konvansiyon :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + ventio (geliş) (venire (gelmek) + tio
(isim yapım eki) ) * belirli bir amaç veya konu için bir araya gelme, toplanma,
toplantı veya anlaşma; toplumda kabul görmüş yazılı olmayan kural veya norm
konvansiyonel :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + ventio (geliş) (venire (gelmek) + tio
(isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * toplumca kabul
edilen genel kurallara veya geleneklere uygun olan; resmi veya yazılı olmayan
ama yaygın biçimde benimsenmiş normlara ve uygulamalara uygun olan
konveks :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + vertere (döndürmek, çevirmek), vexus
(döndürülmüş, dönmüş, çevrilmiş) * dışa doğru kabarık, bombeli yüzey veya
şekil; genellikle geometrik olarak içbükeyin tersi olan, dışa kavisli yüzey veya
biçimi, dışbükey
konveksiyon :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + vectio (taşıma, götürme) (vehere
(iletmek, aktarmak, nakletmek, taşımak, götürmek) + tio (isim yapım eki) ) *
ısı, sıvı veya gaz moleküllerinin hareketiyle gerçekleşen ısı veya madde taşıma
olayı; sıcaklık farklarından dolayı oluşan akışkan hareketiyle enerji transferi
konveksiyonel :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + vectio (taşıma, götürme) (vehere
(iletmek, aktarmak, nakletmek, taşımak, götürmek) + tio (isim yapım eki) ) +
alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * konveksiyon ile ilgili
konvektör :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + vectus (taşıma, götürme) (vehere
(iletmek, aktarmak, nakletmek, taşımak, götürmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat
yapım eki) ) + or (-cı, yapan, eden eki) * ısıyı havanın veya sıvının hareketi
yoluyla dağıtan veya ileten cihaz; özellikle ısınma sistemlerinde havayı veya
sıvıyı dolaştırarak ortam sıcaklığını artıran ısıtıcı
konvent :
lat. * conventus (toplanma, bir araya gelme, toplantı; manastır topluluğu) (co,
con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + ventus (gelme, geliş; esme hareketiyle
gelen hava akımı, rüzgar) (venire (gelmek) ) + tus (isim yapım eki) ) * aynı
tarikat veya dinî topluluk üyelerinin birlikte yaşadığı manastır topluluğu,
özellikle rahip veya rahibelerin oluşturduğu dinî yerleşim ve topluluk, rahibe
manastırı, dini cemaat ve siyasi meclis
konverjan :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + vergere (eğilmek, yönelmek) + ens,
ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * birleşerek aynı noktaya yönelen veya
bulusan; hareketi belirli bir noktaya eğilim, yönelim gösteren
konverjans :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + vergere (eğilmek, yönelmek) + entia
(isim yapım eki) * birleşerek tek bir noktada toplanma veya yaklaşma;
yeryüzündeki siklon alanlarında çevreden merkeze doğru esen rüzgarların
hareketi; gözlerin yakındaki bir nesneye odaklanırken birlikte içe doğru dönme
konversif :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + versus (dönmüş, çevrilmiş, yönelmiş;
dönüştürme, düzenleme, düzen) (vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek)
+ tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * dönmeye veya çevirmeye ilişkin, dönüşümlü
konversiyon :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + versio (dönme, dönüş, rotasyon,
dönüşüm, yönelim, çevrim) (vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) +
tio (isim yapım eki) ) * dönüştürme, dönüşüm, çevirme, değiştirme, evirtme,
döndürme
konversiyon histerisi :
lat. * conversion (dönüşüm, döndürme) + hystereia (aşırı duygusal, kontrolsüz
heyecan veya panik hali) * kişinin yaşadığı psikolojik çatışmaların veya
stresin, tıbbi bir organik hastalıkla açıklanamayan ve kişinin bilinçli
kontrolü dışında gerçekleşen, istemsiz felç, körlük, konuşma güçlüğü gibi bedensel
(nörolojik) belirtilere sebebiyet vermesi
konvertaz :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + versus, vertus (dönmüş, döndürülmüş,
çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen) (versare (dönmek, döndürmek,
çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek)
+ tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ase (enzim eki) * molekülleri
dönüştüren veya çeviren enzim
konvertibilite :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + vertere (döndürmek, çevirmek) +
ibilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) + itas (isim yapım ve durum eki) *
dönüştürülebilirlik, çevrilebilirlik; para, mal veya hakların başka bir biçime,
özellikle başka para birimine veya şekle dönüştürülebilme veya çevrilebilme
durumu
konvertibl :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + vertere (döndürmek, çevirmek) +
ibilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) * dönüştürülebilir, çevrilebilir
konvertisör :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + versus, vertus (dönmüş, döndürülmüş,
çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen) (versare (dönmek, döndürmek,
çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek)
+ tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + or (-cı, yapan, eden eki) * bir
enerji, akım, sinyal veya maddenin biçimini, yönünü veya türünü başka bir
biçime dönüştüren mekanik, elektriksel veya endüstriyel aygıt, değiştirgeç,
dönüştürücü
konverzasyon :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + versus, vertus (dönmüş, döndürülmüş,
çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen) (versare (dönmek, döndürmek,
çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek)
+ tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + tio (isim yapım eki) * bir kişinin
başka bir kişi veya kişilerle sözlü olarak karşılıklı iletişim kurma süreci
veya eylemi, sohbet, konuşma, söyleşi, görüşme
konveyör :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + vehere (iletmek, aktarmak, nakletmek,
taşımak, götürmek) + or (-cı, yapan, eden eki) * nesneleri bir yerden başka bir
yere taşıyan, özellikle üretim merkezlerinde sıkça kullanılan mekanik taşıma
aracı veya sistem, taşıyıcı, iletici
konvolüsyon :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + volvere (yuvarlamak, dürmek, sarmak,
rulo yapmak, döndürmek, çevirmek) + tio (isim yapım eki) * bir şeyin üzerine
kıvrılması, bükülerek karışık bir yapı oluşturması veya karmaşık bir durum;
kıvrım, sarılma, dürülme
konvoy :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + via (yol, geçit, sefer yolu, vasıta,
cadde, sokak, güzergah, patika) + are (fiil mastar eki) * aynı yöne giden, art
arda dizilmiş taşıt veya yaya yolcu topluluğu; savaş sırasında, savaş
gemilerinin koruması altında yol alan ticaret gemileri katarı; kara veya deniz
araçlarının güvenlik veya düzen amacıyla topluca hareket etmesi
konvülsif :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + vellere (çekmek, kasmak, sarsmak) +
tio (isim yapım eki) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * şiddetli
kasılma ile ilgili, sarsıntı ile ilgili; vücuttaki istemsiz ve ani kas
kasılmalarla ilgili
konvülsiyon :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + vellere (çekmek, kasmak, sarsmak) +
tio (isim yapım eki) * şiddetli kasılma, sarsıntı; vücuttaki istemsiz ve ani
kasılma
konvülzan :
lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + vellere (çekmek, kasmak, sarsmak) +
tio (isim yapım eki) + ent, ant (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kas
spazmına veya nöbet benzeri istemsiz kasılmalara yol açan
konya :
gre. * eikonion (eikon (resim, figür, ikon) + ion (yer, şehir) * ikon şehri;
Türkiye'nin İç Anadolu bölgesinde yer alan, Ankara, Eskişehir, Karaman,
Antalya, Isparta, Afyon, Mersin, Aksaray ve Niğde illeri komşu olan 42 plaka
numaralı şehri
konyaaltı :
gre., tür. * eikonieia (konya) (gre.) + alt (aşağı) + ı (iyelik eki) (tür.) *
Antalya'nın bir ilçesi
konyak :
fra. * cognac (Fransa’da bir kasaba adı) * iki kez damıtılmış, meşe fıçılarda
yıllandırılmış, beyaz şarabın damıtılmasıyla elde edilen, yüksek derecede (%
35-40) alkol içeren sarımtırak renkli, üzüm kökenli alkollü içki türü
konzertmeister :
alm. * konzert (konser) + meister (usta, efendi, ağa, hoca, öğretmen) * senfoni
veya opera orkestrasında, orkestra şefinin bir alt kademesinde olan baş kemancı
kooperasyon :
lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + operari (çalışmak, işlemek) + tio
(isim yapım eki) * birden fazla kişinin veya grubun ortak bir amaç
doğrultusunda birlikte çaba göstermesi, işbirliği
kooperatif :
lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + operari (çalışmak, işlemek) + tio
(isim yapım eki) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ortak ekonomik,
sosyal veya kültürel ihtiyaçları karşılamak amacıyla gönüllü olarak bir araya
gelen kişilerin eşit haklarla oluşturduğu dayanışma temelli kuruluş;
ortaklarının her türlü gereksinimlerini uygun koşullarla elde etmelerini
sağlamak için kurulan, kâr amacı gütmeyen kurum; üreticilerin, aracıları aradan
çıkararak, ürünlerini daha iyi koşullarla pazarlamak için kurdukları ortaklık
koordinasyon :
lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + ordinare (düzenlemek, sıraya koymak)
(ordo (düzen, sıra, nizam) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) *
birden fazla unsurun birlikte, uyumlu ve düzenli bir şekilde çalışmasını
sağlama süreci
koordinat :
lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + ordinare (düzenlemek, sıraya koymak),
ordinatus (düzenlenmiş, sıraya konmuş) * bir sistem içinde belirli bir noktayı
tanımlamak için kullanılan, genellikle eksenler (x, y) üzerinde ifade edilen
sayısal değer
koordinatör :
lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + ordinare (düzenlemek, sıraya koymak),
ordinatus (düzenlenmiş, sıraya konmuş) + or, tor (-cu, yapan, eden) * farklı
faaliyetler veya kişiler arasında uyum ve düzen sağlamakla görevli kişi,
koordinasyon sorumlusu
koordine :
lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + ordinatus (düzenlenmiş, sıraya
konmuş) (ordinare (düzenlemek, sıraya koymak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat
yapım eki) (lat.); coordonné (fra.) * koordinasyon halinde, uyumlu, düzenli,
muntazam, intizamlı
kopal :
ara. * kubbal (ağaç reçinesi, damla sakızı) * tropik bölgelerde yetişen kimi
erguvangillerden çıkarılan ve vernik (cila) yapmakta kullanılan bir reçine türü
kopanaki :
gre. * kopani (tokmak) + aki (küçültme eki) * bir tür dantel örmekte kullanılan
iğ; bu araçla örülen bir tür dantel; küçük, genellikle ahşap veya metalden
yapılmış tokmak veya çekiç
kopanlisib :
lat. * copa (kinazolin ve imidazo[1,2-c]kinazolin belirten ek) + lisib (PI3K
(fosfatidilinositol 3-kinaz) inhibitörü belirteci) * daha önce en az iki farklı
sistemik tedavi almış yetişkinlerde tekrarlayan foliküler lenfoma (bir tür kan
kanseri) tedavisinde kullanılan hedefe yönelik bir PI3K (fosfatidilinositol
3-kinaz) inhibitörü olan kinaz ilacının etken maddesi (C23H30Cl2N8O4)
koparmak :
tür., gre. * kop (kesmek, ayırmak, yarmak, vurmak; ayrılmak, kesilmek) + ar
(etken fiil ve geniş zaman eki) + mak (fiil mastar eki) * bütünden bir parçayı
ayırmak, kesmek (chop, couper (kesmek, yarmak, kesip ayırmak) (ing, fra.) )
kopça :
sır., mac. * kapcsol (bağlamak, iliştirmek) (sır.), kapocs (toka, metal düğme)
(mac.) * giysinin iki yerini birleştirmeye yarayan, metal bir halkayla bir
çengelden oluşan parça
kopenhag :
dan. * kob (alışveriş) + havn (liman); koppen (kafalar) + hag (korsan kampı,
saklanma yeri) (eski bilgi) * alışveriş limanı; Danimarka’nın başkenti
kopepod :
gre. * kope (kanca) + pous, podos (ayak) * kanca ayaklılar; tatlı su ve tuzlu
su habitatında bulunan küçük kabuklular grubu; küçük su canlılarında, kanca
biçiminde ayaklara sahip bir tür zooplankton
kopernikyum :
lat. * copernicus (Polonya asıllı bilim insanı Nicolaus Copernicus’un
soyadından) + ium (yer, durum ve kimyasal element eki) * atom numarası 112,
simgesi Cn olan sentetik ve radyoaktif bir kimyasal element
kopil :
gre. * kopeli (oğlan çocuğu) * Müslüman olmayan azınlıktan çocuk veya genç;
yeniyetme
kopist :
lat., fra. * copiare (çoğaltmak, bol miktarda sağlamak; kopyalamak, aynısını
yazmak, söylemek veya yapmak) (copia (bolluk, bereket, çokluk, kaynak)
(çoğaltmak bağlamında) + are (fiil mastar eki) ) + ista (-cı, destekçi, yandaş,
yapan, eden) (lat.); copiste (fra.) * başkalarının eserlerini veya yazılarını
elle veya makineyle kopyalayan kişi; büyük sanatçıların eserlerini aslına aynen
benzeterek kopya eden ressam
kopmak :
tür., gre. * kop (kesmek, ayırmak, yarmak, vurmak) + mak (fiil mastar eki)
(tür.); koptein (kesmek, bölmek, ayırmak, yarmak, kırmak, vurmak, parçalamak)
(gre.) * bütünden bir parça ayrılmak, kesilmek (chop, couper (kesmek, yarmak,
kesip ayırmak) (ing., fra.) )
kopolimer :
lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) (lat.) + polymer (çok parçalı yapı,
polimer) (polys (çok, fazla, çoklu) + meros (parça, bölüm, kısım, birim) )
(gre.) * farklı türdeki monomerlerin bir araya gelerek oluşturduğu, ortak
özellikler taşıyan büyük molekül yapısı
kopolimerizasyon :
lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) (lat.) + polymer (çok parçalı yapı,
polimer) (polys (çok, fazla, çoklu) + meros (parça, bölüm, kısım, birim) )
(gre.) + izare (dönüştürmek, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) (lat.) *
İiki veya daha fazla farklı monomer türünün aynı anda veya ardışık olarak
kimyasal tepkimeye sokulup tek bir polimer zinciri içinde birlikte
bağlanmasıyla yeni özelliklere sahip bir polimer yapı oluşturulması süreci
kopoy :
bul. * kopoj (av köpeği) * orta boylu, kısa tüylü, düşük kulaklı bir av köpeği
türü
koprofaj :
gre. * kopros (dışkı) + phagein (yemek, yutmak, tüketmek), phagos (yiyen,
yutan) * dışkı yiyen veya dışkıyla beslenen
koprofaji :
gre. * kopros (dışkı) + phagia (yeme, yutma) (phagein (yemek, yutmak, tüketmek)
+ eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * canlıların kendi dışkılarını veya başka
canlıların dışkılarını yemesi davranışı
koprofili :
gre. * kopros (dışkı) + philia (sevme durumu, hoşlanma durumu) (philein
(sevmek), philos (seven, sever, sevici) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) )
* dışkıdan cinsel haz alma hastalığı, dışkıseverlik
koprofobi :
gre. * kopros (dışkı) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * dışkı veya dışkıyla ilişkili durumlara karşı
duyulan aşırı ve irrasyonel korku, dışlı korkusu
koprolali :
gre. * kopros (dışkı) + lalein (konuşmak, söylemek), lalia (konuşma, söyleme) *
istemsiz olarak argo, kaba veya müstehcen sözler söyleme durumu, özellikle
nörolojik bir rahatsızlık belirtisi
koprostanol :
gre. * kopros (dışkı) + stanol (stan türevi alkol) * dışkıdan türetilen ve
çevresel analizlerde biyolojik kaynakların belirlenmesinde kullanılan bir tür
steroid alkol (C27H48O)
kopulasyon :
lat. * copulare (birleştirmek, bir araya getirmek, bağlamak, ikili yapmak, çift
yapmak, eşleştirmek, çiftleştirmek, bağ oluşturmak) (co, con (birlikte,
beraber, ile) + apere (bağlamak, tutturmak, iliştirmek, birleştirmek) ) + tio
(isim yapım eki) * birleşme; biyolojide özellikle eşeysel birleşme, eşleşme,
çiftleşme
kopuz :
tür. * kop (yüksek ses çıkarmak, gürlemek veya ses vermek) + uz (isim/sıfat
yapım eki) * Türk ve Altay halk kültüründe, genellikle deriden bir gövdeye, iki
veya üç kıl sapa (tele) sahip olan geleneksel telli bir müzik aleti
kopülasyon :
lat. * copulare (birleştirmek, bir araya getirmek, bağlamak, ikili yapmak, çift
yapmak, eşleştirmek, çiftleştirmek, bağ oluşturmak) (co, con (birlikte,
beraber, ile) + apere (bağlamak, tutturmak, iliştirmek, birleştirmek) ) + tio
(isim yapım eki) * birleşme; biyolojide özellikle eşeysel birleşme, eşleşme,
çiftleşme
kopya :
lat., fra. * copiare (çoğaltmak, bol miktarda sağlamak), copia (bolluk,
bereket, çokluk, kaynak) (çoğaltmak bağlamında) * orijinal bir metnin, eserin
veya belgenin aynen veya benzer şekilde çoğaltılmış hali
kor :
tür. * kor, ker (içi ve dışı kızarmış, alevsiz ama yüksek ısı veren ateş
parçası) * iyice yanarak ateş durumuna gelmiş, içinde henüz kömürleşmemiş
parçalar bulunan ve etrafına yoğun bir sıcaklık ile ışık saçan kömür veya odun
parçası, ateş, parlaklık, köz, ateş halinde kömür, çekirdek; güç, korumak,
sakınmak; kalp
kor pulmonale :
lat. * cor (kalp, yürek) + pulmonalis (akciğerle ilgili) (pulmo, pulmonis
(akciğer) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * pulmoner hipertansiyon
nedeniyle kalbin sağ ventrikülünün genişlemesi, kan dolaşımının güçleşmesi ve
damarlardaki kanın geriye doğru birikerek kalbin sağ bölümüne yüklenmesi ile
karakterize kalp yetmezliği durumu
kora :
gre. * kore (genç kız, bebek) * özellikle çocuklarda görülen, kendiliğinden
ortaya çıkan, kısa, çabuk, değişken güçte devinimler ve istemsiz hareketlerle
karakterize olan nörolojik bir hastalık
korakoakromiyal :
gre. * korakos (kuzgun veya karga; siyah tüyleriyle bilinen kuş türü) +
acromialis (akros, akron (uç, üst, burun, tepe, baş, yüksek, yukarı) + omos
(omuz) (gre.) + ialis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) ) * omuzda,
korakoid (kargasal) çıkıntı ile akromiyon (omuz başı) arasında bulunan ve bu
bölgeyle ilgili olan
korakoid :
gre. * korakos (kuzgun veya karga; siyah tüyleriyle bilinen kuş türü) + oeides
(gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * omuz kuşağında bulunan ve karga
gagasına benzeyen kemiksi çıkıntı
korakoncolos :
tür. * kara (siyah, kötü, uğursuz) + koncolos (Türk halk inanışında kış
geceleri ortaya çıktığına inanılan doğaüstü varlık adı) * Türk halk
inanışlarında özellikle kışın en soğuk dönemlerinde ortaya çıktığına inanılan,
insanları korkutan veya kandıran kıllı ve çirkin görünümlü doğaüstü varlık,
halk kültürüne ait korku figürü, konkolor
korakor :
fra. * corps (vücut, gövde, beden) + à (-a, yönelme, -e doğru) + corps (vücut,
gövde, beden) * karşılıklı olarak beden gücünü kullanarak, bütün gücünü
kullanarak (spor); zorlu ve çetin mücadele durumu
koral :
lat. * corallium (mercan) * denizlerde yaşayan, sert kalsiyum karbonat
iskeletinden oluşan, renkli ve genellikle koloniler halinde bulunan mercan türü
canlı
koraliform :
lat. * corallium (mercan) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim,
kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * mercan biçiminde veya mercan gibi
şekillenmiş yapıya sahip
koramiral :
fra., ara. * corps (vücut, gövde; birlik, müfreze, yapı) (fra.) + amir
(emreden, buyuran) + el (ön ek, artikel) + umara (emir verenler, buyuranlar)
(ara.) * deniz kuvvetlerinde, Tuğamiral ile Tümamiral arasındaki yüksek bir
donanma komutanlığı rütbesi
koray :
tür. * kor (saklamak, sakınmak, zarar gelmesini önlemek, kaplamak, örtmek; güç,
kuvvet; ana, temel) + ay (Ay, gece ışığı; dünaynın uydusu) * güçlü, parlak veya
ay gibi ışıldayan; erkek ismi
korda :
gre., lat. * khorde (ip, sicim, kiriş, bağ, kordon, lif, tel) (gre.); chorda
(lat.) * embriyolojide ve anatomide, omurga boyunca uzanan ve destek sağlayan
kord benzeri yapı
korda tendinia :
gre., lat. * khorde (ip, sicim, kiriş, bağ, kordon, lif, tel) (gre.); chorda
(lat.) + tendinia (kas ile kemiği bağlayan sert dokular, lifler, tendonlar)
(tendon (kas ile kemiği bağlayan sert doku, lif, kiriş, bağ) + ia (çoğul eki) )
(lat.) * kalpte, mitral ve triküspit kapakçıkları ile papiller kaslar arasında
bulunan tendon benzeri iplikçikler; papiller kaslardan mitral kapakçıklara
tutunmak için uzanan, elastin lifleriyle iç içe geçmiş kolajenden oluşan ince,
lifli yapılar
kordata :
gre., lat. * khorde (ip, sicim, kiriş, bağ, kordon, lif, tel) (gre.); chorda
(lat.) + ata (taksonomik çoğul eki) * omurga veya notokord (sırt ipliği)
bulunduran hayvanlar şubesi, omurgalıları ve bazı omurgasızları kapsayan geniş
bir hayvan grubu, kordalılar
kordiplomatik :
gre., lat. * khorde (ip, sicim, kiriş, bağ, kordon, lif, tel) (gre.); chorda
(lat.) + diploma (katlanmış olan, katlanmış kağıt; mezuniyet belgesi) (di (iki,
ikili, çift) + plous (katlanmış), diploun (katlamak), ploma (kağıt katlama,
katlanmış olan, katlanmış kağıt) ) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(gre.) * resmi belgeler veya diplomatik yazışmalar arasında düzen ve bağlantı
sağlayan, belgeler arası koordinasyon ile ilgili
kordiyal :
lat. * cor (kalp, yürek) + ialis (ile ilgili, -a ait) * kalbe ait olan, içten
ve samimi duyguları ifade eden, sıcak, dostane, sanimi, içten
kordoma :
gre. * khorde (ip, iplik, fitil, kablo, lif, bağ, kordon) + oma (tümör,
kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * notokordal doku
kaynaklı, genellikle omurga çevresinde görülen nadir bir tümör türü
kordon :
gre. * khorde (ip, iplik, fitil, kablo, lif, bağ, kordon) * ip, bağ veya şerit
şeklindeki yapı; askeri, tıbbi veya biyolojik bağlamda sınır, damar, bağ dokusu
veya göbek bağı gibi işlevsel uzantılara verilen isim
kordone :
gre. * khorde (ip, iplik, fitil, kablo, lif, bağ, kordon) * sim, gümüş veya
ipek ipliklerin bükülmesiyle hazırlanan ve el işlemelerinde kullanılan ince
kordon üç katlı bükülmüş ipek ipliği
korduroy :
gre., fra. * khorde (ip, iplik, fitil, kablo, lif, bağ, kordon) (gre.); corde
(ip, iplik, fitil, kablo, lif, bağ, kordon) + du (de (-nın, iyelik bağlacı,
tamlama bağlacı) + le (eril ön ek, artikel) ) + roi (kral, şah, hükümdar,
sultan) * genellikle pamuktan üretilen, yüzeyinde dikey ve belirgin fitiller
(çizgiler) bulunan, dayanıklı ve yumuşak dokulu bir kumaş türü (kelimenin
etimolojik analizi halk uydurmasına dayanmaktadır.)
kordosentez :
gre. * khorde (ip, iplik, fitil, kablo, lif, bağ, kordon) + kentesis (delme,
iğneyle girme, iğneleme) (kentein (delmek, iğnelemek, iğne yapmak, iğneyle
girmek) + sis (isim yapım eki) ) * gebelikte, fetüsün göbek kordonundan kan
örneği almak amacıyla yapılan invaziv tanı işlemi
kore :
çin. * gaoli, goryeo (Goryeo, antik Kore hanedanı) goryeo (eski hanedan ismi)
(go (yüksek) + ryeo (krallık, düzen) ) * Doğu Asya'da yer alan, tarihi Goryeo
(918-1392) hanedanının adından türeyen ve günümüzde Kuzey Kore (DPRK) ile Güney
Kore (ROK) olmak üzere iki devlete bölünmüş olan ve Çin, Rusya, Güney Kore ile
komşu olan ülke
korea :
gre. * khorein (akmak, gitmek, taşınmak, yayılmak), khoreia (dans, istemsiz
hareket, ritmik hareket) (khoros, khoron (dans, ritmik hareket, koro, halk
oyunları) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * istemsiz, düzensiz, dans
eder gibi hareketlerle karakterize nörolojik bozukluk
koreatosis :
gre. * khorein (akmak, gitmek, taşınmak, yayılmak), khoreia (dans, istemsiz
hareket, ritmik hareket) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) *
istemsiz, dansı andıran kas hareketleriyle karakterize edilen kronik veya
ilerleyici nörolojik bozukluk
koreiform :
gre., lat. * khorein (akmak, gitmek, taşınmak, yayılmak), khoreia (dans,
istemsiz hareket, ritmik hareket) (gre.) + formis (şekilli, biçimli) (forma
(şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * vücudun ekstremite
veya yüz gibi bölgelerinde aniden ortaya çıkan, ritmik olmayan, hızlı,
istemsiz, akıcı ve adeta dansı andıran düzensiz kas hareketleri veya bu
hareketlerin özelliklerini taşıyan durum
koreksiyon :
lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + regere (doğrultmak, yönlendirmek,
yönetmek, rehberlik etmek, gütmek, hükmetmek), rectus (doğrultulmuş, yönlendirilmiş,
yönetilmiş, rehberlik edilmiş, güdülmüş) + tio (isim yapım eki) * bir hata,
kusur veya sapmanın düzeltilmesi, hatanın giderilmesi, doğrulama
korekt :
lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + regere (doğrultmak, yönlendirmek,
yönetmek, rehberlik etmek, gütmek, hükmetmek), rectus (doğrultulmuş,
yönlendirilmiş, yönetilmiş, rehberlik edilmiş, güdülmüş) * doğru, doğrulanmış,
hatası giderilmiş
korektif :
lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + regere (doğrultmak, yönlendirmek,
yönetmek, rehberlik etmek, gütmek, hükmetmek), rectus (doğrultulmuş,
yönlendirilmiş, yönetilmiş, rehberlik edilmiş, güdülmüş) + ivus (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * düzeltici, hatayı giderici, doğrulayıcı
korektör :
lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + regere (doğrultmak, yönlendirmek,
yönetmek, rehberlik etmek, gütmek, hükmetmek), rectus (doğrultulmuş,
yönlendirilmiş, yönetilmiş, rehberlik edilmiş, güdülmüş) + or (-cı, yapan, eden
eki) * yanlışları düzelten, doğruluğu sağlayan, düzeltmen, korektör, musahhih
korelasyon :
lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + referre (geri götürmek) (re (tekrar,
geri) + ferre (taşımak, getirmek) ), relatio (ilişki, ilinti, bağ, münasebet,
alaka) (re (tekrar, geri) + latus (taşınmış, götürülmüş), latio (taşıma,
götürme) ) * iki veya daha fazla değişken arasında karşılıklı ilişki veya bağ
bulunması durumu
korele :
lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + relatus (taşınmış, götürülmüş,
bağlanmış) (re (tekrar, geri) + latus (taşınmış, götürülmüş) ) (lat.); corrélé
(fra.) * iki veya daha fazla değişken arasında karşılıklı ve anlamlı bağlantı
veya ilişki bulunan
koreograf :
gre. * khorein (akmak, gitmek, taşınmak, yayılmak), khoreia (dans, istemsiz
hareket, ritmik hareket) + graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) * dans
figürlerini tasarlayan, düzenleyen ve sahneye koyan sanatçı veya dans
düzenleyicisi; sahne düzeni belirleyicisi
koreografi :
gre. * khorein (akmak, gitmek, taşınmak, yayılmak), khoreia (dans, istemsiz
hareket, ritmik hareket) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek), graphia
(yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * dans adımlarının, figürlerinin ve sahne
üzerindeki hareketlerin düzenli bir şekilde tasarlanması ve yazıya geçirilmesi
sanatı
koreometer :
gre. * khorein (akmak, gitmek, taşınmak, yayılmak), khoreia (dans, istemsiz
hareket, ritmik hareket) + metron, metros (ölçü) * dans hareketlerinin ritim,
süre veya hız açısından ölçülmesini sağlayan varsayımsal veya teknik bir ölçüm
aracı
korespondan :
lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + respondent (re (geri, tekrar) +
spondere (söz vermek, taahhüt etmek) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) )
* karşılıklı yazışan, haberleşen veya yanıt veren kimse; özellikle bir medya
kuruluşu adına haber ileten gazeteci
korespondans :
lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + respondentia (re (geri, tekrar) +
spondere (söz vermek, taahhüt etmek) + entia (isim yapım eki) ) * iki kişi
arasında mektup veya mesaj yoluyla yapılan karşılıklı iletişim, yazılı
iletişim, yazışma; iki şey arasındaki uygunluk veya benzerlik durumu, karşılık
gelme, benzeşme
korgan :
tür. * kor (saklamak, sakınmak, zarar gelmesini önlemek, kaplamak, örtmek) +
gan (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * mezar höyüğü, tümülüs; yığma tepe ve
höyük şeklinde bulunan genellikle toprak, taş veya tahtadan yapılmış mezarlar
için kullanılan bir tümülüs türü; Ordu’nun bir ilçesi
korgeneral :
fra., gre , lat. * corps (vücut, gövde; birlik, müfreze, yapı) + generare
(doğurmak, üretmek, yaratmak, oluşturmak) (genos (yaratılış, türeyiş, oluşum,
doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, sınıf, kategori) (gre.) +
rare (fiil mastar eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) *
kara kuvvetlerinde tümgeneral ile orgeneral arasında yer alan, kolordu
seviyesinde görev yapan yüksek rütbeli subay
korgun :
tür. * kor (saklamak, sakınmak, zarar gelmesini önlemek, kaplamak, örtmek) +
gun (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * korunmuş, müstahkem, muhkem, kol-kanat
altına alınmış, elde-avuçta olan korunaklı yer; Çankırı'nın bir ilçesi
korhan :
tür. * kor (ateş, parlaklık, güç; saklamak, sakınmak, zarar gelmesini önlemek,
kaplamak, örtmek) + han (kağan, hükümdar, şah, padişah) * güçlü, canlı ve
ateşli hükümdar; koruyucu hükümdar
korida :
lat., isp. * currere (koşmak) + itum (isim yapım eki) (lat.); corrida (koşu,
boğa güreşi) (correr (koşmak) + ida (isim yapım eki) ) (isp.) * İspanya ve bazı
Latin Amerika ülkelerinde geleneksel olarak yapılan, matador ve boğa arasında
geçen törensel dövüş gösterisi.
koridor :
lat., ita. * currere (koşmak) + or (yapan, eden eki) (lat.); corridoio (koşu
yeri), corridore (koşucu) (ita.) * bir yerden başka bir yere geçişi sağlayan,
genellikle uzun ve dar yapı veya yol
korimb :
gre. * korymbos (salkım, demet; özellikle sarmaşık veya bitkilerdeki meyve
kümesi) * çiçek saplarının farklı uzunluklarda olup uçlarının aynı düzlemde
birleştiği, üstten bakıldığında düz yüzeyli salkım görünümü veren çiçek durumu,
yalancı şemsiye biçimli çiçek kümesi; botanikte alt kısımdaki çiçek saplarının
üsttekilerden daha uzun olduğu, bu sayede tüm çiçeklerin aynı düzeye veya kubbe
gibi ortak bir seviyeye geldiği bir çiçeklenme (salkım) biçimi
korimbiya :
gre. * korymbos (salkım) * Myrtaceae (mersingiller) familyasına ait, çiçek durumları
salkım biçiminde olan ve okaliptüslere yakın özellikler taşıyan ağaçlar cinsi,
kanlı okaliptüsleri kapsayan bitki grubu
korindon :
san., alm. * kuruvinda (kırmızı taş, yakut) (san.); korund + on (keton
belirteci) (alm.) * bileşimi alüminyum oksit (Al2O3) olan, cam parlaklığında,
saydam ve türlü renklerde, elmastan sonra en sert olan, zımpara taşları ve
mücevher yapımında kullanılan mineral, boksit
korinebakteri :
gre., lat. * koryne (sopa, çubuk, değnek) + bakterion (küçük şey, küçük çubuk)
(bak (destek için kullanılan değnek, çivi, çubuk, asa, sopa, baston) + terion,
teria (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * çubuk şekilli, genellikle hastalık
yapıcı olabilen bir bakteri türü
koriogonadotropin alfa :
gre. * khorios, khorion (zar, koruyucu zar, plasenta zarı; fetusu çevreleyen ve
plasentanın önemli bir parçasını oluşturan ince zar) + gonado (üreme bezi) +
trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek,
değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil;
yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) ) + alpha (birinci, ilk; Grek alfabesinin ilk
harfi) * plasenta tarafından salgılanan, üreme bezlerini uyaran ve ilk sırada
gelen (alfa zinciri içeren) hormon türü
korioretinit :
gre. * khoroid (gözün damar tabakası) (khorio (zar, koruyucu zar, plasenta
zarı) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) ) + retina (gözün
arka kısmında bulunan, ışığı algılayan ve görsel sinyallere dönüştüren sinir
ağı tabakası) (rete (ağ, şebeke) + ina (isim yapım eki) ) + itis (iltihab,
hastalık, sorun eki) * koroid ve retina tabakalarının aynı anda iltihaplanması
koriza :
gre. * koryza (soğuk algınlığı, burun akıntısı, nezle) * üst solunum
yollarında, özellikle burunda görülen nezle ve soğuk algınlığına bağlı iltihabi
durum
korkak :
tür. * kor (saklamak, sakınmak, zarar gelmesini önlemek, kaplamak, örtmek) +
kak (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * cesaretten yoksun, kolayca ürken veya
çekinen kişi veya davranış özelliği
korkmak :
tür. * kor (saklamak, sakınmak, zarar gelmesini önlemek, kaplamak, örtmek) +
mak (fiil mastar eki) * cesaretini kaybetmek, ürkmek, çekinmek, dehşete düşmek
korku :
tür. * kor (saklamak, sakınmak, zarar gelmesini önlemek, kaplamak, örtmek) + ku
(isim yapım eki) * cesaretini kaybetme, ürkme, çekinme, dehşet, tehlike sezme
(horror, horreur (korku, dehşet), horrible (korkunç) (ing., fra.) )
korkuluk :
tür. * kor (saklamak, sakınmak, zarar gelmesini önlemek, kaplamak, örtmek) + ku
(isim yapım eki) + luk (isim yapım eki) * birini veya bir şeyi korkutarak uzak
tutmaya yarayan nesne; özellikle tarlalarda kuşları uzaklaştırmak için
kullanılan insan biçimli düzenek veya balkon, merdiven gibi yerlerde düşmeyi
önleyen koruyucu parmaklık
korkunç :
tür. * kor (saklamak, sakınmak, zarar gelmesini önlemek, kaplamak, örtmek) + ku
(isim yapım eki) + unç (sıat yapım eki) * dehşet verici, ürkütücü, çekince
yaratan, korkutan
korkut :
tür. * kor (saklamak, sakınmak, zarar gelmesini önlemek, kaplamak, örtmek) + ku
(isim yapım eki) + t (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * korkutan, korku
veren; Muş’un bir ilçesi
korkuteli :
tür. * korkut (korkutan, korku veren) + el (tutma ve dokunma organı) + i
(iyelik eki) * Antalya'nın bir ilçesi
kormel :
lat. * cormus (soğanımsı gövde) (cor (kalp, yürek) + hormos (halka, zincir) ) +
ellus (küçültme eki) * bitkilerin toprak altındaki kısımlarıyla çoğalmasını ve
neslini sürdürmesini sağlayan, daha büyük bir ana yumrunun (kormun) tabanında
veya yanında oluşan küçük, ikincil yavru yumru (yumrucuk)
kormoran :
lat. * corvus (karga, kuzgun) + marinus (denize ait, denizle ilgili) (mare
(deniz) + inus (ile ilgili, -a ait) ) * deniz kuzgunu; denizle ilişkili yaşam
süren, uzun boyunlu ve kancalı gagalı yapısıyla balık avlamaya uyum sağlamış,
adını “denizin kuzgunu” anlamına gelen Latince köklerinden alan, genellikle
kıyı ve tatlı su bölgelerinde yaşayan bir su kuşu türü, karabatak
kormus :
gre. * keirein (kesmek), kormos (ağaç kütüğü, gövde, budanmış ağaç) *
bitkilerin kök, gövde ve yaprak gibi farklılaşmış organlara sahip olan gövde
veya ana vücut yapısı
korna :
gre., lat. * koronis (eğri, kavis, çember; karga) (gre.); cornu (boynuz),
cornua (boynuzlar) (lat.) * araçlarda uyarı amacıyla ses çıkaran alet (ilk
otomobil kornaları, hayvan boynuzlarından yapılmış veya onları andıran
aletlerdi.)
kornea :
gre., lat. * koronis (eğri, kavis, çember; karga) (gre.); corneus (boynuz gibi,
sert) (cornu (boynuz) + osus (ile ilgili, sıfat yapım eki) ) (lat.) * gözün ön
kısmında bulunan, saydam ve kubbemsi yapıya sahip olan ve ışığı kırma işlevi
gören dış tabaka
korneal :
gre., lat. * koronis (eğri, kavis, çember; karga) (gre.); corneus (boynuz gibi,
sert) (cornu (boynuz) + osus (ile ilgili, sıfat yapım eki) ) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * kornea ile ilgili
korneal nefelyon :
lat., gre. * cornealis (korneayla ilgili) (lat.) + nephele (bulut, sis) + on
(iim yapım eki) * doku yoğunlaşması nedeniyle korneada opaklaşma, yani gözün
kornea tabakasında bulutsu, mat veya bulanık leke oluşumu
korner :
gre., lat. * koronis (eğri, kavis, çember; karga) (gre.); cornu (boynuz,
çıkıntı) + arium (yer ve durum eki) (lat.) * köşe, açı yapan çıkıntılı yer,
dönemeç; futbolda topun köşe çizgisinden dışarı çıkmasına ve bu durum
sonrasında topun tekrar sahaya sokulması için yapılan atışa verilen isim
kornet :
gre., lat. * koronis (eğri, kavis, çember; karga) (gre.); cornu (boynuz,
çıkıntı) + etta (küçültme eki) (lat.) * bakırdan veya pirinçten yapılmış, küçük
boynuz biçimli, bakır nefesli çalgılar grubuna bağlı üflemeli bir çalgı
korneum :
gre., lat. * koronis (eğri, kavis, çember; karga) (gre.); corneus (boynuzumsu,
sert) + um (isim yapım eki) (lat.) * deri veya organların dış tabakasında yer
alan, keratinleşmiş sert katmanı ifade eden terim (örneğin stratum corneum
(boynuzsu tabaka) )
korniş :
gre., lat. * koronis (eğri, kavis, çember; karga) (gre.); cornix (karga), cornu
(boynuz, çıkıntı) (lat.) * mimaride duvarın tepe kısmındaki süslü çıkıntı,
çerçeve, pervaz, saçak
kornişon :
gre., lat., fra. * koronis (eğri, kavis, çember; karga) (gre.); cornix (karga),
cornu (boynuz, çıkıntı) (lat.); corne (bonuz) + ichon (küçültme eki) (fra.) *
küçük boynuz biçimli (küçük, ince) salatalık türü; genellikle turşuluk olarak
kullanılan minyatür salatalık
korno :
gre., lat., fra. * koronis (eğri, kavis, çember; karga) (gre.); cornix (karga),
cornu (boynuz, çıkıntı) (lat.) * salyangoz kabuğu gibi kıvrımlı, bakır borudan
yapılan, üflemeli bir çalgı
kornu :
gre., lat., fra. * koronis (eğri, kavis, çember; karga) (gre.); cornix (karga),
cornu (boynuz, çıkıntı) (lat.) * tıp dilinde herhangi bir organın veya yapının
uzantısı veya boynuzu
kornukopya :
gre., lat., fra. * koronis (eğri, kavis, çember; karga) (gre.); cornix (karga),
cornu (boynuz, çıkıntı) + copiae (bolluk, bereket, çokluk) (lat.) * Antik Yunan
ve Roma mitolojisinde Zeus'u besleyen keçi Amaltheia'nın kırılan ve sonsuz
yiyecekle dolan boynuzunu simgeleyen ve bolluk, zenginlik, başarı ve iyi şansın
sembolü addedilen, içinden meyve, çiçek veya yemişlerin taştığı boynuz
şeklindeki kap, bolluk boynuzu
koro :
gre. * khorein (akmak, gitmek, taşınmak, yayılmak), khoreia (dans, istemsiz
hareket, ritmik hareket), khoros (dans eden veya şarkı söyleyen grup) (gre.);
chorus (lat.) * topluca ilahi veya şarkı söyleyen grup
koroid :
gre. * khorios, khorion (zar, koruyucu zar, plasenta zarı; fetusu çevreleyen ve
plasentanın önemli bir parçasını oluşturan ince zar) + oeides (ile ilgili,
gibi, benzer) * damarlı tabakaya benzeyen; gözde retina ile sklera arasında yer
alan damar tabaka
koroideremi :
gre. * khorios, khorion (zar, koruyucu zar, plasenta zarı; fetusu çevreleyen ve
plasentanın önemli bir parçasını oluşturan ince zar) + oeides (ile ilgili,
gibi, benzer) + eremia (yoksunluk, eksiklik) * gözün damar tabakasında ve
retinada dejenerasyon ile seyreden, görme kaybına yol açan kalıtsal hastalık
koroidit :
gre. * khorios, khorion (zar, koruyucu zar, plasenta zarı; fetusu çevreleyen ve
plasentanın önemli bir parçasını oluşturan ince zar) + oeides (ile ilgili,
gibi, benzer) + itis (iltihab, enfeksiyon, hastalık, sorun) * koroid iltihabı
korolla :
gre., lat. * koronis (eğri, kavis, çember; karga) (gre.); corona (taç, halka,
çelenk) + ellus (küçültme eki) (lat.) * çiçeğin taç yapraklarının oluşturduğu,
genellikle renkli ve çanak yaprağın iç kısmında bulunan çiçek örtüsü bölümü
korona :
gre., lat. * koronis (eğri, kavis, çember; karga) (gre.); corona (taç, halka,
çelenk) (lat.) * taç, çelenk, halka; soy; güneşin fotosfer dışında görünen
parlak gaz tabakası, çelenk biçimli yapı
koronal :
gre., lat. * koronis (eğri, kavis, çember; karga) (gre.); corona (taç, halka,
çelenk) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * vücudu baştan ayağa
doğru ve omuzlara paralel olacak şekilde kesen eksen veya düzlem
koronavirüs :
gre., lat. * koronis (eğri, kavis, çember; karga) (gre.); corona (taç, halka,
çelenk) + virus (virüs, zehir, toksin, zararlı sıvı, bulaşıcı etken) (lat.) *
taç biçiminde çıkıntılar taşıyan, zarflı RNA virüsü; özellikle SARS, MERS ve
COVID-19 gibi hastalıklara neden olan virüs türü
koroner :
gre., lat. * koronis (eğri, kavis, çember; karga) (gre.); corona (taç, halka,
çelenk) + aris, arius (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * taç, halka
veya çelenke benzeyen; kalbin etrafını saran damarlarla ilgili
korozif :
lat. * corrodere (aşındırmak, kemirmek) (co, con (ile, birlikte, beraber) +
rodere (kemirmek, ısırarak koparmak) ) + sio, tio (isim yapı eki) + ivus (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * metal, taş vb. yüzeyleri kimyasal reaksiyonla
tahrip eden, aşındırıcı; ahlak, güven, sevgi gibi soyut değerleri yavaşça yok
eden
korozyon :
lat. * corrodere (aşındırmak, kemirmek) (co, con (ile, birlikte, beraber) +
rodere (kemirmek, ısırarak koparmak) ) + sio, tio (isim yapım eki) * özellikle
metal yüzeylerin oksidasyon veya kimyasal etkilerle bozulması, paslanması,
aşınma; bir yapının, düzenin veya değerin yavaşça bozulması süreci
korporal :
lat. * corpus (vücut, gövde, beden, yapı, bütün) + alis (ile ilgili, -a ait) *
bedenle ilgili, vücut ile ilgili, gövde ile ilgili, cisim ile ilgili, bedeni,
cismani; askeriyedeki erbaş rütbesi olan “onbaşı” rütbesi
korporasyon :
lat. * corpus (vücut, gövde, beden, cisim, yapı, bütün) + aris (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) + tio (isim yapım eki) * bir grup insanın ortak bir amaçla
birleşerek oluşturduğu ve genellikle iş, ticaret veya kamu hizmeti alanında
faaliyet gösteren tüzel kişilik, organizasyon, şirket
korporatif :
lat. * corpus (vücut, gövde, beden, cisim, yapı, bütün) + aris (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) + tio (isim yapım eki) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * bireylerin veya kuruluşların ortak amaçla birleşip birlikte hareket
ettiği, iş birliği ve dayanışma esasına dayanan nitelik
korpus :
lat. * corpus (vücut, gövde, beden, yapı, bütün) * vücut, gövde, beden, yapı,
bütün
korpus kallozum :
lat. * corpus (vücut, gövde, beden, cisim, yapı, bütün) + callosum (kalın,
nasırlı) * beynin sol ve sağ yarım kürelerinin iletişim kurmasını sağlayan
sinir lifleri demeti
korpus kavernozum :
lat. * corpus (vücut, gövde, beden, cisim, yapı, bütün) + cavernosum (boşluklu,
süngersi, kavernöz) (caverna (oyuk, boşluk; mağara) + osum (ile ilgili, -a ait)
) * kanla dolarak ereksiyon sağlayan penis ve klitorisin süngersi dokusu
korpus luteum :
lat. * corpus (vücut, gövde, beden, cisim, yapı, bütün) + luteum (sarı) *
yumurtalıkta ovulasyondan sonra oluşan sarı cisim, progesteron salgılayan yapı
korpus siliare :
lat. * corpus (vücut, gövde, beden, cisim, yapı, bütün) + ciliare, cilliaris
(kirpiklerle ilgili) (cilium (kirpik, ince tüylü yapı) + aris (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) ) * gözde iris ile retina arasında bulunan, kas yapısı
içeren ve lensin şeklinin ayarlanmasını sağlayan yapı
korpus sitreatum :
lat. * corpus (vücut, gövde, beden, cisim, yapı, bütün) + striatum (çizgili) *
beynin alt yapısında, çizgili yapıya sahip, hareket ve motor kontrolünde rol
oynayan çekirdekler topluluğu
korpus vitreum :
lat. * corpus (vücut, gövde, beden, cisim, yapı, bütün) + vitreum (cam ile
ilgili, camsı, cama ait) (vitrum (cam) + eum (sıfat yapım eki) ) * göz
küresinin içini dolduran, lens ile retina arasındaki boşluğu kaplayan jel
kıvamındaki saydam yapı
korpüskül :
lat. * corpus (vücut, gövde, beden, cisim, yapı, bütün) + culus, culum, cula
(küçültme eki) * küçük cisimcik, özellikle kan hücreleri veya diğer küçük
yapılar için kullanılan terim
korpüsküler :
lat. * corpus (vücut, gövde, beden, cisim, yapı, bütün) + culus, culum, cula
(küçültme eki) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * küçük parçacıklara
veya cisimciklere ait olan, küçük parçacıklarla veya cisimciklerle ilgili
korsa :
lat., fra. * coarcere (zorlamak, sıkıştırmak, baskı yapmak, zorla yaptırmak,
mecbur etmek) (co, con (ile, birlikte, beraber) + arcere (kapatmak,
sınırlandırmak, kısıtlamak) ) (lat.); corset (zorlayıcı, sıkıştırıcı) (fra.) *
kadınların, bellerini ince göstermek veya bel sakatlığını engellemek amacıyla
bel bölgelerine taktıkları sıkılaştırıcı giysi, korse
korsakoff psikozu :
rus., gre. * korsakoff (Rus nörolog Sergei Sergeyevich Korsakoff'un soyadından)
(rus.) + psykhe (ruh, zihin) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki)
(gre.) * ağır alkol kullanımı sonrası ortaya çıkan, hafıza kaybı, bilişsel
bozukluklar ve konfabülasyon ile karakterize nöropsikiyatrik sendrom
korsan :
lat., fra. * currere (koşmak), cursus (koşma, akın, sefer) + anus (ile ilgili,
gibi, -a ait) (lat.); corsaire (fra.) * denizlerde veya kıyılarda düzenli bir
devlete bağlı olmaksızın yağma, saldırı ve talan amacıyla ani baskınlar yapan
silahlı kişi veya grup haydut, deniz haydudu; özellikle 16.-18. yüzyıllarda)
devlet adına savaşan ve düşman gemilerine saldıran deniz savaşçısı, korsan veya
özel harp gemisi kaptanı
korse :
lat., fra. * coarcere (zorlamak, sıkıştırmak, baskı yapmak, zorla yaptırmak,
mecbur etmek) (co, con (ile, birlikte, beraber) + arcere (kapatmak,
sınırlandırmak, kısıtlamak) ) (lat.); corset (zorlayıcı, sıkıştırıcı) (fra.) *
kadınların, bellerini ince göstermek veya bel sakatlığını engellemek amacıyla
bel bölgelerine taktıkları sıkılaştırıcı giysi, korsa
korsika :
fen. * korsai (ormanlık alan, ormanla kaplı ada) (fen.); corsica (lat.) *
Akdeniz’de, Fransa'nın güneydoğusunda, İtalya'nın batısında ve Sardinya
adasının kuzeyinde yer alan ve Fransa’ya bağlı özerk bölge olan bir ada
kort :
lat., fra. * cohors, cohort (avlu, korunaklı alan, çevrili alan, askeri birlik;
maiyet, beraberinde olanlar) (co, con (ile, birlikte, beraber) + hors, hortis,
hortos (bahçe, çevrili alan) ) (lat.); court (fra.) * mahkeme; avlu; hükümdar
veya soylu huzuru; tenis, basketbol vb. sporların oynandığı alan, saha, spor
sahası, oyun alanı
korte :
lat. * cohors, cohort (avlu, korunaklı alan, çevrili alan, askeri birlik;
maiyet, beraberinde olanlar) (co, con (ile, birlikte, beraber) + hors, hortis,
hortos (bahçe, çevrili alan) ) (lat.); court (fra.) * resmi yürüyüşte birlikte
ilerleyen grup; aşıkdaşlık, flört
kortej :
lat., fra. * cohors, cohort (avlu, korunaklı alan, çevrili alan, askeri birlik;
maiyet, beraberinde olanlar) + egia (isim yapım eki) (lat.); corteggiare (yerde
bulunmak, maiyete katılmak, mahkemeye katılmak) (ita.), cortège (fra.) * sıra
halinde insan topluluğu, tören alayı, gösteri yürüyüşü, resm veya törensel
kalabalık yürüyüş
korteks :
lat. * cortex (kabuk, ağaç kabuğu, dış tabaka, beyin kabuğu) (crusta (kabuk) +
ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) ) * Bir yapının veya organın dış
kısmını oluşturan, iç bölümleri saran ve özellikle biyoloji ile nörolojide
işlevsel dış tabaka, dış kabuk; gövde veya kök kabuğu; beynin en dıştaki sinir
hücresi dokusu; bir organın dış tabakası, özellikle beynin dış tabakası (beyin
kabuğu) veya böbrek kabuğu
kortikal :
lat. * cortex (kabuk, ağaç kabuğu, dış tabaka, beyin kabuğu) (crusta (kabuk) +
ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * bir organın dış tabakasıyla ilgili, özellikle beyin kabuğu veya
böbrek kabuğu ile ilgili
kortikasyon :
lat. * cortex (kabuk, ağaç kabuğu, dış tabaka, beyin kabuğu) (crusta (kabuk) +
ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) ) + icus (ile ilgili, -a ait) + atio
(isim yapım eki) * nörolojide evrimsel süreçte beyin kabuğunun (korteks)
gelişerek zihinsel işlevlerin yönetimini alt beyin merkezlerinden devralması
kortike :
lat. * cortex (kabuk, ağaç kabuğu, dış tabaka, beyin kabuğu) + icus (ile
ilgili, gibi, -a ait) * kabuğa ait, kortekse ilişkin; özellikle beyin veya
diğer organların dış tabakasıyla ilgili
kortikobulber :
lat. * cortex (kabuk, ağaç kabuğu, dış tabaka, beyin kabuğu) + icus (ile
ilgili, gibi, -a ait) + bulbus (soğan, burada medulla oblongata’nın eski adı) +
aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * beyin korteksinden beyin sapındaki
(bulbus) çekirdeklere uzanan motor sinir yollarıyla ilgili
kortikospinal :
lat. * cortex (kabuk, ağaç kabuğu, dış tabaka, beyin kabuğu) + spina (çıkıntı,
diken; omurga, omurilik) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * beyin
korteksinden omuriliğe uzanan sinir yollarıyla ilgili, özellikle motor sinir
yollarını ifade eden terim
kortikosteroid :
lat. * cortex (kabuk, ağaç kabuğu, dış tabaka, beyin kabuğu) + steros (sert,
katı) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * böbreküstü
bezinin kabuk kısmından (korteks) salgılanan veya bu yapıya benzer steroid
yapısındaki hormonlar, özellikle anti-inflamatuar etkili hormonlar
kortikosteron metiloksidaz :
lat. * cortex (kabuk, ağaç kabuğu, dış tabaka, beyin kabuğu) + steros (sert,
katı) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli)+ on (keton
belirteci) + methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun,
tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli)
+ ase (enzim eki) * böbreküstü bezinin korteksinden salgılanan kortikosteron
hormonunun metil grubunu okside eden, yani metil grubuna oksijen ekleyerek
kimyasal reaksiyon gerçekleştiren enzim
kortikoterapi :
lat., gre. * cortex (kabuk, ağaç kabuğu, dış tabaka, beyin kabuğu) (lat.) +
therapeia (hizmet etme, ilgilenme, iyileştirme, tedavi etme, eğitme, öğretme,
iyileştirme, öğretiyle islah etme; bakım, hizmet, tedavi) (therapuein (hizmet
etmek, ilgilenmek, iyileştirmek, tedavi etmek, yönetmek, tıbbi tedavi etmek),
the (ön ek) + rapein (eğitmek, öğretmek) ) + eia (isim yapım eki) ) (gre.) *
kortikosteroid hormonların neden olduğu veya kortikosteroid kullanımıyla
yapılan tedavi yöntemi, özellikle iltihap ve bağışıklık sistemi hastalıklarında
uygulanan hormon tedavisi
kortikotropin :
lat., gre. * cortex (kabuk, ağaç kabuğu, dış tabaka, beyin kabuğu) (lat.) +
trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek,
değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil;
yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) ) (gre.) * hipofiz bezinden salgılanan ve
böbreküstü bezinin korteksini uyararak hormon salgılanmasını sağlayan
polipeptid hormon (C207H308N56O58G)
kortizol :
lat. * cortex (kabuk, ağaç kabuğu, dış tabaka, beyin kabuğu) + ol (alkol grubu
(-OH) eki) * böbreküstü bezinin korteksinden salgılanan, stres tepkisinde rol
oynayan ve metabolizmayı düzenleyen steroid hormon, stres hormonu (C21H30O5)
kortizolemi :
lat., gre. * cortex (kabuk, ağaç kabuğu, dış tabaka, beyin kabuğu) + ol (alkol
grubu (-OH) eki) (lat.) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu)
(haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * kandaki
kortizol hormonunun miktarı veya düzeyi; özellikle kortizol seviyesinin ölçümü
veya artışı durumunu ifade eden terim
kortizon :
lat. * cortex (kabuk, ağaç kabuğu, dış tabaka, beyin kabuğu) + on (keton grubu
içeren bileşik) * böbreküstü bezinin korteksinden salgılanan ve vücutta
anti-inflamatuar, immün sistem düzenleyici etkileri olan steroid hormon
(C21H28O5)
koru :
tür. * kor (saklamak, sakınmak, zarar gelmesini önlemek, kaplamak, örtmek) + ug
(sıfat eki) * bakımlı ve koruma altında bulunan küçük orman; korunmuş (cover
(örtmek, kaplamak) (ing.), couvrir (örtmek, kaplamak) (fra.) )
korugan :
tür. * kor (saklamak, sakınmak, zarar gelmesini önlemek, kaplamak, örtmek) +
gan (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ateş etmeye olanak verecek biçimde
hazırlanmış delik ve mazgalları bulunan yer
koruk :
tür. * korıg, koruk (ham meyve, ham üzüm) * olgunlaşmamış, ekşi ve yeşil üzüm
korumak :
tür. * kor (saklamak, sakınmak, zarar gelmesini önlemek, kaplamak, örtmek) + u
(bağlaç eki) + mak (fiil mastar eki) * bir kişiyi, nesneyi veya değeri dış
etkenlerden, tehlikeden veya zarardan uzak tutmak, güvenliğini ve bütünlüğünü
sürdürmesini sağlamak; kaplamak, örtmek, dışarıdan tesir almasını önlemek
(cover, couvrir (örtmek, kaplamak) (ing., fra.) )
korunum :
tür. * kor (saklamak, sakınmak, zarar gelmesini önlemek, kaplamak, örtmek) + un
(dönüşlü fiil eki) + um (isim yapım eki) * korunma durumu
koruyucu :
tür. * kor (saklamak, sakınmak, zarar gelmesini önlemek, kaplamak, örtmek) + u
(baglaç eki) + cu (yapan, eden eki) * koruyan durum, nesne veya kişi
korvet :
lat., fra. * corrogare (toplamak, zorla toplamak, zorla yaptırmak, angarya
yüklemek) + etta (küçültme eki) (lat.); corvée (kürek çekme, angarya hizmet,
zorla yapılan iş) + ette (küçültme eki) (fra.) * donanmalarda devriye ve eskort
görevlerinde veya hızlı müdahale amacıyla kullanılan küçük, çevik savaş gemisi
türü
koryoamnionit :
gre. * khorios, khorion (zar, koruyucu zar, plasenta zarı; fetusu çevreleyen ve
plasentanın önemli bir parçasını oluşturan ince zar) + amnion (fetal zar,
rahimdeki bebeği saran sıvı dolu zar) + itis (iltihab, enfeksiyon, hastalık,
sorun) * koryon ve amnion zarlarının enfeksiyon veya iltihaplanması durumu,
özellikle gebelikte zarların inflamasyonu
koryokarsinom :
gre. * khorios, khorion (zar, koruyucu zar, plasenta zarı; fetusu çevreleyen ve
plasentanın önemli bir parçasını oluşturan ince zar) + karkinoma (karkinos
(yengeç) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) )
* koryon dokusundan kaynaklanan kötü huylu tümör, plasental koryonun kanser
tipi olan gestasyonel trofoblastik hastalık
koryon :
gre. * khorios, khorion (khora (yer, alan, mekan) + ion, ios (yer ve durum eki)
) * zar, koruyucu zar, plasenta zarı; fetusu çevreleyen ve plasentanın önemli
bir parçasını oluşturan ince zar
koryon frondosum :
gre., lat. * khorios, khorion (zar, koruyucu zar, plasenta zarı; fetusu
çevreleyen ve plasentanın önemli bir parçasını oluşturan ince zar) (gre.) +
frondosum (yapraklı, dallı) (frons (yaprak, dal) + osus, osum (ile ilgili,
gibi, -a ait) ) (lat.) * gelişmekte olan embriyoyu çevreleyen, plasentanın
fetal kısmını oluşturan, yaprak benzeri çıkıntılarla zenginleşmiş koryon
bölgesi; maternal endometriuma uzanan parmak benzeri çıkıntılar olan koryon
villuslarını oluşturan koryon bölgesi
koryonik :
gre. * khorios, khorion (zar, koruyucu zar, plasenta zarı; fetusu çevreleyen ve
plasentanın önemli bir parçasını oluşturan ince zar) (khora (yer, alan, mekan)
+ ion, ios (yer ve durum eki) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
koryon ile ilgili
koryonik gonadotropin :
gre. * khorios, khorion (zar, koruyucu zar, plasenta zarı; fetusu çevreleyen ve
plasentanın önemli bir parçasını oluşturan ince zar) + ikos (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) + gone, gonas, gonad (tohum, döl, düğüm, yumru, yumurtalık,
testis, erbezi) + trophe (besin, beslenme, gıda), trophe (besin, beslenme,
gıda), trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek,
değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil;
yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + ine (kimyasal
bileşik eki) * plasenta kökenli, üreme bezlerini uyaran hormon
(C1105H1770N318O336S26)
koryoretinal striasyon :
gre., lat. * khorios, khorion (zar, koruyucu zar, plasenta zarı; fetusu
çevreleyen ve plasentanın önemli bir parçasını oluşturan ince zar) + retina
(gözün arka kısmında bulunan, ışığı algılayan ve görsel sinyallere dönüştüren
sinir ağı tabakası) (rete (ağ, şebeke) + ina (isim yapım eki) ) (gre.) + alis
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + stria (çizgi, şerit) + sion, tio (isim
yapım eki) (lat.) * koryon ve retina ile ilgili, çizgisel yapı veya çizgi
oluşumu
koryoretinit :
gre. * khorios, khorion (zar, koruyucu zar, plasenta zarı; fetusu çevreleyen ve
plasentanın önemli bir parçasını oluşturan ince zar) + retina (gözün arka
kısmında bulunan, ışığı algılayan ve görsel sinyallere dönüştüren sinir ağı
tabakası) (rete (ağ, şebeke) + ina (isim yapım eki) ) + itis (iltihab,
enfeksiyon, hastalık, sorun) * koryon ve retina dokularının eş zamanlı
enfeksiyonu
korza :
ara. * karzah (zincir, halka) * zincir şeklinde birbirine bağlanarak dolaşan
veya yapışan yapı; iki zincirin denizin içinde birbirine dolaşması
kosa :
sla. * kosa (orak) * buğday, arpa gibi tahılların biçiminde kullanılan,
kıvrımlı veya yay biçiminde keskin kenarlı el aleti, bir tür uzun saplı orak
kosekant :
lat. * co, con (ile, birlikte, beraber, tamamlayıcı; karşıt, zıt, ters) +
secare (kesmek, ayırmak, bölmek), secans, secant (kesen, ayıran) * açının sinüs
değerinin tersini ifade eden, sinüsün tersi olan trigonometrik fonksiyon (csc x
= 1/sin x)
kosinel :
lat. * coccinus (kızıl, kırmızı) (coccum (kızıl, kırmızı boya bitkisi) + inus
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + ella (küçültme eki) (lat.); coccinelle
(fra.) * küçük kırmızı-siyah benekli uğur böceği türü, genellikle zararlı
böcekleri yiyerek tarımda faydalı olan böcek
kosintropin :
lat. * co, con (ile, birlikte, beraber, tamamlayıcı; karşıt, zıt, ters) (lat.)
+ sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + trepein (çevirmek, döndürmek,
dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme,
çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir
kenara çevrilebilir) (gre.) + ine (kimyasal madde eki) (lat.) * vücutta
kortizol üretimini uyaran, böbrek üstü bezlerinin yetersizliğini (Addison
hastalığı) teşhis etmek amacıyla uygulanan ACTH stimülasyon testlerinde
kullanılan, doğal adrenokortikotropik hormonun (ACTH) laboratuvarda üretilmiş
olan sentetik bir türevi (C136H210N40O31S)
kosinüs :
lat. * co, con (ile, birlikte, beraber, tamamlayıcı; karşıt, zıt, ters) + sinus
(kavis, yay, kıvrım, girinti, bükülme, çukur, boşluk) * trigonometride, bir
açının komşu kenarının hipotenüse oranını ifade eden değer
kosinüs teoremi :
lat., gre., tür. * co, con (ile, birlikte, beraber, tamamlayıcı; karşıt, zıt,
ters) + sinus (kavis, yay, kıvrım, girinti, bükülme, çukur, boşluk) + theorema
(seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme, teorem, kuram,
ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * bir üçgende bir kenarın
karesinin, diğer iki kenarın kareleri toplamından bu kenarların çarpımının iki
katı ile aralarındaki açının kosinüsünün çarpımının çıkarılmasıyla bulunduğunu
ifade eden temel trigonometrik bağıntı (c^2 = a^2+b^2−2ab⋅cosγ) (burada c, γ açısına
karşılık gelen kenar, a ve b diğer iki kenardır.)
koskoca :
tür. * kos (pekiştirme öneki) + koca (büyük, ulu, yüce) * çok büyük, çok yüce,
çok ulu
kosmos :
gre. * kosmein (düzenlemek, bezemek, düzene koymak), kosmos (düzen, nizam,
evren) * var olan her şeyin belirli bir düzen ve ahenk içinde oluşturduğu
bütünlük, sonsuz uzay ve uzay içindeki gök varlıklarının tümü, evren; düzenli
ve uyumlu bir bütün olarak düşünülen tüm varlıklar; kişinin içinde yaşadığı,
ilişkide bulunduğu ortam
kosova : sla.
