27 Eylül 2026 Pazar

asidorezistan - aversif

asidorezistan : lat. * acidum, acidus (ekşi, asit) + re (karşı; tekrar, yeniden) + sistere (durmak, ayakta durmak, durmak, dikilmek, dayanmak, kalmak, direnmek, sabit kalmak) + ent (sıfat yapım eki; ile ilgili, -a ait) * aside dayanıklı

asidoz : lat., gre. * acidum, acidum, acidus (ekşi, asit) (lat.) + ose, osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * aşırı asit miktarı nedeniyle vücudun pH değerini 7.35'in altına düşürme eğilimi olan herhangi bir hastalık (pH < 7 = asit, pH = 7 = nötr, pH > 7 = bazik, alkalik)

asif : ara. * asafa (şiddetle esmek, savurmak, fırtına yapmak; öfkelenmek, hiddetlenmek; üzülmek, pişmanlık duymak; sıkmak, ezmek, savurmak, tahrip etmek, yıkmak, sürüklemek) * şiddetli rüzgar, fırtına, kasırga niteliğine sahip, fırtınalı, şiddetle esen, kasırgalı; öfkeli, hiddetli; üzgün, hüzünlü, pişman

asiklovir : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + kuklos, kyklos (daire, devir, çember, döngü, tekerlek, siklus) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + vir (antiviral ilaç eki) * herpes virüslerine karşı etkili olan, guanozin analoğu antiviral ilacın etkin maddesi (C8H11N5O3)

asil : ara. * asl (esas, kök, köken, temel, öz, soy) * soylu, esaslı, temelli, ilkeli

asile : ara. * asl (esas, kök, köken, temel, öz, soy), asil (gün sonu, akşamüzeri) + e (dişil eki) * güneşin batmasından önceki zaman dilimini, yani öğleden sonranın son kısmı ile akşamüzeri arasındaki vakit, akşam üzeri, akşam, barınma

asilidae : gre. * asilos (dokunulmaz, güvenli, emin, sığınak altında) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * diğer böcekleri avlayarak beslenen, hızlı, çevik ve agresif olan, güçlü ağız yapılarıyla avlarını felç edip sıvılarını emerek tüketen yırtıcı sinek (suikastçı sinek, hırsız sinek, soyguncu sinek) familyası

asilzade : ara., far. * asil (soylu, esaslı) (ara.) + zade (-den doğmuş, oğlu, kızı, soyundan) (far.) * soylu oğlu, soylu evlat

asim : ara. * asama (korumak, engellemek, sakınmak, saklamak, muhafaza etmek) * koruyan, koruyucu, muhafaz eden, muhafız

asimbiyotik : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + bios (hayat, yaşam, dirim, canlılık) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iki organizmanın karşılıklı fayda sağladığı bir ilişki içinde olmaması durumu; organizmaların birbirinden bağımsız yaşaması, ortak yaşam ile ilgili olmayan

asimetri : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + symmetria (uyum, denge, bakışım) (sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bakışımsızlık, simetrik olmama durumu

asimetrik : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + symmetrikos (uyum, denge, bakışım) (sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + metron, metros (ölçü) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * bakışımsız, simetrik olmayan

asimilasyon : lat. * assimilationem (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + similis (benzerlik), similare (benzer kılmak, benzetmek, eşitlemek; bir şeyi başka şeye benzer hale getirmek) + tionem, atio (isim yapım eki) ) * benzer hale getirme, benzeştirme

asimile : lat., fra. * assimilat (emilmiş, özümsenmiş, benzetilmiş) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + similis (benzer, benzeyen), similatus (benzetilmiş) similare (benzer kılmak, benzetmek, eşitlemek; bir şeyi başka şeye benzer hale getirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); assimilé (fra.) * özümsenmiş, benzetilmiş, uyumlu hale getirilmiş

asimina : lat. * Asimina (bitki adı) * Kuzey Amerika kökenli, yenilebilir meyveleri olan küçük ağaç veya çalı türü, Annonaceae familyasından bir bitki

asimptot : gre. * asumptotos, asymptotos (birlikte düşmeyen) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + ptotos, ptosis (düşme, düşüş, sarkma) (piptein (düşmek) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * belirli bir A eğrisine istenildiği kadar yaklaşabilen, A üzerinde ilerledikçe arasındaki mesafe azalan ve sıfıra yaklaşan ikinci bir B eğrisi, sonuşmaz

asimptotik : gre. * asumptotos, asymptotos (birlikte düşmeyen) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + ptotos, ptosis (düşme, düşüş, sarkma) (piptein (düşmek) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir şeye doğru yönelme ancak bir türlü ona ulaşamama durumuyla ilgili, sonuşmazcıl; bir eğri veya fonksiyonun grafiği ile bir eksen veya başka bir eğriye yaklaşması ama asla kesişmemesi durumuyla ilgili, limit davranışı gösteren

asin : ara. * asana (yaşlanmak, eskimek, bozulmak, çürümek) * yaşlanan, eskiyen, bozulan, çürüyen, pis kokulu hale gelen; bozulup kokan su

asindeton : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + syndein (birlikte bağlamak, birleştirmek, bir araya getirmek) (syn (ile, birlikte, beraber) + dein (bağlamak, birleştirmek) ), syndeton (bağlanmış, birleştirilmiş, bir araya getirilmiş) * bir cümlede ya da birbirine bağlı cümleler dizisinde, normalde kullanılması gereken "ve", "veya", "ama" gibi bağlaçların kasıtlı olarak kaldırılıp sözcük veya kelime öbeklerinin sadece virgül ya da noktalı virgülle birbirine bağlanmasıyla yapılan edebi anlatım sanatı, bağlaçsızlık

asiner : lat. * acinus (tohum, tanecik; üzüm) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * loblu gibi gözüken hücre gruplarını tanımlamak için kullanılan sıfat (üzümleri tutmak anlamından)

asiniform : lat. * acinus (tohum, tanecik; üzüm, üzüm tanesi) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * üzüm salkımı şeklinde, salkımlı, tanecikli, keseciksi

asinus : lat. * acinus (tohum, tanecik; üzüm, üzüm tanesi) * daire tarzında ve salgı birimi biçiminde dizilmiş hücreler, kesecik, salkım

asir : ara. * asara (keşfetmek, ortaya çıkarmak, meydana çıkarmak, bildirmek, farkettirmek, göstermek) * bir şeyi bulan, ortaya çıkaran, keşfeden, kaşif

asir : ara. * a'sara (kuvvet yoluyla sıvı çıkarmak, ezmek, sıkmak, sıkıştırmak, zorlamak) * zorlayan, zorlayıcı, zor, güç, katı, ağır, müşkül; üzüm ve benzeri şeyleri şıra yapmak veya yağını almak için sıkan

asist : lat. * assistere (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + sistere (durmak, ayakta durmak, durmak, dikilmek, dayanmak, kalmak, direnmek, sabit kalmak) * yardım, yardım etme; basketbolda sayı pası, sayıyla sonuçlanan pas

asistan : lat. * assistent (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + sistere (durmak, ayakta durmak, durmak, dikilmek, dayanmak, kalmak, direnmek, sabit kalmak) + ent -cı, yapan, eden eki) * yardımcı, asiste eden

asistans : lat. * assistent (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + sistere (durmak, ayakta durmak, durmak, dikilmek, dayanmak, kalmak, direnmek, sabit kalmak) + entia (isim, yer ve durum eki) * asistanlık, yardım etme, yardımcılık

asit : lat. * acidum, acidus (ekşi olan; hidrojen iyonu veren, pH düşürücü madde, asit) (acere (ekşi olmak) + idum, idus (ile ilgili olan) ) * suya karıştırıldığında hidrojen iyonları veren, mavi turnusolü kırmızıya çevirme özelliğinde olan ve bileşimindeki hidrojenin yerine maden alarak tuz oluşturan hidrojenli bileşik

asit fast : lat., ing. * acidus (ekşi olan; hidrojen iyonu veren, pH düşürücü madde, asit) (lat.) + fast (hızlı) (ing.) * bir bakteriye boyama prosedürleri sırasında asitler tarafından renk açılmasına karşı direnç gösterme yeteneği veren fiziksel bir özellik, asit hızlılık

asit test oranı : lat., tür. * asset (varlık, yeterli emlak) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + satis (yeterli) ) + testa, testum (kap, çömlek, hazne, kalıp) (lat.) + oran, orum (kesim, tutam, nisbet) + ı (iyelik eki) (tür.) * bir şirketin dönen varlıklarından (kasa, banka, mal stok, alacaklar vb.) stoklarının çıkarılıp, kısa vadeli yabancı kaynaklara bölünmesiyle elde edilen oran, likidite oranı

asitofil : lat., gre. * acidum, acidus (ekşi, asit) (lat.) + philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) (gre.) * asit seven, asit sever; asit boyalara veya asidik ortama karşı afinitesi olan, asitli ortamlarda üreyebilen (mikroorganizma)

asitofilik : lat., gre. * acidum, acidus (ekşi, asit) (lat.) + philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) (gre.) * asit seven, asit sever; asit boyalara veya asidik ortama karşı afinitesi olan, asitli ortamlarda üreyebilen (mikroorganizma)

asitofilite : lat., gre. * acidum, acidus (ekşi, asit) (lat.) + philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) (gre.) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * asit sevenlik, asit severlik; asit boyalara veya asidik ortama karşı afinitesi olma, (mikroorganizma) asitli ortamlarda üreyebilme durumu

asitölçer : lat., tür. * acidus (ekşi olan; hidrojen iyonu veren, pH düşürücü madde, asit) (lat.) + ölç (değer tespit etmek) + er (yapan, eden, araç eki) (tür.) * bir asidin özelliğini, derişim derecesini ölçmeye yarayan cihaz, asidimetre

asitproof : lat., ing. * acidus (ekşi olan; hidrojen iyonu veren, pH düşürücü madde, asit) (lat.) + proof (ispat) (ing.) * asidin aşındırıcı etkilerine karşı dayanıklı olan

asitretin : lat. * acidus (ekşi olan; hidrojen iyonu veren, pH düşürücü madde, asit) + tretin (retinoid bileşikler ile ilgiyi belirten ek) * şiddetli dirençli sedef hastalığının tedavisinde kullanılan bir oral retinoid (C21H26O3)

asiye : ara. * asa (isyan etmek) + iye (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * isyan eden, itaatsiz, başkaldıran; kederli, hüzünlü kadın; sütun, kolon, direk; Hz. Musa'yı Nil nehrinden çıkararak büyütüp yetiştiren kadın, Firavunun zevcesinin ismi

ask : gre. * askos (kese, torba, çanta, tulum) * kesecik

askarit : gre. * askarides (askos (kese, torba) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kese-benzeri yapı taşıyan, torbalı görünüşte olan bağırsak solucanı

askariyazis : gre. * askaris (bağırsak solucanı) + iasis (iltihap, enfeksiyon, durum, sorun, hastalık eki) * Ascaris lumbricoides türü yuvarlak bir solucan tarafından oluşturulan bağırsak enfeksiyon hastalığı

asker : ara. * askar (ordu mensubu kişi); oscar (çavuş, alet, mızrak, malafat; tanrının mızrağı) (os (tanrı) + car (mızrak) ); os (geyik) + car (seven, sevgi gösteren, arkadaş) (gal.) * bir devletin silahlı kuvvetlerinde (orduda) görev yapan, en alt kademedeki erden en üst rütbeli generale kadar tüm personele verilen genel isim, ordu

askeri : ara. * asker (ordu mensubu kişi) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * asker ile ilgili, askeriye ile ilgili

askeriye : ara. * asker (ordu mensubu kişi) + iye (isim yapım ve durum eki) * askerlik ile ilgili olma durumu, devletin silahlı kuvvetlerini, ordu teşkilatını ve askerlikle ilgili kurumların tümü; askerlik mesleği, askeri düzen ve nizam

askı : tür. * as (bir yere takarak sarkıtmak, asmak, takmak) + kı (isim yapım eki) * üzerine herhangi bir şey takmaya yarayan şey

askıntı : tür. * as (bir yere takarak sarkıtmak, asmak, takmak) + kı (isim yapım eki) + ıntı (isim yapım eki) * birini rahatsız edecek denli üzerine düşen, yapışkan, asıntı

asklı : gre. * askos (kese, torba, çanta, tulum) + lı (ile, birlikte, beraber, sahibi) * sporları ask denilen kesecikler içinde oluşan (mantar)

asklı mantar : gre., tür. * askos (kese, torba, çanta, tulum) (gre.) + lı (ile, birlikte, beraber, sahibi) (tür.) + manitari (mantar) (amanites (yenilen bir tür mantar) + arion (küçültme eki) ) (gre.) * sporları spor kesesi içinde bulunan ve bira mayası mantarı olarak da bilinen mantar türü

askomit : gre. * askos (tulum, torba, kese, çanta) + mycetes, mycota (mantar) * sporlarını askus (torba benzeri yapı) içinde üreten mantar

askorbat : lat. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + scorbutus (aşağılık, pislik; iskorbüt hastalığı) + atum, ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek) * vücudu serbest radikallerin zararlarından koruyan, bağışıklık sisteminin güçlenmesine, cilt sağlığının korunmasına, demir emiliminin artmasına ve yaraların daha hızlı iyileşmesine katkıda bulunan, kimyasal adı C vitamini olan antioksidan özellikli vitamin, askorbat

askorbik asit : lat. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + scorbutus (aşağılık, pislik; iskorbüt hastalığı) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait) + acidum, acidus (ekşi olan, asit) (acere (ekşi olmak) + idus (ile ilgili olan) ) * vücudu serbest radikallerin zararlarından koruyan, bağışıklık sisteminin güçlenmesine, cilt sağlığının korunmasına, demir emiliminin artmasına ve yaraların daha hızlı iyileşmesine katkıda bulunan, kimyasal adı C vitamini olan antioksidan özellikli vitamin, askorbat (C6H8O6)

askospor : gre. * askos (kese, torba, çanta, tulum) + speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek, saçmak, dağıtmak), spora (ekim, ekme, saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin, tohum, çekirdek, üreme hücresi) * asklı mantarların sporuna verilen isim

asla : ara. * asl (esas, kök, köken, temel, öz, soy) + a, en (gibi olarak) * aslen, kesin olarak, hiçbir zaman, hiçbir şekilde, hiç, katiyen, kesinlikle

aslabi : ara. * sulb (soy, nesil), aslab (soylar, nesiller) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * soylar ile ilgili, nesiller ile ilgili, sulbler ile ilgili, beller ile ilgili

aslah : ara. * salah (iyi olma, iyilik, iyileşme, düzelme, rahatlık, sulh) kelimesinin pekiştirilmiş hali, salih (iyi, doğru, düzgün, dürüst) * en iyi, daha iyi

aslan : tür. * ars (diş göstermek) + lan (gibi olan, gibi yapan, ile ilgili); ar (kumral, kestane rengi) + sıl (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ang (vahşi hayvan) * kedigillerden (felidae), Afrika’da yaşayan, koyu sarı renkli, erkeğinin boynunda yele bulunan, büyük ve çok güçlü, yırtıcı bir memeli hayvan

aslan burcu : tür., gre. * aslan (tür.) + pyrgos (kule, bir yapının en yüksek noktası) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * 23 Temmuz - 22 Ağustos tarihleri arasında doğanları temsil eden, özgüveni yüksek, lider ruhlu ve gösterişli kişilik özellikleriyle bilinen zodyak burcu

aslanağzı : tür. * aslan (kedigillerden yırtıcı etobur memeli) + ağız (açıklık, boşluk, giriş) + ı (iyelik eki) * sıracaotugillerden, salkım durumunda, türlü renkte, güzel ama kokusuz çiçekleri olan otsu bir bitki; havuz kenarlarına konulan ve ağzından su akan, aslan veya aslan başı biçimindeki süs taşı

aslanapa : ara., tür. * aslan (kedigillerden yırtıcı etobur memeli) + oba (koyun ağılı, çadır yeri, göçebe yerleşimi) * Kütahya'nın bir ilçesi

aslankulağı : tür. * aslan (kedigillerden yırtıcı etobur memeli) + kulak (işitme organı) + ı (iyelik eki) * bir sap üzerine dizili sarı veya kırmızı çiçekler açan, otsu bir bitki, leonotis nepetifolia

aslankuyruğu : tür. * aslan (kedigillerden yırtıcı etobur memeli) + kuyruk (hayvanların arka kısmında omurga uzantısı olarak yer alan ve omurlardan oluşan eklemli organ; ardıl, sıra, izleyen; uzantı) + u (iyelik eki) * astım hastalıklarının tedavisinde, solunum yollarının rahatlatılmasında, hazımsızlık ve gaz oluşumlarının engellenmesinde kullanılan bir bitki, leonurus cardiaca

aslanpençesi : tür. * aslan (kedigillerden yırtıcı etobur memeli) (tür.) + penc (beş) (far.), pençe (tür.) (eldeki beş parmaktan) + si (iyelik eki) (tür.) * gülgiller (rosaceae) familyasından olan, Afrika, Asya ve Avrupa'da yaşayan, özellikle dağlık bölgelerde yaygın olan bir bitki, alchemilla

aslen : ara. * asl (esas, kök, köken, temel, öz, soy) + en (gibi olarak) * esasen, temel olarak, köken olarak

aslı : ara. * asl (esas, kök, köken, temel, öz, soy) + i (ile ilgili olan) * esaslı, köke ilişkin, temelli, özgün; kadın ismi

aslı nesli : ara. * asl (esas, kök, köken, temel, öz, soy) + nasala (doğmak, nesil vermek, üremek, soylanmak, çoğalmak) nesl (soy, sop, zürriyet, döl, kuşak, jenerasyon; inme) + i (iyelik eki) * soyu sopu

aslıhan : ara., tür. * asl (esas, kök, köken, temel, öz, soy) + ı (iyelik eki) (ara.) + han (kağan, hükümdar, sultan, reis, hakim, şah, kral, padişah, egemen) (tür.) * hükümdar soyundan

asli : ara. * asl (esas, kök, köken, temel, öz, soy) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * esasa dair, temele ilişkin, öze ilişkin

asliye : ara. * asl (esas, kök, köken, temel, öz, soy) + iye (durum eki) * ana, asıl, esas, öz, kök, köken, temel; özel hukuktan kaynaklı uyuşmazlıklarına bakmakla görevli asıl mahkeme

asma : tür. * as (takmak, yüksek yerden sarkıtmak) + ma (isim yapım eki) * dalları çardak üzerine yayılan üzüm

asmak : tür. * as (takmak, yüksek yerden sarkıtmak) + mak (fiil mastar eki) * bir şeyi yerden yüksek bir noktaya takıp, sabitleyip sarkıtmak

asmalık : tür. * as (takmak, yüksek yerden sarkıtmak) + ma (isim yapım eki) + lık (isim yapım eki) * asma için ayrılmış yer veya toprak

asmara : mal., san. * asmara, smara (sevgi, sevgi tanrısı; hatırlama, anımsama) * bir Doğu Afrika ülkesi olan Eritre'nin başkenti

asmoday : gre., lat. * asmodaios (asmos (öfke) + daios (cin) (gre.); asmodeus (lat.) * Hz. Süleyman'ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis'te maji ile ilgili olan ve 72 cinden bahsedilen Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, kralların en güçlülerinden biri olarak kabul edilen, gazap, kıskançlık, zina, cinsel günah, şehvet ve kumarla ilişkilendirilen, üç başlı (boğa, insan, koç) ve ejderha üzerinde tasvir edilen 32. sıradaki cin

asmodeus : far., lat. * aşmo, asmo (yıkıcı, şehvetkar, kötülük getiren) (far.) + deus (ilah, tanrı) (lat.) * Hz. Süleyman'ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis'te maji ile ilgili olan ve 72 cinden bahsedilen Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, cehennemin yedi kralından biri olarak kabul edilen, şehvet günahını, yıkımı ve kumarı temsil eden, üç başlı (boğa, insan, koç) ve ejderha üstünde oturan ve Asmoday'ın babası olan 32. cin

asmolen : tür., lat, fra. * asma + linteau (kapı ve pencere üstündeki yatay atkı) (limen, limit (alt veya üst eşik, sınır), limitare (sınırlandırmak) ) (lat.) * betonarme yapılarda kiriş çıkıntılarını gizleyerek düz bir tavan yüzeyi elde etmek amacıyla kullanılan, içi hafif dolgu malzemeleriyle (örneğin EPS, tuğla veya gaz beton) doldurulmuş, hafif, boşluklu ve dişli bir yapı elemanı

asnam : ara. * sanem (put, idol) * putlar, idoller

asonans : lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + sonus (ses) + entia (gibi olma, ile ilgili) * şiirde her dizenin sonuna gelen ve aynı vurguyu (aksanı) veren ünlünün kendinden önce veya sonra gelen ünsüz göz önüne alınmadan yinelenmesi biçimindeki uyak, yarım uyak

asoriyel : tür., lat. * asal (sadece kendine bölünebilen sayı) (tür.) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek, icra etmek, oluşturmak) + tor (-cı, yapan, eden eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * 1'den büyük bir n sayısından küçük veya eşit olan tüm asal sayıların çarpımın

asorti : lat., fra. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + sortiri (kura çekmek, bölmek, seçmek), sorte (çeşit, tür, cins, kategori) (lat.); assortir (ayarlamak, belirlemek, uygun olarak seçmek), assorti (uyumlu, birbirine uygun, karışık ama dengeli seçilmiş, çeşitli) (fra.) * uyumlu, birbirine uygun, karışık ama dengeli seçilmiş; renk, tür veya nitelik açısından birbirine uyumlu

asortik : lat., fra. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + sorticus (sortiri (kura çekmek, bölmek, seçmek), sorte (çeşit, tür, cins, kategori) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.); assortique (fra.) * renk olarak birbiriyle uyumlu olan

asosyal : lat., fra. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + socius (arkadaş) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); asocial (fra) * sosyal olmayan, toplum dışı olan, toplum içindeki bireylerle ilişkiler oluşturamayan

aspalathus : gre. * aspalathos (çalı; küçük dikenli çalı) * Güney Afrika kökenli, küçük çiçekler açan çalı, Fabaceae familyasından bir bitki

asparagaceae : gre., lat. * aspharagos (filiz, sürgün, tomurcuk; kuşkonmaz) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * kuşkonmaz (Asparagus) cinsini tip cins olarak içeren, kuşkonmazların yanı sıra agav, sümbül, yıldız çiçeği benzeri birçok tek çenekli bitkiyi kapsayan çiçekli bitkiler familyası

asparagas : far., gre. * asparag, aspharagos (filiz, sürgün, tomurcuk; kuşkonmaz) (far., gre.) * gerçekmiş gibi yayımlanan yalan haber

asparaginaz : gre., lat. * aspharagos (filiz, sürgün, tomurcuk; kuşkonmaz) (gre.) + ase (enzim belirtme eki) (lat.) * lösemi hücrelerini temel besinlerinden mahrum bırakarak ölmelerini sağlayan, kemoterapi kapsamında verilen bir enzim (C1377H2208N382O442S17)

asparagus : gre., lat. * aspharagos (filiz, sürgün, tomurcuk; kuşkonmaz) (gre.); asparagus (kuşkonmaz) (lat.) * Asparagaceae familyasından olan, genç sürgünleri sebze olarak tüketilen, uzun saplı olan, çok yıllık, otsu veya yarı çalımsı türleri kapsayan kuşkonmaz cinsi

aspartam : gre. * aspharagos (filiz, sürgün, tomurcuk; kuşkonmaz) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + acidum, acidus (ekşi, asit) + methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) * aspartik asidin metil ester formu olup, kimyasal formülü aspartil-fenilalanin-1-metil ester olan, genellikle yiyecek ve içeceklerde kullanılan, şekere göre daha düşük kalorisi olan yapay bir tatlandırıcı (C14H18N2O5)

aspartat : gre. * aspharagos (filiz, sürgün, tomurcuk; kuşkonmaz) + ate (asidin tuzu veya esterini belirten ek) * aspartik asidin, tuzu, esteri veya biyolojik sistemlerde proteinlerin yapısına katılan, protein ve nükleotit biyosentezi, üre döngüsü ve enerji metabolizmasında görev alan deprotonlanmış (anyonik) biçimi

aspartat transkarbamoilaz : gre., lat. * aspharagos (filiz, sürgün, tomurcuk; kuşkonmaz) + ate (asidin tuzu veya esterini belirten ek) (gre.) + trans (geçiş, geçme, ötesi, karşıdan karşıya, öteye) + carbamoil (carbonil (=CO) ) + amide (amonyaktan bir hidrojen atomunun bir asil grubu (R–CO–) ile değiştirilmesiyle elde edilen, R-CONH2 grubunu içeren bir organik bileşik) + icus (ile ilgili, -a ait) ) + ase (enzim belirtme eki) (lat.) * hücrelerin pirimidin nükleotitlerini (DNA ve RNA'nın yapı taşları olan sitozin, timin ve urasil) üretmek için kullandığı biyosentez yolunun ilk ve en önemli basamağını katalize eden bir enzim

aspartik : gre. * aspharagos (filiz, sürgün, tomurcuk; kuşkonmaz) + ate (asidin tuzu veya esterini belirten ek) + ikos (ile ilgili) * vücudun, hücresel enerji üretimi, toksik amonyağın vücuttan atılması ve hormon salınımı ve protein sentezlemesi için kullandığı 20 temel amino asitten biri

aspartik asit : gre., lat. * aspharagos (filiz, sürgün, tomurcuk; kuşkonmaz) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + acidum, acidus (ekşi, asit) (acere (ekşi olmak) + idus (ile ilgili olan) ) (lat.) * çoğu proteinin bir bileşeni olan, şeker kamışında da bulunan, hayvanlarda azot metabolizmasında işlev gören, asidik ve nörotransmitter bir amino asit (C4H7NO4)

aspekt : lat. * aspectus (bakış, görünüm) (ad (-e doğru, yönelme) + spectus (bakış, görüş, görünüş) (specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek) + tus (isim yapım eki) ) * genel anlamda bir şeyin görünüşü, görünüm veya yönü, görünüm, görünüş; felsefe ve astronomide belirli bir bakış açısı veya açı ilişkisi

asperger sendromu : alm., gre. * asperger (Avusturyalı pediatrist Hans Asperger'in soyadından) (alm.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * sosyal etkileşim ve iletişimde güçlük, sınırlı ilgi ve tekrarlayan davranışlar ile karakterize edilen bir otizm spektrum bozukluğu

aspergilloz : lat., gre. * aspergillum, aspergillus (serpiştirici, saçıcı; kutsal su yağmurlama) (spargere (fırlatmak, atmak, serpmek, saçmak, yaymak, çiselemek, serpiştirmek, saçılmak) + illum, illus (isim yapım eki) ) (lat.) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * bir tür küf mantarının neden olduğu bir enfeksiyon

aspergillus : lat. * aspergillus (serpiştirme, saçma; kutsal su yağmurlama) (spargere (fırlatmak, atmak, serpmek, saçmak, yaymak, çiselemek, serpiştirmek, saçılmak) + illum, illus (isim yapım eki) ) * birçok yaygın küfü de içeren dallı radyal sporoforlara sahip bir ascomycetous mantar cinsi

aspermatogenez : gre. * aspermatogenesis (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + spermato (sperm, tohum, döl, çekirdek) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * spermatogenezin ciddi şekilde bozulması, germ hücrelerinin tamamen yok olması veya olgunlaşmamış bir formda bulunması

asperugo : lat. * asperugo (yer örtücü) * hızlı yayılan, yeşil yapraklı ve küçük çiçekli, Boraginaceae familyasından bir bitki

asphodelaceae : gre., lat. * asphodelos, asphodelon (akzambak benzeri bir bitki) (gre.) * asparagales takımında yer alan, genellikle çim benzeri uzun yapraklara ve yıldız veya çan şeklinde çiçeklere sahip olan, popüler tıbbi ve kozmetik bitkisi Aloe vera ve Anadolu'da "çiriş otu" olarak bilinen Asphodelus cinslerini içeren tek çenekli çiçekli bitkiler familyası, çirişotugiller, çirişgiller

aspidiaceae : gre., lat. * aspis, aspidos (kalkan, siper, zırh, panel, koruyucu levha, koruma) + ion (küçültme eki) (gre ) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * Aspidium cinsini ve benzer özellikteki eğrelti otlarını kapsayan, yaprak altındaki spor keselerini kalkan biçimli örtülerle koruyan damarlı tohumsuz bitkilerden oluşan eğreltiotugiller familyası.

aspidistra : gre. * aspis, aspidos (kalkan, siper, zırh, panel, koruyucu levha, koruma) + tupistra (yaklaşık 20 çiçekli bitki türünden oluşan cins) * zambakgillerden, Güney Çin ve Hindistan’da çok yetişen, yaprakları doğrudan topraktan çıkan, saksıda yetiştirilen bir süs bitkisi

aspidium : lat. * aspidium (eğrelti otu) * gölge ve nemli yerlerde yetişen, yaprakları tırtıklı ve uzun, Polypodiaceae familyasından bir bitki

aspidontidae : lat. * aspis, aspidos (kalkan, siper, zırh, panel, koruyucu levha, koruma) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * Blenniidae (Horozinalar) familyasındaki Aspidontus cinsini tip cins olarak içeren, çoğunlukla mercan resiflerinde yaşayan, uzun ve ince vücutlu, köpekdişli blenniler (fangblennies) olarak bilinen deniz balıkları familyası

aspirasyon : lat. * aspirare (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + spirare (soluklanmak, soluk almak, nefes almak) ) + tio, tionem (isim yapım eki) * umut, hırs, istek, arzu, ihtiras; yutma sırasında epiglotun düzgün kapanmaması nedeniyle veya bilinç kaybı durumunda yutulan besinin, tükürüğün veya dışarıdan alınan yabancı maddenin hava yoluna (soluk borusuna) veya akciğerlere girmesi

aspiratör : lat. * aspirare (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + spirare (soluklanmak, soluk almak, nefes almak) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) * sıvı, hava, gaz, buhar vb. içindeki parçacıkları, tozları vb. emmeye, yok etmeye yarayan cihaz

aspire : lat. * aspiratus (soluklanmış, solunmuş, solumuş, soluk almış) (aspirare (soluk almak, solumak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); aspiré (solumuş, soluk almış) * trakeaya kateter takarak, orofarengeal, kan, mukus veya gastrik içeriği gibi sekresyonlar aspiratör yardımıyla emilerek ve geri çekilerek temizlenmiş olan

aspirin : gre., alm. * speiraia (çayır tatlısı), speiroeidis (spiral) (gre.); spiral (bobin gibi, sarmal, helezonik) (lat.); ("speiraia" bitkisinin foliküllerinin şeklinden); acetylierte Spirsäure (asetillenmiş spirik asit) (alm.) * ateş düşürücü ve ağrı dindirici olarak kullanılan, ak renkli, ekşimtırak bir ilaç, asetilsalisilik asit (C9H8O4)

aspis : gre. * aspis (kalkan, siper, zırh, panel, koruma; engerek yılanı, viper) * Yunan piyadeleri olan Hoplitler tarafından kullanılan kalkan, hoplon

aspleni : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + splen (dalak) + eia (isim yapım ve durum eki) * dalağın doğuştan (konjenital olarak) bulunmaması veya işlev görmemesi durumu

aspleniaceae : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + splen (dalak) + aceae (-giller, botanik familya eki) * Polypodiales takımına bağlı olan, Asplenium cinsini tip cins olarak içeren, çoğunlukla kayalarda, orman tabanlarında veya nemli ortamlarda yetişen, yapraklarının alt yüzünde spor keseleri bulunan, zarif yapılı eğrelti otlarından oluşan damarlı tohumsuz bitkiler familyası, saçakotugiller, dalak otları

asplenium : lat. * asplenium (eğrelti otu) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + splen (dalak) (gre.) + ium (isim yapım eki) (lat.) * Aspleniaceae familyasından olan, kayalık ve nemli habitatlarda yayılış gösteren, zarif ve dar yapılı yaprakları ve yaprak altında çizgisel spor keseleri bulunan, dalakotu olarak bilinen eğrelti otlarını kapsayan bir bitki

aspur : ara. * asfer (sarı), sufr (sarı), usfur (sarılaşmış) * bileşikgillerden/papatyagillerden (Asteraceae), Akdeniz bölgesinde doğal olarak yetişen veya tarımı yapılan, sarı, turuncu, kırmızı tonlarında çiçeklere sahip, tohumlarından yağ, çiçeklerinden ise kırmızı boya elde edilen, halk arasında "yalancı safran" veya kuş yemi olarak kullanıldığı için "papağan yemi" olarak da bilinen dikenli ve tüysüz bir bitki

asr : ara. * asr (çağ, dönem, döngü, devir, periyod, epok) * yüz yıllık zaman dilimi

asr-ı saadet : ara. * asr (çağ, dönem, devir) + ı (tamlama eki) + sa'id (mutlu), saadet (mutluluk, bahtiyarlık) (saada (mutlu olmak, mesut olmak, uğurlu olmak, talihli olmak) + et (isim yapım eki) ) * mutluluk çağı; İslamiyette Hazreti Muhammed’in yaşadığı döneme verilen isim

asri : ara. * asr (dönem, devre) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * çağdaş, dönemsel, devirle ilgili

ass : ara. * as'asa (gözetlemek, gözlemek, nöbet tutmak, kontrol etmek) * gözleme, gözetleme, nöbet tutma; gece gezme; gece karanlığı bastırmak

assai : lat., ita. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın, ek, ilave) + satis (yeterince, kafi derecede) (lat.); assai (ita.) * çok, çok fazla; müzikte, birlikte kullanıldığı terimin anlamına çokluk kazandıran kelime

assale : ara. * asel (bal) * arı, bal arısı; arı kovanı, kovan; petek, bal peteği

assay : lat., fra., ing. * exagium (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek) + ium (isim yapım eki) ) (lat.); assaier, essayer (denemek, tecrübe etmek), essai (deneme (fra.); essay (ing.) * deneme, sınama, ölçüm, çabalama, kalitesini test etme; çözümleme, analiz etme; bir maddenin bileşimini, saflığını veya miktarını belirlemek için yapılan kimyasal analiz

assit : gre. * ascites (askos (kese, torba, çanta, tulum), askites (keseleşme) * karaciğerin düzgün çalışmaması veya kanserin karın zarında yayılması nedeniyle karın bölgesinde anormal sıvı birikmesi

assolist : lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + solus (tek, yalnız, tek başına) + ista (-cı, yandaş, yapan, eden) * solistlerin en ünlüsü olan ve sahneye hepsinden sonra çıkan şarkıcı, baş solist

assortment : lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + sorte (çeşit, tür, cins, kategori) + ment (isim yapım eki) * çeşitli şeylerin veya insanların bir araya gelmesi

assos : gre. * assos (yaklaşan, yakınlaşan, en yakın, bir numara, tek, tekil, özgün) * Çanakkale'nin Ayvacık ilçesinin 17 km güneyindeki Behramkale Köyü'nde yer alan bir antik kent

assosiyasyon : lat. * associare (birleşmek, ortak olmak, ilişkili olmak, ilişki kurmak) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + socius (paylaşım, müttefik) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * birlik, dernek, ortaklık, paylaşım, işbirliği, birleşme; düşünceler arasında çağrışım kurma olgusu, bağdaştırma

assosiye : lat., fra. * associatus (associare (birleşmek, ortak olmak, ilişkili olmak, ilişki kurmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); associé (fra.) * birleşmiş, birleşik, ilişkili, alakalı; ortak, üye, iştirakçi; bir işte veya kuruluşta payı veya üyeliği bulunan kimse

assubay : tür. * ast (alt, aşağı) + subay (askeri yapılarda assubayın üzerinde bir rütbeye ve eğitim seviyesine sahip olan, askeri birliklerin yönetimi, sevk ve idaresinden sorumlu görevli kişi ) (su (asker) + bay (bey, erkek için saygı kelimesi, efendi, şef, lider) ) * askeri hiyerarşide subayın altında olan ve subaya yardımcı olarak görevlendirilen asker

AST : ing. * aspartate (aspartat) + transaminase (transaminaz) (trans (geçiş, geçme, ötesi, karşıdan karşıya, öteye) + amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) (ammonia (ammon, ammoniakos (gizli, örtülü, güvende, emin) + ine (gibi olan, ile ilgili, kimyasal madde eki) ) + ase (enzim belirtme eki) ) * karaciğer ve kalp hasarını gösteren biyokimyasal enzim testi

ast : tür. * as (aşağı, alt kısım, dip) + t (yön ve durum eki) * alt (yön zarfı); rütbe olarak düşük olan, altta olan; bir görevin, makamın, unvanın veya aşamanın rütbe, yetki ve önem bakımından daha aşağısında bulunan kimse veya alt kademe

astacidae : gre., lat. * ostakos, astakos (büyük deniz böceği, ıstakoz) (osteon (kemik) + ikos (gibi olan, ile ilgili olan) ) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Kuzey Yarımküre'nin tatlı su ekosistemlerinde yaşayan, On ayaklı (dekapoda) kabuklular takımından olan, iri kıskaçlı ve eklembacaklı gövde yapısına sahip kerevitlerin (tatlı su ıstakozlarının) oluşturduğu bir hayvan familyası

astacidea : gre., lat. * ostakos, astakos (büyük deniz böceği, ıstakoz) (osteon (kemik) + ikos (gibi olan, ile ilgili olan) ) (gre.) + idea (-giller, zoolojik familya eki) ) (lat.) * Kuzey Yarımküre'nin tatlı su ekosistemlerinde yaşayan, On ayaklı (dekapoda) kabuklular takımından olan, iri kıskaçlı ve eklembacaklı gövde yapısına sahip kerevitlerin (tatlı su ıstakozlarının) oluşturduğu bir hayvan familyası

astana : kaz., far. * astana (başkent, merkez) (kaz.); astane, asitane (merkez; eşik, basamak, atebe; kapı; paytaht) (far.) * Kazakistan'ın başkenti

astar : far. * as (alt, aşağı) + tar (ilgi belirten ek) * yaygı, kaba kumaş, örtü, giysilerin iç yüzünde kullanılan kaba kumaş; giysi, ayakkabı, çanta, perde gibi şeyleri daha dayanıklı kılmak için kumaşın veya derinin iç yanına geçirilen kumaş veya deriden, ince kat, yaygı

astaroth : gre., lat. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) (gre.); astrum (lat.) + oth (ile ilgili, gibi, -a ait) * Hz. Süleyman'ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis'te maji ile ilgili olan ve 72 cinden bahsedilen Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, Cehennemin Başveliahtı ve Yüce Dükü olarak kabul edilen, insanlara bilimleri öğrettiğine, görünmeyeni gösterdiğine ve geçmiş ile geleceğe dair tüm soruları doğru yanıtladığına inanılan ve cehennemin büyük dükü olan 29. sıradaki cin

astarte : gre. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + te (dişilik eki) (gre.); sitare, star, astre, Stern (yıldız) (far., ing., fra., alm.), sitra (örtü) (ara.) * antik Orta Doğu'nun baştan çıkarıcı tanrıçası, Babil Fahişesi, İştar, şehvetin sembolü Venüs gezegeni ile de temsil edilir.

astarya : lat. * stare (durmak, dikilmek, ayakta durmak, daim olmak, devam etmek, kalmak) + ia (isim yapım eki) * deniz ticareti ve lojistik hukukunda bir geminin limanda yükleme veya boşaltma işlemlerini gerçekleştirebilmesi için sözleşmeyle serbestçe tanınan ve bu süre içinde herhangi bir gecikme tazminatı (demuraj) ödenmesi gerekmeyen yasal ya da akdi bekleme süresi

astasım : tür. * as (işinde, uğraşında, sanatında çok usta olan, önde gelen) + tasım (doğruluğu kabul edilen verilmiş iki önermeden, bu önermelerin içeriğini içinde bulunduran bir üçüncü önerme çıkarma biçimindeki akıl yürütme yolu) * bir önceki akıl yürütmenin sonucuna dayanan tasımın sonucu

astat : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + histemein (durdurmak, koymak, ayakta tutmak), statos (ayakta durma, durma, dikilme, sabit olma, durağanlık, kararlılık istikrar) * simgesi At, atom sayısı 85, atom ağırlığı yaklaşık 210 olan, bizmutun alfa ışınlarıyla bombardımanı sonucu elde edilen yapay radyoaktif element, astatin

astatik : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + histanai (durmak, durdurmak, yerleştirmek), statikos (duran, durağan, hareketsiz, dengeye ilişkin) (stasis (durma, ayakta durma, dikilme, durgunluk, durum, denge, sabit kalma, duruş veya kuvvetlerin karşı karşıya gelmesi, yer), statos (durmuş, yerleştirilmiş, sabit kılınmış, duran, sabit duran, hareketsiz kalan) + ikos (ile ilgili, gibi) ) * statik olmayan, durağan olmayan, sabit olmayan, kararlı olmayan

astatin : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + histanai (durmak, durdurmak, yerleştirmek), statin (kolesterol sentezinde HMG-CoA redüktaz inhibitörleri için kullanılan son ek; durdurucu, inhibitör; karaciğerde kolesterol üretiminde rol oynayan enzim olan HMG-CoA redüktazı inhibe eden ilaç sınıfı) (statos, stasis (durdurma, durma, sabit kalma, sabit durma, stabil olma, ayakta durma, durgunluk) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ); astatinum (lat.) * simgesi At, atom sayısı 85, atom ağırlığı yaklaşık 210 olan, bizmutun alfa ışınlarıyla bombardımanı sonucu elde edilen yapay radyoaktif element

astazi : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + stasis (durma, ayakta durma, durgunluk, sabit kalma, duruş veya kuvvetlerin karşı karşıya gelmesi) * kas koordinasyonsuzluğu nedeniyle ayakta duramama, static olamama

asteğmen : tür. * as, ast (alt, aşağı) + teğ (değmek) + men (yapan kişi) * en düşük subay rütbesi, teğmenin bir altındaki rütbe

astelia : gre. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + stele, stelos (sütun, dik yapı, kolon) + eia (isim yapım eki) * Yeni Zelanda ve Avustralya kökenli, uzun ve ince yapraklı, yer örtücü, Asteliaceae familyasından bir bitki

asteliaceae : gre., lat. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + stele, stelos (sütun, dik yapı, kolon) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * tek çenekliler (Monocotyledones) sınıfının Asparagales (kuşkonmazgiller) takımına ait, rozet oluşturan otsu bitkilerden ve epifitlerden (başka bitkiler üzerinde yaşayan) oluşan küçük bir botanik familyası

astemizol : lat. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + stem (gövde, kök) (lat.) + isolare (ayırmak, izole etmek) (lat.) + ole (kimyasal madde eki, küçük molekül) (lat.) * Antihistaminik etkiye sahip, alerjik reaksiyonları önlemek için kullanılan sentetik bir ilacın etken maddesi (C28H31FN4O)

asteni : gre. * asthenia (zayıflık, güçsüzlük) (a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + sthenia (güç, kuvvet, dayanıklılık) (sthenos (güçlü, kuvvetli, dayanıklı) + eia (isim yapım ve durum eki) ) * genel vücüt zayıflığı; kuvvetsizlik, güçsüzlük

astenik : gre. * asthenia (zayıflık, güçsüzlük) (a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + sthenia (güç, kuvvet, dayanıklılık) (sthenos (güçlü, kuvvetli, dayanıklı) + eia (isim yapım ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * zayıf, oldukça zayıf; kuvvetsiz, güçsüz

astenofobi : gre. * asthenia (zayıflık, güçsüzlük) (a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + sthenia (güç, kuvvet, dayanıklılık) (sthenos (güçlü, kuvvetli, dayanıklı) + eia (isim yapım ve durum eki) ) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * zayıflık, güçsüzlük korkusu; kişinin kendi fiziksel veya ruhsal güçsüzlüğüne karşı duyduğu aşırı kaygı veya korku

astenopi : gre. * asthenia (zayıflık, güçsüzlük) (a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + sthenia (güç, kuvvet, dayanıklılık) (sthenos (güçlü, kuvvetli, dayanıklı) + eia (isim yapım ve durum eki) ) + opia (görüş, görüm) (ops (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * gözün zayıf görmesi, görme yetisinin güçsüzlüğü; düşük görme keskinliği veya görme bozukluğu; göz sinirlerinin ve küçük kasların çok fazla çalışmasına bağlı göz yorgunluğu

astenopik : gre. * asthenia (zayıflık, güçsüzlük) (a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + sthenia (güç, kuvvet, dayanıklılık) (sthenos (güçlü, kuvvetli, dayanıklı) + eia (isim yapım ve durum eki) ) + opia (görüş, görüm) (ops (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * astenopi ile ilgili

astenosfer : gre. * asthenia (zayıflık, güçsüzlük) (a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + sthenia (güç, kuvvet, dayanıklılık) (sthenos (güçlü, kuvvetli, dayanıklı) + eia (isim yapım ve durum eki) ) + sphaira (top, küre, yuvarlaklık) * litosferin hemen altındaki üst mantonun, plaka tektonik hareketi ve izostatik ayarlarda yer alan bir parçası

astenospermi : gre. * asthenia (zayıflık, güçsüzlük) (a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + sthenia (güç, kuvvet, dayanıklılık) (sthenos (güçlü, kuvvetli, dayanıklı) + eia (isim yapım ve durum eki) ) + speirein (ekmek, tohum atmak, serpmek, saçmak, dağıtmak), sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni, sperm) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * sperm hareketliliğinin yetersizliği; sperm hücrelerinin zayıf veya düşük motiliteye sahip olması durumu (%50'den az sperm hareketliliği veya hızlı ilerleyen hareketlilikle %25'ten az sperm hareketliliği)

astenozoospermi : gre. * asthenia (zayıflık, güçsüzlük) (a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + sthenia (güç, kuvvet, dayanıklılık) (sthenos (güçlü, kuvvetli, dayanıklı) + eia (isim yapım ve durum eki) ) + zoe (canlılık, yaşam, hayat, dirim, dirilik, oluşum, hayvan) + sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni, sperm) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * sperm motilitesinin (hareketliliğinin) azalması

aster : gre. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) * yıldız, parlayan, ışıldayan; yaprakları yıldız biçimli, sonbaharda çiçek açan, Asteraceae familyasından bir bitki

asteraceae : gre., lat. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * Aster cinsini tip cins olarak içeren, papatya, ayçiçeği, karahindiba ve benzeri türleri kapsayan, küçük çiçeklerin yoğun biçimde birleşerek çiçek başı oluşturduğu ve çoğunlukla otsu, bazen çalımsı veya sarılıcı üyelerden oluşan en büyük çiçekli bitki familyası, papatyagiller, bileşikgiller

astereognozi : gre. * astereognosis (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + stereos (katı, sert, sağlam, üç boyutlu, hacimli) + gnosia (bilgi, bilme, tanıma) (gnosis (bilme, bilgi, tanı) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * gözler kapalıyken veya görsel ipuçları olmadan, beynin gelen dokunsal bilgileri işleyip nesneyi anlamlandıramaması nedeniyle oluşan nesneleri yalnızca dokunarak ve hissederek tanımlayamama durumu, somatosensör agnozi (stur (dik başlı) (alm.) )

asteriscus : lat. * aster (yıldız) + iscus (küçültme eki) * küçük yıldız biçimli çiçekleri olan, Asteraceae familyasından bir bitki

asterisk : gre. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + iskos (küçük) * metinde bir açıklama veya dipnotun işaretçisi olarak kullanılan (

asterizm : gre. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * gökyüzünde birbirine yakın veya belirli bir şekilde hizalanmış yıldızlardan oluşan ve astronomik olarak resmi takımyıldızın bir parçası olabilen gözlemlenebilir yıldız deseni

asteroid : gre. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * Güneş etrafında dolanan, çoğunlukla Mars ile Jüpiter arasındaki Asteroit Kuşağı’nda bulunan, gezegenlerden daha küçük ama meteoroidlerden daha büyük olan kaya ve/veya metal yapılı gökcismi

asteroidal : gre., lat. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * asteroide ait olan, asteroit özellikleri taşıyan veya asteroitlerle ilgili

asteroidea : gre., lat. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * deniz tabanında yaşayan, genellikle merkezi bir diskten ışınsal olarak uzanan beş veya daha fazla kola sahip, su damar sistemiyle hareket eden ve denizyıldızlarını kapsayan derisidikenliler (Echinodermata) sınıfı

asteroit : gre. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * Güneş etrafında dolanan, çoğunlukla Mars ile Jüpiter arasındaki Asteroit Kuşağı’nda bulunan, gezegenlerden daha küçük ama meteoroidlerden daha büyük olan kaya ve/veya metal yapılı gökcismi

asterolasia : gre. * aster (yıldız) + lasia, lasios (tüylü, kıllı, yünlü) * yıldız biçiminde dizilmiş yoğun tüylerle kaplı yaprak ve sürgünleriyle ayırt edilen, Avustralya'ya özgü çalı türlerini kapsayan Rutaceae familyasına ait bitki cinsi

asteropeiaceae : gre. * aster (yıldız) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + aceae (-giller, botanik familya eki) * Asteropeia cinsini tip cins olarak içeren, Madagaskar'a özgü, odunsu gövdeli, basit yapraklı ve gösterişli çiçeklere sahip çiçekli bitkilerden oluşan küçük bir bitki familyası

asterosismoloji : gre. * aster (yıldız) + seismos (sarsıntı, titreşim, deprem) (seiein (sallamak, sarsmak, titreştirmek) + ismos (isim yapım ve durum eki) ) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * yıldızların iç yapısını, bileşimini, evrimini ve fiziksel özelliklerini yüzey titreşimleri ile salınımlarını inceleyerek belirleyen astrofizik dalı

astım : gre. * asthma (soluk kısalığı, zor nefes alma) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + sthma (nefes, soluk) ); azein (zor nefes almak, solunumda zorlanmak) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + zein (nefes almak, solumak) ) * vücuda hava girişini sağlayan bronşların ve bronşiollerin tıkanması, daralması ve şişmesi sonucu nefes almayı zorlaştıran uzun süreli akciğer enfeksiyonu

astigmat : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + stigma, stigmat (nokta) * gözün kornea veya merceğinin eğriliğinin farklı eksenlerde eşit olmaması, düzensiz kavislenmesi ve dönme asimetrisinden kaynaklanan kırma hatası nedeniyle ışığın retinada tek bir odakta toplanamayıp birden fazla odakta odaklanmasına bağlı olarak bulanık veya çarpık görmeye yol açan kırma kusuru

astigmatizm : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + stigma, stigmat (nokta) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * gözün kornea veya merceğinin eğriliğinin farklı eksenlerde eşit olmaması, düzensiz kavislenmesi ve dönme asimetrisinden kaynaklanan kırma hatası nedeniyle ışığın retinada tek bir odakta toplanamayıp birden fazla odakta odaklanmasına bağlı olarak bulanık veya çarpık görmeye yol açan kırma kusuru

astigmatizma : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + stigma, stigmat (nokta) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * gözün kornea veya merceğinin eğriliğinin farklı eksenlerde eşit olmaması, düzensiz kavislenmesi ve dönme asimetrisinden kaynaklanan kırma hatası nedeniyle ışığın retinada tek bir odakta toplanamayıp birden fazla odakta odaklanmasına bağlı olarak bulanık veya çarpık görmeye yol açan kırma kusuru

astilbe : lat. * astilbe (ince çiçekli bitki) * gölgeli ve nemli alanlarda yetişen, püskül şeklinde çiçekleri olan, Saxifragaceae familyasından bir bitki

astma : gre. * asthma (soluk kısalığı, zor nefes alma) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + sthma (nefes, soluk) ); azein (zor nefes almak, solunumda zorlanmak) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + zein (nefes almak, solumak) ) * vücuda hava girişini sağlayan bronşların ve bronşiollerin tıkanması, daralması ve şişmesi sonucu nefes almayı zorlaştıran uzun süreli akciğer enfeksiyonu

astrafobi : gre. * astrape (şimşek) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * gök gürültüsü ve şimşek korkusu

astragalus : lat. * astragalus (incir otu) * çoğunlukla otsu, baklagil familyasına ait, uzun ve silindirik meyveleri olan, Fabaceae familyasından bir bitki

astragan : tür. * hacı (hacca gitmiş olan) + tarkan (komutan, büyük kağan) (tark (söylemek, emir vermek, dövmek, vurmak, gütmek) + an -cı, yapan, eden eki) ) * ana karnından alınmış veya birkaç günlük karakul kuzusunun kara veya gri renkte, kıvırcık ve parlak postu; Astrakhan (Rusya’nın güneyinde bir şehir)

astral : gre., lat. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) (gre.); astrum (yıldız) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * yıldızsal, yıldızlarla ilgili

astragalomansi : gre. * astragalos (aşık kemiği, omur kemiği) + manteia (kehanet, fal, tahmin, öngörü) (man (ilham, sezgi), mantis (haber veren, kahin, peygamber) + eia (isim yapım ve durum eki) ) * “astragalus" adı verilen aşık kemiklerinin (dört yüzlü, kübe benzeyen şekle sahip koyun veya keçi ayak bileği kemikleri) yere atılmasıyla ortaya çıkan kombinasyonlara bakarak gelecekten haber alma veya kehanette bulunma yöntemi

astral beden : gre., lat. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) (gre.); astrum (yıldız) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + bedn (vücut, gövde, yapı, cüsse) * ezoterik ve okült öğretilerde fiziksel bedenden ayrı var olduğu kabul edilen, bilinç ve yaşam gücünü taşıdığı düşünülen görünmez ince beden, yıldızsal beden

astrantia : gre., lat. * astro (yıldız) + anthos (çiçek) (gre.) + ia (isim yapım eki) (lat.) * çiçekleri yıldız biçimli, dekoratif ve çok yıllık, Apiaceae familyasından bir bitki

astringent : lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + stringere (germek, sıkı çekmek, sıkmak, sıkıştırmak, bağlamak, zincirlemek, prangalamak) + ens, ent (sıfat yapım eki) * dokuların büzülmesine ve sıkılaşmasına neden olarak salgıları azaltan, kanamayı hafifleten veya gözenekleri daraltan (madde) veya bu etkiyi gösteren

astroblem : gre. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + blema (vuruş, vurma, çarpma, darbe; yara) * bir meteorit, asteroid veya kuyruklu yıldızın Dünya yüzeyine çarpması sonucu oluşan ve zamanla erozyon ya da tortulanma nedeniyle belirginliğini kaybederek yüzey şekilleri arasına gizlenmiş aşınmış antik çarpma krateri

astrocaryum : gre. * astro (yıldız) + caryum (fındık) * tropikal palmiye türü, meyveleri sert kabuklu ve yenebilir, Arecaceae familyasından bir bitki

astrofizik : gre. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * gök fiziği veya yıldız fiziği, gök cisimlerinin, uzaydaki konumlarını, yapılarını inceleyen bilim dalı

astrofobi : gre. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * yıldızlar, gezegenler, uzay veya gece gökyüzü gibi astronomik unsurlara karşı korku duyma durumu

astrofotografi : gre. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + photographos (ışık yardımıyla özel bir yüzey üzerine görüntü düşürülerek elde edilen resim ve bu yöntemle elde edilen görüntüyü taşıyan kağıt veya dijital dosya) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek; kazımak, trmalamak), graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım ve durum eki) * yıldızlar, gezegenler, gökadalar ve diğer gök cisimlerinin fotoğrafik yöntemlerle görüntülenmesi ve kaydedilmesi tekniği

astroglia : gre. * aster (yıldız) + glia (yapışkan madde, yapıştrıcı, tutkal, sinir dokusunu destekleyen hücreler) * merkezi sinir sisteminde nöronlara yapısal ve metabolik destek sağlayan, iyon ve nörotransmiter dengesini düzenleyen, kan-beyin bariyerinin oluşumuna katkıda bulunan ve yıldız biçimli astrositleri kapsayan nöroglia hücre grubu

astroid : gre. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * Güneş etrafında dolanan, çoğunlukla Mars ile Jüpiter arasındaki Asteroit Kuşağı’nda bulunan, gezegenlerden daha küçük ama meteoroidlerden daha büyük olan kaya ve/veya metal yapılı gökcismi

astrokimya : gre., ara. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein (karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.); kimya (maddenin yapısını, hallerini ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı) (ara.) * yıldızlar, gezegenler, kuyrukluyıldızlar, yıldızlararası ortam ve diğer gök cisimlerinde bulunan atom ve moleküllerin oluşumunu, kimyasal bileşimini, tepkimelerini (reaksiyonlarını), dağılımını ve evrimini inceleyen bilim dalı

astrolab : gre. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + lambanein (ele geçirmek, ele almak, kapmak, tutmak, almak, kavramak, yakalamak), labion (alan, kapan, tutan, kavrayan, yakalayan) * yıldız tutucu; Güneş, Ay, yıldızlar ve gezegenlerin konumlarını belirlemek, zamanı hesaplamak, enlem tayin etmek ve astronomik gözlemler ile yön bulmada kullanılan tarihi astronomi ve seyrüsefer ölçüm aracı

astrolog : gre. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + logos (bilgi, bilim, kelime; bilimci, bilgici, kelime, çalışan) * yıldızların konumlarını ve hareketlerini inceleyerek insanların kaderi veya dünya olayları hakkında yorum yapan kişi; astroloji uzmanı, yıldızbilimci

astroloji : gre. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + logia (bilme, bilim) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * yıldızların ve gezegenlerin konum ve hareketlerini inceleyerek insan yaşamı ve dünyadaki olaylar üzerindeki etkilerini yorumlama sanatı veya inancı, yıldızbilim

astrometri : gre. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * gök cisimlerinin ve astronomik fenomenlerin, insan düşüncesi, davranışı, karakteri ve kaderi üzerindeki etkilerini sayısal metodlarla inceleyen bilim dalı

astrometri : gre. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * gök cisimlerinin uzaydaki konumlarını, mesafelerini, öz hareketlerini ve yörüngelerini hassas matematiksel ölçümler ve gözlemler yoluyla inceleyen astronomi dalı

astrometrik : gre. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * gök cisimlerinin uzaydaki konumlarını, mesafelerini, öz hareketlerini ve yörüngelerini hassas matematiksel ölçümler ve gözlemler yoluyla inceleyen astronomi dalı ile ilgili

astronavigasyon : gre., lat. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) (gre.) + navigare (denizde yol almak, bir rotayı takip ederek seyretmek) (navis (gemi) + are (fiil mastar eki) ) + atio (isim yapım ve durum eki) (lat.) * gök cisimlerinin (güneş, ay, gezegenler ve yıldızlar) konumlarını ölçerek bir geminin, uçağın veya uzay aracının dünya üzerindeki ya da uzaydaki kesin konumunu ve rotasını belirleme yöntemi

astronom : gre. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + nomos (yasa, kural, kanun, düzen, ilke, prensip, düzen, düzenleme, ayarlama; namus) * yıldızları, gezegenleri ve diğer gök cisimlerini inceleyen bilim insanı; gökbilimci

astronomi : gre. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + nemoein, nemein (ayarlamak, düzenlemek, dağıtmak, paylaştırmak, yönetmek), nomia (yönetim, idare, düzenleme, yasama, ayarlama, düzenleme, sıralama, dizme) (nomos (kural, kanun, yasa, düzenleme, ayarlama) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * yıldızları, gezegenleri ve diğer gök cisimlerini inceleyen bilim, gökbilim

astronomik : gre. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + nomia (kanun) + ikos (-sel, ile ilgili) * astronomi ile ilgili, gökbilimsel

astronot : gre. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) + nautes (gemici) (naus (gemi) + ites -cı, yapan, eden eki) ) * uzay gemisini yöneten, uzayda araştırmalar yapan yıldızlararası uzay yolcusu

astropartikül : gre. * aster, astron (yıldız, parlayan, ışıldayan) (gre.) + pars, partis (parça, kısım, bölüm, hisse, pay, kesim, porsiyon) + cula (küçültme eki) (lat.) * kozmik ışınlar, nötrinolar, karanlık madde ve diğer astronomik maddelere ait küçük parçacıklardan her biri

astrophe : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + strephein (dönmek, geri dönmek), strophe (dönüş, geri dönüş) * geri dönememe; Dünya'da mahsur kalmış hissetme sendromu

astropikal : gre. * ad, as (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), trope (dönme, dönüş, döngü) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) + alis (ile ilgili olan) * tropikal bölgelere yakın olmakla birlikte daha yüksek bir enlemde bulunan

astrosit : gre. * aster, astron (yıldız, parlayan) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) * insan merkezi sinir sistemindeki (MSS) hücrelerin çoğunluğunu oluşturan glial hücrelerin bir alt türü

astrositom : gre. * aster, astron (yıldız, parlayan) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * beyinde astrosit adı verilen özel bir tür yıldız şeklindeki glial hücreden kaynaklanan beyin tümörü

astsubay : tür. * ast (alt, aşağı) + subay (askeri yapılarda assubayın üzerinde bir rütbeye ve eğitim seviyesine sahip olan, askeri birliklerin yönetimi, sevk ve idaresinden sorumlu görevli kişi ) (su (asker) + bay (bey, erkek için saygı kelimesi, efendi, şef, lider) ) * askeri hiyerarşide subayın altında olan ve subaya yardımcı olarak görevlendirilen asker

astyanax : gre. * asty (şehir, il, kent) + anax (efendi, hükümdar, reis, başkan) * kentin efendisi, şehrin koruyucusu; Güney ve Orta Amerika'nın tatlı sularında yaşayan, çok sayıda türü bulunan ve mağara formlarıyla evrimsel biyoloji araştırmalarında yaygın olarak kullanılan ışın yüzgeçli balık cinsi

asuda : far. * asay (dinlenmek, huzurlu olmak) + ude (ile ilgili, gibi, -a ait) * rahat, sakin, dinlenmiş, huzur içinde, huzurlu, dinç, müsterih; yağ ve una pekmez veya şeker karıştırarak yapılan bir çeşit tatlı, helva

asudan : far. * asude (rahat, sakin, dinlenmiş, huzur içinde, huzurlu, dinç, müsterih) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * rahatça, sakince, huzurlu olarak

asude : far. * asay (dinlenmek, huzurlu olmak) + ude (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * rahat, sakin, dinlenmiş, huzur içinde, huzurlu, dinç, müsterih; yağ ve una pekmez veya şeker karıştırarak yapılan bir çeşit tatlı, helva

asuman : far. * asman (gökyüzü, sema) (sema (gök, üstte olan) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * gök, her şeyi altında toplayan, her şeyin üstünde olan, üstlenen

asuncion : lat. * assumptio (varsayım, farzetme; üstlenme, yüklenme; yükselme, göğe alınma; Meryem'in göğe kabulü) (assumere (üstüne almak, yükseltmek) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + sumere (almak, toplamak, bir araya getirmek) ) + tio (isim yapım eki) ) * Paraguay'ın başkenti

asur : gre., ibr. * assuria (güvenli, emin yer; zorluk, güçlük yeri) (gre.); asur (zorluk, güçlük; yasak) (ara.), sar (prens) (gre.); sure, sûr, sicher (emin, güvenli), assure, assurer, sichern (garantilemek, güvenli kılmak) (ing., fra., alm.) * Mezopotamya'nın kuzey kısmında, Musul yöresinde, Dicle Irmağı'na cepheli bir plato üzerinde kurulmuş antik kent

asurbanipal : asu. * asur, aşur (aşur) + bani (oğul, varis) + apli (yaratıcı) (Aşur, varisin yaratıcısı) * MÖ 668-627 arasında hüküm sürmüş son büyük Asur kralı

asürans : lat., fra. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + securus (güvenli, emniyetli) (se (ayrı, uzak) + cura (bakım, özen, ihtimam, endişe, kaygı) + us (sıfat yapım eki) ) + entia (isim, yer ve durum eki) (lat.); assurance (assurer (garantilemek, emin ve güvenli kılmak) ( a etken fiil eki) + sûr (emin, güvenli, kesin, şüphesiz) + er (fiil mastar eki) ) + ance (isim yapım eki) ) (fra.) * sigorta, güvence sağlama; mal, can veya hak kayıplarına karşı teminat sağlama işlemi, güvence, teminat, sigorta

asvaf : ara. * suf (yün, yapağı, ibrişim) * yünler, yapağılar, ibrişimler

asvat : ara. * savt (ses) * sesler

asya : gre. * asia (yukarı çıkmak, yükselmek, doğmak; doğu yönü) * dünyanın doğusunda Avrupa'nın doğusunda, Büyük Okyanus'un batısında, Okyanusya'nın kuzeyinde ve Arktik Okyanus'un güneyinde bulunan kıta

asystasia : gre. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + systasia (düzen, bağ) * hızlı yayılan, tırmanıcı veya yer örtücü, Acanthaceae familyasından bir bitki

aş : tür. * aş (yemek, rızık, azık) * insanın yaşamsal faaliyetlerini sürdürebilmesi amacıyla genellikle ocakta pişirilerek hazırlanan, tahıl, baklagil, sebze veya et gibi malzemelerin su ile harmanlanmasıyla elde edilen her türlü sıcak, sulu veya yoğun kıvamlı gıda, yemek, yiyecek, haşlama yemek, yaşam için gerekli gıda

aş damı : tür., zen., lat. * aş (yemek) + dam (ev, ikametgah, konut, mesken) + ı (iyelik eki) * mutfak

aş ocağı : tür. * aş (yemek) + ocak (ateş yakılan yer) (os, ot (ateş) + çak (isim yapım eki) ) + ı (iyelik eki) * yoksullara yemek dağıtılan yer

aşağı : tür. * aş (dağ geçmek, ötesine geçmek) + ğı (isim yapım eki) * iniş yönüne doğru, alta doğru

aşağılamak : tür. * aş (dağ geçmek, ötesine geçmek) + ğı (isim yapım eki) + la (bağlaç) + mak (fiil mastar eki) * küçümsemek, hakir görmek

aşağılık : tür. * aşağı + lik (isim yapım eki) * nitelikçe, düzeyce düşük, küçük, alçak, hakir

aşağıyukarı : tür. * aşağı (alt, alta) + yukarı (üst, üste, yükseğe) * yaklaşık olarak, tahminen

aşama : tür. * aş (dağ geçmek, ötesine geçmek) + a (bağlaç) + ma (isim yapım eki) * safha, bir hedef doğrultuunda geçilmesi gerekli dönemlerden her biri; önem ve değer bakımından gitgide yükselen basamaklardan her biri

aşar : ara. * aşar (on, onda bir), aşara (onda bir almak), aşr (tarım ürünlerinden veya gelirlerden alınan %10 oranındaki vergi; Osmanlı’da tarladan alınan ürün vergisi, öşür); aşera (on), aşiret (on kişilik topluluk; akrabalardan oluşan klan) * tarım ürünlerinden alınan onda bir oranındaki vergiler, öşürler

aşari : ara. * aşere (on) + i (ile ilgili, gibi) * ondalık

aşçı : tür. * aş (yemek, yiyecek, gıda, besin) + çı (yapan, eden, sağlayan) * yemek yapan, gıda hazırlayan

aşçıbaşı : tür. * aş (yemek, yiyecek, gıda, besin) + çı (yapan, eden, sağlayan) + baş (kafa, öncel, tepe, uç) + ı (iyelik eki) * aşçıların amiri, şef

aşeka : ara. * aşaka (sarmak, sarılmak, yapışmak, bağlanmak; şiddetle sevmek, tutku duymak, aşık olmak), aşk (sevgi, bağ) * derin sevgi, tutkulu aşk; güçlü bağlılık veya bağımlılık duygusu; sarmaşık

aşem : ara. * aşama (kurumak, katılaşmak, sertleşmek; bir organ kuruyup işlevini yitirmek) * taze veya yumuşak dokusunu yitirip sertleşmiş, yanında katık (peynir, zeytin vb.) olmadan tek başına tüketilen katıksız kuru ekmek, kuru ekmek

aşem : ibr. * aşem (isim, ad, ünvan) * Yahudilikte Tanrı'nın asıl adı olan dört harfli YHVH (Tetragrammaton) isminin kutsallığından ötürü günlük dilde ve ibadet dışı durumlarda doğrudan telaffuz edilmemesi amacıyla, O'nun varlığını, mutlak yaratıcı gücünü ve zamansız özünü simgelemek üzere başvurulan saygı içerikli ikame bir ifade

aşerat : ara. * aşere, aşera (on) + t (çoğul eki) * onluklar, onlu gruplar

aşere : ara. * aşara (on, 10) * on, 10 sayısı (9’dan sonra, 11’den önce olan sayı)

aşere takrib : ara. * aşere (Kur'an-ı Kerim'in lafızlarında meydana gelen farklılıkları, on imam ve onların ikişer ravisine nisbet edilerek okunması) + takrib (okuyuş farklılıklarının on imam, her bir kıraat imamının ikişer ravisi ve bu her ravinin de ikişer tarikine nisbet edilerek okunması) * Kur’an okuma usülleri ile ilgili terimler

aşere-i mübeşşere : ara. * aşere (on, onlu) + ı (tamlama eki) + beşr (müjdelemek), mubeşşere (müjdelenmiş) * cennete girecekleri daha hayatta iken kendilerine peygamber tarafından müjdelenen on sahabi

aşermek : tür. * aş (yemek) + er (olmak, yetişmek, bulunmak, ulaşmak, varmak) + mek (fiil mastar eki) * yiyecek özlemek, belirli bir yiyeceği tüketmek için yoğun istek duymak

aşevi : tür. * aş (yemek) + ev (yer, konut, hane, barınak, sığınak, yuva) + i (tamlama eki) * yoksul kimselere parasız olarak yemek verilen yer, aş ocağı

aşhane : tür., far. * aş (yemek) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) * yoksul kimselere parasız olarak yemek verilen yer, aş ocağı

aşı : tür. * aş (geçmek, geçirmek, eklemek, yamamak, onarmak, nakletmek) + ı (isim yapım eki) * bulaşıcı veya malign hastalığa karşı aktif kazanılmış bağışıklık sağlayan biyokimyasal preparat

aşı boyası : tür. * aşu (kızıl toprak boya, rubrica) + boya (boduğ (yakı, kına, renkli madde) ) + sı (iyelik eki) * sarı veya kırmızı demir cevherinden elde edilen doğal boya, toprak boyası

aşık : ara. * aşaka (sarmak, sarılmak, yapışmak, bağlanmak; şiddetle sevmek, tutku duymak, aşık olmak), aşk (sevgi, bağ) * seven, bağlanan, bağlanmış

aşık kemiği : tür. * aşuk (sarılmış, bağlanmış) + kemik (omurgalıların vücuduna destek veren sert dokulu organ; iskelet elemanı) + i (iyelik eki) * ayağın bilek kısmında bulunan, kaval kemiği ile topuk kemiği arasında eklem oluşturan oluşturan üç ana kemikten biri olan talus kemiği

aşıkane : ara., far. * aşık (aşk (şiddetle sevme, şiddetli, ıstırap verici, yakıcı sevgi) ) + ık (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ane (-ca, -cesine, tarzında, olarak, gibi) * aşık olana yaraşır bir biçimde, aşıkça

aşılamak : tür. * aş (geçmek, geçirmek, eklemek, yamamak, onarmak, nakletmek) + ı (isim yapım eki) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * organizmada bağışıklık oluşturmak veya yerleşmiş bir hastalığa karşı koyabilmek için hazırlanmış inaktif virüs veya mRNA preparatını vücuda zerketmek (enjekte etmek), aşı yapmak; iyi nitelikli bir bitkinin bir parçasını aynı türden bir anaç üzerine kaynaştırarak iyi nitelikli bitki üretmek

aşım : tür. * aş (ötesine geçmek, sınırı geçmek) + ım (isim yapım eki) * sınırı geçme, ötesine geçme

aşındırmak : tür. * aş (geçmek, ötesine geçmek) + ın (dönüşlü fiil eki) + dır (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir cismi, eriterek, tahriş ederek, yontarak veya vurarak yıpratmak

aşınmak : tür. * aş (geçmek, ötesine geçmek) + ın (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * birbirine sürtünme yoluyla veya kimyasal reaksiyon sonucunda incelmek, erimek, yıpranmak, eskimek

aşır : ara. * aşr, aşere (on) * dinsel törenlerde veya topluca namaz kılındıktan sonra Kuran’ dan okunan on ayetlik bölüm

aşıramento : tür. * aş (geçmek, ötesine geçmek) + ır (bağlaç) + amento (argo son ek) * çalma, hırsızlama, hırsızlık, aşırmasyon, cebellezi

aşırı : tür. * aş (dağ geçmek, ötesine geçmek) + ırı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * gereğinden fazla, çok fazla, sınırı aşacak şekilde çok

aşırı besi : tür. * aş (dağ geçmek, ötesine geçmek) + ırı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + bes (gıda vermek) + i (isim yapım eki) * hayvan hareketlerini azaltan ve böylece sığırları daha hızlı besleyen bir besicilik uygulaması, entansif besi

aşırı duyu : tür. * aş (dağ geçmek, geçmek, ötesine geçmek) + ırı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + duy, tuy (hissetmek, anlamak, fark etmek, işitmek) + u (isim yapım eki) * işitsel, koku alma, görsel ve vestibüler olarak kategorize edilebilen aşırı duyarlılık, hipersensitivite

aşırıbellem : tür. * aş (dağ geçmek, geçmek, ötesine geçmek) + ırı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + bellemek (öğrenmek, ayan ve aşikar bilmek, tanımak, teşhis etmek), bellem (öğrenme, bilme, tanıma, teşhis etme) * kişide öğrenme yetisinin olağanüstü gelişmiş olması

aşırmak : tür. * aş (geçmek, ötesine geçmek) + ır (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * çalmak, hırsızlamak

aşırtmak : tür. * aş (geçmek, ötesine geçmek) + ır (bağlaç) + t (ettirgen fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * aşırma eyleminde bulundurmak; üzerinden geçirip öbür tarafa iletmek

aşıt : tür. * aş (geçmek, ötesine geçmek) + ıt (isim yapım eki) * sırt ve bayırların öte yüzü, görünmeyen yanı; gözün göremediği yer, uzak yer

aşıtaşı : tür. * aşu (kızıl toprak boya, rubrica) + taş (sert mineral, kaya) + ı (iyelik eki) * taş durumundaki aşıboyası

aşikar : far. * aşkare, aşikar (açık, belli, şeffaf, aydınlık) (aviş (belirgin, açık) + kara (olmak, kılmak) ) * açık olan, meydanda olan, bilinen, belli, belirgin, bariz, açık

aşikare : far. * aşikar (bilinen, belli, belirgin) + e (olarak, gibi) * hiç saklamadan, belli ederek, açık açık, açıkça

aşil : gre. * Akhilleus (üzgün halklı, halkı üzgün olan; halka acı çektiren, insanların kederi, halkın kederi) (akhos (sıkıntı, acı, keder, üzüntü) + laos (halk, savaşçılar, insanlar, millet, ordu) ) * Homeros'un İlyada'sındaki Hektor'u öldüren, Truva'daki Yunanlıların en büyük savaşçısı

aşil tendonu : gre. * Akhilleus (üzgün halklı, halkı üzgün olan; halka acı çektiren, insanların kederi, halkın kederi) (akhos (sıkıntı, acı, keder, üzüntü) + laos (halk, savaşçılar, insanlar, millet, ordu) ) + teinein (germek, uzatmak, germek için zorlamak, kasmak), tenon, tendon (kas ile kemiği bağlayan sert doku, lif, kiriş, bağ) * ayak bileğinin arkasında yer alan, baldır kasını topuğa bağlayan ve ayağın aşağı doğru bükülmesini sağlayan tendon (İsmini Yunan mitolojisindeki Akhilleus’tan almıştır.)

aşilotomi : gre. * Akhilleus (üzgün halklı, halkı üzgün olan; halka acı çektiren, insanların kederi, halkın kederi) (akhos (sıkıntı, acı, keder, üzüntü) + laos (halk, savaşçılar, insanlar, millet, ordu) ) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesilmiş) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * aşil tendonunun cerrahi yolla kesilip ayrıştırılması

aşina : far. * aşnav (duymak, algılamak, tanımak, bilmek) * bildik, tanıdık, bilinen, tanınan

aşir : ara. * aşara (yardımcı olmak, yardım etmek, yoldaşlık etmek, refakat etmek, iyi geçinmek; topluluk halinde bulunmak, yakınlık kurmak) * yakın dost, refakatçi, yardımcı, yoldaş, birlikte yaşayan kimse

aşir : ara. * aşr (on) * onuncu; onda bir; Osmanlı döneminde köylülerden, ürettikleri tarım ürünlerinden %10 oranında alınan aşar vergisini toplayan memur, öşür tahsildarı

aşiran : ara. * aşiran (aşiretten türemiş, kabile ile ilgili; onuncu olan, onlu) (aşr, aşere (on), aşir (onuncu; dost) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Türk musikisinde, karar perdesi rast (do) olan, hüseyni dizisi temeline dayanan; duygusal, hüzünlü ve mistik bir ifade taşıyan, özellikle gazel ve şarkı formunda kullanılan, zengin süslemeler ve melodik hareketlerle derinlik kazanan özgün bir makam; portenin sol anahtarına göre alttan birinci boşluğunun içine yazılan fa notasının ismi

aşiran-buselik : ara. * aşiran (aşiretten türemiş, kabile ile ilgili; onuncu olan, onlu) (aşr, aşere (on), aşir (onuncu; dost) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + ebu (baba, ata) + salaka (yola gitmek, yolculuk etmek), selik, salik (yola giren, yol yürüyen, yolcu, bir yola girmiş olan; yol, iz) * Türk musikisinde, karar perdesi rast (do) olan, Aşiran makamının hüseyni temelli hüzünlü yapısını Buselik makamının neşeli ve aydınlık karakteriyle harmanlayan, melodik geçişlerde zengin süslemeler ve canlı ritmik öğeler barındıran, özellikle şarkı ve peşrev türlerinde tercih edilen çok yönlü ve duygu yüklü bir makam

aşiran-maye : ara., far. * aşiran (aşiretten türemiş, kabile ile ilgili; onuncu olan, onlu) (aşr, aşere (on), aşir (onuncu; dost) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (ara.) + maye (asıl, esas, temel, kök, öz, gerekli madde, maya) (far.) * Türk musikisinde, karar perdesi rast (do) olan, Aşiran makamının hüseyni dizisi kökenli hüzünlü ve mistik karakteri ile Maye makamının neşeli ve dengeli yapısını birleştirerek melodik zenginlik ve duygusal derinlik sunan, özellikle şarkı ve ilahi türlerinde kullanılan çok katmanlı ve ifade gücü yüksek bir makam

aşiran-vefadar : ara., far. * aşiran (aşiretten türemiş, kabile ile ilgili; onuncu olan, onlu) (aşr, aşere (on), aşir (onuncu; dost) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + vefa (sözde durma, sevgi ve dostlukta devam) (ara.) + dar (gibi olan, ile ilgili, tutan, alan, koruyan, sahip ve malik olan, taşıyan) (far.) * Türk musikisinde, karar perdesi rast (do) olan, Aşiran makamının hüseyni temelli hüzünlü ve mistik karakteri ile Vefadar makamının hüzün ve karamsarlık içeren melodik motiflerini birleştirerek derin duygusal ifadeler ve zengin süslemeler sunan, özellikle gazel ve şarkı türlerinde kullanılan karmaşık ve etkileyici bir makam

aşiran-zemzeme : ara. * aşiran (aşiretten türemiş, kabile ile ilgili; onuncu olan, onlu) (aşr, aşere (on), aşir (onuncu; dost) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + zam (çoklamak, artırmak, fazlalaştırmak, katmak, eklemek), zamzama (bol akan kaynak; coşkulu müzik), zemzeme (nağme, hoş ses; geniz ve boğaz ile ezgili ses çıkarmak; belirsiz ses, yüksek olamayan ses, titreme, vızıltı, fısıltı, mırıldanma) * Türk musikisinde, karar perdesi rast (do) olan, Aşiran makamının hüseyni dizisi temelli hüzünlü ve mistik yapısı ile Zemzeme makamının ince süslemeler ve nazik melodik hareketlerini harmanlayan, özellikle gazel ve şarkı formunda kullanılan, zengin melodik geçişler ve derin duygusal ifade barındıran özgün ve nüanslı bir makam

aşiret : ara. * aşara (yardımcı olmak, yardım etmek, yoldaşlık etmek, refakat etmek, iyi geçinmek; topluluk halinde bulunmak, yakınlık kurmak); aşr (on), aşir (onuncu; onda bir) + et (isim yapım eki) * oymak, akrabalardan oluşan topluluk, boy, klan, birlik, topluluk, yakın akrabalık, birliktelik, yakın ilişki, topluluk

aşiy : ara.* aşaya (akşam olmak, gün batımı, kararmak) * akşam vakti, günün son kısmı, ikindi ile gece arası zaman dilimi

aşiyan : ave., far. * şyati (dinmek, durmak, dinlenmek, istirahat etmek) (ave.), aşyana (yerleştirmek, yuva yapmak, barınak kurmak) * yuva, barınak, konut, ikametgah, mesken, güvenli ve kalıcı yer, sığınak;, kuş yuvası

aşk : ara. * aşika (aşık olmak, sarmaşmak, sarılmak, yapışmak, bağlanmak), aşeka (sarmaşık, sarmak) * şiddetle sevme, şiddetli, ıstırap verici, yakıcı sevgi

aşkabat : far. * aşk (aşk, çok sevgi, bağlılık, tutku) + abad (bayındırlık, yerleşim yeri, şehir) * Türkmenistan’ın başkenti

aşkale : lat. * aş (yemek) + kale (savunma yapısı, şehir suru, hisar, korugan); * Erzurum’un bir ilçesi; eski ismi Locus Basara (Gözleme Yeri) (locus (yer) + basara (gözlemek, görmek) ), İlçenin ismi zaman içinde Şöğayn, Aşhane, Açhane, Kale olarak değişmiştir.)

aşk-efza : far., ara. * aşk (aşk, çok sevgi, bağlılık, tutku) (far.) + efza (artıran, çoğaltan anlamı veren son ek) (ara.) * aşk artıran; Türk musikisinde, Kürdi makamı dizisinin Hüseyni Aşirân perdesine göçürülmesiyle, dizisi elde edilen, karar perdesi segah olan, Hüseyni ve Neva dizilerinden unsurlar taşıyan, duygusal yoğunluğu yüksek, melankolik ve içli ezgilerle karakterize edilen, özellikle şarkı ve gazel türlerinde kullanılan derin ifade ve süslemelerle zenginleştirilmiş karmaşık bir şed makamı

aşkın : tür. * aş (ötesine geçmek, sınırı geçmek) + kın (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ölçü, değer veya konum olarak belli bir sınırın ötesine geçmiş

aşknüma : far. * aşk (aşk, çok sevgi, bağlılık, tutku) + numa (gösteren, belirten, ortaya koyan) * aşkını bildiren, aşkını gösteren

aşku : far. * aşku (far.), sky (ing.) * tavan; kat, tabaka; gökyüzü, gök

aşlamak : tür. * aş (geçmek, geçirmek) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * birbirine katmak, karıştırmak, aşılamak

aşmak : tür. * aş (ötesine geçmek, sınırı geçmek) + mak (fiil mastar eki) * sınırı geçmek, ötesine geçmek, belirli bir ölçüyü, değeri veya konumu geçmek

aşna : far. * aşna, aşnav (duymak, algılamak, bilmek, tanımak), aşina (tanıdık, bilinen) * algılanan, tanıdık, bilinen

aşna fişne : far. * aşna, aşnav (duymak, algılamak, bilmek, tanımak) + fişne (şey, nesne, olgu; sevgili olma) * gizli dost, oynaş

aşoz : gre. * ashos (birleşme oyuğu) * ahşap gemi yapımında borda kaplama tahtalarının en dar yüzünü yerleştirmek amacıyla omurga ve bodoslamaların uzunluğu boyunca iki yanda, borda kaplamalarının ince kenarlarınının yerleştirilmesi için açılan keskin, sivri ve üç köşeli yuva veya oyuk

aşr : ara. * aşara, aşr (on, 10) * on, 10 sayısı (9’dan sonra, 11’den önce olan sayı)

aşr-ı şerife : ara. * aşr (on) + ı (tamlama eki) + şerif (şerefli, onurlu, mübarek) * Kur'an'ın bir topluluk içerisinde yükses sesle okunan ve çoğunlukla on ayet uzunluğundaki bölümlerine verilen isim, mihrabiye

aşşab : ara. * uşb (taze ot) * ilaç yapımında kullanılan otları derleyip toplayıp getiren kimse

aşşar : ara. * aşr (on) * onuncu; onda bir; Osmanlı döneminde köylülerden, ürettikleri tarım ürünlerinden %10 oranında alınan aşar vergisini toplayan memur, a'şar tahsildarlığı yapmış olan kimse,öşür tahsildarı, ondalıkçı

aşub : far. * aşuften (karışmak, huzursuz olmak, düzensizleşmek, bozulmak, düzeni bozulmak) * karıştıran, karıştırıcı, bozucu, bozan, düzensizleştiren, kargaşa çıkaran, fitne çıkaran

aşula : tür. * aş (söylemek) + ula (isim yapım eki) * türkü, ezgi, makam, hava

aşur : far. * aşur; aşurdan (on; katmak, karıştırmak) * Asurluların savaş tanrısı

aşure : ara. * aşr (on), aşure (onuncu) * Muharrem ayının 10'unda, buğday, kuru fasulye, nohut gibi taneliler, kuru incir, kuru üzüm ve benzeri kuruyemişlerin şekerle kaynatılmasıyla yapılan bir tür tatlı

aşüfte : far. * aşuftan, aşub (oynamak, kıpırdamak) * çılgınca seven; açık saçık kadın, baştan çıkmış kadın, iffetsiz kadın, orospu, oynak, kırıtık

At : gre. * astatine (astatos (kararsız, değişken) + ine (halojen element adı eki) ) * atom numarası 85 olan, periyodik tablonun 17. grubunda bulunan, tüm izotopları radyoaktif olan, doğada çok az bulunan ve en nadir elementlerden biri kabul edilen, nükleer tıp araştırmalarında özellikle hedefli alfa tedavilerinde incelenen halojen grubu elementi

at : tür. * at (hareket etmek, hızlı gitmek, bir yöne doğru ilerlemek, yönelmek, aşmak) * binek hayvanı olarak kullanılan, arabaya, çifte koşulan, gücünden yararlanılan toynaklı memeli hayvan

ata : ara. * ata (vermek, bahşetmek, bağışlamak, ödemek) * verme, bağışlama, bahş, bahşiş, lütuf, ihsan

ata : tür., ara. * ad, at (isim) + a (son ek) (baba, dede, öncel); ada, ata (vermek, öne koymak, fırlatmak, lütfetmek, isim vermek, adlandırmak) * baba, dede, geçmişteki soy büyükleri

ata ender ata : ara. * en (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + derun (derin, derinlik, bir şeyin içi, içyüzü) + ata (verme, bağışlama, bahş, bahşiş, lütuf, ihsan) * lütuf içinde lütuf, ihsan üzerine ihsan, bahş içinde bahş

atabarı : tür. * ata (baba, öncel, dede, geçmişteki soy büyükleri, soy, nesil) + bar (Kafkas ve Doğu Anadolu kökenli halk oyunlarında “oyun, dans”) + ı (iyelik eki) * Erzurum kökenli olup Türkiye genelinde bilinen, toplu oynanan geleneksel halk oyunu.

atabek : tür. * ata (baba, öncel, dede, geçmişteki soy büyükleri, soy, nesil) + beg, bek (bey, reis, lider, sayesinde olunan, sayesinde imkana sahip olunan) * eski Türk devletlerinde, özellikle Selçuklularda, şehzadelerin eğitimiyle veya bir eyaletin bağımsız olarak yönetimiyle görevlendirilmiş vezirlere verilen san, atabey

atabey : tür. * ata (baba, öncel, dede, geçmişteki soy büyükleri, soy, nesil) + beg, bey (bay, kişi; ağa, efendi, reis, amir, lider, hakim, hükümdar, yönetici, sayesinde imkana sahip olunan, erkek için saygı ifadesi olan son ek; asil, soylu, muteber, saygın, zengin, mal mülk sahibi) * Isparta'nın bir ilçesi (eski ismi Seleukia Sidera (Demir Haşarat) (seleukia (haşarat) + sidera (demir) ) (gre.) )

atacan : tür. * ata (baba, öncel, dede, geçmişteki soy büyükleri, soy, nesil) + can (dirim, hayat, yaşam, hayat cevheri, ruh, gen) * ataların ruhunu taşıyan, atası gibi yiğit ve canlı olan kişi, ata sevgisiyle dolu, atasıyla özdeş, babacan; erkek ismi

ataerki : tür. * ata (baba, öncel, dede, geçmişteki soy büyükleri, soy, nesil) + erk (kuvvet, kudret) + i (iyelik eki) * erkek otoritesine ve baba egemenliğine dayanan ve ailede çocukları baba soyuna mal eden topluluk durumu, bir tür toplumsal örgütlenme düzeni

ataerkil : tür. * ata (baba, öncel, dede, geçmişteki soy büyükleri, soy, nesil) + erk (kuvvet, kudret) + il (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ataerki ile ilgili

atak : lat., tür. * attacare (ad (-a, -da, yönelme eki) + taccare (vurmak, saldırmak; işaretlemek) ) (lat.); at (ileri gitmek, ilerlemek, hareket etmek, hızlı gitmek, bir yöne doğru ilerlemek, yönelmek, aşmak) + ak (isim yapım eki) (tür.) * atılım, saldırı, hücum

atakan : tür. * etügen, otogen (yer, arz) (moğ) * ata (baba, öncel, dede, geçmişteki soy büyükleri, soy, nesil) + kan (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (soylu anlamında)

ataksi : gre. * ataxia (düzensizlik) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + tassein, tasson (düzenlemek, sıralamak, dizmek, sınıflandırmak, vergi tayin etmek), taxis (düzen, düzenleme, sıralama, dizim, dizme, sıra, diziliş, hareket, yönelme, düzenli hareket) + ia (isim, yer ve durum eki) ) * kol ve bacaklardaki kas kontrolünü kaybetmeye neden olan koordinasyon eksikliği

ataksik : gre. * ataxia (düzensizlik) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + taxis (düzen, sıra, diziliş, hareket, yönelme, düzenli hareket) + ia (isim, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ataksi ile ilgili

atakum : tür. * ata (baba, ced, dede, öncel, soy) + kum (ince taş parçaları); mattityahu (mattit (hediye, bahş, meta, fayda) + yahu (Yahova, Allah) ) * Samsun’un bir ilçesi (eski ismi, bölgenin sahibi olduğu söylenen Ermeni’nin ismi olan Matossian’dır. Matosyon olarak da telaffuz edilmiştir. İngilizcede “Matthew”, İbranice’de “Mattityahu”)

atalantia : gre. *Atalanta (Yunan mitolojisinde hızlı koşan kadın kahraman) + ia (isim yapım eki) * küçük ağaç veya çalı, genellikle meyve veren, Rutaceae familyasından bir bitki

atalay : got., tür., gre. * atta, ata (baba, ced, dede, öncel, soy) (got., tür.) + legio, allagion (küçük askeri birlik) (gre.); alay (grup, topluluk, birlik) (tür.); attila (atacık, babacık) (atta, ata (baba, ced, dede, öncel, soy) + ila (küçültme eki) ) (tür.) * atalardan oluşan topluluk, atalar birliği, soy birliği; atacık, babacık; erkek ismi

atalet : ara. * atala (hareketsiz olmak, eylemsiz olmak, devinimsiz kalmak, başıboş kalmak) + et (isim yapım eki) * atıl olma, devinimsizlik, eylemsizlik, tembellik, çalışmadan oturma, gevşeklik, uyuşukluk, işsizlik, kullanım dışılık

atalet momenti : ara., lat. * atalet (atıl olma, devinimsizlik, eylemsizlik, tembellik, çalışmadan oturma, gevşeklik, uyuşukluk, işsizlik, kullanım dışılık) (atala (hareketsiz olmak, eylemsiz olmak, devinimsiz kalmak, başıboş kalmak) + et (isim yapım eki) ) (ara.) + moment, momentum (movere (hareket etmek, devinmek, kımıldamak, kıpırdamak) + entum (isim yapım eki) ) (lat.) + i (iyelik eki) * dönmekte olan bir cismin, dönme hareketine karşı durması, eylemsizlik momenti; I = L/w = açısal momentum/açısal hız

atamak : ara., tür. * ada, ata (ad vermek, adlandırmak, isim vermek, isimlendirmek) + mak (fiil mastar eki) * bir göreve tayin etmek, ünvan vermek, adlandırmak, tayin etmek, isim koymak

ataman : tür. * ata (baba, ced, dede, öncel, soy) + man (kişi, kimse, yapan) * eskiden Kazak başbuğlarına verilen ünvan

atansiyon : lat., fra. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın + tentio (gerilim, germe, uzatma) (tendere (uzanmak, yönelmek, germek) + tio (isim yapım eki) ) (lat.); attention (ing., fra.) * zihni veya duyuları bir noktaya yöneltme, dikkat, dikkati verme, ilgi gösterme, dikkat etme

ataraksiya : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + taraxia (aktiflik, hareketlilik, devinimsellik) (tarassein (rahatsız etmek, bozmak, karıştırmak), tarachos (çalkantı, karışıklık, huzursuzluk) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * tepkisizliğe dayalı durgunluk sendromu, duygusuzluk; sükunet, iç huzuru, ruhsal sarsıntıdan uzak olma; özellikle Stoacılık ve Epikürcülük felsefesinde zihnin dinginliği ve duygusal dalgalanmalardan bağımsızlık durumu

atarca : tür. * at (fırlatmak, darbelemek, ileri doğru savurmak) + ar (geniş zaman ve yapan, eden eki) + ca (isim yapım eki) * mıknatısal kutuplarından elektromanyetik ışınım yayan, oldukça mıknatıslanmış, dönen nötron yıldızı

atardamar : tür. * at (fırlatmak, darbelemek, ileri doğru savurmak) + ar (geniş zaman ve yapan, eden eki) + damar (kan vücutta dolaşımını sağlayan esnek tüp şeklinde yapı) (dam (küçük yuvarlak parçalar halinde akmak, damlamak) + ar (-cı, yapan, eden eki) ) * kalbin sağ karıncığından akciğerlere, sol karıncığından da vücudun diğer yerlerine kan ileten damar

atarkanal : tür., gre , lat. * at (açmak, ileriye koymak; fırlatmak, savurmak) + ar (geniş zaman ve yapan, eden eki) (tür.) + kanna (kamış, boru, tüp, saz) (gre.); canna (kamış, boru, tüp), canalis (boru, oluk, kanal) (lat.) * spermayı sidikyoluna salan iki kanal

atasözü : tür. * ata (baba, ced, dede, öncel, soy) + söz (kelam) + ü (iyelik eki) * ataların deneyimlerine, gözlemlerine dayanan yargılarını genel kural, bilgece düşünce veya öğüt olarak yansıtan, kalıplaşmış niteliği olan, halk tarafından benimsenmiş kısa, özlü söz

ataş : lat. * attachiare (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + tachiare (bağlamak, tutturmak) ) (lat); attacher (fra.) * kağıtları bir arada tutmak için kullanılan, maden veya benzeri bir şeyden yapılmış çengel

ataşe : lat., fra. * attachiare (bağlamak, tutturmak), attachiatus (bağlı, tutturulmuş) (lat.); attaché (bağlanmış, tutturulmuş, ilintilendirilmiş) (fra.) * bir ülkenin başka bir ülkedeki diplomatik görevlerinde belirli bir uzmanlık alanı ile ilgili olarak temsil ve bilgi toplama vazifelerini icra eden elçilik görevlisi

ataşehir : tür., far. * ata (baba, ced, dede, öncel, soy) + şahr, şehr (yerleşim birimi, vilayet, memleket, belde, kent, il) (far.) * İstanbul’un bir ilçesi

ataşman : lat. * attachiare (bağlamak, tutturmak) + mentum (isim yapım eki) (lat.); attachement (fra.) * ilave, ek, ekleme, baglantı, bağlılık; parça

atatürk : tür. * ata (baba, ced, dede, öncel, soy) + türk (türeyen, yükselen) (tur, tür (çıkmak, oluşmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, yükselmek; çeşit, cins, biçim) + k (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Türkiye’nin kurucu önderi Gazi Mustafa Kemal'e TBMM tarafından verilen soyadı

ataullah : ara. * (ata (vergi, verme, bağış, bahş, hediye) + Allah (Allah) * Allah vergisi

atava : tür. * ata (baba, büyük baba, ced) + va (ile ilgili, -a ait) * ölen kişilerin ruhunu şad etmek amacıyla vefatın üçüncü ya da yedinci gününde verilen geleneksel ölü aşına ve bu törensel yeme

atavik : lat., fra. * atavus (baba, ced, soy) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); atavique (fra.) * atacılıkla ilgili

atavist : lat., fra. * atavus (baba, ced, soy) + ista (-cı, yapan, eden) (lat.); ataviste (fra.) * atalarından gelen özellikleri tekrar gösteren kişi veya organizma; genetik olarak atalarına benzeyen özellikler taşıyan kimse veya canlı, atacı

atavistik : lat., gre., fra. * atavus (baba, ced, soy) + ista (-cı, yapan, eden) (lat.) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.); icus (lat.) * atalara veya ataların özelliklerine ait olan, genetik olarak önceki kuşaklara özgü özellikleri tekrar gösteren veya kalıtsal eski özelliklere dayalı olan, atacı, atavizm ile ilgili

atavizm : lat., fra. * atavus (baba, ced, soy) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (gre.); ismus (lat.); atavisme (fra.) * atalara veya ataların özelliklerine ait olma durumu, genetik olarak önceki kuşaklara özgü özellikleri tekrar gösterme veya kalıtsal eski özelliklere dayalı olma durumu, atacılık

atazanavir : lat. * atazan (özel ad veya türev kodu, ilaç adı) + vir (antiviral madde eki) * HIV enfeksiyonunu tedavi etmek için kullanılan, proteaz inhibitörü sınıfına ait sentetik antiviral ilacın etken maddesi (C38H52N6O7)

atbalığı : tür. * at (binek hayvanı olarak kullanılan, arabaya, çifte koşulan, gücünden yararlanılan memeli hayvan) + balık (suda yaşayan omurgalı, solungaçlı ve yüzgeçli deniz canlısı) + ı (iyelik eki) * çiftparmaklılardan, Afrika’da ırmaklarda ve göllerde yaşayan, çok iri yapılı, kalın ve çıplak derili, iri başlı, geniş ağızlı memeli hayvan, suaygırı

ate : gre. * ate (körlük, akıl tutulması, bela, delilik, felaket) * Yunan mitolojisinde insanları kör bir gaflete, kibre (hubris) ve mantıksızlığa sürükleyerek hata yapmalarına neden olan ve sonunda onları felakete götüren hata, günah, yanılgı, intikam ve uğursuzluk tanrıçası

atebe : ara. * tab (damga basmak, mühür basmak), atabe (durmak, duraklamak) * eşik, kapı, durma yeri

ateh : ara. * ataha (aklı noksan olmak, zihinsel işlevini yitirmek, bunamak, aklı eksilmek; bir şeye aşırı düşkün olmak) * kişinin yaşlılık veya hastalık sebebiyle zihinsel yetilerini, kavrayış gücünü kaybetmesi, aklının zayıflayıp tutarsızlaşması, akıl eksikliği ve zayıflığı hali, bunama, bunaklık

ateist : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + theos (tanrı, ilah) + istis (gibi olan, ile ilgili olan) * Tanrısız, Tanrı karşıtı

ateizm : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + theos (tanrı, ilah) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * Tanrısızlık, Tanrı karşıtlığı

atel : lat. * astula (tahta parası, odun parçası, tahta kıymığı) * yer değiştirmiş, kırılmış veya hareketli bir parçayı yerinde tutan sert veya esnek bir cihaz

atelektazi : gre. * ateles (mükemmel olmayan, eksik, tamamlanmamış) + ekteinein (uzamak, gerilmek, genişlemek, esnemek, açılmak), ektasis (esneme, genişleme, genişletme, uzama, gerilme, açılma, kendi dışına çıkma, aşma) (ek (dış, dışarı, harici) + histanein, histanai (yerleştirmek, konumlamak, düzenlemek, durmak, yer almak) + isis (isim yapım eki) ) * akciğerin bir lobunun, belirli bir bölgesinin veya tamamının büzüşerek sönmesi ve hava ile dolamaması

ateleriks : gre., lat. * atelerix (kirpi cins adı) (ateles (kusurlu, eksik) + thrix (kıl, saç) ) * Afrika kirpilerini kapsayan Erinaceidae familyasına bağlı memeli cinsi.

atelidae : gre., lat. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + telos (son, sınır, uç, amaç, gerçekleşme, tamamlanma) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * eksik, tamamlanmamış; başparmağın körelmiş olmasına atfen; Ateles cinsini tip cins olarak içeren, örümcek maymunları, yünlü maymunlar, yünlü örümcek maymunları ve uluyan maymunları kapsayan, uzun uzuvları ve kavrayıcı kuyruklarıyla ağaç yaşamına uyum sağlamış Yeni Dünya maymunları (primatları) familyası

atelinae : gre., lat. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + telos (son, sınır, uç, amaç, gerçekleşme, tamamlanma) (gre.) + inae (zoolojik alt familya eki) (lat.) * Yeni Dünya maymunlarını kapsayan Atelidae familyasına ait bir primat alt familyası

atelofobi : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + telos (son, sınır, uç, amaç, gerçekleşme, tamamlanma) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * mükemmel olamama korkusu

atelosteogenezis : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + telos (son, sınır, uç, amaç, gerçekleşme, tamamlanma) + osteos (kemik) + genesis (oluşum, yaratılış, doğum) * kemik dokusunun konjenital olarak yetersiz veya bozuk gelişmesiyle karakterize nadir genetik hastalık

atelosteoz : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + telos (son, sınır, uç, amaç, gerçekleşme, tamamlanma) + osteon (kemik) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * kemik gelişiminin yetersiz veya kusurlu olması sonucu kısa uzuvlar, eklem çıkıkları ve ağır iskelet anomalileriyle karakterize, çoğunlukla doğumsal ve nadir görülen bir iskelet gelişim bozukluğu

atelye : lat. * astula (tahta parası, odun parçası, tahta kıymığı), astelle (tahta kıymığı) + ia (isim, yer ve durum eki) * ahşap işlerinin yapıldığı yer, çalışma yeri

atempt : lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + temptare (denemek, kalkışmak, girişmek, teşebbüs etmek, sınamak, yoklamak), temptus (denenmiş, kalkışılmış, girişilmiş, sınanmış, yoklanmış), (lat.); attempt (ing.) * kalkışma, girişim, deneme, teşebbüs

aten : mıs. * athenai, athanasios (ölümsüzlük) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + thanatein (öldürmek), thanatos (ölüm), thanasios (ölümle ilgili, ölümcül) ); Thanatos (Grek Yunan mitolojisi'nde ölümün tecessümü (vücut bulmuş hali) * Antik Mısır mitolojisinde, Firavun IV. Amenhotep (Akhenaton (Aton'un hizmetkarı) döneminde tarihin ilk tek tanrılı inançlarından birinin odak noktası haline getirilen, her bir ışınının ucunda yaşam sembolü (ankh) taşıyan eller bulunan ve evrenin yaratıcısı ile yaşamın kaynağı olarak kabul edilen güneş diski tanrısı

atena : gre. * athenai, athanasios (ölümsüzlük) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + thanatein (öldürmek), thanatos (ölüm), thanasios (ölümle ilgili, ölümcül) ); Thanatos (Grek Yunan mitolojisi'nde ölümün tecessümü (vücut bulmuş hali) * ölümzüz, ölümsüzlük; Yunan mitolojisinde zeka, sanat, strateji, ilham ve barış tanrıçası

atenizm : mıs., gre. * Aten (Mısır tanrısı, güneş diski) (mıs.) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (gre.) * Antik Mısır'da MÖ 14. yüzyılda ortaya çıkmış olan ve Aten’in tanrı addedildiği monoteist bir din; Antik Mısır’da Amenhotep IV / Akhenaten döneminde kurulan monoteist güneş tapınması

atenolol : gre., lat. * aten (kimyasal kök) (gre.) + olol (beta bloker ilaç eki) (lat.) * kardiyak aritmi, yüksek tansiyon, kalple ilgili göğüs ağrısı ve migren tedavisinde kullanılan bir beta bloker ilacın etken maddesi (C14H22N2O3)

atenüasyon : lat. * attenuare (inceltmek, zayıflatmak, hafifletmek, azaltmak) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + tenuare (inceltmek, zayıflatmak, azaltmak) (tenuis (ince, hafif, zayıf) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.); atténuation (fra.) * zayıflama, bir şeyin gücünün, etkisinin veya değerinin azaltılması

atenüe : lat., fra. * atenuis (inceltmilmiş, zayıflatılmış, hafifletilmiş, azaltılmış) (lat.); atténué (bastırılmış, zayıflatılmış) (fra.) * hastalık yapıcı etkisi zayıflatılmış

aterina : gre. * atherinein (eritmek, döküm yapmak, arıtmak) * gümüşbalığıgillerden beyaza yakın gümüş renginde, eti lezzetli bir balık, gümüşbalığı, atherina hepsetus

aterom : gre. * atheroma (athere (kabuksuz tahıl, öğütülmemiş tahıl; ince bulamaç, yulaf ezmesi, yulaf lapası; lapa kıvamındaki yiyecek) + oma (ile ilgili; tümör, kabarma, şişme; kanser) ) * dolaşımın kısıtlanmasına ve tromboz riskine yol açan, mineral, kolestrol, lipid (yağ) birikintileri ve skar dokusu nedeniyle arter duvarlarının dejenerasyonu

ateromatoz : gre. * atheroma (athere (kabuksuz tahıl, öğütülmemiş tahıl; ince bulamaç, yulaf ezmesi, yulaf lapası; lapa kıvamındaki yiyecek) + oma (ile ilgili; tümör, kabarma, şişme; kanser) ) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * atardamar duvarlarının iç tabakasında kolesterol, yağlı maddeler, hücresel atıklar ve kalsiyum birikmesiyle oluşan "aterom" adı verilen plakların meydana getirdiği, damar sertleşmesi ve daralmasına yol açan patolojik bir durum

aterosklerotik : gre. * atheroma (athere (kabuksuz tahıl, öğütülmemiş tahıl; ince bulamaç, yulaf ezmesi, yulaf lapası; lapa kıvamındaki yiyecek) + oma (ile ilgili; tümör, kabarma, şişme; kanser) ) + sklerosis (sertleşme) (skleroun (sertleşmek) (skleros (katı, sert) + oun (fiil mastar eki) ) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * damar sertliği olarak adlandırılan arteriosklerozun, orta ve büyük boy damarlarda görülen bir türü ile ilgili, ateroskleroz ile ilgili

ateroskleroz : gre. * atheroma (athere (kabuksuz tahıl, öğütülmemiş tahıl; ince bulamaç, yulaf ezmesi, yulaf lapası; lapa kıvamındaki yiyecek) + oma (ile ilgili; tümör, kabarma, şişme; kanser) ) + sklerosis (sertleşme) (skleroun (sertleşmek) (skleros (katı, sert) + oun (fiil mastar eki) ) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * damar sertliği olarak adlandırılan arteriosklerozun, orta ve büyük boy damarlarda görülen bir türü

aterotrombotik : gre. * athere (kabuksuz tahıl, öğütülmemiş tahıl; ince bulamaç, yulaf ezmesi, yulaf lapası; lapa kıvamındaki yiyecek) + thrombos (kan pıhtısı) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * aterotromboz ile ilgili

aterotromboz : gre. * athere (kabuksuz tahıl, öğütülmemiş tahıl; ince bulamaç, yulaf ezmesi, yulaf lapası; lapa kıvamındaki yiyecek) + thrombos (kan pıhtısı) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * atardamar duvarında lipid, lifli madde ve minerallerin birikmesiyle karakterize, atardamar lümeninin daralmasına yol açan ilerleyici bir hastalık

ateş : far. * ataş, ateş (ısı ve ışık yayan enerji kaynağı) * odun veya kömür gibi yanıcı maddelerin, ısı ve oksijenle birleşmesi sonucu ortaya çıkan, çevresine ısı ve ışık yayan fiziko-kimyasal bir enerji biçimi

ateş balığı : far. * ateş (yanma sonucu oluşan ısı ve ışık) + balık (suda yaşayan omurgalı, solungaçlı ve yüzgeçli deniz canlısı) + ı (iyelik eki) * kırmızı-turuncu bir gövde ve altın-sarı renkli yatay çizgilere sahip zehirli bir balık, sardina pilchardus

ateşbaz : far. * ataş, ateş (yanma sonucu oluşan ısı ve ışık) + baz (-cı, yapan, eden kişi; oynayan, iştigal eden, uğraşan) * Osmanlı döneminde, saraydaki vb. şenlikler için donanma fişeklerini hazırlayan kimse; ateşle gösteri yapan, hünerler gösteren kimse.

ateşböceği : far., tür. * ataş, ateş (yanma sonucu oluşan ısı ve ışık) + böcek (eklembacaklı, kanatlı veya kanatsız küçük hayvan) + i (iyelik eki) * lampyris cinsine bağlı olan, dişilerinde çiftleşme amaçlı biyolüminesans özelliği bulunan böcek türü

ateşkes : far., tür. * ataş, ateş (yanma sonucu oluşan ısı ve ışık) (far.) + kes (ayırmak, durdurmak) * savaşan, çarpışan iki tarafın, yaralılarını, ölülerini kaldırmak veya barış sağlayıcı görüşmelerde vb. bulunmak üzere anlaşarak, çarpışmaları durdurması

ateşperest : far. * ataş, ateş (yanma sonucu oluşan ısı ve ışık) + parastidan (tapmak, hizmet etmek, bir kişinin veya şeyin önünde veya başında durmak, hazır durmak, amade olmak), perest (düşkün, tutkun, hayran, tapan, hizmet eden) * ateşe tapan

atetoid : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + tithemi, tithenai (koymak, yerleştirmek, ortaya koymak), thetos (pozisyon, duruş, konum, yerleşim) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * merkezi sinir sistemindeki hasardan kaynaklanan, özellikle uzuvlarda ve parmaklarda yavaş, istemsiz, kıvranma hareketleriyle karakterize

atetoz : gre. * athetosis (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + tithemi, tithenai (koymak, yerleştirmek, ortaya koymak), thetos (pozisyon, duruş, konum, yerleşim) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * el ve ayakların yavaş, amaçsız ve istemdışı hareketleri

atezolizumab : lat. * ate (biyolojik veya monoklonal antikor ilacını belirten ek) + zol (azot (N) içeren heterosiklik halka eki) + zu (insanlaştırılmış) + mab (monoklonal antikor eki, (humanized monoclonal antibody) ) * ürotelyal karsinom, küçük hücreli olmayan akciğer kanseri (NSCLC), üçlü negatif meme kanseri (TNBC), küçük hücreli akciğer kanseri (SCLC) ve hepatosellüler karsinom tedavisinde kullanılan bir monoklonal antikor ilacın etken maddesi (C6446H9902K1706O1998S42)

atf : ara. * atf (ilişkilendirmek, ilintilendirmek, bağlantı kurmak, yüklemek, mal etmek, eğilmek, dönmek, meyletmek) * bağlama, ilişkilendirme, bağlantı kurma, mal etme; bir düşünceyi, eylemi veya sözü biriyle ilintilendirme, birinden çıkmış gibi gösterme, birini kaynak olarak belirtme; yöneltme, çevirme

atfen : ara. * atf (ilişkilendirmek, ilintilendirmek, bağlantı kurmak, yüklemek, mal etmek, eğilmek, dönmek, meyletmek) + en (ile ilgili olarak) * gönderme yaparak, mal ederek, yükleyerek, ilişkilendirerek, ilintilendirerek

atfetmek : ara., tür. * atf (ilişkilendirmek, bağlantı kurmak, yüklemek, mal etmek, eğilmek, dönmek, meyletmek) (ara.) + etmek (yapmak, eylemek, işlemek) (tür.) * bir düşünceyi, eylemi veya sözü biriyle ilintilendirmek, birinden çıkmış gibi göstermek, birini kaynak olarak belirtmek; yöneltmek, çevirmek

athanasia : gre. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + thanasia (ölüm) * uzun süre çiçekleri solmadan kalan, Asteraceae familyasından bir bitki

athelia : gre., lat. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + thele (memecik, sütun, uç, meme ucu; örtü, zar, tabaka) (gre.) + ia (isim yapım eki) (lat.) * nadir görülen mantar veya otsu tür, Atheliaceae familyasından bir bitki

athena : gre. * athenai, athanasios (ölümsüzlük) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + thanatein (öldürmek), thanatos (ölüm), thanasios (ölümle ilgili, ölümcül) ); Thanatos (Grek Yunan mitolojisi'nde ölümün tecessümü (vücut bulmuş hali) * ölümzüz, ölümsüzlük; Yunan mitolojisinde zeka, sanat, strateji, ilham ve barış tanrıçası

atheneum : gre., lat. * Athenaion (athenai, athanasios (ölümsüzlük) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + thanatein (öldürmek), thanatos (ölüm), thanasios (ölümle ilgili, ölümcül) ) + ion (yer eki) (gre.); ium (lat.) * Antik Yunan'da bilgelik ve sanat tanrıçası Athena'ya adanmış tapınak veya kutsal alan anlamından türeyerek, daha sonra bilim, edebiyat, sanat ve öğrenim faaliyetlerinin yürütüldüğü kurum, akademi veya kültür merkezi

atherinidae : gre. * athare, atheros (lap, bulamaç, yulaf lapası) + ina (küçültme eki) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * gümüş balıkları (silversides) olarak bilinen, genellikle kıyısal denizlerde ve bazı tatlı sularda yaşayan, ince uzun vücutlu, gümüş renkli pullara sahip ışın yüzgeçli balıkları kapsayan balık familyası

atheriniformes : gre. * athare, atheros (lap, bulamaç, yulaf lapası) + ina (küçültme eki) (gre.) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * çoğunlukla küçük boyutlu, ince uzun gövdeli, genellikle gümüş renkli yan çizgileri bulunan ve gümüş balıkları, gökkuşağı balıkları ile bazı yakın akraba gruplarını kapsayan ışın yüzgeçli balıklar takımı

atherinopsidae : gre. * athare, atheros (lap, bulamaç, yulaf lapası) + ina (küçültme eki) + ops (göz, görme, görüş, bakış) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Kuzey ve Güney Amerika'nın kıyısal denizlerinde, haliçlerinde ve bazı tatlı su ortamlarında yaşayan, ince uzun gövdeli ve yanlarında belirgin gümüş renkli bant bulunan, "New World silversides" olarak bilinen ışın yüzgeçli balıkları kapsayan balık familyası

atherospermataceae : gre., lat. * athare, atheros (lap, bulamaç, yulaf lapası) + sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni, sperm) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * Atherospermum cinsini tip cins olarak içeren, çoğunlukla Güney Yarımküre'de yetişen, aromatik yapraklı, her dem yeşil ağaç ve çalılardan oluşan ve tohumlarında veya meyve yapılarında kılçıksı uzantılar bulunan çiçekli bitkiler familyası

athoracophoridae : gre. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + thorax (göğüs, göğüs kafesi), thorakos (göğüs kafesi ile ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Yeni Zelanda ve Avustralya çevresinde yaşayan, dış kabuğu bulunmayan veya çok küçülmüş olan ve yapraklar üzerinde yaşayan kara sümüklüböceklerini kapsayan pulmonat karındanbacaklılar (Gastropoda) familyası

athyriaceae : gre. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + thyrion (küçük kapı, giriş) (thyra (kapı) + ion (küçültme eki) ) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * Athyrium cinsini tip cins olarak içeren, çoğunlukla nemli ormanlarda ve gölgeli habitatlarda yetişen, yaprak altlarında spor keseleri bulunan çok yıllık eğrelti otlarından oluşan damarlı tohumsuz bitkiler familyası

athyrium : gre. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + thyrion (küçük kapı, giriş) (thyra (kapı) + ion (küçültme eki) ) (gre.); ium (lat.) * ılıman ve tropik bölgelerde yetişen, yaprak altlarında spor keselerini örten küçük kapı biçimli veya yarık benzeri örtüleriyle tanımlanan, çoğunlukla nemli ve gölgeli ortamlarda yetişen dişi eğrelti otlarını kapsayan eğrelti otu cinsi, hanım eğreltisi, dişi eğrelti, yeleğreltisi

atıcılık : tür. * at (açmak, ileriye koymak; fırlatmak, savurmak) + ıcı (yapan, eden eki) + lık (isim yapım eki) * iyi atış yapabilme yeteneği, atıcı olma durumu; ateşli silahları kullanarak yapılan spor

atıf : ara. * atf (ilişkilendirmek, ilintilendirmek, bağlantı kurmak, yüklemek, mal etmek, eğilmek, dönmek, meyletmek) * bağlama, ilişkilendirme, bağlantı kurma, mal etme; bir düşünceyi, eylemi veya sözü biriyle ilintilendirme, birinden çıkmış gibi gösterme, birini kaynak olarak belirtme; yöneltme, çevirme

atıfet : ara. * atf (ilişkilendirmek, ilintilendirmek, bağlantı kurmak, yüklemek, mal etmek, eğilmek, dönmek, meyletmek), atif (eğimli, meyilli, ilintili) + et (isim yapım eki) * iyilik, bağış, kayra, lütuf, ihsan, inayet, karşılık beklemeden gösterilen sevgi

atık : tür. * at (açmak, ileriye koymak; fırlatmak, savurmak) + ık (isim veya sıfat yapım eki) * atılmış olan, kullanım dışı kalarak salınmış olan

atıl : ara. * atala (hareketsiz olmak, eylemsiz olmak, devinimsiz kalmak, başıboş kalmak) * devinimsiz, tembel, çalışmadan oturan, gevşek, uyuşuk, işsiz, kullanım dışı, atil

atılgan : tür. * at (açmak, ileriye koymak; fırlatmak, savurmak) + ıl (bağlaç) + gan (gibi olan * karşısına çıkabilecek engellerden ve tehlikelerden korkmadan, çekinmeden, her zaman ileriye, öne atılan, atak; herhangi bir işe girişmede ivedilik gösteren, girişken

atılım : tür. * at (açmak, ileriye koymak; fırlatmak, savurmak) + ıl (edilgen fiil eki) + ım (isim yapım eki) * girişim, hamle, ileri yönde hareket

atılmak : tür. * at (açmak, ileriye koymak; fırlatmak, savurmak) + ıl (edilgen fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * ileri savrulmak, ileri fırlamak, girişmek

atım : tür. * at (açmak, ileriye koymak; fırlatmak, savurmak) + ım (isim yapım eki) * atış, fırlatma; kalp çarpışı, palpitasyon, puls

atış : tür. * at (açmak, ileriye koymak; fırlatmak, savurmak) + ış (isim yapım eki) * ileri savuruş, ileri fırlatış

atış hareketi : tür., ara. * atış (fırlatış, savurma) (tür.) + hareket (devinim, kımıldama, kıpırdama) (haraka (devinmek, kımıldamak, kıpırdamak) + et (isim yapım eki) ) (ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * yer çekimi kuvveti etkisi ile yapılan tüm hareketlere verilen genel isim (serbest düşme, dikey yukarı atış, yatay atış, eğik atış) (serbest düşme h=1/2gt^2, v=gt, V^2=2gh; düşey atış H=V0t-1/2gt^2, V=Vo^2+2gh, V^2=v02-2gh; aşağıdan yukarı düşey atış H=t-1/2gt^2, V=Vo-gt, V^2=V0^2-2ghmax, Tuçuş=2v0/g, Tçıkış=Vo/g, Hmax=V02/2g, Hmax da V=0; yukarıdan aşağıya düşey atış H=Vot+1/2gt^2, V=Vo+gt, V^2=V0^2+2ghmax; yatay atış Xmenzil=Vot, H=1/2gt^2, Vx=V0, Vy=gt, Vy^2=2gh, V^2=Vy^2+Vo^2; düzgün doğrusal hareket X=Vot+1/2at^2, V=Vo+at, V^2=Vo^2+2ax; düzgün yavaşlayan hareket X=Vot-1/2at^2, V=Vo-at, V^2=Vo^2-2ax; eğik atış Vx=V0x sabittir, Vy=V0y-gt, Tuçuş=2Voy/g, Tçıkış= Voy/g, Xmenzil=Voxt, H=Voyt-1/2gt^2, Vy^2=V0y^2-2gh, 0=Voy^2-2ghmax, Hmax=V0y^2/2g

atışmak : tür. * at (açmak, ileriye koymak; fırlatmak, savurmak) + ış (edilgen fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * karşılıklı sözlü saldırıda bulunmak, şiddetli tartışmak

atıştırmak : tür. * at (açmak, ileriye koymak; fırlatmak, savurmak) + ış (edilgen fiil eki) + tır (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * ivedilikle yemek, arka arkaya ağzına atmak; yağmur, kar, dolu tane tane ve az az yağmak, serpiştirmek

ati : ara. * ata (vermek, sağlamak, ulaştırmak; gelmek, varmak, ulaşmak; ileri fırlatmak, öne savurmak) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ileride, önde, gelecek, gelecek zaman

atid : ara. * atada (hazırlamak, düzenlemek) * tedarik olunmuş, hazır, müheyya

atik : ara. * at (açmak, ileriye koymak; fırlatmak, savurmak) + ik (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * çabuk hareket eden, çevik

atik : ara. * ataka (temizlemek, arındırmak, saflaştırmak, özgürleştirmek) * temiz, saf, pak, arı; eski, köklü

atikiyyat : ara. * atik (eski) + iyat (-ler, ile ilgili olanlar) (ara.); antiquity, antiquité, Antiquität (eski çağ) (ing., fra., alm.) * antikite, eski çağ, geçmiş

atilla : tür. * atta (baba, dede, ata, ced, soy) + ila (küçültme eki) * küçük baba, babacık, atacık; Hun İmparatorluğu hükümdarı; erkek ismi

atin : ara. * ata, atav (azmak, isyan etmek, haddi aşmak, küstah davranmak, kibirlenmek) * azan, isyan eden, haddi aşan, kibirli

atina : gre. * athenai, athanasios (ölümsüzlük) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + thanatein (öldürmek), thanatos (ölüm), thanasios (ölümle ilgili, ölümcül) ) * Yunanistan'ın başkenti

atipi : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + tuptein (vurmak), tupia (izlenimsel olma, figürsellik, şekilsellik) (tupos, typos (izlenim, figür, şekil, tür, cins, tip) + ia (isim, yer ve durum eki) ) * mikroskop altında incelendiğinde anormal görünen hücreleri ifade eden histopatolojik terim

atipik : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + tuptein, typtein (vurmak), tupia, typia (izlenimsel olma, figürsellik, şekilsellik) (tupos, typos (izlenim, figür, şekil, tür, cins, tip) + ikos (gibi olan, ile igili) * bilinen türde olmayan, tipik ve sıradan olmayan

atiye : ara. * ate (vermek, getirmek) + iye (isim yapım eki) * hediye, bahşiş, ödül, lütuf, ihsan, vergi; Allah vergisi özellik veya yetenek

atkaracalar : tür. * at (evcil binek hayvanı, equus caballus) + karaca (geyikgillerden küçük memeli, capreolus capreolus) + lar (çoğul eki) * Çankırı'nın bir ilçesi; Bölgede çok at ve karaca bulunmasından

atkı : tür. * at (ileriye çıkmak, öne savrulmak, ileri fırlamak, fırlatmak, savurmak) + kı (isim ve araç yapım eki) * soğuğa karşı sırta, omuza, başa alınan veya boyna sarılan örtü

atkıiplik : tür. * atkı (omuza, başa alınan veya boyna sarılan örtü) + iplik (liflerden bükülerek yapılan ince, uzun nesne) * dokumacılıkta mekikle enine atılan iplik kumaşın en ipliği

atkılamak : tür. * at (ileriye çıkmak, öne savrulmak, ileri fırlamak, fırlatmak, savurmak) + kı (isim ve araç yapım eki) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * dokumacılıkta, mekikle enine iplik atmak, mekik atarak dokumak

atkuyruğu : tür. * at (memeli ve toynaklı binek hayvanı) + kuyruk (hayvanların arka kısmında omurga uzantısı olarak yer alan ve omurlardan oluşan eklemli organ; ardıl, sıra, izleyen; uzantı) + u (iyelik eki) * atkuyruğugillerden, genellikle nemli yerlerde yetişen, köksapı uzun ömürlü olan, hekimlikte sidik söktürücü ve kan dindirici olarak yararlanılan bir bitki; kadınların, genç kızların, saçlarını başlarının arkasına toplayarak yaptıkları, at kuyruğuna benzer saç biçimi

atlamak : tür. * at (ileriye çıkmak, öne savrulmak, ileri fırlamak, fırlatmak, savurmak) + la (edilgen fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * sıçrayarak, yüksek bir şeyin üzerinden aşmak

atlambaç : tür. * at (ileriye çıkmak, öne savrulmak, ileri fırlamak, fırlatmak, savurmak) + lam (isim yapım eki) + baç (araç yapım eki) * çocukların atlama oyunu; suya atlanacak yüksekçe yer

atlangıç : tür. * at (ileriye çıkmak, öne savrulmak, ileri fırlamak, fırlatmak, savurmak) + lam (isim yapım eki) + gıç ( (araç yapım eki) * dere, çay gibi akarsuların çok derin olmayan yerlerinden karşıya geçebilmek için suyun içine aralıklarla konulan, üzerine basıp atlamaya yarayan iri taşlardan her biri, atlama taşı

atlantik : gre., ber. * atlantikos (Atlas, Atlant (Yunan mitolojisinde gök kubbeyi taşıyan Titan, yük taşıyan, dayanıklı) (gre.); adrar (yük taşıyan, sert, dayanıklı; dağ) (ber.) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) * Kuzey ve Güney Amerika ile Avrupa ve Afrika kıtaları arasında uzanan, kuzeyde Arktik Okyanusu'ndan güneyde Güney Okyanusu'na kadar uzanan dünyanın ikinci büyük okyanusu

atlantoaksiyal : gre., lat. * atlas (ilk boyun omuru (C1); Yunan mitolojisinde dünyayı sırtında tutarken tasvir edilen titan Atlas’tan) + ento (ek) (gre.) + axis (eksen, mil, dingil, aks) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * atlas ve ekseni birbirine bağlayan anatomik yapılarla ilgili veya bu yapılardan olan

atlantooksipital : gre., lat. * atlas (ilk boyun omuru (C1); Yunan mitolojisinde dünyayı sırtında tutarken tasvir edilen titan Atlas’tan) + ento (ek) (gre.) + occiput (kafanın arkası) (ob (karşıt, zıt; -a doğru) + caput (kafa, baş) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * atlas ve oksipital kemiği birleştiren yapılarla (eklem veya bağ gibi) ilgili veya bu yapılardan oluşan

atlas : gre., ber. * Atlas, Atlant; adrar (yük taşıyan, sert, dayanıklı; dağ) * sık dokunmuş, parlak yüzü ipek, tersi pamuk olan, bir tür ipekli kumaş; kıtaları ve ülkeleri gösteren harita; Yunan mitolojisinde dünyayı sırtında tutarken tasvir edilen titan

atlatmak : tür. * at (ileriye çıkmak, öne savrulmak, ileri fırlamak, fırlatmak, savurmak) + la (bağlaç) + t (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * sıçratarak, yüksek bir şeyin üzerinden aştırmak

atlet : gre. * athlon (ödül, yarış, yarışma), athletes (ödül için yarışan) * kolsuz erkek fanilası; atletizmle uğraşan, sporcu atletik

atletik : gre. * athlon (ödül, yarış, yarışma), athletes (ödül için yarışan) + ikos (ile ilgili, gibi) * atlet gibi olan, vücut yapısı veya hareketleri spora uygun olan

atletizm : gre. * athletes (ödül için yarışan) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * sporculuk, yarışçılık, yarışmacılık

atlıkarınca : tür., ita. * atlı (ata bağlı olan, at ile olan) + carusiello (araba) (carus (araba) + iello (küçültme eki) ); carrozza (carro (at arabası) + zza (küçültme eki) ) * yere sabitlenmiş bir eksen etrafında döndürülen bir platform veya askılara takılı oyuncak atlar, uçaklar, arabalar gibi nesnelerden oluşan araç

atmaca : tür., lat. * at (açmak, ileriye koymak; fırlatmak, savurmak) + ma (isim yapım eki) + ca (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer); accipiter (atmaca, alıcı) (accipere (kavramak) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + capere, cipere (almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) ) + ter (yapan, eden, -ci) ) * alıcı cinsine bağlı kartalgillerden, ava alıştırılabilen, küçük bir yırtıcı kuş

atmak : tür. * at (açmak, ileriye koymak; fırlatmak, savurmak) + mak (fiil mastar eki) * fırlatmak, savurmak, bir noktaya iletmek, bir yere göndermek, yollamak

atmasyon : tür., lat. * atmak (fırlatmak, savurmak) (tür.) + tio (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * gerçek dışı, temeli olmayan bilgi veya söz, uydurma, palavra (argo)

atmık : tür. * at (açmak, ileriye koymak; fırlatmak, savurmak) + mık (isim yapım eki) * erkeklerin cinsel organlarından salgılanan, içinde üreme hücreleri olan spermlerin bulunduğu madde

atmoliz : gre. * atmos (buhar, duman, gaz) + lusis, lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım eki) ) * gazları, farklı difüzyon hızlarından faydalanarak bileşenlerine ayırma yöntemi

atmosfer : gre. * atmos (buhar, duman, gaz) + sphaira (top, küre, yuvarlaklık) * gazyuvarı, havayuvarı, herhangi bir gök cisminin etrafını saran ve gaz ile buhardan oluşan tabaka

atmosferik : gre. * atmos (buhar, duman, gaz) + sphaira (top, küre, yuvarlaklık) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * atmosfer ile ilgili

atoksik : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + toxon (yay), toxikon, toxikos (yaya takılan, ok, yay; zehir) (toxon, toxa (yay; ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * zehir üretmeyen veya zehirden kaynaklanmayan, toksik (zehirleyici) olmayan

atol : mald. * adal (kapama, kapsama, birleştirme) * ortasında lagün adı verilen bir göl bulunan, kısmen veya tamamen lagünü çevreleyen adacık, mercanada

atom : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + tomos (kesik, kesim) (temnein (kesmek) + os (isim yapım eki) ) * kesilemez, bölünemez; içinde proton ve nötron barındıran bir çekirdek ve onun çevresinde, yörünge üzerinde devinen elektronlardan oluşan, kimyasal olarak bir elementin bütün özelliklerini taşıyan en küçük parçası

atom ağırlığı : gre., tür. * atom (elementin bütün özelliklerini taşıyan en küçük parçası) (gre.) + ağırlık (cismin kütlesinin kg cinsinden ölçüsü) + ı (iyelik eki) (tür.) * karbon 12 izotopunun kütlesiyle karşılaştırma yapılarak hesaplanan atomun kütlesi

atom numarası : gre., lat., tür. * atom (elementin bütün özelliklerini taşıyan en küçük parçası) (gre.) + numerus (sayı, rakam, numara) (lat.) + sı (iyelik eki) * bir atomun çekirdeğindeki proton sayısı (nötr atomda elektron sayısı)

atom sayısı : gre., tür. * atom (elementin bütün özelliklerini taşıyan en küçük parçası) (gre.) + sayı (nicelik, miktar, rakamla ifade edilen değer) + sı (iyelik eki) (tür.) * elementin kütlesinin atom ağırlığına bölünmesi ile elde edilen sayı

atomal : gre. * atom (elementin bütün özelliklerini taşıyan en küçük parçası) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * atomla ilgili olan

atomik : gre. * atom (elementin bütün özelliklerini taşıyan en küçük parçası) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * atom ile ilgili olma durumu

atomisite : gre., lat. * atom (elementin bütün özelliklerini taşıyan en küçük parçası) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * bir maddenin veya parçacığın bölünemezlik, ayrılmazlık niteliği; işlemin bölünemez olması ve tamamıyla veya hiç gerçekleşmemesi durumu (yazılım mühendisliğinde)

atomizm : gre. * atom (elementin bütün özelliklerini taşıyan en küçük parçası) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * karmaşık olguları sabit parçacıkların veya birimlerin kümeleri açısından açıklayan herhangi bir doktrin; bir şeyi ayrı, ayrılabilir ve bağımsız temel bileşenlere ayırarak analiz yoluyla yorumlanabilir olarak gören teorik yaklaşım; Epiküros ve Titus Lucretius Carus tarafından savunulacak ve uzun bir dönem sonra etkisini kaybetmiş olan bir tür materyelizm akımı

atomoksetin : gre. * atomos (bölünemez parçacık) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + ethyl (etil (C2H5- alkil grubu) + amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) (ammonia (ammon, ammoniakos (gizli, örtülü, güvende, emin) + ine (gibi olan, ile ilgili, kimyasal madde eki) ) * dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunu (DEHB) tedavi etmek, uyanıklığı, dikkati ve hafızayı geliştirmek için bilişsel güçlendirici olarak kullanılan bir ilacın etken maddesi (C17H21NO)

atonal : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + teinein, teino (germek, uzatmak), tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * hiçbir ton ve makam kuralına bağlı kalmadan oluşturulan beste

atonalite : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + teinein, teino (germek, uzatmak), tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * atonal olma durumu

atoni : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + teinein, teino (germek, uzatmak), tonia (kudret, kuvvetlilik, güçlülük) (tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * normal kas gerginliğinin veya tonusunun olmaması

atonik : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + teinein, teino (germek, uzatmak), tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * kuvvetsiz, zayıf, dermansız, vurgusuz, aksansız, ses perdesiz, sessiz; bitkileri çeşitli olumsuz büyüme koşullarına karşı koruyan ve üç farklı sodyum tuzunun sentezlenmesiyle oluşan stimülant

atonman : gre., lat. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + teinein, teino (germek, uzatmak), tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) (gre.) + mens, menteia (isim yapım, yer ve durum eki) (lat.) * duygusuzlaşma, hissizleşme, tepkisiz hale gelme durumu; bedensel veya ruhsal tepkilerin zayıflaması veya kaybolması

atopik : gre. * atopos (alışılmamış olan) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + topos (yer, konum, mevki, lokasyon; konu) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * alerjik hastalıklara genetik yatkınlığı olan

atopik dermatit : gre. * atopikos (alerjik hastalıklara genetik yatkınlığı olan) + dermatitis (derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) ) * şiddetli kaşıntılı, bulaşıcı olmayan, kronik inflamatuvar bir deri hastalığı, atopik ekzema

atorvastatin : gre. * ator (statin grubu madde) + va (ön ek) + histanai (durmak, durdurmak, yerleştirmek), statin (kolesterol sentezinde HMG-CoA redüktaz inhibitörleri için kullanılan son ek; durdurucu, inhibitör; karaciğerde kolesterol üretiminde rol oynayan enzim olan HMG-CoA redüktazı inhibe eden ilaç sınıfı) (statos, stasis (durdurma, durma, sabit kalma, sabit durma, stabil olma, ayakta durma, durgunluk) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) * yüksek risk altındaki kişilerde kardiyovasküler hastalıkları önlemek ve anormal lipid düzeylerini tedavi etmek için kullanılan bir statin ilacın etken maddesi (C33H35FN2O5)

atosiban : gre. * ato (oksitosin ve vazopressin ile ilgiyi belirten ek) + siban (oksitosin reseptör antagonistlerini belirten ek) * erken doğumu durdurmak için intravenöz olarak kullanılan, oksitosin ve vazopressin hormonlarının inhibitörü (C43H67N11O12S2)

atovakuon : lat. * ato (özel ad veya türev kodu, ilaç adı) + vaqu (türev veya yapısal işaret) + one (oksijenli bileşik, keton grubu (C=O) ) * Malarya ve bazı protozoal enfeksiyonların önlenmesi ve tedavisinde kullanılan, özellikle Plasmodium türlerine karşı etkiliolan sentetik antimikrobiyal ilacın etken maddesi (C22H19ClO3)

atölye : lat. * astula (tahta parası, odun parçası, tahta kıymığı), atel (sabitlemek için kullanılan ahşap cihaz) (lat.); atelier (atel + ier (yer eki) (fra.) * ahşap işlerinin yapıldığı yer, çalışma yeri

atp : gre. * adenos (bez, beze; gudde) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) + tri (üç) + phosphate (gübre olarak kullanılan, fosforik asidin tuzu veya esteri, fosfat) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek) + ate (asidin tuzu veya esterini belirten ek) ) * hücre içi biyokimyasal reaksiyonlar için gereken kimyasal enerjiyi taşıyan nükleotit (ATP)

atracidae : gre. * atraktos, atrax (iğ, mekik; örümcek ağının tüp biçimli yapısı) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * Avustralya'da yaşayan, özellikle tüp biçimli ağlar kuran ve güçlü zehire sahip huni ağ örümceklerini (funnel-web spiders) kapsayan Mygalomorphae grubuna ait örümcek familyası, Avustralya huni ağ örümcekleri

atractaspididae : gre. * atraktos, atrax (iğ, mekik; örümcek ağının tüp biçimli yapısı) + aspis, aspidos (kalkan, siper, zırh, panel, koruyucu levha, koruma) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Afrika ve Orta Doğu'nun bazı bölgelerinde yaşayan, çoğunlukla toprağa gömülü yaşam süren, sivri başlı ve özel zehir dişleriyle karakterize edilen kazıcı yılanları (burrowing asps) kapsayan zehirli yılanlar familyası

atraksiyon : lat., fra. * attractio (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + tractio, tractionem (çekim) (trahere (çekmek, cezbetmek, sürüklemek; götürmek), tractus (çekme, çekiş) + tio (isim yapım eki) ) (lat.); attraction (fra.) * çekim, cezbetme, ilgiyi üzerine toplama; eğlencelik veya dikkat çekici etkinlik, dikkat çekici gösteri

atraktif : lat., fra. * attractivus (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + tractus (çekilmiş, cezbedilmiş) (trahere (çekmek, cezbetmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, -a ait) * çekici, cazip, cezbedici

atraktör : lat., fra. * attractus (çekilmiş, cezbedilmiş) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + tractus (çekilmiş, cezbedilmiş) (trahere (çekmek, cezbetmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + or (-cı, yapan, eden eki) * matematikte, sistemin başlangıç koşullarından bağımsız olarak, sistemin evrimleşme eğiliminde olduğu dinamik bir fiziksel sistemin durum kümesi

atrakuryum : lat. * atracurium (atr (kas gevşetici ilaç öneki) + curare (kas gevşetici veya paralitik (felç edici) olarak kullanılan bitki kaynaklı maddeleri belirten ek; zehirli ok ilacı (tupi dilinde) + ium (yer ve durum eki) ) * bir nörotransmitter olan asetilkolinin aktivitesini bloke ederek kasları gevşeten ve cerrahi prosedürler, endotrakeal entübasyon ve mekanik ventilasyon sırasında iskelet kası gevşemesini sağlamak için genel anesteziye ek olarak kullanılan ilacın etken maddesi (C65H82N2O18S2)

atrezi : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + tresis (delik) * açıklık olmaması, açılma olmaması; organda olması gereken boşluğun (orifis) olmaması

atrezik : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + tresis (delik) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * atrezi ile ilgili

atribü : lat. * attributus (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + tributus (tahsis edilmiş, atfedilmiş, dayandırılmış, vağlanmış) (tribuere (tahsis etmek, atfetmek, dayandırmak, bağlamak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * özellik, nitelik, sıfat, araz; sembol, simge

atribüsyon : lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + tribuere (vermek, atfetmek) + tio (isim yapım eki) * atfetme, dayandırma, nitelendirme, bağlama, ilişkilendirme

atriovasküler : gre., lat. * aithrion (açık havada, açıkta olan, avlu) (aither (üst hava, eter, gökyüzü, uzay, boşluk, eter, esir, parlak hava) + ion (yer, durum ve küçültme eki) (gre.); atrium (avlu, giriş salonu, kalp kulakçığı) (ater (kararmış, isli, dumanla kaplanmış) + ium (yer ve durum eki) ) (ocağın dumanıyla kararmış ev bölümü bağlamında) (lat.) + vasculum (küçük kap, küçük kanal) (vas (kap, kanal) + cula, culum (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * kalbin kulakçıkları ile damar sistemi arasında bulunan veya bunların yapısı, bağlantısı veya işleviyle ilişkili olan

atriplex : lat. * atri (kara, koyu) + plex (örgü, örülmüş) * tuzlu ve kuru topraklarda yetişen, genellikle otsu ve yaprakları tuzlu, Amaranthaceae familyasından bir bitki

atrisyon : lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + terere (sürtmek, dövmek, ezmek, öğütmek) + tio (fiili isim yapan son ek) * sürtünme

atrium : gre., lat. * aithrion (açık havada, açıkta olan, avlu) (aither (üst hava, eter, gökyüzü, uzay, boşluk, eter, esir, parlak hava) + ion (yer, durum ve küçültme eki) (gre.); atrium (avlu, giriş salonu, kalp kulakçığı) (ater (kararmış, isli, dumanla kaplanmış) + ium (yer ve durum eki) ) (ocağın dumanıyla kararmış ev bölümü bağlamında) (lat.) * avlu, giriş salonu; bir binada birkaç kat yükselen merkezi salon; kalbin üst kısmı, kalp kulakçığı

atrium dextrum : gre., lat. * aithrion (açık havada, açıkta olan, avlu) (aither (üst hava, eter, gökyüzü, uzay, boşluk, eter, esir, parlak hava) + ion (yer, durum ve küçültme eki) (gre.); atrium (avlu, giriş salonu, kalp kulakçığı) (ater (kararmış, isli, dumanla kaplanmış) + ium (yer ve durum eki) ) (ocağın dumanıyla kararmış ev bölümü bağlamında) + dextrum (sağ, sağdaki) (lat.) * kalbin sağ üst bölümünde yer alan ve vücut dolaşımından gelen oksijeni az kanı toplayarak sağ karıncığa aktaran boşluk, atrium dexter, sağ kulakçık

atrium sinistrum : gre., lat. * aithrion (açık havada, açıkta olan, avlu) (aither (üst hava, eter, gökyüzü, uzay, boşluk, eter, esir, parlak hava) + ion (yer, durum ve küçültme eki) (gre.); atrium (avlu, giriş salonu, kalp kulakçığı) (ater (kararmış, isli, dumanla kaplanmış) + ium (yer ve durum eki) ) (ocağın dumanıyla kararmış ev bölümü bağlamında) + sinistrum (sol, soldaki) (lat.) * akciğerlerden gelen oksijen bakımından zengin kanı toplayarak sol karıncığa ileten, kalbin sol üst kısmında bulunan boşluk, atrium sinister, sol kulakçık

atriyal : gre., lat. * aithrion (açık havada, açıkta olan, avlu) (aither (üst hava, eter, gökyüzü, uzay, boşluk, eter, esir, parlak hava) + ion (yer, durum ve küçültme eki) (gre.); atrium (avlu, giriş salonu, kalp kulakçığı) (ater (kararmış, isli, dumanla kaplanmış) + ium (yer ve durum eki) ) (ocağın dumanıyla kararmış ev bölümü bağlamında) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * bir boşluk veya bölmeyle ilgili veya bunlarla ilgili (özellikle kalbin üst odacıklarından biri)

atriyal fibrilasyon : gre., lat. * aithrion (açık havada, açıkta olan, avlu) (aither (üst hava, eter, gökyüzü, uzay, boşluk, eter, esir, parlak hava) + ion (yer, durum ve küçültme eki) (gre.); atrium (avlu, giriş salonu, kalp kulakçığı) (ater (kararmış, isli, dumanla kaplanmış) + ium (yer ve durum eki) ) (ocağın dumanıyla kararmış ev bölümü bağlamında) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + fibrillare (fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) + illa (küçültme eki) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.) * kalbin üs odacıkları olan atriyumların, hızlı ve düzensiz şekilde atmasına neden olan ritim bozukluğu

atriyal flutter : gre., lat., ing. * aithrion (açık havada, açıkta olan, avlu) (aither (üst hava, eter, gökyüzü, uzay, boşluk, eter, esir, parlak hava) + ion (yer, durum ve küçültme eki) (gre.); atrium (avlu, giriş salonu, kalp kulakçığı) (ater (kararmış, isli, dumanla kaplanmış) + ium (yer ve durum eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + flutter (çarpıntı) (ing.) * kalpteki kısa devre durumunda üst odacıkların (atriyumlar) çok hızlı pompalaması sonucu oluşan anormal kalp ritmi veya aritmi

atriyal taşikardi : gre., lat. * aithrion (açık havada, açıkta olan, avlu) (aither (üst hava, eter, gökyüzü, uzay, boşluk, eter, esir, parlak hava) + ion (yer, durum ve küçültme eki) (gre.); atrium (avlu, giriş salonu, kalp kulakçığı) (ater (kararmış, isli, dumanla kaplanmış) + ium (yer ve durum eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + takhys (hızlı, çabuk, süratli, ivedi) + kardia (yürek, kalp) (gre.) * kalbin üst odacıklarının (atriyumlar) normalden daha hızlı kan pompalamasına neden olan bir tür aritmi, düzensiz kalp ritmi

atriyalize : gre., lat., fra. * aithrion (açık havada, açıkta olan, avlu) (aither (üst hava, eter, gökyüzü, uzay, boşluk, eter, esir, parlak hava) + ion (yer, durum ve küçültme eki) (gre.); atrium (avlu, giriş salonu, kalp kulakçığı) (ater (kararmış, isli, dumanla kaplanmış) + ium (yer ve durum eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + izatus (dönüştürülmüş, halini almış, kılınmış, olmuş) (izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); atrialisé (fra.) * bir atriyum (kalp odacığı) ile ilgili veya ona bağlı

atriyovasküler : gre., lat. * aithrion (açık havada, açıkta olan, avlu) (aither (üst hava, eter, gökyüzü, uzay, boşluk, eter, esir, parlak hava) + ion (yer, durum ve küçültme eki) (gre.); atrium (avlu, giriş salonu, kalp kulakçığı) (ater (kararmış, isli, dumanla kaplanmış) + ium (yer ve durum eki) ) (ocağın dumanıyla kararmış ev bölümü bağlamında) (lat.) + vasculum (küçük kap, küçük kanal) (vas (kap, kanal) + cula, culum (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * kalbin kulakçıkları ile damar sistemi arasında bulunan veya bunların yapısı, bağlantısı veya işleviyle ilişkili olan

atriyoventriküler : gre., lat. * aithrion (açık havada, açıkta olan, avlu) (aither (üst hava, eter, gökyüzü, uzay, boşluk, eter, esir, parlak hava) + ion (yer, durum ve küçültme eki) (gre.); atrium (avlu, giriş salonu, kalp kulakçığı) (ater (kararmış, isli, dumanla kaplanmış) + ium (yer ve durum eki) ) + ventriculus (küçük karıncık, karıncık) (venter (karın) + culus (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * kalbin ortasında, üst ve alt odacıkların, karıncıkların (atriyum ve ventrikül) arasında yer alan delik

atriyum : gre., lat. * aithrion (açık havada, açıkta olan, avlu) (aither (üst hava, eter, gökyüzü, uzay, boşluk, eter, esir, parlak hava) + ion (yer, durum ve küçültme eki) (gre.); atrium (avlu, giriş salonu, kalp kulakçığı) (ater (kararmış, isli, dumanla kaplanmış) + ium (yer ve durum eki) ) (lat.) * kalp odacığı; bir binada birkaç kat yükselen merkezi salon; diğer odalara veya geçitlere bağlı herhangi bir oda; kalbin üst kısmı

atrofi : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + trephein (beslemek, gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophia (beslenme, gıdalanma, büyüme durumu) (trophos, trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * beslenme veya gelişme eksikliği nedeniyle doku veya organın hacim kaybı; küçülme, zayıflama, körelme

atrofik : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + trephein (beslemek, gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophia (beslenme, gıdalanma, büyüme durumu) (trophos, trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * atrofi ile ilgili

atrofiye : gre., fra. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + trophiatus (trephein (beslemek, gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophia (beslenme, gıdalanma, büyüme durumu) (trophos, trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); atrophié (fra.) * küçülmüş, körelmiş

atropa : lat. * Atropos (Yunan kader tanrıçası, ipi kesen) * zehirli ve toksik alkaloid içeren, Solanaceae familyasından bir bitki

atropin : gre. * atropine (Atropa belladonna bitkisinden elde edilen alkaloid) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) * atropa belladonna (Güzelavrat Otu) adlı bitkiden elde edilen, düşük kalp hızı (bradikardi) semptomlarını tedavi etmek, ameliyat öncesi tükürük ve bronşiyal salgıları azaltmak veya kolinerjik veya mantar zehirlenmesi aşırı dozlarına karşı panzehir olarak kullanılan reçeteli bir ilacın etkin maddesi, bir alkaloid; Yunan mitolojisindeki Atropos isimli karakter ile ilintili (C17H23NO3)

atşan : ara. * ataş (susamak) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * susamış, susuz, teşne

atta gitmek : luv., tür. * atti (dışarısı) + git (ilerlemek, uzaklaşmak, yol almak) + mek (fiil mastar eki) * dışarıya gitmek

attar : ara. * attar (güzel kokulu şeyler üreten ve satan) (ıtr (hoş ve güzel koku; üzel kokulu şey; yaprakları güzel kokulu bir bitki), ıtriyat (güzel kokulu yağ, esans gibi maddeler) kökünde türeme) * baharat üreticisi ve satıcısı

attenüasyon : lat. * attenuare (inceltmek, zayıflatmak, hafifletmek, azaltmak) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + tenuare (inceltmek, zayıflatmak, azaltmak) (tenuis (ince, hafif, zayıf) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.); atténuation (fra.) * zayıflama, bir şeyin gücünün, etkisinin veya değerinin azaltılması

attenüe : lat., fra. * atenuis (inceltmilmiş, zayıflatılmış, hafifletilmiş, azaltılmış) (lat.); atténué (bastırılmış, zayıflatılmış) (fra.) * hastalık yapıcı etkisi zayıflatılmış

atterberg limitleri : isv. * atterberg (İsveçli bir kimyager ve tarım bilimci Albert Mauritz Atterberg’in soyadından) + limit (limen (eşik, sınır), limare (zımparalamak, düzeltmek, pürüzsüz hale getirmek) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) + ler (çoğul eki) + i (iyelik eki) (tür.) * zeminin tanecikleri ile su arasındaki ilişkileri ve değişen su içeriklerine göre zeminin durumunu tanımlayan kıvam limitleri

attila : tür. * atta (baba, dede, ata, ced, soy) + ila (küçültme eki) * küçük baba, babacık, atacık; Hun İmparatorluğu hükümdarı; erkek ismi

attis : hit , fri., gre. * atta (baba) (hit.), atti (baba) (fri.), attis (baba figürü, atasal erkek, koruyucu tanrı) (gre.) * Yunan mitolojisinde bitki örtüsü tanrısı

atuf : ara. * atf (acımak, merhamet etmek) * acıyan, merhamet eden, seven, sevgi duyan; erkek ismi

atum : mıs. * tm, tum (tamamlamak, bitirmek) (mıs.), tam, tamamlamak (ara., tür.) * Mısır mitolojisinde kendisini, diğer tüm tanrıları ve evreni yarattığı kabul edilen evren tanrısı

atuşman : fra. * attouchement (elle, hassas şekilde dokunma) (a (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + toucher (dokunmak) + ment (isim yapım eki) * enfeksiyonu giderebilmek için uygulanan kimyasal madde sıvama metodu; bademcik enfeksiyonunda tentürdiyot sıvanması gibi

atvaren : ara. * tavr (devre, hal, durum, aşama, safha, merhale, faz), atvar (devreler, haller, durumlar, aşamalar, safhalar, merhaleler, fazlar) + en (gibi, olarak) * aşamalı olarak, safhalar halinde, safha safha

au : gre., lat. * aurora (şafak, tan yeri, tan zamanı) (gre.); aurum (altın) (lat.) * ağır metal olan altın elementinin sembolü

Au : lat. * aurum (altın) * atom numarası 79 olan, periyodik tablonun 11. grubunda bulunan, parlak sarı renkli, kolay işlenebilen, korozyona karşı çok dayanıklı olan, mücevheratta, elektronik bağlantılarda, finansal rezervlerde ve bilimsel kaplamalarda kullanılan değerli bir metal element

aubrieta : lat. * Aubriet (Fransız botanikçi Claude Aubriet) * mor veya menekşe çiçekleri olan, kaya bahçelerinde yetişen, Brassicaceae familyasından bir bitki

aucuba : lat. * aucuba (eski Japon bitki adı) * parlak yapraklı, dekoratif çalı, Garryaceae familyasından bir bitki

audibertia : lat. * Audibertia (Fransız botanikçi Claude Aubriet) + ia (isim yapım eki) * çalı veya otsu bitki, Lamiaceae familyasından bir bitki

audisyon : lat. * audire (işitmek, duymak, dinlemek) + tio (isim yapım eki) * duyum, duyma, işitme; deneme dinletisi veya oyunculuk sınavı

audit : lat. * audire (işitmek, duymak, dinlemek), auditus (işitme, dinleme) * bir kuruluşun hesaplarının, genellikle bağımsız bir organ tarafından resmi olarak denetlenmesi

auditor : lat. * audire (işitmek, duymak, dinlemek) + tor (-cı, yapan, eden eki) * denetçi

aufbau ilkesi : alm. * auf (yukarı, üst) + bauen (inşa etmek, kurmak), bau (inşa, kurma) * Avusturyalı fizikçi Wolfgang Pauli ve Danimarkalı fizikçi Niels Bohr tarafından geliştirilen, bir atomun veya iyonun temel durumunda elektronların önce en düşük kullanılabilir enerjiye sahip alt kabukları, sonra daha yüksek enerjiye sahip alt kabukları doldurması ilkesi

auger etkisi : alm. * auger (burgu) (alm.) + etki (bir olgunun veya olayın oluşturduğu sonuç, tesir) + si (iyelik eki) (tür.) * bir atomun, X-ışınları veya yüksek enerjili elektron demeti ile bombardımana tabi tutularak iç kabuğunda iyonize edilmesi sonucunda, yörüngeden boşluğa bir elektronun düşmesine ve elektronun boşalttığı yere başka bir elektronun salınmasına neden olan neden süreç

auger rekombinasyonu : alm., lat. * auger (burgu) (alm.) + re (tekrar, yeniden, karşı, geri) + com (birlikte, beraber, ile) + binare (ikilemek) (bini (ikili, ikisi bir arada) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * bir elektron ve bir deliğin yeniden birleşerek enerji farkını tamamen başka bir taşıyıcıya (elektron veya deliğe) aktardığı ve bu taşıyıcının daha yüksek bir duruma uyarıldığı işlem

augmentasyon : lat. * augmentare (artmak, büyümek, çoğalmak) (augere (artırmak, çoğaltmak, büyütmek, genişletmek, zenginleştirmek) + ment (ile ilgili olma) are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * artış, büyüme, artırma, çoğaltma, büyütme

augmente : lat., fra. * augmentatus (augmentare (artmak, büyümek, çoğalmak) (augere (artırmak, çoğaltmak, büyütmek, genişletmek, zenginleştirmek) + ment (ile ilgili olma) are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); augmenté (fra.) * artmış, büyümüş, artırılmış, çoğaltılmış, büyütülmüş

aulacorhynchus : gre. * aulax, aulakos (oluk, yiv) + rhynkhos (burun, gaga, hortum, çıkıntılı ağız kısmı) * tukan kuşları (Ramphastidae) familyasına ait, gagasında belirgin oluk veya yivler bulunan, Orta ve Güney Amerika'nın dağ ormanlarında yaşayan, çoğunlukla yeşil tüylü küçük tukanları kapsayan kuş cinsi

aulostomidae : gre. * aulos (boru, tüp, flüt) + stoma (ağız, açıklık, açılış) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * Aulostomus cinsini tip cins olarak içeren, uzun ve boru biçimli ağızlarıyla küçük balıkları ve omurgasızları emerek beslenen, tropikal ve subtropikal denizlerde yaşayan trompet balıklarını kapsayan ışın yüzgeçli balıklar familyası, trompet balıkları

aulostomoidea : gre. * aulos (boru, tüp, flüt) + stoma (ağız, açıklık, açılış) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * deniz iğneleri, denizatları ve boru balıklarını da içeren Syngnathiformes takımına bağlı, genellikle tropik ve astropik denizlerde yaşayan trompet balığıgiller (Aulostomidae) familyasını da kapsayan ilkel bir kemikli balık üst familyası

aura : gre. * aura (esinti, nefes, soluk, üfleme) (gre.); aurum, or (altın), aurora, aurore (şafak, tan) (lat., fra.) * varlıkların bedenlerini çevreleyen, bir titreşim ve enerji alanı oluşturan, gözle görülemeyen renkli hat

aural : lat. * auralis (auris (kulak) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * kulak ve duyma ile ilgili

auralı migren : gre., tür. * aura (esinti, nefes, soluk) (gre.) + lı (ile, birlikte, beraber) (tür.) + hemi (yarı, yarım) + kranion (kafatası) (gre.) * gerçek ağrı oluşmadan önce ortaya çıkan garip hislerle karakterize olan ve oluştuğunda başın tek bir tarafını (bir hemisferini) etkileyen unilateral ve atımlı ağrı

aureus : lat. * aurum (altın) + eus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * geç cumhuriyet ve imparatorluk dönemine ait, 25 gümüş dinar değerinde bir Roma sikkesi

auricollidae : lat. * auricula, auriculum (küçük kulak, kulakçık) (auris (kulak) + cula (küçültme eki) ) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * küçük kara salyangozlarını kapsayan, kabuk yapıları ve anatomik özellikleriyle ayırt edilen karındanbacaklı yumuşakçalar familyası

aurikül : lat. * auricula, auriculum (küçük kulak, kulakçık) (auris (kulak) + cula (küçültme eki) ) * kulak veya kulak memesine benzeyen yapı; kalpteki atriyumun diğer ismi, kulakçık

auriküler : lat. * auricula, auriculum (küçük kulak, kulakçık) (auris (kulak) + cula (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * duyma veya kulak ile ilgili; kulakçık ile ilgili

aurinia : lat. * aurum (altın) + ia (isim yapım eki) * altın sarısı çiçekleri olan, Brassicaceae familyasından bir bitki

auris : lat. * auris (kulak) * işitme ve denge fonksiyonunu sağlayan ve kafanın iki yanında konumlanmış olan organ

aurora : lat. * aurora (şafak, tan zamanı, gün doğumu) * Roma mitolojisinde şafak tanrısı

auspitz fenomeni : alm., gre., tür. * auspitz (Avusturyalı dermatolog Heinrich Auspitz’in soyadından) (alm.) + phainomenon (görünüş, görünüm, olgu) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak) + menon (oluş, durum, hal, vaziyet) ) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * psoriatik (sedef hastalığıyla ilgili) papül veya plakların yüzeyinden ardışık katmanlar temizlendiğinde veya pulları kazındığında noktasal kanama lekelerinin ortaya çıkması

australis : lat. * auster (güney) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * güneyden, güney ile ilgili

austrobaileyaceae : lat. * austro (güney) + Baileya (Amerikalı botanikçi Liberty Hyde Bailey'nin isminden) + aceae (-giller, botanik familya eki) * çiçekli bitkiler içinde Austrobaileya cinsini kapsayan, ilkel özellikler taşıyan küçük bir bitki familyası

aut : ing. * out (dış, dışarı, harici) * futbolda topun rakip oyuncu tarafından dışarı atılması durumu

av : tür. * av (tutmak, kavramak, yakalamak), aba (av, yakalama) (moğ.) * deniz veya kara hayvanlarını muhtelif aletlerle yakalama

ava : ara. * ava (ara.), ev (yer, konut, hane, barınak, sığınak, yuva) (tür.), awning (tente) (ing.), yuva (sığınılan, "ava") (ara.) * sığınmak, ev, korumak, himaye etmek, sığındırmak, ev vermek

ava : far. * ava (ses, seda, tını, ezgi) * ulumak, köpeğin veya kurtun çıkardığı ses; ses, tını, nefes, yaşayan, canlı veya kuş benzeri

avadanlık : far. * abdan (su kabı) (ab (su) + dan (araç eki) ) + lık (isim yapım eki) * yapım ve onarım araçları takımı (örneğin çaydanlık (çay konulan kap) (far., tür.) )

avaid : ara. * ada (dönmek, geri dönmek, yeniden yapmak, alışmak), aide (irad, gelir, kazanç), iade (geri verme, geri döndürme) * gelirler, iradlar, aidatlar

aval : lat. * avallare (onaylamak, kefil olmak), avallum (taahhüt, kefalet, garanti, güvence) * bir ticari senedin borçlusunca ödenmemesi durumunda senet bedelinin ödeneceğine ilişkin olarak, üçüncü bir kimsenin alacaklıya verdiği güvence

aval aval : ara. * ahval, aval (şaşı) * aptalca, şaşkın şaşkın, bön bön, aptal aptal, aptalca, bönce (afallamak (şaşırmak) (ara., tür.), afelis (şaşkın, bön, saf) (gre.) )

avalanş diyot : fra., gre. * avaler (yutmak, üstüne çullanmak) + anche (isim yapım eki) + dyo, dis (iki) + hodos (yol, geçit, izlenen yol, yön) * elektronik devrelerde voltaj dalgalanmalarını engellemek amacıyla kullanılan bir yarı iletken diyot türü

avam : ara. * amm (umum, genel, halk) * geneller, halklar; halkın cahil tabakası, halkın çoğunluğu

avamil : ara. * amel (iş, çalışma, yapma, eylem, edim), amil (yapan, eden, eyleyen, çalışan) * terkip ve cümle içerisindeki kelimelerin i'rabına tesir eden unsurlar

avan : ara. * ana (yardım etmek, destek olmak, güç vermek), avni (yardımcı, destekçi, koruyan, imdad eden) * yardım edenler, destek sağlayanlar, güç verenler, imdad edenler, meded sağlayanlar, koruyanlar; orta yaşlı

avan : ara. * ava (orta) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.), average (ortalama) (ing, fra) * ortalama, vasat

avan proje : lat., fra. * abante (ab (-dan, den, uzak) + ante (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) ) (lat.) + projectum (pro (ön, öne, önde) + jacere (fırlatmak, atmak, savurmak) + tum (isim yapım eki) ) (lat.); avant (ön) + projet (tasarı, inşa planı) (fra.) * uygulama projesinin ön hazırlık çalışması; mimarlık ve mühendislikte kesin projeye geçmeden önce hazırlanan ön tasarım, ilk proje

avanak : far. * yavanak (yavru, insan veya hayvanın küçüğü) (yavan (genç) + ak (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * kolayca aldatılabilen, alık, aptal

avane : ara. * ane, ana (yardım etmek, destek olmak), avan (yardımcı) + e (çoğul eki) * yardımcılar, destekçiler

avangard : fra. * vanguard (bir ordunun başında hareket eden öncü birimler; yaratıcı, yenilikçi (avant (ön, önce) + garde (koruma, gözetim) ) * sanat ve tasarım alanındaki yenilikçi ve ileri görüşlü hareketlerin genel ismi

avanos : gre. * vanessa (kelebek); evranos (Yahudi) (Selçuk komutanı Evranos Bey’den kaynaklandığı da söylenir.) * Nevşehir’in bir ilçesi

avans : lat. * abante (öne gelmek, ilerlemek) (ab (-den) + ante (önce, öncesi, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) ); advance, avancer (ilerlemek) (ing., fra.) * öncelik, öncelik verme, önde olma; oyunda zayıf olan tarafa önceden verilen geçici üstünlük

avanta : lat. * abante (öne gelmek, ilerlemek) (ab (-den) + ante (önce, öncesi, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) ) * hiç emek veya karşılık vermeksizin elde edilen kazanç

avantaj : lat., fra. * abante (öne gelmek, ilerlemek) (ab (-den) + ante (önce, öncesi, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) ) (lat.) + age (gibi olma) (fra.); avantage (öne geçme, ilerleme) (ing., fra) * önde olma, daha ileride olma

avantür : lat. * adventurus (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + venire (gelmek), ventura, venturus (gelen, gelecek, olacak şey) ) * serüven, macera, olağanüstü olay; edebiyatta veya sinemada heyecan verici olaylara dayanan tür

avantüriyer : lat., fra. * adventurus (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + venire (gelmek), ventura, venturus (gelen, gelecek, olacak şey) ) (lat.); aventurier (maceracı) (aventure (macera) + ier (yapan, eden eki) ) * maceraperest, serüvenci, çıkar veya ün uğruna tehlikeye atılan kişi

avar : tür. * av (avlamak, direnmek, karşı koymak), abar (karşı koyan, asi, baş kaldıran) * tarihsel olarak 6. ve 9. yüzyıllar arasında Orta ve Doğu Avrupa'da güçlü bir hakanlık kuran, kökenleri Orta Asya'ya dayanan Göçebe bir Türk veya Proto-Moğol kavmini ya da günümüzde Dağıstan bölgesinde yaşayan Kafkas kökenli bir halkı ve onların dili

avar : far. * avare (kayıp, evinden uzak düşmüş, aylak, boşta, atıl) (ava (uzaklaşmak, dışarı gitmek) + vare (yurt, yuva, yer) ) * işe yaramaz, işsiz güçsüz, başıboş, aylak; yurdundan uzak düşmüş, evsiz barksız kimse; yıkıntı, enkaz; zulüm, kargaşa; taşımak, getirmek

avara : far., lat. * apar (soygun, gasp, kapıp götürme), avare (kayıp, evinden uzak düşmüş, aylak, boşta, atıl) (ava (uzaklaşmak, dışarı gitmek) + vare (yurt, yuva, yer) ) (far.); avarus (açgözlü, cimri) (lat.) * geminin, yanaşmış olduğu yerden ayrılması, açılması ve bunun için verilen komut

avaraj : ara., fra. * avar (zarar, hasar, ziyan, eksilme) (ara.); avarie (zarar, ziyan) + age (ile ilgili olma) (fra.), habere (sahip olmak, haiz olmak, elde etmek, edinmek), avaritia (kazanç hırsı, açgözülük), * zarar payı; ortalama, vasat değer

avarca : ava. * avar, abar (gezgin, dolaşan, saldırgan) + ca (dil eki) * çoğunluğu Dağistan'da yaşayan ve Sünni Müslüman olan Avarların konuştuğu bir Kuzeydoğu Kafkas dili

avare : far. * avare (kayıp, evinden uzak düşmüş, aylak, boşta, atıl) (ava (uzaklaşmak, dışarı gitmek) + vare (yurt, yuva, yer) ) * işe yaramaz, işsiz güçsüz, başıboş, aylak

avare kasnak : far., tür. * avare (kayıp, evinden uzak düşmüş, aylak, boşta, atıl) (far.) + kasnak (dairesel makaralı araç) (tür.) * mekanik sistemlerde motordan doğrudan hareket almayan ancak kayışın düzgün çalışması için gerginliğini sağlayan veya yönünü değiştiren, serbestçe dönebilen ve sistemin destekleyici elemanlarından biri olan serbest kasnak

avarız : ara. * arid, ariz (başa gelen, uğrayan), arida, ariza (arız olan, arız olma, arıza, kaza durumu, musibet, uğrantı) * Osmanlı Devleti zamanında olağanüstü hallerde halka yüklenen mali, ayni ve bedeni vergiler

avarua : mao. * avarua (iki liman) (ava (liman) + rua (iki) ) * Cook Adaları'nın başkenti

avarya : ara., ita. * avariyat (hasarlılık, hasarlı şeyler) (avar (ayıp, kusur, eksiklik, fesad) + iyat (isim yapım ve çoğul eki) ) (ara.); avaria (hasar) (ita.) * deniz kazalarında geminin veya gemiyle birlikte yükünün uğramış olduğu zarar ve bunlarla ilgili olarak yapılan giderler

avaskülarite : lat. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + vasculum (küçük kap, küçük kanal) (vas (kap, kanal) + cula, culum (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım ve durum eki) * bir doku veya organ bölgesinde kan damarlarının bulunmaması veya normal damarlaşmanın olmaması ve bu nedenle kanlanmanın sınırlı veya hiç olmaması durumu

avasküler : lat. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + vasculum (küçük kap, küçük kanal) (vas (kap, kanal) + cula, culum (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kan damarlarının eksikliği ile karakterize veya ilişkili, damarsız, damar içermeyen

avatar : san. * avatara (iniş) (ava (aşağı) + tara (geçmek) ) * aşağıya inme, aşağı plana geçme; Hint mitolojisine göre yeryüzünde bedenlenmiş tanrı

avaz : far. * vac, vaz (seslenmek, söylemek) * yüksek ses, insan sesi, bağırtı

avaze : far. * avaz (yüksek ses, insan sesi, bağırtı) + e (ile ilgili, gibi, -a ait) * Türk musikisinde devir veya makam adı verilen dizilerle birleşerek yeni makamlar oluşturan ikinci dereceden dizilere verilen isim

avaz-ı zenbur : far. * avaz (yüksek ses, insan sesi, bağırtı) + ı (tamlama eki) + zenbur (arı) * arı vızıltısı; Türk musikisinde, karar perdesi hüseyni olan, Zenbur makamının karakteristik hüseyni dizisi ve özgün melodik motiflerini barındıran, yoğun süslemeler ve ani geçişlerle dramatik bir ifade gücü sunan, özellikle gazel ve şarkı türlerinde kullanılan, duygusal derinlik ve teknik zenginlik taşıyan karmaşık bir makam

avcı otu : tür. * av (tutmak, kavramak, yakalamak) + cı (yapan, eden eki) + ot (küçük yabani bitki, yeşillik) + u (iyelik eki) * düğün çiçeğigillerden, kokusuz, parlak zehirli bir bitki, Adonis

avcılar : tür. * av (tutmak, kavramak, yakalamak) + cı (yapan, eden eki) + lar (çoğul eki) * İstanbul’un bir ilçesi; bölgede avlananlar olmasından

avdet : ara. * ada (dönmek, geri dönmek, tekrarlamak) + et (isim yapım eki) * dönüş, geri dönüş, geri geliş, ayrılmış bulunulan yere geri gelme, eski yere dönüş

ave maria : lat., ibr. * ave (selam, esenlik, selam olsun) + Maria (Meryem) (ara.); Miryam (ibr.) ) * “Selam sana Meryem” anlamına gelen, Hristiyanlıkta özellikle Katolik gelenekte Meryem’e hitaben okunan ünlü dua

avelumab : lat. * ave (anti, zıt, karşıt) + luma (ışık) + mab (monoklonal antikor (antibody) eki) * yayılmış veya ameliyatla çıkarılamayan belirli bir mesane veya idrar yolu kanseri türünü ve vücudun diğer bölgelerine yayılmış metastatik Merkel hücreli karsinom adı verilen bir cilt kanseri türünü tedavi etmek için kullanılan ilacın etken maddesi (C6374H9898N1694O2010S44)

avene : ara. * ana (yardım etmek, detsek vermek), avn (yardım etme, destek verme, güç verme, yardım, imdad, meded, destek, koruma), avni (yardım eden, destek veren, destekçi, yardakçı, koruyan, yardımı seven kimse) * kötü bir işi birlikte yapanlar, kötü bir eylemde birbirlerine yardım edenler, kafadarlar, yardakçılar

avenula : lat. * avena (yulaf) + ula (dişil küçültme eki) * küçük yulaf benzeri çayır otu, Poaceae familyasından bir bitki

averaj : ara., fra. * avar (zarar, hasar, ziyan, eksilme) (ara.); avarie (zarar, ziyan) + age (ile ilgili olma) (fra.), habere (sahip olmak, haiz olmak, elde etmek, edinmek), avaritia (kazanç hırsı, açgözülük), * zarar payı; ortalama, vasat değer

aversif : lat. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + versio (dönme, dönüş, rotasyon, dönüşüm, yönelim, çevrim) (vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tio (isim yapım eki) ) + ivus (sıfat yapım eki) * rahatsızlık, tiksinti, kaçınma veya uzaklaşma isteği uyandıran, hoşa gitmeyen ve cezalandırıcı nitelikte olan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...