gayrı kabil :
ara. * gayara (farklı olmak, başka olmak, farklılaşmak, aykırı davranmak,
dışında olmak), gayyara (bir halden başka bir hale çevirmek, değiştirmek,
baskalaştırmak, farklılaştırmak dönüştürmek), gayr (diğer, başka, öteki, öbür,
öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (tamlama eki) + kabala
(yüzünü dönmek, karşılamak, almak, tutmak, kabul etmek, benimsemek, mümkün
olmak, yapabilmek), kabil (mümkün, olabilir, kabul edilebilir) * mümkün ve
kabil değil, imkansız, mümkün olmayan, olamaz
gayrı kabili rücu kredisi :
ara. * gayara (farklı olmak, başka olmak, farklılaşmak, aykırı davranmak,
dışında olmak), gayyara (bir halden başka bir hale çevirmek, değiştirmek,
baskalaştırmak, farklılaştırmak dönüştürmek), gayr (diğer, başka, öteki, öbür,
öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (tamlama eki) + kabala
(yüzünü dönmek, karşılamak, almak, tutmak, kabul etmek, benimsemek, mümkün
olmak, yapabilmek), kabil (mümkün, olabilir, kabul edilebilir) + rucu (geri
dönüş, iade) * geri dönüşü mümkün olmayan, yani kredi verenin kredi borcunu tahsil
edememesi durumunda kredi tutarını geri talep edemediği kredi türü
gayrımenkul :
ara. * gayara (farklı olmak, başka olmak, farklılaşmak, aykırı davranmak,
dışında olmak), gayyara (bir halden başka bir hale çevirmek, değiştirmek,
baskalaştırmak, farklılaştırmak dönüştürmek), gayr (diğer, başka, öteki, öbür,
öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (tamlama eki) + nakl
(taşımak, iletmek, aktarmak), menkul (taşınabilir, hareketli) * taşınamaz,
hareket ettirilemez mal, özellikle arazi ve üzerine inşa edilen binalar;
hukukta taşınmaz mal
gayrımenkul sermaye iradı :
ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında,
haricinde; yabancı) + i (tamlama eki) + nakl (taşımak, iletmek, aktarmak),
menkul (taşınabilir, hareketli) + sermaye (ana mal, esas para) + irad (gelir,
kazanç) (ara.) + ı (iyelik eki) (tür.) * taşınmaz maldan (ev, arsa, işyeri
gibi) elde edilen kira, irtifak hakkı, intifa hakkı gibi gelirlerin genel ismi
gayrımeşru :
ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında,
haricinde; yabancı) + i (tamlama eki) + ser', şera (kanun, yasa, yol), meşru
(yasal, kanuni, yollu, yola uygun) * yasaya aykırı, hukuken geçersiz veya kabul
edilmeyen; meşru olmayan; hukuk, ahlak veya toplumsal normlara uygun olmayan
gayrısafi :
ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında,
haricinde; yabancı) + i (tamlama eki) + saf (temiz, pak, pür, arı, arınmış,
duru, halis, yalın, sade, katıksız) + i (ile ilgili, gibi) * brüt ve net
arasındaki farkı ifade eden terim; ekonomi ve finans alanında “net olmayan”,
yani toplam veya brüt değer anlamında (örneğin, gayrisafi milli hasıla (GSMH)
kelimesi toplam milli gelir anlamındadır.)
gayri :
ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında,
haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * başkası, diğeri,
öteki
gayri ahlaki :
ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında,
haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + hulk (yaratılış),
ahlak (yaratılışlar, huy, tutum, davranışlar bütünü) + i (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * toplumun kabul ettiği doğru ve iyi davranış normlarına ters
düşen, ahlak dışı, ahlaka aykırı, ahlaki olmayan, etik değerlere uymayan
gayri akli :
ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında,
haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + akl (akıl, idrak,
anlayış, düşünce, zeka) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * akıl dışı,
mantıksız, akıl yürütmeye dayanmayan
gayri ciddi :
ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında,
haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ciddi (gerçek,
hakiki; ağırbaşlı) * ciddiyetten yoksun, ciddi olmayan, şaka veya hafiflik
içeren davranış veya tutumları ifade eden niteleme sıfatı. Genellikle resmi,
önemli veya ciddi olması gereken durumlarda uygun olmayan hafiflik için
gayri ihtiyari :
ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında,
haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ihtara (seçmek,
tercih etmek), ihtiyar (seçim, tercih) + i (ile ilgili, gibi) * seçim dışı;
istemeden, kasıtsız olarak, kendi iradesi dışında gerçekleşen
gayri ilmi :
ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde;
yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + aleme (bilmek, tanımak), ilm
(bilim, bilme, tanıma) + i (-sel, ile ilgili) * bilim dışı, bilimsel olmayan
gayri insani :
ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde;
yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + insan (beşer) + i (-sel, ile
ilgili) * insanlık dışı, insanla ilgili olmayan, insana ait olmayan
gayri iradi :
ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında,
haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + irade (istek,
arzu) + ı (tamlama eki) * istem dışı, bilinçli karar veya kasıt olmadan
gerçekleşen; kişinin kendi iradesine dayanmayan davranış
gayri kabil :
ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında,
haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + kabil (olabilir,
yapılabilir, mümkün) * mümkün olmayan, yapılamaz, gerçekleşemez
gayri kabili itiraz :
ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde;
yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + kabil (olabilir, yapılabilir,
mümkün) + i (tamlama eki) + itiraz (karşı çıkma, red beyanı) * itiraz edilmesi
mümkün olmayan; kesin ve tartışmaya kapalı olan
gayri kabili kıyas :
ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında,
haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + kabil (olabilir,
yapılabilir, mümkün) + i (tamlama eki) + kiyas (iki veya daha fazla şey
arasında benzerlik veya farklılıkları belirleyerek değerlendirme yapma, ölçme,
karşılaştırma, benzetme) * karşılaştırılması mümkün olmayan, kıyas götürmez
gayri kabili şifa :
ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında,
haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + kabil (olabilir,
yapılabilir, mümkün) + i (tamlama eki) + şifa (iyileşme, tedavi) * şifa bulmaz,
iyileştirilemez, iyileştirilmesi mümkün olmayan
gayri kabili tahmin :
ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında,
haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + kabil (olabilir,
yapılabilir, mümkün) + i (tamlama eki) + tahmin (önceden bilgiye veya sezgiye
dayanarak kestirme, öngörme) * öngörülemez, tahmin edilemez
gayri kabili telafi :
ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında,
haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + kabil (olabilir,
yapılabilir, mümkün) + i (tamlama eki) + telafi (yapma, yerine koyma,
tamamlama, ikame etme) * telafisi mümkün olmayan, telafi edilemez, yerine konamaz
gayri kafi :
ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında,
haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + kafi (yeterli,
kifayetli) * yeterli olmayan, yetmeyen
gayri kanuni :
ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında,
haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + kanun (yasa,
kural, ilke, prensip) * yasal olmayan, yasa dışı, kanuna aykırı, prensip dışı,
ilkeye aykırı
gayri layık :
ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında,
haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + layık (liyakate
haiz olan, uygun, yakışır, hakeden, haketmiş) * layık olmayan, uygun
görülmeyen, yakışmayan, haketmeyen
gayri mahdut :
ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında,
haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + mahdud (sınırlı,
sınırlanmış, kısıtlı, hadlenmiş, hudutlanmış) * sınırlandırılmamış, kısıtlamaya
tabi olmayan, ölçüsüz
gayri mahsus :
ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında,
haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + mahsus (özgü, özel
olarak belirlenmiş, özgün kılınmış, has kılınmış) * özel olarak yapılmamış,
kasıtlı olmayan, bilinçli şekilde hedeflenmemiş
gayri makul :
ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında,
haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + makul (akla uygun,
akla yatan, mantıklı) * akla uygun olmayan, mantıksız, düşünce ve ölçüyle
bağdaşmayan
gayri malum :
ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında,
haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + malum (bilinen,
tanınan, alimi olunan) * bilinmeyen, mechul
gayri memnun :
ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında,
haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + memnun (razı,
hoşnut) * hoşnut olmayan, razı olmayan, memnuniyetsiz; bir durumdan, kişiden
veya gelişmeden rahatsızlık duyan
gayri meskun :
ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında,
haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + meskun (iskan
edilen, oturulan, yerleşilmiş, ikamet edilen, yerleşik) * iskan edilmemiş,
yerleşim olmayan, boş veya terk edilmiş
gayri mesul :
ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında,
haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + mesul (soru
sorulabilir, sorumlu, sual edilebilir) * sorumluluğu olmayan, mesuliyetten
muaf, yükümlülüğü olmayan
gayri mezru :
ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında,
haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + mezru (ölçülmüş,
zer edilmiş) * ölçülemeyen
gayri muayyen :
ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında,
haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + muayyen
(belirlenmiş, tayin edilmiş) * belirlenmemiş, kesin olmayan, saptanmamış
gayri muhtemel :
ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde;
yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + muhtemel (olası, ihtimal
dahilinde) * olası olmayan, beklenmeyen, mümkün görünmeyen, ihtimal dahilinde
olmayan
gayri muntazam :
ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde;
yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + muntazam (düzenli, tertipli,
nizamlı, intizamlı) * düzenli olmayan, düzensiz, tertipsiz
gayri mutabık :
ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında,
haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + mutabık (uyumlu,
anlaşan, tetabuk olan) * uyumsuz, anlaşmazlık içinde olan, fikir veya görüş
bakımından aynı doğrultuda olmayan
gayri mümbit :
ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde;
yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + munbit (verimli, ürün veren,
yetişebilen, nebat veren) * verimsiz, kıraç, ürün vermeyen
gayri mümkün :
ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında,
haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + mümkün (olası,
olabilir, olanaklı, imkanlı, yapılabilir) * mümkün olmayan, imkan dahilinde
olmayan, yapılamayacak veya olamayacak olan
gayri münasip :
ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında,
haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + munasib (uygun,
yerinde, nisbetli) * uygun olmayan, nispetsiz
gayri müsavi :
ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında,
haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + musavi (eşit,
denk, seva olmayan) * eşit olmayan, denk olmayan, eş seviyeli olmyan
gayri müslim :
ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında,
haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + muslim (teslim
olmuş, kurtuluşa ermiş, islam olmuş) * müslim olmayan, teslim olmamış olan
gayri müsmir :
ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında,
haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + musmir (fayda
veren, meyve veren, ürün veren, semere veren) * verimsiz, faydasız
gayri mütecanis :
ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında,
haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + mutecanis (bir
cinsten olan, aynı cinsten olan, eş cinsli) * aynı cinsten olmayan
gayri nizami :
ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında,
haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + nizam (düzen,
tertip, kural, sistem) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * düzenli
olmayan, kurallı olmayan, tertipsiz, sistemsel olmayan
gayri safi :
ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında,
haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + saf (temiz, pak,
pür, arı, arınmış, duru, halis, yalın, sade, katıksız) + i (ile ilgili, gibi) *
brüt ve net arasındaki farkı ifade eden terim; ekonomi ve finans alanında “net
olmayan”, yani toplam veya brüt değer anlamında (örneğin, gayrisafi milli
hasıla (GSMH) kelimesi toplam milli gelir anlamındadır.)
gayri sıhhi :
ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında,
haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + sıhhi (sağlam,
doğru, sağlıklı, sıhhatli) (sahha (sağlam olmak, doğru olmak, geçerli olmak),
sıhha (sağlık, sağlamlık, doğruluk) + i (sıfat yapım eki) ) * sağlam olmayan,
doğru olmayan, sağlıklı olmayan, hijyenik olmayan
gayri şahsi :
ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında,
haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + şahs (kişi, kimse,
birey) + i (-sel, ile ilgili) * kişisel olmayan, bireysel olmayan
gayri şuuri :
ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında,
haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + şuur (bilinç,
farkındalık, algı, idrak, sezgi) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
bilinçsizce, bilinçli olmayan, farkında olmadan yapılan; istemsiz, sezgisel
gayri tabii :
ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında,
haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + tabii (doğal,
tabiat ile ilgili) * doğal olmayan
gayri vaki :
ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında,
haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + vaka (olay, hadise,
gerçekleşme) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * gerçekleşmemiş, vuku
bulmamış, olmamış
gayri varit :
ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında,
haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + varid (gelen,
erişen, ulaşan, varan) * gerçekleşmemiş, vaki olmamış, henüz ortaya çıkmamış
veya kayıtlara geçmemiş; hukukta veya bürokratik yazışmalarda “kayda girmemiş”
gayri vazih :
ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında,
haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + vazih (açık,
belirgin, net, izah edilebilir) * açık olmayan, belirsiz, net olmayan, muğlak;
anlamı tam netleşmemiş veya yoruma açık olan
gays :
ara. * gata (yardıma yetişmek, yardım etmek, imdat etmek) * yardım, imdat;
rahmet yağmuru, yardım; kuraklık ve sıkıntı anında gelen, bereket ve ferahlık
getiren yağmur; sıkıntıyı gideren ilahî yardım ve bolluk (mecazi)
gayta :
ara. * gait (çukur, alçak yer) (eski dönemlerde insanlar tuvalet ihtiyaçlarını
gidermek için gözlerden uzak, alçak ve çukur yerleri seçmelerinden) * sindirim
sürecinin sonunda vücuttan dışarı atılan katı veya yarı katı atık maddeler,
dışkı
gayur :
ara * gayara (farklı olmak, başka olmak, farklılaşmak, aykırı davranmak,
dışında olmak), gayyara (bir halden başka bir hale çevirmek, değiştirmek,
baskalaştırmak, farklılaştırmak dönüştürmek), gayr (diğer, başka, öteki, öbür,
öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) * hamiyetli, çok çalışkan,
dayanıklı, çok gayretli; manevi değerlerine aşırı bağlı, korumacı; sevdiğini
veya değer verdiğini başkasıyla paylaşmak istemeyen, kıskanç
gayy :
ara. * gaya (sapmak, yanlış yapmak) * yanlış, sapma, aklın istikametini, yolun
doğrusunu kaybetme
gayya :
gre., ara. * gaia (yer, yeryüzü, toprak, dünya) (gre.); gayya (derin kuyu,
uçurum, sapkınlık) (ara.) * uçurum, felaket çukuru, ateş kuyusu, derin sapma
(mecazi)
gayz :
ara. * gada (öfkelendirmek, kızdırmak, taşırmak, hiddetlendirmek), gaid, gaiz
(öfkeli, kinli, hiddetli, hışımlı) * öfke, kin, hiddet, hışım, taşkınlık
gayzer :
izl. * gjosa, geysa (püskürmek, fışkırmak, akıtmak, coşmak), geysir (fışkıran,
coşan, püsküren, akan) * yer altındaki suyun magma tarafından ısıtılmasıyla
oluşan sıcak su ve buharın basınçla belirli aralıklarla yüzeye fışkırdığı doğal
sıcak su kaynağı
gayzerit :
ing. * geyser (fışkıran sıcak su kaynağı) + ite (element, kayaç ve mineral eki)
* Gayzerlerin etrafında biriken silisli (opal veya kalsedon yapısında)
beyazımsı mineralik madde
gaz :
gre. * khaos (boşluk; maddenin uçucu hali) (gre.); gas, gaz, Gas (ing., fra.,
alm.) * maddenin, yoğunluğu çok az, akışkanlığı son derece fazla olan, belirli
bir şekli ve hacmi olmayan hali
gaz bombası :
gre., tür. * khaos (boşluk; maddenin uçucu hali) + bombos (gürleme, uğuldama)
(gre.) + ı (iyelik eki) (tür.) * güvenlik veya askeri amaçlarla kullanılan,
genellikle göz yaşartıcı veya boğucu etkili gazlar yayan, patlayıcı veya kapsül
biçimindeki mekanizma
gaz kelebeği :
gre. * khaos (boşluk; maddenin uçucu hali) (gre.) + kelebek (pul kanatlılar familyasından
küçük uçabilen canlı) + i (iyelik eki) * içten yanmalı motorlarda gaz akışını
bir mil üzerindeki döner kanatla ayarlayan, açılıp kapanarak motora giren
hava-yakıt miktarını kontrol eden mekanik düzenek
gaz maskesi :
gre., tür. * khaos (boşluk; maddenin uçucu hali) + maska, masca (ruh, hayalet,
cadı; yüzü gizleyen varlık, kabus) (gre.) + si (iyelik eki) (tür.) * kimyasal,
biyolojik veya radyoaktif maddelere karşı solunum yoluyla korunmak amacıyla
kullanılan, genellikle filtreli yüz koruyucu donanım
gaz pedalı :
gre., tür. * khaos (boşluk; maddenin uçucu hali) (gre.) + pesalis, pedalis
(pedal, ayakla basılarak bir mekanizmayı harekete geçiren alet) (pes, ped
(ayak) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + ı (iyelik eki)
(tür.) * araçlarda motorun hızını kontrol etmek için ayağın basıldığı,
silindirlere girecek yakıt miktarını ayarlayan mekanik veya elektronik kontrol
kolu
gaza :
ara. * gaza (akın etmek, sefer düzenlemek, yağmalamak, talan etmek, öldürmek,
yok etmek, parçalamak, dövmek, ezmek, vurmak; kavga etmek, mücadele etmek,
savaşmak; gezmek, gitmek) * akın etme, sefer düzenleme, yağma, talan, öldürme,
yok etme, parçalamak, dövme, ezme, vurma; kavga etme, mücadele etme, savaşma
gazab :
ara. * gadaba, gadiba (öfkelenmek, kızmak, hiddetlenmek) * öfke, kızgınlık,
hiddet, gadab
gazal :
ara. * gazal (ceylan, antilop) * boynuzlugiller familyasından, Afrika ve
Asya'nın çöl ile bozkırlarında yaşayan, genellikle açık kahverengi renkli, ince
bacaklı, son derece çevik, hızlı ve narin yapılı ceylan (veya geyik yavrusu)
adlı otobur hayvan, ceylan, gazal
gazali :
ara. * gazal (ceylan, antilop, gazal) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
İslam felsefesi ve tasavvufunun en önemli isimlerinden olan,
"Hüccetü'l-İslam" (İslam'ın Kanıtı) ünvanına sahip 11. yüzyıl Büyük
Selçuklu Dönemi müderrisi, fakih ve mutasavvıfının nisbesi
gazanfer :
ara., far. * gazanfar (aslan) (gaz (ısırmak; kazanmak, elde etmek); gaza (akın
etmek, sefer düzenlemek, yağmalamak, talan etmek, öldürmek, yok etmek,
parçalamak, dövmek, ezmek, vurmak; kavga etmek, mücadele etmek, savaşmak;
gezmek, gitmek) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.) + far (-cı,
yapan, eden, taşıyan eki) (far.) * aslan; cesur, kahraman, yiğit
gazap :
ara. * gadaba, gadiba (öfkelenmek, kızmak, hiddetlenmek) * öfke, kızgınlık,
hiddet, gadab
gazavatname :
ara., far. * gaza (akın etmek, sefer düzenlemek, yağmalamak, talan etmek,
öldürmek, yok etmek, parçalamak, dövmek, ezmek, vurmak; kavga etmek, mücadele
etmek, savaşmak; gezmek, gitmek) + vat (isim yapım eki) (ara.) + name
(kitapçık, mektup, risale, belge, yazı; birine hitaben yazılmış yazı) (far.) *
Osmanlı döneminde, din yolunda yapılan savaşları konu alarak yazılmış
kitapların genel ismi
gazeki :
ara. * gaza (ceza vermek, intikam almak, akın etmek, sefer düzenlemek,
yağmalamak, talan etmek, öldürmek, yok etmek, parçalamak, dövmek, ezmek,
vurmak; kavga etmek, mücadele etmek, savaşmak; gezmek, gitmek) + ki (isim yapım
eki) * ceza, karşılık, misilleme; hukuki ve ahlaki bağlamlarda bir eylemin veya
durumun karşılığı olarak ceza veya yaptırım
gazel :
far. * gazal (aşk, sevgi, özlem ve mistik temaları işleyen nazım biçimi) * Fars
(İran) edebiyatından Osmanlı ve Türk edebiyatına geçen, genellikle beyitlerden
oluşan, aşk ve tasavvuf temalarını işleyen klasik şiir türü (musikide gazel, bu
şiirlerin bestelenmesiyle ortaya çıkan eserlerdir.)
gazelhan :
far. * gazal (aşk, sevgi, özlem ve mistik temaları işleyen nazım biçimi) + han
(-cı, yapan, eden eki, ünvan eki) * gazel türünde şiir söyleyen veya bu alanda ustalık
gösteren kişi
gazete :
gre., ven. * gaza (hazine, büyük miktarda para) (gre.); gaza (kese) + etta
(küçültme eki) (ven.) * resmi bildiri veya yayın; günlük yayımlanan ve
haberleri içeren döküman
gazhane :
gre., far. * khaos (boşluk; maddenin uçucu hali) (gre.) + hane (ev, yer, mekan,
mesken, konak, konut, yuva) (far.) * içinde gaz üretilen veya depolanan yer,
gaz üretim tesisi
gazışı :
gre., tür. * khaos (boşluk; maddenin uçucu hali) (gre.) + ışı (aydınlık) (tür.)
* termik bir etki söz konusu olmaksızın, kendiliğinden olan ışık yayılımı
gazışıl :
gre., tür. * khaos (boşluk; maddenin uçucu hali) (gre.) + ışı (aydınlık) + ıl
(ile ilgili, gibi, -a ait) (tür) * gazışı saçabilen, gazışı yayabilme özelliği
bulunan, gazışıyla ilgili
gazi :
ara. * gaza (akın etmek, sefer düzenlemek, yağmalamak, talan etmek, öldürmek,
yok etmek, parçalamak, dövmek, ezmek, vurmak; kavga etmek, mücadele etmek,
savaşmak; gezmek, gitmek) + i (fiili sıfat yapan sinek; kimse, yapan, eden) *
akıncı, istilacı, seferci
gaziantep :
ara. * gazi (akıncı, istilacı, seferci, savaşçı) (gaza (akın etmek, sefer
düzenlemek, yağmalamak, talan, öldürmek, yok etmek, parçalamak, dövmek, ezmek,
vurmak; kavga etmek, mücadele etmek, savaşmak; gezmek, gitmek) + i (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) + ayntab (ayn (pınar) + tab (parmak, parmak basma,
mühür); ayntab (göz ışıltısı) (ayn (göz; pınar, kaynak, menba) + tab (parıltı,
ışıltı) ) * Türkiye’nin güneydoğusunda yer alan, kuzeyde Kahramanmaraş, doğuda
Kilis, batıda Adıyaman ve batıda Şanlıurfa ile komşu olan, sınırının güneyinde
Suriye bulunan ve plaka kodu 27 olan il
gaziemir :
ara. * gazi (akıncı, istilacı, seferci, savaşçı) + emir (iş, buyruk, talimat) *
İzmir’in bir ilçesi
gazino :
ita. * casa (ev) + ino (küçültme eki) * küçük ev, köşk, eğlence mekanı, kumar,
oyun ve eğlence faaliyetlerinin yapıldığı özel mekan; müzikli eğlence yeri,
açık hava lokantası, konser salonu, kumarhane (hazne (hazine, kasa, saklama
yeri), hazine (kasa, servet, değerli şeylerin saklandığı yer) (ara.) )
gaziosmanpaşa :
ara., far. * gazi (akıncı, istilacı, seferci, savaşçı) + osman (od (ateş) + man
(insan, adam, kişi, kimse) + paşa (şah, hükümdar, reis) (pati (usta) + şah
(hükümdar, kağan, kral, reis, başkan, padişah; büyük, üstün, usta, seçkin, önde
gelen) ) (far.) * İstanbul’un bir ilçesi
gazipaşa :
ara., far. * gazi (akıncı, istilacı, seferci, savaşçı) (ara.) + paşa (şah,
hükümdar, reis) (pati (usta) + şah (hükümdar, kağan, kral, reis, başkan,
padişah; büyük, üstün, usta, seçkin, önde gelen) ) (far.) * Antalya'nın bir
ilçesi
gazoil :
gre., lat. * khaos (boşluk; maddenin uçucu hali) + elaia (zeytin, zeytin
ağacı), elaion (zeytin yağı, yağ) (gre.); oliva (zeytin), oleum (yağ, zeytin
yağı) (lat.) * düşük uçuculuklu petrol ürünlerinden elde edilen, dizel motor
yakıtı olarak kullanılan mazot; yüksek kaynama noktasına sahip ağır fuel oil
sınıfı yakıt
gazojen :
gre. * khaos (boşluk; maddenin uçucu hali) + genos (gen, yaratılış, türeyiş,
üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit,
sınıf, kategori) * odun, kömür gibi katı yakıtlardan yanıcı gaz elde eden ve
biriktiren cihaz
gazolin :
gre., lat. * khaos (boşluk; maddenin uçucu hali) + elaia (zeytin, zeytin
ağacı), elaion (zeytin yağı, yağ) (gre.) + ine (kimyasal bileşik eki) (lat.) *
içten yanmalı motorlarda kullanılan, otomobil ve benzeri araçların yakıtı olan
yüksek uçuculuklu petrol ürünü (C8H18)
gazometre :
gre. * khaos (boşluk; maddenin uçucu hali) + metros, metron (ölçü) * gaz
hacmini ölçmek için kullanılan cihaz
gazometri :
gre. * khaos (boşluk; maddenin uçucu hali) + metria (ölçme, ölçüm) (metros,
metron (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * gaz hacmi, basıncı veya
bileşiminin ölçülmesi ve analizi ile ilgilenen bilim dalı veya yöntem
gazoz :
gre., fra * khaos (boşluk; maddenin uçucu hali) (gre.) + osus (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) (lat.); gaz (fra.) + euse (ile ilgili, gibi) (fra.) *
şekerli, meyveli veya sade aromalı karbonatlı içecek
gazup :
ara. * gadab, gazab (öfke, kızgınlık, hiddet) * öfkeli, kızgın, hiddetli
gazve :
ara. * gazva (savaş, sefer, akın etme, yağma, saldırı, gazilik), gazi (akıncı,
istilacı, seferci, savaşçı) * Arap aşiretleri arasındaki çarpışma; din uğruna
yapılan savaş, kutsal savaş
gazyağı :
gre., tür. * khaos (boşluk; maddenin uçucu hali) (gre.) + yağ (ağır hidrokarbon
veya gliserin karışımından oluşan, genellikle kaygan ve yakıt olarak kullanılan
sıvı madde ve akışkan mineral) + ı (iyelik eki) (tür.) * rafinerilerde
benzinden sonra elde edilen ve kerosen olarak da usimlendirilen sıvı yakıt
(C6H14)
gazze :
ibr., ara. * gazz (güçlü, kuvvetli) (ibr.); gazza (güçlü olmak, kuvvetli olmak,
dayanmak, saldırmak, akın etmek) * güç, kuvvet, direniş veya askerî akın;
Filistin'in güneybatısında bulunan, Gazze Şeridi'nin en büyük şehri
Gd :
fin., lat. * gadolinium (Fin kimyager ve mineralog Johan Gadolin’in soyadından)
(fin.) + ium (kimyasal element eki) (lat.) ) * atom numarası 64 olan,
lantanitler serisinde bulunan, manyetik özellikleri güçlü, gümüş beyazı renkli
olan, manyetik rezonans görüntülemede kontrast maddesi olarak, nükleer
reaktörlerde ve özel alaşımlarda kullanılan nadir bir toprak elementi
Ge :
lat. * germanium (Germania (Almanya'nın Latince adı) (germen (cermen) + ia (yer
eki) ) + ium (kimyasal element eki) ) * atom numarası 32 olan, periyodik tablonun
14. grubunda bulunan, yarı metal özellik gösteren, gri-beyaz renkli olan, yarı
iletkenlerde, kızılötesi optik sistemlerde, fiber optik teknolojilerinde ve
elektronik bileşenlerde kullanılan bir element
geb :
mıs. * geb (toprak, yeryüzü) * Antik Mısır mitolojisinde heliopolis
kozmolojisinin bir parçası olan, Şu ve Tefnut'un oğlu, Nut (gökyüzü) ile evli
ve Osiris, İsis, Set ile Neftis'in babası olan, yeşil tenli veya üzerinde
bitkiler büyüyen, kaz ile sembolize edilen ve gökyüzü tanrıçası Nut'un altında
yatan bir adam olarak tasvir edilen yeryüzü ve toprak tanrısı
gebe :
tür. * kab, geb (şişmek, kabarmak, tümseklenmek) + e (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * kabarmış, şişik (ölünce beden şişer) (geb + er + mek, kabarmak (kab +
ar + mak), şişmek, gebe (şişik) olmak, ölmek, geboren (doğmak, kabararak
oluşmak) (alm.) )
gebermek :
tür. * kab, geb (şişmek, kabarmak, tümseklenmek) + er (edilgen fiil eki) + mek
(fiil mastar eki) * şişmek, şişik olmak, kabarmak (ölünce beden şişer) (gebe
(şişik, kabarık) olmak, ölmek, geboren (doğmak, kabararak oluşmak) (alm.) )
gebeş :
tür. * gebe (hamile) + ş (küçültme eki) * kaba veya alaycı tonda “şişman,
tombul, hamileye benzer biçimde karnı çıkan kimse” anlamında kullanılan halk
ağzı kelimesi
gebre :
far. * gabr (Zerdüşt dinine mensup olan, ateşperest) * İslam dışı inançlara
mensup kişi, zerdüşt, ateşperest, kafir, zimmi
gebre :
tür. * gabr (kese, torba; bölme bezi) * atları tımar etmekte kullanılan,
keçeden, kıldan dokunmuş veya çuhadan yapılmış kese
gebre :
gre. * capparis (çalımsı bitki) * Akdeniz iklimine özgü, tomurcukları turşu
yapımında (kapari) kullanılan, tıp ve kozmetikte de yararlanılan dikenli ve
çalımsı bir bitki türü, gebre otu, kapari çiçeği, kebere
gebze :
gre., lat. * dakibyza (küçük kılıç, bıçak veya kısa kılıç) (gre.); libyssa
(Antik Roma coğrafyasında bir yerleşim yeri) * Kocaeli ilinin bir ilçesi
gece :
tür. * geç (geçmek, geride bırakmak), keç (gecikmek, sönmek, hafiflemek) + e
(isim yapım eki) * güneşin batışından doğuşuna kadar geçen, karanlığın
yeryüzünü kapladığı zaman dilimi, gün batımını geçince, gün batımından sonrası,
tün (semantik ilişki) (night (gece), next (sonraki, geçince) (ing.), Nacht
(gece), nächste (sonraki, geçince) (alm.) )
gecekondu :
tür. * gece (gündüzün tersi, karanlık zaman dilimi) + kon (koymak fiilinin
edilgen hali) + du (-dili geçmiş zaman eki) * hızlı ve plansız biçimde,
genellikle gece inşa edilen, resmi izin olmadan yapılmış ev veya yerleşim
birimi
gecesefası :
tür., ara. * gece (gündüzün tersi, karanlık zaman dilimi) + sefa (eğlence, hoş
vakit geçirmek; hoşluk, rahatlık, keyif) + sı (iyelik eki) * gece açan ve
kokusuyla geceleri hoşluk veren Ipomoea, Convolvulaceae familyasına bağlı bir
bitki cinsi
gecikmek :
tür. * geç (ilerlemek, aşmak) + ik (edilgen fiiil eki) + mek (fiil mastar eki)
* zamanında olmamak, planlanan veya beklenen zamandan sonra gerçekleşmek; geç
kalmak, zaman kaybetmek
gecko :
mal. * gekok (yerel kertenkele adı; hayvanın çıkardığı sesten türetilmiş ses
yansımalı kelime) * tropikal ve ılıman bölgelerde yaşayan, geniş yapışkan
parmak yastıkları sayesinde yüzeylere tutunabilen küçük kertenkele
geç :
tür. * geç (ilerlemek, aşmak) * ilerlemiş zaman, zamanını aşma, olması gereken
zamandan daha sonraki zaman dilimi
geçe :
tür. * geç (ilerlemek, aşmak) + e (zarf yapım eki) * ilerleyince, aşınca,
belirli zaman sonrası, geç olunca
geçersiz :
tür. * geç (ilerlemek, aşmak) + er (geniş zaman fiil eki; sıfat eki) + siz
(yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) * hüküm veya değer taşımayan, kabul
edilmeyen, geçerli olmayan
geçgin :
tür. * geç (ilerlemek, aşmak) + gin (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yaşı
ilerlemiş
geçici :
tür. * geç (ilerlemek, aşmak) + ici (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kalıcı
olmayan, kısa süreli, belirli bir zaman dilimi için olan, sürekliliği olmayan
geçim :
tür. * geç (ilerlemek, aşmak) + im (isim yapım eki) * yaşamını sürdürmek için
gerekli olan kazanç, gelir veya kaynak; hayatını idame ettirme
geçinmek :
tür. * geç (ilerlemek, aşmak) + in (dönüşlü fiil eki) + mek (fiil mastar eki) *
yaşamını sürdürmek, ihtiyaçlarını karşılamak, geçimini sağlamak; birisiyle iyi
ilişkiler içinde olmak
geçirgen :
tür. * geç (ilerlemek, aşmak) + ir (edilgen fiil eki) + gen (sıfat eki) * sıvı,
gaz, elektrik veya ışığın içinden geçmesine izin veren, geçirici; geçirgenlik
özelliğine sahip olan (madde veya yüzey)
geçişli :
tür. * geç (ilerlemek, aşmak) + iş (isim yapım eki) + li (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * nesne alan, nesne ile kullanılan (özellikle fiiller için);
doğrudan bir nesneye etkisi olan veya nesne gerektiren fiil türü
geçişsiz :
tür. * geç (ilerlemek, aşmak) + iş (isim yapım eki) + siz (yokluk, eksiklik,
zıtlık, olumsuzluk eki) * nesne almayan, doğrudan nesneye etkisi olmayan
(özellikle fiiller için); nesne gerektirmeyen fiil türü
geçiştirmek :
tür. * geç (ilerlemek, aşmak) + iş (isim yapım eki) + tir (etken fiil eki) +
mek (fiil mastar eki) * bir işi veya sorunu önemsemeyerek, yüzeysel veya geçici
olarak halletmek veya atlatmak, gereği gibi yapmamak; derinlemesine uğraşmadan
işi yürütmek
geçit :
tür. * geç (geç (ilerlemek, aşmak; bir yerden başka bir yere hareket, bir
halden başka bir hale hareket, içine girmek) + it (isim yapım eki) * bir yerden
diğer bir yere geçmeyi sağlayan yol, aralık veya geçiş yeri, geçiş yolu, geçiş
kapısı, geçme yeri
geçkin :
tür. * geç (ilerlemek, aşmak) + kin (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yaşı
ilerlemiş, yaşlanmaya başlamış, olgunlaşmış, yaşlı, deneyimli (kimse), zamanı
geçmiş; geçmiş, aşmış
geçmek :
tür. * geç (ilerlemek, aşmak) + mek (fiil mastar eki) * ilerlemek, aşmak, yol
katetmek
geçmiş :
tür. * geç (ilerlemek, aşmak) + miş (geçmiş zaman eki) * içinde bulunulan andan
(bugünden) önce yaşanmış, meydana gelmiş tüm olayların bütünü, eskide kalmış
olan
geda :
far. * gada (dilenci, yoksul, fakir ve kimsesiz) * dilenci, yoksul, fakir ve
kimsesiz
gedik :
tür. * ged (oymak, çentmek, delmek, açmak, yarmak; yarılmak, delinmek, oyulmak,
açılmak) + ik (isim yapım eki) * oyuk, yarık, açıklık, delik, aralık, geçit;
Osmanlı’da bir mal veya hizmetin üretim ve satış hakkını gösteren imtiyaz
belgesi veya bu hakka sahip iş yeri (gate (geçit, kapı) (ing.) )
gedikli :
tür. * gedik (oyuk, yarık, açıklık, delik, aralık, geçit; ayrılmış yer, kadrolu
görevli yeri) + li (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sürekli görevde olan,
kadrolu; Osmanlı döneminde askeri ve idari görevlerde uzun süre hizmet eden
kişi
gediz :
fri. * kadys (kral, bey, yönetici) * Kütahya'nın bir ilçesi (kadı (hüküm veren,
hakim) (ara.) )
gefitinib :
lat. * gef (kimyasal kök) + tinib (tyrosine kinase (tirozin kinaz) inhibitörü)
(tyrosine (aminoasit) (turos, tyros (peynir) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) )
+ kinesis, kinase (kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak,
kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak) + asis (son ek) )
(gre.) + inhibitor (engelleyici, önleyici, mani olan) (lat.) ) * ileri evre
küçük hücreli olmayan akciğer kanserini tedavi etmek için kanser hücrelerinin
büyümesini durdurmak için kullanılan epidermal büyüme faktörü reseptör (EGFR)
tirozin kinaz inhibitörü (C22H24ClFN4O3)
geğirmek :
tür. * geğir (ses yansımalı kök) + mek (fiil mastar eki) * mide gazının,
diyafram kası ve özefagus kaslarının gevşemesiyle ağız yoluyla ve sesli şekilde
dışarı çıkması; ses yansımalı (onomatope) fiil ile ifade edilen doğal bir
bedensel refleks
geğrek :
tür. * kevre, gevre (yumuşamak, gevşemek, zayıflamak) + k (isim/sıfat yapım
eki) * göğüs kafesinin alt yan bölümlerinde yer alan yumuşak kaburga kemikleri
ve bu kemiklerin arasında/altında kalan boşluklardan her biri
gehan :
far. * gayan, gehan (yaşamak, canlanmak, hayat bulmak, dirilmek; dünya, hareket
eden alem) * dünya, evren, yeryüzü ve üzerinde yaşayan tüm varlıklar;
tasavvufta ve klasik şiirde zamanın ve mekanın bütünlüğü, zaman, an, vakit,
süre
gehlenit :
alm., gre. * gehlen (Alman kimyager Adolf Ferdinand Gehlen’in soyadından)
(alm.) + ites (element, kayaç ve mineral eki) (gre.) * kalsiyum ve alüminyum
açısından zengin, genellikle yüksek sıcaklıkta kireçtaşının metamorfizmasıyla
oluşan, grimsi-yeşil veya kahverengimsi renkte bulunan, melilit grubundan
sorosilikat (Ca2Al(AlSi)O7)
gehvare-nişin :
far. * gehvare (beşik) + nişesten (oturmak), nişin (oturan, yerleşen, oturmuş,
bir yere yerleşmiş) * beşikte oturan, beşikteki çocuk
geiger müller dedektörü :
alm. * geiger (Alman fizikçi Hans Geiger'in soyadından) + müller (Alman fizikçi
Walther Müller'in soyadından) + de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı,
aşağı, -dan eki) + tegere (örtmek, korumak, kaplamak) + or (-cı, yapan, eden
eki) ) (lat.) + ü (iyelik eki) (tür.) * iyonlaştırıcı radyasyonu tespit etmek,
için kullanılan gaz dolu detektör türü
geiger sayacı :
alm. * geiger (Alman fizikçi Hans Geiger'in soyadından) (alm.) + sayaç (nicelik
(miktar) belirleme aracı) + ı (iyelik eki) (tür.) * iyonlaştırıcı radyasyonun
tespiti için geliştirilmiş olan, radyasyon parçacıklarını sayarak radyoaktif
madde varlığını ve dozunu ölçen cihaz
gekkonidae :
mal., lat. * gekok (yerel kertenkele adı; hayvanın çıkardığı sesten türetilmiş
ses yansımalı kelime) (mal.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) *
yüzeylere tutunmayı sağlayan özel parmak yapıları bulunan, çoğunlukla gece
etkin olan gekoları içeren kertenkele familyası.
gekkoninae :
mal., lat. * gekok (yerel kertenkele adı; hayvanın çıkardığı sesten türetilmiş
ses yansımalı kelime) (mal.) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki) (lat.)
* Gekkonidae familyası içinde yer alan, tipik gekoları kapsayan kertenkele
altfamilyası
gekkota :
mal., por. * gekok (yerel kertenkele adı; hayvanın çıkardığı sesten türetilmiş
ses yansımalı kelime) (mal.); geco (kertenkele benzeri sürüngen) + ta (küçültme
eki) (por.) * Antarktika hariç, her kıtada bulunan ve geniş bir dağılıma sahip,
Gekkonidae familyasına bağlı küçük ve çoğunlukla etçil keler (kertenkele) infra
takımı, geko
geko : mal.,
por. * gekok (yerel kertenkele adı; hayvanın çıkardığı sesten türetilmiş ses
yansımalı kelime) (mal.); geco (kertenkele benzeri sürüngen) (por.) *
Antarktika hariç, her kıtada bulunan ve geniş bir dağılıma sahip, Gekkonidae
familyasına bağlı küçük ve çoğunlukla etçil keler (kertenkele) infra takımı,
gekkota
gelberi :
tür. * gel (yaklaşmak, varmak, ulaşmak, erişmek) + beri (yakın) * yakıt olarak
kömür kullanan sanayi vb. ocaklarında ateşi karıştırarak güçlendirmek, ızgara
üzerindeki ateşin veya cürufun yerini değiştirmek, küllenmiş ateşi, cürufu
dışarı çekmek için kullanılan, ucu yassı ve dik açı yapacak biçimde kıvrık,
uzun saplı demir araç; fırınlarda, pişenleri çekmekte kullanılan uzun saplı
kürek
gelecek :
tür. * gel (yaklaşmak, varmak, ulaşmak, erişmek) + e (bağlaç) + cek (gelecek
zaman kipi eki) * zaman bakımından henüz gerçekleşmemiş, ileride olacak olay
veya zaman dilimi
geleğen :
tür. * gel (yaklaşmak, varmak, ulaşmak, erişmek) + e (bağlaç) + ğen (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * birikme, yığılma veya üst üste toplanan şey
gelembe :
tür. * gel (yaklaşmak, varmak, ulaşmak, erişmek) + en (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) + be (yer, mekan eki) * yığılma, toplanma, birikinti
geleme :
tür. * gel (yaklaşmak, varmak, ulaşmak, erişmek) + e (ek) + me (isim yapım eki)
* iki yıl sürülmeyerek, ekilmeyerek boş bırakılmış olan tarla
gelendost :
tür. * gelen (yaklaşan, varan, erişen, ulaşan) + dost (samimi arkadaş) *
Isparta'nın bir ilçesi
gelenek :
tür. * gel (yaklaşmak, varmak, ulaşmak, erişmek) + en (dönüşlü fiil eki) + ek
(isim yapım eki) * kuşaktan kuşağa aktarılan, toplum içinde süreklilik kazanan
davranış, görenek, adet, kültürel miras ve sosyal norm ve anlayışlar bütünü
geleni :
tür. * kelegü, gelengi (kel, gel (yaklaşmak, varmak, ulaşmak, erişmek) + en
(zamir yapım eki) + gi (isim yapım eki) ) * Anadolu yer sincabı (Spermophilus)
olarak da bilinen, yer altında tüneller kazarak koloniler halinde yaşayan,
tarım alanlarına zarar verebilmesiyle tanınan otobur ve kemirgen bir yaban
hayvanı, tarla faresi, büyük fare; sarnıçlara su akıtılan ark
gelgeç :
tür. * gel (yaklaşmak, varmak, ulaşmak, erişmek) + geç (ilerlemek, aşmak) + mek
(fiil mastar eki) * gelip geçici, kalıcı olmayan, süreklilik göstermeyen
gelgit :
tür. * gel (yaklaşmak, varmak, ulaşmak, erişmek) + git (ayrılmak, uzaklaşmak,
hareket etmek) * deniz suyunun, Ay ve Güneş’in çekim kuvvetleri nedeniyle
düzenli olarak yükselip alçalması olayı
gelibolu :
gre. * galli, keltoi (kelt, cesur, savaşçı, erdemli; gizli) + polis (şehir, il,
kent) (Keltlerin şehri; gizli olanın şehri (Tanrı'ya atfen) ) * Çanakkale’nin
bir ilçesi
gelin :
tür. * gel (yaklaşmak, varmak, ulaşmak, erişmek) + in (isim yapım eki) * düğün
bağlamında evlenmek üzere veya yeni evlenmiş kadın
gelin parmağı :
tür. * gelin (düğün bağlamında evlenmek üzere veya yeni evlenmiş kadın) +
parmak (el veya ayağın uç kısımlarındaki eklemli organ) + ı (iyelik eki) * halk
arasında gelin parmağı veya tellice diye adlandırılan ramaria ailesinden
ramaria auera mantarı
gelinboğan :
tür. * gelin (evlenmek üzere olan kadın) + boğ (sıkmak, sıkıştrmak, bastırmak)
+ an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kaba veya alaycı anlamda, evliliği
veya gelinliği zorlayan, sorun çıkaran kadın
gelincik :
tür. * gelin (evlenmek üzere olan kadın) + cik (küçültme eki) * ilkyazda
kırlarda, tarlalarda kendiliğinden yetişen, çok güzel, kırmızı ve iri çiçekler
açan bir ot; sansargillerden, ince uzun yapılı, kısa bacaklı, sivri çeneli,
sırtı kızılımsı esmer, karnı ak renkte, etçil, küçük bir memeli hayvan
gelinfeneri :
tür. * gelin (evlenmek üzere olan kadın) + fener (plastik veya metal bir
gövdenin ucundaki camla kaplı haznenin içindeki ampul vasıtasıyla ışık veren ve
pille çalışan taşınabilir aydınlatma aracı; içindeki alev veya lambayla
çevresini aydınlatan, yol gösteren veya sinyal veren taşınabilir veya sabit
ışık kaynağı) + i (iyelik eki) * gülgillerden, bütün ılıman ülkelerde yetişen,
gövdesi silindir biçiminde, boyu 15 metreyi bulabilen, yapraklanmadan önce ak
çiçekler açan, esmer kırmızı renkli kerestesi kaplamacılıkta, tornacılıkta ve
müzik araçları yapımında kullanılan bir ağaç, kuşkirazı
gelir :
tür. * gel (yaklaşmak, varmak, ulaşmak, erişmek) + ir (geniş zaman fiil eki ve
isim yapım eki) * bir ticari veya sosyal faaliyetten elde edilen finansal
değer, kazanç
gelir tablosu :
tür., gre., lat. * gelir (kazanç) (tür.) + tavli (tabla, tahta levha, yazı
tahtası, masa, düz yüzey) (gre.); tabula (tahta levha, yazı tahtası, liste)
(tab (tahta, levha) + ulus, ula (küçültme eki) ) (lat.) + su (iyelik eki)
(tür.) * bir işletmenin belli bir dönemde elde ettiği gelirler ile giderleri
arasındaki farkı gösteren finansal rapor
gelir vergisi :
tür. * gelir (kazanç) + vergi (devletin kamu hizmetlerini finanse etmek
amacıyla bireylerden veya kurumlardan, karşılıksız ve zorunlu olarak, kanunla
belirlenmiş ölçülere göre aldığı para) + si (iyelik eki) * kişilerin veya
kurumların belirli bir dönemde elde ettikleri kazanç üzerinden devlete ödemekle
yükümlü oldukları vergi türü
gelişigüzel :
tür. * geliş (yaklaşma, varış, ulaşma, erişim) + i (tamlama eki) + güzel (iyi,
hoş) * bir plana, düzene göre yapılmayan, özen gösterilmeden yapılan; rastgele,
baştan savma
gelişmek :
tür. * gel (yaklaşmak, varmak, ulaşmak, erişmek) + iş (edilgen fiil eki) + mek
(fiil mastar eki) * büyümek, ilerlemek, olumlu veya olumsuz yönde değişim
göstermek
gelmek :
tür. * gel (yaklaşmak, varmak, ulaşmak, erişmek, intikal etmek) + mek (fiil
mastar eki) * erişmek, varmak, ulaşmak, intikal etmek (goal (erişilecek nota,
hedef), call (ziyaret, geliş) (ing.) )
gelofusin :
lat. * gelare (donmak, katılaşmak), gelatus (donmuş, katılaşmış) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) + infusio (demleme, içe akış, aşılama) (lat.) *
jelatin bazlı, plazma hacmini genişletici damar içi infüzyon çözeltisi,
gelsemium :
lat., far. * gelsemium (yasamin) * sarılıcı gövdesi ve güçlü alkaloidleriyle
bilinen, Gelsemiaceae familyasından bir bitki cinsi
gem :
tür. * gem (kontrol etmek, dizginlemek) * atların veya diğer binek
hayvanlarının ağzına takılan, sürücünün kontrolünü, yönlendirmesini sağlayan
metal parça
gematria :
gre. * ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) + metria (ölçme, ölçüm) (metron, metros
(ölçü) + eia (isim yapım eki) ) * Yahudi mistik öğretisi olan Kabala'da sıkça
kullanılan, İbranice harflerin sayısal değerlerine dayalı olarak kelimelerden
anlamlar çıkarma sistemi
gemcitabin :
gre. * gem (kimyasal grup belirteci) + citabine (sitidin türevi) (kytos (hücre,
göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + ine (kimyasal bileşik eki) ) * pankreas,
akciğer, meme ve mesane kanseri tedavisinde kullanılan, nükleozid analogları
sınıfına ait bir kemoterapi ilacın etken maddesi (C9H11F2N3O4)
gemerek :
gre. * kimmerioi (karanlık bölgelerde yaşayan; İrani veya İskit kökenli bir
halk) + ek (isim yapım eki); gemrek (göçebe oba, konak yeri) (tür.) * Sivas’ın
bir ilçesi
gemfibrozil :
lat. * gem (kimyasal bileşik eki) + fibra (lif, ipliksi yapı, filaman,
bağırsak) + osus (ile ilgili, gibi, -a ait) + il (kimyasal bileşik eki) *
trigliserid seviyelerini azaltmak için kullanılan, fibrik asit türevi lipid
düşürücü ilacın etken maddesi (C15H22O3)
gemi :
tür. * kemi (su taşıt aracı) * su üzerinde yol alan, yük veya yolcu taşıyan
büyük deniz aracı
geminal :
lat. * geminus (ikiz, çift) + alis (ile ilgili, -a ait) * aynı atoma veya komşu
atomlara bağlı iki özdeş grup veya atomun bulunmasıyla ilişkili olan
geminasyon :
lat. * lat. * geminus (ikiz, çift) + atio (isim yapım eki) * ikili olma,
ikizleşme, çiftleşme
gemini :
ara., lat. * cemea (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek), cem (toplama,
bir araya getirme, birleşme) + eyni (iki) (ara.); geminus (ikiz, çift) (lat.) *
ikili, ikiz, çift; astronomide İkizler takımyıldızı ve burcu
gemlik :
tür. * gemi (su üzerinde yol alan, yük veya yolcu taşıyan büyük deniz aracı) +
lik (ile ilgili olan yer) * gemi yapılan veya demirlenen yer; Bursa'nın bir
ilçesi
gemma :
lat. * gemma (şişmek, büyümek; değerli taş, mücevher; bitki tomurcuğu,
tomurcuk) * bitkilerin kök, gövde veya yapraklarında beliren, koruyucu pullarla
çevrili olabilen ve ileride yeni bir sürgün, yaprak veya çiçek oluşturma
potansiyeline sahip gelişmemiş haldeki doku kümesi, tomurcuk, çıkıntı;
bitkilerde tomurcuk veya üreme birimi; mücevher
gemmasyon :
lat. * gemma (tomurcuk, tohum, filiz; değerli taş) + tio (isim yapım eki) * bir
canlının vücudunda oluşan küçük bir çıkıntının (tomurcuk) büyüyüp gelişerek ana
canlıdan ayrılması veya ona bağlı kalarak koloni oluşturması şeklindeki eşeysiz
üreme biçimi, tomurcuklanma
gemsitabin :
gre. * gem (kimyasal grup belirteci) + citabine (sitidin türevi) (kytos (hücre,
göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + ine (kimyasal bileşik eki) ) * pankreas,
akciğer, meme ve mesane kanseri tedavisinde kullanılan, nükleozid analogları
sınıfına ait bir kemoterapi ilacın etken maddesi (C9H11F2N3O4)
gemtuzumab ozogamisin :
gre. * gem (kimyasal grup eki) + tu (bağlaç) + zu (insanlaştırılmış antikor
eki) + mab (monoclonal antibody (monoklonal antikor) eki) + ozo (oksijen eki) +
ga (ek) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) (gre.) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) ) (lat.) * akut miyeloid lösemiyi tedavi etmek
için kullanılan bir antikor-ilaç konjugatı (C46H52Cl2N8O13)
gen :
gre. * gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek),
genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil,
aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori), genes (doğuran, ortaya
çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) *
organizmaların özelliklerini belirleyen yapısal kodarı içeren DNA kesitleri
gen :
gre. * gonos (köşeli, açılı), gonia (açı, köşe) * köşe, kenar, kıyı (örneğin
"üçgen", "dörtgen")
gen :
tür. * gen, gan, kan, ken (-cı, yapan, eden eki; sıfat yapım eki) * (-cı,
yapan, eden eki; sıfat yapım eki (örneğin “kemirgen”, “üretken”, “atılgan”,
“yalıtkan”)
genç :
gre., moğ., tür. * gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana
getirmek), genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy,
nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori), genes (doğuran, ortaya
çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.); ken,
gen (oluşmak, yayılmak, büyümek, artmak) + ç (sıfat yapım eki) (tür.) * yaşı
ilerlememiş olan; çocukluk çağından çıkmış olan, delikanlı; Bingöl’ün bir
ilçesi (geniş (yaygın, yayılmış) (tür.), genos, gene, gène, Gen (gen, oluşum,
yaratılış, doğuş; ırk, cins, döl, soy) (gre., ing., fra., alm.), genesis
(oluşum, yaratılış, doğuş; köken, kaynak) (gre.); young, jeune, jung (genç)
(ing., fra., alm.) )
gene :
tür. * gen (oluşmak, yayılmak) + e (zarf yapım eki); again (gene, tekrar)
(ing.) * yine, yeniden, tekrar, bir daha
genealoji :
gre. * gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek),
genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil,
aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori), genes (doğuran, ortaya
çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + logia
(bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir kişinin veya ailenin atasal
bağlarını, aile tarihlerini ve nesiller boyu devam eden kökenlerini inceleyen
bilim dalı, soybilim
genel :
gre., tür. * gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana
getirmek), genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy,
nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori), genes (doğuran, ortaya
çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.) + el
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yayılmış, yaygın, genişlemiş (generalis (genel)
(lat.) )
genel kurul :
tür. * genel (herkesi kapsayan, bütünsel, umumi, yayılmış, yaygın, genişlemiş)
+ kurul (bir araya gelmiş resmi topluluk, heyet, komisyon, konsey) (kur
(oluşturmak, bir araya getirmek) + ul (isim yapım eki) ) * bir kurum veya
derneğin en yüksek karar organı olan tüm üyelerin katılımıyla yapılan toplantı
genelev :
tür. * genel (herkesi kapsayan, bütünsel, umumi, yayılmış, yaygın, genişlemiş)
+ ev (yer, konut, hane, barınak, sığınak, yuva) * erkeklerin, para ödemek
suretiyle kadınlar ile cinsel ilişkide bulundukları yer, fuhuş yeri, kerhane
genelge :
tür. * genel (herkesi kapsayan, bütünsel, umumi, yayılmış, yaygın, genişlemiş)
+ ge (isim yapım eki) * kamu kurumları tarafından çok sayıda kişiye hitaben
yayımlanan resmi yazı, herkese yönelik yazı
genelkurmay :
tür., far. * genel (herkesi kapsayan, bütünsel, umumi, yayılmış, yaygın,
genişlemiş) + corps d’état-major (komuta kurul gövdesi) (corps (beden, gövde,
vücut; kurul, topluluk) + de (tamlama bağlacı) + état (durum, hal; devlet) +
majeur (büyük, üst), major (emir subayı, yaver) ) (fra.); corpus + de (tamlama
bağlacı) + status (durum, hal; devlet) + major (büyük, üst) (lat.); kerman
(danışman) (far.) * orduda en üst düzey askeri yönetim organı veya bu organın
üyeleri
general :
gre., lat. * generare (doğurmak, üretmek, yaratmak, oluşturmak) (genos
(yaratılış, türeyiş, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür,
cins, sınıf, kategori) (gre.) + are (fiil mastar eki) + alis (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) (lat.) * orduda, kara ve hava kuvvetlerinde ve jandarmada,
albay rütbesinin üstünde, mareşal rütbesinin altında olan subay rütbesi
generalize :
gre., lat. * generalizatus (generare (doğurmak, üretmek, yaratmak, oluşturmak)
+ alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale
getirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); généralisé (fra.) *
genelleştirilmiş
genesis :
gre. * gennain (doğurmak, üretmek, meydana getirmek, yaratmak, oluşturmak) +
isis (isim yapım eki) * doğum, üretim, meydana gelme, yaratma, yaratılış,
oluşum
genet :
lat. * genetta (genet, misk kedisine benzeyen küçük etçil memeli) * Viverridae
(misk kedisigiller) familyasından, Afrika ve Güney Avrupa’da yaşayan, uzun
gövdeli, benekli kürklü, misk kedisine benzeyen küçük etçil memeli
genetik :
gre. * gennain (doğurmak, üretmek, meydana getirmek, yaratmak, oluşturmak) +
isis (isim yapım eki) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * canlıların
kalıtım özelliklerini, soy yoluyla geçen biyolojik bilgileri inceleyen bilim
dalı; kalıtsal yapı ve mekanizmalarla ilgili
genetik sekans :
gre., lat. * gennain (doğurmak, üretmek, meydana getirmek, yaratmak,
oluşturmak) + isis (isim yapım eki) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(gre.) + sequentia (belirli bir sıraya göre gerçekleşen olay, olay veya nesne
dizilimi, sırası, ardışıklık, sıra, takip, izleme, dizi) (sequi (izlemek, takip
etmek, ardına düşmek) + entia (isim yapım eki) ) (lat.) * bir organizmanın DNA
veya RNA’sındaki nükleotidlerin ( (adenine, thymine, guanine, cytosine (A, T/U,
G, C) ) belirli bir sırayla baz dizilimini ifade eden, kalıtsal bilginin
yapısını ve işlevini tanımlayan biyolojik dizilim
genez :
gre. * genesis (gennain (doğurmak, üretmek, meydana getirmek, yaratmak,
oluşturmak) + isis (isim yapım eki) ); genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan,
üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * doğum, doğuş, üretim,
meydana gelme, yaratma, yaratılış, oluşum; doğuran, ortaya çıkaran, yaratan,
üreten, kaynaklanan
geniglossus :
gre. * geneion (çene ucu) + glotta, glossa, glotta (dil) * dilin gövdesinin
çoğunluğunu oluşturan yelpaze şeklinde dışsal dil kası
genikulat :
lat. * geniculatus (dizilmiş, dizim şeklinde, sıralı) (genuculare (genu (diz;
bükülme noktası, dirsek) + culum (küçültme eki) + are (fiil mastar eki) ) + tus
(geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * bükümlü, dirsekli; anatomide dirsek veya
kıvrım yapan yapıları tanımlayan terim
genikulat nükleus :
lat. * geniculatus (dizilmiş, dizim şeklinde, sıralı) (genuculare (genu (diz;
bükülme noktası, dirsek) + culum (küçültme eki) + are (fiil mastar eki) ) + tus
(geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux,
nucis (sert kabuklu meyve, ceviz) + leus (ile ilgili, -a ait) ) * beynin
talamus bölgesinde, görme ve işitme sinyallerinin işlenmesinde rol alan küçük,
dizili yapıda çekirdekler (nucleus geniculatus lateralis görme, nucleus
geniculatus medialis işitme ile ilişkilidir.)
geniohiyoid :
gre. * geneion (çene ucu) + hyoeides (U şeklinde olan; U harfi biçiminde;
boyunda, dilin altında bulunan ve doğrudan başka kemiklerle eklem yapmayan, dil
ve yutma hareketlerinde destek sağlayan U şeklindeki kemik) (hyo (U) + oeides
(gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) ) * mylohyoid kasının medial
sınırının üstünde bulunan dar bir çift kas
genista :
lat. * genista (süpürge çalısı) * sarı çiçekli, azot bağlayıcı özelliğe sahip,
Fabaceae familyasından bir bitki cinsi
geniş :
tür. * gen (yayılmak, açılmak, genişlemek) + iş (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * ölçü, alan veya hacim bakımından büyük, yaygın, yayılan, yayılmış,
ferah; çok yer kaplayan (genesis (oluşum, yayılım) (gre.) )
geniş açı :
tür. * geniş (ölçü, alan bakımından büyük, yayılmış) + açı (iki doğru
parçasının veya yüzeyin birleştiği noktada oluşan aralık, açıklık) * iki çizgi
veya yüzey arasındaki 90 dereceden büyük açı
geniş zaman :
tür. * geniş (süre olarak kapsamlı, sürekli; ölçü, alan bakımından büyük,
yayılmış) + zaman (süre, vakit, çağ, devir) * Türkçede fiillerin şimdiki,
geçmiş veya gelecekten bağımsız, genel ve sürekli durumları ifade etmek için
kullanılan zaman kipi
genital :
gre., lat. * genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl,
soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) (gre.) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * üreme ve üreme organlarıyla ilgili;
doğum ve neslin devamı ile bağlantılı yapılar veya fonksiyonlar
genitalya :
gre., lat. * genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl,
soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) (gre.) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + eia (durum, yer) (gre.) * üreme
organlarının bulunduğu bölge; genital organlar topluluğu veya üreme sistemi
genitif :
gre., lat. * genesis (gennain (doğurmak, üretmek, meydana getirmek, yaratmak, oluşturmak)
+ isis (isim yapım eki) ); genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten,
meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.) + ivus (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) (lat.) * dilbilgisinde ismin veya zamirin başka bir isme ait
olduğunu, onunla ilişkili olduğunu gösteren hal
genitofemoral :
gre., lat. * genesis (gennain (doğurmak, üretmek, meydana getirmek, yaratmak,
oluşturmak) + isis (isim yapım eki) ); genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan,
üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.) + itas (isim yapım ve
durum eki) + femur (insan ve bazı hayvanlarda kalça ile diz arasındaki uzun
kemik, uyluk kemiği) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * üreme
organları ve uyluk bölgesiyle bağlantılı
genitopelvik :
gre., lat. * genesis (gennain (doğurmak, üretmek, meydana getirmek, yaratmak,
oluşturmak) + isis (isim yapım eki) ); genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan,
üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.) + itas (isim yapım ve
durum eki) + pelvis (leğen; insan vücudunda kalça bölgesinde bulunan, iç
organları destekleyen kemik yapısı, leğen kemiği) + icus (ile ilgili, gibi, -a
ait) (lat.) * üreme organları ve pelvis bölgesiyle bağlantılı
genitoserebral :
gre., lat. * genesis (gennain (doğurmak, üretmek, meydana getirmek, yaratmak,
oluşturmak) + isis (isim yapım eki) ); genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan,
üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.) + itas (isim yapım ve
durum eki) + cerebrum (beyin) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.)
* üreme organları ve serebral bölgeyle bağlantılı
genitoüriner :
gre., lat. * genesis (gennain (doğurmak, üretmek, meydana getirmek, yaratmak,
oluşturmak) + isis (isim yapım eki) ); genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan,
üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.) + itas (isim yapım ve
durum eki) (lat.) + ouron (idrar, sidik, üre, çiş) (gre.); urina + aris (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * üreme organları ve üriner bölge (idrar
yolları) ile bağlantılı
genius :
lat. * gignere (yaratmak, oluşturmak, üretmek, var etmek, meydana getirmek),
genius (doğuştan gelen doğa, koruyucu ruh) * olağanüstü zihinsel yetenek, üstün
zeka, yaratıcılık, orijinal esin kaynağı; Roma mitolojisinde her bireyin, yerin
veya kavramın koruyucu ruhu veya kişisel tanrısı (erkekler için
"genius", kadınlar için "juno")
geniz :
tür. * gen (yayılmak, açılmak; geçmek, akmak) + iz (isim yapım eki) * burun
boşluğunun arka kısmında, yutakla birleşen, hava ve sesin geçtiği, burunla
boğaz arasındaki geçit
genleşmek :
tür. * gen (yayılmak, açılmak) + leş (edilgen fiil eki) + mek (fiil mastar eki)
* bir cismin hacminin artmak; yayılmak, geniş bir alana yayılmak
genom :
gre., lat. * genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl,
soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + om (tamlık,
bütünlük belirten son ek) * bir organizmanın tüm genetik materyalini, yani DNA
veya RNA dizilerinin tamamını ifade eden biyolojik terim
genosit :
gre., lat. * genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl,
soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) (gre.) + caedere,
cidere (kesmek, yarmak, parçalamak, doğramak, vurmak, çarpmak; öldürmek),
cidium (kesme, yarma, doğrama, vurma; öldürme) (lat.) * bir etnik, dini, ırksal
veya ulusal grubun tümünü veya bir kısmını öldürerek yok etmeye yönelik
sistematik eylem, soykırım
genotip :
gre. * genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy,
nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + typos (iz, işaret,
damga, biçim, şekil, kalıp, baskı, model, tip) * bir organizmanın kalıtsal
genetik yapısı; genetik bileşim
genotipik :
gre. * genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy,
nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + typos (iz, işaret,
damga, biçim, şekil, kalıp, baskı, model, tip) + ikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * genotip ile ilgili
gensoru :
gre., tür. * genes (oluşum, yaratılış, doğuş; doğuran, ortaya çıkaran,
oluşturan, yaratan, üreten, kaynaklanan; kaynak, neden) (gre.) + soru (sual)
(tür.) * parlamenter sistemlerde bir hükümetin veya bakanın genel siyasetini ve
uygulamalarını sorgulamak, güvenini test etmek amacıyla milletvekilleri
tarafından verilen resmi denetim önergesi
gentamisin :
lat. * genta (kimyasal kök) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma)
(gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) (lat.) * çeşitli
bakteriyel enfeksiyon türlerini, kemik enfeksiyonları, endokardit, pelvik
inflamatuar hastalık, menenjit, zatürre, idrar yolu enfeksiyonları ve sepsisi
tedavi etmek için kullanılan bir aminoglikozid antibiyotik (C21H43N5O7)
gentiana :
lat. * Gentius (İllirya kralı) * adını antik bir hükümdardan alan, acı
bileşikleriyle tanınan, Gentianaceae familyasından bir bitki cinsi
gentianaceae : ili.,
lat. * Genthios (gre.); Gentius (İllirya kralı) (genh (üretmek, doğurmak)
(ili.) + ius (ile ilgili,-a ait) (lat.) ) + ianus (ile ilgili,-a ait) + aceae
(-giller, bitki familyası eki) * Antarktika hariç dünyada geniş bir yayılıma
sahip, çoğunluğu acı tatlı bileşenler içeren otsu bitkilerden ve çalılardan
oluşan bir çiçekli bitki familyası, gentiyangiller, kızılkantarongiller
gentianales :
lat. * gentiana (Gentius (İllirya kralı Gentius) + ana (ile ilgili, -a ait) +
ales (taksonomik ek) * iki çenekli çiçekli bitkilerin asterid sınıfında yer
alan, ot, çalı, tırmanıcı ve ağaç formundaki 5 ana familyada 20.000'den fazla
türü barındıran büyük bir bitki takımı, Gentiyan takımı
gentianella :
lat. * gentiana (Gentius (İllirya kralı Gentius) + ana (ile ilgili, -a ait) +
ella (küçültme eki) * gentianalara benzeyen daha küçük yapılı türleri kapsayan,
Gentianaceae familyasından bir bitki cinsi
genus :
gre. * gennein (doğurmak, üretmek, yaratmak, oluşturmak), genos (gen,
yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba,
tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) (gre.); genus (soy, tür, cins, doğum, köken)
* biyolojik sınıflandırmada ortak özelliklere sahip bir veya daha fazla türü
kapsayan, türün üstünde ve familyanın altında yer alan taksonomik kategori
genzek :
tür. * geniz (burun boşluğunun arka kısmında, yutakla birleşen, hava ve sesin
geçtiği, burunla boğaz arasındaki geçit) (gen (yayılmak, açılmak; geçmek,
akmak) + iz (isim yapım eki) ) + ek (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
konuşurken sesi genizden çıkan, genizden konuşan
genzel :
tür. * gen (yayılmak, açılmak; geçmek, akmak) + iz (isim yapım eki) + el (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * genizle ilgili, genizsi (ses), geniz sesi
geochelone nigra :
gre., lat. * ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) (gre.); geo (yer, toprak) (lat.) +
khelone (kaplumbağa) (gre.) + nigra (siyah, kara) (lat.) * Galapagos
Adaları'nda yaşayan, dünyanın en büyük kara kaplumbağaları arasında yer alan ve
koyu renkli kabuğuyla tanınan Galapagos dev kaplumbağası
geod :
gre. * ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) + eidos (şekil, biçim, form, kalıp,
görünüş) * iç yüzeyi kristallerle kaplı, boşluklu kaya oluşumu.
geodetik :
gre. * ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) + daiein (ölçmek) + tikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * yerkürenin şekli, boyutları ve yerçekimi alanıyla
ilgili ölçümleri konu alan bilim dalına ilişkin, jeodezik, yerölçümsel
geoemydidae :
gre., lat. * ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) + emys (tatlı su kaplumbağası)
(gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * kaplumbağalar
(Testudines) takımının Testudinoidea üstfamilyasına bağlı, Asya ve çevresinde
yaşayan, yaklaşık 70'ten fazla türü içeren tatlı su ve yarı sucul
kaplumbağaları familyası
geoffroea :
lat. * Geoffroy (Fransız botanikçi Étienne François Geoffroy'un soyadından) + a
(isim yapım eki) * baklagiller (Fabaceae) familyasından, Güney Amerika'ya özgü
olan, en bilinen türü Geoffroea decorticans (chanal, chanar) olan dikenli çalı
veya küçük tropikal ağaç türlerini kapsayan bitki cinsi
geofilöz :
gre. * ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) + phyllon (yaprak) (gre.) + osus (ile
ilgili,-a ait) (lat.) * yaprakları veya bitkisel organları toprakla ilişkili
olan, toprağa yakın veya toprak altında gelişen (bitki)
geoid :
gre. * ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) + eidos (şekil, biçim, form, kalıp,
görünüş) * Dünya'nın, yerçekimi ve dönüş etkileriyle şekillenen, tam bir küre
olmayan, altı ve üstü basık gerçek şekli
geoit :
gre. * ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) + eidos (şekil, biçim, form, kalıp,
görünüş) * Dünya'nın, yerçekimi ve dönüş etkileriyle şekillenen, tam bir küre
olmayan, altı ve üstü basık gerçek şekli
geomatik :
gre. * ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) + matikos (bilgi, ölçüm ve uygulama ike
ilgili) (manthanein (öğrenmek, kavramak), mathema (öğrenme, bilgi, bilim) +
ikos (ile ilgili, -a,ait) ) * yeryüzüne ait konumsal verilerin toplanması,
işlenmesi, analizi ve haritalanmasıyla ilgilenen bilim ve teknoloji alanı.
geometri :
gre. * ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros
(ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * uzunluk, alan ve hacim gibi
şekillerin ölçülmesi ve özelliklerinin incelenmesi bilimi, şekil ölçüm bilimi
geometrik :
gre. * ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros
(ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * geometri ile ilgili
geometrik dizi :
gre., tür. * geometrikos (geometri ile ilgili, geometrik) (ge, geos (yer,
yeryüzü, toprak) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) +
dizi (ardışık veya sıralı şekilde yan yana gelen öğeler bütünü, seri, sıra)
(tür.) * ardışık iki teriminin oranı sabit olan dizi
geometrik ortalama :
gre., tür. * geometrikos (geometri ile ilgili, geometrik) (ge, geos (yer,
yeryüzü, toprak) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) +
ortalama (bir veri kümesindeki değerlerin toplamının değer sayısına
bölünmesiyle veya farklı yöntemlerle elde edilen, kümenin genel düzeyini temsil
eden merkezi eğilim ölçüsü) (tür.) * sonlu n sayıda pozitif sayının çarpımının
n-inci kökü
geomyidae :
gre., lat. * ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) + emys (tatlı su kaplumbağası)
(gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Asya ve çevresinde,
yeraltında tüneller kazarak yaşayan, yanaklarında yiyecek taşımak için büyük
tüy kaplı keseleri bulunan "cep gopher" veya "cep faresi"
adlı kemirgen memelileri içine alan tatlı su ve yarı sucul kaplumbağalar
familyası
george town :
lat., ing. * georgos (çiftçi, toprak işçisi) (ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) +
ergon (iş, çalışma) (gre.) + town (kasaba, şehir, kent) (ing.) * Cayman
Adaları'nın başkenti; Guyana'nın başkenti
geosentrik :
gre. * ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) + kentrikos (merkezcil) (kentron
(merkez, orta nokta, keskin nokta, diken, mahmuz, iğne, iğne ucu, sivri uç,
iğne, dürtme) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Yeri (Dünyayı)
evrenin merkezi kabul eden görüşe ilişkin
geosinklinal :
gre. * ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) + klinein (eğilmek, yana yatmak, eğim
vermek, eğim yapmak, meyletmek, meyil vermek, katmanlamak) (gre.); inclinare
(eğmek, eğilmek, yöneltmek) (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine,
üzerine, üstüne) + clinare (eğmek, eğilmek, meyletmek) ) + alis (ile ilgili;-a
ait) (lat.) * yeryüzünde kıtaların arasında veya kıtaların kenarlarında yer
alan, yüzlerce kilometre uzunluğa erişebilen, uzun süre boyunca çöken ve kalın
tortul tabakalarıyla dolan, daha sonra dağ oluşumu (orojenez) süreçleriyle
kıvrılıp yükselerek dağ kuşağına dönüşen büyük çanaklaşma ve tortullaşma
(birikim) alanları
geotropizm :
gre. * ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) + tropismos (yönelme, dönme, eğilim)
(trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek,
değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil;
yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + ismos (isim yapım,
durum, akım, öğreti, doktrin eki) ) * bitki organlarının yerçekimi etkisine
bağlı olarak büyüme yönlerini belirlemesi olayı; köklerin yerçekimine doğru
(pozitif), gövdelerin ise tersine (negatif) yönelmesi, gravitropizm
geotrupes :
gre. * ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) + trupes (delik, oyuk, gedik, çukur) *
Geotrupidae familyasındaki toprak delici böcek olan bir bok böceği cinsi
gepiron :
lat. * ge (molekül öneki) + pir (pirolo veya piperazin eki) + on (steroid,
hormon veya sentetik bileşik eki) * serotonin 5-HT1A reseptörünün kısmi
agonisti olarak işlev gören ve majör depresif bozukluğun tedavisinde kullanılan
bir ilacın etken maddesi (C19H29N5O2)
ger :
far. * ger (-cı, yapan, eden eki) * isimlerin sonlarına eklenerek isimlere
"yapan, yapıcı" anlamı katan ek (örneğin "kimyager")
geraniaceae :
gre * geranos (turna kuşu) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * Geraniales
takımına ait çiçekli bitkilerden oluşan, sardunya (Pelargonium), turnagagası
(Geranium) ve iğnelik (Erodium) gibi yaygın süs ve otsu bitki cinslerini
barındıran bir bitki familyası
geras :
gre. * geras (yaşlılık) * Yunan mitolojisinde yaşlılık tanrısı
gerber dosyası :
ing., lat. * gerber (Amerikalı mucit, mühendis ve girişimci Joseph Gerber'in
soyadından) (ing.) + dorsier (belirli bir konuya veya amaca göre bir araya
getirilmiş belgeler, evraklar veya dijital verilerin toplandığı birim, dosya)
(dorsum (sırt, arka yüz) + ier (araç eki) ) (lat.) + sı (iyelik eki) (tür.) *
elektronik devre kartı (PCB) tasarım verilerini saklayan ve üretim için kullanılan
standart dosya formatı
gercüş :
sür., erm. * garsus, karsus, kercos, karkos (yerleşim, köy, iskan edilmiş yer)
* Batman’ın bir ilçesi
gerçek :
tür. * ger (dönüşmek, oluşmak, meydana gelmek) + çek (isim yapım eki); kert
(kesmek, ayırmak) + çek (isim yapım eki) (yanlışı kesip ayıran anlamından) *
doğruluk, hakikat, olan, var olan, sahici olan
gerçeküstü :
tür. * ger (dönüşmek, oluşmak, meydana gelmek) + üst (üzeri, yukarı, tepe, bir
şeyin üzerindeki bölüm) + ü (iyelik eki) * duyularla algılanan fiziksel gerçekliğin
sınırlarını aşan, bilinçaltı, düşsel veya mantık dışı öğelerle kurulan ve
özellikle sanat ile edebiyatta akılcı gerçekliğin ötesini ifade eden,
gerçekliğin ötesinde olan, doğaüstü veya düşsel olan
gerçel :
tür. * gerçek (doğruluk, hakikat, olan, var olan, sahici olan) + el (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * gerçekle ilgili olan, gerçek olan
gerçel sayılar :
tür. * gerçel (gerçekle ilgili olan, gerçek olan) + sayı (nicelik, miktar,
rakamla ifade edilen değer) + lar (çoğul eki) * rasyonel ve irrasyonel
sayıların birleşiminden oluşan ve sayı doğrusunda bir noktaya karşılık gelen
tüm sayıları kapsayan küme
gerçi :
far. * garci (her ne kadar, gerçi, olsa da) (gar (eğer) + ci (her ne kadar,
bile) ) * bir düşünceye karşıt bir durumun belirtileceği cümle başında
kullanılan kelime
GERD :
ing. * gastro (mide) + esophageal (özofagus, yemek borusu) + reflux (geri akış)
+ disease (hastalık) * midedeki asidin yemek borusuna geri kaçması sonucu
oluşan kronik sindirim sistemi hastalığı
gerdan :
far. * gard, gerd (döngü, daire, halka, eksen, aks; çadır; dönmek; boyun) + an
(isim yapım eki) * dönen, döngü, eksen; boyun
gerdaniye :
far., ara. * gardan (boynun ön kısmı, ense ile göğüs arası; dönmek, döndürmek,
çevirmek, çevrilmek) (far.) + iye (yer ve durum eki) (ara.) * dönen, dönücü,
çeviren; Türk musikisinde, karar perdesi gerdaniye (tiz rast), güçlü perdesi
çargah olan, rast dizisi temelinde yükseltilmiş bir yapı gösteren, çıkıcı-inici
seyirli; tiz bölgelerde seyri yoğunlaşan, parlak, heybetli ve gösterişli bir
karakter taşıyan, özellikle peşrev ve saz semailerinde tercih edilen bir makam
gerdaniye-aşiran :
far., ara. * gardan (boynun ön kısmı, ense ile göğüs arası; dönmek, döndürmek,
çevirmek, çevrilmek) (far.) + iye (yer ve durum eki) (ara.) + aşiran (aşiretten
türemiş, kabile ile ilgili; onuncu olan, onlu) (aşr, aşere (on), aşir (onuncu;
dost) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Türk musikisinde, geleneksel
usulde rast, hüseyni gibi temel makamlardan farklı olarak kendine özgü melodik
ve ritmik yapısı olan, 5 sesli veya 7 sesli dizilerle icra edilen, gerdaniye
makamının karar perdesinin bir oktav aşağısına, yani aşîran perdesine
taşınmasıyla oluşan; güçlü perdesi çargah, inici çıkışlı seyirli, rast dizisi
temelinde hicaz ve kürdî çeşnileriyle zenginleştirilmiş, ağırbaşlı ve heybetli
karakterde, saz ve şarkılarda derinlik ve güç kazandıran bir makam
gerdaniye-buselik :
far., ara. * gard, gerd (döngü, daire, halka, eksen, aks; çadır; dönmek; boyun)
+ an (isim yapım eki) (far.) + iye (yer ve durum eki) (ara.) + ebu (baba, ata)
+ salaka (yola gitmek, yolculuk etmek), selik, salik (yola giren, yol yürüyen,
yolcu, bir yola girmiş olan; yol, iz) (ara.) * Türk musikisinde, gerdaniye
perdesi üzerinde buselik dizisine dayanan, karar perdesi buselik, güçlü perdesi
çargah olan, kendine özgü melodik ve ritmik yapısı olan, 5 veya 7 sesli
dizilerle icra edilen, inici çıkışlı seyirli, rast ve hicaz çeşnilerinin
birleşimiyle oluşan, neşeli ve gösterişli, saz eserlerinde sıkça tercih edilen
bir makam
gerdaniye-büzürk :
far. * gard, gerd (döngü, daire, halka, eksen, aks; çadır; dönmek; boyun) + an
(isim yapım eki) (far.) + iye (yer ve durum eki) (ara.) + büzürk (büyük, ulu,
yüce) (bü (küçültme, kısaltma eki) + zürg, zerg (büyük, ulu, yüce) ) (far.) *
Türk musikisinde, Gerdaniye makamının, büzürk perdesi (küçük segah) üzerinde
karar kıldığı, güçlü perdesi çargah olan, kendine özgü melodik ve ritmik yapısı
olan, 5 veya 7 sesli dizilerle icra edilen, rast dizisi temelli, hicaz ve kürdî
çeşnileriyle zenginleştirilmiş, iniş çıkışları belirgin, hüzünlü ve derin bir
ifade taşıyan bir makam
gerdaniye-hicaz :
far., ara. * gard, gerd (döngü, daire, halka, eksen, aks; çadır; dönmek; boyun)
+ an (isim yapım eki) (far.) + iye (yer ve durum eki) (ara.) + hacz
(engellemek, mani olmak), hicaz (engel, mani, bariyer) (ara.) * Gerdaniye
makamının, karar perdesinin hicaz perdesinde olduğu varyantı olan, güçlü
perdesi çargah, rast dizisi temelinde hicaz ve kürdi çeşnilerle
zenginleştirilmiş, inici çıkışlı seyirli, hem hüzünlü hem de gösterişli ifade
taşıyan, karakteristik olarak yarım + bir + yarım koma aralıklarıyla
belirginleşen, kendine özgü melodik ve ritmik yapısı olan, 5 veya 7 sesli
dizilerle icra edilen birleşik bir makam
gerdaniye-hüseyni :
far., ara. * gard, gerd (döngü, daire, halka, eksen, aks; çadır; dönmek; boyun)
+ an (isim yapım eki) (far.) + iye (yer ve durum eki) (ara.) + huseyn (hasan
(güzel, yumuşak mizaçlı, iyi, erdemli) + eyn (küçültme eki) ) + i (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) (ara.) * Türk musikisinde, Gerdaniye makamının karar
perdesinin hüseyni perdesinde olduğu varyantı olan, güçlü perdesi çargah, rast
dizisi temelinde hicaz ve kürdî çeşnilerle süslenmiş, inici çıkışlı seyirli,
duygusal ve derin bir ifade taşıyan, hüzünlü ve içli eserlerde tercih edilen,
lirizmi, yumuşak ve duygulu melodik yapısıyla öne çıkan, 5 veya 7 sesli
dizilerle icra edilen, kendine özgü seyir ve karakteristik özellikler taşıyan
bir makam
gerdaniye-ırak :
far., tür.. * gard, gerd (döngü, daire, halka, eksen, aks; çadır; dönmek;
boyun) + an (isim yapım eki) (far.) + iye (yer ve durum eki) (ara.) + ırak
(uzak) (tür.) * Türk musikisinde, Gerdaniye makamının, karar perdesinin Irak
perdesinde (genellikle Irak Kürdi veya Irak Segâh) olduğu varyantı olan, güçlü
perdesi çargah, rast dizisi üzerine hicaz ve kürdi çeşnilerle
zenginleştirilmiş, sakin ve derin bir ifade taşıyan, kendine özgü melodik ve
ritmik yapısı olan, 5 veya 7 sesli dizilerle icra edilen bir makam
gerdaniye-isfahan :
far., ara. * gard, gerd (döngü, daire, halka, eksen, aks; çadır; dönmek; boyun)
+ an (isim yapım eki) (far.) + iye (yer ve durum eki) (ara.) + isfahan (ordu,
askerler, askeri kamp; İsfahan, İran’ın tarihi ve kültürel önemli şehri) (far.)
* Türk musikisinde, gerdaniye makamının karar perdesinin Isfahan (İsfahan)
perdesinde olduğu varyantı olan, güçlü perdesi çargah, rast dizisi temelinde
hicaz ve kürdî çeşnileriyle süslenmiş, inici çıkışlı seyirli, zengin melodi
yapısı ve hüzünlü-derin bir ifade taşıyan, kendine özgü melodik ve ritmik
yapısı olan, 5 veya 7 sesli dizilerle icra edilen bir makam
gerdaniye-kuçek :
far., ara. * gard, gerd (döngü, daire, halka, eksen, aks; çadır; dönmek; boyun)
+ an (isim yapım eki) (far.) + iye (yer ve durum eki) (ara.) + kuçek (küçük,
ufak) (tür.) * Türk musikisinde, Gerdaniye makamının karar perdesinin Küçek
(küçük mühim) perdesinde olduğu varyantı olan, güçlü perdesi çargah, rast
dizisi temelinde hicaz ve kürdî çeşnileriyle zenginleştirilmiş, iniş çıkışları
belirgin, hem hüzünlü hem canlı ifade taşıyan, kendine özgü melodik ve ritmik
yapısı olan, 5 veya 7 sesli dizilerle icra edilen bir makam
gerdaniye-kürdi :
far., ara. * gard, gerd (döngü, daire, halka, eksen, aks; çadır; dönmek; boyun)
+ an (isim yapım eki) (far.) + iye (yer ve durum eki) (ara.) + kurd (Orta
Doğu’da yaşayan, özellikle Türkiye, İran, Irak ve Suriye bölgelerinde yerleşik
olan Kürt halkı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Türk musikisinde,
gerdaniye makamının karar perdesinin kürdi perdesinde olduğu varyantı olup,
güçlü perdesi çargah, rast dizisi temelinde hicaz ve kürdi çeşnilerinin
birleşimiyle oluşan, inici çıkışlı seyirli, duygusal ve hüzünlü bir ifade
taşıyan, kendine özgü melodik ve ritmik yapısı olan, 5 veya 7 sesli dizilerle
icra edilen bir makam
gerdaniye-neva :
far., ara. * gard, gerd (döngü, daire, halka, eksen, aks; çadır; dönmek; boyun)
+ an (isim yapım eki) (far.) + iye (yer ve durum eki) (ara.) + neva (ses,
ahenk, nağme, avaz, melodi, makam) (far.) * Türk musikisinde, karar perdesi
nevâ, güçlü perdesi çargah olan; rast dizisi temelinde inşa edilip hicaz ve
kürdî çeşnilerle zenginleştirilen, inici çıkışlı seyirli, tiz bölgelerde
genişleyen ve özellikle içli, zarif ve derin duygular uyandıran, kendine özgü
melodik ve ritmik yapısı olan, 5 veya 7 sesli dizilerle icra edilen bir makam
gerdaniye-nigar :
far., ara. * gard, gerd (döngü, daire, halka, eksen, aks; çadır; dönmek; boyun)
+ an (isim yapım eki) (far.) + iye (yer ve durum eki) (ara.) + nigar (sevgili,
güzel; nazar, nazar boncuğu) (far.) * Türk musikisinde, karar perdesi nigâr
(segâh ile buselik arasında bir perde), güçlü perdesi çargah olan; rast dizisi
temelinde şekillenip hicaz, kürdî ve buselik çeşnileriyle zenginleştirilen,
inici çıkışlı seyirli, zarif, romantik ve içli bir karakter taşıyan, kendine
özgü melodik ve ritmik yapısı olan, 5 veya 7 sesli dizilerle icra edilen bir
makam
gerdaniye-nikrizi :
far., ara. * gard, gerd (döngü, daire, halka, eksen, aks; çadır; dönmek; boyun)
+ an (isim yapım eki) (far.) + iye (yer ve durum eki) (ara.) + nikriz (bir
makam ismi; doğu müziğinde kullanılan, kendine özgü aralıklarla karakterize
edilen melodik dizi) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.) * Türk
musikisinde, karar perdesi gerdaniye (tiz rast), güçlü perdesi çargah olan;
nikrîz dizisi temelinde kurulmuş, tiz perdelerde yoğunlaşan, çıkıcı-inici seyirli,
nikriz çeşnisine özgü yarım ses aralıklarıyla parlak, neşeli ve zarif bir ifade
taşıyan, özellikle saz eserlerinde tercih edilen, kendine özgü melodik ve
ritmik yapısı olan, 5 veya 7 sesli dizilerle icra edilen bir makam
gerdaniye-rast :
far., ara. * gard, gerd (döngü, daire, halka, eksen, aks; çadır; dönmek; boyun)
+ an (isim yapım eki) (far.) + iye (yer ve durum eki) (ara.) + rast (doğru,
düzgün; temel makam adı) (far.) * Türk musikisinde, karar perdesi gerdaniye
(tiz rast), güçlü perdesi çargah olan; klasik rast dizisi üzerine inşa edilen,
çıkıcı-inici seyirli, tiz bölgelerde genişleyen, makamın ana karakterini
koruyarak parlaklık ve ihtişam kazandıran, özellikle saz eserlerinde ve
gösterişli formlarda kullanılan, kendine özgü melodik ve ritmik yapısı olan, 5
veya 7 sesli dizilerle icra edilen bir makam
gerdaniye-rehavi :
far., ara. * gard, gerd (döngü, daire, halka, eksen, aks; çadır; dönmek; boyun)
+ an (isim yapım eki) (far.) + iye (yer ve durum eki) (ara.) + rehavi (rahat,
geniş, ferah olan) (reha (genişlik, bolluk, gevşeklik) + vi (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) ) (ara.) * Türk musikisinde, karar perdesi rehavi (rast
perdesinin bir sekizlik pesi), güçlü perdesi çargah olan; rast dizisi temelinde
şekillenip hicaz, kürdî ve buselik çeşnileriyle zenginleştirilen, inici çıkışlı
seyirli, ağırbaşlı, derin ve geleneksel bir ifade taşıyan, kendine özgü melodik
ve ritmik yapısı olan, 5 veya 7 sesli dizilerle icra edilen bir makam
gerdaniye-uşşak :
far., ara. * gard, gerd (döngü, daire, halka, eksen, aks; çadır; dönmek; boyun)
+ an (isim yapım eki) (far.) + iye (yer ve durum eki) (ara.) + aşk (sevgi,
sevda), uşşak (aşıklar, sevdalılar, sevilenler, sevdalanılanlar; Arapça kökenli
makam ismi) (ara.) * Tük musikisinde, karar perdesi uşşak (dügâh), güçlü perdesi
çargah olan; uşşak dizisi temelinde, tiz bölgelerde gerdaniye perdesine kadar
çıkan, inici çıkışlı seyirli, buselik ve hüzzam çeşnileriyle zenginleşen,
sıcak, içli ve lirik bir ifade taşıyan, kendine özgü melodik ve ritmik yapısı
olan, 5 veya 7 sesli dizilerle icra edilen bir makam
gerdaniye-zirgüle :
far., ara. * gard, gerd (döngü, daire, halka, eksen, aks; çadır; dönmek; boyun)
+ an (isim yapım eki) (far.) + iye (yer ve durum eki) (ara.) + zirgule (küçük
çıngırak, def, tef; zirve, doruk, tepe, yüksek olan) (zirg (çan, zil; yüksek,
tiz) + ule (küçültme eki) ) (far.) * Türk musikisinde, karar perdesi zirgüle
(segah ile kürdi arasında yer alan perde), güçlü perdesi çargah olan; rast
dizisi temeline dayanan, hicaz, kürdî ve zaman zaman buselik çeşnileriyle
zenginleştirilen, inici çıkışlı seyirli, hem hüzün hem de incelik taşıyan,
kendine özgü melodik ve ritmik yapısı olan, 5 veya 7 sesli dizilerle icra
edilen bir makam
gerdanlık :
far., tür. * gard, gerd (döngü, daire, halka, eksen, aks; çadır; dönmek; boyun)
+ an (isim yapım eki) (far.) + lık (isim yapım eki) * kadınların kullandığı,
boyun çevresine dolanan veya asılan aksesuar ve süs eşyası
gerdek :
far., tür. * gard, gerd (döngü, daire, halka, eksen, aks; çadır; dönmek; boyun)
(far.) + ek (araç, vasıta, yapan, eden eki) (tür.) * evlenen çiftin birlikte
oldukları, evlilik bağının başladığı özel gece, evlilik sonrası ilk gece
gerdel :
far., tür. * gard, gerd (döngü, daire, halka, eksen, aks; çadır; dönmek; boyun)
(far.) + el (araç, vasıta, yapan, eden eki) * zincir, ip veya benzeri
materyallerden yapılan ve boyuna dolanan süs eşyası
gereç :
tür. * gerek (ihtiyaç, hacet, icap, zorunluluk) + ç (isim yapım eki) * bir işi
yapmak için ihtiyaç duyulan araç, malzeme veya alet; işlevsel ve yardımcı
nesne.
gerede :
gre. * kratia (kuvvet, güç, iktidar, yönetim) * Bolu’nun bir ilçesi
gerek :
tür. * ger (çekirdek, kök; zorunlu olmak) + ek (isim yapım eki) * lüzum,
ihtiyaç, hacet, icap, zorunluluk
gerekçe :
tür. * gerek (lüzum, ihtiyaç, hacet, icap, zorunluluk) + ce (isim yapım eki) *
bir işin yapılmasının veya bir durumun ortaya çıkmasının nedeni, sebep veya
dayanak; gerekli görülen açıklama veya temel, sebep
gerekçeli karar :
tür., ara. * gerekçe (sebep, dayanak, temel) + li (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (tür.) + karar (durma, durak, duruş, sabit olma, yerleşme, kalma,
istikrar, kesin görüş, tercih, yargı, hüküm) (ara.) * bir kararın dayanakları
ve sebepleri ayrıntılı şekilde açıklanmış, gerekçeleri belirtilmiş resmi hüküm
veya yargı kararı
gergedan :
far. * gerge (deri, kalın) + dan (isim yapım eki) * Afrika ve Güney Asya’da
yaşayan, ağır ve hantal gövdeli, burun kemiğinin üstünde derisine yapışık bir
veya iki boynuzu bulunan, kalın derili otçul memeli ve toynaklı hayvan
gergef :
far. * kargah (çalışma yeri, tezgah, özellikle dokuma ve nakış tezgahı) (kar,
gar (uzatmak, yaymak, germek) + gah (yer, mekan, konum, mevki, makam, lokasyon)
) * dikdörtgen biçiminde, üzerine nakış işlenecek kumaşın gerildiği, iç içe
geçebilen iki çerçeveden oluşan araç
gerger : erm.
* gerger (höyük, tepe; büyük taş yapı veya heykel) * Adıyaman’ın bir ilçesi
gergi :
tür. * ger (engellemek, yaymak, uzatmak, sıkmak, germek) + gi (isim yapım eki)
* perde; ip, kayış, tel gibi şeyleri gerginleştirmekte kullanılan araç
gergin :
tür. * ger (engellemek, yaymak, uzatmak, sıkmak, germek) + gin (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * gerilmiş olan, uzatılmış olan; buruşuğu, kırışığı
bulunmayan, düzgün olan
geri :
tür. * ger (arkada, gecikme) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ileri
yönün veya gelişmenin karşıtı olan yön ve durum, arka taraf (geriatria
(yaşlılık ilmi) (gre.) )
geriatri :
gre. * geras, geros (yaşlılık) + iatria (doktorluk) (iatros (doktor) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yaşlılık
dönemindeki sağlık sorunları ve bu sorunların tedavileriyle ilgilenen tıp dalı
(geri, gerilemek (tür.) )
gerici :
tür. * geri (arka, arka taraf, gecikme) + ci (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
* toplumda, düşüncede, siyasette veya kültürde ilerlemeye karşı olup geçmişteki
geleneksel veya otoriter yapıları savunan kişi veya anlayış; ilerici karşıtı
gerikafalı :
tür., ara. * geri (arka, arka taraf, gecikme) + kafa (baş, tepe, başın arkası,
ense; önünde olan, karşı taraf; ardından gitmek, izlemek, takip etmek) + lı
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yeniliklere kapalı, çağdaş düşünce
yapısına uzak, geçmişe saplanmış görüşleri savunan, tutucu ve bağnaz zihniyeti
olan kimse
gerilim :
tür. * ger (engellemek, yaymak, uzatmak, sıkmak) + il (edilgen fiil eki) + im
(isim yapım eki) * fiziksel olarak bir cismin veya sistemin gerilme durumu;
ruhsal olarak bir bireyin stresli, tedirgin, baskı altında hissetmesi durumu;
elektrikte, bir iletkenin iki noktası arasındaki potansiyel farkı; bir elektrik
yükünün bu iki nokta arasında hareket etmesini sağlayan, birimi
"volt" olan kuvvet
gerilla :
lat. * guerra (savaş) + illa (küçültme eki) * düzenli orduya karşı küçük,
bağımsız birliklerle yürütülen savaş
gerinmek :
tür. * ger (engellemek, yaymak, uzatmak, sıkmak) + in (dönüşlü fiil eki) + mek
(fiil mastar eki) * vücudu veya bir uzvu kasarak esnetmek, uzatmak; özellikle
uykudan uyanınca veya yorgunluk hâlinde kasılarak rahatlama amacıyla yapılan
bedensel hareket
geriyatri :
gre. * geras, geros (yaşlılık) + iatria (doktorluk) (iatros (doktor) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * yaşlılık dönemindeki sağlık sorunları ve bu
sorunların tedavileriyle ilgilenen tıp dalı (geri, gerilemek (tür.) )
geriz :
tür. * kariz (lağım, çirkef, keriz) * evsel ve endüstriyel atık sular ile kirli
suların akıp gitmesi amacıyla yer altında inşa edilmiş kanalizasyon hattı, pis
su kanalı veya yeraltı tüneli, lağım, çirkef, keriz
gerizekalı :
tür., ara. * geri (arka, arka taraf, gecikme) + zeka (akıl yürütme hızı,
zihinsel parlaklık, uyanıklık) + lı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
zihinsel işlev kapasitesi, normal kabul edilen sınırların anlamlı ölçüde
altında olan ve uyumsal davranışlarda yetersizlikleri olan kimse
germ :
lat. * germ (döl hücresi, üreme hücresi, mikrop), germen (tomurcuk, kök, döl,
soy, üreme başlangıcı; başlangıç noktası, filiz) * canlı bir organizmanın
üremesini sağlayan üreme hücresi (örneğin sperm veya yumurta hücresi)
germanist :
lat. * Germania (Cermen halklarının ülkesi) (ger (yabancı; savaşçı; mızrak) + mann
(adam, insan) + ia (yer, mekan, konum) ) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen,
yandaş eki) * Almanca dili, edebiyatı ve kültürü üzerine uzmanlaşmış kişi;
Almancacı
germanistik :
lat. * Germania (Cermen halklarının ülkesi) (ger (yabancı; savaşçı; mızrak) +
mann (adam, insan) + ia (yer, mekan, konum) ) + ist (-cı, yapan, eden eki) +
icus (ile ilgili, gibi, -a ait) * Cermenlik, Cermencilik, Cermen Dilleri
Bilimi, Alman dili ve edebiyatı
germanofil :
lat., gre. * Germania (Cermen halklarının ülkesi) (ger (yabancı; savaşçı;
mızrak) + mann (adam, insan) + ia (yer, mekan, konum) ) (lat.) + phile, philis
(sevgi, sevme, seven) (gre.) * Alman kültürüne, Alman halkına ve genel olarak
Almanya'ya düşkün veya etnik bir Alman veya Alman vatandaşı olmamasına rağmen Alman
vatanseverliğini sergileyen kişi
germanyum :
lat. * Germania (Cermen halklarının ülkesi) (ger (yabancı; savaşçı; mızrak) +
mann (adam, insan) + ia (yer, mekan, konum) ) + ium (kimyasal element eki) *
periyodik tablonun 4. periyodunun 14. grubunda yer alan, atom numarası 32 olan
element
germek :
tür. * ger (engellemek, yaymak, uzatmak) + mek (fiil mastar eki) * engellemek,
açıp yayarak engelleyici set oluşturmak, örtmek, kaplamak (kol kanat germek,
göğüs germek); kermek
germen :
lat. * germ (tohum, tomurcuk, filiz, döl, çekirdek) + anus (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * ilgili, akraba, ortak dölden olan, aynı ebeveynden olan
germencik :
tür. * değirmen (su, rüzgar veya mekanik güçle dönen bir mekanizmaya sahip olan
ve buğday, kahve, susam gibi tane durumundaki şeyleri öğüten araç) + cik
(küçültme eki) * Aydın’ın bir ilçesi
germinal :
lat. * germen (tohum, tomurcuk, filiz, döl, çekirdek, üreme başlangıcı) + alis
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hücrelerin veya organizmaların gelişiminin
en erken evresine ait, tomurcuksal, tohumsal, filizsel, tomurcukla ilgili,
tohumla ilgili, filizle ilgili, filizlenen veya gelişmekte olan, tohum
yeşermesi; biyolojide üreme hücreleriyle veya gelişimin erken aşamalarıyla
ilgili
germinasyon :
lat. * germen (tohum, tomurcuk, filiz, döl, çekirdek, üreme başlangıcı),
germinare (filizlenmek, döllenmek, tomurcuklanmak, tohumlanmak) + tio (isim
yapım eki) * tohumun su alarak metabolik olarak etkinleşmesi ve yeni bitki
filizinin gelişmeye başlaması süreci olan çimlenme, tohumlanma, tomucuklanma,
filizlenme
germinatif :
lat. * germen (tohum, tomurcuk, filiz, döl, çekirdek, üreme başlangıcı),
germinare (filizlenmek, döllenmek, tomurcuklanmak, tohumlanmak), germinatus
(filizlenmiş, döllenmiş, tomurcuklanmış, tohumlanmış) + ivus (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * tomurcukla ilgili, üreme veya gelişim sürecinde olan; üreme
hücreleriyle ve embriyonun ilk aşamalarıyla ilgili olan
germinom :
lat. * germen (tohum, tomurcuk, filiz, döl, çekirdek, üreme başlangıcı) + oma
(tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * üreme
hücrelerinden (germ hücrelerinden) kaynaklanan, genellikle testis veya
yumurtalıklarda oluşan iyi veya kötü huylu tümör türü
germisid :
lat. * germen (tohum, tomurcuk, filiz, döl, çekirdek, üreme başlangıcı) +
caedere, cidere (kesmek, yarmak, parçalamak, doğramak, vurmak, çarpmak;
öldürmek), cidium (kesme, yarma, doğrama, vurma; öldürme) * mikrop veya zararlı
mikroorganizmaları yok eden, öldüren madde veya ajan; dezenfektan, sterilizan
gibi biyolojik temizlik ve hijyen ürünleri
germiyan :
far. * germa (sıcak) + yan (çoğul eki) * 14. yüzyılda Anadolu’da kurulmuş
önemli bir Türk beyliği ismi
geronticus :
gre. * gerontos (yaşlı insan) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yaşlı
adam, ihtiyar
gerontofili :
gre. * gerontos (yaşlı insan) + philia (sevme durumu, hoşlanma durumu) (philein
(sevmek), philos (seven, sever, sevici) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) )
* yaşlı kişilerle cinsel ilişki kurma tutkusu
gerontofobi :
gre. * gerontos (yaşlı insan) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * yaşlılık korkusu
gerontolog :
gre. * gerontos (yaşlı insan) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) *
yaşlıların sağlık, sosyal ve psikolojik durumlarını inceleyen bilim insanı,
yaşlılıkbilimci
gerontoloji :
gre. * gerontos (yaşlı insan) + logia (bilme, bilim) (logos (kelime, bilgi,
söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * yaşlanma sürecini
ve yaşlılıkla ilgili biyolojik, psikolojik, sosyal konuları araştıran bilim
dalı, yaşlılık bilimi
gerota fasyası :
rom., lat. * gerota (Romen doktor Dimitrie Gerota'nın soyadından) (rom.) +
fascia (bant, şerit, kuşak, sargı, demet, zar, örtü, bağ dokusu) (lat.) + sı
(iyelik eki) (tür.) * böbrekleri ve adrenal bezleri çevreleyen kollajen ince
bağ dokusu, ön renal fasya
gerreidae :
gre., lat. * gerron (kalkan, hasırdan örülmüş savunma aracı) (gre.) + is (isim
yapım eki) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * ışıngeçli kemikli
balıklar grubunun Perciformes takımında yer alan, yandan basık, genellikle
gümüş rengi parlak pullarla kaplı, oval veya narin bir vücut yapısına sahip
olan, genellikle tropikal ve ılıman denizlerin kıyı kesimlerinde, acı sularda
ve bazen tatlı sularda yaşayan gümüş renkli küçük balıkların (halk arasındaki
yaygın İngilizce ve İspanyolca adıyla mojarra balıklarının) biyolojik familyası
gerundium :
lat. * gerere (getirmek, toplamak, biriktirmek, taşımak, yönetmek, yürütmek,
yapmak, yüklemek, yığmak) + und (süreklilik, yapılma anlamı) + ium (yer ve
durum eki) * yapılmakta olan eylem; kurduğu önermeyi arkadan gelen başka bir
önermeye bağlayan, belirteç olarak kullanılan eylem soylu sözcük; örneğin
gelip, gelerek, gelince, gelirken gibi eylem biçimleri, ulaç
gerze :
gre. * karoussa (yük yeri, kargo limanı, ürün taşıma yeri) (karpos (meyve; yük,
cüsse, kargo) + oussa (dişil yer ismi eki) ) * Sinop'un bir ilçesi
gerzek :
tür., ara. * geri (arka, arka taraf, gecikme) + zeka (akıl yürütme hızı,
zihinsel parlaklık, uyanıklık) + lı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
zihinsel işlev kapasitesi, normal kabul edilen sınırların anlamlı ölçüde
altında olan ve uyumsal davranışlarda yetersizlikleri olan kimse
gesneriaceae :
lat. * Gesnera (İsviçreli doğa bilimci Conrad Gesner'in soyadından) + aceae
(-giller, bitki familyası eki) * gesneriyagiller olarak bilinen, çoğunlukla
tropikal bölgelerde yetişen ve gösterişli çiçekleri olan, Afrika menekşesini ve
tropikal ve subtropikal kökenli otsu türleri kapsayan bitki familyası
gesneriana :
lat. * gesner (İsviçreli doğabilimci Conrad Gesner'in soyadından) + iana (ile
ilgili, -e ait) * Tulipa gesneriana, zambakgiller familyasından bir bitki türü
gestagen :
lat., gre. * gestatio (taşıma, gebelik) (gerere (getirmek, toplamak,
biriktirmek, taşımak, yönetmek, yürütmek, yapmak, yüklemek, yığmak), gestatus
(taşımış, yüklenmiş, üstlenmiş, içinde bulundurmuş) + tio (isim yapım eki) )
(lat.) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren,
oluşturan, kaynaklanan) (gre.) * gebeliğin ilk üç ayında düşük tehdidinin
tedavisinde hormon replasman tedavisinde en sık kullanılan steroid hormonu,
progesteron ve benzeri hormonlar, gestejen
gestalt :
alm. * stellen (yerleştirmek, koymak), gestellt (yerleştirilmiş, konmuş) *
şekil, biçim, form, kalıp; bir şeyin parçalarından bağımsız olarak algılanan
bütünsel yapısı; psikolojide bütün, yapı, form, kalıp
gestapo :
alm. * Geheime Staatspolizei (gizli devlet polisi) (geheime (gizli) + Staat
(devlet) + polizei (polis) ) * Nazi Almanyası döneminde faaliyet gösteren,
siyasi muhalifleri izleyen, baskı ve terör uygulayan gizli polis teşkilatı
gestasyon :
lat. * gestatio (taşıma, gebelik) (gerere (getirmek, toplamak, biriktirmek,
taşımak, yönetmek, yürütmek, yapmak, yüklemek, yığmak), gestatus (taşımış,
yüklenmiş, üstlenmiş, içinde bulundurmuş) + tio (isim yapım eki) ) (lat.);
gestation (fra.) * gebelik, hamilelik
gestasyonel :
lat. * gestatio (taşıma, gebelik) (gerere, gestare (taşımak, götürmek,
yüklenmek, üstlenmek, gebeliği sürdürmek; kayıt altına almak), gestatus
(taşımış, yüklenmiş, üstlenmiş, içinde bulundurmuş) + tio (isim yapım eki) ) +
alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); gestationnel (fra.) * gebelikle
ilgili, hamilelikle ilgili
gestoden :
lat. * gestare (taşımak, götürmek, yüklenmek, üstlenmek, gebeliği sürdürmek;
kayıt altına almak) + oden (hormon türevi eki) * Sentetik bir progestin türü;
doğum kontrol haplarında kullanılan bir hormon türevi.
gestrinon :
lat. * gestare (taşımak, götürmek, yüklenmek, üstlenmek, gebeliği sürdürmek;
kayıt altına almak) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) + on (steroid
hormonu eki) * progesteron ve androjen etkileri gösteren, rahim fibroidleri,
ağır adet kanaması ve endometriozis tedavisinde kullanılan sentetik bir steroid
(C21H24O2)
geşt-ü güzar-ı bahar :
far. * geşt (dolaşma, gezme) + ü (bağlaç) + güzar (geçip gitme, geçiş) + ı
(tamlama eki) + bahar (koku; güzel kokulu bir bitki, buphthalmum; çölde
yağmurdan sonra açan bitkilerin genel ismi; kış ile yaz arasındaki geçiş
mevsimi) * klasik edebiyatta, baharın gelişiyle birlikte doğada dolaşma ve
mevsimin geçici güzelliğinin tadını çıkarma anlamı taşıyan, estetik imgelerle
süslenmiş bir terkib-i bend
getiri :
tür. * get (bir şeyi bir yere taşımak, almak, elde etmek, edinmek) + ir (etken
fiil eki) + i (isim yapım eki) * getirilen şey; kazanç, gelir, yatırım sonucu
elde edilen kar veya fayda
getirmek :
tür. * get (bir şeyi bir yere taşımak, almak, elde etmek, edinmek) + ir (etken
fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * yakınlaştırmak, yakınına almak, elde etmek
(get (almak, elde etmek, edinmek, getirmek) (ing.) )
getr :
fra. * guêtre (tozluk) * genellikle bilekten dize kadar uzanan, bacağı çamur,
su, kar veya çalılıklardan korumak amacıyla ayakkabının üstünden bacağın alt
bölümüne değin sarılan, kumaş veya köseleden yapılmış, ayakkabının üzerine
giyilen bir tür tozluk ve koruyucu bir giysi parçası
getto :
lat. * ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) + ettus (küçültme eki) (lat.); etto
(ita.) * Yahudi mahallesi, azınlık mahallesi, azınlık topluluğun yeri, getto
geum :
gre. * geuein (tat vermek) * aromatik kökleri ve parlak çiçekleriyle bilinen,
Rosaceae familyasından bir bitki cinsi
gevaş :
tür. * gevaş (ova, düzlük) * Van’ın bir ilçesi
gevelek :
tür. * keviş, geve (çiğnemek, gevelemek, zayıf hale getirmek) + le (etken fiil
eki) + ek (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sürekli, boş ve tutarsız
konuşan, lafı dolandırmak, gevezelik eden; bir sözü tam olarak ve açıkça
söylemeyen
gevelemek :
tür. * keviş, geve (çiğnemek, gevelemek, zayıf hale getirmek) + le (etken fiil
eki) + mek (fiil mastar eki) * sürekli, boş ve tutarsız konuşmak, lafı
dolandırmak, gevezelik etmek; bir sözü tam olarak ve açıkça söylememek
geven :
tür. * kev, gev (çiğnemek, gevelemek, zayıflatmak, yumuşatmak) + en isim/sıfat
yapım eki) (tür.) (hayvanların bu bitkiyi çiğnemesine veya bitkinin lifli
yapısına atıfla) (tür.) ; gevan (far.) * baklagiller (fabaceae) familyasından
olan, Orta Anadolu ve Doğu Anadolu’da yaygın, kurak ve taşlık arazilerde yastık
veya çalı formunda yetişen, dikenli gövdesinden ebru yapımında ve endüstride
kullanılan kitre zamkı elde edilen ve arıcılıkta yüksek aromalı bal üretimi
için faydalanılan çok yıllık bodur ve otsu çalı bitkisi
gevende :
far. * gevende (geveze, boş boğaz, patavatsız; şarkı söyleyen) * sözünü
sohbetini bilmeyen, her işe karışan, patavatsız; çalgı çalarak, şarkı
söyleyerek insanları eğlendiren çalgıcı, düğün çalgıcısı, mutrip, çengi,
çingene
gever :
far., kür. * gavar (kanal, su yolu, nehir yatağı, su bendi) * su yolu, su
bendi, su kanalı, kemer, kanal, ark; geven otu biten yer
geveşt :
far. * gevah (ferahlık, açıklık) + eşt (isim yapım eki) * Türk musikisinde,
karar perdesi segah, güçlü perdesi neva olan; segah dizisi temelinde, hicaz,
buselik ve kürdi çeşnileriyle zenginleştirilen, inici çıkışlı seyirli, zarif,
içli ve hafif hüzünlü ifade taşıyan bir makam
geveşt-buselik :
far., ara. * gevah (ferahlık, açıklık) + eşt (isim yapım eki) (far.) + ebu
(baba, ata) + salaka (yola gitmek, yolculuk etmek), selik, salik (yola giren,
yol yürüyen, yolcu, bir yola girmiş olan; yol, iz) (ara.) * Türk musikisinde
geveşt dizisi üzerine buselik seyir özelliklerinin eklendiği, karar perdesi
buselik, güçlü perdesi neva olan; buselik dizisi temelinde şekillenip hicaz,
kürdî ve zaman zaman segâh çeşnileriyle zenginleştirilen, inici çıkışlı
seyirli, yumuşak, lirik ve hafif hüzünlü bir ifade taşıyan bir makam
geveşt-büzürk :
far. * gevah (ferahlık, açıklık) + eşt (isim yapım eki) + büzürk (büyük, ulu,
yüce) (bü (küçültme, kısaltma eki) + zürg, zerg (büyük, ulu, yüce) ) * Türk musikisinde
geveşt makamının özellikleri ile büzürk makamının neşeli, canlı yapısının
birleştiği, karar perdesi büzürk (küçük segâh), güçlü perdesi neva olan; büzürk
dizisi temelinde kurulan, hicaz ve kürdi çeşnileriyle zenginleştirilen, inici
çıkışlı seyirli, hüzünlü ve narin bir ifade taşıyan bir birleşik (mürekkep)
makam
geveşt-gerdaniye :
far., ara. * gevah (ferahlık, açıklık) + eşt (isim yapım eki) + gardan (boynun
ön kısmı, ense ile göğüs arası; dönmek, döndürmek, çevirmek, çevrilmek) (far.)
+ iye (yer ve durum eki) (ara.) * Türk musikisinde geveşt makamının yumuşaklığı
ile gerdaniye makamının süslü ve zarif özelliklerinin birleştiği, karar perdesi
gerdâniye, güçlü perdesi neva olan; gerdâniye dizisi temelinde hicaz ve kürdî
çeşnileriyle zenginleştirilmiş, inici çıkışlı seyirli, hüzünlü ve derin bir
ifade taşıyan bir birleşik (mürekkep) makam
geveşt-hicaz :
far., ara. * gevah (ferahlık, açıklık) + eşt (isim yapım eki) (far.) + hacz
(engellemek, mani olmak), hicaz (engek, mani, bariyer) (ara.) * Türk musikisinde,
geveşt makamının ferah havası ile hicaz makamının hüzünlü, duygusal yapısının
birleştiği, karar perdesi hicaz, güçlü perdesi nevâ olan; hicaz dizisi
temelinde kurulan, hicaz ve kürdî çeşnileriyle zenginleştirilmiş, inici çıkışlı
seyirli, hüzünlü ve derin bir duygu ifadesi taşıyan bir birleşik (mürekkep)
makam
geveşt-hüseyni :
far., ara. * gevah (ferahlık, açıklık) + eşt (isim yapım eki) (far.) + huseyn
(hasan (güzel, yumuşak mizaçlı, iyi, erdemli) + eyn (küçültme eki) ) + i (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.) * Türk musikisinde, geveşt makamının
ferahlığı ile hüseyni makamının duygusal, melankolik karakterinin birleştiği,
karar perdesi hüseynî, güçlü perdesi nevâ olan; hüseynî dizisi temelinde hicaz
ve kürdî çeşnileriyle zenginleştirilmiş, inici çıkışlı seyirli, derin, duygusal
ve içli bir ifade taşıyan bir birleşik (mürekkep) makam
geveşt-ırak :
far., tür. * gevah (ferahlık, açıklık) + eşt (isim yapım eki) (far.) + ırak
(uzak) (tür.) * Türk musikisinde, geveşt makamının ferah yapısı ile ırak
makamının ağır ve derin duygusunun birleştiği, karar perdesi Irak (genellikle
Irak Kürdi veya Irak Segâh), güçlü perdesi nevâ olan; Irak dizisi temelinde
hicaz ve kürdî çeşnileriyle zenginleştirilmiş, inici çıkışlı seyirli, sakin,
derin ve içli bir ifade taşıyan bir birleşik (mürekkep) makam
geveşt-isfahan :
far. * gevah (ferahlık, açıklık) + eşt (isim yapım eki) + isfahan (ordu,
askerler, askeri kamp; Isfahan şehri) * Türk musikisinde, geveşt makamının
ferah havası ile isfahan makamının zarif ve duygusal karakterinin birleştiği,
karar perdesi Isfahan (İsfahan), güçlü perdesi nevâ olan; Isfahan dizisi
temelinde hicaz ve kürdî çeşnileriyle zenginleştirilmiş, inici çıkışlı seyirli,
derin, hüzünlü ve duygusal ifade taşıyan bir birleşik (mürekkep) makam
geveşt-kuçek :
far., tür. * gevah (ferahlık, açıklık) + eşt (isim yapım eki) (far.) + kuçek
(küçük, ufak) (tür.) * Türk musikisinde, geveşt makamının daha hafif, küçük
veya ince varyantı olan, karar perdesi Küçek (küçük mühim), güçlü perdesi nevâ
olan; Küçek dizisi temelinde hicaz ve kürdî çeşnileriyle zenginleştirilmiş,
inici çıkıcıları belirgin, narin ve içli bir ifade taşıyan makam
geveşt-neva :
far. * gevah (ferahlık, açıklık) + eşt (isim yapım eki) + neva (ahenk, ses,
güzel sada, nağme, avaz) * Türk musikisinde, geveşt makamının ferahlığı ile
neva makamının dengeli ve sakin yapısının birleştiği, karar perdesi nevâ, güçlü
perdesi nevâ olan; nevâ dizisi temelinde hicaz ve kürdî çeşnileriyle
zenginleştirilmiş, inici çıkışlı seyirli, duygusal ve derin ifade taşıyan bir
birleşik (mürekkep) makam
geveşt-rehavi :
far. * gevah (ferahlık, açıklık) + eşt (isim yapım eki) (far.) + rahava
(yumuşak olmak, gevşemek) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.) * Türk
musikisinde, karar perdesi rehâvî (rast perdesinin pesi), güçlü perdesi neva
olan; rehavi dizisi temelinde hicaz ve kürdî çeşnileriyle zenginleştirilen,
inici çıkışlı seyirli, ağırbaşlı, derin ve sakin bir ifade taşıyan bir makam
geveşt-uşşak :
far., ara. * gevah (ferahlık, açıklık) + eşt (isim yapım eki) (far.) + uşşak
(aşıklar, sevenler, sevilenler, sevdalanılanlar; Arapça kökenli makam ismi)
(ara.) * Türk musikisinde, geveşt makamının ferahlığı ile uşşak makamının
duygusal ve yumuşak karakterinin birleştiği, karar perdesi uşşak (dügah), güçlü
perdesi nevâ olan; uşşak dizisi temelinde hicaz ve kürdî çeşnileriyle
zenginleştirilmiş, inici çıkışlı seyirli, sıcak, lirik ve duygusal bir ifade
taşıyan bir birleşik (mürekkep) makam
geveşt-zirgüle :
far., ara. * gevah (ferahlık, açıklık) + eşt (isim yapım eki) + zirgule (küçük
çıngırak, def, tef; zirve, doruk, tepe, yüksek olan) (zirg (çan, zil; yüksek,
tiz) + ule (küçültme eki) ) (far.) * Türk musikisinde, geveşt makamının
ferahlığı ile zirgüle makamının süslü ve hareketli yapısının birleştiği, karar
perdesi zirgüle (segâh ile kürdî arasında), güçlü perdesi neva olan; rast
dizisi temelinde hicaz ve kürdi çeşnileriyle zenginleştirilen, inici çıkışlı
seyirli, zarif ve hüzünlü bir ifade taşıyan bir birleşik (mürekkep) makam
geveze :
tür. * kev, gev (çiğnemek, gevelemek, zayıflatmak, yumuşatmak; mırıldanmak) +
ze (isim yapım eki) * sürekli, boş ve tutarsız konuşan, lafı dolandırmak,
gevezelik eden; bir sözü tam olarak ve açıkça söylemeyen
gevher :
far., ara. * gavhar, gohar (öz, töz, esas, temel, asıl) (far.); cevhr (ara.) *
değerli taş, mücevher; öz, töz, cevher, esas, temel, asıl, ayırt edici nitelik,
en kıymetli parça veya nitelik; maden ve değerli taşların doğal halde bulunan
ve işlenebilir ham madde olan özü veya özümsenebilir kısmı
geviş :
tür. * kev, gev (çiğnemek, gevelemek, zayıflatmak, yumuşatmak) + iş (isim yapım
eki) * çiğneme, geveleme, zayıf hale getirme (chew, kauen (çiğnemek) (ing.,
alm.) )
gevmek :
tür. * kev, gev (çiğnemek, gevelemek, zayıflatmak, yumuşatmak) + mek (fiil
mastar eki) * ağzında evirip çevirmek, gevelemek; bir şeyi tam çiğnemeden uzun
süre ağızda tutmak
gevrek :
tür. * kevre, gevre (yumuşamak, gevşemek, zayıflamak) + k (isim/sıfat yapım
eki) * kolayca kırılan, çıtır çıtır, gevşek yapıda olan; özellikle yiyeceklerde
çıtır çıtır, sertçe anlamı; İzmir’de “simit”e verilen isim
gevremek :
tür. * kev, gev (çiğnemek, gevelemek, zayıflatmak, yumuşatmak) + re (etken fiil
eki) + mek (fiil mastar eki) * gevrek hale gelmek, çıtır çıtır olmak, kolayca
kırılabilir veya dağılabilir duruma gelmek
gevşek :
tür. * kev, gev (çiğnemek, gevelemek, zayıflatmak, yumuşatmak) + şek (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sıkılığı, sertliği az olan, rahat, esnek;
tutarsız, dağınık
gevşemek :
tür. * kev, gev (çiğnemek, gevelemek, zayıflatmak, yumuşatmak) + şe (edilgen
fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * sertliği veya sıkılığı azalmak, yumuşamak,
rahatlamak
geyik :
moğ., tür. * giyih (aydınlık), gey, gez, giy, giz (gün, aydın) + ik (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * geviş getiren, uzun ve çatal boynuzlu, otobur
memeli
geyikdili :
tür. * geyik (geviş getiren, uzun ve çatal boynuzlu, otobur memeli) + dil
(ağızda bulunan konuşma ve tat alma organı) + i (iyelik eki) * Kuzey
Yarımküre'ye özgü Aspleniaceae familyasında yaprak dökmeyen bir eğrelti otu,
Asplenium scolopendrium
geyrek :
tür. * kevre, gevre (yumuşamak, gevşemek, zayıflamak) + k (isim/sıfat yapım
eki) * göğüs kafesinin alt yan bölümlerinde yer alan yumuşak kaburga kemikleri
ve bu kemiklerin arasında/altında kalan boşluklardan her biri
geyser :
izl. * gjosa, geysa (püskürmek, fışkırmak, akıtmak, coşmak), geysir (fışkıran,
coşan, püsküren, akan) * yer altındaki suyun magma tarafından ısıtılmasıyla
oluşan sıcak su ve buharın basınçla belirli aralıklarla yüzeye fışkırdığı doğal
sıcak su kaynağı
geyşa :
jap. * ge (sanat, zanaat, beceri, gösteri) + sha (kişi, yapan kimse) * Japon
kültüründe geleneksel kadın sanatçı ve eğlendirici; müzik, dans ve sohbetle
misafirleri ağırlayan sanatkar
geyve :
gre. * gaia (yer, yeryüzü, toprak, dünya) * verimli topraklara sahip yer, ova
yerleşimi; Sakarya'nın bir ilçesi
gezegen :
tür. * gez (dolaşmak, seyirtmek, dönmek) + egen (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * kendi ekseni etrafında ve bir yıldız etrafında dönen gök cismi
gezeğen :
tür. * gez (dolaşmak, dönmek) + eğen (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
gezmeyi çok seven, vaktini gezmekle geçiren, çok gezen (kimse).
gezek :
tür. * gez (dolaşmak, seyirtmek, dönmek) + ek (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * sürekli dolaşan, gezen kimse; boş gezip tozan, işsiz kişi; Bursa,
Uşak, Afyon, Isparta ve çevrelerinde yapılan müzikli danslı halk eğlencesi
gezgin :
tür. * gez (dolaşmak, seyirtmek, dönmek) + gin (-cı, yapan, eden eki) * gezen,
dolaşan, seyahat eden, yolculuk eden
gezi :
tür. * gez (dolaşmak, seyirtmek, dönmek) + i (isim yapım eki) * seyahat etme,
yolculuk etme, dolaşma, seyirtme
gezmek :
tür. * gez (dolaşmak, seyirtmek, dönmek) + mek (fiil mastar eki) * yer üzerinde
hareket etmek, seyirtmek, dolaşmak, seyahat etmek, yolculuk etmek
GFR :
ing. * glomerular (glomerül ile ilgili) + filtration (filtrasyon, süzme,
filtreleme) + rate (oran, hız) * böbreklerin kanı filtreleme kapasitesini ölçen
temel renal fonksiyon parametresi
GI :
ing. * gastro (mide) + intestinal (bağırsakla ilgili) * mide ve bağırsak
sistemini kapsayan sindirim sistemi ile ilgili tüm yapılar
gıcık :
tür. * gıc (tıkanma, sırtünme, tahriş hissi veren ses veya durum) + ık (isim
yapım eki) * boğazda tahriş ve öksürük hissi yaratan durum; sinir bozucu,
huysuz kişi
gıcırdamak :
tür. * gıc (tıkanma, sırtünme, tahriş hissi veren ses veya durum) + ır (edilgen
fiil eki) + da (süreklilik fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * iki yüzeyin
birbirine sürtünmesiyle tiz ve rahatsız edici ses çıkarmak
gıda :
ara. * gida (besin, yiyecek) * canlıların yaşaması, gelişmesi ve sağlığını
sürdürebilmesi için gerekli besleyici madde
gıdaklamak :
tür. * gıdak (ses yansımalı onomatopeik kelime) + la (etken fiil eki) + mak
(fiil mastar eki) * tavukların çıkardığı kısa, tiz ve kesik sesleri çıkarmak;
anlamsız veya sinir bozucu şekilde konuşmak (mecazi)
gıdı :
tür. * gıdı (boğaz altı bölgesini tanımlayan yerel Türkçe kökenli kelime) *
dokunulduğunda gülme refleksi uyandıran, çene altındaki yumuşak etli kısım,
gıdık
gıdık :
tür. * gıdı (boğaz altı bölgesini tanımlayan yerel Türkçe kökenli kelime) + k
(isim yapım eki) * dokunulduğunda gülme refleksi uyandıran, çene altındaki
yumuşak etli kısım, gıdı
gıdıklamak :
tür. * gıdık (çene altındaki yumuşak ve hassas bölge) + la (etken fiil eki) +
mak (fiil mastar eki) * vücudun hassas bir yerine hafifçe dokunarak gülme
refleksi uyandırmak; birini duygusal veya zihinsel olarak etkilemek
gıdım :
tür. * gıd (azlık, küçük parça) + ım (isim eki) * çok küçük miktar, çok az,
zerre kadar; azıcık ölçüsünde bir şey
gıgı :
tür. * gı (ses yansımalı ononatopeik kelime) + gı * dokunulduğunda gülme
refleksi uyandıran, çene altındaki yumuşak etli kısım, gıdı, gıdık
gık :
tür. * gık (ses yansımalı onomatopeik kelime) * genellikle şaşkınlık, korku
veya acı ifade eden, ani, kısa ve boğuk çıkan ses
gılcır :
tür. * gılcır (nesnelerin sürtünmesinden veya gerilmesinden çıkan sesi taklit
eden "gacır/gıcır" yansıma (onomatope) kökünden) * ağır yük kaldırma
veya zorlanma sonucu oluşan fıtık rahatsızlığı; birini aşırı sinirlendirip
çileden çıkarma, sinirlendirme, kızdırma, gılcır etmek; topal
gıldır :
kür. * gilor, gilorin (yuvarlanmak, kendi etrafında dönerek hareket etmek;
hızlı ve ani hareket etmek, çabuk koşmak veya kaçmak) * dönen veya çalışan
çarklı nesnelerin çıkardığı tok ve kesintisiz sesi ya da durmaksızın, yuvarlanırcasına
işleme durumunu ifade eden zarf soylu bir kelime
gılgamış :
ara. * gul (ahmak, bön, sersem, cin, dev gibi olan), gull (bağ, bağlanma, tutup
kalma; kelepçe, pranga) + kamis (gömlek, kaplayan, örten) * Sümer şehir devleti
Uruk'un kralı, antik Mezopotamya mitolojisinin bir kahramanı ve MÖ 2000 yılında
Akadca yazılmış olan epik şiir Gılgamış Destanı'nın protagonisti (gull (yutmak,
yiyip yutmak), Gulliver (yutan, yiyen, kaplayan; İrlandalı yazar Jonathan
Swift'in "Gulliver'in gezileri" isimli romanında, cüceler ülkesinde
dev gibi kalan adamın ismi) (kel.), Gulyabani (cin tayfasından bir cinin ismi)
(ara.) )
gıllıgış :
tür. * gıll (kin, garez, düşmanlık) + u (bağlaç) + gişş (hile, hainlik) * gizli
ve kötü amaç, gizli kin
gıllim :
ara. * galam, gılm (şehvetin kabarması, cinsel arzunun şiddetlenmesi, kızışma),
gulam (genç, delikanlı, oğlan, ergenliğe girmiş genç erkek çocuk; genç
hizmetçi, köle) * cinsel birleşmeyi (cima) aşırı ve şiddetli bir şekilde
arzulayan, şehveti yüksek kişi; cinsel açıdan deneyimsiz olduğu halde yoğun
cinsel istek gösteren, davranışlarıyla bu arzuyu dışa vuran kişi (argo,
küçültücü)
gıllügiş :
tür. * gıll (kin, garez, düşmanlık) + u (bağlaç) + gişş (hile, hainlik) * gizli
ve kötü amaç, gizli kin
gılman :
ara. * gulam (genç, delikanlı, oğlan, ergenliğe girmiş genç erkek çocuk; genç
hizmetçi, köle) * gençler, delikanlılar, oğlanlar, ergen erkekler
gına :
ara. * ganiya (yeterli olmak, ihtiyaç duymamak, çok olmak, bol olmak), gani
(çok, bol, fazla, yeterli) * tam olma, gani olma, yeterince çok olma, fazla
olma (gani, genau (tam) (alm.) )
gındırık :
tür. * gındırmak (döndürmek, çevirmek, eğmek, bir şeyi tam yerine oturtmamak,
meyilli bırakmak) * tam kapanmamış, aralık kalmış, hafifçe açık bırakılmış,
aralık (kapı, pencere vb. şeyler için); iğne gibi tepesi olan çorak yerlerde
yetişen yapraksız bir ot
gıpta :
ara. * gabt, gabata (başkasındaki nimeti içten beğenmek, ona sahip olmayı
istemek, kıskanmak, hased etmek), gibtat (kıskanma, hased etme, kıskançlık) *
imrenme, imrenti, kıskanma, hased
gırgır :
tür. * gırgır (ses yansımalı kelime) * şaka, espri veya eğlenceli, neşeli
sohbet; balık avlamak için kullanılan bir ağ türü; usanç veren kaba ve sürekli
ses; ticari bir marka adından mekanik düzenekli süpürge
gırla :
tür. * gır (ses yansımalı kelime) + la (ile, birlikte) * büyük miktarda, çokça,
bolca; aşırı veya kontrolsüz bir şekilde fazla olmak
gırnata :
tür. * granada (İspanya'da bir şehir) * İspanya kökenli, sert ve dayanıklı
ağaçlardan genellikle de abanoz ağacından yapılan üflemeli bir çalgı türü,
klarnet
gırtlak :
tür. * gırt (boğaz, ses üretim merkezi) + lak (isim yapım eki) * boğazın ön
kısmında, ses tellerini ve solunum yollarını içeren, sesin oluştuğu ve nefesin
geçtiği bölge
gıslin :
ara. * gasl (yıkama), gasala (yıkamak) + in (isim yapım eki) * yara
yıkandığında içinden çıkan irinli ve kanlı su; cehennem ehlinin etleri ve
kanlarının yıkandığı nesne
gıyab :
ara. * gayaba (görünmemek, göz önünde olmamak, mevcut olmamak, kaybolmak,
bilinmez olmak), gayb (yok olan, mevcut olmayan, görünmeyen, bilinmeyen) *
yokluk, boşluk, gizli olma, görünmeme, bilinmeme, görünmezlik, bilinmezlik)
gıyaben :
ara. * gayb (yok olan, mevcut olmayan, görünmeyen, bilinmeyen), gıyab (yokluk,
görünmezlik, bilinmezlik, mevcut olmama) + en (zarf/belirteç eki) * yokluğunda
olarak, mevcut olmadığı durumda
gıyabında :
ara. * gayb (yok olan, mevcut olmayan, görünmeyen, bilinmeyen), gıyab (yokluk,
görünmezlik, bilinmezlik, mevcut olmama) (ara.) + ı (iyelik eki) + nda (durum
eki) * yokluğunda olarak, mevcut olmadığı durumda
gıyabi :
ara. * gayb (yok olan, mevcut olmayan, görünmeyen, bilinmeyen), gıyab (yokluk,
görünmezlik, bilinmezlik, mevcut olmama) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
* yokluğunda olarak, mevcut olmadığı durumda
gıyasettin :
ara. * gata (yardıma yetişmek, yardım etmek, imdat etmek), gıyas (yardım,
destek; yardımcı) + el (ön ek, artikel) + deyn, din (borç, yükümlülük, itaat,
haysiyet) * din yardımı, dinin desteği, dinin yardımcısı; erkek ismi
gıybet :
ara. * igtaba, gataba (gıybet yapmak, arkadan çekiştirmek, arkadan konuşmak,
birinin arkasından söz söylemek, dedikodu yapmak), gayb (yokluk, görünmezlik,
bilinmezlik, mevcut olmama), gıyab (yokluk, görünmezlik, bilinmezlik) + et
(durum eki) * bir kimsenin yokluğunda, onun hoşuna gitmeyecek sözler söyleme,
dedikodu yapma
gıygıy :
tür. * gıy + gıy (ses yansımalı kelime) * genellikle kuş cıvıltısı veya benzeri
tiz sesleri temsil eden ince, keskin ve sürekli bir ses çıkarma durumu (Geige
(keman) (alm.) )
giardia enteriti :
lat., gre. * giardia (Fransız mikrobiyolog Alfred Giard’ın soyadından) (lat.) +
enteron (bağırsak) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun,
hastalık eki) (gre.) * Giardia lamblia adlı protozoonun neden olduğu, ishal,
karın ağrısı, gaz ve kilo kaybı ile karakterize olan ince bağırsak iltihabı
giardia lamblia :
lat. * giardia (Fransız mikrobiyolog Alfred Giard’ın soyadından) + lamblia
(Bohemyalı doktor Vilém Dusan Lambl’ın soyadından) * ince bağırsakta yaşayan,
giardiasis hastalığına yol açan, Hexamitidae familyasına ait mikroskobik
protozoon parazit
giardiyazis :
lat., gre. * giardia (Fransız mikrobiyolog Alfred Giard’ın soyadından) (lat.) +
iasis (iltihap, enfeksiyon, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * Giardia
lamblia’nın neden olduğu, sulu ishal, karın krampları, gaz ve kilo kaybı ile
karakterize olan paraziter bağırsak enfeksiyonu
gibbons-hawking etkisi :
ing. * gibbons (İngiliz fizikçi Gary Gibbons'ılun soyadından) + hawking
(İngiliz teorik fizikçi Stephen Hawking'in soyadından) (ing.) + etki (bir
olgunun veya olayın oluşturduğu sonuç, tesir) + si (iyelik eki) (tür.) * de
Sitter uzay-zamanında bulunan kozmolojik ufukların, kara delik olay ufuklarına
benzer şekilde sıcaklık ve entropiye sahip olduğunu açıklayan, kuantum
kütleçekimi ve kozmolojiyle ilişkili fiziksel etki
gibbons-hawking-york sınır
terimi : ing. * gibbons (İngiliz fizikçi Gary Gibbons'ılun
soyadından) + hawking (İngiliz teorik fizikçi Stephen Hawking'in soyadından) +
york (Amerikalı fizikçi James York'un soyadındam) (ing.) + terim (belirli bir
bilim, sanat, meslek veya uzmanlık alanına özgü kavramı karşılayan özel söz
veya deyim) (tür.) * genel görelilikte Einstein-Hilbert eylemine eklenen,
değişim ilkesinin iyi tanımlı olmasını sağlayan ve sınırdaki geometrik
katkıları düzenleyen matematiksel terim
gibbs faz kuralı :
ing., tür. * gibbs (Amerikalı fizikokimyacı Josiah Willard Gibbs’in soyadından)
(ing.) + phasis (görünme, ortaya çıkma, tezahür etme) (gre.) + kural (yasa,
kanun, ilke, prensip) + ı (iyelik eki) (tür.) * çok bileşenli sistemlerde faz sayısı,
bileşen sayısı ve serbestlik derecesi arasındaki ilişkiyi tanımlayan
termodinamik kural
gibbs serbest enerjisi :
ing., far, gre., tür. * Gibbs (Amerikalı fizikçi Josiah Willard Gibbs'in
soyadından) + serbest (özgür, hür) (far.) + energeia (etkinlik, iş yapma,
çalışma, fiiliyat, faaliyet) (gre.) + si (iyelik eki) (tür.) * kimyasal bir
reaksiyonun enerji potansiyelinin işe dönüştürülebilmesiyle ilgilili olan ve
entalpiden, entropi ve mutlak sıcaklığın çarpımının çıkarılmasıyla elde edilen
termodinamik bir değişken; sabit sıcaklık ve basınçta bir kimyasal tepkimenin
gerçekleşebilirliğini belirleyen enerji fonksiyonu (Δ G = Δ H − T Δ S)
gibbs-helmholtz denklemi :
ing., alm. * Gibbs (Amerikalı fizikçi Josiah Willard Gibbs'in soyadından)
(ing.) + Helmholtz (Alman fizikçi Hermann von Helmholtz'un soyadından) (alm.) +
denklem (eşitlik, denklik) + i (iyelik eki) (tür.) * termodinamikte serbest
enerji, entalpi ve sıcaklık arasındaki ilişkiyi ifade eden, bir sistemin
serbest enerjisindeki değişimlerin sıcaklığa bağlı olarak nasıl değiştiğini
hesaplayan temel bir termodinamik eşitlik
gibbus deformitesi :
lat., tür. * gibbus (kamburluk, tümsek, çıkıntı) + de (yokluk, zıtlık,
olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + formis (şekilli, biçimli) (forma
(şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) + itas (isim yapım ve durum
eki) (lat.) + si (iyelik eki) (tür.) * çoğunlukla küçük çocuklarda spinal
tüberkülozun ve omur gövdelerinin çökmesinin bir sonucu olarak, üst lomber ve
alt torasik omurlardaki bir veya daha fazla bitişik omurun sıkışmasıyla oluşan
bir yapısal kifoz şekli
gibi :
tür. * kibi, kibik (benzer, eşit, denk) * benzer şekilde, aynı tarzda, örneğin
gibozite :
lat. * gibbus (kamburluk, tümsek, çıkıntı) + itas (isim yapım ve durum eki) *
çıkıntı, kabartı veya kamburluk durumu, yüzeydeki tümsek veya belirgin
yükselti; skolyoz hastalarında skolyozun yönüne bağlı olarak öne eğildiğinde
sırtta oluşan tek taraflı kabarıklık
gibus :
fra. * gibus (Fransız şapkacısı Antoine Gibus’un soyadından) * silindirik biçimde,
bastırıldığında katlanabilen ve tekrar açılabilen gece şapkası; özellikle opera
veya resmi etkinliklerde kullanılan katlanır silindir şapka
gicişmek :
tür. * gic (ses yansımalı onomatopeik kelime) + iş (edilgen fiil eki) + mek
(fiil mastar eki) * kaşıntı duyumsamak, kaşınmak
gider :
tür. * git (ayrılmak, uzaklaşmak, hareket etmek) + er (geniş zaman ve isim
yapım eki) * belli bir iş için harcanan paranın tümü, masraf, harcama
giderayak :
tür. * git (ayrılmak, uzaklaşmak, hareket etmek) + er (geniş zaman ve isim
yapım eki) + ayak (bacağın bilekten aşağıda bulunan ve yere basmaya yarayan
bölümü) * gitmek üzere iken, gitme anında
giderek :
tür. * git (ayrılmak, uzaklaşmak, hareket etmek) + er (geniş zaman ve isim
yapım eki) + ek (zarf/belirteç eki) * gitme ile birlikte; aşamalı olarak, zaman
ilerledikçe
gidermek :
tür. * git (ayrılmak, uzaklaşmak, hareket etmek) + er (geniş zaman ve isim
yapım eki) + mek (fiil mastar eki) * ortadan kaldırmak, savmak, uzaklaştırmak
gidi :
tür. * git (ayrılmak, uzaklaşmak, hareket etmek) + i (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * şaka yollu azarlama sözü (seni gidi!); bir şeye, genellikle eskiye,
geçmişe özlem ve isteği dile getirme nidası (hey gidi günler!)
gidici :
tür. * git (ayrılmak, uzaklaşmak, hareket etmek) + ici (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * kısa bir süre kalıp sonra gidecek olan, kalıcı olmayan, gitmek
üzere olan, gitme durumunda bulunan; yakın zamanda ölecek olan, ölmek üzere
olan
gidişat :
tür. * git (ayrılmak, uzaklaşmak, hareket etmek) + iş (isim yapım eki) + at
(durum eki) * işlerin, olayların gelişme biçimi, durumu, yönü; durum, seyir
gidon :
fra. * guider (yönlendirmek, rehberlik etmek) + on (isim yapım eki) * bisiklet,
motosiklet veya benzeri taşıtlarda yön vermeye yarayan tutma kolu; direksiyon kolu
giemsa :
alm. * giemsa (Alman kimyager ve bakteriyolog Gustav Giemsa'nın soyadından) *
sıtma ve parazit tanısında mikroskobik inceleme kapsamında kan hücreleri ve
parazitleri boyamak için kullanılan özel bir laboratuvar boyası
gif :
ing. * graphics (grafik) + interchange (değiş tokuş) + format (biçim, şekil) *
düşük renk derinliğine sahip, sıkıştırılmış ve animasyon destekleyen bitmap
görüntü dosyası formatı
gigabayt :
gre., ing. * gigas (dev, çok büyük) (gre.) + bite (ısırmak; ısırık; byte)
(ing.) * bilgisayarlarda ve dijital ortamlarda veri depolama ile aktarım
boyutunu ifade eden, milyar bayt (tam olarak 1.073.741.824 bayt veya ikilik
tabanda 2^30 bayt) büyüklüğündeki bir dijital bilgi ölçü birimi
gigantik :
gre. * gigas (dev) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * son derece
büyük, dev gibi, devasa boyutlarda; olağanüstü büyüklükte olan
gigantizm :
gre. * gigas (dev) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ismos (isim
yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * büyüme hormonunun çocukluk döneminde
aşırı salgılanmasıyla oluşan, olağandışı vücut büyüklüğüyle belirgin tıbbi
durum, devlik hastalığı
gigantomaşi :
gre. * gigas (dev) + mache (savaş) * Yunan mitolojisinde tanrılar ile devler
arasındaki efsanevi savaş
gil :
ara. * gil (çamur, balçık, kil) * özellikle seramik ve çömlekçilikte
kullanılan, suyla karıştığında plastiklik kazanarak kolayca şekillendirilebilen
ve pişirildiğinde sertleşen, ince taneli, sulu alüminyum silikat bileşimli
yapışkan toprak türü
gil :
tür. * gil, gila (ev, çadır, mesken, konut, ikametgah) * aile, familya, sülale,
soy, döl (örneğin bir gül bitkisi familyasını ifade eden “gülgiller” kelimesi
gibi)
gilaburu :
tür. * gil (olgunlaşmamış, yaban meyvesi) + aburu (meyve, top salkım; tane) *
Adoxaceae familyasından, kırmızı salkım meyveli, idrar söktürücü etkisiyle
bilinen, Kuzey ve Orta Anadolu’da orman kenarlarında, Türkiye'de ise genellikle
Kayseri yöresinde yetişen boyu dört metreye ulaşabilen bir çalı ağaç
gilbert sendromu :
fra., gre. * gilbert (Fransız doktor Augustin Gilbert’in soyadından) +
syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik
eki) (tür.) * bilirubin metabolizmasında hafif bozukluk ile karakterize benign
karaciğer hastalığı
gilteritinib :
lat. * gil (ön ek) + teri (kimyasal yapı veya inhibitör sınıfına eki) + tinib
(tyrosine kinase (tirozin kinaz) inhibitörü) (tyrosine (aminoasit) (turos,
tyros (peynir) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + kinesis, kinase (kinein
(hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek,
devinmek, kıpırdamak, kımıldamak) + asis (son ek) ) (gre.) + inhibitor
(engelleyici, önleyici, mani olan) (lat.) ) * mutant FLT3 proteinine bağlanarak
ve aktivitesini bloke ederek lösemi hücrelerini öldüren Tirozin kinaz
inhibitörü (C29H44N8O3)
gimmick :
ing. * gimcrack (ucuz, gösterişli ama değersiz eşya) (gim (küçük, pratik alet)
+ crack (çatlak, kırık, yarık) * hile; hileli, aldatıcı düzenek, dikkat çekmek
için kullanılan numara, oyuncak veya pazarlama taktiği; geçici ve etkileyici
küçük yenilik veya süsleme
gimnosperm :
gre. * gymnos (çıplak, açık) + sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni, sperm)
* tohumları açıkta, yani meyveyle örtüsüz olarak gelişen bitki grubu
gine :
tür. * gen (oluşmak, yayılmak) + e (zarf yapım eki) * yeniden, tekrar, bir
daha, yine (again (gene, tekrar) (ing.) )
gine-bissau :
por * guinea (değeri yaklaşık 21 şilin olan eski İngiliz altın sikkesi) +
Bissau (Gine-Bissau’nun başkenti ve en büyük şehri) * Afrika kıtasının batı
bölümünde bulunan, Senegal ve Gine ile komşu olan, batısında Atlas Okyanusu yer
alan ülke
gingiva :
lat. * gums, gingiva (diş eti) * dişlerin etrafını saran yumuşak doku, diş eti
gingival :
lat. * gums, gingiva (diş eti) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * diş
etiyle ilgili
gingivitis :
lat., gre. * gingiva (diş eti), gingivae (diş etleri) (lat.) + itis
(enflamasyon, iltihap, enfeksiyon eki) (gre.) * dişi çevreleyen diş dokusunun,
diş etiyle birlikte iltihaplanması
gingivobukkal :
lat. * gingiva (diş eti), gingivae (diş etleri) + bucca (yanak) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * diş eti ile yanağın birleşim bölgesi ile ilgili
gingivostomatit :
lat. * gingiva (diş eti), gingivae (diş etleri) (lat.) + stoma (ağız, açıklık,
açılış) + itis (enflamasyon, iltihap, enfeksiyon eki) (gre.) * yüksek ateş ve
ağrılı oral lezyonlarla karakterize viral bir enfeksiyon
ginglymostomatidae :
gre. * ginglymos (menteşe, eklem) + stoma (ağız, açıklık, giriş) + -idae
(-giller, hayvan familyası eki) * genellikle sıcak ve subtropikal suların
tabanında yaşayan, menteşeli ağız yapısına sahip olan, baş kısımlarında av
bulmaya yarayan bıyıkları bulunan halı köpekbalığı benzeri balıkları içeren bir
köpekbalığı familyası, hemşire köpekbalığıgiller
gini katsayısı :
ita. * gini (İtalyan istatistikçi Corrado Gini'nin soyadından) (ita.) + katsayı
(cebirsel ifadelerde bir değişkenin önünde yer alan sabit çarpan sayı) + sı
(iyelik eki) (tür.) * bir ulus veya bir sosyal grup içindeki gelir
eşitsizliğini, servet eşitsizliğini temsil etmeyi amaçlayan bir istatistiksel
dağılım ölçüsü
ginkgo :
çin. * yinxing (gümüş kayısı) * yaşayan fosil olarak bilinen, yelpaze biçimli
yapraklara sahip, Ginkgoaceae familyasından bir bitki cinsi
ginkgo folyum :
gre., çin. * ginkgo (gümüş kayısı ağacı) (çin.) + phyllon (yaprak) (gre.);
folium (yaprak) (lat.) * bilişsel işlevi destekleyici ve dolaşım düzenleyici
olarak kullanılan Ginkgo biloba bitkisinin yaprağı
ginkgoaceae :
çin, jap., lat. * yingxing (gümüş kayısı) (çin.); ginkyo (jap.) + aceae
(-giller, botanik familya eki) (lat.) * tek temsilcisi, "yaşayan
fosil" olarak bilinen Ginkgo biloba (Mabet ağacı) türü olan, Mezozoik
Çağ'da ortaya çıkmış çok eski bir açık tohumlu bitki ailesi
ginobazik :
gre. * gyne (dişi organ, dişi, kadın) + bainein (gitmek, yürümek, ilerlemek,
adım atmak; inmek), basis (adım, basamak, temel, esas, baz, kaide, gidiş,
yürüyüş, ilerleyiş, adım atış; iniş, alt, aşağı, düşük) + ikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * dişi organ veya dişi eşey yapılarıyla ilişkili olarak
bazik özellik gösteren veya baz bileşen taşıyan; botanikte dişi organı tepecik
borusunun (stilus) ovaryumun (yumurtalığın) tepesinden değil, tabanından çıkan
ginseng :
çin., gre. * renshen (insan şeklindeki kök) (ren (insan) + shen (kök, şifalı
bitki) ) * kökleri insan vücudunu andıran ve tıbbi amaçlarla kullanılan, enerji
artırıcı, bağışıklık güçlendirici ve adaptogen özelliklere sahip Panax
cinsinden geleneksel tıbbi kök bitkisi
giocoso :
lat., ita. * jocosus (neşeli, sevinçli, şen) (iocus, jocus (şaka, nükte, espri,
eğlence) + osus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.); gicoso (ita.) *
müzik ve anlatımda neşeli, şakacı, oyunbaz bir karakterle icra edilmesi
gerektiğini belirten ifade
gipür :
fra. * guipure (guiper (iplik kaplamak) + ure (isim yapım eki) ) * iplikten
veya ipekten geniş ilmeklerle dokunmuş dantel, oya işi; bir tür kumaş
gir :
far. * giriften (tutmak, kavramak, yakalamak) * yapan, tutan, tutucu, dağılan,
yayılan anlamı veren son ek (örneğin "cihangir" (dünyayıvtutan, dünya
hakimi, dünya fatihi), "alengir" (karmaşık, dolambaçlı, içinde hile
veya entrika barındıran; kolay anlaşılmayan ve iş çevirmeye dayalı durum veya
davranış) )
giranbaha :
far., ara. * giran (ağır, değerli, pahalı) (far.) + baha (fiyat, değer) (ara.)
* çok değerli, kıymetli, yüksek fiyatlı şey
giray : moğ.,
tür. * geray, giray (soylu, asil) * Kırım Hanlığı hanedanına mensup soylu
ünvanı; han sülalesinin ismi
girdap :
tür. * gir (dalmak, içine çekilmek, yaklaşmak, dahil olmak, nüfuz etmek) + dap
(dönme, savrulma) * dönen, içine çeken su veya hava hareketi; mecazen karmaşa
veya tehlike ortamı
girdi :
tür. * gir (dalmak, içine çekilmek, yaklaşmak, dahil olmak, nüfuz etmek) + di
(geçmiş zaman ve isim yapım eki) * ekonomi, üretim, işletim veya hesap
sistemlerine dahil edilen unsur; içeri alınan veri, para, mal, malzeme veya
bilgi, input (ing.)
giresun :
gre. * kerasus (kiraz) (bölgede yetişen bol kirazdan), keras, keratos (boynuz),
kerata (boynuzlar) (şehrin boyun şeklinde bir yarımada olmasından) * Karadeniz
Bölgesi'nin Doğu Karadeniz bölümünde yer alan, doğudan batıya Trabzon,
Gümüşhane, Erzincan, Sivas ve Ordu illeriyle çevrili olan 28 plakalı il
girgin :
tür. * gir (dalmak, içine çekilmek, yaklaşmak, dahil olmak, nüfuz etmek) + gin
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * insanlarla kolay iletişim kuran, çekingen
olmayan, girişken kimse
girift :
far. * giriften (tutmak, kavramak, yakalamak), girift (karmaşık, iç içe geçmiş)
* birbirinin içine girerek çözülemeyecek biçimde karışmış olan, iç içe geçmiş,
çapraşık, karmaşık; Türk musikisinde tahta perdeliler sınıfından eski bir
nefesli çalgı
giriftar :
far. * girift (karmaşık, iç içe geçmiş) + ar (sıfat-fiil yapım eki) * aşk,
hastalık vb.ye tutulmuş, yakalanmış
giriftzen :
far. * girift (karmaşık, iç içe geçmiş) + zen (-cı, yapan, eden eki) * girift
çalan sanatçı.
girinti :
tür. * gir (dalmak, içine çekilmek, yaklaşmak, dahil olmak, nüfuz etmek) + inti
(isim yapım eki) * içe doğru çukurlaşma, oyuk; yüzeydeki çöküntü veya boşluk
giriş :
tür. * gir (dalmak, içine çekilmek, yaklaşmak, dahil olmak, nüfuz etmek) + iş
(isim yapım eki) * içeri geçme yeri, duhul etme yeri
girişim :
tür. * gir (dalmak, içine çekilmek, yaklaşmak, dahil olmak, nüfuz etmek) + iş
(edilgen fiil eki) + im (isim yapım eki) * bir işe başlama, teşebbüs etme,
hamle yapma, kalkışma, adım atma, insiyatif alma; özellikle planlı, amaçlı
faaliyet veya saldırı
girişken :
tür. * gir (dalmak, içine çekilmek, yaklaşmak, dahil olmak, nüfuz etmek) + iş
(edilgen fiil eki) + ken (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * girişimde bulunan
girit :
luv., gre. * kuruşta (kıyı, kenar, sınır, uç, kesilmiş yer) (luv.); kreta,
kriti, krete (gre.) * Akdeniz’in doğusunda yer alan, kuzeyinde Ege Denizi,
güneyinde Libya Denizi, doğusunda Rodos ve batısında Mora Yarımadası bulunan,
Doğu Akdeniz'de stratejik bir konuma sahip olan, Ege Denizi'nin güney sınırını
çizen, zengin tarihi ve kendine has Akdeniz kültürüyle tanınan Yunanistan'a
bağlı en büyük ada
girizgah :
far. * güriz (kaçış, firar) + gah (yer, mekan, konum, mevki, makam, lokasyon) *
edebi ve özellikle klasik şiir terminolojisinde, şairin asıl konuya geçmeden
önce yaptığı ustalıklı ve dolaylı girişi ifade eden; mecazen “konuya geçiş
yolu” anlamı taşıyan anlatım bölümü, gürizgah
girmek :
tür. * gir (dalmak, içine çekilmek, yaklaşmak, dahil olmak, nüfuz etmek) + mek
(fiil mastar eki) * içeri geçmek, duhul etmek, dahil olmak, nüfuz etmek
girsanov teoremi :
rus., gre., tür. * Girsanov (Rus matematikçi Igor Vladimiroviç Girsanov’un
soyadından) (rus.) + theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir
matematiksel önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki)
(tür.) * stokastik süreçlerde, özellikle Brownian hareketin olasılık ölçüsünü
değiştirme durumunda kullanılan ve bir ölçü altında martingal (tüm önceki
gözlemler verildiğinde, bir sonraki gözlemin beklenen değerinin en son değere
eşit olduğu stokastik bir sürece ilişkin olan veya başka bir deyişle, geçmiş
verildiğinde, bir sonraki değerin koşullu beklentisi, şimdiki değere eşit olan)
olan bir sürecin, başka bir ölçü altında da martingal olup olmadığını
belirleyen teorem
girus :
lat. * gyrus (dönemeç, kıvrım) * beyin yüzeyindeki kıvrımlar veya dönemeçler;
özellikle serebral korteksteki çıkıntılı kıvrımlar
girye :
far. * girya (ağlama, göz yaşı) * ağlama, hıçkırarak veya sesli şekilde gözyaşı
dökme; acı, üzüntü veya sevinç ifadesi
gisl :
ara. * gasl (yıkama), gasala (yıkamak) * irin, iltihap, irinli akıntı
gişe :
fra. * guichet (küçük pencere, küçük kapı, bilet veya para alma yeri) * bilet,
para veya belge alınan küçük kasa veya büro; özellikle sinema, tiyatro ve toplu
taşımada kullanılan satış noktası
gişi :
tür. * kişi, gişi (erkek eş, koca; kimse, şahıs, adam) * yapılan bir düğünün
on-onbeş gün sonrasında gelin, damat ve damadın akrabalarından bir grubun
gelinin babasının evine gelmesi ve kız tarafı ile buluşmasına dayanan Sinop’a
özgü geleneksel toplantı
gitar :
gre. * kithara (telli çalgı) * Antik Yunan'da tanrı Apollon ve profesyonel
müzisyenler ile özdeşleştirilen, ahşap bir ses kutusu ile iki kolu birleştiren
bir köprüye gerilmiş 5 ila 12 adet tele sahip olan, daha sonra 6 tele
sabitlenen, parmakla veya mızrapla (pena) çalınan ve modern gitarın hem yapısal
hem de isimsel atası kabul edilen ahşap gövdeli, seçkin bir telli çalgı
gitega :
kir. * giteka (yüksek veya korunaklı yerleşim) * Burundi'nin başkenti
gitgide :
tür. * git (ayrılmak, uzaklaşmak, hareket etmek) + git + e (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * zamanla, aşamalı olarak, sürekli olarak artan veya ilerleyen
şekilde, dereceli olarak değişim
gitmek :
tür. * git (ilerlemek, bir yöne doğru hareket etmek, uzaklaşmak) + mek (fiil
mastar eki) * bir yöne doğru ilerlemek, ilerlemek, bir yöne doğru hareket
etmek, uzaklaşmak (quit, quitter (terketmek, ayrılıp gitmek) (ing., fra.),
guide (yön göstermek, yön gösterici, rehber) (ing., fra.) )
gittikçe :
tür. * git (ayrılmak, uzaklaşmak, hareket etmek) + tik (geçmiş zaman eki) + çe
(süreç ve zarf eki) * zamanla, aşamalı olarak, sürekli olarak artan veya
ilerleyen şekilde, dereceli olarak değişim, gitgide
giusto :
lat. * iustus, justus (doğru, adil) (lat.); giusto (ita.) * doğru, haklı, adil,
uygun olan; müzik terimlerinde ritim ve tempo açısından “tam ve doğru şekilde”
icra edilmesi gereken, sıkı tempo
giyecek :
tür. * giy (üzerine örtmek, donatmak, kaplamak) + ecek (isim yapım eki) *
giymek için kullanılan malzeme, giysi, kıyafet
giyim :
tür. * giy (üzerine örtmek, donatmak, kaplamak) + im (isim yapım eki) * giyme
işi, kılık kıyafet
giymek :
tür. * giy (üzerine örtmek, donatmak, kaplamak) + mek (fiil mastar eki) *
üstüne giysi veya aksesuar almak, üzerini örtmek, kıyafet veya koruyucu nesne
kullanmak
giyotin :
fra. * guillotine (Fransız doktor Joseph-Ignace Guillotin’in soyadından) *
mekanik kafa kesme cihazı
giysi :
tür. * giy (üzerine örtmek, donatmak, kaplamak) + si (isim yapım eki) * giymek için
kullanılan malzeme, giyecek, kıyafet
giz :
tür. * giz (kutu, sandık; saklamak, korumak, örtmek) * bilinmeyen, sır, esrar
(gismo (işlevi belli olmayan alet) (ing.) )
giza :
ara. * giza (verimli arazi parçası; ova) * Mısır’da Nil Nehri'nin batı yakasında
yer alan antik piramitler ve özellikle Büyük Gize Piramidi ile tanınan tarihi
bölge
gizem :
tür. * giz (kutu, sandık; saklamak, korumak, örtmek) + em (isim yapım eki) *
bilinmezlik, sır, esrar (gismo (işlevi belli olmayan alet) (ing.) )
gizlemek : tür.
* giz (kutu, sandık; saklamak, korumak, örtmek) + le (etken fiil eki) + mek
(fiil mastar eki) * örtmek, kapamak, saklamak (guise (giysi, örtü) (ing.),
guiser (açığa çıkarmak), disguise, déguiser (gizlemek) (ing., fra.) )
gizli :
tür. * giz (kutu, sandık; saklamak, korumak, örtmek) + li (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * kapalı, örtülü (guise (giysi, örtü) (ing.), guiser (açığa
çıkarmak), disguise, déguiser (gizlemek) (ing., fra.) )
gizmo :
ing. * gizmo (küçük alet, araç) * işlevi belli olmayan alet (giz, gizem (tür.)
)
glabella :
lat. * glaber (düz, tüysüz, çıplak) + ella (küçültme eki) * iki kaş arasındaki
düz ve kılsız bölge; anatomi terimi olarak alın kemiğinin orta üst kısmındaki
çıkıntısız alan; üst siliyer ark ve nasionu gösteren kafatasının ön yüzü
glabresan :
lat. * glaber (tüysüz, çıplak, pürüzsüz) + escens, escent (başlama, filizlenme,
olma, belirme, oluşma) (escere (başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek,
belirmek, dönüşmek, bir sürece girmek) + ens, ent (sıfat yapım eki) ) * gelişim
sırasında üzerindeki tüyleri dökerek giderek tüysüz hale gelen (bitki organı),
tüysüzleşen, az çok çıplaklaşmış, kılsız
glabröz :
lat. * glaber (tüysüz, çıplak, pürüzsüz) + osus (ile ilgili, -a ait) * yüzeyi
tüy, kıl veya benzeri örtüler taşımayan (bitki organı), tüysüz, kılsız,
pürüzsüz
gladiolus :
lat. * gladius (kılıç) + olus (küçültme eki) * Iridaceae familyasından olan,
uzun, dik ve kılıca benzer sivri yapraklara sahip olan, tek bir uzun sap
üzerinde çok sayıda renkli çiçek açan bir bitki cinsi, glayöl, kuzgunkılıcı
gladyatör :
lat. * gladius (kılıç) + ator (-cı, yapan, eden eki) * Antik Roma'da arenalarda
dövüşen silahlı savaşçı; gösteri amaçlı ölümüne mücadele eden kişi
gland :
lat. * glans (meşe palamudu, bez) * endokrin (iç salgı) üreten veya ekzokrin
(dış salgı, ifrazat) boşaltan organ
glandin :
lat. * glans (meşe palamudu, bez) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) *
vücutta çeşitli fizyolojik etkileri olan, hormon benzeri işlevleri olan
biyolojik aktif maddeler
glandula :
lat. * glans (meşe palamudu, bez) + ula (dişil küçültme eki) * vücutta hormon
veya diğer salgıları üreten küçük organ veya yapı, bez, salgı bezi
glandüler :
lat. * glans (meşe palamudu, bez) + ulus, ula (küçültme eki) + aris (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bezlerle ilgili, bezlere ait veya bezleri
ilgilendiren
glans :
lat. * glans (meşe palamudu, sert baş) * anatomide özellikle penisin uç
kısmındaki sertleşmiş bölge (meşe palamuduna benzer şekli nedeniyle)
glanüler :
lat. * glans (meşe palamudu, bez) + ulus, ula (küçültme eki) + aris (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bezlerle ilgili, bezlere ait veya bezleri
ilgilendiren
glanvillea :
lat. * Glanville (İngiliz doğa bilimci) + a (ile ilgili, -a ait) * adını bir
doğa bilimciden alan, otsu ve süs değeri olan, Asteraceae familyasından bir
bitki cinsi
glase :
lat., fra. * glacies (buz) (lat.); glace (dondurma), glacé (donmuş, parlak) *
genellikle pasta, çikolata veya tatlıların üzerine parlaklık vermek için
kullanılan şeker veya jel kaplama; yumuşak deri; üzerine saydam bir cila
tabakası çekilmiş olan (eşya)
glasiyasyon :
lat. * glacies (buz) + atio (isim yapım eki) * yeryüzünün geniş alanlarının
uzun süreli iklim değişikliklerine bağlı olarak buzullar ve kıtasal buz
örtüleri tarafından kaplanması süreci, buzullaşma
glasnost :
rus. * glasnyy (kamu, halk; halka açık, umumi, genel, aleni) + nost (durum eki)
* kamusal olma durumu, halka açık olma durumu; Sovyetler Birliği'nin son
döneminde Mihail Gorbaçov'un liderliğinde ülkede bilhassa ekonomik sorunlara
son vermek amacıyla uygulanmış politikaların tümüne verilen isim
glasyal :
lat. * glacies (buz) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * buzullar ve
buzla ilgili, donmuş
glasya-labolas :
lat., gre. * glacies (buz, dolu) + labolas (düşüş, çöküş, yıkım, felaket)
(lat.); glasya (ses, çağrı) (lat., gre.) + labolas (labor (çalışma, emek)
(lat.) + as (isim yapım eki) (gre.) ) * Hz. Süleyman’ın (Solomon) ana kitabı
olan Lemegeton, Clavicula Salomonis’te maji ile ilgili olan ve 72 cini
tanımlayan Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, grifon kanatlı bir
köpek şeklinde tasvir edilen, 36 iblis lejyonuna hükmeden, çağrana tüm
bilimleri anında öğretme ve görünmezlik bahşetme gücüne sahipken aynı zamanda
cinayetlerin, kan dökmenin ve geleceği öngörmenin de lideri kabul edilen 33.
sıradaki cin
glasyolog :
lat., gre. * glacies (buz) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * buz ve
buzulların oluşumu, yapıları, hareketleri ve etkileriyle ilgilenen bilim
insanı; glasyoloji alanında uzmanlaşmış kişi
glasyoloji :
lat., gre. * glacies (buz) + logia (bilme, bilim) (logos (kelime, bilgi,
söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * buz ve buzulların
oluşumunu, yapılarını, hareketlerini ve iklimsel, jeolojik ve ekolojik
etkilerini inceleyen bilim dalı
glatiramer : lat.,
gre. * glatiramer (polipeptid karışımı) (glutamic acid (glutamik asit) +
L-alanine (L-alanin) + L-tyrosine (L-tirozin) + L-lysine (L-lizin) (lat.) +
meros (parça, bölüm, kısım, birim) (gre.) * multipl skleroz tedavisinde
kullanılan, dört amino asitten oluşan sentetik polipeptit ilacın etken maddesi
(C25H45N5O13)
glatiramer asetat :
eng. * glatiramer (polipeptid karışımı) + asetat (C2H3O2⁻ tuzu; kimyasal işlevsel
grup) * tekrarlayan multipl skleroz tedavisinde kullanılan, bağışıklık
sistemini modüle ederek ve sinir hücrelerinin miyelin kılıfını korumaya
yardımcı olarak, hastalığın ilerlemesini yavaşlatan rastgele dizilimli dört
amino asitten oluşan sentetik polipeptid ve asetat karışımı ilacın etken
maddesi (C25H45N5O13)
glaukos :
gre. * glaukos (mavi-yeşil, gri) * antik Yunanca’da parlak, mavi-yeşil veya gri
renk anlamında; tıp ve biyolojide göz iris rengi veya deniz canlılarının
renkleri; Yunan mitolojisinde Likyalı prens, Hippolokhos'un oğlu ve Troya'nın
en kahraman savunucularından birisi
glayöl : lat.
* gladiolus (küçük kılıç; bir çiçek türü) (gladius (kılıç) + olus (küçültme
eki) ) * zambakgiller familyasından, gösterişli çiçekleri olan, kılıç şeklinde
yapraklara sahip süs bitkisi
glaze :
fra. * glaçage (parlatma, cilalama), glacé (donmuş parlak) * genellikle pasta,
çikolata veya tatlıların üzerine parlaklık vermek için kullanılan şeker veya
jel kaplama; yumuşak deri; üzerine saydam bir cila tabakası çekilmiş olan
(eşya); seramik, yiyecek veya yüzeylerde uygulanan, kuruduğunda parlak ve
koruyucu tabaka oluşturan sıvı kaplama veya parlaklık efekti (glaze (parlatmak,
camsı kaplama yapmak) (ing.) )
gleason grading :
ing. * gleason (Amerikalı patolog Donald F. Gleason’un soyadından) + grade
(derece, kademe) + ing (isim yapım eki) * prostat biyopsisinden alınan
örnekleri kullanarak prostat kanseri olan erkeklerin prognozunun
değerlendirilmesine yardımcı olan histopatolojik sınıflama sistemi
gleditsia :
lat. * Gleditsch (Alman botanikçi Johann Gottlieb Gleditsch) + ia (isim yapım
eki) * dikenli gövdeye sahip ağaçları kapsayan, Fabaceae familyasından bir
bitki cinsi
glekaprevir :
lat. * gleka (ön ek) + previr (proteaz inhibitörü eki) (protease (proteion
(protein, birincil madde) + ase (enzim belirtme eki) ) + inhibere (engellemek,
önlemek) ) * HCV NS5A inhibitörü pibrentasvir ile birlikte formülasyonda kronik
hepatit C enfeksiyonunun tedavisi olarak geliştirilen yapısal olmayan protein
3/4A proteaz inhibitörü (C38H46F4N6O9S)
glenoid :
gre. * glene (oyuk, eklem çukuru) + eidos (şekil, biçim, kalıp, form, görünüş)
* omuz ekleminde, kol kemiği başının oturduğu kürek kemiğindeki sığ çukur,
glenoid kavite
glenoid fossa :
gre., lat. * glene (oyuk, eklem çukuru) (gre.) + fossa (çukur, oyuk) (lat.) *
omuz ekleminde, kol kemiği başının yerleştiği bölgede, kürek kemiği üzerinde
yer alan ve eklemin hareketliliğini sağlayan sığ çukur
glenoid labrum :
gre., lat. * glene (oyuk, eklem çukuru) (gre.) + labrum (kenar, dudak) (lat.) *
omuz ekleminde glenoid çukurun çevresini saran, eklem yüzeyini derinleştiren ve
stabilite sağlayan fibröz kıkırdak yapı
gliadin :
lat. * glia (tutkal, yapıştırıcı, yapışkan madde) + adin/in (protein veya madde
adı yapım eki) * buğday ve diğer tahıllardaki gluten protein kompleksinin
alkolde çözünebilen bölümünü oluşturan, prolamin grubuna ait protein; çölyak
hastalığında bağışıklık sisteminin tepki gösterdiği başlıca gluten
bileşenlerinden biri
glibenklamid :
lat. * gliben (kimyasal türev eki ve sulfonilüre sınıfı bileşik) + klam-
(kloramin türevi veya kimyasal kök) + id (kimyasal bileşik eki) * tip 2
diyabetin tedavisinde kullanılan, pankreasın insülin salgısını artırarak kan
şekeri seviyesini düşüren antidiyabetik bir ilaç, gliburid (C23H28ClN3O5S)
gliburid :
gre. * glykys (tatlı, şeker, glucose kökü) + b (benzamid) + ouron (idrar,
sidik, üre, çiş) + id (kimyasal bileşik eki) * tip 2 diyabetin tedavisinde
kullanılan, pankreasın insülin salgısını artırarak kan şekeri seviyesini
düşüren antidiyabetik bir ilaç, glibenklamid (C23H28ClN3O5S)
glifosat :
lat. * gly (glisin kalıntısı, amino asit yapısı (amin + karboksil grubu) +
phose (fosfonometil grubu (-CH2-PO3H₂2),
organofosfor fonksiyonu) + ate (enzim eki) * glisin amino grubuna bağlı
fosfonometil grubu; bitkilerde büyümeyi engelleyen herbisit (C3H8NO5P)
gliklazid :
gre., lat. * glykys (şeker, glucose kökü) + lacteus (sütle ilgili) + id
(kimyasal bileşik eki) * tip 2 diyabet tedavisinde, egzersiz ve kilo vermenin
yeterli olmadığı durumlarda kullanılan, pankreasın insülin salgısını artırarak
kan şekerini düzenleyen sülfonilüre tipi anti-diyabetik ilacın etken maddesi
(C15H21N3O3S)
glikoaminopeptit :
gre., lat. * glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) (gre.) + amino (amin grubu)
+ peptide (peptit bağıyla bağlanmış amino asit zinciri) (peptos (pişirilmiş,
sindirilmiş, hazmedilmiş) (gre.) + ide (ikili bileşik, anyon eki) ) (lat.) *
hücre yüzeylerinde ve dokularda bulunan glikoproteinlerin yapı taşı olan,
hücresel iletişim ve bağışıklık tepkilerinde rol oynayan, glikozun karbonhidrat
olmayan kaynaklardan üretildiği bir süreç olan glukoneogenez için kullanılabilen
şeker ve amino grupları içeren kısa amino asit zinciri
glikojen :
gre. * glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) + gennaein (doğurmak, üretmek,
oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran,
yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * hayvanlarda ve
insanlarda karaciğer ve kas hücrelerinde depolanan, gerektiğinde glikoza
dönüşerek enerji sağlayan, çok dallanmış yapıda bir polisakkarit ( (C6H10O5)n)
glikokaliks :
gre. * glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) + khalix, khalyx (çanak, kap,
kase, kadeh, kupa; kılıf, örtü, tomurcuk kabuğu; çiçek çanağı) (gre.); calix,
calyx (lat.) * şeker kaplaması; hücre zarının dış yüzeyini karbonhidrat, şeker
ve protein zincirleriyle kaplayan ve hücrelerin birbirini tanımasını, dış
etkenlerden korunmasını ve bağışıklık tepkilerini düzenlemesini sağlayan jel
benzeri koruyucu bir hücre tabakası
glikol :
gre., lat. * glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) (gre.) + ol (alkol eki)
(lat.) * iki hidroksil (-OH) grubu içeren, genellikle etilen glikol ve propilen
glikol gibi türleri bulunan, endüstride antifriz ve çözücü olarak kullanılan
organik bileşik
glikolipit :
gre. * glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) + lipos (yağ) + ide (ikili
bileşik, anyon eki) * hücre zarında bulunan ve şeker ile yağ moleküllerinin
birleşiminden oluşan, hücresel tanıma ve sinyal iletiminde önemli rol oynayan
bileşik (C6H12O6)
glikoliz :
gre. * glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) + lysis (gevşeme, çözülme,
çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest
bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) *
hücrede glikozun enzimler aracılığıyla daha basit moleküllere parçalanarak
enerji üretimine katkı sağlayan metabolik süreç
glikomiks :
gre. * glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) (gre.) + misis (karışım) *
şekerlerin, proteinler veya diğer makromoleküllerle karışarak oluşturduğu,
hücre yüzeylerinde ve dokularda yapısal ve fonksiyonel rol oynayan kompleks
biyomolekül.
glikopeptid :
gre. * glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) + peptidion, peptide (peptit
bağıyla bağlanmış amino asit zinciri) (peptos (pişirilmiş, sindirilmiş,
hazmedilmiş) + idion (küçültme eki ve ikili bileşik, anyon eki) ) * şeker ve
peptit zincirlerinin birleşiminden oluşan, özellikle bakteriyel hücre duvarında
bulunan ve antibiyotik etkisi gösteren bileşik
glikopirolat :
gre., lat. * glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) + pyrrolidion (pirolidin
halkası) (pyr (ateş), pyrros (ateş, ateş rengi, kızıl) + idion (küçültme eki;
küçük yapı) (gre.) + atum, ate (asit tuzu veya esteri eki) (lat.) *
antikolinerjik özelliklere sahip olan, asetilkolin reseptörlerini bloke ederek
mide ve bağırsak salgılarını azaltan, özellikle peptik ülser tedavisinde
kullanılan, yapısında şeker benzeri bir grup ve pirolidin halkası içeren glikoz
türevi sentetik antikolinerjik bileşik (C24H34NO6)
glikopirronyum bromür :
gre., lat. * glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) + pyr (ateş), pyrros (ateş
rengi, kızıl) (gre.) + onium (pozitif yüklü kuaterner amonyum eki) + bromurum
(brom bileşiği) (bromum (brom) + urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve
anyon-katyon temelli tuz eki) ) (lat.) * kuaterner amonyum yapısına sahip,
glikoz ve pirol halkasından türeyen, bronkodilatör ve antikolinerjik etkili,
özellikle KOAH ve aşırı aktif mesane tedavisinde kullanılan bir bileşik
(C19H28BrNO3)
glikoprotamin :
gre., lat. * glukos, glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) + protos (ilk,
birinci, baş) (gre.) + aminum (amin grubu) (lat.) * glikoz grubunun bir amino
bileşiğe bağlanmasıyla oluşan, biyokimyasal yapılarda yer alan, protein benzeri
ve şeker içeren organik bir madde
glikoprotein :
gre. * glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) + protos (ilk, birinci, baş) + in
(kimyasal bileşik eki) * protein yapısına kovalent bağlarla bağlı karbonhidrat
(şeker) zincirleri içeren, hücresel iletişim, bağışıklık tepkisi ve hücre
yapısında önemli rol oynayan biyomolekül
glikotoksisite :
gre., lat. * glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) + toxikos (zehirli) (gre.) +
itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * yüksek şeker düzeylerinin hücre ve
dokulara zarar verme durumu veya toksik etkisi, özellikle diyabet ve kronik
hastalıklarda görülen metabolik bozukluk
glikoz :
gre. * glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) * canlılarda enerji kaynağı olarak
kullanılan en yaygın karbonhidrat ve temel monosakkarit şeker (bitkilerde
fotosentez sonucu oluşur.) (C6H12O6)
glikozaminoglikan :
gre. * glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) + aminos (amin, azotlu organik
grup) + glykan (şeker, polisakkarit) * özellikle bağ dokusunda bulunan, amino
şeker birimleri içeren, hücre dışı matrikste yapısal destek sağlayan, dokuların
hidrasyonunu ve elastikiyetini düzenleyen uzun zincirli polisakkaritler
glikozid :
gre. * glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) + idion (kimyasal bileşik eki) *
şeker molekülü ile bir başka organik molekülün (alkol, fenol veya baz gibi)
glikoz bağlarıyla birleşmesi sonucu oluşan, genellikle bitkilerde bulunan ve
çeşitli biyolojik işlevlere sahip kimyasal bileşik
glikozidik bağ :
gre. * glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) + idion (küçültme eki) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + bağ (iki veya daha çok olguyu
birbirilerine tutturma aracı; ilgi, alaka, ilişki) (tür.) * glikozit yapısıyla
veya glikozitlerle ilgili olan, genellikle bitkisel kaynaklı şeker bağlı
bileşiklere ait özellik taşıyan ve bir karbonhidrat (şeker) molekülünü
karbonhidrat olan veya olmayan başka bir gruba bağlayan kovalent bağ
glikozit :
gre. * glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) + idion (kimyasal bileşik eki) *
şeker molekülü ile bir başka organik molekülün (alkol, fenol veya baz gibi)
glikoz bağlarıyla birleşmesi sonucu oluşan, genellikle bitkilerde bulunan ve
çeşitli biyolojik işlevlere sahip kimyasal bileşik
glikozüri :
gre. * glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) + ouria (idrar olma durumu, üre
durumu) (ouron, (idrar, sidik, üre, ürin) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
) * idrarda glikoz bulunması durumu, genellikle kan şekeri yüksekliği ile
ilişkili ve diyabet belirtisi olabilen klinik durum
glimepirid :
lat., gre. * gli (glibenklamit kökü) + me (metil grubu) + epyrid (pyr (ateş)
(gre.) + ide (ikili bileşik, anyon eki) (lat.) * sülfonilüre sınıfından bir
antidiyabetik ilaç olan, tip 2 diyabet tedavisinde kullanılan, insülin
salgısını artırarak kan şekeri düzeyini düşüren sentetik bileşik
gliom :
gre. * glia (yapışkan madde, yapıştrıcı, tutkal, sinir dokusunu destekleyen
hücreler)+ oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) *
merkezi sinir sisteminde, beyin ve omurilikte bulunan glia hücrelerinden
kaynaklanan, genellikle kötü huylu olabilen bir tümör türü, glioma
gliozis :
gre. * glia (yapışkan madde, yapıştrıcı, tutkal, sinir dokusunu destekleyen
hücreler)+ osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * merkezi sinir
sisteminde hasara yanıt olarak glia hücrelerinin sayıca artmasıyla oluşan, doku
sertleşmesine ve iz bırakmaya neden olan patolojik süreç
glipizid :
gre., lat. * glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) (gre.) + piperazin (kimyasal
bileşik ismi, piperidin halkasına iki azot içeren halka sistemi) (lat.) + idion
(kimyasal ilaç adlarında kullanılan son ek) (gre.) * tip 2 diyabet tedavisinde
kullanılan, pankreastan insülin salımını artırarak kan şekeri seviyesini
düşüren ikinci kuşak sülfonilüre grubu oral antidiyabetik ilacın etken maddesi
(C21H27N5O4S)
glipizit :
gre., lat. * glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) (gre.) + piperazin (kimyasal
bileşik ismi, piperidin halkasına iki azot içeren halka sistemi) (lat.) + idion
(kimyasal ilaç adlarında kullanılan son ek) (gre.) * tip 2 diyabet tedavisinde
kullanılan, pankreastan insülin salımını artırarak kan şekeri seviyesini
düşüren ikinci kuşak sülfonilüre grubu oral antidiyabetik ilacın etken maddesi
(C21H27N5O4S)
glisemi :
gre. * glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) + emia (kanla ilgili olma; kanda
bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
kandaki glukoz (şeker) miktarını ifade eden tıbbi terim
gliseril trinitrat :
gre., lat. * glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) (gre.) + yl (kimyasal ek) +
tri (üç) + nitrat (NO3⁻
iyonu içeren bileşik) (nitrum (azot kökü, güherçile) + ate (asit tuzu veya
esteri eki) (lat.) * üç nitrat grubuna bağlanmış gliserin türevi olan, damar
genişletici (vazodilatör) etkisiyle özellikle anjina pektoris (göğüs ağrısı)
tedavisinde kullanılan bir ilacın etken maddesi (C3H5N3O9)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder