eflüent :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + fluere (akmak, sıvı
ilerleyerek hareket etmek), fluxus (akan, akış) + ens, ent (ile ilgili, -a ait)
* dışarı akan; bir sistemden dışarı verilen sıvı, atık su veya gaz
eflüks :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + fluere (akmak, sıvı
ilerleyerek hareket etmek), fluxus (akan, akış) * madde veya enerjinin bir
ortamdan dışarıya doğru hareket etmesi; dışarı akış, akıntı, akma, sızma,
sızıntı, akış
efnan :
ara. * fen (cins, çeşit, tür, nevi) * cinsler, çeşitler, türler, neviler
efor :
lat. * exfortis (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + fortis (kuvvetli,
güçlü, kudretli) ) (lat.); effort (gayret, çaba, uğraş) (fra.) * gayret, çaba,
kuvvet harcama
efra :
ara. * ferağa (boş kalmak, işten el çekmek, feragat etmek), efrağa (boşaltmak,
içindekini çıkartmak, boş hale getirmek) * işi gücü olmayan, boşta gezen, avare
boşta olan, işi olmayan (free (boş, özgür) (ing.), frei (boş, özgür) (alm.) )
efrad :
ara. * ferd (birey, şahıs, kişi, tek, tekil, bir, yekta, yalnız; bir topluluğu
oluşturan her bir kişi) * bireyler, ferdler
efradını cami ağyarını mani :
ara., tür. * efrad (ferdler, bireyler) + ı (iyelik eki) + nı (işaret zamiri) +
cami (toplama) + ağyar (diğerleri, gayrıları) + ı (iyelik eki) + nı (işaret
zamiri) + mani (engel) * bir konuyla ilgili en önemli kısımları anlatmak,
önemsiz ve gereksiz kısımları ise dile getirmemek
efraim :
ibr. * efr (çok, fazla, bol) + yim, im (ile ilgili, gibi olma) * verimlilik,
bolluk; Tevrat’ın Yaratılış bölümüne göre Yusuf ve Asenath'ın ikinci oğlu
efrat :
ara. * ferd (birey, şahıs, kişi, tek, tekil, bir, yekta, yalnız; bir topluluğu
oluşturan her bir kişi) * bireyler, ferdler
efraz :
far. * efrahten, efrahden (yükseltmek, yukarı kaldırmak) * yükselten, yukarı
kaldıran
efriz :
far. * efriz (süsleme, kabartma) * sahnenin tavanının ön sıralardan görünmesini
önleyen ve dekora bütünlük katan, tavandan inerek sahnenin üst bölümünü boydan
boya kaplayan kısa perde; Eski Yunan ve Roma yapılarında, taban kirişiyle çatı
arasında kalan, üzeri boydan boya kabartmalarla süslü bölüm; bir duvarın üst
bölümünde yapılan süsleme kuşağı
efruhiten :
far. * efruhiten (neşelenmiş, sevinçli) (efrah (neşe, sevinç) + iten (ile
ilgili olan) * Türk musikisinde, karar perdesi genellikle "Re" (D)
olan, Hüseyni dizisine dayanan, nazik ve duygulu ezgiler taşıyan bir makam
efruhte :
far. * efruhtan (yakmak, tutuşturmak; parlak hâle getirmek; ışıldatmak) *
yanmış, tutuşmuş, alevlenmiş, ateşlenmiş, şulelenmiş, parlamış, ziyalanmış,
nurlanmış, ışıklanmış, aydınlanmış
efruz :
far. * furuz, efruz (ışık, parlaklık, alev; aydınlatmak), efruztan (yakmak,
tutuşturmak; aydınlatmak; parlatmak), furuzan (parlatan, aydınlatan; yanıcı,
yakıcı, parlayıcı, parlak, parlayan) * tutuşma, ışıklanma, aydınlanma,
parlatma, aydınlatma, ışıltı, parlama, parıltı, pırıltı, yanma, tutuşma,
ateşlenme, alevlenme
efsah :
ara. * fasih (açık, net, düzgün; açık ve düzgün anlatı; açık ve düzgün konuşma
yeteneği olan) * en açık, en düzgün, daha açık, daga düzgün, daha fasih, en
fasih
efsane :
far. * ef, afa (söylemek, demek) + sah, sanha (öğreti, anlatı, deyiş) * anlatı,
destan, söz etme
efsanevi :
far. * ef, afa (söylemek, demek) + sah, sanha (öğreti, anlatı, deyiş) + evi
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * efsane gibi olan, anlatısal, destansal
efser :
far. * fas (bağlamak, tutmak, dizginlemek) * taç, padişah tacı; hükümdar,
lider, komutan; sözünü geçiren
efsun :
far. * fisun, fusun (sihir, büyü), efsudan, efsay (büyülemek, sihirlemek) *
sihir, büyü, üfürük
efsunkar :
far. * efsun (büyü) + kar (-cı, yapan, eden eki) * büyüleyici, sihirleyici
efşan :
far. * feşandan (saçmak, serpmek, dağıtmak, etrafa yaymak) * dağıtan, saçan,
serpen, yayan
eft :
ing. * electronic (elektronik) + fund (fon, ödenek, para kaynağı) + transfer
(aktarım) * "elektronik fon transferi" kelime grubunun akronimik
kısaltması; iki farklı banka arasındaki TL cinsinden ödemelerin
gerçekleştirilmesi işi
eftal :
ara * fadl (üstünlük, lütuf, fazilet, erdem) * daha üstün, daha faziletli, en
üstün, en iyi
eftalya :
gre. * efthalia (umut, iyilik, iyi olma) (eu (iyi, güzel, tam, gerçek, doğru,
düzgün, asıl) + thallo, thallein (çiçek açmak, gelişmek, büyümek) + eia (isim
yapım ve durum eki) ) * iyi çiçek açan, iyi gelişen; denizkızı
eften püften :
tür. * ef (üfleme sesi) + ten (ile ilgili, gibi, -a ait) + püf (üfleme sesi) +
ten (ile ilgili, gibi, -a ait) * of pof ederek, oflayarak poflayarak,
istemeden, odaklanmadan; derme çatma; bir temele dayanmayan, baştan savma
yapılmış, eğreti
efulim :
gre. * omorphos, omorphi (güzel, hoş, sevimli, cici, zarif) + mou (benim) *
güzelim, sevgilim, sevdiğim, canım
efüzyon :
lat. * effusio, effusion (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + fundere
(dökmek, akıtmak, yaymak), fusion (dökülme, akma, yayılma) ) * bir sıvının veya
gazın bir yerden başka bir yere yayılması veya dışarıya çıkması; sıvının bir
boşluğa, örneğin, plevra, periton, perikard gibi vücut boşluklarına (kaviteler)
anormal bir şekilde birikerek ödem oluşturması
efvac :
ara. * fevc (grup, topluluk, bölük, fırka) * gruplar, topluluklar, bölükler,
fırkalar, cemaatler, takımlar, kısımlar
efvah :
ara. * fa (ağız; açılış, delik, menfez) * ağızlar, delikler, menfezler; yemeğe
lezzet için konan baharat (mecazi)
EG :
gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) +
enkephale, enkephalon, enkephalos (kafanın içi, beyin (en (iç, içeri, içinde,
içinde, içeride) + kephale, kephalos (kafa, baş) ) + gramma, gramme (çizgi,
hat, çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) * beynin elektriksel
aktivitesinin ölçümünü grafik olarak yansıtan nörolojik test çizelgesi
egale :
lat., fra. * aequus (eşit, denk), aequalis (eşit gibi, denk gibi) (lat.);
égaler (eşitlemek, denk hale getirmek), égalé (eşitlenmiş, denk olmuş) (fra.) *
eşitlenmiş, denkleşmiş, aynı düzeye getirilmiş; birinin derecesine ulaşılmış
eganelisib :
lat. * eganeli (farmasötik ön ek) + lisib (fosfoinositid 3-kinaz (Lipid kinase
Specific InhiBitor) enzim belirteci) * fosfatidilinozitol 3-kinazı (PI3K)
inhibe ederek kanser tedavisinde kullanılan, bağışıklık sistemini baskılayan
hücreleri hedef alan antineoplastik ilacın etken maddesi (C30H24N8O2)
ege :
gre. * aigaios (aisso, aissein (şiddetle hareket etmek, dalgalanmak,
çalkalanmak) + hals (tuz; deniz); aiges (dalga, çalkantı) * Türkiye ile
Yunanistan sahilleri arasındaki iç deniz
ege :
gre. * hege, ege (kudret, kuvvet, tahakküm, hakimiyet, yönetim), hegemon
(önder, lider, hüküm sahibi) * bir çocuğun, özellikle bir öğrencinin her türlü
davranışlarından sorumlu, onun işlerine bakan ve onu koruyan kimse
egehan :
gre., fra. * hege, ege (kudret, kuvvet, tahakküm, hakimiyet, yönetim), hegemon
(önder, lider, hüküm sahibi) + han (kağan, hükümdar, sultan, reis, hakim, şah,
kral, padişah, egemen) (far.) * denizler hakimi
egemen :
gre. * hege, ege (kudret, kuvvet, tahakküm, hakimiyet, yönetim), hegemon
(önder, lider, hüküm sahibi) * önder, lider, şef, yönlendirici, hakim, hüküm
sahibi
egemenlik :
gre.; tür. * hege, ege (kudret, kuvvet, tahakküm, hakimiyet, yönetim), hegemon
(önder, lider, hüküm sahibi) (gre.) + lik (durum eki) (tür.) * hakimiyet
egeria :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + gerere (getirmek, toplamak,
biriktirmek, taşımak, yönetmek, yürütmek, yapmak, yüklemek, yığmak) * Roma
mitolojisinde su ruhu
egit :
mac., tür. * hegedü (yaylı çalgı) (mac.); hegit, egit (tür.) * Anadolu'da
geleneksel olarak su kabağı veya oyma ağacın üzerine ince deri gerilmesi ve yay
yardımıyla çalınan tellere sahip, rebab veya kemançeyi andıran kaybolmaya yüz
tutmuş yaylı bir Türkmen halk çalgısı, hegit
eglak :
ara. * galak (kilit) * kilitler; anlaşılması zor olan ifadeler (mecazi)
eglog :
gre. * eklegein (seçmek, elemek, toplamak), ekloge (seçim, eleme, toplama) (ek
(dış) + legein (seçmek, toplamak), loge (seçim, toplama) ) * çoban şiiri
anlamına gelen bir edebiyat terimi; birkaç çobanın toplanıp bir araya gelerek
karşılıklı bir diyalog tadında kır ve aşk hayatlarını anlattıkları pastoral
şiir, idil
egniya :
ara. * gani (zengin, bolluğa sahip, varlıklı) * zenginler, bolluğa sahipler,
varlıklılar
ego :
gre. * ego (ben) * insanın ruhsal ve bedensel bütünlüğü, benlik bilinci, öz
varlığı, nefs
egoist :
gre. * ego (ben) (gre.) + istis (-ci, -cil) * daima kendini önceliklendiren,
menfaatperest, hodkam, benci, bencil, nefsani
egoizm :
gre. * ego (ben) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * daima
kendini önceliklendirme, menfaatperestlik, hodkamlık, bencilik, bencilllik
egosantrik :
gre. * ego (ben) + kentrikos (keskin nokta gibi) (kentron (keskin nokta) + ikos
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * bireyin kendisini ve kendi bakış açısını
merkeze alarak dünyayı algılaması, başkalarının düşünce, duygu veya
ihtiyaçlarını anlamakta ya da hesaba katmakta zorlanması durumuna ilişkin, ben
merkezcil
egosantrizm :
gre. * ego (ben) + kentrikos (keskin nokta gibi) (kentron (keskin nokta) +
ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * bireyin kendisini ve
kendi bakış açısını merkeze alarak dünyayı algılaması, başkalarının düşünce,
duygu veya ihtiyaçlarını anlamakta ya da hesaba katmakta zorlanması durumu, ben
merkezcillik
egotizm :
gre. * ego (ben) + tismos (isim yapım ve durum eki) * benlikçi olma durumu;
kendi benliğinin gelişimini, bütün davranışlarının ilkesi yapan kişinin
niteliği, benlikçilik
egzajerasyon :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + aggerare (yığmak, kümelemek,
istiflemek, biriktirmek) + tio (isim yapım eki) * olduğundan fazla gösterme,
abartma, mübalağa etme
egzajere :
lat., fra. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + aggerare (yığmak,
kümelemek, istiflemek, biriktirmek), aggeratus (yığılmış, kümelenmiş) (lat.);
exagéré (fra.) * olduğundan fazla gösterilmiş, abartılmış, mübalağa edilmiş
egzama :
gre. * ekzein (taşmak, kabarmak) (ek, exo (dış, dışarı, harici) + zein
(kaynamak) ) + ma (isim yapım eki) * ciltte kaşıntı, kızarıklık, kuruluk ve
döküntü ile seyreden, genellikle alerjik veya irritan nedenlere bağlı kronik deri
hastalığı
egzamatöz :
gre., lat. * ekzein (taşmak, kabarmak) (ek, exo (dış, dışarı, harici) + zein
(kaynamak) ) (gre.) + ma (isim yapım eki) + osus (ile ilgili, gibi, benzer)
(lat.) * egzamaya benzeyen, egzama ile ilgili
egzaminasyon :
lat. * exigere (dışarı atmak, ölçmek, tartmak, incelemek, yoklamak) (ex (dış,
dışarı, harici, yokluk, olmama) + agere (yapmak, sürmek, hareket ettirmek,
yönetmek) ) + tio (isim yapım ve durum eki); examen (terazi, tartı, ölçü,
yoklama, sınav, test, tartma) * sınav yapma, test etme, inceleme
egzegezis :
gre. * ex, ek (ek, dış, dışarı, harici) + hegeisthein (yönlendirmek, açıklamak,
yorumlamak), hegesis (yönlendirme, açıklama, yorumlama) * bir metni, özellikle
dini veya felsefi metinleri, detaylı şekilde açıklama veya yorumlama işlemi
egzersiz :
lat. * exercitium (çalışma, uygulama, alıştırma) (exercere (meşgul olmak,
pratik yapmak) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + arcere (sınırlamak,
tutmak, zorlamak, içinde veya dışında tutmak) ) + itium (yer, mekan, durum eki,
isim yapım eki) ) * çalışma, uğraşma, uygulama, alıştırma; eğitim veya
beden/akıl geliştirici alıştırma; fiziksel olarak aktif olup kalp atışının
dinlenme halinden yüksek seviyelere çıkması hali
egzibisyonizm :
lat. * exhibitio (dışarıda tutma) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) +
habere (tutmak) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) + ismos (isim yapım, durum,
akım, öğreti, doktrin eki) (gre.) * teşhircilik
egzistansiyalist :
lat. * existentialismus (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + sistere
(durmak, ayakta durmak, durmak, dikilmek, dayanmak, kalmak, direnmek,
yerleştirmek, koymak, durmak, duruş sergilemek) + entia (isim yapım eki) + alis
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ista (-cu, yapan, eden eki) * insanın
varoluşunu ve özgürlüğünü merkeze alan düşünür, varoluşçu
egzistansiyalizm :
lat. * existentialismus (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + sistere
(durmak, ayakta durmak, durmak, dikilmek, dayanmak, kalmak, direnmek,
yerleştirmek, koymak, durmak, duruş sergilemek) + entia (isim yapım eki) + alis
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti,
doktrin eki) ) * bireyin özgür varlığını vurgulayan akım veya yaklaşım; insanın
varoluşunu ve özgürlüğünü merkeze alan düşünce akımı, varoluşculuk
egzogami : gre.
* exo (dış, dışarı, harici) + gamia (evlenme durumu) (gamos (evlilik) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * kendi topluluğunun veya akraba grubunun
dışındaki bir kişiyle evlenme uygulaması, dışevlilik
egzomorfizm :
gre. * exo (dış, dışarı, harici) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp)
+ ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * magmanın sokulmasıyla,
komşu kayaçların uğradığı başkalaşma, dış başkalaşım
egzonim :
gre. * exo (dış, dışarı, harici) + onyma (isim, ad) * bir coğrafi adın ait
olduğu ülkenin ana dilinden farklı olarak başka bir dildeki yazılışına verilen
isim
egzorsist :
gre. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + horkos (yemin, ant) + istes
(-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * kötü ruhları veya cinleri yeminle,
sözle veya ritüelle kovma işini yapan kişi; cinci, şeytan kovucu
egzotik :
gre. * exo (dış, hariç, dışarı, harici) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * uzak ve yabancı ülkeler ile ilgili
egzotizm :
gre. * exo (dış, hariç, dışarı, harici) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * uzak ve
yabancı ülkeler ile ilgili olma; bir yapıtta, uzak, yabancı ülkelerden söz
etme, oralarda geçen olayları ve oralı kişileri yansıtma
egzoz :
lat. * exhaust (dışarı boşaltılmış) (exhaurire (dışarı boşaltmak) (ex (dış,
dışarı, harici, yokluk, olmama) + haurire (çekmek, boşaltmak) ) * içten yanmalı
motorlarda yanan akaryakıt gazlarının dışarı atılması ve bunu sağlayan
mekanizma
eğe :
tür. * ege (törpülemek, rendelemek, diş gıcırdatmak) * madenleri, tahtayı vb.yi
yontmak, düzeltmek, parlatmak gibi işler için kullanılan, saplı, ensiz ve
uzunca, üzeri çok ince pürtüklü, sert çelikten yapılmış araç
eğeç :
tür. * eğ (eğmek, yön vermek, bükmek, kıvırmak; bir yöne meyletmek, bir
doğrultuya yönelmek, doğrultmak, düzeltmek) + eç (araç yapım eki) * 𝛼̃ eğrisinin, 𝛼̃(𝑠) noktasındaki teğet
doğrusunun 𝛼(𝑠) noktasından geçmesi
ve 〈𝑇̃(𝑠),𝑇(𝑠)〉
= 0 olması halinde 𝛼̃
eğrisinin 𝛼
eğrisine göre durumuna verilen isim, evolüt
eğelemek :
tür. * ege (törpülemek, rendelemek, diş gıcırdatmak) + le (etken fiil eki) +
mek (fiil mastar eki) * törpülemek, rendelemek
eğer :
far. * gar, agar, eğer (şart edatı) * koşula bağlı olarak
eğiç :
tür. * eğ (eğmek, yön vermek, bükmek, kıvırmak; bir yöne meyletmek, bir
doğrultuya yönelmek, doğrultmak, düzeltmek) + iç (isim yapım eki) * yüksek
dallardan meyve koparmak için dalları çekmeye yarayan araç
eğik :
tür. * eğ (eğmek, yön vermek, bükmek, kıvırmak; bir yöne meyletmek, bir doğrultuya
yönelmek, doğrultmak, düzeltmek) + ik (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
duruşu, yatay bir düzlem veya çizgiyle açı oluşturacak biçimde olan, dik
olmayan, bükük, bükülmüş
eğil :
hit. * ingalava (inga (yerleşim; akarsu) + lava (yer, toprak, alan) ) *
Inga’nın yeri, Inga'nın toprakları; akarsu veya yerleşim alanı; Diyarbakır’ın
bir ilçesi
eğilim :
tür. * eğ (eğmek, yön vermek, bükmek, kıvırmak; bir yöne meyletmek, bir
doğrultuya yönelmek, doğrultmak, düzeltmek) + il (edilgen fiil eki) + im (isim
yapım eki) * bir şeye karşı ilgi, istek ve heyecan duyma, meyil, yönelim
eğilmek :
tür. * eğ (eğmek, yön vermek, bükmek, kıvırmak; bir yöne meyletmek, bir
doğrultuya yönelmek, doğrultmak, düzeltmek) + il (edilgen fiil eki) + mek (fiil
mastar eki) * bükülmek, kıvrılmak; bir yöne meyletmek
eğim :
tür. * eğ (eğmek, yön vermek, bükmek, kıvırmak; bir yöne meyletmek, bir
doğrultuya yönelmek, doğrultmak, düzeltmek) + im (isim yapım eki) * eğilme, bir
tarafa yönelme (aim (amaç) (ing.) )
eğirdir :
tür. * egir (çevirmek, döndürmek, dolamak, kuşatmak) + dir (isim yapım eki) *
Isparta'nın bir ilçesi; devir, döngü, daire, felek
eğirmek :
tür. * egir (çevirmek, döndürmek, dolamak, kuşatmak) + mek (fiil mastar eki) *
pamuk, yün gibi şeyleri iğ ile bükerek iplik durumuna getirmek
eğitbilim :
tür. * eğ (eğmek, yön vermek, bükmek, kıvırmak; bir yöne meyletmek, bir
doğrultuya yönelmek, doğrultmak, düzeltmek) + it (etken fiil eki) + bilim
(bilme, bilgi edinme süreci, öğrenilen, bilinen şey) * eğitim ve öğretimi
kurallara bağlayan bilim kolu
eğitim :
tür. * eğ (eğmek, yön vermek, bükmek, kıvırmak; bir yöne meyletmek, bir
doğrultuya yönelmek, doğrultmak, düzeltmek) + it (etken fiil eki) + im (isim
yapım eki) * bilgi, beceri veya karakter geliştirme süreci; öğretim, terbiye,
eğitme işi
eğitmek :
tür. * eğ (eğmek, yön vermek, bükmek, kıvırmak; bir yöne meyletmek, bir
doğrultuya yönelmek, doğrultmak, düzeltmek) + it (etken fiil eki) + mek (fiil
mastar eki) * bir kişinin zihinsel ve bedensel gelişimini sağlamak
eğitmen :
tür. * eğ (eğmek, yön vermek, bükmek, kıvırmak; bir yöne meyletmek, bir
doğrultuya yönelmek, doğrultmak, düzeltmek) + it (etken fiil eki) + men (-ci,
yapan, eden eki) * eğiten kişi
eğitsel :
tür. * eğ (eğmek, yön vermek, bükmek, kıvırmak; bir yöne meyletmek, bir doğrultuya
yönelmek, doğrultmak, düzeltmek) + it (etken fiil eki) + sel (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * eğitimle ilgili
eğlemek :
tür. * egle (vakit geçirmek, oyalamak, bekletmek) + mek (fiil mastar eki) *
oyalamak
eğlence :
tür. * egle (vakit geçirmek, oyalamak, bekletmek) + n (dönüşlü fiil eki) + ce
(isim yapım eki) * neşeli ve hoşça zaman geçirme, keyif alma, hoş vakit
geçirme, oyun ve neşe faaliyeti
eğlendirmek :
tür. * egle (vakit geçirmek, oyalamak, bekletmek) + n (dönüşlü fiil eki) + dir
(etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * neşeli ve hoşça zaman geçirtmek
eğlenmek :
tür. * egle (vakit geçirmek, oyalamak, bekletmek) + n (dönüşlü fiil eki) + mek
(fiil mastar eki) * neşeli ve hoşça zaman geçirmek
eğmek :
tür. * eğ (eğmek, yön vermek, bükmek, kıvırmak; bir yöne meyletmek, bir
doğrultuya yönelmek, doğrultmak, düzeltmek) + mek (fiil mastar eki) * bükmek,
kıvırmak, bir yöne meylettirmek
eğmür :
tür. * eğ (eğmek, yön vermek, bükmek, kıvırmak; bir yöne meyletmek, bir
doğrultuya yönelmek, doğrultmak, düzeltmek) + mür (isim yapım eki) * Oğuz
Türkleri'nin 24 boyundan biri
eğrek :
tür. * eğr (su birikmek) + ek (yer ve durum eki) * su toplanan yer, gölcük
eğreltiotu :
tür. * eğr (su birikmek) + ek (yer ve durum eki) + el (edilgen fiil eki) + ti
(isim yapım eki) + ot (küçük yabani bitki, yeşillik) + u (iyelik eki) *
yapraklarının iç yüzünde spor keseleri bulunan, damarlı, çiçeksiz ve sulak
yerde yetişen bir bitki
eğreti :
ara. * ariyati (ödünç olarak, geçici olarak) (ariya (ödünç, borç, geçici olarak
verilen şey) + et (isim yapım eki) * belirli bir süre geçtikten sonra
geçerliliğini yitirecek olan hal, geçici
eğrez :
gre., tür. * agrios (yabani, vahşi) (gre.); eğrez (eğri (doğru, düz veya dikey
olmayan) (eğ (eğmek, yön vermek, bükmek, kıvırmak; bir yöne meyletmek, bir
doğrultuya yönelmek, doğrultmak, düzeltmek) + ri (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) + ağız (yüzde, avurtlarla iki çene arasında yer alan, sesin çıkışına,
solumaya, besin almaya yarayan, içinde dil ve dişler bulunan boşluk) ) (tür.) *
Türkiye'de özellikle Eğirdir Gölü'nde ve akarsuların denize dökülen az tuzlu
ağızlarında yaşayan, sazangiller familyasına ait, üst dudağı alt dudağından
daha uzun ve öne çıkık (burunsu) yapıda olan iri gözlü bir tatlı su balığı
türü, vimba vimba
eğri :
tür. * eğ (eğmek, yön vermek, bükmek, kıvırmak; bir yöne meyletmek, bir
doğrultuya yönelmek, doğrultmak, düzeltmek) + ri (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * doğru, düz veya dikey olmayan, bir noktasında yön değiştiren,
çarpıklığı olan; yay biçimli
eğrilik :
tür. * eğri (doğru, düz veya dikey olmayan) (eğ (eğmek, yön vermek, bükmek,
kıvırmak; bir yöne meyletmek, bir doğrultuya yönelmek, doğrultmak, düzeltmek) +
ri (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + lik (durum eki) * eğri olma durumu
veya niteliği
eğrilmek :
tür. * eğri (doğru, düz veya dikey olmayan) (eğ (eğmek, yön vermek, bükmek,
kıvırmak; bir yöne meyletmek, bir doğrultuya yönelmek, doğrultmak, düzeltmek) +
ri (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + mek (fiil mastar eki) + kıvrılmak,
bükülmek, dönmek * become bent, become twisted, incline; se courber, se tordre,
s’incliner; sich biegen, sich beugen, sich krummen, sich verrenken, sich neigen
eh :
tür. * eh (tam mutabık olunmadan kabulü ifade eden ses yansımalı nida) * olur,
peki, fena değil, iyi olmasa da idare eder
ehad :
ara. * vahada (birleştirmek, tekleştirmek, bir olmak), vahid (bir, tek,
birleşik) * bir, tek, eşsiz, biricik (ahead (ileride, önde), head (baş, ön)
(ing.) )
ehem :
ara. * hemm (düşünce, istek, arzu), hemme (kaygılanmak, önemsemek) * çok
önemli, çok ciddi, öncelikli, en önemli, en ciddi
ehemmiyet :
ara. * hamma, ahamma (önem vermek, önemsemek, düşünmek, kaygılanmak), muhim
(önemli, önemli kılan) * düşünce, istek, arzu, kaygı, ciddiyet, önem, önemli
olma durumu, ciddiolma durumu
ehevat :
ara. * uht (kız kardeş) * kız kardeşler
ehil :
ara. * ehl (beceri, ustalık, alışık olma, dostluk; aile, ev halkı,), ehele
(ikamet etmek, ev edinmek, evlenmek) * evcil, alışkın, uygun; bir işi en iyi
biçimde yapacak düzeyde bilgisi olan, usta, yeterli ve yetkili kimse
ehl :
ara. * ahala (bir şeye uygun hale getirmek, hak kazandırmak, bir yeri veya şeyi
sahiplerine vermek; toplamak, bir araya getirmek, halk oluşturmak), ahali (ç.)
* insan topluluğu, aile, ev halkı; sahipler, yakınlar, kabile
ehlen :
ara. * ehl (beceri, ustalık, alışık olma, dostluk; aile, ev halkı) + en (gibi
olarak) * becerikli olarak, ustaca, alışık olarak, dostça
ehlen ve sehlen :
ara. * ehl (beceri, ustalık, alışık olma, dostluk; aile, ev halkı) + en (gibi
olarak) + ve (ve) + sehl (kolay, sade; yayılmak, döşenmek) + en (gibi olarak) *
selam, merhaba, hoşgeldiniz; beceriyle ve kolaylıkla
ehlers-danlos sendromu :
alm, fra. * ehlers (Alman dermatolog Adolph Ehlers’in soyadından) (alm.) +
danlos (Fransız dermatolog ve romatolog Alexandre Danlos’un soyadından) (fra.)
* bağ dokusu defekti ile karakterize genetik hastalık
ehli :
ara. * ehl (beceri, ustalık, alışık olma, uygunluk, dostluk; aile, ev halkı) +
i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * evcil
ehli beyt :
ara. * ehl (beceri, ustalık, alışık olma, uygunluk, dostluk; aile, ev halkı) +
ı (tamlama eki) + beyt (ev) * ev halkı; Hz. Muhammed’in kızını, damadını ve
torunlarını içine alan ailesine verilen isim
ehli dil :
ara., far. * ehl (beceri, ustalık, alışık olma, uygunluk, dostluk; aile, ev
halkı) + i (tamlama eki) (ara.) + dil (kalp, yürek, gönül) (far.) * gönül
insanı, gönlünde birlik ve huzur zevkini bulan, gerçeği idrak etmekten gelen
gönül zenginliği ve müsamahaya sahip kimse, irfan sahibi
ehli hibre :
ara. * ehl (beceri, ustalık, alışık olma, uygunluk, dostluk; aile, ev halkı) +
i (tamlama eki) + hibr (bilgi, ilim) * ilim sahibi, ilimde uzman olan
ehli keyf :
ara. * ehl (beceri, ustalık, alışık olma, uygunluk, dostluk; aile, ev halkı) +
i (tamlama eki) + keyf (afiyet, sağlık, memnuniyet, hoşlanma, neşe, sevinç,
sürur) * rahatına, keyfine çok düşkün kimse
ehli makam :
ara. * ehl (beceri, ustalık, alışık olma, uygunluk, dostluk; aile, ev halkı) +
i (tamlama eki) + makam (konum, yer, pozisyon, mevki, durulan yer) * makam
sahibi
ehli namus :
ara. * ehl (beceri, ustalık, alışık olma, uygunluk, dostluk; aile, ev halkı) +
i (tamlama eki) + namus (ırz, iffet, haya, ahlak) * namuslu kimse, namus ehli,
namus sahibi
ehli salib :
ara. * ehl (beceri, ustalık, alışık olma, uygunluk, dostluk; aile, ev halkı) +
i (tamlama eki) + salebe (çarmıha germek, asmak, dikmek, çaprazlamak), salib
(haç, çarmıh) * haç halkı; Kudüs'ü Müslümanlar'ın elinden alarak onların kuvvet
ve saltanatlarına son vermeyi amaçlayan, bunun için de bir kısım Avrupa hükümdarlarıyla
derebeylerinin komutaları altında toplanarak zaman zaman İslam ülkelerine hücum
etmiş olan mutaassıp Hristiyan toplulukları
ehli sünnet :
ara. * ehl (beceri, ustalık, alışık olma, uygunluk, dostluk; aile, ev halkı) +
i (tamlama eki) + sunnet (usül, adet, gelenek, anane) * İslam peygamberi Hz.
Muhammed’in yolundan gidenler
ehli vukuf :
ara. * ehl (beceri, ustalık, alışık olma, uygunluk, dostluk; aile, ev halkı) +
i (tamlama eki) + vakf (durma, durdurma), vukuf (anlama, bilgi sahibi olma,
farkında olma) * belli bir konudan iyi anlayan, o konuda bir anlaşmazlığa
düşüldüğünde çözüm için kendisine başvurulan uzman kimse, bilirkişi
ehli zevk :
ara. * ehl (beceri, ustalık, alışık olma, uygunluk, dostluk; aile, ev halkı) +
i (tamlama eki) + zaka, zak (tatmak, tad almak, lezzet almak), zevk (tat alma,
lezzet duyma, keyif, hoşluk) * zevk sahibi, zevk sahipleri, zevk sahibi
insanlar, güzel şeylerden hoşlananlar
ehlileştirmek :
ara., tür. * ehl (beceri, ustalık, alışık olma, uygunluk, dostluk; aile, ev
halkı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + leş (edilgen fiil eki) + tir
(etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * evcilleştirmek, uysallaştırmak
ehliyet :
ara. * ehl (beceri, ustalık, alışık olma, uygunluk, dostluk; aile, ev halkı) +
iyet (isim yapım ve durum eki) * bir işi yapabilme yetkinliği, uzluk, ustalık,
yeterlik; bir kimseye, belli bir konuda yeterli olduğunu belirtmek için
ilgililerce verilen belge
ehliyetname :
ara. * ehl (beceri, ustalık, alışık olma, uygunluk, dostluk; aile, ev halkı) +
iyet (isim yapım ve durum eki) + name (kitapçık, mektup, risale, belge, yazı;
birine hitaben yazılmış yazı) * uzluk, ustalık, yeterlik; bir kimseye, belli
bir konuda yeterli olduğunu, ehil olduğunu belirtmek için ilgililerce verilen
belge
ehram :
ara. * haram (zararlı, yasak), ehram (yasaklama, yasaklanma); hirm (yüksek
olmak, dik olmak, yükselmek), hirma (piramit), ehram (piramitler) * Mısır
piramitleri
ehriman :
far. * ehr, ahr (yıkıcı, zararlı, kötü; kötülük) + maniyu (ruh, zihin) *
ateşperestlerin, Zerdüştlükteki mutlak ikicilik (düalite) kavramı kapsamında,
iyilik ilkesi veya tanrısı olan Ahura Mazda ile sürekli bir mücadele veya savaş
halinde olan kötülük ve karanlık ilkesi veya tanrısı
ehrlich-schwoebel engeli :
alm. * ehrlich (Alman fizikçi Gerhard Ehrlich'in soyadından) + schwoebel (Alman
fizikçi Richard L. Schwoebel'in soyadından) (alm.) + engel (mani, set, bariyer,
obstakl) + i (iyelik eki) (tür.) * kristal yüzeyinde hareket eden bir atomun
atomik basamaktan aşağı geçmesini zorlaştıran enerji bariyeri
ehven :
ara. * hevn (kolay olma, kolaylık; hakir olma, değersiz olma), ehven (daha
kolay, en kolay, en hakir, en aşağı) * daha az kötü, daha az zararlı olan
ehvenişer :
ara. * ehven (daha kolay, en kolay, en hakir, en aşağı) + i (tamlama eki) + şer
(kötü) * kötü veya zararlı olanlar arasından daha az kötü, daha az zararlı olan
ehveniyet :
ara. * hevn (kolay olma, kolaylık; hakir olma, değersiz olma), ehven (daha
kolay, en kolay, en hakir, en aşağı) + iyet (isim yapım ve durum eki) * ehven
olma durumu, kolaylık, ucuzluk
eichleraceae :
alm., lat. * eichler (alman botanikçi August Wilhelm Eichler’in soyadından)
(alm.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * August Wilhelm
Eichler'in botanik bilimine yaptığı katkılar anısına adlandırılmış, tropikal ve
subtropikal bölgelerde yayılış gösteren, odunsu veya otsu bitkilerden oluşan,
üyeleri belirli çiçek ve meyve karakterleriyle tanınan bir bitki familyası
eidetik :
gre. * eidos (şekil, biçim, form, görünüş) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * öze yönelik; özbilim; önceden algılanan objelerin zihinde net bir
şekilde canlandırılması yeteneğine ait
eidetik bellek :
gre., tür. * eidos (şekil, biçim, form, görünüş) + tikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) + bellek (hafıza) (belle (bilmek, sanmak) + ek (isim yapım eki) )
* bir görüntüyü yalnızca bir kez gördükten sonra ve anımsatıcı bir cihaz
kullanmadan kısa bir süre için yüksek hassasiyetle bellekten geri çağırma
yeteneği
eidolon :
gre. * eidolon (görüntü, hayalet, simge) (eidos (form, şekil, biçim, görünüş,
tür) + lon (küçültme ve somutlaştırma eki) ) * mitolojide veya edebiyatta, bir
kişinin ruhunun veya hayali suretinin genellikle hayalet, illüzyon veya
idealize edilmiş imgesel görünümü
eigen değeri :
alm., tür. * eigen (öz, kendine ait) (alm.) + değer (ölçü, kıymet, miktar,
sayısal nicelik, paha, fiyat) + i (iyelik eki) (tür.) * lineer cebirde, bir
lineer dönüşümün vektörü değiştirmeden yalnızca ölçeklendirdiği değer (yani bir
matris A için Av=λv eşitliğini sağlayan skalar)
eikozanoid :
gre. * eikosi (yirmi) + an (ile ilgili, gibi, -a ait) + oeides (gibi, ile
ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * 20 karbonlu çoklu doymamış yağ asiti
araşidonattan yapılı hormon benzeri maddeler; oksilipinlerin , yani uzunlukları
farklı karbon birimlerine sahip oksitlenmiş yağ asitlerinin bir alt kategorisi
eileithyia :
gre. * eileithyia (doğumun başlaması, doğumun kolaylaşması) (eilein (dönmek,
sarmak, sıkmak, baskılamak, kıvırmak, sarıp sarmalamak, çevrelemek, kıvırmak,
tıkamak) + thyia (varlık eki) * Yunan mitolojisinde doğum tanrıçası
eimeriidae :
alm., lat. * Eimer (Alman zoolog Theodor Eimer'in soyadından) (alm.) + idae
(-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Apicomplexa şubesine bağlı, omurgalı
ve omurgasız hayvanların bağırsak ve çeşitli dokularında parazit olarak
yaşayan, koksidiyoz etkeni olan Eimeria ve akraba tek hücreli protozoon
cinslerini kapsayan parazit familyası
einstein haçı :
alm. * einstein (Alman teorik fizikçi Albert Einstein’ın soyadından) (alm.) +
haç (iki çizginin genellikle dikey ve yatay olarak kesişmesiyle oluşan sembol)
+ ı (iyelik eki) * Dünya'dan yaklaşık 400 milyon ışık yılı uzaklıktaki bir
gökada ile çok daha gerisinde bulunan bir kuasarın (çok parlak aktif galaksi
çekirdeği) aynı hizaya gelmesiyle oluşan, kütleçekimsel merceklenme fenomeni
(Arkadaki kuasarın ışığı, öndeki gök adanın devasa kütle çekimi nedeniyle
bükülerek Dünya'ya, adanın etrafında bir haç deseni oluşturacak şekilde dört
farklı görüntü halinde ulaşır. Einstein’ın görecelik teorisi nedeniyle bu
fenomene “Einstein Haçı” denmiştir.)
einstein-cartan-sciama-kibble
teorisi : alm., fra., ing. * Einstein (Alman asıllı kuramsal
fizikçi Albert Einstein’ın soyadından) + Cartan (Fransız matematikçi Élie
Cartan’ın soyadından) + Sciama (İngiliz fizikçi Dennis William Sciama’nın soyadından)
+ Kibble (İngiliz fizikçi Tom W. B. Kibble’nin soyadından) + theoria (gözlem,
bakış, düşünce, kuram) (theoros (gözlemci, seyirci, izleyici) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) + si (iyelik eki) (tür.) * genel görelilik
kuramını uzay-zaman burulmasını (torsiyon) da içerecek biçimde genişleten,
madde ve enerjinin yanı sıra parçacıkların öz dönmesinin (spin) de uzay-zaman
geometrisini etkilediğini kabul eden, çok yüksek yoğunluk koşullarında
kütleçekimsel tekillikleri önleyebilen ve kuantum alanlarıyla daha uyumlu bir
kütleçekim modeli sunan kuramsal fizik kuramı
einstein-infeld-hoffmann
denklemleri : alm., pol., alm., gre., tür. * Einstein
(Alman asıllı kuramsal fizikçi Albert Einstein'ın soyadından) (alm.) + Infeld
(Polonyalı kuramsal fizikçi Leopold Infeld'in soyadından) (pol.) + Hoffmann
(Alman asıllı kuramsal fizikçi Banesh Hoffmann'ın soyadından) (alm.) +
denklemleri (eşitlikleri) (tür.) * genel görelilik kuramının zayıf alan ve
düşük hız yaklaşımında, kütleçekim etkisi altındaki noktasal cisimlerin hareket
denklemlerini alan denklemlerinden türeten, Newton mekaniğine relativistik
düzeltmeler ekleyerek ikili ve çok cisimli sistemlerin yörüngelerini yüksek
doğrulukla tanımlayan post-Newtoncu diferansiyel hareket denklemleri
einstein-podolsky-rosen
paradoksu : alm., pol., abd., gre., tür. * Einstein (Alman asıllı
kuramsal fizikçi Albert Einstein'ın soyadından) (alm.) + Podolsky (Rusya
doğumlu Amerikalı kuramsal fizikçi Boris Podolsky'nin soyadından) (pol., rus.)
+ Rosen (Amerikalı kuramsal fizikçi Nathan Rosen'in soyadından) (ing.) + para
(yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde,
boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + doxa (görüş, düşünce,
doktrin, öğreti) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * kuantum mekaniğinin
eksiksizliği ve gerçekliğin doğası üzerine geliştirilen, birbirleriyle dolaşık
durumdaki parçacıkların birbirinden çok uzak olsalar bile ölçüm sonuçlarının
anlık biçimde ilişkili görünmesini temel alan, evrendeki hiçbir şeyin ışıktan
hızlı gidemeyeceğini savunan görelilik teorisiyle (yerellik ilkesiyle) kuantum
dolanıklığın çeliştiğini göstermeyi amaçlayan, yerellik ve nedensellik
ilkeleriyle kuantum kuramı arasındaki ilişkiyi sorgulayan düşünce deneyi
einsteinyum :
alm. * einsteinium (einstein (Alman fizikçi Albert Einstein’ın soyadından) (ein
(bir) + Stein (kaya) ) + ium (element son eki) ) * atom numarası 99 olan,
uranyumun sürekli ısınmasıyla veya termonükleer tepkimeler sırasında oluşan
yapay element
eiris :
gre. * iris (renk, gökkuşağı; göz bebeği çevresindeki renkli kısım) * Yunan
mitolojisinde gökkuşağının tanrıçası ve tanrıların habercisi
eisenmenger sendromu :
alm., gre., tür. * eisenmenger (Alman fizyolog Eduard Eisenmenger’in
soyadından) (alm.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik
durum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * kalbin iki odası arasındaki konjenital
(doğuştan olan) delik sonucu ortaya çıkan, pulmoner hipertansiyon ve ters kan
akımı ile karakterize hastalık
eisoptrofobi :
gre. * eis (içine, içeri) + optikos (görüş, görü, imaj) + phobia (korkma,
korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ayna
korkusu, aynadan yansıma korkusu
ejakülasyon :
lat. * ejaculatio (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + jacere
(fırlatmak, atmak) + tio (isim yapım eki) ) (lat.); éjaculation (fra.) *
meninin penisten dışarı atılması
ejakülat :
lat. * ejaculatus (ejaculare (fırlatmak, atmak, fışkırtmak) (ex (dış, dışarı,
harici, yokluk, olmama) + jacere (fırlatmak, atmak) + ulum (küçültme ve araç
eki) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * erkek
üreme sisteminde ejakülasyon sırasında penisten çıkan, içerisinde erkek üreme
hücresi olan spermleri bulunduran beyaz, yoğun ve hafif yapışkan bir sıvı,
meni, semen, er suyu
ejder :
far. * eji (yılan) + dahak (kral) * yılanlar şahı, yılan kral, ejderha
ejder meyvesi :
far., ara., tür. * eji (yılan) + dahak (kral) + meyve (yemiş) + si (iyelik eki)
* Meksika, Güney ve Orta Amerika'ya özgü, Hylocereus ve Selenecereus cinsindeki
kaktüs bitkilerinden elde edilen, lifler, demir ve sağlıklı yağlar içeren tatlı
ve sulu tropik bir meyve
ejderha :
far. * eji (yılan) + dahak (kral) * yılanlar şahı, yılan kral, ejderha
ejeksiyon :
lat. * exjactio (fırlatma, atma) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) +
jectio (atış, fırlatış, savuruş) (jacere (atmak, fırlatmak, savurmak) + tio
(isim yapım eki) ) (lat.); éjection (fra.) * fırlatma, atma
ejeksiyon fraksiyonu :
lat. * exjactio (fırlatma, atma) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) +
jacere (fırlatmak, atmak) + tio (isim yapım eki) ) (lat.); éjection (fra.) +
fractio (kırılma) (frangere (kırılmak, kırmak) + tio (isim yapım eki) ) (lat.);
fraction (fra.) * kalbin vücuda temiz oksijenli zengin kan pompalama yeteneği
(kalp atım hacminin, son diyastolik hacime bölünmesiyle hesaplanır.)
ejektör :
lat. * ejector (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + jacere (fırlatmak,
atmak) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) * gazları, buharları, sıvıları ve
sürükleyici olarak gaz veya sıvı kullanılan katıları aktarmak, sıkıştırmak ve
karıştırmak için kullanılan cihaz
ekabir :
ara. * kebir (büyük), ekber (en büyük), ekabir (en büyükler) * pek büyük
olanlar, devlet adamları, rütbece büyük olanlar, en büyükler
ekall :
ara. * kalla (azalmak, eksilmek, küçülmek; bir şeyi azaltmak), kalil (az,
eksik, küçük) * daha az, en az, pek az, en küçük
ekalliyet :
ara. * kalil (az), ekall (daha az) + iyet (isim yapım ve durum eki) * sayıca az
olmak, bir toplulukta üstünlük sağlayamamak, azınlıkta kalmak, azınlık
ekartasyon :
gre., lat., fra. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + khartes (kart,
yazılı kağıt, kayıt tutulmuş kağıt, harita) (gre.); excartere (ex (dış, dışarı,
harici, yokluk, olmama) + quartere, cartere (kartlandırmak, fişlemek, kağıda
yazmak) ); excare, (gidermek, dışlamak, hariç tutmak, atmak, gözden çıkarmak)
(ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + carere (eksilmek, -siz olmak) ) +
tio (isim yapım eki) (lat.); écartation (fra.) * ekarte etme, ıskartaya
çıkarma, dışlama, hariç tutma, gözden çıkarma, atma
ekarte :
gre., lat., fra. * ek, ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + khartes
(kart, yazılı kağıt, kayıt tutulmuş kağıt, harita) (gre.); excartus (excartere
(ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + quartere, cartere (kartlandırmak,
fişlemek, kağıda yazmak) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.);
écarté (fra.) * elimine edilmiş, devre dışı bırakılmış, bertaraf edilmiş,
kayıttan silinmiş; bir organı veya dokuyu cerrahi işlem sırasında devre dışı
bırakılmış
ekartman :
gre., lat., fra. * ek, ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + khartes
(kart, yazılı kağıt, kayıt tutulmuş kağıt, harita) (gre.); excartus (excartere
(ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + quartere, cartere (kartlandırmak,
fişlemek, kağıda yazmak) ) + mentum (isim yapım eki) (lat.); écartement (fra.)
* gözlük kullanan bireylerin gözlüklerinin cam aralık ölçüsü; göz bebekleriniz
arasındaki mesafe, pupiller mesafe
ekartör :
gre., lat., fra. * ek, ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + khartes
(kart, yazılı kağıt, kayıt tutulmuş kağıt, harita) (gre.); excartus (excartere
(ekarte etmek, saf dışı bırakmak, devredışı bırakmak) (ex (dış, dışarı, harici,
yokluk, olmama) + quartere, cartere (kartlandırmak, fişlemek, kağıda yazmak) )
+ tor (-cı, yapan, eden eki) (lat.); écarteur (écarter (ayırmak, uzaklaştırmak)
+ eur (-cı, yapan, eden eki) ) (fra.) * cerrahi operasyonlar sırasında doku,
organ veya yara kenarlarını birbirinden uzaklaştırarak cerrahın çalışacağı
görüş ve müdahale alanını genişletmeye yarayan aletlerin genel adı
ekber :
ara. * kebir (büyük), ekber (en büyük) * en büyük, pek büyük
ekdisis :
gre. * ekdysis (ek, ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + dynamai,
dynamein (çıkarmak, soyunmak) + osis (durum, hal eki) * özellikle sürüngenler
ve böceklerde eski deri veya dış iskeletin atılması süreci, deri değiştirme
veya soyunma olayı
ekdizis :
gre., tür. * ek (dış, dışarı, dışında, harici) + dysis (giyinme, örtünme)
(dyein (girmek, giyinmek, kuşanmak) + sis (isim yapım eki) ) * eklembacaklılar
ve bazı omurgasızlarda büyüme sırasında eski dış iskeletin veya kutikulanın
belirli aralıklarla çatlatılarak vücuttan atılması ve yerine daha büyük yeni
bir dış örtünün oluşturulması olayı, deri veya kabuk değiştirme
eke :
tür. * eçe (babasının küçük kız kardeşi, abla) * (insan ve hayvan için) görmüş
geçirmiş, deneyimli, olgun, anaç, yaşlı, usta, büyük, yetişkin; bilgili,
becerikli, zeki, açıkgöz, kurnaz
ekenek :
tür. * ek (saçmak, tohum atmak) + en (dönüşlü fiil eki) + ek (isim yapım eki) *
ekime elverişli toprak veya ekilen yer, tarla
ekfrasis :
gre. * ek (dış, dışarı, dışında, harici) + phrasis (ifade, anlatım) * hörsel
bir sanat eserinin sözel ve edebi biçimde ayrıntılı olarak betimlenmesi
EKG :
gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) +
kardia (yürek, kalp) + gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım;
küçük ağırlık) * kalbin elektriksel sinyallerini elektrotlarla ölçerek kağıda
veya ekrana grafik olarak aktaran cihaz
ekidna :
gre. * ekhis (engerek, yılan), ekidna (dişi engerek, yılan) (gre.); anguis
(yılan) (lat.) * Tachyglossidae familyasına ait olan, platipuslar (ördek gagalı
memeli) ile birlikte yeryüzünde yumurtlayan son iki memeli türünden
(monotremeler) biri olan, Avustralya ve Yeni Gine'ye özgü, yumurtlayarak çoğalan,
vücudu kirpi gibi sert dikenlerle kaplı olan, uzun ve ince burunlu, sıra dışı
bir memeli hayvan, Dikenli karıncayiyen
ekilibriyum :
lat. * aequus (eşit, denk) + libra (tartı, ölçek) + ium (durum eki) * eşitlik
durumu, karşı kuvvetlerin birbirlerine eşdeğer olması durumu, denge, muvazene
ekim :
tür. * ek (saçmak, tohum atmak) + im (isim yapım eki) * toprağa tohum gömme,
ekmek eylemi; eylül ile kasım arasında yer alan ve 31 gün süren, yılın onuncu
ayı
ekimotik :
gre. * ek, ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + chymos (sıvı, akıntı) +
ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ekimoz ile ilgili veya morarma
gösteren, morarmış
ekimoz :
gre. * ekhumosis (kan sızıntısı) (ek (dış, dışarı, harici) + chymos (sıvı,
akıntı) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * kılcal damarlarda
oluşan bir hasar sonucu cilt altında görülen bir kanama türü ve cilt altına kan
oturması
ekin :
tür. * ek (saçmak, tohum atmak) + in (isim yapım eki) * tahıl tohumunun tarlaya
ekildiği andan harman oluncaya değin aldığı durumların ortak ismi
ekinci :
tür. * ek (saçmak, tohum atmak) + in (isim yapım eki) + ci (yapan, eden eki) *
ekin eken ve biçen, tarımcı
ekinoderm :
gre.* ekhinos (kirpi) (gre.); echino (deniz kestanesi, karıncalanma) (lat.) +
derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili)
(gre.) * dış yüzeyi dikenli veya pütürlü deri
ekinokandin :
gre.* ekhinos (kirpi) + candin (antifungal bileşik eki) * dikenli yapılı
antifungal madde; memeli hücresinde bulunmayan, mantar hücre duvarının esas
bileşeni olan β- (1,3)-D-glukan sentezini non-kompetetif inhibe ederek mantar
hücre duvarı oluşumunu engelleyen ilacın etken maddesi (C52H81N7O)
ekinokok :
gre., lat. * ekhinos (kirpi) (gre.); echino (deniz kestanesi, karıncalanma)
(lat.) + kokkos (tohum, tomurcuk, tane, tanecik, çekirdek, yuvarlak, küre)
(gre.); coccus (lat.) * echinococcus cinsinden bir parazit tenyanın neden
olduğu bir enfeksiyon
ekinokokkoz :
gre., lat. * ekhinos (kirpi) (gre.); echino (deniz kestanesi, karıncalanma)
(lat.) + kokkos (tohum, tomurcuk, tane, tanecik, çekirdek, yuvarlak, küre)
(gre.); coccus (lat.) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) *
echinococcus türü tenyaların neden olduğu paraziter hastalık
ekinoks :
lat. * aequinoctium (aequi (eşit) + nox, noct (gece) ); equinox (ing.) *
aydınlanma çemberi kutuplardan geçerken Güneş ışınlarının Ekvator'a dik açıyla
geldiği ve gece ile gündüz süresinin eşitlendiği durum
ekinözü :
tür. * ekin (tahıl tohumunun tarlaya ekildiği andan harman oluncaya değin aldığı
durumların ortak ismi) + öz (esas, asıl, cevher, temel) + ü (iyelik eki) *
Kahramanmaraş’ın bir ilçesi
ekinti :
tür. * ek (saçmak, tohum atmak) + in (isim yapım eki) + ti (isim yapım eki) *
ekilen şey
ekip :
nor. * skip (gemi), skipa (gemiyi tayfalandırmak); équipe (fra.) * takım, grup;
belirli bir işi yapmak üzere bir araya gelmiş kişiler veya araçlar topluluğu;
donanım
ekipman :
nor., fra. * skip (gemi), skipa (gemiyi tayfalandırmak); équiper (takım kurmak,
tayfa oluşturmak; donatmak, kuşatmak) + ment (isim yapım eki) * bir iş için
gerekli araçlar ve aletler bütünü, cihazlar bütünü, donanım, techizat
ekivalan :
lat. * aequus (eşit, denk) + valens, valent (güçlü, kuvvetli, kudretli;
sağlıklı; değerli) (valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak; sağlıklı olmak; değeri
olmak) + ens, ent (sıfat yapım eki) ) (lat.); équivalent (fra.) * eşdeğerli,
denk, muadil
ekivalans :
lat. * aequus (eşit, denk) + valentia (kudret, kuvvet, güç) (valere (güçlü
olmak, kuvvetli olmak; sağlıklı olmak; değeri olmak) + entia (isim yapım eki) )
* eşdeğerlilik, denklik, muadiliyet
eklampsi :
gre. * eklampsis (ani gelişme, cereyan etme) (eklampein (dışa parlamak, dışa
ışıldamak) (ek (dış, dışarı, harici) + lampein (parlamak, ışıldamak) + sis
(isim yapım eki) ) * hamilelerde görülen ve yüksek tansiyon, baş ağrısı,
bulanık görme ve konvülsiyonla karakterize nöbetler bütünü
eklektik :
gre. * eklegein (seçmek, toplamak, elemek, tercih etmek), eklesia (toplama,
seçme, toplanma, kilise), eklektos (seçilmiş) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * seçici, seçmeci (église (kilise; insanların toplandığı yer) (fra.),
ecclesiastical, écclésiastique (kiliseye ait, dini), elect, élire (seçmek)
(ing., fra.), eklemek (ilave etmek, seçip katmak) (tür.) )
eklektisizm :
gre. * eklegein (seçmek, elemek, toplamak, tercih etmek), eklesia (toplama,
seçme, toplanma, kilise), eklektos (seçilmiş) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * farklı felsefi
veya sanat sistemlerinden alınan unsurların yeni bir sistem içinde yeniden
kullanılması, seçicilik, seçmecilik
eklektizm :
gre. * eklegein (seçmek, elemek, toplamak, tercih etmek), eklesia (toplama,
seçme, toplanma, kilise), eklektismos (eklektos (seçilmiş) + ismos (isim yapım,
durum, akım, öğreti, doktrin eki) ) * farklı felsefi veya sanat sistemlerinden
alınan unsurların yeni bir sistem içinde yeniden kullanılması, seçicilik,
seçmecilik
eklem :
tür. * ek (ilave edilen parça, yama) + lem (ile ilgili olan) * iskelet
sistemini oluşturan kemiklerin birbirine bağlandığı kısımlar
eklemek :
tür. * ek (ilave etmek, katmak; ilave edilen parça, yama) + le (etken fiil eki)
+ mek (fiil mastar eki) * ilave etmek, katmak (eklektik (seçilmiş, toplanmış,
ilave edilmiş, eklenmiş) (gre.) )
eklenik matris :
tür., lat. * ek (ilave etmek, katmak; ilave edilen parça, yama) + len (dönüşlü
fiil eki) + ik (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (tür.) + mater (anne, ana,
valide, öz, esas, kaynak), matrix (kaynak, ana, temel yapı; doğuran dişi;
rahim; matematikte sayıların veya cebirsel ifadelerin satır-sütun düzeninde
oluşturduğu düzenli sayı dizisi formundaki tablo; kalıp, kaynak yapı) (lat.) *
bir A = (aij)nxn matrisi için her bir aij ögesi yerine onun eşçarpanını koyarak
kurulan matrisin devriği
eklenti :
tür. * ek (ilave etmek, katmak; ilave edilen parça, yama) + len (dönüşlü fiil
eki) + ti (isim yapım eki) * ilave edilmiş unsur, katılmış şey
eklesiastik :
gre. * eklegein (seçmek, elemek, toplamak, tercih etmek), eklesia (toplama,
seçme, toplanma, kilise) (eklektos (seçilmiş) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kilise ile ilgili veya
kiliseye mensup olan
eklesil :
tür. * ek (ilave etmek, katmak; ilave edilen parça, yama) + le (ikinci tekil
şahıs emir kipi eki) + sil (ikinci tekil şahıs emir kipi) * öğrencilerin kendi
insiyatifleriyle, kaydolmuş oldukları derslerin bir veya daha fazlasını silip
bir veya daha fazla derse kaydolma işlemi
eklesioloji :
gre. * eklegein (seçmek, elemek, toplamak, tercih etmek), eklesia (toplama, seçme,
toplanma, kilise) (eklektos (seçilmiş) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) +
logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz,
akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kilisenin doğası, yapısı,
işlevleri ve yönetimi üzerine yapılan sistematik inceleme ve öğreti
ekli matris :
tür., lat. * ek (ilave etmek, katmak; ilave edilen parça, yama) + li (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) + mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak),
matrix (kaynak, ana, temel yapı; doğuran dişi; rahim; matematikte sayıların
veya cebirsel ifadelerin satır-sütun düzeninde oluşturduğu düzenli sayı dizisi
formundaki tablo; kalıp, kaynak yapı) (lat.) * iki matrisin satır ve/veya
sütunlarının birlikte yazılmasıyla elde edilen, genellikle doğrusal bir denklem
sistemini temsil eden, genellikle AX = B matris çarpımında A katsayılar
matrisinin sağındaki son sütun olarak B sütun matrisinin eklenmesiyle oluşan
matris
ekli püklü :
tür. * ekli (ilaveli) + püklü (yamalı) * eşyaların veya kıyafetlerin yırtık,
yamalı, döküntülü, eski ve düzensiz bir durumda olduğunu ifade etmek için halk
arasında kullanılan bir ikileme, ekli, yamalı ve düzensiz
eklips :
gre. * ekleipsis (ek (dış, dışarı, harici) + leipein (bırakmak, terk etmek,
çıkmak) + sis (isim yapım eki) ) * astronomide güneş veya ay tutulması olayının
ismi
eklipsing :
gre. * ekleipsis (ek (dış, dışarı, harici) + leipein (bırakmak, terk etmek,
çıkmak) + sis (isim yapım eki) ) (gre.) + ing (isim veya sıfat yapım eki)
(ing.) * bir gökcisminin başka bir gökcismi tarafından bütünüyle veya kısmen
örtülmesiyle oluşan tutulmaya ilişkin; birbirlerini örterek parlaklıklarında
periyodik değişim oluşturan (ikili yıldız sistemleri); gölgede bırakma, örtme,
tutulma, bir şeyin önemini/parlaklığını azaltıp arkada bırakma
ekliptik :
gre. * ekliptikos (ekleipsis (ek (dış, dışarı, harici) + leipein (bırakmak,
terk etmek, çıkmak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili,
gibi) ) * Güneş'in gökyüzünde bir yıl boyunca izlediği görünür yörüngeyi temsil
eden büyük çember ile Dünya'nın Güneş çevresindeki yörünge düzlemini ifade
eden, gök koordinat sistemlerinin tanımlanmasında temel alınan ve Güneş ile Ay
tutulmalarının yalnızca bu düzleme yakın konumlarda gerçekleşmesi nedeniyle bu
adla anılan astronomik düzlem ve çember
eklogit :
gre. * eklegein (seçmek, elemek, toplamak), ekloge (seçim, eleme, toplama,
seçilmiş) (ek (dış) + legein (seçmek, toplamak), loge (seçim, toplama) ) + ites
(element, kayaç ve mineral eki) * yüksek basınç ve sıcaklık koşullarında
oluşan, genellikle pyroxene ve garnet mineralleri açısından zengin, yoğun
metamorfik kayaç türü
eklogitizasyon :
gre., lat. * eklegein (seçmek, elemek, toplamak), ekloge (seçim, eleme,
toplama, seçilmiş) (ek (dış) + legein (seçmek, toplamak), loge (seçim, toplama)
) + ites (element, kayaç ve mineral eki) (gre.) + izare (dönüştürmek, kılmak,
hale getirmek) + tio (isim yapım eki) (lat.) * yüksek basınç ve sıcaklık
koşullarında, özellikle manto ve kabuk derinliklerinde, bir kayaç türünün
eclogit mineralleri bakımından zengin bir yapıya dönüşmesi süreci
ekmam :
ara. * kemme (örtmek, kapatmak, ağzını bağlamak; tomurcuklanmak), kimm
(tomurcuk) * bitkilerin dal veya gövde uçlarında bulunan, gelişerek çiçek,
yaprak veya yeni sürgün oluşturacak küçük ve henüz açılmamış kısımları,
tomurcuklar
ekman transport :
isv., lat. * ekman (İsveçli okyanus bilimci ve fizikçi Vagn Walfrid Ekman ‘ın
soyadından) (nor.) + transportare (taşımak, götürmek, nakletmek) (lat.) *
Okyanusografi ve meteorolojide, yüzey rüzgarlarının etkisiyle deniz suyu
tabakalarının Coriolis kuvveti nedeniyle sapması ve yatay olarak taşınması
olayı (özellikle yüzey akıntılarının yönünü belirler.)
ekmeh :
ara. * kamiha (doğuştan kör olmak, görme yetisinden yoksun bulunmak) * doğuştan
kör; tepe, bayır, yüksek yer
ekmek :
moğ., tür. * ide (yemek) (moğ.), öt, üt, et (yemek; ateşte kızartmak) (tür.) +
mek (fiil mastar eki); ek (saçmak, tohum atmak) + mek (fiil mastar eki) *
toprağa tohum atmak; bir şeyi oluşturmak veya ortaya koymak; hammaddesi un olan
ve fırında pişirilen hamur
ekmel :
ara. * kemele (tam olmak, tamamlanmak, tam olgunlaşmak, eksiksiz olmak,
mükemmelleşmek), kamil (olgun, tamamlanmış, olmuş) * daha mükemmel, en tam, en
eksiksiz, en olgun, en tamamlanmış, en mükemmel
ekmeleddin :
ara. * ekmel (en olgun, en tamamlanmış) + el (ön ek, artikel) + din (borç,
yükümlülük) * en mükemmel din
ekminezi :
gre. * ek, ex (-dan, -den, uzak, dış, dışarı, harici) + mnesis (hatırlama)
(mneme (hafıza, zihin) + isis (isim yapım ve durum eki) ) * ani, geçmişe ait
canlı ve kontrolsüz hatırlama durumu; geçmiş anıların dışa taşması; hipnoz
haline giren süjenin, "anıları hatırlaması" değil, eskiden
gerçekleşmiş olayları "yeniden yaşaması" fenomeni
eknan :
ara. * kanna (gizlemek, örtmek, saklamak, korumak), kinan (gizlenme, örtü, siper,
barınak, sığınak, gizli yer, korunak) * barınaklar, sığınaklar, gizli yerler,
korunaklar, mahfazalar, perdeler; evler, odalar, hücreler; çadırlar
eko :
gre. * ekho (ses, ses yansıması, yankı) * yankı, ses yansıması, sesin geri
dönüşü
ekoensefalografi :
gre. * ekho (yankı, ses yansıması) + enkephale, enkephalon, enkephalos (kafanın
içi, beyin (en (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + kephale, kephalos (kafa,
baş) ) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı
yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * kafa derisine sıkıca tutturulmuş bir prob
aracılığıyla başa iletilen yüksek frekanslı ses darbelerinin yansıması
prensibine dayanan, beyin içindeki anormallikleri tespit etme yöntemi
ekoensefalogram :
gre. * ekho (yankı, ses yansıması) + enkephale, enkephalon, enkephalos (kafanın
içi, beyin (en (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + kephale, kephalos (kafa,
baş) ) + gramme (yazı, çizgi, hat, çizim, çizelge) * beynin ekoensefalografi
ile oluşturulan çizelgesi
ekofit :
gre. * oikos (ev, ikametgah, yerleşim, konut, mekan, yuva, yaşam alanı, çevre)
+ phyton, phytos (bitki) (phyo, phyein (doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek,
oluşmak, bitmek, büyümek, gelişmek, şişmek, kabarmak) + tos (sıfat yapım eki) )
* çevresel koşullara, özellikle belirli bir ekolojik yaşam alanına uyum
sağlamış (bitki)
ekoik :
gre. * ekho (yankı, ses yansıması, sesin geri dönüşü) + ikos (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * ses yansıması ile ilgili, yankı ile ilgili, ekosal, eko ile
ilgili
ekojen :
gre. * ekho (yankı, ses yansıması, sesin geri dönüşü) + gennaein (doğurmak,
üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya
çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * ses
yansıması oluşturan, eko oluşturan; ultrason dalgalarını yansıtan, yani
ultrason görüntüsünde parlak, açık renkli görünen doku veya yapı
ekojenik :
gre. * ekho (yankı, ses yansıması, sesin geri dönüşü) + genikos (üreten,
oluşturan) (gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana
getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren,
oluşturan, kaynaklanan) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * ses
yansıtan, eko oluşturan; ultrason cihazında ses dalgalarını geri yansıtma
yeteneğine sahip doku veya yapı
ekojenite :
gre., lat. * ekho (yankı, ses yansıması, sesin geri dönüşü) + gennaein
(doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran,
ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan)
(gre.) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * ultrason görüntülerinde bir
dokunun ses dalgalarını ne kadar geri yansıttığını (yani "eko"
verdiğini) ifade eden terim
ekokardiyografi :
gre. * ekho (yankı, ses yansıması, ses geri dönüşü) + kardia (yürek, kalp) +
graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma,
işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * ultrasonik ses dalgaları yansımalarıyla, kalbin
kalbin yapı ve işlevlerinin görüntülenmesi işlemi
ekokardiyogram :
gre. * ekho (yankı, ses yansıması, ses geri dönüşü) + kardia (yürek, kalp) +
gramme (yazı, çizgi, hat, çizim, çizelge) * kalbin ekokardiyografi ile
oluşturulan çizelgesi
ekol :
gre. * schole (boş zaman, serbest vakit; çalışma, araştırma, öğrenme ortamı;
dinlenme, işten geri durma, çalışmak zorunda olmama; ilim, okul); scola (lat.);
école (fra.) * bir bilim veya sanat kolunda ayrı nitelik ve özellikleri bulunan
yöntem veya akım, okul
ekolali :
gre. * ekholalia (ekho (yankı, ses yansıması, ses geri dönüşü) + lalia
(konuşma, söylem) ) * başka birisi tarafından çıkarılan seslerin yinelenmesi,
yankıca
ekolayzer :
lat. * aequus (eşit, denk) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + izare
(dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat.);
equalizer (ing.) * eşitleyici, dengeleyici, denkleyici; dengeli bir ses elde
etmek için çeşitli frekansların (bas, orta frekans, tiz) ayarlanmasını
sağlayan, amplifikatöre bağlanarak çalışan müzik cihazı
ekoloji :
gre. * oikos (ev, ikametgah, yerleşim, konut, mekan, yuva, yaşam alanı, çevre)
+ logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz,
akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * canlıların hem kendi aralarında
hem de fiziksel çevreleri ile olan ilişkilerini inceleyen bilim dalı, doğa
bilimi, çevrebilim (ki, vak (koruma, barındırma) (ara.) )
ekolojik :
gre. * oikos (ev, ikametgah, yerleşim, konut, mekan, yuva, yaşam alanı, çevre)
+ logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz,
akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * çevrebilimsel, ekoloji ile ilgili
ekolojist :
gre., lat. * oikos (ev, ikametgah, yerleşim, konut, mekan, yuva, yaşam alanı,
çevre) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi,
söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) + ista (-cı,
yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) (lat.) * canlıların birbirleriyle ve
çevreleriyle olan ilişkilerini inceleyen bilim dalı olan ekoloji konusunda
uzmanlaşmış kişi veya doğa merkezli, bütüncül bir yaşam felsefesini benimseyen
çevrebilimci
ekolokasyon :
gre., lat. * ekhe, ekho (ses, ses yansıması, yankı) (gre.) + locatio (yer,
yerleşim, konum, konumlanma) (locare (yerleştirmek, konumlamak) (locus (yer) +
are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.) * sesin yansıması ile yer
belirleme; bazı hayvanların yön bulma ve avlanma yöntemi; yarasa, yunus ve
balina gibi bazı memelilerin kullandığı biyolojik sonar, biyosonar
ekonazol :
gre. * eko (ön ek) + conazol (azole halkası taşıyan antifungal bileşik son eki)
(co, con (ile, birlikte, beraber) + azole (mantar önleyici ilaçlarda yer alan
bir veya daha fazla nitrojen (azot) atomu içeren 5 üyeli bir halkaya sahip bir
grup heterosiklik bileşik belirtici ek) (azotos, azotikos (yaşamsız, cansız,
hayatsız) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) ) ) * mantar hücre
zarındaki ergosterol sentezini inhibe ederek mantar veya maya enfeksiyonlarını
tedavi eden bir antifungal cilt kremi (C18H15Cl3N2O)
ekonometri :
gre. * oikonometria (oikos (ev, ikametgah, yerleşim, konut, mekan, yuva, yaşam
alanı, çevre) + nemein (yönetmek), nomia (yönetim, idare) + metria (ölçüm,
ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ekonomik
verilerin matematik, istatistik ve bilgisayar bilimi vasıtasıyla
değerlendirilmesi ve veriler arasındaki ilişkilerin incelenmesi
ekonomi :
gre. * oikonomia (ev yönetimi, iktisat) (oikos (ev, ikametgah, yerleşim, konut,
mekan, yuva, yaşam alanı, çevre) + nemoein, nemein (ayarlamak, düzenlemek,
dağıtmak, paylaştırmak, yönetmek), nomia (yönetim, idare, düzenleme, yasama,
ayarlama, düzenleme, sıralama, dizme) (nomos (kural, kanun, yasa, düzenleme, ayarlama)
+ eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ev veya hane yönetimi; genel olarak
mal ve hizmetlerin üretimi, dağılımı ve yönetimi; iktisat, para idaresi, ev
idaresi
ekonomik :
gre. * oikonomia (ev yönetimi, iktisat) (oikos (ev, ikametgah, yerleşim, konut,
mekan, yuva, yaşam alanı, çevre) + nomia (yönetim, idare, düzenleme, yasama)
(nomos (kural, yasa, kanun, ilke, düzen) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) )
+ ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * iktisadi, para idaresiyle ilgili,
ev idaresiyle ilgili
ekonomist :
gre. * oikonomia (ev yönetimi, iktisat) (oikos (ev, ikametgah, yerleşim, konut,
mekan, yuva, yaşam alanı, çevre) + nomia (yönetim, idare, düzenleme, yasama)
(nomos (kural, yasa, kanun, ilke, düzen) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) )
(gre.) + ista (-cı, destekçi, yandaş, yapan, eden eki) (lat.) * ekonomi
bilimiyle uğraşan veya ekonomi alanında uzman kişi; finans ve ekonomi alanında
uzmanlaşmış kişi
ekonomizm :
gre. * oikonomia (ev yönetimi, iktisat) (oikos (ev, ikametgah, yerleşim, konut,
mekan, yuva, yaşam alanı, çevre) + nomia (yönetim, idare, düzenleme, yasama)
(nomos (kural, yasa, kanun, ilke, düzen) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) )
+ ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * her toplumsal veya
siyasal olgunun yalnızca ekonomik etkenlerle açıklanması yaklaşımı
ekopraksi :
gre. * ekho (ses yansıması, yankı, ses geri dönüşü) + praxis (eylem, fiil) *
demans ve şizofreni vakalarında görülen, başka birinin fiziksel hareketlerini
veya yüz ifadelerini taklit etme fenomeni
ekorşe :
lat., fra. * excorticare (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + corticare
(soymak, yüzmek, derisini yüzmek, kabuğunu sıymak) (cortic (kabuk, deri,
korteks) + are (fiil mastar eki) ) (lat.); écorché (é (dış, dışarı, harici) +
corché (kabuğu soyulmuş, soyulmuş, yüzülmüş, derisi yüzülmüş) (fra.) * insan
veya hayvan figürünü, kas yapısını göstermek amacıyla derisi yüzülmüş olarak
betimleyen anatomik çizim
ekose :
gre. * skotos (karanlık, kasvet) (gre.); écossais (İskoçyalı, İskoç) (fra.) *
kare desenleri olan kumaş veya başka materyel; İskoçyalı, İskoç (skuta (atılan
veya dökülen şey; mermi; füze) (alm.), scott (katkı; ödeme; vergi; para cezası)
(ing.) )
ekosfer :
gre. * oikos (ev, ikametgah, yerleşim, konut, mekan, yuva, yaşam alanı, çevre)
+ sphaira (top, küre, yuvarlaklık) * Dünya üzerinde canlıların yaşayabildiği
atmosfer, hidrosfer ve litosferin biyolojik olarak etkin bölümlerinin tümünü
kapsayan, canlı organizmalar ile bunların fiziksel çevresi arasındaki madde ve
enerji alışverişinin gerçekleştiği küresel yaşam kuşağı, biyosfer
ekosidal :
gre. * oikos (ev, ikametgah, yerleşim, konut, mekan, yuva, yaşam alanı, çevre)
+ caedere, cidere (kesmek, yarmak, parçalamak, doğramak, vurmak, çarpmak;
öldürmek), cidus (öldüren) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * çevreye ve ekosisteme büyük ölçüde zarar
veren veya eksistemi tamamen yok eden
ekosistem :
gre. * oikos (ev, ikametgah, yerleşim, konut, mekan, yuva, yaşam alanı, çevre)
+ sustema, systema (bir araya konmuş parçalar bütünü, düzen, nizam, sıra) (sun,
syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + histanai, histanein, histemi
(yerleştirmek, düzenlemek, kurgulamak, koymak, dikmek, durdurmak) ) * belirli
bir kapsam alanında bulunan canlılarla bunları kuşatan cansız çevrelerin -yani
biyolojik ve fiziksel bileşenlerin- birbirleriyle etkileşimleriyle, belirli bir
dengeye sahip ve süreklilik arz eden yaşam alanı
ekran :
lat., alm. * screna, escren (kapak, kalkan, örtü, panel, pano, tabela) * bir
cismin görüntüsünü ışık yoluyla üzerine düşürmekte kullanılan saydam olmayan
düz yüzey (Schirm (şemsiye, güneşlik), skirm, skerm (koruma) (alm.), skirmish,
escarmouche (çatışma, koruma amaçlı çarpışma) (ing., fra.) )
ekrem :
ara. * kereme (değerli olmak, cömert olmak, şerefli olmak; vermek,
faydalandırmak, cömertlik göstermek; saygı göstermek), kerem (cömertlik,
soyluluk, faydalı olma, değerli olma) * daha cömert, en cömert, en faydalı, en
değerli, en onurlu, en kerem sahibi
ekrin :
gre. * ek (dış, dışarı, harici) + krinein (ayırmak, salmak, salgılamak) * dışarıya
salgılamak; ter bezlerinin doğrudan cilt yüzeyine salgı yapan türü
eks :
gre. * x (Grek alfabesindeki 22. harf) * tıp dilinde “öldü, ölmüş” anlamında
kullanılan ifade
eksa :
gre. * hexa (altı, 6) * uluslararası ölçü birimlerinde (SI) kullanılan ve önüne
geldiği birimin tam 1 kentilyon (10^18 veya 1000^6 veya
1.000.000.000.000.000.000) katını ifade eden, Türkçe bilim ve ölçü
terminolojisine de bu anlamıyla dahil olmuş bir ön ek
eksantem :
gre. * ek, eks, ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + anthos (çiçek) +
hema (durum eki) * çiçek gibi kabarıklık, kırmızılık, döküntü; dışarı çıkan
çiçeklenme
eksantematöz :
gre. * ek, ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + anthos (çiçek) + hema
(durum eki) (gre.) + atous (gibi, ile ilgili) (lat.) * döküntü ile ilgili;
özellikle hastalıkta deri üzerinde çıkan döküntü ile karakterize, eksantem
nitelikli durum
eksantrik :
gre. * ekkentros (merkez dışı) (ek, eks, ex (dış, dışında) + kentron (merkez,
orta nokta, keskin nokta, diken, mahmuz, iğne, iğne ucu, sivri uç, iğne,
dürtme) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.); eccentricus (lat.) * merkez
dışı ile ilgili, merkezden uzak, merkezden sapmış; alışılmışın dışında, sıra
dışı, tuhaf
eksantrik mili :
gre., ara. * ekkentrikos (ek, eks, ex (dış, dışında) + kentron (merkez, orta
nokta, keskin nokta, diken, mahmuz, iğne, iğne ucu, sivri uç, iğne, dürtme) +
ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + mil (iğne veya şiş şeklinde
şey, tekerlek ekseni, aks, dingil, çubuk; yol kenarına dikilen dikilitaş) * içten
yanmalı motorun silindiri içerisindeki valflerin açılma sürelerini ve
derecelerini kontrol eden ve merkez dışı olarak çalışan aks, kam mili
eksantrisite :
gre., lat. * ekkentrikos (ek, eks, ex (dış, dışında) + kentron (merkez, orta
nokta, keskin nokta, diken, mahmuz, iğne, iğne ucu, sivri uç, iğne, dürtme) +
ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + itas (isim yapım ve durum eki)
(lat.) * merkez dışılık
eksatekan :
lat. * exatecan (exa (farmasötik ön ek) + tecan (kamptotesin türevi
topoizomeraz I inhibitörleri için kullanılan uluslararası ilaç adlandırma eki)
) * kanser hücrelerinin çoğalmasını durdurmak için geliştirilen, DNA
topoizomeraz I inhibitörü olan yarı sentetik, antitümör özellikli, kamptotesin
türevi antineoplastik ilacın etken maddesi (C24H22FN3O4)
eksazerbasyon :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + acerbus (sert, keskin, acı),
acerbatio (acerbere (sertleşmek, keskinleşmek, acılaşmak) + tio (isim yapım
eki) ) * şiddetlenme, kötüleşme; bir hastalığın kontrol dışı şekilde alevlenmesi
veya kötüleşmesi
ekseküsyon :
lat. * exsecutio (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + sequi (takip
etmek, izlemek) + tio (isim yapım eki) ) * yapma, yerine getirme, icra etme;
uygulama; emir, plan veya ceza uygulama süreci
eksekütif :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + sequi (takip etmek, izlemek)
+ ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yönetici, yürütücü, takip edici;
tıpta zihinsel işlevlerin bir kategorisi
ekselans :
lat. * excellentia (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + cellere (geçmek,
hızla gitmek) + entia (durum eki) ) * mükemmelik, çok iyi olma
eksemestan :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + mestane (steroid veya hormon
kökenli yapı eki; androstan (steroid çekirdeği) eki) * östrojen üretimini
azaltan ve hormon pozitif meme kanseri tedavisinde kullanılan aromataz
inhibitörü (C20H24O2)
eksen :
gre. * aks, ax (dingil, mihver, mil, ayırıcı çizgi) + on (son ek) (gre.); axis
(lat.) * akson, bir cismi iki eşit parçaya bölen gerçek veya sanal çizgi; dönme
dingili
eksenatid :
lat. * exen (Heloderma suspectum (Gila canavarı) adlı zehirli kertenkelenin
salgısında keşfedilen Exendin-4 (eksendin-4) maddesinden) + tide (peptit veya
amino asit zinciri belirteci) * tip 2 diyabet (şeker hastalığı) tedavisinde
kullanılan, glukagon benzeri peptit-1 (GLP-1) (glukagon benzeri peptid-1)
reseptörünü uyararak kan şekerini düşüren enjeksiyon (iğne) formundaki reçeteli
reseptör agonisti ilacın etken maddesi (C184H282N50O60S)
eksenterasyon :
lat. * ex (dış, dışında, dışarı, harici) + enteron (iç organ, bağırsak; ince
bağırsak; kiriş, şerit, geçit) (en (iç, içe, içine) + teron (bağırsak, iç
organ) ) + tio (isim yapım eki) * göz, orbit veya pelvik organların cerrahi
operasyonla tamamen çıkarılması
eksentrik :
gre. * ek (dış, dışarı, harici) (gre.); ex (dış, dışında, dışarı, harici)
(lat.) + kentron (merkez, orta nokta, keskin nokta, diken, mahmuz, iğne, iğne
ucu, sivri uç, iğne, dürtme) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) * merkezi
başka bir noktayla çakışmayan veya merkezden sapmış, dış merkezli, dış
merkezcil; geometri, mekanik ve astronomide ortak merkezli olmayan (yapı);
hareketleri, günlük dilde ise alışılmışın dışında davranışlarıyla dikkat çeken
ekseri :
ara. * kesere (çoğalmak, çok olmak, artmak, fazlalaşmak), teksir (çoğaltma,
artırma, fazlalaştırma), kesir (çok), ekser (daha çok, en çok) + iy (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * çoğunluğu, çoğunluk
ekseriya :
ara. * kesir (çok), ekser (daha çok, en çok) + iy (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) + a, en (gibi, olarak) * çoğu kez, çoğunlukla, sık olarak, çokluk, çoğu
kez, çok kez
ekseriyet :
ara. * kesir (çok), ekser (daha çok, en çok) + iy (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) + et (isim yapım eki) * çoğunluk, çoğunluğu, çoklama, üstüste gelen
(extra (ilave, ek, üstüne gelen) (lat.) )
ekserte :
lat. * exsertus (dışarı çıkarılmış, uzatılmış, öne çıkarılmış) (ex (dış,
dışarı, harici, yokluk, olmama) + serere (birleştirmek, bağlamak, sıralamak;
uzatmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat eki) ) (lat.); exserted (ing.) * bir
organın veya yapının bulunduğu yerden dışarı doğru uzanmış, dışarı çıkmış,
belirgin hale gelmiş
ekses :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + cedere (gitmek, ilerlemek,
yol almak, uzaklaşmak, çekilmek), cessus (gidiş, ilerleyiş) * aşırılık,
fazlalık, taşkınlık, sınırın ötesinde çokluk
eksesif :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + cedere (gitmek, ilerlemek,
yol almak, uzaklaşmak, çekilmek), cessus (gidiş, ilerleyiş) + ivus (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * aşırı, fazla, taşkın
eksfoliasyon :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + foliare (yapraklanmak)
(folium (yaprak) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * dökülme,
soyulma; cilt yüzeyindeki ölü hücrelerin temizlenmesi
eksfolyatif :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + foliare (yapraklanmak)
(folium (yaprak) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) + ivus (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * soyulma veya dökülme ile ilgili olan; deri
yüzeyinden tabaka şeklinde dökülen
ekshalasyon :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + halare (nefes almak, solumak)
+ tio (isim yapım eki) * nefes verme; gaz, buhar veya hava gibi maddelerin
dışarıya doğru atılması
ekshedra :
gre. * exadra (ek, ex (dış, dışarıda, harici) + hedra (oturma yeri, oturulan
yer, taban, yüz, yüzey) ) * Antik Yunan ve Roma mimarisinde, genellikle bir
duvara dayalı, oturma amaçlı niş veya yarı dairesel platform; toplantı,
tartışma veya dinlenme alanı
eksi :
tür. * egsü, eksil (azalmak, hariç tutmak) * matematikte bir sayının bir başka
sayıdan çıkarılmasını ifade eden işaret; azalma, az olma, çıkarılma (ek, ex
(dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) (gre., lat.) )
eksibe :
lat. * exhibere (göstermek, sunmak, teşhir etmek) (ex (dış, dısarı) + habere
(tutmak, sahip olmak) ) (lat); exhibit (göstermek, sunmak, sergilemek, teşhir
etmek) (ing.) * gösterilmiş, sunulmuş, sergilenmiş, teşhir edilmiş
eksibisyon :
lat. * exhibere (göstermek, sunmak) (ex (dış, dısarı) + habere (tutmak, sahip
olmak) ) + tio (isim yapım eki) * sergi, teşhir
eksibisyonizm :
lat. * exhibere (göstermek, sunmak) (ex (dış, dısarı) + habere (tutmak, sahip
olmak) ) + tio (isim yapım eki) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti,
doktrin eki) * cinsel içerikli gösterim saplantısı, teşhircilik; sürekli kendini
gösterme ve ilgi odağı olma isteği
eksik :
ara. * egsü, eksil (azalmak, hariç tutmak) + ik (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer); kıs (azaltmak, küçültmek, sınırlamak) + ık (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * azalmış olan, tam olmayan, eksilmiş olan, çıkarılmış olan (ek, ex
(dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) (gre., lat.), exit (çıkış), extract,
extraire (çıkarmak, hariç tutmak) (ing., fra.) )
eksiklodüksiyon :
gre. * eks, ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + kyklos (daire, çember,
halka, döngü, siklus) (gre.) + ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, sürmek,
yol göstermek, götürmek, tutmak, kapmak) + tio (isim yapım eki) (lat.) *
gözdeki korneanın üst kutbunun dışa doğru dönmesi
eksikloverjans :
lat., gre. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + kyklos (daire, çember,
halka, döngü) (gre.) + vergere (eğmek, bükmek, döndürmek) + entia (isim yapım
eki) * her iki gözün koordineli olarak dışa doğru torsiyonel rotasyonu
eksikoz :
gre. * ek, ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + ikos (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * kurumuş olma,
sıvı kaybetmiş olma, dolaşımdaki kan oranının, su miktarının azalmasıyla veya
suyun kapiler damarlar dışına kaçmasıyla azalması durumu; dokuların sıvı kaybı,
dehidrasyon
eksilmek :
tür. * egsü, eksil (azalmak, hariç tutmak) + il (edilgen fiil eki) + mek (fiil
mastar eki) * azalmak, değerini kaybetmek
eksin :
tür. * eksi (azalma, az olma, çıkarılma) + n (ile ilgili, gibi, -a ait) *
eksikliği olma durumu; negatif elektrikle yüklü iyon, anyon
eksipiyan :
lat. * excipient (dışta olan) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) +
capere, cipere (almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) + ens, ent
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * ilaçtaki etkin maddelerin aksine etkin
olmayan yardımcı madde
eksit :
lat. * exitus (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + itus (gidiş, gitmiş)
(ire (gitmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); exit (ing.) *
bir yerden çıkma, ayrılma veya çıkış noktası, çıkış; binalarda, araçlarda veya
genel olarak yolların dışa açılan kısmı
eksitabilite :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + citare (çağırmak,
seslendirmek, harekete geçirmek, uyandırmak) + ibilis (olabilir, yapılabilir,
mümkün eki) + itas (isim yapım ve durum eki) * bir hücrenin veya organizmanın,
elektriksel, kimyasal veya fiziksel uyaranlara yanıt verebilme kapasitesi
eksitabl :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + citare (çağırmak,
seslendirmek, harekete geçirmek, uyandırmak)+ ibilis (olabilir, yapılabilir,
mümkün eki) * uyarılabilme yeteneği olan, uyarılmaya eğilimli
eksitasyon :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + citare (çağırmak,
seslendirmek, harekete geçirmek, uyandırmak) + tio (isim yapım eki) * uyarılma,
heyecanlanma; beyin kabuğunda bulunmakta olan sinir merkezlerinin aşırı
derecede uyarılması sonucunda ortaya çıkan sensomotorik duyarlılığın ileri
derecede artışı; özelleşmiş hücre topluluklarından belirli aralıklarla çıkan
uyarının kas liflerine iletilmesi sonucu, kas hücrelerinin uyarılması
eksitatör :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + citare (harekete geçirmek,
uyandırmak, uyarmak) + tor (-cı, yapan, eden eki) * uyarıcı, uyaran etkisi
yapan, hücre veya dokuyu harekete geçiren
eksite :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + citatus (harekete geçirilmiş,
uyandırılmış, uyarılmış) (citare (çağırmak, seslendirmek, harekete geçirmek,
uyandırmak)+ tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki); excité (fra.) * harekete
geçirilmiş, uyandırılmış, uyarılmış
eksiton :
gre. * ek (dış, dışarı, harici) (gre.); ex (dış, dışarı, harici, yokluk,
olmama) (lat.) + ienai (gitmek, ilerlemek), itos (gidilmiş, ilerlenmiş), iton
(giden, ilerleyen) (gre.) * elektrik yükü taşımayan, bir elektron ile pozitif
bir elektron boşluğunun (delik) Coulomb çekimiyle birbirine bağlanması sonucu
oluşan nötr yarı parçacık
eksize :
lat. * excisus (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + cidus (kesilmiş,
yarılnış, doğranmış, vurulmuş) (caedo, caede, cide, cidium (kesme, vurma, çarpma,
öldürme) (caedere, cidere (kesmek, yarmak, parçalamak, doğramak, vurmak,
çarpmak; öldürmek) + ium (isim yapım eki) ) + us (son ek) ) (lat.); excised,
excisé (kesilip çıkarılmış) (ing., fra.) * neşter, lazer veya başka bir kesme
aleti kullanılarak kesilip çıkarılmış
eksizyon :
lat. * excisus (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + caedo, caedere,
cidere (kesmek, yarmak, parçalamak, doğramak, vurmak, çarpmak; öldürmek) + tio
(fiili isim yapam son ek) (lat.); excision (kesip çıkarma) (ing., fra.) *
neşter, lazer veya başka bir kesme aleti kullanılarak bir büyümenin, dokunun,
organın veya kemiğin çıkarılması
ekskalibur :
gal. * kaledvoulch (caled (sert, katı) + bwlch (ihlal, yarık) ); caladbolg
(calad (sert) + bolg (karın) ) * Kral Arthur'un kılıcı
ekskavasyon :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + cavare (oymak, delmek, boşluk
açmak) (cavus (oyuk, boşluk) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) *
kazı, hafriyat; çürümüş veya hasarlı dokuların (çürük diş dokusu vb.) kazınarak
temizlenmesi işlemi
ekskavatör :
lat. * cavare (oymak, delmek, boşluk açmak) (cavus (oyuk, boşluk) + are (fiil
mastar eki) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) * kazı, yükleme, hafriyat ve ağır
malzemelerin taşınması gibi işlerde kullanılan bir inşaat makinesi türü
ekskavatum :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + cavatum (oyuk, çukur, boşluk)
* oyulma, çukur oluşma, çökme
eksklamasyon :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + clamare (bağırmak, haykırmak,
seslenmek) + tio (isim yapım eki) * güçlü bir duygu, heyecan, şaşkınlık veya
çağrı bildiren söz ya da ifade, ünlem
eksklüzif :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + claudere (kapatmak, kapamak,
çevrelemek, örtmek) + ivus (ile ilgili, -a ait) (lat.); exclusive (ing.) *
özele mahsus, seçkin, ayrıcalıklı, sınırlı erişime sahip, sadece bir kişiye,
gruba ait, özel
eksklüzyon :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + claudere (kapatmak, kapamak,
çevrelemek, örtmek) + tio, sio (isim yapım eki) * dışlama, kapsam dışı bırakma,
hariç tutma, bir gruba veya hakka dahil etmeme durumu
ekskoriasyon :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + coriare (derilemek, deri
kaplamak) (corium (deri, deri tabakası) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim
yapım eki) * derinin dış tabakasının kazınma, sıyrılma veya tahriş sonucu zarar
görmesi durumu, sıyrık oluşumu
ekskoriasyon :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + coriare (derilemek, deri
kaplamak) (corium (deri, deri tabakası) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim
yapım eki) * deriyi soymak, deriden sıyırmak, derisini yüzmek
ekskoriye :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + coriatus (derilemek, deri
kaplamak) (corium (deri, deri tabakası) + are (fiil mastar eki) + tus (geçmiş
zaman ve sıfat yapım eki) ); excorié (fra.) * kaşıma, sürtünme veya travma gibi
dışsal bir etken nedeniyle yüzeysel olarak aşınmış, soyulmuş veya sıyrılmış
(deri veya mukoza tabakası)
ekskrement : lat. * ex (dış, dışarı, harici,
yokluk, olmama) + cernere, cret (ayırmak, seçmek, ayıklamak, elemek, serpmek) +
mentum (isim yapım eki) *
bir canlının sindirim sürecinden sonra vücudundan dışarı attığı, başta dışkı
(feçes) olmak üzere tüm atık maddeler
ekskrementoloji : lat., gre. * ex (dış, dışarı, harici,
yokluk, olmama) + cernere, cret (ayırmak, seçmek, ayıklamak, elemek, serpmek) +
mentum (isim yapım eki) (lat.) + logia
(bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * canlıların vücutlarından
attıkları dışkı, idrar ve ter gibi boşaltım maddelerini (ekskrementleri) tıp,
biyoloji veya antropoloji gibi alanlar çerçevesinde inceleyen bilim dalı
ekskresyon :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + cernere, cret (ayırmak,
seçmek, ayıklamak, elemek, serpmek) + tio (isim yapım eki) * vücut tarafından
atılması gereken artık maddelerin veya toksinlerin dışarı atılması; boşaltım,
atılım süreci, dışkılama
ekskretuar :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + cernere, cret (elemek,
serpmek) + aris, arius (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.); excretory, excrétoire
(ing., fra.) * çıkartım ile ilgili, dışkılama ile ilgili, boşaltımla ilgili,
salgılama ile ilgili
ekskurs :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + currere (koşmak), curs,
cursus (koşma) * ana konudan veya yazılı metinden kısa süreliğine dışarı çıkma,
sapma veya ana konuyu açmak için yapılan ayrıntılı ek açıklama
ekskürsiyon :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + currere (koşmak), curs,
cursus (koşma) + sio (isim yapım eki) (lat.); excursion (fra.) * kısa süreli
gezi, bir yerden başka bir yere yapılan kısa yolculuk, inceleme veya eğlence
amacıyla gerçekleştirilen dolaşma
ekslipriz :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + libris (kitap) * kitap
sahibini tanıtan, onu yücelten bir sanat dalı
eksodus :
gre. * exodus (ek, ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + hodos (yol,
patika, yol; bir yolculuk, yürüyüş) * çıkış; Tevrat'ın ikinci bölümü
eksoftalmus :
gre. * ek, eks, ex, exo (dış, dışarı, harici) + oph, ops, opsis (göz, görme,
görünüş, görünüm, yüz) + thalamos (iç oda, odacık) * göz küresinin normal
yerinden dışarı doğru çıkması yani gözlerin ileriye doğru fırlamış gibi
görünmesi
eksogami :
gre. * ex, ektos (dış) + gamia (evlilik durumu, eş olma durumu) (gamos
(evlilik, eş olma, birleşme, nikah) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
dış evlilik
eksogen :
gre. * ek, ex, exo, ektos (dış, dışarı, harici) + gennaein (doğurmak, üretmek,
oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran,
yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * dışarıdan oluşmuş,
dış kaynaklı; vücut dışından gelen, harici kaynaklı
eksojen :
gre. * ek, ex, exo, ektos (dış, dışarı, harici) + gennaein (doğurmak, üretmek,
oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran,
yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * dışarıdan oluşmuş,
dış kaynaklı; vücut dışından gelen, harici kaynaklı
eksokrin :
gre. * ek, ex, exo, ektos (dış, dışarı, harici) + krinein (elemek, serpmek) *
dış salgı (örneğin "ter") (zıttı "endokrin" (iç salgı) )
eksoplanet :
gre. * ek, ex, exo, ektos (dış, dışarı, harici) + planaomein (dolaşmak,
gezinmek, sapmak), planetes (dolaşan, hareket eden, gezen, gezegen, gezgin
yıldız) * Güneş Sistemi dışında, başka bir yıldızın etrafında dolanan ve
doğrudan veya dolaylı gözlem yöntemleriyle tespit edilen gezegen
eksorsist :
gre., lat. * ek, ex, exo, ektos (dış, dışarı, harici) + horkos (yemin, ant)
(gre.) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * kötü ruhları (cinleri,
şeytani varlıkları) bedenlerden veya yerlerden, dua, ritüel veya kutsal
kelimelerle kovduğuna inanılan kişi
eksorsizm :
gre. * ek, ex, exo, ektos (dış, dışarı, harici) + horkos (yemin, ant) + ismos
(isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * kötü ruhları (cinleri, şeytani
varlıkları) bedenlerden veya yerlerden, dua, ritüel veya kutsal kelimelerle
kovma
eksositoz :
gre. * ek, ex, exo, ektos (dış, dışarı, harici) + kytos (hücre, göze, odacık,
boşluk, oyuk, kap) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) *
hücre içindeki büyük moleküllerin hücre dışına atılmasını sağlayan taşıma şekli
eksostozis :
gre. * ek, ex, exo, ektos (dış, dışarı, harici) + osteon (kemik) + osis (durum,
oluşum, sorun, hastalık hali) * travma, iltihap veya genetik nedenlerle
gelişen, sıklıkla diz, omuz, kaburga veya çene kemiğinde görülen, kemik
yüzeyinden dışarı doğru büyüyen iyi huylu çıkıntı
eksoterik :
gre. * exoterikos (ex, exo (dış, dışarı, harici) + teros (daha, en) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * herkesin öğrenmesine, bilmesine açık olan,
ezoterik (içe yönelik) olmayan, dışa yönelik, dışa ilişkin, açık olan, bariz
olan, görünür olan, zahiri
eksotermik :
gre. * exoterikos (ex, exo (dış, dışarı, harici) + thermos (ısı, sıcaklık) +
ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ısı açığa çıkaran, dışa ısı veren;
özellikle kimyasal veya fiziksel reaksiyonlarda enerji açığa çıkan süreç
eksotropi :
gre. * ex, exo (dış, dışarı, harici) + tropia (dönüş durumu, dönme durumu,
değişim durumu, yönelme durumu) (trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek,
yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme,
değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara
çevrilebilir) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) * bir gözün dışa (temporal yöne) kaydığı bir şaşılık türü (karşıtı
"ezotropi" yani gözün içe kayması)
eksozom :
gre. * ex, exo (dış, dışarı, harici) + soma (vücut, gövde, cisim, beden, nesne,
yapı; topluluk, toplum veya cemiyet) * hücrelerin dış ortama salgıladığı,
protein, lipit ve nükleik asitler taşıyan, hücreler arası iletişimde görev alan
nanometre boyutlu zarla çevrili vezikül
ekspanse :
lat. * expansio (genişleme, yayılma) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama)
+ pandere (açmak, yaymak) + sio (isim yapım eki) ) (lat.); expansé (fra.) *
genişlemiş, yayılmış, hacmi artmış
ekspansil :
lat. * expansio (genişleme, yayılma) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama)
+ pandere (açmak, yaymak) + sio (isim yapım eki) ) + il (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * (kitleler veya lezyonlar için) genişleme özelliği gösteren,
genişleyerek büyüyen
ekspansiyon :
lat. * expansio (genişleme, yayılma) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama)
+ pandere (açmak, yaymak) + sio (isim yapım eki) ) * genişleme, yayılma
ekspektan :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + spectare (bakmak, gözlemek) +
ans, ant (-cı, yapan, eden eki) * bekleyen, gözlem yapan; aktif müdahale
yapmaksızın durumu gözlemleyerek izlemeyi tercih eden yaklaşım
ekspektoran :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + pectorare (göğüslemek, göğüs
içine almak) (pectus, pectoris (göğüs) + are (fiil mastar eki) ) + ans, ant
(-cı, yapan, eden eki) * solunum yollarındaki balgamı incelten veya çıkmasını
kolaylaştıran ilaçları tanımlayan terim
ekspektorasyon :
lat. * expectoratio (göğüsten dışarı atma) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk,
olmama) + pectorare (göğüslemek, göğüs içine almak) (pectus, pectoris (göğüs) +
are (fiil mastar eki) ) + atio (isim yapım eki) * akciğer, trakea veya
bronşlardaki balgamın, mukusun veya maddelerin öksürükle dışarı çıkarılması,
öksürerek balgam çıkarma
eksper :
lat. * expertus, experitus (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + periore,
periri (denemek, cüret etmek, riske etmek), pertus (deneme, çabalama), peritus
(deneyen, çabalayan) * işin uzmanı, işi bilen, değerlendiren, yorumlayan, değer
biçen, karar veren kişi
eksperiment :
lat. * experiore (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + periore, periri
(denemek, cüret etmek, riske etmek) ) + mentum (isim yapım eki) * deney,
sınama, test, tecrübe
eksperimental :
lat. * experiore (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + periore, periri
(denemek, cüret etmek, riske etmek) ) + mentum (isim yapım eki) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * deneysel, tecrübeye dayalı
eksperimentalizm :
lat. * experiore (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + periore, periri
(denemek, cüret etmek, riske etmek) ) + mentum (isim yapım eki) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin
eki) * bilgiye ancak deney ve gözlem yoluyla ulaşılabileceğini savunan yaklaşım
eksperimentasyon :
lat. * experiore (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + periore, periri
(denemek, cüret etmek, riske etmek) ) + mentum (isim yapım eki) + tio (isim
yapım eki) * deney yapma süreci, deney yoluyla bilgi edinme yöntemi
ekspertiz :
lat. * expertus (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + pertus (deneme,
çabalama) (periore, periri (denemek, cüret etmek, riske etmek) + tus (geçmiş
zaman ve sıfat yapım eki) * uzman görüşü, uzman yorumu, bilirkişilik, uzman
incelemesi, uzman raporu
ekspirasyon :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + spirare (solumak, nefes
almak) + tio (isim yapım eki) * soluk vermek, nefes vermek
ekspiratuar :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + spirare (solumak, nefes
almak) + tor (-cı, yapan, eden eki) + ius (ile ilgili, -a ait) * soluk verme
(ekspirasyon) ile ilgili
ekspiriyum :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + spirium (soluk alma, nefes
alma) (spirare (soluk almak, nefes almak) + ium (isim yapım eki) ) * soluk
verme, nefes verme
eksplant :
lat. * explantus (explantare (dışarıya dikmek, almak, çıkarmak) (ex (dış,
dışarı, harici, yokluk, olmama) + plantare (ekmek, dikmek) ) + us (isim yapım
eki) ) * bir organizmadan veya dokudan alınan ve başka bir ortamda
yetiştirilmek veya incelenmek üzere kullanılan örnek
eksplantasyon :
lat. * explantare (dışarıya dikmek, almak, çıkarmak) (ex (dış, dışarı, harici,
yokluk, olmama) + plantare (ekmek, dikmek) ) + tio (isim yapım eki) *
organizmadan veya dokudan alınan örneğin başka bir ortamda (genellikle
laboratuvar ortamında) büyütülmesi veya incelenmesi işlemi
eksplisit :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + plicitus (katlanmış,
bükülmüş) (plicare (katlamak, bükmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) *
bir şeyin açıkça ve net bir şekilde ifade edildiği veya gösterildiği durumu
tanımlayan sıfat, açık, bariz (karşıtı "implisit" (dolaylı, örtük,
gizli) )
eksplorasyon :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + plorare (çığlık atmak,
bağırmak; araştırmak, keşfetmek) + tio (isim yapım eki) * bilinmeyen veya az
bilinen bir şeyin keşfi, araştırılması, özellikle yeni yerlerin, bölgelerin
veya konuların incelenmesi, keşif
eksplore :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + ploratus (plorare (çığlık
atmak, bağırmak; araştırmak, keşfetmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki)
(lat.); exploré (fra.) * keşfedilmiş, araştırılmış, incelenmiş
eksplosif :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + plosivus (plaudere, plodere
(el çırpmak, patlatmak), plosio (el çırpma, patlatma) + ivus (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) ) * şiddetli bir şekilde dışarı atılabilir, dışarı
püskürtülebilir, patlayabilir, patlayıcı
ekspojür :
lat. * exponere (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + ponere (koymak,
yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak) ) + positus (konmuş, yerleştirilmiş) + ura
(isim yapım eki) ) (lat.); exposure (teşhir, poz, sergileme) (ing.) * maruz
kalma, teşhir etme, teşhir, pozlama, poz, sergileme, görünme; bir kişinin bir
defilede veya reklamda görünmesi (put, poser (koymak) (ing., fra.) )
eksponansiyel :
lat. * exponentialis (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + ponere
(koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak) + entia (isim yapım eki) + alis
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * üstel, hızla artan, bir değişkenin üstel
olarak artışıyla ilgili; üstel fonksiyonun grafiğindeki gibi çok hızlı artan,
üstel fonksiyon
eksponent :
lat. * exponent (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + ponere (koymak,
yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * temsil eden, açıklayan, bir kavramı veya gücü ortaya koyan;
matematikte üst sayı (üs, kuvvet); bir üstel ifadedeki üslü sayı (örneğin, 2^3
ifadesinde 3, eksponent (üs) olur.)
eksport :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + portus (taşınmış, götürülmüş)
(portare (taşımak, götürmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * bir
ülkenin, kendi ürettiği malları başka bir ülkeye satması, ihracat, dışsatım
ekspoze :
lat. * expositus (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + ponere (koymak,
yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positus (konmuş, yerleşmiş, düzenlenmiş,
yatırılmış) ) * teşhir edilmiş, sergilenmiş, açıkta gösterilmiş; maruz kalmış
ekspozisyon :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + ponere (koymak, yerleştirmek,
düzenlemek, yatırmak), positio (koyuş, koyma, konum, yerleşim) * teşhir, poz,
sergileme, açığa çıkarma
ekspres : lat.
* ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + pressare (basmak), pressus
(basılmış, sıkıştırılmış, bastırılmış, ezilmiş; bası, baskı, sıkıştırma, vurma)
* çok hızlı giden veya yapılan
ekspresivite :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + pressare (basmak, baskılamak,
sıkıştırmak, vurmak), pressus (basılmış, sıkıştırılmış, bastırılmış, ezilmiş;
bası, baskı, sıkıştırma, vurma) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) +
itas (isim yapım eki) * bir hastalığın eksprese olma ölçüsü; bir penetrant genin
veya genotipin, fenotipin ortaya çıkma derecesini etkileme gücü
ekspresyon :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + pressare (basmak, baskılamak,
sıkıştırmak, vurmak), pressio (basım, baskılama, sıkıştırma, vurum, vurma) *
bir duygunun veya düşüncenin dışa vurulması, deyim, deyiş, ifade, dışavurum
ekspresyonist :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + pressare (basmak, baskılamak,
sıkıştırmak, vurmak), pressio (basım, baskılama, sıkıştırma, vurum, vurma) +
ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * ifadeci, dışavurumcu;
ekspresyonizm akımına ait olan veya bu akımın özelliklerini taşıyan; duyguları,
içsel düşünceleri ve bireysel deneyimleri vurgulayan sanatçı veya kişi
ekspresyonizm :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + pressare (basmak, baskılamak,
sıkıştırmak, vurmak), pressio (basım, baskılama, sıkıştırma, vurum, vurma) +
ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * duyguların, içsel
durumların ve bireysel izlenimlerin sanat aracılığıyla abartılı bir şekilde
ifade edilmesi
ekspülsiyon :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + pulsare (vurmak, çarpmak,
itmek) (pulsus (vurma, çarpma, itme, vuruş, atma, atım, itiş) + are (fiil
mastar eki) ), pulsio (itme, sürükleme) * dışarı atma, kovma
ekstansif :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + tendere (germek, gerilmek,
uzatmak, esnetmek, yöneltmek), tensio (gerilim, esneme) + ivus (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * genişleyen, yayılan, yaygın, yüzeysel olarak artan,
uzayan
ekstansiyon :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + tendere (germek, gerilmek,
uzatmak, esnetmek, yöneltmek), tensio (gerilim, esneme, uzama) * uzama,
gerilme, esneme, genişleme, yayılma; vücut içerisinde iki komşu bölüm
kapsamında, bir eklemde birbirinden uzaklaşma hareketi, eklem açısının büyümesi
ekstansometre :
lat., gre. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + tendere (germek,
gerilmek, uzatmak, esnetmek, yöneltmek), tensio (gerilim, esneme, uzama) (lat.)
+ metron, metros (ölçü) (gre.) * gerilme ölçer, esneme ölçer, uzama ölçer
ekstansör :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + tendere (germek, gerilmek,
uzatmak, esnetmek, yöneltmek), tensio (gerilim, esneme, uzama) + or (-cı,
yapan, eden eki) * malzemelerin kuvvet altındaki mikroskobik boyutsal
değişimlerini (uzama veya kısalma miktarını) ölçen cihaz, uzatan, açan, geren,
yayan; bir eklemi açmaya, yani iki kemik arasındaki açıyı artırmaya yarayan kas
ekstazi :
gre. * ek (dış, dışarı, harici) + histanai (yerleştirmek, konumlamak, düzenlemek,
durmak, yer almak), stasis (durma, ayakta durma, durgunluk, sabit kalma, duruş
veya kuvvetlerin karşı karşıya gelmesi) * kullanıcıda coşku, aşırı haz, sevgi
hissi, empati ve kendinden geçme gibi duygular yaratan, 3,4-metilenedioksi-N
metilamfetamin (MDMA) olarak da bilinen psikoaktif madde (C11H15NO12)
ekstazik :
gre. * ek (dış, dışarı, harici) + histanai (yerleştirmek, konumlamak,
düzenlemek, durmak, yer almak), stasis (durma, ayakta durma, durgunluk, sabit
kalma, duruş veya kuvvetlerin karşı karşıya gelmesi) + ikos (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * ekstazi etkisi yaratan
ekstensif :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + tendere (germek, gerilmek,
uzatmak, esnetmek, yöneltmek), tensio (gerilim, esneme, uzama) + ivus (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * genişleyen, yayılan, yaygın, yüzeysel olarak
artan, uzayan
ekstensör :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + tendere (germek, gerilmek,
uzatmak, esnetmek, yöneltmek), tensio (gerilim, esneme, uzama) + or (-cı,
yapan, eden eki) * uzatan, açan, geren, yayan; bir eklemi açmaya, yani iki
kemik arasındaki açıyı artırmaya yarayan kas
eksteriyör :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + terra (yer, toprak) + ior
(yer ve durum eki) * dış, dışsal, harici, dışarı kısım
eksterna :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + ternus (yer, yön belirtici
bir ek) * dış, dışarıya ait, harici; vücudun dış kısmı veya bir yapının dış
yüzeyi
eksternal :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + ternus (yer, yön belirtici
bir ek) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * harici, dış, dışa ait, dış
ile ilgili, dışarıdan gelen, dışsal, harici
eksterne :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + ternatus (ternare (ternus
(yer, yön belirtici bir ek) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve
sıfat yapım eki) ) * dış, dışta bulunan, harici; henüz mezun olmamış ama
hastanede uygulamalı eğitim (staj) gören tıp fakültesi öğrencisi
ekstinksiyon :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + stinguere (işaretlemek,
ayırmak, batırmak, söndürmek, bastırmak) + tio (isim yapım eki) (lat.);
extinction (fra.) * yok olma, sönme, tükenme
ekstipüle :
lat. * exstipulatus (kulakçıksız, yan yaprakçıksız) (ex (dış, dışarı, harici,
yokluk, olmama) + stipulari (Roma hukukunda “karşılıklı söz alarak bağlayıcı
taahhütte bulunmak; sözlü anlaşma yapmak) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım
eki) ) * stipula veya kulakçık (yaprak tabanındaki küçük ek yapı) bulunmayan,
kulakçıksız
ekstirpasyon :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + stirpare (köklemek, soylamak,
kök vermek, soyu yayılmak) (stirps (kök, soy) + are (fiil mastar eki) ) + tio
(isim yapım eki) (lat.); extirpation (fra.) * kökünden sökme, kökünü kazıma;
bir yapının, organın veya tümörün tamamının cerrahi olarak çıkarılması, yani
köküyle birlikte alınması
ekstirpe :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + stirpatus (stirpare
(köklemek, soylamak, kök vermek, soyu yayılmak) (stirps (kök, soy) + are (fiil
mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); extirpé (fra.) *
kökünden sökülmüş, kökü kazınmış
ekstorsiyon :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) torsio, tortio (burma, bükme,
kıvırma, eğme, çarpıtma) (torquere (burmak, bükmek, kıvırmak, eğmek, döndürmek,
çarpıtmak) + sio, tio (isim yapım eki) ) * çevrilme, burulma, dışa döndürme;
bir yapının, özellikle göz veya ekstremite gibi organların dışa doğru
döndürülmesi
ekstra :
lat. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek,
fazladan) * dışında, haricinde, ötesinde; ilave, fazladan, ek, normalin dışında
olan; çok iyi nitelikli, en üstün
ekstraduktal :
lat. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek,
fazladan) + ductus (kanal, boru, yol, kemer, kiriş) + alis (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * kanal dışı ile ilgili, kanal dışına ait, kanalın dışında
bulunan; salgı bezleri (meme, pankreas, tükürük bezi vb.) veya safra yolları
gibi yapılardaki kanalların dışındaki durumlar
ekstradural :
lat. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek,
fazladan) + dura (sert, katı; beyni veya omuriliği çevreleyen sert zar) + alis
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * dura mater’in (sert anne) dışında yer
alan, sert zar dışı, dura dışı
ekstrafasiyal :
lat. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek,
fazladan) + face, facies (yüz, surat, görünüş, ifade; biçim, şekil) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yüz sinirinin dışında yer alan, yüzle ilgili
yapının dışında kalan
ekstrafor :
lat. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek,
fazladan) + fortis (kuvvetli, güçlü) * perde ve benzeri şeylerin ucuna,
kenarlarına, giysilerin etek, kol, yaka veya paça parçalarına geçirilen, seyrek
dokunmuş keten şerit
ekstragonadal :
lat., gre. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek,
fazladan) (lat.) + gone, gonas, gonad (tohum, döl, düğüm, yumru, yumurtalık,
testis, erbezi) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) *
bezlerin dışında yer alan, bezle ilişkili olmayan
ekstrahepatik :
lat., gre. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek,
fazladan) (lat.) + hepar, hepatos (karaciğer) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (gre.) * karaciğer dışında olan, karaciğer ile ilgili olmayan
ekstrakapsüler :
lat. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek,
fazladan) + capsula (capsa (kutu, sandık, muhafaza, kılıf, kabuk, kap,
konteyner) + ulus, ula (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * bir organın mahfazasının (kapsülünün) dışında olan
ekstrakarnasyon :
lat. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek,
fazladan) + carnatio (caro, carn (et), carnare (etlenmek) + tio (isim yapım
eki) ) * tıpta veya felsefi bağlamda, bir organizmanın veya canlının bedensel
sınırlarının ötesinde bir etki, dışsal varlık veya bedensel dışa taşma durumu
ekstrakonal :
lat. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek,
fazladan) + conus (koni, konik) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * göz
ve göz çevresindeki koniye benzer bir yapının dışında bulunan; muskulofasyal
koninin dışındaki orbita içindeki boşluk
ekstrakorporeal :
lat. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek,
fazladan) + capo, corpus, corpor (baş, vücut) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * vücut harici olan
ekstraksiyon :
lat. * ex (dış, dışarı, ötesi, hariç) + tractio (çekiş, çıkarma) (tractus
(çekilmiş, sürüklenmiş, cezbedilmiş, görütülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek,
sürüklemek; götürmek) + ctus (isim yapım eki) ) + tio (isim yapım eki) ) *
çıkarma, çekme, çekip çıkarma
ekstrakt :
lat. * ex (dış, dışarı, ötesi, hariç) + tractus (çekilmiş, sürüklenmiş,
cezbedilmiş, görütülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) +
ctus (isim yapım eki) ) * bitkisel, kimyasal veya farmasötik bir maddenin
özünün çıkarılmasıyla elde edilen madde, özüt, bitki özü
ekstraktum :
lat. * ex (dış, dışarı, ötesi, hariç) + tractus (çekilmiş, sürüklenmiş,
cezbedilmiş, görütülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) +
ctus (isim yapım eki) ) * bitkisel, kimyasal veya farmasötik bir maddenin
özünün çıkarılmasıyla elde edilen madde, özüt, bitki özü
ekstraoküler :
lat. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek,
fazladan) + oculus (göz) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * göz
dışında konumlanmış
ekstraosseoz :
lat. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek,
fazladan) + ossis (kemik) + osus (ile ilgili olma) * kemik dışında yer alan
ekstrapiramidal :
lat., gre. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek,
fazladan) (lat.) + pyr (ateş) + amis, amidis (şekil belirten ek) (gre.) + alis
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * istemli kas hareketlerinin
kontrolünü sağlayan piramidal hücrelerin yer aldığı beynin motor korteksinin
(piramidal sistem) dışında kalan
ekstrapolasyon :
lat., gre. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek,
fazladan) + polare (pürüzsüzleştirmek; kutuplaştırmak) (polos (kutup, eksen,
gök kutbu, dönme ekseni) (gre.); polus (lat.) + are (fiil mastar eki) ) + tio
(isim yapım eki) * mevcut verilerin dışına doğru tahmin yürütme, dışa uzatma
yoluyla çıkarım; veri kümesindeki bilinen değerler aralığının ötesindeki
verilerin değerlerini tahmin etmek için kullanılan istatistiksel bir teknik
ekstrasellüler :
lat. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek,
fazladan) + cellula (odacık, hücrecik) (cella (oda, hücre) + ulus, ula
(küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hücre dışı, hücre
dışında olan; hücre zarının dışındaki alanı veya maddeler
ekstrasensori :
lat. * extra (dışarıda, dışında, ötesinde) + sensorius (duyuyla ilgili, his ile
ilgili) (sensus (duyu, duygu, his, algı) + orius (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) * normal duyuların algılayamayacağı olguları veya olayları algılama
yeteneği
ekstrasistol :
lat., gre. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek,
fazladan) + sustellein, systellein (kasılmak), sustole, systole (kasılma) *
kalbin normal atışının yanı sıra ortaya çıkan fazla kalp atışı; normal kalp
ritminin dışına çıkan erken kasılma, erken atım
ekstrasolar :
lat. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek,
fazladan) + sol (güneş) + aris (ile ilgili, -a ait) * Güneş'in dışında bulunan
veya Güneş Sistemi'nin ötesinde yer alan
ekstrastaminal :
lat., gre. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek,
fazladan) (lat.) + stemon (çözgü, çözgü ipliği, iplik, dik duran ip, dokuma
tezgahındaki dik ip; çubuk, filament, erkek organ, erkeklik organı, stamen)
(gre.); stamina, stamen (lat.) * bir çiçeğin erkek organlarının (stamen /
androecium) dışında yer alan veya onları çevreleyen; erkekçiklerin
(stamenlerin) çiçek içindeki olağan konumunun dışında yer alması ile ilgili
ekstraterrestrial :
lat. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek,
fazladan) + terrestris (Dünya'ya ait, toprakla ilgili, yeryüzüyle ilgili, yerle
ilgili) (terra (yer, yeryüzü, toprak, Dünya) + estris (ile ilgili, -a ait) ) +
alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * Dünya'nın dışında bulunan, Dünya kökenli
olmayan veya Dünya dışındaki gökcisimlerinden kaynaklanan, dünyadışı
ekstratuar :
lat. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek,
fazladan) + tus (isim yapım eki) + aris, arius (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * dışarı çıkma ile ilgili, dış ile ilgili, dışarıya yönelik
ekstravagant :
lat. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek,
fazladan) + vagari (dolaşmak, gezinmek), vagans (dolaşma, gezinme) *
harcamalarda, davranışlarda veya tarzda aşırı olan, makul olanın ötesinde olan
ekstravasküler :
lat. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek,
fazladan) + vasculum (küçük kap, küçük kanal) (vas (kap, kanal) + cula, culum
(küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * damar sisteminin
dışında bulunan sıvı (örneğin dokular arası sıvılar veya lenf)
ekstravasküler adm :
lat. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek,
fazladan) + vasculum (küçük kap, küçük kanal) (vas (kap, kanal) + cula, culum
(küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + adrenomedullin (ad
(-a doğru, yönelim, yan, yakın) + ren (böbrek) + alis (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) + medulla (iç, içi, iç bölge) + ine (organik bileşik/alkaloid
türevi eki) ) * damar dışı dokularda bulunan veya etkili olan adrenomedullin
(damar genişletici (vazodilatör) bir peptid
ekstravazasyon :
lat. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek,
fazladan) + vas (damar, kap, kanal) + atio (isim yapım eki) * ilaçların
istenmeyen nedenlerle damar dışına sızması
ekstravaze :
lat. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek,
fazladan) + vas (damar, kap, kanal) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki);
extravasé (lat.) * damar dışına sızmış, damar dışı ile ilgili
ekstraversiyon :
lat. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek,
fazladan) + versio (dönme, dönüş, rotasyon, dönüşüm, yönelim, çevrim) (vertere
(dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tio (isim yapım eki) ) (lat.);
extraversion (fra.) * dışa dönüklük (karşıtı "introversiyon" (içe
dönüklük) )
ekstravert :
lat. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek,
fazladan) + versus, vertus (dönmüş, döndürülmüş, çevrilmiş, yönelmiş;
dönüştürme, düzenleme, düzen) (versare (dönmek, döndürmek, çevirmek,
değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus
(geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * dışa dönük
ekstre :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + tractus (çekilmiş,
sürüklenmiş, cezbedilmiş, görütülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek;
götürmek) + ctus (isim yapım eki) ) (lat.); extract, extrait (ing., fra.) * bir
maddeden çekilip çıkarılan etkin kısım, döküm; özüt
ekstrem :
lat. * extremus, extremum (exterus (dışla ilgili, dışsal, harici) (ex (dış,
dışarı, harici, yokluk, olmama) + tremus, tremum (üst düzey, en, pek) ) * en
dış, en uç, aşırı, aşırı uç
ekstrem helyum yıldızı :
lat., gre., tür. * extremus, extremum (exterus (dışla ilgili, dışsal, harici)
(ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + tremus, tremum (üst düzey, en, pek)
) + helium (atom numarası 2, simgesi He olan, soy gazlar grubundan renksiz,
kokusuz, tepkimeye girmeyen kimyasal element, He) (helios (güneş) (gre.) + ium
(kimyasal element eki) (lat.) ) + yıldız (ısı ve ışık kaynağı olan gök cismi) +
ı (iyelik eki) (tür.) * evrende en bol bulunan kimyasal element olan
hidrojenden neredeyse tamamen yoksun, atmosferi ve yapısı neredeyse saf helyum
ile ağır elementlerden oluşan çok nadir bir düşük kütleli süperdev yıldız
sınıfın
ekstremal :
lat. * exter (dış, dışarı, harici) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) +
terra (yer, toprak) + nus (ile ilgili, -a ait) ) + alis (ile ilgili, -a ait) *
dışarıda bulunan, dış tarafa ait, dışarıdan gelen, dış, harici, dışsal
ekstremite :
lat. * extremus, extremum (exterus (dışla ilgili, dışsal, harici) (ex (dış,
dışarı, harici, yokluk, olmama) + tremus, tremum (üst düzey, en, pek) ) + itas
(isim yapım ve durum eki) ) * uç, son, sınır, son derece
ekstremizm :
lat. * extremismus (extremus, extremum (exterus (dışla ilgili, dışsal, harici)
(ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + tremus, tremum (üst düzey, en, pek)
) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) ) * bir olguyu en uç
biçimiyle benimseme, aşırılık
ekstremum noktası :
lat., ara., tür.* extremus, extremum (exterus (dışla ilgili, dışsal, harici)
(ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + tremus, tremum (üst düzey, en, pek)
) (lat.) + nukta (benek, işaret, nokta; yazıda harfin üzerindeki veya altındaki
işaret; küçük belirti) + sı (iyelik eki) (tür.) * gerçel değerli bir f fonksiyonun
tanım bölgesinin bir parçasında en büyük veya en küçük değerine ulaştığı
noktalardan her biri; bir fonksiyonun türevinin kökleri
ekstrensek :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + trinsecus (dış yan, dış
taraf) (ter (üç, üç yan) + secus (yan, taraf) ) * bir şeyin özünden değil dış
etkenlerden kaynaklanan, dışsal, harici, dışarıdan gelen
ekstrinsik :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + trinsecus (dış yan, dış
taraf) (ter (üç, üç yan) + secus (yan, taraf) ) * bir şeyin özünden değil dış
etkenlerden kaynaklanan, dışsal, harici, dışarıdan gelen
ekstrofi :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + trepein (çevirmek, döndürmek,
dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme,
çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir
kenara çevrilebilir) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * bir organın veya
dokunun dışa doğru dönmesi veya dışa çıkması
ekstrofi vezika :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + trepein (çevirmek, döndürmek,
dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme,
çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir
kenara çevrilebilir) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) + vesica (baloncuk, torba,
kese; mesane, idrar torbası, sidik torbası) * idrar torbasının (vezika)
doğuştan (konjenital) karın dışına doğru açık bir şekilde yerleşmiş olması
durumu
ekstrovert :
lat. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek,
fazladan) + versus, vertus (dönmüş, döndürülmüş, çevrilmiş, yönelmiş;
dönüştürme, düzenleme, düzen) (versare (dönmek, döndürmek, çevirmek,
değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus
(geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * dışadönük
ekstruder :
lat., ing. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + trudere (itmek,
zorlamak, bastırmak, zorla sokmak), trudatus (itilmiş) (lat.) + er (-cı, yapan,
eden eki) (ing.) * hammaddeyi ısı, basınç ve dönen bir vida yardımıyla eritip
sıkarak belirli bir biçimde dışarı çıkaran endüstriyel bir makine
ekstrüde :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + trudere (itmek, zorlamak,
bastırmak, zorla sokmak), trudatus (itilmiş, bastırılmış) * bir yapının, bir
maddenin, bir organın veya bir dokunun normalde bulunduğu yerden dışarı çıkması
veya itilmesi
ekstrüder :
lat., ing. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + trudere (itmek,
zorlamak, bastırmak, zorla sokmak), trudatus (itilmiş, bastırılmış) (lat.) + er
(-cı, yapan, eden eki) (ing.) * hammaddeyi ısı, basınç ve dönen bir vida
yardımıyla eritip sıkarak belirli bir biçimde dışarı çıkaran endüstriyel bir
makine
ekstrüzyon :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + trudere (itmek, zorlamak,
bastırmak, zorla sokmak), trusio (itme, bastırma) * bir yapının, bir maddenin,
bir organın veya bir dokunun doğal sınırlarından dışarıya çıkması veya itilmesi
durumu
ekstübasyon :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + tubare (tüp takmak, tüplemek,
borulamak) (tubus (tüp, boru, kapalı kanal) + are (fill mastar eki) ) + tio
(isim yapım eki) * hastanın mekanik ventilatörden çıkarılması, entübasyon
halinin sonlanması
eksuda :
lat. * exudatus (exudare (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + sudare
(terlemek, sıvı boşalmak) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * damar
geçirgenliğindeki artış nedeniyle dokuların dışına çıkan kan sıvısı
eksudasyon :
lat. * exudatio (exudare (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + sudare
(terlemek, sıvı boşalmak) + tio (isim yapım eki) ) * damar geçirgenliğindeki
artış nedeniyle kan sıvısının dokuların dışına çıkması
eksudatif :
lat. * exudatus (exudare (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + sudare
(terlemek, sıvı boşalmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ivus (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sıvıların, hücrelerin ve diğer maddelerin
dokuya sızması veya dışarıya çıkması durumu ile ilgili
eksülans :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + ulare (dolaşmak, gezinmek,
sürgünde olmak, yurdundan uzakta yaşamak) + entia (isim yapım eki) * sürgünde
olan, yurdundan uzakta dolaşan; gezgin (örneğin Diomedea exulans (çok geniş
okyanus alanlarında sürekli dolaşan, göçebe yaşam tarzına sahip kuş)
eksürjans :
lat. * exurgere (yükselmek, ortaya çıkmak) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama)
+ surgere (yükselmek) ) + entia (isim yapım eki) * çatlaklardan sızan suların
yer altında toplanarak yüzeye çıkması ile oluşan kaynaklar
ekşi :
tür. * ekşig (asitli) * asitli tat, mayhoşluk, keskin ve buruşuklaştırıcı tat
duyumu; limon veya sirke tadında olan
ekşikulak :
tür. * ekşi (asitli tat, mayhoşluk, keskin ve buruşuklaştırıcı tat duyumu;
limon veya sirke tadında olan) + kulak (işitme organı) * kulak iltihabı veya
kulak enfeksiyonu anlamında kullanılan bir terim
ekşimek :
tür. * ekşi (asitli tat, mayhoşluk, keskin ve buruşuklaştırıcı tat duyumu;
limon veya sirke tadında olan) + mek (fiil mastar eki) * ekşi hale gelmek
ekşimik :
tür. * ekşi (asitli tat, mayhoşluk, keskin ve buruşuklaştırıcı tat duyumu;
limon veya sirke tadında olan) + mik (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ekşi
bir tat veya bozulmuş, asidik bir şey
ektazi :
gre. * ekteinein (uzamak, gerilmek, genişlemek, esnemek, açılmak), ektasis
(esneme, genişleme, genişletme, uzama, gerilme, açılma, kendi dışına çıkma,
aşma) (ek (dış, dışarı, harici) + histanein, histanai (yerleştirmek,
konumlamak, düzenlemek, durmak, yer almak) + isis (isim yapım eki) ) *
genişleme, herhangi bir organdaki genişleme, bulunduğu yerin dışına doğru
uzama, yayılma; kendinden geçme, vecd, trans hâli; normal bilincin dışına çıkma
durumu
ekto :
gre. * ektos (dış, dışa ait, dış ile ilgili, harici) * dış, dışa ait, dış ile
ilgili, harici
ektoderm :
gre. * ektos (dış, dışa ait, dış ile ilgili, harici) + dermat (deri, cilt, ten)
* embriyonun en dıştaki germ tabakası olan, deri, sinir sistemi ve bazı duyu
organlarının dokularının geliştiği embriyonik tabaka, dış deri
ektomi :
gre. * ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome
(kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kesip
çıkarma; bir organın, dokunun veya yapının cerrahi olarak kesilip çıkarılması
ektomorf :
gre. * ektos (dış, dışa ait, dış ile ilgili, harici) + morphe, morphos (şekil,
biçim, form, kalıp) * ince kemik yapısına ve hızlı metabolizmaya sahip olan
kişi
ektoparazit :
gre. * ektos (dış, dışa ait, dış ile ilgili, harici) + para (yanında, dışında,
ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında;
zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + sitos (gıda, besin, yemek, tahıl) * konak
canlının vücut yüzeyinde, onun kanını emerek yaşayan ve çeşitli hastalıkların
yayılmasına yol aça dış parazit
ektopi :
gre. * ektopia (ek (dış, dışarı, harici) + topia (yerleşim, yer durumu) (topos
(yer, konum, mevki, lokasyon; konu) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
bir organın, normal bulunması gereken yerden başka bir yerde bulunması hali
ektopia lentis :
gre. * ek (dış, dışarı, harici) + topia (yerleşim, yer durumu) (topos (yer) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + lentis (lens, mercek) * göz merceğinin
anormal bir konumda bulunması, lensin kayması veya yerinden çıkması durumu
ektopik :
gre. * ektopia (ek (dış, dışarı, harici) + topia (yerleşim, yer durumu) (topos
(yer, konum, mevki, lokasyon; konu) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) +
ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ektopi ile ilgili
ektopik gebelik :
gre., tür. * ektopia (ek (dış, dışarı, harici) + topia (yerleşim, yer durumu)
(topos (yer, konum, mevki, lokasyon; konu) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (gre.) + gebe (hamile) + lik (durum eki) * döllenmiş yumurtanın rahim
(uterus) dışında bir yere yerleşip gelişmeye başlaması durumu, dış gebelik
ektoplazma :
gre. * ektos (dış, dışa ait, dış ile ilgili, harici) + plasma (şekillenmiş,
biçimlenmiş şey; katı, sıvı ve gazdan sonra maddenin dördüncü hali olarak
bilinen, yüksek enerjili, iyonize olmuş (elektronlarından arınmış) gaz benzeri
bir yapı) (plassein (kalıp vermek, şekillendirmek, biçimlendirmek, form
vermek), plasis (şekillenme, biçimlenme, oluşum) + ma (isim yapım eki) ) *
amipli hücrelerde sitoplazmanın viskoz, berrak dış tabakası; trans sırasında
bir medyumun bedeninden sızdığı varsayılan doğaüstü viskoz madde
ektotermik :
gre. * ektos (dış, dışa ait, dış ile ilgili, harici) + thermos (ısı, sıcaklık)
+ ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * vücut sıcaklığını dış ortama bağlı
olarak düzenleyen organizma
ektropion :
gre. * ektropion (ek (dış, dışarı, harici) + trepein (çevirmek, döndürmek,
dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek) ) + on (isim yapım eki) *
göz kapaklarının dışa doğru dönmesi ve göz islak yüzeyinin kurumasına neden
olan göz kapağı şekil bozukluğu; ıslak anüs
ekuanimöz :
lat. * aequus (eşit, dengeli) + animus (ruh, zihin, mizaç, idrak, irade,
bilinç) + osus (ile ilgili, -a ait) * zor veya sarsıcı durumlar karşısında
sakinliğini, soğukkanlılığını ve ruhsal dengesini koruyan; metin, dengeli
ekuinofobi :
lat., gre. * equus (at) (lat.) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku)
+ eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * at korkusu
ekü :
lat., fra. * scuria (ahır) (lat.); écurie (ahır) (fra.) * sürekli birlikte
olan, ortak iş yapan kişiler; ganyanda aynı ahırdan gelme atların bibirlerine
göre durumuna verilen isim
ekümen :
gre. * oikein (yaşamak, ikamet etmek), oikos (ev, ikametgah, yerleşim, konut,
mekan, yuva, yaşam alanı, çevre) + mene (yer eki) * üzerinde yaşanılan yer,
yerleşilmiş dünya; yerleşilebilir alanlar, insan yaşamının yayılmış olduğu bölgeler;
Hristiyanlıkta kilise birliğinin yayıldığı tüm dünya
ekümenik :
gre. * oikein (yaşamak, ikamet etmek), oikos (ev, ikametgah, yerleşim, konut,
mekan, yuva, yaşam alanı, çevre) + mene (yer eki) + ikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * yerleşilmiş dünya ile ilgili, bütün dünya ile ilgili; tüm
Hristiyan alemini kapsayan veya kiliseler arası birlik ve uzlaşma çabasıyla
ilgili; dini birlik ile ilgili, evrensel geçerlilik ile lgili
eküri :
lat., fra. * scuria (ahır) (lat.); écurie (ahır) (fra.) * sürekli birlikte
olan, ortak iş yapan kişiler; ganyanda aynı ahırdan gelme atların bibirlerine
göre durumuna verilen isim
eküvyon :
fra. * écouvillon (écouville (fırça, temizleme çubuğu) + on (araç eki) ) *
mikrobiyolojik testlerde kullanılan ve numune almaya yarayan, alüminyum
kağıtlara sarılarak sterilize edilen, ucuna pamuk sarılmış, tahtadan yapılmış
bir çubuk
ekvab :
ara. * kevb (kadeh, küp) * küpler, kadehler, sırçalar
ekvador :
lat. * equator (aequare (eşitlemek, denkleştirmek), aequatus (eşitlenmiş, denkleşmiş)
+ or, tor (-cı, yapan, eden eki) * kuzeyinde Kolombiya, doğusunda ve güneyinde
Peru, batısında Büyük Okyanus bulunan Güney Amerika'da temsili demokrasi ile
yönetilen bir devlet
ekvator :
lat. * aequator (aequus (eşit), aequare (eşitlemek) + tor (-cı, yapan, eden
eki) * yerkürenin eksenine dik olarak geçtiği ve onu iki eşit parçaya böldüğü
varsayılan, uzunluğu kırk milyon metre olan en büyük çember
ekvator ginesi :
lat. * equator (aequus (eşit), aequare (eşitlemek) + tor (-cı, yapan, eden eki)
(lat.) + guinea, aginaw (siyahi, siyah olan) (ber.) * Afrika kıtasında Atlantik
Okyanusu kıyısında bulunan, kuzeyde Kamerun, güneyde ise Gabon ile sınırı olan
bir ülke
ekvatoryal :
lat. * equator (aequus (eşit), aequare (eşitlemek) + tor (-cı, yapan, eden eki)
+ alis (ile ilgili, gibi) * dünya ekvatoru veya ekvator düzlemi ile ilgili
(özellikle gökyüzü koordinat sisteminde cisimlerin konumlarını tanımlamak için
kullanılan nitelik)
ekzaltasyon :
lat. * exaltare (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + altare (yükseltmek)
(altus (yüksek, derin) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) *
yukarı kaldırma, yükseğe çıkarma, yüceltme, tazim
ekzalte :
lat. * exaltatus (exaltare (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + altare
(yükseltmek) (altus (yüksek, derin) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş
zaman ve sıfat yapım eki) ) * yukarı çıkarılmış, yükseltilmiş, yüceltilmiş
ekzama :
gre. * ekzein (taşmak, kabarmak) (ek, exo (dış, dışarı, harici) + zein
(kaynamak) ) + ma (isim yapım eki) * çeşitli nedenlerle ortaya çıkan ve deride
kızarıklık, veziküller, kaşıntı gibi belirtilerle görülen daha çok alerjilerin
neden olduğu deri hastalığı
ekzantem :
gre. * exanthema (çiçek açma, çiçeklenme, patlama) (exanthein (çiçek açmak,
patlamak) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + anthos (çiçek) + ein
(fiil mastar eki) ) + ema (isim yapım eki) ) * ekzanteme bakteri, virüs,
toksinler, ilaçlar, diğer mikroorganizmalar veya otoimmün hastalığın neden
olduğu vücuttaki kırmızı renkli ve dışa doğru patlayan döküntüler; akut deri
eruptif lezyonu
ekzantrik :
gre. * ekkentros (merkez dışı) (ek, eks, ex (dış, dışında, harici) + kentron,
kentros (merkez) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * merkez dışı ile ilgili,
merkezden uzak, merkez dışında; alışılmışın dışında davranan veya olağandışı
özellik gösteren
ekzema :
gre. * ekzein (taşmak, kabarmak) (ek, exo (dış, dışarı, harici) + zein
(kaynamak) ) + ma, mat (isim yapım eki) * çeşitli nedenlerle ortaya çıkan ve
deride kızarıklık, veziküller, kaşıntı gibi belirtilerle görülen daha çok
alerjilerin neden olduğu deri hastalığı
ekzematoid :
gre. * ekzein (taşmak, kabarmak) (ek, exo (dış, dışarı, harici) + zein
(kaynamak) ) + ma, mat (isim yapım eki) + oides (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * ekzemaya benzeyen
ekzematöz :
gre., lat. * ekzein (taşmak, kabarmak) (ek, exo (dış, dışarı, harici) + zein
(kaynamak) ) + ma, mat (isim yapım eki) (gre.) + osus (ile ilgili, sıfat yapım
eki) (lat.) * ekzema (sedef benzeri, kaşıntılı ve akıntılı deri hastalığı) ile
ilgili olan veya ekzemanın kızarıklık, kabarcıklanma, kaşıntı ve pullanma gibi
karakteristik belirtilerini gösteren
ekzenatid :
lat. * exen (Heloderma suspectum (Gila canavarı) adlı zehirli kertenkelenin
salgısında keşfedilen Exendin-4 (eksendin-4) maddesinden) + tide (peptit veya
amino asit zinciri belirteci) * tip 2 diyabet (şeker hastalığı) tedavisinde
kullanılan, glukagon benzeri peptit-1 (GLP-1) (glukagon benzeri peptid-1)
reseptörünü uyararak kan şekerini düşüren enjeksiyon (iğne) formundaki reçeteli
reseptör agonisti ilacın etken maddesi (C184H282N50O60S)
ekzenterasyon :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + enteron (iç organ, bağırsak;
ince bağırsak; kiriş, şerit, geçit) (gre.) + tio (isim yapım ve durum eki) * iç
organların, genellikle pelvis veya orbita gibi bölgelerdeki tüm iç yapıların
cerrahi olarak dışarı çıkarılması
ekzergonik :
gre. * ex, exo (dış, dışarı, harici) + ergon (iş, çalışma) + ikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * enerji açığa çıkaran katabolik (yıkımla ilgili,
parçalara ayrılma ile ilgili) reaksiyon
ekzisyon :
lat. * excisus (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + caedo, caedere,
cidere (kesmek, yarmak, parçalamak, doğramak, vurmak, çarpmak; öldürmek) + us
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + tio (isim yapım eki) (lat.); excision (kesip
çıkarma) (ing., fra.) * neşter, lazer veya başka bir kesme aleti kullanılarak
bir büyümenin, dokunun, organın veya kemiğin çıkarılması
ekzo :
gre. * ex, exo (dış, dışarı, hariç, harici) * dış, dışarı, hariç, harici
ekzoenzim :
gre. * ex, exo (dış, dışarı, harici) + enzyme (mayalama içinde, fermantasyon
yapan) (en (iç, içinde) + zyme (mayalama, fermente etme) ) * bir hücre
tarafından salgılanan ve o hücrenin dışında işlev gören bir enzim
ekzofitik :
gre. * ex, exo (dış, dışarı, harici) + phyton, phytos (bitki, büyüyen şey)
(phyo, phyein (doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek,
gelişmek, şişmek, kabarmak) + ton, tos (sıfat yapım eki) ), phusis, physis (öne
getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme,
geliştirme; doğa, tabiat, varlık) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
çevresindeki dokuların içine doğru değil de dışa doğru büyüyen (bir lezyon veya
tümör)
ekzofori :
gre. * ex, exo (dış, dışarı, harici) + pherein (taşımak, getirmek), phoria
(eğilim, yönelim) (phoros (getirme, getiren, taşıyan) + eia (isim yapım eki) )
* göz kaslarının gevşekliği nedeniyle bir gözün diğerine göre dışa doğru
yönelme eğilimi göstermesi durumu
ekzoforya :
gre. * ex, exo (dış, dışarı, harici) + pherein (taşımak, getirmek), phoria
(eğilim, yönelim) (phoros (getirme, getiren, taşıyan) + eia (isim yapım eki) )
* göz kaslarının gevşekliği nedeniyle bir gözün diğerine göre dışa doğru
yönelme eğilimi göstermesi durumu
ekzoftalmi :
gre. * ex, exo (dış, dışarı, harici) + ophthalmos (göz, göz çukuru) (oph, ops,
opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + thalamos (iç oda, odacık) ) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) * gözlerin normalden daha çok dışarıya doğru
(öne) çıkması durumu
ekzogami :
gre. * ex, exo (dış, dışarı, harici) + gamos (eşlilik, evlilik, birleşme),
gamia (evlenme hali) * dışevlilik
ekzogezegen :
gre., lat * ek, ex, exo (dış, dışarı, harici) + gezegen (kendi ekseni etrafında
ve bir yıldız etrafında dönen gök cismi) (gez (dolaşmak, seyirtmek, dönmek) +
egen (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Güneş Sistemi'nin dışında, başka
bir yıldızın veya yıldız sisteminin yörüngesinde dönen gök cismi
ekzojen :
gre. * ex, exo (dış, dışarı, harici) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak,
yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten,
meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * bir hastalığın veya durumun vücudun
dışındaki bir faktörden kaynaklandığını belirten terim, dış kaynaklı olarak
oluşan
ekzokomet :
gre. * ek, ex, exo, ektos (dış, dışarı, harici) + kometes (saçlı, kuyruklu;
Güneş etrafında dolanan ve karakteristik kuyruk görünümü olan gök cismi) (kome
(saç, kıl) + tes (yapan, eden kişi eki) ) * Güneş Sistemi'nin dış bölgelerinden
gelen, yörüngesi Neptün ötesi kaynak bölgelerle ilişkili olan ve Güneş'e
yaklaştığında koma ile kuyruk oluşturan kuyruklu yıldız türü
ekzokrin :
gre. * ek, ex, exo, ektos (dış, dışarı, harici) + krinein (elemek, serpmek,
ayırmak, salgılamak) * salgısını bir kanala veya yüzeye boşaltan bez veya hücre
tipi (örn. ter bezi, tükürük bezi), dış salgı
ekzoplanet :
gre. * ek, ex, exo, ektos (dış, dışarı, harici) + planet (bir yıldız etrafında
yörüngede dönen, kendi ışığı olmayan ve “gezgin yıldız” olarak eski astronomide
adlandırılan gök cismi, gezegen, seyyare) (planein (gezmek, dolaşmak,
saptırmak), planetes (gezen, dolaşan) (gre.); planeta (küçültme eki) (lat.);
planète (fra.) ) * Güneş Sistemi'nin dışında, başka bir yıldızın veya yıldız
sisteminin yörüngesinde dönen gök cismi
ekzorsist :
gre. * exorkizein (yeminle bağlamak, yemin ettirmek; uzaklaştırmak, defetmek,
savmak; kötü ruhu kovmak) (exo (dış, dışarı, harici) + horkos (yemin, ant, ahd
+ izein (fiil yapım eki) (gre.) + istes (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş
eki) * kötü ruhları veya cinleri yeminle, sözle veya ritüelle kovma işini yapan
kişi; cinci, şeytan kovucu
ekzosfer :
gre. * ex, exo (dış, dışarı, harici) + sphaira (top, küre, yuvarlaklık) * dünya
yüzeyinden 500 kilometre yükseklikte başlayıp 10.000 kilometre yüksekliğe kadar
uzanan, atmosferin en üst katmanı; dışküre
ekzositoz :
gre. * ex, exo (dış, dışarı, harici) + kytos (barındıran, odacık, oyuk, hücre,
çukur, boşluk, kap, kanal) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) *
hücrenin içindeki vezikülleri veya maddeleri zar aracılığıyla dışa atma süreci;
hücre dışı salgılama veya boşaltım
ekzospori :
gre. * ex, exos (dış, dışarı, harici) + speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek,
saçmak, dağıtmak), spora (ekim, ekme, saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş,
saçılmış, dağınık), sporos (ekin, tohum, çekirdek, üreme hücresi) + eia (isim
yapım ve durum eki) * sporların ana hücre veya spor kesesinin dış yüzeyinde
oluşması ve dışarıya doğru gelişmesi durumu
ekzostektomi :
gre. * ex, exos (dış, dışarı, harici) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı,
harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit,
dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * dışta bulunan bir dokunun veya
yapının cerrahi olarak çıkarılması; ayak parmağı eklemi üzerindeki yumruların
veya ayak kemiklerindeki fazla kemik çıkıntılarının kaldırılması operasyonu
ekzostoz :
gre. * ex, exo (dış, dışarı, harici) + osteon (kemik) + osis (sorun, durum,
hastalık) * travma, kronik irritasyon veya genetik nedenlerle bir kemik
yüzeyinde oluşan iyi huylu kemiksi çıkıntı
ekzoterik :
gre. * ex, exo (dış, dışarı, harici) + teros (daha, en) + ikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * herkesin öğrenmesine, bilmesine açık olan, ezoterik
olmayan, dışa açık, dışa yönelik, zahiri
ekzotermik :
gre. * ex, exo (dış, dışarı, harici) + thermos (ısı, sıcaklık) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ısı veren, ısı (enerji) açığa çıkaran; kimyasal
veya fiziksel bir reaksiyon sırasında çevreye enerji (ısı) açığa çıkaran süreç
ekzotesta :
gre., lat. * ex, exo (dış, dışarı, harici) (lat.) + testa (kabuk, örtü, tohum
kabuğu) (lat.) * tohum kabuğunun dış tabakası, testa'nın dış katmanı
ekzotoksin :
gre., lat. * ex, exo (dış, dışarı, harici) + toxikon (ok zehiri) (toxikos
(toxon (ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + pharmakon (zehir) )
(okların ucuna zehir sürmekten) (gre.) + ine (kimyasal madde eki) (lat.) *
dışarıya salınan zehir; bakterilerin (özellikle Gram pozitif bakterilerin)
canlı hücrelerinden aktif olarak salgıladıkları zehirli maddeler
ekzotropi :
gre. * ex, exo (dış, dışarı, harici) + tropia (dönüş durumu, dönme durumu,
değişim durumu, yönelme durumu) (trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek,
yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme,
değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara
çevrilebilir) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * gözlerin dışa doğru
deviye (saptığı) olduğu bir şaşılık şekli
ekzozodiyakal :
gre. * exo (dış, dışında, dışarı) + zodiakos (zodyağa, hayvanlar kuşağına ait)
(zoon (canlı, hayvan) + ikos (ile ilgili,, -a ait) ) (gre.) * Zodyak kuşağının
dışında bulunan veya zodyak bölgesiyle ilişkili olmayan (gökcismi)
el :
ara. * el (ön ek, artikel) * Arapça’da isim niteliğinde olan kelimelerin başına
gelen önek, artikel
el :
tür. * el (kolun ucunda, bilekten sonra yer alan beş parmaklı dokunma ve tutma
organı) * kolun, bilekten parmak uçlarına kadar olan, dokunmaya, tutmaya ve
kavramaya yarayan ve her birinde beş parmak bulunan iki bölümünden her biri;
kaldırıldığı zaman en yukarıda olan organ, elemek, ilah (elite (seçilmiş),
elect, eliminate, éliminer (seçmek), elephant, élephant (fil, yüksek hayvan),
eleven (onbir, ilaha denk, ilaha eşit), elf (onbir) (alm.) )
el :
tür. * el (yabancı, başkası, halk, ülke) * bir kimsenin kendisi ve yakın
çevresi dışındaki kişiler, yabancılar veya başkaları; ayrıca eski kullanımlarda
halk, topluluk ve ülke
el badincan :
ara. * el (ön ek, artikel) + badincan (patlıcan) * patlıcan
el berkuk :
ara. * el (ön ek, artikel) + berkuk (kayısı) * kayısı
el cebir :
ara. * el (ön ek, artikel) + cebr (zorlama) * bilinmeyenleri, x, y, z gibi
harflerle ifade etmek suretiyle ve denklemler kurarak bulmaya yönelik matematik
kolu
el ceza :
ara. * el (ön ek, artikel) + ceza (karşılık, hüzün) * hüzünle sızlanma
el hak :
ara. * el (ön ek, artikel) + hakk (gerçek) * gerçek; Allah'ın isimlerinden
(esmaül hüsna) olan kelime
el harezmi :
ara. * el (ön ek, artikel) + harezmi (Harezm'li olan; Arap matematikçi Muhammed
İbn Musa el Harezmi'nin soyadından) * harezmi, algoritma (bir problemi çözmek
veya belirli bir işi adım adım gerçekleştirmek için izlenen, aşamaları belli
sistematik akış
el iksir :
ara. * el (ön ek, artikel) + iksir (ilaç) * tesirli ilaç
el insaf :
ara. * el (önek, artikel) + nasafa (yarmak, yarım etmek, ikiye bölmek, yarı
olmak, eşitlemek, ortasını bulmak, adil olmak, orta yol bulmak), insaf (adil
olma, hakkaniyet, ölçülü davranma) * adil olunsun, hakkaniyetli davranılsın,
ölçülü olunsun, insaf edilsin, insaf edilmeli, insaf edelim
el kali :
ara. * el (ön ek, artikel) + kali (sodyum) * sodium külü, alkali
el kimya :
ara., gre. * el (ön ek, artikel) (ara.) + khymeia (karışım sanatı, dönüştürme
sanatı, metal eritme) (khymeuein (karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia
(isim yapım ve durum eki) ) (gre.); kimya (maddenin yapısını, hallerini ve
etkileşimlerini inceleyen bilim dalı) (ara.) * maddenin yapısını, hallerini ve
etkileşimlerini inceleyen bilim dalı, alşimi (maddeleri dönüştürmeyi ve
metallerden altın üretmeyi amaçlayan bilim, simya, alşimi
el kubbe : ara.
* el (ön ek, artikel) + kubbe (yuvarlak olma, bükülme) * küçük oda, tonoz,
yuvarlak olma, bükülme
el kuhl :
ara. * el (ön ek, artikel) + kuhl (kara toz, kömür) * kara toz, kömür, göze
çekilen siyah sürme, alkol
el nil :
ara. * el (ön ek, artikel) + nil (mavi, çivit, indigo) * mavi, çivit, indigo,
anilin (organik sentezlemede kullanılan yağlı, zehirli ve mavi renkli sıvı)
el nino :
isp. * el (ön ek, artikel) + nino (çocuk, erkek çocuk) * Pasifik Okyanusu’nda
tropikal bölgelerde zaman zaman görülen, deniz yüzeyi sıcaklıklarının normalden
anlamlı şekilde artmasıyla karakterize edilen iklim olayı
el pençe divan :
far. * el (el; önek) + pençe (el; elin parmaklarının içe bükülmüş hali) (penc
(beş, beşli; el, yırtıcı kuş veya vahşi hayvan eli) ) + dev (tanrı, cin), devi
(tanrıça, kadın cin), divan (idare meclisi; yüce olan, ulu olan) * emre amade,
saygı ve hürmet sunan; Osmanlı'da, divanın (idare meclisinin) huzurunda, elleri
önde birbirine kenetleyerek ayakta durmaktan
el salvador :
lat. * el (ön ek, artikel) + salvare (kurtarmak, tehlikeden korumak, sakınmak,
şifa vermek, sağ salim kılmak), salvator (kurtarıcı, koruyucu, şifacı) *
karadan Guatemala ve Honduras, kıyıdan Kuzey Pasifik Okyanusu ile çevrili bir
Orta Amerika ülkesi
el sumut :
ara. * el (ön ek, artikel) + sumut (semtler, yönler) * yönler, semtler
(azimuth, azimut, Azimut (bir gök cisminin gözlemciye göre istikametinin
ufuktaki kuzey veya güney noktasından açısal uzaklık olarak ifadesi) (ing.,
fra., alm.) )
el tavd :
ara. * el (ön ek, artikel) + tavd (yükseklik, büyük dağ) * büyük dağ, yükseklik
el tub :
ara. * el (ön ek, artikel) + tub (kerpiç, tuğla) * kerpiç, tuğla
ela :
moğ., tür. * alag; ala (alaca, çok renkli, karışık renkli) (moğ.; tür.) * gözde
sarıya çalan açık kestanerengi
elacestrant :
lat. * ela (ER-306323 veya kimyasal yapısındaki Etil grupları eki) + cestrant
(östrojen reseptörü antagonisti eki) * östrojen reseptörünü seçici olarak
baskılayan, hormon reseptörü pozitif meme kanserinin (özellikle ileri evre veya
metastatik (yayılmış), östrojen reseptörü (ER) pozitif ve HER2 negatif meme
kanseri) tedavisinde kullanılan antineoplastik ilacın etken maddesi
(C30H38N2O2)
elachista :
gre. * elakhistos (en küçük, en az) (elakhys (küçük, kısa, az) + istos
(üstünlük derecesi eki) * çok küçük vücutlu güve türlerini kapsayan,
Elachistidae (küçükgüvegiller) familyasına ait bir böcek cinsi; üyeleri
çoğunlukla ot ve çimlerle beslenen küçük yaprak güve
elachistidae :
gre., lat. * elakhistos (en küçük, en az) (elakhys (küçük, kısa, az) + istos
(üstünlük derecesi eki) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) *
küçük yapılı güvelerden oluşan, larvaları çoğunlukla otlar ve diğer tek çenekli
bitkilerin yapraklarında madencilik yaparak beslenen, Lepidoptera takımına
bağlı bir böcek familyası, küçükgüvegiller
elachistinae :
gre., lat. * elakhistos (en küçük, en az) (elakhys (küçük, kısa, az) + istos
(üstünlük derecesi eki) (gre.) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki)
(lat.) * küçük yapılı yaprak güvelerini kapsayan, Elachistidae familyası içinde
yer alan ve çoğunlukla otlar üzerinde yaşayan Elachista cinsine yakın
küçükgüveler altfamilyası
elaeagnaceae :
gre., lat. * elaia (zeytin, zeytin ağacı), elaion (zeytin yağı, yağ) (gre.) +
agnos (benzer) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * Rosales
takımına bağlı, genellikle kurak ve fakir toprakları seven, gümüşi pullu
yapraklara sahip olan ve köklerinde azot depolayabilen çalı veya küçük ağaç
formundaki bitki familyası, iğdegiller
elaeagnus :
gre. * elaia (zeytin, zeytin ağacı), elaion (zeytin yağı, yağ) + agnos (benzer)
* yaprakları zeytine benzeyen, gümüşi görünümlü ve dayanıklı, Elaeagnaceae
familyasından bir bitki cinsi
elaiosom :
gre. * elaia (zeytin, zeytin ağacı), elaion (zeytin yağı, yağ) + some (madde,
nesne, cisim, gövde) * bazı bitki tohumlarının üzerinde yer alan, karıncalar
tarafından çekici bulunarak tohumların taşınmasını ve yayılmasını sağlayan, yağ
ve protein gibi besin maddeleri açısından zengin olan etli ve küçük bir yapı
elalem :
ara. * el (önek, artikel) + alem (dünya, kainat, evren) * yabancılar,
başkaları, el gün, herkes
elan :
ara. * el (ön ek, artikel) + an (şimdi, hemen) * şimdi, ani olan, atılım (élan
(atılım, ani hareket) (fra.) )
elapidae :
gre. * elaps (sessiz, sakin) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) *
ağızlarının ön kısmında sabit ve içi boş zehir dişleri bulunan, kobralar,
mambalar, mercan yılanları ve deniz yılanlarını içeren Squamata takımına bağlı
zehirli yılan familyası
elasestrant :
lat. * ela (ER-306323 veya kimyasal yapısındaki Etil grupları eki) + cestrant
(östrojen reseptörü antagonisti eki) * östrojen reseptörünü seçici olarak
baskılayan, hormon reseptörü pozitif meme kanserinin (özellikle ileri evre veya
metastatik (yayılmış), östrojen reseptörü (ER) pozitif ve HER2 negatif meme
kanseri) tedavisinde kullanılan antineoplastik ilacın etken maddesi
(C30H38N2O2)
elasmobranchii :
gre. * elasmos (metal levha, ince plaka, tabaka) + brankhia (brankhios
(solungaç) + ia (çoğul eki) ) * köpekbalıkları, vatozlar ve testere balıklarını
içeren, solungaç yarıkları açıkta bulunan, iskeletleri kemik yerine tamamen
kıkırdaktan oluşan kıkırdaklı balıklar (Chondrichthyes) alt sınıfı
elastaz :
gre. * elasthanein (esnemek, gerilmek) (gre.) + ase (enzim belirtme eki) (lat.)
* pankreas tarafından üretilen ve salgılanan bir protein parçalayıcı enzim
elastan :
gre. * elastikos (elasthanein (esnemek, gerilmek) + ikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) ) + polys (çok, fazla, çoklu) + ouria (üre) (ouron (idrar, sidik,
çiş) + eia (isim yapım eki) ) (gre.), urea + ane (organik bileşik ve doymuş
hidrokarbon, alkan eki) (lat.) * yüksek esneme ve eski formuna geri dönme
kabiliyetine sahip, tekstil sektöründe kumaşlara esneklik kazandırmak amacıyla
yaygın olarak kullanılan poliüretan esaslı sentetik bir lif
elastik :
gre. * elastikos (elasthanein (esnemek, gerilmek) + ikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) ) * esnek, gerilebilir, esneyebilir
elastikiyet :
gre., ara. * elastikos (elasthanein (esnemek, gerilmek) + ikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) + iyet (isim yapım eki) (ara.) * esneklik,
gerilebilirlik, elastik olma durumu
elastin :
gre. * elasthanein (esnemek, gerilmek) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi
eki) * vücuttaki bağ dokularına, özellikle deriye, akciğerlere ve kan
damarlarına esneklik sağlayan bir protein (C27H48N6O6)
elastisite :
gre., lat. * elasthanein (esnemek, gerilmek), elastikos (esnek, gerilebilir)
(gre.) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * esneklik, gerilebilirlik,
elastik olma durumu
elastomer :
gre. * elasthanein (esnemek, gerilmek) + meros (parça, bölüm, kısım, segment) *
yapısında viskozite ve elastisite barındıran, esneyebilen polimer birimi (esnek
polimer maddesi)
elastomerik :
gre. * elasthanein (esnemek, gerilmek) + meros (parça, bölüm, kısım, segment) +
ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * esnek ve gerilebilir özelliklere
sahip polimer özelliği taşıyan
elasyon :
lat. * e (yukarı, üste, yükseğe) + latus (taşınmış, kaldırılmış, yan, taraf,
geniş) ) + tio (isim yapım ve durum eki) * özellikle manik epizodlarda görülen
yoğun neşe, kendine güven, aşırı coşku, taşkın sevinç, kendini olağanüstü iyi
hissetme hali ile gözlenen yükselmiş duygu durumu
elater :
gre. * elaunein (sürmek, itmek, harekete geçirmek), elater (itici, sıçratıcı,
iten) * sıçrama mekanizmasına sahip olan, özellikle Elateridae familyasındaki
kınkanatlı böceklerde göğüs bölgesindeki yay benzeri yapı sayesinde kendini
havaya fırlatabilen böcek; bitki anatomisinde sporların etrafa yayılmasına
yardım eden nem duyarlı hücre veya yapılar
elateridae : gre.,
lat. * elaunein (sürmek, itmek, harekete geçirmek), elater (itici, sıçratıcı,
iten) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * göğüs bölgesindeki
özel sıçrama organı sayesinde ters düştüğünde kendini havaya fırlatabilen,
larvaları genellikle toprakta yaşayan ve "tel kurtları" olarak
bilinen kınkanatlı böcekleri kapsayan Coleoptera familyası, çıtçıt böceğigiller
elaterinae :
gre., lat. * elaunein (sürmek, itmek, harekete geçirmek), elater (itici,
sıçratıcı, iten) (gre.) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki) (lat.) *
göğüs bölgesindeki sıçrama mekanizmasıyla tanınan ve Elateridae familyası
içinde yer alan, çoğunlukla larvaları toprakta gelişen, tel kurtları olarak
bilinen kınkanatlı böceklerin oluşturduğu alt familya, çıtçıt böcekleri altfamilyası
elatina :
gre., lat. * elatine (sarmaşık, bataklıkta yetişen küçük bitki) (gre.) + ina
(dişil sifat eki) (lat.) * su kenarlarında ve nemli ortamlarda yetişen küçük
yapılı, Elatinaceae familyasından bir bitki cinsi
elatinaceae :
gre., lat. * elatine (sarmaşık, bataklıkta yetişen küçük bitki) (gre.) + ina
(dişil sifat eki) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * çoğunlukla
sucul veya nemli habitatlarda yaşayan, küçük otsu bitkilerden oluşan; Elatine
cinsini kapsayan, basit yapraklı ve küçük çiçekli bitkileri içeren Elatinaceae
(su mercimeğigiller) familyası
elazığ :
ara., tür. * el (ön ek, artikel) + azık, azuk (yol için alınan yiyecek, erzak)
* doğudan Bingöl, kuzeyden (Keban Baraj Gölü aracılığı ile) Tunceli, batı ve
güney batıdan (Karakaya Baraj Gölü aracılığıyla) Malatya, güneyden ise
Diyarbakır illeri ile çevrili olan, Türkiye'nin 23 plakalı ili
elbab :
ara. * lubb (akıl) * akıllar
elbasan :
ara. * el (ön ek, artikel) + basatin (bahçeler); el (ön ek, artikel) + hisn
(kale, hisar) * Elbasan usulü fırın yemeği, Elbasan şehrine özgü güveçte pişen
yemek
elbette :
ara. * el (ön ek, artikel) + betteten (kesinlikle, kat'iyen, kesin olarak)
(bett (kesmek) + et (geçmiş zaman kipi) + en (gibi, olarak) ) * tabii ki,
mutlaka, kesinlikle, kat'i olarak
elbeyli :
tür. * il (şehir) + beg, bey (bay, kişi; ağa, efendi, reis, amir, lider, hakim,
hükümdar, yönetici, sayesinde imkana sahip olunan, erkek için saygı ifadesi
olan son ek; asil, soylu, muteber, saygın, zengin, mal mülk sahibi) + li (ile
olan, sahibi) * Kilis’in bir ilçesi (ilbay (vali, şehir yöneticisi) (tür.) )
elbise :
ara. * labasa (giymek, örtmek, giydirmek, örtmek), libas (giysi, kıyafet), lebs
(şüphe, kuşku) * örtüler, giysiler, kıyafetler
elbistan :
ara. * el (ön ek, artikel) + bustan (bahçe, bostan, verimli yer) * Türkiye’nin
Güneydoğu Anadolu’ya komşu Doğu Akdeniz bölgesinde, Kahramanmaraş ilinin
kuzeydoğusunda yer alan bir ilçe
elci :
tür. * el (kolun, bilekten parmak uçlarına kadar olan, dokunmaya, tutmaya ve
kavramaya yarayan kısmı) + ci (yapan, eden eki) * pamuk üreticisine ırgat
sağlayan kimse, ırgatların başı
elçi :
tür. * el (halk, ülke, devlet; barış) + çi (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
bir yerden başka bir yere haber veya görev götüren kişi; temsilci; halkı temsil
eden, halkçı; bir devleti başka bir devlet katında temsil eden kimse; birinin
mesajını bir başkasına ileten aracı
elçim :
tür. * el (kolun, bilekten parmak uçlarına kadar olan, dokunmaya, tutmaya ve
kavramaya yarayan kısmı) + çim (iyelik eki) * tutam, demet, deste; kadın ismi
elçin :
tür. * el (devlet, barış, halk) + çin (isim yapım eki) * deste, tutam, bilmece
ve yaz gecelerinde ötmesiyle bilinen ağustos böceği; kadın ismi
eldivan :
ara. * el (ön ek, artikel) + divan (idare meclisi; yüce olan, ulu olan) *
Çankırı'nın bir ilçesi
eldiven :
tür., far. * el (kolun, bilekten parmak uçlarına kadar olan, dokunmaya, tutmaya
ve kavramaya yarayan kısmı) + du (bağlaç) + ban, van (tutan, koruyan) ) * eli
koruyan giysi
eleagnus :
gre. * elaia (zeytin, zeytin ağacı), elaion (zeytin yağı, yağ) + agnos (benzer)
* zeytinimsi yapraklarıyla tanınan, azot bağlayıcı özelliğe sahip, Elaeagnaceae
familyasından bir bitki cinsi
elebaşı :
tür. * er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker;
olgunlaşmak, yetişmek) + baş (kafa, reis, ön, tepe, ilk) + ı (iyelik eki) * bir
grubun lideri, erbaş
eledd :
ara. * aladda (sertleşmek, katılaşmak, sıkılaşmak, güçlenmek), ladd (sertlik,
katılık, sıkılık, dayanıklılık; sert, katı, dayanıklı) * en sert, en sıkı, en
katı; sert çarpışan kimse; metin; hakkı kabul etmeyen, inatçı adam
elefantiyazis :
gre. * elephas, elephant (fil) + iasis (iltihap, enfeksiyon, durum, sorun,
hastalık eki) * wuchereria bancrofti ve brugia malayi adlarındaki ipliksi
solucanların neden olduğu, en çok tropikal bölgelerde görülen bir hastalık, fil
hastalığı
elefofili :
gre. * elephas (fil, fildişi) + philia (sevme durumu, hoşlanma durumu) (philein
(sevmek), philos (seven, sever, sevici) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) )
* filler aracılığıyla gerçekleşen tozlaşma (polinasyon) olayı
elegans :
lat. * elegantia (seçkinlik, incelik, zarafet) (eligere (seçmek, ayırmak,
ayıklamak, tercih etmek) + entia (isim yapım eki) ) * ölçülü güzellik, incelik
ve estetik uyum, seçkinlik, incelik, zarafet
eleğimsağma :
ara. * alaim (izler, işaretler) + el (ön ek, artikel) + sema (gök) ) *
gökkuşağı
eleji :
gre. * elegeia (elegos (ağıt, yas ezgisi, hüzünlü şarkı) + eia (isim yapım, yer
ve durum eki) ) * ölen bir kişinin ardından duyulan üzüntüyü, özlemi veya yas duygusunu
dile getiren şiir türü, ağıt, hüzünlü şiir veya şarkı
elek :
tür. * elge (elden geçirmek, seçmek, ayırmak) + ek (-cı, yapan, eden eki) *
seçici, ayırıcı (eligere (seçmek, ayırmak, tercih etmek) (lat.); elect
(seçmek), eliminate (elemek) (ing.), éliminer (elemek) (fra.), eliminieren
(elemek) (alm.) )
eleksiyon :
lat. * eligere (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + legere (toplamak,
bir araya getirmek, birleştirmek, bağlamak, seçmek, ayıklamak, okumak) ) + tio,
tionem (isim yapım eki) * seçme, seçim, eleme, ayırma
elektif :
lat. * electus (eligere (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + legere
(toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek, bağlamak, seçmek, ayıklamak,
okumak) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) + ivus (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * seçimle belirlenen; isteğe bağlı yapılan, seçmeli, seçimle
ilgili
elektif mutizm :
lat. * electivus (seçimle belirlenen; isteğe bağlı yapılan, seçmeli, seçimle
ilgili) + mutismus (dilsizik) (mutus (dilsiz) + ismus (isim yapım, durum, akım,
öğreti, doktrin eki) ) * çocuğun tanıdığı ev gibi ortamlarda akıcı ve normal
konuşmasına rağmen, konuşmasının beklendiği, okul gibi başka sosyal ortamlarda
konuşmama durumu, seçici konuşmamazlık
elektif rezeksiyon :
lat. * electivus (seçimle belirlenen; isteğe bağlı yapılan, seçmeli, seçimle
ilgili) + resectio (re (geri, yeniden, tekrar) + secare (kesmek, doğramak) +
tio (isim yapın eki) ) * vücutta oluşan anormal bir durum karşısında; bir
organın, bir vücut yapısının kısmen veya tamamen vücuttan çıkarılması
elektra :
gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor), elektra (parlayan dişi) *
Yunan mitolojisinde, Agamemnon ile Clytemnestra'nın kızı
elektra kompleksi :
gre. * elektra (parlayan dişi; Yunan mitolojisinde, Agamemnon ile Clytemnestra'nın
kızı) + complexus (bir araya sarılmış, bağlanmış bütün; karmaşık yapı, iç içe
geçmiş durum) (con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + plicare, plectere
(katlamak, bükmek, kıvırmak, sarmak; örmek, dokumak), plexus (örgü, ağ, dokuma,
doku, kıvrım; katlanmış, bükülmüş, örülmüş, sarılmış; kat, katman, tabaka,
satıh, yüzey) ) * 3-6 yaş arasında yani fallik dönemde olan kız çocuklarının
babaya aşırı düşkün olmaları ve anneyi rakip olarak görmeleri fenomeni
elektrifikasyon :
gre., lat. * elektrikos (elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor) + ikos
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) + fictio (facere, ficere (yapmak,
etmek, eylemek, işlemek) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * elektrikle güç
sağlama süreci
elektrik :
gre. * elektrikos (elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * maddenin elektron, pozitron, proton gibi
parçacıklarının hareketleriyle ortaya çıkan enerji türü; elektrik enerjisi E =
P.t;P = V.I;P = R.I^2;V = R.I
elektro :
gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) *
kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili
elektroanalitik :
gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) +
analusis, analysis (analiz, çözme, çözümleme) (ana (tekrar, yeniden, yukarı
doğru, yukarıya, yükseğe, üste, geri, arkaya, baş, önce, evvel) + lysis
(gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (lyein
(serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım eki) ) + tikos
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * elektriksel ölçümler ve elektrot
tepkimeleri kullanılarak maddelerin bileşimini, derişimini ve kimyasal
özelliklerini inceleyen analitik kimya dalı
elektrobiyoloji :
gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + bios
(yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + logia (bilim, bilme; söz,
anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) * canlı varlıklardaki elektrik olaylarını konu alan bilim
elektrod :
gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + hodos
(yol, geçit, izlenen yol, yön) * bir elektrik devresinde, elektrik akımının bir
ortama girdiği veya çıktığı, akım iletmek, elektron sağlamak veya elektron almak
için kullanılan, özellikle elektroliz hücreleri, piller ve elektronik
düzeneklerde iyonik veya elektronik iletimi sağlayan artı veya eksi yüklü,
çubuk formunda iletken madde
elektrodesikasyon :
gre., lat. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) +
de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + siccare
(kurumak) + tio (isim yapım eki) * iğne şeklindeki elektrotla uygulanan yüksek
frekanslı elektrik akımıyla dokunun kurutulması
elektrodinamik :
gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) +
dynamo (kuvvet, kudret) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * elektrik
akımlarının doğurduğu kuvvetleri ve hareketleri inceleyen fizik dalı
elektrodinamometre :
gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) +
dynamo (kuvvet, kudret) + metron, metros (ölçü) * hem AC hem de DC devrelerin
elektrik gücünü ölçmeye yarayan cihaz
elektrodiyaliz :
gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + dia
(arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla;
yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + lusis, lysis
(gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein,
lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım ve
durum eki) ) * iyonların elektriksel alan yardımıyla yarı geçirgen zarlar
(membranlar) aracılığıyla çözeltilerden ayrılmasını sağlayan bir ayırma ve
arıtma yöntemi (tuzlu suyun tatlılaştırılması, atık su arıtımı gibi)
elektroensefalografi :
gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) +
enkephale, enkephalon, enkephalos (kafanın içi, beyin (en (iç, içeri, içinde,
içinde, içeride) + kephale, kephalos (kafa, baş) ) + graphein (yazmak, çizmek,
işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos
(yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
beyindeki elektriksel dalga aktivitesinin grafikleme yöntemiyle izlenmesi ve
ölçülmesi (kafa (baş, tepe, başın arkası, ense; önünde olan, karşı taraf;
ardından gitmek, izlemek, takip etmek) (tür.) )
elektroensefalogram :
gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) +
enkephale, enkephalon, enkephalos (kafanın içi, beyin (en (iç, içeri, içinde,
içinde, içeride) + kephale, kephalos (kafa, baş) ) + gramma, gramme (çizgi,
hat, çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) * beynin elektriksel
aktivitesinin ölçümünü grafik olarak yansıtan nörolojik test çizelgesi
elektrofil : gre.
* elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + philein
(sevmek), philos (seven, sever, sevici) * elektronlara tutunan reaktif;
kovalent bir bağ oluşturmak için bir elektron çiftini kabul eden atom veya
molekül
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder