timolol :
gre., lat. * thymol (kekik yağında bulunan fenolik bileşik) (thymos (kekik;
kekik kokusu) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) ) (lat.) * glokom ve göz
içi basıncının yüksekliğinin tedavisinde kullanılan, göz içi sıvısının
oluşumunu azaltan beta-adrenerjik reseptör blokeri etken madde (C13H24N4O3S)
timoma :
gre. * thumos, thymos (göğüs kemiği arkasında bulunan T hücresi içsalgı bezi,
timüs; duygu, ruh; kalp) (gre.); thymus (lat.) (gre.); thymus (lat.) + oma
(tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * göğüs kafesinin
ortasında, kalbin hemen önünde ve imza kemiğinin arkasında yer alan bağışıklık
sistemiyle ilgili timus bezinin epitel hücrelerinden gelişen, genellikle yavaş
büyüyen, uzun süre belirti vermeyebilen ve çoğu zaman başka bir nedenle çekilen
akciğer filmlerinde tesadüfen bulunan tümör türü, timüs tümörü
timpan :
gre. * tympanon (davul, tef; gerilmiş yüzey) (gre.); tympanum (lat ) * bir
yüzeyin gerilmiş zar gibi olan bölümü; mimaride kemerli bir alınlığın iç kısmı;
anatomide kulak zarı veya benzeri zar yapı; alın; köprü gövdesini memba ve
mansap tarafında sınırlayan duvar
timpana :
gre. * tympanon (davul, tef; gerilmiş yüzey) (gre.); tympanum (lat ) * bir
yüzeyin gerilmiş zar gibi olan bölümü; mimaride kemerli bir alınlığın iç kısmı;
anatomide kulak zarı veya benzeri zar yapı; alın; köprü gövdesini memba ve
mansap tarafında sınırlayan duvar
timpani :
gre. * tympanon (davul, tef; gerilmiş yüzey) (gre.); tympanum (lat ) * bir
yüzeyin gerilmiş zar gibi olan bölümü; mimaride kemerli bir alınlığın iç kısmı;
anatomide kulak zarı veya benzeri zar yapı; alın; köprü gövdesini memba ve
mansap tarafında sınırlayan duvar
timpanik :
gre. * tympanon (davul, tef; gerilmiş yüzey) (gre.); tympanum (lat ) + ikos
(ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) * kulak zarıyla veya timpanik yapılarla
ilgili olan, kulak zarına ait
timpanogram :
gre. * tympanon (davul, tef; gerilmiş yüzey) (gre.); tympanum (lat ) + gramma,
gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) (gre.) * kulak
zarının ve orta kulağın basınç değişikliklerine verdiği yanıtı gösteren
grafiksel kayıt, timpanometri sonucu elde edilen grafik
timpanoplasti :
gre. * tympanon (davul, tef; gerilmiş yüzey) (gre.); tympanum (lat ) + plassein
(şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia
(oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos
(oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * kulak zarının cerrahi olarak onarılması veya
yeniden yapılandırılması, kulak zarı ameliyatı
timpanotomi :
gre. * tympanon (davul, tef; gerilmiş yüzey) (gre.); tympanum (lat ) + temnein
(kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * kulak zarının cerrahi olarak kesilerek açılması
işlemi, miringotomi
timpanum :
gre. * tympanon (davul, tef; gerilmiş yüzey) (gre.); tympanum (lat ) * bir
yüzeyin gerilmiş zar gibi olan bölümü; mimaride kemerli bir alınlığın iç kısmı;
anatomide kulak zarı veya benzeri zar yapı; alın; köprü gövdesini memba ve
mansap tarafında sınırlayan duvar
timsah :
mıs. * msah (sürüngen) (mıs.), masaha (ovmak, sürmek, ovalamak, yağla ovmak)
(ara.) * sürünen, sürüklenen, sürünme, sürüklenme; Crocodylia (timsahlar)
takımında yer alan, uzun çeneli, güçlü kuyruklu ve pullu derili büyük
sürüngenlerin genel adı
timsal :
ara. * masala (benzemek, örnek olmak, temsil etmek), temsil (benzetme,
canlandırma, yerine geçme), misal (örnek, benzer; herhangi bir şeyin temsilcisi
veya benzeri; bir kavramı, durumu veya nesneyi açıklamaya yarayan örnek; edebi
bağlamda teşbih, benzetme aracı) * bir varlığın görünüşünü yansıtan biçim veya
örnek, simge, benzer, örnek alınan kişi veya şey, simge, sembol
timuçin :
tür. * temur (demir) + cin (ile ilgili, -a ait) * demirci, demir gibi sağlam
kimse, demirle ilgili olan; Cengiz Han'ın doğum adı; erkek ismi
timur :
tür. * temur (demir) * simgesi Fe, atom sayısı 26, atom ağırlığı 55.847,
yoğunluğu 7.8 olan, 1510 santigrat derecede eriyen, mavimtırak esmer renkte,
sanayide çelik, döküm ve alaşımlar durumunda kullanılan metal grubundan
element, ferrum (lat.); erkek ismi
timus :
gre. * thumos, thymos (göğüs kemiği arkasında bulunan T hücresi içsalgı bezi,
timüs; duygu, ruh; kalp) (gre.); thymus (lat.) * göğüs boşluğunun üst bölümünde
bulunan, bağışıklık sisteminde önemli rolü olan T hücrelerini üreten,
bağışıklık sisteminin gelişiminde rol oynayan lenfoid organ, timüs bezi
timüs :
gre. * thumos, thymos (göğüs kemiği arkasında bulunan T hücresi içsalgı bezi, timüs;
duygu, ruh; kalp) (gre.); thymus (lat.) * göğüs boşluğunun üst bölümünde
bulunan, bağışıklık sisteminde önemli rolü olan T hücrelerini üreten,
bağışıklık sisteminin gelişiminde rol oynayan lenfoid organ, timüs bezi
tin :
ara. * tin (incir) * Kur’an’ın 95. suresinin ismi
tin :
tür. * tin (ruh, can, bilinç, öz varlık, cevher, manevi varlık) * insanın maddi
olmayan yönü, ruh, can, bilinç, öz varlık, cevher, manevi varlık, düşünme ve
bilinç yetisi
tinbal :
gre. * tympanon (davul, tef, vurmalı çalgı, çalınan çember biçimli çalgı; kulak
zarı, orta kulak boşluğu) (gre.); timbal (ing.) * vurmalı çalgılar ailesinden,
metal gövdeli ve genellikle bir çift hâlinde kullanılan, tokmaklarla çalınan
davul türü, timpani davulu
tindalizasyon :
ing., lat. * Tyndall (İngiliz fizikçi John Tyndall'ın soyadından) + izare
(dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım ve durum eki) (lat.) *
bir maddenin, özellikle besiyerinin, ısıtılıp soğutulmasının birkaç kez
tekrarlanmasıyla mikroorganizmaların ve sporların ortadan kaldırılmasına
yönelik sterilizasyon yöntemi, aralıklı sterilizasyon
tindalize :
ing., lat. * Tyndall (İngiliz fizikçi John Tyndall'ın soyadından) + izare
(dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + atus (sıfat yapım eki) (lat.) *
tindalizasyon işleminden geçirilmiş, aralıklı ısıtma ve soğutma yoluyla
sterilize edilmiş olan
tinea :
lat. * tinea (güve; güve kelebeği; saçkıran, deri mantarı) * deride, saçta veya
tırnakta dermatofit mantarların neden olduğu mantar enfeksiyonlarının genel
adı, saçkıran
tinea cruris :
lat. * tinea (güve; güve kelebeği; saçkıran, deri mantarı) + cruris (bacağın;
bacağa ait) (crus, cruris (bacak, kaval kemiği) + is (ile ilgili, -a ait) ) *
kasık ve uyluk içlerinde görülen dermatofit mantar enfeksiyonu, kasık mantarı,
kasık dermatofitozu
tinea inguinalis :
lat. * tinea (güve; güve kelebeği; saçkıran, deri mantarı) + inguinalis
(kasıkla ilgili inguen, inguin (kasık) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) * kasık bölgesinde dermatofit mantarların neden olduğu deri
enfeksiyonu, kasık mantarı, tinea cruris
tinea kapitis :
lat. * tinea (güve; güve kelebeği; saçkıran, deri mantarı) + capitis (başın;
başa ait) (caput (baş, kafa, tepe) + is (ile ilgili, -a ait) ) * saçlı deriyi
ve saçları tutan dermatofit mantar enfeksiyonu, saçlı deri mantarı, saçkıran
tinea korporis :
lat. * tinea (güve; güve kelebeği; saçkıran, deri mantarı) + corporis (bedenle
ilgili, vücut ile ilgili, gövde ile ilgili, cisim ile ilgili, bedeni ) (corpus
(vücut, gövde, beden, yapı, bütün) + aris (ile ilgili, -a ait) ) * gövde, kol
ve bacakların derisini tutan dermatofit mantar enfeksiyonu, gövde mantarı,
yüzeysel dermatofitoz
tinea pedis :
lat. * tinea (güve; güve kelebeği; saçkıran, deri mantarı) + pedis (ayakla
ilgili) (pes, pedis (ayak) + is (ile ilgili, -a ait) ) ayak derisini tutan
dermatofit mantar enfeksiyonu, ayak mantarı, atlet ayağı *
tinea unguium :
lat. * tinea (güve; güve kelebeği; saçkıran, deri mantarı) + unguium
(tırnakların; tırnaklara ait) (unguis, unguis (tırnak, pençe) + ium (ile
ilgili, -a ait) ) * el veya ayak tırnaklarını tutan mantar enfeksiyonu, tırnak
mantarı, onikomikoz
tinea versikolor :
lat. * tinea (güve; güve kelebeği; saçkıran, deri mantarı) + versicolor
(çeşitli renkli, rengarenk) (versare (dönmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek) +
color (boya, renk) ) * deride açık veya koyu renkli lekeler oluşturan yüzeysel
mantar enfeksiyonu, samyeli, pitiriyazis versikolor
tiner :
ing. * thinner (inceltici, seyrelten madde) (thin (ince, seyrek) + er (-cı,
yapan, eden eki) ) * boya, vernik ve benzeri maddeleri inceltmek veya
seyreltmek için kullanılan çözücü karışımı, boya incelticisi
tinidazol :
lat. * imid (azot içeren amid türevi organik kök; imidazol/imidazolidin türevi
kök) + nitro (azotlu (N) bileşik, nitro grubu) + azole (mantar önleyici ilaçlarda
yer alan bir veya daha fazla nitrojen (azot) atomu içeren 5 üyeli bir halkaya
sahip bir grup heterosiklik bileşik belirtici ek) (azotos, azotikos (yaşamsız,
cansız, hayatsız) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) ) ) *
trikomonal enfeksiyonlar, giardiaz, amip ve bakteriyel vajinoz gibi
hastalıkların tedavisinde ve özellikle anaerob bakterilere ve bazı
protozoonlara karşı kullanılan nitroimidazol grubu antimikrobiyal etken madde
(C8H13N3O4S)
tinitus :
lat. * tinnitus (çınlama, çınlayış) (tinnire (çınlamak, ses çıkarmak) + tus
(isim yapım eki) ) * dışarıdan bir ses kaynağı olmaksızın kulakta veya başta
çınlama, uğultu, vızıltı gibi seslerin algılanması, kulak çınlaması
tink-tank :
ing. * think (düşünmek) + ank (depo, hazne; mecazda düşüncelerin toplandığı
yer) * kamu politikası, ekonomi, bilim, teknoloji, savunma veya toplumsal
konular üzerine araştırma ve analiz yapan uzman kuruluş, düşünce kuruluşu
tinnin :
ara. * tinnin (ejderha, büyük yılan; efsanevi deniz canavarı) * ejderha, dev
yılan veya denizde yaşayan efsanevi yaratık
tinnitus :
lat. * tinnitus (çınlama, çınlayış) (tinnire (çınlamak, ses çıkarmak) + tus
(isim yapım eki) ) * dışarıdan bir ses kaynağı olmaksızın kulakta veya başta
çınlama, uğultu, vızıltı gibi seslerin algılanması, kulak çınlaması
tinsel :
tür. * tin (ruh, can, bilinç, öz varlık, cevher, manevi varlık) + sel (ile
ilgili, gibi, benzer, -a ait) * ruhla, bilinçle veya manevi alanla ilgili olan,
manevi, ruhsal, spiritüel (maddeyle ilgisi olmayan, maddi olmayan)
tint :
ing. * tint (renk tonu, hafif renklenme) (tint (renklendirmek, boyamak) + t
(isim yapım eki) ) * bir rengin açık veya hafif değişmiş tonu, özellikle bir
rengin beyazla karıştırılmasıyla elde edilen soluk renk tonu
tintinabuli :
lat. * tintinnabulum (çan, küçük çan) (tintinnare (çınlamak, çan sesi çıkarmak)
+ bulum (isim yapım ve araç eki) ) * küçük çanların veya çan seslerinin müzikal
olarak kullanıldığı bestecilik tekniği, özellikle Arvo Pärt'ın geliştirdiği çan
benzeri seslere dayalı müzik üslubu
tinzaparin :
lat. * tinza (düşük molekül ağırlıklı heparin türevi kök) + parin (heparin
grubu antikoagülanlar eki) * kan pıhtılaşmasını önleyen antikoagülan (tromboz
ve derin ven trombozu tedavi/önleme) ve düşük molekül ağırlıklı heparin
tio :
gre. * theion (kükürt (S) ) * kükürt atomunun bulunduğunu veya bir oksijen
atomunun kükürt ile değiştirildiğini belirtmek için kimyasal adlandırmada
kullanılan ön ek, tiyo- grubu
tioguanin :
gre., lat. * theion (kükürt (S) ) (gre.) + guano (deniz kuşu dışkısı; içerdiği
azotlu bileşiklerden ötürü) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.)
* DNA ve RNA sentezini etkileyen, özellikle lösemi tedavisinde kullanılan pürin
analoğu antimetabolit kemoterapi ilacının etken maddesi (C5H5N5S)
tiokonazol :
gre., lat. * theion (kükürt (S) ) (gre.) + conazol (azole halkası taşıyan
antifungal bileşik son eki) (co, con (ile, birlikte, beraber) + azole (mantar
önleyici ilaçlarda yer alan bir veya daha fazla nitrojen (azot) atomu içeren 5
üyeli bir halkaya sahip bir grup heterosiklik bileşik belirtici ek) (azotos,
azotikos (yaşamsız, cansız, hayatsız) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH)
(lat.) ) * özellikle deri ve vajinal mantar enfeksiyonlarının tedavisinde
kullanılan, imidazol grubu antifungal etken madde (C16H13Cl2N3OS)
tioksanten :
gre. * theion (kükürt (S) ) + xanthene (ksanten; aromatik heterosiklik bileşik)
(xanthos (sarı) + ene (çift bağ içeren doymamış hidrokarbon molekülü eki) ) *
bir kükürt atomu içeren üç halkalı aromatik bileşik yapısı, bazı antipsikotik
ilaçların temel kimyasal iskeleti (C13H10S)
tioktik asit :
gre. * theion (kükürt (S) ) + oktikos (sekizli yapısı olan, sekizli) (okto
(sekiz) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) ) (gre.) + acidum (ekşi, asit) (lat.)
* enerji metabolizmasında koenzim olarak görev yapan, antioksidan özellik
gösteren, kükürt içeren organik bileşik, alfa-lipoik asit (C8H14O2S2)
tiopental :
gre. * theion (kükürt (S) ) + penta (beş) (gre.) + barbital (acidum
barbituricum (barbitürik asit türevi) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
) (lat.) * kükürt içeren barbitürat yapısında olan, hızlı ve kısa etkili genel
anestezik özellik gösteren ilacın etken maddesi (C11H18N2O2S)
tioridazin :
gre., lat. * theion (kükürt (S) ) (gre.) + piperid (piperidin halkası içeren) +
azine (fenotiyazin türevi kimyasal yapı eki) (lat.) * bulantı ve kusmayı
önlemek, denge ve mide bulantısı sorunlarında ve ayrıca şizofreni ve diğer
psikozlarda kullanılan, dopamin reseptörlerini bloke ederek psikoz
semptomlarını azaltan prochlorperazine veya benzeri fenotiyazin türevi
antiemetik ilaç (yan etkileri arasında sedasyon ve ekstrapiramidal belirtiler
bulunur.) (C21H27N2S2Cl (Hydrochlorid)
tiosetazon :
gre., lat. * theion (kükürt (S) ) (gre.) + acetum (sirke), acetyl grubu) + zone
(keton belirteci) (lat.) * özellikle verem (tüberküloz) tedavisinde kullanılan,
tiyosemikarbazon türevi antimikrobiyal etken madde (C10H12N4OS)
tiotropium :
gre., lat. * theion (kükürt (S) ) + atropine (Atropa belladonna bitkisinden
elde edilen alkaloid) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + trepein
(çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek),
tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen,
etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + ine (organik bileşik/alkaloid
türevi eki) ) (gre.) + ium (dördüncül amonyum tuzu belirteci) (lat.) *
antikolinerjik (LAMA) ilaç sınıfına giren ve genellikle nefes yoluyla (inhaler
veya toz kapsül şeklinde) olmak üzere KOAH ve astım tedavisinde kullanılan,
hava yollarındaki kasları gevşetip nefes almayı kolaylaştıran uzun etkili bir
bronş genişletici (bronkodilatör) ilacın etken maddesi (C19H22BrNO4S2)
tiotropium bromür :
gre., lat. * theion (kükürt (S) ) + atropine (Atropa belladonna bitkisinden
elde edilen alkaloid) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + trepein
(çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek),
tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen,
etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + ine (organik bileşik/alkaloid
türevi eki) ) (gre.) + ium (dördüncül amonyum tuzu belirteci) (lat.) +
bromioucho (bromos (koku) (gre.) + urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve
anyon-katyon temelli tuz eki) ) (lat.) * kronik obstrüktif akciğer hastalığı
(KOAH) ve astım tedavisinde hava yollarını genişletmek amacıyla kullanılan uzun
etkili bir antikolinerjik ilacın etken maddesi (C19H22NO4S2Br)
tiotropyum :
gre., lat. * theion (kükürt (S) ) + atropine (Atropa belladonna bitkisinden
elde edilen alkaloid) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + trepein
(çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek),
tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen,
etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi
eki) ) (gre.) + ium (dördüncül amonyum tuzu belirteci) (lat.) * antikolinerjik
(LAMA) ilaç sınıfına giren ve genellikle nefes yoluyla (inhaler veya toz kapsül
şeklinde) olmak üzere KOAH ve astım tedavisinde kullanılan, hava yollarındaki
kasları gevşetip nefes almayı kolaylaştıran uzun etkili bir bronş genişletici
(bronkodilatör) ilacın etken maddesi (C19H22BrNO4S2)
tiotropyum bromür :
gre., lat. * theion (kükürt (S) ) + atropine (Atropa belladonna bitkisinden
elde edilen alkaloid) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + trepein
(çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek),
tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen,
etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + ine (organik bileşik/alkaloid
türevi eki) ) (gre.) + ium (dördüncül amonyum tuzu belirteci) (lat.) +
bromioucho (bromos (koku) (gre.) + urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve
anyon-katyon temelli tuz eki) ) (lat.) * kronik obstrüktif akciğer hastalığı
(KOAH) ve astım tedavisinde hava yollarını genişletmek amacıyla kullanılan uzun
etkili bir antikolinerjik ilacın etken maddesi (C19H22NO4S2Br)
tip :
gre. * typon, typos (model, tip, çeşit, cins, tür, iz, damga, biçim, şekil,
form, örnek) * bir şeyin ayırt edici özelliklerini taşıyan örnek, tür, biçim,
şekil, form; tıpta hastalık veya durumların belirli özelliklerle tanımlanan
biçimi, klinik örüntü
tipi :
tür. * tipi (şiddetli kar fırtınası, savrulan kar) * yoğun kar yağışı ve güçlü
rüzgârla oluşan, görüşü azaltan şiddetli kış fırtınası, kar fırtınası
tipik :
gre. * typon, typos (model, tip, çeşit, cins, tür, iz, damga, biçim, şekil,
form, örnek) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * bir tipe, örneğe veya
karakteristik özelliğe özgü olan, ayırt edici nitelik taşıyan, karakteristik
tipitaka :
san. * ti, tri (üç) + pitaka (sepet) * Theravada geleneğinde kabul edilen Pali
dilindeki şekliyle korunmuş Budist yazmaların standart bir derlemesi, Pali
Derlemesi, Pali Kanonu
tipleme :
gre., tür. * typon, typos (model, tip, çeşit, cins, tür, iz, damga, biçim,
şekil, form, örnek) (gre.) + le (etken fiil eki) + me (isim yapım eki) (tür.) *
bir kişi, nesne veya olayı belirli bir tipe göre sınıflandırma veya bir
karakteri belirgin özellikleriyle oluşturma işi, tip oluşturma
tipo :
gre. * typon, typos (model, tip, çeşit, cins, tür, iz, damga, biçim, şekil,
form, örnek) * baskıda kullanılan harf veya işaret biçimi; tipografi alanında
harf karakteri, yazı tipi; tip, tür, örnek
tipografi :
gre. * typon, typos (model, tip, çeşit, cins, tür, iz, damga, biçim, şekil,
form, örnek) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek; kazımak, trmalamak),
graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım ve durum eki) *
yazı karakterlerinin, harflerin ve metin düzeninin estetik ve işlevsel biçimde
tasarlanması, baskı ve yazı düzenleme sanatı
tipografya :
gre. * typon, typos (model, tip, çeşit, cins, tür, iz, damga, biçim, şekil,
form, örnek) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek; kazımak, trmalamak),
graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım ve durum eki) *
yazı karakterlerinin, harflerin ve metin düzeninin estetik ve işlevsel biçimde
tasarlanması, baskı ve yazı düzenleme sanatı
tipoloji :
gre. * typon, typos (model, tip, çeşit, cins, tür, iz, damga, biçim, şekil,
form, örnek) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi,
söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * nesneleri, olguları
veya canlıları ortak özelliklerine göre tiplere ayırarak inceleyen
sınıflandırma ve inceleme alanı
tipolojik :
gre. * typon, typos (model, tip, çeşit, cins, tür, iz, damga, biçim, şekil,
form, örnek) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi,
söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili,
-a ait, gibi) * tipolojiye dayanan, tiplerin sınıflandırılması veya
incelenmesiyle ilgili olan
tipsiz :
gre., tür. * typon, typos (model, tip, çeşit, cins, tür, iz, damga, biçim,
şekil, form, örnek) (gre.) + siz (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki)
(tür.) * yüzü veya görünüşü hoş olmayan, çirkin görünümlü; mecazen belirgin bir
niteliği veya karakteri olmayan, sıradan görülen kimse veya şey
tipto :
ing. * tip (uç, sivri kısım) + toe (ayak parmağı) * ayak parmaklarının uç
kısmı; gizlice, sessizce veya dikkatle yürümek; parmak uçlarına basarak,
heyecanla, sessizce
tiptronik :
ing., gre. * tiptronic (tip (hafifçe vurmak, dokunmak) (ing.) + elektronikos
(ilektronio, elektron (birleştirip karıştırma, altının ve gümüş ile
karıştırılması ile elde edilen metal; çamgiller familyasından sarı-kızıl arası
renge sahip hoş kokulu bir bitki, kehribar, amber; koyu sarı, parlak, akkor;
elektrikle ilgili) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) ) *
sürücünün debriyaj pedalı kullanmadan vites kolları veya direksiyon arkasındaki
kulakçıklar vasıtasıyla vites geçişlerini manuel olarak kontrol etmesine imkan
tanıyan yarı otomatik şanzıman teknolojisi
tipulidae :
lat. * tipula (sivrisineğe benzeyen böcek cinsi) + idae (-giller, hayvan
familyası eki) * çift kanatlılar (Diptera) takımına ait olan, tipula cinsini ve
çayır sineği, turna sineği, dev sivrisinek olarak bilinen yakın akraba iri
kanatlı böcekleri kapsayan, uzun bacaklı ve sivrisineğe benzeyen böcekler
familyası, uzunbacaklıgiller familyası
TİR :
fra. * Transports (Taşımacılık, Nakliye) + Internationaux (Uluslararası)
Routiers (Karayolu) * uluslararası karayolu taşımacılığında kullanılan, gümrük
işlemlerini kolaylaştıran taşıma sistemi ve bu sisteme bağlı kamyon/treyler
aracı, TIR karnesi sistemiyle taşımacılık yapan araç
tirad :
ita., fra. * tirare (çekmek, uzatmak), tirata (çekip uzatma; uzun konuşma)
(ita.); tirade (uzun konuşma, söylev, nutuk) (fra.) * tiyatro, edebiyat veya
hitabet alanında bir kişinin uzun ve coşkulu biçimde yaptığı konuşma, söylev,
nutuk
tiraj :
ita., fra. * tirare (çekmek, uzatmak) (ita.); tirer (çekmek) + age (isim yapım
eki) (fra.) * bir gazete, dergi, kitap veya başka bir yayının belirli bir
baskıda basılan toplam nüshası, baskı sayısı
tiramin :
lat. * tyrosine (çoğu proteinin bileşeni olan ve bazı hormonların sentezinde
önemli olan hidrofilik bir amino asit) (turos, tyros (peynir) + ine (ile
ilgili, gibi, -a ait) ) * + amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2)
eki) (ammonia (ammon, ammoniakos (gizli, örtülü, güvende, emin) + ine (gibi
olan, ile ilgili, kimyasal madde eki) )
tiramisu :
ita. * tirare (çekmek, uzatmak, götürmek), tira (çek, götür) + mi (beni) + su
(yukarı, üst, yüksek) * çek götür beni yükseğe; espresso ve liköre batırılmış
süngerimsi kekin mascarpone peyniriyle doldurulup üzerine kakao tozu eklenerek
hazırlanan İtalyan tatlısı
tiramola :
ita. * tirare (çekmek, uzatmak, götürmek), tira (çek, götür) + mola (yelkenli
gemide kullanılan halat; denizcilik komutu) * denizcilikte “çek, çek!”
