cebr-i nefs :
ara. * cebr (zorlamak, kuvvet uygulamak, gütmek, güdülemek; zorlama, kuvvet,
güç) + i (tamlama eki) + nefs (öz, benlik, öz benlik, öz varlık, can, ego,
kişi, şahsiyet) * nefsin zorlaması
cebriye :
ara. * cebr (zorlamak, kuvvet uygulamak, gütmek, güdülemek; zorlama, kuvvet,
güç) + iye (yer ve durum eki) * insanlara ait ihtiyari fiillerin ilahi irade ve
kudretin zorlayıcı tesiriyle meydana geldiğini savunan grupların ortak ismi
cecropiaceae :
gre., lat. * Kekrops (Yunan mitolojisinde Atina'nın efsanevi ilk kralı Kekrops)
(gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * ısırgangiller
(Urticaceae) familyasına dahil edilen, genellikle tropik Amerika, Afrika ve
Asya bölgelerinde yetişen odunsu ağaç, çalı ve sarmaşık türlerini, Cecropia
cinsi ve yakın akraba cinsleri kapsayan çiçekli bitkiler familyası
ced :
ara. * cedd (ata, büyükbaba, dede; soyun önceki kuşaklarından gelen kimse;
kesmek, katetmek) * bir kimsenin soyundan geldiği önceki kuşaklardan her birini
oluşturan ata veya büyükbaba; mecazen köken, soy ve nesep bakımından dayanak
kabul edilen önceki kuşak mensubu
cedd :
ara. * cedde (kesmek, biçmek, yarmak, bölmek, ayırmak, sınırlamak), cadda
(ciddiyet göstermek, gayret etmek, çaba sarfetmek, önem vermek)* ata,
bübükbaba, dede, soy, ecdad (ç.) ; ciddiyet, gayret, çaba
ceddaniyet :
ara. * cedd (ata, bübükbaba, dede; kesmek, katetmek) + ani (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) + iyet (isim yapım ve durum eki) * atalara ait özelliklerin,
kuşaklar sonra tekrar ortaya çıkması durumu; genetik olarak önceki kuşaklara
özgü karakterlerin yeniden görünmesi, atacılık
ceddat :
ara. * cedd (ata, bübükbaba, dede; kesmek, katetmek) + at (çoğul eki) * atalar,
büyükler; soy veya nesil itibarıyla önceki kuşaklar; soya dayalı geçmiş kişiler
cedel :
ara. * cedl (kavga etmek, tartışmak, çekişmek, çatışmak; bükmek; kuvvet,
sağlam), cidal (muharebe, kavga), mücadele (çekişme, uğraşma, savaşma) * bir
konuyu veya argümanı tartışma, münazara veya sözlü çatışma yoluyla ele alma ve
inceleme
cedelgah :
ara., far. * cedel (tartışma, çekişme, uğraş, çatışma) (ara.) + gah (yer,
mekan, konum, mevki, makam, lokasyon) * çekişme yeri; dünya (mecazi)
cedes :
ara. * cadasa (kazmak, defnetmek, mezar kazmak, defin yapmak, gömmek, mezara
koymak) * mezar, kabir, gömü yeri, defin yeri, ecdas (ç.)
cedi :
ara. * cedi (küçük keçi yavrusu, oğlak) * erkek oğlak, keçi yavrusu; astronomi
ve eski edebiyatta zodyak kuşağındaki Oğlak takımyıldızı
cedid :
ara. * cedde (yeni olmak, tazelenmek; kesmek, biçmek) * kesik, taze biçilmiş
(kumaş veya meyve); yeni
cedir :
ara. * cadara (layık olmak, değer taşımak, uygun düşmek; ortaya çıkmak,
başlamak, uygun olmak, yatkın olmak) * uygun, münasip, layık, değerli, uygun,
yaraşır, yatkın
cedre :
ara. * cedre (kök, temel, asıl) * boyundaki tiroit bezinin aşırı büyümesiyle
beliren hastalık, guatr, guşa, cedre
cedrela :
lat. * cedrus (sedir) * değerli odun sağlayan tropikal ağaç, Meliaceae
familyasından bir bitki
cedrus :
lat. * cedrus (sedir) * aromatik odunu ve dekoratif yapısı ile bilinen büyük
ağaç, Pinaceae familyasından bir bitki
cedvel :
ara. * ced (yol) + vel (zapt) (ara.); schedula (küçük liste, not, belge, not,
çizelge, plan, tablo, açıklama) (lat.) * akarsu kanalı, düz çizgi, liste, not
yazıları
cef :
ara. * caffa (kurumak, bozulmak, zayi olmak, çözülmek, dağılmak) * çözülme,
dağılma, ayrışma, bozulma, zayi olma, batıl olma; kopma, koparma; kabın
içindekinin dökülmesi
cefa :
ara. * cafa (sert davranmak, ilgisiz kalmak, soğumak, uzaklaşmak, üzüntü
vermek, kabalık etmek, eziyet etmek, zorluk çıkarmak, zahmet vermek), cafi
(soğumuş, uzaklaşmış, ilgisiz) * ayrılık, uzaklaşma, ihmal; üzüntü, hüzün,
büyük sıkıntı
cefakar :
ara., far. * cefa (kabalık, eziyet, zorluk, zahmet, üzüntü, hüzün, büyük
sıkıntı) (ara.) + kar (-cı, yapan, eden eki; gibi, ile ilgili) (far.) * cefa
çeken, sıkıntı çeken
cefakeş :
ara., far. * cefa (kabalık, eziyet, zorluk, zahmet, üzüntü, hüzün, büyük
sıkıntı) (ara.) + keş (çeken, çekici, taşıyan) (far.) * cefa çeken, sıkıntı
çeken
cefamezin :
gre. * kephale, kephalos (kafa, baş) + mezin (antibiyotik eki) * bakteriyel
enfeksiyonların tedavisinde kullanılan ilacın etken maddesi (C14H14N8O4S3)
cefazolin :
gre. * kephale, kephalos (kafa, baş) + zolin (sefalosporin eki) * selülit,
idrar yolu enfeksiyonları, pnömoni, endokardit, eklem enfeksiyonu ve safra yolu
enfeksiyonu gibi bakteriyel enfeksiyonun tedavisinde kullanılan birinci kuşak
bir sefalosporin antibiyotik (C14H14N8O4S3)
cefdinir :
gre. * kephale, kephalos (kafa, baş) + dinir (kimyasal madde eki) * pnömoni,
orta kulak iltihabı, boğaz ağrısı, bakteriyel enfeksiyon, selülit gibi
sorunların tedavisinde kullanılan, sefalosporin grubuna ait geniş spektrumlu
bir antibiyotik (C14H13N5O5S2)
cefepim :
gre. * kephale, kephalos (kafa, baş) + epime (kimyasal madde eki) * intravenöz
veya intramusküler enjeksiyonla uygulanan parenteral, dördüncü nesil sefalosporin
antibiyotik (C19H24N6O5S2)
ceffar :
ara. * cefr (hesaplamak, saymak), cifr (sayı) * cifri (sayısal) hesaplar yapan,
özellikle matematik veya mistik sayılarla ilgilenen kimse, sayılarla uğraşan
kişi, cifirci
ceffelkalem :
ara. * ceffe (kurumak) + el (ön ek, artikel) + kalem (yazı yazmak için
kullanılan, kurşun, tükenmez veya dolma olarak kategorize edilen, ucu
sivriltilmiş ince uzun alet) * kalemin yazısı kurumuş; silinmez; bir kalemde,
uzun uzadıya düşünmeden bir şeyi söylemek veya yazmak
cefif :
ara. * ceffe (kurumak) * kuru, kurumuş
cefiksim :
gre. * kephale, kephalos (kafa, baş) + ixime (antibiyotik eki) * orta kulak
iltihabı, strep boğaz, pnömoni, idrar yolu enfeksiyonları, gonore ve Lyme
hastalığı gibi bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde kullanılan antibiyotik
ilacın etken maddesi (C16H15N5O7S2)
cefne :
ara * cafana (çanak yapmak, şekil vermek, küçük kap hazırlamak), cifan (ç.) *
çanak, küçük kap, tas, su kabı, kap, leğen, tekne, teşt, testi
cefoperazon :
gre. * kephale, kephalos (kafa, baş) + perazon (antibiyotik eki) * kan
damarlarını daraltan doğal bir madde olan endotelini inhibe ederek kan
damarlarını gevşetmeye, kan akışını iyileştirmeye ve kalp ve akciğerlerdeki
gerginliği azaltmaya yardımcı olan oral bir ilacın etken maddesi (C25H27N9O8S2)
cefprozil :
gre. * kephale, kephalos (kafa, baş) + prozil (antibiyotik eki) * orta kulak
iltihabı, üst ve alt solunum yolu enfeksiyonları ve komplikasyonsuz cilt
enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan ikinci nesil bir sefalosporin
antibiyotik (C18H19N3O5SH2O)
ceftazidime :
gre. * kephale, kephalos (kafa, baş) + zidime (antibiyotik eki) * menenjit, alt
solunum yolu enfeksiyonları, ateşli nötropenik olaylar, idrar yolu
enfeksiyonları, pelvik inflamatuar hastalık ve cilt yapısı ve cilt enfeksiyonlarının
tedavisinde kullanılan üçüncü nesil bir sefalosporin antibiyotik (C22H22N6O7S2)
cehalet :
ara. * cehl (bilmemezlik, bilgisizlik, cahillik) * bilgisizlik, bilgisiz olmama
durumu
cehd :
ara. * cehd, cehede (çaba göstermek, çabalamak, uğraşmak, çalışmak, gayret
etmek, azmetmek) * gayret, çaba, azim, fazla çalışma, uğraş
cehennem :
gre. * ge (yeryüzü, yer, dünya) + hinna, henna, hinnom (acı, ıstırap) * ıstırap
yeri, acı mahalli, ateş yeri
cehil :
ara. * cehl (bilmemek, bilgisiz olmak; bilmemezlik, bilgisizlik, ilimsizlik),
cahil (bilmeyen, bilgisiz), cehalet (bilmezlik, bilgisizlik) * bilmemezlik,
bilgisizlik, cahillik
cehim :
ara. * cahama (çok ısıtmak, yakmak, kavurmak, çok sıcak olmak) * çok sıcak,
yakıcı, kavurucu, yoğun sıcaklık, ateşli ve yakıcı, cehennem ateşi
cehl :
ara. * cehl (bilmemek, bilgisiz olmak; bilmemezlik, bilgisizlik, ilimsizlik),
cahil (bilmeyen, bilgisiz), cehalet (bilmezlik, bilgisizlik) * bilgisizlik,
bilgisiz olma hali; doğru bilgiye sahip olmama durumu
cehr :
ara. * cahhara, cehr (açığa vurmak, belli etmek, ifşa etmek; görünmek, ortaya
çıkmak, zahir olmak, açığa vurmak, yüksek sesle söylemek, bağırmak) * görünme,
zahir olma, açığa vurma, yüksek sesle ifade etme, açıktan ve yüksek sesle
söyleme veya okuma; tecvidde harf hareke ile okunduğu zaman, mahreçte aralık
kalmıyarak nefesin akmayıp, küllisi veya ekserisi hapsolmuş bir şekilde sesin
çıkması
cehre :
ara. * cahhara, cehr (açığa vurmak, belli etmek, ifşa etmek; görünmek, ortaya
çıkmak, zahir olmak, açığa vurmak, yüksek sesle söylemek, bağırmak) + e (isim
yapım eki) * açık ve belli olan şeyler, görünenler
cehren :
ara. * cahhara, cehr (açığa vurmak, belli etmek, ifşa etmek; görünmek, ortaya
çıkmak, zahir olmak, açığa vurmak, yüksek sesle söylemek, bağırmak) + en (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * açıkça, açıktan, alenen
cehreten :
ara. * cahhara, cehr (açığa vurmak, belli etmek, ifşa etmek; görünmek, ortaya
çıkmak, zahir olmak, açığa vurmak, yüksek sesle söylemek, bağırmak) + et (isim
yapım eki) + en (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * açıkça, alenen, aşikar
surette, aleni bir şekilde, açıktan açığa
cehri :
ara. * cahhara, cehr (açığa vurmak, belli etmek, ifşa etmek; görünmek, ortaya
çıkmak, zahir olmak, açığa vurmak, yüksek sesle söylemek, bağırmak) + i (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * aleni olan, açık olan, belli olan, görünen
ceket :
fra. * jaquet (jaque (ceket) + et (küçültme eki) ) (fra.); jacket, Jacke
(ceket) (ing., alm.) * uzun kollu, cepleri bulunan, önden düğmeli, üst bedeni
kalçaya kadar örten kısa veya uzun giysi
ceketatay :
fra. * jacquette (üst giysisi, ceket) + à (-a doğru, yönelim) + taille (budama,
kesme; bel) * bele kadar olan ceket; erkeklerin resmi ziyaret ve davetlerde
giydikleri, siyah kumaştan yapılmış, etekleri uzun ve ön köşeleri yuvarlak kesilmiş,
arkası uzunca yırtmaçlı ceket
cela :
ara. * cala (açığa çıkarmak, parlatmak, temizlemek, uzaklaştırmak, çıkarıp
göndermek, sürülmek, ülkesinden çıkmak, yerini yurdunu terketmek, sürgüne
gitmek), celvet (ülkesinden çıkma, sürgün, sürülme, yerini yurdunu terketme) *
gurbete düşme, memleketinden ayrı olma, şehrinden ve meskeninden çıkma,
sürülme; başkalarını çıkarma, sürme, sürgün
celabib :
ara. * celebe (örtmek, kaplamak, sarmak, saklamak, gizlemek), cilbab (tüm
vücudu örten kadın giysisi) * cilbablar
celadet :
ara. * celede, cellede (deri ile kaplamak, ciltlemek; kamçı veya değnekle
vurmak, cezalandırmak), celd (direnç, dayanıklılık, sağlamlık, sabır), celede
(dayanıklı olmak, güçlü olmak) + et (durum eki) * kuvvetli olma, güçlü olma,
bahadırlık, yiğitlik, cesaret, kahramanlık
celal :
ara. * cele, cala (büyük olmak, ulu olmak, yüce olmak) * ululuk, büyüklük,
ululuk, yücelik, azamet; hiddet, hışım
celalet :
ara. * celal (ululuk, büyüklük, ululuk, yücelik, azamet; hiddet, hışım) + et
(isim yapım eki) * büyüklük, ululuk, yücelik; azamet
celastraceae :
gre., lat. * kelastros (eski Yunancada her dem yeşil bir ağaç veya çalı adı)
(gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * taflan, iğ ağacı ve
yakın akraba cinsleri kapsayan, ağaç, çalı ve sarılıcı formları içeren,
taçyapraklarında belirgin nektar diskleri bulunan, dünyanın tropikal ve ılıman
bölgelerinde yayılış gösteren odunsu ve çiçekli bitkiler familyası,
iğağacıgiller
celb :
ara. * calaba, celb (çekmek, götürmek, getirmek, toplamak, çağırmak, taşımak,
nakletmek), celeb (kasaba kesilecek hayvan götüren kişi) * çağrı; çekme,
getirme, taşıma; mahkemeye veya askere çağrı yazısı
celbe :
ara. * calaba, celb (çekmek, götürmek, getirmek, toplamak, çağırmak, taşımak,
nakletmek) + e (isim yapım eki) * avcı çantası; hayvan sürüsü, yılkı
celcelutiye :
ara. * celcel (ihtişam, büyüklük, yücelik, ululuk) + ut (isim yapım ve durum
eki) + iye (isim yapım eki) * ihtişam, görkem, gösteriş; özellikle Osmanlı
dönemi resmi yazışmalarında veya sanat eserlerinde büyük ve gösterişli ifade;
bir kaside ve ilahi türü
celeb :
ara. * calaba, celb (çekmek, götürmek, getirmek, toplamak, çağırmak, taşımak,
nakletmek) * kesilecek hayvanları toplayarak kasaba götüren kişi
celede :
ara. * cild (deri, ten) * vurmak, derisine vurmak, kırbaçlamak
celep :
ara. * calaba, celb (çekmek, götürmek, getirmek, toplamak, çağırmak, taşımak,
nakletmek) * kesilecek hayvanları toplayarak kasaba götüren kişi
celesta :
lat. * caelestis (göksel, semavi) (cael (gök) + istis (ile ilgili, gibi, -a
ait) ); celesta (ita.) * mekanizması piyanoyu andıran, yazılı perdeden bir
oktav daha yüksek ses çıkaran, alanı orta ”do” dan yukarı dört oktav olan
transpoze edici klavyeli küçük bir enstrüman
celi :
ara. * celil (büyük, ulu, yüce, azim) * hat sanatında bir yazı cinsi
meşkedilirken kullanılan meşk kaleminden daha geniş bir kalemle yazılan iri
şekline verilen isim
celid :
ara. * cild (deri, ten), celede (deri gibi sert ve dayanıklı olmak) *
dayanıklı, güçlü, sabırlı, metanetli; buz, kırağı, çiğ
celidiye :
ara. * celid (buz, kırağı, çiğ) + iye (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
kutup bölgelerinde veya yüksek dağ zirvelerinde yıl boyunca erimeden kalan kar
kütlelerinin, kendi ağırlığıyla sıkışıp buza dönüşmesi ve yer çekiminin
etkisiyle ağır ağır aşağıya doğru hareket etmesiyle oluşan büyük, hareketli buz
kütlesi, buzul
celil :
ara. * celle (büyük olmak, mertebesi büyük olmak, yüce olmak), celal (büyük,
ulu, azim, yüce) * büyük, ulu, yüce, azim
celile :
ibr., gre. * galil, galilaia (bölge, kısım) (ibr.), kalil (az, bir kısım, bir
parçacık) (ara.), galil haggoyim (ulusların bölgesi) (galil (bölge) + ha (-nın)
+ goyim (ulus, millet) ) (ibr.) * bölge, kesim, alan, yurt, saha
celis :
ara. * celese (oturmak), celse (oturum), meclis (oturma yeri, toplanma yeri;
heyet, konsey) * sohbet arkadaşı, birlikte oturan, hemdem, refik
cellat :
ara. * cell (güç, kudret, sertlik), celd (deri üzerine vurmak), cellad (vuran,
deriye vuran) * idam görevlisi, idam eden, öldüren kimse; resmi infaz görevini
yapan kişi
celle :
ara. * cell (büyük olmak, mertebesi büyük olmak, yüce olmak) * "celil
osun, celil oldu" anlamında bir tazim sözü
celle celaluhu :
ara. * calla, celle (yüce olmak, ulu olmak, büyüklükte yücelik göstermek, büyük
olmak, mertebesi büyük olmak, ulu olmak, yüce olmak) + celal (ululuk, büyüklük,
ululuk, yücelik, azamet; hiddet, hışım) + hu (onun) * "hiddeti, hışmı,
yüceliği, ulu yüce olur" (Allah'ı tazim sözü)
cellede :
ara. * celid (buz) (ara.); gelate, geler (donmak) (ing., fra.) * donmak,
buzlanmak
celosia :
lat. * celere (hızlanmak, çabuk hareket etmek; yüksek, hızlı büyüyen) * renkli
ve tüylü çiçekleri ile tanınan süs bitkisi, Amaranthaceae familyasından bir
bitki
celp :
ara. * calaba (çekmek, götürmek, getirmek, toplamak, çağırmak, taşımak,
nakletmek), celeb (kasaba kesilecek hayvan götüren kişi) * çağrı; mahkemeye
veya askere çağrı yazısı
celpname :
ara., far. * calaba, celb (çekmek, götürmek, getirmek, toplamak, çağırmak,
taşımak, nakletmek) (ara.) + name (kitapçık, mektup, risale, belge, yazı; birine
hitaben yazılmış yazı) (far.) * mahkemeye çağırma yazısını içeren belge
celse :
ara. * celese (oturmak), meclis (oturma yeri, toplanma yeri; heyet, konsey) *
oturum, toplantı
celsius :
lat. * celsus (yükseltilmiş, yüksek, yüce, büyük) * İsveçli astronom Anders
Celsius'un ismiyle adlandırılmış 100 kademeli bir sıcaklık ölçme birimi
celtidaceae :
lat., gre. * Celtis (lotus ağacı; bir ağaç cinsi adı, kökeni belirsiz) (lat.) +
aceae (-giller, botanik familya eki) * çitlembik (Celtis) cinsi ve yakın akraba
odunsu bitkileri kapsayan, çoğunlukla ağaç ve çalı formunda gelişen, yaprak
döken türleri içeren ve ılıman ile tropikal bölgelerde yayılış gösteren,
Cannabaceae (kenevir ailesi) veya eskiden Ulmaceae (karaağaçgiller) altında
kabul edilen bir alt bitki familyası
celtis :
lat. * celtis (süs ve gölgelik amacıyla yetiştirilen, ağaç veya otsu formdaki
bir bitki; çitlembik ağacı) * Cannabaceae familyası içinde yer alan, çoğunlukla
ağaç veya çalı biçiminde gelişen, küçük meyveleri bulunan, süs bitkisi ve
gölgelik ağacı olarak yetiştirilebilen, ılıman ve tropikal bölgelerde yayılış
gösteren çitlembik cinsi
celvet :
ara. * cala (açığa çıkarmak, parlatmak, temizlemek, uzaklaştırmak, çıkarıp
göndermek, sürülmek, ülkesinden çıkmak, yerini yurdunu terketmek, sürgüne gitmek),
cela (gurbete düşme, memleketinden ayrı olma, şehrinden ve meskeninden çıkma,
sürülme; başkalarını çıkarma, sürme, sürgün) * ülkesinden çıkma, sürgün,
sürülme, yerini yurdunu terketme
celz :
ara. * celeze (dürmek, büküp burmak, düğümlemek, bir bıçak/kamçı sapını deve
siniriyle sıkıca sarmak; süratle gitmek, hızlı gitmek; seyretmek) * dürme,
büküp burma, düğümleme, bir bıçak/kamçı sapını deve siniriyle sıkıca sarma;
süratle gitme, hızlı gitme; seyretme
cem :
ara. * cemea (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek), cem (toplama, bir
araya getirme, birleşme) * toplama, yığma, bir araya getirme; erkek ismi
cemaat :
ara. * cemea (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek), cem (toplama, bir
araya getirme, birleşme) + at (isim yapım ve çoğul eki) * topluluk, bir araya
gelmiş grup; özellikle dini veya sosyal bağlamda bir topluluk
cemaat-i müslimin :
ara. * cemaat (topluluk, grup) + i (tamlama eki) + muslim (teslim olan) + in
(çoğul eki) * müslimler topluluğu
cemadat :
ara. * cemd (donmak; hareketsiz kalmak), cemede (dondurmak, hareketsiz kılmak,
sabitlemek), camid (hareketsiz, sabit, duran, durağan), cemad (donmuş cisim,
katı cisim, hareketsiz cisim) + at (çoğul eki) * katı cisimler, cansızlar
cemal :
ara. * cemil (güzel, hoş) * güzellik, hoşluk; erkek ve kadın ismi
cem'an :
ara. * cemea (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek), cem (toplama, bir
araya getirme, birleşme) + an (durum eki) * topluca, toplu olarak, toplayarak;
cemian
cemaziyel ahir :
ara. * cemazi (yağmursuz alan) + el (ön ek, artikel) + ahir (son, sonraki) *
Hicri takvime göre yılın 6. ay, Cemaziyelsani (İkinci Cemaziyel)
cemaziyel evvel :
ara. * cemazi (yağmursuz alan) + el (ön ek, artikel) + evvel (ilk, önce) *
Hicri takvime göre yılın 5. ayı
cembiye :
ara. * cenb (yan, yan taraf; koltuk altının aşağısı) + iye (isim yapım eki) *
bir çeşit kama (vücudun yan tarafında taşınmasından)
cemel :
ara. * cemel (deve) * Geviş getirenler (Ruminantia) alt takımının Devegiller
(Camelidae) familyasından olan, kurak iklimlere uyum sağlamış, uzun ve eğri
boyunlu, sırtında bir veya iki hörgüç bulunan ve hörgüçlerinde yağ
depolayabilen, yük taşıma ve binek hayvanı olarak kullanılan büyük bir memeli
hayvan (camel, chameau, Kamel (deve) (ing., fra., alm.) )
cemetmek :
ara. * cemea (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek), cem (toplama, bir
araya getirme, birleşme) (ara.) + etmek (yapmak, eylemek, işlemek) (tür.) *
toplamak, bir araya getirmek
cemeyni :
ara. * cemea (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek), cem (toplama, bir
araya getirme, birleşme) + eyni (iki) (ara.); gemini, gémeaux (ikizler burcu)
(lat., ing., fra.) * ikisi bir arada, ikizler
cemh :
ara. * cemehe (sürat yapmak, hız yapmak, huruc etmek, çıkmak, sınırları aşarak
öne çıkmak/fırlamak; kontrolsüz yükselişin getirdiği bir duyguyla gururlanıp
kibirlenmek), cimah (hayvanın (özellikle atın) gemi azıya alarak kontrolsüzce
koşması, sert başlılık etmesi ve sınır tanımadan fırlaması) * sürat yapma, hız
yapma, huruc etme, çıkma, sınırları aşarak öne çıkma/fırlama; kontrolsüz
yükselişin getirdiği bir duyguyla gururlanıp kibirlenme
cemian :
ara. * cemea (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek), cem (toplama, bir
araya getirme, birleşme) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + an (durum
eki) (ara.); common, commun, gemein (ortak, genel, yaygın) (ing., fra., alm.),
camion (kamyon, yük toplayan) (fra.), jamm (kalabalık) (ing.), come, kommen
(gelmek) (ing., alm.), common, commun, gemein (genel, ortak) (ing., fra., alm),
, (ortak), cumulative, accumulé, accumulatif (birikmiş) (ing., fra.) * hep
birlikte, topluca, tamamı, cümleten, hepsi bir arada, toplu olarak, toplayarak
cemil :
ara. * cemal (güzellik, hoşluk) * güzel, hoş
cemile :
ara. * cemil (güzel, hoş) + e (isim yapım eki) * hoşa gitmesi için yapılan
hareket, güzel, hoş, alımlı; kadın ismi
cemiyet :
ara. * cemea (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek), cem (toplama, bir
araya getirme, birleşme) + iyet (isim yapım eki) * toplum, topluluk
cemre :
ara. * cemre (kor halindeki ateş, köz) * ikisi şubat ayında ve biri mart
başlarında olmak üzere, birer hafta arayla önce havada, sonra suda ve daha
sonra da toprakta oluştuğu sanılan sıcaklık yükselişi; imere, emire (Arafat'tan
gelen taş yığını, şeytana atılan taş; taş getiren cinin ismi)
cemşat :
ing. * jump (sıçramak, zıplamak, atlamak) + shot (atış; vuruş, darbe) *
basketbolda iki ayak üzerinde yükseğe zıplayarak yapılan şut atışı
cemşit :
ara., far. * cemea (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek), cem (toplama,
bir araya getirme, birleşme; ilk insan, efsanevi kral) (ara.) + şid (ışık;
parlak, ışıklı, görkemli) (far.) * Büyük İran kültürü ve geleneğinin mitolojik
figürü olan, Firdevsi'nin Şehname eserinde yer alan ve Pişdâdîler sülalesinin
dördüncü ve en büyük kralı olarak tanımlanan karakter
cen :
ara. * cenne (örtmek, kaplamak, sarmak, kapamak, gizlemek, saklamak) * kapalı,
örtülü, kalkan, gizli, kaplı, örtülü
cenab :
ara. * canaba (yüzünü döndürmek, yüz çevirmek, yabansamak, kovmak, uzak durmak,
yana çekilmek, yönünü değiştirmek, yanına yaklaşmamak, uzak durmak, yönelmemek;
çekinmek, kaçınmak, sakınmak; kenara almak, ayırmak), cenb (yan, yön, taraf,
kenar), ecnibe yanlar, yönler, taraflar, kenarlar) * evin etrafı, çevresi;
canib; nahiye; yan, taraf, kenar, yön; yücelik, yüksek makam, azamet
cenabet :
ara. * canaba (yüzünü döndürmek, yüz çevirmek, yabansamak, kovmak, uzak durmak,
yana çekilmek, yönünü değiştirmek, yanına yaklaşmamak, uzak durmak, yönelmemek;
çekinmek, kaçınmak, sakınmak; kenara almak, ayırmak) + et (isim yapım eki),
cunub (yaban, murdar, pis) * cinsel ilişki sonrasında henüz boy abdesti alıp
yıkanmamış kişi; cinsel ilişki sonrası ritüel kirlilik hali
cenab-ı hak :
ara. * cenab (yan, taraf) + ı (tamlama eki) + hakk (gerçek) * gerçeğin indi,
gerçeğin yanı; Allah, Tanrı, Rab
cenah :
ara. * canaha (yönelmek, meyletmek, yana kaymak, kanat açmak) * yön, taraf;
kanat, mecazen kol, bir şeyin iki yanı, sağ ve sol, iki yandan her biri, kanat
cenanthous :
gre., lat. * kainos (yeni, taze, çağdaş, alışılmamış; çağ, dönem, devir; zaman)
+ anthos (çiçek) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * stamen/androecium
(erkek organ grubu) ve pistil/gynoecium (dişi organ grubu) organları
bulunmayan, üreme organları bulunmayan (bitki)
cenap :
ara. * canaba (yüzünü döndürmek, yüz çevirmek, yabansamak, kovmak, uzak durmak,
yana çekilmek, yönünü değiştirmek, yanına yaklaşmamak, uzak durmak, yönelmemek;
çekinmek, kaçınmak, sakınmak; kenara almak, ayırmak), cenb (yan, yön, taraf,
kenar), ecnibe yanlar, yönler, taraflar, kenarlar) * evin etrafı, çevresi;
canib; nahiye; yan, taraf, kenar, yön; yücelik, yüksek makam, azamet
cenaze :
ara. * cenz, ceneze (taşımak, götürmek, kaldırmak), cinaza (ölünün içine
konulduğu tabut), kenz (define, gömü, hazine) * insan ölüsü; Ö
cenb :
ara. * canaba (yüzünü döndürmek, yüz çevirmek, yabansamak, kovmak, uzak durmak,
yana çekilmek, yönünü değiştirmek, yanına yaklaşmamak, uzak durmak, yönelmemek;
çekinmek, kaçınmak, sakınmak; kenara almak, ayırmak), ecnibe (ç.) * yan, taraf,
etraf, yön, kenar
cenbiye :
ara. * cenb (yan taraf, etraf, yan, kenar) + iye (yer ve durum eki) * yanlık,
yana koyulan; bir çeşit kama
cendere :
far. * cendere (sıkmak, basmak, baskı yapmak, daraltmak) (far.); centrum,
center, centre, Zentrum (pergelin basılarak sabitlenen sivri ucu, merkez)
(lat., ing., fra., alm.) * baskı mengenesi, pres, belirli bir noktaya yapılan
baskı
cenef :
ara. * canafa (eğilmek, sapmak, yanlış yola yönelmek, yana dönmek, yanlış
yapmak, hata etmek) * hata etme, yanlış yapma, gata, yanlış; hata ve cehalet
nedeniyle gerçekten sapma, hak yolundan sapma; zulmetme, zulüm
ceneviz :
lat. * genoese (cenovalı) (genoa (genu (diz, diz çökmek; eğmek, bükmek) ) + ese
(ile ilgili, gibi, -a ait) ) (lat.); knee, genou, Knie (diz) (ing., fra., alm.)
* İtalya Yarımadası'nın kuzey batısında, Ligurya olarak bilinen bölgede, bugünkü
Cenova merkezli olarak hüküm sürmüş bir denizci cumhuriyeti
cengaver :
far. * ceng (savaş, vuruşma, çarpışma) + aver (asker, er; getiren, taşıyan,
yapan) * savaşçı
cengel :
far. * cengel (ağaç topluluğu) (far.); jungle, Dschungel (orman) (ing., alm.) *
sıcak iklime sahip bölgelerde bulunan balta girmemiş, baskın olarak ağaçların
hakim olduğu yoğun bir bitki örtüsüne sahip orman
ceng-i harbi :
ara. * ceng (savaş, vuruşma, çarpışma) + i (tamlama eki) + harb (savaş,
çatışma, muharebe) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Türk musikisinde 10
zamanlı küçük usül
cengiz :
moğ. * çing, çeng (sağlam, sarsılmaz; kuvvet; sertlik, sağlamlık; doğru,
düzgün) + s (gibi olan) * güçlü, yılmaz, gözü pek; savaşçı
ceni :
ara. * cana (toplamak, devşirmek, hasat etmek, kazanmak) + i (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * toplanmış, devşirilmiş, hasat edilmiş
cenin :
ara. * cenne (örtmek, kaplamak, sarmak, kapamak, gizlemek, saklamak), cinn
(görünmeyen, örtülü, saklı, gizli), cunnet (örtü, kadın başörtüsü; kalkan)
(ara.) * gizli olan, saklı olan, örtülü (mestur) olan; fetüs (bebeğin rahimdeki
ilk sekiz haftalık hali embriyo, dokuzuncu haftadan kırkıncı haftaya kadarki
hali ise "fetüs"tür), ecinnet (ç.)
cenin-i sakıt :
ara. * cenin (gizli olan şey, anne karnındaki çocuk, dölüt, embriyo, fetüs) + i
(tamlama eki) + sakit (düşük, düşmüş) * düşük sonucu kaybolmuş veya düşük
sonucu oluşmuş cenin; düşük
cenk :
far. * ceng (savaş, büyük çarpışma, çatışma, silahlı mücadele) * çatışma, karşı
karşıya gelme, vuruşma, çarpışma, savaş
cennan :
ara. * cennet (bahçe; örtülü olan, kaplı olan), cenne (örtmek, kaplamak,
sarmak, kapamak, gizlemek, saklamak) + an (-cı, yapan, eden eki) * bir bahçenin
düzenlenmesi, bakımı, ekilip dikilmesi ve bitkilerin yetiştirilmesi işleriyle
uğraşan kimse, bahçevan
cennet :
ara. * cenne (örtmek, kaplamak, sarmak, kapamak, gizlemek, saklamak) + et (isim
yapım eki) (ara.); can (bidon), canned (örtülmüş, bidonlanmış) (ing.) * örtülü
olma, gizli olma, korunma
cennet-i adn :
ara. * cenne (örtmek, kaplamak, sarmak, kapamak, gizlemek, saklamak), cennet
(bahçe; barınak, korunak; örtülü olma, gizli olma, korunma) + i (tamlama eki) +
adn (ikamet, yerleşim, iskan) * ikamet cenneti, Kur’an’daki cennet
tanımlarından biri
cennetü'l me'va :
ara. * cenne (örtmek, kaplamak, sarmak, kapamak, gizlemek, saklamak), cennet
(bahçe; barınak, korunak; örtülü olma, gizli olma, korunma) + el (ön ek,
artikel) + meva (mekan, mesken, yer, varış yeri, sığınma yeri) * ikamet
cenneti, Kur’an’daki cennet tanımlarından biri
cenobit :
gre. * koinobion (ortak yaşam) (koinos (ortak) + bios (hayat, yaşam, dirim,
canlılık) ) * ortak yaşam süren; bir manastırda toplu olarak yaşayan keşişler
veya dini kişiler
cenova :
lat. * genua, janua (çene; kapı, portal) * İtalya’nın bir liman şehri (ismini limanın
şekline veya şehrin Ligurya kıyısındaki konumuna, karanın denize doğru
"çıkıntı yapmasına" ve bir çene veya çene kemiğine benzemesinden
almıştır.)
cent :
lat. * centum (yüz) (lat.); sad, sed (yüz) (far.) * temel para biriminin yüzde
birine eşit olan para birimi
centaur :
gre. * kentauros (ken (gibi) + tauros (boğa) (gre.); taurus, taureau (boğa)
(lat., ing., fra.) * Yunan mitolojisinde kısmen insan, kısmen at veya keçi
görünümlü yaratık, Kentaur, Sentor, Satir
centaurea :
gre. * kentauros (kentein (iğnelemek, delmek) + tauros (boğa) * peygamber
çiçeği ve peygamber çiçeğini de içeren Avrasya cinsine bir bitki; Yunan
mitolojisinde yarı insan, yarı at varlık
centaurea :
gre. * kentauros (Yunan mitolojisinde kısmen insan, kısmen at görünümlü
yaratık) (ken (gibi) + tauros (boğa) ) + ea (isim yapım eki) * papatyagiller
(Asteraceae) familyasında yer alan, genellikle otsu yapılı, dikenli veya
parçalı yapraklara sahip, mor, pembe, sarı veya beyaz renkli çiçek başları
oluşturan ve peygamber çiçeği gibi türleri kapsayan bitki cinsi
centaurus :
gre., lat. * kentauros (Yunan mitolojisinde kısmen insan, kısmen at görünümlü
yaratık) (ken (gibi) + tauros (boğa) ) (gre.); centaurus (lat.) * Yunan
mitolojisinde insan gövdesi ile at bedeninin birleşiminden oluştuğuna inanılan,
özellikle doğa, savaşçılık ve vahşi güçle ilişkilendirilen efsanevi yaratık;
güney gökyüzünde bu mitolojik varlığı temsil eden takımyıldız adı
centella asiatika herba :
lat., gre. * centella (kıvılcım, şimşek çakması) (lat.) + asia (yukarı çıkmak,
yükselmek, doğmak; doğu yönü) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.)
+ herba (büyümek, yeşillenmek; ot, bitki) (lat.) * Afrika, Asya, Avustralya ve
Batı Pasifik Okyanusu'ndaki adalarda yetişen, Centella asiatica, Apiaceae
çiçekli bitki ailesindeki otsu, çok yıllık bir bitki
centenarium :
lat. * centenarius (yüze ait, yüz adet içeren) (centum (yüz) + aris (ile
ilgili, -a ait) + ius (sıfat yapım eki) ) + um (isim yapım, yer ve durum eki);
centurio (yüzbaşı) * Roma İmparatorluğu döneminde yüz adet askeri birlikten
veya yüz birimlik idari/ölçüsel güçten oluşan sistem; geç antik çağda sınır
hatlarını korumak amacıyla inşa edilen küçük, müstahkem Roma
karakollarını/kaleleri
center :
gre., lat. * kentron (merkez, orta nokta, keskin nokta, diken, mahmuz, iğne,
iğne ucu, sivri uç, iğne, dürtme) (kentein (delmek, batırmak, iğnelemek) + tron
(araç veya alet ismi yapan ek) ) (gre.); centrum (lat.) * ortadaki nokta; bir
şeyin çevresine göre orta konumda bulunan yer
centilmen :
lat., ing. * gignere (yaratmak, oluşturmak, üretmek, var etmek, meydana
getirmek, doğurmak, babası olmak), gentilis (bir aileye, ulusa veya klana
mensup olan) (lat.) + man (adam, insan) (ing.) * kibar ve görgülü erkek
centiyane :
gre., lat. * genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl,
soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) (gre.); gentius
(klan, aile, familya, gen, soy) + ana (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) * orta
ve güney Avrupa'ya özgü olan, Türkiye’de Doğu Karadeniz bölgesi ve Uludağ'da
yetişen bir bitki türü
centrarchidae :
gre., lat. * kentron (merkez, orta nokta, keskin nokta, diken, mahmuz, iğne,
iğne ucu, sivri uç, iğne, dürtme) + arkhos (şef, başkan, reis, yönetici, lider,
önder, baş, hükümdar) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae
(-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * levrek benzeri tatlı su balıklarını
kapsayan, özellikle Kuzey Amerika'ya özgü güneş balıkları, kaya levrekleri ve
çanakkale balıkları gibi türleri içeren, sırt ve anüs yüzgeçlerinde dikenli ışınları
bulunan ışın yüzgeçli balıklar familyası, güneş balıkları
centrolenidae :
gre., lat. * kentron (merkez, orta nokta, keskin nokta, diken, mahmuz, iğne,
iğne ucu, sivri uç, iğne, dürtme) + glene (oyuk, eklem çukuru) (gre.) + eidos
(görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki)
(lat.) * cam kurbağaları olarak bilinen, vücutlarının özellikle karın
bölgesindeki yarı saydam veya saydam derileriyle iç organlarının kısmen
görülebildiği, çoğunlukla Orta ve Güney Amerika'nın nemli tropikal ormanlarında
yaşayan küçük boyutlu iki yaşamlılar familyası
centrolepidaceae :
gre., lat. * kentron (merkez, orta nokta, keskin nokta, diken, mahmuz, iğne,
iğne ucu, sivri uç, iğne, dürtme) + lepis (pul, pulsu yapı) (gre.) + aceae
(-giller, botanik familya eki) (lat.) * Restionaceae ailesine dahil edilen,
küçük, çoğunlukla ince yapılı otsu bitkilerden oluşan, çiçek durumlarında pul
benzeri brahtelere sahip, özellikle Avustralya ve çevresindeki bölgelerde
yayılış gösteren, sazımsı görünümlü tek çenekli bitkiler familyası
cenub :
ara. * canaba, canebe (yana döndürmek, yüzünü çevirmek; yönünü başka tarafa
çevirmek) * dört ana yönden biri olan, güneşin öğle vakti bulunduğu yönü temel
alan, kuzeyin karşısında yer alan ve coğrafi olarak ekvator yönünü ifade eden
yön adı, güney yönü
cenubi :
ara. * cenub (güney) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * güneye ilişkin,
güney ile ilgili
cenup :
ara. * canaba, canebe (yana döndürmek, yüzünü çevirmek; yönünü başka tarafa
çevirmek) * güney
cep :
ara. * ceb, ceyb (yarık, oyuk, kucak, hazne, kap) * genellikle ufak eşyalar
taşımak için giysilerin içine veya dışına eklenen astarlı parça; yaya
kaldırımlarında veya yollarda araçların durabilmesi için açılan taşıt yanaşma
alanı (gap (açıklık, ara, aralık, boşluk) (ing.) )
cephalanthera :
gre. * kephale (baş, kafa) + antheros (çiçekli, çiçek açmış; çiçekle ilgili)
(anthos (çiçek) + eros (ile ilgili,-a ait) ), anthera (polen kesesi) *
orkidegiller (Orchidaceae) familyasında yer alan, çiçek başçıkları ve polen
keseleri belirgin biçimde gelişmiş, genellikle ormanlık alanlarda yetişen,
zarif yapılı ve çok yıllık otsu bitkileri kapsayan orkide cinsi
cephalaspidae :
gre. * kephale (baş, kafa) + aspis, aspidos (kalkan, siper, zırh, panel,
koruyucu levha, koruma) (gre.) + idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) *
başlarının ön bölümünde kalkan biçimli genişlemiş bir baş yapısına sahip olan,
çoğunlukla denizlerde yaşayan, kabuksuz veya küçük iç kabuklu, hareketli ve
yumuşak gövdeli deniz salyangozlarını kapsayan yumuşakçalar grubu, kalkan başlı
deniz tavşanları, baş kalkanı sümüklüböcekleri, kabarcık salyangozlar
cephalaspidomorphi :
gre. * kephale (baş, kafa) + aspis, aspidos (kalkan, siper, zırh, panel,
koruyucu levha, koruma) + morphe (şekil, biçim) + i (takson eki) * baş kısmında
kalkan biçimli kemiksi plakalar bulunan, tarihsel olarak çenesiz balıklar
içinde değerlendirilen, boynuzsu dişleri olan, özellikle taşemenleri
(lampreyler) ve fosil akrabalarını kapsayan omurgalılar grubu, kalkan başlı
çenesiz balıklar üst grubu
cephalaspis :
gre. * kephale (baş, kafa) + aspis, aspidos (kalkan, siper, zırh, panel,
koruyucu levha, koruma) * Silüriyen ve Devoniyen dönemlerinde yaşamış, baş
bölgesi geniş kalkan biçimli kemiksi bir zırhla kaplı olan, çenesiz balıklar
arasında yer alan, fosil kayıtlarıyla bilinen zırhlı omurgalı cinsi, kalkan
başlı ilkel balık cinsi
cephalochordata :
gre., lat. * kephale (baş, kafa) + khorde (ip, sicim, kiriş, bağ, kordon, lif,
tel) (gre.) + ata (takson ve çoğul eki) (lat.) * kordalılar (sırt iplisliler)
şubesine ait olan, baş bölgesine kadar uzanan notokorda (ilkel sırt destek
çubuğu) taşıyan, omurgalılarla yakın akraba kabul edilen, vücutları küçük,
balık biçimli ve denizel yaşam süren mızraklı hayvanları (amfiyoksusları)
kapsayan kordatlar altşubesi
cephalodiscidae :
gre., lat. * kephale (baş, kafa) + diskos (yuvarlak, düz taş, düz plak, plaka,
tabak, kase, tabla, disk, dairesel yapı) (gre.) + idae (-giller, zoolojik
familya eki) (lat.) * hemikordatlar (yarım kordinlar) ve kanat solungaçlılar
sınıfı içinde yer alan, küçük denizel canlılar olan Cephalodiscus cinslerini
kapsayan, vücutlarının ön bölümünde baş benzeri bir yapı ve tutunmaya yarayan
diskimsi organ bulunan, koloni halinde yaşayabilen solucan benzeri omurgasız
deniz hayvanları familyası
cephalopoda :
gre. * kephale (baş, kafa) + pous, podos (ayak) + a (takson ve çoğul eki) * baş
bölgesi belirgin biçimde gelişmiş, kolları ve dokunaçları baş çevresinde yer
alan, mürekkep balığı, ahtapot ve kalamar gibi hızlı hareket eden denizel
yumuşakçaları kapsayan, gelişmiş sinir sistemi ve karmaşık göz yapısıyla
tanınan kafadanbacaklılar sınıfı
cephalorhynchus :
gre. * kephale (baş, kafa) + rhynkhos (burun, gaga, hortum, çıkıntılı ağız
kısmı) * küçük boyutlu, kısa ve yuvarlak başlı, kısa gagamsı burun yapısına
sahip, Güney Yarımküre denizlerinde yaşayan, yunusgiller (Delphinidae)
familyasına bağlı dört küçük yunus türünü kapsayan deniz memelisi cinsi
cephalotaceae :
gre. * kephale (baş, kafa) + otos (kulak) (gre.) + aceae (-giller, botanik
familya eki) (lat.) * tek bir cins olan Cephalotusu kapsayan, sürahi biçimli
tuzak yapraklarıyla böcekçil beslenmeye uyum sağlamış, yalnızca Batı
Avustralya'nın güneybatısında doğal olarak yetişen küçük boyutlu etçil bitkiler
familyası
cephalotaxaceae :
gre. * kephale (baş, kafa) + taxis (düzen, sıra, diziliş, hareket, yönelme,
düzenli hareket) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) *
Cephalotaxus cinsini ve yakın akraba türleri kapsayan, yaprak dökmeyen küçük
ağaç veya çalı formundaki kozalaklı bitkilerden oluşan, porsukgillerle
(Taxaceae) yakın akrabalık gösteren ve özellikle Doğu Asya'da yayılış gösteren
bitki familyası, yalancı porsukgiller, erik-porsukgiller
cephalothorax :
gre. * kephale (baş, kafa) + thorax (göğüs, göğüs kafesi), thorakos (göğüs kafesi
ile ilgili) * baş ve göğüs bölümlerinin birleşerek tek bir vücut bölgesi
oluşturduğu, özellikle örümcekler ve bazı kabuklularda görülen, duyu organları,
ağız parçaları ve hareket organlarının büyük bölümünü taşıyan ön vücut bölümü,
başgöğüs bölgesi
cephane :
moğ., far. * cebe (silah, ok ve mızrak; savaş sırasında düşman silahlarının
etkisinden korunmak için giyilen çok parçalı zırh, cevşen) (moğ.) + hane (ev,
yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) (far.) * silah deposu
cephe :
ara. * cabbaha (yüzünü bir tarafa çevirmek, yüzünü çevirmek, ön kısmı
göstermek, cephe almak), cebh (alın; ön taraf, yüz, ön yüz) * yüz, dışa bakan
ön yüz, ön taraf, yüzün ön tarafı, alın, cephe; harp sahası, muharebe edilen
yer; alın; bir nesnenin ön tarafı; Ay’ın menzillerinden birisinin ismi olup
arslan suretinin cephesi (dört yıldız arslan alnına benzetilmiştir.); bir
kavmin ve cemaatin seyyidi
cepheid :
gre. * Kepheus (Yunan mitolojisinde Etiyopya kralı Kefevs; gökyüzündeki Kral
takımyıldızının adı) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) *
parlaklığı düzenli aralıklarla değişen, ışık değişimi ile mutlak parlaklığı
arasında belirli bir ilişki bulunan, uzak gök cisimlerinin mesafelerini
belirlemede temel ölçütlerden biri olarak kullanılan değişen yıldız türü, sefeid
değişeni
cepken :
tür. * çap, çep (yamamak, kabaca dikmek, vurmak) + gan, kan, gen, ken (isim
yapım eki) * gömlek üstüne giyilen kolları uzun ve yırtmaçlı, yakasız ve boyu
belden yukarda kalan üst giysisi
cer :
ara. * carr, carra (çekmek, sürüklemek, kendine doğru çekmek) * çekme,
sürükleme, çekip götürme; Osmanlı bürokrasi ve medrese geleneğinde “maaş/ödenek
çekme” veya “para tahsil etme”; bir şeyin veya birinin etkisinde kalma; Osmanlı
döneminde medrese talebelerinin üç aylarda dini hizmetlerde bulunmak ve halkı
aydınlatmak için kasaba ve köylere gitmelerini ifade eden tabir
ceraceous :
lat. * cera (balmumu, mum) + aceous (ile ilgili, -a ait) * balmumuna benzeyen
görünüm, doku veya parlaklık gösteren; mumsu yüzeye, soluk sarımsı renge veya
balmumu kıvamını andıran yapıya sahip olan nitelik, mumsu özellik taşıyan
cerade :
ara. * carada (soyulmak, çıplaklaşmak, bozulmak) (çekirgelerin mahsulü yiyip
bitirerek tarım arazilerini çoraklaştırmasından) * düzkanatlılardan, özellikle
sıcak ülkelerde yaşayan, pek çok türü görülen, üç çift ayağı bulunan ve uzun
olan arka bacaklarına dayanarak çok uzağa sıçrayabilen, yeşilliklere, ekinlere
çok zarar veren bir böcek, çekirge
cerahat :
ara. * cerh, ceraha (yaralamak), curh (yara) * irin, iltihap, enfeksiyon
cerahor :
far. * cera (ücret, nafaka, maaş) + hor (yiyen, yiyici) * Osmanlılarda ordu
hizmetlerinde kullanılan Hıristiyanlara verilen isim
cerambycidae :
gre., lat. * kerambyx (uzun antenli odun böceği, ağaç kurdu) (keras, keratos
(boynuz, keratin) + byx (böcek) ) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.);
idae (-giller, zoolojik familya eki) * larvaları genellikle odunla beslenen
uzun antenli böcekler familyası
cerame :
ara. * carame (iri olmak, büyük olmak) * gövdesi iri olma, iri vücutlu olma,
cesamet
ceratiosicyos :
gre. * keras, keratos (boynuz) + sikyos (salatalık) * boynuz benzeri meyveleri
olan tropikal tırmanıcı, Cucurbitaceae familyasından bir bitki
ceratobatrachidae :
gre. * keras, keratos (boynuz) + batrakhos (kurbağa) (gre.) + idae (-giller,
zoolojik familya eki) (lat.) * kuyruksuz kurbağalar (Anura) takımına ait olan,
özellikle Güneydoğu Asya ve Pasifik adalarında yaşayan, başlarında veya
vücutlarında boynuzsu çıkıntılar bulunabilen, genellikle karasal yaşam süren ve
dikenli kurbağalar olarak bilinen gerçek kurbağaları kapsayan iki yaşamlılar
(amfibia) familyası
ceratodontidae :
gre. * keras, keratos (boynuz) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) (gre.) +
idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * akciğerli balıklar içinde yer
alan, özellikle güçlü diş plakları ve boynuz biçimli diş yapılarıyla tanınan,
günümüzde Avustralya akciğerli balığı (Neoceratodus forsteri) ile temsil edilen
ve fosil akrabaları bulunan tatlı su balıkları familyası, dipnoi familyası
ceratonia :
gre. * keras, keratos (boynuz) + onia (taksonomi eki) * baklagiller (Fabaceae)
familyasında yer alan, keçiboynuzu ağacı olarak bilinen, sert ve boynuz
biçimini andıran meyve baklaları taşıyan, Akdeniz çevresinde doğal yayılış
gösteren ve besin, hayvan yemi ile geleneksel ürünlerde kullanılan ağaç cinsi
ceratopetalum :
gre. * keras, keratos (boynuz) + petalon (yaprak, taç yaprak) * taç yaprakları
boynuzumsu veya sert yapıda olan, Cunoniaceae familyasından bir bitki
ceratophryidae :
gre. * keras, keratos (boynuz) + phrys, phryos (kaş, kaş çıkıntısı) (gre.) +
idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Amerika'da yaşayan, gözlerinin
üzerinde veya baş bölgesinde boynuzsu deri çıkıntıları bulunabilen, iri başlı
ve geniş ağızlı, genellikle pusu kurarak avlanan boynuzlu kurbağaları
(Ceratophrys) kapsayan iki yaşamlılar familyası, boynuzlu kurbağalar, Pacman
kurbağaları
ceratophrys :
gre. * keras, keratos (boynuz) + phrys, phryos (kaş, kaş çıkıntısı) * Güney
Amerika'ya özgü, gözlerinin üzerinde kaş veya boynuz görünümünde deri çıkıntıları
bulunan, iri gövdeli, geniş ağızlı ve avını pusu kurarak yakalayan boynuzlu
kurbağaları kapsayan amfibi (iki yaşamlı) cinsi, Pacman kurbağası
ceratophyllaceae :
gre. * keras, keratos (boynuz) + phyllon (yaprak) (gre.) + aceae (-giller,
botanik familya eki) (lat.) * Ceratophyllum cinsini kapsayan, bütünüyle su
içinde yaşayan, kök oluşturmayan, ince çatallı ve boynuz görünümünü andıran
yapraklara sahip tatlı su bitkilerinden oluşan çiçekli bitkiler familyası,
suboynuzugiller, boynuz otugiller
ceratophyllum :
gre. * keras, keratos (boynuz) + phyllon (yaprak) * su bitkisi, dalları
boynuzumsu ve ince yapraklı, Ceratophyllaceae familyasından bir bitki
ceratopogonidae :
gre. * keras, keratos (boynuz) + pogon (sakal) (gre.) + eidos (görünüş, şekil,
biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * halk
arasında tatarcık veya yakarca olarak bilinen, çok küçük yapılı, çoğu kan
emici, bazı türleri bitki özsuyu veya nektarla beslenen, birçok omurgalıya ve
insana saldırabilen, dünya genelinde yayılış gösteren çift kanatlı böcekler
familyası, sokucu minik sinek, ısıran sivrisinek, kum sineği
ceratostigma :
gre. * keras, keratos (boynuz) + stigma (işaret, iz, nişan, simge, nokta,
benek; çiçeğin dişi organının polen kabul eden bölümü) * kurşunotugiller
(Plumbaginaceae) familyasında yer alan, genellikle çalı veya otsu yapılı, taç
yaprağı veya çiçeği dikenli veya sert yapılı, mavi renkli çiçekleri ve bazı
türlerinde boynuz biçimli stigma yapılarıyla tanınan, Asya ve Afrika'nın bazı
bölgelerinde doğal yayılış gösteren bitki cinsi, mavi kurşun otu, diş otu, mavi
kurşunkök
cerbeze :
ara. * cerbeze (hilekarlık, dolan, sahtecilik, aldatma) * güzel konuşma;
girişkenlik, beceriklilik; sahtecilik, hakkı batıl, batılı hak gösterme,
aldatma
cercidiphyllaceae :
gre. * kerkis, kerkidos (dokumacı mekiği; mekik biçimli yapı) + phyllon
(yaprak) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * Cercidiphyllum
cinsini kapsayan, kalp biçimli yapraklarıyla tanınan, yaprak döken ağaçlardan
oluşan, günümüzde Doğu Asya'da doğal yayılış gösteren ve sonbaharda hoş kokulu
yapraklarıyla dikkat çeken bitkiler familyası, katsura ağacı, karamel ağacı
cercis :
gre. * kerkis (mekik; dokuma mekiği, mekik biçimli nesne) * baklagiller
(Fabaceae) familyasında yer alan, erguvan ağacı olarak bilinen, kalp biçimli
yaprakları, erken ilkbaharda yapraklanmadan önce açan gösterişli pembe veya mor
renkli çiçekleri ve yassı baklaya benzeyen meyveleriyle tanınan ağaç ve çalı
cinsi, Cercis siliquastrum
cercus :
gre. * kerkos (kuyruk, kuyruk ucu, uzantı) * böcekler ve bazı diğer
eklembacaklılarda karın bölgesinin son kısmında bulunan, genellikle çift
halinde yer alan, duyusal algılama, savunma veya hareket sırasında yönlendirme
işlevi görebilen kuyruk benzeri uzantı, cercus yapısı
cerda : ara.
* cerd (soymak, çıplak hale getirmek) * mahrum, çıplak; tüysüz, dazlak; çorak,
verimsiz toprak, arazi; karıştırılmamış
cerea flexibilitas :
lat. * cerea (balmumu gibi, mumlu) (cera (balmumu, mum) + ea (sıfat yapım eki)
) + flexibilitas (esneklik, uzayabilirlik) (flex (esnek, uzayan) + ibilis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım ve durum eki) * balmumu
esnekliği, şizofreni, bipolar bozukluk veya diğer zihinsel bozukluklarla
ilişkili olarak katatoninin, uyaranlara yanıtın azalmasına ve hareketsiz bir
duruşta kalma eğilimine yol açan psikomotor bir semptomu
cereme :
ara. * carama, cereme (suç işlemek, sorumluluk yüklenmek, suç sayılmak), curm
(suç, kabahat, kusur, hata, günah) (ara.); crime (suç, günah) (ing., fra.),
criminal, criminel (suçlu) (ing., fra.) * şüphe, kuşku; suç, kabahat, günah
ceren :
far., moğ. * ceren, caran (ceylan) (far.), cegeren (antilop, yaban keçisi,
ceylan) (moğ.) * ince yapılı gövdesi, uzun ve narin bacakları, çevik
hareketleri ve iri gözleriyle tanınan, açık bozkır ve yarı çöl alanlarında
yaşayan, zarif görünüşlü geyikgillerden memeli; özellikle dişi veya genç ceylan
ceres :
lat. * Ceres (Roma mitolojisinde tarım, tahıl, bereket ve hasat tanrıçası) *
Roma mitolojisinde ekinlerin, tahılların, toprağın verimliliğinin ve bereketin
koruyucusu sayılan tanrıça; adını bu tanrıçadan alan, Mars ile Jüpiter
arasındaki ana asteroit kuşağında yer alan cüce gezegen
cereyan :
ara. * car, cera (akmak) + yan (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.);
currere (koşmak, akmak, ilerlemek), current (koşan, akan, akıml (lat.) * akma,
akım, akıntı, akış, oluşum
cerh :
ara. * caraha (yaralamak, yarmak, açmak, kesmek, dokuyu zedelemek, zarar
vermek; ortaya atmak), curh (yara, kesik, açılma), cerrah (yaran, açan,
operatör) * yara, açılma, açıklık
cerib :
ara. * ceribe (denemek, tecrübe etmek, sınamak) * Arabistan ülkelerinde
kullanılan 216 litrelik hacim ölüçüsü; dönüm; eni ve boyu 60 arşın olan arazi
ölçüsü
ceride :
ara. * cerd (soymak, çıplak hale getirmek; ince tabaka haline getirmek) *
gazete; soyulmuş şey, soymuk, yonga, yaprak, tabaka; kağıt tabakas
cerikan :
gre., lat., ing. * gelare (donmak, katılaşmak, sertleşmek) (lat.); gel (donmuş,
katılaşmış, sertleşmiş, sert, katı) (lat.) + ly (ile ilgili, gibi) (ing.) +
kanna (kamış, boru, tüp, saz) (gre.); canna (kamış, boru, tüp) (lat.); can
(bidon) (ing.) * benzin taşımaya yarayan, genelde metal bazen plastik olan,
değişik hacimlerdeki bidon
cerim :
ara. * carama (suç işlemek, sorumluluk yüklenmek, suç sayılmak), curm (suç,
kabahat, kusur, hata, günah) * suçlu, kabahatli, cani, suç işlemiş, ciram (ç.);
kuru hurma; hurma çekirdeği
cerime :
ara. * carama (suç işlemek, sorumluluk yüklenmek, suç sayılmak), curm (suç,
kabahat, kusur, hata, günah) (ara.); crime (suç, günah) (ing., fra.), criminal,
criminel (suçlu) (ing., fra.) * suç, kusur, hata, kabahat, günah
ceritinib :
lat. * ceri (ilaç etken madde iskeleti için sentetik önek, belirli bir kimyasal
seriyi belirtir) + tinib (tyrosine kinase (tirozin kinaz) inhibitörü) (tyrosine
(aminoasit) (turos, tyros (peynir) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) ) +
kinesis, kinase (kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak,
kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak) + asis (son ek) )
(gre.) + inhibitor (engelleyici, önleyici, mani olan) (lat.) ) * geç evre küçük
hücre dışı akciğer kanserlerinin tedavisinde kullanılan ilacın etken maddesi
(C28H36ClN5O3S)
cermen :
lat. * germanus (yerli, aynı aileden, aynı soydan, kan bağı olan, ortak
tohumdan) (germ (filiz, tomurcuk, tohum) + anus (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) * eskiden, Avrupa’da Bohemya’yı, bugünkü Almanya’yı ve Polonya’nın
batı bölümünü içine alan topraklarda bulunan Cermanya’da oturan halk
cernuous :
lat. * cernuus (öne eğilmiş, başı aşağı sarkmış, yere dönük, sarkık, başı aşağı
eğik veya aşağı dönük) + osus (ile ilgili, -a ait) * çiçek, meyve, yaprak veya
başka bir bitki organının dik durmak yerine aşağıya doğru eğilmiş, sarkmış veya
başı öne düşmüş
ceropegia :
gre. * keras, keratos (boynuz) + pegein (akmak) * boynuz biçimli çiçekleri olan
tropikal tırmanıcı, Apocynaceae familyasından bir bitki
cerr :
ara. * cerr (bir şeyi çekmek, kendine doğru çekmek, uzaktan getirmek,
sürüklemek; çekerek elde edilen geçimlik) * bir şeyi bulunduğu yerden çekip
kendine yaklaştırma veya uzak bir yerden getirme eylemi; özellikle tasavvuf
geleneğinde dolaşarak yardım ve bağış toplama yoluyla geçimini sağlama biçimi,
bu yolla elde edilen geçimlik ve gelir
cerrah :
ara. * cerh, ceraha (yaralamak, yarmak, yarık açmak; açığa çıkmak, açığa çıkarmak)
* açıcı, ameliyat yapan hekim, yaralayan; cehra
cerrahi :
ara. * cerrah (açıcı, ameliyat yapan hekim, yaralayan) + i (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * cerrah ile ilgili; tıbbi operasyonla ilgili, ameliyat ile
ilgili
cerrar :
ara. * cer (çekmek, sürüklemek) + ar (-cı, yapan, eden eki) * çeken, çekici,
para toplayan, cer yapan
cerre :
ara. * cerre (ağaçtan yapılan su kabı; topraktan yapılan desti, bardak) * su,
süt ve benzeri sıvıları taşımak, saklamak veya içmek amacıyla kullanılan,
ağaçtan oyularak veya topraktan biçimlendirilerek yapılan küçük kap, desti veya
bardak
cerro :
isp. * cerro (tepe, yükselti, küçük dağ) * çevresindeki araziye göre belirgin
biçimde yükselen, genellikle yuvarlak veya hafif eğimli yamaçlara sahip, dağdan
daha alçak doğal yükselti, tepe veya küçük dağ
cerumen :
lat. * cerumen (cera (balmumu, mum) + men (ile ilgili, son ek) ) (lat.); cire
(mum, balmumu) (fra.) * kulak kanalında üretilen balmumuna benzer koruyucu
salgı, kulak kiri
cervidae :
lat. * cervus (geyik) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae
(-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * geyikler, ren geyikleri, sığınlar ve
yakın akraba türleri kapsayan, çoğu erkeğinde her yıl dökülüp yeniden gelişen
dallı boynuzlar bulunan, geviş getiren, otçul memeliler familyası
cesamet :
ara. * cesseme (somutlaştırmak, vücuda getirmek, bedenlendirmek, bedene
büründürmek; şekillendirmek, şekil vermek, biçimlendirmek) + et (isim yapım
eki), cesim (büyük, iri, cüsseli), cesamet (irilik, büyüklük, büyük olma);
cusse, cesed (gövde, beden, vücut) * şekilli madde; somut olgu, beden, gövde,
vücut; büyük olma, büyüklük, irilik, cüsseli olma
cesaret :
ara. * casara (atak olmak, göze almak, çekinmeden atılım yapmak, korkusuzca
hamle yapmak) + et (isim yapım eki) * cesur olma, girişkenlik, gözüpeklik,
ataklık, korkusuzluk, yürek gücü, bir şeyi tehlikesine rağmen yapabilme yetisi;
yiğitlik
ceset :
ara. * cesed (gövde, beden, vücut), cusse (gövde, beden) * gövde, vücut, beden;
ölmüş insan bedeni, ölü beden, insanın ölümünden sonra geriye kalan fiziksel
varlık, naaş
cesim :
ara. * cism (gövde, beden, kütle) * iri vücutlu, büyük gövdeli, büyük, iri;
cisimli, hacimli
cespitose :
lat. * caespes, caespitis (çim, çimenlik, sık ot yumağı, çim örtüsü) + osus
(ile ilgili, -a ait) * sık kümeler, öbekler veya ufak topaklar halinde, yer
üstünde birbirine yakın büyüyen; çok sayıda sürgünün dipten sık kümeler
oluşturarak yastık veya yumak görünümünde geliştiği, yayılıcı rizomlar
oluşturmaktan çok demet hâlinde büyüme gösteren bitki gelişim biçimini ifade
eden botanik nitelik
ceste :
far. * cestan (atlamak, sıçramak, fırlamak) * sıçrayış, sıçrama, fırlayış,
fırlama, atlamış, sıçramış; canlı, hareketli, çevik
cestoda :
gre., lat. * kestos (kuşak, kemer, sarmal yapı, kavrama için sarılan şey) (gre.);
cestus (lat.) * bağırsaklarda yaşayan, şerit biçiminde, segmentli parazit
solucan türü; tenyalar sınıfını oluşturan solucanlar
cestodiasis :
gre., lat. * kestodiasis (kestos (kuşak, kemer, sarmal yapı, kavrama için
sarılan şey) +iasis (iltihap, enfeksiyon, durum, sorun, hastalık eki) (gre.);
cestodiasis (cestus (kuşak, kemer, sarmal yapı, kavrama için sarılan şey),
cestoda (tenya türü parazit solucanlar) (lat.) + iasis (iltihap, enfeksiyon,
durum, sorun, hastalık eki) (gre.) ); cysticercus (tenya larvası) (lat.) *
cestoda grubu parazitlerin bağırsaklarda sebep olduğu, tenyoz veya kistiserkoz
gibi hastalıkları kapsayan enfeksiyon, sestod enfeksiyonu
cestus :
gre., lat. * kestos (kuşak, kemer, sarmal yapı, kavrama için sarılan şey)
(gre.); cestus (lat.) * deri şeritler içeren veya demir plakalarla doldurulmuş
olan, bıçaklar veya çivilerle de donatılabilen eski savaş eldiveni (eski
Yunan’da “pankration” ismi verilen silahsız dövüş oyununda kullanılmıştır.)
cesur :
ara. * casara (atak olmak, göze almak) * girişken, gözüpek, atak
cet :
ara. * cedde (kesmek, biçmek, yarmak, bölmek, ayırmak, sınırlamak), cadda
(ciddiyet göstermek, gayret etmek, çaba sarfetmek, önem vermek)* ata,
bübükbaba, dede, soy, ecdad (ç.) ; ciddiyet, gayret, çaba
cetacea :
lat. * cetus (balina, büyük deniz canlısı) + aceae (-giller, botanik familya
eki) * balinalar, yunuslar ve muturlar gibi bütünüyle sucul yaşama uyum
sağlamış, akciğerleriyle solunum yapan, yavrularını sütle besleyen ve iğ
biçimli vücut yapılarıyla açık deniz yaşamına uyum göstermiş deniz memelilerini
kapsayan takım
cetancodonta :
lat., gre. * cetus (balina, büyük deniz canlısı) (lat.) + ankodontos (kanca
dişli) (ankos (kıvrım, kanca, eğrilik) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili)
(gre.) * balinalar ile çift toynaklı memeliler arasındaki yakın evrimsel
akrabalığı yansıtan, özellikle balinalar ile su aygırlarını aynı soy hattı
içinde birleştiren memeliler grubu, Cetacea ve Artiodactyla üyelerini kapsayan
klad
cetbecet :
ara. * cedd (ata, bübükbaba, dede, soy) + be (ve, birlikte, süregelen) + cedd
(ata, bübükbaba, dede, soy) * atalardan beri, soyca
ceteris paribus :
lat. * ceterus (diğerleri, geride kalanlar) + paribus (aynı, eşit); etc (et
(ve) + cetera (kalanlar, diğerleri) ) * diğer tüm durumlar sabitken, diğerleri
aynıyken
cetrorelix :
lat. * cetro (sentetik veya modifiye bileşik eki) + relix (inhibitör ve
antagonist eki) * kan damarlarını daraltan doğal bir madde olan endotelinin
etkisini engellemek için ve prematüre luteinize edici hormon dalgalanmalarını
engellemek için kullanılan, gonadotropin salgılayan hormon antagonisti
(C70H92ClN17O14)
cetvel :
ara. * cedvele ( (uzunluk ölçmek, düzenlemek) (ced (yol) + vele (zaptetmek,
hapsetmek) ) * akarsu kanalı, düz çizgi, liste, not yazıları; düz çizgi çizmeye
yarayan alet
cev :
ara. * cev (boşluk, oyuk) * gökyüzü, hava, atmosfer veya yeryüzü ile gök
arasında kalan uçsuz bucaksız geniş boşluk, içi boş olan alan, geniş açık saha
veya yer ile gök arasındaki atmosfer tabakası (cavus (boşluk, oyuk) (lat.)
cave, caverne (mağara) (ing., fra.), cavity, cavité (oyuk, boşluk, girinti)
(ing., fra.) )
cevab :
ara. * caba, cabe (karşılık vermek, yanıtlamak, doldurmak (kap vb.) ) * sorulan
şeye söz veya yazıyla verilen karşılık, yanıt; havuzlar
cevaben :
ara. * cevab (yanıt) + en (gibi, olarak) * cevap olarak, yanıt olarak
cevabi :
ara. * cevab (yanıt) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * cevap ile ilgili,
cevap olarak, yanıt ile ilgili, yanıt olarak
cevahir :
ara. * cevher (öz, esas, temel, ayırt edici nitelik; maden ve değerli taşların
doğal halde bulunan ve işlenebilir ham madde olan özü) * özler, esaslar,
asıllar, kökler, cevherler
cevap :
ara. * caba, cabe (yanıtlamak, talebe veya soruya karşılık vermek), icabet
(çağrıyı karşılama, talebe karşılık verme), mucib (cevap veren, yanıtlayan) *
yanıt, soruya karşı verilen açıklama
cevaplamak :
ara., tür. * cevab (yanıt) (cabe (yanıtlamak, talebe veya soruya karşılık
vermek) ) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * yanıtlamak
cevarih :
ara. * caraha (yaralamak, yarmak, açmak, kesmek, dokuyu zedelemek, zarar
vermek; ortaya atmak), curh (yara, kesik, açılma), cerrah (yaran, açan,
operatör), cariha (avcı kuş, yırtıcı; yaralayan) * avcı kuşlar, yırtıcılar; el,
ayak gibi vücud organları
cevar-ül künnes :
ara. * cevar (akanlar, cari olanlar, yakınlar, komşular) + el (ön ek, artikel)
+ kanasa (saklamak, gizlemek, örtmek), kunnes (saklayan, koruyan, gizleyen) *
gündüz görünmeyip gece görünenler, seyyar yıldızlar. (Ütarid, Zühre, Merih,
Müşteri, Zuhal)
cevat :
ara. * cud (cömertlik) * cömert, eli açık, ikram eden, ihsan eden, cevad
cevaz :
ara. * cevveze (caiz görmek, izin vermek, uygun bulmak), caza (geçmek, aşmak,
izin vermek, müsaade etmek, geçerli olmak, mümkün olmak, karşılıklandırmak,
karşılığını vermek, uygun olmak, uymak), caiz (uygun, geçerli, izin verilmiş),
cevaz (onay, izin, müsaade, geçiş hakkı, serbestlik, uygunluk, caiz olma) *
onay, izin, müsaade, geçiş hakkı, serbestlik, uygunluk, caiz olma
cevdet :
ara. * cede (iyi olmak, güzel olmak, güzelleşmek), tecvid (güzelleştirme, güzel
söyleme) * olgunluk, kemale ermişlik, iyilik, güzellik, kusursuzluk
cevelan :
ara. * cala (dönmek, dolanmak, dolaşmak) * dönme, dolaşma, dolanma
cevf :
ara. * cavafa (boşaltmak, içini boş bırakmak, boş olmak, içi boşalmak); cavus
(boşluk, oyuk) (lat.); cavity, cavité (boşluk, oyuk) (ing., fra.) * boşluk;
oyuk, çukur; iç boşluğu, kof
cevher :
far., ara. * gavhar, gohar (öz, töz, esas, temel, asıl) (far.); cevhr (ara.) *
değerli taş, mücevher; öz, töz, esas, temel, asıl, ayırt edici nitelik, en
kıymetli parça veya nitelik; maden ve değerli taşların doğal halde bulunan ve
işlenebilir ham madde olan özü veya özümsenebilir kısmı
cevir :
ara. * cevere (yoldan sapmak, doğru çizgiden ayrılmak) * sapma, haksızlık etme,
üzme, zulmetme, acı çektirme, haksızlık, eziyet, zulüm, adaletsizlik
ceviz :
lat., ara. * cavz, cevz (parçalamak, ayırmak, çekirdek çıkarmak; ayırmak,
bölmek, ortada olmak; Juglandaceae familyasının Juglans cinsinden ağaç ve
kabuklu meyvesi) (ara.); juglans (ju (gök) + glans (palamut, meşe palamutu) )
(lat.) * Juglandaceae (cevizgiller) familyasının Juglans cinsinden, tek tüysü
yaprakları karşılıklı dizilmiş ve aromatik kokulu ağaç türlerinin ve bu
ağaçların sert kabuklu meyvelerinin ortak ismi, juglans regia
cevretmek :
ara. * cevr (sapmak, haksızlık etmek, üzmek, zulmetmek, acı çektirmek) + etmek
(yapmak, eylemek, işlemek) * haksızlık etmek, üzmek, acı çektirmek
cevriye :
ara. * cevr (sapmak, haksızlık etmek, üzmek, zulmetmek, acı çektirmek) + iye
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sıkıntıya düşmüş, zulüm görmüş
cevşen :
far. * cavş, cevş (zincir baklası, halka) + en (isim yapım eki) * örmeli zırh,
savaş elbisesi; kaza ve beladan koruduğuna inanılan dua metni
cevv :
ara. * cavafa (boşaltmak, içini boş bırakmak, boş olmak, içi boşalmak), cavva
(havalanmak, etrafı kaplamak, atmosferle ilgili olmak; hava sağlamak, etrafı
saracak şekilde ortam yaratmak) (ara.); cavus (oyuk, boşluk) (lat.); cavity,
cavité (boşluk, oyuk), cave, caverne (mağara) (ing., fra.), cove (koy, kovuk,
oyuk) (ing.), kof (içi boş) (tür.) * boşluk, oyuk; hava, atmosfer, çevre ortam
cevval :
ara. * cala, cale (dönmek, dolanmak, dolaşmak) * cevelan eden, dolanan,
dolaşan, hareketli, canlı
cevvi :
ara. * cevv (boşluk; atmosfer) * atmosferik
cevza :
ara. * cevz (parçalamak, ayırmak, çekirdek çıkarmak; ayırmak, bölmek, ortada
olmak) + a (isim yapım eki) * ortası, ikisinin arası; İkizler burcu, gökyüzünün
kuzey yarım küresinde görünen iki parlak yıldızlı burç
ceyb :
ara. * caba, cavaba (içine almak, taşımak, kapsamak; oymak, kesmek), cuyub
(yakalar, kucaklar, koyunlar) (ç.) (ara.); cap, chapeau (şapka), cup, coupe
(kap) (ing., fra.) * kucak, koyun, yaka, iç boşluk, iç alan, karın bölgesi,
yarık, oyuk, hazne, kap
ceyda :
ara. * ceyd (uzun boylu olmak) + a (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * uzun
boyunlu ve güzel; ışık, aydınlık
ceyhan :
tür. * ceyhan (ceyh (güzellik, bereket) + an (isim yapım eki) ) * güzellik,
canlılık, bereket, cennetin kapısı, cennete açılan kapı, soyca temiz, köleliği
olmayan; Adana'nın bir ilçesi
ceyhun :
far. * ceya (yağmur; su akışı) + hun (efendi, rabb, yüce kişi, hükümdar, reis)
* çok büyük nehir, nehirlerin kralı
ceyl :
ara. * ceyl (topluluk, kavim, nesil, jenerasyon, soy, batın, kuşak; zümre,
kavim; yengeç) * insan topluluğu, zümre, kavim, nesil, batın, kuşak, jenerasyon
ceylan :
moğ., far. * cegeren (yaban keçisi, antilop) (moğ.), ceyran (far.); caran,
ceren (far.) * çiftparmaklılar (Artiodactyla) takımının boynuzlugiller
(Bovidae) familyasından, Arabistan ve Kuzey Afrika çöllerinde yaşayan, ince
yapılı, ince bacaklı, çok zarif, çok hızlı koşan ve iri gözlü memeli hayvan,
gazal, ceren, karaca
ceylanpınar :
moğ., far., tür. * ceylan (ceren, gazal) (moğ., far.) + pınar (su kaynağı)
(tür.) * Şanlıurfa'nın bir ilçesi
ceylin :
ara. * ceyl (topluluk, kavim, nesil, jenerasyon, soy, batın, kuşak; zümre,
kavim; yengeç) + in (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * cennet kapısı; dünya;
sevgili, kız; saf, temiz; yengeç yuvası; kadın ismi
ceza :
ara. * cevveze (caiz görmek, izin vermek, uygun bulmak), caza (geçmek, aşmak,
izin vermek, müsaade etmek, geçerli olmak, mümkün olmak, karşılıklandırmak,
karşılığını vermek, uygun olmak, uymak), caiz (uygun, geçerli, izin verilmiş),
cevaz (onay, izin, müsaade, geçiş hakkı, serbestlik, uygunluk, caiz olma) * karşılık;
hata, suç ve günah eylemlerinin karşılığında uygulanan sıkıntı ve üzüntü verici
işlem
cezaevi :
ara., tür. * ceza (karşılık, karşılıklandırma) (ara.) + ev (yer, konut, hane,
barınak, sığınak, yuva) + i (iyelik eki) (tür.) * suç işlediği mahkeme kararıyla
kesinleşen ve mahkeme kanalıyla hüküm giyen (mahkum edilen) kişilerin
cezalarını çekmeleri ve topluma yeniden kazandırılmaları için kapatıldıkları
resmi infaz kurumu
cezai :
ara. * ceza (karşılık, karşılıklandırma) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
* ceza ile ilgili, cezaya ilişkin
cezalandırmak :
ara., tür. * ceza + lan (dönüşlü fiil eki) + dır (etken fiil eki) + mak (fiil
mastar eki) * ceza vermek, karşılığını vermek, karşılıklandırmak
cezalet :
ara. * cezl (kalın odun, tomruk; sağlam, metin) * sertlik, kalınlık;
edebiyatta, sert ve kalın olduğu için kulakta kuvvetli tesir bırakan
kelimelerin kullanılması
cezayir :
ara. * cezire (ada) * Kuzey Afrika’da yer alan, kuzeydoğusunda Tunus, doğusunda
Libya, güneydoğusunda Nijer, güneybatısında Moritanya ve Mali, batısında Fas ve
Batı Sahra bulunan, etnik açıdan İslam, Arap ve Berberi ülkesi
cezb :
ara. * cezebe, cazaba (çekmek, kendine doğru çekmek), (cazib (çekici), cazibe
(çekicilik, çekim gücü) ) * çekme, çekim
cezbe :
ara. * cezb (çekmek), cezbe, cadba (çekim) * coşkuyla kendini yitirme,
kendinden geçme durumu; tasavvufta bilinçten arınma hali
cezbetmek :
ara. * cazaba, cezebe (çekmek, kendine doğru çekmek) + etmek (yapmak, eylemek,
işlemek) * çekmek, kendine çekmek, cazip algılatmak
cezerye :
ara. * cedr, ceder, cezr, cezer (kök, asıl, temel; havuç) + iye (isim yapım
eki) * havuç ezmesine şeker, fındık vb. katılarak yapılan bir tür tatlı
cezir :
ara. * cezere (alçalmak, çekilmek, kesilmek, kısalmak) * alçalma, çekilme,
kesilme, kısalma; deniz sularının Ay ve Güneş'in çekim kuvveti nedeniyle
alçalması veya çekilmesi olayı (med olayının karşıtı gel-git çekilmesi);
kendisiyle çarpılınca bir sayı oluşturan rakamlardan her biri (2 sayısı 4
sayısının cezridir. 4 sayısı 2 sayısının meczurudur.), karekök; kök, asıl,
esas, temel
cezire :
ara. * cezere (alçalmak, çekilmek, kesilmek, kısalmak) * etrafı tamamen sularla
çevrili kara parçası, ada (Cezayir (adalar; Kuzey Afrika’da bir ülke) (ara.)
cezm :
ara. * cazama (kesmek, ayırmak, bölmeki kat etmek, karara bağlamak) * kesin
karar, kat'i karar, yemin, kesme, takdir
cezmi :
ara. * cazama (kesmek, ayırmak, bölmeki kat etmek, karara bağlamak), cezm
(kesin karar, kat'i karar, yemin, kesme, takdir) * kesin karara ait, kesin
niyetle ilgili; erkek ismi
cezr :
ara. * cezere (alçalmak, çekilmek, kesilmek, kısalmak) * alçalma, çekilme,
kesilme, kısalma; deniz sularının Ay ve Güneş'in çekim kuvveti nedeniyle
alçalması veya çekilmesi olayı (med olayının karşıtı gel-git çekilmesi);
kendisiyle çarpılınca bir sayı oluşturan rakamlardan her biri (2 sayısı 4
sayısının cezridir. 4 sayısı 2 sayısının meczurudur.), karekök; kök, asıl,
esas, temel
cezri :
ara. * cezr (kök, asıl, esas, temel) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
kökten, temelden, esastan, köklü
cezu : ara.
* caza (sızlanmak, kıvranmak, feryad etmek, imdan istemek) * çok sızlanan,
kıvranan, feryad eden
cezve :
ara. * cevz (bir içim, yudumluk su), cez (su), ceze (bir içim su vermek) *
genellikle kahve pişirmek için kullanılan, silindir biçimli ve saplı, küçük kap
Cf :
lat. * californium (California (ABD'nin Kaliforniya eyaleti) + ium (kimyasal
element eki) ) * atom numarası 98 olan, aktinitler serisinde bulunan, sentetik
olarak üretilen, güçlü nötron kaynağı özelliğine sahip olan, nükleer
araştırmalarda, nötron aktivasyon analizlerinde ve bazı nükleer uygulamalarda
kullanılan radyoaktif bir element
CFR :
ing. * cost (maliyet) + freight (navlun) * maliyet ve navlun; ithalat ve
ihracatta taşınan ürünün, daha önce belirlenmiş limana kadar bütün taşıma
masraflarının tamamen ihracatçı firma tarafından karşılanacağını belirten terim
CGHS :
ing. * Congenital (doğuştan, konjenital) + Generalized (yaygın, genelleşmiş) +
Hypertrichosis (aşırı kıllanma) + Syndrome (sendrom) * doğumdan itibaren
vücudun büyük bölümünde normalden fazla kıllanma görülmesiyle karakterize,
kalıtsal veya genetik kökenli olabilen, çeşitli gelişimsel belirtilerle
birlikte seyredebilen doğuştan yaygın aşırı kıllanma sendromu
chaenomeles :
gre. * khainein (açmak) + melos (meyve) * gülgiller (Rosaceae) familyasında yer
alan, sert ve elmayı andıran meyveleri olgunlaştığında çatlama eğilimi
gösterebilen, erken ilkbaharda açan gösterişli çiçekleriyle süs bitkisi olarak
yetiştirilen Japon ayvası cinsi
chaenorhinum :
gre. * khainein (açmak) + rhis, rhinos (burun, çıkıntı) * küçük çiçekli otsu
bitki, Plantaginaceae familyasından bir bitki
chaetodontidae :
gre., lat. * khaite (kıl, uzun kıl, saç, yele) + odous (diş), odontos (diş ile
ilgili) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller,
zoolojik familya eki) (lat.) * mercan resiflerinde yaşayan, ince ve kılsı
görünümlü dişlere sahip, parlak renkleri ve yassı vücut yapılarıyla tanınan
kelebek balıklarını kapsayan ışın yüzgeçli balıklar familyası, kelebek
balıkları
chaetognatha : gre.,
lat. * khaite (kıl, uzun kıl, saç, yele) + gnathos (çene) (gre.) + a (çoğul
taksonomik ek) (lat.) * kıllı çene; ağız çevresinde av yakalamaya yarayan kıl
veya diken benzeri çene kılları taşıyan, çoğunlukla denizlerde planktonik yaşam
süren, saydam gövdeli yırtıcı omurgasızları kapsayan ok solucanları şubesi, ok
kurtları
chaetophractus :
gre., lat. * khaite (kıl, uzun kıl, saç, yele) + phraktos (çitle çevrilmiş,
zırhlı, korunaklı) * sırt zırhının kenarları ve alt bölümleri belirgin kıllarla
kaplı olan, Güney Amerika'da yaşayan, kazıcı yaşam biçimine uyum sağlamış tüylü
armadilloları kapsayan memeli cinsi
chagas hastalığı :
bre. * chagas (Brezilyalı fizyolog Carlos Chagas’ın soyadından) + hasta
(sağlığı bozlumuş olan) + lık (durum eki) + ı (iyelik eki) * triatoma cinsi kan
emen böceğin (Trypanosoma cruzi adlı protozoa) insanı sokması ile bulaşan
tropikal bir paraziter enfeksiyon
challenge :
lat. * calumniari (iftira etmek, asılsız suçlamada bulunmak, karalamak, itiraz
etmek) (calumnia (suçlama, itiraz) + ari (fiil mastar eki) ) (lat.); challenge
(ing.) * bir kimseyi veya topluluğu yarışmaya, mücadeleye ya da bir işi
başarmaya çağıran zorlayıcı durum veya görev; bir düşünceye, iddiaya ya da
otoriteye karşı çıkma, itiraz etme; güçlük, zorluk; özellikle sosyal medyada
belirli bir eylemi gerçekleştirmeye dayanan meydan okuma etkinliği
chamaeleonidae :
gre., lat. * khamaileon (khamai (yer, küçük, alt, aşağı, düşük), khamalos
(yerdeki, sürünen; alçak, alttaki, önemsiz, küçücük) + leon (aslan) ) + eidos
(görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki)
(lat.) * sürüngenler sınıfının pullular (Squamata) takımına ait, genellikle
çevreye uyum sağlayan renk değiştirme yetenekleri, birbirinden bağımsız hareket
edebilen gözleri ve avlarını yakalamak için hızla fırlattıkları uzun dilleriyle
tanınan bukalemunları kapsayan kertenkele ailesi
chamber :
lat., fra. * camera (oda, tonozlu oda, kemerli mekan) (lat.); chambre (oda,
hücre, bölme) (fra.) * bir yapı, aygıt, makine veya canlı organizma içinde belirli
bir işlevi yerine getirmek üzere ayrılmış, duvar, zar veya benzeri yapılarla
çevrelenmiş kapalı bölüm, oda veya hazne
chamelaucium :
gre. * khamai (yer, küçük, alt, aşağı, düşük) + laurion (defne) * küçük
yapraklı ve dekoratif çiçekli çalı, Myrtaceae familyasından bir bitki
chandra :
san. * candra (parlak, ışıldayan, parıldayan; Ay) * Hint mitolojisinde Ay'ı
kişileştiren tanrının adı; parlaklığı ve ışığı simgeleyen, Sanskritçede Ay
anlamında da kullanılan adlandırma
change blindness :
ing. * change (değişim) + blindness (körlük) * görsel sahnedeki belirgin
değişiklikleri fark edememek, değişim körlüğü
channelled :
ing. * channel (kanal) + ed (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * yüzeyinde
boyuna uzanan bir veya birden çok oluk, kanal veya oyuk bulunan; kanal
biçiminde şekillenmiş veya belirgin oluklarla bölünmüş; kanalize edilmiş,
yönlendirilmiş veya oluklu
channidae :
far., gre., lat. * can (yılan) (far.); khanna (yılan) (gre.) + eidos (görünüş,
şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) *
yılanı andıran uzun gövdeleri, iri ağızları ve atmosferik havayı
soluyabilmelerini sağlayan yardımcı solunum organlarıyla tanınan, tatlı sularda
yaşayan yılanbaş balıklarını kapsayan ışın yüzgeçli balıklar familyası,
yılanbaş balığı, yılanbaşlılar
chapter :
lat. * caput, capitis (baş kafa, tepe, öncel) + ilum (ile ilgili olan) (lat.);
chapitre (fra.) * bir yazılı veya görsel eserde sayı veya başlık ile ayrılmış
bölüm, kısım
characidae :
gre., lat. * kharax (kazık, sivri çubuk, çentikli kazık) (gre.) + eidos
(görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki)
(lat.) * aralarında neon balığı, tetra ve piranaların da bulunduğu tatlı su
balıklarını kapsayan, çoğunluğu Orta ve Güney Amerika'da yaşayan, genellikle küçük
olan ve sürü halinde dolaşan, birçok türünde yağ yüzgeci bulunan ışın yüzgeçli
balıklar familyası, karaksgiller
characiformes :
gre., lat. * kharax (kazık, sivri çubuk, çentikli kazık) (gre.) + formis
(şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) )
(lat.) * tetralar, piranalar, neon balıkları, kardinaller gibi çok sayıda tatlı
su balığını kapsayan, çoğunlukla Güney Amerika ve Afrika’da yayılış gösteren
ışın yüzgeçli balıklar takımı, Characidae (karaksgiller) ve yakın akraba familyaları
içeren balık grubu
characinae :
gre. * kharax (kazık, sivri çubuk, çentikli kazık) + inae (-giller, zoolojik
alt familya eki) * sırtlarında yağ yüzgeci bulunan, dişli çenelere sahip ve
aralarında akvaryum balığı olarak popüler olan tetraların ile piranhaların yer
aldığı Characidae familyasına ait tatlı su balıklarını veya bu alt aile
charadriidae :
gre., lat. * kharadrios (dere yatağı, sel yarıntısı ve çakıllı akarsu
kıyılarında yaşayan bir kuş) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.);
idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * yağmur kuşları ve yakın akraba
kıyı kuşlarını kapsayan, çoğunlukla kıyılar, çamurluklar, kumluklar ve açık
arazilerde yaşayan, uzun bacaklı, kısa ve düz gagalı, yerde koşarak beslenen
kuşlar familyası, yağmurcungiller, yağmurkuşugiller
charadriiformes :
gre., lat. * kharadrios (dere yatağı, sel yarıntısı ve çakıllı akarsu
kıyılarında yaşayan bir kuş) (gre.) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil,
biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * yağmur kuşları, martılar,
sumrular, alklar, çulluklar ve birçok kıyı kuşunu kapsayan, kıyılar, sulak
alanlar ve açık deniz ortamlarına uyum sağlamış, beslenme ve yaşam biçimleri
bakımından büyük çeşitlilik gösteren kuşlar takımı, yağmur kuşları, kıyı
kuşları
chargino :
lat. * carrus (araba, vagon), carricare (yüklemek, taşımak) (lat.); charge
(yük), charger (yüklemek) (fra.) + ino (küçüklük belirten isim yapım eki)
(ita.) * süpersimetri kuramında, yüklü winolar ile higgsinoların karışımından
oluştuğu öngörülen, elektrik yükü taşıyan ve Standart Model'in ötesindeki
parçacıklar arasında yer alan varsayımsal fermiyonlardan her biri, yüklü
süpersimetrik parçacık türü
chariklo :
gre. * Khariklo (Yunan mitolojisinde bir su perisi; bilge kentaur Kheiron'un
eşi olarak anılan mitolojik kişi adı) * Satürn ile Uranüs yörüngeleri arasında
dolanan, çevresinde iki belirgin halka sistemi bulunan ilk küçük gök cismi
olarak tanınan sentor sınıfındaki küçük gezegen; adını Yunan mitolojisindeki
Khariklo'dan alan gök cismi
charles yasası :
fra. * charles (Fransız mucit, bilim insanı, matematikçi ve baloncu Jacques
Alexandre César Charles’ın soyadından) (fra.) + yasa (kanun, kural, ilke,
prensip) + sı (iyelik eki) (tür.) * ideal bir gazın hacminin, sabit basınç
ortamında mutlak sıcaklıkla doğru orantılı olduğunu belirten ve termal
genleşmenin temelini açıklayan yasa (V = V0 (1+ β t) )
charlotte amalie :
alm., ara., lat. * karl (adam, özgür adam, insan, özgür insan) (alm.) + otte
(küçültme eki) (fra.) + amal, amel (iş, çalışma) + iy (ile ilgili, gibi, -a
ait) (ara.); amalie (iş) (lat.) * ABD Virjin Adaları'nın başkenti
charon :
gre. * Kharon (Yunan mitolojisinde ölülerin ruhlarını Akheron ve Styks
ırmaklarından geçirerek yeraltı dünyasına taşıyan kayıkçı) * Yunan
mitolojisinde ölülerin ruhlarını kayığıyla yeraltı dünyasına ulaştıran kayıkçı;
adını bu mitolojik kişiden alan, Plüton'un en büyük doğal uydusu ve cüce
gezegenle birlikte ortak kütle merkezi çevresinde dolanan gök cismi
chartaceous :
lat. * charta (kağıt, yazı levhası, belge, doküman, papirüs yaprağı, yazı
levhası, kart) + aceus (sıfat yapım eki) * doku bakımından ince, kuru, sertçe
ve kağıdı andıran yapıya sahip olan; özellikle yaprak, çiçek veya başka bitki
organlarının kağıtımsı özellik göstermesini ifade eden botanik nitelik
charter :
lat. * charta (kağıt, yazı levhası, belge, doküman, papirüs yaprağı, yazı
levhası, kart) + ulus, ula (küçültme eki) (lat.); charter (chart (grafik,
tablo, harita, çizelge) + er (yapan, eden eki) ) (ing.) * özel hak veya
ayrıcalık veren resmi belge; genellikle bir şirket, okul, gemi veya hava aracı
için verilen lisans veya sözleşme, kiralama
chasmanthium :
gre. * khasma (yarık, boşluk) + anthos (çiçek) * çiçekleri salkım halinde ve
açık aralıklarla yerleşmiş çim, Poaceae familyasından bir bitki
chat :
ing. * chat (gevezelik etmek, cıvıldamak) * sohbet; internet üzerinden yazılı
olarak yapılan karşılıklı mesajlaşma
chatgpt :
ing. * chat (sohbet) + generative (oluşumsal, oluşturucu) + pre (ön, önceden) +
trained (eğitilmiş, eğitimli) + transformer (dönüştürücü) (trans(geçiş, ötesi)
+ form (şekil, biçim, kalıp) + er (-cı, yapan, eden eki) * OpenAI şirketi
tarafından geliştirilen, insan benzeri metinler üretebilen yapay zeka dil
modeli
check :
lat., fra., ing. * scaccus (şah, padişah, hükümdar, kral) (lat.); eschec
(fra.); check, chess (ing.) * kontrol etmek, denetlemek, doğrulamak; üzerine
tutar yazılıp, imzalandığında para yerine geçen ödeme aracı
check in :
ing. * check (kontrol, denetim, doğrulama) + in (iç, içeri, içeride, içeriye,
içinde, içine, üzerine, üstüne) * havalimanı terminallerinde, hava yolu veya
yer hizmetleri görevlileri tarafından yolcuların bilet ve bagajlarına yönelik
gerçekleştirilen kontrol ve onay işlemi
checklist :
lat., ing. * scaccus (şah, padişah, hükümdar, kral) + listus (kıyı, sınır, hat)
(lat.); check (kontrol, denetim, doğrulama) + list (liste, döküm) (ing.) *
yapılacak işler veya öğelerin sıralandığı ve tamamlandıkça işaretlendiği belge,
kontrol listesi
chediak-higashi sendromu :
küb., jap., gre. * cediak (Küba doğumlu, Lübnan kökenli hekim ve serolog Moisés
Chédiak Ahuayda’nın soyadından) + higashi (Japon pediatrist Otokata Higashi’nin
soyadından) (jap.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik
durum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * lizozomal granül defekti sonucu
bağışıklık yetmezliği ve pigmentasyon bozukluğu ile karakterize genetik
hastalık
cheiranthus :
gre. * kheir (el) + anthos (çiçek) * turpgillerden, tohumla üretilen, dik
saplı, salkım durumunda, güzel kokulu ve değişik renkte çiçekler açan, otsu bir
süs bitkisi, şebboy
chelidae :
gre . * khelys (kaplumbağa) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form)
(gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * başlarını kabuklarının
içine düz olarak çekmek yerine yana doğru kıvırarak saklayan, Güney Amerika ile
Avustralya ve Yeni Gine'de yaşayan tatlı su kaplumbağalarını kapsayan yılan
boyunlu kaplumbağalar familyası, yan boyunlu kaplumbağalar, yılan boyunlu
kaplumbağalar
chelidoineae :
gre. * khelidon (kırlangıç) + eae (familya eki) * kırlangıçlarla
ilişkilendirilen adlandırmasıyla bilinen, sütlü özsuyu ve sarı çiçekleri olan
türleri kapsayan, Papaveraceae familyası içinde yer alan bir alt grup
chelidoineae :
gre. * khelidon (kırlangıç) + inae (zoolojik alt familya eki) (lat.) *
gelincikgiller (Papaveraceae) içinde yer alan, adını Chelidonium cinsinden
alan, çoğunlukla otsu yapılı ve sütlü özsu taşıyan bitkileri kapsayan bitki alt
oymağı
chelidonium :
gre., lat. * khelidon (kırlangıç) (gre.) + ium (isim yapım eki) (lat.) *
çiçeklenme zamanının kırlangıçların gelişiyle örtüştüğüne inanılarak
adlandırılmış, sarı çiçekli ve sütlü özsulu, Papaveraceae familyasından otsu
bir bitki
chelodina :
gre., lat. * khelys (kaplumbağa) (gre.) + dina (takson eki) (lat.) * Avustralya
ve Yeni Gine'de yaşayan, uzun boyunlarını kabuklarının içine doğrudan çekmek
yerine yana doğru kıvırarak saklayan, tatlı sularda yaşayan yılan boyunlu
kaplumbağaları kapsayan kaplumbağa cinsi
chelonia mydas :
gre. * khelys, khelone (kaplumbağa) (gre.) + ia (isim yapım eki) (lat.) + mydas
(yeşil) (gre.) * tropikal ve subtropikal denizlerde yaşayan, erişkin döneminde
büyük ölçüde deniz çayırlarıyla beslenen, geniş ve düzgün kabuğu, uzun göçleri
ve küresel ölçekte korunma altındaki popülasyonlarıyla tanınan yeşil deniz
kaplumbağası türü
cheloniidae :
gre. * khelys, khelone (kaplumbağa) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim,
form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * denizlerde yaşayan,
ön ayakları yüzgeç biçimine dönüşmüş, gövdeleri geniş ve aerodinamik bir
kabukla örtülü, uzun mesafeli göçler yapan ve günümüzde yeşil deniz
kaplumbağası, iribaş deniz kaplumbağası gibi türleri kapsayan deniz
kaplumbağaları familyası
chelus fimbriatus :
gre. * khelys, khelone (kaplumbağa) (gre.) + fimbria (saçak, püskül, kenar
süsü) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.) * Güney Amerika'nın
durgun ve yavaş akan tatlı sularında yaşayan, yassı ve yaprak görünümlü kabuğu,
üçgen biçimli başı, deri saçaklarıyla çevrili yüzü ve kamuflaj yeteneğiyle
tanınan mata mata adlı tatlı su kaplumbağası türü, mata mata kaplumbağası
chelydra serpentina :
gre. * khelys, khelone (kaplumbağa) + hydros (su, sıvı), hydra (su yılanı, su
canlısı) (gre.) + serpent (serpere (sürünmek, kıvrılarak ilerlemek) + ens, ent
(yapan, eden; ile ilgili, -a ait) ) + inus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * Kuzey
ve Orta Amerika'nın tatlı sularında yaşayan, büyük başı, güçlü çeneleri, uzun
kuyruğu ve saldırgan savunma davranışıyla tanınan, yaygın olarak adi makas
kaplumbağası olarak bilinen kaplumbağa türü, yılansı kapan kaplumbağa, yaygın
çeneli kaplumbağa
chelydridae :
gre. * khelys, khelone (kaplumbağa) + hydros (su, sıvı), hydra (su yılanı, su
canlısı) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller,
zoolojik familya eki) (lat.) * büyük başları, güçlü çeneleri, uzun kuyrukları
ve saldırgan savunma davranışlarıyla tanınan, Kuzey ve Güney Amerika ile bazı
bölgelerde Asya'da yaşayan makas kaplumbağalarını kapsayan tatlı su
kaplumbağaları familyası, kapan kaplumbağagiller, çeneli kaplumbağalar
chenonettidae : gre.
* khenos (kaz, ördek) + netta (küçültme eki) (gre.) + eidos (görünüş, şekil,
biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Avustralya
ve çevresinde yaşayan, günümüzde Chenonetta cinsiyle temsil edilen, küçük
yapılı ve özellikle kazımsı özellikler gösteren ördekleri kapsayan kuşlar
familyası
chenopodiaceae :
gre. * khenos (kaz, ördek) + pous, podos (ayak) (gre.) + aceae (-giller,
botanik familya eki) (lat.) * çiçek örtüsü ve meyve yapıları bazı türlerde kaz
ayağını andıran biçimler gösteren, çoğunlukla otsu veya çalımsı bitkilerden
oluşan, günümüzde çoğunlukla Amaranthaceae familyası içinde değerlendirilen,
ıspanak, kazayağı ve tuzcul bitkiler gibi türleri kapsayan bitki familyası,
ıspanakgiller, kazayağıgiller
chenopodium :
gre. * khen (kaz) + podion (küçük ayak) * kaz ayağını andıran yaprak şekliyle
tanınan, yabani ve kültür türleri bulunan, Amaranthaceae familyasından otsu
bitkiler grubu, sirken, kazayağı
cherenkov radyasyonu :
rus. * cherenkov (Sovyet fizikçi Pavel Alekseyevich Cherenkov’un soyadından)
(rus.) + radiation (radiare (ışımak, ışın yaymak, parlamak) + tion (isim yapım
eki) ) (lat.) + u (iyelik eki) (tür.) * yüklü bir parçacık bir dielektrik
ortamda, ortamdaki ışığın hızından daha hızlı hareket ettiğinde yayılan elektromanyetik
radyasyon
cherry red :
ing. * cherry (kiraz) + red (kırmızı) * kiraz kırmızısı; bir renk kategorisi
cheyne stokes :
ing. * cheyne (İngiliz fizyolog John Cheyne’in isminden) + stokes (İngiliz
fizyolog William Stokes’un isminden) * aşamalı olarak daha derin ve bazen daha
hızlı solunumla karakterize olan, geçici solunum durması olan apneyle devam
eden anormal solunum şekli
chhinnamasta :
san. * chhinna (kesilmiş, bölünmüş, ayrılmış) + masta (kafa, baş, kafatası) *
Hint mitolojisinde çelişkilerin tanrıçası, Chhinnamasta Kali , Prachanda
Chandika ve Jogani Maa
chi :
çin. * chi (nefes, soluk, hava, buhar, gaz) * Çin tıbbında ve felsefesinde
"evrensel yaşam enerjisi”, “hayati güç" anlamına gelen ve evrendeki
her şeyin yapı taşı/kaynak kodu
chiaroscuro :
lat., ita. * clarus (aydınlık, parlak, ışıltılı) (lat.); chiaro (ita.) +
obscurus (karanlık) (lat.); oscuro (ita.) * sanatta karanlık ve aydınlığın
oluşturduğu zıtlık için kullanılan bir terim; ışık gölge
chiastocheta :
gre. * khiasma (çaprazlama, X biçiminde kesişme) + khete (kıl, kılçık, sert
kıl) * vücut veya kanat yapılarında çaprazlanmış, X biçiminde düzenlenmiş kıl
veya kılçık benzeri çıkıntılar bulunan, özellikle böcek sınıflandırmasında
kullanılan eski bir grup adı; adını belirgin çapraz kıl yapılarından alan
takson adı; düğünçiçeğigiller (Ranunculaceae) ailesine ait Trollius (özellikle
avrupa ayçiçeği / globeflower) bitkileriyle özel bir ekolojik ilişki kuran,
larvaları bu bitkinin tohumlarıyla beslenen ve aynı zamanda bitkinin ana
tozlayıcısı olan bir sinek cinsi
chien-shiung :
çin. * chien shiung (Çin asıllı Amerikalı fizikçi adı) (chien (sağlam, güçlü,
kuvvetli) + shiung (erkek, kahraman) ) * nükleer fizik alanındaki çalışmaları,
özellikle parite korunumu yasasının zayıf etkileşimlerde ihlal edildiğini
gösteren Wu deneyi ile tanınan fizikçi Chien-Shiung Wu'nun adı
child resistant :
ing. * child (çocuk) + resistant (dayanıklı) * çocuğa dayanıklı ambalajlama
tekniği
chimaeridae :
gre. * khimaira (Yunan mitolojisinde aslan başlı, keçi gövdeli ve yılan
kuyruklu melez yaratık) (khi (dişi) + maira (keçi) ) (gre.) + eidos (görünüş,
şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) ) (lat.) *
vücut yapıları kıkırdaklı balıklara özgü özellikler taşıyan, uzun kuyrukları,
geniş başları ve bazı türlerinde zehirli dikenleri bulunan, derin denizlerde
yaşayan tavşan balıkları ve yakın akrabalarını kapsayan kıkırdaklı balıklar
familyası, kimeragiller, sıçan balıkları
chimaeriformes :
gre. * khimaira (Yunan mitolojisinde aslan başlı, keçi gövdeli ve yılan
kuyruklu melez yaratık) (khi (dişi) + maira (keçi) ) (gre.) + formis (şekilli,
biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) *
tavşan balıkları, sıçan balıkları ve yakın akrabalarını kapsayan, iskeletleri
kıkırdaktan oluşan, vücutları baş, gövde ve uzun kamçı biçimli kuyruk
bölümlerinden meydana gelen, çoğunlukla derin denizlerde yaşayan kıkırdaklı
balıklar takımı, sıçansılar, kimeralar, hayalet köpekbalıkları, deniz kedileri
chimaeroidei :
gre. * khimaira (Yunan mitolojisinde aslan başlı, keçi gövdeli ve yılan
kuyruklu melez yaratık) (khi (dişi) + maira (keçi) ) + oeides (gibi, ile
ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * tavşan balıkları ve yakın akrabalarını
kapsayan, köpek balıkları ve vatozlardan farklı olarak kıkırdaklı iskelete, tek
solungaç kapağına ve özgün vücut biçimine sahip olan kıkırdaklı balıklar alt
sınıfı veya grubu; köpekbalıkları ve vatozlarla akraba olan, halk arasında
"hayalet balık" veya "fare balığı" olarak bilinen ilginç
bir derin deniz balığı alttakımı
chimaphila :
gre. * kheima (kış) + philein (sevmek) * kışa dayanıklı ve gölgeli orman
altlarını seven herdemyeşil yapısıyla bilinen, Ericaceae familyasından otsu bir
bitki
chimera :
gre. * khimaira (Yunan mitolojisinde aslan başlı, keçi gövdeli ve yılan
kuyruklu melez yaratık) (khi (dişi) + maira (keçi) ) * farklı canlılara ait
özelliklerin tek bir varlıkta birleştiği varsayılan melez yaratık; biyolojide
ise genetik olarak farklı hücre veya dokuların aynı organizmada birlikte
bulunmasıyla oluşan birey, özellikle farklı genetik kökenli hücre
topluluklarından meydana gelen kimerik organizma; aslan, keçi ve yılan
parçalarından oluşan mitolojik bir canavar, genetik olarak farklı hücreler
taşıyan bir organizma; gerçekleşmesi imkansız hayal
chionanthus : gre.
* khion (kar) + anthos (çiçek) * kar beyazı, ince ve püskül görünümlü
çiçekleriyle tanınan, çalı veya ağaç formunda, Oleaceae familyasından bir bitki
chionodoxa :
gre. * khion (kar) + doxa (görünüm, ihtişam) * kar erirken açan ve erken
ilkbaharda dikkat çeken parlak çiçeklere sahip, Asparagaceae familyasından
soğanlı bir bitki
chirocephalidae :
gre. * kheir (el) + kephale (baş, kafa) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form)
(gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) ) (lat.) * kabuklular (Crustacea)
sınıfına ve kıskaçlı solungaç ayaklılar grubuna ait olan ve dallı bacaklılar
(Anostraca) takımında yer alan, özellikle baş yapıları ve gövde uzantılarıyla
tanınan, çoğunlukla geçici tatlı su birikintilerinde yaşayan, ince uzun gövdeli
ve kabuksuz küçük kabukluları kapsayan familya
chiron :
gre. * kheiron (Yunan mitolojisinde bilge kentaur) * Yunan mitolojisinde insan
gövdeli ve at biçimli bir varlık olan kentaur topluluğunun en bilgesi olarak
kabul edilen, hekimlik, müzik, avcılık ve kahraman eğitimiyle ilişkilendirilen
mitolojik kişi, yaralı şifacı
chironomidae :
gre., lat. * kheir, kheiros (el), kheiron (Yunan mitolojisinde bilge kentaur) +
nomos (yasa, kural, kanun, düzen, ilke, prensip, düzen, düzenleme, ayarlama;
namus) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik
familya eki) ) (lat.) * erginleri çoğunlukla sivrisineklere benzeyen ancak kan
emmeyen, larvaları tatlı sularda yaşayan, özellikle su ekosistemlerinde önemli
ayrıştırıcı ve besin kaynağı olan, tatarcık benzeri ince yapılı çift kanatlı
böcekler familyası, yalancı sivrisinekler
chiroptera :
gre. * kheir, kheiros (el), kheiron (Yunan mitolojisinde bilge kentaur) +
pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) + a (çoğul taksonomi eki) * ön
üyeleri uzun parmak kemikleri arasına gerilmiş deri zarı sayesinde kanada
dönüşmüş, gerçek ve sürekli uçuş yeteneğine sahip tek memeli grubu olan
yarasaları kapsayan memeliler takımı, yarasalar, el kanatlılar
chiropterophilous :
gre., lat. * kheir, kheiros (el), kheiron (Yunan mitolojisinde bilge kentaur) +
pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) + philein (sevmek), philos
(seven, sever, sevici) (gre.) + osus (ile ilgili,-a ait) (lat.) * tozlaşma veya
yayılma gibi biyolojik ilişkilerde yarasalara bağımlı olan, özellikle çiçeklerinin
nektar, koku, renk veya yapısal özellikleriyle yarasaları çekerek yarasalar
aracılığıyla tozlaşmaya uyum sağlamış olan (bitki)
chitonidae :
gre., lat. * khiton (elbise, tunik; zırh plakalı deniz yumuşakçalarına verilen
ad) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller,
zoolojik familya eki) ) (lat.) * sırt yüzeyleri birbirine eklenmiş sekiz
kireçli plakadan oluşan kabukla örtülü, kayalara yapışarak yaşayan ve deniz
yosunlarıyla beslenen kitonları kapsayan deniz yumuşakçaları familyası
chitragupta :
san. * chitra (parlak, renkli; olağanüstü, dikkat çekici; resim, şekil, imaj) +
gup (korumak, sakınmak, esirgemek), gupta (gizli, saklı, korunmuş) * Hindu
mitolojisinde ölüm tanrısı Yama'nın hizmetinde bulunan, insanların
yaşamlarındaki tüm iyi ve kötü eylemleri kaydettiğine inanılan ilahi kâtip; adı
"gizli kayıtlar tutan, saklı bilgileri koruyan" anlam çağrışımı
taşıyan mitolojik kişi ve Brahma'nın on yedinci manasaputrası olan veri tanrısı
chlaenaceae :
gre., lat. * khlaena (pelerin, örtü, üst giysi) (gre.) + aceae (-giller,
botanik familya eki) (lat.) * Sarcolaenaceae adıyla bilinen, yalnızca
Madagaskar'a özgü ağaç ve çalı türlerini içeren bir çiçekli bitki familyasının
eski bilimsel adı
chlamydosauridae :
gre., lat. * khlamys, khlamydos (pelerin, kısa askeri örtü, manto) (gre.) + sauros
(kertenkele, sürüngen) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.);
idae (-giller, zoolojik familya eki) ) (lat.) * boyun çevresinde genişleyebilen
deri yakalarıyla tanınan, özellikle Avustralya ve Yeni Gine'de yaşayan, ağaç
yaşamına uyum sağlamış ve tehdit edildiğinde boyun örtüsünü açarak savunma
gösteren yaka kertenkelelerini kapsayan sürüngenler familyası
chlamydosaurus :
gre * khlamys, khlamydos (pelerin, kısa askeri örtü, manto) + sauros
(kertenkele, sürüngen) * boyun çevresinde genişleyebilen büyük deri kıvrımı
(yaka) bulunan, tehdit edildiğinde bu örtü benzeri yapıyı açarak kendini daha
büyük göstermeye çalışan, Avustralya ve Yeni Gine'de yaşayan yaka
kertenkelelerini kapsayan sürüngen cinsi, pelerinli kertenkeleler
chloanthaceae :
gre. * khloa, khloe (yeşil filiz, genç ot, çimen) + anthos (çiçek) (gre.) +
aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * adını yeşil otsu görünüm veya
çiçek özellikleriyle ilişkili köklerden alan, eski sınıflandırmalarda kullanılan
bir bitki familyası adı
chlopsidae :
gre. * khlops (yeşil renkli yılan; yeşil yılan balığı anlamında kullanılan ad)
(gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik
familya eki) ) (lat.) * ince, uzamış vücutlu, çoğunlukla denizel ortamlarda
yaşayan, özellikle yılan balıklarını (Anguilliformes) kapsayan ve yeşil yılan
balıkları olarak bilinen türleri içeren balıklar familyası, yalancı mürenler,
sahte müren balıkları
chloranthaceae :
gre., lat. * khloros (yeşil, sarımsı yeşil, soluk yeşil, yeşilimsi sarı, taze)
+ anthos (çiçek) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) *
yeşilimsi çiçekleri veya çiçek yapılarının görünüşüyle ilişkilendirilen,
çoğunlukla tropikal ve subtropikal bölgelerde yayılış gösteren, aromatik özellikli
otsu bitki ve çalıları kapsayan Chloranthaceae familyası
chloris :
gre. * khloris (yeşil renkli, soluk yeşil; yeşillik ile ilişkili dişi biçim)
(khloros (yeşil, sarımsı yeşil, soluk yeşil, yeşilimsi sarı, taze) + is (dişil
eki) ) * adını yeşil ve taze görünümünden alan, çoğunlukla çayır ve mera
otlarını kapsayan, Poaceae familyasından bir bitki cinsi; Yunan mitolojisinde
bahar ve çiçeklerle ilişkilendirilen Chloris adlı nymphanın adı
chlorophytum :
gre. * khloros (yeşil, sarımsı yeşil, soluk yeşil, yeşilimsi sarı, taze) +
phyton, phytos (bitki, büyüyen şey) (phyo, phyein (doğmak, ortaya çıkmak,
meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek, gelişmek, şişmek, kabarmak) + ton,
tos (sıfat yapım eki) ) * yeşil bitki; özellikle uzun, ince yaprakları ve yeşil
renkli bitki dokularıyla tanınan, kuşkonmazgiller (Asparagaceae) familyasında
yer alan, halk arasında kurdele çiçeği olarak bilinen bitki cinsi
choanoflagellata :
gre., lat. * khoane (huni) (gre.) + flagellum (kamçı, kırbaç) + atus (sıfat
yapım eki) + a (çoğul eki) * hücrelerinin çevresinde kamçı tabanını kuşatan
huni biçimli bir sitoplazma yakası bulunan ve tek hücreli ya da koloni halinde
yaşayan ökaryot mikroorganizmalar, yakalı kamçılılar
choloepodidae :
gre., lat. * kholos (topal, sakat, aksayan) + pous, podos (ayak) (gre.) + eidos
(görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) )
(lat.) * iki parmaklı tembel hayvanları (iki parmaklı yer tembelleri) kapsayan,
ağaçlarda yaşayan, yavaş hareketli ve uzun kavisli pençeleriyle tanınan
memeliler familyası
chondrichthyes :
gre. * khondros (kıkırdak, tane, tanecik, granül, kürecik) + ikhthys (balık) *
iskeletleri kemik yerine büyük ölçüde kıkırdaktan oluşan, köpek balıkları,
vatozlar ve kimera balıklarını kapsayan kıkırdaklı balıklar sınıfı
chondrilla :
gre., lat. * khondros (taneli; kıkırdak) + ellus, illus (küçültme eki) (lat.) *
gövdeleri sert ve kıkırdak benzeri bir dokuya sahip olan, papatyagiller
(Asteraceae) familyasında yer alan, çoğunlukla otsu bitkileri kapsayan bitki cinsi
chordata :
gre., lat. * khorde (ip, sicim, kiriş, bağ, kordon, lif, tel) (gre.); chorda
(lat.) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki), ata ("-atus" ekinin
çoğulu) (lat.) * yaşamlarının en az bir döneminde sırt tarafında notokord
(chorda dorsalis) adı verilen esnek destek çubuğu, sırt sinir kordonu, yutak
yarıkları ve kuyruk uzantısı taşıyan hayvanları kapsayan kordalılar şubesi
choreutidae :
gre., lat. * khoreutes (dansçı, koro dansçısı) (gre.) + eidos (görünüş, şekil,
biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * küçük
yapılı, çoğunlukla gündüz etkin olan ve kanatlarını hızlı hareketlerle
titreştirerek uçan, Choreutis cinsi çevresinde toplanan parıltılı kanatlı güve
türlerini kapsayan kelebekler familyası
chorizanthe :
gre. * khorizein (ayırmak, bölmek, ayrı tutmak) + anthos (çiçek) * çiçekleri
birbirinden ayrılmış veya gevşek biçimde düzenlenmiş yapıya sahip olan,
karabuğdaygiller (Polygonaceae) familyasında yer alan, çoğunlukla Kuzey
Amerika'nın batısında yetişen otsu bitki cinsi
christmas adaları :
gre. * khristos (mesih) (khriein (meshetmek, ovalamak) + istos (yapan, eden
eki) ) + maza (arpa keki) (gre.); massa (kitle, topluluk) (lat.) + ada (her
tarafı suyla çevrili toprak parçası) + lar (çoğul eki) + ı (iyelik eki) * Hint
Okyanusu'nda bulunan Avustralya'ya bağlı adalar grubu (ismini İngiliz kaşif
John C. Lort Stokes’un 25 Aralık günü (Noel) adayı keşfetmesinden almıştır.)
chromodorididae :
gre. * khroma (renk) + doron (armağan, hediye) (gre.) + eidos (görünüş, şekil,
biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * parlak ve
çeşitli renkleriyle tanınan, çoğunlukla deniz süngerleriyle beslenen, kabuksuz
deniz salyangozlarını (nudibranch) kapsayan Chromodorididae familyası
chromolaena :
gre. * khroma (renk) + laena (örtü) * renkli çiçek örtüsü ve dikkat çekici
görünümüyle tanınan, tropikal bölgelerde yaygın, Asteraceae familyasından bir
bitki
chrysobalanaceae :
gre., lat. * khrysos (altın) + balanos (palamut, meşe palamudu; meyve biçimli
sert yemiş) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * tropikal ve
subtropikal bölgelerde yetişen ağaç ve çalı türlerini içeren bir çiçekli bitki
familyası, hindistan cevizi eriği familyası
chrysomelidae :
gre., lat. * khrysos (altın) + melon (elma; meyve) (gre.) + eidos (görünüş,
şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * altın
böcekleri olarak da bilinen, çoğunlukla bitki yapraklarıyla beslenen, çok
çeşitli renk ve desenlere sahip küçük yaprak böceklerini kapsayan kınkanatlı (koleoptera)
familyası, yaprak böcekleri
chrysopidae :
gre., lat. * khrysos (altın) + ops (göz, görme, görüş, bakış) (gre.) + eidos
(görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki)
(lat.) * altın renkli veya metalik parlak gözleriyle tanınan, narin kanatlı,
çoğu türünün larvaları yaprak bitleri ve diğer küçük böceklerle beslenen yeşil
dantelkanatları (lacewings) kapsayan böcekler familyası, altıngözlü böcekler
churg-strauss sendromu :
alm., gte., tür. * churg (Polonya asıllı Amerikalı patolog Jacob Churg’un
soyadından) (ing.) + strauss (Alman asıllı Amerikalı patolog Lotte Strauss’un
soyadından) (alm.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik
durum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * poliarteritli eozinofilik granülomatozis
(EGPA), bir vaskülit türü olan ve kan damarlarının iltihaplanmasıyla
karakterize bozukluk
chytridiomycota :
gre., lat. * khytridion (küçük çömlek, küçük kap, testi) + mykes (fungus,
mantar, mikrobiyal organizma) (gre.) + ota (taksonomik şube eki) (lat.) *
çoğunlukla suda veya nemli ortamlarda yaşayan, kamçılı zoosporlar oluşturan,
mantarlar aleminin ilkel dallarından biri olan kitrit mantarlarını kapsayan
mantar şubesi
cıbıl :
tür. * cıbıldak, cabıldak, cavlak, çılbak, cıbıl (çıplak cilt sesini yansıtan
onomatope (ses yansımalı) kelime); çap (vurmak, kesmek, bölmek, ayırmak;
yüzmek, tırmanmak), çıplak (vurulunca “çap” sesi çıkaran) (tür.) * geçim
darlığı çeken, yoksul, parasız, züğürt; çıplak
cıcık :
tür. * cıcık (misket, aşma, güzel, süs, oyuncak) (çocuk dilinde, sevgi belirten
ikilemeli ve ses yansımalı kelime) * boncuk, misket veya küçük süs eşyaları,
göze hoş gelen, renkli, küçük ve gösterişli süs, bezek
cıda :
moğ., tür. * cida (çöpe atılacak, değersiz veya artık kullanılmayan şey, çalı
çırpı; ince uzun çubuk, çıta, mızrak, kargı), çıt, çit (çalı çırpıdan yapılan
ayraç), çıta (tür.) * düşmana fırlatılan veya saplanan, ucu sivri demirli uzun
av ve savaş silahı, mızrak, kargı; telli çalgıları çalmaya yarayan mızrap;
atların iki omuz başı arasındaki yağrın (cidago) bölgeleri
cıdağı :
moğ., tür. * cida (çöpe atılacak, değersiz veya artık kullanılmayan şey, çalı
çırpı; ince uzun çubuk, çıta, mızrak, kargı) + ği (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * atın iki omzunun arası; derin, işleyen yara, büyük çıban
cıdak :
tür. * cıdak cida (çöpe atılacak, değersiz veya artık kullanılmayan şey, çalı
çırpı; ince uzun çubuk, çıta, mızrak, kargı) + k (araç eki) * mızrak
cıdırık :
tür. * cıd (ses yansımalı kelime) + ır (geniş zaman fiil eki) + ık (isim/sıfat
yapım eki) * azızık, bir parça; karışık, birbirine girmiş, dolaşık; ishal
CIF :
ing. * cost (maliyet) + insurance (sigorta) + freight (navlun, nakliye ücreti)
* maliyet, sigorta, navlun; CFR teriminde olan yükümlülüklerin aynen
üstlenildiği, ancak bunlara ek olarak taşıma sırasında malların kayıp ve hasar
riskine karşı deniz sigortası sağlama yükümlülüğünün de alındığı ticaret tipi
cılga :
tür. * cılga (oyuk, hendek, çökük, çukur, delik) * ince, dar ve taşlı yol;
patika, keçi yolu, yol
cılız :
ara. * calaza (zayıf yapmak, güçsüzleştirmek), calaz (kurumuş ağaç, sararmış
ekin, kuru ağaç, dal veya yaprak) * güçsüz, zayıf, çelimsiz
cılk :
tür. * cılk (sulu, cıvık çamurun çıkardığı sesten kaynaklanan onomatopeik
kelime) * bozularak kokuşmuş, bozulmuş; irin toplamış yara, içi irin dolu, çok
kötü durumda
cılkava :
tür. * cılk (şişkinlik, şişme) + ava (ile ilgili, gibi) * kurtun ense kısmından
yapılan kürk
cımbar :
tür. * cımb (dönmek, yarım dönmek, başını çevirerek bakmak) + ar (-cı, yapan,
eden eki) * dokuma tezgahındaki kumaşı germeye yarayan iki yanı dişli araç
cımbız :
gre. * tsimbidi, tsimbistra (kıl koparma aleti) (tsimbo (çimdiklemek, pire
ısırmak, sinek sokmak) + idi, stra (ile ilgili, gibi, -a ait) ) * iki metal
veya ahşap çubuğun birleşiminden oluşan küçük kavrama aleti, küçük maşa
cıncık :
tür. * çıpçık, çımçık (parıltılı, küçük ve kırılgan nesne) (ses yansımalı
onomatopeik kelime) * camdan yapılmış bardak, tabak türü eşya; kırık cam ve
porselen parçacıkları; cam, sırça, cam kap kacak, bilye, misket, süslü boncuk
cıngıl :
tür. * cıng (süs ve salkım şekli) + ıl (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(tür.), şıngıl (küçük salkı ) (özb.); çıngıl (üzüm salkımı) (tür.), şingil
(salkım) (kır.); açinganos (dalcık, küçük dal; çingene) (gre.) * üzüm salkımını
oluşturan her bir dalcık, küçük üzüm salkımı
CIPA :
ing. * congenital (doğuştan) + insensitivity (duyarsızlık) + to pain (acıya
karşı) + with (ile) + anhidrosis (terleme yokluğu) * doğuştan gelen ve kişinin
acıyı hissetme yetisinin olmaması ile birlikte terleme yetisinin de bulunmadığı
nadir genetik bir durumu
cır :
tür. * cır (özür, af) * “cır dilerim” (özür dilerim, af dilerim), rica ederim,
lütfen gibi kullanılan bir kelime (Kıbrıs Türkçesi’nde)
cırboğa :
tür. * cır (ses çıkarmak, yüksek sesle bağırmak) + buka, bugra, boğa (erkek
sığır) * Avustralya'da yaşayan, kanguru gibi iki ayağı üzerinde zıplayarak
hareket eden fare boyunda keseli bir hayvan, keseli fare
cırcır :
tür. * cır (ses çıkarmak, yüksek sesle bağırmak) + cır (ses yansımalı
(onomatopeik kelime) ) * eşkanatlılardan, erkeği yaz aylarında, karnının
altında bulunan özel bir organdan kesik kesik ve tekdüze ses çıkaran bir böcek;
cırcırböceği, ağustosböceği; ishal için kullanılan kelime (sıvı haldeki
dışkının anüsten çıkış sesinden kaynaklanan ses yansımalı (onomatope) kelime)
cırcır böceği :
tür., lat. * cır (ses çıkarmak, yüksek sesle bağırmak) + cır (ses yansımalı
(onomatopeik kelime) + böcek (eklembacaklı, kanatlı veya kanatsız küçük hayvan)
+ i (iyelik eki) (tür.) * gryllidae (cırcır böceğigiller) familyasını oluşturan
parlak siyah renkli, yuvarlak iri başlı, kısa kanatlı, uzun antenli böcek
cırdaval :
tür., ara. * cır (ses çıkarmak, yüksek sesle bağırmak) (tür.) + tabl (geniş
yüzey, dairesel ve yassı tepsi) (ara.); daval (davul) (tür.) * uzun ve ucu
demirli cirit değneği; gürültü, karışıklık, şamata
cırıh :
ara. * cerh (yara), curuh (yaralanma) * serçeye benzer bir çeşit kuş; yırtık,
yarık
cırıldamak :
tür. * cır (ses çıkarmak, yüksek sesle bağırmak) + ıl (edilgen fiil eki) + da
(etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * cır cır diye ses çıkarmak
cırlak :
tür. * cır (ses çıkarmak, yüksek sesle bağırmak) + lak (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * kulağa hoş gelmeyen ses, tiz ses; cırcır böceği, ağustos böceği
cırlamak :
tür. * cır (ses çıkarmak, yüksek sesle bağırmak) + la (etken fiil eki) + mak
(fiil mastar eki) * cır cır diye ses çıkarmak
cırmalamak :
tür. * cır (ses çıkarmak, yüksek sesle bağırmak) + ma + la + mak *
tırnaklarıyla çizmek veya hırpalamak, tırmalamak
cırmık :
tür. * cır (ses çıkarmak, yüksek sesle bağırmak) + mık (isim yapım eki) *
tırmık, tırmalama
cırnak :
tür. * cır (ses çıkarmak, yüksek sesle bağırmak) + nak (isim yapım eki) *
yırtıcı hayvanların tırnağı
cırnık :
tür. * cır (ses çıkarmak, yüksek sesle bağırmak) + nık (isim yapım eki) * set
duvarlarında su akacak delik
cırt :
tür. * cırt (yırtılma sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime) * kumaş, kağıt
gibi şeyler yırtılırken çıkan ses
cırtlak :
tür. * cırt (yırtılma sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime) * hoşa
gitmeyen, keskin ve çiğ, tiz ses; olgunluktan ezilebilecek duruma gelmiş meyve,
sebze
cıs :
tür. * cıs (ateşin tene değdiğinde çıkan yanma sesinden ses yansımalı kelime) *
küçük çocukları ateşten, tehlikeli şeylerden korkutmak, küçüklerin onları
ellemesini önlemek için söylenen kelime; ateş, yakıcı şey
cıva :
far. * civa (canlı olmak, diri olmak, hareketli olmak) * simgesi Hg, atom
sayısı 80 olan oda sıcaklığında sıvı olarak bulunan, buharı ve bileşikleri
zehirli, gümüş renginde bir element
cıvadra :
ita. * civadera (yan yelken) * yelkenli gemilerde, geminin baş bodoslamasının
hemen üstünden dışarıya doğru biraz kalkık olarak uzatılan direk
cıvan :
far. * cavan, cuvan (genç, delikanlı, yiğit) * çok yakışıklı, güzel genç erkek
veya kadın.
cıvata :
lat., ita. * giaveta, giavitis (gia (büyük, iri) + vitis (asma, asma filizi,
bağ kütüğü, helezon, vida) ) (lat.); giant, géant (dev) (ing., fra.) * ucuna
somun takılarak sıkıştırılan iri başlı vida
cıvık :
tür. * suva (ıslatmak, sulamak), suvık, sıvık, cıvık (sıvı (akışkan) + ık (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * sulanmış, yoğunluğu azalmış
cıvıldamak :
tür. * cıvıl (kuş sesinden onomatopeik kelime) + da (ek) + mak (fiil mastar
eki) * kuşlar ses çıkarmak
cıvıltı :
tür. * cıvıl (kuş sesinden onomatopeik kelime) + tı (isim yapım eki) * kuş sesi
cıvıtmak :
tür. * suva (ısatmak, sulamak), suvı, sıvı, cıvı (su, akan) + t (ek) + mak
(fiil mastar eki) * ciddiyeti kaybetmek, yoğunluğu kaybetmek, sulandırmak
cıyaklamak :
tür. * cıya (bağırma sesini yansıtan onomatopeik kelime) + k (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) + la (ek) + mak (fiil mastar eki) * bağırmak, feryat etmek,
çığlık atmak
cız :
tür. * cız (yanma veya ateşte kızarma sesi, ateşe değen su sesi, ateş bir
nesneye değidiğinde, ateş suya daldırılınca, kızgın demirin üstüne su, kızgın
yağın içine bir şey atılınca çıkan ses) * ateş suya daldırılınca, kızgın
demirin üstüne su, kızgın yağın içine bir şey atılınca çıkan ses
cızbız :
tür. * cız (yanma veya ateşte kızarma sesi, ateşe değen su sesi, ateş bir
nesneye değidiğinde, ateş suya daldırılınca, kızgın demirin üstüne su, kızgın
yağın içine bir şey atılınca çıkan ses) + bız (etin ateşte pişirilmesi,
kızartılması esnasında çıkardığı sesten onomatopeik kelimeler) * kızartma
cızbüzzük :
tür. * cız (yanma veya ateşte kızarma sesi, ateşe değen su sesi, ateş bir
nesneye değidiğinde, ateş suya daldırılınca, kızgın demirin üstüne su, kızgın
yağın içine bir şey atılınca çıkan ses) + büzük (anüs) * her şeyden incinen,
alınan
cızgara :
tür. * cız (yanma veya ateşte kızarma sesi, ateşe değen su sesi, ateş bir
nesneye değidiğinde, ateş suya daldırılınca, kızgın demirin üstüne su, kızgın
yağın içine bir şey atılınca çıkan ses) + gara (araç eki) * tiz ve cızırdayan
bir ses veren geleneksel bir yaylı saz türü
cızık :
tür. * cız (iz bırakmak, çizmek) + ık (isim yapım eki) * iz, çizgi
cızıktırmak :
tür. * cız (iz bırakmak, çizmek) + ık (isim yapım eki) + tır (etken fiil eki) +
mak (fiil mastar eki) * bir şeyler çizmek
cızırdamak :
tür. * cız (ses yansımalı onomatopeik kelime) + ır (edilgen fiil eki) + da (ek)
+ mak (fiil mastar eki) * ince, tiz veya çıtır çıtır ses çıkarmak, tavada
kızarırken ses çıkarmak, cam çizilirken ses çıkmak
cızırtı :
tür. * cız (ses yansımalı onomatopeik kelime) + ır (edilgen fiil eki) + tı
(isim yapım eki) * cızırdama işi
cızlam :
tür. * cız (ince, tiz ses; yanmak) + lam (isim yapım eki) * sıvışma, savuşma,
kaçma, kaçıp gitme, ortadan kaybolmak, yok olmak (örneğin boylam, sağlam,
bağlam (tür.) )
cızlamak :
tür. * cız (ince, tiz ses; yanmak) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar
eki) * cız sesi çıkarmak
cibal :
ara. * cebel (dağ) * dağlar
cibil :
ara. * cabala, cebele (kalıp dökmek, şekil vermek, şekillendirmek,
biçimlendirmek) * yaratılma, yaratılış, oluşum, oluşturulma, şekil verilme,
şekillendirilme, biçimlendirilme
cibiliyet :
ara. * cabala, cebele (kalıp dökmek, şekil vermek, şekillendirmek,
biçimlendirmek), cibill (yaratılma, yaratılış, oluşum, oluşturulma, şekil
verilme, şekillendirilme, biçimlendirilme) * bir kimsede doğuştan bulunan
fiziksel ve ruhsal özelliklerinin, doğal yeteneklerin tümü, yaratılış, huy,
karakter; bir şeyin yaratılırken kazanmış olduğu özellikler bakımından durumu
cibilliyet :
ara. * cabala, cebele (kalıp dökmek, şekil vermek, şekillendirmek,
biçimlendirmek) + iyet (isim yapım eki) * yaratılış, huy, maya
cibinlik :
tür. * çibun (sinek) + lik (araç eki) * sivrisineklerden, sineklerden ve
benzeri böceklerden korunmak için, yatağın üzerine çadır gibi örtülen tül
cibre :
gre. * tsipuro (sıkılmış üzüm posası) (gre.); spiritus, spirit, esprit (zihin,
ruh; alkollü içecek;) (lat, ing., fra.), ispirto (tür.) * sıkılıp suyu alınan
üzüm ve benzeri meyvelerin posası
cibril :
ara. * cabara, cebr (zorlamak, güç uygulamak, baskı yapmak, kuvvet uygulamak,
gütmek, güdülemek), cabbar (zorlayıcı, baskılayıcı) + el (ilah, Allah)
(Allah'ın zorlaması) (ara.); algebra, algèbre, Algebra (matematikte
bilinmeyenleri ve denklemleri çözmek için sayı ve sembollerle yapılan işlemler,
cebir) (ing., fra., alm.) * Kur’an’ın vahiy yoluyla indirilmesi sürecinde vazifelendirilmiş
melek, Cebrail (Kur'an'da ismi geçen diğer melek Mikail’dir.)
cibt :
ara. * cabata (put yapmak, oymak) * oyma, put, idol, sanem, salib
cibuti :
ara. * cibt (put; tabak, plaka, levha, plaket) * putsal, put gibi; Cibuti'nin
başkenti
cicer :
gre., lat. * kikis (bezelye; fasulye) (gre.); cicer (lat.) * baklagiller
(Fabaceae) familyasının Faboideae alt familyasına ait Cicer cinsinden bir
baklagil türü
cichlidae :
gre. * kikhle (iskorpit/çipura benzeri küçük balık) + eidos (görünüş, şekil,
biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * tatlı
sularda yaşayan, özellikle Afrika ve Güney Amerika'da büyük çeşitlilik
gösteren, renkli görünümleri, gelişmiş ebeveyn bakımı ve karmaşık
davranışlarıyla tanınan ciklet balıklarını kapsayan balık familyası, ciklet
balıkları
cichlinae :
gre., lat. * kikhle (iskorpit/çipura benzeri küçük balık) (gre.) + inae
(zoolojik alt familya eki) (lat.) * özellikle Güney Amerika'da yaşayan, büyük
ve renkli türleri kapsayan, ciklet balıkları (Cichlidae) familyası içindeki bir
altfamilya
cichorium :
lat. * cichorium (hindiba) * yaprakları ve köküyle tanınan, yabani ve kültür
formları bulunan, Asteraceae familyasından otsu bir bitki
cici :
gre. * tsitsi (çiçi, et), tsitsidi (çıplaklık, çıplak olma) (gre.); ciccio
(sevimli) (lat., ita.) * temiz, hoş, cana yakın, sevimli, güzel
cicianne :
tür. * cici (hoş, tatlı, sevimli, güzel) + anne (ana, çocuk sahibi kadın, çocuk
sahibi kadın) * çocukların üvey anneye, büyükanneye veya büyükanne yaşındaki
akraba kadınlarına verdikleri isim
cicim :
far. * cacim (renkli iple dokunan kilim) * yatak örtüsü veya perde olarak
kullanılan nakışlı kilim
ciconiidae :
lat. * ciconia (leylek) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae
(-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * uzun bacaklı, uzun boyunlu ve uzun
gagalı kuşlar olan leylekleri kapsayan kuş familyası, leylekgiller
ciconiiformes :
lat. * ciconia (leylek) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim,
kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * leylekleri ve geleneksel
sınıflandırmalarda bazı uzun bacaklı sulak alan kuşlarını kapsayan kuşlar
takımı, leyleksiler
cicoz :
tür. * cicoz (yok, bitti, kalmadı anlamında halk ağzı sözcüğü) * tükenmiş,
kalmamış, mevcut olmayan; hiçbir şeyin kalmadığını ifade eden yerel söyleyiş
cicuta :
lat. * cicuta (zehirli su otu) * güçlü toksik özellikleriyle bilinen, bataklık
ve su kenarlarında yetişen, Apiaceae familyasından zehirli bir bitki
cid :
ara. * cid (boyun, gerdan) * gerdan, boyun
cidden :
ara. * cidd (keskinlik, netlik; enerji, gayret, çaba) + en (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * gerçek olarak, şaka olmayarak, gerçekten, hakikaten
ciddi :
ara. * cidd (keskinlik, netlik; enerji, gayret, çaba) + i (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * şaka olmayan, gerçek olan, hakiki, gerçek
ciddiyet :
ara. * cidd (keskinlik, netlik; enerji, gayret, çaba) + iyet (isim yapım eki) *
gerçek olma durumu, hakiki olma durumu
cide :
ara. * sid, cide (efendim) * Kastamonu’nun bir ilçesi
cifan :
ara. * cafana (çanak yapmak, şekil vermek, küçük kap hazırlamak), cefn (çanak,
küçük kap, tas, su kabı, kap, leğen, tekne, teşt, testi) * çanaklar, küçük
kaplar, taslar, su kapları, kaplar, tekneler, teştler, leğenler, testiler
cife :
tür. * cife (leş, iğrenç, tiksindirici) * leş, iğrenç, tiksindirici
cifir :
ara. * sifr (sıfır, boş), cifr (sayı) (ara.); cypher, chiffre, Chiffre, Ziffer
(sayı, kod) (ing., fra., alm.) * rakam, şifre, sayı
cifr :
ara. * cefr (saymak, hesaplamak, şifrelemek, kodlamak) * sayı, hesap, rakam,
şifre, şifreleme; matematiksel veya mistik sayısal hesap
cigabayt :
ing. * giga (milyar) + byte (7 veya 8 bitlik veri birimi) * yaklaşık bir milyar
byte’a eşit olan dijital bilgi depolama birimi
cigara :
far., may. * cagar, cigar (yakar, çakar) (far.); sikar (yuvarlak tütün
yaprakları) (may.); cigar (puro) (lat.) * sigara, puro
ciğer :
far. * cagar, cigar (yakar, çakar) * akciğer ve karaciğerin ortak ismi
(ciğerlerdeki süreç yanma işlemine benzermekte olup, akciğer oksijeni alır
karbondioksiti dışarı atar; karaciğer vücutta enerji oluşumunun en önemli
moleküllerinden olan glikozu üretir.)
ciğerpare :
far. * cagar, cigar (yakar, çakar) + pare (parça, kısım, bölüm, dilim) * ciğer
parçası; çok sevilen
cihad :
ara. * cahada, cehd (gayret etmek, uğraşmak, çabalamak, çalışmak, savaşmak,
azmetmek, fedakarlık etmek), mucahid (savaşan, cihad eden) * gayret, çaba,
savaş, uğraş, çalışma, mücadele; din uğruna yapılan savaş
cihan :
far. * ge, ci (yer) + han (mesken, barınak, mekan); (örneğin geographia
(coğrafya (ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) + graphia (yazı yazma, işaretleme,
çizme) ) (gre.) * dünya, evren, uzay, kainat, geniş alan
cihanbeyli :
far. * cihan (dünya, evren, uzay, kainat, geniş alan) + beg, bey (bay, kişi;
ağa, efendi, reis, amir, lider, hakim, hükümdar, yönetici, sayesinde imkana sahip
olunan, erkek için saygı ifadesi olan son ek; asil, soylu, muteber, saygın,
zengin, mal mülk sahibi) + li (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Konya'nın
bir ilçesi
cihangir :
far. * cihan (dünya, evren, uzay, kainat, geniş alan) + gir (taşıyan, yapan, tutan,
alan, işlevi yerine getiren, ele geçiren, fetheden) * dünyanın büyük bir
bölümünü savaşarak ele geçiren kimse veya ulus; dünya hakimi, dünya fatihi
cihannüma :
far. * cihan (dünya) + nama (göstermek, sergilemek), nüma (gösteren, görünüş
veren, ortaya koyan, sergileyen) * dünyayı gösteren, evreni tanıtan; dünya
haritası, dünya atlası; her tarafın görülebileceği şekilde yapılmış, camlı çatı
katı
cihanpenah :
far. * cihan (dünya, evren, uzay, kainat, geniş alan) + penah (sığınak, koruma;
koruyan, koruyucu) * cihanın koruyucusu olan; dünyanın sığınağı, korunacak yer;
dünya nimetlerine sığınan, korunmuş kimse (mecazi)
cihanpesend :
far. * cihan (dünya, evren, uzay, kainat, geniş alan) + pasandidan (beğenmek,
hoşlanmak), pesend (beğenen, hoş bulan) * dünyayı beğenen, dünya ile ilgilenen
cihansalar :
far. * cihan (dünya, evren, uzay, kainat, geniş alan) + salidan, salarşodan
(yönetmek, başında bulunmak, idare etmek), salar (idare eden, yöneten, komutan)
* dünyanın başkanı, büyüğü ve kumandanı olan, padişah, dünyayı yöneten, evrenin
hakimi; büyük otorite sahibi kişi (mecazi)
cihansitan :
far. * cihan (dünya, evren, uzay, kainat, geniş alan) + sitan (yer, ülke,
diyar) (far.); situs (yer, konum, durum, mevki; yerleşim yeri) (lat.); sit
(oturmak) (ing.) * dünyayı zapteden, dünyayı fetheden, padişah, hükümdar,
evrensel hükümdar, padişah
cihansuz :
far. * cihan (dünya, evren, uzay, kainat, geniş alan) + suzdan (yakmak,
yanmak), suz (yakan, üzen, acı veren) * dünyayı yakan, evreni üzen; dünyayı
felaketle dolduran, acı veren, zulmeden
cihanşinas :
far. * cihan (dünya, evren, uzay, kainat, geniş alan) + şenastan (tanımak,
bilmek, fark etmek), şinas (bilen, tanıyan) * dünyayı tanımış, her şeyi yerli
yerinde bilen; coğrafya uzmanı, alim veya dünya bilgisine sahip kişi
cihanşümul :
far. * cihan (dünya) + şamela (içermek, kapsamak, içine almak, kuşatmak,
kucaklamak), şümul (içerme, kucaklama, kapsama, kuşatma, kapsam) * dünya
çapında, dünyayı kapsayan
cihar :
far. * car, cihar (dört) * dört
ciharıdü :
far. * car, cihar (dört) + i (tamlama eki) + dü (iki) * tavla oyununda atılan
zarların “dört iki” gelmesi durumu
ciharıse :
far. * car, cihar (dört) + i (tamlama eki) + se (üç) * tavla oyununda atılan
zarların “dört üç” gelmesi durumu
ciharıyek :
far. * car, cihar (dört) + i (tamlama eki) + yek (bir, tek) * tavla oyununda
atılan zarların “dört bir” gelmesi durumu
cihat :
ara. * cehd, cehede (gayret etmek, uğraşmak, çabalamak, çalışmak, azmetmek,
fedakarlık etmek), mucahid (savaşan, cihad eden) * savaş, uğraş, çaba, gayret,
mücadele; din uğruna yapılan savaş
cihaz :
ara. * cehheze (hazırlamak, donatmak, teçhiz etmek), techizat (donanım,
donatım, donatma), cihaz (donanım, donatım, donatma, alet, araç, gereç,
mekanizma), mücehhez (donanımlı, techizatlı) * donanım, donatım, donatma, alet,
araç, mekanizma
cihet :
ara. * cihet (yüz, yön, doğrultu, bakım); vech (yüz, çehre, surat; suret; yön,
taraf), veche (yan, taraf, yüz) * yön, istikamet, doğrultu, yan, taraf
cila :
ara. * cila (parlaklık, ışıma) (ara.); gleam, glitter, glänzen (ışıldamak,
parıldamak) (ing., alm.) * bir nesneyi parlatmak için kullanılan kimyasal
bileşik
cilalı taş devri :
tür. * cila (parlaklık, ışıma) + lı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + taş
(sert mineral, kaya parçası) + devr (döngü, donem, periyod, dönüş, siklus) + i
(iyelik eki) * önceki devirlere göre daha sert ve daha düzgün taş aletlerin
yapıldığı, topraktan veya kilden yapılan kapların ateşte pişirildiği ve
böylelikle seramik sanatının başladığı çağ, Neolitik Çağ, Yeni Taş Çağı
cilasun :
moğ. * calagu, zalu (genç, gençlik, delikanlı, delikanlılık) * kahraman,
bahadır, cesur (kimse); eli çabuk, becerikli kimse
cilbab :
ara. * celebe (örtmek, kaplamak, sarmak, saklamak, gizlemek) * kadınların vücut
hatlarını kapatan, baştan aşağı vücudu örten, İslam kültüründe tesettür
kapsamında kullanılan uzun dış giysisi veya dış giyim, celabib (ç.)
cilban :
ara. * celb (toplamak, bir araya getirmek, yığmak, çağırmak, getirmek) + an
(isim yapım eki * çok küçük taneli fasulye
cilbent :
far. * cild (deri; meşin) + band (bağ) * kağıt ve bezleri saklamaya yarayan
dosya, klasör
cilbir :
erm. * tsvabur, çilbur (yumurta aşı, yumurtalı yemek) * haşlanmış yumurta
üzerine yoğurt ve kızgın yağ dökülerek yapılmış yemek
cild :
ara. * cellede (deri kaplamak, ciltlemek, deriyi işlemek; deriye temas etmek,
deriye vurmak, kırbaçlamak, kamçılamak), cellad (deriye vuran, kırbaçlayan,
kamçılayan), mücellid (ciltçi, cilt kaplamacısı) (ara.); guild, guilde, Gilde
("der"nek, cemiyet, topluluk, lonca) (ing., fra., alm.) * sayfaların,
yaprakların birbirine dikilmesi, yapıştırılması ve bez veya kağıtla
kaplanmasıyla oluşturulmuş defter, kitap veya dergi kapağı, kitap kabı,
toplanmış sayfalar; ten, deri (vücudu "der"leyen ve kaplayan, içine
alan yapı)
cildiye :
ara. * cild (deri, ten) + iye (isim yapım eki) * deri hastalıkları ile ilgili
bilim sahası, dermatoloji
cildiyeci :
ara., tür. * cild (deri) + iye (ile ilgili, gibi, -a ait) (ara.) + ci (ile
ilgili olan, yapan) (tür.) * cilt doktoru, dermatolog
cilia :
lat. * cilium (kirpik), cilia (kirpikler) * hücrelerin veya bazı küçük
canlıların yüzeyinde bulunan, hareket veya sıvı taşınmasını sağlayan ince,
kirpik benzeri uzantılar; kirpikler
cillop :
far., ara. * gulab (far.), culab, cullab (ara.) * çeşitli meyve ve çiçeklerden
yapılan şekerli içecek, gülsuyu, şerbet; parlak, temiz ve arınmış (konuşma
dilinde ve argoda)
cilt :
ara. * cellede (deri kaplamak, ciltlemek, deriyi işlemek; deriye temas etmek,
deriye vurmak, kırbaçlamak, kamçılamak), cellad (deriye vuran, kırbaçlayan,
kamçılayan), mücellid (ciltçi, cilt kaplamacısı) (ara.); guild, guilde, Gilde
("der"nek, cemiyet, topluluk, lonca) (ing., fra., alm.) * sayfaların,
yaprakların birbirine dikilmesi, yapıştırılması ve bez veya kağıtla
kaplanmasıyla oluşturulmuş defter, kitap veya dergi kapağı, kitap kabı,
toplanmış sayfalar; ten, deri (vücudu "der"leyen ve kaplayan, içine
alan yapı)
ciltçi :
ara., tür. * cild (sayfaların, yaprakların birbirine dikilmesi, yapıştırılması
ve bez veya kağıtla kaplanmasıyla oluşturulmuş defter, kitap veya dergi kapağı,
kitap kabı, toplanmış sayfalar; ten, deri (vücudu "der"leyen ve
kaplayan, içine alan yapı) (ara.) + çi (yapan, eden eki) (tür.) * kitaplara
cilt kaplayan kişi, cilt yapan kimse, cilt kaplamacısı
ciltlemek :
ara., tür. * cilt (deri, ten; kitap kapağı) + le (etken fiil eki) + mek (fiil
mastar eki) * kitapları cilt ile kaplamak
cilve :
ara. * cilve (açma, gelinin duvağını açarak yüzünü göstermesi; parlaklık,
allık, cila) (cila (parlaklık, aydınlık) + ve (durum eki) ) (ara.); gleam,
glitter, glänzen (ışıldamak, parıldamak) (ing., alm.) *
cilvebaz :
ara., far. * cilve (hoşa gidecek davranışlarda bulunma, nazlanma) + baz (-cı,
yapan, eden kişi; oynayan, iştigal eden, uğraşan) * gösterişli, nazlı,
albenili; süslenmiş veya çekici davranan cilveli
cilvekar :
ara., far. * cilve (hoşa gidecek davranışlarda bulunma, nazlanma) + kar (-cı,
yapan, eden eki) * gösterişli, nazlı, albenili; süslenmiş veya çekici davranan
cilveli
cim :
ara. * cim (ج) * Arapça alfabenin üçüncü harfi (be’den sonra, dal’dan önce
gelir)
cima :
ara. * cima (toplanma, bir araya gelme, birleşme) (cem (toplamak, bir araya
getirmek, birleşmek) + a (isim yapım eki) ) * cinsel birleşme, cinsel ilişki
cimah :
ara. * camaha (koşmak, kaçmak; gem tanımamak, başını alıp gitmek, dizgin tanımadan
koşmak) * koşma, kaçma, azgınlık, direnme, başkaldırma; gem vurulamama, kaçıp
gitme; binicisi zabtedemediğinden, atın serkeş olup binicisini istememesi
cimbakuka :
far., gre. * cumba (çıkıntı, tümsek) (far.) + kuka (balık avlama çengeli) *
vücut yapısı düzgün olmayan, çelimsiz, bakımsız, eğri büğrü, biçimsiz (kimse)
cimcime :
ara. * cumcuma (kafatası, tahta kase, kap) (ara.); Jim (kısa ve tatlı anlamı
içeren, James isminin küçültülmüş hali) (ing.) * küçük ve tatlı bir karpuz
cinsi; ufak tefek, akıllı, becerikli, konuşkan ve sevimli kadın (mecaz)
cimdallı :
tür. * cim (aptal, saçma, çılgın) + dal (uzantı, ek) + lı (ile, birlikte,
beraber, sahibi) * oynak, kıvrak, tez canlı, zıpır; kadınların oynadığı
hareketli bir oyun; bindallıya benzer desenli kumaş
cimeries :
gre., lat. * kheima (kış mevsimi), khimaira (Yunan mitolojisinde aslan başlı,
keçi gövdeli ve yılan kuyruklu melez yaratık) (khi (dişi) + maira (keçi) )
(gre.); cimeries (lat.) * Hz. Süleyman’ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton,
Clavicula Salomonis’te maji ile ilgili olan ve 72 cini tanımlayan Ars Goetia
(Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, afrikalı savaşçı figüründe siyah bir ata
binmiş olarak tasvir edilen, kaybolmuş hazineleri bulma, dilleri öğretme ve
insanları cesur askerlere dönüştürme güçlerine sahip yirmi lejyonerli 66. cin
cimicidae :
lat. * Cimex (tahtakurusu; böcek adı) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form)
(gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * çoğunlukla kuş ve
memelilerin kanıyla beslenen, yassı vücutlu, kanatsız veya kısa kanatlı
tahtakurularını kapsayan böcek familyası
cimicifugae racemosa rhizoma
:
lat., gre. * cimex (tahtakurusu, böcek) + fugere (kaçmak; sıvışmak,
uzaklaşmak), fugare (kovmak, savmak) + racemus (salkım, salkım üzüm, demet)
(lat.) + rhizoma (yeraltı gövdesi, kök, yeraltı sapı) (gre.) * rizomları ve
kökleri, özellikle aktein ve simicifugosid, simicifugin, kafeik asit, çeşitli
saponinler ve fenolik asitler gibi triterpen glikozitler olmak üzere çeşitli
fitokimyasallar içeren, menopoz semptomlarını tedavi etmek için kullanılan
Ranunculaceae familyasından Kuzey Amerika'nın bir yerli bitkisi
cimnastik :
gre. * gumnos, gymnos (çıplak) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(gre.); gymanisum (beden çalışması yapma yeri, spor salonu) (lat.) * güç ve
beden koordinasyonunu geliştirmek için yapılan fiziksel egzersizler
cimri :
far. * cimri (fakir, soysuz, sefil, dilenci, nekes, hasis) * parası olduğu
halde harcamayan, elisıkı
cin :
ara. * cenne (örtmek, gizlemek, saklamak, kaplamak, koumak) * örtülü olan,
gizli olan, görünmeyen; farklı boyut varlığı
cin deliği :
ara., tür. * cinn (görünmeyen, örtülü; farklı boyut varlığı) (ara.) + delik
(boşluk, giriş yeri, ağız) + i (iyelik eki) (tür.) * zurna ve kavalın en uç
kısmındaki küçük delikler
cinacalcet :
lat. * cinchona (malarya tedavisinde kullanılan bitki) + calcet (kalsiyum eki)
* kandaki yüksek kalsiyum seviyesini, kronik böbrek hastalığını, primer
hiperparatiroidizmi, tersiyer hiperparatiroidizmi ve paratiroid karsinomunu
tedavi etmek için kullanılan ilacın etken maddesi (C22H22F3N)
cinai :
ara. * gunaya, cinaya (suç) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * cinayetle
ilgili, suçla ilgili
cinan :
far. * cenne (örtmek, gizlemek, saklamak, kaplamak, koumak), cinn (örten,
kaplayan, koruyan, görünmeyen, örtülü olan, üstün olan, üstü kaplayan, üstte
olan) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * güzel, gizli veya kıymetli yer;
cennet
cinas :
far. * cins (tür, çeşit, yaratılış) * anlamları ayrı, yazılışları ve
söylenişleri aynı olan kelimeleri farklı anlamlarda olmak üzere kullanma,
benzeşme, aynı cinsten olma, telmih, pun
cinayet :
ara. * gunaya, cinaya (suç) + et (ile ilgili olma), cani (öldüren, cinayet
işleyen, suç işleyen), cunah, gunah (hata, yanlış, suç) * kasten bir kişiyi
öldürme, adam öldürme, katliam, öldürme
cinclidae :
gre., lat. * kinklos (kuyruğunu sallayan küçük bir su kuşu; su kıyısında
yaşayan kuş) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae
(-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * akarsularda yürüyüp dalarak beslenen,
kısa kuyruklu, koyu renkli ve su altına dalabilen dağ kuşlarını (su
karatavuklarını) kapsayan kuş familyası
cinclodes :
gre. * kinklos (kuyruğunu sallayan küçük su kuşu) + oeides (gibi, ile ilgili,
benzer, şekilli, biçimli) * akarsu kenarlarında yaşayan, uzun ve hafif kıvrık
gagalı, yerde beslenen ve özellikle Güney Amerika'da yayılış gösteren fırın
kuşları (Furnariidae) familyasına ait kuş cinsi
cinclosomatidae :
gre. * kinklos (kuyruğunu sallayan küçük su kuşu) + soma, somatos (vücut,
gövde, cisim, beden, yapı; topluluk, toplum veya cemiyet) (gre.) + eidos
(görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki)
(lat.) * uzun gövdeli, kuyruk hareketleriyle dikkat çeken ve genellikle
Avustralya çevresinde yaşayan, bıldırcın ardıç kuşları, mücevher ötleğenleri,
Cinclosoma cinsindeki yer kuşlarını (whipbirds, quail-thrushes) kapsayan
Avustralya ile Yeni Gine bölgelerine özel olan bir ötücü kuş familyası
cinereous :
lat. * cinis, cineris (kül) + osus (ile ilgili,-a ait) * kül renginde, kül grisi;
özellikle hayvanların tüy, tüy örtüsü veya bitkilerin yüzeyinde külü andıran
soluk gri renk gösteren
cingil :
tür., gre. * şıngıl, çıngıl, cingil (salkım; süs eşyası, süs eşyalarının
çıkardığı sesten onomatopeik kelime) (tür.); açinganos, tsinganos (dalcık,
kurutulduktan sonra üzüm salkımının üstünde kalan küçük dal; çingene),
tsinganos (çingene) (tsing, çing, çeng (müzik aleti, çalgı) + ane (ile ilgili,
gibi, -a ait) ) (gre.) * üzüm salkımını oluşturan her bir dalcık, küçük üzüm
salkımı; süs ve salkım şeklinde nesneler
cingöz :
ara., tür. * cinn (cin, örtülü, gizli, görünmeyen) + göz (görme organı) * hiç
aldatılamayan, kurnaz, açıkgöz, zeki
cingulata :
lat. * cingulata (cingulum, (kemer, kuşak, kayış) (cingere (kuşanmak, kuşatmak,
çevrelemek, sarmak) + ulum (küçültme eki) ) + ata (taksonomik çoğul eki) ) *
vücutları kemer veya kuşak biçimli zırh halkalarıyla kaplı olan, özellikle
kemiksi zırh plakalarına sahip armadilloları kapsayan memeliler grubu
cingulate korteks :
lat. * cingulata (cingulum, (kemer, kuşak, kayış) (cingere (kuşanmak, kuşatmak,
çevrelemek, sarmak) + ulum (küçültme eki) ) + ata (taksonomik çoğul eki) ) +
cortex (kabuk) * beyin yanküresinin içyan yüzü üzerinde, corpus callosumun
hemen üstünde yer alan ve limbik lobun bir parçası olarak kabul edilen beyin
bölümü, singulat korteks
cingulomania :
lat., gre. * cingulum (kemer, kuşak) (cingo, cingere (çevrelemek, kapsamak;
kuşatmak) + ulum (küçültme eki) ) (lat.) + mania (tutku, tutkunluk, çılgınlık,
delilik, takıntı, coşku) (gre.) * birine karşı duyulan obsesif ve yoğun
sarılma, kucaklama ve onu kollarının arasında sıkma arzusu
cingulum :
lat. * cingo, cingere (çevrelemek, kapsamak; kuşatmak) + ulum (küçültme eki) *
kemer, kuşak, sarmal yapı
cinn :
ara. * canna, cannana, cenne, cennene (örtmek, kaplamak, sarmak, gizlemek,
korumak) * örtülü olan, gizli olan, görünmeyen; Kur’an’ın 72. suresinin ismi
cinnah :
ara. * cenah, cinnah (uç, köşe, kenar, kanat, kol; taraf, yan) * kenar, köşe,
uç; kanat; taraf, yan; sınır, zirve, doruk, uç nokta
cinnet :
ara. * cenne (kaplamak, örtmek, saklamak, gizlemek), cinn (örtülü, gizli,
görünmeyen, cin) + et (isim yapım eki) * delilik, akıl tutulması, çılgınlık,
kendini kaybetme, kontrolsüz ruhsal bozukluk, cin tesiri altına girme; aşırı
öfke veya taşkınlık hali
cins :
gre., ara. * genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl,
soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori), genesis (oluşum,
yaratılış) (gre.); cenese (ayırmak, sınıflandırmak, türünü belirlemek) (ara.) *
tür, çeşit, kategori, soy, nesil, yaratılış durumu
cinsel :
gre., ara., tür. * genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk,
döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori), genesis
(oluşum, yaratılış) (gre.) + cins (tür, çeşit, kategori, soy, nesil, yaratılış
durumu) (ara.) + el (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (tür.) * cins ile
ilgili, cinsiyet ile ilgili, seksüel
cinsilatif :
gre., ara. * genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl,
soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori), genesis (oluşum,
yaratılış) (gre.); cins (tür, çeşit, kategori, soy, nesil, yaratılış durumu) +
i (tamlama eki) + latif (güzel, yumuşak, mülayim, nazik, şirin) (ara.) * hoş,
yumuşak, nazik kadın
cinsiyet :
gre., ara. * genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl,
soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori), genesis (oluşum,
yaratılış) (gre.); cins (tür, çeşit, kategori, soy, nesil, yaratılış durumu) +
iyet (isim yapım eki) (ara.) * bir kavime, bir kabileye, bir millete mensub
olma; bir cins ile ilgili olma, seks
cinuçen :
far. * cinn (kaplayan, örten, üstünü örten, üstte olan, üstün, galip) + u
(tamlama eki) + cang, cenk, çeng (savaş, harp) * muzaffer, galip, üstün gelmiş
cinyolu : ara.,
tür. * cinn (kaplayan, örten, üstünü örten, üstte olan, üstün, galip) (ara.) +
yol (bir yerden bir yere gitmek için iz, geçit, ilerleme hattı, güzergah) + u
(iyelik eki) (tür.) * tarlaların arasında görülen verimsiz topraklar
cip :
ing. * jeep (GP (general (genel) + purpose (amaç) ) * genel amaçlı kullanım
arabası; Amerikan ordusunda yeni asker veya yeni arac için kullanıkan terim,
Jeep
cips :
ing. * chip (küçük parçalara kesmek; küçük parça) + s (çoğul eki) * kıyılmış
küçük parçalar
ciranta :
ita. * girare (döndürmek, çevirmek), girante (döndüren, çeviren; senedin
arkasını imzalayan kişi) * bir bonoyu, senedi ciro eden (imzalayan) kimse
circinate :
lat. * circinus (pergel, daire çizme aracı) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım
eki) * dairesel biçimde kıvrılmış, uç kısmı içe doğru helezon veya yay şeklinde
sarılmış; özellikle botanikte genç yaprakların veya sürgünlerin salyangoz
kabuğu gibi içe kıvrılmış durumunu ifade eden nitelik
circumplanetary :
gre., lat. * kirkos (daire, çember, halka, çevre, çevrelenmiş alan) (gre.),
circus (lat.), circum (etrafında, çevresinde) (lat.) + planetarius (gezegene
ait, gezegensel) (planetes (dolaşan, hareket eden, gezen, gezegen, gezgin
yıldız) (gre.) + arius (ile ilgili, -a ait; sıfat eki) (lat.) * bir gezegenin çevresinde
bulunan, gezegen etrafında dönen veya gezegenin kütle çekim alanı içinde yer
alan yapı, madde veya süreçlerle ilgili
circumstellar :
gre., lat. * kirkos (daire, çember, halka, çevre, çevrelenmiş alan) (gre.),
circus (lat.), circum (etrafında, çevresinde) (lat.) + stella (yıldız) + aris
(ile ilgili,-a ait) (lat.) * bir yıldızın çevresinde bulunan, yıldızı kuşatan
gaz, toz, madde veya yapı ile ilgili
cirim :
ara. * cirm (cüsse, hacim, gövde) * bir cismin uzayda veya bir kap içinde
doldurduğu boşluk, oylum, hacim
cirit :
ara. * carid (kabuğu soyulmuş hurma dalı, sırık), cerade (soymak, kabuğunu
sıyırmak; çekirge) * iki takımın, dörtnala koşan atlar üzerinden birbirine
değnek atarak, topluca oynadıkları bir oyun; bu oyunda kullanılan 1 metre
uzuluğundaki değnek
cirm :
ara. * cirm (cüsse, hacim, gövde) * vücud, deri, ten, cüsse, gövde, hacim,
büyüklük; yıldız
ciro :
gre. * gyros (dönüş, döngü, çevrim, tekerlek) (gre.); gear (dişli, vites)
(ing.) * toplam satışların tutarını ifade eden rakam, satış döngüsünden elde
edilen para miktarı
cirripedia :
lat. * cirrus (kıvrım, püskül, saçak; kıvrık uzantı) + pes, pedis (ayak) *
kayalara, gemi gövdelerine ve deniz canlılarının yüzeylerine tutunarak yaşayan,
erişkinlerinde kireçli kabuk plakaları bulunan ve tüysü bacaklarıyla besin
süzen sülükayaklıları (barnacle) kapsayan kabuklular grubu
cirripedidae :
lat. * cirrus (kıvrım, püskül, saçak, saç lülesi, bukle, ince uzantı, kıvrık
uzantı) + pes, pedis (ayak) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller,
zoolojik familya eki) (lat.) * sülükayaklı kabukluların (barnacle) oluşturduğu,
erişkinlerinde tüysü beslenme uzantıları (cirri) bulunan deniz kabukluları
familyası
cirrus :
lat. * cirrus (kıvrım, püskül, saçak, saç lülesi, bukle, ince uzantı, kıvrık
uzantı) * kıvrılmış saç tutamı, püskül veya ince kıvrımlı uzantı; bilimsel
terimlerde ince, lifsi veya saçak biçimli yapıları ifade eden kök
cisim :
ara. * cesseme (somutlaştırmak, vücuda getirmek, bedenlendirmek, bedene
büründürmek; şekillendirmek, şekil vermek, biçimlendirmek), cesim (büyük, iri,
cüsseli), cesamet (irilik, büyüklük, büyük olma) * şekilli madde; somut olgu,
beden, gövde, vücut
cisir :
süm. * gusur (kiriş, direk, kalas) * toprak damların üzerine tavan oluşturmak
için konulan iri kesilmiş uzun ağaç, tomruk
cismani :
ara. * cism (şekilli madde; somut olgu, beden, gövde, vücut) + ani (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * gövdesel, bedensel, vücutsal, somut, fiziksel
cismen :
ara. * cism (şekilli madde; somut olgu, beden, gövde, vücut) + en (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * bedence, beden olarak, vücutça, vücut olarak
cis-neptünyen :
lat. * cis (bu tarafında, berisinde) + Neptunus (Neptün; Roma mitolojisinde
deniz tanrısı, gezegen adı olarak Neptün) + ianus (ile ilgili,-a ait) * Güneş
Sistemi'nde Neptün yörüngesinin içinde, yani Neptün'den Güneş'e doğru olan
bölgede bulunan cisim veya oluşumlarla ilgili
cisr :
ara. * cisr (köprü; geçit, özellikle ağaçtan yapılmış köprü) * köprü, geçit;
iki yeri birbirine bağlayan yapı
cisr-i muallak :
ara. * cisr (köprü) + i (tamlama eki) + alaka (asmak, iliştirmek, bağlamak),
muallak (asma, asılmış, iliştirilmiş, bağlanmış) * asma köprü
cistaceae :
gre., lat. * kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası,
sidik torbası), kysthe (kutu, sepet, sandık) (gre.); cista (lat.) + aceae
(-giller, botanik familya eki) (lat.) * Akdeniz bölgesinde ve kurak yerlerde
yetişen, çiçekleri genellikle gösterişli, çoğunlukla çalımsı veya otsu yapıda
olan, ladenler (Cistus) ve yakın akrabalarını kapsayan bitki familyası,
ladengiller, kaya gülü ailesi
cistudinidae :
gre., lat. * kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası,
sidik torbası), kysthe (kutu, sepet, sandık) (gre.); cista (lat.) + ina
(küçültme eki) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller,
zoolojik familya eki) (lat.) * kubbe biçimli yüksek kabukları ve menteşeli
karın plakalarıyla tanınan, kara kaplumbağalarını (özellikle kutu
kaplumbağalarını (cistudo) ) kapsayan eski/klasik sınıflandırmalarda kullanılan
kaplumbağa familyası
cistus :
gre., lat. * kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası,
sidik torbası), kysthe (kutu, sepet, sandık) (gre.); cista (lat.), cistus (kaya
gülü) (lat.) * reçineli yaprakları ve gösterişli çiçekleriyle tanınan, Akdeniz
iklimine uyumlu, Cistaceae familyasından çalı formunda bir bitki, laden otu,
kaya gülü
citharexylum :
gre. * kithara (telli çalgı) + xylon (odun) * odununun müzik aletlerine
uygunluğuna gönderme yapan, tropikal bölgelerde yetişen, Verbenaceae
familyasından bir ağaç
citrullus :
lat. * citrullus (küçük kavun) * sulu ve etli meyveler veren, sıcak iklimlere
uyumlu, Cucurbitaceae familyasından bir bitki
citrus :
lat. * citrus (narenciye ağacı, limon) * aromatik kabuklu ve sulu meyveleriyle
bilinen narenciye ağaçlarını kapsayan, Rutaceae familyasından bir cins
civa-manganez :
far. * civa (canlı olmak, diri olmak, hareketli olmak; simgesi Hg, atom sayısı
80 olan oda sıcaklığında sıvı olarak bulunan, buharı ve bileşikleri zehirli,
gümüş renginde bir element) (far.) + magnes (mıknatıs, manyetik mineral,
manyez; simgesi Mn, atom numarası 25, atom ağırlığı 54,938, yoğunluğu 7,39
olan, doğada oksit durumunda bulunan, çok sert ve kırılgan, çeliği
sertleştirmekte yararlanılan, genellikle alaşımlarda kullanılan, beyaz gri
renkte, parlak bir element, mangan) (gre.) * yapısında normalden çok daha fazla
cıva ve manganez bulunduran, tayf çizgisinde 398,4 nm'de özel bir emilim
çizgisi görülen kimyasal olarak tuhaf bir B sınıfı ana kol yıldızı türü, HgMn
yıldızı
civan :
far. * cuvan (oğlan, genç, delikanlı) (far.); juvenalis, young, jeune, jung
(genç) (lat., ing., fra., alm.), cuca, cuce, civciv (kuş yavrusu, küçüğü; cüce)
(far.) * genç, yiğit, delikanlı; canlı, dinç, taze
civanperçemi :
ara., far. * civan (genç) (ara.) + perçem (kakül) (par, per (kanat) + çamidan
(salmak), çam, çem (salınmış, salma) ) (far.) + i (iyelik eki) (tür.) * Asya,
Avrupa ve Kuzey Amerika gibi kuzey yarımkürenin ılıman bölgelerine özgü olan,
papatyagiller (Asteraceae) familyasının üyesi olan çiçekli bir bitki
civar :
ara. * cara (sapmak, dolanmak), cevr (komşu olmak, etrafında olmak, yakınında
olmak) (ara.); çevre (etraf, taraflar, kenarlar, muhit) (tür.) * çevre, etraf
(taraflar), etraftaki yakın yerler, yöre, dolay
civciv :
far. * cuca, cuce, civciv (kuş yavrusu, küçüğü; kümes hayvanı yavrularının
çıkardığı sesten onomatope bir kelime) * kümes hayvanlarının ve kuşların
yumurtadan yeni çıkmış yavrusu
civelek :
far. * cuvan (oğlan, genç, delikanlı) + ek (-cık, küçültme eki) * canlı,
neşeli, sokulgan, oynak, cilveli, fıkır fıkır; Osmanlı döneminde, yakışıklı
gençler arasından seçilerek yeniçeri ocağına yeni alınmış veya yeniçeri adayı
durumundaki delikanlı
ciyad :
ara. * cada (cömert olmak, bol vermek, iyi olmak) * değerliler, iyiler,
cömertler, yiğitler, kahramanlar; iyi atlar; seçkin atlar
ciyadet :
ara. * cada (cömert olmak, bol vermek, iyi olmak), ciyad (değerliler, iyiler,
cömertler, yiğitler, kahramanlar; iyi atlar; seçkin atlar) + et (isim yapım
eki) * tazelik, yenilik; iyilik, güzellik; cömertlik, bolluk, yücelik
ciyaklamak :
tür. * ciyak (bağırma sesinden onomatopeik kelime) + la (ek) + mak (fiil mastar
eki) * bağırmak, feryat etmek, çığlık atmak
ciz :
ara. * caza (kökünden kesmek, gövdeyi ayırmak, bölmek, ayırmak, parçalamak),
cuz (kısım, parça, bölüm) * ağaç gövdesi, gövde, ana kütle, ağaç kütüğü, ağaç
kökü; kuru direk; hurma ağacının kökü, hurma ağacı; çatı örtüsünde kullanılan
ağaçlar
cizre :
ara. * cezire, cizre (ada) * Şırnak’ın bir ilçesi
cizvit :
lat. * Jesuita (Jesus (İsa) (Jashua, Yashua, Isous, Jesus, İys, İyş (oluş,
yaşam, hayat) (ibr., gre., lat., ara.) + itas (isim yapım ve durum eki) ) * İsa
cemiyetinin üyelerine verilen isim
cizye :
ara. * caza, ceze (karşılıklandırmak, karşılık vermek; ödüllendirmek) + iye
(isim yapım eki), ceza (karşılık) * vergilendirme, vergi, haraç, karşılık;
İslam hukukunda, Müslüman olmayan halktan belirli haklar karşılığında alınan
yıllık vergi veya mali yükümlülük
CK :
ing. * creatine (kreatin) + kinase (kinaz) * kas hasarını veya kalp krizini
gösterebilen enzim testi
Cl :
gre. * chlorum (khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.) + um
(element adı eki) (lat.) ) * atom numarası 17 olan, periyodik tablonun 17.
grubunda bulunan, keskin kokulu, sarımsı yeşil renkli ve yüksek reaktifliğe
sahip olan, su arıtımında, dezenfektanlarda, PVC üretiminde ve kimya
endüstrisinde kullanılan bir halojen element
cladocera :
gre. * klados (dal, sürgün, dallanmış yapı) + keras, kerato (boynuz), kerata
(boynuzlar) * çoğunlukla tatlı sularda yaşayan, vücutlarının yan taraflarında
dallanmış görünümlü antenleri bulunan, küçük kabukluları kapsayan Branchiopoda
sınıfına bağlı bir grup, su pireleri
cladrastis :
gre. * klados (dal, sürgün, dallanmış yapı) + thraustos (kırılgan) * dallarının
kırılgan yapısına atıfla adlandırılmış, süs değeri yüksek, Fabaceae
familyasından bir ağaç
clariidae :
gre. * khlaros (canlı, çevik, hareketli) (gre.); clarias (yayın balığı cinsi
adı) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik
familya eki) (lat.) * hava soluyabilen yardımcı solunum organlarına sahip, uzun
gövdeli, bıyıklı ve çoğunlukla tatlı sularda yaşayan yürüyen yayın balıklarını
kapsayan balık familyası
clariiformes :
gre. * khlaros (canlı, çevik, hareketli) (gre.); clarias (yayın balığı cinsi
adı) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili,
-a ait) ) (lat.) * uzun gövdeli, bıyıklı, yardımcı solunum organlarına sahip
yayın balıklarını kapsayan balıklar takımı
clariinae :
gre. * khlaros (canlı, çevik, hareketli) (gre.); clarias (yayın balığı cinsi
adı) + inae (zoolojik alt familya eki) (lat.) * uzun gövdeli, bıyıklı ve
yardımcı solunum organlarına sahip Clarias cinsini ve yakın akrabalarını
kapsayan yayın balıkları altfamilyası
clarkia :
lat. * Clark (Amerikalı kaşif ve botanikçi William Clark’ın soyadından) *
çuhaçiçeğigiller (Onagraceae) familyasında yer alan, çoğunluğu Kuzey
Amerika'nın batısında yetişen, gösterişli çiçekli otsu bitkileri kapsayan bitki
cinsi
clathrate :
lat. * clathratus ( clathri (kafes, parmaklık) + atus (geçmiş zaman ve sıfat
yapım eki) ) * kafes yapılı, kafes içinde hapsedilmiş; bir maddenin kristal
kafes yapısı içinde başka bir atom veya molekülü kimyasal bağ oluşturmadan
hapseden kafes yapılı bileşik; kafes bileşiği
clausius-clapeyron denklemi :
alm., lat. fra., tür. * calusius (Alman fizikçi Rudolf Clausius’un soyadından)
(lat.) + clapeyron (Fransız fizikçi Benoît Paul Émile Clapeyron’un soyadından)
(fra.) + denklem (eşitlik) + i (iyelik eki) (tür.) * faz değişimleri sırasında
basınç ve sıcaklık arasındaki ilişkiyi matematiksel olarak ifade eden
termodinamik denklem
clavate :
lat. * clavatus (clava (topuz, sopa, tokmak) + atus (geçmiş zaman ve sıfat
yapım eki) ) * uca doğru kalınlaşan, topuz biçimli; bir ucu ince, diğer ucu belirgin
biçimde şişkin olan yapı, topuz biçimli
clavicula :
lat. * clavis (anahtar) + cula (dişil küçültme eki) * küçük anahtar,
anahtarcık; omuz kuşağında göğüs kemiği ile kürek kemiğini birbirine bağlayan,
şekli eski tip küçük anahtarı andırdığı için bu ad verilen kemik, köprücük
kemiği
cleistanthus :
gre. * kleistos (kapalı) + anthos (çiçek) * çiçekleri tam açılmadan gelişen
türleri ifade eden, tropikal bölgelerde yaygın, Phyllanthaceae familyasından
bir bitki
cleistogamous :
gre. * kleistos (kapalı) + gamos (eşlilik, evlilik, birleşme) (gre.) + osus
(ile ilgili, -a ait) (lat.) * çiçekleri açılmadan kendi kendine tozlaşarak
döllenen; kapalı çiçeklerde gerçekleşen kendileşmeye sahip olan
clematis :
gre. * klema, klematos (asma dalı, tırmanıcı dal, sarılıcı dal, sürgün) * uzun,
ince ve sarılıcı sürgünleriyle tırmanan ve iri çiçekler açan, akasma
bitkilerini kapsayan Ranunculaceae (cücegiller) familyasından süs bitkileri
grubu
cleomaceae :
gre. * kleiein (kapatmak, örtmek, kilitlemek, mühürlemek), kleisis (kapatma,
kapanma, obliterasyon); kleos (şan, ün, nam, şöhret) + ma (isim yapım eki);
(gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * çoğunlukla tropikal ve
subtropikal bölgelerde yayılış gösteren, Cleome ve turpgillerin akrabası olan,
katırtırnağı ve benzeri çiçekli ve otsu bitki ve çalıları kapsayan bitki
familyası
cleome :
gre. * kleos (şan, ün, nam, şöhret) * Cleomaceae familyasından olan, tropikal
ve ılıman iklimlerde yetişen, ince uzun stamenleri (erkek organları) olan, otsu
bir bitki, örümcek çiçeği, havai fişek çiçeği
clethraceae :
gre. * klethra (kızılağaç, özellikle Alnus glutinosa) + aceae (-giller, botanik
familya eki) (lat.) * Erikçiler (Ericales) takımına ait, Clethra cinsini ve
yakın akrabalarını kapsayan, çoğunlukla çalı ve küçük ağaçlardan oluşan bitki
familyası
clethrionomys :
gre. * klethra (kızılağaç, özellikle Alnus glutinosa) + ion (sıfat yapım eki) +
mys, myos (fare) * kuzey yarım küredeki kızılağaç ormanlarında yaşayan veya
kızılağaçla ilişkilendirilen fare; tarla fareleri (vole) cinsi, kırmızısırtlı
fare
CLI :
ing. * command (komut) + line (satır) + interface (arayüz) * kullanıcının
yazılı komutlar aracılığıyla işletim sistemiyle doğrudan etkileşim kurduğu,
komut satırı üzerinden çalışan metin tabanlı arayüz
clianthus : gre.
* kleos (şöhret) + anthos (çiçek) * iri, sarkık ve gösterişli çiçekleriyle ün
kazanmış, Fabaceae familyasından bir süs bitkisi
clitoria :
lat. * clitoris (şekil benzetmesi) * çiçek formunun anatomik benzerliğine
dayanarak adlandırılmış, sarılıcı yapıda, Fabaceae familyasından bir bitki
clobetasol :
lat. * clobe (kortikosteroid eki) + tasol (antiinflamatuar ajan eki) * egzama
ve sedef hastalığı gibi cilt rahatsızlıklarının neden olduğu şişliği,
kızarıklığı, kaşıntıyı veya döküntüleri azaltan sentetik bir glukokortikoid
kortikosteroid (C25H32ClFO5)
close up :
ing. * close (yakın) + up (yukarı, yukarısı, üst, üste, üzeri, üzerine) * çok
yakından olan; çok yakından çekilen fotolara verilen isim
clubfoot :
ing. * club (ağır sopa, künt silah) + foot (ayak) * ayaklardan birinin veya her
ikisinin birlikte içe dönük olduğu konjenital (doğumsal) anomali, pes
equinovarus
clupeidae :
lat., gre. * clupea (ringa, sardalya benzeri küçük deniz balığı) + eidos
(görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki)
(lat.) * ringa, sardalya, çaça ve benzeri sürü oluşturan pelajik balıkları
kapsayan balık familyası, sardalyagiller, ringagiller
clupeiformes :
lat. * clupea (ringa, sardalya benzeri küçük deniz balığı) + formis (şekilli,
biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) *
ringa, sardalya, hamsi ve benzeri sürü oluşturan pelajik balıkları kapsayan
balıklar takımı, ringamsılar
clupeinae :
lat. * clupea (ringa, sardalya benzeri küçük deniz balığı) + inae (zoolojik alt
familya eki) * ringa balıklarını ve yakın akrabalarını kapsayan, Clupeidae
familyası içindeki balık altfamilyası
clusiaceae :
hol, lat. * clusius (Flaman botanikçi Carolus Clusius’un soyadından) (hol.) +
aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * eski adı Guttiferae olan,
çoğunlukla tropikal bölgelerde yayılış gösteren, sarı renkli özsu veya reçine
taşıyan çalı ve otsu bitkileri kapsayan bitki familyası, sarı reçineliler
cluster :
ing. * cluster (küme, grup, güruh, salkım, demet) * birbirine yakın veya
birbirine bağlı nesnelerin oluşturduğu küme, öbek, salkım veya topluluk, küme,
grup
clypeata :
lat. * clypeus (kalkan) + ata (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kalkanlı,
kalkan biçiminde; bir böceğin başının ön tarafında bulunan kalkan benzeri plaka
Cm :
lat. * curium (Curie (Marie ve Pierre Curie'nin soyadından) + ium (kimyasal
element eki) ) * atom numarası 96 olan, aktinitler serisinde bulunan, sentetik
olarak elde edilen, nükleer araştırmalarda, uzay araçlarında kullanılan
radyoizotop güç kaynaklarında ve ağır element sentezi çalışmalarında kullanılan
radyoaktif bir metal element
CMD :
ing. * command (komut) * bilgisayarlarda, özellikle Windows işletim sisteminde,
kullanıcının metin tabanlı komutlar yazarak sistemle doğrudan etkileşime
girmesini sağlayan Command Prompt arayüzünü ifade eden kısaltma
CMOS :
ing. * complementary (tamamlayıcı) + metal (iletken) + oxide (yalıtkan) +
semiconductor (yarı iletken) * düşük güç tüketimli entegre devrelerin
üretiminde kullanılan yarı iletken teknolojisi, mikroçip
CMS :
ing * content (içerik) + management (yönetim) + system (sistem) * dijital
içerik oluşturmayı ve yönetmeyi sağlayan yazılım
CMT :
ing. * Charcot (Fransız nörolog Jean-Martin Charcot) + Marie (Fransız nörolog
Pierre Marie) + Tooth (İngiliz nörolog Howard Henry Tooth.) * periferik
sinirleri etkileyen, özellikle kas güçsüzlüğü ve duyusal kayıplara yol açan
genetik bir hastalık
Cn :
lat. * copernicium (Nicolaus Copernicus (Polonyalı astronom) + ium (kimyasal
element eki) ) * atom numarası 112 olan, periyodik tablonun 12. grubunda
bulunan, sentetik olarak üretilen, çok kısa ömürlü ve radyoaktif olan, yalnızca
temel nükleer araştırmalarda incelenen bir geçiş metali element
cneoraceae :
gre., lat. * kneoron (çalı, küçük ağaç ismi) (gre.) + aceae (-giller, botanik
familya eki) (lat.) * Akdeniz bölgesi ve Kanarya Adaları'nda yayılış gösteren,
Cneorum cinsini ve yakın akrabalarını kapsayan çiçekli bitkiler familyası
cnicus :
lat. * cnicus (dikenli bitki) * dikenli gövde ve yapraklarıyla tanınan türleri
kapsayan, Asteraceae familyasından otsu bitkiler için kullanılan bir ad
Co :
alm., lat. * cobaltum (Kobold (Alman madencilik folklorunda yer altı ruhu veya
cin) (alm.) + um (element adı eki) (lat.) ) * atom numarası 27 olan, periyodik
tablonun 9. grubunda bulunan, ferromanyetik özellik gösteren, sert ve parlak
mavi-gri renkli bir geçiş metali olan, alaşımlarda, lityum iyon pillerde,
mıknatıslarda ve pigmentlerde kullanılan element
coach :
mac. * kocsi, kocs (atlı araba, büyük kapalı at arabası) (mac.); coche (fra.);
coach (ing.); Kutsche (alm.) (1830'lu yıllarda Oxford Üniversitesi'ndeki
öğrenciler, kendilerini sınavlara hazırlayan ve bir anlamda "sınavı
geçmelerini sağlayan/taşıyan" özel öğretmenler (törpüleyiciler/özel ders
hocaları) için metaforik olarak "coach" ifadesini kullanmaya
başlamalarından yani hocanın, öğrenciyi hedef çizgisine götüren bir
"araba" gibi görülmesinden) * spor, iş veya kişisel gelişim
alanlarında bir bireyi ya da takımı hedeflerine ulaştırmak, performansını
artırmak ve potansiyelini açığa çıkarmak için yönlendiren, eğiten ve rehberlik
eden uzman kişi, antrenör, eğitmen, rehber
coast to coast :
ing. * coast (kıyı, sahil, kenar) + to (-a doğru, yönelim) + coast (kıyı,
sahil, kenar) * bir ülkenin veya alanın bir ucundan diğer ucuna kadar uzanan
hareket, yayılım veya etkinlik; basketbolda sahanın bir ucundan öteki ucuna
atılan pas, şut veya dribbling
coatlicue :
nah. * coatl (yılan) + i (bağlayıcı ek) + cueitl (etek, eteklik) * yılan
etekli; Aztek mitolojisinde yılanlardan oluşan eteğiyle tasvir edilen yeryüzü
ve doğurganlık tanrıçası
cobitidae :
gre. * kobitis (küçük dip balığı, çöpçü balığı) + eidos (görünüş, şekil, biçim,
form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * tatlı sularda
yaşayan, ince uzun gövdeli, dipte beslenen çöpçü balıkları (loach) familyası
coccinella :
lat. * coccinus (kızıl, kırmızı) (coccum (kızıl, kırmızı boya bitkisi) + inus
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + ellus, ella (küçültme eki) * siyah
benekli kırmızı renkte, küçük yuvarlak bir böcek türü, uğurböceği
coccinellidae :
lat., gre. * coccinus (kızıl, kırmızı, kırmız renkli) (coccum (kızıl, kırmızı
boya bitkisi) + inus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + ellus, ella
(küçültme eki) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller,
zoolojik familya eki) (lat.) * uğur böceklerini kapsayan böcek familyası
coccinia :
lat. * coccinus (kızıl, kırmızı, kırmız renkli) + ia (isim yapım eki) *
kırmızıya çalan meyveleriyle tanınan, tırmanıcı yapıda, Cucurbitaceae
familyasından tropikal bir bitki
coccothraustes :
gre. * kokkos (tohum, tomurcuk, tane, tanecik, çekirdek, yuvarlak, küre) +
thraustes (kırıcı, kıran, parçalayan) * şahinleri ve bazı sınıflandırmalarda
akşam ispinozlarını içeren, kalın ve güçlü gagasıyla sert tohum ve çekirdekleri
kırarak beslenen grosbeak cinsi, çekirdek kıran büyük ispinoz cinsi
cochlospermaceae :
gre., lat. * kohlias (salyangoz; spiral yapı) + sperma (tohum, çekirdek, döl,
bel, meni, sperm) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) *
tohumları sarmal biçimli veya salyangozu andıran yapıda olan bitkileri kapsayan
Cochlospermum cinsine ait familya
cochlospermum :
gre., lat. * kohlias (salyangoz; spiral yapı) + sperma (tohum, çekirdek, döl,
bel, meni, sperm) (gre.) + um (isim yapım eki) (lat.) * tohumları salyangoz
kabuğu gibi biçimli veya spiral görünümlü olan, tropikal bölgelerde yetişen
bitki
cockburn town :
ing. * coccus, cock (horoz) (lat., ing.) + burn (yakmak) + town (kasaba, şehir)
* Karayipler’de, Atlas Okyanusu’nun batısında yer alan bir ada grubu olan Turks
ve Caicos Adaları'nın başkenti
cocos :
lat., por. * coco (baş, kafatası; hindistan cevizi; Portekizcede hindistan
cevizinin üç çukur izi nedeniyle “kafatası” anlamındaki coco sözcüğünden) *
tropik bölgelerde yetişen, uzun gövdeli palmiye yapılı olan, büyük ve sert
kabuklu meyvesi ve lifli kabuğu olan Arecaceae (palmiyegiller) familyasından
tropikal bir ağaç
cocos adaları :
gre., tür. * kokkos (tohum, tomurcuk, tane, tanecik, çekirdek, yuvarlak, küre)
+ ada (her tarafı suyla çevrili toprak parçası) + lar (çoğul eki) + ı (iyelik
eki) * Güneydoğu Asya'da Hint Okyanusu'nda bulunan, kuzeyinde Endonezya, doğu ve güneydoğusunda ise Christmas Adası ile Avustralya anakarası yer alan, etrafı açık okyanusla çevrili ve Avustralya'ya bağlı olan
adalar grubu, Keeling Adaları
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder