27 Eylül 2026 Pazar

orkinos - ölçülü

orkinos : gre. * oryks (Yunan mitolojisinde efsanevi bir deniz yaratığı), orkas (büyük balina, katil balina) * Atlantik Okyanusu ve Akdeniz gibi sularda yaşayan, boyu 4-5 metreyi, ağırlığı ise 900 kilogramı bulabilen, yüksek protein ve Omega-3 değerleri nedeniyle hem besleyici hem de ticari değeri yüksek olan, konservesi sık tüketilen, Scombridae (uskumrugiller) familyasına ait, çok hızlı yüzebilen, göçmen ve etçil devasa bir deniz balığı, ton balığı

orkun : tür. * orkun (yüksek, soylu, büyük şeref, ordu mensubu, askeri lider) * eski Türklerdeki yazıtları, özellikle Göktürk ve Uygur yazıtları

orlistat : lat., ing. * or (organicus (organik) ) + li (linked (bağlı) ) + status (durum, durdurma) * pankreas lipaz enzimini inhibe ederek yağ emilimini azaltan ve kilo kontrolünde kullanılan farmasötik ilacın etken maddesi (C29H53NO5)

orlon : eng. * Orlon (ticari marka, yapay lif) * akrilik esaslı sentetik bir tekstil lifi markası, genellikle giysi ve halı üretiminde kullanılan, dayanıklı ve yumuşak bir malzeme

orman : tür. * or (ağaç) + man (ile ilgili, -a ait) * geniş bir ağaç topluluğu ve bitki örtüsüyle kaplı doğal veya yapay alan, ekosistem olarak çeşitli canlı türlerini barındıran ağaçlık arazi

ornament : lat. * ornare (süslemek, donatmak, düzenlemek) (orna (süs) + are (fiil mastar eki) ) + mentum (isim yapım eki) * bir şeyi daha güzel ve çekici göstermek için eklenen bezeme, süs; ayrıca estetik amaçlı kullanılan ek unsur veya dekoratif öğe

ornamentasyon : lat. * ornare (süslemek, donatmak, düzenlemek) (orna (süs) + are (fiil mastar eki) ) + mentum (isim yapım eki) + tio (isim yapım eki) * bir nesne, yapı veya müzik eserinde estetik amaçla yapılan süsleme, dekoratif detay veya motifler bütünü

ornatmak : tür. * orna (yer, konum) + t (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir şeyin yerine başka bir şeyi koymak, ikame etmek veya bir türün yerine onun değişik bir biçiminin geçmesini sağlamak

ornidazol : gre., lat. * ornid (ön ek) (gre.) + dazol (1,2,3-triazol türevi) (lat.) * protozoa ve anaerobik bakterilere karşı kullanılan, enfeksiyon tedavisinde kullanılan sentetik antimikrobiyal ilacın etken maddesi (C7H10Cl3O3)

ornithogalum : gre. * ornithos, ornis (kuş) + gala (süt) (gre.) + um (son ek) (lat.) * Asparagaceae familyasına ait, sütlü çiçekleriyle bilinen soğanlı bitki cinsi, kuş sütü

ornithorhynchidae : gre. * ornithos, ornis (kuş) + rhynkhos (burun, gaga, hortum, çıkıntılı ağız kısmı) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * yumurtlayan memelilerin yer aldığı Monotremata takımına ait, günümüzde yalnızca ornitorenk (platipus) türünü ve soyu tükenmiş yakın akrabalarını barındıran bir hayvan familyası, ornitorenkgiller

ornithorhynchidae : gre., lat. * ornithos, ornis (kuş) + rhynkhos (burun, gaga, hortum, çıkıntılı ağız kısmı) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * yumurtlayan memeliler (Monotremata) takımına ait gagalı memeliler, ornitorenkgiller familyası

ornithorhynchus : gre., lat. * ornithos, ornis (kuş) + rhynkhos (burun, gaga, hortum, çıkıntılı ağız kısmı) (gre.) + us (isim yapım eki) (lat.) * kuş gagasını andıran burun yapısına sahip olan, ördek gagalı memeli olarak bilinen ornitorenk hayvanı

ornitin : gre. * ornithos, ornis (kuş) + ine (amin grubu eki) * eki)

ornitolog : gre. * ornithos, ornis (kuş) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * kuşların sınıflandırması, davranışları, biyolojisi, ekolojisi ve korunması üzerine uzmanlaşmış bilim insanı

ornitoloji : gre. * ornithos, ornis (kuş) + legein, lego (söylemek, konuşmak), logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * Kuşların kökenini, sınıflandırılmasını, yapısal özelliklerini, davranışlarını, yaşam alanlarını, evrimsel gelişimini ve ekolojik rollerini bilimsel yöntemlerle inceleyen zooloji dalı

ornitorenk : gre. * ornithos, ornis (kuş) + rhynkhos (burun, gaga, hortum, çıkıntılı ağız kısmı) * ördek gagasına benzeyen ağzı, memeli olmasına rağmen yumurtlaması gibi sıra dışı özellikleriyle bilinen yarı suda yaşayan bir hayvan (platypus)

orobahchaceae : gre. * orobos (bakla, fiğ gibi baklagil bitkisi) + ancho (boğmak, sıkmak, zarar vermek) + aceae (bitki familyası eki) * çiçekli bitkilerin Lamiales takımına ait, canavarotu ve yakın akraba cinsleri kapsayan, çoğunlukla diğer bitkilerin köklerinde yaşayan parazit (asalak) türleri barındıran bir familya

orobas : gre., lat. * oros (dağ) + bios (yaşam, hayat, canlılık, dirilik, dirim) (gre.); orobias (tütsü); orobas (atların prensi) (lat.) * Hz. Süleyman'ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis'te maji ile ilgili olan ve 72 cinden bahsedilen Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, çağrıldığında yalan söylemeyen, doğru cevaplar verdiğine ve sadık olduğuna inanılan, insan ve at hibridi bir görünümü olan, geçmiş, şimdi ve gelecekten doğru haberler veren ve insanlara rütbe ile dostluklar kazandıran gücü yüksek 55. cin

orofarenks : lat. * os, oris (ağız, açıklık) + pharunx, pharung, pharynx (yutak, gırtlak) * ağız boşluğunun arkasında yer alan ve yutağın bir bölümü olan, solunum ve sindirim yollarının kesiştiği anatomik bölge

orofaringeal : lat. * os, oris (ağız, açıklık) + pharunx, pharung, pharynx (yutak, gırtlak) + alis (ile ilgili, -a ait) * ağız ve yutak bölgesiyle ilgili

orofarinks : lat. * os, oris (ağız, açıklık) + pharunx, pharung, pharynx (yutak, gırtlak) * ağız boşluğunun arkasında yer alan ve yutağın bir bölümü olan, solunum ve sindirim yollarının kesiştiği anatomik bölge

orofasiyal : lat. * os, oris (ağız, açıklık) + facies (yüz, yüzey, görünüm, görünüş) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ağız ve yüz bölgesiyle ilgili

orogastrik : lat. * os, oris (ağız, açıklık) + gaster (mide) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ağızdan mideye uzanan veya ağız yoluyla mideye ilişkin olan

orogastrik sonda : lat. * os, oris (ağız, açıklık) + gaster (mide) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + sund (derinlik) (nor.), sonde (derinlik ölçme aleti, cerrahi sonda) (fra.) * ağız yoluyla mideye yerleştirilen, beslenme veya tıbbi amaçlarla sıvı veya ilaç aktarımında kullanılan ince tüp

orografi : gre. * oros (dağ, yükselti) + graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * yeryüzündeki dağlık alanların ve engebeli yer şekillerinin oluşumunu, yapısını ve dağılışını inceleyen coğrafya dalı

orografik : gre. * oros (dağ, yükselti) + graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * nemli hava kütlelerinin bir dağ yamacına çarparak yükselmesi, soğuması ve bunun sonucunda yağış bırakması durumu, yamaç yağışı

orojenez : gre. * oros (dağ, yükselti) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * tektonik levhaların birbirini sıkıştırması sonucu jeosenklinal alanlarda biriken tortul tabakaların kıvrılarak veya kırılarak yükselmesi ve dağların ve yer kabuğundaki yükseltilerin meydana gelmesi süreci

orojeni : gre. * oros (dağ, yükselti) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * dağ kuşaklarının oluşum süreçlerini, dağlık bölgelerin tektonik hareketler ve levha çarpışmaları sonucunda yükselmesini inceleyen bilim dalı

orojenik : gre. * oros (dağ, yükselti) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * dağ oluşumuyla veya dağ oluşum süreciyle (orojenez) ilgili

oromandibüler : gre., lat. * oros (ağız, açıklık) (gre.) + mando, mandere (çiğnemek, yemek) + bula (araç, vasıta eki) + aris (ile ilgili, -a ait) (lat.) *

oror : lat. * aurora (gündoğumu, şafak, tan vakti) (aurum (altın) + ora (isim yapım eki) ) (lat.); aurore (fra.) * güneşin doğuş zamanı, gündoğumu, şafak vakti, tan zamanı; Dünya'nın manyetik alanıyla etkileşime girmesi sonucu kutup bölgelerinde gökyüzünde oluşan renkli ışımalar

orospu : far. * ru (yüz, çehre, surat, sima) + sepi (beyaz, ak) * yüzü ak kadın, yüzü temiz kadın, yüzü açık kadın; fahişe, sürtük, ahlaksız kadın (eski Arap kültüründe yüzünü açan kadının ahlaksız olduğu zannından)

orostopolluk : far., tür. * orospu (ahlaksız kadın, maddi menfaat veya nefsani tatmin için herkesle cinsel ilişkiye girebilen kadın) (ru (yüz) + sepi (beyaz, ak) ) (far.) + oğul (evlat, çocuk) + u (iyelik eki) (tür.) * orospu oğlu, orospu çocuğu (argo)

orsa : ita. * orza (kaldır!; rüzgar üstü) * yelkenli teknelerin rüzgarın geldiği yöne doğru mümkün olan en dar açıyla (yaklaşık 45 derece) seyretmesi; her iki yönden yelkenin ortasına bağlanan ve yelkenleri yelin esmekte olduğu yöne çevirmeye yarayan ip; geminin rüzgar alan yanı

orşidopeksi : gre. * orkhis (testis, yumurtalık, husye; bitkinin yumrulu kökü) + pegnynai, pegnynein (dikmek, sabitlemek, tespit etmek), pexia (sabitleme, dikme, sağlamlık) (pexis (sabitleme, tutturma, dikleştirme) + eia (isim yapım ve durum eki) ) * karın içinde veya kasık kanalında kalan inmemiş testislerin, cerrahi müdahale ile skrotum (testis torbası) içerisine indirilip sabitlenmesi işlemi (genellikle 6-18 ay arası bebeklerde uygulanan bu güvenli, günübirlik ameliyat, kısırlık ve testis kanseri riskini azaltmak için yapılır.)

orşiektomi : gre. * orkhis (testis, yumurtalık, husye; bitkinin yumrulu kökü) + ektomia (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * testisin cerrahi olarak çıkarılması işlemi

orşiopeksi : gre. * orkhis (testis, yumurtalık, husye; bitkinin yumrulu kökü) + pegnynai, pegnynein (dikmek, sabitlemek, tespit etmek), pexia (sabitleme, dikme, sağlamlık) (pexis (sabitleme, tutturma, dikleştirme) + eia (isim yapım ve durum eki) ) * karın içinde veya kasık kanalında kalan inmemiş testislerin, cerrahi müdahale ile skrotum (testis torbası) içerisine indirilip sabitlenmesi işlemi (genellikle 6-18 ay arası bebeklerde uygulanan bu güvenli, günübirlik ameliyat, kısırlık ve testis kanseri riskini azaltmak için yapılır.)

orşit : gre. * orkhis (testis, yumurtalık, husye; bitkinin yumrulu kökü) + itis (iltihap, enfeksiyon) * genellikle bakteriyel (idrar yolu enfeksiyonu, CYBH) veya viral (kabakulak) nedenlerle bir veya her iki testisin iltihaplanması

orşiyektomi : gre. * orkhis (testis, yumurtalık, husye; bitkinin yumrulu kökü) + ektomia (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * testisin cerrahi olarak çıkarılması işlemi

orta : tür. * or (kesmek) + ta (sıfat eki) * Çankırı'nın bir ilçesi

orta : tür. * or (kesmek, ayırmak) + ta (sıfat eki) * iki şeyin arasında ve iki şeye eşit mesafede olan, iki şeyin arasını ayıran - kesen çizgi (orta yolu bulmak, durumu düzeltmek)

orta afrika cumhuriyeti : tür. * orta (iki şeyin arasında ve o iki şeye eşit mesafede olan, vasat) + aphrike (açık, güneşli) (gre.); ferak (ayırma, ayırış) (ara.) + cumhuriyet (halkın kendisini yönetmesi şekli) (ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * ifri, afri (mağara; Roma döneminde bir kabile ismi) (ber.); afar (toz) (fen.) + icus, ica (ile ilgili, -a ait) (lat.)

orta çağ : tür. * orta (iki şeyin arasında ve o iki şeye eşit mesafede olan, vasat) + çağ (zaman, vakit, zaman dilimi, devir, dönem, devre, periyod, epok) * MS 476'da Batı Roma İmparatorluğu'nun çöküşüyle başlayıp 1453'te İstanbul'un Fethi (veya 1492 Amerika'nın keşfi) ile sona eren, yaklaşık 1000 yıllık dönemi kapsayan, Avrupa'da feodalizmin, kilise baskısının (skolastik düşünce) mevcut olduğu, dini dogmaların esas alındığı, sorgulamanın yasak olduğu "skolastik düşünce"nin hakim olduğu tarihi dönem

orta kulak : tür. * orta (iki şeyin arasında ve o iki şeye eşit mesafede olan, vasat) + kulak (başın her iki yanında yer alan ve işitmeyi sağlayan, kıkırdaksal yapıdaki organlardan her biri) * kulak zarı ile iç kulak arasında yer alan, içerisinde çekiç, örs, üzengi kemikçikleri ve östaki borusu bulunan, ses titreşimlerini güçlendirerek ileten ve basıncı dengeleyen, hava ile dolu küçük bir boşluk

orta parmak : tür. * orta (iki şeyin arasında ve o iki şeye eşit mesafede olan, vasat) + parmak (el veya ayakların uç kısmında bulunan, boğumlu, hareketli, ince uzun sopa, çubuk şeklinde olan organ) * el veya ayakta, baş parmak ve küçük parmak arasında yer alan, genellikle üçüncü sıra parmak olarak adlandırılan parmak; karşı tarafa hakaret, öfke, protesto veya küfür (orta parmak çekme) amacıyla yapılan, genellikle "benim için fark etmez", "siktir git" veya "söylediklerin önemsiz" anlamı yüklenen kaba bir el hareketi

orta sıklet : tür., ara. * orta (iki şeyin arasında ve o iki şeye eşit mesafede olan, vasat) (tür.) + siklet (ölçü, ağırlık) (ara.) * boksta ve dövüş sporlarında hafif-ağır sıkletler arasında yer alan, genellikle erkeklerde 71 kg ile 75 kg (veya 72.57 kg), UFC gibi organizasyonlarda ise yaklaşık 84-86 kg (185-186 lb) ağırlık sınırlarına sahip olan, hız ve gücün dengelendiği bir ağırlık sınıfı olarak kabul edilen boksör/dövüşçü kategorisi

orta yaşlı : tür. * orta (iki şeyin arasında ve o iki şeye eşit mesafede olan, vasat) + yaş (yıl, sene) + lı (ile, birlikte, sahibi) * gençlik dönemi ile yaşlılık dönemi arasında, genellikle 40-60/65 yaş aralığında bulunan kişileri tanımlayan ifade

ortaca : tür. * orta (iki şeyin arasında ve o iki şeye eşit mesafede olan, vasat) + ca (gibi, benzer) * Muğla'nın bir ilçesi (İsmini, Fethiye ile Marmaris arasında "orta" bir noktada yer almasından almıştır.)

ortaç : tür. * orta (iki şeyin arasında ve o iki şeye eşit mesafede olan, vasat) + aç (isim yapım ve araç eki) * fiilden türeyerek hem fiil özelliklerini hem de isim veya sıfat özelliklerini birlikte taşıyan, eylem ile isim arasında yer alan fiilimsi türü, partisip

ortadoğu : tür. * orta (iki şeyin arasında ve o iki şeye eşit mesafede olan, vasat) + doğu (güneşin doğduğu yön) * Güneybatı Asya ile Kuzey Afrika'nın kesişiminde yer alan, köklü bir tarihe ve stratejik öneme sahip olan, batı metkezli tanımlama itibarıyla genellikle Arap Yarımadası, Levant (Doğu Akdeniz), Türkiye, İran ve Mısır'ı kapsayan jeopolitik bölge

ortahisar : tür. * orta (iki şeyin arasında ve o iki şeye eşit mesafede olan, vasat) + hisar (etrafı çevrili yer, müstahkem yer, sur, korugan) * Trabzon’un bir ilçesi

ortak : tür. * orta (iki şeyin arasında ve o iki şeye eşit mesafede olan, vasat) + k (sıfat veya isim yapım eki) * bir işi, mülkü veya sorumluluğu paylaşan, birlikte hareket eden kişi veya birden fazla kişiyi ilgilendiren müşterek durum, müşterek

ortak bölen : tür. * orta (iki şeyin arasında ve o iki şeye eşit mesafede olan, vasat) + bölen (kesen, ayıran) * iki veya daha fazla tam sayıyı kalansız (kalanı 0) olarak bölebilen pozitif tam sayıl

ortak çarpan : tür. * orta (iki şeyin arasında ve o iki şeye eşit mesafede olan, vasat) + çarpan (vuran, darbeleyen) * iki veya daha fazla sayının her birini kalansız bölebilen (çarpanı olan) ortak sayı

ortak girişim : tür. * orta (iki şeyin arasında ve o iki şeye eşit mesafede olan, vasat) + girişim (bir işe başlama, teşebbüs etme, hamle yapma, kalkışma, adım atma, insiyatif alma; özellikle planlı, amaçlı faaliyet veya saldırı) * iki veya daha fazla işletmenin belirli bir proje, yatırım veya ticari amaç için kaynaklarını, uzmanlıklarını ve risklerini birleştirerek oluşturdukları iş birliği modeli, joint venture

ortak koşmak : tür. * ortak (paylaşan; paylaşılan) + koşmak (hareket etmek, hızla ilerlemek) * İslam inancında Allah'ın zatında, sıfatlarında veya fiillerinde bir eşi, benzeri veya ortağı olduğuna inanmak, O'ndan başkasına ibadet etmek veya ilahi vasıfları yaratılmışlara atfetmek, şirk koşmak

ortak payda : tür. * ortak (paylaşan; paylaşılan) + payda (bir kesirin altında yer alan ve kesrin bölüneceği toplam birim sayısını gösteren sayı) (pay (hisse, bölüm, kısım) + da (isim yapım eki) ) * matematiksel olarak iki veya daha fazla kesrin paydalarının (alt kısım) aynı sayıya dönüştürülmesiyle elde edilen ortak bölen, asgari müşterek

ortak pazar : tür., far. * ortak (paylaşan; paylaşılan) (tür.) + bazar (ürün ve hizmet alış-satış yeri, çarşı, market) (far.) * üye ülkeler arasında gümrük vergilerini kaldırarak malların, hizmetlerin, sermayenin ve işgücünün (insanların) serbest dolaşımını sağlayan ekonomik bütünleşme modeli

ortaklaşa : tür. * ortak (paylaşan; paylaşılan) + laşa (işteşlik ve paylaşım eki) * ortak olarak, müştereken

ortaklık : tür. * ortak (paylaşan; paylaşılan) + lık (isim yapım ve durum eki) * ortak olma durumu; iki veya daha fazla kişinin bir şey üzerinde birlikte hak sahibi olma durumu, iş, mal veya çıkarları paylaşması durumu

ortaköy : tür. * orta (iki şeyin arasında ve o iki şeye eşit mesafede olan, vasat) + köy (kasabadan küçük yerleşim birimi) * Aksaray’ın bir ilçesi; Çorum’un bir ilçesi

ortakulak : tür. * orta (iki şeyin arasında ve o iki şeye eşit mesafede olan, vasat) + kulak (başın her iki yanında yer alan ve işitmeyi sağlayan, kıkırdaksal yapıdaki organlardan her biri) * kulak zarı ile iç kulak arasında yer alan, içerisinde çekiç, örs, üzengi kemikçikleri ve östaki borusu bulunan, ses titreşimlerini güçlendirerek ileten ve basıncı dengeleyen, hava ile dolu küçük bir boşluk

ortakyaşarlık : tür. * ortak (paylaşan; paylaşılan) + yaşar (yaşayan, hayat süren) + lık (isim yapın ve durum eki) * birden fazla kişinin veya varlığın birlikte yaşaması, aynı ortamı veya yaşam alanını paylaşması durumu

ortalama : tür. * orta (iki şeyin arasında ve o iki şeye eşit mesafede olan, vasat) + lama (sıfat yapım eki) * verilerin genel eğilimini gösteren ve bir veri kümesindeki tüm sayısal değerlerin toplanıp, elde edilen toplamın veri adedine bölünmesiyle bulunan "tipik" veya "merkezi" değer, vasat

ortalama değer teoremi : tür., gre. * ortalama (bir grup elemanın toplamının eleman sayısına bölünmesiyle bulunan değer) + değer (ölçü, kıymet, miktar, sayısal nicelik, paha, fiyat) (tür.) + theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * analizde, sürekli ve türevlenebilir bir fonksiyonun belirli bir aralıkta, türevinin fonksiyonun ortalama değişim hızına eşit olduğu en az bir nokta bulunduğunu ifade eden temel teorem; diferansiyel ve integral hesapta merkezi bir rol oynar

ortalık : tür. * orta (iki şeyin arasında ve o iki şeye eşit mesafede olan, vasat) + lık (isim yapın ve durum eki) * bulunulan çevre, ortam, etraf veya içinde yaşanılan yer (oda, ev), genel durum, atmosfer, göz önünde olan alan

ortam : tür. * orta (iki şeyin arasında ve o iki şeye eşit mesafede olan, vasat) (or (kesmek, ayırmak) + ta (sıfat eki) ) + m (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yer, mekan, konum (Ort (yer, mekan, konum, ortam) (alm.) )

ortanca : tür., gre. * orta (iki şeyin arasında ve o iki şeye eşit mesafede olan, vasat) + nca (ile ilgili, -a ait) (tür.); hydrengia (hydros, hydor, hydros (su, sıvı) + angeion (kasa, kap, hazne, damar, kanal) ) (gre.) * küçükten büyüğe sıralanmış bir veri grubunu tam ortadan ikiye ayıran değer; hydrangea (hortensya) adıyla bilinen, büyük, sulu çiçekleri olan, sulak alanlarda yetişen, asidik toprakta mavi, alkalin toprakta pembe çiçek açan çalı tipi bir süs bitkisi,

ortaokul : tür. * orta (iki şeyin arasında ve o iki şeye eşit mesafede olan, vasat) + okul (eğitim kurumu ve binası) * ilkokuldan sonra gelen, genellikle 5-8. sınıfları kapsayan, temel eğitim ve orta düzeyde akademik öğretim verilen eğitim kurumu

ortaöğretim : tür. * orta (iki şeyin arasında ve o iki şeye eşit mesafede olan, vasat) + öğretim (öğretme, eğitim) * ilkokuldan sonra ve lise öncesinde verilen, öğrencileri temel bilgi ve becerilerle donatan, ikinci aşama eğitim düzeyi

ortay : tür. * orta (iki şeyin arasında ve o iki şeye eşit mesafede olan, vasat) + y (isim yapım eki) * geometride bir açıyı veya doğru parçasını iki eş parçaya bölen doğru veya ışın, ortalayan, bölen, kesen, ayıran (örneğin "açıortay", "kenarortay")

ortet : lat. * ortus (doğuş, ortaya çıkış) + ettus (küçültme veya isim yapım eki) * eşeysiz çoğalma yoluyla meydana gelen tüm klonal bireylerin kökenini oluşturan, ilk veya ana birey, klonun başlangıç organizması

ortez : gre. * orthos (düz, doğru, dik) + osis (isim yapım, durum, hal eki) * vücudun zayıflamış, yaralanmış veya işlevini yitirmiş kas-iskelet sistemi bölümlerini (omurga, uzuvlar) dışarıdan desteklemek, hareketini kısıtlamak, düzeltmek veya sabitlemek amacıyla kullanılan, plastik, metal veya deri malzemelerden kişiye özel üretilen tıbbi cihaz (aparat)

orthoptera : gre. * orthos (düz, doğru, dik) + pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) + a (taksonomik çoğul eki) * çekirgeler, cırcır böcekleri ve benzeri böcekleri kapsayan, ön kanatları düz ve sertleşmiş olan böcekler takımı

orthotropous : gre., lat. * orthos (düz, doğru, dik) + trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * tohum taslağı (ovül) mikropil, nusellus ve şalazası kıvrılmamış, bükülmemiş, tamamen düz ve dik bir eksene sahip oln, aynı doğrultuda bulunan, ekseni boyunca bükülmeden gelişen, düz nitelikte olan (tohum taslağı tipi)

ortodoks : gre. * orthos (düz, doğru, dik) + dokein (görünmek, düşünmek, kanaat edinmek), doxa (görüş, kanaat, düşünce, inanç) * geleneklere veya kabul görmüş inanç ve kurallara sıkı sıkıya bağlı olan, özellikle din veya düşünce sistemlerinde doğru kabul edilen öğreti veya uygulamaları benimseyen kişi veya yaklaşım

ortodonti : gre. * orthos (düz, doğru, dik) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) + eia (isim yapım ve durum eki) * dişleri ve çene yapısını düzeltmek, doğru hizalamak ve sağlıklı bir şekilde yerleştirmek amacıyla yapılan tıbbi ve diş hekimliği dalı

ortodontist : gre. * orthos (düz, doğru, dik) + donti (diş) + eia (isim yapım ve durum eki) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * dişleri ve çene yapısını düzeltmek, doğru hizalamak için tedavi uygulayan diş hekimi veya uzman

ortodromi : gre. * orthos (düz, doğru, dik) + dromos (koşu, koşma; yön, rota, yol, pist, sokak) + eia (isim yapım ve durum eki) * küre üzerinde iki nokta arasındaki en kısa mesafe doğrultusunda ilerleyen yol veya rota; küre üzerinde (dünyada) iki nokta arasındaki en kısa yolu ifade eden büyük daire yayı; denizcilik ve havacılıkta kullanılan doğru yön hattı

ortofoni : gre. * orthos (düz, doğru, dik) + phone (ses, ton, konuşma) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * doğru, düzgün ve kurallara uygun seslendirme, telaffuz veya okuma; doğru ve düzgün ses kullanımı ile etkili konuşma tekniklerini inceleyen ve öğreten bilim dalı, konuşma eğitimi ve ses terapisi

ortofonik : gre. * orthos (düz, doğru, dik) + phone (ses, ton, konuşma) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * doğru ve düzgün ses kullanımıyla ilgili, ortofoni ile ilgili

ortofori : gre. * orthos (düz, doğru, dik) + pherein, phorein (taşımak, yüklenmek, götürmek, getirmek) + eia (isim yapım ve durum eki) * göz kaslarının doğru hizalanması ve koordinasyonunu sağlayan durum veya yetenek, özellikle göz hareketleri ve görme ekseninin düzgünlüğü ile ilgilenen tıp dalı

ortoforik : gre. * orthos (düz, doğru, dik) + pherein, phorein (taşımak, yüklenmek, götürmek, getirmek) + eia (isim yapım ve durum eki) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * göz kaslarının veya görme ekseninin doğru hizalanması ve koordinasyonuyla ilgili, ortofori ile ilgili

ortognati : gre. * orthos (düz, doğru, dik) + gnathos (çene) + eia (isim yapım ve durum eki) * çene yapısının düzgün ve doğru konumda olma durumu; diş hekimliği ve ortodonti alanında estetik ve fonksiyonel çene hizalaması

ortognatik : gre. * orthos (düz, doğru, dik) + gnathos (çene) + eia (isim yapım ve durum eki) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * çene yapısının düzgün ve doğru konumda olmasına ait olan veya bu durumla ilgili

ortogonal : gre., lat. * orthos (doğru, dik, düzgün) + gone, gone, gonia (köşe, açı, dik açı, gönye) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * matematikte ve geometride iki çizgi veya vektörün birbirine dik olması durumunu ifade eden terim; lineer cebir ve istatistikte bağımsızlık veya iç çarpımın sıfır olması

ortogonalite : gre., lat. * orthos (doğru, dik, düzgün) + gone, gone, gonia (köşe, açı, dik açı, gönye) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * iki doğru, vektör, düzlem veya geometrik yapının birbirine dik olma durumu, diklik, birbirine 90 derecelik açıyla kesişme özelliği

ortograd : gre., lat. * orthos (doğru, dik, düzgün) (gre.) + gradus (adım, derece, seviye, kademe) (lat.) * doğru yönde ilerleyen, normal veya alışılmış doğrultuda gerçekleşen hareket veya artış; düzenli ve ileri yönlü değişim

ortografi : gre. * orthos (doğru, dik, düzgün) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir dilin doğru yazım kurallarını inceleyen ve belirleyen sistem, yazım bilgisi, imla

ortoidohippurik : gre., lat. * orthos (doğru, dik, düzgün) + iodum (iyod) (lat.) + hippurikos (hippos (at) + ouron (idrar, sidik, çiş) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) ) * benzen halkasında orto konumunda iyot içeren ve hippurik asit türevi olan kimyasal bileşik (orto-iyodohippurik asit)

ortokeratoz : gre. * keras, kerat (boynuz, keratin) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * deride keratinleşmenin normal şekilde gerçekleşmesi durumu; epidermiste çekirdeksiz (anükleer) keratin tabakasının bulunmasıyla karakterize histolojik durum

ortoklaz : gre. * orthos (doğru, dik, düzgün) + klasis (kırılma, parçalanma) (klaein (kırmak, parçalamak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) * kristalleri belirli düzlemler boyunca düzgün (dik açılıya yakın) kırılma özelliği gösteren, feldspat grubuna ait bir mineral

ortonormal : gre. * orthos (doğru, dik, düzgün) + normalis (standartlara, genel kabul görmüş kurallara uygun olan, olağan ve tipik özellikler gösteren) (cetvel, kural, yasa, ilke, prensip) + alis (ile ilgili, -a ait) ) * birbirine dik (ortogonal) ve uzunlukları 1 olan vektörlerden oluşan durum; hem dik hem birim uzunlukta olan vektör sistem

ortopedi : gre. * orthos (doğru, dik, düzgün) + paideia (eğitim, çocuk yetiştirme) (pais, paid (çocuk) + eia (isim yapım ve durum eki) ) * düzgün çocuk durumu; özellikle doğuştan veya gelişimsel bozuklukları olan çocuklardaki, kas-iskelet sistemi bozukluklarının teşhisi ve tedavisini konu alan tıp dalı

ortopedik : gre. * orthos (doğru, dik, düzgün) + paideia (eğitim, çocuk yetiştirme) (pais, paid (çocuk) + eia (isim yapım ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * kas-iskelet sistemi (kemik, eklem, kas, tendon) bozukluklarını düzeltmek, desteklemek veya tedavi etmek amacıyla yapılan uygulama veya bu tür araçlarla ilgili, ortopedi ile ilgili

ortopedist : gre. * orthos (doğru, dik, düzgün) + paideia (eğitim, çocuk yetiştirme) (pais, paid (çocuk) + eia (isim yapım ve durum eki) ) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * kemik, eklem, kas, tendon, bağ ve sinirlerden oluşan kas-iskelet sistemindeki hastalıkların, yaralanmaların ve doğumsal veya sonradan oluşan şekil bozukluklarının tanı, tedavi ve cerrahisi ile ilgilenen tıp doktoru

ortopne : gre. * orthos (doğru, dik, düzgün) + pnoe (nefes, solunum) * özellikle kalp veya akciğer hastalıklarında görülen, kişinin düz oturur veya dik pozisyonda iken rahat nefes alabildiği, yatınca veya eğik pozisyonda nefes darlığı yaşadığı tıbbi durum

ortoptera : gre. * orthos (düz, doğru, dik) + pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) + a (taksonomik çoğul eki) * çekirgeler, cırcır böcekleri ve benzeri böcekleri kapsayan, ön kanatları düz ve sertleşmiş olan böcekler takımı

ortorinolaringoloji : gre. * orthos (doğru, dik, düzgün) + rhis, rhinos (burun, gaga, hortum) + larynx (gırtlak) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kulak, burun ve gırtlak ve bunlara bağlı baş-boyun bölgelerinin hastalıklarını inceleyen ve tedavisiyle ilgilenen tıp dalı

ortosit : gre. * orthos (doğru, dik, düzgün) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) * normal yapıya, biyolojik fonksiyona ve standart gelişim evrelerine sahip olan sağlıklı hücre

ortostatik : gre. * orthos (doğru, dik, düzgün) + histanai (durmak, durdurmak, yerleştirmek), statikos (duran, durağan, hareketsiz, dengeye ilişkin) (stasis (durma, ayakta durma, dikilme, durgunluk, durum, denge, sabit kalma, duruş veya kuvvetlerin karşı karşıya gelmesi, yer), statos (durmuş, yerleştirilmiş, sabit kılınmış, duran, sabit duran, hareketsiz kalan) + ikos (ile ilgili, gibi) ) * dik veya ayakta durma pozisyonu ile ilgili

ortotanezi : gre. * orthos (doğru, dik, düzgün) + thneiskein (ölmek), thanasis (ölümle ilgili, ölüme ait) (thanatos (ölüm) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) + eia (isim yapım ve durum eki) * ölümün doğal, normal ve müdahale edilmeksizin seyri, doğal ölüm

ortoz : gre. * orthos (doğru, dik, düzgün) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * vücut eklemlerini, kaslarını veya iskelet sistemini desteklemek, düzeltmek veya stabilize etmek için kullanılan tıbbi cihaz veya destekleyici aparat

oruç : far. * ruze (gün) * belirli bir süre boyunca yeme, içme, cinsellik gibi dünyevi eylemlerden bilinçli olarak uzak durma (gün boyunca sürdüğü için "ruze" kelimesi kullanılmıştır.)

orun : tür. * or (koymak, kondurmak, yerleştirmek) + un (isim yapım eki) * Eski Türk devlet geleneğinde hükümdarın meclisindeki oturma yeri, makam, mevkii veya taht; saygı duyulan, önemli bir pozisyonda bulunan kişi, protokol yeri ve yerleşim alanı

orya : lat * aurum (altın) * iskambil kağıtlarında karo (karo figürünün zengin tüccar sınıfı simgelemesinden)

oryantal : lat. * orior, oriri (yükselmek, doğmak, oluşmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak, kaynaklanmak) + ent (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, -a ait) * doğu yönüyle ilgili, güneşin doğduğu taraf ile ilgili

oryantalist : lat. * orior, oriri (yükselmek, doğmak, oluşmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak, kaynaklanmak) + ent (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, -a ait) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * doğu kültürlerini, dillerini, sanatını, tarihini ve yaşam tarzlarını inceleyen, bu konularda eserler veren Batılı akademisyen, araştırmacı veya sanatçı

oryantalizm : lat. * orior, oriri (yükselmek, doğmak, oluşmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak, kaynaklanmak) + ent (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, -a ait) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * Batı'nın Doğu toplumlarını (özellikle Orta Doğu ve Asya) kendi kültürel, politik ve sanatsal bakış açısıyla, genellikle egzotik, geri kalmış veya mistik bir "öteki" olarak tanımladığı ve incelediği Batı merkezli bir anlayış

oryantasyon : lat. * orientare (yönlendirmek, yönünü belirlemek, uyum sağlamak, alıştırmak, ilgi göstermek) (orior, oriri (yükselmek, doğmak, oluşmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak, kaynaklanmak) + ent (isim yapım eki) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * yeni bir ortama, işe veya duruma uyum sağlama, alıştırma ve yönlendirme süreci

oryante : lat. * orientus (orientare (yönlendirmek, yönünü belirlemek, uyum sağlamak, alıştırmak, ilgi göstermek) (orior, oriri (yükselmek, doğmak, oluşmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak, kaynaklanmak) + ent (isim yapım eki) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * yönlendirilmiş, yönü belirlenmiş, yönünü bulmuş, uyum sağlamış, alışmış, alıştırılmış, ilgi gösterilmiş

orycteropodidae : gre. * orykter (kazıcı, kazmaya yarayan) + pous, podos (ayak) + -idae (-giller, hayvan familyası eki) * Afrotheria üst takımına ait olan, Afrika yer domuzunu kapsayan, kazmaya uyarlanmış güçlü ön ayakları bulunan memeli familyası (tek yaşayan türü, Afrika'da yaşayan ve tüp dişli yapısıyla bilinen yer domuzu (Orycteropus afer) türüdür.)

oryza : lat. * oryza (pirinç) * Poaceae familyasına ait, pirinç bitkilerini kapsayan cins

Os : gre. * osmium (osme (koku) + ium (kimyasal element eki) ) * atom numarası 76 olan, periyodik tablonun 8. grubunda bulunan, çok yoğun, sert ve parlak bir platin grubu metali olan, aşınmaya dayanıklı alaşımlarda, elektrik kontaklarında, kalem uçlarında ve özel endüstriyel uygulamalarda kullanılan element

OS : ing. * operating (işletim) + system (sistem) * donanım kaynaklarını yöneten ve kullanıcı ile bilgisayar arasında arayüz sağlayan temel yazılım

OS : lat. * oculus (göz) + sinister (sol) * sol göz için kullanılan tıbbi göz kısaltması

os triquetrum : lat. * os (kemik) + triquetrum (üçgen şeklinde) * el bileğinde bulunan üçgen biçimli küçük kemik

ose : lat. * omen (uğursuzluk, alamet, kehanet), os (ağız, yüz) * Hz. Süleyman’ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis’te yer alan, insanı farklı varlıklara dönüştürebildiğine ve delilik verdiğine inanılan 57. sıradaki cin

oseltamivir : lat. * osel (molekül eki) + tamivir (antiviral ilaç adlandırma kökü) * influenza (grip) tedavisinde kullanılan, nöraminidaz enzimini inhibe eden antiviral ilacın etken maddesi (C16H28N2O4..)

osilasyon : lat. * oscillatio (salınım, titreşim) (oscillare (sallanmak, salınmak, titreşmek) (oscillum (küçük salıncak, sallanan nesne) (os (yüz, ağız) + culum (küçültme eki) ) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) ) * bir sistemin denge noktası etrafında düzenli veya düzensiz şekilde ileri-geri hareket etmesi, yani salınım veya titreşim hareketi ("küçük yüz/maske” anlamından gelişerek rüzgarda sallanan küçük süs veya figür anlamı oluşmuş, daha sonra antik Roma’da ağaçlara asılan ve sallanan dekoratif nesne anlamında kullanılmış ve buradan da “salıncak, sallanan şey” anlamı gelişmiştir.)

osilatör : lat. * oscillare (sallanmak, salınmak, titreşmek) (oscillum (küçük salıncak, sallanan nesne) (os (yüz, ağız) + culum (küçültme eki) ) + are (fiil mastar eki) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) * salınım üreten veya titreşim oluşturan, belirli bir frekansta periyodik hareket üreten cihaz veya sistem

osilopsi : lat. * oscillare (sallanmak, salınmak, titreşmek) (lat.) + opsis (görme, bakma) (gre.) * kişinin çevresindeki nesneleri sabit olmasına rağmen hareket ediyor veya titreşiyormuş gibi görmesiyle karakterize görme bozukluğu

osimertinib : lat. * osi (özel ad kökü) + mer (ek) + tinib (tyrosine kinase (tirozin kinaz) inhibitörü) (tyrosine (aminoasit) (turos, tyros (peynir) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + kinesis, kinase (kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak) + asis (son ek) ) (gre.) + inhibitor (engelleyici, önleyici, mani olan) (lat.) ) * belirli tipte anormal epidermal büyüme faktörü (EGFR) genleri mutasyonlu akciğer kanseri hastalarında küçük hücreli olmayan akciğer kanserini (NSCLC) tedavi etmek ve tümörü cerrahi olarak çıkarılmış hastalarda NSCLC'nin tekrarlamasını önlemek için kullanılan tirozin kinaz inhibitörü olan antikanser ilacının etken maddesi (C28H33N7O2)

osiris : mıs. * Wsjr, Wsir, Asar, Aser (tahtı gören, güçlü, kudretli; cennetin gözü) * Mısır mitolojisinde yeniden doğuş ve yeraltı dünyasının tanrısı

oskar : irl. * os (tanrı, güçlü, tanrısal) + cara (arkadaş, dost) * tanrının dostu; sinema dünyasında verilen Academy Awards (Akademi Ödülleri) ödüllerinin yaygın adı

oskultasyon : lat. * auscultare (dinlemek, sesleri değerlendirmek) + tio (isim yapım eki) * hastalık tanısı amacıyla steteskop veya doğrudan kulakla hastanın akciğer, kalp ve bağırsak seslerini dinlemesi işlemi

oskülatör : lat. * auscultare (dinlemek, sesleri değerlendirmek) + or (-cı, yapan, eden eki) * hastanın kalp, akciğer veya bağırsak seslerini dinlemek için kullanılan kişi veya cihaz

oskültasyon : lat. * auscultare (dinlemek, sesleri değerlendirmek) + tio (isim yapım eki) * hastalık tanısı amacıyla steteskop veya doğrudan kulakla hastanın akciğer, kalp ve bağırsak seslerini dinlemesi işlemi

oslo : nor. * as (tepe, sırt) + lo (çayır, ova) * Norveç'in başkenti

osman : ara. * utman (küçük aslan; güçlü, koruyucu, güven veren; genç toy kuşu, yılan, ejderha yavrusu, kemiği kıran-bağlayan) * küçük aslan; güçlü, koruyucu, güven veren; genç toy kuşu, yılan, ejderha yavrusu, kemiği kıran-bağlayan

osmancık : ara., tür. * utman (küçük aslan; güçlü, koruyucu, güven veren; genç toy kuşu, yılan, ejderha yavrusu, kemiği kıran-bağlayan) + cık (küçültme ve sevimlilik eki) * Çorum’un bir ilçesi

osmaneli : ara., tür. * utman (küçük aslan; güçlü, koruyucu, güven veren; genç toy kuşu, yılan, ejderha yavrusu, kemiği kıran-bağlayan) (ara.) + el (kolun, bilekten parmak uçlarına kadar olan, dokunmaya, tutmaya ve kavramaya yarayan kısmı) + i (iyelik eki) (tür.) * Bilecik’in bir ilçesi

osmangazi : ara. * utman (küçük aslan; güçlü, koruyucu, güven veren; genç toy kuşu, yılan, ejderha yavrusu, kemiği kıran-bağlayan) + gazi (akıncı, istilacı) (gaza (akın etmek, yağmak, talan, öldürmek, yok etmek, parçalamak, dövmek, ezmek, vurmak; kavga etmek, mücadele etmek, savaşmak) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Bursa'nın bir ilçesi

osmani : ara. * utman (küçük aslan; güçlü, koruyucu, güven veren; genç toy kuşu, yılan, ejderha yavrusu, kemiği kıran-bağlayan) + i (ile ilgili, -a ait) * Osman’a ait, Osmanlı’ya ilişkin olan; özellikle Osmanlı Devleti, kültürü, dili veya hanedanı ile ilgili

osmaniye : ara. * utman (küçük aslan; güçlü, koruyucu, güven veren; genç toy kuşu, yılan, ejderha yavrusu, kemiği kıran-bağlayan) + iye (yer ve durum eki) * Osman’a ait yer

osmanlı : ara., tür. * utman (küçük aslan; güçlü, koruyucu, güven veren; genç toy kuşu, yılan, ejderha yavrusu, kemiği kıran-bağlayan) (ara.) + lı (ile, birlikte, ile ilgili, -a ait) * Osman’a bağlı olan, Osman soyundan gelen veya Osmanlı Devleti ile ilgili

osmiyum : gre., lat. * osme (koku) (gre.) + ium (kimyasal element eki) (lat.) * atom numarası 76, simgesi Os olan, sarımsağı andıran keskin kokusu nedeniyle bu adı alan, platinyum grubu metallere ait, yoğun, sert ve nadir bulunan, özellikle alaşımlarda ve katalizörlerde kullanılan bir geçiş metali

osmolalite : gre. * osmos (itme, dürtme, akış, geçiş; çözeltide suyun difüzyonu) (othein (itmek, dürtmek, akmak, geçmek) + smos (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) + itas (isim yapım ve durum eki) * bir kilogram çözücü içinde çözünmüş olan maddelerin (moleküller ve iyonlar) toplam miktarını (çözünmüş partikül sayısını) ölçen birim (örneğin plazma, idrar osmolalitesi)

osmolarite : gre. * osmos (itme, dürtme, akış, geçiş; çözeltide suyun difüzyonu) (othein (itmek, dürtmek, akmak, geçmek) + smos (isim yapım eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) + itas (isim yapım ve durum eki) * bir çözeltide 1 kg çözücüde bulunan çözünmüş partikül sayısı (örneğin plazma, idrar osmolalitesi)

osmometre : gre. * osmos (itme, dürtme, akış, geçiş; çözeltide suyun difüzyonu) (othein (itmek, dürtmek, akmak, geçmek) + smos (isim yapım eki) ) + metron (ölçü) * bir çözeltinin osmotik basıncını veya osmolalitesini ölçen cihaz

osmoregülasyon : gre., lat. * osmos (itme, dürtme, akış, geçiş; çözeltide suyun difüzyonu) (othein (itmek, dürtmek, akmak, geçmek) + smos (isim yapım eki) ) (gre.) + regulare (düzenlemek, kurala uygun hale getirmek) (regula (düz çizgi, doğru çizgi, doğru, çubuk, cetvel, doğrultu; kural, ilke, yasa, düzen, ölçü) (regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek, gütmek, hükmetmek) + ula (isim yapım ve külçültme eki) ) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.); régulation (fra.) * bir canlının hücre ve vücut sıvılarındaki su ve çözünmüş madde yoğunluğunu dengede tutması, ozmotik basınç ve su-tuz dengesinin düzenlenmesi süreci

osmoreseptör : gre. * osmos (itme, dürtme, akış, geçiş; çözeltide suyun difüzyonu) (othein (itmek, dürtmek, akmak, geçmek) + smos (isim yapım eki) ) + receptor (alıcı) (recipere (geri almak, almak) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) * hipotalamusta bulunan ve vücuttaki sıvıların osmotik basıncını veya yoğunluğunu algılayarak susama ile sıvı dengesinin düzenlenmesinde rol oynayan özel hücre

osmos : gre. * othein (itmek, dürtmek, akmak, geçmek), osmos (itiş, itme, dürtüş, dürtme) + isis (isim yapım eki) * maddelerin kendi doğal yoğunluk farkı doğrultusunda hareket ettiği, hücrenin herhangi bir ATP (enerji) kullanmasına gerek kalmadan su moleküllerinin yarı geçirgen zardan kendiliğinden geçtiği pasif taşıma türü; çözücü maddelerin az yoğun (düşük çözünen madde) ortamdan çok yoğun (yüksek çözünen madde) ortama, seçici geçirgen bir zardan enerji harcamadan geçişi

osmotik : gre. * othein (itmek, dürtmek, akmak, geçmek), osmosis (itiş, itme, dürtüş, dürtme) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * yarı geçirgen bir zar üzerinden, çözücü moleküllerinin düşük yoğunluklu çözeltiden yüksek yoğunluklu çözeltiye doğru pasif geçişi ile ilgili

osmoz : gre. * othein (itmek, dürtmek, akmak, geçmek), osmosis (itiş, itme, dürtüş, dürtme) * çözücü maddelerinin az yoğun ortamdan çok yoğun ortama, seçici geçirgen bir zardan enerji harcayarak geçişi

osmunda : lat. * Osmunder (İskandinav (Nors) mitolojisinde güç, ilham, koruma tanrısı) * Osmundaceae familyasına ait, nemli ve sulak alanlarda yetişen, Erken Kretase döneminden beri var olan, orkide yetiştiriciliğinde kullanılan ve bazı türleri süs bitkisi olarak peyzajda tercih edilen büyük yapraklı ilkel bir eğrelti otu cinsi (örneğin Kral Eğreltisi (Osmunda regalis) )

osmundaceae : lat. * Osmunder (İskandinav (Nors) mitolojisinde güç, ilham, koruma tanrısı) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * ılıman ve tropikal bölgelerde yetişen, büyük yapılı ve rizomlu kadim eğrelti otlarını kapsayan, çoğunlukla büyük ve çok yıllık eğreltiotlarından oluşan bitki familyası, kıraleğreltisigiller

osseoz : gre., lat. * osteo (kemik) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait, gibi, benzer) (lat.) * kemikle ilgili olan, kemiksi yapı gösteren veya kemikten oluşmuş olan

osseöz : gre., lat. * osteo (kemik) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait, gibi, benzer) (lat.) * kemikle ilgili olan, kemiksi yapı gösteren veya kemikten oluşmuş olan

osseus : lat. * os (kemik) + eus (ile ilgili, -a ait) * kemikle ilgili olan, kemiksi yapı gösteren veya kemikten oluşmuş olan

ossifikasyon : gre., lat. * osteo (kemik) (gre.) + ficatio (yapma, etme, eyleme) (facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, oluşturmak) + tio (isim yapım eki) ) * canlı dokunun kemik dokusuna dönüşmesi veya kemik oluşum süreci, kemikleşme

ossifiye : gre., lat. * ossificatus (osteo (kemik) (gre.) + ficatus (yapma, etme, eyleme) (facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, oluşturmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * kemik oluşumu gercekleşmiş, kemikleşmiş

ossikül : lat. * os (kemik) + culum, culus (küçültme eki) * özellikle orta kulakta bulunan küçük kemiklerden her biri, küçük kemik yapı

osteichthyes : gre. * osteon (kemik) + ikhthys (balık) + es (taksonomik çoğul eki) * kemikli balıkları kapsayan, iskeletinin büyük ölçüde kemikten oluşmasıyla kıkırdaklı balıklardan ayrılan balıklar üst sınıfı

osteitis : gre. * osteon (kemik) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı eki) * kemik dokusunun iltihaplanması, kemik iltihabı durumu

osteitis fibroza : gre., lat. * osteon (kemik) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı eki) (gre.) + fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) (lat.) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * kemik dokusunda lifsi bağ dokunun artışıyla seyreden ve kemik yapısının zayıflayıp bozulmasına yol açan patolojik durum

osteoartrit : gre. * osteon (kemik) + arthro, arthros, arthron (eklem) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, sorun, eki) * eklem kıkırdağı ve kemik yapısında bozulma ile seyreden, eklemlerde ağrı ve hareket kısıtlılığına yol açan dejeneratif iltihabi hastalık

osteoartropati : gre. * osteon (kemik) + arthro, arthros, arthron (eklem) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, sorun, eki) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kemik ve eklemleri etkileyen hastalık veya patolojik durum

osteoartroz : gre. * osteon (kemik) + arthro, arthros, arthron (eklem) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * eklem kıkırdağı ve kemik yüzeyinde zamanla meydana gelen dejeneratif değişikliklerle karakterize kronik eklem hastalığı

osteoblast : gre. * osteon (kemik) + blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) * mezenkimal kök hücrelerden türeyen, kemik dokusunun yapımından, onarımından ve mineralizasyonundan sorumlu aktif kemik yapım hücre

osteoblastik : gre. * osteon (kemik) + blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * kemik dokusu oluşturan hücrelerle ilgili veya bu hücrelerin etkinliğiyle karakterize olan

osteoblastoma : gre. * osteon (kemik) + blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * genellikle omurga, uzun kemikler ve ellerde görülen, ağrı ve kemik zayıflığına neden olan, malign (kötü huylu) olmayan benign (iyi huylu) ancak agresif büyüyebilen nadir bir kemik tümörü

osteodistrofi : gre. * osteon (kemik) + dystrophia (bozuk beslenme, gelişim bozukluğu) (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + trephein (beslemek, gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophia (beslenme, gıdalanma, büyüme durumu) (trophos, trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kemik dokusunun beslenme veya gelişim bozukluğu sonucu normal yapısını ve fonksiyonunu kaybetmesi durumu

osteofit : gre. * osteon (kemik) + phyton (bitki; büyüme) * genellikle eklem kıkırdağının aşınması (osteoartrit) sonucu kemik kenarlarında oluşan, vücudun kendini onarma çabasıyla meydana gelen pürüzsüz, kemik yapılı büyümeler

osteogenesis : gre. * osteon (kemik) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * kemik dokusunun oluşumu veya gelişimi süreci

osteogenesis imperfekta : gre., lat. * osteon (kemik) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) (gre.) + in (değil, yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + perfectus (tamamlanmış, mükemmel, kusursuz) (per (tamamen, tümden, bütünüyle) + factus (yapılmış, edilmiş, eylenmiş, oluştutulmuş) (facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, oluşturmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * kemiklerin çok kolay kırılmasına neden olan, genetik mutasyonlar sonucu ortaya çıkan kalıtsal bir bağ dokusu hastalığı, cam kemik hastalığı

osteogenez : gre. * osteon (kemik) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * kemik dokusunun oluşumu veya gelişimi süreci

osteoglossiformes : gre., lat. * osteon (kemik) + glotto (dil, lisan), glosso (dil ile ilgili) (gre.) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * dilleri üzerinde kemiksi diş yapıları bulunan kemikli dilli balıkları kapsayan, kemikli dilli balıklar takımı

osteoglossoidae : gre., lat. * osteon (kemik) + glotto (dil, lisan), glosso (dil ile ilgili) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * dilleri üzerinde kemiksi diş yapıları bulunan kemikli balıkları kapsayan, kemikli dilli balıklar olarak bilinen balıklar alt takımı

osteoid : gre. * osteon (kemik) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * kemik şeklinde olan; kemik dokusuna benzeyen, kemik öncül yapısı gösteren veya kemik benzeri özellik taşıyan doku

osteoid osteoma : gre. * osteon (kemik) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) + osteon (kemik) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * genellikle çocuklarda ve genç yetişkinlerde görülen, en sık bacak (uyluk/kaval) kemiklerinde oluşan, özellikle geceleri artan, aspirinle hafifleyebilen karakteristik bir ağrı ile kendini gösteren ağrılı ancak iyi huylu (kanserli olmayan) küçük bir kemik tümörü

osteojenez : gre. * osteon (kemik) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * kemik dokusunun oluşumu veya gelişimi süreci

osteojenik : gre. * osteon (kemik) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) ) * kemik yapıcı veya kemik oluşumunu sağlayan; kemik dokusunun oluşumu veya gelişimi süreci ile ilgili

osteokalsin : gre. * osteon (kemik) + calcium (kalsiyum) + in (kimyasal madde ve protein eki) * kemik yapıcı hücreler (osteoblastlar) tarafından üretilen, kemik mineralizasyonunu (kalsiyum bağlanmasını) sağlayan ve aynı zamanda kan şekeri, enerji metabolizması, erkek üremesi ve beyin fonksiyonları üzerinde hormon benzeri etkiler gösteren, K2 vitaminine bağımlı bir protein

osteoklast : gre. * osteon (kemik) + klastein (kırmak, parçalamak, bölmek), klastes (kıran, parçalayan, bölen) * kemik dokusunu yıkarak (rezorpsiyon) kemiklerin yeniden şekillenmesini, onarılmasını ve kalsiyumun kana geçmesini sağlayan, kemik matrisini eriten enzimler salgılayarak çalışan, kemik yıkım döngüsünde osteoblastların (yapım hücreleri) zıttı görev gören, miyeloid kökenli, büyük ve çok çekirdekli özel hücre

osteoklaz : gre. * osteon (kemik) + klasis (kırılma, parçalanma) (klaein (kırmak, parçalamak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) * hatalı veya eğri kaynayan kemik kırıklarının pozisyonunu düzeltmek amacıyla, dışarıdan uygulanan kontrollü kuvvetle kemiğin yeniden kırılması işlemi

osteokondral : gre. * osteon (kemik) + khondros (kıkırdak, tane, tanecik, granül, kürecik) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * eklem yüzeyini kaplayan kıkırdak ve hemen altındaki kemik dokusunu (subkondral kemik) kapsayan yapılarla ilgili

osteokondral defekt : gre. * osteon (kemik) + khondros (kıkırdak, tane, tanecik, granül, kürecik) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + defectus (hata, eksiklik, yetersizlik) (deficere (eksik olmak, yetersiz kalmak) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * genellikle diz, ayak bileği ve dirsekte görülen, ağrı, kilitlenme ve şişlik ile karakterize olan, genellikle travma, burkulma veya aşırı kullanım sonucu oluşan kıkırdak ve kemik yapısının hasar görmesi, çatlaması veya kopması durumu

osteokondral lezyon : gre. * osteon (kemik) + khondros (kıkırdak, tane, tanecik, granül, kürecik) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + laeisio (yaralanma, hasar, zarar, bozulma) (laedere (zarar vermek, hasar vermek, incitmek, bozmak) + sio (isim yapım eki) ) (lat.) * genellikle diz, ayak bileği ve dirsekte görülen, ağrı, kilitlenme ve şişlik ile karakterize olan, genellikle travma, burkulma veya aşırı kullanım sonucu oluşan kıkırdak ve kemik yapısının hasar görmesi, çatlaması veya kopması durumu

osteokondritis : gre. * osteon (kemik) + khondros (kıkırdak, tane, tanecik, granül, kürecik) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, sorun, eki) * kemik ve kıkırdağın iltihaplanması sonucunda eklem kıkırdağı ve altındaki kemiğin kan akışının bozulması ve kıkırdağın yumuşayıp, çatlayarak kemikten ayrılması (bazen serbest cisim olarak eklem içine düştüğü) ile karakterize bir kıkırdak-kemik rahatsızlığı

osteokondrom : gre. * osteon (kemik) + khondros (kıkırdak, tane, tanecik, granül, kürecik) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * özellikle çocuklarda ve ergenlerde (10-30 yaş) görülen, büyüme plağına yakın uzun kemiklerin uçlarında oluşan, kıkırdak ve kemik içeren en yaygın benign (iyi huylu) kemik tümörü

osteokondromatozis : gre. * osteon (kemik) + khondros (kıkırdak, tane, tanecik, granül, kürecik) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * kemiklerin büyüme plaklarına yakın bölgelerinde gelişen çok sayıda benign (iyi huylu) kemik tümörünün (osteokondrom) vücutta aynı anda bulunması, multipl herediter ekzositoz (çocukluk ve ergenlik döneminde fark edilir, iskelet gelişimi tamamlanınca büyümesi durur.)

osteolitik : gre. * osteon (kemik) + lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * kemik dokusunun çözülme veya parçalanma süreciyle ilişkili olan, kemiği eriten veya kemik yıkımına yol açan, kemik erimesine yol açan, kemik erimesiyle ilgili

osteoliz : gre. * osteon (kemik) + lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) * kemik dokusunun çözülmesi veya parçalanması süreci, kemik erimesi

osteoloji : gre. * osteon (kemik) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kemiklerin yapısını, morfolojisini, gelişimini, fonksiyonlarını, hastalıklarını inceleyen, kemik dokusunun mikroskobik ve makroskobik özelliklerini, kıkırdaklaşma süreçlerini ve dirençlerini biyofiziksel açıdan araştıran anatomi dalı

osteom : gre. * osteon (kemik) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * genellikle kafatası veya yüz kemiklerinde gelişen, yavaş büyüyen, iyi huylu (benign) bir kemik tümörü

osteoma : gre. * osteon (kemik) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * genellikle kafatası veya yüz kemiklerinde gelişen, yavaş büyüyen, iyi huylu (benign) bir kemik tümörü

osteomalazi : gre. * osteomalakia (osto, osteon (kemik) + malakein (yumuşamak), malakos (yumuşak) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ortaya çıkan, kemiklerin mineralleşemeyerek yumuşaması ve zayıflaması durumu

osteomiyelit : gre. * osteon (kemik) + myelos (ilik, omurilik, kemik iliği) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı eki) * bakterilerin (özellikle Staphylococcus aureus) neden olduğu, kemik iliği ve dokusunun iltihaplanmasıyla seyreden ağrılı bir kemik enfeksiyonu

osteomyelofibroz : gre. * osteon (kemik) + myelos (ilik, omurilik, kemik iliği) + fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) (lat.) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * kemik iliğinin lifli skar dokusuyla yer değiştirdiği, kan hücresi üretiminin bozulduğu, kansızlık (anemi), yorgunluk ve dalak büyümesi ile karakterize nadir bir kronik kan kanseri (miyeloproliferatif neoplazm) türü

osteomyeloskleroz : gre. * osteon (kemik) + myelos (ilik, omurilik, kemik iliği) + skleros (katı, sert) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * kemik ve kemik iliğinde sertleşme ile karakterize patolojik durum

osteon : gre. * osteon (kemik) * kemik, kemik dokusu veya iskelet yapısını ifade eden Antik Yunanca sözcük, tıp ve biyolojide kemikle ilgili terimlerin temel kökü

osteonekroz : gre. * osteon (kemik) + nekros (ölü) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * kemik dokusuna giden kan akışının kesilmesi veya azalması sonucu kemik hücrelerinin ölmesi ve kemik yapısının bozulması durumu, avasküler nekroz

osteonektin : gre., lat. * osteon (kemik) (gre.) + nektin (bağlayan, birleştiren) (nectere (bağlamak, birleştirmek) + in (kimyasal madde ve protein eki) ) * kemik kütlesinin korunmasında, kolajen bağlayarak mineralizasyonun (kemikleşme) sağlanmasında ve hücrelerin büyüme ve farklılaşmasında rol oynayan, kemik dokusunda, özellikle olgunlaşmamış kemikte bolca bulunan ve hücre dışı matriksin yapısını düzenleyen önemli bir asidik glikoprotein

osteopat : gre. * osteo (kemik) + pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) * kas-iskelet sistemini elle manipüle ederek vücudun kendini iyileştirme yeteneğini destekleyen bütüncül bir sağlık uzmanı

osteopati : gre. * osteo (kemik) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * vücuttaki hareket, dolaşım, sinir sistemi ve organların doğru çalışmasını uyararak vücudun kendini iyileştirme potansiyelini harekete geçirme; kas-iskelet, sinir ve dolaşım sistemlerini bir bütün olarak ele alan, vücudun kendi kendini iyileştirme mekanizmasını harekete geçirmeyi amaçlayan, ağrıyan bölgeye değil, ağrının kökenindeki yapısal ve fonksiyonel bozukluklara odaklanılarak bel, boyun ağrıları, fıtıklar, eklem sorunları ve fonksiyonel iç organ rahatsızlıklarının tedavisinde kullanılan ve elle uygulanan (manuel) bir bütüncül tedavi yöntemi

osteopeni : gre. * osteon (kemik) + penia (eksiklik, azalma, düşüş, yoksunluk) * kemik mineral içeriğinde eksilmeye bağlı olarak kemik yoğunluğunun azalması durumu

osteoplasti : gre. * osteon (kemik) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * diş hekimliğinde (periodontoloji) veya ortopedide diş eti hastalıklarında destekleyici kemiği çıkarmadan şekillendirmek, ortopedide ise kalça gibi eklemlerde kıkırdak veya kemik çıkıntılarını düzeltmek, yeniden şekillendirmek veya fizyolojik formuna getirmek amacıyla yapılan cerrahi bir işlem

osteopontin : gre., lat. * osteon (kemik) + pons, pontis (köprü) + ine (kimyasal madde eki) (lat.) * kemik dokusunun yanı sıra çeşitli dokularda bulunan, hücrelerin birbirine ve hücre dışı matrikse tutunmasında rol oynayan fosforillenmiş bir glikoprotein

osteoporotik : gre. * osteon (kemik) + poros (boru, boğaz, gözenek, delik, kanal, geçit, giriş) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * kemik dokusunun gözenekli ve zayıf hale gelmesiyle karakterize duruma ait veya bu durumla ilişkili, kemik erimesi ile ilgili

osteoporoz : gre. * osteon (kemik) + poros (boru, boğaz, gözenek, delik, kanal, geçit, giriş) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * kemik metabolizmasındaki bir bozukluk sonucunda, kemikteki protein örgüsünün seyrelmesi ve kemiklerin sünger gibi gözenekli hale gelmesiyle karakterize ve kemiklerin çok kolay kırılabilmesine sebep olan bir hastalık, kemik erimesi

osteosarkom : gre. * osteon (kemik) + sarkoma (tümor, ur) (sarx, sarkos (et, beden dokusu) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) ) * genellikle çocuklarda, ergenlerde ve genç yetişkinlerde görülen, kemik hücrelerinden köken alan en yaygın kötü huylu (malign) kemik tümörü

osteosit : gre. * osteon (kemik) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) * osteoblastlardan köken alan, kemik matrisindeki küçük boşluklara (lakunalar) yerleşen, yıldız şeklinde ve bölünmeyen yapıda olan, kemik oluşumu, yıkımı (rezorpsiyonu) ve kalsiyum dengesini düzenleyerek mekanik yüklenmeye yanıt veren biyolojik sensörler olarak görev yapan, kemik dokusunun en yaygın, olgun ve uzun ömürlü hücresi

osteosklerozis : gre. * osteon (kemik) + skleros (katı, sert) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * kemik yoğunluğunun anormal derecede artması ve kemik dokusunun kalınlaşmasıyla karakterize bir durum (genellikle süngerimsi kemik yapısında (trabeküler kemik) meydana gelen bu durum, kemiklerin daha sert ancak aynı zamanda daha kırılgan hale gelmesine neden olabilir.)

osteospermum : gre. * osteon (kemik) + sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni, sperm) * Asteraceae familyasına bağlı, Güney Afrika kökenli, çok yıllık, dayanıklı, sert tohumlu bir süs bitkisi cinsi

osteotomi : gre. * osteon (kemik) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * genellikle eklem kireçlenmesi (artroz), bacak eğrilikleri (O veya X bacak) veya doğuştan gelen yapısal bozuklukları düzeltmek, hasarlı ekleme binen yükü azaltmak için uygulanan, kemiklerin cerrahi olarak kontrollü bir şekilde kesilerek yeniden şekillendirilmesi, uzatılması veya hizalanması işlemi

osteoz : gre. * osteon (kemik) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * kemik dokusunda meydana gelen her türlü iltihapsız hastalık veya yapısal bozulma durumu

ostinato : lat., ita. * obstinatus (ısrarcı, inatçı) (lat.); ostinato (ita.) * müzikte aynı melodik veya ritmik motifin sürekli tekrarlanması tekniği

ostium : gre., lat. * stoma (ağız, açıklık, giriş) (gre.); ostium (ağız, açıklık, giriş) (lat.) * vücutta bir boşluğa, kanala veya organa açılan doğal açıklık veya giriş deliği; vücuttaki içi boş organlar, kanallar veya boşluklar arasında geçiş sağlayan, doğal "ağız" veya "delik" benzeri açıklıkların genel adı

ostomi : gre. * stoma (ağız, açıklık, giriş) + eia (isim yapım ve durum eki) * kanser, inflamatuar bağırsak hastalıkları veya travma gibi nedenlerle dışkı/idrarın vücuttan doğal yolla atılamadığı durumlarda, cerrahi olarak bağırsak veya idrar yolunun karın derisine ağızlaştırılması, stoma

ostraciidae : gre., lat. * ostrakon (kabuk, sert kabuk, kiremit parçası) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * vücutları kemiksi plakalarla kaplı, kutu balıkları ve yakın akrabalarını kapsayan balık familyası

ostreidae : lat. * ostrea (istiridye) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * gerçek istiridyeleri kapsayan, iki parçalı kabuklarıyla tanınan deniz yumuşakçaları familyası, istiridyegiller

ostrogot : lat. * Ostrogothi (Doğu Gotları) (ostro (doğu) + gothi (Gotlar) (gothus (Got) + i (-lar; çoğul eki) ) * Germen kökenli Got kavimlerinin doğu kolunu oluşturan ve geç antik çağda Avrupa tarihinde önemli rol oynamış barbar bir kavim

ostrya : gre. * ostrya (sert ağaç) * huşgiller (Betulaceae) familyasından, kışın yaprağını döken, 24 metreye kadar boylanabilen, gürgene benzeyen, sert odunlu odunsu bir ağaç/ağaççık cinsi, kayacık

ostwald yasası : alm., tür. * ostwald (Alman kimyager Wilhelm Ostwald’ın soyadından) (alm.) + yasa (kural, kanun, ilke, prensip) + sı (iyelik eki) (tür.) * reaksiyon kinetiğinde zayıf asit ve bazların iyonlaşma derecelerinin konsantrasyona bağlı olarak değiştiğini belirten, elektrolitik disosiasyon teorisinin temelini oluşturan temel kural

osurgan : tür. * osur (yellenmek, gaz çıkarmak) (os (dışarı) + ur (fiil mastar eki) ) + gan (sıfat yapım eki) * halk arasında genellikle kokarca böceği (özellikle kahverengi kokarca, Halyomorpha halys) için kullanılan, tehdit hissettiğinde çok pis, keskin ve kalıcı bir koku yayan, tarım ürünlerine zarar veren istilacı bir böcek türü; çok gaz çıkaran (argo)

osurmak : tür. * osur (yellenmek, gaz çıkarmak) (os (dışarı) + ur (fiil mastar eki) ) + mak (fiil mastar eki) * dışarı atmak, yellenmek, gaz çıkarmak (out, aus (dışarı) (ing., alm.)

oşinografi : hav., gre. * okeanos (okea (devamlılık, sürdürme, sonlanmama, hiç bitmeyen) (hav.) + anos (gibi ile ilgili) ) (gre.) ) + graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * okyanusları, denizleri ve bunlarla ilişkili ekosistemleri fiziksel, kimyasal, biyolojik ve jeolojik yönleriyle inceleyen, deniz suyunun hareketlerini, sıcaklığını, tuzluluğunu, taban yapısını, içerdiği canlı popülasyonlarını araştıran, iklim değişikliği ve su altı kaynaklarının sürdürülebilirliği gibi konularda kapsamlı analizler yapan bilim dalı, (okyanusbilim)

ot : tür. * ot (yeşillik, çimen, bitki, yabani küçük bitki, şifalı bitki, ilaç) * yabani küçük bitki, özellikle şifalı bitki, ilaç

otacı : tür. * ot (yeşillik, çimen, bitki, yabani küçük bitki, şifalı bitki, ilaç) + cı (yapan, eden eki) * eski Türkçede şifalı bitkilerle tedavi uygulayan hekim, tabip veya ilaç yapan kişi, eczacı

otağ : tür. * ota (ateş yakmak, duman tütmek) + ğ (isim yapım eki) * içinde ateş yakılan, ocak bulunan büyük, gösterişli çadır veya barınak; Türk ve Orta Asya kültüründe hükümdarlar, hanlar, hakanlar veya yüksek rütbeli devlet görevlileri için kurulan, büyük, gösterişli ve genellikle süslü çadır ("oda" kelimesinin de kökeni)

otak : tür. * ota (ateş yakmak, duman tütmek) + k (isim yapım eki) * içinde ateş yakılan, ocak bulunan büyük, gösterişli çadır veya barınak; Türk ve Orta Asya kültüründe hükümdarlar, hanlar, hakanlar veya yüksek rütbeli devlet görevlileri için kurulan, büyük, gösterişli ve genellikle süslü çadır ("oda" kelimesinin de kökeni)

otalji : gre. * ous, otis, otos (kulak) + algia (acılı olma, ağrılı olma, ıstıraplı olma) (algos (acı, ağrı, sancı, sızı, ıstırap) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * enfeksiyonlar, kulak kiri, basınç değişiklikleri (barotravma) veya diş/çene eklemi sorunları nedeniyle oluşabilen, kulağın içinden (primer) veya çene, boğaz gibi çevre yapılardan (sekonder/yansıyan) kaynaklanan, tek veya iki taraflı hissedilen kulak ağrısı

otamak : tür. * ota (iyileştirmek) + mak (fiil mastar eki) * iyileştirmek, tedavi etmek, bir hastalığı gidermek, şifa vermek, sağlığına kavuşturmak

otantik : gre. * authentes (kendi başına iş yapan, asil, otorite) (autos (kendi, kendisi) + hentes (yapan, eden, eyleyen) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * aslına uygun, gerçek, saf, orijinal ve taklitten uzak olan

otariidae : gre. * otarion (küçük kulak, kulakcık) (ous, otos (kulak) + arion (küçültme eki) ) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * kulaklı fokları, deniz aslanlarını ve kürklü fokları kapsayan yüzgeçayaklı memeliler familyası, denizaslanıgiller, kulaklı foklar

otarmak : tür. * otar (otlatmak) (ot (bitki) + ar (fiil mastar eki) ) + mak (fiil mastar eki) * hayvanları otlatmak, otlakta yaymak

otarşi : gre. * autos (kendi, kendisi) + arkeia (yeterli olma) (arkeein (yetmek, yeterli olmak) + eia (isim yapım ve durum eki) ) * bir ülkenin ekonomik olarak dışa bağımlılığını tamamen keserek yani ithalatı durdurarak ihtiyaç duyduğu mal ve hizmetleri kendi kaynaklarıyla üretmesi ve karşılaması politikasına dayalı ekonomi modeli, kendi kendine yeterlilik

OTC : ing. * over (aşırı) + the (önek, artikel) + counter (tezgah) * tezgah üstünden; reçetesiz olarak eczanelerden alınabilen ilaç

otçul : tür. * ot (yabani küçük bitki, özellikle şifalı bitki, ilaç) + çul (ile ilgili, ile beslenen) * yalnızca bitkiler, otlar, meyveler, yapraklar ve kökler gibi bitkisel besinlerle beslenen, herbivor

otel : lat., fra. * hospes (konuk ağırlayan), hospitale (misafir ağırlama yeri; hastane) (lat.); hôtel (konukevi) (fra.) * geçici konaklama, yeme-içme ve dinlenme hizmetleri sunan ticari tesis

otididae : lat. * otis (toy kuşu) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * genellikle açık bozkırlarda, otlaklarda ve tarım alanlarında yaşayan, en bilinen üyesi uçabilen en ağır kuşlardan biri olan toy kuşu (Otis tarda) olan, iri gövdeli ve yerde koşan kuşları kapsayan kuş familyası, toygiller

otidiformes : gre., lat. * otis, otid- (toy kuşu, bustard) (gre.) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * toy kuşları ve yakın akrabalarını kapsayan, toy kuşu biçimli kuşlar takımı

otilonyum bromür : gre., lat. * octo (sekiz) + yl (karbon zinciri, radikal eki) (gre.) + onium (pozitif yüklü iyon, amonyum türevi) (lat.) + bromum (brom elementi) + ura (isim yapım eki) (lat.) * kuaterner amonyum türevlerine ait spazmolitik aktiviteye sahip ve İrritabl bağırsak Sendromu (İBS) hastalarının tedavisinde yaygın olarak kullanılan, antispazmodik (spazm giderici) etkiye sahip kuaterner amonyum bileşiği olan ilacın etken maddesi (C29H43BrN2O)

otist : gre. * autos (kendi, kendisi) + istes (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * otizm spektrum bozukluğu (OSB) olan bireyleri tanımlayan, sosyal iletişimde zorluklar, sınırlı ilgi alanları ve tekrarlayan davranışlarla karakterize nörogelişimsel bir farklılığa sahip kişi

otistik : gre. * autos (kendi, kendisi) + istes (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * bireyin dış dünyadan çok kendi iç dünyasına yönelmesiyle karakterize nörogelişimsel durumla ilgili olan

otit : gre. * ous, ot (kulak) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı eki) * kulak zarının arkasındaki orta kulak boşluğunun bakteri veya virüsler nedeniyle enfekte olması veya iltihaplanması (genellikle soğuk algınlığı sonrası kulak ağrısı, işitme azlığı, yüksek ateş ve kulak dolgunluğu ile karakterizedir.)

otitis eksterna : gre., lat. * ous, ot (kulak) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı eki) (gre.) + exter, externus (dış) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * genellikle nem, su teması (yüzücü kulağı) veya tahriş sonucu oluşan, şiddetli ağrı, kaşıntı, kulak akıntısı ve geçici işitme kaybı ile karakterize olan, dış kulak kanalı ile kulak zarı arasındaki cildin bakteri veya mantar kaynaklı enfeksiyonu, dıs kulak yolu iltihabı

otitis media : gre., lat. * ous, ot (kulak) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı eki) (gre.) + media (orta ) (lat.) * kulak zarının arkasındaki orta kulak boşluğunun, genellikle üst solunum yolu enfeksiyonları (soğuk algınlığı, boğaz ağrısı) sonrası bakteriyel veya viral nedenlerle enfekte olması ve iltihaplanması, orta kulak iltihabı

otizm : gre. * autos (kendi, kendisi) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * bireyin sosyal iletişim ve etkileşimde farklılıklar gösterdiği, davranış ve ilgi alanlarında sınırlılıklarla karakterize nörogelişimsel durum

otlak : tür. * ot (yabani küçük bitki, özellikle şifalı bitki, ilaç) + lak (isim yapım eki) * koyun, sığır, at gibi otçul hayvanların beslenmesi için uygun bitki örtüsüne (çimen, ot) sahip, hayvanların yayılmasına ayrılmış geniş arazi, mera veya yaylım alanı

otlakçı : tür. * ot (yabani küçük bitki, özellikle şifalı bitki, ilaç) + lak (isim yapım eki) + çı (yapn, eden eki) * kendi parasını veya malını harcamayıp başkalarının imkanlarından (sigara, yemek, içecek vb.) sürekli faydalanan, beleşçi kimse

otlubağa : tür. * otlu (otla kaplı, ot bulunan) + baka (kurbağa; boynuzumsu veya kireçli örtü, boğumlu kabuk) * Anadolu ağızlarında görülen, çoğunlukla tarlalarda ve kır alanlarda yaşayan kara kaplumbağası için kullanılan isim

otlukbeli : tür. * otluk (otla kaplı, ot bulunan) (ot (yabani küçük bitki, özellikle şifalı bitki, ilaç) + luk (isim yapım eki) ) + bel (dağ geçidi, sırt) + i (iyelik eki) * Erzincan’ın bir ilçesi

oto : gre. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz) * kendi kendine çalışan, kendiliğinden çaışan; araba

otoanaliz : gre. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz) + analusis, analysis (çözümleme, analiz) (ana (tekrar, yeniden, yukarı doğru, yukarıya, yükseğe, üste, geri, arkaya, baş, önce, evvel) + lusis, lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) * kişinin kendi motivasyonlarını, düşüncelerini ve zayıf/güçlü yönlerini incelediği "özçözümleme" (self-analysis) süreci, kendi kendini analiz etme

otoban : gre., alm. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz) (gre.); auto (oto, araba) + bahn (pist, yol, rota) (alm.) * motorlu taşıtların hızlı ve kesintisiz seyahat etmesi için tasarlanmış; en az iki veya üç şeritli, yaya/hayvan girişine kapalı, erişme kontrollü, bölünmüş geniş karayolu, otoyol

otobiyografi : gre. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz) + bios (yaşam, hayat, canlılık, dirilik, dirim) + graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir kişinin kendi hayatını, yaşadığı dönemle birlikte kronolojik veya tematik bir sırayla, kendi kaleminden yazarak anlattığı edebi tür

otobiyografik : gre. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz) + bios (yaşam, hayat, canlılık, dirilik, dirim) + graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * otobiyografi ile ilgili, otobiyografi tarzında

otobur : tür. * ot (yabani küçük bitki, özellikle şifalı bitki, ilaç) + obur (çok yiyen, doymayan) * yaşamlarını sürdürmek için sadece bitkiler, yapraklar, meyveler, kökler ve tohumlar gibi bitkisel kaynaklarla beslenen hayvanlara verilen ad, otçul, herbivor

otobüs : gre., lat. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz) (gre.) + omnis (tüm, her, bütün, hepsi) + bus (çoğul eki) (lat.) * yolcu taşımak için kullanılan, belirli güzergâhlarda çalışan ve çok sayıda insanı aynı anda taşıyan motorlu toplu taşıma aracı

otocleididae : gre., lat. * ous, otos (kulak) + kele (tümör, yumru, şişlik, şişme, kese, torba, çıkıntı, fıtık) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * kulakla ilişkili çıkıntı veya benzeri yapı; denizlerde yaşayan ve Acoela takımına bağlı olan küçük bir şezlong solucanı ve benzeri basit yapılı deniz solucanlarını kapsayan hayvan familyası

otodidakt : gre. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz) + didaktos (öğretilmiş) (didaskein, didasko (öğretmek) + tos (ile ilgili, gibi, -a ait ) ) * bir konuyu okul, öğretmen veya usta gibi resmi bir eğitim rehberliği olmadan, kendi çabasıyla, araştırarak ve öğrenerek yetiştirmiş kişi, kendi kendini yetiştirmiş, bir öğretmene bağlı olmadan öğrenmiş kimse

otoerotikasfiksi : gre. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz) + eros (aşk, cinsel arzu) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) + a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + sphygein (sıkmak, baskı yapmak), sphuxis, sphyxis (atım, atış, sıkma, baskı) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * cinsel uyarılmayı artırmak amacıyla kişinin kendi solunumunu kasten kısıtlaması (boğulma oyunu) sonucu oluşan, sıklıkla kazara ölümlerle sonuçlanan tehlikeli bir davranış

otoerotizm : gre. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz) + eros (aşk, cinsel arzu) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * kişinin başka bir insana ihtiyaç duymadan, kendi bedenini kullanarak veya cinsel fanteziler yoluyla kendi kendini cinsel olarak uyarması ve tatmin etmesi

otofaji : gre. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz) + phagia (yeme, yutma) (phagein (yemek, yutmak, tüketmek) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kendini yeme; vücudun eskiyen, hasarlı veya işlevsiz hücre bileşenlerini parçalayarak enerjiye dönüştürdüğü ve yenilerini oluşturmak için geri dönüştürdüğü doğal bir hücresel temizlik ve arınma süreci; hücrenin kendi yapısındaki gereksiz veya hasarlı bileşenleri sindirerek geri dönüştürmesi süreci

otogamik : gre. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + gamos (eşlilik, evlilik, birleşme) + eia (isim yapım ve durum eki) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * kendi kendine birleşme veya döllenmeyle gerçekleşen üremeye ilişkin; özellikle aynı bireyin gametlerinin birleşmesiyle gerçekleşen (üreme biçimi), kendi kendine döllenen, kendi kendini tozlayan

otogar : gre. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz; taşıt, araç) (gre.) + gara (gara (akın etmek, hücum etmek, baskın yapmak, dalmak, içine girmek), gar, ğar (mağara) (ara.) * otobüslerin kalkış ve varış yaptığı, yolcu alıp indirdiği terminal veya istasyon

otograf : gre. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek), graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) * kişinin kendi el yazısıyla yazdığı imza veya yazı, imza

otografi : gre. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kişinin kendi el yazısıyla yazma durumu veya imza atma eylemi

otogreft : gre., lat. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) (gre.); graphium (kalem, yazı aracı; aşı kalemi; aşı, nakil) (lat.) * hastanın kendi vücudunun bir bölgesinden alınan sağlıklı dokunun (kemik, deri, tendon), aynı hastada ihtiyaç duyulan başka bir bölgeye nakledilmesi işlemi (bağışıklık sistemi tarafından reddedilme riski taşımayan ve en hızlı iyileşmeyi sağlayan "altın standart" bir doku onarım yöntemi)

otoimmün : gre., lat. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz; taşıt, araç) (gre.) + immunis (korunmuş, bağışık, hizmet dışı, muaf) (in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + munis (hizmet etme, hizmete hazır) ) (hizmet dışı, muaf) (lat.) * bağışıklık sisteminin kendi dokularını yabancı olarak algılayıp onlara karşı tepki göstermesiyle ilgili

otoimmünite : gre., lat. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz; taşıt, araç) (gre.) + immunis (korunmuş, bağışık, hizmet dışı, muaf) (in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + munis (hizmet etme, hizmete hazır) ) (hizmet dışı, muaf) + itas (isim yapım ve durum eki) * bağışıklık sisteminin kendi dokularına karşı tepki oluşturma ve zarar verme durumu

otoimmünizasyon : gre., lat. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz; taşıt, araç) (gre.) + immunis (korunmuş, bağışık, hizmet dışı, muaf) (in (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + munis (hizmet etme, hizmete hazır) ) (hizmet dışı, muaf) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım ve durum eki) (lat.) * bağışıklık sisteminin kendi dokularına karşı tepki oluşturur hale gelmesi süreci

otojen : gre. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * kendi kendine oluşan veya kendi kaynaklarından türeyen, dışarıdan gelen değil içsel olarak üretilmiş olan

otojestiyon : gre., lat. * autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) (gre.) + gestio (yönetme, idare etme, yürütme) (gerere (getirmek, toplamak, biriktirmek, taşımak, yönetmek, yürütmek, yapmak, yüklemek, yığmak) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * bireyin kendi kendine telkinde bulunması, bilinçaltına belirli düşünce veya inançları yerleştirerek davranışlarını, duygularını veya fiziksel durumunu etkileme süreci

otoklav : gre., lat. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz; taşıt, araç) (gre.) + clavis (anahtar; kilit) (lat.) * genellikle 121 - 134 c derece sıcaklıkta, basınç altında çalışarak ve yüksek basınçlı doymuş su buharı kullanarak tıbbi, laboratuvar ve endüstriyel ekipmanların üzerindeki bakteri, virüs ve sporları etkisiz hale getiren, ekipmanları mikroorganizmalardan arındıran (sterilize eden) cihaz

otokonial : gre., lat. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + konion (toz, polen) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * kendi ürettiği toz veya polenle ilgili olan, özellikle bitki veya mikrobiyal üreme bağlamında kendi kendine üreyen veya çoğalan (yapı)

otokontrol : gre., lat. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + controlus (bir işi, süreci veya durumu denetlemek, izlemek veya doğrulamak için kullanılan kayıt veya belge; denetim, murakabe) (contra (karşıt, zıt, ters, aksi) + rotulus (rulo, kayıt defteri, liste) ) (lat.) * kişinin kendi davranışlarını, duygularını veya tepkilerini kendi kendine denetleme ve düzenleme yeteneği

otokrasi : gre. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + kratia (kudret, güç, iktidar, güçlülük, kuvvetlilik; yönetim) (kratos (güç, kudret, kuvvet, sağlamlık) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * tüm siyasi gücün, karar alma mekanizmalarının ve devlet yönetiminin hesap sorulamaz tek bir kişinin veya küçük bir grubun (diktatör, monark vb.) elinde toplandığı, yasama, yürütme ve yargı güçlerinin tek elde birleştiği, muhalefetin bastırıldığı, temel hakların kısıtlandığı ve çoğulculuğun olmadığı yönetim biçimi

otokrat : gre. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + kratos (güç, kudret, kuvvet, sağlamlık) * siyasi gücün veya karar alma yetkisinin tek bir kişinin (lider, hükümdar) elinde mutlak olarak toplandığı yönetim biçimi olan otokraside, halkın katılımı olmadan emir-komuta zinciriyle yöneten, istişareye kapalı olan, kararlarını tek başına alan ve denetime tabi tutulmayan kişi

otokritik : gre. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + krino, krinein (ayırmak, seçmek, hüküm vermek, yargılamak), kritikein (yargılamak, hüküm vermek), kritikos (yargılamayla ilgili) * bir kişinin kendi duygu, düşünce, davranış veya çalışmalarını, eylemden sonra objektif bir şekilde değerlendirerek hatalarını ve eksiklerini tespit etmesi süreci, öz eleştiri

otokton : gre. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + khthon (toprak yer ) * bir bölgenin asıl yerlisi, yerli halkı veya bulunduğu yerde oluşmuş, taşınmamış jeolojik yapı (kayaç, tortu)

otolemur : gre. * ous, otis, otos (kulak) + lemur (ruh, hayalet; gece hayvanı) * Galagidae (galagogiller) familyasına ait, iri gözleri, uzun kuyrukları ve ağaçlardaki çevik hareketleriyle bilinen, Afrika'da yaşayan gece faal, büyük galago veya kalın kuyruklu çalı bebeği olarak bilinen bir primat cinsi, kulaklı lemur

otolit : gre. * otolithos (kulak taşı) (ous, otis, otos (kulak) + lithos (taş, kaya) ) * iç kulakta yer alan, denge ve yerçekimi algısını sağlayan vestibüler sistemin parçası olan kalsiyum karbonattan oluşmuş küçük kristal yapılar; iç kulakta bulunan kalsiyum karbonat içerikli sıvı yapılar

otoliz : gre. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + lusis, lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) * biyolojik olarak hücrelerin kendi enzimleri tarafından sindirilerek parçalanması (kendi kendini imha) süreciyken, ekmekçilikte un ve suyun karıştırılıp dinlendirilmesiyle oluşan, gluten gelişimini artıran ve yoğurmayı azaltan bir teknik (ekmek yapımında lezzet ve dokuyu iyileştiren, ön karıştırma aşaması)

otolojik : gre. * ous, otis, otos (kulak) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * kulak ve yapısal hastalıkları (dış, orta, iç kulak) ile işitme/denge sorunlarının tanı, tedavi ve cerrahisiyle ilgili olan tıp dalı ile ilgili

otoman : ara. * utman (küçük aslan; güçlü, koruyucu, güven veren; genç toy kuşu, yılan, ejderha yavrusu, kemiği kıran-bağlayan) * Osmanlı, Osmanlılara ait

otomasyon : gre., lat. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + matos (düşünce, istek, irade) (gre.) + tio (isim yapım eki) (lat.) * insan müdahalesini en aza indirerek üretim, süreç ve işlerin makineler, bilgisayarlar veya yazılımlar aracılığıyla otomatik olarak gerçekleştirilmesi (insan müdahalesini en aza indirerek üretim, süreç ve işlerin makineler, bilgisayarlar veya yazılımlar aracılığıyla otomatik olarak gerçekleştirilmesi amacıyla)

otomat : gre. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + matos (düşünce, istek, irade) * nakit veya kartla ödeme yapıldıktan sonra yiyecek, içecek, sigara, bilet gibi ürünleri otomatik olarak sunan makine; elektrikte aşırı akımı algılayan güvenlik elemanı

otomatik : gre. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + matos (düşünce, istek, irade) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * kendi kendine işleyen, kendi kendini yöneten veya mekanik yollarla hareket ettirilen; (insan davranışı veya devinimi için) istençdışı olarak

otomatikman : gre. * autos (kendi, kendisi, kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + matos (düşünce, istek, irade) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) + man (ile ilgili, -a ait, olarak) * otomatik olarak

otomatisite : gre., lat. * autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + matos (düşünce, istek, irade) (gre.) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * kalp hücrelerinin dışarıdan bir uyarı olmaksızın kendi kendilerine elektriksel uyarı (aksiyon potansiyeli) üretebilme ve ritmik olarak kasılabilme yeteneği (anormal artışı taşikardi gibi ritim bozukluklarına (aritmi) neden olabilir.)

otomatizasyon : gre., lat. * autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + matos (düşünce, istek, irade) (gre.) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım ve durum eki) (lat.) * bir işin veya sürecin insan gücüne gerek kalmadan, mekanik ya da elektronik sistemler ve cihazlar yardımıyla kendi kendine yürütülmesi

otomatizm : gre. * autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + matos (düşünce, istek, irade) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * dış etkiden bağımsız olarak, bilinçli kontrol olmadan kendi kendine gerçekleşen hareket veya işlev

otomobil : gre., lat. * autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) (gre.) + mobilis (hareket edebilen, taşınabilir) (movere (hareket ettirmek, harekete geçirmek) + ibilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) ) (lat.) * sürücüsü dahil genellikle en fazla 9 oturma yeri olan, insan taşımak amacıyla üretilmiş, motor gücüyle kendi kendine hareket edebilen, genellikle 4 tekerlekli olup, binek taşıt sınıfına giren tekerlekli kara taşıtı

otomorf : gre. * autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) * kendi şekline sahip olan veya kendi formunu koruyan, genellikle kendi kendine biçimlenen veya biçimini sürdüren (yapı)

otomorfik : gre. * autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * karesi alındığında elde edilen sonucun son basamaklarının, sayının kendisiyle aynı olduğu özel sayı (kriptografi (şifreleme) tekniklerinde karmaşıklığı artırmak için kullanılırlar.)

otomorfizm : gre. * autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + morphe, morphos (şekil, biçim, form, kalıp) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * bir matematiksel nesnenin (örneğin bir grup, halka veya vektör uzayı) kendisi üzerine tanımlanmış bir izomorfizmi; bir nesneyi kendi üzerine eşleyen ve bu süreçte nesnenin tüm yapısal özelliklerini (operasyonlarını, ilişkilerini vb.) koruyan bir "bakış açısı değişimi" veya "içsel simetri

otomotiv : gre. * autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + movere (hareket etmek, devinmek, kımıldamak, kıpırdamak), motus (hareket, kımıldama, kıpırdama, devinim) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * motorlu kara taşıtlarının (otomobil, kamyon, otobüs, traktör vb.) tasarımı, üretimi, geliştirilmesi ve pazarlanmasıyla uğraşan sanayi kolu

otomutilasyon : gre. * autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + mutilare (sakatlamak, uzvu kesmek) (mutilus (eksik, sakat, noksan) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım ve durum eki) * bireyin intihar amacı taşımadan, vücuduna kasıtlı ve doğrudan zarar vermesi (kesme, yakma, vurma vb.) davranışı, kendine zarar verme

otonom : gre. * autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + nomos (yasa, kural, kanun, düzen, ilke, prensip, düzen, düzenleme, ayarlama; namus) * dışarıdan bir insan müdahalesine gerek duymadan, sensörler ve yapay zeka kullanarak kendi kendine karar verebilen, yön bulabilen ve işlem yapabilen (sistem, mekanizma)

otonomi : gre. * autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + nemoein, nemein (ayarlamak, düzenlemek, dağıtmak, paylaştırmak, yönetmek), nomia (yönetim, idare, düzenleme, yasama, ayarlama, düzenleme, sıralama, dizme) (nomos (kural, kanun, yasa, düzenleme, ayarlama) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir sistemin, aracın veya mekanizmanın dışarıdan bir insan müdahalesine gerek duymadan, sensörler ve yapay zeka kullanarak kendi kendine karar verme, yön bulma ve işlem yapabilme yeteneği

otopark : gre. * autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) (gre.) + parricus, parcus (çevrili alan, korunaklı saha; tutumlu, idareli, ölçülü) (lat.) * motorlu taşıtların belirli bir süre için bırakılabileceği, park edilebileceği açık veya kapalı alan

otophysi : gre. * ous, otis, otos (kulak) + physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme) * tatlı su balıklarının büyük bir kısmını kapsayan ve aralarında sazan, yayın balığı, piranha ve elektrikli yılan balıklarının da bulunduğu, iç kulakları ile yüzme keseleri arasında ses titreşimlerini ileten özel kemik zincirine (Weber organı) sahip kemikli balık üst takımı

otoplasti : gre. * ous, otis, otos (kulak) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kulakların şeklini, boyutunu veya baş ile olan açısını (pozisyonunu) estetik amaçla değiştiren cerrahi bir işlem

otopsi : gre. * autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + opsis (görme, bakma) * kişinin kendisi üzerinde yapılan inceleme; kesin ölüm nedenini, zamanını ve mekanizmasını belirlemek amacıyla, patolog veya adli tıp uzmanları tarafından ceset üzerinde yapılan ayrıntılı organik, tıbbi inceleme

otoraji : gre. * ous, otis, otos (kulak) + rhegnynai, rhegnynein, rhein (akmak, dökülmek, yağmak, yırtılmak, patlamak, kanamak), rhage (akma, akış, yağma, yağış, dökülme, yırtılma, patlama, kanama) + eia (isim yapım ve durum eki) * dış kulak yolu tahrişi, kulak zarı yırtılması, ciddi enfeksiyonlar veya kafa travmaları gibi nedenlerden dolayı kulak kanalından veya içinden kan akması durumu

otoray : gre. * autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) (gre.) + regula (düz çizgi, doğru çizgi, doğru, çubuk, cetvel, doğrultu; kural, ilke, yasa, düzen, ölçü) (lat.); reille, rail (tahta çubuk, cetvel) (fra.) * ray üzerinde işleyen bir tür taşıt; bir taşıtın kendi kendine hareket ettiği veya kontrol edildiği hat, genellikle otomatik sistemlerde kullanılan yönlendirilmiş yol veya ray sistemi

otore : gre. * ous, otis, otos (kulak) + rhegnynai, rhegnynein, rhein (akmak, dökülmek, yağmak), rhage (akma, akış, yağma, yağış, dökülme) * kulaktan irinli, kanlı veya berrak sıvı gelmesi (kulak akıntısı) durumu

otorefraktojenik : gre., lat. * autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) (gre.) + re (yeniden, tekrar; geri) + fractus (bölünmüş, parçalanmış) (frangere (kırmak, parçalamak, patlatmak, yarmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, köken, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + es (ile ilgili, -a ait) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) * gözün kırılma (refraksiyon) kusurlarını ve derecesini otomatik cihazlarla ölçen (sistem veya mekanizma)

otorefraktometre : gre., lat. * autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) (gre.) + re (yeniden, tekrar; geri) + fractus (bölünmüş, parçalanmış) (frangere (kırmak, parçalamak, patlatmak, yarmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.) + metron (ölçü) (gre.) * göz muayenelerinde gözün kırma kusurlarını (miyop, hipermetrop ve astigmat) otomatik olarak ölçmek için kullanılan ve göze zarar vermeyen kızılötesi ışık gönderen bir cihaz

otoregülasyon : gre., lat. * autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) (gre.) + regulare (düzenlemek, kurala uygun hale getirmek) (regula (düz çizgi, doğru çizgi, doğru, çubuk, cetvel, doğrultu; kural, ilke, yasa, düzen, ölçü) (regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek, gütmek, hükmetmek) + ula (isim yapım ve külçültme eki) ) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.) * bir organizmanın veya sistemin, dış ortamdaki değişikliklere rağmen kendi iç dengesini (homeostazi) korumak için kendi kendini otomatik olarak düzenleme yeteneği

otorinolaringoloji : gre. * ous, otis, otos (kulak) + rhis, rhinos (burun, gaga, hortum) + larynx (gırtlak) + legein, lego (söylemek, konuşmak), logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kulak, burun, gırtlak, baş ve boyun bölgesindeki yapıların hastalıklarının teşhis ve tedavisiyle ilgilenen tıbbi uzmanlık dalı, Kulak Burun Boğaz (KBB)

otorite : lat. * auctoritas (ağalık, şeflik, nüfuz, yetki, güç) (augere (artırmak, çoğaltmak, büyütmek, yüceltmek, geliştirmek), auctus (artırılmış, büyütülmüş, yüceltilmiş) + or (-cı, yapan, eden eki) + itas (isim yapım ve durum eki) ) * bir kişi veya kurumun karar alma, yönetme ve yönlendirme yetkisine sahip olma durumu veya bu yetkiyi kullanan kimse veya kurum

otoriter : lat. * auctoritas (ağalık, şeflik, nüfuz, yetki, güç) (augere (artırmak, çoğaltmak, büyütmek, yüceltmek, geliştirmek), auctus (artırılmış, büyütülmüş, yüceltilmiş) + or (-cı, yapan, eden eki) + itas (isim yapım ve durum eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) * baskı ve zor kullanma yoluyla itaat bekleyen, kuralları tavizsiz uygulayan, buyurgan, aşırı disiplinli ve sert yönetim veya kişilik tarzı

otosist : gre. * ous, otis, otos (kulak) + kysthos (kese; mesane, sidik torbası) * iç kulakta, denge ve işitme işlevinde rol oynayan sıvı dolu küçük kese veya kesecik, işitme kesesi; vestibüler sistemde bulunan yapıların genel ismi

otoskleroz : gre. * ous, otis, otos (kulak) + skleros (katı, sert) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * orta kulaktaki üzengi kemiğinin anormal kemikleşme sonucu hareketinin kısıtlanmasıyla oluşan, özellikle genç/orta yaş kadınlarda sık görülen bir işitme kaybı hastalığı

otoskop : gre. * ous, otis, otos (kulak) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) * kulak burun boğaz (KBB) hekimlerinin kulak kanalını ve kulak zarını (timpanik membran) ışıklandırıp büyüterek incelemelerini sağlayan, ucu konik (spekulum) taşınabilir tıbbi görüntüleme cihazı

otoskopik : gre. * ous, otis, otos (kulak) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * otoskop ile inceleme süreci ile ilgili

otostop : gre., alm. * autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) (gre.) + stoppen (durmak, durdurmak) (alm.) * başka bir kişinin aracına bedava binerek yapılan yolculuk, genellikle kısa veya uzun mesafe taşıma amacıyla yol kenarında işaret vererek durdurma yöntemi

ototoksisite : gre., lat. * ous, otis, otos (kulak) + toxikos (zehirli) (gre.) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * belirli ilaçlar veya kimyasal maddelerin (antibiyotikler, kanser ilaçları ve bazı ağrı kesiciler) iç kulağa zarar vererek işitme kaybı, kulak çınlaması (tinnitus) veya denge bozukluklarına yol açan "kulak zehirlenmesi" durumu

ototrof : gre. * autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + trephein (beslemek, gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophe (besin, beslenme, gıda) * kendi besinini üretebilen organizma, dışarıdan organik maddeye ihtiyaç duymadan fotosentez veya kemosentez yoluyla besin üretebilen (canlı); karbondioksit gibi maddelerden karbon kullanarak, ışıktan (fotosentez) veya inorganik kimyasal reaksiyonlardan (kemosentez) gelen enerjiyi kullanarak karmaşık organik bileşikler (karbonhidratlar, yağlar ve proteinler) üreten organizma, özbeslenen

ototrofi : gre. * autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + trophos (besin, gıda; beslenme) + eia (isim yapım ve durum eki) * organizmanın kendi besinini üretebilme yeteneği, dış kaynaklara bağımlı olmadan kendi enerji ve organik maddelerini sentezleme durumu, özbeslenme

otoyol : gre. * autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) (gre.) + yol (uzun ve şerit halindeki yürüyüş veya ulaşım hattı) (tür.) * hızlı, kesintisiz ve güvenli trafik akışı sağlamak amacıyla tasarlanmış, genellikle çok şeritli, bölünmüş ve kontrollü erişim sağlanan karayolu türü, otoban

otozom : gre. * autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + soma (vücut, beden, gövde, cisim) * insanlarda cinsiyet belirlemesi dışındaki tüm vücut özelliklerini (saç rengi, göz rengi, metabolizma vb.) belirleyen genleri taşıyan, cinsiyet kromozomları (gonozom) dışındaki çiftler halindeki kromozomlardan her biri

otozomal : gre. * autos (kendiliğinden, öz; taşıt, araç) + soma (vücut, beden, gövde, cisim) + alis (ile ilgili, -a ait) * cinsiyet kromozomları dışında kalan kromozomlarla ilgili veya bu kromozomlara ait özellikleri taşıyan

otör : lat. * auctor (yaratan, başlatan, yetkili kişi) (augere (artırmak, çoğaltmak, büyütmek, yüceltmek, geliştirmek) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) (lat.); auteur (fra.) * bir eseri, çalışmayı veya fikri ortaya koyan, yaratan kişi; yazılı veya sözlü olarak bir şey üreten kimse

otriş : gre., fra. * strouthion (devekuşu) (gre.); struthio (lat.); autruche (fra.) * devekuşu tüyüyle yapılan süs, tüy, başlık veya elbise süsü, eskiden tiyatro, opera veya balo kostümlerinde görülen gösterişli tüy süsleri

ottawa : alg. * adawe (ticaret yapmak) * Kanada'nın başkenti

oturak : tür. * otur (konmak, yerleşmek) + ak (isim yapım ve araç eki) * üzerine oturulan yer, sandalye, tabure veya oturmak için yapılan sabit veya taşınabilir alan; ayrıca bir şeyin sabit durduğu yer

oturaklı : tür. * otur (konmak, yerleşmek) + ak (isim yapım ve araç eki) + lı (ile, birlikte, sahibi) * ağırbaşlı, vakarlı, temkinli, olgun ve saygı uyandıran (kişi veya davranış)

oturum : tür. * otur (konmak, yerleşmek) + um (isim yapım eki) * bir meclisin, kurulun veya bilimsel toplantının belirli bir konuyu görüşmek için yaptığı birleşim, celse, seans veya duruşma (mahkeme) gibi süreli faaliyetlerin her biri; belli bir amaç için yapılan toplantı, görüşme veya bir meclisin, komitenin çalışma dönemi; sesyon, seans

otuz bir çekmek : tür., ara. * el (kolun, bilekten parmak uçlarına kadar olan, dokunmaya, tutmaya ve kavramaya yarayan kısmı) + çekmek (kendisine doğru itmek, ilerletmek; germek) * cinsel yönden kendini tatmin etmek, madturbasyon yapmak (Arapça'daki 1. harf olan Elif ve 30. harf olan Lam harflerinden)

ouagadougou : moo. * oua (yerleşim yeri, köy) + gadougu (ev, merkez; tanrıların evi veya yerel bir ifade) * tanrıların evi olan yerleşim, halkın merkezi; Burkina Faso'nun başkenti

ourea : gre. * ourea (dağlar) * Yunan mitolojisinde Gaia’dan (Toprak Ana) doğmuş kabul edilen dağ tanrıları veya dağların kişileştirilmiş ilahları (her dağ için bir Ourea bulunur.)

ouros boros : gre * ouros (kuyruk) + boros (yiyen) * sonsuzluk, döngü ve sürekli yenilenmeyi simgeleyen, kendi kuyruğunu yiyen yılan veya ejderha sembolünün ismi

outlet : ing. * out (dışarı, dışarısı, dışarıda, dışarıya) + let (küçültme eki) * çıkış noktası; bir ürünün doğrudan üreticiden veya depodan satıldığı, genellikle indirimli fiyatlı satış mağazası veya çıkış noktası

outpatient : ing. * out (dışarı, dışarısı, dışarıda, dışarıya) + patient (hasta) * hastaneye yatmadan tedavi gören, yalnızca muayene veya kısa süreli tıbbi hizmet alan hasta; yataklı tedavi gerektirmeyen hasta, yatarak tedavi olmayan hasta

output : ing. * out (dışarı, dışarısı, dışarıda, dışarıya) + put (koymak, yerleştirmek) * bir sistemden veya süreçten çıkan ürün, veri, enerji veya sonuç; bilgisayar, makine veya üretim sürecinde elde edilen çıktı, çıktı

ova : tür. * ova (açık yer, yazı, düzlük, düz ve geniş arazi) * şenlenmiş alan, bayındır yer, tarım yapılabilir düz alan; çevresine göre daha alçakta yer alan, akarsuların taşıdığı alüvyonların birikmesiyle oluşan, eğimi az, düz veya hafif engebeli geniş arazi parçası (ovation, Ovation (sevinç, tezahürat, şenlendirme) (ing., fra, alm.) )

ovacık : tür. * ova (açık yer, yazı, düzlük, düz ve geniş arazi) + cık (küçültme ve sevimlilik eki) * Karabük’ün bir ilçesi; Tunceli’nin bir ilçesi

ovadya : gre., ibr., ara. * obadiah (obdios, abad, abede (kulluk etmek, kölesi olmak, hizmet etmek) + Yahweh (Yehova, Tanrı) * Tanrının hizmetkarı (abdi (abd (kul, hizmetkar) + il, el (Allah) ), abdih (abd (kul, hizmetkar) + i (tamlama eki) + h, hu, huve (O), obedientia, obedience, obéissance (itaat, boyun eğme) (lat., ing., fra.) )

oval : lat. * ovalis (yumurta gibi) (ovulum (yumurtacık) (ovum (yumurta) + ulum (küçültme eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * yumurtaya benzer şekilli, söbe (ovarium, ovary, ovaire (yumurtalık) (lat., ing., fra.) )

ovalamak : tür. * ov (bastırarak sürtmek) + ala (ek) + mak (fiil mastar eki) * eli bir yüzeyde hafif bastırarak gezdirmek, eli bir şeye sürtmek, elleri birbirine sürtmek

ovalbumin : lat. * ovalis (yumurta gibi) (ovulum (yumurtacık) (ovum (yumurta) + ulum (küçültme eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + alphos (beyaz, beyazımsı) (gre.); albus (beyaz, ak) + mine (kimyasal madde eki) (lat.) * yumurta beyazının %54-60’ını oluşturan, yüksek besin değerine sahip ve jel oluşturma, köpürme ile emülsiyon stabilitesi gibi fonksiyonel özellikleri sayesinde gıda endüstrisi ile immünoloji ve biyoteknolojik uygulamalarda değerlendirilen bir protein

ovarial : gre., lat. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) (gre.); ovum (yumurta) + aris (ile ilgili, -a ait) + ium (yer eki) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * yumurtalıklarla ilgili veya yumurtalık yapısına ait olan, ovarium ile ilgili

ovarium : gre., lat. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) (gre.); ovum (yumurta) + aris (ile ilgili, -a ait) + ium (yer eki) (lat.) * kadın üreme sisteminde rahmin her iki yanında bulunan, dişi üreme hücrelerini (yumurta) üreten ve östrojen/progesteron gibi hormonları salgılayan çift taraflı iç genital organ, yumurtalık

ovaryal : gre., lat. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) (gre.); ovum (yumurta) + aris (ile ilgili, -a ait) + ium (yer eki) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * yumurtalıklarla ilgili veya yumurtalık yapısına ait olan, ovarium ile ilgili

ovaryen : gre., lat. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) (gre.); ovum (yumurta) + aris (ile ilgili, -a ait) + ianus (-cı, yapan, eden eki) (lat.) * kadın üreme sisteminde rahmin her iki yanında bulunan, yumurta üretimi ve kadınsal hormonların (östrojen, progesteron) salgılanmasından sorumlu iki organdan birine (yumurtalık) veya bu organla ilgili, yumurtalığa ait, yumurtalıkla ilgili

ovaryum : gre., lat. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) (gre.); ovum (yumurta) + aris (ile ilgili, -a ait) + ium (yer eki) (lat.) * kadın üreme sisteminde rahmin her iki yanında bulunan, dişi üreme hücrelerini (yumurta) üreten ve östrojen/progesteron gibi hormonları salgılayan çift taraflı iç genital organ, yumurtalık

over : ing. * over (üst, yukarı, üzerinde, üstünde, öteye; fazla, aşırı) * üst, yukarı, üzerinde, üstünde, öteye; fazla, aşırı; bitim, son

overaktivite : ing., lat. * over (üst, yukarı, üzerinde, üstünde, öteye; fazla, aşırı) (ing.) + activitas (eylem, faaliyet) (activus (agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + itas (isim yapım ve durum eki) ) (lat.) * normalin üzerinde veya gereğinden fazla düzeyde hareket etme veya yetkinlik gösterme durumu, aşırı faaliyet

overdoz : ing., gre. * over (üst, yukarı, üzerinde, üstünde, öteye; fazla, aşırı) (ing.) + dosis (hediye, bağış; verilen miktar, doz) (gre.) * bir ilacın veya maddenin güvenli veya önerilen miktarının üzerinde alınması durumu, aşırı doz

overestimate : ing., lat. * over (üst, yukarı, üzerinde, üstünde, öteye; fazla, aşırı) + aestimatus (değer biçilmiş) (aestimare (değer biçmek, değerlendirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat ) * bir şeyin değerini, miktarını veya önemini gerçekte olduğundan daha yüksek değerlendirme, gereğinden fazla değer biçme

overhand : ing. * over (üst, yukarı, üzerinde, üstünde, öteye; fazla, aşırı) + hand (el) * elin yukarıdan aşağıya doğru hareket ettiği veya nesnenin yukarıdan kavranarak yönlendirildiği kullanım biçimi veya atış tarzı

overhead : ing. * over (üst, yukarı, üzerinde, üstünde, öteye; fazla, aşırı) + head (kafa, baş, tepe, uç) * başın üstünde bulunan, yukarıda yer alan; işletmelerde dolaylı genel giderleri ifade eden terim

overlap : ing. * over (üst, yukarı, üzerinde, üstünde, öteye; fazla, aşırı) + lap (örtmek, sarmak, katlamak; kucak) * kucak üstü; bir şeyin kısmen başka bir şeyin üzerine gelmesi veya iki unsurun belirli bir bölümde çakışması

overlok : ing. * over (üst, yukarı, üzerinde, üstünde, öteye; fazla, aşırı) + lock (kilit; kilitlemek, kenetlemek, ilmeklemek) * kumaş kenarlarını sökülmeye karşı korumak ve düzgün görünüm sağlamak amacıyla yapılan dikiş türü

overtime : ing. * over (üst, yukarı, üzerinde, üstünde, öteye; fazla, aşırı) + time (zaman, vakit, süre) * normal çalışma (mesai) süresinin dışında yapılan ek çalışma; spor müsabakalarında eşitlik durumunda oynanan uzatma süresi

overtraining : ing. * over (üst, yukarı, üzerinde, üstünde, öteye; fazla, aşırı) + training (antrenman yapma, çalışma) * toparlanma süresi yetersiz kalacak şekilde yapılan aşırı antrenman sonucu performans düşüşü, kronik yorgunluk, hormonal ve nöromüsküler dengesizliklerle seyreden sporcu sendromu

overweight : ing. * over (üst, yukarı, üzerinde, üstünde, öteye; fazla, aşırı) + weight (ağırlık) * bir kişinin veya nesnenin normal veya sağlıklı kabul edilen ağırlığın üzerinde olması durumu

ovidukt : gre., lat. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) (gre.); ovum (yumurta) + ductus (yönlendirilmiş, çekilmiş, sürülmüş, yol gösterilmiş, götürülmüş) (ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, çekmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak, kapmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapı eki) ) (lat.) * dişi hayvanlarda yumurtaların yumurtalıktan (ovaryum) rahme veya dışarı geçmesini sağlayan yumurta kanalı

ovipar : gre., lat. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) (gre.); ovum (yumurta) + parere (ortaya çıkarmak, doğurmak, üretmek, yaratmak, oluşturmak, meydana getirmek, ürermek, öne getirmek, başarmak; görünmek, belirmek, ortaya çıkmak), parus (ortaya çıkaran, doğuran, üreten, yaratan, oluşturan, meydana getiren) (lat.) * yumurta bırakarak çoğalan, yavrularını yumurta halinde dünyaya getiren

ovipozitor : gre., lat. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) (gre.); ovum (yumurta) + positum (yerleştirme, yatırma, koyma, konumlama) (ponere (koymak, yatırmak, yerleştirmek, konumlamak) + situm (geçmiş zaman eki) ) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat.) * dişi böcekler ve bazı diğer hayvanlarda karın bölgesinin ucunda yer alan, yumurtaları güvenli bir şekilde uygun bir yere veya bir yüzeyin içine bırakmayı sağlayan tüp, iğne veya mızrak şeklindeki özel yumurtlama borusu

ovmaç : tür. * ov (bastırarak sürtmek) + maç (isim yapım ve araç eki) * özellikle Rumeli ve Anadolu mutfağında un, su ve yağ ile hazırlanan, hamurun elle ovalanarak kırpık hale getirilmesiyle yapılan, soğan, peynir/çökelek ile kavrularak veya çorba şeklinde tüketilen yöresel bir çorba veya kavurma yemeği

ovmak : tür. * ov (bastırarak sürtmek) + mak (fiil mastar eki) * bir yüzeyin üzerine eli bastırıp sürtmek, eli yüzeyde gezdirmek

ovoblast : gre., lat. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) (gre.); ovum (yumurta) (lat.) + blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) (gre.) * yumurta hücresinin oluşum sürecinde yer alan erken gelişim evresindeki hücre veya öncül hücre tipi

ovogon : gre., lat. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) (gre.); ovum (yumurta) (lat.) + genos, gonos (üreme, üreme hücresi; soy, nesil, doğum, üreme) (gre.) * yumurta hücresi oluşturan veya üremeye katılan öncü hücre; özellikle mantar ve su yosunu gibi ilkel bitkilerde bulunan dişi cinsiyet hücresi veya bu hücreyi barındıran yapı

ovoid : gre., lat. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) (gre.); ovum (yumurta) (lat.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) * yumurta biçimli veya üç boyutlu oval şekilli

ovolit : gre., lat. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) (gre.); ovum (yumurta) (lat.) + lithos (taş, kaya) * 0.25 - 2 mm çapında, eşmerkezli katmanlara sahip küresel taneciklerden (ovoit) oluşan tortul bir kaya

ovomukoid : gre., lat. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) (gre.); ovum (yumurta) (lat.) + mucus (sümük, salgı) (lat.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) * yumurta veya mukus yapısına benzeyen; yumurta akında bulunan, yüksek ısıya ve sindirim enzimlerine karşı oldukça dirençli, baskın bir yumurta alerjeni proteini

ovosit : gre., lat. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) (gre.); ovum (yumurta) (lat.) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) (gre.) * döllenme öncesi olgunlaşmamış veya gelişmekte olan yumurta hücresi, dişi üreme hücresinin erken evresi; dişi üreme sisteminde yumurtalıklarda (ovaryum) bulunan ve olgunlaşarak yumurta hücresine (ovum) dönüşen olgunlaşmamış dişi germ hücresi

ovotransferrin : gre., lat. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) (gre.); ovum (yumurta) + transfer (aktarma, ileti) (trans (geçiş, geçme, ötesi, karşıdan karşıya, öteye) + ferre (getirmek, taşımak, götürmek, yüklenmek) ) + ine (kimyasal madde eki) (lat.) * yumurta akının yaklaşık %13'ünü oluşturan, demir bağlama kapasitesine sahip, güçlü antibakteriyel, antioksidan ve antiviral özellikler gösteren, mikroorganizmalar için gerekli demiri kilitleyerek bakteriyostatik etki sağlayan ve bağışıklık sistemini destekleyen ısıya dayanıklı bir glikoprotein

ovovivipar : gre., lat. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) (gre.); ovum (yumurta) + vivus (yaşayan) + parere (ortaya çıkarmak, doğurmak, üretmek, yaratmak, oluşturmak, meydana getirmek, ürermek, öne getirmek, başarmak; görünmek, belirmek, ortaya çıkmak), parus (ortaya çıkaran, doğuran, üreten, yaratan, oluşturan, meydana getiren) (lat.) * embriyonun anne vücudu içinde, yumurta sarısından beslenerek ve bir yumurta kabuğu içinde geliştiği, ancak yumurtadan çıkışın anne karnında gerçekleştiği bir üreme şekli; yumurtalarını vücut içinde tutarak, embriyoların yumurta içinde gelişmesini sağlayan ve doğrudan canlı yavru doğuran hayvan türü

ovule : gre., lat. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) (gre.); ovulatus (ovül taşıyan, ovüllü, yumurtacık içeren) (ovulare (yumurtlamak, yumurta bırakmak) (ovum (yumurta) + ulus (küçültme eki) + are (fiil mastar eki) ) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.) * ovül taşıyan, ovüllü, yumurtacık içeren

ovum : gre., lat. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) (gre.); ovum (yumurta) (lat.) * dişilerde yumurtalıklar tarafından üretilen, genellikle adet döngüsünün ortasında serbest bırakılan, spermin döllemesiyle zigot oluşturarak embriyo gelişimini başlatan, döllenmezse parçalanarak vücut tarafından emilen, döllenmeye hazır olgun dişi üreme hücresi, gamet

ovunmak : tür. * ov (yüceltmek, methetmek) + un (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * (bir kişi) sahip olduğu özellikler, başarılar veya kendine pay çıkardığı durumlarla gurur duymak, bunu başkalarına abartılı veya kendini yüceltecek şekilde anlatmak, iftihar etmek, böbürlenmek, kibirlenmek, ululanmak

ovuşturmak : tür. * ov (bastırarak sürtmek) + uş (işteş fiil eki) + tur (ettirgen fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir şeyi bastırarak başka bir yüzey üzerinde (genellikle el ile) sürtmek, çitilemek veya delk etmek (hafifçe sürtmek)

ovül : gre., lat. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) (gre.); ovulum (yumurtacık) (ovum (yumurta) + ulum (küçültme eki) ) (lat.) * küçük yumurta, yumurtacık

ovülasyon : gre., lat. * oion (yumurta, dişi üreme hücresi) (gre.); ovulare (yumurtlamak) (ovulum (yumurtacık) (ovum (yumurta) + ulum (küçültme eki) ) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim eki) (lat.) * adet döngüsünün ortasında olgunlaşan yumurtanın yumurtalıktan salınarak fallop tüplerine geçmesi ve spermle döllenmeye hazır hale gelmesi süreci, yumurtlama (genellikle 28 günlük bir döngüde 14. güne denk gelir ve hamile kalma şansının en yüksek olduğu doğurganlık dönemini ifade eder.)

ovüler : lat. * plus, pluris (daha çok, birçok) + oion (yumurta, dişi üreme hücresi) (gre.); ovulum (yumurtacık) (ovum (yumurta) + ulum (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) (lat.) * yumurtacıkla veya bitkilerde tohum taslağı ile ilişkili olan

oxalidaceae : gre. * oxalis (ekşi, ekşi bitki; kuzukulağı) (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) ) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * yapılarında oksalik asit barındıran ve çoğunlukla yonca benzeri üç yapraklı görünüm ile uyku hareketi (gece kapanma) gösteren yapraklarıyla bilinen, ekşi yapraklara sahip otsu bitkileri ve çalıları içeren bir çiçekli bitki familyası, ekşiyoncagiller

oxalidales : gre. * oxalis (ekşi, ekşi bitki; kuzukulağı) (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) ) + ales (taksonomik çoğul eki) (lat.) * iki çenekli çiçekli bitkiler sınıfında yer alan, genellikle parçalı yapraklara ve beşli taç yaprak dizilimine sahip, bünyesinde otsu bitkilerden tropikal ağaçlara ve ekşi yonca familyasına kadar yaklaşık 1800'den fazla tür barındıran bir botanik takımı

oxalis : gre. * oxalis (ekşi, ekşi bitki; kuzukulağı) (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) ) * Oxalidaceae (ekşiyoncagiller, kuzukulağıgiller) familyasına ait olan, 550'den fazla türü bulunan, kalp şeklinde, üçlü bazen dörtlü, mor veya yeşil renkli ve ekşi yaprakçıklara sahip olan, ışığa duyarlı olarak gece yapraklarını kapatıp sabah açan (uyku hareketi) yonca benzeri bitki cinsi, süs yoncası veya uyku çiçeği

oxybasis : gre., lat. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + bainein (gitmek, yürümek, ilerlemek, adım atmak; inmek), basis (adım, basamak, temel, esas, baz, kaide, gidiş, yürüyüş, ilerleyiş, adım atış; iniş, alt, aşağı, düşük) * ıspanakgiller (Amaranthaceae) familyasına ait, Kuzey Amerika ve Avrasya’ya özgü olan, önceden Chenopodium (kazayağı) cinsi içinde sınıflandırılan, aromatik olmayan, genellikle tuzlu bataklıklar, nemli bölgeler ve atık alanlarda yetişen tek yıllık otsu bitkilerin oluşturduğu bitki cinsi

oxycoccus : gre., lat. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + kokkos (tane, çekirdek, meyve) * fundagiller (Ericaceae) familyasından, Kuzey Yarımküre'nin serin ve bataklık bölgelerinde yetişen, parlak kırmızı renkli, keskin ve asidik tada sahip meyveleri (turna yemişi/cranberry) olan, yüksek antioksidan içeren, idrar yolu enfeksiyonlarını önlemede kullanılan herdem yeşil bir çalı alt cinsi

oxygonum : gre. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + genos, gonos (üreme, üreme hücresi; soy, nesil, doğum, üreme) * Polygonaceae familyasına ait, açılı yapraklı bitki cinsi

oxypetalum : gre. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + petalon (yaprak, taç yaprak) * Apocynaceae familyasına ait, sivri taç yapraklı çiçeklere sahip bitki cinsi

oxyuridae : gre., lat. * oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + oura (kuyruk) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * yuvarlak solucanlar şubesine ait kıl kurdu familyası, nematod familyası

oy : tür. * oy (sesli tepki, beğeni, onay, tercih, seçim ifadesi) * bir kişinin veya topluluğun görüşünü, tercihini veya beğenisini ifade etmek için kullanılan sesli veya yazılı ifade

oya : gre. * uyia (kumaş kenarı işlemesi, çevre, kenarlık) * geleneksel Türk el sanatlarında tığ, iğne, mekik veya şiş kullanılarak ipliklerle yapılan ince, zarif ve genellikle üç boyutlu dantel süsleme; kadın ismi

oyalamak : tür. * öd (vakit, zaman) + a (bağlaç) + mak (fiil mastar eki) * vakit geçirtmek, zaman kazanmak için bekletmek

oybirliği : tür. * oy (sesli tepki, beğeni, onay, tercih, seçim ifadesi) + birlik (beraberlik, bir arada olma, tek bir bütün olma) + i (iyelik eki) * bir konuda bir gruptaki kişilerin hepsinin aynı yönde tercih göstermeleri durumu, herkesin aynı yönde oy kullanması

oylamak : tür. * oy (sesli tepki, beğeni, onay, tercih, seçim ifadesi) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir konuyu karara bağlamak için oylara başvurmak, oya sunmak veya oylama yapmak

oyluk : tür. * udluk (bacağın kalın kısmı, kıç) * kalça, uyluk veya vücudun bacak ile gövde arasında kalan yan kısımları

oylum : tür. * oy (bir şeyin içini oyup çukurlaştırmak, yontmak, delmek, boşluk oluşturmak) + lum (isim yapım eki) * oyulmuş, oyuk, boşaltılmış, boşluk, hacim (volume, Volumen (hacim) (ing., alm.)

oymak : moğ. * aymag (aşiretten küçük, klan, kabile) (ay (sınıf, tür, cins, çeşit) + mag (isim yapım eki) ) * aşiret, kabile, boy veya topluluk, göçebe yaşam süren, aynı soydan gelen aile topluluğu

oymak : tür. * oy (bir şeyin içini oyup çukurlaştırmak, yontmak, delmek, boşluk oluşturmak) + mak (fiil mastar eki) * bir şeyi keserek, kazarak, içini çıkararak şekil vermek, çukurlaştırmak, yontmak, delmek, boşluk oluşturmak

oymakbaşı : moğ., tür. * aymag (aşiretten küçük, klan, kabile) (ay (sınıf, tür, cins, çeşit) + mag (isim yapım eki) ) (moğ.) + baş (kafa, tepe, uç) + ı (iyelik eki) * oymakların (boy, aşiret) başı, lideri veya önde geleni; izcilikte 11-15 yaş grubundaki izcilerden oluşan topluluğu (oymak) yöneten, kursunu bitirmiş 18 yaşından büyük lider

oynak : tür. * oy (eğlenmek, zaman geçirmek) + nak (sıfat yapım eki) * yerinde duramayan, hareketli, sallanan veya dengesiz; davranışları hafif, flörtöz veya güvenilmez (argo); finansal piyasalarda yüksek dalgalanma

oynamak : tür. * oy (eğlenmek, zaman geçirmek) + na (edilgen fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * vakit geçirmek - eğlenmek için faaliyet yapmak, meşgul olmak, kımıldamak, rol almak, müzikle uyumlu hareket etmek (dans etmek) veya bir spor dalıyla uğraşmak

oynaş : tür. * oy (eğlenmek, zaman geçirmek) + na (edilgen fiil eki) + ş (işteş fiil eki) * karşılıklı olarak oynama, şakalaşma veya samimi biçimde eğlenerek etkileşimde bulunma durumu; toplumca hoş karşılanmayan gayrimeşru ilişki yaşayan kadın veya erkekten her biri için kullanılan, genellikle yasak aşk yaşayan kimse, dost, sevgili, yasak ilişki

oynaşmak : tür. * oy (eğlenmek, zaman geçirmek) + na (edilgen fiil eki) + ş (işteş fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * genellikle karşı cinsler arasında, cinsel çekim içeren, cilveli, yakınlaşmaya dayalı, bazen yüzeysel (yiyişme) bazen de ön sevişme niteliğindeki fiziksel temas eylemi; flörtöz ve işveli davranışlarda bulunmak

oysa : tür. * o (uzaktakini ifade eden işaret zamiri) + ise (şart, koşul eki) * halbuki, ne var ki

oyuk : tür. * oy (bir şeyin içini oyup çukurlaştırmak, yontmak, delmek, boşluk oluşturmak) + uk (sıfat veya isim yapım eki) * çökük, kazılmış, boşluk oluşmuş, içe doğru derinleşmiş kısım, çukur

oyulga : tür. * oy (bir şeyin içini oyup çukurlaştırmak, yontmak, delmek, boşluk oluşturmak) + ul (edilgen fiil eki) + ga (isim yapım eki) * terzilikte kumaş parçalarını kalıcı dikişten önce tutturmak için yapılan elle, kalın ve seyrek dikiş (teğel)

oyun : tür. * öd, oy (vakit geçirmek, zaman harcamak, hareket etmek, eğlenmek) + un (isim yapım eki) * eğlenmek, vakit geçirmek veya belirli kurallar çerçevesinde yapılan etkinlik veya rekabet içeren faaliyet

oyun teorisi : tür., gre. * oyun (eğlenmek, vakit geçirmek veya belirli kurallar çerçevesinde yapılan etkinlik veya rekabet içeren faaliyet) (tür.) + theoria (gözlem, bakış, düşünce, kuram) (theoros (gözlemci, seyirci, izleyici) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) + si (iyelik eki) (tür.) * rasyonel karar vericilerin (oyuncuların), sonuçların birbirlerinin eylemlerine bağlı olduğu stratejik durumlarda, en iyi sonucu almak için nasıl karar verdiklerini inceleyen matematiksel bir çerçeve; çatışma veya iş birliği senaryolarında, rakiplerin olası hamlelerini önceden öngörerek en uygun stratejiyi belirlemeyi amaçlayan bir karar alma bilimi; bireylerin veya grupların karşılıklı etkileşim içinde stratejik kararlar aldığı durumları matematiksel ve mantıksal olarak inceleyen bilim dalı

oyunbaz : tür., far. * oyun (eğlenmek, vakit geçirmek veya belirli kurallar çerçevesinde yapılan etkinlik veya rekabet içeren faaliyet) (tür.) + baz (-cı, yapan, eden kişi; oynayan, iştigal eden, uğraşan) (far.) * oyun oynamayı seven, oyunla uğraşan veya bu konuda hileye başvurabilen kimse

oyunbozan : tür. * oyun (eğlenmek, vakit geçirmek veya belirli kurallar çerçevesinde yapılan etkinlik veya rekabet içeren faaliyet) + bozan (düzeni ortadan kaldıran, kötü hale sokan, durumu kötüleştiren) * başkalarının eğlencesini veya düzenini kasıtlı olarak bozan, oyunu veya uyumu dağıtan kimse

oyuncak : tür. * oyun (eğlenmek, vakit geçirmek veya belirli kurallar çerçevesinde yapılan etkinlik veya rekabet içeren faaliyet) + cak (isim yapım ve araç eki) * çocukların oynaması için yapılan nesne veya eğlence aracı

oyuncu : tür. * oyun (eğlenmek, vakit geçirmek veya belirli kurallar çerçevesinde yapılan etkinlik veya rekabet içeren faaliyet) + cu (yapan, eden eki) * oynayan kişi; tiyatro, sinema, dizi, radyo gibi alanlarda bir karakteri ses, jest ve mimikleriyle canlandıran sanatçı; bir oyunu oynayan kişi; sporda bir takım içindeki üyelerden her biri

oyuntu : tür. * oy (bir şeyin içini oyup çukurlaştırmak, yontmak, delmek, boşluk oluşturmak) + un (dönüşlü fiil eki) + tu (isim yapım eki) * bir yüzeyin oyulmasıyla oluşan çukur, oyuk veya oyulmuş bölüm, girinti

oz : lat., ing. * uncia (on, onluk pay; Roma ölçü birimi) (lat.); ons (ing.) * ağırlık veya hacim ölçüsü olarak kullanılan tarihi Roma birimi; günümüzde genellikle gram veya pound ile ilişkili küçük ölçü birimi (1 ons (oz) = 28,3495 gram)

ozalit : lat., gre. * Oza (azot (N3) veya ışıkla baskı) (lat.) + lythos (taş, kaya; taş benzeri, baskı materyali) (gre.) * ışığa duyarlı bir kağıt veya film üzerine yapılan baskı tekniği, özellikle mimari ve mühendislik çizimlerinin kopyalanmasında kullanılan yöntem

ozan : tür. * oz (söz, şiir, ezgi) + an (yapan, eden eki) * söz, şiir veya ezgi aracılığıyla duygularını, düşüncelerini ve toplumsal olayları ifade eden, halk şairi veya müzisyen kimse

ozanimod : gre., lat. * oza (azotos, azotikos (yaşamsız, cansız, hayatsız) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + zoe (canlılık, yaşam, hayat, dirim, dirilik, oluşum, hayvan), zoos (canlı yaşam formu, yaşayan, hayvan) + tos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) + ni (bağlantı eki) + modula (modül, değiştiren, düzenleyen) (modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) + ula, ulus (küçültme eki) ) (lat.) * bağışıklık sistemi üzerinde etkili olan ve belirli enzim veya reseptörleri düzenleyerek inflamasyonu azaltan farmakolojik bileşik (C23H24N4O3)

ozmik : gre. * osme (koku) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * koku veya koku alma duyusuyla ilgili

ozmonoloji : gre. * osme (koku) + legein, lego (söylemek, konuşmak), logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * koku ve koku alma duyusunu, kokuların oluşumunu ve algılanmasını inceleyen bilim dalı

ozmos : gre. * othein (itmek, dürtmek, akmak, geçmek), osmos (itiş, itme, dürtüş, dürtme) + isis (isim yapım eki) * maddelerin kendi doğal yoğunluk farkı doğrultusunda hareket ettiği, hücrenin herhangi bir ATP (enerji) kullanmasına gerek kalmadan su moleküllerinin yarı geçirgen zardan kendiliğinden geçtiği pasif taşıma türü; çözücü maddelerin az yoğun (düşük çözünen madde) ortamdan çok yoğun (yüksek çözünen madde) ortama, seçici geçirgen bir zardan enerji harcamadan geçişi

ozmoterapi : gre. * osmos (itiş, itme, dürtüş, dürtme) + therapeia (hizmet etme, ilgilenme, iyileştirme, tedavi etme, eğitme, öğretme, iyileştirme, öğretiyle islah etme; bakım, hizmet, tedavi) (therapuein (hizmet etmek, ilgilenmek, iyileştirmek, tedavi etmek, yönetmek, tıbbi tedavi etmek), the (ön ek) + rapein (eğitmek, öğretmek) ) + eia (isim yapım eki) ) * kan ve beyin arasında ozmotik bir gradyan oluşturarak, serebral ödem sonucu biriken serbest suyu beynin hücre dışı ve hücre içi boşluğundan vasküler bölüme uzaklaştırarak elastikiyeti iyileştirmeyi ve intrakraniyal hacmi azaltmayı hedefleyen tedavi yöntemi

ozmotik : gre. * osmos (itiş, itme, dürtüş, dürtme) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * yarı geçirgen bir zar üzerinden, çözücü moleküllerinin düşük yoğunluklu çözeltiden yüksek yoğunluklu çözeltiye doğru pasif geçişi ile ilgili

ozmotik frajilite : gre. * osmos (itiş, itme, dürtüş, dürtme) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + fragilis (kırılgan, kırılabilir, dayanıksız) (frangere (kırmak, parçalamak, patlatmak, yarmak) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * hücrelerin, özellikle eritrositlerin, ozmotik basınç değişimlerine karşı gösterdiği dayanıklılık veya parçalanma eğilimi

ozmozis : gre. * othein (itmek, dürtmek, akmak, geçmek), osmos (itiş, itme, dürtüş, dürtme) + isis (isim yapım eki) * maddelerin kendi doğal yoğunluk farkı doğrultusunda hareket ettiği, hücrenin herhangi bir ATP (enerji) kullanmasına gerek kalmadan su moleküllerinin yarı geçirgen zardan kendiliğinden geçtiği pasif taşıma türü; çözücü maddelerin az yoğun (düşük çözünen madde) ortamdan çok yoğun (yüksek çözünen madde) ortama, seçici geçirgen bir zardan enerji harcamadan geçişi

ozokerit : gre. * osein, ozo (kokmak, koku yaymak) + keros (balmumu) * petrol kökenli, hafif kokulu, parafin benzeri yapıda olan, kıvam artırıcı, yapıştırıcı, stabilizatör olarak kullanılan, ayrıca mum yapımı ve deri cila sanayisinde yüksek erime noktası (58-100°C) nedeniyle yaygın kullanılan hidrokarbon karışımı doğal bir mineral mum (C30H50O2)

ozon : gre. * osein, ozo (kokmak, koku yaymak) + on (keton belirteci) * renksiz, keskin kokulu ve güçlü oksitleyici özellik gösteren üç oksijen atomundan oluşan gaz (O3)

ozonoliz : gre. * ozon (renksiz, keskin kokulu ve güçlü oksitleyici özellik gösteren üç oksijen atomundan oluşan gaz (O3) ) (osein, ozo (kokmak, koku yaymak) + on (keton belirteci) ) + lusis, lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) * ozonun etkisiyle organik bileşiklerin (alken ve alkin gibi doymamış karbon-karbon çift (C=C) veya üçlü (C≡C) ) bağlarının parçalanması olayı

ozonometre : gre. * ozon (renksiz, keskin kokulu ve güçlü oksitleyici özellik gösteren üç oksijen atomundan oluşan gaz (O3) ) (osein, ozo (kokmak, koku yaymak) + on (keton belirteci) ) + metron (ölçü) * atmosferdeki ozon gazının yoğunluğunu ölçmek için kullanılan cihaz

ozonosfer : gre. * ozon (renksiz, keskin kokulu ve güçlü oksitleyici özellik gösteren üç oksijen atomundan oluşan gaz (O3) ) (osein, ozo (kokmak, koku yaymak) + on (keton belirteci) ) + sphaira (top, küre, yuvarlaklık) * atmosferin stratosfer katmanında, yeryüzünden yaklaşık 15-35 km yükseklikte yoğunlaşan, Güneş'ten gelen zararlı ultraviyole (UV-B ve UV-C) ışınlarını tutan koruyucu ozon tabakası

ozonoskop : gre. * ozon (renksiz, keskin kokulu ve güçlü oksitleyici özellik gösteren üç oksijen atomundan oluşan gaz (O3) ) (osein, ozo (kokmak, koku yaymak) + on (keton belirteci) ) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) * atmosferdeki ozon miktarını gözlemlemek için kullanılan optik alet

ozonür : gre. * ozon (renksiz, keskin kokulu ve güçlü oksitleyici özellik gösteren üç oksijen atomundan oluşan gaz (O3) ) (osein, ozo (kokmak, koku yaymak) + on (keton belirteci) ) + uron (metal veya yarı metal ile ozonun oluşturduğu bileşik, tuz) * ozon gazının bir metal veya yarı metal ile oluşturduğu kimyasal bileşik

ozothamnus : gre. * osein, ozo (kokmak, koku yaymak) + thamnus (çalı) * Asteraceae (papatyagiller) familyasına bağlı, Avustralya ve Yeni Zelanda'ya özgü, küçük, küme halindeki çiçekleri pirinç tanelerine benzediği için "pirinç çiçeği" olarak da bilinen, dayanıklı ve kokulu çalı türlerini içeren aromatik yapraklı çalı cinsi

ozuga : gre. * osein, ozo (kokmak, koku yaymak) + huge (büyük, geniş) * Tropikal Afrika ve ormanlık alanlarda yetişen, yaprakları veya çiçekleri güçlü koku yayan ve genellikle aromatik özellik taşıyan ince dokulu bir tür ağaç (Saccoglottis gabonensis)

ö : tur. * ö, Ö * Türkçe alfabedeki 19. harf (O'dan sonra, P'den önce)

öbek : tür. * öb (toplanmış, kümelenmiş, bir araya gelmiş, birleşmiş) + ek (isim yapım eki) * birbirine yakın veya bir araya gelmiş nesneler veya canlıların oluşturduğu topluluk veya küme

öbür : tür. * ol (var hale gelmek, vücuda gelmek) + bir (bir) * diğer, öteki, ötesi (over, ober, über (ötesi, üstü, ötesinde, üstünde) (ing., alm.)

öcü : tür. * öç (intikam, hırs, kin, garez; inat, ukalalık) + cü (-cı, yapan, eden eki) * yaramazlık yapan çocukları korkutmak amacıyla uydurulmuş, hayal ürünü, korkunç ve gizemli bir varlık

öç : tür. * öç (intikam, hırs, kin, garez; inat, ukalalık) * intikam, hırs, kin, garez

öçbe : tür. * öç (intikam, hırs, kin, garez; inat, ukalalık) + be (pekiştirme eki) * geveze, çok ve boş konuşan, bilmişlik taslayan

öd : tür. * öt, öd (safra, safra kesesi) * karaciğerde üretilip safra kesesinde depolanan, yağların sindirilmesinde ve emilimin kolaylaştırılmasında görev alan, sindirim sisteminde özellikle ince bağırsakta etkili olan sarı-yeşil renkli biyolojik sıvı

öd kesesi : tür. * öt, öd (safra) + kese (torba, küçük torba, küçük para çantası, çıkın) + si (iyelik eki) * karaciğerin alt tarafında yer alan, karaciğerin ürettiği sindirim sıvısı safrayı (öd) depolayan, konsantre eden ve yağlı besinler tüketildiğinde bu sıvıyı ince bağırsağa salgılayan, armut şeklindeki küçük organ

ödem : gre * oidein (şişmek), edema, oidema (şişme, tümör) * doku içinde sıvı birikmesi sonucu oluşan şişlik

ödematöz : gre * oidein (şişmek), edema, oidema (şişme, tümör) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * vücut dokularında veya hücreler arası boşluklarda aşırı sıvı birikmesi (ödem) sonucu oluşan şişlik, gerginlik veya su toplama durumu ile ilgili

ödemek : tür. * öt (geçmek, öteye geçmek, karşılığını vermek) + e (bağlaç) + mek (fiil mastar eki) * bir alışveriş veya borç ilişkisinde alınan mal veya hizmetin bedelini alacaklıya vermek, tazmin etmek veya yükümlülüğü yerine getirmek

ödemeli : tür. * öt (geçmek, öteye geçmek, karşılığını vermek) + e (bağlaç) + me (isim yapım eki) + li (sıfat yapım eki) * bir hizmetin (telefon konuşması, kargo vb.) ücretinin, hizmeti başlatan kişi yerine karşı taraf (alıcı) tarafından ödenmesi a

ödemiş : tür. * öt (geçmek, öteye geçmek, karşılığını vermek) + e (bağlaç) + miş (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * İzmir’in bir ilçesi (Fransız oryantalist Vital Cuinet'e göre Teke Türkmenlerine bağlı Ötemiş oymağından gelmektedir. Diğer bir görüş ise, bölgenin verimli topraklarına atıfla, toprağın ürün vererek "borcunu ödemesi" anlamında "ödenmiş" kelimesinden türediğini savunur.)

ödenek : tür. * öt (geçmek, öteye geçmek, karşılığını vermek) + e (bağlaç) + nek (isim yapım eki) * kurumların bütçelerinde yer alan, belirli bir iş, proje veya gider için ayrılmış, önceden belirlenmiş olan ve harcanabilecek üst sınırı gösteren, seyahat, yemek, yakıt veya eğitim gibi giderleri karşılamak amacıyla nakdi olarak verilebilen, para miktarı veya tahsisat

ödeşmek : tür. * öt (geçmek, öteye geçmek, karşılığını vermek) + eş (işteş fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * borçları karşılıklı ödeyerek alacak verecek ilişkisini bitirmek veya yapılan bir işe karşılık benzer bir davranışla manen borçlu kalmamak, hesaplaşmak, hakkını almak

ödev : tür. * öde (yerine getirmek, ifa etmek, yapmak) + ev (isim yapım eki) * eğitim kurumlarında öğretmenlerin öğrencilere verdiği, okul dışında yapılması gereken çalışma (ev ödevi) veya bir kişinin yerine getirmekle yükümlü olduğu görev, vazife ve vecibe, görev

ödikot : gre. * eudicotidae (eu (iyi, güzel, gerçek) + di (iki, ikili, çift) + kotiledon (kap şeklindeki oyuk, boşluk, tohum yaprağı, tohumdan ilk çıkan yaprak) * tohumlarında iki adet çenek (kotiledon) (ilk yaprak) bulunan, çiçekli bitkilerin en büyük ve en çeşitli grubunu oluşturan, kapalı tohumlu bitki (angiosperm) sınıfı, çok çenekliler

ödipus kompleksi : gre., lat. * Oidipous (Thebai kralı, babasını öldürüp annesiyle evlenen mitolojik kahraman Oidipus) + complexus (birbiriyle bağlantılı, örüntülü düşünce ve duygular bütünü) (co, com (birlikte, beraber, ile) + plicare, plectere (katlamak, bükmek, kıvırmak, sarmak; örmek, dokumak), plexus (örgü, ağ, dokuma, doku, kıvrım; katlanmış, bükülmüş, örülmüş, sarılmış; kat, katman, tabaka, satıh, yüzey) ) (lat.) * Sigmund Freud'un psikanalitik teorisine göre, 3-6 yaş arası (fallik dönem) çocukların karşı cinsteki ebeveyne romantik, sahiplenici, cinsel duygular besleyip, aynı cinsteki ebeveyni rakip olarak görmesi durumu (örneğin erkek çocuğun annesine ilgi duyarken babasını rakip görmesi)

ödlek : tür. * öd (safra, karaciğer salgısı; cesaret) + lek (yoksunluk eki) * cesaretsiz, ödsüz, korkak, yüreksiz

ödorina : gre., lat. * eu (iyi, güzel) + doros (hediye, armağan) (gre.) + ina (taksonomik ek) (lat.) * tatlı su ekosistemlerinde yaygın olarak bulunan, jelatinimsi küresel bir kılıf içerisinde radial biçimde dizilmiş çift kamçılı 16, 32 veya 64 adet hücrenin bir araya gelmesiyle oluşan ve kamçıların koordineli hareketi sayesinde bütünsel olarak yer değiştirebilen koloni formundaki bir yeşil alg cinsi

ödül : moğ., tür. * ög (vermek, teslim etmek) + tel, dül (isim yapım eki) * verilen şey, teslim edilen şey; başarı veya hizmet karşılığı verilen armağan, mükafat

ödün : tür. * öt (öteye geçmek, borçlanmak, ses duyurmak) + ün (isim yapım eki) * bir durumu aşmak (öteye geçmek) için bir şeyden vazgeçme, fedakarlıkta bulunma

ödünç : tür. * öt (geçmek, öteye geçmek, aşmak, ses duyurmak, borçlanmak) + ünç (sıfat yapım eki) * bir eşyanın veya paranın, geri iade edilmek şartıyla sahibi tarafından geçici bir süreyle başkasına verilmesi veya sahibinden alınması

ödyometre : gre., lat. * aeidein (ağıt yakmak, söylemek, ilahi söylemek), oide (şarkı, ses, ilahi, şiir) (gre.); audire (işitmek, duymak, dinlemek) (lat.) + metron, metros (ölçü) (gre.) * bireylerin işitme yeteneğini, seslerin frekans (hz) ve şiddet (dB) seviyelerine göre ölçen, işitme kaybının derecesini ve türünü belirleyen tıbbi cihaz, ses ölçer

öf : tür. * öf (bıkkınlık, yorgunluk, sıkıntı veya tepki belirten ses yansımalı kelime) * bıkkınlık, yorgunluk, sıkıntı veya tepki belirtmek için kullanılan ünlem (off (kapalı, ters, bozuk, olumsuzluk ifadesi) (ing.) )

öfemizm : gre. * eu (iyi, güzel, tam, gerçek, doğru, düzgün, asıl) + phemizein (konuşnak), pheme (konuşma) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * kaba, çirkin ve sakıncalı nesneleri veya kavramları, başka sözcüklerle daha uygun bir biçimde ifade etme sanatı, edebi kelam, hüsnü tabir

öfke : tür. * öpke (akciğer, ciğer) * engellenme, haksızlığa uğrama, tehdit veya incinme gibi durumlarda ortaya çıkan, doğal, evrensel ve yoğun bir duygusal tepki, kızgınlık, sinirlenme, hiddet (hiddet anında ciğerlerin kabarıp inmesi, nefes alıp vermenin hızlanması fizyolojik edimi nedeniyle, zamanla akciğer anlamından kızgınlık, hışım anlamlarına dönüşmüştür.)

öfloraj : lat., fra. * ex (dış, dışarı) + floris (çiçek) (çiçeğe hafifçe dokunmak anlamından) (lat.); effleurer (hafifçe dokunmak, yüzeyine değmek, temas etmek) + age (isim yapım eki) * masajın başlangıcında ve sonunda uygulanan, kan dolaşımını hızlandırarak dokuları ısıtan, rahatlatan ve diğer derin masaj tekniklerine hazırlayan, deri yüzeyinde avuç içi veya parmaklarla yapılan nazik, ritmik ve kayıcı sıvazlama hareketleri

öfori : gre. * eu (iyi, güzel, tam, gerçek, doğru, düzgün, asıl) + phoria (sspma, yönelme) * aşırı iyilik hali, ruhsal veya fiziksel olarak anormal derecede keyifli ve huzurlu olma durumu, hazcılık, hoşnutluluk, zevk, heyecan, refah ve mutluluk duygularının yoğun etkisinin deneyimi

öforik : gre. * eu (iyi, güzel, tam, gerçek, doğru, düzgün, asıl) + phoria (sspma, yönelme) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * gerçekçi olmayan, aşırı sevinç, coşku, yoğun mutluluk ve iyilik hali hissettiği psikolojik ve duygusal durumla ilgili, öfori ile ilgili

öge : moğ., uyg. * üye ("eklem, parça, uzuv, organ, unsur) (moğ.); öge (uyg.) * bir bütünü oluşturan, parçalandığında kendi başına anlam taşıyan unsur, parçacık, üye, eleman, organ

öglena : gre. * eu (iyi, güzel, tam, gerçek, doğru, düzgün, asıl) + glene (göz bebeği, göz; parlak nokta) + a (isim eki) * tatlı su birikintilerinde yaşayan, kloroplast taşıdığı için ışıkta fotosentez yapan, ışığa duyarlı göz benzeri lekesi bulunan, karanlıkta ise dışarıdan besin alan (miksotrof), hem bitkisel (fotosentez) hem de hayvansal (aktif hareket, beslenme) özellikler gösteren, yeşil renkli, kamçılı (kamçısıyla hareket eden) ve tek hücreli ökaryot bir mikroskobik canlı

öğe : moğ., uyg. * üye ("eklem, parça, uzuv, organ, unsur) (moğ.); öge (uyg.) * bir bütünü oluşturan, parçalandığında kendi başına anlam taşıyan unsur, parçacık, üye, eleman, organ

öğle : tür. * öd (vakit, zaman, saat) + leyü (-nca, zarf-fiil) * belli vakitte; Güneş'in gökyüzünde en yüksek noktaya ulaştığı, sabah ile ikindi arasındaki gün ortası vakti (genellikle saat 12

öğlen : tür. * öd (vakit, zaman, saat) + leyü (-nca, zarf-fiil) + n (gibi, olarak, zamanında) * Güneş'in gökyüzünde en yüksek noktaya ulaştığı, sabah ile ikindi arasındaki gün ortası vakti (genellikle saat 12

öğlena : gre. * eu (iyi, güzel, düzgün, gerçek) + glene (göz küresi, göz bebeği veya eklem yuvası) * tatlı sularda yaşayan, hem bitki gibi fotosentez yaparak kendi besinini üreten, hem de hayvan gibi dışarıdan hazır besin alabilen, tek hücreli ökaryot yapıya sahip olan, kamçılı bir mikroskobik canlı

öğmek : tür. * öğ (akıl, anlayış, idrak, muhakeme; düşünmek, anlamak, akıl etmek, öğrenmek, alışmak, tanımak) + mek (fiil mastar eki) * akıl yoluyla kavramak ve bir şeyi anlayıp benimsemek

öğrek : tür. * öğ (akıl, anlayış, idrak, muhakeme; düşünmek, anlamak, akıl etmek, öğrenmek, alışmak, tanımak) + rek (ile ilgili, -a ait) * aklı ve anlayışı gelişmiş olan kimse; birlikte yetişen veya hareket eden grup, topluluk veya sürü

öğrenci : tür. * öğren (bilgi edinmek, kavramak) (öğ (akıl, anlayış, idrak, muhakeme; düşünmek, anlamak, akıl etmek, öğrenmek, alışmak, tanımak) + ren (ikinci tekil şahıs emir kipi eki) ) + ci (yapan, eden eki) * bilgi edinmek amacıyla eğitim gören kimse

öğrenim : tür. * öğren (bilgi edinmek, kavramak) (öğ (akıl, anlayış, idrak, muhakeme; düşünmek, anlamak, akıl etmek, öğrenmek, alışmak, tanımak) + ren (ikinci tekil şahıs emir kipi eki) ) + im (isim yapım eki) * bir meslek, sanat veya iş için gerekli bilgi, beceri ve alışkanlıkların eğitim yoluyla kazanılması süreci, tahsil veya eğitim süreci

öğrenmek : tür. * öğren (bilgi edinmek, kavramak) (öğ (akıl, anlayış, idrak, muhakeme; düşünmek, anlamak, akıl etmek, öğrenmek, alışmak, tanımak) + ren (ikinci tekil şahıs emir kipi eki) ) + mek (fiil mastar eki) * eğitim, deneyim veya gözlem yoluyla yeni bilgiler, beceriler, davranışlar veya anlayışlar edinmek

öğreti : tür. * öğren (bilgi edinmek, kavramak) (öğ (akıl, anlayış, idrak, muhakeme; düşünmek, anlamak, akıl etmek, öğrenmek, alışmak, tanımak) + ren (ikinci tekil şahıs emir kipi eki) ) + ti (isim yapım eki) * bir düşünce veya inanç sistemini bilimsel veya felsefi bağlamda açıklayan görüşler, ilkeler, kurallar, dogmalar bütünü, doktrin

öğretim : tür. * öğr (bilgi vermek, kavratmak) + et (etkenen fiil eki) + im (isim yapım eki) * planlı, programlı ve profesyonel kişiler (öğretmenler) tarafından okul veya eğitim kurumlarında gerçekleştirilen sistematik bilgi aktarımı ve öğretme süreci

öğretmen : tür. * öğren (bilgi edinmek, kavramak) (öğ (akıl, anlayış, idrak, muhakeme; düşünmek, anlamak, akıl etmek, öğrenmek, alışmak, tanımak) + ren (ikinci tekil şahıs emir kipi eki) ) + t (etken fiil eki) + men (-cı, yapan, eden eki) * eğitim kurumlarında toplumun eğitim hedefleri doğrultusunda bilgi, sanat, teknik veya becerileri planlı bir programla öğrencilere aktaran uzman kişi, öğretici, hoca

öğün : tür. * ödün (belirli zamanda, öğle vaktinde) (öd (zaman, vakit, süre) + ün (son ek) ) * gün içerisinde kahvaltı, öğle veya akşam gibi düzenli olarak yemek yenilen vakitlerin her birine verilen isim

öğünmek : tür. * öğ (akıl, anlayış, idrak, muhakeme; düşünmek, anlamak, akıl etmek, öğrenmek, alışmak, tanımak) + ün (dönüşlü fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * akıl etmek, düşünmek, bilişsel durumunu geliştirmek

öğür : tür. * öğ (akıl, anlayış, idrak, muhakeme; düşünmek, anlamak, akıl etmek, öğrenmek, alışmak, tanımak) + ür (sıfat yapım eki) * yaşıt, akran, birbirine alışkın, samimi, yoldaş (insan veya hayvan)

öğürmek : tür. * ögür (bağırmak, böğürmek) (kusacak gibi olunduğunda gırtlaktan çıkarılan sese ilişkin ses yansımalı (onomatopeik) kelime) * genellikle mide bulantısı, iğrenme veya fiziksel bir uyarı sonucu, kusacakmış gibi mideyi kasarak ağızdan sesli bir şekilde (öğürtü) mide içeriğini çıkarma çabası göstermek

öğüt : tür. * öğ (akıl, anlayış, idrak, muhakeme; düşünmek, anlamak, akıl etmek, öğrenmek, alışmak, tanımak) + üt (isim yapım eki) * bir kimseye doğru yolu göstermek, hatalardan sakındırmak ve daha iyi davranmasını sağlamak amacıyla söylenen tavsiye, nasihat sözü

öğütlemek : tür. * öğ (akıl, anlayış, idrak, muhakeme; düşünmek, anlamak, akıl etmek, öğrenmek, alışmak, tanımak) + üt (isim yapım eki) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * birine yapması veya yapmaması gerekenler hakkında yol göstermek, nasihat etmek veya akıl vermek

öğütmek : tür. * ögi (öğütmek, ezmek, toz haline getirmek) + t (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * tane halindeki maddeleri (buğday, kahve vb.) değirmen veya benzeri araçlarla ezerek un, toz veya küçük parçalar haline getirmek; bir maddeyi dış kuvvet uygulayarak parçalama ve boyutunu küçültmek

öğütücü diş : tür. * ögi (öğütmek, ezmek, toz haline getirmek) + t (etken fiil eki) + ücü (yapan, eden eki) + diş (çıkıntı; ağızda yer alan ve çiğnemeye, ısırmaya, kesmeye yarayan kemiksi çıkıntı) * ağzın en arkasında yer alan, yiyecekleri çiğneme, parçalama ve öğütme işlevini üstlenen geniş yüzeyli büyük azı diş, molar

öhö : tür. * öhö (öksürme sesinden ses yansımalı (onomatopeik) kelime) * genellikle yapay bir öksürme sesini taklit eden, ortamda dikkat çekmek, varlığını hissettirmek veya bir şeye tepki (alay, uyarı) göstermek amacıyla çıkarılan ünlem türü ses

öjeni : gre., tür. * eugenic, eugenikos (eu (iyi, güzel, düzgün, gerçek) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan), genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.); iyi (güzel, doğru) (tür.) * iyi gene sahip olma bilimi, doğuştan iyi olma; kalıtımsal özellikleri seçici üretim yöntemleriyle iyileştirerek insan soyunu "daha iyi" hale getirmeyi amaçlayan, üstün özellikli bireylerin çoğalmasını teşvik ederken, "uygunsuz" görülenlerin (engelliler, azınlıklar vb.) üremesini kısıtlamayı hedefleyen bilimsel temeli olmayan ve ahlaki açıdan büyük tartışmalara yol açan inançlar ve uygulamalar bütünü

öjenik : gre. * eu (iyi, güzel, düzgün, gerçek) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan), genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iyi gene sahip olan, doğuştan iyi, öjeni ile ilgili; kalıtsal özellikleri iyileştirmeyi ve daha sağlıklı nesiller elde etmeyi amaçlayan düşünce veya uygulama sistemi

öjenol : gre. * eu (iyi, güzel, düzgün, gerçek) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan), genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + elaia (zeytin, zeytin ağacı), elaion (zeytin yağı, yağ) (gre.); oliva (zeytin), oleum (yağ, zeytin yağı) (lat.) * karanfil yağında bulunan, hoş kokulu ve antiseptik özellik taşıyan fenolik bileşik (C10H12O2)

ökaryot : gre. * eu (iyi, güzel, düzgün, gerçek) + karyon (çekirdek, tohum, fındık) + otos (ile ilgili, -a ait) * gerçek çekirdekli; genetik materyali (DNA) zarla çevrili bir çekirdek içinde korunan, mitokondri, Golgi aygıtı gibi zarlı organellere sahip olan, prokaryotlardan farklı olarak daha büyük ve gelişmiş olan ve hem tek hücreli hem de çok hücreli formları mevcut olan karmaşık yapılı hücrelerden oluşan canlı ( bu hücreler bitki, hayvan, mantar ve protistaları kapsar.)

ökçe : tür. * ök (geri, arka) + çe (isim yapım eki) * ayakkabıların arka kısmında topuk kemiğinin altına denk gelen, genellikle tabanın diğer kısımlarından daha yüksek olan, denge ve şıklık sağlayan topuk bölümü; topuk kemiği, tabanın arkası

öke : tür. * ök (akıl, anlayış, idrak) + e (sahibi, ile ilgili olan) * olağanüstü yeteneklere sahip üstün insan, dahi

ökkeş : tür. * ök (akıl, anlayış, idrak) + keş (sıfat yapım eki) * zeki, uyanık, akıllı; okçu

ökleme : tür. * ök (geri, arka) + le (etken fiil eki) + me (isim yapım eki) * küçükbaş veya büyükbaş hayvanların yere çakılan bir kazığa uzun bir iple bağlanarak, belirli bir daire içerisindeki otları yiyip bitirdikten sonra kazığın yerinin değiştirilmesiyle uygulanan kontrollü otlatma yöntemi

öklid : gre. * euklides (eu (iyi, güzel, tam, gerçek, doğru, düzgün, asıl) + kles (ün, nam, şöhret, zafer) ) * geometri alanında çalışmalarıyla tanınan İskenderiyeli matematikçi, İskenderiyeli Euklides

öklid geometrisi : gre., tür. * euklides (antik Yunan matematikçisi Euklides’in isminden) (eu (iyi, güzel, tam, gerçek, doğru, düzgün, asıl) + kles (ün, nam, şöhret, zafer) ) + ge (yeryüzü, yer, dünya) + metron, metros (ölçü) (gre.) + si (iyelik eki) (tür.) * sezgisel olarak çekici küçük bir aksiyom setinin varsayılmasına ve bu aksiyom setine dayanarak başka önermeler (teoremler) oluşturulmasına dayanan geometri sistemi

öklid mesafe formülü : gre., ara., lat. * euklides (antik Yunan matematikçisi Euklides’in isminden) (eu (iyi, güzel, tam, gerçek, doğru, düzgün, asıl) + kles (ün, nam, şöhret, zafer) ) + ge (yeryüzü, yer, dünya) + metron, metros (ölçü) (gre.) + mesafe (uzaklık) (ara.) + formula (matematiksel ilişkileri, bilimsel kuralları veya mantıksal işlemleri semboller, sayılar ve harfler kullanarak standart bir şekilde ifade eden kısa yöntem) (lat.) + ü (iyelik eki) (tür.) * Kartezyen düzlemde iki nokta arasındaki en kısa (kuş uçuşu) mesafeyi hesaplayan matematiksel ifade (Pisagor teoreminin (a^2+b^2=c^2) iki boyuta uyarlanmış hali (P1(x1, y1) ve P2(x2,y2) noktaları için √(x2-x1)^2+(y2-y1)^2)

öklid teoremi : gre. * euklides (antik Yunan matematikçisi Euklides’in isminden) (eu (iyi, güzel, tam, gerçek, doğru, düzgün, asıl) + kles (ün, nam, şöhret, zafer) ) + theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * bir dik üçgende dik açıdan hipotenüse indirilen dikme (yükseklik) ile hipotenüs parçaları arasındaki geometrik ilişkiyi tanımlayan teorem (h^2 = p•q, a^2 = c•p, b^2 = c•q)

öklid uzayı : gre., tür. * euklides (antik Yunan matematikçisi Euklides’in isminden) (eu (iyi, güzel, tam, gerçek, doğru, düzgün, asıl) + kles (ün, nam, şöhret, zafer) ) (gre.) + uzay (evren) (uz (mesafeli, ırak) + ay (ile ilgili, gibi) ) + ı (iyelik eki) (tür.) * Euklides geometrisinin, çok boyutlu olarak genelleştirilebilen üç boyutlu uzayı

öklidyen : gre. * euklides (antik Yunan matematikçisi Euklides’in isminden) (eu (iyi, güzel, tam, gerçek, doğru, düzgün, asıl) + kles (ün, nam, şöhret, zafer) ) + ianos (ile ilgili, gibi, -a ait) (gre ); euclidien (fra.) * Antik Yunan matematikçi İskenderiyeli Euklides'in (M.Ö. 300) aksiyomlarına ve "Elementler" adlı kitabına dayanan, noktalar, çizgiler ve düzlemlerle ilgilenen klasik geometri sistemi ile ilgili

ökse : gre. * iksos, iksia (yapışkan madde; ökse otu) * asalak bir bitki, viscum album; bu bitkiden elde edilen macunsu yapışkan madde

ökseotu : gre., tür. * iksos, iksia (yapışkan madde; ökse otu) (gre.) + ot (küçük yabani bitki, yeşillik) + u (iyelik eki) (tür.) * özellikle elma, armut ve meşe gibi ağaçların dalları üzerinde yaşayan, beyaz ve zehirli meyveleri olan, geleneksel tıpta tansiyon dengeleme, bağışıklık sistemini güçlendirme amaçlı ve sakinleştirici (anksiyete) olarak kullanılan, yaprak dökmeyen, yarı parazit bir bitki

öksürmek : tür. * ösk, öks (şiddetli, kesik ve sesli şekilde nefesi dışarı atma, dışarı, dışarı verme, şişirme) + ür (bağlaç ek) + mek (fiil mastar eki) * boğaz ve üst solunum yollarını etkileyen enfeksiyonlar, mikroplar ve tahriş edici maddeleri vücuttan uzaklaştırmak için havayı akciğerlerden hızla dışarı atmak; şiddetli, kesik ve sesli şekilde nefesi dışarı atma, dışarı atmak

öksürük : tür. * ösk, öks (şiddetli, kesik ve sesli şekilde nefesi dışarı atma, dışarı, dışarı verme, şişirme) + ür (bağlaç ek) + ük (isim yapım eki) * boğaz ve üst solunum yollarını etkileyen enfeksiyonlar, mikroplar ve tahriş edici maddeleri vücuttan uzaklaştırmak için havanın akciğerlerden hızla dışarı atılması durumu olan ve vücudun verdiği doğal bir refleks, öksürme

öksüz : tür. * ög, öğ, ök (anne, bağ, ip) + süz (yok, eksik, mevcut değil) * eki)

öksüzdoyuran : tür. * öksüz (anne veya babasından biri veya her ikisi bulunmayan çocuk, annesiz; anası babası olmayan, ebeveynsiz) + doyuran (yediren, tatmin eden) * normalden çok daha büyük hacimli çay bardağı, yemek kasesi, tabak veya porsiyonlar için kullanılan halk ağzı bir deyim

öktem : tür. * ök (yüksek, yüce, ulu) + tem (sıfat yapım eki) * güçlü, onurlu, gösterişli, korkusuz, gururlu, çalım satan, gururlanan

öküz : tür. * okso, okas, ökür (iğdiş edilmiş (hadım) sığır) * çift sürmek, kağnı çekmek gibi ağır tarımsal işlerde kullanılmak üzere hadım (iğdiş) edilmiş, eğitilmiş, uysallaştırılmış olan, boğaların aksine üreme yetenekleri olmayan ve genellikle 4 yaşından büyük olan erkek sığır

öküzburnu : tür. * okso, okas, ökür (iğdiş edilmiş (hadım) sığır) + burun (yüzde, başın ön kısmında bulunan, öne doğru çıkıntılı olan ve solunum ile koku alma işlevlerini gören organ) + u (iyelik eki) * genellikle Singapur Vahşi Yaşam Parkı'ndaki gibi örnekleriyle bilinen, gagasına takılan protezlerle hayata tutunabilen bir kuş türü, parus major

öküzdili : tür. * okso, okas, ökür (iğdiş edilmiş (hadım) sığır) + dil (ağızdaki konuşma, yeme, yalama ve tat alma organı) + i (iyelik eki) * genellikle Sığır kuyruğu otu (Verbascum) veya Sığırdili otu (Anchusa officinalis) olarak bilinen, geniş, tüylü ve pürüzlü yaprakları sığır diline benzediği için bu adı alan, halk hekimliğinde göğüs yumuşatıcı ve balgam söktürücü olarak kullanılan bir bitki

öküzgözü : tür. * okso, okas, ökür (iğdiş edilmiş (hadım) sığır) + göz (görme organı; su kaynağı, pınar) + ü (iyelik eki) * özellikle Doğu Anadolu Bölgesi'nde (Elazığ-Malatya) yetişen, yüksek asidite, yumuşak tane ve yoğun kırmızı meyve (vişne, kiraz) aromalarıyla tanınan, tek başına veya Boğazkere ile kupaj (harman) yapılarak zarif şaraplar üretilen iri taneli, koyu renkli ve kalın kabuklu, yerli bir şaraplık üzüm çeşidi

ölçek : tür. * ölç (somut veya soyut bir olgunun ağırlığını, hacmini, boyutlarını, miktarını (adedini), etkisini muhtelif hesaplama yöntemleri ve araçları kullanarak sayısal olarak belirlemek) + ek (isim yapım ve araç eki) * bir harita, çizim veya maket üzerindeki uzunlukların, gerçek dünyadaki boyutlara oranını gösteren küçültme veya büyültme katsayısı (harita üzerindeki 1 cm'nin gerçekte kaç cm veya km olduğunu belirten bu oran, kesir (1/100.000) veya çizgi (grafik) şeklinde ifade edilebilir.)

ölçer : tür. * ölç (somut veya soyut bir olgunun ağırlığını, hacmini, boyutlarını, miktarını (adedini), etkisini muhtelif hesaplama yöntemleri ve araçları kullanarak sayısal olarak belirlemek) + er (-cı, yapan, eden ve araç eki) * belirli bir fiziksel büyüklüğü (uzunluk, açı, sıcaklık, basınç vb.) tespit etmeye, ölçmeye veya hesaplamaya yarayan alet veya cihaz (aparat)

ölçmek : tür. * ölç (somut veya soyut bir olgunun ağırlığını, hacmini, boyutlarını, miktarını (adedini), etkisini muhtelif hesaplama yöntemleri ve araçları kullanarak sayısal olarak belirlemek) + mek (fiil mastar eki) * somut veya soyut bir olgunun ağırlığını, hacmini, boyutlarını, miktarını (adedini), etkisini muhtelif hesaplama yöntemleri kullanarak sayısal olarak belirlemek

ölçü : tür. * ölç (somut veya soyut bir olgunun ağırlığını, hacmini, boyutlarını, miktarını (adedini), etkisini muhtelif hesaplama yöntemleri ve araçları kullanarak sayısal olarak belirlemek) + ü (isim yapım eki) * ağırlık, uzunluk veya hacim gibi değerlerin belli bir birimle (metre, kilo vb.) karşılaştırılarak belirlenmesi sonucu elde edilen değer, miktar veya bu amaçla kullanılan alet

ölçülü : tür. * ölç (somut veya soyut bir olgunun ağırlığını, hacmini, boyutlarını, miktarını (adedini), etkisini muhtelif hesaplama yöntemleri ve araçları kullanarak sayısal olarak belirlemek) + ü (isim yapım eki) + lü (sıfat ve zarf yapım eki) * aşırıya kaçmayan, dengeli, ılımlı, dikkatli ve kontrollü (davranış, söz veya harcama)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...