phyllostomidae :
gre. * phyllon (yaprak) (gre.) + stoma (ağız, açıklık, giriş) (gre.) + idae
(-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Orta ve Güney Amerika gibi tropikal
bölgelerde yaşayan, burunlarında yaprak biçimli, üçgensel bir deri çıkıntısı
bulunan, çeşitli beslenme biçimlerine sahip yarasalar familyası, yaprak burunlu
yarasalar
physalis :
gre. * physallis (balon, kese, mesane", sidik torbası, kabarcık) *
patlıcangiller (Solanaceae) familyasına ait, kağıt benzeri ince bir kabuk
içinde yetişen, meyveleri kese şeklinde olan, sarı-turuncu renkli, tatlı-ekşi
aromalı egzotik bir meyve
physeter macrocephalus :
gre., lat. * physeter (üfleyen, soluyan) + makros (büyük, uzun) + kephale (baş,
kafa) (gre.) + us (isim yapım eki) (lat.) * çok büyük başlı, derin dalış
yapabilen, iri yapılı dişli deniz memelisi türü, ispermeçet balinası, kaşalot
physeteridae :
gre., lat. * physeter (üfleyen, soluyan) (gre.) + idae (-giller, hayvan
familyası eki) (lat.) * ispermeçet balinası (kaşalot) türünü içeren, devasa
kafaları ve kafalarındaki özel mumsu sıvı (spermaseti) ile bilinen büyük deniz
memelilerini kapsayan dişli balinalar familyası
physis :
gre. * phyein (doğmak, oluşmak, büyümek), physis (doğa, oluş, büyüme) * Yunan
düşüncesinde doğanın kendisini, varlıkların içsel gelişimini ve oluş sürecini
ifade eden doğanın üretken gücünün kişileştirilmiş hali
phytolaccaceae :
gre., lat. * phyton, phytos (bitki, büyüyen şey) (gre.) + lacca (reçine, zamk;
lak boyası) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * tropikal ve
subtropikal bölgelerde yetişen, çoğunlukla otsu bitkiler, çalılar ve küçük
ağaçlardan oluşan, en bilinen cinsi ve türü, morumsu meyveleri olan ve halk
arasında şekerciboyası olarak bilinen Phytolacca bitkisi olan bir çiçekli bitki
familyası, şekerciboyasıgiller
pıhtı :
tür. * pıhtı (yoğunlaşmış, katılaşmış sıvı; özellikle kanın donarak
koyulaşması) (pıh (yoğunlaşmak, katılaşmak, sertleşmek) + tı (isim yapım eki) )
* kan veya başka bir sıvının akışkanlığını kaybedip yoğunlaşarak yarı katı hale
gelmesi sonucu oluşan kitle, koagülasyon ürünü
pılaçka :
arn. * plake (çapul,
ganimet, eşya) * savaşta veya toplumsal kargaşa anlarında karşı tarafın malını zorla ele
geçirme, yağmalama, soygun ve çapul eylemi ve bu yolla elde edilen ganimet,
çapul
pılıpırtı :
erm. * pul (yıkık, harap) + pert (kopuk, kırık) * bir kimsenin sahip olduğu
eski püskü, değersiz veya taşınabilir eşyaların bütünü (giysi, ev eşyası vb.),
eski, döküntü eşyalar
pıllım :
tür. * pıl (yıpranmak,
eskimek, dökülmek) + ım (isim/sıfat yapım eki) * köhne, çok eskimiş,
yıpranmış, deforme olmuş, döküntü
halindeki eşyalar, yerler
pınar :
tür. * bınar (su gözü, çeşme) * yerden kaynayarak çıkan su, su kaynağı, memba
veya çeşme
pınarbaşı :
tür. * bınar (su gözü, çeşme) + baş (kafa, tepe, uç) + ı (iyelik eki) *
Kastamonu’nun bir ilçesi; Kayseri’nin bir ilçesi
pınarhisar :
tür. * bınar (su gözü, çeşme) + hisar (etrafı çevrili yer, müstahkem yer, sur,
korugan) * Kırklareli’nin bir ilçesi
pır :
tür. * pır (kuş kanatlarının çıkardığı sesten ses yansımalı (onomatopeik)
kelime) * kuş kanatlarının çıkardığı ses, bir yerden kaçıp gitme düşüncesini
anlatan bir söz
pırasa :
gre. * prason (soğangillerden sebze) * zambakgiller (Amaryllidaceae)
familyasından, soğan ve sarımsakla akraba olan, uzun beyaz gövdesi ve yeşil
yaprakları olan, kış mevsiminde yetişen, genellikle zeytinyağlı yemekleri,
çorbaları veya börekleri yapılan, lifli yapısı ve besleyici değeriyle öne
çıkan, Akdeniz mutfağının temel sebzelerinden olan otsu bir sebze
pırazvana :
far. * pırazvan (keskin kenar, kılıç sırtı; gizli kalan ama her şeyi tutan) *
bıçak, kılıç veya ustura gibi kesici aletlerin namlu (keskin) kısmının, kabza
(sap) içinde kalan uzantısı
pırıl :
tür. * pır (ışık saçmak, parlamak) + ıl (sıfat yapım eki) * ışıl ışıl, parlak,
temiz ve ışık yansıtan ("pırıl pırıl" ikilemesiyle pekiştirilir.)
pırıltı :
tür. * pır (ışık saçmak, parlamak) + ıl (sıfat yapım eki) + tı (isim yapım eki)
* küçük, kısa süreli ışık parlaması; yüzeyden yansıyan zayıf ve titreşimli ışık
görünümü
pırlanta :
fra. * briller (parlamak, ışıldamak), brillant (parlayan, ışıldayan) * ışığı
güçlü şekilde kırıp yansıtan, mücevher olarak kullanılan ve çok sert bir karbon
kristali olan elmasın kesilerek parlatılmış hali
pırnal :
gre. * purnari, prinari, prinos (çalı meşesi, kermes meşesi) * kışın
yapraklarını dökmeyen, genellikle 20 metreye kadar boylanabilen, küçük ve tek
çekirdekli palamutları (pelit) olan, Akdeniz iklimine özgü maki bitki örtüsü
içinde yer alan, dikenli veya düz yapraklı, çalımsı bir meşe türü, quercus
ilex, quercus coccifera
pırpı :
tür. * pır (parlama, titreşimli ışık; ses yansımalı kök) + pı
(tekrar/pekiştirme unsuru; ikileme kökü oluşturma) * halk inanışında “yılan
taşı” olarak bilinen, parlaklığı veya gizemli etkisi olduğuna ve yılan
sokmasına karşı ilaç olduğuna inanılan bir taş türü
pırpır :
tür. * pırpır (kanat çırpma, hızlı titreşim sesi) (pır (kyşun kanat
çırpmasından ses yansımalı (onomatopeik) kelime) + pır (kyşun kanat
çırpmasından ses yansımalı (onomatopeik) kelime) ) * kanat çırparak veya
titreşerek hızlı ve kesik kesik hareket eden şeyleri veya bu hareketten çıkan
ses; pervaneli küçük uçak; astsubay üniformasının kol kısmında yer alan rütbe
işaretleri
pırpıt :
tür. * pırpıt (kumaşın eski,
yıpranmış veya kaba dokulu hali ve giyildiğinde çıkardığı sesi çağrıştıran ses
yansımalı (onomatopoeik) kelime) * özellikle Karakucak güreşlerinde
pehlivanların kispet yerine giydiği, keçi kılından veya kalın bezden dokunan
dizlik/pantolon türü; el tezgahında
dokunan kaba yünlü kumaş; eskimiş,
rengi solmuş, yıpranmış veya yamalı kumaş ve giysi, eski
püskü giysi
pırt :
tür. * pırt (osuruk sesinden ses yansımalı (onomatopeik) kelime) * anüsten gaz
çıkarıldığında (osurulduğunda) çıkan sesi temsilen kullanılan kelime
pırtı :
tür. * pırtı (kumaşın yırtılırken
veya hışırdarken çıkardığı sesten ses yansımalı kelime; eski,
değersiz veya parça eşya, giysi ve çamaşır) *
eski, değersiz veya parça eşya, giysi ve çamaşır ("pılı pırtı" olarak
kullanılır.)
pırtık :
tür. * pırtı (kumaşın yırtılırken
veya hışırdarken çıkardığı sesten ses yansımalı kelime; eski,
değersiz veya parça eşya, giysi ve çamaşır) + k (ile ilgili, -a ait) * eski,
yırtık, fersude, parça parça olmuş
pısırık :
tür. * pıs (korkmak, sinmek, çekinmek, küçülmek) + ırık (sıfat yapım eki) *
aşırı çekingen, korkak, pasif, girişken olmayan, özgüveni düşük, sünepe veya
beceriksiz (kişi)
pısmak :
tür. * pıs (korkmak, sinmek, çekinmek, küçülmek) + mak (fiil mastar eki) *
korku, çekinme veya utangaçlık nedeniyle sinmek, pısırıklaşmak, saklanmak veya
sessizleşip görünmez olmaya çalışmak
pışpışlamak :
tür. * pış (sakinleştirme, okşama, yumuşak dalga sesi anlamlarına dayalı ses
yansımalı kelime) + pış * bebekleri kucakta veya beşikte yavaş yavaş sallayıp,
popolarına hafifçe vurarak "pışş pışş" sesiyle uyutmaya çalışmak
pışt :
tür. * pışt (dikkat çekme veya
çağırma sesi) * birinin dikkatini çekmek, birini samimi veya bazen
rahatsız edici bir şekilde çağırmak veya seslenmek için kullanılan ünlem
tabanlı bir hitap kelimesi
pıt :
tür. * pıt (damla, hafif darbe veya patlama gibi durumların çıkardığı kısa,
hafif, kesintili ve
ani seslerden ses yansımalı kelime)
*
çok küçük bir nesnenin, su damlasının yere veya herhangi bir yüzey üzerine
düşmesiyle çıkan hafif ses
pıtır :
tür. * pıt (çok küçük bir nesnenin, su damlasının yere veya herhangi bir yüzey
üzerine düşmesiyle çıkan hafif ses) + ır (son ek) * küçük nesnelerin düşerken
çıkardığı hafif ve seri sesi ifade eden onomatopeik kelime
pıtrak :
tür. * buturgak, pıtrak (ses yansımalı (onomatope) kelime) * papatyagiller
(Asteraceae) familyasından Xanthium spinosum cinsini oluşturan Amerika ve
Asya'ya özgü dikenli tohumlara sahip otsu bitki türü
pıyrım :
tür. * pıy (yassı bir şeyin
kenarından veya ucundan parça koparmak, sıyırmak ya da ufalamak) + rım
(isim/sıfat yapım eki) * çok eskimiş, fazlasıyla yıpranmış, yırtık
pırtık hale gelmiş giysi veya eşyalar için kullanılan bir sıfat
pi : gre. * pi (Π π) * Yunanca alfabenin on altıncı harfi Π π
pi sayısı :
gre., tür. * pi (π) (perimetron (çevre) (peri (çevresinde, etrafında) + metron
(ölçü) ) (gre.) + sayı (nicelik, miktar, rakamla ifade edilen değer) + sı
(iyelik eki) (tür.) * bir çemberin çevresinin çapına oranını ifade eden
irrasyonel yani ondalık açılımı sonsuz ve tekrarsız olan (periyodik olmayan)
sabit sayı (3,141592653589793238462643383.........) (dairenin çevre formülü ç =
2π.r, alan formülü a = π.r^2)
pia mater :
lat. * pia (yumuşak) + mater (anne, ana, valide) * beyin ve omuriliği dış
etkenlerden koruyan, "meninks" adı verilen üç zardan (membran) en
içte bulunan, beyin dokusuna sıkıca yapışan, beyne kan sağlayan damarları
içeren ince ve hassas bağ dokusu tabakası (Meninksteki (beyin zarındaki) diğer
katmanlar dura mater, arachnoid mater ve pia mater'dir.)
pianissimo :
lat., ita. * planus (düz, düzlem, yüzey, satıh, yassı, düz yüzeyli,
seviyelenmiş, pürüzsüz, yayvan, yumuşak) (lat.); piano (yumuşak, hafif, sessiz)
+ issimo (çok, en, çok, en fazla, aşırı) (ita.) * müzikte bir eserin çok çok
hafif ve kısık sesle çalınması veya söylenmesi gerektiğini belirten terim
piano :
lat. * planus (düz, düzlem, yüzey, satıh, yassı, düz yüzeyli, seviyelenmiş,
pürüzsüz, yayvan, yumuşak) * 88 adet tuş içeren bir klavyeden hareket ettirilen
çekiçlerin, gerilmiş tellere vurmasıyla tonların üretildiği, vurmalı müzik
aleti
pianta :
lat., ita. * planta (dikilen şey, bitki, fidan, sürgün, filiz, taban, ayak
tabanı) (lat.); piantare (dikmek, yerleştirmek, kök saldırmak) (pianta (bitki,
kök salmış canlı organizma; filiz) + are (fiil mastar eki) ) (ita.) *
bitkilerin toprağa kök salmış canlı varlıklar olarak genel adı, bitki
pibrentasvir :
lat. * pibrent (ön ek) + asvir (HCV NS5A inhibitörleri için kullanılan
antiviral ilaç son eki) * Hepatit C virüsünün çoğalmasında görev alan NS5A
proteinini inhibe eden antiviral ilaç etken maddesi
pica :
lat. * pica (saksağan; her şeyi gagalayan kuş) * genellikle çocuklarda, bazı
psikiyatrik durumlarda ve gebelik durumlarında görülebilen, besin değeri olmayan
maddeleri (toprak, kil, kağıt, buz, saç, boya, kül vb.) yeme isteğiyle
karakterize edilen yeme bozukluğu; matbaacılıkta 12 puntoya eşit hurufat
ölçüsü; Katolik kilise yortularının tarihlerini belirten el kitabının halk
arasındaki ismi
picard teoremi : fra.,
gre., tür. * picard (Fransız matematikçi Émile Picard’ın soyadından) (fra.) +
theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme,
teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * kompleks
analizde, tek değerli fonksiyonların değer kümeleriyle ilgili önemli sonuçlar
veren, özellikle temel Picard teoremi olarak, herhangi bir bütünleyici olmayan
fonksiyonun tüm karmaşık düzlemde en fazla iki istisnai değer alabileceğini
belirten teorem
piccolo :
ita. * picc, picco (küçük, ufak, minik) + olo (küçültme eki) ) * küçücük,
ufacık, minicik; standart flütten bir oktav daha tiz ses çıkaran küçük flüt
türünü (pikolo flüt), kahve kültüründe ise yoğun aromalı küçük boy sütlü kahve
picea :
lat. * picea (reçineli çam ağacı; ladin türü ağaç, ladin) * çamgiller
(pinaceae) familyasına ait, iğne yapraklı, kozalaklı ve genellikle soğuk
iklimlerde yetişen ladin cinsi ağaçların bilimsel adı
picidae :
lat. * picus (ağaçkakan) + idae (-giller, familya eki) * ağaç gövdelerine
tırmanmaya uyum sağlamış, güçlü gagalı, uzun dilli ve böceklerle beslenen
kuşlar familyası, ağaçkakangiller
piciformes :
lat. * picus (ağaçkakan) + formis (şekilli, biçimli, kalıplı) (forma (şekil,
biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * ağaçkakanlar ve onlarla akraba
olan, çoğunlukla ağaçlarda yaşayan, güçlü gagalı ve tırmanıcı özellikli kuşlar
takımı
pick and roll :
ing. * pick (seçmek, toplamak, ayıklamak, delmek) + and (ve) + roll
(yuvarlanmak, devrilmek) * basketbolda perdeleme yapan oyuncunun, perdelemeyi
yaptıktan sonra top almak için potaya doğru devrilmesi
piç :
far. * beçe (insan ve hayvan yavrusu, çocuk, evlat) * ailesiz çocuk, kötü huylu
insan (bitch (kötü insan, fahişe, ahlaksız) (ing.) )
piçuta : 65
cm ve üzeri boya ulaşabilen, torik ile zindandelen arasında bir boyutta olan,
palamut balığının en iri cinsi, peçuta, fıçıta
pide :
gre. * pita, pitta (yassı hamur ekmeği; lokma) * mayalı hamurdan yapılan
yuvarlak veya oval biçimli yassı ekmek
pieridae :
gre., lat. * pieris, pierides (Makedonya'daki Pieria bölgesiyle ilişkili dokuz
mousa kız kardeş) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) *
çoğunlukla beyaz, sarı veya turuncu renkli kanatlara sahip, lahana
kelebeklerini de kapsayan, gündüz uçan kelebekler familyası
piezoelektrik :
gre * piezein (sıkıştırmak, bastırmak, basmak) + elektrikos (elektron
(kehribar, koyu sarı, parlak, akkor) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
) * belirli kristal veya seramik malzemelerin mekanik baskı (basınç) altında
elektrik enerjisi üretmesi veya elektrik gerilimi uygulandığında mekanik olarak
şekil değiştirmesi (hareket etmesi) olayı
pigme :
gre. * pygmaios (cüce, kısa boylu) * özellikle Orta Afrika'nın yağmur
ormanlarında yaşayan, yetişkin erkeklerinin ortalama boyu 1.50 metrenin altında
olan, genetik reseptör eksikliği nedeniyle kısa kalan, beş bin yıllık bir
geçmişe sahip, kıvırcık saçlı ve ince yapılı insanlardan oluşan yerli
topluluklara verilen genel ad
pigment :
lat. * pingere (boyamak, çizmek, resmetmek, işaretlemek) + mentum (isim yapım
eki) * boyar madde, renk verici; canlılarda veya maddelerde renk oluşmasını
sağlayan, ışığı seçici olarak emen doğal veya yapay renk verici madde
pigmentasyon :
lat. * pingere (boyamak, çizmek, resmetmek, işaretlemek) + mentum (isim yapım
eki) + are (fiil mastar eki) + tio (isim yapım eki) * canlı dokularda
pigmentlerin oluşması, birikmesi veya dağılması sonucu renklenme süreci
pijama :
far. * pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan;
hisse, kısım, bölüm, parça, oran) + jama (giysi) * ayak giysisi, bacak giysisi;
genellikle uyku sırasında giyilen, rahat, hafif ve bol kesimli alt-üst
takımlardan oluşan giysi
pik :
ing. * peak (zirve, tepe, doruk) * zirve, tepe, doruk, en üst seviye veya rekor
düzey
pika :
lat. * pica (saksağan; her şeyi gagalayan kuş) * genellikle çocuklarda, bazı
psikiyatrik durumlarda ve gebelik durumlarında görülebilen, besin değeri
olmayan maddeleri (toprak, kireç, kil, kağıt, buz, saç, boya, kül vb.) yeme
isteğiyle karakterize edilen yeme bozukluğu; matbaacılıkta 12 puntoya eşit
hurufat ölçüsü; Katolik kilise yortularının tarihlerini belirten el kitabının
halk arasındaki ismi
pikaia : tun.,
rus., lat. * pika (tiz, ıslığımsı ve cırlama benzeri alarm ses) (tun.); pikat (ciklemek,
cırlamak) (rus.) pika (Kanada'daki Rocky Dağları'nda (Yoho Ulusal Parkı)
bulunan Pika Dağı (Mount Pika) ve yakınındaki Pika Geçidi'nden (Pika Peak/Pass)
) (tun.) + ia (taksonomik ek) (lat.) * Kambriyen Dönemi'nde yaşamış ve bilinen
en eski kordalılardan (omurgalıların atalarından) biri olan, yaklaşık 5
santimetre boyunda şerit benzeri deniz canlısı bir fosil cinsi
pikaj :
fra. * piquer (delmek, batırmak, iğne yapmak, gagalamak) + age (isim yapım eki)
* bilgisayar öncesi matbaacılık döneminde, dizilmiş yazıların ve görsellerin
montajlanarak basılacak sayfa düzeninin (afiş, dergi, gazete) milimetrik karton
üzerine fiziksel olarak yapıştırılıp hazırlanması işlemi
pikan cevizi :
ing., ara. * pecan (yenebilmesi için kabuğunun kırılması gereken ceviz
türlerinin genel ismi) (ing.) + cavz, cevz (Juglandaceae familyasının Juglans
cinsinden ağaç ve kabuklu meyvesi) (ara.); juglans (ju (gök) + glans (palamut,
meşe palamutu) ) (lat.) + i (iyelik eki) (tür) * Juglandaceae (cevizgiller)
familyasının Juglans cinsinden, tek tüysü yaprakları karşılıklı dizilmiş ve
aromatik kokulu ağaç türlerinin ve bu ağaçların meyvelerinin ortak ismi
pikap :
ing. * pick (yakalamak, tutmak, almak) + up (yukarı, üst) * plaklar üzerine
kaydedilmiş analog sesleri iğne ve kartuş yardımıyla okuyup hoparlör veya amfi
aracılığıyla dışarı veren, genellikle 33'lük (LP) ve 45'lik plakları çalabilen
bu cihazlar, gramofonun modern versiyonu olarak kabul edilien, notorlu döner
tabla, kol ve iğneden oluşan akustik cihaz (ses cihazı)
pike :
lat., fra. * piccare (delmek, batırmak, saplamak, iğnelemek, iğne yapmak,
gagalamak, didiklemekl), piccatus (delinmiş, batırılmış, saplanmış, iğnelenmiş,
iğne yapılmış, gagalanmış) (lat.); piquer (delmek, batırmak, saplamak,
iğnelemek, iğne yapmak, gagalamak, didiklemek), piqué (delinmiş, batırılmış,
saplanmış, iğnelenmiş, iğne yapılmış, gagalanmış) (fra.) * ev tekstilinde yatak
örtüsü olarak kullanılan ince, hafif, nefes alabilen, yaz aylarında ve mevsim
geçişlerinde serin tutmak amacıyla tercih edilen, dokusu kendinden desenli olan
ve genellikle pamuklu dokuma kumaş türü
piket :
lat., fra. * piccare (delmek, batırmak, saplamak, iğnelemek, iğne yapmak,
gagalamak, didiklemekl) (lat.); piquer (delmek, batırmak, saplamak, iğnelemek,
iğne yapmak, gagalamak, didiklemek), piquet (sivri uçlu kazık; nöbet, dikilme)
(fra.) * 15. yüzyıla dayanan 32 kartla oynanan iki kişilik bir iskambil oyunu;
askeri terminolojide nöbetçi veya ileri karakol
piknik :
lat., fra. * piccare (delmek, batırmak, saplamak, iğnelemek, iğne yapmak,
gagalamak, didiklemekl) (lat.); piquer (delmek, batırmak, saplamak, iğnelemek,
iğne yapmak, gagalamak, didiklemek), pique (kargı, mızrak) + nique (önemsiz,
değersiz şey; çıtçıt; enerji, kopma) (fra.) * her katılımcının yiyecek
getirdiği, açık havada, kırda yapılan, paylaşımlı sosyal bir yemek etkinliği;
kısa boylu, tombul, hafif şişman vücut yapısı kategorisi (diğerleri
"astenik" (zayıf) ve "atletik")
piknodizostoz : gre.
* pyknos (yoğun, kalın, sık, koyu, kompakt) + dys (ayrı, uzak; yokluk, bozukluk
ve olumsuzluk öneki) + osteon (kemik) +
osis (sorun, durum, hastalık) * kemik yıkımını sağlayan katepsin K enziminin
genetik eksikliği nedeniyle kemiklerin anormal derecede yoğun (sert) fakat aynı
zamanda çok kırılgan hale gelmesi, boy kısalığı ve kafatası-yüz deformiteleriyle
seyreden nadir ve kalıtsal bir iskelet hastalığı
piknoklin :
gre. * pyknos (yoğun, kalın, sık, koyu, kompakt) + klinein (eğilmek, yana
yatmak, eğim vermek, eğim yapmak, meyletmek, meyil vermek, katmanlamak) *
okyanus ve denizlerde su yoğunluğunun derinlikle birlikte hızla arttığı,
üstteki az yoğun su ile alttaki yoğun su arasında bir bariyer görevi gördüğü,
sıcaklık (termoklin) ve tuzluluk (haloklin) değişimlerini kapsayarak denizel
yaşamın dikey hareketlerini kısıtlayan geçiş katmanı
piknometre :
gre. * pyknos (yoğun, kalın, sık, koyu, kompakt) + metron (ölçü) * laboratuvar
ortamında sıvıların ve katıların yoğunluğunu (özkütle) veya özgül ağırlığını
çok hassas bir şekilde ölçmeye yarayan, Belirli bir sıcaklıkta (genellikle
20-25 c) veya sabit hacim içerecek şekilde kalibre edilmiş olan genellikle
borosilikat camdan üretilen özel kap
piknotik :
gre. * pyknos (yoğun, kalın, sık, koyu, kompakt) + tikos (ile ilgili, -a ait,
gibi) * hücrenin ölüme gittiğinin veya ciddi hasar gördüğünün göstergesi olan
hücre çekirdeğinin büzülüp yoğunlaşması (piknozis) ile ilişkili, çekirdeğin
küçülüp koyulaşması ile ilgili
piknozis :
gre. * pyknos (yoğun, kalın, sık, koyu, kompakt) + osis (isim yapım, durum,
sorun, hastalık eki) * hücrenin ölüme gittiğinin veya ciddi hasar gördüğünün
göstergesi olan hücre çekirdeğinin büzülüp yoğunlaşması
piko :
lat., fra. * piccare (delmek, batırmak, saplamak, iğnelemek, iğne yapmak,
gagalamak, didiklemekl) (lat.); piquer (delmek, batırmak, saplamak, iğnelemek,
iğne yapmak, gagalamak, didiklemek), picot (kumaş kenarı süsü, küçük ilmek)
(fra.) * tekstil alanında örtü, çarşaf ve giysi kenarlarına makineyle yapılan
süsleme dikişi; trilyonda bir (10^-12) oranını ifade eden ön ek; cilt
tedavisinde kullanılan çok hızlı lazer teknolojisi
pikolo :
lat., ita. * pico (küçük, ufak, minik) + ulus, ula (küçültme eki) ) (lat.);
picco (küçük, ufak, minik) + olo (küçültme eki) (ita.) * küçücük, ufacık,
minicik; standart flütten bir oktav daha tiz ses çıkaran küçük flüt türünü
(pikolo flüt), kahve kültüründe ise yoğun aromalı küçük boy sütlü kahve
pikosekoni : lat.,
gre. * pico (küçük, ufak, minik) + secundus (ardından gelen, ikinci; saniye) +
eia (isim yapım eki) (gre.) * saniyenin trilyonda birine (10^-12 saniye) eşit
olan, fizik ve lazer teknolojilerinde ultra hızlı süreçleri ölçmek için
kullanılan son derece kısa bir zaman birimi
pikotamid :
lat. * pico (küçük, ufak, minik) + amid (amidum; azot içeren organik bileşik
sınıfı (-CONH2 yapısı) ) * çok düşük ölçekte tanımlanan ve amid yapısı içeren,
genellikle farmasötik veya sentetik organik bileşik (C13H16N2O4)
pikoya :
lat., fra. * piccare (delmek, batırmak, saplamak, iğnelemek, iğne yapmak,
gagalamak, didiklemekl) (lat.); piquer (delmek, batırmak, saplamak, iğnelemek,
iğne yapmak, gagalamak, didiklemek), picot (kumaş kenarı süsü, küçük ilmek)
(fra.) * genellikle tekstil ürünlerinin (örtü, çarşaf vb.) kenarlarını süslemek
amacıyla yapılan "piko" dikiş işlemini yaptırmak için bir ustaya
(pikocu) teslim etmek anlamındaki "pikoya vermek" deyiminden türeme
kelime
pikrik :
gre. * pikros (acı, keskin, yakıcı tat) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * çok
acı, yakıcı ve tahriş edici özellikte olan
pikrik asit :
gre. * pikros (acı, keskin, yakıcı tat) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi)
(gre.) + acidum (asit, ekşi) (lat.) * 2,4,6-trinitrofenol olarak bilinen, sarı
kristal yapıda, güçlü patlayıcı özellik gösteren ve aynı zamanda boya/analitik
kimyada kullanılan aromatik nitro bileşik (C6H3N3O7)
pikrotoksin :
gre., lat. * pikros (acı, keskin, yakıcı tat) + toxikon (ok zehiri) (toxikos
(toxon (ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + pharmakon (zehir) )
(okların ucuna zehir sürmekten) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi
eki) (lat.) * bazı bitkilerde (özellikle Anamirta cocculus tohumlarında)
bulunan, sinir sistemi üzerinde uyarıcı ve toksik etki gösteren, yüksek dozda
konvülziyon (nöbet) ve zehirlenmeye yol açabilen, kokkulin ve pikrotin gibi
birden fazla bileşenin karışımından oluşan doğal nörotoksik bileşik
piksel :
lat., ing. * pingere (boyamak, çizmek, resmetmek, işaretlemek), pictura (resim,
boyama, desen) (pictus (boyanmış, çizilmiş, resmedilmiş) ura (isim yapım eki) )
+ cella (oda, depo, hücre) (lat.); pixel (ing.) * dijital görüntüleri
oluşturan, her biri belirli bir renk ve ışık değeri taşıyan, kare formunda olan
en küçük görsel birim
piktograf :
lat., gre. * pingere (boyamak, çizmek, resmetmek, işaretlemek), pictus
(boyanmış, çizilmiş, resmedilmiş) (lat.) + graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt,
işaret) ) (gre.) * nesneleri veya kavramları doğrudan resimsel sembollerle
temsil eden ve erken yazı sistemlerinin temelini oluşturan görsel yazı işareti
piktogram :
lat., gre. * pingere (boyamak, çizmek, resmetmek, işaretlemek), pictus
(boyanmış, çizilmiş, resmedilmiş) (lat.) + gramma, gramme (çizgi, hat, çizim,
çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) (gre.) * yazı kullanılmadan, bir nesne,
kavram veya talimatı doğrudan görsel sembollerle ifade eden resimsel işaret
sistemi
pil :
lat., fra. * pila (kule, direk, yığın) (lat.); pile (kule, direk, yığın) *
bünyesinde depoladığı kimyasal enerjiyi doğrudan elektrik enerjisine
dönüştüren, genellikle anot, katot, elektrolit ve ayırıcı bölümlerden oluşan
taşınabilir cihaz
pilaki :
gre. * plakion (tava, tepsi, sahan) (plaks (yassı, düz yüzey, tabak) + ion (ile
ilgili, -a ait) ) * yayvan tava; tepsi ekmeği; yassı toprak kapta zeytinyağıyla
pişirilen yemekler (fasulye, balık vb.)
pilates :
alm. * pilates (Alman fizik eğitmeni Joseph Plates'in soyadından) * nefes,
vücut ve duruş kontrolü, konsantrasyon, zihin-beden bütünlüğü, merkez bölge
(core) gücü, denge ve akıcı hareket prensiplerine dayalı olan ve ilgili kasları
güçlendirmeye odaklanan egzersiz sistemi
pilav :
san., far. * pulaka (pirinç kasesi) (san.); pilav (pirinç yemeği) (far.) *
pirinç, bulgur, şehriye veya kuskus gibi taneli besinlerin yağ, su veya et suyu
ile kavrularak/pişirilerek hazırlanan geleneksel bir yemek
pile :
lat. * pila (top, küre; yuvarlak nesne; kule, direk, yığın) * üst üste yığılmış
nesnelerden oluşan küme veya yığın; ayrıca belirli teknik bağlamlarda katmanlı
yapı veya kazık
pileus :
lat. * pileus (keçe başlık, sivri külah biçimli şapka) * mantarlarda şapkanın
üst başlık kısmı; Roma'da özgürlük simgesi olarak kullanılan keçe başlık
pili annulati :
lat. * pilus (tüy, kıl, saç teli) + annulatus (halkalı, çembersel) (annulus
(halka, çember, daire) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ), annulati
(halkalılar, daireseller, çemberseller) * saç teli üzerinde yansıtılan ışıkta
parlayan, açık ve koyu renkli alternatif bantların (halkaların) görüldüğü
nadir, genellikle genetik (otozomal dominant) bir saç şaftı anomalisi
pili torti :
lat. * pilus (tüy, kıl, saç teli) + tortus (bükülmüş, kıvrılmış) (torquere
(bükmek, kıvırmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ), torti
(bükülmüşler, kıvrılmışlar) * saç tellerinin ekseni boyunca düzensiz
aralıklarla bükülüp kıvrıldığı, bu nedenle saçın kırılgan ve mat göründüğü
doğuştan veya edinilmiş saç şaftı anomalisi
piliç :
gre. * pulitsa (küçük kuş, civciv) (puli (kuş) + itsa (küçültme eki) ), polos
(hayvan yavrusu) * genç tavuk, civcivden büyümüş ama henüz tam yetişkin olmayan
tavuk; henüz tam gelişimini tamamlamamış, genç ve küçük olan, genellikle et
üretimi için yetiştirilen küçük tavuk
piliform :
lat. * pilus (kıl, tüy) + formis (şekilli, biçimli, kalıplı) (forma (şekil,
biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * kıl veya tüy biçiminde, ince ve
ipliksi yapıya sahip olan
piling :
lat., ing. * pila (kule, direk, yığın) (lat.) + ing (isim yapım eki) (ing.) *
kazık çakma, temel direği, temel kazığı; istifleme, yığma
pilling :
lat., ing. * pilla (küçük top, kürecik) (lat.) + ing (isim yapım eki) (ing.) *
tekstil ürünlerinin kullanımı, yıkanması veya sürtünmesi sırasında kumaş
yüzeyindeki liflerin serbest kalarak birbirine dolanması sonucunda küçük,
sevimsiz lif topçuklarının (tüylenme/boncuklanma) oluşması durumu
pilokarpin :
lat. * pilus (tüy, kıl, saç teli) + carpus (meyve; botanikte bitki ürünü) + in
(kimyasal madde/alkaloid eki) * özellikle gözde göz içi basıncını düşürmek için
kullanılan, ter ve tükürük salgısını artıran, özellikle Sjögren sendromu sonucu
oluşan ağız kuruluğunun tedavisinde kullanılan, pilocarpus bitkisinden elde
edilen alkaloid yapıdaki ilacın etken maddesi (C11H17ClN2O2)
pilor :
gre. * pyloros (kapıcı, kapı bekçisi, giriş koruyucusu) (pyle, pylon (kapı,
giriş, geçit) + oros (ile ilgili, gibi, -a ait) ) * mide ile onikiparmak
bağırsağı arasında bulunan ve besin geçişini kontrol eden kapakçık benzeri
anatomik yapı, mide kapısı
pilorik :
gre. * pyloros (kapıcı, kapı bekçisi, giriş koruyucusu) (pyle, pylon (kapı,
giriş, geçit) + oros (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + ikos (ile ilgili, -a ait,
gibi) * mide ile onikiparmak bağırsağı arasındaki geçidi ifade eden pilorla
ilgili
piloromyotomi : gre.
* pyloros (kapıcı, kapı bekçisi, giriş koruyucusu) (pyle, pylon (kapı, giriş,
geçit) + oros (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + mys, myos (kas, adale) + temnein
(kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * mide çıkışındaki kas tabakasının (pilor)
kalınlaşması sonucu oluşan hipertrofik pilor stenozu (pilor darlığı)
hastalığını tedavi etmek için yapılan, kalınlaşmış kasın kesilerek gevşetildiği
cerrahi işlem
pilorospazm :
gre. * pyloros (kapıcı, kapı bekçisi, giriş koruyucusu) (pyle, pylon (kapı,
giriş, geçit) + oros (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + spasmos (kasılma, ani
büzülme) * mide ile onikiparmak bağırsağı arasındaki çıkış kapısı olan pilor
kasının geçici olarak aşırı kasılması (spazmı) sonucu mide boşalımının
zorlaşması veya engellenmesi
pilosa :
lat. * pilus (tüy, kıl, saç teli) + osus (ile ilgili, -a ait) + a (taksonomik
çoğul eki) * tüylü, kıllı; vücudu kıllarla kaplı, özellikle karıncayiyenler ve
tembel hayvanları kapsayan memeliler takımı
pilosebase :
lat. * pilus (tüy, kıl, saç teli) + sebaceus (yağlı, sebumla ilgili) (sebum
(deri yağı) + aceus (ile ilgili) ) * derideki bir kıl folikülü ve buna bağlı
yağ (sebase) bezlerinden oluşan, özellikle yüz, sırt ve göğüs bölgesinde
yoğunlaşan bu üniteler, sebum adı verilen yağı üreterek cildin nemlenmesini
sağlayan anatomik yapı
pilot :
gre., fra. * pedon (kürek, dümen), pedotes (dümenci) (gre.); pilote (kılavuz,
gemi veya uçağı yöneten kişi, dümenci, gemi kılavuzu) (fra.) * uçak, gemi veya
benzeri araçları yöneten ve sevk eden kişi
pilotaj :
gre., fra. * pedon (kürek, dümen), pedotes (dümenci) (gre.); pilote (kılavuz,
gemi veya uçağı yöneten kişi, dümenci, gemi kılavuzu) + age (usim yapım eki)
(fra.) * hava taşıtlarını (uçak, helikopter vb.) güvenli bir şekilde yönetme,
yönlendirme ve uçuş öncesi/sonrası süreçleri (planlama, iniş, acil durum)
yönetme sanatı
piltan :
far. * pil (iri, büyük, kocaman; fil) + tan (cüsse, beden, gövde, vücut) * fil
gibi iri, fil vücutlu; Bitlis ve çevresinde yetişen, kokusuyla yemeklere lezzet
katan çemen otu (Trigonella foenum-graecum) bitkisi
pilularia :
lat. * pilula (küçük top, küçük küre, kürecik, kapsül) (pila (top, küre) +
ulus, ula (küçültme eki) ) * Marsileaceae familyasına bağlı, iplik benzeri
yaprakları ve küçük, küresel sporokarpları ("haplar") ile tanınan, su
kenarlarında veya sığ sularda yetişen, genellikle nemli habitatlarda sürünücü
rizomlarla koloniler oluşturan narin, sucul bir eğrelti otu cinsi, tespih otu,
teltırfıl
pilumunus :
lat. * pilum (mızrak; Roma lejyonerlerinin ağır atma mızrağı) + unus (bir, tek)
* tek mızrak; Roma mitolojisinde Yeni doğan çocukları koruyan tanrıça; Otizm
Davranış Değerlendirme Aracı (ODDA) gibi araçlar geliştirerek çocukların
gelişimsel süreçlerini inceleyen ve kurumsal danışmanlık hizmetleri sunan bir
kuruluş;
pilus :
lat. * pilus (tüy, kıl, saç teli) * özellikle Gram-negatif bakterilerin
yüzeyinde bulunan, temel görevi bakterilerin yüzeylere yapışmasını (adhezyon)
sağlamak, diğer bakterilerle köprü kurarak genetik madde (plazmid) aktarımını
(konjugasyon) gerçekleştirmek olan "pilin" adı verilen proteinlerden
oluşan ince, kısa, kıl benzeri uzantılarsan her biri
pilül :
lat. * pilula (küçük top, küçük küre, kürecik, kapsül) (pila (top, küre) +
ulus, ula (küçültme eki) ) * ilaçların yutulabilir küçük, yuvarlak doz formu;
tablet veya kapsül biçiminde hazırlanan farmasötik hap
pim :
lat., ing. * pinna (telek, ok, bir tür çivi) (lat.); pin (toplu iğne, mandal,
çivi) (ing.) * makine ve mobilya parçalarını sabitlemek, merkezlemek veya
mafsallamak için kullanılan, parçaların kaymasını önleyen ve konumlarını tespit
eden, genellikle silindirik veya konik şekilli ince-uzun bağlantı elemanı
pimekrolimus :
lat. * pimec (farmasötik adlandırmada rastgele/ayırt edici kimyasal kök) + e (bağlaç)
+ crolimus (macrolimus türevi) (-olimus (mTOR inhibitörleri sınıfı son eki) ) *
özellikle atopik dermatit (egzama) tedavisinde kullanılan, bağışıklık
sisteminin T-hücre aktivasyonunu baskılayan (immünosupresan), kortizon
içermeyen, etkili topikal (cilde uygulanan) immünmodülatör ilacın etken maddesi
(C43H68ClNO11)
pimenta :
lat. * pigmentum (renk veren madde; boyama, renk) + a (dişil eki) * Myrtaceae
(mersingiller) familyasına ait, karanfil ve baharat biberi cinsi
pimpinella :
lat. * pimpinella (Pimpin (aromatik bitkiye temsil eden özel isim) + ella
(küçültme eki) ) * Apiaceae (maydanozgiller) familyasına ait, özellikle anason
(Pimpinella anisum) ve benzeri aromatik bitkileri kapsayan cinsi
pimpirik :
tür. * pimpirik (kuruntu, evham, telaş, aşırı titiz olma; her şeyden kuşku
duyma hali, aşırı titizlikten doğan endişe) * gereksiz yere titizlik gösteren,
kuşkucu, evhamlı veya çok yaşlı ve güçsüz, detaylara aşırı takılan, her şeyden
nem kapan ve telaşlı
pina :
gre., lat. * pinna (büyük midye) (gre.); pina (ananas/çam kozalağı) (lat.) *
Akdeniz’e özgü olan, deniz tabanına dik şekilde yaşayan, saatte 6 litre suyu
filtreleyerek ekosistemi temizleyen en büyük çift kabuklu midye türü, büyük
deniz tarağı (pinna nobilis)
pinaceae :
lat. * pinus (çam ağacı) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * iğne
yapraklı, genellikle her dem yeşil, kozalaklı ve reçine üreten ağaç ile
çalıları (çam, göknar, ladin, sedir gibi) kapsayan, açık tohumlular
(Gymnospermae) takımına ait botanik bir bitki familyası, çamgiller
pinaveriyum :
lat. * pina (farmasötik kök) + verium (katyon/organik tuz eki) * bağırsak düz
kasları üzerinde kalsiyum kanal blokajı etkisi göstererek spazmı azaltan,
irritabl bağırsak sendromu, fonksiyonel gastrointestinal ağrılarda ve safra
yollarının fonksiyonel bozukluklarının semptomatik tedavisinde kullanılan
antispazmodik ilacın etken maddesi, pinaverium bromür (C26H41Br2NO4)
pinçik :
far. * penc (beş) + yek (bir, tek) * beşte bir; küçük parça, ufak kırıntı;
koparılmış küçük miktar; bir şeyin çok küçük, koparılmış veya bölünmüş parçası;
halk dilinde “parça parça olmuş küçük kırıntı”
pindar :
gre. * Pindaros (Antik Yunan şairi Pindar) * Antik Yunan’da özellikle epinikion
(zafer ilahileri) türü şiirleriyle tanınan, lirik şiirin en önemli
temsilcilerinden biri olan Thebaili şair; okültizmde "ejderhanın
penisi" ("pinnacle" (tepe, uç) + of (iyelik bağlacı) +
"dragon" (ejderha) )
pindolol :
lat. * pind (ön ek) + ol (alkol/heterosiklik yapı belirteci) + olol (beta
bloker ilaç sınıfı son eki; adrenerjik β-reseptör antagonisti belirteci) *
beta-adrenerjik reseptörleri bloke ederek kalp hızı ve kan basıncını düşüren,
hipertansiyon ve bazı kardiyak ritim bozukluklarında ve anjina (göğüs ağrısı)
tedavisinde kullanılan beta bloker ilaç etken maddesi (C14H20N2O2)
pineklemek :
tür. * pinek (tembellik, miskinlik; hareketsiz durma hali) + le (edilgem fiil
eki) + mek (fiil mastar eki) * boş ve hareketsiz şekilde vakit geçirmek,
tembellik ederek oyalanmak veya miskin miskin oturmak
pinel :
tür. * pinel (dilenci kılıklı, üstü başı perişan; gezgin derviş) * Osmanlı
döneminde gezgin dervişler veya üstü başı perişan, dilenci kılıklı kimseler
için kullanılan bir kelime; bakımsız, perişan, pespaye
pinellia :
lat. * Pinelli (İtalyan botanikçi Giovanni Battista Pinelli'nin soyadından) +
ia (isim yapım eki) * Araceae (yılanyastığıgiller) familyasına ait, özellikle
Asya’da yetişen, yumrulu yapıya sahip ve bazı türleri geleneksel tıpta
kullanılan bitki cinsi
ping :
ing. * ping (yoklama sinyali) * bir ağ cihazının erişilebilirliğini ve yanıt
süresini test etmek için kullanılan ağ komutu
pingpong :
ing. * ping (topun rakete çarpma sesinden onomatopoeik kelime) + pong (topun
masaya veya karşı rakete çarpma sesinden onomatopoeik kelime) * küçük bir topun
raketlerle masa üzerinde karşılıklı olarak vurulmasıyla oynanan spor, masa
tenisi
pinhan :
far. * pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan;
hisse, kısım, bölüm, parça, oran) + nihan (gizli, saklı, bulunmayan, mevcut
olmayan, sır) * gizli, saklı, gizlenmiş
pinna :
lat. * pinna (tüy, kanat, yüzgeç, diken) * tüy veya kanat benzeri yapı
anlamından gelen; biyolojide yüzgeç, kanatçık, kulak kepçesi veya bazı
yumuşakçalarda kabuk parçası gibi uzantıla
pinnat :
lat. * pinna (tüy, kanat, yüzgeç, diken) + atus (sıfat yapım eki) * tüy
biçiminde dizilmiş, telek yapısına benzeyen veya ana eksen boyunca yan parçalar
taşıyan
pinnatifid :
lat. * pinna (tüy, kanat, yüzgeç, diken) + atus (sıfat yapım eki) + fidus
(yarık, yarılma, bölünme) (findere (yarılmak, bölmek, bölünmek; yarmak, bölmek,
ikiye ayırmak) + idus (sıfat yapım eki) ) * yaprağın veya yaprak benzeri
organın ana damara kadar ulaşmayan, tüy biçimli derin yarıklara bölünmüş olduğu
(yapı)
pinnatisekt :
lat. * pinna (tüy, kanat, yüzgeç, diken) + sectus (kesilmiş, ayrılmış,
bölünmüş) (secare (kesmek; ayırmak, bölmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapı
eki) ) * botanik biliminde yaprak ayasının, orta damara (ana damara) kadar
ulaşan derin yarık ve kesiklerle parçalara ayrıldığı yaprak şekli
pinoklin :
gre. * pyknos (yoğun, kalın, sık, koyu, kompakt) + klinein (eğilmek, yana
yatmak, eğim vermek, eğim yapmak, meyletmek, meyil vermek, katmanlamak) *
oşinografide, su sütununda yoğunluğun derinlikle hızla değiştiği geçiş katmanı
pinokyo :
lat., ita. * pinus (çam ağacı) (lat.); pino (çam ağacı) + occhio (göz) * çam
fıstığı; İtalyan yazar Carlo Collodi'nin 1881 yılında yazdığı ve yaşlı ve
yalnız marangoz Geppetto Usta'nın, sihirli bir kütükten yaptığı kuklanın
maceralarını konu alan Pinokyo'nun Serüvenleri adlı çocuk kitabının baş
karakterinin ismi
pinositoz :
gre. * pinein (içmek, sıvı almak) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk,
kap) + oesis, osis (durum, hal, süreç eki) * hücrenin dış ortamdan sıvı ve
çözünmüş maddeleri küçük veziküller oluşturarak içeri almasıyla gerçekleşen
aktif taşıma (endositoz) süreci
pinpon :
ing. * ping (topun rakete çarpma sesinden onomatopoeik kelime) + pong (topun
masaya veya karşı rakete çarpma sesinden onomatopoeik kelime) * küçük bir topun
raketlerle masa üzerinde karşılıklı olarak vurulmasıyla oynanan spor, masa
tenisi
pinti :
tür. * pinti (çok tutumlu, harcamaktan kaçınan; cimri kişi) * aşırı derecede
para harcamaktan kaçınan, gereğinden fazla tutumlu davranan kişi
pinus :
lat. * pinus (çam ağacı; iğne yapraklı ağaç cinsi) * çamgiller (Pinaceae)
familyasına ait iğne yapraklı, reçineli ağaçların genel ismi
pinyata :
lat. * pinea (çam kozalağı; koni biçimli nesne) + nasci (doğmak, oluşmak,
meydana gelmek), natus (doğmuş, oluşmuş, meydana gelmiş) + alis (ile ilgili, -a
ait) ) * çamdan doğmuş, doğuran çam; özellikle doğum günü ve kutlamalarda içi
şeker veya küçük hediyelerle doldurulup kırılarak içindekilerin dağıtıldığı
süslü kap veya oyuncak biçimli kutlama nesnesi
pioglitazon :
lat. * pio (farmasötik ön ek) + glitazon (thiazolidinedione sınıfı ilaç grubu;
PPAR-γ agonistleri eki) * tip 2 diyabette insülin direncini azaltarak kan
glukozunu düşüren, PPAR-γ reseptör agonisti olarak etki gösteren antidiyabetik
ilaç etken maddesi (C19H20N2O3S)
pion :
lat., fra. * pes, pedis (ayak, taban) (lat.); pion (yaya asker, piyade eri)
(fra.) * satrançta en küçük ve en fazla sayıda (8adet) bulunan taş; başkasının
etkisi altında kullanılan araç veya kişi
pipekuronyum :
lat. * pip(e) (farmasötik ek) + curare (“ok zehri”; kas gevşetici etkili doğal
alkaloidlerden türeyen ek) + onium (kuaterner amonyum türevi, pozitif yüklü
organik iyonları belirten kimyasal son ek) * aminosteroid sınıfından,
ameliyatlarda genel anestezi sırasında iskelet kaslarını gevşetmek için
kullanılan, uzun etkili, depolarizan olmayan, güçlü bir nöromüsküler bloke
edici ajan, arduan (C35H62Br2N4O4)
piper :
lat. * piper (karabiber) * Piperaceae familyasına ait, biber bitkilerini
kapsayan cins
piperaceae :
lat. * piper (karabiber) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * karabiber ve
akrabası olan, çoğunlukla tropikal bölgelerde yetişen, aromatik özellikli otsu
bitkiler ve çalılar familyası, karabibergiller
piperakuin :
lat. * piperazin (bağırsak parazitlerini (özellikle kıl kurdu ve yuvarlak
solucan) felç ederek vücuttan atılmalarını sağlayan, sitrat tuzu formunda
kullanılan antihelmintik (parazit önleyici) ilacın etken maddesi (C4H10N2) )
(piper (karabiber) + azin (azot N içeren altı üyeli heterosiklik halka; “azine”
türevi kimyasal halka eki) ) + quinoline (benzen halkasının piridin halkasıyla
birleşmesiyle oluşan ve azot içeren aromatik bileşik, kinolin C9H7N) * sıtma
tedavisinde kullanılan, özellikle artemisinin türevleriyle birlikte uygulanan
sentetik antimalaryal ilaç etkin maddesi (C29H32Cl2N6)
piperakuin-dihidroartemisinin
:
lat. * piperazin (bağırsak parazitlerini (özellikle kıl kurdu ve yuvarlak
solucan) felç ederek vücuttan atılmalarını sağlayan, sitrat tuzu formunda
kullanılan antihelmintik (parazit önleyici) ilacın etken maddesi (C4H10N2) )
(piper (karabiber) + azin (azot N içeren altı üyeli heterosiklik halka; “azine”
türevi kimyasal halka eki) ) + quinoline (benzen halkasının piridin halkasıyla
birleşmesiyle oluşan ve azot içeren aromatik bileşik, kinolin C9H7N) + di (iki,
ikili, çift) + hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + Artemis (Yunan mitolojisinde
av, vahşi hayvanlar, doğum ve vahşi doğa tanrıçası) (gre.) + ine (kimyasal
madde eki) (lat.) * sivrisinekler yoluyla bulaşan sıtma (malarya) hastalığını
tedavi etmek için kullanılan ilacın etken maddesi (C72H86Cl2N6O8)
piperasilin :
lat. * piper (karabiber) + acyl (asit türevi karbonil grubu) + in (kimyasal
madde eki) * geniş spektrumlu penisilin türevi bir antibiyotik olup
bakterilerin hücre duvarı sentezini inhibe ederek etki gösteren ilacın etken
maddesi (C23H27N5O7S)
piperazin :
lat. * piper (karabiber) + azin (azot içeren altı üyeli heterosiklik halka;
“azine” türevi kimyasal halka eki) * bağırsak parazitlerini (özellikle kıl
kurdu ve yuvarlak solucan) felç ederek vücuttan atılmalarını sağlayan, sitrat
tuzu formunda kullanılan antihelmintik (parazit önleyici) ilacın etken maddesi
(C4H10N2)
piperidin :
lat. * piperidin azotlu halka) (piper (karabiber) + idine (azot içeren
heterosiklik bileşik eki) * 5 metilen grubu ve bir azot atomundan oluşan, ilaç
endüstrisinde analjezik, lokal anestezik olarak ve kimyasal sentezlerde
nükleofil veya baz olarak yaygın kullanılan amonyak benzeri kokulu, renksiz,
bazik ve siklik (halkalı) bir organik bileşik (CH2)5NH)
pipet :
lat. * pipa, pipe (boru) + etta (-cuk, küçültme eki) * sıvı emmeye ve aktarmaya
yarayan dereceli cam boru, borucuk
pipi :
lat. * pipire (cıvıldamak, ötmek; küçük kuş sesi çıkarmak) * özellikle çocuk
dilinde ve halk kullanımında idrar yapma anlamına gelen veya kuş sesi taklidi
olarak kullanılan, bağlama göre değişen ses yansımalı (onomatopeik) kelime
pipidae :
lat. * pipire (cıvıldamak, ötmek; küçük kuş sesi çıkarmak) (pipa (pipa, düdük,
boru) + are (fiil mastar eki) ) + idae (-giller, hayvan familyası eki) *
kurbağalar (Anura) takımına ait, dilleri olmayan, Güney Amerika ve Afrika'nın
sıcak bölgelerinde tamamen suda yaşayan ve düz gövdeli yapılarıyla tanınan
pençeli kurbağalar familyası
pipo :
lat. * pipa, pipe (boru) * tütün içmek için kullanılan, bir ucu hazneli ve uzun
saplı boru şeklindeki araç
pipridae :
lat. * pipra (manakin cinsi kuş) + idae (giller, hayvan familyası eki) * ötücü
kuşlar takımında yer alan, Amerika kıtasının tropikal bölgelerinde yaşayan,
genellikle parlak renkli tüylere sahip ve ilginç kur dansları ile bilinen küçük
kuşlar familyası
pir :
far. * pir (önce olan, evvelki, eskisi, eskimiş, iyice; yaşlı, ihtiyar, bilge)
* ihtiyar, yaşlı, tecrübeli kimse; tasavvufta yol gösterici, manevi rehber veya
tarikat kurucusu
piracetam :
lat. * pir (farmasötik ek) + acetam (aceticum acidum; “asetil/etanoik asit”
yapısına işaret eden kimyasal kök) + am (amid benzeri nötral organik bileşik
son eki) * nootropik olarak kullanılan, merkezi sinir sisteminde bilişsel
işlevleri (özellikle hafıza ve öğrenme süreçlerini) desteklediği düşünülen
sentetik ilacın etken maddesi (C6H10N2O2)
piramidal :
gre., lat. * pyramis (ateş; buğday keki) (pyros (buğday) + amaein (biçmek,
kesmek) ) (ehramların sivri şeklinden) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait)
(lat.) * tabanı çokgen (genellikle kare veya üçgen) olan ve yan yüzeyleri ortak
bir tepede birleşen üçgenlerden oluşan üç boyutlu geometrik şekil ile ilgili,
piramit ile ilgili; Antik Mısır'da firavunların mezarı olarak inşa edilen
devasa taş yapılardan her biriyle ilgili
piramit :
gre. * pyramis (ateş; buğday keki) (pyr (ateş), pyros (buğday) + amaein
(biçmek, kesmek) ) (ehramların sivri şeklinden) * tabanı çokgen (genellikle
kare veya üçgen) olan ve yan yüzeyleri ortak bir tepede birleşen üçgenlerden
oluşan üç boyutlu geometrik şekil; Antik Mısır'da firavunların mezarı olarak
inşa edilen devasa taş yapılardan her biri
piramun :
far. * pira (etrafında, çevresinde) + mun (yer eki) * çevre, etraf, dolay, yan,
kenar, taraf
pirana :
tup. * piranha (pira (balık) + sainha (diş) ) * dişli balık; Güney Amerika'nın
tatlı sularında (özellikle Amazon) yaşayan, keskin dişleri ve etçil beslenme
alışkanlığıyla bilinen, sürüler halinde dolaşan yırtıcı bir balık türü
pirantel :
lat., gre. * pir (farmasötik ek) (lat.) + anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi)
+ helmintho (helmins (parazitik solucan) + ikos (ile ilgili, gibi) (gre.) *
bağırsak parazitlerine (özellikle kıl kurdu ve yuvarlak solucanlara) karşı
kullanılan antelmintik ilacın etken maddesi (C11H14N2S)
piraye :
far. * piraye (süs, ziynet takım, bezek) * süs, bezeme veya bir şeyi
güzelleştirmek için kullanılan ziynet unsuru (parure (set, dizi; güzel elbise,
süs, ziynet) (fra.) )
pirayende :
far. * piraye (süs, ziynet takım, bezek) + ende (-cı, yapan, eden eki) *
süsleyici, donatıcı, bezeyici
pirazinamid :
gre., lat. * pyr (ateş) + azotos, azotikos (yaşamsız, cansız, hayatsız) (a
(-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + zoe (canlılık, yaşam, hayat,
dirim, dirilik, oluşum, hayvan), zoos (canlı yaşam formu, yaşayan, hayvan) +
tos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + amid (amidum; azot içeren organik
bileşik sınıfı (-CONH2 yapısı) ) (lat.) * özellikle tüberküloz tedavisinde
kullanılan, etki şekli bilinmeyen zayıf bakterisidal etkili bir antibiyotik
(C5H5N3O)
piraziz :
far., ara. * pir (yaşlı, ulu, şeyh) (far.) + aziz (saygın, yüce, itibarlı,
kutsal) (ara.) * Giresun’un bir ilçesi
pire :
tür., lat. * bürge (böcek) (tür.); pulex (kan emici küçük sıçrayıcı böcek)
(lat.) * memelilerin ve kuşların kanını emerek beslenen, 1.5-3.3 mm
boyutlarında, kanatsız, çok hızlı zıplayabilen, kediler, köpekler ve insanlar
üzerinde kaşıntılı, kırmızı lezyonlara ve veba gibi ciddi hastalıkları
bulaştırma riski bulunan koyu renkli küçük dış parazit böcek
pireksi :
gre. * pyr (ateş), pyressein (ateşli olmak) + hexis, exis (isim yapım ve durum
eki) * vücut sıcaklığının normal aralığın (genellikle 37.8 c üzeri) üzerine
çıkması, ateşlenme
pirfenidon :
gre. * pyr (ateş) + phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak,
ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek,
açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene
(benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık,
orman; radikal türev eki, alkil eki) ) + idone (farmasötik ek) * idiyopatik
pulmoner fibrozis tedavisinde kullanılan, antiinflamatuvar ve antifibrotik
etkileri olan sentetik ilacın etken maddesi (C12H11NO)
piribedil :
gre. * pyr (ateş) + bedil (farmasötik ek) * Parkinson hastalığı ve serebral
yaşlanmaya bağlı bilişsel bozuklukların tedavisinde kullanılan, beyindeki
dopamin reseptörlerini (D2 ve D3) uyaran, hareket yavaşlığı, titreme ve sertlik
gibi parkinsonizm semptomlarını hafifletmek ve periferik damar hastalıklarını
yönetmek için kullanılan dopamin agonisti ilacın etken maddesi (C16H18N4O2)
piridin :
gre., lat. * pyridinum (piridin halkası, aromatik azotlu heterosiklik bileşik
C5H5N) (pyr (ateş) (gre.) + idine (azot içeren heterosiklik bileşik eki) )
(lat.) * renksiz, oldukça yanıcı, zayıf alkali özellik gösteren ve hoş olmayan,
balık benzeri bir kokuya sahip bir sıvı niteliğinde olan heterosiklik aromatik
organik bileşik (C5H5N)
piridinolin :
gre., lat. * pyridinum (piridin halkası, aromatik azotlu heterosiklik bileşik
C5H5N) (pyr (ateş) (gre.) + idine (azot içeren heterosiklik bileşik eki) )
(lat.) + ol (alkol fonksiyonel grubu; hidroksil içeren bileşik eki) + ine
(organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * kollajen liflerinde bulunan ve
bağ dokusunun mekanik dayanıklılığını sağlayan çapraz bağ yapısını oluşturan
biyokimyasal molekül
piridoksin :
gre., lat. * pyridinum (piridin halkası, aromatik azotlu heterosiklik bileşik
C5H5N) (pyr (ateş) (gre.) + idine (azot içeren heterosiklik bileşik eki) )
(lat.) + oxin (bitki özlü bileşik eki) (oxys (keskin, oksijen) (gre.) + ine
(kimyasal madde eki) (lat.) ) * B6 vitamini olarak bilinen, aminoasit
metabolizmasında ve sinir sistemi işlevlerinde görev alan suda çözünen vitamin
türü (C8H11NO3)
piridostigmin :
gre., lat. * pyridinum (piridin halkası, aromatik azotlu heterosiklik bileşik
C5H5N) (pyr (ateş) (gre.) + idine (azot içeren heterosiklik bileşik eki) )
(lat.) + stigma (işaret, iz, nişan, simge, nokta, benek; çiçeğin dişi organının
polen kabul eden bölümü) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) *
miyastenia gravis tedavisinde kullanılan, asetilkolinesterazı inhibe ederek kas
kasılmasını güçlendiren ilacın etken maddesi (C9H13N2O2)
pirifani :
far., ara. * pir (önce olan, evvelki, eskisi, eskimiş, iyice; yaşlı, ihtiyar,
bilge) (far.) + i (tamlama eki) + fani (sonlu, biten, tükenen, ölümlü, geçici)
(ara.) * epeyce yaşlanmış, güçten kesilmiş, çok yaşlı kimse
piriform :
lat. * pirum (armut) + formis (şekilli, biçimli, kalıplı) (forma (şekil, biçim,
kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * kalçanın derininde, sakrumdan (kuyruk
sokumu) uyluk kemiğine (femur) uzanan, temel görevi kalçayı dışa döndürmek
(rotasyon) ve yürürken denge sağlamak olan armut şeklindeki küçük kas
piriformis sendromu :
lat., gre. * pirum (armut) + formis (şekilli, biçimli, kalıplı) (forma (şekil,
biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) + syndromon (sun, syn (ile, birlikte,
beraber, eş, tamamen) + dramein (koşmak) ) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) *
siyatik sinirin kalçanın derinliklerinde bulunan piriformis kası içerinde bir
şekilde sıkışması (spazmı) veya gerilmesi ile ortaya çıkan, piriformis kasıın
siyatik sinire baskı yapmasıyla karakterize nöromüsküler durum
pirimetamin :
lat. * pyridine (azot içeren aromatik altı üyeli halka) (pyr (ateş) (gre.) +
ide (ikili bileşik, anyon eki) + ine (amin ve heterosiklik türev eki) ) (lat.)
+ methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta,
ağaçlık, orman, fıçı) ) + amino (azot içeren fonksiyonel grup; -NH2) + ine
(organik bileşik/alkaloid türevi eki) * özellikle toksoplazmoz ve
sistoizosporiyazis gibi parazit enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan,
parazitlerin büyümesini engelleyen, genellikle lökovorin ile kombine edilerek
kullanılan, bağışıklık sistemi zayıf olan (HIV/AIDS) kişilerde Pneumocystis
jirovecii pnömonisini önlemek için de tercih edilen etkili bir antiprotozoal (parazit
önleyici) ilacın etken maddesi (C12H13ClN4)
pirimidin :
lat. * pyridine (azot içeren aromatik altı üyeli halka) (pyr (ateş) + midine
(azot içeren heterosiklik bileşik “imidine” eki) (amid (amidum; azot içeren
organik bileşik sınıfı (-CONH2 yapısı) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi
eki) ) * DNA ve RNA'nın yapısında bulunan sitozin (C), timin (T) ve urasil (U)
bazlarının temelini oluşturan, pürinlerin (çift halkalı) aksine, daha küçük tek
halkalı yapıları ile nükleik asitlerin üç boyutlu yapısını ve genetik kodun
eşleşmesini sağlayan tek halkalı azotlu aromatik bir heterosiklik organik
bileşik (C4H4N2)
pirina :
gre. * pyrinas (çekirdek, zeytin çekirdeği) * zeytinin sıkılmasından sonra
geride kalan, yağ bakımından zenginliğini yitirmeyen, gübre veya hayvan yemi
olarak kullanılan küspe
pirinç :
tür. * pirinç (pilavlık buğday) * buğdaygiller (Poaceae) familyasına ait olan,
su içinde yetişen, temel besin olarak tüketilen Oryza sativa türüne ait tahıl
ürünü ve tanesi
pirit :
gre. * pyr (ateş) + ites (element, kayaç ve mineral eki) * demir sülfür
bileşiminde olan, vurulduğunda kıvılcım çıkarabilen ve “aptal altını” olarak da
bilinen, takı, enerji koruması ve sülfürik asit üretiminde kullanılan kübik
kristal yapısına sahip, sert, kırılgan bir yarı iletken mineral
pirition çinko :
gre. * pyr (ateş) + * thion (kükürt) (gre.) + zincum (çinko) (lat.)
piroelektrik :
gre. * pyr (ateş) + elektrikos (elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor) +
ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * bazı özel kristal malzemelerin
ısıtıldığında veya soğutulduğunda yüzeylerinde geçici bir elektrik yükü veya
voltaj üretme yeteneği (sıcaklık değişim hızıyla doğrudan bağlantılı olup,
sıcaklık sabitlendiğinde oluşan elektrik yükü zamanla dağılır.)
pirofil :
gre. * pyr (ateş) + philos (seven, sever, sevici) * ateşi seven veya yüksek
sıcaklıkta oluşan koşullara uyum sağlamış olan (canlı veya organizma),
ateşsever, ateşe uyumlu
pirofit :
gre. * pyr (ateş) + phyton (bitki) * yangın sonrası koşullara uyum sağlamış,
ateşle ilişkili yaşam döngüsüne sahip veya yüksek sıcaklıklara dayanabilen
bitkileri ifade eden terim, ateş bitkisi
pirofobi :
gre. * pyr (ateş) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * ateşten veya yangından aşırı ve irrasyonel düzeyde
korkma durumu, bir fobi türü
pirofosfat :
gre. * pyr (ateş) + phosphate (gübre olarak kullanılan, fosforik asidin tuzu
veya esteri, fosfat) (phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren, ışık veren) (phos
(ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek,
getirmek) + os (isim yapım eki) ) + ate (asidin tuzu veya esterini belirten ek)
) * iki fosfat grubunun kondensasyonuyla oluşan, biyokimyada enerji
transferinde önemli rol oynayan PPi (difosfat) anyonunu ifade eden kimyasal bileşik,
pirofosforik asit (H4P2O7)
pirofosforik asit :
gre., lat. * pyr (ateş) + phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren, ışık veren)
(phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek,
getirmek) + os (isim yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) +
acidum, acidus (ekşi olan, asit) (acere (ekşi olmak) + idus (ile ilgili olan) )
* iki fosfat grubunun kondensasyonuyla oluşan, biyokimyada enerji transferinde
önemli rol oynayan PPi (difosfat) anyonunu ifade eden kimyasal bileşik,
pirofosforik asit (H4P2O7)
pirogravür :
gre., lat. * pyr (ateş) (gre.) + gravo, gravare (oymak, kazımak) + ura (isim
yapım eki) (lat.) * ahşap, deri veya mantar benzeri yüzeylerin ısıtılmış
uçlarla yakılarak desen ve yazı oluşturulması tekniği, dağlama resim
pirojen :
gre. * pyr (ateş) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana
getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren,
oluşturan, kaynaklanan), genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum,
köken, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) )
* ateş oluşturan; insan veya hayvan vücuduna girdiklerinde bağışıklık sistemini
tetikleyerek vücut sıcaklığının artmasına (ateşli tepki) ve ateşlenmeye
(piroksi) neden olan, genellikle bakteri, virüs veya mantar kaynaklı olup,
ilaçlar, aşılar ve tıbbi cihazlarda bulunabilen ısıya dayanıklı mikroorganizma
kontaminantı
pirojenik :
gre. * pyr (ateş) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana
getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren,
oluşturan, kaynaklanan), genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum,
köken, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) )
+ ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * ateş oluşturma özelliği taşıyan, vücutta
ateş (pirogenez) meydana getiren etki veya madde ile ilişkili olan durum veya
özellik, pirojen niteliği olan
pirojenite :
gre., lat. * pyr (ateş) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak,
meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana
getiren, oluşturan, kaynaklanan), genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme,
oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit,
sınıf, kategori) ) (gre.) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * bir
maddenin vücutta ateş (pyrexia) oluşturabilme özelliği, pirojen olma derecesini
ifade eden tıbbi/immünolojik nitelik
piroksen :
gre. * pyr (ateş) + xenon, xenos (yabancı, misafir, konuk, yabancı madde; nadir
bulunan) * ateşle ilişkili yabancı mineral; magmatik ve metamorfik kayaçlarda
bulunan, mantonun önemli bileşenlerinden biri olduğu sanılan, genellikle koyu
renkli, prizmatik kristalli olan karmaşık bir inosilikat mineral grubu
piroksikam :
gre. * pyr ( ateş) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) +
icam (nonsteroid antiinflamatuar ilaç son eki) (lat.) * non-steroid
antiinflamatuvar ilaçlar (NSAİİ) grubunda yer alan, ağrı ve iltihap tedavisinde
kullanılan oksikam türevi ilacı etken maddesi (C15H13N3O4S)
piroliz :
gre. * pyr ( ateş) + lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma,
serbest kalma, yıkım) (lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak)
+ isis (isim yapım eki) ) * oksijensiz veya çok az oksijenli asal bir ortamda,
yüksek sıcaklık etkisiyle organik maddelerin kimyasal olarak parçalanması,
termal ayrışması ve daha basit bileşiklere dönüşmesi süreci
piromani :
gre. * pyr ( ateş) + o (bağlaç) + mania (delilik, çılgınlık, aşırı tutkunluk,
aşırı heves, aşırılık, coşku) (mainesthein (delirmek, çıldırmak), man (çılgın,
taşkın duygulu, aşırı tutkulu, aşırı hevesli) + eia (durum ve isim yapım eki) )
* kişinin yangın çıkarma veya ateşi kontrolsüz biçimde yakma davranışına karşı
dürtüsel, tekrarlayıcı ve psikolojik bir saplantı geliştirmesi durumu, ateş
yakma saplantısı
pirometre :
gre. * pyr ( ateş) + o (bağlaç) + metron (ölçü) * çok yüksek sıcaklıkları
(özellikle fırın, ergitme ve endüstriyel süreçlerdeki ısıları) temas etmeden
ölçmek için kullanılan sıcaklık ölçüm cihazı
pirometri :
gre. * pyr ( ateş) + o (bağlaç) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü)
+ eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * çok yüksek sıcaklıkların (örneğin
ergitme fırınları gibi) ölçülmesi ve değerlendirilmesi işlemini ifade eden
teknik ve bilimsel ölçüm yöntemi
piroptoz :
gre. * pyr ( ateş) + o (bağlaç) + ptosis (düşme, düşüş, sarkma) (piptein
(düşmek, sarkmak) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * hücrenin
inflamasyon (yangı) esnasındaki bağışıklık yanıtı sırasında şişerek
parçalanması ve iltihaplı içeriklerin dışarı salınmasıyla gerçekleşen
inflamatuvar bir programlı hücre ölümü mekanizması
pirosfer :
gre. * pyr ( ateş) + o (bağlaç) + sphaira (top, küre, yuvarlaklık) * Dünya’nın
çekirdeğine yakın, çok yüksek sıcaklık ve kısmen ergimiş maddelerden oluştuğu
varsayılan iç katmanlardan biri için kullanılan “ateş küresi” anlamındaki
jeolojik terim
pirozis :
gre. * pyr ( ateş) + o (bağlaç) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki)
* mide asidinin yemek borusuna kaçmasıyla oluşan, göğüs bölgesinde yanma hissiyle
karakterize reflü kaynaklı tıbbi durum
pirpiri :
far. * pir (yaşlı, ihtiyar) + pir (yaşlı, ihtiyar) * zayıf, çelimsiz, üstü başı
eski püskü veya hırpani giyinmiş kimseleri ya da hafifmeşrep, güvenilmez kişi;
semazenlerin giydiği kolsuz, önü açık yelek; Osmanlı döneminde, yeniçeri salma
erlerinin giydikleri, kırmızı çuhadan yapılmış cüppe
pirsing :
ing. * pierce (delmek, içinden geçirmek) + ing (isim yapım eki) * kulak, burun
veya vücudun çeşitli bölgelerinde deri delinerek takı yerleştirme işlemini ve
bu amaçla kullanılan takı
piruhi :
rus. * pirog, pirogi (pasta, turta, börek) * özellikle Doğu Anadolu ve Erzurum
mutfağında yapılan, içi peynirli veya kıymalı küçük mantı benzeri hamur
yemeğini ifade eden yöresel yemek
piruvat kinaz :
gre. * pyruvate (pyruvicus acidum (pirüvik aist) ) (pyr (ateş) + ate (asidin
tuzu veya esteri eki) ) + kinesis, kinase (kinein (hareket ettirmek,
devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak,
kımıldamak) + asis (son ek) ) * glikoliz (şeker yıkımı) sürecinin son adımında
yer alan ve fosfoenolpiruvattan (PEP) adenozin difosfata (ADP) fosfat aktararak
pirüvat ve enerji (ATP) üreten, enerji metabolizmasında kritik rol oynayan,
özellikle kırmızı kan hücrelerinin enerji üretimi ve hayatta kalması için
gerekli olan kritik bir enzim
pirüpak :
far. * pur, pür (tam, bütün, dolu) + pak (temiz, saf, arınmış) * çok temiz,
lekesiz, tertemiz, saf, arınmış
pirüvik asit :
gre., lat. * pyruvicus (ateşle ilgili) (lat.) (pyr (ateş) + ikos (ile ilgili,
-a ait, gibi) (gre.) ) + acidum, acidus (ekşi olan, asit) (acere (ekşi olmak) +
idus (ile ilgili olan) ) (lat.) * glikoliz sırasında oluşan, hücre
metabolizmasında enerji üretimi için asetil-KoA’ya dönüşebilen üç karbonlu keto
asit (C3H4O3)
piryol :
lat., gre., ita. * spira (kıvrım) (lat.) + orologio (saat) (ita.) (hora (zaman,
mevsim, saat, dönem, zaman dilimi) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem)
(logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
) (gre.) * üzerinde kümbet biçiminde bir kapağı bulunan, oldukça büyük bir cep
saati çeşidi
pirzola :
fra. * braise (kor, köz), brisolée (kavrulmuş, kızartılmış; kavrulmuş
kestanelerden oluşan kır yemeği) * kasaplık hayvanlarda omurganın iki yanındaki
bölge ve bu bölgeden dilimler halinde çıkarılan kemikli et parçası
pis :
far., erm. * pis (temiz olmayan, lekeli, kirli, iğrenç veya toplumsal/ahlaki
kurallara aykırı) (far.); piz (kirli, cüzzamlı) (erm.); pissum (çiş, sidik,
idrar), pissare, pisser, pissen (işemek, idrar yapmak) (lat, ing., fra., alm.)
* temiz olmayan, lekeli, kirli, iğrenç veya toplumsal/ahlaki kurallara aykırı,
alaca, lekeli, abraş, cüzamlı, murdar
pisagor teoremi :
gre., tür. * pyth, pythia, pythios (çürüme, çürümek, çürüyen, zayıflama,
zayıflayan; acınacak olan) + agora (meclis, topluluk, açık alan, pazar yeri);
pythagoras (Antik Yunan filozofu ve matematikçi Pythagoras’ın adından) +
theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme,
teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * dik üçgende
hipotenüsün karesinin, diğer iki kenarın kareleri toplamına eşit olduğunu
belirten temel geometri teoremi
pisboğaz :
far. * pis (alaca, lekeli, abraş, cüzamlı, krili, murdar) (far.) + boğaz (dar
geçit; boyun ile göğüs arasında yer alan, hava ve besin geçişini sağlayan
kanal, yemek borusu) (boğ (sıkmak, daraltmak, sıkıştrmak, bastırmak, tıkamak) +
az (isim yapım eki) ) (tür.) * yemeği aşırı ve açgözlü biçimde yiyen,
görgüsüzce iştahla yiyen, iyi kötü veya vakitli vakitsiz demeden eline geçen her
yiyeceği yiyen (kimse)
pisi :
tür., ing. * pisi (kedi çağırma sesinden ses yansımalı kelime) (tür.); pussy
(ing.) * genellikle kediler için kullanılan, özellikle çocuk dilinde veya halk
ağzında “kedi” anlamına gelen ses yansımalı adlandırma
pisibalığı :
tür. * pisi (kedi çağırma sesinden ses yansımalı kelime) + balık (suda yaşayan
omurgalı, solungaçlı ve yüzgeçli deniz canlısı) + ı (iyelik eki) *
Pleuronectidae familyasına ait, denizin kumlu veya çamurlu tabanlarında
yaşayan, kalkan balığına benzeyen, gözleri sağ tarafta toplanmış, yassı ve oval
şekilli, yaklaşık 40 cm boyunda, eti beyaz ve oldukça lezzetli, beyaz etli bir
dip balığı türü, pleuronectidae
pisiform :
lat. * pisum (bezelye) + formis (şekilli, biçimli, kalıplı) (forma (şekil,
biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * bezelye şekilli; el bileğinin serçe
parmak tarafında, fleksör karpi ulnaris tendonu içinde yer alan, bezelye
şeklinde küçük, yuvarlak bir karpal kemik
pisik :
tür. * pisi (kedi çağırma sesinden ses yansımalı kelime) + k (sıfat yapım eki)
* (halk ve çocuk dilinde) kedi
pisin :
lat. * piscis (balık) + ina (yer eki) * balık havuzu; su birikim alanı, havuz,
yüzme havuzu
pisipisi :
tür. * pisi (kedi çağırma sesinden ses yansımalı kelime) + pisi (kedi çağırma
sesinden ses yansımalı kelime) * kedi çağırma nidası
piskopos :
gre. * episkopos (epi (tepe, yukarısı, üst) + skopos (gözetmen, muhafız; görüş,
hedef, amaç, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) ) * Hristiyanlıkta bir bölge
kilisesini yöneten, ruhani otoriteye sahip din görevlisi; Katoliklerde
papazlığın en yüksek aşamasına ulaşmış olan papaz
pislik :
far., tür. * pis (alaca, lekeli, abraş, cüzamlı, krili, murdar) (far.) + lik
(isim yapım eki) (tür.) * kirli olma durumu, kir veya ahlaki/bedensel açıdan
kötü, iğrenç veya değersiz olma durumu
pislikçil :
far., tür. * pis (alaca, lekeli, abraş, cüzamlı, krili, murdar) (far.) + lik
(isim yapım eki) + çil (ile ilgili, -a ait, ile beslenen) * pislikle, dışkıyla
veya organik atıklarla beslenen canlı (örneğin bazı böcek türleri, mantarlar)
pissu :
far., tür. * pis (alaca, lekeli, abraş, cüzamlı, krili, murdar) (far.) + su
(hidrojen ile oksijen bileşiminden oluşan saydam ve akışkan madde, sıvı (H2O) )
* yapılarda, banyo, mutfak, tuvalet gibi yerlerden gelen ve akıp gitmesi için
lağıma verilen su
pist :
tür. * pist (ses yansımalı nida) * kediyi kovmak için kullanılan “pisi”
kelimesinden türeme nida kelimesi
piste :
far. * pistaka (fıstık ağacı ve meyvesi) far.); pistakion, pistacium (fıstık,
Antep fıstığı) (gre., lat.)* sert kabuklu, yeşil taneli ve yağlı bir kuruyemiş
olan şamfıstığı meyvesi ve bu meyvenin yetiştiği ağaç
pistil :
lat. * pistillum (havan eli, ezici alet; dişi organın biçim benzerliğinden)
(pinsere (ezmek, dövmek, öğütmek) + illum (küçültme eki) ) * havan tokmağı;
çiçeğin tohum taslağını taşıyan, dişicik tepesi, dişicik borusu ve
yumurtalıktan oluşan dişi üreme organı
pistillod :
lat., gre. * pistillum (havan eli, ezici alet; dişi organın biçim
benzerliğinden) (pinsere (ezmek, dövmek, öğütmek) + illum (küçültme eki) )
(lat.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) * dişi
organı andıran ancak işlevsel olarak kısır veya değişime uğramış çiçek organı,
yalancı dişi organ
pistis sophia :
gre. * peithein, peitho (inandırmak, ikna etmek, kani kılmak, güven vermek),
pistis (inanç, içsel güven, inandırılmışlık, kanaat, kani olma, ikna sonucu
oluşan güven) + sophia (bilgelik, bilgili olma) (sophos (bilgi, bilme) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) (hem evrenin yaratımında rol oynayan hem de
düşüş yaşayan ilahi bir bilgelik unsuru olan varlık, dişi bir aeon) * gnostik
kozmoloji, ruhun kurtuluşu ve evrenin yapısına dair ezoterik öğretileri içeren,
Hz. İsa'nın, dirilişinden sonra havarilerine (özellikle Meryem Magdalena'ya
(Mecdeloi Meryem) kırk gün boyunca verdiği gizli öğretileri, evrenin farklı
seviyelerini (aeonlar), arındırıcı süreçleri ve ruhların ışığa dönme yollarını
konu alan, maddi dünyanın düşüşle ilişkili olduğunu, kurtuluşun ise içsel bilgi
(gnosis) ile mümkün olduğunu ifade eden kitap
pistol :
çek., mac. * pistala (düdük; boruyu andıran ve ses çıkaran araç; fısıldamak)
(çek.), pisztoly (tabanca) (mac.) * değişik türleri bulunan, Osmanlı ordusunda
bir süre kullanılmış olan kısa namlulu, ateşli silah, bir çeşit tabanca
piston :
lat., fra. * pistare (dövmek, havanda dövmek) (lat.) + on (son ek) (fra.) *
içten yanmalı motorlarda silindir içerisinde yukarı-aşağı (doğrusal) hareket
ederek, yakıtın yanması sonucu oluşan basıncı mekanik enerjiye dönüştüren temel
hareketli parça (Bu hareket krank mili aracılığıyla dairesel harekete
dönüştürülür ve aracın tekerleklerine güç aktarılır.)
pisuar :
lat. * pissiare (işemek, idrar yapmak) (pissum (çiş, sidik, idrar) + are (fiil
mastar eki) ) + orium (isim yapım, yer, durum ve araç eki) (or (-cı, yapan,
eden eki) + ium (isim yapım eki) ) (lat.); pissoire (fra.) * erkeklerin ayakta
idrar yapması için tasarlanmış, kamuya açık tuvaletlerde bulunan idrar yapma
ünitesi
pisum :
lat. * pisum (bezelye) * baklagiller (Fabaceae, Leguminosae) familyasından,
beyaz çiçekler açan, yeşil renkli tırmanıcı bir bitki, bezelye
pisuvar :
lat. * pissiare (işemek, idrar yapmak) (pissum (çiş, sidik, idrar) + are (fiil
mastar eki) ) + orium (isim yapım, yer, durum ve araç eki) (or (-cı, yapan,
eden eki) + ium (isim yapım eki) ) (lat.); pissoire (fra.) * erkeklerin ayakta
idrar yapması için tasarlanmış, kamuya açık tuvaletlerde bulunan idrar yapma
ünitesi
pişdar :
far. * piş (ön, ileri, önde olan, ön, önce, ilk, evvel) + dar (gibi olan, ile
ilgili, tutan, alan, koruyan, sahip ve malik olan, taşıyan) * öncü, önder,
lider, ileride giden, ordu öncüsü
pişekar :
far. * piş, peş (ön, ileri, önde olan, ön, önce, ilk, evvel) + e (bağlaç) + kar
(-cı, yapan, eden eki) * geleneksel Türk Tiyatrosu'ndaki Orta Oyunu'nda oyun
alanına ilk önce gelen, Kavuklu karakterinin karşısında yer alan, oyunu açan,
yönlendiren ve okumuş/bilgili kişiyi temsil eden başoyuncu
pişgir :
far. * piş (ön, ileri, önde olan, ön, önce, ilk, evvel) + giriftan (tutmak,
almak, yakalamak, kavramak), gir (taşıyan, yapan, tutan, alan, işlevi yerine
getiren) * el, yüz silmek veya servis sırasında kullanmak için öne serilen,
genellikle ince dokumadan yapılmış büyük mendil, havlu, bez
pişi :
tür. * bış (pişmek, ısınmak, ısı ile olgunlaşmak) + ığ (sıfat yapım eki) *
mayalı veya mayasız hamurun kızgın yağda kızartılmasıyla yapılan, özellikle
Türk mutfağında kahvaltıların vazgeçilmezi olan geleneksel bir hamur işi
yiyecek
pişigah :
far. * piş (ön, ileri, önde olan, ön, önce, ilk, evvel) + gah (yer, mekan,
konum, mevki, makam, lokasyon) * önünde durma yeri; bir büyüğün, bir yetkilinin
veya kıymetli bir şeyin bulunduğu yerin önü, huzuru
pişik :
tür. * bış (pişmek, ısınmak, ısı ile olgunlaşmak) + ık (isim yapım eki) *
genellikle bebeklerin bez bölgesinde (popo, cinsel organlar, uyluk arası)
görülen; cildin havasız kalması, nem, sürtünme veya idrar/kaka ile temas sonucu
oluşan parlak kırmızı, iltihaplı deri döküntüsü
pişkeş :
far. * peş, piş (ön, ileri, önde olan, ön, önce, ilk, evvel) + keş (çeken,
çekici, taşıyan) * takdim edilen şey, küçüğün büyüğe verdiği hediye, özellikle
bir göreve atanma karşılığı hükümdara verilen bahşiş; bir kimseye genellikle
çıkar veya kayırma amacıyla bir şeyi haksız biçimde sunma, verme veya armağan
etme, rüşvet niteliğinde sunma; hediye, armağan, hibe
pişkin :
tür. * bış (pişmek, ısınmak, ısı ile olgunlaşmak) + kın (sıfat yapım eki) *
iyice pişmiş, ısı ile olgunlaşmış, ısınmış; olgunlaşmış, utanmazlığa varacak
kadar rahat ve çekinmez davranan, yüzsüz, pervasız
pişman :
peş, piş (ön, ileri, önde olan, ön, önce, ilk, evvel; ard arka) + man (ile
ilgili, -a ait; -cı, yapan, eden kimse) * yapılan bir işten dolayı üzüntü duyan
ve “keşke yapmasaydım” düşüncesi içinde olan, yaptığından dolayı içsel
rahatsızlık hisseden (kimse) * regretful, sorrowful, sorry; repenti, plein de regrets;
reumütig, bedauernd
pişmaniye :
far., ara. * paşmina (yünlü, yünden yapılan, yün kumaş; yapağı) (paşm (yün,
ince yün lifleri) + ina (ile ilgili, -a ait) ) + iye (isim yapım ve durum eki)
(ara.) * un, şeker ve yağ kullanılarak yapılan, tel tel görünümüyle pamuğu
andıran, özellikle İzmit bölgesiyle özdeşleşmiş, Kocaeli'nin simgesi haline
gelmiş olan geleneksel bir Türk tatlısı (pişmaniyenin tel tel görünümü, yün
yumağına benzetilmesinden)
pişmek :
tür. * bış (pişmek, ısınmak, ısı ile olgunlaşmak) + mek (fiil mastar eki) *
(yiyecekler) ısı, ateş veya sıcaklık etkisiyle yenebilir, sindirilebilir hale
gelmek; olgunlaşmak, kıvama gelmek (mecazi)
pişpirik :
tür. * bış (pişmek, ısınmak, ısı ile olgunlaşmak) + bırık (son ek) * 52'lik
standart bir iskambil destesiyle oynanan, kart saymaya, şansa ve hızlı
düşünmeye dayalı olan, genellikle 2 veya 4 kişiyle oynanan, hedefin eldeki
kartları kullanarak masadaki kartları toplamak ve "pişti" yaparak en
yüksek puanı toplamak olduğu popüler bir Türk kağıt (iskambil) oyunu, pişti
pişrev :
far. * piş (ön, ileri, önde olan, ön, önce, ilk, evvel) + rev (gitmek,
ilerlemek; hareket etmek) * önden gitmek, önde giden; Türk musikisinde fasıl
veya makam eserlerinin başında icra edilen, faslın giriş taksiminden sonra ilk
çalınan, esere giriş niteliğindeki enstrümantal bölüm
pişt :
tür. * pişt (ses yansımalı (oomatopeik) kelime) * genellikle birinin dikkatini
çekmek, birini çağırmak veya samimi olunan birine seslenmek için kullanılan
ünlem kelimesi
pişti :
tür. * bış (pişmek, ısınmak, ısı ile olgunlaşmak) + tı (-dili geçmiş zaman fiil
eki) * 52'lik standart bir iskambil destesiyle oynanan, kart saymaya, şansa ve
hızlı düşünmeye dayalı olan, genellikle 2 veya 4 kişiyle oynanan, hedefin
eldeki kartları kullanarak masadaki kartları toplamak ve "pişti"
yaparak en yüksek puanı toplamak olduğu popüler bir Türk kağıt (iskambil)
oyunu, pişpirik
piştov :
çek., mac. * pistala (düdük; boruyu andıran ve ses çıkaran araç; fısıldamak)
(çek.), pisztoly (tabanca) (mac.) * değişik türleri bulunan, Osmanlı ordusunda
bir süre kullanılmış olan kısa namlulu, ateşli silah, bir çeşit tabanca
pit :
ing. * pit (çukur, oyuk, kuyu) * yüzeydeki çukur, oyuk veya girinti; biyolojide
hücre duvarındaki inceleşmiş geçit, bitkilerde iletim dokularında bulunan çukurlaşmış
alan
pitavastatin :
lat. * pita (ön belirteç) + histanai (durmak, durdurmak, yerleştirmek), statin
(kolesterol sentezinde HMG-CoA redüktaz inhibitörleri için kullanılan son ek;
durdurucu, inhibitör; karaciğerde kolesterol üretiminde rol oynayan enzim olan
HMG-CoA redüktazı inhibe eden ilaç sınıfı) (statos, stasis (durdurma, durma,
sabit kalma, sabit durma, stabil olma, ayakta durma, durgunluk) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) ) * kolesterol sentezini azaltarak LDL düzeyini
düşüren, kandaki yüksek kolesterol (hiperlipidemi) ve dislipidemi (yağ
dengesizliği) tedavisi için kullanılan, HMG-CoA redüktaz inhibitörleri
(statinler) sınıfına ait statin grubu ilacın etken maddesi (C25H24FNO4)
pitbull :
ing. * pit (çukur, kuyu; dövüş yapılan ve çukurda bulunan arena) + bul (boğa) *
genellikle Amerikan Pit Bull Terrier, Amerikan Staffordshire Terrier ve
Staffordshire Bull Terrier gibi ırkları kapsayan, köpek dövüşleri için
yetiştirilen veya bu amaçla geliştirilen, kaslı ve güçlü bir yapıya sahip köpek
türlerinin ortak adı
pitcairn :
ing. * pitcairn (18. yüzyılda adayı “keşfeden” Robert Pitcairn adlı denizcinin
soyadından) * Güney Pasifik Okyanusu’nda, Okyanusya’da yer alan; en yakın büyük
kara olarak batısında Fransız Polinezyası adaları (özellikle Mangareva/Gambier
Adaları), kuzey ve doğusunda açık Pasifik Okyanusu, güneyinde ise yine geniş
Güney Pasifik açık denizleri bulunan, yerleşik nüfusu çok az olan adalar
topluluğu
piti :
tür. * piti (küçük kap, çanak, kase, tas, çömlek) * Azerbaycan ve Türkiye'nin
Doğu Anadolu Bölgesi'nde (özellikle Kars ve Iğdır) yapılan, nohut ve etle
hazırlanan geleneksel bir yemek; Çocuk oyunlarında ebe seçmek veya oyuna
başlayacak kişiyi belirlemek için kullanılan "O piti piti karamela
sepeti" tekerlemesindeki ifade
pitiriyaziform :
gre., lat. * pityriasis (kepek; pullanma) (ptyron (kepek, pul) + iasis, osis
(isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) (gre.) + formis (şekilli, biçimli)
(forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * deride kepek
benzeri ince pullanma, döküntü veya kepek görünümüne benzeyen lezyon yapısı,
derinin üst tabakasında oluşan hafif pullu, pembe veya kahverengi lekeler
şeklinde, pitiriyazis benzeri
pitiriyazis alba :
gre. * pityriasis (kepek; pullanma) (ptyron (kepek, pul) + iasis, osis (isim
yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) (gre.) + albus (beyaz, ak) (lat.) *
özellikle çocuk ve gençlerde yüzde görülen, sınırları belirsiz beyazımsı, ince
kepeklenme gösteren cilt lekeleriyle (hipopigmente leke) karakterize,
genellikle iyi huylu (benign) dermatolojik durum
pitiriyazis versikolor :
gre., lat. * pityriasis (kepek; pullanma) (ptyron (kepek, pul) + iasis, osis
(isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) (gre.) + versicolor (çeşitli renkli,
rengarenk) (versare (dönmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek) + color (boya,
renk) ) (lat.) * deride açık veya koyu renkli lekeler ve ince kepeklenme
oluşturan yüzeysel mantar enfeksiyonu, samyeli, tinea versikolor
piton :
gre. * pythein (çürümek) + on (isim yapım eki) * Yunan mitolojisinde Delphi’deki
kutsal yılan, ejderha ismi; Pythonidae familyasına bağlı, zehirsiz, avlarını
sıkarak boğan ve genellikle Afrika, Asya ile Avustralya'nın tropikal
bölgelerinde yaşayan, boyu 10 metreye kadar ulaşabilen büyük, zehirsiz bir
yılan cinsi
pitoresk :
lat. * pingere (boyamak, çizmek, resmetmek, işaretlemek), pictor (boyayan,
boyacı, resmeden, ressam) + escus (sıfat yapım eki) (lat.); pittoresque (fra.)
* manzara veya görünüm bakımından resim yapılacak kadar güzel, tablo gibi
estetik ve görsel olarak etkileyici olan
pitozis :
gre. * ptosis (düşme, düşüş, sarkma) (piptein (düşmek, sarkmak) + osis (isim
yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * düşme, sarkma; bir organın veya dokunun
normal anatomik konumundan aşağı doğru sarkması veya düşmesi durumu; göz kapağı
düşüklüğü
pitriasis :
gre. * pityriasis (kepek; pullanma) (pityron (kepek, pul) + iasis, osis (isim
yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * deride kepek benzeri ince pullanma ile
seyreden, çeşitli dermatolojik hastalık
pitriasis versicolor :
gre. * pityriasis (kepek; pullanma) (pityron (kepek, pul) + iasis, osis (isim
yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) + versus (dönmüş, çevrilmiş, yönelmiş;
dönüştürme, düzenleme, düzen) (vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek)
+ tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + color (renk) (lat.) * ciltte doğal
olarak bulunan Malassezia adlı mantarın aşırı çoğalması sonucu oluşan,
özellikle sıcak/nemli havalarda göğüs, sırt ve boyun bölgesinde renk
değişikliği (beyaz, pembe, kahverengi lekeler) ve hafif pullanma ile karakterize
olan, bulaşıcı olmayan yaygın ve yüzeysel bir mantar enfeksiyonu, tinea
versicolor
pitriyazis :
gre. * pityriasis (kepek; pullanma) (pityron (kepek, pul) + iasis, osis (isim
yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * deride kepek benzeri ince pullanma ile
seyreden, çeşitli dermatolojik hastalık
pittosporaceae :
gre., lat. * pitta, pittos (zamk, zift, reçine, katran) + sporos (tohum) (gre.)
+ aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * Tropikal ve subtropikal
bölgelerde yaygın olan, Apiales takımına ait, genellikle her dem yeşil ağaç,
çalı ve sarmaşıklardan oluşan, reçinemsi yapışkan maddeler içeren, Pittosporum
cinsini kapsayan bitkiler familyası
pittosporum :
gre., lat. * pitta, pittos (zamk, zift, reçine, katran) + sporos (tohum) (gre.)
+ um (isim yapım eki) (lat.) * Pittosporaceae familyasına ait, tohumları
yapışkan reçineyle kaplı olan, genellikle her dem yeşil kalan, kokulu beyaz
çiçeklere ve parlak koyu yeşil yapraklara sahip, dayanıklı bir çalı veya küçük
ağaç türü, pitos, yıldız çalısı
pituiter gland :
gre., lat. * ptyalon (tükürük) (gre.); pituita (balgam, sümüksü salgı) + aris
(ile ilgili, -a ait) + glandula (küçük bez) (glans (bez) + ulus, ula (küçültme
eki) ) (lat.) * beynin tabanında, hipotalamusun altında yer alan bezelye
büyüklüğünde, "ana bez" olarak bilinen, Büyüme, metabolizma, tansiyon
ve üreme gibi hayati vücut fonksiyonlarını kontrol eden hormonlar salgılayarak
vücudun hormonal dengesini yöneten temel bir endokrin bezi, hipofiz bezi
pitüiter :
gre., lat. * ptyalon (tükürük) (gre.); pituita (balgam, sümüksü salgı) + aris
(ile ilgili, -a ait) (lat.) * hipofiz bezi ile ilgili
pityalin :
gre. * ptyalon (tükürük) (gre.) + in (kimyasal madde eki) (lat.) * tükürük
bezlerinden salgılanan ve nişastayı maltoza (şeker) parçalayarak sindirimi ağızda
başlatan bir alfa-amilaz enzim, amilaz
pityalizm :
gre. * ptyalon (tükürük) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki)
* tükürük bezlerinin aşırı çalışması sonucu ağızda normalden çok daha fazla
tükürük birikmesi veya salya akması durumu (Genellikle gebeliğin ilk üç ayında,
hormonal değişimler veya mide bulantısı nedeniyle sık görülür.)
piu :
ita. * piu (daha, daha fazla, daha çok) * müzikte bir terimin başına gelerek
“daha fazla, daha çok” anlamı katan ifade (örneğin "piu forte = daha güçlü/şiddetli
çal")
piyade :
far. * pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan;
hisse, kısım, bölüm, parça, oran) + ade (ile ilgili, -a ait) * yürüyerek
hareket eden, atlı olmayan asker; kara kuvvetlerinde yaya savaşan asker sınıfı
piyale :
far. * piyalah (kadeh, kupa veya kadeh kasesi, içki kabı) * özellikle şarap,
şerbet veya su içmek için kullanılan kâse biçiminde içki kabı
piyan :
tür. * piyan (meyan kökü) * gemicilikte halat uçlarının (çıma) dağılmasını
önlemek için ince iple yapılan sarma düğüm (piyan bağı); genellikle sulak veya
nemli bölgelerde yetişen, pembe ya da morumsu çiçekler açan ve tıpta özellikle
göğüs yumuşatıcı ile balgam söktürücü ilaçların yapımında köklerinden
yararlanılan baklagiller familyasına ait otsu bir çalı bitkisi, meyan kökü
piyango :
lat., ita. * blancus (beyaz) (lat.); bianco (beyaz) (ita.) * belli bir ödülü,
üzerinde numara bulunan biletleri satın alanlar arasında kur'a çekmek yoluyle
kazanan kimseye verme esâsına dayanan sans (talih) oyunu (İtalya’da siyah ve
beyaz kartlarla oynanan ve beyaz kartın kazandığı şans oyunundan)
piyanist :
lat., ita. * planus (düz, düzlem, yüzey, satıh, yassı, düz yüzeyli,
seviyelenmiş, pürüzsüz, yayvan, yumuşak) (lat.); piano (tuşlarına basıldığında
içindeki çekiçlerin tellere vurmasıyla farklı tonlarda, farklı notalarda ses
çıkaran, 88 tuştan (52 beyaz, 36 siyah) oluşan, ahşap gövdeli, klavyeli ve
telli bir müzik aleti) (ita.) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş
eki) (lat.) * piyano adı verilen tuşlu çalgıyı profesyonel veya amatör olarak
çalan, bu enstrümanda ustalaşmış müzik sanatçısı
piyano :
lat. * planus (düz, düzlem, yüzey, satıh, yassı, düz yüzeyli, seviyelenmiş,
pürüzsüz, yayvan, yumuşak) * tuşlarına basıldığında içindeki çekiçlerin tellere
vurmasıyla farklı tonlarda, farklı notalarda ses çıkaran, 88 tuştan (52 beyaz,
36 siyah) oluşan, ahşap gövdeli, klavyeli ve telli bir müzik aleti
piyanta :
lat. * planta (dikilen şey, bitki, fidan, sürgün, filiz, taban, ayak tabanı)
(planus (düz, düzlem, yüzey, satıh, yassı, düz yüzeyli, seviyelenmiş, pürüzsüz,
yayvan, yumuşak) + ta (son ek) ) * ayakkabı tabanının geniş bırakılan kenarı
piyasa :
gre. * plateia (geniş yol) (gre.); platea (geniş cadde, sokak; yer, konum,
mekan, alan, meydan) (lat.); piazza (meydan, çarşı, pazar yeri) (ita.) *
satıcıların mallarını satmak ereğiyle bir araya geldikleri yer, pazar
piyata :
lat., ita. * plattus (düz, yayvan) (lat.); piatto (tabak; düz) (ita.) * düz ve
büyük yemek tabağı, kayık tabak
piyaz :
far. * piyaz (soğan) * özellikle soğanla yapılan salata türü (fasulye piyazı
gibi) ve genel olarak soğanlı meze; haşlanmış kuru fasulye, ince kıyılmış
soğan, maydanoz, zeytinyağı, sirke/limon ve tuz ile hazırlanan, özellikle kebap
ve ızgara etlerin yanına yakışan geleneksel bir Türk salatası/mezesi
piyelektazi :
gre. * pyelos (böbrek havuzu, renal pelvis) + ekteinein (uzamak, gerilmek,
genişlemek, esnemek, açılmak), ektasis (esneme, genişleme, genişletme, uzama,
gerilme, açılma, kendi dışına çıkma, aşma) * böbreğin idrarı toplayan pelvis
kısmının genişlemesi durumu; özellikle anne karnındaki fetüslerde ve bebeklerde
ultrasonografik olarak saptanan, böbreğin idrar toplayan merkezi kısmı olan
renal pelvisin genişlemesi (dilatasyonu) durumu
piyelit :
gre. * pyelos (böbrek havuzu, renal pelvis) + itis (enfeksiyon, iltihap,
inflamasyon, hastalık eki) * bakterilerin mesaneden yukarı çıkarak böbrek
pelvisini (böbrek havuzcuğu) enfekte etmesi sonucu oluşan, genellikle sistit
(mesane enfeksiyonu) sonrası gelişir ve antibiyotik tedavisi gerektiren, ateş,
böbrek ağrısı ve idrarda yanma ile seyreden üst idrar yolu iltihabı
(enfeksiyonu)
piyelografi :
gre. * pyelos (böbrek havuzu, renal pelvis) + graphein (yazmak, çizmek,
işaretlemek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım,
çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * taş, tümör,
tıkanıklık, doğumsal anomaliler veya idrar yolu enfeksiyonlarını tespit etmek
için kullanılan, damardan veya kateterle verilen kontrast madde (ilaç)
yardımıyla böbrekler, üreterler ve mesaneyi X-ışını (röntgen) kullanarak
görüntüleyen bir idrar yolu tanı yöntemi
piyelogram :
gre. * pyelos (böbrek havuzu, renal pelvis) + gramma, gramme (çizgi, hat,
çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) * böbrek taşları, tümörler,
enfeksiyon izleri veya doğumsal yapısal bozuklukları tespit etmek, böbrekler,
üreterler (böbrek kanalları) ve mesanenin durumunu incelemek için damardan
kontrast madde (boya) verilerek yapılan, idrar yollarını beyaz gösteren özel
bir röntgen görüntüleme yöntemi
piyelolit :
gre. * pyelos (böbrek havuzu, renal pelvis) + lithos (taş, kaya) * böbreğin
pelvis (havuzcuk) kısmında oluşan taşlar
piyelolitotomi :
gre. * pyelos (böbrek havuzu, renal pelvis) + lithos (taş, kaya) + temnein
(kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * böbreğin pelvis (havuzcuk) kısmındaki taşın
cerrahi olarak kesilerek çıkarılması işlemi
piyelonefrit :
gre. * pyelos (böbrek havuzu, renal pelvis) + nephros (böbrek) + itis
(enflamasyon, iltihap, enfeksiyon) * böbreğin hem pelvis (havuzcuk) kısmını hem
de böbrek dokusunu tutan, genellikle bakteriyel kökenli enfeksiyon/iltihap
durumu
piyemi :
gre. * pyon (iltihaplı sıvı, irin) + emia (haima, haimat (kan) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * kanda irinli bakteriyel enfeksiyon odaklarının
bulunması durumu
piyes :
lat., fra. * petia, pitia (kısım, bölüm, parça) (lat.); pièce (kısım, bölüm,
parça) (fra.) * sahnede oynanan tiyatro eseri, drama veya oyun
piyo :
gre. * pyon (iltihaplı sıvı, irin) * irinli anlamı veren ön ek
piyoartroz :
gre. * pyon (iltihaplı sıvı, irin) + arthro, arthros, arthron (eklem) + osis
(isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * eklem boşluğunda irin birikmesiyle
karakterize, ciddi enfeksiyöz eklem hastalığı
piyoderma :
gre. * pyon (iltihaplı sıvı, irin) + derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk),
dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) * genellikle Staphylococcus veya
Streptococcus bakterilerinin neden olduğu, deride irinli kabarcıklar, yara ve
enfeksiyonlarla seyreden yüzeysel veya derin bakteriyel deri enfeksiyonları
grubu
piyodermi :
gre. * pyon (iltihaplı sıvı, irin) + derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk),
dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) + eia (isim yapım ve durum eki) * deride
irinli lezyonlarla seyreden, genellikle bakteriyel kökenli enfeksiyon
hastalıkları
piyojen :
gre. * pyon (iltihaplı sıvı, irin) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak,
yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten,
meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * irin oluşturan, irin meydana getiren
piyojenik :
gre. * pyon (iltihaplı sıvı, irin) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak,
yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten,
meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) *
irin oluşturan, irin meydana getirme özelliği taşıyan
piyon :
lat., ita., far. * pes, pedis (ayak, taban) (lat.); pedone (ita.); piyade
(ayakla yürüyen; yaya asker) (pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi) + ade
(ile ilgili, -a ait) ) (far.) * satrançta en önde yer alan, sınırlı hareket
kabiliyetine sahip olan ve genellikle oyunun stratejik temelini oluşturan taş,
piyade
piyore :
gre. * pyon (iltihaplı sıvı, irin) + rhoia (akma, akıntı) (rhein (akmak,
yağmak, dökülmek) + eia (isim yapım ve durum eki) ) * diş eti ve ağız
dokularında görülen, irinli ve sürekli akıntıyla karakterize olan iltihaplı
durum
piyosalpinks :
gre. * pyon (iltihaplı sıvı, irin) + salpinx (fallop tüpü) * enfeksiyon
(genellikle Pelvik İnflamatuar hastalık - PID sonucu) nedeniyle fallop
tüplerinin tıkanıp içi irin (cerahat) ile dolması durumu
piyosiyanin :
gre. * pyon (iltihaplı sıvı, irin) + kyanos (mavi, koyu mavi, lacivert) + in
(kimyasal madde eki) * özellikle Pseudomonas aeruginosa bakterisi tarafından
üretilen, enfeksiyonlu dokularda oksidatif strese yol açarak hücrelere zarar
veren ve bakterinin hayatta kalmasına yardımcı olan mavi-yeşil renkli, toksik
(zehirli) bir fenazin pigmenti (C14H14N2O)
piyotoraks :
gre. * pyon (iltihaplı sıvı, irin) + thorax (göğüs kafesi, göğüs boşluğu) *
genellikle bakteriyel enfeksiyonlar, göğüs travmaları veya yabancı cisimler
sonucu oluşan, nefes almayı ciddi oranda zorlaştıran hayati risk taşıyan ve
özellikle kedi ve köpeklerde akciğerler ile göğüs duvarı arasındaki plevral
boşlukta enfeksiyon oluşmasına bağlı irin (cerahat) ve sıvı birikmesi durumu
piyüri :
gre. * pyon (iltihaplı sıvı, irin) + ouron (çiş, sidik, idrar) + eia (isim
yapım ve durum eki) * idrarda anormal derecede yüksek miktarda beyaz kan
hücresi (lökosit) veya irin bulunması durumu
pizolit :
gre. * piso (bezelye) + lithos (taş, kaya) * kalsiyum karbonat birleşimli,
genellikle nohut büyüklüğünde (2 mm'den büyük), yuvarlağımsı kalsit
taneciklerinden oluşan veya bu taneciklerin bağlanmasıyla meydana gelen tortul
bir kireç taşı türü
pizotifen :
gre. * piso (ön ek) + tifen (fenotiazin ve antihistaminik belirteci) * migren
profilaksisinde kullanılan, serotonin (5-HT2) reseptör antagonisti ve
antihistaminik özellikli ilacın etken maddesi (C19H21NS)
pizza :
lat., gre., ita. * pinsere (ezmek, bastırmak, hamuru yassılaştırmak) (lat.);
pita, pitta (yassı hamur ekmeği; lokma) (gre.); pizza (ita.) * ekmek parçası,
lokma; ince ve yuvarlak açılmış hamur üzerine kaşarpeyniri, domates, sosis,
sucuk, mantar, ançüez, zeytin, kekik vb. konularak fırında pişirilmiş pide
(mayalı hamurdan yapılan yuvarlak veya oval biçimli yassı ekmek)
pizzicato :
lat., ita. * pizzicare (çimdiklemek, parmakla çekmek) + tio (isim yapım eki)
(lat.); pizzicato (ita.) * keman, viyola, çello ve kontrbas gibi yaylı
çalgılarda yayın kullanılmayıp, tellerin parmakla çekilerek (koparılarak) ses
çıkarılması tekniği (Yayın uzun süren sesi yerine, gitar veya arp sesine benzer
kısa, net ve vurmalı bir tını elde edilir.)
pKa :
alm. * p (potenz (etki, güç, kuvvet, iktidar, potansiyel, yetki) + Ka (asit
ayrışma sabiti) * bir asidin sulu çözeltide ne kadar güçlü veya zayıf olduğunu
gösteren, asitlerin proton (H+) verme yeteneğini ölçen ve tampon çözelti
hesaplamalarında kullanılan, asit ayrışma sabitinin (Ka) eksi logaritması
(-logKa) olarak tanımlanan değer (Düşük pKa değeri güçlü asidi, yüksek pKa
değeri ise zayıf asidi temsil eder.)
pKb :
alm. * p (potenz (etki, güç, kuvvet, iktidar, potansiyel, yetki) + Kb (baz
ayrışma sabiti) * bir bazın veya alkali çözeltinin ayrışma derecesini
belirleyen, baz ayrışma sabitinin (Kb) eksi logaritması (-logKb) olarak
tanımlanan değer (Düşük pKb değeri güçlü bazı, yüksek pKb değeri ise zayıf bazı
temsil eder.)
PKS :
lat. * Pelvik Konjesyon Sendromu (pelvicus (karın alt bölgesinde, leğen kemiği
(pelvis) ile çevrili bölgeye ve bu bölgeyle ilgili) + congestio (kalabalık,
izdiham, tıkanma, tıkanıklık, sıkışıklık, yoğunluk; kan hücumu, kan toplanması)
(lat.) + syndromon (birbiriyle ilişkili ve bir bozukluğa işaret eden belirti ve
bulgular (semptomlar) kümesi) (gre.) ) * pelvis çevresindeki toplardamarların
genişlemesi sonucunda oluşan kan göllenmesi ile karakterize olan, bacaklardaki
varislerin leğen kemiği (pelvis) içindeki hali olarak tanımlanabilecek olan,
özellikle kronik pelvik ağrı ile seyreden damar kaynaklı klinik durum
placebo :
lat. * placere (hoşnut etmek, memnun etmek) + ebo (birinci tekil şahıs gelecek
zaman eki) * etkin bir farmakolojik madde içermeyen, ancak hastanın olumlu
psikolojik beklentisi nedeniyle tedavi etkisi gösterebilen “yalancı ilaç” veya
kontrol amaçlı kullanılan madde
plaçka :
arn. * plaçka (eşya, çapul) * savaş, kargaşa veya yasa dışı yollarla elde
edilen ganimet/eşya, yağma, çapul, vurgun, soygun; bedava, beleş (argo)
plagal kadans :
gre., lat. * plagios (yanal, eğik, dolaylı) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait)
+ cadentia (düşüş, çöküş) (cadere (düşmek, çökmek, yere yığılmak) + entia (isim
yapım eki) ) (lat.) * müzikte alt dominant (IV) akorunun tonik (I) akoruna
çözülmesiyle (IV-I) oluşan, ilahilerin, popüler şarkıların ve klasik eserlerin
sonlarında, otantik kadansın (V-I) bir uzantısı olarak kullanılan sakin ve
nihai bir bitiş hissi veren kadans türü, amen kadansı
plain film :
ing. * plain (düz, sade, yalın, basit) + film (ince zar, membran, kaplama) *
bilgisayarlı Tomografi (BT) gibi karmaşık yöntemlerden önce ilk basamak tanı
aracı olan, vücut iç yapılarının, özellikle kemiklerin ve yoğun dokuların
görüntülenmesi için düşük doz iyonize radyasyonun (X-ışını) kullanıldığı en
temel, hızlı ve yaygın tıbbi görüntüleme yöntemi, düz röntgen, grafil
plaj :
gre., lat., fra. * plagios (yanal, eğik, dolaylı) (gre.); plagia (eğik yüzey,
yamaç, geniş bölge) (lat.); plage (deniz/nehir kıyısındaki kumsal/düzlük)
(fra.) * deniz, göl veya nehir kıyısında, insanların güneşlenmek ve denize
girmek amacıyla kullandığı, genellikle kum veya çakıldan oluşan kıyı şeridi
plajiyoklaz :
gre., lat., fra. * plagios (yanal, eğik, dolaylı) (gre.); plagia (eğik yüzey,
yamaç, geniş bölge) (lat.) + klasis (kırılma, parçalanma) (klaein (kırmak,
parçalamak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) (gre.) * yer kabuğunun en önemli
kayaç yapıcı minerallerinden olan, genellikle beyaz, gri veya açık renkli
kristaller halinde bulunan, jeolojik çalışmalarda kayaların kökenini belirlemek
için kullanılan, kalsiyum ve sodyum içeren, magmatik ve metamorfik kayaçlarda
çok yaygın olarak bulunan, feldspat grubuna ait bir mineral ailesi
plak :
gre., lat., fra. * plax, plakos (tabaka, levha, yüzey, düzlem), plakoeis (düze,
yassı, kek) (gre.); placca (düz levha, tabaka, plaka) (lat.); plaque (fra.) *
diş yüzeyinde oluşan bakteri ve besin artıklarından meydana gelen renksiz,
yapışkan, bakterilerden (tartar başlangıcı) oluşan biyofilm tabakası veya
çeşitli yüzeylerde oluşan ince tabaka/levha; pikapta dinlenen analog PVC ses
kaydı aracı
plaka :
gre., lat., fra. * plax, plakos (tabaka, levha, yüzey, düzlem), plakoeis (düze,
yassı, kek) (gre.); placca (düz levha, tabaka, plaka) (lat.); plaque (fra.) *
motorlu kara taşıtlarının ön ve arka kısmına takılan, harf ve rakamlardan
oluşan, aracın kimliğini ve kayıtlı olduğu yeri gösteren resmi metal veya
plastik levha
plaket :
gre., lat., fra. * plax, plakos (tabaka, levha, yüzey, düzlem), plakoeis (düze,
yassı, kek) (gre.); placca (düz levha, tabaka, plaka) + etta (küçültme eki)
(lat.); plaquette (fra.) * başarı, anı veya takdire dayalı ödül amacıyla
verilen, genellikle metal veya benzeri malzemeden yapılmış, yazı, tesim veya
sembol içeren küçük levha
plan :
gre., lat., fra. * plax, plakos (tabaka, levha, yüzey, düzlem), plakoeis (düze,
yassı, kek) (gre.); planus (düz, düzlem, yüzey, satıh, yassı, düz yüzeyli,
seviyelenmiş, pürüzsüz, yayvan, yumuşak) (lat.); plan (fra.) * düz yüzey,
taslak, çizim; belirli bir amaca ulaşmak için önceden hazırlanmış düzen, taslak
veya yol haritası; mimari ve teknik çizimlerde ölçekli tasvir
planar :
gre., lat. * plax, plakos (tabaka, levha, yüzey, düzlem), plakoeis (düze,
yassı, kek) (gre.); planus (düz, düzlem, yüzey, satıh, yassı, düz yüzeyli,
seviyelenmiş, pürüzsüz, yayvan, yumuşak) + aris (ile ilgili, -a ait) *
düzlemsel, düzeysel, düz bir yüzeye ait
planck kuantum teorisi :
alm., lat., tür. * planck (Alman fizikçi Max Planck’ın soyadından) (alm.) +
quantum (miktar, kemiyet, nicelik, ölçü) (lat.) + theoria (gözlem, bakış, düşünce,
kuram) (theoros (gözlemci, seyirci, izleyici) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) (gre.) + si (iyelik eki) (tür.) * belirli bir sıcaklıkta termal denge
durumunda bulunan bir kara cisim ışımasının yaydığı elektromanyetik radyasyonu
açıklayan teori; enerjinin süreksiz (kesikli) paketler halinde (kuanta)
yayıldığını ve emildiğini savunan teori (E = hν)
planck sabiti :
alm., tür. * planck (Alman fizikçi Max Planck’ın soyadından) (alm.) + sabit
(durağan, hareketsiz, değişmeyen) (ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * kuantum
mekaniğinde enerjinin süreksiz (kuantize) yapısını tanımlayan, foton enerjisi
ile frekansı arasındaki ilişkiyi kuran, atom altı seviyede eylemin temel birimi
olan, klasik fiziğin açıklayamadığı enerji değişimlerini kuantize ederek
açıklayan ve değeri 6.626x10^-34) olan temel fiziksel sabit
planck-einstein :
alm. * planck (Alman fizikçi Max Planck’ın soyadından) + einstein (Alman
fizikçi Albert Einstein’ın soyadından) * ışığın enerjisinin kuantumlar halinde
taşındığını ifade eden, foton enerjisini E = hν bağıntısıyla açıklayan kuantum
kuramı ilişkisi (E = enerji, h = planck sabiti (6.626 × 10⁻³⁴ J⋅s), f = ışığın dalga
frekansı)
plançete :
lat. * planca (tahta levha, düz tahta) + etta (küçültme eki) (lat.); planchette
(fra.) * arazide harita veya plan çizimi yapmak için kullanılan, üç ayak
(tripod) üzerine oturtulmuş, yatay düzleme getirilebilen özel bir tahta
levhadan oluşan, Arazi detaylarını doğrudan kanava (çizim kağıdı) üzerine
aktarmaya yarayan topografik ölçüm aleti
planemo :
ing. * planetary (gezegensel) + mass (kütle) + object (cisim) * gezegen kütleli
cisim; bir yıldızın çekim gücüne bağlı olmadan uzayda tek başına dolaşan veya
hidrostatik dengeye (küresel şekil alacak kadar kütleye) sahip olan gezegen
kütleli gök cismi, başıboş gezegen
planerit :
lat. * planus (düz, düzlem, yüzey, satıh, yassı, düz yüzeyli, seviyelenmiş,
pürüzsüz, yayvan, yumuşak) + aris (ile ilgili, -a ait) + ite (element, kayaç ve
mineral eki) * hidratlı doğal alüminyum fosfat (AlPO4 • nH2O)
planet :
gre. * planein (gezmek, dolaşmak, saptırmak), planetes (gezen, dolaşan) (gre.);
planeta (küçültme eki) (lat.); planète (fra.) * bir yıldız etrafında yörüngede
dönen, kendi ışığı olmayan ve “gezgin yıldız” olarak eski astronomide
adlandırılan gök cismi, gezegen, seyyare
planetaryum :
gre., lat. * planein (gezmek, dolaşmak, saptırmak), planetes (gezen, dolaşan)
(gre.); planeta + arium (yer, mekan eki) (lat.) * gezegenlerin ve gök
cisimlerinin yapay olarak gösterildiği, gökyüzü simülasyonu yapılan
bilimsel/sergisel mekan
planetesimal :
gre. * planein (gezmek, dolaşmak, saptırmak), planetes (gezen, dolaşan) (gre.)
+ imus (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, -a ait; sıfat yapım eki) (lat.) *
genç yıldızların çevresindeki toz ve gaz disklerinde oluşan, çekim gücüyle
birleşerek gezegenleri (protoplanet) oluşturan, gezegenlerin yapı taşı sayılan
birkaç kilometrelik katı kaya veya buz parçaları
planetoid :
gre. * planein (gezmek, dolaşmak, saptırmak), planetes (gezen, dolaşan) +
oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * gezegene benzeyen, ancak
tam gezegen sayılmayan küçük gök cismi, küçük gezegen, asteroid
plank :
lat. * planca (tahta, kalas, düz tahta levha) * vücut ağırlığı kullanılarak
yapılan, şınav pozisyonuna benzer ve hareket etmeden durmaya dayalı olan, karın
kaslarını, sırtı ve omuzları aynı anda çalıştıran ve ekipman gerektirmeyen bir
merkez (core) bölgesi güçlendirme egzersizi
plankote :
lat. * planus (düz, düzlem, yüzey, satıh, yassı, düz yüzeyli, seviyelenmiş,
pürüzsüz, yayvan, yumuşak) + costa (kenar, yan, kıyı) (lat.); plan (düzlem,
yüzey) + côte (sahil, kıyı, kenar), coté (kotlandırılmış, kenarları ölçülmüş,
yükseklikleri verilmiş, boyutlandırılmış) (fra.) * inşaat ve mühendislik
projelerinde arazinin mevcut topografik yapısını, eğimini, kot farklarını ve
üzerindeki yapıları (yol, ağaç, direk vb.) detaylı olarak gösteren, mimari
projeler için temel teşkil eden ölçekli harita
plankton :
gre. * planein (gezmek, dolaşmak, saptırmak), planktos, plankton (sürüklenen,
gezinen, dolaşan, akıntıyla taşınan) * su içinde akıntıya karşı aktif olarak
yüzemeyen, su kütlesi içinde sürüklenerek yaşayan mikroskobik canlı organizma
planktonik :
gre. * planein (gezmek, dolaşmak, saptırmak), planktos, plankton (sürüklenen,
gezinen, dolaşan, akıntıyla taşınan) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * su
içinde serbestçe sürüklenen, akıntılarla taşınan planktonlarla ilgili (yapı
veya organizma)
planlamak :
lat., fra., tür. * planus (düz, düzlem, yüzey, satıh, yassı, düz yüzeyli,
seviyelenmiş, pürüzsüz, yayvan, yumuşak) (lat.); plan (fra.) + la (etken fiil
eki) + mak (fiil mastar eki) (tür.) * bir işi, yapmadan önce düşünerek
aşamalarını, zamanını ve yöntemini belirlemek, önceden tasarlamak; bir hedefe
ulaşmak için zihinsel veya yazılı düzen oluşturmak
planokok :
gre. * plax, plakos (tabaka, levha, yüzey, düzlem), plakoeis (düze, yassı, kek)
+ kokkos (tane, tanecik) * düz tabaka benzeri koloniler oluşturan, özellikle
yüzeyde yayılıp ince tabaka şeklinde büyüme eğilimi gösteren kok (yuvarlak
bakteri) tipi bakteri grubu
planör :
lat., fra., tür. * planus (düz, düzlem, yüzey, satıh, yassı, düz yüzeyli,
seviyelenmiş, pürüzsüz, yayvan, yumuşak) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat.);
planeur (fra.) * motoru olmadan hava akımlarını kullanarak süzülen, yükselme ve
ilerlemesini aerodinamik olarak “düz/sürtünmesiz akış” prensibine dayandıran
hava aracı
plant :
lat. * plantare (dikmek, toprağa yerleştirmek, köklendirmek), planta (dikilen
şey, bitki, fidan, sürgün, filiz, taban, ayak tabanı) * toprağa dikilmiş canlı
bitki
plantaginaceae : lat
* planta (dikilen şey, bitki, fidan, sürgün, filiz, taban, ayak tabanı) + agere
(yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek,
yönlendirmek, hareket ettirmek) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) *
ballıbabalar (Lamiales) takımına ait, dünya genelinde yaklaşık 90 cins ve
1900'den fazla türü bulunan, en bilinen ve yaygın üyeleri arasında sinirotu
(damar otu) ve veronika (hıtı otu) yer alan otsu bitki ve çalı familyası,
sinirotugiller, muzgiller
plantago :
lat. * planta (dikilen şey, bitki, fidan, sürgün, filiz, taban, ayak tabanı) +
ago (şekilli, benzer) * Plantaginaceae familyasına ait, özellikle yol
kenarlarında yetişen, geniş yapraklı, yere yayılı büyüyen ve tıbbi amaçlarla da
kullanılan otsu ve yer örtücü bitki cinsi, damar otu, sinir otu, sinirli ot,
plantago lanceolata
plantar :
lat. * planta (dikilen şey, bitki, fidan, sürgün, filiz, taban, ayak tabanı) +
aris (ile ilgili,-a ait) * ayak tabanı ile ilgili (örneğin "plantar
fasya" (ayak tabanı bağ dokusu) )
plantar fasya :
lat. * planta (dikilen şey, bitki, fidan, sürgün, filiz, taban, ayak tabanı) +
aris (ile ilgili,-a ait) + fascia (bant, şerit, kuşak, sargı, demet, zar, örtü,
bağ dokusu), fasces (çubuk demeti) * ayak tabanında yer alan, topuk kemiğinden
ayak parmaklarına uzanan ve ayağın kavisini destekleyen güçlü bağ dokusu
tabakası
plantar fleksiyon :
lat. * planta (dikilen şey, bitki, fidan, sürgün, filiz, taban, ayak tabanı) +
aris (ile ilgili,-a ait) + flexio (eğme, bükme, esnetme, kasma) (flectere (eğmek,
bükmek, çevirmek, döndürmek, esnetmek, kıvırmak, kasmak) + tio (isim yapım eki)
) * ayak bileğinin hareketi sırasında ayağın aşağı doğru, yani ayak tabanının
aşağıya bakacak şekilde bükülmesi (parmak ucuna yükselme hareketi); ayak
parmaklarının aşağıya, tabana doğru yönelmesi
plantaris :
lat. * planta (dikilen şey, bitki, fidan, sürgün, filiz, taban, ayak tabanı) +
aris (ile ilgili,-a ait) * ayak tabanı ile ilgili (örneğin "plantar
fasya" (ayak tabanı bağ dokusu) )
plantasyon :
lat. * plantare (dikmek, toprağa yerleştirmek, köklendirmek) (planta (dikilen
şey, bitki, fidan, sürgün, filiz, taban, ayak tabanı) + are (fiil mastar eki) )
+ tio (isim yapım eki) * dikme, toprağa yerleştirme, köklendirme; özellikle
tropikal ve subtropikal bölgelerde, genellikle tek bir ticari ürünün (kahve,
çay, kauçuk, muz vb.) ihracat amacıyla büyük arazilerde, modern yöntemlerle
yoğun bir şekilde yetiştirildiği büyük ölçekli tarımsal üretim çiftliği
planya :
lat * planus (düz, düzlem, yüzey, satıh, yassı, düz yüzeyli, seviyelenmiş,
pürüzsüz, yayvan, yumuşak) + ia (isim yapım eki) * marangozlukta ahşap
yüzeyleri düzeltmek, inceltmek ve pürüzsüz hale getirmek için kullanılan manuel
veya elektrikli alet
plase :
gre., lat , fra. * plateia (geniş yol) (gre.); platea (açık alan, geniş yer),
placiare, placeare (uygun yere koymak, düzenlemek, yerleştirmek) (lat.); place
(yer, konum), placer (yerleştirmek, koymak, konumlamak) (fra.) * konmuş,
yerleştirilmiş; futbolda sert olmayan ve kalecinin uzanamayacağı köşeye yapılan
vuruş
plasebo efekt :
lat. * placere (hoşnut etmek, memnun etmek), placebo (hoşnut edeceğim; memnun
edeceğim) + effectus (gerçekleştirme, gerçelleme, sonuç, etki, tesir) (lat.) *
gerçek tedavi içermeyen bir madde veya prosedürün, kişinin bunu tedavi edici
olarak algılaması sayesinde psikolojik veya fizyolojik iyileşme göstermesi
durumu.
plasenta :
gre., lat. * plax, plakos (tabaka, levha, yüzey, düzlem), plakoeis (düze,
yassı, kek) (gre.); placenta (yassı kek, düz ekmek) (lat.) * düz ve yassı yapı;
gebelikte anne ile fetüs arasında besin, oksijen ve atık alışverişini sağlayan,
rahim duvarına tutunan geçici organ
plasenta akreata :
gre., lat. * plax, plakos (tabaka, levha, yüzey, düzlem), plakoeis (düze,
yassı, kek) (gre.); placenta (yassı kek, düz ekmek) + accreta (ad (-a doğru,
yönelim) + crescere (artmak, büyümek, çoğalmak, genişlemek, gelişmek) ) (lat.)
* plasentanın rahim duvarına normalden daha derin ve anormal şekilde yapıştığı,
doğum sonrası ayrılmasının zor veya imkansız olduğu obstetrik durum
plasenta ekstrakt :
gre., lat. * plax, plakos (tabaka, levha, yüzey, düzlem), plakoeis (düze,
yassı, kek) (gre.); placenta (yassı kek, düz ekmek) + ex (dış, dışarı, ötesi,
hariç) + tractus (çekilmiş, sürüklenmiş, cezbedilmiş, görütülmüş) (trahere
(çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek) + ctus (isim yapım eki) ) * gebelikte
bebek ile anne arasında oluşan plasenta dokusundan elde edilen, amino asitler,
vitaminler, mineraller, büyüme faktörleri ve nükleik asitler içeren, cilt
yenileme, yaşlanma karşıtı bakım ve yara iyileştirme gibi alanlarda kozmetik ve
tıbbi amaçlarla kullanılan yoğun bir özüt
plasenta previa :
gre., lat. * plax, plakos (tabaka, levha, yüzey, düzlem, yassı parça) (gre.);
placenta (yassı kek, düz ekmek) + previa (prae (önce, önde, evvel) + via (yol,
geçit, sefer yolu, vasıta, cadde, sokak, güzergah, patika) ) (lat.) *
plasentanın rahimde normal yerleşimi olan üst bölgeler yerine rahim ağzına
yakın veya onu kısmen/tamamen örtecek şekilde yerleştiği, gebelikte kanama
riski oluşturan obstetrik durum
plasman :
gre., lat , fra. * plateia (geniş yol) (gre.); platea (açık alan, geniş yer),
placiare, placeare (uygun yere koymak, düzenlemek, yerleştirmek) + mentum (isim
yapım eki) (lat.); place (yer, konum), placement (placer (yerleştirmek, koymak,
konumlamak) + ment (isim yapım eki) ) (fra.) * yerleştirme; paranın veya
sermayenin gelir getirmesi amacıyla hisse senedi, tahvil, döviz, gayrimenkul
gibi menkul veya gayrimenkul değerlere yatırılması, yani değerlendirilmesi
işlemi, yatırım
plasmaron :
gre. * plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek),
plasis (şekillenme, şekil verme, biçimlenme, oluşma, büyüme) + ismos (isim
yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) + on (parçacık/tanecik eki) * plazma
ortamındaki kolektif uyarılmaları veya plazma dalgalarını ifade etmek için
kullanılan, varsayımsal kuaziparçacık (yarı parçacık)
plasmid :
gre., lat. * plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp
dökmek), plasis (şekillenme, şekil verme, biçimlenme, oluşma, büyüme) + ismos
(isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (gre.) + ide (benzerlik eki)
(lat.) * bakterilerde ve bazı diğer mikroorganizmalarda kromozomdan bağımsız
olarak çoğalabilen, genetik bilgi taşıyan küçük halkasal DNA molekülü
plasminojen :
gre. * plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek),
plasis (şekillenme, şekil verme, biçimlenme, oluşma, büyüme) + ismos (isim
yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) + gennaein (doğurmak, üretmek,
oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran,
yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * karaciğerde
sentezlenen ve kan pıhtılarını çözerek kan damarlarının açık kalmasını
sağlayan, dokular tarafından aktive edildiğinde "plazmin" adlı aktif
enzime dönüşerek fibrin pıhtılarını parçalayan (fibrinoliz) ve böylece damar
tıkanıklıklarını önleyen inaktif bir plazma proteini
plasmoid :
gre. * plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek),
plasis (şekillenme, şekil verme, biçimlenme, oluşma, büyüme) + ismos (isim yapım,
durum, akım, öğreti, doktrin eki) + oides (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
plazma benzeri veya plazma biçiminde olan (yapı); özellikle manyetize plazma
içinde kendini sınırlayan, ipliksi veya küresel plazma oluşumu ile ilgili
plasmon :
gre. * plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek),
plasis (şekillenme, şekil verme, biçimlenme, oluşma, büyüme) + ismos (isim
yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) + on (parçacık/tanecik eki) * bir
metal içindeki serbest elektronların kolektif salınımından oluşan kuaziparçacık
(yarı parçacık); plazma salınımının kuantumlanmış hali
plaster :
gre., lat. * plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp
dökmek) (gre.); plastrum (sıva, merhem; kaplayıcı madde) (lat.); plâtre (fra.)
* yaraları kapatmak için kullanılan tıbbi bandaj/yama; duvar yüzeylerini
düzleştirmede kullanılan alçı/sıva malzemesi
plasti :
gre. * plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek),
plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama)
(plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * şekil verme, biçimlendirme; tıpta özellikle
doku onarımı ve cerrahi yeniden şekillendirme işlemi
plastid :
gre. * plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek),
plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama)
(plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli,
biçimli) * bitki ve alg hücrelerinde bulunan, besin üretimi (fotosentez),
depolama ve renk pigmentasyonu gibi hayati görevleri üstlenen, kloroplast gibi
farklı türleri olan ve hücre içinde çeşitli görevler üstlenen çift zarli
organel grubu
plastik :
gre. * plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek),
plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama)
(plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * petrol,
doğal gaz, kömür gibi fosil yakıtlardan veya selüloz gibi doğal maddelerden
üretilen, polimerizasyon yoluyla elde edilen, ısı ve basınçla kolayca şekil
alabilen, dayanıklı, yalıtkan ve düşük maliyetli olan sentetik, hafif ve şekil
verilebilir polimer malzeme
plastik cerrahi :
gre., ara. * plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp
dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme,
kalıplama) (plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş,
kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait,
gibi) (gre.) + cerrah (açıcı, ameliyat yapan hekim, yaralayan) + i (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) (ara.) * vücuttaki doku/organların şekil ve fonksiyon
bozukluklarını düzeltmeyi, doğumsal anomalileri, travma veya hastalık sonrası
deformiteleri onarmayı amaçlayan cerrahi uzmanlık dalı
plastik sanat :
gre., ara. * plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp
dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme,
kalıplama) (plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş,
kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait,
gibi) (gre.) + sanaa (yapmak, üretmek, icat etmek, bir şey ortaya koymak,
tasarlamak) + at (isim yapım ve çoğul eki) (ara.) * biçim verilerek
oluşturulan, maddi bir malzemeyi şekillendirerek estetik ifade üretmeye dayanan
görsel sanatların genel ismi (heykel, resim, mimari vb.)
plastit :
gre. * plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek),
plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama)
(plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) + ides (benzerlik eki) * bitki ve alg
hücrelerinde bulunan, fotosentez, pigment sentezi veya besin depolama gibi
işlevleri gerçekleştiren, zarla çevrili organel grubu (kloroplast, kromoplast,
lökoplast vb.)
plastokron :
gre. * plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek),
plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama)
(plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) + khronos (zaman, vakit, süre) * bitkilerde
ardışık yaprak veya yaprak benzeri organların oluşumu arasındaki zaman aralığı,
yaprak gelişim ritmi
plastomer :
gre. * plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek),
plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama)
(plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) +
meros (parça, bölüm, kısım, birim) * belirli koşullarda esneyebilen ve şekil
değiştirebilen, elastomer ve termoplastik özellikleri arasında ara davranış
gösteren ancak kalıcı akış göstermeyen polimer türü
plastron :
lat., fra. * platta, platea (düz levha, geniş yüzey) (lat.); plastron (göğüs
zırhı, koruyucu göğüs parçası) (fra.) * göğüs bölgesini koruyan zırh parçası;
böcek ve kaplumbağa anatomisinde karın/göğüs altı koruyucu sert yapı; eskrimde
göğüs koruyucu ekipman
plastrona :
lat., fra. * platta, platea (düz levha, geniş yüzey) (lat.); plastron (göğüs
zırhı, koruyucu göğüs parçası) (fra.) * göğüs bölgesini koruyan zırh parçası;
böcek ve kaplumbağa anatomisinde karın/göğüs altı koruyucu sert yapı; eskrimde
göğüs koruyucu ekipman
platanaceae :
gre., lat. * platanos (çınar ağacı) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası
eki) (lat.) * Proteales takımında yer alan ve yaygın olarak çınar ağaçlarını
kapsayan, güncel durumda sadece Platanus (çınar) cinsine ait büyük, uzun ömürlü
ve yaprak döken ağaç türlerini barındıran odunsu ve çiçekli bitki familyası,
çınargiller
platanista :
gre., lat. * platanistes (düz burunlu yunus) (platys (geniş, yassı, düz,
yayvan) + ianos (ike ilgili, -a ait) ) + istes (-cı, ile ilgili, yapan, eden
eki) ) (gre.) + a (taksonomik çoğul eki) (lat.) * Güney Asya nehirlerinde
yaşayan, uzun ve ince burunlu tatlı su yunuslarını kapsayan Platanista cinsi
adı (Ganj ve İndus yunusları)
platanistidae :
gre., lat. * platanistes (düz burunlu yunus) (platys (geniş, yassı, yayvan,
düz) + ianos (ike ilgili, -a ait) ) + istes (-cı, ile ilgili, yapan, eden eki)
) (gre.) + a (taksonomik çoğul eki) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.)
* balinalar takımının dişli balinalar alt takımına ait, günümüzde yalnızca
Güney Asya'daki Ganj ve İndus nehirlerinde yaşayan, uzun, dar burunları ve özel
kafatası yapıları olan Platanista cinsi nehir yunuslarını (Ganj ve İndus
yunusları) ) kapsayan familya
platanthera :
gre. * platys (geniş, yassı, yayvan, düz) + anthera (polen kesesi, çiçek tozu
kesesi) * Orchidaceae familyasına ait, geniş yapraklı ve geniş polen keseli
orkide cinsi
platanus :
gre. * platanos (geniş yaprak) (platys (geniş, yassı, yayvan, düz) + anos (ile
ilgili, -a ait) ) (gre.); platanus (lat.) * Platanaceae familyasına ait, geniş
yapraklı ağaç cinsi
platanus orientalis :
gre. * platanos (geniş yaprak) (platys (geniş, yassı, yayvan, düz) + anos (ile
ilgili, -a ait) ) (gre.); platanus + orientalis (doğu yönüyle ilgili, güneşin
doğduğu taraf ile ilgili) (orior, oriri (yükselmek, doğmak, oluşmak, meydana
gelmek, ortaya çıkmak, kaynaklanmak) + ent (isim yapım eki) + alis (ile ilgili,
-a ait) ) (lat.) * Doğu çınarı olarak bilinen, özellikle Doğu Akdeniz ve
Anadolu’da yayılış gösteren, geniş taçlı büyük çınar ağacı türü
platelet :
gre., lat. * platys (geniş, yassı, yayvan, düz); plateia (yer, açık alan,
sokak, geniş yol) (gre.) + etta (küçültme eki) (lat.); platelette (fra.) *
kanda bulunan, pıhtılaşmada görev alan ve kanama durumunda damar hasarını
kapatmaya yardımcı olan küçük hücresel parçacık, trombosit
platerina :
gre. * atheros (değersiz, süfli) + ina (dişil eki) * kefal türüne benzeyen,
gümüş renginde küçük bir deniz balığı cinsi olan gümüşbalığı (Atherina) türü
için kullanılan bir isim
platform :
gre., lat. * platys (geniş, yassı, yayvan, düz); plateia (yer, açık alan,
sokak, geniş yol) (gre.); plattus + forma (şekil, biçim, kalıp, taslak, dış
görünüş, yapı) (lat.) * belirli bir işlev için oluşturulmuş düz, yayvan ve
yükseltilmiş zemin; ortam, düzlem; hizmet, yazılım veya iletişim altyapısı
sağlayan sistem (mecazi)
plathelmint :
gre. * platys (geniş, yassı, yayvan, düz) + helmins (solucan; bağırsaklarda
yaşayan ve hastalıklara yol açan parazitik solucan türlerinin genel ismi) *
yassı solucan; vücutları dorsoventral (sırt-karın yönünde) olarak basık ve
yassılaşmış, segmentsiz, yumuşak gövdeli ve genellikle iki taraflı simetrik
omurgasız yapıya sahip tenya ve planaryaları kapsayan canlı grubu
platika :
gre. * platys (geniş, yassı, yayvan, düz) + ika (ile ilgili, -a ait) *
genellikle 15-25 cm uzunluğunda, sırtı zeytin yeşili renginde olan,
levrekgiller (Percidae) familyasına ait, sırtı zeytin renginde olan kemikli bir
bir tatlı su balığı türü
platin :
lat. * platinum (plata (gümüş) + inum (kimyasal madde ve element eki) ) *
gümüşe benzeyen fakat ondan daha sert ve ağır bir metal olarak algılandığı için
“küçük gümüş” anlamıyla adlandırılan, simgesi Pt, atom numarası 78 olan, yüksek
erime noktası, kimyasal kararlılığı ve korozyona karşı olağanüstü direnciyle
tanınan değerli bir metal element
plato :
gre., lat. * platys (geniş, yassı, yayvan, düz); plateia (yer, açık alan,
sokak, geniş yol) (gre.); plattus (lat.) * geniş ve düz yüzey; akarsuların
derince parçaladığı, çevresine göre yüksekte kalmış geniş düzlüklerden oluşan
yeryüzü şekli, yayla; sinema ve televizyon filmi çekimlerinin yapıldığı dekorlu
ortam
plato konsantrasyonu :
gre., lat. * platys (geniş, yassı, yayvan, düz); plateia (yer, açık alan,
sokak, geniş yol) (gre.); plattus (lat.) + concentratio (yoğunlaşma, odaklanma,
toplama, bir yerde toplanma, merkezcilleşme, bir merkezde toplanma) (co, con
(birlikte, beraber, ile) + centrum (merkez), centrare (merkeze getirmek, merkezde
toplamak, merkezcilleşmek) + tio (isim yapım eki) ) * bir ilacın atılımında
vücuda giren ilaç miktarıyla vücuttan çıkan ilaç miktarının birbirine eşit
olması sırasındaki plazma konsantrasyonu, kararlı durum derişimi
platon :
gre. * platys (geniş, yassı, yayvan, düz) + on (isim yapım eki) (“geniş yapılı,
geniş omuzlu” anlamından lakap) * MÖ 427-347 arasında yaşamış, Sokrates’in
öğrencisi ve Aristoteles’in hocası olan, Atina’da Akademi’yi kurarak Batı
felsefesinin temellerini atan, idealar kuramı (formlar öğretisi) ile duyulur
dünya-akledilir dünya ayrımını sistemleştiren, bilgi, etik, siyaset ve
metafizik alanlarında diyaloglar yöntemiyle çok sayıda eser vererek felsefe
tarihinin yönünü belirleyen Antik Yunan filozofu
platonik :
gre. * platys (geniş, yassı, yayvan, düz) + on (isim yapım eki) (“geniş yapılı,
geniş omuzlu” anlamından lakap) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * Platon’un
felsefesinde duyusal ve bedensel ilişkilerden bağımsız, ideal formlara ve
ruhsal/akli düzleme dayanan aşk anlayışına atıfla, cinsel/bedensel yön
içermeyen, idealize edilmiş ve zihinsel-duygusal düzeyde kalan ilişki veya
sevgi biçimi
platonik cisim :
gre., ara. * platys (geniş, yassı, yayvan, düz) + on (isim yapım eki) (“geniş
yapılı, geniş omuzlu” anlamından lakap) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi)
(gre.) + cism (nesne, obje, gövde, vücut, beden, maddi varlık) (ara.) *
geometride tüm yüzleri birbirine eş ve düzgün çokgenlerden oluşan, köşelerinde
aynı sayıda yüzün birleştiği ve simetrik yapıya sahip beş düzgün katı cisim
(tetrahedron, küp, oktahedron, dodekahedron, ikosahedron) için kullanılan
terim; bütün yüzeyleri birbirine özdeş çokgen ve yüzey açıları birbirine özdeş
olan cisim
platonizm :
gre. * platys (geniş, yassı, yayvan, düz) + on (isim yapım eki) (“geniş yapılı,
geniş omuzlu” anlamından lakap) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) + ismos (isim
yapım, durum, öğreti, doktrin ve akım eki) * Platon’un idealar (düşünceler)
kuramını temel alan, beş duyu (görme, işitme, dokunma, tatma, koklama) ile
algılanan dünyanın değişken, eksik ve aldatıcı, idealar (düşünceler) dünyasının
ise değişmez, mükemmel ve gerçek olduğunu savunan, bilgi, varlık ve ahlakı bu
ikili ontolojik ayrım üzerinden açıklayan felsefi düşünce sistemi
platyhelminthes :
gre. * platys (düz, geniş, yayvan) + helmins (solucan) + es (taksonomik çoğul
eki) * vücutları alttan ve üstten basık, şerit veya yaprak şeklinde olan,
parazit veya serbest yaşayan türleri bulunan, tenya ve planarya gibi canlıları
kapsayan omurgasız bir hayvanlar şubesi, yassı solucanlar
playback :
ing. * play (oynamak, çalmak) + back (geri, arka, ard) * önceden kaydedilmiş
ses veya görüntünün yeniden çalınması; özellikle müzikte sanatçının canlı
performans sırasında kaydı eşliğinde (veya tamamen kayıt üzerinden) seslendirme
yapması
player :
ing. * play (oynamak; oyun) + er (-cı, yapan, eden eki) * oyuncu; oyun oynayan,
spor yapan veya müzik aleti çalan kişi; dijital ortamda ses/görüntü oynatan
cihaz veya yazılım, oynatıcı, çalar
plaza :
gre., lat., ita. * plateia (geniş yol) (gre.); platea (geniş cadde, sokak; yer,
konum, mekan, meydan) (lat.); piazza (meydan, çarşı, pazar yeri) (ita.) *
şehirlerde geniş açık alan, meydan (place, Platz (yer) (ing., alm.) )
plazma :
gre * plasma (şekillenmiş, biçimlenmiş şey; katı, sıvı ve gazdan sonra maddenin
dördüncü hali olarak bilinen, yüksek enerjili, iyonize olmuş (elektronlarından
arınmış) gaz benzeri bir yapı) (plassein (kalıp vermek, şekillendirmek,
biçimlendirmek, form vermek), plasis (şekillenme, biçimlenme, oluşum) + ma
(isim yapım eki) ) * şekil verilmiş, yapı kazanmış madde; maddenin katı, sıvı
ve gazdan sonraki dördüncü hali olan, yıldızlar ve güneş gibi evrendeki görünür
maddenin büyük çoğunluğunu oluşturan, gazın çok yüksek sıcaklıkta iyonize
olmasıyla oluşan iyonlar ve serbest elektronlardan oluşan elektrik yüklü gaz
topluluğu; kanın sıvı olan kısmı (Kanın %55'ini plazma (sıvı kısım), %45'ini
kan hücreleri (şekilli elemanlar
plazmaferez :
gre * plassein (kalıp vermek, şekillendirmek, biçimlendirmek, form vermek),
plasis (şekillenme, biçimlenme, oluşum) + ismos (isim yapım, durum, akım,
öğreti, doktrin eki) + aphairesis (ayırma, çıkarma, uzaklaştırma) (apo (-den,
-dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + hairein (almak, seçmek) + esis (isim
yapım eki) ) * kandan plazma kısmının ayrılarak alınması ve yerine uygun sıvı
verilmesi esasına dayanan, bağışıklık hastalıkları ve bazı kan hastalıklarının
tedavisinde kullanılan tıbbi işlem
plazmid :
gre * plassein (kalıp vermek, şekillendirmek, biçimlendirmek, form vermek),
plasis (şekillenme, biçimlenme, oluşum) + ismos (isim yapım, durum, akım,
öğreti, doktrin eki) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) *
bakterilerde ve bazı mikroorganizmalarda bulunan, kromozomdan bağımsız
çoğalabilen, genetik mühendisliğinde gen taşıyıcı (vektör) olarak kullanılan,
genellikle küçük halkasal DNA molekülü
plazmin :
gre * plassein (kalıp vermek, şekillendirmek, biçimlendirmek, form vermek),
plasis (şekillenme, biçimlenme, oluşum) + ismos (isim yapım, durum, akım,
öğreti, doktrin eki) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * kanda
fibrini parçalayarak pıhtının çözülmesini sağlayan, plazminojenden türeyen
aktif enzim (fibrinolitik enzim)
plazminojen :
gre * plassein (kalıp vermek, şekillendirmek, biçimlendirmek, form vermek),
plasis (şekillenme, biçimlenme, oluşum) + ismos (isim yapım, durum, akım,
öğreti, doktrin eki) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana
getiren, oluşturan, kaynaklanan) * kanda bulunan ve aktif enzim olan plazmine
dönüşerek fibrini parçalayan, pıhtının çözülmesinde (fibrinoliz) görev alan
öncül protein (zimogen)
plazmodyum :
gre * plassein (kalıp vermek, şekillendirmek, biçimlendirmek, form vermek),
plasis (şekillenme, biçimlenme, oluşum) + ismos (isim yapım, durum, akım,
öğreti, doktrin eki) (gre.) + odium (isim yapım eki) (lat.) * sıtma hastalığına
neden olan, sivrisineklerle bulaşan ve insan ile sivrisinek yaşam döngüsü
arasında geçen parazitik protozoon cinsi
plazmoliz :
gre * plassein (kalıp vermek, şekillendirmek, biçimlendirmek, form vermek),
plasis (şekillenme, biçimlenme, oluşum) + ismos (isim yapım, durum, akım,
öğreti, doktrin eki) + lusis, lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma,
ayrışma, serbest kalma, yıkım) * ozmotik basınç altında, yarı geçirgen plazma
zarının hücre zarlarından ayrılması; bir bitki hücresi izotonik (eş yoğun)
ortamdayken hipertonik (çok yoğun) bir ortama konulduğunda, hücredeki küçük
moleküllerin enerji harcanmadan çok yoğun hücre ortamından, az yoğun ortama
geçişi
plazmositom :
gre * plassein (kalıp vermek, şekillendirmek, biçimlendirmek, form vermek),
plasis (şekillenme, biçimlenme, oluşum) + ismos (isim yapım, durum, akım,
öğreti, doktrin eki) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + oma
(tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * plazma
hücrelerinden (plazmositlerden) köken alan, genellikle kemik iliğinde gelişen
ve çoğu zaman multipl miyelomla ilişkili olan kötü huylu tümör oluşumu (plazma
hücreli neoplazi)
plebisit :
lat. * plebiscitum (halk kararı) (plebs (halk, özellikle Roma’da aristokrat
olmayan sınıf) + scitum (bilme, karar, hüküm) (scire (bilmek, karar vermek,
hüküm vermek) + tum (isim yapım eki) ) * halkın doğrudan oyuyla belirli bir
siyasal konuda karar verilmesini ifade eden oylama yöntemi; genellikle anayasal
veya egemenlik değişikliklerinde başvurulan halkoylaması biçimi
plecoptera :
gre., lat. * plekein (örmek, bükmek, katlamak) + pteryx, pterygos, ptera,
pteron (kanat, yüzgeç) (gre.) + a (taksonomik çoğul eki) (lat.) * su
kenarlarında yaşayan, kanatları dinlenme halinde üst üste katlanan veya örülmüş
gibi duran böcekler takımı, taş sinekleri, taşböcekleri
plectranthus :
gre. * plektron (iğne, çubuk, vurma çubuğu, pena) + anthos (çiçek) * Lamiaceae
(ballıbabagiller) familyasına ait, genellikle aromatik yapraklı, uzun saplı süs
bitkilerini içeren bitki cinsi
pleiades :
gre. * pleistos (çok, pek çok, fazla), pleion (daha fazla, daha çok; çoğul,
artmış) + ades (οğul, soy bildiren dişil çoğul eki) * Yunan mitolojisinde Atlas
ve Pleione’nin yedi kızını ifade eden yıldız kümesi (Ülker yıldızları); boğa
takımyıldızında bulunan, çok küçük bir kepçe biçiminde altı yıldızdan oluşan
yıldız kümesi
pleiokazyum :
gre. * pleion, pleios (daha fazla, daha çok; çoğul, artmış, çok sayıda) +
khasis (ayrılma, bölünme, dallanma) * ana eksenin ucunda bir çiçek bittikten
sonra, bu ucun hemen altındaki aynı noktadan ikiden fazla (en az üç) yan dalın
çıkması ile karakterize bir simoz infloresans durumu
pleione :
gre. * pleion, pleios (daha fazla, daha çok; çoğul, artmış, çok sayıda) + e
(dişil isim yapım eki) * bolluk, artış, çoğalma; Yunan mitolojisinde Atlas’ın
eşi ve Pleiades (Ülker kızları) olarak bilinen yıldızların annesi olan deniz
perisi (Okeanid); Orchidaceae familyasına ait, Asya kökenli, ilkbahar başında
çiçek açan, minyatür ve genellikle karasal, litofitik (taş üstü) özelliğe
sahip, çiçekleri mor, pembe veya beyaz renklerde epifitik orkide cinsi, tayvan
orkidesi, pencere orkidesi
pleiotropik : gre.
* pleion, pleios (daha fazla, daha çok; çoğul, artmış, çok sayıda) + trepein
(çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek),
tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen,
etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * birden
fazla ve birbiriyle ilişkisiz fenotipik (fiziksel veya biyolojik) özelliği
kontrol eden veya etkileyen (gen)
pleistosen :
gre. * pleistos (çok, pek çok, fazla) + kainos (yeni, taze, çağdaş,
alışılmamış; çağ, dönem, devir; zaman) * en yeni; çok sayıda buzul-buzularası
döngünün yaşandığı ve insan evriminin önemli aşamalarının gerçekleştiği
Kuaterner dönem alt evresi, buzul dönemi
pleji :
gre. * plegia (felç, inme, nuzul) (plegein (darbelemek, vurmak, çarpmak) + eia
(durum ve usim yapın eki) ) * sinir sistemi hasarı veya kas hastalıkları
nedeniyle vücudun bir bölümünde kas hareketlerinin geçici veya kalıcı olarak
kaybı, felç, inme, nuzul
pleksiform :
lat. * plicare, plectere (katlamak, bükmek, kıvırmak, sarmak; örmek, dokumak),
plexus (örgü, ağ, dokuma, doku, kıvrım; katlanmış, bükülmüş, örülmüş, sarılmış;
kat, katman, tabaka, satıh, yüzey) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil,
biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * mikroskopik düzeyde liflerin,
damarların veya hücresel yapıların ağ (pleksus) benzeri bir düzen içinde
örgülenmiş (örneğin "pleksiform nörofibrom")
pleksiglas :
lat., alm. * plicare, plectere (katlamak, bükmek, kıvırmak, sarmak; örmek,
dokumak), plexus (örgü, ağ, dokuma, doku, kıvrım; katlanmış, bükülmüş, örülmüş,
sarılmış; kat, katman, tabaka, satıh, yüzey) (lat.) + Glas (cam) (alm.) *
kimyasal adı polimetil metakrilat (PMMA) olan, cam yerine kullanılan şeffaf,
hafif ve darbeye dayanıklı plastik malzeme
pleksus :
lat. * plicare, plectere (katlamak, bükmek, kıvırmak, sarmak; örmek, dokumak),
plexus (örgü, ağ, dokuma, doku, kıvrım; katlanmış, bükülmüş, örülmüş, sarılmış;
kat, katman, tabaka, satıh, yüzey) * anatomi ve histolojide sinir, damar veya
liflerin birbirine ağsı şekilde bağlanarak oluşturduğu kompleks ağ yapısı
(örneğin sinir pleksusu, damar pleksusu)
pleksus pampiniformis :
lat. * plicare, plectere (katlamak, bükmek, kıvırmak, sarmak; örmek, dokumak),
plexus (örgü, ağ, dokuma, doku, kıvrım; katlanmış, bükülmüş, örülmüş, sarılmış;
kat, katman, tabaka, satıh, yüzey) + pampinus (asma filizi, salkım) + formis
(şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) *
testis çevresinde özellikle spermatik kord içinde yer alan, venlerin üzüm
salkımı benzeri ağsı bir yapı oluşturduğu, testis ısısının düzenlenmesinde
görev alan damar ağı (venöz pleksus)
plektrom : gre.
* plessein (vumak, çarpmak, darbelemek), plektron (vurma aleti, çalgı çalma
aleti, mızrap) * telli çalgıları çalmak için parmak uçlarına takılan veya
parmaklar arasında tutulan; kemik, fildişi, plastik gibi malzemelerden yapılan
küçük, ince levha, mızrap
pleomorfik :
gre. * pleion (daha fazla, daha çok; çoğul, artmış) + morphe, morphos (şekil,
biçim, form, kalıp) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * hücre, doku veya
organizmaların aynı yapı içinde farklı şekil ve boyutlar gösterebilme
özelliğine sahip olan
pleomorfizm :
gre. * pleion (daha fazla, daha çok; çoğul, artmış) + morphe, morphos (şekil,
biçim, form, kalıp) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) *
çok şekillilik; aynı türden hücre, doku veya mikroorganizmaların farklı şekil
ve boyut varyasyonları gösterebilmesi durumu, hücrelerin anormal biçim
çeşitliliği
pleonastik :
gre. * pleion (daha fazla, daha çok; çoğul, artmış) + ismos (isim yapım, durum,
akım, öğreti, doktrin eki) + kos (ile ilgili, -a ait) * dilbilimde, gereksiz
tekrar veya anlam bakımından fazlalık yaratan, aynı şeyi yineleyen ifade
pleopeltis :
gre. * pleion (daha fazla, daha çok; çoğul, artmış) + peltis, pelte (kalkan) *
Polypodiaceae familyasına ait, çok sayıda kalkan benzeri frondlu eğrelti cinsi
pleriksafor :
gre. * pleres (dolu, tam) + ixa (bağlayıcı ilaç etki eki; modern farmakolojik
adlandırma öğesi) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan,
taşıyıcı, götüren, getiren) * kemik iliğindeki hematopoietik kök hücrelerin
kana mobilizasyonunu artırmak için kullanılan ve özellikle kök hücre toplama
işlemlerinde uygulanan CXCR4 reseptör antagonisti ilacın etken maddesi
(C18H37N7)
plesiomorfik :
gre. * plesios (yakın, neredeyse) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp)
+ ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * bir türün ya da taksonun, atasından
neredeyse shiç değişmeden miras aldığı ve diğer akraba türlerle paylaştığı
ilkel (orijinal) karakter özelliği
plesiyozor : gre.
* plesios (yakın, neredeyse) + sauros (kertenkele, sürüngen) * Mezozoik
Zaman'da (yaklaşık 250 ila 66 milyon yıl önce) denizlerde yaşamış, genellikle
uzun boyunlu, geniş gövdeli ve kürek benzeri uzuvlara sahip soyu tükenmiş
devasa bir deniz sürüngeni
plethodon :
gre. * pletho (çokluk, fazlalık, kalabalık, çok miktar) + odous (diş), odontos
(diş ile ilgili) * Plethodontidae familyasına bağlı, genellikle orman
semenderleri veya akciğersiz semenderler olarak bilinen, nefes almak için
akciğerlere ihtiyaç duymayan, oksijeni deri ve mukoza zarları aracılığıyla alan
bir amfibi (çift yaşamlı) hayvan cinsi
plethodontidae :
gre., lat. * plethein (dolmak, doldurmak, çoğalmak, çoğaltmak), plethys (dolu
olma, dolma, genişleme), pletho (çokluk, fazlalık, kalabalık, çok miktar) +
odous (diş), odontos (diş ile ilgili) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası
eki) (lat.) * kuyruklu amfibiler (Caudata) takımına bağlı, akciğerlere sahip
olmayan, oksijen ihtiyacını nemli derileri ve ağız boşlukları aracılığıyla
karşılayan yani deri yoluyla nefes alan hayvan familyası, akciğersiz
semenderler
pletismografi :
gre. * plethysmos (hacim artışı, doluluk; genişleme,dolma) (plethein (dolmak,
doldurmak, çoğalmak, çoğaltmak), plethys (dolu olma, dolma, genişleme) + ismos
(isim yapın ve durun eki) ) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek), graphia
(yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * vücuttaki bir organ veya dokunun hacim
değişimlerini (özellikle kan hacmi değişimlerini) ölçerek dolaşım ve damar
fonksiyonlarını değerlendiren tıbbi kayıt yöntemi
pletore :
gre., lat. * plethein (dolmak, doldurmak, çoğalmak, çoğaltmak) (gre.) + plenus
(dolu, tam, eksiksiz) + orium, or (isim yapım ve durum eki) * bir şeyin
gereğinden fazla, aşırı veya bolluk halinde bulunması durumu
pleuronectidae :
gre. * pleuron, pleura (yan, yan taraf, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri
saran zar) + nektes (yüzen, yüzücü) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası
eki) (lat.) * vücutları yan yatmış, iki gözleri başın aynı tarafında bulunan,
çoğunlukla dipte yaşayan yassı balıkları (dil balıkları, pisi balıkları vb.)
kapsayan balık familyası, sağgözlü yassı balıklar veya derepisisi balıkları
pleuronectiformes :
gre. * pleuron, pleura (yan, yan taraf, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri
saran zar) + nektes (yüzen, yüzücü) (gre.) + formis (şekilli, biçimli) (forma
(şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * vücutları yanlardan
basık ve genellikle iki gözü başın aynı tarafında bulunan, deniz tabanında yan
yatarak yaşayan balıkların oluşturduğu, dil balığı, pisi balığı, kalkan balığı
gibi türleri kapsayan kemikli balıklar takımı, yassı balıklar
pleurotus :
gre. * pleuron, pleura (yan, yan taraf, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri
saran zar) + otos (kulak) * Pleurotaceae familyasına ait, genellikle ağaç gövdelerinde
yetişen, “istiridye mantarı” olarak bilinen, yan tarafından saplanan ve şapkası
yanlamasına kulak biçimine benzeyen yenilebilir mantar cinsi
plevne :
sla., bul. * pleven (sazlık, bataklık; düzlük, ova) * 1877-1878 Osmanlı-Rus
Savaşı’nda (93 Harbi) önemli bir kuşatmaya sahne olmuş, günümüzde Bulgaristan
sınırları içinde yer alan tarihi şehrin ismi
plevra :
gre. * pleuron (yan, yan taraf, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar),
pleura (yan, yan taraf, yan yüzey, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran
zar) * bir katı ile göğüs boşluğunun iç yüzünü, diğer katı ile akciğerlerin
dışını saran iki katlı zar
plevral :
gre., lat. * pleuron (yan, yan taraf, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran
zar), pleura (yan, yan taraf, yan yüzey, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri
saran zar) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * akciğerleri ve göğüs
boşluğunu çevreleyen plevra zarıyla ilgili olan
plevral efüzyon :
gre., lat. * pleuron (yan, yan taraf, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran
zar), pleura (yan, yan taraf, yan yüzey, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri
saran zar) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) + effusion (bir sıvının veya
gazın bir yerden başka bir yere yayılması veya dışarıya çıkması) (ex (dış,
dışarı, harici, yokluk, olmama) + fundere (dökmek, akıtmak, yaymak), fusion
(dökülme, akma, yayılma) ) (lat.) * akciğerleri çevreleyen plevra boşluğu
içinde normalden fazla sıvı birikmesi durumu
plevralji :
gre. * pleuron (yan, yan taraf, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar),
pleura (yan, yan taraf, yan yüzey, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran
zar) + algia (acılı olma, ağrılı olma, ıstıraplı olma) (algos (acı, ağrı,
sancı, sızı, ıstırap) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * plevra zarının
iltihabı veya tahrişine bağlı olarak göğüs yanlarında hissedilen keskin ağrı
durumu
plevrasentez :
gre. * pleuron (yan, yan taraf, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar),
pleura (yan, yan taraf, yan yüzey, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran
zar) + kentesis (iğneleme) (kentein (iğnelemek, iğne yapmak) + sis (isim yapım
eki) ) * plevra boşluğunda biriken sıvının ince bir iğne/kateter yardımıyla
göğüs duvarından girilerek boşaltılması işlemi, torasentez
plevrit :
gre. * pleuron (yan, yan taraf, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar),
pleura (yan, yan taraf, yan yüzey, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran
zar) + itis (enflamasyon, iltihap, enfeksiyon) * akciğerleri saran plevra
zarının iltihaplanmasıyla ortaya çıkan ve genellikle nefes alırken artan göğüs
ağrısıyla karakterize edilen tıbbi hastalık
plevritik :
gre. * pleuron (yan, yan taraf, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar),
pleura (yan, yan taraf, yan yüzey, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran
zar) + itis (enflamasyon, iltihap, enfeksiyon) + ikos (ile ilgili, -a ait,
gibi) * akciğerleri saran plevra zarının iltihaplanmasıyla ortaya çıkan ve
genellikle nefes alırken artan göğüs ağrısıyla karakterize edilen tıbbi
hastalıkla ilgili
plexus :
lat. * plicare, plectere (katlamak, bükmek, kıvırmak, sarmak; örmek, dokumak),
plexus (örgü, ağ, dokuma, doku, kıvrım; katlanmış, bükülmüş, örülmüş, sarılmış;
kat, katman, tabaka, satıh, yüzey) * anatomi ve histolojide sinir, damar veya
liflerin birbirine ağsı şekilde bağlanarak oluşturduğu kompleks ağ yapısı (örneğin
sinir pleksusu, damar pleksusu)
pleybek :
ing. * play (oynamak, çalmak) + back (geri, arka, ard) * önceden kaydedilmiş
ses veya görüntünün yeniden çalınması; özellikle müzikte sanatçının canlı
performans sırasında kaydı eşliğinde (veya tamamen kayıt üzerinden) seslendirme
yapması
pli :
lat., fra. * plicare, plectere (katlamak, bükmek, kıvırmak, sarmak; örmek,
dokumak) (lat.); plier (katlamak, bükmek, kıvırmak) (fra.) * kumaş, kağıt veya
giysilerde bir bölümün diğerinin üzerine gelmesiyle oluşan kıvrım, kat, pile;
moda ve tekstil sektöründe etek, pantolon veya perde gibi ürünlerde hacim ve
hareket sağlamak amacıyla yapılan katlama tekniği
plika :
lat. * plicatus (katlanmış, kıvrılmış, üst üste bükülmüş) (plicare, plectere
(katlamak, bükmek, kıvırmak, sarmak; örmek, dokumak) + tus (geçmiş zaman ve
sıfat yapım eki) ) * organ veya zar üzerinde bulunan doğal veya yapısal
katlanma, kıvrım veya doku kıvrımı; diz eklemini çevreleyen sinovyal zarın
(eklem kapsülü) fetal dönemden kalan, ince ve elastik kıvrımları
plika vokalis :
lat. * plicatus (katlanmış, kıvrılmış, üst üste bükülmüş) (plicare, plectere
(katlamak, bükmek, kıvırmak, sarmak; örmek, dokumak) + tus (geçmiş zaman ve
sıfat yapım eki) ) + vocalis (sesle ilgili) (vox (ses) + alis (ile ilgili, -a
ait) ) * ses tellerinin (vokal kordların) kıvrımlı veya katlanmış yapısını
ifade eden ve larenks anatomisinde ses oluşumuyla ilişkili
plikamisin :
lat., gre. * plicatus (katlanmış, kıvrılmış, üst üste bükülmüş) (plicare,
plectere (katlamak, bükmek, kıvırmak, sarmak; örmek, dokumak) + tus (geçmiş
zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal
organizma) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) *
Streptomyces türü bakterilerden elde edilen, DNA’ya bağlanarak hücre bölünmesini
inhibe eden ve özellikle testis tümörleri gibi bazı kanser türlerinde
kullanılan antineoplastik antibiyotik ilacın etken maddesi (C57H89NO29)
pliyosen :
gre. * pleion (daha fazla, daha çok; çoğul, artmış) + kainos (yeni, taze,
çağdaş, alışılmamış; çağ, dönem, devir; zaman) * daha yeni; yaklaşık 5.33 ile
2.58 milyon yıl önce (MÖ) sürmüş, Senozoyik Zaman'ın Neojen Dönemi'ne ait olan,
Miyosen'den sonra, Pleistosen'den (Buzul Çağı) önce yer alan, iklimin soğumaya
başladığı, deniz seviyelerinin düştüğü, kıtaların bugünkü konumlarına
yaklaştığı ve insansıların (Hominidae) evrimleştiği jeolojik çağ
plomb :
fra. * plomb (kurşun) * atom numarası 82, atom kütlesi 207,19, simgesi Pb olan
mavi-gümüş rengi karışımı ağır metal element
plonjan :
lat., fra. * plumbicare (dalmak, batmak, ağırlık gibi aşağı batmak) + ens, ent
(sıfat yapım eki) (lat.); plongeant (fra.) * dalan, suya dalan, batan,
özellikle yüzme ve su sporlarında suya dalış yapan kişi
plonjon :
lat., fra. * plumbicare (dalmak, batmak, ağırlık gibi aşağı batmak) (lat.);
plonger + on (isim yapım eki) (fra.) * suya atlama, dalış hareketi veya yüzme
ve su sporlarında gerçekleştirilen atlayış
plonjör :
lat., fra. * plumbicator (dalan, dalıcı, batan) (plumbicare (dalmak, batmak,
ağırlık gibi aşağı batmak) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) (lat.); plongeur
(fra.) * dalış yapan kişi, dalgıç
plot :
ing. * plot (arsa, arazi, parça, plan; komplo, kumpas) * bir hikaye, roman veya
filmde olayların düzenli ve anlamlı şekilde ilerleyişini oluşturan kurgu
yapısı, plan, kurgu
ploutos :
gre. * ploutos (zenginlik, servet, bolluk, refah) * Yunan mitolojisinde
zenginlik ve bolluğun kişileştirilmiş tanrısı olan ve refahı simgeleyen figür
plörektomi :
gre. * pleuron (yan, yan taraf, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar),
pleura (yan, yan taraf, yan yüzey, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran
zar) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek),
tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer
ve durum eki) ) * plevra zarının bir kısmının veya tamamının cerrahi olarak
çıkarılması işlemi
plörezi :
gre. * pleuron (yan, yan taraf, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar),
pleura (yan, yan taraf, yan yüzey, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran
zar) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * akciğerleri saran plevra
zarının iltihaplanmasıyla ortaya çıkan ve genellikle nefes alırken artan göğüs
ağrısıyla karakterize edilen tıbbi hastalık
plörit :
gre. * pleuron (yan, yan taraf, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar),
pleura (yan, yan taraf, yan yüzey, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran
zar) + itis (enflamasyon, iltihap, enfeksiyon) * akciğerleri saran plevra
zarının iltihaplanmasıyla ortaya çıkan ve genellikle nefes alırken artan göğüs
ağrısıyla karakterize edilen tıbbi hastalık
plöritik :
gre. * pleuron (yan, yan taraf, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar),
pleura (yan, yan taraf, yan yüzey, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran
zar) + itis (enflamasyon, iltihap, enfeksiyon) + ikos (ile ilgili, -a ait,
gibi) * plevra iltihabı (plörit) ile ilgili
pluchea :
lat. * Pluche (Fransız doğabilimci, botanikçi ve papaz Noël‑Antoine Pluche'ün
soyadından) + a (ile ilgili, -a ait) * papatyagiller (Asteraceae) familyasına
ait, genellikle çalı formunda olan ve bazı türleri tıbbi veya aromatik
amaçlarla kullanılan tropik bitki cinsi
plug :
ing. * plug (tıpa, fiş, tıkaç, kapatıcı nesne) * bir deliği kapatmak veya
elektrik bağlantısı sağlamak amacıyla kullanılan eleman
plumbaginaceae :
lat. * plumbum (kurşun) + ago (ile ilgili, -a ait) + aceae (-giller, bitki
familyası eki) (lat.) * kurşun otları (Plumbago) ve akrabalarını kapsayan,
çoğunlukla otsu bitkilerden oluşan, tuzlu ve kurak ortamlara uyum gösterebilen
bitki familyası, kurşunotugiller, kardikenigiller
plumbago :
lat. * plumbum (kurşun) + ago (ile ilgili, -a ait) * Plumbaginaceae familyasına
ait, kurşunlu topraklarda yetişen, mavi çiçekli bitki cinsi (adını bazı
türlerin, eski inanışlarda kurşun zehirlenmesine veya kurşun renkli
lekelenmelere karşı kullanılmasından alır.)
plumeria :
lat. * Plumer (Fransız botanikçi Charles Plumier'in soyadından) + ia (isim
yapım eki) * Apocynaceae familyasına ait, sütlü özsuya sahip, tropikal
bölgelerde yetişen, hoş kokulu ve süs bitkisi olarak kullanılan “frangipani”
çiçeğini içeren süs bitkisi cinsi
plummer-viscon sendromu :
ing., lat. * plummer (Amerikalı endokrinolog Henry Stanley Plummer'ın
soyadından) + viscera (iç organlar) + syndromon (sun, syn (ile, birlikte,
beraber, eş, tamamen) + dramein (koşmak) ) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) *
genellikle demir eksikliği anemisi + yutma güçlüğü (özofagus webleri) + glossit
triadıyla karakterize, çoğunlukla orta yaş kadınlarda görülen ve özofagus üst
kısmında darlık oluşturan klinik durum
plumosa :
lat. * pluma (tüy) + osus (ile ilgili, -a ait, gibi, benzer) * tüylü, ince
tüylerle kaplı veya tüy biçiminde dallanmış yapı özelliği gösteren, tüylü,
tüysü
plumosus :
lat. * pluma (tüy) + osus (ile ilgili, -a ait, gibi, benzer) * tüy biçiminde
dallanmış yapı özelliği gösteren, tüylü, tüysü; genellikle Asparagus plumosus
(yeni adıyla Asparagus setaceus) olarak bilinen, tül gibi ince, narin ve tüysü
yapraklara sahip salon tülü/kuşkonmaz türü
pluribis unum :
lat. * pluribus, pluribis (çoklardan, çoğun, çokluktan birliğe, çoktan tek)
(pluri (çoğu, birçok) + bus, bis (çokluk eki, çoğul eki) ) + unum (tek, bir) *
çoktan biri, birçok şeyden tek bir şey; birlikten güç doğar (pluripotent);
Amerika Birleşik Devletleri'nin geleneksel sloganı olan ve 13 farklı koloninin
birleşerek tek bir ulus oluşturmasını simgeleyen, Amerikan paraları ile resmi
mühründe yer alan slogan
pluriflor :
lat. * plus, pluris (daha çok, birçok) + flos, floris (çiçek) + us (sıfat eki)
* çok sayıda çiçek taşıyan, birden fazla çiçeği olan (yapı veya bitki)
pluriovulat :
lat. * plus, pluris (daha çok, birçok) + oion (yumurta, dişi üreme hücresi)
(gre.); ovulum (yumurtacık) (ovum (yumurta) + ulum (küçültme eki) ) + atus
(sıfat yapım eki) (lat.) * çok sayıda tohum taslağı (ovül) taşıyan, birden
fazla ovül içeren
pluripotent :
lat. * plus, pluris (daha çok, birçok) + potens, potent, potentis (güçlü,
kudretli, kuvvetli, etkili) * birçok farklı hücre tipine dönüşebilme yeteneğine
sahip olan
plus :
lat. * plus (çok, daha, daha çok, fazla, artı, ilave, ek) * miktar veya derece
bakımından artı, daha fazla, pozitif değer; matematikte toplama işareti (+);
ekstra, ilave
plümül :
lat. * plumula (küçük tüy, küçük telek) (pluma (tüy, ince kuş tüyü) + ulum, ula
(küçültme eki) * tohum embriyosunda bulunan, gelişerek ilk gerçek yaprakları ve
sürgün sistemini oluşturan embriyonik sürgün bölgesi
plüralist :
lat. * pluralis (çok sayıda olan, çok, çoğul) (pluris (daha çok, daha fazla) +
alis (ile ilgili, -a ait) ) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki)
* toplumda, siyasette veya felsefede tek bir görüş yerine çoklu görüşlerin,
değerlerin ve güç odaklarının birlikte var olabileceğini savunan kişi veya
düşünce akımı
plüralizm :
lat. * pluralis (çok sayıda olan, çok, çoğul) (pluris (daha çok, daha fazla) +
alis (ile ilgili, -a ait) ) + ismus (isim yapım ve durum eki) * toplumda,
siyasette veya düşünce alanında tek bir otorite veya görüş yerine birden fazla
görüşün, değer sisteminin ve güç odağının birlikte varlığını kabul eden felsefi
ve sosyopolitik yaklaşım
plütino : lat.
* Pluto (adını Roma mitolojisindeki yeraltı tanrısı Pluton’dan alan, Güneş
sistemindeki cüce gezegen Pluton) + inus, ino (ile ilgili, -a ait) * Neptün ile
3
plütokrasi :
gre. * ploutos (zenginlik, servet, bolluk, refah) + kratia (kudret, güç,
iktidar, güçlülük, kuvvetlilik; yönetim) (kratos (güç, kudret, kuvvet,
sağlamlık) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * siyasi gücün doğrudan veya
dolaylı olarak zengin sınıfın elinde olduğu ve yönetimin ekonomik servete
dayalı olarak şekillendiği yönetim biçimi
plüton :
gre. * ploutos (zenginlik, servet, bolluk, refah) + on (sıfat yapım eki) *
zengin olan; Yunan mitolojisinde yeraltı dünyasının (Hades) hükümdarı olan
tanrı; Güneş sisteminde cüce gezegen olarak bilinen gök cismi
plütonyum :
lat. * pluton (Plüton gezegeni; Roma mitolojisinde yeraltı tanrısı) (ploutos
(zenginlik, servet, bolluk, refah) + on (sıfat yapım eki) ) + ium (kimyasal
element eki) * atom numarası 94, simgesi Pu olan, radyoaktif, ağır ve yapay
olarak üretilen aktinit serisi metalik kimyasal element
plüviofil :
lat. * pluvio, pluvia (yağmur) (lat.) + philos (seven, sever, sevici) (gre.);
philus (lat.) * yağmur yağdığında huzur duyan, yağmurlu havaları seven,
yağmurlu atmosferden keyif alan, yağmurla ilişkili kokulardan ve seslerden neşe
ve içsel tatmin elde eden, yağmuru seven, yağmurdan hoşlanan
plüviometre :
lat. * pluvio, pluvia (yağmur) (lat.) + metron (ölçü) (gre.) * belirli bir
zaman içinde düşen yağmur miktarını (yağış seviyesini) ölçmek için kullanılan
meteorolojik ölçüm cihazı
plüviyometre :
lat. * pluvio, pluvia (yağmur) (lat.) + metron (ölçü) (gre.) * belirli bir
zaman içinde düşen yağmur miktarını (yağış seviyesini) ölçmek için kullanılan
meteorolojik ölçüm cihazı
pm :
lat. * post (sonra, ardından, arkasından, -den sonra) + meridiem (öğle, gün
ortası) (merius, medius (orta) + dies (gün) + ianus (ile ilgili, gibi, -a ait)
) * “post meridiem” ifadesinin kısaltması olan ve öğleden sonraki saatleri (12
Pm :
lat. * promethium (Prometheus (Yunan mitolojisinde ateşi insanlara veren Titan)
+ ium (kimyasal element eki) ) * atom numarası 61 olan, lantanitler serisinde
bulunan, tüm izotopları radyoaktif olan, nükleer pillerde, ışık kaynaklarında
ve bilimsel araştırmalarda kullanılan nadir bir element
pnömatik :
gre. * pneuma (hava, nefes, ruh; esinti, soluk) + tikos (ile ilgili, -a ait,
gibi) * basınçlı hava veya gaz kullanılarak güç iletimi, hareket üretimi veya
kontrol sağlanması prensibine dayanan teknik ve mühendislik sistemi
pnömatize :
gre., lat. * pneuma (hava, nefes, ruh; esinti, soluk) + tikos (ile ilgili, -a
ait, gibi) (gre.) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tus (geçmiş
zaman ve sıfat yapım eki) (lat.) * hava ile dolmuş hava boşlukları kazanmış
pnömatofor :
gre., lat. * pneuma (hava, nefes, ruh; esinti, soluk), pneumon (akciğer) +
phoros (taşıyan, götüren, getiren) (pherein (taşımak, götürmek, getirmek) + os
(isim yapım eki) ) * hava veya gaz taşıyan, özellikle bazı bitkilerde köklerden
gelişerek su yüzeyinin üzerine çıkan ve gaz alışverişine yardımcı olan (özel yapı)
pnömofili :
gre. * pneuma (hava, nefes, ruh; esinti, soluk) + philia (sevme durumu,
hoşlanma durumu) (philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * havayı veya oksijen açısından zengin ortamları
seven, böyle ortamlara uyumlu olan veya bu tür koşullara biyolojik/ekolojik
olarak eğilim gösteren (durum veya canlı
pnömokokal aşı :
gre., lat., tür. * pneuma (hava, nefes, ruh; esinti, soluk), pneumon (akciğer)
+ kokkos (tohum, çekirdek, tanecik, yuvarlak) (gre.) + alis (ile ilgili, -a
ait) (lat.) + aşı (hastalıklara karşı bağışıklık sağlamak için bir organizmaya
verilen madde) (aş (geçmek, geçirmek, eklemek, yamamak, onarmak, nakletmek) + ı
(isim yapım eki) ) (tür.) * Streptococcus pneumoniae bakterisine karşı bağışıklık
oluşturmak amacıyla kullanılan, pnömokokların neden olduğu pnömoni, menenjit ve
diğer invaziv enfeksiyonlara karşı koruma sağlayan aşı
pnömokokus :
gre. * pneuma (hava, nefes, ruh; esinti, soluk), pneumon (akciğer) + kokkos
(tohum, çekirdek, tanecik, yuvarlak) * akciğer enfeksiyonlarına, özellikle
zatürreye neden olabilen yuvarlak şekilli (kok) bakterileri ifade eden tıbbi
mikroorganizma
pnömokonyoz :
gre. * pneuma (hava, nefes, ruh; esinti, soluk), pneumon (akciğer) + konis
(toz, ince parçacık) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) *
genellikle uzun süre tozlu ortamda çalışmaya bağlı olarak akciğerlerde toz
birikmesi sonucu gelişen ve solunum fonksiyonlarını bozan mesleksel akciğer
hastalığı
pnömomediastinum :
gre. * pneuma (hava, nefes, ruh; esinti, soluk), pneumon (akciğer) +
mediastinum (göğüs boşluğunun ortasındaki alan; orta bölme) (media (orta) +
stare (durmak, dikilmek, ayakta durmak, daim olmak, devam etmek, kalmak),
stinum (duran, dikilen, yer alan) ) * göğüs boşluğunda, akciğerler arasındaki
mediastinum bölgesinde normalde bulunmaması gereken havanın birikmesi durumu
pnömonektomi :
gre. * pneuma (hava, nefes, ruh; esinti, soluk), pneumon (akciğer) + ektomia
(kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim,
kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
) * akciğer dokusunun bir kısmının veya tamamının cerrahi olarak çıkarılması
işlemi
pnömoni :
gre. * pneuma (hava, nefes, ruh; esinti, soluk), pneumon (akciğer) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) * akciğer iltihabı, zatürree
pnömonitis :
gre. * pneuma (hava, nefes, ruh; esinti, soluk), pneumon (akciğer) + itis
(enflamasyon, iltihap, enfeksiyon) * akciğer dokusunun viral enfeksiyon dışı
nedenlerle (örneğin kimyasal, radyasyon veya alerjik etkenlerle) gelişen
iltihabi durumu
pnömonoultramikroskopisilikovolkanokoniyozis
:
gre., lat. * pneuma (hava, nefes, ruh; esinti, soluk), pneumon (akciğer) (gre.)
+ ultra (ötesinde, aşırı) (gre.) + mikroskopikos (mikroskopik, mikroskop ile görülebilen)
(mikros (küçük, minik, ufak, az) + skopein (bakmak, incelemek, gözlemlemek,
hedeflemek), skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye,
gözlem, gözlenen, bakılan) ) (gre.) + silica (silis, kuvars) + Vulcanus (Roma
mitolojisinde ateş, ocak, metal işçiliği ve volkanik güçlerin tanrısı), volcano
(yanardağ, volkan) (lat.) + koniosis (solunum yoluyla alınan tozların özellikle
akciğer dokusunda birikmesi sonucu ortaya çıkan mesleki hastalık, tozlanma
hastalığı) (konis (toz) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) )
(gre.) * son derece ince silis ve volkanik tozların solunması sonucu
akciğerlerde birikerek gelişen, toz kaynaklı pnömokonyoz türü
pnömoperitoneum :
gre. * pneuma (hava, nefes, ruh; esinti, soluk), pneumon (akciğer) +
peritonaion (etrafı gerilmiş, çevresi örtülmüş) (peri (çevresinde, etrafında) +
teinein (germek, yaymak) + aion (isim yapım eki) (gre.), peritoneum (lat.) *
karın boşluğunda, periton boşluğu içinde normalde bulunmaması gereken serbest
havanın birikmesi durumu
pnömoplevrit :
gre. * pneuma (hava, nefes, ruh; esinti, soluk), pneumon (akciğer) + pleuron
(yan, yan taraf, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar), pleura (yan,
yan taraf, yan yüzey, kaburga; kaburga zarı, akciğerleri saran zar) + itis
(enflamasyon, iltihap, enfeksiyon) * plevra zarında iltihapla birlikte göğüs
boşluğunda hava bulunmasının eşlik ettiği, hem hava varlığı hem de zar
iltihabını içeren patolojik durum
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder