27 Eylül 2026 Pazar

cebr-i nefs - cocos adaları

cebr-i nefs : ara. * cebr (zorlamak, kuvvet uygulamak, gütmek, güdülemek; zorlama, kuvvet, güç) + i (tamlama eki) + nefs (öz, benlik, öz benlik, öz varlık, can, ego, kişi, şahsiyet) * nefsin zorlaması

cebriye : ara. * cebr (zorlamak, kuvvet uygulamak, gütmek, güdülemek; zorlama, kuvvet, güç) + iye (yer ve durum eki) * insanlara ait ihtiyari fiillerin ilahi irade ve kudretin zorlayıcı tesiriyle meydana geldiğini savunan grupların ortak ismi

cecropiaceae : gre., lat. * Kekrops (Yunan mitolojisinde Atina'nın efsanevi ilk kralı Kekrops) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * ısırgangiller (Urticaceae) familyasına dahil edilen, genellikle tropik Amerika, Afrika ve Asya bölgelerinde yetişen odunsu ağaç, çalı ve sarmaşık türlerini, Cecropia cinsi ve yakın akraba cinsleri kapsayan çiçekli bitkiler familyası

ced : ara. * cedd (ata, büyükbaba, dede; soyun önceki kuşaklarından gelen kimse; kesmek, katetmek) * bir kimsenin soyundan geldiği önceki kuşaklardan her birini oluşturan ata veya büyükbaba; mecazen köken, soy ve nesep bakımından dayanak kabul edilen önceki kuşak mensubu

cedd : ara. * cedde (kesmek, biçmek, yarmak, bölmek, ayırmak, sınırlamak), cadda (ciddiyet göstermek, gayret etmek, çaba sarfetmek, önem vermek)* ata, bübükbaba, dede, soy, ecdad (ç.) ; ciddiyet, gayret, çaba

ceddaniyet : ara. * cedd (ata, bübükbaba, dede; kesmek, katetmek) + ani (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + iyet (isim yapım ve durum eki) * atalara ait özelliklerin, kuşaklar sonra tekrar ortaya çıkması durumu; genetik olarak önceki kuşaklara özgü karakterlerin yeniden görünmesi, atacılık

ceddat : ara. * cedd (ata, bübükbaba, dede; kesmek, katetmek) + at (çoğul eki) * atalar, büyükler; soy veya nesil itibarıyla önceki kuşaklar; soya dayalı geçmiş kişiler

cedel : ara. * cedl (kavga etmek, tartışmak, çekişmek, çatışmak; bükmek; kuvvet, sağlam), cidal (muharebe, kavga), mücadele (çekişme, uğraşma, savaşma) * bir konuyu veya argümanı tartışma, münazara veya sözlü çatışma yoluyla ele alma ve inceleme

cedelgah : ara., far. * cedel (tartışma, çekişme, uğraş, çatışma) (ara.) + gah (yer, mekan, konum, mevki, makam, lokasyon) * çekişme yeri; dünya (mecazi)

cedes : ara. * cadasa (kazmak, defnetmek, mezar kazmak, defin yapmak, gömmek, mezara koymak) * mezar, kabir, gömü yeri, defin yeri, ecdas (ç.)

cedi : ara. * cedi (küçük keçi yavrusu, oğlak) * erkek oğlak, keçi yavrusu; astronomi ve eski edebiyatta zodyak kuşağındaki Oğlak takımyıldızı

cedid : ara. * cedde (yeni olmak, tazelenmek; kesmek, biçmek) * kesik, taze biçilmiş (kumaş veya meyve); yeni

cedir : ara. * cadara (layık olmak, değer taşımak, uygun düşmek; ortaya çıkmak, başlamak, uygun olmak, yatkın olmak) * uygun, münasip, layık, değerli, uygun, yaraşır, yatkın

cedre : ara. * cedre (kök, temel, asıl) * boyundaki tiroit bezinin aşırı büyümesiyle beliren hastalık, guatr, guşa, cedre

cedrela : lat. * cedrus (sedir) * değerli odun sağlayan tropikal ağaç, Meliaceae familyasından bir bitki

cedrus : lat. * cedrus (sedir) * aromatik odunu ve dekoratif yapısı ile bilinen büyük ağaç, Pinaceae familyasından bir bitki

cedvel : ara. * ced (yol) + vel (zapt) (ara.); schedula (küçük liste, not, belge, not, çizelge, plan, tablo, açıklama) (lat.) * akarsu kanalı, düz çizgi, liste, not yazıları

cef : ara. * caffa (kurumak, bozulmak, zayi olmak, çözülmek, dağılmak) * çözülme, dağılma, ayrışma, bozulma, zayi olma, batıl olma; kopma, koparma; kabın içindekinin dökülmesi

cefa : ara. * cafa (sert davranmak, ilgisiz kalmak, soğumak, uzaklaşmak, üzüntü vermek, kabalık etmek, eziyet etmek, zorluk çıkarmak, zahmet vermek), cafi (soğumuş, uzaklaşmış, ilgisiz) * ayrılık, uzaklaşma, ihmal; üzüntü, hüzün, büyük sıkıntı

cefakar : ara., far. * cefa (kabalık, eziyet, zorluk, zahmet, üzüntü, hüzün, büyük sıkıntı) (ara.) + kar (-cı, yapan, eden eki; gibi, ile ilgili) (far.) * cefa çeken, sıkıntı çeken

cefakeş : ara., far. * cefa (kabalık, eziyet, zorluk, zahmet, üzüntü, hüzün, büyük sıkıntı) (ara.) + keş (çeken, çekici, taşıyan) (far.) * cefa çeken, sıkıntı çeken

cefamezin : gre. * kephale, kephalos (kafa, baş) + mezin (antibiyotik eki) * bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde kullanılan ilacın etken maddesi (C14H14N8O4S3)

cefazolin : gre. * kephale, kephalos (kafa, baş) + zolin (sefalosporin eki) * selülit, idrar yolu enfeksiyonları, pnömoni, endokardit, eklem enfeksiyonu ve safra yolu enfeksiyonu gibi bakteriyel enfeksiyonun tedavisinde kullanılan birinci kuşak bir sefalosporin antibiyotik (C14H14N8O4S3)

cefdinir : gre. * kephale, kephalos (kafa, baş) + dinir (kimyasal madde eki) * pnömoni, orta kulak iltihabı, boğaz ağrısı, bakteriyel enfeksiyon, selülit gibi sorunların tedavisinde kullanılan, sefalosporin grubuna ait geniş spektrumlu bir antibiyotik (C14H13N5O5S2)

cefepim : gre. * kephale, kephalos (kafa, baş) + epime (kimyasal madde eki) * intravenöz veya intramusküler enjeksiyonla uygulanan parenteral, dördüncü nesil sefalosporin antibiyotik (C19H24N6O5S2)

ceffar : ara. * cefr (hesaplamak, saymak), cifr (sayı) * cifri (sayısal) hesaplar yapan, özellikle matematik veya mistik sayılarla ilgilenen kimse, sayılarla uğraşan kişi, cifirci

ceffelkalem : ara. * ceffe (kurumak) + el (ön ek, artikel) + kalem (yazı yazmak için kullanılan, kurşun, tükenmez veya dolma olarak kategorize edilen, ucu sivriltilmiş ince uzun alet) * kalemin yazısı kurumuş; silinmez; bir kalemde, uzun uzadıya düşünmeden bir şeyi söylemek veya yazmak

cefif : ara. * ceffe (kurumak) * kuru, kurumuş

cefiksim : gre. * kephale, kephalos (kafa, baş) + ixime (antibiyotik eki) * orta kulak iltihabı, strep boğaz, pnömoni, idrar yolu enfeksiyonları, gonore ve Lyme hastalığı gibi bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde kullanılan antibiyotik ilacın etken maddesi (C16H15N5O7S2)

cefne : ara * cafana (çanak yapmak, şekil vermek, küçük kap hazırlamak), cifan (ç.) * çanak, küçük kap, tas, su kabı, kap, leğen, tekne, teşt, testi

cefoperazon : gre. * kephale, kephalos (kafa, baş) + perazon (antibiyotik eki) * kan damarlarını daraltan doğal bir madde olan endotelini inhibe ederek kan damarlarını gevşetmeye, kan akışını iyileştirmeye ve kalp ve akciğerlerdeki gerginliği azaltmaya yardımcı olan oral bir ilacın etken maddesi (C25H27N9O8S2)

cefprozil : gre. * kephale, kephalos (kafa, baş) + prozil (antibiyotik eki) * orta kulak iltihabı, üst ve alt solunum yolu enfeksiyonları ve komplikasyonsuz cilt enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan ikinci nesil bir sefalosporin antibiyotik (C18H19N3O5SH2O)

ceftazidime : gre. * kephale, kephalos (kafa, baş) + zidime (antibiyotik eki) * menenjit, alt solunum yolu enfeksiyonları, ateşli nötropenik olaylar, idrar yolu enfeksiyonları, pelvik inflamatuar hastalık ve cilt yapısı ve cilt enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan üçüncü nesil bir sefalosporin antibiyotik (C22H22N6O7S2)

cehalet : ara. * cehl (bilmemezlik, bilgisizlik, cahillik) * bilgisizlik, bilgisiz olmama durumu

cehd : ara. * cehd, cehede (çaba göstermek, çabalamak, uğraşmak, çalışmak, gayret etmek, azmetmek) * gayret, çaba, azim, fazla çalışma, uğraş

cehennem : gre. * ge (yeryüzü, yer, dünya) + hinna, henna, hinnom (acı, ıstırap) * ıstırap yeri, acı mahalli, ateş yeri

cehil : ara. * cehl (bilmemek, bilgisiz olmak; bilmemezlik, bilgisizlik, ilimsizlik), cahil (bilmeyen, bilgisiz), cehalet (bilmezlik, bilgisizlik) * bilmemezlik, bilgisizlik, cahillik

cehim : ara. * cahama (çok ısıtmak, yakmak, kavurmak, çok sıcak olmak) * çok sıcak, yakıcı, kavurucu, yoğun sıcaklık, ateşli ve yakıcı, cehennem ateşi

cehl : ara. * cehl (bilmemek, bilgisiz olmak; bilmemezlik, bilgisizlik, ilimsizlik), cahil (bilmeyen, bilgisiz), cehalet (bilmezlik, bilgisizlik) * bilgisizlik, bilgisiz olma hali; doğru bilgiye sahip olmama durumu

cehr : ara. * cahhara, cehr (açığa vurmak, belli etmek, ifşa etmek; görünmek, ortaya çıkmak, zahir olmak, açığa vurmak, yüksek sesle söylemek, bağırmak) * görünme, zahir olma, açığa vurma, yüksek sesle ifade etme, açıktan ve yüksek sesle söyleme veya okuma; tecvidde harf hareke ile okunduğu zaman, mahreçte aralık kalmıyarak nefesin akmayıp, küllisi veya ekserisi hapsolmuş bir şekilde sesin çıkması

cehre : ara. * cahhara, cehr (açığa vurmak, belli etmek, ifşa etmek; görünmek, ortaya çıkmak, zahir olmak, açığa vurmak, yüksek sesle söylemek, bağırmak) + e (isim yapım eki) * açık ve belli olan şeyler, görünenler

cehren : ara. * cahhara, cehr (açığa vurmak, belli etmek, ifşa etmek; görünmek, ortaya çıkmak, zahir olmak, açığa vurmak, yüksek sesle söylemek, bağırmak) + en (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * açıkça, açıktan, alenen

cehreten : ara. * cahhara, cehr (açığa vurmak, belli etmek, ifşa etmek; görünmek, ortaya çıkmak, zahir olmak, açığa vurmak, yüksek sesle söylemek, bağırmak) + et (isim yapım eki) + en (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * açıkça, alenen, aşikar surette, aleni bir şekilde, açıktan açığa

cehri : ara. * cahhara, cehr (açığa vurmak, belli etmek, ifşa etmek; görünmek, ortaya çıkmak, zahir olmak, açığa vurmak, yüksek sesle söylemek, bağırmak) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * aleni olan, açık olan, belli olan, görünen

ceket : fra. * jaquet (jaque (ceket) + et (küçültme eki) ) (fra.); jacket, Jacke (ceket) (ing., alm.) * uzun kollu, cepleri bulunan, önden düğmeli, üst bedeni kalçaya kadar örten kısa veya uzun giysi

ceketatay : fra. * jacquette (üst giysisi, ceket) + à (-a doğru, yönelim) + taille (budama, kesme; bel) * bele kadar olan ceket; erkeklerin resmi ziyaret ve davetlerde giydikleri, siyah kumaştan yapılmış, etekleri uzun ve ön köşeleri yuvarlak kesilmiş, arkası uzunca yırtmaçlı ceket

cela : ara. * cala (açığa çıkarmak, parlatmak, temizlemek, uzaklaştırmak, çıkarıp göndermek, sürülmek, ülkesinden çıkmak, yerini yurdunu terketmek, sürgüne gitmek), celvet (ülkesinden çıkma, sürgün, sürülme, yerini yurdunu terketme) * gurbete düşme, memleketinden ayrı olma, şehrinden ve meskeninden çıkma, sürülme; başkalarını çıkarma, sürme, sürgün

celabib : ara. * celebe (örtmek, kaplamak, sarmak, saklamak, gizlemek), cilbab (tüm vücudu örten kadın giysisi) * cilbablar

celadet : ara. * celede, cellede (deri ile kaplamak, ciltlemek; kamçı veya değnekle vurmak, cezalandırmak), celd (direnç, dayanıklılık, sağlamlık, sabır), celede (dayanıklı olmak, güçlü olmak) + et (durum eki) * kuvvetli olma, güçlü olma, bahadırlık, yiğitlik, cesaret, kahramanlık

celal : ara. * cele, cala (büyük olmak, ulu olmak, yüce olmak) * ululuk, büyüklük, ululuk, yücelik, azamet; hiddet, hışım

celalet : ara. * celal (ululuk, büyüklük, ululuk, yücelik, azamet; hiddet, hışım) + et (isim yapım eki) * büyüklük, ululuk, yücelik; azamet

celastraceae : gre., lat. * kelastros (eski Yunancada her dem yeşil bir ağaç veya çalı adı) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * taflan, iğ ağacı ve yakın akraba cinsleri kapsayan, ağaç, çalı ve sarılıcı formları içeren, taçyapraklarında belirgin nektar diskleri bulunan, dünyanın tropikal ve ılıman bölgelerinde yayılış gösteren odunsu ve çiçekli bitkiler familyası, iğağacıgiller

celb : ara. * calaba, celb (çekmek, götürmek, getirmek, toplamak, çağırmak, taşımak, nakletmek), celeb (kasaba kesilecek hayvan götüren kişi) * çağrı; çekme, getirme, taşıma; mahkemeye veya askere çağrı yazısı

celbe : ara. * calaba, celb (çekmek, götürmek, getirmek, toplamak, çağırmak, taşımak, nakletmek) + e (isim yapım eki) * avcı çantası; hayvan sürüsü, yılkı

celcelutiye : ara. * celcel (ihtişam, büyüklük, yücelik, ululuk) + ut (isim yapım ve durum eki) + iye (isim yapım eki) * ihtişam, görkem, gösteriş; özellikle Osmanlı dönemi resmi yazışmalarında veya sanat eserlerinde büyük ve gösterişli ifade; bir kaside ve ilahi türü

celeb : ara. * calaba, celb (çekmek, götürmek, getirmek, toplamak, çağırmak, taşımak, nakletmek) * kesilecek hayvanları toplayarak kasaba götüren kişi

celede : ara. * cild (deri, ten) * vurmak, derisine vurmak, kırbaçlamak

celep : ara. * calaba, celb (çekmek, götürmek, getirmek, toplamak, çağırmak, taşımak, nakletmek) * kesilecek hayvanları toplayarak kasaba götüren kişi

celesta : lat. * caelestis (göksel, semavi) (cael (gök) + istis (ile ilgili, gibi, -a ait) ); celesta (ita.) * mekanizması piyanoyu andıran, yazılı perdeden bir oktav daha yüksek ses çıkaran, alanı orta ”do” dan yukarı dört oktav olan transpoze edici klavyeli küçük bir enstrüman

celi : ara. * celil (büyük, ulu, yüce, azim) * hat sanatında bir yazı cinsi meşkedilirken kullanılan meşk kaleminden daha geniş bir kalemle yazılan iri şekline verilen isim

celid : ara. * cild (deri, ten), celede (deri gibi sert ve dayanıklı olmak) * dayanıklı, güçlü, sabırlı, metanetli; buz, kırağı, çiğ

celidiye : ara. * celid (buz, kırağı, çiğ) + iye (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kutup bölgelerinde veya yüksek dağ zirvelerinde yıl boyunca erimeden kalan kar kütlelerinin, kendi ağırlığıyla sıkışıp buza dönüşmesi ve yer çekiminin etkisiyle ağır ağır aşağıya doğru hareket etmesiyle oluşan büyük, hareketli buz kütlesi, buzul

celil : ara. * celle (büyük olmak, mertebesi büyük olmak, yüce olmak), celal (büyük, ulu, azim, yüce) * büyük, ulu, yüce, azim

celile : ibr., gre. * galil, galilaia (bölge, kısım) (ibr.), kalil (az, bir kısım, bir parçacık) (ara.), galil haggoyim (ulusların bölgesi) (galil (bölge) + ha (-nın) + goyim (ulus, millet) ) (ibr.) * bölge, kesim, alan, yurt, saha

celis : ara. * celese (oturmak), celse (oturum), meclis (oturma yeri, toplanma yeri; heyet, konsey) * sohbet arkadaşı, birlikte oturan, hemdem, refik

cellat : ara. * cell (güç, kudret, sertlik), celd (deri üzerine vurmak), cellad (vuran, deriye vuran) * idam görevlisi, idam eden, öldüren kimse; resmi infaz görevini yapan kişi

celle : ara. * cell (büyük olmak, mertebesi büyük olmak, yüce olmak) * "celil osun, celil oldu" anlamında bir tazim sözü

celle celaluhu : ara. * calla, celle (yüce olmak, ulu olmak, büyüklükte yücelik göstermek, büyük olmak, mertebesi büyük olmak, ulu olmak, yüce olmak) + celal (ululuk, büyüklük, ululuk, yücelik, azamet; hiddet, hışım) + hu (onun) * "hiddeti, hışmı, yüceliği, ulu yüce olur" (Allah'ı tazim sözü)

cellede : ara. * celid (buz) (ara.); gelate, geler (donmak) (ing., fra.) * donmak, buzlanmak

celosia : lat. * celere (hızlanmak, çabuk hareket etmek; yüksek, hızlı büyüyen) * renkli ve tüylü çiçekleri ile tanınan süs bitkisi, Amaranthaceae familyasından bir bitki

celp : ara. * calaba (çekmek, götürmek, getirmek, toplamak, çağırmak, taşımak, nakletmek), celeb (kasaba kesilecek hayvan götüren kişi) * çağrı; mahkemeye veya askere çağrı yazısı

celpname : ara., far. * calaba, celb (çekmek, götürmek, getirmek, toplamak, çağırmak, taşımak, nakletmek) (ara.) + name (kitapçık, mektup, risale, belge, yazı; birine hitaben yazılmış yazı) (far.) * mahkemeye çağırma yazısını içeren belge

celse : ara. * celese (oturmak), meclis (oturma yeri, toplanma yeri; heyet, konsey) * oturum, toplantı

celsius : lat. * celsus (yükseltilmiş, yüksek, yüce, büyük) * İsveçli astronom Anders Celsius'un ismiyle adlandırılmış 100 kademeli bir sıcaklık ölçme birimi

celtidaceae : lat., gre. * Celtis (lotus ağacı; bir ağaç cinsi adı, kökeni belirsiz) (lat.) + aceae (-giller, botanik familya eki) * çitlembik (Celtis) cinsi ve yakın akraba odunsu bitkileri kapsayan, çoğunlukla ağaç ve çalı formunda gelişen, yaprak döken türleri içeren ve ılıman ile tropikal bölgelerde yayılış gösteren, Cannabaceae (kenevir ailesi) veya eskiden Ulmaceae (karaağaçgiller) altında kabul edilen bir alt bitki familyası

celtis : lat. * celtis (süs ve gölgelik amacıyla yetiştirilen, ağaç veya otsu formdaki bir bitki; çitlembik ağacı) * Cannabaceae familyası içinde yer alan, çoğunlukla ağaç veya çalı biçiminde gelişen, küçük meyveleri bulunan, süs bitkisi ve gölgelik ağacı olarak yetiştirilebilen, ılıman ve tropikal bölgelerde yayılış gösteren çitlembik cinsi

celvet : ara. * cala (açığa çıkarmak, parlatmak, temizlemek, uzaklaştırmak, çıkarıp göndermek, sürülmek, ülkesinden çıkmak, yerini yurdunu terketmek, sürgüne gitmek), cela (gurbete düşme, memleketinden ayrı olma, şehrinden ve meskeninden çıkma, sürülme; başkalarını çıkarma, sürme, sürgün) * ülkesinden çıkma, sürgün, sürülme, yerini yurdunu terketme

celz : ara. * celeze (dürmek, büküp burmak, düğümlemek, bir bıçak/kamçı sapını deve siniriyle sıkıca sarmak; süratle gitmek, hızlı gitmek; seyretmek) * dürme, büküp burma, düğümleme, bir bıçak/kamçı sapını deve siniriyle sıkıca sarma; süratle gitme, hızlı gitme; seyretme

cem : ara. * cemea (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek), cem (toplama, bir araya getirme, birleşme) * toplama, yığma, bir araya getirme; erkek ismi

cemaat : ara. * cemea (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek), cem (toplama, bir araya getirme, birleşme) + at (isim yapım ve çoğul eki) * topluluk, bir araya gelmiş grup; özellikle dini veya sosyal bağlamda bir topluluk

cemaat-i müslimin : ara. * cemaat (topluluk, grup) + i (tamlama eki) + muslim (teslim olan) + in (çoğul eki) * müslimler topluluğu

cemadat : ara. * cemd (donmak; hareketsiz kalmak), cemede (dondurmak, hareketsiz kılmak, sabitlemek), camid (hareketsiz, sabit, duran, durağan), cemad (donmuş cisim, katı cisim, hareketsiz cisim) + at (çoğul eki) * katı cisimler, cansızlar

cemal : ara. * cemil (güzel, hoş) * güzellik, hoşluk; erkek ve kadın ismi

cem'an : ara. * cemea (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek), cem (toplama, bir araya getirme, birleşme) + an (durum eki) * topluca, toplu olarak, toplayarak; cemian

cemaziyel ahir : ara. * cemazi (yağmursuz alan) + el (ön ek, artikel) + ahir (son, sonraki) * Hicri takvime göre yılın 6. ay, Cemaziyelsani (İkinci Cemaziyel)

cemaziyel evvel : ara. * cemazi (yağmursuz alan) + el (ön ek, artikel) + evvel (ilk, önce) * Hicri takvime göre yılın 5. ayı

cembiye : ara. * cenb (yan, yan taraf; koltuk altının aşağısı) + iye (isim yapım eki) * bir çeşit kama (vücudun yan tarafında taşınmasından)

cemel : ara. * cemel (deve) * Geviş getirenler (Ruminantia) alt takımının Devegiller (Camelidae) familyasından olan, kurak iklimlere uyum sağlamış, uzun ve eğri boyunlu, sırtında bir veya iki hörgüç bulunan ve hörgüçlerinde yağ depolayabilen, yük taşıma ve binek hayvanı olarak kullanılan büyük bir memeli hayvan (camel, chameau, Kamel (deve) (ing., fra., alm.) )

cemetmek : ara. * cemea (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek), cem (toplama, bir araya getirme, birleşme) (ara.) + etmek (yapmak, eylemek, işlemek) (tür.) * toplamak, bir araya getirmek

cemeyni : ara. * cemea (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek), cem (toplama, bir araya getirme, birleşme) + eyni (iki) (ara.); gemini, gémeaux (ikizler burcu) (lat., ing., fra.) * ikisi bir arada, ikizler

cemh : ara. * cemehe (sürat yapmak, hız yapmak, huruc etmek, çıkmak, sınırları aşarak öne çıkmak/fırlamak; kontrolsüz yükselişin getirdiği bir duyguyla gururlanıp kibirlenmek), cimah (hayvanın (özellikle atın) gemi azıya alarak kontrolsüzce koşması, sert başlılık etmesi ve sınır tanımadan fırlaması) * sürat yapma, hız yapma, huruc etme, çıkma, sınırları aşarak öne çıkma/fırlama; kontrolsüz yükselişin getirdiği bir duyguyla gururlanıp kibirlenme

cemian : ara. * cemea (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek), cem (toplama, bir araya getirme, birleşme) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + an (durum eki) (ara.); common, commun, gemein (ortak, genel, yaygın) (ing., fra., alm.), camion (kamyon, yük toplayan) (fra.), jamm (kalabalık) (ing.), come, kommen (gelmek) (ing., alm.), common, commun, gemein (genel, ortak) (ing., fra., alm), , (ortak), cumulative, accumulé, accumulatif (birikmiş) (ing., fra.) * hep birlikte, topluca, tamamı, cümleten, hepsi bir arada, toplu olarak, toplayarak

cemil : ara. * cemal (güzellik, hoşluk) * güzel, hoş

cemile : ara. * cemil (güzel, hoş) + e (isim yapım eki) * hoşa gitmesi için yapılan hareket, güzel, hoş, alımlı; kadın ismi

cemiyet : ara. * cemea (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek), cem (toplama, bir araya getirme, birleşme) + iyet (isim yapım eki) * toplum, topluluk

cemre : ara. * cemre (kor halindeki ateş, köz) * ikisi şubat ayında ve biri mart başlarında olmak üzere, birer hafta arayla önce havada, sonra suda ve daha sonra da toprakta oluştuğu sanılan sıcaklık yükselişi; imere, emire (Arafat'tan gelen taş yığını, şeytana atılan taş; taş getiren cinin ismi)

cemşat : ing. * jump (sıçramak, zıplamak, atlamak) + shot (atış; vuruş, darbe) * basketbolda iki ayak üzerinde yükseğe zıplayarak yapılan şut atışı

cemşit : ara., far. * cemea (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek), cem (toplama, bir araya getirme, birleşme; ilk insan, efsanevi kral) (ara.) + şid (ışık; parlak, ışıklı, görkemli) (far.) * Büyük İran kültürü ve geleneğinin mitolojik figürü olan, Firdevsi'nin Şehname eserinde yer alan ve Pişdâdîler sülalesinin dördüncü ve en büyük kralı olarak tanımlanan karakter

cen : ara. * cenne (örtmek, kaplamak, sarmak, kapamak, gizlemek, saklamak) * kapalı, örtülü, kalkan, gizli, kaplı, örtülü

cenab : ara. * canaba (yüzünü döndürmek, yüz çevirmek, yabansamak, kovmak, uzak durmak, yana çekilmek, yönünü değiştirmek, yanına yaklaşmamak, uzak durmak, yönelmemek; çekinmek, kaçınmak, sakınmak; kenara almak, ayırmak), cenb (yan, yön, taraf, kenar), ecnibe yanlar, yönler, taraflar, kenarlar) * evin etrafı, çevresi; canib; nahiye; yan, taraf, kenar, yön; yücelik, yüksek makam, azamet

cenabet : ara. * canaba (yüzünü döndürmek, yüz çevirmek, yabansamak, kovmak, uzak durmak, yana çekilmek, yönünü değiştirmek, yanına yaklaşmamak, uzak durmak, yönelmemek; çekinmek, kaçınmak, sakınmak; kenara almak, ayırmak) + et (isim yapım eki), cunub (yaban, murdar, pis) * cinsel ilişki sonrasında henüz boy abdesti alıp yıkanmamış kişi; cinsel ilişki sonrası ritüel kirlilik hali

cenab-ı hak : ara. * cenab (yan, taraf) + ı (tamlama eki) + hakk (gerçek) * gerçeğin indi, gerçeğin yanı; Allah, Tanrı, Rab

cenah : ara. * canaha (yönelmek, meyletmek, yana kaymak, kanat açmak) * yön, taraf; kanat, mecazen kol, bir şeyin iki yanı, sağ ve sol, iki yandan her biri, kanat

cenanthous : gre., lat. * kainos (yeni, taze, çağdaş, alışılmamış; çağ, dönem, devir; zaman) + anthos (çiçek) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * stamen/androecium (erkek organ grubu) ve pistil/gynoecium (dişi organ grubu) organları bulunmayan, üreme organları bulunmayan (bitki)

cenap : ara. * canaba (yüzünü döndürmek, yüz çevirmek, yabansamak, kovmak, uzak durmak, yana çekilmek, yönünü değiştirmek, yanına yaklaşmamak, uzak durmak, yönelmemek; çekinmek, kaçınmak, sakınmak; kenara almak, ayırmak), cenb (yan, yön, taraf, kenar), ecnibe yanlar, yönler, taraflar, kenarlar) * evin etrafı, çevresi; canib; nahiye; yan, taraf, kenar, yön; yücelik, yüksek makam, azamet

cenaze : ara. * cenz, ceneze (taşımak, götürmek, kaldırmak), cinaza (ölünün içine konulduğu tabut), kenz (define, gömü, hazine) * insan ölüsü; Ö

cenb : ara. * canaba (yüzünü döndürmek, yüz çevirmek, yabansamak, kovmak, uzak durmak, yana çekilmek, yönünü değiştirmek, yanına yaklaşmamak, uzak durmak, yönelmemek; çekinmek, kaçınmak, sakınmak; kenara almak, ayırmak), ecnibe (ç.) * yan, taraf, etraf, yön, kenar

cenbiye : ara. * cenb (yan taraf, etraf, yan, kenar) + iye (yer ve durum eki) * yanlık, yana koyulan; bir çeşit kama

cendere : far. * cendere (sıkmak, basmak, baskı yapmak, daraltmak) (far.); centrum, center, centre, Zentrum (pergelin basılarak sabitlenen sivri ucu, merkez) (lat., ing., fra., alm.) * baskı mengenesi, pres, belirli bir noktaya yapılan baskı

cenef : ara. * canafa (eğilmek, sapmak, yanlış yola yönelmek, yana dönmek, yanlış yapmak, hata etmek) * hata etme, yanlış yapma, gata, yanlış; hata ve cehalet nedeniyle gerçekten sapma, hak yolundan sapma; zulmetme, zulüm

ceneviz : lat. * genoese (cenovalı) (genoa (genu (diz, diz çökmek; eğmek, bükmek) ) + ese (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (lat.); knee, genou, Knie (diz) (ing., fra., alm.) * İtalya Yarımadası'nın kuzey batısında, Ligurya olarak bilinen bölgede, bugünkü Cenova merkezli olarak hüküm sürmüş bir denizci cumhuriyeti

cengaver : far. * ceng (savaş, vuruşma, çarpışma) + aver (asker, er; getiren, taşıyan, yapan) * savaşçı

cengel : far. * cengel (ağaç topluluğu) (far.); jungle, Dschungel (orman) (ing., alm.) * sıcak iklime sahip bölgelerde bulunan balta girmemiş, baskın olarak ağaçların hakim olduğu yoğun bir bitki örtüsüne sahip orman

ceng-i harbi : ara. * ceng (savaş, vuruşma, çarpışma) + i (tamlama eki) + harb (savaş, çatışma, muharebe) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Türk musikisinde 10 zamanlı küçük usül

cengiz : moğ. * çing, çeng (sağlam, sarsılmaz; kuvvet; sertlik, sağlamlık; doğru, düzgün) + s (gibi olan) * güçlü, yılmaz, gözü pek; savaşçı

ceni : ara. * cana (toplamak, devşirmek, hasat etmek, kazanmak) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * toplanmış, devşirilmiş, hasat edilmiş

cenin : ara. * cenne (örtmek, kaplamak, sarmak, kapamak, gizlemek, saklamak), cinn (görünmeyen, örtülü, saklı, gizli), cunnet (örtü, kadın başörtüsü; kalkan) (ara.) * gizli olan, saklı olan, örtülü (mestur) olan; fetüs (bebeğin rahimdeki ilk sekiz haftalık hali embriyo, dokuzuncu haftadan kırkıncı haftaya kadarki hali ise "fetüs"tür), ecinnet (ç.)

cenin-i sakıt : ara. * cenin (gizli olan şey, anne karnındaki çocuk, dölüt, embriyo, fetüs) + i (tamlama eki) + sakit (düşük, düşmüş) * düşük sonucu kaybolmuş veya düşük sonucu oluşmuş cenin; düşük

cenk : far. * ceng (savaş, büyük çarpışma, çatışma, silahlı mücadele) * çatışma, karşı karşıya gelme, vuruşma, çarpışma, savaş

cennan : ara. * cennet (bahçe; örtülü olan, kaplı olan), cenne (örtmek, kaplamak, sarmak, kapamak, gizlemek, saklamak) + an (-cı, yapan, eden eki) * bir bahçenin düzenlenmesi, bakımı, ekilip dikilmesi ve bitkilerin yetiştirilmesi işleriyle uğraşan kimse, bahçevan

cennet : ara. * cenne (örtmek, kaplamak, sarmak, kapamak, gizlemek, saklamak) + et (isim yapım eki) (ara.); can (bidon), canned (örtülmüş, bidonlanmış) (ing.) * örtülü olma, gizli olma, korunma

cennet-i adn : ara. * cenne (örtmek, kaplamak, sarmak, kapamak, gizlemek, saklamak), cennet (bahçe; barınak, korunak; örtülü olma, gizli olma, korunma) + i (tamlama eki) + adn (ikamet, yerleşim, iskan) * ikamet cenneti, Kur’an’daki cennet tanımlarından biri

cennetü'l me'va : ara. * cenne (örtmek, kaplamak, sarmak, kapamak, gizlemek, saklamak), cennet (bahçe; barınak, korunak; örtülü olma, gizli olma, korunma) + el (ön ek, artikel) + meva (mekan, mesken, yer, varış yeri, sığınma yeri) * ikamet cenneti, Kur’an’daki cennet tanımlarından biri

cenobit : gre. * koinobion (ortak yaşam) (koinos (ortak) + bios (hayat, yaşam, dirim, canlılık) ) * ortak yaşam süren; bir manastırda toplu olarak yaşayan keşişler veya dini kişiler

cenova : lat. * genua, janua (çene; kapı, portal) * İtalya’nın bir liman şehri (ismini limanın şekline veya şehrin Ligurya kıyısındaki konumuna, karanın denize doğru "çıkıntı yapmasına" ve bir çene veya çene kemiğine benzemesinden almıştır.)

cent : lat. * centum (yüz) (lat.); sad, sed (yüz) (far.) * temel para biriminin yüzde birine eşit olan para birimi

centaur : gre. * kentauros (ken (gibi) + tauros (boğa) (gre.); taurus, taureau (boğa) (lat., ing., fra.) * Yunan mitolojisinde kısmen insan, kısmen at veya keçi görünümlü yaratık, Kentaur, Sentor, Satir

centaurea : gre. * kentauros (kentein (iğnelemek, delmek) + tauros (boğa) * peygamber çiçeği ve peygamber çiçeğini de içeren Avrasya cinsine bir bitki; Yunan mitolojisinde yarı insan, yarı at varlık

centaurea : gre. * kentauros (Yunan mitolojisinde kısmen insan, kısmen at görünümlü yaratık) (ken (gibi) + tauros (boğa) ) + ea (isim yapım eki) * papatyagiller (Asteraceae) familyasında yer alan, genellikle otsu yapılı, dikenli veya parçalı yapraklara sahip, mor, pembe, sarı veya beyaz renkli çiçek başları oluşturan ve peygamber çiçeği gibi türleri kapsayan bitki cinsi

centaurus : gre., lat. * kentauros (Yunan mitolojisinde kısmen insan, kısmen at görünümlü yaratık) (ken (gibi) + tauros (boğa) ) (gre.); centaurus (lat.) * Yunan mitolojisinde insan gövdesi ile at bedeninin birleşiminden oluştuğuna inanılan, özellikle doğa, savaşçılık ve vahşi güçle ilişkilendirilen efsanevi yaratık; güney gökyüzünde bu mitolojik varlığı temsil eden takımyıldız adı

centella asiatika herba : lat., gre. * centella (kıvılcım, şimşek çakması) (lat.) + asia (yukarı çıkmak, yükselmek, doğmak; doğu yönü) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + herba (büyümek, yeşillenmek; ot, bitki) (lat.) * Afrika, Asya, Avustralya ve Batı Pasifik Okyanusu'ndaki adalarda yetişen, Centella asiatica, Apiaceae çiçekli bitki ailesindeki otsu, çok yıllık bir bitki

centenarium : lat. * centenarius (yüze ait, yüz adet içeren) (centum (yüz) + aris (ile ilgili, -a ait) + ius (sıfat yapım eki) ) + um (isim yapım, yer ve durum eki); centurio (yüzbaşı) * Roma İmparatorluğu döneminde yüz adet askeri birlikten veya yüz birimlik idari/ölçüsel güçten oluşan sistem; geç antik çağda sınır hatlarını korumak amacıyla inşa edilen küçük, müstahkem Roma karakollarını/kaleleri

center : gre., lat. * kentron (merkez, orta nokta, keskin nokta, diken, mahmuz, iğne, iğne ucu, sivri uç, iğne, dürtme) (kentein (delmek, batırmak, iğnelemek) + tron (araç veya alet ismi yapan ek) ) (gre.); centrum (lat.) * ortadaki nokta; bir şeyin çevresine göre orta konumda bulunan yer

centilmen : lat., ing. * gignere (yaratmak, oluşturmak, üretmek, var etmek, meydana getirmek, doğurmak, babası olmak), gentilis (bir aileye, ulusa veya klana mensup olan) (lat.) + man (adam, insan) (ing.) * kibar ve görgülü erkek

centiyane : gre., lat. * genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) (gre.); gentius (klan, aile, familya, gen, soy) + ana (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) * orta ve güney Avrupa'ya özgü olan, Türkiye’de Doğu Karadeniz bölgesi ve Uludağ'da yetişen bir bitki türü

centrarchidae : gre., lat. * kentron (merkez, orta nokta, keskin nokta, diken, mahmuz, iğne, iğne ucu, sivri uç, iğne, dürtme) + arkhos (şef, başkan, reis, yönetici, lider, önder, baş, hükümdar) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * levrek benzeri tatlı su balıklarını kapsayan, özellikle Kuzey Amerika'ya özgü güneş balıkları, kaya levrekleri ve çanakkale balıkları gibi türleri içeren, sırt ve anüs yüzgeçlerinde dikenli ışınları bulunan ışın yüzgeçli balıklar familyası, güneş balıkları

centrolenidae : gre., lat. * kentron (merkez, orta nokta, keskin nokta, diken, mahmuz, iğne, iğne ucu, sivri uç, iğne, dürtme) + glene (oyuk, eklem çukuru) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * cam kurbağaları olarak bilinen, vücutlarının özellikle karın bölgesindeki yarı saydam veya saydam derileriyle iç organlarının kısmen görülebildiği, çoğunlukla Orta ve Güney Amerika'nın nemli tropikal ormanlarında yaşayan küçük boyutlu iki yaşamlılar familyası

centrolepidaceae : gre., lat. * kentron (merkez, orta nokta, keskin nokta, diken, mahmuz, iğne, iğne ucu, sivri uç, iğne, dürtme) + lepis (pul, pulsu yapı) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * Restionaceae ailesine dahil edilen, küçük, çoğunlukla ince yapılı otsu bitkilerden oluşan, çiçek durumlarında pul benzeri brahtelere sahip, özellikle Avustralya ve çevresindeki bölgelerde yayılış gösteren, sazımsı görünümlü tek çenekli bitkiler familyası

cenub : ara. * canaba, canebe (yana döndürmek, yüzünü çevirmek; yönünü başka tarafa çevirmek) * dört ana yönden biri olan, güneşin öğle vakti bulunduğu yönü temel alan, kuzeyin karşısında yer alan ve coğrafi olarak ekvator yönünü ifade eden yön adı, güney yönü

cenubi : ara. * cenub (güney) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * güneye ilişkin, güney ile ilgili

cenup : ara. * canaba, canebe (yana döndürmek, yüzünü çevirmek; yönünü başka tarafa çevirmek) * güney

cep : ara. * ceb, ceyb (yarık, oyuk, kucak, hazne, kap) * genellikle ufak eşyalar taşımak için giysilerin içine veya dışına eklenen astarlı parça; yaya kaldırımlarında veya yollarda araçların durabilmesi için açılan taşıt yanaşma alanı (gap (açıklık, ara, aralık, boşluk) (ing.) )

cephalanthera : gre. * kephale (baş, kafa) + antheros (çiçekli, çiçek açmış; çiçekle ilgili) (anthos (çiçek) + eros (ile ilgili,-a ait) ), anthera (polen kesesi) * orkidegiller (Orchidaceae) familyasında yer alan, çiçek başçıkları ve polen keseleri belirgin biçimde gelişmiş, genellikle ormanlık alanlarda yetişen, zarif yapılı ve çok yıllık otsu bitkileri kapsayan orkide cinsi

cephalaspidae : gre. * kephale (baş, kafa) + aspis, aspidos (kalkan, siper, zırh, panel, koruyucu levha, koruma) (gre.) + idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * başlarının ön bölümünde kalkan biçimli genişlemiş bir baş yapısına sahip olan, çoğunlukla denizlerde yaşayan, kabuksuz veya küçük iç kabuklu, hareketli ve yumuşak gövdeli deniz salyangozlarını kapsayan yumuşakçalar grubu, kalkan başlı deniz tavşanları, baş kalkanı sümüklüböcekleri, kabarcık salyangozlar

cephalaspidomorphi : gre. * kephale (baş, kafa) + aspis, aspidos (kalkan, siper, zırh, panel, koruyucu levha, koruma) + morphe (şekil, biçim) + i (takson eki) * baş kısmında kalkan biçimli kemiksi plakalar bulunan, tarihsel olarak çenesiz balıklar içinde değerlendirilen, boynuzsu dişleri olan, özellikle taşemenleri (lampreyler) ve fosil akrabalarını kapsayan omurgalılar grubu, kalkan başlı çenesiz balıklar üst grubu

cephalaspis : gre. * kephale (baş, kafa) + aspis, aspidos (kalkan, siper, zırh, panel, koruyucu levha, koruma) * Silüriyen ve Devoniyen dönemlerinde yaşamış, baş bölgesi geniş kalkan biçimli kemiksi bir zırhla kaplı olan, çenesiz balıklar arasında yer alan, fosil kayıtlarıyla bilinen zırhlı omurgalı cinsi, kalkan başlı ilkel balık cinsi

cephalochordata : gre., lat. * kephale (baş, kafa) + khorde (ip, sicim, kiriş, bağ, kordon, lif, tel) (gre.) + ata (takson ve çoğul eki) (lat.) * kordalılar (sırt iplisliler) şubesine ait olan, baş bölgesine kadar uzanan notokorda (ilkel sırt destek çubuğu) taşıyan, omurgalılarla yakın akraba kabul edilen, vücutları küçük, balık biçimli ve denizel yaşam süren mızraklı hayvanları (amfiyoksusları) kapsayan kordatlar altşubesi

cephalodiscidae : gre., lat. * kephale (baş, kafa) + diskos (yuvarlak, düz taş, düz plak, plaka, tabak, kase, tabla, disk, dairesel yapı) (gre.) + idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * hemikordatlar (yarım kordinlar) ve kanat solungaçlılar sınıfı içinde yer alan, küçük denizel canlılar olan Cephalodiscus cinslerini kapsayan, vücutlarının ön bölümünde baş benzeri bir yapı ve tutunmaya yarayan diskimsi organ bulunan, koloni halinde yaşayabilen solucan benzeri omurgasız deniz hayvanları familyası

cephalopoda : gre. * kephale (baş, kafa) + pous, podos (ayak) + a (takson ve çoğul eki) * baş bölgesi belirgin biçimde gelişmiş, kolları ve dokunaçları baş çevresinde yer alan, mürekkep balığı, ahtapot ve kalamar gibi hızlı hareket eden denizel yumuşakçaları kapsayan, gelişmiş sinir sistemi ve karmaşık göz yapısıyla tanınan kafadanbacaklılar sınıfı

cephalorhynchus : gre. * kephale (baş, kafa) + rhynkhos (burun, gaga, hortum, çıkıntılı ağız kısmı) * küçük boyutlu, kısa ve yuvarlak başlı, kısa gagamsı burun yapısına sahip, Güney Yarımküre denizlerinde yaşayan, yunusgiller (Delphinidae) familyasına bağlı dört küçük yunus türünü kapsayan deniz memelisi cinsi

cephalotaceae : gre. * kephale (baş, kafa) + otos (kulak) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * tek bir cins olan Cephalotusu kapsayan, sürahi biçimli tuzak yapraklarıyla böcekçil beslenmeye uyum sağlamış, yalnızca Batı Avustralya'nın güneybatısında doğal olarak yetişen küçük boyutlu etçil bitkiler familyası

cephalotaxaceae : gre. * kephale (baş, kafa) + taxis (düzen, sıra, diziliş, hareket, yönelme, düzenli hareket) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * Cephalotaxus cinsini ve yakın akraba türleri kapsayan, yaprak dökmeyen küçük ağaç veya çalı formundaki kozalaklı bitkilerden oluşan, porsukgillerle (Taxaceae) yakın akrabalık gösteren ve özellikle Doğu Asya'da yayılış gösteren bitki familyası, yalancı porsukgiller, erik-porsukgiller

cephalothorax : gre. * kephale (baş, kafa) + thorax (göğüs, göğüs kafesi), thorakos (göğüs kafesi ile ilgili) * baş ve göğüs bölümlerinin birleşerek tek bir vücut bölgesi oluşturduğu, özellikle örümcekler ve bazı kabuklularda görülen, duyu organları, ağız parçaları ve hareket organlarının büyük bölümünü taşıyan ön vücut bölümü, başgöğüs bölgesi

cephane : moğ., far. * cebe (silah, ok ve mızrak; savaş sırasında düşman silahlarının etkisinden korunmak için giyilen çok parçalı zırh, cevşen) (moğ.) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) (far.) * silah deposu

cephe : ara. * cabbaha (yüzünü bir tarafa çevirmek, yüzünü çevirmek, ön kısmı göstermek, cephe almak), cebh (alın; ön taraf, yüz, ön yüz) * yüz, dışa bakan ön yüz, ön taraf, yüzün ön tarafı, alın, cephe; harp sahası, muharebe edilen yer; alın; bir nesnenin ön tarafı; Ay’ın menzillerinden birisinin ismi olup arslan suretinin cephesi (dört yıldız arslan alnına benzetilmiştir.); bir kavmin ve cemaatin seyyidi

cepheid : gre. * Kepheus (Yunan mitolojisinde Etiyopya kralı Kefevs; gökyüzündeki Kral takımyıldızının adı) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * parlaklığı düzenli aralıklarla değişen, ışık değişimi ile mutlak parlaklığı arasında belirli bir ilişki bulunan, uzak gök cisimlerinin mesafelerini belirlemede temel ölçütlerden biri olarak kullanılan değişen yıldız türü, sefeid değişeni

cepken : tür. * çap, çep (yamamak, kabaca dikmek, vurmak) + gan, kan, gen, ken (isim yapım eki) * gömlek üstüne giyilen kolları uzun ve yırtmaçlı, yakasız ve boyu belden yukarda kalan üst giysisi

cer : ara. * carr, carra (çekmek, sürüklemek, kendine doğru çekmek) * çekme, sürükleme, çekip götürme; Osmanlı bürokrasi ve medrese geleneğinde “maaş/ödenek çekme” veya “para tahsil etme”; bir şeyin veya birinin etkisinde kalma; Osmanlı döneminde medrese talebelerinin üç aylarda dini hizmetlerde bulunmak ve halkı aydınlatmak için kasaba ve köylere gitmelerini ifade eden tabir

ceraceous : lat. * cera (balmumu, mum) + aceous (ile ilgili, -a ait) * balmumuna benzeyen görünüm, doku veya parlaklık gösteren; mumsu yüzeye, soluk sarımsı renge veya balmumu kıvamını andıran yapıya sahip olan nitelik, mumsu özellik taşıyan

cerade : ara. * carada (soyulmak, çıplaklaşmak, bozulmak) (çekirgelerin mahsulü yiyip bitirerek tarım arazilerini çoraklaştırmasından) * düzkanatlılardan, özellikle sıcak ülkelerde yaşayan, pek çok türü görülen, üç çift ayağı bulunan ve uzun olan arka bacaklarına dayanarak çok uzağa sıçrayabilen, yeşilliklere, ekinlere çok zarar veren bir böcek, çekirge

cerahat : ara. * cerh, ceraha (yaralamak), curh (yara) * irin, iltihap, enfeksiyon

cerahor : far. * cera (ücret, nafaka, maaş) + hor (yiyen, yiyici) * Osmanlılarda ordu hizmetlerinde kullanılan Hıristiyanlara verilen isim

cerambycidae : gre., lat. * kerambyx (uzun antenli odun böceği, ağaç kurdu) (keras, keratos (boynuz, keratin) + byx (böcek) ) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * larvaları genellikle odunla beslenen uzun antenli böcekler familyası

cerame : ara. * carame (iri olmak, büyük olmak) * gövdesi iri olma, iri vücutlu olma, cesamet

ceratiosicyos : gre. * keras, keratos (boynuz) + sikyos (salatalık) * boynuz benzeri meyveleri olan tropikal tırmanıcı, Cucurbitaceae familyasından bir bitki

ceratobatrachidae : gre. * keras, keratos (boynuz) + batrakhos (kurbağa) (gre.) + idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * kuyruksuz kurbağalar (Anura) takımına ait olan, özellikle Güneydoğu Asya ve Pasifik adalarında yaşayan, başlarında veya vücutlarında boynuzsu çıkıntılar bulunabilen, genellikle karasal yaşam süren ve dikenli kurbağalar olarak bilinen gerçek kurbağaları kapsayan iki yaşamlılar (amfibia) familyası

ceratodontidae : gre. * keras, keratos (boynuz) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) (gre.) + idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * akciğerli balıklar içinde yer alan, özellikle güçlü diş plakları ve boynuz biçimli diş yapılarıyla tanınan, günümüzde Avustralya akciğerli balığı (Neoceratodus forsteri) ile temsil edilen ve fosil akrabaları bulunan tatlı su balıkları familyası, dipnoi familyası

ceratonia : gre. * keras, keratos (boynuz) + onia (taksonomi eki) * baklagiller (Fabaceae) familyasında yer alan, keçiboynuzu ağacı olarak bilinen, sert ve boynuz biçimini andıran meyve baklaları taşıyan, Akdeniz çevresinde doğal yayılış gösteren ve besin, hayvan yemi ile geleneksel ürünlerde kullanılan ağaç cinsi

ceratopetalum : gre. * keras, keratos (boynuz) + petalon (yaprak, taç yaprak) * taç yaprakları boynuzumsu veya sert yapıda olan, Cunoniaceae familyasından bir bitki

ceratophryidae : gre. * keras, keratos (boynuz) + phrys, phryos (kaş, kaş çıkıntısı) (gre.) + idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Amerika'da yaşayan, gözlerinin üzerinde veya baş bölgesinde boynuzsu deri çıkıntıları bulunabilen, iri başlı ve geniş ağızlı, genellikle pusu kurarak avlanan boynuzlu kurbağaları (Ceratophrys) kapsayan iki yaşamlılar familyası, boynuzlu kurbağalar, Pacman kurbağaları

ceratophrys : gre. * keras, keratos (boynuz) + phrys, phryos (kaş, kaş çıkıntısı) * Güney Amerika'ya özgü, gözlerinin üzerinde kaş veya boynuz görünümünde deri çıkıntıları bulunan, iri gövdeli, geniş ağızlı ve avını pusu kurarak yakalayan boynuzlu kurbağaları kapsayan amfibi (iki yaşamlı) cinsi, Pacman kurbağası

ceratophyllaceae : gre. * keras, keratos (boynuz) + phyllon (yaprak) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * Ceratophyllum cinsini kapsayan, bütünüyle su içinde yaşayan, kök oluşturmayan, ince çatallı ve boynuz görünümünü andıran yapraklara sahip tatlı su bitkilerinden oluşan çiçekli bitkiler familyası, suboynuzugiller, boynuz otugiller

ceratophyllum : gre. * keras, keratos (boynuz) + phyllon (yaprak) * su bitkisi, dalları boynuzumsu ve ince yapraklı, Ceratophyllaceae familyasından bir bitki

ceratopogonidae : gre. * keras, keratos (boynuz) + pogon (sakal) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * halk arasında tatarcık veya yakarca olarak bilinen, çok küçük yapılı, çoğu kan emici, bazı türleri bitki özsuyu veya nektarla beslenen, birçok omurgalıya ve insana saldırabilen, dünya genelinde yayılış gösteren çift kanatlı böcekler familyası, sokucu minik sinek, ısıran sivrisinek, kum sineği

ceratostigma : gre. * keras, keratos (boynuz) + stigma (işaret, iz, nişan, simge, nokta, benek; çiçeğin dişi organının polen kabul eden bölümü) * kurşunotugiller (Plumbaginaceae) familyasında yer alan, genellikle çalı veya otsu yapılı, taç yaprağı veya çiçeği dikenli veya sert yapılı, mavi renkli çiçekleri ve bazı türlerinde boynuz biçimli stigma yapılarıyla tanınan, Asya ve Afrika'nın bazı bölgelerinde doğal yayılış gösteren bitki cinsi, mavi kurşun otu, diş otu, mavi kurşunkök

cerbeze : ara. * cerbeze (hilekarlık, dolan, sahtecilik, aldatma) * güzel konuşma; girişkenlik, beceriklilik; sahtecilik, hakkı batıl, batılı hak gösterme, aldatma

cercidiphyllaceae : gre. * kerkis, kerkidos (dokumacı mekiği; mekik biçimli yapı) + phyllon (yaprak) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * Cercidiphyllum cinsini kapsayan, kalp biçimli yapraklarıyla tanınan, yaprak döken ağaçlardan oluşan, günümüzde Doğu Asya'da doğal yayılış gösteren ve sonbaharda hoş kokulu yapraklarıyla dikkat çeken bitkiler familyası, katsura ağacı, karamel ağacı

cercis : gre. * kerkis (mekik; dokuma mekiği, mekik biçimli nesne) * baklagiller (Fabaceae) familyasında yer alan, erguvan ağacı olarak bilinen, kalp biçimli yaprakları, erken ilkbaharda yapraklanmadan önce açan gösterişli pembe veya mor renkli çiçekleri ve yassı baklaya benzeyen meyveleriyle tanınan ağaç ve çalı cinsi, Cercis siliquastrum

cercus : gre. * kerkos (kuyruk, kuyruk ucu, uzantı) * böcekler ve bazı diğer eklembacaklılarda karın bölgesinin son kısmında bulunan, genellikle çift halinde yer alan, duyusal algılama, savunma veya hareket sırasında yönlendirme işlevi görebilen kuyruk benzeri uzantı, cercus yapısı

cerda : ara. * cerd (soymak, çıplak hale getirmek) * mahrum, çıplak; tüysüz, dazlak; çorak, verimsiz toprak, arazi; karıştırılmamış

cerea flexibilitas : lat. * cerea (balmumu gibi, mumlu) (cera (balmumu, mum) + ea (sıfat yapım eki) ) + flexibilitas (esneklik, uzayabilirlik) (flex (esnek, uzayan) + ibilis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım ve durum eki) * balmumu esnekliği, şizofreni, bipolar bozukluk veya diğer zihinsel bozukluklarla ilişkili olarak katatoninin, uyaranlara yanıtın azalmasına ve hareketsiz bir duruşta kalma eğilimine yol açan psikomotor bir semptomu

cereme : ara. * carama, cereme (suç işlemek, sorumluluk yüklenmek, suç sayılmak), curm (suç, kabahat, kusur, hata, günah) (ara.); crime (suç, günah) (ing., fra.), criminal, criminel (suçlu) (ing., fra.) * şüphe, kuşku; suç, kabahat, günah

ceren : far., moğ. * ceren, caran (ceylan) (far.), cegeren (antilop, yaban keçisi, ceylan) (moğ.) * ince yapılı gövdesi, uzun ve narin bacakları, çevik hareketleri ve iri gözleriyle tanınan, açık bozkır ve yarı çöl alanlarında yaşayan, zarif görünüşlü geyikgillerden memeli; özellikle dişi veya genç ceylan

ceres : lat. * Ceres (Roma mitolojisinde tarım, tahıl, bereket ve hasat tanrıçası) * Roma mitolojisinde ekinlerin, tahılların, toprağın verimliliğinin ve bereketin koruyucusu sayılan tanrıça; adını bu tanrıçadan alan, Mars ile Jüpiter arasındaki ana asteroit kuşağında yer alan cüce gezegen

cereyan : ara. * car, cera (akmak) + yan (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.); currere (koşmak, akmak, ilerlemek), current (koşan, akan, akıml (lat.) * akma, akım, akıntı, akış, oluşum

cerh : ara. * caraha (yaralamak, yarmak, açmak, kesmek, dokuyu zedelemek, zarar vermek; ortaya atmak), curh (yara, kesik, açılma), cerrah (yaran, açan, operatör) * yara, açılma, açıklık

cerib : ara. * ceribe (denemek, tecrübe etmek, sınamak) * Arabistan ülkelerinde kullanılan 216 litrelik hacim ölüçüsü; dönüm; eni ve boyu 60 arşın olan arazi ölçüsü

ceride : ara. * cerd (soymak, çıplak hale getirmek; ince tabaka haline getirmek) * gazete; soyulmuş şey, soymuk, yonga, yaprak, tabaka; kağıt tabakas

cerikan : gre., lat., ing. * gelare (donmak, katılaşmak, sertleşmek) (lat.); gel (donmuş, katılaşmış, sertleşmiş, sert, katı) (lat.) + ly (ile ilgili, gibi) (ing.) + kanna (kamış, boru, tüp, saz) (gre.); canna (kamış, boru, tüp) (lat.); can (bidon) (ing.) * benzin taşımaya yarayan, genelde metal bazen plastik olan, değişik hacimlerdeki bidon

cerim : ara. * carama (suç işlemek, sorumluluk yüklenmek, suç sayılmak), curm (suç, kabahat, kusur, hata, günah) * suçlu, kabahatli, cani, suç işlemiş, ciram (ç.); kuru hurma; hurma çekirdeği

cerime : ara. * carama (suç işlemek, sorumluluk yüklenmek, suç sayılmak), curm (suç, kabahat, kusur, hata, günah) (ara.); crime (suç, günah) (ing., fra.), criminal, criminel (suçlu) (ing., fra.) * suç, kusur, hata, kabahat, günah

ceritinib : lat. * ceri (ilaç etken madde iskeleti için sentetik önek, belirli bir kimyasal seriyi belirtir) + tinib (tyrosine kinase (tirozin kinaz) inhibitörü) (tyrosine (aminoasit) (turos, tyros (peynir) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + kinesis, kinase (kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak) + asis (son ek) ) (gre.) + inhibitor (engelleyici, önleyici, mani olan) (lat.) ) * geç evre küçük hücre dışı akciğer kanserlerinin tedavisinde kullanılan ilacın etken maddesi (C28H36ClN5O3S)

cermen : lat. * germanus (yerli, aynı aileden, aynı soydan, kan bağı olan, ortak tohumdan) (germ (filiz, tomurcuk, tohum) + anus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * eskiden, Avrupa’da Bohemya’yı, bugünkü Almanya’yı ve Polonya’nın batı bölümünü içine alan topraklarda bulunan Cermanya’da oturan halk

cernuous : lat. * cernuus (öne eğilmiş, başı aşağı sarkmış, yere dönük, sarkık, başı aşağı eğik veya aşağı dönük) + osus (ile ilgili, -a ait) * çiçek, meyve, yaprak veya başka bir bitki organının dik durmak yerine aşağıya doğru eğilmiş, sarkmış veya başı öne düşmüş

ceropegia : gre. * keras, keratos (boynuz) + pegein (akmak) * boynuz biçimli çiçekleri olan tropikal tırmanıcı, Apocynaceae familyasından bir bitki

cerr : ara. * cerr (bir şeyi çekmek, kendine doğru çekmek, uzaktan getirmek, sürüklemek; çekerek elde edilen geçimlik) * bir şeyi bulunduğu yerden çekip kendine yaklaştırma veya uzak bir yerden getirme eylemi; özellikle tasavvuf geleneğinde dolaşarak yardım ve bağış toplama yoluyla geçimini sağlama biçimi, bu yolla elde edilen geçimlik ve gelir

cerrah : ara. * cerh, ceraha (yaralamak, yarmak, yarık açmak; açığa çıkmak, açığa çıkarmak) * açıcı, ameliyat yapan hekim, yaralayan; cehra

cerrahi : ara. * cerrah (açıcı, ameliyat yapan hekim, yaralayan) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * cerrah ile ilgili; tıbbi operasyonla ilgili, ameliyat ile ilgili

cerrar : ara. * cer (çekmek, sürüklemek) + ar (-cı, yapan, eden eki) * çeken, çekici, para toplayan, cer yapan

cerre : ara. * cerre (ağaçtan yapılan su kabı; topraktan yapılan desti, bardak) * su, süt ve benzeri sıvıları taşımak, saklamak veya içmek amacıyla kullanılan, ağaçtan oyularak veya topraktan biçimlendirilerek yapılan küçük kap, desti veya bardak

cerro : isp. * cerro (tepe, yükselti, küçük dağ) * çevresindeki araziye göre belirgin biçimde yükselen, genellikle yuvarlak veya hafif eğimli yamaçlara sahip, dağdan daha alçak doğal yükselti, tepe veya küçük dağ

cerumen : lat. * cerumen (cera (balmumu, mum) + men (ile ilgili, son ek) ) (lat.); cire (mum, balmumu) (fra.) * kulak kanalında üretilen balmumuna benzer koruyucu salgı, kulak kiri

cervidae : lat. * cervus (geyik) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * geyikler, ren geyikleri, sığınlar ve yakın akraba türleri kapsayan, çoğu erkeğinde her yıl dökülüp yeniden gelişen dallı boynuzlar bulunan, geviş getiren, otçul memeliler familyası

cesamet : ara. * cesseme (somutlaştırmak, vücuda getirmek, bedenlendirmek, bedene büründürmek; şekillendirmek, şekil vermek, biçimlendirmek) + et (isim yapım eki), cesim (büyük, iri, cüsseli), cesamet (irilik, büyüklük, büyük olma); cusse, cesed (gövde, beden, vücut) * şekilli madde; somut olgu, beden, gövde, vücut; büyük olma, büyüklük, irilik, cüsseli olma

cesaret : ara. * casara (atak olmak, göze almak, çekinmeden atılım yapmak, korkusuzca hamle yapmak) + et (isim yapım eki) * cesur olma, girişkenlik, gözüpeklik, ataklık, korkusuzluk, yürek gücü, bir şeyi tehlikesine rağmen yapabilme yetisi; yiğitlik

ceset : ara. * cesed (gövde, beden, vücut), cusse (gövde, beden) * gövde, vücut, beden; ölmüş insan bedeni, ölü beden, insanın ölümünden sonra geriye kalan fiziksel varlık, naaş

cesim : ara. * cism (gövde, beden, kütle) * iri vücutlu, büyük gövdeli, büyük, iri; cisimli, hacimli

cespitose : lat. * caespes, caespitis (çim, çimenlik, sık ot yumağı, çim örtüsü) + osus (ile ilgili, -a ait) * sık kümeler, öbekler veya ufak topaklar halinde, yer üstünde birbirine yakın büyüyen; çok sayıda sürgünün dipten sık kümeler oluşturarak yastık veya yumak görünümünde geliştiği, yayılıcı rizomlar oluşturmaktan çok demet hâlinde büyüme gösteren bitki gelişim biçimini ifade eden botanik nitelik

ceste : far. * cestan (atlamak, sıçramak, fırlamak) * sıçrayış, sıçrama, fırlayış, fırlama, atlamış, sıçramış; canlı, hareketli, çevik

cestoda : gre., lat. * kestos (kuşak, kemer, sarmal yapı, kavrama için sarılan şey) (gre.); cestus (lat.) * bağırsaklarda yaşayan, şerit biçiminde, segmentli parazit solucan türü; tenyalar sınıfını oluşturan solucanlar

cestodiasis : gre., lat. * kestodiasis (kestos (kuşak, kemer, sarmal yapı, kavrama için sarılan şey) +iasis (iltihap, enfeksiyon, durum, sorun, hastalık eki) (gre.); cestodiasis (cestus (kuşak, kemer, sarmal yapı, kavrama için sarılan şey), cestoda (tenya türü parazit solucanlar) (lat.) + iasis (iltihap, enfeksiyon, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) ); cysticercus (tenya larvası) (lat.) * cestoda grubu parazitlerin bağırsaklarda sebep olduğu, tenyoz veya kistiserkoz gibi hastalıkları kapsayan enfeksiyon, sestod enfeksiyonu

cestus : gre., lat. * kestos (kuşak, kemer, sarmal yapı, kavrama için sarılan şey) (gre.); cestus (lat.) * deri şeritler içeren veya demir plakalarla doldurulmuş olan, bıçaklar veya çivilerle de donatılabilen eski savaş eldiveni (eski Yunan’da “pankration” ismi verilen silahsız dövüş oyununda kullanılmıştır.)

cesur : ara. * casara (atak olmak, göze almak) * girişken, gözüpek, atak

cet : ara. * cedde (kesmek, biçmek, yarmak, bölmek, ayırmak, sınırlamak), cadda (ciddiyet göstermek, gayret etmek, çaba sarfetmek, önem vermek)* ata, bübükbaba, dede, soy, ecdad (ç.) ; ciddiyet, gayret, çaba

cetacea : lat. * cetus (balina, büyük deniz canlısı) + aceae (-giller, botanik familya eki) * balinalar, yunuslar ve muturlar gibi bütünüyle sucul yaşama uyum sağlamış, akciğerleriyle solunum yapan, yavrularını sütle besleyen ve iğ biçimli vücut yapılarıyla açık deniz yaşamına uyum göstermiş deniz memelilerini kapsayan takım

cetancodonta : lat., gre. * cetus (balina, büyük deniz canlısı) (lat.) + ankodontos (kanca dişli) (ankos (kıvrım, kanca, eğrilik) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) (gre.) * balinalar ile çift toynaklı memeliler arasındaki yakın evrimsel akrabalığı yansıtan, özellikle balinalar ile su aygırlarını aynı soy hattı içinde birleştiren memeliler grubu, Cetacea ve Artiodactyla üyelerini kapsayan klad

cetbecet : ara. * cedd (ata, bübükbaba, dede, soy) + be (ve, birlikte, süregelen) + cedd (ata, bübükbaba, dede, soy) * atalardan beri, soyca

ceteris paribus : lat. * ceterus (diğerleri, geride kalanlar) + paribus (aynı, eşit); etc (et (ve) + cetera (kalanlar, diğerleri) ) * diğer tüm durumlar sabitken, diğerleri aynıyken

cetrorelix : lat. * cetro (sentetik veya modifiye bileşik eki) + relix (inhibitör ve antagonist eki) * kan damarlarını daraltan doğal bir madde olan endotelinin etkisini engellemek için ve prematüre luteinize edici hormon dalgalanmalarını engellemek için kullanılan, gonadotropin salgılayan hormon antagonisti (C70H92ClN17O14)

cetvel : ara. * cedvele ( (uzunluk ölçmek, düzenlemek) (ced (yol) + vele (zaptetmek, hapsetmek) ) * akarsu kanalı, düz çizgi, liste, not yazıları; düz çizgi çizmeye yarayan alet

cev : ara. * cev (boşluk, oyuk) * gökyüzü, hava, atmosfer veya yeryüzü ile gök arasında kalan uçsuz bucaksız geniş boşluk, içi boş olan alan, geniş açık saha veya yer ile gök arasındaki atmosfer tabakası (cavus (boşluk, oyuk) (lat.) cave, caverne (mağara) (ing., fra.), cavity, cavité (oyuk, boşluk, girinti) (ing., fra.) )

cevab : ara. * caba, cabe (karşılık vermek, yanıtlamak, doldurmak (kap vb.) ) * sorulan şeye söz veya yazıyla verilen karşılık, yanıt; havuzlar

cevaben : ara. * cevab (yanıt) + en (gibi, olarak) * cevap olarak, yanıt olarak

cevabi : ara. * cevab (yanıt) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * cevap ile ilgili, cevap olarak, yanıt ile ilgili, yanıt olarak

cevahir : ara. * cevher (öz, esas, temel, ayırt edici nitelik; maden ve değerli taşların doğal halde bulunan ve işlenebilir ham madde olan özü) * özler, esaslar, asıllar, kökler, cevherler

cevap : ara. * caba, cabe (yanıtlamak, talebe veya soruya karşılık vermek), icabet (çağrıyı karşılama, talebe karşılık verme), mucib (cevap veren, yanıtlayan) * yanıt, soruya karşı verilen açıklama

cevaplamak : ara., tür. * cevab (yanıt) (cabe (yanıtlamak, talebe veya soruya karşılık vermek) ) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * yanıtlamak

cevarih : ara. * caraha (yaralamak, yarmak, açmak, kesmek, dokuyu zedelemek, zarar vermek; ortaya atmak), curh (yara, kesik, açılma), cerrah (yaran, açan, operatör), cariha (avcı kuş, yırtıcı; yaralayan) * avcı kuşlar, yırtıcılar; el, ayak gibi vücud organları

cevar-ül künnes : ara. * cevar (akanlar, cari olanlar, yakınlar, komşular) + el (ön ek, artikel) + kanasa (saklamak, gizlemek, örtmek), kunnes (saklayan, koruyan, gizleyen) * gündüz görünmeyip gece görünenler, seyyar yıldızlar. (Ütarid, Zühre, Merih, Müşteri, Zuhal)

cevat : ara. * cud (cömertlik) * cömert, eli açık, ikram eden, ihsan eden, cevad

cevaz : ara. * cevveze (caiz görmek, izin vermek, uygun bulmak), caza (geçmek, aşmak, izin vermek, müsaade etmek, geçerli olmak, mümkün olmak, karşılıklandırmak, karşılığını vermek, uygun olmak, uymak), caiz (uygun, geçerli, izin verilmiş), cevaz (onay, izin, müsaade, geçiş hakkı, serbestlik, uygunluk, caiz olma) * onay, izin, müsaade, geçiş hakkı, serbestlik, uygunluk, caiz olma

cevdet : ara. * cede (iyi olmak, güzel olmak, güzelleşmek), tecvid (güzelleştirme, güzel söyleme) * olgunluk, kemale ermişlik, iyilik, güzellik, kusursuzluk

cevelan : ara. * cala (dönmek, dolanmak, dolaşmak) * dönme, dolaşma, dolanma

cevf : ara. * cavafa (boşaltmak, içini boş bırakmak, boş olmak, içi boşalmak); cavus (boşluk, oyuk) (lat.); cavity, cavité (boşluk, oyuk) (ing., fra.) * boşluk; oyuk, çukur; iç boşluğu, kof

cevher : far., ara. * gavhar, gohar (öz, töz, esas, temel, asıl) (far.); cevhr (ara.) * değerli taş, mücevher; öz, töz, esas, temel, asıl, ayırt edici nitelik, en kıymetli parça veya nitelik; maden ve değerli taşların doğal halde bulunan ve işlenebilir ham madde olan özü veya özümsenebilir kısmı

cevir : ara. * cevere (yoldan sapmak, doğru çizgiden ayrılmak) * sapma, haksızlık etme, üzme, zulmetme, acı çektirme, haksızlık, eziyet, zulüm, adaletsizlik

ceviz : lat., ara. * cavz, cevz (parçalamak, ayırmak, çekirdek çıkarmak; ayırmak, bölmek, ortada olmak; Juglandaceae familyasının Juglans cinsinden ağaç ve kabuklu meyvesi) (ara.); juglans (ju (gök) + glans (palamut, meşe palamutu) ) (lat.) * Juglandaceae (cevizgiller) familyasının Juglans cinsinden, tek tüysü yaprakları karşılıklı dizilmiş ve aromatik kokulu ağaç türlerinin ve bu ağaçların sert kabuklu meyvelerinin ortak ismi, juglans regia

cevretmek : ara. * cevr (sapmak, haksızlık etmek, üzmek, zulmetmek, acı çektirmek) + etmek (yapmak, eylemek, işlemek) * haksızlık etmek, üzmek, acı çektirmek

cevriye : ara. * cevr (sapmak, haksızlık etmek, üzmek, zulmetmek, acı çektirmek) + iye (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sıkıntıya düşmüş, zulüm görmüş

cevşen : far. * cavş, cevş (zincir baklası, halka) + en (isim yapım eki) * örmeli zırh, savaş elbisesi; kaza ve beladan koruduğuna inanılan dua metni

cevv : ara. * cavafa (boşaltmak, içini boş bırakmak, boş olmak, içi boşalmak), cavva (havalanmak, etrafı kaplamak, atmosferle ilgili olmak; hava sağlamak, etrafı saracak şekilde ortam yaratmak) (ara.); cavus (oyuk, boşluk) (lat.); cavity, cavité (boşluk, oyuk), cave, caverne (mağara) (ing., fra.), cove (koy, kovuk, oyuk) (ing.), kof (içi boş) (tür.) * boşluk, oyuk; hava, atmosfer, çevre ortam

cevval : ara. * cala, cale (dönmek, dolanmak, dolaşmak) * cevelan eden, dolanan, dolaşan, hareketli, canlı

cevvi : ara. * cevv (boşluk; atmosfer) * atmosferik

cevza : ara. * cevz (parçalamak, ayırmak, çekirdek çıkarmak; ayırmak, bölmek, ortada olmak) + a (isim yapım eki) * ortası, ikisinin arası; İkizler burcu, gökyüzünün kuzey yarım küresinde görünen iki parlak yıldızlı burç

ceyb : ara. * caba, cavaba (içine almak, taşımak, kapsamak; oymak, kesmek), cuyub (yakalar, kucaklar, koyunlar) (ç.) (ara.); cap, chapeau (şapka), cup, coupe (kap) (ing., fra.) * kucak, koyun, yaka, iç boşluk, iç alan, karın bölgesi, yarık, oyuk, hazne, kap

ceyda : ara. * ceyd (uzun boylu olmak) + a (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * uzun boyunlu ve güzel; ışık, aydınlık

ceyhan : tür. * ceyhan (ceyh (güzellik, bereket) + an (isim yapım eki) ) * güzellik, canlılık, bereket, cennetin kapısı, cennete açılan kapı, soyca temiz, köleliği olmayan; Adana'nın bir ilçesi

ceyhun : far. * ceya (yağmur; su akışı) + hun (efendi, rabb, yüce kişi, hükümdar, reis) * çok büyük nehir, nehirlerin kralı

ceyl : ara. * ceyl (topluluk, kavim, nesil, jenerasyon, soy, batın, kuşak; zümre, kavim; yengeç) * insan topluluğu, zümre, kavim, nesil, batın, kuşak, jenerasyon

ceylan : moğ., far. * cegeren (yaban keçisi, antilop) (moğ.), ceyran (far.); caran, ceren (far.) * çiftparmaklılar (Artiodactyla) takımının boynuzlugiller (Bovidae) familyasından, Arabistan ve Kuzey Afrika çöllerinde yaşayan, ince yapılı, ince bacaklı, çok zarif, çok hızlı koşan ve iri gözlü memeli hayvan, gazal, ceren, karaca

ceylanpınar : moğ., far., tür. * ceylan (ceren, gazal) (moğ., far.) + pınar (su kaynağı) (tür.) * Şanlıurfa'nın bir ilçesi

ceylin : ara. * ceyl (topluluk, kavim, nesil, jenerasyon, soy, batın, kuşak; zümre, kavim; yengeç) + in (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * cennet kapısı; dünya; sevgili, kız; saf, temiz; yengeç yuvası; kadın ismi

ceza : ara. * cevveze (caiz görmek, izin vermek, uygun bulmak), caza (geçmek, aşmak, izin vermek, müsaade etmek, geçerli olmak, mümkün olmak, karşılıklandırmak, karşılığını vermek, uygun olmak, uymak), caiz (uygun, geçerli, izin verilmiş), cevaz (onay, izin, müsaade, geçiş hakkı, serbestlik, uygunluk, caiz olma) * karşılık; hata, suç ve günah eylemlerinin karşılığında uygulanan sıkıntı ve üzüntü verici işlem

cezaevi : ara., tür. * ceza (karşılık, karşılıklandırma) (ara.) + ev (yer, konut, hane, barınak, sığınak, yuva) + i (iyelik eki) (tür.) * suç işlediği mahkeme kararıyla kesinleşen ve mahkeme kanalıyla hüküm giyen (mahkum edilen) kişilerin cezalarını çekmeleri ve topluma yeniden kazandırılmaları için kapatıldıkları resmi infaz kurumu

cezai : ara. * ceza (karşılık, karşılıklandırma) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ceza ile ilgili, cezaya ilişkin

cezalandırmak : ara., tür. * ceza + lan (dönüşlü fiil eki) + dır (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * ceza vermek, karşılığını vermek, karşılıklandırmak

cezalet : ara. * cezl (kalın odun, tomruk; sağlam, metin) * sertlik, kalınlık; edebiyatta, sert ve kalın olduğu için kulakta kuvvetli tesir bırakan kelimelerin kullanılması

cezayir : ara. * cezire (ada) * Kuzey Afrika’da yer alan, kuzeydoğusunda Tunus, doğusunda Libya, güneydoğusunda Nijer, güneybatısında Moritanya ve Mali, batısında Fas ve Batı Sahra bulunan, etnik açıdan İslam, Arap ve Berberi ülkesi

cezb : ara. * cezebe, cazaba (çekmek, kendine doğru çekmek), (cazib (çekici), cazibe (çekicilik, çekim gücü) ) * çekme, çekim

cezbe : ara. * cezb (çekmek), cezbe, cadba (çekim) * coşkuyla kendini yitirme, kendinden geçme durumu; tasavvufta bilinçten arınma hali

cezbetmek : ara. * cazaba, cezebe (çekmek, kendine doğru çekmek) + etmek (yapmak, eylemek, işlemek) * çekmek, kendine çekmek, cazip algılatmak

cezerye : ara. * cedr, ceder, cezr, cezer (kök, asıl, temel; havuç) + iye (isim yapım eki) * havuç ezmesine şeker, fındık vb. katılarak yapılan bir tür tatlı

cezir : ara. * cezere (alçalmak, çekilmek, kesilmek, kısalmak) * alçalma, çekilme, kesilme, kısalma; deniz sularının Ay ve Güneş'in çekim kuvveti nedeniyle alçalması veya çekilmesi olayı (med olayının karşıtı gel-git çekilmesi); kendisiyle çarpılınca bir sayı oluşturan rakamlardan her biri (2 sayısı 4 sayısının cezridir. 4 sayısı 2 sayısının meczurudur.), karekök; kök, asıl, esas, temel

cezire : ara. * cezere (alçalmak, çekilmek, kesilmek, kısalmak) * etrafı tamamen sularla çevrili kara parçası, ada (Cezayir (adalar; Kuzey Afrika’da bir ülke) (ara.)

cezm : ara. * cazama (kesmek, ayırmak, bölmeki kat etmek, karara bağlamak) * kesin karar, kat'i karar, yemin, kesme, takdir

cezmi : ara. * cazama (kesmek, ayırmak, bölmeki kat etmek, karara bağlamak), cezm (kesin karar, kat'i karar, yemin, kesme, takdir) * kesin karara ait, kesin niyetle ilgili; erkek ismi

cezr : ara. * cezere (alçalmak, çekilmek, kesilmek, kısalmak) * alçalma, çekilme, kesilme, kısalma; deniz sularının Ay ve Güneş'in çekim kuvveti nedeniyle alçalması veya çekilmesi olayı (med olayının karşıtı gel-git çekilmesi); kendisiyle çarpılınca bir sayı oluşturan rakamlardan her biri (2 sayısı 4 sayısının cezridir. 4 sayısı 2 sayısının meczurudur.), karekök; kök, asıl, esas, temel

cezri : ara. * cezr (kök, asıl, esas, temel) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kökten, temelden, esastan, köklü

cezu : ara. * caza (sızlanmak, kıvranmak, feryad etmek, imdan istemek) * çok sızlanan, kıvranan, feryad eden

cezve : ara. * cevz (bir içim, yudumluk su), cez (su), ceze (bir içim su vermek) * genellikle kahve pişirmek için kullanılan, silindir biçimli ve saplı, küçük kap

Cf : lat. * californium (California (ABD'nin Kaliforniya eyaleti) + ium (kimyasal element eki) ) * atom numarası 98 olan, aktinitler serisinde bulunan, sentetik olarak üretilen, güçlü nötron kaynağı özelliğine sahip olan, nükleer araştırmalarda, nötron aktivasyon analizlerinde ve bazı nükleer uygulamalarda kullanılan radyoaktif bir element

CFR : ing. * cost (maliyet) + freight (navlun) * maliyet ve navlun; ithalat ve ihracatta taşınan ürünün, daha önce belirlenmiş limana kadar bütün taşıma masraflarının tamamen ihracatçı firma tarafından karşılanacağını belirten terim

CGHS : ing. * Congenital (doğuştan, konjenital) + Generalized (yaygın, genelleşmiş) + Hypertrichosis (aşırı kıllanma) + Syndrome (sendrom) * doğumdan itibaren vücudun büyük bölümünde normalden fazla kıllanma görülmesiyle karakterize, kalıtsal veya genetik kökenli olabilen, çeşitli gelişimsel belirtilerle birlikte seyredebilen doğuştan yaygın aşırı kıllanma sendromu

chaenomeles : gre. * khainein (açmak) + melos (meyve) * gülgiller (Rosaceae) familyasında yer alan, sert ve elmayı andıran meyveleri olgunlaştığında çatlama eğilimi gösterebilen, erken ilkbaharda açan gösterişli çiçekleriyle süs bitkisi olarak yetiştirilen Japon ayvası cinsi

chaenorhinum : gre. * khainein (açmak) + rhis, rhinos (burun, çıkıntı) * küçük çiçekli otsu bitki, Plantaginaceae familyasından bir bitki

chaetodontidae : gre., lat. * khaite (kıl, uzun kıl, saç, yele) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * mercan resiflerinde yaşayan, ince ve kılsı görünümlü dişlere sahip, parlak renkleri ve yassı vücut yapılarıyla tanınan kelebek balıklarını kapsayan ışın yüzgeçli balıklar familyası, kelebek balıkları

chaetognatha : gre., lat. * khaite (kıl, uzun kıl, saç, yele) + gnathos (çene) (gre.) + a (çoğul taksonomik ek) (lat.) * kıllı çene; ağız çevresinde av yakalamaya yarayan kıl veya diken benzeri çene kılları taşıyan, çoğunlukla denizlerde planktonik yaşam süren, saydam gövdeli yırtıcı omurgasızları kapsayan ok solucanları şubesi, ok kurtları

chaetophractus : gre., lat. * khaite (kıl, uzun kıl, saç, yele) + phraktos (çitle çevrilmiş, zırhlı, korunaklı) * sırt zırhının kenarları ve alt bölümleri belirgin kıllarla kaplı olan, Güney Amerika'da yaşayan, kazıcı yaşam biçimine uyum sağlamış tüylü armadilloları kapsayan memeli cinsi

chagas hastalığı : bre. * chagas (Brezilyalı fizyolog Carlos Chagas’ın soyadından) + hasta (sağlığı bozlumuş olan) + lık (durum eki) + ı (iyelik eki) * triatoma cinsi kan emen böceğin (Trypanosoma cruzi adlı protozoa) insanı sokması ile bulaşan tropikal bir paraziter enfeksiyon

challenge : lat. * calumniari (iftira etmek, asılsız suçlamada bulunmak, karalamak, itiraz etmek) (calumnia (suçlama, itiraz) + ari (fiil mastar eki) ) (lat.); challenge (ing.) * bir kimseyi veya topluluğu yarışmaya, mücadeleye ya da bir işi başarmaya çağıran zorlayıcı durum veya görev; bir düşünceye, iddiaya ya da otoriteye karşı çıkma, itiraz etme; güçlük, zorluk; özellikle sosyal medyada belirli bir eylemi gerçekleştirmeye dayanan meydan okuma etkinliği

chamaeleonidae : gre., lat. * khamaileon (khamai (yer, küçük, alt, aşağı, düşük), khamalos (yerdeki, sürünen; alçak, alttaki, önemsiz, küçücük) + leon (aslan) ) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * sürüngenler sınıfının pullular (Squamata) takımına ait, genellikle çevreye uyum sağlayan renk değiştirme yetenekleri, birbirinden bağımsız hareket edebilen gözleri ve avlarını yakalamak için hızla fırlattıkları uzun dilleriyle tanınan bukalemunları kapsayan kertenkele ailesi

chamber : lat., fra. * camera (oda, tonozlu oda, kemerli mekan) (lat.); chambre (oda, hücre, bölme) (fra.) * bir yapı, aygıt, makine veya canlı organizma içinde belirli bir işlevi yerine getirmek üzere ayrılmış, duvar, zar veya benzeri yapılarla çevrelenmiş kapalı bölüm, oda veya hazne

chamelaucium : gre. * khamai (yer, küçük, alt, aşağı, düşük) + laurion (defne) * küçük yapraklı ve dekoratif çiçekli çalı, Myrtaceae familyasından bir bitki

chandra : san. * candra (parlak, ışıldayan, parıldayan; Ay) * Hint mitolojisinde Ay'ı kişileştiren tanrının adı; parlaklığı ve ışığı simgeleyen, Sanskritçede Ay anlamında da kullanılan adlandırma

change blindness : ing. * change (değişim) + blindness (körlük) * görsel sahnedeki belirgin değişiklikleri fark edememek, değişim körlüğü

channelled : ing. * channel (kanal) + ed (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * yüzeyinde boyuna uzanan bir veya birden çok oluk, kanal veya oyuk bulunan; kanal biçiminde şekillenmiş veya belirgin oluklarla bölünmüş; kanalize edilmiş, yönlendirilmiş veya oluklu

channidae : far., gre., lat. * can (yılan) (far.); khanna (yılan) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * yılanı andıran uzun gövdeleri, iri ağızları ve atmosferik havayı soluyabilmelerini sağlayan yardımcı solunum organlarıyla tanınan, tatlı sularda yaşayan yılanbaş balıklarını kapsayan ışın yüzgeçli balıklar familyası, yılanbaş balığı, yılanbaşlılar

chapter : lat. * caput, capitis (baş kafa, tepe, öncel) + ilum (ile ilgili olan) (lat.); chapitre (fra.) * bir yazılı veya görsel eserde sayı veya başlık ile ayrılmış bölüm, kısım

characidae : gre., lat. * kharax (kazık, sivri çubuk, çentikli kazık) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * aralarında neon balığı, tetra ve piranaların da bulunduğu tatlı su balıklarını kapsayan, çoğunluğu Orta ve Güney Amerika'da yaşayan, genellikle küçük olan ve sürü halinde dolaşan, birçok türünde yağ yüzgeci bulunan ışın yüzgeçli balıklar familyası, karaksgiller

characiformes : gre., lat. * kharax (kazık, sivri çubuk, çentikli kazık) (gre.) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * tetralar, piranalar, neon balıkları, kardinaller gibi çok sayıda tatlı su balığını kapsayan, çoğunlukla Güney Amerika ve Afrika’da yayılış gösteren ışın yüzgeçli balıklar takımı, Characidae (karaksgiller) ve yakın akraba familyaları içeren balık grubu

characinae : gre. * kharax (kazık, sivri çubuk, çentikli kazık) + inae (-giller, zoolojik alt familya eki) * sırtlarında yağ yüzgeci bulunan, dişli çenelere sahip ve aralarında akvaryum balığı olarak popüler olan tetraların ile piranhaların yer aldığı Characidae familyasına ait tatlı su balıklarını veya bu alt aile

charadriidae : gre., lat. * kharadrios (dere yatağı, sel yarıntısı ve çakıllı akarsu kıyılarında yaşayan bir kuş) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * yağmur kuşları ve yakın akraba kıyı kuşlarını kapsayan, çoğunlukla kıyılar, çamurluklar, kumluklar ve açık arazilerde yaşayan, uzun bacaklı, kısa ve düz gagalı, yerde koşarak beslenen kuşlar familyası, yağmurcungiller, yağmurkuşugiller

charadriiformes : gre., lat. * kharadrios (dere yatağı, sel yarıntısı ve çakıllı akarsu kıyılarında yaşayan bir kuş) (gre.) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * yağmur kuşları, martılar, sumrular, alklar, çulluklar ve birçok kıyı kuşunu kapsayan, kıyılar, sulak alanlar ve açık deniz ortamlarına uyum sağlamış, beslenme ve yaşam biçimleri bakımından büyük çeşitlilik gösteren kuşlar takımı, yağmur kuşları, kıyı kuşları

chargino : lat. * carrus (araba, vagon), carricare (yüklemek, taşımak) (lat.); charge (yük), charger (yüklemek) (fra.) + ino (küçüklük belirten isim yapım eki) (ita.) * süpersimetri kuramında, yüklü winolar ile higgsinoların karışımından oluştuğu öngörülen, elektrik yükü taşıyan ve Standart Model'in ötesindeki parçacıklar arasında yer alan varsayımsal fermiyonlardan her biri, yüklü süpersimetrik parçacık türü

chariklo : gre. * Khariklo (Yunan mitolojisinde bir su perisi; bilge kentaur Kheiron'un eşi olarak anılan mitolojik kişi adı) * Satürn ile Uranüs yörüngeleri arasında dolanan, çevresinde iki belirgin halka sistemi bulunan ilk küçük gök cismi olarak tanınan sentor sınıfındaki küçük gezegen; adını Yunan mitolojisindeki Khariklo'dan alan gök cismi

charles yasası : fra. * charles (Fransız mucit, bilim insanı, matematikçi ve baloncu Jacques Alexandre César Charles’ın soyadından) (fra.) + yasa (kanun, kural, ilke, prensip) + sı (iyelik eki) (tür.) * ideal bir gazın hacminin, sabit basınç ortamında mutlak sıcaklıkla doğru orantılı olduğunu belirten ve termal genleşmenin temelini açıklayan yasa (V = V0 (1+ β t) )

charlotte amalie : alm., ara., lat. * karl (adam, özgür adam, insan, özgür insan) (alm.) + otte (küçültme eki) (fra.) + amal, amel (iş, çalışma) + iy (ile ilgili, gibi, -a ait) (ara.); amalie (iş) (lat.) * ABD Virjin Adaları'nın başkenti

charon : gre. * Kharon (Yunan mitolojisinde ölülerin ruhlarını Akheron ve Styks ırmaklarından geçirerek yeraltı dünyasına taşıyan kayıkçı) * Yunan mitolojisinde ölülerin ruhlarını kayığıyla yeraltı dünyasına ulaştıran kayıkçı; adını bu mitolojik kişiden alan, Plüton'un en büyük doğal uydusu ve cüce gezegenle birlikte ortak kütle merkezi çevresinde dolanan gök cismi

chartaceous : lat. * charta (kağıt, yazı levhası, belge, doküman, papirüs yaprağı, yazı levhası, kart) + aceus (sıfat yapım eki) * doku bakımından ince, kuru, sertçe ve kağıdı andıran yapıya sahip olan; özellikle yaprak, çiçek veya başka bitki organlarının kağıtımsı özellik göstermesini ifade eden botanik nitelik

charter : lat. * charta (kağıt, yazı levhası, belge, doküman, papirüs yaprağı, yazı levhası, kart) + ulus, ula (küçültme eki) (lat.); charter (chart (grafik, tablo, harita, çizelge) + er (yapan, eden eki) ) (ing.) * özel hak veya ayrıcalık veren resmi belge; genellikle bir şirket, okul, gemi veya hava aracı için verilen lisans veya sözleşme, kiralama

chasmanthium : gre. * khasma (yarık, boşluk) + anthos (çiçek) * çiçekleri salkım halinde ve açık aralıklarla yerleşmiş çim, Poaceae familyasından bir bitki

chat : ing. * chat (gevezelik etmek, cıvıldamak) * sohbet; internet üzerinden yazılı olarak yapılan karşılıklı mesajlaşma

chatgpt : ing. * chat (sohbet) + generative (oluşumsal, oluşturucu) + pre (ön, önceden) + trained (eğitilmiş, eğitimli) + transformer (dönüştürücü) (trans(geçiş, ötesi) + form (şekil, biçim, kalıp) + er (-cı, yapan, eden eki) * OpenAI şirketi tarafından geliştirilen, insan benzeri metinler üretebilen yapay zeka dil modeli

check : lat., fra., ing. * scaccus (şah, padişah, hükümdar, kral) (lat.); eschec (fra.); check, chess (ing.) * kontrol etmek, denetlemek, doğrulamak; üzerine tutar yazılıp, imzalandığında para yerine geçen ödeme aracı

check in : ing. * check (kontrol, denetim, doğrulama) + in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) * havalimanı terminallerinde, hava yolu veya yer hizmetleri görevlileri tarafından yolcuların bilet ve bagajlarına yönelik gerçekleştirilen kontrol ve onay işlemi

checklist : lat., ing. * scaccus (şah, padişah, hükümdar, kral) + listus (kıyı, sınır, hat) (lat.); check (kontrol, denetim, doğrulama) + list (liste, döküm) (ing.) * yapılacak işler veya öğelerin sıralandığı ve tamamlandıkça işaretlendiği belge, kontrol listesi

chediak-higashi sendromu : küb., jap., gre. * cediak (Küba doğumlu, Lübnan kökenli hekim ve serolog Moisés Chédiak Ahuayda’nın soyadından) + higashi (Japon pediatrist Otokata Higashi’nin soyadından) (jap.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * lizozomal granül defekti sonucu bağışıklık yetmezliği ve pigmentasyon bozukluğu ile karakterize genetik hastalık

cheiranthus : gre. * kheir (el) + anthos (çiçek) * turpgillerden, tohumla üretilen, dik saplı, salkım durumunda, güzel kokulu ve değişik renkte çiçekler açan, otsu bir süs bitkisi, şebboy

chelidae : gre . * khelys (kaplumbağa) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * başlarını kabuklarının içine düz olarak çekmek yerine yana doğru kıvırarak saklayan, Güney Amerika ile Avustralya ve Yeni Gine'de yaşayan tatlı su kaplumbağalarını kapsayan yılan boyunlu kaplumbağalar familyası, yan boyunlu kaplumbağalar, yılan boyunlu kaplumbağalar

chelidoineae : gre. * khelidon (kırlangıç) + eae (familya eki) * kırlangıçlarla ilişkilendirilen adlandırmasıyla bilinen, sütlü özsuyu ve sarı çiçekleri olan türleri kapsayan, Papaveraceae familyası içinde yer alan bir alt grup

chelidoineae : gre. * khelidon (kırlangıç) + inae (zoolojik alt familya eki) (lat.) * gelincikgiller (Papaveraceae) içinde yer alan, adını Chelidonium cinsinden alan, çoğunlukla otsu yapılı ve sütlü özsu taşıyan bitkileri kapsayan bitki alt oymağı

chelidonium : gre., lat. * khelidon (kırlangıç) (gre.) + ium (isim yapım eki) (lat.) * çiçeklenme zamanının kırlangıçların gelişiyle örtüştüğüne inanılarak adlandırılmış, sarı çiçekli ve sütlü özsulu, Papaveraceae familyasından otsu bir bitki

chelodina : gre., lat. * khelys (kaplumbağa) (gre.) + dina (takson eki) (lat.) * Avustralya ve Yeni Gine'de yaşayan, uzun boyunlarını kabuklarının içine doğrudan çekmek yerine yana doğru kıvırarak saklayan, tatlı sularda yaşayan yılan boyunlu kaplumbağaları kapsayan kaplumbağa cinsi

chelonia mydas : gre. * khelys, khelone (kaplumbağa) (gre.) + ia (isim yapım eki) (lat.) + mydas (yeşil) (gre.) * tropikal ve subtropikal denizlerde yaşayan, erişkin döneminde büyük ölçüde deniz çayırlarıyla beslenen, geniş ve düzgün kabuğu, uzun göçleri ve küresel ölçekte korunma altındaki popülasyonlarıyla tanınan yeşil deniz kaplumbağası türü

cheloniidae : gre. * khelys, khelone (kaplumbağa) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * denizlerde yaşayan, ön ayakları yüzgeç biçimine dönüşmüş, gövdeleri geniş ve aerodinamik bir kabukla örtülü, uzun mesafeli göçler yapan ve günümüzde yeşil deniz kaplumbağası, iribaş deniz kaplumbağası gibi türleri kapsayan deniz kaplumbağaları familyası

chelus fimbriatus : gre. * khelys, khelone (kaplumbağa) (gre.) + fimbria (saçak, püskül, kenar süsü) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.) * Güney Amerika'nın durgun ve yavaş akan tatlı sularında yaşayan, yassı ve yaprak görünümlü kabuğu, üçgen biçimli başı, deri saçaklarıyla çevrili yüzü ve kamuflaj yeteneğiyle tanınan mata mata adlı tatlı su kaplumbağası türü, mata mata kaplumbağası

chelydra serpentina : gre. * khelys, khelone (kaplumbağa) + hydros (su, sıvı), hydra (su yılanı, su canlısı) (gre.) + serpent (serpere (sürünmek, kıvrılarak ilerlemek) + ens, ent (yapan, eden; ile ilgili, -a ait) ) + inus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * Kuzey ve Orta Amerika'nın tatlı sularında yaşayan, büyük başı, güçlü çeneleri, uzun kuyruğu ve saldırgan savunma davranışıyla tanınan, yaygın olarak adi makas kaplumbağası olarak bilinen kaplumbağa türü, yılansı kapan kaplumbağa, yaygın çeneli kaplumbağa

chelydridae : gre. * khelys, khelone (kaplumbağa) + hydros (su, sıvı), hydra (su yılanı, su canlısı) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * büyük başları, güçlü çeneleri, uzun kuyrukları ve saldırgan savunma davranışlarıyla tanınan, Kuzey ve Güney Amerika ile bazı bölgelerde Asya'da yaşayan makas kaplumbağalarını kapsayan tatlı su kaplumbağaları familyası, kapan kaplumbağagiller, çeneli kaplumbağalar

chenonettidae : gre. * khenos (kaz, ördek) + netta (küçültme eki) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Avustralya ve çevresinde yaşayan, günümüzde Chenonetta cinsiyle temsil edilen, küçük yapılı ve özellikle kazımsı özellikler gösteren ördekleri kapsayan kuşlar familyası

chenopodiaceae : gre. * khenos (kaz, ördek) + pous, podos (ayak) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * çiçek örtüsü ve meyve yapıları bazı türlerde kaz ayağını andıran biçimler gösteren, çoğunlukla otsu veya çalımsı bitkilerden oluşan, günümüzde çoğunlukla Amaranthaceae familyası içinde değerlendirilen, ıspanak, kazayağı ve tuzcul bitkiler gibi türleri kapsayan bitki familyası, ıspanakgiller, kazayağıgiller

chenopodium : gre. * khen (kaz) + podion (küçük ayak) * kaz ayağını andıran yaprak şekliyle tanınan, yabani ve kültür türleri bulunan, Amaranthaceae familyasından otsu bitkiler grubu, sirken, kazayağı

cherenkov radyasyonu : rus. * cherenkov (Sovyet fizikçi Pavel Alekseyevich Cherenkov’un soyadından) (rus.) + radiation (radiare (ışımak, ışın yaymak, parlamak) + tion (isim yapım eki) ) (lat.) + u (iyelik eki) (tür.) * yüklü bir parçacık bir dielektrik ortamda, ortamdaki ışığın hızından daha hızlı hareket ettiğinde yayılan elektromanyetik radyasyon

cherry red : ing. * cherry (kiraz) + red (kırmızı) * kiraz kırmızısı; bir renk kategorisi

cheyne stokes : ing. * cheyne (İngiliz fizyolog John Cheyne’in isminden) + stokes (İngiliz fizyolog William Stokes’un isminden) * aşamalı olarak daha derin ve bazen daha hızlı solunumla karakterize olan, geçici solunum durması olan apneyle devam eden anormal solunum şekli

chhinnamasta : san. * chhinna (kesilmiş, bölünmüş, ayrılmış) + masta (kafa, baş, kafatası) * Hint mitolojisinde çelişkilerin tanrıçası, Chhinnamasta Kali , Prachanda Chandika ve Jogani Maa

chi : çin. * chi (nefes, soluk, hava, buhar, gaz) * Çin tıbbında ve felsefesinde "evrensel yaşam enerjisi”, “hayati güç" anlamına gelen ve evrendeki her şeyin yapı taşı/kaynak kodu

chiaroscuro : lat., ita. * clarus (aydınlık, parlak, ışıltılı) (lat.); chiaro (ita.) + obscurus (karanlık) (lat.); oscuro (ita.) * sanatta karanlık ve aydınlığın oluşturduğu zıtlık için kullanılan bir terim; ışık gölge

chiastocheta : gre. * khiasma (çaprazlama, X biçiminde kesişme) + khete (kıl, kılçık, sert kıl) * vücut veya kanat yapılarında çaprazlanmış, X biçiminde düzenlenmiş kıl veya kılçık benzeri çıkıntılar bulunan, özellikle böcek sınıflandırmasında kullanılan eski bir grup adı; adını belirgin çapraz kıl yapılarından alan takson adı; düğünçiçeğigiller (Ranunculaceae) ailesine ait Trollius (özellikle avrupa ayçiçeği / globeflower) bitkileriyle özel bir ekolojik ilişki kuran, larvaları bu bitkinin tohumlarıyla beslenen ve aynı zamanda bitkinin ana tozlayıcısı olan bir sinek cinsi

chien-shiung : çin. * chien shiung (Çin asıllı Amerikalı fizikçi adı) (chien (sağlam, güçlü, kuvvetli) + shiung (erkek, kahraman) ) * nükleer fizik alanındaki çalışmaları, özellikle parite korunumu yasasının zayıf etkileşimlerde ihlal edildiğini gösteren Wu deneyi ile tanınan fizikçi Chien-Shiung Wu'nun adı

child resistant : ing. * child (çocuk) + resistant (dayanıklı) * çocuğa dayanıklı ambalajlama tekniği

chimaeridae : gre. * khimaira (Yunan mitolojisinde aslan başlı, keçi gövdeli ve yılan kuyruklu melez yaratık) (khi (dişi) + maira (keçi) ) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) ) (lat.) * vücut yapıları kıkırdaklı balıklara özgü özellikler taşıyan, uzun kuyrukları, geniş başları ve bazı türlerinde zehirli dikenleri bulunan, derin denizlerde yaşayan tavşan balıkları ve yakın akrabalarını kapsayan kıkırdaklı balıklar familyası, kimeragiller, sıçan balıkları

chimaeriformes : gre. * khimaira (Yunan mitolojisinde aslan başlı, keçi gövdeli ve yılan kuyruklu melez yaratık) (khi (dişi) + maira (keçi) ) (gre.) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * tavşan balıkları, sıçan balıkları ve yakın akrabalarını kapsayan, iskeletleri kıkırdaktan oluşan, vücutları baş, gövde ve uzun kamçı biçimli kuyruk bölümlerinden meydana gelen, çoğunlukla derin denizlerde yaşayan kıkırdaklı balıklar takımı, sıçansılar, kimeralar, hayalet köpekbalıkları, deniz kedileri

chimaeroidei : gre. * khimaira (Yunan mitolojisinde aslan başlı, keçi gövdeli ve yılan kuyruklu melez yaratık) (khi (dişi) + maira (keçi) ) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * tavşan balıkları ve yakın akrabalarını kapsayan, köpek balıkları ve vatozlardan farklı olarak kıkırdaklı iskelete, tek solungaç kapağına ve özgün vücut biçimine sahip olan kıkırdaklı balıklar alt sınıfı veya grubu; köpekbalıkları ve vatozlarla akraba olan, halk arasında "hayalet balık" veya "fare balığı" olarak bilinen ilginç bir derin deniz balığı alttakımı

chimaphila : gre. * kheima (kış) + philein (sevmek) * kışa dayanıklı ve gölgeli orman altlarını seven herdemyeşil yapısıyla bilinen, Ericaceae familyasından otsu bir bitki

chimera : gre. * khimaira (Yunan mitolojisinde aslan başlı, keçi gövdeli ve yılan kuyruklu melez yaratık) (khi (dişi) + maira (keçi) ) * farklı canlılara ait özelliklerin tek bir varlıkta birleştiği varsayılan melez yaratık; biyolojide ise genetik olarak farklı hücre veya dokuların aynı organizmada birlikte bulunmasıyla oluşan birey, özellikle farklı genetik kökenli hücre topluluklarından meydana gelen kimerik organizma; aslan, keçi ve yılan parçalarından oluşan mitolojik bir canavar, genetik olarak farklı hücreler taşıyan bir organizma; gerçekleşmesi imkansız hayal

chionanthus : gre. * khion (kar) + anthos (çiçek) * kar beyazı, ince ve püskül görünümlü çiçekleriyle tanınan, çalı veya ağaç formunda, Oleaceae familyasından bir bitki

chionodoxa : gre. * khion (kar) + doxa (görünüm, ihtişam) * kar erirken açan ve erken ilkbaharda dikkat çeken parlak çiçeklere sahip, Asparagaceae familyasından soğanlı bir bitki

chirocephalidae : gre. * kheir (el) + kephale (baş, kafa) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) ) (lat.) * kabuklular (Crustacea) sınıfına ve kıskaçlı solungaç ayaklılar grubuna ait olan ve dallı bacaklılar (Anostraca) takımında yer alan, özellikle baş yapıları ve gövde uzantılarıyla tanınan, çoğunlukla geçici tatlı su birikintilerinde yaşayan, ince uzun gövdeli ve kabuksuz küçük kabukluları kapsayan familya

chiron : gre. * kheiron (Yunan mitolojisinde bilge kentaur) * Yunan mitolojisinde insan gövdeli ve at biçimli bir varlık olan kentaur topluluğunun en bilgesi olarak kabul edilen, hekimlik, müzik, avcılık ve kahraman eğitimiyle ilişkilendirilen mitolojik kişi, yaralı şifacı

chironomidae : gre., lat. * kheir, kheiros (el), kheiron (Yunan mitolojisinde bilge kentaur) + nomos (yasa, kural, kanun, düzen, ilke, prensip, düzen, düzenleme, ayarlama; namus) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) ) (lat.) * erginleri çoğunlukla sivrisineklere benzeyen ancak kan emmeyen, larvaları tatlı sularda yaşayan, özellikle su ekosistemlerinde önemli ayrıştırıcı ve besin kaynağı olan, tatarcık benzeri ince yapılı çift kanatlı böcekler familyası, yalancı sivrisinekler

chiroptera : gre. * kheir, kheiros (el), kheiron (Yunan mitolojisinde bilge kentaur) + pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) + a (çoğul taksonomi eki) * ön üyeleri uzun parmak kemikleri arasına gerilmiş deri zarı sayesinde kanada dönüşmüş, gerçek ve sürekli uçuş yeteneğine sahip tek memeli grubu olan yarasaları kapsayan memeliler takımı, yarasalar, el kanatlılar

chiropterophilous : gre., lat. * kheir, kheiros (el), kheiron (Yunan mitolojisinde bilge kentaur) + pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) + philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) (gre.) + osus (ile ilgili,-a ait) (lat.) * tozlaşma veya yayılma gibi biyolojik ilişkilerde yarasalara bağımlı olan, özellikle çiçeklerinin nektar, koku, renk veya yapısal özellikleriyle yarasaları çekerek yarasalar aracılığıyla tozlaşmaya uyum sağlamış olan (bitki)

chitonidae : gre., lat. * khiton (elbise, tunik; zırh plakalı deniz yumuşakçalarına verilen ad) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) ) (lat.) * sırt yüzeyleri birbirine eklenmiş sekiz kireçli plakadan oluşan kabukla örtülü, kayalara yapışarak yaşayan ve deniz yosunlarıyla beslenen kitonları kapsayan deniz yumuşakçaları familyası

chitragupta : san. * chitra (parlak, renkli; olağanüstü, dikkat çekici; resim, şekil, imaj) + gup (korumak, sakınmak, esirgemek), gupta (gizli, saklı, korunmuş) * Hindu mitolojisinde ölüm tanrısı Yama'nın hizmetinde bulunan, insanların yaşamlarındaki tüm iyi ve kötü eylemleri kaydettiğine inanılan ilahi kâtip; adı "gizli kayıtlar tutan, saklı bilgileri koruyan" anlam çağrışımı taşıyan mitolojik kişi ve Brahma'nın on yedinci manasaputrası olan veri tanrısı

chlaenaceae : gre., lat. * khlaena (pelerin, örtü, üst giysi) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * Sarcolaenaceae adıyla bilinen, yalnızca Madagaskar'a özgü ağaç ve çalı türlerini içeren bir çiçekli bitki familyasının eski bilimsel adı

chlamydosauridae : gre., lat. * khlamys, khlamydos (pelerin, kısa askeri örtü, manto) (gre.) + sauros (kertenkele, sürüngen) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) ) (lat.) * boyun çevresinde genişleyebilen deri yakalarıyla tanınan, özellikle Avustralya ve Yeni Gine'de yaşayan, ağaç yaşamına uyum sağlamış ve tehdit edildiğinde boyun örtüsünü açarak savunma gösteren yaka kertenkelelerini kapsayan sürüngenler familyası

chlamydosaurus : gre * khlamys, khlamydos (pelerin, kısa askeri örtü, manto) + sauros (kertenkele, sürüngen) * boyun çevresinde genişleyebilen büyük deri kıvrımı (yaka) bulunan, tehdit edildiğinde bu örtü benzeri yapıyı açarak kendini daha büyük göstermeye çalışan, Avustralya ve Yeni Gine'de yaşayan yaka kertenkelelerini kapsayan sürüngen cinsi, pelerinli kertenkeleler

chloanthaceae : gre. * khloa, khloe (yeşil filiz, genç ot, çimen) + anthos (çiçek) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * adını yeşil otsu görünüm veya çiçek özellikleriyle ilişkili köklerden alan, eski sınıflandırmalarda kullanılan bir bitki familyası adı

chlopsidae : gre. * khlops (yeşil renkli yılan; yeşil yılan balığı anlamında kullanılan ad) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) ) (lat.) * ince, uzamış vücutlu, çoğunlukla denizel ortamlarda yaşayan, özellikle yılan balıklarını (Anguilliformes) kapsayan ve yeşil yılan balıkları olarak bilinen türleri içeren balıklar familyası, yalancı mürenler, sahte müren balıkları

chloranthaceae : gre., lat. * khloros (yeşil, sarımsı yeşil, soluk yeşil, yeşilimsi sarı, taze) + anthos (çiçek) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * yeşilimsi çiçekleri veya çiçek yapılarının görünüşüyle ilişkilendirilen, çoğunlukla tropikal ve subtropikal bölgelerde yayılış gösteren, aromatik özellikli otsu bitki ve çalıları kapsayan Chloranthaceae familyası

chloris : gre. * khloris (yeşil renkli, soluk yeşil; yeşillik ile ilişkili dişi biçim) (khloros (yeşil, sarımsı yeşil, soluk yeşil, yeşilimsi sarı, taze) + is (dişil eki) ) * adını yeşil ve taze görünümünden alan, çoğunlukla çayır ve mera otlarını kapsayan, Poaceae familyasından bir bitki cinsi; Yunan mitolojisinde bahar ve çiçeklerle ilişkilendirilen Chloris adlı nymphanın adı

chlorophytum : gre. * khloros (yeşil, sarımsı yeşil, soluk yeşil, yeşilimsi sarı, taze) + phyton, phytos (bitki, büyüyen şey) (phyo, phyein (doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek, gelişmek, şişmek, kabarmak) + ton, tos (sıfat yapım eki) ) * yeşil bitki; özellikle uzun, ince yaprakları ve yeşil renkli bitki dokularıyla tanınan, kuşkonmazgiller (Asparagaceae) familyasında yer alan, halk arasında kurdele çiçeği olarak bilinen bitki cinsi

choanoflagellata : gre., lat. * khoane (huni) (gre.) + flagellum (kamçı, kırbaç) + atus (sıfat yapım eki) + a (çoğul eki) * hücrelerinin çevresinde kamçı tabanını kuşatan huni biçimli bir sitoplazma yakası bulunan ve tek hücreli ya da koloni halinde yaşayan ökaryot mikroorganizmalar, yakalı kamçılılar

choloepodidae : gre., lat. * kholos (topal, sakat, aksayan) + pous, podos (ayak) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) ) (lat.) * iki parmaklı tembel hayvanları (iki parmaklı yer tembelleri) kapsayan, ağaçlarda yaşayan, yavaş hareketli ve uzun kavisli pençeleriyle tanınan memeliler familyası

chondrichthyes : gre. * khondros (kıkırdak, tane, tanecik, granül, kürecik) + ikhthys (balık) * iskeletleri kemik yerine büyük ölçüde kıkırdaktan oluşan, köpek balıkları, vatozlar ve kimera balıklarını kapsayan kıkırdaklı balıklar sınıfı

chondrilla : gre., lat. * khondros (taneli; kıkırdak) + ellus, illus (küçültme eki) (lat.) * gövdeleri sert ve kıkırdak benzeri bir dokuya sahip olan, papatyagiller (Asteraceae) familyasında yer alan, çoğunlukla otsu bitkileri kapsayan bitki cinsi

chordata : gre., lat. * khorde (ip, sicim, kiriş, bağ, kordon, lif, tel) (gre.); chorda (lat.) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki), ata ("-atus" ekinin çoğulu) (lat.) * yaşamlarının en az bir döneminde sırt tarafında notokord (chorda dorsalis) adı verilen esnek destek çubuğu, sırt sinir kordonu, yutak yarıkları ve kuyruk uzantısı taşıyan hayvanları kapsayan kordalılar şubesi

choreutidae : gre., lat. * khoreutes (dansçı, koro dansçısı) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * küçük yapılı, çoğunlukla gündüz etkin olan ve kanatlarını hızlı hareketlerle titreştirerek uçan, Choreutis cinsi çevresinde toplanan parıltılı kanatlı güve türlerini kapsayan kelebekler familyası

chorizanthe : gre. * khorizein (ayırmak, bölmek, ayrı tutmak) + anthos (çiçek) * çiçekleri birbirinden ayrılmış veya gevşek biçimde düzenlenmiş yapıya sahip olan, karabuğdaygiller (Polygonaceae) familyasında yer alan, çoğunlukla Kuzey Amerika'nın batısında yetişen otsu bitki cinsi

christmas adaları : gre. * khristos (mesih) (khriein (meshetmek, ovalamak) + istos (yapan, eden eki) ) + maza (arpa keki) (gre.); massa (kitle, topluluk) (lat.) + ada (her tarafı suyla çevrili toprak parçası) + lar (çoğul eki) + ı (iyelik eki) * Hint Okyanusu'nda bulunan Avustralya'ya bağlı adalar grubu (ismini İngiliz kaşif John C. Lort Stokes’un 25 Aralık günü (Noel) adayı keşfetmesinden almıştır.)

chromodorididae : gre. * khroma (renk) + doron (armağan, hediye) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * parlak ve çeşitli renkleriyle tanınan, çoğunlukla deniz süngerleriyle beslenen, kabuksuz deniz salyangozlarını (nudibranch) kapsayan Chromodorididae familyası

chromolaena : gre. * khroma (renk) + laena (örtü) * renkli çiçek örtüsü ve dikkat çekici görünümüyle tanınan, tropikal bölgelerde yaygın, Asteraceae familyasından bir bitki

chrysobalanaceae : gre., lat. * khrysos (altın) + balanos (palamut, meşe palamudu; meyve biçimli sert yemiş) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * tropikal ve subtropikal bölgelerde yetişen ağaç ve çalı türlerini içeren bir çiçekli bitki familyası, hindistan cevizi eriği familyası

chrysomelidae : gre., lat. * khrysos (altın) + melon (elma; meyve) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * altın böcekleri olarak da bilinen, çoğunlukla bitki yapraklarıyla beslenen, çok çeşitli renk ve desenlere sahip küçük yaprak böceklerini kapsayan kınkanatlı (koleoptera) familyası, yaprak böcekleri

chrysopidae : gre., lat. * khrysos (altın) + ops (göz, görme, görüş, bakış) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * altın renkli veya metalik parlak gözleriyle tanınan, narin kanatlı, çoğu türünün larvaları yaprak bitleri ve diğer küçük böceklerle beslenen yeşil dantelkanatları (lacewings) kapsayan böcekler familyası, altıngözlü böcekler

churg-strauss sendromu : alm., gte., tür. * churg (Polonya asıllı Amerikalı patolog Jacob Churg’un soyadından) (ing.) + strauss (Alman asıllı Amerikalı patolog Lotte Strauss’un soyadından) (alm.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * poliarteritli eozinofilik granülomatozis (EGPA), bir vaskülit türü olan ve kan damarlarının iltihaplanmasıyla karakterize bozukluk

chytridiomycota : gre., lat. * khytridion (küçük çömlek, küçük kap, testi) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) (gre.) + ota (taksonomik şube eki) (lat.) * çoğunlukla suda veya nemli ortamlarda yaşayan, kamçılı zoosporlar oluşturan, mantarlar aleminin ilkel dallarından biri olan kitrit mantarlarını kapsayan mantar şubesi

cıbıl : tür. * cıbıldak, cabıldak, cavlak, çılbak, cıbıl (çıplak cilt sesini yansıtan onomatope (ses yansımalı) kelime); çap (vurmak, kesmek, bölmek, ayırmak; yüzmek, tırmanmak), çıplak (vurulunca “çap” sesi çıkaran) (tür.) * geçim darlığı çeken, yoksul, parasız, züğürt; çıplak

cıcık : tür. * cıcık (misket, aşma, güzel, süs, oyuncak) (çocuk dilinde, sevgi belirten ikilemeli ve ses yansımalı kelime) * boncuk, misket veya küçük süs eşyaları, göze hoş gelen, renkli, küçük ve gösterişli süs, bezek

cıda : moğ., tür. * cida (çöpe atılacak, değersiz veya artık kullanılmayan şey, çalı çırpı; ince uzun çubuk, çıta, mızrak, kargı), çıt, çit (çalı çırpıdan yapılan ayraç), çıta (tür.) * düşmana fırlatılan veya saplanan, ucu sivri demirli uzun av ve savaş silahı, mızrak, kargı; telli çalgıları çalmaya yarayan mızrap; atların iki omuz başı arasındaki yağrın (cidago) bölgeleri

cıdağı : moğ., tür. * cida (çöpe atılacak, değersiz veya artık kullanılmayan şey, çalı çırpı; ince uzun çubuk, çıta, mızrak, kargı) + ği (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * atın iki omzunun arası; derin, işleyen yara, büyük çıban

cıdak : tür. * cıdak cida (çöpe atılacak, değersiz veya artık kullanılmayan şey, çalı çırpı; ince uzun çubuk, çıta, mızrak, kargı) + k (araç eki) * mızrak

cıdırık : tür. * cıd (ses yansımalı kelime) + ır (geniş zaman fiil eki) + ık (isim/sıfat yapım eki) * azızık, bir parça; karışık, birbirine girmiş, dolaşık; ishal

CIF : ing. * cost (maliyet) + insurance (sigorta) + freight (navlun, nakliye ücreti) * maliyet, sigorta, navlun; CFR teriminde olan yükümlülüklerin aynen üstlenildiği, ancak bunlara ek olarak taşıma sırasında malların kayıp ve hasar riskine karşı deniz sigortası sağlama yükümlülüğünün de alındığı ticaret tipi

cılga : tür. * cılga (oyuk, hendek, çökük, çukur, delik) * ince, dar ve taşlı yol; patika, keçi yolu, yol

cılız : ara. * calaza (zayıf yapmak, güçsüzleştirmek), calaz (kurumuş ağaç, sararmış ekin, kuru ağaç, dal veya yaprak) * güçsüz, zayıf, çelimsiz

cılk : tür. * cılk (sulu, cıvık çamurun çıkardığı sesten kaynaklanan onomatopeik kelime) * bozularak kokuşmuş, bozulmuş; irin toplamış yara, içi irin dolu, çok kötü durumda

cılkava : tür. * cılk (şişkinlik, şişme) + ava (ile ilgili, gibi) * kurtun ense kısmından yapılan kürk

cımbar : tür. * cımb (dönmek, yarım dönmek, başını çevirerek bakmak) + ar (-cı, yapan, eden eki) * dokuma tezgahındaki kumaşı germeye yarayan iki yanı dişli araç

cımbız : gre. * tsimbidi, tsimbistra (kıl koparma aleti) (tsimbo (çimdiklemek, pire ısırmak, sinek sokmak) + idi, stra (ile ilgili, gibi, -a ait) ) * iki metal veya ahşap çubuğun birleşiminden oluşan küçük kavrama aleti, küçük maşa

cıncık : tür. * çıpçık, çımçık (parıltılı, küçük ve kırılgan nesne) (ses yansımalı onomatopeik kelime) * camdan yapılmış bardak, tabak türü eşya; kırık cam ve porselen parçacıkları; cam, sırça, cam kap kacak, bilye, misket, süslü boncuk

cıngıl : tür. * cıng (süs ve salkım şekli) + ıl (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (tür.), şıngıl (küçük salkı ) (özb.); çıngıl (üzüm salkımı) (tür.), şingil (salkım) (kır.); açinganos (dalcık, küçük dal; çingene) (gre.) * üzüm salkımını oluşturan her bir dalcık, küçük üzüm salkımı

CIPA : ing. * congenital (doğuştan) + insensitivity (duyarsızlık) + to pain (acıya karşı) + with (ile) + anhidrosis (terleme yokluğu) * doğuştan gelen ve kişinin acıyı hissetme yetisinin olmaması ile birlikte terleme yetisinin de bulunmadığı nadir genetik bir durumu

cır : tür. * cır (özür, af) * “cır dilerim” (özür dilerim, af dilerim), rica ederim, lütfen gibi kullanılan bir kelime (Kıbrıs Türkçesi’nde)

cırboğa : tür. * cır (ses çıkarmak, yüksek sesle bağırmak) + buka, bugra, boğa (erkek sığır) * Avustralya'da yaşayan, kanguru gibi iki ayağı üzerinde zıplayarak hareket eden fare boyunda keseli bir hayvan, keseli fare

cırcır : tür. * cır (ses çıkarmak, yüksek sesle bağırmak) + cır (ses yansımalı (onomatopeik kelime) ) * eşkanatlılardan, erkeği yaz aylarında, karnının altında bulunan özel bir organdan kesik kesik ve tekdüze ses çıkaran bir böcek; cırcırböceği, ağustosböceği; ishal için kullanılan kelime (sıvı haldeki dışkının anüsten çıkış sesinden kaynaklanan ses yansımalı (onomatope) kelime)

cırcır böceği : tür., lat. * cır (ses çıkarmak, yüksek sesle bağırmak) + cır (ses yansımalı (onomatopeik kelime) + böcek (eklembacaklı, kanatlı veya kanatsız küçük hayvan) + i (iyelik eki) (tür.) * gryllidae (cırcır böceğigiller) familyasını oluşturan parlak siyah renkli, yuvarlak iri başlı, kısa kanatlı, uzun antenli böcek

cırdaval : tür., ara. * cır (ses çıkarmak, yüksek sesle bağırmak) (tür.) + tabl (geniş yüzey, dairesel ve yassı tepsi) (ara.); daval (davul) (tür.) * uzun ve ucu demirli cirit değneği; gürültü, karışıklık, şamata

cırıh : ara. * cerh (yara), curuh (yaralanma) * serçeye benzer bir çeşit kuş; yırtık, yarık

cırıldamak : tür. * cır (ses çıkarmak, yüksek sesle bağırmak) + ıl (edilgen fiil eki) + da (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * cır cır diye ses çıkarmak

cırlak : tür. * cır (ses çıkarmak, yüksek sesle bağırmak) + lak (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kulağa hoş gelmeyen ses, tiz ses; cırcır böceği, ağustos böceği

cırlamak : tür. * cır (ses çıkarmak, yüksek sesle bağırmak) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * cır cır diye ses çıkarmak

cırmalamak : tür. * cır (ses çıkarmak, yüksek sesle bağırmak) + ma + la + mak * tırnaklarıyla çizmek veya hırpalamak, tırmalamak

cırmık : tür. * cır (ses çıkarmak, yüksek sesle bağırmak) + mık (isim yapım eki) * tırmık, tırmalama

cırnak : tür. * cır (ses çıkarmak, yüksek sesle bağırmak) + nak (isim yapım eki) * yırtıcı hayvanların tırnağı

cırnık : tür. * cır (ses çıkarmak, yüksek sesle bağırmak) + nık (isim yapım eki) * set duvarlarında su akacak delik

cırt : tür. * cırt (yırtılma sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime) * kumaş, kağıt gibi şeyler yırtılırken çıkan ses

cırtlak : tür. * cırt (yırtılma sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime) * hoşa gitmeyen, keskin ve çiğ, tiz ses; olgunluktan ezilebilecek duruma gelmiş meyve, sebze

cıs : tür. * cıs (ateşin tene değdiğinde çıkan yanma sesinden ses yansımalı kelime) * küçük çocukları ateşten, tehlikeli şeylerden korkutmak, küçüklerin onları ellemesini önlemek için söylenen kelime; ateş, yakıcı şey

cıva : far. * civa (canlı olmak, diri olmak, hareketli olmak) * simgesi Hg, atom sayısı 80 olan oda sıcaklığında sıvı olarak bulunan, buharı ve bileşikleri zehirli, gümüş renginde bir element

cıvadra : ita. * civadera (yan yelken) * yelkenli gemilerde, geminin baş bodoslamasının hemen üstünden dışarıya doğru biraz kalkık olarak uzatılan direk

cıvan : far. * cavan, cuvan (genç, delikanlı, yiğit) * çok yakışıklı, güzel genç erkek veya kadın.

cıvata : lat., ita. * giaveta, giavitis (gia (büyük, iri) + vitis (asma, asma filizi, bağ kütüğü, helezon, vida) ) (lat.); giant, géant (dev) (ing., fra.) * ucuna somun takılarak sıkıştırılan iri başlı vida

cıvık : tür. * suva (ıslatmak, sulamak), suvık, sıvık, cıvık (sıvı (akışkan) + ık (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * sulanmış, yoğunluğu azalmış

cıvıldamak : tür. * cıvıl (kuş sesinden onomatopeik kelime) + da (ek) + mak (fiil mastar eki) * kuşlar ses çıkarmak

cıvıltı : tür. * cıvıl (kuş sesinden onomatopeik kelime) + tı (isim yapım eki) * kuş sesi

cıvıtmak : tür. * suva (ısatmak, sulamak), suvı, sıvı, cıvı (su, akan) + t (ek) + mak (fiil mastar eki) * ciddiyeti kaybetmek, yoğunluğu kaybetmek, sulandırmak

cıyaklamak : tür. * cıya (bağırma sesini yansıtan onomatopeik kelime) + k (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + la (ek) + mak (fiil mastar eki) * bağırmak, feryat etmek, çığlık atmak

cız : tür. * cız (yanma veya ateşte kızarma sesi, ateşe değen su sesi, ateş bir nesneye değidiğinde, ateş suya daldırılınca, kızgın demirin üstüne su, kızgın yağın içine bir şey atılınca çıkan ses) * ateş suya daldırılınca, kızgın demirin üstüne su, kızgın yağın içine bir şey atılınca çıkan ses

cızbız : tür. * cız (yanma veya ateşte kızarma sesi, ateşe değen su sesi, ateş bir nesneye değidiğinde, ateş suya daldırılınca, kızgın demirin üstüne su, kızgın yağın içine bir şey atılınca çıkan ses) + bız (etin ateşte pişirilmesi, kızartılması esnasında çıkardığı sesten onomatopeik kelimeler) * kızartma

cızbüzzük : tür. * cız (yanma veya ateşte kızarma sesi, ateşe değen su sesi, ateş bir nesneye değidiğinde, ateş suya daldırılınca, kızgın demirin üstüne su, kızgın yağın içine bir şey atılınca çıkan ses) + büzük (anüs) * her şeyden incinen, alınan

cızgara : tür. * cız (yanma veya ateşte kızarma sesi, ateşe değen su sesi, ateş bir nesneye değidiğinde, ateş suya daldırılınca, kızgın demirin üstüne su, kızgın yağın içine bir şey atılınca çıkan ses) + gara (araç eki) * tiz ve cızırdayan bir ses veren geleneksel bir yaylı saz türü

cızık : tür. * cız (iz bırakmak, çizmek) + ık (isim yapım eki) * iz, çizgi

cızıktırmak : tür. * cız (iz bırakmak, çizmek) + ık (isim yapım eki) + tır (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir şeyler çizmek

cızırdamak : tür. * cız (ses yansımalı onomatopeik kelime) + ır (edilgen fiil eki) + da (ek) + mak (fiil mastar eki) * ince, tiz veya çıtır çıtır ses çıkarmak, tavada kızarırken ses çıkarmak, cam çizilirken ses çıkmak

cızırtı : tür. * cız (ses yansımalı onomatopeik kelime) + ır (edilgen fiil eki) + tı (isim yapım eki) * cızırdama işi

cızlam : tür. * cız (ince, tiz ses; yanmak) + lam (isim yapım eki) * sıvışma, savuşma, kaçma, kaçıp gitme, ortadan kaybolmak, yok olmak (örneğin boylam, sağlam, bağlam (tür.) )

cızlamak : tür. * cız (ince, tiz ses; yanmak) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * cız sesi çıkarmak

cibal : ara. * cebel (dağ) * dağlar

cibil : ara. * cabala, cebele (kalıp dökmek, şekil vermek, şekillendirmek, biçimlendirmek) * yaratılma, yaratılış, oluşum, oluşturulma, şekil verilme, şekillendirilme, biçimlendirilme

cibiliyet : ara. * cabala, cebele (kalıp dökmek, şekil vermek, şekillendirmek, biçimlendirmek), cibill (yaratılma, yaratılış, oluşum, oluşturulma, şekil verilme, şekillendirilme, biçimlendirilme) * bir kimsede doğuştan bulunan fiziksel ve ruhsal özelliklerinin, doğal yeteneklerin tümü, yaratılış, huy, karakter; bir şeyin yaratılırken kazanmış olduğu özellikler bakımından durumu

cibilliyet : ara. * cabala, cebele (kalıp dökmek, şekil vermek, şekillendirmek, biçimlendirmek) + iyet (isim yapım eki) * yaratılış, huy, maya

cibinlik : tür. * çibun (sinek) + lik (araç eki) * sivrisineklerden, sineklerden ve benzeri böceklerden korunmak için, yatağın üzerine çadır gibi örtülen tül

cibre : gre. * tsipuro (sıkılmış üzüm posası) (gre.); spiritus, spirit, esprit (zihin, ruh; alkollü içecek;) (lat, ing., fra.), ispirto (tür.) * sıkılıp suyu alınan üzüm ve benzeri meyvelerin posası

cibril : ara. * cabara, cebr (zorlamak, güç uygulamak, baskı yapmak, kuvvet uygulamak, gütmek, güdülemek), cabbar (zorlayıcı, baskılayıcı) + el (ilah, Allah) (Allah'ın zorlaması) (ara.); algebra, algèbre, Algebra (matematikte bilinmeyenleri ve denklemleri çözmek için sayı ve sembollerle yapılan işlemler, cebir) (ing., fra., alm.) * Kur’an’ın vahiy yoluyla indirilmesi sürecinde vazifelendirilmiş melek, Cebrail (Kur'an'da ismi geçen diğer melek Mikail’dir.)

cibt : ara. * cabata (put yapmak, oymak) * oyma, put, idol, sanem, salib

cibuti : ara. * cibt (put; tabak, plaka, levha, plaket) * putsal, put gibi; Cibuti'nin başkenti

cicer : gre., lat. * kikis (bezelye; fasulye) (gre.); cicer (lat.) * baklagiller (Fabaceae) familyasının Faboideae alt familyasına ait Cicer cinsinden bir baklagil türü

cichlidae : gre. * kikhle (iskorpit/çipura benzeri küçük balık) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * tatlı sularda yaşayan, özellikle Afrika ve Güney Amerika'da büyük çeşitlilik gösteren, renkli görünümleri, gelişmiş ebeveyn bakımı ve karmaşık davranışlarıyla tanınan ciklet balıklarını kapsayan balık familyası, ciklet balıkları

cichlinae : gre., lat. * kikhle (iskorpit/çipura benzeri küçük balık) (gre.) + inae (zoolojik alt familya eki) (lat.) * özellikle Güney Amerika'da yaşayan, büyük ve renkli türleri kapsayan, ciklet balıkları (Cichlidae) familyası içindeki bir altfamilya

cichorium : lat. * cichorium (hindiba) * yaprakları ve köküyle tanınan, yabani ve kültür formları bulunan, Asteraceae familyasından otsu bir bitki

cici : gre. * tsitsi (çiçi, et), tsitsidi (çıplaklık, çıplak olma) (gre.); ciccio (sevimli) (lat., ita.) * temiz, hoş, cana yakın, sevimli, güzel

cicianne : tür. * cici (hoş, tatlı, sevimli, güzel) + anne (ana, çocuk sahibi kadın, çocuk sahibi kadın) * çocukların üvey anneye, büyükanneye veya büyükanne yaşındaki akraba kadınlarına verdikleri isim

cicim : far. * cacim (renkli iple dokunan kilim) * yatak örtüsü veya perde olarak kullanılan nakışlı kilim

ciconiidae : lat. * ciconia (leylek) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * uzun bacaklı, uzun boyunlu ve uzun gagalı kuşlar olan leylekleri kapsayan kuş familyası, leylekgiller

ciconiiformes : lat. * ciconia (leylek) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * leylekleri ve geleneksel sınıflandırmalarda bazı uzun bacaklı sulak alan kuşlarını kapsayan kuşlar takımı, leyleksiler

cicoz : tür. * cicoz (yok, bitti, kalmadı anlamında halk ağzı sözcüğü) * tükenmiş, kalmamış, mevcut olmayan; hiçbir şeyin kalmadığını ifade eden yerel söyleyiş

cicuta : lat. * cicuta (zehirli su otu) * güçlü toksik özellikleriyle bilinen, bataklık ve su kenarlarında yetişen, Apiaceae familyasından zehirli bir bitki

cid : ara. * cid (boyun, gerdan) * gerdan, boyun

cidden : ara. * cidd (keskinlik, netlik; enerji, gayret, çaba) + en (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * gerçek olarak, şaka olmayarak, gerçekten, hakikaten

ciddi : ara. * cidd (keskinlik, netlik; enerji, gayret, çaba) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * şaka olmayan, gerçek olan, hakiki, gerçek

ciddiyet : ara. * cidd (keskinlik, netlik; enerji, gayret, çaba) + iyet (isim yapım eki) * gerçek olma durumu, hakiki olma durumu

cide : ara. * sid, cide (efendim) * Kastamonu’nun bir ilçesi

cifan : ara. * cafana (çanak yapmak, şekil vermek, küçük kap hazırlamak), cefn (çanak, küçük kap, tas, su kabı, kap, leğen, tekne, teşt, testi) * çanaklar, küçük kaplar, taslar, su kapları, kaplar, tekneler, teştler, leğenler, testiler

cife : tür. * cife (leş, iğrenç, tiksindirici) * leş, iğrenç, tiksindirici

cifir : ara. * sifr (sıfır, boş), cifr (sayı) (ara.); cypher, chiffre, Chiffre, Ziffer (sayı, kod) (ing., fra., alm.) * rakam, şifre, sayı

cifr : ara. * cefr (saymak, hesaplamak, şifrelemek, kodlamak) * sayı, hesap, rakam, şifre, şifreleme; matematiksel veya mistik sayısal hesap

cigabayt : ing. * giga (milyar) + byte (7 veya 8 bitlik veri birimi) * yaklaşık bir milyar byte’a eşit olan dijital bilgi depolama birimi

cigara : far., may. * cagar, cigar (yakar, çakar) (far.); sikar (yuvarlak tütün yaprakları) (may.); cigar (puro) (lat.) * sigara, puro

ciğer : far. * cagar, cigar (yakar, çakar) * akciğer ve karaciğerin ortak ismi (ciğerlerdeki süreç yanma işlemine benzermekte olup, akciğer oksijeni alır karbondioksiti dışarı atar; karaciğer vücutta enerji oluşumunun en önemli moleküllerinden olan glikozu üretir.)

ciğerpare : far. * cagar, cigar (yakar, çakar) + pare (parça, kısım, bölüm, dilim) * ciğer parçası; çok sevilen

cihad : ara. * cahada, cehd (gayret etmek, uğraşmak, çabalamak, çalışmak, savaşmak, azmetmek, fedakarlık etmek), mucahid (savaşan, cihad eden) * gayret, çaba, savaş, uğraş, çalışma, mücadele; din uğruna yapılan savaş

cihan : far. * ge, ci (yer) + han (mesken, barınak, mekan); (örneğin geographia (coğrafya (ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) + graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) ) (gre.) * dünya, evren, uzay, kainat, geniş alan

cihanbeyli : far. * cihan (dünya, evren, uzay, kainat, geniş alan) + beg, bey (bay, kişi; ağa, efendi, reis, amir, lider, hakim, hükümdar, yönetici, sayesinde imkana sahip olunan, erkek için saygı ifadesi olan son ek; asil, soylu, muteber, saygın, zengin, mal mülk sahibi) + li (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Konya'nın bir ilçesi

cihangir : far. * cihan (dünya, evren, uzay, kainat, geniş alan) + gir (taşıyan, yapan, tutan, alan, işlevi yerine getiren, ele geçiren, fetheden) * dünyanın büyük bir bölümünü savaşarak ele geçiren kimse veya ulus; dünya hakimi, dünya fatihi

cihannüma : far. * cihan (dünya) + nama (göstermek, sergilemek), nüma (gösteren, görünüş veren, ortaya koyan, sergileyen) * dünyayı gösteren, evreni tanıtan; dünya haritası, dünya atlası; her tarafın görülebileceği şekilde yapılmış, camlı çatı katı

cihanpenah : far. * cihan (dünya, evren, uzay, kainat, geniş alan) + penah (sığınak, koruma; koruyan, koruyucu) * cihanın koruyucusu olan; dünyanın sığınağı, korunacak yer; dünya nimetlerine sığınan, korunmuş kimse (mecazi)

cihanpesend : far. * cihan (dünya, evren, uzay, kainat, geniş alan) + pasandidan (beğenmek, hoşlanmak), pesend (beğenen, hoş bulan) * dünyayı beğenen, dünya ile ilgilenen

cihansalar : far. * cihan (dünya, evren, uzay, kainat, geniş alan) + salidan, salarşodan (yönetmek, başında bulunmak, idare etmek), salar (idare eden, yöneten, komutan) * dünyanın başkanı, büyüğü ve kumandanı olan, padişah, dünyayı yöneten, evrenin hakimi; büyük otorite sahibi kişi (mecazi)

cihansitan : far. * cihan (dünya, evren, uzay, kainat, geniş alan) + sitan (yer, ülke, diyar) (far.); situs (yer, konum, durum, mevki; yerleşim yeri) (lat.); sit (oturmak) (ing.) * dünyayı zapteden, dünyayı fetheden, padişah, hükümdar, evrensel hükümdar, padişah

cihansuz : far. * cihan (dünya, evren, uzay, kainat, geniş alan) + suzdan (yakmak, yanmak), suz (yakan, üzen, acı veren) * dünyayı yakan, evreni üzen; dünyayı felaketle dolduran, acı veren, zulmeden

cihanşinas : far. * cihan (dünya, evren, uzay, kainat, geniş alan) + şenastan (tanımak, bilmek, fark etmek), şinas (bilen, tanıyan) * dünyayı tanımış, her şeyi yerli yerinde bilen; coğrafya uzmanı, alim veya dünya bilgisine sahip kişi

cihanşümul : far. * cihan (dünya) + şamela (içermek, kapsamak, içine almak, kuşatmak, kucaklamak), şümul (içerme, kucaklama, kapsama, kuşatma, kapsam) * dünya çapında, dünyayı kapsayan

cihar : far. * car, cihar (dört) * dört

ciharıdü : far. * car, cihar (dört) + i (tamlama eki) + dü (iki) * tavla oyununda atılan zarların “dört iki” gelmesi durumu

ciharıse : far. * car, cihar (dört) + i (tamlama eki) + se (üç) * tavla oyununda atılan zarların “dört üç” gelmesi durumu

ciharıyek : far. * car, cihar (dört) + i (tamlama eki) + yek (bir, tek) * tavla oyununda atılan zarların “dört bir” gelmesi durumu

cihat : ara. * cehd, cehede (gayret etmek, uğraşmak, çabalamak, çalışmak, azmetmek, fedakarlık etmek), mucahid (savaşan, cihad eden) * savaş, uğraş, çaba, gayret, mücadele; din uğruna yapılan savaş

cihaz : ara. * cehheze (hazırlamak, donatmak, teçhiz etmek), techizat (donanım, donatım, donatma), cihaz (donanım, donatım, donatma, alet, araç, gereç, mekanizma), mücehhez (donanımlı, techizatlı) * donanım, donatım, donatma, alet, araç, mekanizma

cihet : ara. * cihet (yüz, yön, doğrultu, bakım); vech (yüz, çehre, surat; suret; yön, taraf), veche (yan, taraf, yüz) * yön, istikamet, doğrultu, yan, taraf

cila : ara. * cila (parlaklık, ışıma) (ara.); gleam, glitter, glänzen (ışıldamak, parıldamak) (ing., alm.) * bir nesneyi parlatmak için kullanılan kimyasal bileşik

cilalı taş devri : tür. * cila (parlaklık, ışıma) + lı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + taş (sert mineral, kaya parçası) + devr (döngü, donem, periyod, dönüş, siklus) + i (iyelik eki) * önceki devirlere göre daha sert ve daha düzgün taş aletlerin yapıldığı, topraktan veya kilden yapılan kapların ateşte pişirildiği ve böylelikle seramik sanatının başladığı çağ, Neolitik Çağ, Yeni Taş Çağı

cilasun : moğ. * calagu, zalu (genç, gençlik, delikanlı, delikanlılık) * kahraman, bahadır, cesur (kimse); eli çabuk, becerikli kimse

cilbab : ara. * celebe (örtmek, kaplamak, sarmak, saklamak, gizlemek) * kadınların vücut hatlarını kapatan, baştan aşağı vücudu örten, İslam kültüründe tesettür kapsamında kullanılan uzun dış giysisi veya dış giyim, celabib (ç.)

cilban : ara. * celb (toplamak, bir araya getirmek, yığmak, çağırmak, getirmek) + an (isim yapım eki * çok küçük taneli fasulye

cilbent : far. * cild (deri; meşin) + band (bağ) * kağıt ve bezleri saklamaya yarayan dosya, klasör

cilbir : erm. * tsvabur, çilbur (yumurta aşı, yumurtalı yemek) * haşlanmış yumurta üzerine yoğurt ve kızgın yağ dökülerek yapılmış yemek

cild : ara. * cellede (deri kaplamak, ciltlemek, deriyi işlemek; deriye temas etmek, deriye vurmak, kırbaçlamak, kamçılamak), cellad (deriye vuran, kırbaçlayan, kamçılayan), mücellid (ciltçi, cilt kaplamacısı) (ara.); guild, guilde, Gilde ("der"nek, cemiyet, topluluk, lonca) (ing., fra., alm.) * sayfaların, yaprakların birbirine dikilmesi, yapıştırılması ve bez veya kağıtla kaplanmasıyla oluşturulmuş defter, kitap veya dergi kapağı, kitap kabı, toplanmış sayfalar; ten, deri (vücudu "der"leyen ve kaplayan, içine alan yapı)

cildiye : ara. * cild (deri, ten) + iye (isim yapım eki) * deri hastalıkları ile ilgili bilim sahası, dermatoloji

cildiyeci : ara., tür. * cild (deri) + iye (ile ilgili, gibi, -a ait) (ara.) + ci (ile ilgili olan, yapan) (tür.) * cilt doktoru, dermatolog

cilia : lat. * cilium (kirpik), cilia (kirpikler) * hücrelerin veya bazı küçük canlıların yüzeyinde bulunan, hareket veya sıvı taşınmasını sağlayan ince, kirpik benzeri uzantılar; kirpikler

cillop : far., ara. * gulab (far.), culab, cullab (ara.) * çeşitli meyve ve çiçeklerden yapılan şekerli içecek, gülsuyu, şerbet; parlak, temiz ve arınmış (konuşma dilinde ve argoda)

cilt : ara. * cellede (deri kaplamak, ciltlemek, deriyi işlemek; deriye temas etmek, deriye vurmak, kırbaçlamak, kamçılamak), cellad (deriye vuran, kırbaçlayan, kamçılayan), mücellid (ciltçi, cilt kaplamacısı) (ara.); guild, guilde, Gilde ("der"nek, cemiyet, topluluk, lonca) (ing., fra., alm.) * sayfaların, yaprakların birbirine dikilmesi, yapıştırılması ve bez veya kağıtla kaplanmasıyla oluşturulmuş defter, kitap veya dergi kapağı, kitap kabı, toplanmış sayfalar; ten, deri (vücudu "der"leyen ve kaplayan, içine alan yapı)

ciltçi : ara., tür. * cild (sayfaların, yaprakların birbirine dikilmesi, yapıştırılması ve bez veya kağıtla kaplanmasıyla oluşturulmuş defter, kitap veya dergi kapağı, kitap kabı, toplanmış sayfalar; ten, deri (vücudu "der"leyen ve kaplayan, içine alan yapı) (ara.) + çi (yapan, eden eki) (tür.) * kitaplara cilt kaplayan kişi, cilt yapan kimse, cilt kaplamacısı

ciltlemek : ara., tür. * cilt (deri, ten; kitap kapağı) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * kitapları cilt ile kaplamak

cilve : ara. * cilve (açma, gelinin duvağını açarak yüzünü göstermesi; parlaklık, allık, cila) (cila (parlaklık, aydınlık) + ve (durum eki) ) (ara.); gleam, glitter, glänzen (ışıldamak, parıldamak) (ing., alm.) *

cilvebaz : ara., far. * cilve (hoşa gidecek davranışlarda bulunma, nazlanma) + baz (-cı, yapan, eden kişi; oynayan, iştigal eden, uğraşan) * gösterişli, nazlı, albenili; süslenmiş veya çekici davranan cilveli

cilvekar : ara., far. * cilve (hoşa gidecek davranışlarda bulunma, nazlanma) + kar (-cı, yapan, eden eki) * gösterişli, nazlı, albenili; süslenmiş veya çekici davranan cilveli

cim : ara. * cim (ج) * Arapça alfabenin üçüncü harfi (be’den sonra, dal’dan önce gelir)

cima : ara. * cima (toplanma, bir araya gelme, birleşme) (cem (toplamak, bir araya getirmek, birleşmek) + a (isim yapım eki) ) * cinsel birleşme, cinsel ilişki

cimah : ara. * camaha (koşmak, kaçmak; gem tanımamak, başını alıp gitmek, dizgin tanımadan koşmak) * koşma, kaçma, azgınlık, direnme, başkaldırma; gem vurulamama, kaçıp gitme; binicisi zabtedemediğinden, atın serkeş olup binicisini istememesi

cimbakuka : far., gre. * cumba (çıkıntı, tümsek) (far.) + kuka (balık avlama çengeli) * vücut yapısı düzgün olmayan, çelimsiz, bakımsız, eğri büğrü, biçimsiz (kimse)

cimcime : ara. * cumcuma (kafatası, tahta kase, kap) (ara.); Jim (kısa ve tatlı anlamı içeren, James isminin küçültülmüş hali) (ing.) * küçük ve tatlı bir karpuz cinsi; ufak tefek, akıllı, becerikli, konuşkan ve sevimli kadın (mecaz)

cimdallı : tür. * cim (aptal, saçma, çılgın) + dal (uzantı, ek) + lı (ile, birlikte, beraber, sahibi) * oynak, kıvrak, tez canlı, zıpır; kadınların oynadığı hareketli bir oyun; bindallıya benzer desenli kumaş

cimeries : gre., lat. * kheima (kış mevsimi), khimaira (Yunan mitolojisinde aslan başlı, keçi gövdeli ve yılan kuyruklu melez yaratık) (khi (dişi) + maira (keçi) ) (gre.); cimeries (lat.) * Hz. Süleyman’ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis’te maji ile ilgili olan ve 72 cini tanımlayan Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, afrikalı savaşçı figüründe siyah bir ata binmiş olarak tasvir edilen, kaybolmuş hazineleri bulma, dilleri öğretme ve insanları cesur askerlere dönüştürme güçlerine sahip yirmi lejyonerli 66. cin

cimicidae : lat. * Cimex (tahtakurusu; böcek adı) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * çoğunlukla kuş ve memelilerin kanıyla beslenen, yassı vücutlu, kanatsız veya kısa kanatlı tahtakurularını kapsayan böcek familyası

cimicifugae racemosa rhizoma : lat., gre. * cimex (tahtakurusu, böcek) + fugere (kaçmak; sıvışmak, uzaklaşmak), fugare (kovmak, savmak) + racemus (salkım, salkım üzüm, demet) (lat.) + rhizoma (yeraltı gövdesi, kök, yeraltı sapı) (gre.) * rizomları ve kökleri, özellikle aktein ve simicifugosid, simicifugin, kafeik asit, çeşitli saponinler ve fenolik asitler gibi triterpen glikozitler olmak üzere çeşitli fitokimyasallar içeren, menopoz semptomlarını tedavi etmek için kullanılan Ranunculaceae familyasından Kuzey Amerika'nın bir yerli bitkisi

cimnastik : gre. * gumnos, gymnos (çıplak) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.); gymanisum (beden çalışması yapma yeri, spor salonu) (lat.) * güç ve beden koordinasyonunu geliştirmek için yapılan fiziksel egzersizler

cimri : far. * cimri (fakir, soysuz, sefil, dilenci, nekes, hasis) * parası olduğu halde harcamayan, elisıkı

cin : ara. * cenne (örtmek, gizlemek, saklamak, kaplamak, koumak) * örtülü olan, gizli olan, görünmeyen; farklı boyut varlığı

cin deliği : ara., tür. * cinn (görünmeyen, örtülü; farklı boyut varlığı) (ara.) + delik (boşluk, giriş yeri, ağız) + i (iyelik eki) (tür.) * zurna ve kavalın en uç kısmındaki küçük delikler

cinacalcet : lat. * cinchona (malarya tedavisinde kullanılan bitki) + calcet (kalsiyum eki) * kandaki yüksek kalsiyum seviyesini, kronik böbrek hastalığını, primer hiperparatiroidizmi, tersiyer hiperparatiroidizmi ve paratiroid karsinomunu tedavi etmek için kullanılan ilacın etken maddesi (C22H22F3N)

cinai : ara. * gunaya, cinaya (suç) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * cinayetle ilgili, suçla ilgili

cinan : far. * cenne (örtmek, gizlemek, saklamak, kaplamak, koumak), cinn (örten, kaplayan, koruyan, görünmeyen, örtülü olan, üstün olan, üstü kaplayan, üstte olan) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * güzel, gizli veya kıymetli yer; cennet

cinas : far. * cins (tür, çeşit, yaratılış) * anlamları ayrı, yazılışları ve söylenişleri aynı olan kelimeleri farklı anlamlarda olmak üzere kullanma, benzeşme, aynı cinsten olma, telmih, pun

cinayet : ara. * gunaya, cinaya (suç) + et (ile ilgili olma), cani (öldüren, cinayet işleyen, suç işleyen), cunah, gunah (hata, yanlış, suç) * kasten bir kişiyi öldürme, adam öldürme, katliam, öldürme

cinclidae : gre., lat. * kinklos (kuyruğunu sallayan küçük bir su kuşu; su kıyısında yaşayan kuş) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * akarsularda yürüyüp dalarak beslenen, kısa kuyruklu, koyu renkli ve su altına dalabilen dağ kuşlarını (su karatavuklarını) kapsayan kuş familyası

cinclodes : gre. * kinklos (kuyruğunu sallayan küçük su kuşu) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * akarsu kenarlarında yaşayan, uzun ve hafif kıvrık gagalı, yerde beslenen ve özellikle Güney Amerika'da yayılış gösteren fırın kuşları (Furnariidae) familyasına ait kuş cinsi

cinclosomatidae : gre. * kinklos (kuyruğunu sallayan küçük su kuşu) + soma, somatos (vücut, gövde, cisim, beden, yapı; topluluk, toplum veya cemiyet) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * uzun gövdeli, kuyruk hareketleriyle dikkat çeken ve genellikle Avustralya çevresinde yaşayan, bıldırcın ardıç kuşları, mücevher ötleğenleri, Cinclosoma cinsindeki yer kuşlarını (whipbirds, quail-thrushes) kapsayan Avustralya ile Yeni Gine bölgelerine özel olan bir ötücü kuş familyası

cinereous : lat. * cinis, cineris (kül) + osus (ile ilgili,-a ait) * kül renginde, kül grisi; özellikle hayvanların tüy, tüy örtüsü veya bitkilerin yüzeyinde külü andıran soluk gri renk gösteren

cingil : tür., gre. * şıngıl, çıngıl, cingil (salkım; süs eşyası, süs eşyalarının çıkardığı sesten onomatopeik kelime) (tür.); açinganos, tsinganos (dalcık, kurutulduktan sonra üzüm salkımının üstünde kalan küçük dal; çingene), tsinganos (çingene) (tsing, çing, çeng (müzik aleti, çalgı) + ane (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (gre.) * üzüm salkımını oluşturan her bir dalcık, küçük üzüm salkımı; süs ve salkım şeklinde nesneler

cingöz : ara., tür. * cinn (cin, örtülü, gizli, görünmeyen) + göz (görme organı) * hiç aldatılamayan, kurnaz, açıkgöz, zeki

cingulata : lat. * cingulata (cingulum, (kemer, kuşak, kayış) (cingere (kuşanmak, kuşatmak, çevrelemek, sarmak) + ulum (küçültme eki) ) + ata (taksonomik çoğul eki) ) * vücutları kemer veya kuşak biçimli zırh halkalarıyla kaplı olan, özellikle kemiksi zırh plakalarına sahip armadilloları kapsayan memeliler grubu

cingulate korteks : lat. * cingulata (cingulum, (kemer, kuşak, kayış) (cingere (kuşanmak, kuşatmak, çevrelemek, sarmak) + ulum (küçültme eki) ) + ata (taksonomik çoğul eki) ) + cortex (kabuk) * beyin yanküresinin içyan yüzü üzerinde, corpus callosumun hemen üstünde yer alan ve limbik lobun bir parçası olarak kabul edilen beyin bölümü, singulat korteks

cingulomania : lat., gre. * cingulum (kemer, kuşak) (cingo, cingere (çevrelemek, kapsamak; kuşatmak) + ulum (küçültme eki) ) (lat.) + mania (tutku, tutkunluk, çılgınlık, delilik, takıntı, coşku) (gre.) * birine karşı duyulan obsesif ve yoğun sarılma, kucaklama ve onu kollarının arasında sıkma arzusu

cingulum : lat. * cingo, cingere (çevrelemek, kapsamak; kuşatmak) + ulum (küçültme eki) * kemer, kuşak, sarmal yapı

cinn : ara. * canna, cannana, cenne, cennene (örtmek, kaplamak, sarmak, gizlemek, korumak) * örtülü olan, gizli olan, görünmeyen; Kur’an’ın 72. suresinin ismi

cinnah : ara. * cenah, cinnah (uç, köşe, kenar, kanat, kol; taraf, yan) * kenar, köşe, uç; kanat; taraf, yan; sınır, zirve, doruk, uç nokta

cinnet : ara. * cenne (kaplamak, örtmek, saklamak, gizlemek), cinn (örtülü, gizli, görünmeyen, cin) + et (isim yapım eki) * delilik, akıl tutulması, çılgınlık, kendini kaybetme, kontrolsüz ruhsal bozukluk, cin tesiri altına girme; aşırı öfke veya taşkınlık hali

cins : gre., ara. * genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori), genesis (oluşum, yaratılış) (gre.); cenese (ayırmak, sınıflandırmak, türünü belirlemek) (ara.) * tür, çeşit, kategori, soy, nesil, yaratılış durumu

cinsel : gre., ara., tür. * genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori), genesis (oluşum, yaratılış) (gre.) + cins (tür, çeşit, kategori, soy, nesil, yaratılış durumu) (ara.) + el (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (tür.) * cins ile ilgili, cinsiyet ile ilgili, seksüel

cinsilatif : gre., ara. * genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori), genesis (oluşum, yaratılış) (gre.); cins (tür, çeşit, kategori, soy, nesil, yaratılış durumu) + i (tamlama eki) + latif (güzel, yumuşak, mülayim, nazik, şirin) (ara.) * hoş, yumuşak, nazik kadın

cinsiyet : gre., ara. * genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori), genesis (oluşum, yaratılış) (gre.); cins (tür, çeşit, kategori, soy, nesil, yaratılış durumu) + iyet (isim yapım eki) (ara.) * bir kavime, bir kabileye, bir millete mensub olma; bir cins ile ilgili olma, seks

cinuçen : far. * cinn (kaplayan, örten, üstünü örten, üstte olan, üstün, galip) + u (tamlama eki) + cang, cenk, çeng (savaş, harp) * muzaffer, galip, üstün gelmiş

cinyolu : ara., tür. * cinn (kaplayan, örten, üstünü örten, üstte olan, üstün, galip) (ara.) + yol (bir yerden bir yere gitmek için iz, geçit, ilerleme hattı, güzergah) + u (iyelik eki) (tür.) * tarlaların arasında görülen verimsiz topraklar

cip : ing. * jeep (GP (general (genel) + purpose (amaç) ) * genel amaçlı kullanım arabası; Amerikan ordusunda yeni asker veya yeni arac için kullanıkan terim, Jeep

cips : ing. * chip (küçük parçalara kesmek; küçük parça) + s (çoğul eki) * kıyılmış küçük parçalar

ciranta : ita. * girare (döndürmek, çevirmek), girante (döndüren, çeviren; senedin arkasını imzalayan kişi) * bir bonoyu, senedi ciro eden (imzalayan) kimse

circinate : lat. * circinus (pergel, daire çizme aracı) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * dairesel biçimde kıvrılmış, uç kısmı içe doğru helezon veya yay şeklinde sarılmış; özellikle botanikte genç yaprakların veya sürgünlerin salyangoz kabuğu gibi içe kıvrılmış durumunu ifade eden nitelik

circumplanetary : gre., lat. * kirkos (daire, çember, halka, çevre, çevrelenmiş alan) (gre.), circus (lat.), circum (etrafında, çevresinde) (lat.) + planetarius (gezegene ait, gezegensel) (planetes (dolaşan, hareket eden, gezen, gezegen, gezgin yıldız) (gre.) + arius (ile ilgili, -a ait; sıfat eki) (lat.) * bir gezegenin çevresinde bulunan, gezegen etrafında dönen veya gezegenin kütle çekim alanı içinde yer alan yapı, madde veya süreçlerle ilgili

circumstellar : gre., lat. * kirkos (daire, çember, halka, çevre, çevrelenmiş alan) (gre.), circus (lat.), circum (etrafında, çevresinde) (lat.) + stella (yıldız) + aris (ile ilgili,-a ait) (lat.) * bir yıldızın çevresinde bulunan, yıldızı kuşatan gaz, toz, madde veya yapı ile ilgili

cirim : ara. * cirm (cüsse, hacim, gövde) * bir cismin uzayda veya bir kap içinde doldurduğu boşluk, oylum, hacim

cirit : ara. * carid (kabuğu soyulmuş hurma dalı, sırık), cerade (soymak, kabuğunu sıyırmak; çekirge) * iki takımın, dörtnala koşan atlar üzerinden birbirine değnek atarak, topluca oynadıkları bir oyun; bu oyunda kullanılan 1 metre uzuluğundaki değnek

cirm : ara. * cirm (cüsse, hacim, gövde) * vücud, deri, ten, cüsse, gövde, hacim, büyüklük; yıldız

ciro : gre. * gyros (dönüş, döngü, çevrim, tekerlek) (gre.); gear (dişli, vites) (ing.) * toplam satışların tutarını ifade eden rakam, satış döngüsünden elde edilen para miktarı

cirripedia : lat. * cirrus (kıvrım, püskül, saçak; kıvrık uzantı) + pes, pedis (ayak) * kayalara, gemi gövdelerine ve deniz canlılarının yüzeylerine tutunarak yaşayan, erişkinlerinde kireçli kabuk plakaları bulunan ve tüysü bacaklarıyla besin süzen sülükayaklıları (barnacle) kapsayan kabuklular grubu

cirripedidae : lat. * cirrus (kıvrım, püskül, saçak, saç lülesi, bukle, ince uzantı, kıvrık uzantı) + pes, pedis (ayak) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * sülükayaklı kabukluların (barnacle) oluşturduğu, erişkinlerinde tüysü beslenme uzantıları (cirri) bulunan deniz kabukluları familyası

cirrus : lat. * cirrus (kıvrım, püskül, saçak, saç lülesi, bukle, ince uzantı, kıvrık uzantı) * kıvrılmış saç tutamı, püskül veya ince kıvrımlı uzantı; bilimsel terimlerde ince, lifsi veya saçak biçimli yapıları ifade eden kök

cisim : ara. * cesseme (somutlaştırmak, vücuda getirmek, bedenlendirmek, bedene büründürmek; şekillendirmek, şekil vermek, biçimlendirmek), cesim (büyük, iri, cüsseli), cesamet (irilik, büyüklük, büyük olma) * şekilli madde; somut olgu, beden, gövde, vücut

cisir : süm. * gusur (kiriş, direk, kalas) * toprak damların üzerine tavan oluşturmak için konulan iri kesilmiş uzun ağaç, tomruk

cismani : ara. * cism (şekilli madde; somut olgu, beden, gövde, vücut) + ani (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * gövdesel, bedensel, vücutsal, somut, fiziksel

cismen : ara. * cism (şekilli madde; somut olgu, beden, gövde, vücut) + en (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bedence, beden olarak, vücutça, vücut olarak

cis-neptünyen : lat. * cis (bu tarafında, berisinde) + Neptunus (Neptün; Roma mitolojisinde deniz tanrısı, gezegen adı olarak Neptün) + ianus (ile ilgili,-a ait) * Güneş Sistemi'nde Neptün yörüngesinin içinde, yani Neptün'den Güneş'e doğru olan bölgede bulunan cisim veya oluşumlarla ilgili

cisr : ara. * cisr (köprü; geçit, özellikle ağaçtan yapılmış köprü) * köprü, geçit; iki yeri birbirine bağlayan yapı

cisr-i muallak : ara. * cisr (köprü) + i (tamlama eki) + alaka (asmak, iliştirmek, bağlamak), muallak (asma, asılmış, iliştirilmiş, bağlanmış) * asma köprü

cistaceae : gre., lat. * kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası), kysthe (kutu, sepet, sandık) (gre.); cista (lat.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * Akdeniz bölgesinde ve kurak yerlerde yetişen, çiçekleri genellikle gösterişli, çoğunlukla çalımsı veya otsu yapıda olan, ladenler (Cistus) ve yakın akrabalarını kapsayan bitki familyası, ladengiller, kaya gülü ailesi

cistudinidae : gre., lat. * kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası), kysthe (kutu, sepet, sandık) (gre.); cista (lat.) + ina (küçültme eki) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * kubbe biçimli yüksek kabukları ve menteşeli karın plakalarıyla tanınan, kara kaplumbağalarını (özellikle kutu kaplumbağalarını (cistudo) ) kapsayan eski/klasik sınıflandırmalarda kullanılan kaplumbağa familyası

cistus : gre., lat. * kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası), kysthe (kutu, sepet, sandık) (gre.); cista (lat.), cistus (kaya gülü) (lat.) * reçineli yaprakları ve gösterişli çiçekleriyle tanınan, Akdeniz iklimine uyumlu, Cistaceae familyasından çalı formunda bir bitki, laden otu, kaya gülü

citharexylum : gre. * kithara (telli çalgı) + xylon (odun) * odununun müzik aletlerine uygunluğuna gönderme yapan, tropikal bölgelerde yetişen, Verbenaceae familyasından bir ağaç

citrullus : lat. * citrullus (küçük kavun) * sulu ve etli meyveler veren, sıcak iklimlere uyumlu, Cucurbitaceae familyasından bir bitki

citrus : lat. * citrus (narenciye ağacı, limon) * aromatik kabuklu ve sulu meyveleriyle bilinen narenciye ağaçlarını kapsayan, Rutaceae familyasından bir cins

civa-manganez : far. * civa (canlı olmak, diri olmak, hareketli olmak; simgesi Hg, atom sayısı 80 olan oda sıcaklığında sıvı olarak bulunan, buharı ve bileşikleri zehirli, gümüş renginde bir element) (far.) + magnes (mıknatıs, manyetik mineral, manyez; simgesi Mn, atom numarası 25, atom ağırlığı 54,938, yoğunluğu 7,39 olan, doğada oksit durumunda bulunan, çok sert ve kırılgan, çeliği sertleştirmekte yararlanılan, genellikle alaşımlarda kullanılan, beyaz gri renkte, parlak bir element, mangan) (gre.) * yapısında normalden çok daha fazla cıva ve manganez bulunduran, tayf çizgisinde 398,4 nm'de özel bir emilim çizgisi görülen kimyasal olarak tuhaf bir B sınıfı ana kol yıldızı türü, HgMn yıldızı

civan : far. * cuvan (oğlan, genç, delikanlı) (far.); juvenalis, young, jeune, jung (genç) (lat., ing., fra., alm.), cuca, cuce, civciv (kuş yavrusu, küçüğü; cüce) (far.) * genç, yiğit, delikanlı; canlı, dinç, taze

civanperçemi : ara., far. * civan (genç) (ara.) + perçem (kakül) (par, per (kanat) + çamidan (salmak), çam, çem (salınmış, salma) ) (far.) + i (iyelik eki) (tür.) * Asya, Avrupa ve Kuzey Amerika gibi kuzey yarımkürenin ılıman bölgelerine özgü olan, papatyagiller (Asteraceae) familyasının üyesi olan çiçekli bir bitki

civar : ara. * cara (sapmak, dolanmak), cevr (komşu olmak, etrafında olmak, yakınında olmak) (ara.); çevre (etraf, taraflar, kenarlar, muhit) (tür.) * çevre, etraf (taraflar), etraftaki yakın yerler, yöre, dolay

civciv : far. * cuca, cuce, civciv (kuş yavrusu, küçüğü; kümes hayvanı yavrularının çıkardığı sesten onomatope bir kelime) * kümes hayvanlarının ve kuşların yumurtadan yeni çıkmış yavrusu

civelek : far. * cuvan (oğlan, genç, delikanlı) + ek (-cık, küçültme eki) * canlı, neşeli, sokulgan, oynak, cilveli, fıkır fıkır; Osmanlı döneminde, yakışıklı gençler arasından seçilerek yeniçeri ocağına yeni alınmış veya yeniçeri adayı durumundaki delikanlı

ciyad : ara. * cada (cömert olmak, bol vermek, iyi olmak) * değerliler, iyiler, cömertler, yiğitler, kahramanlar; iyi atlar; seçkin atlar

ciyadet : ara. * cada (cömert olmak, bol vermek, iyi olmak), ciyad (değerliler, iyiler, cömertler, yiğitler, kahramanlar; iyi atlar; seçkin atlar) + et (isim yapım eki) * tazelik, yenilik; iyilik, güzellik; cömertlik, bolluk, yücelik

ciyaklamak : tür. * ciyak (bağırma sesinden onomatopeik kelime) + la (ek) + mak (fiil mastar eki) * bağırmak, feryat etmek, çığlık atmak

ciz : ara. * caza (kökünden kesmek, gövdeyi ayırmak, bölmek, ayırmak, parçalamak), cuz (kısım, parça, bölüm) * ağaç gövdesi, gövde, ana kütle, ağaç kütüğü, ağaç kökü; kuru direk; hurma ağacının kökü, hurma ağacı; çatı örtüsünde kullanılan ağaçlar

cizre : ara. * cezire, cizre (ada) * Şırnak’ın bir ilçesi

cizvit : lat. * Jesuita (Jesus (İsa) (Jashua, Yashua, Isous, Jesus, İys, İyş (oluş, yaşam, hayat) (ibr., gre., lat., ara.) + itas (isim yapım ve durum eki) ) * İsa cemiyetinin üyelerine verilen isim

cizye : ara. * caza, ceze (karşılıklandırmak, karşılık vermek; ödüllendirmek) + iye (isim yapım eki), ceza (karşılık) * vergilendirme, vergi, haraç, karşılık; İslam hukukunda, Müslüman olmayan halktan belirli haklar karşılığında alınan yıllık vergi veya mali yükümlülük

CK : ing. * creatine (kreatin) + kinase (kinaz) * kas hasarını veya kalp krizini gösterebilen enzim testi

Cl : gre. * chlorum (khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.) + um (element adı eki) (lat.) ) * atom numarası 17 olan, periyodik tablonun 17. grubunda bulunan, keskin kokulu, sarımsı yeşil renkli ve yüksek reaktifliğe sahip olan, su arıtımında, dezenfektanlarda, PVC üretiminde ve kimya endüstrisinde kullanılan bir halojen element

cladocera : gre. * klados (dal, sürgün, dallanmış yapı) + keras, kerato (boynuz), kerata (boynuzlar) * çoğunlukla tatlı sularda yaşayan, vücutlarının yan taraflarında dallanmış görünümlü antenleri bulunan, küçük kabukluları kapsayan Branchiopoda sınıfına bağlı bir grup, su pireleri

cladrastis : gre. * klados (dal, sürgün, dallanmış yapı) + thraustos (kırılgan) * dallarının kırılgan yapısına atıfla adlandırılmış, süs değeri yüksek, Fabaceae familyasından bir ağaç

clariidae : gre. * khlaros (canlı, çevik, hareketli) (gre.); clarias (yayın balığı cinsi adı) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * hava soluyabilen yardımcı solunum organlarına sahip, uzun gövdeli, bıyıklı ve çoğunlukla tatlı sularda yaşayan yürüyen yayın balıklarını kapsayan balık familyası

clariiformes : gre. * khlaros (canlı, çevik, hareketli) (gre.); clarias (yayın balığı cinsi adı) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * uzun gövdeli, bıyıklı, yardımcı solunum organlarına sahip yayın balıklarını kapsayan balıklar takımı

clariinae : gre. * khlaros (canlı, çevik, hareketli) (gre.); clarias (yayın balığı cinsi adı) + inae (zoolojik alt familya eki) (lat.) * uzun gövdeli, bıyıklı ve yardımcı solunum organlarına sahip Clarias cinsini ve yakın akrabalarını kapsayan yayın balıkları altfamilyası

clarkia : lat. * Clark (Amerikalı kaşif ve botanikçi William Clark’ın soyadından) * çuhaçiçeğigiller (Onagraceae) familyasında yer alan, çoğunluğu Kuzey Amerika'nın batısında yetişen, gösterişli çiçekli otsu bitkileri kapsayan bitki cinsi

clathrate : lat. * clathratus ( clathri (kafes, parmaklık) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * kafes yapılı, kafes içinde hapsedilmiş; bir maddenin kristal kafes yapısı içinde başka bir atom veya molekülü kimyasal bağ oluşturmadan hapseden kafes yapılı bileşik; kafes bileşiği

clausius-clapeyron denklemi : alm., lat. fra., tür. * calusius (Alman fizikçi Rudolf Clausius’un soyadından) (lat.) + clapeyron (Fransız fizikçi Benoît Paul Émile Clapeyron’un soyadından) (fra.) + denklem (eşitlik) + i (iyelik eki) (tür.) * faz değişimleri sırasında basınç ve sıcaklık arasındaki ilişkiyi matematiksel olarak ifade eden termodinamik denklem

clavate : lat. * clavatus (clava (topuz, sopa, tokmak) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * uca doğru kalınlaşan, topuz biçimli; bir ucu ince, diğer ucu belirgin biçimde şişkin olan yapı, topuz biçimli

clavicula : lat. * clavis (anahtar) + cula (dişil küçültme eki) * küçük anahtar, anahtarcık; omuz kuşağında göğüs kemiği ile kürek kemiğini birbirine bağlayan, şekli eski tip küçük anahtarı andırdığı için bu ad verilen kemik, köprücük kemiği

cleistanthus : gre. * kleistos (kapalı) + anthos (çiçek) * çiçekleri tam açılmadan gelişen türleri ifade eden, tropikal bölgelerde yaygın, Phyllanthaceae familyasından bir bitki

cleistogamous : gre. * kleistos (kapalı) + gamos (eşlilik, evlilik, birleşme) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * çiçekleri açılmadan kendi kendine tozlaşarak döllenen; kapalı çiçeklerde gerçekleşen kendileşmeye sahip olan

clematis : gre. * klema, klematos (asma dalı, tırmanıcı dal, sarılıcı dal, sürgün) * uzun, ince ve sarılıcı sürgünleriyle tırmanan ve iri çiçekler açan, akasma bitkilerini kapsayan Ranunculaceae (cücegiller) familyasından süs bitkileri grubu

cleomaceae : gre. * kleiein (kapatmak, örtmek, kilitlemek, mühürlemek), kleisis (kapatma, kapanma, obliterasyon); kleos (şan, ün, nam, şöhret) + ma (isim yapım eki); (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * çoğunlukla tropikal ve subtropikal bölgelerde yayılış gösteren, Cleome ve turpgillerin akrabası olan, katırtırnağı ve benzeri çiçekli ve otsu bitki ve çalıları kapsayan bitki familyası

cleome : gre. * kleos (şan, ün, nam, şöhret) * Cleomaceae familyasından olan, tropikal ve ılıman iklimlerde yetişen, ince uzun stamenleri (erkek organları) olan, otsu bir bitki, örümcek çiçeği, havai fişek çiçeği

clethraceae : gre. * klethra (kızılağaç, özellikle Alnus glutinosa) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * Erikçiler (Ericales) takımına ait, Clethra cinsini ve yakın akrabalarını kapsayan, çoğunlukla çalı ve küçük ağaçlardan oluşan bitki familyası

clethrionomys : gre. * klethra (kızılağaç, özellikle Alnus glutinosa) + ion (sıfat yapım eki) + mys, myos (fare) * kuzey yarım küredeki kızılağaç ormanlarında yaşayan veya kızılağaçla ilişkilendirilen fare; tarla fareleri (vole) cinsi, kırmızısırtlı fare

CLI : ing. * command (komut) + line (satır) + interface (arayüz) * kullanıcının yazılı komutlar aracılığıyla işletim sistemiyle doğrudan etkileşim kurduğu, komut satırı üzerinden çalışan metin tabanlı arayüz

clianthus : gre. * kleos (şöhret) + anthos (çiçek) * iri, sarkık ve gösterişli çiçekleriyle ün kazanmış, Fabaceae familyasından bir süs bitkisi

clitoria : lat. * clitoris (şekil benzetmesi) * çiçek formunun anatomik benzerliğine dayanarak adlandırılmış, sarılıcı yapıda, Fabaceae familyasından bir bitki

clobetasol : lat. * clobe (kortikosteroid eki) + tasol (antiinflamatuar ajan eki) * egzama ve sedef hastalığı gibi cilt rahatsızlıklarının neden olduğu şişliği, kızarıklığı, kaşıntıyı veya döküntüleri azaltan sentetik bir glukokortikoid kortikosteroid (C25H32ClFO5)

close up : ing. * close (yakın) + up (yukarı, yukarısı, üst, üste, üzeri, üzerine) * çok yakından olan; çok yakından çekilen fotolara verilen isim

clubfoot : ing. * club (ağır sopa, künt silah) + foot (ayak) * ayaklardan birinin veya her ikisinin birlikte içe dönük olduğu konjenital (doğumsal) anomali, pes equinovarus

clupeidae : lat., gre. * clupea (ringa, sardalya benzeri küçük deniz balığı) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * ringa, sardalya, çaça ve benzeri sürü oluşturan pelajik balıkları kapsayan balık familyası, sardalyagiller, ringagiller

clupeiformes : lat. * clupea (ringa, sardalya benzeri küçük deniz balığı) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * ringa, sardalya, hamsi ve benzeri sürü oluşturan pelajik balıkları kapsayan balıklar takımı, ringamsılar

clupeinae : lat. * clupea (ringa, sardalya benzeri küçük deniz balığı) + inae (zoolojik alt familya eki) * ringa balıklarını ve yakın akrabalarını kapsayan, Clupeidae familyası içindeki balık altfamilyası

clusiaceae : hol, lat. * clusius (Flaman botanikçi Carolus Clusius’un soyadından) (hol.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * eski adı Guttiferae olan, çoğunlukla tropikal bölgelerde yayılış gösteren, sarı renkli özsu veya reçine taşıyan çalı ve otsu bitkileri kapsayan bitki familyası, sarı reçineliler

cluster : ing. * cluster (küme, grup, güruh, salkım, demet) * birbirine yakın veya birbirine bağlı nesnelerin oluşturduğu küme, öbek, salkım veya topluluk, küme, grup

clypeata : lat. * clypeus (kalkan) + ata (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kalkanlı, kalkan biçiminde; bir böceğin başının ön tarafında bulunan kalkan benzeri plaka

Cm : lat. * curium (Curie (Marie ve Pierre Curie'nin soyadından) + ium (kimyasal element eki) ) * atom numarası 96 olan, aktinitler serisinde bulunan, sentetik olarak elde edilen, nükleer araştırmalarda, uzay araçlarında kullanılan radyoizotop güç kaynaklarında ve ağır element sentezi çalışmalarında kullanılan radyoaktif bir metal element

CMD : ing. * command (komut) * bilgisayarlarda, özellikle Windows işletim sisteminde, kullanıcının metin tabanlı komutlar yazarak sistemle doğrudan etkileşime girmesini sağlayan Command Prompt arayüzünü ifade eden kısaltma

CMOS : ing. * complementary (tamamlayıcı) + metal (iletken) + oxide (yalıtkan) + semiconductor (yarı iletken) * düşük güç tüketimli entegre devrelerin üretiminde kullanılan yarı iletken teknolojisi, mikroçip

CMS : ing * content (içerik) + management (yönetim) + system (sistem) * dijital içerik oluşturmayı ve yönetmeyi sağlayan yazılım

CMT : ing. * Charcot (Fransız nörolog Jean-Martin Charcot) + Marie (Fransız nörolog Pierre Marie) + Tooth (İngiliz nörolog Howard Henry Tooth.) * periferik sinirleri etkileyen, özellikle kas güçsüzlüğü ve duyusal kayıplara yol açan genetik bir hastalık

Cn : lat. * copernicium (Nicolaus Copernicus (Polonyalı astronom) + ium (kimyasal element eki) ) * atom numarası 112 olan, periyodik tablonun 12. grubunda bulunan, sentetik olarak üretilen, çok kısa ömürlü ve radyoaktif olan, yalnızca temel nükleer araştırmalarda incelenen bir geçiş metali element

cneoraceae : gre., lat. * kneoron (çalı, küçük ağaç ismi) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * Akdeniz bölgesi ve Kanarya Adaları'nda yayılış gösteren, Cneorum cinsini ve yakın akrabalarını kapsayan çiçekli bitkiler familyası

cnicus : lat. * cnicus (dikenli bitki) * dikenli gövde ve yapraklarıyla tanınan türleri kapsayan, Asteraceae familyasından otsu bitkiler için kullanılan bir ad

Co : alm., lat. * cobaltum (Kobold (Alman madencilik folklorunda yer altı ruhu veya cin) (alm.) + um (element adı eki) (lat.) ) * atom numarası 27 olan, periyodik tablonun 9. grubunda bulunan, ferromanyetik özellik gösteren, sert ve parlak mavi-gri renkli bir geçiş metali olan, alaşımlarda, lityum iyon pillerde, mıknatıslarda ve pigmentlerde kullanılan element

coach : mac. * kocsi, kocs (atlı araba, büyük kapalı at arabası) (mac.); coche (fra.); coach (ing.); Kutsche (alm.) (1830'lu yıllarda Oxford Üniversitesi'ndeki öğrenciler, kendilerini sınavlara hazırlayan ve bir anlamda "sınavı geçmelerini sağlayan/taşıyan" özel öğretmenler (törpüleyiciler/özel ders hocaları) için metaforik olarak "coach" ifadesini kullanmaya başlamalarından yani hocanın, öğrenciyi hedef çizgisine götüren bir "araba" gibi görülmesinden) * spor, iş veya kişisel gelişim alanlarında bir bireyi ya da takımı hedeflerine ulaştırmak, performansını artırmak ve potansiyelini açığa çıkarmak için yönlendiren, eğiten ve rehberlik eden uzman kişi, antrenör, eğitmen, rehber

coast to coast : ing. * coast (kıyı, sahil, kenar) + to (-a doğru, yönelim) + coast (kıyı, sahil, kenar) * bir ülkenin veya alanın bir ucundan diğer ucuna kadar uzanan hareket, yayılım veya etkinlik; basketbolda sahanın bir ucundan öteki ucuna atılan pas, şut veya dribbling

coatlicue : nah. * coatl (yılan) + i (bağlayıcı ek) + cueitl (etek, eteklik) * yılan etekli; Aztek mitolojisinde yılanlardan oluşan eteğiyle tasvir edilen yeryüzü ve doğurganlık tanrıçası

cobitidae : gre. * kobitis (küçük dip balığı, çöpçü balığı) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * tatlı sularda yaşayan, ince uzun gövdeli, dipte beslenen çöpçü balıkları (loach) familyası

coccinella : lat. * coccinus (kızıl, kırmızı) (coccum (kızıl, kırmızı boya bitkisi) + inus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + ellus, ella (küçültme eki) * siyah benekli kırmızı renkte, küçük yuvarlak bir böcek türü, uğurböceği

coccinellidae : lat., gre. * coccinus (kızıl, kırmızı, kırmız renkli) (coccum (kızıl, kırmızı boya bitkisi) + inus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + ellus, ella (küçültme eki) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * uğur böceklerini kapsayan böcek familyası

coccinia : lat. * coccinus (kızıl, kırmızı, kırmız renkli) + ia (isim yapım eki) * kırmızıya çalan meyveleriyle tanınan, tırmanıcı yapıda, Cucurbitaceae familyasından tropikal bir bitki

coccothraustes : gre. * kokkos (tohum, tomurcuk, tane, tanecik, çekirdek, yuvarlak, küre) + thraustes (kırıcı, kıran, parçalayan) * şahinleri ve bazı sınıflandırmalarda akşam ispinozlarını içeren, kalın ve güçlü gagasıyla sert tohum ve çekirdekleri kırarak beslenen grosbeak cinsi, çekirdek kıran büyük ispinoz cinsi

cochlospermaceae : gre., lat. * kohlias (salyangoz; spiral yapı) + sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni, sperm) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * tohumları sarmal biçimli veya salyangozu andıran yapıda olan bitkileri kapsayan Cochlospermum cinsine ait familya

cochlospermum : gre., lat. * kohlias (salyangoz; spiral yapı) + sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni, sperm) (gre.) + um (isim yapım eki) (lat.) * tohumları salyangoz kabuğu gibi biçimli veya spiral görünümlü olan, tropikal bölgelerde yetişen bitki

cockburn town : ing. * coccus, cock (horoz) (lat., ing.) + burn (yakmak) + town (kasaba, şehir) * Karayipler’de, Atlas Okyanusu’nun batısında yer alan bir ada grubu olan Turks ve Caicos Adaları'nın başkenti

cocos : lat., por. * coco (baş, kafatası; hindistan cevizi; Portekizcede hindistan cevizinin üç çukur izi nedeniyle “kafatası” anlamındaki coco sözcüğünden) * tropik bölgelerde yetişen, uzun gövdeli palmiye yapılı olan, büyük ve sert kabuklu meyvesi ve lifli kabuğu olan Arecaceae (palmiyegiller) familyasından tropikal bir ağaç

cocos adaları : gre., tür. * kokkos (tohum, tomurcuk, tane, tanecik, çekirdek, yuvarlak, küre) + ada (her tarafı suyla çevrili toprak parçası) + lar (çoğul eki) + ı (iyelik eki) * Güneydoğu Asya'da Hint Okyanusu'nda bulunan, kuzeyinde Endonezya, doğu ve güneydoğusunda ise Christmas Adası ile Avustralya anakarası yer alan, etrafı açık okyanusla çevrili ve Avustralya'ya bağlı olan adalar grubu, Keeling Adaları

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...