmak) * bir yüzey üzerinde istemsiz veya kolayca kaymak; elden düşmek, kaçırmak veya fark edilmeden gerçekleşmek

slit : alm., ing. * slitan (yarmak, kesmek yırtmak) (alm.); slit (ing.) * bir yüzeyde dar ve uzun bir kesik açmak; bu şekilde oluşmuş ince yarık veya açıklık; yarık, kesik, yırtık

slogan : gal. * sluagh (halk, ordu) + gairm (çağrı, haykırış) * bir grup, hareket, marka veya siyasi görüşü temsil eden; kolay hatırlanan, kısa ve etkileyici ifade veya motto

slot : nor., ing. * slot (dar açıklık, yarık; yol, iz, dar geçit) * dar ve uzun açıklık; içine bir şeyin yerleştirilebildiği boşluk, yuva veya kanal; ayrıca oyun makinelerinde ve yazılım sistemlerinde belirli bir yer veya pozisyon

slov : ing. * slow (yavaş, ağır) * hareketi, işleyişi veya ilerleyişi düşük hızda olan; hızlı olmayan, gecikmeli gerçekleşen durum veya süreç; yavaş ritimli ve eşli dansa uygun müzik

slovak : sla. * slovo (söz, konuşulan dil, kelime), Slavus (konuşanlar, dili anlaşılır olanlar, anlaşılabilir konuşan insanlar, aynı dili konuşan, birbirini anlayan insanlar; Slav halkı) + ak (kişi, kimse eki; ile ilgili, -a ait) * Orta Avrupa’da yaşayan, başlıca Slovakya’da bulunan Slav halkını ve onların konuştuğu Batı Slav dillerinden Slovakçayı ifade eden etnik ve dilsel ad; Slav halkına ait kişi

slovakya : sla., lat. * slovo (söz, konuşulan dil, kelime), Slavus (konuşanlar, dili anlaşılır olanlar, anlaşılabilir konuşan insanlar, aynı dili konuşan, birbirini anlayan insanlar; Slav halkı) + ak (kişi, kimse eki; ile ilgili, -a ait) (sla.) + ia (yer eki) * Orta Avrupa’da yer alan, kuzeyinde Polonya, batısında Çekya ve Avusturya, güneyinde Macaristan ve doğusunda Ukrayna ile komşu olan kara ülkesi

sloven : sla. * slovo (söz, konuşulan dil, kelime), Slavus (konuşanlar, dili anlaşılır olanlar, anlaşılabilir konuşan insanlar, aynı dili konuşan, birbirini anlayan insanlar; Slav halkı) + en (ile ilgili, -a ait) * Güney Orta Avrupa’da özellikle Slovenya’da yaşayan Güney Slav halkı ve onların konuştuğu Slovence dili

slovenya : sla., lat. * slovo (söz, konuşulan dil, kelime), Slavus (konuşanlar, dili anlaşılır olanlar, anlaşılabilir konuşan insanlar, aynı dili konuşan, birbirini anlayan insanlar; Slav halkı) + en (ile ilgili, -a ait) (sla.) + ia (yer eki) (lat.) * Orta Avrupa’da yer alan, kuzeyinde Avusturya, batısında İtalya, doğusunda Macaristan ve güneyinde Hırvatistan ile komşu olan ve Adriyatik Denizi’ne kısa bir kıyısı bulunan kara ülkesi

slow release : ing. * slow (yavaş, ağır) + relaxare (gevşetmek, bırakmak, serbest bırakma, salma, salınım) (lat.); release (ing.) * bir maddenin, özellikle ilaçların veya aktif bileşenlerin, vücuda veya ortama ani değil zaman içinde yavaş ve kontrollü şekilde salınması

Sm : lat. * samarium (Samarskite (samarskit minerali) + ium (kimyasal element eki) ) * atom numarası 62 olan, lantanitler serisinde bulunan, gümüş beyazı renkli, güçlü mıknatıslarda, nükleer reaktörlerde, lazerlerde ve elektronik uygulamalarda kullanılan nadir toprak elementi

SMA : lat., gre. * spinal muscular atrophy (spina (diken, omurga) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + musculus (kas, adale) (mus (fare) + culus (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + a (-sız, yok, değil, karşıt) + trephein (beslemek, gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophia (beslenme, gıdalanma, büyüme durumu) (trophos, trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * omurilikte motor sinir hücrelerinin (özellikle anterior boynuz motor nöronlarının) dejenerasyonu sonucu istemli kas hareketlerinin zayıflaması ve ilerleyici kas erimesiyle karakterize olan, çoğunlukla genetik (SMN1 gen mutasyonu) kökenli nöromüsküler hastalık

smaç : ing. * smash (sert vurmak, güçlü darbelemek) * özellikle voleybol ve basketbol gibi sporlarda topun yüksekten ve güçlü bir şekilde aşağıya doğru, genellikle rakip sahaya veya potaya sert bir vuruşla gönderilmesi; voleybolda hücum vuruşu, basketbolda ise topun potaya tek veya iki elle ve eller potaya değecek şekilde bastırılarak sokulması hareketi

smaçör : ing. * smash (sert vurmak, güçlü darbelemek) + er (-cı, yapan, eden eki) * voleybol sporunda hücum sırasında topa güçlü ve aşağı yönlü vuruş yaparak sayı üretmeye çalışan, takımın hücum gücünü oluşturan oyuncu pozisyonu

smaltum : lat. * smaltum (cam benzeri parlak madde) * genellikle kobalt oksit ile renklendirilmiş, toz haline getirilmiş özel bir cam pigmenti, koyu mavi, camsı emaye, mine

smart : ing. * smeortan, smart (acı duymak, keskin acı hissetmek) * acı verici, keskin, yakıcı; keskin zekalı, hızlı kavrayan, becerikli; zeki, akıllı, düzenli görünümlü; teknoloji bağlamında “akıllı (otomatik, veri işleyebilen"

smear : alm., ing. * smer (yağlamak, sürmek, bulaştırmak) (alm.); smear (ing.) * bir maddeyi yüzeye yaymak veya bulaştırmak; ayrıca birinin itibarını zedelemek amacıyla yanlış veya yanıltıcı bilgi yaymak; kan, hücre, mukus gibi maddelerin lam üzerine ince bir tabaka halinde yayılmasıyla yapılan mikroskobik inceleme yöntemi ve preparatı

smegma : gre. * smegmein (silmek, temizlemek) * yağ, kir, temizlenmeyen birikinti; özellikle genital bölgede, prepisyum (sünnet derisi) veya vulva çevresinde, dökülen epitel hücreleri, yağ salgıları ve nemin birikmesiyle oluşan doğal ancak hijyen yetersizliğinde artabilen beyazımsı, yumuşak salgı birikimi

smilax : gre., lat. * smilax (antik Yunan'da bir bitki adı) * Smilacaceae familyasına ait olan, rizomlu yapısı ve sert, dikenli sarmaşık forma sahip, genellikle dikenli gövdeli, tırmanıcı yapıda, geniş yayılış gösteren ve bazı türleri tıbbi amaçlı veya süs bitkisi olarak kullanılan tırmanıcı bitki cinsi

smir : alm., ing. * smer (yağlamak, sürmek, bulaştırmak) (alm.); smear (ing.) * bir maddeyi yüzeye yaymak veya bulaştırmak; ayrıca birinin itibarını zedelemek amacıyla yanlış veya yanıltıcı bilgi yaymak; kan, hücre, mukus gibi maddelerin lam üzerine ince bir tabaka halinde yayılmasıyla yapılan mikroskobik inceleme yöntemi ve preparatı

smokin : ing. * smoke (duman; tütmek, duman çıkmak) + ing (isim yapım eki) * 19. yüzyılda erkeklerin evde sigara içerken veya İngiliz centilmenlerin akşam yemeklerinden sonra sigara ve puro içerken giymeleri için tasarlanmış, daha sonra resmi davetlerde kullanılan siyah veya koyu renkli, saten yaka detaylı takım elbise; günümüzde “tuxedo” olarak da bilinen erkek resmi kıyafet

SMS : ing. * short (kısa) + message (mesaj, ileti) + service (hizmet) * cep telefonları arasında, 160 karakterle sınırlı olan metin tabanlı kısa mesaj gönderme ve alma hizmeti

SMTP : ing. * simple (basit) + mail (posta) + transfer (aktarım) + protocol (iletişim kuralı) * internet üzerinden e-posta mesajlarının bir sunucudan diğerine veya istemciden sunucuya gönderilmesini sağlayan ve yöneten, genellikle 25, 465 veya 587 numaralı portlar üzerinden çalışan standart iletişim protokolü ve temel e-posta gönderme sistemi

Sn : lat. * stannum (kalay) * atom numarası 50 olan, periyodik tablonun 14. grubunda bulunan, yumuşak, gümüş renkli ve düşük erime noktalı olan, lehimlerde, kaplamalarda, bronz alaşımlarında, elektroniklerde ve kimyasal bileşiklerde kullanılan metal element

snack-bar : ing. * snacken (atıştırmak, küçük lokmalar almak) + bar (sopa, çubuk, uzun ince hat; engel; üzerine içkilerin konulduğu mobilya; kapı sabitlemek için kullanılan kazık veya demir çubuk; tezgah, servis noktası) * genellikle hafif yiyeceklerin ve içeceklerin hızlı bir şekilde servis edildiği, atıştırmalık konseptine sahip küçük restoran veya büfe tarzı işletme

SNMP : ing. * simple (basit) + network (ağ) + management (yönetim) + protocol (iletişim kuralı) * IP tabanlı ağlarda yönlendirici, switch, sunucu ve benzeri ağ cihazlarından performans, hata ve yapılandırma bilgilerini toplamak ve gerektiğinde uzaktan müdahale etmek için yani cihazların durumunu izlemek, yapılandırmak ve yönetmek için kullanılan standart ağ yönetim protokolü

snob : lat. * sine nobilitate, sine nobilitas (soylu olmayan) (sine (olmadan, yok olarak) + nobilitas (soyluluk, asalet, aristokratlık) ) * kendini başkalarından kültür, zevk, eğitim veya sosyal statü açısından üstün görerek davranan; belirli bir sosyal sınıfı veya yaşam tarzını küçümseyen (tutum, davranış veya kişi)

snobizm : lat. * sine nobilitate, sine nobilitas (soylu olmayan) (sine (olmadan, yok olarak) + nobilitas (soyluluk, asalet, aristokratlık) ) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * kişinin belirli bir sosyal sınıfı, yaşam tarzını, kültürü veya zevki diğerlerine göre üstün görerek kendini bu değerlere göre konumlandırması ve başkalarını küçümseme eğilimi gösteren sosyal tutum ve davranış biçimi

snop : lat.* sine (-sız, -siz, yok, değil, yoksun) + nobilitate (asalet, soyluluk) * giyinişte, konuşma üslubunda, düşüncede, jest ve mimiklerde gülünç, yapmacık ve ukalaca tavırlar sergileyip aşırılığa kaçan kimse

SOAP : ing * simple (basit) + object (nesne) + access (erişim) + protocol (iletişim kuralı) * XML tabanlı web servis iletişim protokolü

SOB : ing. * shortness (kısalık) + of (iyelik eki) + breath (nefes) * hastanın nefes darlığı yaşadığını ifade eden klinik semptom kısaltması

soba : mac. * szoba (şömine, duvara entegre edilmiş ocak veya ısıtma sistemi; çiniden yapılan ev hamamı) * genellikle odun, kömür veya modern yakıtlarla çalışan; ısınma ve yemek pişirme amacıyla kullanılan kapalı metal veya taş ısıtma aracı

sobe : tür. * subi, suvi (sivri, yumurta gibi olan, beyzi, oval) * saklambaç ve körebe gibi çocuk oyunlarında ebenin, saklanan oyuncuyu görüp yerini ebeden önce ebe taşına dokunarak bildirmesine ve bu durumu duyurmak için kullandığı nida

socket : lat., ing. * soccus (içine girilen şey) + ettus (küçültme eki) (lat.); socket (bağlantı noktası) (ing.) * bir nesnenin içine yerleştiği yuva, oyuk veya bağlantı noktası; bilgisayar biliminde ise ağ üzerinden veri alışverişi yapmak için iki uç arasında iletişim kanalı oluşturan yazılım arayüzü (IP + port kombinasyonuyla tanımlanan iletişim noktası)

soda : ara. * esved (siyah, kara), suvvad, soda (sodyum karbonat (Na2CO3), bitki külü, alkali külü) * içilebilir normal suya karbondioksit gazı ve çeşitli mineraller (sodyum bikarbonat vb.) eklenerek laboratuvar ortamında üretilen gazlı bir içecek (Na2CO3)

sodomi : lat. * Sodom (Tevrat ve İncil’de “Lut kavmi” anlatısında geçen, Ölü Deniz (Lut Gölü) civarında bulunduğu kabul edilen, Gomorra ile birlikte ahlaki yozlaşma ve ilahi cezalandırma anlatılarının merkezi olarak anılan antik şehir) + ia (isim yapım eki) * tarihsel olarak özellikle insan dışı veya “doğaya aykırı” kabul edilen cinsel davranışları ifade etmek için kullanılan, günümüzde hukuk ve tıpta artık kesin bir klinik terim olmaktan çok tarihsel/etik bir kavram olarak değerlendirilen ifade; sapık cinsel ilişki

sodomist : lat. * Sodom (Tevrat ve İncil’de “Lut kavmi” anlatısında geçen, Ölü Deniz (Lut Gölü) civarında bulunduğu kabul edilen, Gomorra ile birlikte ahlaki yozlaşma ve ilahi cezalandırma anlatılarının merkezi olarak anılan antik şehir) + ista (-cı, yapan, eden eki) * tarihsel olarak “sodomi” olarak adlandırılan, belirli cinsel davranışları gerçekleştirdiği varsayılan kişi, sodomi eğilimi olan, sapık cinsel ilişki eğilimli

sodyum : ara., ing., lat. * sodium (natrium (Na), tuz formu) (suda’ (baş ağrısı, sıkıntı), suvvad (tuzlu su) (ara.); soda (ing.) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.); natrium (nitron (sodyum karbonat) ) (Sodyum karbonat veya sodanın baş ağrısını hafifletici özelliği bulunmaktadır.) * atom numarası 11, simgesi Na olan, alkali metal grubunda bulunan, suyla reaksiyona girdiğinde alev, kıvılcım veya hatta küçük patlama oluşturabilen kimyasal element

sodyum azit : ara., ing., lat., gre. * sodium (natrium Na) (suda’ (baş ağrısı, sıkıntı), suvvad (tuzlu su) (ara.); soda (ing.) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + azotos (yaşamsız, hayatsız, cansız) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + zoe (canlılık, yaşam, hayat, dirim, dirilik, oluşum, hayvan) + tos (son ek) ) (gre.) + ide (ikili bileşik, anyon eki) * yüksek reaktivite gösteren, laboratuvarlarda biyolojik örnek koruyucu olarak, organik sentezlerde azid kaynağı olarak kullanılan, ayrıca çarpma/ısı etkisiyle hızla azot gazı açığa çıkarabilme özelliği nedeniyle araba hava yastığı sistemlerinde de kullanılan gaz halindeki renksiz, toksik ve kristal yapılı tuz olan inorganik bileşik (NaN3)

sodyum azotür : ara., ing., lat., gre. * sodium (natrium Na) (suda’ (baş ağrısı, sıkıntı), suvvad (tuzlu su) (ara.); soda (ing.) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + azotos (yaşamsız, hayatsız, cansız) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + zoe (canlılık, yaşam, hayat, dirim, dirilik, oluşum, hayvan) + tos (son ek) ) (gre.) + urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve anyon-katyon temelli tuz eki) (lat.) * yüksek reaktivite gösteren, laboratuvarlarda biyolojik örnek koruyucu olarak, organik sentezlerde azid kaynağı olarak kullanılan, ayrıca çarpma/ısı etkisiyle hızla azot gazı açığa çıkarabilme özelliği nedeniyle araba hava yastığı sistemlerinde de kullanılan gaz halindeki renksiz, toksik ve kristal yapılı tuz olan inorganik bileşik (NaN3)

sodyum bikarbonat : ara., ing., lat., gre. * sodium (natrium Na) (suda’ (baş ağrısı, sıkıntı), suvvad (tuzlu su) (ara.); soda (ing.) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + bi (iki, ikili, çift) + carbo, carbonis (karbon, kömür, odun kömürü) + ate, nate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek; oksijen içeriğini belirten son ek) (lat.) * zayıf bazik özellik gösteren, suda çözündüğünde karbon dioksit açığa çıkarabilen; tıpta mide asidini nötralize etmek, gıdalarda kabartıcı ajan olarak kullanmak ve temizlik uygulamalarında yer almak gibi çeşitli amaçlarla kullanılan inorganik bileşik (kabartma tozu olarak da bilinir) (NaHCO3)

sodyum fenilbütirat : ara., ing., lat., gre. * sodium (natrium Na) (suda’ (baş ağrısı, sıkıntı), suvvad (tuzlu su) (ara.); soda (ing.) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) ) + butyrum (tereyağı) + ate (tuz veya ester eki) (lat.) * amonyak detoksifikasyonunda kullanılan, özellikle üre döngüsü bozukluklarında azot atılımını artırmak amacıyla verilen; fenil asetat aracılığıyla azot bağlayarak idrarla atılımını sağlayan ve vücutta amonyak düzeylerini düşüren farmakolojik ajan (C10H11NaO2)

sodyum floresein : ara., ing., lat., gre. * sodium (natrium Na) (suda’ (baş ağrısı, sıkıntı), suvvad (tuzlu su) (ara.); soda (ing.) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + fluor (flor) + esse, escere (başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek, belirmek, dönüşmek, bir sürece girmek) + entia (isim yapım ve durum eki) * kobalt mavisi ışık altında parlak sarı-yeşil bir renk yayan, oftalmolojide kornea ve gözyaşı filmi değerlendirmesinde, anjiyografide damar görüntülemede ve çeşitli biyomedikal işaretleme uygulamalarında kullanılan güçlü floresans özelliği gösteren sodyum tuzu (C20H10Na2O5)

sodyum florid : ara., ing., lat., gre. * sodium (natrium Na) (suda’ (baş ağrısı, sıkıntı), suvvad (tuzlu su) (ara.); soda (ing.) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + fluor (fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek) (metal eritme işlemlerinde kullanılan “flux” (akı) kavramından) ) + ide (ikili bileşik, anyon eki) * diş minesini güçlendirmek ve çürük oluşumunu azaltmak için diş hekimliğinde, ayrıca bazı endüstriyel ve laboratuvar uygulamalarında kullanılan, florür iyonu sağlayan inorganik tuz (NaF)

sodyum flüorit : ara., ing., lat., gre. * sodium (natrium Na) (suda’ (baş ağrısı, sıkıntı), suvvad (tuzlu su) (ara.); soda (ing.) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + fluor (fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek) (metal eritme işlemlerinde kullanılan “flux” (akı) kavramından) ) + ide (ikili bileşik, anyon eki) * diş minesini güçlendirmek ve çürük oluşumunu azaltmak için diş hekimliğinde, ayrıca bazı endüstriyel ve laboratuvar uygulamalarında kullanılan, florür iyonu sağlayan inorganik tuz (NaF)

sodyum fosfat : ara., ing., lat., gre. * (sodium (natrium Na) (suda’ (baş ağrısı, sıkıntı), suvvad (tuzlu su) (ara.); soda (ing.) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) ) (lat.) + phosphate (gübre olarak kullanılan, fosforik asidin tuzu veya esteri, fosfat PO4³⁻) (phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren, ışık veren) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek) + os (isim yapım eki) ) + ate (asidin tuzu veya esterini belirten ek) ) * tıpta laksatif olarak, biyokimyada tampon çözeltilerde ve gıda endüstrisinde stabilizatör/emülgatör olarak kullanılan, sodyum iyonları ile fosfat iyonlarının oluşturduğu tuzlar grubunu ifade eden inorganik tuz bileşikleri

sodyum hidroksit : ara., ing., lat., gre. * sodium (natrium Na) (suda’ (baş ağrısı, sıkıntı), suvvad (tuzlu su) (ara.); soda (ing.) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) * beyaz renkli, nem çekici, güçlü baz özellik gösteren, suda tamamen çözünüp iyonlaşarak hidroksit iyonu veren, endüstride sabun üretimi, temizlik maddeleri, kimyasal sentez ve pH ayarlama işlemlerinde yaygın kullanılan kostik (yakıcı), kuvvetli bir baz, kostik soda, sud kostik (NaOH)

sodyum karbonat : ara., ing., lat., gre. * sodium (natrium Na) (suda’ (baş ağrısı, sıkıntı), suvvad (tuzlu su) (ara.); soda (ing.) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + carbo, carbonis (karbon, kömür, odun kömürü) + ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek; oksijen içeriğini belirten son ek) * cam üretimi, deterjan yapımı, su yumuşatma ve endüstriyel pH düzenleme işlemlerinde kullanılan, halk arasında “çamaşır sodası” olarak da bilinen, bazik özellik gösteren inorganik tuz (Na2CO3)

sodyum klorür : ara., ing., lat., gre. * sodium (natrium Na) (suda’ (baş ağrısı, sıkıntı), suvvad (tuzlu su) (ara.); soda (ing.) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + chloridum (klorür iyonu, Cl⁻) (lat.) * sofra tuzu olarak gıdalarda kullanılan, aynı zamanda vücutta elektrolit dengesi ve hücresel osmotik basıncın korunması için temel öneme sahip olan, sodyum ve klor iyonlarından oluşan iyonik kristal yapılı tuz (NaCl)

sodyum nitrat : ara., ing., lat., gre. * sodium (natrium Na) (suda’ (baş ağrısı, sıkıntı), suvvad (tuzlu su) (ara.); soda (ing.) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + nitrum, nitro (azot; doğal tuz, azot grubu; kimyasal bileşik) + ate (asidin tuzu veya esterini belirten ek) * gübrelerde azot kaynağı olarak, ayrıca cam ve bazı endüstriyel kimyasal üretim süreçlerinde kullanılan, oksitleyici özellik gösteren inorganik tuz (NaNO3)

sodyum oksibat : ara., ing., lat., gre. * sodium (natrium Na) (suda’ (baş ağrısı, sıkıntı), suvvad (tuzlu su) (ara.); soda (ing.) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + oxybate (γ-hidroksibütiratın tuz formu; oksijen içeren bütirat türevi) (oxys (keskin, oksijen) + bate (bütirat türevlerinde karboksilat tuzu/esteri ifade eden kimyasal adlandırma eki) (gre.) ) * merkezi sinir sistemi üzerinde sedatif etki gösteren, narkolepsi tedavisinde özellikle katapleksi ve gündüz aşırı uyku hâlinin kontrolünde kullanılan farmakolojik ajan (sodyum γ-hidroksibütirat) (C4H7NaO3)

sodyum pikosülfat : ara., ing., lat., gre. * sodium (natrium Na) (suda’ (baş ağrısı, sıkıntı), suvvad (tuzlu su) (ara.); soda (ing.) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + piko (çok küçük miktar ölçeği; SI birimi) (gre.). + sulphate (sülfürik asit türevi SO4²⁻) (sulphur (selp, sulph (yağ) + urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve anyon-katyon temelli tuz eki) ) + atus, ate (asidin tuzu veya esteri eki) ) (lat.) * kalın bağırsakta bakteriler tarafından aktif formuna dönüştürülerek bağırsak hareketlerini artıran ve kabızlık tedavisinde kullanılan stimülan (uyarıcı) bir laksatif (C18H13NNa2O8S2)

sodyum polistiren sülfonat : ara., lat., gre. * sodium (natrium Na) (suda’ (baş ağrısı, sıkıntı), suvvad (tuzlu su) (ara.); soda (ing.) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + polys (çok, fazla, çoklu) + styrax (reçine veren ağaç türü) + ene (çift bağ içeren doymamış hidrokarbon molekülü eki) (gre.) + sulphur (selp, sulph (yağ) + urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve anyon-katyon temelli tuz eki) ) + ate (tuz veya ester eki) (lat.) * sülfonatlanmış polistirenin sodyum tuzu olan, bağırsakta potasyum iyonlarını bağlayarak bunların dışkıyla atılmasını sağlayan iyon değiştirme reçinesi, sodyum polistirensülfonat, polistiren sülfonat sodyum saltı (C8H7SO3Na)n)

sodyum stannat : ara., ing., lat., gre. * sodium (natrium Na) (suda’ (baş ağrısı, sıkıntı), suvvad (tuzlu su) (ara.); soda (ing.) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + stannum (kalay, tin metali) + ate (tuz veya ester eki) * sodyum ve stannat iyonlarının birleşiminden oluşan, genellikle kalay içeren, suda çözünebilen, güçlü bazik özellik gösteren ve alkalin ortamlarda bulunan, galvaniz kaplama, cam, seramik ve tekstil sektörlerinde kalay kaynağı veya stabilizatör olarak kullanılan inorganik bir tuz (Na2SnO3)

sodyum sülfat : ara., ing., lat., gre. * sodium (natrium Na) (suda’ (baş ağrısı, sıkıntı), suvvad (tuzlu su) (ara.); soda (ing.) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + sulphate (sülfürik asit türevi SO4²⁻) (sulphur (selp, sulph (yağ) + urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve anyon-katyon temelli tuz eki) ) + atus, ate (asidin tuzu veya esteri eki) ) * deterjan ve cam üretiminde, kağıt sanayinde ve laboratuvar uygulamalarında kullanılan nötr özellikli bir bileşik olan kristal yapılı inorganik tuz (Na2SO4)

sodyum tetradesil sülfat : ara., ing., lat., gre. * sodium (natrium Na) (suda’ (baş ağrısı, sıkıntı), suvvad (tuzlu su) (ara.); soda (ing.) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + tetra (dört) + deka (on) + yl (alkil eki; kimyasal radikal hidrokarbon veya türev eki) + sulphate (SO4²⁻) (sulfur, sulphur (kükürtün (S) bir elementle oluşturduğu bileşik) (sulphur (selp, sulph (yağ) + urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve anyon-katyon temelli tuz eki) ) + atum, ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek) (lat.) * bacaklardaki varis ve kılcal damar tedavilerinde (skleroterapi) kullanılan, damar içine uygulandığında ven duvarını tahriş ederek kontrollü kapanma oluşturan ve özellikle varis tedavisinde kullanılan sklerozan etken madde (C14H29NaO4S)

sodyum tiyosinat : ara., ing., lat., gre. * sodium (natrium Na) (suda’ (baş ağrısı, sıkıntı), suvvad (tuzlu su) (ara.); soda (ing.) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + thiocyanate (tiyosiyanat iyonu SCN⁻; sülfür, karbon ve azot içeren psödo-halojen anyon) (thio (kükürt) + cyanate (siyanat grubu; karbon ve azot içeren oksianyon) (kyanos (mavi, koyu mavi, lacivert) (gre.) + atus, ate (asidin tuzu veya esteri eki) (lat.) ) * fotografi, kimyasal sentez ve laboratuvar analizlerinde kullanılan, kompleks oluşturma özelliği sayesinde metal iyonlarıyla reaksiyona girebilen, kristal yapılı inorganik tuz (NaSCN)

sodyum zirkonyum siklosilikat : ara., ing., lat., gre. * sodium (natrium Na) (suda’ (baş ağrısı, sıkıntı), suvvad (tuzlu su) (ara.); soda (ing.) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + zarkun (zirkon taşı, kırmızımsı mineral) + ium (element eki) (lat.) + kyklos (daire, devir, çember, döngü, dönem, tekerlek, dairesel hareket, siklus) (gre.) + silicium (silex (çakmak taşı, sert taş) + ium (kimyasal element eki) ) + ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek) ) (lat.) * sindirim sisteminde potasyum iyonlarını seçici olarak bağlayarak serum potasyum düzeyini düşüren, özellikle hiperkalemi tedavisinde kullanılan, kristal yapılı inorganik silikat bazlı ilaç bileşiği (ZrSi6O12•xH2O)

sof : ara. * suf (yün) * yün, yünlü ince kumaş; Ankara keçisinin tiftiğinden (kıllarından) dokunan, yumuşak, parlak ve oldukça dayanıklı değerli bir kumaş türü, asvaf (ç.)

sofa : ara. * suffa (sedir, oturma sekisi) * genellikle oturma odalarında kullanılan, birden fazla kişinin oturabileceği uzun, döşemeli ve arkalıklı oturma mobilyası

sofi : gre., ara. * sophia (bilgelik, bilgililik) (sophos (bilge) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.); sufi (yünlü olan, yün giyen) (suf (yün, yapağı, ibrişim) + i (sıfat yapım eki) ) (ara.) (mistiklerin dünyevi gösterişten uzak durmak ve tevazuyu simgelemek için giydikleri kaba yün hırkalara (kepenek) atfen) * İslam tasavvuf geleneğinde dünyevi bağlılıklardan uzaklaşarak manevi arınma, zikir ve içsel bilgi yoluyla Allah’a yakınlaşmayı amaçlayan mistik yolun takipçisi

sofist : gre. * sophia (bilgelik, bilgililik) (sophos (bilge) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + istes (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * Antik Yunan’da retorik, ikna sanatı ve tartışma tekniklerini öğreten gezgin öğretmen; gerçeğe değil ikna gücüne dayalı argüman üreten kişi

sofistik : gre. * sophia (bilgelik, bilgililik) (sophos (bilge) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + istes (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * mantıksal doğruluktan çok ikna gücüne dayanan, dil ve argüman oyunlarıyla karmaşık görünen fakat çoğu zaman yanıltıcı düşünme biçimini veya üslubunu ifade eden (nitelik); retorikte aşırı süslü ve yapay olan (anlatım tarzı)

sofistike : gre., lat. * sophisticatus (sophia (bilgelik, bilgililik) (sophos (bilge) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + istes (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (are (fiil mastar eki) + tus (geçmiş zaman eki) ) (lat.) * gelişmiş, karmaşık ve rafine bir düzeye ulaşmış; teknik, kültürel veya estetik açıdan incelmiş ve basitlikten uzak, ileri düzey nitelik gösteren; bilgili, bilge

sofiyan : gre., ara. * sophia (bilgelik, bilgililik) (sophos (bilge) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.); sufi (yünlü, yün giymiş; bilge, bilgili) + an (sıfat yapım ve çoğul eki) (ara.) * tasavvuf geleneğine bağlı olan, sufî yaşam tarzını benimseyen veya sufî düşünceye mensup olanlar; tasavvuf ehli kimseler

sofizm : gre. * sophia (bilgelik, bilgililik) (sophos (bilge) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ismos (isim yapım, durum, öğreti, doktrin, akım eki) * ilk olarak Antik Yunan sofistlerinin retorik ve ikna merkezli düşünce geleneğini ifade eden, daha sonra özellikle mantıksal doğruluk yerine görünüşte doğru ve ikna edici fakat yanıltıcı akıl yürütmelere dayanan düşünme biçimi

sofomor : gre. * sophos (bilge, bilgili) + moros (aptal, ahmak, saf) * özellikle Amerikan eğitim sisteminde üniversitenin ikinci sınıf öğrencisi; ilk yıla göre daha bilgili ama hala deneyimsiz

sofosbuvir : lat. * sofos (antiviral ilaç ön eki) + buvir (virüs ile ilgili nükleotid polimeraz inhibitörü ilaç sınıfı eki) * kronik hepatit C (karaciğerde hasara yol açan viral bir enfeksiyon) tedavisinde kullanılan, hepatit C virüsünün RNA polimeraz enzimini inhibe ederek viral çoğalmayı durduran, doğrudan etkili antiviral ilaç sınıfına ait nükleotid analoğu bileşik (C22H29FN3O9P)

sofra : ara. * sefere, safara (yolculuk etmek, seyahat etmek, elçi olarak gitmek, elçilik etmek, temsil etmek), sefer, safar (yolculuk, seyahat) * azık, yolculukta taşınan yiyecek; yemek serilen örtü, yolculuk azığı, sefer yiyeceği, sufra; üzerine yemek konulan örtü, sini ve yemek düzeni, yemek için hazırlanmış masa, yaygı veya yemek düzeni

softa : far. * suhtan (yanmak, tutuşmak), suhte, sohte (yanmış, tutuşmuş; coşkulu, kendini bir şeye kaptırmış kimse (mecazi) ) * yanıp tutuşan, gayretli öğrenci (Osmanlı döneminde medrese talebesi için); dar görüşlü din bağnazı, yobaz

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...