anlamında kullanılan bir komut
tiran :
gre. * theranda (düşen/yığılan malzeme, dağlardan suyla sürüklenip biriken sert
toprak/kaya kalıntıları) * Arnavutluk’un başkenti
tiran :
lat. * tyrannus (tiran, zorba, zalim, diktatör, despot) * iktidarı zorla ele
geçiren, hukuka ve kurallara bağlı kalmadan, ülkeyi baskı ve zulümle yöneten
zorba, diktatör
tiras :
gre., ara. * thyreos (geniş, dikdörtgen kalkan) (gre.); turs (kalkan), tiras
(kalkanlar) (ara.) * Nuh'un torunu ve Yafet'in yedinci ve en küçük oğlu olarak,
özellikle İslami ve Yahudi geleneklerinde adı geçen tarihi/mitolojik şahıs
tirase :
gre., ara. * thyreos (geniş, dikdörtgen kalkan) (gre.); turs (kalkan), tiras
(kalkanlar) (ara.) * savaşta korunmak amacıyla kullanılan savunma aracı, kalkan
tiraspol :
gre. * thyreos (geniş, dikdörtgen kalkan) + polis (şehir, kent, il) (gre.) *
Transdinyester’in başkenti
tirat :
ita., fra. * tirare (çekmek, uzatmak), tirata (çekip uzatma; uzun konuşma)
(ita.); tirade (uzun konuşma, söylev, nutuk) (fra.) * tiyatro, edebiyat veya
hitabet alanında bir kişinin uzun ve coşkulu biçimde yaptığı konuşma, söylev,
nutuk
tirbuşon :
fra. * tirer (çekmek) + bouchon (tıkaç, tıpa, tapa, şişe mantarı) * şişe
mantarlarını çekip çıkarmaya yarayan, genellikle burgulu metal uçtan oluşan
alet, mantar açacağı
tire :
fra. * tiré (çekilmiş) (tirer (çekmek) ) ) * dikişte kullanılan pamuk ipliği;
pamuk ipliğinden yapılmış
tire :
gre. * thira, thyera, tyrha (kale, hisar) * İzmir’in bir ilçesi
tirebolu :
gre. * tria (üç) + polis (şehir, il, kent) (üçlü şehir) * Giresun’un bir ilçesi
tirendaz : far.
* tir (ok) + andaz (atan, fırlatan) (andaztan (atmak, fırlatmak) + az (-cı,
yapan, eden) ) * ok atan kimse, okçu; mecazen nişancılığı veya atıcılığı iyi
olan kimse
tirfil :
lat., ara. * tri (üç) + folium (yaprak) (lat.) * Trifolium (üç yapraklı) cinsinden
olan, baklagiller familyasından, özellikle hayvan yemi olarak kullanılan üç
yapraklı yem bitkisi, yonca
tirhandil :
ita., tür. * trabaccolo (küçük yelkenli tekne) (trabacca (çadır) + olo
(küçültme eki) ) (ita.) + tirhandil (denizcilik terimi) (tür.) * iki direkli,
genellikle kıç tarafı yuvarlak olan geleneksel ahşap yelkenli tekne türü, Ege
ve Akdeniz'de kullanılan bir gulet çeşidi
tirhos :
gre. * thyrsos (değnek, sopa, çubuk, asa) * antik Yunan ve Roma mitolojisinde
şarap tanrısı Dionysos (Bacchus) ile onun takipçilerinin (Mainadlar ve
Satirler) elinde taşıdığı, rezene sapından veya hafif bir sopadan yapılan,
etrafına asma ve sarmaşık dalları sarılan ve tepesine bir çam kozalağı
iliştirilen törensel bir değnek
tiril tiril :
tür. * tiril (ince, hafif ve gevşek dokunmuş kumaş; tiril tiril) * ince, hafif
ve dökümlü kumaş; “tir tiril” biçiminde, kumaşın veya giysinin hafifçe
dalgalanıp hareket etmesini anlatan ifade
tiripsinojen :
gre. * tribein (ovmak, meshetmek, hafifçe sıvazlamak), thryptein (parçalamak,
kırmak) + sis (isim yapım eki) * pankreas tarafından üretilen, ince bağırsakta
aktifleşerek proteinlerin parçalanmasını, sindirilmesini sağlayan, ayrıca
yenidoğanlarda kistik fibrozis hastalığının taranmasında kan testi olarak
kullanılan aktif tripsin enziminin inaktif öncü (zimojen) hali
tirit :
far. * tirid, tarid (süte veya et suyuna batırılmış ekmek) (ter (ıslak, yaş) +
id (isim yapım eki) ) * et suyu ile ıslatılmış bayat ekmekler, yufka veya simit
parçalarının üzerine et (kaz, ördek, tavuk, kuzu) ve genellikle yoğurt
eklenerek hazırlanan geleneksel bir yemek
tiriz :
far. * taraz (elbise süsü, işleme, nakış, bezek) * bükülmemiş ham iplik; ayrıca
elbise üzerine yapılan süsleme, işleme, nakış ve bezek
tirkeş :
far. * tirkes (okluk, ok taşıyan kimse) (tir (ok) + kesidan (çekmek, uzatmak,
taşımak), kes (çeken, uzatan, taşıyan) ) * okçunun oklarını taşıdığı ve
gerektiğinde kolayca aldığı kılıf veya torba, okların taşındığı kap, okluk
tirle :
tür. * tirle (ince, hafif ve ipeksi kumaş) * ince, hafif ve genellikle ipeksi
dokuma kumaş türü
tirlin :
tür. * tirlin (ince, hafif, sık dokunmuş kumaş) * ince ve hafif bir dokuma
kumaş türü; bazı yörelerde giysi yapımında kullanılan kumaş
tirmis :
gre. * thermos (acı bakla) * baklagiller ailesinden Lupinus cinsine ait olan,
Türkiye'de özellikle Antalya ve Konya yörelerinde tanınan ve tüketilen, acı
bakla bitkisinin tohumlarından yapılan, görünümü mısırı andıran geleneksel bir
ıslak çerez, acı bakla, delice bakla, kurt baklası veya termiye
tirmiz :
bak. * taramastha (su kenarındaki kale" veya "nehrin karşı
kıyısındaki geçit/liman) (tarama (karşı kıyı, su kenarı) + stha (duran,
bulunan, yerleşmiş olan) ) * Özbekistan'ın güneyinde Amuderya (Ceyhun) nehrinin
sağ yakasında Afganistan sınırına çok yakın bir şehir
tirmizi :
bak., ara. * taramastha (su kenarındaki kale" veya "nehrin karşı
kıyısındaki geçit/liman) (tarama (karşı kıyı, su kenarı) + stha (duran,
bulunan, yerleşmiş olan) ) (bak.) + i (ile ilgili, -a ait) (ara.) * Tirmiz
şehrine mensup olan; özellikle Tirmizli hadis alimi Muhammed et-Tirmizi'nin
nisbesi olarak kullanılan ad
tirofiban :
lat. * tyro (tyrosine) + fiban (fibrinojen reseptör antagonisti ilaç belirteci)
* trombositlerin birbirine yapışmasını engellemek amacıyla kullanılan,
glikoprotein IIb/IIIa reseptör antagonisti antitrombositik etken madde
(C22H36N2O5S)
tiroglossal :
gre., lat. * thyroeides (kalkan şekilli) (thyreos (kalkan) + oeides (ile
ilgili, -a ait, benzer, şekilli, biçimli) ) + glotto (dil, lisan), glosso (dil
ile ilgili) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * tiroid bezi ile dil
arasındaki embriyolojik yapı veya ilişkiyle ilgili olan (özellikle tiroglossal
kanal ve kist için kullanılan sıfat)
tirohiyoid :
gre., lat. * thyroeides (kalkan şekilli) (thyreos (kalkan) + oeides (ile ilgili,
-a ait, benzer, şekilli, biçimli) ) + hyoeides (U şeklinde olan; U harfi
biçiminde; boyunda, dilin altında bulunan ve doğrudan başka kemiklerle eklem
yapmayan, dil ve yutma hareketlerinde destek sağlayan U şeklindeki kemik) (hyo
(U) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) ) * tiroid kıkırdağı
ile hiyoid kemik arasındaki ilişkiyle veya bu iki yapıdan biriyle ilgili olan
(özellikle tirohiyoid kas ve membran için kullanılan anatomik terim)
tiroid :
gre. * thyroeides (kalkan şekilli) (thyreos (kalkan) + oeides (ile ilgili, -a
ait, benzer, şekilli, biçimli) ) * boynun ön alt kısmında, adem elmasının hemen
altında yer alan, vücudun metabolizma hızını, enerji dengesini, kalp atış
hızını ve vücut sıcaklığını kontrol eden T3 ve T4 hormonlarını üreten küçük,
kelebek şeklinde bir salgı bezi, kalkanbezi
tiroidektomi :
gre. * thyroeides (kalkan şekilli) (thyreos (kalkan) + oeides (ile ilgili, -a
ait, benzer, şekilli, biçimli) ) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı,
harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit,
dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * boynun ön kısmında yer alan
kelebek şeklindeki tiroid bezinin bir kısmının veya tamamının ameliyatla
çıkarılması işlemi, guatr ameliyatı
tiroidit :
gre. * thyroeides (kalkan şekilli) (thyreos (kalkan) + oeides (ile ilgili, -a
ait, benzer, şekilli, biçimli) ) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı,
enflamasyon, sorun, hastalık eki) * tiroid bezinin iltihaplanmasıyla
karakterize olan, bezin zarar görmesine yol açarak kana fazla tiroid hormonu
salgılanmasına (hipertiroidi) veya hormon üretiminin düşmesine (hipotiroidi)
neden olabilen, yaygın türleri arasında Hashimoto, subakut ve postpartum
tiroidit bulunan tiroid bezi iltihabı hastalığı
tiroit :
gre. * thyroeides (kalkan şekilli) (thyreos (kalkan) + oeides (ile ilgili, -a
ait, benzer, şekilli, biçimli) ) * boynun ön alt kısmında, adem elmasının hemen
altında yer alan, vücudun metabolizma hızını, enerji dengesini, kalp atış
hızını ve vücut sıcaklığını kontrol eden T3 ve T4 hormonlarını üreten küçük,
kelebek şeklinde bir salgı bezi, kalkanbezi
tirojen :
gre. * thyroeides (kalkan şekilli) (thyreos (kalkan) + oeides (ile ilgili, -a
ait, benzer, şekilli, biçimli) ) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak,
yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten,
meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (genos (gen, yaratılış, türeyiş,
üreme, oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins,
çeşit, sınıf, kategori) + es (ile ilgili, -a ait) ) * tiroid bezinden
kaynaklanan veya tiroidle ilişkili olan, tiroid hormonları veya tiroid
dokusuyla ilgili
tirokalsitonin :
gre. * thyroeides (kalkan şekilli) (thyreos (kalkan) + oeides (ile ilgili, -a
ait, benzer, şekilli, biçimli) ) + khalix (kireç taşı) (gre.); calx (kireç,
kireç taşı, kalsiyum) (lat.) + tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik,
anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte
vurgu, ses perdesi, denge) (gre.) + in (protein-peptit eki) (lat.) * tiroid bezinin
parafolliküler C hücrelerinden salgılanan, kandaki kalsiyum düzeyinin
düzenlenmesinde rol oynayan polipeptit hormon
tiroksin :
gre. * thyroeides (kalkan şekilli) (thyreos (kalkan) + oeides (ile ilgili, -a
ait, benzer, şekilli, biçimli) ) + oxin (bitki özlü bileşik eki) (oxys (keskin,
oksijen) (gre.) + ine (kimyasal madde eki) (lat.) ) * tiroid bezinin ürettiği,
metabolizma hızının ve enerji kullanımının düzenlenmesinde önemli rol oynayan
başlıca hormonlardan biri, T4 hormonu (C15H11I4NO4)
tiroservikal :
gre., lat. * thyroeides (kalkan şekilli) (thyreos (kalkan) + oeides (ile
ilgili, -a ait, benzer, şekilli, biçimli) ) (gre.) + cervix (boyun, baş-gövde
bağlantısı) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * tiroid bezi ve
boyun bölgesiyle ilişkili olan, özellikle tiroservikal trunkus gibi anatomik
yapılara ait olan
tirotoksikoz :
gre. * thyroeides (kalkan şekilli) (thyreos (kalkan) + oides (ile ilgili,
benzer, şekilli, biçimli) ) + toxikon, toxikos (yaya takılan, ok, yay; zehir)
(toxon, toxa (yay; ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + pharmakon
(zehir) (oklar için zehir) (okların ucuna zehir sürülmesinden) + osis (isim
yapım, durum, sorun, hastalık eki) * tiroid hormonlarının (T3 ve T4) vücutta
gereğinden fazla bulunması veya etkilerinin artması sonucu ortaya çıkan,
metabolizmanın hızlanması, çarpıntı, terleme ve kilo kaybı gibi belirtilere yol
açabilen klinik durum
tirotomi :
gre. * thyroeides (kalkan şekilli) (thyreos (kalkan) + oeides (ile ilgili, -a
ait, benzer, şekilli, biçimli) ) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome
(kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * gırtlakta
bulunan tiroid kıkırdağın cerrahi olarak kesilmesi işlemi, özellikle gırtlak
cerrahisinde uygulanan kesi işlemi
tirotropik : gre.
* thyroeides (kalkan şekilli) (thyreos (kalkan) + oeides (ile ilgili, -a ait,
benzer, şekilli, biçimli) ) + trephein (beslemek, gıdalamak, büyütmek,
geliştirmek), trophia (beslenme, gıdalanma, büyüme durumu) (trophos, trophe
(besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) )
+ ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * tiroid bezinin büyümesini,
gelişmesini veya işlevini uyaran veya tiroid dokusu üzerinde etkili olan
tirotropin :
gre. * thyroeides (kalkan şekilli) (thyreos (kalkan) + oeides (ile ilgili, -a
ait, benzer, şekilli, biçimli) ) + trephein (beslemek, gıdalamak, büyütmek,
geliştirmek), trophia (beslenme, gıdalanma, büyüme durumu) (trophos, trophe
(besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) )
+ ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * hipofiz bezinden salgılanan ve
tiroid bezini tiroid hormonları üretmesi için uyaran hormon, tiroid uyarıcı
hormon (TSH)
tirozin :
gre. * turos, tyros (peynir) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) * çoğu proteinin
bileşeni olan ve bazı hormonların sentezinde önemli olan hidrofilik bir amino
asit (C9H11NO3)
tirozinaz :
gre. * turos, tyros (peynir) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) + ase (enzim eki)
* melanin sentezinin ilk basamaklarında görev alan, tirozini oksitleyerek
melanin oluşumunu başlatan bakır içeren enzim
tirozinkinaz :
gre. * turos, tyros (peynir) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) + kinein (hareket
ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek,
kıpırdamak, kımıldamak) + ase (enzim eki) * hücrelerde proteinlerin tirozin
amino asidi kalıntılarına fosfat grubu ekleyerek hücre büyümesi, bölünmesi ve
sinyal iletiminde görev yapan enzim grubu
tirpidin :
tür. * tirpidin (ufak bahçe çapası) (tür (doğru, temiz) + pidin (bahçe, tarla)
) * toprak işlerinde, ot yolmada veya bahçe bakımında kullanılan küçük bir el
aleti, ufak bahçe çapası
tirpitil :
tür. * tirpidin (ufak bahçe çapası) (tür (doğru, temiz) + pidin (bahçe, tarla)
) * toprak işlerinde, ot yolmada veya bahçe bakımında kullanılan küçük bir el
aleti, ufak bahçe çapası
tirs :
ara. * tirs (silinip yeniden yazılabilen eski yazı kağıdı, parşömen yaprağı) *
eski yazıların silinerek üzerine yeniden yazıldığı parşömen veya kâğıt yaprağı;
palimpsest niteliğindeki yazı malzemesi
tirsi :
gre. * thríssa (sardalyamsı balık) * sardalyagiller familyasından, Karadeniz,
Marmara ve Akdeniz'de yaşayan, ilkbaharda üreme için nehir ağızlarına giren,
eti oldukça yağlı ve lezzetli olan, gümüş rengi pullu, elips vücutlu, ortalama
20-40 cm boyunda ve bol kılçıklı bir deniz balığı türü
tirşe :
far. * teraşe, tirşa (teraşe (kazınmış, tıraş edilmiş; silinmiş yazı, silinti;
eski yazının izi) * yeşil ile mavi arasında yer alan bir renk tonunu veya bu
renkte olan; eskiden üzerine yazı yazmak amacıyla hazırlanan hayvan derisi,
parşömen; yazısı silinmiş veya üzerine yeniden yazılmış kağıt veya parşömen;
silinmiş eski yazının alttan görünen izi, palimpsest yazısı
tirt :
tür. * tirt (işe yaramayan, değersiz kimse veya nesne) * işe yaramaz, vasat,
dandik, boş
tirvana :
far. * tuvan (güç, kuvvet), tuvana (güçlü, dinç, canlı) * Doğu Karadeniz
bölgesinde, özellikle Trabzon ve Rize yörelerinde yaşayan, güvercin
büyüklüğünde, gri-boz renkli, sonbahar mevsiminde bıldırcın göçünün ardından
bölgeye gelen göçmen bir kuş türü, üveyik kuşu (yaban güvercini / Streptopelia
turtur); bir balık türü Taeniura grabata
tiryak :
gre., ara. * theriakon (yabani hayvanlara karşı kullanılan ilaç, panzehir)
(gre.); tiryak (panzehir, zehirlenmeye karşı ilaç) (ara.) * zehire karşı kullanılan
panzehir veya ilaç; bir soruna karşı güçlü çare; bağımlılık derecesinde düşkün
olunan şey
tiryaki :
gre., ara. * theriakon (yabani hayvanlara karşı kullanılan ilaç, panzehir)
(gre.); tiryak (panzehir, zehirlenmeye karşı ilaç) + i (ile ilgili, -a ait)
(ara.) * iryak kullanan kimse; bir şeye aşırı düşkün veya bağımlı olan kimse
tis'a :
ara. * tis’a (dokuz, 9) * sekizden (8) sonra, ondan (10) önce olan doğal sayı
tis'un :
ara. * tis’un (doksan) * doksan
tisü :
lat., fra. * texere (dokumak, örmek) + -tus (yapılmış, örülmüş) (lat.); tissu
(doku, dokuma) (fra.) * birbirine bağlanmış veya dokunmuş şeylerden oluşan
yapı, dokuma; biyolojide benzer hücrelerin bir araya gelmesiyle oluşan yapı,
doku; günlük kullanımda ince kağıt mendil veya benzeri ince malzeme
tişört :
ing. * T (T harfi biçimi) + shirt (gömlek) * kolları ve gövdesi T harfine
benzeyen, genellikle kısa kollu, yakasız üst giysisi
tişu :
lat., fra. * texere (dokumak, örmek) + -tus (yapılmış, örülmüş) (lat.); tissu
(doku, dokuma) (fra.) * birbirine bağlanmış veya dokunmuş şeylerden oluşan
yapı, dokuma; biyolojide benzer hücrelerin bir araya gelmesiyle oluşan yapı,
doku; günlük kullanımda ince kağıt mendil veya benzeri ince malzeme
titan :
gre. * titan (güçlü ve büyük varlık) * unan mitolojisinde Uranos ile Gaia'nın
çocuklarından olan güçlü tanrısal varlıklardan her biri; çok güçlü, devasa veya
üstün nitelikli kimse veya şey (mecazi)
titania :
gre. * titan (güçlü ve büyük varlık) + ia (dişil isim yapım eki) * Titanlara
mensup dişi varlık; mecazen güçlü, heybetli kadın veya dişi varlık
titanomahia :
gre. * titan (güçlü ve büyük varlık) + makhia (savaş, çarpışma) * Yunan
mitolojisinde Titanlar ile Olimpos tanrıları arasında geçen büyük savaş, Titan
Savaşı
titanyum :
gre., lat. * titan (güçlü ve büyük varlık) (gre.) + ium (element eki) (lat.) *
atom numarası 22, simgesi Ti olan, hafif, dayanıklı ve korozyona dirençli
metalik kimyasal element
tithonia :
gre. * Tithonos (Yunan mitolojisinde Eos'un aşık olduğu, ölümsüzlük verilmesine
rağmen sonsuz gençlik verilmeyen ve sonunda yaşlanarak böceğe dönüştüğü
anlatılan mitolojik kişi) (teinein (uzatmak) + one, onos (izin, satın alma) ) +
ia (isim yapım eki) * papatyagiller (Asteraceae) familyasından, sarı veya
turuncu renkli çiçekleri olan ve genellikle Meksika ile Orta Amerika bölgesinde
yetişen, en bilinen türü "Meksika ayçiçeği" olan otsu bitki ve çalı
türlerini kapsayan bir bitki cinsi
titiz :
tür. * titiz (özenli, dikkatli; ayrıntılara önem veren) * bir işte veya
davranışta ayrıntılara çok dikkat eden, özenli ve dikkatli; aşırı seçici veya
kılı kırk yaran kimse
titr :
lat., fra. * titulus (yazıt, başlık, ünvan) (lat.); titre (başlık, ünvan;
derece, oran) (fra.) * bir yazının, filmin veya eserin başlığı; bir kimsenin
taşıdığı ünvan veya mevki; kimyasal çözeltinin derişimini belirleyen ölçü
titrant :
fra. * titre (ünvan, derece), titrer (derecelemek, oranını veya değerini
belirlemek) + ant (-cı, yapan, eden eki) * titrasyon işleminde derişimi bilinen
ve derişimi bilinmeyen çözeltinin miktarını belirlemek için kullanılan çözelti,
ayıraç
titrasyon :
fra. * titre (ünvan, derece), titrer (derecelemek, oranını veya değerini
belirlemek) + tion (isim yapım eki) * bir çözeltinin derişimini, derişimi
bilinen başka bir çözeltiyle tepkimeye sokarak belirleme yöntemi, hacimsel
analiz
titrek :
tür. * titr (sarsılmak, farklanmak, sallanmak) + ek (sıfat yapım eki) *
titreyen, sürekli veya hafifçe sarsılan; sesi, eli veya hareketi kararsız
biçimde titreşen
titremek :
tür. * titr (sarsılmak, farklanmak, sallanmak) + e (ulama bağlacı) + mek (fiil
mastar eki) * istemsiz veya hızlı biçimde hafifçe sallanmak, sarsılmak, frekans
oluşturmak
titreşim :
tür. * titr (sarsılmak, farklanmak, sallanmak) + e (ulama bağlacı) + şim (isim
yapım eki) * bir cismin veya ortamın denge konumu çevresinde düzenli veya
düzensiz biçimde ileri geri hareket etmesi, durum farklanması, vibrasyon
titreşmek :
tür. * titr (sarsılmak, farklanmak, sallanmak) + eş (dönüşlü veya işteş fiil
eki) + mek (fiil mastar eki) * birlikte veya karşılıklı olarak titremek,
sallanmak, titreşim hareketi yapmak, aşağı yukarı/ileri olacak şekilde tekrarlı
hareket yapmak
titrimetrik :
fra. * titre (ünvan, derece), titrer (derecelemek, oranını veya değerini
belirlemek) (fra.) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait) (gre.) * bir çözeltinin
derişimini (konsantrasyonunu), hacmi ve derişimi tam olarak bilinen başka bir
standart çözeltiyle (titrant) verdiği kimyasal reaksiyonun ölçülmesi ile ilgili
tityridae :
gre., lat. * tityri (Antik Yunan'da Pan ve Bakkus'un (Dionispos) mitolojik
yoldaşları olan satirler ve benzeri doğa ruhları) (gre.) + idae (-giller,
hayvan familyası eki) (lat.) * Passeriformes (ötücü kuşlar) takımından olan,
Orta ve Güney Amerika'nın (Neotropik bölge) orman ile ağaçlık alanlarında
yaşayan, genellikle kafaları büyük, kuyrukları ise nispeten kısa olan,
tityralar, becardlar ve akrabalarını içeren bir ötücü kuş familyası
tival :
ara. * tavil (uzun) * uzunlar, uzun olanlar
tiyatro :
gre. * theatron (seyir yeri, gösteri izlenen yer) (theaomai (seyretmek,
izlemek, görmek) + tron (yer) ) * izleme yeri, görme yeri, seyretme yeri; oyun
sahnelenen yer; sahnede oynanmak üzere hazırlanmış eser; oyuncuların sahne
üzerinde canlandırdığı dramatik gösteri; bu gösterilerin yapıldığı sanat dalı
veya yapı
tiyazid :
gre., lat. * thiazide (tiyazid; kükürt ve azot içeren heterosiklik bileşik
grubu) (theion (kükürt) + azole (mantar önleyici ilaçlarda yer alan bir veya
daha fazla nitrojen (azot) atomu içeren 5 üyeli bir halkaya sahip bir grup
heterosiklik bileşik belirtici ek) (azotos, azotikos (yaşamsız, cansız,
hayatsız) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) ) + ide (ikili bileşik, anyon
eki) (lat.) * yüksek tansiyon ve vücutta su tutulumu (ödem) tedavisinde
kullanılan, böbreklerin tuz ve su atılımını artırarak kan basıncını düşürmeye
yardımcı olan bir idrar söktürücü (diüretik) ilacın etken mddesi
(hidroklorotiyazid C7H8ClN3O4S2)
tiyazol :
gre., lat. * thiazide (tiyazid; kükürt ve azot içeren heterosiklik bileşik
grubu) (theion (kükürt) + azole (mantar önleyici ilaçlarda yer alan bir veya
daha fazla nitrojen (azot) atomu içeren 5 üyeli bir halkaya sahip bir grup
heterosiklik bileşik belirtici ek) (azotos, azotikos (yaşamsız, cansız,
hayatsız) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) ) (lat.) * yapısında üç
karbon, bir azot ve bir kükürt atomu bulunduran, ağrı kesiciler, romatizma
ilaçları, kanser tedavileri, antibiyotikler ve vitaminler gibi pek çok farklı
gruptaki ilaç etken maddesi olarak kullanılan beşli halka şeklindeki organik
bileşiklerin genel adı (C3H3NS)
tiyazolidindion :
gre., lat. * thiazide (tiyazid; kükürt ve azot içeren heterosiklik bileşik
grubu) (theion (kükürt) + azole (mantar önleyici ilaçlarda yer alan bir veya
daha fazla nitrojen (azot) atomu içeren 5 üyeli bir halkaya sahip bir grup
heterosiklik bileşik belirtici ek) (azotos, azotikos (yaşamsız, cansız,
hayatsız) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) ) + idine (azot içeren
heterosiklik bileşik eki) + dion (iki keton grubu (C=O) eki) ) (di (iki) + one
(oksijenli bileşik, keton grubu (C=O) ) (lat.) * tip 2 diyabet tedavisinde
kullanılan, vücudun insüline karşı direncini kırarak hücrelerin insülini daha
verimli kullanmasını sağlayan ve kan şekerini düşüren, oral (ağızdan) alınan
ilaç sınıfı, glitazonlar (C3H3NO2S)
tiye almak :
tür. * tiye (alay, dalga geçme, küçümseme, eğlenme) + almak (edinmek,
yakalamak, kavramak, tutmak) * bir kişiyi, bir durumu veya bir olayı ciddiye
almayarak şaka yollu alay etmek, eğlenceye vurmak veya hafife almak, çok
kırmadan, inceden inceye dalga geçmek
tiyn :
ara. * tiyn (kil, balçık, çamur, cıvık toprak) * suyla karışmış yumuşak toprak,
kil, balçık, çamur
tiynet :
ara. * tiyn, tin (kil, balçık, çamur, cıvık toprak), tina (çömlekçi kili,
balçık; hammadde)+ et (isim yapım eki) * yaratılış, huy, tabiat, maya, öz;
balçık, çamur
tiyobarbital :
gre., lat. * theion (kükürt (S) ) (gre.) + barbital (acidum barbituricum
(barbitürik asit türevi) + alis (ile ilgili, -a ait; kimyasal madde eki) )
(lat.) * yapısındaki oksijen yerine kükürt atomu içeren bir barbitürik asit
türevi olan, merkezi sinir sistemini hızla etkileyen ve tıpta anestezik veya
sedatif olarak kullanılan bileşiklerin temelini oluşturan madde, tiyobarbitürik
asit (C4H4N2O2S)
tiyoglikolat :
gre., lat. * theion (kükürt (S) ) + glykys (tatlı, şeker) (gre.) + ol
(hidroksil, alkol grubu OH) ) + ate (asit tuzu veya esteri eki) (lat.) *
saçları kıvırmak, tüyleri dökmek veya laboratuvarda bakteri üretmek için
kullanılan, tiyoglikolik asidin tuz veya ester kökenli bileşiği (C2H3KO2S)
tiyokolşikosid :
gre., lat. * theion (kükürt (S) ) + kolkhikon (Gürcistan'daki Kolkhis (Colchis)
bölgesinden) + on (isim yapım eki) (gre.); colchicum (çiğdem bitkisi) (lat.);
colchique (fra.) + caedere, cidere (kesmek, yarmak, parçalamak, doğramak,
vurmak, çarpmak; öldürmek), cidus (öldüren) (lat.) * kas-iskelet sistemi
hastalıklarına bağlı ağrılı kas spazmlarını tedavi etmek için kullanılan,
genellikle bel, boyun ve sırt ağrısı gibi durumlarda diğer ağrı kesicilerle
birlikte kısa süreli olarak reçete edilen merkezi sinir sistemi etkili yarı
sentetik bir kas gevşetici (miyorelaksan) etken madde (C27H33NO10S)
tiyoksanten :
gre. * theion (kükürt (S) ) + xanthene (ksanten; aromatik heterosiklik bileşik)
(xanthos (sarı) + ene (çift bağ içeren doymamış hidrokarbon molekülü eki) ) *
bir kükürt atomu içeren üç halkalı aromatik bileşik yapısı, bazı antipsikotik
ilaçların temel kimyasal iskeleti (C13H10S)
tiyol :
gre., lat. * theion (kükürt (S) ) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH)
(lat.) * yapısında bir hidrojen atomuna bağlı kükürt atomu içeren, yapısal
olarak alkollere benzeyen, ancak alkollerdeki oksijenin yerini kükürtün adığı,
çürük yumurta, sarımsak veya kokarca kokusu gibi keskin ve ağır kokularıyla
bilinen -SH sülfhidril grubu organik bileşikler
tiyopental :
gre. * theion (kükürt (S) ) + penta (beş) (gre.) + barbital (acidum
barbituricum (barbitürik asit türevi) + alis (ile ilgili, -a ait; kimyasal
madde eki) ) (lat.) * kükürt içeren barbitürat yapısında olan, hızlı ve kısa
etkili genel anestezik özellik gösteren ilacın etken maddesi (C11H18N2O2S)
tiyopental sodyum :
gre., lat. * theion (kükürt (S) ) (gre.) + penta (beş) (gre.) + barbital
(acidum barbituricum (barbitürik asit türevi) + alis (ile ilgili, -a ait;
kimyasal madde eki) ) + sodium (natrium (Na), tuz formu) (lat.) * hipnoz ve
anesteziye neden olan ancak analjezi sağlamayan, çok kısa etkili bir merkezi
sinir sistemi depresanı; kısa etkili anestezik etki sağlayan bir barbitürat
türevi ilacın etken maddesi (enjeksiyonluk tiyopental sodyum) (C11H17N2NaO2S)
tiyoridazin :
gre., lat. * theion (kükürt (S) ) (gre.) + piperid (piperidin halkası içeren) +
azine (fenotiyazin türevi kimyasal yapı eki) (lat.) * bulantı ve kusmayı
önlemek, denge ve mide bulantısı sorunlarında ve ayrıca şizofreni ve diğer
psikozlarda kullanılan, dopamin reseptörlerini bloke ederek psikoz
semptomlarını azaltan prochlorperazine veya benzeri fenotiyazin türevi
antiemetik ilaç (yan etkileri arasında sedasyon ve ekstrapiramidal belirtiler
bulunur.) (C21H27N2S2Cl (hidroklorid)
tiyosiyanat :
gre., lat. * theion (kükürt (S) ) + kyanos (mavi, koyu mavi, lacivert) (gre.) +
id (anyon ve iyon türevi eki) (lat.) * vücudun siyanürü [CN]⁻ zararsız hale getirmek için
ürettiği, siyanürden çok daha az zehirli bir metabolizma ürünü ([SCN]⁻)
tiyosülfat :
gre., lat. * theion (kükürt (S) ) (gre.) + sulphate (SO4²⁻) (sulfur, sulphur (kükürtün
(S) bir elementle oluşturduğu bileşik) (sulphur (selp, sulph (yağ) + urum, ura
(ikili bileşik, inorganik ve anyon-katyon temelli tuz eki) ) + atum, ate (bir
asidin esterini veya tuzunu belirten ek) (lat.) * sülfatın bir oksijen atomunun
kükürt atomuyla yer değiştirmesiyle oluşan, özellikle sodyum tiyosülfat
biçiminde siyanür zehirlenmesinin tedavisinde antidot olarak ve fotoğrafçılıkta
sabitleyici madde olarak kullanılan bileşik (S2O3²⁻)
tiyotepa :
gre., lat. * theion (kükürt (S) ) + TEPE (tetraetilenpentamin) (tettares,
tettores, tessares (dört), tetras (dörtlü, dört sayısı; grup halinde dört şey)
+ ethyl (etil (C2H5- alkil grubu) + ene (çift bağ içeren doymamış hidrokarbon
molekülü eki) + penta (beş) (gre.) + amine (amonyak türevli bir azot içeren
grup (-NH2) eki) (lat.) ) * kanser tedavisinde, özellikle mesane, meme ve
yumurtalık kanserlerinde kullanılan alkilleyici kemoterapi ilacı (C9H12N3PS)
tiz :
tür. * tiz (yüksek, yüksek frekanslı, ince sesli; keskin, sivri, hızlı) * ince
ve yüksek perdeden çıkan ses; sesin pes karşıtı olan yüksek perdeli niteliği;
müzikte yüksek frekanslı ses
tiz acem :
tür., far. * tiz (yüksek, yüksek frekanslı, ince sesli; keskin, sivri, hızlı)
(tür.) + acem (İranlı; yabancı; Türk musikisinde mi notasına yakın bir perde,
bir makam) (far.) * Türk musikisinde Acem perdesinin bir oktav üstündeki
karşılığı olan, batı müziğindeki ince fa (F) sesine denk gelen tiz bölgesindeki
ses
tiz bayati :
tür., far. * tiz (yüksek, yüksek frekanslı, ince sesli; keskin, sivri, hızlı)
(tür.) + bayad, bayat (varlık, devlet, imkan, zenginlik) (tür.) + i (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.) * ürk musikisinde Bayati perdesinin bir
oktav üstündeki karşılığı olan, Batı müziğindeki ince fa diyez (F♯) sesine denk
gelen tiz bölgesindeki ses
tiz buselik :
tür., ara. * tiz (yüksek, yüksek frekanslı, ince sesli; keskin, sivri, hızlı)
(tür.) + ebu (baba, ata) + salaka (yola gitmek, yolculuk etmek), selik, salik
(yola giren, yol yürüyen, yolcu, bir yola girmiş olan; yol, iz) (ara.) *
Buselik perdesinin bir oktav üstündeki karşılığı olan, Batı müziğindeki ince fa
(F) sesine denk gelen tiz bölgesindeki ses
tiz çargah :
tür., far. * tiz (yüksek, yüksek frekanslı, ince sesli; keskin, sivri, hızlı)
(tür.) + car, çar (dört, cihar) + gah (yer, mekan, konum, mevki, makam,
lokasyon) (far.) * Türk musikisinde Çargah perdesinin bir oktav üstündeki
karşılığı olan, Batı müziğindeki ince sol (G) sesine denk gelen tiz
bölgesindeki ses.
tiz evc :
tür., ara. * tiz (yüksek, yüksek frekanslı, ince sesli; keskin, sivri, hızlı)
(tür.) + evc (doruk, zirve, tepe, uç, bir şeyin en yüksek noktası) (ara.) *
Türk musikisinde Evc perdesinin bir oktav üstündeki karşılığı olan, Batı
müziğindeki ince la bemol (A♭)
sesine denk gelen tiz bölgesindeki ses
tiz gerdaniye :
tür., far., ara. * tiz (yüksek, yüksek frekanslı, ince sesli; keskin, sivri,
hızlı) (tür.) + gardan (boynun ön kısmı, ense ile göğüs arası; dönmek,
döndürmek, çevirmek, çevrilmek) (far.) + iye (yer ve durum eki) (ara.) * Türk
musikisinde Gerdaniye perdesinin bir oktav üstündeki karşılığı olan, Batı
müziğindeki ince la (A) sesine denk gelen tiz bölgesindeki ses
tiz hicaz :
tür., ara. * tiz (yüksek, yüksek frekanslı, ince sesli; keskin, sivri, hızlı)
(tür.) + hacz (engellemek, mani olmak), hicaz (engel, mani, bariyer) (ara.) *
Türk musikisinde Hicaz perdesinin bir oktav üstündeki karşılığı olan, Batı
müziğindeki ince re (D) sesine denk gelen tiz bölgesindeki ses
tiz hisar :
tür. * tiz (yüksek, yüksek frekanslı, ince sesli; keskin, sivri, hızlı) + hisar
(etrafı çevrili yer, müstahkem yer, sur, korugan) * Türk musikisinde Hisar
perdesinin bir oktav üstündeki karşılığı olan, Batı müziğindeki ince mi (E)
sesine denk gelen tiz bölgesindeki ses
tiz hüseyni :
tür. * tiz (yüksek, yüksek frekanslı, ince sesli; keskin, sivri, hızlı) (tür.)
+ huseyn (hasan (güzel, yumuşak mizaçlı, iyi, erdemli) + eyn (küçültme eki) ) +
i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.) * Türk musikisinde Hüseyni
perdesinin bir oktav üstündeki karşılığı olan, Batı müziğindeki ince mi bemol
(E♭) sesine denk gelen
tiz bölgesindeki ses
tiz mahur :
tür., far. * tiz (yüksek, yüksek frekanslı, ince sesli; keskin, sivri, hızlı)
(tür.) + meyhvar, meyhor (meyhane, içki meclisi; kumarhane) (may, mey (içki,
şarap) + hvar, hor (yiyen, içen, tüketen) ) (far.); mahur (ara.) * Türk
musikisinde Mahur perdesinin bir oktav üstündeki karşılığı olan, Batı
müziğindeki ince sol (G) sesine denk gelen tiz bölgesindeki ses
tiz muhayyer :
tür., ara. * tiz (yüksek, yüksek frekanslı, ince sesli; keskin, sivri, hızlı)
(tür.) + muhayyer (seçilebilir, tercih edilmiş) (ara.) * Türk musikisinde
Muhayyer perdesinin bir oktav üstündeki karşılığı olan, Batı müziğindeki ince
la (A) sesine denk gelen tiz bölgesindeki ses
tiz neva :
tür., far. * tiz (yüksek, yüksek frekanslı, ince sesli; keskin, sivri, hızlı)
(tür.) + neva (ahenk, ses, güzel sada, nağme, avaz) (far.) * Türk musikisinde
Neva perdesinin bir oktav üstündeki karşılığı olan, Batı müziğindeki ince re
(D) sesine denk gelen tiz bölgesindeki ses
tiz saba :
tür., far. * tiz (yüksek, yüksek frekanslı, ince sesli; keskin, sivri, hızlı)
(tür.) + saba (gün doğusundan esen hoş ve latif rüzgar) (far.) * Türk
musikisinde Saba perdesinin bir oktav üstündeki karşılığı olan, Batı
müziğindeki ince do (C) sesine denk gelen tiz bölgesindeki ses
tiz segah :
tür., far. * tiz (yüksek, yüksek frekanslı, ince sesli; keskin, sivri, hızlı)
(tür.) + segah (dizi, sıra, koma aralıklı si-bemol bölgesi ve karar hissi veren
temel perde) (far.) * Türk musikisinde Segâh perdesinin bir oktav üstündeki
karşılığı olan, Batı müziğindeki ince si (B) sesine denk gelen tiz bölgesindeki
ses
tiz sünbüle :
tür., ara. * tiz (yüksek, yüksek frekanslı, ince sesli; keskin, sivri, hızlı)
(tür.) + sünbüle (çiçek ismi, sümbül) (ara.) * Türk musikisinde Sünbüle
perdesinin bir oktav üstündeki karşılığı olan, Batı müziğindeki ince fa diyez
(F♯) sesine denk gelen tiz bölgesindeki ses
tiz şehnaz :
tür., ara. * tiz (yüksek, yüksek frekanslı, ince sesli; keskin, sivri, hızlı)
(tür.) + şehnaz (padişahın zarafeti, krallığın güzelliği, kraliyet güzelliği)
(şeh (padişah, hükümdar, kral) + naz (zerafet, güzellik, çekicilik, naz) )
(far.) * Türk musikisinde Şehnaz perdesinin bir oktav üstündeki karşılığı olan,
Batı müziğindeki ince sol diyez (G♯) sesine denk gelen tiz bölgesindeki ses
tiz şuri :
tür., ara. * tiz (yüksek, yüksek frekanslı, ince sesli; keskin, sivri, hızlı)
(tür.) + şuri (tuzlu, kekremsi; coşkun, heyecanlı, neşeli veya feryat/figan;
Türk musikisinde Kafkas ve Tatar müziği ezgilerinin etkisini taşıyan, kendi
içinde genellikle ağır, içe dönük ve sade bir yapıya sahip bir makam) (far.) *
Türk musikisinde Şûri perdesinin bir oktav üstündeki karşılığı olan, Batı
müziğindeki ince mi bemol (E♭)
sesine denk gelen tiz bölgesindeki ses
tiz uzzal :
tür., ara. * tiz (yüksek, yüksek frekanslı, ince sesli; keskin, sivri, hızlı)
(tür.) + azl (uzaklaştırmak, ayırmak), uzzal (uzaklaştırılmış, ayrılmış) (ara.)
* Türk musikisinde Uzzal perdesinin bir oktav üstündeki karşılığı olan, Batı
müziğindeki ince fa diyez (F♯) sesine denk gelen tiz bölgesindeki ses
tiz yegah :
tür., far. * tiz (yüksek, yüksek frekanslı, ince sesli; keskin, sivri, hızlı)
(tür.) + yegah (birinci yer, ilk makam; kalın re notasının karşılığı sayılan,
Türk musikisindeki bir birleşik (mürekkep) makam) (yek (bir, tek) + gah (yer,
mekan, konum, mevki, makam, lokasyon) ) (far.) * Türk musikisinde Yegâh
perdesinin bir oktav üstündeki karşılığı olan, Batı müziğindeki ince re (D)
sesine denk gelen tiz bölgesindeki ses
tizanidin :
gre., lat. * theio (kükürt (S) ) + azot (nitrojen) (N=N) atomu eki) (gre.) +
idine (azot içeren heterosiklik bileşik eki; alfa-2 adrenerjik agonisti eki)
(lat.) * genellikle multipl skleroz (MS), omurilik yaralanmaları veya şiddetli
omurga kökenli kas spazmlarının tedavisinde kullanılan, merkezi sinir sistemine
etki ederek aşırı kas tonusunu ve spazmları azaltan, reçeteli bir merkezi
etkili kas gevşetici ilacın etken maddesi (C9H8ClN5S)
tiz-çeşm :
tür., far. * tiz (yüksek, yüksek frekanslı, ince sesli; keskin, sivri, hızlı)
(tür.) + çeşm (göz) (far.) * keskin bakışlı, bakışları sert ve etkili olan
kimse
tiz-dest :
tür., far. * tiz (yüksek, yüksek frekanslı, ince sesli; keskin, sivri, hızlı)
(tür.) + dest (el) (far.) * eli çabuk, hızlı hareket eden, bir işi kısa sürede
yapan kimse
tizgen anahtarı :
tür., gre. * tiz (yüksek, yüksek frekanslı, ince sesli; keskin, sivri, hızlı) +
gen (sıfat yapım eki) (tür.) + anoigein (açmak), anoikter (açıcı, anahtar)
(gre.) + ı (iyelik eki) (tür.) * batı müziğinde yaygın olarak bilinen sol
anahtarı (tiz anahtarı) veya G-clef olarak bilinen, Klasik Türk müziğinde ise
özellikle birinci çizgideki do anahtarını (diskant anahtarı) temsil eden ve
ince (tiz) sesleri göstermek için kullanılan nota anahtarı
tiz-reftar :
tür., far. * tiz (yüksek, yüksek frekanslı, ince sesli; keskin, sivri, hızlı)
(tür.) + reftar (yürüyüş, gidiş, davranış) * hızlı yürüyen, çabuk hareket eden;
hareketleri ve yürüyüşü hızlı olan kimse
Tl :
gre., lat. * thallium (thallos (yeşil sürgün, genç filiz) (gre.) + ium
(kimyasal element eki) (lat.) ) * atom numarası 81 olan, periyodik tablonun 13.
grubunda bulunan, yumuşak, elektronik cihazlarda, optik malzemelerde, tıbbi
görüntüleme araştırmalarında ve özel alaşımlarda kullanılan ağır ve zehirli bir
metal element
TLC :
ing. * total (toplam) + lung (akciğer) + capacity (kapasite) * akciğerin tam
kapasitesini ölçen pulmoner fonksiyon test parametresi
tlepş :
çer. * Tlepş (Çerkes mitolojisinde demircilikle ilişkilendirilen tanrısal ad) *
Kafkasya Çerkes Nart mitolojisindeki destanlarda demircilerin, madencilerin ve
dökümcülerin koruyucusu sayılan tanrı
TLS :
ing. * transport (taşıma) + layer (katman) + security (güvenlik) * bilgisayar
ağı üzerinden güvenli veri iletimi sağlayan modern şifreleme protokolü
tm :
ing. * trade (ticaret) + mark (marka) * bir şirketin ürünlerini veya
hizmetlerini başka şirketlerden ayırmaya yarayan isim, logo, kelime veya
işaretlerin yasal olarak korunması, ticari marka
Tm :
lat. * thulium (Thule (antik kaynaklarda Kuzey Avrupa'daki efsanevi uzak bölge
adı) + ium (kimyasal element eki) ) * atom numarası 69 olan, lantanitler
serisinde bulunan, nadir bulunan, yumuşak ve gümüş renkli, lazerlerde,
taşınabilir X ışını cihazlarında, manyetik malzemelerde ve bilimsel
araştırmalarda kullanılan toprak elementi
tobramisin :
gre., lat. * zu (insan) + mab (insanlaştırılmış monoklonal antikor eki,
(humanized monoclonal antibody) ) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal
organizma) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) (lat.) *
bakterilerin yol açtığı enfeksiyonları tedavi etmek için kullanılan,
bakterileri öldürerek veya çoğalmalarını durdurarak etki gösteren güçlü bir
aminoglikozid sınıfı antibiyotik (C18H37N5O9)
tocilizumab :
lat. * to (farmasötik ön ek) + ci (kardiyovasküler sistem belirteci) + li
(İmmünomodülasyon (bağışıklık sistemini düzenleme) belirteci) + zu
(insanlaştırılmış) + mab (monoklonal antikor eki, (humanized monoclonal
antibody) ) * bağışıklık sisteminde iltihaba yol açan interlökin-6 (IL-6)
proteinini engelleyen bir bağışıklık düzenleyen, genellikle romatit artrit,
juvenil idiyopatik artrit ve bazı şiddetli bağışıklık veya iltihap durumlarının
tedavisinde damardan veya deri altından kullanılan ilacın etken maddesi
(C6428H9976N1720O2018S42)
toddler :
ing. * toddle (dengesiz ve sallanarak yürümek) + er (-cı, yapan, eden eki) *
yürümeye başlayan çocuk
todori :
gre. * todori (Rum meyhaneci Todori Usta (Todori Çarkas)’nın isminden) *
1920'li yıllarda Rum meyhaneci Todori Usta (Todori Çarkas) tarafından kurulmuş
olan, güncel durumda Fenerbahçe Spor Kulübü tarafından tesis ve restoran olarak
yaşatılmakta olan tarihi bir meyhane ve sosyalleşme mekanın ismi
tofacitinib :
lat., gre. * tofa (farmasötik ön ek) + ci (son ek) + tinib (tyrosine kinase
(tirozin kinaz) inhibitörü) (tyrosine (aminoasit) (turos, tyros (peynir) + ine
(ile ilgili, gibi, -a ait) ) + kinesis, kinase (kinein (hareket ettirmek,
devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak,
kımıldamak) + asis (son ek) ) (gre.) + inhibitor (engelleyici, önleyici, mani
olan) (lat.) ) * bağışıklık sisteminin aşırı çalışmasını yavaşlatan, romatoid
artrit, sedef hastalığı (psoriatik artrit), ankilozan spondilit ve ülseratif
kolit gibi iltihaplı eklem ve bağırsak hastalıklarının tedavisinde kullanılan
Janus kinaz (JAK) inhibitörü ilacın etken maddesi (C16H20N6O)
tofieldia :
ing., lat. * Tofieldia (İngiliz botanikçi Thomas Tofield’in soyadından) (ing.)
+ ia (isim yapım eki) (lat.) * Tofieldiaceae (tofieldiagiller) familyasından,
serin ve ılıman bölgelerde yetişen, küçük ve beyazimtırak çiçekleri olan çok
yıllık otsu çiçekli bitkileri kapsayan bir botanik cinsi
tofüs :
lat. * tophus (taş, mermer, tüf, gözenekli kireç taşı) * kronik gut
hastalığında vücutta ürik asit kristallerinin (monosodyum ürat) birikmesiyle
oluşan sert, beyaz veya sarımsı renkli deri altı yumruları veya şişlikleri
(Genellikle uzun süre tedavi edilmeyen gut hastalarında görülür.)
togo :
ewe. * to (su) + go (kıyı veya liman) * Batı Afrika'da yer alan, güneyde Gine
Körfezi'ne kıyısı bulunan, batısında Gana, doğusunda Benin, kuzeyinde Burkina
Faso bulunan ülke
toğrul :
tür. * doğ, toğ, tuğ, doğ (yükselmek, çıkmak, oluşmak, yaratılmak, meydana
çıkmak, doğmak, türemek, üremek) + rul (fiili isim yapım eki, gibi, ile ilgili)
* çakırdoğan, doğan ve şahin gibi yırtıcı, büyük bir avcı kuş türü
toht :
far. * tohten (batırmak, saplamak, iğnelemek) * çoban köpeklerinin boğazına ve
boynuna takılan, onları kurt gibi yabani hayvanların saldırısından koruyan dikenli
demir halka veya tasma
tohum :
tür. * toğ, tuğ, doğ (yükselmek, çıkmak, oluşmak, yaratılmak, meydana çıkmak,
doğmak, türemek, üremek) + hum (isim yapım eki) * bitkilerde yeni birey meydana
getiren canlı madde, çekirdek, ürün veren öz; soydan gelen nesil; başlangıç
noktası; döllenme sonucu oluşan ve uygun koşullarda yeni bir bitki haline
gelebilen canlı yapı; bir şeyin kaynağı, özü, ilk hali (mecazi)
tok :
tür. * tok (aç olmayan, doymuş) * açlık hissi gitmiş olan, aç olmayan, doymuş,
tatmin olmuş; sesin dolgun, canlı, gür ve tatmin edici olduğuna işaret eden,
genellikle müzik ve konuşma seslerinde kullanılan tanımlama
toka :
tür. * tok (tutmak, kavramak, sıkıştırmak, çarpmak, vurmak, dokunmak) + ka
(isim yapım eki) * saç, giysi veya diğer materyalleri tutmak için kullanılan
küçük, genellikle metal, plastik veya benzeri sert maddeden yapılmış aksesuar
tokaç :
tür. * tok (tutmak, kavramak, sıkıştırmak, çarpmak, vurmak, dokunmak) + aç
(isim yapım ve araç eki) * çamaşır yıkarken, ıslak çamaşırlara vurulan,
tahtadan kabaca yapılmış, yassı tokmak
tokalaşmak :
tür. * tok (tutmak, kavramak, sıkıştırmak, çarpmak, vurmak, dokunmak) + ka
(isim yapım eki) + laş (işteş fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * birbirinin
elini sıkmak, el sıkışmak
tokamak :
rus. * toroidalnaya (toroidal, halka biçimli) + kamera (oda, hazne) + s (ile) +
magnitnymi (manyetik) + katushkami (bobinler, sargılar) * toroidal (halka
biçimli) manyetik bobinlerle çevrili odacık; Sovyetler Birliği’nde geliştirilen
ve plazmayı güçlü manyetik alanlarla halka biçiminde kapalı bir odada tutarak
kontrollü nükleer füzyon reaksiyonu gerçekleştirmeyi amaçlayan deneysel cihaz;
güneşin enerji üretme mekanizmasını yapay olarak yeniden oluşturmayı
hedefleyen, yüksek sıcaklıkta plazmayı manyetik alanlarla hapsedip füzyon
reaksiyonu sağlayan nükleer füzyon reaktörü
tokat :
gre. * tokati, eudoxia, evdokia (iyi niyet, irade, dilek; iyi nam, iyi hüküm
verme) + da (son ek) * Karadeniz Bölgesinin orta kesiminde yer alan ve
kuzeyinde Samsun, kuzeydoğusunda Ordu, güney - güneydoğusunda Sivas,
güneybatısında Yozgat ve batısında Amasya bulunan 60 plaka numaralı il
tokat :
tür. * dok, tok (temas) + at (etme hali) * el ile temas etmek, el ile vurmak,
sert "dok"unuş (dok + at), dövme, vurma
tokatçı :
tür. * dok, tok (temas) + at (etme hali) + çı (yapan, eden eki) * insanları
kandırarak parasını veya malını alan kimse, dolandırıcı, sahtekar, hilekar,
düzenbaz
tokelau :
poli. * tokelau (kuzey rüzgarı, kuzey-kuzeydoğu) * Yeni Zelanda’nın başkenti
tokgözlü :
tür. * tok (aç olmayan, doymuş) + göz (görme organı) + lü (sıfat yapım eki) *
açgözlü olmayan, elindekilerle yetinmesini bilen, mala, paraya veya yiyeceğe
aşırı düşkünlük göstermeyen, elindeki imkanlarla mutlu olan ve başkasının
malında gözü kalmayan
tokmak :
tür. * toki (dövmek, vurmak) + mak (araç eki) * genellikle ağaç, kauçuk veya
plastik gibi malzemelerden yapılan iri çekiç; kapılara takılan, kapıyı vurarak
ses çıkarmaya yarayan metal parça; davul çalmaya yarayan ahşaptan yapılmış sopa
tokmakçı :
tür. * toki (dövmek, vurmak) + mak (araç eki) + çı (yapan, eden eki) * bir
kadınla cinsel ilişkiye giren erkek, vurucu (argo)
tokoferol :
gre. * tokos (doğum, doğurma, evlat) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek)
(gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) * hücreleri zararlı maddelerden
koruyan, bitkisel sıvı yağlar, fındık, badem, ayçiçeği çekirdeği ve yeşil
yapraklı sebzelerde bolca bulunan, alfa, beta, gama ve delta gibi çeşitleri
olan, yağda çözünen güçlü bir antioksidan olan E vitamininin diğer adı ve
kimyasal yapı taşlarından biri (en etkili olanı alfa-tokoferol formudur.)
(C29H50O2)
tokolitik :
gre. * tokos (doğum, doğurma, evlat) + lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı
çözmek, salmak), lytikos (gevşeten, çözen, serbest bırakan, ayrıştıran) (lysis
(gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) ) + tis
-cı, yapan, eden eki) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * rahim
kasılmalarını azaltarak veya durdurarak erken doğum eylemini geciktirmek
amacıyla kullanılan ilaçların genel ismi veya ilgili tedavi yöntemi, doğum
sancılarını baskılayıcı niteliğe haiz olan
tokoliz :
gre. * tokos (doğum, doğurma, evlat) + lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı
çözmek, salmak), lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest
kalma, yıkım) * erken doğum riski taşıyan gebelerde rahim kasılmalarının
ilaçlarla azaltılarak veya durdurularak erken doğumun geciktirilmesi, doğum
eyleminin baskılanması
toksemi :
gre. * toxikon (ok zehiri) (toxikos (toxon (ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) ) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat
(kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bakteri toksinlerinin, zararlı
mikroorganizmaların salgılarının veya metabolik artıkların kana karışmasıyla
oluşan genel bir kan zehirlenmesi veya sistemik zehirlenme durumu
toksijenik :
gre. * toxikon (ok zehiri) (toxikos (toxon (ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) ) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana
getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren,
oluşturan, kaynaklanan) (genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum,
köken, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) +
es (ile ilgili, -a ait) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * toksin (zehir)
üretebilme yeteneğine sahip olan (Genellikle vücutta hastalık yapıcı zehirli
maddeler (toksinler) salgılama özelliğine sahip olan bakteri, mantar veya
mikroorganizmalar için kullanılır.)
toksijenite :
gre., lat. * toxikon (ok zehiri) (toxikos (toxon (ok) + ikos (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) ) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana
getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren,
oluşturan, kaynaklanan) (genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum,
köken, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) +
es (ile ilgili, -a ait) ) (gre.) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * bir
mikroorganizmanın (bakteri veya mantar gibi) zehirli madde (toksin) üretme ve
salgılama yeteneği
toksik :
gre. * toxon (yay); toxikon, toxikos (yaya takılan, ok, yay; zehir) (toxon,
toxa (yay; ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + pharmakon (zehir)
(oklar için zehir) (okların ucuna zehir sürülmesinden) * zehirli, organizmaya
zarar verici; ruh sağlığını bozucu
toksik demans :
gre., lat. * toxon (yay); toxikon, toxikos (yaya takılan, ok, yay; zehir)
(toxon, toxa (yay; ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) +
dementia (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + mens
(zihin, akıl, idrak, mantık) + ia (durum eki) ) (lat.) * zararlı maddelerin,
zehirli kimyasalların veya bazı ilaçların beyin hücrelerine zarar vermesiyle
ortaya çıkan bir bunama (demans) türü
toksikolog :
gre. * toxon (yay); toxikon, toxikos (yaya takılan, ok, yay; zehir) (toxon,
toxa (yay; ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + logos (kelime,
bilgi, söylem, söz, akıl) * kimyasal maddelerin, ilaçların, zehirlerin ve
çevresel etkenlerin insan, hayvan ve doğa sağlığı üzerindeki zararlı etkilerini
inceleyen ve analiz eden bilim uzmanı
toksikoloji :
gre. * toxon (yay); toxikon, toxikos (yaya takılan, ok, yay; zehir) (toxon,
toxa (yay; ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + logia (bilim,
bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * zehirlerin, zehirli maddelerin ve kimyasal
etkenlerin canlı organizmalar üzerindeki etkilerini, zararlarını, dozlarını ve
tedavi yöntemlerini inceleyen bilim dalı
toksikoman :
gre. * toxon (yay); toxikon, toxikos (yaya takılan, ok, yay; zehir) (toxon,
toxa (yay; ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + man (çılgın,
taşkın duygulu, aşırı tutkulu, aşırı hevesli) * uyuşturucu veya zehir etkili
maddelere karşı patolojik derecede düşkünlük gösteren, bu maddeleri kullanma
isteğini kontrol etmekte zorlanan kimse
toksikomani :
gre. * toxon (yay); toxikon, toxikos (yaya takılan, ok, yay; zehir) (toxon,
toxa (yay; ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + mania (delilik,
çılgınlık, aşırı tutkunluk, aşırı heves, aşırılık, coşku) (mainesthein
(delirmek, çıldırmak), man (çılgın, taşkın duygulu, aşırı tutkulu, aşırı
hevesli) + eia (durum ve isim yapım eki) ) * uyuşturucu veya zehir etkili
maddelere karşı oluşan aşırı ve kontrol edilemeyen kullanma isteği, bu
maddelere bağımlılık durumu
toksikoz :
gre. * toxon (yay); toxikon, toxikos (yaya takılan, ok, yay; zehir) (toxon,
toxa (yay; ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + osis (isim yapım,
durum, sorun, hastalık eki) * zehirli maddelerin vücutta oluşturduğu zehirlenme
durumu, özellikle gebelikte veya bazı hastalıklarda görülen zehirlenme
belirtileriyle seyreden durum
toksin :
gre., lat. * toxon (yay); toxikon, toxikos (yaya takılan, ok, yay; zehir)
(toxon, toxa (yay; ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) + ine
(kimyasal madde eki) (lat.) * canlı organizmalar tarafından üretilen ve başka
canlılarda zehirli etki oluşturan protein veya kimyasal yapılı madde,
bakteriler, mantarlar, bitkiler veya hayvanlar tarafından oluşturulan zehirli
bileşik
toksisite :
gre., lat. * toxon (yay); toxikon, toxikos (yaya takılan, ok, yay; zehir)
(toxon, toxa (yay; ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) +
itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * bir maddenin canlılarda zehirleyici
veya zararlı etki oluşturma özelliği, bir kimyasalın veya ilacın belirli
dozlarda organizmaya verdiği zarar derecesi
toksojenik : :
gre. * toxikon (ok zehiri) (toxikos (toxon (ok) + genos (gen, yaratılış,
türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins,
çeşit, sınıf, kategori) (gre.); genus (lat.) + ikos (sıfat yapım eki) (gre.) *
toksin (zehir) üreten veya zehir oluşturma yeteneğine sahip olan (organizma)
toksoid :
gre. * toxikon (ok zehiri) (toxikos (toxon (ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) ) + pharmakon (zehir) ) (okların ucuna zehir sürmekten) + ine
(organik bileşik/alkaloid türevi eki) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer,
şekilli, biçimli) * zehirli etkisi giderilmiş, ancak bağışıklık sistemi
tarafından tanınma özelliğini koruyan toksin türevi
tokson :
gre. * toxikon (ok zehiri) (toxikos (toxon (ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) ) + on (kimyasal madde eki) * toksinlerin zehirleyici etkisini
azaltmak veya bağışıklık oluşturmak amacıyla değiştirilmesiyle elde edilen,
antitoksin üretiminde kullanılan zayıflatılmış zehirli madde türevi
toksoplazma :
gre. * toxikon (ok zehiri) (toxikos (toxon (ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) ) + plasma (şekillenmiş, biçimlenmiş şey; katı, sıvı ve gazdan
sonra maddenin dördüncü hali olarak bilinen, yüksek enerjili, iyonize olmuş
(elektronlarından arınmış) gaz benzeri bir yapı) (plassein (kalıp vermek,
şekillendirmek, biçimlendirmek, form vermek), plasis (şekillenme, biçimlenme,
oluşum) + ma (isim yapım eki) ) * insan ve diğer sıcakkanlı omurgalılarda
toksoplazmozis hastalığına neden olan, hücre içinde yaşayan tek hücreli parazit
Toxoplasma gondii ve bu parazitin oluşturduğu enfeksiyon etkeni
toksoplazma gondii :
gre., fra. * toxikon (ok zehiri) (toxikos (toxon (ok) + ikos (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) ) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, kalıp dökmek),
plasma (şekillenmiş, biçimlenmiş şey) (gre.) + gondii (Fransız biyolog Alfred
Mathieu Gondi'nin soyadından) (fra.) * insanlarda ve diğer hayvanlarda
toxoplazmoz hastalığına neden olan, intracelüler parazit olarak bilinen
protozoon (tek hücreli parazit) türü
toksoplazmoz :
gre. * toxikon (ok zehiri) (toxikos (toxon (ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) ) + on (kimyasal madde eki) + plassein (şekillendirmek,
biçimlendirmek, kalıp dökmek), plasma (şekillenmiş, biçimlenmiş şey) + osis
(isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * Toxoplasma gondii adlı parazitin
neden olduğu, insanlarda ve hayvanlarda görülen, özellikle bağışıklık sistemi
zayıflamış kişilerde ve gebelikte ciddi sonuçlara yol açabilen enfeksiyon
hastalığı
tokuç :
tür. * tok (vurma sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime) + uç (araç eki) *
çamaşır yıkarken veya hamur işlerinde kullanılan, tahtadan yapılmış yassı ve
kısa saplı tokmak
tokurcun :
tür. * dokuz (sekizden sonra, ondan önce olan sayı 9) * ot veya ekin
demetlerinden oluşan büyük yığın veya dokuz taşla oynanan geleneksel bir masa
oyunu, dokuztaş, dokurcun
tokurdamak :
tür. * tok (vurma sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime) + ur (dönüşlü fiil
eki) + mak (fiil mastar eki) * tok ve kuru bir ses çıkararak ses vermek,
takırdamak, gürültülü ve sert bir biçimde ses çıkarmak
tokuş :
tür. * tok (vurma sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime) + uş (isim yapım
ve işteş fiil eki) * birbirine çarpma, çarpışma; iki tarafın karşı karşıya
gelerek mücadele etmesi
tokuşmak :
tür. * tok (vurma sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime) + uş (isim yapım
ve işteş fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * karşı karşıya gelerek çarpışmak,
birbirine çarpmak; mecazen iki kişi veya iki taraf karşılaşarak mücadele etmek
tokyo :
jap. * to (doğu) + kyo (başkent) * Japonya’nın başkenti
tol :
tür., kür. * tol (doldurmak, bütün/yuvarlak hale getirmek) (tür.); tol
(intikam) (kür.) * taş kemer, taş kemerli ev veya oda, yayla ve bahçe kulübesi;
intikam
tolazolin :
lat. * tolyl (toluene/benzen belirteci) + azolin (azool türevi) (azote (azot) +
ol (alkol OH grubu) ) * alfa-adrenerjik reseptörleri bloke eden, periferik
damarların genişlemesini sağlamak, damar spazmlarını gidermek, yenidoğanlarda
görülen akciğer tansiyonu yüksekliğini tedavi etmek veya bazı hayvanlarda
sakinleştirici etkileri tersine çevirmek amacıyla kullanılan imidazolin türevi
ilacın etken maddesi (C10H12N2)
tolerabilite :
lat. * tolerare (tahammül etmek, katlanmak) + abilis (olabilir, yapılabilir,
mümkün eki) ) + itas (isim yapım ve durum eki) * tahammül edebilirlik,
katlanabilirlik, dayanılabilirlik; bir ilacın veya tedavinin, oluşturduğu yan
etkilerin ve istenmeyen etkilerin hastanın günlük yaşamını önemli ölçüde
bozmayacak düzeyde olması, tedavinin hasta tarafından katlanılabilirlik
seviyesi
tolerabl :
lat. * tolerare (tahammül etmek, katlanmak) + abilis (olabilir, yapılabilir,
mümkün eki) ) * tahammül edebilir, katlanabilir, dayanılabilir; bir ilaç,
tedavi veya başka bir etki kişi tarafından kabul edilebilir ve katlanılabilir
düzeyde olan
toleran :
lat. * tolerare (tahammül etmek, katlanmak) + ens, ent (sıfat yapım eki) * bir
ilaca, tedaviye, maddeye veya başka bir etkiye karşı beklenenden daha az
olumsuz tepki gösteren, bunlara karşı dayanıklılık geliştirmiş olan (kişi veya
organizma)
tolerans :
lat. * tolerare (tahammül etmek, katlanmak) + entia (isim yapım eki) * bir
organizmanın bir ilaç, madde veya başka bir etkiye karşı, aynı etkiyi elde
etmek için zamanla daha yüksek dozlara gereksinim duyacak biçimde dayanıklılık
geliştirmesi; genel olarak bir duruma veya farklılıklara katlanabilme, hoşgörü
gösterme durumu, katlanma, dayanma, hoşgörülü olma
tolere :
lat. * tolerare (tahammül etmek, katlanmak) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım
eki) * bir ilaç, tedavi, madde veya durumun oluşturduğu yan etkiler veya
rahatsızlıklar kabul edilebilir düzeyde kalacak biçimde kişi tarafından iyi
karşılanmış, dayanılmış olan, katlanılmış olan
tolga :
tür. * tol (yüksek, yukarı, üst) + ga (-lük, araç eki) * savaşta başı koruyan
miğfer; erkek ismi
tolgahan :
tür. * tol (yüksek, yukarı, üst) + ga (-lük, araç eki) + han (hükümdar,
padişah, lider, reis, kral) * miğferli hükümdar, başında miğfer bulunan han
anlamına gelen erkek ismi
tolkşov :
ing. * talk (konuşmak) + show (gösteri, sunum) * bir sunucunun konuklarla
sohbet ettiği, onların görüşlerini ve yaşam öykülerini konu alan, çoğunlukla
eğlence ve söyleşi amacı taşıyan televizyon veya radyo programı
tolman-oppenheimer-volkoff
limiti : ing. * Tolman (Amerikalı fizikçi Richard Chace
Tolman’ın soyadından) + Oppenheimer (Amerikalı fizikçi J. Robert Oppenheimer’ın
soyadından) + Volkoff (Rus asıllı Amerikalı fizikçi George Michael Volkoff’un
soyadından) (ing.) + limit (limes (sınır, kısıt), limitare (sınırlamak,
kısıtlamak) ) (lat.) * genel görelilik ve nötron yıldızı fiziğinde, bir nötron
yıldızının kendi kütleçekimi altında kararlı kalabileceği, aşıldığında yıldızın
kararlı bir nötron yıldızı olarak kalamayıp kara deliğe çökmesinin beklendiği
en büyük kütle sınırı
tolnaftat :
lat. * tolil (tolyl / methylphenyl) + naphtha (petrol, yanıcı petrol türevi) +
yl (karbon zinciri, radikal eki) ) * ciltte mantar enfeksiyonlarının
tedavisinde kullanılan, özellikle ayak mantarı, kasık mantarı ve saçkıran gibi
yüzeysel dermatofit enfeksiyonlarına karşı etkili antifungal ilacın etken
maddesi (C19H17OS)
toloz :
tür. * toloz (büyük, kaba yapılı kimse) * iri yarı, kaba ve hantal yapılı
kimse; mecazen anlayışsız ve görgüsüz kimse
tolperizon :
lat. * tolil (tolyl / methylphenyl) + peri (piperidin halkası belirteci) + one
(oksijenli bileşik, keton grubu (C=O) ) * merkezi sinir sistemi üzerinden etki
göstererek kaslarda oluşan aşırı gerginliği ve istemsiz kasılmaları azaltan,
kas gevşetici olarak kullanılan ilacın etken maddesi (C16H23NO)
tolrestat :
lat. * tolil (tolyl / methylphenyl) + restat (redüktaz enzimini engelleyen
maddeleri (reductase stator/inhibitor) sınıflandırma eki) * diyabetik
nöropatinin ilerlemesini yavaşlatmak amacıyla araştırılmış, aldoz redüktaz
enzimini inhibe eden ve sorbitol birikimini azaltan ilacın etken maddesi
(C16H14N2O3S)
tolterodin :
lat. * tol (4-metilfenol (p-kresol / toluen türevi) + ter (tersiyer (üçüncül)
amin grubu) + odine, ine (kimyasal madde eki) * aşırı aktif mesanenin
tedavisinde, sık ve ani idrara çıkma ile idrar kaçırma gibi belirtileri
azaltmak amacıyla kullanılan antimuskarinik ilacın etken maddesi (C22H31NO)
toluen :
lat., gre. * tolu (ismini Tolues kabilesinden alan Kolombiya'daki Tolú kentinin
adından türetilen ve bu yöredeki tropik ağaçtan elde edilen tolu reçinesi)
(lat.) + ene (çift bağ içeren doymamış hidrokarbon molekülü eki) (gre.) *
renksiz, uçucu ve yanıcı bir aromatik hidrokarbon, çözücü olarak ve boya,
yapıştırıcı, plastik ve kimyasal madde üretiminde kullanılan bileşik (C7H8)
tolun :
tür. * tolun (dolunay, ayın tam yuvarlak hali) * tam, bütün, eksiksiz; dolunay,
ayın ondördü, Ay’ın Dünya’dan bakıldığında bütünüyle aydınlık ve tam yuvarlak
göründüğü evre
tolunay :
tür. * tolun (dolunay, ayın tam yuvarlak hali) + ay (dünyanın uydusu) * Ay’ın
bütünüyle aydınlık ve tam yuvarlak göründüğü dolunay evresi
tolvaptan :
lat., gre. * tolu (ismini Tolues kabilesinden alan Kolombiya'daki Tolú kentinin
adından türetilen ve bu yöredeki tropik ağaçtan elde edilen tolu reçinesi)
(lat.) + ene (çift bağ içeren doymamış hidrokarbon molekülü eki) (gre.) +
vaptan (Vazopressin reseptör antagonisti (vazopressin bloköri) belirteci) *
özellikle hiponatremi tedavisinde ve erişkinlerde otozomal dominant polikistik
böbrek hastalığının ilerlemesini yavaşlatmak amacıyla kullanılan vazopressin V2
reseptör antagonisti ilacın etken maddesi (C26H25ClN2O3)
tomahavk :
alg., ing. * tamahaac (kesmek, vurmak) (alg.); tomahawk (balta, savaş baltası)
(ing.) * Kuzey Amerika yerlilerinin kullandığı, genellikle kısa saplı bir tür
savaş baltası; uzun menzilli seyir füzesi
tomak :
tür. * tom (top şeklinde olan, yuvarlak olan) + ak (isim/sıfat yapım eki) *
kısa saplı ve baş kısmı yuvarlak ve ağır olan bir savaş aracı, topuz, gürz;
başı veya gövdesi iri ve kaba olan kimse (mecazi)
tomar :
gre. * tomarion (rulo halinde kağıt veya parşömen) (tomos (kesilmiş parça,
dilim, cilt, rulo) + arion (isim yapım eki) ) * bir araya getirilip sarılmış
kağıt, deri veya benzeri yazı malzemelerinden oluşan rulo; bir şeyin çok
miktarda ve üst üste yığılmış bütünü
tomarza :
erm. * dome arza (düden, su gözü) * Kayseri’nin bir ilçesi
tombak :
mal., tür. * tembaga (bakır) (mal.); tombak (bakır kap) (tür.) * bakırdan
yapılmış, kalaylanmamış veya altın yaldızla kaplanmış kap; bakırın altınla
kaplanarak işlenmiş biçimi
tombala :
ita. * tombare (düşmek), tombola (takla, tepetaklak; tombala oyunu) * bir
torbaya konulmuş numaralı pulların karıştırılması ve rastgele çekilmesi
sonrasında, üzerinde numaralar bulunan kartlara yerleştirilmesi yoluyla oynanan
bir talih oyunu
tombalak :
gre., tür. * tum, tumbos (şişmiş, kabarmış, yukarı veya yana doğru çıkıntı
yapmış) (gre.); tom, tomb (dolu, dolgun, şişik, yuvarlak, oval, kavisli ve
geniş; genişleme, şişme, yuvarlaklaşma, kubbe, oval çıkıntı) + alak (sıfat
yapım eki) * kısa boylu, şişman ve yuvarlak yapılı kimse; tombul, yuvarlak
biçimli olan şey
tombaz :
lat. * danubius (Roma nehir tanrısı, Tuna) + ponton (yüzer platform, sal) *
akarsularda, göllerde veya denizlerde yük ve insan taşımak için kullanılan, düz
tabanlı, geniş ve alçak bordalı küçük tekne, duba, ponton (Osmanlı döneminde
nehirlerde (özellikle Tuna gibi büyük nehirlerde) asker ve yük taşımacılığı ile
yüzer köprü kurulumunda kullanılan altı düz tekneler için bu kelime
kullanılmıştır.)
tombik :
gre., tür. * tum, tumbos (şişmiş, kabarmış, yukarı veya yana doğru çıkıntı
yapmış) (gre.); tom, tomb (dolu, dolgun, şişik, yuvarlak, oval, kavisli ve
geniş; genişleme, şişme, yuvarlaklaşma, kubbe, oval çıkıntı) + ik (küçültme ve
şirinlik eki) * tombulca, yuvarlak ve dolgun yapılı olan, ufak ve şişman kimse
veya çocuk (özellikle çocuklar için sevimli biçimde kullanılan kelime)
tombilik :
gre., tür. * tum, tumbos (şişmiş, kabarmış, yukarı veya yana doğru çıkıntı
yapmış) (gre.); tom, tomb (dolu, dolgun, şişik, yuvarlak, oval, kavisli ve
geniş; genişleme, şişme, yuvarlaklaşma, kubbe, oval çıkıntı) + ul (ile ilgili,
-a ait, gibi) ) + ik (küçültme ve şirinlik eki) + lik (isim yapım eki) *
Orkinosgiller ailesinden olan küçük ton balığı; tombulluk, dolgun ve yuvarlak
olma durumu; tombul görünüş, irilik
tombilya :
gre., tür. * tum, tumbos (şişmiş, kabarmış, yukarı veya yana doğru çıkıntı
yapmış) (gre.); tom, tomb (dolu, dolgun, şişik, yuvarlak, oval, kavisli ve
geniş; genişleme, şişme, yuvarlaklaşma, kubbe, oval çıkıntı) + ul (ile ilgili,
-a ait, gibi) ) + iya (son ek) * orkinos balığının yavrusu, tombik balığı
tombul :
gre., tür. * tum, tumbos (şişmiş, kabarmış, yukarı veya yana doğru çıkıntı
yapmış) (gre.); tom, tomb (dolu, dolgun, şişik, yuvarlak, oval, kavisli ve
geniş; genişleme, şişme, yuvarlaklaşma, kubbe, oval çıkıntı) + ul (ile ilgili,
-a ait, gibi) * etine dolgun, şişmanca; geniş ve yuvarlak olan, kabarık (şişik)
ve tümsek olan, top gibi olan
tomentelöz :
lat. * tomentum (keçe, yünlü örtü, tüy örtüsü) (tomere (şişirmek, doldurmak) +
mentum (isim yapım eki) ) + ellus (küçültme eki) + osus (ile ilgili, -a ait) *
ince, sıkı ve keçemsi/pamuksu tüylerle kaplı olan, özellikle bitki yüzeyinde
sık ve yumuşak tüylerle kaplı olan, hafif tüylü, tomentozdan daha ince tüy
örtüsüne sahip olan
tomentum :
lat. * tomentum (keçe, yünlü örtü, tüy örtüsü) (tomere (şişirmek, doldurmak) +
mentum (isim yapım eki) ) * yün, keçe veya tüylerden oluşan örtü; özellikle
botanikte bitki yüzeyini kaplayan sık ve yumuşak tüy tabakası
tomi :
ing. * tummy (karın, göbek) * tombul, dolgun ve yuvarlak yapılı kimse; kısa
boylu ve şişman kişi
tomografi :
gre. * temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit,
dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + graphein (yazmak, çizmek,
işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos
(yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
X-ışınları kullanarak vücudun iç kısımlarının detaylı ve kesitsel (dilim dilim)
görüntüsünü alan ve standart röntgenden farklı olarak dokuları, kemikleri ve
damarları üç boyutlu incelemeye imkan tanıyan bir tıbbi tarama yöntemi
tomris :
far., gre. * tomris, tomaris, tomuris (aile) (far., gre.) * kadın ismi
tomruk :
tür. * tomr (şişik, yumru, kabarık) + uk (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
ağaç kütüğü şişkin şey, şişik, gonca, şişirilmiş, kabarık, kabarmış
tomurcuk :
tür. * tomr (şişik, yumru, kabarık) + cuk (küçültme eki) * şişkin şey, şişik,
gonca, şişirilmiş, kabarık, kabarmış, ağaç kütüğü; bitkilerin dal veya gövde
uçlarında bulunan, gelişerek çiçek, yaprak veya yeni sürgün oluşturacak küçük
ve henüz açılmamış kısmı (tumor, tumeur, Tumor (tümör, ur, şişik doku kütlesi)
(ing., fra., alm.) )
tomurmak :
tür. * tomr (şişik, yumru, kabarık) + mak (fiil mastar eki) * tomurcuklanmak,
tomurcuk vermek; kabarcık veya küçük şişkinlikler oluşturmak; bir ağacı dip
kısımdan kesmek
ton :
gre. * teinein (germek, uzatmak), tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik,
anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte
vurgu, ses perdesi) * müzikte bir sesin yüksekliği, niteliği veya perdesi;
akustikte bir sesin belirli bir frekanstaki düzenli titreşimlerinden oluşan
ses, saf ses
ton :
ing. * tun (ton) * 1000 kg'lık ağırlık birimi
ton balığı :
gre. * thynnos (ton balığı, orkinos) (gre.); thunnus (lat.) + balık (suda
yaşayan omurgalı, solungaçlı ve yüzgeçli deniz canlısı) + ı (iyelik eki) (tür.)
* uskumrugillerden, Thunnus cinsine ait, eti besin olarak tüketilen, hızlı
yüzen ve göç eden deniz balıklarının ortak adı, balıkların genel adı
tonaj :
fra. * tonne (fıçı, büyük fıçı, kap), ton (1000 kg'lık ağırlık birimi) + age
(isim yapım eki) * gemilerin taşıyabileceği yük miktarını veya geminin hacimsel
kapasitesini ton cinsinden ifade eden ölçü, bir geminin toplam veya
kullanılabilir taşıma kapasitesi
tonal :
gre., lat. * teinein (germek, uzatmak, germek için zorlamak, kasmak), tonos
(perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal
perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) (gre.) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * tınımsal, ses perdesine, ses tonuna ait
tonalite :
gre., lat. * teinein (germek, uzatmak, germek için zorlamak, kasmak), tonos
(perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal
perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) (gre.) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * müzik
bestelerini merkezi bir nota, tonik etrafında organize etme ilkesi
tonasyon :
gre., lat. * teinein (germek, uzatmak, germek için zorlamak, kasmak), tonos
(perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal
perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) (gre.) + atio (isim
yapım eki) (lat.); intonation (fra.) * bir sesin veya müzik parçasının belirli
bir tona göre düzenlenmesi, tonlama işlemi; bir ses dizisinin belirli bir tonal
merkez çevresinde örgütlenmesi
toner :
gre., lat., ing. * teinein (germek, uzatmak, germek için zorlamak, kasmak),
tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses,
vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) (gre.) + er
(-cı, yapan, eden eji) (ing.) * tonlayıcı; fotokopi ve yazıcılarda görüntüyü
kağıda aktarmak için kullanılan, ince tanecikli toz hâlindeki baskı maddesi;
kozmetikte cilt bakımında kullanılan sıvı veya losyon türü ürün
tonga :
ton. * tonga (güney yönü) * Büyük Okyanus’un güneybatısında, Polinezya’da yer
alan, batısında Fiji, kuzeybatısında Samoa, kuzeyinde Wallis ve Futuna bulunan,
169 adadan oluşan bir ada ülkesi;
tonga :
tür. * tonga (hile, düzen, tuzak) * birini aldatmak, kandırmak veya zor durumda
bırakmak amacıyla kurulan düzen, hile, tuzak, gizli plan, komplo
tonguç :
tür. * tonguç (ilk, ilk doğan, öncü, önde giden) * ilk doğan çocuk; bir
topluluğun veya işin öncüsü, önde geleni, önderi, lideri; ilk, başlangıç
niteliğinde olan; erkek ismi
tonik :
gre. * teinein (germek, uzatmak, germek için zorlamak, kasmak), tonos (perde,
vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi,
sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) + ikos (ile ilgili, -a ait,
gibi) * kas veya organların normal gerginliğini artıran veya koruyan; özellikle
ilaç ve içecekler için güçlendirici, canlandırıcı özellik taşıyan; genellikle
kinin içeren, tek başına veya alkollü içeceklerle karıştırılarak tüketilen
acımsı ve gazlı bir içecek; içecekyüz temizleme işleminden sonra cildi arındırmak,
ferahlatmak ve pH dengesini korumak için kullanılan sıvı formdaki cilt bakım
ürünü
tonilato :
lat. * tonnellus (küçük fıçı, küçük varil) (tonna, tunna (fıçı, varil) + ellus,
ella (küçültme eki) ) + atus (sıfat yapım eki) * denizcilikte gemilerin tonajını,
taşıma kapasitesini veya iç hacmini belirtmek için kullanılan birim veya bir
tona (1000 kg / hacim ölçüsü) denk gelen kapasite değeri
tonisite :
gre. * teinein (germek, uzatmak, germek için zorlamak, kasmak), tonos (perde,
vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi,
sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) + ikos (ile ilgili, -a ait,
gibi) (gre.) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * bir dokunun, organın
veya özellikle kasın normal gerginlik ve gerilimini koruma durumu; bir
çözeltinin hücre zarından su geçişine bağlı olarak hücre hacmi üzerindeki
etkisini belirleyen özelliği
tonlamak :
gre., tür. * teinein (germek, uzatmak, germek için zorlamak, kasmak), tonos
(perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal
perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) (gre.) + la (etken
fiil eki) + mak (fiil mastar eki) (tür.) * bir müzik eserini belirli bir tona
veya ses perdesine uyarlamak; bir renk, ses veya görüntüyü belirli bir tona
getirmek
tonmayster :
gre., alm. * tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet,
basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi)
(gre.); Ton (ses) + meister (usta) (alm.) * müzik kaydı, yayın veya konser
sırasında sesin teknik ve sanatsal niteliğini yöneten, ses dengesini ve kayıt
kalitesini sağlayan uzman
tonmeister :
gre., alm. * tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet,
basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi)
(gre.); Ton (ses) + meister (usta) (alm.) * müzik kaydı, yayın veya konser
sırasında sesin teknik ve sanatsal niteliğini yöneten, ses dengesini ve kayıt
kalitesini sağlayan uzman
tonometri :
gre. * tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç;
ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) + metria
(ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
özellikle göz içi basıncının ölçülmesi; genel olarak bir organ veya dokudaki
basınç veya gerginliğin ölçülmesi yöntemi
tonoz :
gre. * tholos (kubbeli yuvarlak yapı, örme taş veya tuğladan yapılmış kubbe) *
mimarlıkta kemerlerin bir araya gelmesiyle oluşturulan, genellikle tavan örtüsü
olarak işlev gören yapı parçası
tonsil :
lat. * tonsilla (boğazcık, bademcik) (tondere (kesmek, kırpmak, tıraşlamak,
budamak), tonsa (kesilmiş, kırpılmış, tıraşlanmış, budanmış şey) + illus, illa
(küçültme eki) ) * bağışıklık sistemine ait olan, boğazın arka kısmında sağ ve
sol tarafta bir tane olacak şekilde bulunan ve ağız ve burundan vücuda giren
zararlı mikroorganizmalara karşı koruma sağlayan, yüzeyi tıraşlanmış-kesik bir
doku görünümü çağrıştıran küçük lenfoid yapılardan her biri, bademcik
tonsilla :
lat. * tonsilla (boğazcık, bademcik) (tondere (kesmek, kırpmak, tıraşlamak,
budamak), tonsa (kesilmiş, kırpılmış, tıraşlanmış, budanmış şey) + illus, illa
(küçültme eki) ) * bağışıklık sistemine ait olan, boğazın arka kısmında sağ ve
sol tarafta bir tane olacak şekilde bulunan ve ağız ve burundan vücuda giren
zararlı mikroorganizmalara karşı koruma sağlayan, yüzeyi tıraşlanmış-kesik bir
doku görünümü çağrıştıran küçük lenfoid yapılardan her biri, bademcik
tonsilla palatina :
lat. * tonsilla (boğazcık, bademcik) (tondere (kesmek, kırpmak, tıraşlamak,
budamak), tonsa (kesilmiş, kırpılmış, tıraşlanmış, budanmış şey) + illus, illa
(küçültme eki) ) + palatum (damak) + inus (ile ilgili, -a ait) * boğazın iki
yanında, yumuşak damağın arkasında bulunan ve bağışıklık sisteminde görev alan
damak bademciği, palatin tonsil
tonsillar :
lat. * tonsilla (boğazcık, bademcik) (tondere (kesmek, kırpmak, tıraşlamak,
budamak), tonsa (kesilmiş, kırpılmış, tıraşlanmış, budanmış şey) + illus, illa
(küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) * bademcikle ilgili, bademciğe
ait, bademciklere ilişkin
tonsillektomi :
lat., gre. * tonsilla (boğazcık, bademcik) (tondere (kesmek, kırpmak,
tıraşlamak, budamak), tonsa (kesilmiş, kırpılmış, tıraşlanmış, budanmış şey) +
illus, illa (küçültme eki) ) (lat.) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı,
harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit,
dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * boğazın arkasında yer
alan bademciklerin (tonsillerin) cerrahi yöntemle tamamen çıkarılması işlemi
tonsillit :
lat., gre. * tonsilla (boğazcık, bademcik) (tondere (kesmek, kırpmak,
tıraşlamak, budamak), tonsa (kesilmiş, kırpılmış, tıraşlanmış, budanmış şey) +
illus, illa (küçültme eki) ) (lat.) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı,
enflamasyon, sorun, hastalık eki) (gre.) * bademciklerin virüsler veya
bakteriler nedeniyle iltihaplanması, bademcik iltihabı (şiddetli boğaz ağrısı,
yutmada zorluk ve ateş gibi belirtilerle kendini gösterir.)
tonsilotom :
lat., gre. * tonsilla (boğazcık, bademcik) (tondere (kesmek, kırpmak,
tıraşlamak, budamak), tonsa (kesilmiş, kırpılmış, tıraşlanmış, budanmış şey) +
illus, illa (küçültme eki) ) (lat.) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme)
(tome (kesik, kesme, kesit, dilim) (gre.) * bademciği keserek çıkarmaya yarayan
cerrahi alet
tonsilotomi :
lat., gre. * tonsilla (boğazcık, bademcik) (tondere (kesmek, kırpmak,
tıraşlamak, budamak), tonsa (kesilmiş, kırpılmış, tıraşlanmış, budanmış şey) +
illus, illa (küçültme eki) ) (lat.) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme)
(tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) )
(gre.) * bademciğin cerrahi operasyonla kesilerek çıkarılması
tonton :
fra. * ton oncle (amcan, senin amcan) (ton (senin) + oncle (amca) ) * amca;
sevimli, tatlı, sevecen; yaşlı, sevimli ve babacan erkek; sevimli, hoş ve
genellikle hafif toplu yaşlı kimse
tonus :
gre., lat. * tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet,
basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi,
denge) (gre.); tonus (lat.) * istirahat halindeki kasta pasif hareket sırasında
hissedilen gerginlik, kasların dinlenme halindeyken bile sahip olduğu hafif
kasılı ve gergin durum
tonya :
gre. * tonia, tonios (kasnak ipi) * Trabzon’un bir ilçesi
tonyukuk :
tür. * ton, tun (ilk, baş, birinci) + yukuk (yükselmek, yücelmek) * en baştaki
büyük, birinci derecede yücelmiş kişi, baş vezir; II. Göktürk Kağanlığı
döneminde Bilge Kağan ve Kapgan Kağan’ın başdanışmanı, devlet adamı ve askerî
stratejisti
top :
tür. * top (yuvarlak nesne, küre biçimli cisim) * yuvarlak veya küresel biçimli
nesne; özellikle oyunlarda kullanılan, yuvarlak ve çeşitli malzemelerden
yapılan nesne; ayrıca ateşli silahlarda kullanılan büyük çaplı ağır silah
topaç :
tür. * top (yuvarlak nesne, küre biçimli cisim) + aç (isim yapım ve araç eki) *
bir ip veya kamçı yardımıyla döndürülerek oynatılan, genellikle koni
biçimindeki oyuncak; fırıldak
topak :
tür. * top (yuvarlak nesne, küre biçimli cisim) + ak (isim yapım eki) *
yuvarlak, kümeleşmiş parça; küçük ve yuvarlak biçimli kütle; toprak veya başka
bir maddenin yuvarlaklaşmış parçası
topal :
tür. * topal (aksayan, bir bacağı diğerinden kısa veya sakat olan, aksak,
sakat) * yürürken bir ayağını veya bacağını aksatan, aksak yürüyen; mecazen
düzgün işlemeyen, aksayan
topalak :
tür. * top (yuvarlak nesne, küre biçimli cisim) + al (sıfat yapım eki) + ak
(isim yapım eki) * yuvarlak veya top biçiminde olan; özellikle Cyperus rotundus
adlı, yumruları halk arasında kullanılan otsu bitki
toparlak :
tür. * top (yuvarlak nesne, küre biçimli cisim) + ar (geniş zaman fiil eki) +
lak (sıfat yapım eki) * yuvarlak, küre veya top biçiminde olan; dolgun ve
yuvarlak yapılı
toparlamak :
tür. * top (yuvarlak nesne, küre biçimli cisim) + ar (geniş zaman fiil eki) +
la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * dağınık veya ayrı durumda bulunan
şeyleri bir araya getirmek, düzenlemek; kendine gelmek, durumunu düzeltmek
(mecazi)
topatan :
tür. * top (yuvarlak nesne, küre biçimli cisim) + atan (fırlatan, savuran) *
ince kabuklu, sulu, güzel kokulu, açık sarı renkli ve uzunca bir şekle sahip
olan, özellikle Trakya ve İstanbul çevresinde yetiştirilen tatlı bir kavun türü
topaz :
gre. * topazos (topaz taşı) * alüminyum, flor ve silikat içeren, genellikle
sarı, kahverengi, mavi veya şeffaf renklerde bulunan değerli bir mücevher taşı
niteliğindeki mineral (Al2SiO4(F,OH)2)
topbaş :
tür. * top (yuvarlak nesne, küre biçimli cisim) + baş (ilk olan, tepede olan,
tepe, uç, ön; kafa; şef, yönetici, lider, reis) * Tokat ve çevresinde yetişen,
açık renkli, orta boy yapraklı ve tatlı içimli bir tütün çeşidi; bazı Anadolu
yörelerinde (Gümüşhane, Çorum, Kars gibi) kılçıksız, iri ve makbul bir buğday
türü
topbaşbalık :
tür. * top (yuvarlak nesne, küre biçimli cisim) + baş (ilk olan, tepede olan,
tepe, uç, ön; kafa; şef, yönetici, lider, reis) + balık (suda yaşayan omurgalı,
solungaçlı ve yüzgeçli deniz canlısı) * küt ve büyük baş yapısıyla bilinen
kefalgiller familyasından gümüş renkli, lezzetli beyaz etli bir balık türü,
kefal
topçeker :
tür. * top (yuvarlak nesne, küre biçimli cisim) + çeker (kendisine yaklaştırır,
içine alır) * ağır top taşıyan küçük savaş gemisi (gambot) veya top arabası
çeken araç veya hayvan
topçu :
tür. * top (yuvarlak nesne, küre biçimli cisim) * savaş toplarını kullanan ve
bakımını yapan asker sınıfı; halk arasında futbolcu; argo dilinde ise sınıfta
kalmış öğrenci
top-down :
ing. * top (tepe, zirve, doruk, en yüksek nokta) + down (aşağı, aşağıya, alta)
* yukarıdan aşağıya doğru ilerleyen, üst düzeyden alt düzeylere doğru uygulanan
veya düzenlenen; özellikle yönetim, karar alma ve tasarım süreçlerinde üstten
alta doğru işleyen yaklaşım
tophane :
tür. * top (yuvarlak nesne, küre biçimli cisim) + hane (ev, yer, mekan, mesken,
konak, konut, yuva) * top ve benzeri ağır silahların yapıldığı, saklandığı veya
bulunduğu yer; ayrıca Osmanlı döneminde topçu birlikleri ve bu birliklere ait
yapıların bulunduğu yer
topik :
gre. * topikos (belirli bir bölgeye ait, lokal) (topos (yer, konum, mevki,
lokasyon; konu) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) ) * belirli bir bölgeye ait
olan, belirli bir bölgeyle ilgili, bölgesel, lokal, yerel; konu
topikal :
gre. * topikos (belirli bir bölgeye ait, lokal) (topos (yer, konum, mevki,
lokasyon; konu) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) ) (gre.) + alis (ile ilgili,
-a ait) (lat.) * vücut yüzeyine veya belirli bir bölgeye uygulanan, sistemik
etki yaratmayan ilaç veya tedavi yöntemi; bölgesel, lokal, yerel
topikal anes :
gre. * topikos (belirli bir bölgeye ait, lokal) (topos (yer, konum, mevki,
lokasyon; konu) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) ) (gre.) + alis (ile ilgili,
-a ait) (lat.) + an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + aisthesia
(duyusallık, duygusallık, hislenme) (aisthesis (duyu, duygu, algı, his) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * vücudun sadece sürüldüğü veya
püskürtüldüğü küçük bir bölgesini (cilt veya mukoza) geçici olarak uyuşturan,
iğne gerektirmeyen yüzeyel bir uyuşturma yöntemi, bölgesel yüzey anestezisi
topiramat :
lat. * top (fruktoz (şeker) bileşeni olan diasetonit/izopropiliden eklerini
(özellikle fructopyranose halkasındaki keto- ve di-O-izopropiliden kısımlarını)
temsil eden kısaltma) + amat (sülfamat esteri/tuzu) * epilepsi (sara)
nöbetlerini kontrol etmek ve migren ataklarını önlemek için kullanılan reçeteli
bir antiepileptik (nöbet önleyici) ilaç etken maddesi (C12H21NO8S)
toplaç :
tür. * top (bir araya getirme, bütün hale getirme) + la (etken fiil eki) + aç
(araç eki) * bir şeyleri toplamaya veya bir araya getirmeye yarayan araç;
toplama işinde kullanılan gereç; elektrik dinamolarında hareketli bölüm
üzerindeki iletken devrelerde oluşan akımı toplayıp tek bir devreye aktaran
parça, kolektör
toplam :
tür. * top (bir araya getirme, bütün hale getirme) + la (bağlaç) + am (isim
yapım eki) * bir araya getirilmiş olanların bütünü; bir işlemde elde edilen
bütünün sayısal değeri; matematikte iki veya daha fazla sayının bir araya
getirilmesiyle elde edilen sonuç
toplamak :
tür. * top (bir araya getirme, bütün hale getirme) + la (bağlaç) + mak (fiil
mastar eki) * bir araya getirmek, bir noktada birleştirmek, bir noktada
birikmek, bir yerde yoğunlaşmak
toplanmak :
tür. * top (bir araya getirme, bütün hale getirme) + lan (dönüşlü fiil eki) +
mak (fiil mastar eki) * bir araya gelmek, bir noktada birleşmek, bir noktada
birikmek, bir yerde yoğunlaşmak
toplantı :
tür. * top (bir araya getirme, bütün hale getirme) + la (etken fiil eki) + n
(dönüşlü fiil eki) + tı (isim yapım eki) * bir konu üzerinde görüşmek, konuşmak
veya karar vermek amacıyla insanların bir araya gelmesi, bir araya gelme,
görüşme
toplardamar :
tür. * top (bir araya getirme, bütün hale getirme) + la (etken fiil eki) + r
(geniş zaman fiil eki) + damar (kan vücutta dolaşımını sağlayan esnek tüp
şeklinde yapı) (dam (küçük yuvarlak parçalar halinde akmak, damlamak) + ar (-cı,
yapan, eden eki) ) * vücuttaki dokularda oksijeni azalan ve metabolik atıklarla
kirlenen kanı kalbe ve ardından akciğerlere geri taşıyan, atardamarların aksine
genellikle düşük basınçlı kan taşıyan, duvarları daha ince olan ve kanın yer
çekimiyle geriye kaçmasını önleyen tek yönlü kapakçıklar içeren kan damarı,
ven, vena
toplayıcı :
tür. * top (bir araya getirme, bütün hale getirme) + la (etken fiil eki) + yıcı
(yapan, eden eki) * nesneleri veya bilgileri bir araya getiren kimse veya şey;
doğadaki yabani meyve ve bitkileri toplayarak geçinen ilkel insan grubu,
avcı-toplayıcı
toples :
ing. * top (tepe, zirve, doruk, en yüksek nokta) + less (-siz, yokluk,
eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) * bir kişi (özellikle kadın) vücudunun üst
kısmında giysi veya iç çamaşırı (sutyen) bulunmayan, göğüs bölgesi açıkta olan,
üstsüz
toplu :
tür. * top (bir araya getirme, bütün hale getirme) + lu (sıfat yapım eki) * bir
araya gelmiş, dağınık olmayan; düzenli, bir bütün oluşturan; kalabalık halinde
bulunan; top ile oynanan (spor)
toplu iğne :
tür. * top (yuvarlak nesne, küre biçimli cisim) + lu (sıfat yapım eki) + iğne
(ince ve uzun, ucu sivri, delmeye yarayan metal araç) * baş kısmı küçük bir top
biçiminde olan, kağıt, kumaş gibi şeyleri geçici olarak tutturmak için kullanılan
kısa iğne
toplu konut :
tür. * top (yuvarlak nesne, küre biçimli cisim) + lu (sıfat yapım eki) + konut
(yerleşim amacıyla inşa edilmiş yapı, mesken, ikametgah, ev) (ko, kon (oturmak,
yerleşmek, yanına yerleşmek) + ut (isim yapım eki) ) * çok sayıda konutun bir
yerleşim projesi kapsamında bir arada inşa edildiği konut alanı veya yapılaşma
biçimi
toplu sözleşme :
tür. * top (bir araya getirme, bütün hale getirme) + lu (sıfat yapım eki) +
sözleşme (anlaşma, kontrat) (söz (kelam, konuşma, söylem) + leş (işteş fiil
eki) + me (isim yapım eki) ) * çalışanların çalışma koşullarını, ücret
zamlarını, sosyal ve mali haklarını düzenlemek amacıyla işçi veya memur
sendikaları ile işveren veya kamu idaresi arasında yapılan, çalışanların
haklarını toplu olarak korumayı ve güvence altına almayı hedefleyen resmi ve
yazılı bir anlaşma
toplu taşıma :
tür. * top (bir araya getirme, bütün hale getirme) + lu (sıfat yapım eki) +
taşıma (götürme, tutup kaldırarak bir yerden bir yere iletme) * halkın günlük
seyahat ihtiyacını ucuz ve kolay bir şekilde karşılayabilmesini sağlayan,
birçok insanı aynı anda bir yerden başka bir yere taşıyan ortak ulaşım sistemi
topluluk :
tür. * top (bir araya getirme, bütün hale getirme) + lu (sıfat yapım eki) + luk
(isim yapım eki) * aralarında ortak amaç, ilgi alanı, değer veya yakınlık
bulunan insan, canlı veya nesnelerin oluşturduğu grup veya bütün, cemiyet,
toplum
toplum :
tür. * top (bir araya getirme, bütün hale getirme) + lu (sıfat yapım eki) + m
(isim yapım eki) * aynı toprak parçası üzerinde bir arada yaşayan ve temel
çıkarlarını sağlamak için iş birliği yapan insanların tümü, cemiyet, topluluk
toplumbilim :
tür. * top (bir araya getirme, bütün hale getirme) + lu (sıfat yapım eki) + m
(isim yapım eki) + bilim (bilme, ilim, tanıma) * insan toplumlarını, toplumsal
ilişkileri, grupları ve kurumları sistematik olarak inceleyen, bireylerin bir
arada nasıl yaşadığını, toplumsal düzenin nasıl kurulduğunu ve kültürel
değişimleri araştıran bir sosyal bilim dalı, sosyoloji
toplumbilimci :
tür. * top (bir araya getirme, bütün hale getirme) + lu (sıfat yapım eki) + m
(isim yapım eki) + bilim (bilme, ilim, tanıma) + ci (yapan, eden eki) * toplum
bilimi yani sosyoloji dalında uzmanlaşmış, insan topluluklarını, kurumları ve
toplumsal olayları inceleyen bilim insanı, sosyolog
toplumsal :
tür. * top (bir araya getirme, bütün hale getirme) + lu (sıfat yapım eki) + m
(isim yapım eki) + sal (ile ilgili, gibi, -a ait) * toplumla ilgili veya
topluma ilişkin olan, sosyal, içtimai
topografik :
gre. * topos (yer, konum, mevki, lokasyon; konu) + graphia (yazı yazma,
işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * topografyaya
ilişkin; bir yerin yüzey şekillerini, yükselti ve konum özelliklerini ayrıntılı
olarak gösteren veya bunlarla ilgili olan
topografya :
gre. * topos (yer, konum, mevki, lokasyon; konu) + graphia (yazı yazma,
işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * bir yerin doğal ve yapay yüzey özelliklerini,
özellikle yükselti, eğim, akarsu, yol ve yerleşimlerini betimleyen ve harita
üzerinde gösteren çalışma; yüzey şekillerinin ayrıntılı betimlenmesi
topoğraf :
gre. * topos (yer, konum, mevki, lokasyon; konu) + graphos (yazı, yazım, çizim,
kayıt, işaret) * bir yerin yüzey şekillerini, yükselti ve konum özelliklerini
ölçen, belirleyen ve bunları harita veya plan üzerinde gösteren kimse
topoğrafik :
gre. * topos (yer, konum, mevki, lokasyon; konu) + graphia (yazı yazma,
işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * topografyaya
ilişkin; bir yerin yüzey şekillerini, yükselti ve konum özelliklerini ayrıntılı
olarak gösteren veya bunlarla ilgili olan
topoğrafya :
gre. * topos (yer, konum, mevki, lokasyon; konu) + graphia (yazı yazma,
işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * bir yerin doğal ve yapay yüzey özelliklerini,
özellikle yükselti, eğim, akarsu, yol ve yerleşimlerini betimleyen ve harita
üzerinde gösteren çalışma; yüzey şekillerinin ayrıntılı betimlenmesi
topoizomeraz :
gre., lat. * topos (yer, konum, mevki, lokasyon; konu) + isos, iso (eş, eşit,
aynı, denk, benzer) + meros (parça, bölüm, kısım, segment) (gre.) + ase (enzim
eki) (lat.) * DNA veya RNA'nın topolojik yapısını değiştiren, ipliklerin
kesilip yeniden birleştirilmesini katalizleyen, DNA kopyalanırken veya
okunurken oluşan sert düğümleri ve gerilmeyi çözen enzim
topoloji :
gre. * topos (yer, konum, mevki, lokasyon; konu) + logia (bilim, bilme; söz,
anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) * vücudun bölgelerine veya bölümlerine dayalı anatomi
çalışması ve o bölgedeki çeşitli yapılar arasındaki ilişkilere vurgu yapılması
topolojik :
gre. * topos (yer, konum, mevki, lokasyon; konu) + logia (bilim, bilme; söz,
anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * nesnelerin veya
şekillerin boyutu, uzunluğu veya açısı gibi ölçülebilir detaylarıyla değil;
onların yırtılmadan, kesilmeden veya delinmeden büküldüğünde değişmeyen ortak
özellikleriyle ilgili olan, topolojiye ilişkin
toponim :
gre. * topos (yer, konum, mevki, lokasyon; konu) + onumos, onuma, onymos, onyma
(isim, ad, nam) * bir yerin, bölgenin, dağın, akarsuyun vb. coğrafi adının
kendisi; yer adı, yer ismi
toponimi :
gre. * topos (yer, konum, mevki, lokasyon; konu) + onumos, onuma, onymos, onyma
(isim, ad, nam) * şehir, köy, dağ, nehir ve sokak gibi coğrafi yer adlarının
(toponimlerin) kökenini, anlamını, tarihini ve nasıl ortaya çıktığını inceleyen
bir bilim dalı, yer ismi bilimi
toponimik :
gre. * topos (yer, konum, mevki, lokasyon; konu) + onumos, onuma, onymos, onyma
(isim, ad, nam) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yer adları bilimi
(toponimi) ile ilgili, yer adlarına dair veya yer adları bilimi kurallarına
uygun, toponimi ile ilgili
topos :
gre. * topos (yer, konum, mevki, lokasyon; konu) * retorikçilerin argüman
üretmek için kullandıkları kalıp formüller topotekan
toprak :
tür. * topur, topra (kurumak, kuruyup tozlaşmak) + ak (gibi olan, ili ilgili) *
toz, yer katmanı, yeri oluşturan kstman, kara, dünyanın sular haricindeki ve
suların altındaki kısmı
toprak boya :
tür. * topur, topra (kurumak, kuruyup tozlaşmak) + ak (gibi olan, ili ilgili) +
boya, boduğ (yakı, kına, renkli madde) * doğadaki renkli minerallerin, taşların
veya demir oksit içeren toprakların öğütülmesiyle elde edilen, kimyasal katkı
maddesi içermeyen, ebru sanatı, ahşap boyama, geleneksel ev dekorasyonu ve
sanat eserlerinde güvenle kullanılan tamamen doğal pigmentli boya türü
toprak kayması :
tür. * topur, topra (kurumak, kuruyup tozlaşmak) + ak (gibi olan, ili ilgili) +
kayma (yüzey üzerinde sürtünerek kontrolsüz veya kontrollü biçimde yer
değiştirme) + sı (iyelik eki) * eğimli bir yamaçtaki toprak veya kaya
kütlelerinin yer çekimi, su ve dik eğim etkisiyle yerinden kopup aşağı ve dışa
doğru hareket etmesi olayı
toprakarme :
tür., fra. * topur, topra (kurumak, kuruyup tozlaşmak) + ak (gibi olan, ili
ilgili) (tür.) + armare (silahlandırmak, donatmak, techiz etmek) (armum (silah,
donanım, techizat) + are (fiil mastar eki) ) + atus (geçmiş zaman ve sıfat
yapım eki) (lat.); armé (silahlı, donatılmış, takviye edilmiş, güçlendirilmiş)
(fra.) * sıkıştırılmış toprak ile donatının sürtünme yoluyla birlikte çalışması
sayesinde toprağın tutunma gücü artırmak amacıyla, çekme dayanımı olmayan
toprağın içerisine metal veya polimer şeritler (donatılar) yerleştirilerek
güçlendirilmesiyle yapılan esnek bir istinat duvarı sistemi
toprakbastı :
tür. * topur, topra (kurumak, kuruyup tozlaşmak) + ak (gibi olan, ili ilgili) +
bas (aşağı veya yukarı doğru itmek, üzerine baskı uygulamak, itmek) + tı (-dili
geçmiş zaman fiil eki) * bir yere ilk defa ayak basıldığında veya geçildiğinde
ödenen para, ayakbastı; yeni bir yere gelen kişiden, özellikle gelin veya
damattan, gelenek gereği alınan para veya hediye
toprakçıl :
tür. * topur, topra (kurumak, kuruyup tozlaşmak) + ak (gibi olan, ili ilgili) +
çıl (ile ilgili, -a ait) * doğada doğrudan toprak üstünde veya toprak altında
yaşayan, yaşamını toprağa bağımlı olarak sürdüren (canlı veya hayvan türü)
toprakkale :
tür. * topur, topra (kurumak, kuruyup tozlaşmak) + ak (gibi olan, ili ilgili) +
kale (savunma yapısı, şehir suru, hisar, korugan) * Osmaniye’nin bir ilçesi
topraklamak :
tür. * topur, topra (kurumak, kuruyup tozlaşmak) + ak (gibi olan, ili ilgili) +
la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * elektrik akımının güvenli biçimde
toprağa iletilmesini sağlamak için bir cihazı veya sistemi bir iletken kablo
yardımıyla toprak hattına bağlamak
toptan :
tür. * top (bir araya getirme, bütün hale getirme) + tan (sıfat yapım eki) *
bir malın veya ürünün tek tek yani perakende değil, çok miktarda, toplu halde
ve bir bütün olarak alınıp satılmasıyla ilgili
toptancı :
tür. * top (bir araya getirme, bütün hale getirme) + tan (sıfat yapım eki) + cı
(yapan, eden eki) * malları toptan alıp satan kimse; toptan ticaret yapan kişi
veya kuruluş
topuk :
tür. * top (yuvarlak nesne, küre biçimli cisim) + uk (isim yapım eki) * ayağın
yere basan arka kısmı; ayakkabının bu kısmın altına denk gelen yükseltilmiş
bölümü
topukdöven :
tür. * top (yuvarlak nesne, küre biçimli cisim) + uk (isim yapım eki) + tog,
töğ, döğ, döv (vurmak, çarpmak, darbetmek, ezmek) + en (-cı, yapan, eden eki) *
topuğa vuran veya topuğu döven; ayakkabının topuğa sürtüp rahatsızlık vermesini
tanımlayan kelime
topuklamak :
tür. * top (yuvarlak nesne, küre biçimli cisim) + uk (isim yapım eki) + la
(dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * topukla vurmak veya topuğu
kullanarak itmek; hızla uzaklaşmak, kaçmak, tüymek, fıymak, arazi olmak
topuklu :
tür. * top (yuvarlak nesne, küre biçimli cisim) + uk (isim yapım eki) + lu
(ile, birlikte, beraber, sahibi) * topuğu bulunan; özellikle ayakkabının topuk
kısmı yükseltilmiş olan (kadınların giydiği ayakkabı türü)
topur :
tür. * top (yuvarlak nesne, küre biçimli cisim) + ur (isim yapım eki) * topur
(kabarcık, yumru; pürüzlü, tümsekli; kestanenin dikenli dış kabuğu veya
fındığın dışındaki yeşil kabuk
toput :
tür. * top (yuvarlak nesne, küre biçimli cisim) + ut (isim yapım eki) * bir
sıvı içinde çözünmeyen katı maddenin dibe çökmesi ile oluşan madde, çökelti
topuz :
tür. * top (yuvarlak nesne, küre biçimli cisim) + uz (isim yapım eki) * sapının
ucunda ağır ve yuvarlak bir baş bulunan eski bir vurma silahı; yuvarlak veya
yumru biçimli çıkıntı; kafanın tepesinde veya arkasında top şeklinde toplanıp
tutturulmuş saç modeli
topyekun :
tür., ara. * top (bir araya getirme, bütün hale getirme) (tür.) + kane (olmak,
var olmak, oluşmak, meydana gelmek), kun (ol) fiillerinden türeme fiil; yekun
(olur) (ara.) * bütün olarak, hep birlikte, eksiksiz ve topluca; bir şeyin
tamamını kapsayacak biçimde, tamamen
toque :
isp., fra. * toca (başlık, örtü) (isp.); toque (fra.) * dar kenarlı veya
kenarsız şapka türü; kadınların giydiği kenarsız, küçük ve yuvarlak şapka; bazı
mesleklerde kullanılan özel başlık
tor :
isk. * torr (gök gürültüsü tanrısı) * İskandinav mitolojisinde gök gürültüsü,
hava durumu ve mahsul tanrısı, thor (thursday (perşembe) (thor (Tor) + day
(gün) )
torak :
tür. * topur, topra (kurumak, kuruyup tozlaşmak) + ak (gibi olan, ili ilgili) *
odun kömürü üretmek amacıyla odunların veya tuğlaların dizilip dış kısmı
çamurla sıvanıp kapatılan, yavaşça yakılarak kömürleştirme işlemi yapılan ocak,
küme, toprak kümbet; Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da (örneğin Muş, Erzincan, Bitlis),
yayık altı suyunun veya ayranın kaynatılmasıyla elde edilen ufalanmış, yağsız
bir tür çökelek veya lor peyniri
torakal :
gre., lat. * thorax (göğüs, göğüs kafesi), thorakos (göğüs kafesi ile ilgili)
(gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * omurganın boyun ile bel arasında
kalan sırt kısmı ile ilgili, göğüs bölgesine ait, göğüs ile ilgili, sırtla
ilgili, göğüs kafesiyle, göğüs bölgesiyle ilgili, toraks ile ilgili
torakal kavite :
gre., lat. * thorax (göğüs, göğüs kafesi), thorakos (göğüs kafesi ile ilgili)
(gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) + cavitas (oyuk, boşluk, girinti) (cava,
cavus (oyuk, boşluk) + itas (isim yapım ve durum eki) ) (lat.) * göğüs kafesi
içinde bulunan, akciğerleri, kalbi ve bazı büyük damarları barındıran göğüs
boşluğu, toraks ile ilgili boşluk
torakanter :
gre. * trokhanter (dönen, tekerlek gibi hareket eden çıkıntı) (trokhos
(tekerlek) + anter (-cı, yapan, eden eki) ) * uyluk kemiğinin (femur) üst
ucundaki, kasların ve bağların tutunduğu, kalça ekleminin hareketlerine katılan
sert kemiksi çıkıntı
torakodini :
gre. * thorax (göğüs, göğüs kafesi), thorakos (göğüs kafesi ile ilgili) + odyne
(ağrı, acı, ıstırap) * göğüs bölgesinde duyulan ağrı, göğüs ağrısı
torakolomber :
gre., lat. * thorax (göğüs, göğüs kafesi), thorakos (göğüs kafesi ile ilgili)
(gre.) + lumbus (bel) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * göğüs
omurları (torakal bölge) ile bel omurları (lomber bölge) arasındaki bölgeyle
ilgili
torakolumbar :
gre., lat. * thorax (göğüs, göğüs kafesi), thorakos (göğüs kafesi ile ilgili)
(gre.) + lumbus (bel) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * göğüs
omurları (torakal bölge) ile bel omurları (lomber bölge) arasındaki bölgeyle
ilgili
torakoplasti :
gre. * thorax (göğüs, göğüs kafesi), thorakos (göğüs kafesi ile ilgili) +
plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia
(oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos
(oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * özellikle kaburgalara yönelik cerrahi girişimi
içeren, göğüs kafesinin cerrahi olarak biçimlendirilmesi veya yeniden
yapılandırılması işlemi
torakostomi :
gre. * thorax (göğüs, göğüs kafesi), thorakos (göğüs kafesi ile ilgili) + stoma
(ağız, açıklık, boşluk) + eia (isim yapım ve durum eki) * göğüs duvarında
cerrahi olarak bir açıklık oluşturulması; özellikle plevra boşluğuna ulaşmak
veya dren yerleştirmek amacıyla göğüs duvarının açılması
torakotomi :
gre. * thorax (göğüs, göğüs kafesi), thorakos (göğüs kafesi ile ilgili) +
temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesilmiş) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * göğüs kafesinin cerrahi olarak açılması; göğüs
boşluğuna ulaşmak amacıyla göğüs duvarının kesilerek açılması
toraks :
gre. * thorax (göğüs, göğüs kafesi), thorakos (göğüs kafesi ile ilgili) *
anatomide boyun ile karın arasında bulunan ve kaburgalar, göğüs kemiği ile
omurlar tarafından çevrelenen bölüm, göğüs kafesi
toraks kavitesi :
gre., lat. * thorax (göğüs, göğüs kafesi), thorakos (göğüs kafesi ile ilgili)
(gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) + cavitas (oyuk, boşluk, girinti) (cava,
cavus (oyuk, boşluk) + itas (isim yapım ve durum eki) ) (lat.) + si (iyelik
eki) (tür.) * göğüs kafesi içinde bulunan, akciğerleri, kalbi ve bazı büyük
damarları barındıran göğüs boşluğu, toraks ile ilgili boşluk
toraman :
tür. * toraman (iri yarı, gösterişli, güçlü kimse) (tor (genç, yavru irisi) +
man (sıfat yapım eki) ) * iri yarı, güçlü yapılı, gösterişli kimse; mecazen
heybetli, babayiğit kişi
torasemid :
lat., gre. * tol (4-metilfenol (p-kresol / toluen türevi) + asemid (sülfonamid
türevi) * özellikle kalp yetmezliği, böbrek hastalıkları ve ödem durumlarında
vücuttaki fazla sıvının atılmasını sağlamak için kullanılan, böbreklerde Henle
kulpunun kalın çıkan kolunda Na⁺/K⁺/2Cl⁻ kotransporterini inhibe
ederek idrar oluşumunu artıran diüretik ilacın etken maddesi (C16H20N4O3S)
torasentez :
gre. * thorax (göğüs, göğüs kafesi, zırh) + kentesis (iğneleme) (kentein
(iğnelemek, iğne yapmak) + sis (isim yapım eki) ) * plevra boşluğunda biriken
sıvının ince bir iğne/kateter yardımıyla göğüs duvarından girilerek
boşaltılması işlemi, plevrasentez
torasik :
gre. * thorax (göğüs, göğüs kafesi, zırh) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) *
göğüs kafesiyle ilgili; göğüs bölgesine ait
torasik kavite :
gre., lat. * thorax (göğüs, göğüs kafesi), thorakos (göğüs kafesi ile ilgili) +
ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + cavitas (oyuk, boşluk, girinti) (cava,
cavus (oyuk, boşluk) + itas (isim yapım ve durum eki) ) (lat.) + si (iyelik
eki) (tür.) * göğüs kafesi içinde bulunan, akciğerleri, kalbi ve bazı büyük
damarları barındıran göğüs boşluğu, toraks ile ilgili boşluk
torba :
tür. * torba (kese, kap, çuval biçimli eşya) * bez, deri, kağıt veya benzeri
malzemeden yapılan; içine eşya konulan, ağız kısmı büzülebilen kap
torbalı :
gre. * tripolis (üç şehir) (tria (üç) + polis (şehir, kent, il) ) * İzmir’in
bir ilçesi
toreador :
lat., isp. * torare (boğa güreşi yapmak) (tauros (boğa) (gre.); taurus (boğa)
(lat ); toro (isp.) + are (fiil mastar eki) ) + tor (-cı, yapan, eden eki)
(lat.); dor (isp.) * boğa güreşçisi, boğayla dövüşen kişi
torero :
lat., isp. * torare (boğa güreşi yapmak) (tauros (boğa) (gre.); taurus (boğa)
(lat ); toro (isp.) + are (fiil mastar eki) ) + or (-cı, yapan, eden eki)
(lat.); ero (isp.) * boğa güreşçisi; boğa güreşinde yer alan kişi
torik :
tür. * torik (palamut balığının irice olanı) * palamut balığının irileşmiş ve
yağlanmış biçimi; özellikle sonbaharda avlanan iri palamut
tork :
lat. * torque (burkulma, bükülme, kıvırma), torquere (burkmak, bükmek,
kıvırmak) * bir cismin bir eksen etrafındaki dönme, bükülme veya burulma
eğilimini dönme ekseni merkezine indirgeyerek ölçen fiziksel büyüklük; T (dönme
kuvveti) = r (yarıçap) x F (kuvvet) x sinθ (Tork motorun döndürme kuvvetiyken,
beygir gücü bu kuvvetin ne kadar hızlı üretildiğini ve ulaşılan son hızı
gösterir.)
tork moment :
lat. * torque (burkulma, bükülme, kıvırma), torquere (burkmak, bükmek,
kıvırmak) + momentum (bir cismin kütlesi ile hızının çarpımı ile belirlenen,
hareketin nicel gücü, sürekliliği, çarpışma veya etkileşim anındaki aktarım
kapasitesi) * bir kuvvetin bir cismi bir eksen etrafında döndürme etkisi,
döndürme momenti
torlak :
tür. * tor (taze, genç, körpe, toy, acemi) + lak (sıfat yapım eki) * genç,
deneyimsiz, sakal ve bıyığı henüz çıkmamış delikanlı; toy, acemi kişi; henüz
eğitilmemiş veya alışmamış (hayvan)
torluk :
tür. * tor (taze, genç, körpe, toy, acemi) + luk (isim yapım eki) * gençlik,
körpelik; bazı ağızlarda genç ve deneyimsiz olma durumu, genç ve toy olma hali;
acemilik, deneyimsizlik
torna :
gre. * tornos (dönme, dairesel hareket; tornacı aleti, pergel, torna, daire
çizme aracı) (gre.); tornus (lat.) * bir iş parçasını kendi ekseni çevresinde
döndürerek metal, ahşap veya plastik gibi malzemeleri kesme, düzeltme veya
biçimlendirme işlemi; bu işlemin yapıldığı tezgah
tornado :
lat., gre. * tornare (döndürmek, çevirmek) (tornos (dönme, dairesel hareket;
tornacı aleti, pergel, torna, daire çizme aracı) (gre.) + are (fiil mastar eki)
(lat.) ) * çok güçlü dönen hava sütununun oluşturduğu şiddetli fırtına, hortum.
tornavida :
lat., gre. * tornos (dönme, dairesel hareket; tornacı aleti, pergel, torna,
daire çizme aracı) (gre.); tornus + vita (asma, sarmaşık; bir yüzey üzerinde
helisel dişleri bulunan, parçaları birbirine bağlamak veya sabitlemek için
kullanılan metal bağlantı elemanı, vida) (lat.) * vidayı, döndürerek sıkmak
veya gevşetmek için kullanılan el aleti
tornet :
lat., gre. * tornare (döndürmek, çevirmek) (tornos (dönme, dairesel hareket;
tornacı aleti, pergel, torna, daire çizme aracı) (gre.) + are (fiil mastar eki)
(lat.) ) + ettus (küçültme eki) (lat.); tournette (fra.) * geçmişte çocukların
tahta parçaları ve bilyeli rulmanlar kullanarak yaptığı, yokuş aşağı hızla
sürilen geleneksel bir tahta araba veya kaykay benzeri oyuncak
tornistan :
ing. * turn (dönmek, çevirmek) + astern (kıç tarafa, arkaya, geriye) *
denizcilikte geminin geri dönmesi veya geriye doğru hareket etmesi; geri dönme,
geri çevirme
toroid :
gre. * toros (şişkinlik, kabartı; halka biçimli çıkıntı) + oeides (gibi, ile
ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * bir eksen etrafında döndürülen kapalı bir
eğrinin oluşturduğu simit şeklinde olan (yüzey veya cisim)
toroidal :
gre., lat. * toros (şişkinlik, kabartı; halka biçimli çıkıntı) + oeides (gibi,
ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) + alis (sıfat yapım eki) (lat.) *
bir eksen etrafında döndürülen bir kapalı eğrinin oluşturduğu yüzey veya cisim
gibi olan, simit veya halka şeklinde olan, toroid gibi olan
toros :
gre. * tauros (boğa) (gre.); taurus (lat.) * Türkiye'nin güneyinde Akdeniz'e
paralel uzanan büyük dağ silsilesinin ismi (Toros Dağı)
toroslar :
gre., tür. * tauros (boğa) (gre.); taurus (lat.) + lar (çoğul eki) (tür.) *
Mersin’in bir ilçesi
torpido :
lat. * torpedo, torpedinis (elektrikli vatoz; uyuşukluk, hissizlik) (torpere
(uyuşmak, hissizleşmek, sersemlemek) + edo, edinis (isim yapım eki) ) * su
altında ilerleyerek hedefe patlayıcı yük ulaştıran silah; arabaların ön kısmında
yer alan ve eşya koymak için kullanılan kapaklı panel
torpidobot :
lat., alm. * torpedo, torpedinis (elektrikli vatoz; uyuşukluk, hissizlik)
(torpere (uyuşmak, hissizleşmek, sersemlemek) + edo, edinis (isim yapım eki) )
(lat.) + bat (batan, yüzen, suda giden) (alm.), boat (tekne, sandal, kayık)
(ing.), batmak (tür.), bath (banyo) (ing.) * torpido taşıyıp fırlatmak üzere
tasarlanmış küçük ve hızlı savaş gemisi; torpido botu
torpil :
lat. * torpedo, torpedinis (elektrikli vatoz; uyuşukluk, hissizlik) (torpere
(uyuşmak, hissizleşmek, sersemlemek) + edo, edinis (isim yapım eki) ) *
başlangıçta su altında hareket eden, patlayıcı taşıyan deniz silahı; torpido;
kayırma, aracılık ederek birine ayrıcalık sağlama (mecazi)
torreya :
ing., lat. * Torrey (Amerikalı botanikçi John Torrey’in soyadından) (ing.) + a
(ile ilgili, -a ait) (lat.) * porsukgiller (Taxaceae) familyasından, kötü
kokulu iğne yapraklara ve zeytine benzeyen büyük meyvelere sahip, her dem yeşil
küçük ve orta büyüklükteki ağaç veya çalı türlerini kapsayan bir bitki cinsi
torsemid :
lat., gre. * tol (4-metilfenol (p-kresol / toluen türevi) + asemid (sülfonamid
türevi) * özellikle kalp yetmezliği, böbrek hastalıkları ve ödem durumlarında
vücuttaki fazla sıvının atılmasını sağlamak için kullanılan, böbreklerde Henle
kulpunun kalın çıkan kolunda Na⁺/K⁺/2Cl⁻ kotransporterini inhibe
ederek idrar oluşumunu artıran diüretik ilacın etken maddesi (C16H20N4O3S)
tórshavn :
faro. * Tórs (Thor’un) + havn (liman) * Faroe Adaları’nın başkenti
torsiyon :
lat. * torsio, tortio (burma, bükme, kıvırma, eğme, çarpıtma) (torquere
(burmak, bükmek, kıvırmak, eğmek, döndürmek, çarpıtmak) + sio, tio (isim yapım
eki) ) * burma, bükme, kıvırma, eğme, çarpıtma; kendi ekseni çevresinde dönme;
tıpta bir organın veya anatomik yapının kendi ekseni etrafında anormal biçimde
dönmesi
torsiyonel :
lat. * torsio, tortio (burma, bükme, kıvırma, eğme, çarpıtma) (torquere
(burmak, bükmek, kıvırmak, eğmek, döndürmek, çarpıtmak) + sio, tio (isim yapım
eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) * torsiyonla ilgili, burulma veya dönme
hareketiyle ilgili, burulmaya ilişkin
torso :
gre. * thursos, thyrsos (baston, bitki sapı, bitki gövdesi) (gre.); thyrsus,
ursus (gövde, kütük, sap) (lat.) * insan vücudunun göğüs, karın ve sırtı
kapsayan, boyundan kalçaya kadar olan ana bölümü; insan veya hayvan bedeninin
baş, kol ve bacaklar dışındaki ana gövde kısmını veya başı ve uzuvları eksik
olan insan bedeni heykeli
tortikollis :
lat. * torquere (burmak, bükmek, kıvırmak, eğmek, döndürmek, çarpıtmak), tortus
(bükülmüş, eğrilmiş) + collum (boyun) + is (son ek) * boynun istemsiz biçimde
bir yana eğrilmesi ve dönmesiyle oluşan durum, eğri boyun
tortioz :
lat. * torquere (burmak, bükmek, kıvırmak, eğmek, döndürmek, çarpıtmak), tortus
(bükülmüş, eğrilmiş) + osus (ile ilgili, -a ait) * kıvrımlı, kıvrım kıvrım,
bükümlü, dolambaçlı, çok fazla dönemeç içeren. (damar, sinir veya boru )
tortiyoz :
lat. * torquere (burmak, bükmek, kıvırmak, eğmek, döndürmek, çarpıtmak), tortus
(bükülmüş, eğrilmiş) + osus (ile ilgili, -a ait) * kıvrımlı, kıvrım kıvrım,
bükümlü, dolambaçlı, çok fazla dönemeç içeren. (damar, sinir veya boru )
tortop :
tür. * tor (pekiştirme ön eki) + top (yuvarlak nesne, küre biçimli cisim) *
kendi içine kapanmış, kıvrılmış, toparlanmış, yusyuvarlak olmuş, topak olmuş
tortricidae :
lat. * tortrix (buran, burucu, büken, bükücü, kıviran, eğen, döndüren)
(torquere (burmak, bükmek, kıvırmak, eğmek, döndürmek, çarpıtmak), tortus
(bükülmüş, eğrilmiş) + trix (-cı, yapan, eden eki) ) + idae (-giller, hayvan
familyası eki) * kelebekler ve güveler takımına ait, halk arasında yaprak
kıvırıcı güveler veya yaprakbükenler olarak bilinen, larvaları yaprakları
sararak yuva yapan ve tarım bitkilerine zarar verebilen büyük bir böcek
familyası
tortu :
far. * durdi (kalıntı, çökelti, telve, rezidü) * bir sıvının içinde çözünmeyip
dibe çöken katı parçalar, kalıntı, çökelti, rezidü
tortul :
far., tür. * durdi (kalıntı, çökelti, telve, rezidü) (far.) + l (sıfat yapım
eki) (tür.) * tortudan oluşan, tortu ile ilgili, çökelme sonucu oluşmuş
tortum :
gür. * tortomi (tor (bir kabile ismi) + tomi (ile ilgili, -a ait) ) *
Erzurum’un bir ilçesi
tortuöz :
lat. * torquere (burmak, bükmek, kıvırmak, eğmek, döndürmek, çarpıtmak), tortus
(bükülmüş, eğrilmiş) + osus (ile ilgili, -a ait) * kıvrımlı, kıvrım kıvrım,
bükümlü, dolambaçlı, çok fazla dönemeç içeren. (damar, sinir veya boru )
tortuözite :
lat. * torquere (burmak, bükmek, kıvırmak, eğmek, döndürmek, çarpıtmak), tortus
(bükülmüş, eğrilmiş) + osus (ile ilgili, -a ait) + itas (isim yapım eki) *
kıvrımlı olma durumu; bir yapının normalden fazla kıvrım, bükülme veya dolambaç
göstermesi
torul :
tür. * tor (yüksek tepe, doruk, sarp kaya, kaya kütlesi) + ul (sıfat yapım eki)
* Gümüşhane’nin bir ilçesi
torum :
tür. * torum (yavru, özellikle hayvan yavrusu; bazı ağızlarda genç, küçük
canlı) * iki yaşındaki genç deve veya tay/aygır yavrusu, deve yavrusu
torumtay :
tür. * torum (yavru, özellikle hayvan yavrusu; bazı ağızlarda genç, küçük
canlı) + tay (isim yapım eki) * yırtıcı bir kuş türü, erkek doğan; Kaşgarlı
Mahmud'un Divânü Lûgati't-Türk eserinde yırtıcı bir kuş türü (erkek doğan)
olarak tanımlanan eski bir Türkçe ve Moğol kökenli kelime; soyad
torun :
tür. * torum (yavru, özellikle hayvan yavrusu; bazı ağızlarda genç, küçük
canlı) * bir kimsenin çocuğunun çocuğu; oğul veya kız evladın çocuğu
torus :
lat. * torus (şişkin, kabarık yüzey, yuvarlak çıkıntı; yatak, minder; kaslı
çıkıntı) * Bir çemberin, kendi düzlemindeki bir eksen etrafında dönmesiyle
oluşan üç boyutlu simit (donut) şeklindeki yüzey
toryum :
nor., lat. * thorium (Thor (İskandinav tanrısı adı) + ium (kimyasal element
eki) ) * atom numarası 90, simgesi Th olan radyoaktif bir kimyasal element
tos :
tür. * tos (boynuzla vurmak, başla çarpmak) * başı veya boynuzu öne doğru
uzatarak vurma, çarpma
tosbağa :
tür. * tos (boynuzla vurmak, başla çarpmak) + baka (kurbağa; boynuzumsu veya
kireçli örtü, boğumlu kabuk) * sürüngenler sınıfının Testudinidae (kara
kaplumbağaları) familyasından olan, sert ve kemiksi bir kabuğa sahip, yavaş
hareket eden dört ayaklı otçul sürüngen
tosilat :
lat. * tol (4-metilfenol (p-kresol / toluen türevi) + sil (sülfonil -SO2-) +
ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek) * p-toluensülfonik asitten
türetilen, ilaç etken maddelerinde suda çözünürlüğü ve kararlılığı artırmak
için tuz formunda sıkça kullanılan anyonları, tuzları veya fonksiyonel grupları
(TsO⁻) ifade eden bir terim
(-O-SO2-C6H4-CH3)
toslamak :
tür. * tos (boynuzla vurmak, başla çarpmak) + la (etken fiil eki) + mak (fiil
mastar eki) * başını veya boynuzunu öne doğru uzatarak vurmak; çarpmak,
bindirmek
tost :
lat. * torrere (kurutmak, kavurmak, kızartmak) (lat.); toster (fra.) *
kızartılmış ekmek; özellikle arasına peynir, sucuk vb. konularak ısıtılmış
sandviç
tosun :
tür. * tos (boynuzla vurmak, başla çarpmak, hırçınlık etmek, çarpmak, vurmak) +
un (isim yapım eki) * genç boğa, henüz damızlık çağına gelmemiş erkek sığır;
güçlü ve iri erkek, iri yarı kimse (mecazi)
tosuncuk :
tür. * tos (boynuzla vurmak, başla çarpmak, hırçınlık etmek, çarpmak, vurmak) +
un (isim yapım eki) + cuk (küçültme eki) * olağandan daha iri doğmuş bebek veya
çocuk, veya çok iri insan ve hayvan
tosya :
gre. * dokeia, Theodosia (theos (ilah, tanrı) + doron (hediye, armağan), didomi
(vermek), dosis (vergi, vergi, bağış, bahşetme, hediye, armağan) + eia (isim
yapım eki) ) * Kastamonu’nun bir ilçesi
total :
lat. * totus (bütün, tüm, tamamı) + alis (ile ilgili, -a ait) * bütün, tam,
eksiksiz; bir şeyin tamamı veya tümünün oluşturduğu miktar
totalitarizm :
lat. * totus (bütün, tüm, tamamı) + alis (ile ilgili, -a ait) + itas (isim
yapım ve durum eki) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) *
devletin siyasal, toplumsal ve bireysel yaşamın çok geniş alanları üzerinde tam
denetim kurmasını savunan veya uygulayan yönetim anlayışı, totaliterlik
totaliter :
lat. * totus (bütün, tüm, tamamı) + alis (ile ilgili, -a ait) + itas (isim
yapım ve durum eki) + aris (ile ilgili, -a ait) * bütünsel, her şeyi kapsayan;
özellikle devletin toplum ve birey yaşamının geniş alanları üzerinde kapsamlı
ve baskıcı denetim kurmasıyla ilgili
totalizatör :
lat. * totus (bütün, tüm, tamamı) + alis (ile ilgili, -a ait) + izare
(dönüştürmek, hale getirmek) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) * toplayıcı, toplam
hesaplayıcı; özellikle at yarışlarında yapılan bahislerde, yatırılan paraları
toplayıp kazanç paylarını hesaplayan sistem veya aygıt
totem :
oji. * ototeman (onun akrabası, onun klan işareti) * bir topluluğun, özellikle
klanın, kendisiyle gizemli veya simgesel bir bağ kurduğu düşünülen hayvan,
bitki, nesne veya doğa varlığı; bu varlığın simgesi; ilkel topluluklarda veya
kabilelerde kutsal sayılan, o topluluğun atası olduğuna inanılan ve koruyucu
kabul edilen hayvan, bitki veya cansız nesne; istenen bir sonucun gerçekleşmesi
için yapılan uğur veya şans getireceğine inanılan ritüel
totemizm :
oji., lat. * ototeman (onun akrabası, onun klan işareti) (oji.) + ismus (isim
yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (lat.) * bir topluluğun, özellikle
klanın, belirli bir hayvan, bitki, nesne veya doğa varlığıyla özel ve simgesel
bir akrabalık/bağ kurduğuna dayanan inanç ve toplumsal sistem
toto :
tür. * totalisator (toplayıcı, toplam hesaplayıcı; özellikle at yarışlarında
yapılan bahislerde, yatırılan paraları toplayıp kazanç paylarını hesaplayan sistem
veya aygıt) (totus (bütün, tüm, tamamı) + alis (ile ilgili, -a ait) + izare
(dönüştürmek, hale getirmek) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) * spor maçlarının
sonuçlarını tahmin ederek oynanan Spor Toto oyununun kısa adı; kıç, göt, popo
(argo)
totoloji :
gre. * tautologia (aynı şeyi söyleme) (tauto (aynı, özdeş, kendi, kendisi, aynı
şey) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem,
söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * aynı düşünceyi veya anlamı
farklı sözlerle gereksiz biçimde yineleme; mantıkta biçimsel olarak her durumda
doğru olan önerme
touch and go :
ing. * touch (dokun) + and (ve) + go (git) * bir durumun sonucunun belirsiz,
tehlikeli veya kritik olması; ucu ucuna, kıl payı, her an kötüleşebilecek olan,
sonucunun ne olacağı belirsiz, kritik, kıl payı atlatılan tehlikeli durum;
havacılıkta uçağın tekerleğinin piste değip uçağın hemen tekrar havalandığı
manevra
tourette sendromu :
fra. * Tourette (Fransız nörolojist Gilles de la Tourette'in soyadından) (fra.)
+ syndrome (sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + dramein (koşmak),
drome (koşma) ) (gre.) * istemsiz motor ve vokal tiklerle karakterize, genetik
ve nörobiyolojik temelli kronik nörolojik bozukluk
toxikoskordion :
gre. * toxikon, toxikos (yaya takılan, ok, yay; zehir) (toxon, toxa (yay; ok) +
ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.), toxicum (zehir) (lat.) +
skordion (sarımsak) * Kuzey Amerika'da (özellikle ABD'nin orta batı ve batı
bölgelerinde) yetişen, Melanthiaceae ailesine bağlı zehirli soğanlı, sarımsak
benzeri kokulu, bünyesinde zehirli alkaloidler barındıran otsu bitki türlerini
kapsayan çiçekli bitki cinsi, ölümcül soğan
toy :
tür. * toy (genç, deneyimsiz; acemi) * küçük yaşından dolayı tecrübesiz ve
beceriksiz olan; İslamiyet öncesinde Türk devletlerinde devlet işlerinin
görüşülüp ve tartışıldığı toplantılar ve aynı zamanda yasama, yürütme ve yargı
yetkisini kullanan meclis, kengeş (toy (oyuncak, küçük çocuklara temel beceri
kazandıran nesne) (ing.) )
toyaka :
bul. * tojaga (sopa, değnek, çubuk, asa) * halk dilinde iki kat yapılan bir ipi
bükerek germek ve sıkılaştırmak amacıyla ucuna takılan küçük tahta parçası
toydan :
tür. * toy (iri, etli kuş türü, otis tarda) + dan (ile ilgili, -a ait) *
Toygiller (Otididae) familyasından olan, ağırlığı 15 kilograma kadar olabilen,
toy kuşunun iri bir türü
toyga :
tür. * toy (doymak, açlığı gitmek) + ga (isim yapım eki) * kabuğu soyulmuş,
dövülmüş ak buğday (yarma) ile yoğurt kullanılarak yapılan, özellikle
düğünlerde, bayramlarda ve yöresel davetlerde pişirilen geleneksel bir çorba
türü
toygar :
tür. * turiga, toriga (serçeden büyük bir kuş, tarlakuşu (Alauda arvensis),
çayır kuşu) * Alaudidae (tarlakuşları veya toygargiller) familyasından,
özellikle Alauda arvensis (tarla kuşu/toygar) cinsi kuş, çayır kuşu, turgay;
erkek ismi
toygiller :
tür. * toy (iri, etli kuş türü, otis tarda) + gil (familya eki) + ler (çoğul
eki) * turnamsılar takımına ait, örnek hayvanı Türkiye'nin en büyük uçan kuşu
olan toy olan bir kuş familyası, Otididae
toygun :
tür. * toy (genç, deneyimsiz; acemi) + gun (sıfat yapım eki) * genç, delikanlı,
deneyimsiz kimse; erkek ismi
toynak :
tür. * toy (ayak parmak ucundaki kemiksi doku) + nak (isim yapım eki) * ayak
ucu, at tırnağı (toe (ayak ucu) (ing.) )
toynaklılar :
tür. * toy (ayak parmak ucundaki kemiksi doku) + nak (isim yapım eki) + lı
(ile, birlikte, beraber, sahibi) + lar (çoğul eki) * ayak parmaklarının uçları
sertleşerek toynak adı verilen tırnak yapısına dönüşmüş olan, parmak uçlarına
basarak yürüyen otçul ve memeli hayvanlar grubu, ungulata
toz :
tür. * toz (çok küçük katı parçacıklar bütünü) * çok küçük ve hafif katı
parçacıkların oluşturduğu kitlesel madde; kir, ince parçacık, partikül, zerre
toz şeker :
tür., far. * toz (çok küçük katı parçacıklar bütünü) (tür.) + şeker (tatlı
tadıyla bilinen, kamış veya pancardan elde edilen, gıdalara lezzet vermek için
kullanılan ve kimyasal olarak sakkaroz başta olmak üzere çeşitli
karbonhidratları ifade eden temel besin maddesi, tatlı) (far.) * şeker pancarı
veya şeker kamışından elde edilen, mutfakta yemeklerde, tatlılarda, keklerde ve
içeceklerde yaygın olarak kullanılan ufak kristal (billur) biçimindeki saf
tatlandırıcı
tozan :
tür. * toz (çok küçük katı parçacıklar bütünü) + an (isim yapım eki) * incecik
toz tanesi; tozu çok olan yer
tozkoparan :
tür. * toz (çok küçük katı parçacıklar bütünü) + koparan (kesen, ayıran,
uzaklaştıran) * çok rüzgarlı yer
tozluk :
tür. * toz (çok küçük katı parçacıklar bütünü) + luk (araç eki) * ayak bileği
ile diz arasında kalan bölgeyi dış etkenlerden korumak, sıcak tutmak veya spor
ekipmanlarını sabitlemek amacıyla bacağa giyilen koruyucu ve tamamlayıcı bir
giyim eşyası; futbolcuların kaval kemiğini (tibiyayı) ve kısmen alt bacaktaki
diğer ince kemik olan fibula (kamış) kemiğini korumak üzere taktıkları spor
aksesuarı
tozmak :
tür. * toz (çok küçük katı parçacıklar bütünü) + mak (fiil mastar eki) * toz
haline gelmek, ufalanmak veya kar/yağmur gibi yağışlar ince ince uçuşarak veya
çiserek yağmak
tozpembe :
tür., far. * toz (çok küçük katı parçacıklar bütünü) (tür.) + panbe, penbe
(pamuk; pamuk rengi olan uçuk, açık kırmızı renk, gül rengi) (far.) * açık ve
yumuşak bir pembe rengi; olayları aşırı iyimser bir gözle değerlendirmek,
kötülükleri veya zorlukları görmezden gelmek (mecazi)
tozutmak :
tür. * toz (çok küçük katı parçacıklar bütünü) + ut (dönüşlü fiil eki) + mak
(fiil mastar eki) * toz kaldırmak veya çevreye toz yaymak; aklını kaçırmak,
delirmek, saçma sapan konuşmak veya bir işi aşırı kafaya takıp kontrolden
çıkmak (mecazi ve argo)
töhmet :
ara. * vahama (şiddetli olmak, korkutmak, ağırlaşmak; yanılmak, hayal etmek,
şüphelenmek, vehmetmek, kuruntuya kapılmak, aklı başka yere kaymak), vehm
(mübhem ve anlamsız, sebepsiz korku; belirsiz fikir ve düşünce; şiddet,
ağırlık, korkutuculuk; korku, kaygı, hayali tehlike; şüphe, zan ve kuruntu),
evham (korkular, kaygılar, hayali tehlikeler; şüphe, zan ve kuruntu), vahim
(korkutucu, tehlikeli, kritik, riskli, zarar verme potansiyelli), vahamet
(şiddetli olma, korkutucu olma, ağır olma), tuhmat (suç isnat etme, suç
işlediğine dair kuşku veya kuruntu, mesnetsiz şüphe) * bir kişiye kesin olarak
kanıtlanmadığı halde suç yükleme, suçlama veya zan altında bırakma; haksız bir
isnat veya henüz netleşmemiş bir suçlama durumu
tökezlemek :
tür. * tökez (ayağın takılması, sendeleme) + le (dönüşlü fiil eki) + mek (fiil
mastar eki) * yürürken ayağın bir yere çarpması sonucu dengeyi yitirip
sendelemek; işlerde zorluk ve engel yaşayıp faaliyeti durmak, aksamak,
duraksamak
tömbeki :
far., gre. * tanbidan (burmak, dürmek), tunbak (dürüm, lavaş parçasına
dolanarak alınan lokma veya tulum) (far.); tombakos (gre.) * içerisinde meyve
veya benzeri yapay tatlar barındırmayan, tamamen saf tütün yapraklarından
oluşan, özellikle nargile ile içilen, aromasız, saf ve sert bir tütün çeşidi
töre :
tür. * törü, töre (yasa, düzen, kural, kanun, gelenek, örf, adet, hukuk kuralı)
* bir toplulukta kuşaktan kuşağa aktarılan gelenek, görenek, davranış ve ahlak
kurallarının bütünü, örf, adet, anane (Tevrat, torah, Thora (töre, Tevrat)
(ing., fra., alm.) )
törebilim :
tür. * törü, töre (yasa, düzen, kural, kanun, gelenek, örf, adet, hukuk kuralı)
+ bilim (bilme, ilim, tanıma) * iyi, kötü, doğru, yanlış, yarar ve erdem gibi
kavramları inceleyen, insan davranışlarına yönelik kurallar ve ilkeler ortaya
koyan felsefe dalı, etik (ahlak bilimi)
törel :
tür. * törü, töre (yasa, düzen, kural, kanun, gelenek, örf, adet, hukuk kuralı)
+ el (sıfat yapım eki) * töreye uygun olan, töre ile ilgili, ahlaki ve
geleneksel değerleri barındıran
tören :
tür. * törü, töre (yasa, düzen, kural, kanun, gelenek, örf, adet, hukuk kuralı)
+ en (isim yapım eki) * bir olay, kişi veya durum için belirli kurallara göre
yapılan resmi veya geleneksel kutlama ve merasim
töretanımaz :
tür. * törü, töre (yasa, düzen, kural, kanun, gelenek, örf, adet, hukuk kuralı)
+ tanımaz (bilmez, saymaz, itibar etmez; dikkate almaz) * mevcut örf, adet ve
ahlak kurallarına uymayan veya bu kurallara aykırı olan
törpü :
tür. * törpi (yontmak, düzeltmek, rendelemek), törpig, törpigü (keser, alet) *
yüzeyleri düzgünleştirmek, şekillendirmek veya pürüzleri gidermek amacıyla
kullanılan, dişleri ince veya kalın pürtüklü/pürüzlü el aleti
törpü balığı :
tür. * törpü (yüzeyleri düzgünleştirmek, şekillendirmek veya pürüzleri gidermek
amacıyla kullanılan, dişleri ince veya kalın pürtüklü/pürüzlü el aleti) + balık
(suda yaşayan omurgalı, solungaçlı ve yüzgeçli deniz canlısı) + ı (iyelik eki)
* monacanthidae familyasına ait, tetik balıkları ve balon balıkları ile akraba
olan, genellikle Atlantik, Pasifik ve Hint Okyanuslarında yaşayan, "aptal
balık" veya "deri ceket balığı" olarak da bilinen, bazen süs
veya av balığı olarak değerlendirilen, derisi pürüzlü ve zımpara kağıdını
andıran bir deniz balığı türü
tös :
tür. * töz (kök, asıl, esas, temel, soy) * Altay, Tuva, Hakas ve Saha (Yakut)
gibi Sibirya Türk topluluklarında kamların (şamanların) kutsal saydığı, ataları
veya doğa ruhlarını temsil eden sembolik nesne, tasvir veya heykelcik
töskürmek :
tür. * töskür (geri gitmek, gerilemek) + mek (fiil mastar eki) * geri gitmek,
geri çekilmek
töskürtmek :
tür. * töskürmek (geri gitmek, geri çekilmek) + t (ettirgen fiil eki) + mek
(fiil mastar eki) * bir hayvanı geri geri yürütmek veya bir düşmanı geriye
doğru püskürtmek, uzaklaştırmak
töton : lat.
* Teutones (bir Cermen kavminin adı) * Eski Çağ'da Orta ve Kuzey Avrupa'da
yaşayan Cermen topluluklarından biri (bu isim daha sonra genel olarak “Deutsch”
(Cermen, Alman) anlamında da kullanılmıştır.)
tövbe :
ara. * taba (dönmek, pişman olup vazgeçmek), tevbe (günah veya yanlıştan
içtenlikle pişmanlık duyarak vazgeçme) * günah veya yanlıştan içtenlikle
pişmanlık duyarak vazgeçme ve bir daha yapmamaya karar verme; dini anlamda
Allah'a yönelerek bağışlanma dileme; Kur’an’ın 9. suresi
tövbekar :
ara., far. * taba (dönmek, pişman olup vazgeçmek), tevbe (günah veya yanlıştan
içtenlikle pişmanlık duyarak vazgeçme) (ara.) + kar (-cı, yapan, eden eki;
gibi, ile ilgili) (far.) * penitent, repentant; pénitent; bereuen, reuevoll
töz :
tür. * töz (kök, asıl, esas, temel, soy) * Altay, Tuva, Hakas ve Saha (Yakut)
gibi Sibirya Türk topluluklarında kamların (şamanların) kutsal saydığı, ataları
veya doğa ruhlarını temsil eden sembolik nesne, tasvir veya heykelcik
tözel :
tür. * töz (kök, asıl, esas, temel, soy) + el (ile ilgili, -a ait) * varlığın
temel özüne veya kökenine ait olan, öz ile ilgili olan, esasa ilişkin olan
TPN :
ing. * total (tam) + parenteral (parenteral) + nutrition (beslenme) * sindirim
sistemi kullanılamadığında damar yolu ile sağlanan tam beslenme yöntemi
TQBF problemi :
ing. * TQBF (true (doğru) + quantified (nicelenmiş) + boolean (boolean) +
formula (formülü) (ing.) + problema (sorun, sıkıntı, mesele, problem) (gre.) +
i (iyelik eki) (tür.) * teorik bilgisayar biliminde, verilen nicelenmiş boolean
formülünün doğru olup olmadığını belirleme problemi; PSPACE-tamlığı ile
bilinen, karmaşık karar problemlerinin temel örneklerinden biri
trabekül :
lat. * trabs, trabis (kiriş, kalas) + cula (küçültme eki) * anatomide bir organ
veya dokunun içinde destekleyici köprü veya ağ şeklinde uzanan kiriş veya çubuk
biçimli ince yapı; özellikle süngerimsi kemikteki ince kemik kirişçiklerinden
her biri; kiriş biçiminde lif demetlerinden oluşan ince bölmecikli anatomik
yapı, küçük kiriş; birbirleriyle anastomozlaşan kemik lamelleri
trabekülasyon :
lat. * trabs, trabis (kiriş, kalas) + cula (küçültme eki) + tio (isim yapım
eki) * kemik dokusu veya organ içinde trabeküllerin (kirişçiklerin) oluşması,
düzenlenmesi; trabeküllerden oluşan yapı
trabekülektomi :
lat., gre. * trabs, trabis (kiriş, kalas) + cula (küçültme eki) (lat.) +
ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia
(kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) (gre.) * glokom (göz tansiyonu) tedavisinde, göz içi basıncını
düşürmek amacıyla uygulanan, gözün ön kamarasındaki sıvının dışarı akmasını
sağlamak için trabeküler ağdan küçük bir parçanın cerrahi olarak çıkarılması
işlemi
trabeküler :
lat. * trabs, trabis (kiriş, kalas) + cula (küçültme eki) + aris (ile ilgili,
-a ait) * tıp ve anatomide küçük kirişler, lif demetleri, çubuklar veya
bölmeler (trabekül) oluşan, ağsı veya süngerimsi bir yapıya sahip olan
trablus :
gre. * tria (üç) + polis (şehir, kent, il) * Libya’nın başkenti
trabzan :
gre., far. * trapeza (masa) (gre.); darbazin (çit, parmaklık, peyke), darbazag
(büyük kapı, eşik, atebe) (far.) * merdivenlerin veya balkonların kenarlarına
yerleştirilen, güvenliği arttıran ve kullanılabilirliği sağlayan korkuluk
trabzon :
gre., tür. * trapezus, trapezos (dört köşe, dikdörtgen biçiminde masa, veya
sofra); trab (Orta Asyalı bir Türk boyu ismi) + zon (yer; İngilizcedeki “zone”
kelimesi ile ortak kökenden) * Karadeniz Bölgesi'nin Doğu Karadeniz Bölümü'nde
yer alan 61 plaka numaralı il
trachemys scripta :
gre., lat. * trakhys (pürüzlü, pütürlü, tırtıklı, kaba, sert, katı) + emys
(tatlı su kaplumbağası) (gre.) + scribere (yazmak), scriptus (yazı) (lat.) *
evlerde yaygın olarak beslenen kırmızı yanaklı su kaplumbağası (Amerikan su
kaplumbağası) türü
trachycarpus :
gre. * trakhys (pürüzlü, pütürlü, tırtıklı, kaba, sert, katı) + karpos (meyve,
tohum) * palmiyegiller (Arecaceae) familyasından, sert veya düzensiz biçimli
meyvesi olan, soğuğa en dayanıklı yelpaze palmiyesi türlerini içine alan bir
bitki cinsi, yelpaze palmiyesi, telli palmiye
trachypterus :
gre., lat. * trakhys (pürüzlü, pütürlü, tırtıklı, kaba) + pteryx, pterygos,
ptera, pteron (kanat, yüzgeç) (gre.) + us (isim yapım eki) (lat.) * kürek
balıkları (Regalecidae) familyasına ait, derin denizlerde yaşayan, vücudu son
derece yassı, ince ve kurdele şeklinde olan bir kemikli balık cinsi, kağıt
balığı, kurdele balığı
trachystemon :
gre. * trakhys (pürüzlü, pütürlü, tırtıklı, kaba, sert, katı) + stemon (sütun,
direk, kolon) * Boraginaceae (hodangiller) familyasından, tüylü ve kaba yapılı
erkek organları nedeniyle bu ad verilen, Türkiye ve Güneydoğu Avrupa’da doğal
olarak yetişen, çok yıllık otsu bitki cinsi
tracking :
lat., ing. * tractus (çekilmiş, cezbedilmiş, sürüklenmiş; götürülmüş) (trahere
(çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) + ctus (isim yapım eki) ) (lat.);
track (izlemek, takip etmek) + ing (isim ve sıfat yapım eki) (ing.) * iz sürme,
takip etme; bir hareketi, kişiyi, nesneyi veya konumu izleme
tradescantia :
lat. * Tradescant (İngiliz botanikçi John Tradescant’ın soyadından) + ia (isim
yapım eki) * Tradescantia, Commelinaceae (commelinagiller) familyasından,
sarmaşık gibi büyüyen, renkli ve etli dekoratif yaprakları olan tropikal otsu
bitki türü
tradisyon :
lat. * tradere (devretmek, aktarmak) + tio (isim yapım eki) * adet, anane,
gelenek, görenek; bir toplumda kuşaktan kuşağa aktarılan alışkanlık, değer veya
uygulama
tradisyonel :
lat. * tradere (devretmek, aktarmak) + tio (isim yapım eki) + alis (ile ilgili,
-a ait) * geleneksel; gelenek veya görenekle ilgili, geleneğe dayanan, ananevi,
adetsel
trafik :
lat. * trafficare (ticaret yapmak, dolaşmak), traficcus (ticaret, alışveriş,
dolaşım) * taşıtların ve yayaların yollardaki hareketi, ulaşım akışı, bir
yerdeki taşıt ve yaya yoğunluğu
trafo :
lat. * trans (geçiş, geçme, ötesi, karşıdan karşıya, öteye) + formare
(şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak) (formis (şekilli, biçimli) (forma
(şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) + are (fiil mastar eki) ) +
tor (-cı, yapan, eden eki) * manyetik bir çekirdek ve sarımlardan (sargılardan)
oluşan, frekansı değiştirmeden elektromanyetik indüksiyon ile çalışan,
alternatif akım (AC) devrelerinde elektrik enerjisinin voltaj (gerilim)
seviyesini artıran veya düşüren, elektrik cihazı
tragedya :
gre. * tragoidia (keçi ezgisi, keçi şarkısı) (tragos (keçi) + oide (şarkı,
ezgi, şiir) + eia (isim yapım eki) ) * keçi şarkısı, keçi ezgisi (Antik
Yunan'daki Dionysos şenliklerinden); insan yaşamındaki acı, çatışma, yıkım ve
felaketleri konu alan, genellikle ciddi ve dramatik olaylar üzerine kurulu
tiyatro türü, tragedya; acıklı veya yıkıcı olaylar dizisi, dram
tragopogon :
gre. * tragos (keçi) + pogon (sakal) * papatyagiller (Asteraceae) ailesine ait,
kırsal alanlarda ve yol kenarlarında yetişen, genellikle sarı veya mor çiçekler
açan, halk arasında genellikle yemlik veya teke sakalı olarak bilinen, sakal
gibi tüylü tohum başakları olan otsu bir bitki cinsi
tragus :
gre., lat. * tragos (keç,) (gre.) + us (isim yapım eki) (lat.) * boynuzlugiller
(Bovidae) familyasından olan, sütü, eti ve derisi için yetiştirilen boynuzlu,
geviş getiren, otçul, tırmanıcı küçükbaş dağ hayvanı
trahom :
gre. * trakhys (pürüzlü, pütürlü, tırtıklı, kaba, sert, katı) + oma (tümör,
kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * Chlamydia trachomatis
bakterisinin neden olduğu, gözün konjonktiva ve kornea dokularını etkileyen,
tekrarlayan enfeksiyonlar sonucunda göz kapağında içe dönme ve kirpiklerin
korneaya sürtünmesine bağlı olarak görme kaybına ve körlüğe yol açabilen kronik
bulaşıcı göz hastalığı
trait :
lat., ing. * tractus (çekilmiş, cezbedilmiş, sürüklenmiş; götürülmüş) (trahere
(çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) + ctus (isim yapım eki) ) (lat.);
trait (özellik, nitelik, karakter) (ing.) * bir kişi, canlı veya nesneyi
diğerlerinden ayıran belirgin özellik, nitelik veya karakter özelliği
trajedi :
gre. * tragoidia (keçi ezgisi, keçi şarkısı) (tragos (keçi) + oide (şarkı,
ezgi, şiir) + eia (isim yapım eki) ) * keçi şarkısı, keçi ezgisi (Antik
Yunan'daki Dionysos şenliklerinden); insan yaşamındaki acı, çatışma, yıkım ve
felaketleri konu alan, genellikle ciddi ve dramatik olaylar üzerine kurulu
tiyatro türü, tragedya; acıklı veya yıkıcı olaylar dizisi, dram
trajektuar :
lat. * trans (geçiş, geçme, ötesi, karşıdan karşıya, öteye) + jacere
(fırlatmak, atmak), jaculum (cirit, mızrak), jaculari (atmak, atılmak,
fırlatmak, fırlamak) + arius (ile ilgili, -a ait) (lat.); trajectoir (fra.) *
hareket eden bir cismin uzayda veya bir ortamda zaman boyunca izlediği yol,
yörünge; özellikle fizik ve matematikte bir cismin hareketi sırasında geçtiği
noktaların oluşturduğu eğri iz
trajik :
gre. * tragos (keçi) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * acıklı, üzücü, felaket
veya büyük bir yıkımla sonuçlanan; tragedya türüne veya onun özelliklerine
ilişkin, insan yaşamındaki acı, çatışma ve kaçınılmaz yıkımı konu alan (keçi
bağlantısı Antik Yunan'daki Dionysos şenliklerinden)
trajikomedi :
gre. * tragos (keçi) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) + komoidos (komik şair)
(komos (cümbüş, alem, şenlik, eğlence) + aoidos (şarkıcı) ) + eia (isim yapım
ve durum eki) * tragedyanın acıklı, ciddi ve yıkıcı özellikleriyle komedinin
güldürücü, mizahi ve eğlendirici özelliklerini bir arada kullanan tiyatro türü;
acıklı ve gülünç unsurların birlikte işlendiği dramatik eser
trajikomik :
gre. * tragos (keçi) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) + komos (cümbüş, alem,
şenlik, eğlence) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * hem trajik hem komik
özellikler taşıyan, aynı anda acıklı ve gülünç bir durum oluşturan; ciddi veya
üzücü bir olayın içinde ironik, absürt veya güldürücü unsurlar barındıran
trake :
gre. * trakhys (pürüzlü, pütürlü, tırtıklı, kaba, sert, katı) + eia (isim yapım
eki) * iç yüzü silli epitel ile döşeli olan ve solunum yollarının temel iletim
bölümünü oluşturan, gırtlaktan bronşlara uzanan, havayı akciğerlere ileten,
kıkırdak halkalardan oluşan soluk borusu
trakea :
gre. * trakhys (pürüzlü, pütürlü, tırtıklı, kaba, sert, katı) + eia (isim yapım
eki) * iç yüzü silli epitel ile döşeli olan ve solunum yollarının temel iletim
bölümünü oluşturan, gırtlaktan bronşlara uzanan, havayı akciğerlere ileten,
kıkırdak halkalardan oluşan soluk borusu
trakeabronşial :
gre., lat. * trakhys (pürüzlü, pütürlü, tırtıklı, kaba, sert, katı) + eia (isim
yapım eki) + bronkhos (soluk borusunun akciğerlere giden iki kolundan her biri
ve bunların dalları; boğaz, soluk borusu) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) (lat.) * soluk borusu ve bronşlarla ilgili olan, trakea ile
bronşları birlikte ilgilendiren, bu yapıların anatomik özellikleri veya
işlevleriyle ilişkili olan
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder