27 Eylül 2026 Pazar

parakarpel - pelecaniformes

parakarpel : gre., lat. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + karpos (meyve, tohum) (gre.) + ellus (küçültme eki) (lat.) * yan yana duran karpellerden oluşan, özellikle bitkilerde karpellerin kenarlarından birleşmesiyle oluşan bileşik dişi organ tipi

parakeratoz : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + keras, keratos (boynuz, keratin) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * genellikle sedef, egzama gibi inflamatuar deri hastalıklarında, pullu ve kırmızı lezyonlarla karakterize olarak görülen, cildin en dış tabakası olan stratum korneumda, keratinositlerin (deri hücreleri) olgunlaşma sürecinin hızlanması sonucu çekirdeklerini kaybetmeden (nüveli) yüzeye ulaşması durumu

parakete : gre., lat., ita. * baris (tekne) (gre.); barca (gemi, tekne) (lat.); barchetta (gemicik, tekne) (barca (gemi, tekne) + etta (küçültme eki) ) * denizcilikte gemilerin hızını ve kat ettiği mesafeyi ölçen cihaz (log); tekne altındaki akan suyun hızına bağlı olarak çalışan, teknenin hızını ve aldığı yolun miktarını gösteren cihaz; balıkçılıkta uzun bir misina üzerine dizili yüzlerce iğneden oluşan olta takımı (paragat)

parakletos : gre. * para (yanında, yanında bulunan) + kalein (çağırmak, davet etmek) + tos (sıfat yapım eki) * çağrılmış olan, yardım için yanına çağrılan; savunucu, aracı veya teselli edici

parakrin : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + krinein (ayırmak, salgılamak) * bir hücrenin ürettiği sinyal moleküllerini (ligandlar) doğrudan hücre dışı ortama salarak, çok yakınındaki komşu hücreleri etkilediği yerel bir hücreler arası iletişim mekanizması

parakuzi : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + akouein (duymak, işitmek) + isis (isim yapım eki) * seslerin olması gerekenden farklı bir frekansta veya bozuk algılandığı işitme distorsiyonu

paralaks : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + allassein (değiştirmek, kaydırmak), alaxis (değiştirme, kaydırma) * gözlemcinin konumuna göre bir cismin görünür yerinin değişmesi olayı, özellikle astronomide uzak nesnelerin konum ölçümlerinde kullanılan açısal kayma; bir nesneye farklı bakış açılarından bakıldığında, o nesnenin arka plandaki daha uzak nesnelere göre konumunun değişiyor gibi görünmesi olayı

paralamak : far. * par, pare (küçük parça, ödül, bahşiş) (far.) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir şeyi parçalara ayırmak (ufalamak), aşırı kullanıp eskitmek, yıpratmak veya mecazen dövüp hırpalamak

paralel : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + allelon (birbiri, karşılıklı) * aynı düzlemde bulunan, birbirine eşit mesafede olan ve ne kadar uzatılırsa uzatılsın asla kesişmeyen iki doğru, düzlem veya çizgiden her biri, koşut

paralel bağlantı : gre., tür. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + allelon (birbiri, karşılıklı) (gre.) + bağ (iliştirmek, birleştirmek, tutturmak) + lan (dönüşlü fiil eki) + tı (isim yapım eki) (tür.) * elektrik devre bileşenlerinin (direnç, lamba, akü vb.) uçlarının, aynı iki ortak düğüm noktasına doğrudan bağlanarak akımın birden fazla koldan akmasını sağlayan, her bileşen üzerindeki voltajın eşit olduğu, toplam akımın kollar arasında bölündüğü, bir eleman arızalansa bile diğerlerinin çalışmaya devam ettiği devre türü

paralelizm : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + allelon (birbiri, karşılıklı) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * felsefede zihin ve beden (veya fiziksel olaylar) gibi ayrı alanların, birbirine neden olmadan ancak tam bir uyum içinde eş zamanlı ilerlediğini savunan görüş, koşutluk

paralelkenar : gre., tür. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + allelon (birbiri, karşılıklı) (gre.) + kenar (kıyı, çevre, yan hat, çizgi şekli oluşturan hat, yan, taraf) (tür.) * karşılıklı kenar çiftleri birbirine paralel ve eşit uzunlukta olan dört kenarlı düzlemsel bir geometrik şekil (alanı s = b.h, çevresi p = 2(a + b) )

paralelyüzlü : gre., tür. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + allelon (birbiri, karşılıklı) (gre.) + yüz (çehre, surat, cephe) + lü (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (tür.) * tüm yüzeyleri paralelkenar olan ve karşılıklı yüzleri birbirine paralel ve eş olan altı yüzlü bir geometrik cisim (hacmi V = a.h)

paralimpik : gre. * paralysis (felç, inme, nuzul) (para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) + olympikos (olimpiyatla ilgili) (olympos (yüksek, ulu, yüce; Antik Yunan'da tanrıların evi sayılan Olympos Dağı'na (Olympus) veya Zeus tapınağının bulunduğu Olympia kentine atfen) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) ) * çeşitli fiziksel, görme veya zihinsel engelli gruplarından elit sporcuların katıldığı, Olimpiyat Oyunları'ndan hemen sonra aynı şehirde düzenlenen uluslararası çok sporlu etkinlik

paralitik : gre. * paralysis (felç, inme, nuzul) (para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * felçli, hareketsiz kalmış veya sinir hasarı nedeniyle işlevini yitirmiş

paralize : gre., fra. * paralysis (felç, inme, nuzul) (para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) (gre.); paralysé (felç olmuş, inme inmiş) (fra.) * sinir veya kas sisteminin işlevini yitirmesi sonucu vücudunun bir bölümü veya tamamı hareket edemez hale gelmiş olan, felç olmuş, inme inmiş, felçli

paralizi : gre. * paralysis (felç, inme, nuzul) (para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) * sinir sistemi hasarı veya kas hastalıkları nedeniyle vücudun bir bölümünde kas hareketlerinin geçici veya kalıcı olarak kaybı, felç, pleji

parallax : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + allassein (değiştirmek, kaydırmak), alaxis (değiştirme, kaydırma) * gözlemcinin konumuna göre bir cismin görünür yerinin değişmesi olayı, özellikle astronomide uzak nesnelerin konum ölçümlerinde kullanılan açısal kayma; bir nesneye farklı bakış açılarından bakıldığında, o nesnenin arka plandaki daha uzak nesnelere göre konumunun değişiyor gibi görünmesi olayı, paralaks

paralojik : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * özellikle şizofreni gibi durumlarda görülen, benzerlikler veya ayrıntılardan yola çıkarak yanlış özdeşleştirmeler yapma ve bütünün tek bir parçasını bütünün kendisiymiş gibi algılama şeklindeki düşünce bozukluğu ile ilgili, mantık dışı

paralojizm : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * farkında olunmadan yapılan, mantık kurallarına aykırılık, hatalı akıl yürütme veya yanılgı

paramagnetizma : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + magnes, magnes, magnetes (kaynak, damar; yük) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * eşleşmemiş elektronları bulunan maddelerin dış manyetik alan tarafından zayıf bir şekilde çekilmesi ve alan yönünde mıknatıslanması olayı

paramanyetizma : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + magnes, magnes, magnetes (kaynak, damar; yük) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * eşleşmemiş elektronları bulunan maddelerin dış manyetik alan tarafından zayıf bir şekilde çekilmesi ve alan yönünde mıknatıslanması olayı

paramaribo : tup. * para (büyük nehir) + maribo (sakinler, yerleşimciler) * Surinam'ın başkenti

paramedian : gre., lat. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) (gre.) + medianus (orta, merkezde) (lat.) * vücudun veya bir organın tam orta hattının (sagittal düzlem) hemen yanında veya yakınında bulunan (genellikle fıtık, tümör veya arter yerleşimlerini tanımlamak için kullanılır.)

paramedik : gre., lat. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) (gre.) + medicus (çare bulan, aracı olan, doktor), medicare (iyileştirmek, çare bulmak, vasıta bulan) (lat.) * acil tıp hizmetlerinde doktor gözetiminde veya bağımsız protokoller çerçevesinde hastaya olay yerinde ilk değerlendirme yapan, yaşam desteği sağlayan, acil müdahaleyi gerçekleştiren ve hastayı güvenli şekilde sağlık kuruluşuna nakle hazırlayan sağlık profesyoneli, acil tıp zincirinin hastane öncesi basamağında görev yapan eğitimli sağlık çalışanı

paramedikal : gre., lat. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) (gre.) + medicus (çare bulan, aracı olan, doktor), medicare (iyileştirmek, çare bulmak, vasıta bulan) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * hekim (doktor) olmayan ancak tıp uzmanlarının çalışmalarını destekleyen, acil tıp hizmetlerinde veya klinik ortamda hasta bakımına yardımcı olan (eğitimli sağlık personeli ve hizmetleri)

paramediyan : gre., lat. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) (gre.) + medianus (orta, merkezde) (lat.) * vücudun veya bir organın tam orta hattının (sagittal düzlem) hemen yanında veya yakınında bulunan (genellikle fıtık, tümör veya arter yerleşimlerini tanımlamak için kullanılır.)

paramesyum : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + mekes (uzun, uzunca), mekos (uzunluk, boy) (gre.) + ium (isim yapım eki) (lat.) * kirpiksi bir hücre örtüsüyle hareket eden, tek hücreli, mikroskobik tatlı su canlısı, terliksi hayvan

parametadion : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + metha (methyl -CH3) + dione (ikili keton grubu) * antikonvülsan (antiepileptik) olarak kullanılan bir oksazolidindion türevi (C7H11NO3)

parametre : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + metron (ölçü) * bir sistemi, süreci, modeli veya matematiksel fonksiyonu tanımlayan, sınıflandıran veya davranışını sınırlayan ölçülebilir sabit değer veya değişken

parametrik : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + metron (ölçü) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * belirli parametrelere dayanan veya parametrelerle tanımlanan

parametriyum : gre., lat. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + metron (ölçü) (gre.) + ium (yer ve durum eki) (lat.) * rahmin (uterus) serviks (rahim ağzı) kısmını pelvik yan duvarlara bağlayan, geniş bağların (ligamentum latum) iki yaprağı arasında bulunan lifli ve yağlı bağ dokusu

paramiliter : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) (gre.) + militare (askerlik yapmak) (milit (asker, askerlik) + are (fiil mastar eki) ) + aris (sıfat yapım eki) (lat.) * devletin resmi ordusuna yardımcı olan veya onun yerini almak üzere kurulan, askeri bir yapıda örgütlenmiş ancak yasal olarak tam ordudan sayılmayan düzensiz silahlı güç

paramnezi : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + amnesis (hafıza kaybı) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + mimneskomai (hatırlamak, anımsamak), mnesis (hatırlama, hafıza, bellek) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kelimelerin anlamlarını ve kullanışlarını unutma ile karakterize bellek zayıflığı

paramparça : far. * par, pare (küçük parça, ödül, bahşiş) + m (ulama eki) + parça (kısım, bölüm) * pek çok parçaya ayrılmış, dağılmış, parçalanmış veya büyük bir yıkıma uğramış

parampet : ita. * para (savunma) + petto (göğüs, göğüs bölgesi) * gemilerde borda (yan duvar) saclarının güverte seviyesinden yukarıya doğru uzatılmasıyla oluşturulan, sacdan yapılan sabit güvenlik korkuluğu

paranazal : gre., lat. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) (gre.) + nasus (burun) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * burun çevresindeki yapılar veya boşluklarla ilgili; burun çevresindeki kemiklerin içinde bulunan hava dolu boşluklar (sinüsler) ile ilgili

paraneoplastik : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + neo (yeni, taze) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * tümörle doğrudan ilişkisi olmayan, ama tümör varlığına bağlı ortaya çıkan (belirti); kanserin doğrudan tümör büyümesi veya metastazı (yayılması) yerine, bağışıklık sisteminin kansere verdiği anormal tepki veya tümörün ürettiği hormon benzeri maddeler ile ilgili

parankim : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + enkhuma, enkhyma (katma, içine dökme, demleme, zerk etme) * bir organın asıl işlevini yerine getiren temel, fonksiyonel dokusu

parankima : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + enkhuma, enkhyma (katma, içine dökme, demleme, zerk etme) * bir organın asıl işlevini yerine getiren temel, fonksiyonel dokusu

parankimal : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + enkhuma, enkhyma (katma, içine dökme, demleme, zerk etme) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * bir organın asıl işlevini yerine getiren temel, fonksiyonel dokusu ile ilgili, parankim ile ilgili

parankimatoza : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + enkhuma, enkhyma (katma, içine dökme, demleme, zerk etme) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * bir organın veya dokunun yapısını oluşturan, o organın asıl fonksiyonunu (işlevini) yerine getiren temel hücre topluluğu (parankim) ile ilgili olan (doku veya yapı)

parankimatöz : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + enkhuma, enkhyma (katma, içine dökme, demleme, zerk etme) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * bir organın veya dokunun yapısını oluşturan, o organın asıl fonksiyonunu (işlevini) yerine getiren temel hücre topluluğu (parankim) ile ilgili olan (doku veya yapı)

parankimi : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + enkhuma, enkhyma (katma, içine dökme, demleme, zerk etme) * bir organın asıl işlevini yerine getiren temel, fonksiyonel dokusu

paranoid : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * insanların niyetlerini kötücül olarak yorumlayan, temelsiz şüphe, aşırı güvensizlik ve sürekli tetikte olma haliyle karakterize olan

paranormal : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + normalis (standartlara, genel kabul görmüş kurallara uygun olan, olağan ve tipik özellikler gösteren) (cetvel, kural, yasa, ilke, prensip) + alis (ile ilgili, -a ait) ) * mevcut bilimsel yöntemler veya bilinen fizik kanunları ile açıklanamayan, normal dışı, normal ötesi (olarak nitelendirilen olaylar, deneyimler ve yetenekler)

paranoya : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + noos (akıl, zihin, idrak) + eia (isim yapım ve durum eki) * kişinin, somut deliller olmaksızın başkaları tarafından tehdit edildiğine, kandırıldığına veya zarar göreceğine dair mantık dışı, aşırı şüphe ve güvensizlik duyması durumu

paranoyak : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + noos (akıl, zihin, idrak) + eia (isim yapım ve durum eki) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * çevresindeki insanlara karşı aşırı şüphe, güvensizlik ve kuruntu besleyen, sürekli zarar göreceğini veya aldatıldığını düşünen kişi

parantez : gre. * parentithenai (para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + en (iç, içeri, içinde, içine) + tithemi, tithenai (koymak, yerleştirmek, ortaya koymak) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * bir cümlenin içinde açıklayıcı niteliğe sahip bir kelime veya bir cümleynin başına ve sonuna konan işaret "()"

paraozefageal : gre., lat. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + oisophagos (yemek borusu; ağızdan mideye yiyecek taşıyan tüp) (oisein (taşımak) + phagein (yemek, yutmak, tüketmek) + os (isim yapım eki) ) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * yemek borusunun (özofagus) yanında veya yanında yer alan; midenin bir kısmının diyaframdaki açıklıktan yukarı, yemek borusunun yanına doğru fıtıklaşması durumu ile ilgili

parapant : gre., lat., fra. * parachute (hava taşıtlarından veya yüksekten atlayan insanların veya nesnelerin, hava direnci sayesinde güvenli ve yavaş bir şekilde yere inmesini sağlayan, kumaştan yapılan kubbeli araç) (para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) (gre.) + cadentia (düşüş, devrilme, iniş) (cadere (düşmek, devrilmek, inmek) + entia (isim yapım eki) ) (lat.); chute (düşüş) ) + pente (yamaç, eğim, meyil, yokuş) (fra.) * genellikle yüksek yamaçlardan veya dağlardan koşarak havalanılan, motoru olmayan, taşınabilir, kumaş kanatlı bir hava aracıyla yapılan ekstrem spor türü

paraparezi : gre * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + paresis (yarı felç, kısmi felç, yarı gevşeme) (para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + hienai (serbest bırakmak, salmak, gevşemek, boşlamak, koyvermek) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * tam felçten (parapleji) farklı olarak, kasların işlevini tamamen yitirmediği ancak hareketlerin zayıfladığı ve yürüme güçlüğü, denge kaybı, idrar sorunları gibi belirtilerin görüldüğü, genellikle omurilik veya sinir sistemi hasarına bağlı olarak her iki bacakta meydana gelen kısmi felç, güçsüzlük ve kas sertliği (spastisite) durumu

paraperigonium : gre., lat. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + peri (çevre, etraf) + gone (doğurma, üreme, soy meydana getirme, soy, döl) (gre.) + ium (isim yapım eki) (lat.) * çiçeklerin taç yaprakları ile erkek organları arasında yer alan, taç yapraklardan veya organların kenarından çıkan ek halka veya uzantı kümelerini ifade eden korona (özçiçek / yalancı taç) yapısı

parapet : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + pectus (göğüs) * gemiden yük, yolcu veya personelin denize düşmesini engellemek, dalganın yoğun olduğu zamanlarda güvertenin ıslanmaması için bordalar hizasına koyulan sac korkululuklar

parapleji : gre * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + plegia (felç, inme, nuzul) (plegein (darbelemek, vurmak, çarpmak) + eia (durum ve usim yapın eki) ) * genellikle travma, kaza veya hastalık sonucu omuriliğin hasar görmesiyle oluşan, vücudun belden veya göğüs hizasından aşağısını (bacaklar, ayaklar ve bazen karın bölgesi) etkileyen kalıcı veya geçici hareket ve duyu kaybı, omurilik felci

parapod : gre * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + pous, podos (ayak) * yan ayak, yan çıkıntı şeklindeki uzantı; özellikle halkalı solucanlarda ve bazı deniz salyangozlarında görülen, vücut segmentlerinin yan tarafında yer alan, hareket etmeyi (yürüme veya yüzme) ve solunum yapmayı sağlayan eklemsiz, etli yanal çıkıntı

parapraksi : gre * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + praxis (eylem, yapma, iş, uygulama, pratik) * dil sürçmeleri, unutmalar veya nesne karıştırmaları gibi istemsiz yanlış eylemlerin, hatalı davranışların genel ismi

paraprotein : gre * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + protein (proteios (birinci) (protos (ilk, önce, önde) + eios (ile ilgili, gibi) ) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) * kemik iliğindeki anormal veya kanserli plazma hücreleri tarafından üretilen, genellikle kanda veya idrarda yüksek seviyelerde tespit edilen ve Multipl Miyelom veya MGUS (Anlamı Bilinmeyen Monoklonal Gammopati) gibi plazma hücresi hastalıklarının işareti olarak kabul edilen, işlevsiz, monoklonal bir immünoglobulin (antikor) proteini, M proteini

parapsikoloji : gre * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + psikhe (ruh, zihin) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * telepati, durugörü, psikokinezi (telekinezi) gibi beş duyu organıyla açıklanamayan paranormal (doğaüstü/normal-dışı) zihinsel yetenekleri ve olayları bilimsel yöntemlerle inceleyen bir araştırma alanı

parasal : far. * par, pare (küçük parça, ödül, bahşiş) (far.) + sal (ile ilgili, -a ait) (tür.) * ekonomi ve finans alanında para ile ilgili, paraya dayalı veya para birimi cinsinden ifade edilen

parasempatik : gre * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * otonom sinir sisteminin bir parçası olarak vücudun "dinlen ve sindir" (rest and digest) mekanizmasını yöneten, kalp atışını yavaşlatıp sindirimi hızlandırarak vücudu sakinleştiren ve enerji koruyan (sistem) (Sempatik sistemin aksine, tehlike geçtikten sonra vücudu dengeye (homeostaz) getirir, göz bebeklerini küçültür ve tükürük salgısını artırır.)

parasentez : gre * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + kentesis (iğneleme) (kentein (iğnelemek, iğne yapmak) + sis (isim yapım eki) ) * karaciğer sirozu, kalp yetmezliği veya kanser gibi nedenlerle karın boşluğunda biriken anormal miktardaki sıvının (asit), ince bir iğne veya kateter yardımıyla dışarı boşaltılması işlemi

paraservikal : gre., lat. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) (gre.) + cervix (boyun, baş-gövde bağlantısı) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * rahim ağzının (serviks) yanında/yakınında (Genellikle jinekolojik ve obstetrik işlemlerde (kürtaj, rahim içi araç takılması, doğum) ağrıyı azaltmak için serviks çevresindeki sinirlerin uyuşturulması işlemine (paraservikal blok) atıfta bulunur.)

parasetamol : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + asetil (acetum, acidum (sirke, ekşi, asetik asit) + yl (alkil eki; kimyasal radikal hidrokarbon veya türev eki) ) + amino (amin grubu, NH2 içeren) + pheno (göstermek, ortaya çıkarmak; fenil grubu, aromatik halka) * hafif-orta şiddetli ağrıları kesmek ve ateşi düşürmek için kullanılan, yaygın, reçetesiz satılan, baş ağrısı, diş ağrısı, kas ağrıları ve soğuk algınlığı semptomlarında kullanılan, hamilelik sancılarında ilk tercih edilen analjezik ve antipiretik ilacın etken maddesi (C8H9NO2)

parashurama : san. * parashu (balta) + rama (hoşnut olan, mutlu eden) * Hint mitolojisinde tanrı Vişnu'nun 10 enkarnasyonundan (Dashavatara) altıncısı olan ve "baltalı Rama" (Parashu=Balta, Rama=Savaşçı) anlamına gelen, yozlaşmış ve zalim savaşçı sınıfını (Kşatriya) cezalandırarak dünyada adaleti (dharma) yeniden tesis etmesiyle tanınan ölümsüz (Chiranjeevi) bir savaşçı-bilge figürü

parasimfiz : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + symphysis (birlikte büyüme, birleşme) (sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme) ) * alt çene kemiğinin (mandibula) ön orta kısmında yer alan simfiz bölgesinin hemen yanındaki (köpek dişlerinin distalindeki) bölge

parasol : gre., lat. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) (gre.) + sol (güneş) (lat.) * güneşten korunmak amacıyla kullanılan, genellikle zarif, hafif ve taşınabilir güneş şemsiyesi veya gölgelik

parasomnia : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + somnia (uyku durumu) (somnus (uyku, uyuma) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * uykuya dalarken, uyku sırasında veya uyanma anında ortaya çıkan, uyurgezerlik, gece terörü, kabuslar ve uykuda konuşma gibi anormal fiziksel davranışlar veya deneyimler içeren bir uyku bozukluğu; beynin uyku ve uyanıklık arasında kısmi uyanıklık yaşadığı "kısa devre" anları olarak tanımlanan durum

parasternal : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + sternein (yaymak, germek, uzatmak, sermek), sternon (göğüs, göğüs kemiği) (gre.); sternum (lat.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * göğüs kemiğinin (sternum) hemen yanı veya komşuluğu, sternumun sağında veya solunda yer alan bölge

parasüisid : gre., lat. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) (gre.) + suicidium (intihar) (sui (kendi, öz) + cadere, cidere (öldürmek), cidium (öldürme) ) (lat.) * sıkıntıyı ifade etmeyi amaçlayan, ölümcül olmayan yani intiharı hedeflemeyen kendine zarar verme eylemi (intihar benzeri eylem, intihar girişimi)

paraşol : gre., lat. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) (gre.) + sol (güneş) (lat.) * güneşten korunmak amacıyla kullanılan, genellikle zarif, hafif ve taşınabilir güneş şemsiyesi veya gölgelik

paraşüt : gre., lat., fra. * parachute (hava taşıtlarından veya yüksekten atlayan insanların veya nesnelerin, hava direnci sayesinde güvenli ve yavaş bir şekilde yere inmesini sağlayan, kumaştan yapılan kubbeli araç) (para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) (gre.) + cadentia (düşüş, devrilme, iniş) (cadere (düşmek, devrilmek, inmek) + entia (isim yapım eki) ) (lat.); chute (düşüş) ) * düşme yardımcısı; hava taşıtlarından veya yüksekten atlayan insan/nesnelerin, hava direnci sayesinde güvenli ve yavaş bir şekilde yere inmesini sağlayan, kumaştan yapılan kubbeli araç

paratenon : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + teinein (germek, uzatmak, germek için zorlamak, kasmak), tenon, tendon (kas ile kemiği bağlayan sert doku, lif, kiriş, bağ) * özellikle Aşil tendonu gibi sinoviyal kılıfı olmayan eklem dışı tendonları çevreleyen, sürtünmeyi azaltan, kan beslemesi sağlayan ve tendonun kaymasını kolaylaştıran gevşek bağ dokusundan oluşan zar benzeri yapı

paratiroid : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + thyroeides (kalkan şekilli) (thyreos (kalkan) + oeides (ile ilgili, -a ait, benzer, şekilli, biçimli) ) * tiroid bezinin yanında bulunan (bezler)

paratiroidektomi : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + thyroeides (kalkan şekilli) (thyreos (kalkan) + oeides (ile ilgili, -a ait, benzer, şekilli, biçimli) ) + ektomia (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * genellikle aşırı parathormon (PTH) üretimi (hiperparatiroidizm), iyi huylu tümörler (adenom) veya bez büyümesi (hiperplazi) durumlarında kesin tedavi amacıyla boyundaki tiroid bezinin arkasında bulunan ve kalsiyum seviyesini düzenleyen paratiroid bezlerinden birinin veya birkaçının cerrahi olarak çıkarılması işlemi

paratiroidizm : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + thyroeides (kalkan şekilli) (thyreos (kalkan) + oeides (ile ilgili, -a ait, benzer, şekilli, biçimli) ) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * boyundaki paratiroid bezlerinin vücuttaki kalsiyum ve fosfor dengesini sağlayan parathormonu (PTH) düzensiz üretmesi durumu

paratoner : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) (gre.) + tonare (gürlemek, gök gürültüsü çıkarmak), tonitrus (gök gürültüsü) (lat.); tonnerre (fra.) * yüksek binaların, kulelerin ve sanayi tesislerinin en uç noktalarına monte edilen, binaları ve elektrikli ekipmanları yıldırımın zarar verici etkilerinden (yangın, patlama, elektrik arızaları) korumak amacıyla tasarlanmış, yıldırımın oluşturduğu yüksek seviyeli elektrik yükü boşalımını yakalayarak güvenli bir şekilde toprağa aktaran iletken metal sistem, yıldırımsavar

paratrakeal : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + trakhys (pürüzlü, pütürlü, tırtıklı, kaba, sert, katı; nefes borusu, soluk borusu) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * soluk borusunun (trakea) yanındaki bölge ile ilgili

paratüberküloz : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + tuberculosis (tuberculum (küçük yumru, nodül) (tuber (yumru, çıkıntı, kabartı, kabarıklık, şişlik) + culum (küçültme eki) ) (lat.) + osis (durum, sorun, hastalık ve isim yapım eki) (gre.) * mycobacterium avium subspecies paratuberculosis (MAP) bakterisinin neden olduğu, sığır, koyun ve keçi gibi geviş getiren hayvanlarda görülen, şiddetli zayıflama, kronik ishal ve düşük verimle karakterize olan, tedavi edilemeyen kronik ve bulaşıcı bir bağırsak hastalığı

paraüretral : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + ouron, oureo (idrar yapmak, işemek), ourethra (idrarı mesaneden dışarı atan ve meniyi (spermi) taşıyan kanal) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * kadınlarda idrar kanalı (üretra) çevresinde bulunan (bezler, dokular), bu bölgede oluşan (yapılar (kist vb.) )

paravan : fra. * parer (savuşturmak, kovmak, uzaklaştırmak, önlemek, korumak, savunmak) + vent (rüzgar) * rüzgar kesen, koruyucu perde, bölme; odaları bölmek, mahremiyet sağlamak veya dekoratif amaçla kullanılan, genellikle menteşeli, katlanabilir taşınabilir perde/panel sistemi

paravana : fra. * parer (savuşturmak, kovmak, uzaklaştırmak, önlemek, korumak, savunmak) + vent (rüzgar) * rüzgar kesen, koruyucu perde, bölme; odaları bölmek, mahremiyet sağlamak veya dekoratif amaçla kullanılan, genellikle menteşeli, katlanabilir taşınabilir perde/panel sistemi

paravertebral : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + vertebra (omur) (versare (dönmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + bra (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * omurganın yanında, omurga çevresi (Genellikle bel/boyun fıtıklarında ozon enjeksiyonu veya ağrı tedavisinde (paravertebral blok) omurga çevresindeki kaslara ve sinir köklerine yönelik işlemleri tanımlamak için kullanılır.)

parazit : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + sitos (gıda, besin, yemek, tahıl) * başka bir canlının (konak) vücudunda veya üzerinde yaşayarak ondan beslenen, barınan ve genellikle konağa zarar veren asalak canlıl; içinde bulunduğundan ve yanındakinden beslenen, başkası sayesinde sayesinde yaşayan, asalak

parazitemi : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + sitos (gıda, besin, yemek, tahıl) + haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * organizmanın kanındaki aktif parazit miktarını (özellikle sıtma etkenlerini) ve enfeksiyonun derecesini temsil eden terim

paraziter : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + sitos (gıda, besin, yemek, tahıl) + aris (ile ilgili, -a ait) * başka bir canlının (konak) vücudunda veya üzerinde yaşayarak ondan beslenen, beslenirken de konakçıya zarar veren organizmaların (parazit) neden olduğu enfeksiyon veya durumlar ile ilgili

parazitik : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + sitos (gıda, besin, yemek, tahıl) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * bir canlının (parazit) başka bir canlının (konak) üzerinde veya içinde, ona zarar vererek beslenmesi ve yaşamını sürdürmesi durumu ile ilgili, parazit ile ilgili

parazitolog : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + sitos (gıda, besin, yemek, tahıl) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * insan, hayvan veya bitkilerde hastalık yapan, başka bir canlının (konak) üzerinde veya içinde yaşayan asalak organizmaları (protozoa, helmint, eklembacaklılar) inceleyen bilim insanı, parazitbilimci

parazitoloji : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + sitos (gıda, besin, yemek, tahıl) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * insan, hayvan veya bitkilerde hastalık yapan, başka bir canlının (konak) üzerinde veya içinde yaşayan asalak organizmaları (protozoa, helmint, eklembacaklılar) inceleyen bilim dalı, parazitbilim

parazitoz : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + sitos (gıda, besin, yemek, tahıl) + oesis *durum, sorun, hastalık eki, ile ilgili, -a ait)

parça : far. * pare (kısım, bölüm) + ça (küçük anlamı veren ek) * bölüm, kısım, bileşen (part (parka, kısım, bölüm), parse (ayrıştırmak), parsel (parsel, kısım) (ing.), partie (kısım, bölüm) (fra.), Partei (kısım, bölüm) (alm.) )

parça pinçik : far. * pare (kısım, bölüm) + ça (küçük anlamı veren ek) + pençik (beşte bir) (penç (beş) + ik (bolünme eki) ) * çok küçük parçalara ayrılmış, paramparça olmuş veya hırpalanmış, zedelenmiş

parçacık : far., tür. * pare (kısım, bölüm) + ça (küçük anlamı veren ek) (far.) + cık (küçültme eki) (tür.) * maddeyi oluşturan, hacmi veya kütlesi olan çok küçük, yerelleşmiş nesnelere (elektron, proton, nötron, toz, is vb.) verilen isim

parçalamak : far., tür. * pare (kısım, bölüm) + ça (küçük anlamı veren ek) (far.) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) (tür.) * bir nesneyi fiziksel olarak daha küçük parçalara (kısımlara, bölümlere) bölmek, kırmak, yırtmak veya bütünlüğünü bozma

pardesü : lat , fra. * per (içinden, boyunca, aracılığıyla, vasıtasıyla, yoluyla, sayesinde, -dan; tamamen, tümden, bütünüyle) + desursum (üstten, yukarıdan) (de (-dan, kaynaklanma eki) + sursum (üst, üzeri, yukarı) ) (lat.); pardessus (fra.) * ceket veya diğer giysilerin üzerine giyilen, genellikle soğuktan ve yağmurdan koruyan, uzun, ince kumaşlı dış giysi

pardon : lat. * perdonnum (bağışlama, özür dileme ifadesi) (per (içinden, boyunca, aracılığıyla, vasıtasıyla, yoluyla, sayesinde, -dan; tamamen, tümden, bütünüyle) + um (isim yapım eki) (lat.); pardonner (affetmek, bağışlamak), pardon (af, özür, bağışlama) (fra.) * af, özür; affetme, bağışlama

pardösü : lat , fra. * per (içinden, boyunca, aracılığıyla, vasıtasıyla, yoluyla, sayesinde, -dan; tamamen, tümden, bütünüyle) + desursum (üstten, yukarıdan) (de (-dan, kaynaklanma eki) + sursum (üst, üzeri, yukarı) ) (lat.); pardessus (fra.) * ceket veya diğer giysilerin üzerine giyilen, genellikle soğuktan ve yağmurdan koruyan, uzun, ince kumaşlı dış giysi

pare : far. * pare (kısım, bölüm, parça) * kısım, bölüm, parça

pareidolia : gre., lat. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + eidos, oeides (şekil, biçim, form), eidolon (imge, imaj, hayal, görünüş) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * belirsiz, rastgele görsel veya işitsel uyarıcıların beyin tarafından anlamlı şekillere, tanıdık nesnelere veya insan yüzlerine benzetilmesi durumu; yanıltıcı imge görme; zihnin rastgele görsel veya işitsel uyaranlarda anlamlı bir şekil (yüz, figür, nesne, ses) algılaması (örneğin bulutlarda,, kahve köpüğünde veya telvesinde, duvar lekesinde yüz, hayvan vb şekilleri görmek)

parende : far. * par (kanat), paridan (uçmak, kanat çırpmak), parande (uçan, uçucu, kuş) * havada atılan takla, parende

parenkim : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + enkhuma, enkhyma (katma, içine dökme, demleme, zerk etme) * bir organın asıl işlevini yerine getiren temel, fonksiyonel dokusu

parenkima : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + enkhuma, enkhyma (katma, içine dökme, demleme, zerk etme) * bir organın asıl işlevini yerine getiren temel, fonksiyonel dokusu

parenkimal : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + enkhuma, enkhyma (katma, içine dökme, demleme, zerk etme) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * bir organın asıl işlevini yerine getiren temel, fonksiyonel dokusu ile ilgili, parankim ile ilgili

parental : lat. * parent (ebeveyn, ana baba, ata) (parere (doğurmak, üretmek, oluşturmak, meydana getirmek) + ens, ent (-cı, yapan, eden eki, sıfat yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) * ebeveyne ait, ebeveyn ile ilgili, ana-babaya özgü, soydan gelen, ebeveynsel

parenteral : gre., lat. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + enteron (bağırsak) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * ilaçların veya besinlerin sindirim sistemini (ağız, mide, bağırsak) devre dışı bırakarak doğrudan damar yolu, kas içi veya deri altı enjeksiyonla vücuda verilmesi yöntemiyle ilgili

pare-pare : far. * pare (parça, bölüm, kısım) + pare (parça, bölüm, kısım) * parçalara ayrılmış olarak, parçalanmış olarak, parça parça, kısım kısım

parestezi : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + aisthanomai (algılamak, hissetmek, duyumsamak), aisthesis (his, duyu), aisthesia (hislenme, duyumsama) * anormal duyusal his, anormal duyum, yanlış hissetme; genellikle duyusal sinir veya sinir kökünün hasar görmesi sonucu batma, karıncalanma veya uyuşmaya neden olan rahatsızlık

parezi : gre. * paresis (yarı felç, kısmi felç, yarı gevşeme) (para (yanında, yanısıra, yoluyla, vasıtasıyla) + hienai (serbest bırakmak, salmak, gevşemek, boşlamak, koyvermek) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * vücudun bir bölgesindeki kasların zayıflayıp, güç kaybetmesi sonucunda istemli hareketlerin zorlaştığı durum

parfe : lat., fra. * perfectus (yapıp bitirilmiş, tamamlanmış, mükemmel) (perficere (tamamlamak, bitirmek) (per (içinden, boyunca, aracılığıyla, vasıtasıyla, yoluyla, sayesinde, -dan; tamamen, tümden, bütünüyle) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, oluşturmak) ) + tus (geçmis zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); parfait (mükemmel, kusursuz) (fra.) * kusursuz lezzet, kıvam anlamında dondurma ve benzeri tatlı türleri için kullanılan terim

parfokal : gre., lat. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) (gre.) + focus (ocak, odak, yuva, fırın, ateş yeri, ateş merkezi) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * odak düzlemleri birbirine uyumlu olan, bir odaktan diğerine geçerken odağı büyük ölçüde koruyan; birden fazla mercek veya lens içeren sistemlerde (mikroskop veya fotoğraf makineleri gibi), bir mercekten diğerine geçildiğinde veya odak uzaklığı (zoom) değiştirildiğinde netliğin bozulmaması ve odak noktasının aynı düzlemde kalması ile ilgili

parfüm : gre., lat., fra. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) (gre.), per (içinden, boyunca, aracılığıyla, vasıtasıyla, yoluyla, sayesinde, -dan; tamamen, tümden, bütünüyle) + fumare (duman oluşturmak), fumum (duman) (lat.); parfum (fra.) * kokulu maddeyi ısıtarak çıkan buhar aracılığıyla yayılan koku, güzel koku

parfümeri : gre., lat., fra. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) (gre.), per (içinden, boyunca, aracılığıyla, vasıtasıyla, yoluyla, sayesinde, -dan; tamamen, tümden, bütünüyle) + fumare (duman oluşturmak), fumum (duman) (lat.); parfum (güzel koku) + erie (yer eki) (fra.) * parfüm satan veya üreten dükkan, mağaza

parhelion : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + helios (güneş) + on (isim veya sıfat yapım eki) * Güneş'in her iki yanında veya bir yanında güneş ışığına benzer parlak ışık lekelerinin oluştuğu optik bir atmosfer olayı, yalancı güneş, güneş köpeği

parıldamak : tür. * par (ışık saçmak, yanmak) + ıl (edilgen fiil eki) + da (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir nesne veya yüzey ışık saçmak, ışık yansıtmak, hafif titrek veya ışıltılı bir hal almak

parıltı : tür. * par (ışık saçmak, yanmak) + ıl (edilgen fiil eki) + tı (isim yapım eki) * parlaklık, ışıltı, ışık yayma, ışık yansıtma, şavk

paridae : lat. * parus (baştankara kuşu + idae (-giller, hayvan familyası eki) * ötücü kuşlar takımına ait olan, Kuzey Yarımküre ve Afrika'da yaşayan, kısa ve sivri gagalı, genellikle küçük ve hareketli baştankara kuşlarını kapsayan familya, baştankaragiller

parietal : lat. * paries, parietis (duvar) + alis (ile ilgili, -a ait) * duvarla ilgili, duvarın yanına ait; vücuttaki yapıların veya organların çeperleri, duvarları ile ilgili

parietal lob : lat., gre. * paries, parietis (duvar) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) + lobos (yuvarlak çıkıntı, yuvarlak parça, kulak memesi, beyin lobu) (gre.); lobus (lat.) * beynin üst-orta kısmında yer alan, dokunma, sıcaklık, ağrı gibi duyusal bilgileri işleyen, yön bulma ve nesneleri tanıma işlevlerinde rol oynayan, mekansal algı ve el-göz koordinasyonunu sağlayan temel beyin bölümü

parietaria : lat. * paries, parietis (duvar) + aris (ile ilgili, -a ait) + eia (yer ve durm eki) * Urticaceae (ısırgangiller) familyasından, duvar çatlaklarında ve nemli yerlerde ve duvar diplerinde yetişen, tüylü ve yapışkan yapılı, otsu bir bitki cinsi, yapışkan otu, duvar fesleğeni, cam otu

parietooksipital : lat. * paries, parietis (duvar) + occiput (arka kafa, başın arka kısmı) (ob (üzerine, karşı, ters, karşıt) + caput (baş, kafa, tepe) ) + alis (ile ilgili, -a ait) * beynin üst-arka kısmındaki parietal lob (duyusal algı) ile arka kısımdaki oksipital lob (görme merkezi) arasında yer alan bölgeye, sınıra veya bu iki lobu ayıran derin oluk ile ilgili

parikalsitol : lat. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + calc (calcium Ca) + itol (vitamin D analogları veya steroid benzeri moleküllerde kullanılan son ek, yapısal belirteç) * diyaliz tedavisi gören kronik böbrek hastalığı olan hastalarda hiperparatiroidizmi tedavi etmek ve önlemek için kullanılan, Vitamin D 2'nin (ergokalsiferol) aktif formu olan 1,25-dihidroksiergokalsiferolün bir analoğu (C27H44O3)

paripinnat : lat. * par, paris) (eşit, çift) + pinna (tüy, kanat; botanikte yaprakçık) + atus (ile ilgili, -a ait) * çift sayıda yaprakçığı olan, uçta tek yaprakçık taşımayan tüysü birleşik yaprak tipi; yaprakçıkları ana eksen (yaprak sapı) boyunca çiftler halinde yerleşen ve en uçta tek bir yaprakçık olmayıp çift yaprakçıkla (veya bazen sülükle) biten çift tüysü (çift teleksi) bileşik yaprak tipi

paris : kel., gre., lat. * paris (M.Ö. bölgede yaşayan Kelt kökenli Galya kabilesi Parisiiler'den; Civitas Parisiorum (Parisiilerin Şehri) ) (lat.); (par (gemi, tekne), parios (kazan) (kel.) * Paris (Troya prensi); Fransa'nın başkenti; Melanthiaceae familyasına ait, tek çiçekli otsu bitki cinsi

parite : lat., fra. * par (eşit, denk) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.); parité (fra.) * bir ülkenin para biriminin başka bir ülkenin para birimi karşısındaki değerini veya değişim oranı

pariyetal : lat. * paries, parietis (duvar) + alis (ile ilgili, -a ait) * duvarla ilgili, duvarın yanına ait; vücuttaki yapıların veya organların çeperleri, duvarları ile ilgili

parizakuantel : lat. * pyrazine (pirazin C4H4N2) + quinoline (kinolin C9H7N) + antel (anti helminticus (solucan düşürücü) ) * Schistosoma sp. (şistozomiyaz, kan kurdu), Clonorchis sinensis, Opisthorchis viverrini ve Fasciola hepatica (kalp kurdu) gibi parazitlerin yol açtığı solucan enfeksiyonlarını tedavi etmek için kullanılan antihelmintik ilacın etken maddesi

park : lat. * parricus (çitlerle çevrili alan, korunmuş yer) * insanların gezmesi, dinlenmesi veya eğlenmesi için ayrılmış yeşil alan, botanik bahçe veya çocuk oyun alanı; taşıtların bırakıldığı otopark (parking lot) ve askeri araç-gereçlerin depolandığı alan

parka : nen. * parka (hayvan derisi, post, kürk) (nen.); parka (rus.) * kökeni Eskimo kültürüne dayanan, özellikle kış aylarında soğuktan, rüzgardan ve kardan korunmak için giyilen, genellikle bel altına veya diz hizasına kadar uzanan, kapüşonlu, kalın ve kaba yapılı bir mont veya üstlük türü; soğuktan koruyan kürklü/başlıklı ceket

parkae : lat. * parcere (tasarruf etmek, sınırlamak, ölçülü olmak), parcae (tasarruf, sınırlama, ölçülü olma) * Roma mitolojisinde kaderin kişileştirilmiş üç tanrıçası (Nona (İpliği başlatır (doğumu simgeler) ), Decuma (İpliği sarar (yaşam süresini belirler) ), Morta (İpliği keser (ölümü simgeler) ) (Yunan mitolojisindeki Moiralar’a karşılık gelir.)

parke : fra. * parc (çitli alan, korunaklı yer), parquet (küçük alan; ahşap zemin kaplaması) * zemin kaplaması için küçük bloklardan oluşturulmuş yüzey

parkinson : ing. * parkinson (İngiliz hekim James Parkinson'un soyadından) * beyinde dopamin üreten sinir hücrelerinin hasar görmesiyle ortaya çıkan, genellikle 60 yaş üstünde istemsiz titreme, hareketlerde yavaşlama (bradikinezi), kas sertliği (rijidite) ve denge bozuklukları ile kendini göstererek hareketleri etkileyen kronik ve ilerleyici bir sinir sistemi hastalığı, titreme felci

parkmetre : lat., gre. * parricus (çitlerle çevrili alan, korunmuş yer) (lat.) + metron (ölçü) (gre.) * paralı park yerlerinde araçların kaldığı süreyi ölçen, park sayacı veya saati

parkur : lat., fra. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + currere (koşmak), cursus (koşu, akış) (lat.); parcours (seyir, rota, gidişat) (fra.) * izlenen yol, rota, seyir yolu, etaplar dizisi, engelli rota, gidiş yolu

parlak : tür. * par (ışık saçmak, yanmak) + la (bağlaç) + k (sıfat yapım eki) * ışıltılı, ışık yansıtan, ışık yayan

parlamak : tür. * par (ışık saçmak, yanmak) + la (bağlaç) + mak (fiil mastar eki) * ışıltılı olmak, ışımak, ışık yansıtmak

parlamentarizm : lat. * parlare (konuşmak, söz söylemek) + mentum (isim yapım eki) + aris (ile ilgili, -a ait) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * yasama ve yürütme arasındaki ilişkinin parlamentonun üstünlüğüne dayandığı ve hükümetin parlamentoya karşı sorumlu olduğu siyasal yönetim sistemi (yürütme organının (hükümet/başbakan) yasama organının (parlamento/meclis) içinden çıktığı ve ona karşı siyasi sorumluluk taşıdığı, yürütme ve yasama kuvvetlerinin "yumuşak" ayrılığına dayanan, meclisin hükümeti denetleyebildiği, hükümetin de meclisi feshedebildiği demokratik hükümet sistemi)

parlamenter : lat. * parlare (konuşmak, söz söylemek) + mentum (isim yapım eki) + aris (ile ilgili, -a ait) * parlamentoyla ilgili olan, parlamentoya dayanan veya parlamentoya mensup kimse veya şey

parlamento : lat. * parlare (konuşmak, söz söylemek) + mentum (isim yapım eki) * halkı temsil eden üyelerden oluşan ve yasama görevini yerine getiren meclis

parmak : tür. * par (sopa, çubuk) + mak (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * el veya ayakların uç kısmında bulunan, boğumlu, hareketli, ince uzun sopa, çubuk şeklinde olan organ (bar, barre, Bar (sopa, çubuk) (ing., fra., alm.) )

parmak izi : tür. * par (sopa, çubuk) + mak (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + iz (işaret, nişan, belirti, simge, sembol, kod) + i (iyelik eki) * parmak uçlarının iç yüzeyindeki deri kıvrımlarının (papil) oluşturduğu, her bireye özgü olan, dokunulan yüzeylere ter/yağ bezleri sayesinde şekli yansıyan kimlik belirleyici desenler

parmaklık : tür. * par (sopa, çubuk) + mak (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + lık (isim yapım ve araç eki) * genellikle demir, ahşap veya benzeri malzemelerden yapılan, dikey veya yatay çubuklarla oluşturulan kafes benzeri yapı veya koruyucu bölme

parmesan : ita. * Parma (İtalya’da şehir adı) + igiano (ile ilgili, -a ait) * İtalya’nın Parma bölgesine özgü, sert ve granüler yapılı, genellikle rendelenerek kullanılan bir peynir türü

parmıcan : far. * badingan (patlıcan, Patlıcangiller (Solanaceae) familyasına ait, tropikal bölgelerde çok yıllık, ılıman iklimlerde tek yıllık olarak yetiştirilen, düşük kalorili, yüksek lifli, mor, siyah veya beyaz renkli süngerimsi dokulu, besleyici Hint kökenli bir sebze) * ince dilimlenmiş patlıcanların kızartılıp domates sosu, mozzarella ve parmesan peyniri ile katmanlandırılarak fırınlandığı klasik bir Güney İtalya yemeği (Melanzane alla parmigiana" olarak da bilinen bu lezzet, yoğun peynir ve sos uyumuyla bilinir.)

parnasizm : gre. * Parnasse (Yunan mitolojisinde şiir ve sanat tanrılarına adanmış Parnassos Dağı) + ismos (isim yapım ve durum eki, akım, sistem, doktrin) * 19. yüzyıl Fransa’sında estetik kusursuzluk ve biçim mükemmelliğini ön plana alan, duygusallıktan uzak şiir anlayışı

parnassiaceae : gre., lat. * Parnasse (Yunan mitolojisinde şiir ve sanat tanrılarına adanmış Parnassos Dağı) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * bataklık ve sulak alanlarda yetişen, genellikle beyaz çiçekli otsu bitkileri kapsayan iki cinsli bir bitki familyası

parodi : gre. * paroidia (para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + oide (şarkı, ezgi, şiir) + eia (isim yapım ve durum eki) ) * bir edebi veya sanatsal eserin tarzını, konusunu veya biçimini taklit ederek alaycı veya eleştirel şekilde yeniden yaratma yöntemi

parodontal : gre., lat. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * diş etleri ve dişleri çevreleyen destek dokularıyla ilgili, diş eti çevresiyle ilgili, periodontal

paroksetin : gre., lat. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + etine (ilaç veya kimyasal madde eki) (lat.) * depresyon, anksiyete ve bazı diğer ruhsal bozuklukların tedavisinde kullanılan seçici serotonin geri alım inhibitörü (SSRI) sınıfından antidepresan ilacı etken maddesi (C19H20FNO3)

paroksismal : gre * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + ismos (isim yapım, akım, durum, hal eki) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * ani ve geçici olarak şiddetlenen, özellikle hastalık veya semptomların aniden ortaya çıkması; belirtilerin (ağrı, çarpıntı, baş dönmesi vb.) aniden başlayıp, kısa süreliğine yoğun şekilde hissedilmesi ve yine aniden sona ermesi (ataklar, krizler halinde) durumu

paroksizm : gre * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + ismos (isim yapım, akım, durum, hal eki) * bir hastalığın veya belirtinin aniden başlayıp kısa sürede şiddetlenmesi, nöbet şeklinde ortaya çıkan kriz durumu

parola : lat., ita. * parabola (söz, kelam, anlatım, benzetme) (lat.); parola (söz, kelime, şifreli söz) (ita.) * askeri veya gizli iletişimde kimlik doğrulamak amacıyla kullanılan şifreli söz veya parola

paromomisin : gre., lat. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + monos (tek, bir, yek, yalnız) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) (gre.) + inum, ine (kimyasal madde, ilaç eki) (lat.) * bakteriyel ve bazı paraziter enfeksiyonların tedavisinde kullanılan aminoglikozid grubu bir antibiyotik ilacın etken maddesi (C23H47N5O18S)

paronikia : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + onyx (tırnak) + eia (isim yapım ve durum eki) * tırnak çevresindeki deri dokusunun (kütikül), travma, tahriş, bakteriyel veya mantar enfeksiyonu sonucu iltihaplanması, tırnak iltihabı

paronişi : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + onyx (tırnak) + eia (isim yapım ve durum eki) * tırnak çevresindeki deri dokusunun (kütikül), travma, tahriş, bakteriyel veya mantar enfeksiyonu sonucu iltihaplanması, tırnak iltihabı

paronişiya : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + onyx (tırnak) + eia (isim yapım ve durum eki) * tırnak çevresindeki deri dokusunun (kütikül), travma, tahriş, bakteriyel veya mantar enfeksiyonu sonucu iltihaplanması, tırnak iltihabı

parosmi : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + osme (koku) * koku alma duyusunun bozulması sonucu kokuların olduğundan farklı veya rahatsız edici şekilde algılanması durumu

parotid : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + ous, otis, otos (kulak) + oeides (ile ilgili, -a ait, benzer, şekilli, biçimli) * kulağın önünde ve altında bulunan, tükürük salgılayan parotis bezine ait veya onunla ilgili olan

parotidektomi : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + ous, otis, otos (kulak) + oeides (ile ilgili, -a ait, benzer, şekilli, biçimli) + ektomia (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kulak önü ve altında yer alan en büyük tükürük bezi olan parotis bezinin veya parotis bezindeki iyi veya kötü huylu tümörlerin, taşların veya enfeksiyonlu dokuların cerrahi olarak çıkarılması işlemi

parotidian : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + ous, otis, otos (kulak) + oeides (ile ilgili, -a ait, benzer, şekilli, biçimli) + ianos (ile ilgili, -a ait) * kulak çevresine, özellikle parotis (tükürük bezi) bölgesine yakın olan veya bu anatomik alanla ilişkili bulunan

parotis : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + ous, otis, otos (kulak) * kulağın önünde ve altında yer alan, tükürük salgılayan büyük tükürük bezi

parotitis : gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + ous, otis, otos (kulak) + itis (enfeksiyon, iltihap, inflamasyon, hastalık eki) * kulağın önünde ve altında yer alan, tükürük salgılayan büyük tükürük bezi olan parotis bezinin iltihaplanması durumu

parpa : lat. * barba (sakal) * kalkan balığının yavrusuna veya küçüğüne verilen ad (balığın çenesine yakın yüzgeçleri nedeniyle)

parpı : erm. * parpel (tasfiye etmek, temizlemek, boşaltmak veya akıtmak) * Anadolu'nun çeşitli yörelerinde halk arasında kullanılan, genellikle halk hekimliği kapsamında yılan, akrep sokması veya çeşitli hastalıkları "okuyarak", özel taşlarla veya ev ilaçlarıyla tedavi etme işlemi; korku, sıkıntı; azarlamak, lafla dövmek; yemeği hafifçe yakmak, soğanı pembeleştirmek/yakmak

pars : lat., toh., tür. * pars (parça, bölüm, kısım) (lat.); pär (alaca, benekli) (toh.); bars (kaplan, benekli kedi) (tür.) * leopar veya panter gibi güçlü ve yırtıcı bir büyük kedi türü

parsa : lat., far. * pars (parça, bölüm, kısım, pay, hisse) (lat.); parsa (far.) * gösteri, oyun veya marifet sonrası seyircilerden toplanan para/bahşiş; bir işten haksız veya kolay yoldan çıkar sağlama (mecazi)

parsek : gre., lat. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) (gre.) + secare (kesmek, ayırmak, bölmek) (lat.) * astronomide yıldızlararası mesafeyi ölçmek için kullanılan birim; Dünya ile bir parsek uzaklıktaki bir nesnenin, Güneş’e olan mesafesine göre 1 açısal saniye kayma göstermesi temel alınarak belirlenen mesafe (~3,26 ışık yılı)

parsel : lat. * particella (küçük bölüm, küçük parça) (pars, partis (parça, kısım, bölüm, hisse, pay, kesim, porsiyon) + ella (küçültme eki) ) * bir arazinin sınırlarıyla belirlenmiş, bağımsız mülkiyet veya kullanım alanı

parselasyon : lat. * particella (küçük bölüm, küçük parça) (pars, partis (parça, kısım, bölüm, hisse, pay, kesim, porsiyon) + ella (küçültme eki) ) + tio (isim yapım eki) * imar planı sınırları içindeki kadastro parsellerinin (tarla, arsa), imar planına uygun olarak yol, park, okul gibi kamu alanlarına ayrılıp yapılaşmaya elverişli küçük parsellere bölünmesi ve tapuya tescil edilmesi işlemi; bir araziyi belirli parçalara ayırma, imar veya mülkiyet düzenlemesi amacıyla yapılan arazi bölme işlemi

parseng : far. * fersang (uzaklık ölçü birimi, yaklaşık 6 km) * eski İran’da kullanılan ve özellikle yol veya mesafe ölçümünde kullanılan uzaklık birimi; teraziyi denkleştirmek için kefesine konulan ağırlık objesi

parsiyalizm : lat. * pars, partis (parça, kısım, bölüm, hisse, pay, kesim, porsiyon) + alis (ile ilgili, -a ait) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * bir bütünün parçalarına veya kısımlarına odaklanan, bütünün tamamını değil de parçalarını esas alan yaklaşım veya anlayış; cinsel ilginin ve uyarılmanın tüm vücut yerine vücudun belirli bir bölgesine (ayak, bacak, göğüs vb.) odaklandığı bir parafili (cinsel saplantı) türü, kısmiyetçilik

parsiyel : lat. * pars, partis (parça, kısım, bölüm, hisse, pay, kesim, porsiyon) + alis (ile ilgili, -a ait) * bütünün tamamı ile değil, yalnızca bir kısmı ile ilgili veya sınırlı olan, kısmi, bölümsel, parçasal

parşömen : gre. * pergamenos (pergamon, pargama (peraga (yüksek) + mon (yer, yerleşim, üs) ) + os (ile ilgili, gibi, -a ait) ) * üzerine yazı yazmak veya resim yapmak için kullanılan özel hazırlanmış hayvan derisi (Pergamum'da (Bergama) icad edildiği için ismini buradan almıştır.)

part time : lat., ing. * pars, partis (parça, kısım, bölüm, hisse, pay, kesim, porsiyon) (lat.) + time (zaman, vakit, süre) (ing.) * yarım zamanlı, kısmi zamanlı; bir iş veya görev için tam süre yerine yalnızca belirli, sınırlı saatlerde çalışma biçimi; haftalık çalışma saatinin standart tam zamanlı işlerden (genelde 45 saat) belirgin şekilde daha az olduğu, haftada en fazla 30 saat çalışma esasına dayanan bir istihdam şekli, yarı zamanlı, kısmi süreli

partal : san , far. * puraana (eski, köhne, yıpranmış) (san.); partal (bohça, heybe; yük) (far.) * çok kullanılıp eskimiş, yıpranmış; eski püskü hale gelmiş eşya veya giysi; abartılı, yalan veya asılsız söz

partenogenez : gre. * parthenos (bakire, genç kız, evlenmemiş kadın; iffetli) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * omurgasızlar, bazı böcekler (arılar, karıncalar), sürüngenler ve bitkilerde görülen, döllenmemiş bir dişi yumurta hücresinin gelişerek yeni bir birey oluşturduğu, erkeğe ihtiyaç duyulmayan bir üreme şekli (Eşeysiz üreme tipi olarak kabul edilse de, kökeni eşeyli üremeye dayanır.)

partenogenez : gre. * parthenos (bakire, genç kız, evlenmemiş kadın; iffetli) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * omurgasızlar, bazı böcekler (arılar, karıncalar), sürüngenler ve bitkilerde görülen, döllenmemiş bir dişi yumurta hücresinin gelişerek yeni bir birey oluşturduğu, erkeğe ihtiyaç duyulmayan bir üreme şekli (Eşeysiz üreme tipi olarak kabul edilse de, kökeni eşeyli üremeye dayanır.)

partenojenez : gre. * parthenos (bakire, genç kız, evlenmemiş kadın; iffetli) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * omurgasızlar, bazı böcekler (arılar, karıncalar), sürüngenler ve bitkilerde görülen, döllenmemiş bir dişi yumurta hücresinin gelişerek yeni bir birey oluşturduğu, erkeğe ihtiyaç duyulmayan bir üreme şekli (Eşeysiz üreme tipi olarak kabul edilse de, kökeni eşeyli üremeye dayanır.)

partenojenik : gre. * parthenos (bakire, genç kız, evlenmemiş kadın; iffetli) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * döllenme olmaksızın, yalnızca dişi bireylerden yeni bireylerin oluştuğu üreme biçimi olan partenojenez ile ilgili

partenokarpi : gre. * parthenos (bakire, genç kız, evlenmemiş kadın; iffetli) + karpos (meyve, tohum) + eia (isim yapım ve durum eki) * bitkilerde yumurtalığın döllenme gerçekleşmeden gelişerek çekirdeksiz meyve oluşturması durumu, bakir meyve

parter : lat., fra. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + terra (yer, zemin, toprak) (lat.); par terre (fra.) * tiyatro, sinema veya konser salonlarında, sahneye en yakın ve genellikle en geniş izleme alanını veren, sahnenin ilk zemin katı ve bu alandaki koltuklar; sahne veya gösteri düzeninde, özellikle tiyatro ve danslarda, yere yakın veya zeminde yapılan düzenlemeyi veya yere serili pozisyonu tanımlayan terim

parthenocissus : gre. * parthenos (bakire, genç kız, evlenmemiş kadın; iffetli) + kissos (sarmaşık) * Vitaceae (Asmagiller) familyasına ait, çok hızlı büyüyen, sonbaharda canlı kırmızı/turuncu renklere dönen yaprakları ve duvarları kaplama özelliğiyle peyzajda sıkça kullanılan, odunsu ve tırmanıcı bir süs bitkisi cinsi, Amerikan sarmaşığı

parti : lat., fra. * pars, partis (parça, kısım, bölüm, hisse, pay, kesim, porsiyon) (lat.); partie (fra.) * belirli bir görüş, amaç veya ideoloji etrafında örgütlenmiş grup, siyasi grup veya topluluk; kişilerin davet edildikleri içkili, müzikli eğlence organizasyonu; kısım, kesim, bölüm, parça, hisse, pay

partikül : lat. * pars, partis (parça, kısım, bölüm, hisse, pay, kesim, porsiyon) + cula (küçültme eki) * küçük parça, parçacık; maddelerin en küçük yapı taşları veya çok küçük boyutlu parçacıklar; dilbilimde anlam veya görev açısından bağımsız küçük sözcük birimi

partikülarite : lat., fra. * pars, partis (parça, kısım, bölüm, hisse, pay, kesim, porsiyon) + cula (küçültme eki) + aris (ile ilgili, -a ait) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.); particularité (fra.) * bir şeyin küçük parçalar veya ayrıntılar halinde var olma durumu; atomik veya bölünmüş yapısallık niteliği; özellik, nitelik, vasıf, karakteristik

partiküler : lat., fra. * pars, partis (parça, kısım, bölüm, hisse, pay, kesim, porsiyon) + cula (küçültme eki) + aris (ile ilgili, -a ait) (lat.); particulaire (fra.) * küçük parçalarla ilgili, parçacıklı veya bölünmüş yapıda olan; özel, ayrıntılı, detaylı

partisip : lat. * participatus (katılmış, iştirak etmiş) (participare (katılmak, pay almak) (pars, partis (parça, kısım, bölüm, hisse, pay, kesim, porsiyon) + capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * bir olaya, duruma veya sürece katılan veya iştirak eden kişi veya öğe; dilbilimde fiil kökünden türeyen sıfat veya isim formu

partisipasyon : lat. * participare (katılmak, pay almak) (pars, partis (parça, kısım, bölüm, hisse, pay, kesim, porsiyon) + capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) ) + tio (isim yapım eki) * bir olaya, sürece veya faaliyete katılma, iştirak etme, iştirak, katılım

partisyon : lat. * pars, partis (parça, kısım, bölüm, hisse, pay, kesim, porsiyon) + tio (isim yapım eki) * bir alanı, mekanı veya bütünü parçalara ayırma, bölme veya sınırlandırma işlemi; orkestra, oda müziği topluluğu, koro, bando gibi topluluklar için yazılan eserlerin bir bütün halinde görülmesini sağlayan nota; metabolik cerrahide (loop bir partisyon) midenin kısımlara ayrılarak yeniden bağlanması; farmakolojide ilacın yağ/su gibi farklı ortamlardaki dağılım oranı

partita : lat. * partire (bölüşmek, bölmek, taksim etmek) (pars, partis (parça, kısım, bölüm, hisse, pay, kesim, porsiyon) + ire (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * bölünmüş, kısım, fasıl; barok müzikte dans parçalarından oluşan bir süit türü

partitür : lat. * partire (bölüşmek, bölmek, taksim etmek) (pars, partis (parça, kısım, bölüm, hisse, pay, kesim, porsiyon) + ire (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) + ura (isim yapım eki) * orkestra, koro veya oda müziği gibi çok sesli eserlerde, tüm enstrümanların veya seslerin notalarının aynı anda üst üste yazıldığı, orkestra şefinin eserin bütününü görmesini sağlayan ve her enstrümanın ne zaman, ne çalacağını gösteren kapsamlı nota kitabı

partizan : lat. * pars, partis (parça, kısım, bölüm, hisse, pay, kesim, porsiyon) + anus (ile ilgili, -a ait) * bir tarafı veya görüşü güçlü biçimde destekleyen, o taraftan yana olan kimse; özellikle siyasi veya ideolojik bağlılık gösteren kişi

partner : lat. * pars, partis (parça, kısım, bölüm, hisse, pay, kesim, porsiyon) + ner (ile ilgili, -a ait) * bir işte, ilişkide veya faaliyette birlikte hareket eden, ortaklık veya eşlik eden (kişi)

parton : lat. * pars (parça, kısım, bölüm) + on (parçacık/tanecik eki) * fizik dilinde proton ve nötron gibi hadronları oluşturan kuark, antikuark ve gluon gibi alt parçacıklar için kullanılan ortak bir terim

parturisyon : lat. * parturire (doğurmak üzere olmak, doğum sancısı çekmek, doğurmak) + tio (isim yapım eki) * gebelik süresinin sonunda fetüsün ve plasentanın rahimden dışarı atılmasıyla sonuçlanan karmaşık fizyolojik doğum süreci

partus : lat. * parturire (doğurmak üzere olmak, doğum sancısı çekmek, doğurmak) + us (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * doğum, doğurma

parulidae : lat. * parula (bir kuş cinsi) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * Yeni Dünya ötleğenleri veya orman ötleğenleri olarak bilinen, Amerika kıtasına özgü küçük, renkli ve ötücü kuşları içeren bir kuş familyası

parvati : san. * Parvati (dağlı, dağ kızı; dağ tanrıçası) (parvata (dağ, tepe, dağlık bölge) + i (dişil isim eki) ) * Hinduizmde Şiva'nın eşi olarak kabul edilen, doğurganlık, sevgi, güç ve koruyucu dişil enerjiyle ilişkilendirilen tanrıça, Himalaya dağlarının kişileştirilmiş biçimi olarak görülen ilahi varlık

parvoselüler : lat. * parvus, parvum (küçük, ufak, minik) + cellula (küçük hücre, küçük oda, hücrecik, odacık) (cella (oda, depo, bölme, hücre) + ulus, ula (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) * küçük hücrelerden oluşan veya küçük hücrelerle ilgili olan; lateral genikulat çekirdekte (LGN) görme, hipotalamusta ise hormon üretimi (parvoselüler nörosekretuar hücreler) gibi spesifik işlevleri olan küçük nöronlar ile ilgili

parvum : lat. * parvus, parvum (küçük, ufak, minik) * küçük olan, az miktarda veya düşük düzeyde bulunan

parya : tam. * parai (büyük davul) * Hindistan'daki kast sisteminde hiçbir sınıfa dahil edilmeyen, toplum dışına itilmiş, en alt tabakada yer alan ve hor görülen "dokunulmazlar" grubu

paryetal : lat. * paries, parietis (duvar) + alis (ile ilgili, -a ait) * duvarla ilgili, duvarın yanına ait; vücuttaki yapıların veya organların çeperleri, duvarları ile ilgili

paryetal periton : lat. * paries, parietis (duvar) + alis (ile ilgili, -a ait) + peritoneon (karın zarı, karın boşluğunu kaplayan zar) (peri (çevresinde, etrafında) + teinein (germek, çekmek, uzatmak) ) + eon (isim yapım eki) * karın ve pelvis boşluğunun iç duvarlarını, diyaframın alt yüzeyini kaplayan, mezotelyal hücrelerden oluşan dış periton tabakası

pas : tür. * bas, pas (tür.); passare (geçmek, aşmak, ilerlemek), passus (adım, geçiş) (lat.) * çökelti, en altta - tabanda biriken, demir curufu; demir ve çelik gibi metallerin nemli havada oksitlenmesiyle oluşan kahverengi tabaka (korozyon); toplu takım sporlarında topu takım arkadaşına atma; oyunda vazgeçme; Basidiomycota filumuna ait mantarların neden olduğu, bitkilerin yaprak ve gövdelerinde demir korozyonuna (pas) benzer sarı, turuncu veya kahverengi tozlu kabarcıklar (püstüller) oluşturan yaygın bir mantar hastalığı (basis (alçak, en alt, baz, temel) (gre., lat.)

pasa pasa : tür. * basa (adım) + basa (adım) * adım adım, peş peşe, durmaksızın, ardı arkası kesilmeden, durmadan, sürekli olarak; çardak; ekmek pazısı konulan, uzun, göz göz tahta tabla; oyundan, güreşten, çalgı çalındıktan sonra toplanan para, bahşiş; ardı arkası kesilmeden, durmadan, sürekli olarak.

pasaj : lat., fra. * passare (geçmek, aşmak, ilerlemek), passus (adım, geçiş) + aticum, agium (isim yapım eki) (lat.); passer (geçmek) + age (isim yapım eki) * geçiş, geçit; iki yer arasında geçiş sağlayan yol, koridor veya alışveriş galerisi; ayrıca bir metin veya müzik eserinin belirli bölümü

pasak : tür. * pas (kir, leke, pislik) + ak (isim yapım eki) * kirli, pis veya lekeli olma durumu

pasaparola : ita. * passare (geçmek, aşmak, ilerlemek, adım atmak, aktarmak) + parola (söz, şifre) * kelimeyi, parolayı aktar, sözü geçir; bir bilgiyi, sözü veya mesajı kişiden kişiye ağızdan ağıza aktararak, yaymak; askeri denizcilik terminolojisinde gemi komutanının, verdiği emri başka biri, tercihen bir er, vasıtasıyla personeline aktarması ol

pasaport : lat. * passare (geçmek, aşmak, ilerlemek, adım atmak, aktarmak), passus (adım, geçiş, yürüyüş) + portus (liman, geçiş noktası, geçit, kapı) (lat.); passeport (fra.) * bir devletin vatandaşına verdiği ve kişinin kimliğini, vatandaşlığını gösteren, uluslararası geçişlerde kullanılan resmi belge

pasarella : lat., ita. * passare (geçmek, aşmak, ilerlemek, adım atmak, aktarmak) (passus (adım, geçiş, yürüyüş) + are (fiil mastar eki) ) (lat.) + ella (vasıta, araç; küçültme eki) (ita.) * genellikle teknelerin kıç tarafında bulunan, tekneler ile iskele veya rıhtım arasındaki bağlantıyı sağlayan, kıyıya güvenli iniş-biniş için kullanılan, katlanabilir, teleskopik veya hidrolik (otomatik) mekanizmalı olabilen portatif köprü veya merdiven sistemi

pasata : lat., ita. * passatus (passare (geçmek, aşmak, ilerlemek, adım atmak, aktarmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); passata (ita.) * İtalyan mutfağı kökenli, kabukları ve çekirdekleri ayıklanarak püre haline getirilmiş, süzülmüş, genellikle pişirilmemiş veya çok hafif pişirilmiş olan, makarna sosları, pizza tabanı, çorbalar, güveçler ve Bloody Mary gibi içeceklerde kullanılabilen taze domates sosud

pasavan : fra. * passer (geçmek, aşmak, ilerlemek), passe (geç) + avant (önce, ön, evvel) * özellikle Bulgaristan gibi komşu ülkelerin vatandaşlarına pasaport kaybı/süresinin bitmesi durumunda veya sınır bölgelerinde yaşayanlara, ülkelerine geçici (genellikle 3-30 gün) giriş-çıkış hakkı veren, "tek sayfalık pasaport" veya "geçici seyahat belgesi" niteliğindeki belge

pasban : far. * paas (bekçi, koruyucu, gözcü) + ban (-cı, yapan, eden eki) * bekçi, nöbetçi, koruyucu, gözcü, gece bekçisi

pasbani : far * paas (bekçi, koruyucu, gözcü) + ban (-cı, yapan, eden eki) + i (isim yapım eki) * bekçilik, gözcülük, koruma, muhafızlık işi; gece bekçiliği

pascal üçgeni : fra., tür. * pascal (Fransız matematikçi Blaise Pascal'ın soyadından) (fra.) + üçgen (üç kenarlı ve üç köseli iki boyutlu geometrik şekil) + i (iyelik eki) (tür.) * tepesinde 1 olan ve her satırda bir önceki satırdaki komşu iki sayının toplanarak alt satıra yazılmasıyla oluşan, üçgen şeklindeki sonsuz sayı dizisi ( (a+b)^n ifadesinin binom açılımındaki katsayıları bulmak, kombinasyon hesaplamaları, olasılık ve çeşitli sayı örüntülerini (Fibonacci gibi) belirlemek için kullanılır.)

pasdar : far. * paas (bekçi, koruyucu) + dar (-cı, yapan, eden eki) * bekçi, koriyucu, gözcü; gece bekçisi

pasdari : far. * paas (bekçi, koruyucu) + dar (-cı, yapan, eden eki) + i (isim yapım eki) * bekçilik, gözcülük, koruma, muhafızlık işi; gece bekçiliği

pashupati : san. * pasu (hayvan, varlık, ruh) + pati (efendi, koruyucu, usta, lord) * Hint mitolojisinde (Hinduizm) özellikle Şiva tanrısına atfedilen “tüm canlıların efendisi”, "hayvanların efendisi", "tüm yaratıkların efendisi", “hayvanların lordu” ünvanı

pasif : lat. * passare (geçmek, aşmak, ilerlemek, adım atmak, aktarmak), passus (adım, geçiş, yürüyüş) + ivus (ile ilgili, -a ait) * eylemsiz, tepkisiz, durgun, çekingen veya etken olmayan, edilgen

pasif immünite : lat. * passivus (eylemsiz, tepkisiz, durgun, çekingen veya etken olmayan, edilgen) (passare (geçmek, aşmak, ilerlemek, adım atmak, aktarmak), passus (adım, geçiş, yürüyüş) + ivus (ile ilgili, -a ait) ) + immunitas (in (yok, değil, zıt, karşıt) + munis (hizmet etme, hizmete hazır) + itas (isim yapım ve durum eki) ) * vücuda antikor verilmesiyle sağlanan ve kişinin kendi bağışıklık sistemi tarafından üretilmeyen, geçici bağışıklık durumu

pasif immünizasyon : lat. * passivus (eylemsiz, tepkisiz, durgun, çekingen veya etken olmayan, edilgen) (passare (geçmek, aşmak, ilerlemek, adım atmak, aktarmak), passus (adım, geçiş, yürüyüş) + ivus (ile ilgili, -a ait) ) + immunis (korunmuş, bağışık, hizmet dışı, muaf) (in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + munis (hizmet etme, hizmete hazır) ) (hizmet dışı, muaf) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım ve durum eki) * vücuda hazır antikor verilmesi yoluyla sağlanan ve kişinin kendi bağışıklık sistemi tarafından üretilmeyen, geçici bağışıklık kazandırma işlemi

pasif varlıklar : lat., tür. * passivus (eylemsiz, tepkisiz, durgun, çekingen veya etken olmayan, edilgen) (passare (geçmek, aşmak, ilerlemek, adım atmak, aktarmak), passus (adım, geçiş, yürüyüş) + ivus (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) + varlık (olgu, yaratık; bir kişi, şirket veya kurum tarafından sahip olunan ve ekonomik değer taşıyan her şey) + lar (çoğul eki) (tür.) * bir şirketin bilançosundaki özsermayesini ve borçlarını ifade eden kavram

pasifik : lat. * pacificus (barış getiren, sakinleştirici) (pax, pacis (barış) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek, meydana getirmek, oluşturmak), ficus (yapıcı, yapan, eden, eyleyen; yapılmış, edilmiş, eylenmiş, oluşturulmuş) ) * barışçıl, huzur verici; Dünya’nın batı yarımküresindeki en geniş okyanus olan, kuzeyde Kuzey Amerika ve Asya kıtaları, doğuda Güney ve Kuzey Amerika kıtaları, güneyde Antarktika, batıda ise Avustralya ve Asya adalarıyla çevrili olan büyük su kütlesi

pasifizm : lat. * pax, pacis (barış) + ivus (ile ilgili, -a ait) ) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * her türlü savaş, şiddet ve çatışmayı ilkesel olarak reddeden, anlaşmazlıkların çözümünde barışçıl, diplomatik ve şiddet içermeyen yöntemleri (müzakere, sivil itaatsizlik) savunan felsefi ve politik doktrin, barışçıllık

pasiniyen korpüskülleri : lat. * pacini (İtalyan anatomist ve patolog Filippo Pacini) + ianus (ile ilgili, -a ait) (ita., lat.) + corpusculus (küçük yapılar, cisimcikler) (corpus (vücut, gövde, beden, cisim, yapı, bütün) + culus, culum, cula (küçültme eki) ) (lat.) + leri (çoğul eki) (tür.) * deride ve iç organlarda bulunan, basınç ve titreşimleri algılayan, dokunma duyusunu ileten özel mekanoreseptörler, küçük yapılar

pasinler : gre., tür. * phasiani (Antik Çağ'da Pontus'un doğusunda, Kolhis bölgesinde yaşamış yerli halkın ismi) (gre.) + ler (çoğul eki) (tür.) * Erzurum’un bir ilçesi

pasireotid : lat., gre. * pasir (yarı sentetik ilaç adı bileşeni) (lat.) + eotide (somatostatin analoglarını (oktreotid, lanreotid gibi) ifade eden peptid bazlı ilaç son eki) (gre.) * sentetik olarak üretilen ve somatostatin hormonuna benzer şekilde etki eden, Cushing hastalığı ve akromegali gibi hormon dengesizliklerine bağlı durumların tedavisinde kullanılan somatostatin analoğu bir tedavi ajanı (C58H66N10O9)

pasiyans : lat. * pati (katlanmak, tahammül etmek) + entia (isim yapım eki) * sabır, tahammül, katlanma, sabır gösterme, dayanabilme, tahammül etme durumu, hoşgörü ve sakin kalabilme yeteneği

paskal : fra. * pascal (Fransız matematikçi, fizikçi ve filozof Blaise Pascal’in soyadından) * bir metrekareye uygulanan bir newtonluk kuvvetin yarattığı basıncı ifade eden SI birimi (Pa)

paskal üçgeni : fra., tür. * pascal (Fransız matematikçi Blaise Pascal'ın soyadından) (fra.) + üçgen (üç kenarlı ve üç köseli iki boyutlu geometrik şekil) + i (iyelik eki) (tür.) * tepesinde 1 olan ve her satırda bir önceki satırdaki komşu iki sayının toplanarak alt satıra yazılmasıyla oluşan, üçgen şeklindeki sonsuz sayı dizisi ( (a+b)^n ifadesinin binom açılımındaki katsayıları bulmak, kombinasyon hesaplamaları, olasılık ve çeşitli sayı örüntülerini (Fibonacci gibi) belirlemek için kullanılır.)

paskalya : ibr., gre. * pesah (bağışlama, esirgeme; geçiş, kurtuluş) (ibr.); pasha (geçiş, kurtuluş) + lia (durum eki) (gre.) * Hristiyan inancında İsa'nın çarmıha gerildikten üç gün sonra dirilişini kutlayan yortu (Yahudi Pesah bayramından türetilmiş olup, bahar döneminde kutlanır.)

paso : lat. * passare (geçmek, aşmak, ilerlemek, adım atmak, aktarmak), passus (adım, geçiş, yürüyüş) * indirimli veya ücretsiz ulaşım/giriş/geçiş sağlayan kart/belge, geçiş tezkeresi; sürekli, devamlı (argo)

pasör : lat. * passare (geçmek, aşmak, ilerlemek, adım atmak, aktarmak), passus (adım, geçiş, yürüyüş) + or (-cı, yapan, eden eki) * pas atan; voleybolda takımı yönlendiren, oyun kurgusunu belirleyen ve manşetle alınan ilk toptan sonra smaçörlere hücum pası çıkaran, "oyun kurucu" olarak bilinen en kritik mevki

paspal : gre. * paspalizein (saçmak, dağıtmak, yaymak, serpiştirmek), paspali (tahıl, buğday; ince un, pudra) * dağılmış, dağınık, bakımsız, pis, kılıksız (tahılın tarlaya dağılmasından)

paspartu : fra. * passe (geçer) + partout (her yer, her taraf) ( (par (arasından, sayesinde, vasıtasıyla, aracılığıyla) + tout (tüm, bütün, hepsi, tamamı) ) * resim, fotoğraf veya sanat eserlerinin çerçevesi ile eser arasına yerleştirilen, genellikle kartondan yapılan, eseri ön plana çıkaran ve görsel derinlik katan ara çerçeve; her kilidi açan anahtar, maymuncuk

paspas : lat. * passare (geçmek, aşmak, ilerlemek, adım atmak, aktarmak), passus (adım, geçiş, yürüyüş) + passus (adım, geçiş, yürüyüş) * kapı önlerinde veya zeminlerde, ayakların altındaki kir ve tozları temizlemek için kullanılan dokuma veya kauçuk malzemeden yapılan araç

passacaglia : lat. * passare (geçmek, aşmak, ilerlemek, adım atmak, aktarmak) + cagliare (sabit durmak, duraksamak; sertleşmek) * 17. yüzyıl İspanya kökenli, genellikle ağır tempolu, üçlü zaman ölçüsünde (3/4 veya 3/2) ve minör tonda yazılan, sürekli tekrarlanan bir bas melodisi (basso ostinato) üzerine varyasyonların (çeşitlemeler) yapıldığı, genellikle lento veya adagio tempoda çalınan bir Barok müzik formu

passerellidae : lat. * passerella (serçe) (passer (serçe, küçük kuş), passare (geçmek, aşmak, ilerlemek) (passus (adım, geçiş) + are (fiil mastar eki) ) + ellus (küçültme eki) ) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * Amerika kıtasında yaşayan ötücü kuşlar (Passeriformes) takımına ait, halk arasında genellikle "Yeni Dünya serçeleri" veya "Amerikan serçeleri" olarak bilinen, genelde tohumla beslenen bir kuş familyası

passeriformes : lat. * passer (serçe, küçük kuş), passare (geçmek, aşmak, ilerlemek) (passus (adım, geçiş) + are (fiil mastar eki) ) + formis (şekilli, biçimli, kalıplı) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * ötücü kuşlar, bilinen serçe, karga, bülbül ve kırlangıç gibi 6.000'den fazla tür içeren, en büyük ve en kalabalık kuş takımı

passiflora : lat. * passio (acı, tutku, çile) + flora (bir ortamda bulunan canlıların bütünü; bir bölgeye, döneme veya ekosisteme ait olan tüm bitki türleri, bitki örtüsü, bitkiler bütünü; bakteriyel flora) (flos, floris (çiçek) + a (çoğul eki) ) (lat.) * Passifloraceae familyasına ait, çarkıfelek çiçeklerini kapsayan cins; 17. yüzyıl Hristiyan misyonerlerinin İsa Mesih'in çilesini (Passion) çiçeğin yapılarında simgeleştirdiği "acı çekme çiçeği" anlamına gelen Yeni Latince bir terim, çarkıfelek

passifloraceae : lat. * passio (acı, tutku, çile) + flora (bir ortamda bulunan canlıların bütünü; bir bölgeye, döneme veya ekosisteme ait olan tüm bitki türleri, bitki örtüsü, bitkiler bütünü; bakteriyel flora) (flos, floris (çiçek) + a (çoğul eki) ) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * genellikle tropikal ve subtropikal bölgelerde yetişen, tırmanıcı sarmaşık formundaki çarkıfelek çiçeği (Passiflora) cinsini ve benzer 550'den fazla türü bünyesinde barındıran bitki familyası, çarkıfelekgiller

password : ing. * pass (geçme, geçiş) + word (kelime, sözcük) * bir sisteme, ortama veya kaynağa erişim sağlamak için kimlik doğrulama amacıyla kullanılan gizli kelime veya karakter dizisişifre, kod, parola

pasta : lat. * pasta (hamur, macun, yığın) * un, şeker, yumurta, su, krema ve benzeri malzemelerin yoğrulmasıyla elde edilen hamurdan yapılan ve fırınlanarak hazırlanan yiyecek; makarna veya tatlı türleri

pastahane : lat., far. * pasta (hamur, macun, yığın) (lat.) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) * pasta, tatlı, kurabiye, börek ve çörek gibi hamur işlerinin üretildiği, satıldığı ve genellikle yendiği perakende işletme

pastahane : lat., far. * pasta (hamur, macun, yığın) (lat.) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) * pasta, tatlı, kurabiye, börek ve çörek gibi hamur işlerinin üretildiği, satıldığı ve genellikle yendiği perakende işletme

pastal : sla., bul. * postav (kumaş, çuha topu, kumaş topu) (po (sonra, ardından) + stav (durum, konum, yerleşim) ) * düzenlenmis hal, düzenleme; tekstil ve hazır giyim üretiminde, kesim masasına kumaşların kalıplara göre kesilmek üzere üst üste, düzgün bir şekilde kat kat serilmesiyle oluşan kumaş yığını

pastav : sla., bul. * postav (kumaş, çuha topu, kumaş topu) (po (sonra, ardından) + stav (durum, konum, yerleşim) ) * düzenlenmis hal, düzenleme; tekstil ve hazır giyim üretiminde, kesim masasına kumaşların kalıplara göre kesilmek üzere üst üste, düzgün bir şekilde kat kat serilmesiyle oluşan kumaş yığını

pastavla : sla., bul. * postav (kumaş, çuha topu, kumaş topu) (po (sonra, ardından) + stav (durum, konum, yerleşim) ) * düzenlenmis hal, düzenleme; tekstil ve hazır giyim üretiminde, kesim masasına kumaşların kalıplara göre kesilmek üzere üst üste, düzgün bir şekilde kat kat serilmesiyle oluşan kumaş yığını

pastel : lat., ita. * pasta (hamur, macun) + ella, ello (küçültme eki) * açık, yumuşak ve soluk renk tonlarını ifade eden, tebeşire benzer, renkli toz pigmentlerden oluşan çubuk boya türü; resim sanatında yumuşak geçişler ve mat bir doku sağlayan teknik

pastırma : tür. * bastırma (basma, sıkıştırma, presleme) * tuzlanıp kurutulduktan sonra bastırılarak hazırlanan, genellikle çemenle kaplanan geleneksel kurutulmuş et ürünü.

pastil : lat * pasta (hamur, macun) + illa (küçültme eki) * boğaz ağrısı, tahrişi, öksürük ve ses kısıklığı gibi semptomları hafifletmek için ağızda yavaşça emilerek çözünen, tükürük salgısını artırarak boğazı nemlendiren, antiseptik içerikleriyle mikroplarla savaşan ve yutkunmayı rahatlatan sert şeker formundaki küçük, tıbbi veya bitkisel ürün

pastis : oks. * pastis (karışım) * Fransa'nın güneyine özgü, anason aromalı, %40-45 alkol oranına sahip, su ile seyreltilerek içilen, genellikle buzla servis edilen ve sarımsı rengi su eklendiğinde süt beyazına dönüşen popüler bir aperitif içecek

pastiş : oks. * pastis (karışım) * Fransa'nın güneyine özgü, anason aromalı, %40-45 alkol oranına sahip, su ile seyreltilerek içilen, genellikle buzla servis edilen ve sarımsı rengi su eklendiğinde süt beyazına dönüşen popüler bir aperitif içecek

pastoral : lat. * pastor (çoban) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * çobanlarla, kır yaşamıyla, kırsal manzaralarla ilgili;çobanıl, çobanla ilgili

pastör : lat. * pastor (çoban) * Protestan kiliselerinde cemaate ruhani liderlik eden, dini törenleri yöneten ve cemaatin ihtiyaçlarıyla ilgilenen din görevlisi veya papaz (cemaati gütme, koruma bağlamından)

pastörizasyon : lat., fra. * pasteur (Fransız kimyager, mikrobiyolog ve biyoteknoloji öncüsü Louis Pasteur'ün soyadından) (fra.) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım ve durum eki) (lat.) * süt, meyve suyu ve diğer sıvı gıdaların, zararlı mikroorganizmaları öldürmek veya çoğalmalarını engellemek amacıyla kısa süreli ısıtılması işlemi (Süt 63 derecede pastörize olur.)

pastörize : lat., fra. * pasteur (Fransız kimyager, mikrobiyolog ve biyoteknoloji öncüsü Louis Pasteur'ün soyadından) (fra.) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.) * belirli derecede ısıtılmak suretiyle mikroplardan arındırılmış ve güvenli hale getirilmiş, pastörizasyon yöntemi uygulanmış

pastra : lat. * pasta (hamur, macun, yığın) * pişti benzeri, 52'lik deste ile oynanan bir tür alaturka iskambil oyunu (iskambil kağıtlarının yığılması, toplanması bağlamından)

pasvan : far. * paas (bekçi, koruyucu, gözcü) + ban (-cı, yapan, eden eki) * bekçi, nöbetçi, koruyucu, gözcü, gece bekçisi

paşa : far., tür. * pay-i şah, pad-i şah (pa, pad (ayak) + i (tamlama eki) + şah (hükümdar, kağan, kral, reis, başkan, padişah; büyük, üstün, usta, seçkin, önde gelen) ) (far.); beşe (erkek evlat, özellikle hükümdar veya soylu kişi oğlu, prens), baş ağa (baş (ilk, önce, tepe, uç; kafa) + ağa (büyük, büyük erkek kardeş) (tür.) * Osmanlı İmparatorluğu döneminde albaydan yüksek rütbede bulunan askerlere ve valilik, vezirlik gibi yüksek sivil görevlerdeki kimselere verilen san; (cumhuriyet döneminin ilk yıllarında) general

paşa çadırı : far., tür. * pay-i şah, pad-i şah (pa, pad (ayak) + i (tamlama eki) + şah (hükümdar, kağan, kral, reis, başkan, padişah; büyük, üstün, usta, seçkin, önde gelen) ) (far.) + çadır (plastikten veya brandadan yapılmış, içinde kalınabilen kamp malzemesi) (çadar, çadur (çad, çat (bir araya getirmek, bitiştirmek, birleştirmek, karşılıklı konumlamak) (far.) + ir, ur (isim yapım eki) (tür.) ) * parlak, koyu yeşil ve iri yapraklarıyla bilinen, salon bitkisi olarak yetiştirilen, genellikle salonların, balkonların veya ofislerin gölge-yarı gölge alanlarında süs bitkisi olarak kullanılan popüler, rizomlu bir begonya begonia erythrophylla

paşababa : far., tür. * pay-i şah, pad-i şah (pa, pad (ayak) + i (tamlama eki) + şah (hükümdar, kağan, kral, reis, başkan, padişah; büyük, üstün, usta, seçkin, önde gelen) ) (far.); beşe (erkek evlat, özellikle hükümdar veya soylu kişi oğlu, prens), baş ağa (baş (ilk, önce, tepe, uç; kafa) + ağa (büyük, büyük erkek kardeş) (tür.) + baba (yaşlı ve saygın erkek, oğul sahibi adam, baba) (tür.) * paşalık yapmış dede

paşalı : far., tür. * pay-i şah, pad-i şah (pa, pad (ayak) + i (tamlama eki) + şah (hükümdar, kağan, kral, reis, başkan, padişah; büyük, üstün, usta, seçkin, önde gelen) ) (far.); beşe (erkek evlat, özellikle hükümdar veya soylu kişi oğlu, prens), baş ağa (baş (ilk, önce, tepe, uç; kafa) + ağa (büyük, büyük erkek kardeş) + lı (ile, birlikte, beraber, sahibi) (tür.) * paşa sanını alan büyük devlet adamlarının yakın hizmetinde bulunan gedikli ağa

paşazade : far., tür. * pay-i şah, pad-i şah (pa, pad (ayak) + i (tamlama eki) + şah (hükümdar, kağan, kral, reis, başkan, padişah; büyük, üstün, usta, seçkin, önde gelen) ) (far.); beşe (erkek evlat, özellikle hükümdar veya soylu kişi oğlu, prens), baş ağa (baş (ilk, önce, tepe, uç; kafa) + ağa (büyük, büyük erkek kardeş) (tür.) + zade (-den doğmuş, oğlu, kızı, soyundan) (far.) * paşa oğlu, paşa çocuğu; itina ile büyütülmüş, nazlı, rahatına düşkün (mecazi)

paşende : far. * paşidan (saçmak, dağıtmak) + ende (-cı, yapan, eden eki) * saçan, dağıtan, saçıcı, dağıtıcı

paşmak : tür. * bas (bir şeyin üzerine güç uygulamak) + mak (isim yapım eki) * ayakkabı, pabuç

paşmaklık : tür. * bas (bir şeyin üzerine güç uygulamak) + mak (isim yapım eki) + lık (isim yapım ve araç eki) * Osmanlı döneminde, hanedan mensubu kadınların (valide sultan, haseki sultan, kız sultanlar) ayakkabı, elbise ve diğer kişisel ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla devlet tarafından kendilerine tahsis edilen vergi gelirleri

pat : lat., fra. * pactum (anlaşma, ittifak; oyunda beraberlik) (lat); pat (çıkmaz) (fra.) * satranç oyunu sırasında oyuncunun sırası geldiği zaman kurallara uygun bir şekilde hamle yapamadığı fakat karşı oyuncunun da şah çekemediği için oyunu kaybetmediği durum

pata : lat., fra. * pactum (anlaşma, ittifak; oyunda beraberlik) (lat); pat (çıkmaz) (fra.) * bir oyunda yenişememe durumu, berabere kalma; (iskambil oyunlarında) yenişememek, berabere kalmak

patak : tür. * pat (vurma, çarpma sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime) + ak (isim yapım eki) * dayak, kötek, dövme, dayak atma

pataklamak : tür. * pat (vurma, çarpma sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime) + ak (isim yapım eki) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * dayak atmak, kötek atmak, dövmek

patalya : lat., ita. * battella (küçük gemi, sandal) (battuere (vurmak, çarpmak, dövmek) + ella (küçültme eki) ) * 1-3 çifte kürekli küçük ahşap savaş gemisi filikası veya tek kişilik küçük kayık; saka kuşu avcılığında kullanılan aldatıcı çığırtgan kuş; dolandırıcı yardımcısı (dümenci) (küreklerin suya vurmasından, çarpmasından)

patara : lyk. * pttara (ışık yeri, ışık kenti, ışık şehri; Yunan mitolojisinde kentin kurucusu Apollon'un oğlu Pataros'un isminden) * ışık getiren, ışık hüzmesi; sepet, bir yolcunun giysilerini palankinle taşımak için kullanılan sepet veya kutu; Antalya'nın Kaş ilçesinin Kalkan beldesi yakınlarındaki bir Likya kenti

patates : tai., gre. * batata (tai.), patates (gre.) * patlıcangiller (Solanaceae) familyasına ait olan ve yumruları yenen nişastalı otsu bitki türü

patau sendromu : ing., gre. * patau (Amerikalı genetikçi Klaus Patau’nın soyadından) (ing.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * trisomi 13 sonucu ağır konjenital anomaliler ile karakterize genetik durum

patavatsız : san. * patava (becerikli, usta, mahir, akıllı, zeki) (san.) + t (isim yapım eki) + sız (yoksunluk, eksiklik, yok olma durumu, yokluk) (tür.) * yersiz, usülsüz, yordamsız, adaba uygunsuz

patella : lat. * patina (küçük tabak, sığ tava, kase, geniş sığ kap) + ella (küçültme eki) * uyluk ve kaval kemikleri arasında bulunan, kuadriseps kas tendonuna gömülü olan, diz ekleminin önünde kalkan görevi görerek dizin stabilitesini sağlayan, sürtünmeyi azaltan ve bacağın düzleşmesi için kaldıraç gücü oluşturan üçgen şeklinde bir sesamoid kemik, diz kapağı

patella apeksi : lat. * patina (küçük tabak, sığ tava, kase, geniş sığ kap) + ella (küçültme eki) + apicem, apicis, apex (en yüksek, en tepe, en uç nokta, uç, zirve, doruk, tepe) ) (ap (almak, elde etmek, varmak, erişmek) + ex (uç) ) * diz kapağı kemiğinin (patella) en alt, sivri ucu olan, diz uzatıldığında bacağın düz durmasını ve hareketini sağlayan kuadriseps kası mekanizmasının en alt kısmını oluşturan patellar tendonun bağlandığı anatomik nokta

patellar : lat. * patina (küçük tabak, sığ tava, kase, geniş sığ kap) + ella (küçültme eki) + aris (ile ilgili, -a ait) * diz ekleminin önünde bulunan ve "diz kapağı" olarak bilinen patella kemiği ile ilgili, ona ait veya onunla bağlantılı

patellar tendon : lat., gre. * patina (küçük tabak, sığ tava, kase, geniş sığ kap) + ellus, ella (küçültme eki) + aris (ile ilgili, -a ait) + teinein (germek, uzatmak, germek için zorlamak, kasmak), tenon, tendon (kas ile kemiği bağlayan sert doku, lif, kiriş, bağ) (gre.); tendere (germek, gerilmek, uzatmak, esnetmek, yöneltmek), tendo, tendinis (lif, kas kirişi) (lat.) * diz kapağını (patella) kaval kemiğine (tibia) bağlayan, dizin ön bölümünde yer alan, uyluk kaslarının (kuadriseps) gücünü kaval kemiğine aktararak bacağın düzleşmesini ve yürüme, koşma, zıplama gibi hareketleri sağlayan çok güçlü bir doku, diz kapağı tendonu

patellidae : lat. * patella (küçük çanak, diz kapağı; deniz kulağı biçimli kabuk) (patina (küçük tabak, sığ tava, kase, geniş sığ kap) + ellus, ella (küçültme eki) ) ) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * deniz minaresi" veya "Çin şapkası" olarak bilinen, denizlerde yaşayan, koni biçimli kabukları ve kayalara tutunmaya uyarlanmış yapıları olan, Patellidae familyasına ait deniz salyangozları grubu

patellofemoral : lat. * patella (küçük çanak, diz kapağı; deniz kulağı biçimli kabuk) (patina (küçük tabak, sığ tava, kase, geniş sığ kap) + ellus, ella (küçültme eki) ) + femur (kalça, uyluk, but; uyluk kemiği) + alis (ile ilgili, -a ait) * diz kapağı (patella) ile uyluk kemiği (femur) arasındaki eklem ile ilgili (patellofemoral ağrı = koşucu dizi sendromu)

paten : lat. * patinare (kaymak, sürtünmek) (lat.); patin (paten) (fra.) * spor ve eğlence amaçlı kullanılan, buz veya tekerlek üzerinde kayarak hareket etmeyi sağlayan ayakkabı veya tekerlekli ayakkabı türü araç

patensis : lat. * patina (tabak, plaka, yüzey, satıh) + ensis (isim yapım eki) * bitki bilimi ve zoolojide kullanılan, bitkinin veya hayvanın belirli bir yere, kaynağa veya özelliğe ait olduğunu gösteren sıfat

patent : lat. * patens, patentem (patere (açık olmak, açmak; açılmak, ortaya çıkmak) + ens, ent, entem (ile ilgili, -a ait) ) * bir buluş veya icadın sahibine, o icadı üretme, kullanma ve satma hakkını veren resmi belge, fikri mülkiyet hakkı; teknik bir soruna çözüm getiren yeni ve sanayiye uygulanabilir bir buluşun, belirli bir süre (genellikle 20 yıl) boyunca sadece buluş sahibi tarafından üretilmesi, kullanılması veya satılması hakkını veren resmi belge

patern : lat. * pater (baba), patronus (koruyucu, hami, usta) * baba, ata; aile veya soy bağlamında erkek ebeveyn; tekrar eden, belirli bir düzeni, yapıyı veya şablonu ifade eden desen, örüntü, model veya kalıp

paternal : lat. * pater (baba), patronus (koruyucu, hami, usta) + alis (ile ilgili, -a ait) * babaya ait veya babayla ilgili; genellikle aile, soy veya babalık ile ilgili

paternalizm : lat. * pater (baba), patronus (koruyucu, hami, usta) + alis (ile ilgili, -a ait) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * bir otoritenin, sanki bir baba gibi bireylerin veya toplumun iyiliğini düşündüğünü varsayarak kararlar alması ve yönlendirmesine dayalı, genellikle bireysel özgürlükleri sınırlayan koruyucu veya müdahaleci yönetim anlayışı

paternite : lat. * pater (baba), patronus (koruyucu, hami, usta) + itas (isim yapım ve durum eki) * babalık durumu; bir çocuğun biyolojik veya yasal olarak bir baba tarafından sahiplenilmesi ve babalık ilişkisi

patetik : gre. * pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * acındırıcı, dokunaklı, acı veren; yetersiz, aciz, zayıf veya duygusal olarak etkileyici

pathway : lat., alm., ing. * pathus (güzergah, yol, geçit) (lat.) + Weg (yol) (alm.), way (yol) (ing.) * yol, geçiş, geçiş yolu, patika

patır : tür. * pat (vurma, çarpma sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime) + ır (üçüncü tekil şahıs geniş zaman fiil eki* hafif veya kısa metalik, sert bir çarpma veya düşme sesinden ses yansımalı onimatopeik kelime

pati : tür., gre. * pat (vurma, çarpma sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime) + i (küçültme ve sevimlilik eki) (tür.); patos (taban, dip, zemin; ayak tabanı) (gre.) * kedi, köpek, ayı gibi bazı memeli hayvanların, yürüme, tutunma ve avlanma işlevlerini gören, altında yumuşak yastıkçıklar bulunan ayakları

patient : lat. * pati (katlanmak, tahammül etmek) + ens, ent (sıfat yapım eki) * sabırlı, tahammüllü, tahammül edebilen, katlanan, sabır gösteren, dayanabilen, hoşgörülü ve sakin kalabilen

patik : tür., gre. * pat (vurma, çarpma sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime) + i (küçültme ve sevimlilik eki) + k (araç eki) (tür.); patos (taban, dip, zemin; ayak tabanı) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) * küçük ayak veya ayağa ait olan; bebeklerin veya küçük çocukların ayağını örten hafif, küçük çorap veya ayakkabı; genellikle yün iple örülen, ev içinde çorap üzerine veya tek başına giyilen, ayağı sıcak tutan yumuşak ve renkli ev ayakkabısı, hafif pabuç, terlik

patika : gre. * patiki (küçük yol, yolcuk) (patos (taban, dip, zemin; ayak tabanı) + iki (küçültme eki) ) * dar yol, küçük yol, yolcuk, keçi yolu

patinaj : lat. * patinare (kaymak, sürtünmek) + aticum, agium (isim yapım eki) (lat.); patinage (fra.) * buz veya tekerlek üzerinde kayarak yapılan spor veya gösteri; kayma hareketi, patenle yapılan faaliyet veya performans; otomobil tekerleklerinin kaygan, ıslak, karlı veya buzlu zeminlerde sürtünme eksikliği nedeniyle zemine tutunamayıp dönmesine rağmen aracın ilerleyememesi veya kayması durumu

patine : lat. * patinatus (kaymış, sürtünmüş) (patinare (kaymak, sürtünmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); patiné (fra.) * zamanla veya kimyasal etkilerle metal, ahşap, deri gibi yüzeylerde oluşan, nesneye yaşlı, otantik ve estetik bir görünüm (eskitme) kazandıran ince tabaka

patiromer : ing. * pati (potasyum K (kalium) belirteci) + polys (çok, fazla, çoklu) + meros (parça, bölüm, kısım, birim) * kanda artmış potasyum düzeylerinin düşürülmesi amacıyla bağırsakta potasyumu bağlayan, kalsiyum sorbitol karşı iyonuna sahip emilmeyen bir katyon değişim polimeri olan ilaç etken maddesi ([(C3H2FO2)182(C10H10)8(C8H14)10Ca91]n)

patis : ita. * batista (ince keten) * patiska (pamuklu ince bez) kelimesinin kısaltılmış hali (genellikle pamuktan sık ve düz dokunmuş, hafif, dayanıklı ve terletmeyen, yatak çarşafı, iç çamaşırı, çocuk giysileri, nakış işleri ve bez çanta yapımında yaygın olarak kullanılan beyaz bir bez türü, hasse, Amerikan bezi)

patiska : ita. * batista (ince keten) * genellikle pamuktan sık ve düz dokunmuş, hafif, dayanıklı ve terletmeyen, yatak çarşafı, iç çamaşırı, çocuk giysileri, nakış işleri ve bez çanta yapımında yaygın olarak kullanılan beyaz bir bez türü, hasse, Amerikan bezi

patlak : tür. * pat (vurma, çarpma sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime) + lak (isim yapım eki) * patlamış, yarılmış veya iç basınçla açılmış durumda olan; ayrıca mecazi olarak ortaya çıkmış, açığa çıkmış

patlamak : tür. * pat (vurma, çarpma sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime) + la (bağlaç) + mak (fiil mastar eki) * iç basınç veya darbe sonucu aniden yarılmak, parçalanmak veya yüksek sesle açılmak; ani bir şekilde ortaya çıkmak veya yoğun bir şekilde gerçekleşmek; bozulmak, sorun çıkmak (mecazi)

patlangaç : tür. * pat (vurma, çarpma sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime) + lan (dönüşlü fiil eki) + gaç (araç eki) * genellikle kamış, ağaç dalı veya kâğıttan yapılan, piston mekanizmasıyla çitlembik gibi küçük meyveleri fırlatan veya hızla sallandığında "şrak" sesi çıkaran geleneksel bir çocuk oyuncağı

patlayan kafa sendromu : tür., gre. * patlayan (ani sesle açılan, yarılan, infilak eden) + kafa (baş) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * uykuya dalarken veya uykudan uyanırken yaşanan patlama ve silah sesine benzetilen yüksek sesli ve kısa süreli yaşanan bir tür anormal duyusal algı

patlayıcı : tür. * pat (vurma, çarpma sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime) + la (etken fiil eki) + yıcı (sıfat yapım eki) * kimyasal veya fiziksel etkiyle ani ve şiddetli şekilde patlama, açılma, yarılma özelliği gösteren madde; ayrıca patlama özelliğine sahip olan

patlıcan : san., far., ara. * vatingana (patlıcan bitkisi) (san.), badengan (patlıcan) (far.); badincan (ara.) * gece gölgegiller (Solanaceae) familyasından, sıcak iklimleri seven, mor, siyah veya çizgili renklerde, süngerimsi dokuya sahip, teknik olarak bir meyve olsa da mutfakta sebze olarak tüketilen, düşük kalorili, yüksek lifli yapısıyla sindirimi düzenleyen ve nasunin antioksidanı sayesinde beyin/kalp sağlığını destekleyen besleyici bir bitki, solanum melongena

patnos : far., erm. * pat (göl, su) + nos (köy, yurt) (far.) ; badnoc, patnoc (erm.) * Ağrı iline bağlı olan, Süphan Dağı yakınlarındaki geniş bir ovanın kenarında kurulu, Urartulara kadar uzanan köklü bir tarihi olan ilçe

patofizyoloji : gre. * pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * hastalıkların organizmadaki işleyiş ve fonksiyon bozukluklarını inceleyen bilim dalı

patofizyolojik : gre. * pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * patofizyoloji ile ilgili

patogenez : gre. * pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * hastalığın organizmada ortaya çıkış ve gelişim süreci; hastalığın başlangıcından belirti ve komplikasyonlarının oluşumuna kadar geçen mekanizmaları inceleyen süreç

patognomonik : gre. * pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + gnomon (bilgi veren, gösteren) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * belirli bir hastalığı kesin olarak tanımlayan veya işaret eden, bulgu veya özelliğe sahip olan

patojen : gre. * pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * hastalık oluşturan (mikroorganizma veya etken); canlılarda hastalık yapabilme kapasitesine sahip olan (mikroorganizma veya etken)

patojenez : gre. * pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * hastalığın organizmada ortaya çıkış ve gelişim süreci; hastalığın başlangıcından belirti ve komplikasyonlarının oluşumuna kadar geçen mekanizmaları inceleyen süreç

patojenik : gre. * pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * hastalık oluşturabilme özelliğine sahip olan; mikroorganizmalar veya etkenler için hastalık yapıcı nitelik taşıyan

patojenite : gre. * pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + itas (isim yapım ve durum eki) * mikroorganizmaların hastalık oluşturma yeteneği

patolog : gre. * pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * hastalıkların nedenlerini, oluşumunu ve etkilerini inceleyen tıp uzmanı; doku ve organ örneklerini mikroskop altında inceleyerek tanı koyan hekim, hastalıkbilimci

patoloji : gre. * pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * hastalıkların nedenlerini, gelişim süreçlerini ve vücutta oluşturduğu değişiklikleri inceleyen tıp bilimi dalı, hastalıkbilim

patolojik : gre. * pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * hastalıkla ilgili veya hastalığa özgü; tıbbi olarak normal olmayan, anormal veya bozuk olan, patoloji ile ilgili

patoz : fra. * batteuse (döven, döver, dövücü) * tarımda buğday, arpa, nohut gibi bitkileri saplarından ayırarak tanelerini döken ve aynı zamanda saman çıkaran harman makinesi

patpat : tür. * pat (vurma, çarpma sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime) + pat * genellikle tarım bölgelerinde çapa makinelerinin veya pancar motorlarının modifiye edilerek 4 tekerlekli, kasalı bir taşıma aracına dönüştürülmesiyle oluşan, traktör giremeyen engebeli arazilerde yük taşımak için kullanılan, el yapımı, ekonomik ve düşük hızlı kırsal ulaşım/nakliye aracı

patriarka : lat., gre. * pater (baba) (lat.) + arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet, tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ) (gre.) * baba veya erkek egemenliği esasına dayanan aile veya toplumun başındaki kişi; ailenin, klanın veya topluluğun erkek lideri, pederşah

patriarkal : lat., gre. * pater (baba) (lat.) + archalis (yönetsel, yönetimle ilgili, idari, egemenlik ile ilgili) (archo, arcere (yönetmek, idare etmek, önderlik etmek), arkhe (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, antik; hükümet, hakimiyet, tahakküm, yönetim, idare, otorite) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) * baba veya erkek egemenliği esasına dayanan; aile, toplum veya kurum düzeninde erkeklerin otoritesine dayalı olan (sistem veya yapı), pederşahi, ataerkil, erkek egemen

patrik : lat. * pater (baba) + icus (ile ilgili, -a ait) * Hristiyanlıkta, özellikle Ortodoks ve Katolik kiliselerinde belirli bir bölge veya piskoposluk üzerinde dini otoriteye sahip üst düzey ruhani lider, yüksek rütbeli kilise lideri

patrikhane : lat., far. * pater (baba) + icus (ile ilgili, -a ait) (lat.) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) (far.) * patriklerin görev yaptığı, yönetim ve ibadet işlerini yürüttüğü, genellikle Ortodoks kiliselerinde kullanılan dini merkez

patrinia : lat. * Patrin (Fransız doğa bilimci, mineralog, botanikçi Eugène Louis Melchior Patrin) + ia (isim yapım eki) * hanımeli ailesine (Caprifoliaceae) ait, Doğu Asya ve Sibirya kökenli, genellikle sarı veya beyaz çiçekler açan çok yıllık otsu bitki cinsi

patriot : lat., gre. * patriota (vatansever, yurttaş) (patria (vatan, ülke) + iota, ota (ile ilgili, -a ait) ) * ülkesine bağlılık ve sadakat duyan, vatansever, yurtsever, vatanperver

patron : lat. * pater, patr (baba) + onus (ile ilgili, -a ait, gibi) * koruyucu, savunucu, hami, himaye eden, destekleyen; bir işyerinin sahibi olan kimse, işveren

patrona : lat. * pater, patr (baba) + onus (ile ilgili, -a ait, gibi) * Osmanlı donanmasında kaptan-ı deryanın gemisine eşlik eden ikinci derecedeki amiral gemisine verilen isim olup, aynı zamanda bu gemiye kumanda eden tümamirale yakın rütbeli subay (patrona) için kullanılan bir ünvan

patronaj : lat., fra. * pater, patr (baba) + onus (ile ilgili, -a ait, gibi) + aticum, agium (isim yapım eki) (lat.); patronage (fra.) * koruyuculuk, vesayet, yönetim, gözetim, himaye etme; bir kişinin veya grubun başka kişi veya topluluklar üzerinde sağladığı ekonomik, sosyal veya politik destek ve otorite

pattadak : tür. * pat (vurma, çarpma sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime) + tadak (son ek) * hafif, hızlı veya sert bir çarpma, düşme veya patlama ses; nesnelerin yere çarpması veya sert bir şekilde temas etmesiyle çıkan ses

patülöz : lat. * patere (açık olmak, yayılmış durumda bulunmak) + ulus (isim yapım ve küçültme eki) *

pauciflora : lat. * paucus (az, seyrek, yetersiz) + flos, floris (çiçek) + a (dişil sıfat eki) * az sayıda çiçek taşıyan, seyrek çiçekli bitki veya bitki türlerini niteleyen botanik sıfat; az çiçekli, seyrek çiçekli

pauli dışlama ilkesi : alm., tür. * pauli (Avusturyalı fizikçi Wolfgang Pauli’nin soyadından) (alm.) + dışlama (hariç tutma, dahil etmeme) + ilke (yasa, kural, kanun, prensip) + si (iyelik eki) (tür.) * kuantum mekaniğinde, aynı kuantum durumunu iki elektronun paylaşamayacağını yani bir atomda iki elektronun dört kuantum sayısının (n, l, mₗ, mₛ) tümüyle aynı olamayacağını belirten, atom ve molekül yapılarının anlaşılmasında kritik önem arzeden temel prensip

pausa : gre., lat. * pausis (durma, kesilme, duraklama, ara) (gre ); pausa (lat.) * konuşma, müzik veya herhangi bir etkinlik sırasında verilen kısa ara; duraklama

pause : gre., lat. * pausis (durma, kesilme, duraklama, ara) (gre ); pausa (lat.) * konuşma, müzik veya herhangi bir etkinlik sırasında verilen kısa ara; duraklama

pavane : ita. * pavana (İtalya’nın Padova şehrine atfen) * rönesans dönemine ait, ağır (yavaş) tempolu ve törensel, genellikle ikili ölçü birimiyle (duple meter) çalınan bir dans türü

pavilyon : lat. * papilio (kelebek; çadır, kelebek şeklinde tente) (papil (kanat) + io (isim yapım eki) ) (lat.), pavillon (çardak, köşk) (fra.) * dinlenme, eğlence veya sergi amaçlı kullanılan açık veya yarı açık mimari yapı (kelebek anlamından hareketle çadır veya kanat gibi açılan yapıları çağrıştıran, Latincede kelebek ve gölgelik anlamları taşıyan kökten)

pavkırmak : tür. * pav, paf (ateşin harlaması sesinden ses yansımalı (onomatopeik) kelime) + kır (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * (tilki veya çakal) özellikle gece vakti, ağlar gibi sesler çıkararak uzun uzun ulumak; alev yükselmek; öfkelenmek

pavor nocturnus : lat. * pavor (ani korku, dehşet) + nocturnus (geceye ait, geceyle ilgili) (noct, nox (gece) + turnus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) * özellikle çocuklarda 4-12 yaş arasında (en sık 5-7) yaygın görülen, çığlık atarak uyanma, korkulu ifade, hızlı nefes alma, yataktan fırlama ancak tam uyanmama ve hatırlamama ile karakterize olan derin uyku (NREM) sırasında yaşanan şiddetli korku ve panik nöbeti, gece terörü, uyku terörü, uyku korkusu

pavurya : gre. * pagouros (yengeç) + ia (durum eki) * Akdeniz ve Atlantik'te genellikle kayalık alanlarda yaşayan, güçlü kıskaçlara sahip, geniş ve yassı kabuklu, oldukça lezzetli etiyle bilinen iri bir kabuklu hayvan (yengeç) türü

pavyon : lat., fra. * papilionis (papil (kelebek, uçan böcek) + ionis (ile ilgili, -a ait) ) (lat.); papillon (fra.), pavillon (çadır, küçük bina, bina eki) (fra.) * çadır, küçük yapı; dans ve sosyal etkinliklerin yapıldığı eğlence yeri veya gece kulübü, müzikhol

pax : lat. * pax (barış) * Roma mitolojisinde ve dini inançlarında, savaşların sona ermesini ve toplumda düzenin sağlanmasını simgeleyen, genellikle elinde dal veya zeytin dalı tutan bir kadın figürü olarak tasvir edilen barış tanrıçası

pay : far. * pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan; hisse, kısım, parça, oran) * bir bütünün eşit veya orantılı olarak bölünmüş parçası, hissesi, hisse, kısım, bölüm

payam : far. * payam, paygam (geri göndermek, cevap vermek; karşıdan gelen haber, haber, mesaj, ileti) * geri göndermek, cevap vermek; karşıdan gelen haber, haber, mesaj, ileti

payan : far. * payan (son, nihayet, uç, sınır, dip) * bir sürecin, yolun veya işin bittiği aşama

payanda : far. * payidan (ayakta durmak, kalmak) (pay (ayak, adım, basamak, kademe) + idan (fiil mastar eki) ) * ayakta duran, kalan, kalıcı, duran, sabitleyen, sabitleyici; bir yapının, duvarın veya teknik bir donanımın devrilmesini, çökmesini veya kaymasını önlemek, dik durmasını sağlamak amacıyla kullanılan destekleyici yapı elemanı veya dayanak

payas : gre., lat. * paias (köy, kırsal bölge, üretim alanı) (gre.); pagus (kırsal bölge, köy) (lat.) * Hatay'ın bir ilçesi

payda : far., tür. * pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan; hisse, kısım, bölüm, parça, oran) (far.) + da (-cı, yapan, eden eki) (tür.) * matematikte bir kesrin alt kısmını, aynı zamanda bir bütünün bölünen kısmı

paydar : far. * payidan (ayakta durmak, kalmak), pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan; hisse, kısım, bölüm, parça, oran) + dar (gibi olan, ile ilgili, tutan, alan, koruyan, sahip ve malik olan, taşıyan) ) * ebedi, daimi, devamlı, sürekli, kalıcı, sonsuza kadar var olacak olan, payidar

paydaş : far., tür. * pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan; hisse, kısım, bölüm, parça, oran) (far.) + daş (benzer, özdeş, aynı) (tür.) * bir iş, mülkiyet veya çıkar alanında pay sahibi olan veya ortak olan kişi, kurum veya taraf, hissedar; bir kurumun, projenin veya girişimin faaliyetlerinden doğrudan veya dolaylı olarak etkilenen veya bu faaliyetleri etkileyen kişi, grup veya kurum (çalışanlar, müşteriler, tedarikçiler, hissedarlar ve devlet gibi yapıların tümü)

paydos : gre. * pausis (durma, duraklama, ara, bitiş) * çalışma, ders veya görevin sona erdiğini belirten kelime; tatil, ara, mola başlangıcı

paye : far. * pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan; hisse, kısım, bölüm, parça, oran) + e (son ek) * adım, kademe, seviye, rütbe

payedar : far. * pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan; hisse, kısım, bölüm, parça, oran) + e (son ek) + dar (gibi olan, ile ilgili, tutan, alan, koruyan, sahip ve malik olan, taşıyan) * rütbeli, payeli, itibarlı

payen : lat. * pagus (kırsal bölge, köy) + anus (ile ilgili, -a ait) (lat.); païen (putperest) (fra ) * köyde yaşayan, şehirden uzak kırsal halktan olan kişiçok tanrılı inançlara sahip olan, semavi dinlerin (İslam, Hristiyanlık, Yahudilik) dışındaki doğa merkezli veya çok tanrılı inanç sistemlerini takip eden kişi, putperest, pagan

payende : far. * payidan (ayakta durmak, kalmak) (pay (ayak, adım, basamak, kademe) + idan (fiil mastar eki) ) * ayakta duran, kalan, kalıcı, duran, sabitleyen, sabitleyici; bir yapının, duvarın veya teknik bir donanımın devrilmesini, çökmesini veya kaymasını önlemek, dik durmasını sağlamak amacıyla kullanılan destekleyici yapı elemanı veya dayanak

payet : lat., fra. * palea (saman, kabuk, döküntü) + etta (küçültme eki) (lat.); paillette (samancık, küçük saman, hasırcık, tahıl kabuğu, pul) (paille (saman, hasır) + ette (küçültme eki) ) (fra.) * giysi, çanta ve aksesuarları süslemek için kullanılan, plastik veya metalden yapılan küçük, parlak ve yassı pul

paygah : far. * pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan; hisse, kısım, bölüm, parça, oran) + gah (yer, mekan, konum, mevki, makam, lokasyon) * ayak yeri, ayak basacak yer; makam, mevki, basamak, derece, kademe, seviye, mertebe, rütbe

payidar : far. * payidan (ayakta durmak, kalmak), pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan; hisse, kısım, bölüm, parça, oran) + dar (gibi olan, ile ilgili, tutan, alan, koruyan, sahip ve malik olan, taşıyan) ) * ebedi, daimi, devamlı, sürekli, kalıcı, sonsuza kadar var olacak olan, paydar

payimal : far. * pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan; hisse, kısım, bölüm, parça, oran) + i (tamlama eki) + mal (süren, çiğneyen) * ayaklar altına alınmış, çiğnenmiş, hor görülmüş, perişan edilmiş veya mahvolmuş

payitaht : far. * pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan; hisse, kısım, bölüm, parça, oran) + i (tamlama eki) + taht (alt, alt kısım; koltuk, altlık; hükümdarlık makamı) * devletin veya imparatorluğun başkenti, başşehri, yönetim merkezi, merkez-i hükümeti, başsehir, başkent

paylamak : far., tür. * pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan; hisse, kısım, bölüm, parça, oran) (far.) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) (tür.) * bir şeyi bölmek, parçalarına ayırmak veya belli kişilere pay etmek, dağıtmak, hissesini vermek, payını vermek; birinin yaptığı hata veya kusur nedeniyle ona sert sözler söylemek, azarlamak

paylaşım : far., tür. * pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan; hisse, kısım, bölüm, parça, oran) (far.) + la (etken fiil eki) + şım (isim yapım eki) (tür.) * bir şeyi başkalarıyla ortak olarak kullanma veya bilgi, duygu, deneyim aktarma, bölüşme, ortaklık etme

paymal : far. * pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan; hisse, kısım, bölüm, parça, oran) + i (tamlama eki) + mal (süren, çiğneyen) * ayaklar altına alınmış, çiğnenmiş, hor görülmüş, perişan edilmiş veya mahvolmuş

paypal : ing. * pay (ödemek) + pal (arkadaş, dost) * dünya genelinde milyonlarca kullanıcının internet üzerinden güvenli, hızlı ve kolay bir şekilde para gönderip almasını, alışveriş yapmasını sağlayan, kredi kartı veya banka bilgilerini satıcılarla paylaşmadan, e-posta ve şifre ile işlem yapılmasına olanak tanıyan global bir dijital cüzdan ve çevrimiçi ödeme platformu

payplayn : ing. * pipe (boru, tüp) + line (hat, çizgi) * boru hattı; petrol, doğalgaz veya su gibi sıvı/gaz maddelerin uzun mesafelere taşınmasını sağlayan boru hattı

payreks : gre. * pyr (ateş) + ex (dış, hariç; dirençli) * ateşi dışlayan; ateşe dayanıklı cam anlamında ticari bir marka ismi

paytaht : far. * pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan; hisse, kısım, bölüm, parça, oran) + i (tamlama eki) + taht (alt, alt kısım; koltuk, altlık; hükümdarlık makamı) * devletin veya imparatorluğun başkenti, başşehri, yönetim merkezi, merkez-i hükümeti, başsehir, başkent

paytak : far. * pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan; hisse, kısım, bölüm, parça, oran) + tak (sıfat yapım eki) * adım atarken veya yürürken dengesiz, sallantılı ve tökezler gibi hareket eden; genellikle iki yana sallanarak, çarpık veya eğri bacaklarla yürüme şekli

payton : gre. * phaëton (parıldayan, ışıldayan; Yunan mitolojisinde güneş tanrısı Helios'un, babasının güneş arabasını deviren oğlunun ismi) (phaein (parlamak, ışıldamak) + ton (-cı, yapan, eden eki) * dört tekerlekli, körüklü, atla çekilen, yolcu taşımak için kullanılan hafif taşıt

payzen : far. * pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan; hisse, kısım, bölüm, parça, oran) + tak (sıfat yapım eki) + zen (vuran, döven, çalan) * ayağına pranga vurulmuş esir, forsa veya kürek mahkumu

pay-zen-i saba : far. * pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan; hisse, kısım, bölüm, parça, oran) + zen (vuran, döven, çalan) + i (tanlama eki) + saba (tan yeli, sabah yeli; dolu rüzgarı) * Türk musikisinde nazik, süzülen melodik yapısı ve saba rüzgarını andıran etkisi ile belirli perdeler arasında geçişler ve ince nüanslarla işlenen bir birleşik (mürekkep) makam

pazar : far * bazar (ürün ve hizmet satışının yapıldığı açık veya kapalı yer, ticaret yeri; çarşı, market, pazar) * ürün ve hizmet satışının yapıldığı açık veya kapalı yer, ticaret yeri; çarşı, market; haftanın yedinci günü; Rize’nin bir ilçesi; Tokat’ın bir ilçesi

pazarbaşı : far., tür. * bazar (ürün ve hizmet satışının yapıldığı açık veya kapalı yer, ticaret yeri; çarşı, market, pazar) (far.) + baş (kafa, tepe, uç) + ı (iyelik eki) (tür.) * pazar kahyası, çarşı ağası

pazarcık : far., tür. * bazar (ürün ve hizmet satışının yapıldığı açık veya kapalı yer, ticaret yeri; çarşı, market, pazar) (far.) + cık (küçültme eki) (tür.) * Kahramanmaraş’ın bir ilçesi

pazarlamak : far., tür. * bazar (ürün ve hizmet satışının yapıldığı açık veya kapalı yer, ticaret yeri; çarşı, market, pazar) (far.) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir ürünü veya hizmeti hedef kitleye tanıtmak, değer ve ihtiyaç yaratıp satmak amacıyla yapılan planlı faaliyetler bütünü

pazarlar : far., tür. * bazar (ürün ve hizmet satışının yapıldığı açık veya kapalı yer, ticaret yeri; çarşı, market, pazar) (far.) + lar (çoğul eki) (tür.) * Kütahya'nın bir ilçesi

pazarlık : far., tür. * bazar (ürün ve hizmet satışının yapıldığı açık veya kapalı yer, ticaret yeri; çarşı, market, pazar) (far.) + lık (isim yapım ve durum eki) (tür.) * bir mal veya hizmetin alımı/satımı sırasında tarafların, fiyat ve koşullar hususunda anlaşmaya varmak için yaptıkları karşılıklı görüşme, teklif ve indirim süreci

pazartesi : far., tür. * bazar (ürün ve hizmet satışının yapıldığı açık veya kapalı yer, ticaret yeri; çarşı, market, pazar) (far.) + ertesi (sonrası) (erte.(sonra) + si (iyelik eki) ) (tür.) * haftanın ilk günü (eski sistemde pazarın kurulduğu yani işlerin başladığı gün olan Bazar veya Pazar günü haftanın ilk günü addedilmiştir.)

pazaryeri : far., tür. * bazar (ürün ve hizmet satışının yapıldığı açık veya kapalı yer, ticaret yeri; çarşı, market, pazar) (far.) + yer (yeryüzü, toprak, zemin, mekan, bulunulan alan, ortam, konum, lokasyon, makam, mevki) + i (iyelik eki) (tür.) * Bilecik’in bir ilçesi

pazaryolu : far., tür. * bazar (ürün ve hizmet satışının yapıldığı açık veya kapalı yer, ticaret yeri; çarşı, market, pazar) (far.) + yol (bir yerden bir yere gitmek için iz, geçit, ilerleme hattı, güzergah) + u (iyelik eki) (tür.) * Erzurum’un bir ilçesi

pazen : fra. * paysan (köylü) (pays (ülke, vatan) + an, anne (ile ilgili, -a ait) ) * tamamı pamuk ipliklerinden dokunan, yüzeyi hafif tüylendirilmiş (şardonlu), yumuşak dokulu ve sıcak tutan, genellikle pijama, gecelik, bebek kıyafeti ve gömlek üretiminde kullanılan, nefes alabilen, doğal ve rahat kışlık bir kumaş türü

pazı : far. * paju, pazu (kol; baldır) * kolun omuz ile dirsek arasında kalan, kaslı ve kemikli kısmı; ıspanakgiller familyasına ait, geniş yapraklı ve kalın saplı, besin değeri yüksek, sarma, dolma, çorba, kavurma ve salatalarda (çiğ/pişmiş) kullanılan bir kış sebzesi, beta vulgaris (pazı bitkisinin pancar benzeri etli yaprakları ve saplarının kol yapısına benzetilmesinden)

pazı kemiği : far., tür. * paju, pazu (kol; baldır) (far.) + kemik (sert, mineralize vücut parçası) + i (iyelik eki) (tür.) * omuz ile dirsek arasında yer alan, kürek kemiği ile ön kol kemiklerini (radius ve ulna) birbirine bağlayarak kolun hareket etmesini, dönmesini ve günlük aktiviteleri (kaldırma, taşıma) yapmasını sağlayan, kolun üst kısmındaki uzun kemik

pazıbent : far. * paju, pazu, bazu (kol; baldır) + bend (bağ, bağlayan, bağlantı) * kolun üst kısmına, pazu bölgesine takılan, spor müsabakalarında takım kaptanlarını, okul veya kurumlarda disiplin kollarını belirtmek için kullanılan bant, takı veya şerit şeklindeki aksesuar, pazuband

pazopanib : lat. * pazopanib (kinaz inhibitörü) * özellikle böbrek hücreli karsinom ve yumuşak doku sarkomları tedavisinde kullanılan, tümör büyümesini ve damar oluşumunu engellemeye yönelik hedefe yönelik ilacın etken maddesi

pazu : far. * paju, pazu (kol; baldır) * kolun omuz ile dirsek arasında kalan, kaslı ve kemikli kısmı; ıspanakgiller familyasına ait, geniş yapraklı ve kalın saplı, besin değeri yüksek, sarma, dolma, çorba, kavurma ve salatalarda (çiğ/pişmiş) kullanılan bir kış sebzesi, beta vulgaris (pazı bitkisinin pancar benzeri etli yaprakları ve saplarının kol yapısına benzetilmesinden)

pazubend : far. * paju, pazu, bazu (kol; baldır) + bend (bağ, bağlayan, bağlantı) * kolun üst kısmına, pazu bölgesine takılan, spor müsabakalarında takım kaptanlarını, okul veya kurumlarda disiplin kollarını belirtmek için kullanılan bant, takı veya şerit şeklindeki aksesuar, pazuband

pazval : fra. * pas (adım, ilerleme, step, basamak) + val (boşluk, mesafe) * ayakkabının tabanını ve sayasını (üst kısmını) birbirine bağlayan, dikiş işlemini güçlendiren özel bir ip veya mekanizma

pazvant : far. * pasban (bekçi, nöbetçi, koruyucu, gözcü, gece bekçisi) (far. * paas (bekçi, koruyucu) + ban (-cı, yapan, eden eki) )

pazvat : far. * pasban (bekçi, nöbetçi, koruyucu, gözcü, gece bekçisi) (far. * paas (bekçi, koruyucu) + ban (-cı, yapan, eden eki) )

Pb : lat. * plumbum (kurşun) * atom numarası 82, atom kütlesi 207,19 olan, periyodik tablonun 14. grubunda bulunan, yoğun, yumuşak ve kolay şekillendirilebilen, akülerde, radyasyon zırhlamasında, alaşımlarda ve tarihsel olarak boru ve pigment üretiminde kullanılan mavi-gümüş rengi karışımı ağır metal element

PCB : ing. * printed (basılı) + circuit (devre) + board (kart) * elektronik bileşenlerin yerleştirildiği ve iletken yolların bulunduğu basılı devre kartı

PCI : ing. * peripheral (çevresel, kenarda duran) + component (bileşen, parça) + interconnect (birbirine bağlamak, ara bağlantı sağlamak) * bilgisayarlarda ekran kartı, ağ kartı vb. donanımların anakarta bağlanmasını sağlayan veri yolu standardı

PCOS : gre., lat. * polikystikos (çok kistli) (polys (çok, fazla, çoklu) + kystis (kist, kese, kapsül, mesane, idrar torbası, sidik torbası) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) ) (gre.) + ovarium (yumurtalık) (ovum, ovulum (yumurta) + rium (yer, mekan eki) ) (lat.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) * yumurtalıkta çok sayıda kist oluşumu ve hormonal düzensizlik ile karakterize kadın hastalığı

PCR : gre., lat., ing. * polymerase (nükleik asitlerin (DNA veya RNA) zincirlerini, mevcut nükleotidleri birleştirerek sentezleyen enzim, polimeraz) (polys (çok, fazla, çoklu) + meros (parça, bölüm, kısım) (gre.) + ase (enzim eki) (lat.) ) + chain (zincir) + reaction (reaksiyon, tepkime) (ing.) * DNA’yı kopyalayan polimeraz enziminin, zincirleme (ardışık) tepkimeler yoluyla belirli bir DNA parçasını üstel biçimde çoğaltması süreci

Pd : gre., lat. * palladium (Pallas (asteroit Pallas ve Roma mitolojisindeki Pallas adı) (pallein (sallamak, titretmek, mızrak sallamak) + as (isim yapım eki) ) (gre.) + ium (kimyasal element eki) (lat.) ) * atom numarası 46 olan, periyodik tablonun 10. grubunda bulunan, parlak, korozyona dayanıklı ve değerli olan, katalitik konvertörlerde, hidrojen depolamada, elektronik parçalarda ve mücevher alaşımlarında kullanılan platin grubu bir metal element

PDF : ing. * portable (taşınabilir) + document (belge) + format (biçim, şekil) * farklı sistemlerde aynı görünüme sahip belgeler oluşturmak için kullanılan dosya formatı

peak : ing. * peak (zirve, tepe, doruk; sivri uç) * en yüksek nokta, doruk veya bir yükselti veya gelişim sürecindeki en yüksek düzey, tepe noktası

pechini : ita. * Pechini (İtalyan kimyager ve mucit Maggio Pechini'nin soyadından) * metal oksitlerin ve seramik malzemelerin sentezinde kullanılan, metal iyonlarının organik reçine içinde dağıtılarak ısıl işlemle oksit ürünlerin elde edildiği polimerik öncül yöntem, Pechini yöntemi olarak bilinen kimyasal hazırlama tekniği

pectinidae : lat. * pecten (tarak, tarak biçimli nesne; tarak kabuklu) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * denizlerde yaşayan, yelpaze biçimli çizgili kabukları ve serbest yüzme yetenekleriyle bilinen, deniz tarağı türlerini kapsayan Pectinidae familyasına ait çift kabuklu yumuşakçalar grubu, tarakgiller, tarak midyesigiller

peç : ing. * patch (yama) * bir yüzeydeki deliği, yırtığı veya hasarlı kısmı kapatmak, sağlamlaştırmak ya da güncellemek amacıyla kullanılan küçük kumaş, malzeme; kıyafet, çanta veya taktik yeleklerin üzerine dikilen veya cırt cırtla (velcro) yapıştırılan, birlik sembolü, kan grubu, görev tanımı veya arma taşıyan dekoratif, işlevsel kumaş veya polimer yama; yazılım kod parçası

peçe : far. * peçidan (burmak, büzmek, kıvırmak), piçe (yüz örtüsü, perde) * örten, saklayan, duvar, duvak, perde, burgu, sargı, sarmaşık; genellikle kadınların yüzlerini, gözleri açıkta kalacak veya kalmayacak şekilde örtmek için kullandıkları ince kumaştan yüz örtüsü (patch (yama, kapama, koruma, örtme) (ing.) )

peçenek : tür., rus. * peçeneg, peçeneği (duvar kırmak) (peçe (duvar) + neği (kırmak) ) * 8-12. yüzyıllar arasında Göktürk Devleti'nin yıkılmasıyla birlikte yurtlarından çıkmış ve Karadeniz'in kuzeyi, Kafkasya ve Balkanlar'da yaşamış olan, Oğuz boylarına mensup göçebe bir Türk kavmi, peçenek

peçete : lat., ita. * pettia (parça, kısım, bölüm) + etta (küçültme eki) (lat.); pezzetto (küçük kumaş veya kâğıt parçası) (ita.) * yemek yerken ağız, eller ve giysilerin temizliğini ve korunmasını sağlamak amacıyla kullanılan, genellikle kare şeklinde, kağıt veya kumaştan üretilen hijyenik malzeme

peçiç : hin. * paccis, pachisi (yirmi beş) * kökeni Hindistan'a dayanan (Pachisi), artı şeklindeki kumaş bir zemin üzerinde, taşları (piyon/makara) rakibinden önce merkezdeki eve ulaştırmayı hedefleyen, genellikle 4 kişiyle veya takımlı oynanan, zar yerine 6 veya 7 deniz kabuğu ("it boncuğu") kullanılan geleneksel bir strateji ve şans oyunu (oyunda zar yerine kullanılan deniz kabuklarının bir atılışta verebileceği en yüksek sayı olan 25'e atfen)

ped : lat. * pes, ped, pedis (ayak; taban) * vücuda temas eden ve sıvıyı emmek üzere kullanılan ince, emici altlık veya bez; kadınların regl (adet) dönemlerinde oluşan kanamayı emerek hijyen sağlayan, iç çamaşırına yapıştırılan emici hijyenik ürün

pedagog : gre. * pais (çocuk) + agein (götürmek, taşımak, yönlendirmek), agogos (götüren, yönlendiren) * çocukları eğiten, yönlendiren ve onların eğitim ve gelişimiyle ilgilenen kimse, öğretmen veya eğitimci

pedagoji : gre. * pais (çocuk) + agein (götürmek, taşımak, yönlendirmek), agogia (eğitim, yönlendirme) (agogos (götüren, yönlendiren) + eia (isim yapım ve durum eki) ) * çocukların eğitimi ve öğretimi ile ilgili bilim dalı, eğitim bilimi

pedagojik : gre. * pais (çocuk) + agein (götürmek, taşımak, yönlendirmek), agogia (eğitim, yönlendirme) (agogos (götüren, yönlendiren) + eia (isim yapım ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * çocukların eğitimi ve öğretimi ile ilgili, eğitimle ilgili nitelik veya özellik taşıyan, pedagoji ile ilgili

pedal : lat. * pes, ped, pedis (ayak; taban) + alis (ile ilgili, -a ait) * bir mekanizmayı (müzik aleti, bisiklet, motorlu araç vb.) çalıştırmak veya kontrol etmek için ayakla basılarak kullanılan cihaz veya parça

pedaliaceae : lat. * pes, ped, pedis (ayak; taban) + alis (ile ilgili, -a ait) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * Lamiales takımına bağlı olan, genellikle sıcak ve kurak bölgelerde yetişen, otsu bitkileri kapsayan ve aralarında en bilineni susam (Sesamum indicum) bitkisi olan bir çiçekli bitki familyası, susamgiller

pedat : lat. * pes, ped, pedis (ayak; taban) + atus (ile ilgili, -a ait) * ayak biçiminde uzantıları veya bölümleri bulunan, ayak yapısıyla ilişkili özellik gösteren, ayaklı, ayaksı

pedavra : gre. * petauron, peteuron (tahta perende, sırık, ince tahta) * köknardan ve ladinden elde edilen, çatı örtüsü olarak kullanılan ince tahta, balar

peder : lat. * pater (baba) * baba, ata; iktidar sahibi olan kişi; Hristiyanlıkta din adamı veya rahip anlamında kullanılan unvan, özellikle Katolik ve Ortodoks geleneklerinde rahip

pederane : lat., far. * pater (baba) (lat.) + ane (-ca, -cesine, tarzında, olarak, gibi) * babaya özgü, baba gibi davranan, koruyucu ve otoriter bir tutum taşıyan

pederi : lat., far. * pater (baba) (lat.) + i (-lık, durum eki) * babalık, pederlik

pederşahi : lat., far., gre. * pater (baba) (lat.); peder (baba) + şah (hükümdar, kağan, kral, reis, başkan, padişah; büyük, üstün, usta, seçkin, önde gelen) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer); patriarkal (patria (baba) + arke (hüküm) + al (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) * baba veya erkek egemenliği esasına dayanan; aile, toplum veya kurum düzeninde erkeklerin otoritesine dayalı olan (sistem veya yapı), pederşahi, babaerkil, ataerkil, erkek egemen

pedestal : lat., alm. * ped, pedis, pes (ayak, taban) (lat.) + stall (yer; ahır) (alm.) * heykel, sütun vb. yapıların altında bulunan ve onları yükselten, destekleyen kaide veya taban

pediatri : gre. * pais (çocuk) + iatreia (hekimlik, tedavi, iyileştirme) (iatros (doktor, hekim) + eia (isim yapım ve durum eki) ) * çocukların hastalıklarının teşhis ve tedavisi ile ilgilenen tıp dalı, çocuk sağlığı ve hastalıkları bilimi

pediatrik : gre. * pais (çocuk) + iatreia (hekimlik, tedavi, iyileştirme) (iatros (doktor, hekim) + eia (isim yapım ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * çocuk sağlığı ve hastalıklarıyla ilgili, çocuk tıbbına ait veya çocuklara özgü nitelik taşıyan, pediatri ile ilgili

pediatrist : gre. * pais (çocuk) + iatreia (hekimlik, tedavi, iyileştirme) (iatros (doktor, hekim) + eia (isim yapım ve durum eki) ) + istes (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * çocuk hastalıkları ve çocuk sağlığı konusunda uzmanlaşmış hekim, çocuk doktoru

pedigri : lat.* ped, pedis, pes (ayak, taban) + gradus (adım, derece, sıra, düzen) * bir hayvanın veya kişinin soyunun, atalarının ve neslinin belgelendiği kayıt veya soy kütüğü; bir canlının (genellikle safkan hayvanların) ebeveynlerini, atalarını ve genetik özelliklerini gösteren, soyağacı şeması şeklinde tutulan resmi kayıt belgesi

pedikül : lat. * pediculus (küçük ayak; bit, asalak böcek) (ped, pedis, pes (ayak, taban) + culus, cula (küçültme eki) ) * insan veya hayvan derisinde yaşayan, kan emen küçük parazit böcek türü, kafa biti, vücut biti

pediküloz : lat. * pediculus (küçük ayak; bit, asalak böcek) (ped, pedis, pes (ayak, taban) + culus, cula (küçültme eki) ) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * bitlenme hastalığı, özellikle insan derisinde veya saçlarda bitlerin yol açtığı enfestasyon durumu

pedikülozis : lat. * pediculus (küçük ayak; bit, asalak böcek) (ped, pedis, pes (ayak, taban) + culus, cula (küçültme eki) ) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * bitlenme hastalığı, özellikle insan derisinde veya saçlarda bitlerin yol açtığı enfestasyon durumu

pedikür : lat. * ped, pedis, pes (ayak, taban) + curare (bakmak, ilgilenmek, tedavi etmek), cura (bakım, tedavi) * ayak ve tırnakların temizliği, bakımı ve estetik düzenlenmesi işlemi

pediman : lat. * ped, pedis, pes (ayak, taban) + mentum (isim yapım eki, oluşum eki) * yamaçların alt kısmında, genellikle hafif eğimli ve kaya tabakasının aşınmasıyla oluşmuş düz veya hafif eğimli taban alan; ayrıca mimaride, klasik yapılar önünde üçgen alınlık benzeri yapı

pedinkül : lat. * pedunculus (küçük ayak; sap, gövde) (ped, pedis, pes (ayak, taban) + culus (küçültme eki) ) * bitki biliminde çiçek veya meyve sapı; anatomide bir yapıyı diğerine bağlayan kısa sap veya çıkıntı

pediocactus : gre., lat. * pedion (düzlük, düz arazi, ova) (gre.) + cactus (kaktüs) (lat.) * Cactaceae (kaktüsgiller) familyasına ait, Kuzey Amerika kökenli, genellikle küçük ve yuvarlak yapılı, yer üzerinde tek başına veya kümeler halinde büyüyen küçük yapılı kaktüs cinsi

pedisel : lat. * pediculus (küçük ayak, sapçık; bit, asalak böcek) (ped, pedis, pes (ayak, taban) + culus, cula (küçültme eki) ) + ellus (küçültme eki) * çiçek sapı veya meyveyi ana dala bağlayan ince sap, bazı organları taşıyan küçük bağlantı sapı

pediyatri : gre. * pais (çocuk) + iatreia (hekimlik, tedavi, iyileştirme) (iatros (doktor, hekim) + eia (isim yapım ve durum eki) ) * çocukların hastalıklarının teşhis ve tedavisi ile ilgilenen tıp dalı, çocuk sağlığı ve hastalıkları bilimi

pediyatrik : gre. * pais (çocuk) + iatreia (hekimlik, tedavi, iyileştirme) (iatros (doktor, hekim) + eia (isim yapım ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * çocuk sağlığı ve hastalıklarıyla ilgili, çocuk tıbbına ait veya çocuklara özgü nitelik taşıyan, pediatri ile ilgili

pediyatrist : gre. * pais (çocuk) + iatreia (hekimlik, tedavi, iyileştirme) (iatros (doktor, hekim) + eia (isim yapım ve durum eki) ) + istes (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * çocuk hastalıkları ve çocuk sağlığı konusunda uzmanlaşmış hekim, çocuk doktoru

pedodonti : gre. * pais (çocuk) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) + eia (isim yapım ve durum eki) * çocukların diş sağlığı, diş tedavisi ve ağız bakımı ile ilgilenen diş hekimliği dalı

pedodontist : gre. * pais (çocuk) + donti (diş) + eia (isim yapım ve durum eki) + istes (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * çocukların diş sağlığı ve tedavisiyle ilgilenen diş hekimi, çocuk diş hekimliği uzmanı

pedofili : gre. * pais (çocuk) + philia (sevme durumu, hoşlanma durumu) (philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * yetişkin bir bireyin çocuklara karşı cinsel ilgi veya yönelim duymasıyla tanımlanan psikiyatrik durum

pedolog : gre. * pedon (toprak) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * toprağın oluşumu, yapısı ve özelliklerini inceleyen bilim insanı, toprak bilimci

pedoloji : gre. * pedon (toprak) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * toprağın oluşumu, yapısı, sınıflandırılması ve özelliklerini inceleyen bilim dalı, toprak bilimi

pedometre : lat., gre. * ped, pedis, pes (ayak, taban) (lat.) + metron (ölçü) * atılan adım sayısını ölçen ve buna bağlı olarak kat edilen mesafeyi hesaplayan cihaz, adım ölçer

pedünkül : lat. * pedunculus (küçük ayak; sap, gövde) (ped, pedis, pes (ayak, taban) + culus (küçültme eki) ) * bitki biliminde çiçek veya meyve sapı; anatomide bir yapıyı diğerine bağlayan kısa sap veya çıkıntı

peeling : ing. * peel (soymak, kabuğunu çıkarmak) + ing (isim yapım eki) * cilt yüzeyinin ölü hücrelerden arındırılması, temizlenmesi ve yenilenmesi amacıyla yapılan soyma veya soyulma işlemi

PEF : lat., ing. * peak (tepe, zirve) (ing.) + expiatorius (kefaret edici, telafi edici) (ex (dış, dışa, dışarı) + piare (kefaret etmek, arındırmak) + orius (ile ilgili, -a ait) ) (lat.); expiatory (ing.) + flow (akım, akış) (ing.) * akciğerlerden en güçlü ve hızlı nefes verme anında ulaşılan maksimum hava akış hızı, tepe ekspiratuar akım (astım ve KOAH gibi solunum yolu hastalıklarının yönetiminde, hava yollarındaki daralmayı ölçmek ve alevlenmeleri erkenden tespit etmek için pefmetre adı verilen cihazlarla ölçülür.)

pefloksasin : lat. * pe (özgün marka veya bileşik kısaltması) + fluor (flor elementi) + oxys (keskin, oksijen) + cine (kinolon eki) * bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde DNA giraz ve topoisomeraz enzimlerini inhibe ederek bakterilerin çoğalmasını engelleyen kinolon sınıfına ait sentetik geniş spektrumlu antibakteriyel ilacın etken maddesi (C19H22FN3O3)

peganaceae : gre., lat. * peganon (sabur otu, sedefotu) (gre.) + -aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * çoğunlukla otsu bitkileri ve çalıları kapsayan, Peganum cinsini içeren, Peganaceae familyasına ait bitki grubu

peganit : gre., lat. * peganon (sabur otu, sedefotu) (gre.); peganum (lat.) + ites (element, kayaç ve mineral eki) (gre.); * genellikle granit ile aynı bileşime sahip, iri kristalleriyle (kuvars, feldispat, mika) bilinen, büyük kristalli yapısı nedeniyle jeolojik çalışmalarda "dev kristalli" olarak tanımlanan, ekonomik değeri yüksek nadir mineralleri bünyesinde barındırabilen hidratlı doğal alüminyum fosfat bileşimine sahip magmatik bir mineral, kayaç türü, pegmatit

peganum : gre., lat. * peganon (sabur otu, sedefotu) (gre.); peganum (lat.) * Nitrariaceae familyasından, çorak bölgelerde yetişen, nazardan korunmak için tohumları yakılarak tütsü yapılan, geleneksel olarak şifa amaçlı kullanılan, acı tohumlu çok yıllık otsu bir bitki, üzerlik otu, peganum harmala

pegasus : gre. * pegasos (kaynağa ait, pınara ait, kaynaktan, pınardan) (pege, pega (kaynak, pınar) + asos (ile ilgili, -a ait) ) * Yunan mitolojisinde kanatlı, uçabilen at olarak bilinen ve kahramanların maceralarında yer alan efsanevi yaratık (İsmi, Medusa’nın kanından fışkıran su kaynağıyla ilişkilendirilmiştir.)

pegfilgrastim : lat. * peg (polietilen glikol bağlama, stabilizasyon eki) + filgrastim (insan G-CSF benzeri rekombinant protein) * kemik iliğinde beyaz kan hücresi üretimini artıran, özellikle kemoterapi sonrası nötropeni riskini azaltmak için kullanılan uzun etkili rekombinant insan granulosit koloni uyarıcı faktör (G-CSF) ilacının etken maddesi (C845H1343N223O243S9)

peginterferon : lat. * peg (polietilen glikol bağlama, stabilizasyon eki) + interferon (antiviral ve immün modülatör protein; İngilizce tıp terimi) * vücutta bağışıklık sistemini uyararak virüslerin çoğalmasını engelleyen, özellikle kronik hepatit C ve B tedavisinde kullanılan PEG ile modifiye edilmiş uzun etkili protein ilacının etken maddesi (C860H1353N227O255S)

pegmatit : gre. * pegma (birleşme, yapışma; sertleşmiş kütle) + ites (element, kayaç ve mineral eki) * çok iri kristalli minerallerden oluşan, genellikle granitle ilişkili, kristallerin büyük boyutlarda geliştiği magmatik kayaç türü

pegvisomant : lat. * peg (polietilen glikol bağlama, stabilizasyon eki) + visomant (“growth hormone antagonist” kavramına dayalı sentetik adlandırma) * büyüme hormonu reseptörlerini bloke ederek etkisini azaltan, özellikle akromegali tedavisinde kullanılan PEG ile modifiye edilmiş protein yapılı ilacın etken maddesi (C990H1532N262O300S7)

pehlev : far * pehlev (şehir, belde; yiğit, kahraman, bahadır) * şehir, belde; yiğit, kahraman, bahadır

pehlevan : far * pehlev (şehir, belde; yiğit, kahraman, bahadır) + an (ile ilgili, -a ait) * pehlivan, yiğit, kahraman, güreşçi

pehlevi : far. * pehlev (şehir, belde; yiğit, kahraman, bahadır) + i (ile ilgili, -a ait) * Orta İran döneminde kullanılan dil ve yazı sistemi, ayrıca Partlar ile ilişkili olan veya onlara ait olan

pehlivan : far * pehlev (şehir, belde; yiğit, kahraman, bahadır) + an (ile ilgili, -a ait) * pehlivan, yiğit, kahraman, güreşçi

pehlivanköy : far., tür. * pehlivan (yiğit, kahraman, güreşçi) (far.) + köy (kasabadan küçük yerleşim birimi) (tür.) * Kırklareli’nin bir ilçesi

pehpeh : tür. * peh (ünlem; hayranlık, beğeni ifadesi) + peh (ünlem; hayranlık, beğeni ifadesi) * bir şeyi beğenme, takdir etme veya hayranlık duyma anlamında kullanılan pekiştirilmiş ünlem, aferin veya bravo anlamında ifade

peitho : gre. * peithein (ikna etmek, inandırmak) * Yunan mitolojisinde ikna ve baştan çıkarma tanrıçası, özellikle aşk ve cazibe ile ilişkilendirilen ilahi varlık

pejmürde : far. * pejmordan (solmak, pörsümek, yıpranmak), pejmorde (solmuş, yıpranmış, perişan) * kılık kıyafeti dağınık, bakımsız, yıpranmış ve düzensiz görünen, perişan durumda olan kimse veya şey, eski püskü kılık, yırtık pırtık, pasaklı, solmuş, buruşuk, hırpalanmış

pejoratif : lat. * peior (daha kötü, beter), peiorare (kötülemek, aşağılamak) (lat.); péjoratif (aşağılayıcı, küçültücü, alçaltıcı) (fra.) * yergi öğeleri taşıyan, aşağılayıcı, yerici, küçültücü, kötüleyici, aşağılayıcı, küçümseyici, benimsemeyici

pek : tür. * pek (çok, fazla, sert, katı, sağlam; istekli, kararlı) * çok, fazla, oldukça, en iyi, en uç, seçmek, sert, katı, sağlam, korunaklı

pekala : tür. * bek, pek (çok, fazla, oldukça, en iyi, en uç, seçmek, sert, katı, sağlam, korunaklı) (tür.) + ala (çok iyi, mükemmel, üstün, yüce, ulu, büyük) * bir durumu onaylama, kabul etme veya “olur, tamam” anlamında kullanılan söz

pekent : tür. * bek, pek (çok, fazla, oldukça, en iyi, en uç, seçmek, sert, katı, sağlam, korunaklı) + ent (engelleyen, mani olan) * kolayca geçit vermeyen, aşılması çok güç doğal engel

peki : tür. * bek, pek (çok, fazla, oldukça, en iyi, en uç, seçmek, sert, katı, sağlam, korunaklı) + iyi, edgu (güzel, doğru, hoş, düzenli) (eu (iyi, hoş, düzgün, güzel) (gre.) ) * all right, okay; bien, d'accord; gut!, in Ordnung!

pekin : çin. * bei (kuzey) + jing (başkent) * Çin’in kuzey başkenti anlamına gelen şehir adı, günümüzde Çin’in başkenti olan yer

pekiştirmek : tür. * bek, pek (çok, fazla, oldukça, en iyi, en uç, seçmek, sert, katı, sağlam, korunaklı) + iş (edilgen fiil eki) + tir (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * bir şeyi daha sağlam, güçlü veya kesin hale getirmek, kuvvetlendirmek, sağlamlaştırmak

pekitmek : tür. * bek, pek (çok, fazla, oldukça, en iyi, en uç, seçmek, sert, katı, sağlam, korunaklı) + it (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * güç vermek, güçlendirmek, tekit etmek, daha önce istenip de yerine getirilmemiş bir iş için yeniden resmi bir yazı yazmak, tekit etmek

pekiyi : tür. * bek, pek (çok, fazla, oldukça, en iyi, en uç, seçmek, sert, katı, sağlam, korunaklı) + iyi, edgu (güzel, doğru, hoş, düzenli) (eu (iyi, hoş, düzgün, güzel) (gre.) ) * çok iyi, çok güzel

peklik : tür. * bek, pek (çok, fazla, oldukça, en iyi, en uç, seçmek, sert, katı, sağlam, korunaklı) + lik (isim yapım ve durum eki) * sertlik, katılık; dışkının sertleşmesi ve zor çıkması durumu, kabızlık

pekmez : tür. * bek, çok, fazla, oldukça, en iyi, en uç, seçmek, sert, katı, sağlam, korunaklı, sıkı, muhkem, kavi) + mes (son ek) * üzüm, incir veya dut gibi şekerli meyvelerin sularının kaynatılıp koyulaştırılmasıyla elde edilen, Anadolu mutfağına özgü, yoğun kıvamlı ve besleyici tatlı bir şurup

pekmezkefi : tür. * pekmez (üzüm, incir veya dut gibi şekerli meyvelerin sularının kaynatılıp koyulaştırılmasıyla elde edilen, Anadolu mutfağına özgü, yoğun kıvamlı ve besleyici tatlı bir şurup) + kef (köpük, üstte oluşan tabaka) + i (iyelik eki) * at donlarında, pekmez rengini andıran kula (açık, sarımsı-kahverengi) ile doru (koyu kahverengi gövde ve siyah yele/kuyruk) arasında, üstte hafif köpüksü/açık tonlar barındıran renk, bu renkte olan at

peksimet : gre * paximos (birinci kez pişirilmiş ekmek) + adion (küçültme ve nesne eki) * paximadion (iki kez pişmiş asker ekmeği, pişirilerek kurutulmuş ekmek, bisküvi)

pektin : gre., lat. * pektikos (pıhtılaşmış, donmuş, katılaşmış, sertleşmiş, jelleşmiş) (pektos (katı, sert, donmuş) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) ) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * pıhtılaştırıcı olarak kullanılan organik madde; bitkilerde, özellikle meyve ve sebzelerde bulunan, suyla jel oluşturan, reçel, jöle ve gıda kıvam artırıcı olarak kullanılan doğal polisakkarit (C6H10O7)n)

pektinat : lat. * pecten (tarak, tarak şeklinde) + atus (ile ilgili, -a ait) * tarak biçiminde dişli, bir eksen üzerinde tarak dişleri gibi sıralanmış çıkıntı veya bölümlere sahip olan yapı

pektineus : lat. * pecten (tarak, tarak şeklinde) + eus (ile ilgili, -a ait) * uyluğun üst-iç kısmında yer alan, bacağın vücuda yaklaştırma (adduksiyon), öne bükme (fleksiyon) ve dışa döndürme (rotasyon) işlevlerini yerine getiren, kasık bölgesindeki düz ve dörtgen şekilli, güçlü bir kas

pektoral : lat. * pectus (göğüs, göğüs kafesi) + or (bağlaç) + alis (ile ilgili, ait) * göğüs bölgesine ait olan veya göğüsle ilgili olan, genellikle göğüs kaslarıyla ilgili

pektoralis : lat. * pectus (göğüs, göğüs kafesi) + or (bağlaç) + alis (ile ilgili, ait) * göğüs bölgesine ait olan veya göğüsle ilgili olan, genellikle göğüs kaslarıyla ilgili

pektus : lat. * pectus (göğüs) * göğüs, göğüs kafesi

pektus ekskavatum : lat. * pectus (göğüs) + ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + cavatum (oyuk, çukur, boşluk) * sternum denilen göğsün orta hattındaki iman tahtası kemiğiyle beraber kaburgalarla bağlantıyı sağlayan kıkırdak yapının içe doğru çökmesi, kunduracı göğsü

pelada : gre., lat. * alopexia (tilki hastalığı, tilkide görülen tüy dökülmesi, tilki uyuzu) (alopex (tilki) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.); peladae (lat.) * saç dökülmesi, kellik; saçsızlık durumu, saçkıran

pelajik : gre. * pelagos (deniz, açık deniz, açık deniz, derin deniz, ana) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sahil veya deniz tabanına yakın olmayan, kıyıdan uzak, açık deniz sularında, okyanuslarda yaşayan organizmalar veya bu bölgeler

pelargonium : gre., lat. * pelargos (leylek) (gre.) + inium (isim yapım eki) * Geraniaceae (Itırgiller) familyasına ait, Güney Afrika kökenli, renkli çiçekli ve güzel kokulu olan, meyvesinin leylek gagasına benzemesiyle adlandırılmış süs bitkisi cinsi, sardunya

pelas : far. * pelas (kaba kumaş, keçe, çul) * eski kilim, keçe, çul, kaba kumaş, aba, dokunmuş örtü; yara izi, kabuk, bitkilerdeki ince zar/deri

pelecanidae : gre., lat. * pelekan (balta, balta biçimli nesne; pelikan kuşu) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * uzun gagaları, gaga altındaki geniş deri keseleri ve sucul yaşam biçimleriyle olan, avlandıkları suyu süzmeye yarayan büyük boğaz keseleriyle tanınan, iri su kuşlarından oluşan pelikanları kapsayan familya, pelikangiller

pelecaniformes : gre., lat. * pelekan (balta, balta biçimli nesne; pelikan kuşu) (gre.) + formis (şekilli, biçimli, kalıplı) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * uzun gagalı ve sucul yaşama uyarlanmış orta ve büyük boyda su kuşlarını kapsayan pelikansılar takımı, kürek ayaklılar

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...