27 Eylül 2026 Pazar

eflüent - elektrofil

eflüent : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek), fluxus (akan, akış) + ens, ent (ile ilgili, -a ait) * dışarı akan; bir sistemden dışarı verilen sıvı, atık su veya gaz

eflüks : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + fluere (akmak, sıvı ilerleyerek hareket etmek), fluxus (akan, akış) * madde veya enerjinin bir ortamdan dışarıya doğru hareket etmesi; dışarı akış, akıntı, akma, sızma, sızıntı, akış

efnan : ara. * fen (cins, çeşit, tür, nevi) * cinsler, çeşitler, türler, neviler

efor : lat. * exfortis (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + fortis (kuvvetli, güçlü, kudretli) ) (lat.); effort (gayret, çaba, uğraş) (fra.) * gayret, çaba, kuvvet harcama

efra : ara. * ferağa (boş kalmak, işten el çekmek, feragat etmek), efrağa (boşaltmak, içindekini çıkartmak, boş hale getirmek) * işi gücü olmayan, boşta gezen, avare boşta olan, işi olmayan (free (boş, özgür) (ing.), frei (boş, özgür) (alm.) )

efrad : ara. * ferd (birey, şahıs, kişi, tek, tekil, bir, yekta, yalnız; bir topluluğu oluşturan her bir kişi) * bireyler, ferdler

efradını cami ağyarını mani : ara., tür. * efrad (ferdler, bireyler) + ı (iyelik eki) + nı (işaret zamiri) + cami (toplama) + ağyar (diğerleri, gayrıları) + ı (iyelik eki) + nı (işaret zamiri) + mani (engel) * bir konuyla ilgili en önemli kısımları anlatmak, önemsiz ve gereksiz kısımları ise dile getirmemek

efraim : ibr. * efr (çok, fazla, bol) + yim, im (ile ilgili, gibi olma) * verimlilik, bolluk; Tevrat’ın Yaratılış bölümüne göre Yusuf ve Asenath'ın ikinci oğlu

efrat : ara. * ferd (birey, şahıs, kişi, tek, tekil, bir, yekta, yalnız; bir topluluğu oluşturan her bir kişi) * bireyler, ferdler

efraz : far. * efrahten, efrahden (yükseltmek, yukarı kaldırmak) * yükselten, yukarı kaldıran

efriz : far. * efriz (süsleme, kabartma) * sahnenin tavanının ön sıralardan görünmesini önleyen ve dekora bütünlük katan, tavandan inerek sahnenin üst bölümünü boydan boya kaplayan kısa perde; Eski Yunan ve Roma yapılarında, taban kirişiyle çatı arasında kalan, üzeri boydan boya kabartmalarla süslü bölüm; bir duvarın üst bölümünde yapılan süsleme kuşağı

efruhiten : far. * efruhiten (neşelenmiş, sevinçli) (efrah (neşe, sevinç) + iten (ile ilgili olan) * Türk musikisinde, karar perdesi genellikle "Re" (D) olan, Hüseyni dizisine dayanan, nazik ve duygulu ezgiler taşıyan bir makam

efruhte : far. * efruhtan (yakmak, tutuşturmak; parlak hâle getirmek; ışıldatmak) * yanmış, tutuşmuş, alevlenmiş, ateşlenmiş, şulelenmiş, parlamış, ziyalanmış, nurlanmış, ışıklanmış, aydınlanmış

efruz : far. * furuz, efruz (ışık, parlaklık, alev; aydınlatmak), efruztan (yakmak, tutuşturmak; aydınlatmak; parlatmak), furuzan (parlatan, aydınlatan; yanıcı, yakıcı, parlayıcı, parlak, parlayan) * tutuşma, ışıklanma, aydınlanma, parlatma, aydınlatma, ışıltı, parlama, parıltı, pırıltı, yanma, tutuşma, ateşlenme, alevlenme

efsah : ara. * fasih (açık, net, düzgün; açık ve düzgün anlatı; açık ve düzgün konuşma yeteneği olan) * en açık, en düzgün, daha açık, daga düzgün, daha fasih, en fasih

efsane : far. * ef, afa (söylemek, demek) + sah, sanha (öğreti, anlatı, deyiş) * anlatı, destan, söz etme

efsanevi : far. * ef, afa (söylemek, demek) + sah, sanha (öğreti, anlatı, deyiş) + evi (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * efsane gibi olan, anlatısal, destansal

efser : far. * fas (bağlamak, tutmak, dizginlemek) * taç, padişah tacı; hükümdar, lider, komutan; sözünü geçiren

efsun : far. * fisun, fusun (sihir, büyü), efsudan, efsay (büyülemek, sihirlemek) * sihir, büyü, üfürük

efsunkar : far. * efsun (büyü) + kar (-cı, yapan, eden eki) * büyüleyici, sihirleyici

efşan : far. * feşandan (saçmak, serpmek, dağıtmak, etrafa yaymak) * dağıtan, saçan, serpen, yayan

eft : ing. * electronic (elektronik) + fund (fon, ödenek, para kaynağı) + transfer (aktarım) * "elektronik fon transferi" kelime grubunun akronimik kısaltması; iki farklı banka arasındaki TL cinsinden ödemelerin gerçekleştirilmesi işi

eftal : ara * fadl (üstünlük, lütuf, fazilet, erdem) * daha üstün, daha faziletli, en üstün, en iyi

eftalya : gre. * efthalia (umut, iyilik, iyi olma) (eu (iyi, güzel, tam, gerçek, doğru, düzgün, asıl) + thallo, thallein (çiçek açmak, gelişmek, büyümek) + eia (isim yapım ve durum eki) ) * iyi çiçek açan, iyi gelişen; denizkızı

eften püften : tür. * ef (üfleme sesi) + ten (ile ilgili, gibi, -a ait) + püf (üfleme sesi) + ten (ile ilgili, gibi, -a ait) * of pof ederek, oflayarak poflayarak, istemeden, odaklanmadan; derme çatma; bir temele dayanmayan, baştan savma yapılmış, eğreti

efulim : gre. * omorphos, omorphi (güzel, hoş, sevimli, cici, zarif) + mou (benim) * güzelim, sevgilim, sevdiğim, canım

efüzyon : lat. * effusio, effusion (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + fundere (dökmek, akıtmak, yaymak), fusion (dökülme, akma, yayılma) ) * bir sıvının veya gazın bir yerden başka bir yere yayılması veya dışarıya çıkması; sıvının bir boşluğa, örneğin, plevra, periton, perikard gibi vücut boşluklarına (kaviteler) anormal bir şekilde birikerek ödem oluşturması

efvac : ara. * fevc (grup, topluluk, bölük, fırka) * gruplar, topluluklar, bölükler, fırkalar, cemaatler, takımlar, kısımlar

efvah : ara. * fa (ağız; açılış, delik, menfez) * ağızlar, delikler, menfezler; yemeğe lezzet için konan baharat (mecazi)

EG : gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + enkephale, enkephalon, enkephalos (kafanın içi, beyin (en (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + kephale, kephalos (kafa, baş) ) + gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) * beynin elektriksel aktivitesinin ölçümünü grafik olarak yansıtan nörolojik test çizelgesi

egale : lat., fra. * aequus (eşit, denk), aequalis (eşit gibi, denk gibi) (lat.); égaler (eşitlemek, denk hale getirmek), égalé (eşitlenmiş, denk olmuş) (fra.) * eşitlenmiş, denkleşmiş, aynı düzeye getirilmiş; birinin derecesine ulaşılmış

eganelisib : lat. * eganeli (farmasötik ön ek) + lisib (fosfoinositid 3-kinaz (Lipid kinase Specific InhiBitor) enzim belirteci) * fosfatidilinozitol 3-kinazı (PI3K) inhibe ederek kanser tedavisinde kullanılan, bağışıklık sistemini baskılayan hücreleri hedef alan antineoplastik ilacın etken maddesi (C30H24N8O2)

ege : gre. * aigaios (aisso, aissein (şiddetle hareket etmek, dalgalanmak, çalkalanmak) + hals (tuz; deniz); aiges (dalga, çalkantı) * Türkiye ile Yunanistan sahilleri arasındaki iç deniz

ege : gre. * hege, ege (kudret, kuvvet, tahakküm, hakimiyet, yönetim), hegemon (önder, lider, hüküm sahibi) * bir çocuğun, özellikle bir öğrencinin her türlü davranışlarından sorumlu, onun işlerine bakan ve onu koruyan kimse

egehan : gre., fra. * hege, ege (kudret, kuvvet, tahakküm, hakimiyet, yönetim), hegemon (önder, lider, hüküm sahibi) + han (kağan, hükümdar, sultan, reis, hakim, şah, kral, padişah, egemen) (far.) * denizler hakimi

egemen : gre. * hege, ege (kudret, kuvvet, tahakküm, hakimiyet, yönetim), hegemon (önder, lider, hüküm sahibi) * önder, lider, şef, yönlendirici, hakim, hüküm sahibi

egemenlik : gre.; tür. * hege, ege (kudret, kuvvet, tahakküm, hakimiyet, yönetim), hegemon (önder, lider, hüküm sahibi) (gre.) + lik (durum eki) (tür.) * hakimiyet

egeria : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + gerere (getirmek, toplamak, biriktirmek, taşımak, yönetmek, yürütmek, yapmak, yüklemek, yığmak) * Roma mitolojisinde su ruhu

egit : mac., tür. * hegedü (yaylı çalgı) (mac.); hegit, egit (tür.) * Anadolu'da geleneksel olarak su kabağı veya oyma ağacın üzerine ince deri gerilmesi ve yay yardımıyla çalınan tellere sahip, rebab veya kemançeyi andıran kaybolmaya yüz tutmuş yaylı bir Türkmen halk çalgısı, hegit

eglak : ara. * galak (kilit) * kilitler; anlaşılması zor olan ifadeler (mecazi)

eglog : gre. * eklegein (seçmek, elemek, toplamak), ekloge (seçim, eleme, toplama) (ek (dış) + legein (seçmek, toplamak), loge (seçim, toplama) ) * çoban şiiri anlamına gelen bir edebiyat terimi; birkaç çobanın toplanıp bir araya gelerek karşılıklı bir diyalog tadında kır ve aşk hayatlarını anlattıkları pastoral şiir, idil

egniya : ara. * gani (zengin, bolluğa sahip, varlıklı) * zenginler, bolluğa sahipler, varlıklılar

ego : gre. * ego (ben) * insanın ruhsal ve bedensel bütünlüğü, benlik bilinci, öz varlığı, nefs

egoist : gre. * ego (ben) (gre.) + istis (-ci, -cil) * daima kendini önceliklendiren, menfaatperest, hodkam, benci, bencil, nefsani

egoizm : gre. * ego (ben) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * daima kendini önceliklendirme, menfaatperestlik, hodkamlık, bencilik, bencilllik

egosantrik : gre. * ego (ben) + kentrikos (keskin nokta gibi) (kentron (keskin nokta) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * bireyin kendisini ve kendi bakış açısını merkeze alarak dünyayı algılaması, başkalarının düşünce, duygu veya ihtiyaçlarını anlamakta ya da hesaba katmakta zorlanması durumuna ilişkin, ben merkezcil

egosantrizm : gre. * ego (ben) + kentrikos (keskin nokta gibi) (kentron (keskin nokta) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * bireyin kendisini ve kendi bakış açısını merkeze alarak dünyayı algılaması, başkalarının düşünce, duygu veya ihtiyaçlarını anlamakta ya da hesaba katmakta zorlanması durumu, ben merkezcillik

egotizm : gre. * ego (ben) + tismos (isim yapım ve durum eki) * benlikçi olma durumu; kendi benliğinin gelişimini, bütün davranışlarının ilkesi yapan kişinin niteliği, benlikçilik

egzajerasyon : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + aggerare (yığmak, kümelemek, istiflemek, biriktirmek) + tio (isim yapım eki) * olduğundan fazla gösterme, abartma, mübalağa etme

egzajere : lat., fra. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + aggerare (yığmak, kümelemek, istiflemek, biriktirmek), aggeratus (yığılmış, kümelenmiş) (lat.); exagéré (fra.) * olduğundan fazla gösterilmiş, abartılmış, mübalağa edilmiş

egzama : gre. * ekzein (taşmak, kabarmak) (ek, exo (dış, dışarı, harici) + zein (kaynamak) ) + ma (isim yapım eki) * ciltte kaşıntı, kızarıklık, kuruluk ve döküntü ile seyreden, genellikle alerjik veya irritan nedenlere bağlı kronik deri hastalığı

egzamatöz : gre., lat. * ekzein (taşmak, kabarmak) (ek, exo (dış, dışarı, harici) + zein (kaynamak) ) (gre.) + ma (isim yapım eki) + osus (ile ilgili, gibi, benzer) (lat.) * egzamaya benzeyen, egzama ile ilgili

egzaminasyon : lat. * exigere (dışarı atmak, ölçmek, tartmak, incelemek, yoklamak) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + agere (yapmak, sürmek, hareket ettirmek, yönetmek) ) + tio (isim yapım ve durum eki); examen (terazi, tartı, ölçü, yoklama, sınav, test, tartma) * sınav yapma, test etme, inceleme

egzegezis : gre. * ex, ek (ek, dış, dışarı, harici) + hegeisthein (yönlendirmek, açıklamak, yorumlamak), hegesis (yönlendirme, açıklama, yorumlama) * bir metni, özellikle dini veya felsefi metinleri, detaylı şekilde açıklama veya yorumlama işlemi

egzersiz : lat. * exercitium (çalışma, uygulama, alıştırma) (exercere (meşgul olmak, pratik yapmak) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + arcere (sınırlamak, tutmak, zorlamak, içinde veya dışında tutmak) ) + itium (yer, mekan, durum eki, isim yapım eki) ) * çalışma, uğraşma, uygulama, alıştırma; eğitim veya beden/akıl geliştirici alıştırma; fiziksel olarak aktif olup kalp atışının dinlenme halinden yüksek seviyelere çıkması hali

egzibisyonizm : lat. * exhibitio (dışarıda tutma) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + habere (tutmak) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (gre.) * teşhircilik

egzistansiyalist : lat. * existentialismus (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + sistere (durmak, ayakta durmak, durmak, dikilmek, dayanmak, kalmak, direnmek, yerleştirmek, koymak, durmak, duruş sergilemek) + entia (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ista (-cu, yapan, eden eki) * insanın varoluşunu ve özgürlüğünü merkeze alan düşünür, varoluşçu

egzistansiyalizm : lat. * existentialismus (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + sistere (durmak, ayakta durmak, durmak, dikilmek, dayanmak, kalmak, direnmek, yerleştirmek, koymak, durmak, duruş sergilemek) + entia (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) ) * bireyin özgür varlığını vurgulayan akım veya yaklaşım; insanın varoluşunu ve özgürlüğünü merkeze alan düşünce akımı, varoluşculuk

egzogami : gre. * exo (dış, dışarı, harici) + gamia (evlenme durumu) (gamos (evlilik) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kendi topluluğunun veya akraba grubunun dışındaki bir kişiyle evlenme uygulaması, dışevlilik

egzomorfizm : gre. * exo (dış, dışarı, harici) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * magmanın sokulmasıyla, komşu kayaçların uğradığı başkalaşma, dış başkalaşım

egzonim : gre. * exo (dış, dışarı, harici) + onyma (isim, ad) * bir coğrafi adın ait olduğu ülkenin ana dilinden farklı olarak başka bir dildeki yazılışına verilen isim

egzorsist : gre. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + horkos (yemin, ant) + istes (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * kötü ruhları veya cinleri yeminle, sözle veya ritüelle kovma işini yapan kişi; cinci, şeytan kovucu

egzotik : gre. * exo (dış, hariç, dışarı, harici) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * uzak ve yabancı ülkeler ile ilgili

egzotizm : gre. * exo (dış, hariç, dışarı, harici) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * uzak ve yabancı ülkeler ile ilgili olma; bir yapıtta, uzak, yabancı ülkelerden söz etme, oralarda geçen olayları ve oralı kişileri yansıtma

egzoz : lat. * exhaust (dışarı boşaltılmış) (exhaurire (dışarı boşaltmak) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + haurire (çekmek, boşaltmak) ) * içten yanmalı motorlarda yanan akaryakıt gazlarının dışarı atılması ve bunu sağlayan mekanizma

eğe : tür. * ege (törpülemek, rendelemek, diş gıcırdatmak) * madenleri, tahtayı vb.yi yontmak, düzeltmek, parlatmak gibi işler için kullanılan, saplı, ensiz ve uzunca, üzeri çok ince pürtüklü, sert çelikten yapılmış araç

eğeç : tür. * eğ (eğmek, yön vermek, bükmek, kıvırmak; bir yöne meyletmek, bir doğrultuya yönelmek, doğrultmak, düzeltmek) + eç (araç yapım eki) * 𝛼̃ eğrisinin, 𝛼̃(𝑠) noktasındaki teğet doğrusunun 𝛼(𝑠) noktasından geçmesi ve 〈𝑇̃(𝑠),𝑇(𝑠)〉 = 0 olması halinde 𝛼̃ eğrisinin 𝛼 eğrisine göre durumuna verilen isim, evolüt

eğelemek : tür. * ege (törpülemek, rendelemek, diş gıcırdatmak) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * törpülemek, rendelemek

eğer : far. * gar, agar, eğer (şart edatı) * koşula bağlı olarak

eğiç : tür. * eğ (eğmek, yön vermek, bükmek, kıvırmak; bir yöne meyletmek, bir doğrultuya yönelmek, doğrultmak, düzeltmek) + iç (isim yapım eki) * yüksek dallardan meyve koparmak için dalları çekmeye yarayan araç

eğik : tür. * eğ (eğmek, yön vermek, bükmek, kıvırmak; bir yöne meyletmek, bir doğrultuya yönelmek, doğrultmak, düzeltmek) + ik (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * duruşu, yatay bir düzlem veya çizgiyle açı oluşturacak biçimde olan, dik olmayan, bükük, bükülmüş

eğil : hit. * ingalava (inga (yerleşim; akarsu) + lava (yer, toprak, alan) ) * Inga’nın yeri, Inga'nın toprakları; akarsu veya yerleşim alanı; Diyarbakır’ın bir ilçesi

eğilim : tür. * eğ (eğmek, yön vermek, bükmek, kıvırmak; bir yöne meyletmek, bir doğrultuya yönelmek, doğrultmak, düzeltmek) + il (edilgen fiil eki) + im (isim yapım eki) * bir şeye karşı ilgi, istek ve heyecan duyma, meyil, yönelim

eğilmek : tür. * eğ (eğmek, yön vermek, bükmek, kıvırmak; bir yöne meyletmek, bir doğrultuya yönelmek, doğrultmak, düzeltmek) + il (edilgen fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * bükülmek, kıvrılmak; bir yöne meyletmek

eğim : tür. * eğ (eğmek, yön vermek, bükmek, kıvırmak; bir yöne meyletmek, bir doğrultuya yönelmek, doğrultmak, düzeltmek) + im (isim yapım eki) * eğilme, bir tarafa yönelme (aim (amaç) (ing.) )

eğirdir : tür. * egir (çevirmek, döndürmek, dolamak, kuşatmak) + dir (isim yapım eki) * Isparta'nın bir ilçesi; devir, döngü, daire, felek

eğirmek : tür. * egir (çevirmek, döndürmek, dolamak, kuşatmak) + mek (fiil mastar eki) * pamuk, yün gibi şeyleri iğ ile bükerek iplik durumuna getirmek

eğitbilim : tür. * eğ (eğmek, yön vermek, bükmek, kıvırmak; bir yöne meyletmek, bir doğrultuya yönelmek, doğrultmak, düzeltmek) + it (etken fiil eki) + bilim (bilme, bilgi edinme süreci, öğrenilen, bilinen şey) * eğitim ve öğretimi kurallara bağlayan bilim kolu

eğitim : tür. * eğ (eğmek, yön vermek, bükmek, kıvırmak; bir yöne meyletmek, bir doğrultuya yönelmek, doğrultmak, düzeltmek) + it (etken fiil eki) + im (isim yapım eki) * bilgi, beceri veya karakter geliştirme süreci; öğretim, terbiye, eğitme işi

eğitmek : tür. * eğ (eğmek, yön vermek, bükmek, kıvırmak; bir yöne meyletmek, bir doğrultuya yönelmek, doğrultmak, düzeltmek) + it (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * bir kişinin zihinsel ve bedensel gelişimini sağlamak

eğitmen : tür. * eğ (eğmek, yön vermek, bükmek, kıvırmak; bir yöne meyletmek, bir doğrultuya yönelmek, doğrultmak, düzeltmek) + it (etken fiil eki) + men (-ci, yapan, eden eki) * eğiten kişi

