biyoavalibilite :
gre., lat., ing. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış)
(gre.) + advaliditas (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + validitas (validus
(geçerli, yaralı, değerli) (valere (güçlü olmak, değmek, işe yaramak) + idus
(ile ilgili, gibi, -a ait) ) + itas (isim yapım ve durum eki) ) (lat.);
availability (bulunma, hazır bulunma, mevcut olma, müsait olma) (ing.) * bir
ilacın veya besin öğesinin vücuda alındıktan sonra sistemik dolaşıma ne kadar
ve hangi hızda geçtiğini gösteren farmakokinetik ölçü; biyolojik
yararlanılabilirlik
biyocoğrafya :
gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + ge, geos (yer,
yeryüzü, toprak) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia
(yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * canlıların dünya üzerindeki dağılımını,
habitatlarını ve ekolojik ilişkilerini inceleyen bilim dalı
biyoçip :
gre., ing. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) (gre.) +
chip (küçük parça, yontulmuş parça, yonga) (ing.) * biyolojik moleküllerin
(DNA, RNA, proteinler, hücreler vb.) analizini yapmak için mikroelektronik ve
biyoteknoloji teknikleriyle hazırlanmış, çok küçük ölçekli biyolojik algılama
ve ölçüm platformu
biyodegradasyon :
gre., lat. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) (gre.) +
de (-sız, zıtlık, yokluk ve olumsuzluk öneki) + gradare (derecelenmek, aşama
kaydetmek, basamak çıkmak) (gradus (adım, basamak, safha, aşama, derece) + are
(fiil yapım eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.) * canlı organizmaların
(özellikle bakteri, mantar ve diğer mikroorganizmaların) enzimleri aracılığıyla
organik maddeleri daha basit kimyasal bileşiklere parçalama ve dönüştürme
süreci
biyoelektrik :
gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + elektrikos
(elektron (kehribar, koyu sarı, parlak, akkor) + ikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) ) * hücreler tarafından aktif olarak üretilen elektrik, yaşam
enerjisi
biyoelektronik :
gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + ilektronio,
elektron (birleştirip karıştırma, altının ve gümüş ile karıştırılması ile elde
edilen metal; çamgiller familyasından sarı-kızıl arası renge sahip hoş kokulu
bir bitki, kehribar, amber; koyu sarı, parlak, akkor; elektrikle ilgili) + ikos
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * moleküler biyolojinin hücrelerin yapısına
giren moleküller arasında geçerli elektrostatik güçlerini inceleyen bölümü
biyoenerji :
gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + energeia (iş
oluşumu) (en (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + ergia (iş durumu, çalışma
durumu, eylemsellik) (ergos, ergon (iş, çalışma, eylem) + eia (isim yapım, yer
ve durum eki) ) * canlı organizmaların ürettiği, termik, optik ve mekanik
olarak tezahür eden güç
biyoesey :
gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) (gre.) + exagium
(deneme, tartma) (ex (dış, dışa, tamamen) + agere (yapmak, etmek, hareket
etmek, sürmek, harekete geçirmek) ) + ium (isim yapım eki) (lat.); essai
(deneme, test) (fra.), essay (deneme, test) (ing.) * bir maddenin etkisini veya
aktivitesini ölçmek amacıyla canlı organizmalar veya biyolojik sistemler
üzerinde yapılan deneysel test yöntemi
biyofilm :
gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) (gre.) + film
(ince zar, membran, kaplama) (ing.) * mikroorganizmaların (özellikle
bakterilerin) bir yüzeye tutunarak kendi ürettikleri hücre dışı polimerik madde
(EPS
biyofizik :
gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + phusis, physis
(öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme,
geliştirme) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * fizik ve kimya
ilkelerini, matematiksel analiz ve bilgisayar modelleme yöntemlerini kullanarak
biyolojik sistemlerin nasıl çalıştığını araştıran, disiplinler arası bir bilim
dalı
biyogaz : gre.
* bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + khaos (boşluk;
maddenin uçucu hali, gaz) * ahır hayvanlarının gübresinden elde edilen yanıcı
gaz
biyografi :
gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + graphein
(yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme,
çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * bir kişinin yaşam öyküsünü yazılı olarak anlatma; hayat
hikayesi, yaşam öyküsü
biyografik :
gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + graphein
(yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme,
çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * biyografi ile ilgili
biyojeografi :
gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + ge, geos (yer,
yeryüzü, toprak) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia
(yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * canlıların dünya üzerindeki dağılımını,
habitatlarını ve ekolojik ilişkilerini inceleyen bilim dalı
biyojeokimya :
gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + ge, geos (yer,
yeryüzü, toprak) (gre.) + khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal
eritme) (khymeuein (karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve
durum eki) ) (gre.); kimya (maddenin yapısını, hallerini ve etkileşimlerini
inceleyen bilim dalı) (ara.) * canlı organizmalar ile yerkürenin fiziksel ve
kimyasal bileşenleri arasındaki madde ve element döngülerini inceleyen bilim
dalı
biyokataliz :
gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + katalysis
(kata (aşağı, alt) + lusis, lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma,
ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı
çözmek, salmak) + isis (isim yapım eki) ) * canlı organizmalarda, özellikle
enzimler aracılığıyla gerçekleşen kimyasal reaksiyonların hızlandırılması
biyokatalizör :
gre., lat. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) +
katalysis (kata (aşağı, alt) + lusis, lysis (gevşeme, çözülme, çözünme,
parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak,
gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım eki) ) (gre.) + or (-cı,
yapan, eden eki) (lat.); katılmak (dahil olmak) (tür.) * yaşam için gerekli
olan kimyasal tepkimeleri tetikleyen veya kolaylaştıran ancak tepkimeye
girmeyen madde
biyokimya :
gre., ara. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) (gre.) +
khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein
(karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.);
kimya (maddenin yapısını, hallerini ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı)
(ara.) * canlı organizmalarda gerçekleşen kimyasal süreçleri, hücre ve doku
düzeyinde metabolizma, enzimler, proteinler, nükleik asitler gibi moleküllerin
kimyasal yapısı ve işlevlerini inceleyen bilim dalı
biyokümülatif :
gre., lat. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) (gre.) +
kyomat (yığın, öbek, toplanma, gruplaşma, grup, birikme, küme) (kyo (şişmek,
kabarmak, top gibi olmak) + mat (ile ilgili olma) (gre.); cumulatus (yığılmış,
toplanmış, birikmiş, istiflenmiş) (cumulare (yığmak, toplamak, birleştirmek,
birikmek, bir araya getirmek, yoğunlaştırmak, istiflemek) (cum, cumus
(birlikte, beraber, topanmış, bir araya gelmiş, yığılmış) + ulus (küçültme eki)
+ are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ivus (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * canlı bir organizmanın çevreden aldığı
bazı kimyasal maddeleri (ör. ağır metaller, kalıcı organik kirleticiler)
metabolizmasıyla uzaklaştırabileceğinden daha hızlı biriktirmesi ve zaman
içinde vücudunda yoğunlaştırması durumuna ilişkin
biyokütle :
gre., tür. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) (gre.) +
kutla (yığın, küme, kütle) (tür.) * yaşayan veya yakın zamanda yaşamış
canlılardan elde edilen fosilleşmemiş tüm biyolojik materyelin genel ismi
biyolog :
gre., ara. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + logos
(kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * canlıları, yaşam formlarını ve yaşam
süreçlerini inceleyen bilim insanı, yaşam bilimi uzmanı, yaşambilimci,
olumbilimci, yaratılışbilimci
biyoloji :
gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + logia (bilim,
bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * canlıların yapılarını, işlevlerini,
gelişimlerini, çevreleriyle olan ilişkilerini ve evrimsel süreçlerini bilimsel
yöntemlerle inceleyen geniş kapsamlı doğa bilimi, yaşambilim, olumbilim,
yaratılışbilim
biyolojik :
gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + logia (bilim,
bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + ia
(isim, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
canlıların yapılarını, işlevlerini, gelişimlerini, çevreleriyle olan
ilişkilerini ve kalıtsal özelliklerini inceleyen bilim dalı olan biyolojiyle
ilgili veya canlı organizmaların doğasına, işleyişine ve yaşam süreçlerine ait
olan
biyolüminesans :
gre., lat. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) (gre.) +
lumen, luminis (ışık, aydınlık, iç boşluk) + escentia (başlama, filizlenme,
olma, belirme, oluşma) (escere (başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek,
belirmek, dönüşmek, bir sürece girmek) + entia (isim yapım eki) ) (lat.) * bazı
canlı organizmaların gerçekleştirdiği, kimyasal reaksiyonlar sırasında kimyasal
enerjinin ışık enerjisine dönüştürülmesi ile ışık üretilmesi ve yayılması
olayına verilen isim
biyom :
gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + ome (bütünlük,
topluluk bildiren ek) * belirli bir iklim, bitki örtüsü ve çevresel koşullarla
karakterize edilen, benzer ekolojik toplulukları içeren geniş coğrafi yaşam
bölgesi
biyomas :
gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + maza (hanur,
yığın) (gre.); massa (yığın, kütle) (lat.) * belirli bir alandaki veya
ekosistemdeki canlı organizmaların toplam biyolojik kütlesi; çoğunlukla kuru
ağırlık cinsinden ifade edilen organik madde miktarı
biyomedikal :
gre., lat. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) (gre.) +
medicus (çare bulan, aracı olan, doktor), medicare (iyileştirmek, çare bulmak,
vasıta bulan) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * biyoloji ve
fizyoloji olmak üzere doğal bilimlerin klinik tıbba uygulanması ile ilgili
biyomekanik :
gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + mikhani,
mekhane (cihaz, alet, araç, makine) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
biyolojik sistemlerin mekanik özelliklerinin yapı ve fonksiyonlarının
incelenmesine verilen isim
biyometeoroloji :
gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + meteoros (meta
(yeni, bir sonraki, değişim, dönüşüm, sonra, sonrası, öte, ötesi) + aeriein,
aeiro (kaldırmak, yükseltmek, yukarıya çıkarmak) ) + logia (bilim, bilme; söz,
anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) * hava olaylarının canlılar üzerindeki etkisini inceleyen
bilim
biyometri :
gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + metria (ölçüm,
ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * yaşayan
organizmaların ölçümlerine verilen genel isim
biyomikroskop :
gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + mikros (küçük,
minik, ufak, az) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek,
araştırmak), skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye,
gözlem, gözlenen, bakılan) * üzerinde özel olarak hazırlanmış bir mikroskop ve
ışık kaynağı bulunan test aleti; göz muayenesinde kullanılan, gözün ön
segmentini ayrıntılı incelemeye yarayan özel mikroskop
biyomimetik :
gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + mimetikos
(taklit eden, taklitçi) (mimeisthai (taklit etmek, benzetmek, örnek almak,
yansıtmak), mimos (taklitçi, taklit eden, oyuncu), mimesis (taklit, benzetme) +
ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * doğadaki canlı yapıların,
süreçlerin ve sistemlerin incelenerek bunların ilkelerinin mühendislik,
teknoloji, mimari veya tasarımda taklit edilmesi ile ilgili
biyomoleküler :
gre., lat. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) (gre.) +
moles (kütle, kitle, yoğun yığın) + cula, culus (küçültme eki) + aris (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); moléculaire (fra.) * canlı
organizmalardaki yaşamsal faaliyetleri yürüten DNA, RNA ve proteinler gibi
büyük molekülleri ve bu moleküllerin yapılarını, işlevlerini ve birbirleriyle
olan etkileşimleri ile ilgili olan
biyomorfik :
gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + morphe,
morphos (şekil, biçim, form, kalıp) + ikos (gibi olan, ile ilgili olan) * canlı
organizmaların formlarına benzeyen veya onları çağrıştıran
biyonik :
gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + tekhne
(ustalık, sanat, maharet, sanat, zanaat, beceri, yapım, iş, teknik, yöntem,
usül) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * canlı organizmaların işleyiş
mekanizmalarını taklit eden elektronik cihazlara ilişkin bilim dalı
biyoorganometalik :
gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + organon (alet,
araç, organ) (gre.) + metallon (maden, cevher, işlenebilir taş) (gre.);
metallum (lat.) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.); icus (lat.) *
en az bir metal veya metaloid ile karbon atomu arasında doğrudan bağ bulunan ve
biyolojik sistemlerde aktif rol oynayan veya bu sistemleri taklit eden
molekülleri ve bu molekülleri inceleyen bilim dalı
biyoortogonal :
gre., lat. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + orthos
(doğru, dik, düzgün) + gone, gone, gonia (köşe, açı, dik açı, gönye) (gre.) +
alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * canlı bir sistemin doğal
biyokimyasal süreçlerine ve işleyişine zarar vermeden, o sistemin içinde yan
etkisiz bir şekilde gerçekleşebilen kimyasal tepkimeler ile ilgili
biyopolimer :
gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + polys (çok,
fazla, çoklu) + meros (parça, bölüm, kısım, birim) * canlı organizmalar
tarafından sentezlenen veya biyolojik kökenli olan, çok sayıda küçük yapı
biriminin (monomerin) tekrarlanmasıyla oluşan büyük moleküllü bileşik
biyopsi :
gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + ops, opsis
(göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) * vücutta hastalık şüphesi bulunan bölgeden
cerrahi yöntemler ile hücre, sıvı veya doku alma işlemi
biyopsikososyal :
gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + psikhe (ruh,
zihin, bilinç) (gre.) + socius (takipçi, arkadaş, yoldaş, refakatçi, eşlik
eden, müttefik, bağı olan, ilişkili) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(lat.) * bireyin sağlık durumunu biyolojik, psikolojik ve sosyal açılardan
ifade eden kavram
biyoritm :
gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + rhythmos
(ölçü, düzenli akış; hareketlerin ve seslerin belirli aralıklarla yinelenmesi)
(rhein (akmak, dökülmek, yağmak) + thmos (isim yapım eki) ) * canlı
organizmalarda zaman içinde düzenli aralıklarla tekrarlanan biyolojik değişim
ve döngüleri ifade eden ritmik süreç; doğum anından itibaren fiziksel, duygusal
ve zihinsel kapasitelerimizin belirli döngüler halinde (23, 28 ve 33 gün)
dalgalandığını öne süren teori
biyosensör :
gre., lat. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) (gre.) +
sensor (fiziksel, kimyasal veya çevresel bir değişkeni (ısı, ışık, basınç,
hareket vb.) algılayıp ölçülebilir bir sinyale dönüştüren cihaz veya algılayıcı
eleman; teknik sistemlerde veri toplamak için kullanılan duyarga, algılayıcı)
(sentire (hissetmek, duyumsamak, sezmek, algılamak, farketmek) (sensus (his,
duygu, duyu, sezgi, algı, farkındalık, anlam) + ire (fiil mastar eki) ) + or
(-cı, yapan, eden eki) ) (lat.) * biyolojik bir algılayıcı unsur ile
fiziksel/kimyasal bir dönüştürücünün birleşiminden oluşan, biyolojik bir
maddeyi (enzim, antikor, hücre, DNA vb.) kullanarak belirli bir kimyasal veya
biyolojik değişkeni ölçen cihaz
biyosentez :
gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + synthesis
(birleştirme, sentez) (sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) +
tithenai (koymak, yerleştirmek, konumlandırmak, kurmak), thesis (koyma, koyuş,
yerleştirme) ) * substratların canlı organizmalarda daha karmaşık ürünlere
dönüştürüldüğü çok aşamalı, enzim katalizli bir süreç
biyosfer :
gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + sphaira (top,
küre, yuvarlaklık) * yeryüzünün, üzerinde yaşam formları (organizmalar) bulunan
katmanı
biyosidal :
gre., lat. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) (lat.) +
cidalis (ölümcül, ölümle ilgili) (cedere (gitmek, ölmek) + alis (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) * bakteri, virüs, mantar gibi mikroorganizmalar,
hamam böceği, kene, karasinek, sivrisinek gibi böcekler, fare ve sıçan gibi
kemirgenler üzerinde kimyasal veya biyolojik etki gösteren kimyasal madde
biyoşimi :
gre., ara. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) (gre.) +
khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein
(karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.);
kimya (maddenin yapısını, hallerini ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı)
(ara.) * canlı organizmalardaki kimyasal süreçleri ve maddeleri inceleyen bilim
dalı, biyokimya
biyoşimik :
gre., ara. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) (gre.) +
khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein
(karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.);
kimya (maddenin yapısını, hallerini ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı)
(ara.) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * biyokimya ile ilgili
biyoteknoloji :
gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + tekhne
(ustalık, sanat, maharet, sanat, zanaat, beceri, yapım, iş, teknik, yöntem,
usül) + legein, lego (söylemek, konuşmak), logia (bilim, bilme; söz, anlatı,
söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * canlı organizmaların, hücrelerin, enzimlerin veya biyolojik
sistemlerin insan yararına ürün ve süreç geliştirmek amacıyla kullanıldığı
bilim ve teknoloji alanı
biyoterapi :
gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + therapeia
(hizmet etme, ilgilenme, iyileştirme, tedavi etme, eğitme, öğretme,
iyileştirme, öğretiyle islah etme; bakım, hizmet, tedavi) (therapuein (hizmet
etmek, ilgilenmek, iyileştirmek, tedavi etmek, yönetmek, tıbbi tedavi etmek),
the (ön ek) + rapein (eğitmek, öğretmek) ) + eia (isim yapım eki) ) * canlı
organizmaların doğal işleyişinden veya biyolojik yöntemlerden yararlanılarak
uygulanan tedavi yöntemi
biyotik :
gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + tikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yaşam ile ilgili, yaşamsal, hayati, hayatla
ilgili
biyotit :
fra. * biot (Fransız bilim adamı Jean-Baptiste Biot’un soyadından) + ite
(element, kayaç ve mineral eki) * bir tür kara renkli mika
biyotransformasyon :
gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + transformatio
(dönüşüm, şekilsel geçiş, değişim) (trans (geçiş, geçme, ötesi, karşıdan
karşıya, öteye) + formare (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak) (formis
(şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) +
are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) ) * ilaçların vücuda
uygulandıkları andan itibaren çeşitli enzimlerin etkisiyle kimyasal değişikliklere
uğraması, ilacın metabolize edilmesi, biyodünüşüm
biyoyakıt :
gre. * bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) (gre.) + yakıt
(yanarak enerji veren madde) (yak (yakmak, ateş oluşturmak, tutuşturmak, yanma
duygusu vermek, sıcağa maruz bırakmak) + ıt (isim yapım eki) ) (tür.) * yakın
zamanda yaşamış bitki, hayvan gibi organik maddelerden veya biyolojik
atıklardan elde edilen yenilenebilir bir enerji kaynağı
biz :
tür. * biz (birinci çoğul şahıs zamiri) * birinci çoğul şahıs zamiri
bizahmet :
ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + dahm, zahm (sıkıştırmak, sıkmak, sıkışmak,
darlık vermek, sancılanmak) + et (isim yapım eki) * zahmet ile; rica, rica
ederim, zahmet vererek
bizans :
gre., tra. * byzantium (byzas (teke, keçi) + an (ulama) + tium (yer,ekan) ) *
keçinin yeri; Grek kralı Byzas'ın isminden
bizar :
far., ita. * bi (ile, birlikte, beraber) + zar (bıkkınlık, bezginlik, sıkıntı,
zorluk) (far.), bizarro (sinirli, kızgın) (ita.) * sıradışı, tuhaf, garip,
rahatsız edici
bizatihi :
ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + zat (öz, kendi) + hi (o) * kendiliğinden,
kendinden, özünden, aslından
bizlengiç :
tür. * biz, bigiz (tığ, çuvaldız, büyük iğne) + len (dönüşlü fiil eki) + giç
(isim yapım eki) * ucu çivili sopa; yük hayvanlarını dürtmek için kullanılan,
ucuna sivri demir çakılmış değnek, üvendire
bizmut :
gre., lat. * psimythion (gre.); bisemutum (lat.) (beyaz kütle) (psi, bise
(beyaz) + mythion, mutum (kütle) ) ) * Bismuthum, simgesi Bi, atom sayısı 83,
atom ağırlığı 208.9 olan, kırılgan, katı, kolayca toz durumuna getirilebilen,
kızılımsı ak renkli bir element
bizon :
lat., gre. * bison (vahşi öküz) (bis (vahşi) (lat.) + oaxos, oaxon (öküz)
(gre.) ) * Amerika anakarasında yaşayan, koyu kıllı, çok iri bir cins hörgüçlü
yaban öküzü
bizr :
ara. * bizr (tohum, tane), büzur (ç.) * sebzevat; kuru ot tohumu
biz-zar :
far. * bi (ile, birlikte, beraber) + zar (bıkkınlık, sıkıntı, zorluk) (far.);
bizarre (tuhaf, can sıkıcı) (ing. fra.) * bıkmış, usanmış, fütur getirmiş,
bezginlik; bizar
bizzat :
ara. * bi (ile, birlikte, beraber) + el (ön ek, artikel) + zat (kişi, şahıs,
kendi, öz) * kişi olarak, doğrudan doğruya kendisi, kendi
Bk :
lat. * berkelium (Berkeley (ABD'nin Kaliforniya eyaletindeki Berkeley şehri)
(ing.) + ium (kimyasal element eki) (lat.) ) * atom numarası 97 olan,
aktinitler serisinde bulunan, sentetik olarak elde edilen, yalnızca nükleer
araştırmalarda ve yeni ağır elementlerin sentez çalışmalarında kullanılan
radyoaktif bir metal element
blackstonia :
lat. * Blackstone (İngiliz eczacı ve botanikçi John Blackstone) + ia (isim
yapım eki) * sarı çiçekli çalı veya otsu, Gentianaceae familyasından bir bitki
blandford - znajek süreci :
ing., pol.* blandford (İngiliz teorik astrofizikçi Roger Blandford'un isminden)
+ znajek (Polonyalı / İngiliz/Çek kökenli astrofizikçi Roman Znajek’in
isminden) * dönen bir kara delikten enerji çıkarmak için kurulan bir mekanizma
blast :
gre. * blastos (tomurcuk, tohum, filiz, sürgün, büyüme/çiçek açma filizi) *
gelişimin erken evrelerindeki hücre, tomurcuk, tohum, filiz, embriyonik doku;
patlama
blastokist :
gre. * blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre,
embriyonik hücre) + kysthos (kese; mesane, sidik torbası) * döllenmeden sonraki
5. veya 6. günde ulaşılan, hücrelerin iki farklı gruba ayrıldığı ve içi sıvı
dolu bir boşluğun oluştuğu erken embriyo evresi
blastomer :
gre. * blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre,
embriyonik hücre) + meros (parça, bölüm, kısım, birim) * döllenmiş bir
yumurtanın (zigotun) erken embriyonik gelişim sırasında ardışık bölünmelerle
oluşan hücrelerinden her biri
blastomikoz :
gre. * blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre,
embriyonik hücre) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + osis (durum,
sorun ve hastalık eki) * çürüyen odun ve toprakta bulunan blastomyces
dermatitidis mantarının solunmasıyla oluşan bir enfeksiyon
blastomis :
gre. * blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre,
embriyonik hücre) + mesos (orta, vasat, ara, yarı) * erken gelişim süreci, orta
tohum, hücre bölünmesinin erken safhası
blastopor :
gre. * blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre,
embriyonik hücre) + speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek, saçmak, dağıtmak),
spora (ekim, ekme, saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos
(ekin, tohum, çekirdek, üreme hücresi) * embriyonal gelişim evresinde, blastula
aşamasındaki hücrelerin içeriye doğru çökmeye başlamasıyla oluşan, sindirim
sisteminin öncülü olan boşluğa (arkenteron) açılan ilk açıklık (Blastoporun
ilerleyen süreçte ağza mı yoksa anüse mi dönüşeceği, canlı türünün evrimsel
sınıflandırmasını belirler.)
blastosist :
gre. * blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre,
embriyonik hücre) + kysthos (kese; mesane, sidik torbası) * döllenmeden sonraki
5. veya 6. günde ulaşılan, hücrelerin iki farklı gruba ayrıldığı ve içi sıvı
dolu bir boşluğun oluştuğu erken embriyo evresi
blastosit :
gre. * blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre,
embriyonik hücre) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) *
döllenmeden yaklaşık 5-6 gün sonra embriyonun, içi sıvı dolu bir boşluk
(blastokoel) içeren, dış yüzeyinde trofoblast adı verilen hücrelerden oluşan
bir tabaka ve içinde iç hücre kitlesi (inner cell mass) bulunan bir yapıya
sahip olduğu aşama
blastosöl :
gre. * blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre,
embriyonik hücre) + koilos (boş, oyuk, içi boş, boşluk, oyuk, kavernöz, çukur)
* döllenmiş yumurtanın (embriyonun) erken gelişme evrelerinden biri olan
blastula veya blastokist safhasında, hücre kümesinin ortasında oluşan, bölünme
veya segmentasyon boşluğu olarak da bilinen sıvı dolu boşluk
blastula :
gre., lat. * blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre
hücre, embriyonik hücre) (gre.) + ula (dişil küçültme eki) (lat.) * embriyo
gelişiminde, embriyonik hücrelerin oluşturduğu, ortası sıvıyla dolu hücresel
yapı
blattodea :
gre. * blatta (hamam böceği) + odea (takım eki, grup eki) * hamam böcekleri ve
termitleri kapsayan, polyneoptera üsttakımına bağlı böcekler takımı
blau sendromu :
alm. * blau (Amerikalı doktor Edward Blau’nun soyadından) + syndromon (sendrom,
belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) *
genetik mutasyona bağlı olarak gelişen, granülomatöz iltihaplanma, deri
döküntüleri, artrit ve üveit ile karakterize olan otoinflamatuar genetik
hastalık
blazar :
ing. * BL Lac (ilk keşfedilen örnek olan BL Lacertae adlı değişken yıldız
benzeri gökcisminin adı) + quasar (quasi-stellar radio source (yıldızsı radyo
kaynağı) ) * dev bir galaksinin merkezindeki süper kütleli kara delik
tarafından beslenen ve doğrudan Dünya'ya doğru bakan yoğun bir enerji jetine
sahip, evrendeki en parlak ve en enerjik aktif galaksi çekirdeklerinden biri
bleb :
isk. * blebbi (kabarcıkların suda çıkardıkları sesten ses yansımalı kelime) *
genellikle doku yüzeylerinde, hücre zarında veya akciğer ile göz gibi
organlarda meydana gelen, içi seröz sıvı veya hava ile dolu olan, yarım küre
şeklindeki küçük patolojik kabarcık veya kesecik
blechnaceae :
gre. * blechnon (eğrelti otu) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki)
(lat.) * Polypodiales takımına ait, kozmopolit dağılıma sahip, çiçek açmayan,
sporla üreyen ve genellikle nemli, gölgeli orman altı ekosistemlerinde yetişen
bir eğrelti otu familyası, Tarakeğreltisigiller
blechnum :
lat. * blechnum (eğrelti otu) * gölgeli nemli yerlerde yetişen, uzun yapraklı
eğrelti otu, Blechnaceae familyasından bir bitki
blefarit :
gre. * blepharitis (blepharon (göz kapağı) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı,
enflamasyon, sorun, hastalık eki) ) * göz kapaklarının çeşitli nedenlere bağlı
olarak iltihaplanmasıyla ortaya çıkan bir göz hastalığı
blefarokalazi : gre.
* blepharon (göz kapağı) + khalasis (rahatlama, gevşeme, sarkma, çözülme)
(gre.); halas (çözüm, kurtuluş) (ara.) * göz kapağının gevşemesi veya sarkması
durumu; göz kapağının zaman zaman alevlenen ve tekrarlayan ödemi ve
enflamasyonu ile karakterize durum
blefarokonjonktivit :
gre., lat. * blepharon (göz kapağı) + coniunctivus (bağlayan, bağlantı
sağlayan) (com, con (ile, beraber, birlikte) + jungere (birleştirmek, bağlamak,
bir araya getirmek, eklemek, kesişmek), junctus (bağlanmış, birleştirilmiş) + ivus
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * kabuklu, kırmızı ve şiş göz kapaklarına
neden olan blefarit ile gözün beyaz kısmındaki şeffaf astarın ve göz
kapaklarının iç kısmının iltihaplanmasına neden olan konjonktivitin birleşimi
blefaron :
gre. * blephein (görmek, bakmak) + aron (organ veya nesne yapım eki) * göz
kapağı
blefaropitoz :
gre. * blepharon (göz kapağı) + ptosis (düşme, düşüş, sarkma) (piptein (düşmek,
sarkmak) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * göz kapağı
düşüklüğü
blefaroplasti :
gre. * blepharon (göz kapağı) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek,
oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme,
biçimlendirme, kalıplama) (plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş,
biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * göz
kapağının durumunu düzeltmek için yapılan estetik cerrahi girişim
blefarospazm :
gre. * blepharon (göz kapağı) + spasmos (çekim, kasılma) * göz kapaklarının
istemsizce ve yinelenen şekilde kasılarak kapanması durumu
blender :
isk. * blanda (karıştırmak) + er (-cı, yapan, eden eki) * et, meyve, sebze gibi
şeyleri doğrayıp karıştıran elektrikli mutfak aracı
blenniidae :
gre., lat. * blenna (mukus, mukoza, sümüksü ve kaygan salgı) + os (sıfat yapım
eki) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller,
zoolojik familya eki) (lat.) * genellikle sıcak ve ılıman denizlerdeki
(Akdeniz, Ege ve Karadeniz gibi) sığ kıyılarda, kayalık ve yosunlu alanlarda
yaşayan küçük, küt burunlu, pulsuz deniz balıklarını kapsayan bir familya,
Horozbina balıkları
blenoraji :
gre. * blenna (mukus, mukoza, sümüksü ve kaygan salgı) + rhegnynai, rhegnynein,
rhein (akmak, dökülmek, yağmak, yırtılmak, patlamak, kanamak), rhage (akma,
akış, yağma, yağış, dökülme, yırtılma, patlama, kanama) + eia (isim yapım ve
durum eki) * neisseria gonorrhoeae adlı gram-negatif diplokok bakterinin sebep
olduğu, üreme yolları (üretra, serviks), rektum, boğaz, gözleri etkileyen bir
enfeksiyon hastalığı, mukuslu akıntı, belsoğukluğu, gonore
bleomisin :
gre. * phleos (ağaç kabuğu veya dal) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal
organizma) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) (lat.) * kanser
tedavisinde kullanılan ve streptomyces verticillus isimli bakteri tarafından
üretilen bir antitümöral ilacın etken maddesi (C55H84N20O21S2)
bletilla :
lat. * Bletilla (ransız botanikçi Édouard Blet) + illa (küçültme eki) * mor
veya pembe çiçekli orkide, Orchidaceae familyasından bir bitki
bleyd :
alm. * blada, Blatt (yaprak) * bıçak, kılıç gibi kesici aletlerin ince, düz ve
keskin metal kısmı, namlu; pervane, helikopter, rüzgar türbini gibi dönen
mekanizmaların geniş ve yassı her bir kanadı; bitki yaprağı
blinatumomab :
lat. * bli (B hücreleri hedefleme veya BiTE teknolojisi belirteci) + antibody (antikor)
+ tu (tumor (tümör, yumru) ) + mab (monoclonal antibody (tek klonlu antikor) )
* Philadelphia kromozomu negatif nükseden veya dirençli akut lenfoblastik
löseminin tedavisinde kullanılan bispecific T-cell engager (BiTE) sınıfına ait
bir monoklonal antikor (C2367H3577N649O772)
blister :
fra. * blistre (şişiklik, kabarcık, su toplaması, sivilce) * tablet veya
kapsüllerin korunmasını sağlayan bir ambalaj çeşidi
blitzar :
alm. * Blitz (şimşek) + er (-cı, yapan, eden eki) * çok hızlı radyo patlamaları
(Fast Radio Bursts - FRB) yayan ve saniyenin çok küçük bir kısmında yanıp sönen
varsayımsal bir astrofiziksel nesne türü için kullanılan yeni (neolojizm) bir
terim
blockchain :
ing. * block (kütle, blok, parça) + chain (zincir) * dağıtık kayıt teknolojilerinde
her bir veri bloğunun kronolojik olarak birbirine bağlandığı, şifrelenmiş işlem
takibini sağlayan dağıtık yapıdaki değiştirilemez ve şeffaf dijital veritabanı
kayıt sistemi
bloemfontein :
hol. * bloem (çiçekler) + fontein (pınar, kaynak) (çiçek pınarı) * Güney
Afrika’nın başkenti
blok :
lat. * bloccus (blok, kütük, engel, ağaç kütüğü), bloccare (bloklamak,
engellemek, mani olmak) (lat.); bloc (fra) * büyük kitle; engel, mani
blokaj :
lat. * bloccus (blok, kütük, engel, ağaç kütüğü), bloccare (bloklamak,
engellemek, mani olmak) (lat.); bloquer (bloklamak, engellemek, mani olmak,
durdurmak) + age (isim yapım eki) * engelleme, mani olma, durdurma
bloke :
lat. * bloccus (blok, kütük, engel, ağaç kütüğü), bloccare (bloklamak,
engellemek, mani olmak) (lat.); bloquer (bloklamak, engellemek, mani olmak,
durdurmak), bloqué (bloklanmış, engellenmiş, mani olunmuş, bloklanmış) (fra.) *
mani olunmuş, engellenmiş, bloklanmış
bloker :
lat. * bloccus (blok, kütük, engel, ağaç kütüğü), bloccare (bloklamak, engellemek,
mani olmak) (lat.); bloquer (bloklamak, engellemek, mani olmak, durdurmak) +
eur -cı, yapan, eden eki) ) * bir biyolojik sistemde belirli bir etkiyi önleyen
veya engelleyen madde veya ilaç
bloknot :
lat., fra. * bloccus (blok, kütük, engel, ağaç kütüğü) (lat.); bloc (ağaç
kütüğü, set) (fra.) + nota (işaret, yazı) (lat.); note (fra.) * yaprakları
kolayca kopartılabilecek biçimde yapılmış not defteri
blokör :
lat. * bloccus (blok, kütük, engel, ağaç kütüğü), bloccare (bloklamak,
engellemek, mani olmak) (lat.); bloquer (bloklamak, engellemek, mani olmak,
durdurmak) + eur -cı, yapan, eden eki) ) * bir biyolojik sistemde belirli bir
etkiyi önleyen veya engelleyen madde veya ilaç
blöf :
hol. * bluffen (blöf yapmak) (bluff (kibirli, övünç, gururlanma, böbürlenme) +
en (fiil mastar eki) ) * karşısındakini yanıltmak, yıldırmak, başka türlü
davrandırmak için söylenen gerçekdışı söz veya takınılan aldatıcı, yanıltıcı
tavır
blucin :
fra. * bleu (mavi) + de (tamlama bağlacı) + Gênes (Cenova) (fra.), blue (mavi)
+ jean (Cenova) (ing.) * Cenova tipi mavi kumaş; mavi renkli kot pantalon
blues :
ing. * blue (mavi) + devils (şeytanlar) * melankoli içeren psikolojik hal,
depresyon veya hezeyan titremeleri; Batı Afrika kültüründe cenaze ve yas
törenlerinde ''acının ifadesi'' olarak kullanılan "çivitin mavi
rengi" üzerinden mistisizm (“Blues music”, Afrika'dan getirilen kölelerin
tarlalarda çalışırken söyledikleri ve hüznü, umudu, özgürlüğü ve derin acıyı
anlatan şarkılardan doğmuştur.)
bluetooth :
isk., ing. * blurtooth (Danimarka ve Norveç'i tek bir krallıkta birleştiren
King Harald Bluetooth'un isminden) (blatand, blatann, blatonn (bla (mavi) +
tand (diş) ) (isk.), bluetooth (blue (mavi) + tooth (diş) ) (ing.) * sembolü H
ve B harflerinin birleşiminden oluşan, kablosuz veri aktarımı sağlayan,
telekomünikasyon ve bilgisayar sistemlerini birleştiren teknolojinin ismi
blum :
ing. * bloom (çiçek; çiçek açmak) * elli bir ve pinaki gibi seri kağıt açma
esasıba dayanan ve 7 kagıt dağıtılarak oynanan bir iskambil oyunu
blumea :
lat. * Blume (Alman botanikçi Carl Ludwig Blume) + a (ile ilgili, -a ait) *
tropikal ve subtropikal, aromatik veya dekoratif bitki, Asteraceae
familyasından bir bitki
blushing :
ing., hol.* blyscan, blush (kızarmak, kırmızılaşmak) (ing.), blozen (hol.) *
kızarma, kan hücumu nedeniyle yüz kızarması
bluz :
lat. * pelusia (kısa) (lana (yün) + pelusia (kısa) (kısa yünlü giyecek) ) *
kadınların etek veya pantolon üzerine giydikleri, ince kumaştan yapılmış, uzun
veya kısa kollu, gömlek benzeri giyecek
BMI :
ing. * body (vücut) + mass (kitle) + index (indeks) * vücut ağırlığı ve boy
oranına göre bireyin ideal kilosunu değerlendiren ölçüt
BNP :
ing., lat., gre. * brain (beyin) + natriouretikos (idrar yoluyla sodyum
atılımını artıran, sodyum atıcı özellik gösteren) (natrium (sodyum) (lat.) +
ouretikos (diüretik, idrarla atıcı) (ouron (idrar, sidik, çiş) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) + peptide (amino asitlerin kısa
zincirlerinden oluşan molekül, protein yapıtaşı) (peptein (sindirmek, hazmetmek)
+ ide (ikili bileşik, anyon eki) ) (gre.) * ventriküllerde (büyük oranda sol
ventrikülde) sentezlenen, depolanan ve oradan salgılanan, 32 amino asitten
oluşan, natriürezi uyarıcısı olan, glomerüler filtrasyon hızını arttıran ve
periferik arter dilatasyonuna yol açarak kardiyak dolum basınçlarını azaltan
bir nörohormon, B-tipi natriüretik peptit
boa :
lat. * boa (geniş yılan) * Güney Amerika’da bulunan, boyu birkaç metreye
ulaşabilen, çok güçlü, sarılgan, zehirsiz bir yılan
bobin :
gre. * bambein (gevezelik etmek, kesik ses çıkarmak; çıkrığın çıkardığı sesten
onomatopeik kelime) (Aletin çıkardığı sese istinaden onomatopeik (ses
yansımalı) olarak oluşmuştur.) * bir iletken telin üst üste veya yan yana
sarılmasıyla oluşan devre elemanı
bobinaj :
gre., fra. * bambein (gevezelik etmek, kesik ses çıkarmak; çıkrığın çıkardığı
sesten onomatopeik kelime) (gre.) + age (isim yapım eki) (fra.) * elektrik ile
çalışan motorlarda akımın taşınmasını sağlayan, motor içerisinde manyetik alan
oluşturan ve gerilim ortaya çıkaran iletken uçlarının birbirine bağlanmasını
sağlayan parça
boca :
ita. * poggia (yaslanma, abanma, bastırma, geminin yönünü rüzgara çevirerek
şahlanma) * geminin başını rüzgâra doğru çevir komutu
bocalamak :
gre., lat., ita. * poggiare (yaslanmak, abanmak, bastırmak; (gemi) yel altına
gelmek, yönünü rüzgara çevirerek şahlanmak) (podium, podio (destek, dayanak,
taban, ayak) + iare (fiil mastar eki) ) * (gemi) rüzgara karşı gidemeyerek
yalpalamak veya rüzgarla sürüklenmek; ters rotaya dönerek rüzgarı, dalgayı
arkaya almak
bocconia :
lat. * Boccone (İtalyan botanikçi Paolo Boccone) + ia (isim yapım eki) *
tropikal çalı veya ağaç, Papaveraceae familyasından bir bitki
bochner formülü :
alm., lat. * bochner (Amerikalı matematikçi Salomon Bochner'in soyadından)
(alm.) + formula (belirli bir düzen veya standart biçimde ifade edilen sembol,
denklem veya tarif) (lat.) + ü (iyelik eki) (tür.) * bir Riemann manifoldu
üzerinde tanımlı harmonik fonksiyonları Ricci eğriliğiyle ilişkilendiren bir
formül
bochner-martinelli formülü :
alm., ita. * bochner (Amerikalı matematikçi Salomon Bochner'in soyadından)
(alm.) + martinelli (İtalyan matematikçi Enzo Martinelli’nin soyadından) (ita.)
+ formula (belirli bir düzen veya standart biçimde ifade edilen sembol, denklem
veya tarif) (lat.) + ü (iyelik eki) (tür.) * Cauchy integral formülünün birden
fazla kompleks değişkenli fonksiyonlara yönelik genellemelerinden biri
boci :
ita. * poggia (yaslanma, bastırma) * ağır yük taşımada kullanılan, kalın ve
küçük iki tekerleği olan el arabası
bocuk :
tür. * bo (hayvan, kötü ruh) + cuk (küçültme eki) * Ortodokslarca kutlanan
Hazreti İsa’nın doğum yortusu; domuz; korkutucu veya yaramaz bir ruhla
ilişkilendirilen efsanevi yaratık veya hayalet türü
bocurgat :
gre. * bozargatis, butzargatis (yelken ipi manivelası) (boza, butza (ip) +
ergatis (işçi, amele, ırgat; makine, manivela) ) * ağır yükleri yukarı
kaldırmakta kullanılan, manivela ile döndürülen ve döndürüldükçe, kaldırılmakta
olan şeyin bağlı bulunduğu urganı kendi üzerine saran araç, çıkrık
bodhiçaryavatara :
san. * bodhicaryavatara (bodhisattva (budhi (mükemmel bir şekilde bilmek),
bodhi (mükemmel bilgi) + sattva (varlık, öz) ) + carya (rutin, iş; dolaşma) +
vatara (yol) * "Aydınlanma yoluna giriş" anlamına gelen, MS 8.
yüzyılda yaşamış bir Hint filozofu olan Şantideva tarafından yazılan üç
kitaptan biri (diğerleri Şikshasamuççhaya (Bütün öğretilerin kavranması) ve
Sutrasamuççhaya (Bütün sutraların kavranması)
bodos :
gre. * podostima (ayakta durmak, dikilmek) * gemi direği
bodoslama :
gre. * podostima (ayakta durmak, dikilmek) (pod (ayak) + stema (durmak) ) *
gemi omurgasının baş ve kıç taraflarından yukarıya uzanan ağaç veya demir
direklerden her biri
bodoslamak :
gre., tür. * podostima (ayakta durmak, dikilmek) (gre.) + la (etken fiil eki) +
mak (fiil mastar eki) (tür.) * ileri sürmek, dayatmak
bodrum :
gre. * hippodromio (hypo, ipo (alt) + dramein (koşmak), drome, dromos (koşu,
koşma; yön, rota, yol, pist, sokak) * zemin altı kat, kayalık, yer altı yolu
(örneğin hippodrome, Hippodrom (atların koşarak yarıştığı yer) )
bodrum :
lat. * petrum (petr (kaya) + us, um (son ek) ), petrium (kayalık) * Muğla’nın
bir ilçesi
boduç :
tür. * bod (yuvarlak, toparlak) + uç (isim yapım eki) * ağaçtan yapılmış testi
bodur :
tür. * bo (kaba, kısa) + dur (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * enine göre
boyu kısa olan, kısa boylu ve tıknaz, bücür, bıdık, bızdık, boduk, bicik,
bıdımık (küçük anlamı veren ifade)
body :
ing. * bodig (vücut, gövde, beden, cüsse, cisim; arkadaş, yoldaş) * vücut, gövde,
beden, cüsse, cisim; arkadaş, yoldaş
body guard :
ing. * body (vücut, gövde, beden; arkadaş, yoldaş) + guard (korumak) * koruma,
fedai
body mass index :
ing., gre., lat. * body (vücut, gövde, beden; arkadaş, yoldaş) (ing.) + maza
(arpa keki) (gre.); massa (kütle, yığın) (lat.) + index (başparmak,
bilgilendirici, işaret) (in (iç, içeri, içindede, içerisi, içinde) + dicere
(söylemek, demek), dexus (söylem, deyiş) ) * vücut kütlesinin, uzunluğunun
metre cinsinden karesine bölünmesiyle hesaplan ve yetişkin bir bireyin
kilosunun boyuna göre oranının ölçülmesi ile kişinin ideal kiloda olup
olmadığını gösteren bir parametre
boehmeria :
lat. * Boehmer (Alman botanikçi Georg Boehmer) + ia (isim yapım eki) *
tırmanıcı veya otsu bitki, Urticaceae familyasından bir bitki
bogota :
isp. * bacata (çevirme, kuşatma) * Kolombiya'nın başkenti
bogota bag :
isp. * bacata (çevirme, kuşatma) (isp.) + bag (çanta) (ing.) ilk kez
Colombia’nın Bogota kentinde doktor Oswaldo Borraez tarafından kullanılan
yöntem * karın yaralarının kapatılması için kullanılan steril bir plastik torba
boğa :
tür. * buka, bugra (buğ (büyümek, şişmek, kabarmak) + a, ka, ra (isim yapım
eki) ) * sığırgiller familyasından damızlık olarak kullanılan, güçlü yapısıyla
bilinen erkek sığır
boğa burcu : tür.
* buka, bugra (boğa) + pyrgos (kule, bir yapının en yüksek noktası) (gre.) + u
(iyelik eki) (tür.) * 21 Nisan - 20 Mayıs tarihleri arasında doğanları temsil
eden, sabırlı, kararlı ve maddeci özellikleriyle tanınan zodyak burcu
boğada :
gre., isp. * bogada (kürek vuruşu) * çamaşırı, yıkamadan önce, kirlerin
kabarması için küllü veya sodalı suya yatırma işlemi
boğak :
tür. * boğ (sıkmak, daraltmak, sıkıştrmak, bastırmak, tıkamak) + ak (isim yapım
eki) * bademciklere yerleşen veya boğazın her yanına dağılan yangıların ortak
ismi
boğanak :
tür. * boğ (sıkmak, daraltmak, sıkıştrmak, bastırmak, tıkamak) + an (etken fiil
eki) + ak (isim yapım eki) * çok yeğin biçimde yağan yağmur, fırtınayla karışık
şiddetli sağanak, bora
boğasak :
tür. * boğa (erkek sığır) + sak (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sık sık
kızgınlık gösteren ve boğa isteyen inek
boğaz :
tür. * boğ (sıkmak, daraltmak, sıkıştrmak, bastırmak, tıkamak) + az (isim yapım
eki) * dar geçit, sıkıştırılmış yol, geçişi zorlaşmış yer
boğazkale :
tür. * boğaz (geçit, ince uzun geçiş yolu) + kale (savunma yapısı, şehir suru,
hisar, korugan) * Çorum’un bir ilçesi (eski ismi Hattusa (Hitit
İmparatorluğu’nun başşehri (Hatti halkının isminden) )
boğazkesen :
tür. * boğaz (geçit, ince uzun geçiş yolu) + kesen (yaran, ayıran, engelleyen)
* bir boğazı savunmak için deniz kıyısına yapılmış olan hisar
boğazlamak :
tür. * boğaz (geçit, ince uzun geçiş yolu) + la (etken fiil eki) + mak (fiil
mastar eki) * boğazından keserek öldürmek
boğazlıyan :
tür. * boğaz (geçit, ince uzun geçiş yolu) + la (etken fiil eki) + yan (isim
yapım eki) * Yozgat’ın bir ilçesi (ismini, Dulkadirli Türkmenleri yani
Bozokların içerisinde bulunan Boğazlıyanoğulları Oymağı tarafından
kurulmasından almıştır.)
boğmaca :
tür. * boğ (sıkmak, daraltmak, sıkıştrmak, bastırmak, tıkamak) + ma (isim yapım
eki) + ca (isim yapım eki) * bordetella pertussis isimli bakterinin neden
olduğu, öksürme, kusma, bulantı, kan öksürmesi ile karakterize bulaşıcı bir
solunum yolu hastalığı
boğmak :
tür. * boğ (sıkmak, daraltmak, sıkıştrmak, bastırmak, tıkamak) + mak (fiil
mastar eki) * sıkmak, geçişi engellemek
boğmaklıkuş :
tür. * boğ (sıkmak, daraltmak, sıkıştrmak, bastırmak, tıkamak) + mak (fiil
mastar eki) + lı (ile, birlikte) + kuş (yumurtlayan omurgalılardan, akciğerli,
sıcak kanlı, vücudu tüylerle örtülü, gagalı, iki ayaklı, iki kanatlı uçucu
hayvanların ortak ismi) * tarlakuşunun bir türü
boğucu :
tür. * boğ (sıkmak, daraltmak, sıkıştrmak, bastırmak, tıkamak) + u (bağlaç) +
cu (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * boğma özelliği olan; solunumu
güçleştiren
boğuk :
tür. * boğ (sıkmak, daraltmak, sıkıştrmak, bastırmak, tıkamak) + u (bağlaç) + k
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * güçlükle çıkan, kalınca ve kısılmış, kısık
boğulmak :
tür. * boğ (sıkmak, daraltmak, sıkıştrmak, bastırmak, tıkamak) + ul (edilgen
fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * nefessiz kalmak, solunum yapamaz hale
gelmek
boğum :
tür. * boğ (sıkmak, daraltmak, sıkıştrmak, bastırmak, tıkamak) + um (isim yapım
eki) * eklem, düğüm noktası; sıkılarak daralan yer, kesit
boğuşmak :
tür. * boğ (sıkmak, daraltmak, sıkıştrmak, bastırmak, tıkamak) + uş (işteş fiil
eki) + mak (fiil mastar eki) * karşılıklı mücadele etmek, kavga etmek;
birbirinin boğazına sarılmak, karşılıklı olarak birbirini boğarcasına dövüşmek;
bir işi yapma sürecinde oluşan sorunları halletmeye çalışmak (mecazi)
bohça :
tür. * boğ (sıkmak, daraltmak, sıkıştrmak, bastırmak, tıkamak) + ça (isim yapım
eki) * heybe, ağzı sıkılarak kapatılmış olan) (pocket, poche (cep) (ing.,
fra.), pouch (kese) (ing.), purse, bourse (kese) (ing., fra.) )
bohem :
lat. * boiohaemum (savaşçıların evi) (boia (savaşçılar) + haemum (ev) ) *
göçebe ve özgür şekilde günü gününe, tasasız, derbeder bir yaşayışı olan
bohr atom modeli :
dan., tür. * bohr (Danimarkalı fizikçi Niels Bohr’un soyadından) (dan.) +
atomos (kesilemez, bölünemez; atom) (gre.) + modulus (örnek, kalıp, ölçü)
(modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz,
stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) +
ulus (küçültme eki) ) (lat.) + i (iyelik eki) (tür.) * hidrojen benzeri
atomlarda elektronların dairesel yörüngelerde sabit enerji seviyelerinde
döndüğünü, yayım ve soğurma hatlarını açıklayan erken kuantum modeli
bohr-einstein :
dan., alm. * bohr (Danimarkalı fizikçi Niels Bohr’un soyadından) (dan.) +
einstein (Alman fizikçi Albert Einstein'ın soyadından) (alm.) * 20. yüzyılın en
büyük fizikçileri Albert Einstein ve Niels Bohr arasında, evrenin doğasının
deterministik mi yoksa olasılıksal mı olduğu sorusuna dayalı olarak, kuantum
mekaniğinin temel ilkeleri ve olasılık temelli yapısı üzerine gerçekleşen
tarihi bilimsel tartışmalar
bohriyum :
lat. * bohr (Danimarkalı fizikçi Niels Bohr’un soyadından) + ium (kimyasal
element eki) * Bohrium, atom numarası 107, atom ağırlığı 264 olan gümüş
renginde veya gri renkte yapay element
boidae :
gre., lat. * boe (bağırma, sığır sesi) (gre.); boa (lat.) + eidos (görünüş,
şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (gre.) *
Amerika, Afrika, Avrupa, Asya kıtalarında ve bazı Pasifik adalarında yaşayan
zehirsiz ve boğucu yılanları ve ünyanın en büyük ve en ağır yılanları olan
anakondalar ve boa yılanlarını kapsayan sürüngen familyası
boji :
fra. * bouger (hareket etmek, devinmek, kımıldamak, kıpırdamak), bogie
(hareketli olan; tren vagonunun altındaki hareketli tekerlekli alt yapı) *
tekerleklerin hareketini sağlamak ve taşıtın geri kalan kısmını taşıma işlevi
gören, demiryolu taşıtlarının bir bileşeni
bojik :
tür. * bocik (küçük, beceriksiz çocuk veya beceriksiz veya aptal biri) *
Osmanlı döneminde domuz salhanesine (mezbaha) verilen isim; Osmanlı döneminde
resmi hristiyanların Hz. İsa'nın doğum gününde avladıkları domuzların her
birine karşılık 2 akçe olarak alınan verginin ismi, bojik vergisi
bok :
tür. * bok (küf, pas) (tür.); bock à lavement (lavman sıvısı) (bock (sıvı) + à
(-a, için) + lavement (yıkama, bağırsak yıkama) ), Bock (koyu renkli Alman
birası) (alm.) * sindirim sonrasında bağırsaklardan dışarı atılan besin
artıkları, dışkı
bok globül :
hol. * bok (Hollandalı astronom Bart Bok) (hol.) + globula (küçük küre,
kürecik, yuvar, damla) (lat.) * uzayda yıldız oluşum bölgelerinde bulunan,
yoğun gaz ve toz bulutlarından oluşan küçük, karanlık ve yoğun yapı
boks :
gre. * puxos (şimşir, yapraklarını hiç dökmeyen, kerestesinden yararlanılan bir
ağaç) (gre.); box, boîte, Box (kutu, bavul, kasa) (ing., fra , alm.) * özel
eldiven takmış iki kişinin, belirli kurallara göre, yumruklarıyla yaptıkları
vuruşma
boksit :
fra. * baux (mineralin ilk bulunduğu Fransa'daki şehirin ismi) + ite (element,
kayaç ve mineral eki) * bileşimi alüminyum oksit olan, cam parlaklığında,
saydam ve türlü renklerde, elmastan sonra en sert olan mineral
boksör :
gre., ing. * boxer (boks) + er (yapab, eden) * boks yapan kişi
bol :
tür. * bol (fazla, geniş) * çok, bol, bollaşmış, şişkin, geniş (ball (şişmiş,
top), blow (şişirmek), bowl, bol, Bowle (yuvarlak, yuvarlama, şişkin, tas,
kase), poly, polys (çok, fazla, çoklu), polys (çok, fazla, çoklu), bol (tas,
kase), ball, balon, Ball (top) (ing., fra., alm.) )
bolahenk :
tür., far. * bol (çok, fazla) + aheng (uyum, uyuşma, sesler arasındaki uyum) *
hoşsohbet, neşeli, konuşkan, tasasız kimse; Türk müziğindeki bir akort ve eser
yerinden icra edilirken uygun olan bir ney çeşidi)
bold :
alm. , ing. * balpaz (güçlü, kuvvetli, cesur, yiğit, cüretkar, kahraman) (alm);
beald, bald, bold (cesur, gözüpek, korkusuz, cüretkar) (ing.) * korkusuz,
gözüpek, cesur; cüretkar, yiğit; grafik ve tipografide kalın yazı stili, kalın
yazılmış karakter
bolero :
gre., lat. * balere, bullare (yuvarlak hareketler yapmak, kavisler çizerek
hareket etmek) (bala, bulla (top, yuvarlak, yuvarlak nesne, kabarcık, yuvarlak
şişlik, yumru) (gre., lat.) + ere (fiil mastar eki) (lat.) * boyu beli aşmayan,
kollu veya kolsuz kadın ceketi; ağır ritimli bir İspanyol dansı
boliçe :
lat. * paulus (küçük, alçakgönüllü) + icia (ile ilgili; yer, bölge bildiren ek)
(lat.); bolicha (por.) * Osmanlı döneminde Yahudi kadınlarını ifade eden halk
deyimi (İstanbul ve çevresinde gündelik dilde kullanılmıştır.)
bolid :
gre. * ballein (atmak, fırlatmak, savurmak; sıkıştırmak, sokmak, koymak,
yerleştirmek), bolis (atma, fırlatma, savurma) * atmosfere giren ve çok parlak
bir şekilde yanarak hızla kaybolan, bazen patlama şeklinde gözlemlenen büyük
meteorit veya göktaşı
bolivya :
lat. * bolivar (Güney Amerika'lı devrimci Simon Bolivar'ın soyadından) + ia
(yer eki) * etrafı Brezilya, Peru, Arjantin, Şili ve Paraguay ile çevrili olan
Güney Amerika ülkesi
bolluk :
tür. * bol (çok, fazla) + luk (isim yapım eki) * çokluk, fazlalık
bolometre :
gre. * bole (güneş ışını) + metron, metros (ölçü, ölçek) * ışınım ölçme cihazı
bolometri :
gre. * bole (güneş ışını) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * elektromanyetik radyasyonun (ısı veya ışık)
kızılötesi ve milimetre dalga boylarının gücünü ve enerjisini ölçen bilim dalı
bolometrik :
gre. * bole (güneş ışını) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili,-a ait) * bir cismin veya
kaynağın yaydığı toplam elektromanyetik ışınım enerjisini (tüm dalga boyları
üzerinden) ölçme ile ilgili
bolonez :
fra. * Bologna (İtalya’da bir şehir adı) + aise (ile ilgili, -e ait) *
İtalya’nın Bologna şehrine ait veya bu şehirle ilgili; genellikle kıymalı
domates sosuyla hazırlanan geleneksel bir sos çeşidi
bolşevik :
rus. * bol'shinstvo (çoğunluk), bol'sheviki (çoğunluk olanlar) (bol’shiy (daha
büyük, en büyük, azami, çok, daha çok, fazla, daha fazla) + eviki (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) ) (çoğunluktan yana) * Lenin’in siyasal düşüncelerini
benimseyen kimse; çoğunlukçu
bolşevizm :
rus., gre. * bol’shiy (daha büyük, en büyük, azami, çok, daha çok, fazla, daha
fazla) + eviki (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ismos (isim yapım, durum,
akım, öğreti, doktrin eki) * bolşeviklik
boltonia :
lat. * Bolton (İngiliz botanikçi James Bolton) + ia (isim yapım eki) *
dekoratif, papatyagillerden bir bitki, Asteraceae familyasından bir bitki
boltzman sabiti :
alm., ara., tür. * boltzman (Avusturyalı fizikçi Ludwig Boltzmann'ın
soyadından) (alm.) + sabit (durağan, hareketsiz, değişmeyen, yerinden
oynamayan) (ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * enerji ile sıcaklık arasındaki
ilişkiyi veren fiziksel bir katsayı (1,38xl0ˆ23 Joule/Kelvin)
bolu :
gre. * polis (şehir, il, kent) * Türkiye'nin Karadeniz Bölgesi'nin Batı
Karadeniz bölümünde yer alan, batısında Düzce ve Sakarya, güneybatısında
Bilecik ve Eskişehir, güneyinde Ankara, doğusunda Çankırı, kuzeyinde Zonguldak
ve kuzey doğusunda Karabük bulunan 14 plaka numaralı ili
bolus :
gre. * bolos (yığın, kütle, topak) * anında etki için bir maddenin
yoğunlaştırılmış dozunun uygulanması
bolvadin :
gre. * Polyvotos (çok tercih edilen) (polys (çok, fazla, çoklu) + votos (oy,
tercih, seçim) ) * Afyonkarahisar’ın bir ilçesi
bom :
gre., hol., ing. * bombos (gürleme, uğuldama) (gre.); bommen (uğuldamak,
vızıldamak) (hol.); boom (ing.) * bir tür iskambil oyunu
bomba :
gre. * bombos (gürleme, uğuldama) * içi yanıcı maddelerle doldurulmuş, ateşleme
düzeneği bulunan yuvarlak şekilli patlayıcı, ateşli silah
bombacaceae :
far., lat. * pambak, pambuk (pamuk kozası) (far.); bombax (pamuk) + aceae
(-giller, botanik familya eki) (lat.) * ebegümecigiller (Malvaceae)
familyasının bir alt grubu olan, genellikle tropikal bölgelerde yetişen, devasa
gövdelere ve gösterişli çiçeklere sahip ağaç ve çalıları kapsayan bitki
familyası, Bombaksgiller
bombardıman :
gre., fra. * bombos (gürleme, uğultu) (gre.); bombe (bomba; kabrıklık,
şişiklik) + arder (fiil mastar eki) + ment (isim yapım eki) (fra.) * yoğun
bombalı saldırı
bombardon :
gre., fra. * bombos (gürleme, uğultu) (gre.); bombe (bomba; kabrıklık,
şişiklik) + arder (fiil mastar eki) + on (isim yapım eki) (fra.) * armoni
orkestralarında yer alan, en kalın sesi veren, bakırdan yapılmış, pistonlu,
nefesli çalgı
bombay grubu :
san., lat. * mumba (mumba) (maha (büyük) + amba (anne, ana; tanrıça) ) + ai
(anne, ana) (san.) + cruppa (atın kıçı, arka kısmı; yuvarlak kütle), gruppus
(topluluk, küme, grup) (lat.) + u (iyelik eki) (tür.) * Mumba ana, tanrıça
Mumba, ana tanrıça; Hindistan'ın Bombay şehrinde tanımlanan, ABO sistemindeki
tüm kan gruplarında aglütinasyona neden olabilen serum antikorları anti-A,
anti-B ve anti-H'nin varlığıyla karakterize kan grubu
bombe :
gre., fra. * bombos (gürleme, uğultu) (gre.); bombé (kabarıklığı olan, şişik)
(bombe (kabarıklık, şişiklik) + é (fiil geçmiş zaman kipi; sıfat yapım eki) )
(fra.) * kabarık, şişik; kabartı, şişkinlik
bombikol :
lat. * bombyx (ipekböceği cinsi) + ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) *
ipekböceği dişisinin eşey feromonu olan, dişi ipekböceği güvelerinin (Bombyx
mori) erkekleri kendilerine çekmek için salgıladığı, cinsel çekicilik görevi
gören, alifatik uzun zincirli alkol yapısındaki doğal bir feromon molekülü
(C16H30O)
bombina :
gre., lat. * bombos (uğultu, homurtu; vızıltı) (gre.); bombus (lat.) + ina
(isim yapım eki) (lat.) * sırtı yeşilimsi/kahverengi, karnı ise parlak kırmızı
veya turuncu renkli olan küçük ateş karınlı kurbağaları (kızılca kurbağalar)
(en bilinen tür, Türkiye'nin Trakya bölgesi dahil olmak üzere Avrupa ve Asya'da
yaşayan sucul kurbağalardır.)
bombina variegata :
gre., lat. * bombos (uğultu, homurtu; vızıltı) (gre.); bombus (lat.) + ina
(isim yapım eki) (lat.) + variegatus (çeşitlendirilmiş, çeşitlenmiş,
farklılaştırılmış) (variegare (çeşitlendirmek, çeşitlemek, farklılaştırmak)
(varius (çeşitli, türlü, muhtelif, farklı, değişik) + igare (hale getirmek,
yapmak) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * ağırlıklı olarak Avrupa'da
yaşayan, genellikle sırt kısımları koyu gri-kahverengi tonlarında olan,
karınları siyah zemin üzerine parlak sarı veya turuncu renklere ve beneklere
sahip olan ve Türkçe'de sarı karınlı kurbağa olarak bilinen, Bombinatoridae
familyasına ait küçük bir yarı sucul kurbağa türü
bombinatoridae :
gre., lat. * bombos (uğultu, homurtu; vızıltı) (gre.); bombus (lat.) + ina
(isim yapım eki) (lat.) + tor (-cı, yapan, eden eki) + eidos (görünüş, şekil,
biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Bombina ve
yakın akraba cinsleri içeren, küçük yapılı, zehirli deri salgıları bulunan ve
karın yüzeylerindeki parlak renkli desenleriyle tanınan ateş karınlı kurbağalar
familyası, kızılca kurbağalar, ateş karınlı kurbağalar
bomboş :
tür. * bom (pekiştirme öneki) + boş (serbest, salık, kayıtsız, bağsız, içinde
bir şey bulunmayan, dolu olmayan, açık; içeriksiz; işe yaramaz; geçersiz;
meşguliyetsiz; değersiz görülen; anlamsız, amaçsız) * tamamen serbest, içinde
hiçbir şey bulunmayan, tümden salık, tümden kayıtsız, bağsız, tümden
mahiyetsiz, tamamen içeriksiz (Bauch (karın) (alm.), poche, pouch (cep, kese)
(ing.) )
bombyliidae :
gre., lat. * bombos (uğultu, homurtu; vızıltı) (gre.); bombus (lat.) + ilios
(ile ilgili, -a ait) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae
(-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * çift kanatlılar (Diptera) takımına
ait, çoğunlukla arılara benzeyen tüylü ve zararsız bir böcek familyası, iğnesiz
arı sinekleri, tüylü sinekler
bomonti :
isv. * bomonti (çiçek bahçesi) * İstanbul ilinin Şişli ilçesine bağlı, adını
1890 yılında İsviçreli Bomonti Kardeşler tarafından kurulan Bomonti Bira
Fabrikası'ndan alan bir semt, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nin
kampüsünün kurulduğu yer
bon :
lat., fra. * bonus (iyi, uygun, güzel, faydalı, yararlı, erdemli; iyilik, ödül,
ikramiye, fayda, yarar) (lat.); bon (iyi) * iyi, uygun, güzel, faydalı,
yararlı, erdemli
bona :
lat. * bonus (iyi, uygun, güzel, faydalı, yararlı, erdemli; iyilik, ödül,
ikramiye, fayda, yarar) * iyi, uygun, güzel, faydalı, yararlı, erdemli
bonanza :
lat. * bonus (iyi, uygun, güzel, faydalı, yararlı, erdemli; iyilik, ödül,
ikramiye, fayda, yarar) + entia, anza (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
güzel hava, refah; zengin maden
bonbon :
lat., fra. * bonus (iyi, uygun, güzel, faydalı, yararlı, erdemli; iyilik, ödül,
ikramiye, fayda, yarar) (lat.); bon (iyi) + bon (iyi) (fra.) * küçük şekerleme
boncuk :
tür. * moncuk, muncuk (süs taşı) (mon, mun (yumru, yuvarlak) + cuk (küçültme
eki) ) * muhtelif malzemelerden yapılan ortası delik, çoğu yuvarlak ve renkli
süs materyeli
bone :
lat. * bonitum, bonetum (şapka materyeli) (bon (yuvarlak) + itum (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) ), abonnis (bir şapka türü) * kumaştan yapılmış, saçı
tümüyle örtecek biçimde kadın başlığı
bonfile :
fra., ita. * bon (iyi) + fil, filo (iplik, tel, lif, ince şerit) + et (küçültme
eki) (fra.); (filetto (fileto, kesim, örgü, dokuma şerit, bir et kesimi) (ita.)
* kasaplık hayvanların belkemiğinin iki yanından çıkarılan yumuşak, çok
beğenilen et parçası
bongo :
lat. * bongo (davulun çıkardığı ses kaynaklı onomatope (ses yansımalı) kelime *
küçük davul; tropikal Afrika ormanlarında yaşayan, büyük, kahverengi üzerine
beyaz çizgili antilop
bonjur :
fra. * bon (iyi) + jour (gün) * günaydın, iyi günler
bonkör :
fra. * bon (iyi) + coeur (kalp) * eli açık, cömert, iyi kalpli
bonmarşe :
fra. * bon (iyi) + marché (pazar, pazarlanmış) * ucuz, ucuzluk
bonnetiaceae :
fra., lat. * Bonnetia (Fransız botanikçi Charles Bonnet'nin soyadından) (fra.)
+ aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * Malpighiales takımına bağlı
olan, genellikle tropikal ve subtropikal bölgelerde yetişen odunsu bitkileri,
çalı veya ağaç formundaki türleri kapsayan, çiçekli bitkiler familyası
bono :
lat. * bonum, bonus (iyi, uygun, güzel, faydalı, yararlı, erdemli; iyilik,
ödül, ikramiye, fayda, yarar) * devlet ve kurumsal firmalardan yatırımcıların
sabit veya değişken faiz oranlarıyla belirlenen süre içerisinde kredi aldığını
gösteren bir belge
bonservis :
lat., fra. * bonus (iyi, uygun, güzel, faydalı, yararlı, erdemli; iyilik, ödül,
ikramiye, fayda, yarar) (lat.); bon (iyi) (fra.) + servitium (servire (hizmet
etmek, birine bağımlı şekilde çalışmak; emre bağlı olarak görev yapmak,
başkasına hizmet sunmak) (servus (köle, hizmetçi, hizmet eden kişi) + are, ire
(fiil mastar eki) ) + tium (isim yapım eki) ) (lat.); service (fra.) * bir
kimseye, çalıştığı işyerinden ayrılırken verilen ve çalıştığı süre içinde
görevini iyi yaptığını, iyi hizmet ettiğini belirten belge
bonus :
lat. * bonum, bonus (iyi, uygun, güzel, faydalı, yararlı, erdemli; iyilik,
ödül, ikramiye, fayda, yarar) * yapılan olumlu bir eyleme karşılık verilen ve
fayda sağlayan maddi veya manevi karşılık, ödül, ikramiye
bonzai :
jap. * bon (kap, konteyner) + sai (yetiştirilmiş, ekilmiş) * esrar etkisi veren
sentetik bir uyuşturucu, sentetik kannabinoid
boolean :
ing. * Boole (İngiliz matematikçi George Boole'un soyadından) + an (ile ilgili,
gibi, -a ait) * yalnızca iki değer (doğru/yanlış, 1/0) üzerinden çalışan
mantıksal ve matematiksel sistem ile ilgili
booster :
ing. * boost (artırmak, çoğaltmak, yükseltmek) + er (-cı, yapan, eden eki) *
artırıcı, çoğaltıcı, yükseltici
BOP :
tür. * Büyük + Ortadoğu + Projesi * İran, Irak, Türkiye, Suriye, Afganistan,
Pakistan gibi ortadoğu ülkelerini kapsayan, Amerika Birleşik Devletleri'nde
George W. Bush yönetimi tarafından ortaya atılan ve Ortadoğu coğrafyasının
siyasi anlamda yeniden şekillendirilmesini öngören küresel projenin ismi
bopstil :
ing., lat. * bop (caz ritmini ifade eden ses yansımalı (onomatope) kelime)
(ing.) + stylus (stil, tarz, usül, üslup) (lat.) * züppece giyiniş şekli;
züppece giyinen ve züppece tavırları olan kimse; 1950’li yıllarda popüler bir
caz türü olan Bop ile ilgili olarak, dönemin ruhunu yansıtacak şekilde giyinip,
fakir olduğu halde fiyakalı görünmeye çalışan ghetto sakinlerinin tarzına
verilen isim
bor :
ara., lat. * burak (şimşeklenme, elektriklenme) (berk (şimşek) ) (ara.) +
carboneum (kömür, mangal kömürü) (lat.) * simgesi B, atom sayısı 5, atom
ağırlığı 10.8 olan doğada bor asidi veya boratlar durumunda bulunan, karbonla
bazı benzerlikler gösteren element, boronum
bor :
hit., gre. * boris (kurt; leopar) (hit), poros (boru, boğaz, gözenek, delik,
kanal, geçit, giriş) (gre.) * Niğde’nin bir ilçesi
bor :
far., ara., lat. * bureh (parlamak) (far.); bur (parlak, beyaz nesne) (ara.);
boronum (lat.) * simgesi B, atom sayısı 5, atom ağırlığı 10.8, yoğunluğu 2.45
olan, doğada bor asidi veya boratlar durumunda bulunan, metaloit özellikleri ve
karbonla benzerlikler gösteren, borakstan elde edilen ametalik element
bora :
gre. * boreas (dağ, yukarı, kuzey; kuzey rüzgarı) (gre.); boruğa (yağmur)
(moğ.), borag (kar fırtınası) (bor (kar fırtınası) + ag (son ek) ) (tür.) *
sağanak yağmurla karışık sert fırtına
boraginaceae :
ara., lat. * eb (baba) + u (tamlama eki) + arak (ter, terleme) (ara.); borag
(hodan bitkisi) + ina (isim yapım eki) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form)
(gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Borago cinsini tip cins olarak
içeren, tüylü yapraklı, sarmal çiçeklere sahip ve beş parçalı çiçekleriyle
tanınan, çoğunlukla otsu bitkilerden oluşan, Hodangiller, Unutmabeni ailesi
borago :
lat. * borago (çoban yastığı) * mavi yıldız şeklinde çiçekleri olan,
Boraginaceae familyasından bir bitki
borak :
far., ara. * bureh (parlamak) (far.); burak (şimşeklenme, elektriklenme) (berk
(şimşek), bur (parlak, beyaz nesne) (ara.); boronum (lat.) * simgesi B, atom
sayısı 5, atom ağırlığı 10.8, yoğunluğu 2.45 olan, doğada bor asidi veya boratlar
durumunda bulunan, metaloit özellikleri ve karbonla benzerlikler gösteren,
borakstan elde edilen ametalik element, bor
boraks :
far., ara. * bureh (parlamak) (far.); burak (şimşeklenme, elektriklenme) (berk
(şimşek), bur (parlak, beyaz nesne) (ara.); baurach, borac (lat.) * doğada
beyaz kristaller veya toz halinde bulunan, suda kolayca çözünen ve sanayiden ev
temizliğine, cam ve seramik imalatından lehimciliğe kadar çok geniş bir alanda
kullanılan hidratlanmış veya susuz bir sodyum borat niteliğindeki mineral tuzu
(Na2H20B4O17)
boran :
far. * baran (yağış) * yağmur getiren rüzgar; erkek ismi
borani :
far. * burani (buğra (erkek deve; 10. yüzyılda yaşamış bir Türk hakanı) + hani
(han) ) * kesilmiş hamur parçaları ve sebze ve etle yapılan bir yemek, Acem
yahnisi
borasit :
ara., gre. * burak (şimşeklenme, elektriklenme) (berk (şimşek) ) (ara.) + ites
(element, kayaç ve mineral eki) (gre.) * magnezyum borat minerali, magnezyum
bor silikat klorür (Mg3B7O13Cl)
borassus :
gre. * borassos (rüzgar, fırtına) * Borassus Arecaceae familyasına bağlı bir
bitki cinsi
borat :
lat. * boronum (borakstan elde edilen ametalik element) + ate (asitin tuzu veya
esteri eki) * bor asidi ile bir oksidin birleşmesinden oluşan tuz
borazan :
tür., far. * boru (içi boş silindirik yapı) (tür.) + zen (-cu, yapan, eden
kişi) (far.) * boru çalan (örneğin semazen (sema yapan) (ara , far.) )
borç :
far., soğ. * par (ödemek) + ç (isim yapım eki) * ödünç alınan veya verilen
para, taahhüt, yükümlülük
borçka :
gür. * porchi (çalılık, küçük orman) * Artvin’in bir ilçesi
borda :
lat. * borda (kıyı, kenar, yan) * geminin dış yanlarının su yüzünde kalan
bölümü
borderline :
alm., lat. * bort, bord (kıyı, kenar, yan; sınır, hudut) (alm.); border (ing.)
+ linum (keten, keten lifi; çizgi) (lat.) * sınır çizgisi, hudut çizgisi
borderline kişilik bozukluğu
:
alm., lat., tür. * border (sınır, hudut) + line (çizgi, hat) (ing.) + kişilik
(karakter, şahsiyet) + bozukluk (düzensizlik, kötüleşme) + u (iyelik eki) *
uzun süreli dengesiz ikili ilişkiler, bozuk bir öz farkındalık, şiddetli
duygusal tepkiler ve davranış ve benlik imajında istikrarsızlıkla karakterize
bir psikolojik sendrom, duygusal dengesizlik kişilik bozukluğu
bordo :
fra. * bordeaux (au (-a doğru, yönelim) + bord (kıyı, kenar, yan) + de (tamlama
eki) + la (ön ek) + eau (su) ) (su kenarı) * mora çalan kırmızı, şarap tortusu
rengi ( (Fransa’daki bir bölgenin ismi olan Bordeaux kelimesi, bölgenin şarap
yapımında önemli rol oynayan iki nehir Garonne ve Dordogne'ye atıfta bulunur.)
bordro :
fra. * borderau (çizelge, çizgilerle bölünmüş tablo) (bord (kıyı, kenar, yan,
hat, çizgi) + erau (isim yapım eki) ) * maaş çizelgesi
bordür :
fra. * bord (kıyı, kenar, yan, hat, çizgi) + ure (isim yapım eki) * yolların
veya kaldırımların kenar taşlarına verilen ad, kenarlık, hatlık
borealis :
gre., lat. * boreas (kuzey rüzgarı, soğuk rüzgar; Yunan mitolojisinde kuzey
rüzgarı tanrısı) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kuzey rüzgarı,
soğuk rüzgar ile ilgili; Yunan mitolojisinde kuzey rüzgarı tanrısı Boreas ile
ilgili
boreas :
gre. * boreas (dağ, yukarı, kuzey; kuzey rüzgarı) * kuzey rüzgarı, soğuk
rüzgar; Yunan mitolojisinde kuzey rüzgarı tanrısı
borel kümesi :
fra. * borel (Fransız matematikçi Félix Édouard Justin Émile Borel’in
soyadından) (fra.) + küme (grup, kitle, yığın) + si (iyelik eki) * topolojik
uzayda sayılabilir birleşim, sayılabilir kesişim ve göreceli tümleme işlemleri
yoluyla açık kümelerden (veya eşdeğer olarak kapalı kümelerden) oluşturulabilen
herhangi bir küme
boreout sendromu :
ing., gre. * bore (can sıkıntısı, sıkılma, sıkıntı; zihinsel boşluk) + out
(dış, dışarı, dışarıda, dışarıya) (ing.) + syndromon (sendrom, belirti ve
bulguya dayalı klinik durum) (gre.) * yetersiz zihinsel uyarılma yoksunluğu,
zihinsel boşluk, monotonluk ve amaçsızlık algısı nedeniyle gelişen ve
motivasyon kaybı, kronik ilgisizlik, can sıkıntısı, duygusal tükenmişlik ve
depresyon ile karakterize olan psikolojik bir sendrom; aşırı çalışmaktan
ziyade, iş yerinde yapacak anlamlı iş bulamamak, entelektüel uyarım eksikliği
veya kapasitenin altında görevler verilmesi nedeniyle yaşanan kronik can
sıkıntısı, amaçsızlık ve ruhsal çöküş durumu
borik :
lat. * boronum (bor elementinin Latinceleştirilmiş hali) + icus (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * bor (boronum) ile ilgili
borina :
sla. * bor (savaş, savaççı) + ina (küçültme eki; dişilik eki) * dört köşe
yelkenlerin yan yakalarına, alt yana doğru bağlanan halat
born kuralı :
alm., tür. * born (Alman fizikçi Max Born’un soyadından) (alm.) + kural (kanun,
yasa, ilke, prensip) + ı (iyelik eki) (tür.) * kuantum mekaniğinde, dalga
fonksiyonunun mutlak karesinin gözlenme olasılığı yoğunluğunu verdiğini ifade
eden temel yorum ilkesi
bornaprin :
ing. * beran, born (taşıyan, taşınmış) + aprine (ilaç eki) * Parkinson hastalığını
tedavi etmek için kullanılan, kas gevşetici, sentetik bir antikolinerjik ilacın
etken maddesi (C21H31NO2)
born-oppenheimer :
alm. * born (Alman fizikçi Max born’un soyadından) + openheimer (Amerikalı
teorik fizikçi J. Robert Oppenheimer’ın soyadından) * atom çekirdeklerinin
elektronlara göre çok daha büyük kütleye ve dolayısıyla çok daha yavaş harekete
sahip olduğu kabul edilerek, çekirdek ve elektron hareketlerinin birbirinden
bağımsız olarak ele alınmasını sağlayan kuantum mekaniği yaklaşımı; bir
moleküldeki atom çekirdeklerinin hareketinin, elektronların hareketinden
bağımsız olarak ele alınabileceğini varsayan temel bir yöntem
bornova :
gre. * prinobar (yabani meşe) (prino (meşe; devedikeni) + bar (yabani) ) *
İzmir’in bir ilçesi
bornoz : lat.
* birrus (kollu ve başlıklı entari şeklindeki hamam havlusu; külahlı cübbe) *
banyodan sonra kurulanmak için kullanılan, havludan yapılmış manto
boron :
lat. * borax (baurach, burak) + carbon (kömür) (car (değişmek, dönüşmek) + bon
(ile ilgili, gibi, -a ait) ) * atom numarası 5 olan, metalik olmayan katı bir
element (bor elementi ile ilgili)
boron fiber :
lat. * borax (baurach, burak) + carbon (kömür) (car (değişmek, dönüşmek) + bon
(ile ilgili, gibi, -a ait) ) + fibra (lif, filaman, bağırsak) * ince bir
çekirdek üzerine, ince bir tungsten veya karbon tel üzerine kimyasal buhar
biriktirme (CVD) yöntemiyle bor kaplanarak üretilen, çok yüksek dayanım
(mukavemet), yüksek elastisite modülü ve düşük yoğunluk sağlayan sert kompozit
takviye lifi
borrelia : fra.,
lat. * borrelia (borrel (Fransız bakteriyolog Amédée Borrel’in soyadından) + ia
(durum eki) ) * kene ve bitler gibi vektörler aracılığıyla insanlara bulaşırlar
ve zoonotik bir enfeksiyon olan borreliosis'e neden olan, spirochaetes
şubesinde sınıflandırılan bir bakteri cinsi
borreliosis :
fra., lat., gre. * borrelia (borrel (Fransız bakteriyolog Amédée Borrel’in
soyadından) (fra.) + ia (durum eki) ) (lat.) + osis (durum, sorun ve hastalık
eki) (gre.) * genelde Ixodes ricinus (sakırga) türü kenelerin ısırması ile
insana geçen Borrelia burgdorferi adlı ve benzer bakterinin yol açtığı, kenenin
ısırdığı bölgede kızarıklık ile karakterize bir hastalık
borrichia :
lat. * Borrich (Danimarkalı botanikçi Ole Borch) + ichia (ile ilgili, -a ait) *
tuzlu ve kıyı alanlarda yetişen, dekoratif çiçekli, Asteraceae familyasından
bir bitki
borsa :
gre. * bursa, byrsa (kese, bohça, çanta, cüzdan, deri, deri kese) (gre.);
purse, bourse, Börse (bohça, çıkın; menkul değer pazarı) (ing., fra., alm.) *
değerli kağıt, pay belgiti ve tahvil, döviz ve her türlü mal alışverişinin
yaıldığı yer
borş :
ukr. * borş (ayıpençesi, yaban kerevizi, Heracleum sphondylium) * Ukrayna
mutfağına özgü olan, pancar, lahana, et üzerine krema konularak yapılan bir tür
sebze çorbası, borç, bor
bortezomib :
lat. * bor (boronum) + tezomib (proteazom inhibitörü eki) * multipl miyelom ve
mantle hücreli lenfoma tedavisinde kullanılan, enjeksiyonla verilen kanser
önleyici ilacın etken maddesi (C19H25BN4O4)
boru :
tür. * börü, burğuy (Eski Türklerde, "kurt" anlamına gelen
"börü" kelimesinin yerine, sakınma amaçlı olarak, boru şeklinde olan
"meyve kurdu" kelimesi kullanılmıştır.) (tür.); bore (delmek, delik
açmak) (ing.), bohren (delmek, delik açmak) (alm.) * silindirik ve içi boş
olan, boynuz şeklinde üflemeli çalgı
boruk :
tür. * bor (bozkır) + uk (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * dağlarda yetişen,
kokulu, süpürge ve yakacak olarak kullanılan bir tür ot
boryum :
lat. * bohr (Danimarkalı fizikçi Niels Bohr’un soyadından) + ium (kimyasal
element eki) * saf olmayan formda, kahverengi amorf bir toz halinde bulunan çok
sert, renksize yakın kristal metaloid element
bos :
tür. * beyin (kafatasının içindeki sinir sistemi merkezi) + omurilik (omurga
kanalı içinde yer alan ve sinir sisteminin merkezi uzantısı olan yapı) (omur
(omurga halkası, vertebra) + ilik (kemik içindeki yumuşak öz, medulla) ) + sıvı
(akışkan madde) + ı (iyelik eki) * korteks için yastık veya tampon gibi bir
işlev görmekle birlikte, kafatasının içindeki beyine mekanik ve immünolojik
koruma sağlayan, beyindeki koroid pleksus kisti tarafından üretilen renksiz
vücut sıvısı, serebrospinal sıvı, nörolenf
bos :
tür. * bos (şekil, biçim) * vücudun yapı bakımından biçimi anlamına gelen “boy
bos” sözünde geçer
bose-einstein yoğunlaşması :
ind., tür. * bose (Hint fizikçi Satyendra Nath Bose’un soyadından) (hin.) +
einstein (Alman fizikçi Albert Einstein’ın soyadından) (alm.) + yoğun (hacmine
oranla ağırlığı çok olan; koyu, kalın; buharın soğuyarak sıvı veya katı duruma
geçmesi) + laşma (dönüşme, hal değiştirme) + sı (iyelik eki) (tür.) *
Bose-Einstein istatistiklerine uyan parçacıkların düşük sıcaklıklarda aynı
kuantum duruma toplu olarak geçmesiyle oluşan kuantum fazı
bosentan :
lat. * bos (yapay önek, marka, kimyasal seri adı) + entan (endotelin reseptör
antagonisti eki) * pulmoner arteriyel hipertansiyon tedavisinde kullanılan,
endotelin reseptörlerini bloke edip damar daraltıcı etkilerini engelleyerek kan
basıncını düşüren, endotelin reseptör antagonisti olan sentetik ilacın etken
maddesi (C27H29N5O6S)
bosna - hersek :
gre., ili. * Bosona Herzegovina) (bosona (akan su ülkesi) (boson (akan su) +
eia (yer eki) ), herzegovina (dükün yeri) (herzog (dük) + ovina (yer eki) ) *
kuzey, batı ve güneyinde Hırvatistan, doğusunda Sırbistan, güneyinde Karadağ
ile çevrili bir Balkan ülkesi
bossa nova :
por. * bossa (moda, akım, dalga, trend) + nova (yeni) * 1956 yılında
Brezilya'nın Rio de Janeiro şehrinin Copacabana semtinde kurulan bir gitar
okulundan doğan samba ve caz unsurlarını birleştiren popüler bir müzik ve dans
türü
bostan :
far. * bustan, buyistan (bahçe, çiçek bahçesi) (bu, bod, boy (koku; çiçek) +
istan (durulan yer, bulunulan yer, mekan, ülke) ) * sebze bahçesi
bostrikoid :
gre. * bostrikhos, bostrix (bukle, kıvrılmış saç lülesi) + oeides (gibi, ile
ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * çiçek saplarının aynı taraftan ardışık
olarak gelişmesi nedeniyle eksenin kıvrılarak sarmal veya bukle görünümü aldığı
tek taraflı kıvrık simoz (monokazyum) çiçek durumu tipi; tomurcukların veya
çiçeklerin uzun, konik bir eksen (salyangoz kabuğuna benzer şekilde kıvrılarak
konikleşen bir yüzey) üzerinde sarmal bir düzende dizilmesi
bosutinib :
lat. * bos (yapay önek) + tinib (tyrosine kinase (tirozin kinaz) inhibitörü)
(tyrosine (aminoasit) (turos, tyros (peynir) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) )
+ kinesis, kinase (kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak,
kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak) + asis (son ek) )
(gre.) + inhibitor (engelleyici, önleyici, mani olan) (lat.) ) * lösemi ve
kronik miyelojenöz lösemi tedavisinde kullanılan, tirozin kinaz inhibitörü
sınıfından küçük moleküler yapıda bir kanser ilacı
boş :
tür. * boş (serbest, salık, kayıtsız, bağsız, içinde bir şey bulunmayan, dolu
olmayan) * serbest, salık, kayıtsız, bağsız, içinde bir şey bulunmayan, dolu
olmayan
boş küme :
tür. * boş (serbest, salık, kayıtsız, bağsız, içinde bir şey bulunmayan) + küme
(grup, kitle, yığın) * matematikte hiçbir ögesi olmayan küme
boşalmak :
tür. * boş (içinde bir şey olmayan, dolu olmayan, açık) + al (edilgen fiil eki)
+ mak (fiil mastar eki) * içinde bir şey kalmamak, dolu hali sonlanmak, açık
hale gelmek
boşanmak :
tür. * boş (içinde bir şey olmayan, dolu olmayan, açık) + an (dönüşlü fiil eki)
+ mak (fiil mastar eki) * karı - koca evliliği sonlandırmak
boşboğaz :
tür. * boş (içinde bir şey olmayan, dolu olmayan, açık) + boğ (sıkmak) + az
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sır saklamasını bilmeyen, saklanması
gereken şeyleri söyleyiveren kimse; düşüncesizce, densizce ve çok konuşan, yerli
yersiz söze karışan, çenesi düşük, geveze kimse
boşlamak :
tür. * boş (içinde bir şey olmayan, dolu olmayan, açık) + la (etken fiil eki) +
mak (fiil mastar eki) * boş bırakmak; ilgilenmemek
boşluk :
tür. * boş (serbest, salık, kayıtsız, bağsız, içinde bir şey bulunmayan, dolu
olmayan, açık; içeriksiz; işe yaramaz; geçersiz; meşguliyetsiz; değersiz
görülen; anlamsız, amaçsız) + luk (isim yapım eki) * boş olma hali; içinde bir
şey bulunmayan alan
boşnak :
ili. * bosona (akan su yeri) + ak (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Bosna
halkından veya bu halkın soyundan olan kimse
bot :
alm. * bat (batan, yüzen, suda giden) (alm.), boat (tekne, sandal, kayık)
(ing.), batmak (tür.), bath (banyo) (ing.) * plastik veya ahşaptan yapılmış
küçük sandal
botanik : gre.
* botane (bitki) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer); boskein (beslemek,
otlamak, otlatmak) (gre.); bitki (oluşan, meydana gelen, ortaya çıkan) (tür.) *
bitkileri inceleyen bilim dalı, bitkibilim
botaurus :
lat. * bos, bovis (öküz) + taurus (boğa) * balıkçılgiller (Ardeidae)
familyasına ait, sazlıklarda ve bataklıklarda yaşayan, kalın boyunlu ve
kamuflaj sağlayan çizgili tüyleri olan, en bilinen türü büyük balabana
(Botaurus stellaris), balaban kuşu olan gizemli ve iri bir kuş cinsi (adını çıkardığı
boğayı andıran derin seslerden alır.)
bothidae :
gre., lat. * bothos (derinlik) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form)
(gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * genellikle okyanus ve
deniz tabanlarında yaşayan, denizin dibinde sağ yanları üzerine yatarak yatay
yüzen ve her iki gözleri de evrimsel süreçte başlarının sol tarafında toplanmış
olan, halk arasında "sol gözlü yassı balıklar" veya "pisi
balığıgiller" olarak bilinen yassı gövdeli balık familyası, solgözlü dil
balıkları
bothriochloa :
lat. * bothrios (yarık, oluk) + chloa (ot, çimen) * yarıklı yaprakları olan,
çimsi yapılı bir bitki, Poaceae familyasından bir bitki
bothrops :
gre. * bothros (çukur, oyuk) + ops (göz, görme, görüş, bakış) * Orta ve Güney
Amerika'da yaşayan, oldukça zehirli engerekgiller (vipers) familyasından bir
yılan cinsi, Mızrak başlı yılan
bothrops insularis :
gre., lat. * bothros (çukur, oyuk) + ops (göz, görme, görüş, bakış) (gre.) +
insula (içinde tek başına olan yer; ada) (in (iç, içeri, içeride, içeriye,
içinde, içine, üzerine, üstüne) + solus, sula (ada, kara parçası, toprakçık,
küçük toprak; yalnız, tek başına) ) + aris (ile ilgili, -a ait) (lat.) *
Brezilya açıklarındaki Yılan Adası'nda (Ilha da Queimada Grande) yaşayan, altın
sarısı rengi olan, son derece zehirli ve endemik bir çukur engerek türü olan
altın mızrak başlı yılan
botis :
alm., lat. * bot (mesaj) (alm.) + is (son ek) (lat.) * Hz. Süleyman'ın
(Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis'te maji ile ilgili
olan ve 72 cinden bahsedilen Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan,
60 lejyonluk bir orduya hükmeden, öncelikli olarak bir engerek yılanı şeklinde
tezahür eden ancak çağrıldığında büyük dişleri, boynuzları ve elinde keskin bir
kılıçla insan formuna bürünebilen, geçmiş ile geleceğe dair tüm sırları bilip
dost ile düşmanı barıştırma gücüne sahip büyük bir başkan ve dük kılığına
bürünmüş onyedinci cehennem cini olarak
botoks :
gre. * botulinum (botulus (sosis) + inum (kimyasal madde eki) ) + toxin
(toxikon (zehir) ); (toxikos (ok ve okçulukla ilgili) (okların ucuna zehir
sürmekten) * botulinum toksini, Clostridium botulinum bakterisinin ve ilgili
türlerin oluşturduğu nörotoksik bir protein; kırışıklık önlemek amacıyla cilt
altına yapılan enjeksiyondaki etkin madde
botsvana :
isp. * bo (yer, ülke) + tswana (benzemek, aynısı olmak) * benzeyenlerin ülkesi;
güney ve güneydoğu bölümünde Güney Afrika Cumhuriyeti, kuzey ve batısında
Namibya, kuzeydoğu bölümünde ise Zambiya ve Zimbabve bulunan bir Güney Afrika
ülkesi
bottom : ing.
* bottom (dip, taban, temel) * bir şeyin en alt bölümü, tabanı, dip kısmı;
deniz, göl veya akarsu tabanı
bottom-up :
ing. * bottom (dip, taban, temel) + up (yukarı, yukarısı, üst, üste, üzeri,
üzerine) * aşağıdan yukarıya, tabandan tavana; bir sürecin, sistemin veya
çözümün alt düzeyden başlayarak üst düzeye doğru geliştiği, küçük birimlerin
birleşmesiyle daha büyük yapıların oluşturulduğu yaklaşım; büyük bir resmi en
küçük detaylarından başlayarak inşa etme; sorunları en alt birimden çözerek üst
yönetime taşıma mantığı
botulinum :
lat. * botulus (sosis, sucuk, bağırsak dolması) + inum (kimyasal element,
bileşik, iyon, metalik element veya katyon eki) * başlangıçta sosis
zehirlenmesiyle ilişkilendirilen, Clostridium botulinum bakterisinin ve onun
ürettiği botulinum nörotoksininin adında kullanılan Latince terim
botulinum toksini :
lat., gre. * botulus (sosis, sucuk, bağırsak dolması) + inum (kimyasal element,
bileşik, iyon, metalik element veya katyon eki) (lat.) + toxine (toxikon (ok
zehiri) (toxikos (toxon (ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.)
+ ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) (lat.) * clostridium botulinum
bakterisinin ve ilgili türlerin oluşturduğu nörotoksik bir protein
(C6760H10447N1743O2010S32)
botulizm :
gre., lat. * botulismus (botulinum (botulus (sosis, sucuk, bağırsak dolması) +
inum (son ek) ) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) ) *
Clostridium botulinum bakterisinin ürettiği toksinden kaynaklanan bir
zehirlenme türü
bounce pass :
ing. * bounce (sekmek, sıçramak, zıplamak) + pass (geçmek; geçiş, geçirme, pas)
* basketbolda bir oyuncunun takım arkadaşına topu yerden sektirerek pas atması
bourree :
fra. * bourrée (dal topuzu; bu tür dallardan yakılan ateşin etrafında yapılan
dans) * Fransa’nın Auvergne bölgesinden doğma, barok süitlerinde kullanılan
dört zamanlı şen bir dans
bouteloua :
lat. * Boutelou (İspanyol botanikçiler Claudio Boutelou ve kardeşi Esteban
Boutelou'nun soyadından) + a (isim yapım eki) * buğdaygiller (Poaceae)
familyasına ait, genellikle Kuzey Amerika ve civarındaki bölgelerde yetişen
dayanıklı, tek yıllık veya çok yıllık otsu bitki cinsi, grama otu, sarkaçotu
bouvet adası :
fra., tür. * bouvet (Fransız denizci Jean-Baptiste Charles Bouvet de Lozier'nin
isminden) (fra.) + ada (her tarafı su ile çevrili toprak parçası) + sı (iyelik
eki) (tür.) * Atlas Okyanusunun güneyinde, Norveç'e ait ıssız ve volkanik bir
ada (1739 yılında adayı keşfeden Jean-Baptiste Charles Bouvet de Lozier'nin
isminden)
bovine spongioform
ensefalite : lat., gre. * bos, bov (öküz) + ine (ile
ilgili, gibi) (lat.) + spongos (sünger) + forma (şekil, kalıp, oluşum) +
enkephale, enkephalon, enkephalos (kafanın içi, beyin (en (iç, içeri, içinde,
içinde, içeride) + kephale, kephalos (kafa, baş) ) (gre.) + itas (isim yapım ve
durum eki) (lat.) * ergin sığırların sentral sinir sistemini etkileyen yavaş
seyirli, ilerleyici ve öldürücü nörodejeneratif bir hastalığı, deli inek
hastalığı
bovis :
lat. * bovis (Fransız fizikçi Anton Bovis’in soyadından) (bovis, bos (öküz,
inek) (sığırda tüberküloza sebep olan mikrobakteri) ) * canlılardan yayılan
yaşam gücü enerjisi, Bovis Enerjsi
bowen hastalığı :
ing. * bowen (Amerikalı dermatolog John T. Bowen’ın soyadından) + hasta
(sağlığı bozulmuş olan) + lık (durum eki) + ı (iyelik eki) * ciltte kırmızı,
pullu bir leke olarak belirti veren, kolayca tedavi edilebilen çok erken bir
cilt kanseri türü
bowenia :
lat. * Bowie (İskoç botanikçi James Bowie) + ia (isim yapım eki) * Avustralya
kökenli palmiye, Stangeriaceae familyasından bir bitki
bowenoid papüloz :
ing., lat., gre. * bowen (Amerikalı dermatolog John Templeton Bowen’ın
soyadından) (ing.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.)
+ papula (sivilce, küçük şişiklik, kabarıklık) + osis (durum, sorun ve hastalık
eki) (gre.) * genital siğillerin etken maddesi olan insan papilloma virüsü ile
ilişkili olan, penis gövdesinde pigmentli verrüköz papüllerin varlığı ile
karakterize edilen bir kutanöz durum
box out :
ing. * box (kutu) + out (dış, dışarı, harici) * basketbolda bir hücum
oyuncusunun şut sonrası hücum ribaundunu almasını engelleme eylemi
boy :
tür. * boy (uzunluk, uzama, yükseklik) * soy, uzayıp giden nesil, uzunluk (boy
(erkek çocuk; soy) (ing.) )
boya :
tür. * boduğ (yakı, kına, renkli madde) * renkli madde
boyabat :
tür. * boy (uzunluk; kabile, soy, nesil, aşiret) + abad, abat (imar edilmiş,
mamur, mağrur) ) * uzun ova; Sinop'un bir ilçesi
boyamak :
tür. * boduğ (yakı, kına, renkli madde) + a + mak (fiil mastar eki) * bir
yüzeye renk veya koruyucu madde sürmek
boyana :
tür. * boy (hareket ettirmek, kürek çekmek) + ana (isim yapım eki) * sandalın
kıç tarafında bir bir sola oynatılarak kullanılan, yassı uçlu kısa kürek, boyna
boykot :
ing. * boycott (İrlanda Toprak Birliği'nin, County Mayo'daki Lough-Mask'ın
toprak temsilcisi olan ve kiracı çiftçilerin kiralarını düşürmeyi reddeden
Kaptan Charles C. Boycott'u (1832-1897) dışlamasından) * protesto girişimi,
rağbet etmeyerek tepki gösterme eylemi
boylam :
tür. * boy (uzunluk, mesafe, yükseklik) + lam (isim yapım eki) * yerküre
üzerindeki herhangi bir noktadan geçen meridyen dairesiyle, başlangıç noktası
olarak alınan Greenwich gözlemevinin meridyen dairesi arasındaki açısal uzaklık
boylamak :
tür. * boy (uzunluk, mesafe, yükseklik) + la (erken fiil eki) + mak (fiil
mastar eki) * herhangi bir yere istemeyerek gitme durumunda kalmak; suya batmak
boyle yasası :
ing., tür. * boyle (Anglo-İrlandalı doğa filozofu, kimyager, fizikçi, simyacı
Robert Boyle’nin soyadından) (ing.) + yasa (kural, kanun, ilke, prensip) + sı
(iyelik eki) (tür.) * bir gazın hacmininin, sabit sıcaklık ortamında mutlak
basıncıyla ters orantılı olduğunu belirten ideal gaz yasası
boyle-mariotte yasası :
ing., fra., tür. * boyle (Anglo-İrlandalı doğa filozofu, kimyager, fizikçi,
simyacı Robert Boyle’nin soyadından) (ing.) + mariotte (Fransız fizikçi Edme
Mariotte’un soyadından) (fra.) + yasa (kural, kanun, ilke, prensip) + sı
(iyelik eki) (tür.) * sabit sıcaklıkta gazın basıncı ile hacmi arasındaki ters
orantıyı ifade eden gaz yasası
boyler :
lat., ing. * boiler (boil (kaynamak, kaynatmak) + er (-cı, yapan, eden eki)
(ing.); bulla (kabarcık, top, yuvarlak, yuvarlak nesne, yuvarlak şişlik, yumru)
), bullire (fokurdamak, kabarcıklar yapmak) (lat.) * evsel veya endüstriyel
sıcak su ihtiyacını karşılamak amacıyla kullanılan, içinde suyu ısıtan ve
genellikle yalıtımlı hazne içeren cihaz, su ısıtıcısı; sıcak su kazanı; sıcak
su depolama tankı
boynuz :
tür. * münüz, bünüz, boynız (boynu kullanmak için; boyun ile ilgili) (mün, bün,
boyn (boyun) + uz, üz (ile ilgili, gibi, -a ait) * bazı hayvanların başlarında
çift veya tek olarak bulunan, tırnaksı, sert bir maddeden oluşmuş, çoğunlukla
uzun, kıvrık veya çatallı savunma organı (örneğin göz (görme ile ilgili), diz
(dikilmek ile ilgili), omuz (om (kemiklerin yuvarlak ucu, yuvarlak kemik başı)
ile ilgili) (tür.) )
boynuzlugiller :
tür. * boynuz (kemiksi çıkıntı) + lu (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + gil
(soy, nesil, kan bağı, aile, familya, tür, cins belirten ek) + ler (çoğul eki)
* gevişgetirenler takımından, sığır, koyun, keçi, dağkeçisi ve antilopları
içine alan, içi boş olan boynuzları sürekli kalan, omurgalıların memeliler
sınıfı
boynuzluteke :
tür. * boynuz (kemiksi çıkıntı) + lu (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + teke
(erkek keçi) * Kore Yarımadası , kuzey ve güney Çin ve tartışmalı olarak kuzey
Japonya'ya özgü olan, vücut uzunlukları 1,7 ila 3,9 cm arasında değişen ve
antenleri 4 cm kadar uzun olabilen böcek, yıldızlı gökyüzü böceği, basicosta
beyaz benekli uzun boynuzlu böcek, düz omuzlu uzun boynuzlu böcek
boyoz :
gre., lat., isp. * bala, bulla, bollos (top, yuvarlak, yuvarlak nesne,
kabarcık, yuvarlak şişlik, yumru; küçük somun) * 1492'de Türkiye'ye yerleşen
Sefarad Yahudileri tarafından yapılan, İzmir ile özdeşleşmiş, mayasız hamur işi
boyun :
tür. * boyun (boy (uzunluk, yükseklik, uzantı) + un (isim yapım eki) ) *
gövdenin omuz ile baş arasındaki bölümü
boyuna :
tür. * boy (uzunluk, uzama, yükseklik, uzantı; soy, nesil) + una (yönünde, ile
ilgili olarak) * uzunlamasına; sürekli
boyunca :
tür. * boy (uzunluk, uzama, yükseklik, uzantı; soy, nesil) + un (ek) + ca (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir şeyin uzunluğu kadar, süresince
boyunduruk :
tür. * boyun (boy (uzunluk, uzama, yükseklik, uzantı; soy, nesil) + un (ek) ) +
dur (sabitlemek, hareketi kesmek) + uk (isim yapım eki) * esirlerin veya tarım
hayvanlarının boyunlarına geçirilen ağaç veya metal çember, halka
boyut :
tür. * boy (uzunluk, uzama, yükseklik, uzantı) + ut (durum eki) * bir cismin
herhangi bir yöndeki uzanımı, bir cismin en, boy veya yüksekliğinden her biri,
ebat
boz :
tür. * boz (açık gri, açık kahverengi veya soluk renk, toprak rengi) * açık
gri, açık kahverengi veya soluk renk, toprak rengi
boz tengri :
tür., moğ. * boz (açık gri, açık kahverengi veya soluk renk, toprak rengi) +
tenger, tengri (gökyüzü, tanrı, ilah) * Türk mitolojisinde gökyüzünü ve evreni
temsil eden bir tanrısal varlık
boza :
far. * buza, buze (darı, darıdan yapılan içki) * genellikle darı, mısır veya
buğday gibi tahılların fermente edilmesiyle yapılan, hafif ekşi ve tatlı
lezzete sahip, koyu kıvamlı geleneksel bir kış içeceği
bozarmak :
moğ., tür. * boz (açık gri, açık kahverengi veya soluk renk, toprak rengi) + ar
(edilgen fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * boz renge dönüşmek
bozayı :
tür. * boz (açık gri, açık kahverengi veya soluk renk, toprak rengi) + ayı
(yırtıcı etobur memeli) * Ursus cinsine bağlı Avrasya'nın kuzeyinin büyük bir
kısmında ve Kuzey Amerika'da yaşayan bir ayı türü
bozbakkal :
tür. * boz (açık gri, açık kahverengi veya soluk renk, toprak rengi) + bakl
(sebze, bakla, baklagil, bakliyat, bostan ürünü) * karatavukgillerden, boz
renkli ardıçkuşu
bozcaada :
tür. * boz (açık gri, açık kahverengi veya soluk renk, toprak rengi) + ca (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ada (her tarafı su ile çevrili toprak parçası)
* Çanakkale’nin bir ilçesi (eski ismi Tenedos (Tenes’in parçası) (Tenes (Truva
Savaşı sırasında adayı yöneten Yunan kahramanı Tenes'ten) + dos (parça) )
bozdoğan :
tür. * boz (açık gri, açık kahverengi veya soluk renk, toprak rengi) + doğan
(oluşan, meydana gelen, beliren, yükselen, ortaya çıkan) * Aydın’ın bir ilçesi;
Oğuz boylarından olan Bozdoğanlılar'dan
bozgeven :
tür. * boz (açık gri, açık kahverengi veya soluk renk, toprak rengi) + geven
(baklagiller (Fabaceae, Leguminosae) familyasından, çok yıllık otsu ve küçük
çalı formundaki bitkilerin ortak ismi) (kev, gev (çiğnemek, gevelemek,
zayıflatmak, yumuşatmak) + en (isim/sıfat yapım eki) ) * erciyes dağında
yetişen bir tür geven, astragalus microcephalus
bozgun : tür.
* boz (düzensizleştirmek, kötüleştirmek) + gun (isim yapım eki) * düzenin
ortadan kalkması ve düzensizliğin ortaya çıkması
bozkır :
tür. * boz (açık gri, açık kahverengi veya soluk renk, toprak rengi) + kır
(otluk, çimenlik alan) * kurakçıl otsu bitkilerden ve bodur ağaçlardan oluşan,
sıcak ve ılıman iklimlerde yer alan bölge; Konya'nın bir ilçesi
bozkurt :
tür. * boz (açık gri, açık kahverengi veya soluk renk, toprak rengi) + kurt
(köpekgillerden yırtıcı, etçil memeli hayvan) * Denizli’nin bir ilçesi;
Kastamonu’nun bir ilçesi
bozlak :
tür. * boz (ses vermek, böğürmek, bağırmak, feryat etmek, haykırmak) + lak
(isim yapım eki) * Güney Anadolu’da ve Orta Anadolu’nun bazı yerlerinde bir
türkü ezgisi (örneğin cırtlak (yırtılma sesi gibi rahatsız edici ses) (tür.) )
bozmak :
tür. * boz (kötüleştirmek, düzensizleştirmek) + mak (fiil mastar eki) * kötü
hale getirmek (böse, Böse (kötü, kötülük) (alm.) ).
bozok :
tür. * boz (açık gri, açık kahverengi veya soluk renk, toprak rengi) + ok (ince
uzun doğru parçası formunda olan çubuk) * Yozgat ilinin Osmanlılar devrindeki
ismi; bir kabile ismi
bozon :
hin. * boson (Hintli fizikçi Satyendra Nath Bose’un soyadından) * kuantum alan
teorisinde spinleri tam sayı olan taşıyıcı parçacıklar sınıfı; sıfır veya
integral dönüşe sahip olan, S. N. Bose ve Einstein’ın istatistiksel
tanımlamalarına uyan, foton gibi atom altı kuvvet taşıyıcı parçacık (aynı
kuantum durumda bir arada bulunabilirler ve kuvvet taşıyıcıları (foton, gluon,
W/Z bozonları, Higgs bozonu) genellikle bu sınıfa girer.)
bozonik :
hin., gre. * boson (Hintli fizikçi Satyendra Nath Bose’un soyadından) (hin.) +
ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) * bozonlarla ilgili, bozonlara ait olan,
bozon özellikleri gösteren, bozonlardan oluşan
bozova :
tür., far. * boz (açık gri, açık kahverengi veya soluk renk, toprak rengi) +
abad (mamur ve tarım yapılan yer, çöl ve bozkır zıddı, düz, geniş arazi, yayla,
yazı, düzlük) (far.) * Şanlıurfa'nın bir ilçesi
bozördek :
tür. * boz (açık gri, açık kahverengi veya soluk renk, toprak rengi) + ötrek
(su kuşu, kazgillerden bir tür, ördek) (öt (ses çıkartak, ötmek) + rek (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * orta boylu, zarif yapılı bir yüzey ördeği,
anas strepera
bozrak :
tür. * boz (açık gri, açık kahverengi veya soluk renk, toprak rengi) + rak (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * rengi boza çalan
boztepe :
tür. * boz (açık gri, açık kahverengi veya soluk renk, toprak rengi) + tepe,
töpü (yüksek yer, uç nokta) * Kırşehir’in bir ilçesi
bozuk :
tür. * boz (kötüleştirmek, düzensizleştirmek) + uk (sıfat yapan son ek) * kötü
hale getirilmiş, işlevselliği ortadan kaldırılmış
bozum :
tür. * boz (kötüleştirmek, düzensizleştirmek) + um (isim yapım eki) * kötü hale
getirme
bozuntu :
tür. * boz (kötüleştirmek, düzensizleştirmek) + untu (isim yapım eki) *
kendinde bulunduğu varsayılan niteliği gerçekte taşımayan; bozulma durumu
bozüyük :
tür. * boz (açık gri, açık kahverengi veya soluk renk, toprak rengi) + höyük
(tepe) (tür.); high, höhe (yüksek) (ing., alm.) * Bilecik’in bir ilçesi
bozyap :
tür. * boz (kötüleştirmek, düzensizleştirmek) + yap (yapmak, etmek, eylemek,
icra etmek, işlemek, üretmek, oluşturmak, gerçekleştirmek) * parçalardan oluşan
resim veya fotoğrafın birleştirilmeye çalışıldığı bir tür oyuncak
bozyazı :
tür. * boz (açık gri, açık kahverengi veya soluk renk, toprak rengi) + yazı
(düzlük, alan, ova) * Mersin’in bir ilçesi
bozyürük :
tür. * boz (açık gri, açık kahverengi veya soluk renk, toprak rengi) + yür
(ilerlemek, hareket etmek, yer değiştirmek) + ük (isim yapım eki) * başı küçük,
kuyruğu kısa ve kalın, boyu uzun, üstü hafif benekli, zehirsiz bir yılan
böbrek :
tür. * bögür (iç organ, karaciğer) + ek (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
kandaki atık ürünlerin süzüp temizleyen ve sıvı fazlasının idrar biçiminde
atılmasını sağlayan organ
böbürlenmek :
far. * bebr (kaplana benzeyen, Hindistan ve Afrika'da bulunan yırtıcı hayvan)
(onomatopeik (ses yansımalı) bir kelime olup, hayvanın çıkardığı sese istinaden
hecelenmiştir.) + len (dönüşlü fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * kibirlenmek,
kendini büyük görmek, kendini övücü söylem ve eylemde bulunmak
böcek :
tür. * bö, böy (büyük örümcek) + cek (küçültme eki) (tür.); bug (böcek) (ing.)
* eklembacaklılar kategorisindeki altı bacaklı, çoğu kanatlı ve gövdeleri baş,
göğüs, karın olarak eklemlerden oluşmuş olan hayvanlar
böcekçil :
tür. * böcek (eklembacaklı, kanatlı veya kanatsız küçük hayvan) + çil (ile
ilgili, ile beslenen) * böcek ile beslenen
böceksavar :
tür. * böcek (eklembacaklı, kanatlı veya kanatsız küçük hayvan) + sav (kovmak,
defetmek, uzaklaştırmak, geri püskürtmek, atmak, fırlatmak, mücadele etmek,
korumak) + ar (geniş zaman ve yapan, eden eki) * zararlı böcekleri
uzaklaştırmak veya öldürmek için kullanılan ilaç ve bu ilacı püskürten sprey
veya araç, böcek kovucu
böcü :
tür. * bö, böğ (böcek sesi, ürküntü çağrışımı) + cü (isim yapım eki) * kurt,
böcek, öcü; umacı; küçük böcek, hayaletimsi yaratık, korkutucu varlık
böğ :
tür. * böğ (bir tür büyük ve zehirli örümcek) * örümceğimsigiller sınıfından
eklembacaklı olan ve ağ yapmayan bir tür, böğü, böyü, sarı kız, rüzgar akrebi
böğür :
tür. * bögür (böbrek) (böge (top, yumru) + ür (isim yapım eki) ) * insan ve
hayvan gövdesinin yanlarda, kalça ile kaburga arasında kalan bölümleri
böğürmek :
tür. * bö, böğ (haykırmak, bağırmak) + ür (edilgen fiil eki) + mek (fiil mastar
eki) * bağırmak, haykırmak
böğürtlen :
tür. * bük (sık çalılık) + ürt (dönüşüm fiil eki) + len (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * gülgillerden, pekliğe karşı kullanılan, küçük taneciklerden
oluşmuş toparlak ve mayhoş meyvesi olan dikenli bir çalı, rubus caesus
böke :
tür. * bök, bük, büğ (bükmek, kıvırmak) + e (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
* büken, kıvıran, yenen, kahraman, şampiyon; Göktürklerde önder, yol gösteren
kadın
bökelek :
tür. * büğe, böke (böcek) + lek (isim yapım eki) * sığırların kanını emen ve
vızıltılarıyla onları rahatsız eden, onlarda nokra yumrularının oluşumuna yol
açan kısa boynuzlu bir sinek türü, sinek, sığır sineği, gübre sineği
bökelik :
tür. * böke (önder, lider, reis) + lik (durum eki) * önderlik, liderlik,
riyaset, başkanlık
böle :
tür. * böle (amca, dayı, hala veya teyze çocuğu; kuzen) * İç Anadolu
Bölgesi'nde (özellikle Afyon, Konya gibi illerde) amca, dayı, hala veya teyze
çocuklarına, yani kuzenlere verilen yöresel isim
bölge :
tür. * böl (iki veya daha çok parçaya ayırmak, kısımlara ayırmak, kesmek,
ayırmak) + ge (isim yapım eki) * bir bütün içindeki belirli alan, kısım,
bölünmüş olan; yeryüzünün doğal (iklim, bitki örtüsü), beşeri (insan
faaliyetleri) veya ekonomik özellikler bakımından çevresinden farklılaşan,
ancak kendi içinde benzerlik gösteren belirli bir toprak parçası veya alanı;
sınırları idari veya ekonomik birliğe göre belirlenen, mıntıka
bölmek :
tür. * böl (iki veya daha çok parçaya ayırmak, kısımlara ayırmak, kesmek,
ayırmak) + mek (fiil mastar eki) * ikiye veya daha çok parçaya ayırmak, kesmek
(bolos (bölmek), diabolos (şeytan) (dia (arasından, içinden, boyunca;
sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki,
ikiye ayrım, ikiye bölünme) + bolos (bölen) ) (ikiye ayıran, bölücü, şeytan)
(gre.); diabolic, diabolique, diabolisch (şeytani) (ing., fra., alm.), devil,
diable (şeytan) (ing., fra.) )
bölük :
tür. * böl (iki veya daha çok parçaya ayırmak, kısımlara ayırmak, kesmek, ayırmak)
+ ük (isim yapım eki) * bir bütünden ayrılmış olan parça; en az yüz askerden
oluşan birlik
bölüm :
tür. * böl (iki veya daha çok parçaya ayırmak, kısımlara ayırmak, kesmek,
ayırmak) + üm (isim yapım eki) * bölme işlemi; bir bütünün ayrılmış veya düzenlenmiş
parçası, kısım, departman
bölüşmek :
tür. * böl (iki veya daha çok parçaya ayırmak, kısımlara ayırmak, kesmek,
ayırmak) + üş (işteş fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * bir bütünü aralarında
pay etmek, üleşmek, paylaşmak
bölüt :
tür. * böl (iki veya daha çok parçaya ayırmak, kısımlara ayırmak, kesmek,
ayırmak) + üt (isim yapım eki) * eklembacaklıların gövdesini oluşturan yan yana
ekli parçaların, halkaların her biri; döllenmiş yumurtanın (zigot)
bölünmesinden sonra oğulcukta oluşan ve birbirine benzeyen parçaların her biri
bön :
tür. * bön (aptal, salak, ahmak, bunak, budala avanak) * budala, saf
börek :
far., tür. * buğrak, böğrek, burak (böbrekçik, bohçacık, böğürcük) (bur
(bükmek, eğmek) + ek (isim yapım eki) * ince açılmış hamurun veya hazır
yufkanın arasına peynir, ıspanak, kıyma vb. konduktan sonra yağda veya fırında
pişirilen hamur işi; hamur ve etle yapılan bir yiyecek, Acem yahnisi veya salma
veya buğra aşı, üçgen böreği, sembuse
börk :
tür. * börk (başlık, külah, şapka, kubbe) * eski zamanlarda giyilen, genellikle
hayvan postundan yapılmış başlık; kel baş için kara sakızla yapılan yakı
börkenek :
tür. * börk (başlık, külah, şapka, kubbe) + enek (isim yapım eki) *
gevişgetiren hayvanların midelerinin ikinci bölümüne verilen isim
börteçine :
tür. * börte (kurt) + ucin (dişi) * dişi kurt; Türkleri Ergenekon’dan çıkaran
dişi kurt; Ergenekon efsanesine göre Türklerin yaşadığı yurdu çevreleyen
demirden dağı eriterek Türkleri, Ergenekon'dan çıkaran demircinin ismi
börtmek :
tür. * bört (kabarmak, şişmek; bunalmak, kızarmak) + mek (fiil mastar eki) *
sıcaktan çok etkilenmiş olmak, sıcaktan kıpkırmızı olup bunalmak
börtü :
tür. * bört (kabarmak, şişmek; bunalmak, kızarmak) + ü (isim yapım eki) *
kabarma, şişme; böcek
börtüçina :
tür. * börte (kurt) + ucin (dişi) (dişi kurt) * Türkleri Ergenekon’dan çıkaran
dişi kurt; Ergenekon efsanesine göre Türklerin yaşadığı yurdu çevreleyen
demirden dağı eriterek Türkleri, Ergenekon'dan çıkaran demircinin ismi
börü :
tür. * börü, burğuy (Eski Türklerde, "kurt" anlamına gelen
"börü" kelimesinin yerine, sakınma amaçlı olarak, boru şeklinde olan
"meyve kurdu" kelimesi kullanılmıştır.) * kurt
börülce :
tür. * böğür (böbrek) + çe (isim yapım eki) * baklagiller (Fabaceae,
Leguminosae) familyasından fasuleyeye benzer bir bitki
bösmek :
tür. * bös (patlamak) + mek (fiil mastar eki) * bir madde birdenbire gaz
durumuna gelerek patlamak, infilak etmek
böyle :
tür. * bu (işaret sıfatı) + ile (bağlaç) * bu ile, bu hal ile, bu haliyle
BP :
ing. * blood (kan) + pressure (basınç) * kanın damar duvarına uyguladığı basınç
değeri (hipertansiyon ve hipotansiyon bağlamında)
BPS :
ing. * bits (binary digit, ikili rakam; ikili veri birimleri) + per (her,
beher) + second (saniye) * dijital veri iletim hızını ölçmek için kullanılan
temel birim
Br :
gre., lat. * bromum (bromos (kötü kokulu) (gre.) + um (element adı eki) (lat.)
) * atom numarası 35 olan, periyodik tablonun 17. grubunda bulunan, oda
sıcaklığında sıvı halde bulunan tek ametal element olan, kırmızımsı kahverengi
renkte, keskin kokulu ve reaktif bir halojen olarak alev geciktiricilerde,
kimyasal sentezlerde ve fotoğrafçılıkta kullanılan element
brachionidae :
gre., lat. * brakhion (kol) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait) + eidos
(görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki)
(lat.) * mikroskobik su canlıları olan Rotiferler (tekerlekli hayvanlar)
sınıfına ait, dünya çapındaki tatlı ve tuzlu sularda yaşayan bir plankton
familyası
brachiopoda :
gre., lat. * brakhion (kol) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) + pous,
podos (ayak) + a (çoğul eki) (gre.) * beslenmede kullandıkları lopofor adlı kol
benzeri uzantıları bulunan, yüzeysel olarak midyelere benzeyen ancak yapısal
olarak tamamen farklı olan, iki kabuklu olmakla birlikte yumuşakçalardan farklı
bir vücut planına sahip omurgasız kolayaklılar şubesi.
brachium :
gre., lat. * brakhion (kol) (gre.) + ium (isim yapım eki) (lat.) * omuz ile
dirsek arasındaki üst kol bölgesi; anatomi ve zoolojide kol veya kola benzeyen
uzantı
brachyglottis :
gre. * brakhys (kısa, küçük) + glottis (dil, dilim) * papatyagiller
(Asteraceae) familyasına ait, çoğunlukla Yeni Zelanda ve Tazmanya'ya özgü, kısa
dilimsi yaprakları (ligül) olan, herdem yeşil çalı ve ağaççık formundaki
çiçekli bitkilerin oluşturduğu bir cins
brachyura :
gre. * brakhys (kısa) + oura (kuyruk) * abdomeni (karın bölgesi) belirgin
biçimde kısalmış ve göğüs altına kıvrılmış olan gerçek yengeçleri kapsayan on
ayaklı (decapoda) kabuklular alt takımı
brachyurus :
gre., lat. * brakhys (kısa) + oura (kuyruk) + us (isim yapım eki) * "kısa
kuyruklu" anlamına gelen, kuyruğun kısa olmasıyla ayırt edilen türler için
kullanılan bilimsel cins adı
braconidae :
gre. * brakhys (kısa, küçük) + akon (mızrak, sivri uç; iğne) + eidos (görünüş,
şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * küçük
yapılı, ince yapılı ve dişi bireylerinde yumurta bırakma organı belirgin olan,
diğer böceklerin larva veya yumurtaları üzerinde asalak olarak gelişen, tarım
zararlısı böcekleri avlayarak veya içlerinde üreyerek doğal yollarla kontrol
altında tutan parazitoit yaban arısı türünü barındıran zarsı kanatlılar
familyası
bracteantha :
gre. * braktea (brakte, yaprakçık) + anthos (çiçek) + a (taksonomik çoğul eki)
(gre.) * Asteraceae familyasından, çiçek çevresinde belirgin büraktelere sahip
olan, sarımsı çiçek başları ve gösterişli çiçek yapılarıyla tanınan Bracteantha
cinsine ait bitkiler grubu, saman çiçeği, kağıt çiçeği
braçol :
gre. * brakhion (kol) (gre.); brachium (lat.) + olla (küçültme eki) * fon perdeleri
kenarlara toplamaya yarayan, uçları püsküllü kalın örgü kordonlardan her biri,
perde bağı, perde halkası
bradi :
gre. * bradys (yavaş, ağır, gecikmiş) * yavaş, ağır hareket eden, düşük hız
veya gecikme gösteren anlamında kullanılan birleşik terim kökü, tıbbi ve
biyolojik terimlerde yavaşlık bildiren ön ek
bradiaritmi :
gre. * bradys (yavaş) + a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + ryhtmia
(rhuthmos, rhythmos (ritm, akım, akış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
düzensiz kalp ritmi nedeniyle normalden daha yavaş bir kalp atış hızı
bradifazi :
gre. * bradys (yavaş) + phasia (konuşma, söylem, kelam) (phasein (söylemek,
konuşmak, kelam etmek) + eia (isim yapım eki) ) * beyindeki bir lezyon
sebebiyle kelimelerin ağır telaffuzu ile belirgin konuşma durumu
bradikardi :
gre. * bradys (yavaş) + kardia (yürek, kalp) * düşük kalp atış hızı
bradikinezi :
gre. * bradys (yavaş) + kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak,
kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak), kinesia (hareket
etme) (kinesis (hareket, devinim, kıpırdama, kımıldama) + eia (isim yapım, yer
ve durum eki) ) * hareket yavaşlaması
bradikinin :
gre. * bradys (yavaş) + kinein (hareket etmek, kıpırdamak) * proteinlerin kinin
grubunun, dokuz amino asite dayanan farmakolojik ve fizyolojik aktif peptidi
olan, düz kasların kasılmasına neden olan, damarların geçirgenliğini artıran,
tansiyon düşürücü etkisi olan endotelyuma bağlı bir damar genişletici ilaç
bradipne :
gre. * bradypnea (bradys (yavaş) + pnein (nefes almak, solumak, esmek), pnoea
(nefes, nefes alma, soluma, soluklanma, solunum) ) * anormal seviyede yavaş
nefes alma, çok yavaş solunum yapma
bradypodidae :
gre. * bradys (yavaş) + pous, podos (ayak) + eidos (görünüş, şekil, biçim,
form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * Bradypus cinsini tip cins
olarak içeren, Orta ve Güney Amerika'da yaşayan, üç parmaklı tembel hayvanları
kapsayan memeliler familyası
bragg-gray bağıntısı :
ing. * bragg (İngiliz fizikçi William Henry Bragg’in soyadından) + gray
(İngiliz fizikçi Louis Harold Gray’in soyadından) (ing.) + bağlantı (ilgi,
alaka, ilinti) + sı (iyelik eki) (tür.) * üçük bir gaz boşluğunda soğurulan doz
ile bu boşluğu çevreleyen ortamda soğurulan doz arasındaki ilişkiyi, yüklü
parçacıkların enerji kaybına dayanarak ifade eden radyasyon dozimetrisi
bağıntısı
brahea :
lat. * Brahe (İsveçli astronom ve botanik koleksiyoncusu Tycho Brahe) + a (ile
ilgili, -a ait) * palmiye cinsi, Arecaceae familyasından bir bitki
brahma :
san. * brah (şişmek, genişlemek, büyümek, artmak, çoğalmak, artırmak, büyütmek,
yüceltmek; mutlak gerçek veya nihai gerçeklik) + ma (isim yapım eki) * Hint
mitolojisindeki Trimurti'de, Vishnu ve Shiva'yı da içeren yüce ilahi üçlüdeki
"Yaratıcı" olarak anılan Hindu tanrısı
brahmacharini :
san. * brahma (şişmek, genişlemek, büyümek, artmak, çoğalmak, artırmak,
büyütmek, yüceltmek; mutlak gerçek veya nihai gerçeklik) + charini (uygulayan
veya yaşayan kişi) * Hint mitolojisinde, Guru'suyla ve diğer öğrencilerle
birlikte bir Aşrama'da yaşayan dindar kadın öğrenci
brahmagupta :
san. * brahmagupta (Hint matematikçi ve astronom Brahmagupta'nın isminden) *
dört kenarının uzunlukları bilinen çevrel dörtgenin (içine bir çember
çizilebilen dörtgen) alanını veren formülün ismi (A = √(s-a) (s-b) (s-c) (s-d);
s = (a+b+c+d)/2)
brahman :
san * brahma (şişmek, genişlemek, büyümek, artmak, çoğalmak, artırmak,
büyütmek, yüceltmek; mutlak gerçek veya nihai gerçeklik) + n (ile ilgili, gibi,
-a ait) * Hinduların en yüksek kastının, aslen rahiplik kastının üyesi; Hindu
kutsal metinlerindeki tüm olguların altında yatan nihai gerçeklik
brahmani :
san. * brahma (şişmek, genişlemek, büyümek, artmak, çoğalmak, artırmak,
büyütmek, yüceltmek; mutlak gerçek veya nihai gerçeklik) + n (ile ilgili, gibi,
-a ait) + i (dişilik eki) * Hint mitolojisinde Sapta Matrikas olarak bilinen
yedi Hindu ana tanrıçasından biri
brahmanizm :
san., gre. * brahma (şişmek, genişlemek, büyümek, artmak, çoğalmak, artırmak,
büyütmek, yüceltmek; mutlak gerçek veya nihai gerçeklik) + n (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) (san.) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki)
(gre.) * kast sistemine dayalı çok tanrılı bir Hint dini, Hint inanç geleneği;
Vedik çoktanrıcılığın ve Upanişad metafiziğinin Brahman merkezli yorumu
braket :
lat., fra. * bracae (dirsek, makas, köşebent, destek) (lat.) + etta (küçültme
eki) (lat.); braquette (fra.) * diş teli tedavisi sırasında dişlerin üzerine
yapıştırılan küçük metal parça
braki :
gre. * braki (yakın) * yakın
brakial :
gre., lat. * brakhion (kol) (gre.); bracchium (kol) + alis (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) (lat.) * kolla veya kola benzeyen bir yapıyla ilgili
brakial pleksus :
gre., lat. * bracchialis (kol ile ilgili) + plicare, plectere (katlamak,
bükmek, kıvırmak, sarmak; örmek, dokumak), plexus (örgü, ağ, dokuma, doku,
kıvrım; katlanmış, bükülmüş, örülmüş, sarılmış; kat, katman, tabaka, satıh,
yüzey) * omuz, kol ve ele hareket ve his sağlayan bir sinir ağı
brakisefal :
gre. * brakhikephalikos (brakhys (kısa) + kephale, kephalos (kafa, baş) + ikos
(gibi olan) ) * kısa kafalı, kafatasının ön-art ekseni yan eksenine göre daha
kısa olan
brakisefali :
gre. * brakhikephalikos (brakhys (kısa) + kephale, kephalos (kafa, baş) + ikos
(gibi olan) ) + eia (isim yapım ve durum eki) * başın ön-arka uzunluğunun
normalden kısa, genişliğinin ise görece fazla olmasıyla karakterize baş şekli;
kısa ve geniş kafatası yapısı
brakiterapi :
gre. * brakhion (kol) + therapeia (hizmet etme, ilgilenme, iyileştirme, tedavi
etme, eğitme, öğretme, iyileştirme, öğretiyle islah etme; bakım, hizmet,
tedavi) (therapuein (hizmet etmek, ilgilenmek, iyileştirmek, tedavi etmek,
yönetmek, tıbbi tedavi etmek), the (ön ek) + rapein (eğitmek, öğretmek) ) + eia
(isim yapım eki) ) * meme, serviks, prostat, baş-boyun ve göz kanseri
tedavisinde kullanılan bir tür dahili radyasyon tedavisi
brakium :
gre., lat. * brakhion (kol) (gre.); brachium (lat.) * kol
brakiyal :
gre., lat. * brakhion (kol) + ios (ile ilgili, gibi, -a ait) (gre.); bracchium
(kol) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * kol ile ilgili
brakiyalji :
gre. * brakhion (kol) + algia (acılı olma, ağrılı olma ıstıraplı olma) ) (algos
(acı, ağrı, sancı, sızı, ıstırap) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kol
ağrısı
brakiyosefalik :
gre. * brakhiokephalikos (brakhion (kol) + ios (ile ilgili, gibi, -a ait) +
kephale, kephalos (kafa, baş) + ikos (gibi olan) ) * kol ile ilgili; atardamar
mediastende bulunan sağ kol, baş ve boyuna kan götüren bir atardamar
brakte :
lat. * bractea (ince metal levha, yaprakçık, pul) * bitkilerde çiçek, çiçek
durumu veya kozalak gibi üreme organlarının hemen altında yer alan, normal
yapraklardan farklılaşmış ve genellikle daha küçük veya farklı renkte olan
özelleşmiş yapraklar
brakteat :
lat. * bractea (ince metal levha, yaprakçık, pul) + tus (geçmiş zaman ve sıfat
yapım eki) * ek yüzü kabartmalı, ince metal levhadan dövülmüş madeni para veya
madalyon; özellikle Orta Çağ Orta Avrupa'sında kullanılan ince tek yüzlü sikke
braktelet :
lat. * bractea (ince metal levha, yaprakçık, pul) + ola, ula (küçültme eki) +
ettus (küçültme eki) * çiçek sapı üzerinde, brakteden daha yukarıda yer alan,
genellikle küçük ve çiçeğin hemen altında bulunan ikincil brakte, küçük brakte
brakteol :
lat. * bractea (ince metal levha, yaprakçık, pul) + ola, ula (küçültme eki) *
çiçek sapı üzerinde, brakteden daha yukarıda yer alan, genellikle küçük ve
çiçeğin hemen altında bulunan ikincil brakte, küçük brakte
brakteolat :
lat. * bractea (ince metal levha, yaprakçık, pul) + ola, ula (küçültme eki) +
ettus (küçültme eki) * çiçek sapı üzerinde, brakteden daha yukarıda yer alan,
genellikle küçük ve çiçeğin hemen altında bulunan ikincil brakte, küçük brakte
brakteoz :
lat. * bractea (ince metal levha, yaprakçık, pul) + osus (ile ilgili, gibi, -a
ait; çokluk eki) * çok sayıda brakte taşıyan, brakteler bakımından zengin veya
belirgin braktelerle örtülü
branchiopoda :
gre. * brankhia (brankhios (solungaç) + pous, podos (ayak) + a (çoğul eki)
(gre.) * ayakları solungaç görevi gören veya solungaç yapılarıyla ilişkili
olan, çoğunlukla tatlı sularda yaşayan küçük kabukluları kapsayan Crustacea alt
sınıfı/grubu
branchiostomatidae :
gre. * brankhia (brankhios (solungaç) + a (çoğul eki) ) + stoma (ağız, açıklık,
açılış) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik
familya eki) * balıksıkafatassızlar veya mızrak balıkları olarak bilinen,
kafatassızlar (Cephalochordata) alt şubesine ait küçük deniz hayvanlarını
içeren ve amfiyoksus (lanset balıkları) olarak bir familya
branda :
gre. * branta (asker yatağı, asmalı yatak, hamak) * astarlı bezden asma yatak
brane :
lat., ing. * membrana (zar, örtü) (membrum (organ, uzuv) + ana (ile ilgili,
gibi, -a ait) ) (lat.); membrane (ing.) * evrendeki parçacıkların ve
kuvvetlerin üzerinde hareket ettiği çok boyutlu uzamsal yapılar (Boyut sayısına
göre 0 boyutlu nokta (0-brane), tek boyutlu sicim (1-brane) veya iki boyutlu
zar (2-brane, membrane) gibi isimler alır.)
brans-dicke teorisi :
ing., gre. * brans (Amerikalı matematikçi ve fizikçi Carl H. Brans’ın soyadından)
+ dicke (Amerikalı fizikçi Robert H. Dicke’in soyadından) (ing.) + theoria
(gözlem, bakış, düşünce, kuram) (theoros (gözlemci, seyirci, izleyici) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) + si (iyelik eki) (tür.) * fizikçi Carl
Brans ve Robert Dicke tarafından 1961 yılında geliştirilen ve Albert
Einstein'ın Genel Görelilik teorisine alternatif oluşturan, kütleçekimini hem
uzay-zaman geometrisi hem de ek bir skaler alan ile açıklayan, genel
göreliliğin bir alternatifi olan skaler-tensör kütleçekim (yerçekimi) kuramı
branş :
lat., fra. * branca (pençe, pati; dal, uzantı), branche (dal) (fra.) * bir
bütünün ayrıldığı alt bölüm; uzmanlık alanı, dal
branta :
nor. * brandgas (yanık, yanmış kaz; siyah kaz) (brand (yanık, yanmış) + gas
(kaz) ) * Arktik bölgelerde üreyen, Kanada kazı, ak yanaklı kaz, Sibirya kazı,
yaban kazı ve kara kaz gibi siyah boyunlu ve koyu renkli yabani kazları
kapsayan Anatidae familyasına ait su kuşlarının bilimsel cins adı
brasilia :
lat. * brase, brasa, brese (sappan ağacı, kırmızı ağaç; köz, kor; kaynamak,
fokurdamak) + ilium (yer, mekan, durum eki, isim yapım eki) (lat.); * brazier,
brasero (mangal, maltız) (ing., fra.)
brassica :
lat. * brassica (lahana) * lahana, brokoli, karnabahar, Brüksel lahanası ve
hardal bitkilerini içeren turpgiller (Brassicaceae) familyasındaki bitkilerin
ait olduğu cins
brassicaceae :
lat. * brassica (lahana) + aceae (-giller, botanik familya eki) * Brassica
cinsini tip cins olarak içeren, dört taç yapraklı ve "haç" şeklinde
çiçek yapıları olan, lahana, hardal, brokoli, roka, turp ve şalgam gibi
bitkileri kapsayan turpgiller (lahanagiller) familyası
bratislava :
sla. * Brecislav, Bretislav (Pressburg + Slav) (Slovak dilbilimci Pavel Jozef
Safarik'in uyarlaması) * Slovakya'nın başkenti; esas ismi Almanca kelime olan
"Pressburg"
bravo :
gre., ita. * barbaros (barbar, yabancı) (gre.); bravo, brave (cesur) (lat.,
ita., ing., fra.) * çok iyi, var ol, yaşa, aferin
brazzaville :
gre., lat. * braktios, brakhion (kol) (gre.); brattius, braccius (kol) (lat.) *
Kongo Cumhuriyeti'nin başkenti; koloninin kurucusu, İtalyan asilzade Pierre
Savorgnan de Brazza'dan ve Friuli Venezia Giulia'daki Moruzzo kasabasında
bulunan Brazzacco kasabasından
BRCA :
ing. * breast (meme) + cancer (kanser) + gene (gen) * meme ve yumurtalık
kanseri riskini artıran kalıtsal gen mutasyon
bre :
arn., far. * bre (“kardeş” kelimesinin kısaltması) (arn., far.); birader
(kardeş) (tür., far. (bir ataer (babadan olan bir kişi, soydan olan bir kişi) )
* ey, hey, yahu, be; vay, vay be
breakdown :
ing. * break (kırmak, parçalamak) + down (aşağı, alt) * çökme, bozulma,
çözülme; zihinsel çöküş; ayrıştırma, kırılım, döküm
breakthrough :
ing. * break (kırmak, parçalamak) + through (sayesinde, baştan sona, bir uçtan
bir uca, arasından) * buluş, yarıp geçme, içinden, arasından geçme, atılım;
engeli aşma, çığır açma, büyük ilerleme; cepheyi yarmak
bremia :
lat. * Bremi (İsviçreli botanikçi Johann Jakob Bremi) + a (ile ilgili, -a ait)
* otsu veya mantar benzeri bitki, Peronosporaceae familyasından bir bitki
bremin :
kür. * bre (kardeş) + min (benim) * kardeşim
brentuksimab vedotin :
lat. * brentux (hedef antijen CD30’a yönelik rekombinant antikor kök adı) +
imab (monoclonal antibody (antikor) + vedotin (mikrotübül inhibitörü MMAE
türevi antineoplastik toksin) * kan kanserleri olan Hodgkin lenfoma, sistemik
anaplastik büyük hücreli lenfoma ve primer kutanöz anaplastik büyük hücreli
lenfoma tedavisinde kullanılan bloker (C68H107N11O15S)
breş :
lat. * breca (gevşek çakıl, çimentolu çakıl ile yapılan taş) (ita.), breach,
brèche (ihlal, açıklık, çatlak, boşluk) (fra.) * doğal çimento ile kaynaşmış
köşeli taş kırıklarından oluşmuş kütle; köşeli parçalardan oluşan konglomera
kaya
bretschneideraceae :
alm., lat. * bretschneider (Alman botanikçi Emil Bretschneider'in soyadından)
(alm.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * Akaniaceae familyası
altında sınıflandırılan, tek bir ağaç türünü (Bretschneidera sinensis)
barındıran, lahana ve hardalgillerle akraba olan monotipik bir çiçekli bitki
familyası
brevicipitidae :
lat. * brevis (kısa) + caput, capitis (baş kafa, tepe, öncel) + eidos (görünüş,
şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * Breviceps
cinsini tip cins olarak içeren, çoğunlukla Doğu ve Güney Afrika'da yaşayan,
kısa başları, küresel gövdeleri ve somurtkan ifadeleri olan yağmur kurbağaları
familyası
brevital :
lat. * brevis (kısa) + alis (barbitürat eki) * anestezi indüksiyonu için
kullanılabilen, kısa etkili bir intravenöz anestezik
brewster açısı :
isk. * brewster (İskoç fizikçi Sir David Brewster'in soyadından) (ing.) + açı
(iki doğru parçasının veya yüzeyin birleştiği noktada oluşan aralık, açıklık) +
sı (iyelik eki) (tür.) * ışığın saydam bir yüzeye çarptığında yansımadan
tamamen karşı tarafa geçtiği (hiç yansımadığı) ve yansıyan ışığın kusursuz bir
şekilde polarize olduğu geliş açısı; yansıyan ışığın elektrik alanının
tamamının yansıma düzlemine dik (yani sadece tek yönde) titreştiği (polarize
olduğu) açı (ışık cam yüzeyine yaklaşık 56° açıyla gelirse, yansıyan ışık
tamamen polarize olur.)
brewster yasası :
isk., tür. * brewster (İskoç fizikçi David Brewsterîn soyadından) (isk.) + yasa
(kanun, kural, ilke, prensip) + sı (iyelik eki) (tür.) * ışığın geliş açısının
tanjantının (tan θ) ortamın kırılma indisine (n) eşit olduğunu belirten yasa
brexpiprazol :
lat. * brevis (kısa) + piprazine (piprazin halkası, piperazine (piperi (biber)
+ azine (kimyasal madde eki) + azol (azol türevi, heterosiklik yapı) * dopamin
D2 reseptörünün kısmi agonisti olan bir atipik antipsikotik ilacın etken
maddesi (C25H27N3O2S)
breys :
gre., ing. * brakhion (kol) (gre.); brace (destek; kol) (ing.) * ortopedide
eklemleri veya uzuvları yerinde tutmak için kullanılan çeşitli cihazlardan
herhangi biri
brezil :
lat. * brase, brasa, brese (sappan ağacı, kırmızı ağaç; köz, kor; kaynamak,
fokurdamak) + il (isim yapım eki) * baklagiller (Fabaceae, Leguminosae)
familyasından bazı ağaçların kırmızı kumaş boyası çıkarılan pirinç kırmızısı
renkteki odunu
brezilya :
lat. * brase, brasa, brese (sappan ağacı, kırmızı ağaç; köz, kor; kaynamak,
fokurdamak) + il (isim yapım eki) + ia (yer, mekan, durum eki) * Güney Amerika
kıtasında yer alan, kuzeyde Venezuela, Guyana, Surinam ve Fransız Guyanası;
kuzeybatıda Kolombiya; batıda Peru ve Bolivya; güneyde Paraguay, Arjantin ve
Uruguay ile sınırı olan ülke
brıçka :
rus. * brıçka (tek at tarafından çekilen iki veya dört tekerlekli eski bir tür
gezinti arabası) * üstü kapalı, kışın kızak olarak kullanılan tek atlı, yaylı
hafif araba
brickellia :
lat. * Brickell (İngiliz botanikçi John Brickell’in soyadından) + ia (isim
yapım eki) * papatyagiller (Asteraceae) familyasına ait, çoğunlukla Kuzey ve
Orta Amerika’nın kurak ve sıcak bölgelerinde yetişen çalı ve otsu bitkilerden
oluşan bir bitki cinsi
briç :
ing. * bridge (köprü) * ikişer kişilik iki takım arasında ve elli iki kağıtla
oynanan bir iskambil oyunu
bridgetown :
ing. * bridge (köprü) + town (şehir, kasaba) * Barbados'un başkenti
bridging :
ing. * bridge (köprü) + ing (isim yapım eki) * köprüleme; majör bir koroner
arterin, üzerinden geçen kas lifleri tarafından basıya uğratılması
brifing :
lat., ing. * brevis (kısa) (lat.); brief (kısa) + ing (isim yapım eki) (ing.) *
kısa bilgilendirme
brigatinib :
lat. * briga (çatışma, uğraş, mücadele) + tinib (tyrosine kinase (tirozin
kinaz) inhibitörü) (tyrosine (aminoasit) (turos, tyros (peynir) + ine (ile
ilgili, gibi, -a ait) ) + kinesis, kinase (kinein (hareket ettirmek,
devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak,
kımıldamak) + asis (son ek) ) (gre.) + inhibitor (engelleyici, önleyici, mani
olan) (lat.) ) * anaplastik lenfoma kinaz ve epidermal büyüme faktörü reseptörü
inhibitörü olarak işlev gören kanser tedavi ilacın etken maddesi
(C29H39ClN7O2P)
briggs logaritması :
ing. * briggs (İngiliz matematikçi Henry Briggs’in soyadından) + logaritma (on
tabanlı sayısal fonksiyon modeli) + sı (iyelik eki) * on tabanına göre
logaritma (log10 100 = 2)
brihaspati :
san. * briha (büyük, yüce, ulu) + pati (efendi, hükümdar, tanrı, ilah) * Hint
mitolojisinde ateş ve bilgelik tanrısı ve tüm rahiplerin başı
brik :
gre. * brig, brigantinus (avcı, korsan, haydut, savaşçı) (brigare (dövüşmek,
savaşmak) * iki direği olan, seren yelkenli, hızlı yol alan, birkaç topu
bulunan bir savaş gemisi
briket :
fra. * brique (tuğla, blok) + ette (küçültme eki) * tuğla
brillouin bölgesi :
fra. * brillouin (Fransız fizikçi Léon Brillouin’in soyadından) (fra.) + bölge
(bir bütün içindeki belirli alan, kısım, saha, bölünmüş olan, alan, mıntıka,
saha, bölünmüş alan; coğrafi veya idari alan, zon) + si (iyelik eki) (tür.) *
ters (karşılıklı) uzayda orijine diğer herhangi bir ters kafes noktasından daha
yakın olan bir nokta kümesi
brimonidin :
lat. * brimo (bromin (Br) atomu eki) + idine (azot içeren heterosiklik bileşik
eki; alfa-2 adrenerjik agonisti eki) * açık açılı glokom, oküler hipertansiyon
ve rosacea tedavisinde kullanılan, Rosaceada kızarıklığı iyileştiren bir α
agonisti ilacın etken maddesi (C11H10BrN5)
brinzolamit :
lat. * brin (bromin (Br) atomu eki) + zolamide (sulfonamide, karbonik anhidraz
inhibitörü eki) * açık açılı glokom veya oküler hipertansiyonu olan hastalarda
göz içi basıncını düşürmek için kullanılan bir karbonik anhidraz inhibitörü
brit :
ara. * barata (bağlamak, ilmik yapmak, dikmek, tutturmak, iliştirmek) * düğmeyi
iliklemek için kumaş veya iplikten yapılmış özel bir ilik türü, nakış veya
dantelde motifleri birleştiren bağ, giysiyi çengele asmak için kullanılan,
giysinin enseye yakın bölümünde yer alan ince şerit
britanya :
gre. * pretani (boyalılar, dövmeli halk) (gre.) + ia (isim, yer ve durum eki)
(kel.) * İrlanda Adası'nın doğusunda yer alan, üzerinde İngiltere, Galler ve
İskoçya'nın bulunduğu Birleşik Krallık'a bağlı ada
britanya virjin adaları :
kel. * pretani (boyalılar, dövmeli halk) ia (durum eki) + virgo, virgin
(bakire, genç kız) + ada (her tarafı su ile çevrili toprak parçası) + lar
(çoğul eki) + ı (iyelik eki) * Atlas Okyanusu ile Karayip Denizi arasında
bulunan, Küçük Antiller bölgesine dâhil edilen adalar topluğu
brivudin :
lat. * briv (bromin (Br) atomu eki) + udine (nükleozid analog ve antiviral ilaç
eki) * herpes zoster tedavisinde kullanılan, virüsün replikasyonunu engelleyen
antiviral ilacın etken maddesi (C11H13BrN2O5)
briyantin :
fra. * brillant (parlayan) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * saçı
yatırmak, saça parlaklık ve canlılık vermek için kullanılan güzel kokulu ve
genellikle sıvı bir madde
briz :
isp. * briza (kuzeydoğu rüzgarı) (isp.); brise (fra.) * esinti, meltem, hafif
rüzgar, kuzeydoğu rüzgarı
briza :
gre. * briza (tahıl, çavdar; çim) * buğdaygiller (Poaceae) familyasına ait, en
ufak bir hava akımında bile ince sapları üzerinde sallanan başakçıkları
nedeniyle halk arasında "zembil otu", "kuşyüreği" veya
"titreyen ot" olarak adlandırılan ve genellikle dekoratif amaçla
kullanılan tek ya da çok yıllık bir otsu bitki cinsi
brizbiz :
fra. * briser (parçalamak, kırmak) + bise (soğuk rüzgar) * pencere çerçevesine
içeriden ve iki ucu da tutturularak takılan ince perde
bro :
ing. * brother (kardeş) * İngilizce “brother” kelimesinin kısaltılmışı
brodmann alanı :
alm. * brodmann (Alman nörolog Korbinian Brodmann’ın soyadından) (alm.) + alan
(arazi, açık alan, saha, açık ve geniş, düz yer, düz yüzey, meydan, bölge,
mıntıka, yüzey, zon, platform)+ ı (iyelik eki) (tür.) * insan beynindeki
korteks bölgelerini hücresel yapı ve histolojik farklılıklara göre
numaralandıran sistem
broglie denklemi :
fra., tür. * broglie (Fransız fizikçi Louis de Broglie’nin soyadından) (fra.) +
denklem (eşitlik) + i (iyelik eki) (tür.) * maddenin dalga boyunun, Planck
sabitinin, kütle ve hızın çarpımına bölünmesine eşit olduğunu belirten denklem
(λ = h/mv)
brokar :
lat., ita. * brochus, brocco (kıvrılmış iplik; tomurcuk, filiz, dal, çivi,
saplama), broccus, brocchus (dişleri çıkıntılı olan) * sırma veya gümüş
işlemeli bir tür ipekli kumaş
brokoli :
lat., ita. * brochus, brocco, broccus (kıvrılmış iplik; tomurcuk, filiz, dal,
çivi, saplama, yansıyan, uzantı yapan) + colo (karnabahar) * hardalgillerden,
küçük ve yeşil yumruları sebze olarak bir bitki
brom :
gre., lat. * bromum (lat.); bromos (koku) (gre.) + ine (kimyasal madde son eki)
(lat.) * simgesi Br, atom sayısı 35, atom ağırlığı 79,9 olan uçucu, patlayıcı
özelliği de bulunan sıvı bir element
bromazepam :
lat. * brom (brom elementi, halojen) + az (azot içeren halka) + epam
(benzodiazepin sınıfını gösteren kimyasal madde eki) * anksiyete ve uykusuzluk
tedavisinde kullanılan, merkezi sinir sistemi üzerinde yatıştırıcı ve kas
gevşetici etkili sentetik benzodiazepin ilacın etken maddesi (C14H10BrN3O)
bromelia :
lat. * Bromelius (İsveçli botanikçi Olof Bromelius) + ia (isim yapım eki) *
tropikal yapraklı bitki, Bromeliaceae familyasından bir bitki
bromeliaceae :
lat. * Bromelius (İsveçli botanikçi Olof Bromelius) + ia (isim yapım eki) +
aceae (-giller, botanik familya eki) * çoğunluğu tropikal Amerika'ya özgü olan,
gösterişli yaprakları ve canlı renkleriyle bilinen, ağaç kabuklarına tutunarak
yaşayan epifit bitki özelliği arzeden, yaprakları genellikle huni şeklinde
rozetler oluşturan ve merkezinde su biriktirecek bir yapıya sahip olan,
Guzmanya ve Eşmeya (Açmeya) gibi popüler saksı bitkilerini de içeren bir
çiçekli bitki familyası, ananasgiller
bromfenak :
lat. * brom (brom elementi, halojen) + fen (fenil halkası, aromatik yapı) + ac
(asit türevi eki) * gözde inflamasyonu ve ağrıyı azaltmak için kullanılan,
non-steroidal antiinflamatuar (NSAID) sınıfına ait sentetik ilacın etken
maddesi (C15H12BrNO3)
bromhidrik :
lat., gre. * bromo (bromin (Br) atomu eki) (lat.) + hudor, hydor, hudro, hydro
(su) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * bromun hidrojenle
birleşmesinden oluşan
bromkrezol :
lat. * bromo (bromin (Br) atomu eki) + cresole (kresilik asit eki; benzen,
hidroksil OH grubu ve metil CH3 grubu içeren bileşik) * trifenilmetan ailesinin
bir boya rengi (triarilmetan boyaları) VE pH indikatörü (C21H14Br4O5S)
bromokriptin :
gre., lat. * bromo (bromin (Br) atomu eki) + kryptein (gizlemek, saklamak,
örtmek), kryptos (gizli, saklı, örtülü) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid
türevi eki) (lat.) * hipofiz tümörleri, Parkinson hastalığı, hiperprolaktinemi,
nöroleptik malign sendrom ve yardımcı olarak tip 2 diyabet tedavisinde
kullanılan bir ergolin türevi ve dopamin agonisti (C32H40BrN5O5)
bromus :
lat. * bromus (çim, ot) * çim türleri, Poaceae familyasından bir bitki
bromür :
gre., lat. * bromioucho (bromos (koku) (gre.) + urum, ura (ikili bileşik,
inorganik ve anyon-katyon temelli tuz eki) ) (lat.) * bromhidrik asidin tuzu
veya esteri
bronkodilatör :
gre., lat. * bronkhos (nefes borusu) (gre.) + dilatare (genişletmek) (di (ayrı,
ikiye ayrılmış, ikiye bölünmüş) + latus (yan, taraf, geniş) + are (fiil mastar
eki) + or (-ci, yapan) (lat.) * astım tedavisinde kullanılan, bronş ve
bronşiyollerin düz kaslarını gevşeterek, bronşları genişleterek
(bronkodilatasyon yaparak) oksijen alımını artıran ilaç grubu
bronkografi :
gre. * bronkhos (bronş tüpleri, soluk borusunun akciğerlere giden iki kolundan
her biri ve bunların dalları, bronş; boğaz, soluk borusu) + graphein (yazmak,
çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme)
(graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) * bronşlara radyoopak madde verilerek röntgen filmi çekilmesi
bronkokonstriksiyon :
gre., lat. * bronkhos (bronş tüpleri, soluk borusunun akciğerlere giden iki
kolundan her biri ve bunların dalları, bronş; boğaz, soluk borusu) (gre.) +
constrictio (daralma, sıkışma, büzüşme) (con (ile, birlikte, beraber, tamamen)
+ stringere (germek, sıkı çekmek, sıkmak, sıkıştırmak, bağlamak, zincirlemek,
prangalamak) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * akciğerlerdeki hava yollarının
(bronş ve bronşiyollerin) çevredeki düz kasların sıkışması sonucu öksürük,
hırıltılı solunum ve nefes darlığı nedeniyle daralması
bronkokonstriktör :
gre., lat. * bronkhos (bronş tüpleri, soluk borusunun akciğerlere giden iki
kolundan her biri ve bunların dalları, bronş; boğaz, soluk borusu) (gre.) +
constrictor (daraltıcı, sıkıştırıcı) (con (ile, birlikte, beraber, tamamen) +
stringere (germek, sıkı çekmek, sıkmak, sıkıştırmak, bağlamak, zincirlemek,
prangalamak) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) (lat.) * bronş ve bronşiyolleri
daraltıcı
bronkopnömoni :
gre. * bronkhos (bronş tüpleri, soluk borusunun akciğerlere giden iki kolundan
her biri ve bunların dalları, bronş; boğaz, soluk borusu) + pneumonia (pnömoni,
zatürre) (pnemon (akciğer) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
akciğerlerin yakın lobüllerinde iltihaplı yamaların eşlik ettiği bronşların
akut iltihabı, zatürrenin bir alt tipi
bronkosel :
gre. * bronkhos (bronş tüpleri, soluk borusunun akciğerlere giden iki kolundan
her biri ve bunların dalları, bronş; boğaz, soluk borusu) + kele (tümör, yumru,
şişlik, şişme, kese, torba, çıkıntı, fıtık) * tüberküloz veya kanseröz orjinli
bir stenozun önüne yerleşik mukus veya iltihap ile dolu, lokalize bronş
dilatasyonu (genişlemesi, şişmesi)
bronkoskopi :
gre. * bronkhia, bronkhos (bronş tüpleri, soluk borusunun akciğerlere giden iki
kolundan her biri ve bunların dalları, bronş; boğaz, soluk borusu) + skopein
(gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopia (görüş, hedef,
gözetme, gözetleme, gözlem, gözleme, bakma, hedefleme) (skopos (gözlem, görüş,
bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * solunum yollarının içinin görüntülenmesini
sağlayan endoskopik bir teknik
bronkospazm :
gre. * bronkhos (bronş tüpleri, soluk borusunun akciğerlere giden iki kolundan
her biri ve bunların dalları, bronş; boğaz, soluk borusu) + spasmos (çekilme,
kasılma) (span (çekmek, germek) * akciğerlerdeki hava yollarını (bronşları)
çevreleyen kasların kasılması
bronkotomi :
gre. * bronkhos (bronş tüpleri, soluk borusunun akciğerlere giden iki kolundan
her biri ve bunların dalları, bronş; boğaz, soluk borusu) + temnein (kesmek),
tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer
ve durum eki) ) * akciğerlere hava girişi sağlamak için larenkste kalıcı bir
geçit açma operasyonu
bronkus :
gre., lat. * bronkhos (gre.); bronchus (lat.) * bronş tüpleri, soluk borusunun
akciğerlere giden iki kolundan her biri ve bunların dalları, bronş; boğaz,
soluk borusu
brønsted lowry asit baz
tanımı : dan., ing.,lat., gre., tür. * bronsted (Danimarkalı
kimyager Johannes Nicolaus Brønsted’ın soyadından) (dan.) + lowry (İngiliz
kimyager Thomas Martin Lowry’nin soyadından) (ing.) + acidum, acidus (ekşi,
asit) (lat.) + bainein (gitmek, yürümek, ilerlemek, adım atmak; inmek), basis
(adım, basamak, temel, esas, baz, kaide, gidiş, yürüyüş, ilerleyiş, adım atış;
iniş, alt, aşağı, düşük) (gre.) + tanım (tarif, belirleme) + ı (iyelik eki)
(tür.) * kimyasal asit ve bazların proton (H⁺)
alıcı ve verici olarak tanımlandığı, reaksiyon düzenlerinde proton transferi
esasına dayalı geniş kapsamlı asit baz teorisi
bronsted-lowry teorisi :
dan., ing.,lat., gre., tür. * bronsted (Danimarkalı kimyager Johannes Nicolaus
Brønsted’ın soyadından) (dan.) + lowry (İngiliz kimyager Thomas Martin
Lowry’nin soyadından) (ing.) + theoria (gözlem, bakış, düşünce, kuram) (theoros
(gözlemci, seyirci, izleyici) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) +
si (iyelik eki) (tür.) * Danimarkalı fiziksel kimyacı Johannes Nicolaus
Brønsted ve İngiliz organik kimyacı Thomas Martin Lowry'nin isimlerinden
bronş :
gre. * bronkhos (gre.); bronchus (lat.); branch, branche (dal) (ing., fra.) *
soluk borusunun akciğerlere giden iki kolundan her biri ve bunların dalları;
boğaz, soluk borusu
bronşçuk :
gre. * bronkhos (bronş) (gre.) + çuk (küçültme eki) (tür.) * soluk borusundan
akciğere giden ana bronştan ağaç dalları gibi yayılarak çoğalan küçük bronşlara
verilen isim
bronşektazi :
gre. * bronkhos (bronş tüpleri, soluk borusunun akciğerlere giden iki kolundan
her biri ve bunların dalları, bronş; boğaz, soluk borusu) + ekteinein (uzamak,
gerilmek, genişlemek, esnemek, açılmak), ektasis (esneme, genişleme,
genişletme, uzama, gerilme, açılma, kendi dışına çıkma, aşma) (ek (dış, dışarı,
harici) + histanein, histanai (yerleştirmek, konumlamak, düzenlemek, durmak,
yer almak) + isis (isim yapım eki) ) * bronşların doğuştan veya sonradan geri
dönüşsüz şekilde genişlemesi, bronşiektazi
bronşiolit :
gre. * bronkhos (bronş tüpleri, soluk borusunun akciğerlere giden iki kolundan
her biri ve bunların dalları, bronş; boğaz, soluk borusu) + litis (enfeksiyon,
iltihaplanma) * akciğerlerdeki küçük hava yollarının iltihaplanması
bronşit :
gre. * bronkhos (trakea; boğaz) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı,
enflamasyon, sorun, hastalık eki) * bronşiol olarak adlandırılan küçük hava
kesecikleri enfeksiyonu
brontofobi :
gre. * bronte (gök gürültüsü) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * gök gürültüsü veya şimşek çakmasından
korkma
bronz :
far. * birinc (pirinç) * bakır, çinko ve kalay alaşımı, tunç; koyu kızıl renkli
brosimum :
lat. * brosimum (Yerel Güney Amerika adı) * tropikal ağaç, Moraceae
familyasından bir bitki
broş :
lat. * brocchus (filiz, dal, yansıyan, uzantı yapan) * yakaya takılan süs
iğnesi
broşidodrom :
gre. * brokhis (halka, ilmek, kıvrım) + dramein (koşmak), dromos (koşu, koşma;
yön, rota, yol, pist, sokak) * yaprağın ana orta damarından (primer damar)
ayrılan yan damarların (ikincil damarlar) yaprak kenarına kadar dümdüz ulaşmak
yerine, kenara yakın bir noktada kavis yaparak hemen üstlerindeki yan damarlarla
birleşmesi ve kapalı halkalar/ağlar oluşturması durumu
broşür :
lat., fra. * brochura (broccus (uç, sivri çıkıntı, dikilmiş) + ura (isim yapım
eki) ) (lat.); brochure (dikme, dikilme, dikilmiş olma) (brocher (dikmek) + ure
(isim yapım eki) (fra.) * çok az sayfalı küçük kitap, kitapçık
brovning :
ing. * browning (tasarımı yapan John Browning’in soyadından) * 7.65 mm’lik
tabanca
browallia :
lat. * Browall (İsveçli botanikçi Johan Browall) + ia (isim yapım eki) * süs
bitkisi, Solanaceae familyasından bir bitki
brown devinimi :
ing. * brown (İskoç botanikçi Robert Brown’un soyadından) (ing.) + devinim
(hareket etme) + i (iyelik eki) (tür.) * sıvı veya gazlardaki asılı mikroskobik
taneciklerin dışarıdan bir etki olmadan, etraftaki moleküllerle çarpışarak sürekli
ve rastgele yönlerde zıplaması/titremesi durumu
bröve :
fra. * brevet (küçük mektup, kısa yazı) (bref (kısa, öz, küçük) + et (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * belli bir eğitimden sonra uçak kullanabilecek
duruma gelmiş kimselere verilen yeterlik belgesi
brugada sendromu :
hol. * brugada (Hollandalı kardiyologlar Pedro ve Josep Brugada’nın
soyadlarından) (hol.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik
durum) * ventriküler taşikardi ve ani kardiyak ölüm riski ile karakterize kalıtsal
kalp ritim bozukluğu
bruksizm :
gre. * brouxismos, bruksismos (brukhein (dişleri gıcırdatmak) + ismos (isim
yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) ) * bilinçsizce ve istem dışı olarak
dişleri gıcırdatma
brunei :
far. * baru nah (işte o, orada) (baru (işte) + nah, naha (orası, uzaktaki) *
Güneydoğu Asya'daki Borneo adasında yer alan ve tek komşusu Malezya olan
sultanlık
brunelliaceae :
ita., lat. * Brunellia (İtalyan botanikçi Gaetano Brunelli'in soyadından)
(ita.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * Oxalidales takımına ait
olan, tropikal ve subtropikal bölgelerde, özellikle Orta ve Güney Amerika'da
yayılım gösteren, genellikle ağaç veya çalı formundaki çiçekli bitkileri
kapsayan bir botanik familyası
bruniaceae :
nor., lat. * brunia (Norveçli botanikçi Martinus Horkel'in öğrencisi olan
Norveçli gemi cerrahı ve bitki koleksiyoncusu Alexander Brown veya eczacı
Cornelius Brun’un isminden) (nor.) + ia (isim yapım eki) + aceae (-giller,
botanik familya eki) (lat.) * çoğunlukla Güney Afrika'nın kurak Cape bölgesine
(Kap Floristik Bölgesi) özgü, 12 cinse ve yaklaşık 75 türe ayrılan, küçük,
iğnemsi yapraklara ve yoğun, top veya başak şeklinde açan küçük çiçek
kümelerine sahip olan, çalı formundaki yaprak dökmeyen bitkilerden oluşan
çiçekli bitki familyası
brusella :
ing. * brucella (bruce (İskoç patolog Sir David Bruce’un soyadından) (bruce
(Brix (Normandiya'da bir yer ismi) ) + ella (ile ilgili, gibi, -a ait) *
Bruselloz olarak bilinen bakteriyel enfeksiyona neden olan bir bakteri türü
bruselloz :
ing., gre. * brucella (Brucellosis hastalığı bakterisi) (ing.) + osis (isim
yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * Brusella bakterisi kaynaklı olan,
sığır, koyun ve keçi gibi hayvanlardan ve ürünlerinden (süt, peynir vb.)
insanlara bulaşan zoonotik bir enfeksiyon hastalığı, Malta humması, Akdeniz
humması
brüksel :
alm., lat. * bruocsella (bataklıktaki yerleşim, bataklıktaki ev) (brocca,
bruocca (bataklık) (alm.) + cella, sella (hücre, küçük oda, kulübe, ev, konut,
yerleşim) ) (lat.) * Belçika'nın başkenti
brüksel lahanası :
alm., lat. * bruocsella (bataklıktaki yerleşim, bataklıktaki ev) (brocca,
bruocca (bataklık) (alm.) + cella, sella (hücre, küçük oda, kulübe, ev, konut,
yerleşim) ) (lat.) + gre. * lahano (sebze, her türlü sebze; lahana) (gre.) + sı
(iyelik eki) (tür.)
brülör :
fra. * brûler (yakmak) + eur (-cı, yapan araç eki) * ateşleyici, yakıcı,
yakıtların oksijen ile reaksiyona girince yanma işlemini gerçekleştiren ısı
enerjisi açığa çıkaran ünite
brüt :
lat., fra. * brutus (ağır, donuk, aptal, duyarsız, mantıksız) (lat.); brut
(ham, kaba) (fra.) * kesintisi yapılmamış, kesintisiz, net olmayan
bryonia :
lat. * bryo (çim, yosun) + nia (ile ilgili, -a ait) * Cucurbitaceae
(kabakgiller) familyasına ait, genellikle "şeytan şalgamı" olarak bilinen
tırmanıcı, sarmaşık ve yabani bir bitki cinsi ve bu bitkiden elde edilen
homeopatik ilaç (C36H54O12)
bu :
tür. * bu (yakındakini belirten işaret zamiri) * yakında olan varlığı temsil
eden işaret zamiri
buat :
fra. * boîte (kutu) * daha çok inşaatlarda elektrik tesisatı alanında
iletkenlerin birbirleriyle bağlantısının yayıldığı kutuya verilen isim
bubi tuzağı :
ban. * bubi, boobè, moomè (insan) + tuzak (aldatıcı kurgu) + ı (iyelik eki) *
Ekvator Ginesi'ndeki Bioko Adası'nda yaşayan halka özgü, avı şaşırtmak için
tasarlanmış aldatıcı düzenek
bubo :
lat., gre. * bubo (şişmiş lenf bezi, tümörleşmiş şişlik) (lat.); boubon (kasık)
(gre) * veba, belsoğukluğu, verem ve frengi gibi enfeksiyonlarda görülen lenf
bezlerinin şişmesi sendromu
bubona :
lat. * bos, bovis (öküz) * Roma mitolojisinde sığır tanrısı
bubonosel :
lat., gre. * bubo (şişmiş lenf bezi, tümörleşmiş şişlik) (lat.); boubon (kasık)
+ kele (tümör, yumru, şişlik, şişme, kese, torba, çıkıntı, fıtık) (gre.) *
başlangıç halinde, yeni oluşmuş fıtık
bu'bu :
ara. * bu + bu (ara.); babe, baby, bébé, Baby (bebek) (ing., fra., alm.) *
bebe, her nesnenin aslı, çok kıymetli olan şey; bü'bü
buca :
gre. * bugia (mum, kıvılvım kaynağı, ateş kaynağı, buji) (gre.); bougie (mum,
buji) (fra.) * İzmir’in bir ilçesi; eski isimleri Kohi (kohi (kapalı açının iç
tarafı, dibi) ve Gonia (gone, gone, gonia (köşe, açı, dik açı, gönye)
bucak :
tür. * buçğak (kesim, kesit) (buç, bıç (kesmek, kırpmak) + ak, ğak (-cı, araç
eki) ) * köyden büyük, ilçeden küçük, ilçeye bağlı yerleşim birimi; Burdur’un
bir ilçesi; eski ismi Oğuzhan
bucca :
lat. * bucca (yanak) * ağız boşluğunun yan duvarını oluşturan bölge
buccinidae :
lat. * bucca (yanak) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae
(-giller, zoolojik familya eki) * karından bacaklılar sınıfına ait olan, soğuk
sularda yaşayan, sağlam, spiral şeklinde ve uzun kabuklara sahip olan, diğer
yumuşakçaları, kabukluları ve solucanları avlamak için uzun hortumlarını
kullanan çok geniş bir etçil deniz kabuklusu familyası, gerçek deniz
salyangozları, çamur salyangozları
buci kopuz :
tür. * buçi (inek veya buzağıya verilen isim) + kopuz (Altay Türkleri
tarafından bugün de kullanılan, halk ozanlarınca çalınan üç telli bir Türk
sazı) * inc sesli kopuz; Türk musikisinde özgün bir yerel makam olup, karar
perdesi genellikle Hüseyni makamının Neva (Mi) perdesi olup, zengin melodi
yapısı ve kopuz çalgısına özgü süslemelerle karakterize edilen, duygusal ve
tarihi bir makam
buçuk :
tür. * buç, bıç, biç (kesmek, kırpmak) + uk (isim yapım eki) * iki eşit
parçadan her biri, yarı, yarım
bu'd :
ara. * ba’uda (uzak olmak, ırak olmak, mesafeli olmak) * uzaklık, ıraklık,
mesafe, boy, boyut
bud :
far., ara. * bud (far., ara.); boot (açmak) (ing.) * varlık, açmak, uyanmak,
bilinçlenmek
bud u nebud :
far. * bud (var, olur) + u (bağlaç) + nebud (yok, olmaz) * var-yok, olur-olmaz,
olldu-olmadı
buda :
san. * buddh (uyanmak, idrak etmek, bilinçlenmek), buddha (uyanmış, idrak
etmiş, bilinçlenmiş) (budh (uyanmak, farkına varmak, anlamak) + a (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) ) * Budizmin kurucusu Siddhartha Gautama Buddha; Buddha
kelimesi Merkür gezegenini ve Hindu mitolojisinde bilgelik ve zeka tanrısını
ifade eder.
budak :
tür. * but (bacak) + ak (isim yapım eki) * ağacın, gelişerek dal olacak
sürgünü, ağaç dalı
budala :
ara. * abdal (bedeller; sufi düşüncesinde rical-i gaybın bir rütbesi) (çoğulu
“badil”) * aptal, geri zekalı; abdallar, sufi hiyerarşisinde bir rütbe
budamak :
tür. * but (bacak; ağaç dalı) + a (bağlaç) + mak (fiil mastar eki) (tür.); butt,
buttock (kalça) (ing.) * kesmek, biçmek, kesip ayırmak
bu'dan :
ara. * ba'id (uzak) * uzaklar, uzak yerler, ıraklar
budapeşte :
mac. * buda (su) + pest (fırın, ocak, koy, kovuk) * Macaristan'ın başkenti
budd chiari sendromu :
ing., gre., tür. * budd (İngiliz fiyolog George Budd'un soyadından) (ing.) +
chiari (Avusturyalı patolog Hans Chiari’nin soyadından) (alm.) + syndromon
(sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik eki)
(tür.) * hepatik damarlardaki bir tıkanıklık veya tıkanıklığın karaciğerden
normal kan çıkışını önlediği, karın ağrısı, asit ve karaciğer büyümesi ile
karakterize sendrom
buddleja :
lat. * Buddle (İngiliz botanikçi Adam Buddle’ın soyadından) + ja (ile ilgili,
-a ait) * Scrophulariaceae (sıracagiller) familyasından olan, Asya, Afrika ve
Amerika kıtalarına özgü, yoğun kokulu ve uzun salkımlar şeklindeki rengarenk
çiçekleri sayesinde kelebekleri üzerine çeken, çiçekli çalı ve ağaççıkları
kapsayan bir bitki cinsi, kelebek çalısı
buddlejaceae :
lat. * Buddle (İngiliz botanikçi Adam Buddle’ın soyadından) + ja (ile ilgili,
-a ait) (ing.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * Buddleja
(kelebek çalısı) cinsini tip cins olarak kabul eden, günümüzde ise çoğunlukla
Scrophulariaceae içinde değerlendirilen eski bir bitki familyası
budesonid :
lat. * bud (özel ad veya türev kodu, ilaç adı) + eson (steroid türevi eki) +
ide (kimyasal madde veya ester eki) * inflamasyonu azaltmak ve alerjik
reaksiyonları kontrol etmek için kullanılan, inhale veya topikal steroid sınıfına
ait sentetik ilacın etken maddesi (C25H34O6)
budezonid :
lat. * bude (ön ek) + sonide (antiinflamatuar tedavide kullanılan steroid eki)
* inhaler form, astım ve kronik obstrüktif akciğer hastalığının uzun süreli
tedavisinde kullanılan kortikosteroid tipi bir ilaç
budist :
san., lat. * buddha (uyanmış, farkında olan) (san.) + ista (-cı, kişi, kimse)
(lat.) * Siddhartha Gautama tarafından kurulmuş olan ve yaratıcı Tanrı fikrini
reddeden inanç akımına tabi olan kişi
budizm :
san., gre. * buddha (uyanmış, farkında olan) (san.) + ismos (isim yapım, durum,
akım, öğreti, doktrin eki) (gre.) * Siddhartha Gautama tarafından kurulmuş olan
ve yaratıcı Tanrı fikrini reddeden inanç akımı
budun :
tür. * bod, bud (boy, halk, aşiret) + un (çoğul eki) (tür.); beden, body
(vücut, gövde) (tür., ing.) * dil, kültür, töre, soy ve boy yönünden birbirine
bağlı insan topluluğu
buenos aires :
lat., gte., isp. * bonus (iyi, uygun, güzel, faydalı, yararlı, erdemli; iyilik,
ödül, ikramiye, fayda, yarar) (lat.) + aeras (hava) (gre.); buenos (iyi) +
aires (havalar) (isp.) * Arjantin'in başkenti
buer :
alm., ibr. * bur, bauer (komşu, çiftçi) (alm.); ba’ar (cahil, boş) (ibr.) * Hz.
Süleyman’ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis’te maji
ile ilgili olan ve 72 cini tanımlayan Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde
yer alan, aslan kafası etrafına dizilmiş beş keçi ayağı şeklindeki özgün
tasviriyle bilinen, felsefe, mantık ve şifalı otlar öğreten, aynı zamanda tüm
hastalıkları iyileştirme gücüne sahip olan, şifa ve mantık bilgisiyle
ilişkilendirilen 10. cin
bufalo :
gre. * boubalos (antilop, yaban öküzü) * Bovidae familyasından bir sığır türü,
Afrika mandası
buffer :
lat., fra., ing. * buffare (üflemek, şişirmek) (lat.); (bouffer (şişmek,
kabarmak, darbeyi yumuşatmak) (fra.), buffer (ing.) (ses yansımalı onomatopeik
kelime) * iki nesne veya yüzey arasında çarpışma, darbe veya sürtünmeyi
hafifleten ara birim; bilgisayar sistemlerinde, veri aktarımı sırasında hız
farklarını dengelemek amacıyla verilerin geçici olarak saklandığı ara bellek
alanı
buffo :
ita. * buffare (şişirmek, kabartmak, üflemek), buffo (üfleme) * güldürücü;
operalarda güldürücü rollere çıkan şarkıcı
buffy coat :
ing. * buff (bufalos) + y (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + cotta (astar,
tunik) * antikoagüle edilmiş bir kan örneğinin, santrifüjleme sonrasında
lökositlerin ve trombositlerin çoğunu içeren kısmı
bufissür :
lat. * fissura (yarık, bölünme) (fidus (yarık, yarılma, bölünme) (findere
(yarılmak, bölmek, bölünmek; yarmak, bölmek, ikiye ayırmak) + ura (isim yapım
eki) ) * göz çevresinde, özellikle göz kapağı üstünde ortaya çıkan ödem
bufo :
lat. * bufo (kurbağa) * Bufo alvarius (Colorado Nehri kara kurbağası) türünden
elde edilen ve salgısında, Şamanik ritüellerde de kullanılan çok güçlü bir
halüsinojen olan 5-MeO-DMT maddesini barındıran kurbağa salgısı, siğilli kara
kurbağa
bufo bufo :
lat. * bufo (kurbağa) + bufo (kurbağa) * Avrupa, Kuzey Asya ve Kuzeybatı
Afrika'da yaygın olarak bulunan, boyu genellikle 15 cm'ye kadar ulaşan, derisi kuru
ve bol siğilli bir yapıda olan, gözlerinin arkasında yer alan ve "paratoid
bez" adı verilen şişkinliklerden, kendisini savunmak için salgı
salgılayan, halk arasında siğilli kurbağa veya bayağı kara kurbağası olarak
bilinen yaygın bir amfibi (iki yaşamlı) türü
bufo calamita :
lat. * bufo (kurbağa) + calamus (kamış, saz) + itas (isim yapım ve durum eki) *
Batı ve Kuzey Avrupa'ya özgü, kısa bacaklı, sırtında belirgin sarı/açık renkli
bir çizgi bulunan, genellikle kahverengimsi sarı veya gri tonlarında pürüzlü
bir deriye sahip olan, boyu genellikle 6-8 cm arasında değişen, tehlike anında
diğer kurbağalar gibi zıplamak yerine, kertenkeleye benzer şekilde koşarak veya
yürüyerek hızla uzaklaşan küçük bir kara kurbağası türü
bufonidae :
lat. * bufo (kurbağa) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae
(-giller, zoolojik familya eki) * kurbağalar takımına ait olan ve genellikle
"gerçek kara kurbağaları" olarak bilinen, derileri tipik olarak kuru
ve siğilli olup, kısa bacakları ve tıknaz vücut yapılarıyla diğer kurbağalardan
ayrılan bir amfibi familyası
buftalmus :
gre. * bous (inek, sığır, öküz) + ophthalmos (göz) * genellikle bebeklik veya
erken çocukluk döneminde ortaya çıkan doğuştan göz tansiyonu (konjenital
glokom) sonucunda göz küresinin anormal derecede büyümesi durumu, öküz gözü
buğday :
tür. * but (bacak; bitki sapı, ağaç dalı) + gay (isim yapım eki) (tür.); butt,
buttock (kalça) (ing.) * tohumu başaklar içinde olan bir tarım bitkisi, tohumu
başaklar içinde olan bir tarım bitkisi
buğlem :
tür. * buğ (buhar, yemek kokusu gibi buharlı koku) + lem (isim yapım eki) *
gülen, gülümseyen, mehtap, ay ışığı, özlem ve hasret; bereket yüklü bulut
buğra :
tür. * buğra, buğur (erkek deve) * iki hörgüçlü, iri, damızlık erkek deve, genç
deve, buğur
buğu : tür.
* buğ (buhar, duman, tütsü, sis) * sıvıların ısınma veya buharlaşma sonucu
oluşturduğu gaz hali; gözle görülebilen nemli gaz tabakası, buhar, yemek kokusu
gibi buharlı koku (buée (buğu) (fra.) )
buğul :
tür. * buğ (buhar, yemek kokusu gibi buharlı koku) + ul (isim yapım eki) *
yemeklerin su buharı yardımıyla pişirilmesi
buğulamak :
tür. * buğ (buhar, yemek kokusu gibi buharlı koku) + u (ek) + la (etken fiil
eki) + mak (fiil mastar eki) * buğuya tutmak, buğudan geçirmek, buhara tutmak
buğulanmak :
tür. * buğ (buhar, yemek kokusu gibi buharlı koku) + u (ek) + lan (dönüşlü fiil
eki) + mak (fiil mastar eki) * buharlaşmak veya buharla kaplanmak, sislenmek
buğur :
tür. * buğra, buğur (erkek deve) * iki hörgüçlü, iri, damızlık erkek deve,
çiftleşme dönemindeki kızgın deve, genç deve, buğra
buğz :
ara. * buğd, buğz (kin, nefret, öfke, garez), bağda, bağza (nefret etmek, kin
beslemek, öfke duymak) * kin, nefret, düşmanlık, garaz, yapılan kötülükleri
unutmama ve düşmanlık besleme
buhar :
ara. * bahara (buğu olmak, gaz haline gelmek; tütmek) * sıvıların ve bazı
katıların ısı etkisiyle dönüştükleri gaz durumu, buğu
buhari :
ara. * buhar (buğu) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Buharalı Fars bir
muhaddis olan ve İslam dininin en büyük muhaddisi sayılan Ebu Abdillah Muhammed
bin İsmail bin İbrahim el-Cu'fi el-Buhari
buharkent :
ara., tür. * buhar (gaz durumu, buğu, sis) + kent (il, şehir) * Aydın’ın bir
ilçesi (ilçedeki jeotermal yataklarından)
buharlaşmak :
ara., tür. * buhar (gaz durumu, buğu, sis) + laş (edilgen fiil eki) + mak (fiil
mastar eki) * buğu haline gelmek, buhar haline geçmek, gazlaşmak
buharlı gemi :
ara., tür. * buhar (gaz durumu, buğu, sis) + lı (ile, birlikte, beraber) + gemi
(denizde yolculuk yapan büyük taşıt) * hareket enerjisini su buharı gücünden
alan deniz taşıtı
buhl :
ara. * bahale (eli sıkı olmak, cimrilik yapmak), bahil (cimri, pinti) *
bahillik, eli dar olma, cimrilik, tamahkarlık, pintilik
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder