27 Eylül 2026 Pazar

gayrı kabil - gliseril trinitrat

gayrı kabil : ara. * gayara (farklı olmak, başka olmak, farklılaşmak, aykırı davranmak, dışında olmak), gayyara (bir halden başka bir hale çevirmek, değiştirmek, baskalaştırmak, farklılaştırmak dönüştürmek), gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (tamlama eki) + kabala (yüzünü dönmek, karşılamak, almak, tutmak, kabul etmek, benimsemek, mümkün olmak, yapabilmek), kabil (mümkün, olabilir, kabul edilebilir) * mümkün ve kabil değil, imkansız, mümkün olmayan, olamaz

gayrı kabili rücu kredisi : ara. * gayara (farklı olmak, başka olmak, farklılaşmak, aykırı davranmak, dışında olmak), gayyara (bir halden başka bir hale çevirmek, değiştirmek, baskalaştırmak, farklılaştırmak dönüştürmek), gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (tamlama eki) + kabala (yüzünü dönmek, karşılamak, almak, tutmak, kabul etmek, benimsemek, mümkün olmak, yapabilmek), kabil (mümkün, olabilir, kabul edilebilir) + rucu (geri dönüş, iade) * geri dönüşü mümkün olmayan, yani kredi verenin kredi borcunu tahsil edememesi durumunda kredi tutarını geri talep edemediği kredi türü

gayrımenkul : ara. * gayara (farklı olmak, başka olmak, farklılaşmak, aykırı davranmak, dışında olmak), gayyara (bir halden başka bir hale çevirmek, değiştirmek, baskalaştırmak, farklılaştırmak dönüştürmek), gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (tamlama eki) + nakl (taşımak, iletmek, aktarmak), menkul (taşınabilir, hareketli) * taşınamaz, hareket ettirilemez mal, özellikle arazi ve üzerine inşa edilen binalar; hukukta taşınmaz mal

gayrımenkul sermaye iradı : ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (tamlama eki) + nakl (taşımak, iletmek, aktarmak), menkul (taşınabilir, hareketli) + sermaye (ana mal, esas para) + irad (gelir, kazanç) (ara.) + ı (iyelik eki) (tür.) * taşınmaz maldan (ev, arsa, işyeri gibi) elde edilen kira, irtifak hakkı, intifa hakkı gibi gelirlerin genel ismi

gayrımeşru : ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (tamlama eki) + ser', şera (kanun, yasa, yol), meşru (yasal, kanuni, yollu, yola uygun) * yasaya aykırı, hukuken geçersiz veya kabul edilmeyen; meşru olmayan; hukuk, ahlak veya toplumsal normlara uygun olmayan

gayrısafi : ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (tamlama eki) + saf (temiz, pak, pür, arı, arınmış, duru, halis, yalın, sade, katıksız) + i (ile ilgili, gibi) * brüt ve net arasındaki farkı ifade eden terim; ekonomi ve finans alanında “net olmayan”, yani toplam veya brüt değer anlamında (örneğin, gayrisafi milli hasıla (GSMH) kelimesi toplam milli gelir anlamındadır.)

gayri : ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * başkası, diğeri, öteki

gayri ahlaki : ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + hulk (yaratılış), ahlak (yaratılışlar, huy, tutum, davranışlar bütünü) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * toplumun kabul ettiği doğru ve iyi davranış normlarına ters düşen, ahlak dışı, ahlaka aykırı, ahlaki olmayan, etik değerlere uymayan

gayri akli : ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + akl (akıl, idrak, anlayış, düşünce, zeka) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * akıl dışı, mantıksız, akıl yürütmeye dayanmayan

gayri ciddi : ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ciddi (gerçek, hakiki; ağırbaşlı) * ciddiyetten yoksun, ciddi olmayan, şaka veya hafiflik içeren davranış veya tutumları ifade eden niteleme sıfatı. Genellikle resmi, önemli veya ciddi olması gereken durumlarda uygun olmayan hafiflik için

gayri ihtiyari : ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ihtara (seçmek, tercih etmek), ihtiyar (seçim, tercih) + i (ile ilgili, gibi) * seçim dışı; istemeden, kasıtsız olarak, kendi iradesi dışında gerçekleşen

gayri ilmi : ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + aleme (bilmek, tanımak), ilm (bilim, bilme, tanıma) + i (-sel, ile ilgili) * bilim dışı, bilimsel olmayan

gayri insani : ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + insan (beşer) + i (-sel, ile ilgili) * insanlık dışı, insanla ilgili olmayan, insana ait olmayan

gayri iradi : ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + irade (istek, arzu) + ı (tamlama eki) * istem dışı, bilinçli karar veya kasıt olmadan gerçekleşen; kişinin kendi iradesine dayanmayan davranış

gayri kabil : ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + kabil (olabilir, yapılabilir, mümkün) * mümkün olmayan, yapılamaz, gerçekleşemez

gayri kabili itiraz : ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + kabil (olabilir, yapılabilir, mümkün) + i (tamlama eki) + itiraz (karşı çıkma, red beyanı) * itiraz edilmesi mümkün olmayan; kesin ve tartışmaya kapalı olan

gayri kabili kıyas : ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + kabil (olabilir, yapılabilir, mümkün) + i (tamlama eki) + kiyas (iki veya daha fazla şey arasında benzerlik veya farklılıkları belirleyerek değerlendirme yapma, ölçme, karşılaştırma, benzetme) * karşılaştırılması mümkün olmayan, kıyas götürmez

gayri kabili şifa : ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + kabil (olabilir, yapılabilir, mümkün) + i (tamlama eki) + şifa (iyileşme, tedavi) * şifa bulmaz, iyileştirilemez, iyileştirilmesi mümkün olmayan

gayri kabili tahmin : ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + kabil (olabilir, yapılabilir, mümkün) + i (tamlama eki) + tahmin (önceden bilgiye veya sezgiye dayanarak kestirme, öngörme) * öngörülemez, tahmin edilemez

gayri kabili telafi : ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + kabil (olabilir, yapılabilir, mümkün) + i (tamlama eki) + telafi (yapma, yerine koyma, tamamlama, ikame etme) * telafisi mümkün olmayan, telafi edilemez, yerine konamaz

gayri kafi : ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + kafi (yeterli, kifayetli) * yeterli olmayan, yetmeyen

gayri kanuni : ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + kanun (yasa, kural, ilke, prensip) * yasal olmayan, yasa dışı, kanuna aykırı, prensip dışı, ilkeye aykırı

gayri layık : ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + layık (liyakate haiz olan, uygun, yakışır, hakeden, haketmiş) * layık olmayan, uygun görülmeyen, yakışmayan, haketmeyen

gayri mahdut : ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + mahdud (sınırlı, sınırlanmış, kısıtlı, hadlenmiş, hudutlanmış) * sınırlandırılmamış, kısıtlamaya tabi olmayan, ölçüsüz

gayri mahsus : ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + mahsus (özgü, özel olarak belirlenmiş, özgün kılınmış, has kılınmış) * özel olarak yapılmamış, kasıtlı olmayan, bilinçli şekilde hedeflenmemiş

gayri makul : ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + makul (akla uygun, akla yatan, mantıklı) * akla uygun olmayan, mantıksız, düşünce ve ölçüyle bağdaşmayan

gayri malum : ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + malum (bilinen, tanınan, alimi olunan) * bilinmeyen, mechul

gayri memnun : ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + memnun (razı, hoşnut) * hoşnut olmayan, razı olmayan, memnuniyetsiz; bir durumdan, kişiden veya gelişmeden rahatsızlık duyan

gayri meskun : ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + meskun (iskan edilen, oturulan, yerleşilmiş, ikamet edilen, yerleşik) * iskan edilmemiş, yerleşim olmayan, boş veya terk edilmiş

gayri mesul : ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + mesul (soru sorulabilir, sorumlu, sual edilebilir) * sorumluluğu olmayan, mesuliyetten muaf, yükümlülüğü olmayan

gayri mezru : ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + mezru (ölçülmüş, zer edilmiş) * ölçülemeyen

gayri muayyen : ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + muayyen (belirlenmiş, tayin edilmiş) * belirlenmemiş, kesin olmayan, saptanmamış

gayri muhtemel : ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + muhtemel (olası, ihtimal dahilinde) * olası olmayan, beklenmeyen, mümkün görünmeyen, ihtimal dahilinde olmayan

gayri muntazam : ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + muntazam (düzenli, tertipli, nizamlı, intizamlı) * düzenli olmayan, düzensiz, tertipsiz

gayri mutabık : ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + mutabık (uyumlu, anlaşan, tetabuk olan) * uyumsuz, anlaşmazlık içinde olan, fikir veya görüş bakımından aynı doğrultuda olmayan

gayri mümbit : ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + munbit (verimli, ürün veren, yetişebilen, nebat veren) * verimsiz, kıraç, ürün vermeyen

gayri mümkün : ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + mümkün (olası, olabilir, olanaklı, imkanlı, yapılabilir) * mümkün olmayan, imkan dahilinde olmayan, yapılamayacak veya olamayacak olan

gayri münasip : ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + munasib (uygun, yerinde, nisbetli) * uygun olmayan, nispetsiz

gayri müsavi : ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + musavi (eşit, denk, seva olmayan) * eşit olmayan, denk olmayan, eş seviyeli olmyan

gayri müslim : ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + muslim (teslim olmuş, kurtuluşa ermiş, islam olmuş) * müslim olmayan, teslim olmamış olan

gayri müsmir : ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + musmir (fayda veren, meyve veren, ürün veren, semere veren) * verimsiz, faydasız

gayri mütecanis : ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + mutecanis (bir cinsten olan, aynı cinsten olan, eş cinsli) * aynı cinsten olmayan

gayri nizami : ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + nizam (düzen, tertip, kural, sistem) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * düzenli olmayan, kurallı olmayan, tertipsiz, sistemsel olmayan

gayri safi : ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + saf (temiz, pak, pür, arı, arınmış, duru, halis, yalın, sade, katıksız) + i (ile ilgili, gibi) * brüt ve net arasındaki farkı ifade eden terim; ekonomi ve finans alanında “net olmayan”, yani toplam veya brüt değer anlamında (örneğin, gayrisafi milli hasıla (GSMH) kelimesi toplam milli gelir anlamındadır.)

gayri sıhhi : ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + sıhhi (sağlam, doğru, sağlıklı, sıhhatli) (sahha (sağlam olmak, doğru olmak, geçerli olmak), sıhha (sağlık, sağlamlık, doğruluk) + i (sıfat yapım eki) ) * sağlam olmayan, doğru olmayan, sağlıklı olmayan, hijyenik olmayan

gayri şahsi : ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + şahs (kişi, kimse, birey) + i (-sel, ile ilgili) * kişisel olmayan, bireysel olmayan

gayri şuuri : ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + şuur (bilinç, farkındalık, algı, idrak, sezgi) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bilinçsizce, bilinçli olmayan, farkında olmadan yapılan; istemsiz, sezgisel

gayri tabii : ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + tabii (doğal, tabiat ile ilgili) * doğal olmayan

gayri vaki : ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + vaka (olay, hadise, gerçekleşme) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * gerçekleşmemiş, vuku bulmamış, olmamış

gayri varit : ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + varid (gelen, erişen, ulaşan, varan) * gerçekleşmemiş, vaki olmamış, henüz ortaya çıkmamış veya kayıtlara geçmemiş; hukukta veya bürokratik yazışmalarda “kayda girmemiş”

gayri vazih : ara. * gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + vazih (açık, belirgin, net, izah edilebilir) * açık olmayan, belirsiz, net olmayan, muğlak; anlamı tam netleşmemiş veya yoruma açık olan

gays : ara. * gata (yardıma yetişmek, yardım etmek, imdat etmek) * yardım, imdat; rahmet yağmuru, yardım; kuraklık ve sıkıntı anında gelen, bereket ve ferahlık getiren yağmur; sıkıntıyı gideren ilahî yardım ve bolluk (mecazi)

gayta : ara. * gait (çukur, alçak yer) (eski dönemlerde insanlar tuvalet ihtiyaçlarını gidermek için gözlerden uzak, alçak ve çukur yerleri seçmelerinden) * sindirim sürecinin sonunda vücuttan dışarı atılan katı veya yarı katı atık maddeler, dışkı

gayur : ara * gayara (farklı olmak, başka olmak, farklılaşmak, aykırı davranmak, dışında olmak), gayyara (bir halden başka bir hale çevirmek, değiştirmek, baskalaştırmak, farklılaştırmak dönüştürmek), gayr (diğer, başka, öteki, öbür, öbürü, değil, aykırı, dışında, haricinde; yabancı) * hamiyetli, çok çalışkan, dayanıklı, çok gayretli; manevi değerlerine aşırı bağlı, korumacı; sevdiğini veya değer verdiğini başkasıyla paylaşmak istemeyen, kıskanç

gayy : ara. * gaya (sapmak, yanlış yapmak) * yanlış, sapma, aklın istikametini, yolun doğrusunu kaybetme

gayya : gre., ara. * gaia (yer, yeryüzü, toprak, dünya) (gre.); gayya (derin kuyu, uçurum, sapkınlık) (ara.) * uçurum, felaket çukuru, ateş kuyusu, derin sapma (mecazi)

gayz : ara. * gada (öfkelendirmek, kızdırmak, taşırmak, hiddetlendirmek), gaid, gaiz (öfkeli, kinli, hiddetli, hışımlı) * öfke, kin, hiddet, hışım, taşkınlık

gayzer : izl. * gjosa, geysa (püskürmek, fışkırmak, akıtmak, coşmak), geysir (fışkıran, coşan, püsküren, akan) * yer altındaki suyun magma tarafından ısıtılmasıyla oluşan sıcak su ve buharın basınçla belirli aralıklarla yüzeye fışkırdığı doğal sıcak su kaynağı

gayzerit : ing. * geyser (fışkıran sıcak su kaynağı) + ite (element, kayaç ve mineral eki) * Gayzerlerin etrafında biriken silisli (opal veya kalsedon yapısında) beyazımsı mineralik madde

gaz : gre. * khaos (boşluk; maddenin uçucu hali) (gre.); gas, gaz, Gas (ing., fra., alm.) * maddenin, yoğunluğu çok az, akışkanlığı son derece fazla olan, belirli bir şekli ve hacmi olmayan hali

gaz bombası : gre., tür. * khaos (boşluk; maddenin uçucu hali) + bombos (gürleme, uğuldama) (gre.) + ı (iyelik eki) (tür.) * güvenlik veya askeri amaçlarla kullanılan, genellikle göz yaşartıcı veya boğucu etkili gazlar yayan, patlayıcı veya kapsül biçimindeki mekanizma

gaz kelebeği : gre. * khaos (boşluk; maddenin uçucu hali) (gre.) + kelebek (pul kanatlılar familyasından küçük uçabilen canlı) + i (iyelik eki) * içten yanmalı motorlarda gaz akışını bir mil üzerindeki döner kanatla ayarlayan, açılıp kapanarak motora giren hava-yakıt miktarını kontrol eden mekanik düzenek

gaz maskesi : gre., tür. * khaos (boşluk; maddenin uçucu hali) + maska, masca (ruh, hayalet, cadı; yüzü gizleyen varlık, kabus) (gre.) + si (iyelik eki) (tür.) * kimyasal, biyolojik veya radyoaktif maddelere karşı solunum yoluyla korunmak amacıyla kullanılan, genellikle filtreli yüz koruyucu donanım

gaz pedalı : gre., tür. * khaos (boşluk; maddenin uçucu hali) (gre.) + pesalis, pedalis (pedal, ayakla basılarak bir mekanizmayı harekete geçiren alet) (pes, ped (ayak) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + ı (iyelik eki) (tür.) * araçlarda motorun hızını kontrol etmek için ayağın basıldığı, silindirlere girecek yakıt miktarını ayarlayan mekanik veya elektronik kontrol kolu

gaza : ara. * gaza (akın etmek, sefer düzenlemek, yağmalamak, talan etmek, öldürmek, yok etmek, parçalamak, dövmek, ezmek, vurmak; kavga etmek, mücadele etmek, savaşmak; gezmek, gitmek) * akın etme, sefer düzenleme, yağma, talan, öldürme, yok etme, parçalamak, dövme, ezme, vurma; kavga etme, mücadele etme, savaşma

gazab : ara. * gadaba, gadiba (öfkelenmek, kızmak, hiddetlenmek) * öfke, kızgınlık, hiddet, gadab

gazal : ara. * gazal (ceylan, antilop) * boynuzlugiller familyasından, Afrika ve Asya'nın çöl ile bozkırlarında yaşayan, genellikle açık kahverengi renkli, ince bacaklı, son derece çevik, hızlı ve narin yapılı ceylan (veya geyik yavrusu) adlı otobur hayvan, ceylan, gazal

gazali : ara. * gazal (ceylan, antilop, gazal) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * İslam felsefesi ve tasavvufunun en önemli isimlerinden olan, "Hüccetü'l-İslam" (İslam'ın Kanıtı) ünvanına sahip 11. yüzyıl Büyük Selçuklu Dönemi müderrisi, fakih ve mutasavvıfının nisbesi

gazanfer : ara., far. * gazanfar (aslan) (gaz (ısırmak; kazanmak, elde etmek); gaza (akın etmek, sefer düzenlemek, yağmalamak, talan etmek, öldürmek, yok etmek, parçalamak, dövmek, ezmek, vurmak; kavga etmek, mücadele etmek, savaşmak; gezmek, gitmek) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.) + far (-cı, yapan, eden, taşıyan eki) (far.) * aslan; cesur, kahraman, yiğit

gazap : ara. * gadaba, gadiba (öfkelenmek, kızmak, hiddetlenmek) * öfke, kızgınlık, hiddet, gadab

gazavatname : ara., far. * gaza (akın etmek, sefer düzenlemek, yağmalamak, talan etmek, öldürmek, yok etmek, parçalamak, dövmek, ezmek, vurmak; kavga etmek, mücadele etmek, savaşmak; gezmek, gitmek) + vat (isim yapım eki) (ara.) + name (kitapçık, mektup, risale, belge, yazı; birine hitaben yazılmış yazı) (far.) * Osmanlı döneminde, din yolunda yapılan savaşları konu alarak yazılmış kitapların genel ismi

gazeki : ara. * gaza (ceza vermek, intikam almak, akın etmek, sefer düzenlemek, yağmalamak, talan etmek, öldürmek, yok etmek, parçalamak, dövmek, ezmek, vurmak; kavga etmek, mücadele etmek, savaşmak; gezmek, gitmek) + ki (isim yapım eki) * ceza, karşılık, misilleme; hukuki ve ahlaki bağlamlarda bir eylemin veya durumun karşılığı olarak ceza veya yaptırım

gazel : far. * gazal (aşk, sevgi, özlem ve mistik temaları işleyen nazım biçimi) * Fars (İran) edebiyatından Osmanlı ve Türk edebiyatına geçen, genellikle beyitlerden oluşan, aşk ve tasavvuf temalarını işleyen klasik şiir türü (musikide gazel, bu şiirlerin bestelenmesiyle ortaya çıkan eserlerdir.)

gazelhan : far. * gazal (aşk, sevgi, özlem ve mistik temaları işleyen nazım biçimi) + han (-cı, yapan, eden eki, ünvan eki) * gazel türünde şiir söyleyen veya bu alanda ustalık gösteren kişi

gazete : gre., ven. * gaza (hazine, büyük miktarda para) (gre.); gaza (kese) + etta (küçültme eki) (ven.) * resmi bildiri veya yayın; günlük yayımlanan ve haberleri içeren döküman

gazhane : gre., far. * khaos (boşluk; maddenin uçucu hali) (gre.) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) (far.) * içinde gaz üretilen veya depolanan yer, gaz üretim tesisi

gazışı : gre., tür. * khaos (boşluk; maddenin uçucu hali) (gre.) + ışı (aydınlık) (tür.) * termik bir etki söz konusu olmaksızın, kendiliğinden olan ışık yayılımı

gazışıl : gre., tür. * khaos (boşluk; maddenin uçucu hali) (gre.) + ışı (aydınlık) + ıl (ile ilgili, gibi, -a ait) (tür) * gazışı saçabilen, gazışı yayabilme özelliği bulunan, gazışıyla ilgili

gazi : ara. * gaza (akın etmek, sefer düzenlemek, yağmalamak, talan etmek, öldürmek, yok etmek, parçalamak, dövmek, ezmek, vurmak; kavga etmek, mücadele etmek, savaşmak; gezmek, gitmek) + i (fiili sıfat yapan sinek; kimse, yapan, eden) * akıncı, istilacı, seferci

gaziantep : ara. * gazi (akıncı, istilacı, seferci, savaşçı) (gaza (akın etmek, sefer düzenlemek, yağmalamak, talan, öldürmek, yok etmek, parçalamak, dövmek, ezmek, vurmak; kavga etmek, mücadele etmek, savaşmak; gezmek, gitmek) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ayntab (ayn (pınar) + tab (parmak, parmak basma, mühür); ayntab (göz ışıltısı) (ayn (göz; pınar, kaynak, menba) + tab (parıltı, ışıltı) ) * Türkiye’nin güneydoğusunda yer alan, kuzeyde Kahramanmaraş, doğuda Kilis, batıda Adıyaman ve batıda Şanlıurfa ile komşu olan, sınırının güneyinde Suriye bulunan ve plaka kodu 27 olan il

gaziemir : ara. * gazi (akıncı, istilacı, seferci, savaşçı) + emir (iş, buyruk, talimat) * İzmir’in bir ilçesi

gazino : ita. * casa (ev) + ino (küçültme eki) * küçük ev, köşk, eğlence mekanı, kumar, oyun ve eğlence faaliyetlerinin yapıldığı özel mekan; müzikli eğlence yeri, açık hava lokantası, konser salonu, kumarhane (hazne (hazine, kasa, saklama yeri), hazine (kasa, servet, değerli şeylerin saklandığı yer) (ara.) )

gaziosmanpaşa : ara., far. * gazi (akıncı, istilacı, seferci, savaşçı) + osman (od (ateş) + man (insan, adam, kişi, kimse) + paşa (şah, hükümdar, reis) (pati (usta) + şah (hükümdar, kağan, kral, reis, başkan, padişah; büyük, üstün, usta, seçkin, önde gelen) ) (far.) * İstanbul’un bir ilçesi

gazipaşa : ara., far. * gazi (akıncı, istilacı, seferci, savaşçı) (ara.) + paşa (şah, hükümdar, reis) (pati (usta) + şah (hükümdar, kağan, kral, reis, başkan, padişah; büyük, üstün, usta, seçkin, önde gelen) ) (far.) * Antalya'nın bir ilçesi

gazoil : gre., lat. * khaos (boşluk; maddenin uçucu hali) + elaia (zeytin, zeytin ağacı), elaion (zeytin yağı, yağ) (gre.); oliva (zeytin), oleum (yağ, zeytin yağı) (lat.) * düşük uçuculuklu petrol ürünlerinden elde edilen, dizel motor yakıtı olarak kullanılan mazot; yüksek kaynama noktasına sahip ağır fuel oil sınıfı yakıt

gazojen : gre. * khaos (boşluk; maddenin uçucu hali) + genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) * odun, kömür gibi katı yakıtlardan yanıcı gaz elde eden ve biriktiren cihaz

gazolin : gre., lat. * khaos (boşluk; maddenin uçucu hali) + elaia (zeytin, zeytin ağacı), elaion (zeytin yağı, yağ) (gre.) + ine (kimyasal bileşik eki) (lat.) * içten yanmalı motorlarda kullanılan, otomobil ve benzeri araçların yakıtı olan yüksek uçuculuklu petrol ürünü (C8H18)

gazometre : gre. * khaos (boşluk; maddenin uçucu hali) + metros, metron (ölçü) * gaz hacmini ölçmek için kullanılan cihaz

gazometri : gre. * khaos (boşluk; maddenin uçucu hali) + metria (ölçme, ölçüm) (metros, metron (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * gaz hacmi, basıncı veya bileşiminin ölçülmesi ve analizi ile ilgilenen bilim dalı veya yöntem

gazoz : gre., fra * khaos (boşluk; maddenin uçucu hali) (gre.) + osus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); gaz (fra.) + euse (ile ilgili, gibi) (fra.) * şekerli, meyveli veya sade aromalı karbonatlı içecek

gazup : ara. * gadab, gazab (öfke, kızgınlık, hiddet) * öfkeli, kızgın, hiddetli

gazve : ara. * gazva (savaş, sefer, akın etme, yağma, saldırı, gazilik), gazi (akıncı, istilacı, seferci, savaşçı) * Arap aşiretleri arasındaki çarpışma; din uğruna yapılan savaş, kutsal savaş

gazyağı : gre., tür. * khaos (boşluk; maddenin uçucu hali) (gre.) + yağ (ağır hidrokarbon veya gliserin karışımından oluşan, genellikle kaygan ve yakıt olarak kullanılan sıvı madde ve akışkan mineral) + ı (iyelik eki) (tür.) * rafinerilerde benzinden sonra elde edilen ve kerosen olarak da usimlendirilen sıvı yakıt (C6H14)

gazze : ibr., ara. * gazz (güçlü, kuvvetli) (ibr.); gazza (güçlü olmak, kuvvetli olmak, dayanmak, saldırmak, akın etmek) * güç, kuvvet, direniş veya askerî akın; Filistin'in güneybatısında bulunan, Gazze Şeridi'nin en büyük şehri

Gd : fin., lat. * gadolinium (Fin kimyager ve mineralog Johan Gadolin’in soyadından) (fin.) + ium (kimyasal element eki) (lat.) ) * atom numarası 64 olan, lantanitler serisinde bulunan, manyetik özellikleri güçlü, gümüş beyazı renkli olan, manyetik rezonans görüntülemede kontrast maddesi olarak, nükleer reaktörlerde ve özel alaşımlarda kullanılan nadir bir toprak elementi

Ge : lat. * germanium (Germania (Almanya'nın Latince adı) (germen (cermen) + ia (yer eki) ) + ium (kimyasal element eki) ) * atom numarası 32 olan, periyodik tablonun 14. grubunda bulunan, yarı metal özellik gösteren, gri-beyaz renkli olan, yarı iletkenlerde, kızılötesi optik sistemlerde, fiber optik teknolojilerinde ve elektronik bileşenlerde kullanılan bir element

geb : mıs. * geb (toprak, yeryüzü) * Antik Mısır mitolojisinde heliopolis kozmolojisinin bir parçası olan, Şu ve Tefnut'un oğlu, Nut (gökyüzü) ile evli ve Osiris, İsis, Set ile Neftis'in babası olan, yeşil tenli veya üzerinde bitkiler büyüyen, kaz ile sembolize edilen ve gökyüzü tanrıçası Nut'un altında yatan bir adam olarak tasvir edilen yeryüzü ve toprak tanrısı

gebe : tür. * kab, geb (şişmek, kabarmak, tümseklenmek) + e (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kabarmış, şişik (ölünce beden şişer) (geb + er + mek, kabarmak (kab + ar + mak), şişmek, gebe (şişik) olmak, ölmek, geboren (doğmak, kabararak oluşmak) (alm.) )

gebermek : tür. * kab, geb (şişmek, kabarmak, tümseklenmek) + er (edilgen fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * şişmek, şişik olmak, kabarmak (ölünce beden şişer) (gebe (şişik, kabarık) olmak, ölmek, geboren (doğmak, kabararak oluşmak) (alm.) )

gebeş : tür. * gebe (hamile) + ş (küçültme eki) * kaba veya alaycı tonda “şişman, tombul, hamileye benzer biçimde karnı çıkan kimse” anlamında kullanılan halk ağzı kelimesi

gebre : far. * gabr (Zerdüşt dinine mensup olan, ateşperest) * İslam dışı inançlara mensup kişi, zerdüşt, ateşperest, kafir, zimmi

gebre : tür. * gabr (kese, torba; bölme bezi) * atları tımar etmekte kullanılan, keçeden, kıldan dokunmuş veya çuhadan yapılmış kese

gebre : gre. * capparis (çalımsı bitki) * Akdeniz iklimine özgü, tomurcukları turşu yapımında (kapari) kullanılan, tıp ve kozmetikte de yararlanılan dikenli ve çalımsı bir bitki türü, gebre otu, kapari çiçeği, kebere

gebze : gre., lat. * dakibyza (küçük kılıç, bıçak veya kısa kılıç) (gre.); libyssa (Antik Roma coğrafyasında bir yerleşim yeri) * Kocaeli ilinin bir ilçesi

gece : tür. * geç (geçmek, geride bırakmak), keç (gecikmek, sönmek, hafiflemek) + e (isim yapım eki) * güneşin batışından doğuşuna kadar geçen, karanlığın yeryüzünü kapladığı zaman dilimi, gün batımını geçince, gün batımından sonrası, tün (semantik ilişki) (night (gece), next (sonraki, geçince) (ing.), Nacht (gece), nächste (sonraki, geçince) (alm.) )

gecekondu : tür. * gece (gündüzün tersi, karanlık zaman dilimi) + kon (koymak fiilinin edilgen hali) + du (-dili geçmiş zaman eki) * hızlı ve plansız biçimde, genellikle gece inşa edilen, resmi izin olmadan yapılmış ev veya yerleşim birimi

gecesefası : tür., ara. * gece (gündüzün tersi, karanlık zaman dilimi) + sefa (eğlence, hoş vakit geçirmek; hoşluk, rahatlık, keyif) + sı (iyelik eki) * gece açan ve kokusuyla geceleri hoşluk veren Ipomoea, Convolvulaceae familyasına bağlı bir bitki cinsi

gecikmek : tür. * geç (ilerlemek, aşmak) + ik (edilgen fiiil eki) + mek (fiil mastar eki) * zamanında olmamak, planlanan veya beklenen zamandan sonra gerçekleşmek; geç kalmak, zaman kaybetmek

gecko : mal. * gekok (yerel kertenkele adı; hayvanın çıkardığı sesten türetilmiş ses yansımalı kelime) * tropikal ve ılıman bölgelerde yaşayan, geniş yapışkan parmak yastıkları sayesinde yüzeylere tutunabilen küçük kertenkele

geç : tür. * geç (ilerlemek, aşmak) * ilerlemiş zaman, zamanını aşma, olması gereken zamandan daha sonraki zaman dilimi

geçe : tür. * geç (ilerlemek, aşmak) + e (zarf yapım eki) * ilerleyince, aşınca, belirli zaman sonrası, geç olunca

geçersiz : tür. * geç (ilerlemek, aşmak) + er (geniş zaman fiil eki; sıfat eki) + siz (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) * hüküm veya değer taşımayan, kabul edilmeyen, geçerli olmayan

geçgin : tür. * geç (ilerlemek, aşmak) + gin (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yaşı ilerlemiş

geçici : tür. * geç (ilerlemek, aşmak) + ici (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kalıcı olmayan, kısa süreli, belirli bir zaman dilimi için olan, sürekliliği olmayan

geçim : tür. * geç (ilerlemek, aşmak) + im (isim yapım eki) * yaşamını sürdürmek için gerekli olan kazanç, gelir veya kaynak; hayatını idame ettirme

geçinmek : tür. * geç (ilerlemek, aşmak) + in (dönüşlü fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * yaşamını sürdürmek, ihtiyaçlarını karşılamak, geçimini sağlamak; birisiyle iyi ilişkiler içinde olmak

geçirgen : tür. * geç (ilerlemek, aşmak) + ir (edilgen fiil eki) + gen (sıfat eki) * sıvı, gaz, elektrik veya ışığın içinden geçmesine izin veren, geçirici; geçirgenlik özelliğine sahip olan (madde veya yüzey)

geçişli : tür. * geç (ilerlemek, aşmak) + iş (isim yapım eki) + li (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * nesne alan, nesne ile kullanılan (özellikle fiiller için); doğrudan bir nesneye etkisi olan veya nesne gerektiren fiil türü

geçişsiz : tür. * geç (ilerlemek, aşmak) + iş (isim yapım eki) + siz (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) * nesne almayan, doğrudan nesneye etkisi olmayan (özellikle fiiller için); nesne gerektirmeyen fiil türü

geçiştirmek : tür. * geç (ilerlemek, aşmak) + iş (isim yapım eki) + tir (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * bir işi veya sorunu önemsemeyerek, yüzeysel veya geçici olarak halletmek veya atlatmak, gereği gibi yapmamak; derinlemesine uğraşmadan işi yürütmek

geçit : tür. * geç (geç (ilerlemek, aşmak; bir yerden başka bir yere hareket, bir halden başka bir hale hareket, içine girmek) + it (isim yapım eki) * bir yerden diğer bir yere geçmeyi sağlayan yol, aralık veya geçiş yeri, geçiş yolu, geçiş kapısı, geçme yeri

geçkin : tür. * geç (ilerlemek, aşmak) + kin (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yaşı ilerlemiş, yaşlanmaya başlamış, olgunlaşmış, yaşlı, deneyimli (kimse), zamanı geçmiş; geçmiş, aşmış

geçmek : tür. * geç (ilerlemek, aşmak) + mek (fiil mastar eki) * ilerlemek, aşmak, yol katetmek

geçmiş : tür. * geç (ilerlemek, aşmak) + miş (geçmiş zaman eki) * içinde bulunulan andan (bugünden) önce yaşanmış, meydana gelmiş tüm olayların bütünü, eskide kalmış olan

geda : far. * gada (dilenci, yoksul, fakir ve kimsesiz) * dilenci, yoksul, fakir ve kimsesiz

gedik : tür. * ged (oymak, çentmek, delmek, açmak, yarmak; yarılmak, delinmek, oyulmak, açılmak) + ik (isim yapım eki) * oyuk, yarık, açıklık, delik, aralık, geçit; Osmanlı’da bir mal veya hizmetin üretim ve satış hakkını gösteren imtiyaz belgesi veya bu hakka sahip iş yeri (gate (geçit, kapı) (ing.) )

gedikli : tür. * gedik (oyuk, yarık, açıklık, delik, aralık, geçit; ayrılmış yer, kadrolu görevli yeri) + li (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sürekli görevde olan, kadrolu; Osmanlı döneminde askeri ve idari görevlerde uzun süre hizmet eden kişi

gediz : fri. * kadys (kral, bey, yönetici) * Kütahya'nın bir ilçesi (kadı (hüküm veren, hakim) (ara.) )

gefitinib : lat. * gef (kimyasal kök) + tinib (tyrosine kinase (tirozin kinaz) inhibitörü) (tyrosine (aminoasit) (turos, tyros (peynir) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + kinesis, kinase (kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak) + asis (son ek) ) (gre.) + inhibitor (engelleyici, önleyici, mani olan) (lat.) ) * ileri evre küçük hücreli olmayan akciğer kanserini tedavi etmek için kanser hücrelerinin büyümesini durdurmak için kullanılan epidermal büyüme faktörü reseptör (EGFR) tirozin kinaz inhibitörü (C22H24ClFN4O3)

geğirmek : tür. * geğir (ses yansımalı kök) + mek (fiil mastar eki) * mide gazının, diyafram kası ve özefagus kaslarının gevşemesiyle ağız yoluyla ve sesli şekilde dışarı çıkması; ses yansımalı (onomatope) fiil ile ifade edilen doğal bir bedensel refleks

geğrek : tür. * kevre, gevre (yumuşamak, gevşemek, zayıflamak) + k (isim/sıfat yapım eki) * göğüs kafesinin alt yan bölümlerinde yer alan yumuşak kaburga kemikleri ve bu kemiklerin arasında/altında kalan boşluklardan her biri

gehan : far. * gayan, gehan (yaşamak, canlanmak, hayat bulmak, dirilmek; dünya, hareket eden alem) * dünya, evren, yeryüzü ve üzerinde yaşayan tüm varlıklar; tasavvufta ve klasik şiirde zamanın ve mekanın bütünlüğü, zaman, an, vakit, süre

gehlenit : alm., gre. * gehlen (Alman kimyager Adolf Ferdinand Gehlen’in soyadından) (alm.) + ites (element, kayaç ve mineral eki) (gre.) * kalsiyum ve alüminyum açısından zengin, genellikle yüksek sıcaklıkta kireçtaşının metamorfizmasıyla oluşan, grimsi-yeşil veya kahverengimsi renkte bulunan, melilit grubundan sorosilikat (Ca2Al(AlSi)O7)

gehvare-nişin : far. * gehvare (beşik) + nişesten (oturmak), nişin (oturan, yerleşen, oturmuş, bir yere yerleşmiş) * beşikte oturan, beşikteki çocuk

geiger müller dedektörü : alm. * geiger (Alman fizikçi Hans Geiger'in soyadından) + müller (Alman fizikçi Walther Müller'in soyadından) + de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + tegere (örtmek, korumak, kaplamak) + or (-cı, yapan, eden eki) ) (lat.) + ü (iyelik eki) (tür.) * iyonlaştırıcı radyasyonu tespit etmek, için kullanılan gaz dolu detektör türü

geiger sayacı : alm. * geiger (Alman fizikçi Hans Geiger'in soyadından) (alm.) + sayaç (nicelik (miktar) belirleme aracı) + ı (iyelik eki) (tür.) * iyonlaştırıcı radyasyonun tespiti için geliştirilmiş olan, radyasyon parçacıklarını sayarak radyoaktif madde varlığını ve dozunu ölçen cihaz

gekkonidae : mal., lat. * gekok (yerel kertenkele adı; hayvanın çıkardığı sesten türetilmiş ses yansımalı kelime) (mal.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * yüzeylere tutunmayı sağlayan özel parmak yapıları bulunan, çoğunlukla gece etkin olan gekoları içeren kertenkele familyası.

gekkoninae : mal., lat. * gekok (yerel kertenkele adı; hayvanın çıkardığı sesten türetilmiş ses yansımalı kelime) (mal.) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki) (lat.) * Gekkonidae familyası içinde yer alan, tipik gekoları kapsayan kertenkele altfamilyası

gekkota : mal., por. * gekok (yerel kertenkele adı; hayvanın çıkardığı sesten türetilmiş ses yansımalı kelime) (mal.); geco (kertenkele benzeri sürüngen) + ta (küçültme eki) (por.) * Antarktika hariç, her kıtada bulunan ve geniş bir dağılıma sahip, Gekkonidae familyasına bağlı küçük ve çoğunlukla etçil keler (kertenkele) infra takımı, geko

geko : mal., por. * gekok (yerel kertenkele adı; hayvanın çıkardığı sesten türetilmiş ses yansımalı kelime) (mal.); geco (kertenkele benzeri sürüngen) (por.) * Antarktika hariç, her kıtada bulunan ve geniş bir dağılıma sahip, Gekkonidae familyasına bağlı küçük ve çoğunlukla etçil keler (kertenkele) infra takımı, gekkota

gelberi : tür. * gel (yaklaşmak, varmak, ulaşmak, erişmek) + beri (yakın) * yakıt olarak kömür kullanan sanayi vb. ocaklarında ateşi karıştırarak güçlendirmek, ızgara üzerindeki ateşin veya cürufun yerini değiştirmek, küllenmiş ateşi, cürufu dışarı çekmek için kullanılan, ucu yassı ve dik açı yapacak biçimde kıvrık, uzun saplı demir araç; fırınlarda, pişenleri çekmekte kullanılan uzun saplı kürek

gelecek : tür. * gel (yaklaşmak, varmak, ulaşmak, erişmek) + e (bağlaç) + cek (gelecek zaman kipi eki) * zaman bakımından henüz gerçekleşmemiş, ileride olacak olay veya zaman dilimi

geleğen : tür. * gel (yaklaşmak, varmak, ulaşmak, erişmek) + e (bağlaç) + ğen (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * birikme, yığılma veya üst üste toplanan şey

gelembe : tür. * gel (yaklaşmak, varmak, ulaşmak, erişmek) + en (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + be (yer, mekan eki) * yığılma, toplanma, birikinti

geleme : tür. * gel (yaklaşmak, varmak, ulaşmak, erişmek) + e (ek) + me (isim yapım eki) * iki yıl sürülmeyerek, ekilmeyerek boş bırakılmış olan tarla

gelendost : tür. * gelen (yaklaşan, varan, erişen, ulaşan) + dost (samimi arkadaş) * Isparta'nın bir ilçesi

gelenek : tür. * gel (yaklaşmak, varmak, ulaşmak, erişmek) + en (dönüşlü fiil eki) + ek (isim yapım eki) * kuşaktan kuşağa aktarılan, toplum içinde süreklilik kazanan davranış, görenek, adet, kültürel miras ve sosyal norm ve anlayışlar bütünü

geleni : tür. * kelegü, gelengi (kel, gel (yaklaşmak, varmak, ulaşmak, erişmek) + en (zamir yapım eki) + gi (isim yapım eki) ) * Anadolu yer sincabı (Spermophilus) olarak da bilinen, yer altında tüneller kazarak koloniler halinde yaşayan, tarım alanlarına zarar verebilmesiyle tanınan otobur ve kemirgen bir yaban hayvanı, tarla faresi, büyük fare; sarnıçlara su akıtılan ark

gelgeç : tür. * gel (yaklaşmak, varmak, ulaşmak, erişmek) + geç (ilerlemek, aşmak) + mek (fiil mastar eki) * gelip geçici, kalıcı olmayan, süreklilik göstermeyen

gelgit : tür. * gel (yaklaşmak, varmak, ulaşmak, erişmek) + git (ayrılmak, uzaklaşmak, hareket etmek) * deniz suyunun, Ay ve Güneş’in çekim kuvvetleri nedeniyle düzenli olarak yükselip alçalması olayı

gelibolu : gre. * galli, keltoi (kelt, cesur, savaşçı, erdemli; gizli) + polis (şehir, il, kent) (Keltlerin şehri; gizli olanın şehri (Tanrı'ya atfen) ) * Çanakkale’nin bir ilçesi

gelin : tür. * gel (yaklaşmak, varmak, ulaşmak, erişmek) + in (isim yapım eki) * düğün bağlamında evlenmek üzere veya yeni evlenmiş kadın

gelin parmağı : tür. * gelin (düğün bağlamında evlenmek üzere veya yeni evlenmiş kadın) + parmak (el veya ayağın uç kısımlarındaki eklemli organ) + ı (iyelik eki) * halk arasında gelin parmağı veya tellice diye adlandırılan ramaria ailesinden ramaria auera mantarı

gelinboğan : tür. * gelin (evlenmek üzere olan kadın) + boğ (sıkmak, sıkıştrmak, bastırmak) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kaba veya alaycı anlamda, evliliği veya gelinliği zorlayan, sorun çıkaran kadın

gelincik : tür. * gelin (evlenmek üzere olan kadın) + cik (küçültme eki) * ilkyazda kırlarda, tarlalarda kendiliğinden yetişen, çok güzel, kırmızı ve iri çiçekler açan bir ot; sansargillerden, ince uzun yapılı, kısa bacaklı, sivri çeneli, sırtı kızılımsı esmer, karnı ak renkte, etçil, küçük bir memeli hayvan

gelinfeneri : tür. * gelin (evlenmek üzere olan kadın) + fener (plastik veya metal bir gövdenin ucundaki camla kaplı haznenin içindeki ampul vasıtasıyla ışık veren ve pille çalışan taşınabilir aydınlatma aracı; içindeki alev veya lambayla çevresini aydınlatan, yol gösteren veya sinyal veren taşınabilir veya sabit ışık kaynağı) + i (iyelik eki) * gülgillerden, bütün ılıman ülkelerde yetişen, gövdesi silindir biçiminde, boyu 15 metreyi bulabilen, yapraklanmadan önce ak çiçekler açan, esmer kırmızı renkli kerestesi kaplamacılıkta, tornacılıkta ve müzik araçları yapımında kullanılan bir ağaç, kuşkirazı

gelir : tür. * gel (yaklaşmak, varmak, ulaşmak, erişmek) + ir (geniş zaman fiil eki ve isim yapım eki) * bir ticari veya sosyal faaliyetten elde edilen finansal değer, kazanç

gelir tablosu : tür., gre., lat. * gelir (kazanç) (tür.) + tavli (tabla, tahta levha, yazı tahtası, masa, düz yüzey) (gre.); tabula (tahta levha, yazı tahtası, liste) (tab (tahta, levha) + ulus, ula (küçültme eki) ) (lat.) + su (iyelik eki) (tür.) * bir işletmenin belli bir dönemde elde ettiği gelirler ile giderleri arasındaki farkı gösteren finansal rapor

gelir vergisi : tür. * gelir (kazanç) + vergi (devletin kamu hizmetlerini finanse etmek amacıyla bireylerden veya kurumlardan, karşılıksız ve zorunlu olarak, kanunla belirlenmiş ölçülere göre aldığı para) + si (iyelik eki) * kişilerin veya kurumların belirli bir dönemde elde ettikleri kazanç üzerinden devlete ödemekle yükümlü oldukları vergi türü

gelişigüzel : tür. * geliş (yaklaşma, varış, ulaşma, erişim) + i (tamlama eki) + güzel (iyi, hoş) * bir plana, düzene göre yapılmayan, özen gösterilmeden yapılan; rastgele, baştan savma

gelişmek : tür. * gel (yaklaşmak, varmak, ulaşmak, erişmek) + iş (edilgen fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * büyümek, ilerlemek, olumlu veya olumsuz yönde değişim göstermek

gelmek : tür. * gel (yaklaşmak, varmak, ulaşmak, erişmek, intikal etmek) + mek (fiil mastar eki) * erişmek, varmak, ulaşmak, intikal etmek (goal (erişilecek nota, hedef), call (ziyaret, geliş) (ing.) )

gelofusin : lat. * gelare (donmak, katılaşmak), gelatus (donmuş, katılaşmış) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) + infusio (demleme, içe akış, aşılama) (lat.) * jelatin bazlı, plazma hacmini genişletici damar içi infüzyon çözeltisi,

gelsemium : lat., far. * gelsemium (yasamin) * sarılıcı gövdesi ve güçlü alkaloidleriyle bilinen, Gelsemiaceae familyasından bir bitki cinsi

gem : tür. * gem (kontrol etmek, dizginlemek) * atların veya diğer binek hayvanlarının ağzına takılan, sürücünün kontrolünü, yönlendirmesini sağlayan metal parça

gematria : gre. * ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) + metria (ölçme, ölçüm) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım eki) ) * Yahudi mistik öğretisi olan Kabala'da sıkça kullanılan, İbranice harflerin sayısal değerlerine dayalı olarak kelimelerden anlamlar çıkarma sistemi

gemcitabin : gre. * gem (kimyasal grup belirteci) + citabine (sitidin türevi) (kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + ine (kimyasal bileşik eki) ) * pankreas, akciğer, meme ve mesane kanseri tedavisinde kullanılan, nükleozid analogları sınıfına ait bir kemoterapi ilacın etken maddesi (C9H11F2N3O4)

gemerek : gre. * kimmerioi (karanlık bölgelerde yaşayan; İrani veya İskit kökenli bir halk) + ek (isim yapım eki); gemrek (göçebe oba, konak yeri) (tür.) * Sivas’ın bir ilçesi

gemfibrozil : lat. * gem (kimyasal bileşik eki) + fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) + osus (ile ilgili, gibi, -a ait) + il (kimyasal bileşik eki) * trigliserid seviyelerini azaltmak için kullanılan, fibrik asit türevi lipid düşürücü ilacın etken maddesi (C15H22O3)

gemi : tür. * kemi (su taşıt aracı) * su üzerinde yol alan, yük veya yolcu taşıyan büyük deniz aracı

geminal : lat. * geminus (ikiz, çift) + alis (ile ilgili, -a ait) * aynı atoma veya komşu atomlara bağlı iki özdeş grup veya atomun bulunmasıyla ilişkili olan

geminasyon : lat. * lat. * geminus (ikiz, çift) + atio (isim yapım eki) * ikili olma, ikizleşme, çiftleşme

gemini : ara., lat. * cemea (toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek), cem (toplama, bir araya getirme, birleşme) + eyni (iki) (ara.); geminus (ikiz, çift) (lat.) * ikili, ikiz, çift; astronomide İkizler takımyıldızı ve burcu

gemlik : tür. * gemi (su üzerinde yol alan, yük veya yolcu taşıyan büyük deniz aracı) + lik (ile ilgili olan yer) * gemi yapılan veya demirlenen yer; Bursa'nın bir ilçesi

gemma : lat. * gemma (şişmek, büyümek; değerli taş, mücevher; bitki tomurcuğu, tomurcuk) * bitkilerin kök, gövde veya yapraklarında beliren, koruyucu pullarla çevrili olabilen ve ileride yeni bir sürgün, yaprak veya çiçek oluşturma potansiyeline sahip gelişmemiş haldeki doku kümesi, tomurcuk, çıkıntı; bitkilerde tomurcuk veya üreme birimi; mücevher

gemmasyon : lat. * gemma (tomurcuk, tohum, filiz; değerli taş) + tio (isim yapım eki) * bir canlının vücudunda oluşan küçük bir çıkıntının (tomurcuk) büyüyüp gelişerek ana canlıdan ayrılması veya ona bağlı kalarak koloni oluşturması şeklindeki eşeysiz üreme biçimi, tomurcuklanma

gemsitabin : gre. * gem (kimyasal grup belirteci) + citabine (sitidin türevi) (kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + ine (kimyasal bileşik eki) ) * pankreas, akciğer, meme ve mesane kanseri tedavisinde kullanılan, nükleozid analogları sınıfına ait bir kemoterapi ilacın etken maddesi (C9H11F2N3O4)

gemtuzumab ozogamisin : gre. * gem (kimyasal grup eki) + tu (bağlaç) + zu (insanlaştırılmış antikor eki) + mab (monoclonal antibody (monoklonal antikor) eki) + ozo (oksijen eki) + ga (ek) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) (lat.) * akut miyeloid lösemiyi tedavi etmek için kullanılan bir antikor-ilaç konjugatı (C46H52Cl2N8O13)

gen : gre. * gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * organizmaların özelliklerini belirleyen yapısal kodarı içeren DNA kesitleri

gen : gre. * gonos (köşeli, açılı), gonia (açı, köşe) * köşe, kenar, kıyı (örneğin "üçgen", "dörtgen")

gen : tür. * gen, gan, kan, ken (-cı, yapan, eden eki; sıfat yapım eki) * (-cı, yapan, eden eki; sıfat yapım eki (örneğin “kemirgen”, “üretken”, “atılgan”, “yalıtkan”)

genç : gre., moğ., tür. * gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.); ken, gen (oluşmak, yayılmak, büyümek, artmak) + ç (sıfat yapım eki) (tür.) * yaşı ilerlememiş olan; çocukluk çağından çıkmış olan, delikanlı; Bingöl’ün bir ilçesi (geniş (yaygın, yayılmış) (tür.), genos, gene, gène, Gen (gen, oluşum, yaratılış, doğuş; ırk, cins, döl, soy) (gre., ing., fra., alm.), genesis (oluşum, yaratılış, doğuş; köken, kaynak) (gre.); young, jeune, jung (genç) (ing., fra., alm.) )

gene : tür. * gen (oluşmak, yayılmak) + e (zarf yapım eki); again (gene, tekrar) (ing.) * yine, yeniden, tekrar, bir daha

genealoji : gre. * gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir kişinin veya ailenin atasal bağlarını, aile tarihlerini ve nesiller boyu devam eden kökenlerini inceleyen bilim dalı, soybilim

genel : gre., tür. * gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.) + el (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yayılmış, yaygın, genişlemiş (generalis (genel) (lat.) )

genel kurul : tür. * genel (herkesi kapsayan, bütünsel, umumi, yayılmış, yaygın, genişlemiş) + kurul (bir araya gelmiş resmi topluluk, heyet, komisyon, konsey) (kur (oluşturmak, bir araya getirmek) + ul (isim yapım eki) ) * bir kurum veya derneğin en yüksek karar organı olan tüm üyelerin katılımıyla yapılan toplantı

genelev : tür. * genel (herkesi kapsayan, bütünsel, umumi, yayılmış, yaygın, genişlemiş) + ev (yer, konut, hane, barınak, sığınak, yuva) * erkeklerin, para ödemek suretiyle kadınlar ile cinsel ilişkide bulundukları yer, fuhuş yeri, kerhane

genelge : tür. * genel (herkesi kapsayan, bütünsel, umumi, yayılmış, yaygın, genişlemiş) + ge (isim yapım eki) * kamu kurumları tarafından çok sayıda kişiye hitaben yayımlanan resmi yazı, herkese yönelik yazı

genelkurmay : tür., far. * genel (herkesi kapsayan, bütünsel, umumi, yayılmış, yaygın, genişlemiş) + corps d’état-major (komuta kurul gövdesi) (corps (beden, gövde, vücut; kurul, topluluk) + de (tamlama bağlacı) + état (durum, hal; devlet) + majeur (büyük, üst), major (emir subayı, yaver) ) (fra.); corpus + de (tamlama bağlacı) + status (durum, hal; devlet) + major (büyük, üst) (lat.); kerman (danışman) (far.) * orduda en üst düzey askeri yönetim organı veya bu organın üyeleri

general : gre., lat. * generare (doğurmak, üretmek, yaratmak, oluşturmak) (genos (yaratılış, türeyiş, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, sınıf, kategori) (gre.) + are (fiil mastar eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * orduda, kara ve hava kuvvetlerinde ve jandarmada, albay rütbesinin üstünde, mareşal rütbesinin altında olan subay rütbesi

generalize : gre., lat. * generalizatus (generare (doğurmak, üretmek, yaratmak, oluşturmak) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); généralisé (fra.) * genelleştirilmiş

genesis : gre. * gennain (doğurmak, üretmek, meydana getirmek, yaratmak, oluşturmak) + isis (isim yapım eki) * doğum, üretim, meydana gelme, yaratma, yaratılış, oluşum

genet : lat. * genetta (genet, misk kedisine benzeyen küçük etçil memeli) * Viverridae (misk kedisigiller) familyasından, Afrika ve Güney Avrupa’da yaşayan, uzun gövdeli, benekli kürklü, misk kedisine benzeyen küçük etçil memeli

genetik : gre. * gennain (doğurmak, üretmek, meydana getirmek, yaratmak, oluşturmak) + isis (isim yapım eki) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * canlıların kalıtım özelliklerini, soy yoluyla geçen biyolojik bilgileri inceleyen bilim dalı; kalıtsal yapı ve mekanizmalarla ilgili

genetik sekans : gre., lat. * gennain (doğurmak, üretmek, meydana getirmek, yaratmak, oluşturmak) + isis (isim yapım eki) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + sequentia (belirli bir sıraya göre gerçekleşen olay, olay veya nesne dizilimi, sırası, ardışıklık, sıra, takip, izleme, dizi) (sequi (izlemek, takip etmek, ardına düşmek) + entia (isim yapım eki) ) (lat.) * bir organizmanın DNA veya RNA’sındaki nükleotidlerin ( (adenine, thymine, guanine, cytosine (A, T/U, G, C) ) belirli bir sırayla baz dizilimini ifade eden, kalıtsal bilginin yapısını ve işlevini tanımlayan biyolojik dizilim

genez : gre. * genesis (gennain (doğurmak, üretmek, meydana getirmek, yaratmak, oluşturmak) + isis (isim yapım eki) ); genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * doğum, doğuş, üretim, meydana gelme, yaratma, yaratılış, oluşum; doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, kaynaklanan

geniglossus : gre. * geneion (çene ucu) + glotta, glossa, glotta (dil) * dilin gövdesinin çoğunluğunu oluşturan yelpaze şeklinde dışsal dil kası

genikulat : lat. * geniculatus (dizilmiş, dizim şeklinde, sıralı) (genuculare (genu (diz; bükülme noktası, dirsek) + culum (küçültme eki) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * bükümlü, dirsekli; anatomide dirsek veya kıvrım yapan yapıları tanımlayan terim

genikulat nükleus : lat. * geniculatus (dizilmiş, dizim şeklinde, sıralı) (genuculare (genu (diz; bükülme noktası, dirsek) + culum (küçültme eki) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nucis (sert kabuklu meyve, ceviz) + leus (ile ilgili, -a ait) ) * beynin talamus bölgesinde, görme ve işitme sinyallerinin işlenmesinde rol alan küçük, dizili yapıda çekirdekler (nucleus geniculatus lateralis görme, nucleus geniculatus medialis işitme ile ilişkilidir.)

geniohiyoid : gre. * geneion (çene ucu) + hyoeides (U şeklinde olan; U harfi biçiminde; boyunda, dilin altında bulunan ve doğrudan başka kemiklerle eklem yapmayan, dil ve yutma hareketlerinde destek sağlayan U şeklindeki kemik) (hyo (U) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) ) * mylohyoid kasının medial sınırının üstünde bulunan dar bir çift kas

genista : lat. * genista (süpürge çalısı) * sarı çiçekli, azot bağlayıcı özelliğe sahip, Fabaceae familyasından bir bitki cinsi

geniş : tür. * gen (yayılmak, açılmak, genişlemek) + iş (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ölçü, alan veya hacim bakımından büyük, yaygın, yayılan, yayılmış, ferah; çok yer kaplayan (genesis (oluşum, yayılım) (gre.) )

geniş açı : tür. * geniş (ölçü, alan bakımından büyük, yayılmış) + açı (iki doğru parçasının veya yüzeyin birleştiği noktada oluşan aralık, açıklık) * iki çizgi veya yüzey arasındaki 90 dereceden büyük açı

geniş zaman : tür. * geniş (süre olarak kapsamlı, sürekli; ölçü, alan bakımından büyük, yayılmış) + zaman (süre, vakit, çağ, devir) * Türkçede fiillerin şimdiki, geçmiş veya gelecekten bağımsız, genel ve sürekli durumları ifade etmek için kullanılan zaman kipi

genital : gre., lat. * genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * üreme ve üreme organlarıyla ilgili; doğum ve neslin devamı ile bağlantılı yapılar veya fonksiyonlar

genitalya : gre., lat. * genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + eia (durum, yer) (gre.) * üreme organlarının bulunduğu bölge; genital organlar topluluğu veya üreme sistemi

genitif : gre., lat. * genesis (gennain (doğurmak, üretmek, meydana getirmek, yaratmak, oluşturmak) + isis (isim yapım eki) ); genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * dilbilgisinde ismin veya zamirin başka bir isme ait olduğunu, onunla ilişkili olduğunu gösteren hal

genitofemoral : gre., lat. * genesis (gennain (doğurmak, üretmek, meydana getirmek, yaratmak, oluşturmak) + isis (isim yapım eki) ); genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.) + itas (isim yapım ve durum eki) + femur (insan ve bazı hayvanlarda kalça ile diz arasındaki uzun kemik, uyluk kemiği) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * üreme organları ve uyluk bölgesiyle bağlantılı

genitopelvik : gre., lat. * genesis (gennain (doğurmak, üretmek, meydana getirmek, yaratmak, oluşturmak) + isis (isim yapım eki) ); genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.) + itas (isim yapım ve durum eki) + pelvis (leğen; insan vücudunda kalça bölgesinde bulunan, iç organları destekleyen kemik yapısı, leğen kemiği) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) * üreme organları ve pelvis bölgesiyle bağlantılı

genitoserebral : gre., lat. * genesis (gennain (doğurmak, üretmek, meydana getirmek, yaratmak, oluşturmak) + isis (isim yapım eki) ); genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.) + itas (isim yapım ve durum eki) + cerebrum (beyin) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * üreme organları ve serebral bölgeyle bağlantılı

genitoüriner : gre., lat. * genesis (gennain (doğurmak, üretmek, meydana getirmek, yaratmak, oluşturmak) + isis (isim yapım eki) ); genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) + ouron (idrar, sidik, üre, çiş) (gre.); urina + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * üreme organları ve üriner bölge (idrar yolları) ile bağlantılı

genius : lat. * gignere (yaratmak, oluşturmak, üretmek, var etmek, meydana getirmek), genius (doğuştan gelen doğa, koruyucu ruh) * olağanüstü zihinsel yetenek, üstün zeka, yaratıcılık, orijinal esin kaynağı; Roma mitolojisinde her bireyin, yerin veya kavramın koruyucu ruhu veya kişisel tanrısı (erkekler için "genius", kadınlar için "juno")

geniz : tür. * gen (yayılmak, açılmak; geçmek, akmak) + iz (isim yapım eki) * burun boşluğunun arka kısmında, yutakla birleşen, hava ve sesin geçtiği, burunla boğaz arasındaki geçit

genleşmek : tür. * gen (yayılmak, açılmak) + leş (edilgen fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * bir cismin hacminin artmak; yayılmak, geniş bir alana yayılmak

genom : gre., lat. * genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + om (tamlık, bütünlük belirten son ek) * bir organizmanın tüm genetik materyalini, yani DNA veya RNA dizilerinin tamamını ifade eden biyolojik terim

genosit : gre., lat. * genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) (gre.) + caedere, cidere (kesmek, yarmak, parçalamak, doğramak, vurmak, çarpmak; öldürmek), cidium (kesme, yarma, doğrama, vurma; öldürme) (lat.) * bir etnik, dini, ırksal veya ulusal grubun tümünü veya bir kısmını öldürerek yok etmeye yönelik sistematik eylem, soykırım

genotip : gre. * genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + typos (iz, işaret, damga, biçim, şekil, kalıp, baskı, model, tip) * bir organizmanın kalıtsal genetik yapısı; genetik bileşim

genotipik : gre. * genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + typos (iz, işaret, damga, biçim, şekil, kalıp, baskı, model, tip) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * genotip ile ilgili

gensoru : gre., tür. * genes (oluşum, yaratılış, doğuş; doğuran, ortaya çıkaran, oluşturan, yaratan, üreten, kaynaklanan; kaynak, neden) (gre.) + soru (sual) (tür.) * parlamenter sistemlerde bir hükümetin veya bakanın genel siyasetini ve uygulamalarını sorgulamak, güvenini test etmek amacıyla milletvekilleri tarafından verilen resmi denetim önergesi

gentamisin : lat. * genta (kimyasal kök) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) (lat.) * çeşitli bakteriyel enfeksiyon türlerini, kemik enfeksiyonları, endokardit, pelvik inflamatuar hastalık, menenjit, zatürre, idrar yolu enfeksiyonları ve sepsisi tedavi etmek için kullanılan bir aminoglikozid antibiyotik (C21H43N5O7)

gentiana : lat. * Gentius (İllirya kralı) * adını antik bir hükümdardan alan, acı bileşikleriyle tanınan, Gentianaceae familyasından bir bitki cinsi

gentianaceae : ili., lat. * Genthios (gre.); Gentius (İllirya kralı) (genh (üretmek, doğurmak) (ili.) + ius (ile ilgili,-a ait) (lat.) ) + ianus (ile ilgili,-a ait) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * Antarktika hariç dünyada geniş bir yayılıma sahip, çoğunluğu acı tatlı bileşenler içeren otsu bitkilerden ve çalılardan oluşan bir çiçekli bitki familyası, gentiyangiller, kızılkantarongiller

gentianales : lat. * gentiana (Gentius (İllirya kralı Gentius) + ana (ile ilgili, -a ait) + ales (taksonomik ek) * iki çenekli çiçekli bitkilerin asterid sınıfında yer alan, ot, çalı, tırmanıcı ve ağaç formundaki 5 ana familyada 20.000'den fazla türü barındıran büyük bir bitki takımı, Gentiyan takımı

gentianella : lat. * gentiana (Gentius (İllirya kralı Gentius) + ana (ile ilgili, -a ait) + ella (küçültme eki) * gentianalara benzeyen daha küçük yapılı türleri kapsayan, Gentianaceae familyasından bir bitki cinsi

genus : gre. * gennein (doğurmak, üretmek, yaratmak, oluşturmak), genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) (gre.); genus (soy, tür, cins, doğum, köken) * biyolojik sınıflandırmada ortak özelliklere sahip bir veya daha fazla türü kapsayan, türün üstünde ve familyanın altında yer alan taksonomik kategori

genzek : tür. * geniz (burun boşluğunun arka kısmında, yutakla birleşen, hava ve sesin geçtiği, burunla boğaz arasındaki geçit) (gen (yayılmak, açılmak; geçmek, akmak) + iz (isim yapım eki) ) + ek (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * konuşurken sesi genizden çıkan, genizden konuşan

genzel : tür. * gen (yayılmak, açılmak; geçmek, akmak) + iz (isim yapım eki) + el (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * genizle ilgili, genizsi (ses), geniz sesi

geochelone nigra : gre., lat. * ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) (gre.); geo (yer, toprak) (lat.) + khelone (kaplumbağa) (gre.) + nigra (siyah, kara) (lat.) * Galapagos Adaları'nda yaşayan, dünyanın en büyük kara kaplumbağaları arasında yer alan ve koyu renkli kabuğuyla tanınan Galapagos dev kaplumbağası

geod : gre. * ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) + eidos (şekil, biçim, form, kalıp, görünüş) * iç yüzeyi kristallerle kaplı, boşluklu kaya oluşumu.

geodetik : gre. * ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) + daiein (ölçmek) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yerkürenin şekli, boyutları ve yerçekimi alanıyla ilgili ölçümleri konu alan bilim dalına ilişkin, jeodezik, yerölçümsel

geoemydidae : gre., lat. * ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) + emys (tatlı su kaplumbağası) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * kaplumbağalar (Testudines) takımının Testudinoidea üstfamilyasına bağlı, Asya ve çevresinde yaşayan, yaklaşık 70'ten fazla türü içeren tatlı su ve yarı sucul kaplumbağaları familyası

geoffroea : lat. * Geoffroy (Fransız botanikçi Étienne François Geoffroy'un soyadından) + a (isim yapım eki) * baklagiller (Fabaceae) familyasından, Güney Amerika'ya özgü olan, en bilinen türü Geoffroea decorticans (chanal, chanar) olan dikenli çalı veya küçük tropikal ağaç türlerini kapsayan bitki cinsi

geofilöz : gre. * ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) + phyllon (yaprak) (gre.) + osus (ile ilgili,-a ait) (lat.) * yaprakları veya bitkisel organları toprakla ilişkili olan, toprağa yakın veya toprak altında gelişen (bitki)

geoid : gre. * ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) + eidos (şekil, biçim, form, kalıp, görünüş) * Dünya'nın, yerçekimi ve dönüş etkileriyle şekillenen, tam bir küre olmayan, altı ve üstü basık gerçek şekli

geoit : gre. * ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) + eidos (şekil, biçim, form, kalıp, görünüş) * Dünya'nın, yerçekimi ve dönüş etkileriyle şekillenen, tam bir küre olmayan, altı ve üstü basık gerçek şekli

geomatik : gre. * ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) + matikos (bilgi, ölçüm ve uygulama ike ilgili) (manthanein (öğrenmek, kavramak), mathema (öğrenme, bilgi, bilim) + ikos (ile ilgili, -a,ait) ) * yeryüzüne ait konumsal verilerin toplanması, işlenmesi, analizi ve haritalanmasıyla ilgilenen bilim ve teknoloji alanı.

geometri : gre. * ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * uzunluk, alan ve hacim gibi şekillerin ölçülmesi ve özelliklerinin incelenmesi bilimi, şekil ölçüm bilimi

geometrik : gre. * ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * geometri ile ilgili

geometrik dizi : gre., tür. * geometrikos (geometri ile ilgili, geometrik) (ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) + dizi (ardışık veya sıralı şekilde yan yana gelen öğeler bütünü, seri, sıra) (tür.) * ardışık iki teriminin oranı sabit olan dizi

geometrik ortalama : gre., tür. * geometrikos (geometri ile ilgili, geometrik) (ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) + ortalama (bir veri kümesindeki değerlerin toplamının değer sayısına bölünmesiyle veya farklı yöntemlerle elde edilen, kümenin genel düzeyini temsil eden merkezi eğilim ölçüsü) (tür.) * sonlu n sayıda pozitif sayının çarpımının n-inci kökü

geomyidae : gre., lat. * ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) + emys (tatlı su kaplumbağası) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Asya ve çevresinde, yeraltında tüneller kazarak yaşayan, yanaklarında yiyecek taşımak için büyük tüy kaplı keseleri bulunan "cep gopher" veya "cep faresi" adlı kemirgen memelileri içine alan tatlı su ve yarı sucul kaplumbağalar familyası

george town : lat., ing. * georgos (çiftçi, toprak işçisi) (ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) + ergon (iş, çalışma) (gre.) + town (kasaba, şehir, kent) (ing.) * Cayman Adaları'nın başkenti; Guyana'nın başkenti

geosentrik : gre. * ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) + kentrikos (merkezcil) (kentron (merkez, orta nokta, keskin nokta, diken, mahmuz, iğne, iğne ucu, sivri uç, iğne, dürtme) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Yeri (Dünyayı) evrenin merkezi kabul eden görüşe ilişkin

geosinklinal : gre. * ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) + klinein (eğilmek, yana yatmak, eğim vermek, eğim yapmak, meyletmek, meyil vermek, katmanlamak) (gre.); inclinare (eğmek, eğilmek, yöneltmek) (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + clinare (eğmek, eğilmek, meyletmek) ) + alis (ile ilgili;-a ait) (lat.) * yeryüzünde kıtaların arasında veya kıtaların kenarlarında yer alan, yüzlerce kilometre uzunluğa erişebilen, uzun süre boyunca çöken ve kalın tortul tabakalarıyla dolan, daha sonra dağ oluşumu (orojenez) süreçleriyle kıvrılıp yükselerek dağ kuşağına dönüşen büyük çanaklaşma ve tortullaşma (birikim) alanları

geotropizm : gre. * ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) + tropismos (yönelme, dönme, eğilim) (trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) ) * bitki organlarının yerçekimi etkisine bağlı olarak büyüme yönlerini belirlemesi olayı; köklerin yerçekimine doğru (pozitif), gövdelerin ise tersine (negatif) yönelmesi, gravitropizm

geotrupes : gre. * ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) + trupes (delik, oyuk, gedik, çukur) * Geotrupidae familyasındaki toprak delici böcek olan bir bok böceği cinsi

gepiron : lat. * ge (molekül öneki) + pir (pirolo veya piperazin eki) + on (steroid, hormon veya sentetik bileşik eki) * serotonin 5-HT1A reseptörünün kısmi agonisti olarak işlev gören ve majör depresif bozukluğun tedavisinde kullanılan bir ilacın etken maddesi (C19H29N5O2)

ger : far. * ger (-cı, yapan, eden eki) * isimlerin sonlarına eklenerek isimlere "yapan, yapıcı" anlamı katan ek (örneğin "kimyager")

geraniaceae : gre * geranos (turna kuşu) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * Geraniales takımına ait çiçekli bitkilerden oluşan, sardunya (Pelargonium), turnagagası (Geranium) ve iğnelik (Erodium) gibi yaygın süs ve otsu bitki cinslerini barındıran bir bitki familyası

geras : gre. * geras (yaşlılık) * Yunan mitolojisinde yaşlılık tanrısı

gerber dosyası : ing., lat. * gerber (Amerikalı mucit, mühendis ve girişimci Joseph Gerber'in soyadından) (ing.) + dorsier (belirli bir konuya veya amaca göre bir araya getirilmiş belgeler, evraklar veya dijital verilerin toplandığı birim, dosya) (dorsum (sırt, arka yüz) + ier (araç eki) ) (lat.) + sı (iyelik eki) (tür.) * elektronik devre kartı (PCB) tasarım verilerini saklayan ve üretim için kullanılan standart dosya formatı

gercüş : sür., erm. * garsus, karsus, kercos, karkos (yerleşim, köy, iskan edilmiş yer) * Batman’ın bir ilçesi

gerçek : tür. * ger (dönüşmek, oluşmak, meydana gelmek) + çek (isim yapım eki); kert (kesmek, ayırmak) + çek (isim yapım eki) (yanlışı kesip ayıran anlamından) * doğruluk, hakikat, olan, var olan, sahici olan

gerçeküstü : tür. * ger (dönüşmek, oluşmak, meydana gelmek) + üst (üzeri, yukarı, tepe, bir şeyin üzerindeki bölüm) + ü (iyelik eki) * duyularla algılanan fiziksel gerçekliğin sınırlarını aşan, bilinçaltı, düşsel veya mantık dışı öğelerle kurulan ve özellikle sanat ile edebiyatta akılcı gerçekliğin ötesini ifade eden, gerçekliğin ötesinde olan, doğaüstü veya düşsel olan

gerçel : tür. * gerçek (doğruluk, hakikat, olan, var olan, sahici olan) + el (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * gerçekle ilgili olan, gerçek olan

gerçel sayılar : tür. * gerçel (gerçekle ilgili olan, gerçek olan) + sayı (nicelik, miktar, rakamla ifade edilen değer) + lar (çoğul eki) * rasyonel ve irrasyonel sayıların birleşiminden oluşan ve sayı doğrusunda bir noktaya karşılık gelen tüm sayıları kapsayan küme

gerçi : far. * garci (her ne kadar, gerçi, olsa da) (gar (eğer) + ci (her ne kadar, bile) ) * bir düşünceye karşıt bir durumun belirtileceği cümle başında kullanılan kelime

GERD : ing. * gastro (mide) + esophageal (özofagus, yemek borusu) + reflux (geri akış) + disease (hastalık) * midedeki asidin yemek borusuna geri kaçması sonucu oluşan kronik sindirim sistemi hastalığı

gerdan : far. * gard, gerd (döngü, daire, halka, eksen, aks; çadır; dönmek; boyun) + an (isim yapım eki) * dönen, döngü, eksen; boyun

gerdaniye : far., ara. * gardan (boynun ön kısmı, ense ile göğüs arası; dönmek, döndürmek, çevirmek, çevrilmek) (far.) + iye (yer ve durum eki) (ara.) * dönen, dönücü, çeviren; Türk musikisinde, karar perdesi gerdaniye (tiz rast), güçlü perdesi çargah olan, rast dizisi temelinde yükseltilmiş bir yapı gösteren, çıkıcı-inici seyirli; tiz bölgelerde seyri yoğunlaşan, parlak, heybetli ve gösterişli bir karakter taşıyan, özellikle peşrev ve saz semailerinde tercih edilen bir makam

gerdaniye-aşiran : far., ara. * gardan (boynun ön kısmı, ense ile göğüs arası; dönmek, döndürmek, çevirmek, çevrilmek) (far.) + iye (yer ve durum eki) (ara.) + aşiran (aşiretten türemiş, kabile ile ilgili; onuncu olan, onlu) (aşr, aşere (on), aşir (onuncu; dost) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Türk musikisinde, geleneksel usulde rast, hüseyni gibi temel makamlardan farklı olarak kendine özgü melodik ve ritmik yapısı olan, 5 sesli veya 7 sesli dizilerle icra edilen, gerdaniye makamının karar perdesinin bir oktav aşağısına, yani aşîran perdesine taşınmasıyla oluşan; güçlü perdesi çargah, inici çıkışlı seyirli, rast dizisi temelinde hicaz ve kürdî çeşnileriyle zenginleştirilmiş, ağırbaşlı ve heybetli karakterde, saz ve şarkılarda derinlik ve güç kazandıran bir makam

gerdaniye-buselik : far., ara. * gard, gerd (döngü, daire, halka, eksen, aks; çadır; dönmek; boyun) + an (isim yapım eki) (far.) + iye (yer ve durum eki) (ara.) + ebu (baba, ata) + salaka (yola gitmek, yolculuk etmek), selik, salik (yola giren, yol yürüyen, yolcu, bir yola girmiş olan; yol, iz) (ara.) * Türk musikisinde, gerdaniye perdesi üzerinde buselik dizisine dayanan, karar perdesi buselik, güçlü perdesi çargah olan, kendine özgü melodik ve ritmik yapısı olan, 5 veya 7 sesli dizilerle icra edilen, inici çıkışlı seyirli, rast ve hicaz çeşnilerinin birleşimiyle oluşan, neşeli ve gösterişli, saz eserlerinde sıkça tercih edilen bir makam

gerdaniye-büzürk : far. * gard, gerd (döngü, daire, halka, eksen, aks; çadır; dönmek; boyun) + an (isim yapım eki) (far.) + iye (yer ve durum eki) (ara.) + büzürk (büyük, ulu, yüce) (bü (küçültme, kısaltma eki) + zürg, zerg (büyük, ulu, yüce) ) (far.) * Türk musikisinde, Gerdaniye makamının, büzürk perdesi (küçük segah) üzerinde karar kıldığı, güçlü perdesi çargah olan, kendine özgü melodik ve ritmik yapısı olan, 5 veya 7 sesli dizilerle icra edilen, rast dizisi temelli, hicaz ve kürdî çeşnileriyle zenginleştirilmiş, iniş çıkışları belirgin, hüzünlü ve derin bir ifade taşıyan bir makam

gerdaniye-hicaz : far., ara. * gard, gerd (döngü, daire, halka, eksen, aks; çadır; dönmek; boyun) + an (isim yapım eki) (far.) + iye (yer ve durum eki) (ara.) + hacz (engellemek, mani olmak), hicaz (engel, mani, bariyer) (ara.) * Gerdaniye makamının, karar perdesinin hicaz perdesinde olduğu varyantı olan, güçlü perdesi çargah, rast dizisi temelinde hicaz ve kürdi çeşnilerle zenginleştirilmiş, inici çıkışlı seyirli, hem hüzünlü hem de gösterişli ifade taşıyan, karakteristik olarak yarım + bir + yarım koma aralıklarıyla belirginleşen, kendine özgü melodik ve ritmik yapısı olan, 5 veya 7 sesli dizilerle icra edilen birleşik bir makam

gerdaniye-hüseyni : far., ara. * gard, gerd (döngü, daire, halka, eksen, aks; çadır; dönmek; boyun) + an (isim yapım eki) (far.) + iye (yer ve durum eki) (ara.) + huseyn (hasan (güzel, yumuşak mizaçlı, iyi, erdemli) + eyn (küçültme eki) ) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.) * Türk musikisinde, Gerdaniye makamının karar perdesinin hüseyni perdesinde olduğu varyantı olan, güçlü perdesi çargah, rast dizisi temelinde hicaz ve kürdî çeşnilerle süslenmiş, inici çıkışlı seyirli, duygusal ve derin bir ifade taşıyan, hüzünlü ve içli eserlerde tercih edilen, lirizmi, yumuşak ve duygulu melodik yapısıyla öne çıkan, 5 veya 7 sesli dizilerle icra edilen, kendine özgü seyir ve karakteristik özellikler taşıyan bir makam

gerdaniye-ırak : far., tür.. * gard, gerd (döngü, daire, halka, eksen, aks; çadır; dönmek; boyun) + an (isim yapım eki) (far.) + iye (yer ve durum eki) (ara.) + ırak (uzak) (tür.) * Türk musikisinde, Gerdaniye makamının, karar perdesinin Irak perdesinde (genellikle Irak Kürdi veya Irak Segâh) olduğu varyantı olan, güçlü perdesi çargah, rast dizisi üzerine hicaz ve kürdi çeşnilerle zenginleştirilmiş, sakin ve derin bir ifade taşıyan, kendine özgü melodik ve ritmik yapısı olan, 5 veya 7 sesli dizilerle icra edilen bir makam

gerdaniye-isfahan : far., ara. * gard, gerd (döngü, daire, halka, eksen, aks; çadır; dönmek; boyun) + an (isim yapım eki) (far.) + iye (yer ve durum eki) (ara.) + isfahan (ordu, askerler, askeri kamp; İsfahan, İran’ın tarihi ve kültürel önemli şehri) (far.) * Türk musikisinde, gerdaniye makamının karar perdesinin Isfahan (İsfahan) perdesinde olduğu varyantı olan, güçlü perdesi çargah, rast dizisi temelinde hicaz ve kürdî çeşnileriyle süslenmiş, inici çıkışlı seyirli, zengin melodi yapısı ve hüzünlü-derin bir ifade taşıyan, kendine özgü melodik ve ritmik yapısı olan, 5 veya 7 sesli dizilerle icra edilen bir makam

gerdaniye-kuçek : far., ara. * gard, gerd (döngü, daire, halka, eksen, aks; çadır; dönmek; boyun) + an (isim yapım eki) (far.) + iye (yer ve durum eki) (ara.) + kuçek (küçük, ufak) (tür.) * Türk musikisinde, Gerdaniye makamının karar perdesinin Küçek (küçük mühim) perdesinde olduğu varyantı olan, güçlü perdesi çargah, rast dizisi temelinde hicaz ve kürdî çeşnileriyle zenginleştirilmiş, iniş çıkışları belirgin, hem hüzünlü hem canlı ifade taşıyan, kendine özgü melodik ve ritmik yapısı olan, 5 veya 7 sesli dizilerle icra edilen bir makam

gerdaniye-kürdi : far., ara. * gard, gerd (döngü, daire, halka, eksen, aks; çadır; dönmek; boyun) + an (isim yapım eki) (far.) + iye (yer ve durum eki) (ara.) + kurd (Orta Doğu’da yaşayan, özellikle Türkiye, İran, Irak ve Suriye bölgelerinde yerleşik olan Kürt halkı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Türk musikisinde, gerdaniye makamının karar perdesinin kürdi perdesinde olduğu varyantı olup, güçlü perdesi çargah, rast dizisi temelinde hicaz ve kürdi çeşnilerinin birleşimiyle oluşan, inici çıkışlı seyirli, duygusal ve hüzünlü bir ifade taşıyan, kendine özgü melodik ve ritmik yapısı olan, 5 veya 7 sesli dizilerle icra edilen bir makam

gerdaniye-neva : far., ara. * gard, gerd (döngü, daire, halka, eksen, aks; çadır; dönmek; boyun) + an (isim yapım eki) (far.) + iye (yer ve durum eki) (ara.) + neva (ses, ahenk, nağme, avaz, melodi, makam) (far.) * Türk musikisinde, karar perdesi nevâ, güçlü perdesi çargah olan; rast dizisi temelinde inşa edilip hicaz ve kürdî çeşnilerle zenginleştirilen, inici çıkışlı seyirli, tiz bölgelerde genişleyen ve özellikle içli, zarif ve derin duygular uyandıran, kendine özgü melodik ve ritmik yapısı olan, 5 veya 7 sesli dizilerle icra edilen bir makam

gerdaniye-nigar : far., ara. * gard, gerd (döngü, daire, halka, eksen, aks; çadır; dönmek; boyun) + an (isim yapım eki) (far.) + iye (yer ve durum eki) (ara.) + nigar (sevgili, güzel; nazar, nazar boncuğu) (far.) * Türk musikisinde, karar perdesi nigâr (segâh ile buselik arasında bir perde), güçlü perdesi çargah olan; rast dizisi temelinde şekillenip hicaz, kürdî ve buselik çeşnileriyle zenginleştirilen, inici çıkışlı seyirli, zarif, romantik ve içli bir karakter taşıyan, kendine özgü melodik ve ritmik yapısı olan, 5 veya 7 sesli dizilerle icra edilen bir makam

gerdaniye-nikrizi : far., ara. * gard, gerd (döngü, daire, halka, eksen, aks; çadır; dönmek; boyun) + an (isim yapım eki) (far.) + iye (yer ve durum eki) (ara.) + nikriz (bir makam ismi; doğu müziğinde kullanılan, kendine özgü aralıklarla karakterize edilen melodik dizi) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.) * Türk musikisinde, karar perdesi gerdaniye (tiz rast), güçlü perdesi çargah olan; nikrîz dizisi temelinde kurulmuş, tiz perdelerde yoğunlaşan, çıkıcı-inici seyirli, nikriz çeşnisine özgü yarım ses aralıklarıyla parlak, neşeli ve zarif bir ifade taşıyan, özellikle saz eserlerinde tercih edilen, kendine özgü melodik ve ritmik yapısı olan, 5 veya 7 sesli dizilerle icra edilen bir makam

gerdaniye-rast : far., ara. * gard, gerd (döngü, daire, halka, eksen, aks; çadır; dönmek; boyun) + an (isim yapım eki) (far.) + iye (yer ve durum eki) (ara.) + rast (doğru, düzgün; temel makam adı) (far.) * Türk musikisinde, karar perdesi gerdaniye (tiz rast), güçlü perdesi çargah olan; klasik rast dizisi üzerine inşa edilen, çıkıcı-inici seyirli, tiz bölgelerde genişleyen, makamın ana karakterini koruyarak parlaklık ve ihtişam kazandıran, özellikle saz eserlerinde ve gösterişli formlarda kullanılan, kendine özgü melodik ve ritmik yapısı olan, 5 veya 7 sesli dizilerle icra edilen bir makam

gerdaniye-rehavi : far., ara. * gard, gerd (döngü, daire, halka, eksen, aks; çadır; dönmek; boyun) + an (isim yapım eki) (far.) + iye (yer ve durum eki) (ara.) + rehavi (rahat, geniş, ferah olan) (reha (genişlik, bolluk, gevşeklik) + vi (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (ara.) * Türk musikisinde, karar perdesi rehavi (rast perdesinin bir sekizlik pesi), güçlü perdesi çargah olan; rast dizisi temelinde şekillenip hicaz, kürdî ve buselik çeşnileriyle zenginleştirilen, inici çıkışlı seyirli, ağırbaşlı, derin ve geleneksel bir ifade taşıyan, kendine özgü melodik ve ritmik yapısı olan, 5 veya 7 sesli dizilerle icra edilen bir makam

gerdaniye-uşşak : far., ara. * gard, gerd (döngü, daire, halka, eksen, aks; çadır; dönmek; boyun) + an (isim yapım eki) (far.) + iye (yer ve durum eki) (ara.) + aşk (sevgi, sevda), uşşak (aşıklar, sevdalılar, sevilenler, sevdalanılanlar; Arapça kökenli makam ismi) (ara.) * Tük musikisinde, karar perdesi uşşak (dügâh), güçlü perdesi çargah olan; uşşak dizisi temelinde, tiz bölgelerde gerdaniye perdesine kadar çıkan, inici çıkışlı seyirli, buselik ve hüzzam çeşnileriyle zenginleşen, sıcak, içli ve lirik bir ifade taşıyan, kendine özgü melodik ve ritmik yapısı olan, 5 veya 7 sesli dizilerle icra edilen bir makam

gerdaniye-zirgüle : far., ara. * gard, gerd (döngü, daire, halka, eksen, aks; çadır; dönmek; boyun) + an (isim yapım eki) (far.) + iye (yer ve durum eki) (ara.) + zirgule (küçük çıngırak, def, tef; zirve, doruk, tepe, yüksek olan) (zirg (çan, zil; yüksek, tiz) + ule (küçültme eki) ) (far.) * Türk musikisinde, karar perdesi zirgüle (segah ile kürdi arasında yer alan perde), güçlü perdesi çargah olan; rast dizisi temeline dayanan, hicaz, kürdî ve zaman zaman buselik çeşnileriyle zenginleştirilen, inici çıkışlı seyirli, hem hüzün hem de incelik taşıyan, kendine özgü melodik ve ritmik yapısı olan, 5 veya 7 sesli dizilerle icra edilen bir makam

gerdanlık : far., tür. * gard, gerd (döngü, daire, halka, eksen, aks; çadır; dönmek; boyun) + an (isim yapım eki) (far.) + lık (isim yapım eki) * kadınların kullandığı, boyun çevresine dolanan veya asılan aksesuar ve süs eşyası

gerdek : far., tür. * gard, gerd (döngü, daire, halka, eksen, aks; çadır; dönmek; boyun) (far.) + ek (araç, vasıta, yapan, eden eki) (tür.) * evlenen çiftin birlikte oldukları, evlilik bağının başladığı özel gece, evlilik sonrası ilk gece

gerdel : far., tür. * gard, gerd (döngü, daire, halka, eksen, aks; çadır; dönmek; boyun) (far.) + el (araç, vasıta, yapan, eden eki) * zincir, ip veya benzeri materyallerden yapılan ve boyuna dolanan süs eşyası

gereç : tür. * gerek (ihtiyaç, hacet, icap, zorunluluk) + ç (isim yapım eki) * bir işi yapmak için ihtiyaç duyulan araç, malzeme veya alet; işlevsel ve yardımcı nesne.

gerede : gre. * kratia (kuvvet, güç, iktidar, yönetim) * Bolu’nun bir ilçesi

gerek : tür. * ger (çekirdek, kök; zorunlu olmak) + ek (isim yapım eki) * lüzum, ihtiyaç, hacet, icap, zorunluluk

gerekçe : tür. * gerek (lüzum, ihtiyaç, hacet, icap, zorunluluk) + ce (isim yapım eki) * bir işin yapılmasının veya bir durumun ortaya çıkmasının nedeni, sebep veya dayanak; gerekli görülen açıklama veya temel, sebep

gerekçeli karar : tür., ara. * gerekçe (sebep, dayanak, temel) + li (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (tür.) + karar (durma, durak, duruş, sabit olma, yerleşme, kalma, istikrar, kesin görüş, tercih, yargı, hüküm) (ara.) * bir kararın dayanakları ve sebepleri ayrıntılı şekilde açıklanmış, gerekçeleri belirtilmiş resmi hüküm veya yargı kararı

gergedan : far. * gerge (deri, kalın) + dan (isim yapım eki) * Afrika ve Güney Asya’da yaşayan, ağır ve hantal gövdeli, burun kemiğinin üstünde derisine yapışık bir veya iki boynuzu bulunan, kalın derili otçul memeli ve toynaklı hayvan

gergef : far. * kargah (çalışma yeri, tezgah, özellikle dokuma ve nakış tezgahı) (kar, gar (uzatmak, yaymak, germek) + gah (yer, mekan, konum, mevki, makam, lokasyon) ) * dikdörtgen biçiminde, üzerine nakış işlenecek kumaşın gerildiği, iç içe geçebilen iki çerçeveden oluşan araç

gerger : erm. * gerger (höyük, tepe; büyük taş yapı veya heykel) * Adıyaman’ın bir ilçesi

gergi : tür. * ger (engellemek, yaymak, uzatmak, sıkmak, germek) + gi (isim yapım eki) * perde; ip, kayış, tel gibi şeyleri gerginleştirmekte kullanılan araç

gergin : tür. * ger (engellemek, yaymak, uzatmak, sıkmak, germek) + gin (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * gerilmiş olan, uzatılmış olan; buruşuğu, kırışığı bulunmayan, düzgün olan

geri : tür. * ger (arkada, gecikme) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ileri yönün veya gelişmenin karşıtı olan yön ve durum, arka taraf (geriatria (yaşlılık ilmi) (gre.) )

geriatri : gre. * geras, geros (yaşlılık) + iatria (doktorluk) (iatros (doktor) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yaşlılık dönemindeki sağlık sorunları ve bu sorunların tedavileriyle ilgilenen tıp dalı (geri, gerilemek (tür.) )

gerici : tür. * geri (arka, arka taraf, gecikme) + ci (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * toplumda, düşüncede, siyasette veya kültürde ilerlemeye karşı olup geçmişteki geleneksel veya otoriter yapıları savunan kişi veya anlayış; ilerici karşıtı

gerikafalı : tür., ara. * geri (arka, arka taraf, gecikme) + kafa (baş, tepe, başın arkası, ense; önünde olan, karşı taraf; ardından gitmek, izlemek, takip etmek) + lı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yeniliklere kapalı, çağdaş düşünce yapısına uzak, geçmişe saplanmış görüşleri savunan, tutucu ve bağnaz zihniyeti olan kimse

gerilim : tür. * ger (engellemek, yaymak, uzatmak, sıkmak) + il (edilgen fiil eki) + im (isim yapım eki) * fiziksel olarak bir cismin veya sistemin gerilme durumu; ruhsal olarak bir bireyin stresli, tedirgin, baskı altında hissetmesi durumu; elektrikte, bir iletkenin iki noktası arasındaki potansiyel farkı; bir elektrik yükünün bu iki nokta arasında hareket etmesini sağlayan, birimi "volt" olan kuvvet

gerilla : lat. * guerra (savaş) + illa (küçültme eki) * düzenli orduya karşı küçük, bağımsız birliklerle yürütülen savaş

gerinmek : tür. * ger (engellemek, yaymak, uzatmak, sıkmak) + in (dönüşlü fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * vücudu veya bir uzvu kasarak esnetmek, uzatmak; özellikle uykudan uyanınca veya yorgunluk hâlinde kasılarak rahatlama amacıyla yapılan bedensel hareket

geriyatri : gre. * geras, geros (yaşlılık) + iatria (doktorluk) (iatros (doktor) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * yaşlılık dönemindeki sağlık sorunları ve bu sorunların tedavileriyle ilgilenen tıp dalı (geri, gerilemek (tür.) )

geriz : tür. * kariz (lağım, çirkef, keriz) * evsel ve endüstriyel atık sular ile kirli suların akıp gitmesi amacıyla yer altında inşa edilmiş kanalizasyon hattı, pis su kanalı veya yeraltı tüneli, lağım, çirkef, keriz

gerizekalı : tür., ara. * geri (arka, arka taraf, gecikme) + zeka (akıl yürütme hızı, zihinsel parlaklık, uyanıklık) + lı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * zihinsel işlev kapasitesi, normal kabul edilen sınırların anlamlı ölçüde altında olan ve uyumsal davranışlarda yetersizlikleri olan kimse

germ : lat. * germ (döl hücresi, üreme hücresi, mikrop), germen (tomurcuk, kök, döl, soy, üreme başlangıcı; başlangıç noktası, filiz) * canlı bir organizmanın üremesini sağlayan üreme hücresi (örneğin sperm veya yumurta hücresi)

germanist : lat. * Germania (Cermen halklarının ülkesi) (ger (yabancı; savaşçı; mızrak) + mann (adam, insan) + ia (yer, mekan, konum) ) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * Almanca dili, edebiyatı ve kültürü üzerine uzmanlaşmış kişi; Almancacı

germanistik : lat. * Germania (Cermen halklarının ülkesi) (ger (yabancı; savaşçı; mızrak) + mann (adam, insan) + ia (yer, mekan, konum) ) + ist (-cı, yapan, eden eki) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait) * Cermenlik, Cermencilik, Cermen Dilleri Bilimi, Alman dili ve edebiyatı

germanofil : lat., gre. * Germania (Cermen halklarının ülkesi) (ger (yabancı; savaşçı; mızrak) + mann (adam, insan) + ia (yer, mekan, konum) ) (lat.) + phile, philis (sevgi, sevme, seven) (gre.) * Alman kültürüne, Alman halkına ve genel olarak Almanya'ya düşkün veya etnik bir Alman veya Alman vatandaşı olmamasına rağmen Alman vatanseverliğini sergileyen kişi

germanyum : lat. * Germania (Cermen halklarının ülkesi) (ger (yabancı; savaşçı; mızrak) + mann (adam, insan) + ia (yer, mekan, konum) ) + ium (kimyasal element eki) * periyodik tablonun 4. periyodunun 14. grubunda yer alan, atom numarası 32 olan element

germek : tür. * ger (engellemek, yaymak, uzatmak) + mek (fiil mastar eki) * engellemek, açıp yayarak engelleyici set oluşturmak, örtmek, kaplamak (kol kanat germek, göğüs germek); kermek

germen : lat. * germ (tohum, tomurcuk, filiz, döl, çekirdek) + anus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ilgili, akraba, ortak dölden olan, aynı ebeveynden olan

germencik : tür. * değirmen (su, rüzgar veya mekanik güçle dönen bir mekanizmaya sahip olan ve buğday, kahve, susam gibi tane durumundaki şeyleri öğüten araç) + cik (küçültme eki) * Aydın’ın bir ilçesi

germinal : lat. * germen (tohum, tomurcuk, filiz, döl, çekirdek, üreme başlangıcı) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hücrelerin veya organizmaların gelişiminin en erken evresine ait, tomurcuksal, tohumsal, filizsel, tomurcukla ilgili, tohumla ilgili, filizle ilgili, filizlenen veya gelişmekte olan, tohum yeşermesi; biyolojide üreme hücreleriyle veya gelişimin erken aşamalarıyla ilgili

germinasyon : lat. * germen (tohum, tomurcuk, filiz, döl, çekirdek, üreme başlangıcı), germinare (filizlenmek, döllenmek, tomurcuklanmak, tohumlanmak) + tio (isim yapım eki) * tohumun su alarak metabolik olarak etkinleşmesi ve yeni bitki filizinin gelişmeye başlaması süreci olan çimlenme, tohumlanma, tomucuklanma, filizlenme

germinatif : lat. * germen (tohum, tomurcuk, filiz, döl, çekirdek, üreme başlangıcı), germinare (filizlenmek, döllenmek, tomurcuklanmak, tohumlanmak), germinatus (filizlenmiş, döllenmiş, tomurcuklanmış, tohumlanmış) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * tomurcukla ilgili, üreme veya gelişim sürecinde olan; üreme hücreleriyle ve embriyonun ilk aşamalarıyla ilgili olan

germinom : lat. * germen (tohum, tomurcuk, filiz, döl, çekirdek, üreme başlangıcı) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * üreme hücrelerinden (germ hücrelerinden) kaynaklanan, genellikle testis veya yumurtalıklarda oluşan iyi veya kötü huylu tümör türü

germisid : lat. * germen (tohum, tomurcuk, filiz, döl, çekirdek, üreme başlangıcı) + caedere, cidere (kesmek, yarmak, parçalamak, doğramak, vurmak, çarpmak; öldürmek), cidium (kesme, yarma, doğrama, vurma; öldürme) * mikrop veya zararlı mikroorganizmaları yok eden, öldüren madde veya ajan; dezenfektan, sterilizan gibi biyolojik temizlik ve hijyen ürünleri

germiyan : far. * germa (sıcak) + yan (çoğul eki) * 14. yüzyılda Anadolu’da kurulmuş önemli bir Türk beyliği ismi

geronticus : gre. * gerontos (yaşlı insan) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yaşlı adam, ihtiyar

gerontofili : gre. * gerontos (yaşlı insan) + philia (sevme durumu, hoşlanma durumu) (philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * yaşlı kişilerle cinsel ilişki kurma tutkusu

gerontofobi : gre. * gerontos (yaşlı insan) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * yaşlılık korkusu

gerontolog : gre. * gerontos (yaşlı insan) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * yaşlıların sağlık, sosyal ve psikolojik durumlarını inceleyen bilim insanı, yaşlılıkbilimci

gerontoloji : gre. * gerontos (yaşlı insan) + logia (bilme, bilim) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * yaşlanma sürecini ve yaşlılıkla ilgili biyolojik, psikolojik, sosyal konuları araştıran bilim dalı, yaşlılık bilimi

gerota fasyası : rom., lat. * gerota (Romen doktor Dimitrie Gerota'nın soyadından) (rom.) + fascia (bant, şerit, kuşak, sargı, demet, zar, örtü, bağ dokusu) (lat.) + sı (iyelik eki) (tür.) * böbrekleri ve adrenal bezleri çevreleyen kollajen ince bağ dokusu, ön renal fasya

gerreidae : gre., lat. * gerron (kalkan, hasırdan örülmüş savunma aracı) (gre.) + is (isim yapım eki) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * ışıngeçli kemikli balıklar grubunun Perciformes takımında yer alan, yandan basık, genellikle gümüş rengi parlak pullarla kaplı, oval veya narin bir vücut yapısına sahip olan, genellikle tropikal ve ılıman denizlerin kıyı kesimlerinde, acı sularda ve bazen tatlı sularda yaşayan gümüş renkli küçük balıkların (halk arasındaki yaygın İngilizce ve İspanyolca adıyla mojarra balıklarının) biyolojik familyası

gerundium : lat. * gerere (getirmek, toplamak, biriktirmek, taşımak, yönetmek, yürütmek, yapmak, yüklemek, yığmak) + und (süreklilik, yapılma anlamı) + ium (yer ve durum eki) * yapılmakta olan eylem; kurduğu önermeyi arkadan gelen başka bir önermeye bağlayan, belirteç olarak kullanılan eylem soylu sözcük; örneğin gelip, gelerek, gelince, gelirken gibi eylem biçimleri, ulaç

gerze : gre. * karoussa (yük yeri, kargo limanı, ürün taşıma yeri) (karpos (meyve; yük, cüsse, kargo) + oussa (dişil yer ismi eki) ) * Sinop'un bir ilçesi

gerzek : tür., ara. * geri (arka, arka taraf, gecikme) + zeka (akıl yürütme hızı, zihinsel parlaklık, uyanıklık) + lı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * zihinsel işlev kapasitesi, normal kabul edilen sınırların anlamlı ölçüde altında olan ve uyumsal davranışlarda yetersizlikleri olan kimse

gesneriaceae : lat. * Gesnera (İsviçreli doğa bilimci Conrad Gesner'in soyadından) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * gesneriyagiller olarak bilinen, çoğunlukla tropikal bölgelerde yetişen ve gösterişli çiçekleri olan, Afrika menekşesini ve tropikal ve subtropikal kökenli otsu türleri kapsayan bitki familyası

gesneriana : lat. * gesner (İsviçreli doğabilimci Conrad Gesner'in soyadından) + iana (ile ilgili, -e ait) * Tulipa gesneriana, zambakgiller familyasından bir bitki türü

gestagen : lat., gre. * gestatio (taşıma, gebelik) (gerere (getirmek, toplamak, biriktirmek, taşımak, yönetmek, yürütmek, yapmak, yüklemek, yığmak), gestatus (taşımış, yüklenmiş, üstlenmiş, içinde bulundurmuş) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.) * gebeliğin ilk üç ayında düşük tehdidinin tedavisinde hormon replasman tedavisinde en sık kullanılan steroid hormonu, progesteron ve benzeri hormonlar, gestejen

gestalt : alm. * stellen (yerleştirmek, koymak), gestellt (yerleştirilmiş, konmuş) * şekil, biçim, form, kalıp; bir şeyin parçalarından bağımsız olarak algılanan bütünsel yapısı; psikolojide bütün, yapı, form, kalıp

gestapo : alm. * Geheime Staatspolizei (gizli devlet polisi) (geheime (gizli) + Staat (devlet) + polizei (polis) ) * Nazi Almanyası döneminde faaliyet gösteren, siyasi muhalifleri izleyen, baskı ve terör uygulayan gizli polis teşkilatı

gestasyon : lat. * gestatio (taşıma, gebelik) (gerere (getirmek, toplamak, biriktirmek, taşımak, yönetmek, yürütmek, yapmak, yüklemek, yığmak), gestatus (taşımış, yüklenmiş, üstlenmiş, içinde bulundurmuş) + tio (isim yapım eki) ) (lat.); gestation (fra.) * gebelik, hamilelik

gestasyonel : lat. * gestatio (taşıma, gebelik) (gerere, gestare (taşımak, götürmek, yüklenmek, üstlenmek, gebeliği sürdürmek; kayıt altına almak), gestatus (taşımış, yüklenmiş, üstlenmiş, içinde bulundurmuş) + tio (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); gestationnel (fra.) * gebelikle ilgili, hamilelikle ilgili

gestoden : lat. * gestare (taşımak, götürmek, yüklenmek, üstlenmek, gebeliği sürdürmek; kayıt altına almak) + oden (hormon türevi eki) * Sentetik bir progestin türü; doğum kontrol haplarında kullanılan bir hormon türevi.

gestrinon : lat. * gestare (taşımak, götürmek, yüklenmek, üstlenmek, gebeliği sürdürmek; kayıt altına almak) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) + on (steroid hormonu eki) * progesteron ve androjen etkileri gösteren, rahim fibroidleri, ağır adet kanaması ve endometriozis tedavisinde kullanılan sentetik bir steroid (C21H24O2)

geşt-ü güzar-ı bahar : far. * geşt (dolaşma, gezme) + ü (bağlaç) + güzar (geçip gitme, geçiş) + ı (tamlama eki) + bahar (koku; güzel kokulu bir bitki, buphthalmum; çölde yağmurdan sonra açan bitkilerin genel ismi; kış ile yaz arasındaki geçiş mevsimi) * klasik edebiyatta, baharın gelişiyle birlikte doğada dolaşma ve mevsimin geçici güzelliğinin tadını çıkarma anlamı taşıyan, estetik imgelerle süslenmiş bir terkib-i bend

getiri : tür. * get (bir şeyi bir yere taşımak, almak, elde etmek, edinmek) + ir (etken fiil eki) + i (isim yapım eki) * getirilen şey; kazanç, gelir, yatırım sonucu elde edilen kar veya fayda

getirmek : tür. * get (bir şeyi bir yere taşımak, almak, elde etmek, edinmek) + ir (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * yakınlaştırmak, yakınına almak, elde etmek (get (almak, elde etmek, edinmek, getirmek) (ing.) )

getr : fra. * guêtre (tozluk) * genellikle bilekten dize kadar uzanan, bacağı çamur, su, kar veya çalılıklardan korumak amacıyla ayakkabının üstünden bacağın alt bölümüne değin sarılan, kumaş veya köseleden yapılmış, ayakkabının üzerine giyilen bir tür tozluk ve koruyucu bir giysi parçası

getto : lat. * ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) + ettus (küçültme eki) (lat.); etto (ita.) * Yahudi mahallesi, azınlık mahallesi, azınlık topluluğun yeri, getto

geum : gre. * geuein (tat vermek) * aromatik kökleri ve parlak çiçekleriyle bilinen, Rosaceae familyasından bir bitki cinsi

gevaş : tür. * gevaş (ova, düzlük) * Van’ın bir ilçesi

gevelek : tür. * keviş, geve (çiğnemek, gevelemek, zayıf hale getirmek) + le (etken fiil eki) + ek (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sürekli, boş ve tutarsız konuşan, lafı dolandırmak, gevezelik eden; bir sözü tam olarak ve açıkça söylemeyen

gevelemek : tür. * keviş, geve (çiğnemek, gevelemek, zayıf hale getirmek) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * sürekli, boş ve tutarsız konuşmak, lafı dolandırmak, gevezelik etmek; bir sözü tam olarak ve açıkça söylememek

geven : tür. * kev, gev (çiğnemek, gevelemek, zayıflatmak, yumuşatmak) + en isim/sıfat yapım eki) (tür.) (hayvanların bu bitkiyi çiğnemesine veya bitkinin lifli yapısına atıfla) (tür.) ; gevan (far.) * baklagiller (fabaceae) familyasından olan, Orta Anadolu ve Doğu Anadolu’da yaygın, kurak ve taşlık arazilerde yastık veya çalı formunda yetişen, dikenli gövdesinden ebru yapımında ve endüstride kullanılan kitre zamkı elde edilen ve arıcılıkta yüksek aromalı bal üretimi için faydalanılan çok yıllık bodur ve otsu çalı bitkisi

gevende : far. * gevende (geveze, boş boğaz, patavatsız; şarkı söyleyen) * sözünü sohbetini bilmeyen, her işe karışan, patavatsız; çalgı çalarak, şarkı söyleyerek insanları eğlendiren çalgıcı, düğün çalgıcısı, mutrip, çengi, çingene

gever : far., kür. * gavar (kanal, su yolu, nehir yatağı, su bendi) * su yolu, su bendi, su kanalı, kemer, kanal, ark; geven otu biten yer

geveşt : far. * gevah (ferahlık, açıklık) + eşt (isim yapım eki) * Türk musikisinde, karar perdesi segah, güçlü perdesi neva olan; segah dizisi temelinde, hicaz, buselik ve kürdi çeşnileriyle zenginleştirilen, inici çıkışlı seyirli, zarif, içli ve hafif hüzünlü ifade taşıyan bir makam

geveşt-buselik : far., ara. * gevah (ferahlık, açıklık) + eşt (isim yapım eki) (far.) + ebu (baba, ata) + salaka (yola gitmek, yolculuk etmek), selik, salik (yola giren, yol yürüyen, yolcu, bir yola girmiş olan; yol, iz) (ara.) * Türk musikisinde geveşt dizisi üzerine buselik seyir özelliklerinin eklendiği, karar perdesi buselik, güçlü perdesi neva olan; buselik dizisi temelinde şekillenip hicaz, kürdî ve zaman zaman segâh çeşnileriyle zenginleştirilen, inici çıkışlı seyirli, yumuşak, lirik ve hafif hüzünlü bir ifade taşıyan bir makam

geveşt-büzürk : far. * gevah (ferahlık, açıklık) + eşt (isim yapım eki) + büzürk (büyük, ulu, yüce) (bü (küçültme, kısaltma eki) + zürg, zerg (büyük, ulu, yüce) ) * Türk musikisinde geveşt makamının özellikleri ile büzürk makamının neşeli, canlı yapısının birleştiği, karar perdesi büzürk (küçük segâh), güçlü perdesi neva olan; büzürk dizisi temelinde kurulan, hicaz ve kürdi çeşnileriyle zenginleştirilen, inici çıkışlı seyirli, hüzünlü ve narin bir ifade taşıyan bir birleşik (mürekkep) makam

geveşt-gerdaniye : far., ara. * gevah (ferahlık, açıklık) + eşt (isim yapım eki) + gardan (boynun ön kısmı, ense ile göğüs arası; dönmek, döndürmek, çevirmek, çevrilmek) (far.) + iye (yer ve durum eki) (ara.) * Türk musikisinde geveşt makamının yumuşaklığı ile gerdaniye makamının süslü ve zarif özelliklerinin birleştiği, karar perdesi gerdâniye, güçlü perdesi neva olan; gerdâniye dizisi temelinde hicaz ve kürdî çeşnileriyle zenginleştirilmiş, inici çıkışlı seyirli, hüzünlü ve derin bir ifade taşıyan bir birleşik (mürekkep) makam

geveşt-hicaz : far., ara. * gevah (ferahlık, açıklık) + eşt (isim yapım eki) (far.) + hacz (engellemek, mani olmak), hicaz (engek, mani, bariyer) (ara.) * Türk musikisinde, geveşt makamının ferah havası ile hicaz makamının hüzünlü, duygusal yapısının birleştiği, karar perdesi hicaz, güçlü perdesi nevâ olan; hicaz dizisi temelinde kurulan, hicaz ve kürdî çeşnileriyle zenginleştirilmiş, inici çıkışlı seyirli, hüzünlü ve derin bir duygu ifadesi taşıyan bir birleşik (mürekkep) makam

geveşt-hüseyni : far., ara. * gevah (ferahlık, açıklık) + eşt (isim yapım eki) (far.) + huseyn (hasan (güzel, yumuşak mizaçlı, iyi, erdemli) + eyn (küçültme eki) ) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.) * Türk musikisinde, geveşt makamının ferahlığı ile hüseyni makamının duygusal, melankolik karakterinin birleştiği, karar perdesi hüseynî, güçlü perdesi nevâ olan; hüseynî dizisi temelinde hicaz ve kürdî çeşnileriyle zenginleştirilmiş, inici çıkışlı seyirli, derin, duygusal ve içli bir ifade taşıyan bir birleşik (mürekkep) makam

geveşt-ırak : far., tür. * gevah (ferahlık, açıklık) + eşt (isim yapım eki) (far.) + ırak (uzak) (tür.) * Türk musikisinde, geveşt makamının ferah yapısı ile ırak makamının ağır ve derin duygusunun birleştiği, karar perdesi Irak (genellikle Irak Kürdi veya Irak Segâh), güçlü perdesi nevâ olan; Irak dizisi temelinde hicaz ve kürdî çeşnileriyle zenginleştirilmiş, inici çıkışlı seyirli, sakin, derin ve içli bir ifade taşıyan bir birleşik (mürekkep) makam

geveşt-isfahan : far. * gevah (ferahlık, açıklık) + eşt (isim yapım eki) + isfahan (ordu, askerler, askeri kamp; Isfahan şehri) * Türk musikisinde, geveşt makamının ferah havası ile isfahan makamının zarif ve duygusal karakterinin birleştiği, karar perdesi Isfahan (İsfahan), güçlü perdesi nevâ olan; Isfahan dizisi temelinde hicaz ve kürdî çeşnileriyle zenginleştirilmiş, inici çıkışlı seyirli, derin, hüzünlü ve duygusal ifade taşıyan bir birleşik (mürekkep) makam

geveşt-kuçek : far., tür. * gevah (ferahlık, açıklık) + eşt (isim yapım eki) (far.) + kuçek (küçük, ufak) (tür.) * Türk musikisinde, geveşt makamının daha hafif, küçük veya ince varyantı olan, karar perdesi Küçek (küçük mühim), güçlü perdesi nevâ olan; Küçek dizisi temelinde hicaz ve kürdî çeşnileriyle zenginleştirilmiş, inici çıkıcıları belirgin, narin ve içli bir ifade taşıyan makam

geveşt-neva : far. * gevah (ferahlık, açıklık) + eşt (isim yapım eki) + neva (ahenk, ses, güzel sada, nağme, avaz) * Türk musikisinde, geveşt makamının ferahlığı ile neva makamının dengeli ve sakin yapısının birleştiği, karar perdesi nevâ, güçlü perdesi nevâ olan; nevâ dizisi temelinde hicaz ve kürdî çeşnileriyle zenginleştirilmiş, inici çıkışlı seyirli, duygusal ve derin ifade taşıyan bir birleşik (mürekkep) makam

geveşt-rehavi : far. * gevah (ferahlık, açıklık) + eşt (isim yapım eki) (far.) + rahava (yumuşak olmak, gevşemek) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.) * Türk musikisinde, karar perdesi rehâvî (rast perdesinin pesi), güçlü perdesi neva olan; rehavi dizisi temelinde hicaz ve kürdî çeşnileriyle zenginleştirilen, inici çıkışlı seyirli, ağırbaşlı, derin ve sakin bir ifade taşıyan bir makam

geveşt-uşşak : far., ara. * gevah (ferahlık, açıklık) + eşt (isim yapım eki) (far.) + uşşak (aşıklar, sevenler, sevilenler, sevdalanılanlar; Arapça kökenli makam ismi) (ara.) * Türk musikisinde, geveşt makamının ferahlığı ile uşşak makamının duygusal ve yumuşak karakterinin birleştiği, karar perdesi uşşak (dügah), güçlü perdesi nevâ olan; uşşak dizisi temelinde hicaz ve kürdî çeşnileriyle zenginleştirilmiş, inici çıkışlı seyirli, sıcak, lirik ve duygusal bir ifade taşıyan bir birleşik (mürekkep) makam

geveşt-zirgüle : far., ara. * gevah (ferahlık, açıklık) + eşt (isim yapım eki) + zirgule (küçük çıngırak, def, tef; zirve, doruk, tepe, yüksek olan) (zirg (çan, zil; yüksek, tiz) + ule (küçültme eki) ) (far.) * Türk musikisinde, geveşt makamının ferahlığı ile zirgüle makamının süslü ve hareketli yapısının birleştiği, karar perdesi zirgüle (segâh ile kürdî arasında), güçlü perdesi neva olan; rast dizisi temelinde hicaz ve kürdi çeşnileriyle zenginleştirilen, inici çıkışlı seyirli, zarif ve hüzünlü bir ifade taşıyan bir birleşik (mürekkep) makam

geveze : tür. * kev, gev (çiğnemek, gevelemek, zayıflatmak, yumuşatmak; mırıldanmak) + ze (isim yapım eki) * sürekli, boş ve tutarsız konuşan, lafı dolandırmak, gevezelik eden; bir sözü tam olarak ve açıkça söylemeyen

gevher : far., ara. * gavhar, gohar (öz, töz, esas, temel, asıl) (far.); cevhr (ara.) * değerli taş, mücevher; öz, töz, cevher, esas, temel, asıl, ayırt edici nitelik, en kıymetli parça veya nitelik; maden ve değerli taşların doğal halde bulunan ve işlenebilir ham madde olan özü veya özümsenebilir kısmı

geviş : tür. * kev, gev (çiğnemek, gevelemek, zayıflatmak, yumuşatmak) + iş (isim yapım eki) * çiğneme, geveleme, zayıf hale getirme (chew, kauen (çiğnemek) (ing., alm.) )

gevmek : tür. * kev, gev (çiğnemek, gevelemek, zayıflatmak, yumuşatmak) + mek (fiil mastar eki) * ağzında evirip çevirmek, gevelemek; bir şeyi tam çiğnemeden uzun süre ağızda tutmak

gevrek : tür. * kevre, gevre (yumuşamak, gevşemek, zayıflamak) + k (isim/sıfat yapım eki) * kolayca kırılan, çıtır çıtır, gevşek yapıda olan; özellikle yiyeceklerde çıtır çıtır, sertçe anlamı; İzmir’de “simit”e verilen isim

gevremek : tür. * kev, gev (çiğnemek, gevelemek, zayıflatmak, yumuşatmak) + re (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * gevrek hale gelmek, çıtır çıtır olmak, kolayca kırılabilir veya dağılabilir duruma gelmek

gevşek : tür. * kev, gev (çiğnemek, gevelemek, zayıflatmak, yumuşatmak) + şek (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sıkılığı, sertliği az olan, rahat, esnek; tutarsız, dağınık

gevşemek : tür. * kev, gev (çiğnemek, gevelemek, zayıflatmak, yumuşatmak) + şe (edilgen fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * sertliği veya sıkılığı azalmak, yumuşamak, rahatlamak

geyik : moğ., tür. * giyih (aydınlık), gey, gez, giy, giz (gün, aydın) + ik (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * geviş getiren, uzun ve çatal boynuzlu, otobur memeli

geyikdili : tür. * geyik (geviş getiren, uzun ve çatal boynuzlu, otobur memeli) + dil (ağızda bulunan konuşma ve tat alma organı) + i (iyelik eki) * Kuzey Yarımküre'ye özgü Aspleniaceae familyasında yaprak dökmeyen bir eğrelti otu, Asplenium scolopendrium

geyrek : tür. * kevre, gevre (yumuşamak, gevşemek, zayıflamak) + k (isim/sıfat yapım eki) * göğüs kafesinin alt yan bölümlerinde yer alan yumuşak kaburga kemikleri ve bu kemiklerin arasında/altında kalan boşluklardan her biri

geyser : izl. * gjosa, geysa (püskürmek, fışkırmak, akıtmak, coşmak), geysir (fışkıran, coşan, püsküren, akan) * yer altındaki suyun magma tarafından ısıtılmasıyla oluşan sıcak su ve buharın basınçla belirli aralıklarla yüzeye fışkırdığı doğal sıcak su kaynağı

geyşa : jap. * ge (sanat, zanaat, beceri, gösteri) + sha (kişi, yapan kimse) * Japon kültüründe geleneksel kadın sanatçı ve eğlendirici; müzik, dans ve sohbetle misafirleri ağırlayan sanatkar

geyve : gre. * gaia (yer, yeryüzü, toprak, dünya) * verimli topraklara sahip yer, ova yerleşimi; Sakarya'nın bir ilçesi

gezegen : tür. * gez (dolaşmak, seyirtmek, dönmek) + egen (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kendi ekseni etrafında ve bir yıldız etrafında dönen gök cismi

gezeğen : tür. * gez (dolaşmak, dönmek) + eğen (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * gezmeyi çok seven, vaktini gezmekle geçiren, çok gezen (kimse).

gezek : tür. * gez (dolaşmak, seyirtmek, dönmek) + ek (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sürekli dolaşan, gezen kimse; boş gezip tozan, işsiz kişi; Bursa, Uşak, Afyon, Isparta ve çevrelerinde yapılan müzikli danslı halk eğlencesi

gezgin : tür. * gez (dolaşmak, seyirtmek, dönmek) + gin (-cı, yapan, eden eki) * gezen, dolaşan, seyahat eden, yolculuk eden

gezi : tür. * gez (dolaşmak, seyirtmek, dönmek) + i (isim yapım eki) * seyahat etme, yolculuk etme, dolaşma, seyirtme

gezmek : tür. * gez (dolaşmak, seyirtmek, dönmek) + mek (fiil mastar eki) * yer üzerinde hareket etmek, seyirtmek, dolaşmak, seyahat etmek, yolculuk etmek

GFR : ing. * glomerular (glomerül ile ilgili) + filtration (filtrasyon, süzme, filtreleme) + rate (oran, hız) * böbreklerin kanı filtreleme kapasitesini ölçen temel renal fonksiyon parametresi

GI : ing. * gastro (mide) + intestinal (bağırsakla ilgili) * mide ve bağırsak sistemini kapsayan sindirim sistemi ile ilgili tüm yapılar

gıcık : tür. * gıc (tıkanma, sırtünme, tahriş hissi veren ses veya durum) + ık (isim yapım eki) * boğazda tahriş ve öksürük hissi yaratan durum; sinir bozucu, huysuz kişi

gıcırdamak : tür. * gıc (tıkanma, sırtünme, tahriş hissi veren ses veya durum) + ır (edilgen fiil eki) + da (süreklilik fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * iki yüzeyin birbirine sürtünmesiyle tiz ve rahatsız edici ses çıkarmak

gıda : ara. * gida (besin, yiyecek) * canlıların yaşaması, gelişmesi ve sağlığını sürdürebilmesi için gerekli besleyici madde

gıdaklamak : tür. * gıdak (ses yansımalı onomatopeik kelime) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * tavukların çıkardığı kısa, tiz ve kesik sesleri çıkarmak; anlamsız veya sinir bozucu şekilde konuşmak (mecazi)

gıdı : tür. * gıdı (boğaz altı bölgesini tanımlayan yerel Türkçe kökenli kelime) * dokunulduğunda gülme refleksi uyandıran, çene altındaki yumuşak etli kısım, gıdık

gıdık : tür. * gıdı (boğaz altı bölgesini tanımlayan yerel Türkçe kökenli kelime) + k (isim yapım eki) * dokunulduğunda gülme refleksi uyandıran, çene altındaki yumuşak etli kısım, gıdı

gıdıklamak : tür. * gıdık (çene altındaki yumuşak ve hassas bölge) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * vücudun hassas bir yerine hafifçe dokunarak gülme refleksi uyandırmak; birini duygusal veya zihinsel olarak etkilemek

gıdım : tür. * gıd (azlık, küçük parça) + ım (isim eki) * çok küçük miktar, çok az, zerre kadar; azıcık ölçüsünde bir şey

gıgı : tür. * gı (ses yansımalı ononatopeik kelime) + gı * dokunulduğunda gülme refleksi uyandıran, çene altındaki yumuşak etli kısım, gıdı, gıdık

gık : tür. * gık (ses yansımalı onomatopeik kelime) * genellikle şaşkınlık, korku veya acı ifade eden, ani, kısa ve boğuk çıkan ses

gılcır : tür. * gılcır (nesnelerin sürtünmesinden veya gerilmesinden çıkan sesi taklit eden "gacır/gıcır" yansıma (onomatope) kökünden) * ağır yük kaldırma veya zorlanma sonucu oluşan fıtık rahatsızlığı; birini aşırı sinirlendirip çileden çıkarma, sinirlendirme, kızdırma, gılcır etmek; topal

gıldır : kür. * gilor, gilorin (yuvarlanmak, kendi etrafında dönerek hareket etmek; hızlı ve ani hareket etmek, çabuk koşmak veya kaçmak) * dönen veya çalışan çarklı nesnelerin çıkardığı tok ve kesintisiz sesi ya da durmaksızın, yuvarlanırcasına işleme durumunu ifade eden zarf soylu bir kelime

gılgamış : ara. * gul (ahmak, bön, sersem, cin, dev gibi olan), gull (bağ, bağlanma, tutup kalma; kelepçe, pranga) + kamis (gömlek, kaplayan, örten) * Sümer şehir devleti Uruk'un kralı, antik Mezopotamya mitolojisinin bir kahramanı ve MÖ 2000 yılında Akadca yazılmış olan epik şiir Gılgamış Destanı'nın protagonisti (gull (yutmak, yiyip yutmak), Gulliver (yutan, yiyen, kaplayan; İrlandalı yazar Jonathan Swift'in "Gulliver'in gezileri" isimli romanında, cüceler ülkesinde dev gibi kalan adamın ismi) (kel.), Gulyabani (cin tayfasından bir cinin ismi) (ara.) )

gıllıgış : tür. * gıll (kin, garez, düşmanlık) + u (bağlaç) + gişş (hile, hainlik) * gizli ve kötü amaç, gizli kin

gıllim : ara. * galam, gılm (şehvetin kabarması, cinsel arzunun şiddetlenmesi, kızışma), gulam (genç, delikanlı, oğlan, ergenliğe girmiş genç erkek çocuk; genç hizmetçi, köle) * cinsel birleşmeyi (cima) aşırı ve şiddetli bir şekilde arzulayan, şehveti yüksek kişi; cinsel açıdan deneyimsiz olduğu halde yoğun cinsel istek gösteren, davranışlarıyla bu arzuyu dışa vuran kişi (argo, küçültücü)

gıllügiş : tür. * gıll (kin, garez, düşmanlık) + u (bağlaç) + gişş (hile, hainlik) * gizli ve kötü amaç, gizli kin

gılman : ara. * gulam (genç, delikanlı, oğlan, ergenliğe girmiş genç erkek çocuk; genç hizmetçi, köle) * gençler, delikanlılar, oğlanlar, ergen erkekler

gına : ara. * ganiya (yeterli olmak, ihtiyaç duymamak, çok olmak, bol olmak), gani (çok, bol, fazla, yeterli) * tam olma, gani olma, yeterince çok olma, fazla olma (gani, genau (tam) (alm.) )

gındırık : tür. * gındırmak (döndürmek, çevirmek, eğmek, bir şeyi tam yerine oturtmamak, meyilli bırakmak) * tam kapanmamış, aralık kalmış, hafifçe açık bırakılmış, aralık (kapı, pencere vb. şeyler için); iğne gibi tepesi olan çorak yerlerde yetişen yapraksız bir ot

gıpta : ara. * gabt, gabata (başkasındaki nimeti içten beğenmek, ona sahip olmayı istemek, kıskanmak, hased etmek), gibtat (kıskanma, hased etme, kıskançlık) * imrenme, imrenti, kıskanma, hased

gırgır : tür. * gırgır (ses yansımalı kelime) * şaka, espri veya eğlenceli, neşeli sohbet; balık avlamak için kullanılan bir ağ türü; usanç veren kaba ve sürekli ses; ticari bir marka adından mekanik düzenekli süpürge

gırla : tür. * gır (ses yansımalı kelime) + la (ile, birlikte) * büyük miktarda, çokça, bolca; aşırı veya kontrolsüz bir şekilde fazla olmak

gırnata : tür. * granada (İspanya'da bir şehir) * İspanya kökenli, sert ve dayanıklı ağaçlardan genellikle de abanoz ağacından yapılan üflemeli bir çalgı türü, klarnet

gırtlak : tür. * gırt (boğaz, ses üretim merkezi) + lak (isim yapım eki) * boğazın ön kısmında, ses tellerini ve solunum yollarını içeren, sesin oluştuğu ve nefesin geçtiği bölge

gıslin : ara. * gasl (yıkama), gasala (yıkamak) + in (isim yapım eki) * yara yıkandığında içinden çıkan irinli ve kanlı su; cehennem ehlinin etleri ve kanlarının yıkandığı nesne

gıyab : ara. * gayaba (görünmemek, göz önünde olmamak, mevcut olmamak, kaybolmak, bilinmez olmak), gayb (yok olan, mevcut olmayan, görünmeyen, bilinmeyen) * yokluk, boşluk, gizli olma, görünmeme, bilinmeme, görünmezlik, bilinmezlik)

gıyaben : ara. * gayb (yok olan, mevcut olmayan, görünmeyen, bilinmeyen), gıyab (yokluk, görünmezlik, bilinmezlik, mevcut olmama) + en (zarf/belirteç eki) * yokluğunda olarak, mevcut olmadığı durumda

gıyabında : ara. * gayb (yok olan, mevcut olmayan, görünmeyen, bilinmeyen), gıyab (yokluk, görünmezlik, bilinmezlik, mevcut olmama) (ara.) + ı (iyelik eki) + nda (durum eki) * yokluğunda olarak, mevcut olmadığı durumda

gıyabi : ara. * gayb (yok olan, mevcut olmayan, görünmeyen, bilinmeyen), gıyab (yokluk, görünmezlik, bilinmezlik, mevcut olmama) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yokluğunda olarak, mevcut olmadığı durumda

gıyasettin : ara. * gata (yardıma yetişmek, yardım etmek, imdat etmek), gıyas (yardım, destek; yardımcı) + el (ön ek, artikel) + deyn, din (borç, yükümlülük, itaat, haysiyet) * din yardımı, dinin desteği, dinin yardımcısı; erkek ismi

gıybet : ara. * igtaba, gataba (gıybet yapmak, arkadan çekiştirmek, arkadan konuşmak, birinin arkasından söz söylemek, dedikodu yapmak), gayb (yokluk, görünmezlik, bilinmezlik, mevcut olmama), gıyab (yokluk, görünmezlik, bilinmezlik) + et (durum eki) * bir kimsenin yokluğunda, onun hoşuna gitmeyecek sözler söyleme, dedikodu yapma

gıygıy : tür. * gıy + gıy (ses yansımalı kelime) * genellikle kuş cıvıltısı veya benzeri tiz sesleri temsil eden ince, keskin ve sürekli bir ses çıkarma durumu (Geige (keman) (alm.) )

giardia enteriti : lat., gre. * giardia (Fransız mikrobiyolog Alfred Giard’ın soyadından) (lat.) + enteron (bağırsak) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) (gre.) * Giardia lamblia adlı protozoonun neden olduğu, ishal, karın ağrısı, gaz ve kilo kaybı ile karakterize olan ince bağırsak iltihabı

giardia lamblia : lat. * giardia (Fransız mikrobiyolog Alfred Giard’ın soyadından) + lamblia (Bohemyalı doktor Vilém Dusan Lambl’ın soyadından) * ince bağırsakta yaşayan, giardiasis hastalığına yol açan, Hexamitidae familyasına ait mikroskobik protozoon parazit

giardiyazis : lat., gre. * giardia (Fransız mikrobiyolog Alfred Giard’ın soyadından) (lat.) + iasis (iltihap, enfeksiyon, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * Giardia lamblia’nın neden olduğu, sulu ishal, karın krampları, gaz ve kilo kaybı ile karakterize olan paraziter bağırsak enfeksiyonu

gibbons-hawking etkisi : ing. * gibbons (İngiliz fizikçi Gary Gibbons'ılun soyadından) + hawking (İngiliz teorik fizikçi Stephen Hawking'in soyadından) (ing.) + etki (bir olgunun veya olayın oluşturduğu sonuç, tesir) + si (iyelik eki) (tür.) * de Sitter uzay-zamanında bulunan kozmolojik ufukların, kara delik olay ufuklarına benzer şekilde sıcaklık ve entropiye sahip olduğunu açıklayan, kuantum kütleçekimi ve kozmolojiyle ilişkili fiziksel etki

gibbons-hawking-york sınır terimi : ing. * gibbons (İngiliz fizikçi Gary Gibbons'ılun soyadından) + hawking (İngiliz teorik fizikçi Stephen Hawking'in soyadından) + york (Amerikalı fizikçi James York'un soyadındam) (ing.) + terim (belirli bir bilim, sanat, meslek veya uzmanlık alanına özgü kavramı karşılayan özel söz veya deyim) (tür.) * genel görelilikte Einstein-Hilbert eylemine eklenen, değişim ilkesinin iyi tanımlı olmasını sağlayan ve sınırdaki geometrik katkıları düzenleyen matematiksel terim

gibbs faz kuralı : ing., tür. * gibbs (Amerikalı fizikokimyacı Josiah Willard Gibbs’in soyadından) (ing.) + phasis (görünme, ortaya çıkma, tezahür etme) (gre.) + kural (yasa, kanun, ilke, prensip) + ı (iyelik eki) (tür.) * çok bileşenli sistemlerde faz sayısı, bileşen sayısı ve serbestlik derecesi arasındaki ilişkiyi tanımlayan termodinamik kural

gibbs serbest enerjisi : ing., far, gre., tür. * Gibbs (Amerikalı fizikçi Josiah Willard Gibbs'in soyadından) + serbest (özgür, hür) (far.) + energeia (etkinlik, iş yapma, çalışma, fiiliyat, faaliyet) (gre.) + si (iyelik eki) (tür.) * kimyasal bir reaksiyonun enerji potansiyelinin işe dönüştürülebilmesiyle ilgilili olan ve entalpiden, entropi ve mutlak sıcaklığın çarpımının çıkarılmasıyla elde edilen termodinamik bir değişken; sabit sıcaklık ve basınçta bir kimyasal tepkimenin gerçekleşebilirliğini belirleyen enerji fonksiyonu (Δ G = Δ H − T Δ S)

gibbs-helmholtz denklemi : ing., alm. * Gibbs (Amerikalı fizikçi Josiah Willard Gibbs'in soyadından) (ing.) + Helmholtz (Alman fizikçi Hermann von Helmholtz'un soyadından) (alm.) + denklem (eşitlik, denklik) + i (iyelik eki) (tür.) * termodinamikte serbest enerji, entalpi ve sıcaklık arasındaki ilişkiyi ifade eden, bir sistemin serbest enerjisindeki değişimlerin sıcaklığa bağlı olarak nasıl değiştiğini hesaplayan temel bir termodinamik eşitlik

gibbus deformitesi : lat., tür. * gibbus (kamburluk, tümsek, çıkıntı) + de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) + si (iyelik eki) (tür.) * çoğunlukla küçük çocuklarda spinal tüberkülozun ve omur gövdelerinin çökmesinin bir sonucu olarak, üst lomber ve alt torasik omurlardaki bir veya daha fazla bitişik omurun sıkışmasıyla oluşan bir yapısal kifoz şekli

gibi : tür. * kibi, kibik (benzer, eşit, denk) * benzer şekilde, aynı tarzda, örneğin

gibozite : lat. * gibbus (kamburluk, tümsek, çıkıntı) + itas (isim yapım ve durum eki) * çıkıntı, kabartı veya kamburluk durumu, yüzeydeki tümsek veya belirgin yükselti; skolyoz hastalarında skolyozun yönüne bağlı olarak öne eğildiğinde sırtta oluşan tek taraflı kabarıklık

gibus : fra. * gibus (Fransız şapkacısı Antoine Gibus’un soyadından) * silindirik biçimde, bastırıldığında katlanabilen ve tekrar açılabilen gece şapkası; özellikle opera veya resmi etkinliklerde kullanılan katlanır silindir şapka

gicişmek : tür. * gic (ses yansımalı onomatopeik kelime) + iş (edilgen fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * kaşıntı duyumsamak, kaşınmak

gider : tür. * git (ayrılmak, uzaklaşmak, hareket etmek) + er (geniş zaman ve isim yapım eki) * belli bir iş için harcanan paranın tümü, masraf, harcama

giderayak : tür. * git (ayrılmak, uzaklaşmak, hareket etmek) + er (geniş zaman ve isim yapım eki) + ayak (bacağın bilekten aşağıda bulunan ve yere basmaya yarayan bölümü) * gitmek üzere iken, gitme anında

giderek : tür. * git (ayrılmak, uzaklaşmak, hareket etmek) + er (geniş zaman ve isim yapım eki) + ek (zarf/belirteç eki) * gitme ile birlikte; aşamalı olarak, zaman ilerledikçe

gidermek : tür. * git (ayrılmak, uzaklaşmak, hareket etmek) + er (geniş zaman ve isim yapım eki) + mek (fiil mastar eki) * ortadan kaldırmak, savmak, uzaklaştırmak

gidi : tür. * git (ayrılmak, uzaklaşmak, hareket etmek) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * şaka yollu azarlama sözü (seni gidi!); bir şeye, genellikle eskiye, geçmişe özlem ve isteği dile getirme nidası (hey gidi günler!)

gidici : tür. * git (ayrılmak, uzaklaşmak, hareket etmek) + ici (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kısa bir süre kalıp sonra gidecek olan, kalıcı olmayan, gitmek üzere olan, gitme durumunda bulunan; yakın zamanda ölecek olan, ölmek üzere olan

gidişat : tür. * git (ayrılmak, uzaklaşmak, hareket etmek) + iş (isim yapım eki) + at (durum eki) * işlerin, olayların gelişme biçimi, durumu, yönü; durum, seyir

gidon : fra. * guider (yönlendirmek, rehberlik etmek) + on (isim yapım eki) * bisiklet, motosiklet veya benzeri taşıtlarda yön vermeye yarayan tutma kolu; direksiyon kolu

giemsa : alm. * giemsa (Alman kimyager ve bakteriyolog Gustav Giemsa'nın soyadından) * sıtma ve parazit tanısında mikroskobik inceleme kapsamında kan hücreleri ve parazitleri boyamak için kullanılan özel bir laboratuvar boyası

gif : ing. * graphics (grafik) + interchange (değiş tokuş) + format (biçim, şekil) * düşük renk derinliğine sahip, sıkıştırılmış ve animasyon destekleyen bitmap görüntü dosyası formatı

gigabayt : gre., ing. * gigas (dev, çok büyük) (gre.) + bite (ısırmak; ısırık; byte) (ing.) * bilgisayarlarda ve dijital ortamlarda veri depolama ile aktarım boyutunu ifade eden, milyar bayt (tam olarak 1.073.741.824 bayt veya ikilik tabanda 2^30 bayt) büyüklüğündeki bir dijital bilgi ölçü birimi

gigantik : gre. * gigas (dev) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * son derece büyük, dev gibi, devasa boyutlarda; olağanüstü büyüklükte olan

gigantizm : gre. * gigas (dev) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * büyüme hormonunun çocukluk döneminde aşırı salgılanmasıyla oluşan, olağandışı vücut büyüklüğüyle belirgin tıbbi durum, devlik hastalığı

gigantomaşi : gre. * gigas (dev) + mache (savaş) * Yunan mitolojisinde tanrılar ile devler arasındaki efsanevi savaş

gil : ara. * gil (çamur, balçık, kil) * özellikle seramik ve çömlekçilikte kullanılan, suyla karıştığında plastiklik kazanarak kolayca şekillendirilebilen ve pişirildiğinde sertleşen, ince taneli, sulu alüminyum silikat bileşimli yapışkan toprak türü

gil : tür. * gil, gila (ev, çadır, mesken, konut, ikametgah) * aile, familya, sülale, soy, döl (örneğin bir gül bitkisi familyasını ifade eden “gülgiller” kelimesi gibi)

gilaburu : tür. * gil (olgunlaşmamış, yaban meyvesi) + aburu (meyve, top salkım; tane) * Adoxaceae familyasından, kırmızı salkım meyveli, idrar söktürücü etkisiyle bilinen, Kuzey ve Orta Anadolu’da orman kenarlarında, Türkiye'de ise genellikle Kayseri yöresinde yetişen boyu dört metreye ulaşabilen bir çalı ağaç

gilbert sendromu : fra., gre. * gilbert (Fransız doktor Augustin Gilbert’in soyadından) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * bilirubin metabolizmasında hafif bozukluk ile karakterize benign karaciğer hastalığı

gilteritinib : lat. * gil (ön ek) + teri (kimyasal yapı veya inhibitör sınıfına eki) + tinib (tyrosine kinase (tirozin kinaz) inhibitörü) (tyrosine (aminoasit) (turos, tyros (peynir) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + kinesis, kinase (kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak) + asis (son ek) ) (gre.) + inhibitor (engelleyici, önleyici, mani olan) (lat.) ) * mutant FLT3 proteinine bağlanarak ve aktivitesini bloke ederek lösemi hücrelerini öldüren Tirozin kinaz inhibitörü (C29H44N8O3)

gimmick : ing. * gimcrack (ucuz, gösterişli ama değersiz eşya) (gim (küçük, pratik alet) + crack (çatlak, kırık, yarık) * hile; hileli, aldatıcı düzenek, dikkat çekmek için kullanılan numara, oyuncak veya pazarlama taktiği; geçici ve etkileyici küçük yenilik veya süsleme

gimnosperm : gre. * gymnos (çıplak, açık) + sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni, sperm) * tohumları açıkta, yani meyveyle örtüsüz olarak gelişen bitki grubu

gine : tür. * gen (oluşmak, yayılmak) + e (zarf yapım eki) * yeniden, tekrar, bir daha, yine (again (gene, tekrar) (ing.) )

gine-bissau : por * guinea (değeri yaklaşık 21 şilin olan eski İngiliz altın sikkesi) + Bissau (Gine-Bissau’nun başkenti ve en büyük şehri) * Afrika kıtasının batı bölümünde bulunan, Senegal ve Gine ile komşu olan, batısında Atlas Okyanusu yer alan ülke

gingiva : lat. * gums, gingiva (diş eti) * dişlerin etrafını saran yumuşak doku, diş eti

gingival : lat. * gums, gingiva (diş eti) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * diş etiyle ilgili

gingivitis : lat., gre. * gingiva (diş eti), gingivae (diş etleri) (lat.) + itis (enflamasyon, iltihap, enfeksiyon eki) (gre.) * dişi çevreleyen diş dokusunun, diş etiyle birlikte iltihaplanması

gingivobukkal : lat. * gingiva (diş eti), gingivae (diş etleri) + bucca (yanak) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * diş eti ile yanağın birleşim bölgesi ile ilgili

gingivostomatit : lat. * gingiva (diş eti), gingivae (diş etleri) (lat.) + stoma (ağız, açıklık, açılış) + itis (enflamasyon, iltihap, enfeksiyon eki) (gre.) * yüksek ateş ve ağrılı oral lezyonlarla karakterize viral bir enfeksiyon

ginglymostomatidae : gre. * ginglymos (menteşe, eklem) + stoma (ağız, açıklık, giriş) + -idae (-giller, hayvan familyası eki) * genellikle sıcak ve subtropikal suların tabanında yaşayan, menteşeli ağız yapısına sahip olan, baş kısımlarında av bulmaya yarayan bıyıkları bulunan halı köpekbalığı benzeri balıkları içeren bir köpekbalığı familyası, hemşire köpekbalığıgiller

gini katsayısı : ita. * gini (İtalyan istatistikçi Corrado Gini'nin soyadından) (ita.) + katsayı (cebirsel ifadelerde bir değişkenin önünde yer alan sabit çarpan sayı) + sı (iyelik eki) (tür.) * bir ulus veya bir sosyal grup içindeki gelir eşitsizliğini, servet eşitsizliğini temsil etmeyi amaçlayan bir istatistiksel dağılım ölçüsü

ginkgo : çin. * yinxing (gümüş kayısı) * yaşayan fosil olarak bilinen, yelpaze biçimli yapraklara sahip, Ginkgoaceae familyasından bir bitki cinsi

ginkgo folyum : gre., çin. * ginkgo (gümüş kayısı ağacı) (çin.) + phyllon (yaprak) (gre.); folium (yaprak) (lat.) * bilişsel işlevi destekleyici ve dolaşım düzenleyici olarak kullanılan Ginkgo biloba bitkisinin yaprağı

ginkgoaceae : çin, jap., lat. * yingxing (gümüş kayısı) (çin.); ginkyo (jap.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * tek temsilcisi, "yaşayan fosil" olarak bilinen Ginkgo biloba (Mabet ağacı) türü olan, Mezozoik Çağ'da ortaya çıkmış çok eski bir açık tohumlu bitki ailesi

ginobazik : gre. * gyne (dişi organ, dişi, kadın) + bainein (gitmek, yürümek, ilerlemek, adım atmak; inmek), basis (adım, basamak, temel, esas, baz, kaide, gidiş, yürüyüş, ilerleyiş, adım atış; iniş, alt, aşağı, düşük) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * dişi organ veya dişi eşey yapılarıyla ilişkili olarak bazik özellik gösteren veya baz bileşen taşıyan; botanikte dişi organı tepecik borusunun (stilus) ovaryumun (yumurtalığın) tepesinden değil, tabanından çıkan

ginseng : çin., gre. * renshen (insan şeklindeki kök) (ren (insan) + shen (kök, şifalı bitki) ) * kökleri insan vücudunu andıran ve tıbbi amaçlarla kullanılan, enerji artırıcı, bağışıklık güçlendirici ve adaptogen özelliklere sahip Panax cinsinden geleneksel tıbbi kök bitkisi

giocoso : lat., ita. * jocosus (neşeli, sevinçli, şen) (iocus, jocus (şaka, nükte, espri, eğlence) + osus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.); gicoso (ita.) * müzik ve anlatımda neşeli, şakacı, oyunbaz bir karakterle icra edilmesi gerektiğini belirten ifade

gipür : fra. * guipure (guiper (iplik kaplamak) + ure (isim yapım eki) ) * iplikten veya ipekten geniş ilmeklerle dokunmuş dantel, oya işi; bir tür kumaş

gir : far. * giriften (tutmak, kavramak, yakalamak) * yapan, tutan, tutucu, dağılan, yayılan anlamı veren son ek (örneğin "cihangir" (dünyayıvtutan, dünya hakimi, dünya fatihi), "alengir" (karmaşık, dolambaçlı, içinde hile veya entrika barındıran; kolay anlaşılmayan ve iş çevirmeye dayalı durum veya davranış) )

giranbaha : far., ara. * giran (ağır, değerli, pahalı) (far.) + baha (fiyat, değer) (ara.) * çok değerli, kıymetli, yüksek fiyatlı şey

giray : moğ., tür. * geray, giray (soylu, asil) * Kırım Hanlığı hanedanına mensup soylu ünvanı; han sülalesinin ismi

girdap : tür. * gir (dalmak, içine çekilmek, yaklaşmak, dahil olmak, nüfuz etmek) + dap (dönme, savrulma) * dönen, içine çeken su veya hava hareketi; mecazen karmaşa veya tehlike ortamı

girdi : tür. * gir (dalmak, içine çekilmek, yaklaşmak, dahil olmak, nüfuz etmek) + di (geçmiş zaman ve isim yapım eki) * ekonomi, üretim, işletim veya hesap sistemlerine dahil edilen unsur; içeri alınan veri, para, mal, malzeme veya bilgi, input (ing.)

giresun : gre. * kerasus (kiraz) (bölgede yetişen bol kirazdan), keras, keratos (boynuz), kerata (boynuzlar) (şehrin boyun şeklinde bir yarımada olmasından) * Karadeniz Bölgesi'nin Doğu Karadeniz bölümünde yer alan, doğudan batıya Trabzon, Gümüşhane, Erzincan, Sivas ve Ordu illeriyle çevrili olan 28 plakalı il

girgin : tür. * gir (dalmak, içine çekilmek, yaklaşmak, dahil olmak, nüfuz etmek) + gin (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * insanlarla kolay iletişim kuran, çekingen olmayan, girişken kimse

girift : far. * giriften (tutmak, kavramak, yakalamak), girift (karmaşık, iç içe geçmiş) * birbirinin içine girerek çözülemeyecek biçimde karışmış olan, iç içe geçmiş, çapraşık, karmaşık; Türk musikisinde tahta perdeliler sınıfından eski bir nefesli çalgı

giriftar : far. * girift (karmaşık, iç içe geçmiş) + ar (sıfat-fiil yapım eki) * aşk, hastalık vb.ye tutulmuş, yakalanmış

giriftzen : far. * girift (karmaşık, iç içe geçmiş) + zen (-cı, yapan, eden eki) * girift çalan sanatçı.

girinti : tür. * gir (dalmak, içine çekilmek, yaklaşmak, dahil olmak, nüfuz etmek) + inti (isim yapım eki) * içe doğru çukurlaşma, oyuk; yüzeydeki çöküntü veya boşluk

giriş : tür. * gir (dalmak, içine çekilmek, yaklaşmak, dahil olmak, nüfuz etmek) + iş (isim yapım eki) * içeri geçme yeri, duhul etme yeri

girişim : tür. * gir (dalmak, içine çekilmek, yaklaşmak, dahil olmak, nüfuz etmek) + iş (edilgen fiil eki) + im (isim yapım eki) * bir işe başlama, teşebbüs etme, hamle yapma, kalkışma, adım atma, insiyatif alma; özellikle planlı, amaçlı faaliyet veya saldırı

girişken : tür. * gir (dalmak, içine çekilmek, yaklaşmak, dahil olmak, nüfuz etmek) + iş (edilgen fiil eki) + ken (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * girişimde bulunan

girit : luv., gre. * kuruşta (kıyı, kenar, sınır, uç, kesilmiş yer) (luv.); kreta, kriti, krete (gre.) * Akdeniz’in doğusunda yer alan, kuzeyinde Ege Denizi, güneyinde Libya Denizi, doğusunda Rodos ve batısında Mora Yarımadası bulunan, Doğu Akdeniz'de stratejik bir konuma sahip olan, Ege Denizi'nin güney sınırını çizen, zengin tarihi ve kendine has Akdeniz kültürüyle tanınan Yunanistan'a bağlı en büyük ada

girizgah : far. * güriz (kaçış, firar) + gah (yer, mekan, konum, mevki, makam, lokasyon) * edebi ve özellikle klasik şiir terminolojisinde, şairin asıl konuya geçmeden önce yaptığı ustalıklı ve dolaylı girişi ifade eden; mecazen “konuya geçiş yolu” anlamı taşıyan anlatım bölümü, gürizgah

girmek : tür. * gir (dalmak, içine çekilmek, yaklaşmak, dahil olmak, nüfuz etmek) + mek (fiil mastar eki) * içeri geçmek, duhul etmek, dahil olmak, nüfuz etmek

girsanov teoremi : rus., gre., tür. * Girsanov (Rus matematikçi Igor Vladimiroviç Girsanov’un soyadından) (rus.) + theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * stokastik süreçlerde, özellikle Brownian hareketin olasılık ölçüsünü değiştirme durumunda kullanılan ve bir ölçü altında martingal (tüm önceki gözlemler verildiğinde, bir sonraki gözlemin beklenen değerinin en son değere eşit olduğu stokastik bir sürece ilişkin olan veya başka bir deyişle, geçmiş verildiğinde, bir sonraki değerin koşullu beklentisi, şimdiki değere eşit olan) olan bir sürecin, başka bir ölçü altında da martingal olup olmadığını belirleyen teorem

girus : lat. * gyrus (dönemeç, kıvrım) * beyin yüzeyindeki kıvrımlar veya dönemeçler; özellikle serebral korteksteki çıkıntılı kıvrımlar

girye : far. * girya (ağlama, göz yaşı) * ağlama, hıçkırarak veya sesli şekilde gözyaşı dökme; acı, üzüntü veya sevinç ifadesi

gisl : ara. * gasl (yıkama), gasala (yıkamak) * irin, iltihap, irinli akıntı

gişe : fra. * guichet (küçük pencere, küçük kapı, bilet veya para alma yeri) * bilet, para veya belge alınan küçük kasa veya büro; özellikle sinema, tiyatro ve toplu taşımada kullanılan satış noktası

gişi : tür. * kişi, gişi (erkek eş, koca; kimse, şahıs, adam) * yapılan bir düğünün on-onbeş gün sonrasında gelin, damat ve damadın akrabalarından bir grubun gelinin babasının evine gelmesi ve kız tarafı ile buluşmasına dayanan Sinop’a özgü geleneksel toplantı

gitar : gre. * kithara (telli çalgı) * Antik Yunan'da tanrı Apollon ve profesyonel müzisyenler ile özdeşleştirilen, ahşap bir ses kutusu ile iki kolu birleştiren bir köprüye gerilmiş 5 ila 12 adet tele sahip olan, daha sonra 6 tele sabitlenen, parmakla veya mızrapla (pena) çalınan ve modern gitarın hem yapısal hem de isimsel atası kabul edilen ahşap gövdeli, seçkin bir telli çalgı

gitega : kir. * giteka (yüksek veya korunaklı yerleşim) * Burundi'nin başkenti

gitgide : tür. * git (ayrılmak, uzaklaşmak, hareket etmek) + git + e (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * zamanla, aşamalı olarak, sürekli olarak artan veya ilerleyen şekilde, dereceli olarak değişim

gitmek : tür. * git (ilerlemek, bir yöne doğru hareket etmek, uzaklaşmak) + mek (fiil mastar eki) * bir yöne doğru ilerlemek, ilerlemek, bir yöne doğru hareket etmek, uzaklaşmak (quit, quitter (terketmek, ayrılıp gitmek) (ing., fra.), guide (yön göstermek, yön gösterici, rehber) (ing., fra.) )

gittikçe : tür. * git (ayrılmak, uzaklaşmak, hareket etmek) + tik (geçmiş zaman eki) + çe (süreç ve zarf eki) * zamanla, aşamalı olarak, sürekli olarak artan veya ilerleyen şekilde, dereceli olarak değişim, gitgide

giusto : lat. * iustus, justus (doğru, adil) (lat.); giusto (ita.) * doğru, haklı, adil, uygun olan; müzik terimlerinde ritim ve tempo açısından “tam ve doğru şekilde” icra edilmesi gereken, sıkı tempo

giyecek : tür. * giy (üzerine örtmek, donatmak, kaplamak) + ecek (isim yapım eki) * giymek için kullanılan malzeme, giysi, kıyafet

giyim : tür. * giy (üzerine örtmek, donatmak, kaplamak) + im (isim yapım eki) * giyme işi, kılık kıyafet

giymek : tür. * giy (üzerine örtmek, donatmak, kaplamak) + mek (fiil mastar eki) * üstüne giysi veya aksesuar almak, üzerini örtmek, kıyafet veya koruyucu nesne kullanmak

giyotin : fra. * guillotine (Fransız doktor Joseph-Ignace Guillotin’in soyadından) * mekanik kafa kesme cihazı

giysi : tür. * giy (üzerine örtmek, donatmak, kaplamak) + si (isim yapım eki) * giymek için kullanılan malzeme, giyecek, kıyafet

giz : tür. * giz (kutu, sandık; saklamak, korumak, örtmek) * bilinmeyen, sır, esrar (gismo (işlevi belli olmayan alet) (ing.) )

giza : ara. * giza (verimli arazi parçası; ova) * Mısır’da Nil Nehri'nin batı yakasında yer alan antik piramitler ve özellikle Büyük Gize Piramidi ile tanınan tarihi bölge

gizem : tür. * giz (kutu, sandık; saklamak, korumak, örtmek) + em (isim yapım eki) * bilinmezlik, sır, esrar (gismo (işlevi belli olmayan alet) (ing.) )

gizlemek : tür. * giz (kutu, sandık; saklamak, korumak, örtmek) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * örtmek, kapamak, saklamak (guise (giysi, örtü) (ing.), guiser (açığa çıkarmak), disguise, déguiser (gizlemek) (ing., fra.) )

gizli : tür. * giz (kutu, sandık; saklamak, korumak, örtmek) + li (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kapalı, örtülü (guise (giysi, örtü) (ing.), guiser (açığa çıkarmak), disguise, déguiser (gizlemek) (ing., fra.) )

gizmo : ing. * gizmo (küçük alet, araç) * işlevi belli olmayan alet (giz, gizem (tür.) )

glabella : lat. * glaber (düz, tüysüz, çıplak) + ella (küçültme eki) * iki kaş arasındaki düz ve kılsız bölge; anatomi terimi olarak alın kemiğinin orta üst kısmındaki çıkıntısız alan; üst siliyer ark ve nasionu gösteren kafatasının ön yüzü

glabresan : lat. * glaber (tüysüz, çıplak, pürüzsüz) + escens, escent (başlama, filizlenme, olma, belirme, oluşma) (escere (başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek, belirmek, dönüşmek, bir sürece girmek) + ens, ent (sıfat yapım eki) ) * gelişim sırasında üzerindeki tüyleri dökerek giderek tüysüz hale gelen (bitki organı), tüysüzleşen, az çok çıplaklaşmış, kılsız

glabröz : lat. * glaber (tüysüz, çıplak, pürüzsüz) + osus (ile ilgili, -a ait) * yüzeyi tüy, kıl veya benzeri örtüler taşımayan (bitki organı), tüysüz, kılsız, pürüzsüz

gladiolus : lat. * gladius (kılıç) + olus (küçültme eki) * Iridaceae familyasından olan, uzun, dik ve kılıca benzer sivri yapraklara sahip olan, tek bir uzun sap üzerinde çok sayıda renkli çiçek açan bir bitki cinsi, glayöl, kuzgunkılıcı

gladyatör : lat. * gladius (kılıç) + ator (-cı, yapan, eden eki) * Antik Roma'da arenalarda dövüşen silahlı savaşçı; gösteri amaçlı ölümüne mücadele eden kişi

gland : lat. * glans (meşe palamudu, bez) * endokrin (iç salgı) üreten veya ekzokrin (dış salgı, ifrazat) boşaltan organ

glandin : lat. * glans (meşe palamudu, bez) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * vücutta çeşitli fizyolojik etkileri olan, hormon benzeri işlevleri olan biyolojik aktif maddeler

glandula : lat. * glans (meşe palamudu, bez) + ula (dişil küçültme eki) * vücutta hormon veya diğer salgıları üreten küçük organ veya yapı, bez, salgı bezi

glandüler : lat. * glans (meşe palamudu, bez) + ulus, ula (küçültme eki) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bezlerle ilgili, bezlere ait veya bezleri ilgilendiren

glans : lat. * glans (meşe palamudu, sert baş) * anatomide özellikle penisin uç kısmındaki sertleşmiş bölge (meşe palamuduna benzer şekli nedeniyle)

glanüler : lat. * glans (meşe palamudu, bez) + ulus, ula (küçültme eki) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bezlerle ilgili, bezlere ait veya bezleri ilgilendiren

glanvillea : lat. * Glanville (İngiliz doğa bilimci) + a (ile ilgili, -a ait) * adını bir doğa bilimciden alan, otsu ve süs değeri olan, Asteraceae familyasından bir bitki cinsi

glase : lat., fra. * glacies (buz) (lat.); glace (dondurma), glacé (donmuş, parlak) * genellikle pasta, çikolata veya tatlıların üzerine parlaklık vermek için kullanılan şeker veya jel kaplama; yumuşak deri; üzerine saydam bir cila tabakası çekilmiş olan (eşya)

glasiyasyon : lat. * glacies (buz) + atio (isim yapım eki) * yeryüzünün geniş alanlarının uzun süreli iklim değişikliklerine bağlı olarak buzullar ve kıtasal buz örtüleri tarafından kaplanması süreci, buzullaşma

glasnost : rus. * glasnyy (kamu, halk; halka açık, umumi, genel, aleni) + nost (durum eki) * kamusal olma durumu, halka açık olma durumu; Sovyetler Birliği'nin son döneminde Mihail Gorbaçov'un liderliğinde ülkede bilhassa ekonomik sorunlara son vermek amacıyla uygulanmış politikaların tümüne verilen isim

glasyal : lat. * glacies (buz) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * buzullar ve buzla ilgili, donmuş

glasya-labolas : lat., gre. * glacies (buz, dolu) + labolas (düşüş, çöküş, yıkım, felaket) (lat.); glasya (ses, çağrı) (lat., gre.) + labolas (labor (çalışma, emek) (lat.) + as (isim yapım eki) (gre.) ) * Hz. Süleyman’ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis’te maji ile ilgili olan ve 72 cini tanımlayan Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, grifon kanatlı bir köpek şeklinde tasvir edilen, 36 iblis lejyonuna hükmeden, çağrana tüm bilimleri anında öğretme ve görünmezlik bahşetme gücüne sahipken aynı zamanda cinayetlerin, kan dökmenin ve geleceği öngörmenin de lideri kabul edilen 33. sıradaki cin

glasyolog : lat., gre. * glacies (buz) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * buz ve buzulların oluşumu, yapıları, hareketleri ve etkileriyle ilgilenen bilim insanı; glasyoloji alanında uzmanlaşmış kişi

glasyoloji : lat., gre. * glacies (buz) + logia (bilme, bilim) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * buz ve buzulların oluşumunu, yapılarını, hareketlerini ve iklimsel, jeolojik ve ekolojik etkilerini inceleyen bilim dalı

glatiramer : lat., gre. * glatiramer (polipeptid karışımı) (glutamic acid (glutamik asit) + L-alanine (L-alanin) + L-tyrosine (L-tirozin) + L-lysine (L-lizin) (lat.) + meros (parça, bölüm, kısım, birim) (gre.) * multipl skleroz tedavisinde kullanılan, dört amino asitten oluşan sentetik polipeptit ilacın etken maddesi (C25H45N5O13)

glatiramer asetat : eng. * glatiramer (polipeptid karışımı) + asetat (C2H3O2⁻ tuzu; kimyasal işlevsel grup) * tekrarlayan multipl skleroz tedavisinde kullanılan, bağışıklık sistemini modüle ederek ve sinir hücrelerinin miyelin kılıfını korumaya yardımcı olarak, hastalığın ilerlemesini yavaşlatan rastgele dizilimli dört amino asitten oluşan sentetik polipeptid ve asetat karışımı ilacın etken maddesi (C25H45N5O13)

glaukos : gre. * glaukos (mavi-yeşil, gri) * antik Yunanca’da parlak, mavi-yeşil veya gri renk anlamında; tıp ve biyolojide göz iris rengi veya deniz canlılarının renkleri; Yunan mitolojisinde Likyalı prens, Hippolokhos'un oğlu ve Troya'nın en kahraman savunucularından birisi

glayöl : lat. * gladiolus (küçük kılıç; bir çiçek türü) (gladius (kılıç) + olus (küçültme eki) ) * zambakgiller familyasından, gösterişli çiçekleri olan, kılıç şeklinde yapraklara sahip süs bitkisi

glaze : fra. * glaçage (parlatma, cilalama), glacé (donmuş parlak) * genellikle pasta, çikolata veya tatlıların üzerine parlaklık vermek için kullanılan şeker veya jel kaplama; yumuşak deri; üzerine saydam bir cila tabakası çekilmiş olan (eşya); seramik, yiyecek veya yüzeylerde uygulanan, kuruduğunda parlak ve koruyucu tabaka oluşturan sıvı kaplama veya parlaklık efekti (glaze (parlatmak, camsı kaplama yapmak) (ing.) )

gleason grading : ing. * gleason (Amerikalı patolog Donald F. Gleason’un soyadından) + grade (derece, kademe) + ing (isim yapım eki) * prostat biyopsisinden alınan örnekleri kullanarak prostat kanseri olan erkeklerin prognozunun değerlendirilmesine yardımcı olan histopatolojik sınıflama sistemi

gleditsia : lat. * Gleditsch (Alman botanikçi Johann Gottlieb Gleditsch) + ia (isim yapım eki) * dikenli gövdeye sahip ağaçları kapsayan, Fabaceae familyasından bir bitki cinsi

glekaprevir : lat. * gleka (ön ek) + previr (proteaz inhibitörü eki) (protease (proteion (protein, birincil madde) + ase (enzim belirtme eki) ) + inhibere (engellemek, önlemek) ) * HCV NS5A inhibitörü pibrentasvir ile birlikte formülasyonda kronik hepatit C enfeksiyonunun tedavisi olarak geliştirilen yapısal olmayan protein 3/4A proteaz inhibitörü (C38H46F4N6O9S)

glenoid : gre. * glene (oyuk, eklem çukuru) + eidos (şekil, biçim, kalıp, form, görünüş) * omuz ekleminde, kol kemiği başının oturduğu kürek kemiğindeki sığ çukur, glenoid kavite

glenoid fossa : gre., lat. * glene (oyuk, eklem çukuru) (gre.) + fossa (çukur, oyuk) (lat.) * omuz ekleminde, kol kemiği başının yerleştiği bölgede, kürek kemiği üzerinde yer alan ve eklemin hareketliliğini sağlayan sığ çukur

glenoid labrum : gre., lat. * glene (oyuk, eklem çukuru) (gre.) + labrum (kenar, dudak) (lat.) * omuz ekleminde glenoid çukurun çevresini saran, eklem yüzeyini derinleştiren ve stabilite sağlayan fibröz kıkırdak yapı

gliadin : lat. * glia (tutkal, yapıştırıcı, yapışkan madde) + adin/in (protein veya madde adı yapım eki) * buğday ve diğer tahıllardaki gluten protein kompleksinin alkolde çözünebilen bölümünü oluşturan, prolamin grubuna ait protein; çölyak hastalığında bağışıklık sisteminin tepki gösterdiği başlıca gluten bileşenlerinden biri

glibenklamid : lat. * gliben (kimyasal türev eki ve sulfonilüre sınıfı bileşik) + klam- (kloramin türevi veya kimyasal kök) + id (kimyasal bileşik eki) * tip 2 diyabetin tedavisinde kullanılan, pankreasın insülin salgısını artırarak kan şekeri seviyesini düşüren antidiyabetik bir ilaç, gliburid (C23H28ClN3O5S)

gliburid : gre. * glykys (tatlı, şeker, glucose kökü) + b (benzamid) + ouron (idrar, sidik, üre, çiş) + id (kimyasal bileşik eki) * tip 2 diyabetin tedavisinde kullanılan, pankreasın insülin salgısını artırarak kan şekeri seviyesini düşüren antidiyabetik bir ilaç, glibenklamid (C23H28ClN3O5S)

glifosat : lat. * gly (glisin kalıntısı, amino asit yapısı (amin + karboksil grubu) + phose (fosfonometil grubu (-CH2-PO3H₂2), organofosfor fonksiyonu) + ate (enzim eki) * glisin amino grubuna bağlı fosfonometil grubu; bitkilerde büyümeyi engelleyen herbisit (C3H8NO5P)

gliklazid : gre., lat. * glykys (şeker, glucose kökü) + lacteus (sütle ilgili) + id (kimyasal bileşik eki) * tip 2 diyabet tedavisinde, egzersiz ve kilo vermenin yeterli olmadığı durumlarda kullanılan, pankreasın insülin salgısını artırarak kan şekerini düzenleyen sülfonilüre tipi anti-diyabetik ilacın etken maddesi (C15H21N3O3S)

glikoaminopeptit : gre., lat. * glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) (gre.) + amino (amin grubu) + peptide (peptit bağıyla bağlanmış amino asit zinciri) (peptos (pişirilmiş, sindirilmiş, hazmedilmiş) (gre.) + ide (ikili bileşik, anyon eki) ) (lat.) * hücre yüzeylerinde ve dokularda bulunan glikoproteinlerin yapı taşı olan, hücresel iletişim ve bağışıklık tepkilerinde rol oynayan, glikozun karbonhidrat olmayan kaynaklardan üretildiği bir süreç olan glukoneogenez için kullanılabilen şeker ve amino grupları içeren kısa amino asit zinciri

glikojen : gre. * glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * hayvanlarda ve insanlarda karaciğer ve kas hücrelerinde depolanan, gerektiğinde glikoza dönüşerek enerji sağlayan, çok dallanmış yapıda bir polisakkarit ( (C6H10O5)n)

glikokaliks : gre. * glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) + khalix, khalyx (çanak, kap, kase, kadeh, kupa; kılıf, örtü, tomurcuk kabuğu; çiçek çanağı) (gre.); calix, calyx (lat.) * şeker kaplaması; hücre zarının dış yüzeyini karbonhidrat, şeker ve protein zincirleriyle kaplayan ve hücrelerin birbirini tanımasını, dış etkenlerden korunmasını ve bağışıklık tepkilerini düzenlemesini sağlayan jel benzeri koruyucu bir hücre tabakası

glikol : gre., lat. * glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) (gre.) + ol (alkol eki) (lat.) * iki hidroksil (-OH) grubu içeren, genellikle etilen glikol ve propilen glikol gibi türleri bulunan, endüstride antifriz ve çözücü olarak kullanılan organik bileşik

glikolipit : gre. * glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) + lipos (yağ) + ide (ikili bileşik, anyon eki) * hücre zarında bulunan ve şeker ile yağ moleküllerinin birleşiminden oluşan, hücresel tanıma ve sinyal iletiminde önemli rol oynayan bileşik (C6H12O6)

glikoliz : gre. * glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) + lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) * hücrede glikozun enzimler aracılığıyla daha basit moleküllere parçalanarak enerji üretimine katkı sağlayan metabolik süreç

glikomiks : gre. * glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) (gre.) + misis (karışım) * şekerlerin, proteinler veya diğer makromoleküllerle karışarak oluşturduğu, hücre yüzeylerinde ve dokularda yapısal ve fonksiyonel rol oynayan kompleks biyomolekül.

glikopeptid : gre. * glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) + peptidion, peptide (peptit bağıyla bağlanmış amino asit zinciri) (peptos (pişirilmiş, sindirilmiş, hazmedilmiş) + idion (küçültme eki ve ikili bileşik, anyon eki) ) * şeker ve peptit zincirlerinin birleşiminden oluşan, özellikle bakteriyel hücre duvarında bulunan ve antibiyotik etkisi gösteren bileşik

glikopirolat : gre., lat. * glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) + pyrrolidion (pirolidin halkası) (pyr (ateş), pyrros (ateş, ateş rengi, kızıl) + idion (küçültme eki; küçük yapı) (gre.) + atum, ate (asit tuzu veya esteri eki) (lat.) * antikolinerjik özelliklere sahip olan, asetilkolin reseptörlerini bloke ederek mide ve bağırsak salgılarını azaltan, özellikle peptik ülser tedavisinde kullanılan, yapısında şeker benzeri bir grup ve pirolidin halkası içeren glikoz türevi sentetik antikolinerjik bileşik (C24H34NO6)

glikopirronyum bromür : gre., lat. * glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) + pyr (ateş), pyrros (ateş rengi, kızıl) (gre.) + onium (pozitif yüklü kuaterner amonyum eki) + bromurum (brom bileşiği) (bromum (brom) + urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve anyon-katyon temelli tuz eki) ) (lat.) * kuaterner amonyum yapısına sahip, glikoz ve pirol halkasından türeyen, bronkodilatör ve antikolinerjik etkili, özellikle KOAH ve aşırı aktif mesane tedavisinde kullanılan bir bileşik (C19H28BrNO3)

glikoprotamin : gre., lat. * glukos, glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) + protos (ilk, birinci, baş) (gre.) + aminum (amin grubu) (lat.) * glikoz grubunun bir amino bileşiğe bağlanmasıyla oluşan, biyokimyasal yapılarda yer alan, protein benzeri ve şeker içeren organik bir madde

glikoprotein : gre. * glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) + protos (ilk, birinci, baş) + in (kimyasal bileşik eki) * protein yapısına kovalent bağlarla bağlı karbonhidrat (şeker) zincirleri içeren, hücresel iletişim, bağışıklık tepkisi ve hücre yapısında önemli rol oynayan biyomolekül

glikotoksisite : gre., lat. * glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) + toxikos (zehirli) (gre.) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * yüksek şeker düzeylerinin hücre ve dokulara zarar verme durumu veya toksik etkisi, özellikle diyabet ve kronik hastalıklarda görülen metabolik bozukluk

glikoz : gre. * glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) * canlılarda enerji kaynağı olarak kullanılan en yaygın karbonhidrat ve temel monosakkarit şeker (bitkilerde fotosentez sonucu oluşur.) (C6H12O6)

glikozaminoglikan : gre. * glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) + aminos (amin, azotlu organik grup) + glykan (şeker, polisakkarit) * özellikle bağ dokusunda bulunan, amino şeker birimleri içeren, hücre dışı matrikste yapısal destek sağlayan, dokuların hidrasyonunu ve elastikiyetini düzenleyen uzun zincirli polisakkaritler

glikozid : gre. * glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) + idion (kimyasal bileşik eki) * şeker molekülü ile bir başka organik molekülün (alkol, fenol veya baz gibi) glikoz bağlarıyla birleşmesi sonucu oluşan, genellikle bitkilerde bulunan ve çeşitli biyolojik işlevlere sahip kimyasal bileşik

glikozidik bağ : gre. * glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) + idion (küçültme eki) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + bağ (iki veya daha çok olguyu birbirilerine tutturma aracı; ilgi, alaka, ilişki) (tür.) * glikozit yapısıyla veya glikozitlerle ilgili olan, genellikle bitkisel kaynaklı şeker bağlı bileşiklere ait özellik taşıyan ve bir karbonhidrat (şeker) molekülünü karbonhidrat olan veya olmayan başka bir gruba bağlayan kovalent bağ

glikozit : gre. * glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) + idion (kimyasal bileşik eki) * şeker molekülü ile bir başka organik molekülün (alkol, fenol veya baz gibi) glikoz bağlarıyla birleşmesi sonucu oluşan, genellikle bitkilerde bulunan ve çeşitli biyolojik işlevlere sahip kimyasal bileşik

glikozüri : gre. * glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) + ouria (idrar olma durumu, üre durumu) (ouron, (idrar, sidik, üre, ürin) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * idrarda glikoz bulunması durumu, genellikle kan şekeri yüksekliği ile ilişkili ve diyabet belirtisi olabilen klinik durum

glimepirid : lat., gre. * gli (glibenklamit kökü) + me (metil grubu) + epyrid (pyr (ateş) (gre.) + ide (ikili bileşik, anyon eki) (lat.) * sülfonilüre sınıfından bir antidiyabetik ilaç olan, tip 2 diyabet tedavisinde kullanılan, insülin salgısını artırarak kan şekeri düzeyini düşüren sentetik bileşik

gliom : gre. * glia (yapışkan madde, yapıştrıcı, tutkal, sinir dokusunu destekleyen hücreler)+ oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * merkezi sinir sisteminde, beyin ve omurilikte bulunan glia hücrelerinden kaynaklanan, genellikle kötü huylu olabilen bir tümör türü, glioma

gliozis : gre. * glia (yapışkan madde, yapıştrıcı, tutkal, sinir dokusunu destekleyen hücreler)+ osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * merkezi sinir sisteminde hasara yanıt olarak glia hücrelerinin sayıca artmasıyla oluşan, doku sertleşmesine ve iz bırakmaya neden olan patolojik süreç

glipizid : gre., lat. * glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) (gre.) + piperazin (kimyasal bileşik ismi, piperidin halkasına iki azot içeren halka sistemi) (lat.) + idion (kimyasal ilaç adlarında kullanılan son ek) (gre.) * tip 2 diyabet tedavisinde kullanılan, pankreastan insülin salımını artırarak kan şekeri seviyesini düşüren ikinci kuşak sülfonilüre grubu oral antidiyabetik ilacın etken maddesi (C21H27N5O4S)

glipizit : gre., lat. * glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) (gre.) + piperazin (kimyasal bileşik ismi, piperidin halkasına iki azot içeren halka sistemi) (lat.) + idion (kimyasal ilaç adlarında kullanılan son ek) (gre.) * tip 2 diyabet tedavisinde kullanılan, pankreastan insülin salımını artırarak kan şekeri seviyesini düşüren ikinci kuşak sülfonilüre grubu oral antidiyabetik ilacın etken maddesi (C21H27N5O4S)

glisemi : gre. * glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kandaki glukoz (şeker) miktarını ifade eden tıbbi terim

gliseril trinitrat : gre., lat. * glukos, glykys, glukon (tatlı, şeker) (gre.) + yl (kimyasal ek) + tri (üç) + nitrat (NO3⁻ iyonu içeren bileşik) (nitrum (azot kökü, güherçile) + ate (asit tuzu veya esteri eki) (lat.) * üç nitrat grubuna bağlanmış gliserin türevi olan, damar genişletici (vazodilatör) etkisiyle özellikle anjina pektoris (göğüs ağrısı) tedavisinde kullanılan bir ilacın etken maddesi (C3H5N3O9)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...