parakarpel :
gre., lat. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından,
vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) +
karpos (meyve, tohum) (gre.) + ellus (küçültme eki) (lat.) * yan yana duran
karpellerden oluşan, özellikle bitkilerde karpellerin kenarlarından
birleşmesiyle oluşan bileşik dişi organ tipi
parakeratoz :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + keras, keratos
(boynuz, keratin) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * genellikle
sedef, egzama gibi inflamatuar deri hastalıklarında, pullu ve kırmızı
lezyonlarla karakterize olarak görülen, cildin en dış tabakası olan stratum
korneumda, keratinositlerin (deri hücreleri) olgunlaşma sürecinin hızlanması
sonucu çekirdeklerini kaybetmeden (nüveli) yüzeye ulaşması durumu
parakete :
gre., lat., ita. * baris (tekne) (gre.); barca (gemi, tekne) (lat.); barchetta
(gemicik, tekne) (barca (gemi, tekne) + etta (küçültme eki) ) * denizcilikte
gemilerin hızını ve kat ettiği mesafeyi ölçen cihaz (log); tekne altındaki akan
suyun hızına bağlı olarak çalışan, teknenin hızını ve aldığı yolun miktarını
gösteren cihaz; balıkçılıkta uzun bir misina üzerine dizili yüzlerce iğneden
oluşan olta takımı (paragat)
parakletos :
gre. * para (yanında, yanında bulunan) + kalein (çağırmak, davet etmek) + tos
(sıfat yapım eki) * çağrılmış olan, yardım için yanına çağrılan; savunucu,
aracı veya teselli edici
parakrin :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + krinein
(ayırmak, salgılamak) * bir hücrenin ürettiği sinyal moleküllerini (ligandlar)
doğrudan hücre dışı ortama salarak, çok yakınındaki komşu hücreleri etkilediği
yerel bir hücreler arası iletişim mekanizması
parakuzi :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + akouein
(duymak, işitmek) + isis (isim yapım eki) * seslerin olması gerekenden farklı
bir frekansta veya bozuk algılandığı işitme distorsiyonu
paralaks :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + allassein
(değiştirmek, kaydırmak), alaxis (değiştirme, kaydırma) * gözlemcinin konumuna
göre bir cismin görünür yerinin değişmesi olayı, özellikle astronomide uzak
nesnelerin konum ölçümlerinde kullanılan açısal kayma; bir nesneye farklı bakış
açılarından bakıldığında, o nesnenin arka plandaki daha uzak nesnelere göre
konumunun değişiyor gibi görünmesi olayı
paralamak :
far. * par, pare (küçük parça, ödül, bahşiş) (far.) + la (etken fiil eki) + mak
(fiil mastar eki) * bir şeyi parçalara ayırmak (ufalamak), aşırı kullanıp
eskitmek, yıpratmak veya mecazen dövüp hırpalamak
paralel :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + allelon
(birbiri, karşılıklı) * aynı düzlemde bulunan, birbirine eşit mesafede olan ve
ne kadar uzatılırsa uzatılsın asla kesişmeyen iki doğru, düzlem veya çizgiden
her biri, koşut
paralel bağlantı :
gre., tür. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından,
vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) +
allelon (birbiri, karşılıklı) (gre.) + bağ (iliştirmek, birleştirmek,
tutturmak) + lan (dönüşlü fiil eki) + tı (isim yapım eki) (tür.) * elektrik
devre bileşenlerinin (direnç, lamba, akü vb.) uçlarının, aynı iki ortak düğüm
noktasına doğrudan bağlanarak akımın birden fazla koldan akmasını sağlayan, her
bileşen üzerindeki voltajın eşit olduğu, toplam akımın kollar arasında
bölündüğü, bir eleman arızalansa bile diğerlerinin çalışmaya devam ettiği devre
türü
paralelizm :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + allelon
(birbiri, karşılıklı) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) *
felsefede zihin ve beden (veya fiziksel olaylar) gibi ayrı alanların, birbirine
neden olmadan ancak tam bir uyum içinde eş zamanlı ilerlediğini savunan görüş,
koşutluk
paralelkenar :
gre., tür. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından,
vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) +
allelon (birbiri, karşılıklı) (gre.) + kenar (kıyı, çevre, yan hat, çizgi şekli
oluşturan hat, yan, taraf) (tür.) * karşılıklı kenar çiftleri birbirine paralel
ve eşit uzunlukta olan dört kenarlı düzlemsel bir geometrik şekil (alanı s =
b.h, çevresi p = 2(a + b) )
paralelyüzlü : gre.,
tür. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + allelon
(birbiri, karşılıklı) (gre.) + yüz (çehre, surat, cephe) + lü (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) (tür.) * tüm yüzeyleri paralelkenar olan ve karşılıklı
yüzleri birbirine paralel ve eş olan altı yüzlü bir geometrik cisim (hacmi V =
a.h)
paralimpik :
gre. * paralysis (felç, inme, nuzul) (para (yanında, dışında, ötesinde, yanında
duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel;
ayrı, farklı) + lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest
kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak)
+ isis (isim yapım ve durum eki) ) + olympikos (olimpiyatla ilgili) (olympos
(yüksek, ulu, yüce; Antik Yunan'da tanrıların evi sayılan Olympos Dağı'na
(Olympus) veya Zeus tapınağının bulunduğu Olympia kentine atfen) + ikos (ile
ilgili, -a ait, gibi) ) * çeşitli fiziksel, görme veya zihinsel engelli
gruplarından elit sporcuların katıldığı, Olimpiyat Oyunları'ndan hemen sonra
aynı şehirde düzenlenen uluslararası çok sporlu etkinlik
paralitik :
gre. * paralysis (felç, inme, nuzul) (para (yanında, dışında, ötesinde, yanında
duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel;
ayrı, farklı) + lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest
kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak)
+ isis (isim yapım ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * felçli,
hareketsiz kalmış veya sinir hasarı nedeniyle işlevini yitirmiş
paralize :
gre., fra. * paralysis (felç, inme, nuzul) (para (yanında, dışında, ötesinde,
yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt,
karşıt, engel; ayrı, farklı) + lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma,
ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı
çözmek, salmak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) (gre.); paralysé (felç
olmuş, inme inmiş) (fra.) * sinir veya kas sisteminin işlevini yitirmesi sonucu
vücudunun bir bölümü veya tamamı hareket edemez hale gelmiş olan, felç olmuş,
inme inmiş, felçli
paralizi :
gre. * paralysis (felç, inme, nuzul) (para (yanında, dışında, ötesinde, yanında
duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel;
ayrı, farklı) + lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest
kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak)
+ isis (isim yapım ve durum eki) ) * sinir sistemi hasarı veya kas hastalıkları
nedeniyle vücudun bir bölümünde kas hareketlerinin geçici veya kalıcı olarak
kaybı, felç, pleji
parallax :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + allassein
(değiştirmek, kaydırmak), alaxis (değiştirme, kaydırma) * gözlemcinin konumuna
göre bir cismin görünür yerinin değişmesi olayı, özellikle astronomide uzak
nesnelerin konum ölçümlerinde kullanılan açısal kayma; bir nesneye farklı bakış
açılarından bakıldığında, o nesnenin arka plandaki daha uzak nesnelere göre
konumunun değişiyor gibi görünmesi olayı, paralaks
paralojik :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + logia (bilim,
bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * özellikle
şizofreni gibi durumlarda görülen, benzerlikler veya ayrıntılardan yola çıkarak
yanlış özdeşleştirmeler yapma ve bütünün tek bir parçasını bütünün kendisiymiş
gibi algılama şeklindeki düşünce bozukluğu ile ilgili, mantık dışı
paralojizm :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + logia (bilim,
bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti,
doktrin eki) * farkında olunmadan yapılan, mantık kurallarına aykırılık, hatalı
akıl yürütme veya yanılgı
paramagnetizma :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + magnes,
magnes, magnetes (kaynak, damar; yük) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti,
doktrin eki) * eşleşmemiş elektronları bulunan maddelerin dış manyetik alan
tarafından zayıf bir şekilde çekilmesi ve alan yönünde mıknatıslanması olayı
paramanyetizma :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + magnes,
magnes, magnetes (kaynak, damar; yük) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti,
doktrin eki) * eşleşmemiş elektronları bulunan maddelerin dış manyetik alan
tarafından zayıf bir şekilde çekilmesi ve alan yönünde mıknatıslanması olayı
paramaribo :
tup. * para (büyük nehir) + maribo (sakinler, yerleşimciler) * Surinam'ın başkenti
paramedian :
gre., lat. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından,
vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı)
(gre.) + medianus (orta, merkezde) (lat.) * vücudun veya bir organın tam orta
hattının (sagittal düzlem) hemen yanında veya yakınında bulunan (genellikle
fıtık, tümör veya arter yerleşimlerini tanımlamak için kullanılır.)
paramedik :
gre., lat. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından,
vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı)
(gre.) + medicus (çare bulan, aracı olan, doktor), medicare (iyileştirmek, çare
bulmak, vasıta bulan) (lat.) * acil tıp hizmetlerinde doktor gözetiminde veya
bağımsız protokoller çerçevesinde hastaya olay yerinde ilk değerlendirme yapan,
yaşam desteği sağlayan, acil müdahaleyi gerçekleştiren ve hastayı güvenli
şekilde sağlık kuruluşuna nakle hazırlayan sağlık profesyoneli, acil tıp
zincirinin hastane öncesi basamağında görev yapan eğitimli sağlık çalışanı
paramedikal :
gre., lat. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından,
vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı)
(gre.) + medicus (çare bulan, aracı olan, doktor), medicare (iyileştirmek, çare
bulmak, vasıta bulan) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * hekim
(doktor) olmayan ancak tıp uzmanlarının çalışmalarını destekleyen, acil tıp
hizmetlerinde veya klinik ortamda hasta bakımına yardımcı olan (eğitimli sağlık
personeli ve hizmetleri)
paramediyan : gre.,
lat. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) (gre.) +
medianus (orta, merkezde) (lat.) * vücudun veya bir organın tam orta hattının
(sagittal düzlem) hemen yanında veya yakınında bulunan (genellikle fıtık, tümör
veya arter yerleşimlerini tanımlamak için kullanılır.)
paramesyum :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + mekes (uzun,
uzunca), mekos (uzunluk, boy) (gre.) + ium (isim yapım eki) (lat.) * kirpiksi
bir hücre örtüsüyle hareket eden, tek hücreli, mikroskobik tatlı su canlısı,
terliksi hayvan
parametadion :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + metha (methyl
-CH3) + dione (ikili keton grubu) * antikonvülsan (antiepileptik) olarak
kullanılan bir oksazolidindion türevi (C7H11NO3)
parametre : gre.
* para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + metron (ölçü)
* bir sistemi, süreci, modeli veya matematiksel fonksiyonu tanımlayan,
sınıflandıran veya davranışını sınırlayan ölçülebilir sabit değer veya değişken
parametrik :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + metron (ölçü)
+ ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * belirli parametrelere dayanan veya
parametrelerle tanımlanan
parametriyum :
gre., lat. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından,
vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) +
metron (ölçü) (gre.) + ium (yer ve durum eki) (lat.) * rahmin (uterus) serviks
(rahim ağzı) kısmını pelvik yan duvarlara bağlayan, geniş bağların (ligamentum
latum) iki yaprağı arasında bulunan lifli ve yağlı bağ dokusu
paramiliter : gre.
* para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) (gre.) + militare
(askerlik yapmak) (milit (asker, askerlik) + are (fiil mastar eki) ) + aris
(sıfat yapım eki) (lat.) * devletin resmi ordusuna yardımcı olan veya onun yerini
almak üzere kurulan, askeri bir yapıda örgütlenmiş ancak yasal olarak tam
ordudan sayılmayan düzensiz silahlı güç
paramnezi :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + amnesis
(hafıza kaybı) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + mimneskomai
(hatırlamak, anımsamak), mnesis (hatırlama, hafıza, bellek) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) * kelimelerin anlamlarını ve kullanışlarını unutma ile
karakterize bellek zayıflığı
paramparça :
far. * par, pare (küçük parça, ödül, bahşiş) + m (ulama eki) + parça (kısım,
bölüm) * pek çok parçaya ayrılmış, dağılmış, parçalanmış veya büyük bir yıkıma
uğramış
parampet :
ita. * para (savunma) + petto (göğüs, göğüs bölgesi) * gemilerde borda (yan
duvar) saclarının güverte seviyesinden yukarıya doğru uzatılmasıyla
oluşturulan, sacdan yapılan sabit güvenlik korkuluğu
paranazal : gre.,
lat. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) (gre.) + nasus
(burun) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * burun çevresindeki yapılar veya
boşluklarla ilgili; burun çevresindeki kemiklerin içinde bulunan hava dolu
boşluklar (sinüsler) ile ilgili
paraneoplastik :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + neo (yeni,
taze) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek),
plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama)
(plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
tümörle doğrudan ilişkisi olmayan, ama tümör varlığına bağlı ortaya çıkan
(belirti); kanserin doğrudan tümör büyümesi veya metastazı (yayılması) yerine,
bağışıklık sisteminin kansere verdiği anormal tepki veya tümörün ürettiği
hormon benzeri maddeler ile ilgili
parankim :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + enkhuma,
enkhyma (katma, içine dökme, demleme, zerk etme) * bir organın asıl işlevini
yerine getiren temel, fonksiyonel dokusu
parankima :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + enkhuma,
enkhyma (katma, içine dökme, demleme, zerk etme) * bir organın asıl işlevini
yerine getiren temel, fonksiyonel dokusu
parankimal :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + enkhuma,
enkhyma (katma, içine dökme, demleme, zerk etme) (gre.) + alis (ile ilgili, -a
ait) (lat.) * bir organın asıl işlevini yerine getiren temel, fonksiyonel
dokusu ile ilgili, parankim ile ilgili
parankimatoza :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + enkhuma,
enkhyma (katma, içine dökme, demleme, zerk etme) + oma (tümör, kabarma, şişme,
şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) + osis (isim yapım, durum, sorun,
hastalık eki) * bir organın veya dokunun yapısını oluşturan, o organın asıl
fonksiyonunu (işlevini) yerine getiren temel hücre topluluğu (parankim) ile
ilgili olan (doku veya yapı)
parankimatöz :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + enkhuma,
enkhyma (katma, içine dökme, demleme, zerk etme) + oma (tümör, kabarma, şişme,
şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) + osis (isim yapım, durum, sorun,
hastalık eki) * bir organın veya dokunun yapısını oluşturan, o organın asıl
fonksiyonunu (işlevini) yerine getiren temel hücre topluluğu (parankim) ile
ilgili olan (doku veya yapı)
parankimi :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + enkhuma,
enkhyma (katma, içine dökme, demleme, zerk etme) * bir organın asıl işlevini
yerine getiren temel, fonksiyonel dokusu
paranoid :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + oeides (gibi,
ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * insanların niyetlerini kötücül olarak
yorumlayan, temelsiz şüphe, aşırı güvensizlik ve sürekli tetikte olma haliyle
karakterize olan
paranormal :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + normalis
(standartlara, genel kabul görmüş kurallara uygun olan, olağan ve tipik
özellikler gösteren) (cetvel, kural, yasa, ilke, prensip) + alis (ile ilgili,
-a ait) ) * mevcut bilimsel yöntemler veya bilinen fizik kanunları ile
açıklanamayan, normal dışı, normal ötesi (olarak nitelendirilen olaylar,
deneyimler ve yetenekler)
paranoya :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + noos (akıl,
zihin, idrak) + eia (isim yapım ve durum eki) * kişinin, somut deliller
olmaksızın başkaları tarafından tehdit edildiğine, kandırıldığına veya zarar
göreceğine dair mantık dışı, aşırı şüphe ve güvensizlik duyması durumu
paranoyak :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + noos (akıl,
zihin, idrak) + eia (isim yapım ve durum eki) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi)
* çevresindeki insanlara karşı aşırı şüphe, güvensizlik ve kuruntu besleyen,
sürekli zarar göreceğini veya aldatıldığını düşünen kişi
parantez :
gre. * parentithenai (para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran;
arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı,
farklı) + en (iç, içeri, içinde, içine) + tithemi, tithenai (koymak,
yerleştirmek, ortaya koymak) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) *
bir cümlenin içinde açıklayıcı niteliğe sahip bir kelime veya bir cümleynin
başına ve sonuna konan işaret "()"
paraozefageal :
gre., lat. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından,
vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) +
oisophagos (yemek borusu; ağızdan mideye yiyecek taşıyan tüp) (oisein (taşımak)
+ phagein (yemek, yutmak, tüketmek) + os (isim yapım eki) ) (gre.) + alis (ile
ilgili, -a ait) (lat.) * yemek borusunun (özofagus) yanında veya yanında yer
alan; midenin bir kısmının diyaframdaki açıklıktan yukarı, yemek borusunun
yanına doğru fıtıklaşması durumu ile ilgili
parapant :
gre., lat., fra. * parachute (hava taşıtlarından veya yüksekten atlayan
insanların veya nesnelerin, hava direnci sayesinde güvenli ve yavaş bir şekilde
yere inmesini sağlayan, kumaştan yapılan kubbeli araç) (para (yanında, dışında,
ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında;
zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) (gre.) + cadentia (düşüş, devrilme, iniş)
(cadere (düşmek, devrilmek, inmek) + entia (isim yapım eki) ) (lat.); chute
(düşüş) ) + pente (yamaç, eğim, meyil, yokuş) (fra.) * genellikle yüksek
yamaçlardan veya dağlardan koşarak havalanılan, motoru olmayan, taşınabilir,
kumaş kanatlı bir hava aracıyla yapılan ekstrem spor türü
paraparezi :
gre * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + paresis (yarı
felç, kısmi felç, yarı gevşeme) (para (yanında, dışında, ötesinde, yanında
duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel;
ayrı, farklı) + hienai (serbest bırakmak, salmak, gevşemek, boşlamak,
koyvermek) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * tam felçten
(parapleji) farklı olarak, kasların işlevini tamamen yitirmediği ancak
hareketlerin zayıfladığı ve yürüme güçlüğü, denge kaybı, idrar sorunları gibi
belirtilerin görüldüğü, genellikle omurilik veya sinir sistemi hasarına bağlı
olarak her iki bacakta meydana gelen kısmi felç, güçsüzlük ve kas sertliği
(spastisite) durumu
paraperigonium :
gre., lat. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + peri (çevre,
etraf) + gone (doğurma, üreme, soy meydana getirme, soy, döl) (gre.) + ium
(isim yapım eki) (lat.) * çiçeklerin taç yaprakları ile erkek organları
arasında yer alan, taç yapraklardan veya organların kenarından çıkan ek halka
veya uzantı kümelerini ifade eden korona (özçiçek / yalancı taç) yapısı
parapet :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + pectus (göğüs)
* gemiden yük, yolcu veya personelin denize düşmesini engellemek, dalganın
yoğun olduğu zamanlarda güvertenin ıslanmaması için bordalar hizasına koyulan
sac korkululuklar
parapleji :
gre * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + plegia (felç,
inme, nuzul) (plegein (darbelemek, vurmak, çarpmak) + eia (durum ve usim yapın
eki) ) * genellikle travma, kaza veya hastalık sonucu omuriliğin hasar
görmesiyle oluşan, vücudun belden veya göğüs hizasından aşağısını (bacaklar,
ayaklar ve bazen karın bölgesi) etkileyen kalıcı veya geçici hareket ve duyu
kaybı, omurilik felci
parapod :
gre * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + pous, podos
(ayak) * yan ayak, yan çıkıntı şeklindeki uzantı; özellikle halkalı
solucanlarda ve bazı deniz salyangozlarında görülen, vücut segmentlerinin yan
tarafında yer alan, hareket etmeyi (yürüme veya yüzme) ve solunum yapmayı
sağlayan eklemsiz, etli yanal çıkıntı
parapraksi :
gre * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + praxis (eylem,
yapma, iş, uygulama, pratik) * dil sürçmeleri, unutmalar veya nesne
karıştırmaları gibi istemsiz yanlış eylemlerin, hatalı davranışların genel ismi
paraprotein :
gre * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + protein
(proteios (birinci) (protos (ilk, önce, önde) + eios (ile ilgili, gibi) ) + ine
(organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) * kemik iliğindeki anormal veya
kanserli plazma hücreleri tarafından üretilen, genellikle kanda veya idrarda
yüksek seviyelerde tespit edilen ve Multipl Miyelom veya MGUS (Anlamı
Bilinmeyen Monoklonal Gammopati) gibi plazma hücresi hastalıklarının işareti
olarak kabul edilen, işlevsiz, monoklonal bir immünoglobulin (antikor)
proteini, M proteini
parapsikoloji :
gre * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + psikhe (ruh,
zihin) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi,
söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * telepati, durugörü,
psikokinezi (telekinezi) gibi beş duyu organıyla açıklanamayan paranormal
(doğaüstü/normal-dışı) zihinsel yetenekleri ve olayları bilimsel yöntemlerle
inceleyen bir araştırma alanı
parasal :
far. * par, pare (küçük parça, ödül, bahşiş) (far.) + sal (ile ilgili, -a ait)
(tür.) * ekonomi ve finans alanında para ile ilgili, paraya dayalı veya para
birimi cinsinden ifade edilen
parasempatik :
gre * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + sun, syn (ile,
birlikte, beraber, eş, tamamen) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı,
acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his)
+ eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * otonom sinir sisteminin bir parçası olarak vücudun "dinlen ve
sindir" (rest and digest) mekanizmasını yöneten, kalp atışını yavaşlatıp
sindirimi hızlandırarak vücudu sakinleştiren ve enerji koruyan (sistem)
(Sempatik sistemin aksine, tehlike geçtikten sonra vücudu dengeye (homeostaz)
getirir, göz bebeklerini küçültür ve tükürük salgısını artırır.)
parasentez :
gre * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + kentesis
(iğneleme) (kentein (iğnelemek, iğne yapmak) + sis (isim yapım eki) ) *
karaciğer sirozu, kalp yetmezliği veya kanser gibi nedenlerle karın boşluğunda
biriken anormal miktardaki sıvının (asit), ince bir iğne veya kateter
yardımıyla dışarı boşaltılması işlemi
paraservikal :
gre., lat. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından,
vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı)
(gre.) + cervix (boyun, baş-gövde bağlantısı) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (lat.) * rahim ağzının (serviks) yanında/yakınında (Genellikle
jinekolojik ve obstetrik işlemlerde (kürtaj, rahim içi araç takılması, doğum)
ağrıyı azaltmak için serviks çevresindeki sinirlerin uyuşturulması işlemine
(paraservikal blok) atıfta bulunur.)
parasetamol :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + asetil
(acetum, acidum (sirke, ekşi, asetik asit) + yl (alkil eki; kimyasal radikal
hidrokarbon veya türev eki) ) + amino (amin grubu, NH2 içeren) + pheno
(göstermek, ortaya çıkarmak; fenil grubu, aromatik halka) * hafif-orta şiddetli
ağrıları kesmek ve ateşi düşürmek için kullanılan, yaygın, reçetesiz satılan,
baş ağrısı, diş ağrısı, kas ağrıları ve soğuk algınlığı semptomlarında
kullanılan, hamilelik sancılarında ilk tercih edilen analjezik ve antipiretik ilacın
etken maddesi (C8H9NO2)
parashurama :
san. * parashu (balta) + rama (hoşnut olan, mutlu eden) * Hint mitolojisinde
tanrı Vişnu'nun 10 enkarnasyonundan (Dashavatara) altıncısı olan ve
"baltalı Rama" (Parashu=Balta, Rama=Savaşçı) anlamına gelen, yozlaşmış
ve zalim savaşçı sınıfını (Kşatriya) cezalandırarak dünyada adaleti (dharma)
yeniden tesis etmesiyle tanınan ölümsüz (Chiranjeevi) bir savaşçı-bilge figürü
parasimfiz :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + symphysis
(birlikte büyüme, birleşme) (sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) +
physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya
çıkarma, büyütme, geliştirme) ) * alt çene kemiğinin (mandibula) ön orta
kısmında yer alan simfiz bölgesinin hemen yanındaki (köpek dişlerinin
distalindeki) bölge
parasol :
gre., lat. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından,
vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı)
(gre.) + sol (güneş) (lat.) * güneşten korunmak amacıyla kullanılan, genellikle
zarif, hafif ve taşınabilir güneş şemsiyesi veya gölgelik
parasomnia :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + somnia (uyku
durumu) (somnus (uyku, uyuma) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * uykuya
dalarken, uyku sırasında veya uyanma anında ortaya çıkan, uyurgezerlik, gece
terörü, kabuslar ve uykuda konuşma gibi anormal fiziksel davranışlar veya
deneyimler içeren bir uyku bozukluğu; beynin uyku ve uyanıklık arasında kısmi
uyanıklık yaşadığı "kısa devre" anları olarak tanımlanan durum
parasternal :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + sternein
(yaymak, germek, uzatmak, sermek), sternon (göğüs, göğüs kemiği) (gre.);
sternum (lat.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * göğüs
kemiğinin (sternum) hemen yanı veya komşuluğu, sternumun sağında veya solunda
yer alan bölge
parasüisid :
gre., lat. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından,
vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı)
(gre.) + suicidium (intihar) (sui (kendi, öz) + cadere, cidere (öldürmek),
cidium (öldürme) ) (lat.) * sıkıntıyı ifade etmeyi amaçlayan, ölümcül olmayan
yani intiharı hedeflemeyen kendine zarar verme eylemi (intihar benzeri eylem,
intihar girişimi)
paraşol :
gre., lat. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından,
vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı)
(gre.) + sol (güneş) (lat.) * güneşten korunmak amacıyla kullanılan, genellikle
zarif, hafif ve taşınabilir güneş şemsiyesi veya gölgelik
paraşüt :
gre., lat., fra. * parachute (hava taşıtlarından veya yüksekten atlayan
insanların veya nesnelerin, hava direnci sayesinde güvenli ve yavaş bir şekilde
yere inmesini sağlayan, kumaştan yapılan kubbeli araç) (para (yanında, dışında,
ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında;
zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) (gre.) + cadentia (düşüş, devrilme, iniş)
(cadere (düşmek, devrilmek, inmek) + entia (isim yapım eki) ) (lat.); chute
(düşüş) ) * düşme yardımcısı; hava taşıtlarından veya yüksekten atlayan
insan/nesnelerin, hava direnci sayesinde güvenli ve yavaş bir şekilde yere
inmesini sağlayan, kumaştan yapılan kubbeli araç
paratenon :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + teinein
(germek, uzatmak, germek için zorlamak, kasmak), tenon, tendon (kas ile kemiği
bağlayan sert doku, lif, kiriş, bağ) * özellikle Aşil tendonu gibi sinoviyal
kılıfı olmayan eklem dışı tendonları çevreleyen, sürtünmeyi azaltan, kan
beslemesi sağlayan ve tendonun kaymasını kolaylaştıran gevşek bağ dokusundan
oluşan zar benzeri yapı
paratiroid :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + thyroeides
(kalkan şekilli) (thyreos (kalkan) + oeides (ile ilgili, -a ait, benzer,
şekilli, biçimli) ) * tiroid bezinin yanında bulunan (bezler)
paratiroidektomi :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + thyroeides
(kalkan şekilli) (thyreos (kalkan) + oeides (ile ilgili, -a ait, benzer,
şekilli, biçimli) ) + ektomia (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek),
tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer
ve durum eki) ) * genellikle aşırı parathormon (PTH) üretimi
(hiperparatiroidizm), iyi huylu tümörler (adenom) veya bez büyümesi (hiperplazi)
durumlarında kesin tedavi amacıyla boyundaki tiroid bezinin arkasında bulunan
ve kalsiyum seviyesini düzenleyen paratiroid bezlerinden birinin veya
birkaçının cerrahi olarak çıkarılması işlemi
paratiroidizm :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + thyroeides
(kalkan şekilli) (thyreos (kalkan) + oeides (ile ilgili, -a ait, benzer,
şekilli, biçimli) ) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) *
boyundaki paratiroid bezlerinin vücuttaki kalsiyum ve fosfor dengesini sağlayan
parathormonu (PTH) düzensiz üretmesi durumu
paratoner :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) (gre.) + tonare
(gürlemek, gök gürültüsü çıkarmak), tonitrus (gök gürültüsü) (lat.); tonnerre
(fra.) * yüksek binaların, kulelerin ve sanayi tesislerinin en uç noktalarına
monte edilen, binaları ve elektrikli ekipmanları yıldırımın zarar verici
etkilerinden (yangın, patlama, elektrik arızaları) korumak amacıyla
tasarlanmış, yıldırımın oluşturduğu yüksek seviyeli elektrik yükü boşalımını
yakalayarak güvenli bir şekilde toprağa aktaran iletken metal sistem,
yıldırımsavar
paratrakeal :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + trakhys
(pürüzlü, pütürlü, tırtıklı, kaba, sert, katı; nefes borusu, soluk borusu)
(gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * soluk borusunun
(trakea) yanındaki bölge ile ilgili
paratüberküloz :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + tuberculosis
(tuberculum (küçük yumru, nodül) (tuber (yumru, çıkıntı, kabartı, kabarıklık,
şişlik) + culum (küçültme eki) ) (lat.) + osis (durum, sorun, hastalık ve isim
yapım eki) (gre.) * mycobacterium avium subspecies paratuberculosis (MAP)
bakterisinin neden olduğu, sığır, koyun ve keçi gibi geviş getiren hayvanlarda
görülen, şiddetli zayıflama, kronik ishal ve düşük verimle karakterize olan,
tedavi edilemeyen kronik ve bulaşıcı bir bağırsak hastalığı
paraüretral :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + ouron, oureo
(idrar yapmak, işemek), ourethra (idrarı mesaneden dışarı atan ve meniyi
(spermi) taşıyan kanal) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.)
* kadınlarda idrar kanalı (üretra) çevresinde bulunan (bezler, dokular), bu
bölgede oluşan (yapılar (kist vb.) )
paravan :
fra. * parer (savuşturmak, kovmak, uzaklaştırmak, önlemek, korumak, savunmak) +
vent (rüzgar) * rüzgar kesen, koruyucu perde, bölme; odaları bölmek, mahremiyet
sağlamak veya dekoratif amaçla kullanılan, genellikle menteşeli, katlanabilir
taşınabilir perde/panel sistemi
paravana :
fra. * parer (savuşturmak, kovmak, uzaklaştırmak, önlemek, korumak, savunmak) +
vent (rüzgar) * rüzgar kesen, koruyucu perde, bölme; odaları bölmek, mahremiyet
sağlamak veya dekoratif amaçla kullanılan, genellikle menteşeli, katlanabilir
taşınabilir perde/panel sistemi
paravertebral :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + vertebra
(omur) (versare (dönmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek,
çevirmek, döndürmek, yönelmek) + bra (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * omurganın yanında, omurga çevresi (Genellikle bel/boyun
fıtıklarında ozon enjeksiyonu veya ağrı tedavisinde (paravertebral blok) omurga
çevresindeki kaslara ve sinir köklerine yönelik işlemleri tanımlamak için
kullanılır.)
parazit :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + sitos (gıda,
besin, yemek, tahıl) * başka bir canlının (konak) vücudunda veya üzerinde
yaşayarak ondan beslenen, barınan ve genellikle konağa zarar veren asalak
canlıl; içinde bulunduğundan ve yanındakinden beslenen, başkası sayesinde
sayesinde yaşayan, asalak
parazitemi :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + sitos (gıda,
besin, yemek, tahıl) + haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
) * organizmanın kanındaki aktif parazit miktarını (özellikle sıtma
etkenlerini) ve enfeksiyonun derecesini temsil eden terim
paraziter :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + sitos (gıda,
besin, yemek, tahıl) + aris (ile ilgili, -a ait) * başka bir canlının (konak)
vücudunda veya üzerinde yaşayarak ondan beslenen, beslenirken de konakçıya
zarar veren organizmaların (parazit) neden olduğu enfeksiyon veya durumlar ile
ilgili
parazitik :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + sitos (gıda,
besin, yemek, tahıl) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * bir canlının (parazit)
başka bir canlının (konak) üzerinde veya içinde, ona zarar vererek beslenmesi
ve yaşamını sürdürmesi durumu ile ilgili, parazit ile ilgili
parazitolog :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + sitos (gıda,
besin, yemek, tahıl) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * insan, hayvan
veya bitkilerde hastalık yapan, başka bir canlının (konak) üzerinde veya içinde
yaşayan asalak organizmaları (protozoa, helmint, eklembacaklılar) inceleyen
bilim insanı, parazitbilimci
parazitoloji :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + sitos (gıda,
besin, yemek, tahıl) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos
(kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
insan, hayvan veya bitkilerde hastalık yapan, başka bir canlının (konak)
üzerinde veya içinde yaşayan asalak organizmaları (protozoa, helmint,
eklembacaklılar) inceleyen bilim dalı, parazitbilim
parazitoz :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + sitos (gıda,
besin, yemek, tahıl) + oesis *durum, sorun, hastalık eki, ile ilgili, -a ait)
parça :
far. * pare (kısım, bölüm) + ça (küçük anlamı veren ek) * bölüm, kısım, bileşen
(part (parka, kısım, bölüm), parse (ayrıştırmak), parsel (parsel, kısım)
(ing.), partie (kısım, bölüm) (fra.), Partei (kısım, bölüm) (alm.) )
parça pinçik :
far. * pare (kısım, bölüm) + ça (küçük anlamı veren ek) + pençik (beşte bir)
(penç (beş) + ik (bolünme eki) ) * çok küçük parçalara ayrılmış, paramparça
olmuş veya hırpalanmış, zedelenmiş
parçacık :
far., tür. * pare (kısım, bölüm) + ça (küçük anlamı veren ek) (far.) + cık
(küçültme eki) (tür.) * maddeyi oluşturan, hacmi veya kütlesi olan çok küçük,
yerelleşmiş nesnelere (elektron, proton, nötron, toz, is vb.) verilen isim
parçalamak :
far., tür. * pare (kısım, bölüm) + ça (küçük anlamı veren ek) (far.) + la
(etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) (tür.) * bir nesneyi fiziksel olarak
daha küçük parçalara (kısımlara, bölümlere) bölmek, kırmak, yırtmak veya
bütünlüğünü bozma
pardesü :
lat , fra. * per (içinden, boyunca, aracılığıyla, vasıtasıyla, yoluyla,
sayesinde, -dan; tamamen, tümden, bütünüyle) + desursum (üstten, yukarıdan) (de
(-dan, kaynaklanma eki) + sursum (üst, üzeri, yukarı) ) (lat.); pardessus
(fra.) * ceket veya diğer giysilerin üzerine giyilen, genellikle soğuktan ve
yağmurdan koruyan, uzun, ince kumaşlı dış giysi
pardon :
lat. * perdonnum (bağışlama, özür dileme ifadesi) (per (içinden, boyunca,
aracılığıyla, vasıtasıyla, yoluyla, sayesinde, -dan; tamamen, tümden,
bütünüyle) + um (isim yapım eki) (lat.); pardonner (affetmek, bağışlamak),
pardon (af, özür, bağışlama) (fra.) * af, özür; affetme, bağışlama
pardösü :
lat , fra. * per (içinden, boyunca, aracılığıyla, vasıtasıyla, yoluyla,
sayesinde, -dan; tamamen, tümden, bütünüyle) + desursum (üstten, yukarıdan) (de
(-dan, kaynaklanma eki) + sursum (üst, üzeri, yukarı) ) (lat.); pardessus
(fra.) * ceket veya diğer giysilerin üzerine giyilen, genellikle soğuktan ve
yağmurdan koruyan, uzun, ince kumaşlı dış giysi
pare :
far. * pare (kısım, bölüm, parça) * kısım, bölüm, parça
pareidolia :
gre., lat. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından,
vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) +
eidos, oeides (şekil, biçim, form), eidolon (imge, imaj, hayal, görünüş) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) * belirsiz, rastgele görsel veya işitsel uyarıcıların
beyin tarafından anlamlı şekillere, tanıdık nesnelere veya insan yüzlerine
benzetilmesi durumu; yanıltıcı imge görme; zihnin rastgele görsel veya işitsel
uyaranlarda anlamlı bir şekil (yüz, figür, nesne, ses) algılaması (örneğin
bulutlarda,, kahve köpüğünde veya telvesinde, duvar lekesinde yüz, hayvan vb
şekilleri görmek)
parende :
far. * par (kanat), paridan (uçmak, kanat çırpmak), parande (uçan, uçucu, kuş)
* havada atılan takla, parende
parenkim :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + enkhuma,
enkhyma (katma, içine dökme, demleme, zerk etme) * bir organın asıl işlevini
yerine getiren temel, fonksiyonel dokusu
parenkima :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + enkhuma,
enkhyma (katma, içine dökme, demleme, zerk etme) * bir organın asıl işlevini
yerine getiren temel, fonksiyonel dokusu
parenkimal :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + enkhuma,
enkhyma (katma, içine dökme, demleme, zerk etme) (gre.) + alis (ile ilgili, -a
ait) (lat.) * bir organın asıl işlevini yerine getiren temel, fonksiyonel
dokusu ile ilgili, parankim ile ilgili
parental :
lat. * parent (ebeveyn, ana baba, ata) (parere (doğurmak, üretmek, oluşturmak,
meydana getirmek) + ens, ent (-cı, yapan, eden eki, sıfat yapım eki) ) + alis
(ile ilgili, -a ait) * ebeveyne ait, ebeveyn ile ilgili, ana-babaya özgü,
soydan gelen, ebeveynsel
parenteral :
gre., lat. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından,
vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) +
enteron (bağırsak) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) *
ilaçların veya besinlerin sindirim sistemini (ağız, mide, bağırsak) devre dışı
bırakarak doğrudan damar yolu, kas içi veya deri altı enjeksiyonla vücuda verilmesi
yöntemiyle ilgili
pare-pare :
far. * pare (parça, bölüm, kısım) + pare (parça, bölüm, kısım) * parçalara
ayrılmış olarak, parçalanmış olarak, parça parça, kısım kısım
parestezi :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + aisthanomai
(algılamak, hissetmek, duyumsamak), aisthesis (his, duyu), aisthesia (hislenme,
duyumsama) * anormal duyusal his, anormal duyum, yanlış hissetme; genellikle
duyusal sinir veya sinir kökünün hasar görmesi sonucu batma, karıncalanma veya
uyuşmaya neden olan rahatsızlık
parezi :
gre. * paresis (yarı felç, kısmi felç, yarı gevşeme) (para (yanında, yanısıra,
yoluyla, vasıtasıyla) + hienai (serbest bırakmak, salmak, gevşemek, boşlamak,
koyvermek) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * vücudun bir
bölgesindeki kasların zayıflayıp, güç kaybetmesi sonucunda istemli hareketlerin
zorlaştığı durum
parfe :
lat., fra. * perfectus (yapıp bitirilmiş, tamamlanmış, mükemmel) (perficere
(tamamlamak, bitirmek) (per (içinden, boyunca, aracılığıyla, vasıtasıyla,
yoluyla, sayesinde, -dan; tamamen, tümden, bütünüyle) + facere, ficere (yapmak,
etmek, eylemek, oluşturmak) ) + tus (geçmis zaman ve sıfat yapım eki) (lat.);
parfait (mükemmel, kusursuz) (fra.) * kusursuz lezzet, kıvam anlamında dondurma
ve benzeri tatlı türleri için kullanılan terim
parfokal :
gre., lat. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından,
vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı)
(gre.) + focus (ocak, odak, yuva, fırın, ateş yeri, ateş merkezi) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * odak düzlemleri birbirine uyumlu olan,
bir odaktan diğerine geçerken odağı büyük ölçüde koruyan; birden fazla mercek
veya lens içeren sistemlerde (mikroskop veya fotoğraf makineleri gibi), bir
mercekten diğerine geçildiğinde veya odak uzaklığı (zoom) değiştirildiğinde
netliğin bozulmaması ve odak noktasının aynı düzlemde kalması ile ilgili
parfüm :
gre., lat., fra. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından,
vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı)
(gre.), per (içinden, boyunca, aracılığıyla, vasıtasıyla, yoluyla, sayesinde,
-dan; tamamen, tümden, bütünüyle) + fumare (duman oluşturmak), fumum (duman)
(lat.); parfum (fra.) * kokulu maddeyi ısıtarak çıkan buhar aracılığıyla
yayılan koku, güzel koku
parfümeri :
gre., lat., fra. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından,
vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı)
(gre.), per (içinden, boyunca, aracılığıyla, vasıtasıyla, yoluyla, sayesinde,
-dan; tamamen, tümden, bütünüyle) + fumare (duman oluşturmak), fumum (duman)
(lat.); parfum (güzel koku) + erie (yer eki) (fra.) * parfüm satan veya üreten
dükkan, mağaza
parhelion :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + helios (güneş)
+ on (isim veya sıfat yapım eki) * Güneş'in her iki yanında veya bir yanında
güneş ışığına benzer parlak ışık lekelerinin oluştuğu optik bir atmosfer olayı,
yalancı güneş, güneş köpeği
parıldamak :
tür. * par (ışık saçmak, yanmak) + ıl (edilgen fiil eki) + da (etken fiil eki)
+ mak (fiil mastar eki) * bir nesne veya yüzey ışık saçmak, ışık yansıtmak,
hafif titrek veya ışıltılı bir hal almak
parıltı :
tür. * par (ışık saçmak, yanmak) + ıl (edilgen fiil eki) + tı (isim yapım eki)
* parlaklık, ışıltı, ışık yayma, ışık yansıtma, şavk
paridae :
lat. * parus (baştankara kuşu + idae (-giller, hayvan familyası eki) * ötücü
kuşlar takımına ait olan, Kuzey Yarımküre ve Afrika'da yaşayan, kısa ve sivri
gagalı, genellikle küçük ve hareketli baştankara kuşlarını kapsayan familya,
baştankaragiller
parietal :
lat. * paries, parietis (duvar) + alis (ile ilgili, -a ait) * duvarla ilgili,
duvarın yanına ait; vücuttaki yapıların veya organların çeperleri, duvarları
ile ilgili
parietal lob :
lat., gre. * paries, parietis (duvar) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) + lobos
(yuvarlak çıkıntı, yuvarlak parça, kulak memesi, beyin lobu) (gre.); lobus
(lat.) * beynin üst-orta kısmında yer alan, dokunma, sıcaklık, ağrı gibi
duyusal bilgileri işleyen, yön bulma ve nesneleri tanıma işlevlerinde rol
oynayan, mekansal algı ve el-göz koordinasyonunu sağlayan temel beyin bölümü
parietaria :
lat. * paries, parietis (duvar) + aris (ile ilgili, -a ait) + eia (yer ve durm
eki) * Urticaceae (ısırgangiller) familyasından, duvar çatlaklarında ve nemli
yerlerde ve duvar diplerinde yetişen, tüylü ve yapışkan yapılı, otsu bir bitki
cinsi, yapışkan otu, duvar fesleğeni, cam otu
parietooksipital :
lat. * paries, parietis (duvar) + occiput (arka kafa, başın arka kısmı) (ob
(üzerine, karşı, ters, karşıt) + caput (baş, kafa, tepe) ) + alis (ile ilgili,
-a ait) * beynin üst-arka kısmındaki parietal lob (duyusal algı) ile arka
kısımdaki oksipital lob (görme merkezi) arasında yer alan bölgeye, sınıra veya
bu iki lobu ayıran derin oluk ile ilgili
parikalsitol :
lat. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + calc (calcium
Ca) + itol (vitamin D analogları veya steroid benzeri moleküllerde kullanılan
son ek, yapısal belirteç) * diyaliz tedavisi gören kronik böbrek hastalığı olan
hastalarda hiperparatiroidizmi tedavi etmek ve önlemek için kullanılan, Vitamin
D 2'nin (ergokalsiferol) aktif formu olan 1,25-dihidroksiergokalsiferolün bir
analoğu (C27H44O3)
paripinnat :
lat. * par, paris) (eşit, çift) + pinna (tüy, kanat; botanikte yaprakçık) +
atus (ile ilgili, -a ait) * çift sayıda yaprakçığı olan, uçta tek yaprakçık
taşımayan tüysü birleşik yaprak tipi; yaprakçıkları ana eksen (yaprak sapı)
boyunca çiftler halinde yerleşen ve en uçta tek bir yaprakçık olmayıp çift
yaprakçıkla (veya bazen sülükle) biten çift tüysü (çift teleksi) bileşik yaprak
tipi
paris :
kel., gre., lat. * paris (M.Ö. bölgede yaşayan Kelt kökenli Galya kabilesi
Parisiiler'den; Civitas Parisiorum (Parisiilerin Şehri) ) (lat.); (par (gemi,
tekne), parios (kazan) (kel.) * Paris (Troya prensi); Fransa'nın başkenti;
Melanthiaceae familyasına ait, tek çiçekli otsu bitki cinsi
parite :
lat., fra. * par (eşit, denk) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.); parité
(fra.) * bir ülkenin para biriminin başka bir ülkenin para birimi karşısındaki
değerini veya değişim oranı
pariyetal :
lat. * paries, parietis (duvar) + alis (ile ilgili, -a ait) * duvarla ilgili,
duvarın yanına ait; vücuttaki yapıların veya organların çeperleri, duvarları
ile ilgili
parizakuantel :
lat. * pyrazine (pirazin C4H4N2) + quinoline (kinolin C9H7N) + antel (anti
helminticus (solucan düşürücü) ) * Schistosoma sp. (şistozomiyaz, kan kurdu),
Clonorchis sinensis, Opisthorchis viverrini ve Fasciola hepatica (kalp kurdu)
gibi parazitlerin yol açtığı solucan enfeksiyonlarını tedavi etmek için
kullanılan antihelmintik ilacın etken maddesi
park :
lat. * parricus (çitlerle çevrili alan, korunmuş yer) * insanların gezmesi,
dinlenmesi veya eğlenmesi için ayrılmış yeşil alan, botanik bahçe veya çocuk
oyun alanı; taşıtların bırakıldığı otopark (parking lot) ve askeri
araç-gereçlerin depolandığı alan
parka :
nen. * parka (hayvan derisi, post, kürk) (nen.); parka (rus.) * kökeni Eskimo
kültürüne dayanan, özellikle kış aylarında soğuktan, rüzgardan ve kardan
korunmak için giyilen, genellikle bel altına veya diz hizasına kadar uzanan,
kapüşonlu, kalın ve kaba yapılı bir mont veya üstlük türü; soğuktan koruyan
kürklü/başlıklı ceket
parkae :
lat. * parcere (tasarruf etmek, sınırlamak, ölçülü olmak), parcae (tasarruf,
sınırlama, ölçülü olma) * Roma mitolojisinde kaderin kişileştirilmiş üç
tanrıçası (Nona (İpliği başlatır (doğumu simgeler) ), Decuma (İpliği sarar
(yaşam süresini belirler) ), Morta (İpliği keser (ölümü simgeler) ) (Yunan
mitolojisindeki Moiralar’a karşılık gelir.)
parke :
fra. * parc (çitli alan, korunaklı yer), parquet (küçük alan; ahşap zemin
kaplaması) * zemin kaplaması için küçük bloklardan oluşturulmuş yüzey
parkinson :
ing. * parkinson (İngiliz hekim James Parkinson'un soyadından) * beyinde
dopamin üreten sinir hücrelerinin hasar görmesiyle ortaya çıkan, genellikle 60
yaş üstünde istemsiz titreme, hareketlerde yavaşlama (bradikinezi), kas
sertliği (rijidite) ve denge bozuklukları ile kendini göstererek hareketleri
etkileyen kronik ve ilerleyici bir sinir sistemi hastalığı, titreme felci
parkmetre :
lat., gre. * parricus (çitlerle çevrili alan, korunmuş yer) (lat.) + metron
(ölçü) (gre.) * paralı park yerlerinde araçların kaldığı süreyi ölçen, park
sayacı veya saati
parkur :
lat., fra. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla,
yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) +
currere (koşmak), cursus (koşu, akış) (lat.); parcours (seyir, rota, gidişat)
(fra.) * izlenen yol, rota, seyir yolu, etaplar dizisi, engelli rota, gidiş
yolu
parlak :
tür. * par (ışık saçmak, yanmak) + la (bağlaç) + k (sıfat yapım eki) *
ışıltılı, ışık yansıtan, ışık yayan
parlamak :
tür. * par (ışık saçmak, yanmak) + la (bağlaç) + mak (fiil mastar eki) *
ışıltılı olmak, ışımak, ışık yansıtmak
parlamentarizm :
lat. * parlare (konuşmak, söz söylemek) + mentum (isim yapım eki) + aris (ile
ilgili, -a ait) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * yasama
ve yürütme arasındaki ilişkinin parlamentonun üstünlüğüne dayandığı ve
hükümetin parlamentoya karşı sorumlu olduğu siyasal yönetim sistemi (yürütme
organının (hükümet/başbakan) yasama organının (parlamento/meclis) içinden
çıktığı ve ona karşı siyasi sorumluluk taşıdığı, yürütme ve yasama
kuvvetlerinin "yumuşak" ayrılığına dayanan, meclisin hükümeti
denetleyebildiği, hükümetin de meclisi feshedebildiği demokratik hükümet
sistemi)
parlamenter :
lat. * parlare (konuşmak, söz söylemek) + mentum (isim yapım eki) + aris (ile
ilgili, -a ait) * parlamentoyla ilgili olan, parlamentoya dayanan veya
parlamentoya mensup kimse veya şey
parlamento :
lat. * parlare (konuşmak, söz söylemek) + mentum (isim yapım eki) * halkı
temsil eden üyelerden oluşan ve yasama görevini yerine getiren meclis
parmak :
tür. * par (sopa, çubuk) + mak (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * el veya
ayakların uç kısmında bulunan, boğumlu, hareketli, ince uzun sopa, çubuk
şeklinde olan organ (bar, barre, Bar (sopa, çubuk) (ing., fra., alm.) )
parmak izi :
tür. * par (sopa, çubuk) + mak (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + iz (işaret,
nişan, belirti, simge, sembol, kod) + i (iyelik eki) * parmak uçlarının iç
yüzeyindeki deri kıvrımlarının (papil) oluşturduğu, her bireye özgü olan,
dokunulan yüzeylere ter/yağ bezleri sayesinde şekli yansıyan kimlik belirleyici
desenler
parmaklık :
tür. * par (sopa, çubuk) + mak (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + lık (isim
yapım ve araç eki) * genellikle demir, ahşap veya benzeri malzemelerden
yapılan, dikey veya yatay çubuklarla oluşturulan kafes benzeri yapı veya
koruyucu bölme
parmesan :
ita. * Parma (İtalya’da şehir adı) + igiano (ile ilgili, -a ait) * İtalya’nın
Parma bölgesine özgü, sert ve granüler yapılı, genellikle rendelenerek
kullanılan bir peynir türü
parmıcan :
far. * badingan (patlıcan, Patlıcangiller (Solanaceae) familyasına ait,
tropikal bölgelerde çok yıllık, ılıman iklimlerde tek yıllık olarak
yetiştirilen, düşük kalorili, yüksek lifli, mor, siyah veya beyaz renkli
süngerimsi dokulu, besleyici Hint kökenli bir sebze) * ince dilimlenmiş
patlıcanların kızartılıp domates sosu, mozzarella ve parmesan peyniri ile
katmanlandırılarak fırınlandığı klasik bir Güney İtalya yemeği (Melanzane alla
parmigiana" olarak da bilinen bu lezzet, yoğun peynir ve sos uyumuyla
bilinir.)
parnasizm :
gre. * Parnasse (Yunan mitolojisinde şiir ve sanat tanrılarına adanmış
Parnassos Dağı) + ismos (isim yapım ve durum eki, akım, sistem, doktrin) * 19.
yüzyıl Fransa’sında estetik kusursuzluk ve biçim mükemmelliğini ön plana alan,
duygusallıktan uzak şiir anlayışı
parnassiaceae :
gre., lat. * Parnasse (Yunan mitolojisinde şiir ve sanat tanrılarına adanmış
Parnassos Dağı) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * bataklık
ve sulak alanlarda yetişen, genellikle beyaz çiçekli otsu bitkileri kapsayan
iki cinsli bir bitki familyası
parodi :
gre. * paroidia (para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından,
vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) +
oide (şarkı, ezgi, şiir) + eia (isim yapım ve durum eki) ) * bir edebi veya sanatsal
eserin tarzını, konusunu veya biçimini taklit ederek alaycı veya eleştirel
şekilde yeniden yaratma yöntemi
parodontal :
gre., lat. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından,
vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) +
odous (diş), odontos (diş ile ilgili) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.)
* diş etleri ve dişleri çevreleyen destek dokularıyla ilgili, diş eti
çevresiyle ilgili, periodontal
paroksetin :
gre., lat. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından,
vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) +
oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + etine (ilaç veya
kimyasal madde eki) (lat.) * depresyon, anksiyete ve bazı diğer ruhsal bozuklukların
tedavisinde kullanılan seçici serotonin geri alım inhibitörü (SSRI) sınıfından
antidepresan ilacı etken maddesi (C19H20FNO3)
paroksismal :
gre * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + oxys (keskin,
sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + ismos (isim yapım, akım, durum, hal eki)
(gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * ani ve geçici olarak şiddetlenen,
özellikle hastalık veya semptomların aniden ortaya çıkması; belirtilerin (ağrı,
çarpıntı, baş dönmesi vb.) aniden başlayıp, kısa süreliğine yoğun şekilde
hissedilmesi ve yine aniden sona ermesi (ataklar, krizler halinde) durumu
paroksizm :
gre * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + oxys (keskin,
sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + ismos (isim yapım, akım, durum, hal eki) *
bir hastalığın veya belirtinin aniden başlayıp kısa sürede şiddetlenmesi, nöbet
şeklinde ortaya çıkan kriz durumu
parola :
lat., ita. * parabola (söz, kelam, anlatım, benzetme) (lat.); parola (söz,
kelime, şifreli söz) (ita.) * askeri veya gizli iletişimde kimlik doğrulamak
amacıyla kullanılan şifreli söz veya parola
paromomisin :
gre., lat. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından,
vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) +
monos (tek, bir, yek, yalnız) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma)
(gre.) + inum, ine (kimyasal madde, ilaç eki) (lat.) * bakteriyel ve bazı
paraziter enfeksiyonların tedavisinde kullanılan aminoglikozid grubu bir
antibiyotik ilacın etken maddesi (C23H47N5O18S)
paronikia :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + onyx (tırnak)
+ eia (isim yapım ve durum eki) * tırnak çevresindeki deri dokusunun (kütikül),
travma, tahriş, bakteriyel veya mantar enfeksiyonu sonucu iltihaplanması,
tırnak iltihabı
paronişi :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + onyx (tırnak)
+ eia (isim yapım ve durum eki) * tırnak çevresindeki deri dokusunun (kütikül),
travma, tahriş, bakteriyel veya mantar enfeksiyonu sonucu iltihaplanması,
tırnak iltihabı
paronişiya :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + onyx (tırnak)
+ eia (isim yapım ve durum eki) * tırnak çevresindeki deri dokusunun (kütikül),
travma, tahriş, bakteriyel veya mantar enfeksiyonu sonucu iltihaplanması,
tırnak iltihabı
parosmi :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + osme (koku) *
koku alma duyusunun bozulması sonucu kokuların olduğundan farklı veya rahatsız
edici şekilde algılanması durumu
parotid :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + ous, otis,
otos (kulak) + oeides (ile ilgili, -a ait, benzer, şekilli, biçimli) * kulağın
önünde ve altında bulunan, tükürük salgılayan parotis bezine ait veya onunla
ilgili olan
parotidektomi :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + ous, otis,
otos (kulak) + oeides (ile ilgili, -a ait, benzer, şekilli, biçimli) + ektomia
(ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome
(kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kulak önü
ve altında yer alan en büyük tükürük bezi olan parotis bezinin veya parotis
bezindeki iyi veya kötü huylu tümörlerin, taşların veya enfeksiyonlu dokuların
cerrahi olarak çıkarılması işlemi
parotidian :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + ous, otis,
otos (kulak) + oeides (ile ilgili, -a ait, benzer, şekilli, biçimli) + ianos
(ile ilgili, -a ait) * kulak çevresine, özellikle parotis (tükürük bezi)
bölgesine yakın olan veya bu anatomik alanla ilişkili bulunan
parotis :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + ous, otis,
otos (kulak) * kulağın önünde ve altında yer alan, tükürük salgılayan büyük
tükürük bezi
parotitis :
gre. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + ous, otis,
otos (kulak) + itis (enfeksiyon, iltihap, inflamasyon, hastalık eki) * kulağın
önünde ve altında yer alan, tükürük salgılayan büyük tükürük bezi olan parotis
bezinin iltihaplanması durumu
parpa :
lat. * barba (sakal) * kalkan balığının yavrusuna veya küçüğüne verilen ad
(balığın çenesine yakın yüzgeçleri nedeniyle)
parpı :
erm. * parpel (tasfiye etmek, temizlemek, boşaltmak veya akıtmak) * Anadolu'nun
çeşitli yörelerinde halk arasında kullanılan, genellikle halk hekimliği
kapsamında yılan, akrep sokması veya çeşitli hastalıkları "okuyarak",
özel taşlarla veya ev ilaçlarıyla tedavi etme işlemi; korku, sıkıntı; azarlamak,
lafla dövmek; yemeği hafifçe yakmak, soğanı pembeleştirmek/yakmak
pars :
lat., toh., tür. * pars (parça, bölüm, kısım) (lat.); pär (alaca, benekli)
(toh.); bars (kaplan, benekli kedi) (tür.) * leopar veya panter gibi güçlü ve
yırtıcı bir büyük kedi türü
parsa :
lat., far. * pars (parça, bölüm, kısım, pay, hisse) (lat.); parsa (far.) *
gösteri, oyun veya marifet sonrası seyircilerden toplanan para/bahşiş; bir
işten haksız veya kolay yoldan çıkar sağlama (mecazi)
parsek :
gre., lat. * para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından,
vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı)
(gre.) + secare (kesmek, ayırmak, bölmek) (lat.) * astronomide yıldızlararası
mesafeyi ölçmek için kullanılan birim; Dünya ile bir parsek uzaklıktaki bir
nesnenin, Güneş’e olan mesafesine göre 1 açısal saniye kayma göstermesi temel
alınarak belirlenen mesafe (~3,26 ışık yılı)
parsel :
lat. * particella (küçük bölüm, küçük parça) (pars, partis (parça, kısım,
bölüm, hisse, pay, kesim, porsiyon) + ella (küçültme eki) ) * bir arazinin
sınırlarıyla belirlenmiş, bağımsız mülkiyet veya kullanım alanı
parselasyon :
lat. * particella (küçük bölüm, küçük parça) (pars, partis (parça, kısım,
bölüm, hisse, pay, kesim, porsiyon) + ella (küçültme eki) ) + tio (isim yapım
eki) * imar planı sınırları içindeki kadastro parsellerinin (tarla, arsa), imar
planına uygun olarak yol, park, okul gibi kamu alanlarına ayrılıp yapılaşmaya
elverişli küçük parsellere bölünmesi ve tapuya tescil edilmesi işlemi; bir
araziyi belirli parçalara ayırma, imar veya mülkiyet düzenlemesi amacıyla
yapılan arazi bölme işlemi
parseng :
far. * fersang (uzaklık ölçü birimi, yaklaşık 6 km) * eski İran’da kullanılan
ve özellikle yol veya mesafe ölçümünde kullanılan uzaklık birimi; teraziyi denkleştirmek
için kefesine konulan ağırlık objesi
parsiyalizm :
lat. * pars, partis (parça, kısım, bölüm, hisse, pay, kesim, porsiyon) + alis
(ile ilgili, -a ait) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) *
bir bütünün parçalarına veya kısımlarına odaklanan, bütünün tamamını değil de
parçalarını esas alan yaklaşım veya anlayış; cinsel ilginin ve uyarılmanın tüm
vücut yerine vücudun belirli bir bölgesine (ayak, bacak, göğüs vb.) odaklandığı
bir parafili (cinsel saplantı) türü, kısmiyetçilik
parsiyel :
lat. * pars, partis (parça, kısım, bölüm, hisse, pay, kesim, porsiyon) + alis
(ile ilgili, -a ait) * bütünün tamamı ile değil, yalnızca bir kısmı ile ilgili
veya sınırlı olan, kısmi, bölümsel, parçasal
parşömen :
gre. * pergamenos (pergamon, pargama (peraga (yüksek) + mon (yer, yerleşim, üs)
) + os (ile ilgili, gibi, -a ait) ) * üzerine yazı yazmak veya resim yapmak
için kullanılan özel hazırlanmış hayvan derisi (Pergamum'da (Bergama) icad
edildiği için ismini buradan almıştır.)
part time :
lat., ing. * pars, partis (parça, kısım, bölüm, hisse, pay, kesim, porsiyon)
(lat.) + time (zaman, vakit, süre) (ing.) * yarım zamanlı, kısmi zamanlı; bir
iş veya görev için tam süre yerine yalnızca belirli, sınırlı saatlerde çalışma
biçimi; haftalık çalışma saatinin standart tam zamanlı işlerden (genelde 45
saat) belirgin şekilde daha az olduğu, haftada en fazla 30 saat çalışma esasına
dayanan bir istihdam şekli, yarı zamanlı, kısmi süreli
partal :
san , far. * puraana (eski, köhne, yıpranmış) (san.); partal (bohça, heybe;
yük) (far.) * çok kullanılıp eskimiş, yıpranmış; eski püskü hale gelmiş eşya
veya giysi; abartılı, yalan veya asılsız söz
partenogenez :
gre. * parthenos (bakire, genç kız, evlenmemiş kadın; iffetli) + genesis
(yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana
getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * omurgasızlar, bazı
böcekler (arılar, karıncalar), sürüngenler ve bitkilerde görülen, döllenmemiş
bir dişi yumurta hücresinin gelişerek yeni bir birey oluşturduğu, erkeğe
ihtiyaç duyulmayan bir üreme şekli (Eşeysiz üreme tipi olarak kabul edilse de,
kökeni eşeyli üremeye dayanır.)
partenogenez :
gre. * parthenos (bakire, genç kız, evlenmemiş kadın; iffetli) + genesis
(yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana
getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * omurgasızlar, bazı
böcekler (arılar, karıncalar), sürüngenler ve bitkilerde görülen, döllenmemiş
bir dişi yumurta hücresinin gelişerek yeni bir birey oluşturduğu, erkeğe
ihtiyaç duyulmayan bir üreme şekli (Eşeysiz üreme tipi olarak kabul edilse de,
kökeni eşeyli üremeye dayanır.)
partenojenez :
gre. * parthenos (bakire, genç kız, evlenmemiş kadın; iffetli) + genesis
(yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana
getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * omurgasızlar, bazı
böcekler (arılar, karıncalar), sürüngenler ve bitkilerde görülen, döllenmemiş
bir dişi yumurta hücresinin gelişerek yeni bir birey oluşturduğu, erkeğe
ihtiyaç duyulmayan bir üreme şekli (Eşeysiz üreme tipi olarak kabul edilse de,
kökeni eşeyli üremeye dayanır.)
partenojenik :
gre. * parthenos (bakire, genç kız, evlenmemiş kadın; iffetli) + genesis
(yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana
getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili,
-a ait, gibi) * döllenme olmaksızın, yalnızca dişi bireylerden yeni bireylerin
oluştuğu üreme biçimi olan partenojenez ile ilgili
partenokarpi :
gre. * parthenos (bakire, genç kız, evlenmemiş kadın; iffetli) + karpos (meyve,
tohum) + eia (isim yapım ve durum eki) * bitkilerde yumurtalığın döllenme
gerçekleşmeden gelişerek çekirdeksiz meyve oluşturması durumu, bakir meyve
parter :
lat., fra. * per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla,
yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) +
terra (yer, zemin, toprak) (lat.); par terre (fra.) * tiyatro, sinema veya
konser salonlarında, sahneye en yakın ve genellikle en geniş izleme alanını
veren, sahnenin ilk zemin katı ve bu alandaki koltuklar; sahne veya gösteri
düzeninde, özellikle tiyatro ve danslarda, yere yakın veya zeminde yapılan
düzenlemeyi veya yere serili pozisyonu tanımlayan terim
parthenocissus :
gre. * parthenos (bakire, genç kız, evlenmemiş kadın; iffetli) + kissos
(sarmaşık) * Vitaceae (Asmagiller) familyasına ait, çok hızlı büyüyen,
sonbaharda canlı kırmızı/turuncu renklere dönen yaprakları ve duvarları kaplama
özelliğiyle peyzajda sıkça kullanılan, odunsu ve tırmanıcı bir süs bitkisi
cinsi, Amerikan sarmaşığı
parti :
lat., fra. * pars, partis (parça, kısım, bölüm, hisse, pay, kesim, porsiyon)
(lat.); partie (fra.) * belirli bir görüş, amaç veya ideoloji etrafında
örgütlenmiş grup, siyasi grup veya topluluk; kişilerin davet edildikleri
içkili, müzikli eğlence organizasyonu; kısım, kesim, bölüm, parça, hisse, pay
partikül :
lat. * pars, partis (parça, kısım, bölüm, hisse, pay, kesim, porsiyon) + cula
(küçültme eki) * küçük parça, parçacık; maddelerin en küçük yapı taşları veya
çok küçük boyutlu parçacıklar; dilbilimde anlam veya görev açısından bağımsız
küçük sözcük birimi
partikülarite :
lat., fra. * pars, partis (parça, kısım, bölüm, hisse, pay, kesim, porsiyon) +
cula (küçültme eki) + aris (ile ilgili, -a ait) + itas (isim yapım ve durum
eki) (lat.); particularité (fra.) * bir şeyin küçük parçalar veya ayrıntılar
halinde var olma durumu; atomik veya bölünmüş yapısallık niteliği; özellik,
nitelik, vasıf, karakteristik
partiküler :
lat., fra. * pars, partis (parça, kısım, bölüm, hisse, pay, kesim, porsiyon) +
cula (küçültme eki) + aris (ile ilgili, -a ait) (lat.); particulaire (fra.) *
küçük parçalarla ilgili, parçacıklı veya bölünmüş yapıda olan; özel, ayrıntılı,
detaylı
partisip :
lat. * participatus (katılmış, iştirak etmiş) (participare (katılmak, pay
almak) (pars, partis (parça, kısım, bölüm, hisse, pay, kesim, porsiyon) +
capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) ) +
tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * bir olaya, duruma veya sürece katılan
veya iştirak eden kişi veya öğe; dilbilimde fiil kökünden türeyen sıfat veya
isim formu
partisipasyon :
lat. * participare (katılmak, pay almak) (pars, partis (parça, kısım, bölüm,
hisse, pay, kesim, porsiyon) + capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak,
kavramak, yakalamak, sezmek) ) + tio (isim yapım eki) * bir olaya, sürece veya
faaliyete katılma, iştirak etme, iştirak, katılım
partisyon :
lat. * pars, partis (parça, kısım, bölüm, hisse, pay, kesim, porsiyon) + tio
(isim yapım eki) * bir alanı, mekanı veya bütünü parçalara ayırma, bölme veya
sınırlandırma işlemi; orkestra, oda müziği topluluğu, koro, bando gibi
topluluklar için yazılan eserlerin bir bütün halinde görülmesini sağlayan nota;
metabolik cerrahide (loop bir partisyon) midenin kısımlara ayrılarak yeniden
bağlanması; farmakolojide ilacın yağ/su gibi farklı ortamlardaki dağılım oranı
partita :
lat. * partire (bölüşmek, bölmek, taksim etmek) (pars, partis (parça, kısım,
bölüm, hisse, pay, kesim, porsiyon) + ire (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş
zaman ve sıfat yapım eki) * bölünmüş, kısım, fasıl; barok müzikte dans
parçalarından oluşan bir süit türü
partitür :
lat. * partire (bölüşmek, bölmek, taksim etmek) (pars, partis (parça, kısım,
bölüm, hisse, pay, kesim, porsiyon) + ire (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş
zaman ve sıfat yapım eki) + ura (isim yapım eki) * orkestra, koro veya oda
müziği gibi çok sesli eserlerde, tüm enstrümanların veya seslerin notalarının
aynı anda üst üste yazıldığı, orkestra şefinin eserin bütününü görmesini
sağlayan ve her enstrümanın ne zaman, ne çalacağını gösteren kapsamlı nota
kitabı
partizan :
lat. * pars, partis (parça, kısım, bölüm, hisse, pay, kesim, porsiyon) + anus
(ile ilgili, -a ait) * bir tarafı veya görüşü güçlü biçimde destekleyen, o
taraftan yana olan kimse; özellikle siyasi veya ideolojik bağlılık gösteren
kişi
partner :
lat. * pars, partis (parça, kısım, bölüm, hisse, pay, kesim, porsiyon) + ner
(ile ilgili, -a ait) * bir işte, ilişkide veya faaliyette birlikte hareket
eden, ortaklık veya eşlik eden (kişi)
parton :
lat. * pars (parça, kısım, bölüm) + on (parçacık/tanecik eki) * fizik dilinde
proton ve nötron gibi hadronları oluşturan kuark, antikuark ve gluon gibi alt
parçacıklar için kullanılan ortak bir terim
parturisyon :
lat. * parturire (doğurmak üzere olmak, doğum sancısı çekmek, doğurmak) + tio
(isim yapım eki) * gebelik süresinin sonunda fetüsün ve plasentanın rahimden
dışarı atılmasıyla sonuçlanan karmaşık fizyolojik doğum süreci
partus :
lat. * parturire (doğurmak üzere olmak, doğum sancısı çekmek, doğurmak) + us
(geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * doğum, doğurma
parulidae :
lat. * parula (bir kuş cinsi) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * Yeni
Dünya ötleğenleri veya orman ötleğenleri olarak bilinen, Amerika kıtasına özgü
küçük, renkli ve ötücü kuşları içeren bir kuş familyası
parvati :
san. * Parvati (dağlı, dağ kızı; dağ tanrıçası) (parvata (dağ, tepe, dağlık
bölge) + i (dişil isim eki) ) * Hinduizmde Şiva'nın eşi olarak kabul edilen,
doğurganlık, sevgi, güç ve koruyucu dişil enerjiyle ilişkilendirilen tanrıça,
Himalaya dağlarının kişileştirilmiş biçimi olarak görülen ilahi varlık
parvoselüler :
lat. * parvus, parvum (küçük, ufak, minik) + cellula (küçük hücre, küçük oda,
hücrecik, odacık) (cella (oda, depo, bölme, hücre) + ulus, ula (küçültme eki) )
+ aris (ile ilgili, -a ait) * küçük hücrelerden oluşan veya küçük hücrelerle
ilgili olan; lateral genikulat çekirdekte (LGN) görme, hipotalamusta ise hormon
üretimi (parvoselüler nörosekretuar hücreler) gibi spesifik işlevleri olan
küçük nöronlar ile ilgili
parvum :
lat. * parvus, parvum (küçük, ufak, minik) * küçük olan, az miktarda veya düşük
düzeyde bulunan
parya :
tam. * parai (büyük davul) * Hindistan'daki kast sisteminde hiçbir sınıfa dahil
edilmeyen, toplum dışına itilmiş, en alt tabakada yer alan ve hor görülen
"dokunulmazlar" grubu
paryetal :
lat. * paries, parietis (duvar) + alis (ile ilgili, -a ait) * duvarla ilgili,
duvarın yanına ait; vücuttaki yapıların veya organların çeperleri, duvarları
ile ilgili
paryetal periton :
lat. * paries, parietis (duvar) + alis (ile ilgili, -a ait) + peritoneon (karın
zarı, karın boşluğunu kaplayan zar) (peri (çevresinde, etrafında) + teinein
(germek, çekmek, uzatmak) ) + eon (isim yapım eki) * karın ve pelvis boşluğunun
iç duvarlarını, diyaframın alt yüzeyini kaplayan, mezotelyal hücrelerden oluşan
dış periton tabakası
pas :
tür. * bas, pas (tür.); passare (geçmek, aşmak, ilerlemek), passus (adım,
geçiş) (lat.) * çökelti, en altta - tabanda biriken, demir curufu; demir ve
çelik gibi metallerin nemli havada oksitlenmesiyle oluşan kahverengi tabaka
(korozyon); toplu takım sporlarında topu takım arkadaşına atma; oyunda
vazgeçme; Basidiomycota filumuna ait mantarların neden olduğu, bitkilerin
yaprak ve gövdelerinde demir korozyonuna (pas) benzer sarı, turuncu veya
kahverengi tozlu kabarcıklar (püstüller) oluşturan yaygın bir mantar hastalığı
(basis (alçak, en alt, baz, temel) (gre., lat.)
pasa pasa :
tür. * basa (adım) + basa (adım) * adım adım, peş peşe, durmaksızın, ardı
arkası kesilmeden, durmadan, sürekli olarak; çardak; ekmek pazısı konulan,
uzun, göz göz tahta tabla; oyundan, güreşten, çalgı çalındıktan sonra toplanan
para, bahşiş; ardı arkası kesilmeden, durmadan, sürekli olarak.
pasaj :
lat., fra. * passare (geçmek, aşmak, ilerlemek), passus (adım, geçiş) + aticum,
agium (isim yapım eki) (lat.); passer (geçmek) + age (isim yapım eki) * geçiş,
geçit; iki yer arasında geçiş sağlayan yol, koridor veya alışveriş galerisi;
ayrıca bir metin veya müzik eserinin belirli bölümü
pasak :
tür. * pas (kir, leke, pislik) + ak (isim yapım eki) * kirli, pis veya lekeli
olma durumu
pasaparola :
ita. * passare (geçmek, aşmak, ilerlemek, adım atmak, aktarmak) + parola (söz,
şifre) * kelimeyi, parolayı aktar, sözü geçir; bir bilgiyi, sözü veya mesajı
kişiden kişiye ağızdan ağıza aktararak, yaymak; askeri denizcilik
terminolojisinde gemi komutanının, verdiği emri başka biri, tercihen bir er,
vasıtasıyla personeline aktarması ol
pasaport :
lat. * passare (geçmek, aşmak, ilerlemek, adım atmak, aktarmak), passus (adım,
geçiş, yürüyüş) + portus (liman, geçiş noktası, geçit, kapı) (lat.); passeport
(fra.) * bir devletin vatandaşına verdiği ve kişinin kimliğini, vatandaşlığını
gösteren, uluslararası geçişlerde kullanılan resmi belge
pasarella :
lat., ita. * passare (geçmek, aşmak, ilerlemek, adım atmak, aktarmak) (passus
(adım, geçiş, yürüyüş) + are (fiil mastar eki) ) (lat.) + ella (vasıta, araç;
küçültme eki) (ita.) * genellikle teknelerin kıç tarafında bulunan, tekneler
ile iskele veya rıhtım arasındaki bağlantıyı sağlayan, kıyıya güvenli
iniş-biniş için kullanılan, katlanabilir, teleskopik veya hidrolik (otomatik)
mekanizmalı olabilen portatif köprü veya merdiven sistemi
pasata :
lat., ita. * passatus (passare (geçmek, aşmak, ilerlemek, adım atmak, aktarmak)
+ tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); passata (ita.) * İtalyan
mutfağı kökenli, kabukları ve çekirdekleri ayıklanarak püre haline getirilmiş,
süzülmüş, genellikle pişirilmemiş veya çok hafif pişirilmiş olan, makarna sosları,
pizza tabanı, çorbalar, güveçler ve Bloody Mary gibi içeceklerde kullanılabilen
taze domates sosud
pasavan :
fra. * passer (geçmek, aşmak, ilerlemek), passe (geç) + avant (önce, ön, evvel)
* özellikle Bulgaristan gibi komşu ülkelerin vatandaşlarına pasaport
kaybı/süresinin bitmesi durumunda veya sınır bölgelerinde yaşayanlara,
ülkelerine geçici (genellikle 3-30 gün) giriş-çıkış hakkı veren, "tek
sayfalık pasaport" veya "geçici seyahat belgesi" niteliğindeki
belge
pasban :
far. * paas (bekçi, koruyucu, gözcü) + ban (-cı, yapan, eden eki) * bekçi,
nöbetçi, koruyucu, gözcü, gece bekçisi
pasbani :
far * paas (bekçi, koruyucu, gözcü) + ban (-cı, yapan, eden eki) + i (isim
yapım eki) * bekçilik, gözcülük, koruma, muhafızlık işi; gece bekçiliği
pascal üçgeni :
fra., tür. * pascal (Fransız matematikçi Blaise Pascal'ın soyadından) (fra.) +
üçgen (üç kenarlı ve üç köseli iki boyutlu geometrik şekil) + i (iyelik eki)
(tür.) * tepesinde 1 olan ve her satırda bir önceki satırdaki komşu iki sayının
toplanarak alt satıra yazılmasıyla oluşan, üçgen şeklindeki sonsuz sayı dizisi
( (a+b)^n ifadesinin binom açılımındaki katsayıları bulmak, kombinasyon
hesaplamaları, olasılık ve çeşitli sayı örüntülerini (Fibonacci gibi)
belirlemek için kullanılır.)
pasdar :
far. * paas (bekçi, koruyucu) + dar (-cı, yapan, eden eki) * bekçi, koriyucu,
gözcü; gece bekçisi
pasdari :
far. * paas (bekçi, koruyucu) + dar (-cı, yapan, eden eki) + i (isim yapım eki)
* bekçilik, gözcülük, koruma, muhafızlık işi; gece bekçiliği
pashupati :
san. * pasu (hayvan, varlık, ruh) + pati (efendi, koruyucu, usta, lord) * Hint
mitolojisinde (Hinduizm) özellikle Şiva tanrısına atfedilen “tüm canlıların
efendisi”, "hayvanların efendisi", "tüm yaratıkların
efendisi", “hayvanların lordu” ünvanı
pasif :
lat. * passare (geçmek, aşmak, ilerlemek, adım atmak, aktarmak), passus (adım,
geçiş, yürüyüş) + ivus (ile ilgili, -a ait) * eylemsiz, tepkisiz, durgun,
çekingen veya etken olmayan, edilgen
pasif immünite :
lat. * passivus (eylemsiz, tepkisiz, durgun, çekingen veya etken olmayan,
edilgen) (passare (geçmek, aşmak, ilerlemek, adım atmak, aktarmak), passus
(adım, geçiş, yürüyüş) + ivus (ile ilgili, -a ait) ) + immunitas (in (yok,
değil, zıt, karşıt) + munis (hizmet etme, hizmete hazır) + itas (isim yapım ve
durum eki) ) * vücuda antikor verilmesiyle sağlanan ve kişinin kendi bağışıklık
sistemi tarafından üretilmeyen, geçici bağışıklık durumu
pasif immünizasyon :
lat. * passivus (eylemsiz, tepkisiz, durgun, çekingen veya etken olmayan,
edilgen) (passare (geçmek, aşmak, ilerlemek, adım atmak, aktarmak), passus
(adım, geçiş, yürüyüş) + ivus (ile ilgili, -a ait) ) + immunis (korunmuş,
bağışık, hizmet dışı, muaf) (in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) +
munis (hizmet etme, hizmete hazır) ) (hizmet dışı, muaf) + izare (dönüştürmek,
kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım ve durum eki) * vücuda hazır antikor
verilmesi yoluyla sağlanan ve kişinin kendi bağışıklık sistemi tarafından
üretilmeyen, geçici bağışıklık kazandırma işlemi
pasif varlıklar :
lat., tür. * passivus (eylemsiz, tepkisiz, durgun, çekingen veya etken olmayan,
edilgen) (passare (geçmek, aşmak, ilerlemek, adım atmak, aktarmak), passus
(adım, geçiş, yürüyüş) + ivus (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) + varlık (olgu,
yaratık; bir kişi, şirket veya kurum tarafından sahip olunan ve ekonomik değer
taşıyan her şey) + lar (çoğul eki) (tür.) * bir şirketin bilançosundaki
özsermayesini ve borçlarını ifade eden kavram
pasifik :
lat. * pacificus (barış getiren, sakinleştirici) (pax, pacis (barış) + facere,
ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek, meydana getirmek, oluşturmak), ficus
(yapıcı, yapan, eden, eyleyen; yapılmış, edilmiş, eylenmiş, oluşturulmuş) ) *
barışçıl, huzur verici; Dünya’nın batı yarımküresindeki en geniş okyanus olan,
kuzeyde Kuzey Amerika ve Asya kıtaları, doğuda Güney ve Kuzey Amerika kıtaları,
güneyde Antarktika, batıda ise Avustralya ve Asya adalarıyla çevrili olan büyük
su kütlesi
pasifizm :
lat. * pax, pacis (barış) + ivus (ile ilgili, -a ait) ) + ismus (isim yapım,
durum, akım, öğreti, doktrin eki) * her türlü savaş, şiddet ve çatışmayı
ilkesel olarak reddeden, anlaşmazlıkların çözümünde barışçıl, diplomatik ve
şiddet içermeyen yöntemleri (müzakere, sivil itaatsizlik) savunan felsefi ve
politik doktrin, barışçıllık
pasiniyen korpüskülleri :
lat. * pacini (İtalyan anatomist ve patolog Filippo Pacini) + ianus (ile
ilgili, -a ait) (ita., lat.) + corpusculus (küçük yapılar, cisimcikler) (corpus
(vücut, gövde, beden, cisim, yapı, bütün) + culus, culum, cula (küçültme eki) )
(lat.) + leri (çoğul eki) (tür.) * deride ve iç organlarda bulunan, basınç ve
titreşimleri algılayan, dokunma duyusunu ileten özel mekanoreseptörler, küçük
yapılar
pasinler :
gre., tür. * phasiani (Antik Çağ'da Pontus'un doğusunda, Kolhis bölgesinde
yaşamış yerli halkın ismi) (gre.) + ler (çoğul eki) (tür.) * Erzurum’un bir
ilçesi
pasireotid :
lat., gre. * pasir (yarı sentetik ilaç adı bileşeni) (lat.) + eotide
(somatostatin analoglarını (oktreotid, lanreotid gibi) ifade eden peptid bazlı
ilaç son eki) (gre.) * sentetik olarak üretilen ve somatostatin hormonuna
benzer şekilde etki eden, Cushing hastalığı ve akromegali gibi hormon
dengesizliklerine bağlı durumların tedavisinde kullanılan somatostatin analoğu
bir tedavi ajanı (C58H66N10O9)
pasiyans :
lat. * pati (katlanmak, tahammül etmek) + entia (isim yapım eki) * sabır,
tahammül, katlanma, sabır gösterme, dayanabilme, tahammül etme durumu, hoşgörü
ve sakin kalabilme yeteneği
paskal :
fra. * pascal (Fransız matematikçi, fizikçi ve filozof Blaise Pascal’in
soyadından) * bir metrekareye uygulanan bir newtonluk kuvvetin yarattığı
basıncı ifade eden SI birimi (Pa)
paskal üçgeni :
fra., tür. * pascal (Fransız matematikçi Blaise Pascal'ın soyadından) (fra.) +
üçgen (üç kenarlı ve üç köseli iki boyutlu geometrik şekil) + i (iyelik eki) (tür.)
* tepesinde 1 olan ve her satırda bir önceki satırdaki komşu iki sayının
toplanarak alt satıra yazılmasıyla oluşan, üçgen şeklindeki sonsuz sayı dizisi
( (a+b)^n ifadesinin binom açılımındaki katsayıları bulmak, kombinasyon
hesaplamaları, olasılık ve çeşitli sayı örüntülerini (Fibonacci gibi)
belirlemek için kullanılır.)
paskalya :
ibr., gre. * pesah (bağışlama, esirgeme; geçiş, kurtuluş) (ibr.); pasha (geçiş,
kurtuluş) + lia (durum eki) (gre.) * Hristiyan inancında İsa'nın çarmıha
gerildikten üç gün sonra dirilişini kutlayan yortu (Yahudi Pesah bayramından
türetilmiş olup, bahar döneminde kutlanır.)
paso :
lat. * passare (geçmek, aşmak, ilerlemek, adım atmak, aktarmak), passus (adım,
geçiş, yürüyüş) * indirimli veya ücretsiz ulaşım/giriş/geçiş sağlayan
kart/belge, geçiş tezkeresi; sürekli, devamlı (argo)
pasör :
lat. * passare (geçmek, aşmak, ilerlemek, adım atmak, aktarmak), passus (adım,
geçiş, yürüyüş) + or (-cı, yapan, eden eki) * pas atan; voleybolda takımı
yönlendiren, oyun kurgusunu belirleyen ve manşetle alınan ilk toptan sonra
smaçörlere hücum pası çıkaran, "oyun kurucu" olarak bilinen en kritik
mevki
paspal :
gre. * paspalizein (saçmak, dağıtmak, yaymak, serpiştirmek), paspali (tahıl,
buğday; ince un, pudra) * dağılmış, dağınık, bakımsız, pis, kılıksız (tahılın
tarlaya dağılmasından)
paspartu :
fra. * passe (geçer) + partout (her yer, her taraf) ( (par (arasından,
sayesinde, vasıtasıyla, aracılığıyla) + tout (tüm, bütün, hepsi, tamamı) ) *
resim, fotoğraf veya sanat eserlerinin çerçevesi ile eser arasına
yerleştirilen, genellikle kartondan yapılan, eseri ön plana çıkaran ve görsel
derinlik katan ara çerçeve; her kilidi açan anahtar, maymuncuk
paspas :
lat. * passare (geçmek, aşmak, ilerlemek, adım atmak, aktarmak), passus (adım,
geçiş, yürüyüş) + passus (adım, geçiş, yürüyüş) * kapı önlerinde veya
zeminlerde, ayakların altındaki kir ve tozları temizlemek için kullanılan
dokuma veya kauçuk malzemeden yapılan araç
passacaglia :
lat. * passare (geçmek, aşmak, ilerlemek, adım atmak, aktarmak) + cagliare
(sabit durmak, duraksamak; sertleşmek) * 17. yüzyıl İspanya kökenli, genellikle
ağır tempolu, üçlü zaman ölçüsünde (3/4 veya 3/2) ve minör tonda yazılan,
sürekli tekrarlanan bir bas melodisi (basso ostinato) üzerine varyasyonların
(çeşitlemeler) yapıldığı, genellikle lento veya adagio tempoda çalınan bir
Barok müzik formu
passerellidae :
lat. * passerella (serçe) (passer (serçe, küçük kuş), passare (geçmek, aşmak,
ilerlemek) (passus (adım, geçiş) + are (fiil mastar eki) ) + ellus (küçültme
eki) ) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * Amerika kıtasında yaşayan ötücü
kuşlar (Passeriformes) takımına ait, halk arasında genellikle "Yeni Dünya
serçeleri" veya "Amerikan serçeleri" olarak bilinen, genelde
tohumla beslenen bir kuş familyası
passeriformes :
lat. * passer (serçe, küçük kuş), passare (geçmek, aşmak, ilerlemek) (passus
(adım, geçiş) + are (fiil mastar eki) ) + formis (şekilli, biçimli, kalıplı)
(forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * ötücü kuşlar,
bilinen serçe, karga, bülbül ve kırlangıç gibi 6.000'den fazla tür içeren, en
büyük ve en kalabalık kuş takımı
passiflora :
lat. * passio (acı, tutku, çile) + flora (bir ortamda bulunan canlıların
bütünü; bir bölgeye, döneme veya ekosisteme ait olan tüm bitki türleri, bitki
örtüsü, bitkiler bütünü; bakteriyel flora) (flos, floris (çiçek) + a (çoğul
eki) ) (lat.) * Passifloraceae familyasına ait, çarkıfelek çiçeklerini kapsayan
cins; 17. yüzyıl Hristiyan misyonerlerinin İsa Mesih'in çilesini (Passion)
çiçeğin yapılarında simgeleştirdiği "acı çekme çiçeği" anlamına gelen
Yeni Latince bir terim, çarkıfelek
passifloraceae :
lat. * passio (acı, tutku, çile) + flora (bir ortamda bulunan canlıların
bütünü; bir bölgeye, döneme veya ekosisteme ait olan tüm bitki türleri, bitki
örtüsü, bitkiler bütünü; bakteriyel flora) (flos, floris (çiçek) + a (çoğul
eki) ) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * genellikle tropikal ve
subtropikal bölgelerde yetişen, tırmanıcı sarmaşık formundaki çarkıfelek çiçeği
(Passiflora) cinsini ve benzer 550'den fazla türü bünyesinde barındıran bitki
familyası, çarkıfelekgiller
password :
ing. * pass (geçme, geçiş) + word (kelime, sözcük) * bir sisteme, ortama veya
kaynağa erişim sağlamak için kimlik doğrulama amacıyla kullanılan gizli kelime
veya karakter dizisişifre, kod, parola
pasta :
lat. * pasta (hamur, macun, yığın) * un, şeker, yumurta, su, krema ve benzeri
malzemelerin yoğrulmasıyla elde edilen hamurdan yapılan ve fırınlanarak
hazırlanan yiyecek; makarna veya tatlı türleri
pastahane :
lat., far. * pasta (hamur, macun, yığın) (lat.) + hane (ev, yer, mekan, mesken,
konak, konut, yuva) * pasta, tatlı, kurabiye, börek ve çörek gibi hamur
işlerinin üretildiği, satıldığı ve genellikle yendiği perakende işletme
pastahane :
lat., far. * pasta (hamur, macun, yığın) (lat.) + hane (ev, yer, mekan, mesken,
konak, konut, yuva) * pasta, tatlı, kurabiye, börek ve çörek gibi hamur
işlerinin üretildiği, satıldığı ve genellikle yendiği perakende işletme
pastal :
sla., bul. * postav (kumaş, çuha topu, kumaş topu) (po (sonra, ardından) + stav
(durum, konum, yerleşim) ) * düzenlenmis hal, düzenleme; tekstil ve hazır giyim
üretiminde, kesim masasına kumaşların kalıplara göre kesilmek üzere üst üste,
düzgün bir şekilde kat kat serilmesiyle oluşan kumaş yığını
pastav :
sla., bul. * postav (kumaş, çuha topu, kumaş topu) (po (sonra, ardından) + stav
(durum, konum, yerleşim) ) * düzenlenmis hal, düzenleme; tekstil ve hazır giyim
üretiminde, kesim masasına kumaşların kalıplara göre kesilmek üzere üst üste,
düzgün bir şekilde kat kat serilmesiyle oluşan kumaş yığını
pastavla :
sla., bul. * postav (kumaş, çuha topu, kumaş topu) (po (sonra, ardından) + stav
(durum, konum, yerleşim) ) * düzenlenmis hal, düzenleme; tekstil ve hazır giyim
üretiminde, kesim masasına kumaşların kalıplara göre kesilmek üzere üst üste,
düzgün bir şekilde kat kat serilmesiyle oluşan kumaş yığını
pastel :
lat., ita. * pasta (hamur, macun) + ella, ello (küçültme eki) * açık, yumuşak
ve soluk renk tonlarını ifade eden, tebeşire benzer, renkli toz pigmentlerden oluşan
çubuk boya türü; resim sanatında yumuşak geçişler ve mat bir doku sağlayan
teknik
pastırma :
tür. * bastırma (basma, sıkıştırma, presleme) * tuzlanıp kurutulduktan sonra
bastırılarak hazırlanan, genellikle çemenle kaplanan geleneksel kurutulmuş et ürünü.
pastil :
lat * pasta (hamur, macun) + illa (küçültme eki) * boğaz ağrısı, tahrişi,
öksürük ve ses kısıklığı gibi semptomları hafifletmek için ağızda yavaşça
emilerek çözünen, tükürük salgısını artırarak boğazı nemlendiren, antiseptik
içerikleriyle mikroplarla savaşan ve yutkunmayı rahatlatan sert şeker
formundaki küçük, tıbbi veya bitkisel ürün
pastis :
oks. * pastis (karışım) * Fransa'nın güneyine özgü, anason aromalı, %40-45
alkol oranına sahip, su ile seyreltilerek içilen, genellikle buzla servis
edilen ve sarımsı rengi su eklendiğinde süt beyazına dönüşen popüler bir
aperitif içecek
pastiş :
oks. * pastis (karışım) * Fransa'nın güneyine özgü, anason aromalı, %40-45
alkol oranına sahip, su ile seyreltilerek içilen, genellikle buzla servis
edilen ve sarımsı rengi su eklendiğinde süt beyazına dönüşen popüler bir
aperitif içecek
pastoral :
lat. * pastor (çoban) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * çobanlarla,
kır yaşamıyla, kırsal manzaralarla ilgili;çobanıl, çobanla ilgili
pastör :
lat. * pastor (çoban) * Protestan kiliselerinde cemaate ruhani liderlik eden,
dini törenleri yöneten ve cemaatin ihtiyaçlarıyla ilgilenen din görevlisi veya
papaz (cemaati gütme, koruma bağlamından)
pastörizasyon :
lat., fra. * pasteur (Fransız kimyager, mikrobiyolog ve biyoteknoloji öncüsü
Louis Pasteur'ün soyadından) (fra.) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale
getirmek) + tio (isim yapım ve durum eki) (lat.) * süt, meyve suyu ve diğer
sıvı gıdaların, zararlı mikroorganizmaları öldürmek veya çoğalmalarını engellemek
amacıyla kısa süreli ısıtılması işlemi (Süt 63 derecede pastörize olur.)
pastörize :
lat., fra. * pasteur (Fransız kimyager, mikrobiyolog ve biyoteknoloji öncüsü
Louis Pasteur'ün soyadından) (fra.) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale
getirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.) * belirli derecede
ısıtılmak suretiyle mikroplardan arındırılmış ve güvenli hale getirilmiş,
pastörizasyon yöntemi uygulanmış
pastra :
lat. * pasta (hamur, macun, yığın) * pişti benzeri, 52'lik deste ile oynanan
bir tür alaturka iskambil oyunu (iskambil kağıtlarının yığılması, toplanması
bağlamından)
pasvan :
far. * paas (bekçi, koruyucu, gözcü) + ban (-cı, yapan, eden eki) * bekçi,
nöbetçi, koruyucu, gözcü, gece bekçisi
paşa :
far., tür. * pay-i şah, pad-i şah (pa, pad (ayak) + i (tamlama eki) + şah
(hükümdar, kağan, kral, reis, başkan, padişah; büyük, üstün, usta, seçkin, önde
gelen) ) (far.); beşe (erkek evlat, özellikle hükümdar veya soylu kişi oğlu,
prens), baş ağa (baş (ilk, önce, tepe, uç; kafa) + ağa (büyük, büyük erkek
kardeş) (tür.) * Osmanlı İmparatorluğu döneminde albaydan yüksek rütbede
bulunan askerlere ve valilik, vezirlik gibi yüksek sivil görevlerdeki kimselere
verilen san; (cumhuriyet döneminin ilk yıllarında) general
paşa çadırı :
far., tür. * pay-i şah, pad-i şah (pa, pad (ayak) + i (tamlama eki) + şah
(hükümdar, kağan, kral, reis, başkan, padişah; büyük, üstün, usta, seçkin, önde
gelen) ) (far.) + çadır (plastikten veya brandadan yapılmış, içinde kalınabilen
kamp malzemesi) (çadar, çadur (çad, çat (bir araya getirmek, bitiştirmek,
birleştirmek, karşılıklı konumlamak) (far.) + ir, ur (isim yapım eki) (tür.) )
* parlak, koyu yeşil ve iri yapraklarıyla bilinen, salon bitkisi olarak
yetiştirilen, genellikle salonların, balkonların veya ofislerin gölge-yarı
gölge alanlarında süs bitkisi olarak kullanılan popüler, rizomlu bir begonya
begonia erythrophylla
paşababa :
far., tür. * pay-i şah, pad-i şah (pa, pad (ayak) + i (tamlama eki) + şah
(hükümdar, kağan, kral, reis, başkan, padişah; büyük, üstün, usta, seçkin, önde
gelen) ) (far.); beşe (erkek evlat, özellikle hükümdar veya soylu kişi oğlu,
prens), baş ağa (baş (ilk, önce, tepe, uç; kafa) + ağa (büyük, büyük erkek
kardeş) (tür.) + baba (yaşlı ve saygın erkek, oğul sahibi adam, baba) (tür.) *
paşalık yapmış dede
paşalı :
far., tür. * pay-i şah, pad-i şah (pa, pad (ayak) + i (tamlama eki) + şah
(hükümdar, kağan, kral, reis, başkan, padişah; büyük, üstün, usta, seçkin, önde
gelen) ) (far.); beşe (erkek evlat, özellikle hükümdar veya soylu kişi oğlu,
prens), baş ağa (baş (ilk, önce, tepe, uç; kafa) + ağa (büyük, büyük erkek
kardeş) + lı (ile, birlikte, beraber, sahibi) (tür.) * paşa sanını alan büyük
devlet adamlarının yakın hizmetinde bulunan gedikli ağa
paşazade :
far., tür. * pay-i şah, pad-i şah (pa, pad (ayak) + i (tamlama eki) + şah
(hükümdar, kağan, kral, reis, başkan, padişah; büyük, üstün, usta, seçkin, önde
gelen) ) (far.); beşe (erkek evlat, özellikle hükümdar veya soylu kişi oğlu,
prens), baş ağa (baş (ilk, önce, tepe, uç; kafa) + ağa (büyük, büyük erkek
kardeş) (tür.) + zade (-den doğmuş, oğlu, kızı, soyundan) (far.) * paşa oğlu,
paşa çocuğu; itina ile büyütülmüş, nazlı, rahatına düşkün (mecazi)
paşende :
far. * paşidan (saçmak, dağıtmak) + ende (-cı, yapan, eden eki) * saçan,
dağıtan, saçıcı, dağıtıcı
paşmak :
tür. * bas (bir şeyin üzerine güç uygulamak) + mak (isim yapım eki) * ayakkabı,
pabuç
paşmaklık :
tür. * bas (bir şeyin üzerine güç uygulamak) + mak (isim yapım eki) + lık (isim
yapım ve araç eki) * Osmanlı döneminde, hanedan mensubu kadınların (valide
sultan, haseki sultan, kız sultanlar) ayakkabı, elbise ve diğer kişisel
ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla devlet tarafından kendilerine tahsis edilen
vergi gelirleri
pat :
lat., fra. * pactum (anlaşma, ittifak; oyunda beraberlik) (lat); pat (çıkmaz)
(fra.) * satranç oyunu sırasında oyuncunun sırası geldiği zaman kurallara uygun
bir şekilde hamle yapamadığı fakat karşı oyuncunun da şah çekemediği için oyunu
kaybetmediği durum
pata :
lat., fra. * pactum (anlaşma, ittifak; oyunda beraberlik) (lat); pat (çıkmaz)
(fra.) * bir oyunda yenişememe durumu, berabere kalma; (iskambil oyunlarında)
yenişememek, berabere kalmak
patak :
tür. * pat (vurma, çarpma sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime) + ak (isim
yapım eki) * dayak, kötek, dövme, dayak atma
pataklamak :
tür. * pat (vurma, çarpma sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime) + ak (isim
yapım eki) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * dayak atmak, kötek
atmak, dövmek
patalya :
lat., ita. * battella (küçük gemi, sandal) (battuere (vurmak, çarpmak, dövmek)
+ ella (küçültme eki) ) * 1-3 çifte kürekli küçük ahşap savaş gemisi filikası
veya tek kişilik küçük kayık; saka kuşu avcılığında kullanılan aldatıcı
çığırtgan kuş; dolandırıcı yardımcısı (dümenci) (küreklerin suya vurmasından,
çarpmasından)
patara :
lyk. * pttara (ışık yeri, ışık kenti, ışık şehri; Yunan mitolojisinde kentin
kurucusu Apollon'un oğlu Pataros'un isminden) * ışık getiren, ışık hüzmesi;
sepet, bir yolcunun giysilerini palankinle taşımak için kullanılan sepet veya
kutu; Antalya'nın Kaş ilçesinin Kalkan beldesi yakınlarındaki bir Likya kenti
patates :
tai., gre. * batata (tai.), patates (gre.) * patlıcangiller (Solanaceae)
familyasına ait olan ve yumruları yenen nişastalı otsu bitki türü
patau sendromu :
ing., gre. * patau (Amerikalı genetikçi Klaus Patau’nın soyadından) (ing.) +
syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik
eki) (tür.) * trisomi 13 sonucu ağır konjenital anomaliler ile karakterize
genetik durum
patavatsız :
san. * patava (becerikli, usta, mahir, akıllı, zeki) (san.) + t (isim yapım
eki) + sız (yoksunluk, eksiklik, yok olma durumu, yokluk) (tür.) * yersiz,
usülsüz, yordamsız, adaba uygunsuz
patella :
lat. * patina (küçük tabak, sığ tava, kase, geniş sığ kap) + ella (küçültme
eki) * uyluk ve kaval kemikleri arasında bulunan, kuadriseps kas tendonuna
gömülü olan, diz ekleminin önünde kalkan görevi görerek dizin stabilitesini
sağlayan, sürtünmeyi azaltan ve bacağın düzleşmesi için kaldıraç gücü oluşturan
üçgen şeklinde bir sesamoid kemik, diz kapağı
patella apeksi :
lat. * patina (küçük tabak, sığ tava, kase, geniş sığ kap) + ella (küçültme
eki) + apicem, apicis, apex (en yüksek, en tepe, en uç nokta, uç, zirve, doruk,
tepe) ) (ap (almak, elde etmek, varmak, erişmek) + ex (uç) ) * diz kapağı
kemiğinin (patella) en alt, sivri ucu olan, diz uzatıldığında bacağın düz
durmasını ve hareketini sağlayan kuadriseps kası mekanizmasının en alt kısmını
oluşturan patellar tendonun bağlandığı anatomik nokta
patellar :
lat. * patina (küçük tabak, sığ tava, kase, geniş sığ kap) + ella (küçültme
eki) + aris (ile ilgili, -a ait) * diz ekleminin önünde bulunan ve "diz
kapağı" olarak bilinen patella kemiği ile ilgili, ona ait veya onunla
bağlantılı
patellar tendon :
lat., gre. * patina (küçük tabak, sığ tava, kase, geniş sığ kap) + ellus, ella
(küçültme eki) + aris (ile ilgili, -a ait) + teinein (germek, uzatmak, germek
için zorlamak, kasmak), tenon, tendon (kas ile kemiği bağlayan sert doku, lif,
kiriş, bağ) (gre.); tendere (germek, gerilmek, uzatmak, esnetmek, yöneltmek),
tendo, tendinis (lif, kas kirişi) (lat.) * diz kapağını (patella) kaval
kemiğine (tibia) bağlayan, dizin ön bölümünde yer alan, uyluk kaslarının
(kuadriseps) gücünü kaval kemiğine aktararak bacağın düzleşmesini ve yürüme, koşma,
zıplama gibi hareketleri sağlayan çok güçlü bir doku, diz kapağı tendonu
patellidae :
lat. * patella (küçük çanak, diz kapağı; deniz kulağı biçimli kabuk) (patina
(küçük tabak, sığ tava, kase, geniş sığ kap) + ellus, ella (küçültme eki) ) ) +
idae (-giller, hayvan familyası eki) * deniz minaresi" veya "Çin
şapkası" olarak bilinen, denizlerde yaşayan, koni biçimli kabukları ve
kayalara tutunmaya uyarlanmış yapıları olan, Patellidae familyasına ait deniz
salyangozları grubu
patellofemoral :
lat. * patella (küçük çanak, diz kapağı; deniz kulağı biçimli kabuk) (patina
(küçük tabak, sığ tava, kase, geniş sığ kap) + ellus, ella (küçültme eki) ) +
femur (kalça, uyluk, but; uyluk kemiği) + alis (ile ilgili, -a ait) * diz
kapağı (patella) ile uyluk kemiği (femur) arasındaki eklem ile ilgili
(patellofemoral ağrı = koşucu dizi sendromu)
paten :
lat. * patinare (kaymak, sürtünmek) (lat.); patin (paten) (fra.) * spor ve
eğlence amaçlı kullanılan, buz veya tekerlek üzerinde kayarak hareket etmeyi
sağlayan ayakkabı veya tekerlekli ayakkabı türü araç
patensis :
lat. * patina (tabak, plaka, yüzey, satıh) + ensis (isim yapım eki) * bitki
bilimi ve zoolojide kullanılan, bitkinin veya hayvanın belirli bir yere,
kaynağa veya özelliğe ait olduğunu gösteren sıfat
patent : lat.
* patens, patentem (patere (açık olmak, açmak; açılmak, ortaya çıkmak) + ens,
ent, entem (ile ilgili, -a ait) ) * bir buluş veya icadın sahibine, o icadı
üretme, kullanma ve satma hakkını veren resmi belge, fikri mülkiyet hakkı;
teknik bir soruna çözüm getiren yeni ve sanayiye uygulanabilir bir buluşun,
belirli bir süre (genellikle 20 yıl) boyunca sadece buluş sahibi tarafından
üretilmesi, kullanılması veya satılması hakkını veren resmi belge
patern :
lat. * pater (baba), patronus (koruyucu, hami, usta) * baba, ata; aile veya soy
bağlamında erkek ebeveyn; tekrar eden, belirli bir düzeni, yapıyı veya şablonu
ifade eden desen, örüntü, model veya kalıp
paternal :
lat. * pater (baba), patronus (koruyucu, hami, usta) + alis (ile ilgili, -a
ait) * babaya ait veya babayla ilgili; genellikle aile, soy veya babalık ile
ilgili
paternalizm :
lat. * pater (baba), patronus (koruyucu, hami, usta) + alis (ile ilgili, -a
ait) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * bir otoritenin,
sanki bir baba gibi bireylerin veya toplumun iyiliğini düşündüğünü varsayarak
kararlar alması ve yönlendirmesine dayalı, genellikle bireysel özgürlükleri
sınırlayan koruyucu veya müdahaleci yönetim anlayışı
paternite :
lat. * pater (baba), patronus (koruyucu, hami, usta) + itas (isim yapım ve
durum eki) * babalık durumu; bir çocuğun biyolojik veya yasal olarak bir baba
tarafından sahiplenilmesi ve babalık ilişkisi
patetik :
gre. * pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + ikos (ile
ilgili, -a ait, gibi) * acındırıcı, dokunaklı, acı veren; yetersiz, aciz, zayıf
veya duygusal olarak etkileyici
pathway :
lat., alm., ing. * pathus (güzergah, yol, geçit) (lat.) + Weg (yol) (alm.), way
(yol) (ing.) * yol, geçiş, geçiş yolu, patika
patır :
tür. * pat (vurma, çarpma sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime) + ır
(üçüncü tekil şahıs geniş zaman fiil eki* hafif veya kısa metalik, sert bir
çarpma veya düşme sesinden ses yansımalı onimatopeik kelime
pati :
tür., gre. * pat (vurma, çarpma sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime) + i
(küçültme ve sevimlilik eki) (tür.); patos (taban, dip, zemin; ayak tabanı)
(gre.) * kedi, köpek, ayı gibi bazı memeli hayvanların, yürüme, tutunma ve
avlanma işlevlerini gören, altında yumuşak yastıkçıklar bulunan ayakları
patient : lat.
* pati (katlanmak, tahammül etmek) + ens, ent (sıfat yapım eki) * sabırlı,
tahammüllü, tahammül edebilen, katlanan, sabır gösteren, dayanabilen, hoşgörülü
ve sakin kalabilen
patik :
tür., gre. * pat (vurma, çarpma sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime) + i
(küçültme ve sevimlilik eki) + k (araç eki) (tür.); patos (taban, dip, zemin;
ayak tabanı) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) * küçük ayak veya ayağa
ait olan; bebeklerin veya küçük çocukların ayağını örten hafif, küçük çorap
veya ayakkabı; genellikle yün iple örülen, ev içinde çorap üzerine veya tek
başına giyilen, ayağı sıcak tutan yumuşak ve renkli ev ayakkabısı, hafif pabuç,
terlik
patika :
gre. * patiki (küçük yol, yolcuk) (patos (taban, dip, zemin; ayak tabanı) + iki
(küçültme eki) ) * dar yol, küçük yol, yolcuk, keçi yolu
patinaj :
lat. * patinare (kaymak, sürtünmek) + aticum, agium (isim yapım eki) (lat.);
patinage (fra.) * buz veya tekerlek üzerinde kayarak yapılan spor veya gösteri;
kayma hareketi, patenle yapılan faaliyet veya performans; otomobil
tekerleklerinin kaygan, ıslak, karlı veya buzlu zeminlerde sürtünme eksikliği
nedeniyle zemine tutunamayıp dönmesine rağmen aracın ilerleyememesi veya
kayması durumu
patine :
lat. * patinatus (kaymış, sürtünmüş) (patinare (kaymak, sürtünmek) + tus
(geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); patiné (fra.) * zamanla veya
kimyasal etkilerle metal, ahşap, deri gibi yüzeylerde oluşan, nesneye yaşlı,
otantik ve estetik bir görünüm (eskitme) kazandıran ince tabaka
patiromer :
ing. * pati (potasyum K (kalium) belirteci) + polys (çok, fazla, çoklu) + meros
(parça, bölüm, kısım, birim) * kanda artmış potasyum düzeylerinin düşürülmesi
amacıyla bağırsakta potasyumu bağlayan, kalsiyum sorbitol karşı iyonuna sahip
emilmeyen bir katyon değişim polimeri olan ilaç etken maddesi
([(C3H2FO2)182(C10H10)8(C8H14)10Ca91]n)
patis :
ita. * batista (ince keten) * patiska (pamuklu ince bez) kelimesinin
kısaltılmış hali (genellikle pamuktan sık ve düz dokunmuş, hafif, dayanıklı ve
terletmeyen, yatak çarşafı, iç çamaşırı, çocuk giysileri, nakış işleri ve bez
çanta yapımında yaygın olarak kullanılan beyaz bir bez türü, hasse, Amerikan
bezi)
patiska :
ita. * batista (ince keten) * genellikle pamuktan sık ve düz dokunmuş, hafif,
dayanıklı ve terletmeyen, yatak çarşafı, iç çamaşırı, çocuk giysileri, nakış
işleri ve bez çanta yapımında yaygın olarak kullanılan beyaz bir bez türü,
hasse, Amerikan bezi
patlak :
tür. * pat (vurma, çarpma sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime) + lak
(isim yapım eki) * patlamış, yarılmış veya iç basınçla açılmış durumda olan;
ayrıca mecazi olarak ortaya çıkmış, açığa çıkmış
patlamak :
tür. * pat (vurma, çarpma sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime) + la
(bağlaç) + mak (fiil mastar eki) * iç basınç veya darbe sonucu aniden yarılmak,
parçalanmak veya yüksek sesle açılmak; ani bir şekilde ortaya çıkmak veya yoğun
bir şekilde gerçekleşmek; bozulmak, sorun çıkmak (mecazi)
patlangaç :
tür. * pat (vurma, çarpma sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime) + lan
(dönüşlü fiil eki) + gaç (araç eki) * genellikle kamış, ağaç dalı veya kâğıttan
yapılan, piston mekanizmasıyla çitlembik gibi küçük meyveleri fırlatan veya
hızla sallandığında "şrak" sesi çıkaran geleneksel bir çocuk oyuncağı
patlayan kafa sendromu :
tür., gre. * patlayan (ani sesle açılan, yarılan, infilak eden) + kafa (baş) +
syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik
eki) (tür.) * uykuya dalarken veya uykudan uyanırken yaşanan patlama ve silah
sesine benzetilen yüksek sesli ve kısa süreli yaşanan bir tür anormal duyusal
algı
patlayıcı :
tür. * pat (vurma, çarpma sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime) + la
(etken fiil eki) + yıcı (sıfat yapım eki) * kimyasal veya fiziksel etkiyle ani
ve şiddetli şekilde patlama, açılma, yarılma özelliği gösteren madde; ayrıca
patlama özelliğine sahip olan
patlıcan :
san., far., ara. * vatingana (patlıcan bitkisi) (san.), badengan (patlıcan)
(far.); badincan (ara.) * gece gölgegiller (Solanaceae) familyasından, sıcak
iklimleri seven, mor, siyah veya çizgili renklerde, süngerimsi dokuya sahip,
teknik olarak bir meyve olsa da mutfakta sebze olarak tüketilen, düşük
kalorili, yüksek lifli yapısıyla sindirimi düzenleyen ve nasunin antioksidanı
sayesinde beyin/kalp sağlığını destekleyen besleyici bir bitki, solanum melongena
patnos :
far., erm. * pat (göl, su) + nos (köy, yurt) (far.) ; badnoc, patnoc (erm.) *
Ağrı iline bağlı olan, Süphan Dağı yakınlarındaki geniş bir ovanın kenarında
kurulu, Urartulara kadar uzanan köklü bir tarihi olan ilçe
patofizyoloji :
gre. * pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + physis
(öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma,
büyütme, geliştirme) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos
(kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
hastalıkların organizmadaki işleyiş ve fonksiyon bozukluklarını inceleyen bilim
dalı
patofizyolojik :
gre. * pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + physis
(öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma,
büyütme, geliştirme) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos
(kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) +
ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * patofizyoloji ile ilgili
patogenez :
gre. * pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + genesis
(yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana
getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * hastalığın
organizmada ortaya çıkış ve gelişim süreci; hastalığın başlangıcından belirti
ve komplikasyonlarının oluşumuna kadar geçen mekanizmaları inceleyen süreç
patognomonik :
gre. * pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + gnomon
(bilgi veren, gösteren) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * belirli bir
hastalığı kesin olarak tanımlayan veya işaret eden, bulgu veya özelliğe sahip
olan
patojen :
gre. * pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + genes
(doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan,
kaynaklanan) * hastalık oluşturan (mikroorganizma veya etken); canlılarda
hastalık yapabilme kapasitesine sahip olan (mikroorganizma veya etken)
patojenez :
gre. * pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + genesis
(yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana
getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * hastalığın
organizmada ortaya çıkış ve gelişim süreci; hastalığın başlangıcından belirti
ve komplikasyonlarının oluşumuna kadar geçen mekanizmaları inceleyen süreç
patojenik :
gre. * pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + genes
(doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan,
kaynaklanan) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * hastalık oluşturabilme
özelliğine sahip olan; mikroorganizmalar veya etkenler için hastalık yapıcı
nitelik taşıyan
patojenite :
gre. * pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + genes
(doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan,
kaynaklanan) + itas (isim yapım ve durum eki) * mikroorganizmaların hastalık
oluşturma yeteneği
patolog :
gre. * pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + logos
(kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * hastalıkların nedenlerini, oluşumunu ve
etkilerini inceleyen tıp uzmanı; doku ve organ örneklerini mikroskop altında
inceleyerek tanı koyan hekim, hastalıkbilimci
patoloji :
gre. * pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + logia
(bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * hastalıkların nedenlerini, gelişim
süreçlerini ve vücutta oluşturduğu değişiklikleri inceleyen tıp bilimi dalı,
hastalıkbilim
patolojik :
gre. * pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + logia
(bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) *
hastalıkla ilgili veya hastalığa özgü; tıbbi olarak normal olmayan, anormal
veya bozuk olan, patoloji ile ilgili
patoz :
fra. * batteuse (döven, döver, dövücü) * tarımda buğday, arpa, nohut gibi
bitkileri saplarından ayırarak tanelerini döken ve aynı zamanda saman çıkaran
harman makinesi
patpat :
tür. * pat (vurma, çarpma sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime) + pat *
genellikle tarım bölgelerinde çapa makinelerinin veya pancar motorlarının
modifiye edilerek 4 tekerlekli, kasalı bir taşıma aracına dönüştürülmesiyle
oluşan, traktör giremeyen engebeli arazilerde yük taşımak için kullanılan, el
yapımı, ekonomik ve düşük hızlı kırsal ulaşım/nakliye aracı
patriarka :
lat., gre. * pater (baba) (lat.) + arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik)
(arkhe (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik;
hükümet, hakimiyet, tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) )
(gre.) * baba veya erkek egemenliği esasına dayanan aile veya toplumun
başındaki kişi; ailenin, klanın veya topluluğun erkek lideri, pederşah
patriarkal :
lat., gre. * pater (baba) (lat.) + archalis (yönetsel, yönetimle ilgili, idari,
egemenlik ile ilgili) (archo, arcere (yönetmek, idare etmek, önderlik etmek),
arkhe (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, antik; hükümet,
hakimiyet, tahakküm, yönetim, idare, otorite) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) ) (lat.) * baba veya erkek egemenliği esasına dayanan; aile,
toplum veya kurum düzeninde erkeklerin otoritesine dayalı olan (sistem veya
yapı), pederşahi, ataerkil, erkek egemen
patrik :
lat. * pater (baba) + icus (ile ilgili, -a ait) * Hristiyanlıkta, özellikle
Ortodoks ve Katolik kiliselerinde belirli bir bölge veya piskoposluk üzerinde
dini otoriteye sahip üst düzey ruhani lider, yüksek rütbeli kilise lideri
patrikhane :
lat., far. * pater (baba) + icus (ile ilgili, -a ait) (lat.) + hane (ev, yer,
mekan, mesken, konak, konut, yuva) (far.) * patriklerin görev yaptığı, yönetim
ve ibadet işlerini yürüttüğü, genellikle Ortodoks kiliselerinde kullanılan dini
merkez
patrinia :
lat. * Patrin (Fransız doğa bilimci, mineralog, botanikçi Eugène Louis Melchior
Patrin) + ia (isim yapım eki) * hanımeli ailesine (Caprifoliaceae) ait, Doğu
Asya ve Sibirya kökenli, genellikle sarı veya beyaz çiçekler açan çok yıllık
otsu bitki cinsi
patriot :
lat., gre. * patriota (vatansever, yurttaş) (patria (vatan, ülke) + iota, ota
(ile ilgili, -a ait) ) * ülkesine bağlılık ve sadakat duyan, vatansever,
yurtsever, vatanperver
patron :
lat. * pater, patr (baba) + onus (ile ilgili, -a ait, gibi) * koruyucu,
savunucu, hami, himaye eden, destekleyen; bir işyerinin sahibi olan kimse,
işveren
patrona :
lat. * pater, patr (baba) + onus (ile ilgili, -a ait, gibi) * Osmanlı
donanmasında kaptan-ı deryanın gemisine eşlik eden ikinci derecedeki amiral
gemisine verilen isim olup, aynı zamanda bu gemiye kumanda eden tümamirale
yakın rütbeli subay (patrona) için kullanılan bir ünvan
patronaj :
lat., fra. * pater, patr (baba) + onus (ile ilgili, -a ait, gibi) + aticum,
agium (isim yapım eki) (lat.); patronage (fra.) * koruyuculuk, vesayet, yönetim,
gözetim, himaye etme; bir kişinin veya grubun başka kişi veya topluluklar
üzerinde sağladığı ekonomik, sosyal veya politik destek ve otorite
pattadak :
tür. * pat (vurma, çarpma sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime) + tadak
(son ek) * hafif, hızlı veya sert bir çarpma, düşme veya patlama ses;
nesnelerin yere çarpması veya sert bir şekilde temas etmesiyle çıkan ses
patülöz :
lat. * patere (açık olmak, yayılmış durumda bulunmak) + ulus (isim yapım ve
küçültme eki) *
pauciflora :
lat. * paucus (az, seyrek, yetersiz) + flos, floris (çiçek) + a (dişil sıfat
eki) * az sayıda çiçek taşıyan, seyrek çiçekli bitki veya bitki türlerini
niteleyen botanik sıfat; az çiçekli, seyrek çiçekli
pauli dışlama ilkesi :
alm., tür. * pauli (Avusturyalı fizikçi Wolfgang Pauli’nin soyadından) (alm.) +
dışlama (hariç tutma, dahil etmeme) + ilke (yasa, kural, kanun, prensip) + si
(iyelik eki) (tür.) * kuantum mekaniğinde, aynı kuantum durumunu iki elektronun
paylaşamayacağını yani bir atomda iki elektronun dört kuantum sayısının (n, l,
mₗ, mₛ) tümüyle aynı olamayacağını
belirten, atom ve molekül yapılarının anlaşılmasında kritik önem arzeden temel
prensip
pausa :
gre., lat. * pausis (durma, kesilme, duraklama, ara) (gre ); pausa (lat.) *
konuşma, müzik veya herhangi bir etkinlik sırasında verilen kısa ara; duraklama
pause :
gre., lat. * pausis (durma, kesilme, duraklama, ara) (gre ); pausa (lat.) *
konuşma, müzik veya herhangi bir etkinlik sırasında verilen kısa ara; duraklama
pavane :
ita. * pavana (İtalya’nın Padova şehrine atfen) * rönesans dönemine ait, ağır
(yavaş) tempolu ve törensel, genellikle ikili ölçü birimiyle (duple meter)
çalınan bir dans türü
pavilyon :
lat. * papilio (kelebek; çadır, kelebek şeklinde tente) (papil (kanat) + io
(isim yapım eki) ) (lat.), pavillon (çardak, köşk) (fra.) * dinlenme, eğlence
veya sergi amaçlı kullanılan açık veya yarı açık mimari yapı (kelebek
anlamından hareketle çadır veya kanat gibi açılan yapıları çağrıştıran,
Latincede kelebek ve gölgelik anlamları taşıyan kökten)
pavkırmak :
tür. * pav, paf (ateşin harlaması sesinden ses yansımalı (onomatopeik) kelime)
+ kır (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * (tilki veya çakal) özellikle
gece vakti, ağlar gibi sesler çıkararak uzun uzun ulumak; alev yükselmek;
öfkelenmek
pavor nocturnus :
lat. * pavor (ani korku, dehşet) + nocturnus (geceye ait, geceyle ilgili)
(noct, nox (gece) + turnus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) * özellikle çocuklarda
4-12 yaş arasında (en sık 5-7) yaygın görülen, çığlık atarak uyanma, korkulu
ifade, hızlı nefes alma, yataktan fırlama ancak tam uyanmama ve hatırlamama ile
karakterize olan derin uyku (NREM) sırasında yaşanan şiddetli korku ve panik
nöbeti, gece terörü, uyku terörü, uyku korkusu
pavurya :
gre. * pagouros (yengeç) + ia (durum eki) * Akdeniz ve Atlantik'te genellikle
kayalık alanlarda yaşayan, güçlü kıskaçlara sahip, geniş ve yassı kabuklu,
oldukça lezzetli etiyle bilinen iri bir kabuklu hayvan (yengeç) türü
pavyon :
lat., fra. * papilionis (papil (kelebek, uçan böcek) + ionis (ile ilgili, -a
ait) ) (lat.); papillon (fra.), pavillon (çadır, küçük bina, bina eki) (fra.) *
çadır, küçük yapı; dans ve sosyal etkinliklerin yapıldığı eğlence yeri veya
gece kulübü, müzikhol
pax :
lat. * pax (barış) * Roma mitolojisinde ve dini inançlarında, savaşların sona
ermesini ve toplumda düzenin sağlanmasını simgeleyen, genellikle elinde dal
veya zeytin dalı tutan bir kadın figürü olarak tasvir edilen barış tanrıçası
pay :
far. * pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan;
hisse, kısım, parça, oran) * bir bütünün eşit veya orantılı olarak bölünmüş
parçası, hissesi, hisse, kısım, bölüm
payam :
far. * payam, paygam (geri göndermek, cevap vermek; karşıdan gelen haber,
haber, mesaj, ileti) * geri göndermek, cevap vermek; karşıdan gelen haber, haber,
mesaj, ileti
payan :
far. * payan (son, nihayet, uç, sınır, dip) * bir sürecin, yolun veya işin
bittiği aşama
payanda :
far. * payidan (ayakta durmak, kalmak) (pay (ayak, adım, basamak, kademe) +
idan (fiil mastar eki) ) * ayakta duran, kalan, kalıcı, duran, sabitleyen,
sabitleyici; bir yapının, duvarın veya teknik bir donanımın devrilmesini,
çökmesini veya kaymasını önlemek, dik durmasını sağlamak amacıyla kullanılan
destekleyici yapı elemanı veya dayanak
payas :
gre., lat. * paias (köy, kırsal bölge, üretim alanı) (gre.); pagus (kırsal
bölge, köy) (lat.) * Hatay'ın bir ilçesi
payda :
far., tür. * pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret,
nişan; hisse, kısım, bölüm, parça, oran) (far.) + da (-cı, yapan, eden eki)
(tür.) * matematikte bir kesrin alt kısmını, aynı zamanda bir bütünün bölünen
kısmı
paydar :
far. * payidan (ayakta durmak, kalmak), pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak
izi; ard, arka; işaret, nişan; hisse, kısım, bölüm, parça, oran) + dar (gibi
olan, ile ilgili, tutan, alan, koruyan, sahip ve malik olan, taşıyan) ) *
ebedi, daimi, devamlı, sürekli, kalıcı, sonsuza kadar var olacak olan, payidar
paydaş :
far., tür. * pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret,
nişan; hisse, kısım, bölüm, parça, oran) (far.) + daş (benzer, özdeş, aynı)
(tür.) * bir iş, mülkiyet veya çıkar alanında pay sahibi olan veya ortak olan
kişi, kurum veya taraf, hissedar; bir kurumun, projenin veya girişimin
faaliyetlerinden doğrudan veya dolaylı olarak etkilenen veya bu faaliyetleri
etkileyen kişi, grup veya kurum (çalışanlar, müşteriler, tedarikçiler,
hissedarlar ve devlet gibi yapıların tümü)
paydos :
gre. * pausis (durma, duraklama, ara, bitiş) * çalışma, ders veya görevin sona
erdiğini belirten kelime; tatil, ara, mola başlangıcı
paye :
far. * pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan;
hisse, kısım, bölüm, parça, oran) + e (son ek) * adım, kademe, seviye, rütbe
payedar :
far. * pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan;
hisse, kısım, bölüm, parça, oran) + e (son ek) + dar (gibi olan, ile ilgili,
tutan, alan, koruyan, sahip ve malik olan, taşıyan) * rütbeli, payeli, itibarlı
payen :
lat. * pagus (kırsal bölge, köy) + anus (ile ilgili, -a ait) (lat.); païen
(putperest) (fra ) * köyde yaşayan, şehirden uzak kırsal halktan olan kişiçok
tanrılı inançlara sahip olan, semavi dinlerin (İslam, Hristiyanlık, Yahudilik)
dışındaki doğa merkezli veya çok tanrılı inanç sistemlerini takip eden kişi,
putperest, pagan
payende :
far. * payidan (ayakta durmak, kalmak) (pay (ayak, adım, basamak, kademe) +
idan (fiil mastar eki) ) * ayakta duran, kalan, kalıcı, duran, sabitleyen,
sabitleyici; bir yapının, duvarın veya teknik bir donanımın devrilmesini,
çökmesini veya kaymasını önlemek, dik durmasını sağlamak amacıyla kullanılan
destekleyici yapı elemanı veya dayanak
payet :
lat., fra. * palea (saman, kabuk, döküntü) + etta (küçültme eki) (lat.);
paillette (samancık, küçük saman, hasırcık, tahıl kabuğu, pul) (paille (saman,
hasır) + ette (küçültme eki) ) (fra.) * giysi, çanta ve aksesuarları süslemek
için kullanılan, plastik veya metalden yapılan küçük, parlak ve yassı pul
paygah :
far. * pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan;
hisse, kısım, bölüm, parça, oran) + gah (yer, mekan, konum, mevki, makam,
lokasyon) * ayak yeri, ayak basacak yer; makam, mevki, basamak, derece, kademe,
seviye, mertebe, rütbe
payidar :
far. * payidan (ayakta durmak, kalmak), pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak
izi; ard, arka; işaret, nişan; hisse, kısım, bölüm, parça, oran) + dar (gibi
olan, ile ilgili, tutan, alan, koruyan, sahip ve malik olan, taşıyan) ) *
ebedi, daimi, devamlı, sürekli, kalıcı, sonsuza kadar var olacak olan, paydar
payimal :
far. * pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan;
hisse, kısım, bölüm, parça, oran) + i (tamlama eki) + mal (süren, çiğneyen) *
ayaklar altına alınmış, çiğnenmiş, hor görülmüş, perişan edilmiş veya mahvolmuş
payitaht :
far. * pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan;
hisse, kısım, bölüm, parça, oran) + i (tamlama eki) + taht (alt, alt kısım;
koltuk, altlık; hükümdarlık makamı) * devletin veya imparatorluğun başkenti,
başşehri, yönetim merkezi, merkez-i hükümeti, başsehir, başkent
paylamak :
far., tür. * pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret,
nişan; hisse, kısım, bölüm, parça, oran) (far.) + la (etken fiil eki) + mak
(fiil mastar eki) (tür.) * bir şeyi bölmek, parçalarına ayırmak veya belli
kişilere pay etmek, dağıtmak, hissesini vermek, payını vermek; birinin yaptığı
hata veya kusur nedeniyle ona sert sözler söylemek, azarlamak
paylaşım :
far., tür. * pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret,
nişan; hisse, kısım, bölüm, parça, oran) (far.) + la (etken fiil eki) + şım
(isim yapım eki) (tür.) * bir şeyi başkalarıyla ortak olarak kullanma veya
bilgi, duygu, deneyim aktarma, bölüşme, ortaklık etme
paymal :
far. * pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan;
hisse, kısım, bölüm, parça, oran) + i (tamlama eki) + mal (süren, çiğneyen) *
ayaklar altına alınmış, çiğnenmiş, hor görülmüş, perişan edilmiş veya mahvolmuş
paypal :
ing. * pay (ödemek) + pal (arkadaş, dost) * dünya genelinde milyonlarca
kullanıcının internet üzerinden güvenli, hızlı ve kolay bir şekilde para
gönderip almasını, alışveriş yapmasını sağlayan, kredi kartı veya banka
bilgilerini satıcılarla paylaşmadan, e-posta ve şifre ile işlem yapılmasına
olanak tanıyan global bir dijital cüzdan ve çevrimiçi ödeme platformu
payplayn :
ing. * pipe (boru, tüp) + line (hat, çizgi) * boru hattı; petrol, doğalgaz veya
su gibi sıvı/gaz maddelerin uzun mesafelere taşınmasını sağlayan boru hattı
payreks :
gre. * pyr (ateş) + ex (dış, hariç; dirençli) * ateşi dışlayan; ateşe dayanıklı
cam anlamında ticari bir marka ismi
paytaht :
far. * pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan;
hisse, kısım, bölüm, parça, oran) + i (tamlama eki) + taht (alt, alt kısım;
koltuk, altlık; hükümdarlık makamı) * devletin veya imparatorluğun başkenti,
başşehri, yönetim merkezi, merkez-i hükümeti, başsehir, başkent
paytak :
far. * pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan;
hisse, kısım, bölüm, parça, oran) + tak (sıfat yapım eki) * adım atarken veya yürürken
dengesiz, sallantılı ve tökezler gibi hareket eden; genellikle iki yana
sallanarak, çarpık veya eğri bacaklarla yürüme şekli
payton :
gre. * phaëton (parıldayan, ışıldayan; Yunan mitolojisinde güneş tanrısı
Helios'un, babasının güneş arabasını deviren oğlunun ismi) (phaein (parlamak,
ışıldamak) + ton (-cı, yapan, eden eki) * dört tekerlekli, körüklü, atla
çekilen, yolcu taşımak için kullanılan hafif taşıt
payzen :
far. * pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan;
hisse, kısım, bölüm, parça, oran) + tak (sıfat yapım eki) + zen (vuran, döven,
çalan) * ayağına pranga vurulmuş esir, forsa veya kürek mahkumu
pay-zen-i saba :
far. * pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan;
hisse, kısım, bölüm, parça, oran) + zen (vuran, döven, çalan) + i (tanlama eki)
+ saba (tan yeli, sabah yeli; dolu rüzgarı) * Türk musikisinde nazik, süzülen
melodik yapısı ve saba rüzgarını andıran etkisi ile belirli perdeler arasında
geçişler ve ince nüanslarla işlenen bir birleşik (mürekkep) makam
pazar :
far * bazar (ürün ve hizmet satışının yapıldığı açık veya kapalı yer, ticaret
yeri; çarşı, market, pazar) * ürün ve hizmet satışının yapıldığı açık veya
kapalı yer, ticaret yeri; çarşı, market; haftanın yedinci günü; Rize’nin bir
ilçesi; Tokat’ın bir ilçesi
pazarbaşı :
far., tür. * bazar (ürün ve hizmet satışının yapıldığı açık veya kapalı yer,
ticaret yeri; çarşı, market, pazar) (far.) + baş (kafa, tepe, uç) + ı (iyelik
eki) (tür.) * pazar kahyası, çarşı ağası
pazarcık :
far., tür. * bazar (ürün ve hizmet satışının yapıldığı açık veya kapalı yer,
ticaret yeri; çarşı, market, pazar) (far.) + cık (küçültme eki) (tür.) *
Kahramanmaraş’ın bir ilçesi
pazarlamak :
far., tür. * bazar (ürün ve hizmet satışının yapıldığı açık veya kapalı yer,
ticaret yeri; çarşı, market, pazar) (far.) + la (etken fiil eki) + mak (fiil
mastar eki) * bir ürünü veya hizmeti hedef kitleye tanıtmak, değer ve ihtiyaç
yaratıp satmak amacıyla yapılan planlı faaliyetler bütünü
pazarlar :
far., tür. * bazar (ürün ve hizmet satışının yapıldığı açık veya kapalı yer,
ticaret yeri; çarşı, market, pazar) (far.) + lar (çoğul eki) (tür.) *
Kütahya'nın bir ilçesi
pazarlık :
far., tür. * bazar (ürün ve hizmet satışının yapıldığı açık veya kapalı yer,
ticaret yeri; çarşı, market, pazar) (far.) + lık (isim yapım ve durum eki)
(tür.) * bir mal veya hizmetin alımı/satımı sırasında tarafların, fiyat ve
koşullar hususunda anlaşmaya varmak için yaptıkları karşılıklı görüşme, teklif
ve indirim süreci
pazartesi :
far., tür. * bazar (ürün ve hizmet satışının yapıldığı açık veya kapalı yer,
ticaret yeri; çarşı, market, pazar) (far.) + ertesi (sonrası) (erte.(sonra) +
si (iyelik eki) ) (tür.) * haftanın ilk günü (eski sistemde pazarın kurulduğu
yani işlerin başladığı gün olan Bazar veya Pazar günü haftanın ilk günü
addedilmiştir.)
pazaryeri :
far., tür. * bazar (ürün ve hizmet satışının yapıldığı açık veya kapalı yer,
ticaret yeri; çarşı, market, pazar) (far.) + yer (yeryüzü, toprak, zemin,
mekan, bulunulan alan, ortam, konum, lokasyon, makam, mevki) + i (iyelik eki)
(tür.) * Bilecik’in bir ilçesi
pazaryolu :
far., tür. * bazar (ürün ve hizmet satışının yapıldığı açık veya kapalı yer,
ticaret yeri; çarşı, market, pazar) (far.) + yol (bir yerden bir yere gitmek
için iz, geçit, ilerleme hattı, güzergah) + u (iyelik eki) (tür.) * Erzurum’un
bir ilçesi
pazen :
fra. * paysan (köylü) (pays (ülke, vatan) + an, anne (ile ilgili, -a ait) ) *
tamamı pamuk ipliklerinden dokunan, yüzeyi hafif tüylendirilmiş (şardonlu),
yumuşak dokulu ve sıcak tutan, genellikle pijama, gecelik, bebek kıyafeti ve
gömlek üretiminde kullanılan, nefes alabilen, doğal ve rahat kışlık bir kumaş
türü
pazı :
far. * paju, pazu (kol; baldır) * kolun omuz ile dirsek arasında kalan, kaslı
ve kemikli kısmı; ıspanakgiller familyasına ait, geniş yapraklı ve kalın saplı,
besin değeri yüksek, sarma, dolma, çorba, kavurma ve salatalarda (çiğ/pişmiş)
kullanılan bir kış sebzesi, beta vulgaris (pazı bitkisinin pancar benzeri etli
yaprakları ve saplarının kol yapısına benzetilmesinden)
pazı kemiği :
far., tür. * paju, pazu (kol; baldır) (far.) + kemik (sert, mineralize vücut
parçası) + i (iyelik eki) (tür.) * omuz ile dirsek arasında yer alan, kürek
kemiği ile ön kol kemiklerini (radius ve ulna) birbirine bağlayarak kolun
hareket etmesini, dönmesini ve günlük aktiviteleri (kaldırma, taşıma) yapmasını
sağlayan, kolun üst kısmındaki uzun kemik
pazıbent :
far. * paju, pazu, bazu (kol; baldır) + bend (bağ, bağlayan, bağlantı) * kolun
üst kısmına, pazu bölgesine takılan, spor müsabakalarında takım kaptanlarını,
okul veya kurumlarda disiplin kollarını belirtmek için kullanılan bant, takı
veya şerit şeklindeki aksesuar, pazuband
pazopanib :
lat. * pazopanib (kinaz inhibitörü) * özellikle böbrek hücreli karsinom ve
yumuşak doku sarkomları tedavisinde kullanılan, tümör büyümesini ve damar
oluşumunu engellemeye yönelik hedefe yönelik ilacın etken maddesi
pazu :
far. * paju, pazu (kol; baldır) * kolun omuz ile dirsek arasında kalan, kaslı
ve kemikli kısmı; ıspanakgiller familyasına ait, geniş yapraklı ve kalın saplı,
besin değeri yüksek, sarma, dolma, çorba, kavurma ve salatalarda (çiğ/pişmiş)
kullanılan bir kış sebzesi, beta vulgaris (pazı bitkisinin pancar benzeri etli
yaprakları ve saplarının kol yapısına benzetilmesinden)
pazubend :
far. * paju, pazu, bazu (kol; baldır) + bend (bağ, bağlayan, bağlantı) * kolun
üst kısmına, pazu bölgesine takılan, spor müsabakalarında takım kaptanlarını,
okul veya kurumlarda disiplin kollarını belirtmek için kullanılan bant, takı
veya şerit şeklindeki aksesuar, pazuband
pazval :
fra. * pas (adım, ilerleme, step, basamak) + val (boşluk, mesafe) * ayakkabının
tabanını ve sayasını (üst kısmını) birbirine bağlayan, dikiş işlemini
güçlendiren özel bir ip veya mekanizma
pazvant :
far. * pasban (bekçi, nöbetçi, koruyucu, gözcü, gece bekçisi) (far. * paas
(bekçi, koruyucu) + ban (-cı, yapan, eden eki) )
pazvat :
far. * pasban (bekçi, nöbetçi, koruyucu, gözcü, gece bekçisi) (far. * paas
(bekçi, koruyucu) + ban (-cı, yapan, eden eki) )
Pb :
lat. * plumbum (kurşun) * atom numarası 82, atom kütlesi 207,19 olan, periyodik
tablonun 14. grubunda bulunan, yoğun, yumuşak ve kolay şekillendirilebilen,
akülerde, radyasyon zırhlamasında, alaşımlarda ve tarihsel olarak boru ve
pigment üretiminde kullanılan mavi-gümüş rengi karışımı ağır metal element
PCB :
ing. * printed (basılı) + circuit (devre) + board (kart) * elektronik
bileşenlerin yerleştirildiği ve iletken yolların bulunduğu basılı devre kartı
PCI :
ing. * peripheral (çevresel, kenarda duran) + component (bileşen, parça) +
interconnect (birbirine bağlamak, ara bağlantı sağlamak) * bilgisayarlarda
ekran kartı, ağ kartı vb. donanımların anakarta bağlanmasını sağlayan veri yolu
standardı
PCOS :
gre., lat. * polikystikos (çok kistli) (polys (çok, fazla, çoklu) + kystis (kist,
kese, kapsül, mesane, idrar torbası, sidik torbası) + ikos (ile ilgili, -a ait,
gibi) ) (gre.) + ovarium (yumurtalık) (ovum, ovulum (yumurta) + rium (yer,
mekan eki) ) (lat.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik
durum) (gre.) * yumurtalıkta çok sayıda kist oluşumu ve hormonal düzensizlik
ile karakterize kadın hastalığı
PCR :
gre., lat., ing. * polymerase (nükleik asitlerin (DNA veya RNA) zincirlerini,
mevcut nükleotidleri birleştirerek sentezleyen enzim, polimeraz) (polys (çok,
fazla, çoklu) + meros (parça, bölüm, kısım) (gre.) + ase (enzim eki) (lat.) ) +
chain (zincir) + reaction (reaksiyon, tepkime) (ing.) * DNA’yı kopyalayan
polimeraz enziminin, zincirleme (ardışık) tepkimeler yoluyla belirli bir DNA
parçasını üstel biçimde çoğaltması süreci
Pd :
gre., lat. * palladium (Pallas (asteroit Pallas ve Roma mitolojisindeki Pallas
adı) (pallein (sallamak, titretmek, mızrak sallamak) + as (isim yapım eki) )
(gre.) + ium (kimyasal element eki) (lat.) ) * atom numarası 46 olan, periyodik
tablonun 10. grubunda bulunan, parlak, korozyona dayanıklı ve değerli olan,
katalitik konvertörlerde, hidrojen depolamada, elektronik parçalarda ve
mücevher alaşımlarında kullanılan platin grubu bir metal element
PDF :
ing. * portable (taşınabilir) + document (belge) + format (biçim, şekil) *
farklı sistemlerde aynı görünüme sahip belgeler oluşturmak için kullanılan
dosya formatı
peak :
ing. * peak (zirve, tepe, doruk; sivri uç) * en yüksek nokta, doruk veya bir
yükselti veya gelişim sürecindeki en yüksek düzey, tepe noktası
pechini :
ita. * Pechini (İtalyan kimyager ve mucit Maggio Pechini'nin soyadından) *
metal oksitlerin ve seramik malzemelerin sentezinde kullanılan, metal
iyonlarının organik reçine içinde dağıtılarak ısıl işlemle oksit ürünlerin elde
edildiği polimerik öncül yöntem, Pechini yöntemi olarak bilinen kimyasal
hazırlama tekniği
pectinidae :
lat. * pecten (tarak, tarak biçimli nesne; tarak kabuklu) + idae (-giller,
hayvan familyası eki) * denizlerde yaşayan, yelpaze biçimli çizgili kabukları ve
serbest yüzme yetenekleriyle bilinen, deniz tarağı türlerini kapsayan
Pectinidae familyasına ait çift kabuklu yumuşakçalar grubu, tarakgiller, tarak
midyesigiller
peç :
ing. * patch (yama) * bir yüzeydeki deliği, yırtığı veya hasarlı kısmı
kapatmak, sağlamlaştırmak ya da güncellemek amacıyla kullanılan küçük kumaş,
malzeme; kıyafet, çanta veya taktik yeleklerin üzerine dikilen
veya cırt cırtla (velcro) yapıştırılan, birlik sembolü, kan grubu, görev tanımı
veya arma taşıyan dekoratif, işlevsel kumaş veya polimer yama; yazılım kod parçası
peçe :
far. * peçidan (burmak, büzmek, kıvırmak), piçe (yüz örtüsü, perde) * örten,
saklayan, duvar, duvak, perde, burgu, sargı, sarmaşık; genellikle kadınların
yüzlerini, gözleri açıkta kalacak veya kalmayacak şekilde örtmek için
kullandıkları ince kumaştan yüz örtüsü (patch (yama, kapama, koruma, örtme)
(ing.) )
peçenek :
tür., rus. * peçeneg, peçeneği (duvar kırmak) (peçe (duvar) + neği (kırmak) ) *
8-12. yüzyıllar arasında Göktürk Devleti'nin yıkılmasıyla birlikte yurtlarından
çıkmış ve Karadeniz'in kuzeyi, Kafkasya ve Balkanlar'da yaşamış olan, Oğuz
boylarına mensup göçebe bir Türk kavmi, peçenek
peçete :
lat., ita. * pettia (parça, kısım, bölüm) + etta (küçültme eki) (lat.);
pezzetto (küçük kumaş veya kâğıt parçası) (ita.) * yemek yerken ağız, eller ve
giysilerin temizliğini ve korunmasını sağlamak amacıyla kullanılan, genellikle
kare şeklinde, kağıt veya kumaştan üretilen hijyenik malzeme
peçiç :
hin. * paccis, pachisi (yirmi beş) * kökeni Hindistan'a dayanan (Pachisi), artı
şeklindeki kumaş bir zemin üzerinde, taşları (piyon/makara) rakibinden önce
merkezdeki eve ulaştırmayı hedefleyen, genellikle 4 kişiyle veya takımlı
oynanan, zar yerine 6 veya 7 deniz kabuğu ("it boncuğu") kullanılan
geleneksel bir strateji ve şans oyunu (oyunda zar yerine kullanılan deniz
kabuklarının bir atılışta verebileceği en yüksek sayı olan 25'e atfen)
ped :
lat. * pes, ped, pedis (ayak; taban) * vücuda temas eden ve sıvıyı emmek üzere
kullanılan ince, emici altlık veya bez; kadınların regl (adet) dönemlerinde
oluşan kanamayı emerek hijyen sağlayan, iç çamaşırına yapıştırılan emici
hijyenik ürün
pedagog :
gre. * pais (çocuk) + agein (götürmek, taşımak, yönlendirmek), agogos (götüren,
yönlendiren) * çocukları eğiten, yönlendiren ve onların eğitim ve gelişimiyle
ilgilenen kimse, öğretmen veya eğitimci
pedagoji :
gre. * pais (çocuk) + agein (götürmek, taşımak, yönlendirmek), agogia (eğitim,
yönlendirme) (agogos (götüren, yönlendiren) + eia (isim yapım ve durum eki) ) *
çocukların eğitimi ve öğretimi ile ilgili bilim dalı, eğitim bilimi
pedagojik :
gre. * pais (çocuk) + agein (götürmek, taşımak, yönlendirmek), agogia (eğitim,
yönlendirme) (agogos (götüren, yönlendiren) + eia (isim yapım ve durum eki) ) +
ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * çocukların eğitimi ve öğretimi ile ilgili,
eğitimle ilgili nitelik veya özellik taşıyan, pedagoji ile ilgili
pedal :
lat. * pes, ped, pedis (ayak; taban) + alis (ile ilgili, -a ait) * bir
mekanizmayı (müzik aleti, bisiklet, motorlu araç vb.) çalıştırmak veya kontrol
etmek için ayakla basılarak kullanılan cihaz veya parça
pedaliaceae :
lat. * pes, ped, pedis (ayak; taban) + alis (ile ilgili, -a ait) + aceae
(-giller, bitki familyası eki) * Lamiales takımına bağlı olan, genellikle sıcak
ve kurak bölgelerde yetişen, otsu bitkileri kapsayan ve aralarında en bilineni
susam (Sesamum indicum) bitkisi olan bir çiçekli bitki familyası, susamgiller
pedat :
lat. * pes, ped, pedis (ayak; taban) + atus (ile ilgili, -a ait) * ayak
biçiminde uzantıları veya bölümleri bulunan, ayak yapısıyla ilişkili özellik
gösteren, ayaklı, ayaksı
pedavra :
gre. * petauron, peteuron (tahta perende, sırık, ince tahta) * köknardan ve
ladinden elde edilen, çatı örtüsü olarak kullanılan ince tahta, balar
peder :
lat. * pater (baba) * baba, ata; iktidar sahibi olan kişi; Hristiyanlıkta din
adamı veya rahip anlamında kullanılan unvan, özellikle Katolik ve Ortodoks
geleneklerinde rahip
pederane :
lat., far. * pater (baba) (lat.) + ane (-ca, -cesine, tarzında, olarak, gibi) *
babaya özgü, baba gibi davranan, koruyucu ve otoriter bir tutum taşıyan
pederi :
lat., far. * pater (baba) (lat.) + i (-lık, durum eki) * babalık, pederlik
pederşahi :
lat., far., gre. * pater (baba) (lat.); peder (baba) + şah (hükümdar, kağan,
kral, reis, başkan, padişah; büyük, üstün, usta, seçkin, önde gelen) + i (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer); patriarkal (patria (baba) + arke (hüküm) + al
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) * baba veya erkek egemenliği
esasına dayanan; aile, toplum veya kurum düzeninde erkeklerin otoritesine
dayalı olan (sistem veya yapı), pederşahi, babaerkil, ataerkil, erkek egemen
pedestal :
lat., alm. * ped, pedis, pes (ayak, taban) (lat.) + stall (yer; ahır) (alm.) *
heykel, sütun vb. yapıların altında bulunan ve onları yükselten, destekleyen
kaide veya taban
pediatri :
gre. * pais (çocuk) + iatreia (hekimlik, tedavi, iyileştirme) (iatros (doktor,
hekim) + eia (isim yapım ve durum eki) ) * çocukların hastalıklarının teşhis ve
tedavisi ile ilgilenen tıp dalı, çocuk sağlığı ve hastalıkları bilimi
pediatrik :
gre. * pais (çocuk) + iatreia (hekimlik, tedavi, iyileştirme) (iatros (doktor,
hekim) + eia (isim yapım ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) *
çocuk sağlığı ve hastalıklarıyla ilgili, çocuk tıbbına ait veya çocuklara özgü nitelik
taşıyan, pediatri ile ilgili
pediatrist :
gre. * pais (çocuk) + iatreia (hekimlik, tedavi, iyileştirme) (iatros (doktor,
hekim) + eia (isim yapım ve durum eki) ) + istes (-cı, yapan, eden,
destekleyen, yandaş eki) * çocuk hastalıkları ve çocuk sağlığı konusunda
uzmanlaşmış hekim, çocuk doktoru
pedigri :
lat.* ped, pedis, pes (ayak, taban) + gradus (adım, derece, sıra, düzen) * bir
hayvanın veya kişinin soyunun, atalarının ve neslinin belgelendiği kayıt veya
soy kütüğü; bir canlının (genellikle safkan hayvanların) ebeveynlerini,
atalarını ve genetik özelliklerini gösteren, soyağacı şeması şeklinde tutulan
resmi kayıt belgesi
pedikül :
lat. * pediculus (küçük ayak; bit, asalak böcek) (ped, pedis, pes (ayak, taban)
+ culus, cula (küçültme eki) ) * insan veya hayvan derisinde yaşayan, kan emen
küçük parazit böcek türü, kafa biti, vücut biti
pediküloz :
lat. * pediculus (küçük ayak; bit, asalak böcek) (ped, pedis, pes (ayak, taban)
+ culus, cula (küçültme eki) ) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki)
* bitlenme hastalığı, özellikle insan derisinde veya saçlarda bitlerin yol
açtığı enfestasyon durumu
pedikülozis :
lat. * pediculus (küçük ayak; bit, asalak böcek) (ped, pedis, pes (ayak, taban)
+ culus, cula (küçültme eki) ) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki)
* bitlenme hastalığı, özellikle insan derisinde veya saçlarda bitlerin yol
açtığı enfestasyon durumu
pedikür :
lat. * ped, pedis, pes (ayak, taban) + curare (bakmak, ilgilenmek, tedavi
etmek), cura (bakım, tedavi) * ayak ve tırnakların temizliği, bakımı ve estetik
düzenlenmesi işlemi
pediman :
lat. * ped, pedis, pes (ayak, taban) + mentum (isim yapım eki, oluşum eki) *
yamaçların alt kısmında, genellikle hafif eğimli ve kaya tabakasının
aşınmasıyla oluşmuş düz veya hafif eğimli taban alan; ayrıca mimaride, klasik
yapılar önünde üçgen alınlık benzeri yapı
pedinkül :
lat. * pedunculus (küçük ayak; sap, gövde) (ped, pedis, pes (ayak, taban) +
culus (küçültme eki) ) * bitki biliminde çiçek veya meyve sapı; anatomide bir
yapıyı diğerine bağlayan kısa sap veya çıkıntı
pediocactus :
gre., lat. * pedion (düzlük, düz arazi, ova) (gre.) + cactus (kaktüs) (lat.) *
Cactaceae (kaktüsgiller) familyasına ait, Kuzey Amerika kökenli, genellikle
küçük ve yuvarlak yapılı, yer üzerinde tek başına veya kümeler halinde büyüyen
küçük yapılı kaktüs cinsi
pedisel :
lat. * pediculus (küçük ayak, sapçık; bit, asalak böcek) (ped, pedis, pes
(ayak, taban) + culus, cula (küçültme eki) ) + ellus (küçültme eki) * çiçek
sapı veya meyveyi ana dala bağlayan ince sap, bazı organları taşıyan küçük
bağlantı sapı
pediyatri :
gre. * pais (çocuk) + iatreia (hekimlik, tedavi, iyileştirme) (iatros (doktor,
hekim) + eia (isim yapım ve durum eki) ) * çocukların hastalıklarının teşhis ve
tedavisi ile ilgilenen tıp dalı, çocuk sağlığı ve hastalıkları bilimi
pediyatrik :
gre. * pais (çocuk) + iatreia (hekimlik, tedavi, iyileştirme) (iatros (doktor,
hekim) + eia (isim yapım ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) *
çocuk sağlığı ve hastalıklarıyla ilgili, çocuk tıbbına ait veya çocuklara özgü
nitelik taşıyan, pediatri ile ilgili
pediyatrist :
gre. * pais (çocuk) + iatreia (hekimlik, tedavi, iyileştirme) (iatros (doktor,
hekim) + eia (isim yapım ve durum eki) ) + istes (-cı, yapan, eden,
destekleyen, yandaş eki) * çocuk hastalıkları ve çocuk sağlığı konusunda
uzmanlaşmış hekim, çocuk doktoru
pedodonti :
gre. * pais (çocuk) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) + eia (isim yapım
ve durum eki) * çocukların diş sağlığı, diş tedavisi ve ağız bakımı ile
ilgilenen diş hekimliği dalı
pedodontist :
gre. * pais (çocuk) + donti (diş) + eia (isim yapım ve durum eki) + istes (-cı,
yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * çocukların diş sağlığı ve tedavisiyle
ilgilenen diş hekimi, çocuk diş hekimliği uzmanı
pedofili :
gre. * pais (çocuk) + philia (sevme durumu, hoşlanma durumu) (philein (sevmek),
philos (seven, sever, sevici) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * yetişkin
bir bireyin çocuklara karşı cinsel ilgi veya yönelim duymasıyla tanımlanan
psikiyatrik durum
pedolog : gre.
* pedon (toprak) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * toprağın oluşumu,
yapısı ve özelliklerini inceleyen bilim insanı, toprak bilimci
pedoloji :
gre. * pedon (toprak) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos
(kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
toprağın oluşumu, yapısı, sınıflandırılması ve özelliklerini inceleyen bilim
dalı, toprak bilimi
pedometre :
lat., gre. * ped, pedis, pes (ayak, taban) (lat.) + metron (ölçü) * atılan adım
sayısını ölçen ve buna bağlı olarak kat edilen mesafeyi hesaplayan cihaz, adım
ölçer
pedünkül :
lat. * pedunculus (küçük ayak; sap, gövde) (ped, pedis, pes (ayak, taban) +
culus (küçültme eki) ) * bitki biliminde çiçek veya meyve sapı; anatomide bir
yapıyı diğerine bağlayan kısa sap veya çıkıntı
peeling :
ing. * peel (soymak, kabuğunu çıkarmak) + ing (isim yapım eki) * cilt yüzeyinin
ölü hücrelerden arındırılması, temizlenmesi ve yenilenmesi amacıyla yapılan
soyma veya soyulma işlemi
PEF :
lat., ing. * peak (tepe, zirve) (ing.) + expiatorius (kefaret edici, telafi
edici) (ex (dış, dışa, dışarı) + piare (kefaret etmek, arındırmak) + orius (ile
ilgili, -a ait) ) (lat.); expiatory (ing.) + flow (akım, akış) (ing.) *
akciğerlerden en güçlü ve hızlı nefes verme anında ulaşılan maksimum hava akış
hızı, tepe ekspiratuar akım (astım ve KOAH gibi solunum yolu hastalıklarının
yönetiminde, hava yollarındaki daralmayı ölçmek ve alevlenmeleri erkenden
tespit etmek için pefmetre adı verilen cihazlarla ölçülür.)
pefloksasin :
lat. * pe (özgün marka veya bileşik kısaltması) + fluor (flor elementi) + oxys
(keskin, oksijen) + cine (kinolon eki) * bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde
DNA giraz ve topoisomeraz enzimlerini inhibe ederek bakterilerin çoğalmasını
engelleyen kinolon sınıfına ait sentetik geniş spektrumlu antibakteriyel ilacın
etken maddesi (C19H22FN3O3)
peganaceae :
gre., lat. * peganon (sabur otu, sedefotu) (gre.) + -aceae (-giller, bitki
familyası eki) (lat.) * çoğunlukla otsu bitkileri ve çalıları kapsayan, Peganum
cinsini içeren, Peganaceae familyasına ait bitki grubu
peganit :
gre., lat. * peganon (sabur otu, sedefotu) (gre.); peganum (lat.) + ites
(element, kayaç ve mineral eki) (gre.); * genellikle granit ile aynı bileşime
sahip, iri kristalleriyle (kuvars, feldispat, mika) bilinen, büyük kristalli
yapısı nedeniyle jeolojik çalışmalarda "dev kristalli" olarak
tanımlanan, ekonomik değeri yüksek nadir mineralleri bünyesinde barındırabilen
hidratlı doğal alüminyum fosfat bileşimine sahip magmatik bir mineral, kayaç
türü, pegmatit
peganum :
gre., lat. * peganon (sabur otu, sedefotu) (gre.); peganum (lat.) *
Nitrariaceae familyasından, çorak bölgelerde yetişen, nazardan korunmak için
tohumları yakılarak tütsü yapılan, geleneksel olarak şifa amaçlı kullanılan,
acı tohumlu çok yıllık otsu bir bitki, üzerlik otu, peganum harmala
pegasus :
gre. * pegasos (kaynağa ait, pınara ait, kaynaktan, pınardan) (pege, pega
(kaynak, pınar) + asos (ile ilgili, -a ait) ) * Yunan mitolojisinde kanatlı,
uçabilen at olarak bilinen ve kahramanların maceralarında yer alan efsanevi
yaratık (İsmi, Medusa’nın kanından fışkıran su kaynağıyla
ilişkilendirilmiştir.)
pegfilgrastim :
lat. * peg (polietilen glikol bağlama, stabilizasyon eki) + filgrastim (insan
G-CSF benzeri rekombinant protein) * kemik iliğinde beyaz kan hücresi üretimini
artıran, özellikle kemoterapi sonrası nötropeni riskini azaltmak için
kullanılan uzun etkili rekombinant insan granulosit koloni uyarıcı faktör
(G-CSF) ilacının etken maddesi (C845H1343N223O243S9)
peginterferon :
lat. * peg (polietilen glikol bağlama, stabilizasyon eki) + interferon
(antiviral ve immün modülatör protein; İngilizce tıp terimi) * vücutta
bağışıklık sistemini uyararak virüslerin çoğalmasını engelleyen, özellikle
kronik hepatit C ve B tedavisinde kullanılan PEG ile modifiye edilmiş uzun
etkili protein ilacının etken maddesi (C860H1353N227O255S)
pegmatit :
gre. * pegma (birleşme, yapışma; sertleşmiş kütle) + ites (element, kayaç ve
mineral eki) * çok iri kristalli minerallerden oluşan, genellikle granitle ilişkili,
kristallerin büyük boyutlarda geliştiği magmatik kayaç türü
pegvisomant :
lat. * peg (polietilen glikol bağlama, stabilizasyon eki) + visomant (“growth
hormone antagonist” kavramına dayalı sentetik adlandırma) * büyüme hormonu
reseptörlerini bloke ederek etkisini azaltan, özellikle akromegali tedavisinde
kullanılan PEG ile modifiye edilmiş protein yapılı ilacın etken maddesi
(C990H1532N262O300S7)
pehlev :
far * pehlev (şehir, belde; yiğit, kahraman, bahadır) * şehir, belde; yiğit,
kahraman, bahadır
pehlevan :
far * pehlev (şehir, belde; yiğit, kahraman, bahadır) + an (ile ilgili, -a ait)
* pehlivan, yiğit, kahraman, güreşçi
pehlevi :
far. * pehlev (şehir, belde; yiğit, kahraman, bahadır) + i (ile ilgili, -a ait)
* Orta İran döneminde kullanılan dil ve yazı sistemi, ayrıca Partlar ile
ilişkili olan veya onlara ait olan
pehlivan :
far * pehlev (şehir, belde; yiğit, kahraman, bahadır) + an (ile ilgili, -a ait)
* pehlivan, yiğit, kahraman, güreşçi
pehlivanköy :
far., tür. * pehlivan (yiğit, kahraman, güreşçi) (far.) + köy (kasabadan küçük
yerleşim birimi) (tür.) * Kırklareli’nin bir ilçesi
pehpeh :
tür. * peh (ünlem; hayranlık, beğeni ifadesi) + peh (ünlem; hayranlık, beğeni
ifadesi) * bir şeyi beğenme, takdir etme veya hayranlık duyma anlamında kullanılan
pekiştirilmiş ünlem, aferin veya bravo anlamında ifade
peitho :
gre. * peithein (ikna etmek, inandırmak) * Yunan mitolojisinde ikna ve baştan
çıkarma tanrıçası, özellikle aşk ve cazibe ile ilişkilendirilen ilahi varlık
pejmürde :
far. * pejmordan (solmak, pörsümek, yıpranmak), pejmorde (solmuş, yıpranmış,
perişan) * kılık kıyafeti dağınık, bakımsız, yıpranmış ve düzensiz görünen,
perişan durumda olan kimse veya şey, eski püskü kılık, yırtık pırtık, pasaklı,
solmuş, buruşuk, hırpalanmış
pejoratif : lat.
* peior (daha kötü, beter), peiorare (kötülemek, aşağılamak) (lat.); péjoratif
(aşağılayıcı, küçültücü, alçaltıcı) (fra.) * yergi öğeleri taşıyan,
aşağılayıcı, yerici, küçültücü, kötüleyici, aşağılayıcı, küçümseyici,
benimsemeyici
pek :
tür. * pek (çok, fazla, sert,
katı, sağlam; istekli, kararlı) * çok, fazla, oldukça, en iyi, en uç,
seçmek, sert, katı, sağlam, korunaklı
pekala :
tür. * bek, pek (çok, fazla, oldukça,
en iyi, en uç, seçmek, sert,
katı, sağlam, korunaklı) (tür.) + ala (çok iyi, mükemmel, üstün, yüce,
ulu, büyük) * bir durumu onaylama, kabul etme veya “olur, tamam” anlamında
kullanılan söz
pekent :
tür. * bek, pek (çok, fazla, oldukça,
en iyi, en uç, seçmek, sert,
katı, sağlam, korunaklı) + ent (engelleyen, mani olan) * kolayca geçit
vermeyen, aşılması çok güç doğal engel
peki :
tür. * bek, pek (çok, fazla, oldukça,
en iyi, en uç, seçmek, sert,
katı, sağlam, korunaklı) + iyi, edgu (güzel, doğru, hoş, düzenli) (eu
(iyi, hoş, düzgün, güzel) (gre.) ) * all right, okay; bien, d'accord; gut!, in
Ordnung!
pekin :
çin. * bei (kuzey) + jing (başkent) * Çin’in kuzey başkenti anlamına gelen
şehir adı, günümüzde Çin’in başkenti olan yer
pekiştirmek :
tür. * bek, pek (çok, fazla, oldukça,
en iyi, en uç, seçmek, sert,
katı, sağlam, korunaklı) + iş (edilgen fiil eki) + tir (etken fiil eki)
+ mek (fiil mastar eki) * bir şeyi daha sağlam, güçlü veya kesin hale getirmek,
kuvvetlendirmek, sağlamlaştırmak
pekitmek :
tür. * bek, pek (çok, fazla, oldukça,
en iyi, en uç, seçmek, sert,
katı, sağlam, korunaklı) + it (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki)
* güç vermek, güçlendirmek, tekit etmek, daha önce istenip de yerine
getirilmemiş bir iş için yeniden resmi bir yazı yazmak, tekit etmek
pekiyi :
tür. * bek, pek (çok, fazla, oldukça,
en iyi, en uç, seçmek, sert,
katı, sağlam, korunaklı) + iyi, edgu (güzel, doğru, hoş, düzenli) (eu
(iyi, hoş, düzgün, güzel) (gre.) ) * çok iyi, çok güzel
peklik :
tür. * bek, pek (çok, fazla, oldukça,
en iyi, en uç, seçmek, sert,
katı, sağlam, korunaklı) + lik (isim yapım ve durum eki) * sertlik,
katılık; dışkının sertleşmesi ve zor çıkması durumu, kabızlık
pekmez :
tür. * bek, çok, fazla, oldukça,
en iyi, en uç, seçmek, sert,
katı, sağlam, korunaklı, sıkı, muhkem,
kavi) + mes (son ek) *
üzüm, incir veya dut gibi şekerli meyvelerin sularının kaynatılıp
koyulaştırılmasıyla elde edilen, Anadolu mutfağına özgü, yoğun kıvamlı ve
besleyici tatlı bir şurup
pekmezkefi :
tür. * pekmez (üzüm, incir veya
dut gibi şekerli meyvelerin sularının kaynatılıp koyulaştırılmasıyla elde
edilen, Anadolu mutfağına özgü, yoğun kıvamlı ve besleyici tatlı bir şurup) +
kef (köpük, üstte oluşan tabaka) + i (iyelik eki) * at donlarında, pekmez
rengini andıran kula (açık, sarımsı-kahverengi) ile doru (koyu kahverengi gövde
ve siyah yele/kuyruk) arasında, üstte hafif köpüksü/açık tonlar barındıran
renk, bu renkte olan at
peksimet :
gre * paximos (birinci kez pişirilmiş ekmek) + adion (küçültme ve nesne eki) *
paximadion (iki kez pişmiş asker ekmeği, pişirilerek kurutulmuş ekmek, bisküvi)
pektin :
gre., lat. * pektikos (pıhtılaşmış, donmuş, katılaşmış, sertleşmiş, jelleşmiş)
(pektos (katı, sert, donmuş) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) ) (gre.) + ine
(organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * pıhtılaştırıcı olarak kullanılan
organik madde; bitkilerde, özellikle meyve ve sebzelerde bulunan, suyla jel
oluşturan, reçel, jöle ve gıda kıvam artırıcı olarak kullanılan doğal
polisakkarit (C6H10O7)n)
pektinat :
lat. * pecten (tarak, tarak şeklinde) + atus (ile ilgili, -a ait) * tarak
biçiminde dişli, bir eksen üzerinde tarak dişleri gibi sıralanmış çıkıntı veya
bölümlere sahip olan yapı
pektineus :
lat. * pecten (tarak, tarak şeklinde) + eus (ile ilgili, -a ait) * uyluğun
üst-iç kısmında yer alan, bacağın vücuda yaklaştırma (adduksiyon), öne bükme
(fleksiyon) ve dışa döndürme (rotasyon) işlevlerini yerine getiren, kasık
bölgesindeki düz ve dörtgen şekilli, güçlü bir kas
pektoral :
lat. * pectus (göğüs, göğüs kafesi) + or (bağlaç) + alis (ile ilgili, ait) *
göğüs bölgesine ait olan veya göğüsle ilgili olan, genellikle göğüs kaslarıyla
ilgili
pektoralis :
lat. * pectus (göğüs, göğüs kafesi) + or (bağlaç) + alis (ile ilgili, ait) *
göğüs bölgesine ait olan veya göğüsle ilgili olan, genellikle göğüs kaslarıyla
ilgili
pektus :
lat. * pectus (göğüs) *
göğüs, göğüs kafesi
pektus ekskavatum :
lat. * pectus (göğüs) + ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + cavatum
(oyuk, çukur, boşluk) * sternum denilen göğsün orta hattındaki iman tahtası
kemiğiyle beraber kaburgalarla bağlantıyı sağlayan kıkırdak yapının içe doğru
çökmesi, kunduracı göğsü
pelada :
gre., lat. * alopexia (tilki hastalığı, tilkide görülen tüy dökülmesi, tilki
uyuzu) (alopex (tilki) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.); peladae (lat.)
* saç dökülmesi, kellik; saçsızlık durumu, saçkıran
pelajik : gre.
* pelagos (deniz, açık deniz, açık deniz, derin deniz, ana) + ikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * sahil veya deniz tabanına yakın olmayan, kıyıdan uzak,
açık deniz sularında, okyanuslarda yaşayan organizmalar veya bu bölgeler
pelargonium :
gre., lat. * pelargos (leylek) (gre.) + inium (isim yapım eki) * Geraniaceae
(Itırgiller) familyasına ait, Güney Afrika kökenli, renkli çiçekli ve güzel
kokulu olan, meyvesinin leylek gagasına benzemesiyle adlandırılmış süs bitkisi
cinsi, sardunya
pelas :
far. * pelas (kaba kumaş, keçe,
çul) *
eski kilim, keçe, çul, kaba
kumaş, aba,
dokunmuş örtü; yara izi, kabuk,
bitkilerdeki ince zar/deri
pelecanidae :
gre., lat. * pelekan (balta, balta biçimli nesne; pelikan kuşu) (gre.) + idae
(-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * uzun gagaları, gaga altındaki geniş
deri keseleri ve sucul yaşam biçimleriyle olan, avlandıkları suyu süzmeye
yarayan büyük boğaz keseleriyle tanınan, iri su kuşlarından oluşan pelikanları
kapsayan familya, pelikangiller
pelecaniformes :
gre., lat. * pelekan (balta, balta biçimli nesne; pelikan kuşu) (gre.) + formis
(şekilli, biçimli, kalıplı) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a
ait) ) (lat.) * uzun gagalı ve sucul yaşama uyarlanmış orta ve büyük boyda su
kuşlarını kapsayan pelikansılar takımı, kürek ayaklılar
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder