orkinos :
gre. * oryks (Yunan mitolojisinde efsanevi bir deniz yaratığı), orkas (büyük
balina, katil balina) * Atlantik Okyanusu ve Akdeniz gibi sularda yaşayan, boyu
4-5 metreyi, ağırlığı ise 900 kilogramı bulabilen, yüksek protein ve Omega-3
değerleri nedeniyle hem besleyici hem de ticari değeri yüksek olan, konservesi
sık tüketilen, Scombridae (uskumrugiller) familyasına ait, çok hızlı yüzebilen,
göçmen ve etçil devasa bir deniz balığı, ton balığı
orkun :
tür. * orkun (yüksek, soylu, büyük şeref, ordu mensubu, askeri lider) * eski
Türklerdeki yazıtları, özellikle Göktürk ve Uygur yazıtları
orlistat :
lat., ing. * or (organicus (organik) ) + li (linked (bağlı) ) + status (durum,
durdurma) * pankreas lipaz enzimini inhibe ederek yağ emilimini azaltan ve kilo
kontrolünde kullanılan farmasötik ilacın etken maddesi (C29H53NO5)
orlon :
eng. * Orlon (ticari marka, yapay lif) * akrilik esaslı sentetik bir tekstil
lifi markası, genellikle giysi ve halı üretiminde kullanılan, dayanıklı ve
yumuşak bir malzeme
orman :
tür. * or (ağaç) + man (ile ilgili, -a ait) * geniş bir ağaç topluluğu ve bitki
örtüsüyle kaplı doğal veya yapay alan, ekosistem olarak çeşitli canlı türlerini
barındıran ağaçlık arazi
ornament :
lat. * ornare (süslemek, donatmak, düzenlemek) (orna (süs) + are (fiil mastar
eki) ) + mentum (isim yapım eki) * bir şeyi daha güzel ve çekici göstermek için
eklenen bezeme, süs; ayrıca estetik amaçlı kullanılan ek unsur veya dekoratif
öğe
ornamentasyon :
lat. * ornare (süslemek, donatmak, düzenlemek) (orna (süs) + are (fiil mastar
eki) ) + mentum (isim yapım eki) + tio (isim yapım eki) * bir nesne, yapı veya
müzik eserinde estetik amaçla yapılan süsleme, dekoratif detay veya motifler
bütünü
ornatmak :
tür. * orna (yer, konum) + t (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir
şeyin yerine başka bir şeyi koymak, ikame etmek veya bir türün yerine onun
değişik bir biçiminin geçmesini sağlamak
ornidazol :
gre., lat. * ornid (ön ek) (gre.) + dazol (1,2,3-triazol türevi) (lat.) *
protozoa ve anaerobik bakterilere karşı kullanılan, enfeksiyon tedavisinde
kullanılan sentetik antimikrobiyal ilacın etken maddesi (C7H10Cl3O3)
ornithogalum :
gre. * ornithos, ornis (kuş) + gala (süt) (gre.) + um (son ek) (lat.) *
Asparagaceae familyasına ait, sütlü çiçekleriyle bilinen soğanlı bitki cinsi,
kuş sütü
ornithorhynchidae :
gre. * ornithos, ornis (kuş) + rhynkhos (burun, gaga, hortum, çıkıntılı ağız
kısmı) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * yumurtlayan
memelilerin yer aldığı Monotremata takımına ait, günümüzde yalnızca ornitorenk
(platipus) türünü ve soyu tükenmiş yakın akrabalarını barındıran bir hayvan
familyası, ornitorenkgiller
ornithorhynchidae :
gre., lat. * ornithos, ornis (kuş) + rhynkhos (burun, gaga, hortum, çıkıntılı
ağız kısmı) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * yumurtlayan
memeliler (Monotremata) takımına ait gagalı memeliler, ornitorenkgiller
familyası
ornithorhynchus :
gre., lat. * ornithos, ornis (kuş) + rhynkhos (burun, gaga, hortum, çıkıntılı
ağız kısmı) (gre.) + us (isim yapım eki) (lat.) * kuş gagasını andıran burun
yapısına sahip olan, ördek gagalı memeli olarak bilinen ornitorenk hayvanı
ornitin :
gre. * ornithos, ornis (kuş) + ine (amin grubu eki) * eki)
ornitolog :
gre. * ornithos, ornis (kuş) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) *
kuşların sınıflandırması, davranışları, biyolojisi, ekolojisi ve korunması
üzerine uzmanlaşmış bilim insanı
ornitoloji :
gre. * ornithos, ornis (kuş) + legein, lego (söylemek, konuşmak), logia (bilim,
bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * Kuşların kökenini, sınıflandırılmasını,
yapısal özelliklerini, davranışlarını, yaşam alanlarını, evrimsel gelişimini ve
ekolojik rollerini bilimsel yöntemlerle inceleyen zooloji dalı
ornitorenk :
gre. * ornithos, ornis (kuş) + rhynkhos (burun, gaga, hortum, çıkıntılı ağız
kısmı) * ördek gagasına benzeyen ağzı, memeli olmasına rağmen yumurtlaması gibi
sıra dışı özellikleriyle bilinen yarı suda yaşayan bir hayvan (platypus)
orobahchaceae :
gre. * orobos (bakla, fiğ gibi baklagil bitkisi) + ancho (boğmak, sıkmak, zarar
vermek) + aceae (bitki familyası eki) * çiçekli bitkilerin Lamiales takımına
ait, canavarotu ve yakın akraba cinsleri kapsayan, çoğunlukla diğer bitkilerin
köklerinde yaşayan parazit (asalak) türleri barındıran bir familya
orobas :
gre., lat. * oros (dağ) + bios (yaşam, hayat, canlılık, dirilik, dirim) (gre.);
orobias (tütsü); orobas (atların prensi) (lat.) * Hz. Süleyman'ın (Solomon) ana
kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis'te maji ile ilgili olan ve 72 cinden
bahsedilen Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, çağrıldığında yalan
söylemeyen, doğru cevaplar verdiğine ve sadık olduğuna inanılan, insan ve at
hibridi bir görünümü olan, geçmiş, şimdi ve gelecekten doğru haberler veren ve
insanlara rütbe ile dostluklar kazandıran gücü yüksek 55. cin
orofarenks :
lat. * os, oris (ağız, açıklık) + pharunx, pharung, pharynx (yutak, gırtlak) *
ağız boşluğunun arkasında yer alan ve yutağın bir bölümü olan, solunum ve
sindirim yollarının kesiştiği anatomik bölge
orofaringeal :
lat. * os, oris (ağız, açıklık) + pharunx, pharung, pharynx (yutak, gırtlak) +
alis (ile ilgili, -a ait) * ağız ve yutak bölgesiyle ilgili
orofarinks :
lat. * os, oris (ağız, açıklık) + pharunx, pharung, pharynx (yutak, gırtlak) *
ağız boşluğunun arkasında yer alan ve yutağın bir bölümü olan, solunum ve
sindirim yollarının kesiştiği anatomik bölge
orofasiyal :
lat. * os, oris (ağız, açıklık) + facies (yüz, yüzey, görünüm, görünüş) + alis
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ağız ve yüz bölgesiyle ilgili
orogastrik :
lat. * os, oris (ağız, açıklık) + gaster (mide) + ikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * ağızdan mideye uzanan veya ağız yoluyla mideye ilişkin olan
orogastrik sonda :
lat. * os, oris (ağız, açıklık) + gaster (mide) + ikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) + sund (derinlik) (nor.), sonde (derinlik ölçme aleti, cerrahi
sonda) (fra.) * ağız yoluyla mideye yerleştirilen, beslenme veya tıbbi
amaçlarla sıvı veya ilaç aktarımında kullanılan ince tüp
orografi :
gre. * oros (dağ, yükselti) + graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos
(yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * yeryüzündeki
dağlık alanların ve engebeli yer şekillerinin oluşumunu, yapısını ve dağılışını
inceleyen coğrafya dalı
orografik :
gre. * oros (dağ, yükselti) + graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos
(yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos
(ile ilgili, -a ait, gibi) * nemli hava kütlelerinin bir dağ yamacına çarparak
yükselmesi, soğuması ve bunun sonucunda yağış bırakması durumu, yamaç yağışı
orojenez :
gre. * oros (dağ, yükselti) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran,
ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) +
isis (isim yapım eki) ) * tektonik levhaların birbirini sıkıştırması sonucu
jeosenklinal alanlarda biriken tortul tabakaların kıvrılarak veya kırılarak
yükselmesi ve dağların ve yer kabuğundaki yükseltilerin meydana gelmesi süreci
orojeni :
gre. * oros (dağ, yükselti) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten,
meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) *
dağ kuşaklarının oluşum süreçlerini, dağlık bölgelerin tektonik hareketler ve
levha çarpışmaları sonucunda yükselmesini inceleyen bilim dalı
orojenik :
gre. * oros (dağ, yükselti) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten,
meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) *
dağ oluşumuyla veya dağ oluşum süreciyle (orojenez) ilgili
oromandibüler :
gre., lat. * oros (ağız, açıklık) (gre.) + mando, mandere (çiğnemek, yemek) +
bula (araç, vasıta eki) + aris (ile ilgili, -a ait) (lat.) *
oror :
lat. * aurora (gündoğumu, şafak, tan vakti) (aurum (altın) + ora (isim yapım
eki) ) (lat.); aurore (fra.) * güneşin doğuş zamanı, gündoğumu, şafak vakti,
tan zamanı; Dünya'nın manyetik alanıyla etkileşime girmesi sonucu kutup
bölgelerinde gökyüzünde oluşan renkli ışımalar
orospu :
far. * ru (yüz, çehre, surat, sima) + sepi (beyaz, ak) * yüzü ak kadın, yüzü
temiz kadın, yüzü açık kadın; fahişe, sürtük, ahlaksız kadın (eski Arap
kültüründe yüzünü açan kadının ahlaksız olduğu zannından)
orostopolluk :
far., tür. * orospu (ahlaksız kadın, maddi menfaat veya nefsani tatmin için
herkesle cinsel ilişkiye girebilen kadın) (ru (yüz) + sepi (beyaz, ak) ) (far.)
+ oğul (evlat, çocuk) + u (iyelik eki) (tür.) * orospu oğlu, orospu çocuğu
(argo)
orsa :
ita. * orza (kaldır!; rüzgar üstü) * yelkenli teknelerin rüzgarın geldiği yöne
doğru mümkün olan en dar açıyla (yaklaşık 45 derece) seyretmesi; her iki yönden
yelkenin ortasına bağlanan ve yelkenleri yelin esmekte olduğu yöne çevirmeye
yarayan ip; geminin rüzgar alan yanı
orşidopeksi :
gre. * orkhis (testis, yumurtalık, husye; bitkinin yumrulu kökü) + pegnynai,
pegnynein (dikmek, sabitlemek, tespit etmek), pexia (sabitleme, dikme,
sağlamlık) (pexis (sabitleme, tutturma, dikleştirme) + eia (isim yapım ve durum
eki) ) * karın içinde veya kasık kanalında kalan inmemiş testislerin, cerrahi
müdahale ile skrotum (testis torbası) içerisine indirilip sabitlenmesi işlemi
(genellikle 6-18 ay arası bebeklerde uygulanan bu güvenli, günübirlik ameliyat,
kısırlık ve testis kanseri riskini azaltmak için yapılır.)
orşiektomi :
gre. * orkhis (testis, yumurtalık, husye; bitkinin yumrulu kökü) + ektomia (ek
(dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik,
kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * testisin cerrahi
olarak çıkarılması işlemi
orşiopeksi :
gre. * orkhis (testis, yumurtalık, husye; bitkinin yumrulu kökü) + pegnynai,
pegnynein (dikmek, sabitlemek, tespit etmek), pexia (sabitleme, dikme,
sağlamlık) (pexis (sabitleme, tutturma, dikleştirme) + eia (isim yapım ve durum
eki) ) * karın içinde veya kasık kanalında kalan inmemiş testislerin, cerrahi
müdahale ile skrotum (testis torbası) içerisine indirilip sabitlenmesi işlemi
(genellikle 6-18 ay arası bebeklerde uygulanan bu güvenli, günübirlik ameliyat,
kısırlık ve testis kanseri riskini azaltmak için yapılır.)
orşit :
gre. * orkhis (testis, yumurtalık, husye; bitkinin yumrulu kökü) + itis
(iltihap, enfeksiyon) * genellikle bakteriyel (idrar yolu enfeksiyonu, CYBH)
veya viral (kabakulak) nedenlerle bir veya her iki testisin iltihaplanması
orşiyektomi :
gre. * orkhis (testis, yumurtalık, husye; bitkinin yumrulu kökü) + ektomia (ek
(dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik,
kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * testisin cerrahi
olarak çıkarılması işlemi
orta :
tür. * or (kesmek) + ta (sıfat eki) * Çankırı'nın bir ilçesi
orta :
tür. * or (kesmek, ayırmak) + ta (sıfat eki) * iki şeyin arasında ve iki şeye
eşit mesafede olan, iki şeyin arasını ayıran - kesen çizgi (orta yolu bulmak,
durumu düzeltmek)
orta afrika cumhuriyeti :
tür. * orta (iki şeyin arasında ve o iki şeye eşit mesafede olan, vasat) +
aphrike (açık, güneşli) (gre.); ferak (ayırma, ayırış) (ara.) + cumhuriyet
(halkın kendisini yönetmesi şekli) (ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * ifri, afri
(mağara; Roma döneminde bir kabile ismi) (ber.); afar (toz) (fen.) + icus, ica
(ile ilgili, -a ait) (lat.)
orta çağ :
tür. * orta (iki şeyin arasında ve o iki şeye eşit mesafede olan, vasat) + çağ
(zaman, vakit, zaman dilimi, devir, dönem, devre, periyod, epok) * MS 476'da
Batı Roma İmparatorluğu'nun çöküşüyle başlayıp 1453'te İstanbul'un Fethi (veya
1492 Amerika'nın keşfi) ile sona eren, yaklaşık 1000 yıllık dönemi kapsayan,
Avrupa'da feodalizmin, kilise baskısının (skolastik düşünce) mevcut olduğu,
dini dogmaların esas alındığı, sorgulamanın yasak olduğu "skolastik
düşünce"nin hakim olduğu tarihi dönem
orta kulak :
tür. * orta (iki şeyin arasında ve o iki şeye eşit mesafede olan, vasat) +
kulak (başın her iki yanında yer alan ve işitmeyi sağlayan, kıkırdaksal
yapıdaki organlardan her biri) * kulak zarı ile iç kulak arasında yer alan,
içerisinde çekiç, örs, üzengi kemikçikleri ve östaki borusu bulunan, ses
titreşimlerini güçlendirerek ileten ve basıncı dengeleyen, hava ile dolu küçük
bir boşluk
orta parmak :
tür. * orta (iki şeyin arasında ve o iki şeye eşit mesafede olan, vasat) +
parmak (el veya ayakların uç kısmında bulunan, boğumlu, hareketli, ince uzun
sopa, çubuk şeklinde olan organ) * el veya ayakta, baş parmak ve küçük parmak
arasında yer alan, genellikle üçüncü sıra parmak olarak adlandırılan parmak;
karşı tarafa hakaret, öfke, protesto veya küfür (orta parmak çekme) amacıyla
yapılan, genellikle "benim için fark etmez", "siktir git"
veya "söylediklerin önemsiz" anlamı yüklenen kaba bir el hareketi
orta sıklet :
tür., ara. * orta (iki şeyin arasında ve o iki şeye eşit mesafede olan, vasat)
(tür.) + siklet (ölçü, ağırlık) (ara.) * boksta ve dövüş sporlarında hafif-ağır
sıkletler arasında yer alan, genellikle erkeklerde 71 kg ile 75 kg (veya 72.57
kg), UFC gibi organizasyonlarda ise yaklaşık 84-86 kg (185-186 lb) ağırlık
sınırlarına sahip olan, hız ve gücün dengelendiği bir ağırlık sınıfı olarak
kabul edilen boksör/dövüşçü kategorisi
orta yaşlı :
tür. * orta (iki şeyin arasında ve o iki şeye eşit mesafede olan, vasat) + yaş
(yıl, sene) + lı (ile, birlikte, sahibi) * gençlik dönemi ile yaşlılık dönemi
arasında, genellikle 40-60/65 yaş aralığında bulunan kişileri tanımlayan ifade
ortaca :
tür. * orta (iki şeyin arasında ve o iki şeye eşit mesafede olan, vasat) + ca
(gibi, benzer) * Muğla'nın bir ilçesi (İsmini, Fethiye ile Marmaris arasında
"orta" bir noktada yer almasından almıştır.)
ortaç :
tür. * orta (iki şeyin arasında ve o iki şeye eşit mesafede olan, vasat) + aç
(isim yapım ve araç eki) * fiilden türeyerek hem fiil özelliklerini hem de isim
veya sıfat özelliklerini birlikte taşıyan, eylem ile isim arasında yer alan
fiilimsi türü, partisip
ortadoğu :
tür. * orta (iki şeyin arasında ve o iki şeye eşit mesafede olan, vasat) + doğu
(güneşin doğduğu yön) * Güneybatı Asya ile Kuzey Afrika'nın kesişiminde yer
alan, köklü bir tarihe ve stratejik öneme sahip olan, batı metkezli tanımlama
itibarıyla genellikle Arap Yarımadası, Levant (Doğu Akdeniz), Türkiye, İran ve Mısır'ı
kapsayan jeopolitik bölge
ortahisar :
tür. * orta (iki şeyin arasında ve o iki şeye eşit mesafede olan, vasat) +
hisar (etrafı çevrili yer, müstahkem yer, sur, korugan) * Trabzon’un bir ilçesi
ortak :
tür. * orta (iki şeyin arasında ve o iki şeye eşit mesafede olan, vasat) + k
(sıfat veya isim yapım eki) * bir işi, mülkü veya sorumluluğu paylaşan,
birlikte hareket eden kişi veya birden fazla kişiyi ilgilendiren müşterek
durum, müşterek
ortak bölen :
tür. * orta (iki şeyin arasında ve o iki şeye eşit mesafede olan, vasat) +
bölen (kesen, ayıran) * iki veya daha fazla tam sayıyı kalansız (kalanı 0)
olarak bölebilen pozitif tam sayıl
ortak çarpan :
tür. * orta (iki şeyin arasında ve o iki şeye eşit mesafede olan, vasat) +
çarpan (vuran, darbeleyen) * iki veya daha fazla sayının her birini kalansız
bölebilen (çarpanı olan) ortak sayı
ortak girişim :
tür. * orta (iki şeyin arasında ve o iki şeye eşit mesafede olan, vasat) +
girişim (bir işe başlama, teşebbüs etme, hamle yapma, kalkışma, adım atma,
insiyatif alma; özellikle planlı, amaçlı faaliyet veya saldırı) * iki veya daha
fazla işletmenin belirli bir proje, yatırım veya ticari amaç için kaynaklarını,
uzmanlıklarını ve risklerini birleştirerek oluşturdukları iş birliği modeli,
joint venture
ortak koşmak :
tür. * ortak (paylaşan; paylaşılan) + koşmak (hareket etmek, hızla ilerlemek) *
İslam inancında Allah'ın zatında, sıfatlarında veya fiillerinde bir eşi,
benzeri veya ortağı olduğuna inanmak, O'ndan başkasına ibadet etmek veya ilahi
vasıfları yaratılmışlara atfetmek, şirk koşmak
ortak payda :
tür. * ortak (paylaşan; paylaşılan) + payda (bir kesirin altında yer alan ve
kesrin bölüneceği toplam birim sayısını gösteren sayı) (pay (hisse, bölüm,
kısım) + da (isim yapım eki) ) * matematiksel olarak iki veya daha fazla kesrin
paydalarının (alt kısım) aynı sayıya dönüştürülmesiyle elde edilen ortak bölen,
asgari müşterek
ortak pazar :
tür., far. * ortak (paylaşan; paylaşılan) (tür.) + bazar (ürün ve hizmet
alış-satış yeri, çarşı, market) (far.) * üye ülkeler arasında gümrük
vergilerini kaldırarak malların, hizmetlerin, sermayenin ve işgücünün
(insanların) serbest dolaşımını sağlayan ekonomik bütünleşme modeli
ortaklaşa :
tür. * ortak (paylaşan; paylaşılan) + laşa (işteşlik ve paylaşım eki) * ortak
olarak, müştereken
ortaklık :
tür. * ortak (paylaşan; paylaşılan) + lık (isim yapım ve durum eki) * ortak
olma durumu; iki veya daha fazla kişinin bir şey üzerinde birlikte hak sahibi
olma durumu, iş, mal veya çıkarları paylaşması durumu
ortaköy :
tür. * orta (iki şeyin arasında ve o iki şeye eşit mesafede olan, vasat) + köy
(kasabadan küçük yerleşim birimi) * Aksaray’ın bir ilçesi; Çorum’un bir ilçesi
ortakulak :
tür. * orta (iki şeyin arasında ve o iki şeye eşit mesafede olan, vasat) +
kulak (başın her iki yanında yer alan ve işitmeyi sağlayan, kıkırdaksal
yapıdaki organlardan her biri) * kulak zarı ile iç kulak arasında yer alan,
içerisinde çekiç, örs, üzengi kemikçikleri ve östaki borusu bulunan, ses
titreşimlerini güçlendirerek ileten ve basıncı dengeleyen, hava ile dolu küçük
bir boşluk
ortakyaşarlık :
tür. * ortak (paylaşan; paylaşılan) + yaşar (yaşayan, hayat süren) + lık (isim
yapın ve durum eki) * birden fazla kişinin veya varlığın birlikte yaşaması,
aynı ortamı veya yaşam alanını paylaşması durumu
ortalama :
tür. * orta (iki şeyin arasında ve o iki şeye eşit mesafede olan, vasat) + lama
(sıfat yapım eki) * verilerin genel eğilimini gösteren ve bir veri kümesindeki
tüm sayısal değerlerin toplanıp, elde edilen toplamın veri adedine bölünmesiyle
bulunan "tipik" veya "merkezi" değer, vasat
ortalama değer teoremi :
tür., gre. * ortalama (bir grup elemanın toplamının eleman sayısına
bölünmesiyle bulunan değer) + değer (ölçü, kıymet, miktar, sayısal nicelik,
paha, fiyat) (tür.) + theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir
matematiksel önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki)
(tür.) * analizde, sürekli ve türevlenebilir bir fonksiyonun belirli bir
aralıkta, türevinin fonksiyonun ortalama değişim hızına eşit olduğu en az bir
nokta bulunduğunu ifade eden temel teorem; diferansiyel ve integral hesapta
merkezi bir rol oynar
ortalık :
tür. * orta (iki şeyin arasında ve o iki şeye eşit mesafede olan, vasat) + lık
(isim yapın ve durum eki) * bulunulan çevre, ortam, etraf veya içinde yaşanılan
yer (oda, ev), genel durum, atmosfer, göz önünde olan alan
ortam :
tür. * orta (iki şeyin arasında ve o iki şeye eşit mesafede olan, vasat) (or
(kesmek, ayırmak) + ta (sıfat eki) ) + m (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
yer, mekan, konum (Ort (yer, mekan, konum, ortam) (alm.) )
ortanca :
tür., gre. * orta (iki şeyin arasında ve o iki şeye eşit mesafede olan, vasat)
+ nca (ile ilgili, -a ait) (tür.); hydrengia (hydros, hydor, hydros (su, sıvı)
+ angeion (kasa, kap, hazne, damar, kanal) ) (gre.) * küçükten büyüğe
sıralanmış bir veri grubunu tam ortadan ikiye ayıran değer; hydrangea
(hortensya) adıyla bilinen, büyük, sulu çiçekleri olan, sulak alanlarda
yetişen, asidik toprakta mavi, alkalin toprakta pembe çiçek açan çalı tipi bir
süs bitkisi,
ortaokul :
tür. * orta (iki şeyin arasında ve o iki şeye eşit mesafede olan, vasat) + okul
(eğitim kurumu ve binası) * ilkokuldan sonra gelen, genellikle 5-8. sınıfları
kapsayan, temel eğitim ve orta düzeyde akademik öğretim verilen eğitim kurumu
ortaöğretim : tür.
* orta (iki şeyin arasında ve o iki şeye eşit mesafede olan, vasat) + öğretim
(öğretme, eğitim) * ilkokuldan sonra ve lise öncesinde verilen, öğrencileri
temel bilgi ve becerilerle donatan, ikinci aşama eğitim düzeyi
ortay :
tür. * orta (iki şeyin arasında ve o iki şeye eşit mesafede olan, vasat) + y
(isim yapım eki) * geometride bir açıyı veya doğru parçasını iki eş parçaya
bölen doğru veya ışın, ortalayan, bölen, kesen, ayıran (örneğin
"açıortay", "kenarortay")
ortet :
lat. * ortus (doğuş, ortaya çıkış) + ettus (küçültme veya isim yapım eki) *
eşeysiz çoğalma yoluyla meydana gelen tüm klonal bireylerin kökenini oluşturan,
ilk veya ana birey, klonun başlangıç organizması
ortez :
gre. * orthos (düz, doğru, dik) + osis (isim yapım, durum, hal eki) * vücudun
zayıflamış, yaralanmış veya işlevini yitirmiş kas-iskelet sistemi bölümlerini
(omurga, uzuvlar) dışarıdan desteklemek, hareketini kısıtlamak, düzeltmek veya
sabitlemek amacıyla kullanılan, plastik, metal veya deri malzemelerden kişiye
özel üretilen tıbbi cihaz (aparat)
orthoptera :
gre. * orthos (düz, doğru, dik) + pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat,
yüzgeç) + a (taksonomik çoğul eki) * çekirgeler, cırcır böcekleri ve benzeri
böcekleri kapsayan, ön kanatları düz ve sertleşmiş olan böcekler takımı
orthotropous :
gre., lat. * orthos (düz, doğru, dik) + trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek,
yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme,
değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara
çevrilebilir) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * tohum taslağı (ovül)
mikropil, nusellus ve şalazası kıvrılmamış, bükülmemiş, tamamen düz ve dik bir
eksene sahip oln, aynı doğrultuda bulunan, ekseni boyunca bükülmeden gelişen,
düz nitelikte olan (tohum taslağı tipi)
ortodoks :
gre. * orthos (düz, doğru, dik) + dokein (görünmek, düşünmek, kanaat edinmek),
doxa (görüş, kanaat, düşünce, inanç) * geleneklere veya kabul görmüş inanç ve
kurallara sıkı sıkıya bağlı olan, özellikle din veya düşünce sistemlerinde doğru
kabul edilen öğreti veya uygulamaları benimseyen kişi veya yaklaşım
ortodonti :
gre. * orthos (düz, doğru, dik) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) + eia
(isim yapım ve durum eki) * dişleri ve çene yapısını düzeltmek, doğru hizalamak
ve sağlıklı bir şekilde yerleştirmek amacıyla yapılan tıbbi ve diş hekimliği
dalı
ortodontist :
gre. * orthos (düz, doğru, dik) + donti (diş) + eia (isim yapım ve durum eki) +
ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * dişleri ve çene yapısını
düzeltmek, doğru hizalamak için tedavi uygulayan diş hekimi veya uzman
ortodromi :
gre. * orthos (düz, doğru, dik) + dromos (koşu, koşma; yön, rota, yol, pist,
sokak) + eia (isim yapım ve durum eki) * küre üzerinde iki nokta arasındaki en
kısa mesafe doğrultusunda ilerleyen yol veya rota; küre üzerinde (dünyada) iki
nokta arasındaki en kısa yolu ifade eden büyük daire yayı; denizcilik ve
havacılıkta kullanılan doğru yön hattı
ortofoni :
gre. * orthos (düz, doğru, dik) + phone (ses, ton, konuşma) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) * doğru, düzgün ve kurallara uygun seslendirme, telaffuz veya
okuma; doğru ve düzgün ses kullanımı ile etkili konuşma tekniklerini inceleyen
ve öğreten bilim dalı, konuşma eğitimi ve ses terapisi
ortofonik :
gre. * orthos (düz, doğru, dik) + phone (ses, ton, konuşma) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * doğru ve düzgün ses
kullanımıyla ilgili, ortofoni ile ilgili
ortofori :
gre. * orthos (düz, doğru, dik) + pherein, phorein (taşımak, yüklenmek,
götürmek, getirmek) + eia (isim yapım ve durum eki) * göz kaslarının doğru
hizalanması ve koordinasyonunu sağlayan durum veya yetenek, özellikle göz
hareketleri ve görme ekseninin düzgünlüğü ile ilgilenen tıp dalı
ortoforik :
gre. * orthos (düz, doğru, dik) + pherein, phorein (taşımak, yüklenmek,
götürmek, getirmek) + eia (isim yapım ve durum eki) + ikos (ile ilgili, -a ait,
gibi) * göz kaslarının veya görme ekseninin doğru hizalanması ve
koordinasyonuyla ilgili, ortofori ile ilgili
ortognati :
gre. * orthos (düz, doğru, dik) + gnathos (çene) + eia (isim yapım ve durum
eki) * çene yapısının düzgün ve doğru konumda olma durumu; diş hekimliği ve
ortodonti alanında estetik ve fonksiyonel çene hizalaması
ortognatik :
gre. * orthos (düz, doğru, dik) + gnathos (çene) + eia (isim yapım ve durum
eki) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * çene yapısının düzgün ve doğru konumda
olmasına ait olan veya bu durumla ilgili
ortogonal :
gre., lat. * orthos (doğru, dik, düzgün) + gone, gone, gonia (köşe, açı, dik
açı, gönye) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) *
matematikte ve geometride iki çizgi veya vektörün birbirine dik olması durumunu
ifade eden terim; lineer cebir ve istatistikte bağımsızlık veya iç çarpımın
sıfır olması
ortogonalite :
gre., lat. * orthos (doğru, dik, düzgün) + gone, gone, gonia (köşe, açı, dik
açı, gönye) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım
ve durum eki) (lat.) * iki doğru, vektör, düzlem veya geometrik yapının
birbirine dik olma durumu, diklik, birbirine 90 derecelik açıyla kesişme
özelliği
ortograd :
gre., lat. * orthos (doğru, dik, düzgün) (gre.) + gradus (adım, derece, seviye,
kademe) (lat.) * doğru yönde ilerleyen, normal veya alışılmış doğrultuda
gerçekleşen hareket veya artış; düzenli ve ileri yönlü değişim
ortografi :
gre. * orthos (doğru, dik, düzgün) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek,
kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım,
çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir dilin doğru
yazım kurallarını inceleyen ve belirleyen sistem, yazım bilgisi, imla
ortoidohippurik :
gre., lat. * orthos (doğru, dik, düzgün) + iodum (iyod) (lat.) + hippurikos
(hippos (at) + ouron (idrar, sidik, çiş) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) ) *
benzen halkasında orto konumunda iyot içeren ve hippurik asit türevi olan
kimyasal bileşik (orto-iyodohippurik asit)
ortokeratoz :
gre. * keras, kerat (boynuz, keratin) + osis (isim yapım, durum, sorun,
hastalık eki) * deride keratinleşmenin normal şekilde gerçekleşmesi durumu;
epidermiste çekirdeksiz (anükleer) keratin tabakasının bulunmasıyla karakterize
histolojik durum
ortoklaz :
gre. * orthos (doğru, dik, düzgün) + klasis (kırılma, parçalanma) (klaein
(kırmak, parçalamak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) * kristalleri belirli
düzlemler boyunca düzgün (dik açılıya yakın) kırılma özelliği gösteren,
feldspat grubuna ait bir mineral
ortonormal :
gre. * orthos (doğru, dik, düzgün) + normalis (standartlara, genel kabul görmüş
kurallara uygun olan, olağan ve tipik özellikler gösteren) (cetvel, kural,
yasa, ilke, prensip) + alis (ile ilgili, -a ait) ) * birbirine dik (ortogonal)
ve uzunlukları 1 olan vektörlerden oluşan durum; hem dik hem birim uzunlukta
olan vektör sistem
ortopedi :
gre. * orthos (doğru, dik, düzgün) + paideia (eğitim, çocuk yetiştirme) (pais,
paid (çocuk) + eia (isim yapım ve durum eki) ) * düzgün çocuk durumu; özellikle
doğuştan veya gelişimsel bozuklukları olan çocuklardaki, kas-iskelet sistemi
bozukluklarının teşhisi ve tedavisini konu alan tıp dalı
ortopedik :
gre. * orthos (doğru, dik, düzgün) + paideia (eğitim, çocuk yetiştirme) (pais,
paid (çocuk) + eia (isim yapım ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait,
gibi) * kas-iskelet sistemi (kemik, eklem, kas, tendon) bozukluklarını
düzeltmek, desteklemek veya tedavi etmek amacıyla yapılan uygulama veya bu tür
araçlarla ilgili, ortopedi ile ilgili
ortopedist :
gre. * orthos (doğru, dik, düzgün) + paideia (eğitim, çocuk yetiştirme) (pais,
paid (çocuk) + eia (isim yapım ve durum eki) ) + ista (-cı, yapan, eden,
destekleyen, yandaş eki) * kemik, eklem, kas, tendon, bağ ve sinirlerden oluşan
kas-iskelet sistemindeki hastalıkların, yaralanmaların ve doğumsal veya
sonradan oluşan şekil bozukluklarının tanı, tedavi ve cerrahisi ile ilgilenen
tıp doktoru
ortopne : gre.
* orthos (doğru, dik, düzgün) + pnoe (nefes, solunum) * özellikle kalp veya
akciğer hastalıklarında görülen, kişinin düz oturur veya dik pozisyonda iken
rahat nefes alabildiği, yatınca veya eğik pozisyonda nefes darlığı yaşadığı
tıbbi durum
ortoptera :
gre. * orthos (düz, doğru, dik) + pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat,
yüzgeç) + a (taksonomik çoğul eki) * çekirgeler, cırcır böcekleri ve benzeri
böcekleri kapsayan, ön kanatları düz ve sertleşmiş olan böcekler takımı
ortorinolaringoloji :
gre. * orthos (doğru, dik, düzgün) + rhis, rhinos (burun, gaga, hortum) +
larynx (gırtlak) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime,
bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kulak, burun
ve gırtlak ve bunlara bağlı baş-boyun bölgelerinin hastalıklarını inceleyen ve
tedavisiyle ilgilenen tıp dalı
ortosit :
gre. * orthos (doğru, dik, düzgün) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk,
kap) * normal yapıya, biyolojik fonksiyona ve standart gelişim evrelerine sahip
olan sağlıklı hücre
ortostatik :
gre. * orthos (doğru, dik, düzgün) + histanai (durmak, durdurmak,
yerleştirmek), statikos (duran, durağan, hareketsiz, dengeye ilişkin) (stasis
(durma, ayakta durma, dikilme, durgunluk, durum, denge, sabit kalma, duruş veya
kuvvetlerin karşı karşıya gelmesi, yer), statos (durmuş, yerleştirilmiş, sabit
kılınmış, duran, sabit duran, hareketsiz kalan) + ikos (ile ilgili, gibi) ) *
dik veya ayakta durma pozisyonu ile ilgili
ortotanezi :
gre. * orthos (doğru, dik, düzgün) + thneiskein (ölmek), thanasis (ölümle
ilgili, ölüme ait) (thanatos (ölüm) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık
eki) ) + eia (isim yapım ve durum eki) * ölümün doğal, normal ve müdahale
edilmeksizin seyri, doğal ölüm
ortoz :
gre. * orthos (doğru, dik, düzgün) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık
eki) * vücut eklemlerini, kaslarını veya iskelet sistemini desteklemek,
düzeltmek veya stabilize etmek için kullanılan tıbbi cihaz veya destekleyici
aparat
oruç :
far. * ruze (gün) * belirli bir süre boyunca yeme, içme, cinsellik gibi dünyevi
eylemlerden bilinçli olarak uzak durma (gün boyunca sürdüğü için
"ruze" kelimesi kullanılmıştır.)
orun :
tür. * or (koymak, kondurmak, yerleştirmek) + un (isim yapım eki) * Eski Türk
devlet geleneğinde hükümdarın meclisindeki oturma yeri, makam, mevkii veya
taht; saygı duyulan, önemli bir pozisyonda bulunan kişi, protokol yeri ve
yerleşim alanı
orya :
lat * aurum (altın) * iskambil kağıtlarında karo (karo figürünün zengin tüccar
sınıfı simgelemesinden)
oryantal :
lat. * orior, oriri (yükselmek, doğmak, oluşmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak,
kaynaklanmak) + ent (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, -a ait) * doğu yönüyle
ilgili, güneşin doğduğu taraf ile ilgili
oryantalist :
lat. * orior, oriri (yükselmek, doğmak, oluşmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak,
kaynaklanmak) + ent (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, -a ait) + ista (-cı,
yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * doğu kültürlerini, dillerini, sanatını,
tarihini ve yaşam tarzlarını inceleyen, bu konularda eserler veren Batılı
akademisyen, araştırmacı veya sanatçı
oryantalizm :
lat. * orior, oriri (yükselmek, doğmak, oluşmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak,
kaynaklanmak) + ent (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, -a ait) + ismus (isim
yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * Batı'nın Doğu toplumlarını
(özellikle Orta Doğu ve Asya) kendi kültürel, politik ve sanatsal bakış
açısıyla, genellikle egzotik, geri kalmış veya mistik bir "öteki"
olarak tanımladığı ve incelediği Batı merkezli bir anlayış
oryantasyon :
lat. * orientare (yönlendirmek, yönünü belirlemek, uyum sağlamak, alıştırmak,
ilgi göstermek) (orior, oriri (yükselmek, doğmak, oluşmak, meydana gelmek,
ortaya çıkmak, kaynaklanmak) + ent (isim yapım eki) + are (fiil mastar eki) ) +
tio (isim yapım eki) * yeni bir ortama, işe veya duruma uyum sağlama, alıştırma
ve yönlendirme süreci
oryante :
lat. * orientus (orientare (yönlendirmek, yönünü belirlemek, uyum sağlamak,
alıştırmak, ilgi göstermek) (orior, oriri (yükselmek, doğmak, oluşmak, meydana
gelmek, ortaya çıkmak, kaynaklanmak) + ent (isim yapım eki) + are (fiil mastar
eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * yönlendirilmiş, yönü
belirlenmiş, yönünü bulmuş, uyum sağlamış, alışmış, alıştırılmış, ilgi
gösterilmiş
orycteropodidae :
gre. * orykter (kazıcı, kazmaya yarayan) + pous, podos (ayak) + -idae (-giller,
hayvan familyası eki) * Afrotheria üst takımına ait olan, Afrika yer domuzunu
kapsayan, kazmaya uyarlanmış güçlü ön ayakları bulunan memeli familyası (tek
yaşayan türü, Afrika'da yaşayan ve tüp dişli yapısıyla bilinen yer domuzu
(Orycteropus afer) türüdür.)
oryza :
lat. * oryza (pirinç) * Poaceae familyasına ait, pirinç bitkilerini kapsayan
cins
Os :
gre. * osmium (osme (koku) + ium (kimyasal element eki) ) * atom numarası 76
olan, periyodik tablonun 8. grubunda bulunan, çok yoğun, sert ve parlak bir
platin grubu metali olan, aşınmaya dayanıklı alaşımlarda, elektrik
kontaklarında, kalem uçlarında ve özel endüstriyel uygulamalarda kullanılan
element
OS :
ing. * operating (işletim) + system (sistem) * donanım kaynaklarını yöneten ve
kullanıcı ile bilgisayar arasında arayüz sağlayan temel yazılım
OS :
lat. * oculus (göz) + sinister (sol) * sol göz için kullanılan tıbbi göz
kısaltması
os triquetrum :
lat. * os (kemik) + triquetrum (üçgen şeklinde) * el bileğinde bulunan üçgen
biçimli küçük kemik
ose :
lat. * omen (uğursuzluk, alamet, kehanet), os (ağız, yüz) * Hz. Süleyman’ın
(Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis’te yer alan, insanı
farklı varlıklara dönüştürebildiğine ve delilik verdiğine inanılan 57. sıradaki
cin
oseltamivir :
lat. * osel (molekül eki) + tamivir (antiviral ilaç adlandırma kökü) *
influenza (grip) tedavisinde kullanılan, nöraminidaz enzimini inhibe eden
antiviral ilacın etken maddesi (C16H28N2O4..)
osilasyon :
lat. * oscillatio (salınım, titreşim) (oscillare (sallanmak, salınmak,
titreşmek) (oscillum (küçük salıncak, sallanan nesne) (os (yüz, ağız) + culum
(küçültme eki) ) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) ) * bir
sistemin denge noktası etrafında düzenli veya düzensiz şekilde ileri-geri
hareket etmesi, yani salınım veya titreşim hareketi ("küçük yüz/maske”
anlamından gelişerek rüzgarda sallanan küçük süs veya figür anlamı oluşmuş,
daha sonra antik Roma’da ağaçlara asılan ve sallanan dekoratif nesne anlamında
kullanılmış ve buradan da “salıncak, sallanan şey” anlamı gelişmiştir.)
osilatör :
lat. * oscillare (sallanmak, salınmak, titreşmek) (oscillum (küçük salıncak,
sallanan nesne) (os (yüz, ağız) + culum (küçültme eki) ) + are (fiil mastar
eki) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) * salınım üreten veya titreşim oluşturan,
belirli bir frekansta periyodik hareket üreten cihaz veya sistem
osilopsi :
lat. * oscillare (sallanmak, salınmak, titreşmek) (lat.) + opsis (görme, bakma)
(gre.) * kişinin çevresindeki nesneleri sabit olmasına rağmen hareket ediyor
veya titreşiyormuş gibi görmesiyle karakterize görme bozukluğu
osimertinib :
lat. * osi (özel ad kökü) + mer (ek) + tinib (tyrosine kinase (tirozin kinaz)
inhibitörü) (tyrosine (aminoasit) (turos, tyros (peynir) + ine (ile ilgili,
gibi, -a ait) ) + kinesis, kinase (kinein (hareket ettirmek, devindirmek,
kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak) +
asis (son ek) ) (gre.) + inhibitor (engelleyici, önleyici, mani olan) (lat.) )
* belirli tipte anormal epidermal büyüme faktörü (EGFR) genleri mutasyonlu
akciğer kanseri hastalarında küçük hücreli olmayan akciğer kanserini (NSCLC)
tedavi etmek ve tümörü cerrahi olarak çıkarılmış hastalarda NSCLC'nin
tekrarlamasını önlemek için kullanılan tirozin kinaz inhibitörü olan antikanser
ilacının etken maddesi (C28H33N7O2)
osiris :
mıs. * Wsjr, Wsir, Asar, Aser (tahtı gören, güçlü, kudretli; cennetin gözü) *
Mısır mitolojisinde yeniden doğuş ve yeraltı dünyasının tanrısı
oskar :
irl. * os (tanrı, güçlü, tanrısal) + cara (arkadaş, dost) * tanrının dostu;
sinema dünyasında verilen Academy Awards (Akademi Ödülleri) ödüllerinin yaygın
adı
oskultasyon :
lat. * auscultare (dinlemek, sesleri değerlendirmek) + tio (isim yapım eki) *
hastalık tanısı amacıyla steteskop veya doğrudan kulakla hastanın akciğer, kalp
ve bağırsak seslerini dinlemesi işlemi
oskülatör :
lat. * auscultare (dinlemek, sesleri değerlendirmek) + or (-cı, yapan, eden
eki) * hastanın kalp, akciğer veya bağırsak seslerini dinlemek için kullanılan
kişi veya cihaz
oskültasyon :
lat. * auscultare (dinlemek, sesleri değerlendirmek) + tio (isim yapım eki) *
hastalık tanısı amacıyla steteskop veya doğrudan kulakla hastanın akciğer, kalp
ve bağırsak seslerini dinlemesi işlemi
oslo :
nor. * as (tepe, sırt) + lo (çayır, ova) * Norveç'in başkenti
osman :
ara. * utman (küçük aslan; güçlü, koruyucu, güven veren; genç toy kuşu, yılan,
ejderha yavrusu, kemiği kıran-bağlayan) * küçük aslan; güçlü, koruyucu, güven
veren; genç toy kuşu, yılan, ejderha yavrusu, kemiği kıran-bağlayan
osmancık :
ara., tür. * utman (küçük aslan; güçlü, koruyucu, güven veren; genç toy kuşu,
yılan, ejderha yavrusu, kemiği kıran-bağlayan) + cık (küçültme ve sevimlilik
eki) * Çorum’un bir ilçesi
osmaneli :
ara., tür. * utman (küçük aslan; güçlü, koruyucu, güven veren; genç toy kuşu,
yılan, ejderha yavrusu, kemiği kıran-bağlayan) (ara.) + el (kolun, bilekten
parmak uçlarına kadar olan, dokunmaya, tutmaya ve kavramaya yarayan kısmı) + i
(iyelik eki) (tür.) * Bilecik’in bir ilçesi
osmangazi :
ara. * utman (küçük aslan; güçlü, koruyucu, güven veren; genç toy kuşu, yılan,
ejderha yavrusu, kemiği kıran-bağlayan) + gazi (akıncı, istilacı) (gaza (akın
etmek, yağmak, talan, öldürmek, yok etmek, parçalamak, dövmek, ezmek, vurmak;
kavga etmek, mücadele etmek, savaşmak) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
Bursa'nın bir ilçesi
osmani :
ara. * utman (küçük aslan; güçlü, koruyucu, güven veren; genç toy kuşu, yılan,
ejderha yavrusu, kemiği kıran-bağlayan) + i (ile ilgili, -a ait) * Osman’a ait,
Osmanlı’ya ilişkin olan; özellikle Osmanlı Devleti, kültürü, dili veya hanedanı
ile ilgili
osmaniye :
ara. * utman (küçük aslan; güçlü, koruyucu, güven veren; genç toy kuşu, yılan,
ejderha yavrusu, kemiği kıran-bağlayan) + iye (yer ve durum eki) * Osman’a ait yer
osmanlı :
ara., tür. * utman (küçük aslan; güçlü, koruyucu, güven veren; genç toy kuşu,
yılan, ejderha yavrusu, kemiği kıran-bağlayan) (ara.) + lı (ile, birlikte, ile
ilgili, -a ait) * Osman’a bağlı olan, Osman soyundan gelen veya Osmanlı Devleti
ile ilgili
osmiyum :
gre., lat. * osme (koku) (gre.) + ium (kimyasal element eki) (lat.) * atom
numarası 76, simgesi Os olan, sarımsağı andıran keskin kokusu nedeniyle bu adı
alan, platinyum grubu metallere ait, yoğun, sert ve nadir bulunan, özellikle
alaşımlarda ve katalizörlerde kullanılan bir geçiş metali
osmolalite :
gre. * osmos (itme, dürtme, akış, geçiş; çözeltide suyun difüzyonu) (othein
(itmek, dürtmek, akmak, geçmek) + smos (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili,
-a ait) + itas (isim yapım ve durum eki) * bir kilogram çözücü içinde çözünmüş
olan maddelerin (moleküller ve iyonlar) toplam miktarını (çözünmüş partikül
sayısını) ölçen birim (örneğin plazma, idrar osmolalitesi)
osmolarite :
gre. * osmos (itme, dürtme, akış, geçiş; çözeltide suyun difüzyonu) (othein
(itmek, dürtmek, akmak, geçmek) + smos (isim yapım eki) ) + aris (ile ilgili,
-a ait) + itas (isim yapım ve durum eki) * bir çözeltide 1 kg çözücüde bulunan
çözünmüş partikül sayısı (örneğin plazma, idrar osmolalitesi)
osmometre :
gre. * osmos (itme, dürtme, akış, geçiş; çözeltide suyun difüzyonu) (othein
(itmek, dürtmek, akmak, geçmek) + smos (isim yapım eki) ) + metron (ölçü) * bir
çözeltinin osmotik basıncını veya osmolalitesini ölçen cihaz
osmoregülasyon :
gre., lat. * osmos (itme, dürtme, akış, geçiş; çözeltide suyun difüzyonu)
(othein (itmek, dürtmek, akmak, geçmek) + smos (isim yapım eki) ) (gre.) +
regulare (düzenlemek, kurala uygun hale getirmek) (regula (düz çizgi, doğru
çizgi, doğru, çubuk, cetvel, doğrultu; kural, ilke, yasa, düzen, ölçü) (regere
(doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek, gütmek, hükmetmek) + ula
(isim yapım ve külçültme eki) ) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım
eki) (lat.); régulation (fra.) * bir canlının hücre ve vücut sıvılarındaki su
ve çözünmüş madde yoğunluğunu dengede tutması, ozmotik basınç ve su-tuz
dengesinin düzenlenmesi süreci
osmoreseptör :
gre. * osmos (itme, dürtme, akış, geçiş; çözeltide suyun difüzyonu) (othein
(itmek, dürtmek, akmak, geçmek) + smos (isim yapım eki) ) + receptor (alıcı)
(recipere (geri almak, almak) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) * hipotalamusta
bulunan ve vücuttaki sıvıların osmotik basıncını veya yoğunluğunu algılayarak
susama ile sıvı dengesinin düzenlenmesinde rol oynayan özel hücre
osmos :
gre. * othein (itmek, dürtmek, akmak, geçmek), osmos (itiş, itme, dürtüş,
dürtme) + isis (isim yapım eki) * maddelerin kendi doğal yoğunluk farkı
doğrultusunda hareket ettiği, hücrenin herhangi bir ATP (enerji) kullanmasına
gerek kalmadan su moleküllerinin yarı geçirgen zardan kendiliğinden geçtiği
pasif taşıma türü; çözücü maddelerin az yoğun (düşük çözünen madde) ortamdan
çok yoğun (yüksek çözünen madde) ortama, seçici geçirgen bir zardan enerji
harcamadan geçişi
osmotik :
gre. * othein (itmek, dürtmek, akmak, geçmek), osmosis (itiş, itme, dürtüş,
dürtme) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * yarı geçirgen bir zar üzerinden,
çözücü moleküllerinin düşük yoğunluklu çözeltiden yüksek yoğunluklu çözeltiye
doğru pasif geçişi ile ilgili
osmoz :
gre. * othein (itmek, dürtmek, akmak, geçmek), osmosis (itiş, itme, dürtüş,
dürtme) * çözücü maddelerinin az yoğun ortamdan çok yoğun ortama, seçici
geçirgen bir zardan enerji harcayarak geçişi
osmunda :
lat. * Osmunder (İskandinav (Nors) mitolojisinde güç, ilham, koruma tanrısı) *
Osmundaceae familyasına ait, nemli ve sulak alanlarda yetişen, Erken Kretase
döneminden beri var olan, orkide yetiştiriciliğinde kullanılan ve bazı türleri
süs bitkisi olarak peyzajda tercih edilen büyük yapraklı ilkel bir eğrelti otu
cinsi (örneğin Kral Eğreltisi (Osmunda regalis) )
osmundaceae :
lat. * Osmunder (İskandinav (Nors) mitolojisinde güç, ilham, koruma tanrısı) +
aceae (-giller, bitki familyası eki) * ılıman ve tropikal bölgelerde yetişen,
büyük yapılı ve rizomlu kadim eğrelti otlarını kapsayan, çoğunlukla büyük ve
çok yıllık eğreltiotlarından oluşan bitki familyası, kıraleğreltisigiller
osseoz :
gre., lat. * osteo (kemik) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait, gibi, benzer)
(lat.) * kemikle ilgili olan, kemiksi yapı gösteren veya kemikten oluşmuş olan
osseöz :
gre., lat. * osteo (kemik) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait, gibi, benzer)
(lat.) * kemikle ilgili olan, kemiksi yapı gösteren veya kemikten oluşmuş olan
osseus :
lat. * os (kemik) + eus (ile ilgili, -a ait) * kemikle ilgili olan, kemiksi
yapı gösteren veya kemikten oluşmuş olan
ossifikasyon :
gre., lat. * osteo (kemik) (gre.) + ficatio (yapma, etme, eyleme) (facere,
ficere (yapmak, etmek, eylemek, oluşturmak) + tio (isim yapım eki) ) * canlı
dokunun kemik dokusuna dönüşmesi veya kemik oluşum süreci, kemikleşme
ossifiye :
gre., lat. * ossificatus (osteo (kemik) (gre.) + ficatus (yapma, etme, eyleme)
(facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, oluşturmak) + tus (geçmiş zaman ve
sıfat yapım eki) ) * kemik oluşumu gercekleşmiş, kemikleşmiş
ossikül : lat.
* os (kemik) + culum, culus (küçültme eki) * özellikle orta kulakta bulunan
küçük kemiklerden her biri, küçük kemik yapı
osteichthyes :
gre. * osteon (kemik) + ikhthys (balık) + es (taksonomik çoğul eki) * kemikli
balıkları kapsayan, iskeletinin büyük ölçüde kemikten oluşmasıyla kıkırdaklı
balıklardan ayrılan balıklar üst sınıfı
osteitis :
gre. * osteon (kemik) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı eki) * kemik dokusunun
iltihaplanması, kemik iltihabı durumu
osteitis fibroza :
gre., lat. * osteon (kemik) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı eki) (gre.) +
fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) (lat.) + osis (isim yapım, durum,
sorun, hastalık eki) (gre.) * kemik dokusunda lifsi bağ dokunun artışıyla
seyreden ve kemik yapısının zayıflayıp bozulmasına yol açan patolojik durum
osteoartrit :
gre. * osteon (kemik) + arthro, arthros, arthron (eklem) + itis (iltihap,
enfeksiyon, yangı, sorun, eki) * eklem kıkırdağı ve kemik yapısında bozulma ile
seyreden, eklemlerde ağrı ve hareket kısıtlılığına yol açan dejeneratif
iltihabi hastalık
osteoartropati :
gre. * osteon (kemik) + arthro, arthros, arthron (eklem) + itis (iltihap,
enfeksiyon, yangı, sorun, eki) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı
olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * kemik ve eklemleri etkileyen hastalık veya
patolojik durum
osteoartroz :
gre. * osteon (kemik) + arthro, arthros, arthron (eklem) + osis (isim yapım,
durum, sorun, hastalık eki) * eklem kıkırdağı ve kemik yüzeyinde zamanla
meydana gelen dejeneratif değişikliklerle karakterize kronik eklem hastalığı
osteoblast :
gre. * osteon (kemik) + blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi,
ilk evre hücre, embriyonik hücre) * mezenkimal kök hücrelerden türeyen, kemik
dokusunun yapımından, onarımından ve mineralizasyonundan sorumlu aktif kemik
yapım hücre
osteoblastik :
gre. * osteon (kemik) + blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi,
ilk evre hücre, embriyonik hücre) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * kemik
dokusu oluşturan hücrelerle ilgili veya bu hücrelerin etkinliğiyle karakterize
olan
osteoblastoma :
gre. * osteon (kemik) + blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi,
ilk evre hücre, embriyonik hücre) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur;
kanser; toplanma, oluşum) * genellikle omurga, uzun kemikler ve ellerde
görülen, ağrı ve kemik zayıflığına neden olan, malign (kötü huylu) olmayan
benign (iyi huylu) ancak agresif büyüyebilen nadir bir kemik tümörü
osteodistrofi :
gre. * osteon (kemik) + dystrophia (bozuk beslenme, gelişim bozukluğu) (dis, de
(yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) +
trephein (beslemek, gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophia (beslenme,
gıdalanma, büyüme durumu) (trophos, trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim,
büyüme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kemik dokusunun beslenme veya
gelişim bozukluğu sonucu normal yapısını ve fonksiyonunu kaybetmesi durumu
osteofit :
gre. * osteon (kemik) + phyton (bitki; büyüme) * genellikle eklem kıkırdağının
aşınması (osteoartrit) sonucu kemik kenarlarında oluşan, vücudun kendini onarma
çabasıyla meydana gelen pürüzsüz, kemik yapılı büyümeler
osteogenesis :
gre. * osteon (kemik) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya
çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim
yapım eki) ) * kemik dokusunun oluşumu veya gelişimi süreci
osteogenesis imperfekta :
gre., lat. * osteon (kemik) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran,
ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) +
isis (isim yapım eki) ) (gre.) + in (değil, yokluk, eksiklik, zıtlık,
olumsuzluk eki) + perfectus (tamamlanmış, mükemmel, kusursuz) (per (tamamen,
tümden, bütünüyle) + factus (yapılmış, edilmiş, eylenmiş, oluştutulmuş)
(facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, oluşturmak) + tus (geçmiş zaman ve
sıfat yapım eki) ) * kemiklerin çok kolay kırılmasına neden olan, genetik
mutasyonlar sonucu ortaya çıkan kalıtsal bir bağ dokusu hastalığı, cam kemik
hastalığı
osteogenez :
gre. * osteon (kemik) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya
çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim
yapım eki) ) * kemik dokusunun oluşumu veya gelişimi süreci
osteoglossiformes :
gre., lat. * osteon (kemik) + glotto (dil, lisan), glosso (dil ile ilgili)
(gre.) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile
ilgili, -a ait) ) (lat.) * dilleri üzerinde kemiksi diş yapıları bulunan
kemikli dilli balıkları kapsayan, kemikli dilli balıklar takımı
osteoglossoidae :
gre., lat. * osteon (kemik) + glotto (dil, lisan), glosso (dil ile ilgili)
(gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * dilleri üzerinde kemiksi
diş yapıları bulunan kemikli balıkları kapsayan, kemikli dilli balıklar olarak
bilinen balıklar alt takımı
osteoid :
gre. * osteon (kemik) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) *
kemik şeklinde olan; kemik dokusuna benzeyen, kemik öncül yapısı gösteren veya
kemik benzeri özellik taşıyan doku
osteoid osteoma :
gre. * osteon (kemik) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) +
osteon (kemik) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma,
oluşum) * genellikle çocuklarda ve genç yetişkinlerde görülen, en sık bacak
(uyluk/kaval) kemiklerinde oluşan, özellikle geceleri artan, aspirinle
hafifleyebilen karakteristik bir ağrı ile kendini gösteren ağrılı ancak iyi
huylu (kanserli olmayan) küçük bir kemik tümörü
osteojenez :
gre. * osteon (kemik) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya
çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim
yapım eki) ) * kemik dokusunun oluşumu veya gelişimi süreci
osteojenik :
gre. * osteon (kemik) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya
çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ikos (ile
ilgili, -a ait, gibi) ) * kemik yapıcı veya kemik oluşumunu sağlayan; kemik
dokusunun oluşumu veya gelişimi süreci ile ilgili
osteokalsin :
gre. * osteon (kemik) + calcium (kalsiyum) + in (kimyasal madde ve protein eki)
* kemik yapıcı hücreler (osteoblastlar) tarafından üretilen, kemik
mineralizasyonunu (kalsiyum bağlanmasını) sağlayan ve aynı zamanda kan şekeri,
enerji metabolizması, erkek üremesi ve beyin fonksiyonları üzerinde hormon
benzeri etkiler gösteren, K2 vitaminine bağımlı bir protein
osteoklast :
gre. * osteon (kemik) + klastein (kırmak, parçalamak, bölmek), klastes (kıran,
parçalayan, bölen) * kemik dokusunu yıkarak (rezorpsiyon) kemiklerin yeniden
şekillenmesini, onarılmasını ve kalsiyumun kana geçmesini sağlayan, kemik
matrisini eriten enzimler salgılayarak çalışan, kemik yıkım döngüsünde
osteoblastların (yapım hücreleri) zıttı görev gören, miyeloid kökenli, büyük ve
çok çekirdekli özel hücre
osteoklaz :
gre. * osteon (kemik) + klasis (kırılma, parçalanma) (klaein (kırmak,
parçalamak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) * hatalı veya eğri kaynayan
kemik kırıklarının pozisyonunu düzeltmek amacıyla, dışarıdan uygulanan
kontrollü kuvvetle kemiğin yeniden kırılması işlemi
osteokondral :
gre. * osteon (kemik) + khondros (kıkırdak, tane, tanecik, granül, kürecik)
(gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * eklem yüzeyini
kaplayan kıkırdak ve hemen altındaki kemik dokusunu (subkondral kemik) kapsayan
yapılarla ilgili
osteokondral defekt :
gre. * osteon (kemik) + khondros (kıkırdak, tane, tanecik, granül, kürecik)
(gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + defectus (hata, eksiklik,
yetersizlik) (deficere (eksik olmak, yetersiz kalmak) (de (yokluk, zıtlık,
olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + facere, ficere (yapmak, etmek,
eylemek, işlemek) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * genellikle diz,
ayak bileği ve dirsekte görülen, ağrı, kilitlenme ve şişlik ile karakterize
olan, genellikle travma, burkulma veya aşırı kullanım sonucu oluşan kıkırdak ve
kemik yapısının hasar görmesi, çatlaması veya kopması durumu
osteokondral lezyon :
gre. * osteon (kemik) + khondros (kıkırdak, tane, tanecik, granül, kürecik)
(gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + laeisio (yaralanma, hasar,
zarar, bozulma) (laedere (zarar vermek, hasar vermek, incitmek, bozmak) + sio
(isim yapım eki) ) (lat.) * genellikle diz, ayak bileği ve dirsekte görülen,
ağrı, kilitlenme ve şişlik ile karakterize olan, genellikle travma, burkulma
veya aşırı kullanım sonucu oluşan kıkırdak ve kemik yapısının hasar görmesi,
çatlaması veya kopması durumu
osteokondritis :
gre. * osteon (kemik) + khondros (kıkırdak, tane, tanecik, granül, kürecik) +
itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, sorun, eki) * kemik ve kıkırdağın
iltihaplanması sonucunda eklem kıkırdağı ve altındaki kemiğin kan akışının
bozulması ve kıkırdağın yumuşayıp, çatlayarak kemikten ayrılması (bazen serbest
cisim olarak eklem içine düştüğü) ile karakterize bir kıkırdak-kemik
rahatsızlığı
osteokondrom :
gre. * osteon (kemik) + khondros (kıkırdak, tane, tanecik, granül, kürecik) +
oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * özellikle
çocuklarda ve ergenlerde (10-30 yaş) görülen, büyüme plağına yakın uzun
kemiklerin uçlarında oluşan, kıkırdak ve kemik içeren en yaygın benign (iyi
huylu) kemik tümörü
osteokondromatozis :
gre. * osteon (kemik) + khondros (kıkırdak, tane, tanecik, granül, kürecik) +
oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) + osis (isim
yapım, durum, sorun, hastalık eki) * kemiklerin büyüme plaklarına yakın
bölgelerinde gelişen çok sayıda benign (iyi huylu) kemik tümörünün
(osteokondrom) vücutta aynı anda bulunması, multipl herediter ekzositoz
(çocukluk ve ergenlik döneminde fark edilir, iskelet gelişimi tamamlanınca
büyümesi durur.)
osteolitik :
gre. * osteon (kemik) + lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma,
serbest kalma, yıkım) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * kemik dokusunun
çözülme veya parçalanma süreciyle ilişkili olan, kemiği eriten veya kemik
yıkımına yol açan, kemik erimesine yol açan, kemik erimesiyle ilgili
osteoliz :
gre. * osteon (kemik) + lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma,
serbest kalma, yıkım) * kemik dokusunun çözülmesi veya parçalanması süreci,
kemik erimesi
osteoloji :
gre. * osteon (kemik) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos
(kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
kemiklerin yapısını, morfolojisini, gelişimini, fonksiyonlarını, hastalıklarını
inceleyen, kemik dokusunun mikroskobik ve makroskobik özelliklerini,
kıkırdaklaşma süreçlerini ve dirençlerini biyofiziksel açıdan araştıran anatomi
dalı
osteom :
gre. * osteon (kemik) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser;
toplanma, oluşum) * genellikle kafatası veya yüz kemiklerinde gelişen, yavaş
büyüyen, iyi huylu (benign) bir kemik tümörü
osteoma :
gre. * osteon (kemik) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser;
toplanma, oluşum) * genellikle kafatası veya yüz kemiklerinde gelişen, yavaş
büyüyen, iyi huylu (benign) bir kemik tümörü
osteomalazi :
gre. * osteomalakia (osto, osteon (kemik) + malakein (yumuşamak), malakos
(yumuşak) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ortaya çıkan, kemiklerin mineralleşemeyerek
yumuşaması ve zayıflaması durumu
osteomiyelit :
gre. * osteon (kemik) + myelos (ilik, omurilik, kemik iliği) + itis (iltihap,
enfeksiyon, yangı eki) * bakterilerin (özellikle Staphylococcus aureus) neden
olduğu, kemik iliği ve dokusunun iltihaplanmasıyla seyreden ağrılı bir kemik
enfeksiyonu
osteomyelofibroz :
gre. * osteon (kemik) + myelos (ilik, omurilik, kemik iliği) + fibra (lif,
ipliksi yapı, filaman, bağırsak) (lat.) + osis (isim yapım, durum, sorun,
hastalık eki) * kemik iliğinin lifli skar dokusuyla yer değiştirdiği, kan
hücresi üretiminin bozulduğu, kansızlık (anemi), yorgunluk ve dalak büyümesi
ile karakterize nadir bir kronik kan kanseri (miyeloproliferatif neoplazm) türü
osteomyeloskleroz :
gre. * osteon (kemik) + myelos (ilik, omurilik, kemik iliği) + skleros (katı,
sert) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * kemik ve kemik iliğinde
sertleşme ile karakterize patolojik durum
osteon :
gre. * osteon (kemik) * kemik, kemik dokusu veya iskelet yapısını ifade eden
Antik Yunanca sözcük, tıp ve biyolojide kemikle ilgili terimlerin temel kökü
osteonekroz :
gre. * osteon (kemik) + nekros (ölü) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık
eki) * kemik dokusuna giden kan akışının kesilmesi veya azalması sonucu kemik
hücrelerinin ölmesi ve kemik yapısının bozulması durumu, avasküler nekroz
osteonektin :
gre., lat. * osteon (kemik) (gre.) + nektin (bağlayan, birleştiren) (nectere
(bağlamak, birleştirmek) + in (kimyasal madde ve protein eki) ) * kemik
kütlesinin korunmasında, kolajen bağlayarak mineralizasyonun (kemikleşme)
sağlanmasında ve hücrelerin büyüme ve farklılaşmasında rol oynayan, kemik
dokusunda, özellikle olgunlaşmamış kemikte bolca bulunan ve hücre dışı
matriksin yapısını düzenleyen önemli bir asidik glikoprotein
osteopat :
gre. * osteo (kemik) + pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu,
his) * kas-iskelet sistemini elle manipüle ederek vücudun kendini iyileştirme
yeteneğini destekleyen bütüncül bir sağlık uzmanı
osteopati :
gre. * osteo (kemik) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma
durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * vücuttaki hareket, dolaşım, sinir sistemi ve
organların doğru çalışmasını uyararak vücudun kendini iyileştirme potansiyelini
harekete geçirme; kas-iskelet, sinir ve dolaşım sistemlerini bir bütün olarak
ele alan, vücudun kendi kendini iyileştirme mekanizmasını harekete geçirmeyi
amaçlayan, ağrıyan bölgeye değil, ağrının kökenindeki yapısal ve fonksiyonel bozukluklara
odaklanılarak bel, boyun ağrıları, fıtıklar, eklem sorunları ve fonksiyonel iç
organ rahatsızlıklarının tedavisinde kullanılan ve elle uygulanan (manuel) bir
bütüncül tedavi yöntemi
osteopeni :
gre. * osteon (kemik) + penia (eksiklik, azalma, düşüş, yoksunluk) * kemik
mineral içeriğinde eksilmeye bağlı olarak kemik yoğunluğunun azalması durumu
osteoplasti :
gre. * osteon (kemik) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak,
kalıp dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme,
kalıplama) (plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş,
kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * diş hekimliğinde
(periodontoloji) veya ortopedide diş eti hastalıklarında destekleyici kemiği
çıkarmadan şekillendirmek, ortopedide ise kalça gibi eklemlerde kıkırdak veya
kemik çıkıntılarını düzeltmek, yeniden şekillendirmek veya fizyolojik formuna
getirmek amacıyla yapılan cerrahi bir işlem
osteopontin :
gre., lat. * osteon (kemik) + pons, pontis (köprü) + ine (kimyasal madde eki)
(lat.) * kemik dokusunun yanı sıra çeşitli dokularda bulunan, hücrelerin
birbirine ve hücre dışı matrikse tutunmasında rol oynayan fosforillenmiş bir
glikoprotein
osteoporotik :
gre. * osteon (kemik) + poros (boru, boğaz, gözenek, delik, kanal, geçit,
giriş) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) + ikos (ile ilgili, -a
ait, gibi) * kemik dokusunun gözenekli ve zayıf hale gelmesiyle karakterize
duruma ait veya bu durumla ilişkili, kemik erimesi ile ilgili
osteoporoz :
gre. * osteon (kemik) + poros (boru, boğaz, gözenek, delik, kanal, geçit,
giriş) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * kemik
metabolizmasındaki bir bozukluk sonucunda, kemikteki protein örgüsünün
seyrelmesi ve kemiklerin sünger gibi gözenekli hale gelmesiyle karakterize ve
kemiklerin çok kolay kırılabilmesine sebep olan bir hastalık, kemik erimesi
osteosarkom :
gre. * osteon (kemik) + sarkoma (tümor, ur) (sarx, sarkos (et, beden dokusu) +
oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) ) *
genellikle çocuklarda, ergenlerde ve genç yetişkinlerde görülen, kemik
hücrelerinden köken alan en yaygın kötü huylu (malign) kemik tümörü
osteosit :
gre. * osteon (kemik) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) *
osteoblastlardan köken alan, kemik matrisindeki küçük boşluklara (lakunalar)
yerleşen, yıldız şeklinde ve bölünmeyen yapıda olan, kemik oluşumu, yıkımı
(rezorpsiyonu) ve kalsiyum dengesini düzenleyerek mekanik yüklenmeye yanıt
veren biyolojik sensörler olarak görev yapan, kemik dokusunun en yaygın, olgun
ve uzun ömürlü hücresi
osteosklerozis :
gre. * osteon (kemik) + skleros (katı, sert) + osis (isim yapım, durum, sorun,
hastalık eki) * kemik yoğunluğunun anormal derecede artması ve kemik dokusunun
kalınlaşmasıyla karakterize bir durum (genellikle süngerimsi kemik yapısında
(trabeküler kemik) meydana gelen bu durum, kemiklerin daha sert ancak aynı
zamanda daha kırılgan hale gelmesine neden olabilir.)
osteospermum :
gre. * osteon (kemik) + sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni, sperm) *
Asteraceae familyasına bağlı, Güney Afrika kökenli, çok yıllık, dayanıklı, sert
tohumlu bir süs bitkisi cinsi
osteotomi :
gre. * osteon (kemik) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik,
kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * genellikle eklem
kireçlenmesi (artroz), bacak eğrilikleri (O veya X bacak) veya doğuştan gelen
yapısal bozuklukları düzeltmek, hasarlı ekleme binen yükü azaltmak için
uygulanan, kemiklerin cerrahi olarak kontrollü bir şekilde kesilerek yeniden şekillendirilmesi,
uzatılması veya hizalanması işlemi
osteoz : gre.
* osteon (kemik) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * kemik
dokusunda meydana gelen her türlü iltihapsız hastalık veya yapısal bozulma
durumu
ostinato :
lat., ita. * obstinatus (ısrarcı, inatçı) (lat.); ostinato (ita.) * müzikte
aynı melodik veya ritmik motifin sürekli tekrarlanması tekniği
ostium :
gre., lat. * stoma (ağız, açıklık, giriş) (gre.); ostium (ağız, açıklık, giriş)
(lat.) * vücutta bir boşluğa, kanala veya organa açılan doğal açıklık veya
giriş deliği; vücuttaki içi boş organlar, kanallar veya boşluklar arasında
geçiş sağlayan, doğal "ağız" veya "delik" benzeri
açıklıkların genel adı
ostomi :
gre. * stoma (ağız, açıklık, giriş) + eia (isim yapım ve durum eki) * kanser,
inflamatuar bağırsak hastalıkları veya travma gibi nedenlerle dışkı/idrarın
vücuttan doğal yolla atılamadığı durumlarda, cerrahi olarak bağırsak veya idrar
yolunun karın derisine ağızlaştırılması, stoma
ostraciidae :
gre., lat. * ostrakon (kabuk, sert kabuk, kiremit parçası) (gre.) + idae
(-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * vücutları kemiksi plakalarla kaplı,
kutu balıkları ve yakın akrabalarını kapsayan balık familyası
ostreidae :
lat. * ostrea (istiridye) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * gerçek
istiridyeleri kapsayan, iki parçalı kabuklarıyla tanınan deniz yumuşakçaları
familyası, istiridyegiller
ostrogot :
lat. * Ostrogothi (Doğu Gotları) (ostro (doğu) + gothi (Gotlar) (gothus (Got) +
i (-lar; çoğul eki) ) * Germen kökenli Got kavimlerinin doğu kolunu oluşturan
ve geç antik çağda Avrupa tarihinde önemli rol oynamış barbar bir kavim
ostrya :
gre. * ostrya (sert ağaç) * huşgiller (Betulaceae) familyasından, kışın
yaprağını döken, 24 metreye kadar boylanabilen, gürgene benzeyen, sert odunlu
odunsu bir ağaç/ağaççık cinsi, kayacık
ostwald yasası :
alm., tür. * ostwald (Alman kimyager Wilhelm Ostwald’ın soyadından) (alm.) +
yasa (kural, kanun, ilke, prensip) + sı (iyelik eki) (tür.) * reaksiyon
kinetiğinde zayıf asit ve bazların iyonlaşma derecelerinin konsantrasyona bağlı
olarak değiştiğini belirten, elektrolitik disosiasyon teorisinin temelini
oluşturan temel kural
osurgan :
tür. * osur (yellenmek, gaz çıkarmak) (os (dışarı) + ur (fiil mastar eki) ) +
gan (sıfat yapım eki) * halk arasında genellikle kokarca böceği (özellikle
kahverengi kokarca, Halyomorpha halys) için kullanılan, tehdit hissettiğinde
çok pis, keskin ve kalıcı bir koku yayan, tarım ürünlerine zarar veren istilacı
bir böcek türü; çok gaz çıkaran (argo)
osurmak :
tür. * osur (yellenmek, gaz çıkarmak) (os (dışarı) + ur (fiil mastar eki) ) +
mak (fiil mastar eki) * dışarı atmak, yellenmek, gaz çıkarmak (out, aus
(dışarı) (ing., alm.)
oşinografi :
hav., gre. * okeanos (okea (devamlılık, sürdürme, sonlanmama, hiç bitmeyen)
(hav.) + anos (gibi ile ilgili) ) (gre.) ) + graphia (yazı yazma, işaretleme,
çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * okyanusları, denizleri ve bunlarla ilişkili ekosistemleri
fiziksel, kimyasal, biyolojik ve jeolojik yönleriyle inceleyen, deniz suyunun
hareketlerini, sıcaklığını, tuzluluğunu, taban yapısını, içerdiği canlı
popülasyonlarını araştıran, iklim değişikliği ve su altı kaynaklarının
sürdürülebilirliği gibi konularda kapsamlı analizler yapan bilim dalı,
(okyanusbilim)
ot :
tür. * ot (yeşillik, çimen, bitki, yabani küçük bitki, şifalı bitki, ilaç) *
yabani küçük bitki, özellikle şifalı bitki, ilaç
otacı :
tür. * ot (yeşillik, çimen, bitki, yabani küçük bitki, şifalı bitki, ilaç) + cı
(yapan, eden eki) * eski Türkçede şifalı bitkilerle tedavi uygulayan hekim,
tabip veya ilaç yapan kişi, eczacı
otağ :
tür. * ota (ateş yakmak, duman tütmek) + ğ (isim yapım eki) * içinde ateş
yakılan, ocak bulunan büyük, gösterişli çadır veya barınak; Türk ve Orta Asya
kültüründe hükümdarlar, hanlar, hakanlar veya yüksek rütbeli devlet görevlileri
için kurulan, büyük, gösterişli ve genellikle süslü çadır ("oda"
kelimesinin de kökeni)
otak :
tür. * ota (ateş yakmak, duman tütmek) + k (isim yapım eki) * içinde ateş
yakılan, ocak bulunan büyük, gösterişli çadır veya barınak; Türk ve Orta Asya
kültüründe hükümdarlar, hanlar, hakanlar veya yüksek rütbeli devlet görevlileri
için kurulan, büyük, gösterişli ve genellikle süslü çadır ("oda"
kelimesinin de kökeni)
otalji :
gre. * ous, otis, otos (kulak) + algia (acılı olma, ağrılı olma, ıstıraplı
olma) (algos (acı, ağrı, sancı, sızı, ıstırap) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) * enfeksiyonlar, kulak kiri, basınç değişiklikleri (barotravma) veya
diş/çene eklemi sorunları nedeniyle oluşabilen, kulağın içinden (primer) veya
çene, boğaz gibi çevre yapılardan (sekonder/yansıyan) kaynaklanan, tek veya iki
taraflı hissedilen kulak ağrısı
otamak :
tür. * ota (iyileştirmek) + mak (fiil mastar eki) * iyileştirmek, tedavi etmek,
bir hastalığı gidermek, şifa vermek, sağlığına kavuşturmak
otantik :
gre. * authentes (kendi başına iş yapan, asil, otorite) (autos (kendi, kendisi)
+ hentes (yapan, eden, eyleyen) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * aslına
uygun, gerçek, saf, orijinal ve taklitten uzak olan
otariidae :
gre. * otarion (küçük kulak, kulakcık) (ous, otos (kulak) + arion (küçültme
eki) ) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * kulaklı fokları, deniz
aslanlarını ve kürklü fokları kapsayan yüzgeçayaklı memeliler familyası,
denizaslanıgiller, kulaklı foklar
otarmak :
tür. * otar (otlatmak) (ot (bitki) + ar (fiil mastar eki) ) + mak (fiil mastar
eki) * hayvanları otlatmak, otlakta yaymak
otarşi :
gre. * autos (kendi, kendisi) + arkeia (yeterli olma) (arkeein (yetmek, yeterli
olmak) + eia (isim yapım ve durum eki) ) * bir ülkenin ekonomik olarak dışa
bağımlılığını tamamen keserek yani ithalatı durdurarak ihtiyaç duyduğu mal ve
hizmetleri kendi kaynaklarıyla üretmesi ve karşılaması politikasına dayalı
ekonomi modeli, kendi kendine yeterlilik
OTC :
ing. * over (aşırı) + the (önek, artikel) + counter (tezgah) * tezgah üstünden;
reçetesiz olarak eczanelerden alınabilen ilaç
otçul :
tür. * ot (yabani küçük bitki, özellikle şifalı bitki, ilaç) + çul (ile ilgili,
ile beslenen) * yalnızca bitkiler, otlar, meyveler, yapraklar ve kökler gibi
bitkisel besinlerle beslenen, herbivor
otel :
lat., fra. * hospes (konuk ağırlayan), hospitale (misafir ağırlama yeri; hastane)
(lat.); hôtel (konukevi) (fra.) * geçici konaklama, yeme-içme ve dinlenme
hizmetleri sunan ticari tesis
otididae :
lat. * otis (toy kuşu) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * genellikle açık
bozkırlarda, otlaklarda ve tarım alanlarında yaşayan, en bilinen üyesi uçabilen
en ağır kuşlardan biri olan toy kuşu (Otis tarda) olan, iri gövdeli ve yerde
koşan kuşları kapsayan kuş familyası, toygiller
otidiformes :
gre., lat. * otis, otid- (toy kuşu, bustard) (gre.) + formis (şekilli, biçimli)
(forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * toy kuşları
ve yakın akrabalarını kapsayan, toy kuşu biçimli kuşlar takımı
otilonyum bromür :
gre., lat. * octo (sekiz) + yl (karbon zinciri, radikal eki) (gre.) + onium
(pozitif yüklü iyon, amonyum türevi) (lat.) + bromum (brom elementi) + ura
(isim yapım eki) (lat.) * kuaterner amonyum türevlerine ait spazmolitik
aktiviteye sahip ve İrritabl bağırsak Sendromu (İBS) hastalarının tedavisinde
yaygın olarak kullanılan, antispazmodik (spazm giderici) etkiye sahip kuaterner
amonyum bileşiği olan ilacın etken maddesi (C29H43BrN2O)
otist :
gre. * autos (kendi, kendisi) + istes (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş
eki) * otizm spektrum bozukluğu (OSB) olan bireyleri tanımlayan, sosyal
iletişimde zorluklar, sınırlı ilgi alanları ve tekrarlayan davranışlarla
karakterize nörogelişimsel bir farklılığa sahip kişi
otistik :
gre. * autos (kendi, kendisi) + istes (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş
eki) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * bireyin dış dünyadan çok kendi iç
dünyasına yönelmesiyle karakterize nörogelişimsel durumla ilgili olan
otit :
gre. * ous, ot (kulak) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı eki) * kulak zarının
arkasındaki orta kulak boşluğunun bakteri veya virüsler nedeniyle enfekte
olması veya iltihaplanması (genellikle soğuk algınlığı sonrası kulak ağrısı,
işitme azlığı, yüksek ateş ve kulak dolgunluğu ile karakterizedir.)
otitis eksterna :
gre., lat. * ous, ot (kulak) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı eki) (gre.) +
exter, externus (dış) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) *
genellikle nem, su teması (yüzücü kulağı) veya tahriş sonucu oluşan, şiddetli
ağrı, kaşıntı, kulak akıntısı ve geçici işitme kaybı ile karakterize olan, dış
kulak kanalı ile kulak zarı arasındaki cildin bakteri veya mantar kaynaklı
enfeksiyonu, dıs kulak yolu iltihabı
otitis media :
gre., lat. * ous, ot (kulak) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı eki) (gre.) +
media (orta ) (lat.) * kulak zarının arkasındaki orta kulak boşluğunun,
genellikle üst solunum yolu enfeksiyonları (soğuk algınlığı, boğaz ağrısı)
sonrası bakteriyel veya viral nedenlerle enfekte olması ve iltihaplanması, orta
kulak iltihabı
otizm :
gre. * autos (kendi, kendisi) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin
eki) * bireyin sosyal iletişim ve etkileşimde farklılıklar gösterdiği, davranış
ve ilgi alanlarında sınırlılıklarla karakterize nörogelişimsel durum
otlak :
tür. * ot (yabani küçük bitki, özellikle şifalı bitki, ilaç) + lak (isim yapım
eki) * koyun, sığır, at gibi otçul hayvanların beslenmesi için uygun bitki
örtüsüne (çimen, ot) sahip, hayvanların yayılmasına ayrılmış geniş arazi, mera
veya yaylım alanı
otlakçı :
tür. * ot (yabani küçük bitki, özellikle şifalı bitki, ilaç) + lak (isim yapım
eki) + çı (yapn, eden eki) * kendi parasını veya malını harcamayıp başkalarının
imkanlarından (sigara, yemek, içecek vb.) sürekli faydalanan, beleşçi kimse
otlubağa :
tür. * otlu (otla kaplı, ot bulunan) + baka (kurbağa; boynuzumsu veya kireçli
örtü, boğumlu kabuk) * Anadolu ağızlarında görülen, çoğunlukla tarlalarda ve
kır alanlarda yaşayan kara kaplumbağası için kullanılan isim
otlukbeli :
tür. * otluk (otla kaplı, ot bulunan) (ot (yabani küçük bitki, özellikle şifalı
bitki, ilaç) + luk (isim yapım eki) ) + bel (dağ geçidi, sırt) + i (iyelik eki)
* Erzincan’ın bir ilçesi
oto :
gre. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz) * kendi kendine çalışan,
kendiliğinden çaışan; araba
otoanaliz :
gre. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz) + analusis, analysis
(çözümleme, analiz) (ana (tekrar, yeniden, yukarı doğru, yukarıya, yükseğe,
üste, geri, arkaya, baş, önce, evvel) + lusis, lysis (gevşeme, çözülme,
çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest
bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) *
kişinin kendi motivasyonlarını, düşüncelerini ve zayıf/güçlü yönlerini
incelediği "özçözümleme" (self-analysis) süreci, kendi kendini analiz
etme
otoban :
gre., alm. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz) (gre.); auto (oto,
araba) + bahn (pist, yol, rota) (alm.) * motorlu taşıtların hızlı ve kesintisiz
seyahat etmesi için tasarlanmış; en az iki veya üç şeritli, yaya/hayvan
girişine kapalı, erişme kontrollü, bölünmüş geniş karayolu, otoyol
otobiyografi :
gre. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz) + bios (yaşam, hayat,
canlılık, dirilik, dirim) + graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos
(yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
bir kişinin kendi hayatını, yaşadığı dönemle birlikte kronolojik veya tematik
bir sırayla, kendi kaleminden yazarak anlattığı edebi tür
otobiyografik :
gre. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz) + bios (yaşam, hayat,
canlılık, dirilik, dirim) + graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos
(yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) +
ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * otobiyografi ile ilgili, otobiyografi
tarzında
otobur :
tür. * ot (yabani küçük bitki, özellikle şifalı bitki, ilaç) + obur (çok yiyen,
doymayan) * yaşamlarını sürdürmek için sadece bitkiler, yapraklar, meyveler,
kökler ve tohumlar gibi bitkisel kaynaklarla beslenen hayvanlara verilen ad,
otçul, herbivor
otobüs :
gre., lat. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz) (gre.) + omnis (tüm,
her, bütün, hepsi) + bus (çoğul eki) (lat.) * yolcu taşımak için kullanılan,
belirli güzergâhlarda çalışan ve çok sayıda insanı aynı anda taşıyan motorlu
toplu taşıma aracı
otocleididae :
gre., lat. * ous, otos (kulak) + kele (tümör, yumru, şişlik, şişme, kese,
torba, çıkıntı, fıtık) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) *
kulakla ilişkili çıkıntı veya benzeri yapı; denizlerde yaşayan ve Acoela
takımına bağlı olan küçük bir şezlong solucanı ve benzeri basit yapılı deniz
solucanlarını kapsayan hayvan familyası
otodidakt :
gre. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz) + didaktos (öğretilmiş)
(didaskein, didasko (öğretmek) + tos (ile ilgili, gibi, -a ait ) ) * bir konuyu
okul, öğretmen veya usta gibi resmi bir eğitim rehberliği olmadan, kendi
çabasıyla, araştırarak ve öğrenerek yetiştirmiş kişi, kendi kendini
yetiştirmiş, bir öğretmene bağlı olmadan öğrenmiş kimse
otoerotikasfiksi :
gre. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz) + eros (aşk, cinsel arzu) +
ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) + a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki)
+ sphygein (sıkmak, baskı yapmak), sphuxis, sphyxis (atım, atış, sıkma, baskı)
+ eia (isim yapım, yer ve durum eki) * cinsel uyarılmayı artırmak amacıyla
kişinin kendi solunumunu kasten kısıtlaması (boğulma oyunu) sonucu oluşan,
sıklıkla kazara ölümlerle sonuçlanan tehlikeli bir davranış
otoerotizm :
gre. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz) + eros (aşk, cinsel arzu) +
ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * kişinin başka bir insana
ihtiyaç duymadan, kendi bedenini kullanarak veya cinsel fanteziler yoluyla
kendi kendini cinsel olarak uyarması ve tatmin etmesi
otofaji :
gre. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz) + phagia (yeme, yutma)
(phagein (yemek, yutmak, tüketmek) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kendini
yeme; vücudun eskiyen, hasarlı veya işlevsiz hücre bileşenlerini parçalayarak
enerjiye dönüştürdüğü ve yenilerini oluşturmak için geri dönüştürdüğü doğal bir
hücresel temizlik ve arınma süreci; hücrenin kendi yapısındaki gereksiz veya
hasarlı bileşenleri sindirerek geri dönüştürmesi süreci
otogamik :
gre. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + gamos (eşlilik,
evlilik, birleşme) + eia (isim yapım ve durum eki) + ikos (ile ilgili, -a ait,
gibi) * kendi kendine birleşme veya döllenmeyle gerçekleşen üremeye ilişkin;
özellikle aynı bireyin gametlerinin birleşmesiyle gerçekleşen (üreme biçimi),
kendi kendine döllenen, kendi kendini tozlayan
otogar :
gre. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz; taşıt, araç) (gre.) + gara
(gara (akın etmek, hücum etmek, baskın yapmak, dalmak, içine girmek), gar, ğar
(mağara) (ara.) * otobüslerin kalkış ve varış yaptığı, yolcu alıp indirdiği
terminal veya istasyon
otograf :
gre. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + graphein (yazmak,
çizmek, işaretlemek), graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) * kişinin
kendi el yazısıyla yazdığı imza veya yazı, imza
otografi :
gre. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + graphia (yazı
yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * kişinin kendi el yazısıyla yazma durumu veya
imza atma eylemi
otogreft :
gre., lat. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + graphos
(yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) (gre.); graphium (kalem, yazı aracı; aşı
kalemi; aşı, nakil) (lat.) * hastanın kendi vücudunun bir bölgesinden alınan
sağlıklı dokunun (kemik, deri, tendon), aynı hastada ihtiyaç duyulan başka bir
bölgeye nakledilmesi işlemi (bağışıklık sistemi tarafından reddedilme riski
taşımayan ve en hızlı iyileşmeyi sağlayan "altın standart" bir doku
onarım yöntemi)
otoimmün :
gre., lat. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz; taşıt, araç) (gre.) +
immunis (korunmuş, bağışık, hizmet dışı, muaf) (in (yokluk, eksiklik, zıtlık,
olumsuzluk eki) + munis (hizmet etme, hizmete hazır) ) (hizmet dışı, muaf)
(lat.) * bağışıklık sisteminin kendi dokularını yabancı olarak algılayıp onlara
karşı tepki göstermesiyle ilgili
otoimmünite :
gre., lat. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz; taşıt, araç) (gre.) +
immunis (korunmuş, bağışık, hizmet dışı, muaf) (in (yokluk, eksiklik, zıtlık,
olumsuzluk eki) + munis (hizmet etme, hizmete hazır) ) (hizmet dışı, muaf) +
itas (isim yapım ve durum eki) * bağışıklık sisteminin kendi dokularına karşı
tepki oluşturma ve zarar verme durumu
otoimmünizasyon :
gre., lat. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz; taşıt, araç) (gre.) +
immunis (korunmuş, bağışık, hizmet dışı, muaf) (in (yokluk, eksiklik, zıtlık,
olumsuzluk eki) + munis (hizmet etme, hizmete hazır) ) (hizmet dışı, muaf) +
izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım ve durum eki)
(lat.) * bağışıklık sisteminin kendi dokularına karşı tepki oluşturur hale
gelmesi süreci
otojen :
gre. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + genes (doğuran,
ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) *
kendi kendine oluşan veya kendi kaynaklarından türeyen, dışarıdan gelen değil
içsel olarak üretilmiş olan
otojestiyon :
gre., lat. * autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) (gre.) + gestio (yönetme,
idare etme, yürütme) (gerere (getirmek, toplamak, biriktirmek, taşımak,
yönetmek, yürütmek, yapmak, yüklemek, yığmak) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) *
bireyin kendi kendine telkinde bulunması, bilinçaltına belirli düşünce veya
inançları yerleştirerek davranışlarını, duygularını veya fiziksel durumunu
etkileme süreci
otoklav :
gre., lat. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz; taşıt, araç) (gre.) +
clavis (anahtar; kilit) (lat.) * genellikle 121 - 134 c derece sıcaklıkta,
basınç altında çalışarak ve yüksek basınçlı doymuş su buharı kullanarak tıbbi,
laboratuvar ve endüstriyel ekipmanların üzerindeki bakteri, virüs ve sporları
etkisiz hale getiren, ekipmanları mikroorganizmalardan arındıran (sterilize
eden) cihaz
otokonial :
gre., lat. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + konion
(toz, polen) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * kendi ürettiği toz
veya polenle ilgili olan, özellikle bitki veya mikrobiyal üreme bağlamında
kendi kendine üreyen veya çoğalan (yapı)
otokontrol :
gre., lat. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + controlus
(bir işi, süreci veya durumu denetlemek, izlemek veya doğrulamak için
kullanılan kayıt veya belge; denetim, murakabe) (contra (karşıt, zıt, ters,
aksi) + rotulus (rulo, kayıt defteri, liste) ) (lat.) * kişinin kendi
davranışlarını, duygularını veya tepkilerini kendi kendine denetleme ve
düzenleme yeteneği
otokrasi :
gre. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + kratia (kudret,
güç, iktidar, güçlülük, kuvvetlilik; yönetim) (kratos (güç, kudret, kuvvet,
sağlamlık) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * tüm siyasi gücün, karar
alma mekanizmalarının ve devlet yönetiminin hesap sorulamaz tek bir kişinin
veya küçük bir grubun (diktatör, monark vb.) elinde toplandığı, yasama, yürütme
ve yargı güçlerinin tek elde birleştiği, muhalefetin bastırıldığı, temel
hakların kısıtlandığı ve çoğulculuğun olmadığı yönetim biçimi
otokrat :
gre. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + kratos (güç,
kudret, kuvvet, sağlamlık) * siyasi gücün veya karar alma yetkisinin tek bir
kişinin (lider, hükümdar) elinde mutlak olarak toplandığı yönetim biçimi olan
otokraside, halkın katılımı olmadan emir-komuta zinciriyle yöneten, istişareye
kapalı olan, kararlarını tek başına alan ve denetime tabi tutulmayan kişi
otokritik :
gre. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + krino, krinein
(ayırmak, seçmek, hüküm vermek, yargılamak), kritikein (yargılamak, hüküm
vermek), kritikos (yargılamayla ilgili) * bir kişinin kendi duygu, düşünce,
davranış veya çalışmalarını, eylemden sonra objektif bir şekilde
değerlendirerek hatalarını ve eksiklerini tespit etmesi süreci, öz eleştiri
otokton :
gre. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + khthon (toprak
yer ) * bir bölgenin asıl yerlisi, yerli halkı veya bulunduğu yerde oluşmuş,
taşınmamış jeolojik yapı (kayaç, tortu)
otolemur :
gre. * ous, otis, otos (kulak) + lemur (ruh, hayalet; gece hayvanı) * Galagidae
(galagogiller) familyasına ait, iri gözleri, uzun kuyrukları ve ağaçlardaki
çevik hareketleriyle bilinen, Afrika'da yaşayan gece faal, büyük galago veya
kalın kuyruklu çalı bebeği olarak bilinen bir primat cinsi, kulaklı lemur
otolit :
gre. * otolithos (kulak taşı) (ous, otis, otos (kulak) + lithos (taş, kaya) ) *
iç kulakta yer alan, denge ve yerçekimi algısını sağlayan vestibüler sistemin
parçası olan kalsiyum karbonattan oluşmuş küçük kristal yapılar; iç kulakta
bulunan kalsiyum karbonat içerikli sıvı yapılar
otoliz :
gre. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + lusis, lysis
(gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein,
lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım ve
durum eki) ) * biyolojik olarak hücrelerin kendi enzimleri tarafından
sindirilerek parçalanması (kendi kendini imha) süreciyken, ekmekçilikte un ve
suyun karıştırılıp dinlendirilmesiyle oluşan, gluten gelişimini artıran ve
yoğurmayı azaltan bir teknik (ekmek yapımında lezzet ve dokuyu iyileştiren, ön
karıştırma aşaması)
otolojik :
gre. * ous, otis, otos (kulak) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem)
(logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * kulak ve yapısal hastalıkları (dış, orta,
iç kulak) ile işitme/denge sorunlarının tanı, tedavi ve cerrahisiyle ilgili
olan tıp dalı ile ilgili
otoman :
ara. * utman (küçük aslan; güçlü, koruyucu, güven veren; genç toy kuşu, yılan,
ejderha yavrusu, kemiği kıran-bağlayan) * Osmanlı, Osmanlılara ait
otomasyon :
gre., lat. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + matos
(düşünce, istek, irade) (gre.) + tio (isim yapım eki) (lat.) * insan
müdahalesini en aza indirerek üretim, süreç ve işlerin makineler, bilgisayarlar
veya yazılımlar aracılığıyla otomatik olarak gerçekleştirilmesi (insan
müdahalesini en aza indirerek üretim, süreç ve işlerin makineler, bilgisayarlar
veya yazılımlar aracılığıyla otomatik olarak gerçekleştirilmesi amacıyla)
otomat :
gre. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + matos (düşünce,
istek, irade) * nakit veya kartla ödeme yapıldıktan sonra yiyecek, içecek,
sigara, bilet gibi ürünleri otomatik olarak sunan makine; elektrikte aşırı
akımı algılayan güvenlik elemanı
otomatik :
gre. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + matos (düşünce,
istek, irade) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * kendi kendine işleyen, kendi
kendini yöneten veya mekanik yollarla hareket ettirilen; (insan davranışı veya
devinimi için) istençdışı olarak
otomatikman :
gre. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + matos (düşünce,
istek, irade) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) + man (ile ilgili, -a ait,
olarak) * otomatik olarak
otomatisite :
gre., lat. * autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + matos (düşünce, istek,
irade) (gre.) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * kalp hücrelerinin
dışarıdan bir uyarı olmaksızın kendi kendilerine elektriksel uyarı (aksiyon
potansiyeli) üretebilme ve ritmik olarak kasılabilme yeteneği (anormal artışı
taşikardi gibi ritim bozukluklarına (aritmi) neden olabilir.)
otomatizasyon :
gre., lat. * autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + matos (düşünce, istek,
irade) (gre.) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım ve
durum eki) (lat.) * bir işin veya sürecin insan gücüne gerek kalmadan, mekanik
ya da elektronik sistemler ve cihazlar yardımıyla kendi kendine yürütülmesi
otomatizm :
gre. * autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + matos (düşünce, istek, irade) +
ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * dış etkiden bağımsız
olarak, bilinçli kontrol olmadan kendi kendine gerçekleşen hareket veya işlev
otomobil :
gre., lat. * autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) (gre.) + mobilis (hareket
edebilen, taşınabilir) (movere (hareket ettirmek, harekete geçirmek) + ibilis
(olabilir, yapılabilir, mümkün eki) ) (lat.) * sürücüsü dahil genellikle en
fazla 9 oturma yeri olan, insan taşımak amacıyla üretilmiş, motor gücüyle kendi
kendine hareket edebilen, genellikle 4 tekerlekli olup, binek taşıt sınıfına
giren tekerlekli kara taşıtı
otomorf :
gre. * autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + morphe, morphos (şekil, biçim,
form, kalıp) * kendi şekline sahip olan veya kendi formunu koruyan, genellikle
kendi kendine biçimlenen veya biçimini sürdüren (yapı)
otomorfik :
gre. * autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + morphe, morphos (şekil, biçim,
form, kalıp) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * karesi alındığında elde edilen
sonucun son basamaklarının, sayının kendisiyle aynı olduğu özel sayı (kriptografi
(şifreleme) tekniklerinde karmaşıklığı artırmak için kullanılırlar.)
otomorfizm :
gre. * autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + morphe, morphos (şekil, biçim,
form, kalıp) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * bir
matematiksel nesnenin (örneğin bir grup, halka veya vektör uzayı) kendisi
üzerine tanımlanmış bir izomorfizmi; bir nesneyi kendi üzerine eşleyen ve bu
süreçte nesnenin tüm yapısal özelliklerini (operasyonlarını, ilişkilerini vb.)
koruyan bir "bakış açısı değişimi" veya "içsel simetri
otomotiv :
gre. * autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + movere (hareket etmek,
devinmek, kımıldamak, kıpırdamak), motus (hareket, kımıldama, kıpırdama,
devinim) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * motorlu kara
taşıtlarının (otomobil, kamyon, otobüs, traktör vb.) tasarımı, üretimi,
geliştirilmesi ve pazarlanmasıyla uğraşan sanayi kolu
otomutilasyon :
gre. * autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + mutilare (sakatlamak, uzvu
kesmek) (mutilus (eksik, sakat, noksan) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim
yapım ve durum eki) * bireyin intihar amacı taşımadan, vücuduna kasıtlı ve
doğrudan zarar vermesi (kesme, yakma, vurma vb.) davranışı, kendine zarar verme
otonom :
gre. * autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + nomos (yasa, kural, kanun,
düzen, ilke, prensip, düzen, düzenleme, ayarlama; namus) * dışarıdan bir insan
müdahalesine gerek duymadan, sensörler ve yapay zeka kullanarak kendi kendine
karar verebilen, yön bulabilen ve işlem yapabilen (sistem, mekanizma)
otonomi :
gre. * autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + nemoein, nemein (ayarlamak,
düzenlemek, dağıtmak, paylaştırmak, yönetmek), nomia (yönetim, idare,
düzenleme, yasama, ayarlama, düzenleme, sıralama, dizme) (nomos (kural, kanun,
yasa, düzenleme, ayarlama) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir
sistemin, aracın veya mekanizmanın dışarıdan bir insan müdahalesine gerek
duymadan, sensörler ve yapay zeka kullanarak kendi kendine karar verme, yön
bulma ve işlem yapabilme yeteneği
otopark :
gre. * autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) (gre.) + parricus, parcus
(çevrili alan, korunaklı saha; tutumlu, idareli, ölçülü) (lat.) * motorlu
taşıtların belirli bir süre için bırakılabileceği, park edilebileceği açık veya
kapalı alan
otophysi :
gre. * ous, otis, otos (kulak) + physis (öne getirme, üretme, doğurma,
oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme) * tatlı su
balıklarının büyük bir kısmını kapsayan ve aralarında sazan, yayın balığı,
piranha ve elektrikli yılan balıklarının da bulunduğu, iç kulakları ile yüzme
keseleri arasında ses titreşimlerini ileten özel kemik zincirine (Weber organı)
sahip kemikli balık üst takımı
otoplasti :
gre. * ous, otis, otos (kulak) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek,
oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme,
biçimlendirme, kalıplama) (plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş,
biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
kulakların şeklini, boyutunu veya baş ile olan açısını (pozisyonunu) estetik
amaçla değiştiren cerrahi bir işlem
otopsi :
gre. * autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + opsis (görme, bakma) * kişinin
kendisi üzerinde yapılan inceleme; kesin ölüm nedenini, zamanını ve
mekanizmasını belirlemek amacıyla, patolog veya adli tıp uzmanları tarafından
ceset üzerinde yapılan ayrıntılı organik, tıbbi inceleme
otoraji :
gre. * ous, otis, otos (kulak) + rhegnynai, rhegnynein, rhein (akmak, dökülmek,
yağmak, yırtılmak, patlamak, kanamak), rhage (akma, akış, yağma, yağış,
dökülme, yırtılma, patlama, kanama) + eia (isim yapım ve durum eki) * dış kulak
yolu tahrişi, kulak zarı yırtılması, ciddi enfeksiyonlar veya kafa travmaları
gibi nedenlerden dolayı kulak kanalından veya içinden kan akması durumu
otoray :
gre. * autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) (gre.) + regula (düz çizgi, doğru
çizgi, doğru, çubuk, cetvel, doğrultu; kural, ilke, yasa, düzen, ölçü) (lat.);
reille, rail (tahta çubuk, cetvel) (fra.) * ray üzerinde işleyen bir tür taşıt;
bir taşıtın kendi kendine hareket ettiği veya kontrol edildiği hat, genellikle
otomatik sistemlerde kullanılan yönlendirilmiş yol veya ray sistemi
otore :
gre. * ous, otis, otos (kulak) + rhegnynai, rhegnynein, rhein (akmak, dökülmek,
yağmak), rhage (akma, akış, yağma, yağış, dökülme) * kulaktan irinli, kanlı
veya berrak sıvı gelmesi (kulak akıntısı) durumu
otorefraktojenik : gre.,
lat. * autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) (gre.) + re (yeniden, tekrar;
geri) + fractus (bölünmüş, parçalanmış) (frangere (kırmak, parçalamak,
patlatmak, yarmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.) + gennaein
(doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran,
ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan)
(genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy,
nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + es (ile ilgili, -a
ait) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) * gözün kırılma (refraksiyon)
kusurlarını ve derecesini otomatik cihazlarla ölçen (sistem veya mekanizma)
otorefraktometre : gre.,
lat. * autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) (gre.) + re (yeniden, tekrar;
geri) + fractus (bölünmüş, parçalanmış) (frangere (kırmak, parçalamak,
patlatmak, yarmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.) + metron
(ölçü) (gre.) * göz muayenelerinde gözün kırma kusurlarını (miyop, hipermetrop
ve astigmat) otomatik olarak ölçmek için kullanılan ve göze zarar vermeyen
kızılötesi ışık gönderen bir cihaz
otoregülasyon : gre.,
lat. * autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) (gre.) + regulare (düzenlemek,
kurala uygun hale getirmek) (regula (düz çizgi, doğru çizgi, doğru, çubuk,
cetvel, doğrultu; kural, ilke, yasa, düzen, ölçü) (regere (doğrultmak,
yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek, gütmek, hükmetmek) + ula (isim yapım
ve külçültme eki) ) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.) * bir
organizmanın veya sistemin, dış ortamdaki değişikliklere rağmen kendi iç
dengesini (homeostazi) korumak için kendi kendini otomatik olarak düzenleme
yeteneği
otorinolaringoloji :
gre. * ous, otis, otos (kulak) + rhis, rhinos (burun, gaga, hortum) + larynx
(gırtlak) + legein, lego (söylemek, konuşmak), logia (bilim, bilme; söz,
anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) * kulak, burun, gırtlak, baş ve boyun bölgesindeki
yapıların hastalıklarının teşhis ve tedavisiyle ilgilenen tıbbi uzmanlık dalı,
Kulak Burun Boğaz (KBB)
otorite :
lat. * auctoritas (ağalık, şeflik, nüfuz, yetki, güç) (augere (artırmak,
çoğaltmak, büyütmek, yüceltmek, geliştirmek), auctus (artırılmış, büyütülmüş,
yüceltilmiş) + or (-cı, yapan, eden eki) + itas (isim yapım ve durum eki) ) *
bir kişi veya kurumun karar alma, yönetme ve yönlendirme yetkisine sahip olma
durumu veya bu yetkiyi kullanan kimse veya kurum
otoriter :
lat. * auctoritas (ağalık, şeflik, nüfuz, yetki, güç) (augere (artırmak,
çoğaltmak, büyütmek, yüceltmek, geliştirmek), auctus (artırılmış, büyütülmüş,
yüceltilmiş) + or (-cı, yapan, eden eki) + itas (isim yapım ve durum eki) ) +
aris (ile ilgili, -a ait) * baskı ve zor kullanma yoluyla itaat bekleyen,
kuralları tavizsiz uygulayan, buyurgan, aşırı disiplinli ve sert yönetim veya
kişilik tarzı
otosist :
gre. * ous, otis, otos (kulak) + kysthos (kese; mesane, sidik torbası) * iç
kulakta, denge ve işitme işlevinde rol oynayan sıvı dolu küçük kese veya
kesecik, işitme kesesi; vestibüler sistemde bulunan yapıların genel ismi
otoskleroz :
gre. * ous, otis, otos (kulak) + skleros (katı, sert) + osis (isim yapım,
durum, sorun, hastalık eki) * orta kulaktaki üzengi kemiğinin anormal
kemikleşme sonucu hareketinin kısıtlanmasıyla oluşan, özellikle genç/orta yaş
kadınlarda sık görülen bir işitme kaybı hastalığı
otoskop :
gre. * ous, otis, otos (kulak) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek,
gözlemlemek, araştırmak), skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç,
niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) * kulak burun boğaz (KBB) hekimlerinin
kulak kanalını ve kulak zarını (timpanik membran) ışıklandırıp büyüterek
incelemelerini sağlayan, ucu konik (spekulum) taşınabilir tıbbi görüntüleme
cihazı
otoskopik :
gre. * ous, otis, otos (kulak) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek,
gözlemlemek, araştırmak), skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç,
niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) *
otoskop ile inceleme süreci ile ilgili
otostop :
gre., alm. * autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) (gre.) + stoppen (durmak,
durdurmak) (alm.) * başka bir kişinin aracına bedava binerek yapılan yolculuk,
genellikle kısa veya uzun mesafe taşıma amacıyla yol kenarında işaret vererek
durdurma yöntemi
ototoksisite :
gre., lat. * ous, otis, otos (kulak) + toxikos (zehirli) (gre.) + itas (isim
yapım ve durum eki) (lat.) * belirli ilaçlar veya kimyasal maddelerin
(antibiyotikler, kanser ilaçları ve bazı ağrı kesiciler) iç kulağa zarar
vererek işitme kaybı, kulak çınlaması (tinnitus) veya denge bozukluklarına yol
açan "kulak zehirlenmesi" durumu
ototrof :
gre. * autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + trephein (beslemek, gıdalamak,
büyütmek, geliştirmek), trophe (besin, beslenme, gıda) * kendi besinini
üretebilen organizma, dışarıdan organik maddeye ihtiyaç duymadan fotosentez
veya kemosentez yoluyla besin üretebilen (canlı); karbondioksit gibi
maddelerden karbon kullanarak, ışıktan (fotosentez) veya inorganik kimyasal
reaksiyonlardan (kemosentez) gelen enerjiyi kullanarak karmaşık organik
bileşikler (karbonhidratlar, yağlar ve proteinler) üreten organizma, özbeslenen
ototrofi : gre.
* autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + trophos (besin, gıda; beslenme) +
eia (isim yapım ve durum eki) * organizmanın kendi besinini üretebilme
yeteneği, dış kaynaklara bağımlı olmadan kendi enerji ve organik maddelerini
sentezleme durumu, özbeslenme
otoyol :
gre. * autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) (gre.) + yol (uzun ve şerit
halindeki yürüyüş veya ulaşım hattı) (tür.) * hızlı, kesintisiz ve güvenli
trafik akışı sağlamak amacıyla tasarlanmış, genellikle çok şeritli, bölünmüş ve
kontrollü erişim sağlanan karayolu türü, otoban
otozom :
gre. * autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + soma (vücut, beden, gövde,
cisim) * insanlarda cinsiyet belirlemesi dışındaki tüm vücut özelliklerini (saç
rengi, göz rengi, metabolizma vb.) belirleyen genleri taşıyan, cinsiyet
kromozomları (gonozom) dışındaki çiftler halindeki kromozomlardan her biri
otozomal :
gre. * autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + soma (vücut, beden, gövde,
cisim) + alis (ile ilgili, -a ait) * cinsiyet kromozomları dışında kalan kromozomlarla
ilgili veya bu kromozomlara ait özellikleri taşıyan
otör :
lat. * auctor (yaratan, başlatan, yetkili kişi) (augere (artırmak, çoğaltmak,
büyütmek, yüceltmek, geliştirmek) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) (lat.); auteur
(fra.) * bir eseri, çalışmayı veya fikri ortaya koyan, yaratan kişi; yazılı
veya sözlü olarak bir şey üreten kimse
otriş :
gre., fra. * strouthion (devekuşu) (gre.); struthio (lat.); autruche (fra.) *
devekuşu tüyüyle yapılan süs, tüy, başlık veya elbise süsü, eskiden tiyatro,
opera veya balo kostümlerinde görülen gösterişli tüy süsleri
ottawa :
alg. * adawe (ticaret yapmak) * Kanada'nın başkenti
oturak :
tür. * otur (konmak, yerleşmek) + ak (isim yapım ve araç eki) * üzerine
oturulan yer, sandalye, tabure veya oturmak için yapılan sabit veya taşınabilir
alan; ayrıca bir şeyin sabit durduğu yer
oturaklı :
tür. * otur (konmak, yerleşmek) + ak (isim yapım ve araç eki) + lı (ile,
birlikte, sahibi) * ağırbaşlı, vakarlı, temkinli, olgun ve saygı uyandıran
(kişi veya davranış)
oturum : tür.
* otur (konmak, yerleşmek) + um (isim yapım eki) * bir meclisin, kurulun veya
bilimsel toplantının belirli bir konuyu görüşmek için yaptığı birleşim, celse,
seans veya duruşma (mahkeme) gibi süreli faaliyetlerin her biri; belli bir amaç
için yapılan toplantı, görüşme veya bir meclisin, komitenin çalışma dönemi;
sesyon, seans
otuz bir çekmek :
tür., ara. * el (kolun, bilekten parmak uçlarına kadar olan, dokunmaya, tutmaya
ve kavramaya yarayan kısmı) + çekmek (kendisine doğru itmek, ilerletmek;
germek) * cinsel yönden kendini tatmin etmek, madturbasyon yapmak (Arapça'daki
1. harf olan Elif ve 30. harf olan Lam harflerinden)
ouagadougou :
moo. * oua (yerleşim yeri, köy) + gadougu (ev, merkez; tanrıların evi veya
yerel bir ifade) * tanrıların evi olan yerleşim, halkın merkezi; Burkina
Faso'nun başkenti
ourea :
gre. * ourea (dağlar) * Yunan mitolojisinde Gaia’dan (Toprak Ana) doğmuş kabul
edilen dağ tanrıları veya dağların kişileştirilmiş ilahları (her dağ için bir
Ourea bulunur.)
ouros boros :
gre * ouros (kuyruk) + boros (yiyen) * sonsuzluk, döngü ve sürekli yenilenmeyi
simgeleyen, kendi kuyruğunu yiyen yılan veya ejderha sembolünün ismi
outlet :
ing. * out (dışarı, dışarısı, dışarıda, dışarıya) + let (küçültme eki) * çıkış
noktası; bir ürünün doğrudan üreticiden veya depodan satıldığı, genellikle
indirimli fiyatlı satış mağazası veya çıkış noktası
outpatient :
ing. * out (dışarı, dışarısı, dışarıda, dışarıya) + patient (hasta) * hastaneye
yatmadan tedavi gören, yalnızca muayene veya kısa süreli tıbbi hizmet alan
hasta; yataklı tedavi gerektirmeyen hasta, yatarak tedavi olmayan hasta
output :
ing. * out (dışarı, dışarısı, dışarıda, dışarıya) + put (koymak, yerleştirmek)
* bir sistemden veya süreçten çıkan ürün, veri, enerji veya sonuç; bilgisayar,
makine veya üretim sürecinde elde edilen çıktı, çıktı
ova :
tür. * ova (açık yer, yazı, düzlük, düz ve geniş arazi) * şenlenmiş alan,
bayındır yer, tarım yapılabilir düz alan; çevresine göre daha alçakta yer alan,
akarsuların taşıdığı alüvyonların birikmesiyle oluşan, eğimi az, düz veya hafif
engebeli geniş arazi parçası (ovation, Ovation (sevinç, tezahürat, şenlendirme)
(ing., fra, alm.) )
ovacık :
tür. * ova (açık yer, yazı, düzlük, düz ve geniş arazi) + cık (küçültme ve
sevimlilik eki) * Karabük’ün bir ilçesi; Tunceli’nin bir ilçesi
ovadya :
gre., ibr., ara. * obadiah (obdios, abad, abede (kulluk etmek, kölesi olmak,
hizmet etmek) + Yahweh (Yehova, Tanrı) * Tanrının hizmetkarı (abdi (abd (kul,
hizmetkar) + il, el (Allah) ), abdih (abd (kul, hizmetkar) + i (tamlama eki) +
h, hu, huve (O), obedientia, obedience, obéissance (itaat, boyun eğme) (lat.,
ing., fra.) )
oval :
lat. * ovalis (yumurta gibi) (ovulum (yumurtacık) (ovum (yumurta) + ulum
(küçültme eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * yumurtaya benzer
şekilli, söbe (ovarium, ovary, ovaire (yumurtalık) (lat., ing., fra.) )
ovalamak :
tür. * ov (bastırarak sürtmek) + ala (ek) + mak (fiil mastar eki) * eli bir
yüzeyde hafif bastırarak gezdirmek, eli bir şeye sürtmek, elleri birbirine
sürtmek
ovalbumin :
lat. * ovalis (yumurta gibi) (ovulum (yumurtacık) (ovum (yumurta) + ulum
(küçültme eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + alphos (beyaz,
beyazımsı) (gre.); albus (beyaz, ak) + mine (kimyasal madde eki) (lat.) *
yumurta beyazının %54-60’ını oluşturan, yüksek besin değerine sahip ve jel
oluşturma, köpürme ile emülsiyon stabilitesi gibi fonksiyonel özellikleri
sayesinde gıda endüstrisi ile immünoloji ve biyoteknolojik uygulamalarda
değerlendirilen bir protein
ovarial :
gre., lat. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) (gre.); ovum (yumurta) + aris
(ile ilgili, -a ait) + ium (yer eki) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) *
yumurtalıklarla ilgili veya yumurtalık yapısına ait olan, ovarium ile ilgili
ovarium :
gre., lat. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) (gre.); ovum (yumurta) + aris
(ile ilgili, -a ait) + ium (yer eki) (lat.) * kadın üreme sisteminde rahmin her
iki yanında bulunan, dişi üreme hücrelerini (yumurta) üreten ve
östrojen/progesteron gibi hormonları salgılayan çift taraflı iç genital organ,
yumurtalık
ovaryal :
gre., lat. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) (gre.); ovum (yumurta) + aris
(ile ilgili, -a ait) + ium (yer eki) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) *
yumurtalıklarla ilgili veya yumurtalık yapısına ait olan, ovarium ile ilgili
ovaryen :
gre., lat. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) (gre.); ovum (yumurta) + aris
(ile ilgili, -a ait) + ianus (-cı, yapan, eden eki) (lat.) * kadın üreme
sisteminde rahmin her iki yanında bulunan, yumurta üretimi ve kadınsal
hormonların (östrojen, progesteron) salgılanmasından sorumlu iki organdan
birine (yumurtalık) veya bu organla ilgili, yumurtalığa ait, yumurtalıkla
ilgili
ovaryum :
gre., lat. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) (gre.); ovum (yumurta) + aris
(ile ilgili, -a ait) + ium (yer eki) (lat.) * kadın üreme sisteminde rahmin her
iki yanında bulunan, dişi üreme hücrelerini (yumurta) üreten ve
östrojen/progesteron gibi hormonları salgılayan çift taraflı iç genital organ,
yumurtalık
over :
ing. * over (üst, yukarı, üzerinde, üstünde, öteye; fazla, aşırı) * üst,
yukarı, üzerinde, üstünde, öteye; fazla, aşırı; bitim, son
overaktivite :
ing., lat. * over (üst, yukarı, üzerinde, üstünde, öteye; fazla, aşırı) (ing.)
+ activitas (eylem, faaliyet) (activus (agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde
bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek) +
ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + itas (isim yapım ve durum eki) )
(lat.) * normalin üzerinde veya gereğinden fazla düzeyde hareket etme veya
yetkinlik gösterme durumu, aşırı faaliyet
overdoz :
ing., gre. * over (üst, yukarı, üzerinde, üstünde, öteye; fazla, aşırı) (ing.)
+ dosis (hediye, bağış; verilen miktar, doz) (gre.) * bir ilacın veya maddenin
güvenli veya önerilen miktarının üzerinde alınması durumu, aşırı doz
overestimate :
ing., lat. * over (üst, yukarı, üzerinde, üstünde, öteye; fazla, aşırı) +
aestimatus (değer biçilmiş) (aestimare (değer biçmek, değerlendirmek) + tus
(geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat ) * bir şeyin değerini, miktarını veya
önemini gerçekte olduğundan daha yüksek değerlendirme, gereğinden fazla değer
biçme
overhand :
ing. * over (üst, yukarı, üzerinde, üstünde, öteye; fazla, aşırı) + hand (el) *
elin yukarıdan aşağıya doğru hareket ettiği veya nesnenin yukarıdan kavranarak
yönlendirildiği kullanım biçimi veya atış tarzı
overhead :
ing. * over (üst, yukarı, üzerinde, üstünde, öteye; fazla, aşırı) + head (kafa,
baş, tepe, uç) * başın üstünde bulunan, yukarıda yer alan; işletmelerde dolaylı
genel giderleri ifade eden terim
overlap :
ing. * over (üst, yukarı, üzerinde, üstünde, öteye; fazla, aşırı) + lap
(örtmek, sarmak, katlamak; kucak) * kucak üstü; bir şeyin kısmen başka bir
şeyin üzerine gelmesi veya iki unsurun belirli bir bölümde çakışması
overlok :
ing. * over (üst, yukarı, üzerinde, üstünde, öteye; fazla, aşırı) + lock
(kilit; kilitlemek, kenetlemek, ilmeklemek) * kumaş kenarlarını sökülmeye karşı
korumak ve düzgün görünüm sağlamak amacıyla yapılan dikiş türü
overtime :
ing. * over (üst, yukarı, üzerinde, üstünde, öteye; fazla, aşırı) + time
(zaman, vakit, süre) * normal çalışma (mesai) süresinin dışında yapılan ek
çalışma; spor müsabakalarında eşitlik durumunda oynanan uzatma süresi
overtraining :
ing. * over (üst, yukarı, üzerinde, üstünde, öteye; fazla, aşırı) + training
(antrenman yapma, çalışma) * toparlanma süresi yetersiz kalacak şekilde yapılan
aşırı antrenman sonucu performans düşüşü, kronik yorgunluk, hormonal ve
nöromüsküler dengesizliklerle seyreden sporcu sendromu
overweight :
ing. * over (üst, yukarı, üzerinde, üstünde, öteye; fazla, aşırı) + weight
(ağırlık) * bir kişinin veya nesnenin normal veya sağlıklı kabul edilen
ağırlığın üzerinde olması durumu
ovidukt :
gre., lat. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) (gre.); ovum (yumurta) + ductus
(yönlendirilmiş, çekilmiş, sürülmüş, yol gösterilmiş, götürülmüş) (ducere
(yönlendirmek, liderlik etmek, çekmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak,
kapmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapı eki) ) (lat.) * dişi hayvanlarda
yumurtaların yumurtalıktan (ovaryum) rahme veya dışarı geçmesini sağlayan
yumurta kanalı
ovipar :
gre., lat. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) (gre.); ovum (yumurta) + parere
(ortaya çıkarmak, doğurmak, üretmek, yaratmak, oluşturmak, meydana getirmek,
ürermek, öne getirmek, başarmak; görünmek, belirmek, ortaya çıkmak), parus
(ortaya çıkaran, doğuran, üreten, yaratan, oluşturan, meydana getiren) (lat.) *
yumurta bırakarak çoğalan, yavrularını yumurta halinde dünyaya getiren
ovipozitor :
gre., lat. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) (gre.); ovum (yumurta) +
positum (yerleştirme, yatırma, koyma, konumlama) (ponere (koymak, yatırmak,
yerleştirmek, konumlamak) + situm (geçmiş zaman eki) ) + or (-cı, yapan, eden
eki) (lat.) * dişi böcekler ve bazı diğer hayvanlarda karın bölgesinin ucunda
yer alan, yumurtaları güvenli bir şekilde uygun bir yere veya bir yüzeyin içine
bırakmayı sağlayan tüp, iğne veya mızrak şeklindeki özel yumurtlama borusu
ovmaç :
tür. * ov (bastırarak sürtmek) + maç (isim yapım ve araç eki) * özellikle
Rumeli ve Anadolu mutfağında un, su ve yağ ile hazırlanan, hamurun elle
ovalanarak kırpık hale getirilmesiyle yapılan, soğan, peynir/çökelek ile
kavrularak veya çorba şeklinde tüketilen yöresel bir çorba veya kavurma yemeği
ovmak :
tür. * ov (bastırarak sürtmek) + mak (fiil mastar eki) * bir yüzeyin üzerine
eli bastırıp sürtmek, eli yüzeyde gezdirmek
ovoblast :
gre., lat. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) (gre.); ovum (yumurta) (lat.) +
blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre,
embriyonik hücre) (gre.) * yumurta hücresinin oluşum sürecinde yer alan erken
gelişim evresindeki hücre veya öncül hücre tipi
ovogon :
gre., lat. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) (gre.); ovum (yumurta) (lat.) +
genos, gonos (üreme, üreme hücresi; soy, nesil, doğum, üreme) (gre.) * yumurta
hücresi oluşturan veya üremeye katılan öncü hücre; özellikle mantar ve su
yosunu gibi ilkel bitkilerde bulunan dişi cinsiyet hücresi veya bu hücreyi
barındıran yapı
ovoid :
gre., lat. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) (gre.); ovum (yumurta) (lat.) +
oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) * yumurta biçimli
veya üç boyutlu oval şekilli
ovolit :
gre., lat. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) (gre.); ovum (yumurta) (lat.) +
lithos (taş, kaya) * 0.25 - 2 mm çapında, eşmerkezli katmanlara sahip küresel
taneciklerden (ovoit) oluşan tortul bir kaya
ovomukoid :
gre., lat. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) (gre.); ovum (yumurta) (lat.) +
mucus (sümük, salgı) (lat.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli,
biçimli) (gre.) * yumurta veya mukus yapısına benzeyen; yumurta akında bulunan,
yüksek ısıya ve sindirim enzimlerine karşı oldukça dirençli, baskın bir yumurta
alerjeni proteini
ovosit :
gre., lat. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) (gre.); ovum (yumurta) (lat.) +
kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) (gre.) * döllenme öncesi
olgunlaşmamış veya gelişmekte olan yumurta hücresi, dişi üreme hücresinin erken
evresi; dişi üreme sisteminde yumurtalıklarda (ovaryum) bulunan ve olgunlaşarak
yumurta hücresine (ovum) dönüşen olgunlaşmamış dişi germ hücresi
ovotransferrin :
gre., lat. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) (gre.); ovum (yumurta) +
transfer (aktarma, ileti) (trans (geçiş, geçme, ötesi, karşıdan karşıya, öteye)
+ ferre (getirmek, taşımak, götürmek, yüklenmek) ) + ine (kimyasal madde eki)
(lat.) * yumurta akının yaklaşık %13'ünü oluşturan, demir bağlama kapasitesine
sahip, güçlü antibakteriyel, antioksidan ve antiviral özellikler gösteren,
mikroorganizmalar için gerekli demiri kilitleyerek bakteriyostatik etki
sağlayan ve bağışıklık sistemini destekleyen ısıya dayanıklı bir glikoprotein
ovovivipar :
gre., lat. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) (gre.); ovum (yumurta) + vivus
(yaşayan) + parere (ortaya çıkarmak, doğurmak, üretmek, yaratmak, oluşturmak,
meydana getirmek, ürermek, öne getirmek, başarmak; görünmek, belirmek, ortaya
çıkmak), parus (ortaya çıkaran, doğuran, üreten, yaratan, oluşturan, meydana
getiren) (lat.) * embriyonun anne vücudu içinde, yumurta sarısından beslenerek
ve bir yumurta kabuğu içinde geliştiği, ancak yumurtadan çıkışın anne karnında
gerçekleştiği bir üreme şekli; yumurtalarını vücut içinde tutarak, embriyoların
yumurta içinde gelişmesini sağlayan ve doğrudan canlı yavru doğuran hayvan türü
ovule :
gre., lat. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) (gre.); ovulatus (ovül taşıyan,
ovüllü, yumurtacık içeren) (ovulare (yumurtlamak, yumurta bırakmak) (ovum
(yumurta) + ulus (küçültme eki) + are (fiil mastar eki) ) + atus (geçmiş zaman
ve sıfat yapım eki) ) (lat.) * ovül taşıyan, ovüllü, yumurtacık içeren
ovum :
gre., lat. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) (gre.); ovum (yumurta) (lat.) *
dişilerde yumurtalıklar tarafından üretilen, genellikle adet döngüsünün
ortasında serbest bırakılan, spermin döllemesiyle zigot oluşturarak embriyo
gelişimini başlatan, döllenmezse parçalanarak vücut tarafından emilen,
döllenmeye hazır olgun dişi üreme hücresi, gamet
ovunmak :
tür. * ov (yüceltmek, methetmek) + un (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar
eki) * (bir kişi) sahip olduğu özellikler, başarılar veya kendine pay çıkardığı
durumlarla gurur duymak, bunu başkalarına abartılı veya kendini yüceltecek
şekilde anlatmak, iftihar etmek, böbürlenmek, kibirlenmek, ululanmak
ovuşturmak :
tür. * ov (bastırarak sürtmek) + uş (işteş fiil eki) + tur (ettirgen fiil eki)
+ mak (fiil mastar eki) * bir şeyi bastırarak başka bir yüzey üzerinde
(genellikle el ile) sürtmek, çitilemek veya delk etmek (hafifçe sürtmek)
ovül :
gre., lat. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) (gre.); ovulum (yumurtacık)
(ovum (yumurta) + ulum (küçültme eki) ) (lat.) * küçük yumurta, yumurtacık
ovülasyon :
gre., lat. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) (gre.); ovulare (yumurtlamak)
(ovulum (yumurtacık) (ovum (yumurta) + ulum (küçültme eki) ) + are (fiil mastar
eki) ) + tio (isim eki) (lat.) * adet döngüsünün ortasında olgunlaşan
yumurtanın yumurtalıktan salınarak fallop tüplerine geçmesi ve spermle
döllenmeye hazır hale gelmesi süreci, yumurtlama (genellikle 28 günlük bir
döngüde 14. güne denk gelir ve hamile kalma şansının en yüksek olduğu doğurganlık
dönemini ifade eder.)
ovüler :
lat. * plus, pluris (daha çok, birçok) + oion (yumurta, dişi üreme hücresi)
(gre.); ovulum (yumurtacık) (ovum (yumurta) + ulum (küçültme eki) ) + aris (ile
ilgili, -a ait) (lat.) * yumurtacıkla veya bitkilerde tohum taslağı ile
ilişkili olan
oxalidaceae :
gre. * oxalis (ekşi, ekşi bitki; kuzukulağı) (oxys (keskin, sivri, ekşi,
asidik, oksijenli) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) ) + aceae (-giller, bitki
familyası eki) (lat.) * yapılarında oksalik asit barındıran ve çoğunlukla yonca
benzeri üç yapraklı görünüm ile uyku hareketi (gece kapanma) gösteren
yapraklarıyla bilinen, ekşi yapraklara sahip otsu bitkileri ve çalıları içeren
bir çiçekli bitki familyası, ekşiyoncagiller
oxalidales :
gre. * oxalis (ekşi, ekşi bitki; kuzukulağı) (oxys (keskin, sivri, ekşi,
asidik, oksijenli) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) ) + ales
(taksonomik çoğul eki) (lat.) * iki çenekli çiçekli bitkiler sınıfında yer
alan, genellikle parçalı yapraklara ve beşli taç yaprak dizilimine sahip,
bünyesinde otsu bitkilerden tropikal ağaçlara ve ekşi yonca familyasına kadar
yaklaşık 1800'den fazla tür barındıran bir botanik takımı
oxalis :
gre. * oxalis (ekşi, ekşi bitki; kuzukulağı) (oxys (keskin, sivri, ekşi,
asidik, oksijenli) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) ) * Oxalidaceae
(ekşiyoncagiller, kuzukulağıgiller) familyasına ait olan, 550'den fazla türü
bulunan, kalp şeklinde, üçlü bazen dörtlü, mor veya yeşil renkli ve ekşi
yaprakçıklara sahip olan, ışığa duyarlı olarak gece yapraklarını kapatıp sabah
açan (uyku hareketi) yonca benzeri bitki cinsi, süs yoncası veya uyku çiçeği
oxybasis :
gre., lat. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + bainein (gitmek,
yürümek, ilerlemek, adım atmak; inmek), basis (adım, basamak, temel, esas, baz,
kaide, gidiş, yürüyüş, ilerleyiş, adım atış; iniş, alt, aşağı, düşük) *
ıspanakgiller (Amaranthaceae) familyasına ait, Kuzey Amerika ve Avrasya’ya özgü
olan, önceden Chenopodium (kazayağı) cinsi içinde sınıflandırılan, aromatik
olmayan, genellikle tuzlu bataklıklar, nemli bölgeler ve atık alanlarda yetişen
tek yıllık otsu bitkilerin oluşturduğu bitki cinsi
oxycoccus :
gre., lat. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + kokkos (tane,
çekirdek, meyve) * fundagiller (Ericaceae) familyasından, Kuzey Yarımküre'nin
serin ve bataklık bölgelerinde yetişen, parlak kırmızı renkli, keskin ve asidik
tada sahip meyveleri (turna yemişi/cranberry) olan, yüksek antioksidan içeren,
idrar yolu enfeksiyonlarını önlemede kullanılan herdem yeşil bir çalı alt cinsi
oxygonum :
gre. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + genos, gonos (üreme,
üreme hücresi; soy, nesil, doğum, üreme) * Polygonaceae familyasına ait, açılı
yapraklı bitki cinsi
oxypetalum :
gre. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + petalon (yaprak, taç
yaprak) * Apocynaceae familyasına ait, sivri taç yapraklı çiçeklere sahip bitki
cinsi
oxyuridae :
gre., lat. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + oura (kuyruk)
(gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * yuvarlak solucanlar
şubesine ait kıl kurdu familyası, nematod familyası
oy :
tür. * oy (sesli tepki, beğeni, onay, tercih, seçim ifadesi) * bir kişinin veya
topluluğun görüşünü, tercihini veya beğenisini ifade etmek için kullanılan
sesli veya yazılı ifade
oya :
gre. * uyia (kumaş kenarı işlemesi, çevre, kenarlık) * geleneksel Türk el
sanatlarında tığ, iğne, mekik veya şiş kullanılarak ipliklerle yapılan ince,
zarif ve genellikle üç boyutlu dantel süsleme; kadın ismi
oyalamak :
tür. * öd (vakit, zaman) + a (bağlaç) + mak (fiil mastar eki) * vakit
geçirtmek, zaman kazanmak için bekletmek
oybirliği :
tür. * oy (sesli tepki, beğeni, onay, tercih, seçim ifadesi) + birlik
(beraberlik, bir arada olma, tek bir bütün olma) + i (iyelik eki) * bir konuda
bir gruptaki kişilerin hepsinin aynı yönde tercih göstermeleri durumu, herkesin
aynı yönde oy kullanması
oylamak :
tür. * oy (sesli tepki, beğeni, onay, tercih, seçim ifadesi) + la (etken fiil
eki) + mak (fiil mastar eki) * bir konuyu karara bağlamak için oylara başvurmak,
oya sunmak veya oylama yapmak
oyluk :
tür. * udluk (bacağın kalın kısmı, kıç) * kalça, uyluk veya vücudun bacak ile
gövde arasında kalan yan kısımları
oylum :
tür. * oy (bir şeyin içini oyup çukurlaştırmak, yontmak, delmek, boşluk
oluşturmak) + lum (isim yapım eki) * oyulmuş, oyuk, boşaltılmış, boşluk, hacim
(volume, Volumen (hacim) (ing., alm.)
oymak :
moğ. * aymag (aşiretten küçük, klan, kabile) (ay (sınıf, tür, cins, çeşit) +
mag (isim yapım eki) ) * aşiret, kabile, boy veya topluluk, göçebe yaşam süren,
aynı soydan gelen aile topluluğu
oymak :
tür. * oy (bir şeyin içini oyup çukurlaştırmak, yontmak, delmek, boşluk
oluşturmak) + mak (fiil mastar eki) * bir şeyi keserek, kazarak, içini
çıkararak şekil vermek, çukurlaştırmak, yontmak, delmek, boşluk oluşturmak
oymakbaşı :
moğ., tür. * aymag (aşiretten küçük, klan, kabile) (ay (sınıf, tür, cins,
çeşit) + mag (isim yapım eki) ) (moğ.) + baş (kafa, tepe, uç) + ı (iyelik eki)
* oymakların (boy, aşiret) başı, lideri veya önde geleni; izcilikte 11-15 yaş
grubundaki izcilerden oluşan topluluğu (oymak) yöneten, kursunu bitirmiş 18
yaşından büyük lider
oynak :
tür. * oy (eğlenmek, zaman geçirmek) + nak (sıfat yapım eki) * yerinde
duramayan, hareketli, sallanan veya dengesiz; davranışları hafif, flörtöz veya
güvenilmez (argo); finansal piyasalarda yüksek dalgalanma
oynamak :
tür. * oy (eğlenmek, zaman geçirmek) + na (edilgen fiil eki) + mak (fiil mastar
eki) * vakit geçirmek - eğlenmek için faaliyet yapmak, meşgul olmak,
kımıldamak, rol almak, müzikle uyumlu hareket etmek (dans etmek) veya bir spor
dalıyla uğraşmak
oynaş :
tür. * oy (eğlenmek, zaman geçirmek) + na (edilgen fiil eki) + ş (işteş fiil
eki) * karşılıklı olarak oynama, şakalaşma veya samimi biçimde eğlenerek
etkileşimde bulunma durumu; toplumca hoş karşılanmayan gayrimeşru ilişki
yaşayan kadın veya erkekten her biri için kullanılan, genellikle yasak aşk
yaşayan kimse, dost, sevgili, yasak ilişki
oynaşmak :
tür. * oy (eğlenmek, zaman geçirmek) + na (edilgen fiil eki) + ş (işteş fiil
eki) + mak (fiil mastar eki) * genellikle karşı cinsler arasında, cinsel çekim
içeren, cilveli, yakınlaşmaya dayalı, bazen yüzeysel (yiyişme) bazen de ön
sevişme niteliğindeki fiziksel temas eylemi; flörtöz ve işveli davranışlarda
bulunmak
oysa :
tür. * o (uzaktakini ifade eden işaret zamiri) + ise (şart, koşul eki) *
halbuki, ne var ki
oyuk :
tür. * oy (bir şeyin içini oyup çukurlaştırmak, yontmak, delmek, boşluk
oluşturmak) + uk (sıfat veya isim yapım eki) * çökük, kazılmış, boşluk oluşmuş,
içe doğru derinleşmiş kısım, çukur
oyulga :
tür. * oy (bir şeyin içini oyup çukurlaştırmak, yontmak, delmek, boşluk
oluşturmak) + ul (edilgen fiil eki) + ga (isim yapım eki) * terzilikte kumaş
parçalarını kalıcı dikişten önce tutturmak için yapılan elle, kalın ve seyrek
dikiş (teğel)
oyun :
tür. * öd, oy (vakit geçirmek, zaman harcamak, hareket etmek, eğlenmek) + un
(isim yapım eki) * eğlenmek, vakit geçirmek veya belirli kurallar çerçevesinde
yapılan etkinlik veya rekabet içeren faaliyet
oyun teorisi :
tür., gre. * oyun (eğlenmek, vakit geçirmek veya belirli kurallar çerçevesinde
yapılan etkinlik veya rekabet içeren faaliyet) (tür.) + theoria (gözlem, bakış,
düşünce, kuram) (theoros (gözlemci, seyirci, izleyici) + eia (isim yapım, yer
ve durum eki) ) (gre.) + si (iyelik eki) (tür.) * rasyonel karar vericilerin
(oyuncuların), sonuçların birbirlerinin eylemlerine bağlı olduğu stratejik
durumlarda, en iyi sonucu almak için nasıl karar verdiklerini inceleyen
matematiksel bir çerçeve; çatışma veya iş birliği senaryolarında, rakiplerin
olası hamlelerini önceden öngörerek en uygun stratejiyi belirlemeyi amaçlayan
bir karar alma bilimi; bireylerin veya grupların karşılıklı etkileşim içinde
stratejik kararlar aldığı durumları matematiksel ve mantıksal olarak inceleyen
bilim dalı
oyunbaz :
tür., far. * oyun (eğlenmek, vakit geçirmek veya belirli kurallar çerçevesinde
yapılan etkinlik veya rekabet içeren faaliyet) (tür.) + baz (-cı, yapan, eden
kişi; oynayan, iştigal eden, uğraşan) (far.) * oyun oynamayı seven, oyunla
uğraşan veya bu konuda hileye başvurabilen kimse
oyunbozan :
tür. * oyun (eğlenmek, vakit geçirmek veya belirli kurallar çerçevesinde
yapılan etkinlik veya rekabet içeren faaliyet) + bozan (düzeni ortadan
kaldıran, kötü hale sokan, durumu kötüleştiren) * başkalarının eğlencesini veya
düzenini kasıtlı olarak bozan, oyunu veya uyumu dağıtan kimse
oyuncak :
tür. * oyun (eğlenmek, vakit geçirmek veya belirli kurallar çerçevesinde
yapılan etkinlik veya rekabet içeren faaliyet) + cak (isim yapım ve araç eki) *
çocukların oynaması için yapılan nesne veya eğlence aracı
oyuncu :
tür. * oyun (eğlenmek, vakit geçirmek veya belirli kurallar çerçevesinde
yapılan etkinlik veya rekabet içeren faaliyet) + cu (yapan, eden eki) * oynayan
kişi; tiyatro, sinema, dizi, radyo gibi alanlarda bir karakteri ses, jest ve
mimikleriyle canlandıran sanatçı; bir oyunu oynayan kişi; sporda bir takım
içindeki üyelerden her biri
oyuntu :
tür. * oy (bir şeyin içini oyup çukurlaştırmak, yontmak, delmek, boşluk
oluşturmak) + un (dönüşlü fiil eki) + tu (isim yapım eki) * bir yüzeyin
oyulmasıyla oluşan çukur, oyuk veya oyulmuş bölüm, girinti
oz :
lat., ing. * uncia (on, onluk pay; Roma ölçü birimi) (lat.); ons (ing.) *
ağırlık veya hacim ölçüsü olarak kullanılan tarihi Roma birimi; günümüzde
genellikle gram veya pound ile ilişkili küçük ölçü birimi (1 ons (oz) = 28,3495
gram)
ozalit :
lat., gre. * Oza (azot (N3) veya ışıkla baskı) (lat.) + lythos (taş, kaya; taş
benzeri, baskı materyali) (gre.) * ışığa duyarlı bir kağıt veya film üzerine
yapılan baskı tekniği, özellikle mimari ve mühendislik çizimlerinin
kopyalanmasında kullanılan yöntem
ozan :
tür. * oz (söz, şiir, ezgi) + an (yapan, eden eki) * söz, şiir veya ezgi
aracılığıyla duygularını, düşüncelerini ve toplumsal olayları ifade eden, halk
şairi veya müzisyen kimse
ozanimod :
gre., lat. * oza (azotos, azotikos (yaşamsız, cansız, hayatsız) (a (-sız,
yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + zoe (canlılık, yaşam, hayat, dirim,
dirilik, oluşum, hayvan), zoos (canlı yaşam formu, yaşayan, hayvan) + tos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) + ni (bağlantı eki) + modula (modül,
değiştiren, düzenleyen) (modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim,
şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern,
kalıp, format; hal, durum) + ula, ulus (küçültme eki) ) (lat.) * bağışıklık
sistemi üzerinde etkili olan ve belirli enzim veya reseptörleri düzenleyerek
inflamasyonu azaltan farmakolojik bileşik (C23H24N4O3)
ozmik :
gre. * osme (koku) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * koku veya koku
alma duyusuyla ilgili
ozmonoloji :
gre. * osme (koku) + legein, lego (söylemek, konuşmak), logia (bilim, bilme;
söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * koku ve koku alma duyusunu, kokuların oluşumunu ve
algılanmasını inceleyen bilim dalı
ozmos :
gre. * othein (itmek, dürtmek, akmak, geçmek), osmos (itiş, itme, dürtüş,
dürtme) + isis (isim yapım eki) * maddelerin kendi doğal yoğunluk farkı
doğrultusunda hareket ettiği, hücrenin herhangi bir ATP (enerji) kullanmasına
gerek kalmadan su moleküllerinin yarı geçirgen zardan kendiliğinden geçtiği
pasif taşıma türü; çözücü maddelerin az yoğun (düşük çözünen madde) ortamdan
çok yoğun (yüksek çözünen madde) ortama, seçici geçirgen bir zardan enerji harcamadan
geçişi
ozmoterapi :
gre. * osmos (itiş, itme, dürtüş, dürtme) + therapeia (hizmet etme, ilgilenme,
iyileştirme, tedavi etme, eğitme, öğretme, iyileştirme, öğretiyle islah etme;
bakım, hizmet, tedavi) (therapuein (hizmet etmek, ilgilenmek, iyileştirmek,
tedavi etmek, yönetmek, tıbbi tedavi etmek), the (ön ek) + rapein (eğitmek,
öğretmek) ) + eia (isim yapım eki) ) * kan ve beyin arasında ozmotik bir
gradyan oluşturarak, serebral ödem sonucu biriken serbest suyu beynin hücre
dışı ve hücre içi boşluğundan vasküler bölüme uzaklaştırarak elastikiyeti
iyileştirmeyi ve intrakraniyal hacmi azaltmayı hedefleyen tedavi yöntemi
ozmotik :
gre. * osmos (itiş, itme, dürtüş, dürtme) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) *
yarı geçirgen bir zar üzerinden, çözücü moleküllerinin düşük yoğunluklu
çözeltiden yüksek yoğunluklu çözeltiye doğru pasif geçişi ile ilgili
ozmotik frajilite :
gre. * osmos (itiş, itme, dürtüş, dürtme) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi)
(gre.) + fragilis (kırılgan, kırılabilir, dayanıksız) (frangere (kırmak,
parçalamak, patlatmak, yarmak) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) +
itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * hücrelerin, özellikle eritrositlerin,
ozmotik basınç değişimlerine karşı gösterdiği dayanıklılık veya parçalanma
eğilimi
ozmozis :
gre. * othein (itmek, dürtmek, akmak, geçmek), osmos (itiş, itme, dürtüş,
dürtme) + isis (isim yapım eki) * maddelerin kendi doğal yoğunluk farkı
doğrultusunda hareket ettiği, hücrenin herhangi bir ATP (enerji) kullanmasına
gerek kalmadan su moleküllerinin yarı geçirgen zardan kendiliğinden geçtiği
pasif taşıma türü; çözücü maddelerin az yoğun (düşük çözünen madde) ortamdan
çok yoğun (yüksek çözünen madde) ortama, seçici geçirgen bir zardan enerji
harcamadan geçişi
ozokerit :
gre. * osein, ozo (kokmak, koku yaymak) + keros (balmumu) * petrol kökenli,
hafif kokulu, parafin benzeri yapıda olan, kıvam artırıcı, yapıştırıcı,
stabilizatör olarak kullanılan, ayrıca mum yapımı ve deri cila sanayisinde
yüksek erime noktası (58-100°C) nedeniyle yaygın kullanılan hidrokarbon
karışımı doğal bir mineral mum (C30H50O2)
ozon :
gre. * osein, ozo (kokmak, koku yaymak) + on (keton belirteci) * renksiz,
keskin kokulu ve güçlü oksitleyici özellik gösteren üç oksijen atomundan oluşan
gaz (O3)
ozonoliz :
gre. * ozon (renksiz, keskin kokulu ve güçlü oksitleyici özellik gösteren üç
oksijen atomundan oluşan gaz (O3) ) (osein, ozo (kokmak, koku yaymak) + on
(keton belirteci) ) + lusis, lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma,
ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı
çözmek, salmak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) * ozonun etkisiyle organik
bileşiklerin (alken ve alkin gibi doymamış karbon-karbon çift (C=C) veya üçlü
(C≡C) ) bağlarının parçalanması olayı
ozonometre :
gre. * ozon (renksiz, keskin kokulu ve güçlü oksitleyici özellik gösteren üç
oksijen atomundan oluşan gaz (O3) ) (osein, ozo (kokmak, koku yaymak) + on
(keton belirteci) ) + metron (ölçü) * atmosferdeki ozon gazının yoğunluğunu
ölçmek için kullanılan cihaz
ozonosfer : gre.
* ozon (renksiz, keskin kokulu ve güçlü oksitleyici özellik gösteren üç oksijen
atomundan oluşan gaz (O3) ) (osein, ozo (kokmak, koku yaymak) + on (keton
belirteci) ) + sphaira (top, küre, yuvarlaklık) * atmosferin stratosfer
katmanında, yeryüzünden yaklaşık 15-35 km yükseklikte yoğunlaşan, Güneş'ten
gelen zararlı ultraviyole (UV-B ve UV-C) ışınlarını tutan koruyucu ozon
tabakası
ozonoskop :
gre. * ozon (renksiz, keskin kokulu ve güçlü oksitleyici özellik gösteren üç
oksijen atomundan oluşan gaz (O3) ) (osein, ozo (kokmak, koku yaymak) + on
(keton belirteci) ) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek,
araştırmak), skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye,
gözlem, gözlenen, bakılan) * atmosferdeki ozon miktarını gözlemlemek için
kullanılan optik alet
ozonür :
gre. * ozon (renksiz, keskin kokulu ve güçlü oksitleyici özellik gösteren üç
oksijen atomundan oluşan gaz (O3) ) (osein, ozo (kokmak, koku yaymak) + on
(keton belirteci) ) + uron (metal veya yarı metal ile ozonun oluşturduğu
bileşik, tuz) * ozon gazının bir metal veya yarı metal ile oluşturduğu kimyasal
bileşik
ozothamnus :
gre. * osein, ozo (kokmak, koku yaymak) + thamnus (çalı) * Asteraceae
(papatyagiller) familyasına bağlı, Avustralya ve Yeni Zelanda'ya özgü, küçük,
küme halindeki çiçekleri pirinç tanelerine benzediği için "pirinç
çiçeği" olarak da bilinen, dayanıklı ve kokulu çalı türlerini içeren
aromatik yapraklı çalı cinsi
ozuga :
gre. * osein, ozo (kokmak, koku yaymak) + huge (büyük, geniş) * Tropikal Afrika
ve ormanlık alanlarda yetişen, yaprakları veya çiçekleri güçlü koku yayan ve
genellikle aromatik özellik taşıyan ince dokulu bir tür ağaç (Saccoglottis
gabonensis)
ö :
tur. * ö, Ö * Türkçe alfabedeki 19. harf (O'dan sonra, P'den önce)
öbek :
tür. * öb (toplanmış, kümelenmiş, bir araya gelmiş, birleşmiş) + ek (isim yapım
eki) * birbirine yakın veya bir araya gelmiş nesneler veya canlıların
oluşturduğu topluluk veya küme
öbür :
tür. * ol (var hale gelmek, vücuda gelmek) + bir (bir) * diğer, öteki, ötesi
(over, ober, über (ötesi, üstü, ötesinde, üstünde) (ing., alm.)
öcü :
tür. * öç (intikam, hırs, kin, garez; inat, ukalalık) + cü (-cı, yapan, eden
eki) * yaramazlık yapan çocukları korkutmak amacıyla uydurulmuş, hayal ürünü,
korkunç ve gizemli bir varlık
öç :
tür. * öç (intikam, hırs, kin, garez; inat, ukalalık) * intikam, hırs, kin,
garez
öçbe :
tür. * öç (intikam, hırs, kin, garez; inat, ukalalık) + be (pekiştirme eki) *
geveze, çok ve boş konuşan, bilmişlik taslayan
öd :
tür. * öt, öd (safra, safra kesesi) * karaciğerde üretilip safra kesesinde
depolanan, yağların sindirilmesinde ve emilimin kolaylaştırılmasında görev
alan, sindirim sisteminde özellikle ince bağırsakta etkili olan sarı-yeşil
renkli biyolojik sıvı
öd kesesi :
tür. * öt, öd (safra) + kese (torba, küçük torba, küçük para çantası, çıkın) +
si (iyelik eki) * karaciğerin alt tarafında yer alan, karaciğerin ürettiği
sindirim sıvısı safrayı (öd) depolayan, konsantre eden ve yağlı besinler
tüketildiğinde bu sıvıyı ince bağırsağa salgılayan, armut şeklindeki küçük
organ
ödem :
gre * oidein (şişmek), edema, oidema (şişme, tümör) * doku içinde sıvı
birikmesi sonucu oluşan şişlik
ödematöz :
gre * oidein (şişmek), edema, oidema (şişme, tümör) + osis (isim yapım, durum,
sorun, hastalık eki) * vücut dokularında veya hücreler arası boşluklarda aşırı
sıvı birikmesi (ödem) sonucu oluşan şişlik, gerginlik veya su toplama durumu
ile ilgili
ödemek :
tür. * öt (geçmek, öteye geçmek, karşılığını vermek) + e (bağlaç) + mek (fiil
mastar eki) * bir alışveriş veya borç ilişkisinde alınan mal veya hizmetin
bedelini alacaklıya vermek, tazmin etmek veya yükümlülüğü yerine getirmek
ödemeli :
tür. * öt (geçmek, öteye geçmek, karşılığını vermek) + e (bağlaç) + me (isim
yapım eki) + li (sıfat yapım eki) * bir hizmetin (telefon konuşması, kargo vb.)
ücretinin, hizmeti başlatan kişi yerine karşı taraf (alıcı) tarafından ödenmesi
a
ödemiş :
tür. * öt (geçmek, öteye geçmek, karşılığını vermek) + e (bağlaç) + miş (geçmiş
zaman ve sıfat yapım eki) * İzmir’in bir ilçesi (Fransız oryantalist Vital
Cuinet'e göre Teke Türkmenlerine bağlı Ötemiş oymağından gelmektedir. Diğer bir
görüş ise, bölgenin verimli topraklarına atıfla, toprağın ürün vererek
"borcunu ödemesi" anlamında "ödenmiş" kelimesinden
türediğini savunur.)
ödenek :
tür. * öt (geçmek, öteye geçmek, karşılığını vermek) + e (bağlaç) + nek (isim
yapım eki) * kurumların bütçelerinde yer alan, belirli bir iş, proje veya gider
için ayrılmış, önceden belirlenmiş olan ve harcanabilecek üst sınırı gösteren,
seyahat, yemek, yakıt veya eğitim gibi giderleri karşılamak amacıyla nakdi
olarak verilebilen, para miktarı veya tahsisat
ödeşmek :
tür. * öt (geçmek, öteye geçmek, karşılığını vermek) + eş (işteş fiil eki) +
mek (fiil mastar eki) * borçları karşılıklı ödeyerek alacak verecek ilişkisini
bitirmek veya yapılan bir işe karşılık benzer bir davranışla manen borçlu
kalmamak, hesaplaşmak, hakkını almak
ödev :
tür. * öde (yerine getirmek, ifa etmek, yapmak) + ev (isim yapım eki) * eğitim
kurumlarında öğretmenlerin öğrencilere verdiği, okul dışında yapılması gereken
çalışma (ev ödevi) veya bir kişinin yerine getirmekle yükümlü olduğu görev,
vazife ve vecibe, görev
ödikot :
gre. * eudicotidae (eu (iyi, güzel, gerçek) + di (iki, ikili, çift) + kotiledon
(kap şeklindeki oyuk, boşluk, tohum yaprağı, tohumdan ilk çıkan yaprak) *
tohumlarında iki adet çenek (kotiledon) (ilk yaprak) bulunan, çiçekli
bitkilerin en büyük ve en çeşitli grubunu oluşturan, kapalı tohumlu bitki
(angiosperm) sınıfı, çok çenekliler
ödipus kompleksi :
gre., lat. * Oidipous (Thebai kralı, babasını öldürüp annesiyle evlenen
mitolojik kahraman Oidipus) + complexus (birbiriyle bağlantılı, örüntülü
düşünce ve duygular bütünü) (co, com (birlikte, beraber, ile) + plicare,
plectere (katlamak, bükmek, kıvırmak, sarmak; örmek, dokumak), plexus (örgü,
ağ, dokuma, doku, kıvrım; katlanmış, bükülmüş, örülmüş, sarılmış; kat, katman,
tabaka, satıh, yüzey) ) (lat.) * Sigmund Freud'un psikanalitik teorisine göre,
3-6 yaş arası (fallik dönem) çocukların karşı cinsteki ebeveyne romantik, sahiplenici,
cinsel duygular besleyip, aynı cinsteki ebeveyni rakip olarak görmesi durumu
(örneğin erkek çocuğun annesine ilgi duyarken babasını rakip görmesi)
ödlek :
tür. * öd (safra, karaciğer salgısı; cesaret) + lek (yoksunluk eki) *
cesaretsiz, ödsüz, korkak, yüreksiz
ödorina : gre., lat. * eu (iyi, güzel) + doros (hediye,
armağan) (gre.) + ina (taksonomik ek) (lat.) * tatlı su ekosistemlerinde yaygın
olarak bulunan, jelatinimsi küresel bir kılıf içerisinde radial biçimde
dizilmiş çift kamçılı 16, 32 veya 64 adet hücrenin bir araya gelmesiyle oluşan
ve kamçıların koordineli hareketi sayesinde bütünsel olarak yer değiştirebilen
koloni formundaki bir yeşil alg cinsi
ödül :
moğ., tür. * ög (vermek, teslim etmek) + tel, dül (isim yapım eki) * verilen
şey, teslim edilen şey; başarı veya hizmet karşılığı verilen armağan, mükafat
ödün :
tür. * öt (öteye geçmek, borçlanmak, ses duyurmak) + ün (isim yapım eki) * bir
durumu aşmak (öteye geçmek) için bir şeyden vazgeçme, fedakarlıkta bulunma
ödünç :
tür. * öt (geçmek, öteye geçmek, aşmak, ses duyurmak, borçlanmak) + ünç (sıfat
yapım eki) * bir eşyanın veya paranın, geri iade edilmek şartıyla sahibi
tarafından geçici bir süreyle başkasına verilmesi veya sahibinden alınması
ödyometre :
gre., lat. * aeidein (ağıt yakmak, söylemek, ilahi söylemek), oide (şarkı, ses,
ilahi, şiir) (gre.); audire (işitmek, duymak, dinlemek) (lat.) + metron, metros
(ölçü) (gre.) * bireylerin işitme yeteneğini, seslerin frekans (hz) ve şiddet
(dB) seviyelerine göre ölçen, işitme kaybının derecesini ve türünü belirleyen
tıbbi cihaz, ses ölçer
öf :
tür. * öf (bıkkınlık, yorgunluk, sıkıntı veya tepki belirten ses yansımalı
kelime) * bıkkınlık, yorgunluk, sıkıntı veya tepki belirtmek için kullanılan
ünlem (off (kapalı, ters, bozuk, olumsuzluk ifadesi) (ing.) )
öfemizm :
gre. * eu (iyi, güzel, tam, gerçek, doğru, düzgün, asıl) + phemizein
(konuşnak), pheme (konuşma) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin
eki) * kaba, çirkin ve sakıncalı nesneleri veya kavramları, başka sözcüklerle
daha uygun bir biçimde ifade etme sanatı, edebi kelam, hüsnü tabir
öfke :
tür. * öpke (akciğer, ciğer) * engellenme, haksızlığa uğrama, tehdit veya
incinme gibi durumlarda ortaya çıkan, doğal, evrensel ve yoğun bir duygusal
tepki, kızgınlık, sinirlenme, hiddet (hiddet anında ciğerlerin kabarıp inmesi,
nefes alıp vermenin hızlanması fizyolojik edimi nedeniyle, zamanla akciğer
anlamından kızgınlık, hışım anlamlarına dönüşmüştür.)
öfloraj :
lat., fra. * ex (dış, dışarı) + floris (çiçek) (çiçeğe hafifçe dokunmak anlamından)
(lat.); effleurer (hafifçe dokunmak, yüzeyine değmek, temas etmek) + age (isim
yapım eki) * masajın başlangıcında ve sonunda uygulanan, kan dolaşımını
hızlandırarak dokuları ısıtan, rahatlatan ve diğer derin masaj tekniklerine
hazırlayan, deri yüzeyinde avuç içi veya parmaklarla yapılan nazik, ritmik ve
kayıcı sıvazlama hareketleri
öfori :
gre. * eu (iyi, güzel, tam, gerçek, doğru, düzgün, asıl) + phoria (sspma,
yönelme) * aşırı iyilik hali, ruhsal veya fiziksel olarak anormal derecede
keyifli ve huzurlu olma durumu, hazcılık, hoşnutluluk, zevk, heyecan, refah ve
mutluluk duygularının yoğun etkisinin deneyimi
öforik :
gre. * eu (iyi, güzel, tam, gerçek, doğru, düzgün, asıl) + phoria (sspma,
yönelme) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * gerçekçi olmayan, aşırı sevinç,
coşku, yoğun mutluluk ve iyilik hali hissettiği psikolojik ve duygusal durumla
ilgili, öfori ile ilgili
öge :
moğ., uyg. * üye ("eklem, parça, uzuv, organ, unsur) (moğ.); öge (uyg.) *
bir bütünü oluşturan, parçalandığında kendi başına anlam taşıyan unsur,
parçacık, üye, eleman, organ
öglena :
gre. * eu (iyi, güzel, tam, gerçek, doğru, düzgün, asıl) + glene (göz bebeği,
göz; parlak nokta) + a (isim eki) * tatlı su birikintilerinde yaşayan,
kloroplast taşıdığı için ışıkta fotosentez yapan, ışığa duyarlı göz benzeri
lekesi bulunan, karanlıkta ise dışarıdan besin alan (miksotrof), hem bitkisel
(fotosentez) hem de hayvansal (aktif hareket, beslenme) özellikler gösteren,
yeşil renkli, kamçılı (kamçısıyla hareket eden) ve tek hücreli ökaryot bir
mikroskobik canlı
öğe :
moğ., uyg. * üye ("eklem, parça, uzuv, organ, unsur) (moğ.); öge (uyg.) *
bir bütünü oluşturan, parçalandığında kendi başına anlam taşıyan unsur,
parçacık, üye, eleman, organ
öğle :
tür. * öd (vakit, zaman, saat) + leyü (-nca, zarf-fiil) * belli vakitte;
Güneş'in gökyüzünde en yüksek noktaya ulaştığı, sabah ile ikindi arasındaki gün
ortası vakti (genellikle saat 12
öğlen :
tür. * öd (vakit, zaman, saat) + leyü (-nca, zarf-fiil) + n (gibi, olarak,
zamanında) * Güneş'in gökyüzünde en yüksek noktaya ulaştığı, sabah ile ikindi
arasındaki gün ortası vakti (genellikle saat 12
öğlena :
gre. * eu (iyi, güzel, düzgün, gerçek) + glene (göz küresi, göz bebeği veya
eklem yuvası) * tatlı sularda yaşayan, hem bitki gibi fotosentez yaparak kendi
besinini üreten, hem de hayvan gibi dışarıdan hazır besin alabilen, tek hücreli
ökaryot yapıya sahip olan, kamçılı bir mikroskobik canlı
öğmek :
tür. * öğ (akıl, anlayış, idrak, muhakeme; düşünmek, anlamak, akıl etmek,
öğrenmek, alışmak, tanımak) + mek (fiil mastar eki) * akıl yoluyla kavramak ve
bir şeyi anlayıp benimsemek
öğrek :
tür. * öğ (akıl, anlayış, idrak, muhakeme; düşünmek, anlamak, akıl etmek,
öğrenmek, alışmak, tanımak) + rek (ile ilgili, -a ait) * aklı ve anlayışı
gelişmiş olan kimse; birlikte yetişen veya hareket eden grup, topluluk veya
sürü
öğrenci :
tür. * öğren (bilgi edinmek, kavramak) (öğ (akıl, anlayış, idrak, muhakeme;
düşünmek, anlamak, akıl etmek, öğrenmek, alışmak, tanımak) + ren (ikinci tekil
şahıs emir kipi eki) ) + ci (yapan, eden eki) * bilgi edinmek amacıyla eğitim
gören kimse
öğrenim :
tür. * öğren (bilgi edinmek, kavramak) (öğ (akıl, anlayış, idrak, muhakeme;
düşünmek, anlamak, akıl etmek, öğrenmek, alışmak, tanımak) + ren (ikinci tekil
şahıs emir kipi eki) ) + im (isim yapım eki) * bir meslek, sanat veya iş için
gerekli bilgi, beceri ve alışkanlıkların eğitim yoluyla kazanılması süreci,
tahsil veya eğitim süreci
öğrenmek :
tür. * öğren (bilgi edinmek, kavramak) (öğ (akıl, anlayış, idrak, muhakeme;
düşünmek, anlamak, akıl etmek, öğrenmek, alışmak, tanımak) + ren (ikinci tekil
şahıs emir kipi eki) ) + mek (fiil mastar eki) * eğitim, deneyim veya gözlem
yoluyla yeni bilgiler, beceriler, davranışlar veya anlayışlar edinmek
öğreti :
tür. * öğren (bilgi edinmek, kavramak) (öğ (akıl, anlayış, idrak, muhakeme;
düşünmek, anlamak, akıl etmek, öğrenmek, alışmak, tanımak) + ren (ikinci tekil
şahıs emir kipi eki) ) + ti (isim yapım eki) * bir düşünce veya inanç sistemini
bilimsel veya felsefi bağlamda açıklayan görüşler, ilkeler, kurallar, dogmalar
bütünü, doktrin
öğretim :
tür. * öğr (bilgi vermek, kavratmak) + et (etkenen fiil eki) + im (isim yapım
eki) * planlı, programlı ve profesyonel kişiler (öğretmenler) tarafından okul
veya eğitim kurumlarında gerçekleştirilen sistematik bilgi aktarımı ve öğretme
süreci
öğretmen :
tür. * öğren (bilgi edinmek, kavramak) (öğ (akıl, anlayış, idrak, muhakeme;
düşünmek, anlamak, akıl etmek, öğrenmek, alışmak, tanımak) + ren (ikinci tekil
şahıs emir kipi eki) ) + t (etken fiil eki) + men (-cı, yapan, eden eki) *
eğitim kurumlarında toplumun eğitim hedefleri doğrultusunda bilgi, sanat,
teknik veya becerileri planlı bir programla öğrencilere aktaran uzman kişi,
öğretici, hoca
öğün :
tür. * ödün (belirli zamanda, öğle vaktinde) (öd (zaman, vakit, süre) + ün (son
ek) ) * gün içerisinde kahvaltı, öğle veya akşam gibi düzenli olarak yemek
yenilen vakitlerin her birine verilen isim
öğünmek :
tür. * öğ (akıl, anlayış, idrak, muhakeme; düşünmek, anlamak, akıl etmek,
öğrenmek, alışmak, tanımak) + ün (dönüşlü fiil eki) + mek (fiil mastar eki) *
akıl etmek, düşünmek, bilişsel durumunu geliştirmek
öğür :
tür. * öğ (akıl, anlayış, idrak, muhakeme; düşünmek, anlamak, akıl etmek,
öğrenmek, alışmak, tanımak) + ür (sıfat yapım eki) * yaşıt, akran, birbirine
alışkın, samimi, yoldaş (insan veya hayvan)
öğürmek :
tür. * ögür (bağırmak, böğürmek) (kusacak gibi olunduğunda gırtlaktan çıkarılan
sese ilişkin ses yansımalı (onomatopeik) kelime) * genellikle mide bulantısı,
iğrenme veya fiziksel bir uyarı sonucu, kusacakmış gibi mideyi kasarak ağızdan
sesli bir şekilde (öğürtü) mide içeriğini çıkarma çabası göstermek
öğüt :
tür. * öğ (akıl, anlayış, idrak, muhakeme; düşünmek, anlamak, akıl etmek,
öğrenmek, alışmak, tanımak) + üt (isim yapım eki) * bir kimseye doğru yolu göstermek,
hatalardan sakındırmak ve daha iyi davranmasını sağlamak amacıyla söylenen
tavsiye, nasihat sözü
öğütlemek :
tür. * öğ (akıl, anlayış, idrak, muhakeme; düşünmek, anlamak, akıl etmek,
öğrenmek, alışmak, tanımak) + üt (isim yapım eki) + le (etken fiil eki) + mek
(fiil mastar eki) * birine yapması veya yapmaması gerekenler hakkında yol
göstermek, nasihat etmek veya akıl vermek
öğütmek :
tür. * ögi (öğütmek, ezmek, toz haline getirmek) + t (etken fiil eki) + mek
(fiil mastar eki) * tane halindeki maddeleri (buğday, kahve vb.) değirmen veya
benzeri araçlarla ezerek un, toz veya küçük parçalar haline getirmek; bir
maddeyi dış kuvvet uygulayarak parçalama ve boyutunu küçültmek
öğütücü diş :
tür. * ögi (öğütmek, ezmek, toz haline getirmek) + t (etken fiil eki) + ücü
(yapan, eden eki) + diş (çıkıntı; ağızda yer alan ve çiğnemeye, ısırmaya,
kesmeye yarayan kemiksi çıkıntı) * ağzın en arkasında yer alan, yiyecekleri
çiğneme, parçalama ve öğütme işlevini üstlenen geniş yüzeyli büyük azı diş,
molar
öhö : tür.
* öhö (öksürme sesinden ses yansımalı (onomatopeik) kelime) * genellikle yapay
bir öksürme sesini taklit eden, ortamda dikkat çekmek, varlığını hissettirmek
veya bir şeye tepki (alay, uyarı) göstermek amacıyla çıkarılan ünlem türü ses
öjeni :
gre., tür. * eugenic, eugenikos (eu (iyi, güzel, düzgün, gerçek) + genes
(doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan,
kaynaklanan), genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl,
soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.); iyi (güzel, doğru) (tür.) * iyi gene
sahip olma bilimi, doğuştan iyi olma; kalıtımsal özellikleri seçici üretim
yöntemleriyle iyileştirerek insan soyunu "daha iyi" hale getirmeyi
amaçlayan, üstün özellikli bireylerin çoğalmasını teşvik ederken,
"uygunsuz" görülenlerin (engelliler, azınlıklar vb.) üremesini
kısıtlamayı hedefleyen bilimsel temeli olmayan ve ahlaki açıdan büyük
tartışmalara yol açan inançlar ve uygulamalar bütünü
öjenik : gre.
* eu (iyi, güzel, düzgün, gerçek) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan,
üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan), genos (gen, yaratılış,
türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins,
çeşit, sınıf, kategori) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iyi gene
sahip olan, doğuştan iyi, öjeni ile ilgili; kalıtsal özellikleri iyileştirmeyi
ve daha sağlıklı nesiller elde etmeyi amaçlayan düşünce veya uygulama sistemi
öjenol :
gre. * eu (iyi, güzel, düzgün, gerçek) + genes (doğuran, ortaya çıkaran,
yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan), genos (gen,
yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba,
tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + elaia (zeytin, zeytin ağacı), elaion
(zeytin yağı, yağ) (gre.); oliva (zeytin), oleum (yağ, zeytin yağı) (lat.) *
karanfil yağında bulunan, hoş kokulu ve antiseptik özellik taşıyan fenolik
bileşik (C10H12O2)
ökaryot :
gre. * eu (iyi, güzel, düzgün, gerçek) + karyon (çekirdek, tohum, fındık) +
otos (ile ilgili, -a ait) * gerçek çekirdekli; genetik materyali (DNA) zarla
çevrili bir çekirdek içinde korunan, mitokondri, Golgi aygıtı gibi zarlı
organellere sahip olan, prokaryotlardan farklı olarak daha büyük ve gelişmiş
olan ve hem tek hücreli hem de çok hücreli formları mevcut olan karmaşık yapılı
hücrelerden oluşan canlı ( bu hücreler bitki, hayvan, mantar ve protistaları
kapsar.)
ökçe :
tür. * ök (geri, arka) + çe (isim yapım eki) * ayakkabıların arka kısmında
topuk kemiğinin altına denk gelen, genellikle tabanın diğer kısımlarından daha
yüksek olan, denge ve şıklık sağlayan topuk bölümü; topuk kemiği, tabanın
arkası
öke :
tür. * ök (akıl, anlayış, idrak) + e (sahibi, ile ilgili olan) * olağanüstü
yeteneklere sahip üstün insan, dahi
ökkeş :
tür. * ök (akıl, anlayış, idrak) + keş (sıfat yapım eki) * zeki, uyanık,
akıllı; okçu
ökleme :
tür. * ök (geri, arka) + le (etken fiil eki) + me (isim yapım eki) * küçükbaş
veya büyükbaş hayvanların yere çakılan bir kazığa uzun bir iple bağlanarak,
belirli bir daire içerisindeki otları yiyip bitirdikten sonra kazığın yerinin
değiştirilmesiyle uygulanan kontrollü otlatma yöntemi
öklid :
gre. * euklides (eu (iyi, güzel, tam, gerçek, doğru, düzgün, asıl) + kles (ün,
nam, şöhret, zafer) ) * geometri alanında çalışmalarıyla tanınan İskenderiyeli
matematikçi, İskenderiyeli Euklides
öklid geometrisi :
gre., tür. * euklides (antik Yunan matematikçisi Euklides’in isminden) (eu
(iyi, güzel, tam, gerçek, doğru, düzgün, asıl) + kles (ün, nam, şöhret, zafer)
) + ge (yeryüzü, yer, dünya) + metron, metros (ölçü) (gre.) + si (iyelik eki)
(tür.) * sezgisel olarak çekici küçük bir aksiyom setinin varsayılmasına ve bu
aksiyom setine dayanarak başka önermeler (teoremler) oluşturulmasına dayanan
geometri sistemi
öklid mesafe formülü :
gre., ara., lat. * euklides (antik Yunan matematikçisi Euklides’in isminden)
(eu (iyi, güzel, tam, gerçek, doğru, düzgün, asıl) + kles (ün, nam, şöhret,
zafer) ) + ge (yeryüzü, yer, dünya) + metron, metros (ölçü) (gre.) + mesafe
(uzaklık) (ara.) + formula (matematiksel ilişkileri, bilimsel kuralları veya
mantıksal işlemleri semboller, sayılar ve harfler kullanarak standart bir
şekilde ifade eden kısa yöntem) (lat.) + ü (iyelik eki) (tür.) * Kartezyen
düzlemde iki nokta arasındaki en kısa (kuş uçuşu) mesafeyi hesaplayan
matematiksel ifade (Pisagor teoreminin (a^2+b^2=c^2) iki boyuta uyarlanmış hali
(P1(x1, y1) ve P2(x2,y2) noktaları için √(x2-x1)^2+(y2-y1)^2)
öklid teoremi :
gre. * euklides (antik Yunan matematikçisi Euklides’in isminden) (eu (iyi,
güzel, tam, gerçek, doğru, düzgün, asıl) + kles (ün, nam, şöhret, zafer) ) +
theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme,
teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * bir dik üçgende
dik açıdan hipotenüse indirilen dikme (yükseklik) ile hipotenüs parçaları
arasındaki geometrik ilişkiyi tanımlayan teorem (h^2 = p•q, a^2 = c•p, b^2 =
c•q)
öklid uzayı :
gre., tür. * euklides (antik Yunan matematikçisi Euklides’in isminden) (eu
(iyi, güzel, tam, gerçek, doğru, düzgün, asıl) + kles (ün, nam, şöhret, zafer)
) (gre.) + uzay (evren) (uz (mesafeli, ırak) + ay (ile ilgili, gibi) ) + ı
(iyelik eki) (tür.) * Euklides geometrisinin, çok boyutlu olarak
genelleştirilebilen üç boyutlu uzayı
öklidyen :
gre. * euklides (antik Yunan matematikçisi Euklides’in isminden) (eu (iyi,
güzel, tam, gerçek, doğru, düzgün, asıl) + kles (ün, nam, şöhret, zafer) ) +
ianos (ile ilgili, gibi, -a ait) (gre ); euclidien (fra.) * Antik Yunan
matematikçi İskenderiyeli Euklides'in (M.Ö. 300) aksiyomlarına ve
"Elementler" adlı kitabına dayanan, noktalar, çizgiler ve düzlemlerle
ilgilenen klasik geometri sistemi ile ilgili
ökse :
gre. * iksos, iksia (yapışkan madde; ökse otu) * asalak bir bitki, viscum
album; bu bitkiden elde edilen macunsu yapışkan madde
ökseotu :
gre., tür. * iksos, iksia (yapışkan madde; ökse otu) (gre.) + ot (küçük yabani
bitki, yeşillik) + u (iyelik eki) (tür.) * özellikle elma, armut ve meşe gibi
ağaçların dalları üzerinde yaşayan, beyaz ve zehirli meyveleri olan, geleneksel
tıpta tansiyon dengeleme, bağışıklık sistemini güçlendirme amaçlı ve
sakinleştirici (anksiyete) olarak kullanılan, yaprak dökmeyen, yarı parazit bir
bitki
öksürmek :
tür. * ösk, öks (şiddetli, kesik ve sesli şekilde nefesi dışarı atma, dışarı,
dışarı verme, şişirme) + ür (bağlaç ek) + mek (fiil mastar eki) * boğaz ve üst
solunum yollarını etkileyen enfeksiyonlar, mikroplar ve tahriş edici maddeleri
vücuttan uzaklaştırmak için havayı akciğerlerden hızla dışarı atmak; şiddetli,
kesik ve sesli şekilde nefesi dışarı atma, dışarı atmak
öksürük :
tür. * ösk, öks (şiddetli, kesik ve sesli şekilde nefesi dışarı atma, dışarı,
dışarı verme, şişirme) + ür (bağlaç ek) + ük (isim yapım eki) * boğaz ve üst
solunum yollarını etkileyen enfeksiyonlar, mikroplar ve tahriş edici maddeleri
vücuttan uzaklaştırmak için havanın akciğerlerden hızla dışarı atılması durumu
olan ve vücudun verdiği doğal bir refleks, öksürme
öksüz :
tür. * ög, öğ, ök (anne, bağ, ip) + süz (yok, eksik, mevcut değil) * eki)
öksüzdoyuran :
tür. * öksüz (anne veya babasından biri veya her ikisi bulunmayan çocuk,
annesiz; anası babası olmayan, ebeveynsiz) + doyuran (yediren, tatmin eden) *
normalden çok daha büyük hacimli çay bardağı, yemek kasesi, tabak veya
porsiyonlar için kullanılan halk ağzı bir deyim
öktem :
tür. * ök (yüksek, yüce, ulu) + tem (sıfat yapım eki) * güçlü, onurlu,
gösterişli, korkusuz, gururlu, çalım satan, gururlanan
öküz :
tür. * okso, okas, ökür (iğdiş edilmiş (hadım) sığır) * çift sürmek, kağnı
çekmek gibi ağır tarımsal işlerde kullanılmak üzere hadım (iğdiş) edilmiş,
eğitilmiş, uysallaştırılmış olan, boğaların aksine üreme yetenekleri olmayan ve
genellikle 4 yaşından büyük olan erkek sığır
öküzburnu :
tür. * okso, okas, ökür (iğdiş edilmiş (hadım) sığır) + burun (yüzde, başın ön kısmında
bulunan, öne doğru çıkıntılı olan ve solunum ile koku alma işlevlerini gören
organ) + u (iyelik eki) * genellikle Singapur Vahşi Yaşam Parkı'ndaki gibi
örnekleriyle bilinen, gagasına takılan protezlerle hayata tutunabilen bir kuş
türü, parus major
öküzdili :
tür. * okso, okas, ökür (iğdiş edilmiş (hadım) sığır) + dil (ağızdaki konuşma,
yeme, yalama ve tat alma organı) + i (iyelik eki) * genellikle Sığır kuyruğu
otu (Verbascum) veya Sığırdili otu (Anchusa officinalis) olarak bilinen, geniş,
tüylü ve pürüzlü yaprakları sığır diline benzediği için bu adı alan, halk
hekimliğinde göğüs yumuşatıcı ve balgam söktürücü olarak kullanılan bir bitki
öküzgözü :
tür. * okso, okas, ökür (iğdiş edilmiş (hadım) sığır) + göz (görme organı; su
kaynağı, pınar) + ü (iyelik eki) * özellikle Doğu Anadolu Bölgesi'nde
(Elazığ-Malatya) yetişen, yüksek asidite, yumuşak tane ve yoğun kırmızı meyve
(vişne, kiraz) aromalarıyla tanınan, tek başına veya Boğazkere ile kupaj
(harman) yapılarak zarif şaraplar üretilen iri taneli, koyu renkli ve kalın
kabuklu, yerli bir şaraplık üzüm çeşidi
ölçek :
tür. * ölç (somut veya soyut bir olgunun ağırlığını, hacmini, boyutlarını,
miktarını (adedini), etkisini muhtelif hesaplama yöntemleri ve araçları
kullanarak sayısal olarak belirlemek) + ek (isim yapım ve araç eki) * bir
harita, çizim veya maket üzerindeki uzunlukların, gerçek dünyadaki boyutlara
oranını gösteren küçültme veya büyültme katsayısı (harita üzerindeki 1 cm'nin
gerçekte kaç cm veya km olduğunu belirten bu oran, kesir (1/100.000) veya çizgi
(grafik) şeklinde ifade edilebilir.)
ölçer :
tür. * ölç (somut veya soyut bir olgunun ağırlığını, hacmini, boyutlarını,
miktarını (adedini), etkisini muhtelif hesaplama yöntemleri ve araçları
kullanarak sayısal olarak belirlemek) + er (-cı, yapan, eden ve araç eki) *
belirli bir fiziksel büyüklüğü (uzunluk, açı, sıcaklık, basınç vb.) tespit
etmeye, ölçmeye veya hesaplamaya yarayan alet veya cihaz (aparat)
ölçmek :
tür. * ölç (somut veya soyut bir olgunun ağırlığını, hacmini, boyutlarını, miktarını
(adedini), etkisini muhtelif hesaplama yöntemleri ve araçları kullanarak
sayısal olarak belirlemek) + mek (fiil mastar eki) * somut veya soyut bir
olgunun ağırlığını, hacmini, boyutlarını, miktarını (adedini), etkisini
muhtelif hesaplama yöntemleri kullanarak sayısal olarak belirlemek
ölçü :
tür. * ölç (somut veya soyut bir olgunun ağırlığını, hacmini, boyutlarını,
miktarını (adedini), etkisini muhtelif hesaplama yöntemleri ve araçları
kullanarak sayısal olarak belirlemek) + ü (isim yapım eki) * ağırlık, uzunluk
veya hacim gibi değerlerin belli bir birimle (metre, kilo vb.)
karşılaştırılarak belirlenmesi sonucu elde edilen değer, miktar veya bu amaçla
kullanılan alet
ölçülü :
tür. * ölç (somut veya soyut bir olgunun ağırlığını, hacmini, boyutlarını, miktarını
(adedini), etkisini muhtelif hesaplama yöntemleri ve araçları kullanarak
sayısal olarak belirlemek) + ü (isim yapım eki) + lü (sıfat ve zarf yapım eki)
* aşırıya kaçmayan, dengeli, ılımlı, dikkatli ve kontrollü (davranış, söz veya
harcama)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder