26 Eylül 2026 Cumartesi

timolol - trakeabronşial

timolol : gre., lat. * thymol (kekik yağında bulunan fenolik bileşik) (thymos (kekik; kekik kokusu) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) ) (lat.) * glokom ve göz içi basıncının yüksekliğinin tedavisinde kullanılan, göz içi sıvısının oluşumunu azaltan beta-adrenerjik reseptör blokeri etken madde (C13H24N4O3S)

timoma : gre. * thumos, thymos (göğüs kemiği arkasında bulunan T hücresi içsalgı bezi, timüs; duygu, ruh; kalp) (gre.); thymus (lat.) (gre.); thymus (lat.) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * göğüs kafesinin ortasında, kalbin hemen önünde ve imza kemiğinin arkasında yer alan bağışıklık sistemiyle ilgili timus bezinin epitel hücrelerinden gelişen, genellikle yavaş büyüyen, uzun süre belirti vermeyebilen ve çoğu zaman başka bir nedenle çekilen akciğer filmlerinde tesadüfen bulunan tümör türü, timüs tümörü

timpan : gre. * tympanon (davul, tef; gerilmiş yüzey) (gre.); tympanum (lat ) * bir yüzeyin gerilmiş zar gibi olan bölümü; mimaride kemerli bir alınlığın iç kısmı; anatomide kulak zarı veya benzeri zar yapı; alın; köprü gövdesini memba ve mansap tarafında sınırlayan duvar

timpana : gre. * tympanon (davul, tef; gerilmiş yüzey) (gre.); tympanum (lat ) * bir yüzeyin gerilmiş zar gibi olan bölümü; mimaride kemerli bir alınlığın iç kısmı; anatomide kulak zarı veya benzeri zar yapı; alın; köprü gövdesini memba ve mansap tarafında sınırlayan duvar

timpani : gre. * tympanon (davul, tef; gerilmiş yüzey) (gre.); tympanum (lat ) * bir yüzeyin gerilmiş zar gibi olan bölümü; mimaride kemerli bir alınlığın iç kısmı; anatomide kulak zarı veya benzeri zar yapı; alın; köprü gövdesini memba ve mansap tarafında sınırlayan duvar

timpanik : gre. * tympanon (davul, tef; gerilmiş yüzey) (gre.); tympanum (lat ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) * kulak zarıyla veya timpanik yapılarla ilgili olan, kulak zarına ait

timpanogram : gre. * tympanon (davul, tef; gerilmiş yüzey) (gre.); tympanum (lat ) + gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) (gre.) * kulak zarının ve orta kulağın basınç değişikliklerine verdiği yanıtı gösteren grafiksel kayıt, timpanometri sonucu elde edilen grafik

timpanoplasti : gre. * tympanon (davul, tef; gerilmiş yüzey) (gre.); tympanum (lat ) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kulak zarının cerrahi olarak onarılması veya yeniden yapılandırılması, kulak zarı ameliyatı

timpanotomi : gre. * tympanon (davul, tef; gerilmiş yüzey) (gre.); tympanum (lat ) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kulak zarının cerrahi olarak kesilerek açılması işlemi, miringotomi

timpanum : gre. * tympanon (davul, tef; gerilmiş yüzey) (gre.); tympanum (lat ) * bir yüzeyin gerilmiş zar gibi olan bölümü; mimaride kemerli bir alınlığın iç kısmı; anatomide kulak zarı veya benzeri zar yapı; alın; köprü gövdesini memba ve mansap tarafında sınırlayan duvar

timsah : mıs. * msah (sürüngen) (mıs.), masaha (ovmak, sürmek, ovalamak, yağla ovmak) (ara.) * sürünen, sürüklenen, sürünme, sürüklenme; Crocodylia (timsahlar) takımında yer alan, uzun çeneli, güçlü kuyruklu ve pullu derili büyük sürüngenlerin genel adı

timsal : ara. * masala (benzemek, örnek olmak, temsil etmek), temsil (benzetme, canlandırma, yerine geçme), misal (örnek, benzer; herhangi bir şeyin temsilcisi veya benzeri; bir kavramı, durumu veya nesneyi açıklamaya yarayan örnek; edebi bağlamda teşbih, benzetme aracı) * bir varlığın görünüşünü yansıtan biçim veya örnek, simge, benzer, örnek alınan kişi veya şey, simge, sembol

timuçin : tür. * temur (demir) + cin (ile ilgili, -a ait) * demirci, demir gibi sağlam kimse, demirle ilgili olan; Cengiz Han'ın doğum adı; erkek ismi

timur : tür. * temur (demir) * simgesi Fe, atom sayısı 26, atom ağırlığı 55.847, yoğunluğu 7.8 olan, 1510 santigrat derecede eriyen, mavimtırak esmer renkte, sanayide çelik, döküm ve alaşımlar durumunda kullanılan metal grubundan element, ferrum (lat.); erkek ismi

timus : gre. * thumos, thymos (göğüs kemiği arkasında bulunan T hücresi içsalgı bezi, timüs; duygu, ruh; kalp) (gre.); thymus (lat.) * göğüs boşluğunun üst bölümünde bulunan, bağışıklık sisteminde önemli rolü olan T hücrelerini üreten, bağışıklık sisteminin gelişiminde rol oynayan lenfoid organ, timüs bezi

timüs : gre. * thumos, thymos (göğüs kemiği arkasında bulunan T hücresi içsalgı bezi, timüs; duygu, ruh; kalp) (gre.); thymus (lat.) * göğüs boşluğunun üst bölümünde bulunan, bağışıklık sisteminde önemli rolü olan T hücrelerini üreten, bağışıklık sisteminin gelişiminde rol oynayan lenfoid organ, timüs bezi

tin : ara. * tin (incir) * Kur’an’ın 95. suresinin ismi

tin : tür. * tin (ruh, can, bilinç, öz varlık, cevher, manevi varlık) * insanın maddi olmayan yönü, ruh, can, bilinç, öz varlık, cevher, manevi varlık, düşünme ve bilinç yetisi

tinbal : gre. * tympanon (davul, tef, vurmalı çalgı, çalınan çember biçimli çalgı; kulak zarı, orta kulak boşluğu) (gre.); timbal (ing.) * vurmalı çalgılar ailesinden, metal gövdeli ve genellikle bir çift hâlinde kullanılan, tokmaklarla çalınan davul türü, timpani davulu

tindalizasyon : ing., lat. * Tyndall (İngiliz fizikçi John Tyndall'ın soyadından) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım ve durum eki) (lat.) * bir maddenin, özellikle besiyerinin, ısıtılıp soğutulmasının birkaç kez tekrarlanmasıyla mikroorganizmaların ve sporların ortadan kaldırılmasına yönelik sterilizasyon yöntemi, aralıklı sterilizasyon

tindalize : ing., lat. * Tyndall (İngiliz fizikçi John Tyndall'ın soyadından) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + atus (sıfat yapım eki) (lat.) * tindalizasyon işleminden geçirilmiş, aralıklı ısıtma ve soğutma yoluyla sterilize edilmiş olan

tinea : lat. * tinea (güve; güve kelebeği; saçkıran, deri mantarı) * deride, saçta veya tırnakta dermatofit mantarların neden olduğu mantar enfeksiyonlarının genel adı, saçkıran

tinea cruris : lat. * tinea (güve; güve kelebeği; saçkıran, deri mantarı) + cruris (bacağın; bacağa ait) (crus, cruris (bacak, kaval kemiği) + is (ile ilgili, -a ait) ) * kasık ve uyluk içlerinde görülen dermatofit mantar enfeksiyonu, kasık mantarı, kasık dermatofitozu

tinea inguinalis : lat. * tinea (güve; güve kelebeği; saçkıran, deri mantarı) + inguinalis (kasıkla ilgili inguen, inguin (kasık) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * kasık bölgesinde dermatofit mantarların neden olduğu deri enfeksiyonu, kasık mantarı, tinea cruris

tinea kapitis : lat. * tinea (güve; güve kelebeği; saçkıran, deri mantarı) + capitis (başın; başa ait) (caput (baş, kafa, tepe) + is (ile ilgili, -a ait) ) * saçlı deriyi ve saçları tutan dermatofit mantar enfeksiyonu, saçlı deri mantarı, saçkıran

tinea korporis : lat. * tinea (güve; güve kelebeği; saçkıran, deri mantarı) + corporis (bedenle ilgili, vücut ile ilgili, gövde ile ilgili, cisim ile ilgili, bedeni ) (corpus (vücut, gövde, beden, yapı, bütün) + aris (ile ilgili, -a ait) ) * gövde, kol ve bacakların derisini tutan dermatofit mantar enfeksiyonu, gövde mantarı, yüzeysel dermatofitoz

tinea pedis : lat. * tinea (güve; güve kelebeği; saçkıran, deri mantarı) + pedis (ayakla ilgili) (pes, pedis (ayak) + is (ile ilgili, -a ait) ) ayak derisini tutan dermatofit mantar enfeksiyonu, ayak mantarı, atlet ayağı *

tinea unguium : lat. * tinea (güve; güve kelebeği; saçkıran, deri mantarı) + unguium (tırnakların; tırnaklara ait) (unguis, unguis (tırnak, pençe) + ium (ile ilgili, -a ait) ) * el veya ayak tırnaklarını tutan mantar enfeksiyonu, tırnak mantarı, onikomikoz

tinea versikolor : lat. * tinea (güve; güve kelebeği; saçkıran, deri mantarı) + versicolor (çeşitli renkli, rengarenk) (versare (dönmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek) + color (boya, renk) ) * deride açık veya koyu renkli lekeler oluşturan yüzeysel mantar enfeksiyonu, samyeli, pitiriyazis versikolor

tiner : ing. * thinner (inceltici, seyrelten madde) (thin (ince, seyrek) + er (-cı, yapan, eden eki) ) * boya, vernik ve benzeri maddeleri inceltmek veya seyreltmek için kullanılan çözücü karışımı, boya incelticisi

tinidazol : lat. * imid (azot içeren amid türevi organik kök; imidazol/imidazolidin türevi kök) + nitro (azotlu (N) bileşik, nitro grubu) + azole (mantar önleyici ilaçlarda yer alan bir veya daha fazla nitrojen (azot) atomu içeren 5 üyeli bir halkaya sahip bir grup heterosiklik bileşik belirtici ek) (azotos, azotikos (yaşamsız, cansız, hayatsız) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) ) ) * trikomonal enfeksiyonlar, giardiaz, amip ve bakteriyel vajinoz gibi hastalıkların tedavisinde ve özellikle anaerob bakterilere ve bazı protozoonlara karşı kullanılan nitroimidazol grubu antimikrobiyal etken madde (C8H13N3O4S)

tinitus : lat. * tinnitus (çınlama, çınlayış) (tinnire (çınlamak, ses çıkarmak) + tus (isim yapım eki) ) * dışarıdan bir ses kaynağı olmaksızın kulakta veya başta çınlama, uğultu, vızıltı gibi seslerin algılanması, kulak çınlaması

tink-tank : ing. * think (düşünmek) + ank (depo, hazne; mecazda düşüncelerin toplandığı yer) * kamu politikası, ekonomi, bilim, teknoloji, savunma veya toplumsal konular üzerine araştırma ve analiz yapan uzman kuruluş, düşünce kuruluşu

tinnin : ara. * tinnin (ejderha, büyük yılan; efsanevi deniz canavarı) * ejderha, dev yılan veya denizde yaşayan efsanevi yaratık

tinnitus : lat. * tinnitus (çınlama, çınlayış) (tinnire (çınlamak, ses çıkarmak) + tus (isim yapım eki) ) * dışarıdan bir ses kaynağı olmaksızın kulakta veya başta çınlama, uğultu, vızıltı gibi seslerin algılanması, kulak çınlaması

tinsel : tür. * tin (ruh, can, bilinç, öz varlık, cevher, manevi varlık) + sel (ile ilgili, gibi, benzer, -a ait) * ruhla, bilinçle veya manevi alanla ilgili olan, manevi, ruhsal, spiritüel (maddeyle ilgisi olmayan, maddi olmayan)

tint : ing. * tint (renk tonu, hafif renklenme) (tint (renklendirmek, boyamak) + t (isim yapım eki) ) * bir rengin açık veya hafif değişmiş tonu, özellikle bir rengin beyazla karıştırılmasıyla elde edilen soluk renk tonu

tintinabuli : lat. * tintinnabulum (çan, küçük çan) (tintinnare (çınlamak, çan sesi çıkarmak) + bulum (isim yapım ve araç eki) ) * küçük çanların veya çan seslerinin müzikal olarak kullanıldığı bestecilik tekniği, özellikle Arvo Pärt'ın geliştirdiği çan benzeri seslere dayalı müzik üslubu

tinzaparin : lat. * tinza (düşük molekül ağırlıklı heparin türevi kök) + parin (heparin grubu antikoagülanlar eki) * kan pıhtılaşmasını önleyen antikoagülan (tromboz ve derin ven trombozu tedavi/önleme) ve düşük molekül ağırlıklı heparin

tio : gre. * theion (kükürt (S) ) * kükürt atomunun bulunduğunu veya bir oksijen atomunun kükürt ile değiştirildiğini belirtmek için kimyasal adlandırmada kullanılan ön ek, tiyo- grubu

tioguanin : gre., lat. * theion (kükürt (S) ) (gre.) + guano (deniz kuşu dışkısı; içerdiği azotlu bileşiklerden ötürü) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * DNA ve RNA sentezini etkileyen, özellikle lösemi tedavisinde kullanılan pürin analoğu antimetabolit kemoterapi ilacının etken maddesi (C5H5N5S)

tiokonazol : gre., lat. * theion (kükürt (S) ) (gre.) + conazol (azole halkası taşıyan antifungal bileşik son eki) (co, con (ile, birlikte, beraber) + azole (mantar önleyici ilaçlarda yer alan bir veya daha fazla nitrojen (azot) atomu içeren 5 üyeli bir halkaya sahip bir grup heterosiklik bileşik belirtici ek) (azotos, azotikos (yaşamsız, cansız, hayatsız) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) ) * özellikle deri ve vajinal mantar enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan, imidazol grubu antifungal etken madde (C16H13Cl2N3OS)

tioksanten : gre. * theion (kükürt (S) ) + xanthene (ksanten; aromatik heterosiklik bileşik) (xanthos (sarı) + ene (çift bağ içeren doymamış hidrokarbon molekülü eki) ) * bir kükürt atomu içeren üç halkalı aromatik bileşik yapısı, bazı antipsikotik ilaçların temel kimyasal iskeleti (C13H10S)

tioktik asit : gre. * theion (kükürt (S) ) + oktikos (sekizli yapısı olan, sekizli) (okto (sekiz) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) ) (gre.) + acidum (ekşi, asit) (lat.) * enerji metabolizmasında koenzim olarak görev yapan, antioksidan özellik gösteren, kükürt içeren organik bileşik, alfa-lipoik asit (C8H14O2S2)

tiopental : gre. * theion (kükürt (S) ) + penta (beş) (gre.) + barbital (acidum barbituricum (barbitürik asit türevi) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) * kükürt içeren barbitürat yapısında olan, hızlı ve kısa etkili genel anestezik özellik gösteren ilacın etken maddesi (C11H18N2O2S)

tioridazin : gre., lat. * theion (kükürt (S) ) (gre.) + piperid (piperidin halkası içeren) + azine (fenotiyazin türevi kimyasal yapı eki) (lat.) * bulantı ve kusmayı önlemek, denge ve mide bulantısı sorunlarında ve ayrıca şizofreni ve diğer psikozlarda kullanılan, dopamin reseptörlerini bloke ederek psikoz semptomlarını azaltan prochlorperazine veya benzeri fenotiyazin türevi antiemetik ilaç (yan etkileri arasında sedasyon ve ekstrapiramidal belirtiler bulunur.) (C21H27N2S2Cl (Hydrochlorid)

tiosetazon : gre., lat. * theion (kükürt (S) ) (gre.) + acetum (sirke), acetyl grubu) + zone (keton belirteci) (lat.) * özellikle verem (tüberküloz) tedavisinde kullanılan, tiyosemikarbazon türevi antimikrobiyal etken madde (C10H12N4OS)

tiotropium : gre., lat. * theion (kükürt (S) ) + atropine (Atropa belladonna bitkisinden elde edilen alkaloid) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) (gre.) + ium (dördüncül amonyum tuzu belirteci) (lat.) * antikolinerjik (LAMA) ilaç sınıfına giren ve genellikle nefes yoluyla (inhaler veya toz kapsül şeklinde) olmak üzere KOAH ve astım tedavisinde kullanılan, hava yollarındaki kasları gevşetip nefes almayı kolaylaştıran uzun etkili bir bronş genişletici (bronkodilatör) ilacın etken maddesi (C19H22BrNO4S2)

tiotropium bromür : gre., lat. * theion (kükürt (S) ) + atropine (Atropa belladonna bitkisinden elde edilen alkaloid) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) (gre.) + ium (dördüncül amonyum tuzu belirteci) (lat.) + bromioucho (bromos (koku) (gre.) + urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve anyon-katyon temelli tuz eki) ) (lat.) * kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) ve astım tedavisinde hava yollarını genişletmek amacıyla kullanılan uzun etkili bir antikolinerjik ilacın etken maddesi (C19H22NO4S2Br)

tiotropyum : gre., lat. * theion (kükürt (S) ) + atropine (Atropa belladonna bitkisinden elde edilen alkaloid) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) (gre.) + ium (dördüncül amonyum tuzu belirteci) (lat.) * antikolinerjik (LAMA) ilaç sınıfına giren ve genellikle nefes yoluyla (inhaler veya toz kapsül şeklinde) olmak üzere KOAH ve astım tedavisinde kullanılan, hava yollarındaki kasları gevşetip nefes almayı kolaylaştıran uzun etkili bir bronş genişletici (bronkodilatör) ilacın etken maddesi (C19H22BrNO4S2)

tiotropyum bromür : gre., lat. * theion (kükürt (S) ) + atropine (Atropa belladonna bitkisinden elde edilen alkaloid) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) (gre.) + ium (dördüncül amonyum tuzu belirteci) (lat.) + bromioucho (bromos (koku) (gre.) + urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve anyon-katyon temelli tuz eki) ) (lat.) * kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) ve astım tedavisinde hava yollarını genişletmek amacıyla kullanılan uzun etkili bir antikolinerjik ilacın etken maddesi (C19H22NO4S2Br)

tip : gre. * typon, typos (model, tip, çeşit, cins, tür, iz, damga, biçim, şekil, form, örnek) * bir şeyin ayırt edici özelliklerini taşıyan örnek, tür, biçim, şekil, form; tıpta hastalık veya durumların belirli özelliklerle tanımlanan biçimi, klinik örüntü

tipi : tür. * tipi (şiddetli kar fırtınası, savrulan kar) * yoğun kar yağışı ve güçlü rüzgârla oluşan, görüşü azaltan şiddetli kış fırtınası, kar fırtınası

tipik : gre. * typon, typos (model, tip, çeşit, cins, tür, iz, damga, biçim, şekil, form, örnek) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * bir tipe, örneğe veya karakteristik özelliğe özgü olan, ayırt edici nitelik taşıyan, karakteristik

tipitaka : san. * ti, tri (üç) + pitaka (sepet) * Theravada geleneğinde kabul edilen Pali dilindeki şekliyle korunmuş Budist yazmaların standart bir derlemesi, Pali Derlemesi, Pali Kanonu

tipleme : gre., tür. * typon, typos (model, tip, çeşit, cins, tür, iz, damga, biçim, şekil, form, örnek) (gre.) + le (etken fiil eki) + me (isim yapım eki) (tür.) * bir kişi, nesne veya olayı belirli bir tipe göre sınıflandırma veya bir karakteri belirgin özellikleriyle oluşturma işi, tip oluşturma

tipo : gre. * typon, typos (model, tip, çeşit, cins, tür, iz, damga, biçim, şekil, form, örnek) * baskıda kullanılan harf veya işaret biçimi; tipografi alanında harf karakteri, yazı tipi; tip, tür, örnek

tipografi : gre. * typon, typos (model, tip, çeşit, cins, tür, iz, damga, biçim, şekil, form, örnek) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek; kazımak, trmalamak), graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım ve durum eki) * yazı karakterlerinin, harflerin ve metin düzeninin estetik ve işlevsel biçimde tasarlanması, baskı ve yazı düzenleme sanatı

tipografya : gre. * typon, typos (model, tip, çeşit, cins, tür, iz, damga, biçim, şekil, form, örnek) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek; kazımak, trmalamak), graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım ve durum eki) * yazı karakterlerinin, harflerin ve metin düzeninin estetik ve işlevsel biçimde tasarlanması, baskı ve yazı düzenleme sanatı

tipoloji : gre. * typon, typos (model, tip, çeşit, cins, tür, iz, damga, biçim, şekil, form, örnek) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * nesneleri, olguları veya canlıları ortak özelliklerine göre tiplere ayırarak inceleyen sınıflandırma ve inceleme alanı

tipolojik : gre. * typon, typos (model, tip, çeşit, cins, tür, iz, damga, biçim, şekil, form, örnek) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * tipolojiye dayanan, tiplerin sınıflandırılması veya incelenmesiyle ilgili olan

tipsiz : gre., tür. * typon, typos (model, tip, çeşit, cins, tür, iz, damga, biçim, şekil, form, örnek) (gre.) + siz (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) (tür.) * yüzü veya görünüşü hoş olmayan, çirkin görünümlü; mecazen belirgin bir niteliği veya karakteri olmayan, sıradan görülen kimse veya şey

tipto : ing. * tip (uç, sivri kısım) + toe (ayak parmağı) * ayak parmaklarının uç kısmı; gizlice, sessizce veya dikkatle yürümek; parmak uçlarına basarak, heyecanla, sessizce

tiptronik : ing., gre. * tiptronic (tip (hafifçe vurmak, dokunmak) (ing.) + elektronikos (ilektronio, elektron (birleştirip karıştırma, altının ve gümüş ile karıştırılması ile elde edilen metal; çamgiller familyasından sarı-kızıl arası renge sahip hoş kokulu bir bitki, kehribar, amber; koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) ) * sürücünün debriyaj pedalı kullanmadan vites kolları veya direksiyon arkasındaki kulakçıklar vasıtasıyla vites geçişlerini manuel olarak kontrol etmesine imkan tanıyan yarı otomatik şanzıman teknolojisi

tipulidae : lat. * tipula (sivrisineğe benzeyen böcek cinsi) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * çift kanatlılar (Diptera) takımına ait olan, tipula cinsini ve çayır sineği, turna sineği, dev sivrisinek olarak bilinen yakın akraba iri kanatlı böcekleri kapsayan, uzun bacaklı ve sivrisineğe benzeyen böcekler familyası, uzunbacaklıgiller familyası

TİR : fra. * Transports (Taşımacılık, Nakliye) + Internationaux (Uluslararası) Routiers (Karayolu) * uluslararası karayolu taşımacılığında kullanılan, gümrük işlemlerini kolaylaştıran taşıma sistemi ve bu sisteme bağlı kamyon/treyler aracı, TIR karnesi sistemiyle taşımacılık yapan araç

tirad : ita., fra. * tirare (çekmek, uzatmak), tirata (çekip uzatma; uzun konuşma) (ita.); tirade (uzun konuşma, söylev, nutuk) (fra.) * tiyatro, edebiyat veya hitabet alanında bir kişinin uzun ve coşkulu biçimde yaptığı konuşma, söylev, nutuk

tiraj : ita., fra. * tirare (çekmek, uzatmak) (ita.); tirer (çekmek) + age (isim yapım eki) (fra.) * bir gazete, dergi, kitap veya başka bir yayının belirli bir baskıda basılan toplam nüshası, baskı sayısı

tiramin : lat. * tyrosine (çoğu proteinin bileşeni olan ve bazı hormonların sentezinde önemli olan hidrofilik bir amino asit) (turos, tyros (peynir) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) ) * + amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) (ammonia (ammon, ammoniakos (gizli, örtülü, güvende, emin) + ine (gibi olan, ile ilgili, kimyasal madde eki) )

tiramisu : ita. * tirare (çekmek, uzatmak, götürmek), tira (çek, götür) + mi (beni) + su (yukarı, üst, yüksek) * çek götür beni yükseğe; espresso ve liköre batırılmış süngerimsi kekin mascarpone peyniriyle doldurulup üzerine kakao tozu eklenerek hazırlanan İtalyan tatlısı

tiramola : ita. * tirare (çekmek, uzatmak, götürmek), tira (çek, götür) + mola (yelkenli gemide kullanılan halat; denizcilik komutu) * denizcilikte “çek, çek!” anlamında kullanılan bir komut

tiran : gre. * theranda (düşen/yığılan malzeme, dağlardan suyla sürüklenip biriken sert toprak/kaya kalıntıları) * Arnavutluk’un başkenti

tiran : lat. * tyrannus (tiran, zorba, zalim, diktatör, despot) * iktidarı zorla ele geçiren, hukuka ve kurallara bağlı kalmadan, ülkeyi baskı ve zulümle yöneten zorba, diktatör

tiras : gre., ara. * thyreos (geniş, dikdörtgen kalkan) (gre.); turs (kalkan), tiras (kalkanlar) (ara.) * Nuh'un torunu ve Yafet'in yedinci ve en küçük oğlu olarak, özellikle İslami ve Yahudi geleneklerinde adı geçen tarihi/mitolojik şahıs

tirase : gre., ara. * thyreos (geniş, dikdörtgen kalkan) (gre.); turs (kalkan), tiras (kalkanlar) (ara.) * savaşta korunmak amacıyla kullanılan savunma aracı, kalkan

tiraspol : gre. * thyreos (geniş, dikdörtgen kalkan) + polis (şehir, kent, il) (gre.) * Transdinyester’in başkenti

tirat : ita., fra. * tirare (çekmek, uzatmak), tirata (çekip uzatma; uzun konuşma) (ita.); tirade (uzun konuşma, söylev, nutuk) (fra.) * tiyatro, edebiyat veya hitabet alanında bir kişinin uzun ve coşkulu biçimde yaptığı konuşma, söylev, nutuk

tirbuşon : fra. * tirer (çekmek) + bouchon (tıkaç, tıpa, tapa, şişe mantarı) * şişe mantarlarını çekip çıkarmaya yarayan, genellikle burgulu metal uçtan oluşan alet, mantar açacağı

tire : fra. * tiré (çekilmiş) (tirer (çekmek) ) ) * dikişte kullanılan pamuk ipliği; pamuk ipliğinden yapılmış

tire : gre. * thira, thyera, tyrha (kale, hisar) * İzmir’in bir ilçesi

tirebolu : gre. * tria (üç) + polis (şehir, il, kent) (üçlü şehir) * Giresun’un bir ilçesi

tirendaz : far. * tir (ok) + andaz (atan, fırlatan) (andaztan (atmak, fırlatmak) + az (-cı, yapan, eden) ) * ok atan kimse, okçu; mecazen nişancılığı veya atıcılığı iyi olan kimse

tirfil : lat., ara. * tri (üç) + folium (yaprak) (lat.) * Trifolium (üç yapraklı) cinsinden olan, baklagiller familyasından, özellikle hayvan yemi olarak kullanılan üç yapraklı yem bitkisi, yonca

tirhandil : ita., tür. * trabaccolo (küçük yelkenli tekne) (trabacca (çadır) + olo (küçültme eki) ) (ita.) + tirhandil (denizcilik terimi) (tür.) * iki direkli, genellikle kıç tarafı yuvarlak olan geleneksel ahşap yelkenli tekne türü, Ege ve Akdeniz'de kullanılan bir gulet çeşidi

tirhos : gre. * thyrsos (değnek, sopa, çubuk, asa) * antik Yunan ve Roma mitolojisinde şarap tanrısı Dionysos (Bacchus) ile onun takipçilerinin (Mainadlar ve Satirler) elinde taşıdığı, rezene sapından veya hafif bir sopadan yapılan, etrafına asma ve sarmaşık dalları sarılan ve tepesine bir çam kozalağı iliştirilen törensel bir değnek

tiril tiril : tür. * tiril (ince, hafif ve gevşek dokunmuş kumaş; tiril tiril) * ince, hafif ve dökümlü kumaş; “tir tiril” biçiminde, kumaşın veya giysinin hafifçe dalgalanıp hareket etmesini anlatan ifade

tiripsinojen : gre. * tribein (ovmak, meshetmek, hafifçe sıvazlamak), thryptein (parçalamak, kırmak) + sis (isim yapım eki) * pankreas tarafından üretilen, ince bağırsakta aktifleşerek proteinlerin parçalanmasını, sindirilmesini sağlayan, ayrıca yenidoğanlarda kistik fibrozis hastalığının taranmasında kan testi olarak kullanılan aktif tripsin enziminin inaktif öncü (zimojen) hali

tirit : far. * tirid, tarid (süte veya et suyuna batırılmış ekmek) (ter (ıslak, yaş) + id (isim yapım eki) ) * et suyu ile ıslatılmış bayat ekmekler, yufka veya simit parçalarının üzerine et (kaz, ördek, tavuk, kuzu) ve genellikle yoğurt eklenerek hazırlanan geleneksel bir yemek

tiriz : far. * taraz (elbise süsü, işleme, nakış, bezek) * bükülmemiş ham iplik; ayrıca elbise üzerine yapılan süsleme, işleme, nakış ve bezek

tirkeş : far. * tirkes (okluk, ok taşıyan kimse) (tir (ok) + kesidan (çekmek, uzatmak, taşımak), kes (çeken, uzatan, taşıyan) ) * okçunun oklarını taşıdığı ve gerektiğinde kolayca aldığı kılıf veya torba, okların taşındığı kap, okluk

tirle : tür. * tirle (ince, hafif ve ipeksi kumaş) * ince, hafif ve genellikle ipeksi dokuma kumaş türü

tirlin : tür. * tirlin (ince, hafif, sık dokunmuş kumaş) * ince ve hafif bir dokuma kumaş türü; bazı yörelerde giysi yapımında kullanılan kumaş

tirmis : gre. * thermos (acı bakla) * baklagiller ailesinden Lupinus cinsine ait olan, Türkiye'de özellikle Antalya ve Konya yörelerinde tanınan ve tüketilen, acı bakla bitkisinin tohumlarından yapılan, görünümü mısırı andıran geleneksel bir ıslak çerez, acı bakla, delice bakla, kurt baklası veya termiye

tirmiz : bak. * taramastha (su kenarındaki kale" veya "nehrin karşı kıyısındaki geçit/liman) (tarama (karşı kıyı, su kenarı) + stha (duran, bulunan, yerleşmiş olan) ) * Özbekistan'ın güneyinde Amuderya (Ceyhun) nehrinin sağ yakasında Afganistan sınırına çok yakın bir şehir

tirmizi : bak., ara. * taramastha (su kenarındaki kale" veya "nehrin karşı kıyısındaki geçit/liman) (tarama (karşı kıyı, su kenarı) + stha (duran, bulunan, yerleşmiş olan) ) (bak.) + i (ile ilgili, -a ait) (ara.) * Tirmiz şehrine mensup olan; özellikle Tirmizli hadis alimi Muhammed et-Tirmizi'nin nisbesi olarak kullanılan ad

tirofiban : lat. * tyro (tyrosine) + fiban (fibrinojen reseptör antagonisti ilaç belirteci) * trombositlerin birbirine yapışmasını engellemek amacıyla kullanılan, glikoprotein IIb/IIIa reseptör antagonisti antitrombositik etken madde (C22H36N2O5S)

tiroglossal : gre., lat. * thyroeides (kalkan şekilli) (thyreos (kalkan) + oeides (ile ilgili, -a ait, benzer, şekilli, biçimli) ) + glotto (dil, lisan), glosso (dil ile ilgili) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * tiroid bezi ile dil arasındaki embriyolojik yapı veya ilişkiyle ilgili olan (özellikle tiroglossal kanal ve kist için kullanılan sıfat)

tirohiyoid : gre., lat. * thyroeides (kalkan şekilli) (thyreos (kalkan) + oeides (ile ilgili, -a ait, benzer, şekilli, biçimli) ) + hyoeides (U şeklinde olan; U harfi biçiminde; boyunda, dilin altında bulunan ve doğrudan başka kemiklerle eklem yapmayan, dil ve yutma hareketlerinde destek sağlayan U şeklindeki kemik) (hyo (U) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) ) * tiroid kıkırdağı ile hiyoid kemik arasındaki ilişkiyle veya bu iki yapıdan biriyle ilgili olan (özellikle tirohiyoid kas ve membran için kullanılan anatomik terim)

tiroid : gre. * thyroeides (kalkan şekilli) (thyreos (kalkan) + oeides (ile ilgili, -a ait, benzer, şekilli, biçimli) ) * boynun ön alt kısmında, adem elmasının hemen altında yer alan, vücudun metabolizma hızını, enerji dengesini, kalp atış hızını ve vücut sıcaklığını kontrol eden T3 ve T4 hormonlarını üreten küçük, kelebek şeklinde bir salgı bezi, kalkanbezi

tiroidektomi : gre. * thyroeides (kalkan şekilli) (thyreos (kalkan) + oeides (ile ilgili, -a ait, benzer, şekilli, biçimli) ) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * boynun ön kısmında yer alan kelebek şeklindeki tiroid bezinin bir kısmının veya tamamının ameliyatla çıkarılması işlemi, guatr ameliyatı

tiroidit : gre. * thyroeides (kalkan şekilli) (thyreos (kalkan) + oeides (ile ilgili, -a ait, benzer, şekilli, biçimli) ) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * tiroid bezinin iltihaplanmasıyla karakterize olan, bezin zarar görmesine yol açarak kana fazla tiroid hormonu salgılanmasına (hipertiroidi) veya hormon üretiminin düşmesine (hipotiroidi) neden olabilen, yaygın türleri arasında Hashimoto, subakut ve postpartum tiroidit bulunan tiroid bezi iltihabı hastalığı

tiroit : gre. * thyroeides (kalkan şekilli) (thyreos (kalkan) + oeides (ile ilgili, -a ait, benzer, şekilli, biçimli) ) * boynun ön alt kısmında, adem elmasının hemen altında yer alan, vücudun metabolizma hızını, enerji dengesini, kalp atış hızını ve vücut sıcaklığını kontrol eden T3 ve T4 hormonlarını üreten küçük, kelebek şeklinde bir salgı bezi, kalkanbezi

tirojen : gre. * thyroeides (kalkan şekilli) (thyreos (kalkan) + oeides (ile ilgili, -a ait, benzer, şekilli, biçimli) ) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + es (ile ilgili, -a ait) ) * tiroid bezinden kaynaklanan veya tiroidle ilişkili olan, tiroid hormonları veya tiroid dokusuyla ilgili

tirokalsitonin : gre. * thyroeides (kalkan şekilli) (thyreos (kalkan) + oeides (ile ilgili, -a ait, benzer, şekilli, biçimli) ) + khalix (kireç taşı) (gre.); calx (kireç, kireç taşı, kalsiyum) (lat.) + tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi, denge) (gre.) + in (protein-peptit eki) (lat.) * tiroid bezinin parafolliküler C hücrelerinden salgılanan, kandaki kalsiyum düzeyinin düzenlenmesinde rol oynayan polipeptit hormon

tiroksin : gre. * thyroeides (kalkan şekilli) (thyreos (kalkan) + oeides (ile ilgili, -a ait, benzer, şekilli, biçimli) ) + oxin (bitki özlü bileşik eki) (oxys (keskin, oksijen) (gre.) + ine (kimyasal madde eki) (lat.) ) * tiroid bezinin ürettiği, metabolizma hızının ve enerji kullanımının düzenlenmesinde önemli rol oynayan başlıca hormonlardan biri, T4 hormonu (C15H11I4NO4)

tiroservikal : gre., lat. * thyroeides (kalkan şekilli) (thyreos (kalkan) + oeides (ile ilgili, -a ait, benzer, şekilli, biçimli) ) (gre.) + cervix (boyun, baş-gövde bağlantısı) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * tiroid bezi ve boyun bölgesiyle ilişkili olan, özellikle tiroservikal trunkus gibi anatomik yapılara ait olan

tirotoksikoz : gre. * thyroeides (kalkan şekilli) (thyreos (kalkan) + oides (ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) ) + toxikon, toxikos (yaya takılan, ok, yay; zehir) (toxon, toxa (yay; ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + pharmakon (zehir) (oklar için zehir) (okların ucuna zehir sürülmesinden) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * tiroid hormonlarının (T3 ve T4) vücutta gereğinden fazla bulunması veya etkilerinin artması sonucu ortaya çıkan, metabolizmanın hızlanması, çarpıntı, terleme ve kilo kaybı gibi belirtilere yol açabilen klinik durum

tirotomi : gre. * thyroeides (kalkan şekilli) (thyreos (kalkan) + oeides (ile ilgili, -a ait, benzer, şekilli, biçimli) ) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * gırtlakta bulunan tiroid kıkırdağın cerrahi olarak kesilmesi işlemi, özellikle gırtlak cerrahisinde uygulanan kesi işlemi

tirotropik : gre. * thyroeides (kalkan şekilli) (thyreos (kalkan) + oeides (ile ilgili, -a ait, benzer, şekilli, biçimli) ) + trephein (beslemek, gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophia (beslenme, gıdalanma, büyüme durumu) (trophos, trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * tiroid bezinin büyümesini, gelişmesini veya işlevini uyaran veya tiroid dokusu üzerinde etkili olan

tirotropin : gre. * thyroeides (kalkan şekilli) (thyreos (kalkan) + oeides (ile ilgili, -a ait, benzer, şekilli, biçimli) ) + trephein (beslemek, gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophia (beslenme, gıdalanma, büyüme durumu) (trophos, trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * hipofiz bezinden salgılanan ve tiroid bezini tiroid hormonları üretmesi için uyaran hormon, tiroid uyarıcı hormon (TSH)

tirozin : gre. * turos, tyros (peynir) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) * çoğu proteinin bileşeni olan ve bazı hormonların sentezinde önemli olan hidrofilik bir amino asit (C9H11NO3)

tirozinaz : gre. * turos, tyros (peynir) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) + ase (enzim eki) * melanin sentezinin ilk basamaklarında görev alan, tirozini oksitleyerek melanin oluşumunu başlatan bakır içeren enzim

tirozinkinaz : gre. * turos, tyros (peynir) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) + kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak) + ase (enzim eki) * hücrelerde proteinlerin tirozin amino asidi kalıntılarına fosfat grubu ekleyerek hücre büyümesi, bölünmesi ve sinyal iletiminde görev yapan enzim grubu

tirpidin : tür. * tirpidin (ufak bahçe çapası) (tür (doğru, temiz) + pidin (bahçe, tarla) ) * toprak işlerinde, ot yolmada veya bahçe bakımında kullanılan küçük bir el aleti, ufak bahçe çapası

tirpitil : tür. * tirpidin (ufak bahçe çapası) (tür (doğru, temiz) + pidin (bahçe, tarla) ) * toprak işlerinde, ot yolmada veya bahçe bakımında kullanılan küçük bir el aleti, ufak bahçe çapası

tirs : ara. * tirs (silinip yeniden yazılabilen eski yazı kağıdı, parşömen yaprağı) * eski yazıların silinerek üzerine yeniden yazıldığı parşömen veya kâğıt yaprağı; palimpsest niteliğindeki yazı malzemesi

tirsi : gre. * thríssa (sardalyamsı balık) * sardalyagiller familyasından, Karadeniz, Marmara ve Akdeniz'de yaşayan, ilkbaharda üreme için nehir ağızlarına giren, eti oldukça yağlı ve lezzetli olan, gümüş rengi pullu, elips vücutlu, ortalama 20-40 cm boyunda ve bol kılçıklı bir deniz balığı türü

tirşe : far. * teraşe, tirşa (teraşe (kazınmış, tıraş edilmiş; silinmiş yazı, silinti; eski yazının izi) * yeşil ile mavi arasında yer alan bir renk tonunu veya bu renkte olan; eskiden üzerine yazı yazmak amacıyla hazırlanan hayvan derisi, parşömen; yazısı silinmiş veya üzerine yeniden yazılmış kağıt veya parşömen; silinmiş eski yazının alttan görünen izi, palimpsest yazısı

tirt : tür. * tirt (işe yaramayan, değersiz kimse veya nesne) * işe yaramaz, vasat, dandik, boş

tirvana : far. * tuvan (güç, kuvvet), tuvana (güçlü, dinç, canlı) * Doğu Karadeniz bölgesinde, özellikle Trabzon ve Rize yörelerinde yaşayan, güvercin büyüklüğünde, gri-boz renkli, sonbahar mevsiminde bıldırcın göçünün ardından bölgeye gelen göçmen bir kuş türü, üveyik kuşu (yaban güvercini / Streptopelia turtur); bir balık türü Taeniura grabata

tiryak : gre., ara. * theriakon (yabani hayvanlara karşı kullanılan ilaç, panzehir) (gre.); tiryak (panzehir, zehirlenmeye karşı ilaç) (ara.) * zehire karşı kullanılan panzehir veya ilaç; bir soruna karşı güçlü çare; bağımlılık derecesinde düşkün olunan şey

tiryaki : gre., ara. * theriakon (yabani hayvanlara karşı kullanılan ilaç, panzehir) (gre.); tiryak (panzehir, zehirlenmeye karşı ilaç) + i (ile ilgili, -a ait) (ara.) * iryak kullanan kimse; bir şeye aşırı düşkün veya bağımlı olan kimse

tis'a : ara. * tis’a (dokuz, 9) * sekizden (8) sonra, ondan (10) önce olan doğal sayı

tis'un : ara. * tis’un (doksan) * doksan

tisü : lat., fra. * texere (dokumak, örmek) + -tus (yapılmış, örülmüş) (lat.); tissu (doku, dokuma) (fra.) * birbirine bağlanmış veya dokunmuş şeylerden oluşan yapı, dokuma; biyolojide benzer hücrelerin bir araya gelmesiyle oluşan yapı, doku; günlük kullanımda ince kağıt mendil veya benzeri ince malzeme

tişört : ing. * T (T harfi biçimi) + shirt (gömlek) * kolları ve gövdesi T harfine benzeyen, genellikle kısa kollu, yakasız üst giysisi

tişu : lat., fra. * texere (dokumak, örmek) + -tus (yapılmış, örülmüş) (lat.); tissu (doku, dokuma) (fra.) * birbirine bağlanmış veya dokunmuş şeylerden oluşan yapı, dokuma; biyolojide benzer hücrelerin bir araya gelmesiyle oluşan yapı, doku; günlük kullanımda ince kağıt mendil veya benzeri ince malzeme

titan : gre. * titan (güçlü ve büyük varlık) * unan mitolojisinde Uranos ile Gaia'nın çocuklarından olan güçlü tanrısal varlıklardan her biri; çok güçlü, devasa veya üstün nitelikli kimse veya şey (mecazi)

titania : gre. * titan (güçlü ve büyük varlık) + ia (dişil isim yapım eki) * Titanlara mensup dişi varlık; mecazen güçlü, heybetli kadın veya dişi varlık

titanomahia : gre. * titan (güçlü ve büyük varlık) + makhia (savaş, çarpışma) * Yunan mitolojisinde Titanlar ile Olimpos tanrıları arasında geçen büyük savaş, Titan Savaşı

titanyum : gre., lat. * titan (güçlü ve büyük varlık) (gre.) + ium (element eki) (lat.) * atom numarası 22, simgesi Ti olan, hafif, dayanıklı ve korozyona dirençli metalik kimyasal element

tithonia : gre. * Tithonos (Yunan mitolojisinde Eos'un aşık olduğu, ölümsüzlük verilmesine rağmen sonsuz gençlik verilmeyen ve sonunda yaşlanarak böceğe dönüştüğü anlatılan mitolojik kişi) (teinein (uzatmak) + one, onos (izin, satın alma) ) + ia (isim yapım eki) * papatyagiller (Asteraceae) familyasından, sarı veya turuncu renkli çiçekleri olan ve genellikle Meksika ile Orta Amerika bölgesinde yetişen, en bilinen türü "Meksika ayçiçeği" olan otsu bitki ve çalı türlerini kapsayan bir bitki cinsi

titiz : tür. * titiz (özenli, dikkatli; ayrıntılara önem veren) * bir işte veya davranışta ayrıntılara çok dikkat eden, özenli ve dikkatli; aşırı seçici veya kılı kırk yaran kimse

titr : lat., fra. * titulus (yazıt, başlık, ünvan) (lat.); titre (başlık, ünvan; derece, oran) (fra.) * bir yazının, filmin veya eserin başlığı; bir kimsenin taşıdığı ünvan veya mevki; kimyasal çözeltinin derişimini belirleyen ölçü

titrant : fra. * titre (ünvan, derece), titrer (derecelemek, oranını veya değerini belirlemek) + ant (-cı, yapan, eden eki) * titrasyon işleminde derişimi bilinen ve derişimi bilinmeyen çözeltinin miktarını belirlemek için kullanılan çözelti, ayıraç

titrasyon : fra. * titre (ünvan, derece), titrer (derecelemek, oranını veya değerini belirlemek) + tion (isim yapım eki) * bir çözeltinin derişimini, derişimi bilinen başka bir çözeltiyle tepkimeye sokarak belirleme yöntemi, hacimsel analiz

titrek : tür. * titr (sarsılmak, farklanmak, sallanmak) + ek (sıfat yapım eki) * titreyen, sürekli veya hafifçe sarsılan; sesi, eli veya hareketi kararsız biçimde titreşen

titremek : tür. * titr (sarsılmak, farklanmak, sallanmak) + e (ulama bağlacı) + mek (fiil mastar eki) * istemsiz veya hızlı biçimde hafifçe sallanmak, sarsılmak, frekans oluşturmak

titreşim : tür. * titr (sarsılmak, farklanmak, sallanmak) + e (ulama bağlacı) + şim (isim yapım eki) * bir cismin veya ortamın denge konumu çevresinde düzenli veya düzensiz biçimde ileri geri hareket etmesi, durum farklanması, vibrasyon

titreşmek : tür. * titr (sarsılmak, farklanmak, sallanmak) + eş (dönüşlü veya işteş fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * birlikte veya karşılıklı olarak titremek, sallanmak, titreşim hareketi yapmak, aşağı yukarı/ileri olacak şekilde tekrarlı hareket yapmak

titrimetrik : fra. * titre (ünvan, derece), titrer (derecelemek, oranını veya değerini belirlemek) (fra.) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait) (gre.) * bir çözeltinin derişimini (konsantrasyonunu), hacmi ve derişimi tam olarak bilinen başka bir standart çözeltiyle (titrant) verdiği kimyasal reaksiyonun ölçülmesi ile ilgili

tityridae : gre., lat. * tityri (Antik Yunan'da Pan ve Bakkus'un (Dionispos) mitolojik yoldaşları olan satirler ve benzeri doğa ruhları) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Passeriformes (ötücü kuşlar) takımından olan, Orta ve Güney Amerika'nın (Neotropik bölge) orman ile ağaçlık alanlarında yaşayan, genellikle kafaları büyük, kuyrukları ise nispeten kısa olan, tityralar, becardlar ve akrabalarını içeren bir ötücü kuş familyası

tival : ara. * tavil (uzun) * uzunlar, uzun olanlar

tiyatro : gre. * theatron (seyir yeri, gösteri izlenen yer) (theaomai (seyretmek, izlemek, görmek) + tron (yer) ) * izleme yeri, görme yeri, seyretme yeri; oyun sahnelenen yer; sahnede oynanmak üzere hazırlanmış eser; oyuncuların sahne üzerinde canlandırdığı dramatik gösteri; bu gösterilerin yapıldığı sanat dalı veya yapı

tiyazid : gre., lat. * thiazide (tiyazid; kükürt ve azot içeren heterosiklik bileşik grubu) (theion (kükürt) + azole (mantar önleyici ilaçlarda yer alan bir veya daha fazla nitrojen (azot) atomu içeren 5 üyeli bir halkaya sahip bir grup heterosiklik bileşik belirtici ek) (azotos, azotikos (yaşamsız, cansız, hayatsız) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) ) + ide (ikili bileşik, anyon eki) (lat.) * yüksek tansiyon ve vücutta su tutulumu (ödem) tedavisinde kullanılan, böbreklerin tuz ve su atılımını artırarak kan basıncını düşürmeye yardımcı olan bir idrar söktürücü (diüretik) ilacın etken mddesi (hidroklorotiyazid C7H8ClN3O4S2)

tiyazol : gre., lat. * thiazide (tiyazid; kükürt ve azot içeren heterosiklik bileşik grubu) (theion (kükürt) + azole (mantar önleyici ilaçlarda yer alan bir veya daha fazla nitrojen (azot) atomu içeren 5 üyeli bir halkaya sahip bir grup heterosiklik bileşik belirtici ek) (azotos, azotikos (yaşamsız, cansız, hayatsız) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) ) (lat.) * yapısında üç karbon, bir azot ve bir kükürt atomu bulunduran, ağrı kesiciler, romatizma ilaçları, kanser tedavileri, antibiyotikler ve vitaminler gibi pek çok farklı gruptaki ilaç etken maddesi olarak kullanılan beşli halka şeklindeki organik bileşiklerin genel adı (C3H3NS)

tiyazolidindion : gre., lat. * thiazide (tiyazid; kükürt ve azot içeren heterosiklik bileşik grubu) (theion (kükürt) + azole (mantar önleyici ilaçlarda yer alan bir veya daha fazla nitrojen (azot) atomu içeren 5 üyeli bir halkaya sahip bir grup heterosiklik bileşik belirtici ek) (azotos, azotikos (yaşamsız, cansız, hayatsız) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) ) + idine (azot içeren heterosiklik bileşik eki) + dion (iki keton grubu (C=O) eki) ) (di (iki) + one (oksijenli bileşik, keton grubu (C=O) ) (lat.) * tip 2 diyabet tedavisinde kullanılan, vücudun insüline karşı direncini kırarak hücrelerin insülini daha verimli kullanmasını sağlayan ve kan şekerini düşüren, oral (ağızdan) alınan ilaç sınıfı, glitazonlar (C3H3NO2S)

tiye almak : tür. * tiye (alay, dalga geçme, küçümseme, eğlenme) + almak (edinmek, yakalamak, kavramak, tutmak) * bir kişiyi, bir durumu veya bir olayı ciddiye almayarak şaka yollu alay etmek, eğlenceye vurmak veya hafife almak, çok kırmadan, inceden inceye dalga geçmek

tiyn : ara. * tiyn (kil, balçık, çamur, cıvık toprak) * suyla karışmış yumuşak toprak, kil, balçık, çamur

tiynet : ara. * tiyn, tin (kil, balçık, çamur, cıvık toprak), tina (çömlekçi kili, balçık; hammadde)+ et (isim yapım eki) * yaratılış, huy, tabiat, maya, öz; balçık, çamur

tiyobarbital : gre., lat. * theion (kükürt (S) ) (gre.) + barbital (acidum barbituricum (barbitürik asit türevi) + alis (ile ilgili, -a ait; kimyasal madde eki) ) (lat.) * yapısındaki oksijen yerine kükürt atomu içeren bir barbitürik asit türevi olan, merkezi sinir sistemini hızla etkileyen ve tıpta anestezik veya sedatif olarak kullanılan bileşiklerin temelini oluşturan madde, tiyobarbitürik asit (C4H4N2O2S)

tiyoglikolat : gre., lat. * theion (kükürt (S) ) + glykys (tatlı, şeker) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) ) + ate (asit tuzu veya esteri eki) (lat.) * saçları kıvırmak, tüyleri dökmek veya laboratuvarda bakteri üretmek için kullanılan, tiyoglikolik asidin tuz veya ester kökenli bileşiği (C2H3KO2S)

tiyokolşikosid : gre., lat. * theion (kükürt (S) ) + kolkhikon (Gürcistan'daki Kolkhis (Colchis) bölgesinden) + on (isim yapım eki) (gre.); colchicum (çiğdem bitkisi) (lat.); colchique (fra.) + caedere, cidere (kesmek, yarmak, parçalamak, doğramak, vurmak, çarpmak; öldürmek), cidus (öldüren) (lat.) * kas-iskelet sistemi hastalıklarına bağlı ağrılı kas spazmlarını tedavi etmek için kullanılan, genellikle bel, boyun ve sırt ağrısı gibi durumlarda diğer ağrı kesicilerle birlikte kısa süreli olarak reçete edilen merkezi sinir sistemi etkili yarı sentetik bir kas gevşetici (miyorelaksan) etken madde (C27H33NO10S)

tiyoksanten : gre. * theion (kükürt (S) ) + xanthene (ksanten; aromatik heterosiklik bileşik) (xanthos (sarı) + ene (çift bağ içeren doymamış hidrokarbon molekülü eki) ) * bir kükürt atomu içeren üç halkalı aromatik bileşik yapısı, bazı antipsikotik ilaçların temel kimyasal iskeleti (C13H10S)

tiyol : gre., lat. * theion (kükürt (S) ) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) * yapısında bir hidrojen atomuna bağlı kükürt atomu içeren, yapısal olarak alkollere benzeyen, ancak alkollerdeki oksijenin yerini kükürtün adığı, çürük yumurta, sarımsak veya kokarca kokusu gibi keskin ve ağır kokularıyla bilinen -SH sülfhidril grubu organik bileşikler

tiyopental : gre. * theion (kükürt (S) ) + penta (beş) (gre.) + barbital (acidum barbituricum (barbitürik asit türevi) + alis (ile ilgili, -a ait; kimyasal madde eki) ) (lat.) * kükürt içeren barbitürat yapısında olan, hızlı ve kısa etkili genel anestezik özellik gösteren ilacın etken maddesi (C11H18N2O2S)

tiyopental sodyum : gre., lat. * theion (kükürt (S) ) (gre.) + penta (beş) (gre.) + barbital (acidum barbituricum (barbitürik asit türevi) + alis (ile ilgili, -a ait; kimyasal madde eki) ) + sodium (natrium (Na), tuz formu) (lat.) * hipnoz ve anesteziye neden olan ancak analjezi sağlamayan, çok kısa etkili bir merkezi sinir sistemi depresanı; kısa etkili anestezik etki sağlayan bir barbitürat türevi ilacın etken maddesi (enjeksiyonluk tiyopental sodyum) (C11H17N2NaO2S)

tiyoridazin : gre., lat. * theion (kükürt (S) ) (gre.) + piperid (piperidin halkası içeren) + azine (fenotiyazin türevi kimyasal yapı eki) (lat.) * bulantı ve kusmayı önlemek, denge ve mide bulantısı sorunlarında ve ayrıca şizofreni ve diğer psikozlarda kullanılan, dopamin reseptörlerini bloke ederek psikoz semptomlarını azaltan prochlorperazine veya benzeri fenotiyazin türevi antiemetik ilaç (yan etkileri arasında sedasyon ve ekstrapiramidal belirtiler bulunur.) (C21H27N2S2Cl (hidroklorid)

tiyosiyanat : gre., lat. * theion (kükürt (S) ) + kyanos (mavi, koyu mavi, lacivert) (gre.) + id (anyon ve iyon türevi eki) (lat.) * vücudun siyanürü [CN]⁻ zararsız hale getirmek için ürettiği, siyanürden çok daha az zehirli bir metabolizma ürünü ([SCN]⁻)

tiyosülfat : gre., lat. * theion (kükürt (S) ) (gre.) + sulphate (SO4²⁻) (sulfur, sulphur (kükürtün (S) bir elementle oluşturduğu bileşik) (sulphur (selp, sulph (yağ) + urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve anyon-katyon temelli tuz eki) ) + atum, ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek) (lat.) * sülfatın bir oksijen atomunun kükürt atomuyla yer değiştirmesiyle oluşan, özellikle sodyum tiyosülfat biçiminde siyanür zehirlenmesinin tedavisinde antidot olarak ve fotoğrafçılıkta sabitleyici madde olarak kullanılan bileşik (S2O3²⁻)

tiyotepa : gre., lat. * theion (kükürt (S) ) + TEPE (tetraetilenpentamin) (tettares, tettores, tessares (dört), tetras (dörtlü, dört sayısı; grup halinde dört şey) + ethyl (etil (C2H5- alkil grubu) + ene (çift bağ içeren doymamış hidrokarbon molekülü eki) + penta (beş) (gre.) + amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) (lat.) ) * kanser tedavisinde, özellikle mesane, meme ve yumurtalık kanserlerinde kullanılan alkilleyici kemoterapi ilacı (C9H12N3PS)

tiz : tür. * tiz (yüksek, yüksek frekanslı, ince sesli; keskin, sivri, hızlı) * ince ve yüksek perdeden çıkan ses; sesin pes karşıtı olan yüksek perdeli niteliği; müzikte yüksek frekanslı ses

tiz acem : tür., far. * tiz (yüksek, yüksek frekanslı, ince sesli; keskin, sivri, hızlı) (tür.) + acem (İranlı; yabancı; Türk musikisinde mi notasına yakın bir perde, bir makam) (far.) * Türk musikisinde Acem perdesinin bir oktav üstündeki karşılığı olan, batı müziğindeki ince fa (F) sesine denk gelen tiz bölgesindeki ses

tiz bayati : tür., far. * tiz (yüksek, yüksek frekanslı, ince sesli; keskin, sivri, hızlı) (tür.) + bayad, bayat (varlık, devlet, imkan, zenginlik) (tür.) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.) * ürk musikisinde Bayati perdesinin bir oktav üstündeki karşılığı olan, Batı müziğindeki ince fa diyez (F♯) sesine denk gelen tiz bölgesindeki ses

tiz buselik : tür., ara. * tiz (yüksek, yüksek frekanslı, ince sesli; keskin, sivri, hızlı) (tür.) + ebu (baba, ata) + salaka (yola gitmek, yolculuk etmek), selik, salik (yola giren, yol yürüyen, yolcu, bir yola girmiş olan; yol, iz) (ara.) * Buselik perdesinin bir oktav üstündeki karşılığı olan, Batı müziğindeki ince fa (F) sesine denk gelen tiz bölgesindeki ses

tiz çargah : tür., far. * tiz (yüksek, yüksek frekanslı, ince sesli; keskin, sivri, hızlı) (tür.) + car, çar (dört, cihar) + gah (yer, mekan, konum, mevki, makam, lokasyon) (far.) * Türk musikisinde Çargah perdesinin bir oktav üstündeki karşılığı olan, Batı müziğindeki ince sol (G) sesine denk gelen tiz bölgesindeki ses.

tiz evc : tür., ara. * tiz (yüksek, yüksek frekanslı, ince sesli; keskin, sivri, hızlı) (tür.) + evc (doruk, zirve, tepe, uç, bir şeyin en yüksek noktası) (ara.) * Türk musikisinde Evc perdesinin bir oktav üstündeki karşılığı olan, Batı müziğindeki ince la bemol (A♭) sesine denk gelen tiz bölgesindeki ses

tiz gerdaniye : tür., far., ara. * tiz (yüksek, yüksek frekanslı, ince sesli; keskin, sivri, hızlı) (tür.) + gardan (boynun ön kısmı, ense ile göğüs arası; dönmek, döndürmek, çevirmek, çevrilmek) (far.) + iye (yer ve durum eki) (ara.) * Türk musikisinde Gerdaniye perdesinin bir oktav üstündeki karşılığı olan, Batı müziğindeki ince la (A) sesine denk gelen tiz bölgesindeki ses

tiz hicaz : tür., ara. * tiz (yüksek, yüksek frekanslı, ince sesli; keskin, sivri, hızlı) (tür.) + hacz (engellemek, mani olmak), hicaz (engel, mani, bariyer) (ara.) * Türk musikisinde Hicaz perdesinin bir oktav üstündeki karşılığı olan, Batı müziğindeki ince re (D) sesine denk gelen tiz bölgesindeki ses

tiz hisar : tür. * tiz (yüksek, yüksek frekanslı, ince sesli; keskin, sivri, hızlı) + hisar (etrafı çevrili yer, müstahkem yer, sur, korugan) * Türk musikisinde Hisar perdesinin bir oktav üstündeki karşılığı olan, Batı müziğindeki ince mi (E) sesine denk gelen tiz bölgesindeki ses

tiz hüseyni : tür. * tiz (yüksek, yüksek frekanslı, ince sesli; keskin, sivri, hızlı) (tür.) + huseyn (hasan (güzel, yumuşak mizaçlı, iyi, erdemli) + eyn (küçültme eki) ) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.) * Türk musikisinde Hüseyni perdesinin bir oktav üstündeki karşılığı olan, Batı müziğindeki ince mi bemol (E♭) sesine denk gelen tiz bölgesindeki ses

tiz mahur : tür., far. * tiz (yüksek, yüksek frekanslı, ince sesli; keskin, sivri, hızlı) (tür.) + meyhvar, meyhor (meyhane, içki meclisi; kumarhane) (may, mey (içki, şarap) + hvar, hor (yiyen, içen, tüketen) ) (far.); mahur (ara.) * Türk musikisinde Mahur perdesinin bir oktav üstündeki karşılığı olan, Batı müziğindeki ince sol (G) sesine denk gelen tiz bölgesindeki ses

tiz muhayyer : tür., ara. * tiz (yüksek, yüksek frekanslı, ince sesli; keskin, sivri, hızlı) (tür.) + muhayyer (seçilebilir, tercih edilmiş) (ara.) * Türk musikisinde Muhayyer perdesinin bir oktav üstündeki karşılığı olan, Batı müziğindeki ince la (A) sesine denk gelen tiz bölgesindeki ses

tiz neva : tür., far. * tiz (yüksek, yüksek frekanslı, ince sesli; keskin, sivri, hızlı) (tür.) + neva (ahenk, ses, güzel sada, nağme, avaz) (far.) * Türk musikisinde Neva perdesinin bir oktav üstündeki karşılığı olan, Batı müziğindeki ince re (D) sesine denk gelen tiz bölgesindeki ses

tiz saba : tür., far. * tiz (yüksek, yüksek frekanslı, ince sesli; keskin, sivri, hızlı) (tür.) + saba (gün doğusundan esen hoş ve latif rüzgar) (far.) * Türk musikisinde Saba perdesinin bir oktav üstündeki karşılığı olan, Batı müziğindeki ince do (C) sesine denk gelen tiz bölgesindeki ses

tiz segah : tür., far. * tiz (yüksek, yüksek frekanslı, ince sesli; keskin, sivri, hızlı) (tür.) + segah (dizi, sıra, koma aralıklı si-bemol bölgesi ve karar hissi veren temel perde) (far.) * Türk musikisinde Segâh perdesinin bir oktav üstündeki karşılığı olan, Batı müziğindeki ince si (B) sesine denk gelen tiz bölgesindeki ses

tiz sünbüle : tür., ara. * tiz (yüksek, yüksek frekanslı, ince sesli; keskin, sivri, hızlı) (tür.) + sünbüle (çiçek ismi, sümbül) (ara.) * Türk musikisinde Sünbüle perdesinin bir oktav üstündeki karşılığı olan, Batı müziğindeki ince fa diyez (F♯) sesine denk gelen tiz bölgesindeki ses

tiz şehnaz : tür., ara. * tiz (yüksek, yüksek frekanslı, ince sesli; keskin, sivri, hızlı) (tür.) + şehnaz (padişahın zarafeti, krallığın güzelliği, kraliyet güzelliği) (şeh (padişah, hükümdar, kral) + naz (zerafet, güzellik, çekicilik, naz) ) (far.) * Türk musikisinde Şehnaz perdesinin bir oktav üstündeki karşılığı olan, Batı müziğindeki ince sol diyez (G♯) sesine denk gelen tiz bölgesindeki ses

tiz şuri : tür., ara. * tiz (yüksek, yüksek frekanslı, ince sesli; keskin, sivri, hızlı) (tür.) + şuri (tuzlu, kekremsi; coşkun, heyecanlı, neşeli veya feryat/figan; Türk musikisinde Kafkas ve Tatar müziği ezgilerinin etkisini taşıyan, kendi içinde genellikle ağır, içe dönük ve sade bir yapıya sahip bir makam) (far.) * Türk musikisinde Şûri perdesinin bir oktav üstündeki karşılığı olan, Batı müziğindeki ince mi bemol (E♭) sesine denk gelen tiz bölgesindeki ses

tiz uzzal : tür., ara. * tiz (yüksek, yüksek frekanslı, ince sesli; keskin, sivri, hızlı) (tür.) + azl (uzaklaştırmak, ayırmak), uzzal (uzaklaştırılmış, ayrılmış) (ara.) * Türk musikisinde Uzzal perdesinin bir oktav üstündeki karşılığı olan, Batı müziğindeki ince fa diyez (F♯) sesine denk gelen tiz bölgesindeki ses

tiz yegah : tür., far. * tiz (yüksek, yüksek frekanslı, ince sesli; keskin, sivri, hızlı) (tür.) + yegah (birinci yer, ilk makam; kalın re notasının karşılığı sayılan, Türk musikisindeki bir birleşik (mürekkep) makam) (yek (bir, tek) + gah (yer, mekan, konum, mevki, makam, lokasyon) ) (far.) * Türk musikisinde Yegâh perdesinin bir oktav üstündeki karşılığı olan, Batı müziğindeki ince re (D) sesine denk gelen tiz bölgesindeki ses

tizanidin : gre., lat. * theio (kükürt (S) ) + azot (nitrojen) (N=N) atomu eki) (gre.) + idine (azot içeren heterosiklik bileşik eki; alfa-2 adrenerjik agonisti eki) (lat.) * genellikle multipl skleroz (MS), omurilik yaralanmaları veya şiddetli omurga kökenli kas spazmlarının tedavisinde kullanılan, merkezi sinir sistemine etki ederek aşırı kas tonusunu ve spazmları azaltan, reçeteli bir merkezi etkili kas gevşetici ilacın etken maddesi (C9H8ClN5S)

tiz-çeşm : tür., far. * tiz (yüksek, yüksek frekanslı, ince sesli; keskin, sivri, hızlı) (tür.) + çeşm (göz) (far.) * keskin bakışlı, bakışları sert ve etkili olan kimse

tiz-dest : tür., far. * tiz (yüksek, yüksek frekanslı, ince sesli; keskin, sivri, hızlı) (tür.) + dest (el) (far.) * eli çabuk, hızlı hareket eden, bir işi kısa sürede yapan kimse

tizgen anahtarı : tür., gre. * tiz (yüksek, yüksek frekanslı, ince sesli; keskin, sivri, hızlı) + gen (sıfat yapım eki) (tür.) + anoigein (açmak), anoikter (açıcı, anahtar) (gre.) + ı (iyelik eki) (tür.) * batı müziğinde yaygın olarak bilinen sol anahtarı (tiz anahtarı) veya G-clef olarak bilinen, Klasik Türk müziğinde ise özellikle birinci çizgideki do anahtarını (diskant anahtarı) temsil eden ve ince (tiz) sesleri göstermek için kullanılan nota anahtarı

tiz-reftar : tür., far. * tiz (yüksek, yüksek frekanslı, ince sesli; keskin, sivri, hızlı) (tür.) + reftar (yürüyüş, gidiş, davranış) * hızlı yürüyen, çabuk hareket eden; hareketleri ve yürüyüşü hızlı olan kimse

Tl : gre., lat. * thallium (thallos (yeşil sürgün, genç filiz) (gre.) + ium (kimyasal element eki) (lat.) ) * atom numarası 81 olan, periyodik tablonun 13. grubunda bulunan, yumuşak, elektronik cihazlarda, optik malzemelerde, tıbbi görüntüleme araştırmalarında ve özel alaşımlarda kullanılan ağır ve zehirli bir metal element

TLC : ing. * total (toplam) + lung (akciğer) + capacity (kapasite) * akciğerin tam kapasitesini ölçen pulmoner fonksiyon test parametresi

tlepş : çer. * Tlepş (Çerkes mitolojisinde demircilikle ilişkilendirilen tanrısal ad) * Kafkasya Çerkes Nart mitolojisindeki destanlarda demircilerin, madencilerin ve dökümcülerin koruyucusu sayılan tanrı

TLS : ing. * transport (taşıma) + layer (katman) + security (güvenlik) * bilgisayar ağı üzerinden güvenli veri iletimi sağlayan modern şifreleme protokolü

tm : ing. * trade (ticaret) + mark (marka) * bir şirketin ürünlerini veya hizmetlerini başka şirketlerden ayırmaya yarayan isim, logo, kelime veya işaretlerin yasal olarak korunması, ticari marka

Tm : lat. * thulium (Thule (antik kaynaklarda Kuzey Avrupa'daki efsanevi uzak bölge adı) + ium (kimyasal element eki) ) * atom numarası 69 olan, lantanitler serisinde bulunan, nadir bulunan, yumuşak ve gümüş renkli, lazerlerde, taşınabilir X ışını cihazlarında, manyetik malzemelerde ve bilimsel araştırmalarda kullanılan toprak elementi

tobramisin : gre., lat. * zu (insan) + mab (insanlaştırılmış monoklonal antikor eki, (humanized monoclonal antibody) ) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) (lat.) * bakterilerin yol açtığı enfeksiyonları tedavi etmek için kullanılan, bakterileri öldürerek veya çoğalmalarını durdurarak etki gösteren güçlü bir aminoglikozid sınıfı antibiyotik (C18H37N5O9)

tocilizumab : lat. * to (farmasötik ön ek) + ci (kardiyovasküler sistem belirteci) + li (İmmünomodülasyon (bağışıklık sistemini düzenleme) belirteci) + zu (insanlaştırılmış) + mab (monoklonal antikor eki, (humanized monoclonal antibody) ) * bağışıklık sisteminde iltihaba yol açan interlökin-6 (IL-6) proteinini engelleyen bir bağışıklık düzenleyen, genellikle romatit artrit, juvenil idiyopatik artrit ve bazı şiddetli bağışıklık veya iltihap durumlarının tedavisinde damardan veya deri altından kullanılan ilacın etken maddesi (C6428H9976N1720O2018S42)

toddler : ing. * toddle (dengesiz ve sallanarak yürümek) + er (-cı, yapan, eden eki) * yürümeye başlayan çocuk

todori : gre. * todori (Rum meyhaneci Todori Usta (Todori Çarkas)’nın isminden) * 1920'li yıllarda Rum meyhaneci Todori Usta (Todori Çarkas) tarafından kurulmuş olan, güncel durumda Fenerbahçe Spor Kulübü tarafından tesis ve restoran olarak yaşatılmakta olan tarihi bir meyhane ve sosyalleşme mekanın ismi

tofacitinib : lat., gre. * tofa (farmasötik ön ek) + ci (son ek) + tinib (tyrosine kinase (tirozin kinaz) inhibitörü) (tyrosine (aminoasit) (turos, tyros (peynir) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + kinesis, kinase (kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak) + asis (son ek) ) (gre.) + inhibitor (engelleyici, önleyici, mani olan) (lat.) ) * bağışıklık sisteminin aşırı çalışmasını yavaşlatan, romatoid artrit, sedef hastalığı (psoriatik artrit), ankilozan spondilit ve ülseratif kolit gibi iltihaplı eklem ve bağırsak hastalıklarının tedavisinde kullanılan Janus kinaz (JAK) inhibitörü ilacın etken maddesi (C16H20N6O)

tofieldia : ing., lat. * Tofieldia (İngiliz botanikçi Thomas Tofield’in soyadından) (ing.) + ia (isim yapım eki) (lat.) * Tofieldiaceae (tofieldiagiller) familyasından, serin ve ılıman bölgelerde yetişen, küçük ve beyazimtırak çiçekleri olan çok yıllık otsu çiçekli bitkileri kapsayan bir botanik cinsi

tofüs : lat. * tophus (taş, mermer, tüf, gözenekli kireç taşı) * kronik gut hastalığında vücutta ürik asit kristallerinin (monosodyum ürat) birikmesiyle oluşan sert, beyaz veya sarımsı renkli deri altı yumruları veya şişlikleri (Genellikle uzun süre tedavi edilmeyen gut hastalarında görülür.)

togo : ewe. * to (su) + go (kıyı veya liman) * Batı Afrika'da yer alan, güneyde Gine Körfezi'ne kıyısı bulunan, batısında Gana, doğusunda Benin, kuzeyinde Burkina Faso bulunan ülke

toğrul : tür. * doğ, toğ, tuğ, doğ (yükselmek, çıkmak, oluşmak, yaratılmak, meydana çıkmak, doğmak, türemek, üremek) + rul (fiili isim yapım eki, gibi, ile ilgili) * çakırdoğan, doğan ve şahin gibi yırtıcı, büyük bir avcı kuş türü

toht : far. * tohten (batırmak, saplamak, iğnelemek) * çoban köpeklerinin boğazına ve boynuna takılan, onları kurt gibi yabani hayvanların saldırısından koruyan dikenli demir halka veya tasma

tohum : tür. * toğ, tuğ, doğ (yükselmek, çıkmak, oluşmak, yaratılmak, meydana çıkmak, doğmak, türemek, üremek) + hum (isim yapım eki) * bitkilerde yeni birey meydana getiren canlı madde, çekirdek, ürün veren öz; soydan gelen nesil; başlangıç noktası; döllenme sonucu oluşan ve uygun koşullarda yeni bir bitki haline gelebilen canlı yapı; bir şeyin kaynağı, özü, ilk hali (mecazi)

tok : tür. * tok (aç olmayan, doymuş) * açlık hissi gitmiş olan, aç olmayan, doymuş, tatmin olmuş; sesin dolgun, canlı, gür ve tatmin edici olduğuna işaret eden, genellikle müzik ve konuşma seslerinde kullanılan tanımlama

toka : tür. * tok (tutmak, kavramak, sıkıştırmak, çarpmak, vurmak, dokunmak) + ka (isim yapım eki) * saç, giysi veya diğer materyalleri tutmak için kullanılan küçük, genellikle metal, plastik veya benzeri sert maddeden yapılmış aksesuar

tokaç : tür. * tok (tutmak, kavramak, sıkıştırmak, çarpmak, vurmak, dokunmak) + aç (isim yapım ve araç eki) * çamaşır yıkarken, ıslak çamaşırlara vurulan, tahtadan kabaca yapılmış, yassı tokmak

tokalaşmak : tür. * tok (tutmak, kavramak, sıkıştırmak, çarpmak, vurmak, dokunmak) + ka (isim yapım eki) + laş (işteş fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * birbirinin elini sıkmak, el sıkışmak

tokamak : rus. * toroidalnaya (toroidal, halka biçimli) + kamera (oda, hazne) + s (ile) + magnitnymi (manyetik) + katushkami (bobinler, sargılar) * toroidal (halka biçimli) manyetik bobinlerle çevrili odacık; Sovyetler Birliği’nde geliştirilen ve plazmayı güçlü manyetik alanlarla halka biçiminde kapalı bir odada tutarak kontrollü nükleer füzyon reaksiyonu gerçekleştirmeyi amaçlayan deneysel cihaz; güneşin enerji üretme mekanizmasını yapay olarak yeniden oluşturmayı hedefleyen, yüksek sıcaklıkta plazmayı manyetik alanlarla hapsedip füzyon reaksiyonu sağlayan nükleer füzyon reaktörü

tokat : gre. * tokati, eudoxia, evdokia (iyi niyet, irade, dilek; iyi nam, iyi hüküm verme) + da (son ek) * Karadeniz Bölgesinin orta kesiminde yer alan ve kuzeyinde Samsun, kuzeydoğusunda Ordu, güney - güneydoğusunda Sivas, güneybatısında Yozgat ve batısında Amasya bulunan 60 plaka numaralı il

tokat : tür. * dok, tok (temas) + at (etme hali) * el ile temas etmek, el ile vurmak, sert "dok"unuş (dok + at), dövme, vurma

tokatçı : tür. * dok, tok (temas) + at (etme hali) + çı (yapan, eden eki) * insanları kandırarak parasını veya malını alan kimse, dolandırıcı, sahtekar, hilekar, düzenbaz

tokelau : poli. * tokelau (kuzey rüzgarı, kuzey-kuzeydoğu) * Yeni Zelanda’nın başkenti

tokgözlü : tür. * tok (aç olmayan, doymuş) + göz (görme organı) + lü (sıfat yapım eki) * açgözlü olmayan, elindekilerle yetinmesini bilen, mala, paraya veya yiyeceğe aşırı düşkünlük göstermeyen, elindeki imkanlarla mutlu olan ve başkasının malında gözü kalmayan

tokmak : tür. * toki (dövmek, vurmak) + mak (araç eki) * genellikle ağaç, kauçuk veya plastik gibi malzemelerden yapılan iri çekiç; kapılara takılan, kapıyı vurarak ses çıkarmaya yarayan metal parça; davul çalmaya yarayan ahşaptan yapılmış sopa

tokmakçı : tür. * toki (dövmek, vurmak) + mak (araç eki) + çı (yapan, eden eki) * bir kadınla cinsel ilişkiye giren erkek, vurucu (argo)

tokoferol : gre. * tokos (doğum, doğurma, evlat) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek) (gre.) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) * hücreleri zararlı maddelerden koruyan, bitkisel sıvı yağlar, fındık, badem, ayçiçeği çekirdeği ve yeşil yapraklı sebzelerde bolca bulunan, alfa, beta, gama ve delta gibi çeşitleri olan, yağda çözünen güçlü bir antioksidan olan E vitamininin diğer adı ve kimyasal yapı taşlarından biri (en etkili olanı alfa-tokoferol formudur.) (C29H50O2)

tokolitik : gre. * tokos (doğum, doğurma, evlat) + lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak), lytikos (gevşeten, çözen, serbest bırakan, ayrıştıran) (lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) ) + tis -cı, yapan, eden eki) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * rahim kasılmalarını azaltarak veya durdurarak erken doğum eylemini geciktirmek amacıyla kullanılan ilaçların genel ismi veya ilgili tedavi yöntemi, doğum sancılarını baskılayıcı niteliğe haiz olan

tokoliz : gre. * tokos (doğum, doğurma, evlat) + lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak), lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) * erken doğum riski taşıyan gebelerde rahim kasılmalarının ilaçlarla azaltılarak veya durdurularak erken doğumun geciktirilmesi, doğum eyleminin baskılanması

toksemi : gre. * toxikon (ok zehiri) (toxikos (toxon (ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bakteri toksinlerinin, zararlı mikroorganizmaların salgılarının veya metabolik artıkların kana karışmasıyla oluşan genel bir kan zehirlenmesi veya sistemik zehirlenme durumu

toksijenik : gre. * toxikon (ok zehiri) (toxikos (toxon (ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + es (ile ilgili, -a ait) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * toksin (zehir) üretebilme yeteneğine sahip olan (Genellikle vücutta hastalık yapıcı zehirli maddeler (toksinler) salgılama özelliğine sahip olan bakteri, mantar veya mikroorganizmalar için kullanılır.)

toksijenite : gre., lat. * toxikon (ok zehiri) (toxikos (toxon (ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + es (ile ilgili, -a ait) ) (gre.) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * bir mikroorganizmanın (bakteri veya mantar gibi) zehirli madde (toksin) üretme ve salgılama yeteneği

toksik : gre. * toxon (yay); toxikon, toxikos (yaya takılan, ok, yay; zehir) (toxon, toxa (yay; ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + pharmakon (zehir) (oklar için zehir) (okların ucuna zehir sürülmesinden) * zehirli, organizmaya zarar verici; ruh sağlığını bozucu

toksik demans : gre., lat. * toxon (yay); toxikon, toxikos (yaya takılan, ok, yay; zehir) (toxon, toxa (yay; ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) + dementia (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + mens (zihin, akıl, idrak, mantık) + ia (durum eki) ) (lat.) * zararlı maddelerin, zehirli kimyasalların veya bazı ilaçların beyin hücrelerine zarar vermesiyle ortaya çıkan bir bunama (demans) türü

toksikolog : gre. * toxon (yay); toxikon, toxikos (yaya takılan, ok, yay; zehir) (toxon, toxa (yay; ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * kimyasal maddelerin, ilaçların, zehirlerin ve çevresel etkenlerin insan, hayvan ve doğa sağlığı üzerindeki zararlı etkilerini inceleyen ve analiz eden bilim uzmanı

toksikoloji : gre. * toxon (yay); toxikon, toxikos (yaya takılan, ok, yay; zehir) (toxon, toxa (yay; ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * zehirlerin, zehirli maddelerin ve kimyasal etkenlerin canlı organizmalar üzerindeki etkilerini, zararlarını, dozlarını ve tedavi yöntemlerini inceleyen bilim dalı

toksikoman : gre. * toxon (yay); toxikon, toxikos (yaya takılan, ok, yay; zehir) (toxon, toxa (yay; ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + man (çılgın, taşkın duygulu, aşırı tutkulu, aşırı hevesli) * uyuşturucu veya zehir etkili maddelere karşı patolojik derecede düşkünlük gösteren, bu maddeleri kullanma isteğini kontrol etmekte zorlanan kimse

toksikomani : gre. * toxon (yay); toxikon, toxikos (yaya takılan, ok, yay; zehir) (toxon, toxa (yay; ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + mania (delilik, çılgınlık, aşırı tutkunluk, aşırı heves, aşırılık, coşku) (mainesthein (delirmek, çıldırmak), man (çılgın, taşkın duygulu, aşırı tutkulu, aşırı hevesli) + eia (durum ve isim yapım eki) ) * uyuşturucu veya zehir etkili maddelere karşı oluşan aşırı ve kontrol edilemeyen kullanma isteği, bu maddelere bağımlılık durumu

toksikoz : gre. * toxon (yay); toxikon, toxikos (yaya takılan, ok, yay; zehir) (toxon, toxa (yay; ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * zehirli maddelerin vücutta oluşturduğu zehirlenme durumu, özellikle gebelikte veya bazı hastalıklarda görülen zehirlenme belirtileriyle seyreden durum

toksin : gre., lat. * toxon (yay); toxikon, toxikos (yaya takılan, ok, yay; zehir) (toxon, toxa (yay; ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) + ine (kimyasal madde eki) (lat.) * canlı organizmalar tarafından üretilen ve başka canlılarda zehirli etki oluşturan protein veya kimyasal yapılı madde, bakteriler, mantarlar, bitkiler veya hayvanlar tarafından oluşturulan zehirli bileşik

toksisite : gre., lat. * toxon (yay); toxikon, toxikos (yaya takılan, ok, yay; zehir) (toxon, toxa (yay; ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * bir maddenin canlılarda zehirleyici veya zararlı etki oluşturma özelliği, bir kimyasalın veya ilacın belirli dozlarda organizmaya verdiği zarar derecesi

toksojenik : : gre. * toxikon (ok zehiri) (toxikos (toxon (ok) + genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) (gre.); genus (lat.) + ikos (sıfat yapım eki) (gre.) * toksin (zehir) üreten veya zehir oluşturma yeteneğine sahip olan (organizma)

toksoid : gre. * toxikon (ok zehiri) (toxikos (toxon (ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + pharmakon (zehir) ) (okların ucuna zehir sürmekten) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * zehirli etkisi giderilmiş, ancak bağışıklık sistemi tarafından tanınma özelliğini koruyan toksin türevi

tokson : gre. * toxikon (ok zehiri) (toxikos (toxon (ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + on (kimyasal madde eki) * toksinlerin zehirleyici etkisini azaltmak veya bağışıklık oluşturmak amacıyla değiştirilmesiyle elde edilen, antitoksin üretiminde kullanılan zayıflatılmış zehirli madde türevi

toksoplazma : gre. * toxikon (ok zehiri) (toxikos (toxon (ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + plasma (şekillenmiş, biçimlenmiş şey; katı, sıvı ve gazdan sonra maddenin dördüncü hali olarak bilinen, yüksek enerjili, iyonize olmuş (elektronlarından arınmış) gaz benzeri bir yapı) (plassein (kalıp vermek, şekillendirmek, biçimlendirmek, form vermek), plasis (şekillenme, biçimlenme, oluşum) + ma (isim yapım eki) ) * insan ve diğer sıcakkanlı omurgalılarda toksoplazmozis hastalığına neden olan, hücre içinde yaşayan tek hücreli parazit Toxoplasma gondii ve bu parazitin oluşturduğu enfeksiyon etkeni

toksoplazma gondii : gre., fra. * toxikon (ok zehiri) (toxikos (toxon (ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, kalıp dökmek), plasma (şekillenmiş, biçimlenmiş şey) (gre.) + gondii (Fransız biyolog Alfred Mathieu Gondi'nin soyadından) (fra.) * insanlarda ve diğer hayvanlarda toxoplazmoz hastalığına neden olan, intracelüler parazit olarak bilinen protozoon (tek hücreli parazit) türü

toksoplazmoz : gre. * toxikon (ok zehiri) (toxikos (toxon (ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + on (kimyasal madde eki) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, kalıp dökmek), plasma (şekillenmiş, biçimlenmiş şey) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * Toxoplasma gondii adlı parazitin neden olduğu, insanlarda ve hayvanlarda görülen, özellikle bağışıklık sistemi zayıflamış kişilerde ve gebelikte ciddi sonuçlara yol açabilen enfeksiyon hastalığı

tokuç : tür. * tok (vurma sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime) + uç (araç eki) * çamaşır yıkarken veya hamur işlerinde kullanılan, tahtadan yapılmış yassı ve kısa saplı tokmak

tokurcun : tür. * dokuz (sekizden sonra, ondan önce olan sayı 9) * ot veya ekin demetlerinden oluşan büyük yığın veya dokuz taşla oynanan geleneksel bir masa oyunu, dokuztaş, dokurcun

tokurdamak : tür. * tok (vurma sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime) + ur (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * tok ve kuru bir ses çıkararak ses vermek, takırdamak, gürültülü ve sert bir biçimde ses çıkarmak

tokuş : tür. * tok (vurma sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime) + uş (isim yapım ve işteş fiil eki) * birbirine çarpma, çarpışma; iki tarafın karşı karşıya gelerek mücadele etmesi

tokuşmak : tür. * tok (vurma sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime) + uş (isim yapım ve işteş fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * karşı karşıya gelerek çarpışmak, birbirine çarpmak; mecazen iki kişi veya iki taraf karşılaşarak mücadele etmek

tokyo : jap. * to (doğu) + kyo (başkent) * Japonya’nın başkenti

tol : tür., kür. * tol (doldurmak, bütün/yuvarlak hale getirmek) (tür.); tol (intikam) (kür.) * taş kemer, taş kemerli ev veya oda, yayla ve bahçe kulübesi; intikam

tolazolin : lat. * tolyl (toluene/benzen belirteci) + azolin (azool türevi) (azote (azot) + ol (alkol OH grubu) ) * alfa-adrenerjik reseptörleri bloke eden, periferik damarların genişlemesini sağlamak, damar spazmlarını gidermek, yenidoğanlarda görülen akciğer tansiyonu yüksekliğini tedavi etmek veya bazı hayvanlarda sakinleştirici etkileri tersine çevirmek amacıyla kullanılan imidazolin türevi ilacın etken maddesi (C10H12N2)

tolerabilite : lat. * tolerare (tahammül etmek, katlanmak) + abilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) ) + itas (isim yapım ve durum eki) * tahammül edebilirlik, katlanabilirlik, dayanılabilirlik; bir ilacın veya tedavinin, oluşturduğu yan etkilerin ve istenmeyen etkilerin hastanın günlük yaşamını önemli ölçüde bozmayacak düzeyde olması, tedavinin hasta tarafından katlanılabilirlik seviyesi

tolerabl : lat. * tolerare (tahammül etmek, katlanmak) + abilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) ) * tahammül edebilir, katlanabilir, dayanılabilir; bir ilaç, tedavi veya başka bir etki kişi tarafından kabul edilebilir ve katlanılabilir düzeyde olan

toleran : lat. * tolerare (tahammül etmek, katlanmak) + ens, ent (sıfat yapım eki) * bir ilaca, tedaviye, maddeye veya başka bir etkiye karşı beklenenden daha az olumsuz tepki gösteren, bunlara karşı dayanıklılık geliştirmiş olan (kişi veya organizma)

tolerans : lat. * tolerare (tahammül etmek, katlanmak) + entia (isim yapım eki) * bir organizmanın bir ilaç, madde veya başka bir etkiye karşı, aynı etkiyi elde etmek için zamanla daha yüksek dozlara gereksinim duyacak biçimde dayanıklılık geliştirmesi; genel olarak bir duruma veya farklılıklara katlanabilme, hoşgörü gösterme durumu, katlanma, dayanma, hoşgörülü olma

tolere : lat. * tolerare (tahammül etmek, katlanmak) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * bir ilaç, tedavi, madde veya durumun oluşturduğu yan etkiler veya rahatsızlıklar kabul edilebilir düzeyde kalacak biçimde kişi tarafından iyi karşılanmış, dayanılmış olan, katlanılmış olan

tolga : tür. * tol (yüksek, yukarı, üst) + ga (-lük, araç eki) * savaşta başı koruyan miğfer; erkek ismi

tolgahan : tür. * tol (yüksek, yukarı, üst) + ga (-lük, araç eki) + han (hükümdar, padişah, lider, reis, kral) * miğferli hükümdar, başında miğfer bulunan han anlamına gelen erkek ismi

tolkşov : ing. * talk (konuşmak) + show (gösteri, sunum) * bir sunucunun konuklarla sohbet ettiği, onların görüşlerini ve yaşam öykülerini konu alan, çoğunlukla eğlence ve söyleşi amacı taşıyan televizyon veya radyo programı

tolman-oppenheimer-volkoff limiti : ing. * Tolman (Amerikalı fizikçi Richard Chace Tolman’ın soyadından) + Oppenheimer (Amerikalı fizikçi J. Robert Oppenheimer’ın soyadından) + Volkoff (Rus asıllı Amerikalı fizikçi George Michael Volkoff’un soyadından) (ing.) + limit (limes (sınır, kısıt), limitare (sınırlamak, kısıtlamak) ) (lat.) * genel görelilik ve nötron yıldızı fiziğinde, bir nötron yıldızının kendi kütleçekimi altında kararlı kalabileceği, aşıldığında yıldızın kararlı bir nötron yıldızı olarak kalamayıp kara deliğe çökmesinin beklendiği en büyük kütle sınırı

tolnaftat : lat. * tolil (tolyl / methylphenyl) + naphtha (petrol, yanıcı petrol türevi) + yl (karbon zinciri, radikal eki) ) * ciltte mantar enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan, özellikle ayak mantarı, kasık mantarı ve saçkıran gibi yüzeysel dermatofit enfeksiyonlarına karşı etkili antifungal ilacın etken maddesi (C19H17OS)

toloz : tür. * toloz (büyük, kaba yapılı kimse) * iri yarı, kaba ve hantal yapılı kimse; mecazen anlayışsız ve görgüsüz kimse

tolperizon : lat. * tolil (tolyl / methylphenyl) + peri (piperidin halkası belirteci) + one (oksijenli bileşik, keton grubu (C=O) ) * merkezi sinir sistemi üzerinden etki göstererek kaslarda oluşan aşırı gerginliği ve istemsiz kasılmaları azaltan, kas gevşetici olarak kullanılan ilacın etken maddesi (C16H23NO)

tolrestat : lat. * tolil (tolyl / methylphenyl) + restat (redüktaz enzimini engelleyen maddeleri (reductase stator/inhibitor) sınıflandırma eki) * diyabetik nöropatinin ilerlemesini yavaşlatmak amacıyla araştırılmış, aldoz redüktaz enzimini inhibe eden ve sorbitol birikimini azaltan ilacın etken maddesi (C16H14N2O3S)

tolterodin : lat. * tol (4-metilfenol (p-kresol / toluen türevi) + ter (tersiyer (üçüncül) amin grubu) + odine, ine (kimyasal madde eki) * aşırı aktif mesanenin tedavisinde, sık ve ani idrara çıkma ile idrar kaçırma gibi belirtileri azaltmak amacıyla kullanılan antimuskarinik ilacın etken maddesi (C22H31NO)

toluen : lat., gre. * tolu (ismini Tolues kabilesinden alan Kolombiya'daki Tolú kentinin adından türetilen ve bu yöredeki tropik ağaçtan elde edilen tolu reçinesi) (lat.) + ene (çift bağ içeren doymamış hidrokarbon molekülü eki) (gre.) * renksiz, uçucu ve yanıcı bir aromatik hidrokarbon, çözücü olarak ve boya, yapıştırıcı, plastik ve kimyasal madde üretiminde kullanılan bileşik (C7H8)

tolun : tür. * tolun (dolunay, ayın tam yuvarlak hali) * tam, bütün, eksiksiz; dolunay, ayın ondördü, Ay’ın Dünya’dan bakıldığında bütünüyle aydınlık ve tam yuvarlak göründüğü evre

tolunay : tür. * tolun (dolunay, ayın tam yuvarlak hali) + ay (dünyanın uydusu) * Ay’ın bütünüyle aydınlık ve tam yuvarlak göründüğü dolunay evresi

tolvaptan : lat., gre. * tolu (ismini Tolues kabilesinden alan Kolombiya'daki Tolú kentinin adından türetilen ve bu yöredeki tropik ağaçtan elde edilen tolu reçinesi) (lat.) + ene (çift bağ içeren doymamış hidrokarbon molekülü eki) (gre.) + vaptan (Vazopressin reseptör antagonisti (vazopressin bloköri) belirteci) * özellikle hiponatremi tedavisinde ve erişkinlerde otozomal dominant polikistik böbrek hastalığının ilerlemesini yavaşlatmak amacıyla kullanılan vazopressin V2 reseptör antagonisti ilacın etken maddesi (C26H25ClN2O3)

tomahavk : alg., ing. * tamahaac (kesmek, vurmak) (alg.); tomahawk (balta, savaş baltası) (ing.) * Kuzey Amerika yerlilerinin kullandığı, genellikle kısa saplı bir tür savaş baltası; uzun menzilli seyir füzesi

tomak : tür. * tom (top şeklinde olan, yuvarlak olan) + ak (isim/sıfat yapım eki) * kısa saplı ve baş kısmı yuvarlak ve ağır olan bir savaş aracı, topuz, gürz; başı veya gövdesi iri ve kaba olan kimse (mecazi)

tomar : gre. * tomarion (rulo halinde kağıt veya parşömen) (tomos (kesilmiş parça, dilim, cilt, rulo) + arion (isim yapım eki) ) * bir araya getirilip sarılmış kağıt, deri veya benzeri yazı malzemelerinden oluşan rulo; bir şeyin çok miktarda ve üst üste yığılmış bütünü

tomarza : erm. * dome arza (düden, su gözü) * Kayseri’nin bir ilçesi

tombak : mal., tür. * tembaga (bakır) (mal.); tombak (bakır kap) (tür.) * bakırdan yapılmış, kalaylanmamış veya altın yaldızla kaplanmış kap; bakırın altınla kaplanarak işlenmiş biçimi

tombala : ita. * tombare (düşmek), tombola (takla, tepetaklak; tombala oyunu) * bir torbaya konulmuş numaralı pulların karıştırılması ve rastgele çekilmesi sonrasında, üzerinde numaralar bulunan kartlara yerleştirilmesi yoluyla oynanan bir talih oyunu

tombalak : gre., tür. * tum, tumbos (şişmiş, kabarmış, yukarı veya yana doğru çıkıntı yapmış) (gre.); tom, tomb (dolu, dolgun, şişik, yuvarlak, oval, kavisli ve geniş; genişleme, şişme, yuvarlaklaşma, kubbe, oval çıkıntı) + alak (sıfat yapım eki) * kısa boylu, şişman ve yuvarlak yapılı kimse; tombul, yuvarlak biçimli olan şey

tombaz : lat. * danubius (Roma nehir tanrısı, Tuna) + ponton (yüzer platform, sal) * akarsularda, göllerde veya denizlerde yük ve insan taşımak için kullanılan, düz tabanlı, geniş ve alçak bordalı küçük tekne, duba, ponton (Osmanlı döneminde nehirlerde (özellikle Tuna gibi büyük nehirlerde) asker ve yük taşımacılığı ile yüzer köprü kurulumunda kullanılan altı düz tekneler için bu kelime kullanılmıştır.)

tombik : gre., tür. * tum, tumbos (şişmiş, kabarmış, yukarı veya yana doğru çıkıntı yapmış) (gre.); tom, tomb (dolu, dolgun, şişik, yuvarlak, oval, kavisli ve geniş; genişleme, şişme, yuvarlaklaşma, kubbe, oval çıkıntı) + ik (küçültme ve şirinlik eki) * tombulca, yuvarlak ve dolgun yapılı olan, ufak ve şişman kimse veya çocuk (özellikle çocuklar için sevimli biçimde kullanılan kelime)

tombilik : gre., tür. * tum, tumbos (şişmiş, kabarmış, yukarı veya yana doğru çıkıntı yapmış) (gre.); tom, tomb (dolu, dolgun, şişik, yuvarlak, oval, kavisli ve geniş; genişleme, şişme, yuvarlaklaşma, kubbe, oval çıkıntı) + ul (ile ilgili, -a ait, gibi) ) + ik (küçültme ve şirinlik eki) + lik (isim yapım eki) * Orkinosgiller ailesinden olan küçük ton balığı; tombulluk, dolgun ve yuvarlak olma durumu; tombul görünüş, irilik

tombilya : gre., tür. * tum, tumbos (şişmiş, kabarmış, yukarı veya yana doğru çıkıntı yapmış) (gre.); tom, tomb (dolu, dolgun, şişik, yuvarlak, oval, kavisli ve geniş; genişleme, şişme, yuvarlaklaşma, kubbe, oval çıkıntı) + ul (ile ilgili, -a ait, gibi) ) + iya (son ek) * orkinos balığının yavrusu, tombik balığı

tombul : gre., tür. * tum, tumbos (şişmiş, kabarmış, yukarı veya yana doğru çıkıntı yapmış) (gre.); tom, tomb (dolu, dolgun, şişik, yuvarlak, oval, kavisli ve geniş; genişleme, şişme, yuvarlaklaşma, kubbe, oval çıkıntı) + ul (ile ilgili, -a ait, gibi) * etine dolgun, şişmanca; geniş ve yuvarlak olan, kabarık (şişik) ve tümsek olan, top gibi olan

tomentelöz : lat. * tomentum (keçe, yünlü örtü, tüy örtüsü) (tomere (şişirmek, doldurmak) + mentum (isim yapım eki) ) + ellus (küçültme eki) + osus (ile ilgili, -a ait) * ince, sıkı ve keçemsi/pamuksu tüylerle kaplı olan, özellikle bitki yüzeyinde sık ve yumuşak tüylerle kaplı olan, hafif tüylü, tomentozdan daha ince tüy örtüsüne sahip olan

tomentum : lat. * tomentum (keçe, yünlü örtü, tüy örtüsü) (tomere (şişirmek, doldurmak) + mentum (isim yapım eki) ) * yün, keçe veya tüylerden oluşan örtü; özellikle botanikte bitki yüzeyini kaplayan sık ve yumuşak tüy tabakası

tomi : ing. * tummy (karın, göbek) * tombul, dolgun ve yuvarlak yapılı kimse; kısa boylu ve şişman kişi

tomografi : gre. * temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * X-ışınları kullanarak vücudun iç kısımlarının detaylı ve kesitsel (dilim dilim) görüntüsünü alan ve standart röntgenden farklı olarak dokuları, kemikleri ve damarları üç boyutlu incelemeye imkan tanıyan bir tıbbi tarama yöntemi

tomris : far., gre. * tomris, tomaris, tomuris (aile) (far., gre.) * kadın ismi

tomruk : tür. * tomr (şişik, yumru, kabarık) + uk (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ağaç kütüğü şişkin şey, şişik, gonca, şişirilmiş, kabarık, kabarmış

tomurcuk : tür. * tomr (şişik, yumru, kabarık) + cuk (küçültme eki) * şişkin şey, şişik, gonca, şişirilmiş, kabarık, kabarmış, ağaç kütüğü; bitkilerin dal veya gövde uçlarında bulunan, gelişerek çiçek, yaprak veya yeni sürgün oluşturacak küçük ve henüz açılmamış kısmı (tumor, tumeur, Tumor (tümör, ur, şişik doku kütlesi) (ing., fra., alm.) )

tomurmak : tür. * tomr (şişik, yumru, kabarık) + mak (fiil mastar eki) * tomurcuklanmak, tomurcuk vermek; kabarcık veya küçük şişkinlikler oluşturmak; bir ağacı dip kısımdan kesmek

ton : gre. * teinein (germek, uzatmak), tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) * müzikte bir sesin yüksekliği, niteliği veya perdesi; akustikte bir sesin belirli bir frekanstaki düzenli titreşimlerinden oluşan ses, saf ses

ton : ing. * tun (ton) * 1000 kg'lık ağırlık birimi

ton balığı : gre. * thynnos (ton balığı, orkinos) (gre.); thunnus (lat.) + balık (suda yaşayan omurgalı, solungaçlı ve yüzgeçli deniz canlısı) + ı (iyelik eki) (tür.) * uskumrugillerden, Thunnus cinsine ait, eti besin olarak tüketilen, hızlı yüzen ve göç eden deniz balıklarının ortak adı, balıkların genel adı

tonaj : fra. * tonne (fıçı, büyük fıçı, kap), ton (1000 kg'lık ağırlık birimi) + age (isim yapım eki) * gemilerin taşıyabileceği yük miktarını veya geminin hacimsel kapasitesini ton cinsinden ifade eden ölçü, bir geminin toplam veya kullanılabilir taşıma kapasitesi

tonal : gre., lat. * teinein (germek, uzatmak, germek için zorlamak, kasmak), tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * tınımsal, ses perdesine, ses tonuna ait

tonalite : gre., lat. * teinein (germek, uzatmak, germek için zorlamak, kasmak), tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * müzik bestelerini merkezi bir nota, tonik etrafında organize etme ilkesi

tonasyon : gre., lat. * teinein (germek, uzatmak, germek için zorlamak, kasmak), tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) (gre.) + atio (isim yapım eki) (lat.); intonation (fra.) * bir sesin veya müzik parçasının belirli bir tona göre düzenlenmesi, tonlama işlemi; bir ses dizisinin belirli bir tonal merkez çevresinde örgütlenmesi

toner : gre., lat., ing. * teinein (germek, uzatmak, germek için zorlamak, kasmak), tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) (gre.) + er (-cı, yapan, eden eji) (ing.) * tonlayıcı; fotokopi ve yazıcılarda görüntüyü kağıda aktarmak için kullanılan, ince tanecikli toz hâlindeki baskı maddesi; kozmetikte cilt bakımında kullanılan sıvı veya losyon türü ürün

tonga : ton. * tonga (güney yönü) * Büyük Okyanus’un güneybatısında, Polinezya’da yer alan, batısında Fiji, kuzeybatısında Samoa, kuzeyinde Wallis ve Futuna bulunan, 169 adadan oluşan bir ada ülkesi;

tonga : tür. * tonga (hile, düzen, tuzak) * birini aldatmak, kandırmak veya zor durumda bırakmak amacıyla kurulan düzen, hile, tuzak, gizli plan, komplo

tonguç : tür. * tonguç (ilk, ilk doğan, öncü, önde giden) * ilk doğan çocuk; bir topluluğun veya işin öncüsü, önde geleni, önderi, lideri; ilk, başlangıç niteliğinde olan; erkek ismi

tonik : gre. * teinein (germek, uzatmak, germek için zorlamak, kasmak), tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * kas veya organların normal gerginliğini artıran veya koruyan; özellikle ilaç ve içecekler için güçlendirici, canlandırıcı özellik taşıyan; genellikle kinin içeren, tek başına veya alkollü içeceklerle karıştırılarak tüketilen acımsı ve gazlı bir içecek; içecekyüz temizleme işleminden sonra cildi arındırmak, ferahlatmak ve pH dengesini korumak için kullanılan sıvı formdaki cilt bakım ürünü

tonilato : lat. * tonnellus (küçük fıçı, küçük varil) (tonna, tunna (fıçı, varil) + ellus, ella (küçültme eki) ) + atus (sıfat yapım eki) * denizcilikte gemilerin tonajını, taşıma kapasitesini veya iç hacmini belirtmek için kullanılan birim veya bir tona (1000 kg / hacim ölçüsü) denk gelen kapasite değeri

tonisite : gre. * teinein (germek, uzatmak, germek için zorlamak, kasmak), tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * bir dokunun, organın veya özellikle kasın normal gerginlik ve gerilimini koruma durumu; bir çözeltinin hücre zarından su geçişine bağlı olarak hücre hacmi üzerindeki etkisini belirleyen özelliği

tonlamak : gre., tür. * teinein (germek, uzatmak, germek için zorlamak, kasmak), tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) (gre.) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) (tür.) * bir müzik eserini belirli bir tona veya ses perdesine uyarlamak; bir renk, ses veya görüntüyü belirli bir tona getirmek

tonmayster : gre., alm. * tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) (gre.); Ton (ses) + meister (usta) (alm.) * müzik kaydı, yayın veya konser sırasında sesin teknik ve sanatsal niteliğini yöneten, ses dengesini ve kayıt kalitesini sağlayan uzman

tonmeister : gre., alm. * tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) (gre.); Ton (ses) + meister (usta) (alm.) * müzik kaydı, yayın veya konser sırasında sesin teknik ve sanatsal niteliğini yöneten, ses dengesini ve kayıt kalitesini sağlayan uzman

tonometri : gre. * tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * özellikle göz içi basıncının ölçülmesi; genel olarak bir organ veya dokudaki basınç veya gerginliğin ölçülmesi yöntemi

tonoz : gre. * tholos (kubbeli yuvarlak yapı, örme taş veya tuğladan yapılmış kubbe) * mimarlıkta kemerlerin bir araya gelmesiyle oluşturulan, genellikle tavan örtüsü olarak işlev gören yapı parçası

tonsil : lat. * tonsilla (boğazcık, bademcik) (tondere (kesmek, kırpmak, tıraşlamak, budamak), tonsa (kesilmiş, kırpılmış, tıraşlanmış, budanmış şey) + illus, illa (küçültme eki) ) * bağışıklık sistemine ait olan, boğazın arka kısmında sağ ve sol tarafta bir tane olacak şekilde bulunan ve ağız ve burundan vücuda giren zararlı mikroorganizmalara karşı koruma sağlayan, yüzeyi tıraşlanmış-kesik bir doku görünümü çağrıştıran küçük lenfoid yapılardan her biri, bademcik

tonsilla : lat. * tonsilla (boğazcık, bademcik) (tondere (kesmek, kırpmak, tıraşlamak, budamak), tonsa (kesilmiş, kırpılmış, tıraşlanmış, budanmış şey) + illus, illa (küçültme eki) ) * bağışıklık sistemine ait olan, boğazın arka kısmında sağ ve sol tarafta bir tane olacak şekilde bulunan ve ağız ve burundan vücuda giren zararlı mikroorganizmalara karşı koruma sağlayan, yüzeyi tıraşlanmış-kesik bir doku görünümü çağrıştıran küçük lenfoid yapılardan her biri, bademcik

tonsilla palatina : lat. * tonsilla (boğazcık, bademcik) (tondere (kesmek, kırpmak, tıraşlamak, budamak), tonsa (kesilmiş, kırpılmış, tıraşlanmış, budanmış şey) + illus, illa (küçültme eki) ) + palatum (damak) + inus (ile ilgili, -a ait) * boğazın iki yanında, yumuşak damağın arkasında bulunan ve bağışıklık sisteminde görev alan damak bademciği, palatin tonsil

tonsillar : lat. * tonsilla (boğazcık, bademcik) (tondere (kesmek, kırpmak, tıraşlamak, budamak), tonsa (kesilmiş, kırpılmış, tıraşlanmış, budanmış şey) + illus, illa (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) * bademcikle ilgili, bademciğe ait, bademciklere ilişkin

tonsillektomi : lat., gre. * tonsilla (boğazcık, bademcik) (tondere (kesmek, kırpmak, tıraşlamak, budamak), tonsa (kesilmiş, kırpılmış, tıraşlanmış, budanmış şey) + illus, illa (küçültme eki) ) (lat.) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * boğazın arkasında yer alan bademciklerin (tonsillerin) cerrahi yöntemle tamamen çıkarılması işlemi

tonsillit : lat., gre. * tonsilla (boğazcık, bademcik) (tondere (kesmek, kırpmak, tıraşlamak, budamak), tonsa (kesilmiş, kırpılmış, tıraşlanmış, budanmış şey) + illus, illa (küçültme eki) ) (lat.) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) (gre.) * bademciklerin virüsler veya bakteriler nedeniyle iltihaplanması, bademcik iltihabı (şiddetli boğaz ağrısı, yutmada zorluk ve ateş gibi belirtilerle kendini gösterir.)

tonsilotom : lat., gre. * tonsilla (boğazcık, bademcik) (tondere (kesmek, kırpmak, tıraşlamak, budamak), tonsa (kesilmiş, kırpılmış, tıraşlanmış, budanmış şey) + illus, illa (küçültme eki) ) (lat.) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) (gre.) * bademciği keserek çıkarmaya yarayan cerrahi alet

tonsilotomi : lat., gre. * tonsilla (boğazcık, bademcik) (tondere (kesmek, kırpmak, tıraşlamak, budamak), tonsa (kesilmiş, kırpılmış, tıraşlanmış, budanmış şey) + illus, illa (küçültme eki) ) (lat.) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * bademciğin cerrahi operasyonla kesilerek çıkarılması

tonton : fra. * ton oncle (amcan, senin amcan) (ton (senin) + oncle (amca) ) * amca; sevimli, tatlı, sevecen; yaşlı, sevimli ve babacan erkek; sevimli, hoş ve genellikle hafif toplu yaşlı kimse

tonus : gre., lat. * tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi, denge) (gre.); tonus (lat.) * istirahat halindeki kasta pasif hareket sırasında hissedilen gerginlik, kasların dinlenme halindeyken bile sahip olduğu hafif kasılı ve gergin durum

tonya : gre. * tonia, tonios (kasnak ipi) * Trabzon’un bir ilçesi

tonyukuk : tür. * ton, tun (ilk, baş, birinci) + yukuk (yükselmek, yücelmek) * en baştaki büyük, birinci derecede yücelmiş kişi, baş vezir; II. Göktürk Kağanlığı döneminde Bilge Kağan ve Kapgan Kağan’ın başdanışmanı, devlet adamı ve askerî stratejisti

top : tür. * top (yuvarlak nesne, küre biçimli cisim) * yuvarlak veya küresel biçimli nesne; özellikle oyunlarda kullanılan, yuvarlak ve çeşitli malzemelerden yapılan nesne; ayrıca ateşli silahlarda kullanılan büyük çaplı ağır silah

topaç : tür. * top (yuvarlak nesne, küre biçimli cisim) + aç (isim yapım ve araç eki) * bir ip veya kamçı yardımıyla döndürülerek oynatılan, genellikle koni biçimindeki oyuncak; fırıldak

topak : tür. * top (yuvarlak nesne, küre biçimli cisim) + ak (isim yapım eki) * yuvarlak, kümeleşmiş parça; küçük ve yuvarlak biçimli kütle; toprak veya başka bir maddenin yuvarlaklaşmış parçası

topal : tür. * topal (aksayan, bir bacağı diğerinden kısa veya sakat olan, aksak, sakat) * yürürken bir ayağını veya bacağını aksatan, aksak yürüyen; mecazen düzgün işlemeyen, aksayan

topalak : tür. * top (yuvarlak nesne, küre biçimli cisim) + al (sıfat yapım eki) + ak (isim yapım eki) * yuvarlak veya top biçiminde olan; özellikle Cyperus rotundus adlı, yumruları halk arasında kullanılan otsu bitki

toparlak : tür. * top (yuvarlak nesne, küre biçimli cisim) + ar (geniş zaman fiil eki) + lak (sıfat yapım eki) * yuvarlak, küre veya top biçiminde olan; dolgun ve yuvarlak yapılı

toparlamak : tür. * top (yuvarlak nesne, küre biçimli cisim) + ar (geniş zaman fiil eki) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * dağınık veya ayrı durumda bulunan şeyleri bir araya getirmek, düzenlemek; kendine gelmek, durumunu düzeltmek (mecazi)

topatan : tür. * top (yuvarlak nesne, küre biçimli cisim) + atan (fırlatan, savuran) * ince kabuklu, sulu, güzel kokulu, açık sarı renkli ve uzunca bir şekle sahip olan, özellikle Trakya ve İstanbul çevresinde yetiştirilen tatlı bir kavun türü

topaz : gre. * topazos (topaz taşı) * alüminyum, flor ve silikat içeren, genellikle sarı, kahverengi, mavi veya şeffaf renklerde bulunan değerli bir mücevher taşı niteliğindeki mineral (Al2SiO4(F,OH)2)

topbaş : tür. * top (yuvarlak nesne, küre biçimli cisim) + baş (ilk olan, tepede olan, tepe, uç, ön; kafa; şef, yönetici, lider, reis) * Tokat ve çevresinde yetişen, açık renkli, orta boy yapraklı ve tatlı içimli bir tütün çeşidi; bazı Anadolu yörelerinde (Gümüşhane, Çorum, Kars gibi) kılçıksız, iri ve makbul bir buğday türü

topbaşbalık : tür. * top (yuvarlak nesne, küre biçimli cisim) + baş (ilk olan, tepede olan, tepe, uç, ön; kafa; şef, yönetici, lider, reis) + balık (suda yaşayan omurgalı, solungaçlı ve yüzgeçli deniz canlısı) * küt ve büyük baş yapısıyla bilinen kefalgiller familyasından gümüş renkli, lezzetli beyaz etli bir balık türü, kefal

topçeker : tür. * top (yuvarlak nesne, küre biçimli cisim) + çeker (kendisine yaklaştırır, içine alır) * ağır top taşıyan küçük savaş gemisi (gambot) veya top arabası çeken araç veya hayvan

topçu : tür. * top (yuvarlak nesne, küre biçimli cisim) * savaş toplarını kullanan ve bakımını yapan asker sınıfı; halk arasında futbolcu; argo dilinde ise sınıfta kalmış öğrenci

top-down : ing. * top (tepe, zirve, doruk, en yüksek nokta) + down (aşağı, aşağıya, alta) * yukarıdan aşağıya doğru ilerleyen, üst düzeyden alt düzeylere doğru uygulanan veya düzenlenen; özellikle yönetim, karar alma ve tasarım süreçlerinde üstten alta doğru işleyen yaklaşım

tophane : tür. * top (yuvarlak nesne, küre biçimli cisim) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) * top ve benzeri ağır silahların yapıldığı, saklandığı veya bulunduğu yer; ayrıca Osmanlı döneminde topçu birlikleri ve bu birliklere ait yapıların bulunduğu yer

topik : gre. * topikos (belirli bir bölgeye ait, lokal) (topos (yer, konum, mevki, lokasyon; konu) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) ) * belirli bir bölgeye ait olan, belirli bir bölgeyle ilgili, bölgesel, lokal, yerel; konu

topikal : gre. * topikos (belirli bir bölgeye ait, lokal) (topos (yer, konum, mevki, lokasyon; konu) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) ) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * vücut yüzeyine veya belirli bir bölgeye uygulanan, sistemik etki yaratmayan ilaç veya tedavi yöntemi; bölgesel, lokal, yerel

topikal anes : gre. * topikos (belirli bir bölgeye ait, lokal) (topos (yer, konum, mevki, lokasyon; konu) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) ) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) + an (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + aisthesia (duyusallık, duygusallık, hislenme) (aisthesis (duyu, duygu, algı, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * vücudun sadece sürüldüğü veya püskürtüldüğü küçük bir bölgesini (cilt veya mukoza) geçici olarak uyuşturan, iğne gerektirmeyen yüzeyel bir uyuşturma yöntemi, bölgesel yüzey anestezisi

topiramat : lat. * top (fruktoz (şeker) bileşeni olan diasetonit/izopropiliden eklerini (özellikle fructopyranose halkasındaki keto- ve di-O-izopropiliden kısımlarını) temsil eden kısaltma) + amat (sülfamat esteri/tuzu) * epilepsi (sara) nöbetlerini kontrol etmek ve migren ataklarını önlemek için kullanılan reçeteli bir antiepileptik (nöbet önleyici) ilaç etken maddesi (C12H21NO8S)

toplaç : tür. * top (bir araya getirme, bütün hale getirme) + la (etken fiil eki) + aç (araç eki) * bir şeyleri toplamaya veya bir araya getirmeye yarayan araç; toplama işinde kullanılan gereç; elektrik dinamolarında hareketli bölüm üzerindeki iletken devrelerde oluşan akımı toplayıp tek bir devreye aktaran parça, kolektör

toplam : tür. * top (bir araya getirme, bütün hale getirme) + la (bağlaç) + am (isim yapım eki) * bir araya getirilmiş olanların bütünü; bir işlemde elde edilen bütünün sayısal değeri; matematikte iki veya daha fazla sayının bir araya getirilmesiyle elde edilen sonuç

toplamak : tür. * top (bir araya getirme, bütün hale getirme) + la (bağlaç) + mak (fiil mastar eki) * bir araya getirmek, bir noktada birleştirmek, bir noktada birikmek, bir yerde yoğunlaşmak

toplanmak : tür. * top (bir araya getirme, bütün hale getirme) + lan (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir araya gelmek, bir noktada birleşmek, bir noktada birikmek, bir yerde yoğunlaşmak

toplantı : tür. * top (bir araya getirme, bütün hale getirme) + la (etken fiil eki) + n (dönüşlü fiil eki) + tı (isim yapım eki) * bir konu üzerinde görüşmek, konuşmak veya karar vermek amacıyla insanların bir araya gelmesi, bir araya gelme, görüşme

toplardamar : tür. * top (bir araya getirme, bütün hale getirme) + la (etken fiil eki) + r (geniş zaman fiil eki) + damar (kan vücutta dolaşımını sağlayan esnek tüp şeklinde yapı) (dam (küçük yuvarlak parçalar halinde akmak, damlamak) + ar (-cı, yapan, eden eki) ) * vücuttaki dokularda oksijeni azalan ve metabolik atıklarla kirlenen kanı kalbe ve ardından akciğerlere geri taşıyan, atardamarların aksine genellikle düşük basınçlı kan taşıyan, duvarları daha ince olan ve kanın yer çekimiyle geriye kaçmasını önleyen tek yönlü kapakçıklar içeren kan damarı, ven, vena

toplayıcı : tür. * top (bir araya getirme, bütün hale getirme) + la (etken fiil eki) + yıcı (yapan, eden eki) * nesneleri veya bilgileri bir araya getiren kimse veya şey; doğadaki yabani meyve ve bitkileri toplayarak geçinen ilkel insan grubu, avcı-toplayıcı

toples : ing. * top (tepe, zirve, doruk, en yüksek nokta) + less (-siz, yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) * bir kişi (özellikle kadın) vücudunun üst kısmında giysi veya iç çamaşırı (sutyen) bulunmayan, göğüs bölgesi açıkta olan, üstsüz

toplu : tür. * top (bir araya getirme, bütün hale getirme) + lu (sıfat yapım eki) * bir araya gelmiş, dağınık olmayan; düzenli, bir bütün oluşturan; kalabalık halinde bulunan; top ile oynanan (spor)

toplu iğne : tür. * top (yuvarlak nesne, küre biçimli cisim) + lu (sıfat yapım eki) + iğne (ince ve uzun, ucu sivri, delmeye yarayan metal araç) * baş kısmı küçük bir top biçiminde olan, kağıt, kumaş gibi şeyleri geçici olarak tutturmak için kullanılan kısa iğne

toplu konut : tür. * top (yuvarlak nesne, küre biçimli cisim) + lu (sıfat yapım eki) + konut (yerleşim amacıyla inşa edilmiş yapı, mesken, ikametgah, ev) (ko, kon (oturmak, yerleşmek, yanına yerleşmek) + ut (isim yapım eki) ) * çok sayıda konutun bir yerleşim projesi kapsamında bir arada inşa edildiği konut alanı veya yapılaşma biçimi

toplu sözleşme : tür. * top (bir araya getirme, bütün hale getirme) + lu (sıfat yapım eki) + sözleşme (anlaşma, kontrat) (söz (kelam, konuşma, söylem) + leş (işteş fiil eki) + me (isim yapım eki) ) * çalışanların çalışma koşullarını, ücret zamlarını, sosyal ve mali haklarını düzenlemek amacıyla işçi veya memur sendikaları ile işveren veya kamu idaresi arasında yapılan, çalışanların haklarını toplu olarak korumayı ve güvence altına almayı hedefleyen resmi ve yazılı bir anlaşma

toplu taşıma : tür. * top (bir araya getirme, bütün hale getirme) + lu (sıfat yapım eki) + taşıma (götürme, tutup kaldırarak bir yerden bir yere iletme) * halkın günlük seyahat ihtiyacını ucuz ve kolay bir şekilde karşılayabilmesini sağlayan, birçok insanı aynı anda bir yerden başka bir yere taşıyan ortak ulaşım sistemi

topluluk : tür. * top (bir araya getirme, bütün hale getirme) + lu (sıfat yapım eki) + luk (isim yapım eki) * aralarında ortak amaç, ilgi alanı, değer veya yakınlık bulunan insan, canlı veya nesnelerin oluşturduğu grup veya bütün, cemiyet, toplum

toplum : tür. * top (bir araya getirme, bütün hale getirme) + lu (sıfat yapım eki) + m (isim yapım eki) * aynı toprak parçası üzerinde bir arada yaşayan ve temel çıkarlarını sağlamak için iş birliği yapan insanların tümü, cemiyet, topluluk

toplumbilim : tür. * top (bir araya getirme, bütün hale getirme) + lu (sıfat yapım eki) + m (isim yapım eki) + bilim (bilme, ilim, tanıma) * insan toplumlarını, toplumsal ilişkileri, grupları ve kurumları sistematik olarak inceleyen, bireylerin bir arada nasıl yaşadığını, toplumsal düzenin nasıl kurulduğunu ve kültürel değişimleri araştıran bir sosyal bilim dalı, sosyoloji

toplumbilimci : tür. * top (bir araya getirme, bütün hale getirme) + lu (sıfat yapım eki) + m (isim yapım eki) + bilim (bilme, ilim, tanıma) + ci (yapan, eden eki) * toplum bilimi yani sosyoloji dalında uzmanlaşmış, insan topluluklarını, kurumları ve toplumsal olayları inceleyen bilim insanı, sosyolog

toplumsal : tür. * top (bir araya getirme, bütün hale getirme) + lu (sıfat yapım eki) + m (isim yapım eki) + sal (ile ilgili, gibi, -a ait) * toplumla ilgili veya topluma ilişkin olan, sosyal, içtimai

topografik : gre. * topos (yer, konum, mevki, lokasyon; konu) + graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * topografyaya ilişkin; bir yerin yüzey şekillerini, yükselti ve konum özelliklerini ayrıntılı olarak gösteren veya bunlarla ilgili olan

topografya : gre. * topos (yer, konum, mevki, lokasyon; konu) + graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir yerin doğal ve yapay yüzey özelliklerini, özellikle yükselti, eğim, akarsu, yol ve yerleşimlerini betimleyen ve harita üzerinde gösteren çalışma; yüzey şekillerinin ayrıntılı betimlenmesi

topoğraf : gre. * topos (yer, konum, mevki, lokasyon; konu) + graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) * bir yerin yüzey şekillerini, yükselti ve konum özelliklerini ölçen, belirleyen ve bunları harita veya plan üzerinde gösteren kimse

topoğrafik : gre. * topos (yer, konum, mevki, lokasyon; konu) + graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * topografyaya ilişkin; bir yerin yüzey şekillerini, yükselti ve konum özelliklerini ayrıntılı olarak gösteren veya bunlarla ilgili olan

topoğrafya : gre. * topos (yer, konum, mevki, lokasyon; konu) + graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir yerin doğal ve yapay yüzey özelliklerini, özellikle yükselti, eğim, akarsu, yol ve yerleşimlerini betimleyen ve harita üzerinde gösteren çalışma; yüzey şekillerinin ayrıntılı betimlenmesi

topoizomeraz : gre., lat. * topos (yer, konum, mevki, lokasyon; konu) + isos, iso (eş, eşit, aynı, denk, benzer) + meros (parça, bölüm, kısım, segment) (gre.) + ase (enzim eki) (lat.) * DNA veya RNA'nın topolojik yapısını değiştiren, ipliklerin kesilip yeniden birleştirilmesini katalizleyen, DNA kopyalanırken veya okunurken oluşan sert düğümleri ve gerilmeyi çözen enzim

topoloji : gre. * topos (yer, konum, mevki, lokasyon; konu) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * vücudun bölgelerine veya bölümlerine dayalı anatomi çalışması ve o bölgedeki çeşitli yapılar arasındaki ilişkilere vurgu yapılması

topolojik : gre. * topos (yer, konum, mevki, lokasyon; konu) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * nesnelerin veya şekillerin boyutu, uzunluğu veya açısı gibi ölçülebilir detaylarıyla değil; onların yırtılmadan, kesilmeden veya delinmeden büküldüğünde değişmeyen ortak özellikleriyle ilgili olan, topolojiye ilişkin

toponim : gre. * topos (yer, konum, mevki, lokasyon; konu) + onumos, onuma, onymos, onyma (isim, ad, nam) * bir yerin, bölgenin, dağın, akarsuyun vb. coğrafi adının kendisi; yer adı, yer ismi

toponimi : gre. * topos (yer, konum, mevki, lokasyon; konu) + onumos, onuma, onymos, onyma (isim, ad, nam) * şehir, köy, dağ, nehir ve sokak gibi coğrafi yer adlarının (toponimlerin) kökenini, anlamını, tarihini ve nasıl ortaya çıktığını inceleyen bir bilim dalı, yer ismi bilimi

toponimik : gre. * topos (yer, konum, mevki, lokasyon; konu) + onumos, onuma, onymos, onyma (isim, ad, nam) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yer adları bilimi (toponimi) ile ilgili, yer adlarına dair veya yer adları bilimi kurallarına uygun, toponimi ile ilgili

topos : gre. * topos (yer, konum, mevki, lokasyon; konu) * retorikçilerin argüman üretmek için kullandıkları kalıp formüller topotekan

toprak : tür. * topur, topra (kurumak, kuruyup tozlaşmak) + ak (gibi olan, ili ilgili) * toz, yer katmanı, yeri oluşturan kstman, kara, dünyanın sular haricindeki ve suların altındaki kısmı

toprak boya : tür. * topur, topra (kurumak, kuruyup tozlaşmak) + ak (gibi olan, ili ilgili) + boya, boduğ (yakı, kına, renkli madde) * doğadaki renkli minerallerin, taşların veya demir oksit içeren toprakların öğütülmesiyle elde edilen, kimyasal katkı maddesi içermeyen, ebru sanatı, ahşap boyama, geleneksel ev dekorasyonu ve sanat eserlerinde güvenle kullanılan tamamen doğal pigmentli boya türü

toprak kayması : tür. * topur, topra (kurumak, kuruyup tozlaşmak) + ak (gibi olan, ili ilgili) + kayma (yüzey üzerinde sürtünerek kontrolsüz veya kontrollü biçimde yer değiştirme) + sı (iyelik eki) * eğimli bir yamaçtaki toprak veya kaya kütlelerinin yer çekimi, su ve dik eğim etkisiyle yerinden kopup aşağı ve dışa doğru hareket etmesi olayı

toprakarme : tür., fra. * topur, topra (kurumak, kuruyup tozlaşmak) + ak (gibi olan, ili ilgili) (tür.) + armare (silahlandırmak, donatmak, techiz etmek) (armum (silah, donanım, techizat) + are (fiil mastar eki) ) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); armé (silahlı, donatılmış, takviye edilmiş, güçlendirilmiş) (fra.) * sıkıştırılmış toprak ile donatının sürtünme yoluyla birlikte çalışması sayesinde toprağın tutunma gücü artırmak amacıyla, çekme dayanımı olmayan toprağın içerisine metal veya polimer şeritler (donatılar) yerleştirilerek güçlendirilmesiyle yapılan esnek bir istinat duvarı sistemi

toprakbastı : tür. * topur, topra (kurumak, kuruyup tozlaşmak) + ak (gibi olan, ili ilgili) + bas (aşağı veya yukarı doğru itmek, üzerine baskı uygulamak, itmek) + tı (-dili geçmiş zaman fiil eki) * bir yere ilk defa ayak basıldığında veya geçildiğinde ödenen para, ayakbastı; yeni bir yere gelen kişiden, özellikle gelin veya damattan, gelenek gereği alınan para veya hediye

toprakçıl : tür. * topur, topra (kurumak, kuruyup tozlaşmak) + ak (gibi olan, ili ilgili) + çıl (ile ilgili, -a ait) * doğada doğrudan toprak üstünde veya toprak altında yaşayan, yaşamını toprağa bağımlı olarak sürdüren (canlı veya hayvan türü)

toprakkale : tür. * topur, topra (kurumak, kuruyup tozlaşmak) + ak (gibi olan, ili ilgili) + kale (savunma yapısı, şehir suru, hisar, korugan) * Osmaniye’nin bir ilçesi

topraklamak : tür. * topur, topra (kurumak, kuruyup tozlaşmak) + ak (gibi olan, ili ilgili) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * elektrik akımının güvenli biçimde toprağa iletilmesini sağlamak için bir cihazı veya sistemi bir iletken kablo yardımıyla toprak hattına bağlamak

toptan : tür. * top (bir araya getirme, bütün hale getirme) + tan (sıfat yapım eki) * bir malın veya ürünün tek tek yani perakende değil, çok miktarda, toplu halde ve bir bütün olarak alınıp satılmasıyla ilgili

toptancı : tür. * top (bir araya getirme, bütün hale getirme) + tan (sıfat yapım eki) + cı (yapan, eden eki) * malları toptan alıp satan kimse; toptan ticaret yapan kişi veya kuruluş

topuk : tür. * top (yuvarlak nesne, küre biçimli cisim) + uk (isim yapım eki) * ayağın yere basan arka kısmı; ayakkabının bu kısmın altına denk gelen yükseltilmiş bölümü

topukdöven : tür. * top (yuvarlak nesne, küre biçimli cisim) + uk (isim yapım eki) + tog, töğ, döğ, döv (vurmak, çarpmak, darbetmek, ezmek) + en (-cı, yapan, eden eki) * topuğa vuran veya topuğu döven; ayakkabının topuğa sürtüp rahatsızlık vermesini tanımlayan kelime

topuklamak : tür. * top (yuvarlak nesne, küre biçimli cisim) + uk (isim yapım eki) + la (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * topukla vurmak veya topuğu kullanarak itmek; hızla uzaklaşmak, kaçmak, tüymek, fıymak, arazi olmak

topuklu : tür. * top (yuvarlak nesne, küre biçimli cisim) + uk (isim yapım eki) + lu (ile, birlikte, beraber, sahibi) * topuğu bulunan; özellikle ayakkabının topuk kısmı yükseltilmiş olan (kadınların giydiği ayakkabı türü)

topur : tür. * top (yuvarlak nesne, küre biçimli cisim) + ur (isim yapım eki) * topur (kabarcık, yumru; pürüzlü, tümsekli; kestanenin dikenli dış kabuğu veya fındığın dışındaki yeşil kabuk

toput : tür. * top (yuvarlak nesne, küre biçimli cisim) + ut (isim yapım eki) * bir sıvı içinde çözünmeyen katı maddenin dibe çökmesi ile oluşan madde, çökelti

topuz : tür. * top (yuvarlak nesne, küre biçimli cisim) + uz (isim yapım eki) * sapının ucunda ağır ve yuvarlak bir baş bulunan eski bir vurma silahı; yuvarlak veya yumru biçimli çıkıntı; kafanın tepesinde veya arkasında top şeklinde toplanıp tutturulmuş saç modeli

topyekun : tür., ara. * top (bir araya getirme, bütün hale getirme) (tür.) + kane (olmak, var olmak, oluşmak, meydana gelmek), kun (ol) fiillerinden türeme fiil; yekun (olur) (ara.) * bütün olarak, hep birlikte, eksiksiz ve topluca; bir şeyin tamamını kapsayacak biçimde, tamamen

toque : isp., fra. * toca (başlık, örtü) (isp.); toque (fra.) * dar kenarlı veya kenarsız şapka türü; kadınların giydiği kenarsız, küçük ve yuvarlak şapka; bazı mesleklerde kullanılan özel başlık

tor : isk. * torr (gök gürültüsü tanrısı) * İskandinav mitolojisinde gök gürültüsü, hava durumu ve mahsul tanrısı, thor (thursday (perşembe) (thor (Tor) + day (gün) )

torak : tür. * topur, topra (kurumak, kuruyup tozlaşmak) + ak (gibi olan, ili ilgili) * odun kömürü üretmek amacıyla odunların veya tuğlaların dizilip dış kısmı çamurla sıvanıp kapatılan, yavaşça yakılarak kömürleştirme işlemi yapılan ocak, küme, toprak kümbet; Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da (örneğin Muş, Erzincan, Bitlis), yayık altı suyunun veya ayranın kaynatılmasıyla elde edilen ufalanmış, yağsız bir tür çökelek veya lor peyniri

torakal : gre., lat. * thorax (göğüs, göğüs kafesi), thorakos (göğüs kafesi ile ilgili) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * omurganın boyun ile bel arasında kalan sırt kısmı ile ilgili, göğüs bölgesine ait, göğüs ile ilgili, sırtla ilgili, göğüs kafesiyle, göğüs bölgesiyle ilgili, toraks ile ilgili

torakal kavite : gre., lat. * thorax (göğüs, göğüs kafesi), thorakos (göğüs kafesi ile ilgili) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) + cavitas (oyuk, boşluk, girinti) (cava, cavus (oyuk, boşluk) + itas (isim yapım ve durum eki) ) (lat.) * göğüs kafesi içinde bulunan, akciğerleri, kalbi ve bazı büyük damarları barındıran göğüs boşluğu, toraks ile ilgili boşluk

torakanter : gre. * trokhanter (dönen, tekerlek gibi hareket eden çıkıntı) (trokhos (tekerlek) + anter (-cı, yapan, eden eki) ) * uyluk kemiğinin (femur) üst ucundaki, kasların ve bağların tutunduğu, kalça ekleminin hareketlerine katılan sert kemiksi çıkıntı

torakodini : gre. * thorax (göğüs, göğüs kafesi), thorakos (göğüs kafesi ile ilgili) + odyne (ağrı, acı, ıstırap) * göğüs bölgesinde duyulan ağrı, göğüs ağrısı

torakolomber : gre., lat. * thorax (göğüs, göğüs kafesi), thorakos (göğüs kafesi ile ilgili) (gre.) + lumbus (bel) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * göğüs omurları (torakal bölge) ile bel omurları (lomber bölge) arasındaki bölgeyle ilgili

torakolumbar : gre., lat. * thorax (göğüs, göğüs kafesi), thorakos (göğüs kafesi ile ilgili) (gre.) + lumbus (bel) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * göğüs omurları (torakal bölge) ile bel omurları (lomber bölge) arasındaki bölgeyle ilgili

torakoplasti : gre. * thorax (göğüs, göğüs kafesi), thorakos (göğüs kafesi ile ilgili) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * özellikle kaburgalara yönelik cerrahi girişimi içeren, göğüs kafesinin cerrahi olarak biçimlendirilmesi veya yeniden yapılandırılması işlemi

torakostomi : gre. * thorax (göğüs, göğüs kafesi), thorakos (göğüs kafesi ile ilgili) + stoma (ağız, açıklık, boşluk) + eia (isim yapım ve durum eki) * göğüs duvarında cerrahi olarak bir açıklık oluşturulması; özellikle plevra boşluğuna ulaşmak veya dren yerleştirmek amacıyla göğüs duvarının açılması

torakotomi : gre. * thorax (göğüs, göğüs kafesi), thorakos (göğüs kafesi ile ilgili) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesilmiş) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * göğüs kafesinin cerrahi olarak açılması; göğüs boşluğuna ulaşmak amacıyla göğüs duvarının kesilerek açılması

toraks : gre. * thorax (göğüs, göğüs kafesi), thorakos (göğüs kafesi ile ilgili) * anatomide boyun ile karın arasında bulunan ve kaburgalar, göğüs kemiği ile omurlar tarafından çevrelenen bölüm, göğüs kafesi

toraks kavitesi : gre., lat. * thorax (göğüs, göğüs kafesi), thorakos (göğüs kafesi ile ilgili) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) + cavitas (oyuk, boşluk, girinti) (cava, cavus (oyuk, boşluk) + itas (isim yapım ve durum eki) ) (lat.) + si (iyelik eki) (tür.) * göğüs kafesi içinde bulunan, akciğerleri, kalbi ve bazı büyük damarları barındıran göğüs boşluğu, toraks ile ilgili boşluk

toraman : tür. * toraman (iri yarı, gösterişli, güçlü kimse) (tor (genç, yavru irisi) + man (sıfat yapım eki) ) * iri yarı, güçlü yapılı, gösterişli kimse; mecazen heybetli, babayiğit kişi

torasemid : lat., gre. * tol (4-metilfenol (p-kresol / toluen türevi) + asemid (sülfonamid türevi) * özellikle kalp yetmezliği, böbrek hastalıkları ve ödem durumlarında vücuttaki fazla sıvının atılmasını sağlamak için kullanılan, böbreklerde Henle kulpunun kalın çıkan kolunda Na⁺/K⁺/2Cl⁻ kotransporterini inhibe ederek idrar oluşumunu artıran diüretik ilacın etken maddesi (C16H20N4O3S)

torasentez : gre. * thorax (göğüs, göğüs kafesi, zırh) + kentesis (iğneleme) (kentein (iğnelemek, iğne yapmak) + sis (isim yapım eki) ) * plevra boşluğunda biriken sıvının ince bir iğne/kateter yardımıyla göğüs duvarından girilerek boşaltılması işlemi, plevrasentez

torasik : gre. * thorax (göğüs, göğüs kafesi, zırh) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * göğüs kafesiyle ilgili; göğüs bölgesine ait

torasik kavite : gre., lat. * thorax (göğüs, göğüs kafesi), thorakos (göğüs kafesi ile ilgili) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + cavitas (oyuk, boşluk, girinti) (cava, cavus (oyuk, boşluk) + itas (isim yapım ve durum eki) ) (lat.) + si (iyelik eki) (tür.) * göğüs kafesi içinde bulunan, akciğerleri, kalbi ve bazı büyük damarları barındıran göğüs boşluğu, toraks ile ilgili boşluk

torba : tür. * torba (kese, kap, çuval biçimli eşya) * bez, deri, kağıt veya benzeri malzemeden yapılan; içine eşya konulan, ağız kısmı büzülebilen kap

torbalı : gre. * tripolis (üç şehir) (tria (üç) + polis (şehir, kent, il) ) * İzmir’in bir ilçesi

toreador : lat., isp. * torare (boğa güreşi yapmak) (tauros (boğa) (gre.); taurus (boğa) (lat ); toro (isp.) + are (fiil mastar eki) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) (lat.); dor (isp.) * boğa güreşçisi, boğayla dövüşen kişi

torero : lat., isp. * torare (boğa güreşi yapmak) (tauros (boğa) (gre.); taurus (boğa) (lat ); toro (isp.) + are (fiil mastar eki) ) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat.); ero (isp.) * boğa güreşçisi; boğa güreşinde yer alan kişi

torik : tür. * torik (palamut balığının irice olanı) * palamut balığının irileşmiş ve yağlanmış biçimi; özellikle sonbaharda avlanan iri palamut

tork : lat. * torque (burkulma, bükülme, kıvırma), torquere (burkmak, bükmek, kıvırmak) * bir cismin bir eksen etrafındaki dönme, bükülme veya burulma eğilimini dönme ekseni merkezine indirgeyerek ölçen fiziksel büyüklük; T (dönme kuvveti) = r (yarıçap) x F (kuvvet) x sinθ (Tork motorun döndürme kuvvetiyken, beygir gücü bu kuvvetin ne kadar hızlı üretildiğini ve ulaşılan son hızı gösterir.)

tork moment : lat. * torque (burkulma, bükülme, kıvırma), torquere (burkmak, bükmek, kıvırmak) + momentum (bir cismin kütlesi ile hızının çarpımı ile belirlenen, hareketin nicel gücü, sürekliliği, çarpışma veya etkileşim anındaki aktarım kapasitesi) * bir kuvvetin bir cismi bir eksen etrafında döndürme etkisi, döndürme momenti

torlak : tür. * tor (taze, genç, körpe, toy, acemi) + lak (sıfat yapım eki) * genç, deneyimsiz, sakal ve bıyığı henüz çıkmamış delikanlı; toy, acemi kişi; henüz eğitilmemiş veya alışmamış (hayvan)

torluk : tür. * tor (taze, genç, körpe, toy, acemi) + luk (isim yapım eki) * gençlik, körpelik; bazı ağızlarda genç ve deneyimsiz olma durumu, genç ve toy olma hali; acemilik, deneyimsizlik

torna : gre. * tornos (dönme, dairesel hareket; tornacı aleti, pergel, torna, daire çizme aracı) (gre.); tornus (lat.) * bir iş parçasını kendi ekseni çevresinde döndürerek metal, ahşap veya plastik gibi malzemeleri kesme, düzeltme veya biçimlendirme işlemi; bu işlemin yapıldığı tezgah

tornado : lat., gre. * tornare (döndürmek, çevirmek) (tornos (dönme, dairesel hareket; tornacı aleti, pergel, torna, daire çizme aracı) (gre.) + are (fiil mastar eki) (lat.) ) * çok güçlü dönen hava sütununun oluşturduğu şiddetli fırtına, hortum.

tornavida : lat., gre. * tornos (dönme, dairesel hareket; tornacı aleti, pergel, torna, daire çizme aracı) (gre.); tornus + vita (asma, sarmaşık; bir yüzey üzerinde helisel dişleri bulunan, parçaları birbirine bağlamak veya sabitlemek için kullanılan metal bağlantı elemanı, vida) (lat.) * vidayı, döndürerek sıkmak veya gevşetmek için kullanılan el aleti

tornet : lat., gre. * tornare (döndürmek, çevirmek) (tornos (dönme, dairesel hareket; tornacı aleti, pergel, torna, daire çizme aracı) (gre.) + are (fiil mastar eki) (lat.) ) + ettus (küçültme eki) (lat.); tournette (fra.) * geçmişte çocukların tahta parçaları ve bilyeli rulmanlar kullanarak yaptığı, yokuş aşağı hızla sürilen geleneksel bir tahta araba veya kaykay benzeri oyuncak

tornistan : ing. * turn (dönmek, çevirmek) + astern (kıç tarafa, arkaya, geriye) * denizcilikte geminin geri dönmesi veya geriye doğru hareket etmesi; geri dönme, geri çevirme

toroid : gre. * toros (şişkinlik, kabartı; halka biçimli çıkıntı) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * bir eksen etrafında döndürülen kapalı bir eğrinin oluşturduğu simit şeklinde olan (yüzey veya cisim)

toroidal : gre., lat. * toros (şişkinlik, kabartı; halka biçimli çıkıntı) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) + alis (sıfat yapım eki) (lat.) * bir eksen etrafında döndürülen bir kapalı eğrinin oluşturduğu yüzey veya cisim gibi olan, simit veya halka şeklinde olan, toroid gibi olan

toros : gre. * tauros (boğa) (gre.); taurus (lat.) * Türkiye'nin güneyinde Akdeniz'e paralel uzanan büyük dağ silsilesinin ismi (Toros Dağı)

toroslar : gre., tür. * tauros (boğa) (gre.); taurus (lat.) + lar (çoğul eki) (tür.) * Mersin’in bir ilçesi

torpido : lat. * torpedo, torpedinis (elektrikli vatoz; uyuşukluk, hissizlik) (torpere (uyuşmak, hissizleşmek, sersemlemek) + edo, edinis (isim yapım eki) ) * su altında ilerleyerek hedefe patlayıcı yük ulaştıran silah; arabaların ön kısmında yer alan ve eşya koymak için kullanılan kapaklı panel

torpidobot : lat., alm. * torpedo, torpedinis (elektrikli vatoz; uyuşukluk, hissizlik) (torpere (uyuşmak, hissizleşmek, sersemlemek) + edo, edinis (isim yapım eki) ) (lat.) + bat (batan, yüzen, suda giden) (alm.), boat (tekne, sandal, kayık) (ing.), batmak (tür.), bath (banyo) (ing.) * torpido taşıyıp fırlatmak üzere tasarlanmış küçük ve hızlı savaş gemisi; torpido botu

torpil : lat. * torpedo, torpedinis (elektrikli vatoz; uyuşukluk, hissizlik) (torpere (uyuşmak, hissizleşmek, sersemlemek) + edo, edinis (isim yapım eki) ) * başlangıçta su altında hareket eden, patlayıcı taşıyan deniz silahı; torpido; kayırma, aracılık ederek birine ayrıcalık sağlama (mecazi)

torreya : ing., lat. * Torrey (Amerikalı botanikçi John Torrey’in soyadından) (ing.) + a (ile ilgili, -a ait) (lat.) * porsukgiller (Taxaceae) familyasından, kötü kokulu iğne yapraklara ve zeytine benzeyen büyük meyvelere sahip, her dem yeşil küçük ve orta büyüklükteki ağaç veya çalı türlerini kapsayan bir bitki cinsi

torsemid : lat., gre. * tol (4-metilfenol (p-kresol / toluen türevi) + asemid (sülfonamid türevi) * özellikle kalp yetmezliği, böbrek hastalıkları ve ödem durumlarında vücuttaki fazla sıvının atılmasını sağlamak için kullanılan, böbreklerde Henle kulpunun kalın çıkan kolunda Na⁺/K⁺/2Cl⁻ kotransporterini inhibe ederek idrar oluşumunu artıran diüretik ilacın etken maddesi (C16H20N4O3S)

tórshavn : faro. * Tórs (Thor’un) + havn (liman) * Faroe Adaları’nın başkenti

torsiyon : lat. * torsio, tortio (burma, bükme, kıvırma, eğme, çarpıtma) (torquere (burmak, bükmek, kıvırmak, eğmek, döndürmek, çarpıtmak) + sio, tio (isim yapım eki) ) * burma, bükme, kıvırma, eğme, çarpıtma; kendi ekseni çevresinde dönme; tıpta bir organın veya anatomik yapının kendi ekseni etrafında anormal biçimde dönmesi

torsiyonel : lat. * torsio, tortio (burma, bükme, kıvırma, eğme, çarpıtma) (torquere (burmak, bükmek, kıvırmak, eğmek, döndürmek, çarpıtmak) + sio, tio (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) * torsiyonla ilgili, burulma veya dönme hareketiyle ilgili, burulmaya ilişkin

torso : gre. * thursos, thyrsos (baston, bitki sapı, bitki gövdesi) (gre.); thyrsus, ursus (gövde, kütük, sap) (lat.) * insan vücudunun göğüs, karın ve sırtı kapsayan, boyundan kalçaya kadar olan ana bölümü; insan veya hayvan bedeninin baş, kol ve bacaklar dışındaki ana gövde kısmını veya başı ve uzuvları eksik olan insan bedeni heykeli

tortikollis : lat. * torquere (burmak, bükmek, kıvırmak, eğmek, döndürmek, çarpıtmak), tortus (bükülmüş, eğrilmiş) + collum (boyun) + is (son ek) * boynun istemsiz biçimde bir yana eğrilmesi ve dönmesiyle oluşan durum, eğri boyun

tortioz : lat. * torquere (burmak, bükmek, kıvırmak, eğmek, döndürmek, çarpıtmak), tortus (bükülmüş, eğrilmiş) + osus (ile ilgili, -a ait) * kıvrımlı, kıvrım kıvrım, bükümlü, dolambaçlı, çok fazla dönemeç içeren. (damar, sinir veya boru )

tortiyoz : lat. * torquere (burmak, bükmek, kıvırmak, eğmek, döndürmek, çarpıtmak), tortus (bükülmüş, eğrilmiş) + osus (ile ilgili, -a ait) * kıvrımlı, kıvrım kıvrım, bükümlü, dolambaçlı, çok fazla dönemeç içeren. (damar, sinir veya boru )

tortop : tür. * tor (pekiştirme ön eki) + top (yuvarlak nesne, küre biçimli cisim) * kendi içine kapanmış, kıvrılmış, toparlanmış, yusyuvarlak olmuş, topak olmuş

tortricidae : lat. * tortrix (buran, burucu, büken, bükücü, kıviran, eğen, döndüren) (torquere (burmak, bükmek, kıvırmak, eğmek, döndürmek, çarpıtmak), tortus (bükülmüş, eğrilmiş) + trix (-cı, yapan, eden eki) ) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * kelebekler ve güveler takımına ait, halk arasında yaprak kıvırıcı güveler veya yaprakbükenler olarak bilinen, larvaları yaprakları sararak yuva yapan ve tarım bitkilerine zarar verebilen büyük bir böcek familyası

tortu : far. * durdi (kalıntı, çökelti, telve, rezidü) * bir sıvının içinde çözünmeyip dibe çöken katı parçalar, kalıntı, çökelti, rezidü

tortul : far., tür. * durdi (kalıntı, çökelti, telve, rezidü) (far.) + l (sıfat yapım eki) (tür.) * tortudan oluşan, tortu ile ilgili, çökelme sonucu oluşmuş

tortum : gür. * tortomi (tor (bir kabile ismi) + tomi (ile ilgili, -a ait) ) * Erzurum’un bir ilçesi

tortuöz : lat. * torquere (burmak, bükmek, kıvırmak, eğmek, döndürmek, çarpıtmak), tortus (bükülmüş, eğrilmiş) + osus (ile ilgili, -a ait) * kıvrımlı, kıvrım kıvrım, bükümlü, dolambaçlı, çok fazla dönemeç içeren. (damar, sinir veya boru )

tortuözite : lat. * torquere (burmak, bükmek, kıvırmak, eğmek, döndürmek, çarpıtmak), tortus (bükülmüş, eğrilmiş) + osus (ile ilgili, -a ait) + itas (isim yapım eki) * kıvrımlı olma durumu; bir yapının normalden fazla kıvrım, bükülme veya dolambaç göstermesi

torul : tür. * tor (yüksek tepe, doruk, sarp kaya, kaya kütlesi) + ul (sıfat yapım eki) * Gümüşhane’nin bir ilçesi

torum : tür. * torum (yavru, özellikle hayvan yavrusu; bazı ağızlarda genç, küçük canlı) * iki yaşındaki genç deve veya tay/aygır yavrusu, deve yavrusu

torumtay : tür. * torum (yavru, özellikle hayvan yavrusu; bazı ağızlarda genç, küçük canlı) + tay (isim yapım eki) * yırtıcı bir kuş türü, erkek doğan; Kaşgarlı Mahmud'un Divânü Lûgati't-Türk eserinde yırtıcı bir kuş türü (erkek doğan) olarak tanımlanan eski bir Türkçe ve Moğol kökenli kelime; soyad

torun : tür. * torum (yavru, özellikle hayvan yavrusu; bazı ağızlarda genç, küçük canlı) * bir kimsenin çocuğunun çocuğu; oğul veya kız evladın çocuğu

torus : lat. * torus (şişkin, kabarık yüzey, yuvarlak çıkıntı; yatak, minder; kaslı çıkıntı) * Bir çemberin, kendi düzlemindeki bir eksen etrafında dönmesiyle oluşan üç boyutlu simit (donut) şeklindeki yüzey

toryum : nor., lat. * thorium (Thor (İskandinav tanrısı adı) + ium (kimyasal element eki) ) * atom numarası 90, simgesi Th olan radyoaktif bir kimyasal element

tos : tür. * tos (boynuzla vurmak, başla çarpmak) * başı veya boynuzu öne doğru uzatarak vurma, çarpma

tosbağa : tür. * tos (boynuzla vurmak, başla çarpmak) + baka (kurbağa; boynuzumsu veya kireçli örtü, boğumlu kabuk) * sürüngenler sınıfının Testudinidae (kara kaplumbağaları) familyasından olan, sert ve kemiksi bir kabuğa sahip, yavaş hareket eden dört ayaklı otçul sürüngen

tosilat : lat. * tol (4-metilfenol (p-kresol / toluen türevi) + sil (sülfonil -SO2-) + ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek) * p-toluensülfonik asitten türetilen, ilaç etken maddelerinde suda çözünürlüğü ve kararlılığı artırmak için tuz formunda sıkça kullanılan anyonları, tuzları veya fonksiyonel grupları (TsO⁻) ifade eden bir terim (-O-SO2-C6H4-CH3)

toslamak : tür. * tos (boynuzla vurmak, başla çarpmak) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * başını veya boynuzunu öne doğru uzatarak vurmak; çarpmak, bindirmek

tost : lat. * torrere (kurutmak, kavurmak, kızartmak) (lat.); toster (fra.) * kızartılmış ekmek; özellikle arasına peynir, sucuk vb. konularak ısıtılmış sandviç

tosun : tür. * tos (boynuzla vurmak, başla çarpmak, hırçınlık etmek, çarpmak, vurmak) + un (isim yapım eki) * genç boğa, henüz damızlık çağına gelmemiş erkek sığır; güçlü ve iri erkek, iri yarı kimse (mecazi)

tosuncuk : tür. * tos (boynuzla vurmak, başla çarpmak, hırçınlık etmek, çarpmak, vurmak) + un (isim yapım eki) + cuk (küçültme eki) * olağandan daha iri doğmuş bebek veya çocuk, veya çok iri insan ve hayvan

tosya : gre. * dokeia, Theodosia (theos (ilah, tanrı) + doron (hediye, armağan), didomi (vermek), dosis (vergi, vergi, bağış, bahşetme, hediye, armağan) + eia (isim yapım eki) ) * Kastamonu’nun bir ilçesi

total : lat. * totus (bütün, tüm, tamamı) + alis (ile ilgili, -a ait) * bütün, tam, eksiksiz; bir şeyin tamamı veya tümünün oluşturduğu miktar

totalitarizm : lat. * totus (bütün, tüm, tamamı) + alis (ile ilgili, -a ait) + itas (isim yapım ve durum eki) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * devletin siyasal, toplumsal ve bireysel yaşamın çok geniş alanları üzerinde tam denetim kurmasını savunan veya uygulayan yönetim anlayışı, totaliterlik

totaliter : lat. * totus (bütün, tüm, tamamı) + alis (ile ilgili, -a ait) + itas (isim yapım ve durum eki) + aris (ile ilgili, -a ait) * bütünsel, her şeyi kapsayan; özellikle devletin toplum ve birey yaşamının geniş alanları üzerinde kapsamlı ve baskıcı denetim kurmasıyla ilgili

totalizatör : lat. * totus (bütün, tüm, tamamı) + alis (ile ilgili, -a ait) + izare (dönüştürmek, hale getirmek) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) * toplayıcı, toplam hesaplayıcı; özellikle at yarışlarında yapılan bahislerde, yatırılan paraları toplayıp kazanç paylarını hesaplayan sistem veya aygıt

totem : oji. * ototeman (onun akrabası, onun klan işareti) * bir topluluğun, özellikle klanın, kendisiyle gizemli veya simgesel bir bağ kurduğu düşünülen hayvan, bitki, nesne veya doğa varlığı; bu varlığın simgesi; ilkel topluluklarda veya kabilelerde kutsal sayılan, o topluluğun atası olduğuna inanılan ve koruyucu kabul edilen hayvan, bitki veya cansız nesne; istenen bir sonucun gerçekleşmesi için yapılan uğur veya şans getireceğine inanılan ritüel

totemizm : oji., lat. * ototeman (onun akrabası, onun klan işareti) (oji.) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (lat.) * bir topluluğun, özellikle klanın, belirli bir hayvan, bitki, nesne veya doğa varlığıyla özel ve simgesel bir akrabalık/bağ kurduğuna dayanan inanç ve toplumsal sistem

toto : tür. * totalisator (toplayıcı, toplam hesaplayıcı; özellikle at yarışlarında yapılan bahislerde, yatırılan paraları toplayıp kazanç paylarını hesaplayan sistem veya aygıt) (totus (bütün, tüm, tamamı) + alis (ile ilgili, -a ait) + izare (dönüştürmek, hale getirmek) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) * spor maçlarının sonuçlarını tahmin ederek oynanan Spor Toto oyununun kısa adı; kıç, göt, popo (argo)

totoloji : gre. * tautologia (aynı şeyi söyleme) (tauto (aynı, özdeş, kendi, kendisi, aynı şey) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * aynı düşünceyi veya anlamı farklı sözlerle gereksiz biçimde yineleme; mantıkta biçimsel olarak her durumda doğru olan önerme

touch and go : ing. * touch (dokun) + and (ve) + go (git) * bir durumun sonucunun belirsiz, tehlikeli veya kritik olması; ucu ucuna, kıl payı, her an kötüleşebilecek olan, sonucunun ne olacağı belirsiz, kritik, kıl payı atlatılan tehlikeli durum; havacılıkta uçağın tekerleğinin piste değip uçağın hemen tekrar havalandığı manevra

tourette sendromu : fra. * Tourette (Fransız nörolojist Gilles de la Tourette'in soyadından) (fra.) + syndrome (sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + dramein (koşmak), drome (koşma) ) (gre.) * istemsiz motor ve vokal tiklerle karakterize, genetik ve nörobiyolojik temelli kronik nörolojik bozukluk

toxikoskordion : gre. * toxikon, toxikos (yaya takılan, ok, yay; zehir) (toxon, toxa (yay; ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.), toxicum (zehir) (lat.) + skordion (sarımsak) * Kuzey Amerika'da (özellikle ABD'nin orta batı ve batı bölgelerinde) yetişen, Melanthiaceae ailesine bağlı zehirli soğanlı, sarımsak benzeri kokulu, bünyesinde zehirli alkaloidler barındıran otsu bitki türlerini kapsayan çiçekli bitki cinsi, ölümcül soğan

toy : tür. * toy (genç, deneyimsiz; acemi) * küçük yaşından dolayı tecrübesiz ve beceriksiz olan; İslamiyet öncesinde Türk devletlerinde devlet işlerinin görüşülüp ve tartışıldığı toplantılar ve aynı zamanda yasama, yürütme ve yargı yetkisini kullanan meclis, kengeş (toy (oyuncak, küçük çocuklara temel beceri kazandıran nesne) (ing.) )

toyaka : bul. * tojaga (sopa, değnek, çubuk, asa) * halk dilinde iki kat yapılan bir ipi bükerek germek ve sıkılaştırmak amacıyla ucuna takılan küçük tahta parçası

toydan : tür. * toy (iri, etli kuş türü, otis tarda) + dan (ile ilgili, -a ait) * Toygiller (Otididae) familyasından olan, ağırlığı 15 kilograma kadar olabilen, toy kuşunun iri bir türü

toyga : tür. * toy (doymak, açlığı gitmek) + ga (isim yapım eki) * kabuğu soyulmuş, dövülmüş ak buğday (yarma) ile yoğurt kullanılarak yapılan, özellikle düğünlerde, bayramlarda ve yöresel davetlerde pişirilen geleneksel bir çorba türü

toygar : tür. * turiga, toriga (serçeden büyük bir kuş, tarlakuşu (Alauda arvensis), çayır kuşu) * Alaudidae (tarlakuşları veya toygargiller) familyasından, özellikle Alauda arvensis (tarla kuşu/toygar) cinsi kuş, çayır kuşu, turgay; erkek ismi

toygiller : tür. * toy (iri, etli kuş türü, otis tarda) + gil (familya eki) + ler (çoğul eki) * turnamsılar takımına ait, örnek hayvanı Türkiye'nin en büyük uçan kuşu olan toy olan bir kuş familyası, Otididae

toygun : tür. * toy (genç, deneyimsiz; acemi) + gun (sıfat yapım eki) * genç, delikanlı, deneyimsiz kimse; erkek ismi

toynak : tür. * toy (ayak parmak ucundaki kemiksi doku) + nak (isim yapım eki) * ayak ucu, at tırnağı (toe (ayak ucu) (ing.) )

toynaklılar : tür. * toy (ayak parmak ucundaki kemiksi doku) + nak (isim yapım eki) + lı (ile, birlikte, beraber, sahibi) + lar (çoğul eki) * ayak parmaklarının uçları sertleşerek toynak adı verilen tırnak yapısına dönüşmüş olan, parmak uçlarına basarak yürüyen otçul ve memeli hayvanlar grubu, ungulata

toz : tür. * toz (çok küçük katı parçacıklar bütünü) * çok küçük ve hafif katı parçacıkların oluşturduğu kitlesel madde; kir, ince parçacık, partikül, zerre

toz şeker : tür., far. * toz (çok küçük katı parçacıklar bütünü) (tür.) + şeker (tatlı tadıyla bilinen, kamış veya pancardan elde edilen, gıdalara lezzet vermek için kullanılan ve kimyasal olarak sakkaroz başta olmak üzere çeşitli karbonhidratları ifade eden temel besin maddesi, tatlı) (far.) * şeker pancarı veya şeker kamışından elde edilen, mutfakta yemeklerde, tatlılarda, keklerde ve içeceklerde yaygın olarak kullanılan ufak kristal (billur) biçimindeki saf tatlandırıcı

tozan : tür. * toz (çok küçük katı parçacıklar bütünü) + an (isim yapım eki) * incecik toz tanesi; tozu çok olan yer

tozkoparan : tür. * toz (çok küçük katı parçacıklar bütünü) + koparan (kesen, ayıran, uzaklaştıran) * çok rüzgarlı yer

tozluk : tür. * toz (çok küçük katı parçacıklar bütünü) + luk (araç eki) * ayak bileği ile diz arasında kalan bölgeyi dış etkenlerden korumak, sıcak tutmak veya spor ekipmanlarını sabitlemek amacıyla bacağa giyilen koruyucu ve tamamlayıcı bir giyim eşyası; futbolcuların kaval kemiğini (tibiyayı) ve kısmen alt bacaktaki diğer ince kemik olan fibula (kamış) kemiğini korumak üzere taktıkları spor aksesuarı

tozmak : tür. * toz (çok küçük katı parçacıklar bütünü) + mak (fiil mastar eki) * toz haline gelmek, ufalanmak veya kar/yağmur gibi yağışlar ince ince uçuşarak veya çiserek yağmak

tozpembe : tür., far. * toz (çok küçük katı parçacıklar bütünü) (tür.) + panbe, penbe (pamuk; pamuk rengi olan uçuk, açık kırmızı renk, gül rengi) (far.) * açık ve yumuşak bir pembe rengi; olayları aşırı iyimser bir gözle değerlendirmek, kötülükleri veya zorlukları görmezden gelmek (mecazi)

tozutmak : tür. * toz (çok küçük katı parçacıklar bütünü) + ut (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * toz kaldırmak veya çevreye toz yaymak; aklını kaçırmak, delirmek, saçma sapan konuşmak veya bir işi aşırı kafaya takıp kontrolden çıkmak (mecazi ve argo)

töhmet : ara. * vahama (şiddetli olmak, korkutmak, ağırlaşmak; yanılmak, hayal etmek, şüphelenmek, vehmetmek, kuruntuya kapılmak, aklı başka yere kaymak), vehm (mübhem ve anlamsız, sebepsiz korku; belirsiz fikir ve düşünce; şiddet, ağırlık, korkutuculuk; korku, kaygı, hayali tehlike; şüphe, zan ve kuruntu), evham (korkular, kaygılar, hayali tehlikeler; şüphe, zan ve kuruntu), vahim (korkutucu, tehlikeli, kritik, riskli, zarar verme potansiyelli), vahamet (şiddetli olma, korkutucu olma, ağır olma), tuhmat (suç isnat etme, suç işlediğine dair kuşku veya kuruntu, mesnetsiz şüphe) * bir kişiye kesin olarak kanıtlanmadığı halde suç yükleme, suçlama veya zan altında bırakma; haksız bir isnat veya henüz netleşmemiş bir suçlama durumu

tökezlemek : tür. * tökez (ayağın takılması, sendeleme) + le (dönüşlü fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * yürürken ayağın bir yere çarpması sonucu dengeyi yitirip sendelemek; işlerde zorluk ve engel yaşayıp faaliyeti durmak, aksamak, duraksamak

tömbeki : far., gre. * tanbidan (burmak, dürmek), tunbak (dürüm, lavaş parçasına dolanarak alınan lokma veya tulum) (far.); tombakos (gre.) * içerisinde meyve veya benzeri yapay tatlar barındırmayan, tamamen saf tütün yapraklarından oluşan, özellikle nargile ile içilen, aromasız, saf ve sert bir tütün çeşidi

töre : tür. * törü, töre (yasa, düzen, kural, kanun, gelenek, örf, adet, hukuk kuralı) * bir toplulukta kuşaktan kuşağa aktarılan gelenek, görenek, davranış ve ahlak kurallarının bütünü, örf, adet, anane (Tevrat, torah, Thora (töre, Tevrat) (ing., fra., alm.) )

törebilim : tür. * törü, töre (yasa, düzen, kural, kanun, gelenek, örf, adet, hukuk kuralı) + bilim (bilme, ilim, tanıma) * iyi, kötü, doğru, yanlış, yarar ve erdem gibi kavramları inceleyen, insan davranışlarına yönelik kurallar ve ilkeler ortaya koyan felsefe dalı, etik (ahlak bilimi)

törel : tür. * törü, töre (yasa, düzen, kural, kanun, gelenek, örf, adet, hukuk kuralı) + el (sıfat yapım eki) * töreye uygun olan, töre ile ilgili, ahlaki ve geleneksel değerleri barındıran

tören : tür. * törü, töre (yasa, düzen, kural, kanun, gelenek, örf, adet, hukuk kuralı) + en (isim yapım eki) * bir olay, kişi veya durum için belirli kurallara göre yapılan resmi veya geleneksel kutlama ve merasim

töretanımaz : tür. * törü, töre (yasa, düzen, kural, kanun, gelenek, örf, adet, hukuk kuralı) + tanımaz (bilmez, saymaz, itibar etmez; dikkate almaz) * mevcut örf, adet ve ahlak kurallarına uymayan veya bu kurallara aykırı olan

törpü : tür. * törpi (yontmak, düzeltmek, rendelemek), törpig, törpigü (keser, alet) * yüzeyleri düzgünleştirmek, şekillendirmek veya pürüzleri gidermek amacıyla kullanılan, dişleri ince veya kalın pürtüklü/pürüzlü el aleti

törpü balığı : tür. * törpü (yüzeyleri düzgünleştirmek, şekillendirmek veya pürüzleri gidermek amacıyla kullanılan, dişleri ince veya kalın pürtüklü/pürüzlü el aleti) + balık (suda yaşayan omurgalı, solungaçlı ve yüzgeçli deniz canlısı) + ı (iyelik eki) * monacanthidae familyasına ait, tetik balıkları ve balon balıkları ile akraba olan, genellikle Atlantik, Pasifik ve Hint Okyanuslarında yaşayan, "aptal balık" veya "deri ceket balığı" olarak da bilinen, bazen süs veya av balığı olarak değerlendirilen, derisi pürüzlü ve zımpara kağıdını andıran bir deniz balığı türü

tös : tür. * töz (kök, asıl, esas, temel, soy) * Altay, Tuva, Hakas ve Saha (Yakut) gibi Sibirya Türk topluluklarında kamların (şamanların) kutsal saydığı, ataları veya doğa ruhlarını temsil eden sembolik nesne, tasvir veya heykelcik

töskürmek : tür. * töskür (geri gitmek, gerilemek) + mek (fiil mastar eki) * geri gitmek, geri çekilmek

töskürtmek : tür. * töskürmek (geri gitmek, geri çekilmek) + t (ettirgen fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * bir hayvanı geri geri yürütmek veya bir düşmanı geriye doğru püskürtmek, uzaklaştırmak

töton : lat. * Teutones (bir Cermen kavminin adı) * Eski Çağ'da Orta ve Kuzey Avrupa'da yaşayan Cermen topluluklarından biri (bu isim daha sonra genel olarak “Deutsch” (Cermen, Alman) anlamında da kullanılmıştır.)

tövbe : ara. * taba (dönmek, pişman olup vazgeçmek), tevbe (günah veya yanlıştan içtenlikle pişmanlık duyarak vazgeçme) * günah veya yanlıştan içtenlikle pişmanlık duyarak vazgeçme ve bir daha yapmamaya karar verme; dini anlamda Allah'a yönelerek bağışlanma dileme; Kur’an’ın 9. suresi

tövbekar : ara., far. * taba (dönmek, pişman olup vazgeçmek), tevbe (günah veya yanlıştan içtenlikle pişmanlık duyarak vazgeçme) (ara.) + kar (-cı, yapan, eden eki; gibi, ile ilgili) (far.) * penitent, repentant; pénitent; bereuen, reuevoll

töz : tür. * töz (kök, asıl, esas, temel, soy) * Altay, Tuva, Hakas ve Saha (Yakut) gibi Sibirya Türk topluluklarında kamların (şamanların) kutsal saydığı, ataları veya doğa ruhlarını temsil eden sembolik nesne, tasvir veya heykelcik

tözel : tür. * töz (kök, asıl, esas, temel, soy) + el (ile ilgili, -a ait) * varlığın temel özüne veya kökenine ait olan, öz ile ilgili olan, esasa ilişkin olan

TPN : ing. * total (tam) + parenteral (parenteral) + nutrition (beslenme) * sindirim sistemi kullanılamadığında damar yolu ile sağlanan tam beslenme yöntemi

TQBF problemi : ing. * TQBF (true (doğru) + quantified (nicelenmiş) + boolean (boolean) + formula (formülü) (ing.) + problema (sorun, sıkıntı, mesele, problem) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * teorik bilgisayar biliminde, verilen nicelenmiş boolean formülünün doğru olup olmadığını belirleme problemi; PSPACE-tamlığı ile bilinen, karmaşık karar problemlerinin temel örneklerinden biri

trabekül : lat. * trabs, trabis (kiriş, kalas) + cula (küçültme eki) * anatomide bir organ veya dokunun içinde destekleyici köprü veya ağ şeklinde uzanan kiriş veya çubuk biçimli ince yapı; özellikle süngerimsi kemikteki ince kemik kirişçiklerinden her biri; kiriş biçiminde lif demetlerinden oluşan ince bölmecikli anatomik yapı, küçük kiriş; birbirleriyle anastomozlaşan kemik lamelleri

trabekülasyon : lat. * trabs, trabis (kiriş, kalas) + cula (küçültme eki) + tio (isim yapım eki) * kemik dokusu veya organ içinde trabeküllerin (kirişçiklerin) oluşması, düzenlenmesi; trabeküllerden oluşan yapı

trabekülektomi : lat., gre. * trabs, trabis (kiriş, kalas) + cula (küçültme eki) (lat.) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * glokom (göz tansiyonu) tedavisinde, göz içi basıncını düşürmek amacıyla uygulanan, gözün ön kamarasındaki sıvının dışarı akmasını sağlamak için trabeküler ağdan küçük bir parçanın cerrahi olarak çıkarılması işlemi

trabeküler : lat. * trabs, trabis (kiriş, kalas) + cula (küçültme eki) + aris (ile ilgili, -a ait) * tıp ve anatomide küçük kirişler, lif demetleri, çubuklar veya bölmeler (trabekül) oluşan, ağsı veya süngerimsi bir yapıya sahip olan

trablus : gre. * tria (üç) + polis (şehir, kent, il) * Libya’nın başkenti

trabzan : gre., far. * trapeza (masa) (gre.); darbazin (çit, parmaklık, peyke), darbazag (büyük kapı, eşik, atebe) (far.) * merdivenlerin veya balkonların kenarlarına yerleştirilen, güvenliği arttıran ve kullanılabilirliği sağlayan korkuluk

trabzon : gre., tür. * trapezus, trapezos (dört köşe, dikdörtgen biçiminde masa, veya sofra); trab (Orta Asyalı bir Türk boyu ismi) + zon (yer; İngilizcedeki “zone” kelimesi ile ortak kökenden) * Karadeniz Bölgesi'nin Doğu Karadeniz Bölümü'nde yer alan 61 plaka numaralı il

trachemys scripta : gre., lat. * trakhys (pürüzlü, pütürlü, tırtıklı, kaba, sert, katı) + emys (tatlı su kaplumbağası) (gre.) + scribere (yazmak), scriptus (yazı) (lat.) * evlerde yaygın olarak beslenen kırmızı yanaklı su kaplumbağası (Amerikan su kaplumbağası) türü

trachycarpus : gre. * trakhys (pürüzlü, pütürlü, tırtıklı, kaba, sert, katı) + karpos (meyve, tohum) * palmiyegiller (Arecaceae) familyasından, sert veya düzensiz biçimli meyvesi olan, soğuğa en dayanıklı yelpaze palmiyesi türlerini içine alan bir bitki cinsi, yelpaze palmiyesi, telli palmiye

trachypterus : gre., lat. * trakhys (pürüzlü, pütürlü, tırtıklı, kaba) + pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) (gre.) + us (isim yapım eki) (lat.) * kürek balıkları (Regalecidae) familyasına ait, derin denizlerde yaşayan, vücudu son derece yassı, ince ve kurdele şeklinde olan bir kemikli balık cinsi, kağıt balığı, kurdele balığı

trachystemon : gre. * trakhys (pürüzlü, pütürlü, tırtıklı, kaba, sert, katı) + stemon (sütun, direk, kolon) * Boraginaceae (hodangiller) familyasından, tüylü ve kaba yapılı erkek organları nedeniyle bu ad verilen, Türkiye ve Güneydoğu Avrupa’da doğal olarak yetişen, çok yıllık otsu bitki cinsi

tracking : lat., ing. * tractus (çekilmiş, cezbedilmiş, sürüklenmiş; götürülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) + ctus (isim yapım eki) ) (lat.); track (izlemek, takip etmek) + ing (isim ve sıfat yapım eki) (ing.) * iz sürme, takip etme; bir hareketi, kişiyi, nesneyi veya konumu izleme

tradescantia : lat. * Tradescant (İngiliz botanikçi John Tradescant’ın soyadından) + ia (isim yapım eki) * Tradescantia, Commelinaceae (commelinagiller) familyasından, sarmaşık gibi büyüyen, renkli ve etli dekoratif yaprakları olan tropikal otsu bitki türü

tradisyon : lat. * tradere (devretmek, aktarmak) + tio (isim yapım eki) * adet, anane, gelenek, görenek; bir toplumda kuşaktan kuşağa aktarılan alışkanlık, değer veya uygulama

tradisyonel : lat. * tradere (devretmek, aktarmak) + tio (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, -a ait) * geleneksel; gelenek veya görenekle ilgili, geleneğe dayanan, ananevi, adetsel

trafik : lat. * trafficare (ticaret yapmak, dolaşmak), traficcus (ticaret, alışveriş, dolaşım) * taşıtların ve yayaların yollardaki hareketi, ulaşım akışı, bir yerdeki taşıt ve yaya yoğunluğu

trafo : lat. * trans (geçiş, geçme, ötesi, karşıdan karşıya, öteye) + formare (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak) (formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) + are (fiil mastar eki) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) * manyetik bir çekirdek ve sarımlardan (sargılardan) oluşan, frekansı değiştirmeden elektromanyetik indüksiyon ile çalışan, alternatif akım (AC) devrelerinde elektrik enerjisinin voltaj (gerilim) seviyesini artıran veya düşüren, elektrik cihazı

tragedya : gre. * tragoidia (keçi ezgisi, keçi şarkısı) (tragos (keçi) + oide (şarkı, ezgi, şiir) + eia (isim yapım eki) ) * keçi şarkısı, keçi ezgisi (Antik Yunan'daki Dionysos şenliklerinden); insan yaşamındaki acı, çatışma, yıkım ve felaketleri konu alan, genellikle ciddi ve dramatik olaylar üzerine kurulu tiyatro türü, tragedya; acıklı veya yıkıcı olaylar dizisi, dram

tragopogon : gre. * tragos (keçi) + pogon (sakal) * papatyagiller (Asteraceae) ailesine ait, kırsal alanlarda ve yol kenarlarında yetişen, genellikle sarı veya mor çiçekler açan, halk arasında genellikle yemlik veya teke sakalı olarak bilinen, sakal gibi tüylü tohum başakları olan otsu bir bitki cinsi

tragus : gre., lat. * tragos (keç,) (gre.) + us (isim yapım eki) (lat.) * boynuzlugiller (Bovidae) familyasından olan, sütü, eti ve derisi için yetiştirilen boynuzlu, geviş getiren, otçul, tırmanıcı küçükbaş dağ hayvanı

trahom : gre. * trakhys (pürüzlü, pütürlü, tırtıklı, kaba, sert, katı) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * Chlamydia trachomatis bakterisinin neden olduğu, gözün konjonktiva ve kornea dokularını etkileyen, tekrarlayan enfeksiyonlar sonucunda göz kapağında içe dönme ve kirpiklerin korneaya sürtünmesine bağlı olarak görme kaybına ve körlüğe yol açabilen kronik bulaşıcı göz hastalığı

trait : lat., ing. * tractus (çekilmiş, cezbedilmiş, sürüklenmiş; götürülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) + ctus (isim yapım eki) ) (lat.); trait (özellik, nitelik, karakter) (ing.) * bir kişi, canlı veya nesneyi diğerlerinden ayıran belirgin özellik, nitelik veya karakter özelliği

trajedi : gre. * tragoidia (keçi ezgisi, keçi şarkısı) (tragos (keçi) + oide (şarkı, ezgi, şiir) + eia (isim yapım eki) ) * keçi şarkısı, keçi ezgisi (Antik Yunan'daki Dionysos şenliklerinden); insan yaşamındaki acı, çatışma, yıkım ve felaketleri konu alan, genellikle ciddi ve dramatik olaylar üzerine kurulu tiyatro türü, tragedya; acıklı veya yıkıcı olaylar dizisi, dram

trajektuar : lat. * trans (geçiş, geçme, ötesi, karşıdan karşıya, öteye) + jacere (fırlatmak, atmak), jaculum (cirit, mızrak), jaculari (atmak, atılmak, fırlatmak, fırlamak) + arius (ile ilgili, -a ait) (lat.); trajectoir (fra.) * hareket eden bir cismin uzayda veya bir ortamda zaman boyunca izlediği yol, yörünge; özellikle fizik ve matematikte bir cismin hareketi sırasında geçtiği noktaların oluşturduğu eğri iz

trajik : gre. * tragos (keçi) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * acıklı, üzücü, felaket veya büyük bir yıkımla sonuçlanan; tragedya türüne veya onun özelliklerine ilişkin, insan yaşamındaki acı, çatışma ve kaçınılmaz yıkımı konu alan (keçi bağlantısı Antik Yunan'daki Dionysos şenliklerinden)

trajikomedi : gre. * tragos (keçi) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) + komoidos (komik şair) (komos (cümbüş, alem, şenlik, eğlence) + aoidos (şarkıcı) ) + eia (isim yapım ve durum eki) * tragedyanın acıklı, ciddi ve yıkıcı özellikleriyle komedinin güldürücü, mizahi ve eğlendirici özelliklerini bir arada kullanan tiyatro türü; acıklı ve gülünç unsurların birlikte işlendiği dramatik eser

trajikomik : gre. * tragos (keçi) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) + komos (cümbüş, alem, şenlik, eğlence) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * hem trajik hem komik özellikler taşıyan, aynı anda acıklı ve gülünç bir durum oluşturan; ciddi veya üzücü bir olayın içinde ironik, absürt veya güldürücü unsurlar barındıran

trake : gre. * trakhys (pürüzlü, pütürlü, tırtıklı, kaba, sert, katı) + eia (isim yapım eki) * iç yüzü silli epitel ile döşeli olan ve solunum yollarının temel iletim bölümünü oluşturan, gırtlaktan bronşlara uzanan, havayı akciğerlere ileten, kıkırdak halkalardan oluşan soluk borusu

trakea : gre. * trakhys (pürüzlü, pütürlü, tırtıklı, kaba, sert, katı) + eia (isim yapım eki) * iç yüzü silli epitel ile döşeli olan ve solunum yollarının temel iletim bölümünü oluşturan, gırtlaktan bronşlara uzanan, havayı akciğerlere ileten, kıkırdak halkalardan oluşan soluk borusu

trakeabronşial : gre., lat. * trakhys (pürüzlü, pütürlü, tırtıklı, kaba, sert, katı) + eia (isim yapım eki) + bronkhos (soluk borusunun akciğerlere giden iki kolundan her biri ve bunların dalları; boğaz, soluk borusu) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * soluk borusu ve bronşlarla ilgili olan, trakea ile bronşları birlikte ilgilendiren, bu yapıların anatomik özellikleri veya işlevleriyle ilişkili olan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...