27 Eylül 2026 Pazar

phyllostomidae - pnömoplevrit

phyllostomidae : gre. * phyllon (yaprak) (gre.) + stoma (ağız, açıklık, giriş) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Orta ve Güney Amerika gibi tropikal bölgelerde yaşayan, burunlarında yaprak biçimli, üçgensel bir deri çıkıntısı bulunan, çeşitli beslenme biçimlerine sahip yarasalar familyası, yaprak burunlu yarasalar

physalis : gre. * physallis (balon, kese, mesane", sidik torbası, kabarcık) * patlıcangiller (Solanaceae) familyasına ait, kağıt benzeri ince bir kabuk içinde yetişen, meyveleri kese şeklinde olan, sarı-turuncu renkli, tatlı-ekşi aromalı egzotik bir meyve

physeter macrocephalus : gre., lat. * physeter (üfleyen, soluyan) + makros (büyük, uzun) + kephale (baş, kafa) (gre.) + us (isim yapım eki) (lat.) * çok büyük başlı, derin dalış yapabilen, iri yapılı dişli deniz memelisi türü, ispermeçet balinası, kaşalot

physeteridae : gre., lat. * physeter (üfleyen, soluyan) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * ispermeçet balinası (kaşalot) türünü içeren, devasa kafaları ve kafalarındaki özel mumsu sıvı (spermaseti) ile bilinen büyük deniz memelilerini kapsayan dişli balinalar familyası

physis : gre. * phyein (doğmak, oluşmak, büyümek), physis (doğa, oluş, büyüme) * Yunan düşüncesinde doğanın kendisini, varlıkların içsel gelişimini ve oluş sürecini ifade eden doğanın üretken gücünün kişileştirilmiş hali

phytolaccaceae : gre., lat. * phyton, phytos (bitki, büyüyen şey) (gre.) + lacca (reçine, zamk; lak boyası) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * tropikal ve subtropikal bölgelerde yetişen, çoğunlukla otsu bitkiler, çalılar ve küçük ağaçlardan oluşan, en bilinen cinsi ve türü, morumsu meyveleri olan ve halk arasında şekerciboyası olarak bilinen Phytolacca bitkisi olan bir çiçekli bitki familyası, şekerciboyasıgiller

pıhtı : tür. * pıhtı (yoğunlaşmış, katılaşmış sıvı; özellikle kanın donarak koyulaşması) (pıh (yoğunlaşmak, katılaşmak, sertleşmek) + tı (isim yapım eki) ) * kan veya başka bir sıvının akışkanlığını kaybedip yoğunlaşarak yarı katı hale gelmesi sonucu oluşan kitle, koagülasyon ürünü

pılaçka : arn. * plake (çapul, ganimet, eşya) * savaşta veya toplumsal kargaşa anlarında karşı tarafın malını zorla ele geçirme, yağmalama, soygun ve çapul eylemi ve bu yolla elde edilen ganimet, çapul

pılıpırtı : erm. * pul (yıkık, harap) + pert (kopuk, kırık) * bir kimsenin sahip olduğu eski püskü, değersiz veya taşınabilir eşyaların bütünü (giysi, ev eşyası vb.), eski, döküntü eşyalar

pıllım : tür. * pıl (yıpranmak, eskimek, dökülmek) + ım (isim/sıfat yapım eki) * köhne, çok eskimiş, yıpranmış, deforme olmuş, döküntü halindeki eşyalar, yerler

pınar : tür. * bınar (su gözü, çeşme) * yerden kaynayarak çıkan su, su kaynağı, memba veya çeşme

pınarbaşı : tür. * bınar (su gözü, çeşme) + baş (kafa, tepe, uç) + ı (iyelik eki) * Kastamonu’nun bir ilçesi; Kayseri’nin bir ilçesi

pınarhisar : tür. * bınar (su gözü, çeşme) + hisar (etrafı çevrili yer, müstahkem yer, sur, korugan) * Kırklareli’nin bir ilçesi

pır : tür. * pır (kuş kanatlarının çıkardığı sesten ses yansımalı (onomatopeik) kelime) * kuş kanatlarının çıkardığı ses, bir yerden kaçıp gitme düşüncesini anlatan bir söz

pırasa : gre. * prason (soğangillerden sebze) * zambakgiller (Amaryllidaceae) familyasından, soğan ve sarımsakla akraba olan, uzun beyaz gövdesi ve yeşil yaprakları olan, kış mevsiminde yetişen, genellikle zeytinyağlı yemekleri, çorbaları veya börekleri yapılan, lifli yapısı ve besleyici değeriyle öne çıkan, Akdeniz mutfağının temel sebzelerinden olan otsu bir sebze

pırazvana : far. * pırazvan (keskin kenar, kılıç sırtı; gizli kalan ama her şeyi tutan) * bıçak, kılıç veya ustura gibi kesici aletlerin namlu (keskin) kısmının, kabza (sap) içinde kalan uzantısı

pırıl : tür. * pır (ışık saçmak, parlamak) + ıl (sıfat yapım eki) * ışıl ışıl, parlak, temiz ve ışık yansıtan ("pırıl pırıl" ikilemesiyle pekiştirilir.)

pırıltı : tür. * pır (ışık saçmak, parlamak) + ıl (sıfat yapım eki) + tı (isim yapım eki) * küçük, kısa süreli ışık parlaması; yüzeyden yansıyan zayıf ve titreşimli ışık görünümü

pırlanta : fra. * briller (parlamak, ışıldamak), brillant (parlayan, ışıldayan) * ışığı güçlü şekilde kırıp yansıtan, mücevher olarak kullanılan ve çok sert bir karbon kristali olan elmasın kesilerek parlatılmış hali

pırnal : gre. * purnari, prinari, prinos (çalı meşesi, kermes meşesi) * kışın yapraklarını dökmeyen, genellikle 20 metreye kadar boylanabilen, küçük ve tek çekirdekli palamutları (pelit) olan, Akdeniz iklimine özgü maki bitki örtüsü içinde yer alan, dikenli veya düz yapraklı, çalımsı bir meşe türü, quercus ilex, quercus coccifera

pırpı : tür. * pır (parlama, titreşimli ışık; ses yansımalı kök) + pı (tekrar/pekiştirme unsuru; ikileme kökü oluşturma) * halk inanışında “yılan taşı” olarak bilinen, parlaklığı veya gizemli etkisi olduğuna ve yılan sokmasına karşı ilaç olduğuna inanılan bir taş türü

pırpır : tür. * pırpır (kanat çırpma, hızlı titreşim sesi) (pır (kyşun kanat çırpmasından ses yansımalı (onomatopeik) kelime) + pır (kyşun kanat çırpmasından ses yansımalı (onomatopeik) kelime) ) * kanat çırparak veya titreşerek hızlı ve kesik kesik hareket eden şeyleri veya bu hareketten çıkan ses; pervaneli küçük uçak; astsubay üniformasının kol kısmında yer alan rütbe işaretleri

pırpıt : tür. * pırpıt (kumaşın eski, yıpranmış veya kaba dokulu hali ve giyildiğinde çıkardığı sesi çağrıştıran ses yansımalı (onomatopoeik) kelime) * özellikle Karakucak güreşlerinde pehlivanların kispet yerine giydiği, keçi kılından veya kalın bezden dokunan dizlik/pantolon türü; el tezgahında dokunan kaba yünlü kumaş; eskimiş, rengi solmuş, yıpranmış veya yamalı kumaş ve giysi, eski püskü giysi

pırt : tür. * pırt (osuruk sesinden ses yansımalı (onomatopeik) kelime) * anüsten gaz çıkarıldığında (osurulduğunda) çıkan sesi temsilen kullanılan kelime

pırtı : tür. * pırtı (kumaşın yırtılırken veya hışırdarken çıkardığı sesten ses yansımalı kelime; eski, değersiz veya parça eşya, giysi ve çamaşır) * eski, değersiz veya parça eşya, giysi ve çamaşır ("pılı pırtı" olarak kullanılır.)

pırtık : tür. * pırtı (kumaşın yırtılırken veya hışırdarken çıkardığı sesten ses yansımalı kelime; eski, değersiz veya parça eşya, giysi ve çamaşır) + k (ile ilgili, -a ait) * eski, yırtık, fersude, parça parça olmuş

pısırık : tür. * pıs (korkmak, sinmek, çekinmek, küçülmek) + ırık (sıfat yapım eki) * aşırı çekingen, korkak, pasif, girişken olmayan, özgüveni düşük, sünepe veya beceriksiz (kişi)

pısmak : tür. * pıs (korkmak, sinmek, çekinmek, küçülmek) + mak (fiil mastar eki) * korku, çekinme veya utangaçlık nedeniyle sinmek, pısırıklaşmak, saklanmak veya sessizleşip görünmez olmaya çalışmak

pışpışlamak : tür. * pış (sakinleştirme, okşama, yumuşak dalga sesi anlamlarına dayalı ses yansımalı kelime) + pış * bebekleri kucakta veya beşikte yavaş yavaş sallayıp, popolarına hafifçe vurarak "pışş pışş" sesiyle uyutmaya çalışmak

pışt : tür. * pışt (dikkat çekme veya çağırma sesi) * birinin dikkatini çekmek, birini samimi veya bazen rahatsız edici bir şekilde çağırmak veya seslenmek için kullanılan ünlem tabanlı bir hitap kelimesi

pıt : tür. * pıt (damla, hafif darbe veya patlama gibi durumların çıkardığı kısa, hafif, kesintili ve ani seslerden ses yansımalı kelime) * çok küçük bir nesnenin, su damlasının yere veya herhangi bir yüzey üzerine düşmesiyle çıkan hafif ses

pıtır : tür. * pıt (çok küçük bir nesnenin, su damlasının yere veya herhangi bir yüzey üzerine düşmesiyle çıkan hafif ses) + ır (son ek) * küçük nesnelerin düşerken çıkardığı hafif ve seri sesi ifade eden onomatopeik kelime

pıtrak : tür. * buturgak, pıtrak (ses yansımalı (onomatope) kelime) * papatyagiller (Asteraceae) familyasından Xanthium spinosum cinsini oluşturan Amerika ve Asya'ya özgü dikenli tohumlara sahip otsu bitki türü

pıyrım : tür. * pıy (yassı bir şeyin kenarından veya ucundan parça koparmak, sıyırmak ya da ufalamak) + rım (isim/sıfat yapım eki) * çok eskimiş, fazlasıyla yıpranmış, yırtık pırtık hale gelmiş giysi veya eşyalar için kullanılan bir sıfat

pi : gre. * pi (Π π) * Yunanca alfabenin on altıncı harfi Π π

pi sayısı : gre., tür. * pi (π) (perimetron (çevre) (peri (çevresinde, etrafında) + metron (ölçü) ) (gre.) + sayı (nicelik, miktar, rakamla ifade edilen değer) + sı (iyelik eki) (tür.) * bir çemberin çevresinin çapına oranını ifade eden irrasyonel yani ondalık açılımı sonsuz ve tekrarsız olan (periyodik olmayan) sabit sayı (3,141592653589793238462643383.........) (dairenin çevre formülü ç = 2π.r, alan formülü a = π.r^2)

pia mater : lat. * pia (yumuşak) + mater (anne, ana, valide) * beyin ve omuriliği dış etkenlerden koruyan, "meninks" adı verilen üç zardan (membran) en içte bulunan, beyin dokusuna sıkıca yapışan, beyne kan sağlayan damarları içeren ince ve hassas bağ dokusu tabakası (Meninksteki (beyin zarındaki) diğer katmanlar dura mater, arachnoid mater ve pia mater'dir.)

pianissimo : lat., ita. * planus (düz, düzlem, yüzey, satıh, yassı, düz yüzeyli, seviyelenmiş, pürüzsüz, yayvan, yumuşak) (lat.); piano (yumuşak, hafif, sessiz) + issimo (çok, en, çok, en fazla, aşırı) (ita.) * müzikte bir eserin çok çok hafif ve kısık sesle çalınması veya söylenmesi gerektiğini belirten terim

piano : lat. * planus (düz, düzlem, yüzey, satıh, yassı, düz yüzeyli, seviyelenmiş, pürüzsüz, yayvan, yumuşak) * 88 adet tuş içeren bir klavyeden hareket ettirilen çekiçlerin, gerilmiş tellere vurmasıyla tonların üretildiği, vurmalı müzik aleti

pianta : lat., ita. * planta (dikilen şey, bitki, fidan, sürgün, filiz, taban, ayak tabanı) (lat.); piantare (dikmek, yerleştirmek, kök saldırmak) (pianta (bitki, kök salmış canlı organizma; filiz) + are (fiil mastar eki) ) (ita.) * bitkilerin toprağa kök salmış canlı varlıklar olarak genel adı, bitki

pibrentasvir : lat. * pibrent (ön ek) + asvir (HCV NS5A inhibitörleri için kullanılan antiviral ilaç son eki) * Hepatit C virüsünün çoğalmasında görev alan NS5A proteinini inhibe eden antiviral ilaç etken maddesi

pica : lat. * pica (saksağan; her şeyi gagalayan kuş) * genellikle çocuklarda, bazı psikiyatrik durumlarda ve gebelik durumlarında görülebilen, besin değeri olmayan maddeleri (toprak, kil, kağıt, buz, saç, boya, kül vb.) yeme isteğiyle karakterize edilen yeme bozukluğu; matbaacılıkta 12 puntoya eşit hurufat ölçüsü; Katolik kilise yortularının tarihlerini belirten el kitabının halk arasındaki ismi

picard teoremi : fra., gre., tür. * picard (Fransız matematikçi Émile Picard’ın soyadından) (fra.) + theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * kompleks analizde, tek değerli fonksiyonların değer kümeleriyle ilgili önemli sonuçlar veren, özellikle temel Picard teoremi olarak, herhangi bir bütünleyici olmayan fonksiyonun tüm karmaşık düzlemde en fazla iki istisnai değer alabileceğini belirten teorem

piccolo : ita. * picc, picco (küçük, ufak, minik) + olo (küçültme eki) ) * küçücük, ufacık, minicik; standart flütten bir oktav daha tiz ses çıkaran küçük flüt türünü (pikolo flüt), kahve kültüründe ise yoğun aromalı küçük boy sütlü kahve

picea : lat. * picea (reçineli çam ağacı; ladin türü ağaç, ladin) * çamgiller (pinaceae) familyasına ait, iğne yapraklı, kozalaklı ve genellikle soğuk iklimlerde yetişen ladin cinsi ağaçların bilimsel adı

picidae : lat. * picus (ağaçkakan) + idae (-giller, familya eki) * ağaç gövdelerine tırmanmaya uyum sağlamış, güçlü gagalı, uzun dilli ve böceklerle beslenen kuşlar familyası, ağaçkakangiller

piciformes : lat. * picus (ağaçkakan) + formis (şekilli, biçimli, kalıplı) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * ağaçkakanlar ve onlarla akraba olan, çoğunlukla ağaçlarda yaşayan, güçlü gagalı ve tırmanıcı özellikli kuşlar takımı

pick and roll : ing. * pick (seçmek, toplamak, ayıklamak, delmek) + and (ve) + roll (yuvarlanmak, devrilmek) * basketbolda perdeleme yapan oyuncunun, perdelemeyi yaptıktan sonra top almak için potaya doğru devrilmesi

piç : far. * beçe (insan ve hayvan yavrusu, çocuk, evlat) * ailesiz çocuk, kötü huylu insan (bitch (kötü insan, fahişe, ahlaksız) (ing.) )

piçuta : 65 cm ve üzeri boya ulaşabilen, torik ile zindandelen arasında bir boyutta olan, palamut balığının en iri cinsi, peçuta, fıçıta

pide : gre. * pita, pitta (yassı hamur ekmeği; lokma) * mayalı hamurdan yapılan yuvarlak veya oval biçimli yassı ekmek

pieridae : gre., lat. * pieris, pierides (Makedonya'daki Pieria bölgesiyle ilişkili dokuz mousa kız kardeş) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * çoğunlukla beyaz, sarı veya turuncu renkli kanatlara sahip, lahana kelebeklerini de kapsayan, gündüz uçan kelebekler familyası

piezoelektrik : gre * piezein (sıkıştırmak, bastırmak, basmak) + elektrikos (elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * belirli kristal veya seramik malzemelerin mekanik baskı (basınç) altında elektrik enerjisi üretmesi veya elektrik gerilimi uygulandığında mekanik olarak şekil değiştirmesi (hareket etmesi) olayı

pigme : gre. * pygmaios (cüce, kısa boylu) * özellikle Orta Afrika'nın yağmur ormanlarında yaşayan, yetişkin erkeklerinin ortalama boyu 1.50 metrenin altında olan, genetik reseptör eksikliği nedeniyle kısa kalan, beş bin yıllık bir geçmişe sahip, kıvırcık saçlı ve ince yapılı insanlardan oluşan yerli topluluklara verilen genel ad

pigment : lat. * pingere (boyamak, çizmek, resmetmek, işaretlemek) + mentum (isim yapım eki) * boyar madde, renk verici; canlılarda veya maddelerde renk oluşmasını sağlayan, ışığı seçici olarak emen doğal veya yapay renk verici madde

pigmentasyon : lat. * pingere (boyamak, çizmek, resmetmek, işaretlemek) + mentum (isim yapım eki) + are (fiil mastar eki) + tio (isim yapım eki) * canlı dokularda pigmentlerin oluşması, birikmesi veya dağılması sonucu renklenme süreci

pijama : far. * pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan; hisse, kısım, bölüm, parça, oran) + jama (giysi) * ayak giysisi, bacak giysisi; genellikle uyku sırasında giyilen, rahat, hafif ve bol kesimli alt-üst takımlardan oluşan giysi

pik : ing. * peak (zirve, tepe, doruk) * zirve, tepe, doruk, en üst seviye veya rekor düzey

pika : lat. * pica (saksağan; her şeyi gagalayan kuş) * genellikle çocuklarda, bazı psikiyatrik durumlarda ve gebelik durumlarında görülebilen, besin değeri olmayan maddeleri (toprak, kireç, kil, kağıt, buz, saç, boya, kül vb.) yeme isteğiyle karakterize edilen yeme bozukluğu; matbaacılıkta 12 puntoya eşit hurufat ölçüsü; Katolik kilise yortularının tarihlerini belirten el kitabının halk arasındaki ismi

pikaia : tun., rus., lat. * pika (tiz, ıslığımsı ve cırlama benzeri alarm ses) (tun.); pikat (ciklemek, cırlamak) (rus.) pika (Kanada'daki Rocky Dağları'nda (Yoho Ulusal Parkı) bulunan Pika Dağı (Mount Pika) ve yakınındaki Pika Geçidi'nden (Pika Peak/Pass) ) (tun.) + ia (taksonomik ek) (lat.) * Kambriyen Dönemi'nde yaşamış ve bilinen en eski kordalılardan (omurgalıların atalarından) biri olan, yaklaşık 5 santimetre boyunda şerit benzeri deniz canlısı bir fosil cinsi

pikaj : fra. * piquer (delmek, batırmak, iğne yapmak, gagalamak) + age (isim yapım eki) * bilgisayar öncesi matbaacılık döneminde, dizilmiş yazıların ve görsellerin montajlanarak basılacak sayfa düzeninin (afiş, dergi, gazete) milimetrik karton üzerine fiziksel olarak yapıştırılıp hazırlanması işlemi

pikan cevizi : ing., ara. * pecan (yenebilmesi için kabuğunun kırılması gereken ceviz türlerinin genel ismi) (ing.) + cavz, cevz (Juglandaceae familyasının Juglans cinsinden ağaç ve kabuklu meyvesi) (ara.); juglans (ju (gök) + glans (palamut, meşe palamutu) ) (lat.) + i (iyelik eki) (tür) * Juglandaceae (cevizgiller) familyasının Juglans cinsinden, tek tüysü yaprakları karşılıklı dizilmiş ve aromatik kokulu ağaç türlerinin ve bu ağaçların meyvelerinin ortak ismi

pikap : ing. * pick (yakalamak, tutmak, almak) + up (yukarı, üst) * plaklar üzerine kaydedilmiş analog sesleri iğne ve kartuş yardımıyla okuyup hoparlör veya amfi aracılığıyla dışarı veren, genellikle 33'lük (LP) ve 45'lik plakları çalabilen bu cihazlar, gramofonun modern versiyonu olarak kabul edilien, notorlu döner tabla, kol ve iğneden oluşan akustik cihaz (ses cihazı)

pike : lat., fra. * piccare (delmek, batırmak, saplamak, iğnelemek, iğne yapmak, gagalamak, didiklemekl), piccatus (delinmiş, batırılmış, saplanmış, iğnelenmiş, iğne yapılmış, gagalanmış) (lat.); piquer (delmek, batırmak, saplamak, iğnelemek, iğne yapmak, gagalamak, didiklemek), piqué (delinmiş, batırılmış, saplanmış, iğnelenmiş, iğne yapılmış, gagalanmış) (fra.) * ev tekstilinde yatak örtüsü olarak kullanılan ince, hafif, nefes alabilen, yaz aylarında ve mevsim geçişlerinde serin tutmak amacıyla tercih edilen, dokusu kendinden desenli olan ve genellikle pamuklu dokuma kumaş türü

piket : lat., fra. * piccare (delmek, batırmak, saplamak, iğnelemek, iğne yapmak, gagalamak, didiklemekl) (lat.); piquer (delmek, batırmak, saplamak, iğnelemek, iğne yapmak, gagalamak, didiklemek), piquet (sivri uçlu kazık; nöbet, dikilme) (fra.) * 15. yüzyıla dayanan 32 kartla oynanan iki kişilik bir iskambil oyunu; askeri terminolojide nöbetçi veya ileri karakol

piknik : lat., fra. * piccare (delmek, batırmak, saplamak, iğnelemek, iğne yapmak, gagalamak, didiklemekl) (lat.); piquer (delmek, batırmak, saplamak, iğnelemek, iğne yapmak, gagalamak, didiklemek), pique (kargı, mızrak) + nique (önemsiz, değersiz şey; çıtçıt; enerji, kopma) (fra.) * her katılımcının yiyecek getirdiği, açık havada, kırda yapılan, paylaşımlı sosyal bir yemek etkinliği; kısa boylu, tombul, hafif şişman vücut yapısı kategorisi (diğerleri "astenik" (zayıf) ve "atletik")

piknodizostoz : gre. * pyknos (yoğun, kalın, sık, koyu, kompakt) + dys (ayrı, uzak; yokluk, bozukluk ve olumsuzluk öneki)  + osteon (kemik) + osis (sorun, durum, hastalık) * kemik yıkımını sağlayan katepsin K enziminin genetik eksikliği nedeniyle kemiklerin anormal derecede yoğun (sert) fakat aynı zamanda çok kırılgan hale gelmesi, boy kısalığı ve kafatası-yüz deformiteleriyle seyreden nadir ve kalıtsal bir iskelet hastalığı

piknoklin : gre. * pyknos (yoğun, kalın, sık, koyu, kompakt) + klinein (eğilmek, yana yatmak, eğim vermek, eğim yapmak, meyletmek, meyil vermek, katmanlamak) * okyanus ve denizlerde su yoğunluğunun derinlikle birlikte hızla arttığı, üstteki az yoğun su ile alttaki yoğun su arasında bir bariyer görevi gördüğü, sıcaklık (termoklin) ve tuzluluk (haloklin) değişimlerini kapsayarak denizel yaşamın dikey hareketlerini kısıtlayan geçiş katmanı

piknometre : gre. * pyknos (yoğun, kalın, sık, koyu, kompakt) + metron (ölçü) * laboratuvar ortamında sıvıların ve katıların yoğunluğunu (özkütle) veya özgül ağırlığını çok hassas bir şekilde ölçmeye yarayan, Belirli bir sıcaklıkta (genellikle 20-25 c) veya sabit hacim içerecek şekilde kalibre edilmiş olan genellikle borosilikat camdan üretilen özel kap

piknotik : gre. * pyknos (yoğun, kalın, sık, koyu, kompakt) + tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * hücrenin ölüme gittiğinin veya ciddi hasar gördüğünün göstergesi olan hücre çekirdeğinin büzülüp yoğunlaşması (piknozis) ile ilişkili, çekirdeğin küçülüp koyulaşması ile ilgili

piknozis : gre. * pyknos (yoğun, kalın, sık, koyu, kompakt) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * hücrenin ölüme gittiğinin veya ciddi hasar gördüğünün göstergesi olan hücre çekirdeğinin büzülüp yoğunlaşması

piko : lat., fra. * piccare (delmek, batırmak, saplamak, iğnelemek, iğne yapmak, gagalamak, didiklemekl) (lat.); piquer (delmek, batırmak, saplamak, iğnelemek, iğne yapmak, gagalamak, didiklemek), picot (kumaş kenarı süsü, küçük ilmek) (fra.) * tekstil alanında örtü, çarşaf ve giysi kenarlarına makineyle yapılan süsleme dikişi; trilyonda bir (10^-12) oranını ifade eden ön ek; cilt tedavisinde kullanılan çok hızlı lazer teknolojisi

pikolo : lat., ita. * pico (küçük, ufak, minik) + ulus, ula (küçültme eki) ) (lat.); picco (küçük, ufak, minik) + olo (küçültme eki) (ita.) * küçücük, ufacık, minicik; standart flütten bir oktav daha tiz ses çıkaran küçük flüt türünü (pikolo flüt), kahve kültüründe ise yoğun aromalı küçük boy sütlü kahve

pikosekoni : lat., gre. * pico (küçük, ufak, minik) + secundus (ardından gelen, ikinci; saniye) + eia (isim yapım eki) (gre.) * saniyenin trilyonda birine (10^-12 saniye) eşit olan, fizik ve lazer teknolojilerinde ultra hızlı süreçleri ölçmek için kullanılan son derece kısa bir zaman birimi

pikotamid : lat. * pico (küçük, ufak, minik) + amid (amidum; azot içeren organik bileşik sınıfı (-CONH2 yapısı) ) * çok düşük ölçekte tanımlanan ve amid yapısı içeren, genellikle farmasötik veya sentetik organik bileşik (C13H16N2O4)

pikoya : lat., fra. * piccare (delmek, batırmak, saplamak, iğnelemek, iğne yapmak, gagalamak, didiklemekl) (lat.); piquer (delmek, batırmak, saplamak, iğnelemek, iğne yapmak, gagalamak, didiklemek), picot (kumaş kenarı süsü, küçük ilmek) (fra.) * genellikle tekstil ürünlerinin (örtü, çarşaf vb.) kenarlarını süslemek amacıyla yapılan "piko" dikiş işlemini yaptırmak için bir ustaya (pikocu) teslim etmek anlamındaki "pikoya vermek" deyiminden türeme kelime

pikrik : gre. * pikros (acı, keskin, yakıcı tat) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * çok acı, yakıcı ve tahriş edici özellikte olan

pikrik asit : gre. * pikros (acı, keskin, yakıcı tat) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + acidum (asit, ekşi) (lat.) * 2,4,6-trinitrofenol olarak bilinen, sarı kristal yapıda, güçlü patlayıcı özellik gösteren ve aynı zamanda boya/analitik kimyada kullanılan aromatik nitro bileşik (C6H3N3O7)

pikrotoksin : gre., lat. * pikros (acı, keskin, yakıcı tat) + toxikon (ok zehiri) (toxikos (toxon (ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + pharmakon (zehir) ) (okların ucuna zehir sürmekten) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * bazı bitkilerde (özellikle Anamirta cocculus tohumlarında) bulunan, sinir sistemi üzerinde uyarıcı ve toksik etki gösteren, yüksek dozda konvülziyon (nöbet) ve zehirlenmeye yol açabilen, kokkulin ve pikrotin gibi birden fazla bileşenin karışımından oluşan doğal nörotoksik bileşik

piksel : lat., ing. * pingere (boyamak, çizmek, resmetmek, işaretlemek), pictura (resim, boyama, desen) (pictus (boyanmış, çizilmiş, resmedilmiş) ura (isim yapım eki) ) + cella (oda, depo, hücre) (lat.); pixel (ing.) * dijital görüntüleri oluşturan, her biri belirli bir renk ve ışık değeri taşıyan, kare formunda olan en küçük görsel birim

piktograf : lat., gre. * pingere (boyamak, çizmek, resmetmek, işaretlemek), pictus (boyanmış, çizilmiş, resmedilmiş) (lat.) + graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) ) (gre.) * nesneleri veya kavramları doğrudan resimsel sembollerle temsil eden ve erken yazı sistemlerinin temelini oluşturan görsel yazı işareti

piktogram : lat., gre. * pingere (boyamak, çizmek, resmetmek, işaretlemek), pictus (boyanmış, çizilmiş, resmedilmiş) (lat.) + gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) (gre.) * yazı kullanılmadan, bir nesne, kavram veya talimatı doğrudan görsel sembollerle ifade eden resimsel işaret sistemi

pil : lat., fra. * pila (kule, direk, yığın) (lat.); pile (kule, direk, yığın) * bünyesinde depoladığı kimyasal enerjiyi doğrudan elektrik enerjisine dönüştüren, genellikle anot, katot, elektrolit ve ayırıcı bölümlerden oluşan taşınabilir cihaz

pilaki : gre. * plakion (tava, tepsi, sahan) (plaks (yassı, düz yüzey, tabak) + ion (ile ilgili, -a ait) ) * yayvan tava; tepsi ekmeği; yassı toprak kapta zeytinyağıyla pişirilen yemekler (fasulye, balık vb.)

pilates : alm. * pilates (Alman fizik eğitmeni Joseph Plates'in soyadından) * nefes, vücut ve duruş kontrolü, konsantrasyon, zihin-beden bütünlüğü, merkez bölge (core) gücü, denge ve akıcı hareket prensiplerine dayalı olan ve ilgili kasları güçlendirmeye odaklanan egzersiz sistemi

pilav : san., far. * pulaka (pirinç kasesi) (san.); pilav (pirinç yemeği) (far.) * pirinç, bulgur, şehriye veya kuskus gibi taneli besinlerin yağ, su veya et suyu ile kavrularak/pişirilerek hazırlanan geleneksel bir yemek

pile : lat. * pila (top, küre; yuvarlak nesne; kule, direk, yığın) * üst üste yığılmış nesnelerden oluşan küme veya yığın; ayrıca belirli teknik bağlamlarda katmanlı yapı veya kazık

pileus : lat. * pileus (keçe başlık, sivri külah biçimli şapka) * mantarlarda şapkanın üst başlık kısmı; Roma'da özgürlük simgesi olarak kullanılan keçe başlık

pili annulati : lat. * pilus (tüy, kıl, saç teli) + annulatus (halkalı, çembersel) (annulus (halka, çember, daire) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ), annulati (halkalılar, daireseller, çemberseller) * saç teli üzerinde yansıtılan ışıkta parlayan, açık ve koyu renkli alternatif bantların (halkaların) görüldüğü nadir, genellikle genetik (otozomal dominant) bir saç şaftı anomalisi

pili torti : lat. * pilus (tüy, kıl, saç teli) + tortus (bükülmüş, kıvrılmış) (torquere (bükmek, kıvırmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ), torti (bükülmüşler, kıvrılmışlar) * saç tellerinin ekseni boyunca düzensiz aralıklarla bükülüp kıvrıldığı, bu nedenle saçın kırılgan ve mat göründüğü doğuştan veya edinilmiş saç şaftı anomalisi

piliç : gre. * pulitsa (küçük kuş, civciv) (puli (kuş) + itsa (küçültme eki) ), polos (hayvan yavrusu) * genç tavuk, civcivden büyümüş ama henüz tam yetişkin olmayan tavuk; henüz tam gelişimini tamamlamamış, genç ve küçük olan, genellikle et üretimi için yetiştirilen küçük tavuk

piliform : lat. * pilus (kıl, tüy) + formis (şekilli, biçimli, kalıplı) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * kıl veya tüy biçiminde, ince ve ipliksi yapıya sahip olan

piling : lat., ing. * pila (kule, direk, yığın) (lat.) + ing (isim yapım eki) (ing.) * kazık çakma, temel direği, temel kazığı; istifleme, yığma

pilling : lat., ing. * pilla (küçük top, kürecik) (lat.) + ing (isim yapım eki) (ing.) * tekstil ürünlerinin kullanımı, yıkanması veya sürtünmesi sırasında kumaş yüzeyindeki liflerin serbest kalarak birbirine dolanması sonucunda küçük, sevimsiz lif topçuklarının (tüylenme/boncuklanma) oluşması durumu

pilokarpin : lat. * pilus (tüy, kıl, saç teli) + carpus (meyve; botanikte bitki ürünü) + in (kimyasal madde/alkaloid eki) * özellikle gözde göz içi basıncını düşürmek için kullanılan, ter ve tükürük salgısını artıran, özellikle Sjögren sendromu sonucu oluşan ağız kuruluğunun tedavisinde kullanılan, pilocarpus bitkisinden elde edilen alkaloid yapıdaki ilacın etken maddesi (C11H17ClN2O2)

pilor : gre. * pyloros (kapıcı, kapı bekçisi, giriş koruyucusu) (pyle, pylon (kapı, giriş, geçit) + oros (ile ilgili, gibi, -a ait) ) * mide ile onikiparmak bağırsağı arasında bulunan ve besin geçişini kontrol eden kapakçık benzeri anatomik yapı, mide kapısı

pilorik : gre. * pyloros (kapıcı, kapı bekçisi, giriş koruyucusu) (pyle, pylon (kapı, giriş, geçit) + oros (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * mide ile onikiparmak bağırsağı arasındaki geçidi ifade eden pilorla ilgili

piloromyotomi : gre. * pyloros (kapıcı, kapı bekçisi, giriş koruyucusu) (pyle, pylon (kapı, giriş, geçit) + oros (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + mys, myos (kas, adale) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * mide çıkışındaki kas tabakasının (pilor) kalınlaşması sonucu oluşan hipertrofik pilor stenozu (pilor darlığı) hastalığını tedavi etmek için yapılan, kalınlaşmış kasın kesilerek gevşetildiği cerrahi işlem

pilorospazm : gre. * pyloros (kapıcı, kapı bekçisi, giriş koruyucusu) (pyle, pylon (kapı, giriş, geçit) + oros (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + spasmos (kasılma, ani büzülme) * mide ile onikiparmak bağırsağı arasındaki çıkış kapısı olan pilor kasının geçici olarak aşırı kasılması (spazmı) sonucu mide boşalımının zorlaşması veya engellenmesi

pilosa : lat. * pilus (tüy, kıl, saç teli) + osus (ile ilgili, -a ait) + a (taksonomik çoğul eki) * tüylü, kıllı; vücudu kıllarla kaplı, özellikle karıncayiyenler ve tembel hayvanları kapsayan memeliler takımı

pilosebase : lat. * pilus (tüy, kıl, saç teli) + sebaceus (yağlı, sebumla ilgili) (sebum (deri yağı) + aceus (ile ilgili) ) * derideki bir kıl folikülü ve buna bağlı yağ (sebase) bezlerinden oluşan, özellikle yüz, sırt ve göğüs bölgesinde yoğunlaşan bu üniteler, sebum adı verilen yağı üreterek cildin nemlenmesini sağlayan anatomik yapı

pilot : gre., fra. * pedon (kürek, dümen), pedotes (dümenci) (gre.); pilote (kılavuz, gemi veya uçağı yöneten kişi, dümenci, gemi kılavuzu) (fra.) * uçak, gemi veya benzeri araçları yöneten ve sevk eden kişi

pilotaj : gre., fra. * pedon (kürek, dümen), pedotes (dümenci) (gre.); pilote (kılavuz, gemi veya uçağı yöneten kişi, dümenci, gemi kılavuzu) + age (usim yapım eki) (fra.) * hava taşıtlarını (uçak, helikopter vb.) güvenli bir şekilde yönetme, yönlendirme ve uçuş öncesi/sonrası süreçleri (planlama, iniş, acil durum) yönetme sanatı

piltan : far. * pil (iri, büyük, kocaman; fil) + tan (cüsse, beden, gövde, vücut) * fil gibi iri, fil vücutlu; Bitlis ve çevresinde yetişen, kokusuyla yemeklere lezzet katan çemen otu (Trigonella foenum-graecum) bitkisi

pilularia : lat. * pilula (küçük top, küçük küre, kürecik, kapsül) (pila (top, küre) + ulus, ula (küçültme eki) ) * Marsileaceae familyasına bağlı, iplik benzeri yaprakları ve küçük, küresel sporokarpları ("haplar") ile tanınan, su kenarlarında veya sığ sularda yetişen, genellikle nemli habitatlarda sürünücü rizomlarla koloniler oluşturan narin, sucul bir eğrelti otu cinsi, tespih otu, teltırfıl

pilumunus : lat. * pilum (mızrak; Roma lejyonerlerinin ağır atma mızrağı) + unus (bir, tek) * tek mızrak; Roma mitolojisinde Yeni doğan çocukları koruyan tanrıça; Otizm Davranış Değerlendirme Aracı (ODDA) gibi araçlar geliştirerek çocukların gelişimsel süreçlerini inceleyen ve kurumsal danışmanlık hizmetleri sunan bir kuruluş;

pilus : lat. * pilus (tüy, kıl, saç teli) * özellikle Gram-negatif bakterilerin yüzeyinde bulunan, temel görevi bakterilerin yüzeylere yapışmasını (adhezyon) sağlamak, diğer bakterilerle köprü kurarak genetik madde (plazmid) aktarımını (konjugasyon) gerçekleştirmek olan "pilin" adı verilen proteinlerden oluşan ince, kısa, kıl benzeri uzantılarsan her biri

pilül : lat. * pilula (küçük top, küçük küre, kürecik, kapsül) (pila (top, küre) + ulus, ula (küçültme eki) ) * ilaçların yutulabilir küçük, yuvarlak doz formu; tablet veya kapsül biçiminde hazırlanan farmasötik hap

pim : lat., ing. * pinna (telek, ok, bir tür çivi) (lat.); pin (toplu iğne, mandal, çivi) (ing.) * makine ve mobilya parçalarını sabitlemek, merkezlemek veya mafsallamak için kullanılan, parçaların kaymasını önleyen ve konumlarını tespit eden, genellikle silindirik veya konik şekilli ince-uzun bağlantı elemanı

pimekrolimus : lat. * pimec (farmasötik adlandırmada rastgele/ayırt edici kimyasal kök) + e (bağlaç) + crolimus (macrolimus türevi) (-olimus (mTOR inhibitörleri sınıfı son eki) ) * özellikle atopik dermatit (egzama) tedavisinde kullanılan, bağışıklık sisteminin T-hücre aktivasyonunu baskılayan (immünosupresan), kortizon içermeyen, etkili topikal (cilde uygulanan) immünmodülatör ilacın etken maddesi (C43H68ClNO11)

pimenta : lat. * pigmentum (renk veren madde; boyama, renk) + a (dişil eki) * Myrtaceae (mersingiller) familyasına ait, karanfil ve baharat biberi cinsi

pimpinella : lat. * pimpinella (Pimpin (aromatik bitkiye temsil eden özel isim) + ella (küçültme eki) ) * Apiaceae (maydanozgiller) familyasına ait, özellikle anason (Pimpinella anisum) ve benzeri aromatik bitkileri kapsayan cinsi

pimpirik : tür. * pimpirik (kuruntu, evham, telaş, aşırı titiz olma; her şeyden kuşku duyma hali, aşırı titizlikten doğan endişe) * gereksiz yere titizlik gösteren, kuşkucu, evhamlı veya çok yaşlı ve güçsüz, detaylara aşırı takılan, her şeyden nem kapan ve telaşlı

pina : gre., lat. * pinna (büyük midye) (gre.); pina (ananas/çam kozalağı) (lat.) * Akdeniz’e özgü olan, deniz tabanına dik şekilde yaşayan, saatte 6 litre suyu filtreleyerek ekosistemi temizleyen en büyük çift kabuklu midye türü, büyük deniz tarağı (pinna nobilis)

pinaceae : lat. * pinus (çam ağacı) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * iğne yapraklı, genellikle her dem yeşil, kozalaklı ve reçine üreten ağaç ile çalıları (çam, göknar, ladin, sedir gibi) kapsayan, açık tohumlular (Gymnospermae) takımına ait botanik bir bitki familyası, çamgiller

pinaveriyum : lat. * pina (farmasötik kök) + verium (katyon/organik tuz eki) * bağırsak düz kasları üzerinde kalsiyum kanal blokajı etkisi göstererek spazmı azaltan, irritabl bağırsak sendromu, fonksiyonel gastrointestinal ağrılarda ve safra yollarının fonksiyonel bozukluklarının semptomatik tedavisinde kullanılan antispazmodik ilacın etken maddesi, pinaverium bromür (C26H41Br2NO4)

pinçik : far. * penc (beş) + yek (bir, tek) * beşte bir; küçük parça, ufak kırıntı; koparılmış küçük miktar; bir şeyin çok küçük, koparılmış veya bölünmüş parçası; halk dilinde “parça parça olmuş küçük kırıntı”

pindar : gre. * Pindaros (Antik Yunan şairi Pindar) * Antik Yunan’da özellikle epinikion (zafer ilahileri) türü şiirleriyle tanınan, lirik şiirin en önemli temsilcilerinden biri olan Thebaili şair; okültizmde "ejderhanın penisi" ("pinnacle" (tepe, uç) + of (iyelik bağlacı) + "dragon" (ejderha) )

pindolol : lat. * pind (ön ek) + ol (alkol/heterosiklik yapı belirteci) + olol (beta bloker ilaç sınıfı son eki; adrenerjik β-reseptör antagonisti belirteci) * beta-adrenerjik reseptörleri bloke ederek kalp hızı ve kan basıncını düşüren, hipertansiyon ve bazı kardiyak ritim bozukluklarında ve anjina (göğüs ağrısı) tedavisinde kullanılan beta bloker ilaç etken maddesi (C14H20N2O2)

pineklemek : tür. * pinek (tembellik, miskinlik; hareketsiz durma hali) + le (edilgem fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * boş ve hareketsiz şekilde vakit geçirmek, tembellik ederek oyalanmak veya miskin miskin oturmak

pinel : tür. * pinel (dilenci kılıklı, üstü başı perişan; gezgin derviş) * Osmanlı döneminde gezgin dervişler veya üstü başı perişan, dilenci kılıklı kimseler için kullanılan bir kelime; bakımsız, perişan, pespaye

pinellia : lat. * Pinelli (İtalyan botanikçi Giovanni Battista Pinelli'nin soyadından) + ia (isim yapım eki) * Araceae (yılanyastığıgiller) familyasına ait, özellikle Asya’da yetişen, yumrulu yapıya sahip ve bazı türleri geleneksel tıpta kullanılan bitki cinsi

ping : ing. * ping (yoklama sinyali) * bir ağ cihazının erişilebilirliğini ve yanıt süresini test etmek için kullanılan ağ komutu

pingpong : ing. * ping (topun rakete çarpma sesinden onomatopoeik kelime) + pong (topun masaya veya karşı rakete çarpma sesinden onomatopoeik kelime) * küçük bir topun raketlerle masa üzerinde karşılıklı olarak vurulmasıyla oynanan spor, masa tenisi

pinhan : far. * pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan; hisse, kısım, bölüm, parça, oran) + nihan (gizli, saklı, bulunmayan, mevcut olmayan, sır) * gizli, saklı, gizlenmiş

pinna : lat. * pinna (tüy, kanat, yüzgeç, diken) * tüy veya kanat benzeri yapı anlamından gelen; biyolojide yüzgeç, kanatçık, kulak kepçesi veya bazı yumuşakçalarda kabuk parçası gibi uzantıla

pinnat : lat. * pinna (tüy, kanat, yüzgeç, diken) + atus (sıfat yapım eki) * tüy biçiminde dizilmiş, telek yapısına benzeyen veya ana eksen boyunca yan parçalar taşıyan

pinnatifid : lat. * pinna (tüy, kanat, yüzgeç, diken) + atus (sıfat yapım eki) + fidus (yarık, yarılma, bölünme) (findere (yarılmak, bölmek, bölünmek; yarmak, bölmek, ikiye ayırmak) + idus (sıfat yapım eki) ) * yaprağın veya yaprak benzeri organın ana damara kadar ulaşmayan, tüy biçimli derin yarıklara bölünmüş olduğu (yapı)

pinnatisekt : lat. * pinna (tüy, kanat, yüzgeç, diken) + sectus (kesilmiş, ayrılmış, bölünmüş) (secare (kesmek; ayırmak, bölmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapı eki) ) * botanik biliminde yaprak ayasının, orta damara (ana damara) kadar ulaşan derin yarık ve kesiklerle parçalara ayrıldığı yaprak şekli

pinoklin : gre. * pyknos (yoğun, kalın, sık, koyu, kompakt) + klinein (eğilmek, yana yatmak, eğim vermek, eğim yapmak, meyletmek, meyil vermek, katmanlamak) * oşinografide, su sütununda yoğunluğun derinlikle hızla değiştiği geçiş katmanı

pinokyo : lat., ita. * pinus (çam ağacı) (lat.); pino (çam ağacı) + occhio (göz) * çam fıstığı; İtalyan yazar Carlo Collodi'nin 1881 yılında yazdığı ve yaşlı ve yalnız marangoz Geppetto Usta'nın, sihirli bir kütükten yaptığı kuklanın maceralarını konu alan Pinokyo'nun Serüvenleri adlı çocuk kitabının baş karakterinin ismi

pinositoz : gre. * pinein (içmek, sıvı almak) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + oesis, osis (durum, hal, süreç eki) * hücrenin dış ortamdan sıvı ve çözünmüş maddeleri küçük veziküller oluşturarak içeri almasıyla gerçekleşen aktif taşıma (endositoz) süreci

pinpon : ing. * ping (topun rakete çarpma sesinden onomatopoeik kelime) + pong (topun masaya veya karşı rakete çarpma sesinden onomatopoeik kelime) * küçük bir topun raketlerle masa üzerinde karşılıklı olarak vurulmasıyla oynanan spor, masa tenisi

pinti : tür. * pinti (çok tutumlu, harcamaktan kaçınan; cimri kişi) * aşırı derecede para harcamaktan kaçınan, gereğinden fazla tutumlu davranan kişi

pinus : lat. * pinus (çam ağacı; iğne yapraklı ağaç cinsi) * çamgiller (Pinaceae) familyasına ait iğne yapraklı, reçineli ağaçların genel ismi

pinyata : lat. * pinea (çam kozalağı; koni biçimli nesne) + nasci (doğmak, oluşmak, meydana gelmek), natus (doğmuş, oluşmuş, meydana gelmiş) + alis (ile ilgili, -a ait) ) * çamdan doğmuş, doğuran çam; özellikle doğum günü ve kutlamalarda içi şeker veya küçük hediyelerle doldurulup kırılarak içindekilerin dağıtıldığı süslü kap veya oyuncak biçimli kutlama nesnesi

pioglitazon : lat. * pio (farmasötik ön ek) + glitazon (thiazolidinedione sınıfı ilaç grubu; PPAR-γ agonistleri eki) * tip 2 diyabette insülin direncini azaltarak kan glukozunu düşüren, PPAR-γ reseptör agonisti olarak etki gösteren antidiyabetik ilaç etken maddesi (C19H20N2O3S)

pion : lat., fra. * pes, pedis (ayak, taban) (lat.); pion (yaya asker, piyade eri) (fra.) * satrançta en küçük ve en fazla sayıda (8adet) bulunan taş; başkasının etkisi altında kullanılan araç veya kişi

pipekuronyum : lat. * pip(e) (farmasötik ek) + curare (“ok zehri”; kas gevşetici etkili doğal alkaloidlerden türeyen ek) + onium (kuaterner amonyum türevi, pozitif yüklü organik iyonları belirten kimyasal son ek) * aminosteroid sınıfından, ameliyatlarda genel anestezi sırasında iskelet kaslarını gevşetmek için kullanılan, uzun etkili, depolarizan olmayan, güçlü bir nöromüsküler bloke edici ajan, arduan (C35H62Br2N4O4)

piper : lat. * piper (karabiber) * Piperaceae familyasına ait, biber bitkilerini kapsayan cins

piperaceae : lat. * piper (karabiber) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * karabiber ve akrabası olan, çoğunlukla tropikal bölgelerde yetişen, aromatik özellikli otsu bitkiler ve çalılar familyası, karabibergiller

piperakuin : lat. * piperazin (bağırsak parazitlerini (özellikle kıl kurdu ve yuvarlak solucan) felç ederek vücuttan atılmalarını sağlayan, sitrat tuzu formunda kullanılan antihelmintik (parazit önleyici) ilacın etken maddesi (C4H10N2) ) (piper (karabiber) + azin (azot N içeren altı üyeli heterosiklik halka; “azine” türevi kimyasal halka eki) ) + quinoline (benzen halkasının piridin halkasıyla birleşmesiyle oluşan ve azot içeren aromatik bileşik, kinolin C9H7N) * sıtma tedavisinde kullanılan, özellikle artemisinin türevleriyle birlikte uygulanan sentetik antimalaryal ilaç etkin maddesi (C29H32Cl2N6)

piperakuin-dihidroartemisinin : lat. * piperazin (bağırsak parazitlerini (özellikle kıl kurdu ve yuvarlak solucan) felç ederek vücuttan atılmalarını sağlayan, sitrat tuzu formunda kullanılan antihelmintik (parazit önleyici) ilacın etken maddesi (C4H10N2) ) (piper (karabiber) + azin (azot N içeren altı üyeli heterosiklik halka; “azine” türevi kimyasal halka eki) ) + quinoline (benzen halkasının piridin halkasıyla birleşmesiyle oluşan ve azot içeren aromatik bileşik, kinolin C9H7N) + di (iki, ikili, çift) + hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + Artemis (Yunan mitolojisinde av, vahşi hayvanlar, doğum ve vahşi doğa tanrıçası) (gre.) + ine (kimyasal madde eki) (lat.) * sivrisinekler yoluyla bulaşan sıtma (malarya) hastalığını tedavi etmek için kullanılan ilacın etken maddesi (C72H86Cl2N6O8)

piperasilin : lat. * piper (karabiber) + acyl (asit türevi karbonil grubu) + in (kimyasal madde eki) * geniş spektrumlu penisilin türevi bir antibiyotik olup bakterilerin hücre duvarı sentezini inhibe ederek etki gösteren ilacın etken maddesi (C23H27N5O7S)

piperazin : lat. * piper (karabiber) + azin (azot içeren altı üyeli heterosiklik halka; “azine” türevi kimyasal halka eki) * bağırsak parazitlerini (özellikle kıl kurdu ve yuvarlak solucan) felç ederek vücuttan atılmalarını sağlayan, sitrat tuzu formunda kullanılan antihelmintik (parazit önleyici) ilacın etken maddesi (C4H10N2)

piperidin : lat. * piperidin azotlu halka) (piper (karabiber) + idine (azot içeren heterosiklik bileşik eki) * 5 metilen grubu ve bir azot atomundan oluşan, ilaç endüstrisinde analjezik, lokal anestezik olarak ve kimyasal sentezlerde nükleofil veya baz olarak yaygın kullanılan amonyak benzeri kokulu, renksiz, bazik ve siklik (halkalı) bir organik bileşik (CH2)5NH)

pipet : lat. * pipa, pipe (boru) + etta (-cuk, küçültme eki) * sıvı emmeye ve aktarmaya yarayan dereceli cam boru, borucuk

pipi : lat. * pipire (cıvıldamak, ötmek; küçük kuş sesi çıkarmak) * özellikle çocuk dilinde ve halk kullanımında idrar yapma anlamına gelen veya kuş sesi taklidi olarak kullanılan, bağlama göre değişen ses yansımalı (onomatopeik) kelime

pipidae : lat. * pipire (cıvıldamak, ötmek; küçük kuş sesi çıkarmak) (pipa (pipa, düdük, boru) + are (fiil mastar eki) ) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * kurbağalar (Anura) takımına ait, dilleri olmayan, Güney Amerika ve Afrika'nın sıcak bölgelerinde tamamen suda yaşayan ve düz gövdeli yapılarıyla tanınan pençeli kurbağalar familyası

pipo : lat. * pipa, pipe (boru) * tütün içmek için kullanılan, bir ucu hazneli ve uzun saplı boru şeklindeki araç

pipridae : lat. * pipra (manakin cinsi kuş) + idae (giller, hayvan familyası eki) * ötücü kuşlar takımında yer alan, Amerika kıtasının tropikal bölgelerinde yaşayan, genellikle parlak renkli tüylere sahip ve ilginç kur dansları ile bilinen küçük kuşlar familyası

pir : far. * pir (önce olan, evvelki, eskisi, eskimiş, iyice; yaşlı, ihtiyar, bilge) * ihtiyar, yaşlı, tecrübeli kimse; tasavvufta yol gösterici, manevi rehber veya tarikat kurucusu

piracetam : lat. * pir (farmasötik ek) + acetam (aceticum acidum; “asetil/etanoik asit” yapısına işaret eden kimyasal kök) + am (amid benzeri nötral organik bileşik son eki) * nootropik olarak kullanılan, merkezi sinir sisteminde bilişsel işlevleri (özellikle hafıza ve öğrenme süreçlerini) desteklediği düşünülen sentetik ilacın etken maddesi (C6H10N2O2)

piramidal : gre., lat. * pyramis (ateş; buğday keki) (pyros (buğday) + amaein (biçmek, kesmek) ) (ehramların sivri şeklinden) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * tabanı çokgen (genellikle kare veya üçgen) olan ve yan yüzeyleri ortak bir tepede birleşen üçgenlerden oluşan üç boyutlu geometrik şekil ile ilgili, piramit ile ilgili; Antik Mısır'da firavunların mezarı olarak inşa edilen devasa taş yapılardan her biriyle ilgili

piramit : gre. * pyramis (ateş; buğday keki) (pyr (ateş), pyros (buğday) + amaein (biçmek, kesmek) ) (ehramların sivri şeklinden) * tabanı çokgen (genellikle kare veya üçgen) olan ve yan yüzeyleri ortak bir tepede birleşen üçgenlerden oluşan üç boyutlu geometrik şekil; Antik Mısır'da firavunların mezarı olarak inşa edilen devasa taş yapılardan her biri

piramun : far. * pira (etrafında, çevresinde) + mun (yer eki) * çevre, etraf, dolay, yan, kenar, taraf

pirana : tup. * piranha (pira (balık) + sainha (diş) ) * dişli balık; Güney Amerika'nın tatlı sularında (özellikle Amazon) yaşayan, keskin dişleri ve etçil beslenme alışkanlığıyla bilinen, sürüler halinde dolaşan yırtıcı bir balık türü

pirantel : lat., gre. * pir (farmasötik ek) (lat.) + anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) + helmintho (helmins (parazitik solucan) + ikos (ile ilgili, gibi) (gre.) * bağırsak parazitlerine (özellikle kıl kurdu ve yuvarlak solucanlara) karşı kullanılan antelmintik ilacın etken maddesi (C11H14N2S)

piraye : far. * piraye (süs, ziynet takım, bezek) * süs, bezeme veya bir şeyi güzelleştirmek için kullanılan ziynet unsuru (parure (set, dizi; güzel elbise, süs, ziynet) (fra.) )

pirayende : far. * piraye (süs, ziynet takım, bezek) + ende (-cı, yapan, eden eki) * süsleyici, donatıcı, bezeyici

pirazinamid : gre., lat. * pyr (ateş) + azotos, azotikos (yaşamsız, cansız, hayatsız) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + zoe (canlılık, yaşam, hayat, dirim, dirilik, oluşum, hayvan), zoos (canlı yaşam formu, yaşayan, hayvan) + tos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + amid (amidum; azot içeren organik bileşik sınıfı (-CONH2 yapısı) ) (lat.) * özellikle tüberküloz tedavisinde kullanılan, etki şekli bilinmeyen zayıf bakterisidal etkili bir antibiyotik (C5H5N3O)

piraziz : far., ara. * pir (yaşlı, ulu, şeyh) (far.) + aziz (saygın, yüce, itibarlı, kutsal) (ara.) * Giresun’un bir ilçesi

pire : tür., lat. * bürge (böcek) (tür.); pulex (kan emici küçük sıçrayıcı böcek) (lat.) * memelilerin ve kuşların kanını emerek beslenen, 1.5-3.3 mm boyutlarında, kanatsız, çok hızlı zıplayabilen, kediler, köpekler ve insanlar üzerinde kaşıntılı, kırmızı lezyonlara ve veba gibi ciddi hastalıkları bulaştırma riski bulunan koyu renkli küçük dış parazit böcek

pireksi : gre. * pyr (ateş), pyressein (ateşli olmak) + hexis, exis (isim yapım ve durum eki) * vücut sıcaklığının normal aralığın (genellikle 37.8 c üzeri) üzerine çıkması, ateşlenme

pirfenidon : gre. * pyr (ateş) + phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) ) + idone (farmasötik ek) * idiyopatik pulmoner fibrozis tedavisinde kullanılan, antiinflamatuvar ve antifibrotik etkileri olan sentetik ilacın etken maddesi (C12H11NO)

piribedil : gre. * pyr (ateş) + bedil (farmasötik ek) * Parkinson hastalığı ve serebral yaşlanmaya bağlı bilişsel bozuklukların tedavisinde kullanılan, beyindeki dopamin reseptörlerini (D2 ve D3) uyaran, hareket yavaşlığı, titreme ve sertlik gibi parkinsonizm semptomlarını hafifletmek ve periferik damar hastalıklarını yönetmek için kullanılan dopamin agonisti ilacın etken maddesi (C16H18N4O2)

piridin : gre., lat. * pyridinum (piridin halkası, aromatik azotlu heterosiklik bileşik C5H5N) (pyr (ateş) (gre.) + idine (azot içeren heterosiklik bileşik eki) ) (lat.) * renksiz, oldukça yanıcı, zayıf alkali özellik gösteren ve hoş olmayan, balık benzeri bir kokuya sahip bir sıvı niteliğinde olan heterosiklik aromatik organik bileşik (C5H5N)

piridinolin : gre., lat. * pyridinum (piridin halkası, aromatik azotlu heterosiklik bileşik C5H5N) (pyr (ateş) (gre.) + idine (azot içeren heterosiklik bileşik eki) ) (lat.) + ol (alkol fonksiyonel grubu; hidroksil içeren bileşik eki) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * kollajen liflerinde bulunan ve bağ dokusunun mekanik dayanıklılığını sağlayan çapraz bağ yapısını oluşturan biyokimyasal molekül

piridoksin : gre., lat. * pyridinum (piridin halkası, aromatik azotlu heterosiklik bileşik C5H5N) (pyr (ateş) (gre.) + idine (azot içeren heterosiklik bileşik eki) ) (lat.) + oxin (bitki özlü bileşik eki) (oxys (keskin, oksijen) (gre.) + ine (kimyasal madde eki) (lat.) ) * B6 vitamini olarak bilinen, aminoasit metabolizmasında ve sinir sistemi işlevlerinde görev alan suda çözünen vitamin türü (C8H11NO3)

piridostigmin : gre., lat. * pyridinum (piridin halkası, aromatik azotlu heterosiklik bileşik C5H5N) (pyr (ateş) (gre.) + idine (azot içeren heterosiklik bileşik eki) ) (lat.) + stigma (işaret, iz, nişan, simge, nokta, benek; çiçeğin dişi organının polen kabul eden bölümü) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * miyastenia gravis tedavisinde kullanılan, asetilkolinesterazı inhibe ederek kas kasılmasını güçlendiren ilacın etken maddesi (C9H13N2O2)

pirifani : far., ara. * pir (önce olan, evvelki, eskisi, eskimiş, iyice; yaşlı, ihtiyar, bilge) (far.) + i (tamlama eki) + fani (sonlu, biten, tükenen, ölümlü, geçici) (ara.) * epeyce yaşlanmış, güçten kesilmiş, çok yaşlı kimse

piriform : lat. * pirum (armut) + formis (şekilli, biçimli, kalıplı) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * kalçanın derininde, sakrumdan (kuyruk sokumu) uyluk kemiğine (femur) uzanan, temel görevi kalçayı dışa döndürmek (rotasyon) ve yürürken denge sağlamak olan armut şeklindeki küçük kas

piriformis sendromu : lat., gre. * pirum (armut) + formis (şekilli, biçimli, kalıplı) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) + syndromon (sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + dramein (koşmak) ) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * siyatik sinirin kalçanın derinliklerinde bulunan piriformis kası içerinde bir şekilde sıkışması (spazmı) veya gerilmesi ile ortaya çıkan, piriformis kasıın siyatik sinire baskı yapmasıyla karakterize nöromüsküler durum

pirimetamin : lat. * pyridine (azot içeren aromatik altı üyeli halka) (pyr (ateş) (gre.) + ide (ikili bileşik, anyon eki) + ine (amin ve heterosiklik türev eki) ) (lat.) + methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + amino (azot içeren fonksiyonel grup; -NH2) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * özellikle toksoplazmoz ve sistoizosporiyazis gibi parazit enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan, parazitlerin büyümesini engelleyen, genellikle lökovorin ile kombine edilerek kullanılan, bağışıklık sistemi zayıf olan (HIV/AIDS) kişilerde Pneumocystis jirovecii pnömonisini önlemek için de tercih edilen etkili bir antiprotozoal (parazit önleyici) ilacın etken maddesi (C12H13ClN4)

pirimidin : lat. * pyridine (azot içeren aromatik altı üyeli halka) (pyr (ateş) + midine (azot içeren heterosiklik bileşik “imidine” eki) (amid (amidum; azot içeren organik bileşik sınıfı (-CONH2 yapısı) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) * DNA ve RNA'nın yapısında bulunan sitozin (C), timin (T) ve urasil (U) bazlarının temelini oluşturan, pürinlerin (çift halkalı) aksine, daha küçük tek halkalı yapıları ile nükleik asitlerin üç boyutlu yapısını ve genetik kodun eşleşmesini sağlayan tek halkalı azotlu aromatik bir heterosiklik organik bileşik (C4H4N2)

pirina : gre. * pyrinas (çekirdek, zeytin çekirdeği) * zeytinin sıkılmasından sonra geride kalan, yağ bakımından zenginliğini yitirmeyen, gübre veya hayvan yemi olarak kullanılan küspe

pirinç : tür. * pirinç (pilavlık buğday) * buğdaygiller (Poaceae) familyasına ait olan, su içinde yetişen, temel besin olarak tüketilen Oryza sativa türüne ait tahıl ürünü ve tanesi

pirit : gre. * pyr (ateş) + ites (element, kayaç ve mineral eki) * demir sülfür bileşiminde olan, vurulduğunda kıvılcım çıkarabilen ve “aptal altını” olarak da bilinen, takı, enerji koruması ve sülfürik asit üretiminde kullanılan kübik kristal yapısına sahip, sert, kırılgan bir yarı iletken mineral

pirition çinko : gre. * pyr (ateş) + * thion (kükürt) (gre.) + zincum (çinko) (lat.)

piroelektrik : gre. * pyr (ateş) + elektrikos (elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * bazı özel kristal malzemelerin ısıtıldığında veya soğutulduğunda yüzeylerinde geçici bir elektrik yükü veya voltaj üretme yeteneği (sıcaklık değişim hızıyla doğrudan bağlantılı olup, sıcaklık sabitlendiğinde oluşan elektrik yükü zamanla dağılır.)

pirofil : gre. * pyr (ateş) + philos (seven, sever, sevici) * ateşi seven veya yüksek sıcaklıkta oluşan koşullara uyum sağlamış olan (canlı veya organizma), ateşsever, ateşe uyumlu

pirofit : gre. * pyr (ateş) + phyton (bitki) * yangın sonrası koşullara uyum sağlamış, ateşle ilişkili yaşam döngüsüne sahip veya yüksek sıcaklıklara dayanabilen bitkileri ifade eden terim, ateş bitkisi

pirofobi : gre. * pyr (ateş) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ateşten veya yangından aşırı ve irrasyonel düzeyde korkma durumu, bir fobi türü

pirofosfat : gre. * pyr (ateş) + phosphate (gübre olarak kullanılan, fosforik asidin tuzu veya esteri, fosfat) (phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren, ışık veren) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek) + os (isim yapım eki) ) + ate (asidin tuzu veya esterini belirten ek) ) * iki fosfat grubunun kondensasyonuyla oluşan, biyokimyada enerji transferinde önemli rol oynayan PPi (difosfat) anyonunu ifade eden kimyasal bileşik, pirofosforik asit (H4P2O7)

pirofosforik asit : gre., lat. * pyr (ateş) + phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren, ışık veren) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek) + os (isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + acidum, acidus (ekşi olan, asit) (acere (ekşi olmak) + idus (ile ilgili olan) ) * iki fosfat grubunun kondensasyonuyla oluşan, biyokimyada enerji transferinde önemli rol oynayan PPi (difosfat) anyonunu ifade eden kimyasal bileşik, pirofosforik asit (H4P2O7)

pirogravür : gre., lat. * pyr (ateş) (gre.) + gravo, gravare (oymak, kazımak) + ura (isim yapım eki) (lat.) * ahşap, deri veya mantar benzeri yüzeylerin ısıtılmış uçlarla yakılarak desen ve yazı oluşturulması tekniği, dağlama resim

pirojen : gre. * pyr (ateş) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan), genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) ) * ateş oluşturan; insan veya hayvan vücuduna girdiklerinde bağışıklık sistemini tetikleyerek vücut sıcaklığının artmasına (ateşli tepki) ve ateşlenmeye (piroksi) neden olan, genellikle bakteri, virüs veya mantar kaynaklı olup, ilaçlar, aşılar ve tıbbi cihazlarda bulunabilen ısıya dayanıklı mikroorganizma kontaminantı

pirojenik : gre. * pyr (ateş) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan), genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * ateş oluşturma özelliği taşıyan, vücutta ateş (pirogenez) meydana getiren etki veya madde ile ilişkili olan durum veya özellik, pirojen niteliği olan

pirojenite : gre., lat. * pyr (ateş) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan), genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) ) (gre.) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * bir maddenin vücutta ateş (pyrexia) oluşturabilme özelliği, pirojen olma derecesini ifade eden tıbbi/immünolojik nitelik

piroksen : gre. * pyr (ateş) + xenon, xenos (yabancı, misafir, konuk, yabancı madde; nadir bulunan) * ateşle ilişkili yabancı mineral; magmatik ve metamorfik kayaçlarda bulunan, mantonun önemli bileşenlerinden biri olduğu sanılan, genellikle koyu renkli, prizmatik kristalli olan karmaşık bir inosilikat mineral grubu

piroksikam : gre. * pyr ( ateş) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + icam (nonsteroid antiinflamatuar ilaç son eki) (lat.) * non-steroid antiinflamatuvar ilaçlar (NSAİİ) grubunda yer alan, ağrı ve iltihap tedavisinde kullanılan oksikam türevi ilacı etken maddesi (C15H13N3O4S)

piroliz : gre. * pyr ( ateş) + lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım eki) ) * oksijensiz veya çok az oksijenli asal bir ortamda, yüksek sıcaklık etkisiyle organik maddelerin kimyasal olarak parçalanması, termal ayrışması ve daha basit bileşiklere dönüşmesi süreci

piromani : gre. * pyr ( ateş) + o (bağlaç) + mania (delilik, çılgınlık, aşırı tutkunluk, aşırı heves, aşırılık, coşku) (mainesthein (delirmek, çıldırmak), man (çılgın, taşkın duygulu, aşırı tutkulu, aşırı hevesli) + eia (durum ve isim yapım eki) ) * kişinin yangın çıkarma veya ateşi kontrolsüz biçimde yakma davranışına karşı dürtüsel, tekrarlayıcı ve psikolojik bir saplantı geliştirmesi durumu, ateş yakma saplantısı

pirometre : gre. * pyr ( ateş) + o (bağlaç) + metron (ölçü) * çok yüksek sıcaklıkları (özellikle fırın, ergitme ve endüstriyel süreçlerdeki ısıları) temas etmeden ölçmek için kullanılan sıcaklık ölçüm cihazı

pirometri : gre. * pyr ( ateş) + o (bağlaç) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * çok yüksek sıcaklıkların (örneğin ergitme fırınları gibi) ölçülmesi ve değerlendirilmesi işlemini ifade eden teknik ve bilimsel ölçüm yöntemi

piroptoz : gre. * pyr ( ateş) + o (bağlaç) + ptosis (düşme, düşüş, sarkma) (piptein (düşmek, sarkmak) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * hücrenin inflamasyon (yangı) esnasındaki bağışıklık yanıtı sırasında şişerek parçalanması ve iltihaplı içeriklerin dışarı salınmasıyla gerçekleşen inflamatuvar bir programlı hücre ölümü mekanizması

pirosfer : gre. * pyr ( ateş) + o (bağlaç) + sphaira (top, küre, yuvarlaklık) * Dünya’nın çekirdeğine yakın, çok yüksek sıcaklık ve kısmen ergimiş maddelerden oluştuğu varsayılan iç katmanlardan biri için kullanılan “ateş küresi” anlamındaki jeolojik terim

pirozis : gre. * pyr ( ateş) + o (bağlaç) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * mide asidinin yemek borusuna kaçmasıyla oluşan, göğüs bölgesinde yanma hissiyle karakterize reflü kaynaklı tıbbi durum

pirpiri : far. * pir (yaşlı, ihtiyar) + pir (yaşlı, ihtiyar) * zayıf, çelimsiz, üstü başı eski püskü veya hırpani giyinmiş kimseleri ya da hafifmeşrep, güvenilmez kişi; semazenlerin giydiği kolsuz, önü açık yelek; Osmanlı döneminde, yeniçeri salma erlerinin giydikleri, kırmızı çuhadan yapılmış cüppe

pirsing : ing. * pierce (delmek, içinden geçirmek) + ing (isim yapım eki) * kulak, burun veya vücudun çeşitli bölgelerinde deri delinerek takı yerleştirme işlemini ve bu amaçla kullanılan takı

piruhi : rus. * pirog, pirogi (pasta, turta, börek) * özellikle Doğu Anadolu ve Erzurum mutfağında yapılan, içi peynirli veya kıymalı küçük mantı benzeri hamur yemeğini ifade eden yöresel yemek

piruvat kinaz : gre. * pyruvate (pyruvicus acidum (pirüvik aist) ) (pyr (ateş) + ate (asidin tuzu veya esteri eki) ) + kinesis, kinase (kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak) + asis (son ek) ) * glikoliz (şeker yıkımı) sürecinin son adımında yer alan ve fosfoenolpiruvattan (PEP) adenozin difosfata (ADP) fosfat aktararak pirüvat ve enerji (ATP) üreten, enerji metabolizmasında kritik rol oynayan, özellikle kırmızı kan hücrelerinin enerji üretimi ve hayatta kalması için gerekli olan kritik bir enzim

pirüpak : far. * pur, pür (tam, bütün, dolu) + pak (temiz, saf, arınmış) * çok temiz, lekesiz, tertemiz, saf, arınmış

pirüvik asit : gre., lat. * pyruvicus (ateşle ilgili) (lat.) (pyr (ateş) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) ) + acidum, acidus (ekşi olan, asit) (acere (ekşi olmak) + idus (ile ilgili olan) ) (lat.) * glikoliz sırasında oluşan, hücre metabolizmasında enerji üretimi için asetil-KoA’ya dönüşebilen üç karbonlu keto asit (C3H4O3)

piryol : lat., gre., ita. * spira (kıvrım) (lat.) + orologio (saat) (ita.) (hora (zaman, mevsim, saat, dönem, zaman dilimi) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * üzerinde kümbet biçiminde bir kapağı bulunan, oldukça büyük bir cep saati çeşidi

pirzola : fra. * braise (kor, köz), brisolée (kavrulmuş, kızartılmış; kavrulmuş kestanelerden oluşan kır yemeği) * kasaplık hayvanlarda omurganın iki yanındaki bölge ve bu bölgeden dilimler halinde çıkarılan kemikli et parçası

pis : far., erm. * pis (temiz olmayan, lekeli, kirli, iğrenç veya toplumsal/ahlaki kurallara aykırı) (far.); piz (kirli, cüzzamlı) (erm.); pissum (çiş, sidik, idrar), pissare, pisser, pissen (işemek, idrar yapmak) (lat, ing., fra., alm.) * temiz olmayan, lekeli, kirli, iğrenç veya toplumsal/ahlaki kurallara aykırı, alaca, lekeli, abraş, cüzamlı, murdar

pisagor teoremi : gre., tür. * pyth, pythia, pythios (çürüme, çürümek, çürüyen, zayıflama, zayıflayan; acınacak olan) + agora (meclis, topluluk, açık alan, pazar yeri); pythagoras (Antik Yunan filozofu ve matematikçi Pythagoras’ın adından) + theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * dik üçgende hipotenüsün karesinin, diğer iki kenarın kareleri toplamına eşit olduğunu belirten temel geometri teoremi

pisboğaz : far. * pis (alaca, lekeli, abraş, cüzamlı, krili, murdar) (far.) + boğaz (dar geçit; boyun ile göğüs arasında yer alan, hava ve besin geçişini sağlayan kanal, yemek borusu) (boğ (sıkmak, daraltmak, sıkıştrmak, bastırmak, tıkamak) + az (isim yapım eki) ) (tür.) * yemeği aşırı ve açgözlü biçimde yiyen, görgüsüzce iştahla yiyen, iyi kötü veya vakitli vakitsiz demeden eline geçen her yiyeceği yiyen (kimse)

pisi : tür., ing. * pisi (kedi çağırma sesinden ses yansımalı kelime) (tür.); pussy (ing.) * genellikle kediler için kullanılan, özellikle çocuk dilinde veya halk ağzında “kedi” anlamına gelen ses yansımalı adlandırma

pisibalığı : tür. * pisi (kedi çağırma sesinden ses yansımalı kelime) + balık (suda yaşayan omurgalı, solungaçlı ve yüzgeçli deniz canlısı) + ı (iyelik eki) * Pleuronectidae familyasına ait, denizin kumlu veya çamurlu tabanlarında yaşayan, kalkan balığına benzeyen, gözleri sağ tarafta toplanmış, yassı ve oval şekilli, yaklaşık 40 cm boyunda, eti beyaz ve oldukça lezzetli, beyaz etli bir dip balığı türü, pleuronectidae

pisiform : lat. * pisum (bezelye) + formis (şekilli, biçimli, kalıplı) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * bezelye şekilli; el bileğinin serçe parmak tarafında, fleksör karpi ulnaris tendonu içinde yer alan, bezelye şeklinde küçük, yuvarlak bir karpal kemik

pisik : tür. * pisi (kedi çağırma sesinden ses yansımalı kelime) + k (sıfat yapım eki) * (halk ve çocuk dilinde) kedi

pisin : lat. * piscis (balık) + ina (yer eki) * balık havuzu; su birikim alanı, havuz, yüzme havuzu

pisipisi : tür. * pisi (kedi çağırma sesinden ses yansımalı kelime) + pisi (kedi çağırma sesinden ses yansımalı kelime) * kedi çağırma nidası

piskopos : gre. * episkopos (epi (tepe, yukarısı, üst) + skopos (gözetmen, muhafız; görüş, hedef, amaç, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) ) * Hristiyanlıkta bir bölge kilisesini yöneten, ruhani otoriteye sahip din görevlisi; Katoliklerde papazlığın en yüksek aşamasına ulaşmış olan papaz

pislik : far., tür. * pis (alaca, lekeli, abraş, cüzamlı, krili, murdar) (far.) + lik (isim yapım eki) (tür.) * kirli olma durumu, kir veya ahlaki/bedensel açıdan kötü, iğrenç veya değersiz olma durumu

pislikçil : far., tür. * pis (alaca, lekeli, abraş, cüzamlı, krili, murdar) (far.) + lik (isim yapım eki) + çil (ile ilgili, -a ait, ile beslenen) * pislikle, dışkıyla veya organik atıklarla beslenen canlı (örneğin bazı böcek türleri, mantarlar)

pissu : far., tür. * pis (alaca, lekeli, abraş, cüzamlı, krili, murdar) (far.) + su (hidrojen ile oksijen bileşiminden oluşan saydam ve akışkan madde, sıvı (H2O) ) * yapılarda, banyo, mutfak, tuvalet gibi yerlerden gelen ve akıp gitmesi için lağıma verilen su

pist : tür. * pist (ses yansımalı nida) * kediyi kovmak için kullanılan “pisi” kelimesinden türeme nida kelimesi

piste : far. * pistaka (fıstık ağacı ve meyvesi) far.); pistakion, pistacium (fıstık, Antep fıstığı) (gre., lat.)* sert kabuklu, yeşil taneli ve yağlı bir kuruyemiş olan şamfıstığı meyvesi ve bu meyvenin yetiştiği ağaç

pistil : lat. * pistillum (havan eli, ezici alet; dişi organın biçim benzerliğinden) (pinsere (ezmek, dövmek, öğütmek) + illum (küçültme eki) ) * havan tokmağı; çiçeğin tohum taslağını taşıyan, dişicik tepesi, dişicik borusu ve yumurtalıktan oluşan dişi üreme organı

pistillod : lat., gre. * pistillum (havan eli, ezici alet; dişi organın biçim benzerliğinden) (pinsere (ezmek, dövmek, öğütmek) + illum (küçültme eki) ) (lat.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) * dişi organı andıran ancak işlevsel olarak kısır veya değişime uğramış çiçek organı, yalancı dişi organ

pistis sophia : gre. * peithein, peitho (inandırmak, ikna etmek, kani kılmak, güven vermek), pistis (inanç, içsel güven, inandırılmışlık, kanaat, kani olma, ikna sonucu oluşan güven) + sophia (bilgelik, bilgili olma) (sophos (bilgi, bilme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (hem evrenin yaratımında rol oynayan hem de düşüş yaşayan ilahi bir bilgelik unsuru olan varlık, dişi bir aeon) * gnostik kozmoloji, ruhun kurtuluşu ve evrenin yapısına dair ezoterik öğretileri içeren, Hz. İsa'nın, dirilişinden sonra havarilerine (özellikle Meryem Magdalena'ya (Mecdeloi Meryem) kırk gün boyunca verdiği gizli öğretileri, evrenin farklı seviyelerini (aeonlar), arındırıcı süreçleri ve ruhların ışığa dönme yollarını konu alan, maddi dünyanın düşüşle ilişkili olduğunu, kurtuluşun ise içsel bilgi (gnosis) ile mümkün olduğunu ifade eden kitap

pistol : çek., mac. * pistala (düdük; boruyu andıran ve ses çıkaran araç; fısıldamak) (çek.), pisztoly (tabanca) (mac.) * değişik türleri bulunan, Osmanlı ordusunda bir süre kullanılmış olan kısa namlulu, ateşli silah, bir çeşit tabanca

piston : lat., fra. * pistare (dövmek, havanda dövmek) (lat.) + on (son ek) (fra.) * içten yanmalı motorlarda silindir içerisinde yukarı-aşağı (doğrusal) hareket ederek, yakıtın yanması sonucu oluşan basıncı mekanik enerjiye dönüştüren temel hareketli parça (Bu hareket krank mili aracılığıyla dairesel harekete dönüştürülür ve aracın tekerleklerine güç aktarılır.)

pisuar : lat. * pissiare (işemek, idrar yapmak) (pissum (çiş, sidik, idrar) + are (fiil mastar eki) ) + orium (isim yapım, yer, durum ve araç eki) (or (-cı, yapan, eden eki) + ium (isim yapım eki) ) (lat.); pissoire (fra.) * erkeklerin ayakta idrar yapması için tasarlanmış, kamuya açık tuvaletlerde bulunan idrar yapma ünitesi

pisum : lat. * pisum (bezelye) * baklagiller (Fabaceae, Leguminosae) familyasından, beyaz çiçekler açan, yeşil renkli tırmanıcı bir bitki, bezelye

pisuvar : lat. * pissiare (işemek, idrar yapmak) (pissum (çiş, sidik, idrar) + are (fiil mastar eki) ) + orium (isim yapım, yer, durum ve araç eki) (or (-cı, yapan, eden eki) + ium (isim yapım eki) ) (lat.); pissoire (fra.) * erkeklerin ayakta idrar yapması için tasarlanmış, kamuya açık tuvaletlerde bulunan idrar yapma ünitesi

pişdar : far. * piş (ön, ileri, önde olan, ön, önce, ilk, evvel) + dar (gibi olan, ile ilgili, tutan, alan, koruyan, sahip ve malik olan, taşıyan) * öncü, önder, lider, ileride giden, ordu öncüsü

pişekar : far. * piş, peş (ön, ileri, önde olan, ön, önce, ilk, evvel) + e (bağlaç) + kar (-cı, yapan, eden eki) * geleneksel Türk Tiyatrosu'ndaki Orta Oyunu'nda oyun alanına ilk önce gelen, Kavuklu karakterinin karşısında yer alan, oyunu açan, yönlendiren ve okumuş/bilgili kişiyi temsil eden başoyuncu

pişgir : far. * piş (ön, ileri, önde olan, ön, önce, ilk, evvel) + giriftan (tutmak, almak, yakalamak, kavramak), gir (taşıyan, yapan, tutan, alan, işlevi yerine getiren) * el, yüz silmek veya servis sırasında kullanmak için öne serilen, genellikle ince dokumadan yapılmış büyük mendil, havlu, bez

pişi : tür. * bış (pişmek, ısınmak, ısı ile olgunlaşmak) + ığ (sıfat yapım eki) * mayalı veya mayasız hamurun kızgın yağda kızartılmasıyla yapılan, özellikle Türk mutfağında kahvaltıların vazgeçilmezi olan geleneksel bir hamur işi yiyecek

pişigah : far. * piş (ön, ileri, önde olan, ön, önce, ilk, evvel) + gah (yer, mekan, konum, mevki, makam, lokasyon) * önünde durma yeri; bir büyüğün, bir yetkilinin veya kıymetli bir şeyin bulunduğu yerin önü, huzuru

pişik : tür. * bış (pişmek, ısınmak, ısı ile olgunlaşmak) + ık (isim yapım eki) * genellikle bebeklerin bez bölgesinde (popo, cinsel organlar, uyluk arası) görülen; cildin havasız kalması, nem, sürtünme veya idrar/kaka ile temas sonucu oluşan parlak kırmızı, iltihaplı deri döküntüsü

pişkeş : far. * peş, piş (ön, ileri, önde olan, ön, önce, ilk, evvel) + keş (çeken, çekici, taşıyan) * takdim edilen şey, küçüğün büyüğe verdiği hediye, özellikle bir göreve atanma karşılığı hükümdara verilen bahşiş; bir kimseye genellikle çıkar veya kayırma amacıyla bir şeyi haksız biçimde sunma, verme veya armağan etme, rüşvet niteliğinde sunma; hediye, armağan, hibe

pişkin : tür. * bış (pişmek, ısınmak, ısı ile olgunlaşmak) + kın (sıfat yapım eki) * iyice pişmiş, ısı ile olgunlaşmış, ısınmış; olgunlaşmış, utanmazlığa varacak kadar rahat ve çekinmez davranan, yüzsüz, pervasız

pişman : peş, piş (ön, ileri, önde olan, ön, önce, ilk, evvel; ard arka) + man (ile ilgili, -a ait; -cı, yapan, eden kimse) * yapılan bir işten dolayı üzüntü duyan ve “keşke yapmasaydım” düşüncesi içinde olan, yaptığından dolayı içsel rahatsızlık hisseden (kimse) * regretful, sorrowful, sorry; repenti, plein de regrets; reumütig, bedauernd

pişmaniye : far., ara. * paşmina (yünlü, yünden yapılan, yün kumaş; yapağı) (paşm (yün, ince yün lifleri) + ina (ile ilgili, -a ait) ) + iye (isim yapım ve durum eki) (ara.) * un, şeker ve yağ kullanılarak yapılan, tel tel görünümüyle pamuğu andıran, özellikle İzmit bölgesiyle özdeşleşmiş, Kocaeli'nin simgesi haline gelmiş olan geleneksel bir Türk tatlısı (pişmaniyenin tel tel görünümü, yün yumağına benzetilmesinden)

pişmek : tür. * bış (pişmek, ısınmak, ısı ile olgunlaşmak) + mek (fiil mastar eki) * (yiyecekler) ısı, ateş veya sıcaklık etkisiyle yenebilir, sindirilebilir hale gelmek; olgunlaşmak, kıvama gelmek (mecazi)

pişpirik : tür. * bış (pişmek, ısınmak, ısı ile olgunlaşmak) + bırık (son ek) * 52'lik standart bir iskambil destesiyle oynanan, kart saymaya, şansa ve hızlı düşünmeye dayalı olan, genellikle 2 veya 4 kişiyle oynanan, hedefin eldeki kartları kullanarak masadaki kartları toplamak ve "pişti" yaparak en yüksek puanı toplamak olduğu popüler bir Türk kağıt (iskambil) oyunu, pişti

pişrev : far. * piş (ön, ileri, önde olan, ön, önce, ilk, evvel) + rev (gitmek, ilerlemek; hareket etmek) * önden gitmek, önde giden; Türk musikisinde fasıl veya makam eserlerinin başında icra edilen, faslın giriş taksiminden sonra ilk çalınan, esere giriş niteliğindeki enstrümantal bölüm

pişt : tür. * pişt (ses yansımalı (oomatopeik) kelime) * genellikle birinin dikkatini çekmek, birini çağırmak veya samimi olunan birine seslenmek için kullanılan ünlem kelimesi

pişti : tür. * bış (pişmek, ısınmak, ısı ile olgunlaşmak) + tı (-dili geçmiş zaman fiil eki) * 52'lik standart bir iskambil destesiyle oynanan, kart saymaya, şansa ve hızlı düşünmeye dayalı olan, genellikle 2 veya 4 kişiyle oynanan, hedefin eldeki kartları kullanarak masadaki kartları toplamak ve "pişti" yaparak en yüksek puanı toplamak olduğu popüler bir Türk kağıt (iskambil) oyunu, pişpirik

piştov : çek., mac. * pistala (düdük; boruyu andıran ve ses çıkaran araç; fısıldamak) (çek.), pisztoly (tabanca) (mac.) * değişik türleri bulunan, Osmanlı ordusunda bir süre kullanılmış olan kısa namlulu, ateşli silah, bir çeşit tabanca

pit : ing. * pit (çukur, oyuk, kuyu) * yüzeydeki çukur, oyuk veya girinti; biyolojide hücre duvarındaki inceleşmiş geçit, bitkilerde iletim dokularında bulunan çukurlaşmış alan

pitavastatin : lat. * pita (ön belirteç) + histanai (durmak, durdurmak, yerleştirmek), statin (kolesterol sentezinde HMG-CoA redüktaz inhibitörleri için kullanılan son ek; durdurucu, inhibitör; karaciğerde kolesterol üretiminde rol oynayan enzim olan HMG-CoA redüktazı inhibe eden ilaç sınıfı) (statos, stasis (durdurma, durma, sabit kalma, sabit durma, stabil olma, ayakta durma, durgunluk) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) * kolesterol sentezini azaltarak LDL düzeyini düşüren, kandaki yüksek kolesterol (hiperlipidemi) ve dislipidemi (yağ dengesizliği) tedavisi için kullanılan, HMG-CoA redüktaz inhibitörleri (statinler) sınıfına ait statin grubu ilacın etken maddesi (C25H24FNO4)

pitbull : ing. * pit (çukur, kuyu; dövüş yapılan ve çukurda bulunan arena) + bul (boğa) * genellikle Amerikan Pit Bull Terrier, Amerikan Staffordshire Terrier ve Staffordshire Bull Terrier gibi ırkları kapsayan, köpek dövüşleri için yetiştirilen veya bu amaçla geliştirilen, kaslı ve güçlü bir yapıya sahip köpek türlerinin ortak adı

pitcairn : ing. * pitcairn (18. yüzyılda adayı “keşfeden” Robert Pitcairn adlı denizcinin soyadından) * Güney Pasifik Okyanusu’nda, Okyanusya’da yer alan; en yakın büyük kara olarak batısında Fransız Polinezyası adaları (özellikle Mangareva/Gambier Adaları), kuzey ve doğusunda açık Pasifik Okyanusu, güneyinde ise yine geniş Güney Pasifik açık denizleri bulunan, yerleşik nüfusu çok az olan adalar topluluğu

piti : tür. * piti (küçük kap, çanak, kase, tas, çömlek) * Azerbaycan ve Türkiye'nin Doğu Anadolu Bölgesi'nde (özellikle Kars ve Iğdır) yapılan, nohut ve etle hazırlanan geleneksel bir yemek; Çocuk oyunlarında ebe seçmek veya oyuna başlayacak kişiyi belirlemek için kullanılan "O piti piti karamela sepeti" tekerlemesindeki ifade

pitiriyaziform : gre., lat. * pityriasis (kepek; pullanma) (ptyron (kepek, pul) + iasis, osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) (gre.) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * deride kepek benzeri ince pullanma, döküntü veya kepek görünümüne benzeyen lezyon yapısı, derinin üst tabakasında oluşan hafif pullu, pembe veya kahverengi lekeler şeklinde, pitiriyazis benzeri

pitiriyazis alba : gre. * pityriasis (kepek; pullanma) (ptyron (kepek, pul) + iasis, osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) (gre.) + albus (beyaz, ak) (lat.) * özellikle çocuk ve gençlerde yüzde görülen, sınırları belirsiz beyazımsı, ince kepeklenme gösteren cilt lekeleriyle (hipopigmente leke) karakterize, genellikle iyi huylu (benign) dermatolojik durum

pitiriyazis versikolor : gre., lat. * pityriasis (kepek; pullanma) (ptyron (kepek, pul) + iasis, osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) (gre.) + versicolor (çeşitli renkli, rengarenk) (versare (dönmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek) + color (boya, renk) ) (lat.) * deride açık veya koyu renkli lekeler ve ince kepeklenme oluşturan yüzeysel mantar enfeksiyonu, samyeli, tinea versikolor

piton : gre. * pythein (çürümek) + on (isim yapım eki) * Yunan mitolojisinde Delphi’deki kutsal yılan, ejderha ismi; Pythonidae familyasına bağlı, zehirsiz, avlarını sıkarak boğan ve genellikle Afrika, Asya ile Avustralya'nın tropikal bölgelerinde yaşayan, boyu 10 metreye kadar ulaşabilen büyük, zehirsiz bir yılan cinsi

pitoresk : lat. * pingere (boyamak, çizmek, resmetmek, işaretlemek), pictor (boyayan, boyacı, resmeden, ressam) + escus (sıfat yapım eki) (lat.); pittoresque (fra.) * manzara veya görünüm bakımından resim yapılacak kadar güzel, tablo gibi estetik ve görsel olarak etkileyici olan

pitozis : gre. * ptosis (düşme, düşüş, sarkma) (piptein (düşmek, sarkmak) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * düşme, sarkma; bir organın veya dokunun normal anatomik konumundan aşağı doğru sarkması veya düşmesi durumu; göz kapağı düşüklüğü

pitriasis : gre. * pityriasis (kepek; pullanma) (pityron (kepek, pul) + iasis, osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * deride kepek benzeri ince pullanma ile seyreden, çeşitli dermatolojik hastalık

pitriasis versicolor : gre. * pityriasis (kepek; pullanma) (pityron (kepek, pul) + iasis, osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) + versus (dönmüş, çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen) (vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + color (renk) (lat.) * ciltte doğal olarak bulunan Malassezia adlı mantarın aşırı çoğalması sonucu oluşan, özellikle sıcak/nemli havalarda göğüs, sırt ve boyun bölgesinde renk değişikliği (beyaz, pembe, kahverengi lekeler) ve hafif pullanma ile karakterize olan, bulaşıcı olmayan yaygın ve yüzeysel bir mantar enfeksiyonu, tinea versicolor

pitriyazis : gre. * pityriasis (kepek; pullanma) (pityron (kepek, pul) + iasis, osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * deride kepek benzeri ince pullanma ile seyreden, çeşitli dermatolojik hastalık

pittosporaceae : gre., lat. * pitta, pittos (zamk, zift, reçine, katran) + sporos (tohum) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * Tropikal ve subtropikal bölgelerde yaygın olan, Apiales takımına ait, genellikle her dem yeşil ağaç, çalı ve sarmaşıklardan oluşan, reçinemsi yapışkan maddeler içeren, Pittosporum cinsini kapsayan bitkiler familyası

pittosporum : gre., lat. * pitta, pittos (zamk, zift, reçine, katran) + sporos (tohum) (gre.) + um (isim yapım eki) (lat.) * Pittosporaceae familyasına ait, tohumları yapışkan reçineyle kaplı olan, genellikle her dem yeşil kalan, kokulu beyaz çiçeklere ve parlak koyu yeşil yapraklara sahip, dayanıklı bir çalı veya küçük ağaç türü, pitos, yıldız çalısı

pituiter gland : gre., lat. * ptyalon (tükürük) (gre.); pituita (balgam, sümüksü salgı) + aris (ile ilgili, -a ait) + glandula (küçük bez) (glans (bez) + ulus, ula (küçültme eki) ) (lat.) * beynin tabanında, hipotalamusun altında yer alan bezelye büyüklüğünde, "ana bez" olarak bilinen, Büyüme, metabolizma, tansiyon ve üreme gibi hayati vücut fonksiyonlarını kontrol eden hormonlar salgılayarak vücudun hormonal dengesini yöneten temel bir endokrin bezi, hipofiz bezi

pitüiter : gre., lat. * ptyalon (tükürük) (gre.); pituita (balgam, sümüksü salgı) + aris (ile ilgili, -a ait) (lat.) * hipofiz bezi ile ilgili

pityalin : gre. * ptyalon (tükürük) (gre.) + in (kimyasal madde eki) (lat.) * tükürük bezlerinden salgılanan ve nişastayı maltoza (şeker) parçalayarak sindirimi ağızda başlatan bir alfa-amilaz enzim, amilaz

pityalizm : gre. * ptyalon (tükürük) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * tükürük bezlerinin aşırı çalışması sonucu ağızda normalden çok daha fazla tükürük birikmesi veya salya akması durumu (Genellikle gebeliğin ilk üç ayında, hormonal değişimler veya mide bulantısı nedeniyle sık görülür.)

piu : ita. * piu (daha, daha fazla, daha çok) * müzikte bir terimin başına gelerek “daha fazla, daha çok” anlamı katan ifade (örneğin "piu forte = daha güçlü/şiddetli çal")

piyade : far. * pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan; hisse, kısım, bölüm, parça, oran) + ade (ile ilgili, -a ait) * yürüyerek hareket eden, atlı olmayan asker; kara kuvvetlerinde yaya savaşan asker sınıfı

piyale : far. * piyalah (kadeh, kupa veya kadeh kasesi, içki kabı) * özellikle şarap, şerbet veya su içmek için kullanılan kâse biçiminde içki kabı

piyan : tür. * piyan (meyan kökü) * gemicilikte halat uçlarının (çıma) dağılmasını önlemek için ince iple yapılan sarma düğüm (piyan bağı); genellikle sulak veya nemli bölgelerde yetişen, pembe ya da morumsu çiçekler açan ve tıpta özellikle göğüs yumuşatıcı ile balgam söktürücü ilaçların yapımında köklerinden yararlanılan baklagiller familyasına ait otsu bir çalı bitkisi, meyan kökü

piyango : lat., ita. * blancus (beyaz) (lat.); bianco (beyaz) (ita.) * belli bir ödülü, üzerinde numara bulunan biletleri satın alanlar arasında kur'a çekmek yoluyle kazanan kimseye verme esâsına dayanan sans (talih) oyunu (İtalya’da siyah ve beyaz kartlarla oynanan ve beyaz kartın kazandığı şans oyunundan)

piyanist : lat., ita. * planus (düz, düzlem, yüzey, satıh, yassı, düz yüzeyli, seviyelenmiş, pürüzsüz, yayvan, yumuşak) (lat.); piano (tuşlarına basıldığında içindeki çekiçlerin tellere vurmasıyla farklı tonlarda, farklı notalarda ses çıkaran, 88 tuştan (52 beyaz, 36 siyah) oluşan, ahşap gövdeli, klavyeli ve telli bir müzik aleti) (ita.) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) (lat.) * piyano adı verilen tuşlu çalgıyı profesyonel veya amatör olarak çalan, bu enstrümanda ustalaşmış müzik sanatçısı

piyano : lat. * planus (düz, düzlem, yüzey, satıh, yassı, düz yüzeyli, seviyelenmiş, pürüzsüz, yayvan, yumuşak) * tuşlarına basıldığında içindeki çekiçlerin tellere vurmasıyla farklı tonlarda, farklı notalarda ses çıkaran, 88 tuştan (52 beyaz, 36 siyah) oluşan, ahşap gövdeli, klavyeli ve telli bir müzik aleti

piyanta : lat. * planta (dikilen şey, bitki, fidan, sürgün, filiz, taban, ayak tabanı) (planus (düz, düzlem, yüzey, satıh, yassı, düz yüzeyli, seviyelenmiş, pürüzsüz, yayvan, yumuşak) + ta (son ek) ) * ayakkabı tabanının geniş bırakılan kenarı

piyasa : gre. * plateia (geniş yol) (gre.); platea (geniş cadde, sokak; yer, konum, mekan, alan, meydan) (lat.); piazza (meydan, çarşı, pazar yeri) (ita.) * satıcıların mallarını satmak ereğiyle bir araya geldikleri yer, pazar

piyata : lat., ita. * plattus (düz, yayvan) (lat.); piatto (tabak; düz) (ita.) * düz ve büyük yemek tabağı, kayık tabak

piyaz : far. * piyaz (soğan) * özellikle soğanla yapılan salata türü (fasulye piyazı gibi) ve genel olarak soğanlı meze; haşlanmış kuru fasulye, ince kıyılmış soğan, maydanoz, zeytinyağı, sirke/limon ve tuz ile hazırlanan, özellikle kebap ve ızgara etlerin yanına yakışan geleneksel bir Türk salatası/mezesi

piyelektazi : gre. * pyelos (böbrek havuzu, renal pelvis) + ekteinein (uzamak, gerilmek, genişlemek, esnemek, açılmak), ektasis (esneme, genişleme, genişletme, uzama, gerilme, açılma, kendi dışına çıkma, aşma) * böbreğin idrarı toplayan pelvis kısmının genişlemesi durumu; özellikle anne karnındaki fetüslerde ve bebeklerde ultrasonografik olarak saptanan, böbreğin idrar toplayan merkezi kısmı olan renal pelvisin genişlemesi (dilatasyonu) durumu

piyelit : gre. * pyelos (böbrek havuzu, renal pelvis) + itis (enfeksiyon, iltihap, inflamasyon, hastalık eki) * bakterilerin mesaneden yukarı çıkarak böbrek pelvisini (böbrek havuzcuğu) enfekte etmesi sonucu oluşan, genellikle sistit (mesane enfeksiyonu) sonrası gelişir ve antibiyotik tedavisi gerektiren, ateş, böbrek ağrısı ve idrarda yanma ile seyreden üst idrar yolu iltihabı (enfeksiyonu)

piyelografi : gre. * pyelos (böbrek havuzu, renal pelvis) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * taş, tümör, tıkanıklık, doğumsal anomaliler veya idrar yolu enfeksiyonlarını tespit etmek için kullanılan, damardan veya kateterle verilen kontrast madde (ilaç) yardımıyla böbrekler, üreterler ve mesaneyi X-ışını (röntgen) kullanarak görüntüleyen bir idrar yolu tanı yöntemi

piyelogram : gre. * pyelos (böbrek havuzu, renal pelvis) + gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) * böbrek taşları, tümörler, enfeksiyon izleri veya doğumsal yapısal bozuklukları tespit etmek, böbrekler, üreterler (böbrek kanalları) ve mesanenin durumunu incelemek için damardan kontrast madde (boya) verilerek yapılan, idrar yollarını beyaz gösteren özel bir röntgen görüntüleme yöntemi

piyelolit : gre. * pyelos (böbrek havuzu, renal pelvis) + lithos (taş, kaya) * böbreğin pelvis (havuzcuk) kısmında oluşan taşlar

piyelolitotomi : gre. * pyelos (böbrek havuzu, renal pelvis) + lithos (taş, kaya) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * böbreğin pelvis (havuzcuk) kısmındaki taşın cerrahi olarak kesilerek çıkarılması işlemi

piyelonefrit : gre. * pyelos (böbrek havuzu, renal pelvis) + nephros (böbrek) + itis (enflamasyon, iltihap, enfeksiyon) * böbreğin hem pelvis (havuzcuk) kısmını hem de böbrek dokusunu tutan, genellikle bakteriyel kökenli enfeksiyon/iltihap durumu

piyemi : gre. * pyon (iltihaplı sıvı, irin) + emia (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kanda irinli bakteriyel enfeksiyon odaklarının bulunması durumu

piyes : lat., fra. * petia, pitia (kısım, bölüm, parça) (lat.); pièce (kısım, bölüm, parça) (fra.) * sahnede oynanan tiyatro eseri, drama veya oyun

piyo : gre. * pyon (iltihaplı sıvı, irin) * irinli anlamı veren ön ek

piyoartroz : gre. * pyon (iltihaplı sıvı, irin) + arthro, arthros, arthron (eklem) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * eklem boşluğunda irin birikmesiyle karakterize, ciddi enfeksiyöz eklem hastalığı

piyoderma : gre. * pyon (iltihaplı sıvı, irin) + derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) * genellikle Staphylococcus veya Streptococcus bakterilerinin neden olduğu, deride irinli kabarcıklar, yara ve enfeksiyonlarla seyreden yüzeysel veya derin bakteriyel deri enfeksiyonları grubu

piyodermi : gre. * pyon (iltihaplı sıvı, irin) + derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) + eia (isim yapım ve durum eki) * deride irinli lezyonlarla seyreden, genellikle bakteriyel kökenli enfeksiyon hastalıkları

piyojen : gre. * pyon (iltihaplı sıvı, irin) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * irin oluşturan, irin meydana getiren

piyojenik : gre. * pyon (iltihaplı sıvı, irin) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * irin oluşturan, irin meydana getirme özelliği taşıyan

piyon : lat., ita., far. * pes, pedis (ayak, taban) (lat.); pedone (ita.); piyade (ayakla yürüyen; yaya asker) (pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi) + ade (ile ilgili, -a ait) ) (far.) * satrançta en önde yer alan, sınırlı hareket kabiliyetine sahip olan ve genellikle oyunun stratejik temelini oluşturan taş, piyade

piyore : gre. * pyon (iltihaplı sıvı, irin) + rhoia (akma, akıntı) (rhein (akmak, yağmak, dökülmek) + eia (isim yapım ve durum eki) ) * diş eti ve ağız dokularında görülen, irinli ve sürekli akıntıyla karakterize olan iltihaplı durum

piyosalpinks : gre. * pyon (iltihaplı sıvı, irin) + salpinx (fallop tüpü) * enfeksiyon (genellikle Pelvik İnflamatuar hastalık - PID sonucu) nedeniyle fallop tüplerinin tıkanıp içi irin (cerahat) ile dolması durumu

piyosiyanin : gre. * pyon (iltihaplı sıvı, irin) + kyanos (mavi, koyu mavi, lacivert) + in (kimyasal madde eki) * özellikle Pseudomonas aeruginosa bakterisi tarafından üretilen, enfeksiyonlu dokularda oksidatif strese yol açarak hücrelere zarar veren ve bakterinin hayatta kalmasına yardımcı olan mavi-yeşil renkli, toksik (zehirli) bir fenazin pigmenti (C14H14N2O)

piyotoraks : gre. * pyon (iltihaplı sıvı, irin) + thorax (göğüs kafesi, göğüs boşluğu) * genellikle bakteriyel enfeksiyonlar, göğüs travmaları veya yabancı cisimler sonucu oluşan, nefes almayı ciddi oranda zorlaştıran hayati risk taşıyan ve özellikle kedi ve köpeklerde akciğerler ile göğüs duvarı arasındaki plevral boşlukta enfeksiyon oluşmasına bağlı irin (cerahat) ve sıvı birikmesi durumu

piyüri : gre. * pyon (iltihaplı sıvı, irin) + ouron (çiş, sidik, idrar) + eia (isim yapım ve durum eki) * idrarda anormal derecede yüksek miktarda beyaz kan hücresi (lökosit) veya irin bulunması durumu

pizolit : gre. * piso (bezelye) + lithos (taş, kaya) * kalsiyum karbonat birleşimli, genellikle nohut büyüklüğünde (2 mm'den büyük), yuvarlağımsı kalsit taneciklerinden oluşan veya bu taneciklerin bağlanmasıyla meydana gelen tortul bir kireç taşı türü

pizotifen : gre. * piso (ön ek) + tifen (fenotiazin ve antihistaminik belirteci) * migren profilaksisinde kullanılan, serotonin (5-HT2) reseptör antagonisti ve antihistaminik özellikli ilacın etken maddesi (C19H21NS)

pizza : lat., gre., ita. * pinsere (ezmek, bastırmak, hamuru yassılaştırmak) (lat.); pita, pitta (yassı hamur ekmeği; lokma) (gre.); pizza (ita.) * ekmek parçası, lokma; ince ve yuvarlak açılmış hamur üzerine kaşarpeyniri, domates, sosis, sucuk, mantar, ançüez, zeytin, kekik vb. konularak fırında pişirilmiş pide (mayalı hamurdan yapılan yuvarlak veya oval biçimli yassı ekmek)

pizzicato : lat., ita. * pizzicare (çimdiklemek, parmakla çekmek) + tio (isim yapım eki) (lat.); pizzicato (ita.) * keman, viyola, çello ve kontrbas gibi yaylı çalgılarda yayın kullanılmayıp, tellerin parmakla çekilerek (koparılarak) ses çıkarılması tekniği (Yayın uzun süren sesi yerine, gitar veya arp sesine benzer kısa, net ve vurmalı bir tını elde edilir.)

pKa : alm. * p (potenz (etki, güç, kuvvet, iktidar, potansiyel, yetki) + Ka (asit ayrışma sabiti) * bir asidin sulu çözeltide ne kadar güçlü veya zayıf olduğunu gösteren, asitlerin proton (H+) verme yeteneğini ölçen ve tampon çözelti hesaplamalarında kullanılan, asit ayrışma sabitinin (Ka) eksi logaritması (-logKa) olarak tanımlanan değer (Düşük pKa değeri güçlü asidi, yüksek pKa değeri ise zayıf asidi temsil eder.)

pKb : alm. * p (potenz (etki, güç, kuvvet, iktidar, potansiyel, yetki) + Kb (baz ayrışma sabiti) * bir bazın veya alkali çözeltinin ayrışma derecesini belirleyen, baz ayrışma sabitinin (Kb) eksi logaritması (-logKb) olarak tanımlanan değer (Düşük pKb değeri güçlü bazı, yüksek pKb değeri ise zayıf bazı temsil eder.)

PKS : lat. * Pelvik Konjesyon Sendromu (pelvicus (karın alt bölgesinde, leğen kemiği (pelvis) ile çevrili bölgeye ve bu bölgeyle ilgili) + congestio (kalabalık, izdiham, tıkanma, tıkanıklık, sıkışıklık, yoğunluk; kan hücumu, kan toplanması) (lat.) + syndromon (birbiriyle ilişkili ve bir bozukluğa işaret eden belirti ve bulgular (semptomlar) kümesi) (gre.) ) * pelvis çevresindeki toplardamarların genişlemesi sonucunda oluşan kan göllenmesi ile karakterize olan, bacaklardaki varislerin leğen kemiği (pelvis) içindeki hali olarak tanımlanabilecek olan, özellikle kronik pelvik ağrı ile seyreden damar kaynaklı klinik durum

placebo : lat. * placere (hoşnut etmek, memnun etmek) + ebo (birinci tekil şahıs gelecek zaman eki) * etkin bir farmakolojik madde içermeyen, ancak hastanın olumlu psikolojik beklentisi nedeniyle tedavi etkisi gösterebilen “yalancı ilaç” veya kontrol amaçlı kullanılan madde

plaçka : arn. * plaçka (eşya, çapul) * savaş, kargaşa veya yasa dışı yollarla elde edilen ganimet/eşya, yağma, çapul, vurgun, soygun; bedava, beleş (argo)

plagal kadans : gre., lat. * plagios (yanal, eğik, dolaylı) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) + cadentia (düşüş, çöküş) (cadere (düşmek, çökmek, yere yığılmak) + entia (isim yapım eki) ) (lat.) * müzikte alt dominant (IV) akorunun tonik (I) akoruna çözülmesiyle (IV-I) oluşan, ilahilerin, popüler şarkıların ve klasik eserlerin sonlarında, otantik kadansın (V-I) bir uzantısı olarak kullanılan sakin ve nihai bir bitiş hissi veren kadans türü, amen kadansı

plain film : ing. * plain (düz, sade, yalın, basit) + film (ince zar, membran, kaplama) * bilgisayarlı Tomografi (BT) gibi karmaşık yöntemlerden önce ilk basamak tanı aracı olan, vücut iç yapılarının, özellikle kemiklerin ve yoğun dokuların görüntülenmesi için düşük doz iyonize radyasyonun (X-ışını) kullanıldığı en temel, hızlı ve yaygın tıbbi görüntüleme yöntemi, düz röntgen, grafil

plaj : gre., lat., fra. * plagios (yanal, eğik, dolaylı) (gre.); plagia (eğik yüzey, yamaç, geniş bölge) (lat.); plage (deniz/nehir kıyısındaki kumsal/düzlük) (fra.) * deniz, göl veya nehir kıyısında, insanların güneşlenmek ve denize girmek amacıyla kullandığı, genellikle kum veya çakıldan oluşan kıyı şeridi

plajiyoklaz : gre., lat., fra. * plagios (yanal, eğik, dolaylı) (gre.); plagia (eğik yüzey, yamaç, geniş bölge) (lat.) + klasis (kırılma, parçalanma) (klaein (kırmak, parçalamak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) (gre.) * yer kabuğunun en önemli kayaç yapıcı minerallerinden olan, genellikle beyaz, gri veya açık renkli kristaller halinde bulunan, jeolojik çalışmalarda kayaların kökenini belirlemek için kullanılan, kalsiyum ve sodyum içeren, magmatik ve metamorfik kayaçlarda çok yaygın olarak bulunan, feldspat grubuna ait bir mineral ailesi

plak : gre., lat., fra. * plax, plakos (tabaka, levha, yüzey, düzlem), plakoeis (düze, yassı, kek) (gre.); placca (düz levha, tabaka, plaka) (lat.); plaque (fra.) * diş yüzeyinde oluşan bakteri ve besin artıklarından meydana gelen renksiz, yapışkan, bakterilerden (tartar başlangıcı) oluşan biyofilm tabakası veya çeşitli yüzeylerde oluşan ince tabaka/levha; pikapta dinlenen analog PVC ses kaydı aracı

plaka : gre., lat., fra. * plax, plakos (tabaka, levha, yüzey, düzlem), plakoeis (düze, yassı, kek) (gre.); placca (düz levha, tabaka, plaka) (lat.); plaque (fra.) * motorlu kara taşıtlarının ön ve arka kısmına takılan, harf ve rakamlardan oluşan, aracın kimliğini ve kayıtlı olduğu yeri gösteren resmi metal veya plastik levha

plaket : gre., lat., fra. * plax, plakos (tabaka, levha, yüzey, düzlem), plakoeis (düze, yassı, kek) (gre.); placca (düz levha, tabaka, plaka) + etta (küçültme eki) (lat.); plaquette (fra.) * başarı, anı veya takdire dayalı ödül amacıyla verilen, genellikle metal veya benzeri malzemeden yapılmış, yazı, tesim veya sembol içeren küçük levha

plan : gre., lat., fra. * plax, plakos (tabaka, levha, yüzey, düzlem), plakoeis (düze, yassı, kek) (gre.); planus (düz, düzlem, yüzey, satıh, yassı, düz yüzeyli, seviyelenmiş, pürüzsüz, yayvan, yumuşak) (lat.); plan (fra.) * düz yüzey, taslak, çizim; belirli bir amaca ulaşmak için önceden hazırlanmış düzen, taslak veya yol haritası; mimari ve teknik çizimlerde ölçekli tasvir

planar : gre., lat. * plax, plakos (tabaka, levha, yüzey, düzlem), plakoeis (düze, yassı, kek) (gre.); planus (düz, düzlem, yüzey, satıh, yassı, düz yüzeyli, seviyelenmiş, pürüzsüz, yayvan, yumuşak) + aris (ile ilgili, -a ait) * düzlemsel, düzeysel, düz bir yüzeye ait

planck kuantum teorisi : alm., lat., tür. * planck (Alman fizikçi Max Planck’ın soyadından) (alm.) + quantum (miktar, kemiyet, nicelik, ölçü) (lat.) + theoria (gözlem, bakış, düşünce, kuram) (theoros (gözlemci, seyirci, izleyici) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) + si (iyelik eki) (tür.) * belirli bir sıcaklıkta termal denge durumunda bulunan bir kara cisim ışımasının yaydığı elektromanyetik radyasyonu açıklayan teori; enerjinin süreksiz (kesikli) paketler halinde (kuanta) yayıldığını ve emildiğini savunan teori (E = hν)

planck sabiti : alm., tür. * planck (Alman fizikçi Max Planck’ın soyadından) (alm.) + sabit (durağan, hareketsiz, değişmeyen) (ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * kuantum mekaniğinde enerjinin süreksiz (kuantize) yapısını tanımlayan, foton enerjisi ile frekansı arasındaki ilişkiyi kuran, atom altı seviyede eylemin temel birimi olan, klasik fiziğin açıklayamadığı enerji değişimlerini kuantize ederek açıklayan ve değeri 6.626x10^-34) olan temel fiziksel sabit

planck-einstein : alm. * planck (Alman fizikçi Max Planck’ın soyadından) + einstein (Alman fizikçi Albert Einstein’ın soyadından) * ışığın enerjisinin kuantumlar halinde taşındığını ifade eden, foton enerjisini E = hν bağıntısıyla açıklayan kuantum kuramı ilişkisi (E = enerji, h = planck sabiti (6.626 × 10⁻³⁴ J⋅s), f = ışığın dalga frekansı)

plançete : lat. * planca (tahta levha, düz tahta) + etta (küçültme eki) (lat.); planchette (fra.) * arazide harita veya plan çizimi yapmak için kullanılan, üç ayak (tripod) üzerine oturtulmuş, yatay düzleme getirilebilen özel bir tahta levhadan oluşan, Arazi detaylarını doğrudan kanava (çizim kağıdı) üzerine aktarmaya yarayan topografik ölçüm aleti

planemo : ing. * planetary (gezegensel) + mass (kütle) + object (cisim) * gezegen kütleli cisim; bir yıldızın çekim gücüne bağlı olmadan uzayda tek başına dolaşan veya hidrostatik dengeye (küresel şekil alacak kadar kütleye) sahip olan gezegen kütleli gök cismi, başıboş gezegen

planerit : lat. * planus (düz, düzlem, yüzey, satıh, yassı, düz yüzeyli, seviyelenmiş, pürüzsüz, yayvan, yumuşak) + aris (ile ilgili, -a ait) + ite (element, kayaç ve mineral eki) * hidratlı doğal alüminyum fosfat (AlPO4 • nH2O)

planet : gre. * planein (gezmek, dolaşmak, saptırmak), planetes (gezen, dolaşan) (gre.); planeta (küçültme eki) (lat.); planète (fra.) * bir yıldız etrafında yörüngede dönen, kendi ışığı olmayan ve “gezgin yıldız” olarak eski astronomide adlandırılan gök cismi, gezegen, seyyare

planetaryum : gre., lat. * planein (gezmek, dolaşmak, saptırmak), planetes (gezen, dolaşan) (gre.); planeta + arium (yer, mekan eki) (lat.) * gezegenlerin ve gök cisimlerinin yapay olarak gösterildiği, gökyüzü simülasyonu yapılan bilimsel/sergisel mekan

planetesimal : gre. * planein (gezmek, dolaşmak, saptırmak), planetes (gezen, dolaşan) (gre.) + imus (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, -a ait; sıfat yapım eki) (lat.) * genç yıldızların çevresindeki toz ve gaz disklerinde oluşan, çekim gücüyle birleşerek gezegenleri (protoplanet) oluşturan, gezegenlerin yapı taşı sayılan birkaç kilometrelik katı kaya veya buz parçaları

planetoid : gre. * planein (gezmek, dolaşmak, saptırmak), planetes (gezen, dolaşan) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * gezegene benzeyen, ancak tam gezegen sayılmayan küçük gök cismi, küçük gezegen, asteroid

plank : lat. * planca (tahta, kalas, düz tahta levha) * vücut ağırlığı kullanılarak yapılan, şınav pozisyonuna benzer ve hareket etmeden durmaya dayalı olan, karın kaslarını, sırtı ve omuzları aynı anda çalıştıran ve ekipman gerektirmeyen bir merkez (core) bölgesi güçlendirme egzersizi

plankote : lat. * planus (düz, düzlem, yüzey, satıh, yassı, düz yüzeyli, seviyelenmiş, pürüzsüz, yayvan, yumuşak) + costa (kenar, yan, kıyı) (lat.); plan (düzlem, yüzey) + côte (sahil, kıyı, kenar), coté (kotlandırılmış, kenarları ölçülmüş, yükseklikleri verilmiş, boyutlandırılmış) (fra.) * inşaat ve mühendislik projelerinde arazinin mevcut topografik yapısını, eğimini, kot farklarını ve üzerindeki yapıları (yol, ağaç, direk vb.) detaylı olarak gösteren, mimari projeler için temel teşkil eden ölçekli harita

plankton : gre. * planein (gezmek, dolaşmak, saptırmak), planktos, plankton (sürüklenen, gezinen, dolaşan, akıntıyla taşınan) * su içinde akıntıya karşı aktif olarak yüzemeyen, su kütlesi içinde sürüklenerek yaşayan mikroskobik canlı organizma

planktonik : gre. * planein (gezmek, dolaşmak, saptırmak), planktos, plankton (sürüklenen, gezinen, dolaşan, akıntıyla taşınan) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * su içinde serbestçe sürüklenen, akıntılarla taşınan planktonlarla ilgili (yapı veya organizma)

planlamak : lat., fra., tür. * planus (düz, düzlem, yüzey, satıh, yassı, düz yüzeyli, seviyelenmiş, pürüzsüz, yayvan, yumuşak) (lat.); plan (fra.) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) (tür.) * bir işi, yapmadan önce düşünerek aşamalarını, zamanını ve yöntemini belirlemek, önceden tasarlamak; bir hedefe ulaşmak için zihinsel veya yazılı düzen oluşturmak

planokok : gre. * plax, plakos (tabaka, levha, yüzey, düzlem), plakoeis (düze, yassı, kek) + kokkos (tane, tanecik) * düz tabaka benzeri koloniler oluşturan, özellikle yüzeyde yayılıp ince tabaka şeklinde büyüme eğilimi gösteren kok (yuvarlak bakteri) tipi bakteri grubu

planör : lat., fra., tür. * planus (düz, düzlem, yüzey, satıh, yassı, düz yüzeyli, seviyelenmiş, pürüzsüz, yayvan, yumuşak) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat.); planeur (fra.) * motoru olmadan hava akımlarını kullanarak süzülen, yükselme ve ilerlemesini aerodinamik olarak “düz/sürtünmesiz akış” prensibine dayandıran hava aracı

plant : lat. * plantare (dikmek, toprağa yerleştirmek, köklendirmek), planta (dikilen şey, bitki, fidan, sürgün, filiz, taban, ayak tabanı) * toprağa dikilmiş canlı bitki

plantaginaceae : lat * planta (dikilen şey, bitki, fidan, sürgün, filiz, taban, ayak tabanı) + agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * ballıbabalar (Lamiales) takımına ait, dünya genelinde yaklaşık 90 cins ve 1900'den fazla türü bulunan, en bilinen ve yaygın üyeleri arasında sinirotu (damar otu) ve veronika (hıtı otu) yer alan otsu bitki ve çalı familyası, sinirotugiller, muzgiller

plantago : lat. * planta (dikilen şey, bitki, fidan, sürgün, filiz, taban, ayak tabanı) + ago (şekilli, benzer) * Plantaginaceae familyasına ait, özellikle yol kenarlarında yetişen, geniş yapraklı, yere yayılı büyüyen ve tıbbi amaçlarla da kullanılan otsu ve yer örtücü bitki cinsi, damar otu, sinir otu, sinirli ot, plantago lanceolata

plantar : lat. * planta (dikilen şey, bitki, fidan, sürgün, filiz, taban, ayak tabanı) + aris (ile ilgili,-a ait) * ayak tabanı ile ilgili (örneğin "plantar fasya" (ayak tabanı bağ dokusu) )

plantar fasya : lat. * planta (dikilen şey, bitki, fidan, sürgün, filiz, taban, ayak tabanı) + aris (ile ilgili,-a ait) + fascia (bant, şerit, kuşak, sargı, demet, zar, örtü, bağ dokusu), fasces (çubuk demeti) * ayak tabanında yer alan, topuk kemiğinden ayak parmaklarına uzanan ve ayağın kavisini destekleyen güçlü bağ dokusu tabakası

plantar fleksiyon : lat. * planta (dikilen şey, bitki, fidan, sürgün, filiz, taban, ayak tabanı) + aris (ile ilgili,-a ait) + flexio (eğme, bükme, esnetme, kasma) (flectere (eğmek, bükmek, çevirmek, döndürmek, esnetmek, kıvırmak, kasmak) + tio (isim yapım eki) ) * ayak bileğinin hareketi sırasında ayağın aşağı doğru, yani ayak tabanının aşağıya bakacak şekilde bükülmesi (parmak ucuna yükselme hareketi); ayak parmaklarının aşağıya, tabana doğru yönelmesi

plantaris : lat. * planta (dikilen şey, bitki, fidan, sürgün, filiz, taban, ayak tabanı) + aris (ile ilgili,-a ait) * ayak tabanı ile ilgili (örneğin "plantar fasya" (ayak tabanı bağ dokusu) )

plantasyon : lat. * plantare (dikmek, toprağa yerleştirmek, köklendirmek) (planta (dikilen şey, bitki, fidan, sürgün, filiz, taban, ayak tabanı) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * dikme, toprağa yerleştirme, köklendirme; özellikle tropikal ve subtropikal bölgelerde, genellikle tek bir ticari ürünün (kahve, çay, kauçuk, muz vb.) ihracat amacıyla büyük arazilerde, modern yöntemlerle yoğun bir şekilde yetiştirildiği büyük ölçekli tarımsal üretim çiftliği

planya : lat * planus (düz, düzlem, yüzey, satıh, yassı, düz yüzeyli, seviyelenmiş, pürüzsüz, yayvan, yumuşak) + ia (isim yapım eki) * marangozlukta ahşap yüzeyleri düzeltmek, inceltmek ve pürüzsüz hale getirmek için kullanılan manuel veya elektrikli alet

plase : gre., lat , fra. * plateia (geniş yol) (gre.); platea (açık alan, geniş yer), placiare, placeare (uygun yere koymak, düzenlemek, yerleştirmek) (lat.); place (yer, konum), placer (yerleştirmek, koymak, konumlamak) (fra.) * konmuş, yerleştirilmiş; futbolda sert olmayan ve kalecinin uzanamayacağı köşeye yapılan vuruş

plasebo efekt : lat. * placere (hoşnut etmek, memnun etmek), placebo (hoşnut edeceğim; memnun edeceğim) + effectus (gerçekleştirme, gerçelleme, sonuç, etki, tesir) (lat.) * gerçek tedavi içermeyen bir madde veya prosedürün, kişinin bunu tedavi edici olarak algılaması sayesinde psikolojik veya fizyolojik iyileşme göstermesi durumu.

plasenta : gre., lat. * plax, plakos (tabaka, levha, yüzey, düzlem), plakoeis (düze, yassı, kek) (gre.); placenta (yassı kek, düz ekmek) (lat.) * düz ve yassı yapı; gebelikte anne ile fetüs arasında besin, oksijen ve atık alışverişini sağlayan, rahim duvarına tutunan geçici organ

plasenta akreata : gre., lat. * plax, plakos (tabaka, levha, yüzey, düzlem), plakoeis (düze, yassı, kek) (gre.); placenta (yassı kek, düz ekmek) + accreta (ad (-a doğru, yönelim) + crescere (artmak, büyümek, çoğalmak, genişlemek, gelişmek) ) (lat.) * plasentanın rahim duvarına normalden daha derin ve anormal şekilde yapıştığı, doğum sonrası ayrılmasının zor veya imkansız olduğu obstetrik durum

plasenta ekstrakt : gre., lat. * plax, plakos (tabaka, levha, yüzey, düzlem), plakoeis (düze, yassı, kek) (gre.); placenta (yassı kek, düz ekmek) + ex (dış, dışarı, ötesi, hariç) + tractus (çekilmiş, sürüklenmiş, cezbedilmiş, görütülmüş) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) + ctus (isim yapım eki) ) * gebelikte bebek ile anne arasında oluşan plasenta dokusundan elde edilen, amino asitler, vitaminler, mineraller, büyüme faktörleri ve nükleik asitler içeren, cilt yenileme, yaşlanma karşıtı bakım ve yara iyileştirme gibi alanlarda kozmetik ve tıbbi amaçlarla kullanılan yoğun bir özüt

plasenta previa : gre., lat. * plax, plakos (tabaka, levha, yüzey, düzlem, yassı parça) (gre.); placenta (yassı kek, düz ekmek) + previa (prae (önce, önde, evvel) + via (yol, geçit, sefer yolu, vasıta, cadde, sokak, güzergah, patika) ) (lat.) * plasentanın rahimde normal yerleşimi olan üst bölgeler yerine rahim ağzına yakın veya onu kısmen/tamamen örtecek şekilde yerleştiği, gebelikte kanama riski oluşturan obstetrik durum

plasman : gre., lat , fra. * plateia (geniş yol) (gre.); platea (açık alan, geniş yer), placiare, placeare (uygun yere koymak, düzenlemek, yerleştirmek) + mentum (isim yapım eki) (lat.); place (yer, konum), placement (placer (yerleştirmek, koymak, konumlamak) + ment (isim yapım eki) ) (fra.) * yerleştirme; paranın veya sermayenin gelir getirmesi amacıyla hisse senedi, tahvil, döviz, gayrimenkul gibi menkul veya gayrimenkul değerlere yatırılması, yani değerlendirilmesi işlemi, yatırım

plasmaron : gre. * plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasis (şekillenme, şekil verme, biçimlenme, oluşma, büyüme) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) + on (parçacık/tanecik eki) * plazma ortamındaki kolektif uyarılmaları veya plazma dalgalarını ifade etmek için kullanılan, varsayımsal kuaziparçacık (yarı parçacık)

plasmid : gre., lat. * plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasis (şekillenme, şekil verme, biçimlenme, oluşma, büyüme) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (gre.) + ide (benzerlik eki) (lat.) * bakterilerde ve bazı diğer mikroorganizmalarda kromozomdan bağımsız olarak çoğalabilen, genetik bilgi taşıyan küçük halkasal DNA molekülü

plasminojen : gre. * plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasis (şekillenme, şekil verme, biçimlenme, oluşma, büyüme) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * karaciğerde sentezlenen ve kan pıhtılarını çözerek kan damarlarının açık kalmasını sağlayan, dokular tarafından aktive edildiğinde "plazmin" adlı aktif enzime dönüşerek fibrin pıhtılarını parçalayan (fibrinoliz) ve böylece damar tıkanıklıklarını önleyen inaktif bir plazma proteini

plasmoid : gre. * plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasis (şekillenme, şekil verme, biçimlenme, oluşma, büyüme) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) + oides (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * plazma benzeri veya plazma biçiminde olan (yapı); özellikle manyetize plazma içinde kendini sınırlayan, ipliksi veya küresel plazma oluşumu ile ilgili

plasmon : gre. * plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasis (şekillenme, şekil verme, biçimlenme, oluşma, büyüme) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) + on (parçacık/tanecik eki) * bir metal içindeki serbest elektronların kolektif salınımından oluşan kuaziparçacık (yarı parçacık); plazma salınımının kuantumlanmış hali

plaster : gre., lat. * plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek) (gre.); plastrum (sıva, merhem; kaplayıcı madde) (lat.); plâtre (fra.) * yaraları kapatmak için kullanılan tıbbi bandaj/yama; duvar yüzeylerini düzleştirmede kullanılan alçı/sıva malzemesi

plasti : gre. * plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * şekil verme, biçimlendirme; tıpta özellikle doku onarımı ve cerrahi yeniden şekillendirme işlemi

plastid : gre. * plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * bitki ve alg hücrelerinde bulunan, besin üretimi (fotosentez), depolama ve renk pigmentasyonu gibi hayati görevleri üstlenen, kloroplast gibi farklı türleri olan ve hücre içinde çeşitli görevler üstlenen çift zarli organel grubu

plastik : gre. * plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * petrol, doğal gaz, kömür gibi fosil yakıtlardan veya selüloz gibi doğal maddelerden üretilen, polimerizasyon yoluyla elde edilen, ısı ve basınçla kolayca şekil alabilen, dayanıklı, yalıtkan ve düşük maliyetli olan sentetik, hafif ve şekil verilebilir polimer malzeme

plastik cerrahi : gre., ara. * plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + cerrah (açıcı, ameliyat yapan hekim, yaralayan) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.) * vücuttaki doku/organların şekil ve fonksiyon bozukluklarını düzeltmeyi, doğumsal anomalileri, travma veya hastalık sonrası deformiteleri onarmayı amaçlayan cerrahi uzmanlık dalı

plastik sanat : gre., ara. * plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + sanaa (yapmak, üretmek, icat etmek, bir şey ortaya koymak, tasarlamak) + at (isim yapım ve çoğul eki) (ara.) * biçim verilerek oluşturulan, maddi bir malzemeyi şekillendirerek estetik ifade üretmeye dayanan görsel sanatların genel ismi (heykel, resim, mimari vb.)

plastit : gre. * plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ides (benzerlik eki) * bitki ve alg hücrelerinde bulunan, fotosentez, pigment sentezi veya besin depolama gibi işlevleri gerçekleştiren, zarla çevrili organel grubu (kloroplast, kromoplast, lökoplast vb.)

plastokron : gre. * plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + khronos (zaman, vakit, süre) * bitkilerde ardışık yaprak veya yaprak benzeri organların oluşumu arasındaki zaman aralığı, yaprak gelişim ritmi

plastomer : gre. * plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + meros (parça, bölüm, kısım, birim) * belirli koşullarda esneyebilen ve şekil değiştirebilen, elastomer ve termoplastik özellikleri arasında ara davranış gösteren ancak kalıcı akış göstermeyen polimer türü

plastron : lat., fra. * platta, platea (düz levha, geniş yüzey) (lat.); plastron (göğüs zırhı, koruyucu göğüs parçası) (fra.) * göğüs bölgesini koruyan zırh parçası; böcek ve kaplumbağa anatomisinde karın/göğüs altı koruyucu sert yapı; eskrimde göğüs koruyucu ekipman

plastrona : lat., fra. * platta, platea (düz levha, geniş yüzey) (lat.); plastron (göğüs zırhı, koruyucu göğüs parçası) (fra.) * göğüs bölgesini koruyan zırh parçası; böcek ve kaplumbağa anatomisinde karın/göğüs altı koruyucu sert yapı; eskrimde göğüs koruyucu ekipman

platanaceae : gre., lat. * platanos (çınar ağacı) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * Proteales takımında yer alan ve yaygın olarak çınar ağaçlarını kapsayan, güncel durumda sadece Platanus (çınar) cinsine ait büyük, uzun ömürlü ve yaprak döken ağaç türlerini barındıran odunsu ve çiçekli bitki familyası, çınargiller

platanista : gre., lat. * platanistes (düz burunlu yunus) (platys (geniş, yassı, düz, yayvan) + ianos (ike ilgili, -a ait) ) + istes (-cı, ile ilgili, yapan, eden eki) ) (gre.) + a (taksonomik çoğul eki) (lat.) * Güney Asya nehirlerinde yaşayan, uzun ve ince burunlu tatlı su yunuslarını kapsayan Platanista cinsi adı (Ganj ve İndus yunusları)

platanistidae : gre., lat. * platanistes (düz burunlu yunus) (platys (geniş, yassı, yayvan, düz) + ianos (ike ilgili, -a ait) ) + istes (-cı, ile ilgili, yapan, eden eki) ) (gre.) + a (taksonomik çoğul eki) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * balinalar takımının dişli balinalar alt takımına ait, günümüzde yalnızca Güney Asya'daki Ganj ve İndus nehirlerinde yaşayan, uzun, dar burunları ve özel kafatası yapıları olan Platanista cinsi nehir yunuslarını (Ganj ve İndus yunusları) ) kapsayan familya

platanthera : gre. * platys (geniş, yassı, yayvan, düz) + anthera (polen kesesi, çiçek tozu kesesi) * Orchidaceae familyasına ait, geniş yapraklı ve geniş polen keseli orkide cinsi

platanus : gre. * platanos (geniş yaprak) (platys (geniş, yassı, yayvan, düz) + anos (ile ilgili, -a ait) ) (gre.); platanus (lat.) * Platanaceae familyasına ait, geniş yapraklı ağaç cinsi

platanus orientalis : gre. * platanos (geniş yaprak) (platys (geniş, yassı, yayvan, düz) + anos (ile ilgili, -a ait) ) (gre.); platanus + orientalis (doğu yönüyle ilgili, güneşin doğduğu taraf ile ilgili) (orior, oriri (yükselmek, doğmak, oluşmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak, kaynaklanmak) + ent (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * Doğu çınarı olarak bilinen, özellikle Doğu Akdeniz ve Anadolu’da yayılış gösteren, geniş taçlı büyük çınar ağacı türü

platelet : gre., lat. * platys (geniş, yassı, yayvan, düz); plateia (yer, açık alan, sokak, geniş yol) (gre.) + etta (küçültme eki) (lat.); platelette (fra.) * kanda bulunan, pıhtılaşmada görev alan ve kanama durumunda damar hasarını kapatmaya yardımcı olan küçük hücresel parçacık, trombosit

platerina : gre. * atheros (değersiz, süfli) + ina (dişil eki) * kefal türüne benzeyen, gümüş renginde küçük bir deniz balığı cinsi olan gümüşbalığı (Atherina) türü için kullanılan bir isim

platform : gre., lat. * platys (geniş, yassı, yayvan, düz); plateia (yer, açık alan, sokak, geniş yol) (gre.); plattus + forma (şekil, biçim, kalıp, taslak, dış görünüş, yapı) (lat.) * belirli bir işlev için oluşturulmuş düz, yayvan ve yükseltilmiş zemin; ortam, düzlem; hizmet, yazılım veya iletişim altyapısı sağlayan sistem (mecazi)

plathelmint : gre. * platys (geniş, yassı, yayvan, düz) + helmins (solucan; bağırsaklarda yaşayan ve hastalıklara yol açan parazitik solucan türlerinin genel ismi) * yassı solucan; vücutları dorsoventral (sırt-karın yönünde) olarak basık ve yassılaşmış, segmentsiz, yumuşak gövdeli ve genellikle iki taraflı simetrik omurgasız yapıya sahip tenya ve planaryaları kapsayan canlı grubu

platika : gre. * platys (geniş, yassı, yayvan, düz) + ika (ile ilgili, -a ait) * genellikle 15-25 cm uzunluğunda, sırtı zeytin yeşili renginde olan, levrekgiller (Percidae) familyasına ait, sırtı zeytin renginde olan kemikli bir bir tatlı su balığı türü

platin : lat. * platinum (plata (gümüş) + inum (kimyasal madde ve element eki) ) * gümüşe benzeyen fakat ondan daha sert ve ağır bir metal olarak algılandığı için “küçük gümüş” anlamıyla adlandırılan, simgesi Pt, atom numarası 78 olan, yüksek erime noktası, kimyasal kararlılığı ve korozyona karşı olağanüstü direnciyle tanınan değerli bir metal element

plato : gre., lat. * platys (geniş, yassı, yayvan, düz); plateia (yer, açık alan, sokak, geniş yol) (gre.); plattus (lat.) * geniş ve düz yüzey; akarsuların derince parçaladığı, çevresine göre yüksekte kalmış geniş düzlüklerden oluşan yeryüzü şekli, yayla; sinema ve televizyon filmi çekimlerinin yapıldığı dekorlu ortam

plato konsantrasyonu : gre., lat. * platys (geniş, yassı, yayvan, düz); plateia (yer, açık alan, sokak, geniş yol) (gre.); plattus (lat.) + concentratio (yoğunlaşma, odaklanma, toplama, bir yerde toplanma, merkezcilleşme, bir merkezde toplanma) (co, con (birlikte, beraber, ile) + centrum (merkez), centrare (merkeze getirmek, merkezde toplamak, merkezcilleşmek) + tio (isim yapım eki) ) * bir ilacın atılımında vücuda giren ilaç miktarıyla vücuttan çıkan ilaç miktarının birbirine eşit olması sırasındaki plazma konsantrasyonu, kararlı durum derişimi

platon : gre. * platys (geniş, yassı, yayvan, düz) + on (isim yapım eki) (“geniş yapılı, geniş omuzlu” anlamından lakap) * MÖ 427-347 arasında yaşamış, Sokrates’in öğrencisi ve Aristoteles’in hocası olan, Atina’da Akademi’yi kurarak Batı felsefesinin temellerini atan, idealar kuramı (formlar öğretisi) ile duyulur dünya-akledilir dünya ayrımını sistemleştiren, bilgi, etik, siyaset ve metafizik alanlarında diyaloglar yöntemiyle çok sayıda eser vererek felsefe tarihinin yönünü belirleyen Antik Yunan filozofu

platonik : gre. * platys (geniş, yassı, yayvan, düz) + on (isim yapım eki) (“geniş yapılı, geniş omuzlu” anlamından lakap) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * Platon’un felsefesinde duyusal ve bedensel ilişkilerden bağımsız, ideal formlara ve ruhsal/akli düzleme dayanan aşk anlayışına atıfla, cinsel/bedensel yön içermeyen, idealize edilmiş ve zihinsel-duygusal düzeyde kalan ilişki veya sevgi biçimi

platonik cisim : gre., ara. * platys (geniş, yassı, yayvan, düz) + on (isim yapım eki) (“geniş yapılı, geniş omuzlu” anlamından lakap) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + cism (nesne, obje, gövde, vücut, beden, maddi varlık) (ara.) * geometride tüm yüzleri birbirine eş ve düzgün çokgenlerden oluşan, köşelerinde aynı sayıda yüzün birleştiği ve simetrik yapıya sahip beş düzgün katı cisim (tetrahedron, küp, oktahedron, dodekahedron, ikosahedron) için kullanılan terim; bütün yüzeyleri birbirine özdeş çokgen ve yüzey açıları birbirine özdeş olan cisim

platonizm : gre. * platys (geniş, yassı, yayvan, düz) + on (isim yapım eki) (“geniş yapılı, geniş omuzlu” anlamından lakap) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) + ismos (isim yapım, durum, öğreti, doktrin ve akım eki) * Platon’un idealar (düşünceler) kuramını temel alan, beş duyu (görme, işitme, dokunma, tatma, koklama) ile algılanan dünyanın değişken, eksik ve aldatıcı, idealar (düşünceler) dünyasının ise değişmez, mükemmel ve gerçek olduğunu savunan, bilgi, varlık ve ahlakı bu ikili ontolojik ayrım üzerinden açıklayan felsefi düşünce sistemi

platyhelminthes : gre. * platys (düz, geniş, yayvan) + helmins (solucan) + es (taksonomik çoğul eki) * vücutları alttan ve üstten basık, şerit veya yaprak şeklinde olan, parazit veya serbest yaşayan türleri bulunan, tenya ve planarya gibi canlıları kapsayan omurgasız bir hayvanlar şubesi, yassı solucanlar

playback : ing. * play (oynamak, çalmak) + back (geri, arka, ard) * önceden kaydedilmiş ses veya görüntünün yeniden çalınması; özellikle müzikte sanatçının canlı performans sırasında kaydı eşliğinde (veya tamamen kayıt üzerinden) seslendirme yapması

player : ing. * play (oynamak; oyun) + er (-cı, yapan, eden eki) * oyuncu; oyun oynayan, spor yapan veya müzik aleti çalan kişi; dijital ortamda ses/görüntü oynatan cihaz veya yazılım, oynatıcı, çalar

plaza : gre., lat., ita. * plateia (geniş yol) (gre.); platea (geniş cadde, sokak; yer, konum, mekan, meydan) (lat.); piazza (meydan, çarşı, pazar yeri) (ita.) * şehirlerde geniş açık alan, meydan (place, Platz (yer) (ing., alm.) )

plazma : gre * plasma (şekillenmiş, biçimlenmiş şey; katı, sıvı ve gazdan sonra maddenin dördüncü hali olarak bilinen, yüksek enerjili, iyonize olmuş (elektronlarından arınmış) gaz benzeri bir yapı) (plassein (kalıp vermek, şekillendirmek, biçimlendirmek, form vermek), plasis (şekillenme, biçimlenme, oluşum) + ma (isim yapım eki) ) * şekil verilmiş, yapı kazanmış madde; maddenin katı, sıvı ve gazdan sonraki dördüncü hali olan, yıldızlar ve güneş gibi evrendeki görünür maddenin büyük çoğunluğunu oluşturan, gazın çok yüksek sıcaklıkta iyonize olmasıyla oluşan iyonlar ve serbest elektronlardan oluşan elektrik yüklü gaz topluluğu; kanın sıvı olan kısmı (Kanın %55'ini plazma (sıvı kısım), %45'ini kan hücreleri (şekilli elemanlar

plazmaferez : gre * plassein (kalıp vermek, şekillendirmek, biçimlendirmek, form vermek), plasis (şekillenme, biçimlenme, oluşum) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) + aphairesis (ayırma, çıkarma, uzaklaştırma) (apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + hairein (almak, seçmek) + esis (isim yapım eki) ) * kandan plazma kısmının ayrılarak alınması ve yerine uygun sıvı verilmesi esasına dayanan, bağışıklık hastalıkları ve bazı kan hastalıklarının tedavisinde kullanılan tıbbi işlem

plazmid : gre * plassein (kalıp vermek, şekillendirmek, biçimlendirmek, form vermek), plasis (şekillenme, biçimlenme, oluşum) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * bakterilerde ve bazı mikroorganizmalarda bulunan, kromozomdan bağımsız çoğalabilen, genetik mühendisliğinde gen taşıyıcı (vektör) olarak kullanılan, genellikle küçük halkasal DNA molekülü

plazmin : gre * plassein (kalıp vermek, şekillendirmek, biçimlendirmek, form vermek), plasis (şekillenme, biçimlenme, oluşum) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * kanda fibrini parçalayarak pıhtının çözülmesini sağlayan, plazminojenden türeyen aktif enzim (fibrinolitik enzim)

plazminojen : gre * plassein (kalıp vermek, şekillendirmek, biçimlendirmek, form vermek), plasis (şekillenme, biçimlenme, oluşum) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * kanda bulunan ve aktif enzim olan plazmine dönüşerek fibrini parçalayan, pıhtının çözülmesinde (fibrinoliz) görev alan öncül protein (zimogen)

plazmodyum : gre * plassein (kalıp vermek, şekillendirmek, biçimlendirmek, form vermek), plasis (şekillenme, biçimlenme, oluşum) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (gre.) + odium (isim yapım eki) (lat.) * sıtma hastalığına neden olan, sivrisineklerle bulaşan ve insan ile sivrisinek yaşam döngüsü arasında geçen parazitik protozoon cinsi

plazmoliz : gre * plassein (kalıp vermek, şekillendirmek, biçimlendirmek, form vermek), plasis (şekillenme, biçimlenme, oluşum) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) + lusis, lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) * ozmotik basınç altında, yarı geçirgen plazma zarının hücre zarlarından ayrılması; bir bitki hücresi izotonik (eş yoğun) ortamdayken hipertonik (çok yoğun) bir ortama konulduğunda, hücredeki küçük moleküllerin enerji harcanmadan çok yoğun hücre ortamından, az yoğun ortama geçişi

plazmositom : gre * plassein (kalıp vermek, şekillendirmek, biçimlendirmek, form vermek), plasis (şekillenme, biçimlenme, oluşum) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * plazma hücrelerinden (plazmositlerden) köken alan, genellikle kemik iliğinde gelişen ve çoğu zaman multipl miyelomla ilişkili olan kötü huylu tümör oluşumu (plazma hücreli neoplazi)

plebisit : lat. * plebiscitum (halk kararı) (plebs (halk, özellikle Roma’da aristokrat olmayan sınıf) + scitum (bilme, karar, hüküm) (scire (bilmek, karar vermek, hüküm vermek) + tum (isim yapım eki) ) * halkın doğrudan oyuyla belirli bir siyasal konuda karar verilmesini ifade eden oylama yöntemi; genellikle anayasal veya egemenlik değişikliklerinde başvurulan halkoylaması biçimi

plecoptera : gre., lat. * plekein (örmek, bükmek, katlamak) + pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) (gre.) + a (taksonomik çoğul eki) (lat.) * su kenarlarında yaşayan, kanatları dinlenme halinde üst üste katlanan veya örülmüş gibi duran böcekler takımı, taş sinekleri, taşböcekleri

plectranthus : gre. * plektron (iğne, çubuk, vurma çubuğu, pena) + anthos (çiçek) * Lamiaceae (ballıbabagiller) familyasına ait, genellikle aromatik yapraklı, uzun saplı süs bitkilerini içeren bitki cinsi

pleiades : gre. * pleistos (çok, pek çok, fazla), pleion (daha fazla, daha çok; çoğul, artmış) + ades (οğul, soy bildiren dişil çoğul eki) * Yunan mitolojisinde Atlas ve Pleione’nin yedi kızını ifade eden yıldız kümesi (Ülker yıldızları); boğa takımyıldızında bulunan, çok küçük bir kepçe biçiminde altı yıldızdan oluşan yıldız kümesi

pleiokazyum : gre. * pleion, pleios (daha fazla, daha çok; çoğul, artmış, çok sayıda) + khasis (ayrılma, bölünme, dallanma) * ana eksenin ucunda bir çiçek bittikten sonra, bu ucun hemen altındaki aynı noktadan ikiden fazla (en az üç) yan dalın çıkması ile karakterize bir simoz infloresans durumu

pleione : gre. * pleion, pleios (daha fazla, daha çok; çoğul, artmış, çok sayıda) + e (dişil isim yapım eki) * bolluk, artış, çoğalma; Yunan mitolojisinde Atlas’ın eşi ve Pleiades (Ülker kızları) olarak bilinen yıldızların annesi olan deniz perisi (Okeanid); Orchidaceae familyasına ait, Asya kökenli, ilkbahar başında çiçek açan, minyatür ve genellikle karasal, litofitik (taş üstü) özelliğe sahip, çiçekleri mor, pembe veya beyaz renklerde epifitik orkide cinsi, tayvan orkidesi, pencere orkidesi

pleiotropik : gre. * pleion, pleios (daha fazla, daha çok; çoğul, artmış, çok sayıda) + trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * birden fazla ve birbiriyle ilişkisiz fenotipik (fiziksel veya biyolojik) özelliği kontrol eden veya etkileyen (gen)

pleistosen : gre. * pleistos (çok, pek çok, fazla) + kainos (yeni, taze, çağdaş, alışılmamış; çağ, dönem, devir; zaman) * en yeni; çok sayıda buzul-buzularası döngünün yaşandığı ve insan evriminin önemli aşamalarının gerçekleştiği Kuaterner dönem alt evresi, buzul dönemi

pleji : gre. * plegia (felç, inme, nuzul) (plegein (darbelemek, vurmak, çarpmak) + eia (durum ve usim yapın eki) ) * sinir sistemi hasarı veya kas hastalıkları nedeniyle vücudun bir bölümünde kas hareketlerinin geçici veya kalıcı olarak kaybı, felç, inme, nuzul

pleksiform : lat. * plicare, plectere (katlamak, bükmek, kıvırmak, sarmak; örmek, dokumak), plexus (örgü, ağ, dokuma, doku, kıvrım; katlanmış, bükülmüş, örülmüş, sarılmış; kat, katman, tabaka, satıh, yüzey) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * mikroskopik düzeyde liflerin, damarların veya hücresel yapıların ağ (pleksus) benzeri bir düzen içinde örgülenmiş (örneğin "pleksiform nörofibrom")

pleksiglas : lat., alm. * plicare, plectere (katlamak, bükmek, kıvırmak, sarmak; örmek, dokumak), plexus (örgü, ağ, dokuma, doku, kıvrım; katlanmış, bükülmüş, örülmüş, sarılmış; kat, katman, tabaka, satıh, yüzey) (lat.) + Glas (cam) (alm.) * kimyasal adı polimetil metakrilat (PMMA) olan, cam yerine kullanılan şeffaf, hafif ve darbeye dayanıklı plastik malzeme

pleksus : lat. * plicare, plectere (katlamak, bükmek, kıvırmak, sarmak; örmek, dokumak), plexus (örgü, ağ, dokuma, doku, kıvrım; katlanmış, bükülmüş, örülmüş, sarılmış; kat, katman, tabaka, satıh, yüzey) * anatomi ve histolojide sinir, damar veya liflerin birbirine ağsı şekilde bağlanarak oluşturduğu kompleks ağ yapısı (örneğin sinir pleksusu, damar pleksusu)

pleksus pampiniformis : lat. * plicare, plectere (katlamak, bükmek, kıvırmak, sarmak; örmek, dokumak), plexus (örgü, ağ, dokuma, doku, kıvrım; katlanmış, bükülmüş, örülmüş, sarılmış; kat, katman, tabaka, satıh, yüzey) + pampinus (asma filizi, salkım) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * testis çevresinde özellikle spermatik kord içinde yer alan, venlerin üzüm salkımı benzeri ağsı bir yapı oluşturduğu, testis ısısının düzenlenmesinde görev alan damar ağı (venöz pleksus)

plektrom : gre. * plessein (vumak, çarpmak, darbelemek), plektron (vurma aleti, çalgı çalma aleti, mızrap) * telli çalgıları çalmak için parmak uçlarına takılan veya parmaklar arasında tutulan; kemik, fildişi, plastik gibi malzemelerden yapılan küçük, ince levha, mızrap

pleomorfik : gre. * pleion (daha fazla, daha çok; çoğul, artmış) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * hücre, doku veya organizmaların aynı yapı içinde farklı şekil ve boyutlar gösterebilme özelliğine sahip olan

pleomorfizm : gre. * pleion (daha fazla, daha çok; çoğul, artmış) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * çok şekillilik; aynı türden hücre, doku veya mikroorganizmaların farklı şekil ve boyut varyasyonları gösterebilmesi durumu, hücrelerin anormal biçim çeşitliliği

pleonastik : gre. * pleion (daha fazla, daha çok; çoğul, artmış) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) + kos (ile ilgili, -a ait) * dilbilimde, gereksiz tekrar veya anlam bakımından fazlalık yaratan, aynı şeyi yineleyen ifade

pleopeltis : gre. * pleion (daha fazla, daha çok; çoğul, artmış) + peltis, pelte (kalkan) * Polypodiaceae familyasına ait, çok sayıda kalkan benzeri frondlu eğrelti cinsi

pleriksafor : gre. * pleres (dolu, tam) + ixa (bağlayıcı ilaç etki eki; modern farmakolojik adlandırma öğesi) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) * kemik iliğindeki hematopoietik kök hücrelerin kana mobilizasyonunu artırmak için kullanılan ve özellikle kök hücre toplama işlemlerinde uygulanan CXCR4 reseptör antagonisti ilacın etken maddesi (C18H37N7)

plesiomorfik : gre. * plesios (yakın, neredeyse) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * bir türün ya da taksonun, atasından neredeyse shiç değişmeden miras aldığı ve diğer akraba türlerle paylaştığı ilkel (orijinal) karakter özelliği

plesiyozor : gre. * plesios (yakın, neredeyse) + sauros (kertenkele, sürüngen) * Mezozoik Zaman'da (yaklaşık 250 ila 66 milyon yıl önce) denizlerde yaşamış, genellikle uzun boyunlu, geniş gövdeli ve kürek benzeri uzuvlara sahip soyu tükenmiş devasa bir deniz sürüngeni

plethodon : gre. * pletho (çokluk, fazlalık, kalabalık, çok miktar) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) * Plethodontidae familyasına bağlı, genellikle orman semenderleri veya akciğersiz semenderler olarak bilinen, nefes almak için akciğerlere ihtiyaç duymayan, oksijeni deri ve mukoza zarları aracılığıyla alan bir amfibi (çift yaşamlı) hayvan cinsi

plethodontidae : gre., lat. * plethein (dolmak, doldurmak, çoğalmak, çoğaltmak), plethys (dolu olma, dolma, genişleme), pletho (çokluk, fazlalık, kalabalık, çok miktar) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * kuyruklu amfibiler (Caudata) takımına bağlı, akciğerlere sahip olmayan, oksijen ihtiyacını nemli derileri ve ağız boşlukları aracılığıyla karşılayan yani deri yoluyla nefes alan hayvan familyası, akciğersiz semenderler

pletismografi : gre. * plethysmos (hacim artışı, doluluk; genişleme,dolma) (plethein (dolmak, doldurmak, çoğalmak, çoğaltmak), plethys (dolu olma, dolma, genişleme) + ismos (isim yapın ve durun eki) ) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * vücuttaki bir organ veya dokunun hacim değişimlerini (özellikle kan hacmi değişimlerini) ölçerek dolaşım ve damar fonksiyonlarını değerlendiren tıbbi kayıt yöntemi

pletore : gre., lat. * plethein (dolmak, doldurmak, çoğalmak, çoğaltmak) (gre.) + plenus (dolu, tam, eksiksiz) + orium, or (isim yapım ve durum eki) * bir şeyin gereğinden fazla, aşırı veya bolluk halinde bulunması durumu

pleuronectidae : gre. * pleuron, pleura (yan, yan taraf, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar) + nektes (yüzen, yüzücü) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * vücutları yan yatmış, iki gözleri başın aynı tarafında bulunan, çoğunlukla dipte yaşayan yassı balıkları (dil balıkları, pisi balıkları vb.) kapsayan balık familyası, sağgözlü yassı balıklar veya derepisisi balıkları

pleuronectiformes : gre. * pleuron, pleura (yan, yan taraf, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar) + nektes (yüzen, yüzücü) (gre.) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * vücutları yanlardan basık ve genellikle iki gözü başın aynı tarafında bulunan, deniz tabanında yan yatarak yaşayan balıkların oluşturduğu, dil balığı, pisi balığı, kalkan balığı gibi türleri kapsayan kemikli balıklar takımı, yassı balıklar

pleurotus : gre. * pleuron, pleura (yan, yan taraf, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar) + otos (kulak) * Pleurotaceae familyasına ait, genellikle ağaç gövdelerinde yetişen, “istiridye mantarı” olarak bilinen, yan tarafından saplanan ve şapkası yanlamasına kulak biçimine benzeyen yenilebilir mantar cinsi

plevne : sla., bul. * pleven (sazlık, bataklık; düzlük, ova) * 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda (93 Harbi) önemli bir kuşatmaya sahne olmuş, günümüzde Bulgaristan sınırları içinde yer alan tarihi şehrin ismi

plevra : gre. * pleuron (yan, yan taraf, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar), pleura (yan, yan taraf, yan yüzey, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar) * bir katı ile göğüs boşluğunun iç yüzünü, diğer katı ile akciğerlerin dışını saran iki katlı zar

plevral : gre., lat. * pleuron (yan, yan taraf, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar), pleura (yan, yan taraf, yan yüzey, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * akciğerleri ve göğüs boşluğunu çevreleyen plevra zarıyla ilgili olan

plevral efüzyon : gre., lat. * pleuron (yan, yan taraf, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar), pleura (yan, yan taraf, yan yüzey, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) + effusion (bir sıvının veya gazın bir yerden başka bir yere yayılması veya dışarıya çıkması) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + fundere (dökmek, akıtmak, yaymak), fusion (dökülme, akma, yayılma) ) (lat.) * akciğerleri çevreleyen plevra boşluğu içinde normalden fazla sıvı birikmesi durumu

plevralji : gre. * pleuron (yan, yan taraf, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar), pleura (yan, yan taraf, yan yüzey, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar) + algia (acılı olma, ağrılı olma, ıstıraplı olma) (algos (acı, ağrı, sancı, sızı, ıstırap) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * plevra zarının iltihabı veya tahrişine bağlı olarak göğüs yanlarında hissedilen keskin ağrı durumu

plevrasentez : gre. * pleuron (yan, yan taraf, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar), pleura (yan, yan taraf, yan yüzey, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar) + kentesis (iğneleme) (kentein (iğnelemek, iğne yapmak) + sis (isim yapım eki) ) * plevra boşluğunda biriken sıvının ince bir iğne/kateter yardımıyla göğüs duvarından girilerek boşaltılması işlemi, torasentez

plevrit : gre. * pleuron (yan, yan taraf, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar), pleura (yan, yan taraf, yan yüzey, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar) + itis (enflamasyon, iltihap, enfeksiyon) * akciğerleri saran plevra zarının iltihaplanmasıyla ortaya çıkan ve genellikle nefes alırken artan göğüs ağrısıyla karakterize edilen tıbbi hastalık

plevritik : gre. * pleuron (yan, yan taraf, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar), pleura (yan, yan taraf, yan yüzey, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar) + itis (enflamasyon, iltihap, enfeksiyon) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * akciğerleri saran plevra zarının iltihaplanmasıyla ortaya çıkan ve genellikle nefes alırken artan göğüs ağrısıyla karakterize edilen tıbbi hastalıkla ilgili

plexus : lat. * plicare, plectere (katlamak, bükmek, kıvırmak, sarmak; örmek, dokumak), plexus (örgü, ağ, dokuma, doku, kıvrım; katlanmış, bükülmüş, örülmüş, sarılmış; kat, katman, tabaka, satıh, yüzey) * anatomi ve histolojide sinir, damar veya liflerin birbirine ağsı şekilde bağlanarak oluşturduğu kompleks ağ yapısı (örneğin sinir pleksusu, damar pleksusu)

pleybek : ing. * play (oynamak, çalmak) + back (geri, arka, ard) * önceden kaydedilmiş ses veya görüntünün yeniden çalınması; özellikle müzikte sanatçının canlı performans sırasında kaydı eşliğinde (veya tamamen kayıt üzerinden) seslendirme yapması

pli : lat., fra. * plicare, plectere (katlamak, bükmek, kıvırmak, sarmak; örmek, dokumak) (lat.); plier (katlamak, bükmek, kıvırmak) (fra.) * kumaş, kağıt veya giysilerde bir bölümün diğerinin üzerine gelmesiyle oluşan kıvrım, kat, pile; moda ve tekstil sektöründe etek, pantolon veya perde gibi ürünlerde hacim ve hareket sağlamak amacıyla yapılan katlama tekniği

plika : lat. * plicatus (katlanmış, kıvrılmış, üst üste bükülmüş) (plicare, plectere (katlamak, bükmek, kıvırmak, sarmak; örmek, dokumak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * organ veya zar üzerinde bulunan doğal veya yapısal katlanma, kıvrım veya doku kıvrımı; diz eklemini çevreleyen sinovyal zarın (eklem kapsülü) fetal dönemden kalan, ince ve elastik kıvrımları

plika vokalis : lat. * plicatus (katlanmış, kıvrılmış, üst üste bükülmüş) (plicare, plectere (katlamak, bükmek, kıvırmak, sarmak; örmek, dokumak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + vocalis (sesle ilgili) (vox (ses) + alis (ile ilgili, -a ait) ) * ses tellerinin (vokal kordların) kıvrımlı veya katlanmış yapısını ifade eden ve larenks anatomisinde ses oluşumuyla ilişkili

plikamisin : lat., gre. * plicatus (katlanmış, kıvrılmış, üst üste bükülmüş) (plicare, plectere (katlamak, bükmek, kıvırmak, sarmak; örmek, dokumak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * Streptomyces türü bakterilerden elde edilen, DNA’ya bağlanarak hücre bölünmesini inhibe eden ve özellikle testis tümörleri gibi bazı kanser türlerinde kullanılan antineoplastik antibiyotik ilacın etken maddesi (C57H89NO29)

pliyosen : gre. * pleion (daha fazla, daha çok; çoğul, artmış) + kainos (yeni, taze, çağdaş, alışılmamış; çağ, dönem, devir; zaman) * daha yeni; yaklaşık 5.33 ile 2.58 milyon yıl önce (MÖ) sürmüş, Senozoyik Zaman'ın Neojen Dönemi'ne ait olan, Miyosen'den sonra, Pleistosen'den (Buzul Çağı) önce yer alan, iklimin soğumaya başladığı, deniz seviyelerinin düştüğü, kıtaların bugünkü konumlarına yaklaştığı ve insansıların (Hominidae) evrimleştiği jeolojik çağ

plomb : fra. * plomb (kurşun) * atom numarası 82, atom kütlesi 207,19, simgesi Pb olan mavi-gümüş rengi karışımı ağır metal element

plonjan : lat., fra. * plumbicare (dalmak, batmak, ağırlık gibi aşağı batmak) + ens, ent (sıfat yapım eki) (lat.); plongeant (fra.) * dalan, suya dalan, batan, özellikle yüzme ve su sporlarında suya dalış yapan kişi

plonjon : lat., fra. * plumbicare (dalmak, batmak, ağırlık gibi aşağı batmak) (lat.); plonger + on (isim yapım eki) (fra.) * suya atlama, dalış hareketi veya yüzme ve su sporlarında gerçekleştirilen atlayış

plonjör : lat., fra. * plumbicator (dalan, dalıcı, batan) (plumbicare (dalmak, batmak, ağırlık gibi aşağı batmak) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) (lat.); plongeur (fra.) * dalış yapan kişi, dalgıç

plot : ing. * plot (arsa, arazi, parça, plan; komplo, kumpas) * bir hikaye, roman veya filmde olayların düzenli ve anlamlı şekilde ilerleyişini oluşturan kurgu yapısı, plan, kurgu

ploutos : gre. * ploutos (zenginlik, servet, bolluk, refah) * Yunan mitolojisinde zenginlik ve bolluğun kişileştirilmiş tanrısı olan ve refahı simgeleyen figür

plörektomi : gre. * pleuron (yan, yan taraf, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar), pleura (yan, yan taraf, yan yüzey, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * plevra zarının bir kısmının veya tamamının cerrahi olarak çıkarılması işlemi

plörezi : gre. * pleuron (yan, yan taraf, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar), pleura (yan, yan taraf, yan yüzey, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * akciğerleri saran plevra zarının iltihaplanmasıyla ortaya çıkan ve genellikle nefes alırken artan göğüs ağrısıyla karakterize edilen tıbbi hastalık

plörit : gre. * pleuron (yan, yan taraf, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar), pleura (yan, yan taraf, yan yüzey, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar) + itis (enflamasyon, iltihap, enfeksiyon) * akciğerleri saran plevra zarının iltihaplanmasıyla ortaya çıkan ve genellikle nefes alırken artan göğüs ağrısıyla karakterize edilen tıbbi hastalık

plöritik : gre. * pleuron (yan, yan taraf, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar), pleura (yan, yan taraf, yan yüzey, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar) + itis (enflamasyon, iltihap, enfeksiyon) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * plevra iltihabı (plörit) ile ilgili

pluchea : lat. * Pluche (Fransız doğabilimci, botanikçi ve papaz Noël‑Antoine Pluche'ün soyadından) + a (ile ilgili, -a ait) * papatyagiller (Asteraceae) familyasına ait, genellikle çalı formunda olan ve bazı türleri tıbbi veya aromatik amaçlarla kullanılan tropik bitki cinsi

plug : ing. * plug (tıpa, fiş, tıkaç, kapatıcı nesne) * bir deliği kapatmak veya elektrik bağlantısı sağlamak amacıyla kullanılan eleman

plumbaginaceae : lat. * plumbum (kurşun) + ago (ile ilgili, -a ait) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * kurşun otları (Plumbago) ve akrabalarını kapsayan, çoğunlukla otsu bitkilerden oluşan, tuzlu ve kurak ortamlara uyum gösterebilen bitki familyası, kurşunotugiller, kardikenigiller

plumbago : lat. * plumbum (kurşun) + ago (ile ilgili, -a ait) * Plumbaginaceae familyasına ait, kurşunlu topraklarda yetişen, mavi çiçekli bitki cinsi (adını bazı türlerin, eski inanışlarda kurşun zehirlenmesine veya kurşun renkli lekelenmelere karşı kullanılmasından alır.)

plumeria : lat. * Plumer (Fransız botanikçi Charles Plumier'in soyadından) + ia (isim yapım eki) * Apocynaceae familyasına ait, sütlü özsuya sahip, tropikal bölgelerde yetişen, hoş kokulu ve süs bitkisi olarak kullanılan “frangipani” çiçeğini içeren süs bitkisi cinsi

plummer-viscon sendromu : ing., lat. * plummer (Amerikalı endokrinolog Henry Stanley Plummer'ın soyadından) + viscera (iç organlar) + syndromon (sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + dramein (koşmak) ) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * genellikle demir eksikliği anemisi + yutma güçlüğü (özofagus webleri) + glossit triadıyla karakterize, çoğunlukla orta yaş kadınlarda görülen ve özofagus üst kısmında darlık oluşturan klinik durum

plumosa : lat. * pluma (tüy) + osus (ile ilgili, -a ait, gibi, benzer) * tüylü, ince tüylerle kaplı veya tüy biçiminde dallanmış yapı özelliği gösteren, tüylü, tüysü

plumosus : lat. * pluma (tüy) + osus (ile ilgili, -a ait, gibi, benzer) * tüy biçiminde dallanmış yapı özelliği gösteren, tüylü, tüysü; genellikle Asparagus plumosus (yeni adıyla Asparagus setaceus) olarak bilinen, tül gibi ince, narin ve tüysü yapraklara sahip salon tülü/kuşkonmaz türü

pluribis unum : lat. * pluribus, pluribis (çoklardan, çoğun, çokluktan birliğe, çoktan tek) (pluri (çoğu, birçok) + bus, bis (çokluk eki, çoğul eki) ) + unum (tek, bir) * çoktan biri, birçok şeyden tek bir şey; birlikten güç doğar (pluripotent); Amerika Birleşik Devletleri'nin geleneksel sloganı olan ve 13 farklı koloninin birleşerek tek bir ulus oluşturmasını simgeleyen, Amerikan paraları ile resmi mühründe yer alan slogan

pluriflor : lat. * plus, pluris (daha çok, birçok) + flos, floris (çiçek) + us (sıfat eki) * çok sayıda çiçek taşıyan, birden fazla çiçeği olan (yapı veya bitki)

pluriovulat : lat. * plus, pluris (daha çok, birçok) + oion (yumurta, dişi üreme hücresi) (gre.); ovulum (yumurtacık) (ovum (yumurta) + ulum (küçültme eki) ) + atus (sıfat yapım eki) (lat.) * çok sayıda tohum taslağı (ovül) taşıyan, birden fazla ovül içeren

pluripotent : lat. * plus, pluris (daha çok, birçok) + potens, potent, potentis (güçlü, kudretli, kuvvetli, etkili) * birçok farklı hücre tipine dönüşebilme yeteneğine sahip olan

plus : lat. * plus (çok, daha, daha çok, fazla, artı, ilave, ek) * miktar veya derece bakımından artı, daha fazla, pozitif değer; matematikte toplama işareti (+); ekstra, ilave

plümül : lat. * plumula (küçük tüy, küçük telek) (pluma (tüy, ince kuş tüyü) + ulum, ula (küçültme eki) * tohum embriyosunda bulunan, gelişerek ilk gerçek yaprakları ve sürgün sistemini oluşturan embriyonik sürgün bölgesi

plüralist : lat. * pluralis (çok sayıda olan, çok, çoğul) (pluris (daha çok, daha fazla) + alis (ile ilgili, -a ait) ) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * toplumda, siyasette veya felsefede tek bir görüş yerine çoklu görüşlerin, değerlerin ve güç odaklarının birlikte var olabileceğini savunan kişi veya düşünce akımı

plüralizm : lat. * pluralis (çok sayıda olan, çok, çoğul) (pluris (daha çok, daha fazla) + alis (ile ilgili, -a ait) ) + ismus (isim yapım ve durum eki) * toplumda, siyasette veya düşünce alanında tek bir otorite veya görüş yerine birden fazla görüşün, değer sisteminin ve güç odağının birlikte varlığını kabul eden felsefi ve sosyopolitik yaklaşım

plütino : lat. * Pluto (adını Roma mitolojisindeki yeraltı tanrısı Pluton’dan alan, Güneş sistemindeki cüce gezegen Pluton) + inus, ino (ile ilgili, -a ait) * Neptün ile 3

plütokrasi : gre. * ploutos (zenginlik, servet, bolluk, refah) + kratia (kudret, güç, iktidar, güçlülük, kuvvetlilik; yönetim) (kratos (güç, kudret, kuvvet, sağlamlık) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * siyasi gücün doğrudan veya dolaylı olarak zengin sınıfın elinde olduğu ve yönetimin ekonomik servete dayalı olarak şekillendiği yönetim biçimi

plüton : gre. * ploutos (zenginlik, servet, bolluk, refah) + on (sıfat yapım eki) * zengin olan; Yunan mitolojisinde yeraltı dünyasının (Hades) hükümdarı olan tanrı; Güneş sisteminde cüce gezegen olarak bilinen gök cismi

plütonyum : lat. * pluton (Plüton gezegeni; Roma mitolojisinde yeraltı tanrısı) (ploutos (zenginlik, servet, bolluk, refah) + on (sıfat yapım eki) ) + ium (kimyasal element eki) * atom numarası 94, simgesi Pu olan, radyoaktif, ağır ve yapay olarak üretilen aktinit serisi metalik kimyasal element

plüviofil : lat. * pluvio, pluvia (yağmur) (lat.) + philos (seven, sever, sevici) (gre.); philus (lat.) * yağmur yağdığında huzur duyan, yağmurlu havaları seven, yağmurlu atmosferden keyif alan, yağmurla ilişkili kokulardan ve seslerden neşe ve içsel tatmin elde eden, yağmuru seven, yağmurdan hoşlanan

plüviometre : lat. * pluvio, pluvia (yağmur) (lat.) + metron (ölçü) (gre.) * belirli bir zaman içinde düşen yağmur miktarını (yağış seviyesini) ölçmek için kullanılan meteorolojik ölçüm cihazı

plüviyometre : lat. * pluvio, pluvia (yağmur) (lat.) + metron (ölçü) (gre.) * belirli bir zaman içinde düşen yağmur miktarını (yağış seviyesini) ölçmek için kullanılan meteorolojik ölçüm cihazı

pm : lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + meridiem (öğle, gün ortası) (merius, medius (orta) + dies (gün) + ianus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) * “post meridiem” ifadesinin kısaltması olan ve öğleden sonraki saatleri (12

Pm : lat. * promethium (Prometheus (Yunan mitolojisinde ateşi insanlara veren Titan) + ium (kimyasal element eki) ) * atom numarası 61 olan, lantanitler serisinde bulunan, tüm izotopları radyoaktif olan, nükleer pillerde, ışık kaynaklarında ve bilimsel araştırmalarda kullanılan nadir bir element

pnömatik : gre. * pneuma (hava, nefes, ruh; esinti, soluk) + tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * basınçlı hava veya gaz kullanılarak güç iletimi, hareket üretimi veya kontrol sağlanması prensibine dayanan teknik ve mühendislik sistemi

pnömatize : gre., lat. * pneuma (hava, nefes, ruh; esinti, soluk) + tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.) * hava ile dolmuş hava boşlukları kazanmış

pnömatofor : gre., lat. * pneuma (hava, nefes, ruh; esinti, soluk), pneumon (akciğer) + phoros (taşıyan, götüren, getiren) (pherein (taşımak, götürmek, getirmek) + os (isim yapım eki) ) * hava veya gaz taşıyan, özellikle bazı bitkilerde köklerden gelişerek su yüzeyinin üzerine çıkan ve gaz alışverişine yardımcı olan (özel yapı)

pnömofili : gre. * pneuma (hava, nefes, ruh; esinti, soluk) + philia (sevme durumu, hoşlanma durumu) (philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * havayı veya oksijen açısından zengin ortamları seven, böyle ortamlara uyumlu olan veya bu tür koşullara biyolojik/ekolojik olarak eğilim gösteren (durum veya canlı

pnömokokal aşı : gre., lat., tür. * pneuma (hava, nefes, ruh; esinti, soluk), pneumon (akciğer) + kokkos (tohum, çekirdek, tanecik, yuvarlak) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) + aşı (hastalıklara karşı bağışıklık sağlamak için bir organizmaya verilen madde) (aş (geçmek, geçirmek, eklemek, yamamak, onarmak, nakletmek) + ı (isim yapım eki) ) (tür.) * Streptococcus pneumoniae bakterisine karşı bağışıklık oluşturmak amacıyla kullanılan, pnömokokların neden olduğu pnömoni, menenjit ve diğer invaziv enfeksiyonlara karşı koruma sağlayan aşı

pnömokokus : gre. * pneuma (hava, nefes, ruh; esinti, soluk), pneumon (akciğer) + kokkos (tohum, çekirdek, tanecik, yuvarlak) * akciğer enfeksiyonlarına, özellikle zatürreye neden olabilen yuvarlak şekilli (kok) bakterileri ifade eden tıbbi mikroorganizma

pnömokonyoz : gre. * pneuma (hava, nefes, ruh; esinti, soluk), pneumon (akciğer) + konis (toz, ince parçacık) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * genellikle uzun süre tozlu ortamda çalışmaya bağlı olarak akciğerlerde toz birikmesi sonucu gelişen ve solunum fonksiyonlarını bozan mesleksel akciğer hastalığı

pnömomediastinum : gre. * pneuma (hava, nefes, ruh; esinti, soluk), pneumon (akciğer) + mediastinum (göğüs boşluğunun ortasındaki alan; orta bölme) (media (orta) + stare (durmak, dikilmek, ayakta durmak, daim olmak, devam etmek, kalmak), stinum (duran, dikilen, yer alan) ) * göğüs boşluğunda, akciğerler arasındaki mediastinum bölgesinde normalde bulunmaması gereken havanın birikmesi durumu

pnömonektomi : gre. * pneuma (hava, nefes, ruh; esinti, soluk), pneumon (akciğer) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * akciğer dokusunun bir kısmının veya tamamının cerrahi olarak çıkarılması işlemi

pnömoni : gre. * pneuma (hava, nefes, ruh; esinti, soluk), pneumon (akciğer) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * akciğer iltihabı, zatürree

pnömonitis : gre. * pneuma (hava, nefes, ruh; esinti, soluk), pneumon (akciğer) + itis (enflamasyon, iltihap, enfeksiyon) * akciğer dokusunun viral enfeksiyon dışı nedenlerle (örneğin kimyasal, radyasyon veya alerjik etkenlerle) gelişen iltihabi durumu

pnömonoultramikroskopisilikovolkanokoniyozis : gre., lat. * pneuma (hava, nefes, ruh; esinti, soluk), pneumon (akciğer) (gre.) + ultra (ötesinde, aşırı) (gre.) + mikroskopikos (mikroskopik, mikroskop ile görülebilen) (mikros (küçük, minik, ufak, az) + skopein (bakmak, incelemek, gözlemlemek, hedeflemek), skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) ) (gre.) + silica (silis, kuvars) + Vulcanus (Roma mitolojisinde ateş, ocak, metal işçiliği ve volkanik güçlerin tanrısı), volcano (yanardağ, volkan) (lat.) + koniosis (solunum yoluyla alınan tozların özellikle akciğer dokusunda birikmesi sonucu ortaya çıkan mesleki hastalık, tozlanma hastalığı) (konis (toz) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) (gre.) * son derece ince silis ve volkanik tozların solunması sonucu akciğerlerde birikerek gelişen, toz kaynaklı pnömokonyoz türü

pnömoperitoneum : gre. * pneuma (hava, nefes, ruh; esinti, soluk), pneumon (akciğer) + peritonaion (etrafı gerilmiş, çevresi örtülmüş) (peri (çevresinde, etrafında) + teinein (germek, yaymak) + aion (isim yapım eki) (gre.), peritoneum (lat.) * karın boşluğunda, periton boşluğu içinde normalde bulunmaması gereken serbest havanın birikmesi durumu

pnömoplevrit : gre. * pneuma (hava, nefes, ruh; esinti, soluk), pneumon (akciğer) + pleuron (yan, yan taraf, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar), pleura (yan, yan taraf, yan yüzey, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar) + itis (enflamasyon, iltihap, enfeksiyon) * plevra zarında iltihapla birlikte göğüs boşluğunda hava bulunmasının eşlik ettiği, hem hava varlığı hem de zar iltihabını içeren patolojik durum

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...