27 Eylül 2026 Pazar

konvansiyon - kruvaziyer

konvansiyon : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + ventio (geliş) (venire (gelmek) + tio (isim yapım eki) ) * belirli bir amaç veya konu için bir araya gelme, toplanma, toplantı veya anlaşma; toplumda kabul görmüş yazılı olmayan kural veya norm

konvansiyonel : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + ventio (geliş) (venire (gelmek) + tio (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * toplumca kabul edilen genel kurallara veya geleneklere uygun olan; resmi veya yazılı olmayan ama yaygın biçimde benimsenmiş normlara ve uygulamalara uygun olan

konveks : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + vertere (döndürmek, çevirmek), vexus (döndürülmüş, dönmüş, çevrilmiş) * dışa doğru kabarık, bombeli yüzey veya şekil; genellikle geometrik olarak içbükeyin tersi olan, dışa kavisli yüzey veya biçimi, dışbükey

konveksiyon : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + vectio (taşıma, götürme) (vehere (iletmek, aktarmak, nakletmek, taşımak, götürmek) + tio (isim yapım eki) ) * ısı, sıvı veya gaz moleküllerinin hareketiyle gerçekleşen ısı veya madde taşıma olayı; sıcaklık farklarından dolayı oluşan akışkan hareketiyle enerji transferi

konveksiyonel : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + vectio (taşıma, götürme) (vehere (iletmek, aktarmak, nakletmek, taşımak, götürmek) + tio (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * konveksiyon ile ilgili

konvektör : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + vectus (taşıma, götürme) (vehere (iletmek, aktarmak, nakletmek, taşımak, götürmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + or (-cı, yapan, eden eki) * ısıyı havanın veya sıvının hareketi yoluyla dağıtan veya ileten cihaz; özellikle ısınma sistemlerinde havayı veya sıvıyı dolaştırarak ortam sıcaklığını artıran ısıtıcı

konvent : lat. * conventus (toplanma, bir araya gelme, toplantı; manastır topluluğu) (co, con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + ventus (gelme, geliş; esme hareketiyle gelen hava akımı, rüzgar) (venire (gelmek) ) + tus (isim yapım eki) ) * aynı tarikat veya dinî topluluk üyelerinin birlikte yaşadığı manastır topluluğu, özellikle rahip veya rahibelerin oluşturduğu dinî yerleşim ve topluluk, rahibe manastırı, dini cemaat ve siyasi meclis

konverjan : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + vergere (eğilmek, yönelmek) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * birleşerek aynı noktaya yönelen veya bulusan; hareketi belirli bir noktaya eğilim, yönelim gösteren

konverjans : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + vergere (eğilmek, yönelmek) + entia (isim yapım eki) * birleşerek tek bir noktada toplanma veya yaklaşma; yeryüzündeki siklon alanlarında çevreden merkeze doğru esen rüzgarların hareketi; gözlerin yakındaki bir nesneye odaklanırken birlikte içe doğru dönme

konversif : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + versus (dönmüş, çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen) (vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * dönmeye veya çevirmeye ilişkin, dönüşümlü

konversiyon : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + versio (dönme, dönüş, rotasyon, dönüşüm, yönelim, çevrim) (vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tio (isim yapım eki) ) * dönüştürme, dönüşüm, çevirme, değiştirme, evirtme, döndürme

konversiyon histerisi : lat. * conversion (dönüşüm, döndürme) + hystereia (aşırı duygusal, kontrolsüz heyecan veya panik hali) * kişinin yaşadığı psikolojik çatışmaların veya stresin, tıbbi bir organik hastalıkla açıklanamayan ve kişinin bilinçli kontrolü dışında gerçekleşen, istemsiz felç, körlük, konuşma güçlüğü gibi bedensel (nörolojik) belirtilere sebebiyet vermesi

konvertaz : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + versus, vertus (dönmüş, döndürülmüş, çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen) (versare (dönmek, döndürmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ase (enzim eki) * molekülleri dönüştüren veya çeviren enzim

konvertibilite : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + vertere (döndürmek, çevirmek) + ibilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) + itas (isim yapım ve durum eki) * dönüştürülebilirlik, çevrilebilirlik; para, mal veya hakların başka bir biçime, özellikle başka para birimine veya şekle dönüştürülebilme veya çevrilebilme durumu

konvertibl : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + vertere (döndürmek, çevirmek) + ibilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) * dönüştürülebilir, çevrilebilir

konvertisör : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + versus, vertus (dönmüş, döndürülmüş, çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen) (versare (dönmek, döndürmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + or (-cı, yapan, eden eki) * bir enerji, akım, sinyal veya maddenin biçimini, yönünü veya türünü başka bir biçime dönüştüren mekanik, elektriksel veya endüstriyel aygıt, değiştirgeç, dönüştürücü

konverzasyon : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + versus, vertus (dönmüş, döndürülmüş, çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen) (versare (dönmek, döndürmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + tio (isim yapım eki) * bir kişinin başka bir kişi veya kişilerle sözlü olarak karşılıklı iletişim kurma süreci veya eylemi, sohbet, konuşma, söyleşi, görüşme

konveyör : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + vehere (iletmek, aktarmak, nakletmek, taşımak, götürmek) + or (-cı, yapan, eden eki) * nesneleri bir yerden başka bir yere taşıyan, özellikle üretim merkezlerinde sıkça kullanılan mekanik taşıma aracı veya sistem, taşıyıcı, iletici

konvolüsyon : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + volvere (yuvarlamak, dürmek, sarmak, rulo yapmak, döndürmek, çevirmek) + tio (isim yapım eki) * bir şeyin üzerine kıvrılması, bükülerek karışık bir yapı oluşturması veya karmaşık bir durum; kıvrım, sarılma, dürülme

konvoy : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + via (yol, geçit, sefer yolu, vasıta, cadde, sokak, güzergah, patika) + are (fiil mastar eki) * aynı yöne giden, art arda dizilmiş taşıt veya yaya yolcu topluluğu; savaş sırasında, savaş gemilerinin koruması altında yol alan ticaret gemileri katarı; kara veya deniz araçlarının güvenlik veya düzen amacıyla topluca hareket etmesi

konvülsif : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + vellere (çekmek, kasmak, sarsmak) + tio (isim yapım eki) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * şiddetli kasılma ile ilgili, sarsıntı ile ilgili; vücuttaki istemsiz ve ani kas kasılmalarla ilgili

konvülsiyon : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + vellere (çekmek, kasmak, sarsmak) + tio (isim yapım eki) * şiddetli kasılma, sarsıntı; vücuttaki istemsiz ve ani kasılma

konvülzan : lat. * co, con (birlikte, beraber, ile) + vellere (çekmek, kasmak, sarsmak) + tio (isim yapım eki) + ent, ant (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kas spazmına veya nöbet benzeri istemsiz kasılmalara yol açan

konya : gre. * eikonion (eikon (resim, figür, ikon) + ion (yer, şehir) * ikon şehri; Türkiye'nin İç Anadolu bölgesinde yer alan, Ankara, Eskişehir, Karaman, Antalya, Isparta, Afyon, Mersin, Aksaray ve Niğde illeri komşu olan 42 plaka numaralı şehri

konyaaltı : gre., tür. * eikonieia (konya) (gre.) + alt (aşağı) + ı (iyelik eki) (tür.) * Antalya'nın bir ilçesi

konyak : fra. * cognac (Fransa’da bir kasaba adı) * iki kez damıtılmış, meşe fıçılarda yıllandırılmış, beyaz şarabın damıtılmasıyla elde edilen, yüksek derecede (% 35-40) alkol içeren sarımtırak renkli, üzüm kökenli alkollü içki türü

konzertmeister : alm. * konzert (konser) + meister (usta, efendi, ağa, hoca, öğretmen) * senfoni veya opera orkestrasında, orkestra şefinin bir alt kademesinde olan baş kemancı

kooperasyon : lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + operari (çalışmak, işlemek) + tio (isim yapım eki) * birden fazla kişinin veya grubun ortak bir amaç doğrultusunda birlikte çaba göstermesi, işbirliği

kooperatif : lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + operari (çalışmak, işlemek) + tio (isim yapım eki) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ortak ekonomik, sosyal veya kültürel ihtiyaçları karşılamak amacıyla gönüllü olarak bir araya gelen kişilerin eşit haklarla oluşturduğu dayanışma temelli kuruluş; ortaklarının her türlü gereksinimlerini uygun koşullarla elde etmelerini sağlamak için kurulan, kâr amacı gütmeyen kurum; üreticilerin, aracıları aradan çıkararak, ürünlerini daha iyi koşullarla pazarlamak için kurdukları ortaklık

koordinasyon : lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + ordinare (düzenlemek, sıraya koymak) (ordo (düzen, sıra, nizam) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * birden fazla unsurun birlikte, uyumlu ve düzenli bir şekilde çalışmasını sağlama süreci

koordinat : lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + ordinare (düzenlemek, sıraya koymak), ordinatus (düzenlenmiş, sıraya konmuş) * bir sistem içinde belirli bir noktayı tanımlamak için kullanılan, genellikle eksenler (x, y) üzerinde ifade edilen sayısal değer

koordinatör : lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + ordinare (düzenlemek, sıraya koymak), ordinatus (düzenlenmiş, sıraya konmuş) + or, tor (-cu, yapan, eden) * farklı faaliyetler veya kişiler arasında uyum ve düzen sağlamakla görevli kişi, koordinasyon sorumlusu

koordine : lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + ordinatus (düzenlenmiş, sıraya konmuş) (ordinare (düzenlemek, sıraya koymak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); coordonné (fra.) * koordinasyon halinde, uyumlu, düzenli, muntazam, intizamlı

kopal : ara. * kubbal (ağaç reçinesi, damla sakızı) * tropik bölgelerde yetişen kimi erguvangillerden çıkarılan ve vernik (cila) yapmakta kullanılan bir reçine türü

kopanaki : gre. * kopani (tokmak) + aki (küçültme eki) * bir tür dantel örmekte kullanılan iğ; bu araçla örülen bir tür dantel; küçük, genellikle ahşap veya metalden yapılmış tokmak veya çekiç

kopanlisib : lat. * copa (kinazolin ve imidazo[1,2-c]kinazolin belirten ek) + lisib (PI3K (fosfatidilinositol 3-kinaz) inhibitörü belirteci) * daha önce en az iki farklı sistemik tedavi almış yetişkinlerde tekrarlayan foliküler lenfoma (bir tür kan kanseri) tedavisinde kullanılan hedefe yönelik bir PI3K (fosfatidilinositol 3-kinaz) inhibitörü olan kinaz ilacının etken maddesi (C23H30Cl2N8O4)

koparmak : tür., gre. * kop (kesmek, ayırmak, yarmak, vurmak; ayrılmak, kesilmek) + ar (etken fiil ve geniş zaman eki) + mak (fiil mastar eki) * bütünden bir parçayı ayırmak, kesmek (chop, couper (kesmek, yarmak, kesip ayırmak) (ing, fra.) )

kopça : sır., mac. * kapcsol (bağlamak, iliştirmek) (sır.), kapocs (toka, metal düğme) (mac.) * giysinin iki yerini birleştirmeye yarayan, metal bir halkayla bir çengelden oluşan parça

kopenhag : dan. * kob (alışveriş) + havn (liman); koppen (kafalar) + hag (korsan kampı, saklanma yeri) (eski bilgi) * alışveriş limanı; Danimarka’nın başkenti

kopepod : gre. * kope (kanca) + pous, podos (ayak) * kanca ayaklılar; tatlı su ve tuzlu su habitatında bulunan küçük kabuklular grubu; küçük su canlılarında, kanca biçiminde ayaklara sahip bir tür zooplankton

kopernikyum : lat. * copernicus (Polonya asıllı bilim insanı Nicolaus Copernicus’un soyadından) + ium (yer, durum ve kimyasal element eki) * atom numarası 112, simgesi Cn olan sentetik ve radyoaktif bir kimyasal element

kopil : gre. * kopeli (oğlan çocuğu) * Müslüman olmayan azınlıktan çocuk veya genç; yeniyetme

kopist : lat., fra. * copiare (çoğaltmak, bol miktarda sağlamak; kopyalamak, aynısını yazmak, söylemek veya yapmak) (copia (bolluk, bereket, çokluk, kaynak) (çoğaltmak bağlamında) + are (fiil mastar eki) ) + ista (-cı, destekçi, yandaş, yapan, eden) (lat.); copiste (fra.) * başkalarının eserlerini veya yazılarını elle veya makineyle kopyalayan kişi; büyük sanatçıların eserlerini aslına aynen benzeterek kopya eden ressam

kopmak : tür., gre. * kop (kesmek, ayırmak, yarmak, vurmak) + mak (fiil mastar eki) (tür.); koptein (kesmek, bölmek, ayırmak, yarmak, kırmak, vurmak, parçalamak) (gre.) * bütünden bir parça ayrılmak, kesilmek (chop, couper (kesmek, yarmak, kesip ayırmak) (ing., fra.) )

kopolimer : lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) (lat.) + polymer (çok parçalı yapı, polimer) (polys (çok, fazla, çoklu) + meros (parça, bölüm, kısım, birim) ) (gre.) * farklı türdeki monomerlerin bir araya gelerek oluşturduğu, ortak özellikler taşıyan büyük molekül yapısı

kopolimerizasyon : lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) (lat.) + polymer (çok parçalı yapı, polimer) (polys (çok, fazla, çoklu) + meros (parça, bölüm, kısım, birim) ) (gre.) + izare (dönüştürmek, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) (lat.) * İiki veya daha fazla farklı monomer türünün aynı anda veya ardışık olarak kimyasal tepkimeye sokulup tek bir polimer zinciri içinde birlikte bağlanmasıyla yeni özelliklere sahip bir polimer yapı oluşturulması süreci

kopoy : bul. * kopoj (av köpeği) * orta boylu, kısa tüylü, düşük kulaklı bir av köpeği türü

koprofaj : gre. * kopros (dışkı) + phagein (yemek, yutmak, tüketmek), phagos (yiyen, yutan) * dışkı yiyen veya dışkıyla beslenen

koprofaji : gre. * kopros (dışkı) + phagia (yeme, yutma) (phagein (yemek, yutmak, tüketmek) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * canlıların kendi dışkılarını veya başka canlıların dışkılarını yemesi davranışı

koprofili : gre. * kopros (dışkı) + philia (sevme durumu, hoşlanma durumu) (philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * dışkıdan cinsel haz alma hastalığı, dışkıseverlik

koprofobi : gre. * kopros (dışkı) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * dışkı veya dışkıyla ilişkili durumlara karşı duyulan aşırı ve irrasyonel korku, dışlı korkusu

koprolali : gre. * kopros (dışkı) + lalein (konuşmak, söylemek), lalia (konuşma, söyleme) * istemsiz olarak argo, kaba veya müstehcen sözler söyleme durumu, özellikle nörolojik bir rahatsızlık belirtisi

koprostanol : gre. * kopros (dışkı) + stanol (stan türevi alkol) * dışkıdan türetilen ve çevresel analizlerde biyolojik kaynakların belirlenmesinde kullanılan bir tür steroid alkol (C27H48O)

kopulasyon : lat. * copulare (birleştirmek, bir araya getirmek, bağlamak, ikili yapmak, çift yapmak, eşleştirmek, çiftleştirmek, bağ oluşturmak) (co, con (birlikte, beraber, ile) + apere (bağlamak, tutturmak, iliştirmek, birleştirmek) ) + tio (isim yapım eki) * birleşme; biyolojide özellikle eşeysel birleşme, eşleşme, çiftleşme

kopuz : tür. * kop (yüksek ses çıkarmak, gürlemek veya ses vermek) + uz (isim/sıfat yapım eki) * Türk ve Altay halk kültüründe, genellikle deriden bir gövdeye, iki veya üç kıl sapa (tele) sahip olan geleneksel telli bir müzik aleti

kopülasyon : lat. * copulare (birleştirmek, bir araya getirmek, bağlamak, ikili yapmak, çift yapmak, eşleştirmek, çiftleştirmek, bağ oluşturmak) (co, con (birlikte, beraber, ile) + apere (bağlamak, tutturmak, iliştirmek, birleştirmek) ) + tio (isim yapım eki) * birleşme; biyolojide özellikle eşeysel birleşme, eşleşme, çiftleşme

kopya : lat., fra. * copiare (çoğaltmak, bol miktarda sağlamak), copia (bolluk, bereket, çokluk, kaynak) (çoğaltmak bağlamında) * orijinal bir metnin, eserin veya belgenin aynen veya benzer şekilde çoğaltılmış hali

kor : tür. * kor, ker (içi ve dışı kızarmış, alevsiz ama yüksek ısı veren ateş parçası) * iyice yanarak ateş durumuna gelmiş, içinde henüz kömürleşmemiş parçalar bulunan ve etrafına yoğun bir sıcaklık ile ışık saçan kömür veya odun parçası, ateş, parlaklık, köz, ateş halinde kömür, çekirdek; güç, korumak, sakınmak; kalp

kor pulmonale : lat. * cor (kalp, yürek) + pulmonalis (akciğerle ilgili) (pulmo, pulmonis (akciğer) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * pulmoner hipertansiyon nedeniyle kalbin sağ ventrikülünün genişlemesi, kan dolaşımının güçleşmesi ve damarlardaki kanın geriye doğru birikerek kalbin sağ bölümüne yüklenmesi ile karakterize kalp yetmezliği durumu

kora : gre. * kore (genç kız, bebek) * özellikle çocuklarda görülen, kendiliğinden ortaya çıkan, kısa, çabuk, değişken güçte devinimler ve istemsiz hareketlerle karakterize olan nörolojik bir hastalık

korakoakromiyal : gre. * korakos (kuzgun veya karga; siyah tüyleriyle bilinen kuş türü) + acromialis (akros, akron (uç, üst, burun, tepe, baş, yüksek, yukarı) + omos (omuz) (gre.) + ialis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) ) * omuzda, korakoid (kargasal) çıkıntı ile akromiyon (omuz başı) arasında bulunan ve bu bölgeyle ilgili olan

korakoid : gre. * korakos (kuzgun veya karga; siyah tüyleriyle bilinen kuş türü) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * omuz kuşağında bulunan ve karga gagasına benzeyen kemiksi çıkıntı

korakoncolos : tür. * kara (siyah, kötü, uğursuz) + koncolos (Türk halk inanışında kış geceleri ortaya çıktığına inanılan doğaüstü varlık adı) * Türk halk inanışlarında özellikle kışın en soğuk dönemlerinde ortaya çıktığına inanılan, insanları korkutan veya kandıran kıllı ve çirkin görünümlü doğaüstü varlık, halk kültürüne ait korku figürü, konkolor

korakor : fra. * corps (vücut, gövde, beden) + à (-a, yönelme, -e doğru) + corps (vücut, gövde, beden) * karşılıklı olarak beden gücünü kullanarak, bütün gücünü kullanarak (spor); zorlu ve çetin mücadele durumu

koral : lat. * corallium (mercan) * denizlerde yaşayan, sert kalsiyum karbonat iskeletinden oluşan, renkli ve genellikle koloniler halinde bulunan mercan türü canlı

koraliform : lat. * corallium (mercan) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * mercan biçiminde veya mercan gibi şekillenmiş yapıya sahip

koramiral : fra., ara. * corps (vücut, gövde; birlik, müfreze, yapı) (fra.) + amir (emreden, buyuran) + el (ön ek, artikel) + umara (emir verenler, buyuranlar) (ara.) * deniz kuvvetlerinde, Tuğamiral ile Tümamiral arasındaki yüksek bir donanma komutanlığı rütbesi

koray : tür. * kor (saklamak, sakınmak, zarar gelmesini önlemek, kaplamak, örtmek; güç, kuvvet; ana, temel) + ay (Ay, gece ışığı; dünaynın uydusu) * güçlü, parlak veya ay gibi ışıldayan; erkek ismi

korda : gre., lat. * khorde (ip, sicim, kiriş, bağ, kordon, lif, tel) (gre.); chorda (lat.) * embriyolojide ve anatomide, omurga boyunca uzanan ve destek sağlayan kord benzeri yapı

korda tendinia : gre., lat. * khorde (ip, sicim, kiriş, bağ, kordon, lif, tel) (gre.); chorda (lat.) + tendinia (kas ile kemiği bağlayan sert dokular, lifler, tendonlar) (tendon (kas ile kemiği bağlayan sert doku, lif, kiriş, bağ) + ia (çoğul eki) ) (lat.) * kalpte, mitral ve triküspit kapakçıkları ile papiller kaslar arasında bulunan tendon benzeri iplikçikler; papiller kaslardan mitral kapakçıklara tutunmak için uzanan, elastin lifleriyle iç içe geçmiş kolajenden oluşan ince, lifli yapılar

kordata : gre., lat. * khorde (ip, sicim, kiriş, bağ, kordon, lif, tel) (gre.); chorda (lat.) + ata (taksonomik çoğul eki) * omurga veya notokord (sırt ipliği) bulunduran hayvanlar şubesi, omurgalıları ve bazı omurgasızları kapsayan geniş bir hayvan grubu, kordalılar

kordiplomatik : gre., lat. * khorde (ip, sicim, kiriş, bağ, kordon, lif, tel) (gre.); chorda (lat.) + diploma (katlanmış olan, katlanmış kağıt; mezuniyet belgesi) (di (iki, ikili, çift) + plous (katlanmış), diploun (katlamak), ploma (kağıt katlama, katlanmış olan, katlanmış kağıt) ) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * resmi belgeler veya diplomatik yazışmalar arasında düzen ve bağlantı sağlayan, belgeler arası koordinasyon ile ilgili

kordiyal : lat. * cor (kalp, yürek) + ialis (ile ilgili, -a ait) * kalbe ait olan, içten ve samimi duyguları ifade eden, sıcak, dostane, sanimi, içten

kordoma : gre. * khorde (ip, iplik, fitil, kablo, lif, bağ, kordon) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * notokordal doku kaynaklı, genellikle omurga çevresinde görülen nadir bir tümör türü

kordon : gre. * khorde (ip, iplik, fitil, kablo, lif, bağ, kordon) * ip, bağ veya şerit şeklindeki yapı; askeri, tıbbi veya biyolojik bağlamda sınır, damar, bağ dokusu veya göbek bağı gibi işlevsel uzantılara verilen isim

kordone : gre. * khorde (ip, iplik, fitil, kablo, lif, bağ, kordon) * sim, gümüş veya ipek ipliklerin bükülmesiyle hazırlanan ve el işlemelerinde kullanılan ince kordon üç katlı bükülmüş ipek ipliği

korduroy : gre., fra. * khorde (ip, iplik, fitil, kablo, lif, bağ, kordon) (gre.); corde (ip, iplik, fitil, kablo, lif, bağ, kordon) + du (de (-nın, iyelik bağlacı, tamlama bağlacı) + le (eril ön ek, artikel) ) + roi (kral, şah, hükümdar, sultan) * genellikle pamuktan üretilen, yüzeyinde dikey ve belirgin fitiller (çizgiler) bulunan, dayanıklı ve yumuşak dokulu bir kumaş türü (kelimenin etimolojik analizi halk uydurmasına dayanmaktadır.)

kordosentez : gre. * khorde (ip, iplik, fitil, kablo, lif, bağ, kordon) + kentesis (delme, iğneyle girme, iğneleme) (kentein (delmek, iğnelemek, iğne yapmak, iğneyle girmek) + sis (isim yapım eki) ) * gebelikte, fetüsün göbek kordonundan kan örneği almak amacıyla yapılan invaziv tanı işlemi

kore : çin. * gaoli, goryeo (Goryeo, antik Kore hanedanı) goryeo (eski hanedan ismi) (go (yüksek) + ryeo (krallık, düzen) ) * Doğu Asya'da yer alan, tarihi Goryeo (918-1392) hanedanının adından türeyen ve günümüzde Kuzey Kore (DPRK) ile Güney Kore (ROK) olmak üzere iki devlete bölünmüş olan ve Çin, Rusya, Güney Kore ile komşu olan ülke

korea : gre. * khorein (akmak, gitmek, taşınmak, yayılmak), khoreia (dans, istemsiz hareket, ritmik hareket) (khoros, khoron (dans, ritmik hareket, koro, halk oyunları) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * istemsiz, düzensiz, dans eder gibi hareketlerle karakterize nörolojik bozukluk

koreatosis : gre. * khorein (akmak, gitmek, taşınmak, yayılmak), khoreia (dans, istemsiz hareket, ritmik hareket) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * istemsiz, dansı andıran kas hareketleriyle karakterize edilen kronik veya ilerleyici nörolojik bozukluk

koreiform : gre., lat. * khorein (akmak, gitmek, taşınmak, yayılmak), khoreia (dans, istemsiz hareket, ritmik hareket) (gre.) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * vücudun ekstremite veya yüz gibi bölgelerinde aniden ortaya çıkan, ritmik olmayan, hızlı, istemsiz, akıcı ve adeta dansı andıran düzensiz kas hareketleri veya bu hareketlerin özelliklerini taşıyan durum

koreksiyon : lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek, gütmek, hükmetmek), rectus (doğrultulmuş, yönlendirilmiş, yönetilmiş, rehberlik edilmiş, güdülmüş) + tio (isim yapım eki) * bir hata, kusur veya sapmanın düzeltilmesi, hatanın giderilmesi, doğrulama

korekt : lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek, gütmek, hükmetmek), rectus (doğrultulmuş, yönlendirilmiş, yönetilmiş, rehberlik edilmiş, güdülmüş) * doğru, doğrulanmış, hatası giderilmiş

korektif : lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek, gütmek, hükmetmek), rectus (doğrultulmuş, yönlendirilmiş, yönetilmiş, rehberlik edilmiş, güdülmüş) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * düzeltici, hatayı giderici, doğrulayıcı

korektör : lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek, gütmek, hükmetmek), rectus (doğrultulmuş, yönlendirilmiş, yönetilmiş, rehberlik edilmiş, güdülmüş) + or (-cı, yapan, eden eki) * yanlışları düzelten, doğruluğu sağlayan, düzeltmen, korektör, musahhih

korelasyon : lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + referre (geri götürmek) (re (tekrar, geri) + ferre (taşımak, getirmek) ), relatio (ilişki, ilinti, bağ, münasebet, alaka) (re (tekrar, geri) + latus (taşınmış, götürülmüş), latio (taşıma, götürme) ) * iki veya daha fazla değişken arasında karşılıklı ilişki veya bağ bulunması durumu

korele : lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + relatus (taşınmış, götürülmüş, bağlanmış) (re (tekrar, geri) + latus (taşınmış, götürülmüş) ) (lat.); corrélé (fra.) * iki veya daha fazla değişken arasında karşılıklı ve anlamlı bağlantı veya ilişki bulunan

koreograf : gre. * khorein (akmak, gitmek, taşınmak, yayılmak), khoreia (dans, istemsiz hareket, ritmik hareket) + graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) * dans figürlerini tasarlayan, düzenleyen ve sahneye koyan sanatçı veya dans düzenleyicisi; sahne düzeni belirleyicisi

koreografi : gre. * khorein (akmak, gitmek, taşınmak, yayılmak), khoreia (dans, istemsiz hareket, ritmik hareket) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * dans adımlarının, figürlerinin ve sahne üzerindeki hareketlerin düzenli bir şekilde tasarlanması ve yazıya geçirilmesi sanatı

koreometer : gre. * khorein (akmak, gitmek, taşınmak, yayılmak), khoreia (dans, istemsiz hareket, ritmik hareket) + metron, metros (ölçü) * dans hareketlerinin ritim, süre veya hız açısından ölçülmesini sağlayan varsayımsal veya teknik bir ölçüm aracı

korespondan : lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + respondent (re (geri, tekrar) + spondere (söz vermek, taahhüt etmek) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * karşılıklı yazışan, haberleşen veya yanıt veren kimse; özellikle bir medya kuruluşu adına haber ileten gazeteci

korespondans : lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + respondentia (re (geri, tekrar) + spondere (söz vermek, taahhüt etmek) + entia (isim yapım eki) ) * iki kişi arasında mektup veya mesaj yoluyla yapılan karşılıklı iletişim, yazılı iletişim, yazışma; iki şey arasındaki uygunluk veya benzerlik durumu, karşılık gelme, benzeşme

korgan : tür. * kor (saklamak, sakınmak, zarar gelmesini önlemek, kaplamak, örtmek) + gan (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * mezar höyüğü, tümülüs; yığma tepe ve höyük şeklinde bulunan genellikle toprak, taş veya tahtadan yapılmış mezarlar için kullanılan bir tümülüs türü; Ordu’nun bir ilçesi

korgeneral : fra., gre , lat. * corps (vücut, gövde; birlik, müfreze, yapı) + generare (doğurmak, üretmek, yaratmak, oluşturmak) (genos (yaratılış, türeyiş, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, sınıf, kategori) (gre.) + rare (fiil mastar eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * kara kuvvetlerinde tümgeneral ile orgeneral arasında yer alan, kolordu seviyesinde görev yapan yüksek rütbeli subay

korgun : tür. * kor (saklamak, sakınmak, zarar gelmesini önlemek, kaplamak, örtmek) + gun (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * korunmuş, müstahkem, muhkem, kol-kanat altına alınmış, elde-avuçta olan korunaklı yer; Çankırı'nın bir ilçesi

korhan : tür. * kor (ateş, parlaklık, güç; saklamak, sakınmak, zarar gelmesini önlemek, kaplamak, örtmek) + han (kağan, hükümdar, şah, padişah) * güçlü, canlı ve ateşli hükümdar; koruyucu hükümdar

korida : lat., isp. * currere (koşmak) + itum (isim yapım eki) (lat.); corrida (koşu, boğa güreşi) (correr (koşmak) + ida (isim yapım eki) ) (isp.) * İspanya ve bazı Latin Amerika ülkelerinde geleneksel olarak yapılan, matador ve boğa arasında geçen törensel dövüş gösterisi.

koridor : lat., ita. * currere (koşmak) + or (yapan, eden eki) (lat.); corridoio (koşu yeri), corridore (koşucu) (ita.) * bir yerden başka bir yere geçişi sağlayan, genellikle uzun ve dar yapı veya yol

korimb : gre. * korymbos (salkım, demet; özellikle sarmaşık veya bitkilerdeki meyve kümesi) * çiçek saplarının farklı uzunluklarda olup uçlarının aynı düzlemde birleştiği, üstten bakıldığında düz yüzeyli salkım görünümü veren çiçek durumu, yalancı şemsiye biçimli çiçek kümesi; botanikte alt kısımdaki çiçek saplarının üsttekilerden daha uzun olduğu, bu sayede tüm çiçeklerin aynı düzeye veya kubbe gibi ortak bir seviyeye geldiği bir çiçeklenme (salkım) biçimi

korimbiya : gre. * korymbos (salkım) * Myrtaceae (mersingiller) familyasına ait, çiçek durumları salkım biçiminde olan ve okaliptüslere yakın özellikler taşıyan ağaçlar cinsi, kanlı okaliptüsleri kapsayan bitki grubu

korindon : san., alm. * kuruvinda (kırmızı taş, yakut) (san.); korund + on (keton belirteci) (alm.) * bileşimi alüminyum oksit (Al2O3) olan, cam parlaklığında, saydam ve türlü renklerde, elmastan sonra en sert olan, zımpara taşları ve mücevher yapımında kullanılan mineral, boksit

korinebakteri : gre., lat. * koryne (sopa, çubuk, değnek) + bakterion (küçük şey, küçük çubuk) (bak (destek için kullanılan değnek, çivi, çubuk, asa, sopa, baston) + terion, teria (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * çubuk şekilli, genellikle hastalık yapıcı olabilen bir bakteri türü

koriogonadotropin alfa : gre. * khorios, khorion (zar, koruyucu zar, plasenta zarı; fetusu çevreleyen ve plasentanın önemli bir parçasını oluşturan ince zar) + gonado (üreme bezi) + trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) + alpha (birinci, ilk; Grek alfabesinin ilk harfi) * plasenta tarafından salgılanan, üreme bezlerini uyaran ve ilk sırada gelen (alfa zinciri içeren) hormon türü

korioretinit : gre. * khoroid (gözün damar tabakası) (khorio (zar, koruyucu zar, plasenta zarı) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) ) + retina (gözün arka kısmında bulunan, ışığı algılayan ve görsel sinyallere dönüştüren sinir ağı tabakası) (rete (ağ, şebeke) + ina (isim yapım eki) ) + itis (iltihab, hastalık, sorun eki) * koroid ve retina tabakalarının aynı anda iltihaplanması

koriza : gre. * koryza (soğuk algınlığı, burun akıntısı, nezle) * üst solunum yollarında, özellikle burunda görülen nezle ve soğuk algınlığına bağlı iltihabi durum

korkak : tür. * kor (saklamak, sakınmak, zarar gelmesini önlemek, kaplamak, örtmek) + kak (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * cesaretten yoksun, kolayca ürken veya çekinen kişi veya davranış özelliği

korkmak : tür. * kor (saklamak, sakınmak, zarar gelmesini önlemek, kaplamak, örtmek) + mak (fiil mastar eki) * cesaretini kaybetmek, ürkmek, çekinmek, dehşete düşmek

korku : tür. * kor (saklamak, sakınmak, zarar gelmesini önlemek, kaplamak, örtmek) + ku (isim yapım eki) * cesaretini kaybetme, ürkme, çekinme, dehşet, tehlike sezme (horror, horreur (korku, dehşet), horrible (korkunç) (ing., fra.) )

korkuluk : tür. * kor (saklamak, sakınmak, zarar gelmesini önlemek, kaplamak, örtmek) + ku (isim yapım eki) + luk (isim yapım eki) * birini veya bir şeyi korkutarak uzak tutmaya yarayan nesne; özellikle tarlalarda kuşları uzaklaştırmak için kullanılan insan biçimli düzenek veya balkon, merdiven gibi yerlerde düşmeyi önleyen koruyucu parmaklık

korkunç : tür. * kor (saklamak, sakınmak, zarar gelmesini önlemek, kaplamak, örtmek) + ku (isim yapım eki) + unç (sıat yapım eki) * dehşet verici, ürkütücü, çekince yaratan, korkutan

korkut : tür. * kor (saklamak, sakınmak, zarar gelmesini önlemek, kaplamak, örtmek) + ku (isim yapım eki) + t (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * korkutan, korku veren; Muş’un bir ilçesi

korkuteli : tür. * korkut (korkutan, korku veren) + el (tutma ve dokunma organı) + i (iyelik eki) * Antalya'nın bir ilçesi

kormel : lat. * cormus (soğanımsı gövde) (cor (kalp, yürek) + hormos (halka, zincir) ) + ellus (küçültme eki) * bitkilerin toprak altındaki kısımlarıyla çoğalmasını ve neslini sürdürmesini sağlayan, daha büyük bir ana yumrunun (kormun) tabanında veya yanında oluşan küçük, ikincil yavru yumru (yumrucuk)

kormoran : lat. * corvus (karga, kuzgun) + marinus (denize ait, denizle ilgili) (mare (deniz) + inus (ile ilgili, -a ait) ) * deniz kuzgunu; denizle ilişkili yaşam süren, uzun boyunlu ve kancalı gagalı yapısıyla balık avlamaya uyum sağlamış, adını “denizin kuzgunu” anlamına gelen Latince köklerinden alan, genellikle kıyı ve tatlı su bölgelerinde yaşayan bir su kuşu türü, karabatak

kormus : gre. * keirein (kesmek), kormos (ağaç kütüğü, gövde, budanmış ağaç) * bitkilerin kök, gövde ve yaprak gibi farklılaşmış organlara sahip olan gövde veya ana vücut yapısı

korna : gre., lat. * koronis (eğri, kavis, çember; karga) (gre.); cornu (boynuz), cornua (boynuzlar) (lat.) * araçlarda uyarı amacıyla ses çıkaran alet (ilk otomobil kornaları, hayvan boynuzlarından yapılmış veya onları andıran aletlerdi.)

kornea : gre., lat. * koronis (eğri, kavis, çember; karga) (gre.); corneus (boynuz gibi, sert) (cornu (boynuz) + osus (ile ilgili, sıfat yapım eki) ) (lat.) * gözün ön kısmında bulunan, saydam ve kubbemsi yapıya sahip olan ve ışığı kırma işlevi gören dış tabaka

korneal : gre., lat. * koronis (eğri, kavis, çember; karga) (gre.); corneus (boynuz gibi, sert) (cornu (boynuz) + osus (ile ilgili, sıfat yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * kornea ile ilgili

korneal nefelyon : lat., gre. * cornealis (korneayla ilgili) (lat.) + nephele (bulut, sis) + on (iim yapım eki) * doku yoğunlaşması nedeniyle korneada opaklaşma, yani gözün kornea tabakasında bulutsu, mat veya bulanık leke oluşumu

korner : gre., lat. * koronis (eğri, kavis, çember; karga) (gre.); cornu (boynuz, çıkıntı) + arium (yer ve durum eki) (lat.) * köşe, açı yapan çıkıntılı yer, dönemeç; futbolda topun köşe çizgisinden dışarı çıkmasına ve bu durum sonrasında topun tekrar sahaya sokulması için yapılan atışa verilen isim

kornet : gre., lat. * koronis (eğri, kavis, çember; karga) (gre.); cornu (boynuz, çıkıntı) + etta (küçültme eki) (lat.) * bakırdan veya pirinçten yapılmış, küçük boynuz biçimli, bakır nefesli çalgılar grubuna bağlı üflemeli bir çalgı

korneum : gre., lat. * koronis (eğri, kavis, çember; karga) (gre.); corneus (boynuzumsu, sert) + um (isim yapım eki) (lat.) * deri veya organların dış tabakasında yer alan, keratinleşmiş sert katmanı ifade eden terim (örneğin stratum corneum (boynuzsu tabaka) )

korniş : gre., lat. * koronis (eğri, kavis, çember; karga) (gre.); cornix (karga), cornu (boynuz, çıkıntı) (lat.) * mimaride duvarın tepe kısmındaki süslü çıkıntı, çerçeve, pervaz, saçak

kornişon : gre., lat., fra. * koronis (eğri, kavis, çember; karga) (gre.); cornix (karga), cornu (boynuz, çıkıntı) (lat.); corne (bonuz) + ichon (küçültme eki) (fra.) * küçük boynuz biçimli (küçük, ince) salatalık türü; genellikle turşuluk olarak kullanılan minyatür salatalık

korno : gre., lat., fra. * koronis (eğri, kavis, çember; karga) (gre.); cornix (karga), cornu (boynuz, çıkıntı) (lat.) * salyangoz kabuğu gibi kıvrımlı, bakır borudan yapılan, üflemeli bir çalgı

kornu : gre., lat., fra. * koronis (eğri, kavis, çember; karga) (gre.); cornix (karga), cornu (boynuz, çıkıntı) (lat.) * tıp dilinde herhangi bir organın veya yapının uzantısı veya boynuzu

kornukopya : gre., lat., fra. * koronis (eğri, kavis, çember; karga) (gre.); cornix (karga), cornu (boynuz, çıkıntı) + copiae (bolluk, bereket, çokluk) (lat.) * Antik Yunan ve Roma mitolojisinde Zeus'u besleyen keçi Amaltheia'nın kırılan ve sonsuz yiyecekle dolan boynuzunu simgeleyen ve bolluk, zenginlik, başarı ve iyi şansın sembolü addedilen, içinden meyve, çiçek veya yemişlerin taştığı boynuz şeklindeki kap, bolluk boynuzu

koro : gre. * khorein (akmak, gitmek, taşınmak, yayılmak), khoreia (dans, istemsiz hareket, ritmik hareket), khoros (dans eden veya şarkı söyleyen grup) (gre.); chorus (lat.) * topluca ilahi veya şarkı söyleyen grup

koroid : gre. * khorios, khorion (zar, koruyucu zar, plasenta zarı; fetusu çevreleyen ve plasentanın önemli bir parçasını oluşturan ince zar) + oeides (ile ilgili, gibi, benzer) * damarlı tabakaya benzeyen; gözde retina ile sklera arasında yer alan damar tabaka

koroideremi : gre. * khorios, khorion (zar, koruyucu zar, plasenta zarı; fetusu çevreleyen ve plasentanın önemli bir parçasını oluşturan ince zar) + oeides (ile ilgili, gibi, benzer) + eremia (yoksunluk, eksiklik) * gözün damar tabakasında ve retinada dejenerasyon ile seyreden, görme kaybına yol açan kalıtsal hastalık

koroidit : gre. * khorios, khorion (zar, koruyucu zar, plasenta zarı; fetusu çevreleyen ve plasentanın önemli bir parçasını oluşturan ince zar) + oeides (ile ilgili, gibi, benzer) + itis (iltihab, enfeksiyon, hastalık, sorun) * koroid iltihabı

korolla : gre., lat. * koronis (eğri, kavis, çember; karga) (gre.); corona (taç, halka, çelenk) + ellus (küçültme eki) (lat.) * çiçeğin taç yapraklarının oluşturduğu, genellikle renkli ve çanak yaprağın iç kısmında bulunan çiçek örtüsü bölümü

korona : gre., lat. * koronis (eğri, kavis, çember; karga) (gre.); corona (taç, halka, çelenk) (lat.) * taç, çelenk, halka; soy; güneşin fotosfer dışında görünen parlak gaz tabakası, çelenk biçimli yapı

koronal : gre., lat. * koronis (eğri, kavis, çember; karga) (gre.); corona (taç, halka, çelenk) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * vücudu baştan ayağa doğru ve omuzlara paralel olacak şekilde kesen eksen veya düzlem

koronavirüs : gre., lat. * koronis (eğri, kavis, çember; karga) (gre.); corona (taç, halka, çelenk) + virus (virüs, zehir, toksin, zararlı sıvı, bulaşıcı etken) (lat.) * taç biçiminde çıkıntılar taşıyan, zarflı RNA virüsü; özellikle SARS, MERS ve COVID-19 gibi hastalıklara neden olan virüs türü

koroner : gre., lat. * koronis (eğri, kavis, çember; karga) (gre.); corona (taç, halka, çelenk) + aris, arius (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * taç, halka veya çelenke benzeyen; kalbin etrafını saran damarlarla ilgili

korozif : lat. * corrodere (aşındırmak, kemirmek) (co, con (ile, birlikte, beraber) + rodere (kemirmek, ısırarak koparmak) ) + sio, tio (isim yapı eki) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * metal, taş vb. yüzeyleri kimyasal reaksiyonla tahrip eden, aşındırıcı; ahlak, güven, sevgi gibi soyut değerleri yavaşça yok eden

korozyon : lat. * corrodere (aşındırmak, kemirmek) (co, con (ile, birlikte, beraber) + rodere (kemirmek, ısırarak koparmak) ) + sio, tio (isim yapım eki) * özellikle metal yüzeylerin oksidasyon veya kimyasal etkilerle bozulması, paslanması, aşınma; bir yapının, düzenin veya değerin yavaşça bozulması süreci

korporal : lat. * corpus (vücut, gövde, beden, yapı, bütün) + alis (ile ilgili, -a ait) * bedenle ilgili, vücut ile ilgili, gövde ile ilgili, cisim ile ilgili, bedeni, cismani; askeriyedeki erbaş rütbesi olan “onbaşı” rütbesi

korporasyon : lat. * corpus (vücut, gövde, beden, cisim, yapı, bütün) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + tio (isim yapım eki) * bir grup insanın ortak bir amaçla birleşerek oluşturduğu ve genellikle iş, ticaret veya kamu hizmeti alanında faaliyet gösteren tüzel kişilik, organizasyon, şirket

korporatif : lat. * corpus (vücut, gövde, beden, cisim, yapı, bütün) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + tio (isim yapım eki) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bireylerin veya kuruluşların ortak amaçla birleşip birlikte hareket ettiği, iş birliği ve dayanışma esasına dayanan nitelik

korpus : lat. * corpus (vücut, gövde, beden, yapı, bütün) * vücut, gövde, beden, yapı, bütün

korpus kallozum : lat. * corpus (vücut, gövde, beden, cisim, yapı, bütün) + callosum (kalın, nasırlı) * beynin sol ve sağ yarım kürelerinin iletişim kurmasını sağlayan sinir lifleri demeti

korpus kavernozum : lat. * corpus (vücut, gövde, beden, cisim, yapı, bütün) + cavernosum (boşluklu, süngersi, kavernöz) (caverna (oyuk, boşluk; mağara) + osum (ile ilgili, -a ait) ) * kanla dolarak ereksiyon sağlayan penis ve klitorisin süngersi dokusu

korpus luteum : lat. * corpus (vücut, gövde, beden, cisim, yapı, bütün) + luteum (sarı) * yumurtalıkta ovulasyondan sonra oluşan sarı cisim, progesteron salgılayan yapı

korpus siliare : lat. * corpus (vücut, gövde, beden, cisim, yapı, bütün) + ciliare, cilliaris (kirpiklerle ilgili) (cilium (kirpik, ince tüylü yapı) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * gözde iris ile retina arasında bulunan, kas yapısı içeren ve lensin şeklinin ayarlanmasını sağlayan yapı

korpus sitreatum : lat. * corpus (vücut, gövde, beden, cisim, yapı, bütün) + striatum (çizgili) * beynin alt yapısında, çizgili yapıya sahip, hareket ve motor kontrolünde rol oynayan çekirdekler topluluğu

korpus vitreum : lat. * corpus (vücut, gövde, beden, cisim, yapı, bütün) + vitreum (cam ile ilgili, camsı, cama ait) (vitrum (cam) + eum (sıfat yapım eki) ) * göz küresinin içini dolduran, lens ile retina arasındaki boşluğu kaplayan jel kıvamındaki saydam yapı

korpüskül : lat. * corpus (vücut, gövde, beden, cisim, yapı, bütün) + culus, culum, cula (küçültme eki) * küçük cisimcik, özellikle kan hücreleri veya diğer küçük yapılar için kullanılan terim

korpüsküler : lat. * corpus (vücut, gövde, beden, cisim, yapı, bütün) + culus, culum, cula (küçültme eki) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * küçük parçacıklara veya cisimciklere ait olan, küçük parçacıklarla veya cisimciklerle ilgili

korsa : lat., fra. * coarcere (zorlamak, sıkıştırmak, baskı yapmak, zorla yaptırmak, mecbur etmek) (co, con (ile, birlikte, beraber) + arcere (kapatmak, sınırlandırmak, kısıtlamak) ) (lat.); corset (zorlayıcı, sıkıştırıcı) (fra.) * kadınların, bellerini ince göstermek veya bel sakatlığını engellemek amacıyla bel bölgelerine taktıkları sıkılaştırıcı giysi, korse

korsakoff psikozu : rus., gre. * korsakoff (Rus nörolog Sergei Sergeyevich Korsakoff'un soyadından) (rus.) + psykhe (ruh, zihin) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * ağır alkol kullanımı sonrası ortaya çıkan, hafıza kaybı, bilişsel bozukluklar ve konfabülasyon ile karakterize nöropsikiyatrik sendrom

korsan : lat., fra. * currere (koşmak), cursus (koşma, akın, sefer) + anus (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.); corsaire (fra.) * denizlerde veya kıyılarda düzenli bir devlete bağlı olmaksızın yağma, saldırı ve talan amacıyla ani baskınlar yapan silahlı kişi veya grup haydut, deniz haydudu; özellikle 16.-18. yüzyıllarda) devlet adına savaşan ve düşman gemilerine saldıran deniz savaşçısı, korsan veya özel harp gemisi kaptanı

korse : lat., fra. * coarcere (zorlamak, sıkıştırmak, baskı yapmak, zorla yaptırmak, mecbur etmek) (co, con (ile, birlikte, beraber) + arcere (kapatmak, sınırlandırmak, kısıtlamak) ) (lat.); corset (zorlayıcı, sıkıştırıcı) (fra.) * kadınların, bellerini ince göstermek veya bel sakatlığını engellemek amacıyla bel bölgelerine taktıkları sıkılaştırıcı giysi, korsa

korsika : fen. * korsai (ormanlık alan, ormanla kaplı ada) (fen.); corsica (lat.) * Akdeniz’de, Fransa'nın güneydoğusunda, İtalya'nın batısında ve Sardinya adasının kuzeyinde yer alan ve Fransa’ya bağlı özerk bölge olan bir ada

kort : lat., fra. * cohors, cohort (avlu, korunaklı alan, çevrili alan, askeri birlik; maiyet, beraberinde olanlar) (co, con (ile, birlikte, beraber) + hors, hortis, hortos (bahçe, çevrili alan) ) (lat.); court (fra.) * mahkeme; avlu; hükümdar veya soylu huzuru; tenis, basketbol vb. sporların oynandığı alan, saha, spor sahası, oyun alanı

korte : lat. * cohors, cohort (avlu, korunaklı alan, çevrili alan, askeri birlik; maiyet, beraberinde olanlar) (co, con (ile, birlikte, beraber) + hors, hortis, hortos (bahçe, çevrili alan) ) (lat.); court (fra.) * resmi yürüyüşte birlikte ilerleyen grup; aşıkdaşlık, flört

kortej : lat., fra. * cohors, cohort (avlu, korunaklı alan, çevrili alan, askeri birlik; maiyet, beraberinde olanlar) + egia (isim yapım eki) (lat.); corteggiare (yerde bulunmak, maiyete katılmak, mahkemeye katılmak) (ita.), cortège (fra.) * sıra halinde insan topluluğu, tören alayı, gösteri yürüyüşü, resm veya törensel kalabalık yürüyüş

korteks : lat. * cortex (kabuk, ağaç kabuğu, dış tabaka, beyin kabuğu) (crusta (kabuk) + ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) ) * Bir yapının veya organın dış kısmını oluşturan, iç bölümleri saran ve özellikle biyoloji ile nörolojide işlevsel dış tabaka, dış kabuk; gövde veya kök kabuğu; beynin en dıştaki sinir hücresi dokusu; bir organın dış tabakası, özellikle beynin dış tabakası (beyin kabuğu) veya böbrek kabuğu

kortikal : lat. * cortex (kabuk, ağaç kabuğu, dış tabaka, beyin kabuğu) (crusta (kabuk) + ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir organın dış tabakasıyla ilgili, özellikle beyin kabuğu veya böbrek kabuğu ile ilgili

kortikasyon : lat. * cortex (kabuk, ağaç kabuğu, dış tabaka, beyin kabuğu) (crusta (kabuk) + ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) ) + icus (ile ilgili, -a ait) + atio (isim yapım eki) * nörolojide evrimsel süreçte beyin kabuğunun (korteks) gelişerek zihinsel işlevlerin yönetimini alt beyin merkezlerinden devralması

kortike : lat. * cortex (kabuk, ağaç kabuğu, dış tabaka, beyin kabuğu) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait) * kabuğa ait, kortekse ilişkin; özellikle beyin veya diğer organların dış tabakasıyla ilgili

kortikobulber : lat. * cortex (kabuk, ağaç kabuğu, dış tabaka, beyin kabuğu) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait) + bulbus (soğan, burada medulla oblongata’nın eski adı) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * beyin korteksinden beyin sapındaki (bulbus) çekirdeklere uzanan motor sinir yollarıyla ilgili

kortikospinal : lat. * cortex (kabuk, ağaç kabuğu, dış tabaka, beyin kabuğu) + spina (çıkıntı, diken; omurga, omurilik) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * beyin korteksinden omuriliğe uzanan sinir yollarıyla ilgili, özellikle motor sinir yollarını ifade eden terim

kortikosteroid : lat. * cortex (kabuk, ağaç kabuğu, dış tabaka, beyin kabuğu) + steros (sert, katı) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * böbreküstü bezinin kabuk kısmından (korteks) salgılanan veya bu yapıya benzer steroid yapısındaki hormonlar, özellikle anti-inflamatuar etkili hormonlar

kortikosteron metiloksidaz : lat. * cortex (kabuk, ağaç kabuğu, dış tabaka, beyin kabuğu) + steros (sert, katı) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli)+ on (keton belirteci) + methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + ase (enzim eki) * böbreküstü bezinin korteksinden salgılanan kortikosteron hormonunun metil grubunu okside eden, yani metil grubuna oksijen ekleyerek kimyasal reaksiyon gerçekleştiren enzim

kortikoterapi : lat., gre. * cortex (kabuk, ağaç kabuğu, dış tabaka, beyin kabuğu) (lat.) + therapeia (hizmet etme, ilgilenme, iyileştirme, tedavi etme, eğitme, öğretme, iyileştirme, öğretiyle islah etme; bakım, hizmet, tedavi) (therapuein (hizmet etmek, ilgilenmek, iyileştirmek, tedavi etmek, yönetmek, tıbbi tedavi etmek), the (ön ek) + rapein (eğitmek, öğretmek) ) + eia (isim yapım eki) ) (gre.) * kortikosteroid hormonların neden olduğu veya kortikosteroid kullanımıyla yapılan tedavi yöntemi, özellikle iltihap ve bağışıklık sistemi hastalıklarında uygulanan hormon tedavisi

kortikotropin : lat., gre. * cortex (kabuk, ağaç kabuğu, dış tabaka, beyin kabuğu) (lat.) + trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) (gre.) * hipofiz bezinden salgılanan ve böbreküstü bezinin korteksini uyararak hormon salgılanmasını sağlayan polipeptid hormon (C207H308N56O58G)

kortizol : lat. * cortex (kabuk, ağaç kabuğu, dış tabaka, beyin kabuğu) + ol (alkol grubu (-OH) eki) * böbreküstü bezinin korteksinden salgılanan, stres tepkisinde rol oynayan ve metabolizmayı düzenleyen steroid hormon, stres hormonu (C21H30O5)

kortizolemi : lat., gre. * cortex (kabuk, ağaç kabuğu, dış tabaka, beyin kabuğu) + ol (alkol grubu (-OH) eki) (lat.) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * kandaki kortizol hormonunun miktarı veya düzeyi; özellikle kortizol seviyesinin ölçümü veya artışı durumunu ifade eden terim

kortizon : lat. * cortex (kabuk, ağaç kabuğu, dış tabaka, beyin kabuğu) + on (keton grubu içeren bileşik) * böbreküstü bezinin korteksinden salgılanan ve vücutta anti-inflamatuar, immün sistem düzenleyici etkileri olan steroid hormon (C21H28O5)

koru : tür. * kor (saklamak, sakınmak, zarar gelmesini önlemek, kaplamak, örtmek) + ug (sıfat eki) * bakımlı ve koruma altında bulunan küçük orman; korunmuş (cover (örtmek, kaplamak) (ing.), couvrir (örtmek, kaplamak) (fra.) )

korugan : tür. * kor (saklamak, sakınmak, zarar gelmesini önlemek, kaplamak, örtmek) + gan (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ateş etmeye olanak verecek biçimde hazırlanmış delik ve mazgalları bulunan yer

koruk : tür. * korıg, koruk (ham meyve, ham üzüm) * olgunlaşmamış, ekşi ve yeşil üzüm

korumak : tür. * kor (saklamak, sakınmak, zarar gelmesini önlemek, kaplamak, örtmek) + u (bağlaç eki) + mak (fiil mastar eki) * bir kişiyi, nesneyi veya değeri dış etkenlerden, tehlikeden veya zarardan uzak tutmak, güvenliğini ve bütünlüğünü sürdürmesini sağlamak; kaplamak, örtmek, dışarıdan tesir almasını önlemek (cover, couvrir (örtmek, kaplamak) (ing., fra.) )

korunum : tür. * kor (saklamak, sakınmak, zarar gelmesini önlemek, kaplamak, örtmek) + un (dönüşlü fiil eki) + um (isim yapım eki) * korunma durumu

koruyucu : tür. * kor (saklamak, sakınmak, zarar gelmesini önlemek, kaplamak, örtmek) + u (baglaç eki) + cu (yapan, eden eki) * koruyan durum, nesne veya kişi

korvet : lat., fra. * corrogare (toplamak, zorla toplamak, zorla yaptırmak, angarya yüklemek) + etta (küçültme eki) (lat.); corvée (kürek çekme, angarya hizmet, zorla yapılan iş) + ette (küçültme eki) (fra.) * donanmalarda devriye ve eskort görevlerinde veya hızlı müdahale amacıyla kullanılan küçük, çevik savaş gemisi türü

koryoamnionit : gre. * khorios, khorion (zar, koruyucu zar, plasenta zarı; fetusu çevreleyen ve plasentanın önemli bir parçasını oluşturan ince zar) + amnion (fetal zar, rahimdeki bebeği saran sıvı dolu zar) + itis (iltihab, enfeksiyon, hastalık, sorun) * koryon ve amnion zarlarının enfeksiyon veya iltihaplanması durumu, özellikle gebelikte zarların inflamasyonu

koryokarsinom : gre. * khorios, khorion (zar, koruyucu zar, plasenta zarı; fetusu çevreleyen ve plasentanın önemli bir parçasını oluşturan ince zar) + karkinoma (karkinos (yengeç) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) ) * koryon dokusundan kaynaklanan kötü huylu tümör, plasental koryonun kanser tipi olan gestasyonel trofoblastik hastalık

koryon : gre. * khorios, khorion (khora (yer, alan, mekan) + ion, ios (yer ve durum eki) ) * zar, koruyucu zar, plasenta zarı; fetusu çevreleyen ve plasentanın önemli bir parçasını oluşturan ince zar

koryon frondosum : gre., lat. * khorios, khorion (zar, koruyucu zar, plasenta zarı; fetusu çevreleyen ve plasentanın önemli bir parçasını oluşturan ince zar) (gre.) + frondosum (yapraklı, dallı) (frons (yaprak, dal) + osus, osum (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (lat.) * gelişmekte olan embriyoyu çevreleyen, plasentanın fetal kısmını oluşturan, yaprak benzeri çıkıntılarla zenginleşmiş koryon bölgesi; maternal endometriuma uzanan parmak benzeri çıkıntılar olan koryon villuslarını oluşturan koryon bölgesi

koryonik : gre. * khorios, khorion (zar, koruyucu zar, plasenta zarı; fetusu çevreleyen ve plasentanın önemli bir parçasını oluşturan ince zar) (khora (yer, alan, mekan) + ion, ios (yer ve durum eki) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * koryon ile ilgili

koryonik gonadotropin : gre. * khorios, khorion (zar, koruyucu zar, plasenta zarı; fetusu çevreleyen ve plasentanın önemli bir parçasını oluşturan ince zar) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + gone, gonas, gonad (tohum, döl, düğüm, yumru, yumurtalık, testis, erbezi) + trophe (besin, beslenme, gıda), trophe (besin, beslenme, gıda), trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + ine (kimyasal bileşik eki) * plasenta kökenli, üreme bezlerini uyaran hormon (C1105H1770N318O336S26)

koryoretinal striasyon : gre., lat. * khorios, khorion (zar, koruyucu zar, plasenta zarı; fetusu çevreleyen ve plasentanın önemli bir parçasını oluşturan ince zar) + retina (gözün arka kısmında bulunan, ışığı algılayan ve görsel sinyallere dönüştüren sinir ağı tabakası) (rete (ağ, şebeke) + ina (isim yapım eki) ) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + stria (çizgi, şerit) + sion, tio (isim yapım eki) (lat.) * koryon ve retina ile ilgili, çizgisel yapı veya çizgi oluşumu

koryoretinit : gre. * khorios, khorion (zar, koruyucu zar, plasenta zarı; fetusu çevreleyen ve plasentanın önemli bir parçasını oluşturan ince zar) + retina (gözün arka kısmında bulunan, ışığı algılayan ve görsel sinyallere dönüştüren sinir ağı tabakası) (rete (ağ, şebeke) + ina (isim yapım eki) ) + itis (iltihab, enfeksiyon, hastalık, sorun) * koryon ve retina dokularının eş zamanlı enfeksiyonu

korza : ara. * karzah (zincir, halka) * zincir şeklinde birbirine bağlanarak dolaşan veya yapışan yapı; iki zincirin denizin içinde birbirine dolaşması

kosa : sla. * kosa (orak) * buğday, arpa gibi tahılların biçiminde kullanılan, kıvrımlı veya yay biçiminde keskin kenarlı el aleti, bir tür uzun saplı orak

kosekant : lat. * co, con (ile, birlikte, beraber, tamamlayıcı; karşıt, zıt, ters) + secare (kesmek, ayırmak, bölmek), secans, secant (kesen, ayıran) * açının sinüs değerinin tersini ifade eden, sinüsün tersi olan trigonometrik fonksiyon (csc x = 1/sin x)

kosinel : lat. * coccinus (kızıl, kırmızı) (coccum (kızıl, kırmızı boya bitkisi) + inus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + ella (küçültme eki) (lat.); coccinelle (fra.) * küçük kırmızı-siyah benekli uğur böceği türü, genellikle zararlı böcekleri yiyerek tarımda faydalı olan böcek

kosintropin : lat. * co, con (ile, birlikte, beraber, tamamlayıcı; karşıt, zıt, ters) (lat.) + sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) (gre.) + ine (kimyasal madde eki) (lat.) * vücutta kortizol üretimini uyaran, böbrek üstü bezlerinin yetersizliğini (Addison hastalığı) teşhis etmek amacıyla uygulanan ACTH stimülasyon testlerinde kullanılan, doğal adrenokortikotropik hormonun (ACTH) laboratuvarda üretilmiş olan sentetik bir türevi (C136H210N40O31S)

kosinüs : lat. * co, con (ile, birlikte, beraber, tamamlayıcı; karşıt, zıt, ters) + sinus (kavis, yay, kıvrım, girinti, bükülme, çukur, boşluk) * trigonometride, bir açının komşu kenarının hipotenüse oranını ifade eden değer

kosinüs teoremi : lat., gre., tür. * co, con (ile, birlikte, beraber, tamamlayıcı; karşıt, zıt, ters) + sinus (kavis, yay, kıvrım, girinti, bükülme, çukur, boşluk) + theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * bir üçgende bir kenarın karesinin, diğer iki kenarın kareleri toplamından bu kenarların çarpımının iki katı ile aralarındaki açının kosinüsünün çarpımının çıkarılmasıyla bulunduğunu ifade eden temel trigonometrik bağıntı (c^2 = a^2+b^2−2ab⋅cosγ) (burada c, γ açısına karşılık gelen kenar, a ve b diğer iki kenardır.)

koskoca : tür. * kos (pekiştirme öneki) + koca (büyük, ulu, yüce) * çok büyük, çok yüce, çok ulu

kosmos : gre. * kosmein (düzenlemek, bezemek, düzene koymak), kosmos (düzen, nizam, evren) * var olan her şeyin belirli bir düzen ve ahenk içinde oluşturduğu bütünlük, sonsuz uzay ve uzay içindeki gök varlıklarının tümü, evren; düzenli ve uyumlu bir bütün olarak düşünülen tüm varlıklar; kişinin içinde yaşadığı, ilişkide bulunduğu ortam

kosova : sla. * kos (kuzgun, karga) + ovo (yer, mekan) * kuzgunların yeri; Balkanlar'da yer alan, kuzey ve doğuda Sırbistan'la, güneyde Kuzey Makedonya ve Arnavutluk ile, batıda ise Karadağ ile komşu olan bir Avrupa ülkesi

kosta : lat. * costa (kaburga, gövdenin yanı; sahil, kıyı, kenar) * insan veya hayvanlarda göğüs kafesini oluşturan kemiklerden her biri, kaburga; kabuga kemiği kırığı anlamında da kullanılan kelime

kosta rika : isp. * costa (kaburga, gövdenin yanı; sahil, kıyı, kenar) + rica (zengin, bereketli) * kuzeyinde Nikaragua, güneydoğusunda Panama, doğusunda Karayip Denizi, batısında Pasifik Okyanusu yer alan bir Orta Amerika ülkesi

kostak : far. * gustah (kibirli, nezaketsiz, cüretkar) * iyi giyinmiş, yakışıklı, güzel, çalım satan, çalımlı, zarif, kibar (Türkçe’de “küstah” olarak olumsuz anlamda kullanılan kelimenin de köküdür.)

kostaklanmak : far., tür. * gustah (kibirli, nezaketsiz, cüretkar) (far.) + lan (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar eki) (tür.) * küstah davranış sergilemek; cesur veya atılgan davranmak, yılmadan, korkmadan hareket etmek, gözü kara olmak

kostaklaviküler : lat. * costa (kaburga, gövdenin yanı; sahil, kıyı, kenar) + clavicula (köprücük kemiği) (clavis (anahtar) + cula (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kaburga ile köprücük kemiği arasındaki veya bu iki kemiğe ait olan yapılarla ilgili

kostakondral : lat., gre. * costa (kaburga, gövdenin yanı; sahil, kıyı, kenar) (lat.) + khondros (kıkırdak, tane, tanecik, granül, kürecik) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * kaburga ile kaburganın kıkırdağı arasındaki veya bu bölgeyle ilgili

kostakondrit : lat., gre. * costa (kaburga, gövdenin yanı; sahil, kıyı, kenar) (lat.) + khondros (kıkırdak, tane, tanecik, granül, kürecik) + itis (iltihab, enfeksiyon, hastalık, sorun) (gre.) * kaburga ile kıkırdak arasındaki bölgede meydana gelen ve genellikle göğüs ağrısına neden olan iltihaplanma durumu

kostal : lat. * costa (kaburga, yan, kaburga kemiği, gövdenin yanı; sahil, kıyı, şerit, hat, kenar) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kaburgalara veya göğüs yan duvarına ait olan, kaburga ile ilgili

kosteffektif : lat., ing. * constare (birlikte durmak, belli olmak) (co, con (birlikte, beraber, ile) + stare (durmak, dikilmek, ayakta durmak, daim olmak, devam etmek, kalmak) ) (lat.); cost (maliyet, fiyat) (ing.) + effectivus (effectus (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek, icra etmek, oluşturmak) + tus (isim yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) * harcanan maliyetin elde edilen fayda veya sonuçla dengeli olduğu, en az giderle en yüksek verimi sağlayan, fiyat / performans oranı 1'den küçük olan

koster : lat., isp., ing. * costa (kaburga, gövdenin yanı; sahil, kıyı, kenar) (lat.); costa (sahil, kıyı) (isp.), coast (kıyı; kıyıdan gitmek) + er (-cı, -ci, yapan, eden) (ing.) * kıyıdan giden; 1000 - 10.000 dwt arası kuru yük gemisi

kostik : gre. * kaiein (yanmak, yakmak), kaustos (ateş, alev, yanma) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.); causticus (lat.) * soda olarak da bilinen ve inorganik bileşik olan sodyum hidroksit (NaOH)

kostik soda : gre., ara. * kaiein (yanmak, yakmak), kaustos (ateş, alev, yanma) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.); causticus (lat.) + esved (siyah, kara), suvvad, soda (sodyum karbonat (Na2CO3), bitki külü, alkali külü) (ara.) * beyaz renkli, nem çekici, suyla temas ettiğinde ısı açığa çıkaran, organik maddeleri parçalayabilen, sabun üretimi, temizlik ve endüstriyel kimyada kullanılan, aşındırıcı özellikte inorganik güçlü baz, sud kostik (NaOH)

kostofrenik : lat., gre. * costa (kaburga, gövdenin yanı; sahil, kıyı, kenar) (lat.) + phrenos (diyafram; zihin, akıl, bilinç, şuur, ruh) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * kaburga ile diyafram arasındaki bölgeye veya bu bölgeyle ilgili

kostokondral : lat., gre. * costa (kaburga, gövdenin yanı; sahil, kıyı, kenar) (lat.) + khondros (kıkırdak, tane, tanecik, granül, kürecik) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * kaburga kemiği ile kıkırdak arasındaki bağlantı bölgesi ile ilgili

kostosternal : lat., gre. * costa (kaburga, gövdenin yanı; sahil, kıyı, kenar) + sternum (göğüs kemiği) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kaburga ile göğüs kemiği arasındaki bağlantı bölgesi ile ilgili

kostotom : lat., gre. * costa (kaburga, gövdenin yanı; sahil, kıyı, kenar) (lat.) + temnein (kesmek), tome (kesik, kesme, kesit, dilim), tomia (kesim, kesme) ) (gre.) * kaburgayı kesmek veya açmak için göğüs cerrahisinde kullanılan alet veya işlem

kostovertebral : lat., gre. * costa (kaburga, gövdenin yanı) + vertebra (omur) (versare (dönmek, çevirmek, değiştirmek, bükmek), vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + bra (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kaburga ve omurga ile ilgili

kostüm : lat., fra. * consuetudo (alışkanlık, adet, gelenek, tradisyon, ritüel) (lat.); costume (giyim, giysi, elbise, kıyafet) (fra.) * belirli bir kültüre, döneme veya etkinliğe özgü kıyafet veya giyim tarzı; giyim, giysi, elbise, kıyafet (custom, coutume (adet, gelenek) (ing., fra.) )

koşa : tür. * ko (yerleşmek, konumlanmak, oturmak) + şa (işteşlik eki) * çift olan, eşleşmiş veya birlikte hareket eden, ikili yapı veya birliktelik; çift, eş, ikiz, hep birlikte (coach (eğitmek, yetiştirmek, hazırlamak, koçluk etmek) (ing.) )

koşaç : tür. * koşa (çift, eş, ikiz) + ç (isim yapım eki) * isim cümlelerinde özne ile yüklemi birleştiren; yükleme güçlü ihtimal, olumluluk, olumsuzluk, süreklilik veya kesinlik kavramları veren -dir eki ile değil kelimesi, ek fiil, isnat edatı, haber edatı

koşaltı : tür. * ko (yerleşmek, konumlanmak, oturmak) + şa (işteşlik eki) + ltı (isim yapım eki) * hayvanları birlikte koşma veya birbirine bağlama

koşam : tür. * koşa (çift, eş, ikiz) + m (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * avuç, iki avuç dolusu

koşer : ibr. * kaşer, koşer (uygun olma, uyma, başarma) * Yahudilerde özel kurallara göre kesilebilecek olan hayvanları belirleme geleneği; kurala uygun yiyecek, dinen sakıncası olmayan yiyecek, helal gıda

koşin : çin. * Kochi (Hindistan’da bir liman ve şehrinin isminden) * kökeni Çin olan, büyük, ağır, hareketsiz, bol ve kabarık tüylü ve yuvarlak vücut yapısına sahip evcil tavuk cinsi

koşma : tür. * koş (ikilemek, yanyana koymak; karşılıklı, beraber, eş; bacakları hızlı hareket ettirerek ilerlemek) (ko (yerleşmek, konumlanmak, oturmak) + ş (işteşlik eki) ) + ma (isim yapım eki) * Türk halk şiirinde, genellikle saz eşliğinde söylenmek üzere, hece ölçüsünün 6+5 veya 4+4+3 kalıbıyla yazılmış en az üç, en çok sekiz dörtlükten oluşan, birinci dörtlüğün genellikle birinci, ikinci ve dördüncü dizeleri birbiriyle, ilk dörtlük dışındaki dörtlüklerin üçer dizesi kendi aralarında uyaklı, dördüncü dizeleriyse uyakça birinci dörtlüğün dördüncü dizelerine bağlı olan, sevgiyi ve doğayı lirik bir biçimde anlatan şiir türü veya biçimi

koşmak : tür. * koş (ikilemek, yanyana koymak; karşılıklı, beraber, eş; bacakları hızlı hareket ettirerek ilerlemek) (ko (yerleşmek, konumlanmak, oturmak) + ş (işteşlik eki) ) + mak (fiil mastar eki) * karşılıklı veya beraber konmak, eşleşmek (coach (eğitmek, yetiştirmek, hazırlamak, koçluk etmek) (ing.) )

koşnil : lat. * coccinus (kızıl, kırmızı) (coccum (kızıl, kırmızı boya bitkisi) + inus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + ella (küçültme eki) (lat.); cochenille (fra.) * 3-7 mm uzunluğunda, 2-4 mm genişliğinde, 1,3-5 mm yüksekliğinde kestane renkli, yumuşak ve kubbe şeklinde kabuğu olan, doğal kırmızı boya (karmine) elde etmek için kullanlan, tekstil ve gıda endüstrisinde ise doğal renk verici olarak kullanılan bitkilere zararlı bir böcek, kochineal böceği

koşuk : tür. * koş (ikilemek, yanyana koymak; karşılıklı, beraber, eş; bacakları hızlı hareket ettirerek ilerlemek) (ko (yerleşmek, konumlanmak, oturmak) + ş (işteşlik eki) ) + uk (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * şiir; hece ve durak yönünden denk ve kendi başına bir bütün olan uyaklı söz dizisi, ölçülü uyaklı söz biçimi

koşul : tür. * koş (ikilemek, yanyana koymak; karşılıklı, beraber, eş; bacakları hızlı hareket ettirerek ilerlemek) (ko (yerleşmek, konumlanmak, oturmak) + ş (işteşlik eki) ) + ul (isim yapım eki) * belirli bir durum, şart veya gereklilik; bir olayın, eylemin veya durumun gerçekleşmesi için yerine getirilmesi gereken şart veya zorunluluk, şart

koşum : tür. * koş (ikilemek, yanyana koymak; karşılıklı, beraber, eş; bacakları hızlı hareket ettirerek ilerlemek) (ko (yerleşmek, konumlanmak, oturmak) + ş (işteşlik eki) ) + um (isim yapım eki) * at veya yük hayvanlarının bağlanması, bağlı olduğu donanım ve ekipmanlar bütünü

koşun : tür. * koş (ikilemek, yanyana koymak; karşılıklı, beraber, eş; bacakları hızlı hareket ettirerek ilerlemek) (ko (yerleşmek, konumlanmak, oturmak) + ş (işteşlik eki) ) + un (isim yapım eki) * yan yana dizilmiş asker dizisi; an yana dizilmiş insanların oluşturduğu dizi

koşuşturmak : tür. * koş (ikilemek, yanyana koymak; karşılıklı, beraber, eş; bacakları hızlı hareket ettirerek ilerlemek) (ko (yerleşmek, konumlanmak, oturmak) + ş (işteşlik eki) ) + uş (işteş fiil eki) + tur (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * birini veya bir şeyi sürekli olarak hızlı hareket ettirmek, acele ettirmek veya meşgul etmek; yoğun ve sürekli hareket halinde olmak

koşut : tür. * koş (ikilemek, yanyana koymak; karşılıklı, beraber, eş; bacakları hızlı hareket ettirerek ilerlemek) (ko (yerleşmek, konumlanmak, oturmak) + ş (işteşlik eki) ) + ut (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iki veya daha fazla şeyin aynı doğrultuda, eş zamanlı ve paralel olarak ilerlemesi veya var olması durumu, paralel

kot : fra. * cotte (eski giysi, tunik) * pamuk ipliğinden dokunan veya çoğunluğu pamuktan oluşan, dimi örgüsüne sahip, mavi renkli ve sık dokunmuş yapısıyla pantolon ve iş kıyafetlerinde yaygın kullanılan bir tür kumaş, denim

kot : lat., fra. * costa (kaburga, gövdenin yanı; sahil, kıyı, kenar) (lat.); cote (cote (seviye, kıyı, sahil, kenar) (fra.) * zemin veya bina taban yüksekliği, arazi yüzeyine göre belirlenen seviye, bina veya yapıların yükseklik ölçüsü

kota : lat., fra. * quotus (kaçıncı) + a (isim yapım eki) (lat.); quota (fra.) * belirli bir miktar, sınırlama, limit veya pay; özellikle üretim, satış, ithalat veya ihracat gibi alanlarda önceden belirlenmiş sınır veya tahsis edilen miktar; kontenjan sisteminde dışalım yoluyla yurda getirilecek malların çeşitlerini ve her çeşidinin miktarlarını gösteren liste; bazı ülkelerde, sinemalarda belirli bir süre oynatılması zorunlu olan yerli film sayısının yabancı film sayısına oranı

kotan : erm. * kot’an (arazi sürmek, toprağı düzlemek) * önüne beygir koşulan, kazacağı toprağın derinliği ve genişliği ayarlanabilen, bütünüyle demirden yapılmış büyük saban, köten

kotanjant : lat. * co, con (ile, birlikte, beraber, tamamlayıcı; karşıt, zıt, ters) + tangere (değmek, dokunmak, temas etmek), tangent, tangens (değen, dokunan, temas eden) * trigonometride bir dik üçgende komşu kenarın karşı kenara oranı; tanjantın tersi (cot x = 1 / tan x = cos x / sin x)

kotanjant teoremi : lat., gre., tür. * co, con (ile, birlikte, beraber, tamamlayıcı; karşıt, zıt, ters) + tangere (değmek, dokunmak, temas etmek), tangent, tangens (değen, dokunan, temas eden) (lat.) + theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * bir a,, b, c üçgeninde cot c/2 = (a+b)/(a-b) x cot (a-b)/2 bağıntısıyla yarım açı kotanjantı ile kenar uzunlukları arasındaki ilişkiyi ifade eder

kotarmak : tür. * kotar (işi bitirmek, yüklemek, boşaltmak) + mak (fiil mastar eki) * bir şeyi zorlukla veya ustalıkla tamamlamak, başarmak veya kurtarmak; denizcilikte gemiyi yüklemek veya boşaltmak; pişen yemeği bir başka kaba aktarmak; bir işi bitirmek

koter : gre. * kauter (dağlama demiri) (kaiein (yakmak, dağlamak) + terion (-ci, yapan, eden eki) ) * dağlama demiri; dokuyu yakarak tedavi eden cerrahi alet veya yöntem

koterizasyon : gre., lat. * kauteriazein (demirle yakmak, dağlamak) (kauter (dağlama demiri) (kaiein (yakmak, dağlamak) + ter (-ci, yapan, eden eki) ) + azein (gibi yapmak) ) (gre.) + tio (isim yapım eki) (lat.) * demirle dağlama, demirle yakma

kotiledon : gre. * kotyle (kase, kap, çanak, tas, oyuk, çenek, fincan; tohum yaprağı) + don (şekil eki) * tohumun içinde bulunan ve çimlenme sırasında genç bitkiye besin sağlayan embriyonik yaprak

kotiyon : fra. * cotte (eski giysi, tunik) + illon (küçültme eki) * düğün, balo vb. şenliklerde neşeyi arttırmak için kullanılan, kâğıttan yapılmış serpantin, konfeti benzeri süs

kotlet : lat., fra. * costa (kaburga, gövdenin yanı; sahil, kıyı, kenar) (lat.); côte (kaburga; sahil, kıyı, kenar) + lette (küçültme eki) (fra.) * küçük kaburga parçası; kemikli et dilimi veya pirzola

kotletpane : lat., fra. * costa (kaburga, gövdenin yanı; sahil, kıyı, kenar) (lat.); côte (kaburga; sahil, kıyı, kenar) + lette (küçültme eki) + panée (kaplanmış, galeta unu veya ekmek kırıntısına bulanmış) (fra.) * galeta unu veya ekmek kırıntısına bulanıp kızartılmış pirzola veya köfte

kotlin : rus. * Kotlin (Fin Körfezi’nde, St. Petersburg yakınlarında yer alan Kotlin Adası’ndan) * adını Kotlin Adası’ndan alan, uluslararası bir yazılım şirketi olan JetBrains tarafından geliştirilen; Java ile tam uyumlu, modern, statik tipli ve çok platformlu (JVM, Android, JavaScript, Native) uygulama geliştirmeye yönelik bir programlama dili

koton : lat. * cotoneum (pamuk bitkisi) * pamuk bitkisi veya pamuk lifleri, tekstilde kullanılan doğal lif kaynağı

kotonik : gre. * khthon (toprak, yeryüzü; yeraltı dünyası) + ikos (ile ilgili,-a ait) * toprağa, yerin altına veya yeraltı dünyasına ait olan; Yunan mitolojisinde yeraltı tanrıları, ruhları ve güçleriyle ilişkili

kotonperle : fra. * coton (pamuk) + perlé (inci gibi, boncuklu) * inci gibi parlak ve düzgün yüzeye sahip, genellikle pamuk ipliğiyle yapılan özel bir dantel veya işlemeli kumaş türü

kotra : fra * cotre (küçük yelkenli tekne) * tek direkli, randanası olan, ince gövdeli yelkenli

kotrimoksazol : lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + trimethoprim (tri- (üç) + methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + propyl (propil grubu) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) + sulfamethoxazole (sulpha (sülfür eki) + methoxazole (azotlu heterosiklik bileşik) (methoxy (OCH3 grubu) + oxazole (azotlu heterosiklik bileşik) ) * bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde birlikte kullanılan iki antibiyotik bileşiğinin (sulfametoksazol C10H11N3O3S ve trimetoprim C14H18N4O3) kombinasyonu olan geniş spektrumlu antibiyotik

kov : tür. * kov, kog (arkasından konuşmak, çekiştirmek, gıybet etmek, suçlamak) * yerip çekiştirme, gıybet etme, kötüleme, dedikodu

kova : tür. * kov (oyuk, boşluk) + a (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * içine sıvı veya diğer maddeler konam, genellikle kulplu ve silindirik veya konik şekilli olan taşıma kabı (cavity (oyuk, boşluk) (ing.), cavité (oyuk, boşluk) (fra.) )

kova burcu : tür., gre. * kova (su taşıma kabı) (kov (oyuk, boşluk) + a (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + pyrgos (kule, bir yapının en yüksek noktası) (gre.); burc (ara.) + u (iyelik eki) (tür.) * 22 Ocak - 19 Şubat tarihleri arasında doğanları temsil eden, yenilikçi, bağımsız, entelektüel ve toplumsal duyarlılığı olan zodyak burcu

kovalamak : tür. * kov (peşinden gitmek, takip etmek) + a (bağlaç) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * birini veya bir şeyi hızla arkasından giderek yakalamaya çalışmak, peşinden sürüklenmek veya takip etmek

kovalans : lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + valentia (kudret, kuvvet, güç) (valere (güçlü olmak, kuvvetli olmak; sağlıklı olmak; değeri olmak) + entia (isim yapım eki) ) (lat.); covalence (fra.) * atomların ortak elektron çiftleri paylaşarak oluşturdukları kimyasal bağ türü; ortak değerlik veya ortak bağlanma durumu

kovalant : lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + valent (güçlü, kuvvetli, yetenekli; değerli, bağ yapabilme gücüne sahip) (valere (güçlü olmak, değerli olmak) + ent, ens (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.); covalent (fra.) * atomların ortak elektron çiftleri paylaşarak oluşturduğu bağla ilgili; ortak bağ yapabilen

kovalent : lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + valent (güçlü, kuvvetli, yetenekli; değerli, bağ yapabilme gücüne sahip) (valere (güçlü olmak, değerli olmak) + ent, ens (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.); covalent (fra.) * atomların ortak elektron çiftleri paylaşarak oluşturduğu bağla ilgili; ortak bağ yapabilen

kovan : tür. * kov (oyuk, boşluk) + an (isim yapım eki) * arıların bal ve polen depoladığı, peteklerle dolu yuva; küçük kap veya kutu

kovancılar : tür. * kovan (arıların bal ve polen depoladığı, peteklerle dolu yuva; küçük kap veya kutu) + cı (yapan, eden eki) + lar (çoğul eki) * Elazığ’ın bir ilçesi

kovaryans : lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + varientia (variare (değişmek, çeşitlenmek, başkalaşmak) + entia (isim yapım eki) ) (lat.); covariance (fra.) * istatistikte iki değişkenin birlikte nasıl değiştiğini gösteren ölçü; bir değişken artarken diğerinin nasıl değiştiğini belirten ortak değişkenlik.

kovboy : ing. * cow (sığır, inek) + boy (çocuk) * Amerika’da sığır çobanlığı yapan, açık arazide hayvan sürüsünü yöneten erkek

kovcu : tür. * kov (yerip çekiştirme, kötüleme, dedikodu) + cu (yapan, eden eki) * söz getirip götüren, arkadan çekiştiren, insanları birbirine düşüren, dedikoducu, arabozucu (kimse)

kovmak : tür. * kov (uzaklaştırmak, savmak, defetmek) + mak (fiil mastar eki) * birini veya bir şeyi bulunduğu yerden uzaklaştırmak, defetmek veya dışlamak

kovucuk : tür. * kov (oyuk, boşluk) + u (bağlaç) + cuk (küçültme eki) * bitkilerde, mantar tabakası üzerinde, süngerdokunun kalınlaşmadığı yerlerde oluşan ve bitkinin solunumuna yardım eden küçük deliklerden her biri

kovuk : tür. * kov (oyuk, boşluk) + uk (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iç kısmı oyulmuş veya boşaltılmış, içi boş alan oluşturan yapı; doğal veya yapay boşluk (cave, caverne (mağara, içi boş girinti), cavity, cove, cavité (oyuk, boşluk, koy, körfez, kovuk) (ing.) )

kovuşturmak : tür. * kov (takip etmek, peşinden gitmek, izlemek) + uş (işteş fiil eki) + tur (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir olayı, kişiyi veya meseleyi yasal veya idari olarak soruşturmak, takip etmek ve üzerine gitmek

koy : tür. * koy (kucak; çukur, girinti, oyuk; vadi) * deniz, göl veya nehir kıyısında, genellikle dar ve korunaklı, suyun kara içine doğru girdiği küçük körfez veya doğal liman

koyak : tür. * koy (girmek, sokulmak, konmak) + ak (isim yapım eki) * iki dağ veya tepe arasında kalan çukur yer veya dere boyu; içinde genellikle bir akarsu yatağının bulunduğu, üç yanından kapalı ve yalnızca ağız yanı açık, tabanı, yamaçlarıyla yerine, eskiliğine göre türlü biçimleri olan, dar ve uzun yüzey

koyaş : tür. * koy (yerleştirmek, oturtmak, yanına yerleşmek, oturmak) + aş (isim yapım eki) * Türk mitolojisinde yer, mekan veya koruyucu ruh; doğa ve yerle ilgili kutsal varlık veya güç

koygun : tür. * koy (yerleştirmek, oturtmak, yanına yerleşmek, oturmak) + gun (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * genellikle ses için) yoğun bir uğultu durumunda olan veya acıklı, dokunaklı, etkili; (renk, sıvı) koyu, yoğun

koymak : tür. * koy (yerleştirmek, oturtmak, yanına yerleşmek, oturmak) + mak (fiil mastar eki) * birlikte kılmak, yanına yerleştirmek, beraber olmak, yanyana olmak

koyu : tür. * kod (aşağı indirmek) + u (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * renk bakımından açık olmayan, daha yoğun, karanlık veya derin tonlarda olan; az akışkan olan, kıvam olarak yoğun, ağdalı

koyulhisar : lat., gre., ara. * colonus (çiftçi, yerleşik) (colo (işlemek, sürmek) + nus (isim veya sıfat yapım eki) ) + ia (yer, durum ve ortam eki) (lat.); koloneia (gre.) + hisar (kale) (ara.) * Sivas’ın bir ilçesi

koyun : tür., moğ. * koion, kon, konin (koyun) (tür., moğ.); goyim (hayvan, hizmet hayvanı, koyun) (ibr.) * Çift toynaklılar (Artiodactyla) takımının gevişgetirenler (ruminantia) alt takımından olan, sürü halinde beslenen, eti, sütü, yünü, yapağısı ve derisi için ağılda yetiştirilen, otlayan, çift tırnaklı evcil memeli küçükbaş hayvan

koyungöbeği : tür. * koyun (sürü halinde beslenen, yünü, eti ve sütü için ağılda yetiştirilen, otlayan evcil memeli küçükbaş hayvan) + göbek (karın bölgesinin orta kısmı; şeylerin merkezi, ortası) + i (iyelik eki) * morchellaceae familyasından, yenilebilen bir mantar türü

koyungözü : tür. * koyun (küçükbaş ağıl hayvanı) + göz (görme organı) + ü (iyelik eki) * papatyagiller (Asteraceae) familyasından Avrupa kökenli, yaygın bir çayır papatyası türü, gazanya

koyuntu : tür. * koy (yerleştirmek, oturtmak, yanına yerleşmek, oturmak) + untu (isim yapım eki) * sıkıntı, üzüntü, keder, sopa, baston koymaya yarayan yer

koyuvermek : tür. * koy (yerleştirmek, oturtmak, yanına yerleşmek, oturmak) + ver (vermek, bir şeyi bir başkasına birisine eriştirmek, ulaştırmak, vardırmak, iletmek, aktarmak, sunmak, teslim etmek, uzatmak, bağışlamak, bırakmak) + mek (fiil mastar eki) * bir şeyi hızlı veya rahat bir şekilde, düşünmeden, hafifçe veya hemen bırakmak, yerleştirmek

koz : far * gavz, goz (ceviz, sert kabuklu yemiş) * ceviz; iskambil oyunlarında öteki kâğıtları alabilen, onlara üstün tutulan, belirli renk ve imdeki kağıt

koz helva : tür. * koz (sert kabuklu yemişlerin içi) + hulv, helva helva (tatlı, un veya irmik ve şekerden yapılan) (ara.) * sert kabuklu yemişlerin içi kullanılarak yapılan, genellikle ceviz veya fındık gibi yemişlerle zenginleştirilmiş tatlı helva çeşidi

koza : far. * gozak (cevize benzer şey, kozalak, pamuk kozası, ipek böceği kozası, pamuk kabuğu, ipek böceğini konisi, haşhaş başı) (goz (ceviz, sert kabuklu yemiş) + ak (ile ilgili, gibi, benzer) ) * örtü, içine alan boşluk, kapsayan alan

kozak : far. * gozak (cevize benzer şey, kozalak, pamuk kozası, ipek böceği kozası, pamuk kabuğu, ipek böceğini konisi, haşhaş başı) (goz (ceviz, sert kabuklu yemiş) + ak (ile ilgili, gibi, benzer) ) * kozalaklıların, genellikle yuvarlak ve tepesi koni biçiminde, odunsu meyvesi, kozalak; içine antlaşmaların, padişah mektuplarının konulduğu metal kutu

kozaklı : far., tür. * gozak (cevize benzer şey, kozalak, pamuk kozası, ipek böceği kozası, pamuk kabuğu, ipek böceğini konisi, haşhaş başı) (far.) + lı (ile, birlikte, beraber, sahibi) (tür.) * Nevşehir’in bir ilçesi

kozalak : far., tür. * goza (cevize benzer şey, pamuk kozası, ipek böceği kozası, pamuk kabuğu, ipek böceğini konisi, haşhaş başı) (far.) + lak (isim yapım eki) (tür.) * kozalaklılar familyasından olan ağaçların tepesi koni biçiminde, odunsu meyvesi (kukunari, kokonari (konos (koni, çam kozalağı) (gre.) )

kozan : gre., tür. * sis, sisium, sision (yer ismi) (gre.); kozan (yaban tavşanı) (tür.) * Adana'nın bir ilçesi (eski ismi Sis, Sision, Sisium)

kozlu : far., tür. * goz (sert kabuklu yemiş, ceviz, fındık gibi) (far.) + lu (ile, birlikte, beraber, sahibi) (tür.) * Zonguldak’ın bir ilçesi

kozluk : far., tür. * goz (sert kabuklu yemiş, ceviz, fındık gibi) (far.) + luk (yer ve durum eki) (tür.) * Batman’ın bir ilçesi

kozmetik : gre. * kosmos (düzen, nizam, uzay, evren) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * düzenleyici, süsleyici; insan görünümünü süslemek, güzelleştirmek veya bakımını yapmak amacıyla kullanılan ürünler veya uygulamalar bütünü

kozmik : gre. * kosmos (düzen, nizam, uzay, evren) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * evren, uzay veya evrenin düzeni ile ilgili

kozmodrom : gre. * kosmos (düzen, nizam, uzay, evren) + dramein (koşmak), dromos (koşu, koşma; yön, rota, yol, pist, sokak) * evren yolu, uzay yolu; uzay araçlarının fırlatıldığı, evrene açılan yol veya pist

kozmogoni : gre. * kosmos (düzen, nizam, uzay, evren) + genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori), gonia (doğuş, oluşum) * evrenin kökeni, oluşumu ve başlangıcıyla ilgili bilim dalı veya kuram

kozmogonik : gre. * kosmos (düzen, nizam, uzay, evren) + gonia (doğuş, oluşum) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kozmogoni ile ilgili

kozmografya : gre. * kosmos (düzen, nizam, uzay, evren) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * gökbilimin, matematik ve fiziğin yalnız ana kavramlarından yararlanarak, evrenle ilgili en bellibaşlı olayları konu alan, evrenin, özellikle dünya ve gök cisimlerinin yapısını, özelliklerini ve konumlarını betimleyen bilim dalı

kozmokimya : gre., ara. * kosmos (düzen, nizam, uzay, evren) + khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein (karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.); kimya (maddenin yapısını, hallerini ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı) (ara.) * evrendeki elementlerin, izotopların, minerallerin ve maddelerin kökenini, dağılımını, oluşum süreçlerini ve gök cisimlerindeki kimyasal evrimi inceleyen bilim dalı

kozmoloji : gre. * kosmos (düzen, nizam, uzay, evren) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * evrenin yapısını, kökenini, gelişimini ve genel yasalarını inceleyen bilim dalı, evrenbilim

kozmolojik : gre. * kosmos (düzen, nizam, uzay, evren) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kozmoloji ile ilgili, evrenbilimsel

kozmonot : gre. * kosmos (düzen, nizam, uzay, evren) + nautes (denizci, yolcu) * uzayda seyahat eden, astronot

kozmopolit : gre. * kosmos (düzen, nizam, uzay, evren) + polis (şehir, il, kent) * farklı kültürlere, milletlere ve yaşam biçimlerine açık olan, dünya vatandaşı anlayışına sahip kişi veya toplum; dünyanın birçok yerini gezmiş, dünya vatandaşı gibi davranan, farklı kültürleri benimseyen kişi

kozmos : gre. * kosmos (düzen, uyum, süs, düzenleme) * düzen, uyum, süs, düzenleme, nizam, uzay, evren, kainat

köbelek : tür. * öbek (yığın, küme) + lek (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir çeşit mantar; bostan ve bağlara çalı çırpıdan yapılan bekçi kulübesi; yığın

köbner fenomeni : alm., gre., tür. * köbner (Alman dermatolog Heinrich Köbner’in soyadından) (alm.) + phainomenon (görünüş, görünüm, olgu) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak) + menon (oluş, durum, hal, vaziyet) ) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * deride, travma veya yaralanma sonrası benzer lezyonların ortaya çıkması durumu

köçek : far. * kuçak, köçük (küçük, genç erkek, çocuk, uşak, oğlan, küçük , hayvan yavrusu) * Osmanlı dönemi halk danslarında genç erkeklerin oynadığı, genellikle zurna ve davulla icra edilen neşeli ve hareketli dans; özellikle eğlencelerde performans sergileyen genç erkek

köfte : far. * kuftan, köftan (dövmek, tokmakla vurmak, ezmek, yoğurmak), kufta, köfte (dövülmüş, ezilmiş, yoğrulmuş) * kıyma, baharat ve diğer malzemelerin karıştırılıp şekillendirilerek ızgarada pişirilmesi ile yapılan, çeşitli soslar ile desteklenebilen bir Türk mutfağı yemeği

köftehor : far. * kuftan, köftan (dövmek, tokmakla vurmak, ezmek, yoğurmak), kufta, köfte (dövülmüş, ezilmiş, yoğrulmuş; kıymadan yapılan yemek) + hor (yiyen, tüketen) * çok fazla veya sürekli köfte yiyen, çok ve sürekli yemek yiyen; sevgiyle karışık azarlama sözü; belirli bir yiyeceğe düşkün olan

köfter : far. * kuftan, köftan (dövmek, tokmakla vurmak, ezmek, yoğurmak), kufta, köfte (dövülmüş, ezilmiş, yoğrulmuş; kıymadan yapılan yemek) * meyve suyu, nişasta ve pekmezle yapılan, dövülerek yoğunlaştırılmış ve genellikle kurutulmuş tatlı türü

köftün : tür. * köftü(n) (dövülmüş, ezilmiş susam veya keten küspesi) * sığırlara yem olarak verilen, susam veya keten küspesi

köhne : far. * kuhne (eski, yaşlı) * eskimiş, yıpranmış veya modası geçmiş olan

kök : tür. * kök (temel, esas, asıl, kaynak) * bitkilerin toprak altındaki toprağa tutunan ve besin ve suyu alan bölümü; temel, esas, asıl, kaynak

kök boyası : tür. * kök (temel, esas, asıl, kaynak) + boya (renk veren madde) + sı (iyelik eki) * kilimleri boyamak için dağlardaki bitki köklerinden elde edilen boya

kök çakra : tür., san. * kök (temel, esas, asıl, kaynak) (tür.) + çakra (tekerlek, dönüş, döngü, devre, daire, disk, çark) (san.) * insan bedenindeki yedi enerji merkezinden, fiziksel ve ruhsal dengeyle ilişkili olan en alt ve temel olanı

kök hücre : tür., ara. * kök (temel, esas, asıl, kaynak) (tür.) + hucra (oda, odacık, göze, hücre) (ara.) * kendini sınırsız şekilde yenileyebilen ve farklılaşarak vücudun çeşitli dokularını ve organlarını oluşturabilen, organizmanın gelişimi, onarımı ve yenilenmesinde hayati rol oynayan temel hücre türü

köken : tür. * kök (temel, esas, asıl, kaynak) + en (isim yapım eki) * bir şeyin oluştuğu veya başladığı temel kaynak, asıl yer veya başlangıç noktası

kökenbilim : tür. * köken (temel, esas, asıl, kaynak, başlangıç noktası) + bilim (bilme, ilim, tanıma) * kelimelerin veya kavramların tarihsel gelişimini, kökenlerini, yapılarını ve evrimlerini semantik ve fonetik açıdan inceleyen dil bilim dalı, etimoloji

kökertmek : tür. * kök (temel, esas, asıl, kaynak) + ert (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * köklemek, fide, sebze veya asma çubuğunun ufaklarını köküyle çıkararak başka yere dikmek

köklü : tür. * kök (temel, esas, asıl, kaynak) + lü (ile, birlikte, beraber, sahibi) * derin bir temele veya sağlam bir kaynağa dayanan, kökleri güçlü ve kalıcı olan; aynı zamanda önemli ve etkili nitelikte olan

köknar : tür. * kök (temel, esas, asıl, kaynak) + nar (ağaç türü) * iğne yapraklı, yüksek boylu, genellikle soğuk iklimlerde yetişen, dayanıklı ve sert odunlu bir ağaç türü

köktenci : tür. * kök (temel, esas, asıl, kaynak) + ten (kaynak eki) + ci (ile ilgili olan, yapan, eden) * temel ilkelere veya esaslara sıkı sıkıya bağlı kalan, bu prensipleri değiştirmeyi reddeden ve köklerine dönüşü savunan kişi

kökteş tümleç : tür. * kök (temel, esas, asıl, kaynak) + teş (eşitlik, aynılık, benzerlik, özdeşlik eki) * eylemle aynı kökten olan tümleç (örneğin yemek yemek”, “oyun oynamak”, “ekin ekmek”)

köktürkçe : tür. * gök, kök (temel, esas, asıl, kaynak) + türk (yükselen, türeyen; Türk milleti) + çe (ile ilgili; dil eki) * eski Türklerin konuştuğu, Türk dilinin tarihi ve orijinal biçimi olan dil, Göktürkçe

kölçer : tür. * köl (tane, dane) + çer (zarar veren, yapan kişi eki) * tanelere zarar veren bir buğday hastalığı

köle : tür. * köle (esir, bağlı kişi), kölemen (hizmetçi, kölelerden oluşan asker takımı) (tür.), gulam (genç, delikanlı, oğlan, ergenliğe girmiş genç erkek çocuk; genç hizmetçi, köle) (ara.) * başkasının mülkiyetinde ve kontrolünde olan ve zorla çalıştırılan kişi; özgürlüğü kısıtlanmış insan, kul, hizmetçi

kölemen : tür. * köle (esir, bağlı kişi) + men (kişi, şahıs; gibi olan) (tür.); gulam (genç, delikanlı, oğlan, ergenliğe girmiş genç erkek çocuk; genç hizmetçi, köle) (ara.) * hizmetçi, kölelerden oluşan asker takımı

kölük : tür. * köl (yük, taşıma) + ük (isim yapım eki) * at, katır gibi yük taşımada kullanılan hayvan, yük hayvanı

kömbe : tür. * kömbe, gömbe, gömme (köm, göm (toprağın veya başka bir yığının içine sokmak; bağlamak) + me (isim yapım eki) ) * küle gömülerek pişirilen mayasız çörek

kömeç : tür. * köm (toprağın veya başka bir yığının içine sokmak; bağlamak) + eç (araç eki) * ebegümecigillerden, tarlalarda kendiliğinden yetişen, boyu 50-60 santimetre olabilen, almaşık yapraklı, yaprakları sebze olarak pişirilip yenilebilen, çiçekleri öksürüğe, pekliğe, mide ağrısına vb. karşı ilaç olarak kullanılan bir ot, ebegümeci

kömür : tür. * köm (kararmak, yanmak) + ür (isim yapım eki) * organik maddelerin uzun süreli basınç ve ısı etkisiyle yanıcı, siyah veya koyu kahverengi renkte, enerji ve ısı kaynağı olarak kullanılan, karbon, hidrojen, oksijen, azot ve kükürt elementlerinden oluşan fosil yakıta dönüşmüş hali

kömüş : far., kür. * gavmiş (manda) (far.), camus (kür.) * gevişgetirenlerden, sığıra benzemekle birlikte ondan daha iri ve güçlü, kara renkli, uzun seyrek kıllı, gücünden, sütünden, derisinden vb. yararlanılan bir hayvan, manda

köni : tür. * kön (doğrulmak, düzleşmek, hizaya gelmek, düzenli olmak) + i (sıfat yapım eki) * eğriliği ve sapması olmayan, tamamen gerçeğe uygun olan, doğru, dürüst, adil, düzgün, nizami

köpek : tür. * köp (kabarmak, şişmek) + ek (isim yapım eki) * memelilerden Canidae familyasına ait, insanlara yakın yaşayan evcil hayvan; ayrıca mitolojide ve kültürde koruyucu, bekçi anlamlarında önemli simge

köpekayası : tür. * köpek (Canidae familyasından bir hayvan) + aya (el içi, avuç) + sı (iyelik eki) * ballıbabagillerden, çiçekleri sap çevresinde demet durumunda toplanmış, birçok türü bulunan ıtırlı bir bitki

köpekbalığı : tür. * köpek (Canidae familyasından bir hayvan) + balık (suda yaşayan solungaçlı omurgalı hayvan) + ı (iyelik eki) * Selachimorpha (veya Selachii) takımına ait olan, genellikle Carcharhinidae (çekiçgiller), Lamnidae (kılıçgiller) ve Sphyrnidae gibi birçok farklı familyaya ayrılan büyük ve güçlü çeneye sahip, denizlerde yaşayan, etçil ve yırtıcı özellikte olan, köpeğe benzer çene yapısından dolayı adlandırılmış kıkırdaklı bir balık türü

köpekdişi : tür. * köpek (Canidae familyasından bir hayvan) + diş (çıkıntı; ağızda yer alan ve çiğnemeye, ısırmaya, kesmeye yarayan kemiksi çıkıntı) * i (iyelik eki)

köpekkuyruğu : tür. * köpek (Canidae familyasından bir hayvan) + kuyruk (hayvanların arka kısmında omurga uzantısı olarak yer alan ve omurlardan oluşan eklemli organ; ardıl, sıra, izleyen; uzantı) + u (iyelik eki) * güreş sporunda, alttaki güreşçi sarmadan kurtulmak için dönerken, onu çenesinden, alnından veya gırtlağından çekip sırtını yere getirmeye çalışma

köpoğlu : tür. * köpek (Canidae familyasından bir hayvan) + ol, oğl (var hale gelmek, vücuda gelmek, tezahür etmek, olmak), oğul (erkek insan yavrusu, erkek evlat, erkek çocuk) + u (tamlama eki) ) * közlenmiş patlıcan, biber, sarımsak ve çeşitli baharatlarla hazırlanan, püre kıvamında bir Bulgar ve Türk soğuk mezesi, ezmesi, çeşnisi ve salatası

köprü : tür. * köp (şişmek, kabarmak) + rü (isim yapım eki) * kara yolu, su yolu veya vadiler gibi doğal veya yapay engellerin üzerinden geçmeyi sağlayan, genellikle taş, ahşap, metal veya beton malzemeyle yapılan yapı; mecazen iki şeyi veya kavramı birbirine bağlayan öge anlamında

köprübaşı : tür. * köprü (geçiş sağlayan yapı) + baş (ilk olan, tepede olan, tepe, uç, ön; kafa; şef, yönetici, lider, reis) + ı (iyelik eki) * Manisa'nın bir ilçesi, Trabzon’un bir ilçesi

köprücük kemiği : tür. * köprü (geçiş sağlayan yapı) + cük (küçültme eki) + kemik (sert, mineralize vücut parçası) + i (iyelik eki) * insan vücudunda göğüs kemiği ile omuz kemiğini birbirine bağlayan, küçük ve ince yapıda, omuz kuşağının hareketini sağlayan kemik, klavikül

köprüköy : tür. * köprü (geçiş sağlayan yapı) + köy (kasabadan küçük yerleşim birimi) * Erzurum’un bir ilçesi

köpük : tür. * köp (kabarmak, şişmek; kubbe, kabarık, şişik) + ük (isim yapım eki) * sıvı yüzeyinde oluşan kabarcık, kubbeleşme, gaz dolu hafif ve kabarık madde

köpürmek : tür. * köp (kabarmak, şişmek; kubbe, kabarık, şişik) + ür (edilgen fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * sıvının üzerinde küçük kabarcıklar oluşmak, kabarmak, "kub"beleşmek

kör : far. * kur, kör (gözü görmeyen) * göremeyen, gözleri işlevini yitirmiş olan; yüzeyi aşınmış, eski işlevini veya keskinliğini yitirmiş, kullanılamaz veya etkisi azalmış (nesne veya organ)

kör bağırsak : far., tür. * kur, kör (gözü görmeyen) (far.) + bağırsak (sindirim sisteminin, midenin sonundan anüse kadar olan, incebağırsak ile kalınbağırsaktan oluşan bölümü) (tür.) * sindirim sisteminde, ince bağırsakla kalın bağırsak arasında bulunan, tek açıklıklı, kör uçlu bir yapı olan, apandisit adıyla da bilinen iltihaplanmaya yatkın ola organ, apendiks

kör nokta : far., ara. * kur, kör (gözü görmeyen) (far.) + nukta (yuvarlak ve boyutları çok küçük im, benek; küçük benek, leke) (ara.) * gözün arkasında yer alan, çubuk ve koni hücrelerinin bulunmadığı ve bu nedenle ışığa duyarsız olan küçük alan

kördüğüm : far. * kur, kör (gözü görmeyen) (far.) + düğüm (ip boğumu) * çözülmemek üzere yapılan, kesilmedikçe çözülemeyen ilmiksiz düğüm; içinden çıkılması, bir çözüme ulaştırılması çok güç olan, çözümü hemen hemen olanaksız sorun

köre : far. * köre (toprak kazmak, eşelemek, küremek, kör/kuytu yer) * karınca yuvasının toprak yüzeyinde oluşturduğu koni şeklindeki yığıntı, karıncaların toprak altında kazdığı karmaşık tünel ve oda şebekesi veya bu yuvanın ağzı, karınca yuvası, toprak yığını; demirci körüğünün, kömürlerin yandığı bölüme açılan deliği

körebe : far., tür. * kur, kör (gözü görmeyen) (far.) + epe, ebe (kadın, anne, nine, büyük anne) (tür.) * gözleri kapalı olarak oynanan ve oyuncuların yönlendirilip yakalanmaya çalışıldığı geleneksel çocuk oyunu

körelmek : far., tür. * kur, kör (gözü görmeyen) (far.) + el (edilgen fiil eki) + mek (fiil mastar eki) (tür.) * zaman içinde aşınmak suretiyle işlevini yitirmek; bir organın, duyu veya yeteneğin zamanla işlevini yitirmesi veya zayıflaması durumu

köreşe : far., tür. * kur, kör (gözü görmeyen) (far.) + eşge, eşe, eş (karıştırmak, kazmak, kaşımak) (tür.) * yerdeki karın üzerinde buz tutmuş olan tabaka

körfez : gre. * korphos (koy, girinti), kolpos (kucak, koy) * denizin, türlü biçimlerde, karanın içine sokulmuş parçası, koy; Kocaeli’nin bir ilçesi

köri : tam. * kari, köri (sos, pirinç lezzetlendirici) * Pakistan ve Hindistan olmak üzere Güneydoğu Asya mutfağında yer alan ve içinde başlıca zerdeçal ve sumak bulunan baharat karışımı

körkütük : far., gre. * kur, kör (gözü görmeyen) (far.) + kodikos (ağaç gövdesi, tomruk; büyük defter, yasa külliyatı) (gre.) * kendini bilmeyecek, bilinci yerinde olamayacak kadar çok sarhoş veya aşık vb.

körmöz : tür. * kürmös, körmöz (kör (gözü görmeyen, karanlık) + möz (göz) ) * Türk ve Altay halk inancında ve mitolojisinde melek ve hayalet; Türk mitolojisinde karanlık, gizemli veya kötü niyetli bakışa sahip olduğuna inanılan, kötü enerjiyi veya nazarı simgeleyen mistik göz veya güç

körpe : tür. * kör (gözü görmeyen, karanlık) + pe (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yeni oluşmuş, yeni yetme, taze, genç ve olgunlaşmamış (henüz gözleri açılmamış anlamı bağlamında)

körük : tür. * kögüri (üflemek, şişmek, nefes vermek) + k (araç, vasıta eki) * hava basıncını artırmak için kullanılan, genellikle demircilikte ateşi körüklemek amacıyla şişip inen mekanik araç; hava pompalayarak hava üflemeye yarayan cihaz

körüklemek : tür. * kögüri (üflemek, şişmek, nefes vermek) + k (araç, vasıta eki) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * ateşi veya bir durumu artırmak, güçlendirmek için körük kullanarak hava akımını çoğaltmak; bir şeyi şiddetlendirmek (mecazi)

körv : lat. * curvare (eğmek, kıvırmak, bükmek), curvus (eğri, kıvrık, bükük) * eğri, kıvrım, bükülme

kös : far. * kös (dövmek, tokmakla vurmak, ezmek, öğütmek; büyük davul) * savaşlarda, törenlerde at, deve veya araba üzerinde taşınan, işaret vermekte kullanılan, bakır üzerine deve derisi geçirilerek yapılmış çok büyük davul ("Kös kös oturmak" deyimi "davul gibi yayılmış oturmak" anlamındadır.)

köse : far. * küse (seyrek sakallı veya sakalsız) * sakalı, bıyığı çıkmayan; Gümüşhane’nin bir ilçesi (Köse Mahmut Ağa adındaki bir beyin isminden)

köseği : tür. * köşegi, küşegi (ateş karıştırmaya yarayan eğri odun) * ocaktaki ateşi karıştırmak, odunları dürtmek veya alevlendirmek amacıyla kullanılan, ucu yanmış ya da yanmaya hazır eğri odun, ucu yanık değnek veya demir çubuk, ateşi karıştıracak odun veya demir; ucu yanık odun

kösele : far. * gavsale (bir yaşını geçmiş sığır, dana) * ayakkabı tabanı, bavul, çanta vb. yapımında kullanılan, öküz, manda gibi büyükbaş hayvanların işlenmiş derisi

kösem : tür. * koç (erkek koyun) + sem (isim yapım eki) * çobana alışkın ve sürünün önünden giderek ona kılavuzluk eden koç veya teke; yol gösteren, kılavuz, kösemen

kösemen : tür. * kösen, kösem (önde giden koç) + en (son ek) * sürünün önünde giderek liderlik eden koç veya teke; dövüşken koç veya teke

kösnemek : tür. * köse (istemek, iştahlı olmak, arzulamak) + ne (edilgen fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * azmak, şiddetli cinsel arzu diluymak, çiftleşmek istemek

kösnü : tür. * kösnü (erkekle dişinin birbirine karşı duyduğu cinsel istek; yer kazıcı, köstebek) * erkekle dişinin birbirine karşı duyduğu cinsel istek; köstebekgiller familyasından olan, yeraltında tüneller kazarak yaşayan, gözleri körelmiş, kadifemsi siyah kürklü, böcekçil memeli hayvan, köstebek

kösnük : tür. * kösnü (erkekle dişinin birbirine karşı duyduğu cinsel istek) + k (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * çiftleşme isteği duyan, çiftleşme zamanı gelmiş hayvan; azmış, kızışmış, şehvetli

kösnül : tür. * kösnü (erkekle dişinin birbirine karşı duyduğu cinsel istek) + l (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * cinsel duyumlar veya onlara bağlı olan duyumların uyandırdığı duygu ve coşkularla ilgili olan

köstebek : tür. * köz (göz) + siz (yokluk eki) + tebek, temek (fare) * köstebekgillerden, yeraltında tüneller kazarak barınan, bütün yaşamı toprak altında geçen, çok ilkel durumda olan gözleri hemen hemen hiç görmeyen, topraktaki böcekler ve solucanlarla geçinen, bitki köklerini kestiği için zarara yol açan, derisinden kürk yapılan küçük, memeli hayvan

köstek : tür. * kösür (hayvanın ön ayaklarını bağlamak, köstek vurmak) + tek (isim yapım eki) * hayvanın kaçıp gitmesine engel olmak için iki ayağına bağlanan kısa ip veya zincir; koşulan hayvanların tepmesine engel olmak için kuskun kayışına eklenen kayış; engel, mani (mecazi)

kösteklemek : tür. * köstek (engelleyici zincir veya kayış; engel, mani) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * hayvanın ayağına köstek bağlamak, köstek vurmak; bir işi, bir süreci yürümez, işlemez duruma getirmek, engellemek, mani olmak (mecazi)

köstere : far. * kos, kös (dövmek, tokmakla vurmak, ezmek, öğütmek) + arre (bıçkı, keski, bıçak) * küçük bileğitaşı; tahta rendesi, kesici aletlerin keskinliğini artırmak için kullanılan ince araç, küstere

köşe : far. * goşe (bükmek, kırmak), guşe (kenar, bucak) * iki yüzeyin birleştiği sivri veya keskin nokta; iki çizginin kesiştiği noktada oluşan açı, girinti; mimari ve geometrik anlamda bir şeklin açılı birleşim yeri

köşebaşı : far., tür. * goşe (bükmek, kırmak; iki çizginin kesiştiği noktada oluşan açı) (far.) + baş (ilk olan, tepede olan, tepe, uç, ön; kafa; şef, yönetici, lider, reis) + ı (iyelik eki) (tür.) * bir sokağın başka bir sokakla veya caddeyle kesiştiği yer; önemli makam

köşebent : far. * goşe (bükmek, kırmak; iki çizginin, iki yüzeyin kesiştiği noktada oluşan açı) + band, bend (bağlamak, set çekmek, engel olmak, emri altına almak (önünde eğdirmek) * dik açı olacak şekilde tasarlanan, L şeklini alan ve iki demirin birleştirilmesini sağlayan bir hadde ürünü

köşegen : far., tür., gre. * goşe (bükmek, kırmak; iki çizginin, iki yüzeyin kesiştiği noktada oluşan açı) (far.) + gone, gonia (köşe, açı, dik açı, gönye; kenar, genişlemiş hat) (gre.) * çokgenlerde karşılıklı köşeleri birleştiren doğru parçası; geometrik şekillerin içindeki köşeleri birleştiren çapraz bağlantı çizgisi, diagonal

köşek : tür. * köş (doğurmak) + ek (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * deve yavrusu

köşeklemek : tür. * köş (doğurmak) + ek (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * (deve) doğurmak, yavrulamak

köşeli parantez : far., tür., gre. * goşe (bükmek, kırmak; iki çizginin, iki yüzeyin kesiştiği noktada oluşan açı) (far.) + li (ile, birlikte, beraber, sahibi) (tür.) + parenthesis (para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + enthesis (yerleştirme, konumlama, koyma, ekleme) ) (gre.) * yazıda ek bilgi, açıklama veya vurgulama yapmak için, metin içinde ekstra veya düzeltici bilgiler için kullanılan, köşeleri açılı (L ve T biçiminde) olan parantez türü

köşk : far. * kuşk, koşk, köşk (kule, saray, kasr; pavyon, küçük saray, yüksekçe ev; çardak şeklinde yüksek bina veya oda, cihannüma) * genellikle bahçe veya kır evlerinde, süslü ve zarif yapılı, tek katlı küçük konut veya yazlık; mimari açıdan genellikle açık veya yarı açık yapıya sahip küçük saray; bir bahçe içinde yapılmış, büyükçe ve dekore edilmiş ev; küçük saray, bahçe evi, pavyon, köşk; Aydın’ın bir ilçesi (kiosk, kiosque, Kiosk (köşk) (ing., ra., alm.) )

köşker : far. * kavş (ayakkabı, kap, içi oyuk hazne) + gar (-cı, yapan, eden eki) * kunduracı, ayakkabı yapan, kaşgar

kötek : far. * kotang (çırpıcı tokmağı, ağır sopa) * baston, sopa; dayak atma, dövme, dayak

kötü : erm., tür. * kot'i (cüzzamlı) (erm.), ketü (sakat, çolak) (ke (geri, art) + tü (gibi olma) (geride kalma) (tür.) * iyi olmayan, zararlı, fena

kötücül : tür. * kötü (iyi olmayan, zararlı, fena) + cül (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kötü etkileri olan, kötü sonuçlar doğuran, kötü niyeti olan

kötümser : tür. * kötü (iyi olmayan, zararlı, fena) + mser (ile ilgili, gibi, -a ait) * dünyada iyi şeylerden çok kötü şeyler olduğuna inanan, gelecekten umudunu kesen, her şeyin, her işin sonunun kötü olacağına inanan

kötürüm : tür. * kötrüm (üzerinde oturulan kerevet, seki, yatak) (kötür (yükseltmek) + üm (isim yapım eki) * bedensel veya zihinsel olarak eksik veya engelli durumda olan kişi; fiziksel veya mental işlevlerinde kısıtlılık yaşayan birey, sakat

köven : tür. * çoğan, çugan, çöğen, çöven (sabun gibi köpüren bitki) * karanfilgiller (Caryophyllaceae) familyasına ait, kökleri suyla karıştırıldığında sabun gibi köpüren ve özellikle tahin helvası yapımı ile geleneksel temizlikte kullanılan ekonomik değeri yüksek dikenli otsu bir bitki

köy : far. * kuy (sokak, mahalle, semt, yerleşim yeri) * yönetim durumu, toplumsal ve ekonomik özellikleri ve nüfus yoğunluğu bakımından kasabadan farklı ve daha küçük ve geri olan, genellikle tarımla uğraşan, konutları ve öteki yapıları bu yaşamı yansıtan, kırsal yerleşme birimi

köyceğiz : tür. * köy (kasabadan küçük yerleşim birimi) + ceğiz (küçültme ve şirinlik eki) * Muğla'nın bir ilçesi

köylü : tür. * köy (kasabadan küçük yerleşim birimi) + lü (ile ilgili, -e ait) * köyde yaşayan

köz : tür. * köz (yanan kömür, kor, kırmızı sıcak cisim) * yanmakta olan veya yeni sönmüş, parlak ve sıcak durumda olan küçük kömür veya odun parçası; ateşin sıcak, ışık yayan kısmı; iyice yanıp ateş durumuna gelmiş kömür veya odun parçası

Kr : gre. * krypton (kryptos (gizli, saklı) + on (soy gaz adı eki) ) * atom numarası 36 olan, periyodik tablonun 18. grubunda bulunan, renksiz, kokusuz ve tepkimeye karşı dirençli olan, aydınlatma sistemlerinde, lazerlerde, bilimsel ölçümlerde ve özel optik uygulamalarda kullanılan bir soy gaz element

kraça : gre. * kiracha (ince istavrit) * boyu 10 cmden küçük istavrit, istavrit yavusu

kraft : alm. * kraft (güç, kuvvet, kudret) * esmer renkli, dayanıklı ambalaj kağıdı

kraker : ing. * crack (çatlamak, çatlatmak) + er (-cı, yapan, eden eki) * genellikle unla yapılan, otlar, tohumlar veya peynir gibi tatlandırıcılar veya baharatlar hamurun içine eklendiği veya pişirmeden önce üzerine serpildiği yassı, kuru pişmiş bisküvi

kral : sır. * carolus (Frank kralı Karl Şarlman'ın isminden) * hükümdar, padişah, imparator (karlaz (adam, erkek) (alm.) )

kraliçe : sır. * carolus (hükümdar) + itsa (dişil eki) * kralın eşi veya kadın hükümdar

kraliyet : sır., ara. * carolus (hükümdar, padişah, imparator) (sır.) + iyet (isim yapım eki) (ara.) * bir kralca yönetilen devlet ve bu devletin toprağı, ülkesi; hükümdarlık, padişahlık, imparatorluk, krallık

krameria : lat. * krameria (bitki cinsi) * Güney Amerika kökenli, Krameriaceae familyasına ait dikenli, yaprak döken çalı türlerini kapsayan bitki cinsi

kramp : alm. * krampfen (perçinlemek, sıkıca yakalamak), krampf (kas spazmı, kasılma, tutulma, spazm) * kasların istemsiz ve ani kasılması sonucu ortaya çıkan, geçici spazm ve sertleşme haline sebep olan ağrılı durum

krampon : alm., fra. * krampfen (perçinlemek, sıkıca yakalamak), krampf (kas spazmı, kasılma, tutulma, spazm) (alm.); crampe + on (-cı, yapan, eden eki) (fra.) * ayakkabının altına takılan, özellikle spor veya dağcılıkta kaymayı önleyen çivili veya tırnaklı taban aparatı; ucu eğri çivi, kargaburun çivisi (ayakkabıyı sabitleyip "tutmasından" ve kaymayı "engel"lemesinden)

kranial : gre., lat. * kranion (kafatası) (gre.); cranium + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * kafatasına ait, kafatasıyla ilgili

kraniyal : gre., lat. * kranion (kafatası) (gre.); cranium + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * kafatasına ait, kafatasıyla ilgili

kraniyektomi : gre. * kranion (kafatası) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kafatasının bir bölümünün cerrahi yolla çıkarılması

kraniyo : gre. * kranion (kafatası, kafa, baş) * omurgalı hayvanlarda beyin, göz, kulak gibi duyu organlarını çevreleyerek koruyan ve başın iskelet çatısı olan oval yapı, kafatası, kafa, baş

kraniyofaringioma : gre. * kranion (kafatası) + pharynx (yutak) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * yutak bölgesi ile ilişkili hipofiz bezi civarında gelişen iyi huylu tümör türü

kraniyofasiyal : gre., lat. * kranion (kafatası) (gre.) + facies (yüz, yüzey, görünüm, görünüş) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * kafatası ve yüz yapıları ile ilgili

kraniyo-kaudal : gre., lat. * kranion (kafatası) (gre.) + cauda (kuyruk, kuyruk ucu) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * baş (kraniyal) yönünden kuyruk (kaudal) yönüne doğru olan

kraniyoloji : gre. * kranion (kafatası) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kafatasının yapısını ve özelliklerini inceleyen bilim dalı

kraniyo-servikal : gre., lat. * kranion (kafatası) (gre.) + cervix (boyun, baş-gövde bağlantısı) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * kafatası ile boyun bölgesi arası ile ilgili

kraniyosinostoz : gre. * kranion (kafatası) + sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + ostosis (kemikleşme) (osteon (kemik) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * kafatası kemiklerinin erken dönemde birleşmesi sonucu kafatası büyümesinin anormal şekillenmesine yol açan konjenital (doğumsal) durum

kraniyotomi : gre. * kranion (kafatası) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kafatasının cerrahi olarak kesilmesi veya açılması işlemi

kraniyum : gre., lat. * kranion (kafatası) (gre.); cranium (lat.) * insan ve omurgalı hayvanlarda beyni koruyan kemik yapı, kafatası

krank : ing. * crank (kol, manivela, lövye) * mekanik bir düzenekte dönen hareketi doğrusal harekete çeviren, genellikle kol şeklinde olan parça

krankşaft : alm., ing. * krank (eğik, bükülmüş, sapmalı) (alm.), crank (ing.) + shaft (mil, eksen, aks) (alm.) * motorlarda veya makinelerde dönme hareketini doğrusal harekete çeviren, mekanik güç ileten eksen veya mil; motorun pistonlarının doğrusal (ileri-geri) hareketini döner harekete çeviren ve motor torkunu şanzımana ileten silindirik, mil şeklindeki ana parça

krast : lat. * crusta (kabuk, kabuk tabaka) * bir yüzeyin sert, ince veya koruyucu dış tabakası; ekmek kabuğu, yer kabuğu veya herhangi bir sert dış tabaka

krater : gre. * kratein (karıştırmak), krater (karıştırıcı, büyük kase, kap, tas; yanardağ ağzı, yanardağ çukuru) * antik Yunan’da şarap ve suyun karıştırıldığı büyük, geniş ağızlı kase veya kap; bir yanardağın ağzı, gök taşı çarpmasıyla oluşan çukur

krateriform : gre., lat. * kratein (karıştırmak), krater (karıştırıcı, büyük kase, kap, tas; yanardağ ağzı, yanardağ çukuru) (gre.) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * krater biçiminde, çanak veya huni şeklinde olan

kratos : gre. * kratos (güç, kuvvet, hakimiyet) * Yunan mitolojisinde güç ve kuvveti simgeleyen tanrı; zorlayıcı ve egemenlik sahibi güç

krav maga : ibr. * krav (dövüş) + maga (temas, temas yöntemi) * İsrail askeri güçleri tarafından geliştirilen ve kullanılan yakın dövüş ve kendini savunma sanatı tekniği

kravat : fra. * croate (Hırvat), cravate (Hırvat askerlerin taktığı boyun bağı) * erkeklerin boyunlarına taktığı, düğümle bağlanan, genellikle resmi giyimde aksesuar olarak kullanılan kumaş parçası

kravl : ing. * crawl (sürünmek; bir yüzme stili) * dizleri bükmeden bacakları hızlı bir biçimde hareket ettirerek kulaçla yüzme

kreasyon : lat. * creare (yaratmak, oluşturmak, üretmek, meydana getirmek) (cre (büyümek, ortaya çıkmak, türemek) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.); création (fra.) * yaratış, yaratım, oluşturma, yeni bir şey ortaya çıkarma, var etme, meydana getirme

kreatif : lat. * creare (yaratmak, oluşturmak, üretmek), creatus (yaratılmış, var edilmiş, meydana getirilmiş, oluşturulmuş) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yeni ve özgün fikirler üretebilen, yaratıcı düşünceye sahip olan kişi veya nitelik, yaratıcı

kreatin : gre., lat. * kreas (et) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * kaslarda enerji depolamaya yardımcı olan ve özellikle et ürünlerinde bulunan azotlu organik bileşik (C4H9N3O2)

kreatör : lat. * creare (yaratmak, oluşturmak, üretmek) + tor (-cı, yapan, eden eki) * yeni bir şey ortaya çıkaran, üreten kişi; özellikle sanat, tasarım veya fikir alanlarında yaratıcı kişi, yaratıcı

kredi : lat. * creditum (inanılan, güvenilen, borç verilen) (credere (inanmak, güvenmek, emin olmak) + itum (isim yapım eki) ) * bir kişi veya kuruma, geri ödeme şartıyla verilen para veya değer; finansal işlemlerde ödünç para sağlama, borç verme, verilen borç

kredi kartı : lat. * creditum (kredi, borç) + charta (kağıt, yazı levhası, belge, doküman, papirüs yaprağı, yazı levhası, kart) (lat.) + ı (iyelik eki) (tür.) * borç karşılığı alışveriş yapmaya veya nakit çekmeye imkan veren, bankalar veya finans kuruluşları tarafından verilen, üzerinde manyetik şerit veya çip bulunan plastik ödeme aracı

kredi mektubu : lat., ara. * creditum (kredi, borç) (lat.) + mektub (yazı, yazılmış olan) (ara.) + u (iyelik eki) (tür) * bir bankanın müşterisi adına belirli bir tutarda ödeme yapmayı garanti ettiği, uluslararası ticarette taraflar arasında güvence sağlayan yazılı finansal belge

kredibilite : lat. * creditum (inanılan, güvenilen, borç verilen) (credere (inanmak, güvenmek, emin olmak) + itum (isim yapım eki) ) + ibilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) + itas (isim yapım ve durum eki) * bir kişi, kurum veya bilginin güvenilirlik ve inanılırlık düzeyi; güven duyulabilir olma niteliği veya kapasitesi, güvenilirlik, inanılırlık

kredo : lat. * credere (inanmak, güvenmek, emin olmak), credo (inanıyorum, güveniyorum) * İslam’daki “amentü” (inanıyorum) kelimesinin Hristiyanlıktaki muadili

krem : lat. * cremare (yakmak) (lat.); crème (krema) (fra.) * içerisinde bulunan etkin maddenin, taşıyıcı olan yağ, mum gibi maddelere karıştırılmasıyla hazırlanan ve güneş, yağmur vb. dış etkenlerden korunması amacıyla yüzeysel olarak kullanılan ilaçlar ile koyu kıvamlı kozmetik maddelere verilen isim

krema : lat. * cremare (yakmak) (lat.); crème (krema) (fra.) * süt yağı, yoğun süt ürünü; sütün üst kısmında biriken yağlı, yoğun kıvamlı süt ürünü veya tatlılarda kullanılan zengin, pürüzsüz ve yoğun kıvamlı süt bazlı sos

kremasterik : lat. * cremare (asmak, kaldırmak) + ster (-cı, yapan, eden eki) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait) * kas veya dokuların kasılması ve gevşemesiyle ilgili, özellikle testislerin asılmasını sağlayan kas yapısına ilişkin olan veya bu yapıdaki hareketler ile ilgili

kremasterik refleks : lat. * cremastericus (asılma ve kaldırma ile ilgili) + reflexus (yansıma, refleks) * kasın uyarılmasıyla testisin yukarı doğru kasılması ve skrotumun çekilmesiyle sonuçlanan, genellikle uyluk iç yüzeyine dokunma ile tetiklenen ve sinir sistemi fonksiyonlarının değerlendirilmesinde kullanılan refleks hareket

kremasyon : lat. * cremare (yakmak) + tio (isim yapım eki) * bir cenazenin, bir cesedin yüksek ateşte yakılarak küle dönüştürülmesi işlemi

krematoryum : lat. * cremator (yakan) (cremare (yakmak) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) + ium (yer, mekan eki) * cesetlerin kremasyon yoluyla yakıldığı, yüksek ısıda cenaze yakma işleminin gerçekleştirildiği bina veya tesis

kremnofit : gre. * khremnos (uçurum, sarp kayalık) + phyton, phytos (bitki, büyüyen şey) (phyo, phyein (doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek, gelişmek, şişmek, kabarmak) + ton, tos (sıfat yapım eki) ) * uçurum ve sarp kaya yüzeylerinde yetişen bitki; kaya yarıklarında veya dik kayalıklarda yaşayan bitki

kremşanti : lat., fra. * cremare (yakmak) (lat.); crème (krema) + chantilly (Chantilly, Fransa'da ünlü bir bölge ve kremalı tatlıların adı) (fra.) * şeker ve vanilinle tatlandırılmış, genellikle pastalarda ve tatlılarda kullanılan, hafif ve kabarık yapıda çırpılmış krema türü

krenat : lat. * crena (çentik, kertik, diş arası, mazgal) + atus (sıfat yapım eki) * kenarları yuvarlak çentikli, dalgalı veya dişli biçimde olan (özellikle yaprak kenarı ve hücre şekli için)

kreozot : gre.* kreas (et, kas) + soter (koruyucu) * odun kömürü veya diğer organik maddelerin damıtılmasıyla elde edilen, genellikle ahşap koruyucu olarak kullanılan antiseptik ve koruyucu özellikleri olan koyu renkli, keskin kokulu kimyasal madde

krep : fra. * crêpe (ince, yuvarlak, yassı hamur) * ince ve yassı şekilde tavada pişirilen, genellikle tatlı veya tuzlu olarak tüketilen ince hamur yiyecek türü

krepdöşin : fra. * crêpe (ince ve yassı yüzey, tabaka; içerisinde yün, viskoz, ipek gibi farklı lifler kullanılan, hava geçirgenliği fazla olan dökümlü kumaş) de (tamlama eki) + Chine (Çin) * yatak veya döşek anlamında kullanılan, ince ve yumuşak yapıdaki bir tür ipekli kumaş

krepitan : lat., fra. * crepitare (çatırdamak, çıtırdamak) + ent, ens (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); crépitant (fra.) * çatırdama sesi çıkaran, çıtır çıtır yanan veya patırdayan

krepitasyon : lat., fra. * crepitare (çatırdamak, çıtırdamak) + tio (isim yapım eki) (lat.); crépitation (fra.) * çatırdama veya çıtırtı sesi çıkarma; akciğer veya eklem seslerini tanımlamak için kullanılan terim

kreplin : fra. * crêpe (ince ve yassı yüzey, tabaka) + line (küçültme eki) * çok ince ipekli kumaş

krepon : fra. * crêpe (ince ve yassı yüzey, tabaka) + on (son ek) * yün, pamuk veya ipekten ince, kırışık, kıvrımlı veya buruşuk olarak dokunmuş kumaş türü; krepon kağıdı

krepsaten : fra. * crêpe (ince ve yassı yüzey, tabaka) + satin (parlak, düz dokuma) * krepe dokusunun kırışık ve mat yüzeyi ile satenin parlak ve düz yüzey özelliklerini birleştiren, hafif kaygan ve parlak bir yapısı olan likralı bir kumaş

kresent : lat. * crescent (crescere (büyümek, artmak) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Ay şeklinde, özellikle hilal biçiminde olan veya büyüyen, artan; ayın ilk ve son çeyrekleri arasında görülen Ay’ın hilal şekli

kresentik : lat. * crescere (artmak, büyümek, çoğalmak, genişlemek, gelişmek) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait) * hilal şeklinde, hilalsi; hilal görünümlü kızlık zarı, yarımay hymen

kresentik glomerulonefrit : lat. * crescenticus (hilal şeklinde) + glomerulus (küçük damar yumakları) (lat.) + nephros (böbrek) + itis (iltihab, enfeksiyon, hastalık, sorun) (gre.) * böbreğin küçük damar yumaklarındaki iltihabi durumun, hilal şeklinde oluşan lezyonlarla karakterize olduğu ağır bir glomerülonefrit türü

krest : lat. * crestus (crista (tırnak, saçak, tepe) + us (son ek) ) * bir şeyin üst kısmı veya tepesi, özellikle bir dağın, dalganın veya tüylerin tepe noktası veya zirvesi; ibik

kreş : gre., lat., fra. * kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos (gizli, saklı, örtülü), krypte (gizli yer, mahzen, saklama yeri) (gre.); cripia (beşik), crypta (mahzen, saklama yeri, gizleme) (lat.); crèche (beşikte bebek, çocuk bakım yeri) (fra.) * küçük çocukların bakıldığı ve gözetildiği yer, çocuk bakım kurumu

kreşendo : lat. * crescere (artmak, büyümek, çoğalmak, genişlemek, gelişmek), crescendo (büyüme, artma) * bir müzik parçasında, seslerin gittikçe yükseleceğini ve güçleneceğini belirteb müzik terimi

kretase : gre., lat. * Krite (Girit) (gre.); Cretaceus (Girit’le ilgili) (Creta (Girit) + aceus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) * yaklaşık 143,1 milyon yıl öncesinden 66 milyon yıl öncesine kadar sürmüş olan, Mezozoyik Zaman'ın üçüncü ve son dönemi olan tüm Fanerozoyik Üst Zaman'ın dokuzuncu ve en uzun jeolojik dönemi

kretenizm : gre. * Krite (Girit) + in (ile ilgili, gibi, -a ait) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * hamilelik sırasında yetersiz diyet iyotunun neden olduğu yetersiz tiroid hormonu üretimi nedeniyle, bebekte fiziksel ve zihinsel gelişimin bozulmasıyla karakterize edilen ağır zihinsel ve bedensel konjenital gerilik durumu, konjenital iyot eksikliği sendromu; Girit bölgesinde görülen guatr hastalığı veya iyot eksikliğine bağlı gelişen tiroid bezi büyümesi sonucu ortaya çıkan patolojik durum

kreton : fra. * coton (pamuk) * pamuk ipliği veya pamuktan dokunmuş bir tür beyaz patiska

kreyol : fra. * créole (yerli, yerli karışımı) * yöreye ve kişiye göre gelişen ve birkaç dilin karışımından oluşan dil; genellikle Avrupa kökenli olmayan halkların yerel dil ve kültürlerle kaynaşarak oluşturduğu, özellikle Karayipler ve Amerika'da ortaya çıkan melez dil ve kültür yapısı

krezol : gre. * kreas (et, kas) + ole (fenol grubu eki) * tuvaletlerde dezenfekte edici olarak kullanılan keskin kokulu temizlik maddesinin etken maddesi olan metilfenol sınıfından organik bileşik (C7H8O)

kriket : ing. * cricket (küçük sopa) (crick (sopa) + et (küçültme eki) ) * on birer kişilik iki takım arasında, sopa ve top yardımıyla, merkezinde 20 metre (22 yard) uzunluğunda dikdörtgen bir saha bulunan ovalimsi bir alanda oynanan takım sporu

kriko : gre. * krikos (zincir baklası, halka, çember, ring) * mekanik kaldırma cihazı (mekanik kaldırma aletlerinde kullanılan metal halka veya çemberden); anatomi literatüründe halka biçimli yapı veya bağlantı

krikoaritenoid : gre. * krikos (zincir baklası, halka, çember, ring) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) + arutaina, arytaina (huni, baca, kepçe) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * krikoid kıkırdak ile aritenoid kıkırdağı birbirine bağlayan bir eklem

krikoid : gre. * krikos (zincir baklası, halka, çember, ring) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * halka biçimindeki kıkırdak; ses kutusunda, larinksin (gırtlak) alt kısmında yer alan ve nefes alma ile ses üretimine destek olan halka biçiminde, kıkırdaksı yapıya sahip kıkırdak

krikotiroid : gre. * krikos (zincir baklası, halka, çember, ring) + thyroeides (kalkan şekilli) (thyreos (kalkan) + oeides (ile ilgili, -a ait, benzer, şekilli, biçimli) ) * gırtlağın halka biçimindeki krikoid kıkırdağı ile tiroid kıkırdağı arasında yer alan ve ses tellerinin gerilmesini sağlayarak ses tonunun ayarlanmasında rol oynayan kas ve bağ dokusu

krikotiroidotomi : gre. * krikos (zincir baklası, halka, çember, ring) + thyreos (kalkan) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * solunum tıkanıklığında hayat kurtarıcı cerrahi müdahale olan, krikoid ve tiroid kıkırdaklar arasından yapılan acil solunum yolu açma işlemi

krikotirotomi : gre. * krikos (zincir baklası, halka, çember, ring) + thyreos (kalkan) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * krikoid ve tiroid kıkırdaklar arasından, genellikle acil durumlarda solunum yolunu açmak için yapılan cerrahi kesim işlemi

krikotrakeal : gre., lat. * krikos (zincir baklası, halka, çember, ring) (gre.) + trakhys (pürüzlü, pütürlü, tırtıklı, kaba, sert, katı; nefes borusu, soluk borusu) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * halkamsı yapı (krikos) ve soluk borusu (trakea) ile ilgili

kril : nor. * krill (balık yavrusu, küçük balık) * okyanuslarda yaşayan, balinalar, penguenler ve balıklar için temel bir besin kaynağı olan, fosfolipid yapıda omega-3 (EPA/DHA) ve astaksantin antioksidanı içeren popüler bir gıda takviyesi olan yağ (kril yağı) içeren karides benzeri küçük planktonik deniz kabuklusu

kriminal : lat. * crimen (suç, itham) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * suç işleyen, suçla ilgili olan, hukuki açıdan suçlu kabul edilen

kriminal abortus : lat. * crimen (suç, itham) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + abortus (düşük, düşük yapma) * yasadışı veya izinsiz yapılan düşük, yasadışı çocuk aldırma

kriminolog : lat., gre. * crimen (suç, itham) (lat.) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) (gre.) * suç bilimiyle uğraşan, suçun nedenlerini, etkilerini, önlenmesini inceleyen uzman kişi

kriminoloji : lat., gre. * crimen (suç, itham) (lat.) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * suçun nedenlerini, etkilerini, önlenmesini inceleyen bilim dalı, suçbilim

krinolin : gre. * krinis (kıl, saç) + line (küçültme eki) * 19. yüzyılda kadın elbiselerinde kullanılan, at kılı veya benzeri malzemeden yapılan ve elbisenin geniş ve kabarık görünmesini sağlayan sertleştirici çerçeve

krios : gre. * kreios, krios (koç; hükümdar) * Yunan mitolojisinde kuzey yönü ve koç burcuyla ilgili olan, koç başı veya koç şeklinde tasvir edilen, Gaia ile titanların lideri Uranüs'ün oğlu olan Titan

kriosfer : gre. * kryos (soğuk, buz) + sphaira (top, küre, yuvarlaklık) * Dünya'nın donmuş su bileşenlerini (buzullar, buz tabakaları, deniz buzu, donmuş toprak) kapsayan katmanı

kript : gre. * kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos (gizli, saklı, örtülü) * mimaride özellikle kiliselerde bulunan yeraltı mezar odası veya gizli bölme; bademciklerin yüzeyindeki küçük çukurlar, kıvrımlar, boşluklar ve yarıklar

kript abseleri : gre., lat. * kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos (gizli, saklı, örtülü) (gre.) + abscessus (gitme, uzaklaşma, yok olma, mevcut halini terketme) (ab (uzak olan, uzak) + cedere (gitmek, ilerlemek, yol almak, uzaklaşmak, çekilmek) + us (isim yapım eki) ) (lat.) + ler (çoğul eki) + i (iyelik eki) (tür.) * gastrointestinal sistemin, özellikle de kolonun iç yüzeyinde bulunan tüp benzeri bezler olan kriptlerdeki iltihaplı hücreler

kriptik : gre. * kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos (gizli, saklı, örtülü) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * gizli, örtülü, anlaşılması güç, muğlak, esrarengiz, şifreli; mesaj, ifade veya işaretlerin doğrudan açık olmayıp, gizemli veya şifreli olduğunu belirten sıfat

kriptik tonsillit : gre., lat. * kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos (gizli, saklı, örtülü) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + tonsilla (bademcik; küçük kesilen veya küçük badem biçimli şey) (tondere (kesmek, budamak), tonsus (kesilmiş, budanmış) + illa (küçültme eki) ) (bademciklerin şekli veya kesimle ilişkisinden) (lat.) + itis (iltihab, enfeksiyon, hastalık, sorun) (gre.) * bademciklerin yüzeyindeki veya kript adı verilen derin girintilerde gizlenmiş bakteriler veya iltihap nedeniyle oluşan gizli, zor görülen bademcik iltihabı

kripto : gre. * kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos (gizli, saklı, örtülü) * şifre, kod; siyasal inancını gizleyen (kimse); gizlilik taşıyan (belge)

kriptobiyotik : gre. * kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos (gizli, saklı, örtülü) + bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * çevresel koşullara bağlı olarak metabolizmanın aşırı yavaşlaması veya görünmez düzeye inmesi, çevresel koşullar iyileştiğinde yeniden aktifleşebilmesi durumu ile ilgili, gizli yaşam ile ilgili

kriptoglandüler : gre. * kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos (gizli, saklı, örtülü) (gre.) + glandularis (bezlerle ilgili, bezlere ait veya bezleri ilgilendiren) (glans (meşe palamudu, bez) + ulus, ula (küçültme eki) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) * gizli bezlerle ilgili, gizli bezlerden kaynaklanan; apse veya enfeksiyonun görünür bir açıklığı olmadan (kriptik, gizli) bezlerden kaynaklanması durumu

kriptogram : gre. * kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos (gizli, saklı, örtülü) + gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) * şifrelenmiş metin veya kodlanmış ileti, gizli yazı, şifreli yazı; her harfin başka bir harf, rakam veya simgeyle değiştirilmesiyle oluşturulan kısa, şifreli bir metin veya bir bulmaca; çiçek açmayan bitkiler

kriptojenetik : gre. * kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos (gizli, saklı, örtülü) + genetikos (genetik, kalıtsal) (genesis (yaratım, oluşum, üretim, doğurma, doğum, ortaya çıkarma, meydana getirme) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) ) * gizli kökenli, kaynağı bilinmeyen; hastalık veya durumların sebebinin açıkça belirlenemediği, gizli veya bilinmeyen kökenli

kriptokok : gre. * kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos (gizli, saklı, örtülü) + kokkos (tane, tanecik, çekirdek, tohum, bakteri şeklinde yuvarlak yapı) * gizli tane; Cryptococcus cinsine ait, kapsüllü, yuvarlak şekilli bir mantar türü (Cryptococcus neoformans türü, bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon yapabilir.)

kriptokokkozis : gre. * kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos (gizli, saklı, örtülü) + kokkos (tohum, tomurcuk, tane, tanecik, çekirdek, yuvarlak, küre) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * Cryptococcus cinsine ait, kapsüllü, yuvarlak şekilli bir mantarın neden olduğu enfeksiyon

kriptolog : gre. * kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos (gizli, saklı, örtülü) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * gizli yazılar ve şifrelerle ilgilenen kişi; şifre çözücü, kriptoloji uzmanı

kriptoloji : gre. * kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos (gizli, saklı, örtülü) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * gizli yazılar, şifreleme ve şifre çözme yöntemlerini inceleyen bilim dalı

kriptomnezi : gre. * kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos (gizli, saklı, örtülü) + mnein (hatırlamak, anmak), meneme (bellek, hafıza), mnesia (hafıza durumu, bellek durumu) (mnesis (hatırlama, anımsama) + eia (durum eki) ) * kişinin daha önce duyduğu bir bilgiyi yeniden hatırlayıp onu yeni bir fikir gibi algılaması; unutulan kaynağın bilinçdışı şekilde bellekte kalması sonucu ortaya çıkan hatalı özgünlük hissi; başkasının fikrini farkında olmadan kendi fikri sanma; unutulmuş bir anının özgün fikir sanılarak hatırlanması

kripton : lat. * kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos, krypton (gizli, saklı, örtülü) * atom numarası 36, sembolü Kr olan, renksiz, kokusuz, asal gazlardan bir element

kriptoorşidik : gre. * kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos (gizli, saklı, örtülü) + orkhis (testis, yumurtalık, husye; yumru) + ikos (ile lgili) * inmemiş testislere ilişkin; testislerin skrotuma inmeyip gizli kalması durumu ile ilgili

kriptorşidizm : gre. * kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos (gizli, saklı, örtülü) + orkhis (testis, yumurtalık, husye; yumru) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * testislerin doğum öncesinde skrotuma inmemesi durumu; inmemiş testis hastalığı

kriptosporidiyoz : gre. * kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos (gizli, saklı, örtülü) + speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim, ekme, saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin, tohum, çekirdek, üreme hücresi) + idion (küçük, özel) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * Cryptosporidium cinsi protozoon parazitlerin neden olduğu, genellikle ishal ile seyreden bağırsak enfeksiyonu

kriptosporidyum : gre. * kryptein (gizlemek, saklamak, örtmek), kryptos (gizli, saklı, örtülü) + speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim, ekme, saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin, tohum, çekirdek, üreme hücresi) + idion (küçük, özel) (gre.); idium (lat.) * bağırsaklarda parazit olarak yaşayan, Cryptosporidium cinsine ait tek hücreli mikroorganizma

kristal : gre. * krystallos (buz, buz parçaları) * berrak, sert, cam gibi parlak mineral veya madde; kuvarsın saydam türü; cam eşya

kristalit : gre. * krystallos (buz, buz parçaları) + ites (element, kayaç ve mineral eki) * malzemelerin soğuma veya katılaşma sürecinde oluşan çok küçük, mikroskobik boyutlardaki tekli kristal yapılar (Kristalitler bir araya gelerek polikristalin (çok kristalli) katı maddeleri ve metalleri oluşturlar.)

kristalloid : gre. * krystallos (buz, buz parçaları) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * kristale benzer yapıda olan veya kristal özellikleri taşıyan; tıpta hücre dışı sıvılar için kullanılan düşük molekül ağırlıklı çözelti türü

kristalografi : gre. * krystallos (buz, buz parçaları) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * katı maddelerin iç yapısını, atomların üç boyutlu dizilişini ve simetri özelliklerini X ışını kullanarak inceleyen bilim dalı

kristoloji : gre. * christos (meshedilmiş, mesih, mesheden, kutsanmış) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * İsa Mesih’in doğası, kimliği, hayatı ve ilahi özellikleri üzerine sistematik çalışmaların yapıldığı bilim dalı

krişna : san. * krishna (kara, koyu renkli, siyah) * Hinduizmde koyu renkli, siyaha yakın ten rengine sahip olarak tasvir edilen ve sevgi ve merhametin sembolü olan tanrı

kriter : gre. * krino, krinein (ayırmak, seçmek, hüküm vermek, yargılamak), kriterion (yargılamak için kullanılan, yargılama aracı, karar verme ölçütü) * ölçütler, değerlendirme ve seçim için kullanılan standartlar veya ilkeler, kıstaslar

kritik : gre. * krino, krinein (ayırmak, seçmek, hüküm vermek, yargılamak), kritikein (yargılamak, hüküm vermek), kritikos (yargılamayla ilgili) * sanat, edebiyat, tiyatro, film vb. alanlarda eserleri değerlendiren, eleştiren kişi, yorumcu, eleştirmen; çok tehlikeli, kaygı veren, bunalımlı; eleştirel

kritisizm : gre. * kritikein (yargılamak, hüküm vermek) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * eser, davranış veya fikirlerin değerlendirilmesi, eleştiri sanatı veya süreci; yargılama, eleştirme, tenkit etme işi

kriyocerrahi : gre., ara. * kryos (soğuk, buz) (gre.) + cerrah (açıcı, ameliyat yapan hekim, yaralayan) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.) * soğuk kullanılarak yapılan cerrahi müdahale; dondurma yöntemiyle dokuların yok edilmesi işlemi

kriyoglobulinemi : gre., lat. * kryos (soğuk, buz) (gre.) + globulinemia (kanda normalden fazla globülin proteinlerinin bulunması durumu) (globus (küre, top) + ulus, ula (küçültme eki) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * soğukta çözünen ve donan anormal globulin proteinlerinin kanda bulunma durumu

kriyojel : gre. * kryos (soğuk, buz) (gre.) + gelare (donmak, katılaşmak), gel (katılaşmış, jel, ağ yapı) (lat.) * dondurma veya düşük sıcaklık işlemleriyle sentezlenen, büyük gözenekli ve üç boyutlu ağ yapısına sahip özel bir polimer malzeme

kriyojen : gre. * kryos (soğuk, buz) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * çok düşük sıcaklıklarla ilgili, soğuk üreten veya soğukla çalışan cihaz veya madde

kriyojenik : gre. * kryos (soğuk, buz) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * çok düşük sıcaklıkların üretimi, kullanımı ve bu koşullarda oluşan fiziksel/biyolojik süreçler ile ilgili; çok düşük sıcaklıklarla ilgili veya bu sıcaklıkları oluşturan; soğuğa bağlı olarak oluşan veya uygulanan

kriyokimya : gre. * kryos (soğuk, buz) + khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein (karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.); kimya (maddenin yapısını, hallerini ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı) (ara.) * maddelerin aşırı soğuklarda gösterdiği sıra dışı davranışları ve düşük ısıdaki moleküler hareketleri araştıran, kimyasal tepkimelerin ve etkileşimlerin çok düşük sıcaklıklarda, genellikle -150 °C altındaki ortamlarda incelendiği bir kimya dalı

kriyokondensasyon : gre. * kryos (soğuk, buz) + con (birlikte, beraber, ile) + densare (yoğunlaştırmak, sıkıştırmak, sıkmak) + tio (isim yapım eki) * gaz akımlarındaki zararlı veya değerli bileşenleri ayırmak ve geri kazanmak için kullanılan, gaz veya buhar halindeki maddelerin aşırı düşük (kriyojenik) sıcaklıklarda soğutularak sıvı veya katı fazda yoğunlaştırılması (yoğuşturulması) işlemi

kriyolit : gre. * kryos (soğuk, buz) + lythos (taş, kaya) * alüminyum üretiminde erime noktasını düşürmek için elektroliz işleminde kullanılan, nadir bulunan sodyum alüminyum florür minerali

kriyometri : gre. * kryos, kryon (soğuk, buz) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir çözeltinin donma noktasındaki düşüş miktarını ölçerek çözünen maddenin molekül ağırlığını (mol kütlesini) belirlemeye yarayan fizikokimya yöntemi

kriyonik : gre. * kryos, kryon (soğuk, buz) + ikos (ile ilgili, -a ait) * gelecekte tıbben canlandırılabileceği umuduyla, tedavisi imkânsız hastalıklardan ölen kişilerin bedenlerinin veya beyinlerinin çok düşük sıcaklıklarda dondurularak saklanması yöntemi

kriyopresipitat : gre., lat. * kryos (soğuk, buz) (gre.) + praecipitatus (çökelti, kalıntı, tortu) (praecipitare (önden düşürmek, hızla düşmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.) * düşük sıcaklıkta çökeltilen ve kan pıhtılaşmasında önemli olan proteinlerin bulunduğu kan ürünü; plazmanın kanamayı kontrol etmeye yardımcı olan bir dizi pıhtılaşma proteini (faktör) içeren kısmı

kriyoskopi : gre. * kryos (soğuk, buz) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopia (görüş, hedef, gözetme, gözetleme, gözlem, gözleme, bakma, hedefleme) (skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * çözeltilerin donma noktalarını ölçerek bileşenlerini veya saflığını belirleme yöntemi

kriyoşirürji : gre. * kryos (soğuk, buz) + kheirourgia (cerrahi) (kheir (el) + ergia (iş durumu, çalışma durumu, eylemsellik) (ergos, ergon (iş, çalışma, eylem) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * soğuk uygulamasıyla dokuları dondurarak yapılan cerrahi müdahale yöntemi

kriyoterapi : gre. * kryos (soğuk, buz) + therapeia (hizmet etme, ilgilenme, iyileştirme, tedavi etme, eğitme, öğretme, iyileştirme, öğretiyle islah etme; bakım, hizmet, tedavi) (therapuein (hizmet etmek, ilgilenmek, iyileştirmek, tedavi etmek, yönetmek, tıbbi tedavi etmek), the (ön ek) + rapein (eğitmek, öğretmek) ) + eia (isim yapım eki) ) * hastalık veya yaralanmaların soğuk uygulayarak iyileştirilmesi yöntemi

kriz : gre. * krino, krinein (ayırmak, seçmek, hüküm vermek, yargılamak), krisis (ayırma, seçme, karar verme, yargılama) (kritikein (yargılamak, hüküm vermek) + isi (isim yapım eki) ) * bir sürecin kritik dönüm noktasına ulaştığı, acil karar gerektiren ve gidişatın olumlu veya olumsuz yönde değişebileceği durum; ani ve kritik dönüm noktası; önemli karar veya değişim zamanı; hastalıkta kötüleşme veya iyileşme evresi

krizalit : gre. * khrysalis (altın koza, pupa) (khrys (altın) + alis (koza) ) * kelebek veya güve tırtılının pupa (koza) evresi; özellikle böceklerin larva ile erişkin arasında geçiş yaptığı koruyucu kabuk veya koza

krizantem : gre. * khrusanthemon (altın çiçeği) (khrusos, khrysos (altın) + anthemon (çiçek) ) * bileşikgillerden/papatyagillerden (Asteraceae) olan, çelikleme yoluyla veya sürgünle yetiştirilen, çeşitli renkli, iri ve katmerli çiçekleri olan, sonbahardan kışa kadar çiçek açan bir süs bitkisi; kasımpatı

krizolit : gre. * khrysos (altın) + lithos (taş, kaya) * sarı-yeşil renkte, genellikle yeşim taşı olarak da bilinen bir tür olivin minerali, altın taşı

krokan : fra. * croquant (gevrek, çıtır) (croquer (ısırarak kırmak, çıtırdatmak, gevrek bir sesle kırmak) + ant (sıfat yapım eki) ) * gevrek, çıtır; kuruyemişlerin şekerle kaynatılıp sertleştirilmesiyle yapılan çıtır bir tatlı türü

kroke : nor., fra. * krokr (kanca) (nor.), croquet (küçük sopa) (croq (sopa) + et (küçültme eki) ) * boks maçında bir boksörün nakavt öncesi durumu; top, tokmak, çember ve çivi ile oynanan vurmalı çim oyunu (crook, croc (kanca) (ing., fra.) )

kroket : fra. * croquette (çıtır şey, küçük gevrek parça) (croquer (ısırarak kırmak, çıtırdatmak, gevrek bir sesle kırmak) + ette (isim yapım eki) ) * et, peynir, sebze veya patates püresi gibi malzemelerin kalın bir harçla birleştirilip, şekil verildikten sonra galeta ununa bulanıp derin yağda kızartılmasıyla yapılan, genellikle silindir, top veya yassı köfte şeklinde hazırlanan ve dışı çıtır, içi yumuşak bir yapıya sahip olan çıtır bir atıştırmalık; dışı kızartılmış, gevrek kaplamalı küçük yiyecek; çim üzerinde oynanan bir top oyunu adı

kroki : fra. * croquis (taslak çizim, hızlı eskiz) * bir yerin, yapının veya planın ölçeksiz veya yaklaşık oranlarla hızlıca çizilmiş taslak gösterimi, kaba taslak çizim, ön çizim

krokodil : gre. * krokos (kırıntı, çakıl) + dilos (yılan, kertenkele) * çakıllı yer yılanı, çakıllı bölgede yaşayan sürüngen; büyük, etçil bir sürüngen; su kenarlarında yaşayan ve güçlü çeneleriyle bilinen timsah türü

krom : gre., lat. * khroma (renk, ton, görünüş, renk skalası, krom) (gre.); chromium (lat.) * simgesi Cr, atom sayısı 24, atom ağırlığı 52,01, yoğunluğu 6,97 olan, ısıya dayanıklı, havada oksitlenmeyen, hafif mavi parıltılı ak renkli, çok sert bir element

kromaffin : gre., lat. * khroma (renk, ton, görünüş, renk skalası) (gre.) + affinis (yakın, ilişkili) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + finis (sınır, uç, bitiş) ) (lat.) * renk ile ilişkili; belirli hücrelerin krom (renk) boyalarına karşı gösterdikleri belirgin reaksiyon; özellikle adrenal medullada bulunan ve katekolamin salgılayan hücreler için kullanılan terim; başlıca böbrek üstü bezlerinin (adrenal medulla) merkezinde yer alan ve katekolamin hormonlarının (adrenalin ve noradrenalin) sentezinden ve salgılanmasından sorumlu özelleşmiş endokrin hücre

kromaj : gre., fra. * khroma (renk, ton, görünüş, renk skalası) (gre.) + age (isim yapım eki) (fra.) * korozyona dayanıklılık ve estetik amaçla yapılan, metal veya yüzey üzerine parlak ve koruyucu bir krom tabakası kaplama işlemi

kromat : gre. * khroma (renk, ton, görünüş, renk skalası) (gre.) + atus (isim veya sıfat yapım eki) (lat.) * renkli iyon veya bileşik; renklendirici özelliğe sahip iyonlar veya kompleksler için kullanılan terim

kromatik : gre. * khroma, khromat (khroma (renk, ton, görünüş, renk skalası) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * renkle ilgili; renklerin çeşitliliği, tonları veya renk geçişleriyle bağlantılı olan veya renk bilimiyle ilgili; kromozomlarla ilgili

kromatin : gre., lat. * khroma (renk, ton, görünüş, renk skalası) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * hücre çekirdeğinde bulunan, DNA ve proteinlerden oluşan, genetik bilgiyi taşıyan yapıların bulunduğu kromozomların temel bileşeni olan madde

kromatit : gre. * khroma, khromat (renk, ton, görünüş, renk skalası) + ites (element, kayaç ve mineral eki) * kromozomların bölünme sırasında ayrılan ve genetik materyal ve genetik bilgi içeren temel yapı birimi olan iki paralel ipliği

kromatofor : gre. * khroma, khromat (khroma (renk, ton, görünüş, renk skalası) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) * renk pigmentlerini taşıyan veya bulunduran, omurgasızlarda ve bazı balıklarda deride renk değiştirmeyi sağlayan hücre tipi

kromatografi : gre. * khroma, khromat (khroma (renk, ton, görünüş, renk skalası) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * karışım halindeki maddeleri analiz etmek, saflaştırmak, bileşenleri renkli bantlar veya çizgiler halinde ayrıştırmak, karışım içerisindeki bileşenleri tanımlamak ve miktarını ölçmek amacı ile kullanılan bir yöntem

kromatografik : gre., lat. * khromatus (khroma (renk, ton, görünüş, renk skalası, krom) (gre.) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * maddelerin bileşenlerini çözmek ve ölçmek için yapılan, bir karışım içindeki maddeleri birbirine göre ayıran, saflaştıran veya inceleyen, kromatografi yöntemi ile ilgili

krome : gre., lat. * khromatus (khroma (renk, ton, görünüş, renk skalası, krom) (gre.) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); chromé (fra.) * kromdan yapılmış, kromlanmış, kromla kaplanmış

kromhidroz : gre. * khroma (renk, ton, görünüş) + hydros, hudros (su; ter) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * yüzde, koltuk altlarında veya meme areolasında (meme uçlarının etrafındaki koyu renkli deri halkası) renkli terlemeyle kendini gösteren bir ter bezi rahatsızlığı

kromoblastomikoz : gre. * khroma (renk, ton, görünüş, renk skalası, krom) + blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * renkli hücre tümörü hastalığı; deride renkli, nodüler veya plak benzeri lezyonlar oluşturan kronik mantar enfeksiyonu

kromofob : gre. * khroma (renk, ton, görünüş, renk skalası) + phobos (korku) * boyayı veya renk maddelerini tutmayan hücre veya doku; mikroskopta renksiz veya soluk görünen yapı, boyanmaya dirençli hücre tipi

kromojen : gre. * khroma (renk, ton, görünüş, renk skalası) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * renk oluşturan veya renk veren madde veya enzim

kromoplast : gre. * khroma (renk, ton, görünüş, renk skalası) + plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) (plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek) + os (sıfat yapım eki) ) * bitki hücrelerinde renk pigmentleri içeren ve fotosentez dışında renk verme işlevi gören plastid türü; özellikle meyve, çiçek ve yapraklarda bulunan renkli organel

kromosfer : gre. * khroma (renk, ton, görünüş, renk skalası) + sphaira (top, küre, yuvarlaklık) * Güneş’in atmosferinin, fotosferin hemen üstünde bulunan, genellikle kırmızımsı renkte görülen, güneş lekeleri ile güneş patlamalarının kaynağı olan renkli, gaz yapısındaki tabaka

kromotografi : gre. * khroma, khromat (renk, ton, görünüş, renk skalası) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * karışımlardaki bileşenlerin renkli çizgiler veya bantlar halinde ayrılması ve görüntülenmesi

kromotropizm : gre. * khroma, khromat (renk, ton, görünüş, renk skalası) + tropismos (yönelme, dönme, eğilim) (trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) ) * organizmanın veya hücrenin renk uyaranına doğru veya ondan uzaklaşarak yönelmesi durumu; özellikle bitkilerde veya mikroorganizmalarda ışığın renk bileşenlerine verilen tropik tepki

kromozom : gre. * khroma (renk, ton, görünüş, renk skalası) + soma (yapı, beden, vücut, gövde, nesne) * karyokinez bölünme sırasında göze çekirdeğinin içinde beliren ve kromatin ipliklerinin parçalara ayrılmasıyla oluşan, bazı yeteneklerin, özelliklerin yeni bireylere geçmesine yarayan, kıvrık çubuk biçimindeki cisim

kron : lat. * corona (taç, çelenk, halka biçimli süs) (lat.); couronne (fra.) * bir dişin ağız içerisinde, diş etlerinin üst kısmında görünen, diş minesi ve dentin tabakalarından oluşan beyaz bölümü, taç tabaka

kronaksi : gre. * khronos (zaman, vakit, süre) (gre) + axis (akis, eksen, aktarıcı, yansıtıcı, dingil, yansıma, yansıyan, tersine olan) (lat.) * belli, çok hafif bir elektrik akımının, bir sinirde veya kasta uyarım oluşturabilmesi için gerekli olan çok kısa süre; zaman ekseni veya zamanla ilgili dönme hattı; genellikle biyoloji veya tıp alanında, organizmanın zamanla ilişkili ritim veya hareket eksenini ifade eden terim

kronecker deltası : alm., gre., tür. * kronecker (Alman matematikçi Leopold Kronecker'in soyadından) (alm.) + delta (fark, değişim, değişken; Grek alfabesinde dördüncü harf) (gre.) + sı (iyelik eki) (tür.) * matematikte iki tam sayının eşitliğini gösteren fonksiyon; iki indeksin eşit olduğu durumda 1, farklı olduğu durumda 0 değeri alan ve özellikle cebir ve dizilerde kullanılan sembol

kronik : gre. * khronos (zaman, vakit, süre) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * uzun süre devam eden veya tekrarlayan; özellikle hastalıklar için kullanılan, zamanla ilişkili, sürekli veya devam eden durumları tanımlayan sıfat

kronik travmatik ensefalopati : gre. * khronos (zaman, vakit, süre) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + trauma (yara, darbe) + tikos, ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + enkephale, enkephalon, enkephalos (kafanın içi, beyin (en (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + kephale, kephalos (kafa, baş) ) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kafa travmaları sonucu gelişen, sporcularda sık görülen, hafıza kaybı, kişilik değişimi, depresyon, intihar eğilimi, bunama ile karakterize olan nörodejeneratif bir hastalık, zamana yayılan travmaya bağlı beyin hastalığı (CTE-Chronic Traumatic Encephalopathy)

kronograf : gre. * khronos (zaman, vakit, süre) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek), graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) * zamanı kaydeden veya ölçen cihaz; özellikle saniye ve daha küçük zaman dilimlerini hassas şekilde ölçmek için kullanılan saat türü veya zaman ölçüm aleti

kronoloji : gre. * khronos (zaman, vakit, süre) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * olayların veya olguların zaman sırasına göre düzenlenmesi ve incelenmesi bilimi; tarih ve diğer disiplinlerde zaman dizilimini ve dönemleri sistematik olarak inceleyen alan

kronolojik : gre. * khronos (zaman, vakit, süre) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * zaman sırasına göre düzenlenmiş veya zamanla ilgili; olayların veya bilgilerin gerçekleşme tarihine göre dizildiği, zamana bağlı sıralama ve inceleme biçimi

kronometre : gre. * khronos (zaman, vakit, süre) + metros, metron (ölçü) * yüksek hassasiyetle zamanı ölçen saat veya zaman ölçme cihazı; özellikle denizcilikte ve bilimsel çalışmalarda kesin zaman ölçümü için kullanılan alet

kronos : gre. * khronos (zaman, vakit, süre) * Yunan mitolojisinde, kainatın başlangıcından beri var olan ve her şeyi aşan zamansal düzeni temsil eden, bazen yaşlı, sakallı bir figür olarak tasvir edilen, zamanın kişileştirilmiş tanrısı

kronostaz : gre. * khronos (zaman, vakit, süre) + stasis (durma, durum, hal) * saate bakıldığında saniye ibresinin veya saniyeyi temsil eden sayının kısa bir an duruyormuş veya değişmiyormuş gibi algılanması, zaman donması; zihinsel olarak zaman algısında geçici bir duraksama veya gecikme hissi (özellikle göz kırpma veya ani odak değişimlerinde, ilk görülen nesnenin normalden uzun süre algılanması durumu)

kronotrop : gre. * khronos (zaman, vakit, süre) + trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) * kalp hızını artıran veya azaltan; özellikle kardiyolojide kalbin atım hızını etkileyen maddeler veya etkiler için kullanılan terim; ritmik ve düzenli bir biçimde çalışan organların ritmlerini bozarak çalışmasına sebep olan etken maddelere verilen isim

kros : lat. * crux (haç, çapraz, kesişen yapı) (lat.); cross (ing.) * iki şeyin kesişmesi veya birbirini dikey veya eğik olarak kesmesi, kesişim; Hristiyanlıkta kutsal haç sembolü; geçmek, karşıya geçmek, engel olmak veya karışmak

krosmeç : ing. * cross (çapraz) + match (eşleştirme, uyum) * tıpta kan naklinden önce donör ve alıcı kan örneklerinin laboratuvarda çapraz olarak karıştırılıp uyumunun test edilmesi işlemi; kan grubu ve bağışıklık reaksiyonlarının önceden belirlenmesi amacıyla yapılan test

krosover : ing. * cross (çapraz) + over (üst, yukarı) * iki farklı alan, tür, tarz veya sistemin unsurlarının bir araya gelmesi veya birbirine geçmesi; genetikte kromozomlar arasında parça değişimi, müzikte türler arası geçiş, araçlarda yol ve arazi kullanımına uygun tasarım veya hikaye evrenlerinin birleşmesi; basketbolda topu süren (dripling yapan) bir oyuncunun yön değiştirmek veya kendisine savunma yapan rakibini geçmek için topu hızla çapraz yönde bir kere sektirerek bir elinden diğerine geçirmesi

kroşe : fra. * crochet (küçük kanca, çengel) (croc (kanca, çengel) + et (küçültme eki) ) * boks sporunda yana doğru ve kısa mesafeden atılan kavisli yumruk; dikiş veya örgüde kanca şeklindeki iğne ve bu teknikle yapılan iş

kruasan : lat., fra. * crescent (büyüyen, artan, gelişen) (crescere (artmak, büyümek, çoğalmak, genişlemek, gelişmek) + ens, ent (ile ilgili, -a ait) ) (lat.); croître, croissant (fra.) * büyüyen, gelişen; hilal (büyüyen ay), adını hilale benzeyen şekli ve kabararak büyümesinden alan, ay biçiminde, kat kat açılmış hamurla yapılan Fransız çöreği, ay şeklinde çörek, ay çöreği

krup : alm. * Kropf (şişlik, guatr, şişmiş boğaz, boğaz şişliği; şişlik, guatr, şişmiş boğaz) * genellikle çocuklarda görülen, üst solunum yollarında daralmaya yol açan ve boğuk, havlar tarzda öksürük, ses kısıklığı ve nefes darlığı ile seyreden

krupiye : fra. * croupier (arkacı, artçı, arkada duran kişi) (croupe (arka, arka taraf, oturma yeri; atın sağrısı, kıç; kuyruk sokumu, gövde; kabarık şey, şişik, sağrı) + ier (-cı, yapan, eden eki) * kumarhanelerde veya oyun salonlarında masayı yöneten, bahisleri toplayıp ödemeleri yapan görevli

krusifiksiyon : lat. * crux, cruc (artı işaret, haç, çapraz, çarmıh) + figere (tutturmak, sabitlemek, bağlamak, bitiştirmek, yapıştırmak; şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, hayal etmek, uydurmak), fixio (sabitleme, tutturma, yapıştırma) * bir kimseyi ceza olarak elleri ve ayakları çivilenmiş veya bağlanmış hâlde haç biçimindeki bir direğe asarak öldürme, çarmıha germe

krut : fra. * croûte (kabuk, kabuk tabakası) * genellikle yara, iltihap, egzama, serum, kan veya cerahat (iltihap) nedeniyle deri veya başka bir yüzey üzerinde oluşan sertleşmiş, kurumuş kabuk veya pul niteliğindeki elemanter dış tabaka lezyonu

kruvasan : lat., fra. * crescent (büyüyen, artan, gelişen) (crescere (artmak, büyümek, çoğalmak, genişlemek, gelişmek) + ens, ent (ile ilgili, -a ait) ) (lat.); croître, croissant (fra.) * büyüyen, gelişen; hilal (büyüyen ay), adını hilale benzeyen şekli ve kabararak büyümesinden alan, ay biçiminde, kat kat açılmış hamurla yapılan Fransız çöreği, ay şeklinde çörek, ay çöreği

kruvaze : lat., fra. * crux, cruc (artı işaret, haç, çapraz, çarmıh), cruciatus (çapraz) (cruciare (çarmıha germek, çapraz yapmak) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); croix (haç, çapraz), croiser (çaprazlamak, kesişmek), croisé (çapraz, kesişmiş, karşılıklı geçmiş) (fra.) * çaprazlama, ikiye katlanmış; ön parçaları birbiri üzerine gelecek şekilde genişçe katlanarak çift sıra düğmeyle iliklenen ceket, yelek veya palto modeli

kruvaziyer : lat., fra. * crux, cruc (artı işaret, haç, çapraz, çarmıh), cruciatus (çapraz) (cruciare (çarmıha germek, çapraz yapmak) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); croix (haç, çapraz), croisière (croiser (çaprazlamak, kesişmek) + ière (isim yapım eki) ) (fra.) * turistik amaçla önceden belirlenmiş belirli rotalarda seyahat eden, içinde konaklama, yemek, eğlence ve sosyal aktivite imkanları barındıran büyük ve lüks yolcu gemisi ve bu gemiyle yapılan organize deniz tatili

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...