sinn :
ara. * sinn (diş) * alveol denilen çene kemiği içindeki yuvaya (socket) oturan
ve periodontal ligament (dişi çene kemiğine bağlayan lifler) ile tutturulmuş
olan, konuşmaya ve çiğnemeye yarayan ağızdaki çıkıntısal kemik yapı, dışa
uzantı, çıkıntı, diş (teeth,dent, Zahn (diş) (ing., fra., alm.) )
sinoatriyal :
lat., gre. * sinus (kavis, yay, kıvrım, girinti, bükülme, çukur, boşluk) +
aithrion (açık havada, açıkta olan, avlu) (aither (üst hava, eter, gökyüzü,
uzay, boşluk, eter, esir, parlak hava) + ion (yer, durum ve küçültme eki)
(gre.); atrium (avlu, giriş salonu, kalp kulakçığı) (ater (kararmış, isli,
dumanla kaplanmış) + ium (yer ve durum eki) ) (ocağın dumanıyla kararmış ev
bölümü bağlamında) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * kalbin
sağ kulakçığı (atrium) ile ilişkili sinüs bölgesine ait olan ve kalpte
elektriksel uyarıyı başlatarak ritmi düzenleyen doğal pacemaker yapısı
sinodik :
gre. * sunodikos, synodikos (sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) +
hodos (yol, yörünge) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * yörüngesel
hareket eden yıldızların, gezegenlerin veya diğer gök cisimlerinin döngüsel
olarak karşılaşmasıyla ilgili, birleşme, bir araya gelme, toplanma
sinolog :
gre. * sinologos (sinae (Çin) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) ) *
Çin tarihini, dilini ve kültürünü araştıran kişi
sinoloji :
gre. * sinologia (sinae (Çin) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem)
(logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
) * Çin tarihini, dilini ve kültürünü araştıran bilim adalı
sinonazal :
lat. * sinus (kavis, yay, kıvrım, girinti, bükülme, çukur, boşluk) + nasus
(burun) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * burun ve paranazal
sinüslerle ilgili olan; özellikle burun boşluğu ile yüz kemikleri içindeki
sinüslerin birlikte değerlendirilmesi ile ilgili
sinonim :
gre. * sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + onumos, onuma, onymos,
onyma (isim, ad, nam) * farklı yazılış ve ses yapısına sahip olup anlamca
birbirine yakın veya eşdeğer olan kelimeler, eş anlamlı sözcükler
sinop :
gre. * synopsis (gre. * sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + opsis,
opsia (görüş, görme, bakış, görünüş)
sinoptik :
gre. * synopsis (genel özet) (sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) +
opsis, opsia (görüş, görme, bakış, görünüş) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * genel özet niteliğinde olan; eş görünümlü; Kitab-ı Mukaddes'te yer
alan ve doğru kabul edilen dört incilden Matta, Markos ve Luka'ya ait olan üç
İncil
sinoptofor :
gre. * synopsis (genel özet) (syn, sun (birlikte, beraber, eş) + opsis, opsia
(görüş, görme, bakış, görünüş) ) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek),
phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) * gözlerdeki görme eksenlerini ve
binoküler (iki gözle birlikte görme) fonksiyonu değerlendirmek ve tedavi etmek
için kullanılan ve özellikle şaşılık (strabismus) ve görme uyumu (füzyon) bozukluklarının
tanı ve rehabilitasyonunda kullanılan oftalmolojik cihaz, görsel birleştirme
cihazı
sinosefal :
gre. * kynokephalos (kyon, kyno (köpek) + kephale, kephalos (kafa, baş) * Antik
Yunan, Antik Mısır, Çin ve Hint mitolojilerinde sıkça rastlanan köpek başlı
insan veya yaratık (Türk mitolojisinde ve Oğuznamelerde geçen, Oğuz Han'ın
savaştığı köpek başlı yaratıklar olan İtbaraklar da örneklerdendir.); tarih ve
zoolojide babun gibi bazı köpek yüzlü maymun türlerinin bilimsel ismi
sinotubuler :
lat. * sinus (kavis, yay, kıvrım, girinti, bükülme, çukur, boşluk) + tubulus
(küçük boru, borucuk, kanalcık, tüpçük) (tube (boru, kanal, tüp) + ulus
(küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kalpte aort kökü
ile çıkan aortun tüp şeklindeki kısmı arasındaki geçiş bölgesine ait olan; aort
kapağının hemen üstünde yer alan ve damar çapının değiştiği anatomik sınırla
ilgili
sinovektomi :
gre., lat. * synovia (eklem sıvısı ve onu üreten zar) (sun, syn (ile, birlikte,
beraber, eş, tamamen) (gre.) + ovum (dişi üreme hücresi, yumurta) (lat.) + eia
(isim yapım ve durum eki) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) +
temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * genellikle romatoid artrit gibi
kronik sinovit durumlarında ağrı, şişlik ve iltihabı azaltmak için yapılan,
eklem iç yüzünü döşeyen sinovyal zarın (synovium) kısmen veya tamamen cerrahi
olarak çıkarılması işlemi
sinovit :
gre., lat. * synovia (eklem sıvısı ve onu üreten zar) (sun, syn (ile, birlikte,
beraber, eş, tamamen) (gre.) + ovum (dişi üreme hücresi, yumurta) (lat.) + eia
(isim yapım ve durum eki) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon,
sorun, hastalık eki) (gre.) * eklemi döşeyen sinovyal zarın iltihaplanmasına
bağlı olarak eklemde ağrı, şişlik, ısı artışı ve hareket kısıtlılığı ile
karakterize olan inflamatuvar durum
sinoviya :
gre., lat. * synovia (eklem sıvısı ve onu üreten zar) (sun, syn (ile, birlikte,
beraber, eş, tamamen) (gre.) + ovum (dişi üreme hücresi, yumurta; kaygan madde
çağrışımı) (lat.) + eia (isim yapım ve durum eki) (gre.) * sinovyal zar
tarafından üretilen “eklem yağı” olarak da bilinen, eklemlerin içinde bulunan,
sürtünmeyi azaltan ve eklem yüzeylerini kayganlaştıran viskoz sıvı
sinoviyal :
gre., lat. * synovia (eklem sıvısı ve onu üreten zar) (sun, syn (ile, birlikte,
beraber, eş, tamamen) (gre.) + ovum (dişi üreme hücresi, yumurta; kaygan madde
çağrışımı) (lat.) + eia (isim yapım ve durum eki) (gre.) + alis (ile ilgili, -a
ait) (lat.) * sinovyaya ait olan; eklemlerde sinovyal zar, sinovyal sıvı ve
bunlarla ilişkili olan; özellikle serbest hareketli eklemler (sinovyal
eklemler) ve bunların iç yüzeyini döşeyen zar ile eklem sıvısı ile ilgili
sinoviyal membran :
gre., lat. * synovia (eklem sıvısı ve onu üreten zar) (sun, syn (ile, birlikte,
beraber, eş, tamamen) (gre.) + ovum (dişi üreme hücresi, yumurta; kaygan madde
çağrışımı) (lat.) + eia (isim yapım ve durum eki) (gre.) + alis (ile ilgili, -a
ait) (lat.) + membrana (hücre veya organları çevreleyen ince, esnek örtü, zar,
ince deri, doku) (membrum (organ, uzuv) + ana (ile ilgili, gibi, -a ait) )
(lat.) * eklemlerin iç yüzünü döşeyen, sinovyal sıvıyı üreterek eklem
yüzeylerinin kaygan ve besleyici bir ortamda hareket etmesini sağlayan, serbest
hareketli (sinovyal) eklemlerin temel yapı bileşeni olan ince bağ dokusu zarı
sinoviyal sarkom :
gre., lat. * synovia (eklem sıvısı ve onu üreten zar) (sun, syn (ile, birlikte,
beraber, eş, tamamen) (gre.) + ovum (dişi üreme hücresi, yumurta; kaygan madde
çağrışımı) (lat.) + eia (isim yapım ve durum eki) (gre.) + alis (ile ilgili, -a
ait) (lat.) + sarkoma (yumuşak doku tümörü, et tümörü) (sarx, sarkos (et, beden
dokusu) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) ) *
eklem çevresindeki kas, tendon ve bağ dokularında ortaya çıkan, genellikle genç
yetişkinleri etkileyen agresif ve nadir bir yumuşak doku kanseri; malign
mezenkimal yumuşak doku tümörü
sinovya :
gre., lat. * synovia (eklem sıvısı ve onu üreten zar) (sun, syn (ile, birlikte,
beraber, eş, tamamen) (gre.) + ovum (dişi üreme hücresi, yumurta; kaygan madde
çağrışımı) (lat.) + eia (isim yapım ve durum eki) (gre.) * sinovyal zar
tarafından üretilen “eklem yağı” olarak da bilinen, eklemlerin içinde bulunan,
sürtünmeyi azaltan ve eklem yüzeylerini kayganlaştıran viskoz sıvı
sinovyal :
gre., lat. * synovia (eklem sıvısı ve onu üreten zar) (sun, syn (ile, birlikte,
beraber, eş, tamamen) (gre.) + ovum (dişi üreme hücresi, yumurta; kaygan madde
çağrışımı) (lat.) + eia (isim yapım ve durum eki) (gre.) + alis (ile ilgili, -a
ait) (lat.) * sinovyaya ait olan; eklemlerde sinovyal zar, sinovyal sıvı ve
bunlarla ilişkili olan; özellikle serbest hareketli eklemler (sinovyal
eklemler) ve bunların iç yüzeyini döşeyen zar ile eklem sıvısı ile ilgili
sinovyum :
gre., lat. * synovia (eklem sıvısı ve onu üreten zar) (sun, syn (ile, birlikte,
beraber, eş, tamamen) (gre.) + ovum (dişi üreme hücresi, yumurta; kaygan madde
çağrışımı) (lat.) + eia (isim yapım ve durum eki) (gre.) + um (isim yapım eki)
(lat.) * eklemlerin iç yüzünü döşeyen, sinovyal sıvıyı üreten, serbest
hareketli eklemlerde sürtünmeyi azaltan, beslenme ve kayganlık sağlayan ince
bağ dokusu zarı
sinöik :
gre. * syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + oikos (ev, ikametgah, yerleşim,
konut, mekan, yuva, yaşam alanı, çevre) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) *
erkek ve dişi eşey organlarının aynı birey üzerinde bulunmasıyla ilişkili olan;
tek evcikli
sinsepalöz :
gre., lat. * syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + sepalon (çanak yaprak)
(gre.) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * çanak yaprakları birbirleriyle
birleşmiş olan, birleşik çanak yapraklı
sinsi :
tür. * sin (içine çekilmek, geri çekilmek, saklanmak; görünmez olmak, büzülmek,
gizlenmek, kendini göstermemek, batmak) + si (gibi yapan) * kendini açık
etmeyen, niyetini gizleyen, dolaylı ve fark edilmeden zarar veren; görünürde
sakin veya masum olup gerçekte gizli ve olumsuz amaçlar taşıyan kişi veya
durum; genellikle kötü amaçlı olmak üzere gizli ve hissettirmeden iş yapan
(sinister, sinistre (uğursuz, şeytani), sneaky (sinsi), sink, senken (batmak)
(ing., fra., alm.) )
sinsin :
tür. * sin (saklanmak, gizlenmek) + sin (saklanmak, gizlenmek) * Anadolu'da
özellikle köy düğünlerinde, geceleyin yakılan büyük bir ateşin çevresinde davul
ve zurna eşliğinde genç erkekler tarafından oynanan geleneksel bir halk oyunu
sinsisyal :
gre. * sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + kytos (hücre, göze,
odacık, boşluk, oyuk, kap) + ialis (ile ilgili, -a ait) * hücrelerin sınırları
belirgin şekilde ayrılmadan birleşmesiyle oluşan, çok çekirdekli ortak hücre
yapısı (sinsisyum/syncytium) ile ilgili olan; özellikle kas dokusu (kalp kası)
ve bazı gelişimsel/viral süreçlerde görülen “hücre füzyonu” durumuna ait olan
sinsityal :
gre. * sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + kytos (hücre, göze,
odacık, boşluk, oyuk, kap) + ialis (ile ilgili, -a ait) * hücrelerin sınırları
belirgin şekilde ayrılmadan birleşmesiyle oluşan, çok çekirdekli ortak hücre
yapısı (sinsisyum/syncytium) ile ilgili olan; özellikle kas dokusu (kalp kası)
ve bazı gelişimsel/viral süreçlerde görülen “hücre füzyonu” durumuna ait olan
sinsityal virüs :
gre. * sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + kytos (hücre, göze,
odacık, boşluk, oyuk, kap) + ialis (ile ilgili, -a ait) (gre.) + virus (zehir,
hastalık etkeni; virüs) (lat.) * enfekte ettiği hücrelerde zar füzyonuna neden
olarak komşu hücrelerin birleşip çok çekirdekli sinsisyum yapıları
oluşturmasına yol açan virüs (en bilinen örnek Respiratory Syncytial Virus
(RSV) olup özellikle solunum yolu enfeksiyonlarına neden olur.)
sinsityotrofoblast :
gre. * sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + kytos (hücre, göze,
odacık, boşluk, oyuk, kap) + trephein (beslemek, gıdalamak, büyütmek,
geliştirmek), trophia (beslenme, gıdalanma, büyüme durumu) (trophos, trophe
(besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) )
+ blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre,
embriyonik hücre) * plasentanın dış tabakasını oluşturan, hücre sınırları
belirgin olmayan, anne ile fetüs arasında madde alışverişini (besin, gaz ve
hormon geçişi) sağlayan ve implantasyon sırasında endometriuma invazyon yapan
çok çekirdekli, sinsityal ve embriyonik trofoblast tabakası
sinsityum :
gre. * sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + kytos (hücre, göze,
odacık, boşluk, oyuk, kap) (gre.) + ium (isim yapım eki) (lat.) * hücre zarları
kaynaşmış, sınırları belirgin olmayan ve birden fazla çekirdek içeren tek bir
sitoplazmik hücre kütlesi; embriyonik gelişimde, plasentada
(sinsityotrofoblast) ve bazı kas dokularında (özellikle kalp ve iskelet kası
lifleri) görülen çok çekirdekli hücresel yapı
sint maarten :
fle. * sint (aziz, kutsal, mukaddes) + maarten (Martinus) (Aziz Martin) *
Karayipler’de, Leeward Adaları içinde yer alan ve Saint Martin adasının güney
kısmını oluşturan, Hollanda Krallığı’na bağlı özerk ülke
sintaks :
gre. * syntaxis (birlikte düzenleme, dizim, sıralama) (syn (ile, birlikte,
beraber, eş, tamamen) + tassein, tattein (dizmek, düzenlemek, sıralamak), taxis
(dizme, düzenleme, sıralama) * birlikte düzenleme, dizim, sıralama, dilbilimde
kelimelerin bir cümle içinde sıralanmalarını, bir araya gelme kurallarını
inceleyen alan; cümle yapısı, sözcük dizimi ve gramer düzeni
sinterleme :
alm. * Sinter (cüruf, cüruf kalıntısı) + leme (yapma, etme, icra etme, uygulama
eki) * toz halindeki metal, seramik veya plastik malzemelerin, erime
noktalarına tamamen ulaşmadan, yüksek ısı ve bazen basınç yardımıyla atomik
düzeyde birleşerek sert ve katı bir kütle oluşturması süreci
sintigrafi :
lat., gre. * scintilla (kıvılcım) (lat.) + graphia (yazı yazma, işaretleme,
çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) (gre.) * kanserli hücreleri tespit edebilmek için, hastaya
enjeksiyon yoluyla düşük miktarlarda radyoaktif madde verilerek organlarının
incelenmesi
sintilasyon :
lat. * scintilla (kıvılcım) + are (fiil mastar eki) + tio (isim yapım eki) *
çok küçük ateş kıvılcımı; en küçük parça, iz veya ihtimal; hukuk ve felsefede
“çok az miktar, kırıntı düzeyinde kanıt veya duygu”
sintine :
lat. * sentina (teknenin dibinde suyun biriktiği yer) (semt (çukur, kepçe;
kepçe ile boşaltmak) + ina (ile ilgili, gibi, -a ait) ) * gemi içinde sızan
sularla, makine ve kazan dairelerinden akan yağların depolandığı en altta kalan
kısım
sintrofizm :
gre. * sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + trephein (beslemek,
gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophia (beslenme, gıdalanma, büyüme durumu)
(trophos, trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) *
iki veya daha fazla mikroorganizmanın, tek başlarına verimli biçimde
gerçekleştiremeyecekleri metabolik süreçleri karşılıklı ürün alışverişi ve
enerji paylaşımı yoluyla birlikte yürütmeleri; özellikle anaerobik ortamlarda
görülen karşılıklı bağımlı beslenme ve metabolik işbirliği ilişkisi
sinüat :
lat. * sinus (kavis, yay, kıvrım, girinti, bükülme, çukur, boşluk) + atus
(sıfat yapım eki) * dalgalı kenarlı, girintili çıkıntılı, kıvrımlı, yılankavi
(bitkilerin yaprak kenarlarını veya bazı canlıların (örneğin kabuklu deniz
hayvanlarının) yapısal özelliklerini niteleyen sıfat)
sinüklein :
gre., lat. * sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) (gre.) + nucleus
(çekirdek, tohum, tane) (nux, nucis (sert kabuklu meyve, ceviz) + leus (ile
ilgili, -a ait) ) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * sinir
hücrelerinde bulunan, özellikle alfa-sinüklein sinaptik uçlarda görev alan ve
anormal birikimi Parkinson Hastalığı ile ilişkili kabul edilen protein ailesi
sinüs :
lat. * sinus (kavis, yay, kıvrım, girinti, bükülme, çukur, boşluk) * anatomide
kemik veya organ içinde bulunan boşluk, oyuk veya kanal benzeri yapı (özellikle
yüz kemikleri içindeki hava dolu boşluklar); dik üçgende bir açının karşı kenar
uzunluğunun hipotenüse oranını veren trigonometrik fonksiyon; birim çemberde
ise açının karşılık geldiği noktanın y-koordinatı
sinüs teoremi :
lat., gre. * sinus (kavis, yay, kıvrım, girinti, bükülme, çukur, boşluk) (lat.)
+ theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme,
teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * bir üçgende
kenar uzunluklarının karşılarındaki açıların sinüsleriyle orantılı olduğunu
ifade eden temel trigonometrik kural (a/sinA = b/sinB = c/sinC)
sinüsotomi :
lat. * sinus (kavis, yay, kıvrım, girinti, bükülme, çukur, boşluk) + temnein
(kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * bir sinüs boşluğuna ulaşmak, onu açmak,
genişletmek veya drenaj sağlamak amacıyla yapılan cerrahi kesi ve açma işlemi
(özellikle paranazal sinüs hastalıklarının tedavisinde uygulanan cerrahi
girişim)
sinüzit :
lat. * sinus (kavis, yay, kıvrım, girinti, bükülme, çukur, boşluk) + itis
(iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * paranazal
sinüsleri döşeyen mukozanın iltihaplanması sonucu gelişen, burun tıkanıklığı,
yüz ağrısı veya basınç hissi, akıntı ve koku alma bozukluğu gibi belirtilerle
seyreden sinüs iltihabı
sinüzoidal :
lat., gre. * sinus (kavis, yay, kıvrım, girinti, bükülme, çukur, boşluk) (lat.)
+ oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) + alis (ile
ilgili, -a ait) (lat.) * sinüs eğrisi biçiminde olan veya sinüs fonksiyonuna
göre değişen; genliği ve periyodu belirli, düzgün dalga şeklinde olan (salınım)
sinüzoit :
lat., gre. * sinus (kavis, yay, kıvrım, girinti, bükülme, çukur, boşluk) (lat.)
+ oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) * sinüs eğrisi
biçimindeki eğri veya sinüs fonksiyonuyla tanımlanan periyodik dalga; genliği
ve periyodu sabit olan düzgün salınım gösteren matematiksel eğri
sinvan :
ara. * sinv (çatal, budak) + an (ile ilgili, -a ait) * çatallı budaklı
sinyal :
lat. * signum (işaret, iz, belirti; bilgi ileten uyarı) + alis (ile ilgili, -a
ait) (lat.); signal (fra.) * işaret yoluyla bilgi iletimi; bir bilgi, uyarı
veya verinin iletilmesini sağlayan fiziksel değişim; elektrik, ses, ışık veya
radyo dalgaları yoluyla taşınan ve anlamlandırılabilen işaret veya veri akışı
sinyalizasyon :
lat. * signum (işaret, iz, belirti; bilgi ileten uyarı) + alis (ile ilgili, -a
ait) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) * işaretlerle,
sinyallerle veya kodlanmış uyarılarla bir sistem içinde bilgi iletimi sağlama
süreci; özellikle ulaşım, demiryolu ve trafik sistemlerinde hareketin
düzenlenmesini ve güvenliğini sağlayan sinyal tabanlı kontrol mekanizmaları
sinyor :
lat. * senior (daha yaşlı, kıdemli, üstün) (senex (yaşlı, ihtiyar) + or
(pekiştirme eki) ) * Akdeniz dillerinde “bey, efendi, saygıdeğer kişi”
anlamında kullanılan hitap; kıdem belirten sıfat
sipah :
far. * sepah, sipah (ordu mensubu, asker, er; ordu) * asker, leşker, nefer;
ordu
sipahi :
far. * sepah, sipah (ordu mensubu, asker, er; ordu) + i (ile ilgili, -a ait) *
orduya mensup asker, süvari asker; Osmanlı askeri sisteminde dirlik (tımar)
karşılığında atlı askerlik yapan, barışta bölgesinin güvenliğini sağlayan, savaşta
ise süvari olarak orduya katılan asker sınıfı
sipariş :
far. * siparandan, spar (tevdi etmek, emanet etmek, vermek, teslim etmek,
havale etmek) + iş (isim yapım eki) * birinden bir şeyin yapılmasını,
alınmasını veya hazırlanmasını isteme, ısmarlama; emanet edilen şey, teslim
edilen görev
sipastik :
gre. * spastikos (çekilme, gerilme, kasılma ile ilgili) (spasmos (çekilme,
gerilme, kasılma) (span (çekmek, germek, kasmak) + ismos (isim yapım ve durum
eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * merkezi sinir sistemindeki (beyin
veya omurilik) hasara bağlı olarak kasların istemsizce kasılması, sertleşmesi
ve normal esnekliğini kaybetmesi durumu olan spastisite ile ilgili
siper :
far. * spara (korumak, örtmek, savunmak) * kalkan, koruyucu örtü; düşman ateşinden
veya dış etkilerden korunmak için oluşturulan örtü, set, hendek veya korunaklı
savunma hattı; korunma, gözetlenme veya gizlenme amacıyla alınan tedbir
(mecazi)
siperisaika :
far., ara. * siper (kalkan, koruyucu örtü) + i (tamlama eki) + saika (yıldırım)
* yüksek binaların, kulelerin ve sanayi tesislerinin en uç noktalarına monte
edilen, binaları ve elektrikli ekipmanları yıldırımın zarar verici etkilerinden
(yangın, patlama, elektrik arızaları) korumak amacıyla tasarlanmış, yıldırımın
oluşturduğu yüksek seviyeli elektrik yükü boşalımını yakalayarak güvenli bir
şekilde toprağa aktaran iletken metal sistem, yıldırımsavar
siperlik :
far. * siper (kalkan, koruyucu örtü) (far.) + lik (isim yapım ve araç eki) *
yüzü, gözleri veya bir alanı dış etkilerden (ışık, rüzgâr, darbe, yağmur vb.)
korumak için kullanılan koruyucu parça (örneğin kask siperliği, şapka siperliği
veya araç ön siperliği)
siphonochilus :
gre. * siphon (boru, hortum, tüp) + kheilos (dudak, kenar) * Zingiberaceae
(Zencefilgiller) familyasına ait, boru biçimli, genellikle yeraltı rizomlu,
aromatik ve çiçekli tropikal bitki cinsi
sipihr :
far. * spa (yaymak, örtmek), sipihr (gök, sema, gökyüzü, felek, gök kubbe) *
gökyüzü, felek, uzay, evren, asuman; ruhsal tekamülde genişleyen idrak seviyesi;
Türk musikisinde Hisar makamı dizilerine Küçek makamı dizilerinin eklenmesinden
meydana gelen, perdesi dügah, seyri inici olan bir birleşik (mürekkep) makam
(Sipihr hüseyni, Sipihr uşşak) (sphere, sphère, Sphäre (küre) (ing., fra ,
alm.) )
sipihr-hüseyni :
far., ara. * sipihr (gökyüzü, felek, uzay, evren, asuman; ruhsal tekamülde
genişleyen idrak seviyesi; Türk musikisinde Hisar makamı dizilerine Küçek
makamı dizilerinin eklenmesinden meydana gelen, perdesi dügah, seyri inici olan
bir birleşik (mürekkep) makam) (far.) + huseyn (hasan (güzel, yumuşak mizaçlı,
iyi, erdemli) + eyn (küçültme eki) ) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(ara.) * Türk musikisinde Sipihr makamından (daha manevi ve genişleyici bir
tınıdan) Hüseyni makamına (daha yanık, duygusal ve yerel bir tınıya) geçişi
ifade eden bir birleşik (mürekkep) makam
sipihr-uşşak :
far., ara. * sipihr (gökyüzü, felek, uzay, evren, asuman; ruhsal tekamülde
genişleyen idrak seviyesi; Türk musikisinde Hisar makamı dizilerine Küçek
makamı dizilerinin eklenmesinden meydana gelen, perdesi dügah, seyri inici olan
bir birleşik (mürekkep) makam) (far.) + uşşak (aşıklar) (ara.) * Türk
musikisinde genellikle tanbur, ud veya ney gibi enstrümanlarla Uşşak makamının
perdelerini daha geniş bir ufukta, tiz ve parlak tınılarla, Sipihr etkisi
katarak doğaçlama yapılan geçki
siplenektomi :
gre. * spken (dalak) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) +
temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * dalağın cerrahi yöntemle tamamen veya kısmen
çıkarılması işlemi
sipolin :
ita. * cipollino (küçük soğan; soğanı andıran katmanlı yapı) (cipolla (soğan) +
ino (küçültme eki) ) * yeşilimsi renkli, damarları katmanlı ve kıvrımlı görünüm
veren dekoratif mermer türü
siprofloksasin :
lat., gre. * cypro (kyklos (daire, devir, çember, döngü, dönem, tekerlek,
dairesel hareket, siklus) (gre.); cyclus (lat.) + propyl) + fluoro (flor atomu)
(lat.) + oxys (keskin, oksijen) (gre.) + cine (kinolon eki) (lat.) * geniş
spektrumlu antibiyotik sınıfında yer alan, DNA giraz enzimini inhibe ederek
bakterilerin çoğalmasını engelleyen florokinolon grubu sentetik ilacın etken
maddesi (C17H18FN3O3)
siproheptadin :
gre. * cypro (kyklos (daire, devir, çember, döngü, dönem, tekerlek, dairesel
hareket, siklus) (gre.); cyclus (lat.) + propyl) + hepta (yedi) (gre.) + dine
(diamin / amino türevli antihistaminik sınıf eki; azotlu yan zincir çağrışımı)
* alerjik reaksiyonları tedavi etmek için kullanılan birinci nesil (H1) bir antihistaminik
ve serotonin antagonisti ilacın etken maddesi (C21H21N)
siproteron :
gre. * cypro (kyklos (daire, devir, çember, döngü, dönem, tekerlek, dairesel
hareket, siklus) (gre.); cyclus (lat.) + propyl) + terone (keton içeren steroid
türevi yapı) * androjen reseptörlerini bloke eden, prostat hastalıkları,
hiperandrojenizm (akne, hirsutizm) ve hormon baskılama tedavilerinde kullanılan
steroid yapılı antiandrojen ilacın etken maddesi (C21H27CIO3)
siproteron asetat :
gre., lat. * cypro (kyklos (daire, devir, çember, döngü, dönem, tekerlek,
dairesel hareket, siklus) (gre.); cyclus (lat.) + propyl) + terone (keton
içeren steroid türevi yapı) + acetate (acidum, acidus (ekşi olan, asit) (acere
(ekşi olmak) + idus (ile ilgili olan) ) + atum, ate (bir asidin esterini veya
tuzunu belirten ek) ) (lat.) * güçlü antiandrojen ve progestojen etkili,
androjen reseptör blokajı yapan; akne, hirsutizm, prostat kanseri ve hormonal
baskılama tedavilerinde kullanılan steroid türevi ilacın etken maddesi
(C23H27CIO4)
sipsi : tür.
* sibizgu (düdük, havuç, ince uzun nesne) * geleneksel Türk halk müziğinde
kullanılan, genellikle ince kamıştan yapılan, Ege ve Akdeniz bölgelerinde,
özellikle Burdur, Isparta ve Denizli'yi kapsayan Teke Yöresi'nde çok yaygın
olan tiz sesli ve nefesli bir çoban çalgısı
sipsipullah :
tür. * sibizgu, sipsi (düdük, havuç, ince uzun nesne) + Allah * yüzü uzun ve
kafası sivrice olan kimse" anlamına gelen mizahi ve alaycı bir kelime
sipsivri :
tür. * sip (pekiştirme ön eki) + sübrig (tiz, sivri, keskin) (sübri (sivrilmek,
keskinleşmek) + g (sıfat yapım eki) ) * uç kısmı çok ince ve sivri olan, çok
sivri
sipunculida :
gre. * siphon (boru, hortum, tüp, emici boru; sıvıyı bir yerden başka bir yere
aktaran kıvrımlı kanal) (gre.) + culus (küçültme eki) + ida (taksonomik çoğul
eki) (lat.) * deniz diplerinde, kumda, çamurda veya boş kabukların içinde
yaşayan, segmentsiz (boğumsuz) omurgasız hayvanları kapsayan bir taksonomik
grup, fıstık solucanları, sipunculid solucanlar
sipürde :
far. * siparandan, spar (tevdi etmek, emanet etmek, vermek, teslim etmek,
havale etmek) * ısmarlanmış, sipariş olunmuş; bırakılmış, teslim edilmiş;
yaklaşık 58 cm civarında olan, karar sesi (pes sesi) piyanodaki "Re
(D)" notasına denk gelen ney türü
sirac :
ara. * saraca (parlamak, aydınlatmak; ateş yakıp ışık vermek) * ışık, mum,
kandil, lamba, kandil, meşale, ışık veren nesne
sirat :
lat., ara. * stratum (serilmiş şey, yaygı, katman, tabaka, yayılmış örtü;
döşenmiş, kaplanmış yol, cadde), sternere (sermek, yaymak, düz bir yüzeye yaymak,
tabakalaştırmak, döşemek) (lat.); sirat (yol, geçit, ince yol, ilerleme hattı,
cadde) (ara.) * İslam inancında ahirette cennete ulaşmak için üzerinden
geçileceğine inanılan köprü; çok ince, dar ve geçilmesi zor yol veya durum
(street, Strasse (cadde), strategy, stratégie (strateji, izlenecek yol) (ing.,
fra.), Strecke (iz, yol) (alm.) )
sirayet :
ara. * sara (yayılmak, bulaşmak, akmak) + yet (ile ilgili olma, gibi olma) *
yayılma, bulaşma, geçme
siren :
gre. * seirein (çekmek, sürüklemek), seira (ip, zincir) * Yunan mitolojisinde
kayalık adalarda yaşayan ve denizcileri büyüleyen efsanevi bir varlık,
denizkızı; yüksek ses çıkaran uyarı cihazı
siren :
gre. * seiren (şarkıcı; baştan çıkarıcı) * Yunan mitolojisinde büyüleyici
sesleriyle denizcileri cezbedip aldatan kadın yaratık; sesli uyarı cihazı
(alarm, gemi, ambulans vb.)
sireng :
far. * sireng (sürmek, akmak, inmek) * Türk musikisinde belirli seyir
özellikleri olan, daha çok eski kaynaklarda adı geçen/yerel gelenekte
kullanılan melodik makam
sirenia :
gre. * seirein (çekmek, sürüklemek) + eia (isim yapım eki) * ön ayakları yüzgeç
biçiminde, arka ayakları körelmiş, sucul yaşama uyum sağlamış ve çoğunlukla
denizlerde veya sıcak tatlı sularda yaşayan manatiler ile dugongları kapsayan,
gövdesi iri ve torpil biçimli otçul deniz memelileri takımı, denizinekleri
takımı
sirenidae :
gre., lat. * seirein (çekmek, sürüklemek) (gre.) + idae (-giller, hayvan
familyası eki) (lat.) * iri gövdeli, tamamen sucul yaşama uyum sağlamış, ön
uzuvları yüzgeç biçiminde, arka uzuvları körelmiş, kuyrukları kürek biçiminde
olan, bitkisel besinlerle beslenen ve günümüzde manatiler ile dugongları
kapsayan deniz memelileri familyası, denizineğigiller
siringomiyeli :
gre. * syrinx (boru, kanal, kamış, tüp, flüt, oyuk; sıvı dolu boşluk) + myelos
(omurilik, iliğin iç dokusu) + eia (isim yapım ve durum eki) * omurilik içinde
sıvı dolu kist/boşluk (syrinx) oluşmasıyla karakterize, zamanla sinir yollarını
bozarak ağrı, güçsüzlük, duyu kaybı ve refleks bozukluklarına yol açan
nörolojik hastalık
sirinks :
gre. * syrinx (boru, kanal, kamış, tüp, flüt, oyuk; sıvı dolu boşluk) * Antik
Yunan’da çok delikli kamıştan yapılan “Pan flütü”; tıpta ise içi sıvı dolu
kanal veya boşluk anlamına gelen “syrinx” kavramının kökü; biyolojide bazı
kuşların ses organı (alt gırtlak)
sirius :
gre., lat. * seirios (parlayan, ışıldayan, çok parlak; yakıcı, çok sıcak);
sirius (lat.) * Büyük Köpek takımyıldızında yer alan, tarih boyunca “köpek
yıldızı” olarak da anılmış olan, özellikle yaz aylarının belirli dönemlerinde
görünürlüğüyle takvimsel ve mitolojik öneme sahip olan ikili yıldız (Sirius A +
Sirius B) (Kur'an'daki Necm (Yıldız) suresinin 53/49 kodlu ayetinde
"Şi'ra" olarak geçer.)
sirk :
gre., lat. * kirkos (daire, çember, halka, çevre, çevrelenmiş alan) (gre.),
circus (lat.), circum (etrafında, çevresinde) (lat.) * Antik Roma’da atlı araba
yarışları ve gösterilerin yapıldığı oval/dairesel yarış alanı; günümüzde ise
akrobat, palyaço ve hayvan gösterilerinin yer aldığı gezici eğlence topluluğu
ve sahne sanatları türü
sirka :
gre., lat. * kirkos (daire, çember, halka, çevre, çevrelenmiş alan) (gre.),
circus (lat.), circum (etrafında, çevresinde) (lat.), circa (çevre, civar,
dolay; döngü, devir) * çevre, etraf, yakınlık; zaman, miktar veya konum
açısından yaklaşık bir değeri belirten sıfat, çevre, etraf, yakınlık
sirkadiyen :
gre., lat. * circadianus (kirkos (daire, çember, halka, çevre, çevrelenmiş
alan) (gre.), circus (lat.), circum (etrafında, çevresinde) (lat.), circa
(çevre, civar, dolay; döngü, devir) + diem, dies (gün) + ianus (ile ilgili, -a
ait) ) (lat.) * yaklaşık bir gün; yaklaşık 24 saatlik biyolojik ritim;
canlıların gün ışığı-karanlık döngüsüne bağlı olarak hormon, uyku, metabolizma
ve davranışlarını düzenleyen içsel zaman sistemi (Sirkadiyen Ritim)
sirkadiyen ritim :
lat., gre. * circadianus (circus (daire, çember, halka; çevre, çevrelenmiş
alan), circa (çevre, civar, dolay; döngü, devir) + diem, dies (gün) + ianus
(ile ilgili, -a ait) ) (lat.) + rhutmos, rhytmos (ritm, akım, akış) (gre.) *
canlıların gün ışığı-karanlık döngüsüne bağlı olarak hormon, uyku, metabolizma
ve davranışlarını düzenleyen 24 saatlik içsel zaman sistemi
sirkat :
ara. * saraka (çalmak, hırsızlık yapmak, araklamak) + at (isim yapım eki) *
çalma, hırsızlık yapma, araklama
sirke :
tür., far. * sirk (ekşimek, asidik hale gelmek; fermantasyonla ekşimek) + e
(isim yapım eki) * etil alkolün asetik asit bakterileriyle oksidasyonu sonucu
oluşan, asidik özellikte sıvı gıda ürünü; yemeklerde tat verici ve koruyucu
olarak kullanılan fermente içecek/çeşni (temel aktif madde asetik asit
(CH3COOH) )
sirken :
tür. * sirken (kötü kokudan dolayı iğrenmek, tiksinmek, silkinmek) (sir
(yabani) + ken (fiil yapım eki) ) * kırlarda ve bahçelerde kendiliğinden
yetişen, ıspanakgiller familyasından tek yıllık otsu bir bitki, yabani ıspanak,
ak kazayağı, Chenopodium album
sirkengebin :
far. * serke (sirke) + angabin (bal) * doğal elma veya üzüm sirkesi, bal ve
suyun karıştırılmasıyla elde edilen, sindirimi kolaylaştıran, bağışıklığı
güçlendiren, vücudu toksinlerden arındıran (detoks etkisi) ve metabolizmayı
destekleyen binlerce yıllık geleneksel bir şifa içeceği, sirkencübin
sirkompo :
gre. * kirkos (daire, çember, halka, çevre, çevrelenmiş alan) + kompos (saç,
saç tutamı) * halkamsı veya çember biçimli saç tutamı, saçın kıvrılarak halka
biçiminde toplanmasıyla oluşan biçim
sirkumfleks :
gre., lat. * kirkos (daire, çember, halka, çevre, çevrelenmiş alan) (gre.),
circus (lat.), circum (etrafında, çevresinde) (lat.) + flectere (eğmek, bükmek,
çevirmek, döndürmek, esnetmek, kıvırmak, kasmak), flectus, flexus (eğilmiş,
bükülmüş, kıvrılmış) * çevrilmiş, bükülmüş; dilbilimde sesin ton veya vurgu
değişimini gösteren, sesli harflerin üstüne konan işaret (ˆ), matematikte
eğri/tepe noktalı sembol
sirkumsizyon : gre.,
lat. * kirkos (daire, çember, halka, çevre, çevrelenmiş alan) (gre.), circus
(lat.), circum (etrafında, çevresinde) (lat.) + cisio (kesim, kesme) (caedere,
cidere (kesmek, yarmak, parçalamak, doğramak, vurmak, çarpmak; öldürmek) + sio
(isim yapım eki) ) ) (lat.) * penis ucunu örten prepisyumun cerrahi olarak
çıkarılması işlemi; ayrıca bazı kültürel/dini uygulamalarda ritüelleşmiş
prepisyum kesme işlemi, sünnet
sirkumvallat :
gre., lat. * kirkos (daire, çember, halka, çevre, çevrelenmiş alan) (gre.), circus
(lat.), circum (etrafında, çevresinde) (lat.) + vallatus (vallare (duvar örmek,
duvarla çevirmek, korumaya almak) (vallum (siper, sur, set; duvar, koruma
hattı) + are (fiil mastar eki) ) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) *
çevresi duvar/siper gibi bir yapı ile sarılmış; patolojide çevresi bağ dokusu
veya hücresel yapı ile çevrili (lezyon/alan)
sirkü :
gre., lat. * circularis (kirkos (daire, çember, halka, çevre, çevrelenmiş alan)
(gre.), circus (lat.), circum (etrafında, çevresinde) (lat.) + ulus, ulum
(küçültme eki) + aris (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * dairesel, çevresel,
döngüsel, dolaşımsal; bürokratik dilde bir organizasyon içindeki herkese
iletilen bilgilendirme yazısı, genelge, resmi yazı, dairesel duyuru, sirküler
sirkülasyon :
gre., lat. * circulare (döndürmek, dolaştırmak, dairesel/çevresel hareket
yaptırmak) (kirkos (daire, çember, halka, çevre, çevrelenmiş alan) (gre.),
circus (lat.), circum (etrafında, çevresinde) (lat.) + ulus, ulum (küçültme
eki) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.) * dolaşım, devir,
devridaim, döngü; bir akışkanın, gazın, kanın veya bilginin belirli bir sistem
içinde sürekli dolaşması; tıpta kan dolaşımı, fizikte akış döngüsü, ekonomide
para/sermaye hareketi
sirkülatuar :
gre., lat. * circulare (döndürmek, dolaştırmak, dairesel/çevresel hareket
yaptırmak) (kirkos (daire, çember, halka, çevre, çevrelenmiş alan) (gre.),
circus (lat.), circum (etrafında, çevresinde) (lat.) + ulus, ulum (küçültme
eki) + are (fiil mastar eki) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) + ius (ile ilgili,
-a ait) (lat.); circulatoire (fra.) * dolaşımla ilgili, döngüsel hareket ile
ilgili; özellikle kanın kalp ve damarlar aracılığıyla vücutta sürekli
hareketini ifade eden dolaşım sistemi ile ilgili
sirküler :
gre., lat. * circularis (circus, kirkos (daire, çember, halka, çevre,
çevrelenmiş alan) (gre.), circus (lat.), circum (etrafında, çevresinde) (lat.)
+ ulus, ulum (küçültme eki) + aris (ile ilgili, -a ait) ) (lat.); circulaire
(fra.) * dairesel, çevresel, döngüsel, dolaşımsal; bürokratik dilde bir
organizasyon içindeki herkese iletilen bilgilendirme yazısı, genelge, resmi
yazı, dairesel duyuru, sirkü
sirkümsizyon :
gre., lat. * kirkos (daire, çember, halka, çevre, çevrelenmiş alan) (gre.),
circus (lat.), circum (etrafında, çevresinde) (lat.) + cisio (kesim, kesme)
(caedere, cidere (kesmek, yarmak, parçalamak, doğramak, vurmak, çarpmak;
öldürmek) + sio (isim yapım eki) ) ) * penis ucunu örten prepisyumun cerrahi
olarak çıkarılması işlemi; ayrıca bazı kültürel/dini uygulamalarda ritüelleşmiş
prepisyum kesme işlemi, sünnet
sirmo :
far. * sirmu (yabani sarımsak) * Frenk soğanı (Allium schoenoprasum, Allium
atrovilaceum, Allium vineale) familyasından olan, özellikle Doğu Anadolu
Bölgesi'nde, başta meşhur Van otlu peyniri olmak üzere yöresel yemeklere lezzet
katmak için kullanılan bir tür yabani sarımsak veya yabani soğan otu, sirik,
çiriş
sirojenik :
gre. * kryos (soğuk, buz) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak,
meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana
getiren, oluşturan, kaynaklanan) (genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme,
oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit,
sınıf, kategori) + es (ile ilgili, -a ait) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi)
* çok düşük sıcaklıkların üretimi, kullanımı ve bu koşullarda oluşan
fiziksel/biyolojik süreçler ile ilgili; çok düşük sıcaklıklarla ilgili veya bu
sıcaklıkları oluşturan; soğuğa bağlı olarak oluşan veya uygulanan ile ilgili
siroko :
ara., isp. * şarki (doğu ile ilgili) (şark (doğu) + i (ike ilgili, -a ait) )
(ara ); sirocco (isp.) * Büyük Sahra Çölü'nde doğan ve Akdeniz'i geçerek Güney
Avrupa'yı etkileyen sıcak, kuru ve genellikle tozlu rüzgarlar, sıcak, kuru çöl
rüzgarı, sirokko
sirolimus :
lat. * siro (Streptomyces hygroscopicus türünün keşfedildiği “Rapa Nui / Easter
Island” adı olan Rapa Nui’ye referans) + limus (çamur, toprak;
mikroorganizmanın izole edildiği toprak kaynaklı doğal ürün çağrışımı eki) *
mTOR inhibitörü olarak hücre çoğalmasını ve T-lenfosit aktivitesini
baskılayarak organ nakli reddini önlemede kullanılan, bağışıklık baskılayıcı
(immünsüpresan) makrolid yapılı ilacın etken maddesi (C51H79NO13)
sirop :
ara., fra. * şaraba, şariba (içmek), şarab (içki, içecek) (ara.); sirop (şurup,
yoğun şekerli sıvı) (fra.) * şekerli suyun kaynatılmasıyla elde edilen yoğun
kıvamlı tatlı sıvı; tıpta ilaç şurubu, mutfakta tatlandırıcı şurup
siroz :
gre. * kirrhos (sarımsı, turuncu-kahverengi, pas renginde) + osis (isim yapım,
durum, sorun, hastalık eki) * karaciğer dokusunun kronik hasar sonucu fibrotik
(nedbe dokusu) ile yer değiştirmesi, organın yapısının bozulması, sertleşmesi
ve fonksiyon kaybı ile seyreden ilerleyici hastalık
sirr :
ara. * sirr (giz, içte saklı olan) * giz, gizem; göbek deliği; ruh; aynanın
arkasına kaplanan, ışığın yansımasını sağlayarak görüntü oluşturan metalik
tabaka; ince kaplama maddesi; seramik bünye üzerinde pişirme neticesinde cam
yapıya benzer bir yapı oluşturabilen karışımlar ve söz konusu tabakaya verilen
isim (esir (kainatı kaplayan, elastik, seyyal ve görünmeyen latif madde) (ara.)
)
sirrus :
lat. * cirrus (lif, saç lülesi, püskül veya kıvrık tel) * atmosferin en üst
katmanlarında oluşan, ince, lifli veya tüy gibi bir görünüme sahip, genellikle
buz kristallerinden meydana gelen beyaz yüksek bulutlar
sirtaki :
gre. * sirtein, syrtein (sürüklemek, kaydırmak), sirto, syrto (sürükleme,
kaydırma) + aki (küçültme ve şirinleştirme eki) * İstanbullu Ortodoks Arnavut
kasaplarının dans türü olup, 1960'lardan sonra popüler hale helen bir Yunan
dansı
sirto :
gre. * syrtein (sürüklemek, kaydırmak), sirto, syrto (sürükleme, kaydırma) *
alaturka müzikte bir oyun havası; Grek kökenli bir halk dansı
sirus :
gre., far. * kyros, cyrus (güneş, güneş gibi olan; efendi, hükümdar) * Pers
kralının ismi; Sirus'a inanan ve onu kutsallaştıran topluluk Surin, Süryani
(Siruscular) olarak anılır. Asur ve Suriye kelimeleri de bağlantılıdır.
sis :
tür. * sis (pus, dumanı andıran yoğun nem tabakası) * atmosferdeki su buharının
yoğunlaşarak yere yakın seviyede oluşturduğu, görüş mesafesini azaltan ince su
damlacıkları tabakası, pus
sisaprid :
lat. * cis (aynı tarafta bulunan, bu yanda, bu tarafta, aynı yüzeyde; geometrik
izomerlik terimi) + apride, pride (ilaç adlandırma parçası; benzamid türevi
prokinetik ilaç serisini işaret eden yapay ek) * mide ve bağırsak hareketlerini
artıran, asetilkolin salınımını destekleyerek gastrointestinal motiliteyi
uyaran, reflü ve mide boşalma bozukluklarında kullanılmış, ancak ciddi kalp
ritim bozukluğu riski nedeniyle birçok ülkede kullanımı kısıtlanmış olan
prokinetik ilacın etken maddesi (C23H29ClFN3O4)
sisatrakuryum :
lat., kar., tup. * cis (aynı tarafta bulunan, bu yanda, bu tarafta, aynı
yüzeyde; geometrik izomerlik terimi) + atracurium (benzilizokinolinyum yapılı
nöromüsküler blokör) (atra (kimyasal geliştirme sırasında verilen yapay kök) +
curare (Güney Amerika kökenli ok zehiri; kas felci yapan bitkisel alkaloid
karışımı) + ium (kimyada ve farmakolojide bileşik/katyon adı yapan eki) *
ameliyat ve yoğun bakımda iskelet kaslarını geçici olarak gevşetmek için
kullanılan, sinir-kas kavşağında asetilkolinin etkisini bloke eden
nondepolarizan nöromüsküler bloke edici ilacın etken maddesi (C53H72N2O12²⁺ (serbest katyon) )
sismik :
gre * seismos (sarsıntı, titreşim, deprem) (seiein (sallamak, sarsmak,
titreştirmek) + ismos (isim yapım ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait,
gibi) * sarsıntı ile ilgili, titreşimsel, depremlerle, yer kabuğu
titreşimleriyle veya elastik dalgalarla ilgili; jeofizikte deprem dalgalarının
oluşumu, yayılımı ve ölçülmesi
sismoelektrik :
gre * seismos (sarsıntı, titreşim, deprem) (seiein (sallamak, sarsmak,
titreştirmek) + ismos (isim yapım ve durum eki) ) + elektrikos (maddenin
elektron, pozitron, proton gibi parçacıklarının hareketleriyle ortaya çıkan
enerji türü ) (elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * deprem veya yer sarsıntıları sırasında
kayaçlarda ve yer kabuğunda meydana gelen elektriksel yüklenme, elektrik alanı
veya elektriksel potansiyel değişimleriyle ilgili olan, sismik hareketlerle
elektriksel olaylar arasındaki ilişkileri konu alan jeofiziksel özellik veya
araştırma alanı
sismograf :
gre * seismos (sarsıntı, titreşim, deprem) (seiein (sallamak, sarsmak,
titreştirmek) + ismos (isim yapım ve durum eki) ) + graphein (yazmak, çizmek,
işaretlemek, kaydetmek), graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) * yer
sarsıntılarını algılayıp kaydeden, deprem dalgalarının zamanını, süresini ve
büyüklüğünü belirlemek için kullanılan kayıt cihazı
sismolog :
gre * seismos (sarsıntı, titreşim, deprem) (seiein (sallamak, sarsmak,
titreştirmek) + ismos (isim yapım ve durum eki) ) + logos (kelime, bilgi,
söylem, söz, akıl) ) * depremleri, yer kabuğu titreşimlerini ve sismik
dalgaları inceleyen bilim insanı; deprem bilimi uzmanı, sismoloji uzmanı
sismoloji :
gre * seismos (sarsıntı, titreşim, deprem) (seiein (sallamak, sarsmak,
titreştirmek) + ismos (isim yapım ve durum eki) ) + logia (bilim, bilme; söz,
anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) * depremleri, yer kabuğu titreşimlerini ve sismik
dalgaların oluşumu, yayılımı ve etkilerini inceleyen bilim dalı
sisoridae :
lat. * sisor (yayın balığı cinsi) + idae (hayvan familyası adı oluşturan ek) *
Asya'nın özellikle Güney ve Güneydoğu bölgelerindeki hızlı akarsularda yaşayan,
gövdesi genellikle uzamış ve basık, ağız çevresinde duyarga adı verilen
bıyıkçıkları bulunan, dipte yaşamaya ve akarsu tabanındaki küçük omurgasızlarla
beslenmeye uyum sağlamış yayın balıklarını kapsayan familya, bıyıklı
yayınbalığıgiller
sisplatin :
lat. * cis (aynı tarafta bulunan, bu yanda, bu tarafta, aynı yüzeyde; geometrik
izomerlik terimi) + platinum (küçük gümüş; platin Pt elementi) (plata (gümüş) +
inum (kimyasal madde ve element eki) ) * DNA’da çapraz bağlar oluşturarak hücre
bölünmesini durduran, özellikle testis, over, mesane ve akciğer kanserlerinde
kullanılan platin bazlı kemoterapi ilacın etken maddesi (PtCl2(NH3)2)
sistatin :
gre., lat. * kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik
torbası) + histanai (durmak, durdurmak, yerleştirmek), statin (kolesterol
sentezinde HMG-CoA redüktaz inhibitörleri için kullanılan son ek; durdurucu,
inhibitör; karaciğerde kolesterol üretiminde rol oynayan enzim olan HMG-CoA
redüktazı inhibe eden ilaç sınıfı) (statos, stasis (durdurma, durma, sabit
kalma, sabit durma, stabil olma, ayakta durma, durgunluk) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) ) * proteaz enzimlerini (özellikle sistein
proteazlarını) inhibe eden, hücre içi protein yıkımını düzenleyen, hücresel
denge ve bağışıklık süreçlerinde rol oynayan doğal protein ailesi
sisteamin :
gre., let. * kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik
torbası) (gre.) + aminum, amino (karbona bağlı bir nitrojen (azot) atomu içeren
bileşik) (lat.) * sisteinin dekarboksilasyonu sonucunda oluşan, yapısında bir
amino grubu ile bir tiyol grubu bulunan, hücrelerde koenzim A ve diğer kükürtlü
bileşiklerin metabolizmasında ara ürün olarak yer alan amin, 2-aminoetanetiol
(C2H7NS)
sistein :
gre. * kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası)
+ ine (amino asit ve organik bileşik eki) * proteinlerin yapısında bulunan, yan
zincirinde tiol (-SH) grubu taşıyan, bu özelliği sayesinde disülfit bağları
oluşturarak proteinlerin üç boyutlu yapısını stabilize eden ve hücresel redoks
dengesinde görev alan sülfür içeren ve esansiyel olmayan amino asit (C3H7NO2S)
sisteinemi :
gre. * kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası)
+ ine (amino asit ve organik bileşik eki) + emia (kanla ilgili olma; kanda
bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
genellikle amino asit metabolizması bozuklukları veya böbrek/karaciğer
fonksiyon bozukluklarıyla ilişkili olan, kanda sistein amino asidinin anormal
şekilde artmasıyla karakterize metabolik durum
sisteinil lökotrien :
gre. * kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası)
+ ine (amino asit ve organik bileşik eki) + yl (kimyasal radikal eki) + leukos
(ak, beyaz) + triene (üç bağlı; üç çift bağ içeren; araşidonik asit metaboliti
olan inflamatuvar lipid medyatör) * özellikle CysLT1/CysLT2 reseptörleri
üzerinden etki gösteren, bronkokonstriksiyon, damar geçirgenliği artışı ve
mukus sekresyonunu artıran, astım ve alerjik inflamasyonda rol oynayan güçlü
lipid medyatör grubu
sistektomi :
gre. * kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası)
+ ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia
(kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * en sık mesane kanseri tedavisinde uygulanan, idrar kesesinin
(mesanenin) kısmen veya tamamen cerrahi olarak çıkarılması işlemi
sistem :
gre. * sustema, systema (bir araya konmuş parçalar bütünü) (sun, syn (ile,
birlikte, beraber, eş, tamamen) + histanai, histanein, histemi (yerleştirmek,
düzenlemek, kurgulamak, koymak, dikmek, durdurmak) ) * bir bütün oluşturacak
şekilde düzenlenmiş ve birbirine bağlı parçalardan oluşan yapı veya işleyiş
modeli, düzenek, kurgu, işleyiş yapısı, model, mekanizma, düzen, nizam, tertip
sistematik :
gre. * sustema, systema (bir araya konmuş parçalar bütünü) (sun, syn (ile,
birlikte, beraber, eş, tamamen) + histanai, histanein, histemi (yerleştirmek,
düzenlemek, kurgulamak, koymak, dikmek, durdurmak) ) + ikos (ile ilgili, -a
ait, gibi) * belirli bir düzene, sınıflandırmaya veya kurala göre organize
edilmiş, düzenli, kurallı ve hiyerarşik yapı, nizama dayalı, düzenli, nizami,
tertipli
sistemi :
gre. * sustema, systema (bir araya konmuş parçalar bütünü) (sun, syn (ile,
birlikte, beraber, eş, tamamen) + histanai, histanein, histemi (yerleştirmek,
düzenlemek, kurgulamak, koymak, dikmek, durdurmak) ) + eia (isim yapım ve durum
eki) * belirli bir amaç doğrultusunda birlikte çalışan, birbirine bağlı
unsurların oluşturduğu düzenli bütün; fiziksel, biyolojik, teknik veya
toplumsal yapıların organize ve işlevsel yapısı
sistemik :
gre. * sustema, systema (bir araya konmuş parçalar bütünü) (sun, syn (ile,
birlikte, beraber, eş, tamamen) + histanai, histanein, histemi (yerleştirmek,
düzenlemek, kurgulamak, koymak, dikmek, durdurmak) ) + eia (isim yapım ve durum
eki) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * bir sistemin tamamını veya bütünü
etkileyen, tek bir bölgeyle sınırlı kalmayan; tıpta vücudun tümünü kapsayan
etki veya hastalık dağılımı ile ilgili
sistern :
gre., lat. * kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik
torbası) (gre.); cista (kutu, sandık, kap; kapalı muhafaza alanı) + erna (isim
tapım ve yer eki) (lat.) * beyin ve omurilik çevresinde beyin-omurilik
sıvısının biriktiği genişlemiş boşluk veya havuz şeklindeki yapı; bir vücut
sıvısı için depo ödevini gören kapılı boşluk; su deposu, sarnıç, siaterna
sistin :
gre., lat. * kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik
torbası) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * iki
sistein molekülünün oksidatif olarak disülfit (S-S) bağıyla birleşmesi sonucu
oluşan, protein yapısında yer alabilen ve özellikle keratin yapılarında (saç,
tırnak) bulunan amino asit türevi (C6H12N2O4S2)
sistine şapeli :
lat., ita. * sacellum sixtinum (sacellum (sacrum (kutsal) + sixtinum (altıncı)
); cappella sistina (cappella (cappa (şapka, pelerin, örten, kaplayan) + ella
(küçültme eki) ) + sistino, sextus (altıncı) ) * Papa'nın resmi ikametgahı olan
ve Vatikan'da Apostol Sarayı'nda bulunan bir şapel
sistinüri :
gre., lat. * kystine (iki sistein molekülünün oksidatif olarak disülfit (S-S)
bağıyla birleşmesi sonucu oluşan, protein yapısında yer alabilen ve özellikle
keratin yapılarında (saç, tırnak) bulunan amino asit türevi (C6H12N2O4S2) )
(kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası)
(gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) ) * böbreklerde
sistin ve dibazik amino asitlerin geri emilim bozukluğu sonucu idrarda yüksek
miktarda sistin atılımı ve buna bağlı sistin taşlarının oluşmasıyla karakterize
kalıtsal metabolik hastalık
sistire :
lat. * sistere (durmak, yerleşmek, sabit kalmak; koymak, yerleştirmek) * tıpta
özellikle damar, kanal veya organ içi boşluklara kateter, stent veya drenaj
tüpü yerleştirme ve sabitleme işlemi
sistiserk :
gre. * kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası)
+ kerkos (kuyruk) * şerit solucanların (Taenia türleri) larval evresi; ara
konakta oluşan, içi sıvı dolu kist yapısı ve dışa uzanan skoleks/kuyruk benzeri
yapı taşıyan enfektif parazit formu
sistit :
gre. * kystitis (kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar
torbası, sidik torbası) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun,
hastalık eki) ) * idrar yolu enfeksiyonuna bağlı ikincil olarak ortaya çıkan
bakteriyel kaynaklı mesane enfeksiyonu
sistografi :
gre. * kystitis (kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar
torbası, sidik torbası) + graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos
(yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
mesane iç yapısının, şeklinin ve olası patolojilerin vücuda kontrast madde
verilerek röntgen veya görüntüleme yöntemleriyle incelenmesi
sistol :
gre. * syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + stellein (sıkmak, daraltmak,
göndermek), systole (sıkışma, daralma, kasılma, sıkışma) * kalbin özellikle
ventriküllerinin kasılarak kanı atardamarlara pompaladığı evre; kalp döngüsünün
“kasılma fazı” olup kan basıncının en yüksek olduğu dönem
sistolik :
gre. * syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + stellein (sıkmak, daraltmak,
göndermek), systole (sıkışma, daralma, kasılma, sıkışma) + ikos (ile ilgili, -a
ait, gibi) * kalbin kasılma evresi (sistol) ile ilgili olan; arterlerde kalbin
pompalaması sırasında oluşan en yüksek kan basınç
sistolitotomi :
gre. * kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası)
+ lithos (taş, kaya) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik,
kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * mesane (idrar
kesesi) içinde oluşan taşın cerrahi kesi ile çıkarılması işlemi
sistolitotripsi :
gre. * kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası)
+ lithos (taş, kaya) + tripsis (ezme, ovma, parçalama, öğütme, sürtme,
aşındırma) (tribein (ezmek, parçalamak, öğütmek, sürtmek, aşındırmak) + isis
(isim yapım eki) ) * mesane içindeki taşların cerrahi kesi yapılmadan,
genellikle mekanik, ultrasonik, lazer veya pnömotik yöntemlerle kırılarak küçük
parçalara ayrılması işlemi
sistopati :
gre. * kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası)
+ patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun,
sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) * mesane (idrar kesesi) ile ilgili hastalıkları veya mesanenin
işlevsel/organik bozukluklarını ifade eden genel terim
sistorektosel :
gre., lat. * kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik
torbası) (gre.) + rectum (kalın bağırsağın anüse açılan ve sindirim kanalının,
dışkının depolanıp atılmasından sorumlu olan son ve düz seyirli bölümü, kalın
bağırsağın son kısmı, anüs, makat) (regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek,
rehberlik etmek, gütmek), rectus (doğrultulmuş, yönlendirilmiş, güdülmüş) + um
(isim yapım eki) ) (lat.) + kele (fıtık, çıkıntı, şişik) (gre.) * mesane ve
rektumun vajina duvarına doğru birlikte sarkmasıyla oluşan pelvik taban fıtığı;
genellikle doğum, yaşlanma ve bağ dokusu zayıflığına bağlı gelişen “ön ve arka
duvar sarkmasının birlikte görüldüğü” durum
sistoretrosel :
gre., lat. * kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik
torbası) (gre.) + retro (geri, geriye doğru, arkaya) (lat.) + kele (fıtık,
çıkıntı, şişik) (gre.) * genellikle öksürme, doğum ve yaşlanmaya bağlı destek
dokusu gevşemesi ve pelvik taban zayıflaması sonucu ortaya çıkan, mesanenin
vajina duvarına doğru arkaya ve aşağıya sarkmasıyla oluşan prolapsus tipi
sistosarkoma :
gre. * kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası)
+ sarkoma (yumuşak doku tümörü, et tümörü) (sarx, sarkos (et, beden dokusu) +
oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) ) * mesane
dokusundan köken alan veya mesane bölgesinde gelişen kötü huylu mezenkimal
tümör
sistosel :
gre. * kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası)
+ kele (fıtık, çıkıntı, şişik) * mesanenin vajina ön duvarına doğru sarkması;
mesanenin aşağıya doğru yer değiştirmesiyle oluşan mesane fıtığı
sistoskop :
gre. * kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası)
+ skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopos
(gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen,
bakılan) * mesane içini görüntülemeye yarayan endoskopik ve optik tıbbi cihaz
sistoskopi :
gre. * kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası)
+ skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopia
(görüş, hedef, gözetme, gözetleme, gözlem, gözleme, bakma, hedefleme) (skopos
(gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen,
bakılan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * mesanenin endoskopla optik
görüntülenmesi işlemi
sistostomi :
gre. * kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası)
+ temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * idrarın doğrudan mesaneden dışarı
akmasını sağlamak için mesaneye cerrahi olarak dışarıya açılan kalıcı veya
geçici bir ağız oluşturulması işlemi
sistoüreterografi :
gre. * kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası)
+ ureter (idrarı böbrekten mesaneye taşıyan kanal) + graphia (yazı yazma,
işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * mesane ve üreterlerin kontrast madde ile
görüntülenerek röntgen filminin alınması; alt üriner sistemin radyolojik olarak
incelenmesi yöntemi
sistoüretroskopi :
gre. * kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası)
+ ureter (idrarı böbrekten mesaneye taşıyan kanal) + skopein (gözlemek, bakmak,
incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopia (görüş, hedef, gözetme, gözetleme,
gözlem, gözleme, bakma, hedefleme) (skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef,
amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) * mesane ve üretranın endoskopla doğrudan gözlenmesi ve incelenmesi
işlemi; alt üriner sistemin optik cihazla değerlendirilmesi yöntemi
sistozom :
gre. * kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası)
+ some (madde, nesne, cisim, gövde) * mesane ile ilişkili yapı veya mesane
duvarına ait organizasyon/oluşum; embriyolojik veya anatomik bağlamda mesane
yapısal bölgesi
sistre :
lat. * sistere (durmak, yerleşmek, sabit kalmak; koymak, yerleştirmek) * tıpta
özellikle damar, kanal veya organ içi boşluklara kateter, stent veya drenaj
tüpü yerleştirme ve sabitleme işlemi
sistrunk prosedürü :
ing. * Sistrunk (Amerikalı cerrah Walter Ellis Sistrunk'un soyadından) (ing.) +
procedura (belirli bir amaca ulaşmak için izlenmesi gereken adımların,
işlemlerin ve kuralların sistemli ve düzenli biçimde sıralanmış bütünü) (pro,
pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne
doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) + cedere (gitmek, ilerlemek, yol
almak, uzaklaşmak, çekilmek) + ura (isim yapım eki) ) (lat.) * tiroglossal
kanal kistlerinin tedavisinde kist ile birlikte hyoid kemiğin orta kısmının ve
ilgili kanal kalıntılarının çıkarılmasını içeren cerrahi yöntem
sisymbrium :
lat., gre. * sisymbrium (antik bitki adı) * Brassicaceae (Turpgiller)
familyasına ait, genellikle sarı veya beyaz renkli çiçekler açan, otsu
bitkilerden oluşan bitki cinsi, bülbül otu
sisyrinchium :
gre. * sisyrinkhion (bir tür saz, kılıç yapraklı bitki) (sisyros, sisyra (keçi
kılından yapılmış kaba, tüylü üstlük; iğne) + rhizon (kök) + inkhion (isim
yapım ve bitki eki) * Iridaceae (süsengiller) familyasına ait, Anavatanı Kuzey
Amerika ve Batı Hint Adaları olan çim veya iğne benzeri dar yapraklara sahip
bitkileri kapsayan bir çiçekli bitki cinsi, mavi gözlü çim, mavi gözlü iris
sişkin :
tür. * şiş (şişmek, kabarmak, hacmi artmak) + kin (sıfat yapım eki) * normal
hacminden daha büyük duruma gelmiş, kabarmış, şişmiş; kendini beğenmiş,
böbürlenen kimse veya tavır sahibi olan (kişi) (mecazi)
sit alanı :
lat., tür. * situs (yer, konum, durum, mevki; yerleşim yeri) (lat.) + alan
(arazi, açık alan, saha, açık ve geniş, düz yer, düz yüzey, meydan, bölge,
mıntıka, yüzey, zon, platform)+ ı (iyelik eki) (tür.) * tarihi, arkeolojik,
doğal veya kültürel değeri nedeniyle koruma altına alınmış bölge; yapılaşma ve
kullanım bakımından özel kurallara tabi tutulan koruma sahası
sita :
san. * sita (saban izi, karık, sürülmüş toprakta açılan çizgi) * Hint
mitolojisinde, toprağın sürülmesi sırasında açılan karıktan doğduğuna inanılan,
Sita destanının başlıca figürlerinden biri ve bereket, saflık, sadakat sembolü
olan kahraman kadın
sitadel :
lat., ita., fra. * civitas (şehir, kent, yurttaş topluluğu) + ellus (küçültme
eki) (lat.); cittadella (küçük şehir, surlarla çevrili iç kale) (citta (il,
şehir, kent) + ella (küçültme eki) ) (ita.); citadelle (fra.) * bir şehrin
savunması için yapılmış iç kale; kuşatma sırasında son savunma noktası olarak
kullanılan tahkimli askeri yapı
sitagliptin :
lat. * cita (ayırt edici, özel anlam taşımayan ön ek) + gliptin (DPP-4
inhibitörü antidiyabetik ilaç) (glukus, glykys (tatlı, şekerli) + ptin (DPP-4
(dipeptidil peptidaz-4) inhibitörleri sınıfı eki) ) * tip 2 diyabet tedavisinde
kullanılan bir dipeptidil peptidaz-4 (DPP-4) inhibitörü ilacın etken maddesi
(C16H15F6N5O)
sitalopram :
lat. * cita (ayırt edici, özel anlam taşımayan ön ek) + lopram (propanamin
türevli SSRI antidepresan ilaç adlandırma eki) * seçici serotonin geri alım
inhibitörü (SSRI) grubundan olan, depresyon ve bazı anksiyete bozukluklarının
tedavisinde kullanılan antidepresan ilacın etken maddesi (C20H21FN2O)
sitarabin :
lat. * cytosine (sitozin bazı eki) (kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk,
kap) (gre.) + ine (azotlu organik baz eki) ) + arabinose (beş karbon atomlu
monosakkarit) + ine (azotlu organik baz eki) * DNA sentezini inhibe eden,
özellikle lösemi tedavisinde kullanılan antimetabolit sınıfından kemoterapötik
ilacın etken maddesi, sitozin arabinozid (ara-C) (C9H13N3O5)
sitare :
far. * sitra, setre (örtü) * örtü, yıldız (star, astre, Stern (yıldız) (ing.,
fra., alm.), étoile (yıldız) (toile (örtü) (fra.) )
sitasyon :
lat. * citare (çağırmak, anmak, davet etmek; hukuken çağırmak) + tio (isim
yapım eki) * bir kaynağı, sözü veya metni referans gösterme; akademik, hukuki
veya bilimsel bir iddiayı desteklemek için kaynak belirtme işlemi, alıntılama
sitayiş :
far. * sitay (övmek, methetmek, yüceltmek) + iş (isim yapım eki) * bir kişiyi
veya davranışı yüceltme, takdir etme, överek anma, övme, takdir etme, yüceltme
site :
lat., fra. * situs (yer, konum, durum, mevki; yerleşim yeri) (lat.); cité (il,
kent, şehir) (fra.) * belirli bir amaçla kullanılan veya üzerinde yapı bulunan
yer; güncel kullanımda özellikle internet üzerindeki web sayfası veya web
sayfaları bütünü
sitem :
far. * istam (zulüm, eza, haksızlık, gadr) * nazikane çıkışma, karşı durma,
tepkisini ifade etme (stem, Stamm (ayakta duran, dikilen, direk, sağlam olan,
çıkmak, çıkışmak, gövde, sap, kök) (ing., alm.) )
sitemkar :
far. * istam (zulüm, eza, haksızlık, gadr) + kar (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer; -cı, yapan, eden eki) * kırgınlığını doğrudan suçlamadan, ince bir
serzenişle ifade eden; alıngan ve sitem eden tavırlı kişi
sitikolin :
gre. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + kholine (khole (safra;
sarı; biyolojik amin alkol) * nöronal membran fosfolipid sentezinde rol alan,
beyin metabolizmasını desteklemek amacıyla kullanılan sitidin difosfat kolin
(CDP-kolin) (C14H26N4O11P2)
sitil :
tür. * sitil (su kovası, bakraç) * genellikle metalden (alüminyum veya bakır)
yapılan kulplu kap, su kovası, bakraç
sitilizasyon :
lat. * stilus, stylus (yazı kalemi; sivri uçlu kazı aleti; yazı biçimi, üslup;
ifade tarzı) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım
eki) * bir şeyi doğal görünümünden uzaklaştırarak belirli bir üsluba göre
biçimlendirme; stilize etme işlemi, tarz kazandırma, stile sahip kılma
sitka :
lat. * Sitka (Alaska'da yer adı) * kozalaklı ağaçlar ve çalıları içeren
Pinaceae (çamgiller) familyasına ait olan, Kuzey Amerika'nın batı kıyılarına
özgü, uzun boylu bir kozalaklı ağaç türü, Sitka ladini cinsi
sitoarkitektoni :
gre. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + arkhaios (eski, eskiden
kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel,
önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet, tahakküm, yönetim, otorite) + ios
(sıfat yapım eki) ) + tekton (inşa eden, kurucu; yapı ustası) + eia (isim yapım
ve durum eki) * hücrelerin bir doku veya organ içinde belirli bir düzen ve
mimari plan doğrultusunda dizilişini inceleyen bilim; hücresel doku mimarisi
(histolojik organizasyon düzeni)
sitogenetik :
gre. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + genesis (yaratılış,
oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren,
oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * hücrelerin oluşumları, kromozom yapıları, sayıları ve kalıtımsal
özellikleri bakımından incelenmesi bilimi; genetik ile sitolojiyi birleştiren
bilim dalı
sitogenez :
gre. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + genesis (yaratılış,
oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren,
oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * hücrelerin oluşumu,
gelişimi ve ortaya çıkma süreci; yeni hücrelerin meydana gelmesini açıklayan
biyolojik süreç
sitojenetik :
gre. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + genesis (yaratılış,
oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren,
oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * hücrelerin oluşumları, kromozom yapıları, sayıları ve kalıtımsal
özellikleri bakımından incelenmesi bilimi; genetik ile sitolojiyi birleştiren
bilim dalı
sitojenez :
gre. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + genesis (yaratılış,
oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren,
oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * hücrelerin oluşumu,
gelişimi ve ortaya çıkma süreci; yeni hücrelerin meydana gelmesini açıklayan
biyolojik süreç
sitokin :
gre. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + kinein (hareket
ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek,
kıpırdamak, kımıldamak) * bağışıklık sistemi başta olmak üzere hücreler arası
iletişimi sağlayan, hücresel yanıtları (iltihap, savunma, büyüme vb.)
düzenleyen sinyal proteinleri
sitokin fırtınası :
gre., lat. * kytokin (bağışıklık sistemi başta olmak üzere hücreler arası
iletişimi sağlayan, hücresel yanıtları (iltihap, savunma, büyüme vb.)
düzenleyen sinyal proteinleri) (kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap)
+ kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket
etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak) ) (gre.) + fortuna (yağmur getiren ve
kasırgaya dönüşebilecek olan çok güçlü rüzgar; denizde şiddetli hava; kader,
kısmet, baht; kaza; deniz kazası) (fors, fort (şans, kısmet, talih, kader) +
una (dişil eki) ) (lat.) + sı (iyelik eki) (tür.) * bağışıklık sisteminin aşırı
ve kontrolsüz şekilde sitokin üretmesi sonucu ortaya çıkan, yaygın iltihaplanma
ve organ/doku hasarına yol açabilen ağır immün reaksiyon durumu
sitokinez :
gre. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + kinein (hareket
ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek,
kıpırdamak, kımıldamak), kinesis (hareket, devinim, kıpırdama, kımıldama) *
mitoz veya mayoz bölünme sırasında hücrenin sitoplazmasının (hücre içi sıvısı
ve organellerin) ve zarının iki yeni yavru hücreye bölünerek fiziksel ayrılması
süreci
sitokrom :
gre. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + khroma, khromat (renk,
ton, görünüş, renk skalası) * hücre solunumu (hücre içi enerji üretimi) ve
fotosentez sırasında elektron taşınmasından sorumlu olan, Hücrenin enerji
santrali sayılan mitokondrilerde ATP üretimi için hayati rol oynayan ve demir
içeren özel protein gruplarından her biri
sitokrom p450 2d6
polimorfizm : gre. * kytoskhroma (hücre rengi veren
protein) (kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + khroma, khromat
(renk, ton, görünüş, renk skalası) ) + p450 (protein numarası) + 2d6 (izomer
numarası) + polimorfizm (çok biçimlilik, varyant) (polys (çok, fazla) + morphe
(form, şekil, biçim) + ismos (isim yapım, durum, öğreti, doktrin, akım eki) *
ilacın metabolizma farklılığını belirleyen genetik varyant
sitolitik :
gre. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + lyein (çözmek,
parçalamak), lysis (çözülme, parçalanma) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * hücreyi parçalayan, hücre zarını yıkarak hücre ölümüne veya hücre
bütünlüğünün bozulmasına yol açan (etki veya ajan)
sitoloji :
gre. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + logia (bilim, bilme;
söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * hücrelerin oluşumunu, yapısını, işleyişini ve
özelliklerini inceleyen bilim dalı, hücrebilim
sitolojik :
gre. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + logia (bilim, bilme;
söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
hücrelerin yapı, işlev ve özelliklerini inceleyen bilimle ilgili; hücre
bilimine (sitolojiye) ait olan
sitomegalovirüs :
gre., lat. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + megale, megalos
(büyük, iri, yüce, geniş) (megas (büyük, iri, yüce, geniş) + le (dişil ek), los
(eril ek) ) (gre.) + virus (zehir, hastalık etkeni; virüs) (lat.) * hücrelerde
belirgin büyümeye (sitomegaliye) yol açabilen, herpesvirüsler ailesinden,
genellikle latent seyirli ve bağışıklık baskılanmış bireylerde ciddi
enfeksiyonlara neden olabilen DNA virüsü
sitometri :
gre. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + metria (ölçüm, ölçme)
(metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * hücrelerin
sayısı, boyutu, yapısı ve özelliklerini ölçmeye yarayan laboratuvar yöntemleri
ve bu ölçümleri inceleyen bilim dalı
sitopeni :
gre. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + penia (eksiklik,
azalma, düşüş, yoksunluk) * kandaki hücresel elemanların (eritrosit, lökosit,
trombosit) bir veya birkaçının sayısında azalma ile karakterize durum
sitoplazma :
gre. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + plasma (şekillenmiş,
biçimlenmiş şey; katı, sıvı ve gazdan sonra maddenin dördüncü hali olarak
bilinen, yüksek enerjili, iyonize olmuş (elektronlarından arınmış) gaz benzeri
bir yapı) (plassein (kalıp vermek, şekillendirmek, biçimlendirmek, form
vermek), plasis (şekillenme, biçimlenme, oluşum) + ma (isim yapım eki) ) *
hücrenin çekirdeği dışında kalan, organelleri ve çeşitli maddeleri içeren yarı
akışkan canlı hücre maddesi
sitoplazmik :
gre. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + plassein
(şekillendirmek, biçimlendirmek, kalıp dökmek), plasma (şekillenmiş,
biçimlenmiş şey) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * sitoplazmaya ait,
sitoplazmayla ilgili, hücrenin çekirdek dışındaki bölümüne ilişkin
sitostatik :
gre. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + histanai (durmak,
durdurmak, yerleştirmek), statikos (duran, durağan, hareketsiz, dengeye
ilişkin) (stasis (durma, ayakta durma, dikilme, durgunluk, durum, denge, sabit
kalma, duruş veya kuvvetlerin karşı karşıya gelmesi, yer), statos (durmuş,
yerleştirilmiş, sabit kılınmış, duran, sabit duran, hareketsiz kalan) + ikos
(ile ilgili, gibi) ) * hücrelerin büyümesini, çoğalmasını veya bölünmesini
durduran veya yavaşlatan; özellikle hücre proliferasyonunu engelleyen (ilaç
veya etki)
sitotoksik :
gre. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + toxon (yay); toxikon,
toxikos (yaya takılan, ok, yay; zehir) (toxon, toxa (yay; ok) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * hücrelere zehirli etki gösteren, hücre
yapısını bozan veya hücre ölümüne yol açan; özellikle tıpta hücreleri öldüren
veya işlevini engelleyen (madde veya etki), hücre zehirleyici
sitotoksin :
gre., lat. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + toxikon (ok
zehiri) (toxikos (toxon (ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) +
pharmakon (zehir) ) (okların ucuna zehir sürmekten) (gre.) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * hücrelere zarar veren, onları tahrip eden
veya öldüren toksik madde; canlı hücreler üzerinde doğrudan yıkıcı etki
gösteren biyolojik veya kimyasal zehir
sitotoksin fırtınası :
gre. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + toxikon (ok zehiri)
(toxikos (toxon (ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + fortuna
(yağmur getiren ve kasırgaya dönüşebilecek olan çok güçlü rüzgar; denizde
şiddetli hava; kader, kısmet, baht; kaza; deniz kazası) (fors, fort (şans,
kısmet, talih, kader) + una (dişil eki) ) (lat.) + sı (iyelik eki) (tür.) * çok
sayıda sitotoksik maddenin (veya sitotoksik etki oluşturan bağışıklık
yanıtının) kısa sürede aşırı ve kontrolsüz şekilde ortaya çıkması ve hücrelerde
yaygın hasar ve hızlı hücre ölümüyle gelişen ağır inflamatuvar veya immünolojik
tablo durumu
sitotoskopi :
gre. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + skopein (gözlemek,
bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopia (görüş, hedef, gözetme,
gözetleme, gözlem, gözleme, bakma, hedefleme) (skopos (gözlem, görüş, bakma,
bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) * hücrelerin mikroskopik düzeyde incelenmesi ve özellikle
hücresel yapıların, hücre içi değişimlerin veya hücre örneklerinin gözlem ve
değerlendirme yöntemi
sitotrofoblast :
gre. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + trephein (beslemek,
gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophia (beslenme, gıdalanma, büyüme durumu)
(trophos, trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) + blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi,
ilk evre hücre, embriyonik hücre) * plasentayı oluşturan trofoblast tabakasının
hücresel, tek çekirdekli ve aktif bölünen, embriyonun beslenmesi ve plasenta
gelişiminde görev alan, sinsityotrofoblastı besleyen ve yenileyen iç katmanı
olan hücre tabakası
sitozin :
gre. * kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + ine (azotlu organik
bazları adlandırmada kullanılan kimyasal ek) * DNA ve RNA’da bulunan, pürin
olmayan pirimidin yapılı azotlu organik bazlardan biri olup genetik bilginin
taşınmasında adenin, guanin ve timin/urasil ile baz eşleşmeleri yaparak nükleik
asitlerin yapısal ve işlevsel bütünlüğüne katkı sağlayan temel bileşen
sitr :
ara. * satara (örtmek, gizlemek, saklamak, kapamak, perdelemek) * bir şeyi
örtmek, kapatmak veya gizlemek amacıyla kullanılan örtü, perde, kaplama; örtme,
giyinme, giysi
sitra :
ara. * satara (örtmek, gizlemek, saklamak, kapamak, perdelemek) * bir şeyi
örtmek, kapatmak veya gizlemek amacıyla kullanılan örtü, perde veya kaplama;
örtme, giyinme, giysi
sitrat :
lat. * citrus (narenciye ağacı, limon) + icus (ile ilgili, -a ait) + ate (tuz
veya ester eki) * sitrik asidin tuzu veya esteri olan, özellikle hücre
metabolizmasında Krebs döngüsünün ilk ara ürünü olarak görev yapan ve enerji
üretim süreçlerinde önemli rol oynayan organik bileşik (deprotonlanmış formu
C6H5O7³⁻; asit formu C6H8O7)
sitri :
mıs. * seth, sith (Antik Mısırlıların kaos, fırtına ve karanlık tanrısı) * Hz.
Süleyman’ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis’te maji
ile ilgili olan ve 72 cini tanımlayan Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde
yer alan, cehennem hiyerarşisinde 60 lejyonu yöneten büyük bir prens olarak
geçen, görünüşü genellikle leopar başlı ve kanatlı bir varlık veya güzel bir
insan formu şeklinde betimlenen, insanlarda özellikle aşk, arzu ve duygusal
çekim uyandırdığı, kişilerin birbirine karşı duygularını açığa çıkardığı ve
gizli ilişkilerle ilgili bilgileri ortaya çıkardığı iddia edilen 12. sıradaki
demonik figür (cin)
sitrik :
lat. * citrus (narenciye ağacı, limon) + icus (ile ilgili, -a ait) *
turunçgillere, özellikle limon ve portakal gibi meyvelere ait olan veya
onlardan elde edilen; limon asidi türevlerini, biyokimyada ise enerji metabolizmasında
yer alan Krebs döngüsü ara ürünleriyle ilgili
sitrik asit :
lat. * citrus (narenciye ağacı, limon) + icus (ile ilgili, -a ait) + acidus
(asit, ekşi) (acere (ekşi olmak, ekşimek) + dus (son ek) ) * özellikle limon ve
turunçgillerde doğal olarak bulunan, canlı hücrelerde Krebs döngüsünün temel
ara ürünlerinden biri olarak enerji üretim metabolizmasında önemli rol oynayan
ve gıda sanayinde ekşilik verici, koruyucu ve pH düzenleyici olarak kullanılan
zayıf organik asit (C6H8O7)
sitrin :
lat. * citrinus (açık sarı, limon sarısı) (citrus (ağaç kavunu, turunçgil) +
inus (ile ilgili, -a ait) ) (lat ); citrine (limon renginde) (fra.) * limon
sarısı renkli kuvars taşı; demir izleri nedeniyle sarıdan altın sarısına kadar
değişen renkte görülen bir kuvars türü; adını limon rengini andıran
görünümünden alan değerli taş
sitte :
ara. * sitte (altı) * sırası 5’ten sonra, 7’den önce olan doğal sayı
sittidae :
lat. * sitta (bir kuş cinsi adı) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * ağaç
gövdelerine ve dallarına tırmanmaya uyum sağlamış, kısa kuyruklu, güçlü ve
sivri gagalı, ayak parmakları kuvvetli, çoğunlukla böcekler ve tohumlarla
beslenen küçük ötücü kuşları kapsayan familya, sıvacı kuşugiller
sittin :
ara. * sitte (altı) + in (on katı anlamı veren ek) * altmış, 60
sittin sene :
ara. * sittin (altmış) (sitte (altı) + in (on katı anlamı veren ek) ) + sene
(yıl, on iki aylık zaman dilimi) * çok uzun zaman, ömür boyu, sonsuza dek, asla
anlamlarında kullanılan ifade
situs solitus :
lat. * situs (yer, konum, durum, mevki; yerleşim yeri) + solitus (alışılmış,
normal, olağan) * kalp, karaciğer, dalak ve diğer iç organların embriyolojik
gelişim sürecinde beklenen normal anatomik yerleşimlerinde bulunduğu, sağ ve
sol taraf organ dağılımının standart insan anatomisine uygun olduğu durum
(normal visseral yerleşim düzeni)
sium :
lat. * sium (antik bitki adı) * Apiaceae (Maydanozgiller) familyasına ait,
genellikle su kenarlarında ve bataklık alanlarda yetişen, ince gövdeli, bileşik
yapraklı ve küçük beyaz çiçekli otsu bitkileri kapsayan bitki cinsi (örneğin su
kerevizi olarak bilinen türleri içeren cins)
sivar :
ara. * sivar (bileğe geçirilen halka, bilezik; süs halkası) * genellikle altın,
gümüş veya değerli metallerden yapılan, özellikle Orta Doğu ve İran kültür çevresinde
bileğe takılarak takı ve statü göstergesi olarak kullanılan süs amaçlı metal
halka veya bilezik türü
sivas :
gre., hit. * sebaste (muteber, saygıdeğer, aziz, kutsal) (Roma İmparatoru
Augustus’a atfen), sipas (üç göze) (hit.) *
siverek :
erm. * sev (siyah, kara) + averag (harabeler, kalıntılar, ören yerleri) *
Şanlıurfa'nın bir ilçesi
sivil :
lat. * civis (yurttaş, vatandaş) + ilis (sıfat yapım eki) * askeri veya
resmi/uniformalı kurumlara ait olmayan, devletin askeri gücünden bağımsız olan,
toplum içinde günlük yaşamla ilgili olan kişi, durum veya yapı
sivil polis :
lat., gre. * civis (yurttaş, vatandaş) + ilis (sıfat yapım eki) (lat.) + polis
(şehir, il, kent) (gre.) * üniforma kullanmadan, resmi polis kıyafeti taşımadan
toplum içinde gizli veya dikkat çekmeden görev yapan, suçun önlenmesi,
izlenmesi veya soruşturulması amacıyla sivil kıyafetle çalışan kolluk görevlisi
sivil savunma :
lat., gre. * civis (yurttaş, vatandaş) + ilis (sıfat yapım eki) (lat.) + sav
(kovmak, defetmek, uzaklaştırmak, geri püskürtmek, atmak, fırlatmak) + un
(dönüşlü fiil eki) + ma (isim mastar eki) * savaş, afet, yangın,
nükleer/kimyasal tehdit ve benzeri olağanüstü durumlarda sivilleri korumak, can
ve mal kaybını azaltmak, tahliye, sığınma, ikaz ve kurtarma faaliyetlerini
organize etmek amacıyla yürütülen koruyucu ve önleyici kamu hizmeti
sivilce :
tür. * sige (işemek) + il (isim yapım ve durum eki) (siğillerin üzerine idrar
yapmanın tedavi edici olduğu inancından) + ce (küçültme eki) * cildin altındaki
kıl foliküllerinin ölü deri hücreleri, yağ (sebum) ve bakterilerle tıkanması
sonucu oluşan, genellikle yüz, boyun, sırt ve göğüs gibi yağ bezlerinin yoğun
olduğu bölgelerde siyah nokta, beyaz nokta veya iltihaplı şişlikler olarak
kendini gösteren yaygın bir cilt rahatsızlığı
sivri :
tür. * sivr (ucu daralmak, incelerek bir noktada sonlanmak, incelmek, delmek,
kesmek) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ucu ince, keskin ve bir
noktaya doğru daralan, şekil olarak yumuşak ve yuvarlak olmayan, ucu ince,
delici ve keskin olan (severe, sévère (keskin, şiddetli, ciddi) (ing., fra.),
sew (dikmek, iğne ile delip iplik geçirerek birleştirmek) (ing.) )
sivribiber :
tür. * sivr (ucu daralmak, incelerek bir noktada sonlanmak, incelmek, delmek,
kesmek) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (tür.) + peperi, piperi (pep,
pip (boru) + eri (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) * uzun, ince ve
uca doğru sivrilen yapıya sahip, genellikle yeşil renkte olan ve acılık
derecesi değişebilen, yemeklerde hem taze hem de pişirilerek kullanılan biber
türü, Capsicum annuum, capsicum acuminatum
sivrice :
tür. * sivr (ucu daralmak, incelerek bir noktada sonlanmak, incelmek, delmek,
kesmek) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ce (küçültme eki) * Elazığ’ın
bir ilçesi (ilçenin ilk kurulduğu dönemde yakınlarındaki Kuşakçı Dağı üzerinde
yer alan sivri bir tepeden veya dağdan)
sivriç :
tür. * sivr (ucu daralmak, incelerek bir noktada sonlanmak, incelmek, delmek,
kesmek) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ç (isim yapım ve araç eki) *
kaya çatlakları arasına sokularak üzerine balyozla vurulan, yaklaşık 1 metre
boyunda ve ucu sivri çelik çubuk
sivrihisar :
tür. * sivr (ucu daralmak, incelerek bir noktada sonlanmak, incelmek, delmek,
kesmek) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + hisar (etrafı çevrili yer,
müstahkem yer, sur, korugan) * Eskişehir’in bir ilçesi
sivrikuyruk :
tür. * sivr (ucu daralmak, incelerek bir noktada sonlanmak, incelmek, delmek,
kesmek) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + kuyruk (hayvanların arka
kısmında omurga uzantısı olarak yer alan ve omurlardan oluşan eklemli organ;
ardıl, sıra, izleyen; uzantı) (kud, kuy (akıtmak, dökmek) + ruk (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) ) * insanların özellikle çocukların bağırsaklarında
yaşayan, 3-12 mm uzunluğunda, ince ve beyaz renkli parazit bir solucan türü,
kıl kurdu, oksiyür
sivrisinek :
tür. * sivr (ucu daralmak, incelerek bir noktada sonlanmak, incelmek, delmek,
kesmek) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + sinek (diptera (iki
kanatlılar) sınıfından uçan küçük böcek) (sin (sızlamak, vınlamak; sıvı, ince,
küçük varlık) + ek (isim yapım eki) ) * Culicidae familyasından olan, dişi
bireyleri kan emerek beslenen, iğne biçiminde ağız yapısıyla deri delerek kan
alan ve bazı türleri sıtma, dang, Zika gibi hastalıkları taşıyabilen küçük
kanatlı böcek
siya :
ita. * siare (geri çekmek, küreği geri çekmek, küreği tersine çekmek, kürekleri
tersine kullanmak), sia (tersine çek) * kürek çekerek deniz araçlarını (sandal
veya tekne) geriye doğru hareket ettirmek veya yönlendirmek için kullanılan
komut
siyab :
ara. * sevb (elbise, giysi, kıyafet, kostüm; örtü) * elbiseler, giysiler,
kıyafetler, kostümler; örtüler
siyabe :
ara. * siyabe (örtü kalkmak, açığa çıkmak; bekaret ortadan kalkmak) * kızlığın
bozulması, bekaretin zail olması; bekaretin bozulması, kızlık zarının
yırtılması ve cinsel ilişkiyle bekaret durumunun sona ermesi
siyadet :
ara. * seyyid (efendi, bey, önder, soylu kimse, bey, saygın kişi) + et (isim
yapım eki) * seyyid olma hali, efendilik, üstünlük, liderlik, toplum içinde
saygın ve önde gelen konumda bulunma durumu; soyluluk veya seçkinlik makamı
siyah :
ara. * siyah (kara, koyu renkli, ışığı yutmayan renk) * ışığı büyük ölçüde
soğuran, en koyu renk; kara
siyahi :
ara. * siyah (kara, koyu renkli, ışığı yutmayan renk) + i (ile ilgili, -a ait)
* siyah ırka mensup olan, ten rengi koyu olan; Afrika kökenli veya koyu tenli
(kişi veya topluluk)
siyak :
ara. * saka (sürmek, sevk etmek, yönlendirmek, götürmek, sevk etmek), sevk
(sürme, sevk etme, yönlendirme, götürme) * bir sözün, ifadenin veya metnin
anlamını belirleyen çevresel dil unsurları, bağlam ve anlatım akışı, sözün
akışı; klasik Arapça ve Osmanlıca kullanımda “ifadenin yönü, üslubu ve
kelimelerin birbirini takip etme düzeni; bir sözün geliş şekli, ifade tarzı,
bağlam, kontekst
siyakat :
ara. * saka (sürmek, sevk etmek, yönlendirmek, götürmek, sevk etmek), sevk
(sürme, sevk etme, yönlendirme, götürme), siyak (bir sözün, ifadenin veya
metnin anlamını belirleyen çevresel dil unsurları, bağlam ve anlatım akışı,
sözün akışı; klasik Arapça ve Osmanlıca kullanımda “ifadenin yönü, üslubu ve
kelimelerin birbirini takip etme düzeni; bir sözün geliş şekli, ifade tarzı,
bağlam, kontekst) + at (isim yapım eki) * bir metinde kelimelerin, ifadelerin
ve anlamın birbirini takip ederek oluşturduğu düzen, bağlam ve anlatım akışı;
Osmanlı diplomatik ve bürokratik yazışmalarında metnin dilsel örgüsünü ve ifade
düzenini belirleyen üslup ve düzenleme biçimi
siyakusibak :
ara. * saka (sürmek, sevk etmek, yönlendirmek, götürmek, sevk etmek), sevk
(sürme, sevk etme, yönlendirme, götürme), siyak (bir sözün, ifadenin veya
metnin anlamını belirleyen çevresel dil unsurları, bağlam ve anlatım akışı,
sözün akışı; klasik Arapça ve Osmanlıca kullanımda “ifadenin yönü, üslubu ve
kelimelerin birbirini takip etme düzeni; bir sözün geliş şekli, ifade tarzı,
bağlam, kontekst) + u (tamlama eki) + sabaka (geçmek, öne geçmek, önce olmak,
yarışta önde gitmek, yarışmak, hızlı olmak), sibak (önde, öne geçme, önce olma)
* bir sözün veya metnin anlamının doğru anlaşılabilmesi için hem öncesinin hem
de sonrasının birlikte dikkate alınması gerektiğini ifade eden dilbilimsel
ilke, bağlamın bütünüyle değerlendirilmesini esas alan ifade düzeni
siyam :
ara. * savm (oruç tutmak, kendini tutmak, yemeden içmeden ve bazı davranışlardan
uzak durmak) * İslam’da tan yerinin ağarmasından güneşin batışına kadar yeme,
içme ve bazı bedensel isteklerden uzak durma ibadeti olan oruç; genel anlamda
ise nefsin belirli arzu ve davranışlardan bilinçli olarak alıkonulması ve
kendini disipline etme hali
siyanet :
ara. * siyana (korumak, muhafaza etmek, sakınmak, esirgemek, zarar görmesini
engellemek) + et (isim yapım eki) * koruma, muhafaza etme, sakınma, esirgeme,
zarar görmesini engelleme, muhafaza, hıfz
siyanid :
gre. * kyanos (mavi, koyu mavi, lacivert) + id (anyon ve iyon türevi eki) *
karbon ile azotun birleşmesi sonucu oluşan, CN⁻ iyonunu içeren ve özellikle hidrojen siyanür
(HCN) ile siyanür tuzları şeklinde bulunan, çok düşük dozlarda bile yüksek
toksisite gösteren, hücresel solunumu inhibe ederek ölümcül etki oluşturabilen
kimyasal bileşik sınıfı (CN⁻)
siyanojen :
gre. * kyanos (mavi, koyu mavi, lacivert) + gennaein (doğurmak, üretmek,
oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran,
yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (genos (gen,
yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy, nesil, aile,
akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + es (ile ilgili, -a ait) ) * iki
siyanür grubunun birleşmesinden oluşan, keskin kokulu, renksiz ve çok zehirli
gaz halindeki kimyasal bileşik ( (CN)2 )
siyanokobalamin :
gre., lat. * kyanos (mavi, koyu mavi, lacivert) (gre.) + cobaltum (atom
numarası 27, sinesi Co olan mavimsi gri renkli, manyetik ve sert metal )
(Kobold (yeraltı cini, kötü ruh; madenlerde işe yaramaz, zararlı cevherlere
verilen isim) + um (isim yapım eki) ) + amin (-NH2 içeren grup, ammonium;
azotlu bileşik) (lat.) * yapısında siyanür grubu ve kobalt atomu bulunan,
vücutta aktif B12 vitamini formlarına dönüştürülen, kırmızı kan hücresi
üretimi, sinir sistemi işlevleri ve DNA sentezi için gerekli sentetik B12
vitamini formu (C63H88CoN14O14P)
siyanotik :
gre. * kyanos (mavi, koyu mavi, lacivert) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) *
kandaki oksijen düzeyinin azalmasına bağlı olarak deri, dudaklar, tırnak
yatakları veya mukozalarda mavimsi-mor renk değişikliği görülen veya bu durumla
ilişkili olan
siyanotip :
gre. * kyanos (mavi, koyu mavi, lacivert) + tupos, typos (iz, işaret, damga,
kalıp, baskı, model, biçim, şekil) * ışığa duyarlı demir bileşikleri
kullanılarak elde edilen ve karakteristik koyu mavi renkli görüntüler
oluşturan, fotoğrafçılıkta ve teknik çizim çoğaltımında kullanılan baskı
yöntemi veya bu yöntemle üretilmiş görüntü
siyanoz :
gre. * kyanos (mavi, koyu mavi, lacivert) + osis (isim yapım, durum, sorun,
hastalık eki) * kandaki oksijenlenmenin azalmasına bağlı olarak deri, dudaklar,
tırnak yatakları ve mukozalarda mavimsi-mor renk değişikliği ile karakterize
klinik durum
siyans :
lat. * scientia (scientia (bilgi, bilme, öğrenme) (scire (bilmek) + entia (isim
yapım eki) ) * doğal veya toplumsal olayları ve olguları, gözlem, deney, ölçüm
ve akıl yürütmeye dayalı yöntemlerle sistemli biçimde inceleyerek ve
doğrulanabilir bilgi üreterek açıklamayı amaçlayan araştırma yöntemi ve bilgi
üretim süreci, bilim
siyantifik :
lat. * scientia (scientia (bilgi, bilme, öğrenme) (scire (bilmek) + entia (isim
yapım eki) ) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek, meydana
getirmek, oluşturmak), ficus (yapıcı, yapan, eden, eyleyen; yapılmış, edilmiş,
eylenmiş, oluşturulmuş) * bilime dayanan, bilimsel yöntemlerle elde edilmiş
veya bilimsel araştırma ve incelemelerle ilgili olan, gözlem, deney ve kanıta
dayalı bilgi üretimiyle ilişkili
siyantokrasi :
lat., gre. * scientia (scientia (bilgi, bilme, öğrenme) (scire (bilmek) + entia
(isim yapım eki) ) (lat.) + kratia (kudret, güç, iktidar, güçlülük,
kuvvetlilik; yönetim) (kratos (güç, kudret, kuvvet, sağlamlık) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * bilim insanlarının ve bilimsel uzmanların
siyasal karar alma ve yönetim üzerinde belirleyici yetkiye sahip olduğu yönetim
biçimi, bilim egemenliği
siyantometrik :
lat., gre. * scientia (scientia (bilgi, bilme, öğrenme) (scire (bilmek) + entia
(isim yapım eki) ) (lat.) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) *
bilimi, bilimsel yayınları ve araştırmaları sayısal yöntemler, istatistik ve
ölçüm araçlarıyla inceleyen, makalelerin atıf sayılarını, yazar verimliliğini
ve bilimsel gelişme eğilimlerini analiz eden alan, bilimmetrik, bilimsel
ölçümle ilgili
siyanür :
gre., lat. * kyanos (mavi, koyu mavi, lacivert) (gre.) + ura (anyon eki) (lat.)
* karbon ve azot içeren siyanid (CN⁻)
iyonunu veya bu iyonu içeren tuz ve bileşikleri ifade eden, özellikle hidrojen
siyanür ve metal siyanür tuzları şeklinde bulunan, hücresel solunumu inhibe
ederek çok düşük dozlarda bile yüksek toksisite gösteren kimyasal bileşik
sınıfı
siyanürik :
gre. * kyanos (mavi, koyu mavi, lacivert) (gre.) + ura (anyon eki) (lat.) +
ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * siyanür türevleriyle ilişkili
olan veya siyanür bileşiklerinden türetilmiş
siyasal :
ara., tür. * sasa (eğitmek, bakmak, yetiştirmek, yönetmek), siyaset (eğitim,
bakım, bakıcılık, yetiştirme, yönetim, idare) (ara.) + al (sıfat yapım eki)
(tür.) * devlet yönetimi, iktidar, kamu düzeni ve toplumun idaresiyle ilgili
olan; politik süreçler, kurumlar, karar alma mekanizmaları ve güç ilişkileriyle
bağlantılı, siyaset ile ilgili, politika ile ilgili
siyaset :
ara. * sasa (eğitmek, bakmak, yetiştirmek, yönetmek) + et (isim yapım eki) *
eğitim, bakım, bakıcılık, yetiştirme, yönetim, idare; devletin, toplumun ve
kamusal alanın yönetimiyle ilgili faaliyetlerin tümü; iktidarın elde edilmesi,
kullanılması ve paylaşılması süreçlerini, kamu düzeninin sağlanmasını ve
toplumsal karar alma mekanizmalarını kapsayan idare ve yönetim sanatı ve
pratiği
siyasi :
ara., tür. * sasa (eğitmek, bakmak, yetiştirmek, yönetmek), siyaset (eğitim,
bakım, bakıcılık, yetiştirme, yönetim, idare) + i (sıfat yapım eki) * devlet
yönetimi, iktidar, kamu düzeni ve toplumun idaresiyle ilgili olan; politik
süreçler, kurumlar, karar alma mekanizmaları ve güç ilişkileriyle bağlantılı,
siyaset ile ilgili, politika ile ilgili
siyasiyat :
ara., tür. * sasa (eğitmek, bakmak, yetiştirmek, yönetmek), siyaset (eğitim,
bakım, bakıcılık, yetiştirme, yönetim, idare) + i (sıfat yapım eki) + at (isim
yapım ve çoğul eki) * siyasetle ilgili konuların bütünü, devlet yönetimi, kamu
idaresi, iktidar ilişkileri ve toplumsal düzenin işleyişini inceleyen alan veya
disiplin
siyatalji :
gre. * iskhion (kalça kemiği) + algia (acılı olma, ağrılı olma ıstıraplı olma)
) (algos (acı, ağrı, sancı, sızı, ıstırap) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
) * siyatik sinir boyunca, belden kalça ve bacağa doğru yayılan şiddetli ağrı
ile karakterize olan, genellikle sinir sıkışması, bel fıtığı veya omurga
kaynaklı sinir basısına bağlı olarak ortaya çıkan nöropatik ve klinik durum
siyatik :
gre. * iskhion (kalça kemiği) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * bel
bölgesinden başlayarak kalça, uyluk ve bacağa kadar uzanan en kalın sinir olan,
alt ekstremitenin duyu ve hareket fonksiyonlarını sağlayan siyatik sinirle
ilgili olan veya bu sinirin seyri boyunca ortaya çıkan ağrı, uyuşma ve
nörolojik belirtilerle ilgili
siyavuş :
far. * siya (siyah, kara) + vuş (erkek; at; güç, kuvvet) * İran mitolojisi ve
Şehname anlatılarında yer alan, iftiraya uğrayarak haksız yere öldürülen,
masumiyeti ve trajik kaderiyle bilinen efsanevi prens karakteri
siyek :
tür. * siyek (akıtıcı, dökücü, işetici, işeme aracı) (si (akıtmak, dökmek, çiş
yapmak, idrar yapmak, işemek) + yek (isim yapım ve araç eki) ) * sidik
torbasından başlayarak dışarıya kadar uzanan idrar kanalının (üretra) son
bölümü
siyenit :
mıs., fra., gre. * syénite (Asvan (ticaret/değiş-tokuş yeri; sınır bölgesi;
Mısır’ın bir şehri) (mıs.); Syène (Mısır’ın Asvan şehri) (fra.) + ites
(element, kayaç ve mineral eki) (gre.) * kuvars içermeyen veya çok az içeren, feldispat
(özellikle ortoklaz ve plajiyoklaz) ve koyu renkli minerallerden oluşan,
granite benzeyen ancak kuvars bakımından fakir olan, genellikle magmatik
kökenli iri kristalli plutonik kayaç türü
siyer :
ara. * sara (seyahat etmek, yolculuk etmek), sirat (yol, seyir, gidişat) *
kişinin doğumunu, yaşamındaki olayları, görgü ve özelliklerini ve ölümünü
kapsayan yaşam yolculuğu veya biyografisi
siyim :
tür. * si (akıtmak, dökmek, çiş yapmak, idrar yapmak, işemek) + yim (sıfat
yapım eki) * ince ince, yavaş yavaş ve kesintisiz bir şekilde akan veya
gerçekleşen
siymek :
tür. * sid, si (akıtmak, dökmek, çiş yapmak, idrar yapmak, işemek) + mek (fiil
mastar eki) * işemek, idrar yapmak, çiş yapmak, akıtmak, dökmek
siyon :
ibr., gre. * tziyon, tsiyyah (kuru yer, kuru toprak, çöl) (ibr.); sana
(korumak, savunmak, müdafa etmek) (ara.) + dyeu (parlamak, gökyüzü, gündüz) (hint-avrupa kökü);
zeus (tanrı, ilah) (gre.); deus (lat.) * Kudüs şehri ile bu şehirdeki Kutsal
Tapınak'ın bulunduğu tepe
siyonist :
ibr., gre. * tziyon, tsiyyah (kuru yer, kuru toprak, çöl; Kudüs şehri ile bu
şehirdeki Kutsal Tapınak'ın bulunduğu tepe) (ibr.); sana (korumak, savunmak,
müdafa etmek) (ara.) + dyeu
(parlamak, gökyüzü, gündüz) (hint-avrupa kökü); zeus (tanrı, ilah) (gre.); deus
(lat.) +
ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) (lat.) * Siyonizm ideolojisini
benimseyen, Yahudi halkı için Filistin/İsrail topraklarında bir ulusal yurt
kurulmasını veya bu devletin varlığını destekleyen
siyonizm :
ibr., gre. * tziyon, tsiyyah (kuru yer, kuru toprak, çöl) (ibr.); sana
(korumak, savunmak, müdafa etmek) (ara.) + dyeu (parlamak, gökyüzü, gündüz) (hint-avrupa kökü);
zeus (tanrı, ilah) (gre.); deus (lat.) + ismos (isim yapım, durum,
öğreti, doktrin, akım eki) (gre.) * 19. yüzyılın sonlarında ortaya çıkan,
Yahudi halkının tarihi vatanı olarak kabul edilen Filistin/İsrail topraklarında
bir ulusal yurt kurulmasını ve sürdürülmesini amaçlayan siyasi ve ideolojik
hareket; zamanla farklı yorumlara ayrılan ve modern İsrail Devleti’nin kuruluş
süreciyle bağlantılı tarihsel ve politik akım
siz :
tür. * siz (ikinci çoğul şahıs zamiri) * ikinci çoğul şahıs zamiri
sizyji : gre. *
syzygos, zugon, zygon, zygos (boyundurukla birbirine bağlanmış, birleşik,
çift, ikili, eşleşme, boyunduruk,
bağ) + eia (isim yapım eki) * üç
veya daha fazla gök cisminin (örneğin Güneş, Dünya ve Ay) uzayda neredeyse düz
bir çizgi halinde hizalanması durumudur (Yeni Ay ve Dolunay evreleri birer
sizyjidir.)
sjögren sendromu :
isv. * sjögren (İsveçli doktor Henrik Sjögren’in soyadından) (isv.) + syndromon
(sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik eki)
(tür.) * bağışıklık sisteminin vücudun kendi tükürük ve gözyaşı bezlerine
saldırması sonucu ağız ve göz kuruluğu ile karakterize olan, ayrıca eklemler, sinir
sistemi ve diğer organları da etkileyebilen kronik otoimmün hastalık
skabies :
lat. * scabere (kaşımak), scabies (kaşıntı, uyuz) * Sarcoptes scabiei adlı
akarın deriye yerleşmesiyle oluşan, şiddetli kaşıntı, özellikle geceleri artan
kaşıntı ve deri üzerinde tünel benzeri lezyonlarla karakterize bulaşıcı
paraziter deri hastalığı
skafoid :
gre. * skaphe (kayık, tekne, sandal) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer,
şekilli, biçimli) * el bileğinde yer alan, kayık biçimine benzeyen ve başparmak
tarafında bulunan, bilek hareketlerinde ve karpal kemiklerin stabilitesinde
önemli rol oynayan küçük kemik (os scaphoideum)
skafold :
ing. * scaffold (iskele, yapı iskelesi, destekleyici çerçeve) * bir yapının
kurulması, onarılması veya geliştirilmesi sırasında onu geçici veya kalıcı
olarak destekleyen iskele veya çerçeve niteliğindeki yapı, destekleyici
iskelet, yapı iskelesi
skala :
lat. * scala (merdiven, basamak) * büyüklük, oran veya dereceyi ifade eden ölçü
sistemi; bir şeyin küçükten büyüğe düzenli artışını gösteren derecelendirme
yapısı, ayrıca müzikte ses dizisi, haritalarda oran ve çizimlerde
küçültme/büyütme oranı gibi farklı alanlarda kullanılan “ölçek” veya “basamaklı
ölçü”; ölçü, ölçek
skalariform :
lat. * scalaris (merdivene ait, merdiven biçiminde) (scala (merdiven, basamak)
+ aris (ile ilgili, -a ait) ) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim,
kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * merdivenin basamaklarına benzer bir
görünüm sergileyen (yapı, organizma), merdiven biçimli, merdivensi, merdiven şeklinde
skalen :
gre. * skalenos (eşit olmayan, yamuk; farklı uzunlukta kenarlara sahip) (gre.);
scalenus (lat.) * boyun bölgesinde yer alan ve farklı başlangıç ve yapışma
noktaları nedeniyle “eşkenar olmayan” yapıda kabul edilen ön, orta ve arka
skalen kaslarını ifade eden, servikal omurgadan birinci ve ikinci kaburgaya
uzanarak boyun hareketlerine ve solunumda yardımcı role katkı sağlayan üçlü kas
grubu
skalenus antikus :
gre. * skalenos (eşit olmayan, yamuk; farklı uzunlukta kenarlara sahip) +
antikos (ilk çağdaki büyük uygarlıklarla, özellikle eski Roma ve Yunan
uygarlıklarıyla ilgili olan) (anti, ante (önce, öncesi, önceye doğru, evvel,
ön, öne, önde) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.); scalenus
anticus (lat.) * boynun derin kas tabakasında yer alan, servikal omurlardan
(özellikle C3-C6) başlayarak birinci kaburgaya tutunan, boynun fleksiyonuna ve
yana eğilmesine katkı sağlayan, ayrıca solunum sırasında birinci kaburgayı
kaldırarak yardımcı inspiratuar kas olarak görev yapan ön skalen kas
skaler :
lat. * scala (merdiven, basamak) + aris (ile ilgili, -a ait) * fizik ve
matematikte yalnızca büyüklük (sayısal değer) ile tanımlanan, yönü olmayan,
sıcaklık, kütle, zaman ve enerji gibi sadece miktar ifade eden (nicelik)
skaler-tensör :
lat. * scalaris (basamaklı, merdivensel, ölçekle ilgili, ölçülebilir, skaler)
(scala (merdiven, basamak) + aris (ile ilgili, -a ait) ) + tensor (gerilmiş,
gerilerek oluşturulmuş yapı) (teinein (germek, uzatmak, germek için zorlamak,
kasmak), tenon, tendon (kas ile kemiği bağlayan sert doku, lif, kiriş, bağ)
(gre.); tendere (germek, gerilmek, uzatmak, esnetmek, yöneltmek), tendo,
tendinis (lif, kas kirişi) (lat.), tensor (geren, uzatan, germek için zorlayan)
(lat.) ) * skaler ve tensörel niceliklerin birlikte ele alındığı, bir fiziksel
veya matematiksel büyüklüğün hem tek bir sayı ile ifade edilen skaler yönünü
hem de yön ve bileşen bilgisi taşıyan tensörel yönünü kapsayan kavram,
skaler-tensörel
skaler-tensör-vektör :
lat. * scalaris (basamaklı, merdivensel, ölçekle ilgili, ölçülebilir, skaler)
(scala (merdiven, basamak) + aris (ile ilgili, -a ait) ) + tensor (gerilmiş,
gerilerek oluşturulmuş yapı) (teinein (germek, uzatmak, germek için zorlamak,
kasmak), tenon, tendon (kas ile kemiği bağlayan sert doku, lif, kiriş, bağ)
(gre.); tendere (germek, gerilmek, uzatmak, esnetmek, yöneltmek), tendo,
tendinis (lif, kas kirişi) (lat.), tensor (geren, uzatan, germek için zorlayan)
(lat.) ) + vector (taşıyan, götüren; ileten) (vehere (iletmek, aktarmak,
nakletmek, taşımak, götürmek) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) (lat.) * fiziksel
ve matematiksel niceliklerin skaler, tensör ve vektör olmak üzere üç farklı
matematiksel yapı üzerinden ifade edilmesini belirten, yalnızca büyüklük
taşıyan skalerleri, büyüklük ve yön taşıyan vektörleri ve birden fazla yöndeki
bileşenler arasındaki ilişkileri gösteren tensörleri birlikte ele alan
kavramsal sınıflandırma, skaler-tensör-vektör ayrımı
skalp :
fra., ing. * eschaper (kafa derisini yüzmek) (fra.); scalp (ing.) * başın
derisi ve saçlı kısmı; kafa derisi
skamandros :
gre. * Skamandros (Antik Yunan'da yer adı; Yunan mitolojisinde nehir tanrısı
adı) * Antik Truva (İlyon) ovasında akan, Homeros’un İlyada destanında geçen ve
tanrısal bir nehir olarak kişileştirilen, savaş sahnelerinde önemli rol oynayan
mitolojik ve coğrafi nehir adı (bugünkü Karamenderes Çayı)
skandal :
gre. * skandalon (tuzak, çengel, tökezleme taşı) (gre.); scandalum (lat.) *
toplumda ahlaki, siyasi veya sosyal açıdan büyük tepki uyandıran, gizli kalması
beklenen bir olayın açığa çıkmasıyla oluşan itibar sarsıcı durum; bir kişi,
kurum veya olay hakkında kamuoyunda infial yaratan davranış veya ifşa
skandan :
lat. * scandere (tırmanmak, yukarı çıkmak) + ens, ent (sıfat yapım eki) *
botanikte başka bitkilere veya desteklere tutunarak yukarı doğru büyüyen,
tırmanıcı, sarılıcı
skandans :
lat. * scandere (tırmanmak, yukarı çıkmak) + entia (isim yapım eki) * bir
bitkinin başka bir bitki veya desteğe tutunarak yukarı doğru büyüme özelliği,
tırmanıcılık, sarılıcılık
skandinav :
ger., lat. * skadin (tehlike, hasar) + awjo (ada; su kenarındaki arazi) (ger.);
Scandia (antik coğrafyada Kuzey Avrupa toprakları için kullanılan terim) (lat.)
* Kuzey Avrupa’daki İskandinav yarımadası ve çevresindeki ülkelerle ilgili
olan; özellikle Norveç, İsveç ve Danimarka gibi Kuzey Germen halklarını ve bu
bölgeye ait olan
skandiyum :
lat. * Scandia (antik coğrafyada Kuzey Avrupa toprakları için kullanılan terim)
+ ium (element eki) * atom numarası 21, simgesi Sc olan, gümüşi beyaz renkli,
hafif ve geçiş metalleri grubunda bulunan; özellikle alüminyum alaşımlarında
dayanıklılığı artırmak için kullanılan kimyasal element
skap :
lat. * scapus (sap, gövde, gövde biçimli bölüm, sütun) * yapraksız veya çok az
yapraklı, genellikle kökten veya bitkinin tabanından yükselen ve çiçek durumunu
taşıyan uzun bir çiçek sapı
skapoz :
lat. * scapus (sap, gövde, gövde biçimli bölüm, sütun) + osus (ile ilgili, -a
ait) * sapı veya gövdesi belirgin olan, özellikle botanikte uzun ve belirgin
bir çiçek sapı taşıyan bitkileri veya sap biçimli bir yapıyla ilişkili olan,
saplı
skapula :
lat. * scapula (omuz küreği, kürek kemiği) (scapus (sap, gövde, gövde biçimli
bölüm, sütun) + ulum, ula (küçültme eki) ) * göğüs kafesinin arka tarafında yer
alan, humerus ile eklem yaparak omuz eklemini oluşturan ve kol hareketlerine
destek sağlayan, düz ve üçgen biçimli omuz kemiği, kürek kemiği
skapular :
lat. * scapula (omuz küreği, kürek kemiği) (scapus (sap, gövde, gövde biçimli
bölüm, sütun) + ulum, ula (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) * kürek
kemiğiyle ilgili olan; anatomi ve tıpta omuz küreği bölgesine ait olan
(yapılar, kaslar veya sinir-damar ikilileri)
skar :
gre. * eskhara (ateşten oluşan kabuk, yara kabuğu) (gre.); cicatrix (iz, yara
izi) (lat.); scarre (fra.); scar (ing.) * deri veya doku bütünlüğü bozulduktan
sonra iyileşme sürecinde oluşan bağ dokusu sonucu meydana gelen kalıcı iz;
travma, cerrahi müdahale, yanık veya enfeksiyon sonrası dokuda kalan fibrotik
iyileşme artığı
skariöz :
lat. * scariosus (ince, kuru, zarsı, pulsu) (scaria (ince, kuru, zarsı madde) +
osus (ile ilgili, -a ait) ) * botanikte özellikle yaprak, brahte veya çanak
yaprağının ince, kuru, yarı saydam ve kağıtsı bir dokuya sahip olduğunu,
çoğunlukla damarları belirgin olmayan veya yalnızca kenarları ince ve zarsı
olan yapısal özelliği ifade eden sıfat, ince zarsı, kuru ve kağıtsı yapılı
skarlatina :
lat. * scarlatum (kırmızı, parlak kırmızı, kızıl) + ina (küçültme eki) *
özellikle çocuklarda görülen, Streptococcus pyogenes enfeksiyonuna bağlı
gelişen, yüksek ateş, boğaz ağrısı ve deride kırmızı döküntülerle karakterize
bulaşıcı enfeksiyon hastalığı, kızıl hastalığı
skarlatiniform :
lat. * scarlatum (kırmızı, parlak kırmızı, kızıl) + ina (küçültme eki) + formis
(şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) *
kızıl hastalığında görülen döküntüye benzer şekilde yaygın, kırmızı, ince
noktasal veya eritemli deri döküntüsü görünümlü/şekilli; tıpta özellikle
enfeksiyonlar, ilaç reaksiyonları veya toksik durumlarda görülebilen “kızıl
benzeri döküntü” tipi
skarlet :
lat., fra. * scarlatum (kırmızı, parlak kırmızı, kızıl) (lat.); escarlate
(parlak kırmızı kumaş) (fra.); siklat (kırmızı ipekli kumaş) (ara.) * canlı,
parlak ve yoğun kırmızı renk tonu; özellikle tarihsel olarak pahalı kırmızı
kumaşları ve kırmızı boya ile boyanmış tekstilleri ifade eden renk
skatris :
lat. * cicatrix (yara izi, nedbe) * deride veya dokularda bir yaranın
iyileşmesi sonrası kalan kalıcı iz, skar dokusu, nedbe
skatrisyel :
lat. * cicatrix (yara izi, nedbe) + alis (ile ilgili, -a ait) * yara izi
oluşturan, skar oluşturan, nedbe oluşturan
skavut :
fra., ing. * escouter (dinlemek, gözetlemek) (fra.); scout (izci, keşif yapan
kişi) (ing.) * doğada yaşama, yön bulma, kampçılık, yardımlaşma ve karakter
gelişimi etkinliklerine katılan izcilik hareketi üyesi; ayrıca askerî veya
genel kullanımda keşif, gözetleme ve bilgi toplama görevi yapan kişi; çok hızlı
gidebilen, genellikle keşif ve gözetleme amaçlı kullanılan hafif ve hızlı bir
yelkenli veya deniz aracı
skeç :
ing. * sketch (taslak, kaba çizim) * genellikle kısa süreli, tek bir olay veya
düşünce etrafında kurgulanan, çoğu zaman mizah unsurları içeren, az sayıda
oyuncuyla sahnelenen kısa tiyatro oyunu veya canlandırma
skeen :
isk. * skeen (İskoç jinekolog Alexander Skene'in soyadından) * kadın
üretrasının alt ucunun her iki yanında yer alan, salgı üreten ve iki adet
paraüretral bez (erkeklerdeki prostat bezinin kadındaki karşılığı olarak kabul
edilir.)
skeiron :
gre. * skeir (sert, taşlı, kayalık zemin) + on (isim yapım eki) * Yunan
mitolojisinde yolcuları öldüren ve sonunda Theseus tarafından öldürülen haydut
karakter
skeletal :
gre , lat. * skeletos (kurumuş, etleri alınmış) (skellein (kurutmak, etinden
sıyırmak) + tos (geçmiş zaan ve sıfat yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait)
* iskeletle ilgili olan, kemik sistemine ait bulunan veya iskelet yapısını
oluşturan; kemikler ve bunların oluşturduğu destek sistemiyle ilişkili
skene :
isk. * skeen (İskoç jinekolog Alexander Skene'in soyadından) * kadın üretrasının
alt ucunun her iki yanında yer alan, salgı üreten ve iki adet paraüretral bez
(erkeklerdeki prostat bezinin kadındaki karşılığı olarak kabul edilir.)
skenır :
ing. * scan (gözden geçirmek, taramak; elektronik olarak okumak) + er (yapan,
eden ve araç eki) * belge, fotoğraf veya fiziksel verileri optik veya dijital
yöntemlerle tarayıp bilgisayar ortamına aktaran elektronik cihaz, tarayıcı
skening :
ing. * scan (gözden geçirmek, taramak; elektronik olarak okumak) + ing (isim
yapım eki) * belge, fotoğraf veya fiziksel verileri optik veya dijital
yöntemlerle tarayıp bilgisayar ortamına aktarma, tarama
skennit :
isk., gre. * skeen, skene (kadın üretrasının alt ucunun her iki yanında yer
alan, salgı üreten ve iki adet paraüretral bez; İskoç jinekolog Alexander
Skene'in soyadından) (isk.) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon,
sorun, hastalık eki) * kadın üreme organında yer alan ve idrar deliğinin
(üretra) hemen yanında bulunan Skene bezlerinin iltihaplanması durumu
skenogram :
ing., gre. * scan (gözden geçirmek, taramak; elektronik olarak okumak) (ing.) +
gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) (gre.)
* vücudun belirli bir bölgesinin X-ray, sintigrafi veya benzeri yöntemlerle
elde edilen görüntü kaydı; bir organın veya dokunun fonksiyonel veya yapısal
görüntüsünü gösteren kayıt; tıp ve radyolojide (özellikle Bilgisayarlı
Tomografi - BT cihazlarında) çekim yapılacak bölgeyi planlamak için elde edilen
ilk düz (iki boyutlu) kılavuz görüntü
skeomorfizm :
gre. * skeuos (kap, alet, araç, nesne) + morphe (form, şekil, biçim) + ismos
(isim yapım, durum, öğreti, doktrin, akım eki) * bir nesnenin veya dijital
arayüzün, gerçek dünyadaki karşılığının görünümünü, dokusunu veya işlevsel
izlerini taklit ederek tasarlanması yaklaşımı; özellikle yazılım ve kullanıcı
arayüzlerinde (örneğin defter görünümlü not uygulamaları, gerçek düğme gibi
görünen dijital butonlar) kullanılan tasarım prensibi.
skeptik :
gre. * skeptikos (düşünen, sorgulayan, kuşku duyan) (skeptesthai, skeptomai (bakmak,
incelemek, düşünmek, araştırmak, gözden geçirmek), skepein (düşünmek,
sorgulamak), skepsis (düşünme, inceleme, sorgulama) + ikos (ile ilgili, -a ait,
gibi) ) * bilgi, inanç veya iddiaları doğrudan kabul etmeyip eleştirel biçimde
sorgulayan, kesin yargıya varmadan önce kanıt arayan; felsefede kuşkucu
(şüpheci) yaklaşımı benimseyen kişi veya bu tutuma ait nitelik; kolayca ikna
olmayan; şüpheleri veya çekinceleri olan
skeptisizm :
gre. * skeptikos (düşünen, sorgulayan, kuşku duyan) (skeptesthai, skeptomai
(bakmak, incelemek, düşünmek, araştırmak, gözden geçirmek), skepein (düşünmek,
sorgulamak), skepsis (düşünme, inceleme, sorgulama) + ikos (ile ilgili, -a ait,
gibi) ) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * bilgi, inanç
ve yargıların kesinliğini sorgulayan; mutlak kesin bilgiye ulaşmanın mümkün
olup olmadığını tartışan, şüphe ve eleştirel incelemeyi yöntem olarak
benimseyen felsefi yaklaşım ve düşünce akımı; özellikle dogmatik iddialara
karşı temkinli ve doğrulanabilirlik arayan epistemolojik tutum
ski :
nor. * ski (kayak; uzun tahta parça, buzda kaymak için kullanılan araç) * kar
veya buz üzerinde kaymayı sağlamak için ayaklara takılan uzun, ince ve kaygan
tabanlı araç ve bu araçla yapılan kış sporu
skif :
nor. * skifa (tahta parça, ince yassı nesne) * genellikle küçük, hafif ve dar
yapılı tekne; balıkçılık veya kıyı sularında ulaşım için kullanılan basit deniz
aracı
skimpflasyon :
ing., lat. * skim (inceltmek, azaltmak, sıyırmak) + inflation (şişirme, üfleme;
fiyat düzeyinin sürekli artması ve buna bağlı olarak paranın satın alma gücünün
azalması ve paranın değer kaybetmesi durumu) (in (iç, içeri, içeride, içeriye,
içinde, içine, üzerine, üstüne) + flare (üflemek, solumak, nefes vermek,
şişirmek, şişmek, genişletmek) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * fiyatların
sabit kalmasına veya artmasına rağmen ürün miktarının, gramajının veya
içeriğinin azaltılması sonucu tüketicinin aynı paraya daha az ürün alması
durumu; gizli fiyat artışı olarak da tanımlanan ekonomik uygulama
skink :
gre. * skinkos (kertenkele benzeri sürüngen) * özellikle Scincidae (pullu
sürüngenler (Squamata), yılan kertenkeleleri, parlak kertenkeleler) familyasına
ait, genellikle parlak, pürüzsüz pullu, ince uzun gövdeli ve bazı türlerinde
bacakları çok küçük veya körelmiş olan kertenkele türü
skinkgiller :
gre., tür. * skinkos (kertenkele benzeri sürüngen) (gre.) + gil (soy, nesil,
kan bağı, aile, familya, tür, cins belirten ek) + ler (çoğul eki) (tür.) *
genellikle parlak, düzgün ve pul yapısı sıkı, çoğu türünde bacaklar küçük,
körelmiş veya tamamen kaybolmuş olabilen; sıcak iklimlerde yaygın olarak
bulunan, küçük ve orta boy kertenkeleleri içeren sürüngen familyası
skip :
ing. * skip (zıplamak, hafifçe atlamak, hızlıca geçmek) * bir şeyi atlamak,
geçmek veya dahil etmemek; zıplayarak veya hafif adımlarla ilerlemek
skirmion :
nor., gre. * skyrm (karışmak, dolaşmak) (nir.); Skyrme (İngiliz teorik fizikçi
Tony Skyrme'nin soyadından) (ing.) + ion (küçük parçacık, kuazi parçacık, birim
eki) (gre.) * manyetik sistemlerde ortaya çıkan, elektron spinlerinin girdap
(vorteks) benzeri topolojik düzen oluşturduğu, nano ölçekte kararlı spin
yapısı; özellikle spintronik ve yoğun madde fiziğinde veri depolama ve kuantum
malzeme araştırmalarında incelenen topolojik kuazi-parçacık türü
skiyamaki : gre. * skia (gölge) + makhia (savaş, dövüş,
mücadee) * fiziksel bir antrenman yöntemi, gölge boksu; kişinin kendi
hayalleriyle veya olmayan düşmanlarıyla savaşması, kendi gölgesiyle savaşma
sklera :
gre., lat. * skleros (katı, sert) (gre.) + a (isim yapım eki) (lat.) * gözün
dış kısmında yer alan, beyaz ve sert bağ dokusundan oluşan, göze şekil veren ve
iç yapıları koruyan tabaka, göz akı
sklereid :
gre. * skleros (katı, sert) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli,
biçimli) * bitkilerde sklerenkima dokusunu oluşturan, çeperleri kalınlaşmış ve
çoğunlukla ligninleşmiş, olgunlukta canlılığını yitiren, çeşitli biçimlerde
bulunabilen ve bitki organlarına mekanik dayanıklılık kazandıran kısa veya
düzensiz şekilli destek hücresi, taş hücresi
sklerektomi :
gre. * skleros (katı, sert) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome
(kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
genellikle göz içi basıncının azaltılması veya glokom gibi hastalıkların
tedavisi amacıyla gözün sklera tabakasının bir bölümünün cerrahi olarak
çıkarılması işlemi
sklerenkim :
gre. * skleros (katı, sert) + enkhuma, enkhyma (katma, içine dökme, demleme,
zerk etme) * bitkilerde hücre çeperleri yoğun biçimde kalınlaşmış ve çoğunlukla
ligninleşmiş olan, olgun hücreleri genellikle canlılığını yitirmiş ve bitkiye
mekanik dayanıklılık ile destek sağlayan sürekli veya demetler hâlinde bulunan
sertleştirici doku, sert doku
skleroderma :
gre. * skleros (katı, sert) + derma (deri, cilt, ten) * derinin ve bazen iç organların
bağ dokusunda aşırı kollajen birikimi sonucu cildin sertleşmesi, kalınlaşması
ve esnekliğini kaybetmesiyle karakterize olan, otoimmün kökenli kronik bağ
dokusu hastalığı
sklerofil :
gre. * skleros (katı, sert) + phyllon (yaprak) * yaprakları kalın, sert, deri
gibi ve çoğunlukla kalıcı olan, hücre çeperleri belirgin biçimde kalınlaşmış ve
su kaybını azaltmaya uyum sağlamış bitki veya bu nitelikteki yaprak, sert
yapraklı, sert yapraklı bitki
skleroglossa :
gre. * skleros (katı, sert) + glossa (konuşmayı ve tat almayı sağlayan ağız
içindeki organ, dil, dil ucu) * dili sertleşmiş veya sert yapılı olan,
özellikle dil dokusunun veya dil biçimindeki organın sert ve dayanıklı bir yapı
göstermesiyle tanımlanan oluşum veya canlı, sert dilli
sklerometre :
gre. * skleros (katı, sert) + metron (ölçü, ölçme aracı) * malzemelerin
özellikle mineral, taş, metal veya yüzey sertliğini ölçmek için kullanılan,
yüzeye kontrollü bir etki uygulayarak sertlik derecesini belirleyen ölçüm
cihazı
sklerotenonit :
gre. * skleros (katı, sert) + tenon (kas ile kemiği bağlayan sert doku, tendon,
lif, kiriş) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık
eki) * göz çevresindeki sklera ile ilişkili tendon benzeri bağ dokularının ve
komşu yapılarının iltihaplanmasıyla karakterize olan, ağrı, hassasiyet ve
hareketle artan rahatsızlık yapabilen inflamatuar durum
skleroterapi :
gre. * skleros (katı, sert) + therapeia (hizmet etme, ilgilenme, iyileştirme,
tedavi etme, eğitme, öğretme, iyileştirme, öğretiyle islah etme; bakım, hizmet,
tedavi) (therapuein (hizmet etmek, ilgilenmek, iyileştirmek, tedavi etmek,
yönetmek, tıbbi tedavi etmek), the (ön ek) + rapein (eğitmek, öğretmek) ) + eia
(isim yapım eki) ) * özellikle varisli damarlar ve küçük venöz damar
genişlemelerinin tedavisinde, damar içine sklerozan bir madde enjekte edilerek
damarın kontrollü şekilde tıkanması ve zamanla vücut tarafından emilmesi
prensibine dayanan tıbbi tedavi yöntemi
sklerotik :
gre. * skleros (katı, sert) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * dokuların
(damar, karaciğer, beyin veya bağ dokuları vb.) normal esnekliğini kaybederek
sertleşmesi, kalınlaşması veya fibrotik hale gelmesiyle ilgili
skleroz :
gre. * skleros (katı, sert) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) *
dokuların normal yapısını kaybederek sertleşmesi, kalınlaşması ve
elastikiyetini yitirmesiyle karakterize olan, damarlar, sinir sistemi veya bağ
dokularında görülebilen dejeneratif veya fibrotik değişim süreci
sklerozan :
gre., lat. * skleros (katı, sert) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık
eki) (gre ) + ens, ent (sıfat yapım eki) (lat.) * dokularda kontrollü sertleşme
ve kapanma oluşturan, özellikle damar içi uygulandığında damar duvarında
irritasyon ve fibrozis oluşturarak damarın kapanmasını sağlayan (skleroterapi
gibi tedavilerde kullanılan madde veya etki)
sklerozis :
gre. * skleros (katı, sert) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) *
dokuların normal yapısını kaybederek sertleşmesi, kalınlaşması ve
elastikiyetini yitirmesiyle karakterize olan, damarlar, sinir sistemi veya bağ
dokularında görülebilen dejeneratif veya fibrotik değişim süreci
skoç :
ing. * Scott (İskoç halkı) * İskoçya’ya ait olan veya İskoçya ile
ilişkilendirilen
skolastik :
gre. * schole (boş zaman, ders, okul, öğrenim) + istes (-cı, yapan, eden,
destekleyen, yandaş eki) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * öğrenim ile
ilgili, okul ile ilgili; Orta Çağ Avrupa’sında özellikle Scholasticism
geleneğini ifade eden; inanç ve aklı Aristotelesçi mantık çerçevesinde
uzlaştırmaya çalışan, üniversite ve kilise okullarında gelişmiş
felsefi-teolojik düşünce sistemiyle ilgili olan
skoleks :
gre * skolex (kurtçuk, parazit solucan) * şerit solucanlar (Cestoda) gibi bazı
parazit helmintlerin, tutunma organlarını (emme vantuzları veya kancalar)
içeren, konak dokulara yapışmayı sağlayan baş kısmı olan ön bölge
skolyoz :
gre. * skolios (eğri, bükük, kıvrık, yana bükülmüş) + osis (isim yapım, durum,
sorun, hastalık eki) * omurganın sağa veya sola doğru anormal eğrilik
göstermesiyle karakterize olan, genellikle ergenlik döneminde ortaya çıkan ve
zamanla ilerleyebilen iskelet sistemi deformitesi.
skopofili :
gre. * skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopia
(görüş, hedef, gözetme, gözetleme, gözlem, gözleme, bakma, hedefleme) (skopos
(gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen,
bakılan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + philia (sevme durumu,
hoşlanma durumu) (philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * bakma, görme veya başkalarını izleme eyleminden
haz alma eğilimi; görsel uyarandan (seyretme, gözlemleme) kaynaklanan haz ve
dürtü oluşumu (özellikle Sigmund Freud ve sonrası psikanalitik literatüre
girmiştir.)
skopolamin :
alm., lat. * Scopoli (Avusturyalı doğabilimci Giovanni Scopoli’nin soyadından)
(alm.) + amin (-NH2 içeren grup, ammonium; azotlu bileşik) (lat.) *
Patlıcangiller (Solanaceae) familyasındaki bitkilerden elde edilen,
antikolinerjik etki gösteren, merkezi sinir sisteminde sedatif, amnezik ve
antiemetik özellikleri bulunan; tıpta özellikle hareket hastalığı ve bazı
premedikasyon uygulamalarında kullanılan doğal alkaloid bileşik (C17H21NO4)
skor :
ing. * score (çizik atmak, işaretlemek, kesmek, oyuk açmak) * spor, oyun veya
yarışmalarda elde edilen puan, sonuç veya sayısal değerlendirme; ayrıca müzikte
bir eserin tüm enstrüman ve ses partilerini gösteren yazılı düzenleme
(partisyon)
skorbord :
ing. * score (çizik atmak, işaretlemek, kesmek, oyuk açmak; puan, not, derece,
değerlendirme sonucunu yansıtan kelime veya sayı) + board (tahta, pano) * spor
müsabakalarında takımların veya oyuncuların anlık puan, skor, süre ve maç
bilgilerini gösteren elektronik veya mekanik gösterge panosu
skorbort :
ing. * score (çizik atmak, işaretlemek, kesmek, oyuk açmak; puan, not, derece,
değerlendirme sonucunu yansıtan kelime veya sayı) + board (tahta, pano) * spor
müsabakalarında takımların veya oyuncuların anlık puan, skor, süre ve maç
bilgilerini gösteren elektronik veya mekanik gösterge panosu
skorer : ing.
* score (çizik atmak, işaretlemek, kesmek, oyuk açmak; puan, not, derece,
değerlendirme sonucunu yansıtan kelime veya sayı) + er (-cı, yapan, eden eki) *
spor müsabakalarında özellikle basketbol ve futbolda yüksek sayıda gol veya
sayı üreten, takımına düzenli ve etkili şekilde skor katkısı sağlayan oyuncu
skorpioid :
gre. * skorpios (akrep) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) *
özellikle botanikte çiçek durumunun veya başka bir organın kıvrılarak akrep
kuyruğunu andıran bir biçim oluşturmasını belirten, gelişim sırasında bir
eksenin aynı yöne doğru kıvrılmasıyla ortaya çıkan yapı veya düzenleniş, akrep
kuyruklu, akrepsi biçimli
skorpion :
gre. * skorpios (akrep) * sokmasıyla zehir enjekte edebilen, gövdesi başgöğüs
ve karın bölümlerinden oluşan, ön kısmında bir çift kıskaç ve arka ucunda zehir
iğnesi bulunan, Arachnida (örümceğimsiler) sınıfına bağlı eklem bacaklı hayvan,
akrep
skotom :
gre. * skotos (karanlık) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser;
hastalık, bozukluk, durum) * görme alanının bir kısmında oluşan kör nokta veya
kararma ile karakterize olan görme kaybı ve kişinin çevresinin belirli bir
bölümünü algılayamaması durumu
skotopik :
gre. * skotos (karanlık) + opia (görüş, görüm) (ops, opsis (göz, görme,
görünüş, görünüm, yüz) + eia (isim yapım ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * düşük ışıkta, karanlık ortamlarda çubuk hücrelerin (rod
fotoreseptörler) aktif olduğu görme sistemiyle ilgili; loş ışıkta veya
karanlıkta görme yeteneği ile ilgili, gece görüşüyle ilgili
skozis :
gre. * skhisis (kesme, yarma, ayırma, bölme, parçalama) (skhizein (kesmek,
yarmak, ayırmak, bölmek, parçalamak) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık
eki) ) * dokuların, özellikle retina gibi yapılar başta olmak üzere, katmanlarının
doğuştan veya sonradan gelişen nedenlerle birbirinden ayrılması veya
yarılmasıyla karakterize olan anatomik bozukluk
skrin :
alm., ing. * schranke (engel, bölme, perde, örtü, kapama, kilit) (alm.), écran
(fra.), screen (ekran, örtü, perde) * ışığı, nesneleri veya kişileri ayırmak,
korumak veya gizlemek için kullanılan perde, panel veya yüzey; bilgisayar
bağlamında görüntüleme cihazı; basketbolda bir oyuncunun bir başka oyuncunun
aktif hareketini faul yapmadan bloke etmesi, engellemesi
skript :
lat., ing. * scribere (yazmak), scriptus (yazı) * yazı, yazıt; bilgisayar
sistemlerinde önceden tanımlanmış komutları otomatik olarak çalıştıran
programlama yapısı
skrobikülat :
lat. * scrobiculus (küçük çukur, küçük oyuk) + -atus (bir özellikle donanmış
olma bildiren sıfat eki) * yüzeyi küçük çukurlarla kaplı, çukurcuklu
skrofuloderma :
lat., gre. * scrofula (boyun lenf bezlerinin tüberkülozla şişmesi) (scrofa
(damızlık dişi domuz) + ulus, ula (küçültme eki) ) (lat.) + derma (deri, cilt,
ten) (gre.) * genellikle lenf bezleri veya komşu dokulardaki tüberküloz
enfeksiyonunun deriye yayılması sonucu oluşan, ciltte kronik ülserler,
fistüller ve nodüler lezyonlarla seyreden tüberküloz deri hastalığı
skrombroidosis :
lat., gre. * Scombridae (skombroid balıklar; uskumru, ton balığı gibi türleri
içeren familya) (scomber (uskumru) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form)
(gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) ) (lat.) + osis (isim yapım,
durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * histamin açısından zenginleşmiş özellikle
uskumru ve ton balığı gibi balıkların tüketilmesi sonucu ortaya çıkan, alerji
benzeri kızarıklık, kaşıntı, çarpıntı ve mide-bağırsak semptomlarıyla seyreden
gıda zehirlenmesi tablosu
skrotal :
lat. * scrautum (deri parçası, kese, torba; testis torbası), scruta (eski bez,
paçavra) + alis (ile ilgili, -a ait) * testisleri içeren torba (skrotum)
yapısına ait anatomik bölgeleri, damar-sinir yapılarına veya bu bölgeye
ilişkin, skrotum ile ilgili
skrotal ekimoz :
lat., gre. * scrautum (deri parçası, kese, torba; testis torbası), scruta (eski
bez, paçavra) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) + ekhumosis (kan sızıntısı)
(ek (dış, dışarı, harici) + chymos (sıvı, akıntı) + osis (isim yapım, durum,
sorun, hastalık eki) ) (gre.) * skrotum bölgesindeki küçük damarların travma,
cerrahi, enfeksiyon veya dolaşım bozuklukları sonucu hasar görmesiyle derinin
altında kan birikmesine bağlı oluşan morarma ve renk değişikliği durumu
skrotal ödem :
lat., gre. * scrautum (deri parçası, kese, torba; testis torbası), scruta (eski
bez, paçavra) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) + oidema (şişlik, ödem)
(oidein (şişmek, kabarmak) + ema (isim yapım eki) ) (gre.) * skrotum dokusunda
damar dışına sıvı sızması veya lenfatik drenaj bozukluğu sonucu gelişen, testis
torbasında belirgin şişme, gerginlik ve bazen ağrı ile seyreden sıvı birikimi
durumu
skrotum :
lat. * scrautum (deri parçası, kese, torba), scruta (eski bez, paçavra) *
penisin altında ve testislerin arkasında yer alan deri ve kas kesesinden
oluşan, erkek üreme sisteminin bir parçası, testis torbası
skuam :
lat. * squama (pul, balık pulu, ince tabaka) * deri, mukoza veya epitel
yüzeylerinden dökülen ince pulsu hücre tabakası; pullanma gösteren yapıları
veya yassı epitel hücresi
skuamoz :
lat. * squama (pul, balık pulu, ince tabaka) + osus (ile ilgili, -a ait, gibi,
benzer, çokluk, bolluk eki) * pulsu görünümde olan, pullanma gösteren veya
yassı epitel hücrelerinden oluşan; deri yüzeyinde kepeklenme veya pul
dökülmesiyle karakterize olan (lezyon)
skuamöz :
lat. * squama (pul, balık pulu, ince tabaka) + osus (ile ilgili, -a ait, gibi,
benzer, çokluk, bolluk eki) * pulsu görünümde olan, pullanma gösteren veya
yassı epitel hücrelerinden oluşan; deri yüzeyinde kepeklenme veya pul
dökülmesiyle karakterize olan (lezyon)
skuba : ing.
* S.C.U.B.A. (Self-Contained (kendinden içeren) + Underwater (su altı) +
Breathing (solunum) + Apparatus (cihaz) * kendi içinde hava kaynağı taşıyan, su
altında solunumu sağlayan su altı dalış ekipmanı; tüplü dalış sistemi;
dalıcının yüzeye bağlı olmadan sırtında taşıdığı basınçlı hava tüpü ve solunum
sistemini kullanarak su altında nefes almasını sağlayan ekipman sistemi; ayrıca
bu sistemle yapılan dalış türü
skunkworks :
ing. * skunk (kokarca) + works (işler, çalışmalar) * bir kuruluş içinde ana
yapıdan görece bağımsız çalışan, yenilikçi ve genellikle gizlilik gerektiren
projeler geliştiren küçük araştırma-geliştirme birimi, gizli Ar-Ge birimi,
gizli, bağımsız araştırma ve geliştirme birimi
sky hook :
ing. * sky (gök, gökyüzü) + hook (kanca, çengel, kıvrım) * basketbolda
oyuncunun potaya yan dönerek tek eliyle topu yüksek bir yay çizerek gönderdiği,
savunulması son derece zor olan şut tekniği; özellikle Kareem Abdul-Jabbar ile
özdeşleşmiş ve onun kariyerindeki en etkili hücum silahlarından biri haline
gelmiş atış biçimi
slalom :
nor. * sla (eğimli, yan yamaç) + lam (iz, kayak yolu) * kayakçıların veya
sporcuların belirli aralıklarla yerleştirilmiş kapılar, direkler veya engeller
arasından zikzak çizerek geçtiği yarış disiplini ve hareket tekniği
slamp :
ing. * slump (çökmek, aniden düşmek, yığılmak, düşüş yaşamak, gerilemek) *
fiyatlarda veya ekonomik verilerde görülen ani ve büyük düşüş, durgunluk
dönemi; betonun akışkanlığın, kıvamını ve yayılıp yerleşebilirliğini ölçmek
için kullanılan terim
slav :
sla. * slovo (söz, konuşulan dil, kelime), Slavus (konuşanlar, dili anlaşılır
olanlar, anlaşılabilir konuşan insanlar, aynı dili konuşan, birbirini anlayan
insanlar; Slav halkı) * Hint-Avrupa dil ailesinin bir kolu olan Slav dillerini
konuşan, kökenleri dil ve kültürel bağlara dayanan, Doğu ve Orta Avrupa'da
yaşayan en kalabalık etnik ve dilsel topluluk
slavist :
sla., lat. * slovo (söz, konuşulan dil, kelime), Slavus (konuşanlar, dili
anlaşılır olanlar, anlaşılabilir konuşan insanlar, aynı dili konuşan, birbirini
anlayan insanlar; Slav halkı) (sla.) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen,
yandaş eki) (lat.) * Slav dilleri, edebiyatları, tarihleri ve kültürleri
üzerine akademik çalışma yapan araştırmacı, dilbilimci veya uzman; Slavistik
alanında çalışan kişi
slavistik :
sla., lat. * slovo (söz, konuşulan dil, kelime), Slavus (konuşanlar, dili
anlaşılır olanlar, anlaşılabilir konuşan insanlar, aynı dili konuşan, birbirini
anlayan insanlar; Slav halkı) (sla.) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen,
yandaş eki) + icus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * Slav dillerini,
edebiyatlarını, tarihlerini, kültürlerini ve toplumlarını inceleyen dilbilimsel
ve beşerî bilimler alanı, Slav bilimi
slayt :
ing. * slide (kaymak, kaydırmak, sürmek) * bilgisayar veya sunum programlarında
(örneğin PowerPoint) bir sunumun her bir sayfasını oluşturan görsel veya metin
içeriği; eğitim, iş veya konferanslarda bilgi aktarımı için kullanılan tek
sayfalık sunum birimi
slice :
alm., fra., ing. * slitan (yarmak, kesmek, yırtmak) (alm.); esclice (parça,
kıymık) (fra.); slice (ing.) * bir bütünün ince bir parçası; dilimleme yoluyla
ayrılmış ince kesit, kesit, dilim; ayrıca bir şeyi keserek parçalara ayırma
eylemi
sliding :
ing. * slide (kaymak, kaydırmak, sürmek) + ing (isim yapım eki) * bir yüzey
üzerinde sürtünme ile kayma hareketi yapma durumu; spor, mühendislik ve fizik
bağlamlarında kontrollü veya kontrolsüz şekilde yüzey boyunca kayarak yer
değiştirme hareketi
slip :
ing. * slipan (kaymak, elden kaçmak) * bir yüzey üzerinde istemsiz veya kolayca
kaymak; elden düşmek, kaçırmak veya fark edilmeden gerçekleşmek
slit :
alm., ing. * slitan (yarmak, kesmek yırtmak) (alm.); slit (ing.) * bir yüzeyde
dar ve uzun bir kesik açmak; bu şekilde oluşmuş ince yarık veya açıklık; yarık,
kesik, yırtık
slogan :
gal. * sluagh (halk, ordu) + gairm (çağrı, haykırış) * bir grup, hareket, marka
veya siyasi görüşü temsil eden; kolay hatırlanan, kısa ve etkileyici ifade veya
motto
slot :
nor., ing. * slot (dar açıklık, yarık; yol, iz, dar geçit) * dar ve uzun açıklık;
içine bir şeyin yerleştirilebildiği boşluk, yuva veya kanal; ayrıca oyun
makinelerinde ve yazılım sistemlerinde belirli bir yer veya pozisyon
slov :
ing. * slow (yavaş, ağır) * hareketi, işleyişi veya ilerleyişi düşük hızda
olan; hızlı olmayan, gecikmeli gerçekleşen durum veya süreç; yavaş ritimli ve
eşli dansa uygun müzik
slovak :
sla. * slovo (söz, konuşulan dil, kelime), Slavus (konuşanlar, dili anlaşılır
olanlar, anlaşılabilir konuşan insanlar, aynı dili konuşan, birbirini anlayan
insanlar; Slav halkı) + ak (kişi, kimse eki; ile ilgili, -a ait) * Orta
Avrupa’da yaşayan, başlıca Slovakya’da bulunan Slav halkını ve onların
konuştuğu Batı Slav dillerinden Slovakçayı ifade eden etnik ve dilsel ad; Slav
halkına ait kişi
slovakya :
sla., lat. * slovo (söz, konuşulan dil, kelime), Slavus (konuşanlar, dili
anlaşılır olanlar, anlaşılabilir konuşan insanlar, aynı dili konuşan, birbirini
anlayan insanlar; Slav halkı) + ak (kişi, kimse eki; ile ilgili, -a ait) (sla.)
+ ia (yer eki) * Orta Avrupa’da yer alan, kuzeyinde Polonya, batısında Çekya ve
Avusturya, güneyinde Macaristan ve doğusunda Ukrayna ile komşu olan kara ülkesi
sloven :
sla. * slovo (söz, konuşulan dil, kelime), Slavus (konuşanlar, dili anlaşılır
olanlar, anlaşılabilir konuşan insanlar, aynı dili konuşan, birbirini anlayan
insanlar; Slav halkı) + en (ile ilgili, -a ait) * Güney Orta Avrupa’da
özellikle Slovenya’da yaşayan Güney Slav halkı ve onların konuştuğu Slovence
dili
slovenya :
sla., lat. * slovo (söz, konuşulan dil, kelime), Slavus (konuşanlar, dili
anlaşılır olanlar, anlaşılabilir konuşan insanlar, aynı dili konuşan, birbirini
anlayan insanlar; Slav halkı) + en (ile ilgili, -a ait) (sla.) + ia (yer eki)
(lat.) * Orta Avrupa’da yer alan, kuzeyinde Avusturya, batısında İtalya,
doğusunda Macaristan ve güneyinde Hırvatistan ile komşu olan ve Adriyatik
Denizi’ne kısa bir kıyısı bulunan kara ülkesi
slow release :
ing. * slow (yavaş, ağır) + relaxare (gevşetmek, bırakmak, serbest bırakma,
salma, salınım) (lat.); release (ing.) * bir maddenin, özellikle ilaçların veya
aktif bileşenlerin, vücuda veya ortama ani değil zaman içinde yavaş ve
kontrollü şekilde salınması
Sm :
lat. * samarium (Samarskite (samarskit minerali) + ium (kimyasal element eki) )
* atom numarası 62 olan, lantanitler serisinde bulunan, gümüş beyazı renkli,
güçlü mıknatıslarda, nükleer reaktörlerde, lazerlerde ve elektronik
uygulamalarda kullanılan nadir toprak elementi
SMA :
lat., gre. * spinal muscular atrophy (spina (diken, omurga) + alis (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) + musculus (kas, adale) (mus (fare) + culus (küçültme
eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + a (-sız, yok, değil,
karşıt) + trephein (beslemek, gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophia
(beslenme, gıdalanma, büyüme durumu) (trophos, trophe (besin, gıda, beslenme,
gelişim, büyüme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * omurilikte
motor sinir hücrelerinin (özellikle anterior boynuz motor nöronlarının)
dejenerasyonu sonucu istemli kas hareketlerinin zayıflaması ve ilerleyici kas
erimesiyle karakterize olan, çoğunlukla genetik (SMN1 gen mutasyonu) kökenli
nöromüsküler hastalık
smaç :
ing. * smash (sert vurmak, güçlü darbelemek) * özellikle voleybol ve basketbol
gibi sporlarda topun yüksekten ve güçlü bir şekilde aşağıya doğru, genellikle
rakip sahaya veya potaya sert bir vuruşla gönderilmesi; voleybolda hücum
vuruşu, basketbolda ise topun potaya tek veya iki elle ve eller potaya değecek
şekilde bastırılarak sokulması hareketi
smaçör :
ing. * smash (sert vurmak, güçlü darbelemek) + er (-cı, yapan, eden eki) *
voleybol sporunda hücum sırasında topa güçlü ve aşağı yönlü vuruş yaparak sayı
üretmeye çalışan, takımın hücum gücünü oluşturan oyuncu pozisyonu
smaltum :
lat. * smaltum (cam benzeri parlak madde) * genellikle kobalt oksit ile renklendirilmiş,
toz haline getirilmiş özel bir cam pigmenti, koyu mavi, camsı emaye, mine
smart :
ing. * smeortan, smart (acı duymak, keskin acı hissetmek) * acı verici, keskin,
yakıcı; keskin zekalı, hızlı kavrayan, becerikli; zeki, akıllı, düzenli görünümlü;
teknoloji bağlamında “akıllı (otomatik, veri işleyebilen"
smear :
alm., ing. * smer (yağlamak, sürmek, bulaştırmak) (alm.); smear (ing.) * bir
maddeyi yüzeye yaymak veya bulaştırmak; ayrıca birinin itibarını zedelemek
amacıyla yanlış veya yanıltıcı bilgi yaymak; kan, hücre, mukus gibi maddelerin
lam üzerine ince bir tabaka halinde yayılmasıyla yapılan mikroskobik inceleme
yöntemi ve preparatı
smegma :
gre. * smegmein (silmek, temizlemek) * yağ, kir, temizlenmeyen birikinti;
özellikle genital bölgede, prepisyum (sünnet derisi) veya vulva çevresinde,
dökülen epitel hücreleri, yağ salgıları ve nemin birikmesiyle oluşan doğal
ancak hijyen yetersizliğinde artabilen beyazımsı, yumuşak salgı birikimi
smilax :
gre., lat. * smilax (antik Yunan'da bir bitki adı) * Smilacaceae familyasına
ait olan, rizomlu yapısı ve sert, dikenli sarmaşık forma sahip, genellikle
dikenli gövdeli, tırmanıcı yapıda, geniş yayılış gösteren ve bazı türleri tıbbi
amaçlı veya süs bitkisi olarak kullanılan tırmanıcı bitki cinsi
smir : alm.,
ing. * smer (yağlamak, sürmek, bulaştırmak) (alm.); smear (ing.) * bir maddeyi
yüzeye yaymak veya bulaştırmak; ayrıca birinin itibarını zedelemek amacıyla
yanlış veya yanıltıcı bilgi yaymak; kan, hücre, mukus gibi maddelerin lam
üzerine ince bir tabaka halinde yayılmasıyla yapılan mikroskobik inceleme
yöntemi ve preparatı
smokin :
ing. * smoke (duman; tütmek, duman çıkmak) + ing (isim yapım eki) * 19.
yüzyılda erkeklerin evde sigara içerken veya İngiliz centilmenlerin akşam
yemeklerinden sonra sigara ve puro içerken giymeleri için tasarlanmış, daha
sonra resmi davetlerde kullanılan siyah veya koyu renkli, saten yaka detaylı
takım elbise; günümüzde “tuxedo” olarak da bilinen erkek resmi kıyafet
SMS :
ing. * short (kısa) + message (mesaj, ileti) + service (hizmet) * cep
telefonları arasında, 160 karakterle sınırlı olan metin tabanlı kısa mesaj
gönderme ve alma hizmeti
SMTP :
ing. * simple (basit) + mail (posta) + transfer (aktarım) + protocol (iletişim
kuralı) * internet üzerinden e-posta mesajlarının bir sunucudan diğerine veya
istemciden sunucuya gönderilmesini sağlayan ve yöneten, genellikle 25, 465 veya
587 numaralı portlar üzerinden çalışan standart iletişim protokolü ve temel
e-posta gönderme sistemi
Sn :
lat. * stannum (kalay) * atom numarası 50 olan, periyodik tablonun 14. grubunda
bulunan, yumuşak, gümüş renkli ve düşük erime noktalı olan, lehimlerde,
kaplamalarda, bronz alaşımlarında, elektroniklerde ve kimyasal bileşiklerde
kullanılan metal element
snack-bar :
ing. * snacken (atıştırmak, küçük lokmalar almak) + bar (sopa, çubuk, uzun ince
hat; engel; üzerine içkilerin konulduğu mobilya; kapı sabitlemek için
kullanılan kazık veya demir çubuk; tezgah, servis noktası) * genellikle hafif
yiyeceklerin ve içeceklerin hızlı bir şekilde servis edildiği, atıştırmalık
konseptine sahip küçük restoran veya büfe tarzı işletme
SNMP :
ing. * simple (basit) + network (ağ) + management (yönetim) + protocol
(iletişim kuralı) * IP tabanlı ağlarda yönlendirici, switch, sunucu ve benzeri
ağ cihazlarından performans, hata ve yapılandırma bilgilerini toplamak ve
gerektiğinde uzaktan müdahale etmek için yani cihazların durumunu izlemek,
yapılandırmak ve yönetmek için kullanılan standart ağ yönetim protokolü
snob :
lat. * sine nobilitate, sine nobilitas (soylu olmayan) (sine (olmadan, yok
olarak) + nobilitas (soyluluk, asalet, aristokratlık) ) * kendini başkalarından
kültür, zevk, eğitim veya sosyal statü açısından üstün görerek davranan;
belirli bir sosyal sınıfı veya yaşam tarzını küçümseyen (tutum, davranış veya kişi)
snobizm :
lat. * sine nobilitate, sine nobilitas (soylu olmayan) (sine (olmadan, yok
olarak) + nobilitas (soyluluk, asalet, aristokratlık) ) + ismus (isim yapım,
durum, akım, öğreti, doktrin eki) * kişinin belirli bir sosyal sınıfı, yaşam
tarzını, kültürü veya zevki diğerlerine göre üstün görerek kendini bu değerlere
göre konumlandırması ve başkalarını küçümseme eğilimi gösteren sosyal tutum ve
davranış biçimi
snop :
lat.* sine (-sız, -siz, yok, değil, yoksun) + nobilitate (asalet, soyluluk) *
giyinişte, konuşma üslubunda, düşüncede, jest ve mimiklerde gülünç, yapmacık ve
ukalaca tavırlar sergileyip aşırılığa kaçan kimse
SOAP :
ing * simple (basit) + object (nesne) + access (erişim) + protocol (iletişim
kuralı) * XML tabanlı web servis iletişim protokolü
SOB :
ing. * shortness (kısalık) + of (iyelik eki) + breath (nefes) * hastanın nefes
darlığı yaşadığını ifade eden klinik semptom kısaltması
soba :
mac. * szoba (şömine, duvara entegre edilmiş ocak veya ısıtma sistemi; çiniden
yapılan ev hamamı) * genellikle odun, kömür veya modern yakıtlarla çalışan;
ısınma ve yemek pişirme amacıyla kullanılan kapalı metal veya taş ısıtma aracı
sobe :
tür. * subi, suvi (sivri, yumurta gibi olan, beyzi, oval) * saklambaç ve körebe
gibi çocuk oyunlarında ebenin, saklanan oyuncuyu görüp yerini ebeden önce ebe
taşına dokunarak bildirmesine ve bu durumu duyurmak için kullandığı nida
socket :
lat., ing. * soccus (içine girilen şey) + ettus (küçültme eki) (lat.); socket
(bağlantı noktası) (ing.) * bir nesnenin içine yerleştiği yuva, oyuk veya
bağlantı noktası; bilgisayar biliminde ise ağ üzerinden veri alışverişi yapmak
için iki uç arasında iletişim kanalı oluşturan yazılım arayüzü (IP + port
kombinasyonuyla tanımlanan iletişim noktası)
soda :
ara. * esved (siyah, kara), suvvad, soda (sodyum karbonat (Na2CO3), bitki külü,
alkali külü) * içilebilir normal suya karbondioksit gazı ve çeşitli mineraller
(sodyum bikarbonat vb.) eklenerek laboratuvar ortamında üretilen gazlı bir
içecek (Na2CO3)
sodomi :
lat. * Sodom (Tevrat ve İncil’de “Lut kavmi” anlatısında geçen, Ölü Deniz (Lut
Gölü) civarında bulunduğu kabul edilen, Gomorra ile birlikte ahlaki yozlaşma ve
ilahi cezalandırma anlatılarının merkezi olarak anılan antik şehir) + ia (isim
yapım eki) * tarihsel olarak özellikle insan dışı veya “doğaya aykırı” kabul
edilen cinsel davranışları ifade etmek için kullanılan, günümüzde hukuk ve
tıpta artık kesin bir klinik terim olmaktan çok tarihsel/etik bir kavram olarak
değerlendirilen ifade; sapık cinsel ilişki
sodomist :
lat. * Sodom (Tevrat ve İncil’de “Lut kavmi” anlatısında geçen, Ölü Deniz (Lut
Gölü) civarında bulunduğu kabul edilen, Gomorra ile birlikte ahlaki yozlaşma ve
ilahi cezalandırma anlatılarının merkezi olarak anılan antik şehir) + ista
(-cı, yapan, eden eki) * tarihsel olarak “sodomi” olarak adlandırılan, belirli
cinsel davranışları gerçekleştirdiği varsayılan kişi, sodomi eğilimi olan,
sapık cinsel ilişki eğilimli
sodyum :
ara., ing., lat. * sodium (natrium (Na), tuz formu) (suda’ (baş ağrısı,
sıkıntı), suvvad (tuzlu su) (ara.); soda (ing.) + ium (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) ) (lat.); natrium (nitron (sodyum karbonat) ) (Sodyum karbonat
veya sodanın baş ağrısını hafifletici özelliği bulunmaktadır.) * atom numarası
11, simgesi Na olan, alkali metal grubunda bulunan, suyla reaksiyona girdiğinde
alev, kıvılcım veya hatta küçük patlama oluşturabilen kimyasal element
sodyum azit :
ara., ing., lat., gre. * sodium (natrium Na) (suda’ (baş ağrısı, sıkıntı),
suvvad (tuzlu su) (ara.); soda (ing.) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
) (lat.) + azotos (yaşamsız, hayatsız, cansız) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve
olumsuzluk ön eki) + zoe (canlılık, yaşam, hayat, dirim, dirilik, oluşum,
hayvan) + tos (son ek) ) (gre.) + ide (ikili bileşik, anyon eki) * yüksek
reaktivite gösteren, laboratuvarlarda biyolojik örnek koruyucu olarak, organik
sentezlerde azid kaynağı olarak kullanılan, ayrıca çarpma/ısı etkisiyle hızla
azot gazı açığa çıkarabilme özelliği nedeniyle araba hava yastığı sistemlerinde
de kullanılan gaz halindeki renksiz, toksik ve kristal yapılı tuz olan
inorganik bileşik (NaN3)
sodyum azotür :
ara., ing., lat., gre. * sodium (natrium Na) (suda’ (baş ağrısı, sıkıntı),
suvvad (tuzlu su) (ara.); soda (ing.) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
) (lat.) + azotos (yaşamsız, hayatsız, cansız) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve
olumsuzluk ön eki) + zoe (canlılık, yaşam, hayat, dirim, dirilik, oluşum,
hayvan) + tos (son ek) ) (gre.) + urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve
anyon-katyon temelli tuz eki) (lat.) * yüksek reaktivite gösteren,
laboratuvarlarda biyolojik örnek koruyucu olarak, organik sentezlerde azid
kaynağı olarak kullanılan, ayrıca çarpma/ısı etkisiyle hızla azot gazı açığa
çıkarabilme özelliği nedeniyle araba hava yastığı sistemlerinde de kullanılan
gaz halindeki renksiz, toksik ve kristal yapılı tuz olan inorganik bileşik
(NaN3)
sodyum bikarbonat :
ara., ing., lat., gre. * sodium (natrium Na) (suda’ (baş ağrısı, sıkıntı),
suvvad (tuzlu su) (ara.); soda (ing.) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
) (lat.) + bi (iki, ikili, çift) + carbo, carbonis (karbon, kömür, odun kömürü)
+ ate, nate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek; oksijen içeriğini
belirten son ek) (lat.) * zayıf bazik özellik gösteren, suda çözündüğünde
karbon dioksit açığa çıkarabilen; tıpta mide asidini nötralize etmek, gıdalarda
kabartıcı ajan olarak kullanmak ve temizlik uygulamalarında yer almak gibi
çeşitli amaçlarla kullanılan inorganik bileşik (kabartma tozu olarak da
bilinir) (NaHCO3)
sodyum fenilbütirat :
ara., ing., lat., gre. * sodium (natrium Na) (suda’ (baş ağrısı, sıkıntı),
suvvad (tuzlu su) (ara.); soda (ing.) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
) (lat.) + phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık
saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek,
açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene
(benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık,
orman; radikal türev eki, alkil eki) ) + butyrum (tereyağı) + ate (tuz veya
ester eki) (lat.) * amonyak detoksifikasyonunda kullanılan, özellikle üre
döngüsü bozukluklarında azot atılımını artırmak amacıyla verilen; fenil asetat
aracılığıyla azot bağlayarak idrarla atılımını sağlayan ve vücutta amonyak
düzeylerini düşüren farmakolojik ajan (C10H11NaO2)
sodyum floresein :
ara., ing., lat., gre. * sodium (natrium Na) (suda’ (baş ağrısı, sıkıntı),
suvvad (tuzlu su) (ara.); soda (ing.) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
) (lat.) + fluor (flor) + esse, escere (başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek,
belirmek, dönüşmek, bir sürece girmek) + entia (isim yapım ve durum eki) *
kobalt mavisi ışık altında parlak sarı-yeşil bir renk yayan, oftalmolojide
kornea ve gözyaşı filmi değerlendirmesinde, anjiyografide damar görüntülemede
ve çeşitli biyomedikal işaretleme uygulamalarında kullanılan güçlü floresans
özelliği gösteren sodyum tuzu (C20H10Na2O5)
sodyum florid :
ara., ing., lat., gre. * sodium (natrium Na) (suda’ (baş ağrısı, sıkıntı),
suvvad (tuzlu su) (ara.); soda (ing.) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
) (lat.) + fluor (fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek) (metal eritme
işlemlerinde kullanılan “flux” (akı) kavramından) ) + ide (ikili bileşik, anyon
eki) * diş minesini güçlendirmek ve çürük oluşumunu azaltmak için diş
hekimliğinde, ayrıca bazı endüstriyel ve laboratuvar uygulamalarında
kullanılan, florür iyonu sağlayan inorganik tuz (NaF)
sodyum flüorit :
ara., ing., lat., gre. * sodium (natrium Na) (suda’ (baş ağrısı, sıkıntı),
suvvad (tuzlu su) (ara.); soda (ing.) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
) (lat.) + fluor (fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek) (metal eritme
işlemlerinde kullanılan “flux” (akı) kavramından) ) + ide (ikili bileşik, anyon
eki) * diş minesini güçlendirmek ve çürük oluşumunu azaltmak için diş hekimliğinde,
ayrıca bazı endüstriyel ve laboratuvar uygulamalarında kullanılan, florür iyonu
sağlayan inorganik tuz (NaF)
sodyum fosfat :
ara., ing., lat., gre. * (sodium (natrium Na) (suda’ (baş ağrısı, sıkıntı),
suvvad (tuzlu su) (ara.); soda (ing.) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
) ) (lat.) + phosphate (gübre olarak kullanılan, fosforik asidin tuzu veya
esteri, fosfat PO4³⁻)
(phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren, ışık veren) (phos (ışık, aydınlık),
photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek) + os (isim yapım
eki) ) + ate (asidin tuzu veya esterini belirten ek) ) * tıpta laksatif olarak,
biyokimyada tampon çözeltilerde ve gıda endüstrisinde stabilizatör/emülgatör
olarak kullanılan, sodyum iyonları ile fosfat iyonlarının oluşturduğu tuzlar
grubunu ifade eden inorganik tuz bileşikleri
sodyum hidroksit :
ara., ing., lat., gre. * sodium (natrium Na) (suda’ (baş ağrısı, sıkıntı),
suvvad (tuzlu su) (ara.); soda (ing.) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
) (lat.) * beyaz renkli, nem çekici, güçlü baz özellik gösteren, suda tamamen
çözünüp iyonlaşarak hidroksit iyonu veren, endüstride sabun üretimi, temizlik
maddeleri, kimyasal sentez ve pH ayarlama işlemlerinde yaygın kullanılan kostik
(yakıcı), kuvvetli bir baz, kostik soda, sud kostik (NaOH)
sodyum karbonat :
ara., ing., lat., gre. * sodium (natrium Na) (suda’ (baş ağrısı, sıkıntı),
suvvad (tuzlu su) (ara.); soda (ing.) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
) (lat.) + carbo, carbonis (karbon, kömür, odun kömürü) + ate (bir asidin
esterini veya tuzunu belirten ek; oksijen içeriğini belirten son ek) * cam
üretimi, deterjan yapımı, su yumuşatma ve endüstriyel pH düzenleme işlemlerinde
kullanılan, halk arasında “çamaşır sodası” olarak da bilinen, bazik özellik
gösteren inorganik tuz (Na2CO3)
sodyum klorür :
ara., ing., lat., gre. * sodium (natrium Na) (suda’ (baş ağrısı, sıkıntı),
suvvad (tuzlu su) (ara.); soda (ing.) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
) (lat.) + chloridum (klorür iyonu, Cl⁻)
(lat.) * sofra tuzu olarak gıdalarda kullanılan, aynı zamanda vücutta
elektrolit dengesi ve hücresel osmotik basıncın korunması için temel öneme
sahip olan, sodyum ve klor iyonlarından oluşan iyonik kristal yapılı tuz (NaCl)
sodyum nitrat :
ara., ing., lat., gre. * sodium (natrium Na) (suda’ (baş ağrısı, sıkıntı),
suvvad (tuzlu su) (ara.); soda (ing.) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
) (lat.) + nitrum, nitro (azot; doğal tuz, azot grubu; kimyasal bileşik) + ate
(asidin tuzu veya esterini belirten ek) * gübrelerde azot kaynağı olarak,
ayrıca cam ve bazı endüstriyel kimyasal üretim süreçlerinde kullanılan,
oksitleyici özellik gösteren inorganik tuz (NaNO3)
sodyum oksibat :
ara., ing., lat., gre. * sodium (natrium Na) (suda’ (baş ağrısı, sıkıntı),
suvvad (tuzlu su) (ara.); soda (ing.) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
) (lat.) + oxybate (γ-hidroksibütiratın tuz formu; oksijen içeren bütirat
türevi) (oxys (keskin, oksijen) + bate (bütirat türevlerinde karboksilat
tuzu/esteri ifade eden kimyasal adlandırma eki) (gre.) ) * merkezi sinir
sistemi üzerinde sedatif etki gösteren, narkolepsi tedavisinde özellikle
katapleksi ve gündüz aşırı uyku hâlinin kontrolünde kullanılan farmakolojik
ajan (sodyum γ-hidroksibütirat) (C4H7NaO3)
sodyum pikosülfat :
ara., ing., lat., gre. * sodium (natrium Na) (suda’ (baş ağrısı, sıkıntı),
suvvad (tuzlu su) (ara.); soda (ing.) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
) (lat.) + piko (çok küçük miktar ölçeği; SI birimi) (gre.). + sulphate
(sülfürik asit türevi SO4²⁻)
(sulphur (selp, sulph (yağ) + urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve
anyon-katyon temelli tuz eki) ) + atus, ate (asidin tuzu veya esteri eki) )
(lat.) * kalın bağırsakta bakteriler tarafından aktif formuna dönüştürülerek
bağırsak hareketlerini artıran ve kabızlık tedavisinde kullanılan stimülan
(uyarıcı) bir laksatif (C18H13NNa2O8S2)
sodyum polistiren sülfonat :
ara., lat., gre. * sodium (natrium Na) (suda’ (baş ağrısı, sıkıntı), suvvad
(tuzlu su) (ara.); soda (ing.) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) )
(lat.) + polys (çok, fazla, çoklu) + styrax (reçine veren ağaç türü) + ene
(çift bağ içeren doymamış hidrokarbon molekülü eki) (gre.) + sulphur (selp,
sulph (yağ) + urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve anyon-katyon temelli tuz
eki) ) + ate (tuz veya ester eki) (lat.) * sülfonatlanmış polistirenin sodyum
tuzu olan, bağırsakta potasyum iyonlarını bağlayarak bunların dışkıyla
atılmasını sağlayan iyon değiştirme reçinesi, sodyum polistirensülfonat,
polistiren sülfonat sodyum saltı (C8H7SO3Na)n)
sodyum stannat :
ara., ing., lat., gre. * sodium (natrium Na) (suda’ (baş ağrısı, sıkıntı),
suvvad (tuzlu su) (ara.); soda (ing.) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
) (lat.) + stannum (kalay, tin metali) + ate (tuz veya ester eki) * sodyum ve
stannat iyonlarının birleşiminden oluşan, genellikle kalay içeren, suda
çözünebilen, güçlü bazik özellik gösteren ve alkalin ortamlarda bulunan,
galvaniz kaplama, cam, seramik ve tekstil sektörlerinde kalay kaynağı veya
stabilizatör olarak kullanılan inorganik bir tuz (Na2SnO3)
sodyum sülfat :
ara., ing., lat., gre. * sodium (natrium Na) (suda’ (baş ağrısı, sıkıntı),
suvvad (tuzlu su) (ara.); soda (ing.) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
) (lat.) + sulphate (sülfürik asit türevi SO4²⁻) (sulphur (selp, sulph (yağ) + urum, ura
(ikili bileşik, inorganik ve anyon-katyon temelli tuz eki) ) + atus, ate
(asidin tuzu veya esteri eki) ) * deterjan ve cam üretiminde, kağıt sanayinde
ve laboratuvar uygulamalarında kullanılan nötr özellikli bir bileşik olan
kristal yapılı inorganik tuz (Na2SO4)
sodyum tetradesil sülfat :
ara., ing., lat., gre. * sodium (natrium Na) (suda’ (baş ağrısı, sıkıntı),
suvvad (tuzlu su) (ara.); soda (ing.) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
) (lat.) + tetra (dört) + deka (on) + yl (alkil eki; kimyasal radikal
hidrokarbon veya türev eki) + sulphate (SO4²⁻)
(sulfur, sulphur (kükürtün (S) bir elementle oluşturduğu bileşik) (sulphur
(selp, sulph (yağ) + urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve anyon-katyon
temelli tuz eki) ) + atum, ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek)
(lat.) * bacaklardaki varis ve kılcal damar tedavilerinde (skleroterapi)
kullanılan, damar içine uygulandığında ven duvarını tahriş ederek kontrollü
kapanma oluşturan ve özellikle varis tedavisinde kullanılan sklerozan etken
madde (C14H29NaO4S)
sodyum tiyosinat :
ara., ing., lat., gre. * sodium (natrium Na) (suda’ (baş ağrısı, sıkıntı),
suvvad (tuzlu su) (ara.); soda (ing.) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
) (lat.) + thiocyanate (tiyosiyanat iyonu SCN⁻; sülfür, karbon ve azot içeren psödo-halojen
anyon) (thio (kükürt) + cyanate (siyanat grubu; karbon ve azot içeren
oksianyon) (kyanos (mavi, koyu mavi, lacivert) (gre.) + atus, ate (asidin tuzu
veya esteri eki) (lat.) ) * fotografi, kimyasal sentez ve laboratuvar
analizlerinde kullanılan, kompleks oluşturma özelliği sayesinde metal
iyonlarıyla reaksiyona girebilen, kristal yapılı inorganik tuz (NaSCN)
sodyum zirkonyum
siklosilikat : ara., ing., lat., gre. * sodium (natrium
Na) (suda’ (baş ağrısı, sıkıntı), suvvad (tuzlu su) (ara.); soda (ing.) + ium
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + zarkun (zirkon taşı, kırmızımsı
mineral) + ium (element eki) (lat.) + kyklos (daire, devir, çember, döngü,
dönem, tekerlek, dairesel hareket, siklus) (gre.) + silicium (silex (çakmak
taşı, sert taş) + ium (kimyasal element eki) ) + ate (bir asidin esterini veya
tuzunu belirten ek) ) (lat.) * sindirim sisteminde potasyum iyonlarını seçici
olarak bağlayarak serum potasyum düzeyini düşüren, özellikle hiperkalemi
tedavisinde kullanılan, kristal yapılı inorganik silikat bazlı ilaç bileşiği
(ZrSi6O12•xH2O)
sof :
ara. * suf (yün) * yün, yünlü ince kumaş; Ankara keçisinin tiftiğinden
(kıllarından) dokunan, yumuşak, parlak ve oldukça dayanıklı değerli bir kumaş
türü, asvaf (ç.)
sofa :
ara. * suffa (sedir, oturma sekisi) * genellikle oturma odalarında kullanılan,
birden fazla kişinin oturabileceği uzun, döşemeli ve arkalıklı oturma mobilyası
sofi :
gre., ara. * sophia (bilgelik, bilgililik) (sophos (bilge) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) (gre.); sufi (yünlü olan, yün giyen) (suf (yün, yapağı,
ibrişim) + i (sıfat yapım eki) ) (ara.) (mistiklerin dünyevi gösterişten uzak
durmak ve tevazuyu simgelemek için giydikleri kaba yün hırkalara (kepenek)
atfen) * İslam tasavvuf geleneğinde dünyevi bağlılıklardan uzaklaşarak manevi arınma,
zikir ve içsel bilgi yoluyla Allah’a yakınlaşmayı amaçlayan mistik yolun
takipçisi
sofist :
gre. * sophia (bilgelik, bilgililik) (sophos (bilge) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) + istes (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * Antik Yunan’da
retorik, ikna sanatı ve tartışma tekniklerini öğreten gezgin öğretmen; gerçeğe
değil ikna gücüne dayalı argüman üreten kişi
sofistik :
gre. * sophia (bilgelik, bilgililik) (sophos (bilge) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) + istes (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) + ikos (ile
ilgili, -a ait, gibi) * mantıksal doğruluktan çok ikna gücüne dayanan, dil ve
argüman oyunlarıyla karmaşık görünen fakat çoğu zaman yanıltıcı düşünme
biçimini veya üslubunu ifade eden (nitelik); retorikte aşırı süslü ve yapay
olan (anlatım tarzı)
sofistike :
gre., lat. * sophisticatus (sophia (bilgelik, bilgililik) (sophos (bilge) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) + istes (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş
eki) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + atus (geçmiş zaman ve sıfat
yapım eki) (are (fiil mastar eki) + tus (geçmiş zaman eki) ) (lat.) * gelişmiş,
karmaşık ve rafine bir düzeye ulaşmış; teknik, kültürel veya estetik açıdan
incelmiş ve basitlikten uzak, ileri düzey nitelik gösteren; bilgili, bilge
sofiyan :
gre., ara. * sophia (bilgelik, bilgililik) (sophos (bilge) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) (gre.); sufi (yünlü, yün giymiş; bilge, bilgili) + an
(sıfat yapım ve çoğul eki) (ara.) * tasavvuf geleneğine bağlı olan, sufî yaşam
tarzını benimseyen veya sufî düşünceye mensup olanlar; tasavvuf ehli kimseler
sofizm :
gre. * sophia (bilgelik, bilgililik) (sophos (bilge) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) + ismos (isim yapım, durum, öğreti, doktrin, akım eki) * ilk
olarak Antik Yunan sofistlerinin retorik ve ikna merkezli düşünce geleneğini
ifade eden, daha sonra özellikle mantıksal doğruluk yerine görünüşte doğru ve
ikna edici fakat yanıltıcı akıl yürütmelere dayanan düşünme biçimi
sofomor :
gre. * sophos (bilge, bilgili) + moros (aptal, ahmak, saf) * özellikle Amerikan
eğitim sisteminde üniversitenin ikinci sınıf öğrencisi; ilk yıla göre daha
bilgili ama hala deneyimsiz
sofosbuvir :
lat. * sofos (antiviral ilaç ön eki) + buvir (virüs ile ilgili nükleotid
polimeraz inhibitörü ilaç sınıfı eki) * kronik hepatit C (karaciğerde hasara
yol açan viral bir enfeksiyon) tedavisinde kullanılan, hepatit C virüsünün RNA
polimeraz enzimini inhibe ederek viral çoğalmayı durduran, doğrudan etkili
antiviral ilaç sınıfına ait nükleotid analoğu bileşik (C22H29FN3O9P)
sofra :
ara. * sefere, safara (yolculuk etmek, seyahat etmek, elçi olarak gitmek,
elçilik etmek, temsil etmek), sefer, safar (yolculuk, seyahat) * azık,
yolculukta taşınan yiyecek; yemek serilen örtü, yolculuk azığı, sefer yiyeceği,
sufra; üzerine yemek konulan örtü, sini ve yemek düzeni, yemek için hazırlanmış
masa, yaygı veya yemek düzeni
softa :
far. * suhtan (yanmak, tutuşmak), suhte, sohte (yanmış, tutuşmuş; coşkulu,
kendini bir şeye kaptırmış kimse (mecazi) ) * yanıp tutuşan, gayretli öğrenci (Osmanlı
döneminde medrese talebesi için); dar görüşlü din bağnazı, yobaz
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder