asidorezistan :
lat. * acidum, acidus (ekşi, asit) + re (karşı; tekrar, yeniden) + sistere
(durmak, ayakta durmak, durmak, dikilmek, dayanmak, kalmak, direnmek, sabit
kalmak) + ent (sıfat yapım eki; ile ilgili, -a ait) * aside dayanıklı
asidoz :
lat., gre. * acidum, acidum, acidus (ekşi, asit) (lat.) + ose, osis (isim
yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * aşırı asit miktarı nedeniyle
vücudun pH değerini 7.35'in altına düşürme eğilimi olan herhangi bir hastalık
(pH < 7 = asit, pH = 7 = nötr, pH > 7 = bazik, alkalik)
asif :
ara. * asafa (şiddetle esmek, savurmak, fırtına yapmak; öfkelenmek,
hiddetlenmek; üzülmek, pişmanlık duymak; sıkmak, ezmek, savurmak, tahrip etmek,
yıkmak, sürüklemek) * şiddetli rüzgar, fırtına, kasırga niteliğine sahip,
fırtınalı, şiddetle esen, kasırgalı; öfkeli, hiddetli; üzgün, hüzünlü, pişman
asiklovir :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + kuklos, kyklos (daire,
devir, çember, döngü, tekerlek, siklus) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) + vir (antiviral ilaç eki) * herpes virüslerine karşı etkili olan,
guanozin analoğu antiviral ilacın etkin maddesi (C8H11N5O3)
asil :
ara. * asl (esas, kök, köken, temel, öz, soy) * soylu, esaslı, temelli, ilkeli
asile :
ara. * asl (esas, kök, köken, temel, öz, soy), asil (gün sonu, akşamüzeri) + e
(dişil eki) * güneşin batmasından önceki zaman dilimini, yani öğleden sonranın
son kısmı ile akşamüzeri arasındaki vakit, akşam üzeri, akşam, barınma
asilidae :
gre. * asilos (dokunulmaz, güvenli, emin, sığınak altında) (gre.) + eidos
(görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki)
(lat.) * diğer böcekleri avlayarak beslenen, hızlı, çevik ve agresif olan,
güçlü ağız yapılarıyla avlarını felç edip sıvılarını emerek tüketen yırtıcı
sinek (suikastçı sinek, hırsız sinek, soyguncu sinek) familyası
asilzade :
ara., far. * asil (soylu, esaslı) (ara.) + zade (-den doğmuş, oğlu, kızı,
soyundan) (far.) * soylu oğlu, soylu evlat
asim :
ara. * asama (korumak, engellemek, sakınmak, saklamak, muhafaza etmek) *
koruyan, koruyucu, muhafaz eden, muhafız
asimbiyotik :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + sun, syn (ile, birlikte,
beraber, eş, tamamen) + bios (hayat, yaşam, dirim, canlılık) + tikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iki organizmanın karşılıklı fayda sağladığı bir
ilişki içinde olmaması durumu; organizmaların birbirinden bağımsız yaşaması,
ortak yaşam ile ilgili olmayan
asimetri :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + symmetria (uyum, denge,
bakışım) (sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + metria (ölçüm,
ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
bakışımsızlık, simetrik olmama durumu
asimetrik :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + symmetrikos (uyum,
denge, bakışım) (sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + metron,
metros (ölçü) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * bakışımsız,
simetrik olmayan
asimilasyon :
lat. * assimilationem (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + similis
(benzerlik), similare (benzer kılmak, benzetmek, eşitlemek; bir şeyi başka şeye
benzer hale getirmek) + tionem, atio (isim yapım eki) ) * benzer hale getirme,
benzeştirme
asimile :
lat., fra. * assimilat (emilmiş, özümsenmiş, benzetilmiş) (ad (-a doğru,
yönelim, yan, yakın) + similis (benzer, benzeyen), similatus (benzetilmiş)
similare (benzer kılmak, benzetmek, eşitlemek; bir şeyi başka şeye benzer hale
getirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); assimilé (fra.) *
özümsenmiş, benzetilmiş, uyumlu hale getirilmiş
asimina :
lat. * Asimina (bitki adı) * Kuzey Amerika kökenli, yenilebilir meyveleri olan
küçük ağaç veya çalı türü, Annonaceae familyasından bir bitki
asimptot :
gre. * asumptotos, asymptotos (birlikte düşmeyen) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve
olumsuzluk ön eki) + sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + ptotos,
ptosis (düşme, düşüş, sarkma) (piptein (düşmek) + osis (isim yapım, durum,
sorun, hastalık eki) ) * belirli bir A eğrisine istenildiği kadar yaklaşabilen,
A üzerinde ilerledikçe arasındaki mesafe azalan ve sıfıra yaklaşan ikinci bir B
eğrisi, sonuşmaz
asimptotik :
gre. * asumptotos, asymptotos (birlikte düşmeyen) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve
olumsuzluk ön eki) + sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + ptotos,
ptosis (düşme, düşüş, sarkma) (piptein (düşmek) + osis (isim yapım, durum,
sorun, hastalık eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir şeye
doğru yönelme ancak bir türlü ona ulaşamama durumuyla ilgili, sonuşmazcıl; bir
eğri veya fonksiyonun grafiği ile bir eksen veya başka bir eğriye yaklaşması
ama asla kesişmemesi durumuyla ilgili, limit davranışı gösteren
asin :
ara. * asana (yaşlanmak, eskimek, bozulmak, çürümek) * yaşlanan, eskiyen,
bozulan, çürüyen, pis kokulu hale gelen; bozulup kokan su
asindeton :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + syndein (birlikte
bağlamak, birleştirmek, bir araya getirmek) (syn (ile, birlikte, beraber) +
dein (bağlamak, birleştirmek) ), syndeton (bağlanmış, birleştirilmiş, bir araya
getirilmiş) * bir cümlede ya da birbirine bağlı cümleler dizisinde, normalde
kullanılması gereken "ve", "veya", "ama" gibi bağlaçların
kasıtlı olarak kaldırılıp sözcük veya kelime öbeklerinin sadece virgül ya da
noktalı virgülle birbirine bağlanmasıyla yapılan edebi anlatım sanatı,
bağlaçsızlık
asiner :
lat. * acinus (tohum, tanecik; üzüm) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
* loblu gibi gözüken hücre gruplarını tanımlamak için kullanılan sıfat
(üzümleri tutmak anlamından)
asiniform :
lat. * acinus (tohum, tanecik; üzüm, üzüm tanesi) + formis (şekilli, biçimli)
(forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * üzüm salkımı
şeklinde, salkımlı, tanecikli, keseciksi
asinus :
lat. * acinus (tohum, tanecik; üzüm, üzüm tanesi) * daire tarzında ve salgı
birimi biçiminde dizilmiş hücreler, kesecik, salkım
asir :
ara. * asara (keşfetmek, ortaya çıkarmak, meydana çıkarmak, bildirmek,
farkettirmek, göstermek) * bir şeyi bulan, ortaya çıkaran, keşfeden, kaşif
asir :
ara. * a'sara (kuvvet yoluyla sıvı çıkarmak, ezmek, sıkmak, sıkıştırmak,
zorlamak) * zorlayan, zorlayıcı, zor, güç, katı, ağır, müşkül; üzüm ve benzeri
şeyleri şıra yapmak veya yağını almak için sıkan
asist :
lat. * assistere (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + sistere (durmak, ayakta
durmak, durmak, dikilmek, dayanmak, kalmak, direnmek, sabit kalmak) * yardım,
yardım etme; basketbolda sayı pası, sayıyla sonuçlanan pas
asistan :
lat. * assistent (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + sistere (durmak, ayakta
durmak, durmak, dikilmek, dayanmak, kalmak, direnmek, sabit kalmak) + ent -cı,
yapan, eden eki) * yardımcı, asiste eden
asistans :
lat. * assistent (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + sistere (durmak, ayakta
durmak, durmak, dikilmek, dayanmak, kalmak, direnmek, sabit kalmak) + entia
(isim, yer ve durum eki) * asistanlık, yardım etme, yardımcılık
asit :
lat. * acidum, acidus (ekşi olan; hidrojen iyonu veren, pH düşürücü madde,
asit) (acere (ekşi olmak) + idum, idus (ile ilgili olan) ) * suya
karıştırıldığında hidrojen iyonları veren, mavi turnusolü kırmızıya çevirme
özelliğinde olan ve bileşimindeki hidrojenin yerine maden alarak tuz oluşturan
hidrojenli bileşik
asit fast :
lat., ing. * acidus (ekşi olan; hidrojen iyonu veren, pH düşürücü madde, asit)
(lat.) + fast (hızlı) (ing.) * bir bakteriye boyama prosedürleri sırasında
asitler tarafından renk açılmasına karşı direnç gösterme yeteneği veren
fiziksel bir özellik, asit hızlılık
asit test oranı :
lat., tür. * asset (varlık, yeterli emlak) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın)
+ satis (yeterli) ) + testa, testum (kap, çömlek, hazne, kalıp) (lat.) + oran,
orum (kesim, tutam, nisbet) + ı (iyelik eki) (tür.) * bir şirketin dönen
varlıklarından (kasa, banka, mal stok, alacaklar vb.) stoklarının çıkarılıp,
kısa vadeli yabancı kaynaklara bölünmesiyle elde edilen oran, likidite oranı
asitofil :
lat., gre. * acidum, acidus (ekşi, asit) (lat.) + philein (sevmek), philos
(seven, sever, sevici) (gre.) * asit seven, asit sever; asit boyalara veya
asidik ortama karşı afinitesi olan, asitli ortamlarda üreyebilen
(mikroorganizma)
asitofilik :
lat., gre. * acidum, acidus (ekşi, asit) (lat.) + philein (sevmek), philos
(seven, sever, sevici) (gre.) * asit seven, asit sever; asit boyalara veya
asidik ortama karşı afinitesi olan, asitli ortamlarda üreyebilen
(mikroorganizma)
asitofilite :
lat., gre. * acidum, acidus (ekşi, asit) (lat.) + philein (sevmek), philos
(seven, sever, sevici) (gre.) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * asit
sevenlik, asit severlik; asit boyalara veya asidik ortama karşı afinitesi olma,
(mikroorganizma) asitli ortamlarda üreyebilme durumu
asitölçer :
lat., tür. * acidus (ekşi olan; hidrojen iyonu veren, pH düşürücü madde, asit)
(lat.) + ölç (değer tespit etmek) + er (yapan, eden, araç eki) (tür.) * bir
asidin özelliğini, derişim derecesini ölçmeye yarayan cihaz, asidimetre
asitproof :
lat., ing. * acidus (ekşi olan; hidrojen iyonu veren, pH düşürücü madde, asit)
(lat.) + proof (ispat) (ing.) * asidin aşındırıcı etkilerine karşı dayanıklı
olan
asitretin :
lat. * acidus (ekşi olan; hidrojen iyonu veren, pH düşürücü madde, asit) +
tretin (retinoid bileşikler ile ilgiyi belirten ek) * şiddetli dirençli sedef
hastalığının tedavisinde kullanılan bir oral retinoid (C21H26O3)
asiye :
ara. * asa (isyan etmek) + iye (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * isyan eden,
itaatsiz, başkaldıran; kederli, hüzünlü kadın; sütun, kolon, direk; Hz. Musa'yı
Nil nehrinden çıkararak büyütüp yetiştiren kadın, Firavunun zevcesinin ismi
ask :
gre. * askos (kese, torba, çanta, tulum) * kesecik
askarit :
gre. * askarides (askos (kese, torba) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
* kese-benzeri yapı taşıyan, torbalı görünüşte olan bağırsak solucanı
askariyazis :
gre. * askaris (bağırsak solucanı) + iasis (iltihap, enfeksiyon, durum, sorun,
hastalık eki) * Ascaris lumbricoides türü yuvarlak bir solucan tarafından
oluşturulan bağırsak enfeksiyon hastalığı
asker :
ara. * askar (ordu mensubu kişi); oscar (çavuş, alet, mızrak, malafat; tanrının
mızrağı) (os (tanrı) + car (mızrak) ); os (geyik) + car (seven, sevgi gösteren,
arkadaş) (gal.) * bir devletin silahlı kuvvetlerinde (orduda) görev yapan, en
alt kademedeki erden en üst rütbeli generale kadar tüm personele verilen genel
isim, ordu
askeri :
ara. * asker (ordu mensubu kişi) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * asker
ile ilgili, askeriye ile ilgili
askeriye :
ara. * asker (ordu mensubu kişi) + iye (isim yapım ve durum eki) * askerlik ile
ilgili olma durumu, devletin silahlı kuvvetlerini, ordu teşkilatını ve
askerlikle ilgili kurumların tümü; askerlik mesleği, askeri düzen ve nizam
askı :
tür. * as (bir yere takarak sarkıtmak, asmak, takmak) + kı (isim yapım eki) *
üzerine herhangi bir şey takmaya yarayan şey
askıntı :
tür. * as (bir yere takarak sarkıtmak, asmak, takmak) + kı (isim yapım eki) +
ıntı (isim yapım eki) * birini rahatsız edecek denli üzerine düşen, yapışkan,
asıntı
asklı :
gre. * askos (kese, torba, çanta, tulum) + lı (ile, birlikte, beraber, sahibi)
* sporları ask denilen kesecikler içinde oluşan (mantar)
asklı mantar :
gre., tür. * askos (kese, torba, çanta, tulum) (gre.) + lı (ile, birlikte,
beraber, sahibi) (tür.) + manitari (mantar) (amanites (yenilen bir tür mantar)
+ arion (küçültme eki) ) (gre.) * sporları spor kesesi içinde bulunan ve bira
mayası mantarı olarak da bilinen mantar türü
askomit :
gre. * askos (tulum, torba, kese, çanta) + mycetes, mycota (mantar) *
sporlarını askus (torba benzeri yapı) içinde üreten mantar
askorbat :
lat. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + scorbutus (aşağılık,
pislik; iskorbüt hastalığı) + atum, ate (bir asidin esterini veya tuzunu
belirten ek) * vücudu serbest radikallerin zararlarından koruyan, bağışıklık
sisteminin güçlenmesine, cilt sağlığının korunmasına, demir emiliminin
artmasına ve yaraların daha hızlı iyileşmesine katkıda bulunan, kimyasal adı C
vitamini olan antioksidan özellikli vitamin, askorbat
askorbik asit :
lat. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + scorbutus (aşağılık,
pislik; iskorbüt hastalığı) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait) + acidum, acidus
(ekşi olan, asit) (acere (ekşi olmak) + idus (ile ilgili olan) ) * vücudu
serbest radikallerin zararlarından koruyan, bağışıklık sisteminin güçlenmesine,
cilt sağlığının korunmasına, demir emiliminin artmasına ve yaraların daha hızlı
iyileşmesine katkıda bulunan, kimyasal adı C vitamini olan antioksidan
özellikli vitamin, askorbat (C6H8O6)
askospor :
gre. * askos (kese, torba, çanta, tulum) + speirein (ekmek, tohum atmak,
serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim, ekme, saçma, dağıtma), sporas
(ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin, tohum, çekirdek, üreme hücresi) *
asklı mantarların sporuna verilen isim
asla :
ara. * asl (esas, kök, köken, temel, öz, soy) + a, en (gibi olarak) * aslen,
kesin olarak, hiçbir zaman, hiçbir şekilde, hiç, katiyen, kesinlikle
aslabi :
ara. * sulb (soy, nesil), aslab (soylar, nesiller) + i (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * soylar ile ilgili, nesiller ile ilgili, sulbler ile ilgili,
beller ile ilgili
aslah :
ara. * salah (iyi olma, iyilik, iyileşme, düzelme, rahatlık, sulh) kelimesinin
pekiştirilmiş hali, salih (iyi, doğru, düzgün, dürüst) * en iyi, daha iyi
aslan :
tür. * ars (diş göstermek) + lan (gibi olan, gibi yapan, ile ilgili); ar
(kumral, kestane rengi) + sıl (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ang (vahşi
hayvan) * kedigillerden (felidae), Afrika’da yaşayan, koyu sarı renkli,
erkeğinin boynunda yele bulunan, büyük ve çok güçlü, yırtıcı bir memeli hayvan
aslan burcu :
tür., gre. * aslan (tür.) + pyrgos (kule, bir yapının en yüksek noktası) (gre.)
+ u (iyelik eki) (tür.) * 23 Temmuz - 22 Ağustos tarihleri arasında doğanları
temsil eden, özgüveni yüksek, lider ruhlu ve gösterişli kişilik özellikleriyle
bilinen zodyak burcu
aslanağzı :
tür. * aslan (kedigillerden yırtıcı etobur memeli) + ağız (açıklık, boşluk,
giriş) + ı (iyelik eki) * sıracaotugillerden, salkım durumunda, türlü renkte,
güzel ama kokusuz çiçekleri olan otsu bir bitki; havuz kenarlarına konulan ve
ağzından su akan, aslan veya aslan başı biçimindeki süs taşı
aslanapa :
ara., tür. * aslan (kedigillerden yırtıcı etobur memeli) + oba (koyun ağılı,
çadır yeri, göçebe yerleşimi) * Kütahya'nın bir ilçesi
aslankulağı :
tür. * aslan (kedigillerden yırtıcı etobur memeli) + kulak (işitme organı) + ı
(iyelik eki) * bir sap üzerine dizili sarı veya kırmızı çiçekler açan, otsu bir
bitki, leonotis nepetifolia
aslankuyruğu :
tür. * aslan (kedigillerden yırtıcı etobur memeli) + kuyruk (hayvanların arka
kısmında omurga uzantısı olarak yer alan ve omurlardan oluşan eklemli organ;
ardıl, sıra, izleyen; uzantı) + u (iyelik eki) * astım hastalıklarının
tedavisinde, solunum yollarının rahatlatılmasında, hazımsızlık ve gaz
oluşumlarının engellenmesinde kullanılan bir bitki, leonurus cardiaca
aslanpençesi :
tür. * aslan (kedigillerden yırtıcı etobur memeli) (tür.) + penc (beş) (far.),
pençe (tür.) (eldeki beş parmaktan) + si (iyelik eki) (tür.) * gülgiller
(rosaceae) familyasından olan, Afrika, Asya ve Avrupa'da yaşayan, özellikle
dağlık bölgelerde yaygın olan bir bitki, alchemilla
aslen :
ara. * asl (esas, kök, köken, temel, öz, soy) + en (gibi olarak) * esasen,
temel olarak, köken olarak
aslı :
ara. * asl (esas, kök, köken, temel, öz, soy) + i (ile ilgili olan) * esaslı,
köke ilişkin, temelli, özgün; kadın ismi
aslı nesli :
ara. * asl (esas, kök, köken, temel, öz, soy) + nasala (doğmak, nesil vermek,
üremek, soylanmak, çoğalmak) nesl (soy, sop, zürriyet, döl, kuşak, jenerasyon;
inme) + i (iyelik eki) * soyu sopu
aslıhan :
ara., tür. * asl (esas, kök, köken, temel, öz, soy) + ı (iyelik eki) (ara.) +
han (kağan, hükümdar, sultan, reis, hakim, şah, kral, padişah, egemen) (tür.) *
hükümdar soyundan
asli :
ara. * asl (esas, kök, köken, temel, öz, soy) + i (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * esasa dair, temele ilişkin, öze ilişkin
asliye :
ara. * asl (esas, kök, köken, temel, öz, soy) + iye (durum eki) * ana, asıl,
esas, öz, kök, köken, temel; özel hukuktan kaynaklı uyuşmazlıklarına bakmakla
görevli asıl mahkeme
asma :
tür. * as (takmak, yüksek yerden sarkıtmak) + ma (isim yapım eki) * dalları
çardak üzerine yayılan üzüm
asmak :
tür. * as (takmak, yüksek yerden sarkıtmak) + mak (fiil mastar eki) * bir şeyi
yerden yüksek bir noktaya takıp, sabitleyip sarkıtmak
asmalık :
tür. * as (takmak, yüksek yerden sarkıtmak) + ma (isim yapım eki) + lık (isim
yapım eki) * asma için ayrılmış yer veya toprak
asmara :
mal., san. * asmara, smara (sevgi, sevgi tanrısı; hatırlama, anımsama) * bir
Doğu Afrika ülkesi olan Eritre'nin başkenti
asmoday :
gre., lat. * asmodaios (asmos (öfke) + daios (cin) (gre.); asmodeus (lat.) *
Hz. Süleyman'ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis'te
maji ile ilgili olan ve 72 cinden bahsedilen Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde
yer alan, kralların en güçlülerinden biri olarak kabul edilen, gazap,
kıskançlık, zina, cinsel günah, şehvet ve kumarla ilişkilendirilen, üç başlı
(boğa, insan, koç) ve ejderha üzerinde tasvir edilen 32. sıradaki cin
asmodeus :
far., lat. * aşmo, asmo (yıkıcı, şehvetkar, kötülük getiren) (far.) + deus
(ilah, tanrı) (lat.) * Hz. Süleyman'ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton,
Clavicula Salomonis'te maji ile ilgili olan ve 72 cinden bahsedilen Ars Goetia
(Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, cehennemin yedi kralından biri olarak
kabul edilen, şehvet günahını, yıkımı ve kumarı temsil eden, üç başlı (boğa,
insan, koç) ve ejderha üstünde oturan ve Asmoday'ın babası olan 32. cin
asmolen :
tür., lat, fra. * asma + linteau (kapı ve pencere üstündeki yatay atkı) (limen,
limit (alt veya üst eşik, sınır), limitare (sınırlandırmak) ) (lat.) *
betonarme yapılarda kiriş çıkıntılarını gizleyerek düz bir tavan yüzeyi elde
etmek amacıyla kullanılan, içi hafif dolgu malzemeleriyle (örneğin EPS, tuğla
veya gaz beton) doldurulmuş, hafif, boşluklu ve dişli bir yapı elemanı
asnam :
ara. * sanem (put, idol) * putlar, idoller
asonans :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + sonus (ses) + entia (gibi olma, ile
ilgili) * şiirde her dizenin sonuna gelen ve aynı vurguyu (aksanı) veren
ünlünün kendinden önce veya sonra gelen ünsüz göz önüne alınmadan yinelenmesi
biçimindeki uyak, yarım uyak
asoriyel :
tür., lat. * asal (sadece kendine bölünebilen sayı) (tür.) + facere, ficere
(yapmak, etmek, eylemek, işlemek, icra etmek, oluşturmak) + tor (-cı, yapan,
eden eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * 1'den büyük bir n
sayısından küçük veya eşit olan tüm asal sayıların çarpımın
asorti :
lat., fra. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + sortiri (kura çekmek, bölmek,
seçmek), sorte (çeşit, tür, cins, kategori) (lat.); assortir (ayarlamak,
belirlemek, uygun olarak seçmek), assorti (uyumlu, birbirine uygun, karışık ama
dengeli seçilmiş, çeşitli) (fra.) * uyumlu, birbirine uygun, karışık ama
dengeli seçilmiş; renk, tür veya nitelik açısından birbirine uyumlu
asortik :
lat., fra. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + sorticus (sortiri (kura
çekmek, bölmek, seçmek), sorte (çeşit, tür, cins, kategori) + icus (ile ilgili,
gibi, -a ait) (lat.); assortique (fra.) * renk olarak birbiriyle uyumlu olan
asosyal :
lat., fra. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + socius (arkadaş) +
alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); asocial (fra) * sosyal olmayan,
toplum dışı olan, toplum içindeki bireylerle ilişkiler oluşturamayan
aspalathus :
gre. * aspalathos (çalı; küçük dikenli çalı) * Güney Afrika kökenli, küçük
çiçekler açan çalı, Fabaceae familyasından bir bitki
asparagaceae :
gre., lat. * aspharagos (filiz, sürgün, tomurcuk; kuşkonmaz) (gre.) + aceae
(-giller, botanik familya eki) (lat.) * kuşkonmaz (Asparagus) cinsini tip cins
olarak içeren, kuşkonmazların yanı sıra agav, sümbül, yıldız çiçeği benzeri
birçok tek çenekli bitkiyi kapsayan çiçekli bitkiler familyası
asparagas :
far., gre. * asparag, aspharagos (filiz, sürgün, tomurcuk; kuşkonmaz) (far.,
gre.) * gerçekmiş gibi yayımlanan yalan haber
asparaginaz :
gre., lat. * aspharagos (filiz, sürgün, tomurcuk; kuşkonmaz) (gre.) + ase
(enzim belirtme eki) (lat.) * lösemi hücrelerini temel besinlerinden mahrum
bırakarak ölmelerini sağlayan, kemoterapi kapsamında verilen bir enzim
(C1377H2208N382O442S17)
asparagus :
gre., lat. * aspharagos (filiz, sürgün, tomurcuk; kuşkonmaz) (gre.); asparagus
(kuşkonmaz) (lat.) * Asparagaceae familyasından olan, genç sürgünleri sebze olarak
tüketilen, uzun saplı olan, çok yıllık, otsu veya yarı çalımsı türleri kapsayan
kuşkonmaz cinsi
aspartam :
gre. * aspharagos (filiz, sürgün, tomurcuk; kuşkonmaz) + ikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) (gre.) + acidum, acidus (ekşi, asit) + methyl (metil
(CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) )
* aspartik asidin metil ester formu olup, kimyasal formülü
aspartil-fenilalanin-1-metil ester olan, genellikle yiyecek ve içeceklerde
kullanılan, şekere göre daha düşük kalorisi olan yapay bir tatlandırıcı
(C14H18N2O5)
aspartat :
gre. * aspharagos (filiz, sürgün, tomurcuk; kuşkonmaz) + ate (asidin tuzu veya
esterini belirten ek) * aspartik asidin, tuzu, esteri veya biyolojik
sistemlerde proteinlerin yapısına katılan, protein ve nükleotit biyosentezi,
üre döngüsü ve enerji metabolizmasında görev alan deprotonlanmış (anyonik)
biçimi
aspartat transkarbamoilaz :
gre., lat. * aspharagos (filiz, sürgün, tomurcuk; kuşkonmaz) + ate (asidin tuzu
veya esterini belirten ek) (gre.) + trans (geçiş, geçme, ötesi, karşıdan
karşıya, öteye) + carbamoil (carbonil (=CO) ) + amide (amonyaktan bir hidrojen
atomunun bir asil grubu (R–CO–) ile değiştirilmesiyle elde edilen, R-CONH2
grubunu içeren bir organik bileşik) + icus (ile ilgili, -a ait) ) + ase (enzim
belirtme eki) (lat.) * hücrelerin pirimidin nükleotitlerini (DNA ve RNA'nın
yapı taşları olan sitozin, timin ve urasil) üretmek için kullandığı biyosentez
yolunun ilk ve en önemli basamağını katalize eden bir enzim
aspartik :
gre. * aspharagos (filiz, sürgün, tomurcuk; kuşkonmaz) + ate (asidin tuzu veya
esterini belirten ek) + ikos (ile ilgili) * vücudun, hücresel enerji üretimi,
toksik amonyağın vücuttan atılması ve hormon salınımı ve protein sentezlemesi
için kullandığı 20 temel amino asitten biri
aspartik asit :
gre., lat. * aspharagos (filiz, sürgün, tomurcuk; kuşkonmaz) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + acidum, acidus (ekşi, asit) (acere (ekşi
olmak) + idus (ile ilgili olan) ) (lat.) * çoğu proteinin bir bileşeni olan,
şeker kamışında da bulunan, hayvanlarda azot metabolizmasında işlev gören,
asidik ve nörotransmitter bir amino asit (C4H7NO4)
aspekt :
lat. * aspectus (bakış, görünüm) (ad (-e doğru, yönelme) + spectus (bakış,
görüş, görünüş) (specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek,
gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek) + tus (isim yapım eki) ) * genel anlamda
bir şeyin görünüşü, görünüm veya yönü, görünüm, görünüş; felsefe ve astronomide
belirli bir bakış açısı veya açı ilişkisi
asperger sendromu :
alm., gre. * asperger (Avusturyalı pediatrist Hans Asperger'in soyadından)
(alm.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u
(iyelik eki) (tür.) * sosyal etkileşim ve iletişimde güçlük, sınırlı ilgi ve
tekrarlayan davranışlar ile karakterize edilen bir otizm spektrum bozukluğu
aspergilloz :
lat., gre. * aspergillum, aspergillus (serpiştirici, saçıcı; kutsal su
yağmurlama) (spargere (fırlatmak, atmak, serpmek, saçmak, yaymak, çiselemek,
serpiştirmek, saçılmak) + illum, illus (isim yapım eki) ) (lat.) + osis (isim
yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * bir tür küf mantarının neden olduğu
bir enfeksiyon
aspergillus :
lat. * aspergillus (serpiştirme, saçma; kutsal su yağmurlama) (spargere
(fırlatmak, atmak, serpmek, saçmak, yaymak, çiselemek, serpiştirmek, saçılmak)
+ illum, illus (isim yapım eki) ) * birçok yaygın küfü de içeren dallı radyal
sporoforlara sahip bir ascomycetous mantar cinsi
aspermatogenez :
gre. * aspermatogenesis (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + spermato
(sperm, tohum, döl, çekirdek) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran,
ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) +
isis (isim yapım eki) ) * spermatogenezin ciddi şekilde bozulması, germ
hücrelerinin tamamen yok olması veya olgunlaşmamış bir formda bulunması
asperugo :
lat. * asperugo (yer örtücü) * hızlı yayılan, yeşil yapraklı ve küçük çiçekli,
Boraginaceae familyasından bir bitki
asphodelaceae :
gre., lat. * asphodelos, asphodelon (akzambak benzeri bir bitki) (gre.) *
asparagales takımında yer alan, genellikle çim benzeri uzun yapraklara ve
yıldız veya çan şeklinde çiçeklere sahip olan, popüler tıbbi ve kozmetik
bitkisi Aloe vera ve Anadolu'da "çiriş otu" olarak bilinen Asphodelus
cinslerini içeren tek çenekli çiçekli bitkiler familyası, çirişotugiller,
çirişgiller
aspidiaceae :
gre., lat. * aspis, aspidos (kalkan, siper, zırh, panel, koruyucu levha,
koruma) + ion (küçültme eki) (gre ) + aceae (-giller, botanik familya eki)
(lat.) * Aspidium cinsini ve benzer özellikteki eğrelti otlarını kapsayan,
yaprak altındaki spor keselerini kalkan biçimli örtülerle koruyan damarlı
tohumsuz bitkilerden oluşan eğreltiotugiller familyası.
aspidistra :
gre. * aspis, aspidos (kalkan, siper, zırh, panel, koruyucu levha, koruma) +
tupistra (yaklaşık 20 çiçekli bitki türünden oluşan cins) * zambakgillerden,
Güney Çin ve Hindistan’da çok yetişen, yaprakları doğrudan topraktan çıkan,
saksıda yetiştirilen bir süs bitkisi
aspidium :
lat. * aspidium (eğrelti otu) * gölge ve nemli yerlerde yetişen, yaprakları
tırtıklı ve uzun, Polypodiaceae familyasından bir bitki
aspidontidae :
lat. * aspis, aspidos (kalkan, siper, zırh, panel, koruyucu levha, koruma) +
odous (diş), odontos (diş ile ilgili) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.);
idae (-giller, zoolojik familya eki) * Blenniidae (Horozinalar) familyasındaki
Aspidontus cinsini tip cins olarak içeren, çoğunlukla mercan resiflerinde
yaşayan, uzun ve ince vücutlu, köpekdişli blenniler (fangblennies) olarak
bilinen deniz balıkları familyası
aspirasyon :
lat. * aspirare (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + spirare (soluklanmak,
soluk almak, nefes almak) ) + tio, tionem (isim yapım eki) * umut, hırs, istek,
arzu, ihtiras; yutma sırasında epiglotun düzgün kapanmaması nedeniyle veya bilinç
kaybı durumunda yutulan besinin, tükürüğün veya dışarıdan alınan yabancı
maddenin hava yoluna (soluk borusuna) veya akciğerlere girmesi
aspiratör :
lat. * aspirare (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + spirare (soluklanmak,
soluk almak, nefes almak) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) * sıvı, hava, gaz,
buhar vb. içindeki parçacıkları, tozları vb. emmeye, yok etmeye yarayan cihaz
aspire :
lat. * aspiratus (soluklanmış, solunmuş, solumuş, soluk almış) (aspirare (soluk
almak, solumak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); aspiré
(solumuş, soluk almış) * trakeaya kateter takarak, orofarengeal, kan, mukus
veya gastrik içeriği gibi sekresyonlar aspiratör yardımıyla emilerek ve geri
çekilerek temizlenmiş olan
aspirin :
gre., alm. * speiraia (çayır tatlısı), speiroeidis (spiral) (gre.); spiral
(bobin gibi, sarmal, helezonik) (lat.); ("speiraia" bitkisinin
foliküllerinin şeklinden); acetylierte Spirsäure (asetillenmiş spirik asit)
(alm.) * ateş düşürücü ve ağrı dindirici olarak kullanılan, ak renkli,
ekşimtırak bir ilaç, asetilsalisilik asit (C9H8O4)
aspis :
gre. * aspis (kalkan, siper, zırh, panel, koruma; engerek yılanı, viper) *
Yunan piyadeleri olan Hoplitler tarafından kullanılan kalkan, hoplon
aspleni :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + splen (dalak) + eia
(isim yapım ve durum eki) * dalağın doğuştan (konjenital olarak) bulunmaması
veya işlev görmemesi durumu
aspleniaceae :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + splen (dalak) + aceae
(-giller, botanik familya eki) * Polypodiales takımına bağlı olan, Asplenium
cinsini tip cins olarak içeren, çoğunlukla kayalarda, orman tabanlarında veya
nemli ortamlarda yetişen, yapraklarının alt yüzünde spor keseleri bulunan,
zarif yapılı eğrelti otlarından oluşan damarlı tohumsuz bitkiler familyası,
saçakotugiller, dalak otları
asplenium :
lat. * asplenium (eğrelti otu) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) +
splen (dalak) (gre.) + ium (isim yapım eki) (lat.) * Aspleniaceae familyasından
olan, kayalık ve nemli habitatlarda yayılış gösteren, zarif ve dar yapılı
yaprakları ve yaprak altında çizgisel spor keseleri bulunan, dalakotu olarak
bilinen eğrelti otlarını kapsayan bir bitki
aspur :
ara. * asfer (sarı), sufr (sarı), usfur (sarılaşmış) * bileşikgillerden/papatyagillerden
(Asteraceae), Akdeniz bölgesinde doğal olarak yetişen veya tarımı yapılan,
sarı, turuncu, kırmızı tonlarında çiçeklere sahip, tohumlarından yağ,
çiçeklerinden ise kırmızı boya elde edilen, halk arasında "yalancı
safran" veya kuş yemi olarak kullanıldığı için "papağan yemi"
olarak da bilinen dikenli ve tüysüz bir bitki
asr :
ara. * asr (çağ, dönem, döngü, devir, periyod, epok) * yüz yıllık zaman dilimi
asr-ı saadet :
ara. * asr (çağ, dönem, devir) + ı (tamlama eki) + sa'id (mutlu), saadet
(mutluluk, bahtiyarlık) (saada (mutlu olmak, mesut olmak, uğurlu olmak, talihli
olmak) + et (isim yapım eki) ) * mutluluk çağı; İslamiyette Hazreti Muhammed’in
yaşadığı döneme verilen isim
asri :
ara. * asr (dönem, devre) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * çağdaş,
dönemsel, devirle ilgili
ass :
ara. * as'asa (gözetlemek, gözlemek, nöbet tutmak, kontrol etmek) * gözleme,
gözetleme, nöbet tutma; gece gezme; gece karanlığı bastırmak
assai :
lat., ita. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın, ek, ilave) + satis (yeterince,
kafi derecede) (lat.); assai (ita.) * çok, çok fazla; müzikte, birlikte
kullanıldığı terimin anlamına çokluk kazandıran kelime
assale :
ara. * asel (bal) * arı, bal arısı; arı kovanı, kovan; petek, bal peteği
assay :
lat., fra., ing. * exagium (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + agere
(yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek,
yönlendirmek, hareket ettirmek) + ium (isim yapım eki) ) (lat.); assaier,
essayer (denemek, tecrübe etmek), essai (deneme (fra.); essay (ing.) * deneme,
sınama, ölçüm, çabalama, kalitesini test etme; çözümleme, analiz etme; bir
maddenin bileşimini, saflığını veya miktarını belirlemek için yapılan kimyasal
analiz
assit :
gre. * ascites (askos (kese, torba, çanta, tulum), askites (keseleşme) *
karaciğerin düzgün çalışmaması veya kanserin karın zarında yayılması nedeniyle
karın bölgesinde anormal sıvı birikmesi
assolist :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + solus (tek, yalnız, tek başına) +
ista (-cı, yandaş, yapan, eden) * solistlerin en ünlüsü olan ve sahneye
hepsinden sonra çıkan şarkıcı, baş solist
assortment :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + sorte (çeşit, tür, cins, kategori)
+ ment (isim yapım eki) * çeşitli şeylerin veya insanların bir araya gelmesi
assos :
gre. * assos (yaklaşan, yakınlaşan, en yakın, bir numara, tek, tekil, özgün) *
Çanakkale'nin Ayvacık ilçesinin 17 km güneyindeki Behramkale Köyü'nde yer alan
bir antik kent
assosiyasyon :
lat. * associare (birleşmek, ortak olmak, ilişkili olmak, ilişki kurmak) (ad
(-a doğru, yönelim, yan, yakın) + socius (paylaşım, müttefik) + are (fiil
mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * birlik, dernek, ortaklık, paylaşım,
işbirliği, birleşme; düşünceler arasında çağrışım kurma olgusu, bağdaştırma
assosiye :
lat., fra. * associatus (associare (birleşmek, ortak olmak, ilişkili olmak,
ilişki kurmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); associé (fra.)
* birleşmiş, birleşik, ilişkili, alakalı; ortak, üye, iştirakçi; bir işte veya
kuruluşta payı veya üyeliği bulunan kimse
assubay :
tür. * ast (alt, aşağı) + subay (askeri yapılarda assubayın üzerinde bir
rütbeye ve eğitim seviyesine sahip olan, askeri birliklerin yönetimi, sevk ve
idaresinden sorumlu görevli kişi ) (su (asker) + bay (bey, erkek için saygı
kelimesi, efendi, şef, lider) ) * askeri hiyerarşide subayın altında olan ve
subaya yardımcı olarak görevlendirilen asker
AST :
ing. * aspartate (aspartat) + transaminase (transaminaz) (trans (geçiş, geçme,
ötesi, karşıdan karşıya, öteye) + amine (amonyak türevli bir azot içeren grup
(-NH2) eki) (ammonia (ammon, ammoniakos (gizli, örtülü, güvende, emin) + ine
(gibi olan, ile ilgili, kimyasal madde eki) ) + ase (enzim belirtme eki) ) *
karaciğer ve kalp hasarını gösteren biyokimyasal enzim testi
ast :
tür. * as (aşağı, alt kısım, dip) + t (yön ve durum eki) * alt (yön zarfı);
rütbe olarak düşük olan, altta olan; bir görevin, makamın, unvanın veya
aşamanın rütbe, yetki ve önem bakımından daha aşağısında bulunan kimse veya alt
kademe
astacidae :
gre., lat. * ostakos, astakos (büyük deniz böceği, ıstakoz) (osteon (kemik) +
ikos (gibi olan, ile ilgili olan) ) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim,
form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Kuzey Yarımküre'nin
tatlı su ekosistemlerinde yaşayan, On ayaklı (dekapoda) kabuklular takımından
olan, iri kıskaçlı ve eklembacaklı gövde yapısına sahip kerevitlerin (tatlı su
ıstakozlarının) oluşturduğu bir hayvan familyası
astacidea :
gre., lat. * ostakos, astakos (büyük deniz böceği, ıstakoz) (osteon (kemik) +
ikos (gibi olan, ile ilgili olan) ) (gre.) + idea (-giller, zoolojik familya
eki) ) (lat.) * Kuzey Yarımküre'nin tatlı su ekosistemlerinde yaşayan, On
ayaklı (dekapoda) kabuklular takımından olan, iri kıskaçlı ve eklembacaklı
gövde yapısına sahip kerevitlerin (tatlı su ıstakozlarının) oluşturduğu bir
hayvan familyası
astana :
kaz., far. * astana (başkent, merkez) (kaz.); astane, asitane (merkez; eşik,
basamak, atebe; kapı; paytaht) (far.) * Kazakistan'ın başkenti
astar :
far. * as (alt, aşağı) + tar (ilgi belirten ek) * yaygı, kaba kumaş, örtü,
giysilerin iç yüzünde kullanılan kaba kumaş; giysi, ayakkabı, çanta, perde gibi
şeyleri daha dayanıklı kılmak için kumaşın veya derinin iç yanına geçirilen
kumaş veya deriden, ince kat, yaygı
astaroth :
gre., lat. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) (gre.); astrum (lat.)
+ oth (ile ilgili, gibi, -a ait) * Hz. Süleyman'ın (Solomon) ana kitabı olan
Lemegeton, Clavicula Salomonis'te maji ile ilgili olan ve 72 cinden bahsedilen
Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, Cehennemin Başveliahtı ve Yüce
Dükü olarak kabul edilen, insanlara bilimleri öğrettiğine, görünmeyeni
gösterdiğine ve geçmiş ile geleceğe dair tüm soruları doğru yanıtladığına
inanılan ve cehennemin büyük dükü olan 29. sıradaki cin
astarte :
gre. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + te (dişilik eki) (gre.);
sitare, star, astre, Stern (yıldız) (far., ing., fra., alm.), sitra (örtü)
(ara.) * antik Orta Doğu'nun baştan çıkarıcı tanrıçası, Babil Fahişesi, İştar,
şehvetin sembolü Venüs gezegeni ile de temsil edilir.
astarya :
lat. * stare (durmak, dikilmek, ayakta durmak, daim olmak, devam etmek, kalmak)
+ ia (isim yapım eki) * deniz ticareti ve lojistik hukukunda bir geminin
limanda yükleme veya boşaltma işlemlerini gerçekleştirebilmesi için sözleşmeyle
serbestçe tanınan ve bu süre içinde herhangi bir gecikme tazminatı (demuraj)
ödenmesi gerekmeyen yasal ya da akdi bekleme süresi
astasım :
tür. * as (işinde, uğraşında, sanatında çok usta olan, önde gelen) + tasım
(doğruluğu kabul edilen verilmiş iki önermeden, bu önermelerin içeriğini içinde
bulunduran bir üçüncü önerme çıkarma biçimindeki akıl yürütme yolu) * bir
önceki akıl yürütmenin sonucuna dayanan tasımın sonucu
astat :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + histemein (durdurmak,
koymak, ayakta tutmak), statos (ayakta durma, durma, dikilme, sabit olma,
durağanlık, kararlılık istikrar) * simgesi At, atom sayısı 85, atom ağırlığı
yaklaşık 210 olan, bizmutun alfa ışınlarıyla bombardımanı sonucu elde edilen
yapay radyoaktif element, astatin
astatik :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + histanai (durmak,
durdurmak, yerleştirmek), statikos (duran, durağan, hareketsiz, dengeye
ilişkin) (stasis (durma, ayakta durma, dikilme, durgunluk, durum, denge, sabit
kalma, duruş veya kuvvetlerin karşı karşıya gelmesi, yer), statos (durmuş,
yerleştirilmiş, sabit kılınmış, duran, sabit duran, hareketsiz kalan) + ikos
(ile ilgili, gibi) ) * statik olmayan, durağan olmayan, sabit olmayan, kararlı
olmayan
astatin : gre.
* a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + histanai (durmak, durdurmak,
yerleştirmek), statin (kolesterol sentezinde HMG-CoA redüktaz inhibitörleri
için kullanılan son ek; durdurucu, inhibitör; karaciğerde kolesterol üretiminde
rol oynayan enzim olan HMG-CoA redüktazı inhibe eden ilaç sınıfı) (statos,
stasis (durdurma, durma, sabit kalma, sabit durma, stabil olma, ayakta durma,
durgunluk) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ); astatinum (lat.) *
simgesi At, atom sayısı 85, atom ağırlığı yaklaşık 210 olan, bizmutun alfa
ışınlarıyla bombardımanı sonucu elde edilen yapay radyoaktif element
astazi :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + stasis (durma, ayakta
durma, durgunluk, sabit kalma, duruş veya kuvvetlerin karşı karşıya gelmesi) *
kas koordinasyonsuzluğu nedeniyle ayakta duramama, static olamama
asteğmen :
tür. * as, ast (alt, aşağı) + teğ (değmek) + men (yapan kişi) * en düşük subay
rütbesi, teğmenin bir altındaki rütbe
astelia :
gre. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + stele, stelos (sütun, dik
yapı, kolon) + eia (isim yapım eki) * Yeni Zelanda ve Avustralya kökenli, uzun
ve ince yapraklı, yer örtücü, Asteliaceae familyasından bir bitki
asteliaceae :
gre., lat. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + stele, stelos
(sütun, dik yapı, kolon) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * tek
çenekliler (Monocotyledones) sınıfının Asparagales (kuşkonmazgiller) takımına
ait, rozet oluşturan otsu bitkilerden ve epifitlerden (başka bitkiler üzerinde yaşayan)
oluşan küçük bir botanik familyası
astemizol :
lat. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + stem (gövde, kök) (lat.)
+ isolare (ayırmak, izole etmek) (lat.) + ole (kimyasal madde eki, küçük
molekül) (lat.) * Antihistaminik etkiye sahip, alerjik reaksiyonları önlemek
için kullanılan sentetik bir ilacın etken maddesi (C28H31FN4O)
asteni :
gre. * asthenia (zayıflık, güçsüzlük) (a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk
eki) + sthenia (güç, kuvvet, dayanıklılık) (sthenos (güçlü, kuvvetli, dayanıklı)
+ eia (isim yapım ve durum eki) ) * genel vücüt zayıflığı; kuvvetsizlik,
güçsüzlük
astenik :
gre. * asthenia (zayıflık, güçsüzlük) (a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk
eki) + sthenia (güç, kuvvet, dayanıklılık) (sthenos (güçlü, kuvvetli, dayanıklı)
+ eia (isim yapım ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
zayıf, oldukça zayıf; kuvvetsiz, güçsüz
astenofobi :
gre. * asthenia (zayıflık, güçsüzlük) (a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk
eki) + sthenia (güç, kuvvet, dayanıklılık) (sthenos (güçlü, kuvvetli,
dayanıklı) + eia (isim yapım ve durum eki) ) + phobia (korkma, korkulu olma)
(phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * zayıflık, güçsüzlük
korkusu; kişinin kendi fiziksel veya ruhsal güçsüzlüğüne karşı duyduğu aşırı
kaygı veya korku
astenopi :
gre. * asthenia (zayıflık, güçsüzlük) (a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk
eki) + sthenia (güç, kuvvet, dayanıklılık) (sthenos (güçlü, kuvvetli,
dayanıklı) + eia (isim yapım ve durum eki) ) + opia (görüş, görüm) (ops (göz,
görme, görünüş, görünüm, yüz) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * gözün
zayıf görmesi, görme yetisinin güçsüzlüğü; düşük görme keskinliği veya görme
bozukluğu; göz sinirlerinin ve küçük kasların çok fazla çalışmasına bağlı göz
yorgunluğu
astenopik :
gre. * asthenia (zayıflık, güçsüzlük) (a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk
eki) + sthenia (güç, kuvvet, dayanıklılık) (sthenos (güçlü, kuvvetli,
dayanıklı) + eia (isim yapım ve durum eki) ) + opia (görüş, görüm) (ops (göz,
görme, görünüş, görünüm, yüz) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
astenopi ile ilgili
astenosfer :
gre. * asthenia (zayıflık, güçsüzlük) (a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk
eki) + sthenia (güç, kuvvet, dayanıklılık) (sthenos (güçlü, kuvvetli,
dayanıklı) + eia (isim yapım ve durum eki) ) + sphaira (top, küre, yuvarlaklık)
* litosferin hemen altındaki üst mantonun, plaka tektonik hareketi ve izostatik
ayarlarda yer alan bir parçası
astenospermi :
gre. * asthenia (zayıflık, güçsüzlük) (a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk
eki) + sthenia (güç, kuvvet, dayanıklılık) (sthenos (güçlü, kuvvetli,
dayanıklı) + eia (isim yapım ve durum eki) ) + speirein (ekmek, tohum atmak,
serpmek, saçmak, dağıtmak), sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni, sperm) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) * sperm hareketliliğinin yetersizliği; sperm
hücrelerinin zayıf veya düşük motiliteye sahip olması durumu (%50'den az sperm
hareketliliği veya hızlı ilerleyen hareketlilikle %25'ten az sperm
hareketliliği)
astenozoospermi :
gre. * asthenia (zayıflık, güçsüzlük) (a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk
eki) + sthenia (güç, kuvvet, dayanıklılık) (sthenos (güçlü, kuvvetli,
dayanıklı) + eia (isim yapım ve durum eki) ) + zoe (canlılık, yaşam, hayat,
dirim, dirilik, oluşum, hayvan) + sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni,
sperm) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * sperm motilitesinin
(hareketliliğinin) azalması
aster :
gre. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) * yıldız, parlayan,
ışıldayan; yaprakları yıldız biçimli, sonbaharda çiçek açan, Asteraceae
familyasından bir bitki
asteraceae :
gre., lat. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) (gre.) + aceae
(-giller, botanik familya eki) (lat.) * Aster cinsini tip cins olarak içeren,
papatya, ayçiçeği, karahindiba ve benzeri türleri kapsayan, küçük çiçeklerin
yoğun biçimde birleşerek çiçek başı oluşturduğu ve çoğunlukla otsu, bazen
çalımsı veya sarılıcı üyelerden oluşan en büyük çiçekli bitki familyası,
papatyagiller, bileşikgiller
astereognozi :
gre. * astereognosis (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + stereos
(katı, sert, sağlam, üç boyutlu, hacimli) + gnosia (bilgi, bilme, tanıma)
(gnosis (bilme, bilgi, tanı) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * gözler
kapalıyken veya görsel ipuçları olmadan, beynin gelen dokunsal bilgileri
işleyip nesneyi anlamlandıramaması nedeniyle oluşan nesneleri yalnızca
dokunarak ve hissederek tanımlayamama durumu, somatosensör agnozi (stur (dik
başlı) (alm.) )
asteriscus :
lat. * aster (yıldız) + iscus (küçültme eki) * küçük yıldız biçimli çiçekleri
olan, Asteraceae familyasından bir bitki
asterisk :
gre. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + iskos (küçük) * metinde
bir açıklama veya dipnotun işaretçisi olarak kullanılan (
asterizm :
gre. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + ismos (isim yapım, durum,
akım, öğreti, doktrin eki) * gökyüzünde birbirine yakın veya belirli bir
şekilde hizalanmış yıldızlardan oluşan ve astronomik olarak resmi takımyıldızın
bir parçası olabilen gözlemlenebilir yıldız deseni
asteroid :
gre. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + oeides (gibi, ile ilgili,
benzer, şekilli, biçimli) * Güneş etrafında dolanan, çoğunlukla Mars ile
Jüpiter arasındaki Asteroit Kuşağı’nda bulunan, gezegenlerden daha küçük ama
meteoroidlerden daha büyük olan kaya ve/veya metal yapılı gökcismi
asteroidal :
gre., lat. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + oeides (gibi, ile
ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) *
asteroide ait olan, asteroit özellikleri taşıyan veya asteroitlerle ilgili
asteroidea :
gre., lat. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + oeides (gibi, ile
ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form)
(gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * deniz tabanında yaşayan,
genellikle merkezi bir diskten ışınsal olarak uzanan beş veya daha fazla kola
sahip, su damar sistemiyle hareket eden ve denizyıldızlarını kapsayan
derisidikenliler (Echinodermata) sınıfı
asteroit :
gre. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + oeides (gibi, ile ilgili,
benzer, şekilli, biçimli) * Güneş etrafında dolanan, çoğunlukla Mars ile
Jüpiter arasındaki Asteroit Kuşağı’nda bulunan, gezegenlerden daha küçük ama
meteoroidlerden daha büyük olan kaya ve/veya metal yapılı gökcismi
asterolasia :
gre. * aster (yıldız) + lasia, lasios (tüylü, kıllı, yünlü) * yıldız biçiminde
dizilmiş yoğun tüylerle kaplı yaprak ve sürgünleriyle ayırt edilen,
Avustralya'ya özgü çalı türlerini kapsayan Rutaceae familyasına ait bitki cinsi
asteropeiaceae :
gre. * aster (yıldız) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + aceae
(-giller, botanik familya eki) * Asteropeia cinsini tip cins olarak içeren,
Madagaskar'a özgü, odunsu gövdeli, basit yapraklı ve gösterişli çiçeklere sahip
çiçekli bitkilerden oluşan küçük bir bitki familyası
asterosismoloji :
gre. * aster (yıldız) + seismos (sarsıntı, titreşim, deprem) (seiein (sallamak,
sarsmak, titreştirmek) + ismos (isim yapım ve durum eki) ) + logia (bilim,
bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * yıldızların iç yapısını, bileşimini,
evrimini ve fiziksel özelliklerini yüzey titreşimleri ile salınımlarını
inceleyerek belirleyen astrofizik dalı
astım :
gre. * asthma (soluk kısalığı, zor nefes alma) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve
olumsuzluk ön eki) + sthma (nefes, soluk) ); azein (zor nefes almak, solunumda
zorlanmak) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + zein (nefes almak,
solumak) ) * vücuda hava girişini sağlayan bronşların ve bronşiollerin
tıkanması, daralması ve şişmesi sonucu nefes almayı zorlaştıran uzun süreli
akciğer enfeksiyonu
astigmat :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + stigma, stigmat (nokta)
* gözün kornea veya merceğinin eğriliğinin farklı eksenlerde eşit olmaması,
düzensiz kavislenmesi ve dönme asimetrisinden kaynaklanan kırma hatası
nedeniyle ışığın retinada tek bir odakta toplanamayıp birden fazla odakta
odaklanmasına bağlı olarak bulanık veya çarpık görmeye yol açan kırma kusuru
astigmatizm :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + stigma, stigmat (nokta)
+ ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * gözün kornea veya
merceğinin eğriliğinin farklı eksenlerde eşit olmaması, düzensiz kavislenmesi
ve dönme asimetrisinden kaynaklanan kırma hatası nedeniyle ışığın retinada tek
bir odakta toplanamayıp birden fazla odakta odaklanmasına bağlı olarak bulanık
veya çarpık görmeye yol açan kırma kusuru
astigmatizma :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + stigma, stigmat (nokta)
+ ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * gözün kornea veya
merceğinin eğriliğinin farklı eksenlerde eşit olmaması, düzensiz kavislenmesi
ve dönme asimetrisinden kaynaklanan kırma hatası nedeniyle ışığın retinada tek
bir odakta toplanamayıp birden fazla odakta odaklanmasına bağlı olarak bulanık
veya çarpık görmeye yol açan kırma kusuru
astilbe :
lat. * astilbe (ince çiçekli bitki) * gölgeli ve nemli alanlarda yetişen,
püskül şeklinde çiçekleri olan, Saxifragaceae familyasından bir bitki
astma :
gre. * asthma (soluk kısalığı, zor nefes alma) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve
olumsuzluk ön eki) + sthma (nefes, soluk) ); azein (zor nefes almak, solunumda
zorlanmak) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + zein (nefes almak,
solumak) ) * vücuda hava girişini sağlayan bronşların ve bronşiollerin
tıkanması, daralması ve şişmesi sonucu nefes almayı zorlaştıran uzun süreli
akciğer enfeksiyonu
astrafobi :
gre. * astrape (şimşek) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * gök gürültüsü ve şimşek korkusu
astragalus :
lat. * astragalus (incir otu) * çoğunlukla otsu, baklagil familyasına ait, uzun
ve silindirik meyveleri olan, Fabaceae familyasından bir bitki
astragan :
tür. * hacı (hacca gitmiş olan) + tarkan (komutan, büyük kağan) (tark
(söylemek, emir vermek, dövmek, vurmak, gütmek) + an -cı, yapan, eden eki) ) *
ana karnından alınmış veya birkaç günlük karakul kuzusunun kara veya gri
renkte, kıvırcık ve parlak postu; Astrakhan (Rusya’nın güneyinde bir şehir)
astral :
gre., lat. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) (gre.); astrum
(yıldız) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * yıldızsal,
yıldızlarla ilgili
astragalomansi :
gre. * astragalos (aşık kemiği, omur kemiği) + manteia (kehanet, fal, tahmin,
öngörü) (man (ilham, sezgi), mantis (haber veren, kahin, peygamber) + eia (isim
yapım ve durum eki) ) * “astragalus" adı verilen aşık kemiklerinin (dört
yüzlü, kübe benzeyen şekle sahip koyun veya keçi ayak bileği kemikleri) yere atılmasıyla
ortaya çıkan kombinasyonlara bakarak gelecekten haber alma veya kehanette
bulunma yöntemi
astral beden :
gre., lat. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) (gre.); astrum
(yıldız) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + bedn (vücut, gövde,
yapı, cüsse) * ezoterik ve okült öğretilerde fiziksel bedenden ayrı var olduğu
kabul edilen, bilinç ve yaşam gücünü taşıdığı düşünülen görünmez ince beden,
yıldızsal beden
astrantia :
gre., lat. * astro (yıldız) + anthos (çiçek) (gre.) + ia (isim yapım eki)
(lat.) * çiçekleri yıldız biçimli, dekoratif ve çok yıllık, Apiaceae
familyasından bir bitki
astringent :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + stringere (germek, sıkı çekmek,
sıkmak, sıkıştırmak, bağlamak, zincirlemek, prangalamak) + ens, ent (sıfat
yapım eki) * dokuların büzülmesine ve sıkılaşmasına neden olarak salgıları
azaltan, kanamayı hafifleten veya gözenekleri daraltan (madde) veya bu etkiyi
gösteren
astroblem :
gre. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + blema (vuruş, vurma,
çarpma, darbe; yara) * bir meteorit, asteroid veya kuyruklu yıldızın Dünya
yüzeyine çarpması sonucu oluşan ve zamanla erozyon ya da tortulanma nedeniyle
belirginliğini kaybederek yüzey şekilleri arasına gizlenmiş aşınmış antik
çarpma krateri
astrocaryum :
gre. * astro (yıldız) + caryum (fındık) * tropikal palmiye türü, meyveleri sert
kabuklu ve yenebilir, Arecaceae familyasından bir bitki
astrofizik :
gre. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + phusis, physis (öne
getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme,
geliştirme) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * gök fiziği veya yıldız
fiziği, gök cisimlerinin, uzaydaki konumlarını, yapılarını inceleyen bilim dalı
astrofobi :
gre. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + phobia (korkma, korkulu
olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * yıldızlar,
gezegenler, uzay veya gece gökyüzü gibi astronomik unsurlara karşı korku duyma
durumu
astrofotografi :
gre. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + photographos (ışık
yardımıyla özel bir yüzey üzerine görüntü düşürülerek elde edilen resim ve bu
yöntemle elde edilen görüntüyü taşıyan kağıt veya dijital dosya) (phos (ışık,
aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek;
kazımak, trmalamak), graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim
yapım ve durum eki) * yıldızlar, gezegenler, gökadalar ve diğer gök
cisimlerinin fotoğrafik yöntemlerle görüntülenmesi ve kaydedilmesi tekniği
astroglia :
gre. * aster (yıldız) + glia (yapışkan madde, yapıştrıcı, tutkal, sinir
dokusunu destekleyen hücreler) * merkezi sinir sisteminde nöronlara yapısal ve
metabolik destek sağlayan, iyon ve nörotransmiter dengesini düzenleyen,
kan-beyin bariyerinin oluşumuna katkıda bulunan ve yıldız biçimli astrositleri
kapsayan nöroglia hücre grubu
astroid :
gre. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + oeides (gibi, ile ilgili,
benzer, şekilli, biçimli) * Güneş etrafında dolanan, çoğunlukla Mars ile
Jüpiter arasındaki Asteroit Kuşağı’nda bulunan, gezegenlerden daha küçük ama
meteoroidlerden daha büyük olan kaya ve/veya metal yapılı gökcismi
astrokimya :
gre., ara. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + khymeia (karışım
sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein (karıştırmak, eritmek,
dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.); kimya (maddenin
yapısını, hallerini ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı) (ara.) *
yıldızlar, gezegenler, kuyrukluyıldızlar, yıldızlararası ortam ve diğer gök
cisimlerinde bulunan atom ve moleküllerin oluşumunu, kimyasal bileşimini,
tepkimelerini (reaksiyonlarını), dağılımını ve evrimini inceleyen bilim dalı
astrolab :
gre. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + lambanein (ele geçirmek,
ele almak, kapmak, tutmak, almak, kavramak, yakalamak), labion (alan, kapan,
tutan, kavrayan, yakalayan) * yıldız tutucu; Güneş, Ay, yıldızlar ve
gezegenlerin konumlarını belirlemek, zamanı hesaplamak, enlem tayin etmek ve
astronomik gözlemler ile yön bulmada kullanılan tarihi astronomi ve seyrüsefer
ölçüm aracı
astrolog :
gre. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + logos (bilgi, bilim,
kelime; bilimci, bilgici, kelime, çalışan) * yıldızların konumlarını ve
hareketlerini inceleyerek insanların kaderi veya dünya olayları hakkında yorum
yapan kişi; astroloji uzmanı, yıldızbilimci
astroloji :
gre. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + logia (bilme, bilim)
(logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
) * yıldızların ve gezegenlerin konum ve hareketlerini inceleyerek insan yaşamı
ve dünyadaki olaylar üzerindeki etkilerini yorumlama sanatı veya inancı,
yıldızbilim
astrometri :
gre. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + metria (ölçüm, ölçme)
(metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * gök
cisimlerinin ve astronomik fenomenlerin, insan düşüncesi, davranışı, karakteri
ve kaderi üzerindeki etkilerini sayısal metodlarla inceleyen bilim dalı
astrometri :
gre. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + metria (ölçüm, ölçme)
(metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * gök
cisimlerinin uzaydaki konumlarını, mesafelerini, öz hareketlerini ve
yörüngelerini hassas matematiksel ölçümler ve gözlemler yoluyla inceleyen
astronomi dalı
astrometrik :
gre. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + metria (ölçüm, ölçme)
(metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile
ilgili, -a ait, gibi) * gök cisimlerinin uzaydaki konumlarını, mesafelerini, öz
hareketlerini ve yörüngelerini hassas matematiksel ölçümler ve gözlemler
yoluyla inceleyen astronomi dalı ile ilgili
astronavigasyon :
gre., lat. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) (gre.) + navigare
(denizde yol almak, bir rotayı takip ederek seyretmek) (navis (gemi) + are
(fiil mastar eki) ) + atio (isim yapım ve durum eki) (lat.) * gök cisimlerinin
(güneş, ay, gezegenler ve yıldızlar) konumlarını ölçerek bir geminin, uçağın
veya uzay aracının dünya üzerindeki ya da uzaydaki kesin konumunu ve rotasını
belirleme yöntemi
astronom :
gre. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + nomos (yasa, kural, kanun,
düzen, ilke, prensip, düzen, düzenleme, ayarlama; namus) * yıldızları,
gezegenleri ve diğer gök cisimlerini inceleyen bilim insanı; gökbilimci
astronomi :
gre. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + nemoein, nemein
(ayarlamak, düzenlemek, dağıtmak, paylaştırmak, yönetmek), nomia (yönetim,
idare, düzenleme, yasama, ayarlama, düzenleme, sıralama, dizme) (nomos (kural,
kanun, yasa, düzenleme, ayarlama) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
yıldızları, gezegenleri ve diğer gök cisimlerini inceleyen bilim, gökbilim
astronomik :
gre. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + nomia (kanun) + ikos
(-sel, ile ilgili) * astronomi ile ilgili, gökbilimsel
astronot :
gre. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + nautes (gemici) (naus
(gemi) + ites -cı, yapan, eden eki) ) * uzay gemisini yöneten, uzayda
araştırmalar yapan yıldızlararası uzay yolcusu
astropartikül :
gre. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) (gre.) + pars, partis
(parça, kısım, bölüm, hisse, pay, kesim, porsiyon) + cula (küçültme eki) (lat.)
* kozmik ışınlar, nötrinolar, karanlık madde ve diğer astronomik maddelere ait
küçük parçacıklardan her biri
astrophe :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + strephein (dönmek, geri
dönmek), strophe (dönüş, geri dönüş) * geri dönememe; Dünya'da mahsur kalmış
hissetme sendromu
astropikal :
gre. * ad, as (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + trepein (çevirmek, döndürmek,
dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), trope (dönme, dönüş,
döngü) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) + alis (ile ilgili olan) * tropikal
bölgelere yakın olmakla birlikte daha yüksek bir enlemde bulunan
astrosit :
gre. * aster, astron (yıldız, parlayan) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk,
oyuk, kap) * insan merkezi sinir sistemindeki (MSS) hücrelerin çoğunluğunu
oluşturan glial hücrelerin bir alt türü
astrositom :
gre. * aster, astron (yıldız, parlayan) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk,
oyuk, kap) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum)
* beyinde astrosit adı verilen özel bir tür yıldız şeklindeki glial hücreden
kaynaklanan beyin tümörü
astsubay :
tür. * ast (alt, aşağı) + subay (askeri yapılarda assubayın üzerinde bir rütbeye
ve eğitim seviyesine sahip olan, askeri birliklerin yönetimi, sevk ve
idaresinden sorumlu görevli kişi ) (su (asker) + bay (bey, erkek için saygı
kelimesi, efendi, şef, lider) ) * askeri hiyerarşide subayın altında olan ve
subaya yardımcı olarak görevlendirilen asker
astyanax :
gre. * asty (şehir, il, kent) + anax (efendi, hükümdar, reis, başkan) * kentin
efendisi, şehrin koruyucusu; Güney ve Orta Amerika'nın tatlı sularında yaşayan,
çok sayıda türü bulunan ve mağara formlarıyla evrimsel biyoloji araştırmalarında
yaygın olarak kullanılan ışın yüzgeçli balık cinsi
asuda :
far. * asay (dinlenmek, huzurlu olmak) + ude (ile ilgili, gibi, -a ait) *
rahat, sakin, dinlenmiş, huzur içinde, huzurlu, dinç, müsterih; yağ ve una
pekmez veya şeker karıştırarak yapılan bir çeşit tatlı, helva
asudan :
far. * asude (rahat, sakin, dinlenmiş, huzur içinde, huzurlu, dinç, müsterih) +
an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * rahatça, sakince, huzurlu olarak
asude :
far. * asay (dinlenmek, huzurlu olmak) + ude (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
* rahat, sakin, dinlenmiş, huzur içinde, huzurlu, dinç, müsterih; yağ ve una
pekmez veya şeker karıştırarak yapılan bir çeşit tatlı, helva
asuman :
far. * asman (gökyüzü, sema) (sema (gök, üstte olan) + an (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) ) * gök, her şeyi altında toplayan, her şeyin üstünde olan,
üstlenen
asuncion :
lat. * assumptio (varsayım, farzetme; üstlenme, yüklenme; yükselme, göğe
alınma; Meryem'in göğe kabulü) (assumere (üstüne almak, yükseltmek) (ad (-a
doğru, yönelim, yan, yakın) + sumere (almak, toplamak, bir araya getirmek) ) +
tio (isim yapım eki) ) * Paraguay'ın başkenti
asur :
gre., ibr. * assuria (güvenli, emin yer; zorluk, güçlük yeri) (gre.); asur
(zorluk, güçlük; yasak) (ara.), sar (prens) (gre.); sure, sûr, sicher (emin,
güvenli), assure, assurer, sichern (garantilemek, güvenli kılmak) (ing., fra.,
alm.) * Mezopotamya'nın kuzey kısmında, Musul yöresinde, Dicle Irmağı'na
cepheli bir plato üzerinde kurulmuş antik kent
asurbanipal :
asu. * asur, aşur (aşur) + bani (oğul, varis) + apli (yaratıcı) (Aşur, varisin
yaratıcısı) * MÖ 668-627 arasında hüküm sürmüş son büyük Asur kralı
asürans :
lat., fra. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + securus (güvenli, emniyetli)
(se (ayrı, uzak) + cura (bakım, özen, ihtimam, endişe, kaygı) + us (sıfat yapım
eki) ) + entia (isim, yer ve durum eki) (lat.); assurance (assurer
(garantilemek, emin ve güvenli kılmak) ( a etken fiil eki) + sûr (emin,
güvenli, kesin, şüphesiz) + er (fiil mastar eki) ) + ance (isim yapım eki) )
(fra.) * sigorta, güvence sağlama; mal, can veya hak kayıplarına karşı teminat
sağlama işlemi, güvence, teminat, sigorta
asvaf :
ara. * suf (yün, yapağı, ibrişim) * yünler, yapağılar, ibrişimler
asvat :
ara. * savt (ses) * sesler
asya :
gre. * asia (yukarı çıkmak, yükselmek, doğmak; doğu yönü) * dünyanın doğusunda
Avrupa'nın doğusunda, Büyük Okyanus'un batısında, Okyanusya'nın kuzeyinde ve
Arktik Okyanus'un güneyinde bulunan kıta
asystasia :
gre. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + systasia (düzen, bağ) *
hızlı yayılan, tırmanıcı veya yer örtücü, Acanthaceae familyasından bir bitki
aş :
tür. * aş (yemek, rızık, azık) * insanın yaşamsal faaliyetlerini sürdürebilmesi
amacıyla genellikle ocakta pişirilerek hazırlanan, tahıl, baklagil, sebze veya
et gibi malzemelerin su ile harmanlanmasıyla elde edilen her türlü sıcak, sulu
veya yoğun kıvamlı gıda, yemek, yiyecek, haşlama yemek, yaşam için gerekli gıda
aş damı :
tür., zen., lat. * aş (yemek) + dam (ev, ikametgah, konut, mesken) + ı (iyelik
eki) * mutfak
aş ocağı :
tür. * aş (yemek) + ocak (ateş yakılan yer) (os, ot (ateş) + çak (isim yapım
eki) ) + ı (iyelik eki) * yoksullara yemek dağıtılan yer
aşağı :
tür. * aş (dağ geçmek, ötesine geçmek) + ğı (isim yapım eki) * iniş yönüne
doğru, alta doğru
aşağılamak :
tür. * aş (dağ geçmek, ötesine geçmek) + ğı (isim yapım eki) + la (bağlaç) +
mak (fiil mastar eki) * küçümsemek, hakir görmek
aşağılık :
tür. * aşağı + lik (isim yapım eki) * nitelikçe, düzeyce düşük, küçük, alçak,
hakir
aşağıyukarı :
tür. * aşağı (alt, alta) + yukarı (üst, üste, yükseğe) * yaklaşık olarak,
tahminen
aşama :
tür. * aş (dağ geçmek, ötesine geçmek) + a (bağlaç) + ma (isim yapım eki) *
safha, bir hedef doğrultuunda geçilmesi gerekli dönemlerden her biri; önem ve
değer bakımından gitgide yükselen basamaklardan her biri
aşar :
ara. * aşar (on, onda bir), aşara (onda bir almak), aşr (tarım ürünlerinden
veya gelirlerden alınan %10 oranındaki vergi; Osmanlı’da tarladan alınan ürün
vergisi, öşür); aşera (on), aşiret (on kişilik topluluk; akrabalardan oluşan
klan) * tarım ürünlerinden alınan onda bir oranındaki vergiler, öşürler
aşari :
ara. * aşere (on) + i (ile ilgili, gibi) * ondalık
aşçı :
tür. * aş (yemek, yiyecek, gıda, besin) + çı (yapan, eden, sağlayan) * yemek
yapan, gıda hazırlayan
aşçıbaşı :
tür. * aş (yemek, yiyecek, gıda, besin) + çı (yapan, eden, sağlayan) + baş
(kafa, öncel, tepe, uç) + ı (iyelik eki) * aşçıların amiri, şef
aşeka :
ara. * aşaka (sarmak, sarılmak, yapışmak, bağlanmak; şiddetle sevmek, tutku
duymak, aşık olmak), aşk (sevgi, bağ) * derin sevgi, tutkulu aşk; güçlü
bağlılık veya bağımlılık duygusu; sarmaşık
aşem :
ara. * aşama (kurumak, katılaşmak, sertleşmek; bir organ kuruyup işlevini
yitirmek) * taze veya yumuşak dokusunu yitirip sertleşmiş, yanında katık (peynir,
zeytin vb.) olmadan tek başına tüketilen katıksız kuru ekmek, kuru ekmek
aşem :
ibr. * aşem (isim, ad, ünvan) * Yahudilikte Tanrı'nın asıl adı olan dört harfli
YHVH (Tetragrammaton) isminin kutsallığından ötürü günlük dilde ve ibadet dışı
durumlarda doğrudan telaffuz edilmemesi amacıyla, O'nun varlığını, mutlak
yaratıcı gücünü ve zamansız özünü simgelemek üzere başvurulan saygı içerikli
ikame bir ifade
aşerat :
ara. * aşere, aşera (on) + t (çoğul eki) * onluklar, onlu gruplar
aşere :
ara. * aşara (on, 10) * on, 10 sayısı (9’dan sonra, 11’den önce olan sayı)
aşere takrib :
ara. * aşere (Kur'an-ı Kerim'in lafızlarında meydana gelen farklılıkları, on
imam ve onların ikişer ravisine nisbet edilerek okunması) + takrib (okuyuş
farklılıklarının on imam, her bir kıraat imamının ikişer ravisi ve bu her
ravinin de ikişer tarikine nisbet edilerek okunması) * Kur’an okuma usülleri
ile ilgili terimler
aşere-i mübeşşere :
ara. * aşere (on, onlu) + ı (tamlama eki) + beşr (müjdelemek), mubeşşere
(müjdelenmiş) * cennete girecekleri daha hayatta iken kendilerine peygamber
tarafından müjdelenen on sahabi
aşermek :
tür. * aş (yemek) + er (olmak, yetişmek, bulunmak, ulaşmak, varmak) + mek (fiil
mastar eki) * yiyecek özlemek, belirli bir yiyeceği tüketmek için yoğun istek
duymak
aşevi :
tür. * aş (yemek) + ev (yer, konut, hane, barınak, sığınak, yuva) + i (tamlama
eki) * yoksul kimselere parasız olarak yemek verilen yer, aş ocağı
aşhane :
tür., far. * aş (yemek) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) *
yoksul kimselere parasız olarak yemek verilen yer, aş ocağı
aşı :
tür. * aş (geçmek, geçirmek, eklemek, yamamak, onarmak, nakletmek) + ı (isim
yapım eki) * bulaşıcı veya malign hastalığa karşı aktif kazanılmış bağışıklık
sağlayan biyokimyasal preparat
aşı boyası :
tür. * aşu (kızıl toprak boya, rubrica) + boya (boduğ (yakı, kına, renkli
madde) ) + sı (iyelik eki) * sarı veya kırmızı demir cevherinden elde edilen
doğal boya, toprak boyası
aşık :
ara. * aşaka (sarmak, sarılmak, yapışmak, bağlanmak; şiddetle sevmek, tutku
duymak, aşık olmak), aşk (sevgi, bağ) * seven, bağlanan, bağlanmış
aşık kemiği :
tür. * aşuk (sarılmış, bağlanmış) + kemik (omurgalıların vücuduna destek veren
sert dokulu organ; iskelet elemanı) + i (iyelik eki) * ayağın bilek kısmında
bulunan, kaval kemiği ile topuk kemiği arasında eklem oluşturan oluşturan üç
ana kemikten biri olan talus kemiği
aşıkane :
ara., far. * aşık (aşk (şiddetle sevme, şiddetli, ıstırap verici, yakıcı sevgi)
) + ık (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ane (-ca, -cesine, tarzında,
olarak, gibi) * aşık olana yaraşır bir biçimde, aşıkça
aşılamak :
tür. * aş (geçmek, geçirmek, eklemek, yamamak, onarmak, nakletmek) + ı (isim
yapım eki) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * organizmada
bağışıklık oluşturmak veya yerleşmiş bir hastalığa karşı koyabilmek için
hazırlanmış inaktif virüs veya mRNA preparatını vücuda zerketmek (enjekte
etmek), aşı yapmak; iyi nitelikli bir bitkinin bir parçasını aynı türden bir
anaç üzerine kaynaştırarak iyi nitelikli bitki üretmek
aşım :
tür. * aş (ötesine geçmek, sınırı geçmek) + ım (isim yapım eki) * sınırı geçme,
ötesine geçme
aşındırmak :
tür. * aş (geçmek, ötesine geçmek) + ın (dönüşlü fiil eki) + dır (etken fiil
eki) + mak (fiil mastar eki) * bir cismi, eriterek, tahriş ederek, yontarak
veya vurarak yıpratmak
aşınmak :
tür. * aş (geçmek, ötesine geçmek) + ın (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar
eki) * birbirine sürtünme yoluyla veya kimyasal reaksiyon sonucunda incelmek,
erimek, yıpranmak, eskimek
aşır :
ara. * aşr, aşere (on) * dinsel törenlerde veya topluca namaz kılındıktan sonra
Kuran’ dan okunan on ayetlik bölüm
aşıramento :
tür. * aş (geçmek, ötesine geçmek) + ır (bağlaç) + amento (argo son ek) *
çalma, hırsızlama, hırsızlık, aşırmasyon, cebellezi
aşırı :
tür. * aş (dağ geçmek, ötesine geçmek) + ırı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
* gereğinden fazla, çok fazla, sınırı aşacak şekilde çok
aşırı besi :
tür. * aş (dağ geçmek, ötesine geçmek) + ırı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
+ bes (gıda vermek) + i (isim yapım eki) * hayvan hareketlerini azaltan ve
böylece sığırları daha hızlı besleyen bir besicilik uygulaması, entansif besi
aşırı duyu :
tür. * aş (dağ geçmek, geçmek, ötesine geçmek) + ırı (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) + duy, tuy (hissetmek, anlamak, fark etmek, işitmek) + u (isim yapım
eki) * işitsel, koku alma, görsel ve vestibüler olarak kategorize edilebilen
aşırı duyarlılık, hipersensitivite
aşırıbellem :
tür. * aş (dağ geçmek, geçmek, ötesine geçmek) + ırı (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) + bellemek (öğrenmek, ayan ve aşikar bilmek, tanımak, teşhis etmek),
bellem (öğrenme, bilme, tanıma, teşhis etme) * kişide öğrenme yetisinin
olağanüstü gelişmiş olması
aşırmak :
tür. * aş (geçmek, ötesine geçmek) + ır (etken fiil eki) + mak (fiil mastar
eki) * çalmak, hırsızlamak
aşırtmak :
tür. * aş (geçmek, ötesine geçmek) + ır (bağlaç) + t (ettirgen fiil eki) + mak
(fiil mastar eki) * aşırma eyleminde bulundurmak; üzerinden geçirip öbür tarafa
iletmek
aşıt :
tür. * aş (geçmek, ötesine geçmek) + ıt (isim yapım eki) * sırt ve bayırların
öte yüzü, görünmeyen yanı; gözün göremediği yer, uzak yer
aşıtaşı :
tür. * aşu (kızıl toprak boya, rubrica) + taş (sert mineral, kaya) + ı (iyelik
eki) * taş durumundaki aşıboyası
aşikar :
far. * aşkare, aşikar (açık, belli, şeffaf, aydınlık) (aviş (belirgin, açık) +
kara (olmak, kılmak) ) * açık olan, meydanda olan, bilinen, belli, belirgin,
bariz, açık
aşikare :
far. * aşikar (bilinen, belli, belirgin) + e (olarak, gibi) * hiç saklamadan,
belli ederek, açık açık, açıkça
aşil :
gre. * Akhilleus (üzgün halklı, halkı üzgün olan; halka acı çektiren,
insanların kederi, halkın kederi) (akhos (sıkıntı, acı, keder, üzüntü) + laos
(halk, savaşçılar, insanlar, millet, ordu) ) * Homeros'un İlyada'sındaki
Hektor'u öldüren, Truva'daki Yunanlıların en büyük savaşçısı
aşil tendonu :
gre. * Akhilleus (üzgün halklı, halkı üzgün olan; halka acı çektiren,
insanların kederi, halkın kederi) (akhos (sıkıntı, acı, keder, üzüntü) + laos
(halk, savaşçılar, insanlar, millet, ordu) ) + teinein (germek, uzatmak, germek
için zorlamak, kasmak), tenon, tendon (kas ile kemiği bağlayan sert doku, lif,
kiriş, bağ) * ayak bileğinin arkasında yer alan, baldır kasını topuğa bağlayan
ve ayağın aşağı doğru bükülmesini sağlayan tendon (İsmini Yunan mitolojisindeki
Akhilleus’tan almıştır.)
aşilotomi :
gre. * Akhilleus (üzgün halklı, halkı üzgün olan; halka acı çektiren,
insanların kederi, halkın kederi) (akhos (sıkıntı, acı, keder, üzüntü) + laos
(halk, savaşçılar, insanlar, millet, ordu) ) + temnein (kesmek), tomia (kesim,
kesme) (tome (kesik, kesilmiş) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * aşil
tendonunun cerrahi yolla kesilip ayrıştırılması
aşina :
far. * aşnav (duymak, algılamak, tanımak, bilmek) * bildik, tanıdık, bilinen,
tanınan
aşir :
ara. * aşara (yardımcı olmak, yardım etmek, yoldaşlık etmek, refakat etmek, iyi
geçinmek; topluluk halinde bulunmak, yakınlık kurmak) * yakın dost, refakatçi,
yardımcı, yoldaş, birlikte yaşayan kimse
aşir :
ara. * aşr (on) * onuncu; onda bir; Osmanlı döneminde köylülerden, ürettikleri
tarım ürünlerinden %10 oranında alınan aşar vergisini toplayan memur, öşür
tahsildarı
aşiran :
ara. * aşiran (aşiretten türemiş, kabile ile ilgili; onuncu olan, onlu) (aşr,
aşere (on), aşir (onuncu; dost) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) *
Türk musikisinde, karar perdesi rast (do) olan, hüseyni dizisi temeline
dayanan; duygusal, hüzünlü ve mistik bir ifade taşıyan, özellikle gazel ve
şarkı formunda kullanılan, zengin süslemeler ve melodik hareketlerle derinlik
kazanan özgün bir makam; portenin sol anahtarına göre alttan birinci boşluğunun
içine yazılan fa notasının ismi
aşiran-buselik :
ara. * aşiran (aşiretten türemiş, kabile ile ilgili; onuncu olan, onlu) (aşr,
aşere (on), aşir (onuncu; dost) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + ebu
(baba, ata) + salaka (yola gitmek, yolculuk etmek), selik, salik (yola giren,
yol yürüyen, yolcu, bir yola girmiş olan; yol, iz) * Türk musikisinde, karar
perdesi rast (do) olan, Aşiran makamının hüseyni temelli hüzünlü yapısını
Buselik makamının neşeli ve aydınlık karakteriyle harmanlayan, melodik
geçişlerde zengin süslemeler ve canlı ritmik öğeler barındıran, özellikle şarkı
ve peşrev türlerinde tercih edilen çok yönlü ve duygu yüklü bir makam
aşiran-maye :
ara., far. * aşiran (aşiretten türemiş, kabile ile ilgili; onuncu olan, onlu)
(aşr, aşere (on), aşir (onuncu; dost) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) )
(ara.) + maye (asıl, esas, temel, kök, öz, gerekli madde, maya) (far.) * Türk
musikisinde, karar perdesi rast (do) olan, Aşiran makamının hüseyni dizisi
kökenli hüzünlü ve mistik karakteri ile Maye makamının neşeli ve dengeli
yapısını birleştirerek melodik zenginlik ve duygusal derinlik sunan, özellikle
şarkı ve ilahi türlerinde kullanılan çok katmanlı ve ifade gücü yüksek bir
makam
aşiran-vefadar :
ara., far. * aşiran (aşiretten türemiş, kabile ile ilgili; onuncu olan, onlu)
(aşr, aşere (on), aşir (onuncu; dost) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) )
+ vefa (sözde durma, sevgi ve dostlukta devam) (ara.) + dar (gibi olan, ile
ilgili, tutan, alan, koruyan, sahip ve malik olan, taşıyan) (far.) * Türk
musikisinde, karar perdesi rast (do) olan, Aşiran makamının hüseyni temelli
hüzünlü ve mistik karakteri ile Vefadar makamının hüzün ve karamsarlık içeren
melodik motiflerini birleştirerek derin duygusal ifadeler ve zengin süslemeler
sunan, özellikle gazel ve şarkı türlerinde kullanılan karmaşık ve etkileyici
bir makam
aşiran-zemzeme :
ara. * aşiran (aşiretten türemiş, kabile ile ilgili; onuncu olan, onlu) (aşr,
aşere (on), aşir (onuncu; dost) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + zam
(çoklamak, artırmak, fazlalaştırmak, katmak, eklemek), zamzama (bol akan
kaynak; coşkulu müzik), zemzeme (nağme, hoş ses; geniz ve boğaz ile ezgili ses
çıkarmak; belirsiz ses, yüksek olamayan ses, titreme, vızıltı, fısıltı,
mırıldanma) * Türk musikisinde, karar perdesi rast (do) olan, Aşiran makamının
hüseyni dizisi temelli hüzünlü ve mistik yapısı ile Zemzeme makamının ince
süslemeler ve nazik melodik hareketlerini harmanlayan, özellikle gazel ve şarkı
formunda kullanılan, zengin melodik geçişler ve derin duygusal ifade barındıran
özgün ve nüanslı bir makam
aşiret :
ara. * aşara (yardımcı olmak, yardım etmek, yoldaşlık etmek, refakat etmek, iyi
geçinmek; topluluk halinde bulunmak, yakınlık kurmak); aşr (on), aşir (onuncu;
onda bir) + et (isim yapım eki) * oymak, akrabalardan oluşan topluluk, boy,
klan, birlik, topluluk, yakın akrabalık, birliktelik, yakın ilişki, topluluk
aşiy :
ara.* aşaya (akşam olmak, gün batımı, kararmak) * akşam vakti, günün son kısmı,
ikindi ile gece arası zaman dilimi
aşiyan :
ave., far. * şyati (dinmek, durmak, dinlenmek, istirahat etmek) (ave.), aşyana
(yerleştirmek, yuva yapmak, barınak kurmak) * yuva, barınak, konut, ikametgah,
mesken, güvenli ve kalıcı yer, sığınak;, kuş yuvası
aşk :
ara. * aşika (aşık olmak, sarmaşmak, sarılmak, yapışmak, bağlanmak), aşeka
(sarmaşık, sarmak) * şiddetle sevme, şiddetli, ıstırap verici, yakıcı sevgi
aşkabat :
far. * aşk (aşk, çok sevgi, bağlılık, tutku) + abad (bayındırlık, yerleşim
yeri, şehir) * Türkmenistan’ın başkenti
aşkale :
lat. * aş (yemek) + kale (savunma yapısı, şehir suru, hisar, korugan); *
Erzurum’un bir ilçesi; eski ismi Locus Basara (Gözleme Yeri) (locus (yer) +
basara (gözlemek, görmek) ), İlçenin ismi zaman içinde Şöğayn, Aşhane, Açhane,
Kale olarak değişmiştir.)
aşk-efza :
far., ara. * aşk (aşk, çok sevgi, bağlılık, tutku) (far.) + efza (artıran,
çoğaltan anlamı veren son ek) (ara.) * aşk artıran; Türk musikisinde, Kürdi
makamı dizisinin Hüseyni Aşirân perdesine göçürülmesiyle, dizisi elde edilen,
karar perdesi segah olan, Hüseyni ve Neva dizilerinden unsurlar taşıyan,
duygusal yoğunluğu yüksek, melankolik ve içli ezgilerle karakterize edilen,
özellikle şarkı ve gazel türlerinde kullanılan derin ifade ve süslemelerle
zenginleştirilmiş karmaşık bir şed makamı
aşkın :
tür. * aş (ötesine geçmek, sınırı geçmek) + kın (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * ölçü, değer veya konum olarak belli bir sınırın ötesine geçmiş
aşknüma :
far. * aşk (aşk, çok sevgi, bağlılık, tutku) + numa (gösteren, belirten, ortaya
koyan) * aşkını bildiren, aşkını gösteren
aşku :
far. * aşku (far.), sky (ing.) * tavan; kat, tabaka; gökyüzü, gök
aşlamak :
tür. * aş (geçmek, geçirmek) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) *
birbirine katmak, karıştırmak, aşılamak
aşmak :
tür. * aş (ötesine geçmek, sınırı geçmek) + mak (fiil mastar eki) * sınırı
geçmek, ötesine geçmek, belirli bir ölçüyü, değeri veya konumu geçmek
aşna :
far. * aşna, aşnav (duymak, algılamak, bilmek, tanımak), aşina (tanıdık,
bilinen) * algılanan, tanıdık, bilinen
aşna fişne :
far. * aşna, aşnav (duymak, algılamak, bilmek, tanımak) + fişne (şey, nesne,
olgu; sevgili olma) * gizli dost, oynaş
aşoz :
gre. * ashos (birleşme oyuğu) * ahşap gemi yapımında borda kaplama tahtalarının
en dar yüzünü yerleştirmek amacıyla omurga ve bodoslamaların uzunluğu boyunca
iki yanda, borda kaplamalarının ince kenarlarınının yerleştirilmesi için açılan
keskin, sivri ve üç köşeli yuva veya oyuk
aşr :
ara. * aşara, aşr (on, 10) * on, 10 sayısı (9’dan sonra, 11’den önce olan sayı)
aşr-ı şerife :
ara. * aşr (on) + ı (tamlama eki) + şerif (şerefli, onurlu, mübarek) *
Kur'an'ın bir topluluk içerisinde yükses sesle okunan ve çoğunlukla on ayet
uzunluğundaki bölümlerine verilen isim, mihrabiye
aşşab :
ara. * uşb (taze ot) * ilaç yapımında kullanılan otları derleyip toplayıp
getiren kimse
aşşar :
ara. * aşr (on) * onuncu; onda bir; Osmanlı döneminde köylülerden, ürettikleri
tarım ürünlerinden %10 oranında alınan aşar vergisini toplayan memur, a'şar
tahsildarlığı yapmış olan kimse,öşür tahsildarı, ondalıkçı
aşub :
far. * aşuften (karışmak, huzursuz olmak, düzensizleşmek, bozulmak, düzeni
bozulmak) * karıştıran, karıştırıcı, bozucu, bozan, düzensizleştiren, kargaşa
çıkaran, fitne çıkaran
aşula :
tür. * aş (söylemek) + ula (isim yapım eki) * türkü, ezgi, makam, hava
aşur :
far. * aşur; aşurdan (on; katmak, karıştırmak) * Asurluların savaş tanrısı
aşure :
ara. * aşr (on), aşure (onuncu) * Muharrem ayının 10'unda, buğday, kuru
fasulye, nohut gibi taneliler, kuru incir, kuru üzüm ve benzeri kuruyemişlerin
şekerle kaynatılmasıyla yapılan bir tür tatlı
aşüfte :
far. * aşuftan, aşub (oynamak, kıpırdamak) * çılgınca seven; açık saçık kadın,
baştan çıkmış kadın, iffetsiz kadın, orospu, oynak, kırıtık
At :
gre. * astatine (astatos (kararsız, değişken) + ine (halojen element adı eki) )
* atom numarası 85 olan, periyodik tablonun 17. grubunda bulunan, tüm
izotopları radyoaktif olan, doğada çok az bulunan ve en nadir elementlerden
biri kabul edilen, nükleer tıp araştırmalarında özellikle hedefli alfa
tedavilerinde incelenen halojen grubu elementi
at :
tür. * at (hareket etmek, hızlı gitmek, bir yöne doğru ilerlemek, yönelmek,
aşmak) * binek hayvanı olarak kullanılan, arabaya, çifte koşulan, gücünden
yararlanılan toynaklı memeli hayvan
ata :
ara. * ata (vermek, bahşetmek, bağışlamak, ödemek) * verme, bağışlama, bahş,
bahşiş, lütuf, ihsan
ata :
tür., ara. * ad, at (isim) + a (son ek) (baba, dede, öncel); ada, ata (vermek,
öne koymak, fırlatmak, lütfetmek, isim vermek, adlandırmak) * baba, dede,
geçmişteki soy büyükleri
ata ender ata :
ara. * en (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + derun (derin, derinlik, bir
şeyin içi, içyüzü) + ata (verme, bağışlama, bahş, bahşiş, lütuf, ihsan) * lütuf
içinde lütuf, ihsan üzerine ihsan, bahş içinde bahş
atabarı :
tür. * ata (baba, öncel, dede, geçmişteki soy büyükleri, soy, nesil) + bar
(Kafkas ve Doğu Anadolu kökenli halk oyunlarında “oyun, dans”) + ı (iyelik eki)
* Erzurum kökenli olup Türkiye genelinde bilinen, toplu oynanan geleneksel halk
oyunu.
atabek :
tür. * ata (baba, öncel, dede, geçmişteki soy büyükleri, soy, nesil) + beg, bek
(bey, reis, lider, sayesinde olunan, sayesinde imkana sahip olunan) * eski Türk
devletlerinde, özellikle Selçuklularda, şehzadelerin eğitimiyle veya bir
eyaletin bağımsız olarak yönetimiyle görevlendirilmiş vezirlere verilen san,
atabey
atabey :
tür. * ata (baba, öncel, dede, geçmişteki soy büyükleri, soy, nesil) + beg, bey
(bay, kişi; ağa, efendi, reis, amir, lider, hakim, hükümdar, yönetici,
sayesinde imkana sahip olunan, erkek için saygı ifadesi olan son ek; asil,
soylu, muteber, saygın, zengin, mal mülk sahibi) * Isparta'nın bir ilçesi (eski
ismi Seleukia Sidera (Demir Haşarat) (seleukia (haşarat) + sidera (demir) )
(gre.) )
atacan :
tür. * ata (baba, öncel, dede, geçmişteki soy büyükleri, soy, nesil) + can
(dirim, hayat, yaşam, hayat cevheri, ruh, gen) * ataların ruhunu taşıyan, atası
gibi yiğit ve canlı olan kişi, ata sevgisiyle dolu, atasıyla özdeş, babacan;
erkek ismi
ataerki :
tür. * ata (baba, öncel, dede, geçmişteki soy büyükleri, soy, nesil) + erk
(kuvvet, kudret) + i (iyelik eki) * erkek otoritesine ve baba egemenliğine
dayanan ve ailede çocukları baba soyuna mal eden topluluk durumu, bir tür
toplumsal örgütlenme düzeni
ataerkil :
tür. * ata (baba, öncel, dede, geçmişteki soy büyükleri, soy, nesil) + erk
(kuvvet, kudret) + il (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ataerki ile ilgili
atak :
lat., tür. * attacare (ad (-a, -da, yönelme eki) + taccare (vurmak, saldırmak;
işaretlemek) ) (lat.); at (ileri gitmek, ilerlemek, hareket etmek, hızlı
gitmek, bir yöne doğru ilerlemek, yönelmek, aşmak) + ak (isim yapım eki) (tür.)
* atılım, saldırı, hücum
atakan :
tür. * etügen, otogen (yer, arz) (moğ) * ata (baba, öncel, dede, geçmişteki soy
büyükleri, soy, nesil) + kan (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (soylu
anlamında)
ataksi :
gre. * ataxia (düzensizlik) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) +
tassein, tasson (düzenlemek, sıralamak, dizmek, sınıflandırmak, vergi tayin
etmek), taxis (düzen, düzenleme, sıralama, dizim, dizme, sıra, diziliş,
hareket, yönelme, düzenli hareket) + ia (isim, yer ve durum eki) ) * kol ve
bacaklardaki kas kontrolünü kaybetmeye neden olan koordinasyon eksikliği
ataksik :
gre. * ataxia (düzensizlik) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) +
taxis (düzen, sıra, diziliş, hareket, yönelme, düzenli hareket) + ia (isim, yer
ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ataksi ile ilgili
atakum :
tür. * ata (baba, ced, dede, öncel, soy) + kum (ince taş parçaları); mattityahu
(mattit (hediye, bahş, meta, fayda) + yahu (Yahova, Allah) ) * Samsun’un bir
ilçesi (eski ismi, bölgenin sahibi olduğu söylenen Ermeni’nin ismi olan
Matossian’dır. Matosyon olarak da telaffuz edilmiştir. İngilizcede “Matthew”,
İbranice’de “Mattityahu”)
atalantia :
gre. *Atalanta (Yunan mitolojisinde hızlı koşan kadın kahraman) + ia (isim
yapım eki) * küçük ağaç veya çalı, genellikle meyve veren, Rutaceae
familyasından bir bitki
atalay :
got., tür., gre. * atta, ata (baba, ced, dede, öncel, soy) (got., tür.) +
legio, allagion (küçük askeri birlik) (gre.); alay (grup, topluluk, birlik)
(tür.); attila (atacık, babacık) (atta, ata (baba, ced, dede, öncel, soy) + ila
(küçültme eki) ) (tür.) * atalardan oluşan topluluk, atalar birliği, soy
birliği; atacık, babacık; erkek ismi
atalet :
ara. * atala (hareketsiz olmak, eylemsiz olmak, devinimsiz kalmak, başıboş
kalmak) + et (isim yapım eki) * atıl olma, devinimsizlik, eylemsizlik,
tembellik, çalışmadan oturma, gevşeklik, uyuşukluk, işsizlik, kullanım dışılık
atalet momenti :
ara., lat. * atalet (atıl olma, devinimsizlik, eylemsizlik, tembellik,
çalışmadan oturma, gevşeklik, uyuşukluk, işsizlik, kullanım dışılık) (atala
(hareketsiz olmak, eylemsiz olmak, devinimsiz kalmak, başıboş kalmak) + et
(isim yapım eki) ) (ara.) + moment, momentum (movere (hareket etmek, devinmek,
kımıldamak, kıpırdamak) + entum (isim yapım eki) ) (lat.) + i (iyelik eki) *
dönmekte olan bir cismin, dönme hareketine karşı durması, eylemsizlik momenti;
I = L/w = açısal momentum/açısal hız
atamak :
ara., tür. * ada, ata (ad vermek, adlandırmak, isim vermek, isimlendirmek) +
mak (fiil mastar eki) * bir göreve tayin etmek, ünvan vermek, adlandırmak,
tayin etmek, isim koymak
ataman :
tür. * ata (baba, ced, dede, öncel, soy) + man (kişi, kimse, yapan) * eskiden
Kazak başbuğlarına verilen ünvan
atansiyon :
lat., fra. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın + tentio (gerilim, germe,
uzatma) (tendere (uzanmak, yönelmek, germek) + tio (isim yapım eki) ) (lat.);
attention (ing., fra.) * zihni veya duyuları bir noktaya yöneltme, dikkat,
dikkati verme, ilgi gösterme, dikkat etme
ataraksiya :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + taraxia (aktiflik,
hareketlilik, devinimsellik) (tarassein (rahatsız etmek, bozmak, karıştırmak),
tarachos (çalkantı, karışıklık, huzursuzluk) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) * tepkisizliğe dayalı durgunluk sendromu, duygusuzluk; sükunet, iç
huzuru, ruhsal sarsıntıdan uzak olma; özellikle Stoacılık ve Epikürcülük
felsefesinde zihnin dinginliği ve duygusal dalgalanmalardan bağımsızlık durumu
atarca :
tür. * at (fırlatmak, darbelemek, ileri doğru savurmak) + ar (geniş zaman ve
yapan, eden eki) + ca (isim yapım eki) * mıknatısal kutuplarından
elektromanyetik ışınım yayan, oldukça mıknatıslanmış, dönen nötron yıldızı
atardamar :
tür. * at (fırlatmak, darbelemek, ileri doğru savurmak) + ar (geniş zaman ve
yapan, eden eki) + damar (kan vücutta dolaşımını sağlayan esnek tüp şeklinde
yapı) (dam (küçük yuvarlak parçalar halinde akmak, damlamak) + ar (-cı, yapan, eden
eki) ) * kalbin sağ karıncığından akciğerlere, sol karıncığından da vücudun
diğer yerlerine kan ileten damar
atarkanal :
tür., gre , lat. * at (açmak, ileriye koymak; fırlatmak, savurmak) + ar (geniş
zaman ve yapan, eden eki) (tür.) + kanna (kamış, boru, tüp, saz) (gre.); canna
(kamış, boru, tüp), canalis (boru, oluk, kanal) (lat.) * spermayı sidikyoluna
salan iki kanal
atasözü :
tür. * ata (baba, ced, dede, öncel, soy) + söz (kelam) + ü (iyelik eki) *
ataların deneyimlerine, gözlemlerine dayanan yargılarını genel kural, bilgece
düşünce veya öğüt olarak yansıtan, kalıplaşmış niteliği olan, halk tarafından
benimsenmiş kısa, özlü söz
ataş :
lat. * attachiare (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + tachiare (bağlamak,
tutturmak) ) (lat); attacher (fra.) * kağıtları bir arada tutmak için
kullanılan, maden veya benzeri bir şeyden yapılmış çengel
ataşe :
lat., fra. * attachiare (bağlamak, tutturmak), attachiatus (bağlı, tutturulmuş)
(lat.); attaché (bağlanmış, tutturulmuş, ilintilendirilmiş) (fra.) * bir ülkenin
başka bir ülkedeki diplomatik görevlerinde belirli bir uzmanlık alanı ile
ilgili olarak temsil ve bilgi toplama vazifelerini icra eden elçilik görevlisi
ataşehir :
tür., far. * ata (baba, ced, dede, öncel, soy) + şahr, şehr (yerleşim birimi,
vilayet, memleket, belde, kent, il) (far.) * İstanbul’un bir ilçesi
ataşman :
lat. * attachiare (bağlamak, tutturmak) + mentum (isim yapım eki) (lat.);
attachement (fra.) * ilave, ek, ekleme, baglantı, bağlılık; parça
atatürk :
tür. * ata (baba, ced, dede, öncel, soy) + türk (türeyen, yükselen) (tur, tür
(çıkmak, oluşmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, yükselmek; çeşit, cins, biçim)
+ k (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Türkiye’nin kurucu önderi Gazi
Mustafa Kemal'e TBMM tarafından verilen soyadı
ataullah :
ara. * (ata (vergi, verme, bağış, bahş, hediye) + Allah (Allah) * Allah vergisi
atava :
tür. * ata (baba, büyük baba, ced) + va (ile ilgili, -a ait) * ölen kişilerin
ruhunu şad etmek amacıyla vefatın üçüncü ya da yedinci gününde verilen
geleneksel ölü aşına ve bu törensel yeme
atavik :
lat., fra. * atavus (baba, ced, soy) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(lat.); atavique (fra.) * atacılıkla ilgili
atavist :
lat., fra. * atavus (baba, ced, soy) + ista (-cı, yapan, eden) (lat.); ataviste
(fra.) * atalarından gelen özellikleri tekrar gösteren kişi veya organizma;
genetik olarak atalarına benzeyen özellikler taşıyan kimse veya canlı, atacı
atavistik :
lat., gre., fra. * atavus (baba, ced, soy) + ista (-cı, yapan, eden) (lat.) +
ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.); icus (lat.) * atalara veya
ataların özelliklerine ait olan, genetik olarak önceki kuşaklara özgü
özellikleri tekrar gösteren veya kalıtsal eski özelliklere dayalı olan, atacı,
atavizm ile ilgili
atavizm :
lat., fra. * atavus (baba, ced, soy) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti,
doktrin eki) (gre.); ismus (lat.); atavisme (fra.) * atalara veya ataların
özelliklerine ait olma durumu, genetik olarak önceki kuşaklara özgü özellikleri
tekrar gösterme veya kalıtsal eski özelliklere dayalı olma durumu, atacılık
atazanavir :
lat. * atazan (özel ad veya türev kodu, ilaç adı) + vir (antiviral madde eki) *
HIV enfeksiyonunu tedavi etmek için kullanılan, proteaz inhibitörü sınıfına ait
sentetik antiviral ilacın etken maddesi (C38H52N6O7)
atbalığı :
tür. * at (binek hayvanı olarak kullanılan, arabaya, çifte koşulan, gücünden
yararlanılan memeli hayvan) + balık (suda yaşayan omurgalı, solungaçlı ve
yüzgeçli deniz canlısı) + ı (iyelik eki) * çiftparmaklılardan, Afrika’da
ırmaklarda ve göllerde yaşayan, çok iri yapılı, kalın ve çıplak derili, iri
başlı, geniş ağızlı memeli hayvan, suaygırı
ate :
gre. * ate (körlük, akıl tutulması, bela, delilik, felaket) * Yunan
mitolojisinde insanları kör bir gaflete, kibre (hubris) ve mantıksızlığa sürükleyerek
hata yapmalarına neden olan ve sonunda onları felakete götüren hata, günah,
yanılgı, intikam ve uğursuzluk tanrıçası
atebe :
ara. * tab (damga basmak, mühür basmak), atabe (durmak, duraklamak) * eşik,
kapı, durma yeri
ateh :
ara. * ataha (aklı noksan olmak, zihinsel işlevini yitirmek, bunamak, aklı
eksilmek; bir şeye aşırı düşkün olmak) * kişinin yaşlılık veya hastalık
sebebiyle zihinsel yetilerini, kavrayış gücünü kaybetmesi, aklının zayıflayıp
tutarsızlaşması, akıl eksikliği ve zayıflığı hali, bunama, bunaklık
ateist :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + theos (tanrı, ilah) +
istis (gibi olan, ile ilgili olan) * Tanrısız, Tanrı karşıtı
ateizm :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + theos (tanrı, ilah) +
ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * Tanrısızlık, Tanrı
karşıtlığı
atel :
lat. * astula (tahta parası, odun parçası, tahta kıymığı) * yer değiştirmiş,
kırılmış veya hareketli bir parçayı yerinde tutan sert veya esnek bir cihaz
atelektazi : gre.
* ateles (mükemmel olmayan, eksik, tamamlanmamış) + ekteinein (uzamak,
gerilmek, genişlemek, esnemek, açılmak), ektasis (esneme, genişleme,
genişletme, uzama, gerilme, açılma, kendi dışına çıkma, aşma) (ek (dış, dışarı,
harici) + histanein, histanai (yerleştirmek, konumlamak, düzenlemek, durmak,
yer almak) + isis (isim yapım eki) ) * akciğerin bir lobunun, belirli bir
bölgesinin veya tamamının büzüşerek sönmesi ve hava ile dolamaması
ateleriks :
gre., lat. * atelerix (kirpi cins adı) (ateles (kusurlu, eksik) + thrix (kıl,
saç) ) * Afrika kirpilerini kapsayan Erinaceidae familyasına bağlı memeli
cinsi.
atelidae :
gre., lat. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + telos (son, sınır,
uç, amaç, gerçekleşme, tamamlanma) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form)
(gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * eksik, tamamlanmamış;
başparmağın körelmiş olmasına atfen; Ateles cinsini tip cins olarak içeren,
örümcek maymunları, yünlü maymunlar, yünlü örümcek maymunları ve uluyan
maymunları kapsayan, uzun uzuvları ve kavrayıcı kuyruklarıyla ağaç yaşamına
uyum sağlamış Yeni Dünya maymunları (primatları) familyası
atelinae :
gre., lat. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + telos (son, sınır,
uç, amaç, gerçekleşme, tamamlanma) (gre.) + inae (zoolojik alt familya eki)
(lat.) * Yeni Dünya maymunlarını kapsayan Atelidae familyasına ait bir primat
alt familyası
atelofobi :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + telos (son, sınır, uç,
amaç, gerçekleşme, tamamlanma) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku)
+ eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * mükemmel olamama korkusu
atelosteogenezis :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + telos (son, sınır, uç,
amaç, gerçekleşme, tamamlanma) + osteos (kemik) + genesis (oluşum, yaratılış,
doğum) * kemik dokusunun konjenital olarak yetersiz veya bozuk gelişmesiyle
karakterize nadir genetik hastalık
atelosteoz :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + telos (son, sınır, uç,
amaç, gerçekleşme, tamamlanma) + osteon (kemik) + osis (isim yapım, durum,
sorun, hastalık eki) * kemik gelişiminin yetersiz veya kusurlu olması sonucu
kısa uzuvlar, eklem çıkıkları ve ağır iskelet anomalileriyle karakterize,
çoğunlukla doğumsal ve nadir görülen bir iskelet gelişim bozukluğu
atelye :
lat. * astula (tahta parası, odun parçası, tahta kıymığı), astelle (tahta
kıymığı) + ia (isim, yer ve durum eki) * ahşap işlerinin yapıldığı yer, çalışma
yeri
atempt :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + temptare (denemek, kalkışmak,
girişmek, teşebbüs etmek, sınamak, yoklamak), temptus (denenmiş, kalkışılmış,
girişilmiş, sınanmış, yoklanmış), (lat.); attempt (ing.) * kalkışma, girişim,
deneme, teşebbüs
aten :
mıs. * athenai, athanasios (ölümsüzlük) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk
ön eki) + thanatein (öldürmek), thanatos (ölüm), thanasios (ölümle ilgili,
ölümcül) ); Thanatos (Grek Yunan mitolojisi'nde ölümün tecessümü (vücut bulmuş
hali) * Antik Mısır mitolojisinde, Firavun IV. Amenhotep (Akhenaton (Aton'un
hizmetkarı) döneminde tarihin ilk tek tanrılı inançlarından birinin odak
noktası haline getirilen, her bir ışınının ucunda yaşam sembolü (ankh) taşıyan
eller bulunan ve evrenin yaratıcısı ile yaşamın kaynağı olarak kabul edilen
güneş diski tanrısı
atena :
gre. * athenai, athanasios (ölümsüzlük) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk
ön eki) + thanatein (öldürmek), thanatos (ölüm), thanasios (ölümle ilgili,
ölümcül) ); Thanatos (Grek Yunan mitolojisi'nde ölümün tecessümü (vücut bulmuş
hali) * ölümzüz, ölümsüzlük; Yunan mitolojisinde zeka, sanat, strateji, ilham
ve barış tanrıçası
atenizm :
mıs., gre. * Aten (Mısır tanrısı, güneş diski) (mıs.) + ismos (isim yapım,
durum, akım, öğreti, doktrin eki) (gre.) * Antik Mısır'da MÖ 14. yüzyılda
ortaya çıkmış olan ve Aten’in tanrı addedildiği monoteist bir din; Antik
Mısır’da Amenhotep IV / Akhenaten döneminde kurulan monoteist güneş tapınması
atenolol :
gre., lat. * aten (kimyasal kök) (gre.) + olol (beta bloker ilaç eki) (lat.) *
kardiyak aritmi, yüksek tansiyon, kalple ilgili göğüs ağrısı ve migren
tedavisinde kullanılan bir beta bloker ilacın etken maddesi (C14H22N2O3)
atenüasyon :
lat. * attenuare (inceltmek, zayıflatmak, hafifletmek, azaltmak) (ad (-a doğru,
yönelim, yan, yakın) + tenuare (inceltmek, zayıflatmak, azaltmak) (tenuis
(ince, hafif, zayıf) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.);
atténuation (fra.) * zayıflama, bir şeyin gücünün, etkisinin veya değerinin
azaltılması
atenüe :
lat., fra. * atenuis (inceltmilmiş, zayıflatılmış, hafifletilmiş, azaltılmış)
(lat.); atténué (bastırılmış, zayıflatılmış) (fra.) * hastalık yapıcı etkisi
zayıflatılmış
aterina :
gre. * atherinein (eritmek, döküm yapmak, arıtmak) * gümüşbalığıgillerden
beyaza yakın gümüş renginde, eti lezzetli bir balık, gümüşbalığı, atherina hepsetus
aterom :
gre. * atheroma (athere (kabuksuz tahıl, öğütülmemiş tahıl; ince bulamaç, yulaf
ezmesi, yulaf lapası; lapa kıvamındaki yiyecek) + oma (ile ilgili; tümör,
kabarma, şişme; kanser) ) * dolaşımın kısıtlanmasına ve tromboz riskine yol
açan, mineral, kolestrol, lipid (yağ) birikintileri ve skar dokusu nedeniyle
arter duvarlarının dejenerasyonu
ateromatoz :
gre. * atheroma (athere (kabuksuz tahıl, öğütülmemiş tahıl; ince bulamaç, yulaf
ezmesi, yulaf lapası; lapa kıvamındaki yiyecek) + oma (ile ilgili; tümör,
kabarma, şişme; kanser) ) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) *
atardamar duvarlarının iç tabakasında kolesterol, yağlı maddeler, hücresel
atıklar ve kalsiyum birikmesiyle oluşan "aterom" adı verilen
plakların meydana getirdiği, damar sertleşmesi ve daralmasına yol açan
patolojik bir durum
aterosklerotik :
gre. * atheroma (athere (kabuksuz tahıl, öğütülmemiş tahıl; ince bulamaç, yulaf
ezmesi, yulaf lapası; lapa kıvamındaki yiyecek) + oma (ile ilgili; tümör,
kabarma, şişme; kanser) ) + sklerosis (sertleşme) (skleroun (sertleşmek)
(skleros (katı, sert) + oun (fiil mastar eki) ) + osis (isim yapım, durum,
sorun, hastalık eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * damar
sertliği olarak adlandırılan arteriosklerozun, orta ve büyük boy damarlarda
görülen bir türü ile ilgili, ateroskleroz ile ilgili
ateroskleroz :
gre. * atheroma (athere (kabuksuz tahıl, öğütülmemiş tahıl; ince bulamaç, yulaf
ezmesi, yulaf lapası; lapa kıvamındaki yiyecek) + oma (ile ilgili; tümör,
kabarma, şişme; kanser) ) + sklerosis (sertleşme) (skleroun (sertleşmek)
(skleros (katı, sert) + oun (fiil mastar eki) ) + osis (isim yapım, durum,
sorun, hastalık eki) ) * damar sertliği olarak adlandırılan arteriosklerozun,
orta ve büyük boy damarlarda görülen bir türü
aterotrombotik :
gre. * athere (kabuksuz tahıl, öğütülmemiş tahıl; ince bulamaç, yulaf ezmesi,
yulaf lapası; lapa kıvamındaki yiyecek) + thrombos (kan pıhtısı) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * aterotromboz ile ilgili
aterotromboz :
gre. * athere (kabuksuz tahıl, öğütülmemiş tahıl; ince bulamaç, yulaf ezmesi,
yulaf lapası; lapa kıvamındaki yiyecek) + thrombos (kan pıhtısı) + osis (isim
yapım, durum, sorun, hastalık eki) * atardamar duvarında lipid, lifli madde ve
minerallerin birikmesiyle karakterize, atardamar lümeninin daralmasına yol açan
ilerleyici bir hastalık
ateş :
far. * ataş, ateş (ısı ve ışık yayan enerji kaynağı) * odun veya kömür gibi
yanıcı maddelerin, ısı ve oksijenle birleşmesi sonucu ortaya çıkan, çevresine
ısı ve ışık yayan fiziko-kimyasal bir enerji biçimi
ateş balığı :
far. * ateş (yanma sonucu oluşan ısı ve ışık) + balık (suda yaşayan omurgalı,
solungaçlı ve yüzgeçli deniz canlısı) + ı (iyelik eki) * kırmızı-turuncu bir
gövde ve altın-sarı renkli yatay çizgilere sahip zehirli bir balık, sardina
pilchardus
ateşbaz :
far. * ataş, ateş (yanma sonucu oluşan ısı ve ışık) + baz (-cı, yapan, eden
kişi; oynayan, iştigal eden, uğraşan) * Osmanlı döneminde, saraydaki vb.
şenlikler için donanma fişeklerini hazırlayan kimse; ateşle gösteri yapan,
hünerler gösteren kimse.
ateşböceği :
far., tür. * ataş, ateş (yanma sonucu oluşan ısı ve ışık) + böcek
(eklembacaklı, kanatlı veya kanatsız küçük hayvan) + i (iyelik eki) * lampyris
cinsine bağlı olan, dişilerinde çiftleşme amaçlı biyolüminesans özelliği
bulunan böcek türü
ateşkes :
far., tür. * ataş, ateş (yanma sonucu oluşan ısı ve ışık) (far.) + kes
(ayırmak, durdurmak) * savaşan, çarpışan iki tarafın, yaralılarını, ölülerini
kaldırmak veya barış sağlayıcı görüşmelerde vb. bulunmak üzere anlaşarak,
çarpışmaları durdurması
ateşperest :
far. * ataş, ateş (yanma sonucu oluşan ısı ve ışık) + parastidan (tapmak,
hizmet etmek, bir kişinin veya şeyin önünde veya başında durmak, hazır durmak,
amade olmak), perest (düşkün, tutkun, hayran, tapan, hizmet eden) * ateşe tapan
atetoid :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + tithemi, tithenai
(koymak, yerleştirmek, ortaya koymak), thetos (pozisyon, duruş, konum,
yerleşim) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * merkezi sinir
sistemindeki hasardan kaynaklanan, özellikle uzuvlarda ve parmaklarda yavaş,
istemsiz, kıvranma hareketleriyle karakterize
atetoz :
gre. * athetosis (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + tithemi,
tithenai (koymak, yerleştirmek, ortaya koymak), thetos (pozisyon, duruş, konum,
yerleşim) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * el ve ayakların
yavaş, amaçsız ve istemdışı hareketleri
atezolizumab :
lat. * ate (biyolojik veya monoklonal antikor ilacını belirten ek) + zol (azot
(N) içeren heterosiklik halka eki) + zu (insanlaştırılmış) + mab (monoklonal
antikor eki, (humanized monoclonal antibody) ) * ürotelyal karsinom, küçük
hücreli olmayan akciğer kanseri (NSCLC), üçlü negatif meme kanseri (TNBC),
küçük hücreli akciğer kanseri (SCLC) ve hepatosellüler karsinom tedavisinde
kullanılan bir monoklonal antikor ilacın etken maddesi
(C6446H9902K1706O1998S42)
atf :
ara. * atf (ilişkilendirmek, ilintilendirmek, bağlantı kurmak, yüklemek, mal
etmek, eğilmek, dönmek, meyletmek) * bağlama, ilişkilendirme, bağlantı kurma,
mal etme; bir düşünceyi, eylemi veya sözü biriyle ilintilendirme, birinden
çıkmış gibi gösterme, birini kaynak olarak belirtme; yöneltme, çevirme
atfen :
ara. * atf (ilişkilendirmek, ilintilendirmek, bağlantı kurmak, yüklemek, mal etmek,
eğilmek, dönmek, meyletmek) + en (ile ilgili olarak) * gönderme yaparak, mal
ederek, yükleyerek, ilişkilendirerek, ilintilendirerek
atfetmek :
ara., tür. * atf (ilişkilendirmek, bağlantı kurmak, yüklemek, mal etmek,
eğilmek, dönmek, meyletmek) (ara.) + etmek (yapmak, eylemek, işlemek) (tür.) *
bir düşünceyi, eylemi veya sözü biriyle ilintilendirmek, birinden çıkmış gibi
göstermek, birini kaynak olarak belirtmek; yöneltmek, çevirmek
athanasia :
gre. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + thanasia (ölüm) * uzun
süre çiçekleri solmadan kalan, Asteraceae familyasından bir bitki
athelia :
gre., lat. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + thele (memecik,
sütun, uç, meme ucu; örtü, zar, tabaka) (gre.) + ia (isim yapım eki) (lat.) *
nadir görülen mantar veya otsu tür, Atheliaceae familyasından bir bitki
athena :
gre. * athenai, athanasios (ölümsüzlük) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk
ön eki) + thanatein (öldürmek), thanatos (ölüm), thanasios (ölümle ilgili,
ölümcül) ); Thanatos (Grek Yunan mitolojisi'nde ölümün tecessümü (vücut bulmuş
hali) * ölümzüz, ölümsüzlük; Yunan mitolojisinde zeka, sanat, strateji, ilham
ve barış tanrıçası
atheneum :
gre., lat. * Athenaion (athenai, athanasios (ölümsüzlük) (a (-sız, yokluk,
zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + thanatein (öldürmek), thanatos (ölüm), thanasios
(ölümle ilgili, ölümcül) ) + ion (yer eki) (gre.); ium (lat.) * Antik Yunan'da
bilgelik ve sanat tanrıçası Athena'ya adanmış tapınak veya kutsal alan
anlamından türeyerek, daha sonra bilim, edebiyat, sanat ve öğrenim
faaliyetlerinin yürütüldüğü kurum, akademi veya kültür merkezi
atherinidae :
gre. * athare, atheros (lap, bulamaç, yulaf lapası) + ina (küçültme eki) (gre.)
+ eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya
eki) (lat.) * gümüş balıkları (silversides) olarak bilinen, genellikle kıyısal
denizlerde ve bazı tatlı sularda yaşayan, ince uzun vücutlu, gümüş renkli
pullara sahip ışın yüzgeçli balıkları kapsayan balık familyası
atheriniformes :
gre. * athare, atheros (lap, bulamaç, yulaf lapası) + ina (küçültme eki) (gre.)
+ formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a
ait) ) (lat.) * çoğunlukla küçük boyutlu, ince uzun gövdeli, genellikle gümüş
renkli yan çizgileri bulunan ve gümüş balıkları, gökkuşağı balıkları ile bazı
yakın akraba gruplarını kapsayan ışın yüzgeçli balıklar takımı
atherinopsidae :
gre. * athare, atheros (lap, bulamaç, yulaf lapası) + ina (küçültme eki) + ops
(göz, görme, görüş, bakış) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.);
idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Kuzey ve Güney Amerika'nın
kıyısal denizlerinde, haliçlerinde ve bazı tatlı su ortamlarında yaşayan, ince
uzun gövdeli ve yanlarında belirgin gümüş renkli bant bulunan, "New World
silversides" olarak bilinen ışın yüzgeçli balıkları kapsayan balık
familyası
atherospermataceae :
gre., lat. * athare, atheros (lap, bulamaç, yulaf lapası) + sperma (tohum,
çekirdek, döl, bel, meni, sperm) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki)
(lat.) * Atherospermum cinsini tip cins olarak içeren, çoğunlukla Güney
Yarımküre'de yetişen, aromatik yapraklı, her dem yeşil ağaç ve çalılardan
oluşan ve tohumlarında veya meyve yapılarında kılçıksı uzantılar bulunan
çiçekli bitkiler familyası
athoracophoridae :
gre. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + thorax (göğüs, göğüs
kafesi), thorakos (göğüs kafesi ile ilgili) + pherein (taşımak, götürmek,
getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) (gre.) + eidos
(görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki)
(lat.) * Yeni Zelanda ve Avustralya çevresinde yaşayan, dış kabuğu bulunmayan
veya çok küçülmüş olan ve yapraklar üzerinde yaşayan kara sümüklüböceklerini
kapsayan pulmonat karındanbacaklılar (Gastropoda) familyası
athyriaceae :
gre. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + thyrion (küçük kapı,
giriş) (thyra (kapı) + ion (küçültme eki) ) (gre.) + aceae (-giller, botanik
familya eki) (lat.) * Athyrium cinsini tip cins olarak içeren, çoğunlukla nemli
ormanlarda ve gölgeli habitatlarda yetişen, yaprak altlarında spor keseleri
bulunan çok yıllık eğrelti otlarından oluşan damarlı tohumsuz bitkiler
familyası
athyrium :
gre. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + thyrion (küçük kapı,
giriş) (thyra (kapı) + ion (küçültme eki) ) (gre.); ium (lat.) * ılıman ve
tropik bölgelerde yetişen, yaprak altlarında spor keselerini örten küçük kapı
biçimli veya yarık benzeri örtüleriyle tanımlanan, çoğunlukla nemli ve gölgeli
ortamlarda yetişen dişi eğrelti otlarını kapsayan eğrelti otu cinsi, hanım
eğreltisi, dişi eğrelti, yeleğreltisi
atıcılık :
tür. * at (açmak, ileriye koymak; fırlatmak, savurmak) + ıcı (yapan, eden eki)
+ lık (isim yapım eki) * iyi atış yapabilme yeteneği, atıcı olma durumu; ateşli
silahları kullanarak yapılan spor
atıf :
ara. * atf (ilişkilendirmek, ilintilendirmek, bağlantı kurmak, yüklemek, mal
etmek, eğilmek, dönmek, meyletmek) * bağlama, ilişkilendirme, bağlantı kurma,
mal etme; bir düşünceyi, eylemi veya sözü biriyle ilintilendirme, birinden çıkmış
gibi gösterme, birini kaynak olarak belirtme; yöneltme, çevirme
atıfet :
ara. * atf (ilişkilendirmek, ilintilendirmek, bağlantı kurmak, yüklemek, mal
etmek, eğilmek, dönmek, meyletmek), atif (eğimli, meyilli, ilintili) + et (isim
yapım eki) * iyilik, bağış, kayra, lütuf, ihsan, inayet, karşılık beklemeden
gösterilen sevgi
atık :
tür. * at (açmak, ileriye koymak; fırlatmak, savurmak) + ık (isim veya sıfat
yapım eki) * atılmış olan, kullanım dışı kalarak salınmış olan
atıl :
ara. * atala (hareketsiz olmak, eylemsiz olmak, devinimsiz kalmak, başıboş
kalmak) * devinimsiz, tembel, çalışmadan oturan, gevşek, uyuşuk, işsiz,
kullanım dışı, atil
atılgan :
tür. * at (açmak, ileriye koymak; fırlatmak, savurmak) + ıl (bağlaç) + gan
(gibi olan * karşısına çıkabilecek engellerden ve tehlikelerden korkmadan,
çekinmeden, her zaman ileriye, öne atılan, atak; herhangi bir işe girişmede
ivedilik gösteren, girişken
atılım :
tür. * at (açmak, ileriye koymak; fırlatmak, savurmak) + ıl (edilgen fiil eki)
+ ım (isim yapım eki) * girişim, hamle, ileri yönde hareket
atılmak :
tür. * at (açmak, ileriye koymak; fırlatmak, savurmak) + ıl (edilgen fiil eki)
+ mak (fiil mastar eki) * ileri savrulmak, ileri fırlamak, girişmek
atım :
tür. * at (açmak, ileriye koymak; fırlatmak, savurmak) + ım (isim yapım eki) *
atış, fırlatma; kalp çarpışı, palpitasyon, puls
atış :
tür. * at (açmak, ileriye koymak; fırlatmak, savurmak) + ış (isim yapım eki) *
ileri savuruş, ileri fırlatış
atış hareketi :
tür., ara. * atış (fırlatış, savurma) (tür.) + hareket (devinim, kımıldama,
kıpırdama) (haraka (devinmek, kımıldamak, kıpırdamak) + et (isim yapım eki) )
(ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * yer çekimi kuvveti etkisi ile yapılan tüm
hareketlere verilen genel isim (serbest düşme, dikey yukarı atış, yatay atış,
eğik atış) (serbest düşme h=1/2gt^2, v=gt, V^2=2gh; düşey atış H=V0t-1/2gt^2,
V=Vo^2+2gh, V^2=v02-2gh; aşağıdan yukarı düşey atış H=t-1/2gt^2, V=Vo-gt,
V^2=V0^2-2ghmax, Tuçuş=2v0/g, Tçıkış=Vo/g, Hmax=V02/2g, Hmax da V=0; yukarıdan
aşağıya düşey atış H=Vot+1/2gt^2, V=Vo+gt, V^2=V0^2+2ghmax; yatay atış
Xmenzil=Vot, H=1/2gt^2, Vx=V0, Vy=gt, Vy^2=2gh, V^2=Vy^2+Vo^2; düzgün doğrusal
hareket X=Vot+1/2at^2, V=Vo+at, V^2=Vo^2+2ax; düzgün yavaşlayan hareket
X=Vot-1/2at^2, V=Vo-at, V^2=Vo^2-2ax; eğik atış Vx=V0x sabittir, Vy=V0y-gt,
Tuçuş=2Voy/g, Tçıkış= Voy/g, Xmenzil=Voxt, H=Voyt-1/2gt^2, Vy^2=V0y^2-2gh,
0=Voy^2-2ghmax, Hmax=V0y^2/2g
atışmak :
tür. * at (açmak, ileriye koymak; fırlatmak, savurmak) + ış (edilgen fiil eki)
+ mak (fiil mastar eki) * karşılıklı sözlü saldırıda bulunmak, şiddetli
tartışmak
atıştırmak :
tür. * at (açmak, ileriye koymak; fırlatmak, savurmak) + ış (edilgen fiil eki)
+ tır (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * ivedilikle yemek, arka arkaya
ağzına atmak; yağmur, kar, dolu tane tane ve az az yağmak, serpiştirmek
ati :
ara. * ata (vermek, sağlamak, ulaştırmak; gelmek, varmak, ulaşmak; ileri
fırlatmak, öne savurmak) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ileride,
önde, gelecek, gelecek zaman
atid :
ara. * atada (hazırlamak, düzenlemek) * tedarik olunmuş, hazır, müheyya
atik :
ara. * at (açmak, ileriye koymak; fırlatmak, savurmak) + ik (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * çabuk hareket eden, çevik
atik :
ara. * ataka (temizlemek, arındırmak, saflaştırmak, özgürleştirmek) * temiz,
saf, pak, arı; eski, köklü
atikiyyat :
ara. * atik (eski) + iyat (-ler, ile ilgili olanlar) (ara.); antiquity,
antiquité, Antiquität (eski çağ) (ing., fra., alm.) * antikite, eski çağ,
geçmiş
atilla :
tür. * atta (baba, dede, ata, ced, soy) + ila (küçültme eki) * küçük baba,
babacık, atacık; Hun İmparatorluğu hükümdarı; erkek ismi
atin :
ara. * ata, atav (azmak, isyan etmek, haddi aşmak, küstah davranmak,
kibirlenmek) * azan, isyan eden, haddi aşan, kibirli
atina :
gre. * athenai, athanasios (ölümsüzlük) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk
ön eki) + thanatein (öldürmek), thanatos (ölüm), thanasios (ölümle ilgili,
ölümcül) ) * Yunanistan'ın başkenti
atipi :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + tuptein (vurmak), tupia
(izlenimsel olma, figürsellik, şekilsellik) (tupos, typos (izlenim, figür,
şekil, tür, cins, tip) + ia (isim, yer ve durum eki) ) * mikroskop altında
incelendiğinde anormal görünen hücreleri ifade eden histopatolojik terim
atipik :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + tuptein, typtein
(vurmak), tupia, typia (izlenimsel olma, figürsellik, şekilsellik) (tupos,
typos (izlenim, figür, şekil, tür, cins, tip) + ikos (gibi olan, ile igili) *
bilinen türde olmayan, tipik ve sıradan olmayan
atiye :
ara. * ate (vermek, getirmek) + iye (isim yapım eki) * hediye, bahşiş, ödül,
lütuf, ihsan, vergi; Allah vergisi özellik veya yetenek
atkaracalar :
tür. * at (evcil binek hayvanı, equus caballus) + karaca (geyikgillerden küçük
memeli, capreolus capreolus) + lar (çoğul eki) * Çankırı'nın bir ilçesi;
Bölgede çok at ve karaca bulunmasından
atkı :
tür. * at (ileriye çıkmak, öne savrulmak, ileri fırlamak, fırlatmak, savurmak)
+ kı (isim ve araç yapım eki) * soğuğa karşı sırta, omuza, başa alınan veya
boyna sarılan örtü
atkıiplik :
tür. * atkı (omuza, başa alınan veya boyna sarılan örtü) + iplik (liflerden
bükülerek yapılan ince, uzun nesne) * dokumacılıkta mekikle enine atılan iplik
kumaşın en ipliği
atkılamak :
tür. * at (ileriye çıkmak, öne savrulmak, ileri fırlamak, fırlatmak, savurmak)
+ kı (isim ve araç yapım eki) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) *
dokumacılıkta, mekikle enine iplik atmak, mekik atarak dokumak
atkuyruğu :
tür. * at (memeli ve toynaklı binek hayvanı) + kuyruk (hayvanların arka
kısmında omurga uzantısı olarak yer alan ve omurlardan oluşan eklemli organ;
ardıl, sıra, izleyen; uzantı) + u (iyelik eki) * atkuyruğugillerden, genellikle
nemli yerlerde yetişen, köksapı uzun ömürlü olan, hekimlikte sidik söktürücü ve
kan dindirici olarak yararlanılan bir bitki; kadınların, genç kızların,
saçlarını başlarının arkasına toplayarak yaptıkları, at kuyruğuna benzer saç
biçimi
atlamak :
tür. * at (ileriye çıkmak, öne savrulmak, ileri fırlamak, fırlatmak, savurmak)
+ la (edilgen fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * sıçrayarak, yüksek bir şeyin
üzerinden aşmak
atlambaç :
tür. * at (ileriye çıkmak, öne savrulmak, ileri fırlamak, fırlatmak, savurmak)
+ lam (isim yapım eki) + baç (araç yapım eki) * çocukların atlama oyunu; suya
atlanacak yüksekçe yer
atlangıç :
tür. * at (ileriye çıkmak, öne savrulmak, ileri fırlamak, fırlatmak, savurmak)
+ lam (isim yapım eki) + gıç ( (araç yapım eki) * dere, çay gibi akarsuların
çok derin olmayan yerlerinden karşıya geçebilmek için suyun içine aralıklarla
konulan, üzerine basıp atlamaya yarayan iri taşlardan her biri, atlama taşı
atlantik :
gre., ber. * atlantikos (Atlas, Atlant (Yunan mitolojisinde gök kubbeyi taşıyan
Titan, yük taşıyan, dayanıklı) (gre.); adrar (yük taşıyan, sert, dayanıklı;
dağ) (ber.) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) * Kuzey ve Güney
Amerika ile Avrupa ve Afrika kıtaları arasında uzanan, kuzeyde Arktik
Okyanusu'ndan güneyde Güney Okyanusu'na kadar uzanan dünyanın ikinci büyük
okyanusu
atlantoaksiyal :
gre., lat. * atlas (ilk boyun omuru (C1); Yunan mitolojisinde dünyayı sırtında
tutarken tasvir edilen titan Atlas’tan) + ento (ek) (gre.) + axis (eksen, mil,
dingil, aks) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * atlas ve ekseni
birbirine bağlayan anatomik yapılarla ilgili veya bu yapılardan olan
atlantooksipital :
gre., lat. * atlas (ilk boyun omuru (C1); Yunan mitolojisinde dünyayı sırtında
tutarken tasvir edilen titan Atlas’tan) + ento (ek) (gre.) + occiput (kafanın
arkası) (ob (karşıt, zıt; -a doğru) + caput (kafa, baş) ) + alis (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) (lat.) * atlas ve oksipital kemiği birleştiren yapılarla
(eklem veya bağ gibi) ilgili veya bu yapılardan oluşan
atlas :
gre., ber. * Atlas, Atlant; adrar (yük taşıyan, sert, dayanıklı; dağ) * sık
dokunmuş, parlak yüzü ipek, tersi pamuk olan, bir tür ipekli kumaş; kıtaları ve
ülkeleri gösteren harita; Yunan mitolojisinde dünyayı sırtında tutarken tasvir
edilen titan
atlatmak :
tür. * at (ileriye çıkmak, öne savrulmak, ileri fırlamak, fırlatmak, savurmak)
+ la (bağlaç) + t (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * sıçratarak, yüksek
bir şeyin üzerinden aştırmak
atlet :
gre. * athlon (ödül, yarış, yarışma), athletes (ödül için yarışan) * kolsuz
erkek fanilası; atletizmle uğraşan, sporcu atletik
atletik :
gre. * athlon (ödül, yarış, yarışma), athletes (ödül için yarışan) + ikos (ile
ilgili, gibi) * atlet gibi olan, vücut yapısı veya hareketleri spora uygun olan
atletizm :
gre. * athletes (ödül için yarışan) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti,
doktrin eki) * sporculuk, yarışçılık, yarışmacılık
atlıkarınca :
tür., ita. * atlı (ata bağlı olan, at ile olan) + carusiello (araba) (carus
(araba) + iello (küçültme eki) ); carrozza (carro (at arabası) + zza (küçültme
eki) ) * yere sabitlenmiş bir eksen etrafında döndürülen bir platform veya
askılara takılı oyuncak atlar, uçaklar, arabalar gibi nesnelerden oluşan araç
atmaca :
tür., lat. * at (açmak, ileriye koymak; fırlatmak, savurmak) + ma (isim yapım
eki) + ca (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer); accipiter (atmaca, alıcı)
(accipere (kavramak) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + capere, cipere
(almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) ) + ter (yapan, eden, -ci)
) * alıcı cinsine bağlı kartalgillerden, ava alıştırılabilen, küçük bir yırtıcı
kuş
atmak :
tür. * at (açmak, ileriye koymak; fırlatmak, savurmak) + mak (fiil mastar eki)
* fırlatmak, savurmak, bir noktaya iletmek, bir yere göndermek, yollamak
atmasyon :
tür., lat. * atmak (fırlatmak, savurmak) (tür.) + tio (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) (lat.) * gerçek dışı, temeli olmayan bilgi veya söz, uydurma,
palavra (argo)
atmık :
tür. * at (açmak, ileriye koymak; fırlatmak, savurmak) + mık (isim yapım eki) *
erkeklerin cinsel organlarından salgılanan, içinde üreme hücreleri olan
spermlerin bulunduğu madde
atmoliz :
gre. * atmos (buhar, duman, gaz) + lusis, lysis (gevşeme, çözülme, çözünme,
parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak,
gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım eki) ) * gazları, farklı
difüzyon hızlarından faydalanarak bileşenlerine ayırma yöntemi
atmosfer :
gre. * atmos (buhar, duman, gaz) + sphaira (top, küre, yuvarlaklık) *
gazyuvarı, havayuvarı, herhangi bir gök cisminin etrafını saran ve gaz ile
buhardan oluşan tabaka
atmosferik :
gre. * atmos (buhar, duman, gaz) + sphaira (top, küre, yuvarlaklık) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * atmosfer ile ilgili
atoksik :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + toxon (yay), toxikon,
toxikos (yaya takılan, ok, yay; zehir) (toxon, toxa (yay; ok) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * zehir üretmeyen veya zehirden kaynaklanmayan,
toksik (zehirleyici) olmayan
atol :
mald. * adal (kapama, kapsama, birleştirme) * ortasında lagün adı verilen bir
göl bulunan, kısmen veya tamamen lagünü çevreleyen adacık, mercanada
atom :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + tomos (kesik, kesim)
(temnein (kesmek) + os (isim yapım eki) ) * kesilemez, bölünemez; içinde proton
ve nötron barındıran bir çekirdek ve onun çevresinde, yörünge üzerinde devinen
elektronlardan oluşan, kimyasal olarak bir elementin bütün özelliklerini
taşıyan en küçük parçası
atom ağırlığı :
gre., tür. * atom (elementin bütün özelliklerini taşıyan en küçük parçası)
(gre.) + ağırlık (cismin kütlesinin kg cinsinden ölçüsü) + ı (iyelik eki)
(tür.) * karbon 12 izotopunun kütlesiyle karşılaştırma yapılarak hesaplanan
atomun kütlesi
atom numarası :
gre., lat., tür. * atom (elementin bütün özelliklerini taşıyan en küçük
parçası) (gre.) + numerus (sayı, rakam, numara) (lat.) + sı (iyelik eki) * bir
atomun çekirdeğindeki proton sayısı (nötr atomda elektron sayısı)
atom sayısı :
gre., tür. * atom (elementin bütün özelliklerini taşıyan en küçük parçası)
(gre.) + sayı (nicelik, miktar, rakamla ifade edilen değer) + sı (iyelik eki)
(tür.) * elementin kütlesinin atom ağırlığına bölünmesi ile elde edilen sayı
atomal :
gre. * atom (elementin bütün özelliklerini taşıyan en küçük parçası) (gre.) +
alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * atomla ilgili olan
atomik :
gre. * atom (elementin bütün özelliklerini taşıyan en küçük parçası) + ikos
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * atom ile ilgili olma durumu
atomisite :
gre., lat. * atom (elementin bütün özelliklerini taşıyan en küçük parçası) +
ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.)
* bir maddenin veya parçacığın bölünemezlik, ayrılmazlık niteliği; işlemin
bölünemez olması ve tamamıyla veya hiç gerçekleşmemesi durumu (yazılım
mühendisliğinde)
atomizm :
gre. * atom (elementin bütün özelliklerini taşıyan en küçük parçası) + ismos
(isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * karmaşık olguları sabit
parçacıkların veya birimlerin kümeleri açısından açıklayan herhangi bir
doktrin; bir şeyi ayrı, ayrılabilir ve bağımsız temel bileşenlere ayırarak
analiz yoluyla yorumlanabilir olarak gören teorik yaklaşım; Epiküros ve Titus
Lucretius Carus tarafından savunulacak ve uzun bir dönem sonra etkisini
kaybetmiş olan bir tür materyelizm akımı
atomoksetin :
gre. * atomos (bölünemez parçacık) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik,
oksijenli) + ethyl (etil (C2H5- alkil grubu) + amine (amonyak türevli bir azot
içeren grup (-NH2) eki) (ammonia (ammon, ammoniakos (gizli, örtülü, güvende,
emin) + ine (gibi olan, ile ilgili, kimyasal madde eki) ) * dikkat eksikliği
hiperaktivite bozukluğunu (DEHB) tedavi etmek, uyanıklığı, dikkati ve hafızayı
geliştirmek için bilişsel güçlendirici olarak kullanılan bir ilacın etken
maddesi (C17H21NO)
atonal :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + teinein, teino (germek,
uzatmak), tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet,
basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi)
(gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * hiçbir ton ve makam
kuralına bağlı kalmadan oluşturulan beste
atonalite :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + teinein, teino (germek,
uzatmak), tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet,
basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi)
(gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım ve durum
eki) (lat.) * atonal olma durumu
atoni :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + teinein, teino (germek,
uzatmak), tonia (kudret, kuvvetlilik, güçlülük) (tonos (perde, vurgu, gerilim,
gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin
yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
) * normal kas gerginliğinin veya tonusunun olmaması
atonik :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + teinein, teino (germek,
uzatmak), tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet,
basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) +
ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * kuvvetsiz, zayıf, dermansız,
vurgusuz, aksansız, ses perdesiz, sessiz; bitkileri çeşitli olumsuz büyüme
koşullarına karşı koruyan ve üç farklı sodyum tuzunun sentezlenmesiyle oluşan
stimülant
atonman :
gre., lat. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + teinein, teino
(germek, uzatmak), tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç,
kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses
perdesi) (gre.) + mens, menteia (isim yapım, yer ve durum eki) (lat.) * duygusuzlaşma,
hissizleşme, tepkisiz hale gelme durumu; bedensel veya ruhsal tepkilerin
zayıflaması veya kaybolması
atopik :
gre. * atopos (alışılmamış olan) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki)
+ topos (yer, konum, mevki, lokasyon; konu) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * alerjik hastalıklara genetik yatkınlığı olan
atopik dermatit :
gre. * atopikos (alerjik hastalıklara genetik yatkınlığı olan) + dermatitis
(derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) +
itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) ) *
şiddetli kaşıntılı, bulaşıcı olmayan, kronik inflamatuvar bir deri hastalığı,
atopik ekzema
atorvastatin :
gre. * ator (statin grubu madde) + va (ön ek) + histanai (durmak, durdurmak,
yerleştirmek), statin (kolesterol sentezinde HMG-CoA redüktaz inhibitörleri
için kullanılan son ek; durdurucu, inhibitör; karaciğerde kolesterol üretiminde
rol oynayan enzim olan HMG-CoA redüktazı inhibe eden ilaç sınıfı) (statos,
stasis (durdurma, durma, sabit kalma, sabit durma, stabil olma, ayakta durma,
durgunluk) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) * yüksek risk
altındaki kişilerde kardiyovasküler hastalıkları önlemek ve anormal lipid
düzeylerini tedavi etmek için kullanılan bir statin ilacın etken maddesi
(C33H35FN2O5)
atosiban :
gre. * ato (oksitosin ve vazopressin ile ilgiyi belirten ek) + siban (oksitosin
reseptör antagonistlerini belirten ek) * erken doğumu durdurmak için intravenöz
olarak kullanılan, oksitosin ve vazopressin hormonlarının inhibitörü
(C43H67N11O12S2)
atovakuon :
lat. * ato (özel ad veya türev kodu, ilaç adı) + vaqu (türev veya yapısal
işaret) + one (oksijenli bileşik, keton grubu (C=O) ) * Malarya ve bazı
protozoal enfeksiyonların önlenmesi ve tedavisinde kullanılan, özellikle
Plasmodium türlerine karşı etkiliolan sentetik antimikrobiyal ilacın etken
maddesi (C22H19ClO3)
atölye :
lat. * astula (tahta parası, odun parçası, tahta kıymığı), atel (sabitlemek
için kullanılan ahşap cihaz) (lat.); atelier (atel + ier (yer eki) (fra.) *
ahşap işlerinin yapıldığı yer, çalışma yeri
atp :
gre. * adenos (bez, beze; gudde) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) + tri (üç) +
phosphate (gübre olarak kullanılan, fosforik asidin tuzu veya esteri, fosfat)
(phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek,
getirmek) + ate (asidin tuzu veya esterini belirten ek) ) * hücre içi
biyokimyasal reaksiyonlar için gereken kimyasal enerjiyi taşıyan nükleotit
(ATP)
atracidae :
gre. * atraktos, atrax (iğ, mekik; örümcek ağının tüp biçimli yapısı) + eidos
(görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) *
Avustralya'da yaşayan, özellikle tüp biçimli ağlar kuran ve güçlü zehire sahip
huni ağ örümceklerini (funnel-web spiders) kapsayan Mygalomorphae grubuna ait
örümcek familyası, Avustralya huni ağ örümcekleri
atractaspididae :
gre. * atraktos, atrax (iğ, mekik; örümcek ağının tüp biçimli yapısı) + aspis,
aspidos (kalkan, siper, zırh, panel, koruyucu levha, koruma) (gre.) + eidos
(görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki)
(lat.) * Afrika ve Orta Doğu'nun bazı bölgelerinde yaşayan, çoğunlukla toprağa
gömülü yaşam süren, sivri başlı ve özel zehir dişleriyle karakterize edilen
kazıcı yılanları (burrowing asps) kapsayan zehirli yılanlar familyası
atraksiyon :
lat., fra. * attractio (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + tractio,
tractionem (çekim) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek), tractus
(çekme, çekiş) + tio (isim yapım eki) ) (lat.); attraction (fra.) * çekim, cezbetme,
ilgiyi üzerine toplama; eğlencelik veya dikkat çekici etkinlik, dikkat çekici
gösteri
atraktif :
lat., fra. * attractivus (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + tractus
(çekilmiş, cezbedilmiş) (trahere (çekmek, cezbetmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat
yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, -a ait) * çekici, cazip, cezbedici
atraktör :
lat., fra. * attractus (çekilmiş, cezbedilmiş) (ad (-a doğru, yönelim, yan,
yakın) + tractus (çekilmiş, cezbedilmiş) (trahere (çekmek, cezbetmek) + tus
(geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + or (-cı, yapan, eden eki) * matematikte,
sistemin başlangıç koşullarından bağımsız olarak, sistemin evrimleşme
eğiliminde olduğu dinamik bir fiziksel sistemin durum kümesi
atrakuryum :
lat. * atracurium (atr (kas gevşetici ilaç öneki) + curare (kas gevşetici veya
paralitik (felç edici) olarak kullanılan bitki kaynaklı maddeleri belirten ek;
zehirli ok ilacı (tupi dilinde) + ium (yer ve durum eki) ) * bir
nörotransmitter olan asetilkolinin aktivitesini bloke ederek kasları gevşeten
ve cerrahi prosedürler, endotrakeal entübasyon ve mekanik ventilasyon sırasında
iskelet kası gevşemesini sağlamak için genel anesteziye ek olarak kullanılan
ilacın etken maddesi (C65H82N2O18S2)
atrezi :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + tresis (delik) * açıklık
olmaması, açılma olmaması; organda olması gereken boşluğun (orifis) olmaması
atrezik :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + tresis (delik) + ikos
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * atrezi ile ilgili
atribü :
lat. * attributus (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + tributus (tahsis
edilmiş, atfedilmiş, dayandırılmış, vağlanmış) (tribuere (tahsis etmek,
atfetmek, dayandırmak, bağlamak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) *
özellik, nitelik, sıfat, araz; sembol, simge
atribüsyon :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + tribuere (vermek, atfetmek) + tio
(isim yapım eki) * atfetme, dayandırma, nitelendirme, bağlama, ilişkilendirme
atriovasküler :
gre., lat. * aithrion (açık havada, açıkta olan, avlu) (aither (üst hava, eter,
gökyüzü, uzay, boşluk, eter, esir, parlak hava) + ion (yer, durum ve küçültme
eki) (gre.); atrium (avlu, giriş salonu, kalp kulakçığı) (ater (kararmış, isli,
dumanla kaplanmış) + ium (yer ve durum eki) ) (ocağın dumanıyla kararmış ev bölümü
bağlamında) (lat.) + vasculum (küçük kap, küçük kanal) (vas (kap, kanal) +
cula, culum (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) *
kalbin kulakçıkları ile damar sistemi arasında bulunan veya bunların yapısı,
bağlantısı veya işleviyle ilişkili olan
atriplex :
lat. * atri (kara, koyu) + plex (örgü, örülmüş) * tuzlu ve kuru topraklarda
yetişen, genellikle otsu ve yaprakları tuzlu, Amaranthaceae familyasından bir
bitki
atrisyon :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + terere (sürtmek, dövmek, ezmek,
öğütmek) + tio (fiili isim yapan son ek) * sürtünme
atrium :
gre., lat. * aithrion (açık havada, açıkta olan, avlu) (aither (üst hava, eter,
gökyüzü, uzay, boşluk, eter, esir, parlak hava) + ion (yer, durum ve küçültme
eki) (gre.); atrium (avlu, giriş salonu, kalp kulakçığı) (ater (kararmış, isli,
dumanla kaplanmış) + ium (yer ve durum eki) ) (ocağın dumanıyla kararmış ev
bölümü bağlamında) (lat.) * avlu, giriş salonu; bir binada birkaç kat yükselen
merkezi salon; kalbin üst kısmı, kalp kulakçığı
atrium dextrum :
gre., lat. * aithrion (açık havada, açıkta olan, avlu) (aither (üst hava, eter,
gökyüzü, uzay, boşluk, eter, esir, parlak hava) + ion (yer, durum ve küçültme
eki) (gre.); atrium (avlu, giriş salonu, kalp kulakçığı) (ater (kararmış, isli,
dumanla kaplanmış) + ium (yer ve durum eki) ) (ocağın dumanıyla kararmış ev
bölümü bağlamında) + dextrum (sağ, sağdaki) (lat.) * kalbin sağ üst bölümünde
yer alan ve vücut dolaşımından gelen oksijeni az kanı toplayarak sağ karıncığa
aktaran boşluk, atrium dexter, sağ kulakçık
atrium sinistrum :
gre., lat. * aithrion (açık havada, açıkta olan, avlu) (aither (üst hava, eter,
gökyüzü, uzay, boşluk, eter, esir, parlak hava) + ion (yer, durum ve küçültme
eki) (gre.); atrium (avlu, giriş salonu, kalp kulakçığı) (ater (kararmış, isli,
dumanla kaplanmış) + ium (yer ve durum eki) ) (ocağın dumanıyla kararmış ev
bölümü bağlamında) + sinistrum (sol, soldaki) (lat.) * akciğerlerden gelen
oksijen bakımından zengin kanı toplayarak sol karıncığa ileten, kalbin sol üst
kısmında bulunan boşluk, atrium sinister, sol kulakçık
atriyal :
gre., lat. * aithrion (açık havada, açıkta olan, avlu) (aither (üst hava, eter,
gökyüzü, uzay, boşluk, eter, esir, parlak hava) + ion (yer, durum ve küçültme
eki) (gre.); atrium (avlu, giriş salonu, kalp kulakçığı) (ater (kararmış, isli,
dumanla kaplanmış) + ium (yer ve durum eki) ) (ocağın dumanıyla kararmış ev
bölümü bağlamında) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * bir
boşluk veya bölmeyle ilgili veya bunlarla ilgili (özellikle kalbin üst
odacıklarından biri)
atriyal fibrilasyon :
gre., lat. * aithrion (açık havada, açıkta olan, avlu) (aither (üst hava, eter,
gökyüzü, uzay, boşluk, eter, esir, parlak hava) + ion (yer, durum ve küçültme
eki) (gre.); atrium (avlu, giriş salonu, kalp kulakçığı) (ater (kararmış, isli,
dumanla kaplanmış) + ium (yer ve durum eki) ) (ocağın dumanıyla kararmış ev
bölümü bağlamında) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + fibrillare
(fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) + illa (küçültme eki) + are (fiil
mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.) * kalbin üs odacıkları olan
atriyumların, hızlı ve düzensiz şekilde atmasına neden olan ritim bozukluğu
atriyal flutter :
gre., lat., ing. * aithrion (açık havada, açıkta olan, avlu) (aither (üst hava,
eter, gökyüzü, uzay, boşluk, eter, esir, parlak hava) + ion (yer, durum ve
küçültme eki) (gre.); atrium (avlu, giriş salonu, kalp kulakçığı) (ater
(kararmış, isli, dumanla kaplanmış) + ium (yer ve durum eki) ) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + flutter (çarpıntı) (ing.) * kalpteki
kısa devre durumunda üst odacıkların (atriyumlar) çok hızlı pompalaması sonucu
oluşan anormal kalp ritmi veya aritmi
atriyal taşikardi :
gre., lat. * aithrion (açık havada, açıkta olan, avlu) (aither (üst hava, eter,
gökyüzü, uzay, boşluk, eter, esir, parlak hava) + ion (yer, durum ve küçültme
eki) (gre.); atrium (avlu, giriş salonu, kalp kulakçığı) (ater (kararmış, isli,
dumanla kaplanmış) + ium (yer ve durum eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (lat.) + takhys (hızlı, çabuk, süratli, ivedi) + kardia (yürek, kalp)
(gre.) * kalbin üst odacıklarının (atriyumlar) normalden daha hızlı kan
pompalamasına neden olan bir tür aritmi, düzensiz kalp ritmi
atriyalize :
gre., lat., fra. * aithrion (açık havada, açıkta olan, avlu) (aither (üst hava,
eter, gökyüzü, uzay, boşluk, eter, esir, parlak hava) + ion (yer, durum ve
küçültme eki) (gre.); atrium (avlu, giriş salonu, kalp kulakçığı) (ater
(kararmış, isli, dumanla kaplanmış) + ium (yer ve durum eki) ) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) + izatus (dönüştürülmüş, halini almış, kılınmış,
olmuş) (izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat
yapım eki) ) (lat.); atrialisé (fra.) * bir atriyum (kalp odacığı) ile ilgili veya
ona bağlı
atriyovasküler :
gre., lat. * aithrion (açık havada, açıkta olan, avlu) (aither (üst hava, eter,
gökyüzü, uzay, boşluk, eter, esir, parlak hava) + ion (yer, durum ve küçültme
eki) (gre.); atrium (avlu, giriş salonu, kalp kulakçığı) (ater (kararmış, isli,
dumanla kaplanmış) + ium (yer ve durum eki) ) (ocağın dumanıyla kararmış ev
bölümü bağlamında) (lat.) + vasculum (küçük kap, küçük kanal) (vas (kap, kanal)
+ cula, culum (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.)
* kalbin kulakçıkları ile damar sistemi arasında bulunan veya bunların yapısı,
bağlantısı veya işleviyle ilişkili olan
atriyoventriküler :
gre., lat. * aithrion (açık havada, açıkta olan, avlu) (aither (üst hava, eter,
gökyüzü, uzay, boşluk, eter, esir, parlak hava) + ion (yer, durum ve küçültme
eki) (gre.); atrium (avlu, giriş salonu, kalp kulakçığı) (ater (kararmış, isli,
dumanla kaplanmış) + ium (yer ve durum eki) ) + ventriculus (küçük karıncık,
karıncık) (venter (karın) + culus (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) (lat.) * kalbin ortasında, üst ve alt odacıkların, karıncıkların
(atriyum ve ventrikül) arasında yer alan delik
atriyum :
gre., lat. * aithrion (açık havada, açıkta olan, avlu) (aither (üst hava, eter,
gökyüzü, uzay, boşluk, eter, esir, parlak hava) + ion (yer, durum ve küçültme
eki) (gre.); atrium (avlu, giriş salonu, kalp kulakçığı) (ater (kararmış, isli,
dumanla kaplanmış) + ium (yer ve durum eki) ) (lat.) * kalp odacığı; bir binada
birkaç kat yükselen merkezi salon; diğer odalara veya geçitlere bağlı herhangi
bir oda; kalbin üst kısmı
atrofi :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + trephein (beslemek,
gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophia (beslenme, gıdalanma, büyüme durumu)
(trophos, trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) * beslenme veya gelişme eksikliği nedeniyle doku veya
organın hacim kaybı; küçülme, zayıflama, körelme
atrofik :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + trephein (beslemek,
gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophia (beslenme, gıdalanma, büyüme durumu)
(trophos, trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * atrofi ile
ilgili
atrofiye :
gre., fra. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + trophiatus
(trephein (beslemek, gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophia (beslenme,
gıdalanma, büyüme durumu) (trophos, trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim,
büyüme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) + tus (geçmiş zaman ve
sıfat yapım eki) ) (lat.); atrophié (fra.) * küçülmüş, körelmiş
atropa :
lat. * Atropos (Yunan kader tanrıçası, ipi kesen) * zehirli ve toksik alkaloid
içeren, Solanaceae familyasından bir bitki
atropin :
gre. * atropine (Atropa belladonna bitkisinden elde edilen alkaloid) (a (-sız,
yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek,
yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme,
değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara
çevrilebilir) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) * atropa belladonna
(Güzelavrat Otu) adlı bitkiden elde edilen, düşük kalp hızı (bradikardi)
semptomlarını tedavi etmek, ameliyat öncesi tükürük ve bronşiyal salgıları
azaltmak veya kolinerjik veya mantar zehirlenmesi aşırı dozlarına karşı
panzehir olarak kullanılan reçeteli bir ilacın etkin maddesi, bir alkaloid;
Yunan mitolojisindeki Atropos isimli karakter ile ilintili (C17H23NO3)
atşan :
ara. * ataş (susamak) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * susamış, susuz,
teşne
atta gitmek :
luv., tür. * atti (dışarısı) + git (ilerlemek, uzaklaşmak, yol almak) + mek
(fiil mastar eki) * dışarıya gitmek
attar :
ara. * attar (güzel kokulu şeyler üreten ve satan) (ıtr (hoş ve güzel koku;
üzel kokulu şey; yaprakları güzel kokulu bir bitki), ıtriyat (güzel kokulu yağ,
esans gibi maddeler) kökünde türeme) * baharat üreticisi ve satıcısı
attenüasyon :
lat. * attenuare (inceltmek, zayıflatmak, hafifletmek, azaltmak) (ad (-a doğru,
yönelim, yan, yakın) + tenuare (inceltmek, zayıflatmak, azaltmak) (tenuis
(ince, hafif, zayıf) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.);
atténuation (fra.) * zayıflama, bir şeyin gücünün, etkisinin veya değerinin
azaltılması
attenüe :
lat., fra. * atenuis (inceltmilmiş, zayıflatılmış, hafifletilmiş, azaltılmış)
(lat.); atténué (bastırılmış, zayıflatılmış) (fra.) * hastalık yapıcı etkisi
zayıflatılmış
atterberg limitleri :
isv. * atterberg (İsveçli bir kimyager ve tarım bilimci Albert Mauritz
Atterberg’in soyadından) + limit (limen (eşik, sınır), limare (zımparalamak,
düzeltmek, pürüzsüz hale getirmek) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) +
ler (çoğul eki) + i (iyelik eki) (tür.) * zeminin tanecikleri ile su arasındaki
ilişkileri ve değişen su içeriklerine göre zeminin durumunu tanımlayan kıvam
limitleri
attila :
tür. * atta (baba, dede, ata, ced, soy) + ila (küçültme eki) * küçük baba,
babacık, atacık; Hun İmparatorluğu hükümdarı; erkek ismi
attis :
hit , fri., gre. * atta (baba) (hit.), atti (baba) (fri.), attis (baba figürü,
atasal erkek, koruyucu tanrı) (gre.) * Yunan mitolojisinde bitki örtüsü tanrısı
atuf :
ara. * atf (acımak, merhamet etmek) * acıyan, merhamet eden, seven, sevgi
duyan; erkek ismi
atum :
mıs. * tm, tum (tamamlamak, bitirmek) (mıs.), tam, tamamlamak (ara., tür.) *
Mısır mitolojisinde kendisini, diğer tüm tanrıları ve evreni yarattığı kabul
edilen evren tanrısı
atuşman :
fra. * attouchement (elle, hassas şekilde dokunma) (a (-a doğru, yönelim, yan,
yakın) + toucher (dokunmak) + ment (isim yapım eki) * enfeksiyonu giderebilmek
için uygulanan kimyasal madde sıvama metodu; bademcik enfeksiyonunda
tentürdiyot sıvanması gibi
atvaren :
ara. * tavr (devre, hal, durum, aşama, safha, merhale, faz), atvar (devreler,
haller, durumlar, aşamalar, safhalar, merhaleler, fazlar) + en (gibi, olarak) *
aşamalı olarak, safhalar halinde, safha safha
au :
gre., lat. * aurora (şafak, tan yeri, tan zamanı) (gre.); aurum (altın) (lat.)
* ağır metal olan altın elementinin sembolü
Au :
lat. * aurum (altın) * atom numarası 79 olan, periyodik tablonun 11. grubunda
bulunan, parlak sarı renkli, kolay işlenebilen, korozyona karşı çok dayanıklı
olan, mücevheratta, elektronik bağlantılarda, finansal rezervlerde ve bilimsel
kaplamalarda kullanılan değerli bir metal element
aubrieta :
lat. * Aubriet (Fransız botanikçi Claude Aubriet) * mor veya menekşe çiçekleri
olan, kaya bahçelerinde yetişen, Brassicaceae familyasından bir bitki
aucuba :
lat. * aucuba (eski Japon bitki adı) * parlak yapraklı, dekoratif çalı,
Garryaceae familyasından bir bitki
audibertia :
lat. * Audibertia (Fransız botanikçi Claude Aubriet) + ia (isim yapım eki) *
çalı veya otsu bitki, Lamiaceae familyasından bir bitki
audisyon :
lat. * audire (işitmek, duymak, dinlemek) + tio (isim yapım eki) * duyum,
duyma, işitme; deneme dinletisi veya oyunculuk sınavı
audit :
lat. * audire (işitmek, duymak, dinlemek), auditus (işitme, dinleme) * bir
kuruluşun hesaplarının, genellikle bağımsız bir organ tarafından resmi olarak denetlenmesi
auditor :
lat. * audire (işitmek, duymak, dinlemek) + tor (-cı, yapan, eden eki) *
denetçi
aufbau ilkesi :
alm. * auf (yukarı, üst) + bauen (inşa etmek, kurmak), bau (inşa, kurma) *
Avusturyalı fizikçi Wolfgang Pauli ve Danimarkalı fizikçi Niels Bohr tarafından
geliştirilen, bir atomun veya iyonun temel durumunda elektronların önce en
düşük kullanılabilir enerjiye sahip alt kabukları, sonra daha yüksek enerjiye
sahip alt kabukları doldurması ilkesi
auger etkisi :
alm. * auger (burgu) (alm.) + etki (bir olgunun veya olayın oluşturduğu sonuç,
tesir) + si (iyelik eki) (tür.) * bir atomun, X-ışınları veya yüksek enerjili
elektron demeti ile bombardımana tabi tutularak iç kabuğunda iyonize edilmesi
sonucunda, yörüngeden boşluğa bir elektronun düşmesine ve elektronun boşalttığı
yere başka bir elektronun salınmasına neden olan neden süreç
auger rekombinasyonu :
alm., lat. * auger (burgu) (alm.) + re (tekrar, yeniden, karşı, geri) + com
(birlikte, beraber, ile) + binare (ikilemek) (bini (ikili, ikisi bir arada) +
are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * bir elektron ve bir deliğin
yeniden birleşerek enerji farkını tamamen başka bir taşıyıcıya (elektron veya
deliğe) aktardığı ve bu taşıyıcının daha yüksek bir duruma uyarıldığı işlem
augmentasyon :
lat. * augmentare (artmak, büyümek, çoğalmak) (augere (artırmak, çoğaltmak,
büyütmek, genişletmek, zenginleştirmek) + ment (ile ilgili olma) are (fiil
mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * artış, büyüme, artırma, çoğaltma,
büyütme
augmente :
lat., fra. * augmentatus (augmentare (artmak, büyümek, çoğalmak) (augere
(artırmak, çoğaltmak, büyütmek, genişletmek, zenginleştirmek) + ment (ile
ilgili olma) are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki)
(lat.); augmenté (fra.) * artmış, büyümüş, artırılmış, çoğaltılmış, büyütülmüş
aulacorhynchus :
gre. * aulax, aulakos (oluk, yiv) + rhynkhos (burun, gaga, hortum, çıkıntılı
ağız kısmı) * tukan kuşları (Ramphastidae) familyasına ait, gagasında belirgin
oluk veya yivler bulunan, Orta ve Güney Amerika'nın dağ ormanlarında yaşayan,
çoğunlukla yeşil tüylü küçük tukanları kapsayan kuş cinsi
aulostomidae :
gre. * aulos (boru, tüp, flüt) + stoma (ağız, açıklık, açılış) + eidos
(görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) *
Aulostomus cinsini tip cins olarak içeren, uzun ve boru biçimli ağızlarıyla
küçük balıkları ve omurgasızları emerek beslenen, tropikal ve subtropikal
denizlerde yaşayan trompet balıklarını kapsayan ışın yüzgeçli balıklar
familyası, trompet balıkları
aulostomoidea :
gre. * aulos (boru, tüp, flüt) + stoma (ağız, açıklık, açılış) + oeides (gibi,
ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * deniz iğneleri, denizatları ve boru
balıklarını da içeren Syngnathiformes takımına bağlı, genellikle tropik ve
astropik denizlerde yaşayan trompet balığıgiller (Aulostomidae) familyasını da
kapsayan ilkel bir kemikli balık üst familyası
aura :
gre. * aura (esinti, nefes, soluk, üfleme) (gre.); aurum, or (altın), aurora,
aurore (şafak, tan) (lat., fra.) * varlıkların bedenlerini çevreleyen, bir
titreşim ve enerji alanı oluşturan, gözle görülemeyen renkli hat
aural :
lat. * auralis (auris (kulak) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) *
kulak ve duyma ile ilgili
auralı migren :
gre., tür. * aura (esinti, nefes, soluk) (gre.) + lı (ile, birlikte, beraber)
(tür.) + hemi (yarı, yarım) + kranion (kafatası) (gre.) * gerçek ağrı oluşmadan
önce ortaya çıkan garip hislerle karakterize olan ve oluştuğunda başın tek bir
tarafını (bir hemisferini) etkileyen unilateral ve atımlı ağrı
aureus :
lat. * aurum (altın) + eus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * geç cumhuriyet
ve imparatorluk dönemine ait, 25 gümüş dinar değerinde bir Roma sikkesi
auricollidae :
lat. * auricula, auriculum (küçük kulak, kulakçık) (auris (kulak) + cula
(küçültme eki) ) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller,
zoolojik familya eki) * küçük kara salyangozlarını kapsayan, kabuk yapıları ve
anatomik özellikleriyle ayırt edilen karındanbacaklı yumuşakçalar familyası
aurikül :
lat. * auricula, auriculum (küçük kulak, kulakçık) (auris (kulak) + cula
(küçültme eki) ) * kulak veya kulak memesine benzeyen yapı; kalpteki atriyumun
diğer ismi, kulakçık
auriküler :
lat. * auricula, auriculum (küçük kulak, kulakçık) (auris (kulak) + cula
(küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * duyma veya kulak
ile ilgili; kulakçık ile ilgili
aurinia :
lat. * aurum (altın) + ia (isim yapım eki) * altın sarısı çiçekleri olan,
Brassicaceae familyasından bir bitki
auris :
lat. * auris (kulak) * işitme ve denge fonksiyonunu sağlayan ve kafanın iki
yanında konumlanmış olan organ
aurora :
lat. * aurora (şafak, tan zamanı, gün doğumu) * Roma mitolojisinde şafak
tanrısı
auspitz fenomeni :
alm., gre., tür. * auspitz (Avusturyalı dermatolog Heinrich Auspitz’in
soyadından) (alm.) + phainomenon (görünüş, görünüm, olgu) (phainein (parlamak,
ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak,
göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak) + menon (oluş, durum,
hal, vaziyet) ) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * psoriatik (sedef hastalığıyla
ilgili) papül veya plakların yüzeyinden ardışık katmanlar temizlendiğinde veya
pulları kazındığında noktasal kanama lekelerinin ortaya çıkması
australis :
lat. * auster (güney) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * güneyden,
güney ile ilgili
austrobaileyaceae :
lat. * austro (güney) + Baileya (Amerikalı botanikçi Liberty Hyde Bailey'nin
isminden) + aceae (-giller, botanik familya eki) * çiçekli bitkiler içinde
Austrobaileya cinsini kapsayan, ilkel özellikler taşıyan küçük bir bitki
familyası
aut :
ing. * out (dış, dışarı, harici) * futbolda topun rakip oyuncu tarafından
dışarı atılması durumu
av :
tür. * av (tutmak, kavramak, yakalamak), aba (av, yakalama) (moğ.) * deniz veya
kara hayvanlarını muhtelif aletlerle yakalama
ava :
ara. * ava (ara.), ev (yer, konut, hane, barınak, sığınak, yuva) (tür.), awning
(tente) (ing.), yuva (sığınılan, "ava") (ara.) * sığınmak, ev,
korumak, himaye etmek, sığındırmak, ev vermek
ava :
far. * ava (ses, seda, tını, ezgi) * ulumak, köpeğin veya kurtun çıkardığı ses;
ses, tını, nefes, yaşayan, canlı veya kuş benzeri
avadanlık :
far. * abdan (su kabı) (ab (su) + dan (araç eki) ) + lık (isim yapım eki) *
yapım ve onarım araçları takımı (örneğin çaydanlık (çay konulan kap) (far.,
tür.) )
avaid :
ara. * ada (dönmek, geri dönmek, yeniden yapmak, alışmak), aide (irad, gelir,
kazanç), iade (geri verme, geri döndürme) * gelirler, iradlar, aidatlar
aval :
lat. * avallare (onaylamak, kefil olmak), avallum (taahhüt, kefalet, garanti,
güvence) * bir ticari senedin borçlusunca ödenmemesi durumunda senet bedelinin
ödeneceğine ilişkin olarak, üçüncü bir kimsenin alacaklıya verdiği güvence
aval aval :
ara. * ahval, aval (şaşı) * aptalca, şaşkın şaşkın, bön bön, aptal aptal, aptalca,
bönce (afallamak (şaşırmak) (ara., tür.), afelis (şaşkın, bön, saf) (gre.) )
avalanş diyot :
fra., gre. * avaler (yutmak, üstüne çullanmak) + anche (isim yapım eki) + dyo,
dis (iki) + hodos (yol, geçit, izlenen yol, yön) * elektronik devrelerde voltaj
dalgalanmalarını engellemek amacıyla kullanılan bir yarı iletken diyot türü
avam :
ara. * amm (umum, genel, halk) * geneller, halklar; halkın cahil tabakası,
halkın çoğunluğu
avamil :
ara. * amel (iş, çalışma, yapma, eylem, edim), amil (yapan, eden, eyleyen,
çalışan) * terkip ve cümle içerisindeki kelimelerin i'rabına tesir eden
unsurlar
avan :
ara. * ana (yardım etmek, destek olmak, güç vermek), avni (yardımcı, destekçi,
koruyan, imdad eden) * yardım edenler, destek sağlayanlar, güç verenler, imdad
edenler, meded sağlayanlar, koruyanlar; orta yaşlı
avan :
ara. * ava (orta) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.), average
(ortalama) (ing, fra) * ortalama, vasat
avan proje :
lat., fra. * abante (ab (-dan, den, uzak) + ante (önce, önceye doğru, evvel,
ön, öne, önde) ) (lat.) + projectum (pro (ön, öne, önde) + jacere (fırlatmak,
atmak, savurmak) + tum (isim yapım eki) ) (lat.); avant (ön) + projet (tasarı,
inşa planı) (fra.) * uygulama projesinin ön hazırlık çalışması; mimarlık ve
mühendislikte kesin projeye geçmeden önce hazırlanan ön tasarım, ilk proje
avanak :
far. * yavanak (yavru, insan veya hayvanın küçüğü) (yavan (genç) + ak (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * kolayca aldatılabilen, alık, aptal
avane :
ara. * ane, ana (yardım etmek, destek olmak), avan (yardımcı) + e (çoğul eki) *
yardımcılar, destekçiler
avangard :
fra. * vanguard (bir ordunun başında hareket eden öncü birimler; yaratıcı,
yenilikçi (avant (ön, önce) + garde (koruma, gözetim) ) * sanat ve tasarım
alanındaki yenilikçi ve ileri görüşlü hareketlerin genel ismi
avanos :
gre. * vanessa (kelebek); evranos (Yahudi) (Selçuk komutanı Evranos Bey’den
kaynaklandığı da söylenir.) * Nevşehir’in bir ilçesi
avans :
lat. * abante (öne gelmek, ilerlemek) (ab (-den) + ante (önce, öncesi, önceye
doğru, evvel, ön, öne, önde) ); advance, avancer (ilerlemek) (ing., fra.) *
öncelik, öncelik verme, önde olma; oyunda zayıf olan tarafa önceden verilen
geçici üstünlük
avanta :
lat. * abante (öne gelmek, ilerlemek) (ab (-den) + ante (önce, öncesi, önceye
doğru, evvel, ön, öne, önde) ) * hiç emek veya karşılık vermeksizin elde edilen
kazanç
avantaj :
lat., fra. * abante (öne gelmek, ilerlemek) (ab (-den) + ante (önce, öncesi,
önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) ) (lat.) + age (gibi olma) (fra.); avantage
(öne geçme, ilerleme) (ing., fra) * önde olma, daha ileride olma
avantür :
lat. * adventurus (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + venire (gelmek),
ventura, venturus (gelen, gelecek, olacak şey) ) * serüven, macera, olağanüstü
olay; edebiyatta veya sinemada heyecan verici olaylara dayanan tür
avantüriyer :
lat., fra. * adventurus (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + venire (gelmek),
ventura, venturus (gelen, gelecek, olacak şey) ) (lat.); aventurier (maceracı)
(aventure (macera) + ier (yapan, eden eki) ) * maceraperest, serüvenci, çıkar
veya ün uğruna tehlikeye atılan kişi
avar :
tür. * av (avlamak, direnmek, karşı koymak), abar (karşı koyan, asi, baş
kaldıran) * tarihsel olarak 6. ve 9. yüzyıllar arasında Orta ve Doğu Avrupa'da
güçlü bir hakanlık kuran, kökenleri Orta Asya'ya dayanan Göçebe bir Türk veya
Proto-Moğol kavmini ya da günümüzde Dağıstan bölgesinde yaşayan Kafkas kökenli
bir halkı ve onların dili
avar :
far. * avare (kayıp, evinden uzak düşmüş, aylak, boşta, atıl) (ava (uzaklaşmak,
dışarı gitmek) + vare (yurt, yuva, yer) ) * işe yaramaz, işsiz güçsüz, başıboş,
aylak; yurdundan uzak düşmüş, evsiz barksız kimse; yıkıntı, enkaz; zulüm,
kargaşa; taşımak, getirmek
avara :
far., lat. * apar (soygun, gasp, kapıp götürme), avare (kayıp, evinden uzak
düşmüş, aylak, boşta, atıl) (ava (uzaklaşmak, dışarı gitmek) + vare (yurt,
yuva, yer) ) (far.); avarus (açgözlü, cimri) (lat.) * geminin, yanaşmış olduğu
yerden ayrılması, açılması ve bunun için verilen komut
avaraj :
ara., fra. * avar (zarar, hasar, ziyan, eksilme) (ara.); avarie (zarar, ziyan)
+ age (ile ilgili olma) (fra.), habere (sahip olmak, haiz olmak, elde etmek,
edinmek), avaritia (kazanç hırsı, açgözülük), * zarar payı; ortalama, vasat
değer
avarca :
ava. * avar, abar (gezgin, dolaşan, saldırgan) + ca (dil eki) * çoğunluğu
Dağistan'da yaşayan ve Sünni Müslüman olan Avarların konuştuğu bir Kuzeydoğu
Kafkas dili
avare :
far. * avare (kayıp, evinden uzak düşmüş, aylak, boşta, atıl) (ava (uzaklaşmak,
dışarı gitmek) + vare (yurt, yuva, yer) ) * işe yaramaz, işsiz güçsüz, başıboş,
aylak
avare kasnak :
far., tür. * avare (kayıp, evinden uzak düşmüş, aylak, boşta, atıl) (far.) +
kasnak (dairesel makaralı araç) (tür.) * mekanik sistemlerde motordan doğrudan
hareket almayan ancak kayışın düzgün çalışması için gerginliğini sağlayan veya
yönünü değiştiren, serbestçe dönebilen ve sistemin destekleyici elemanlarından
biri olan serbest kasnak
avarız :
ara. * arid, ariz (başa gelen, uğrayan), arida, ariza (arız olan, arız olma,
arıza, kaza durumu, musibet, uğrantı) * Osmanlı Devleti zamanında olağanüstü
hallerde halka yüklenen mali, ayni ve bedeni vergiler
avarua :
mao. * avarua (iki liman) (ava (liman) + rua (iki) ) * Cook Adaları'nın
başkenti
avarya :
ara., ita. * avariyat (hasarlılık, hasarlı şeyler) (avar (ayıp, kusur,
eksiklik, fesad) + iyat (isim yapım ve çoğul eki) ) (ara.); avaria (hasar)
(ita.) * deniz kazalarında geminin veya gemiyle birlikte yükünün uğramış olduğu
zarar ve bunlarla ilgili olarak yapılan giderler
avaskülarite :
lat. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + vasculum (küçük kap,
küçük kanal) (vas (kap, kanal) + cula, culum (küçültme eki) ) + aris (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım ve durum eki) * bir doku veya
organ bölgesinde kan damarlarının bulunmaması veya normal damarlaşmanın
olmaması ve bu nedenle kanlanmanın sınırlı veya hiç olmaması durumu
avasküler :
lat. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + vasculum (küçük kap,
küçük kanal) (vas (kap, kanal) + cula, culum (küçültme eki) ) + aris (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kan damarlarının eksikliği ile karakterize veya
ilişkili, damarsız, damar içermeyen
avatar :
san. * avatara (iniş) (ava (aşağı) + tara (geçmek) ) * aşağıya inme, aşağı
plana geçme; Hint mitolojisine göre yeryüzünde bedenlenmiş tanrı
avaz :
far. * vac, vaz (seslenmek, söylemek) * yüksek ses, insan sesi, bağırtı
avaze :
far. * avaz (yüksek ses, insan sesi, bağırtı) + e (ile ilgili, gibi, -a ait) *
Türk musikisinde devir veya makam adı verilen dizilerle birleşerek yeni
makamlar oluşturan ikinci dereceden dizilere verilen isim
avaz-ı zenbur :
far. * avaz (yüksek ses, insan sesi, bağırtı) + ı (tamlama eki) + zenbur (arı)
* arı vızıltısı; Türk musikisinde, karar perdesi hüseyni olan, Zenbur makamının
karakteristik hüseyni dizisi ve özgün melodik motiflerini barındıran, yoğun
süslemeler ve ani geçişlerle dramatik bir ifade gücü sunan, özellikle gazel ve
şarkı türlerinde kullanılan, duygusal derinlik ve teknik zenginlik taşıyan
karmaşık bir makam
avcı otu :
tür. * av (tutmak, kavramak, yakalamak) + cı (yapan, eden eki) + ot (küçük
yabani bitki, yeşillik) + u (iyelik eki) * düğün çiçeğigillerden, kokusuz,
parlak zehirli bir bitki, Adonis
avcılar :
tür. * av (tutmak, kavramak, yakalamak) + cı (yapan, eden eki) + lar (çoğul eki)
* İstanbul’un bir ilçesi; bölgede avlananlar olmasından
avdet :
ara. * ada (dönmek, geri dönmek, tekrarlamak) + et (isim yapım eki) * dönüş,
geri dönüş, geri geliş, ayrılmış bulunulan yere geri gelme, eski yere dönüş
ave maria :
lat., ibr. * ave (selam, esenlik, selam olsun) + Maria (Meryem) (ara.); Miryam
(ibr.) ) * “Selam sana Meryem” anlamına gelen, Hristiyanlıkta özellikle Katolik
gelenekte Meryem’e hitaben okunan ünlü dua
avelumab :
lat. * ave (anti, zıt, karşıt) + luma (ışık) + mab (monoklonal antikor
(antibody) eki) * yayılmış veya ameliyatla çıkarılamayan belirli bir mesane
veya idrar yolu kanseri türünü ve vücudun diğer bölgelerine yayılmış metastatik
Merkel hücreli karsinom adı verilen bir cilt kanseri türünü tedavi etmek için
kullanılan ilacın etken maddesi (C6374H9898N1694O2010S44)
avene :
ara. * ana (yardım etmek, detsek vermek), avn (yardım etme, destek verme, güç
verme, yardım, imdad, meded, destek, koruma), avni (yardım eden, destek veren,
destekçi, yardakçı, koruyan, yardımı seven kimse) * kötü bir işi birlikte
yapanlar, kötü bir eylemde birbirlerine yardım edenler, kafadarlar, yardakçılar
avenula :
lat. * avena (yulaf) + ula (dişil küçültme eki) * küçük yulaf benzeri çayır
otu, Poaceae familyasından bir bitki
averaj :
ara., fra. * avar (zarar, hasar, ziyan, eksilme) (ara.); avarie (zarar, ziyan)
+ age (ile ilgili olma) (fra.), habere (sahip olmak, haiz olmak, elde etmek,
edinmek), avaritia (kazanç hırsı, açgözülük), * zarar payı; ortalama, vasat
değer
aversif :
lat. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + versio (dönme, dönüş,
rotasyon, dönüşüm, yönelim, çevrim) (vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek,
yönelmek) + tio (isim yapım eki) ) + ivus (sıfat yapım eki) * rahatsızlık,
tiksinti, kaçınma veya uzaklaşma isteği uyandıran, hoşa gitmeyen ve
cezalandırıcı nitelikte olan
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder