27 Eylül 2026 Pazar

biyoavalibilite - buhl

biyoavalibilite : gre., lat., ing. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) (gre.) + advaliditas (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + validitas (validus (geçerli, yaralı, değerli) (valere (güçlü olmak, değmek, işe yaramak) + idus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + itas (isim yapım ve durum eki) ) (lat.); availability (bulunma, hazır bulunma, mevcut olma, müsait olma) (ing.) * bir ilacın veya besin öğesinin vücuda alındıktan sonra sistemik dolaşıma ne kadar ve hangi hızda geçtiğini gösteren farmakokinetik ölçü; biyolojik yararlanılabilirlik

biyocoğrafya : gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * canlıların dünya üzerindeki dağılımını, habitatlarını ve ekolojik ilişkilerini inceleyen bilim dalı

biyoçip : gre., ing. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) (gre.) + chip (küçük parça, yontulmuş parça, yonga) (ing.) * biyolojik moleküllerin (DNA, RNA, proteinler, hücreler vb.) analizini yapmak için mikroelektronik ve biyoteknoloji teknikleriyle hazırlanmış, çok küçük ölçekli biyolojik algılama ve ölçüm platformu

biyodegradasyon : gre., lat. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) (gre.) + de (-sız, zıtlık, yokluk ve olumsuzluk öneki) + gradare (derecelenmek, aşama kaydetmek, basamak çıkmak) (gradus (adım, basamak, safha, aşama, derece) + are (fiil yapım eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.) * canlı organizmaların (özellikle bakteri, mantar ve diğer mikroorganizmaların) enzimleri aracılığıyla organik maddeleri daha basit kimyasal bileşiklere parçalama ve dönüştürme süreci

biyoelektrik : gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + elektrikos (elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * hücreler tarafından aktif olarak üretilen elektrik, yaşam enerjisi

biyoelektronik : gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + ilektronio, elektron (birleştirip karıştırma, altının ve gümüş ile karıştırılması ile elde edilen metal; çamgiller familyasından sarı-kızıl arası renge sahip hoş kokulu bir bitki, kehribar, amber; koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * moleküler biyolojinin hücrelerin yapısına giren moleküller arasında geçerli elektrostatik güçlerini inceleyen bölümü

biyoenerji : gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + energeia (iş oluşumu) (en (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + ergia (iş durumu, çalışma durumu, eylemsellik) (ergos, ergon (iş, çalışma, eylem) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * canlı organizmaların ürettiği, termik, optik ve mekanik olarak tezahür eden güç

biyoesey : gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) (gre.) + exagium (deneme, tartma) (ex (dış, dışa, tamamen) + agere (yapmak, etmek, hareket etmek, sürmek, harekete geçirmek) ) + ium (isim yapım eki) (lat.); essai (deneme, test) (fra.), essay (deneme, test) (ing.) * bir maddenin etkisini veya aktivitesini ölçmek amacıyla canlı organizmalar veya biyolojik sistemler üzerinde yapılan deneysel test yöntemi

biyofilm : gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) (gre.) + film (ince zar, membran, kaplama) (ing.) * mikroorganizmaların (özellikle bakterilerin) bir yüzeye tutunarak kendi ürettikleri hücre dışı polimerik madde (EPS

biyofizik : gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * fizik ve kimya ilkelerini, matematiksel analiz ve bilgisayar modelleme yöntemlerini kullanarak biyolojik sistemlerin nasıl çalıştığını araştıran, disiplinler arası bir bilim dalı

biyogaz : gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + khaos (boşluk; maddenin uçucu hali, gaz) * ahır hayvanlarının gübresinden elde edilen yanıcı gaz

biyografi : gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir kişinin yaşam öyküsünü yazılı olarak anlatma; hayat hikayesi, yaşam öyküsü

biyografik : gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * biyografi ile ilgili

biyojeografi : gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * canlıların dünya üzerindeki dağılımını, habitatlarını ve ekolojik ilişkilerini inceleyen bilim dalı

biyojeokimya : gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) (gre.) + khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein (karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.); kimya (maddenin yapısını, hallerini ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı) (ara.) * canlı organizmalar ile yerkürenin fiziksel ve kimyasal bileşenleri arasındaki madde ve element döngülerini inceleyen bilim dalı

biyokataliz : gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + katalysis (kata (aşağı, alt) + lusis, lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım eki) ) * canlı organizmalarda, özellikle enzimler aracılığıyla gerçekleşen kimyasal reaksiyonların hızlandırılması

biyokatalizör : gre., lat. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + katalysis (kata (aşağı, alt) + lusis, lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım eki) ) (gre.) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat.); katılmak (dahil olmak) (tür.) * yaşam için gerekli olan kimyasal tepkimeleri tetikleyen veya kolaylaştıran ancak tepkimeye girmeyen madde

biyokimya : gre., ara. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) (gre.) + khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein (karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.); kimya (maddenin yapısını, hallerini ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı) (ara.) * canlı organizmalarda gerçekleşen kimyasal süreçleri, hücre ve doku düzeyinde metabolizma, enzimler, proteinler, nükleik asitler gibi moleküllerin kimyasal yapısı ve işlevlerini inceleyen bilim dalı

biyokümülatif : gre., lat. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) (gre.) + kyomat (yığın, öbek, toplanma, gruplaşma, grup, birikme, küme) (kyo (şişmek, kabarmak, top gibi olmak) + mat (ile ilgili olma) (gre.); cumulatus (yığılmış, toplanmış, birikmiş, istiflenmiş) (cumulare (yığmak, toplamak, birleştirmek, birikmek, bir araya getirmek, yoğunlaştırmak, istiflemek) (cum, cumus (birlikte, beraber, topanmış, bir araya gelmiş, yığılmış) + ulus (küçültme eki) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * canlı bir organizmanın çevreden aldığı bazı kimyasal maddeleri (ör. ağır metaller, kalıcı organik kirleticiler) metabolizmasıyla uzaklaştırabileceğinden daha hızlı biriktirmesi ve zaman içinde vücudunda yoğunlaştırması durumuna ilişkin

biyokütle : gre., tür. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) (gre.) + kutla (yığın, küme, kütle) (tür.) * yaşayan veya yakın zamanda yaşamış canlılardan elde edilen fosilleşmemiş tüm biyolojik materyelin genel ismi

biyolog : gre., ara. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * canlıları, yaşam formlarını ve yaşam süreçlerini inceleyen bilim insanı, yaşam bilimi uzmanı, yaşambilimci, olumbilimci, yaratılışbilimci

biyoloji : gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * canlıların yapılarını, işlevlerini, gelişimlerini, çevreleriyle olan ilişkilerini ve evrimsel süreçlerini bilimsel yöntemlerle inceleyen geniş kapsamlı doğa bilimi, yaşambilim, olumbilim, yaratılışbilim

biyolojik : gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + ia (isim, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * canlıların yapılarını, işlevlerini, gelişimlerini, çevreleriyle olan ilişkilerini ve kalıtsal özelliklerini inceleyen bilim dalı olan biyolojiyle ilgili veya canlı organizmaların doğasına, işleyişine ve yaşam süreçlerine ait olan

biyolüminesans : gre., lat. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) (gre.) + lumen, luminis (ışık, aydınlık, iç boşluk) + escentia (başlama, filizlenme, olma, belirme, oluşma) (escere (başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek, belirmek, dönüşmek, bir sürece girmek) + entia (isim yapım eki) ) (lat.) * bazı canlı organizmaların gerçekleştirdiği, kimyasal reaksiyonlar sırasında kimyasal enerjinin ışık enerjisine dönüştürülmesi ile ışık üretilmesi ve yayılması olayına verilen isim

biyom : gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + ome (bütünlük, topluluk bildiren ek) * belirli bir iklim, bitki örtüsü ve çevresel koşullarla karakterize edilen, benzer ekolojik toplulukları içeren geniş coğrafi yaşam bölgesi

biyomas : gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + maza (hanur, yığın) (gre.); massa (yığın, kütle) (lat.) * belirli bir alandaki veya ekosistemdeki canlı organizmaların toplam biyolojik kütlesi; çoğunlukla kuru ağırlık cinsinden ifade edilen organik madde miktarı

biyomedikal : gre., lat. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) (gre.) + medicus (çare bulan, aracı olan, doktor), medicare (iyileştirmek, çare bulmak, vasıta bulan) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * biyoloji ve fizyoloji olmak üzere doğal bilimlerin klinik tıbba uygulanması ile ilgili

biyomekanik : gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + mikhani, mekhane (cihaz, alet, araç, makine) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * biyolojik sistemlerin mekanik özelliklerinin yapı ve fonksiyonlarının incelenmesine verilen isim

biyometeoroloji : gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + meteoros (meta (yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + aeriein, aeiro (kaldırmak, yükseltmek, yukarıya çıkarmak) ) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * hava olaylarının canlılar üzerindeki etkisini inceleyen bilim

biyometri : gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * yaşayan organizmaların ölçümlerine verilen genel isim

biyomikroskop : gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + mikros (küçük, minik, ufak, az) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) * üzerinde özel olarak hazırlanmış bir mikroskop ve ışık kaynağı bulunan test aleti; göz muayenesinde kullanılan, gözün ön segmentini ayrıntılı incelemeye yarayan özel mikroskop

biyomimetik : gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + mimetikos (taklit eden, taklitçi) (mimeisthai (taklit etmek, benzetmek, örnek almak, yansıtmak), mimos (taklitçi, taklit eden, oyuncu), mimesis (taklit, benzetme) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * doğadaki canlı yapıların, süreçlerin ve sistemlerin incelenerek bunların ilkelerinin mühendislik, teknoloji, mimari veya tasarımda taklit edilmesi ile ilgili

biyomoleküler : gre., lat. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) (gre.) + moles (kütle, kitle, yoğun yığın) + cula, culus (küçültme eki) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); moléculaire (fra.) * canlı organizmalardaki yaşamsal faaliyetleri yürüten DNA, RNA ve proteinler gibi büyük molekülleri ve bu moleküllerin yapılarını, işlevlerini ve birbirleriyle olan etkileşimleri ile ilgili olan

biyomorfik : gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) + ikos (gibi olan, ile ilgili olan) * canlı organizmaların formlarına benzeyen veya onları çağrıştıran

biyonik : gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + tekhne (ustalık, sanat, maharet, sanat, zanaat, beceri, yapım, iş, teknik, yöntem, usül) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * canlı organizmaların işleyiş mekanizmalarını taklit eden elektronik cihazlara ilişkin bilim dalı

biyoorganometalik : gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + organon (alet, araç, organ) (gre.) + metallon (maden, cevher, işlenebilir taş) (gre.); metallum (lat.) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.); icus (lat.) * en az bir metal veya metaloid ile karbon atomu arasında doğrudan bağ bulunan ve biyolojik sistemlerde aktif rol oynayan veya bu sistemleri taklit eden molekülleri ve bu molekülleri inceleyen bilim dalı

biyoortogonal : gre., lat. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + orthos (doğru, dik, düzgün) + gone, gone, gonia (köşe, açı, dik açı, gönye) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * canlı bir sistemin doğal biyokimyasal süreçlerine ve işleyişine zarar vermeden, o sistemin içinde yan etkisiz bir şekilde gerçekleşebilen kimyasal tepkimeler ile ilgili

biyopolimer : gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + polys (çok, fazla, çoklu) + meros (parça, bölüm, kısım, birim) * canlı organizmalar tarafından sentezlenen veya biyolojik kökenli olan, çok sayıda küçük yapı biriminin (monomerin) tekrarlanmasıyla oluşan büyük moleküllü bileşik

biyopsi : gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) * vücutta hastalık şüphesi bulunan bölgeden cerrahi yöntemler ile hücre, sıvı veya doku alma işlemi

biyopsikososyal : gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + psikhe (ruh, zihin, bilinç) (gre.) + socius (takipçi, arkadaş, yoldaş, refakatçi, eşlik eden, müttefik, bağı olan, ilişkili) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * bireyin sağlık durumunu biyolojik, psikolojik ve sosyal açılardan ifade eden kavram

biyoritm : gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + rhythmos (ölçü, düzenli akış; hareketlerin ve seslerin belirli aralıklarla yinelenmesi) (rhein (akmak, dökülmek, yağmak) + thmos (isim yapım eki) ) * canlı organizmalarda zaman içinde düzenli aralıklarla tekrarlanan biyolojik değişim ve döngüleri ifade eden ritmik süreç; doğum anından itibaren fiziksel, duygusal ve zihinsel kapasitelerimizin belirli döngüler halinde (23, 28 ve 33 gün) dalgalandığını öne süren teori

biyosensör : gre., lat. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) (gre.) + sensor (fiziksel, kimyasal veya çevresel bir değişkeni (ısı, ışık, basınç, hareket vb.) algılayıp ölçülebilir bir sinyale dönüştüren cihaz veya algılayıcı eleman; teknik sistemlerde veri toplamak için kullanılan duyarga, algılayıcı) (sentire (hissetmek, duyumsamak, sezmek, algılamak, farketmek) (sensus (his, duygu, duyu, sezgi, algı, farkındalık, anlam) + ire (fiil mastar eki) ) + or (-cı, yapan, eden eki) ) (lat.) * biyolojik bir algılayıcı unsur ile fiziksel/kimyasal bir dönüştürücünün birleşiminden oluşan, biyolojik bir maddeyi (enzim, antikor, hücre, DNA vb.) kullanarak belirli bir kimyasal veya biyolojik değişkeni ölçen cihaz

biyosentez : gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + synthesis (birleştirme, sentez) (sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + tithenai (koymak, yerleştirmek, konumlandırmak, kurmak), thesis (koyma, koyuş, yerleştirme) ) * substratların canlı organizmalarda daha karmaşık ürünlere dönüştürüldüğü çok aşamalı, enzim katalizli bir süreç

biyosfer : gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + sphaira (top, küre, yuvarlaklık) * yeryüzünün, üzerinde yaşam formları (organizmalar) bulunan katmanı

biyosidal : gre., lat. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) (lat.) + cidalis (ölümcül, ölümle ilgili) (cedere (gitmek, ölmek) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) * bakteri, virüs, mantar gibi mikroorganizmalar, hamam böceği, kene, karasinek, sivrisinek gibi böcekler, fare ve sıçan gibi kemirgenler üzerinde kimyasal veya biyolojik etki gösteren kimyasal madde

biyoşimi : gre., ara. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) (gre.) + khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein (karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.); kimya (maddenin yapısını, hallerini ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı) (ara.) * canlı organizmalardaki kimyasal süreçleri ve maddeleri inceleyen bilim dalı, biyokimya

biyoşimik : gre., ara. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) (gre.) + khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein (karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.); kimya (maddenin yapısını, hallerini ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı) (ara.) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * biyokimya ile ilgili

biyoteknoloji : gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + tekhne (ustalık, sanat, maharet, sanat, zanaat, beceri, yapım, iş, teknik, yöntem, usül) + legein, lego (söylemek, konuşmak), logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * canlı organizmaların, hücrelerin, enzimlerin veya biyolojik sistemlerin insan yararına ürün ve süreç geliştirmek amacıyla kullanıldığı bilim ve teknoloji alanı

biyoterapi : gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + therapeia (hizmet etme, ilgilenme, iyileştirme, tedavi etme, eğitme, öğretme, iyileştirme, öğretiyle islah etme; bakım, hizmet, tedavi) (therapuein (hizmet etmek, ilgilenmek, iyileştirmek, tedavi etmek, yönetmek, tıbbi tedavi etmek), the (ön ek) + rapein (eğitmek, öğretmek) ) + eia (isim yapım eki) ) * canlı organizmaların doğal işleyişinden veya biyolojik yöntemlerden yararlanılarak uygulanan tedavi yöntemi

biyotik : gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yaşam ile ilgili, yaşamsal, hayati, hayatla ilgili

biyotit : fra. * biot (Fransız bilim adamı Jean-Baptiste Biot’un soyadından) + ite (element, kayaç ve mineral eki) * bir tür kara renkli mika

biyotransformasyon : gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + transformatio (dönüşüm, şekilsel geçiş, değişim) (trans (geçiş, geçme, ötesi, karşıdan karşıya, öteye) + formare (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak) (formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) ) * ilaçların vücuda uygulandıkları andan itibaren çeşitli enzimlerin etkisiyle kimyasal değişikliklere uğraması, ilacın metabolize edilmesi, biyodünüşüm

biyoyakıt : gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) (gre.) + yakıt (yanarak enerji veren madde) (yak (yakmak, ateş oluşturmak, tutuşturmak, yanma duygusu vermek, sıcağa maruz bırakmak) + ıt (isim yapım eki) ) (tür.) * yakın zamanda yaşamış bitki, hayvan gibi organik maddelerden veya biyolojik atıklardan elde edilen yenilenebilir bir enerji kaynağı

biz : tür. * biz (birinci çoğul şahıs zamiri) * birinci çoğul şahıs zamiri

bizahmet : ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + dahm, zahm (sıkıştırmak, sıkmak, sıkışmak, darlık vermek, sancılanmak) + et (isim yapım eki) * zahmet ile; rica, rica ederim, zahmet vererek

bizans : gre., tra. * byzantium (byzas (teke, keçi) + an (ulama) + tium (yer,ekan) ) * keçinin yeri; Grek kralı Byzas'ın isminden

bizar : far., ita. * bi (ile, birlikte, beraber) + zar (bıkkınlık, bezginlik, sıkıntı, zorluk) (far.), bizarro (sinirli, kızgın) (ita.) * sıradışı, tuhaf, garip, rahatsız edici

bizatihi : ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + zat (öz, kendi) + hi (o) * kendiliğinden, kendinden, özünden, aslından

bizlengiç : tür. * biz, bigiz (tığ, çuvaldız, büyük iğne) + len (dönüşlü fiil eki) + giç (isim yapım eki) * ucu çivili sopa; yük hayvanlarını dürtmek için kullanılan, ucuna sivri demir çakılmış değnek, üvendire

bizmut : gre., lat. * psimythion (gre.); bisemutum (lat.) (beyaz kütle) (psi, bise (beyaz) + mythion, mutum (kütle) ) ) * Bismuthum, simgesi Bi, atom sayısı 83, atom ağırlığı 208.9 olan, kırılgan, katı, kolayca toz durumuna getirilebilen, kızılımsı ak renkli bir element

bizon : lat., gre. * bison (vahşi öküz) (bis (vahşi) (lat.) + oaxos, oaxon (öküz) (gre.) ) * Amerika anakarasında yaşayan, koyu kıllı, çok iri bir cins hörgüçlü yaban öküzü

bizr : ara. * bizr (tohum, tane), büzur (ç.) * sebzevat; kuru ot tohumu

biz-zar : far. * bi (ile, birlikte, beraber) + zar (bıkkınlık, sıkıntı, zorluk) (far.); bizarre (tuhaf, can sıkıcı) (ing. fra.) * bıkmış, usanmış, fütur getirmiş, bezginlik; bizar

bizzat : ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + el (ön ek, artikel) + zat (kişi, şahıs, kendi, öz) * kişi olarak, doğrudan doğruya kendisi, kendi

Bk : lat. * berkelium (Berkeley (ABD'nin Kaliforniya eyaletindeki Berkeley şehri) (ing.) + ium (kimyasal element eki) (lat.) ) * atom numarası 97 olan, aktinitler serisinde bulunan, sentetik olarak elde edilen, yalnızca nükleer araştırmalarda ve yeni ağır elementlerin sentez çalışmalarında kullanılan radyoaktif bir metal element

blackstonia : lat. * Blackstone (İngiliz eczacı ve botanikçi John Blackstone) + ia (isim yapım eki) * sarı çiçekli çalı veya otsu, Gentianaceae familyasından bir bitki

blandford - znajek süreci : ing., pol.* blandford (İngiliz teorik astrofizikçi Roger Blandford'un isminden) + znajek (Polonyalı / İngiliz/Çek kökenli astrofizikçi Roman Znajek’in isminden) * dönen bir kara delikten enerji çıkarmak için kurulan bir mekanizma

blast : gre. * blastos (tomurcuk, tohum, filiz, sürgün, büyüme/çiçek açma filizi) * gelişimin erken evrelerindeki hücre, tomurcuk, tohum, filiz, embriyonik doku; patlama

blastokist : gre. * blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) + kysthos (kese; mesane, sidik torbası) * döllenmeden sonraki 5. veya 6. günde ulaşılan, hücrelerin iki farklı gruba ayrıldığı ve içi sıvı dolu bir boşluğun oluştuğu erken embriyo evresi

blastomer : gre. * blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) + meros (parça, bölüm, kısım, birim) * döllenmiş bir yumurtanın (zigotun) erken embriyonik gelişim sırasında ardışık bölünmelerle oluşan hücrelerinden her biri

blastomikoz : gre. * blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + osis (durum, sorun ve hastalık eki) * çürüyen odun ve toprakta bulunan blastomyces dermatitidis mantarının solunmasıyla oluşan bir enfeksiyon

blastomis : gre. * blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) + mesos (orta, vasat, ara, yarı) * erken gelişim süreci, orta tohum, hücre bölünmesinin erken safhası

blastopor : gre. * blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) + speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim, ekme, saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin, tohum, çekirdek, üreme hücresi) * embriyonal gelişim evresinde, blastula aşamasındaki hücrelerin içeriye doğru çökmeye başlamasıyla oluşan, sindirim sisteminin öncülü olan boşluğa (arkenteron) açılan ilk açıklık (Blastoporun ilerleyen süreçte ağza mı yoksa anüse mi dönüşeceği, canlı türünün evrimsel sınıflandırmasını belirler.)

blastosist : gre. * blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) + kysthos (kese; mesane, sidik torbası) * döllenmeden sonraki 5. veya 6. günde ulaşılan, hücrelerin iki farklı gruba ayrıldığı ve içi sıvı dolu bir boşluğun oluştuğu erken embriyo evresi

blastosit : gre. * blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) * döllenmeden yaklaşık 5-6 gün sonra embriyonun, içi sıvı dolu bir boşluk (blastokoel) içeren, dış yüzeyinde trofoblast adı verilen hücrelerden oluşan bir tabaka ve içinde iç hücre kitlesi (inner cell mass) bulunan bir yapıya sahip olduğu aşama

blastosöl : gre. * blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) + koilos (boş, oyuk, içi boş, boşluk, oyuk, kavernöz, çukur) * döllenmiş yumurtanın (embriyonun) erken gelişme evrelerinden biri olan blastula veya blastokist safhasında, hücre kümesinin ortasında oluşan, bölünme veya segmentasyon boşluğu olarak da bilinen sıvı dolu boşluk

blastula : gre., lat. * blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) (gre.) + ula (dişil küçültme eki) (lat.) * embriyo gelişiminde, embriyonik hücrelerin oluşturduğu, ortası sıvıyla dolu hücresel yapı

blattodea : gre. * blatta (hamam böceği) + odea (takım eki, grup eki) * hamam böcekleri ve termitleri kapsayan, polyneoptera üsttakımına bağlı böcekler takımı

blau sendromu : alm. * blau (Amerikalı doktor Edward Blau’nun soyadından) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * genetik mutasyona bağlı olarak gelişen, granülomatöz iltihaplanma, deri döküntüleri, artrit ve üveit ile karakterize olan otoinflamatuar genetik hastalık

blazar : ing. * BL Lac (ilk keşfedilen örnek olan BL Lacertae adlı değişken yıldız benzeri gökcisminin adı) + quasar (quasi-stellar radio source (yıldızsı radyo kaynağı) ) * dev bir galaksinin merkezindeki süper kütleli kara delik tarafından beslenen ve doğrudan Dünya'ya doğru bakan yoğun bir enerji jetine sahip, evrendeki en parlak ve en enerjik aktif galaksi çekirdeklerinden biri

bleb : isk. * blebbi (kabarcıkların suda çıkardıkları sesten ses yansımalı kelime) * genellikle doku yüzeylerinde, hücre zarında veya akciğer ile göz gibi organlarda meydana gelen, içi seröz sıvı veya hava ile dolu olan, yarım küre şeklindeki küçük patolojik kabarcık veya kesecik

blechnaceae : gre. * blechnon (eğrelti otu) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * Polypodiales takımına ait, kozmopolit dağılıma sahip, çiçek açmayan, sporla üreyen ve genellikle nemli, gölgeli orman altı ekosistemlerinde yetişen bir eğrelti otu familyası, Tarakeğreltisigiller

blechnum : lat. * blechnum (eğrelti otu) * gölgeli nemli yerlerde yetişen, uzun yapraklı eğrelti otu, Blechnaceae familyasından bir bitki

blefarit : gre. * blepharitis (blepharon (göz kapağı) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) ) * göz kapaklarının çeşitli nedenlere bağlı olarak iltihaplanmasıyla ortaya çıkan bir göz hastalığı

blefarokalazi : gre. * blepharon (göz kapağı) + khalasis (rahatlama, gevşeme, sarkma, çözülme) (gre.); halas (çözüm, kurtuluş) (ara.) * göz kapağının gevşemesi veya sarkması durumu; göz kapağının zaman zaman alevlenen ve tekrarlayan ödemi ve enflamasyonu ile karakterize durum

blefarokonjonktivit : gre., lat. * blepharon (göz kapağı) + coniunctivus (bağlayan, bağlantı sağlayan) (com, con (ile, beraber, birlikte) + jungere (birleştirmek, bağlamak, bir araya getirmek, eklemek, kesişmek), junctus (bağlanmış, birleştirilmiş) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * kabuklu, kırmızı ve şiş göz kapaklarına neden olan blefarit ile gözün beyaz kısmındaki şeffaf astarın ve göz kapaklarının iç kısmının iltihaplanmasına neden olan konjonktivitin birleşimi

blefaron : gre. * blephein (görmek, bakmak) + aron (organ veya nesne yapım eki) * göz kapağı

blefaropitoz : gre. * blepharon (göz kapağı) + ptosis (düşme, düşüş, sarkma) (piptein (düşmek, sarkmak) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * göz kapağı düşüklüğü

blefaroplasti : gre. * blepharon (göz kapağı) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * göz kapağının durumunu düzeltmek için yapılan estetik cerrahi girişim

blefarospazm : gre. * blepharon (göz kapağı) + spasmos (çekim, kasılma) * göz kapaklarının istemsizce ve yinelenen şekilde kasılarak kapanması durumu

blender : isk. * blanda (karıştırmak) + er (-cı, yapan, eden eki) * et, meyve, sebze gibi şeyleri doğrayıp karıştıran elektrikli mutfak aracı

blenniidae : gre., lat. * blenna (mukus, mukoza, sümüksü ve kaygan salgı) + os (sıfat yapım eki) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * genellikle sıcak ve ılıman denizlerdeki (Akdeniz, Ege ve Karadeniz gibi) sığ kıyılarda, kayalık ve yosunlu alanlarda yaşayan küçük, küt burunlu, pulsuz deniz balıklarını kapsayan bir familya, Horozbina balıkları

blenoraji : gre. * blenna (mukus, mukoza, sümüksü ve kaygan salgı) + rhegnynai, rhegnynein, rhein (akmak, dökülmek, yağmak, yırtılmak, patlamak, kanamak), rhage (akma, akış, yağma, yağış, dökülme, yırtılma, patlama, kanama) + eia (isim yapım ve durum eki) * neisseria gonorrhoeae adlı gram-negatif diplokok bakterinin sebep olduğu, üreme yolları (üretra, serviks), rektum, boğaz, gözleri etkileyen bir enfeksiyon hastalığı, mukuslu akıntı, belsoğukluğu, gonore

bleomisin : gre. * phleos (ağaç kabuğu veya dal) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) (lat.) * kanser tedavisinde kullanılan ve streptomyces verticillus isimli bakteri tarafından üretilen bir antitümöral ilacın etken maddesi (C55H84N20O21S2)

bletilla : lat. * Bletilla (ransız botanikçi Édouard Blet) + illa (küçültme eki) * mor veya pembe çiçekli orkide, Orchidaceae familyasından bir bitki

bleyd : alm. * blada, Blatt (yaprak) * bıçak, kılıç gibi kesici aletlerin ince, düz ve keskin metal kısmı, namlu; pervane, helikopter, rüzgar türbini gibi dönen mekanizmaların geniş ve yassı her bir kanadı; bitki yaprağı

blinatumomab : lat. * bli (B hücreleri hedefleme veya BiTE teknolojisi belirteci) + antibody (antikor) + tu (tumor (tümör, yumru) ) + mab (monoclonal antibody (tek klonlu antikor) ) * Philadelphia kromozomu negatif nükseden veya dirençli akut lenfoblastik löseminin tedavisinde kullanılan bispecific T-cell engager (BiTE) sınıfına ait bir monoklonal antikor (C2367H3577N649O772)

blister : fra. * blistre (şişiklik, kabarcık, su toplaması, sivilce) * tablet veya kapsüllerin korunmasını sağlayan bir ambalaj çeşidi

blitzar : alm. * Blitz (şimşek) + er (-cı, yapan, eden eki) * çok hızlı radyo patlamaları (Fast Radio Bursts - FRB) yayan ve saniyenin çok küçük bir kısmında yanıp sönen varsayımsal bir astrofiziksel nesne türü için kullanılan yeni (neolojizm) bir terim

blockchain : ing. * block (kütle, blok, parça) + chain (zincir) * dağıtık kayıt teknolojilerinde her bir veri bloğunun kronolojik olarak birbirine bağlandığı, şifrelenmiş işlem takibini sağlayan dağıtık yapıdaki değiştirilemez ve şeffaf dijital veritabanı kayıt sistemi

bloemfontein : hol. * bloem (çiçekler) + fontein (pınar, kaynak) (çiçek pınarı) * Güney Afrika’nın başkenti

blok : lat. * bloccus (blok, kütük, engel, ağaç kütüğü), bloccare (bloklamak, engellemek, mani olmak) (lat.); bloc (fra) * büyük kitle; engel, mani

blokaj : lat. * bloccus (blok, kütük, engel, ağaç kütüğü), bloccare (bloklamak, engellemek, mani olmak) (lat.); bloquer (bloklamak, engellemek, mani olmak, durdurmak) + age (isim yapım eki) * engelleme, mani olma, durdurma

bloke : lat. * bloccus (blok, kütük, engel, ağaç kütüğü), bloccare (bloklamak, engellemek, mani olmak) (lat.); bloquer (bloklamak, engellemek, mani olmak, durdurmak), bloqué (bloklanmış, engellenmiş, mani olunmuş, bloklanmış) (fra.) * mani olunmuş, engellenmiş, bloklanmış

bloker : lat. * bloccus (blok, kütük, engel, ağaç kütüğü), bloccare (bloklamak, engellemek, mani olmak) (lat.); bloquer (bloklamak, engellemek, mani olmak, durdurmak) + eur -cı, yapan, eden eki) ) * bir biyolojik sistemde belirli bir etkiyi önleyen veya engelleyen madde veya ilaç

bloknot : lat., fra. * bloccus (blok, kütük, engel, ağaç kütüğü) (lat.); bloc (ağaç kütüğü, set) (fra.) + nota (işaret, yazı) (lat.); note (fra.) * yaprakları kolayca kopartılabilecek biçimde yapılmış not defteri

blokör : lat. * bloccus (blok, kütük, engel, ağaç kütüğü), bloccare (bloklamak, engellemek, mani olmak) (lat.); bloquer (bloklamak, engellemek, mani olmak, durdurmak) + eur -cı, yapan, eden eki) ) * bir biyolojik sistemde belirli bir etkiyi önleyen veya engelleyen madde veya ilaç

blöf : hol. * bluffen (blöf yapmak) (bluff (kibirli, övünç, gururlanma, böbürlenme) + en (fiil mastar eki) ) * karşısındakini yanıltmak, yıldırmak, başka türlü davrandırmak için söylenen gerçekdışı söz veya takınılan aldatıcı, yanıltıcı tavır

blucin : fra. * bleu (mavi) + de (tamlama bağlacı) + Gênes (Cenova) (fra.), blue (mavi) + jean (Cenova) (ing.) * Cenova tipi mavi kumaş; mavi renkli kot pantalon

blues : ing. * blue (mavi) + devils (şeytanlar) * melankoli içeren psikolojik hal, depresyon veya hezeyan titremeleri; Batı Afrika kültüründe cenaze ve yas törenlerinde ''acının ifadesi'' olarak kullanılan "çivitin mavi rengi" üzerinden mistisizm (“Blues music”, Afrika'dan getirilen kölelerin tarlalarda çalışırken söyledikleri ve hüznü, umudu, özgürlüğü ve derin acıyı anlatan şarkılardan doğmuştur.)

bluetooth : isk., ing. * blurtooth (Danimarka ve Norveç'i tek bir krallıkta birleştiren King Harald Bluetooth'un isminden) (blatand, blatann, blatonn (bla (mavi) + tand (diş) ) (isk.), bluetooth (blue (mavi) + tooth (diş) ) (ing.) * sembolü H ve B harflerinin birleşiminden oluşan, kablosuz veri aktarımı sağlayan, telekomünikasyon ve bilgisayar sistemlerini birleştiren teknolojinin ismi

blum : ing. * bloom (çiçek; çiçek açmak) * elli bir ve pinaki gibi seri kağıt açma esasıba dayanan ve 7 kagıt dağıtılarak oynanan bir iskambil oyunu

blumea : lat. * Blume (Alman botanikçi Carl Ludwig Blume) + a (ile ilgili, -a ait) * tropikal ve subtropikal, aromatik veya dekoratif bitki, Asteraceae familyasından bir bitki

blushing : ing., hol.* blyscan, blush (kızarmak, kırmızılaşmak) (ing.), blozen (hol.) * kızarma, kan hücumu nedeniyle yüz kızarması

bluz : lat. * pelusia (kısa) (lana (yün) + pelusia (kısa) (kısa yünlü giyecek) ) * kadınların etek veya pantolon üzerine giydikleri, ince kumaştan yapılmış, uzun veya kısa kollu, gömlek benzeri giyecek

BMI : ing. * body (vücut) + mass (kitle) + index (indeks) * vücut ağırlığı ve boy oranına göre bireyin ideal kilosunu değerlendiren ölçüt

BNP : ing., lat., gre. * brain (beyin) + natriouretikos (idrar yoluyla sodyum atılımını artıran, sodyum atıcı özellik gösteren) (natrium (sodyum) (lat.) + ouretikos (diüretik, idrarla atıcı) (ouron (idrar, sidik, çiş) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) + peptide (amino asitlerin kısa zincirlerinden oluşan molekül, protein yapıtaşı) (peptein (sindirmek, hazmetmek) + ide (ikili bileşik, anyon eki) ) (gre.) * ventriküllerde (büyük oranda sol ventrikülde) sentezlenen, depolanan ve oradan salgılanan, 32 amino asitten oluşan, natriürezi uyarıcısı olan, glomerüler filtrasyon hızını arttıran ve periferik arter dilatasyonuna yol açarak kardiyak dolum basınçlarını azaltan bir nörohormon, B-tipi natriüretik peptit

boa : lat. * boa (geniş yılan) * Güney Amerika’da bulunan, boyu birkaç metreye ulaşabilen, çok güçlü, sarılgan, zehirsiz bir yılan

bobin : gre. * bambein (gevezelik etmek, kesik ses çıkarmak; çıkrığın çıkardığı sesten onomatopeik kelime) (Aletin çıkardığı sese istinaden onomatopeik (ses yansımalı) olarak oluşmuştur.) * bir iletken telin üst üste veya yan yana sarılmasıyla oluşan devre elemanı

bobinaj : gre., fra. * bambein (gevezelik etmek, kesik ses çıkarmak; çıkrığın çıkardığı sesten onomatopeik kelime) (gre.) + age (isim yapım eki) (fra.) * elektrik ile çalışan motorlarda akımın taşınmasını sağlayan, motor içerisinde manyetik alan oluşturan ve gerilim ortaya çıkaran iletken uçlarının birbirine bağlanmasını sağlayan parça

boca : ita. * poggia (yaslanma, abanma, bastırma, geminin yönünü rüzgara çevirerek şahlanma) * geminin başını rüzgâra doğru çevir komutu

bocalamak : gre., lat., ita. * poggiare (yaslanmak, abanmak, bastırmak; (gemi) yel altına gelmek, yönünü rüzgara çevirerek şahlanmak) (podium, podio (destek, dayanak, taban, ayak) + iare (fiil mastar eki) ) * (gemi) rüzgara karşı gidemeyerek yalpalamak veya rüzgarla sürüklenmek; ters rotaya dönerek rüzgarı, dalgayı arkaya almak

bocconia : lat. * Boccone (İtalyan botanikçi Paolo Boccone) + ia (isim yapım eki) * tropikal çalı veya ağaç, Papaveraceae familyasından bir bitki

bochner formülü : alm., lat. * bochner (Amerikalı matematikçi Salomon Bochner'in soyadından) (alm.) + formula (belirli bir düzen veya standart biçimde ifade edilen sembol, denklem veya tarif) (lat.) + ü (iyelik eki) (tür.) * bir Riemann manifoldu üzerinde tanımlı harmonik fonksiyonları Ricci eğriliğiyle ilişkilendiren bir formül

bochner-martinelli formülü : alm., ita. * bochner (Amerikalı matematikçi Salomon Bochner'in soyadından) (alm.) + martinelli (İtalyan matematikçi Enzo Martinelli’nin soyadından) (ita.) + formula (belirli bir düzen veya standart biçimde ifade edilen sembol, denklem veya tarif) (lat.) + ü (iyelik eki) (tür.) * Cauchy integral formülünün birden fazla kompleks değişkenli fonksiyonlara yönelik genellemelerinden biri

boci : ita. * poggia (yaslanma, bastırma) * ağır yük taşımada kullanılan, kalın ve küçük iki tekerleği olan el arabası

bocuk : tür. * bo (hayvan, kötü ruh) + cuk (küçültme eki) * Ortodokslarca kutlanan Hazreti İsa’nın doğum yortusu; domuz; korkutucu veya yaramaz bir ruhla ilişkilendirilen efsanevi yaratık veya hayalet türü

bocurgat : gre. * bozargatis, butzargatis (yelken ipi manivelası) (boza, butza (ip) + ergatis (işçi, amele, ırgat; makine, manivela) ) * ağır yükleri yukarı kaldırmakta kullanılan, manivela ile döndürülen ve döndürüldükçe, kaldırılmakta olan şeyin bağlı bulunduğu urganı kendi üzerine saran araç, çıkrık

bodhiçaryavatara : san. * bodhicaryavatara (bodhisattva (budhi (mükemmel bir şekilde bilmek), bodhi (mükemmel bilgi) + sattva (varlık, öz) ) + carya (rutin, iş; dolaşma) + vatara (yol) * "Aydınlanma yoluna giriş" anlamına gelen, MS 8. yüzyılda yaşamış bir Hint filozofu olan Şantideva tarafından yazılan üç kitaptan biri (diğerleri Şikshasamuççhaya (Bütün öğretilerin kavranması) ve Sutrasamuççhaya (Bütün sutraların kavranması)

bodos : gre. * podostima (ayakta durmak, dikilmek) * gemi direği

bodoslama : gre. * podostima (ayakta durmak, dikilmek) (pod (ayak) + stema (durmak) ) * gemi omurgasının baş ve kıç taraflarından yukarıya uzanan ağaç veya demir direklerden her biri

bodoslamak : gre., tür. * podostima (ayakta durmak, dikilmek) (gre.) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) (tür.) * ileri sürmek, dayatmak

bodrum : gre. * hippodromio (hypo, ipo (alt) + dramein (koşmak), drome, dromos (koşu, koşma; yön, rota, yol, pist, sokak) * zemin altı kat, kayalık, yer altı yolu (örneğin hippodrome, Hippodrom (atların koşarak yarıştığı yer) )

bodrum : lat. * petrum (petr (kaya) + us, um (son ek) ), petrium (kayalık) * Muğla’nın bir ilçesi

boduç : tür. * bod (yuvarlak, toparlak) + uç (isim yapım eki) * ağaçtan yapılmış testi

bodur : tür. * bo (kaba, kısa) + dur (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * enine göre boyu kısa olan, kısa boylu ve tıknaz, bücür, bıdık, bızdık, boduk, bicik, bıdımık (küçük anlamı veren ifade)

body : ing. * bodig (vücut, gövde, beden, cüsse, cisim; arkadaş, yoldaş) * vücut, gövde, beden, cüsse, cisim; arkadaş, yoldaş

body guard : ing. * body (vücut, gövde, beden; arkadaş, yoldaş) + guard (korumak) * koruma, fedai

body mass index : ing., gre., lat. * body (vücut, gövde, beden; arkadaş, yoldaş) (ing.) + maza (arpa keki) (gre.); massa (kütle, yığın) (lat.) + index (başparmak, bilgilendirici, işaret) (in (iç, içeri, içindede, içerisi, içinde) + dicere (söylemek, demek), dexus (söylem, deyiş) ) * vücut kütlesinin, uzunluğunun metre cinsinden karesine bölünmesiyle hesaplan ve yetişkin bir bireyin kilosunun boyuna göre oranının ölçülmesi ile kişinin ideal kiloda olup olmadığını gösteren bir parametre

boehmeria : lat. * Boehmer (Alman botanikçi Georg Boehmer) + ia (isim yapım eki) * tırmanıcı veya otsu bitki, Urticaceae familyasından bir bitki

bogota : isp. * bacata (çevirme, kuşatma) * Kolombiya'nın başkenti

bogota bag : isp. * bacata (çevirme, kuşatma) (isp.) + bag (çanta) (ing.) ilk kez Colombia’nın Bogota kentinde doktor Oswaldo Borraez tarafından kullanılan yöntem * karın yaralarının kapatılması için kullanılan steril bir plastik torba

boğa : tür. * buka, bugra (buğ (büyümek, şişmek, kabarmak) + a, ka, ra (isim yapım eki) ) * sığırgiller familyasından damızlık olarak kullanılan, güçlü yapısıyla bilinen erkek sığır

boğa burcu : tür. * buka, bugra (boğa) + pyrgos (kule, bir yapının en yüksek noktası) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * 21 Nisan - 20 Mayıs tarihleri arasında doğanları temsil eden, sabırlı, kararlı ve maddeci özellikleriyle tanınan zodyak burcu

boğada : gre., isp. * bogada (kürek vuruşu) * çamaşırı, yıkamadan önce, kirlerin kabarması için küllü veya sodalı suya yatırma işlemi

boğak : tür. * boğ (sıkmak, daraltmak, sıkıştrmak, bastırmak, tıkamak) + ak (isim yapım eki) * bademciklere yerleşen veya boğazın her yanına dağılan yangıların ortak ismi

boğanak : tür. * boğ (sıkmak, daraltmak, sıkıştrmak, bastırmak, tıkamak) + an (etken fiil eki) + ak (isim yapım eki) * çok yeğin biçimde yağan yağmur, fırtınayla karışık şiddetli sağanak, bora

boğasak : tür. * boğa (erkek sığır) + sak (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sık sık kızgınlık gösteren ve boğa isteyen inek

boğaz : tür. * boğ (sıkmak, daraltmak, sıkıştrmak, bastırmak, tıkamak) + az (isim yapım eki) * dar geçit, sıkıştırılmış yol, geçişi zorlaşmış yer

boğazkale : tür. * boğaz (geçit, ince uzun geçiş yolu) + kale (savunma yapısı, şehir suru, hisar, korugan) * Çorum’un bir ilçesi (eski ismi Hattusa (Hitit İmparatorluğu’nun başşehri (Hatti halkının isminden) )

boğazkesen : tür. * boğaz (geçit, ince uzun geçiş yolu) + kesen (yaran, ayıran, engelleyen) * bir boğazı savunmak için deniz kıyısına yapılmış olan hisar

boğazlamak : tür. * boğaz (geçit, ince uzun geçiş yolu) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * boğazından keserek öldürmek

boğazlıyan : tür. * boğaz (geçit, ince uzun geçiş yolu) + la (etken fiil eki) + yan (isim yapım eki) * Yozgat’ın bir ilçesi (ismini, Dulkadirli Türkmenleri yani Bozokların içerisinde bulunan Boğazlıyanoğulları Oymağı tarafından kurulmasından almıştır.)

boğmaca : tür. * boğ (sıkmak, daraltmak, sıkıştrmak, bastırmak, tıkamak) + ma (isim yapım eki) + ca (isim yapım eki) * bordetella pertussis isimli bakterinin neden olduğu, öksürme, kusma, bulantı, kan öksürmesi ile karakterize bulaşıcı bir solunum yolu hastalığı

boğmak : tür. * boğ (sıkmak, daraltmak, sıkıştrmak, bastırmak, tıkamak) + mak (fiil mastar eki) * sıkmak, geçişi engellemek

boğmaklıkuş : tür. * boğ (sıkmak, daraltmak, sıkıştrmak, bastırmak, tıkamak) + mak (fiil mastar eki) + lı (ile, birlikte) + kuş (yumurtlayan omurgalılardan, akciğerli, sıcak kanlı, vücudu tüylerle örtülü, gagalı, iki ayaklı, iki kanatlı uçucu hayvanların ortak ismi) * tarlakuşunun bir türü

boğucu : tür. * boğ (sıkmak, daraltmak, sıkıştrmak, bastırmak, tıkamak) + u (bağlaç) + cu (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * boğma özelliği olan; solunumu güçleştiren

boğuk : tür. * boğ (sıkmak, daraltmak, sıkıştrmak, bastırmak, tıkamak) + u (bağlaç) + k (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * güçlükle çıkan, kalınca ve kısılmış, kısık

boğulmak : tür. * boğ (sıkmak, daraltmak, sıkıştrmak, bastırmak, tıkamak) + ul (edilgen fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * nefessiz kalmak, solunum yapamaz hale gelmek

boğum : tür. * boğ (sıkmak, daraltmak, sıkıştrmak, bastırmak, tıkamak) + um (isim yapım eki) * eklem, düğüm noktası; sıkılarak daralan yer, kesit

boğuşmak : tür. * boğ (sıkmak, daraltmak, sıkıştrmak, bastırmak, tıkamak) + uş (işteş fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * karşılıklı mücadele etmek, kavga etmek; birbirinin boğazına sarılmak, karşılıklı olarak birbirini boğarcasına dövüşmek; bir işi yapma sürecinde oluşan sorunları halletmeye çalışmak (mecazi)

bohça : tür. * boğ (sıkmak, daraltmak, sıkıştrmak, bastırmak, tıkamak) + ça (isim yapım eki) * heybe, ağzı sıkılarak kapatılmış olan) (pocket, poche (cep) (ing., fra.), pouch (kese) (ing.), purse, bourse (kese) (ing., fra.) )

bohem : lat. * boiohaemum (savaşçıların evi) (boia (savaşçılar) + haemum (ev) ) * göçebe ve özgür şekilde günü gününe, tasasız, derbeder bir yaşayışı olan

bohr atom modeli : dan., tür. * bohr (Danimarkalı fizikçi Niels Bohr’un soyadından) (dan.) + atomos (kesilemez, bölünemez; atom) (gre.) + modulus (örnek, kalıp, ölçü) (modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) + ulus (küçültme eki) ) (lat.) + i (iyelik eki) (tür.) * hidrojen benzeri atomlarda elektronların dairesel yörüngelerde sabit enerji seviyelerinde döndüğünü, yayım ve soğurma hatlarını açıklayan erken kuantum modeli

bohr-einstein : dan., alm. * bohr (Danimarkalı fizikçi Niels Bohr’un soyadından) (dan.) + einstein (Alman fizikçi Albert Einstein'ın soyadından) (alm.) * 20. yüzyılın en büyük fizikçileri Albert Einstein ve Niels Bohr arasında, evrenin doğasının deterministik mi yoksa olasılıksal mı olduğu sorusuna dayalı olarak, kuantum mekaniğinin temel ilkeleri ve olasılık temelli yapısı üzerine gerçekleşen tarihi bilimsel tartışmalar

bohriyum : lat. * bohr (Danimarkalı fizikçi Niels Bohr’un soyadından) + ium (kimyasal element eki) * Bohrium, atom numarası 107, atom ağırlığı 264 olan gümüş renginde veya gri renkte yapay element

boidae : gre., lat. * boe (bağırma, sığır sesi) (gre.); boa (lat.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (gre.) * Amerika, Afrika, Avrupa, Asya kıtalarında ve bazı Pasifik adalarında yaşayan zehirsiz ve boğucu yılanları ve ünyanın en büyük ve en ağır yılanları olan anakondalar ve boa yılanlarını kapsayan sürüngen familyası

boji : fra. * bouger (hareket etmek, devinmek, kımıldamak, kıpırdamak), bogie (hareketli olan; tren vagonunun altındaki hareketli tekerlekli alt yapı) * tekerleklerin hareketini sağlamak ve taşıtın geri kalan kısmını taşıma işlevi gören, demiryolu taşıtlarının bir bileşeni

bojik : tür. * bocik (küçük, beceriksiz çocuk veya beceriksiz veya aptal biri) * Osmanlı döneminde domuz salhanesine (mezbaha) verilen isim; Osmanlı döneminde resmi hristiyanların Hz. İsa'nın doğum gününde avladıkları domuzların her birine karşılık 2 akçe olarak alınan verginin ismi, bojik vergisi

bok : tür. * bok (küf, pas) (tür.); bock à lavement (lavman sıvısı) (bock (sıvı) + à (-a, için) + lavement (yıkama, bağırsak yıkama) ), Bock (koyu renkli Alman birası) (alm.) * sindirim sonrasında bağırsaklardan dışarı atılan besin artıkları, dışkı

bok globül : hol. * bok (Hollandalı astronom Bart Bok) (hol.) + globula (küçük küre, kürecik, yuvar, damla) (lat.) * uzayda yıldız oluşum bölgelerinde bulunan, yoğun gaz ve toz bulutlarından oluşan küçük, karanlık ve yoğun yapı

boks : gre. * puxos (şimşir, yapraklarını hiç dökmeyen, kerestesinden yararlanılan bir ağaç) (gre.); box, boîte, Box (kutu, bavul, kasa) (ing., fra , alm.) * özel eldiven takmış iki kişinin, belirli kurallara göre, yumruklarıyla yaptıkları vuruşma

boksit : fra. * baux (mineralin ilk bulunduğu Fransa'daki şehirin ismi) + ite (element, kayaç ve mineral eki) * bileşimi alüminyum oksit olan, cam parlaklığında, saydam ve türlü renklerde, elmastan sonra en sert olan mineral

boksör : gre., ing. * boxer (boks) + er (yapab, eden) * boks yapan kişi

bol : tür. * bol (fazla, geniş) * çok, bol, bollaşmış, şişkin, geniş (ball (şişmiş, top), blow (şişirmek), bowl, bol, Bowle (yuvarlak, yuvarlama, şişkin, tas, kase), poly, polys (çok, fazla, çoklu), polys (çok, fazla, çoklu), bol (tas, kase), ball, balon, Ball (top) (ing., fra., alm.) )

bolahenk : tür., far. * bol (çok, fazla) + aheng (uyum, uyuşma, sesler arasındaki uyum) * hoşsohbet, neşeli, konuşkan, tasasız kimse; Türk müziğindeki bir akort ve eser yerinden icra edilirken uygun olan bir ney çeşidi)

bold : alm. , ing. * balpaz (güçlü, kuvvetli, cesur, yiğit, cüretkar, kahraman) (alm); beald, bald, bold (cesur, gözüpek, korkusuz, cüretkar) (ing.) * korkusuz, gözüpek, cesur; cüretkar, yiğit; grafik ve tipografide kalın yazı stili, kalın yazılmış karakter

bolero : gre., lat. * balere, bullare (yuvarlak hareketler yapmak, kavisler çizerek hareket etmek) (bala, bulla (top, yuvarlak, yuvarlak nesne, kabarcık, yuvarlak şişlik, yumru) (gre., lat.) + ere (fiil mastar eki) (lat.) * boyu beli aşmayan, kollu veya kolsuz kadın ceketi; ağır ritimli bir İspanyol dansı

boliçe : lat. * paulus (küçük, alçakgönüllü) + icia (ile ilgili; yer, bölge bildiren ek) (lat.); bolicha (por.) * Osmanlı döneminde Yahudi kadınlarını ifade eden halk deyimi (İstanbul ve çevresinde gündelik dilde kullanılmıştır.)

bolid : gre. * ballein (atmak, fırlatmak, savurmak; sıkıştırmak, sokmak, koymak, yerleştirmek), bolis (atma, fırlatma, savurma) * atmosfere giren ve çok parlak bir şekilde yanarak hızla kaybolan, bazen patlama şeklinde gözlemlenen büyük meteorit veya göktaşı

bolivya : lat. * bolivar (Güney Amerika'lı devrimci Simon Bolivar'ın soyadından) + ia (yer eki) * etrafı Brezilya, Peru, Arjantin, Şili ve Paraguay ile çevrili olan Güney Amerika ülkesi

bolluk : tür. * bol (çok, fazla) + luk (isim yapım eki) * çokluk, fazlalık

bolometre : gre. * bole (güneş ışını) + metron, metros (ölçü, ölçek) * ışınım ölçme cihazı

bolometri : gre. * bole (güneş ışını) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * elektromanyetik radyasyonun (ısı veya ışık) kızılötesi ve milimetre dalga boylarının gücünü ve enerjisini ölçen bilim dalı

bolometrik : gre. * bole (güneş ışını) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili,-a ait) * bir cismin veya kaynağın yaydığı toplam elektromanyetik ışınım enerjisini (tüm dalga boyları üzerinden) ölçme ile ilgili

bolonez : fra. * Bologna (İtalya’da bir şehir adı) + aise (ile ilgili, -e ait) * İtalya’nın Bologna şehrine ait veya bu şehirle ilgili; genellikle kıymalı domates sosuyla hazırlanan geleneksel bir sos çeşidi

bolşevik : rus. * bol'shinstvo (çoğunluk), bol'sheviki (çoğunluk olanlar) (bol’shiy (daha büyük, en büyük, azami, çok, daha çok, fazla, daha fazla) + eviki (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (çoğunluktan yana) * Lenin’in siyasal düşüncelerini benimseyen kimse; çoğunlukçu

bolşevizm : rus., gre. * bol’shiy (daha büyük, en büyük, azami, çok, daha çok, fazla, daha fazla) + eviki (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * bolşeviklik

boltonia : lat. * Bolton (İngiliz botanikçi James Bolton) + ia (isim yapım eki) * dekoratif, papatyagillerden bir bitki, Asteraceae familyasından bir bitki

boltzman sabiti : alm., ara., tür. * boltzman (Avusturyalı fizikçi Ludwig Boltzmann'ın soyadından) (alm.) + sabit (durağan, hareketsiz, değişmeyen, yerinden oynamayan) (ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * enerji ile sıcaklık arasındaki ilişkiyi veren fiziksel bir katsayı (1,38xl0ˆ23 Joule/Kelvin)

bolu : gre. * polis (şehir, il, kent) * Türkiye'nin Karadeniz Bölgesi'nin Batı Karadeniz bölümünde yer alan, batısında Düzce ve Sakarya, güneybatısında Bilecik ve Eskişehir, güneyinde Ankara, doğusunda Çankırı, kuzeyinde Zonguldak ve kuzey doğusunda Karabük bulunan 14 plaka numaralı ili

bolus : gre. * bolos (yığın, kütle, topak) * anında etki için bir maddenin yoğunlaştırılmış dozunun uygulanması

bolvadin : gre. * Polyvotos (çok tercih edilen) (polys (çok, fazla, çoklu) + votos (oy, tercih, seçim) ) * Afyonkarahisar’ın bir ilçesi

bom : gre., hol., ing. * bombos (gürleme, uğuldama) (gre.); bommen (uğuldamak, vızıldamak) (hol.); boom (ing.) * bir tür iskambil oyunu

bomba : gre. * bombos (gürleme, uğuldama) * içi yanıcı maddelerle doldurulmuş, ateşleme düzeneği bulunan yuvarlak şekilli patlayıcı, ateşli silah

bombacaceae : far., lat. * pambak, pambuk (pamuk kozası) (far.); bombax (pamuk) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * ebegümecigiller (Malvaceae) familyasının bir alt grubu olan, genellikle tropikal bölgelerde yetişen, devasa gövdelere ve gösterişli çiçeklere sahip ağaç ve çalıları kapsayan bitki familyası, Bombaksgiller

bombardıman : gre., fra. * bombos (gürleme, uğultu) (gre.); bombe (bomba; kabrıklık, şişiklik) + arder (fiil mastar eki) + ment (isim yapım eki) (fra.) * yoğun bombalı saldırı

bombardon : gre., fra. * bombos (gürleme, uğultu) (gre.); bombe (bomba; kabrıklık, şişiklik) + arder (fiil mastar eki) + on (isim yapım eki) (fra.) * armoni orkestralarında yer alan, en kalın sesi veren, bakırdan yapılmış, pistonlu, nefesli çalgı

bombay grubu : san., lat. * mumba (mumba) (maha (büyük) + amba (anne, ana; tanrıça) ) + ai (anne, ana) (san.) + cruppa (atın kıçı, arka kısmı; yuvarlak kütle), gruppus (topluluk, küme, grup) (lat.) + u (iyelik eki) (tür.) * Mumba ana, tanrıça Mumba, ana tanrıça; Hindistan'ın Bombay şehrinde tanımlanan, ABO sistemindeki tüm kan gruplarında aglütinasyona neden olabilen serum antikorları anti-A, anti-B ve anti-H'nin varlığıyla karakterize kan grubu

bombe : gre., fra. * bombos (gürleme, uğultu) (gre.); bombé (kabarıklığı olan, şişik) (bombe (kabarıklık, şişiklik) + é (fiil geçmiş zaman kipi; sıfat yapım eki) ) (fra.) * kabarık, şişik; kabartı, şişkinlik

bombikol : lat. * bombyx (ipekböceği cinsi) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) * ipekböceği dişisinin eşey feromonu olan, dişi ipekböceği güvelerinin (Bombyx mori) erkekleri kendilerine çekmek için salgıladığı, cinsel çekicilik görevi gören, alifatik uzun zincirli alkol yapısındaki doğal bir feromon molekülü (C16H30O)

bombina : gre., lat. * bombos (uğultu, homurtu; vızıltı) (gre.); bombus (lat.) + ina (isim yapım eki) (lat.) * sırtı yeşilimsi/kahverengi, karnı ise parlak kırmızı veya turuncu renkli olan küçük ateş karınlı kurbağaları (kızılca kurbağalar) (en bilinen tür, Türkiye'nin Trakya bölgesi dahil olmak üzere Avrupa ve Asya'da yaşayan sucul kurbağalardır.)

bombina variegata : gre., lat. * bombos (uğultu, homurtu; vızıltı) (gre.); bombus (lat.) + ina (isim yapım eki) (lat.) + variegatus (çeşitlendirilmiş, çeşitlenmiş, farklılaştırılmış) (variegare (çeşitlendirmek, çeşitlemek, farklılaştırmak) (varius (çeşitli, türlü, muhtelif, farklı, değişik) + igare (hale getirmek, yapmak) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * ağırlıklı olarak Avrupa'da yaşayan, genellikle sırt kısımları koyu gri-kahverengi tonlarında olan, karınları siyah zemin üzerine parlak sarı veya turuncu renklere ve beneklere sahip olan ve Türkçe'de sarı karınlı kurbağa olarak bilinen, Bombinatoridae familyasına ait küçük bir yarı sucul kurbağa türü

bombinatoridae : gre., lat. * bombos (uğultu, homurtu; vızıltı) (gre.); bombus (lat.) + ina (isim yapım eki) (lat.) + tor (-cı, yapan, eden eki) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Bombina ve yakın akraba cinsleri içeren, küçük yapılı, zehirli deri salgıları bulunan ve karın yüzeylerindeki parlak renkli desenleriyle tanınan ateş karınlı kurbağalar familyası, kızılca kurbağalar, ateş karınlı kurbağalar

bomboş : tür. * bom (pekiştirme öneki) + boş (serbest, salık, kayıtsız, bağsız, içinde bir şey bulunmayan, dolu olmayan, açık; içeriksiz; işe yaramaz; geçersiz; meşguliyetsiz; değersiz görülen; anlamsız, amaçsız) * tamamen serbest, içinde hiçbir şey bulunmayan, tümden salık, tümden kayıtsız, bağsız, tümden mahiyetsiz, tamamen içeriksiz (Bauch (karın) (alm.), poche, pouch (cep, kese) (ing.) )

bombyliidae : gre., lat. * bombos (uğultu, homurtu; vızıltı) (gre.); bombus (lat.) + ilios (ile ilgili, -a ait) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * çift kanatlılar (Diptera) takımına ait, çoğunlukla arılara benzeyen tüylü ve zararsız bir böcek familyası, iğnesiz arı sinekleri, tüylü sinekler

bomonti : isv. * bomonti (çiçek bahçesi) * İstanbul ilinin Şişli ilçesine bağlı, adını 1890 yılında İsviçreli Bomonti Kardeşler tarafından kurulan Bomonti Bira Fabrikası'ndan alan bir semt, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nin kampüsünün kurulduğu yer

bon : lat., fra. * bonus (iyi, uygun, güzel, faydalı, yararlı, erdemli; iyilik, ödül, ikramiye, fayda, yarar) (lat.); bon (iyi) * iyi, uygun, güzel, faydalı, yararlı, erdemli

bona : lat. * bonus (iyi, uygun, güzel, faydalı, yararlı, erdemli; iyilik, ödül, ikramiye, fayda, yarar) * iyi, uygun, güzel, faydalı, yararlı, erdemli

bonanza : lat. * bonus (iyi, uygun, güzel, faydalı, yararlı, erdemli; iyilik, ödül, ikramiye, fayda, yarar) + entia, anza (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * güzel hava, refah; zengin maden

bonbon : lat., fra. * bonus (iyi, uygun, güzel, faydalı, yararlı, erdemli; iyilik, ödül, ikramiye, fayda, yarar) (lat.); bon (iyi) + bon (iyi) (fra.) * küçük şekerleme

boncuk : tür. * moncuk, muncuk (süs taşı) (mon, mun (yumru, yuvarlak) + cuk (küçültme eki) ) * muhtelif malzemelerden yapılan ortası delik, çoğu yuvarlak ve renkli süs materyeli

bone : lat. * bonitum, bonetum (şapka materyeli) (bon (yuvarlak) + itum (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ), abonnis (bir şapka türü) * kumaştan yapılmış, saçı tümüyle örtecek biçimde kadın başlığı

bonfile : fra., ita. * bon (iyi) + fil, filo (iplik, tel, lif, ince şerit) + et (küçültme eki) (fra.); (filetto (fileto, kesim, örgü, dokuma şerit, bir et kesimi) (ita.) * kasaplık hayvanların belkemiğinin iki yanından çıkarılan yumuşak, çok beğenilen et parçası

bongo : lat. * bongo (davulun çıkardığı ses kaynaklı onomatope (ses yansımalı) kelime * küçük davul; tropikal Afrika ormanlarında yaşayan, büyük, kahverengi üzerine beyaz çizgili antilop

bonjur : fra. * bon (iyi) + jour (gün) * günaydın, iyi günler

bonkör : fra. * bon (iyi) + coeur (kalp) * eli açık, cömert, iyi kalpli

bonmarşe : fra. * bon (iyi) + marché (pazar, pazarlanmış) * ucuz, ucuzluk

bonnetiaceae : fra., lat. * Bonnetia (Fransız botanikçi Charles Bonnet'nin soyadından) (fra.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * Malpighiales takımına bağlı olan, genellikle tropikal ve subtropikal bölgelerde yetişen odunsu bitkileri, çalı veya ağaç formundaki türleri kapsayan, çiçekli bitkiler familyası

bono : lat. * bonum, bonus (iyi, uygun, güzel, faydalı, yararlı, erdemli; iyilik, ödül, ikramiye, fayda, yarar) * devlet ve kurumsal firmalardan yatırımcıların sabit veya değişken faiz oranlarıyla belirlenen süre içerisinde kredi aldığını gösteren bir belge

bonservis : lat., fra. * bonus (iyi, uygun, güzel, faydalı, yararlı, erdemli; iyilik, ödül, ikramiye, fayda, yarar) (lat.); bon (iyi) (fra.) + servitium (servire (hizmet etmek, birine bağımlı şekilde çalışmak; emre bağlı olarak görev yapmak, başkasına hizmet sunmak) (servus (köle, hizmetçi, hizmet eden kişi) + are, ire (fiil mastar eki) ) + tium (isim yapım eki) ) (lat.); service (fra.) * bir kimseye, çalıştığı işyerinden ayrılırken verilen ve çalıştığı süre içinde görevini iyi yaptığını, iyi hizmet ettiğini belirten belge

bonus : lat. * bonum, bonus (iyi, uygun, güzel, faydalı, yararlı, erdemli; iyilik, ödül, ikramiye, fayda, yarar) * yapılan olumlu bir eyleme karşılık verilen ve fayda sağlayan maddi veya manevi karşılık, ödül, ikramiye

bonzai : jap. * bon (kap, konteyner) + sai (yetiştirilmiş, ekilmiş) * esrar etkisi veren sentetik bir uyuşturucu, sentetik kannabinoid

boolean : ing. * Boole (İngiliz matematikçi George Boole'un soyadından) + an (ile ilgili, gibi, -a ait) * yalnızca iki değer (doğru/yanlış, 1/0) üzerinden çalışan mantıksal ve matematiksel sistem ile ilgili

booster : ing. * boost (artırmak, çoğaltmak, yükseltmek) + er (-cı, yapan, eden eki) * artırıcı, çoğaltıcı, yükseltici

BOP : tür. * Büyük + Ortadoğu + Projesi * İran, Irak, Türkiye, Suriye, Afganistan, Pakistan gibi ortadoğu ülkelerini kapsayan, Amerika Birleşik Devletleri'nde George W. Bush yönetimi tarafından ortaya atılan ve Ortadoğu coğrafyasının siyasi anlamda yeniden şekillendirilmesini öngören küresel projenin ismi

bopstil : ing., lat. * bop (caz ritmini ifade eden ses yansımalı (onomatope) kelime) (ing.) + stylus (stil, tarz, usül, üslup) (lat.) * züppece giyiniş şekli; züppece giyinen ve züppece tavırları olan kimse; 1950’li yıllarda popüler bir caz türü olan Bop ile ilgili olarak, dönemin ruhunu yansıtacak şekilde giyinip, fakir olduğu halde fiyakalı görünmeye çalışan ghetto sakinlerinin tarzına verilen isim

bor : ara., lat. * burak (şimşeklenme, elektriklenme) (berk (şimşek) ) (ara.) + carboneum (kömür, mangal kömürü) (lat.) * simgesi B, atom sayısı 5, atom ağırlığı 10.8 olan doğada bor asidi veya boratlar durumunda bulunan, karbonla bazı benzerlikler gösteren element, boronum

bor : hit., gre. * boris (kurt; leopar) (hit), poros (boru, boğaz, gözenek, delik, kanal, geçit, giriş) (gre.) * Niğde’nin bir ilçesi

bor : far., ara., lat. * bureh (parlamak) (far.); bur (parlak, beyaz nesne) (ara.); boronum (lat.) * simgesi B, atom sayısı 5, atom ağırlığı 10.8, yoğunluğu 2.45 olan, doğada bor asidi veya boratlar durumunda bulunan, metaloit özellikleri ve karbonla benzerlikler gösteren, borakstan elde edilen ametalik element

bora : gre. * boreas (dağ, yukarı, kuzey; kuzey rüzgarı) (gre.); boruğa (yağmur) (moğ.), borag (kar fırtınası) (bor (kar fırtınası) + ag (son ek) ) (tür.) * sağanak yağmurla karışık sert fırtına

boraginaceae : ara., lat. * eb (baba) + u (tamlama eki) + arak (ter, terleme) (ara.); borag (hodan bitkisi) + ina (isim yapım eki) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Borago cinsini tip cins olarak içeren, tüylü yapraklı, sarmal çiçeklere sahip ve beş parçalı çiçekleriyle tanınan, çoğunlukla otsu bitkilerden oluşan, Hodangiller, Unutmabeni ailesi

borago : lat. * borago (çoban yastığı) * mavi yıldız şeklinde çiçekleri olan, Boraginaceae familyasından bir bitki

borak : far., ara. * bureh (parlamak) (far.); burak (şimşeklenme, elektriklenme) (berk (şimşek), bur (parlak, beyaz nesne) (ara.); boronum (lat.) * simgesi B, atom sayısı 5, atom ağırlığı 10.8, yoğunluğu 2.45 olan, doğada bor asidi veya boratlar durumunda bulunan, metaloit özellikleri ve karbonla benzerlikler gösteren, borakstan elde edilen ametalik element, bor

boraks : far., ara. * bureh (parlamak) (far.); burak (şimşeklenme, elektriklenme) (berk (şimşek), bur (parlak, beyaz nesne) (ara.); baurach, borac (lat.) * doğada beyaz kristaller veya toz halinde bulunan, suda kolayca çözünen ve sanayiden ev temizliğine, cam ve seramik imalatından lehimciliğe kadar çok geniş bir alanda kullanılan hidratlanmış veya susuz bir sodyum borat niteliğindeki mineral tuzu (Na2H20B4O17)

boran : far. * baran (yağış) * yağmur getiren rüzgar; erkek ismi

borani : far. * burani (buğra (erkek deve; 10. yüzyılda yaşamış bir Türk hakanı) + hani (han) ) * kesilmiş hamur parçaları ve sebze ve etle yapılan bir yemek, Acem yahnisi

borasit : ara., gre. * burak (şimşeklenme, elektriklenme) (berk (şimşek) ) (ara.) + ites (element, kayaç ve mineral eki) (gre.) * magnezyum borat minerali, magnezyum bor silikat klorür (Mg3B7O13Cl)

borassus : gre. * borassos (rüzgar, fırtına) * Borassus Arecaceae familyasına bağlı bir bitki cinsi

borat : lat. * boronum (borakstan elde edilen ametalik element) + ate (asitin tuzu veya esteri eki) * bor asidi ile bir oksidin birleşmesinden oluşan tuz

borazan : tür., far. * boru (içi boş silindirik yapı) (tür.) + zen (-cu, yapan, eden kişi) (far.) * boru çalan (örneğin semazen (sema yapan) (ara , far.) )

borç : far., soğ. * par (ödemek) + ç (isim yapım eki) * ödünç alınan veya verilen para, taahhüt, yükümlülük

borçka : gür. * porchi (çalılık, küçük orman) * Artvin’in bir ilçesi

borda : lat. * borda (kıyı, kenar, yan) * geminin dış yanlarının su yüzünde kalan bölümü

borderline : alm., lat. * bort, bord (kıyı, kenar, yan; sınır, hudut) (alm.); border (ing.) + linum (keten, keten lifi; çizgi) (lat.) * sınır çizgisi, hudut çizgisi

borderline kişilik bozukluğu : alm., lat., tür. * border (sınır, hudut) + line (çizgi, hat) (ing.) + kişilik (karakter, şahsiyet) + bozukluk (düzensizlik, kötüleşme) + u (iyelik eki) * uzun süreli dengesiz ikili ilişkiler, bozuk bir öz farkındalık, şiddetli duygusal tepkiler ve davranış ve benlik imajında istikrarsızlıkla karakterize bir psikolojik sendrom, duygusal dengesizlik kişilik bozukluğu

bordo : fra. * bordeaux (au (-a doğru, yönelim) + bord (kıyı, kenar, yan) + de (tamlama eki) + la (ön ek) + eau (su) ) (su kenarı) * mora çalan kırmızı, şarap tortusu rengi ( (Fransa’daki bir bölgenin ismi olan Bordeaux kelimesi, bölgenin şarap yapımında önemli rol oynayan iki nehir Garonne ve Dordogne'ye atıfta bulunur.)

bordro : fra. * borderau (çizelge, çizgilerle bölünmüş tablo) (bord (kıyı, kenar, yan, hat, çizgi) + erau (isim yapım eki) ) * maaş çizelgesi

bordür : fra. * bord (kıyı, kenar, yan, hat, çizgi) + ure (isim yapım eki) * yolların veya kaldırımların kenar taşlarına verilen ad, kenarlık, hatlık

borealis : gre., lat. * boreas (kuzey rüzgarı, soğuk rüzgar; Yunan mitolojisinde kuzey rüzgarı tanrısı) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kuzey rüzgarı, soğuk rüzgar ile ilgili; Yunan mitolojisinde kuzey rüzgarı tanrısı Boreas ile ilgili

boreas : gre. * boreas (dağ, yukarı, kuzey; kuzey rüzgarı) * kuzey rüzgarı, soğuk rüzgar; Yunan mitolojisinde kuzey rüzgarı tanrısı

borel kümesi : fra. * borel (Fransız matematikçi Félix Édouard Justin Émile Borel’in soyadından) (fra.) + küme (grup, kitle, yığın) + si (iyelik eki) * topolojik uzayda sayılabilir birleşim, sayılabilir kesişim ve göreceli tümleme işlemleri yoluyla açık kümelerden (veya eşdeğer olarak kapalı kümelerden) oluşturulabilen herhangi bir küme

boreout sendromu : ing., gre. * bore (can sıkıntısı, sıkılma, sıkıntı; zihinsel boşluk) + out (dış, dışarı, dışarıda, dışarıya) (ing.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) * yetersiz zihinsel uyarılma yoksunluğu, zihinsel boşluk, monotonluk ve amaçsızlık algısı nedeniyle gelişen ve motivasyon kaybı, kronik ilgisizlik, can sıkıntısı, duygusal tükenmişlik ve depresyon ile karakterize olan psikolojik bir sendrom; aşırı çalışmaktan ziyade, iş yerinde yapacak anlamlı iş bulamamak, entelektüel uyarım eksikliği veya kapasitenin altında görevler verilmesi nedeniyle yaşanan kronik can sıkıntısı, amaçsızlık ve ruhsal çöküş durumu

borik : lat. * boronum (bor elementinin Latinceleştirilmiş hali) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bor (boronum) ile ilgili

borina : sla. * bor (savaş, savaççı) + ina (küçültme eki; dişilik eki) * dört köşe yelkenlerin yan yakalarına, alt yana doğru bağlanan halat

born kuralı : alm., tür. * born (Alman fizikçi Max Born’un soyadından) (alm.) + kural (kanun, yasa, ilke, prensip) + ı (iyelik eki) (tür.) * kuantum mekaniğinde, dalga fonksiyonunun mutlak karesinin gözlenme olasılığı yoğunluğunu verdiğini ifade eden temel yorum ilkesi

bornaprin : ing. * beran, born (taşıyan, taşınmış) + aprine (ilaç eki) * Parkinson hastalığını tedavi etmek için kullanılan, kas gevşetici, sentetik bir antikolinerjik ilacın etken maddesi (C21H31NO2)

born-oppenheimer : alm. * born (Alman fizikçi Max born’un soyadından) + openheimer (Amerikalı teorik fizikçi J. Robert Oppenheimer’ın soyadından) * atom çekirdeklerinin elektronlara göre çok daha büyük kütleye ve dolayısıyla çok daha yavaş harekete sahip olduğu kabul edilerek, çekirdek ve elektron hareketlerinin birbirinden bağımsız olarak ele alınmasını sağlayan kuantum mekaniği yaklaşımı; bir moleküldeki atom çekirdeklerinin hareketinin, elektronların hareketinden bağımsız olarak ele alınabileceğini varsayan temel bir yöntem

bornova : gre. * prinobar (yabani meşe) (prino (meşe; devedikeni) + bar (yabani) ) * İzmir’in bir ilçesi

bornoz : lat. * birrus (kollu ve başlıklı entari şeklindeki hamam havlusu; külahlı cübbe) * banyodan sonra kurulanmak için kullanılan, havludan yapılmış manto

boron : lat. * borax (baurach, burak) + carbon (kömür) (car (değişmek, dönüşmek) + bon (ile ilgili, gibi, -a ait) ) * atom numarası 5 olan, metalik olmayan katı bir element (bor elementi ile ilgili)

boron fiber : lat. * borax (baurach, burak) + carbon (kömür) (car (değişmek, dönüşmek) + bon (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + fibra (lif, filaman, bağırsak) * ince bir çekirdek üzerine, ince bir tungsten veya karbon tel üzerine kimyasal buhar biriktirme (CVD) yöntemiyle bor kaplanarak üretilen, çok yüksek dayanım (mukavemet), yüksek elastisite modülü ve düşük yoğunluk sağlayan sert kompozit takviye lifi

borrelia : fra., lat. * borrelia (borrel (Fransız bakteriyolog Amédée Borrel’in soyadından) + ia (durum eki) ) * kene ve bitler gibi vektörler aracılığıyla insanlara bulaşırlar ve zoonotik bir enfeksiyon olan borreliosis'e neden olan, spirochaetes şubesinde sınıflandırılan bir bakteri cinsi

borreliosis : fra., lat., gre. * borrelia (borrel (Fransız bakteriyolog Amédée Borrel’in soyadından) (fra.) + ia (durum eki) ) (lat.) + osis (durum, sorun ve hastalık eki) (gre.) * genelde Ixodes ricinus (sakırga) türü kenelerin ısırması ile insana geçen Borrelia burgdorferi adlı ve benzer bakterinin yol açtığı, kenenin ısırdığı bölgede kızarıklık ile karakterize bir hastalık

borrichia : lat. * Borrich (Danimarkalı botanikçi Ole Borch) + ichia (ile ilgili, -a ait) * tuzlu ve kıyı alanlarda yetişen, dekoratif çiçekli, Asteraceae familyasından bir bitki

borsa : gre. * bursa, byrsa (kese, bohça, çanta, cüzdan, deri, deri kese) (gre.); purse, bourse, Börse (bohça, çıkın; menkul değer pazarı) (ing., fra., alm.) * değerli kağıt, pay belgiti ve tahvil, döviz ve her türlü mal alışverişinin yaıldığı yer

borş : ukr. * borş (ayıpençesi, yaban kerevizi, Heracleum sphondylium) * Ukrayna mutfağına özgü olan, pancar, lahana, et üzerine krema konularak yapılan bir tür sebze çorbası, borç, bor

bortezomib : lat. * bor (boronum) + tezomib (proteazom inhibitörü eki) * multipl miyelom ve mantle hücreli lenfoma tedavisinde kullanılan, enjeksiyonla verilen kanser önleyici ilacın etken maddesi (C19H25BN4O4)

boru : tür. * börü, burğuy (Eski Türklerde, "kurt" anlamına gelen "börü" kelimesinin yerine, sakınma amaçlı olarak, boru şeklinde olan "meyve kurdu" kelimesi kullanılmıştır.) (tür.); bore (delmek, delik açmak) (ing.), bohren (delmek, delik açmak) (alm.) * silindirik ve içi boş olan, boynuz şeklinde üflemeli çalgı

boruk : tür. * bor (bozkır) + uk (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * dağlarda yetişen, kokulu, süpürge ve yakacak olarak kullanılan bir tür ot

boryum : lat. * bohr (Danimarkalı fizikçi Niels Bohr’un soyadından) + ium (kimyasal element eki) * saf olmayan formda, kahverengi amorf bir toz halinde bulunan çok sert, renksize yakın kristal metaloid element

bos : tür. * beyin (kafatasının içindeki sinir sistemi merkezi) + omurilik (omurga kanalı içinde yer alan ve sinir sisteminin merkezi uzantısı olan yapı) (omur (omurga halkası, vertebra) + ilik (kemik içindeki yumuşak öz, medulla) ) + sıvı (akışkan madde) + ı (iyelik eki) * korteks için yastık veya tampon gibi bir işlev görmekle birlikte, kafatasının içindeki beyine mekanik ve immünolojik koruma sağlayan, beyindeki koroid pleksus kisti tarafından üretilen renksiz vücut sıvısı, serebrospinal sıvı, nörolenf

bos : tür. * bos (şekil, biçim) * vücudun yapı bakımından biçimi anlamına gelen “boy bos” sözünde geçer

bose-einstein yoğunlaşması : ind., tür. * bose (Hint fizikçi Satyendra Nath Bose’un soyadından) (hin.) + einstein (Alman fizikçi Albert Einstein’ın soyadından) (alm.) + yoğun (hacmine oranla ağırlığı çok olan; koyu, kalın; buharın soğuyarak sıvı veya katı duruma geçmesi) + laşma (dönüşme, hal değiştirme) + sı (iyelik eki) (tür.) * Bose-Einstein istatistiklerine uyan parçacıkların düşük sıcaklıklarda aynı kuantum duruma toplu olarak geçmesiyle oluşan kuantum fazı

bosentan : lat. * bos (yapay önek, marka, kimyasal seri adı) + entan (endotelin reseptör antagonisti eki) * pulmoner arteriyel hipertansiyon tedavisinde kullanılan, endotelin reseptörlerini bloke edip damar daraltıcı etkilerini engelleyerek kan basıncını düşüren, endotelin reseptör antagonisti olan sentetik ilacın etken maddesi (C27H29N5O6S)

bosna - hersek : gre., ili. * Bosona Herzegovina) (bosona (akan su ülkesi) (boson (akan su) + eia (yer eki) ), herzegovina (dükün yeri) (herzog (dük) + ovina (yer eki) ) * kuzey, batı ve güneyinde Hırvatistan, doğusunda Sırbistan, güneyinde Karadağ ile çevrili bir Balkan ülkesi

bossa nova : por. * bossa (moda, akım, dalga, trend) + nova (yeni) * 1956 yılında Brezilya'nın Rio de Janeiro şehrinin Copacabana semtinde kurulan bir gitar okulundan doğan samba ve caz unsurlarını birleştiren popüler bir müzik ve dans türü

bostan : far. * bustan, buyistan (bahçe, çiçek bahçesi) (bu, bod, boy (koku; çiçek) + istan (durulan yer, bulunulan yer, mekan, ülke) ) * sebze bahçesi

bostrikoid : gre. * bostrikhos, bostrix (bukle, kıvrılmış saç lülesi) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * çiçek saplarının aynı taraftan ardışık olarak gelişmesi nedeniyle eksenin kıvrılarak sarmal veya bukle görünümü aldığı tek taraflı kıvrık simoz (monokazyum) çiçek durumu tipi; tomurcukların veya çiçeklerin uzun, konik bir eksen (salyangoz kabuğuna benzer şekilde kıvrılarak konikleşen bir yüzey) üzerinde sarmal bir düzende dizilmesi

bosutinib : lat. * bos (yapay önek) + tinib (tyrosine kinase (tirozin kinaz) inhibitörü) (tyrosine (aminoasit) (turos, tyros (peynir) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + kinesis, kinase (kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak) + asis (son ek) ) (gre.) + inhibitor (engelleyici, önleyici, mani olan) (lat.) ) * lösemi ve kronik miyelojenöz lösemi tedavisinde kullanılan, tirozin kinaz inhibitörü sınıfından küçük moleküler yapıda bir kanser ilacı

boş : tür. * boş (serbest, salık, kayıtsız, bağsız, içinde bir şey bulunmayan, dolu olmayan) * serbest, salık, kayıtsız, bağsız, içinde bir şey bulunmayan, dolu olmayan

boş küme : tür. * boş (serbest, salık, kayıtsız, bağsız, içinde bir şey bulunmayan) + küme (grup, kitle, yığın) * matematikte hiçbir ögesi olmayan küme

boşalmak : tür. * boş (içinde bir şey olmayan, dolu olmayan, açık) + al (edilgen fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * içinde bir şey kalmamak, dolu hali sonlanmak, açık hale gelmek

boşanmak : tür. * boş (içinde bir şey olmayan, dolu olmayan, açık) + an (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * karı - koca evliliği sonlandırmak

boşboğaz : tür. * boş (içinde bir şey olmayan, dolu olmayan, açık) + boğ (sıkmak) + az (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sır saklamasını bilmeyen, saklanması gereken şeyleri söyleyiveren kimse; düşüncesizce, densizce ve çok konuşan, yerli yersiz söze karışan, çenesi düşük, geveze kimse

boşlamak : tür. * boş (içinde bir şey olmayan, dolu olmayan, açık) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * boş bırakmak; ilgilenmemek

boşluk : tür. * boş (serbest, salık, kayıtsız, bağsız, içinde bir şey bulunmayan, dolu olmayan, açık; içeriksiz; işe yaramaz; geçersiz; meşguliyetsiz; değersiz görülen; anlamsız, amaçsız) + luk (isim yapım eki) * boş olma hali; içinde bir şey bulunmayan alan

boşnak : ili. * bosona (akan su yeri) + ak (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Bosna halkından veya bu halkın soyundan olan kimse

bot : alm. * bat (batan, yüzen, suda giden) (alm.), boat (tekne, sandal, kayık) (ing.), batmak (tür.), bath (banyo) (ing.) * plastik veya ahşaptan yapılmış küçük sandal

botanik : gre. * botane (bitki) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer); boskein (beslemek, otlamak, otlatmak) (gre.); bitki (oluşan, meydana gelen, ortaya çıkan) (tür.) * bitkileri inceleyen bilim dalı, bitkibilim

botaurus : lat. * bos, bovis (öküz) + taurus (boğa) * balıkçılgiller (Ardeidae) familyasına ait, sazlıklarda ve bataklıklarda yaşayan, kalın boyunlu ve kamuflaj sağlayan çizgili tüyleri olan, en bilinen türü büyük balabana (Botaurus stellaris), balaban kuşu olan gizemli ve iri bir kuş cinsi (adını çıkardığı boğayı andıran derin seslerden alır.)

bothidae : gre., lat. * bothos (derinlik) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * genellikle okyanus ve deniz tabanlarında yaşayan, denizin dibinde sağ yanları üzerine yatarak yatay yüzen ve her iki gözleri de evrimsel süreçte başlarının sol tarafında toplanmış olan, halk arasında "sol gözlü yassı balıklar" veya "pisi balığıgiller" olarak bilinen yassı gövdeli balık familyası, solgözlü dil balıkları

bothriochloa : lat. * bothrios (yarık, oluk) + chloa (ot, çimen) * yarıklı yaprakları olan, çimsi yapılı bir bitki, Poaceae familyasından bir bitki

bothrops : gre. * bothros (çukur, oyuk) + ops (göz, görme, görüş, bakış) * Orta ve Güney Amerika'da yaşayan, oldukça zehirli engerekgiller (vipers) familyasından bir yılan cinsi, Mızrak başlı yılan

bothrops insularis : gre., lat. * bothros (çukur, oyuk) + ops (göz, görme, görüş, bakış) (gre.) + insula (içinde tek başına olan yer; ada) (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + solus, sula (ada, kara parçası, toprakçık, küçük toprak; yalnız, tek başına) ) + aris (ile ilgili, -a ait) (lat.) * Brezilya açıklarındaki Yılan Adası'nda (Ilha da Queimada Grande) yaşayan, altın sarısı rengi olan, son derece zehirli ve endemik bir çukur engerek türü olan altın mızrak başlı yılan

botis : alm., lat. * bot (mesaj) (alm.) + is (son ek) (lat.) * Hz. Süleyman'ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis'te maji ile ilgili olan ve 72 cinden bahsedilen Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, 60 lejyonluk bir orduya hükmeden, öncelikli olarak bir engerek yılanı şeklinde tezahür eden ancak çağrıldığında büyük dişleri, boynuzları ve elinde keskin bir kılıçla insan formuna bürünebilen, geçmiş ile geleceğe dair tüm sırları bilip dost ile düşmanı barıştırma gücüne sahip büyük bir başkan ve dük kılığına bürünmüş onyedinci cehennem cini olarak

botoks : gre. * botulinum (botulus (sosis) + inum (kimyasal madde eki) ) + toxin (toxikon (zehir) ); (toxikos (ok ve okçulukla ilgili) (okların ucuna zehir sürmekten) * botulinum toksini, Clostridium botulinum bakterisinin ve ilgili türlerin oluşturduğu nörotoksik bir protein; kırışıklık önlemek amacıyla cilt altına yapılan enjeksiyondaki etkin madde

botsvana : isp. * bo (yer, ülke) + tswana (benzemek, aynısı olmak) * benzeyenlerin ülkesi; güney ve güneydoğu bölümünde Güney Afrika Cumhuriyeti, kuzey ve batısında Namibya, kuzeydoğu bölümünde ise Zambiya ve Zimbabve bulunan bir Güney Afrika ülkesi

bottom : ing. * bottom (dip, taban, temel) * bir şeyin en alt bölümü, tabanı, dip kısmı; deniz, göl veya akarsu tabanı

bottom-up : ing. * bottom (dip, taban, temel) + up (yukarı, yukarısı, üst, üste, üzeri, üzerine) * aşağıdan yukarıya, tabandan tavana; bir sürecin, sistemin veya çözümün alt düzeyden başlayarak üst düzeye doğru geliştiği, küçük birimlerin birleşmesiyle daha büyük yapıların oluşturulduğu yaklaşım; büyük bir resmi en küçük detaylarından başlayarak inşa etme; sorunları en alt birimden çözerek üst yönetime taşıma mantığı

botulinum : lat. * botulus (sosis, sucuk, bağırsak dolması) + inum (kimyasal element, bileşik, iyon, metalik element veya katyon eki) * başlangıçta sosis zehirlenmesiyle ilişkilendirilen, Clostridium botulinum bakterisinin ve onun ürettiği botulinum nörotoksininin adında kullanılan Latince terim

botulinum toksini : lat., gre. * botulus (sosis, sucuk, bağırsak dolması) + inum (kimyasal element, bileşik, iyon, metalik element veya katyon eki) (lat.) + toxine (toxikon (ok zehiri) (toxikos (toxon (ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) (lat.) * clostridium botulinum bakterisinin ve ilgili türlerin oluşturduğu nörotoksik bir protein (C6760H10447N1743O2010S32)

botulizm : gre., lat. * botulismus (botulinum (botulus (sosis, sucuk, bağırsak dolması) + inum (son ek) ) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) ) * Clostridium botulinum bakterisinin ürettiği toksinden kaynaklanan bir zehirlenme türü

bounce pass : ing. * bounce (sekmek, sıçramak, zıplamak) + pass (geçmek; geçiş, geçirme, pas) * basketbolda bir oyuncunun takım arkadaşına topu yerden sektirerek pas atması

bourree : fra. * bourrée (dal topuzu; bu tür dallardan yakılan ateşin etrafında yapılan dans) * Fransa’nın Auvergne bölgesinden doğma, barok süitlerinde kullanılan dört zamanlı şen bir dans

bouteloua : lat. * Boutelou (İspanyol botanikçiler Claudio Boutelou ve kardeşi Esteban Boutelou'nun soyadından) + a (isim yapım eki) * buğdaygiller (Poaceae) familyasına ait, genellikle Kuzey Amerika ve civarındaki bölgelerde yetişen dayanıklı, tek yıllık veya çok yıllık otsu bitki cinsi, grama otu, sarkaçotu

bouvet adası : fra., tür. * bouvet (Fransız denizci Jean-Baptiste Charles Bouvet de Lozier'nin isminden) (fra.) + ada (her tarafı su ile çevrili toprak parçası) + sı (iyelik eki) (tür.) * Atlas Okyanusunun güneyinde, Norveç'e ait ıssız ve volkanik bir ada (1739 yılında adayı keşfeden Jean-Baptiste Charles Bouvet de Lozier'nin isminden)

bovine spongioform ensefalite : lat., gre. * bos, bov (öküz) + ine (ile ilgili, gibi) (lat.) + spongos (sünger) + forma (şekil, kalıp, oluşum) + enkephale, enkephalon, enkephalos (kafanın içi, beyin (en (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + kephale, kephalos (kafa, baş) ) (gre.) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * ergin sığırların sentral sinir sistemini etkileyen yavaş seyirli, ilerleyici ve öldürücü nörodejeneratif bir hastalığı, deli inek hastalığı

bovis : lat. * bovis (Fransız fizikçi Anton Bovis’in soyadından) (bovis, bos (öküz, inek) (sığırda tüberküloza sebep olan mikrobakteri) ) * canlılardan yayılan yaşam gücü enerjisi, Bovis Enerjsi

bowen hastalığı : ing. * bowen (Amerikalı dermatolog John T. Bowen’ın soyadından) + hasta (sağlığı bozulmuş olan) + lık (durum eki) + ı (iyelik eki) * ciltte kırmızı, pullu bir leke olarak belirti veren, kolayca tedavi edilebilen çok erken bir cilt kanseri türü

bowenia : lat. * Bowie (İskoç botanikçi James Bowie) + ia (isim yapım eki) * Avustralya kökenli palmiye, Stangeriaceae familyasından bir bitki

bowenoid papüloz : ing., lat., gre. * bowen (Amerikalı dermatolog John Templeton Bowen’ın soyadından) (ing.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) + papula (sivilce, küçük şişiklik, kabarıklık) + osis (durum, sorun ve hastalık eki) (gre.) * genital siğillerin etken maddesi olan insan papilloma virüsü ile ilişkili olan, penis gövdesinde pigmentli verrüköz papüllerin varlığı ile karakterize edilen bir kutanöz durum

box out : ing. * box (kutu) + out (dış, dışarı, harici) * basketbolda bir hücum oyuncusunun şut sonrası hücum ribaundunu almasını engelleme eylemi

boy : tür. * boy (uzunluk, uzama, yükseklik) * soy, uzayıp giden nesil, uzunluk (boy (erkek çocuk; soy) (ing.) )

boya : tür. * boduğ (yakı, kına, renkli madde) * renkli madde

boyabat : tür. * boy (uzunluk; kabile, soy, nesil, aşiret) + abad, abat (imar edilmiş, mamur, mağrur) ) * uzun ova; Sinop'un bir ilçesi

boyamak : tür. * boduğ (yakı, kına, renkli madde) + a + mak (fiil mastar eki) * bir yüzeye renk veya koruyucu madde sürmek

boyana : tür. * boy (hareket ettirmek, kürek çekmek) + ana (isim yapım eki) * sandalın kıç tarafında bir bir sola oynatılarak kullanılan, yassı uçlu kısa kürek, boyna

boykot : ing. * boycott (İrlanda Toprak Birliği'nin, County Mayo'daki Lough-Mask'ın toprak temsilcisi olan ve kiracı çiftçilerin kiralarını düşürmeyi reddeden Kaptan Charles C. Boycott'u (1832-1897) dışlamasından) * protesto girişimi, rağbet etmeyerek tepki gösterme eylemi

boylam : tür. * boy (uzunluk, mesafe, yükseklik) + lam (isim yapım eki) * yerküre üzerindeki herhangi bir noktadan geçen meridyen dairesiyle, başlangıç noktası olarak alınan Greenwich gözlemevinin meridyen dairesi arasındaki açısal uzaklık

boylamak : tür. * boy (uzunluk, mesafe, yükseklik) + la (erken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * herhangi bir yere istemeyerek gitme durumunda kalmak; suya batmak

boyle yasası : ing., tür. * boyle (Anglo-İrlandalı doğa filozofu, kimyager, fizikçi, simyacı Robert Boyle’nin soyadından) (ing.) + yasa (kural, kanun, ilke, prensip) + sı (iyelik eki) (tür.) * bir gazın hacmininin, sabit sıcaklık ortamında mutlak basıncıyla ters orantılı olduğunu belirten ideal gaz yasası

boyle-mariotte yasası : ing., fra., tür. * boyle (Anglo-İrlandalı doğa filozofu, kimyager, fizikçi, simyacı Robert Boyle’nin soyadından) (ing.) + mariotte (Fransız fizikçi Edme Mariotte’un soyadından) (fra.) + yasa (kural, kanun, ilke, prensip) + sı (iyelik eki) (tür.) * sabit sıcaklıkta gazın basıncı ile hacmi arasındaki ters orantıyı ifade eden gaz yasası

boyler : lat., ing. * boiler (boil (kaynamak, kaynatmak) + er (-cı, yapan, eden eki) (ing.); bulla (kabarcık, top, yuvarlak, yuvarlak nesne, yuvarlak şişlik, yumru) ), bullire (fokurdamak, kabarcıklar yapmak) (lat.) * evsel veya endüstriyel sıcak su ihtiyacını karşılamak amacıyla kullanılan, içinde suyu ısıtan ve genellikle yalıtımlı hazne içeren cihaz, su ısıtıcısı; sıcak su kazanı; sıcak su depolama tankı

boynuz : tür. * münüz, bünüz, boynız (boynu kullanmak için; boyun ile ilgili) (mün, bün, boyn (boyun) + uz, üz (ile ilgili, gibi, -a ait) * bazı hayvanların başlarında çift veya tek olarak bulunan, tırnaksı, sert bir maddeden oluşmuş, çoğunlukla uzun, kıvrık veya çatallı savunma organı (örneğin göz (görme ile ilgili), diz (dikilmek ile ilgili), omuz (om (kemiklerin yuvarlak ucu, yuvarlak kemik başı) ile ilgili) (tür.) )

boynuzlugiller : tür. * boynuz (kemiksi çıkıntı) + lu (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + gil (soy, nesil, kan bağı, aile, familya, tür, cins belirten ek) + ler (çoğul eki) * gevişgetirenler takımından, sığır, koyun, keçi, dağkeçisi ve antilopları içine alan, içi boş olan boynuzları sürekli kalan, omurgalıların memeliler sınıfı

boynuzluteke : tür. * boynuz (kemiksi çıkıntı) + lu (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + teke (erkek keçi) * Kore Yarımadası , kuzey ve güney Çin ve tartışmalı olarak kuzey Japonya'ya özgü olan, vücut uzunlukları 1,7 ila 3,9 cm arasında değişen ve antenleri 4 cm kadar uzun olabilen böcek, yıldızlı gökyüzü böceği, basicosta beyaz benekli uzun boynuzlu böcek, düz omuzlu uzun boynuzlu böcek

boyoz : gre., lat., isp. * bala, bulla, bollos (top, yuvarlak, yuvarlak nesne, kabarcık, yuvarlak şişlik, yumru; küçük somun) * 1492'de Türkiye'ye yerleşen Sefarad Yahudileri tarafından yapılan, İzmir ile özdeşleşmiş, mayasız hamur işi

boyun : tür. * boyun (boy (uzunluk, yükseklik, uzantı) + un (isim yapım eki) ) * gövdenin omuz ile baş arasındaki bölümü

boyuna : tür. * boy (uzunluk, uzama, yükseklik, uzantı; soy, nesil) + una (yönünde, ile ilgili olarak) * uzunlamasına; sürekli

boyunca : tür. * boy (uzunluk, uzama, yükseklik, uzantı; soy, nesil) + un (ek) + ca (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir şeyin uzunluğu kadar, süresince

boyunduruk : tür. * boyun (boy (uzunluk, uzama, yükseklik, uzantı; soy, nesil) + un (ek) ) + dur (sabitlemek, hareketi kesmek) + uk (isim yapım eki) * esirlerin veya tarım hayvanlarının boyunlarına geçirilen ağaç veya metal çember, halka

boyut : tür. * boy (uzunluk, uzama, yükseklik, uzantı) + ut (durum eki) * bir cismin herhangi bir yöndeki uzanımı, bir cismin en, boy veya yüksekliğinden her biri, ebat

boz : tür. * boz (açık gri, açık kahverengi veya soluk renk, toprak rengi) * açık gri, açık kahverengi veya soluk renk, toprak rengi

boz tengri : tür., moğ. * boz (açık gri, açık kahverengi veya soluk renk, toprak rengi) + tenger, tengri (gökyüzü, tanrı, ilah) * Türk mitolojisinde gökyüzünü ve evreni temsil eden bir tanrısal varlık

boza : far. * buza, buze (darı, darıdan yapılan içki) * genellikle darı, mısır veya buğday gibi tahılların fermente edilmesiyle yapılan, hafif ekşi ve tatlı lezzete sahip, koyu kıvamlı geleneksel bir kış içeceği

bozarmak : moğ., tür. * boz (açık gri, açık kahverengi veya soluk renk, toprak rengi) + ar (edilgen fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * boz renge dönüşmek

bozayı : tür. * boz (açık gri, açık kahverengi veya soluk renk, toprak rengi) + ayı (yırtıcı etobur memeli) * Ursus cinsine bağlı Avrasya'nın kuzeyinin büyük bir kısmında ve Kuzey Amerika'da yaşayan bir ayı türü

bozbakkal : tür. * boz (açık gri, açık kahverengi veya soluk renk, toprak rengi) + bakl (sebze, bakla, baklagil, bakliyat, bostan ürünü) * karatavukgillerden, boz renkli ardıçkuşu

bozcaada : tür. * boz (açık gri, açık kahverengi veya soluk renk, toprak rengi) + ca (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ada (her tarafı su ile çevrili toprak parçası) * Çanakkale’nin bir ilçesi (eski ismi Tenedos (Tenes’in parçası) (Tenes (Truva Savaşı sırasında adayı yöneten Yunan kahramanı Tenes'ten) + dos (parça) )

bozdoğan : tür. * boz (açık gri, açık kahverengi veya soluk renk, toprak rengi) + doğan (oluşan, meydana gelen, beliren, yükselen, ortaya çıkan) * Aydın’ın bir ilçesi; Oğuz boylarından olan Bozdoğanlılar'dan

bozgeven : tür. * boz (açık gri, açık kahverengi veya soluk renk, toprak rengi) + geven (baklagiller (Fabaceae, Leguminosae) familyasından, çok yıllık otsu ve küçük çalı formundaki bitkilerin ortak ismi) (kev, gev (çiğnemek, gevelemek, zayıflatmak, yumuşatmak) + en (isim/sıfat yapım eki) ) * erciyes dağında yetişen bir tür geven, astragalus microcephalus

bozgun : tür. * boz (düzensizleştirmek, kötüleştirmek) + gun (isim yapım eki) * düzenin ortadan kalkması ve düzensizliğin ortaya çıkması

bozkır : tür. * boz (açık gri, açık kahverengi veya soluk renk, toprak rengi) + kır (otluk, çimenlik alan) * kurakçıl otsu bitkilerden ve bodur ağaçlardan oluşan, sıcak ve ılıman iklimlerde yer alan bölge; Konya'nın bir ilçesi

bozkurt : tür. * boz (açık gri, açık kahverengi veya soluk renk, toprak rengi) + kurt (köpekgillerden yırtıcı, etçil memeli hayvan) * Denizli’nin bir ilçesi; Kastamonu’nun bir ilçesi

bozlak : tür. * boz (ses vermek, böğürmek, bağırmak, feryat etmek, haykırmak) + lak (isim yapım eki) * Güney Anadolu’da ve Orta Anadolu’nun bazı yerlerinde bir türkü ezgisi (örneğin cırtlak (yırtılma sesi gibi rahatsız edici ses) (tür.) )

bozmak : tür. * boz (kötüleştirmek, düzensizleştirmek) + mak (fiil mastar eki) * kötü hale getirmek (böse, Böse (kötü, kötülük) (alm.) ).

bozok : tür. * boz (açık gri, açık kahverengi veya soluk renk, toprak rengi) + ok (ince uzun doğru parçası formunda olan çubuk) * Yozgat ilinin Osmanlılar devrindeki ismi; bir kabile ismi

bozon : hin. * boson (Hintli fizikçi Satyendra Nath Bose’un soyadından) * kuantum alan teorisinde spinleri tam sayı olan taşıyıcı parçacıklar sınıfı; sıfır veya integral dönüşe sahip olan, S. N. Bose ve Einstein’ın istatistiksel tanımlamalarına uyan, foton gibi atom altı kuvvet taşıyıcı parçacık (aynı kuantum durumda bir arada bulunabilirler ve kuvvet taşıyıcıları (foton, gluon, W/Z bozonları, Higgs bozonu) genellikle bu sınıfa girer.)

bozonik : hin., gre. * boson (Hintli fizikçi Satyendra Nath Bose’un soyadından) (hin.) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) * bozonlarla ilgili, bozonlara ait olan, bozon özellikleri gösteren, bozonlardan oluşan

bozova : tür., far. * boz (açık gri, açık kahverengi veya soluk renk, toprak rengi) + abad (mamur ve tarım yapılan yer, çöl ve bozkır zıddı, düz, geniş arazi, yayla, yazı, düzlük) (far.) * Şanlıurfa'nın bir ilçesi

bozördek : tür. * boz (açık gri, açık kahverengi veya soluk renk, toprak rengi) + ötrek (su kuşu, kazgillerden bir tür, ördek) (öt (ses çıkartak, ötmek) + rek (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * orta boylu, zarif yapılı bir yüzey ördeği, anas strepera

bozrak : tür. * boz (açık gri, açık kahverengi veya soluk renk, toprak rengi) + rak (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * rengi boza çalan

boztepe : tür. * boz (açık gri, açık kahverengi veya soluk renk, toprak rengi) + tepe, töpü (yüksek yer, uç nokta) * Kırşehir’in bir ilçesi

bozuk : tür. * boz (kötüleştirmek, düzensizleştirmek) + uk (sıfat yapan son ek) * kötü hale getirilmiş, işlevselliği ortadan kaldırılmış

bozum : tür. * boz (kötüleştirmek, düzensizleştirmek) + um (isim yapım eki) * kötü hale getirme

bozuntu : tür. * boz (kötüleştirmek, düzensizleştirmek) + untu (isim yapım eki) * kendinde bulunduğu varsayılan niteliği gerçekte taşımayan; bozulma durumu

bozüyük : tür. * boz (açık gri, açık kahverengi veya soluk renk, toprak rengi) + höyük (tepe) (tür.); high, höhe (yüksek) (ing., alm.) * Bilecik’in bir ilçesi

bozyap : tür. * boz (kötüleştirmek, düzensizleştirmek) + yap (yapmak, etmek, eylemek, icra etmek, işlemek, üretmek, oluşturmak, gerçekleştirmek) * parçalardan oluşan resim veya fotoğrafın birleştirilmeye çalışıldığı bir tür oyuncak

bozyazı : tür. * boz (açık gri, açık kahverengi veya soluk renk, toprak rengi) + yazı (düzlük, alan, ova) * Mersin’in bir ilçesi

bozyürük : tür. * boz (açık gri, açık kahverengi veya soluk renk, toprak rengi) + yür (ilerlemek, hareket etmek, yer değiştirmek) + ük (isim yapım eki) * başı küçük, kuyruğu kısa ve kalın, boyu uzun, üstü hafif benekli, zehirsiz bir yılan

böbrek : tür. * bögür (iç organ, karaciğer) + ek (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kandaki atık ürünlerin süzüp temizleyen ve sıvı fazlasının idrar biçiminde atılmasını sağlayan organ

böbürlenmek : far. * bebr (kaplana benzeyen, Hindistan ve Afrika'da bulunan yırtıcı hayvan) (onomatopeik (ses yansımalı) bir kelime olup, hayvanın çıkardığı sese istinaden hecelenmiştir.) + len (dönüşlü fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * kibirlenmek, kendini büyük görmek, kendini övücü söylem ve eylemde bulunmak

böcek : tür. * bö, böy (büyük örümcek) + cek (küçültme eki) (tür.); bug (böcek) (ing.) * eklembacaklılar kategorisindeki altı bacaklı, çoğu kanatlı ve gövdeleri baş, göğüs, karın olarak eklemlerden oluşmuş olan hayvanlar

böcekçil : tür. * böcek (eklembacaklı, kanatlı veya kanatsız küçük hayvan) + çil (ile ilgili, ile beslenen) * böcek ile beslenen

böceksavar : tür. * böcek (eklembacaklı, kanatlı veya kanatsız küçük hayvan) + sav (kovmak, defetmek, uzaklaştırmak, geri püskürtmek, atmak, fırlatmak, mücadele etmek, korumak) + ar (geniş zaman ve yapan, eden eki) * zararlı böcekleri uzaklaştırmak veya öldürmek için kullanılan ilaç ve bu ilacı püskürten sprey veya araç, böcek kovucu

böcü : tür. * bö, böğ (böcek sesi, ürküntü çağrışımı) + cü (isim yapım eki) * kurt, böcek, öcü; umacı; küçük böcek, hayaletimsi yaratık, korkutucu varlık

böğ : tür. * böğ (bir tür büyük ve zehirli örümcek) * örümceğimsigiller sınıfından eklembacaklı olan ve ağ yapmayan bir tür, böğü, böyü, sarı kız, rüzgar akrebi

böğür : tür. * bögür (böbrek) (böge (top, yumru) + ür (isim yapım eki) ) * insan ve hayvan gövdesinin yanlarda, kalça ile kaburga arasında kalan bölümleri

böğürmek : tür. * bö, böğ (haykırmak, bağırmak) + ür (edilgen fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * bağırmak, haykırmak

böğürtlen : tür. * bük (sık çalılık) + ürt (dönüşüm fiil eki) + len (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * gülgillerden, pekliğe karşı kullanılan, küçük taneciklerden oluşmuş toparlak ve mayhoş meyvesi olan dikenli bir çalı, rubus caesus

böke : tür. * bök, bük, büğ (bükmek, kıvırmak) + e (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * büken, kıvıran, yenen, kahraman, şampiyon; Göktürklerde önder, yol gösteren kadın

bökelek : tür. * büğe, böke (böcek) + lek (isim yapım eki) * sığırların kanını emen ve vızıltılarıyla onları rahatsız eden, onlarda nokra yumrularının oluşumuna yol açan kısa boynuzlu bir sinek türü, sinek, sığır sineği, gübre sineği

bökelik : tür. * böke (önder, lider, reis) + lik (durum eki) * önderlik, liderlik, riyaset, başkanlık

böle : tür. * böle (amca, dayı, hala veya teyze çocuğu; kuzen) * İç Anadolu Bölgesi'nde (özellikle Afyon, Konya gibi illerde) amca, dayı, hala veya teyze çocuklarına, yani kuzenlere verilen yöresel isim

bölge : tür. * böl (iki veya daha çok parçaya ayırmak, kısımlara ayırmak, kesmek, ayırmak) + ge (isim yapım eki) * bir bütün içindeki belirli alan, kısım, bölünmüş olan; yeryüzünün doğal (iklim, bitki örtüsü), beşeri (insan faaliyetleri) veya ekonomik özellikler bakımından çevresinden farklılaşan, ancak kendi içinde benzerlik gösteren belirli bir toprak parçası veya alanı; sınırları idari veya ekonomik birliğe göre belirlenen, mıntıka

bölmek : tür. * böl (iki veya daha çok parçaya ayırmak, kısımlara ayırmak, kesmek, ayırmak) + mek (fiil mastar eki) * ikiye veya daha çok parçaya ayırmak, kesmek (bolos (bölmek), diabolos (şeytan) (dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + bolos (bölen) ) (ikiye ayıran, bölücü, şeytan) (gre.); diabolic, diabolique, diabolisch (şeytani) (ing., fra., alm.), devil, diable (şeytan) (ing., fra.) )

bölük : tür. * böl (iki veya daha çok parçaya ayırmak, kısımlara ayırmak, kesmek, ayırmak) + ük (isim yapım eki) * bir bütünden ayrılmış olan parça; en az yüz askerden oluşan birlik

bölüm : tür. * böl (iki veya daha çok parçaya ayırmak, kısımlara ayırmak, kesmek, ayırmak) + üm (isim yapım eki) * bölme işlemi; bir bütünün ayrılmış veya düzenlenmiş parçası, kısım, departman

bölüşmek : tür. * böl (iki veya daha çok parçaya ayırmak, kısımlara ayırmak, kesmek, ayırmak) + üş (işteş fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * bir bütünü aralarında pay etmek, üleşmek, paylaşmak

bölüt : tür. * böl (iki veya daha çok parçaya ayırmak, kısımlara ayırmak, kesmek, ayırmak) + üt (isim yapım eki) * eklembacaklıların gövdesini oluşturan yan yana ekli parçaların, halkaların her biri; döllenmiş yumurtanın (zigot) bölünmesinden sonra oğulcukta oluşan ve birbirine benzeyen parçaların her biri

bön : tür. * bön (aptal, salak, ahmak, bunak, budala avanak) * budala, saf

börek : far., tür. * buğrak, böğrek, burak (böbrekçik, bohçacık, böğürcük) (bur (bükmek, eğmek) + ek (isim yapım eki) * ince açılmış hamurun veya hazır yufkanın arasına peynir, ıspanak, kıyma vb. konduktan sonra yağda veya fırında pişirilen hamur işi; hamur ve etle yapılan bir yiyecek, Acem yahnisi veya salma veya buğra aşı, üçgen böreği, sembuse

börk : tür. * börk (başlık, külah, şapka, kubbe) * eski zamanlarda giyilen, genellikle hayvan postundan yapılmış başlık; kel baş için kara sakızla yapılan yakı

börkenek : tür. * börk (başlık, külah, şapka, kubbe) + enek (isim yapım eki) * gevişgetiren hayvanların midelerinin ikinci bölümüne verilen isim

börteçine : tür. * börte (kurt) + ucin (dişi) * dişi kurt; Türkleri Ergenekon’dan çıkaran dişi kurt; Ergenekon efsanesine göre Türklerin yaşadığı yurdu çevreleyen demirden dağı eriterek Türkleri, Ergenekon'dan çıkaran demircinin ismi

börtmek : tür. * bört (kabarmak, şişmek; bunalmak, kızarmak) + mek (fiil mastar eki) * sıcaktan çok etkilenmiş olmak, sıcaktan kıpkırmızı olup bunalmak

börtü : tür. * bört (kabarmak, şişmek; bunalmak, kızarmak) + ü (isim yapım eki) * kabarma, şişme; böcek

börtüçina : tür. * börte (kurt) + ucin (dişi) (dişi kurt) * Türkleri Ergenekon’dan çıkaran dişi kurt; Ergenekon efsanesine göre Türklerin yaşadığı yurdu çevreleyen demirden dağı eriterek Türkleri, Ergenekon'dan çıkaran demircinin ismi

börü : tür. * börü, burğuy (Eski Türklerde, "kurt" anlamına gelen "börü" kelimesinin yerine, sakınma amaçlı olarak, boru şeklinde olan "meyve kurdu" kelimesi kullanılmıştır.) * kurt

börülce : tür. * böğür (böbrek) + çe (isim yapım eki) * baklagiller (Fabaceae, Leguminosae) familyasından fasuleyeye benzer bir bitki

bösmek : tür. * bös (patlamak) + mek (fiil mastar eki) * bir madde birdenbire gaz durumuna gelerek patlamak, infilak etmek

böyle : tür. * bu (işaret sıfatı) + ile (bağlaç) * bu ile, bu hal ile, bu haliyle

BP : ing. * blood (kan) + pressure (basınç) * kanın damar duvarına uyguladığı basınç değeri (hipertansiyon ve hipotansiyon bağlamında)

BPS : ing. * bits (binary digit, ikili rakam; ikili veri birimleri) + per (her, beher) + second (saniye) * dijital veri iletim hızını ölçmek için kullanılan temel birim

Br : gre., lat. * bromum (bromos (kötü kokulu) (gre.) + um (element adı eki) (lat.) ) * atom numarası 35 olan, periyodik tablonun 17. grubunda bulunan, oda sıcaklığında sıvı halde bulunan tek ametal element olan, kırmızımsı kahverengi renkte, keskin kokulu ve reaktif bir halojen olarak alev geciktiricilerde, kimyasal sentezlerde ve fotoğrafçılıkta kullanılan element

brachionidae : gre., lat. * brakhion (kol) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * mikroskobik su canlıları olan Rotiferler (tekerlekli hayvanlar) sınıfına ait, dünya çapındaki tatlı ve tuzlu sularda yaşayan bir plankton familyası

brachiopoda : gre., lat. * brakhion (kol) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) + pous, podos (ayak) + a (çoğul eki) (gre.) * beslenmede kullandıkları lopofor adlı kol benzeri uzantıları bulunan, yüzeysel olarak midyelere benzeyen ancak yapısal olarak tamamen farklı olan, iki kabuklu olmakla birlikte yumuşakçalardan farklı bir vücut planına sahip omurgasız kolayaklılar şubesi.

brachium : gre., lat. * brakhion (kol) (gre.) + ium (isim yapım eki) (lat.) * omuz ile dirsek arasındaki üst kol bölgesi; anatomi ve zoolojide kol veya kola benzeyen uzantı

brachyglottis : gre. * brakhys (kısa, küçük) + glottis (dil, dilim) * papatyagiller (Asteraceae) familyasına ait, çoğunlukla Yeni Zelanda ve Tazmanya'ya özgü, kısa dilimsi yaprakları (ligül) olan, herdem yeşil çalı ve ağaççık formundaki çiçekli bitkilerin oluşturduğu bir cins

brachyura : gre. * brakhys (kısa) + oura (kuyruk) * abdomeni (karın bölgesi) belirgin biçimde kısalmış ve göğüs altına kıvrılmış olan gerçek yengeçleri kapsayan on ayaklı (decapoda) kabuklular alt takımı

brachyurus : gre., lat. * brakhys (kısa) + oura (kuyruk) + us (isim yapım eki) * "kısa kuyruklu" anlamına gelen, kuyruğun kısa olmasıyla ayırt edilen türler için kullanılan bilimsel cins adı

braconidae : gre. * brakhys (kısa, küçük) + akon (mızrak, sivri uç; iğne) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * küçük yapılı, ince yapılı ve dişi bireylerinde yumurta bırakma organı belirgin olan, diğer böceklerin larva veya yumurtaları üzerinde asalak olarak gelişen, tarım zararlısı böcekleri avlayarak veya içlerinde üreyerek doğal yollarla kontrol altında tutan parazitoit yaban arısı türünü barındıran zarsı kanatlılar familyası

bracteantha : gre. * braktea (brakte, yaprakçık) + anthos (çiçek) + a (taksonomik çoğul eki) (gre.) * Asteraceae familyasından, çiçek çevresinde belirgin büraktelere sahip olan, sarımsı çiçek başları ve gösterişli çiçek yapılarıyla tanınan Bracteantha cinsine ait bitkiler grubu, saman çiçeği, kağıt çiçeği

braçol : gre. * brakhion (kol) (gre.); brachium (lat.) + olla (küçültme eki) * fon perdeleri kenarlara toplamaya yarayan, uçları püsküllü kalın örgü kordonlardan her biri, perde bağı, perde halkası

bradi : gre. * bradys (yavaş, ağır, gecikmiş) * yavaş, ağır hareket eden, düşük hız veya gecikme gösteren anlamında kullanılan birleşik terim kökü, tıbbi ve biyolojik terimlerde yavaşlık bildiren ön ek

bradiaritmi : gre. * bradys (yavaş) + a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + ryhtmia (rhuthmos, rhythmos (ritm, akım, akış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * düzensiz kalp ritmi nedeniyle normalden daha yavaş bir kalp atış hızı

bradifazi : gre. * bradys (yavaş) + phasia (konuşma, söylem, kelam) (phasein (söylemek, konuşmak, kelam etmek) + eia (isim yapım eki) ) * beyindeki bir lezyon sebebiyle kelimelerin ağır telaffuzu ile belirgin konuşma durumu

bradikardi : gre. * bradys (yavaş) + kardia (yürek, kalp) * düşük kalp atış hızı

bradikinezi : gre. * bradys (yavaş) + kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak), kinesia (hareket etme) (kinesis (hareket, devinim, kıpırdama, kımıldama) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * hareket yavaşlaması

bradikinin : gre. * bradys (yavaş) + kinein (hareket etmek, kıpırdamak) * proteinlerin kinin grubunun, dokuz amino asite dayanan farmakolojik ve fizyolojik aktif peptidi olan, düz kasların kasılmasına neden olan, damarların geçirgenliğini artıran, tansiyon düşürücü etkisi olan endotelyuma bağlı bir damar genişletici ilaç

bradipne : gre. * bradypnea (bradys (yavaş) + pnein (nefes almak, solumak, esmek), pnoea (nefes, nefes alma, soluma, soluklanma, solunum) ) * anormal seviyede yavaş nefes alma, çok yavaş solunum yapma

bradypodidae : gre. * bradys (yavaş) + pous, podos (ayak) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * Bradypus cinsini tip cins olarak içeren, Orta ve Güney Amerika'da yaşayan, üç parmaklı tembel hayvanları kapsayan memeliler familyası

bragg-gray bağıntısı : ing. * bragg (İngiliz fizikçi William Henry Bragg’in soyadından) + gray (İngiliz fizikçi Louis Harold Gray’in soyadından) (ing.) + bağlantı (ilgi, alaka, ilinti) + sı (iyelik eki) (tür.) * üçük bir gaz boşluğunda soğurulan doz ile bu boşluğu çevreleyen ortamda soğurulan doz arasındaki ilişkiyi, yüklü parçacıkların enerji kaybına dayanarak ifade eden radyasyon dozimetrisi bağıntısı

brahea : lat. * Brahe (İsveçli astronom ve botanik koleksiyoncusu Tycho Brahe) + a (ile ilgili, -a ait) * palmiye cinsi, Arecaceae familyasından bir bitki

brahma : san. * brah (şişmek, genişlemek, büyümek, artmak, çoğalmak, artırmak, büyütmek, yüceltmek; mutlak gerçek veya nihai gerçeklik) + ma (isim yapım eki) * Hint mitolojisindeki Trimurti'de, Vishnu ve Shiva'yı da içeren yüce ilahi üçlüdeki "Yaratıcı" olarak anılan Hindu tanrısı

brahmacharini : san. * brahma (şişmek, genişlemek, büyümek, artmak, çoğalmak, artırmak, büyütmek, yüceltmek; mutlak gerçek veya nihai gerçeklik) + charini (uygulayan veya yaşayan kişi) * Hint mitolojisinde, Guru'suyla ve diğer öğrencilerle birlikte bir Aşrama'da yaşayan dindar kadın öğrenci

brahmagupta : san. * brahmagupta (Hint matematikçi ve astronom Brahmagupta'nın isminden) * dört kenarının uzunlukları bilinen çevrel dörtgenin (içine bir çember çizilebilen dörtgen) alanını veren formülün ismi (A = √(s-a) (s-b) (s-c) (s-d); s = (a+b+c+d)/2)

brahman : san * brahma (şişmek, genişlemek, büyümek, artmak, çoğalmak, artırmak, büyütmek, yüceltmek; mutlak gerçek veya nihai gerçeklik) + n (ile ilgili, gibi, -a ait) * Hinduların en yüksek kastının, aslen rahiplik kastının üyesi; Hindu kutsal metinlerindeki tüm olguların altında yatan nihai gerçeklik

brahmani : san. * brahma (şişmek, genişlemek, büyümek, artmak, çoğalmak, artırmak, büyütmek, yüceltmek; mutlak gerçek veya nihai gerçeklik) + n (ile ilgili, gibi, -a ait) + i (dişilik eki) * Hint mitolojisinde Sapta Matrikas olarak bilinen yedi Hindu ana tanrıçasından biri

brahmanizm : san., gre. * brahma (şişmek, genişlemek, büyümek, artmak, çoğalmak, artırmak, büyütmek, yüceltmek; mutlak gerçek veya nihai gerçeklik) + n (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (san.) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (gre.) * kast sistemine dayalı çok tanrılı bir Hint dini, Hint inanç geleneği; Vedik çoktanrıcılığın ve Upanişad metafiziğinin Brahman merkezli yorumu

braket : lat., fra. * bracae (dirsek, makas, köşebent, destek) (lat.) + etta (küçültme eki) (lat.); braquette (fra.) * diş teli tedavisi sırasında dişlerin üzerine yapıştırılan küçük metal parça

braki : gre. * braki (yakın) * yakın

brakial : gre., lat. * brakhion (kol) (gre.); bracchium (kol) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * kolla veya kola benzeyen bir yapıyla ilgili

brakial pleksus : gre., lat. * bracchialis (kol ile ilgili) + plicare, plectere (katlamak, bükmek, kıvırmak, sarmak; örmek, dokumak), plexus (örgü, ağ, dokuma, doku, kıvrım; katlanmış, bükülmüş, örülmüş, sarılmış; kat, katman, tabaka, satıh, yüzey) * omuz, kol ve ele hareket ve his sağlayan bir sinir ağı

brakisefal : gre. * brakhikephalikos (brakhys (kısa) + kephale, kephalos (kafa, baş) + ikos (gibi olan) ) * kısa kafalı, kafatasının ön-art ekseni yan eksenine göre daha kısa olan

brakisefali : gre. * brakhikephalikos (brakhys (kısa) + kephale, kephalos (kafa, baş) + ikos (gibi olan) ) + eia (isim yapım ve durum eki) * başın ön-arka uzunluğunun normalden kısa, genişliğinin ise görece fazla olmasıyla karakterize baş şekli; kısa ve geniş kafatası yapısı

brakiterapi : gre. * brakhion (kol) + therapeia (hizmet etme, ilgilenme, iyileştirme, tedavi etme, eğitme, öğretme, iyileştirme, öğretiyle islah etme; bakım, hizmet, tedavi) (therapuein (hizmet etmek, ilgilenmek, iyileştirmek, tedavi etmek, yönetmek, tıbbi tedavi etmek), the (ön ek) + rapein (eğitmek, öğretmek) ) + eia (isim yapım eki) ) * meme, serviks, prostat, baş-boyun ve göz kanseri tedavisinde kullanılan bir tür dahili radyasyon tedavisi

brakium : gre., lat. * brakhion (kol) (gre.); brachium (lat.) * kol

brakiyal : gre., lat. * brakhion (kol) + ios (ile ilgili, gibi, -a ait) (gre.); bracchium (kol) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * kol ile ilgili

brakiyalji : gre. * brakhion (kol) + algia (acılı olma, ağrılı olma ıstıraplı olma) ) (algos (acı, ağrı, sancı, sızı, ıstırap) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kol ağrısı

brakiyosefalik : gre. * brakhiokephalikos (brakhion (kol) + ios (ile ilgili, gibi, -a ait) + kephale, kephalos (kafa, baş) + ikos (gibi olan) ) * kol ile ilgili; atardamar mediastende bulunan sağ kol, baş ve boyuna kan götüren bir atardamar

brakte : lat. * bractea (ince metal levha, yaprakçık, pul) * bitkilerde çiçek, çiçek durumu veya kozalak gibi üreme organlarının hemen altında yer alan, normal yapraklardan farklılaşmış ve genellikle daha küçük veya farklı renkte olan özelleşmiş yapraklar

brakteat : lat. * bractea (ince metal levha, yaprakçık, pul) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * ek yüzü kabartmalı, ince metal levhadan dövülmüş madeni para veya madalyon; özellikle Orta Çağ Orta Avrupa'sında kullanılan ince tek yüzlü sikke

braktelet : lat. * bractea (ince metal levha, yaprakçık, pul) + ola, ula (küçültme eki) + ettus (küçültme eki) * çiçek sapı üzerinde, brakteden daha yukarıda yer alan, genellikle küçük ve çiçeğin hemen altında bulunan ikincil brakte, küçük brakte

brakteol : lat. * bractea (ince metal levha, yaprakçık, pul) + ola, ula (küçültme eki) * çiçek sapı üzerinde, brakteden daha yukarıda yer alan, genellikle küçük ve çiçeğin hemen altında bulunan ikincil brakte, küçük brakte

brakteolat : lat. * bractea (ince metal levha, yaprakçık, pul) + ola, ula (küçültme eki) + ettus (küçültme eki) * çiçek sapı üzerinde, brakteden daha yukarıda yer alan, genellikle küçük ve çiçeğin hemen altında bulunan ikincil brakte, küçük brakte

brakteoz : lat. * bractea (ince metal levha, yaprakçık, pul) + osus (ile ilgili, gibi, -a ait; çokluk eki) * çok sayıda brakte taşıyan, brakteler bakımından zengin veya belirgin braktelerle örtülü

branchiopoda : gre. * brankhia (brankhios (solungaç) + pous, podos (ayak) + a (çoğul eki) (gre.) * ayakları solungaç görevi gören veya solungaç yapılarıyla ilişkili olan, çoğunlukla tatlı sularda yaşayan küçük kabukluları kapsayan Crustacea alt sınıfı/grubu

branchiostomatidae : gre. * brankhia (brankhios (solungaç) + a (çoğul eki) ) + stoma (ağız, açıklık, açılış) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * balıksıkafatassızlar veya mızrak balıkları olarak bilinen, kafatassızlar (Cephalochordata) alt şubesine ait küçük deniz hayvanlarını içeren ve amfiyoksus (lanset balıkları) olarak bir familya

branda : gre. * branta (asker yatağı, asmalı yatak, hamak) * astarlı bezden asma yatak

brane : lat., ing. * membrana (zar, örtü) (membrum (organ, uzuv) + ana (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (lat.); membrane (ing.) * evrendeki parçacıkların ve kuvvetlerin üzerinde hareket ettiği çok boyutlu uzamsal yapılar (Boyut sayısına göre 0 boyutlu nokta (0-brane), tek boyutlu sicim (1-brane) veya iki boyutlu zar (2-brane, membrane) gibi isimler alır.)

brans-dicke teorisi : ing., gre. * brans (Amerikalı matematikçi ve fizikçi Carl H. Brans’ın soyadından) + dicke (Amerikalı fizikçi Robert H. Dicke’in soyadından) (ing.) + theoria (gözlem, bakış, düşünce, kuram) (theoros (gözlemci, seyirci, izleyici) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) + si (iyelik eki) (tür.) * fizikçi Carl Brans ve Robert Dicke tarafından 1961 yılında geliştirilen ve Albert Einstein'ın Genel Görelilik teorisine alternatif oluşturan, kütleçekimini hem uzay-zaman geometrisi hem de ek bir skaler alan ile açıklayan, genel göreliliğin bir alternatifi olan skaler-tensör kütleçekim (yerçekimi) kuramı

branş : lat., fra. * branca (pençe, pati; dal, uzantı), branche (dal) (fra.) * bir bütünün ayrıldığı alt bölüm; uzmanlık alanı, dal

branta : nor. * brandgas (yanık, yanmış kaz; siyah kaz) (brand (yanık, yanmış) + gas (kaz) ) * Arktik bölgelerde üreyen, Kanada kazı, ak yanaklı kaz, Sibirya kazı, yaban kazı ve kara kaz gibi siyah boyunlu ve koyu renkli yabani kazları kapsayan Anatidae familyasına ait su kuşlarının bilimsel cins adı

brasilia : lat. * brase, brasa, brese (sappan ağacı, kırmızı ağaç; köz, kor; kaynamak, fokurdamak) + ilium (yer, mekan, durum eki, isim yapım eki) (lat.); * brazier, brasero (mangal, maltız) (ing., fra.)

brassica : lat. * brassica (lahana) * lahana, brokoli, karnabahar, Brüksel lahanası ve hardal bitkilerini içeren turpgiller (Brassicaceae) familyasındaki bitkilerin ait olduğu cins

brassicaceae : lat. * brassica (lahana) + aceae (-giller, botanik familya eki) * Brassica cinsini tip cins olarak içeren, dört taç yapraklı ve "haç" şeklinde çiçek yapıları olan, lahana, hardal, brokoli, roka, turp ve şalgam gibi bitkileri kapsayan turpgiller (lahanagiller) familyası

bratislava : sla. * Brecislav, Bretislav (Pressburg + Slav) (Slovak dilbilimci Pavel Jozef Safarik'in uyarlaması) * Slovakya'nın başkenti; esas ismi Almanca kelime olan "Pressburg"

bravo : gre., ita. * barbaros (barbar, yabancı) (gre.); bravo, brave (cesur) (lat., ita., ing., fra.) * çok iyi, var ol, yaşa, aferin

brazzaville : gre., lat. * braktios, brakhion (kol) (gre.); brattius, braccius (kol) (lat.) * Kongo Cumhuriyeti'nin başkenti; koloninin kurucusu, İtalyan asilzade Pierre Savorgnan de Brazza'dan ve Friuli Venezia Giulia'daki Moruzzo kasabasında bulunan Brazzacco kasabasından

BRCA : ing. * breast (meme) + cancer (kanser) + gene (gen) * meme ve yumurtalık kanseri riskini artıran kalıtsal gen mutasyon

bre : arn., far. * bre (“kardeş” kelimesinin kısaltması) (arn., far.); birader (kardeş) (tür., far. (bir ataer (babadan olan bir kişi, soydan olan bir kişi) ) * ey, hey, yahu, be; vay, vay be

breakdown : ing. * break (kırmak, parçalamak) + down (aşağı, alt) * çökme, bozulma, çözülme; zihinsel çöküş; ayrıştırma, kırılım, döküm

breakthrough : ing. * break (kırmak, parçalamak) + through (sayesinde, baştan sona, bir uçtan bir uca, arasından) * buluş, yarıp geçme, içinden, arasından geçme, atılım; engeli aşma, çığır açma, büyük ilerleme; cepheyi yarmak

bremia : lat. * Bremi (İsviçreli botanikçi Johann Jakob Bremi) + a (ile ilgili, -a ait) * otsu veya mantar benzeri bitki, Peronosporaceae familyasından bir bitki

bremin : kür. * bre (kardeş) + min (benim) * kardeşim

brentuksimab vedotin : lat. * brentux (hedef antijen CD30’a yönelik rekombinant antikor kök adı) + imab (monoclonal antibody (antikor) + vedotin (mikrotübül inhibitörü MMAE türevi antineoplastik toksin) * kan kanserleri olan Hodgkin lenfoma, sistemik anaplastik büyük hücreli lenfoma ve primer kutanöz anaplastik büyük hücreli lenfoma tedavisinde kullanılan bloker (C68H107N11O15S)

breş : lat. * breca (gevşek çakıl, çimentolu çakıl ile yapılan taş) (ita.), breach, brèche (ihlal, açıklık, çatlak, boşluk) (fra.) * doğal çimento ile kaynaşmış köşeli taş kırıklarından oluşmuş kütle; köşeli parçalardan oluşan konglomera kaya

bretschneideraceae : alm., lat. * bretschneider (Alman botanikçi Emil Bretschneider'in soyadından) (alm.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * Akaniaceae familyası altında sınıflandırılan, tek bir ağaç türünü (Bretschneidera sinensis) barındıran, lahana ve hardalgillerle akraba olan monotipik bir çiçekli bitki familyası

brevicipitidae : lat. * brevis (kısa) + caput, capitis (baş kafa, tepe, öncel) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * Breviceps cinsini tip cins olarak içeren, çoğunlukla Doğu ve Güney Afrika'da yaşayan, kısa başları, küresel gövdeleri ve somurtkan ifadeleri olan yağmur kurbağaları familyası

brevital : lat. * brevis (kısa) + alis (barbitürat eki) * anestezi indüksiyonu için kullanılabilen, kısa etkili bir intravenöz anestezik

brewster açısı : isk. * brewster (İskoç fizikçi Sir David Brewster'in soyadından) (ing.) + açı (iki doğru parçasının veya yüzeyin birleştiği noktada oluşan aralık, açıklık) + sı (iyelik eki) (tür.) * ışığın saydam bir yüzeye çarptığında yansımadan tamamen karşı tarafa geçtiği (hiç yansımadığı) ve yansıyan ışığın kusursuz bir şekilde polarize olduğu geliş açısı; yansıyan ışığın elektrik alanının tamamının yansıma düzlemine dik (yani sadece tek yönde) titreştiği (polarize olduğu) açı (ışık cam yüzeyine yaklaşık 56° açıyla gelirse, yansıyan ışık tamamen polarize olur.)

brewster yasası : isk., tür. * brewster (İskoç fizikçi David Brewsterîn soyadından) (isk.) + yasa (kanun, kural, ilke, prensip) + sı (iyelik eki) (tür.) * ışığın geliş açısının tanjantının (tan θ) ortamın kırılma indisine (n) eşit olduğunu belirten yasa

brexpiprazol : lat. * brevis (kısa) + piprazine (piprazin halkası, piperazine (piperi (biber) + azine (kimyasal madde eki) + azol (azol türevi, heterosiklik yapı) * dopamin D2 reseptörünün kısmi agonisti olan bir atipik antipsikotik ilacın etken maddesi (C25H27N3O2S)

breys : gre., ing. * brakhion (kol) (gre.); brace (destek; kol) (ing.) * ortopedide eklemleri veya uzuvları yerinde tutmak için kullanılan çeşitli cihazlardan herhangi biri

brezil : lat. * brase, brasa, brese (sappan ağacı, kırmızı ağaç; köz, kor; kaynamak, fokurdamak) + il (isim yapım eki) * baklagiller (Fabaceae, Leguminosae) familyasından bazı ağaçların kırmızı kumaş boyası çıkarılan pirinç kırmızısı renkteki odunu

brezilya : lat. * brase, brasa, brese (sappan ağacı, kırmızı ağaç; köz, kor; kaynamak, fokurdamak) + il (isim yapım eki) + ia (yer, mekan, durum eki) * Güney Amerika kıtasında yer alan, kuzeyde Venezuela, Guyana, Surinam ve Fransız Guyanası; kuzeybatıda Kolombiya; batıda Peru ve Bolivya; güneyde Paraguay, Arjantin ve Uruguay ile sınırı olan ülke

brıçka : rus. * brıçka (tek at tarafından çekilen iki veya dört tekerlekli eski bir tür gezinti arabası) * üstü kapalı, kışın kızak olarak kullanılan tek atlı, yaylı hafif araba

brickellia : lat. * Brickell (İngiliz botanikçi John Brickell’in soyadından) + ia (isim yapım eki) * papatyagiller (Asteraceae) familyasına ait, çoğunlukla Kuzey ve Orta Amerika’nın kurak ve sıcak bölgelerinde yetişen çalı ve otsu bitkilerden oluşan bir bitki cinsi

briç : ing. * bridge (köprü) * ikişer kişilik iki takım arasında ve elli iki kağıtla oynanan bir iskambil oyunu

bridgetown : ing. * bridge (köprü) + town (şehir, kasaba) * Barbados'un başkenti

bridging : ing. * bridge (köprü) + ing (isim yapım eki) * köprüleme; majör bir koroner arterin, üzerinden geçen kas lifleri tarafından basıya uğratılması

brifing : lat., ing. * brevis (kısa) (lat.); brief (kısa) + ing (isim yapım eki) (ing.) * kısa bilgilendirme

brigatinib : lat. * briga (çatışma, uğraş, mücadele) + tinib (tyrosine kinase (tirozin kinaz) inhibitörü) (tyrosine (aminoasit) (turos, tyros (peynir) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + kinesis, kinase (kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak) + asis (son ek) ) (gre.) + inhibitor (engelleyici, önleyici, mani olan) (lat.) ) * anaplastik lenfoma kinaz ve epidermal büyüme faktörü reseptörü inhibitörü olarak işlev gören kanser tedavi ilacın etken maddesi (C29H39ClN7O2P)

briggs logaritması : ing. * briggs (İngiliz matematikçi Henry Briggs’in soyadından) + logaritma (on tabanlı sayısal fonksiyon modeli) + sı (iyelik eki) * on tabanına göre logaritma (log10 100 = 2)

brihaspati : san. * briha (büyük, yüce, ulu) + pati (efendi, hükümdar, tanrı, ilah) * Hint mitolojisinde ateş ve bilgelik tanrısı ve tüm rahiplerin başı

brik : gre. * brig, brigantinus (avcı, korsan, haydut, savaşçı) (brigare (dövüşmek, savaşmak) * iki direği olan, seren yelkenli, hızlı yol alan, birkaç topu bulunan bir savaş gemisi

briket : fra. * brique (tuğla, blok) + ette (küçültme eki) * tuğla

brillouin bölgesi : fra. * brillouin (Fransız fizikçi Léon Brillouin’in soyadından) (fra.) + bölge (bir bütün içindeki belirli alan, kısım, saha, bölünmüş olan, alan, mıntıka, saha, bölünmüş alan; coğrafi veya idari alan, zon) + si (iyelik eki) (tür.) * ters (karşılıklı) uzayda orijine diğer herhangi bir ters kafes noktasından daha yakın olan bir nokta kümesi

brimonidin : lat. * brimo (bromin (Br) atomu eki) + idine (azot içeren heterosiklik bileşik eki; alfa-2 adrenerjik agonisti eki) * açık açılı glokom, oküler hipertansiyon ve rosacea tedavisinde kullanılan, Rosaceada kızarıklığı iyileştiren bir α agonisti ilacın etken maddesi (C11H10BrN5)

brinzolamit : lat. * brin (bromin (Br) atomu eki) + zolamide (sulfonamide, karbonik anhidraz inhibitörü eki) * açık açılı glokom veya oküler hipertansiyonu olan hastalarda göz içi basıncını düşürmek için kullanılan bir karbonik anhidraz inhibitörü

brit : ara. * barata (bağlamak, ilmik yapmak, dikmek, tutturmak, iliştirmek) * düğmeyi iliklemek için kumaş veya iplikten yapılmış özel bir ilik türü, nakış veya dantelde motifleri birleştiren bağ, giysiyi çengele asmak için kullanılan, giysinin enseye yakın bölümünde yer alan ince şerit

britanya : gre. * pretani (boyalılar, dövmeli halk) (gre.) + ia (isim, yer ve durum eki) (kel.) * İrlanda Adası'nın doğusunda yer alan, üzerinde İngiltere, Galler ve İskoçya'nın bulunduğu Birleşik Krallık'a bağlı ada

britanya virjin adaları : kel. * pretani (boyalılar, dövmeli halk) ia (durum eki) + virgo, virgin (bakire, genç kız) + ada (her tarafı su ile çevrili toprak parçası) + lar (çoğul eki) + ı (iyelik eki) * Atlas Okyanusu ile Karayip Denizi arasında bulunan, Küçük Antiller bölgesine dâhil edilen adalar topluğu

brivudin : lat. * briv (bromin (Br) atomu eki) + udine (nükleozid analog ve antiviral ilaç eki) * herpes zoster tedavisinde kullanılan, virüsün replikasyonunu engelleyen antiviral ilacın etken maddesi (C11H13BrN2O5)

briyantin : fra. * brillant (parlayan) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * saçı yatırmak, saça parlaklık ve canlılık vermek için kullanılan güzel kokulu ve genellikle sıvı bir madde

briz : isp. * briza (kuzeydoğu rüzgarı) (isp.); brise (fra.) * esinti, meltem, hafif rüzgar, kuzeydoğu rüzgarı

briza : gre. * briza (tahıl, çavdar; çim) * buğdaygiller (Poaceae) familyasına ait, en ufak bir hava akımında bile ince sapları üzerinde sallanan başakçıkları nedeniyle halk arasında "zembil otu", "kuşyüreği" veya "titreyen ot" olarak adlandırılan ve genellikle dekoratif amaçla kullanılan tek ya da çok yıllık bir otsu bitki cinsi

brizbiz : fra. * briser (parçalamak, kırmak) + bise (soğuk rüzgar) * pencere çerçevesine içeriden ve iki ucu da tutturularak takılan ince perde

bro : ing. * brother (kardeş) * İngilizce “brother” kelimesinin kısaltılmışı

brodmann alanı : alm. * brodmann (Alman nörolog Korbinian Brodmann’ın soyadından) (alm.) + alan (arazi, açık alan, saha, açık ve geniş, düz yer, düz yüzey, meydan, bölge, mıntıka, yüzey, zon, platform)+ ı (iyelik eki) (tür.) * insan beynindeki korteks bölgelerini hücresel yapı ve histolojik farklılıklara göre numaralandıran sistem

broglie denklemi : fra., tür. * broglie (Fransız fizikçi Louis de Broglie’nin soyadından) (fra.) + denklem (eşitlik) + i (iyelik eki) (tür.) * maddenin dalga boyunun, Planck sabitinin, kütle ve hızın çarpımına bölünmesine eşit olduğunu belirten denklem (λ = h/mv)

brokar : lat., ita. * brochus, brocco (kıvrılmış iplik; tomurcuk, filiz, dal, çivi, saplama), broccus, brocchus (dişleri çıkıntılı olan) * sırma veya gümüş işlemeli bir tür ipekli kumaş

brokoli : lat., ita. * brochus, brocco, broccus (kıvrılmış iplik; tomurcuk, filiz, dal, çivi, saplama, yansıyan, uzantı yapan) + colo (karnabahar) * hardalgillerden, küçük ve yeşil yumruları sebze olarak bir bitki

brom : gre., lat. * bromum (lat.); bromos (koku) (gre.) + ine (kimyasal madde son eki) (lat.) * simgesi Br, atom sayısı 35, atom ağırlığı 79,9 olan uçucu, patlayıcı özelliği de bulunan sıvı bir element

bromazepam : lat. * brom (brom elementi, halojen) + az (azot içeren halka) + epam (benzodiazepin sınıfını gösteren kimyasal madde eki) * anksiyete ve uykusuzluk tedavisinde kullanılan, merkezi sinir sistemi üzerinde yatıştırıcı ve kas gevşetici etkili sentetik benzodiazepin ilacın etken maddesi (C14H10BrN3O)

bromelia : lat. * Bromelius (İsveçli botanikçi Olof Bromelius) + ia (isim yapım eki) * tropikal yapraklı bitki, Bromeliaceae familyasından bir bitki

bromeliaceae : lat. * Bromelius (İsveçli botanikçi Olof Bromelius) + ia (isim yapım eki) + aceae (-giller, botanik familya eki) * çoğunluğu tropikal Amerika'ya özgü olan, gösterişli yaprakları ve canlı renkleriyle bilinen, ağaç kabuklarına tutunarak yaşayan epifit bitki özelliği arzeden, yaprakları genellikle huni şeklinde rozetler oluşturan ve merkezinde su biriktirecek bir yapıya sahip olan, Guzmanya ve Eşmeya (Açmeya) gibi popüler saksı bitkilerini de içeren bir çiçekli bitki familyası, ananasgiller

bromfenak : lat. * brom (brom elementi, halojen) + fen (fenil halkası, aromatik yapı) + ac (asit türevi eki) * gözde inflamasyonu ve ağrıyı azaltmak için kullanılan, non-steroidal antiinflamatuar (NSAID) sınıfına ait sentetik ilacın etken maddesi (C15H12BrNO3)

bromhidrik : lat., gre. * bromo (bromin (Br) atomu eki) (lat.) + hudor, hydor, hudro, hydro (su) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * bromun hidrojenle birleşmesinden oluşan

bromkrezol : lat. * bromo (bromin (Br) atomu eki) + cresole (kresilik asit eki; benzen, hidroksil OH grubu ve metil CH3 grubu içeren bileşik) * trifenilmetan ailesinin bir boya rengi (triarilmetan boyaları) VE pH indikatörü (C21H14Br4O5S)

bromokriptin : gre., lat. * bromo (bromin (Br) atomu eki) + kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos (gizli, saklı, örtülü) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * hipofiz tümörleri, Parkinson hastalığı, hiperprolaktinemi, nöroleptik malign sendrom ve yardımcı olarak tip 2 diyabet tedavisinde kullanılan bir ergolin türevi ve dopamin agonisti (C32H40BrN5O5)

bromus : lat. * bromus (çim, ot) * çim türleri, Poaceae familyasından bir bitki

bromür : gre., lat. * bromioucho (bromos (koku) (gre.) + urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve anyon-katyon temelli tuz eki) ) (lat.) * bromhidrik asidin tuzu veya esteri

bronkodilatör : gre., lat. * bronkhos (nefes borusu) (gre.) + dilatare (genişletmek) (di (ayrı, ikiye ayrılmış, ikiye bölünmüş) + latus (yan, taraf, geniş) + are (fiil mastar eki) + or (-ci, yapan) (lat.) * astım tedavisinde kullanılan, bronş ve bronşiyollerin düz kaslarını gevşeterek, bronşları genişleterek (bronkodilatasyon yaparak) oksijen alımını artıran ilaç grubu

bronkografi : gre. * bronkhos (bronş tüpleri, soluk borusunun akciğerlere giden iki kolundan her biri ve bunların dalları, bronş; boğaz, soluk borusu) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bronşlara radyoopak madde verilerek röntgen filmi çekilmesi

bronkokonstriksiyon : gre., lat. * bronkhos (bronş tüpleri, soluk borusunun akciğerlere giden iki kolundan her biri ve bunların dalları, bronş; boğaz, soluk borusu) (gre.) + constrictio (daralma, sıkışma, büzüşme) (con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + stringere (germek, sıkı çekmek, sıkmak, sıkıştırmak, bağlamak, zincirlemek, prangalamak) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * akciğerlerdeki hava yollarının (bronş ve bronşiyollerin) çevredeki düz kasların sıkışması sonucu öksürük, hırıltılı solunum ve nefes darlığı nedeniyle daralması

bronkokonstriktör : gre., lat. * bronkhos (bronş tüpleri, soluk borusunun akciğerlere giden iki kolundan her biri ve bunların dalları, bronş; boğaz, soluk borusu) (gre.) + constrictor (daraltıcı, sıkıştırıcı) (con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + stringere (germek, sıkı çekmek, sıkmak, sıkıştırmak, bağlamak, zincirlemek, prangalamak) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) (lat.) * bronş ve bronşiyolleri daraltıcı

bronkopnömoni : gre. * bronkhos (bronş tüpleri, soluk borusunun akciğerlere giden iki kolundan her biri ve bunların dalları, bronş; boğaz, soluk borusu) + pneumonia (pnömoni, zatürre) (pnemon (akciğer) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * akciğerlerin yakın lobüllerinde iltihaplı yamaların eşlik ettiği bronşların akut iltihabı, zatürrenin bir alt tipi

bronkosel : gre. * bronkhos (bronş tüpleri, soluk borusunun akciğerlere giden iki kolundan her biri ve bunların dalları, bronş; boğaz, soluk borusu) + kele (tümör, yumru, şişlik, şişme, kese, torba, çıkıntı, fıtık) * tüberküloz veya kanseröz orjinli bir stenozun önüne yerleşik mukus veya iltihap ile dolu, lokalize bronş dilatasyonu (genişlemesi, şişmesi)

bronkoskopi : gre. * bronkhia, bronkhos (bronş tüpleri, soluk borusunun akciğerlere giden iki kolundan her biri ve bunların dalları, bronş; boğaz, soluk borusu) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopia (görüş, hedef, gözetme, gözetleme, gözlem, gözleme, bakma, hedefleme) (skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * solunum yollarının içinin görüntülenmesini sağlayan endoskopik bir teknik

bronkospazm : gre. * bronkhos (bronş tüpleri, soluk borusunun akciğerlere giden iki kolundan her biri ve bunların dalları, bronş; boğaz, soluk borusu) + spasmos (çekilme, kasılma) (span (çekmek, germek) * akciğerlerdeki hava yollarını (bronşları) çevreleyen kasların kasılması

bronkotomi : gre. * bronkhos (bronş tüpleri, soluk borusunun akciğerlere giden iki kolundan her biri ve bunların dalları, bronş; boğaz, soluk borusu) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * akciğerlere hava girişi sağlamak için larenkste kalıcı bir geçit açma operasyonu

bronkus : gre., lat. * bronkhos (gre.); bronchus (lat.) * bronş tüpleri, soluk borusunun akciğerlere giden iki kolundan her biri ve bunların dalları, bronş; boğaz, soluk borusu

brønsted lowry asit baz tanımı : dan., ing.,lat., gre., tür. * bronsted (Danimarkalı kimyager Johannes Nicolaus Brønsted’ın soyadından) (dan.) + lowry (İngiliz kimyager Thomas Martin Lowry’nin soyadından) (ing.) + acidum, acidus (ekşi, asit) (lat.) + bainein (gitmek, yürümek, ilerlemek, adım atmak; inmek), basis (adım, basamak, temel, esas, baz, kaide, gidiş, yürüyüş, ilerleyiş, adım atış; iniş, alt, aşağı, düşük) (gre.) + tanım (tarif, belirleme) + ı (iyelik eki) (tür.) * kimyasal asit ve bazların proton (H⁺) alıcı ve verici olarak tanımlandığı, reaksiyon düzenlerinde proton transferi esasına dayalı geniş kapsamlı asit baz teorisi

bronsted-lowry teorisi : dan., ing.,lat., gre., tür. * bronsted (Danimarkalı kimyager Johannes Nicolaus Brønsted’ın soyadından) (dan.) + lowry (İngiliz kimyager Thomas Martin Lowry’nin soyadından) (ing.) + theoria (gözlem, bakış, düşünce, kuram) (theoros (gözlemci, seyirci, izleyici) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) + si (iyelik eki) (tür.) * Danimarkalı fiziksel kimyacı Johannes Nicolaus Brønsted ve İngiliz organik kimyacı Thomas Martin Lowry'nin isimlerinden

bronş : gre. * bronkhos (gre.); bronchus (lat.); branch, branche (dal) (ing., fra.) * soluk borusunun akciğerlere giden iki kolundan her biri ve bunların dalları; boğaz, soluk borusu

bronşçuk : gre. * bronkhos (bronş) (gre.) + çuk (küçültme eki) (tür.) * soluk borusundan akciğere giden ana bronştan ağaç dalları gibi yayılarak çoğalan küçük bronşlara verilen isim

bronşektazi : gre. * bronkhos (bronş tüpleri, soluk borusunun akciğerlere giden iki kolundan her biri ve bunların dalları, bronş; boğaz, soluk borusu) + ekteinein (uzamak, gerilmek, genişlemek, esnemek, açılmak), ektasis (esneme, genişleme, genişletme, uzama, gerilme, açılma, kendi dışına çıkma, aşma) (ek (dış, dışarı, harici) + histanein, histanai (yerleştirmek, konumlamak, düzenlemek, durmak, yer almak) + isis (isim yapım eki) ) * bronşların doğuştan veya sonradan geri dönüşsüz şekilde genişlemesi, bronşiektazi

bronşiolit : gre. * bronkhos (bronş tüpleri, soluk borusunun akciğerlere giden iki kolundan her biri ve bunların dalları, bronş; boğaz, soluk borusu) + litis (enfeksiyon, iltihaplanma) * akciğerlerdeki küçük hava yollarının iltihaplanması

bronşit : gre. * bronkhos (trakea; boğaz) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * bronşiol olarak adlandırılan küçük hava kesecikleri enfeksiyonu

brontofobi : gre. * bronte (gök gürültüsü) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * gök gürültüsü veya şimşek çakmasından korkma

bronz : far. * birinc (pirinç) * bakır, çinko ve kalay alaşımı, tunç; koyu kızıl renkli

brosimum : lat. * brosimum (Yerel Güney Amerika adı) * tropikal ağaç, Moraceae familyasından bir bitki

broş : lat. * brocchus (filiz, dal, yansıyan, uzantı yapan) * yakaya takılan süs iğnesi

broşidodrom : gre. * brokhis (halka, ilmek, kıvrım) + dramein (koşmak), dromos (koşu, koşma; yön, rota, yol, pist, sokak) * yaprağın ana orta damarından (primer damar) ayrılan yan damarların (ikincil damarlar) yaprak kenarına kadar dümdüz ulaşmak yerine, kenara yakın bir noktada kavis yaparak hemen üstlerindeki yan damarlarla birleşmesi ve kapalı halkalar/ağlar oluşturması durumu

broşür : lat., fra. * brochura (broccus (uç, sivri çıkıntı, dikilmiş) + ura (isim yapım eki) ) (lat.); brochure (dikme, dikilme, dikilmiş olma) (brocher (dikmek) + ure (isim yapım eki) (fra.) * çok az sayfalı küçük kitap, kitapçık

brovning : ing. * browning (tasarımı yapan John Browning’in soyadından) * 7.65 mm’lik tabanca

browallia : lat. * Browall (İsveçli botanikçi Johan Browall) + ia (isim yapım eki) * süs bitkisi, Solanaceae familyasından bir bitki

brown devinimi : ing. * brown (İskoç botanikçi Robert Brown’un soyadından) (ing.) + devinim (hareket etme) + i (iyelik eki) (tür.) * sıvı veya gazlardaki asılı mikroskobik taneciklerin dışarıdan bir etki olmadan, etraftaki moleküllerle çarpışarak sürekli ve rastgele yönlerde zıplaması/titremesi durumu

bröve : fra. * brevet (küçük mektup, kısa yazı) (bref (kısa, öz, küçük) + et (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * belli bir eğitimden sonra uçak kullanabilecek duruma gelmiş kimselere verilen yeterlik belgesi

brugada sendromu : hol. * brugada (Hollandalı kardiyologlar Pedro ve Josep Brugada’nın soyadlarından) (hol.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) * ventriküler taşikardi ve ani kardiyak ölüm riski ile karakterize kalıtsal kalp ritim bozukluğu

bruksizm : gre. * brouxismos, bruksismos (brukhein (dişleri gıcırdatmak) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) ) * bilinçsizce ve istem dışı olarak dişleri gıcırdatma

brunei : far. * baru nah (işte o, orada) (baru (işte) + nah, naha (orası, uzaktaki) * Güneydoğu Asya'daki Borneo adasında yer alan ve tek komşusu Malezya olan sultanlık

brunelliaceae : ita., lat. * Brunellia (İtalyan botanikçi Gaetano Brunelli'in soyadından) (ita.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * Oxalidales takımına ait olan, tropikal ve subtropikal bölgelerde, özellikle Orta ve Güney Amerika'da yayılım gösteren, genellikle ağaç veya çalı formundaki çiçekli bitkileri kapsayan bir botanik familyası

bruniaceae : nor., lat. * brunia (Norveçli botanikçi Martinus Horkel'in öğrencisi olan Norveçli gemi cerrahı ve bitki koleksiyoncusu Alexander Brown veya eczacı Cornelius Brun’un isminden) (nor.) + ia (isim yapım eki) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * çoğunlukla Güney Afrika'nın kurak Cape bölgesine (Kap Floristik Bölgesi) özgü, 12 cinse ve yaklaşık 75 türe ayrılan, küçük, iğnemsi yapraklara ve yoğun, top veya başak şeklinde açan küçük çiçek kümelerine sahip olan, çalı formundaki yaprak dökmeyen bitkilerden oluşan çiçekli bitki familyası

brusella : ing. * brucella (bruce (İskoç patolog Sir David Bruce’un soyadından) (bruce (Brix (Normandiya'da bir yer ismi) ) + ella (ile ilgili, gibi, -a ait) * Bruselloz olarak bilinen bakteriyel enfeksiyona neden olan bir bakteri türü

bruselloz : ing., gre. * brucella (Brucellosis hastalığı bakterisi) (ing.) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * Brusella bakterisi kaynaklı olan, sığır, koyun ve keçi gibi hayvanlardan ve ürünlerinden (süt, peynir vb.) insanlara bulaşan zoonotik bir enfeksiyon hastalığı, Malta humması, Akdeniz humması

brüksel : alm., lat. * bruocsella (bataklıktaki yerleşim, bataklıktaki ev) (brocca, bruocca (bataklık) (alm.) + cella, sella (hücre, küçük oda, kulübe, ev, konut, yerleşim) ) (lat.) * Belçika'nın başkenti

brüksel lahanası : alm., lat. * bruocsella (bataklıktaki yerleşim, bataklıktaki ev) (brocca, bruocca (bataklık) (alm.) + cella, sella (hücre, küçük oda, kulübe, ev, konut, yerleşim) ) (lat.) + gre. * lahano (sebze, her türlü sebze; lahana) (gre.) + sı (iyelik eki) (tür.)

brülör : fra. * brûler (yakmak) + eur (-cı, yapan araç eki) * ateşleyici, yakıcı, yakıtların oksijen ile reaksiyona girince yanma işlemini gerçekleştiren ısı enerjisi açığa çıkaran ünite

brüt : lat., fra. * brutus (ağır, donuk, aptal, duyarsız, mantıksız) (lat.); brut (ham, kaba) (fra.) * kesintisi yapılmamış, kesintisiz, net olmayan

bryonia : lat. * bryo (çim, yosun) + nia (ile ilgili, -a ait) * Cucurbitaceae (kabakgiller) familyasına ait, genellikle "şeytan şalgamı" olarak bilinen tırmanıcı, sarmaşık ve yabani bir bitki cinsi ve bu bitkiden elde edilen homeopatik ilaç (C36H54O12)

bu : tür. * bu (yakındakini belirten işaret zamiri) * yakında olan varlığı temsil eden işaret zamiri

buat : fra. * boîte (kutu) * daha çok inşaatlarda elektrik tesisatı alanında iletkenlerin birbirleriyle bağlantısının yayıldığı kutuya verilen isim

bubi tuzağı : ban. * bubi, boobè, moomè (insan) + tuzak (aldatıcı kurgu) + ı (iyelik eki) * Ekvator Ginesi'ndeki Bioko Adası'nda yaşayan halka özgü, avı şaşırtmak için tasarlanmış aldatıcı düzenek

bubo : lat., gre. * bubo (şişmiş lenf bezi, tümörleşmiş şişlik) (lat.); boubon (kasık) (gre) * veba, belsoğukluğu, verem ve frengi gibi enfeksiyonlarda görülen lenf bezlerinin şişmesi sendromu

bubona : lat. * bos, bovis (öküz) * Roma mitolojisinde sığır tanrısı

bubonosel : lat., gre. * bubo (şişmiş lenf bezi, tümörleşmiş şişlik) (lat.); boubon (kasık) + kele (tümör, yumru, şişlik, şişme, kese, torba, çıkıntı, fıtık) (gre.) * başlangıç halinde, yeni oluşmuş fıtık

bu'bu : ara. * bu + bu (ara.); babe, baby, bébé, Baby (bebek) (ing., fra., alm.) * bebe, her nesnenin aslı, çok kıymetli olan şey; bü'bü

buca : gre. * bugia (mum, kıvılvım kaynağı, ateş kaynağı, buji) (gre.); bougie (mum, buji) (fra.) * İzmir’in bir ilçesi; eski isimleri Kohi (kohi (kapalı açının iç tarafı, dibi) ve Gonia (gone, gone, gonia (köşe, açı, dik açı, gönye)

bucak : tür. * buçğak (kesim, kesit) (buç, bıç (kesmek, kırpmak) + ak, ğak (-cı, araç eki) ) * köyden büyük, ilçeden küçük, ilçeye bağlı yerleşim birimi; Burdur’un bir ilçesi; eski ismi Oğuzhan

bucca : lat. * bucca (yanak) * ağız boşluğunun yan duvarını oluşturan bölge

buccinidae : lat. * bucca (yanak) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * karından bacaklılar sınıfına ait olan, soğuk sularda yaşayan, sağlam, spiral şeklinde ve uzun kabuklara sahip olan, diğer yumuşakçaları, kabukluları ve solucanları avlamak için uzun hortumlarını kullanan çok geniş bir etçil deniz kabuklusu familyası, gerçek deniz salyangozları, çamur salyangozları

buci kopuz : tür. * buçi (inek veya buzağıya verilen isim) + kopuz (Altay Türkleri tarafından bugün de kullanılan, halk ozanlarınca çalınan üç telli bir Türk sazı) * inc sesli kopuz; Türk musikisinde özgün bir yerel makam olup, karar perdesi genellikle Hüseyni makamının Neva (Mi) perdesi olup, zengin melodi yapısı ve kopuz çalgısına özgü süslemelerle karakterize edilen, duygusal ve tarihi bir makam

buçuk : tür. * buç, bıç, biç (kesmek, kırpmak) + uk (isim yapım eki) * iki eşit parçadan her biri, yarı, yarım

bu'd : ara. * ba’uda (uzak olmak, ırak olmak, mesafeli olmak) * uzaklık, ıraklık, mesafe, boy, boyut

bud : far., ara. * bud (far., ara.); boot (açmak) (ing.) * varlık, açmak, uyanmak, bilinçlenmek

bud u nebud : far. * bud (var, olur) + u (bağlaç) + nebud (yok, olmaz) * var-yok, olur-olmaz, olldu-olmadı

buda : san. * buddh (uyanmak, idrak etmek, bilinçlenmek), buddha (uyanmış, idrak etmiş, bilinçlenmiş) (budh (uyanmak, farkına varmak, anlamak) + a (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Budizmin kurucusu Siddhartha Gautama Buddha; Buddha kelimesi Merkür gezegenini ve Hindu mitolojisinde bilgelik ve zeka tanrısını ifade eder.

budak : tür. * but (bacak) + ak (isim yapım eki) * ağacın, gelişerek dal olacak sürgünü, ağaç dalı

budala : ara. * abdal (bedeller; sufi düşüncesinde rical-i gaybın bir rütbesi) (çoğulu “badil”) * aptal, geri zekalı; abdallar, sufi hiyerarşisinde bir rütbe

budamak : tür. * but (bacak; ağaç dalı) + a (bağlaç) + mak (fiil mastar eki) (tür.); butt, buttock (kalça) (ing.) * kesmek, biçmek, kesip ayırmak

bu'dan : ara. * ba'id (uzak) * uzaklar, uzak yerler, ıraklar

budapeşte : mac. * buda (su) + pest (fırın, ocak, koy, kovuk) * Macaristan'ın başkenti

budd chiari sendromu : ing., gre., tür. * budd (İngiliz fiyolog George Budd'un soyadından) (ing.) + chiari (Avusturyalı patolog Hans Chiari’nin soyadından) (alm.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * hepatik damarlardaki bir tıkanıklık veya tıkanıklığın karaciğerden normal kan çıkışını önlediği, karın ağrısı, asit ve karaciğer büyümesi ile karakterize sendrom

buddleja : lat. * Buddle (İngiliz botanikçi Adam Buddle’ın soyadından) + ja (ile ilgili, -a ait) * Scrophulariaceae (sıracagiller) familyasından olan, Asya, Afrika ve Amerika kıtalarına özgü, yoğun kokulu ve uzun salkımlar şeklindeki rengarenk çiçekleri sayesinde kelebekleri üzerine çeken, çiçekli çalı ve ağaççıkları kapsayan bir bitki cinsi, kelebek çalısı

buddlejaceae : lat. * Buddle (İngiliz botanikçi Adam Buddle’ın soyadından) + ja (ile ilgili, -a ait) (ing.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * Buddleja (kelebek çalısı) cinsini tip cins olarak kabul eden, günümüzde ise çoğunlukla Scrophulariaceae içinde değerlendirilen eski bir bitki familyası

budesonid : lat. * bud (özel ad veya türev kodu, ilaç adı) + eson (steroid türevi eki) + ide (kimyasal madde veya ester eki) * inflamasyonu azaltmak ve alerjik reaksiyonları kontrol etmek için kullanılan, inhale veya topikal steroid sınıfına ait sentetik ilacın etken maddesi (C25H34O6)

budezonid : lat. * bude (ön ek) + sonide (antiinflamatuar tedavide kullanılan steroid eki) * inhaler form, astım ve kronik obstrüktif akciğer hastalığının uzun süreli tedavisinde kullanılan kortikosteroid tipi bir ilaç

budist : san., lat. * buddha (uyanmış, farkında olan) (san.) + ista (-cı, kişi, kimse) (lat.) * Siddhartha Gautama tarafından kurulmuş olan ve yaratıcı Tanrı fikrini reddeden inanç akımına tabi olan kişi

budizm : san., gre. * buddha (uyanmış, farkında olan) (san.) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (gre.) * Siddhartha Gautama tarafından kurulmuş olan ve yaratıcı Tanrı fikrini reddeden inanç akımı

budun : tür. * bod, bud (boy, halk, aşiret) + un (çoğul eki) (tür.); beden, body (vücut, gövde) (tür., ing.) * dil, kültür, töre, soy ve boy yönünden birbirine bağlı insan topluluğu

buenos aires : lat., gte., isp. * bonus (iyi, uygun, güzel, faydalı, yararlı, erdemli; iyilik, ödül, ikramiye, fayda, yarar) (lat.) + aeras (hava) (gre.); buenos (iyi) + aires (havalar) (isp.) * Arjantin'in başkenti

buer : alm., ibr. * bur, bauer (komşu, çiftçi) (alm.); ba’ar (cahil, boş) (ibr.) * Hz. Süleyman’ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis’te maji ile ilgili olan ve 72 cini tanımlayan Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, aslan kafası etrafına dizilmiş beş keçi ayağı şeklindeki özgün tasviriyle bilinen, felsefe, mantık ve şifalı otlar öğreten, aynı zamanda tüm hastalıkları iyileştirme gücüne sahip olan, şifa ve mantık bilgisiyle ilişkilendirilen 10. cin

bufalo : gre. * boubalos (antilop, yaban öküzü) * Bovidae familyasından bir sığır türü, Afrika mandası

buffer : lat., fra., ing. * buffare (üflemek, şişirmek) (lat.); (bouffer (şişmek, kabarmak, darbeyi yumuşatmak) (fra.), buffer (ing.) (ses yansımalı onomatopeik kelime) * iki nesne veya yüzey arasında çarpışma, darbe veya sürtünmeyi hafifleten ara birim; bilgisayar sistemlerinde, veri aktarımı sırasında hız farklarını dengelemek amacıyla verilerin geçici olarak saklandığı ara bellek alanı

buffo : ita. * buffare (şişirmek, kabartmak, üflemek), buffo (üfleme) * güldürücü; operalarda güldürücü rollere çıkan şarkıcı

buffy coat : ing. * buff (bufalos) + y (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + cotta (astar, tunik) * antikoagüle edilmiş bir kan örneğinin, santrifüjleme sonrasında lökositlerin ve trombositlerin çoğunu içeren kısmı

bufissür : lat. * fissura (yarık, bölünme) (fidus (yarık, yarılma, bölünme) (findere (yarılmak, bölmek, bölünmek; yarmak, bölmek, ikiye ayırmak) + ura (isim yapım eki) ) * göz çevresinde, özellikle göz kapağı üstünde ortaya çıkan ödem

bufo : lat. * bufo (kurbağa) * Bufo alvarius (Colorado Nehri kara kurbağası) türünden elde edilen ve salgısında, Şamanik ritüellerde de kullanılan çok güçlü bir halüsinojen olan 5-MeO-DMT maddesini barındıran kurbağa salgısı, siğilli kara kurbağa

bufo bufo : lat. * bufo (kurbağa) + bufo (kurbağa) * Avrupa, Kuzey Asya ve Kuzeybatı Afrika'da yaygın olarak bulunan, boyu genellikle 15 cm'ye kadar ulaşan, derisi kuru ve bol siğilli bir yapıda olan, gözlerinin arkasında yer alan ve "paratoid bez" adı verilen şişkinliklerden, kendisini savunmak için salgı salgılayan, halk arasında siğilli kurbağa veya bayağı kara kurbağası olarak bilinen yaygın bir amfibi (iki yaşamlı) türü

bufo calamita : lat. * bufo (kurbağa) + calamus (kamış, saz) + itas (isim yapım ve durum eki) * Batı ve Kuzey Avrupa'ya özgü, kısa bacaklı, sırtında belirgin sarı/açık renkli bir çizgi bulunan, genellikle kahverengimsi sarı veya gri tonlarında pürüzlü bir deriye sahip olan, boyu genellikle 6-8 cm arasında değişen, tehlike anında diğer kurbağalar gibi zıplamak yerine, kertenkeleye benzer şekilde koşarak veya yürüyerek hızla uzaklaşan küçük bir kara kurbağası türü

bufonidae : lat. * bufo (kurbağa) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * kurbağalar takımına ait olan ve genellikle "gerçek kara kurbağaları" olarak bilinen, derileri tipik olarak kuru ve siğilli olup, kısa bacakları ve tıknaz vücut yapılarıyla diğer kurbağalardan ayrılan bir amfibi familyası

buftalmus : gre. * bous (inek, sığır, öküz) + ophthalmos (göz) * genellikle bebeklik veya erken çocukluk döneminde ortaya çıkan doğuştan göz tansiyonu (konjenital glokom) sonucunda göz küresinin anormal derecede büyümesi durumu, öküz gözü

buğday : tür. * but (bacak; bitki sapı, ağaç dalı) + gay (isim yapım eki) (tür.); butt, buttock (kalça) (ing.) * tohumu başaklar içinde olan bir tarım bitkisi, tohumu başaklar içinde olan bir tarım bitkisi

buğlem : tür. * buğ (buhar, yemek kokusu gibi buharlı koku) + lem (isim yapım eki) * gülen, gülümseyen, mehtap, ay ışığı, özlem ve hasret; bereket yüklü bulut

buğra : tür. * buğra, buğur (erkek deve) * iki hörgüçlü, iri, damızlık erkek deve, genç deve, buğur

buğu : tür. * buğ (buhar, duman, tütsü, sis) * sıvıların ısınma veya buharlaşma sonucu oluşturduğu gaz hali; gözle görülebilen nemli gaz tabakası, buhar, yemek kokusu gibi buharlı koku (buée (buğu) (fra.) )

buğul : tür. * buğ (buhar, yemek kokusu gibi buharlı koku) + ul (isim yapım eki) * yemeklerin su buharı yardımıyla pişirilmesi

buğulamak : tür. * buğ (buhar, yemek kokusu gibi buharlı koku) + u (ek) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * buğuya tutmak, buğudan geçirmek, buhara tutmak

buğulanmak : tür. * buğ (buhar, yemek kokusu gibi buharlı koku) + u (ek) + lan (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * buharlaşmak veya buharla kaplanmak, sislenmek

buğur : tür. * buğra, buğur (erkek deve) * iki hörgüçlü, iri, damızlık erkek deve, çiftleşme dönemindeki kızgın deve, genç deve, buğra

buğz : ara. * buğd, buğz (kin, nefret, öfke, garez), bağda, bağza (nefret etmek, kin beslemek, öfke duymak) * kin, nefret, düşmanlık, garaz, yapılan kötülükleri unutmama ve düşmanlık besleme

buhar : ara. * bahara (buğu olmak, gaz haline gelmek; tütmek) * sıvıların ve bazı katıların ısı etkisiyle dönüştükleri gaz durumu, buğu

buhari : ara. * buhar (buğu) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Buharalı Fars bir muhaddis olan ve İslam dininin en büyük muhaddisi sayılan Ebu Abdillah Muhammed bin İsmail bin İbrahim el-Cu'fi el-Buhari

buharkent : ara., tür. * buhar (gaz durumu, buğu, sis) + kent (il, şehir) * Aydın’ın bir ilçesi (ilçedeki jeotermal yataklarından)

buharlaşmak : ara., tür. * buhar (gaz durumu, buğu, sis) + laş (edilgen fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * buğu haline gelmek, buhar haline geçmek, gazlaşmak

buharlı gemi : ara., tür. * buhar (gaz durumu, buğu, sis) + lı (ile, birlikte, beraber) + gemi (denizde yolculuk yapan büyük taşıt) * hareket enerjisini su buharı gücünden alan deniz taşıtı

buhl : ara. * bahale (eli sıkı olmak, cimrilik yapmak), bahil (cimri, pinti) * bahillik, eli dar olma, cimrilik, tamahkarlık, pintilik

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...