eğitsel : tür. * eğ (eğmek, yön vermek, bükmek, kıvırmak; bir yöne meyletmek, bir doğrultuya yönelmek, doğrultmak, düzeltmek) + it (etken fiil eki) + sel (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * eğitimle ilgili

eğlemek : tür. * egle (vakit geçirmek, oyalamak, bekletmek) + mek (fiil mastar eki) * oyalamak

eğlence : tür. * egle (vakit geçirmek, oyalamak, bekletmek) + n (dönüşlü fiil eki) + ce (isim yapım eki) * neşeli ve hoşça zaman geçirme, keyif alma, hoş vakit geçirme, oyun ve neşe faaliyeti

eğlendirmek : tür. * egle (vakit geçirmek, oyalamak, bekletmek) + n (dönüşlü fiil eki) + dir (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * neşeli ve hoşça zaman geçirtmek

eğlenmek : tür. * egle (vakit geçirmek, oyalamak, bekletmek) + n (dönüşlü fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * neşeli ve hoşça zaman geçirmek

eğmek : tür. * eğ (eğmek, yön vermek, bükmek, kıvırmak; bir yöne meyletmek, bir doğrultuya yönelmek, doğrultmak, düzeltmek) + mek (fiil mastar eki) * bükmek, kıvırmak, bir yöne meylettirmek

eğmür : tür. * eğ (eğmek, yön vermek, bükmek, kıvırmak; bir yöne meyletmek, bir doğrultuya yönelmek, doğrultmak, düzeltmek) + mür (isim yapım eki) * Oğuz Türkleri'nin 24 boyundan biri

eğrek : tür. * eğr (su birikmek) + ek (yer ve durum eki) * su toplanan yer, gölcük

eğreltiotu : tür. * eğr (su birikmek) + ek (yer ve durum eki) + el (edilgen fiil eki) + ti (isim yapım eki) + ot (küçük yabani bitki, yeşillik) + u (iyelik eki) * yapraklarının iç yüzünde spor keseleri bulunan, damarlı, çiçeksiz ve sulak yerde yetişen bir bitki

eğreti : ara. * ariyati (ödünç olarak, geçici olarak) (ariya (ödünç, borç, geçici olarak verilen şey) + et (isim yapım eki) * belirli bir süre geçtikten sonra geçerliliğini yitirecek olan hal, geçici

eğrez : gre., tür. * agrios (yabani, vahşi) (gre.); eğrez (eğri (doğru, düz veya dikey olmayan) (eğ (eğmek, yön vermek, bükmek, kıvırmak; bir yöne meyletmek, bir doğrultuya yönelmek, doğrultmak, düzeltmek) + ri (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + ağız (yüzde, avurtlarla iki çene arasında yer alan, sesin çıkışına, solumaya, besin almaya yarayan, içinde dil ve dişler bulunan boşluk) ) (tür.) * Türkiye'de özellikle Eğirdir Gölü'nde ve akarsuların denize dökülen az tuzlu ağızlarında yaşayan, sazangiller familyasına ait, üst dudağı alt dudağından daha uzun ve öne çıkık (burunsu) yapıda olan iri gözlü bir tatlı su balığı türü, vimba vimba

eğri : tür. * eğ (eğmek, yön vermek, bükmek, kıvırmak; bir yöne meyletmek, bir doğrultuya yönelmek, doğrultmak, düzeltmek) + ri (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * doğru, düz veya dikey olmayan, bir noktasında yön değiştiren, çarpıklığı olan; yay biçimli

eğrilik : tür. * eğri (doğru, düz veya dikey olmayan) (eğ (eğmek, yön vermek, bükmek, kıvırmak; bir yöne meyletmek, bir doğrultuya yönelmek, doğrultmak, düzeltmek) + ri (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + lik (durum eki) * eğri olma durumu veya niteliği

eğrilmek : tür. * eğri (doğru, düz veya dikey olmayan) (eğ (eğmek, yön vermek, bükmek, kıvırmak; bir yöne meyletmek, bir doğrultuya yönelmek, doğrultmak, düzeltmek) + ri (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + mek (fiil mastar eki) + kıvrılmak, bükülmek, dönmek * become bent, become twisted, incline; se courber, se tordre, s’incliner; sich biegen, sich beugen, sich krummen, sich verrenken, sich neigen

eh : tür. * eh (tam mutabık olunmadan kabulü ifade eden ses yansımalı nida) * olur, peki, fena değil, iyi olmasa da idare eder

ehad : ara. * vahada (birleştirmek, tekleştirmek, bir olmak), vahid (bir, tek, birleşik) * bir, tek, eşsiz, biricik (ahead (ileride, önde), head (baş, ön) (ing.) )

ehem : ara. * hemm (düşünce, istek, arzu), hemme (kaygılanmak, önemsemek) * çok önemli, çok ciddi, öncelikli, en önemli, en ciddi

ehemmiyet : ara. * hamma, ahamma (önem vermek, önemsemek, düşünmek, kaygılanmak), muhim (önemli, önemli kılan) * düşünce, istek, arzu, kaygı, ciddiyet, önem, önemli olma durumu, ciddiolma durumu

ehevat : ara. * uht (kız kardeş) * kız kardeşler

ehil : ara. * ehl (beceri, ustalık, alışık olma, dostluk; aile, ev halkı,), ehele (ikamet etmek, ev edinmek, evlenmek) * evcil, alışkın, uygun; bir işi en iyi biçimde yapacak düzeyde bilgisi olan, usta, yeterli ve yetkili kimse

ehl : ara. * ahala (bir şeye uygun hale getirmek, hak kazandırmak, bir yeri veya şeyi sahiplerine vermek; toplamak, bir araya getirmek, halk oluşturmak), ahali (ç.) * insan topluluğu, aile, ev halkı; sahipler, yakınlar, kabile

ehlen : ara. * ehl (beceri, ustalık, alışık olma, dostluk; aile, ev halkı) + en (gibi olarak) * becerikli olarak, ustaca, alışık olarak, dostça

ehlen ve sehlen : ara. * ehl (beceri, ustalık, alışık olma, dostluk; aile, ev halkı) + en (gibi olarak) + ve (ve) + sehl (kolay, sade; yayılmak, döşenmek) + en (gibi olarak) * selam, merhaba, hoşgeldiniz; beceriyle ve kolaylıkla

ehlers-danlos sendromu : alm, fra. * ehlers (Alman dermatolog Adolph Ehlers’in soyadından) (alm.) + danlos (Fransız dermatolog ve romatolog Alexandre Danlos’un soyadından) (fra.) * bağ dokusu defekti ile karakterize genetik hastalık

ehli : ara. * ehl (beceri, ustalık, alışık olma, uygunluk, dostluk; aile, ev halkı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * evcil

ehli beyt : ara. * ehl (beceri, ustalık, alışık olma, uygunluk, dostluk; aile, ev halkı) + ı (tamlama eki) + beyt (ev) * ev halkı; Hz. Muhammed’in kızını, damadını ve torunlarını içine alan ailesine verilen isim

ehli dil : ara., far. * ehl (beceri, ustalık, alışık olma, uygunluk, dostluk; aile, ev halkı) + i (tamlama eki) (ara.) + dil (kalp, yürek, gönül) (far.) * gönül insanı, gönlünde birlik ve huzur zevkini bulan, gerçeği idrak etmekten gelen gönül zenginliği ve müsamahaya sahip kimse, irfan sahibi

ehli hibre : ara. * ehl (beceri, ustalık, alışık olma, uygunluk, dostluk; aile, ev halkı) + i (tamlama eki) + hibr (bilgi, ilim) * ilim sahibi, ilimde uzman olan

ehli keyf : ara. * ehl (beceri, ustalık, alışık olma, uygunluk, dostluk; aile, ev halkı) + i (tamlama eki) + keyf (afiyet, sağlık, memnuniyet, hoşlanma, neşe, sevinç, sürur) * rahatına, keyfine çok düşkün kimse

ehli makam : ara. * ehl (beceri, ustalık, alışık olma, uygunluk, dostluk; aile, ev halkı) + i (tamlama eki) + makam (konum, yer, pozisyon, mevki, durulan yer) * makam sahibi

ehli namus : ara. * ehl (beceri, ustalık, alışık olma, uygunluk, dostluk; aile, ev halkı) + i (tamlama eki) + namus (ırz, iffet, haya, ahlak) * namuslu kimse, namus ehli, namus sahibi

ehli salib : ara. * ehl (beceri, ustalık, alışık olma, uygunluk, dostluk; aile, ev halkı) + i (tamlama eki) + salebe (çarmıha germek, asmak, dikmek, çaprazlamak), salib (haç, çarmıh) * haç halkı; Kudüs'ü Müslümanlar'ın elinden alarak onların kuvvet ve saltanatlarına son vermeyi amaçlayan, bunun için de bir kısım Avrupa hükümdarlarıyla derebeylerinin komutaları altında toplanarak zaman zaman İslam ülkelerine hücum etmiş olan mutaassıp Hristiyan toplulukları

ehli sünnet : ara. * ehl (beceri, ustalık, alışık olma, uygunluk, dostluk; aile, ev halkı) + i (tamlama eki) + sunnet (usül, adet, gelenek, anane) * İslam peygamberi Hz. Muhammed’in yolundan gidenler

ehli vukuf : ara. * ehl (beceri, ustalık, alışık olma, uygunluk, dostluk; aile, ev halkı) + i (tamlama eki) + vakf (durma, durdurma), vukuf (anlama, bilgi sahibi olma, farkında olma) * belli bir konudan iyi anlayan, o konuda bir anlaşmazlığa düşüldüğünde çözüm için kendisine başvurulan uzman kimse, bilirkişi

ehli zevk : ara. * ehl (beceri, ustalık, alışık olma, uygunluk, dostluk; aile, ev halkı) + i (tamlama eki) + zaka, zak (tatmak, tad almak, lezzet almak), zevk (tat alma, lezzet duyma, keyif, hoşluk) * zevk sahibi, zevk sahipleri, zevk sahibi insanlar, güzel şeylerden hoşlananlar

ehlileştirmek : ara., tür. * ehl (beceri, ustalık, alışık olma, uygunluk, dostluk; aile, ev halkı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + leş (edilgen fiil eki) + tir (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * evcilleştirmek, uysallaştırmak

ehliyet : ara. * ehl (beceri, ustalık, alışık olma, uygunluk, dostluk; aile, ev halkı) + iyet (isim yapım ve durum eki) * bir işi yapabilme yetkinliği, uzluk, ustalık, yeterlik; bir kimseye, belli bir konuda yeterli olduğunu belirtmek için ilgililerce verilen belge

ehliyetname : ara. * ehl (beceri, ustalık, alışık olma, uygunluk, dostluk; aile, ev halkı) + iyet (isim yapım ve durum eki) + name (kitapçık, mektup, risale, belge, yazı; birine hitaben yazılmış yazı) * uzluk, ustalık, yeterlik; bir kimseye, belli bir konuda yeterli olduğunu, ehil olduğunu belirtmek için ilgililerce verilen belge

ehram : ara. * haram (zararlı, yasak), ehram (yasaklama, yasaklanma); hirm (yüksek olmak, dik olmak, yükselmek), hirma (piramit), ehram (piramitler) * Mısır piramitleri

ehriman : far. * ehr, ahr (yıkıcı, zararlı, kötü; kötülük) + maniyu (ruh, zihin) * ateşperestlerin, Zerdüştlükteki mutlak ikicilik (düalite) kavramı kapsamında, iyilik ilkesi veya tanrısı olan Ahura Mazda ile sürekli bir mücadele veya savaş halinde olan kötülük ve karanlık ilkesi veya tanrısı

ehrlich-schwoebel engeli : alm. * ehrlich (Alman fizikçi Gerhard Ehrlich'in soyadından) + schwoebel (Alman fizikçi Richard L. Schwoebel'in soyadından) (alm.) + engel (mani, set, bariyer, obstakl) + i (iyelik eki) (tür.) * kristal yüzeyinde hareket eden bir atomun atomik basamaktan aşağı geçmesini zorlaştıran enerji bariyeri

ehven : ara. * hevn (kolay olma, kolaylık; hakir olma, değersiz olma), ehven (daha kolay, en kolay, en hakir, en aşağı) * daha az kötü, daha az zararlı olan

ehvenişer : ara. * ehven (daha kolay, en kolay, en hakir, en aşağı) + i (tamlama eki) + şer (kötü) * kötü veya zararlı olanlar arasından daha az kötü, daha az zararlı olan

ehveniyet : ara. * hevn (kolay olma, kolaylık; hakir olma, değersiz olma), ehven (daha kolay, en kolay, en hakir, en aşağı) + iyet (isim yapım ve durum eki) * ehven olma durumu, kolaylık, ucuzluk

eichleraceae : alm., lat. * eichler (alman botanikçi August Wilhelm Eichler’in soyadından) (alm.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * August Wilhelm Eichler'in botanik bilimine yaptığı katkılar anısına adlandırılmış, tropikal ve subtropikal bölgelerde yayılış gösteren, odunsu veya otsu bitkilerden oluşan, üyeleri belirli çiçek ve meyve karakterleriyle tanınan bir bitki familyası

eidetik : gre. * eidos (şekil, biçim, form, görünüş) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * öze yönelik; özbilim; önceden algılanan objelerin zihinde net bir şekilde canlandırılması yeteneğine ait

eidetik bellek : gre., tür. * eidos (şekil, biçim, form, görünüş) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + bellek (hafıza) (belle (bilmek, sanmak) + ek (isim yapım eki) ) * bir görüntüyü yalnızca bir kez gördükten sonra ve anımsatıcı bir cihaz kullanmadan kısa bir süre için yüksek hassasiyetle bellekten geri çağırma yeteneği

eidolon : gre. * eidolon (görüntü, hayalet, simge) (eidos (form, şekil, biçim, görünüş, tür) + lon (küçültme ve somutlaştırma eki) ) * mitolojide veya edebiyatta, bir kişinin ruhunun veya hayali suretinin genellikle hayalet, illüzyon veya idealize edilmiş imgesel görünümü

eigen değeri : alm., tür. * eigen (öz, kendine ait) (alm.) + değer (ölçü, kıymet, miktar, sayısal nicelik, paha, fiyat) + i (iyelik eki) (tür.) * lineer cebirde, bir lineer dönüşümün vektörü değiştirmeden yalnızca ölçeklendirdiği değer (yani bir matris A için Av=λv eşitliğini sağlayan skalar)

eikozanoid : gre. * eikosi (yirmi) + an (ile ilgili, gibi, -a ait) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * 20 karbonlu çoklu doymamış yağ asiti araşidonattan yapılı hormon benzeri maddeler; oksilipinlerin , yani uzunlukları farklı karbon birimlerine sahip oksitlenmiş yağ asitlerinin bir alt kategorisi

eileithyia : gre. * eileithyia (doğumun başlaması, doğumun kolaylaşması) (eilein (dönmek, sarmak, sıkmak, baskılamak, kıvırmak, sarıp sarmalamak, çevrelemek, kıvırmak, tıkamak) + thyia (varlık eki) * Yunan mitolojisinde doğum tanrıçası

eimeriidae : alm., lat. * Eimer (Alman zoolog Theodor Eimer'in soyadından) (alm.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Apicomplexa şubesine bağlı, omurgalı ve omurgasız hayvanların bağırsak ve çeşitli dokularında parazit olarak yaşayan, koksidiyoz etkeni olan Eimeria ve akraba tek hücreli protozoon cinslerini kapsayan parazit familyası

einstein haçı : alm. * einstein (Alman teorik fizikçi Albert Einstein’ın soyadından) (alm.) + haç (iki çizginin genellikle dikey ve yatay olarak kesişmesiyle oluşan sembol) + ı (iyelik eki) * Dünya'dan yaklaşık 400 milyon ışık yılı uzaklıktaki bir gökada ile çok daha gerisinde bulunan bir kuasarın (çok parlak aktif galaksi çekirdeği) aynı hizaya gelmesiyle oluşan, kütleçekimsel merceklenme fenomeni (Arkadaki kuasarın ışığı, öndeki gök adanın devasa kütle çekimi nedeniyle bükülerek Dünya'ya, adanın etrafında bir haç deseni oluşturacak şekilde dört farklı görüntü halinde ulaşır. Einstein’ın görecelik teorisi nedeniyle bu fenomene “Einstein Haçı” denmiştir.)

einstein-cartan-sciama-kibble teorisi : alm., fra., ing. * Einstein (Alman asıllı kuramsal fizikçi Albert Einstein’ın soyadından) + Cartan (Fransız matematikçi Élie Cartan’ın soyadından) + Sciama (İngiliz fizikçi Dennis William Sciama’nın soyadından) + Kibble (İngiliz fizikçi Tom W. B. Kibble’nin soyadından) + theoria (gözlem, bakış, düşünce, kuram) (theoros (gözlemci, seyirci, izleyici) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) + si (iyelik eki) (tür.) * genel görelilik kuramını uzay-zaman burulmasını (torsiyon) da içerecek biçimde genişleten, madde ve enerjinin yanı sıra parçacıkların öz dönmesinin (spin) de uzay-zaman geometrisini etkilediğini kabul eden, çok yüksek yoğunluk koşullarında kütleçekimsel tekillikleri önleyebilen ve kuantum alanlarıyla daha uyumlu bir kütleçekim modeli sunan kuramsal fizik kuramı

einstein-infeld-hoffmann denklemleri : alm., pol., alm., gre., tür. * Einstein (Alman asıllı kuramsal fizikçi Albert Einstein'ın soyadından) (alm.) + Infeld (Polonyalı kuramsal fizikçi Leopold Infeld'in soyadından) (pol.) + Hoffmann (Alman asıllı kuramsal fizikçi Banesh Hoffmann'ın soyadından) (alm.) + denklemleri (eşitlikleri) (tür.) * genel görelilik kuramının zayıf alan ve düşük hız yaklaşımında, kütleçekim etkisi altındaki noktasal cisimlerin hareket denklemlerini alan denklemlerinden türeten, Newton mekaniğine relativistik düzeltmeler ekleyerek ikili ve çok cisimli sistemlerin yörüngelerini yüksek doğrulukla tanımlayan post-Newtoncu diferansiyel hareket denklemleri

einstein-podolsky-rosen paradoksu : alm., pol., abd., gre., tür. * Einstein (Alman asıllı kuramsal fizikçi Albert Einstein'ın soyadından) (alm.) + Podolsky (Rusya doğumlu Amerikalı kuramsal fizikçi Boris Podolsky'nin soyadından) (pol., rus.) + Rosen (Amerikalı kuramsal fizikçi Nathan Rosen'in soyadından) (ing.) + para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + doxa (görüş, düşünce, doktrin, öğreti) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * kuantum mekaniğinin eksiksizliği ve gerçekliğin doğası üzerine geliştirilen, birbirleriyle dolaşık durumdaki parçacıkların birbirinden çok uzak olsalar bile ölçüm sonuçlarının anlık biçimde ilişkili görünmesini temel alan, evrendeki hiçbir şeyin ışıktan hızlı gidemeyeceğini savunan görelilik teorisiyle (yerellik ilkesiyle) kuantum dolanıklığın çeliştiğini göstermeyi amaçlayan, yerellik ve nedensellik ilkeleriyle kuantum kuramı arasındaki ilişkiyi sorgulayan düşünce deneyi

einsteinyum : alm. * einsteinium (einstein (Alman fizikçi Albert Einstein’ın soyadından) (ein (bir) + Stein (kaya) ) + ium (element son eki) ) * atom numarası 99 olan, uranyumun sürekli ısınmasıyla veya termonükleer tepkimeler sırasında oluşan yapay element

eiris : gre. * iris (renk, gökkuşağı; göz bebeği çevresindeki renkli kısım) * Yunan mitolojisinde gökkuşağının tanrıçası ve tanrıların habercisi

eisenmenger sendromu : alm., gre., tür. * eisenmenger (Alman fizyolog Eduard Eisenmenger’in soyadından) (alm.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * kalbin iki odası arasındaki konjenital (doğuştan olan) delik sonucu ortaya çıkan, pulmoner hipertansiyon ve ters kan akımı ile karakterize hastalık

eisoptrofobi : gre. * eis (içine, içeri) + optikos (görüş, görü, imaj) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ayna korkusu, aynadan yansıma korkusu

ejakülasyon : lat. * ejaculatio (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + jacere (fırlatmak, atmak) + tio (isim yapım eki) ) (lat.); éjaculation (fra.) * meninin penisten dışarı atılması

ejakülat : lat. * ejaculatus (ejaculare (fırlatmak, atmak, fışkırtmak) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + jacere (fırlatmak, atmak) + ulum (küçültme ve araç eki) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * erkek üreme sisteminde ejakülasyon sırasında penisten çıkan, içerisinde erkek üreme hücresi olan spermleri bulunduran beyaz, yoğun ve hafif yapışkan bir sıvı, meni, semen, er suyu

ejder : far. * eji (yılan) + dahak (kral) * yılanlar şahı, yılan kral, ejderha

ejder meyvesi : far., ara., tür. * eji (yılan) + dahak (kral) + meyve (yemiş) + si (iyelik eki) * Meksika, Güney ve Orta Amerika'ya özgü, Hylocereus ve Selenecereus cinsindeki kaktüs bitkilerinden elde edilen, lifler, demir ve sağlıklı yağlar içeren tatlı ve sulu tropik bir meyve

ejderha : far. * eji (yılan) + dahak (kral) * yılanlar şahı, yılan kral, ejderha

ejeksiyon : lat. * exjactio (fırlatma, atma) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + jectio (atış, fırlatış, savuruş) (jacere (atmak, fırlatmak, savurmak) + tio (isim yapım eki) ) (lat.); éjection (fra.) * fırlatma, atma

ejeksiyon fraksiyonu : lat. * exjactio (fırlatma, atma) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + jacere (fırlatmak, atmak) + tio (isim yapım eki) ) (lat.); éjection (fra.) + fractio (kırılma) (frangere (kırılmak, kırmak) + tio (isim yapım eki) ) (lat.); fraction (fra.) * kalbin vücuda temiz oksijenli zengin kan pompalama yeteneği (kalp atım hacminin, son diyastolik hacime bölünmesiyle hesaplanır.)

ejektör : lat. * ejector (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + jacere (fırlatmak, atmak) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) * gazları, buharları, sıvıları ve sürükleyici olarak gaz veya sıvı kullanılan katıları aktarmak, sıkıştırmak ve karıştırmak için kullanılan cihaz

ekabir : ara. * kebir (büyük), ekber (en büyük), ekabir (en büyükler) * pek büyük olanlar, devlet adamları, rütbece büyük olanlar, en büyükler

ekall : ara. * kalla (azalmak, eksilmek, küçülmek; bir şeyi azaltmak), kalil (az, eksik, küçük) * daha az, en az, pek az, en küçük

ekalliyet : ara. * kalil (az), ekall (daha az) + iyet (isim yapım ve durum eki) * sayıca az olmak, bir toplulukta üstünlük sağlayamamak, azınlıkta kalmak, azınlık

ekartasyon : gre., lat., fra. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + khartes (kart, yazılı kağıt, kayıt tutulmuş kağıt, harita) (gre.); excartere (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + quartere, cartere (kartlandırmak, fişlemek, kağıda yazmak) ); excare, (gidermek, dışlamak, hariç tutmak, atmak, gözden çıkarmak) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + carere (eksilmek, -siz olmak) ) + tio (isim yapım eki) (lat.); écartation (fra.) * ekarte etme, ıskartaya çıkarma, dışlama, hariç tutma, gözden çıkarma, atma

ekarte : gre., lat., fra. * ek, ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + khartes (kart, yazılı kağıt, kayıt tutulmuş kağıt, harita) (gre.); excartus (excartere (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + quartere, cartere (kartlandırmak, fişlemek, kağıda yazmak) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); écarté (fra.) * elimine edilmiş, devre dışı bırakılmış, bertaraf edilmiş, kayıttan silinmiş; bir organı veya dokuyu cerrahi işlem sırasında devre dışı bırakılmış

ekartman : gre., lat., fra. * ek, ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + khartes (kart, yazılı kağıt, kayıt tutulmuş kağıt, harita) (gre.); excartus (excartere (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + quartere, cartere (kartlandırmak, fişlemek, kağıda yazmak) ) + mentum (isim yapım eki) (lat.); écartement (fra.) * gözlük kullanan bireylerin gözlüklerinin cam aralık ölçüsü; göz bebekleriniz arasındaki mesafe, pupiller mesafe

ekartör : gre., lat., fra. * ek, ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + khartes (kart, yazılı kağıt, kayıt tutulmuş kağıt, harita) (gre.); excartus (excartere (ekarte etmek, saf dışı bırakmak, devredışı bırakmak) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + quartere, cartere (kartlandırmak, fişlemek, kağıda yazmak) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) (lat.); écarteur (écarter (ayırmak, uzaklaştırmak) + eur (-cı, yapan, eden eki) ) (fra.) * cerrahi operasyonlar sırasında doku, organ veya yara kenarlarını birbirinden uzaklaştırarak cerrahın çalışacağı görüş ve müdahale alanını genişletmeye yarayan aletlerin genel adı

ekber : ara. * kebir (büyük), ekber (en büyük) * en büyük, pek büyük

ekdisis : gre. * ekdysis (ek, ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + dynamai, dynamein (çıkarmak, soyunmak) + osis (durum, hal eki) * özellikle sürüngenler ve böceklerde eski deri veya dış iskeletin atılması süreci, deri değiştirme veya soyunma olayı

ekdizis : gre., tür. * ek (dış, dışarı, dışında, harici) + dysis (giyinme, örtünme) (dyein (girmek, giyinmek, kuşanmak) + sis (isim yapım eki) ) * eklembacaklılar ve bazı omurgasızlarda büyüme sırasında eski dış iskeletin veya kutikulanın belirli aralıklarla çatlatılarak vücuttan atılması ve yerine daha büyük yeni bir dış örtünün oluşturulması olayı, deri veya kabuk değiştirme

eke : tür. * eçe (babasının küçük kız kardeşi, abla) * (insan ve hayvan için) görmüş geçirmiş, deneyimli, olgun, anaç, yaşlı, usta, büyük, yetişkin; bilgili, becerikli, zeki, açıkgöz, kurnaz

ekenek : tür. * ek (saçmak, tohum atmak) + en (dönüşlü fiil eki) + ek (isim yapım eki) * ekime elverişli toprak veya ekilen yer, tarla

ekfrasis : gre. * ek (dış, dışarı, dışında, harici) + phrasis (ifade, anlatım) * hörsel bir sanat eserinin sözel ve edebi biçimde ayrıntılı olarak betimlenmesi

EKG : gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + kardia (yürek, kalp) + gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) * kalbin elektriksel sinyallerini elektrotlarla ölçerek kağıda veya ekrana grafik olarak aktaran cihaz

ekidna : gre. * ekhis (engerek, yılan), ekidna (dişi engerek, yılan) (gre.); anguis (yılan) (lat.) * Tachyglossidae familyasına ait olan, platipuslar (ördek gagalı memeli) ile birlikte yeryüzünde yumurtlayan son iki memeli türünden (monotremeler) biri olan, Avustralya ve Yeni Gine'ye özgü, yumurtlayarak çoğalan, vücudu kirpi gibi sert dikenlerle kaplı olan, uzun ve ince burunlu, sıra dışı bir memeli hayvan, Dikenli karıncayiyen

ekilibriyum : lat. * aequus (eşit, denk) + libra (tartı, ölçek) + ium (durum eki) * eşitlik durumu, karşı kuvvetlerin birbirlerine eşdeğer olması durumu, denge, muvazene

ekim : tür. * ek (saçmak, tohum atmak) + im (isim yapım eki) * toprağa tohum gömme, ekmek eylemi; eylül ile kasım arasında yer alan ve 31 gün süren, yılın onuncu ayı

ekimotik : gre. * ek, ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + chymos (sıvı, akıntı) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ekimoz ile ilgili veya morarma gösteren, morarmış

ekimoz : gre. * ekhumosis (kan sızıntısı) (ek (dış, dışarı, harici) + chymos (sıvı, akıntı) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * kılcal damarlarda oluşan bir hasar sonucu cilt altında görülen bir kanama türü ve cilt altına kan oturması

ekin : tür. * ek (saçmak, tohum atmak) + in (isim yapım eki) * tahıl tohumunun tarlaya ekildiği andan harman oluncaya değin aldığı durumların ortak ismi

ekinci : tür. * ek (saçmak, tohum atmak) + in (isim yapım eki) + ci (yapan, eden eki) * ekin eken ve biçen, tarımcı

ekinoderm : gre.* ekhinos (kirpi) (gre.); echino (deniz kestanesi, karıncalanma) (lat.) + derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) (gre.) * dış yüzeyi dikenli veya pütürlü deri

ekinokandin : gre.* ekhinos (kirpi) + candin (antifungal bileşik eki) * dikenli yapılı antifungal madde; memeli hücresinde bulunmayan, mantar hücre duvarının esas bileşeni olan β- (1,3)-D-glukan sentezini non-kompetetif inhibe ederek mantar hücre duvarı oluşumunu engelleyen ilacın etken maddesi (C52H81N7O)

ekinokok : gre., lat. * ekhinos (kirpi) (gre.); echino (deniz kestanesi, karıncalanma) (lat.) + kokkos (tohum, tomurcuk, tane, tanecik, çekirdek, yuvarlak, küre) (gre.); coccus (lat.) * echinococcus cinsinden bir parazit tenyanın neden olduğu bir enfeksiyon

ekinokokkoz : gre., lat. * ekhinos (kirpi) (gre.); echino (deniz kestanesi, karıncalanma) (lat.) + kokkos (tohum, tomurcuk, tane, tanecik, çekirdek, yuvarlak, küre) (gre.); coccus (lat.) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * echinococcus türü tenyaların neden olduğu paraziter hastalık

ekinoks : lat. * aequinoctium (aequi (eşit) + nox, noct (gece) ); equinox (ing.) * aydınlanma çemberi kutuplardan geçerken Güneş ışınlarının Ekvator'a dik açıyla geldiği ve gece ile gündüz süresinin eşitlendiği durum

ekinözü : tür. * ekin (tahıl tohumunun tarlaya ekildiği andan harman oluncaya değin aldığı durumların ortak ismi) + öz (esas, asıl, cevher, temel) + ü (iyelik eki) * Kahramanmaraş’ın bir ilçesi

ekinti : tür. * ek (saçmak, tohum atmak) + in (isim yapım eki) + ti (isim yapım eki) * ekilen şey

ekip : nor. * skip (gemi), skipa (gemiyi tayfalandırmak); équipe (fra.) * takım, grup; belirli bir işi yapmak üzere bir araya gelmiş kişiler veya araçlar topluluğu; donanım

ekipman : nor., fra. * skip (gemi), skipa (gemiyi tayfalandırmak); équiper (takım kurmak, tayfa oluşturmak; donatmak, kuşatmak) + ment (isim yapım eki) * bir iş için gerekli araçlar ve aletler bütünü, cihazlar bütünü, donanım, techizat

ekivalan : lat. * aequus (eşit, denk) + valens, valent (güçlü, kuvvetli, kudretli; sağlıklı; değerli) (valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak; sağlıklı olmak; değeri olmak) + ens, ent (sıfat yapım eki) ) (lat.); équivalent (fra.) * eşdeğerli, denk, muadil

ekivalans : lat. * aequus (eşit, denk) + valentia (kudret, kuvvet, güç) (valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak; sağlıklı olmak; değeri olmak) + entia (isim yapım eki) ) * eşdeğerlilik, denklik, muadiliyet

eklampsi : gre. * eklampsis (ani gelişme, cereyan etme) (eklampein (dışa parlamak, dışa ışıldamak) (ek (dış, dışarı, harici) + lampein (parlamak, ışıldamak) + sis (isim yapım eki) ) * hamilelerde görülen ve yüksek tansiyon, baş ağrısı, bulanık görme ve konvülsiyonla karakterize nöbetler bütünü

eklektik : gre. * eklegein (seçmek, toplamak, elemek, tercih etmek), eklesia (toplama, seçme, toplanma, kilise), eklektos (seçilmiş) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * seçici, seçmeci (église (kilise; insanların toplandığı yer) (fra.), ecclesiastical, écclésiastique (kiliseye ait, dini), elect, élire (seçmek) (ing., fra.), eklemek (ilave etmek, seçip katmak) (tür.) )

eklektisizm : gre. * eklegein (seçmek, elemek, toplamak, tercih etmek), eklesia (toplama, seçme, toplanma, kilise), eklektos (seçilmiş) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * farklı felsefi veya sanat sistemlerinden alınan unsurların yeni bir sistem içinde yeniden kullanılması, seçicilik, seçmecilik

eklektizm : gre. * eklegein (seçmek, elemek, toplamak, tercih etmek), eklesia (toplama, seçme, toplanma, kilise), eklektismos (eklektos (seçilmiş) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) ) * farklı felsefi veya sanat sistemlerinden alınan unsurların yeni bir sistem içinde yeniden kullanılması, seçicilik, seçmecilik

eklem : tür. * ek (ilave edilen parça, yama) + lem (ile ilgili olan) * iskelet sistemini oluşturan kemiklerin birbirine bağlandığı kısımlar

eklemek : tür. * ek (ilave etmek, katmak; ilave edilen parça, yama) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * ilave etmek, katmak (eklektik (seçilmiş, toplanmış, ilave edilmiş, eklenmiş) (gre.) )

eklenik matris : tür., lat. * ek (ilave etmek, katmak; ilave edilen parça, yama) + len (dönüşlü fiil eki) + ik (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (tür.) + mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak), matrix (kaynak, ana, temel yapı; doğuran dişi; rahim; matematikte sayıların veya cebirsel ifadelerin satır-sütun düzeninde oluşturduğu düzenli sayı dizisi formundaki tablo; kalıp, kaynak yapı) (lat.) * bir A = (aij)nxn matrisi için her bir aij ögesi yerine onun eşçarpanını koyarak kurulan matrisin devriği

eklenti : tür. * ek (ilave etmek, katmak; ilave edilen parça, yama) + len (dönüşlü fiil eki) + ti (isim yapım eki) * ilave edilmiş unsur, katılmış şey

eklesiastik : gre. * eklegein (seçmek, elemek, toplamak, tercih etmek), eklesia (toplama, seçme, toplanma, kilise) (eklektos (seçilmiş) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kilise ile ilgili veya kiliseye mensup olan

eklesil : tür. * ek (ilave etmek, katmak; ilave edilen parça, yama) + le (ikinci tekil şahıs emir kipi eki) + sil (ikinci tekil şahıs emir kipi) * öğrencilerin kendi insiyatifleriyle, kaydolmuş oldukları derslerin bir veya daha fazlasını silip bir veya daha fazla derse kaydolma işlemi

eklesioloji : gre. * eklegein (seçmek, elemek, toplamak, tercih etmek), eklesia (toplama, seçme, toplanma, kilise) (eklektos (seçilmiş) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kilisenin doğası, yapısı, işlevleri ve yönetimi üzerine yapılan sistematik inceleme ve öğreti

ekli matris : tür., lat. * ek (ilave etmek, katmak; ilave edilen parça, yama) + li (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak), matrix (kaynak, ana, temel yapı; doğuran dişi; rahim; matematikte sayıların veya cebirsel ifadelerin satır-sütun düzeninde oluşturduğu düzenli sayı dizisi formundaki tablo; kalıp, kaynak yapı) (lat.) * iki matrisin satır ve/veya sütunlarının birlikte yazılmasıyla elde edilen, genellikle doğrusal bir denklem sistemini temsil eden, genellikle AX = B matris çarpımında A katsayılar matrisinin sağındaki son sütun olarak B sütun matrisinin eklenmesiyle oluşan matris

ekli püklü : tür. * ekli (ilaveli) + püklü (yamalı) * eşyaların veya kıyafetlerin yırtık, yamalı, döküntülü, eski ve düzensiz bir durumda olduğunu ifade etmek için halk arasında kullanılan bir ikileme, ekli, yamalı ve düzensiz

eklips : gre. * ekleipsis (ek (dış, dışarı, harici) + leipein (bırakmak, terk etmek, çıkmak) + sis (isim yapım eki) ) * astronomide güneş veya ay tutulması olayının ismi

eklipsing : gre. * ekleipsis (ek (dış, dışarı, harici) + leipein (bırakmak, terk etmek, çıkmak) + sis (isim yapım eki) ) (gre.) + ing (isim veya sıfat yapım eki) (ing.) * bir gökcisminin başka bir gökcismi tarafından bütünüyle veya kısmen örtülmesiyle oluşan tutulmaya ilişkin; birbirlerini örterek parlaklıklarında periyodik değişim oluşturan (ikili yıldız sistemleri); gölgede bırakma, örtme, tutulma, bir şeyin önemini/parlaklığını azaltıp arkada bırakma

ekliptik : gre. * ekliptikos (ekleipsis (ek (dış, dışarı, harici) + leipein (bırakmak, terk etmek, çıkmak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi) ) * Güneş'in gökyüzünde bir yıl boyunca izlediği görünür yörüngeyi temsil eden büyük çember ile Dünya'nın Güneş çevresindeki yörünge düzlemini ifade eden, gök koordinat sistemlerinin tanımlanmasında temel alınan ve Güneş ile Ay tutulmalarının yalnızca bu düzleme yakın konumlarda gerçekleşmesi nedeniyle bu adla anılan astronomik düzlem ve çember

eklogit : gre. * eklegein (seçmek, elemek, toplamak), ekloge (seçim, eleme, toplama, seçilmiş) (ek (dış) + legein (seçmek, toplamak), loge (seçim, toplama) ) + ites (element, kayaç ve mineral eki) * yüksek basınç ve sıcaklık koşullarında oluşan, genellikle pyroxene ve garnet mineralleri açısından zengin, yoğun metamorfik kayaç türü

eklogitizasyon : gre., lat. * eklegein (seçmek, elemek, toplamak), ekloge (seçim, eleme, toplama, seçilmiş) (ek (dış) + legein (seçmek, toplamak), loge (seçim, toplama) ) + ites (element, kayaç ve mineral eki) (gre.) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) (lat.) * yüksek basınç ve sıcaklık koşullarında, özellikle manto ve kabuk derinliklerinde, bir kayaç türünün eclogit mineralleri bakımından zengin bir yapıya dönüşmesi süreci

ekmam : ara. * kemme (örtmek, kapatmak, ağzını bağlamak; tomurcuklanmak), kimm (tomurcuk) * bitkilerin dal veya gövde uçlarında bulunan, gelişerek çiçek, yaprak veya yeni sürgün oluşturacak küçük ve henüz açılmamış kısımları, tomurcuklar

ekman transport : isv., lat. * ekman (İsveçli okyanus bilimci ve fizikçi Vagn Walfrid Ekman ‘ın soyadından) (nor.) + transportare (taşımak, götürmek, nakletmek) (lat.) * Okyanusografi ve meteorolojide, yüzey rüzgarlarının etkisiyle deniz suyu tabakalarının Coriolis kuvveti nedeniyle sapması ve yatay olarak taşınması olayı (özellikle yüzey akıntılarının yönünü belirler.)

ekmeh : ara. * kamiha (doğuştan kör olmak, görme yetisinden yoksun bulunmak) * doğuştan kör; tepe, bayır, yüksek yer

ekmek : moğ., tür. * ide (yemek) (moğ.), öt, üt, et (yemek; ateşte kızartmak) (tür.) + mek (fiil mastar eki); ek (saçmak, tohum atmak) + mek (fiil mastar eki) * toprağa tohum atmak; bir şeyi oluşturmak veya ortaya koymak; hammaddesi un olan ve fırında pişirilen hamur

ekmel : ara. * kemele (tam olmak, tamamlanmak, tam olgunlaşmak, eksiksiz olmak, mükemmelleşmek), kamil (olgun, tamamlanmış, olmuş) * daha mükemmel, en tam, en eksiksiz, en olgun, en tamamlanmış, en mükemmel

ekmeleddin : ara. * ekmel (en olgun, en tamamlanmış) + el (ön ek, artikel) + din (borç, yükümlülük) * en mükemmel din

ekminezi : gre. * ek, ex (-dan, -den, uzak, dış, dışarı, harici) + mnesis (hatırlama) (mneme (hafıza, zihin) + isis (isim yapım ve durum eki) ) * ani, geçmişe ait canlı ve kontrolsüz hatırlama durumu; geçmiş anıların dışa taşması; hipnoz haline giren süjenin, "anıları hatırlaması" değil, eskiden gerçekleşmiş olayları "yeniden yaşaması" fenomeni

eknan : ara. * kanna (gizlemek, örtmek, saklamak, korumak), kinan (gizlenme, örtü, siper, barınak, sığınak, gizli yer, korunak) * barınaklar, sığınaklar, gizli yerler, korunaklar, mahfazalar, perdeler; evler, odalar, hücreler; çadırlar

eko : gre. * ekho (ses, ses yansıması, yankı) * yankı, ses yansıması, sesin geri dönüşü

ekoensefalografi : gre. * ekho (yankı, ses yansıması) + enkephale, enkephalon, enkephalos (kafanın içi, beyin (en (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + kephale, kephalos (kafa, baş) ) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kafa derisine sıkıca tutturulmuş bir prob aracılığıyla başa iletilen yüksek frekanslı ses darbelerinin yansıması prensibine dayanan, beyin içindeki anormallikleri tespit etme yöntemi

ekoensefalogram : gre. * ekho (yankı, ses yansıması) + enkephale, enkephalon, enkephalos (kafanın içi, beyin (en (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + kephale, kephalos (kafa, baş) ) + gramme (yazı, çizgi, hat, çizim, çizelge) * beynin ekoensefalografi ile oluşturulan çizelgesi

ekofit : gre. * oikos (ev, ikametgah, yerleşim, konut, mekan, yuva, yaşam alanı, çevre) + phyton, phytos (bitki) (phyo, phyein (doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek, gelişmek, şişmek, kabarmak) + tos (sıfat yapım eki) ) * çevresel koşullara, özellikle belirli bir ekolojik yaşam alanına uyum sağlamış (bitki)

ekoik : gre. * ekho (yankı, ses yansıması, sesin geri dönüşü) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ses yansıması ile ilgili, yankı ile ilgili, ekosal, eko ile ilgili

ekojen : gre. * ekho (yankı, ses yansıması, sesin geri dönüşü) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * ses yansıması oluşturan, eko oluşturan; ultrason dalgalarını yansıtan, yani ultrason görüntüsünde parlak, açık renkli görünen doku veya yapı

ekojenik : gre. * ekho (yankı, ses yansıması, sesin geri dönüşü) + genikos (üreten, oluşturan) (gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * ses yansıtan, eko oluşturan; ultrason cihazında ses dalgalarını geri yansıtma yeteneğine sahip doku veya yapı

ekojenite : gre., lat. * ekho (yankı, ses yansıması, sesin geri dönüşü) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * ultrason görüntülerinde bir dokunun ses dalgalarını ne kadar geri yansıttığını (yani "eko" verdiğini) ifade eden terim

ekokardiyografi : gre. * ekho (yankı, ses yansıması, ses geri dönüşü) + kardia (yürek, kalp) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ultrasonik ses dalgaları yansımalarıyla, kalbin kalbin yapı ve işlevlerinin görüntülenmesi işlemi

ekokardiyogram : gre. * ekho (yankı, ses yansıması, ses geri dönüşü) + kardia (yürek, kalp) + gramme (yazı, çizgi, hat, çizim, çizelge) * kalbin ekokardiyografi ile oluşturulan çizelgesi

ekol : gre. * schole (boş zaman, serbest vakit; çalışma, araştırma, öğrenme ortamı; dinlenme, işten geri durma, çalışmak zorunda olmama; ilim, okul); scola (lat.); école (fra.) * bir bilim veya sanat kolunda ayrı nitelik ve özellikleri bulunan yöntem veya akım, okul

ekolali : gre. * ekholalia (ekho (yankı, ses yansıması, ses geri dönüşü) + lalia (konuşma, söylem) ) * başka birisi tarafından çıkarılan seslerin yinelenmesi, yankıca

ekolayzer : lat. * aequus (eşit, denk) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat.); equalizer (ing.) * eşitleyici, dengeleyici, denkleyici; dengeli bir ses elde etmek için çeşitli frekansların (bas, orta frekans, tiz) ayarlanmasını sağlayan, amplifikatöre bağlanarak çalışan müzik cihazı

ekoloji : gre. * oikos (ev, ikametgah, yerleşim, konut, mekan, yuva, yaşam alanı, çevre) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * canlıların hem kendi aralarında hem de fiziksel çevreleri ile olan ilişkilerini inceleyen bilim dalı, doğa bilimi, çevrebilim (ki, vak (koruma, barındırma) (ara.) )

ekolojik : gre. * oikos (ev, ikametgah, yerleşim, konut, mekan, yuva, yaşam alanı, çevre) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * çevrebilimsel, ekoloji ile ilgili

ekolojist : gre., lat. * oikos (ev, ikametgah, yerleşim, konut, mekan, yuva, yaşam alanı, çevre) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) (lat.) * canlıların birbirleriyle ve çevreleriyle olan ilişkilerini inceleyen bilim dalı olan ekoloji konusunda uzmanlaşmış kişi veya doğa merkezli, bütüncül bir yaşam felsefesini benimseyen çevrebilimci

ekolokasyon : gre., lat. * ekhe, ekho (ses, ses yansıması, yankı) (gre.) + locatio (yer, yerleşim, konum, konumlanma) (locare (yerleştirmek, konumlamak) (locus (yer) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.) * sesin yansıması ile yer belirleme; bazı hayvanların yön bulma ve avlanma yöntemi; yarasa, yunus ve balina gibi bazı memelilerin kullandığı biyolojik sonar, biyosonar

ekonazol : gre. * eko (ön ek) + conazol (azole halkası taşıyan antifungal bileşik son eki) (co, con (ile, birlikte, beraber) + azole (mantar önleyici ilaçlarda yer alan bir veya daha fazla nitrojen (azot) atomu içeren 5 üyeli bir halkaya sahip bir grup heterosiklik bileşik belirtici ek) (azotos, azotikos (yaşamsız, cansız, hayatsız) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) ) ) * mantar hücre zarındaki ergosterol sentezini inhibe ederek mantar veya maya enfeksiyonlarını tedavi eden bir antifungal cilt kremi (C18H15Cl3N2O)

ekonometri : gre. * oikonometria (oikos (ev, ikametgah, yerleşim, konut, mekan, yuva, yaşam alanı, çevre) + nemein (yönetmek), nomia (yönetim, idare) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ekonomik verilerin matematik, istatistik ve bilgisayar bilimi vasıtasıyla değerlendirilmesi ve veriler arasındaki ilişkilerin incelenmesi

ekonomi : gre. * oikonomia (ev yönetimi, iktisat) (oikos (ev, ikametgah, yerleşim, konut, mekan, yuva, yaşam alanı, çevre) + nemoein, nemein (ayarlamak, düzenlemek, dağıtmak, paylaştırmak, yönetmek), nomia (yönetim, idare, düzenleme, yasama, ayarlama, düzenleme, sıralama, dizme) (nomos (kural, kanun, yasa, düzenleme, ayarlama) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ev veya hane yönetimi; genel olarak mal ve hizmetlerin üretimi, dağılımı ve yönetimi; iktisat, para idaresi, ev idaresi

ekonomik : gre. * oikonomia (ev yönetimi, iktisat) (oikos (ev, ikametgah, yerleşim, konut, mekan, yuva, yaşam alanı, çevre) + nomia (yönetim, idare, düzenleme, yasama) (nomos (kural, yasa, kanun, ilke, düzen) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * iktisadi, para idaresiyle ilgili, ev idaresiyle ilgili

ekonomist : gre. * oikonomia (ev yönetimi, iktisat) (oikos (ev, ikametgah, yerleşim, konut, mekan, yuva, yaşam alanı, çevre) + nomia (yönetim, idare, düzenleme, yasama) (nomos (kural, yasa, kanun, ilke, düzen) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) + ista (-cı, destekçi, yandaş, yapan, eden eki) (lat.) * ekonomi bilimiyle uğraşan veya ekonomi alanında uzman kişi; finans ve ekonomi alanında uzmanlaşmış kişi

ekonomizm : gre. * oikonomia (ev yönetimi, iktisat) (oikos (ev, ikametgah, yerleşim, konut, mekan, yuva, yaşam alanı, çevre) + nomia (yönetim, idare, düzenleme, yasama) (nomos (kural, yasa, kanun, ilke, düzen) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * her toplumsal veya siyasal olgunun yalnızca ekonomik etkenlerle açıklanması yaklaşımı

ekopraksi : gre. * ekho (ses yansıması, yankı, ses geri dönüşü) + praxis (eylem, fiil) * demans ve şizofreni vakalarında görülen, başka birinin fiziksel hareketlerini veya yüz ifadelerini taklit etme fenomeni

ekorşe : lat., fra. * excorticare (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + corticare (soymak, yüzmek, derisini yüzmek, kabuğunu sıymak) (cortic (kabuk, deri, korteks) + are (fiil mastar eki) ) (lat.); écorché (é (dış, dışarı, harici) + corché (kabuğu soyulmuş, soyulmuş, yüzülmüş, derisi yüzülmüş) (fra.) * insan veya hayvan figürünü, kas yapısını göstermek amacıyla derisi yüzülmüş olarak betimleyen anatomik çizim

ekose : gre. * skotos (karanlık, kasvet) (gre.); écossais (İskoçyalı, İskoç) (fra.) * kare desenleri olan kumaş veya başka materyel; İskoçyalı, İskoç (skuta (atılan veya dökülen şey; mermi; füze) (alm.), scott (katkı; ödeme; vergi; para cezası) (ing.) )

ekosfer : gre. * oikos (ev, ikametgah, yerleşim, konut, mekan, yuva, yaşam alanı, çevre) + sphaira (top, küre, yuvarlaklık) * Dünya üzerinde canlıların yaşayabildiği atmosfer, hidrosfer ve litosferin biyolojik olarak etkin bölümlerinin tümünü kapsayan, canlı organizmalar ile bunların fiziksel çevresi arasındaki madde ve enerji alışverişinin gerçekleştiği küresel yaşam kuşağı, biyosfer

ekosidal : gre. * oikos (ev, ikametgah, yerleşim, konut, mekan, yuva, yaşam alanı, çevre) + caedere, cidere (kesmek, yarmak, parçalamak, doğramak, vurmak, çarpmak; öldürmek), cidus (öldüren) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * çevreye ve ekosisteme büyük ölçüde zarar veren veya eksistemi tamamen yok eden

ekosistem : gre. * oikos (ev, ikametgah, yerleşim, konut, mekan, yuva, yaşam alanı, çevre) + sustema, systema (bir araya konmuş parçalar bütünü, düzen, nizam, sıra) (sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + histanai, histanein, histemi (yerleştirmek, düzenlemek, kurgulamak, koymak, dikmek, durdurmak) ) * belirli bir kapsam alanında bulunan canlılarla bunları kuşatan cansız çevrelerin -yani biyolojik ve fiziksel bileşenlerin- birbirleriyle etkileşimleriyle, belirli bir dengeye sahip ve süreklilik arz eden yaşam alanı

ekran : lat., alm. * screna, escren (kapak, kalkan, örtü, panel, pano, tabela) * bir cismin görüntüsünü ışık yoluyla üzerine düşürmekte kullanılan saydam olmayan düz yüzey (Schirm (şemsiye, güneşlik), skirm, skerm (koruma) (alm.), skirmish, escarmouche (çatışma, koruma amaçlı çarpışma) (ing., fra.) )

ekrem : ara. * kereme (değerli olmak, cömert olmak, şerefli olmak; vermek, faydalandırmak, cömertlik göstermek; saygı göstermek), kerem (cömertlik, soyluluk, faydalı olma, değerli olma) * daha cömert, en cömert, en faydalı, en değerli, en onurlu, en kerem sahibi

ekrin : gre. * ek (dış, dışarı, harici) + krinein (ayırmak, salmak, salgılamak) * dışarıya salgılamak; ter bezlerinin doğrudan cilt yüzeyine salgı yapan türü

eks : gre. * x (Grek alfabesindeki 22. harf) * tıp dilinde “öldü, ölmüş” anlamında kullanılan ifade

eksa : gre. * hexa (altı, 6) * uluslararası ölçü birimlerinde (SI) kullanılan ve önüne geldiği birimin tam 1 kentilyon (10^18 veya 1000^6 veya 1.000.000.000.000.000.000) katını ifade eden, Türkçe bilim ve ölçü terminolojisine de bu anlamıyla dahil olmuş bir ön ek

eksantem : gre. * ek, eks, ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + anthos (çiçek) + hema (durum eki) * çiçek gibi kabarıklık, kırmızılık, döküntü; dışarı çıkan çiçeklenme

eksantematöz : gre. * ek, ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + anthos (çiçek) + hema (durum eki) (gre.) + atous (gibi, ile ilgili) (lat.) * döküntü ile ilgili; özellikle hastalıkta deri üzerinde çıkan döküntü ile karakterize, eksantem nitelikli durum

eksantrik : gre. * ekkentros (merkez dışı) (ek, eks, ex (dış, dışında) + kentron (merkez, orta nokta, keskin nokta, diken, mahmuz, iğne, iğne ucu, sivri uç, iğne, dürtme) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.); eccentricus (lat.) * merkez dışı ile ilgili, merkezden uzak, merkezden sapmış; alışılmışın dışında, sıra dışı, tuhaf

eksantrik mili : gre., ara. * ekkentrikos (ek, eks, ex (dış, dışında) + kentron (merkez, orta nokta, keskin nokta, diken, mahmuz, iğne, iğne ucu, sivri uç, iğne, dürtme) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + mil (iğne veya şiş şeklinde şey, tekerlek ekseni, aks, dingil, çubuk; yol kenarına dikilen dikilitaş) * içten yanmalı motorun silindiri içerisindeki valflerin açılma sürelerini ve derecelerini kontrol eden ve merkez dışı olarak çalışan aks, kam mili

eksantrisite : gre., lat. * ekkentrikos (ek, eks, ex (dış, dışında) + kentron (merkez, orta nokta, keskin nokta, diken, mahmuz, iğne, iğne ucu, sivri uç, iğne, dürtme) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * merkez dışılık

eksatekan : lat. * exatecan (exa (farmasötik ön ek) + tecan (kamptotesin türevi topoizomeraz I inhibitörleri için kullanılan uluslararası ilaç adlandırma eki) ) * kanser hücrelerinin çoğalmasını durdurmak için geliştirilen, DNA topoizomeraz I inhibitörü olan yarı sentetik, antitümör özellikli, kamptotesin türevi antineoplastik ilacın etken maddesi (C24H22FN3O4)

eksazerbasyon : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + acerbus (sert, keskin, acı), acerbatio (acerbere (sertleşmek, keskinleşmek, acılaşmak) + tio (isim yapım eki) ) * şiddetlenme, kötüleşme; bir hastalığın kontrol dışı şekilde alevlenmesi veya kötüleşmesi

ekseküsyon : lat. * exsecutio (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + sequi (takip etmek, izlemek) + tio (isim yapım eki) ) * yapma, yerine getirme, icra etme; uygulama; emir, plan veya ceza uygulama süreci

eksekütif : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + sequi (takip etmek, izlemek) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yönetici, yürütücü, takip edici; tıpta zihinsel işlevlerin bir kategorisi

ekselans : lat. * excellentia (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + cellere (geçmek, hızla gitmek) + entia (durum eki) ) * mükemmelik, çok iyi olma

eksemestan : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + mestane (steroid veya hormon kökenli yapı eki; androstan (steroid çekirdeği) eki) * östrojen üretimini azaltan ve hormon pozitif meme kanseri tedavisinde kullanılan aromataz inhibitörü (C20H24O2)

eksen : gre. * aks, ax (dingil, mihver, mil, ayırıcı çizgi) + on (son ek) (gre.); axis (lat.) * akson, bir cismi iki eşit parçaya bölen gerçek veya sanal çizgi; dönme dingili

eksenatid : lat. * exen (Heloderma suspectum (Gila canavarı) adlı zehirli kertenkelenin salgısında keşfedilen Exendin-4 (eksendin-4) maddesinden) + tide (peptit veya amino asit zinciri belirteci) * tip 2 diyabet (şeker hastalığı) tedavisinde kullanılan, glukagon benzeri peptit-1 (GLP-1) (glukagon benzeri peptid-1) reseptörünü uyararak kan şekerini düşüren enjeksiyon (iğne) formundaki reçeteli reseptör agonisti ilacın etken maddesi (C184H282N50O60S)

eksenterasyon : lat. * ex (dış, dışında, dışarı, harici) + enteron (iç organ, bağırsak; ince bağırsak; kiriş, şerit, geçit) (en (iç, içe, içine) + teron (bağırsak, iç organ) ) + tio (isim yapım eki) * göz, orbit veya pelvik organların cerrahi operasyonla tamamen çıkarılması

eksentrik : gre. * ek (dış, dışarı, harici) (gre.); ex (dış, dışında, dışarı, harici) (lat.) + kentron (merkez, orta nokta, keskin nokta, diken, mahmuz, iğne, iğne ucu, sivri uç, iğne, dürtme) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) * merkezi başka bir noktayla çakışmayan veya merkezden sapmış, dış merkezli, dış merkezcil; geometri, mekanik ve astronomide ortak merkezli olmayan (yapı); hareketleri, günlük dilde ise alışılmışın dışında davranışlarıyla dikkat çeken

ekseri : ara. * kesere (çoğalmak, çok olmak, artmak, fazlalaşmak), teksir (çoğaltma, artırma, fazlalaştırma), kesir (çok), ekser (daha çok, en çok) + iy (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * çoğunluğu, çoğunluk

ekseriya : ara. * kesir (çok), ekser (daha çok, en çok) + iy (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + a, en (gibi, olarak) * çoğu kez, çoğunlukla, sık olarak, çokluk, çoğu kez, çok kez

ekseriyet : ara. * kesir (çok), ekser (daha çok, en çok) + iy (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + et (isim yapım eki) * çoğunluk, çoğunluğu, çoklama, üstüste gelen (extra (ilave, ek, üstüne gelen) (lat.) )

ekserte : lat. * exsertus (dışarı çıkarılmış, uzatılmış, öne çıkarılmış) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + serere (birleştirmek, bağlamak, sıralamak; uzatmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat eki) ) (lat.); exserted (ing.) * bir organın veya yapının bulunduğu yerden dışarı doğru uzanmış, dışarı çıkmış, belirgin hale gelmiş

ekses : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + cedere (gitmek, ilerlemek, yol almak, uzaklaşmak, çekilmek), cessus (gidiş, ilerleyiş) * aşırılık, fazlalık, taşkınlık, sınırın ötesinde çokluk

eksesif : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + cedere (gitmek, ilerlemek, yol almak, uzaklaşmak, çekilmek), cessus (gidiş, ilerleyiş) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * aşırı, fazla, taşkın

eksfoliasyon : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + foliare (yapraklanmak) (folium (yaprak) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * dökülme, soyulma; cilt yüzeyindeki ölü hücrelerin temizlenmesi

eksfolyatif : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + foliare (yapraklanmak) (folium (yaprak) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * soyulma veya dökülme ile ilgili olan; deri yüzeyinden tabaka şeklinde dökülen

ekshalasyon : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + halare (nefes almak, solumak) + tio (isim yapım eki) * nefes verme; gaz, buhar veya hava gibi maddelerin dışarıya doğru atılması

ekshedra : gre. * exadra (ek, ex (dış, dışarıda, harici) + hedra (oturma yeri, oturulan yer, taban, yüz, yüzey) ) * Antik Yunan ve Roma mimarisinde, genellikle bir duvara dayalı, oturma amaçlı niş veya yarı dairesel platform; toplantı, tartışma veya dinlenme alanı

eksi : tür. * egsü, eksil (azalmak, hariç tutmak) * matematikte bir sayının bir başka sayıdan çıkarılmasını ifade eden işaret; azalma, az olma, çıkarılma (ek, ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) (gre., lat.) )

eksibe : lat. * exhibere (göstermek, sunmak, teşhir etmek) (ex (dış, dısarı) + habere (tutmak, sahip olmak) ) (lat); exhibit (göstermek, sunmak, sergilemek, teşhir etmek) (ing.) * gösterilmiş, sunulmuş, sergilenmiş, teşhir edilmiş

eksibisyon : lat. * exhibere (göstermek, sunmak) (ex (dış, dısarı) + habere (tutmak, sahip olmak) ) + tio (isim yapım eki) * sergi, teşhir

eksibisyonizm : lat. * exhibere (göstermek, sunmak) (ex (dış, dısarı) + habere (tutmak, sahip olmak) ) + tio (isim yapım eki) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * cinsel içerikli gösterim saplantısı, teşhircilik; sürekli kendini gösterme ve ilgi odağı olma isteği

eksik : ara. * egsü, eksil (azalmak, hariç tutmak) + ik (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer); kıs (azaltmak, küçültmek, sınırlamak) + ık (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * azalmış olan, tam olmayan, eksilmiş olan, çıkarılmış olan (ek, ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) (gre., lat.), exit (çıkış), extract, extraire (çıkarmak, hariç tutmak) (ing., fra.) )

eksiklodüksiyon : gre. * eks, ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + kyklos (daire, çember, halka, döngü, siklus) (gre.) + ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak, kapmak) + tio (isim yapım eki) (lat.) * gözdeki korneanın üst kutbunun dışa doğru dönmesi

eksikloverjans : lat., gre. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + kyklos (daire, çember, halka, döngü) (gre.) + vergere (eğmek, bükmek, döndürmek) + entia (isim yapım eki) * her iki gözün koordineli olarak dışa doğru torsiyonel rotasyonu

eksikoz : gre. * ek, ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * kurumuş olma, sıvı kaybetmiş olma, dolaşımdaki kan oranının, su miktarının azalmasıyla veya suyun kapiler damarlar dışına kaçmasıyla azalması durumu; dokuların sıvı kaybı, dehidrasyon

eksilmek : tür. * egsü, eksil (azalmak, hariç tutmak) + il (edilgen fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * azalmak, değerini kaybetmek

eksin : tür. * eksi (azalma, az olma, çıkarılma) + n (ile ilgili, gibi, -a ait) * eksikliği olma durumu; negatif elektrikle yüklü iyon, anyon

eksipiyan : lat. * excipient (dışta olan) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + capere, cipere (almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * ilaçtaki etkin maddelerin aksine etkin olmayan yardımcı madde

eksit : lat. * exitus (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + itus (gidiş, gitmiş) (ire (gitmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); exit (ing.) * bir yerden çıkma, ayrılma veya çıkış noktası, çıkış; binalarda, araçlarda veya genel olarak yolların dışa açılan kısmı

eksitabilite : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + citare (çağırmak, seslendirmek, harekete geçirmek, uyandırmak) + ibilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) + itas (isim yapım ve durum eki) * bir hücrenin veya organizmanın, elektriksel, kimyasal veya fiziksel uyaranlara yanıt verebilme kapasitesi

eksitabl : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + citare (çağırmak, seslendirmek, harekete geçirmek, uyandırmak)+ ibilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) * uyarılabilme yeteneği olan, uyarılmaya eğilimli

eksitasyon : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + citare (çağırmak, seslendirmek, harekete geçirmek, uyandırmak) + tio (isim yapım eki) * uyarılma, heyecanlanma; beyin kabuğunda bulunmakta olan sinir merkezlerinin aşırı derecede uyarılması sonucunda ortaya çıkan sensomotorik duyarlılığın ileri derecede artışı; özelleşmiş hücre topluluklarından belirli aralıklarla çıkan uyarının kas liflerine iletilmesi sonucu, kas hücrelerinin uyarılması

eksitatör : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + citare (harekete geçirmek, uyandırmak, uyarmak) + tor (-cı, yapan, eden eki) * uyarıcı, uyaran etkisi yapan, hücre veya dokuyu harekete geçiren

eksite : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + citatus (harekete geçirilmiş, uyandırılmış, uyarılmış) (citare (çağırmak, seslendirmek, harekete geçirmek, uyandırmak)+ tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki); excité (fra.) * harekete geçirilmiş, uyandırılmış, uyarılmış

eksiton : gre. * ek (dış, dışarı, harici) (gre.); ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) (lat.) + ienai (gitmek, ilerlemek), itos (gidilmiş, ilerlenmiş), iton (giden, ilerleyen) (gre.) * elektrik yükü taşımayan, bir elektron ile pozitif bir elektron boşluğunun (delik) Coulomb çekimiyle birbirine bağlanması sonucu oluşan nötr yarı parçacık

eksize : lat. * excisus (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + cidus (kesilmiş, yarılnış, doğranmış, vurulmuş) (caedo, caede, cide, cidium (kesme, vurma, çarpma, öldürme) (caedere, cidere (kesmek, yarmak, parçalamak, doğramak, vurmak, çarpmak; öldürmek) + ium (isim yapım eki) ) + us (son ek) ) (lat.); excised, excisé (kesilip çıkarılmış) (ing., fra.) * neşter, lazer veya başka bir kesme aleti kullanılarak kesilip çıkarılmış

eksizyon : lat. * excisus (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + caedo, caedere, cidere (kesmek, yarmak, parçalamak, doğramak, vurmak, çarpmak; öldürmek) + tio (fiili isim yapam son ek) (lat.); excision (kesip çıkarma) (ing., fra.) * neşter, lazer veya başka bir kesme aleti kullanılarak bir büyümenin, dokunun, organın veya kemiğin çıkarılması

ekskalibur : gal. * kaledvoulch (caled (sert, katı) + bwlch (ihlal, yarık) ); caladbolg (calad (sert) + bolg (karın) ) * Kral Arthur'un kılıcı

ekskavasyon : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + cavare (oymak, delmek, boşluk açmak) (cavus (oyuk, boşluk) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * kazı, hafriyat; çürümüş veya hasarlı dokuların (çürük diş dokusu vb.) kazınarak temizlenmesi işlemi

ekskavatör : lat. * cavare (oymak, delmek, boşluk açmak) (cavus (oyuk, boşluk) + are (fiil mastar eki) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) * kazı, yükleme, hafriyat ve ağır malzemelerin taşınması gibi işlerde kullanılan bir inşaat makinesi türü

ekskavatum : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + cavatum (oyuk, çukur, boşluk) * oyulma, çukur oluşma, çökme

eksklamasyon : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + clamare (bağırmak, haykırmak, seslenmek) + tio (isim yapım eki) * güçlü bir duygu, heyecan, şaşkınlık veya çağrı bildiren söz ya da ifade, ünlem

eksklüzif : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + claudere (kapatmak, kapamak, çevrelemek, örtmek) + ivus (ile ilgili, -a ait) (lat.); exclusive (ing.) * özele mahsus, seçkin, ayrıcalıklı, sınırlı erişime sahip, sadece bir kişiye, gruba ait, özel

eksklüzyon : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + claudere (kapatmak, kapamak, çevrelemek, örtmek) + tio, sio (isim yapım eki) * dışlama, kapsam dışı bırakma, hariç tutma, bir gruba veya hakka dahil etmeme durumu

ekskoriasyon : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + coriare (derilemek, deri kaplamak) (corium (deri, deri tabakası) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * derinin dış tabakasının kazınma, sıyrılma veya tahriş sonucu zarar görmesi durumu, sıyrık oluşumu

ekskoriasyon : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + coriare (derilemek, deri kaplamak) (corium (deri, deri tabakası) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * deriyi soymak, deriden sıyırmak, derisini yüzmek

ekskoriye : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + coriatus (derilemek, deri kaplamak) (corium (deri, deri tabakası) + are (fiil mastar eki) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ); excorié (fra.) * kaşıma, sürtünme veya travma gibi dışsal bir etken nedeniyle yüzeysel olarak aşınmış, soyulmuş veya sıyrılmış (deri veya mukoza tabakası)

ekskrement : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + cernere, cret (ayırmak, seçmek, ayıklamak, elemek, serpmek) + mentum (isim yapım eki) * bir canlının sindirim sürecinden sonra vücudundan dışarı attığı, başta dışkı (feçes) olmak üzere tüm atık maddeler

ekskrementoloji : lat., gre. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + cernere, cret (ayırmak, seçmek, ayıklamak, elemek, serpmek) + mentum (isim yapım eki) (lat.) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * canlıların vücutlarından attıkları dışkı, idrar ve ter gibi boşaltım maddelerini (ekskrementleri) tıp, biyoloji veya antropoloji gibi alanlar çerçevesinde inceleyen bilim dalı

ekskresyon : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + cernere, cret (ayırmak, seçmek, ayıklamak, elemek, serpmek) + tio (isim yapım eki) * vücut tarafından atılması gereken artık maddelerin veya toksinlerin dışarı atılması; boşaltım, atılım süreci, dışkılama

ekskretuar : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + cernere, cret (elemek, serpmek) + aris, arius (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.); excretory, excrétoire (ing., fra.) * çıkartım ile ilgili, dışkılama ile ilgili, boşaltımla ilgili, salgılama ile ilgili

ekskurs : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + currere (koşmak), curs, cursus (koşma) * ana konudan veya yazılı metinden kısa süreliğine dışarı çıkma, sapma veya ana konuyu açmak için yapılan ayrıntılı ek açıklama

ekskürsiyon : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + currere (koşmak), curs, cursus (koşma) + sio (isim yapım eki) (lat.); excursion (fra.) * kısa süreli gezi, bir yerden başka bir yere yapılan kısa yolculuk, inceleme veya eğlence amacıyla gerçekleştirilen dolaşma

ekslipriz : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + libris (kitap) * kitap sahibini tanıtan, onu yücelten bir sanat dalı

eksodus : gre. * exodus (ek, ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + hodos (yol, patika, yol; bir yolculuk, yürüyüş) * çıkış; Tevrat'ın ikinci bölümü

eksoftalmus : gre. * ek, eks, ex, exo (dış, dışarı, harici) + oph, ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + thalamos (iç oda, odacık) * göz küresinin normal yerinden dışarı doğru çıkması yani gözlerin ileriye doğru fırlamış gibi görünmesi

eksogami : gre. * ex, ektos (dış) + gamia (evlilik durumu, eş olma durumu) (gamos (evlilik, eş olma, birleşme, nikah) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * dış evlilik

eksogen : gre. * ek, ex, exo, ektos (dış, dışarı, harici) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * dışarıdan oluşmuş, dış kaynaklı; vücut dışından gelen, harici kaynaklı

eksojen : gre. * ek, ex, exo, ektos (dış, dışarı, harici) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * dışarıdan oluşmuş, dış kaynaklı; vücut dışından gelen, harici kaynaklı

eksokrin : gre. * ek, ex, exo, ektos (dış, dışarı, harici) + krinein (elemek, serpmek) * dış salgı (örneğin "ter") (zıttı "endokrin" (iç salgı) )

eksoplanet : gre. * ek, ex, exo, ektos (dış, dışarı, harici) + planaomein (dolaşmak, gezinmek, sapmak), planetes (dolaşan, hareket eden, gezen, gezegen, gezgin yıldız) * Güneş Sistemi dışında, başka bir yıldızın etrafında dolanan ve doğrudan veya dolaylı gözlem yöntemleriyle tespit edilen gezegen

eksorsist : gre., lat. * ek, ex, exo, ektos (dış, dışarı, harici) + horkos (yemin, ant) (gre.) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * kötü ruhları (cinleri, şeytani varlıkları) bedenlerden veya yerlerden, dua, ritüel veya kutsal kelimelerle kovduğuna inanılan kişi

eksorsizm : gre. * ek, ex, exo, ektos (dış, dışarı, harici) + horkos (yemin, ant) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * kötü ruhları (cinleri, şeytani varlıkları) bedenlerden veya yerlerden, dua, ritüel veya kutsal kelimelerle kovma

eksositoz : gre. * ek, ex, exo, ektos (dış, dışarı, harici) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * hücre içindeki büyük moleküllerin hücre dışına atılmasını sağlayan taşıma şekli

eksostozis : gre. * ek, ex, exo, ektos (dış, dışarı, harici) + osteon (kemik) + osis (durum, oluşum, sorun, hastalık hali) * travma, iltihap veya genetik nedenlerle gelişen, sıklıkla diz, omuz, kaburga veya çene kemiğinde görülen, kemik yüzeyinden dışarı doğru büyüyen iyi huylu çıkıntı

eksoterik : gre. * exoterikos (ex, exo (dış, dışarı, harici) + teros (daha, en) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * herkesin öğrenmesine, bilmesine açık olan, ezoterik (içe yönelik) olmayan, dışa yönelik, dışa ilişkin, açık olan, bariz olan, görünür olan, zahiri

eksotermik : gre. * exoterikos (ex, exo (dış, dışarı, harici) + thermos (ısı, sıcaklık) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ısı açığa çıkaran, dışa ısı veren; özellikle kimyasal veya fiziksel reaksiyonlarda enerji açığa çıkan süreç

eksotropi : gre. * ex, exo (dış, dışarı, harici) + tropia (dönüş durumu, dönme durumu, değişim durumu, yönelme durumu) (trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * bir gözün dışa (temporal yöne) kaydığı bir şaşılık türü (karşıtı "ezotropi" yani gözün içe kayması)

eksozom : gre. * ex, exo (dış, dışarı, harici) + soma (vücut, gövde, cisim, beden, nesne, yapı; topluluk, toplum veya cemiyet) * hücrelerin dış ortama salgıladığı, protein, lipit ve nükleik asitler taşıyan, hücreler arası iletişimde görev alan nanometre boyutlu zarla çevrili vezikül

ekspanse : lat. * expansio (genişleme, yayılma) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + pandere (açmak, yaymak) + sio (isim yapım eki) ) (lat.); expansé (fra.) * genişlemiş, yayılmış, hacmi artmış

ekspansil : lat. * expansio (genişleme, yayılma) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + pandere (açmak, yaymak) + sio (isim yapım eki) ) + il (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * (kitleler veya lezyonlar için) genişleme özelliği gösteren, genişleyerek büyüyen

ekspansiyon : lat. * expansio (genişleme, yayılma) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + pandere (açmak, yaymak) + sio (isim yapım eki) ) * genişleme, yayılma

ekspektan : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + spectare (bakmak, gözlemek) + ans, ant (-cı, yapan, eden eki) * bekleyen, gözlem yapan; aktif müdahale yapmaksızın durumu gözlemleyerek izlemeyi tercih eden yaklaşım

ekspektoran : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + pectorare (göğüslemek, göğüs içine almak) (pectus, pectoris (göğüs) + are (fiil mastar eki) ) + ans, ant (-cı, yapan, eden eki) * solunum yollarındaki balgamı incelten veya çıkmasını kolaylaştıran ilaçları tanımlayan terim

ekspektorasyon : lat. * expectoratio (göğüsten dışarı atma) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + pectorare (göğüslemek, göğüs içine almak) (pectus, pectoris (göğüs) + are (fiil mastar eki) ) + atio (isim yapım eki) * akciğer, trakea veya bronşlardaki balgamın, mukusun veya maddelerin öksürükle dışarı çıkarılması, öksürerek balgam çıkarma

eksper : lat. * expertus, experitus (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + periore, periri (denemek, cüret etmek, riske etmek), pertus (deneme, çabalama), peritus (deneyen, çabalayan) * işin uzmanı, işi bilen, değerlendiren, yorumlayan, değer biçen, karar veren kişi

eksperiment : lat. * experiore (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + periore, periri (denemek, cüret etmek, riske etmek) ) + mentum (isim yapım eki) * deney, sınama, test, tecrübe

eksperimental : lat. * experiore (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + periore, periri (denemek, cüret etmek, riske etmek) ) + mentum (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * deneysel, tecrübeye dayalı

eksperimentalizm : lat. * experiore (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + periore, periri (denemek, cüret etmek, riske etmek) ) + mentum (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * bilgiye ancak deney ve gözlem yoluyla ulaşılabileceğini savunan yaklaşım

eksperimentasyon : lat. * experiore (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + periore, periri (denemek, cüret etmek, riske etmek) ) + mentum (isim yapım eki) + tio (isim yapım eki) * deney yapma süreci, deney yoluyla bilgi edinme yöntemi

ekspertiz : lat. * expertus (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + pertus (deneme, çabalama) (periore, periri (denemek, cüret etmek, riske etmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * uzman görüşü, uzman yorumu, bilirkişilik, uzman incelemesi, uzman raporu

ekspirasyon : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + spirare (solumak, nefes almak) + tio (isim yapım eki) * soluk vermek, nefes vermek

ekspiratuar : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + spirare (solumak, nefes almak) + tor (-cı, yapan, eden eki) + ius (ile ilgili, -a ait) * soluk verme (ekspirasyon) ile ilgili

ekspiriyum : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + spirium (soluk alma, nefes alma) (spirare (soluk almak, nefes almak) + ium (isim yapım eki) ) * soluk verme, nefes verme

eksplant : lat. * explantus (explantare (dışarıya dikmek, almak, çıkarmak) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + plantare (ekmek, dikmek) ) + us (isim yapım eki) ) * bir organizmadan veya dokudan alınan ve başka bir ortamda yetiştirilmek veya incelenmek üzere kullanılan örnek

eksplantasyon : lat. * explantare (dışarıya dikmek, almak, çıkarmak) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + plantare (ekmek, dikmek) ) + tio (isim yapım eki) * organizmadan veya dokudan alınan örneğin başka bir ortamda (genellikle laboratuvar ortamında) büyütülmesi veya incelenmesi işlemi

eksplisit : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + plicitus (katlanmış, bükülmüş) (plicare (katlamak, bükmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * bir şeyin açıkça ve net bir şekilde ifade edildiği veya gösterildiği durumu tanımlayan sıfat, açık, bariz (karşıtı "implisit" (dolaylı, örtük, gizli) )

eksplorasyon : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + plorare (çığlık atmak, bağırmak; araştırmak, keşfetmek) + tio (isim yapım eki) * bilinmeyen veya az bilinen bir şeyin keşfi, araştırılması, özellikle yeni yerlerin, bölgelerin veya konuların incelenmesi, keşif

eksplore : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + ploratus (plorare (çığlık atmak, bağırmak; araştırmak, keşfetmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); exploré (fra.) * keşfedilmiş, araştırılmış, incelenmiş

eksplosif : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + plosivus (plaudere, plodere (el çırpmak, patlatmak), plosio (el çırpma, patlatma) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * şiddetli bir şekilde dışarı atılabilir, dışarı püskürtülebilir, patlayabilir, patlayıcı

ekspojür : lat. * exponere (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak) ) + positus (konmuş, yerleştirilmiş) + ura (isim yapım eki) ) (lat.); exposure (teşhir, poz, sergileme) (ing.) * maruz kalma, teşhir etme, teşhir, pozlama, poz, sergileme, görünme; bir kişinin bir defilede veya reklamda görünmesi (put, poser (koymak) (ing., fra.) )

eksponansiyel : lat. * exponentialis (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak) + entia (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * üstel, hızla artan, bir değişkenin üstel olarak artışıyla ilgili; üstel fonksiyonun grafiğindeki gibi çok hızlı artan, üstel fonksiyon

eksponent : lat. * exponent (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * temsil eden, açıklayan, bir kavramı veya gücü ortaya koyan; matematikte üst sayı (üs, kuvvet); bir üstel ifadedeki üslü sayı (örneğin, 2^3 ifadesinde 3, eksponent (üs) olur.)

eksport : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + portus (taşınmış, götürülmüş) (portare (taşımak, götürmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * bir ülkenin, kendi ürettiği malları başka bir ülkeye satması, ihracat, dışsatım

ekspoze : lat. * expositus (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positus (konmuş, yerleşmiş, düzenlenmiş, yatırılmış) ) * teşhir edilmiş, sergilenmiş, açıkta gösterilmiş; maruz kalmış

ekspozisyon : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positio (koyuş, koyma, konum, yerleşim) * teşhir, poz, sergileme, açığa çıkarma

ekspres : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + pressare (basmak), pressus (basılmış, sıkıştırılmış, bastırılmış, ezilmiş; bası, baskı, sıkıştırma, vurma) * çok hızlı giden veya yapılan

ekspresivite : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + pressare (basmak, baskılamak, sıkıştırmak, vurmak), pressus (basılmış, sıkıştırılmış, bastırılmış, ezilmiş; bası, baskı, sıkıştırma, vurma) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım eki) * bir hastalığın eksprese olma ölçüsü; bir penetrant genin veya genotipin, fenotipin ortaya çıkma derecesini etkileme gücü

ekspresyon : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + pressare (basmak, baskılamak, sıkıştırmak, vurmak), pressio (basım, baskılama, sıkıştırma, vurum, vurma) * bir duygunun veya düşüncenin dışa vurulması, deyim, deyiş, ifade, dışavurum

ekspresyonist : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + pressare (basmak, baskılamak, sıkıştırmak, vurmak), pressio (basım, baskılama, sıkıştırma, vurum, vurma) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * ifadeci, dışavurumcu; ekspresyonizm akımına ait olan veya bu akımın özelliklerini taşıyan; duyguları, içsel düşünceleri ve bireysel deneyimleri vurgulayan sanatçı veya kişi

ekspresyonizm : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + pressare (basmak, baskılamak, sıkıştırmak, vurmak), pressio (basım, baskılama, sıkıştırma, vurum, vurma) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * duyguların, içsel durumların ve bireysel izlenimlerin sanat aracılığıyla abartılı bir şekilde ifade edilmesi

ekspülsiyon : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + pulsare (vurmak, çarpmak, itmek) (pulsus (vurma, çarpma, itme, vuruş, atma, atım, itiş) + are (fiil mastar eki) ), pulsio (itme, sürükleme) * dışarı atma, kovma

ekstansif : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + tendere (germek, gerilmek, uzatmak, esnetmek, yöneltmek), tensio (gerilim, esneme) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * genişleyen, yayılan, yaygın, yüzeysel olarak artan, uzayan

ekstansiyon : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + tendere (germek, gerilmek, uzatmak, esnetmek, yöneltmek), tensio (gerilim, esneme, uzama) * uzama, gerilme, esneme, genişleme, yayılma; vücut içerisinde iki komşu bölüm kapsamında, bir eklemde birbirinden uzaklaşma hareketi, eklem açısının büyümesi

ekstansometre : lat., gre. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + tendere (germek, gerilmek, uzatmak, esnetmek, yöneltmek), tensio (gerilim, esneme, uzama) (lat.) + metron, metros (ölçü) (gre.) * gerilme ölçer, esneme ölçer, uzama ölçer

ekstansör : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + tendere (germek, gerilmek, uzatmak, esnetmek, yöneltmek), tensio (gerilim, esneme, uzama) + or (-cı, yapan, eden eki) * malzemelerin kuvvet altındaki mikroskobik boyutsal değişimlerini (uzama veya kısalma miktarını) ölçen cihaz, uzatan, açan, geren, yayan; bir eklemi açmaya, yani iki kemik arasındaki açıyı artırmaya yarayan kas

ekstazi : gre. * ek (dış, dışarı, harici) + histanai (yerleştirmek, konumlamak, düzenlemek, durmak, yer almak), stasis (durma, ayakta durma, durgunluk, sabit kalma, duruş veya kuvvetlerin karşı karşıya gelmesi) * kullanıcıda coşku, aşırı haz, sevgi hissi, empati ve kendinden geçme gibi duygular yaratan, 3,4-metilenedioksi-N metilamfetamin (MDMA) olarak da bilinen psikoaktif madde (C11H15NO12)

ekstazik : gre. * ek (dış, dışarı, harici) + histanai (yerleştirmek, konumlamak, düzenlemek, durmak, yer almak), stasis (durma, ayakta durma, durgunluk, sabit kalma, duruş veya kuvvetlerin karşı karşıya gelmesi) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ekstazi etkisi yaratan

ekstensif : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + tendere (germek, gerilmek, uzatmak, esnetmek, yöneltmek), tensio (gerilim, esneme, uzama) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * genişleyen, yayılan, yaygın, yüzeysel olarak artan, uzayan

ekstensör : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + tendere (germek, gerilmek, uzatmak, esnetmek, yöneltmek), tensio (gerilim, esneme, uzama) + or (-cı, yapan, eden eki) * uzatan, açan, geren, yayan; bir eklemi açmaya, yani iki kemik arasındaki açıyı artırmaya yarayan kas

eksteriyör : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + terra (yer, toprak) + ior (yer ve durum eki) * dış, dışsal, harici, dışarı kısım

eksterna : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + ternus (yer, yön belirtici bir ek) * dış, dışarıya ait, harici; vücudun dış kısmı veya bir yapının dış yüzeyi

eksternal : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + ternus (yer, yön belirtici bir ek) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * harici, dış, dışa ait, dış ile ilgili, dışarıdan gelen, dışsal, harici

eksterne : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + ternatus (ternare (ternus (yer, yön belirtici bir ek) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * dış, dışta bulunan, harici; henüz mezun olmamış ama hastanede uygulamalı eğitim (staj) gören tıp fakültesi öğrencisi

ekstinksiyon : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + stinguere (işaretlemek, ayırmak, batırmak, söndürmek, bastırmak) + tio (isim yapım eki) (lat.); extinction (fra.) * yok olma, sönme, tükenme

ekstipüle : lat. * exstipulatus (kulakçıksız, yan yaprakçıksız) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + stipulari (Roma hukukunda “karşılıklı söz alarak bağlayıcı taahhütte bulunmak; sözlü anlaşma yapmak) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * stipula veya kulakçık (yaprak tabanındaki küçük ek yapı) bulunmayan, kulakçıksız

ekstirpasyon : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + stirpare (köklemek, soylamak, kök vermek, soyu yayılmak) (stirps (kök, soy) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.); extirpation (fra.) * kökünden sökme, kökünü kazıma; bir yapının, organın veya tümörün tamamının cerrahi olarak çıkarılması, yani köküyle birlikte alınması

ekstirpe : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + stirpatus (stirpare (köklemek, soylamak, kök vermek, soyu yayılmak) (stirps (kök, soy) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); extirpé (fra.) * kökünden sökülmüş, kökü kazınmış

ekstorsiyon : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) torsio, tortio (burma, bükme, kıvırma, eğme, çarpıtma) (torquere (burmak, bükmek, kıvırmak, eğmek, döndürmek, çarpıtmak) + sio, tio (isim yapım eki) ) * çevrilme, burulma, dışa döndürme; bir yapının, özellikle göz veya ekstremite gibi organların dışa doğru döndürülmesi

ekstra : lat. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek, fazladan) * dışında, haricinde, ötesinde; ilave, fazladan, ek, normalin dışında olan; çok iyi nitelikli, en üstün

ekstraduktal : lat. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek, fazladan) + ductus (kanal, boru, yol, kemer, kiriş) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kanal dışı ile ilgili, kanal dışına ait, kanalın dışında bulunan; salgı bezleri (meme, pankreas, tükürük bezi vb.) veya safra yolları gibi yapılardaki kanalların dışındaki durumlar

ekstradural : lat. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek, fazladan) + dura (sert, katı; beyni veya omuriliği çevreleyen sert zar) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * dura mater’in (sert anne) dışında yer alan, sert zar dışı, dura dışı

ekstrafasiyal : lat. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek, fazladan) + face, facies (yüz, surat, görünüş, ifade; biçim, şekil) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yüz sinirinin dışında yer alan, yüzle ilgili yapının dışında kalan

ekstrafor : lat. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek, fazladan) + fortis (kuvvetli, güçlü) * perde ve benzeri şeylerin ucuna, kenarlarına, giysilerin etek, kol, yaka veya paça parçalarına geçirilen, seyrek dokunmuş keten şerit

ekstragonadal : lat., gre. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek, fazladan) (lat.) + gone, gonas, gonad (tohum, döl, düğüm, yumru, yumurtalık, testis, erbezi) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * bezlerin dışında yer alan, bezle ilişkili olmayan

ekstrahepatik : lat., gre. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek, fazladan) (lat.) + hepar, hepatos (karaciğer) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * karaciğer dışında olan, karaciğer ile ilgili olmayan

ekstrakapsüler : lat. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek, fazladan) + capsula (capsa (kutu, sandık, muhafaza, kılıf, kabuk, kap, konteyner) + ulus, ula (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir organın mahfazasının (kapsülünün) dışında olan

ekstrakarnasyon : lat. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek, fazladan) + carnatio (caro, carn (et), carnare (etlenmek) + tio (isim yapım eki) ) * tıpta veya felsefi bağlamda, bir organizmanın veya canlının bedensel sınırlarının ötesinde bir etki, dışsal varlık veya bedensel dışa taşma durumu

ekstrakonal : lat. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek, fazladan) + conus (koni, konik) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * göz ve göz çevresindeki koniye benzer bir yapının dışında bulunan; muskulofasyal koninin dışındaki orbita içindeki boşluk

ekstrakorporeal : lat. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek, fazladan) + capo, corpus, corpor (baş, vücut) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * vücut harici olan

ekstraksiyon : lat. * ex (dış, dışarı, ötesi, hariç) + tractio (çekiş, çıkarma) (tractus (çekilmiş, sürüklenmiş, cezbedilmiş, görütülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) + ctus (isim yapım eki) ) + tio (isim yapım eki) ) * çıkarma, çekme, çekip çıkarma

ekstrakt : lat. * ex (dış, dışarı, ötesi, hariç) + tractus (çekilmiş, sürüklenmiş, cezbedilmiş, görütülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) + ctus (isim yapım eki) ) * bitkisel, kimyasal veya farmasötik bir maddenin özünün çıkarılmasıyla elde edilen madde, özüt, bitki özü

ekstraktum : lat. * ex (dış, dışarı, ötesi, hariç) + tractus (çekilmiş, sürüklenmiş, cezbedilmiş, görütülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) + ctus (isim yapım eki) ) * bitkisel, kimyasal veya farmasötik bir maddenin özünün çıkarılmasıyla elde edilen madde, özüt, bitki özü

ekstraoküler : lat. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek, fazladan) + oculus (göz) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * göz dışında konumlanmış

ekstraosseoz : lat. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek, fazladan) + ossis (kemik) + osus (ile ilgili olma) * kemik dışında yer alan

ekstrapiramidal : lat., gre. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek, fazladan) (lat.) + pyr (ateş) + amis, amidis (şekil belirten ek) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * istemli kas hareketlerinin kontrolünü sağlayan piramidal hücrelerin yer aldığı beynin motor korteksinin (piramidal sistem) dışında kalan

ekstrapolasyon : lat., gre. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek, fazladan) + polare (pürüzsüzleştirmek; kutuplaştırmak) (polos (kutup, eksen, gök kutbu, dönme ekseni) (gre.); polus (lat.) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * mevcut verilerin dışına doğru tahmin yürütme, dışa uzatma yoluyla çıkarım; veri kümesindeki bilinen değerler aralığının ötesindeki verilerin değerlerini tahmin etmek için kullanılan istatistiksel bir teknik

ekstrasellüler : lat. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek, fazladan) + cellula (odacık, hücrecik) (cella (oda, hücre) + ulus, ula (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hücre dışı, hücre dışında olan; hücre zarının dışındaki alanı veya maddeler

ekstrasensori : lat. * extra (dışarıda, dışında, ötesinde) + sensorius (duyuyla ilgili, his ile ilgili) (sensus (duyu, duygu, his, algı) + orius (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * normal duyuların algılayamayacağı olguları veya olayları algılama yeteneği

ekstrasistol : lat., gre. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek, fazladan) + sustellein, systellein (kasılmak), sustole, systole (kasılma) * kalbin normal atışının yanı sıra ortaya çıkan fazla kalp atışı; normal kalp ritminin dışına çıkan erken kasılma, erken atım

ekstrasolar : lat. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek, fazladan) + sol (güneş) + aris (ile ilgili, -a ait) * Güneş'in dışında bulunan veya Güneş Sistemi'nin ötesinde yer alan

ekstrastaminal : lat., gre. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek, fazladan) (lat.) + stemon (çözgü, çözgü ipliği, iplik, dik duran ip, dokuma tezgahındaki dik ip; çubuk, filament, erkek organ, erkeklik organı, stamen) (gre.); stamina, stamen (lat.) * bir çiçeğin erkek organlarının (stamen / androecium) dışında yer alan veya onları çevreleyen; erkekçiklerin (stamenlerin) çiçek içindeki olağan konumunun dışında yer alması ile ilgili

ekstraterrestrial : lat. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek, fazladan) + terrestris (Dünya'ya ait, toprakla ilgili, yeryüzüyle ilgili, yerle ilgili) (terra (yer, yeryüzü, toprak, Dünya) + estris (ile ilgili, -a ait) ) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * Dünya'nın dışında bulunan, Dünya kökenli olmayan veya Dünya dışındaki gökcisimlerinden kaynaklanan, dünyadışı

ekstratuar : lat. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek, fazladan) + tus (isim yapım eki) + aris, arius (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * dışarı çıkma ile ilgili, dış ile ilgili, dışarıya yönelik

ekstravagant : lat. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek, fazladan) + vagari (dolaşmak, gezinmek), vagans (dolaşma, gezinme) * harcamalarda, davranışlarda veya tarzda aşırı olan, makul olanın ötesinde olan

ekstravasküler : lat. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek, fazladan) + vasculum (küçük kap, küçük kanal) (vas (kap, kanal) + cula, culum (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * damar sisteminin dışında bulunan sıvı (örneğin dokular arası sıvılar veya lenf)

ekstravasküler adm : lat. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek, fazladan) + vasculum (küçük kap, küçük kanal) (vas (kap, kanal) + cula, culum (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + adrenomedullin (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + ren (böbrek) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + medulla (iç, içi, iç bölge) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) * damar dışı dokularda bulunan veya etkili olan adrenomedullin (damar genişletici (vazodilatör) bir peptid

ekstravazasyon : lat. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek, fazladan) + vas (damar, kap, kanal) + atio (isim yapım eki) * ilaçların istenmeyen nedenlerle damar dışına sızması

ekstravaze : lat. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek, fazladan) + vas (damar, kap, kanal) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki); extravasé (lat.) * damar dışına sızmış, damar dışı ile ilgili

ekstraversiyon : lat. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek, fazladan) + versio (dönme, dönüş, rotasyon, dönüşüm, yönelim, çevrim) (vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tio (isim yapım eki) ) (lat.); extraversion (fra.) * dışa dönüklük (karşıtı "introversiyon" (içe dönüklük) )

ekstravert : lat. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek, fazladan) + versus, vertus (dönmüş, döndürülmüş, çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen) (versare (dönmek, döndürmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * dışa dönük

ekstre : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + tractus (çekilmiş, sürüklenmiş, cezbedilmiş, görütülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) + ctus (isim yapım eki) ) (lat.); extract, extrait (ing., fra.) * bir maddeden çekilip çıkarılan etkin kısım, döküm; özüt

ekstrem : lat. * extremus, extremum (exterus (dışla ilgili, dışsal, harici) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + tremus, tremum (üst düzey, en, pek) ) * en dış, en uç, aşırı, aşırı uç

ekstrem helyum yıldızı : lat., gre., tür. * extremus, extremum (exterus (dışla ilgili, dışsal, harici) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + tremus, tremum (üst düzey, en, pek) ) + helium (atom numarası 2, simgesi He olan, soy gazlar grubundan renksiz, kokusuz, tepkimeye girmeyen kimyasal element, He) (helios (güneş) (gre.) + ium (kimyasal element eki) (lat.) ) + yıldız (ısı ve ışık kaynağı olan gök cismi) + ı (iyelik eki) (tür.) * evrende en bol bulunan kimyasal element olan hidrojenden neredeyse tamamen yoksun, atmosferi ve yapısı neredeyse saf helyum ile ağır elementlerden oluşan çok nadir bir düşük kütleli süperdev yıldız sınıfın

ekstremal : lat. * exter (dış, dışarı, harici) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + terra (yer, toprak) + nus (ile ilgili, -a ait) ) + alis (ile ilgili, -a ait) * dışarıda bulunan, dış tarafa ait, dışarıdan gelen, dış, harici, dışsal

ekstremite : lat. * extremus, extremum (exterus (dışla ilgili, dışsal, harici) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + tremus, tremum (üst düzey, en, pek) ) + itas (isim yapım ve durum eki) ) * uç, son, sınır, son derece

ekstremizm : lat. * extremismus (extremus, extremum (exterus (dışla ilgili, dışsal, harici) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + tremus, tremum (üst düzey, en, pek) ) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) ) * bir olguyu en uç biçimiyle benimseme, aşırılık

ekstremum noktası : lat., ara., tür.* extremus, extremum (exterus (dışla ilgili, dışsal, harici) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + tremus, tremum (üst düzey, en, pek) ) (lat.) + nukta (benek, işaret, nokta; yazıda harfin üzerindeki veya altındaki işaret; küçük belirti) + sı (iyelik eki) (tür.) * gerçel değerli bir f fonksiyonun tanım bölgesinin bir parçasında en büyük veya en küçük değerine ulaştığı noktalardan her biri; bir fonksiyonun türevinin kökleri

ekstrensek : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + trinsecus (dış yan, dış taraf) (ter (üç, üç yan) + secus (yan, taraf) ) * bir şeyin özünden değil dış etkenlerden kaynaklanan, dışsal, harici, dışarıdan gelen

ekstrinsik : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + trinsecus (dış yan, dış taraf) (ter (üç, üç yan) + secus (yan, taraf) ) * bir şeyin özünden değil dış etkenlerden kaynaklanan, dışsal, harici, dışarıdan gelen

ekstrofi : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * bir organın veya dokunun dışa doğru dönmesi veya dışa çıkması

ekstrofi vezika : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) + vesica (baloncuk, torba, kese; mesane, idrar torbası, sidik torbası) * idrar torbasının (vezika) doğuştan (konjenital) karın dışına doğru açık bir şekilde yerleşmiş olması durumu

ekstrovert : lat. * extra (dış, dışarı, ötesi, dışında, harici, -den başka, ilave, ek, fazladan) + versus, vertus (dönmüş, döndürülmüş, çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen) (versare (dönmek, döndürmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * dışadönük

ekstruder : lat., ing. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + trudere (itmek, zorlamak, bastırmak, zorla sokmak), trudatus (itilmiş) (lat.) + er (-cı, yapan, eden eki) (ing.) * hammaddeyi ısı, basınç ve dönen bir vida yardımıyla eritip sıkarak belirli bir biçimde dışarı çıkaran endüstriyel bir makine

ekstrüde : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + trudere (itmek, zorlamak, bastırmak, zorla sokmak), trudatus (itilmiş, bastırılmış) * bir yapının, bir maddenin, bir organın veya bir dokunun normalde bulunduğu yerden dışarı çıkması veya itilmesi

ekstrüder : lat., ing. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + trudere (itmek, zorlamak, bastırmak, zorla sokmak), trudatus (itilmiş, bastırılmış) (lat.) + er (-cı, yapan, eden eki) (ing.) * hammaddeyi ısı, basınç ve dönen bir vida yardımıyla eritip sıkarak belirli bir biçimde dışarı çıkaran endüstriyel bir makine

ekstrüzyon : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + trudere (itmek, zorlamak, bastırmak, zorla sokmak), trusio (itme, bastırma) * bir yapının, bir maddenin, bir organın veya bir dokunun doğal sınırlarından dışarıya çıkması veya itilmesi durumu

ekstübasyon : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + tubare (tüp takmak, tüplemek, borulamak) (tubus (tüp, boru, kapalı kanal) + are (fill mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * hastanın mekanik ventilatörden çıkarılması, entübasyon halinin sonlanması

eksuda : lat. * exudatus (exudare (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + sudare (terlemek, sıvı boşalmak) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * damar geçirgenliğindeki artış nedeniyle dokuların dışına çıkan kan sıvısı

eksudasyon : lat. * exudatio (exudare (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + sudare (terlemek, sıvı boşalmak) + tio (isim yapım eki) ) * damar geçirgenliğindeki artış nedeniyle kan sıvısının dokuların dışına çıkması

eksudatif : lat. * exudatus (exudare (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + sudare (terlemek, sıvı boşalmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sıvıların, hücrelerin ve diğer maddelerin dokuya sızması veya dışarıya çıkması durumu ile ilgili

eksülans : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + ulare (dolaşmak, gezinmek, sürgünde olmak, yurdundan uzakta yaşamak) + entia (isim yapım eki) * sürgünde olan, yurdundan uzakta dolaşan; gezgin (örneğin Diomedea exulans (çok geniş okyanus alanlarında sürekli dolaşan, göçebe yaşam tarzına sahip kuş)

eksürjans : lat. * exurgere (yükselmek, ortaya çıkmak) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + surgere (yükselmek) ) + entia (isim yapım eki) * çatlaklardan sızan suların yer altında toplanarak yüzeye çıkması ile oluşan kaynaklar

ekşi : tür. * ekşig (asitli) * asitli tat, mayhoşluk, keskin ve buruşuklaştırıcı tat duyumu; limon veya sirke tadında olan

ekşikulak : tür. * ekşi (asitli tat, mayhoşluk, keskin ve buruşuklaştırıcı tat duyumu; limon veya sirke tadında olan) + kulak (işitme organı) * kulak iltihabı veya kulak enfeksiyonu anlamında kullanılan bir terim

ekşimek : tür. * ekşi (asitli tat, mayhoşluk, keskin ve buruşuklaştırıcı tat duyumu; limon veya sirke tadında olan) + mek (fiil mastar eki) * ekşi hale gelmek

ekşimik : tür. * ekşi (asitli tat, mayhoşluk, keskin ve buruşuklaştırıcı tat duyumu; limon veya sirke tadında olan) + mik (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ekşi bir tat veya bozulmuş, asidik bir şey

ektazi : gre. * ekteinein (uzamak, gerilmek, genişlemek, esnemek, açılmak), ektasis (esneme, genişleme, genişletme, uzama, gerilme, açılma, kendi dışına çıkma, aşma) (ek (dış, dışarı, harici) + histanein, histanai (yerleştirmek, konumlamak, düzenlemek, durmak, yer almak) + isis (isim yapım eki) ) * genişleme, herhangi bir organdaki genişleme, bulunduğu yerin dışına doğru uzama, yayılma; kendinden geçme, vecd, trans hâli; normal bilincin dışına çıkma durumu

ekto : gre. * ektos (dış, dışa ait, dış ile ilgili, harici) * dış, dışa ait, dış ile ilgili, harici

ektoderm : gre. * ektos (dış, dışa ait, dış ile ilgili, harici) + dermat (deri, cilt, ten) * embriyonun en dıştaki germ tabakası olan, deri, sinir sistemi ve bazı duyu organlarının dokularının geliştiği embriyonik tabaka, dış deri

ektomi : gre. * ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kesip çıkarma; bir organın, dokunun veya yapının cerrahi olarak kesilip çıkarılması

ektomorf : gre. * ektos (dış, dışa ait, dış ile ilgili, harici) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) * ince kemik yapısına ve hızlı metabolizmaya sahip olan kişi

ektoparazit : gre. * ektos (dış, dışa ait, dış ile ilgili, harici) + para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + sitos (gıda, besin, yemek, tahıl) * konak canlının vücut yüzeyinde, onun kanını emerek yaşayan ve çeşitli hastalıkların yayılmasına yol aça dış parazit

ektopi : gre. * ektopia (ek (dış, dışarı, harici) + topia (yerleşim, yer durumu) (topos (yer, konum, mevki, lokasyon; konu) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir organın, normal bulunması gereken yerden başka bir yerde bulunması hali

ektopia lentis : gre. * ek (dış, dışarı, harici) + topia (yerleşim, yer durumu) (topos (yer) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + lentis (lens, mercek) * göz merceğinin anormal bir konumda bulunması, lensin kayması veya yerinden çıkması durumu

ektopik : gre. * ektopia (ek (dış, dışarı, harici) + topia (yerleşim, yer durumu) (topos (yer, konum, mevki, lokasyon; konu) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ektopi ile ilgili

ektopik gebelik : gre., tür. * ektopia (ek (dış, dışarı, harici) + topia (yerleşim, yer durumu) (topos (yer, konum, mevki, lokasyon; konu) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + gebe (hamile) + lik (durum eki) * döllenmiş yumurtanın rahim (uterus) dışında bir yere yerleşip gelişmeye başlaması durumu, dış gebelik

ektoplazma : gre. * ektos (dış, dışa ait, dış ile ilgili, harici) + plasma (şekillenmiş, biçimlenmiş şey; katı, sıvı ve gazdan sonra maddenin dördüncü hali olarak bilinen, yüksek enerjili, iyonize olmuş (elektronlarından arınmış) gaz benzeri bir yapı) (plassein (kalıp vermek, şekillendirmek, biçimlendirmek, form vermek), plasis (şekillenme, biçimlenme, oluşum) + ma (isim yapım eki) ) * amipli hücrelerde sitoplazmanın viskoz, berrak dış tabakası; trans sırasında bir medyumun bedeninden sızdığı varsayılan doğaüstü viskoz madde

ektotermik : gre. * ektos (dış, dışa ait, dış ile ilgili, harici) + thermos (ısı, sıcaklık) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * vücut sıcaklığını dış ortama bağlı olarak düzenleyen organizma

ektropion : gre. * ektropion (ek (dış, dışarı, harici) + trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek) ) + on (isim yapım eki) * göz kapaklarının dışa doğru dönmesi ve göz islak yüzeyinin kurumasına neden olan göz kapağı şekil bozukluğu; ıslak anüs

ekuanimöz : lat. * aequus (eşit, dengeli) + animus (ruh, zihin, mizaç, idrak, irade, bilinç) + osus (ile ilgili, -a ait) * zor veya sarsıcı durumlar karşısında sakinliğini, soğukkanlılığını ve ruhsal dengesini koruyan; metin, dengeli

ekuinofobi : lat., gre. * equus (at) (lat.) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * at korkusu

ekü : lat., fra. * scuria (ahır) (lat.); écurie (ahır) (fra.) * sürekli birlikte olan, ortak iş yapan kişiler; ganyanda aynı ahırdan gelme atların bibirlerine göre durumuna verilen isim

ekümen : gre. * oikein (yaşamak, ikamet etmek), oikos (ev, ikametgah, yerleşim, konut, mekan, yuva, yaşam alanı, çevre) + mene (yer eki) * üzerinde yaşanılan yer, yerleşilmiş dünya; yerleşilebilir alanlar, insan yaşamının yayılmış olduğu bölgeler; Hristiyanlıkta kilise birliğinin yayıldığı tüm dünya

ekümenik : gre. * oikein (yaşamak, ikamet etmek), oikos (ev, ikametgah, yerleşim, konut, mekan, yuva, yaşam alanı, çevre) + mene (yer eki) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yerleşilmiş dünya ile ilgili, bütün dünya ile ilgili; tüm Hristiyan alemini kapsayan veya kiliseler arası birlik ve uzlaşma çabasıyla ilgili; dini birlik ile ilgili, evrensel geçerlilik ile lgili

eküri : lat., fra. * scuria (ahır) (lat.); écurie (ahır) (fra.) * sürekli birlikte olan, ortak iş yapan kişiler; ganyanda aynı ahırdan gelme atların bibirlerine göre durumuna verilen isim

eküvyon : fra. * écouvillon (écouville (fırça, temizleme çubuğu) + on (araç eki) ) * mikrobiyolojik testlerde kullanılan ve numune almaya yarayan, alüminyum kağıtlara sarılarak sterilize edilen, ucuna pamuk sarılmış, tahtadan yapılmış bir çubuk

ekvab : ara. * kevb (kadeh, küp) * küpler, kadehler, sırçalar

ekvador : lat. * equator (aequare (eşitlemek, denkleştirmek), aequatus (eşitlenmiş, denkleşmiş) + or, tor (-cı, yapan, eden eki) * kuzeyinde Kolombiya, doğusunda ve güneyinde Peru, batısında Büyük Okyanus bulunan Güney Amerika'da temsili demokrasi ile yönetilen bir devlet

ekvator : lat. * aequator (aequus (eşit), aequare (eşitlemek) + tor (-cı, yapan, eden eki) * yerkürenin eksenine dik olarak geçtiği ve onu iki eşit parçaya böldüğü varsayılan, uzunluğu kırk milyon metre olan en büyük çember

ekvator ginesi : lat. * equator (aequus (eşit), aequare (eşitlemek) + tor (-cı, yapan, eden eki) (lat.) + guinea, aginaw (siyahi, siyah olan) (ber.) * Afrika kıtasında Atlantik Okyanusu kıyısında bulunan, kuzeyde Kamerun, güneyde ise Gabon ile sınırı olan bir ülke

ekvatoryal : lat. * equator (aequus (eşit), aequare (eşitlemek) + tor (-cı, yapan, eden eki) + alis (ile ilgili, gibi) * dünya ekvatoru veya ekvator düzlemi ile ilgili (özellikle gökyüzü koordinat sisteminde cisimlerin konumlarını tanımlamak için kullanılan nitelik)

ekzaltasyon : lat. * exaltare (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + altare (yükseltmek) (altus (yüksek, derin) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * yukarı kaldırma, yükseğe çıkarma, yüceltme, tazim

ekzalte : lat. * exaltatus (exaltare (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + altare (yükseltmek) (altus (yüksek, derin) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * yukarı çıkarılmış, yükseltilmiş, yüceltilmiş

ekzama : gre. * ekzein (taşmak, kabarmak) (ek, exo (dış, dışarı, harici) + zein (kaynamak) ) + ma (isim yapım eki) * çeşitli nedenlerle ortaya çıkan ve deride kızarıklık, veziküller, kaşıntı gibi belirtilerle görülen daha çok alerjilerin neden olduğu deri hastalığı

ekzantem : gre. * exanthema (çiçek açma, çiçeklenme, patlama) (exanthein (çiçek açmak, patlamak) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + anthos (çiçek) + ein (fiil mastar eki) ) + ema (isim yapım eki) ) * ekzanteme bakteri, virüs, toksinler, ilaçlar, diğer mikroorganizmalar veya otoimmün hastalığın neden olduğu vücuttaki kırmızı renkli ve dışa doğru patlayan döküntüler; akut deri eruptif lezyonu

ekzantrik : gre. * ekkentros (merkez dışı) (ek, eks, ex (dış, dışında, harici) + kentron, kentros (merkez) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * merkez dışı ile ilgili, merkezden uzak, merkez dışında; alışılmışın dışında davranan veya olağandışı özellik gösteren

ekzema : gre. * ekzein (taşmak, kabarmak) (ek, exo (dış, dışarı, harici) + zein (kaynamak) ) + ma, mat (isim yapım eki) * çeşitli nedenlerle ortaya çıkan ve deride kızarıklık, veziküller, kaşıntı gibi belirtilerle görülen daha çok alerjilerin neden olduğu deri hastalığı

ekzematoid : gre. * ekzein (taşmak, kabarmak) (ek, exo (dış, dışarı, harici) + zein (kaynamak) ) + ma, mat (isim yapım eki) + oides (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ekzemaya benzeyen

ekzematöz : gre., lat. * ekzein (taşmak, kabarmak) (ek, exo (dış, dışarı, harici) + zein (kaynamak) ) + ma, mat (isim yapım eki) (gre.) + osus (ile ilgili, sıfat yapım eki) (lat.) * ekzema (sedef benzeri, kaşıntılı ve akıntılı deri hastalığı) ile ilgili olan veya ekzemanın kızarıklık, kabarcıklanma, kaşıntı ve pullanma gibi karakteristik belirtilerini gösteren

ekzenatid : lat. * exen (Heloderma suspectum (Gila canavarı) adlı zehirli kertenkelenin salgısında keşfedilen Exendin-4 (eksendin-4) maddesinden) + tide (peptit veya amino asit zinciri belirteci) * tip 2 diyabet (şeker hastalığı) tedavisinde kullanılan, glukagon benzeri peptit-1 (GLP-1) (glukagon benzeri peptid-1) reseptörünü uyararak kan şekerini düşüren enjeksiyon (iğne) formundaki reçeteli reseptör agonisti ilacın etken maddesi (C184H282N50O60S)

ekzenterasyon : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + enteron (iç organ, bağırsak; ince bağırsak; kiriş, şerit, geçit) (gre.) + tio (isim yapım ve durum eki) * iç organların, genellikle pelvis veya orbita gibi bölgelerdeki tüm iç yapıların cerrahi olarak dışarı çıkarılması

ekzergonik : gre. * ex, exo (dış, dışarı, harici) + ergon (iş, çalışma) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * enerji açığa çıkaran katabolik (yıkımla ilgili, parçalara ayrılma ile ilgili) reaksiyon

ekzisyon : lat. * excisus (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + caedo, caedere, cidere (kesmek, yarmak, parçalamak, doğramak, vurmak, çarpmak; öldürmek) + us (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + tio (isim yapım eki) (lat.); excision (kesip çıkarma) (ing., fra.) * neşter, lazer veya başka bir kesme aleti kullanılarak bir büyümenin, dokunun, organın veya kemiğin çıkarılması

ekzo : gre. * ex, exo (dış, dışarı, hariç, harici) * dış, dışarı, hariç, harici

ekzoenzim : gre. * ex, exo (dış, dışarı, harici) + enzyme (mayalama içinde, fermantasyon yapan) (en (iç, içinde) + zyme (mayalama, fermente etme) ) * bir hücre tarafından salgılanan ve o hücrenin dışında işlev gören bir enzim

ekzofitik : gre. * ex, exo (dış, dışarı, harici) + phyton, phytos (bitki, büyüyen şey) (phyo, phyein (doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek, gelişmek, şişmek, kabarmak) + ton, tos (sıfat yapım eki) ), phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme; doğa, tabiat, varlık) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * çevresindeki dokuların içine doğru değil de dışa doğru büyüyen (bir lezyon veya tümör)

ekzofori : gre. * ex, exo (dış, dışarı, harici) + pherein (taşımak, getirmek), phoria (eğilim, yönelim) (phoros (getirme, getiren, taşıyan) + eia (isim yapım eki) ) * göz kaslarının gevşekliği nedeniyle bir gözün diğerine göre dışa doğru yönelme eğilimi göstermesi durumu

ekzoforya : gre. * ex, exo (dış, dışarı, harici) + pherein (taşımak, getirmek), phoria (eğilim, yönelim) (phoros (getirme, getiren, taşıyan) + eia (isim yapım eki) ) * göz kaslarının gevşekliği nedeniyle bir gözün diğerine göre dışa doğru yönelme eğilimi göstermesi durumu

ekzoftalmi : gre. * ex, exo (dış, dışarı, harici) + ophthalmos (göz, göz çukuru) (oph, ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + thalamos (iç oda, odacık) ) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * gözlerin normalden daha çok dışarıya doğru (öne) çıkması durumu

ekzogami : gre. * ex, exo (dış, dışarı, harici) + gamos (eşlilik, evlilik, birleşme), gamia (evlenme hali) * dışevlilik

ekzogezegen : gre., lat * ek, ex, exo (dış, dışarı, harici) + gezegen (kendi ekseni etrafında ve bir yıldız etrafında dönen gök cismi) (gez (dolaşmak, seyirtmek, dönmek) + egen (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Güneş Sistemi'nin dışında, başka bir yıldızın veya yıldız sisteminin yörüngesinde dönen gök cismi

ekzojen : gre. * ex, exo (dış, dışarı, harici) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * bir hastalığın veya durumun vücudun dışındaki bir faktörden kaynaklandığını belirten terim, dış kaynaklı olarak oluşan

ekzokomet : gre. * ek, ex, exo, ektos (dış, dışarı, harici) + kometes (saçlı, kuyruklu; Güneş etrafında dolanan ve karakteristik kuyruk görünümü olan gök cismi) (kome (saç, kıl) + tes (yapan, eden kişi eki) ) * Güneş Sistemi'nin dış bölgelerinden gelen, yörüngesi Neptün ötesi kaynak bölgelerle ilişkili olan ve Güneş'e yaklaştığında koma ile kuyruk oluşturan kuyruklu yıldız türü

ekzokrin : gre. * ek, ex, exo, ektos (dış, dışarı, harici) + krinein (elemek, serpmek, ayırmak, salgılamak) * salgısını bir kanala veya yüzeye boşaltan bez veya hücre tipi (örn. ter bezi, tükürük bezi), dış salgı

ekzoplanet : gre. * ek, ex, exo, ektos (dış, dışarı, harici) + planet (bir yıldız etrafında yörüngede dönen, kendi ışığı olmayan ve “gezgin yıldız” olarak eski astronomide adlandırılan gök cismi, gezegen, seyyare) (planein (gezmek, dolaşmak, saptırmak), planetes (gezen, dolaşan) (gre.); planeta (küçültme eki) (lat.); planète (fra.) ) * Güneş Sistemi'nin dışında, başka bir yıldızın veya yıldız sisteminin yörüngesinde dönen gök cismi

ekzorsist : gre. * exorkizein (yeminle bağlamak, yemin ettirmek; uzaklaştırmak, defetmek, savmak; kötü ruhu kovmak) (exo (dış, dışarı, harici) + horkos (yemin, ant, ahd + izein (fiil yapım eki) (gre.) + istes (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * kötü ruhları veya cinleri yeminle, sözle veya ritüelle kovma işini yapan kişi; cinci, şeytan kovucu

ekzosfer : gre. * ex, exo (dış, dışarı, harici) + sphaira (top, küre, yuvarlaklık) * dünya yüzeyinden 500 kilometre yükseklikte başlayıp 10.000 kilometre yüksekliğe kadar uzanan, atmosferin en üst katmanı; dışküre

ekzositoz : gre. * ex, exo (dış, dışarı, harici) + kytos (barındıran, odacık, oyuk, hücre, çukur, boşluk, kap, kanal) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * hücrenin içindeki vezikülleri veya maddeleri zar aracılığıyla dışa atma süreci; hücre dışı salgılama veya boşaltım

ekzospori : gre. * ex, exos (dış, dışarı, harici) + speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim, ekme, saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin, tohum, çekirdek, üreme hücresi) + eia (isim yapım ve durum eki) * sporların ana hücre veya spor kesesinin dış yüzeyinde oluşması ve dışarıya doğru gelişmesi durumu

ekzostektomi : gre. * ex, exos (dış, dışarı, harici) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * dışta bulunan bir dokunun veya yapının cerrahi olarak çıkarılması; ayak parmağı eklemi üzerindeki yumruların veya ayak kemiklerindeki fazla kemik çıkıntılarının kaldırılması operasyonu

ekzostoz : gre. * ex, exo (dış, dışarı, harici) + osteon (kemik) + osis (sorun, durum, hastalık) * travma, kronik irritasyon veya genetik nedenlerle bir kemik yüzeyinde oluşan iyi huylu kemiksi çıkıntı

ekzoterik : gre. * ex, exo (dış, dışarı, harici) + teros (daha, en) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * herkesin öğrenmesine, bilmesine açık olan, ezoterik olmayan, dışa açık, dışa yönelik, zahiri

ekzotermik : gre. * ex, exo (dış, dışarı, harici) + thermos (ısı, sıcaklık) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ısı veren, ısı (enerji) açığa çıkaran; kimyasal veya fiziksel bir reaksiyon sırasında çevreye enerji (ısı) açığa çıkaran süreç

ekzotesta : gre., lat. * ex, exo (dış, dışarı, harici) (lat.) + testa (kabuk, örtü, tohum kabuğu) (lat.) * tohum kabuğunun dış tabakası, testa'nın dış katmanı

ekzotoksin : gre., lat. * ex, exo (dış, dışarı, harici) + toxikon (ok zehiri) (toxikos (toxon (ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + pharmakon (zehir) ) (okların ucuna zehir sürmekten) (gre.) + ine (kimyasal madde eki) (lat.) * dışarıya salınan zehir; bakterilerin (özellikle Gram pozitif bakterilerin) canlı hücrelerinden aktif olarak salgıladıkları zehirli maddeler

ekzotropi : gre. * ex, exo (dış, dışarı, harici) + tropia (dönüş durumu, dönme durumu, değişim durumu, yönelme durumu) (trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * gözlerin dışa doğru deviye (saptığı) olduğu bir şaşılık şekli

ekzozodiyakal : gre. * exo (dış, dışında, dışarı) + zodiakos (zodyağa, hayvanlar kuşağına ait) (zoon (canlı, hayvan) + ikos (ile ilgili,, -a ait) ) (gre.) * Zodyak kuşağının dışında bulunan veya zodyak bölgesiyle ilişkili olmayan (gökcismi)

el : ara. * el (ön ek, artikel) * Arapça’da isim niteliğinde olan kelimelerin başına gelen önek, artikel

el : tür. * el (kolun ucunda, bilekten sonra yer alan beş parmaklı dokunma ve tutma organı) * kolun, bilekten parmak uçlarına kadar olan, dokunmaya, tutmaya ve kavramaya yarayan ve her birinde beş parmak bulunan iki bölümünden her biri; kaldırıldığı zaman en yukarıda olan organ, elemek, ilah (elite (seçilmiş), elect, eliminate, éliminer (seçmek), elephant, élephant (fil, yüksek hayvan), eleven (onbir, ilaha denk, ilaha eşit), elf (onbir) (alm.) )

el : tür. * el (yabancı, başkası, halk, ülke) * bir kimsenin kendisi ve yakın çevresi dışındaki kişiler, yabancılar veya başkaları; ayrıca eski kullanımlarda halk, topluluk ve ülke

el badincan : ara. * el (ön ek, artikel) + badincan (patlıcan) * patlıcan

el berkuk : ara. * el (ön ek, artikel) + berkuk (kayısı) * kayısı

el cebir : ara. * el (ön ek, artikel) + cebr (zorlama) * bilinmeyenleri, x, y, z gibi harflerle ifade etmek suretiyle ve denklemler kurarak bulmaya yönelik matematik kolu

el ceza : ara. * el (ön ek, artikel) + ceza (karşılık, hüzün) * hüzünle sızlanma

el hak : ara. * el (ön ek, artikel) + hakk (gerçek) * gerçek; Allah'ın isimlerinden (esmaül hüsna) olan kelime

el harezmi : ara. * el (ön ek, artikel) + harezmi (Harezm'li olan; Arap matematikçi Muhammed İbn Musa el Harezmi'nin soyadından) * harezmi, algoritma (bir problemi çözmek veya belirli bir işi adım adım gerçekleştirmek için izlenen, aşamaları belli sistematik akış

el iksir : ara. * el (ön ek, artikel) + iksir (ilaç) * tesirli ilaç

el insaf : ara. * el (önek, artikel) + nasafa (yarmak, yarım etmek, ikiye bölmek, yarı olmak, eşitlemek, ortasını bulmak, adil olmak, orta yol bulmak), insaf (adil olma, hakkaniyet, ölçülü davranma) * adil olunsun, hakkaniyetli davranılsın, ölçülü olunsun, insaf edilsin, insaf edilmeli, insaf edelim

el kali : ara. * el (ön ek, artikel) + kali (sodyum) * sodium külü, alkali

el kimya : ara., gre. * el (ön ek, artikel) (ara.) + khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein (karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.); kimya (maddenin yapısını, hallerini ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı) (ara.) * maddenin yapısını, hallerini ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı, alşimi (maddeleri dönüştürmeyi ve metallerden altın üretmeyi amaçlayan bilim, simya, alşimi

el kubbe : ara. * el (ön ek, artikel) + kubbe (yuvarlak olma, bükülme) * küçük oda, tonoz, yuvarlak olma, bükülme

el kuhl : ara. * el (ön ek, artikel) + kuhl (kara toz, kömür) * kara toz, kömür, göze çekilen siyah sürme, alkol

el nil : ara. * el (ön ek, artikel) + nil (mavi, çivit, indigo) * mavi, çivit, indigo, anilin (organik sentezlemede kullanılan yağlı, zehirli ve mavi renkli sıvı)

el nino : isp. * el (ön ek, artikel) + nino (çocuk, erkek çocuk) * Pasifik Okyanusu’nda tropikal bölgelerde zaman zaman görülen, deniz yüzeyi sıcaklıklarının normalden anlamlı şekilde artmasıyla karakterize edilen iklim olayı

el pençe divan : far. * el (el; önek) + pençe (el; elin parmaklarının içe bükülmüş hali) (penc (beş, beşli; el, yırtıcı kuş veya vahşi hayvan eli) ) + dev (tanrı, cin), devi (tanrıça, kadın cin), divan (idare meclisi; yüce olan, ulu olan) * emre amade, saygı ve hürmet sunan; Osmanlı'da, divanın (idare meclisinin) huzurunda, elleri önde birbirine kenetleyerek ayakta durmaktan

el salvador : lat. * el (ön ek, artikel) + salvare (kurtarmak, tehlikeden korumak, sakınmak, şifa vermek, sağ salim kılmak), salvator (kurtarıcı, koruyucu, şifacı) * karadan Guatemala ve Honduras, kıyıdan Kuzey Pasifik Okyanusu ile çevrili bir Orta Amerika ülkesi

el sumut : ara. * el (ön ek, artikel) + sumut (semtler, yönler) * yönler, semtler (azimuth, azimut, Azimut (bir gök cisminin gözlemciye göre istikametinin ufuktaki kuzey veya güney noktasından açısal uzaklık olarak ifadesi) (ing., fra., alm.) )

el tavd : ara. * el (ön ek, artikel) + tavd (yükseklik, büyük dağ) * büyük dağ, yükseklik

el tub : ara. * el (ön ek, artikel) + tub (kerpiç, tuğla) * kerpiç, tuğla

ela : moğ., tür. * alag; ala (alaca, çok renkli, karışık renkli) (moğ.; tür.) * gözde sarıya çalan açık kestanerengi

elacestrant : lat. * ela (ER-306323 veya kimyasal yapısındaki Etil grupları eki) + cestrant (östrojen reseptörü antagonisti eki) * östrojen reseptörünü seçici olarak baskılayan, hormon reseptörü pozitif meme kanserinin (özellikle ileri evre veya metastatik (yayılmış), östrojen reseptörü (ER) pozitif ve HER2 negatif meme kanseri) tedavisinde kullanılan antineoplastik ilacın etken maddesi (C30H38N2O2)

elachista : gre. * elakhistos (en küçük, en az) (elakhys (küçük, kısa, az) + istos (üstünlük derecesi eki) * çok küçük vücutlu güve türlerini kapsayan, Elachistidae (küçükgüvegiller) familyasına ait bir böcek cinsi; üyeleri çoğunlukla ot ve çimlerle beslenen küçük yaprak güve

elachistidae : gre., lat. * elakhistos (en küçük, en az) (elakhys (küçük, kısa, az) + istos (üstünlük derecesi eki) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * küçük yapılı güvelerden oluşan, larvaları çoğunlukla otlar ve diğer tek çenekli bitkilerin yapraklarında madencilik yaparak beslenen, Lepidoptera takımına bağlı bir böcek familyası, küçükgüvegiller

elachistinae : gre., lat. * elakhistos (en küçük, en az) (elakhys (küçük, kısa, az) + istos (üstünlük derecesi eki) (gre.) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki) (lat.) * küçük yapılı yaprak güvelerini kapsayan, Elachistidae familyası içinde yer alan ve çoğunlukla otlar üzerinde yaşayan Elachista cinsine yakın küçükgüveler altfamilyası

elaeagnaceae : gre., lat. * elaia (zeytin, zeytin ağacı), elaion (zeytin yağı, yağ) (gre.) + agnos (benzer) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * Rosales takımına bağlı, genellikle kurak ve fakir toprakları seven, gümüşi pullu yapraklara sahip olan ve köklerinde azot depolayabilen çalı veya küçük ağaç formundaki bitki familyası, iğdegiller

elaeagnus : gre. * elaia (zeytin, zeytin ağacı), elaion (zeytin yağı, yağ) + agnos (benzer) * yaprakları zeytine benzeyen, gümüşi görünümlü ve dayanıklı, Elaeagnaceae familyasından bir bitki cinsi

elaiosom : gre. * elaia (zeytin, zeytin ağacı), elaion (zeytin yağı, yağ) + some (madde, nesne, cisim, gövde) * bazı bitki tohumlarının üzerinde yer alan, karıncalar tarafından çekici bulunarak tohumların taşınmasını ve yayılmasını sağlayan, yağ ve protein gibi besin maddeleri açısından zengin olan etli ve küçük bir yapı

elalem : ara. * el (önek, artikel) + alem (dünya, kainat, evren) * yabancılar, başkaları, el gün, herkes

elan : ara. * el (ön ek, artikel) + an (şimdi, hemen) * şimdi, ani olan, atılım (élan (atılım, ani hareket) (fra.) )

elapidae : gre. * elaps (sessiz, sakin) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * ağızlarının ön kısmında sabit ve içi boş zehir dişleri bulunan, kobralar, mambalar, mercan yılanları ve deniz yılanlarını içeren Squamata takımına bağlı zehirli yılan familyası

elasestrant : lat. * ela (ER-306323 veya kimyasal yapısındaki Etil grupları eki) + cestrant (östrojen reseptörü antagonisti eki) * östrojen reseptörünü seçici olarak baskılayan, hormon reseptörü pozitif meme kanserinin (özellikle ileri evre veya metastatik (yayılmış), östrojen reseptörü (ER) pozitif ve HER2 negatif meme kanseri) tedavisinde kullanılan antineoplastik ilacın etken maddesi (C30H38N2O2)

elasmobranchii : gre. * elasmos (metal levha, ince plaka, tabaka) + brankhia (brankhios (solungaç) + ia (çoğul eki) ) * köpekbalıkları, vatozlar ve testere balıklarını içeren, solungaç yarıkları açıkta bulunan, iskeletleri kemik yerine tamamen kıkırdaktan oluşan kıkırdaklı balıklar (Chondrichthyes) alt sınıfı

elastaz : gre. * elasthanein (esnemek, gerilmek) (gre.) + ase (enzim belirtme eki) (lat.) * pankreas tarafından üretilen ve salgılanan bir protein parçalayıcı enzim

elastan : gre. * elastikos (elasthanein (esnemek, gerilmek) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + polys (çok, fazla, çoklu) + ouria (üre) (ouron (idrar, sidik, çiş) + eia (isim yapım eki) ) (gre.), urea + ane (organik bileşik ve doymuş hidrokarbon, alkan eki) (lat.) * yüksek esneme ve eski formuna geri dönme kabiliyetine sahip, tekstil sektöründe kumaşlara esneklik kazandırmak amacıyla yaygın olarak kullanılan poliüretan esaslı sentetik bir lif

elastik : gre. * elastikos (elasthanein (esnemek, gerilmek) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * esnek, gerilebilir, esneyebilir

elastikiyet : gre., ara. * elastikos (elasthanein (esnemek, gerilmek) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) + iyet (isim yapım eki) (ara.) * esneklik, gerilebilirlik, elastik olma durumu

elastin : gre. * elasthanein (esnemek, gerilmek) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * vücuttaki bağ dokularına, özellikle deriye, akciğerlere ve kan damarlarına esneklik sağlayan bir protein (C27H48N6O6)

elastisite : gre., lat. * elasthanein (esnemek, gerilmek), elastikos (esnek, gerilebilir) (gre.) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * esneklik, gerilebilirlik, elastik olma durumu

elastomer : gre. * elasthanein (esnemek, gerilmek) + meros (parça, bölüm, kısım, segment) * yapısında viskozite ve elastisite barındıran, esneyebilen polimer birimi (esnek polimer maddesi)

elastomerik : gre. * elasthanein (esnemek, gerilmek) + meros (parça, bölüm, kısım, segment) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * esnek ve gerilebilir özelliklere sahip polimer özelliği taşıyan

elasyon : lat. * e (yukarı, üste, yükseğe) + latus (taşınmış, kaldırılmış, yan, taraf, geniş) ) + tio (isim yapım ve durum eki) * özellikle manik epizodlarda görülen yoğun neşe, kendine güven, aşırı coşku, taşkın sevinç, kendini olağanüstü iyi hissetme hali ile gözlenen yükselmiş duygu durumu

elater : gre. * elaunein (sürmek, itmek, harekete geçirmek), elater (itici, sıçratıcı, iten) * sıçrama mekanizmasına sahip olan, özellikle Elateridae familyasındaki kınkanatlı böceklerde göğüs bölgesindeki yay benzeri yapı sayesinde kendini havaya fırlatabilen böcek; bitki anatomisinde sporların etrafa yayılmasına yardım eden nem duyarlı hücre veya yapılar

elateridae : gre., lat. * elaunein (sürmek, itmek, harekete geçirmek), elater (itici, sıçratıcı, iten) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * göğüs bölgesindeki özel sıçrama organı sayesinde ters düştüğünde kendini havaya fırlatabilen, larvaları genellikle toprakta yaşayan ve "tel kurtları" olarak bilinen kınkanatlı böcekleri kapsayan Coleoptera familyası, çıtçıt böceğigiller

elaterinae : gre., lat. * elaunein (sürmek, itmek, harekete geçirmek), elater (itici, sıçratıcı, iten) (gre.) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki) (lat.) * göğüs bölgesindeki sıçrama mekanizmasıyla tanınan ve Elateridae familyası içinde yer alan, çoğunlukla larvaları toprakta gelişen, tel kurtları olarak bilinen kınkanatlı böceklerin oluşturduğu alt familya, çıtçıt böcekleri altfamilyası

elatina : gre., lat. * elatine (sarmaşık, bataklıkta yetişen küçük bitki) (gre.) + ina (dişil sifat eki) (lat.) * su kenarlarında ve nemli ortamlarda yetişen küçük yapılı, Elatinaceae familyasından bir bitki cinsi

elatinaceae : gre., lat. * elatine (sarmaşık, bataklıkta yetişen küçük bitki) (gre.) + ina (dişil sifat eki) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * çoğunlukla sucul veya nemli habitatlarda yaşayan, küçük otsu bitkilerden oluşan; Elatine cinsini kapsayan, basit yapraklı ve küçük çiçekli bitkileri içeren Elatinaceae (su mercimeğigiller) familyası

elazığ : ara., tür. * el (ön ek, artikel) + azık, azuk (yol için alınan yiyecek, erzak) * doğudan Bingöl, kuzeyden (Keban Baraj Gölü aracılığı ile) Tunceli, batı ve güney batıdan (Karakaya Baraj Gölü aracılığıyla) Malatya, güneyden ise Diyarbakır illeri ile çevrili olan, Türkiye'nin 23 plakalı ili

elbab : ara. * lubb (akıl) * akıllar

elbasan : ara. * el (ön ek, artikel) + basatin (bahçeler); el (ön ek, artikel) + hisn (kale, hisar) * Elbasan usulü fırın yemeği, Elbasan şehrine özgü güveçte pişen yemek

elbette : ara. * el (ön ek, artikel) + betteten (kesinlikle, kat'iyen, kesin olarak) (bett (kesmek) + et (geçmiş zaman kipi) + en (gibi, olarak) ) * tabii ki, mutlaka, kesinlikle, kat'i olarak

elbeyli : tür. * il (şehir) + beg, bey (bay, kişi; ağa, efendi, reis, amir, lider, hakim, hükümdar, yönetici, sayesinde imkana sahip olunan, erkek için saygı ifadesi olan son ek; asil, soylu, muteber, saygın, zengin, mal mülk sahibi) + li (ile olan, sahibi) * Kilis’in bir ilçesi (ilbay (vali, şehir yöneticisi) (tür.) )

elbise : ara. * labasa (giymek, örtmek, giydirmek, örtmek), libas (giysi, kıyafet), lebs (şüphe, kuşku) * örtüler, giysiler, kıyafetler

elbistan : ara. * el (ön ek, artikel) + bustan (bahçe, bostan, verimli yer) * Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu’ya komşu Doğu Akdeniz bölgesinde, Kahramanmaraş ilinin kuzeydoğusunda yer alan bir ilçe

elci : tür. * el (kolun, bilekten parmak uçlarına kadar olan, dokunmaya, tutmaya ve kavramaya yarayan kısmı) + ci (yapan, eden eki) * pamuk üreticisine ırgat sağlayan kimse, ırgatların başı

elçi : tür. * el (halk, ülke, devlet; barış) + çi (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir yerden başka bir yere haber veya görev götüren kişi; temsilci; halkı temsil eden, halkçı; bir devleti başka bir devlet katında temsil eden kimse; birinin mesajını bir başkasına ileten aracı

elçim : tür. * el (kolun, bilekten parmak uçlarına kadar olan, dokunmaya, tutmaya ve kavramaya yarayan kısmı) + çim (iyelik eki) * tutam, demet, deste; kadın ismi

elçin : tür. * el (devlet, barış, halk) + çin (isim yapım eki) * deste, tutam, bilmece ve yaz gecelerinde ötmesiyle bilinen ağustos böceği; kadın ismi

eldivan : ara. * el (ön ek, artikel) + divan (idare meclisi; yüce olan, ulu olan) * Çankırı'nın bir ilçesi

eldiven : tür., far. * el (kolun, bilekten parmak uçlarına kadar olan, dokunmaya, tutmaya ve kavramaya yarayan kısmı) + du (bağlaç) + ban, van (tutan, koruyan) ) * eli koruyan giysi

eleagnus : gre. * elaia (zeytin, zeytin ağacı), elaion (zeytin yağı, yağ) + agnos (benzer) * zeytinimsi yapraklarıyla tanınan, azot bağlayıcı özelliğe sahip, Elaeagnaceae familyasından bir bitki cinsi

elebaşı : tür. * er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker; olgunlaşmak, yetişmek) + baş (kafa, reis, ön, tepe, ilk) + ı (iyelik eki) * bir grubun lideri, erbaş

eledd : ara. * aladda (sertleşmek, katılaşmak, sıkılaşmak, güçlenmek), ladd (sertlik, katılık, sıkılık, dayanıklılık; sert, katı, dayanıklı) * en sert, en sıkı, en katı; sert çarpışan kimse; metin; hakkı kabul etmeyen, inatçı adam

elefantiyazis : gre. * elephas, elephant (fil) + iasis (iltihap, enfeksiyon, durum, sorun, hastalık eki) * wuchereria bancrofti ve brugia malayi adlarındaki ipliksi solucanların neden olduğu, en çok tropikal bölgelerde görülen bir hastalık, fil hastalığı

elefofili : gre. * elephas (fil, fildişi) + philia (sevme durumu, hoşlanma durumu) (philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * filler aracılığıyla gerçekleşen tozlaşma (polinasyon) olayı

elegans : lat. * elegantia (seçkinlik, incelik, zarafet) (eligere (seçmek, ayırmak, ayıklamak, tercih etmek) + entia (isim yapım eki) ) * ölçülü güzellik, incelik ve estetik uyum, seçkinlik, incelik, zarafet

eleğimsağma : ara. * alaim (izler, işaretler) + el (ön ek, artikel) + sema (gök) ) * gökkuşağı

eleji : gre. * elegeia (elegos (ağıt, yas ezgisi, hüzünlü şarkı) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ölen bir kişinin ardından duyulan üzüntüyü, özlemi veya yas duygusunu dile getiren şiir türü, ağıt, hüzünlü şiir veya şarkı

elek : tür. * elge (elden geçirmek, seçmek, ayırmak) + ek (-cı, yapan, eden eki) * seçici, ayırıcı (eligere (seçmek, ayırmak, tercih etmek) (lat.); elect (seçmek), eliminate (elemek) (ing.), éliminer (elemek) (fra.), eliminieren (elemek) (alm.) )

eleksiyon : lat. * eligere (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + legere (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek, bağlamak, seçmek, ayıklamak, okumak) ) + tio, tionem (isim yapım eki) * seçme, seçim, eleme, ayırma

elektif : lat. * electus (eligere (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + legere (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek, bağlamak, seçmek, ayıklamak, okumak) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * seçimle belirlenen; isteğe bağlı yapılan, seçmeli, seçimle ilgili

elektif mutizm : lat. * electivus (seçimle belirlenen; isteğe bağlı yapılan, seçmeli, seçimle ilgili) + mutismus (dilsizik) (mutus (dilsiz) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) ) * çocuğun tanıdığı ev gibi ortamlarda akıcı ve normal konuşmasına rağmen, konuşmasının beklendiği, okul gibi başka sosyal ortamlarda konuşmama durumu, seçici konuşmamazlık

elektif rezeksiyon : lat. * electivus (seçimle belirlenen; isteğe bağlı yapılan, seçmeli, seçimle ilgili) + resectio (re (geri, yeniden, tekrar) + secare (kesmek, doğramak) + tio (isim yapın eki) ) * vücutta oluşan anormal bir durum karşısında; bir organın, bir vücut yapısının kısmen veya tamamen vücuttan çıkarılması

elektra : gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor), elektra (parlayan dişi) * Yunan mitolojisinde, Agamemnon ile Clytemnestra'nın kızı

elektra kompleksi : gre. * elektra (parlayan dişi; Yunan mitolojisinde, Agamemnon ile Clytemnestra'nın kızı) + complexus (bir araya sarılmış, bağlanmış bütün; karmaşık yapı, iç içe geçmiş durum) (con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + plicare, plectere (katlamak, bükmek, kıvırmak, sarmak; örmek, dokumak), plexus (örgü, ağ, dokuma, doku, kıvrım; katlanmış, bükülmüş, örülmüş, sarılmış; kat, katman, tabaka, satıh, yüzey) ) * 3-6 yaş arasında yani fallik dönemde olan kız çocuklarının babaya aşırı düşkün olmaları ve anneyi rakip olarak görmeleri fenomeni

elektrifikasyon : gre., lat. * elektrikos (elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) + fictio (facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * elektrikle güç sağlama süreci

elektrik : gre. * elektrikos (elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * maddenin elektron, pozitron, proton gibi parçacıklarının hareketleriyle ortaya çıkan enerji türü; elektrik enerjisi E = P.t;P = V.I;P = R.I^2;V = R.I

elektro : gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) * kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili

elektroanalitik : gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + analusis, analysis (analiz, çözme, çözümleme) (ana (tekrar, yeniden, yukarı doğru, yukarıya, yükseğe, üste, geri, arkaya, baş, önce, evvel) + lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım eki) ) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * elektriksel ölçümler ve elektrot tepkimeleri kullanılarak maddelerin bileşimini, derişimini ve kimyasal özelliklerini inceleyen analitik kimya dalı

elektrobiyoloji : gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * canlı varlıklardaki elektrik olaylarını konu alan bilim

elektrod : gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + hodos (yol, geçit, izlenen yol, yön) * bir elektrik devresinde, elektrik akımının bir ortama girdiği veya çıktığı, akım iletmek, elektron sağlamak veya elektron almak için kullanılan, özellikle elektroliz hücreleri, piller ve elektronik düzeneklerde iyonik veya elektronik iletimi sağlayan artı veya eksi yüklü, çubuk formunda iletken madde

elektrodesikasyon : gre., lat. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + siccare (kurumak) + tio (isim yapım eki) * iğne şeklindeki elektrotla uygulanan yüksek frekanslı elektrik akımıyla dokunun kurutulması

elektrodinamik : gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + dynamo (kuvvet, kudret) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * elektrik akımlarının doğurduğu kuvvetleri ve hareketleri inceleyen fizik dalı

elektrodinamometre : gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + dynamo (kuvvet, kudret) + metron, metros (ölçü) * hem AC hem de DC devrelerin elektrik gücünü ölçmeye yarayan cihaz

elektrodiyaliz : gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + lusis, lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) * iyonların elektriksel alan yardımıyla yarı geçirgen zarlar (membranlar) aracılığıyla çözeltilerden ayrılmasını sağlayan bir ayırma ve arıtma yöntemi (tuzlu suyun tatlılaştırılması, atık su arıtımı gibi)

elektroensefalografi : gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + enkephale, enkephalon, enkephalos (kafanın içi, beyin (en (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + kephale, kephalos (kafa, baş) ) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * beyindeki elektriksel dalga aktivitesinin grafikleme yöntemiyle izlenmesi ve ölçülmesi (kafa (baş, tepe, başın arkası, ense; önünde olan, karşı taraf; ardından gitmek, izlemek, takip etmek) (tür.) )

elektroensefalogram : gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + enkephale, enkephalon, enkephalos (kafanın içi, beyin (en (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + kephale, kephalos (kafa, baş) ) + gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) * beynin elektriksel aktivitesinin ölçümünü grafik olarak yansıtan nörolojik test çizelgesi

elektrofil : gre. * elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) * elektronlara tutunan reaktif; kovalent bir bağ oluşturmak için bir elektron çiftini kabul eden atom veya molekül

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...