* kos (kuzgun, karga) + ovo (yer, mekan) * kuzgunların yeri; Balkanlar'da yer
alan, kuzey ve doğuda Sırbistan'la, güneyde Kuzey Makedonya ve Arnavutluk ile,
batıda ise Karadağ ile komşu olan bir Avrupa ülkesi
kosta :
lat. * costa (kaburga, gövdenin yanı; sahil, kıyı, kenar) * insan veya
hayvanlarda göğüs kafesini oluşturan kemiklerden her biri, kaburga; kabuga
kemiği kırığı anlamında da kullanılan kelime
kosta rika :
isp. * costa (kaburga, gövdenin yanı; sahil, kıyı, kenar) + rica (zengin,
bereketli) * kuzeyinde Nikaragua, güneydoğusunda Panama, doğusunda Karayip
Denizi, batısında Pasifik Okyanusu yer alan bir Orta Amerika ülkesi
kostak :
far. * gustah (kibirli, nezaketsiz, cüretkar) * iyi giyinmiş, yakışıklı, güzel,
çalım satan, çalımlı, zarif, kibar (Türkçe’de “küstah” olarak olumsuz anlamda
kullanılan kelimenin de köküdür.)
kostaklanmak :
far., tür. * gustah (kibirli, nezaketsiz, cüretkar) (far.) + lan (dönüşlü fiil
eki) + mak (fiil mastar eki) (tür.) * küstah davranış sergilemek; cesur veya
atılgan davranmak, yılmadan, korkmadan hareket etmek, gözü kara olmak
kostaklaviküler :
lat. * costa (kaburga, gövdenin yanı; sahil, kıyı, kenar) + clavicula (köprücük
kemiği) (clavis (anahtar) + cula (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * kaburga ile köprücük kemiği arasındaki veya bu iki kemiğe ait
olan yapılarla ilgili
kostakondral :
lat., gre. * costa (kaburga, gövdenin yanı; sahil, kıyı, kenar) (lat.) + khondros
(kıkırdak, tane, tanecik, granül, kürecik) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) (lat.) * kaburga ile kaburganın kıkırdağı arasındaki veya bu
bölgeyle ilgili
kostakondrit :
lat., gre. * costa (kaburga, gövdenin yanı; sahil, kıyı, kenar) (lat.) + khondros
(kıkırdak, tane, tanecik, granül, kürecik) + itis (iltihab, enfeksiyon,
hastalık, sorun) (gre.) * kaburga ile kıkırdak arasındaki bölgede meydana gelen
ve genellikle göğüs ağrısına neden olan iltihaplanma durumu
kostal :
lat. * costa (kaburga, yan, kaburga kemiği, gövdenin yanı; sahil, kıyı, şerit,
hat, kenar) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kaburgalara veya göğüs
yan duvarına ait olan, kaburga ile ilgili
kosteffektif :
lat., ing. * constare (birlikte durmak, belli olmak) (co, con (birlikte,
beraber, ile) + stare (durmak, dikilmek, ayakta durmak, daim olmak, devam
etmek, kalmak) ) (lat.); cost (maliyet, fiyat) (ing.) + effectivus (effectus
(ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + facere, ficere (yapmak, etmek,
eylemek, işlemek, icra etmek, oluşturmak) + tus (isim yapım eki) ) + ivus (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) * harcanan maliyetin elde edilen fayda
veya sonuçla dengeli olduğu, en az giderle en yüksek verimi sağlayan, fiyat /
performans oranı 1'den küçük olan
koster :
lat., isp., ing. * costa (kaburga, gövdenin yanı; sahil, kıyı, kenar) (lat.);
costa (sahil, kıyı) (isp.), coast (kıyı; kıyıdan gitmek) + er (-cı, -ci, yapan,
eden) (ing.) * kıyıdan giden; 1000 - 10.000 dwt arası kuru yük gemisi
kostik :
gre. * kaiein (yanmak, yakmak), kaustos (ateş, alev, yanma) + ikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) (gre.); causticus (lat.) * soda olarak da bilinen ve
inorganik bileşik olan sodyum hidroksit (NaOH)
kostik soda :
gre., ara. * kaiein (yanmak, yakmak), kaustos (ateş, alev, yanma) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.); causticus (lat.) + esved (siyah, kara),
suvvad, soda (sodyum karbonat (Na2CO3), bitki külü, alkali külü) (ara.) * beyaz
renkli, nem çekici, suyla temas ettiğinde ısı açığa çıkaran, organik maddeleri
parçalayabilen, sabun üretimi, temizlik ve endüstriyel kimyada kullanılan,
aşındırıcı özellikte inorganik güçlü baz, sud kostik (NaOH)
kostofrenik :
lat., gre. * costa (kaburga, gövdenin yanı; sahil, kıyı, kenar) (lat.) +
phrenos (diyafram; zihin, akıl, bilinç, şuur, ruh) + ikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) (gre.) * kaburga ile diyafram arasındaki bölgeye veya bu bölgeyle
ilgili
kostokondral :
lat., gre. * costa (kaburga, gövdenin yanı; sahil, kıyı, kenar) (lat.) + khondros
(kıkırdak, tane, tanecik, granül, kürecik) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) (lat.) * kaburga kemiği ile kıkırdak arasındaki bağlantı bölgesi
ile ilgili
kostosternal :
lat., gre. * costa (kaburga, gövdenin yanı; sahil, kıyı, kenar) + sternum
(göğüs kemiği) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kaburga ile göğüs
kemiği arasındaki bağlantı bölgesi ile ilgili
kostotom :
lat., gre. * costa (kaburga, gövdenin yanı; sahil, kıyı, kenar) (lat.) +
temnein (kesmek), tome (kesik, kesme, kesit, dilim), tomia (kesim, kesme) )
(gre.) * kaburgayı kesmek veya açmak için göğüs cerrahisinde kullanılan alet
veya işlem
kostovertebral :
lat., gre. * costa (kaburga, gövdenin yanı) + vertebra (omur) (versare (dönmek,
çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek)
+ bra (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kaburga ve
omurga ile ilgili
kostüm :
lat., fra. * consuetudo (alışkanlık, adet, gelenek, tradisyon, ritüel) (lat.);
costume (giyim, giysi, elbise, kıyafet) (fra.) * belirli bir kültüre, döneme
veya etkinliğe özgü kıyafet veya giyim tarzı; giyim, giysi, elbise, kıyafet
(custom, coutume (adet, gelenek) (ing., fra.) )
koşa :
tür. * ko (yerleşmek, konumlanmak, oturmak) + şa (işteşlik eki) * çift olan,
eşleşmiş veya birlikte hareket eden, ikili yapı veya birliktelik; çift, eş,
ikiz, hep birlikte (coach (eğitmek, yetiştirmek, hazırlamak, koçluk etmek)
(ing.) )
koşaç :
tür. * koşa (çift, eş, ikiz) + ç (isim yapım eki) * isim cümlelerinde özne ile
yüklemi birleştiren; yükleme güçlü ihtimal, olumluluk, olumsuzluk, süreklilik
veya kesinlik kavramları veren -dir eki ile değil kelimesi, ek fiil, isnat
edatı, haber edatı
koşaltı :
tür. * ko (yerleşmek, konumlanmak, oturmak) + şa (işteşlik eki) + ltı (isim
yapım eki) * hayvanları birlikte koşma veya birbirine bağlama
koşam :
tür. * koşa (çift, eş, ikiz) + m (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * avuç, iki
avuç dolusu
koşer :
ibr. * kaşer, koşer (uygun olma, uyma, başarma) * Yahudilerde özel kurallara
göre kesilebilecek olan hayvanları belirleme geleneği; kurala uygun yiyecek,
dinen sakıncası olmayan yiyecek, helal gıda
koşin :
çin. * Kochi (Hindistan’da bir liman ve şehrinin isminden) * kökeni Çin olan,
büyük, ağır, hareketsiz, bol ve kabarık tüylü ve yuvarlak vücut yapısına sahip
evcil tavuk cinsi
koşma :
tür. * koş (ikilemek, yanyana koymak; karşılıklı, beraber, eş; bacakları hızlı
hareket ettirerek ilerlemek) (ko (yerleşmek, konumlanmak, oturmak) + ş
(işteşlik eki) ) + ma (isim yapım eki) * Türk halk şiirinde, genellikle saz
eşliğinde söylenmek üzere, hece ölçüsünün 6+5 veya 4+4+3 kalıbıyla yazılmış en
az üç, en çok sekiz dörtlükten oluşan, birinci dörtlüğün genellikle birinci,
ikinci ve dördüncü dizeleri birbiriyle, ilk dörtlük dışındaki dörtlüklerin üçer
dizesi kendi aralarında uyaklı, dördüncü dizeleriyse uyakça birinci dörtlüğün
dördüncü dizelerine bağlı olan, sevgiyi ve doğayı lirik bir biçimde anlatan
şiir türü veya biçimi
koşmak :
tür. * koş (ikilemek, yanyana koymak; karşılıklı, beraber, eş; bacakları hızlı
hareket ettirerek ilerlemek) (ko (yerleşmek, konumlanmak, oturmak) + ş
(işteşlik eki) ) + mak (fiil mastar eki) * karşılıklı veya beraber konmak,
eşleşmek (coach (eğitmek, yetiştirmek, hazırlamak, koçluk etmek) (ing.) )
koşnil :
lat. * coccinus (kızıl, kırmızı) (coccum (kızıl, kırmızı boya bitkisi) + inus
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + ella (küçültme eki) (lat.); cochenille
(fra.) * 3-7 mm uzunluğunda, 2-4 mm genişliğinde, 1,3-5 mm yüksekliğinde
kestane renkli, yumuşak ve kubbe şeklinde kabuğu olan, doğal kırmızı boya
(karmine) elde etmek için kullanlan, tekstil ve gıda endüstrisinde ise doğal
renk verici olarak kullanılan bitkilere zararlı bir böcek, kochineal böceği
koşuk :
tür. * koş (ikilemek, yanyana koymak; karşılıklı, beraber, eş; bacakları hızlı
hareket ettirerek ilerlemek) (ko (yerleşmek, konumlanmak, oturmak) + ş
(işteşlik eki) ) + uk (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * şiir; hece ve durak
yönünden denk ve kendi başına bir bütün olan uyaklı söz dizisi, ölçülü uyaklı
söz biçimi
koşul :
tür. * koş (ikilemek, yanyana koymak; karşılıklı, beraber, eş; bacakları hızlı
hareket ettirerek ilerlemek) (ko (yerleşmek, konumlanmak, oturmak) + ş
(işteşlik eki) ) + ul (isim yapım eki) * belirli bir durum, şart veya
gereklilik; bir olayın, eylemin veya durumun gerçekleşmesi için yerine
getirilmesi gereken şart veya zorunluluk, şart
koşum :
tür. * koş (ikilemek, yanyana koymak; karşılıklı, beraber, eş; bacakları hızlı
hareket ettirerek ilerlemek) (ko (yerleşmek, konumlanmak, oturmak) + ş
(işteşlik eki) ) + um (isim yapım eki) * at veya yük hayvanlarının bağlanması,
bağlı olduğu donanım ve ekipmanlar bütünü
koşun :
tür. * koş (ikilemek, yanyana koymak; karşılıklı, beraber, eş; bacakları hızlı
hareket ettirerek ilerlemek) (ko (yerleşmek, konumlanmak, oturmak) + ş
(işteşlik eki) ) + un (isim yapım eki) * yan yana dizilmiş asker dizisi; an
yana dizilmiş insanların oluşturduğu dizi
koşuşturmak :
tür. * koş (ikilemek, yanyana koymak; karşılıklı, beraber, eş; bacakları hızlı
hareket ettirerek ilerlemek) (ko (yerleşmek, konumlanmak, oturmak) + ş
(işteşlik eki) ) + uş (işteş fiil eki) + tur (etken fiil eki) + mak (fiil
mastar eki) * birini veya bir şeyi sürekli olarak hızlı hareket ettirmek, acele
ettirmek veya meşgul etmek; yoğun ve sürekli hareket halinde olmak
koşut :
tür. * koş (ikilemek, yanyana koymak; karşılıklı, beraber, eş; bacakları hızlı
hareket ettirerek ilerlemek) (ko (yerleşmek, konumlanmak, oturmak) + ş
(işteşlik eki) ) + ut (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iki veya daha fazla
şeyin aynı doğrultuda, eş zamanlı ve paralel olarak ilerlemesi veya var olması
durumu, paralel
kot :
fra. * cotte (eski giysi, tunik) * pamuk ipliğinden dokunan veya çoğunluğu
pamuktan oluşan, dimi örgüsüne sahip, mavi renkli ve sık dokunmuş yapısıyla
pantolon ve iş kıyafetlerinde yaygın kullanılan bir tür kumaş, denim
kot :
lat., fra. * costa (kaburga, gövdenin yanı; sahil, kıyı, kenar) (lat.); cote
(cote (seviye, kıyı, sahil, kenar) (fra.) * zemin veya bina taban yüksekliği,
arazi yüzeyine göre belirlenen seviye, bina veya yapıların yükseklik ölçüsü
kota :
lat., fra. * quotus (kaçıncı) + a (isim yapım eki) (lat.); quota (fra.) *
belirli bir miktar, sınırlama, limit veya pay; özellikle üretim, satış, ithalat
veya ihracat gibi alanlarda önceden belirlenmiş sınır veya tahsis edilen
miktar; kontenjan sisteminde dışalım yoluyla yurda getirilecek malların çeşitlerini
ve her çeşidinin miktarlarını gösteren liste; bazı ülkelerde, sinemalarda
belirli bir süre oynatılması zorunlu olan yerli film sayısının yabancı film
sayısına oranı
kotan :
erm. * kot’an (arazi sürmek, toprağı düzlemek) * önüne beygir koşulan, kazacağı
toprağın derinliği ve genişliği ayarlanabilen, bütünüyle demirden yapılmış
büyük saban, köten
kotanjant :
lat. * co, con (ile, birlikte, beraber, tamamlayıcı; karşıt, zıt, ters) +
tangere (değmek, dokunmak, temas etmek), tangent, tangens (değen, dokunan,
temas eden) * trigonometride bir dik üçgende komşu kenarın karşı kenara oranı;
tanjantın tersi (cot x = 1 / tan x = cos x / sin x)
kotanjant teoremi :
lat., gre., tür. * co, con (ile, birlikte, beraber, tamamlayıcı; karşıt, zıt,
ters) + tangere (değmek, dokunmak, temas etmek), tangent, tangens (değen,
dokunan, temas eden) (lat.) + theorema (seyredilen, incelenen şey,
kanıtlanabilir matematiksel önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i
(iyelik eki) (tür.) * bir a,, b, c üçgeninde cot c/2 = (a+b)/(a-b) x cot
(a-b)/2 bağıntısıyla yarım açı kotanjantı ile kenar uzunlukları arasındaki
ilişkiyi ifade eder
kotarmak :
tür. * kotar (işi bitirmek, yüklemek, boşaltmak) + mak (fiil mastar eki) * bir
şeyi zorlukla veya ustalıkla tamamlamak, başarmak veya kurtarmak; denizcilikte
gemiyi yüklemek veya boşaltmak; pişen yemeği bir başka kaba aktarmak; bir işi
bitirmek
koter :
gre. * kauter (dağlama demiri) (kaiein (yakmak, dağlamak) + terion (-ci, yapan,
eden eki) ) * dağlama demiri; dokuyu yakarak tedavi eden cerrahi alet veya
yöntem
koterizasyon :
gre., lat. * kauteriazein (demirle yakmak, dağlamak) (kauter (dağlama demiri)
(kaiein (yakmak, dağlamak) + ter (-ci, yapan, eden eki) ) + azein (gibi yapmak)
) (gre.) + tio (isim yapım eki) (lat.) * demirle dağlama, demirle yakma
kotiledon :
gre. * kotyle (kase, kap, çanak, tas, oyuk, çenek, fincan; tohum yaprağı) + don
(şekil eki) * tohumun içinde bulunan ve çimlenme sırasında genç bitkiye besin
sağlayan embriyonik yaprak
kotiyon :
fra. * cotte (eski giysi, tunik) + illon (küçültme eki) * düğün, balo vb.
şenliklerde neşeyi arttırmak için kullanılan, kâğıttan yapılmış serpantin,
konfeti benzeri süs
kotlet :
lat., fra. * costa (kaburga, gövdenin yanı; sahil, kıyı, kenar) (lat.); côte
(kaburga; sahil, kıyı, kenar) + lette (küçültme eki) (fra.) * küçük kaburga
parçası; kemikli et dilimi veya pirzola
kotletpane :
lat., fra. * costa (kaburga, gövdenin yanı; sahil, kıyı, kenar) (lat.); côte
(kaburga; sahil, kıyı, kenar) + lette (küçültme eki) + panée (kaplanmış, galeta
unu veya ekmek kırıntısına bulanmış) (fra.) * galeta unu veya ekmek kırıntısına
bulanıp kızartılmış pirzola veya köfte
kotlin :
rus. * Kotlin (Fin Körfezi’nde, St. Petersburg yakınlarında yer alan Kotlin
Adası’ndan) * adını Kotlin Adası’ndan alan, uluslararası bir yazılım şirketi
olan JetBrains tarafından geliştirilen; Java ile tam uyumlu, modern, statik
tipli ve çok platformlu (JVM, Android, JavaScript, Native) uygulama
geliştirmeye yönelik bir programlama dili
koton :
lat. * cotoneum (pamuk bitkisi) * pamuk bitkisi veya pamuk lifleri, tekstilde
kullanılan doğal lif kaynağı
kotonik :
gre. * khthon (toprak, yeryüzü; yeraltı dünyası) + ikos (ile ilgili,-a ait) *
toprağa, yerin altına veya yeraltı dünyasına ait olan; Yunan mitolojisinde
yeraltı tanrıları, ruhları ve güçleriyle ilişkili
kotonperle :
fra. * coton (pamuk) + perlé (inci gibi, boncuklu) * inci gibi parlak ve düzgün
yüzeye sahip, genellikle pamuk ipliğiyle yapılan özel bir dantel veya işlemeli
kumaş türü
kotra :
fra * cotre (küçük yelkenli tekne) * tek direkli, randanası olan, ince gövdeli
yelkenli
kotrimoksazol :
lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + trimethoprim (tri- (üç) + methyl
(metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman,
fıçı) ) + propyl (propil grubu) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) +
sulfamethoxazole (sulpha (sülfür eki) + methoxazole (azotlu heterosiklik
bileşik) (methoxy (OCH3 grubu) + oxazole (azotlu heterosiklik bileşik) ) *
bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde birlikte kullanılan iki antibiyotik
bileşiğinin (sulfametoksazol C10H11N3O3S ve trimetoprim C14H18N4O3)
kombinasyonu olan geniş spektrumlu antibiyotik
kov :
tür. * kov, kog (arkasından konuşmak, çekiştirmek, gıybet etmek, suçlamak) *
yerip çekiştirme, gıybet etme, kötüleme, dedikodu
kova :
tür. * kov (oyuk, boşluk) + a (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * içine sıvı
veya diğer maddeler konam, genellikle kulplu ve silindirik veya konik şekilli
olan taşıma kabı (cavity (oyuk, boşluk) (ing.), cavité (oyuk, boşluk) (fra.) )
kova burcu :
tür., gre. * kova (su taşıma kabı) (kov (oyuk, boşluk) + a (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) ) + pyrgos (kule, bir yapının en yüksek noktası) (gre.); burc
(ara.) + u (iyelik eki) (tür.) * 22 Ocak - 19 Şubat tarihleri arasında
doğanları temsil eden, yenilikçi, bağımsız, entelektüel ve toplumsal
duyarlılığı olan zodyak burcu
kovalamak :
tür. * kov (peşinden gitmek, takip etmek) + a (bağlaç) + la (etken fiil eki) +
mak (fiil mastar eki) * birini veya bir şeyi hızla arkasından giderek
yakalamaya çalışmak, peşinden sürüklenmek veya takip etmek
kovalans :
lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + valentia (kudret, kuvvet, güç)
(valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak; sağlıklı olmak; değeri olmak) + entia
(isim yapım eki) ) (lat.); covalence (fra.) * atomların ortak elektron çiftleri
paylaşarak oluşturdukları kimyasal bağ türü; ortak değerlik veya ortak bağlanma
durumu
kovalant :
lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + valent (güçlü, kuvvetli, yetenekli;
değerli, bağ yapabilme gücüne sahip) (valere (güçlü olmak, değerli olmak) +
ent, ens (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.); covalent (fra.) *
atomların ortak elektron çiftleri paylaşarak oluşturduğu bağla ilgili; ortak
bağ yapabilen
kovalent :
lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + valent (güçlü, kuvvetli, yetenekli;
değerli, bağ yapabilme gücüne sahip) (valere (güçlü olmak, değerli olmak) +
ent, ens (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.); covalent (fra.) *
atomların ortak elektron çiftleri paylaşarak oluşturduğu bağla ilgili; ortak
bağ yapabilen
kovan :
tür. * kov (oyuk, boşluk) + an (isim yapım eki) * arıların bal ve polen
depoladığı, peteklerle dolu yuva; küçük kap veya kutu
kovancılar :
tür. * kovan (arıların bal ve polen depoladığı, peteklerle dolu yuva; küçük kap
veya kutu) + cı (yapan, eden eki) + lar (çoğul eki) * Elazığ’ın bir ilçesi
kovaryans :
lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + varientia (variare (değişmek,
çeşitlenmek, başkalaşmak) + entia (isim yapım eki) ) (lat.); covariance (fra.)
* istatistikte iki değişkenin birlikte nasıl değiştiğini gösteren ölçü; bir
değişken artarken diğerinin nasıl değiştiğini belirten ortak değişkenlik.
kovboy :
ing. * cow (sığır, inek) + boy (çocuk) * Amerika’da sığır çobanlığı yapan, açık
arazide hayvan sürüsünü yöneten erkek
kovcu :
tür. * kov (yerip çekiştirme, kötüleme, dedikodu) + cu (yapan, eden eki) * söz
getirip götüren, arkadan çekiştiren, insanları birbirine düşüren, dedikoducu,
arabozucu (kimse)
kovmak :
tür. * kov (uzaklaştırmak, savmak, defetmek) + mak (fiil mastar eki) * birini veya
bir şeyi bulunduğu yerden uzaklaştırmak, defetmek veya dışlamak
kovucuk :
tür. * kov (oyuk, boşluk) + u (bağlaç) + cuk (küçültme eki) * bitkilerde,
mantar tabakası üzerinde, süngerdokunun kalınlaşmadığı yerlerde oluşan ve
bitkinin solunumuna yardım eden küçük deliklerden her biri
kovuk :
tür. * kov (oyuk, boşluk) + uk (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iç kısmı
oyulmuş veya boşaltılmış, içi boş alan oluşturan yapı; doğal veya yapay boşluk
(cave, caverne (mağara, içi boş girinti), cavity, cove, cavité (oyuk, boşluk,
koy, körfez, kovuk) (ing.) )
kovuşturmak :
tür. * kov (takip etmek, peşinden gitmek, izlemek) + uş (işteş fiil eki) + tur
(etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir olayı, kişiyi veya meseleyi
yasal veya idari olarak soruşturmak, takip etmek ve üzerine gitmek
koy :
tür. * koy (kucak; çukur, girinti, oyuk; vadi) * deniz, göl veya nehir
kıyısında, genellikle dar ve korunaklı, suyun kara içine doğru girdiği küçük
körfez veya doğal liman
koyak :
tür. * koy (girmek, sokulmak, konmak) + ak (isim yapım eki) * iki dağ veya tepe
arasında kalan çukur yer veya dere boyu; içinde genellikle bir akarsu yatağının
bulunduğu, üç yanından kapalı ve yalnızca ağız yanı açık, tabanı, yamaçlarıyla
yerine, eskiliğine göre türlü biçimleri olan, dar ve uzun yüzey
koyaş :
tür. * koy (yerleştirmek, oturtmak, yanına yerleşmek, oturmak) + aş (isim yapım
eki) * Türk mitolojisinde yer, mekan veya koruyucu ruh; doğa ve yerle ilgili
kutsal varlık veya güç
koygun :
tür. * koy (yerleştirmek, oturtmak, yanına yerleşmek, oturmak) + gun (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * genellikle ses için) yoğun bir uğultu durumunda
olan veya acıklı, dokunaklı, etkili; (renk, sıvı) koyu, yoğun
koymak :
tür. * koy (yerleştirmek, oturtmak, yanına yerleşmek, oturmak) + mak (fiil
mastar eki) * birlikte kılmak, yanına yerleştirmek, beraber olmak, yanyana
olmak
koyu :
tür. * kod (aşağı indirmek) + u (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * renk
bakımından açık olmayan, daha yoğun, karanlık veya derin tonlarda olan; az
akışkan olan, kıvam olarak yoğun, ağdalı
koyulhisar :
lat., gre., ara. * colonus (çiftçi, yerleşik) (colo (işlemek, sürmek) + nus
(isim veya sıfat yapım eki) ) + ia (yer, durum ve ortam eki) (lat.); koloneia
(gre.) + hisar (kale) (ara.) * Sivas’ın bir ilçesi
koyun :
tür., moğ. * koion, kon, konin (koyun) (tür., moğ.); goyim (hayvan, hizmet
hayvanı, koyun) (ibr.) * Çift toynaklılar (Artiodactyla) takımının
gevişgetirenler (ruminantia) alt takımından olan, sürü halinde beslenen, eti,
sütü, yünü, yapağısı ve derisi için ağılda yetiştirilen, otlayan, çift tırnaklı
evcil memeli küçükbaş hayvan
koyungöbeği :
tür. * koyun (sürü halinde beslenen, yünü, eti ve sütü için ağılda
yetiştirilen, otlayan evcil memeli küçükbaş hayvan) + göbek (karın bölgesinin
orta kısmı; şeylerin merkezi, ortası) + i (iyelik eki) * morchellaceae
familyasından, yenilebilen bir mantar türü
koyungözü :
tür. * koyun (küçükbaş ağıl hayvanı) + göz (görme organı) + ü (iyelik eki) *
papatyagiller (Asteraceae) familyasından Avrupa kökenli, yaygın bir çayır
papatyası türü, gazanya
koyuntu :
tür. * koy (yerleştirmek, oturtmak, yanına yerleşmek, oturmak) + untu (isim
yapım eki) * sıkıntı, üzüntü, keder, sopa, baston koymaya yarayan yer
koyuvermek :
tür. * koy (yerleştirmek, oturtmak, yanına yerleşmek, oturmak) + ver (vermek,
bir şeyi bir başkasına birisine eriştirmek, ulaştırmak, vardırmak, iletmek,
aktarmak, sunmak, teslim etmek, uzatmak, bağışlamak, bırakmak) + mek (fiil
mastar eki) * bir şeyi hızlı veya rahat bir şekilde, düşünmeden, hafifçe veya
hemen bırakmak, yerleştirmek
koz :
far * gavz, goz (ceviz, sert kabuklu yemiş) * ceviz; iskambil oyunlarında öteki
kâğıtları alabilen, onlara üstün tutulan, belirli renk ve imdeki kağıt
koz helva :
tür. * koz (sert kabuklu yemişlerin içi) + hulv, helva helva (tatlı, un veya irmik
ve şekerden yapılan) (ara.) * sert kabuklu yemişlerin içi kullanılarak yapılan,
genellikle ceviz veya fındık gibi yemişlerle zenginleştirilmiş tatlı helva
çeşidi
koza :
far. * gozak (cevize benzer şey, kozalak, pamuk kozası, ipek böceği kozası,
pamuk kabuğu, ipek böceğini konisi, haşhaş başı) (goz (ceviz, sert kabuklu
yemiş) + ak (ile ilgili, gibi, benzer) ) * örtü, içine alan boşluk, kapsayan
alan
kozak :
far. * gozak (cevize benzer şey, kozalak, pamuk kozası, ipek böceği kozası,
pamuk kabuğu, ipek böceğini konisi, haşhaş başı) (goz (ceviz, sert kabuklu
yemiş) + ak (ile ilgili, gibi, benzer) ) * kozalaklıların, genellikle yuvarlak
ve tepesi koni biçiminde, odunsu meyvesi, kozalak; içine antlaşmaların, padişah
mektuplarının konulduğu metal kutu
kozaklı :
far., tür. * gozak (cevize benzer şey, kozalak, pamuk kozası, ipek böceği
kozası, pamuk kabuğu, ipek böceğini konisi, haşhaş başı) (far.) + lı (ile,
birlikte, beraber, sahibi) (tür.) * Nevşehir’in bir ilçesi
kozalak :
far., tür. * goza (cevize benzer şey, pamuk kozası, ipek böceği kozası, pamuk
kabuğu, ipek böceğini konisi, haşhaş başı) (far.) + lak (isim yapım eki) (tür.)
* kozalaklılar familyasından olan ağaçların tepesi koni biçiminde, odunsu
meyvesi (kukunari, kokonari (konos (koni, çam kozalağı) (gre.) )
kozan :
gre., tür. * sis, sisium, sision (yer ismi) (gre.); kozan (yaban tavşanı)
(tür.) * Adana'nın bir ilçesi (eski ismi Sis, Sision, Sisium)
kozlu :
far., tür. * goz (sert kabuklu yemiş, ceviz, fındık gibi) (far.) + lu (ile,
birlikte, beraber, sahibi) (tür.) * Zonguldak’ın bir ilçesi
kozluk :
far., tür. * goz (sert kabuklu yemiş, ceviz, fındık gibi) (far.) + luk (yer ve
durum eki) (tür.) * Batman’ın bir ilçesi
kozmetik :
gre. * kosmos (düzen, nizam, uzay, evren) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * düzenleyici, süsleyici; insan görünümünü süslemek, güzelleştirmek
veya bakımını yapmak amacıyla kullanılan ürünler veya uygulamalar bütünü
kozmik :
gre. * kosmos (düzen, nizam, uzay, evren) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * evren, uzay veya evrenin düzeni ile ilgili
kozmodrom :
gre. * kosmos (düzen, nizam, uzay, evren) + dramein (koşmak), dromos (koşu,
koşma; yön, rota, yol, pist, sokak) * evren yolu, uzay yolu; uzay araçlarının
fırlatıldığı, evrene açılan yol veya pist
kozmogoni :
gre. * kosmos (düzen, nizam, uzay, evren) + genos (gen, yaratılış, türeyiş,
üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit,
sınıf, kategori), gonia (doğuş, oluşum) * evrenin kökeni, oluşumu ve
başlangıcıyla ilgili bilim dalı veya kuram
kozmogonik :
gre. * kosmos (düzen, nizam, uzay, evren) + gonia (doğuş, oluşum) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kozmogoni ile ilgili
kozmografya :
gre. * kosmos (düzen, nizam, uzay, evren) + graphein (yazmak, çizmek,
işaretlemek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım,
çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * gökbilimin,
matematik ve fiziğin yalnız ana kavramlarından yararlanarak, evrenle ilgili en
bellibaşlı olayları konu alan, evrenin, özellikle dünya ve gök cisimlerinin
yapısını, özelliklerini ve konumlarını betimleyen bilim dalı
kozmokimya :
gre., ara. * kosmos (düzen, nizam, uzay, evren) + khymeia (karışım sanatı,
dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein (karıştırmak, eritmek, dönüştürmek)
+ eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.); kimya (maddenin yapısını, hallerini
ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı) (ara.) * evrendeki elementlerin,
izotopların, minerallerin ve maddelerin kökenini, dağılımını, oluşum
süreçlerini ve gök cisimlerindeki kimyasal evrimi inceleyen bilim dalı
kozmoloji :
gre. * kosmos (düzen, nizam, uzay, evren) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı,
söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * evrenin yapısını, kökenini, gelişimini ve genel yasalarını
inceleyen bilim dalı, evrenbilim
kozmolojik :
gre. * kosmos (düzen, nizam, uzay, evren) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı,
söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kozmoloji ile ilgili,
evrenbilimsel
kozmonot :
gre. * kosmos (düzen, nizam, uzay, evren) + nautes (denizci, yolcu) * uzayda
seyahat eden, astronot
kozmopolit :
gre. * kosmos (düzen, nizam, uzay, evren) + polis (şehir, il, kent) * farklı
kültürlere, milletlere ve yaşam biçimlerine açık olan, dünya vatandaşı
anlayışına sahip kişi veya toplum; dünyanın birçok yerini gezmiş, dünya
vatandaşı gibi davranan, farklı kültürleri benimseyen kişi
kozmos :
gre. * kosmos (düzen, uyum, süs, düzenleme) * düzen, uyum, süs, düzenleme,
nizam, uzay, evren, kainat
köbelek :
tür. * öbek (yığın, küme) + lek (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir çeşit
mantar; bostan ve bağlara çalı çırpıdan yapılan bekçi kulübesi; yığın
köbner fenomeni :
alm., gre., tür. * köbner (Alman dermatolog Heinrich Köbner’in soyadından)
(alm.) + phainomenon (görünüş, görünüm, olgu) (phainein (parlamak, ışıldamak,
ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek,
açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak) + menon (oluş, durum, hal, vaziyet)
) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * deride, travma veya yaralanma sonrası benzer
lezyonların ortaya çıkması durumu
köçek :
far. * kuçak, köçük (küçük, genç erkek, çocuk, uşak, oğlan, küçük , hayvan
yavrusu) * Osmanlı dönemi halk danslarında genç erkeklerin oynadığı, genellikle
zurna ve davulla icra edilen neşeli ve hareketli dans; özellikle eğlencelerde
performans sergileyen genç erkek
köfte :
far. * kuftan, köftan (dövmek, tokmakla vurmak, ezmek, yoğurmak), kufta, köfte
(dövülmüş, ezilmiş, yoğrulmuş) * kıyma, baharat ve diğer malzemelerin
karıştırılıp şekillendirilerek ızgarada pişirilmesi ile yapılan, çeşitli soslar
ile desteklenebilen bir Türk mutfağı yemeği
köftehor :
far. * kuftan, köftan (dövmek, tokmakla vurmak, ezmek, yoğurmak), kufta, köfte
(dövülmüş, ezilmiş, yoğrulmuş; kıymadan yapılan yemek) + hor (yiyen, tüketen) *
çok fazla veya sürekli köfte yiyen, çok ve sürekli yemek yiyen; sevgiyle
karışık azarlama sözü; belirli bir yiyeceğe düşkün olan
köfter :
far. * kuftan, köftan (dövmek, tokmakla vurmak, ezmek, yoğurmak), kufta, köfte
(dövülmüş, ezilmiş, yoğrulmuş; kıymadan yapılan yemek) * meyve suyu, nişasta ve
pekmezle yapılan, dövülerek yoğunlaştırılmış ve genellikle kurutulmuş tatlı
türü
köftün :
tür. * köftü(n) (dövülmüş, ezilmiş susam veya keten küspesi) * sığırlara yem
olarak verilen, susam veya keten küspesi
köhne :
far. * kuhne (eski, yaşlı) * eskimiş, yıpranmış veya modası geçmiş olan
kök :
tür. * kök (temel, esas, asıl, kaynak) * bitkilerin toprak altındaki toprağa
tutunan ve besin ve suyu alan bölümü; temel, esas, asıl, kaynak
kök boyası :
tür. * kök (temel, esas, asıl, kaynak) + boya (renk veren madde) + sı (iyelik
eki) * kilimleri boyamak için dağlardaki bitki köklerinden elde edilen boya
kök çakra :
tür., san. * kök (temel, esas, asıl, kaynak) (tür.) + çakra (tekerlek, dönüş,
döngü, devre, daire, disk, çark) (san.) * insan bedenindeki yedi enerji
merkezinden, fiziksel ve ruhsal dengeyle ilişkili olan en alt ve temel olanı
kök hücre :
tür., ara. * kök (temel, esas, asıl, kaynak) (tür.) + hucra (oda, odacık, göze,
hücre) (ara.) * kendini sınırsız şekilde yenileyebilen ve farklılaşarak vücudun
çeşitli dokularını ve organlarını oluşturabilen, organizmanın gelişimi, onarımı
ve yenilenmesinde hayati rol oynayan temel hücre türü
köken :
tür. * kök (temel, esas, asıl, kaynak) + en (isim yapım eki) * bir şeyin
oluştuğu veya başladığı temel kaynak, asıl yer veya başlangıç noktası
kökenbilim :
tür. * köken (temel, esas, asıl, kaynak, başlangıç noktası) + bilim (bilme,
ilim, tanıma) * kelimelerin veya kavramların tarihsel gelişimini, kökenlerini,
yapılarını ve evrimlerini semantik ve fonetik açıdan inceleyen dil bilim dalı,
etimoloji
kökertmek :
tür. * kök (temel, esas, asıl, kaynak) + ert (etken fiil eki) + mek (fiil
mastar eki) * köklemek, fide, sebze veya asma çubuğunun ufaklarını köküyle
çıkararak başka yere dikmek
köklü :
tür. * kök (temel, esas, asıl, kaynak) + lü (ile, birlikte, beraber, sahibi) *
derin bir temele veya sağlam bir kaynağa dayanan, kökleri güçlü ve kalıcı olan;
aynı zamanda önemli ve etkili nitelikte olan
köknar :
tür. * kök (temel, esas, asıl, kaynak) + nar (ağaç türü) * iğne yapraklı,
yüksek boylu, genellikle soğuk iklimlerde yetişen, dayanıklı ve sert odunlu bir
ağaç türü
köktenci :
tür. * kök (temel, esas, asıl, kaynak) + ten (kaynak eki) + ci (ile ilgili
olan, yapan, eden) * temel ilkelere veya esaslara sıkı sıkıya bağlı kalan, bu
prensipleri değiştirmeyi reddeden ve köklerine dönüşü savunan kişi
kökteş tümleç : tür.
* kök (temel, esas, asıl, kaynak) + teş (eşitlik, aynılık, benzerlik, özdeşlik
eki) * eylemle aynı kökten olan tümleç (örneğin yemek yemek”, “oyun oynamak”,
“ekin ekmek”)
köktürkçe :
tür. * gök, kök (temel, esas, asıl, kaynak) + türk (yükselen, türeyen; Türk
milleti) + çe (ile ilgili; dil eki) * eski Türklerin konuştuğu, Türk dilinin
tarihi ve orijinal biçimi olan dil, Göktürkçe
kölçer :
tür. * köl (tane, dane) + çer (zarar veren, yapan kişi eki) * tanelere zarar
veren bir buğday hastalığı
köle :
tür. * köle (esir, bağlı kişi), kölemen (hizmetçi, kölelerden oluşan asker
takımı) (tür.), gulam (genç, delikanlı, oğlan, ergenliğe girmiş genç erkek
çocuk; genç hizmetçi, köle) (ara.) * başkasının mülkiyetinde ve kontrolünde
olan ve zorla çalıştırılan kişi; özgürlüğü kısıtlanmış insan, kul, hizmetçi
kölemen :
tür. * köle (esir, bağlı kişi) + men (kişi, şahıs; gibi olan) (tür.); gulam
(genç, delikanlı, oğlan, ergenliğe girmiş genç erkek çocuk; genç hizmetçi,
köle) (ara.) * hizmetçi, kölelerden oluşan asker takımı
kölük :
tür. * köl (yük, taşıma) + ük (isim yapım eki) * at, katır gibi yük taşımada
kullanılan hayvan, yük hayvanı
kömbe :
tür. * kömbe, gömbe, gömme (köm, göm (toprağın veya başka bir yığının içine
sokmak; bağlamak) + me (isim yapım eki) ) * küle gömülerek pişirilen mayasız
çörek
kömeç :
tür. * köm (toprağın veya başka bir yığının içine sokmak; bağlamak) + eç (araç
eki) * ebegümecigillerden, tarlalarda kendiliğinden yetişen, boyu 50-60
santimetre olabilen, almaşık yapraklı, yaprakları sebze olarak pişirilip
yenilebilen, çiçekleri öksürüğe, pekliğe, mide ağrısına vb. karşı ilaç olarak
kullanılan bir ot, ebegümeci
kömür :
tür. * köm (kararmak, yanmak) + ür (isim yapım eki) * organik maddelerin uzun
süreli basınç ve ısı etkisiyle yanıcı, siyah veya koyu kahverengi renkte,
enerji ve ısı kaynağı olarak kullanılan, karbon, hidrojen, oksijen, azot ve
kükürt elementlerinden oluşan fosil yakıta dönüşmüş hali
kömüş :
far., kür. * gavmiş (manda) (far.), camus (kür.) * gevişgetirenlerden, sığıra
benzemekle birlikte ondan daha iri ve güçlü, kara renkli, uzun seyrek kıllı,
gücünden, sütünden, derisinden vb. yararlanılan bir hayvan, manda
köni :
tür. * kön (doğrulmak, düzleşmek, hizaya gelmek, düzenli olmak) + i (sıfat
yapım eki) * eğriliği ve sapması olmayan, tamamen gerçeğe uygun olan, doğru,
dürüst, adil, düzgün, nizami
köpek :
tür. * köp (kabarmak, şişmek) + ek (isim yapım eki) * memelilerden Canidae
familyasına ait, insanlara yakın yaşayan evcil hayvan; ayrıca mitolojide ve
kültürde koruyucu, bekçi anlamlarında önemli simge
köpekayası :
tür. * köpek (Canidae familyasından bir hayvan) + aya (el içi, avuç) + sı
(iyelik eki) * ballıbabagillerden, çiçekleri sap çevresinde demet durumunda
toplanmış, birçok türü bulunan ıtırlı bir bitki
köpekbalığı :
tür. * köpek (Canidae familyasından bir hayvan) + balık (suda yaşayan
solungaçlı omurgalı hayvan) + ı (iyelik eki) * Selachimorpha (veya Selachii)
takımına ait olan, genellikle Carcharhinidae (çekiçgiller), Lamnidae
(kılıçgiller) ve Sphyrnidae gibi birçok farklı familyaya ayrılan büyük ve güçlü
çeneye sahip, denizlerde yaşayan, etçil ve yırtıcı özellikte olan, köpeğe
benzer çene yapısından dolayı adlandırılmış kıkırdaklı bir balık türü
köpekdişi :
tür. * köpek (Canidae familyasından bir hayvan) + diş (çıkıntı; ağızda yer alan
ve çiğnemeye, ısırmaya, kesmeye yarayan kemiksi çıkıntı) * i (iyelik eki)
köpekkuyruğu :
tür. * köpek (Canidae familyasından bir hayvan) + kuyruk (hayvanların arka
kısmında omurga uzantısı olarak yer alan ve omurlardan oluşan eklemli organ;
ardıl, sıra, izleyen; uzantı) + u (iyelik eki) * güreş sporunda, alttaki
güreşçi sarmadan kurtulmak için dönerken, onu çenesinden, alnından veya
gırtlağından çekip sırtını yere getirmeye çalışma
köpoğlu :
tür. * köpek (Canidae familyasından bir hayvan) + ol, oğl (var hale gelmek,
vücuda gelmek, tezahür etmek, olmak), oğul (erkek insan yavrusu, erkek evlat,
erkek çocuk) + u (tamlama eki) ) * közlenmiş patlıcan, biber, sarımsak ve
çeşitli baharatlarla hazırlanan, püre kıvamında bir Bulgar ve Türk soğuk
mezesi, ezmesi, çeşnisi ve salatası
köprü :
tür. * köp (şişmek, kabarmak) + rü (isim yapım eki) * kara yolu, su yolu veya
vadiler gibi doğal veya yapay engellerin üzerinden geçmeyi sağlayan, genellikle
taş, ahşap, metal veya beton malzemeyle yapılan yapı; mecazen iki şeyi veya
kavramı birbirine bağlayan öge anlamında
köprübaşı :
tür. * köprü (geçiş sağlayan yapı) + baş (ilk olan, tepede olan, tepe, uç, ön;
kafa; şef, yönetici, lider, reis) + ı (iyelik eki) * Manisa'nın bir ilçesi,
Trabzon’un bir ilçesi
köprücük kemiği :
tür. * köprü (geçiş sağlayan yapı) + cük (küçültme eki) + kemik (sert,
mineralize vücut parçası) + i (iyelik eki) * insan vücudunda göğüs kemiği ile
omuz kemiğini birbirine bağlayan, küçük ve ince yapıda, omuz kuşağının
hareketini sağlayan kemik, klavikül
köprüköy :
tür. * köprü (geçiş sağlayan yapı) + köy (kasabadan küçük yerleşim birimi) *
Erzurum’un bir ilçesi
köpük :
tür. * köp (kabarmak, şişmek; kubbe, kabarık, şişik) + ük (isim yapım eki) *
sıvı yüzeyinde oluşan kabarcık, kubbeleşme, gaz dolu hafif ve kabarık madde
köpürmek :
tür. * köp (kabarmak, şişmek; kubbe, kabarık, şişik) + ür (edilgen fiil eki) +
mek (fiil mastar eki) * sıvının üzerinde küçük kabarcıklar oluşmak, kabarmak,
"kub"beleşmek
kör :
far. * kur, kör (gözü görmeyen) * göremeyen, gözleri işlevini yitirmiş olan;
yüzeyi aşınmış, eski işlevini veya keskinliğini yitirmiş, kullanılamaz veya
etkisi azalmış (nesne veya organ)
kör bağırsak :
far., tür. * kur, kör (gözü görmeyen) (far.) + bağırsak (sindirim sisteminin,
midenin sonundan anüse kadar olan, incebağırsak ile kalınbağırsaktan oluşan
bölümü) (tür.) * sindirim sisteminde, ince bağırsakla kalın bağırsak arasında
bulunan, tek açıklıklı, kör uçlu bir yapı olan, apandisit adıyla da bilinen
iltihaplanmaya yatkın ola organ, apendiks
kör nokta :
far., ara. * kur, kör (gözü görmeyen) (far.) + nukta (yuvarlak ve boyutları çok
küçük im, benek; küçük benek, leke) (ara.) * gözün arkasında yer alan, çubuk ve
koni hücrelerinin bulunmadığı ve bu nedenle ışığa duyarsız olan küçük alan
kördüğüm :
far. * kur, kör (gözü görmeyen) (far.) + düğüm (ip boğumu) * çözülmemek üzere
yapılan, kesilmedikçe çözülemeyen ilmiksiz düğüm; içinden çıkılması, bir çözüme
ulaştırılması çok güç olan, çözümü hemen hemen olanaksız sorun
köre :
far. * köre (toprak kazmak, eşelemek, küremek, kör/kuytu yer) * karınca
yuvasının toprak yüzeyinde oluşturduğu koni şeklindeki yığıntı, karıncaların
toprak altında kazdığı karmaşık tünel ve oda şebekesi veya bu yuvanın ağzı,
karınca yuvası, toprak yığını; demirci körüğünün, kömürlerin yandığı bölüme
açılan deliği
körebe :
far., tür. * kur, kör (gözü görmeyen) (far.) + epe, ebe (kadın, anne, nine,
büyük anne) (tür.) * gözleri kapalı olarak oynanan ve oyuncuların yönlendirilip
yakalanmaya çalışıldığı geleneksel çocuk oyunu
körelmek :
far., tür. * kur, kör (gözü görmeyen) (far.) + el (edilgen fiil eki) + mek
(fiil mastar eki) (tür.) * zaman içinde aşınmak suretiyle işlevini yitirmek;
bir organın, duyu veya yeteneğin zamanla işlevini yitirmesi veya zayıflaması
durumu
köreşe :
far., tür. * kur, kör (gözü görmeyen) (far.) + eşge, eşe, eş (karıştırmak,
kazmak, kaşımak) (tür.) * yerdeki karın üzerinde buz tutmuş olan tabaka
körfez :
gre. * korphos (koy, girinti), kolpos (kucak, koy) * denizin, türlü biçimlerde,
karanın içine sokulmuş parçası, koy; Kocaeli’nin bir ilçesi
köri :
tam. * kari, köri (sos, pirinç lezzetlendirici) * Pakistan ve Hindistan olmak
üzere Güneydoğu Asya mutfağında yer alan ve içinde başlıca zerdeçal ve sumak
bulunan baharat karışımı
körkütük :
far., gre. * kur, kör (gözü görmeyen) (far.) + kodikos (ağaç gövdesi, tomruk;
büyük defter, yasa külliyatı) (gre.) * kendini bilmeyecek, bilinci yerinde
olamayacak kadar çok sarhoş veya aşık vb.
körmöz :
tür. * kürmös, körmöz (kör (gözü görmeyen, karanlık) + möz (göz) ) * Türk ve
Altay halk inancında ve mitolojisinde melek ve hayalet; Türk mitolojisinde
karanlık, gizemli veya kötü niyetli bakışa sahip olduğuna inanılan, kötü
enerjiyi veya nazarı simgeleyen mistik göz veya güç
körpe :
tür. * kör (gözü görmeyen, karanlık) + pe (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
yeni oluşmuş, yeni yetme, taze, genç ve olgunlaşmamış (henüz gözleri açılmamış
anlamı bağlamında)
körük :
tür. * kögüri (üflemek, şişmek, nefes vermek) + k (araç, vasıta eki) * hava
basıncını artırmak için kullanılan, genellikle demircilikte ateşi körüklemek
amacıyla şişip inen mekanik araç; hava pompalayarak hava üflemeye yarayan cihaz
körüklemek :
tür. * kögüri (üflemek, şişmek, nefes vermek) + k (araç, vasıta eki) + le
(etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * ateşi veya bir durumu artırmak,
güçlendirmek için körük kullanarak hava akımını çoğaltmak; bir şeyi
şiddetlendirmek (mecazi)
körv :
lat. * curvare (eğmek, kıvırmak, bükmek), curvus (eğri, kıvrık, bükük) * eğri,
kıvrım, bükülme
kös :
far. * kös (dövmek, tokmakla vurmak, ezmek, öğütmek; büyük davul) * savaşlarda,
törenlerde at, deve veya araba üzerinde taşınan, işaret vermekte kullanılan,
bakır üzerine deve derisi geçirilerek yapılmış çok büyük davul ("Kös kös
oturmak" deyimi "davul gibi yayılmış oturmak" anlamındadır.)
köse :
far. * küse (seyrek sakallı veya sakalsız) * sakalı, bıyığı çıkmayan;
Gümüşhane’nin bir ilçesi (Köse Mahmut Ağa adındaki bir beyin isminden)
köseği :
tür. * köşegi, küşegi (ateş karıştırmaya yarayan eğri odun) * ocaktaki ateşi
karıştırmak, odunları dürtmek veya alevlendirmek amacıyla kullanılan, ucu
yanmış ya da yanmaya hazır eğri odun, ucu yanık değnek veya demir çubuk, ateşi
karıştıracak odun veya demir; ucu yanık odun
kösele :
far. * gavsale (bir yaşını geçmiş sığır, dana) * ayakkabı tabanı, bavul, çanta
vb. yapımında kullanılan, öküz, manda gibi büyükbaş hayvanların işlenmiş derisi
kösem :
tür. * koç (erkek koyun) + sem (isim yapım eki) * çobana alışkın ve sürünün
önünden giderek ona kılavuzluk eden koç veya teke; yol gösteren, kılavuz,
kösemen
kösemen :
tür. * kösen, kösem (önde giden koç) + en (son ek) * sürünün önünde giderek
liderlik eden koç veya teke; dövüşken koç veya teke
kösnemek :
tür. * köse (istemek, iştahlı olmak, arzulamak) + ne (edilgen fiil eki) + mek
(fiil mastar eki) * azmak, şiddetli cinsel arzu diluymak, çiftleşmek istemek
kösnü :
tür. * kösnü (erkekle dişinin birbirine karşı duyduğu cinsel istek; yer kazıcı,
köstebek) * erkekle dişinin birbirine karşı duyduğu cinsel istek;
köstebekgiller familyasından olan, yeraltında tüneller kazarak yaşayan, gözleri
körelmiş, kadifemsi siyah kürklü, böcekçil memeli hayvan, köstebek
kösnük :
tür. * kösnü (erkekle dişinin birbirine karşı duyduğu cinsel istek) + k (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * çiftleşme isteği duyan, çiftleşme zamanı gelmiş
hayvan; azmış, kızışmış, şehvetli
kösnül :
tür. * kösnü (erkekle dişinin birbirine karşı duyduğu cinsel istek) + l (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * cinsel duyumlar veya onlara bağlı olan
duyumların uyandırdığı duygu ve coşkularla ilgili olan
köstebek :
tür. * köz (göz) + siz (yokluk eki) + tebek, temek (fare) * köstebekgillerden,
yeraltında tüneller kazarak barınan, bütün yaşamı toprak altında geçen, çok
ilkel durumda olan gözleri hemen hemen hiç görmeyen, topraktaki böcekler ve
solucanlarla geçinen, bitki köklerini kestiği için zarara yol açan, derisinden
kürk yapılan küçük, memeli hayvan
köstek :
tür. * kösür (hayvanın ön ayaklarını bağlamak, köstek vurmak) + tek (isim yapım
eki) * hayvanın kaçıp gitmesine engel olmak için iki ayağına bağlanan kısa ip
veya zincir; koşulan hayvanların tepmesine engel olmak için kuskun kayışına
eklenen kayış; engel, mani (mecazi)
kösteklemek :
tür. * köstek (engelleyici zincir veya kayış; engel, mani) + le (etken fiil
eki) + mek (fiil mastar eki) * hayvanın ayağına köstek bağlamak, köstek vurmak;
bir işi, bir süreci yürümez, işlemez duruma getirmek, engellemek, mani olmak
(mecazi)
köstere :
far. * kos, kös (dövmek, tokmakla vurmak, ezmek, öğütmek) + arre (bıçkı, keski,
bıçak) * küçük bileğitaşı; tahta rendesi, kesici aletlerin keskinliğini
artırmak için kullanılan ince araç, küstere
köşe :
far. * goşe (bükmek, kırmak), guşe (kenar, bucak) * iki yüzeyin birleştiği
sivri veya keskin nokta; iki çizginin kesiştiği noktada oluşan açı, girinti;
mimari ve geometrik anlamda bir şeklin açılı birleşim yeri
köşebaşı :
far., tür. * goşe (bükmek, kırmak; iki çizginin kesiştiği noktada oluşan açı)
(far.) + baş (ilk olan, tepede olan, tepe, uç, ön; kafa; şef, yönetici, lider,
reis) + ı (iyelik eki) (tür.) * bir sokağın başka bir sokakla veya caddeyle
kesiştiği yer; önemli makam
köşebent :
far. * goşe (bükmek, kırmak; iki çizginin, iki yüzeyin kesiştiği noktada oluşan
açı) + band, bend (bağlamak, set çekmek, engel olmak, emri altına almak (önünde
eğdirmek) * dik açı olacak şekilde tasarlanan, L şeklini alan ve iki demirin
birleştirilmesini sağlayan bir hadde ürünü
köşegen :
far., tür., gre. * goşe (bükmek, kırmak; iki çizginin, iki yüzeyin kesiştiği
noktada oluşan açı) (far.) + gone, gonia (köşe, açı, dik açı, gönye; kenar,
genişlemiş hat) (gre.) * çokgenlerde karşılıklı köşeleri birleştiren doğru
parçası; geometrik şekillerin içindeki köşeleri birleştiren çapraz bağlantı
çizgisi, diagonal
köşek :
tür. * köş (doğurmak) + ek (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * deve yavrusu
köşeklemek :
tür. * köş (doğurmak) + ek (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + le (etken fiil
eki) + mek (fiil mastar eki) * (deve) doğurmak, yavrulamak
köşeli parantez :
far., tür., gre. * goşe (bükmek, kırmak; iki çizginin, iki yüzeyin kesiştiği noktada
oluşan açı) (far.) + li (ile, birlikte, beraber, sahibi) (tür.) + parenthesis
(para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla,
sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + enthesis
(yerleştirme, konumlama, koyma, ekleme) ) (gre.) * yazıda ek bilgi, açıklama
veya vurgulama yapmak için, metin içinde ekstra veya düzeltici bilgiler için
kullanılan, köşeleri açılı (L ve T biçiminde) olan parantez türü
köşk :
far. * kuşk, koşk, köşk (kule, saray, kasr; pavyon, küçük saray, yüksekçe ev;
çardak şeklinde yüksek bina veya oda, cihannüma) * genellikle bahçe veya kır
evlerinde, süslü ve zarif yapılı, tek katlı küçük konut veya yazlık; mimari
açıdan genellikle açık veya yarı açık yapıya sahip küçük saray; bir bahçe içinde
yapılmış, büyükçe ve dekore edilmiş ev; küçük saray, bahçe evi, pavyon, köşk;
Aydın’ın bir ilçesi (kiosk, kiosque, Kiosk (köşk) (ing., ra., alm.) )
köşker :
far. * kavş (ayakkabı, kap, içi oyuk hazne) + gar (-cı, yapan, eden eki) *
kunduracı, ayakkabı yapan, kaşgar
kötek :
far. * kotang (çırpıcı tokmağı, ağır sopa) * baston, sopa; dayak atma, dövme,
dayak
kötü :
erm., tür. * kot'i (cüzzamlı) (erm.), ketü (sakat, çolak) (ke (geri, art) + tü
(gibi olma) (geride kalma) (tür.) * iyi olmayan, zararlı, fena
kötücül :
tür. * kötü (iyi olmayan, zararlı, fena) + cül (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * kötü etkileri olan, kötü sonuçlar doğuran, kötü niyeti olan
kötümser :
tür. * kötü (iyi olmayan, zararlı, fena) + mser (ile ilgili, gibi, -a ait) *
dünyada iyi şeylerden çok kötü şeyler olduğuna inanan, gelecekten umudunu
kesen, her şeyin, her işin sonunun kötü olacağına inanan
kötürüm :
tür. * kötrüm (üzerinde oturulan kerevet, seki, yatak) (kötür (yükseltmek) + üm
(isim yapım eki) * bedensel veya zihinsel olarak eksik veya engelli durumda
olan kişi; fiziksel veya mental işlevlerinde kısıtlılık yaşayan birey, sakat
köven :
tür. * çoğan, çugan, çöğen, çöven (sabun gibi köpüren bitki) * karanfilgiller
(Caryophyllaceae) familyasına ait, kökleri suyla karıştırıldığında sabun gibi
köpüren ve özellikle tahin helvası yapımı ile geleneksel temizlikte kullanılan
ekonomik değeri yüksek dikenli otsu bir bitki
köy :
far. * kuy (sokak, mahalle, semt, yerleşim yeri) * yönetim durumu, toplumsal ve
ekonomik özellikleri ve nüfus yoğunluğu bakımından kasabadan farklı ve daha
küçük ve geri olan, genellikle tarımla uğraşan, konutları ve öteki yapıları bu
yaşamı yansıtan, kırsal yerleşme birimi
köyceğiz :
tür. * köy (kasabadan küçük yerleşim birimi) + ceğiz (küçültme ve şirinlik eki)
* Muğla'nın bir ilçesi
köylü :
tür. * köy (kasabadan küçük yerleşim birimi) + lü (ile ilgili, -e ait) * köyde
yaşayan
köz :
tür. * köz (yanan kömür, kor, kırmızı sıcak cisim) * yanmakta olan veya yeni
sönmüş, parlak ve sıcak durumda olan küçük kömür veya odun parçası; ateşin
sıcak, ışık yayan kısmı; iyice yanıp ateş durumuna gelmiş kömür veya odun
parçası
Kr :
gre. * krypton (kryptos (gizli, saklı) + on (soy gaz adı eki) ) * atom numarası
36 olan, periyodik tablonun 18. grubunda bulunan, renksiz, kokusuz ve tepkimeye
karşı dirençli olan, aydınlatma sistemlerinde, lazerlerde, bilimsel ölçümlerde
ve özel optik uygulamalarda kullanılan bir soy gaz element
kraça :
gre. * kiracha (ince istavrit) * boyu 10 cmden küçük istavrit, istavrit yavusu
kraft : alm.
* kraft (güç, kuvvet, kudret) * esmer renkli, dayanıklı ambalaj kağıdı
kraker :
ing. * crack (çatlamak, çatlatmak) + er (-cı, yapan, eden eki) * genellikle
unla yapılan, otlar, tohumlar veya peynir gibi tatlandırıcılar veya baharatlar
hamurun içine eklendiği veya pişirmeden önce üzerine serpildiği yassı, kuru
pişmiş bisküvi
kral :
sır. * carolus (Frank kralı Karl Şarlman'ın isminden) * hükümdar, padişah,
imparator (karlaz (adam, erkek) (alm.) )
kraliçe :
sır. * carolus (hükümdar) + itsa (dişil eki) * kralın eşi veya kadın hükümdar
kraliyet :
sır., ara. * carolus (hükümdar, padişah, imparator) (sır.) + iyet (isim yapım
eki) (ara.) * bir kralca yönetilen devlet ve bu devletin toprağı, ülkesi;
hükümdarlık, padişahlık, imparatorluk, krallık
krameria : lat.
* krameria (bitki cinsi) * Güney Amerika kökenli, Krameriaceae familyasına ait
dikenli, yaprak döken çalı türlerini kapsayan bitki cinsi
kramp :
alm. * krampfen (perçinlemek, sıkıca yakalamak), krampf (kas spazmı, kasılma,
tutulma, spazm) * kasların istemsiz ve ani kasılması sonucu ortaya çıkan,
geçici spazm ve sertleşme haline sebep olan ağrılı durum
krampon :
alm., fra. * krampfen (perçinlemek, sıkıca yakalamak), krampf (kas spazmı,
kasılma, tutulma, spazm) (alm.); crampe + on (-cı, yapan, eden eki) (fra.) *
ayakkabının altına takılan, özellikle spor veya dağcılıkta kaymayı önleyen
çivili veya tırnaklı taban aparatı; ucu eğri çivi, kargaburun çivisi
(ayakkabıyı sabitleyip "tutmasından" ve kaymayı
"engel"lemesinden)
kranial :
gre., lat. * kranion (kafatası) (gre.); cranium + alis (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) (lat.) * kafatasına ait, kafatasıyla ilgili
kraniyal :
gre., lat. * kranion (kafatası) (gre.); cranium + alis (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) (lat.) * kafatasına ait, kafatasıyla ilgili
kraniyektomi :
gre. * kranion (kafatası) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) +
temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * kafatasının bir bölümünün cerrahi yolla
çıkarılması
kraniyo :
gre. * kranion (kafatası, kafa, baş) * omurgalı hayvanlarda beyin, göz, kulak
gibi duyu organlarını çevreleyerek koruyan ve başın iskelet çatısı olan oval
yapı, kafatası, kafa, baş
kraniyofaringioma :
gre. * kranion (kafatası) + pharynx (yutak) + oma (tümör, kabarma, şişme,
şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * yutak bölgesi ile ilişkili hipofiz bezi
civarında gelişen iyi huylu tümör türü
kraniyofasiyal :
gre., lat. * kranion (kafatası) (gre.) + facies (yüz, yüzey, görünüm, görünüş)
+ alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * kafatası ve yüz yapıları ile
ilgili
kraniyo-kaudal :
gre., lat. * kranion (kafatası) (gre.) + cauda (kuyruk, kuyruk ucu) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * baş (kraniyal) yönünden kuyruk (kaudal)
yönüne doğru olan
kraniyoloji :
gre. * kranion (kafatası) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos
(kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
kafatasının yapısını ve özelliklerini inceleyen bilim dalı
kraniyo-servikal :
gre., lat. * kranion (kafatası) (gre.) + cervix (boyun, baş-gövde bağlantısı) +
alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * kafatası ile boyun bölgesi
arası ile ilgili
kraniyosinostoz :
gre. * kranion (kafatası) + sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) +
ostosis (kemikleşme) (osteon (kemik) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık
eki) ) * kafatası kemiklerinin erken dönemde birleşmesi sonucu kafatası
büyümesinin anormal şekillenmesine yol açan konjenital (doğumsal) durum
kraniyotomi :
gre. * kranion (kafatası) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome
(kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
kafatasının cerrahi olarak kesilmesi veya açılması işlemi
kraniyum :
gre., lat. * kranion (kafatası) (gre.); cranium (lat.) * insan ve omurgalı
hayvanlarda beyni koruyan kemik yapı, kafatası
krank :
ing. * crank (kol, manivela, lövye) * mekanik bir düzenekte dönen hareketi
doğrusal harekete çeviren, genellikle kol şeklinde olan parça
krankşaft :
alm., ing. * krank (eğik, bükülmüş, sapmalı) (alm.), crank (ing.) + shaft (mil,
eksen, aks) (alm.) * motorlarda veya makinelerde dönme hareketini doğrusal
harekete çeviren, mekanik güç ileten eksen veya mil; motorun pistonlarının
doğrusal (ileri-geri) hareketini döner harekete çeviren ve motor torkunu
şanzımana ileten silindirik, mil şeklindeki ana parça
krast :
lat. * crusta (kabuk, kabuk tabaka) * bir yüzeyin sert, ince veya koruyucu dış
tabakası; ekmek kabuğu, yer kabuğu veya herhangi bir sert dış tabaka
krater :
gre. * kratein (karıştırmak), krater (karıştırıcı, büyük kase, kap, tas;
yanardağ ağzı, yanardağ çukuru) * antik Yunan’da şarap ve suyun karıştırıldığı
büyük, geniş ağızlı kase veya kap; bir yanardağın ağzı, gök taşı çarpmasıyla
oluşan çukur
krateriform :
gre., lat. * kratein (karıştırmak), krater (karıştırıcı, büyük kase, kap, tas;
yanardağ ağzı, yanardağ çukuru) (gre.) + formis (şekilli, biçimli) (forma
(şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * krater biçiminde,
çanak veya huni şeklinde olan
kratos :
gre. * kratos (güç, kuvvet, hakimiyet) * Yunan mitolojisinde güç ve kuvveti
simgeleyen tanrı; zorlayıcı ve egemenlik sahibi güç
krav maga :
ibr. * krav (dövüş) + maga (temas, temas yöntemi) * İsrail askeri güçleri
tarafından geliştirilen ve kullanılan yakın dövüş ve kendini savunma sanatı
tekniği
kravat :
fra. * croate (Hırvat), cravate (Hırvat askerlerin taktığı boyun bağı) *
erkeklerin boyunlarına taktığı, düğümle bağlanan, genellikle resmi giyimde
aksesuar olarak kullanılan kumaş parçası
kravl :
ing. * crawl (sürünmek; bir yüzme stili) * dizleri bükmeden bacakları hızlı bir
biçimde hareket ettirerek kulaçla yüzme
kreasyon :
lat. * creare (yaratmak, oluşturmak, üretmek, meydana getirmek) (cre (büyümek,
ortaya çıkmak, türemek) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki)
(lat.); création (fra.) * yaratış, yaratım, oluşturma, yeni bir şey ortaya
çıkarma, var etme, meydana getirme
kreatif :
lat. * creare (yaratmak, oluşturmak, üretmek), creatus (yaratılmış, var
edilmiş, meydana getirilmiş, oluşturulmuş) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * yeni ve özgün fikirler üretebilen, yaratıcı düşünceye sahip olan kişi
veya nitelik, yaratıcı
kreatin :
gre., lat. * kreas (et) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki)
(lat.) * kaslarda enerji depolamaya yardımcı olan ve özellikle et ürünlerinde
bulunan azotlu organik bileşik (C4H9N3O2)
kreatör :
lat. * creare (yaratmak, oluşturmak, üretmek) + tor (-cı, yapan, eden eki) *
yeni bir şey ortaya çıkaran, üreten kişi; özellikle sanat, tasarım veya fikir
alanlarında yaratıcı kişi, yaratıcı
kredi :
lat. * creditum (inanılan, güvenilen, borç verilen) (credere (inanmak,
güvenmek, emin olmak) + itum (isim yapım eki) ) * bir kişi veya kuruma, geri
ödeme şartıyla verilen para veya değer; finansal işlemlerde ödünç para sağlama,
borç verme, verilen borç
kredi kartı :
lat. * creditum (kredi, borç) + charta (kağıt, yazı levhası, belge, doküman,
papirüs yaprağı, yazı levhası, kart) (lat.) + ı (iyelik eki) (tür.) * borç
karşılığı alışveriş yapmaya veya nakit çekmeye imkan veren, bankalar veya
finans kuruluşları tarafından verilen, üzerinde manyetik şerit veya çip bulunan
plastik ödeme aracı
kredi mektubu :
lat., ara. * creditum (kredi, borç) (lat.) + mektub (yazı, yazılmış olan)
(ara.) + u (iyelik eki) (tür) * bir bankanın müşterisi adına belirli bir
tutarda ödeme yapmayı garanti ettiği, uluslararası ticarette taraflar arasında
güvence sağlayan yazılı finansal belge
kredibilite :
lat. * creditum (inanılan, güvenilen, borç verilen) (credere (inanmak,
güvenmek, emin olmak) + itum (isim yapım eki) ) + ibilis (olabilir,
yapılabilir, mümkün eki) + itas (isim yapım ve durum eki) * bir kişi, kurum
veya bilginin güvenilirlik ve inanılırlık düzeyi; güven duyulabilir olma
niteliği veya kapasitesi, güvenilirlik, inanılırlık
kredo :
lat. * credere (inanmak, güvenmek, emin olmak), credo (inanıyorum, güveniyorum)
* İslam’daki “amentü” (inanıyorum) kelimesinin Hristiyanlıktaki muadili
krem :
lat. * cremare (yakmak) (lat.); crème (krema) (fra.) * içerisinde bulunan etkin
maddenin, taşıyıcı olan yağ, mum gibi maddelere karıştırılmasıyla hazırlanan ve
güneş, yağmur vb. dış etkenlerden korunması amacıyla yüzeysel olarak kullanılan
ilaçlar ile koyu kıvamlı kozmetik maddelere verilen isim
krema :
lat. * cremare (yakmak) (lat.); crème (krema) (fra.) * süt yağı, yoğun süt
ürünü; sütün üst kısmında biriken yağlı, yoğun kıvamlı süt ürünü veya
tatlılarda kullanılan zengin, pürüzsüz ve yoğun kıvamlı süt bazlı sos
kremasterik :
lat. * cremare (asmak, kaldırmak) + ster (-cı, yapan, eden eki) + icus (ile
ilgili, gibi, -a ait) * kas veya dokuların kasılması ve gevşemesiyle ilgili,
özellikle testislerin asılmasını sağlayan kas yapısına ilişkin olan veya bu
yapıdaki hareketler ile ilgili
kremasterik refleks :
lat. * cremastericus (asılma ve kaldırma ile ilgili) + reflexus (yansıma,
refleks) * kasın uyarılmasıyla testisin yukarı doğru kasılması ve skrotumun
çekilmesiyle sonuçlanan, genellikle uyluk iç yüzeyine dokunma ile tetiklenen ve
sinir sistemi fonksiyonlarının değerlendirilmesinde kullanılan refleks hareket
kremasyon :
lat. * cremare (yakmak) + tio (isim yapım eki) * bir cenazenin, bir cesedin
yüksek ateşte yakılarak küle dönüştürülmesi işlemi
krematoryum :
lat. * cremator (yakan) (cremare (yakmak) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) + ium
(yer, mekan eki) * cesetlerin kremasyon yoluyla yakıldığı, yüksek ısıda cenaze
yakma işleminin gerçekleştirildiği bina veya tesis
kremnofit :
gre. * khremnos (uçurum, sarp kayalık) + phyton, phytos (bitki, büyüyen şey)
(phyo, phyein (doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek,
gelişmek, şişmek, kabarmak) + ton, tos (sıfat yapım eki) ) * uçurum ve sarp
kaya yüzeylerinde yetişen bitki; kaya yarıklarında veya dik kayalıklarda
yaşayan bitki
kremşanti :
lat., fra. * cremare (yakmak) (lat.); crème (krema) + chantilly (Chantilly,
Fransa'da ünlü bir bölge ve kremalı tatlıların adı) (fra.) * şeker ve vanilinle
tatlandırılmış, genellikle pastalarda ve tatlılarda kullanılan, hafif ve
kabarık yapıda çırpılmış krema türü
krenat :
lat. * crena (çentik, kertik, diş arası, mazgal) + atus (sıfat yapım eki) *
kenarları yuvarlak çentikli, dalgalı veya dişli biçimde olan (özellikle yaprak
kenarı ve hücre şekli için)
kreozot :
gre.* kreas (et, kas) + soter (koruyucu) * odun kömürü veya diğer organik
maddelerin damıtılmasıyla elde edilen, genellikle ahşap koruyucu olarak
kullanılan antiseptik ve koruyucu özellikleri olan koyu renkli, keskin kokulu
kimyasal madde
krep :
fra. * crêpe (ince, yuvarlak, yassı hamur) * ince ve yassı şekilde tavada pişirilen,
genellikle tatlı veya tuzlu olarak tüketilen ince hamur yiyecek türü
krepdöşin :
fra. * crêpe (ince ve yassı yüzey, tabaka; içerisinde yün, viskoz, ipek gibi
farklı lifler kullanılan, hava geçirgenliği fazla olan dökümlü kumaş) de
(tamlama eki) + Chine (Çin) * yatak veya döşek anlamında kullanılan, ince ve
yumuşak yapıdaki bir tür ipekli kumaş
krepitan :
lat., fra. * crepitare (çatırdamak, çıtırdamak) + ent, ens (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) (lat.); crépitant (fra.) * çatırdama sesi çıkaran, çıtır çıtır
yanan veya patırdayan
krepitasyon :
lat., fra. * crepitare (çatırdamak, çıtırdamak) + tio (isim yapım eki) (lat.);
crépitation (fra.) * çatırdama veya çıtırtı sesi çıkarma; akciğer veya eklem
seslerini tanımlamak için kullanılan terim
kreplin :
fra. * crêpe (ince ve yassı yüzey, tabaka) + line (küçültme eki) * çok ince
ipekli kumaş
krepon :
fra. * crêpe (ince ve yassı yüzey, tabaka) + on (son ek) * yün, pamuk veya
ipekten ince, kırışık, kıvrımlı veya buruşuk olarak dokunmuş kumaş türü; krepon
kağıdı
krepsaten :
fra. * crêpe (ince ve yassı yüzey, tabaka) + satin (parlak, düz dokuma) * krepe
dokusunun kırışık ve mat yüzeyi ile satenin parlak ve düz yüzey özelliklerini
birleştiren, hafif kaygan ve parlak bir yapısı olan likralı bir kumaş
kresent :
lat. * crescent (crescere (büyümek, artmak) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) ) * Ay şeklinde, özellikle hilal biçiminde olan veya büyüyen,
artan; ayın ilk ve son çeyrekleri arasında görülen Ay’ın hilal şekli
kresentik :
lat. * crescere (artmak, büyümek, çoğalmak, genişlemek, gelişmek) + ens, ent
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait) * hilal
şeklinde, hilalsi; hilal görünümlü kızlık zarı, yarımay hymen
kresentik glomerulonefrit :
lat. * crescenticus (hilal şeklinde) + glomerulus (küçük damar yumakları)
(lat.) + nephros (böbrek) + itis (iltihab, enfeksiyon, hastalık, sorun) (gre.)
* böbreğin küçük damar yumaklarındaki iltihabi durumun, hilal şeklinde oluşan
lezyonlarla karakterize olduğu ağır bir glomerülonefrit türü
krest :
lat. * crestus (crista (tırnak, saçak, tepe) + us (son ek) ) * bir şeyin üst
kısmı veya tepesi, özellikle bir dağın, dalganın veya tüylerin tepe noktası
veya zirvesi; ibik
kreş :
gre., lat., fra. * kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos (gizli,
saklı, örtülü), krypte (gizli yer, mahzen, saklama yeri) (gre.); cripia
(beşik), crypta (mahzen, saklama yeri, gizleme) (lat.); crèche (beşikte bebek,
çocuk bakım yeri) (fra.) * küçük çocukların bakıldığı ve gözetildiği yer, çocuk
bakım kurumu
kreşendo :
lat. * crescere (artmak, büyümek, çoğalmak, genişlemek, gelişmek), crescendo
(büyüme, artma) * bir müzik parçasında, seslerin gittikçe yükseleceğini ve
güçleneceğini belirteb müzik terimi
kretase :
gre., lat. * Krite (Girit) (gre.); Cretaceus (Girit’le ilgili) (Creta (Girit) +
aceus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) * yaklaşık 143,1 milyon yıl öncesinden 66
milyon yıl öncesine kadar sürmüş olan, Mezozoyik Zaman'ın üçüncü ve son dönemi
olan tüm Fanerozoyik Üst Zaman'ın dokuzuncu ve en uzun jeolojik dönemi
kretenizm :
gre. * Krite (Girit) + in (ile ilgili, gibi, -a ait) + ismos (isim yapım,
durum, akım, öğreti, doktrin eki) * hamilelik sırasında yetersiz diyet iyotunun
neden olduğu yetersiz tiroid hormonu üretimi nedeniyle, bebekte fiziksel ve
zihinsel gelişimin bozulmasıyla karakterize edilen ağır zihinsel ve bedensel
konjenital gerilik durumu, konjenital iyot eksikliği sendromu; Girit bölgesinde
görülen guatr hastalığı veya iyot eksikliğine bağlı gelişen tiroid bezi
büyümesi sonucu ortaya çıkan patolojik durum
kreton :
fra. * coton (pamuk) * pamuk ipliği veya pamuktan dokunmuş bir tür beyaz
patiska
kreyol :
fra. * créole (yerli, yerli karışımı) * yöreye ve kişiye göre gelişen ve birkaç
dilin karışımından oluşan dil; genellikle Avrupa kökenli olmayan halkların
yerel dil ve kültürlerle kaynaşarak oluşturduğu, özellikle Karayipler ve
Amerika'da ortaya çıkan melez dil ve kültür yapısı
krezol :
gre. * kreas (et, kas) + ole (fenol grubu eki) * tuvaletlerde dezenfekte edici
olarak kullanılan keskin kokulu temizlik maddesinin etken maddesi olan
metilfenol sınıfından organik bileşik (C7H8O)
kriket :
ing. * cricket (küçük sopa) (crick (sopa) + et (küçültme eki) ) * on birer
kişilik iki takım arasında, sopa ve top yardımıyla, merkezinde 20 metre (22
yard) uzunluğunda dikdörtgen bir saha bulunan ovalimsi bir alanda oynanan takım
sporu
kriko :
gre. * krikos (zincir baklası, halka, çember, ring) * mekanik kaldırma cihazı
(mekanik kaldırma aletlerinde kullanılan metal halka veya çemberden); anatomi
literatüründe halka biçimli yapı veya bağlantı
krikoaritenoid :
gre. * krikos (zincir baklası, halka, çember, ring) + oeides (gibi, ile ilgili,
benzer, şekilli, biçimli) + arutaina, arytaina (huni, baca, kepçe) + oeides
(gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * krikoid kıkırdak ile aritenoid
kıkırdağı birbirine bağlayan bir eklem
krikoid :
gre. * krikos (zincir baklası, halka, çember, ring) + oeides (gibi, ile ilgili,
benzer, şekilli, biçimli) * halka biçimindeki kıkırdak; ses kutusunda,
larinksin (gırtlak) alt kısmında yer alan ve nefes alma ile ses üretimine
destek olan halka biçiminde, kıkırdaksı yapıya sahip kıkırdak
krikotiroid :
gre. * krikos (zincir baklası, halka, çember, ring) + thyroeides (kalkan
şekilli) (thyreos (kalkan) + oeides (ile ilgili, -a ait, benzer, şekilli,
biçimli) ) * gırtlağın halka biçimindeki krikoid kıkırdağı ile tiroid kıkırdağı
arasında yer alan ve ses tellerinin gerilmesini sağlayarak ses tonunun
ayarlanmasında rol oynayan kas ve bağ dokusu
krikotiroidotomi :
gre. * krikos (zincir baklası, halka, çember, ring) + thyreos (kalkan) + oeides
(gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) + temnein (kesmek), tomia (kesim,
kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
) * solunum tıkanıklığında hayat kurtarıcı cerrahi müdahale olan, krikoid ve
tiroid kıkırdaklar arasından yapılan acil solunum yolu açma işlemi
krikotirotomi :
gre. * krikos (zincir baklası, halka, çember, ring) + thyreos (kalkan) +
temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * krikoid ve tiroid kıkırdaklar arasından,
genellikle acil durumlarda solunum yolunu açmak için yapılan cerrahi kesim
işlemi
krikotrakeal :
gre., lat. * krikos (zincir baklası, halka, çember, ring) (gre.) + trakhys
(pürüzlü, pütürlü, tırtıklı, kaba, sert, katı; nefes borusu, soluk borusu)
(gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * halkamsı yapı
(krikos) ve soluk borusu (trakea) ile ilgili
kril :
nor. * krill (balık yavrusu, küçük balık) * okyanuslarda yaşayan, balinalar,
penguenler ve balıklar için temel bir besin kaynağı olan, fosfolipid yapıda
omega-3 (EPA/DHA) ve astaksantin antioksidanı içeren popüler bir gıda takviyesi
olan yağ (kril yağı) içeren karides benzeri küçük planktonik deniz kabuklusu
kriminal :
lat. * crimen (suç, itham) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * suç
işleyen, suçla ilgili olan, hukuki açıdan suçlu kabul edilen
kriminal abortus :
lat. * crimen (suç, itham) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + abortus
(düşük, düşük yapma) * yasadışı veya izinsiz yapılan düşük, yasadışı çocuk
aldırma
kriminolog :
lat., gre. * crimen (suç, itham) (lat.) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz,
akıl) (gre.) * suç bilimiyle uğraşan, suçun nedenlerini, etkilerini,
önlenmesini inceleyen uzman kişi
kriminoloji :
lat., gre. * crimen (suç, itham) (lat.) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı,
söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * suçun nedenlerini, etkilerini, önlenmesini inceleyen bilim dalı,
suçbilim
krinolin :
gre. * krinis (kıl, saç) + line (küçültme eki) * 19. yüzyılda kadın
elbiselerinde kullanılan, at kılı veya benzeri malzemeden yapılan ve elbisenin
geniş ve kabarık görünmesini sağlayan sertleştirici çerçeve
krios :
gre. * kreios, krios (koç; hükümdar) * Yunan mitolojisinde kuzey yönü ve koç
burcuyla ilgili olan, koç başı veya koç şeklinde tasvir edilen, Gaia ile
titanların lideri Uranüs'ün oğlu olan Titan
kriosfer :
gre. * kryos (soğuk, buz) + sphaira (top, küre, yuvarlaklık) * Dünya'nın donmuş
su bileşenlerini (buzullar, buz tabakaları, deniz buzu, donmuş toprak) kapsayan
katmanı
kript :
gre. * kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos (gizli, saklı, örtülü) *
mimaride özellikle kiliselerde bulunan yeraltı mezar odası veya gizli bölme;
bademciklerin yüzeyindeki küçük çukurlar, kıvrımlar, boşluklar ve yarıklar
kript abseleri :
gre., lat. * kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos (gizli, saklı,
örtülü) (gre.) + abscessus (gitme, uzaklaşma, yok olma, mevcut halini terketme)
(ab (uzak olan, uzak) + cedere (gitmek, ilerlemek, yol almak, uzaklaşmak,
çekilmek) + us (isim yapım eki) ) (lat.) + ler (çoğul eki) + i (iyelik eki)
(tür.) * gastrointestinal sistemin, özellikle de kolonun iç yüzeyinde bulunan
tüp benzeri bezler olan kriptlerdeki iltihaplı hücreler
kriptik :
gre. * kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos (gizli, saklı, örtülü) +
ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * gizli, örtülü, anlaşılması güç,
muğlak, esrarengiz, şifreli; mesaj, ifade veya işaretlerin doğrudan açık
olmayıp, gizemli veya şifreli olduğunu belirten sıfat
kriptik tonsillit :
gre., lat. * kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos (gizli, saklı,
örtülü) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + tonsilla (bademcik;
küçük kesilen veya küçük badem biçimli şey) (tondere (kesmek, budamak), tonsus
(kesilmiş, budanmış) + illa (küçültme eki) ) (bademciklerin şekli veya kesimle
ilişkisinden) (lat.) + itis (iltihab, enfeksiyon, hastalık, sorun) (gre.) *
bademciklerin yüzeyindeki veya kript adı verilen derin girintilerde gizlenmiş
bakteriler veya iltihap nedeniyle oluşan gizli, zor görülen bademcik iltihabı
kripto :
gre. * kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos (gizli, saklı, örtülü) *
şifre, kod; siyasal inancını gizleyen (kimse); gizlilik taşıyan (belge)
kriptobiyotik :
gre. * kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos (gizli, saklı, örtülü) +
bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + tikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * çevresel koşullara bağlı olarak metabolizmanın aşırı
yavaşlaması veya görünmez düzeye inmesi, çevresel koşullar iyileştiğinde
yeniden aktifleşebilmesi durumu ile ilgili, gizli yaşam ile ilgili
kriptoglandüler :
gre. * kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos (gizli, saklı, örtülü)
(gre.) + glandularis (bezlerle ilgili, bezlere ait veya bezleri ilgilendiren)
(glans (meşe palamudu, bez) + ulus, ula (küçültme eki) + aris (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) * gizli bezlerle ilgili, gizli bezlerden
kaynaklanan; apse veya enfeksiyonun görünür bir açıklığı olmadan (kriptik,
gizli) bezlerden kaynaklanması durumu
kriptogram :
gre. * kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos (gizli, saklı, örtülü) +
gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) * şifrelenmiş
metin veya kodlanmış ileti, gizli yazı, şifreli yazı; her harfin başka bir
harf, rakam veya simgeyle değiştirilmesiyle oluşturulan kısa, şifreli bir metin
veya bir bulmaca; çiçek açmayan bitkiler
kriptojenetik :
gre. * kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos (gizli, saklı, örtülü) +
genetikos (genetik, kalıtsal) (genesis (yaratım, oluşum, üretim, doğurma,
doğum, ortaya çıkarma, meydana getirme) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) ) *
gizli kökenli, kaynağı bilinmeyen; hastalık veya durumların sebebinin açıkça
belirlenemediği, gizli veya bilinmeyen kökenli
kriptokok :
gre. * kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos (gizli, saklı, örtülü) +
kokkos (tane, tanecik, çekirdek, tohum, bakteri şeklinde yuvarlak yapı) * gizli
tane; Cryptococcus cinsine ait, kapsüllü, yuvarlak şekilli bir mantar türü
(Cryptococcus neoformans türü, bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon
yapabilir.)
kriptokokkozis :
gre. * kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos (gizli, saklı, örtülü) +
kokkos (tohum, tomurcuk, tane, tanecik, çekirdek, yuvarlak, küre) + osis (isim
yapım, durum, sorun, hastalık eki) * Cryptococcus cinsine ait, kapsüllü,
yuvarlak şekilli bir mantarın neden olduğu enfeksiyon
kriptolog :
gre. * kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos (gizli, saklı, örtülü) +
logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * gizli yazılar ve şifrelerle
ilgilenen kişi; şifre çözücü, kriptoloji uzmanı
kriptoloji :
gre. * kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos (gizli, saklı, örtülü) +
logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz,
akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * gizli yazılar, şifreleme ve
şifre çözme yöntemlerini inceleyen bilim dalı
kriptomnezi :
gre. * kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos (gizli, saklı, örtülü) +
mnein (hatırlamak, anmak), meneme (bellek, hafıza), mnesia (hafıza durumu,
bellek durumu) (mnesis (hatırlama, anımsama) + eia (durum eki) ) * kişinin daha
önce duyduğu bir bilgiyi yeniden hatırlayıp onu yeni bir fikir gibi algılaması;
unutulan kaynağın bilinçdışı şekilde bellekte kalması sonucu ortaya çıkan
hatalı özgünlük hissi; başkasının fikrini farkında olmadan kendi fikri sanma;
unutulmuş bir anının özgün fikir sanılarak hatırlanması
kripton :
lat. * kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos, krypton (gizli, saklı,
örtülü) * atom numarası 36, sembolü Kr olan, renksiz, kokusuz, asal gazlardan
bir element
kriptoorşidik :
gre. * kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos (gizli, saklı, örtülü) +
orkhis (testis, yumurtalık, husye; yumru) + ikos (ile lgili) * inmemiş
testislere ilişkin; testislerin skrotuma inmeyip gizli kalması durumu ile
ilgili
kriptorşidizm :
gre. * kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos (gizli, saklı, örtülü) +
orkhis (testis, yumurtalık, husye; yumru) + ismos (isim yapım, durum, akım,
öğreti, doktrin eki) * testislerin doğum öncesinde skrotuma inmemesi durumu;
inmemiş testis hastalığı
kriptosporidiyoz :
gre. * kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos (gizli, saklı, örtülü) +
speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim, ekme,
saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin, tohum,
çekirdek, üreme hücresi) + idion (küçük, özel) + osis (isim yapım, durum,
sorun, hastalık eki) * Cryptosporidium cinsi protozoon parazitlerin neden
olduğu, genellikle ishal ile seyreden bağırsak enfeksiyonu
kriptosporidyum :
gre. * kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos (gizli, saklı, örtülü) +
speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim, ekme,
saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin, tohum,
çekirdek, üreme hücresi) + idion (küçük, özel) (gre.); idium (lat.) *
bağırsaklarda parazit olarak yaşayan, Cryptosporidium cinsine ait tek hücreli
mikroorganizma
kristal : gre.
* krystallos (buz, buz parçaları) * berrak, sert, cam gibi parlak mineral veya
madde; kuvarsın saydam türü; cam eşya
kristalit :
gre. * krystallos (buz, buz parçaları) + ites (element, kayaç ve mineral eki) *
malzemelerin soğuma veya katılaşma sürecinde oluşan çok küçük, mikroskobik
boyutlardaki tekli kristal yapılar (Kristalitler bir araya gelerek
polikristalin (çok kristalli) katı maddeleri ve metalleri oluşturlar.)
kristalloid :
gre. * krystallos (buz, buz parçaları) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer,
şekilli, biçimli) * kristale benzer yapıda olan veya kristal özellikleri
taşıyan; tıpta hücre dışı sıvılar için kullanılan düşük molekül ağırlıklı
çözelti türü
kristalografi :
gre. * krystallos (buz, buz parçaları) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek),
graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt,
işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * katı maddelerin iç yapısını,
atomların üç boyutlu dizilişini ve simetri özelliklerini X ışını kullanarak
inceleyen bilim dalı
kristoloji :
gre. * christos (meshedilmiş, mesih, mesheden, kutsanmış) + logia (bilim,
bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * İsa Mesih’in doğası, kimliği, hayatı ve
ilahi özellikleri üzerine sistematik çalışmaların yapıldığı bilim dalı
krişna :
san. * krishna (kara, koyu renkli, siyah) * Hinduizmde koyu renkli, siyaha
yakın ten rengine sahip olarak tasvir edilen ve sevgi ve merhametin sembolü
olan tanrı
kriter :
gre. * krino, krinein (ayırmak, seçmek, hüküm vermek, yargılamak), kriterion
(yargılamak için kullanılan, yargılama aracı, karar verme ölçütü) * ölçütler,
değerlendirme ve seçim için kullanılan standartlar veya ilkeler, kıstaslar
kritik :
gre. * krino, krinein (ayırmak, seçmek, hüküm vermek, yargılamak), kritikein
(yargılamak, hüküm vermek), kritikos (yargılamayla ilgili) * sanat, edebiyat,
tiyatro, film vb. alanlarda eserleri değerlendiren, eleştiren kişi, yorumcu,
eleştirmen; çok tehlikeli, kaygı veren, bunalımlı; eleştirel
kritisizm :
gre. * kritikein (yargılamak, hüküm vermek) + ismos (isim yapım, durum, akım,
öğreti, doktrin eki) * eser, davranış veya fikirlerin değerlendirilmesi,
eleştiri sanatı veya süreci; yargılama, eleştirme, tenkit etme işi
kriyocerrahi :
gre., ara. * kryos (soğuk, buz) (gre.) + cerrah (açıcı, ameliyat yapan hekim,
yaralayan) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.) * soğuk kullanılarak
yapılan cerrahi müdahale; dondurma yöntemiyle dokuların yok edilmesi işlemi
kriyoglobulinemi :
gre., lat. * kryos (soğuk, buz) (gre.) + globulinemia (kanda normalden fazla
globülin proteinlerinin bulunması durumu) (globus (küre, top) + ulus, ula
(küçültme eki) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) + emia (kanla
ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer
ve durum eki) ) (gre.) * soğukta çözünen ve donan anormal globulin
proteinlerinin kanda bulunma durumu
kriyojel :
gre. * kryos (soğuk, buz) (gre.) + gelare (donmak, katılaşmak), gel
(katılaşmış, jel, ağ yapı) (lat.) * dondurma veya düşük sıcaklık işlemleriyle
sentezlenen, büyük gözenekli ve üç boyutlu ağ yapısına sahip özel bir polimer
malzeme
kriyojen :
gre. * kryos (soğuk, buz) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak,
meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana
getiren, oluşturan, kaynaklanan) * çok düşük sıcaklıklarla ilgili, soğuk üreten
veya soğukla çalışan cihaz veya madde
kriyojenik :
gre. * kryos (soğuk, buz) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak,
meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana
getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
çok düşük sıcaklıkların üretimi, kullanımı ve bu koşullarda oluşan
fiziksel/biyolojik süreçler ile ilgili; çok düşük sıcaklıklarla ilgili veya bu
sıcaklıkları oluşturan; soğuğa bağlı olarak oluşan veya uygulanan
kriyokimya :
gre. * kryos (soğuk, buz) + khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal
eritme) (khymeuein (karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve
durum eki) ) (gre.); kimya (maddenin yapısını, hallerini ve etkileşimlerini
inceleyen bilim dalı) (ara.) * maddelerin aşırı soğuklarda gösterdiği sıra dışı
davranışları ve düşük ısıdaki moleküler hareketleri araştıran, kimyasal tepkimelerin
ve etkileşimlerin çok düşük sıcaklıklarda, genellikle -150 °C altındaki
ortamlarda incelendiği bir kimya dalı
kriyokondensasyon :
gre. * kryos (soğuk, buz) + con (birlikte, beraber, ile) + densare
(yoğunlaştırmak, sıkıştırmak, sıkmak) + tio (isim yapım eki) * gaz
akımlarındaki zararlı veya değerli bileşenleri ayırmak ve geri kazanmak için
kullanılan, gaz veya buhar halindeki maddelerin aşırı düşük (kriyojenik)
sıcaklıklarda soğutularak sıvı veya katı fazda yoğunlaştırılması
(yoğuşturulması) işlemi
kriyolit :
gre. * kryos (soğuk, buz) + lythos (taş, kaya) * alüminyum üretiminde erime
noktasını düşürmek için elektroliz işleminde kullanılan, nadir bulunan sodyum
alüminyum florür minerali
kriyometri :
gre. * kryos, kryon (soğuk, buz) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü)
+ eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir çözeltinin donma noktasındaki
düşüş miktarını ölçerek çözünen maddenin molekül ağırlığını (mol kütlesini)
belirlemeye yarayan fizikokimya yöntemi
kriyonik :
gre. * kryos, kryon (soğuk, buz) + ikos (ile ilgili, -a ait) * gelecekte tıbben
canlandırılabileceği umuduyla, tedavisi imkânsız hastalıklardan ölen kişilerin
bedenlerinin veya beyinlerinin çok düşük sıcaklıklarda dondurularak saklanması
yöntemi
kriyopresipitat :
gre., lat. * kryos (soğuk, buz) (gre.) + praecipitatus (çökelti, kalıntı,
tortu) (praecipitare (önden düşürmek, hızla düşmek) + tus (geçmiş zaman ve
sıfat yapım eki) ) (lat.) * düşük sıcaklıkta çökeltilen ve kan pıhtılaşmasında
önemli olan proteinlerin bulunduğu kan ürünü; plazmanın kanamayı kontrol etmeye
yardımcı olan bir dizi pıhtılaşma proteini (faktör) içeren kısmı
kriyoskopi :
gre. * kryos (soğuk, buz) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek,
araştırmak), skopia (görüş, hedef, gözetme, gözetleme, gözlem, gözleme, bakma,
hedefleme) (skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye,
gözlem, gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
çözeltilerin donma noktalarını ölçerek bileşenlerini veya saflığını belirleme
yöntemi
kriyoşirürji :
gre. * kryos (soğuk, buz) + kheirourgia (cerrahi) (kheir (el) + ergia (iş
durumu, çalışma durumu, eylemsellik) (ergos, ergon (iş, çalışma, eylem) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * soğuk uygulamasıyla dokuları dondurarak
yapılan cerrahi müdahale yöntemi
kriyoterapi :
gre. * kryos (soğuk, buz) + therapeia (hizmet etme, ilgilenme, iyileştirme,
tedavi etme, eğitme, öğretme, iyileştirme, öğretiyle islah etme; bakım, hizmet,
tedavi) (therapuein (hizmet etmek, ilgilenmek, iyileştirmek, tedavi etmek, yönetmek,
tıbbi tedavi etmek), the (ön ek) + rapein (eğitmek, öğretmek) ) + eia (isim
yapım eki) ) * hastalık veya yaralanmaların soğuk uygulayarak iyileştirilmesi
yöntemi
kriz :
gre. * krino, krinein (ayırmak, seçmek, hüküm vermek, yargılamak), krisis (ayırma,
seçme, karar verme, yargılama) (kritikein (yargılamak, hüküm vermek) + isi
(isim yapım eki) ) * bir sürecin kritik dönüm noktasına ulaştığı, acil karar
gerektiren ve gidişatın olumlu veya olumsuz yönde değişebileceği durum; ani ve
kritik dönüm noktası; önemli karar veya değişim zamanı; hastalıkta kötüleşme
veya iyileşme evresi
krizalit :
gre. * khrysalis (altın koza, pupa) (khrys (altın) + alis (koza) ) * kelebek
veya güve tırtılının pupa (koza) evresi; özellikle böceklerin larva ile erişkin
arasında geçiş yaptığı koruyucu kabuk veya koza
krizantem :
gre. * khrusanthemon (altın çiçeği) (khrusos, khrysos (altın) + anthemon
(çiçek) ) * bileşikgillerden/papatyagillerden (Asteraceae) olan, çelikleme
yoluyla veya sürgünle yetiştirilen, çeşitli renkli, iri ve katmerli çiçekleri
olan, sonbahardan kışa kadar çiçek açan bir süs bitkisi; kasımpatı
krizolit :
gre. * khrysos (altın) + lithos (taş, kaya) * sarı-yeşil renkte, genellikle
yeşim taşı olarak da bilinen bir tür olivin minerali, altın taşı
krokan :
fra. * croquant (gevrek, çıtır) (croquer (ısırarak kırmak, çıtırdatmak, gevrek
bir sesle kırmak) + ant (sıfat yapım eki) ) * gevrek, çıtır; kuruyemişlerin
şekerle kaynatılıp sertleştirilmesiyle yapılan çıtır bir tatlı türü
kroke :
nor., fra. * krokr (kanca) (nor.), croquet (küçük sopa) (croq (sopa) + et
(küçültme eki) ) * boks maçında bir boksörün nakavt öncesi durumu; top, tokmak,
çember ve çivi ile oynanan vurmalı çim oyunu (crook, croc (kanca) (ing., fra.)
)
kroket :
fra. * croquette (çıtır şey, küçük gevrek parça) (croquer (ısırarak kırmak,
çıtırdatmak, gevrek bir sesle kırmak) + ette (isim yapım eki) ) * et, peynir,
sebze veya patates püresi gibi malzemelerin kalın bir harçla birleştirilip,
şekil verildikten sonra galeta ununa bulanıp derin yağda kızartılmasıyla
yapılan, genellikle silindir, top veya yassı köfte şeklinde hazırlanan ve dışı
çıtır, içi yumuşak bir yapıya sahip olan çıtır bir atıştırmalık; dışı
kızartılmış, gevrek kaplamalı küçük yiyecek; çim üzerinde oynanan bir top oyunu
adı
kroki :
fra. * croquis (taslak çizim, hızlı eskiz) * bir yerin, yapının veya planın
ölçeksiz veya yaklaşık oranlarla hızlıca çizilmiş taslak gösterimi, kaba taslak
çizim, ön çizim
krokodil :
gre. * krokos (kırıntı, çakıl) + dilos (yılan, kertenkele) * çakıllı yer yılanı,
çakıllı bölgede yaşayan sürüngen; büyük, etçil bir sürüngen; su kenarlarında
yaşayan ve güçlü çeneleriyle bilinen timsah türü
krom :
gre., lat. * khroma (renk, ton, görünüş, renk skalası, krom) (gre.); chromium
(lat.) * simgesi Cr, atom sayısı 24, atom ağırlığı 52,01, yoğunluğu 6,97 olan,
ısıya dayanıklı, havada oksitlenmeyen, hafif mavi parıltılı ak renkli, çok sert
bir element
kromaffin :
gre., lat. * khroma (renk, ton, görünüş, renk skalası) (gre.) + affinis (yakın,
ilişkili) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + finis (sınır, uç, bitiş) )
(lat.) * renk ile ilişkili; belirli hücrelerin krom (renk) boyalarına karşı
gösterdikleri belirgin reaksiyon; özellikle adrenal medullada bulunan ve
katekolamin salgılayan hücreler için kullanılan terim; başlıca böbrek üstü
bezlerinin (adrenal medulla) merkezinde yer alan ve katekolamin hormonlarının
(adrenalin ve noradrenalin) sentezinden ve salgılanmasından sorumlu özelleşmiş
endokrin hücre
kromaj :
gre., fra. * khroma (renk, ton, görünüş, renk skalası) (gre.) + age (isim yapım
eki) (fra.) * korozyona dayanıklılık ve estetik amaçla yapılan, metal veya
yüzey üzerine parlak ve koruyucu bir krom tabakası kaplama işlemi
kromat :
gre. * khroma (renk, ton, görünüş, renk skalası) (gre.) + atus (isim veya sıfat
yapım eki) (lat.) * renkli iyon veya bileşik; renklendirici özelliğe sahip
iyonlar veya kompleksler için kullanılan terim
kromatik :
gre. * khroma, khromat (khroma (renk, ton, görünüş, renk skalası) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * renkle ilgili; renklerin çeşitliliği, tonları
veya renk geçişleriyle bağlantılı olan veya renk bilimiyle ilgili;
kromozomlarla ilgili
kromatin :
gre., lat. * khroma (renk, ton, görünüş, renk skalası) (gre.) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * hücre çekirdeğinde bulunan, DNA ve
proteinlerden oluşan, genetik bilgiyi taşıyan yapıların bulunduğu kromozomların
temel bileşeni olan madde
kromatit :
gre. * khroma, khromat (renk, ton, görünüş, renk skalası) + ites (element,
kayaç ve mineral eki) * kromozomların bölünme sırasında ayrılan ve genetik
materyal ve genetik bilgi içeren temel yapı birimi olan iki paralel ipliği
kromatofor :
gre. * khroma, khromat (khroma (renk, ton, görünüş, renk skalası) + pherein
(taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) *
renk pigmentlerini taşıyan veya bulunduran, omurgasızlarda ve bazı balıklarda
deride renk değiştirmeyi sağlayan hücre tipi
kromatografi :
gre. * khroma, khromat (khroma (renk, ton, görünüş, renk skalası) + graphein
(yazmak, çizmek, işaretlemek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos
(yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
karışım halindeki maddeleri analiz etmek, saflaştırmak, bileşenleri renkli
bantlar veya çizgiler halinde ayrıştırmak, karışım içerisindeki bileşenleri
tanımlamak ve miktarını ölçmek amacı ile kullanılan bir yöntem
kromatografik :
gre., lat. * khromatus (khroma (renk, ton, görünüş, renk skalası, krom) (gre.)
+ tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.) + graphein (yazmak, çizmek,
işaretlemek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım,
çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * maddelerin bileşenlerini çözmek ve
ölçmek için yapılan, bir karışım içindeki maddeleri birbirine göre ayıran,
saflaştıran veya inceleyen, kromatografi yöntemi ile ilgili
krome :
gre., lat. * khromatus (khroma (renk, ton, görünüş, renk skalası, krom) (gre.)
+ atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); chromé (fra.) * kromdan
yapılmış, kromlanmış, kromla kaplanmış
kromhidroz :
gre. * khroma (renk, ton, görünüş) + hydros, hudros (su; ter) + osis (isim
yapım, durum, sorun, hastalık eki) * yüzde, koltuk altlarında veya meme
areolasında (meme uçlarının etrafındaki koyu renkli deri halkası) renkli
terlemeyle kendini gösteren bir ter bezi rahatsızlığı
kromoblastomikoz :
gre. * khroma (renk, ton, görünüş, renk skalası, krom) + blastos (tohum,
tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) +
mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + osis (isim yapım, durum, sorun,
hastalık eki) * renkli hücre tümörü hastalığı; deride renkli, nodüler veya plak
benzeri lezyonlar oluşturan kronik mantar enfeksiyonu
kromofob :
gre. * khroma (renk, ton, görünüş, renk skalası) + phobos (korku) * boyayı veya
renk maddelerini tutmayan hücre veya doku; mikroskopta renksiz veya soluk
görünen yapı, boyanmaya dirençli hücre tipi
kromojen :
gre. * khroma (renk, ton, görünüş, renk skalası) + gennaein (doğurmak, üretmek,
oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran,
yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * renk oluşturan veya
renk veren madde veya enzim
kromoplast :
gre. * khroma (renk, ton, görünüş, renk skalası) + plastos (oluşturulmuş,
şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) (plassein (şekillendirmek,
biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek) + os (sıfat yapım eki) ) * bitki
hücrelerinde renk pigmentleri içeren ve fotosentez dışında renk verme işlevi
gören plastid türü; özellikle meyve, çiçek ve yapraklarda bulunan renkli
organel
kromosfer :
gre. * khroma (renk, ton, görünüş, renk skalası) + sphaira (top, küre,
yuvarlaklık) * Güneş’in atmosferinin, fotosferin hemen üstünde bulunan,
genellikle kırmızımsı renkte görülen, güneş lekeleri ile güneş patlamalarının
kaynağı olan renkli, gaz yapısındaki tabaka
kromotografi :
gre. * khroma, khromat (renk, ton, görünüş, renk skalası) + graphein (yazmak,
çizmek, işaretlemek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı,
yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
karışımlardaki bileşenlerin renkli çizgiler veya bantlar halinde ayrılması ve
görüntülenmesi
kromotropizm :
gre. * khroma, khromat (renk, ton, görünüş, renk skalası) + tropismos (yönelme,
dönme, eğilim) (trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön
değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki;
biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) +
ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) ) * organizmanın veya
hücrenin renk uyaranına doğru veya ondan uzaklaşarak yönelmesi durumu;
özellikle bitkilerde veya mikroorganizmalarda ışığın renk bileşenlerine verilen
tropik tepki
kromozom :
gre. * khroma (renk, ton, görünüş, renk skalası) + soma (yapı, beden, vücut,
gövde, nesne) * karyokinez bölünme sırasında göze çekirdeğinin içinde beliren
ve kromatin ipliklerinin parçalara ayrılmasıyla oluşan, bazı yeteneklerin,
özelliklerin yeni bireylere geçmesine yarayan, kıvrık çubuk biçimindeki cisim
kron :
lat. * corona (taç, çelenk, halka biçimli süs) (lat.); couronne (fra.) * bir
dişin ağız içerisinde, diş etlerinin üst kısmında görünen, diş minesi ve dentin
tabakalarından oluşan beyaz bölümü, taç tabaka
kronaksi :
gre. * khronos (zaman, vakit, süre) (gre) + axis (akis, eksen, aktarıcı,
yansıtıcı, dingil, yansıma, yansıyan, tersine olan) (lat.) * belli, çok hafif
bir elektrik akımının, bir sinirde veya kasta uyarım oluşturabilmesi için
gerekli olan çok kısa süre; zaman ekseni veya zamanla ilgili dönme hattı;
genellikle biyoloji veya tıp alanında, organizmanın zamanla ilişkili ritim veya
hareket eksenini ifade eden terim
kronecker deltası :
alm., gre., tür. * kronecker (Alman matematikçi Leopold Kronecker'in
soyadından) (alm.) + delta (fark, değişim, değişken; Grek alfabesinde dördüncü
harf) (gre.) + sı (iyelik eki) (tür.) * matematikte iki tam sayının eşitliğini
gösteren fonksiyon; iki indeksin eşit olduğu durumda 1, farklı olduğu durumda 0
değeri alan ve özellikle cebir ve dizilerde kullanılan sembol
kronik :
gre. * khronos (zaman, vakit, süre) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
uzun süre devam eden veya tekrarlayan; özellikle hastalıklar için kullanılan,
zamanla ilişkili, sürekli veya devam eden durumları tanımlayan sıfat
kronik travmatik
ensefalopati : gre. * khronos (zaman, vakit, süre) + ikos
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + trauma (yara, darbe) + tikos, ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) + enkephale, enkephalon, enkephalos (kafanın içi,
beyin (en (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + kephale, kephalos (kafa, baş)
) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun,
sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) * kafa travmaları sonucu gelişen, sporcularda sık görülen, hafıza kaybı,
kişilik değişimi, depresyon, intihar eğilimi, bunama ile karakterize olan
nörodejeneratif bir hastalık, zamana yayılan travmaya bağlı beyin hastalığı
(CTE-Chronic Traumatic Encephalopathy)
kronograf :
gre. * khronos (zaman, vakit, süre) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek),
graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) * zamanı kaydeden veya ölçen cihaz;
özellikle saniye ve daha küçük zaman dilimlerini hassas şekilde ölçmek için
kullanılan saat türü veya zaman ölçüm aleti
kronoloji :
gre. * khronos (zaman, vakit, süre) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem)
(logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
) * olayların veya olguların zaman sırasına göre düzenlenmesi ve incelenmesi
bilimi; tarih ve diğer disiplinlerde zaman dizilimini ve dönemleri sistematik
olarak inceleyen alan
kronolojik :
gre. * khronos (zaman, vakit, süre) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem)
(logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * zaman sırasına göre düzenlenmiş
veya zamanla ilgili; olayların veya bilgilerin gerçekleşme tarihine göre
dizildiği, zamana bağlı sıralama ve inceleme biçimi
kronometre :
gre. * khronos (zaman, vakit, süre) + metros, metron (ölçü) * yüksek
hassasiyetle zamanı ölçen saat veya zaman ölçme cihazı; özellikle denizcilikte
ve bilimsel çalışmalarda kesin zaman ölçümü için kullanılan alet
kronos :
gre. * khronos (zaman, vakit, süre) * Yunan mitolojisinde, kainatın
başlangıcından beri var olan ve her şeyi aşan zamansal düzeni temsil eden,
bazen yaşlı, sakallı bir figür olarak tasvir edilen, zamanın kişileştirilmiş
tanrısı
kronostaz :
gre. * khronos (zaman, vakit, süre) + stasis (durma, durum, hal) * saate
bakıldığında saniye ibresinin veya saniyeyi temsil eden sayının kısa bir an
duruyormuş veya değişmiyormuş gibi algılanması, zaman donması; zihinsel olarak
zaman algısında geçici bir duraksama veya gecikme hissi (özellikle göz kırpma
veya ani odak değişimlerinde, ilk görülen nesnenin normalden uzun süre
algılanması durumu)
kronotrop :
gre. * khronos (zaman, vakit, süre) + trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek,
yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme,
değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara
çevrilebilir) * kalp hızını artıran veya azaltan; özellikle kardiyolojide
kalbin atım hızını etkileyen maddeler veya etkiler için kullanılan terim;
ritmik ve düzenli bir biçimde çalışan organların ritmlerini bozarak çalışmasına
sebep olan etken maddelere verilen isim
kros :
lat. * crux (haç, çapraz, kesişen yapı) (lat.); cross (ing.) * iki şeyin
kesişmesi veya birbirini dikey veya eğik olarak kesmesi, kesişim;
Hristiyanlıkta kutsal haç sembolü; geçmek, karşıya geçmek, engel olmak veya
karışmak
krosmeç :
ing. * cross (çapraz) + match (eşleştirme, uyum) * tıpta kan naklinden önce
donör ve alıcı kan örneklerinin laboratuvarda çapraz olarak karıştırılıp
uyumunun test edilmesi işlemi; kan grubu ve bağışıklık reaksiyonlarının önceden
belirlenmesi amacıyla yapılan test
krosover :
ing. * cross (çapraz) + over (üst, yukarı) * iki farklı alan, tür, tarz veya
sistemin unsurlarının bir araya gelmesi veya birbirine geçmesi; genetikte
kromozomlar arasında parça değişimi, müzikte türler arası geçiş, araçlarda yol
ve arazi kullanımına uygun tasarım veya hikaye evrenlerinin birleşmesi;
basketbolda topu süren (dripling yapan) bir oyuncunun yön değiştirmek veya
kendisine savunma yapan rakibini geçmek için topu hızla çapraz yönde bir kere
sektirerek bir elinden diğerine geçirmesi
kroşe :
fra. * crochet (küçük kanca, çengel) (croc (kanca, çengel) + et (küçültme eki)
) * boks sporunda yana doğru ve kısa mesafeden atılan kavisli yumruk; dikiş
veya örgüde kanca şeklindeki iğne ve bu teknikle yapılan iş
kruasan :
lat., fra. * crescent (büyüyen, artan, gelişen) (crescere (artmak, büyümek,
çoğalmak, genişlemek, gelişmek) + ens, ent (ile ilgili, -a ait) ) (lat.);
croître, croissant (fra.) * büyüyen, gelişen; hilal (büyüyen ay), adını hilale
benzeyen şekli ve kabararak büyümesinden alan, ay biçiminde, kat kat açılmış
hamurla yapılan Fransız çöreği, ay şeklinde çörek, ay çöreği
krup :
alm. * Kropf (şişlik, guatr, şişmiş boğaz, boğaz şişliği; şişlik, guatr, şişmiş
boğaz) * genellikle çocuklarda görülen, üst solunum yollarında daralmaya yol
açan ve boğuk, havlar tarzda öksürük, ses kısıklığı ve nefes darlığı ile
seyreden
krupiye :
fra. * croupier (arkacı, artçı, arkada duran kişi) (croupe (arka, arka taraf,
oturma yeri; atın sağrısı, kıç; kuyruk sokumu, gövde; kabarık şey, şişik,
sağrı) + ier (-cı, yapan, eden eki) * kumarhanelerde veya oyun salonlarında
masayı yöneten, bahisleri toplayıp ödemeleri yapan görevli
krusifiksiyon :
lat. * crux, cruc (artı işaret, haç, çapraz, çarmıh) + figere (tutturmak,
sabitlemek, bağlamak, bitiştirmek, yapıştırmak; şekillendirmek, biçimlendirmek,
oluşturmak, hayal etmek, uydurmak), fixio (sabitleme, tutturma, yapıştırma) *
bir kimseyi ceza olarak elleri ve ayakları çivilenmiş veya bağlanmış hâlde haç
biçimindeki bir direğe asarak öldürme, çarmıha germe
krut :
fra. * croûte (kabuk, kabuk tabakası) * genellikle yara, iltihap, egzama,
serum, kan veya cerahat (iltihap) nedeniyle deri veya başka bir yüzey üzerinde
oluşan sertleşmiş, kurumuş kabuk veya pul niteliğindeki elemanter dış tabaka
lezyonu
kruvasan :
lat., fra. * crescent (büyüyen, artan, gelişen) (crescere (artmak, büyümek,
çoğalmak, genişlemek, gelişmek) + ens, ent (ile ilgili, -a ait) ) (lat.);
croître, croissant (fra.) * büyüyen, gelişen; hilal (büyüyen ay), adını hilale
benzeyen şekli ve kabararak büyümesinden alan, ay biçiminde, kat kat açılmış
hamurla yapılan Fransız çöreği, ay şeklinde çörek, ay çöreği
kruvaze :
lat., fra. * crux, cruc (artı işaret, haç, çapraz, çarmıh), cruciatus (çapraz)
(cruciare (çarmıha germek, çapraz yapmak) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım
eki) ) (lat.); croix (haç, çapraz), croiser (çaprazlamak, kesişmek), croisé
(çapraz, kesişmiş, karşılıklı geçmiş) (fra.) * çaprazlama, ikiye katlanmış; ön
parçaları birbiri üzerine gelecek şekilde genişçe katlanarak çift sıra düğmeyle
iliklenen ceket, yelek veya palto modeli
kruvaziyer :
lat., fra. * crux, cruc (artı işaret, haç, çapraz, çarmıh), cruciatus (çapraz)
(cruciare (çarmıha germek, çapraz yapmak) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım
eki) ) (lat.); croix (haç, çapraz), croisière (croiser (çaprazlamak, kesişmek)
+ ière (isim yapım eki) ) (fra.) * turistik amaçla önceden belirlenmiş belirli
rotalarda seyahat eden, içinde konaklama, yemek, eğlence ve sosyal aktivite imkanları
barındıran büyük ve lüks yolcu gemisi ve bu gemiyle yapılan organize deniz
tatili
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder