27 Eylül 2026 Pazar

kap kacak - kasırga

kap kacak : tür. * kap (içine almak, kavramak, kaplamak, kapsamak, örtmek, sarmak; içine eşya veya sıvı konan oyuk hazne, tulum, torba, kılıf, içine alan, üstünü örten) + kapçak (küçük kap) * tencere, tabak, çanak, çömlek, süzgeç gibi ev eşyalarının tümü

kapabilite : lat. * capabilitas (capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek), capax (alma, tutma, kapma, kavrama, yakalama, sezme; kap, geniş, alabilen) + ibilis (mümkün olma, olabilirlik eki) + itas (drum eki) ) * bir kişinin, nesnenin veya sistemin belirli bir işi yapabilme, işlevi yerine getirebilme veya belirli bir kapasiteye sahip olma yeteneği

kapadokya : per. * katpa (güzel, iyi) + tuka (at, atlar) * güzel atlar ülkesi; Türkiye’nin Orta Anadolu bölgesindeki Nevşehir, Kayseri, Aksaray ve Niğde illerinin sınırları içinde yer alan, volkanik tüflerden oluşan benzersiz kaya oluşumları, yer altı şehirleri ve tarihî yapılarıyla ünlü, tarih boyunca farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış turistik ve kültürel bölge

kapak : tür. * kap (içine almak, kavramak, kaplamak, kapsamak, örtmek, sarmak) + ak (-cı, yapan, eden eki) * örten şey

kapakçık : tür. * kap (içine almak, kavramak, kaplamak, kapsamak, örtmek, sarmak) + ak (-cı, yapan, eden eki) + çık (küçültme eki) * küçük kap, küçük örtücü

kapaklanmak : tür. * kap (içine almak, kavramak, kaplamak, kapsamak, örtmek, sarmak) + ak (-cı, yapan, eden eki) + lan (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * ayağı bir yere takılarak yüzüstü düşmek; (yelkenli tekne) birdenbire çıkan güçlü, sağanaklı bir rüzgârla devrilmek

kapaklı : tür. * kapak (örten, kapatan) + lı (ile, birlikte, beraber, sahibi) * Tekirdağ’ın bir ilçesi (merkezinde bulunan kaynak suyun üzerinin kapatılması, kuyu haline getirilmesi ve ilk yerleşimin bu kuyu etrafında başlamış olmasından)

kapalı : tür. * kap (içine almak, kavramak, kaplamak, kapsamak, örtmek, sarmak) + a (bağlaç) + li (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * örtülü, açık olmayan, görünürde olmayan, dışa karşı yalıtılmış, çevreyle bağlantısı olmayan; içine girilemeyen

kapalı devre : tür., ara. * kapalı (örtülü, açık olmayan, görünürde olmayan, dışa karşı yalıtılmış, çevreyle bağlantısı olmayan; içine girilemeyen) (tür.) + devr (döndürmek, çevirmek) (ara.), tegir, tevür (döndürmek, çevirmek) (tür.) + e (isim yapım eki) * elektrik akımının kesintisiz biçimde dolaşabildiği, uçları birleştirilmiş sistem; harici etkileşime kapalı işleyiş veya yayın sistemi; dışa kapalı, kendi içinde işleyen mekanizma

kapalı duruşma : tür. * kapalı (örtülü, açık olmayan, görünürde olmayan, dışa karşı yalıtılmış, çevreyle bağlantısı olmayan; içine girilemeyen) + duruşma (mahkemede dava görülmesi, celse) * genellikle kamu düzeni, ahlak, devlet güvenliği veya mağdurun korunması gibi gerekçelerle uygulanan, yalnızca yargıç, taraflar, avukatlar ve gerektiğinde bazı görevlilerin katılabildiği, izleyici ve basına kapalı olarak gerçekleştirilen yargı oturumu, gizlilik ilkesiyle yürütülen mahkeme süreci

kapalı eğri : tür. * kapalı (örtülü, açık olmayan, görünürde olmayan, dışa karşı yalıtılmış, çevreyle bağlantısı olmayan; içine girilemeyen) + eğri (doğru, düz veya dikey olmayan) * başlangıç ve bitiş noktaları çakışan, aralıksız ve sürekli bir çizgi oluşturan geometrik şekil; bir düzlemde kendi üzerine kapanan ve alan sınırlayan eğri (analitik geometri, diferansiyel geometri ve topoloji gibi alanlarda temel kavramlardan biri)

kapalı kaplarda basınç : tür. * kapalı (örtülü, açık olmayan, görünürde olmayan, dışa karşı yalıtılmış, çevreyle bağlantısı olmayan; içine girilemeyen) + kap (kase, çanak, hazne) + lar (çoğul eki) + da (yer eki) + basınç (bir kuvvet tarafından bir yüzey üzerinde oluşturulan baskı) * kapalı kaplardaki gaz moleküllerinin hareketinden ve ağırlıklarından dolayı gazın, kabın bütün yüzeylerine eşit olarak uyguladığı basnç

kapalı kompozisyon : tür., lat. * kapalı (örtülü, açık olmayan, görünürde olmayan, dışa karşı yalıtılmış, çevreyle bağlantısı olmayan; içine girilemeyen) (tür.) + composition (farklı öğelerin bir araya getirilmesiyle oluşan bütünlük (yazı, beste, kimyasal bileşik vb.) ) (lat.) * resim sanatında bir yüzey üzerinde betimlenen tüm gerçekliğin kompozisyonun sınırları içinde bulunması, sadece bir kesiminin resmedilmesinin söz konusu olmaması durumu

kapalı tohumlular : tür. * kapalı (örtülü, açık olmayan, görünürde olmayan, dışa karşı yalıtılmış, çevreyle bağlantısı olmayan; içine girilemeyen) + tohum (bitkilerde döllenme sonunda yumurtacıktan oluşan ve yeni bir bitki oluşmasını sağlayabilen tane; çekirdek, döl) + lu (ile, birlikte, beraber, sahibi) + lar (çoğul eki) * tohumları, kapalı bir odacık gibi olam ovaryum (yumurtalık) içinde gelişen ve meyveyle çevrili olan bitki grubu

kapamak : tür. * kap (içine almak, kavramak, kaplamak, kapsamak, örtmek, sarmak) + a (bağlaç) + mak (fiil mastar eki) * örtmek, üstünü kaplamak, açık olma durumunu sonlandırmak

kapan : tür. * kap (içine almak, kavramak, kaplamak, kapsamak, örtmek, sarmak) + an (isim veya sıfat yapım eki) * hayvanları yakalamak için kurulan, genellikle mekanik olarak tetiklenen tuzak; tuzağa benzer sistem; Osmanlı döneminde “kapan hanı” veya “kapan yeri” terimiyle belirli malların tartıldığı, vergilendirildiği ve denetlendiği ticaret alanı

kapanca : tür. * kap (içine almak, kavramak, kaplamak, kapsamak, örtmek, sarmak) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ca (küçültme eki) * küçük kapan, kuş tuzağı; düzen, hile (mecazi)

kapaniçe : ita. * capannuccia (küçük kulübe, baraka) (capanna (kulübe, baraka) + uccia (küçültme eki) ) * kır veya bahçe gibi açık alanlarda, basit malzemelerle yapılmış, küçük ve sade yapılı kulübe veya baraka; padişah ve yüksek rütbeli din ve devlet görevlilerinin giydiği kolsuz, geniş yakalı kürk

kapanmak : tür. * kap (içine almak, kavramak, kaplamak, kapsamak, örtmek, sarmak) + an (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * örtünmek, üstü kaplanmak, açık olma durumu sonlandırılmak

kapari : gre. * kapparis (kapari çalısı, gebreotu) * gebreotunun turşusu yapılan veya bahar olarak kullanılan çiçek tomurcuğu veya yemişi, gebre

kaparo : lat., ita. * caput (baş, kafa, tepe), capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) (lat.); caparra (ön ödeme, depozito) (ita.) * ön ödeme, güvence akçesi; bir satın alma veya kiralama işlemi öncesinde, tarafların anlaşmasını güvence altına almak için verilen ön ödeme

kaparoz : lat. * capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) + osus (isim yapım eki; ile ilgili, gibi) * bir görevi kötüye kullanarak, yolsuz olarak veya zorla elde edilen mal, para, rüşvet

kapasitans : lat. * capacitas (alabilme yetisi, hacim, yeterlik) (capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek), capax (alma, tutma, kapma, kavrama, yakalama, sezme) + itas (ile ilgili olma) ) + entia (durum eki) (lat.); capacitance (fra.) * bir iletkenin elektrik yükünü depolama yetisi (kapasitesi); bir kondansatörün iki ucu arasındaki potansiyel fark başına depoladığı yük miktarı, elektriksel sığa

kapasite : lat. * capacitas (alabilme yetisi, hacim, yeterlik) (capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek), capax (alma, tutma, kapma, kavrama, yakalama, sezme; kap, geniş, alabilen) + itas (ile ilgili olma) ) (lat.); capacité (fra.) * bir şeyin alabileceği en büyük miktar, hacim, taşıma veya üretim sınırı; bir kişinin veya şeyin yapabilme gücü, yeterliliği, yeteneği

kapasitif : lat. * capacitas (alabilme yetisi, hacim, yeterlik) (capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek), capax (alma, tutma, kapma, kavrama, yakalama, sezme) + itas (ile ilgili olma) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat), capacitive (fra.) * kapasitansla (elektriksel sığa) ilgili olan, kapasitans özelliği taşıyan

kapasitör : lat. * capacitas (alabilme yetisi, hacim, yeterlik) (capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek), capax (alma, tutma, kapma, kavrama, yakalama, sezme) + itas (ile ilgili olma) + or (-cı, -ci, yapan, eden eki) * yükleri depolayabilen ve devrelerde enerjinin depolanması ve salınması için kullanılan devre elemanı ve elektriksel bileşen, sığaç

kapatmak : tür. * kap (içine almak, kavramak, kaplamak, kapsamak, örtmek, sarmak) + at (bağlaç) + mak (fiil mastar eki) * örtmek, üstünü kaplamak, açık olma durumunu sonlandırmak

kapçak : tür. * kap (içine almak, kavramak, kaplamak, kapsamak, örtmek, sarmak) + çak (isim yapım eki) * uzun saplı büyük çengel, kanca; kale kuşatmasında, kale duvarlarına takılarak tırmanmayı sağlayan uzun saplı büyük kanca

kapela : lat. * capella (küçük kilise, ibadet odası) (cappa (pelerin, aba, dini giysi) + ella (küçültme eki) ) (lat.); chapelle (fra.) * kilise dışında veya içinde bulunan, dini ayinler veya ibadet için kullanılan, ana kiliseye bağlı küçük ve bağımsız bir ibadet mekanı, şapel

kapellemeister : lat., alm. * capella (küçük şapel, ibadet odası) (lat.); kapelle + meister (usta, efendi, ağa, hoca, öğretmen) (alm.) * şapel korosunun ustası; orkestra şefi

kapesitabin : lat., gre. * capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) (lat.) + citabine (sitozin türevlerinden kemoterapötik ilaç grubu son eki) (kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) (gre.) + abine (nükleozid türevi eki) ) (lat.) * sentetik, oral yolla alınan, vücutta aktif forma dönüşerek DNA sentezini bozan ve özellikle kanser hücrelerinin bölünmesini engelleyen, kolorektal, meme ve mide kanseri gibi çeşitli solid tümörlerde kullanılan bir kemoterapi ilacın etken maddesi (C15H22FN3O6)

kapı : tür. * kap (içine almak, kavramak, kaplamak, kapsamak, örtmek, sarmak) + ı (isim yapım eki) * örten, kapanan, kapatan, kaplayan, aralık, aralayan, geçiş boşluğu; devlet dairesi, giriş yeri, geçit, saray, yüksek makam) (cap (kafayı kapatan, kep), gap (aralık, boşluk), gape (aralamak) (ing.) )

kapı ağası : tür. * kapı (örten; devlet dairesi, giriş yeri, geçit, saray, yüksek makam) + ağa (bey, efendi, büyük kişi) + sı (iyelik eki) * Osmanlı sarayında, padişahın çalışma mekanı da olan Enderun bölümü ile tüm Osmanlı saraylarının başı olan beyaz ırka mensup hadım yönetici

kapı çuhadarı : tür., far. * kapı (örten; devlet dairesi, giriş yeri, geçit, saray, yüksek makam) (tür.) + çuhadar (çuha (kumaş) taşıyan, muhafızlık ve hizmet görevinde bulunan kişi) (çuha (ince yünlü kumaş) + dar (tutan, alan, taşıyan, koruyan, sahip olan, edinen) ) (far.) * Osmanlı saray ve taşra teşkilatında, yüksek rütbeli devlet adamlarının veya padişahın emirlerini iletmek, haber götürmek, protokol düzenini sağlamak ve gerektiğinde teftiş yapmakla görevli memur

kapı kethüdası : tür., far. * kapı (örten; devlet dairesi, giriş yeri, geçit, saray, yüksek makam) (tür.) + kethuda (Osmanlı döneminde, zengin kimselerin veya devlet mensuplarının buyruğunda çalışan, onların bazı işlerini gören kimse) (kad, kade, ket (ev) + huda (sahip, efendi, reis, emir, amir) ) (far.) + sı (iyelik eki) (tür.) * Osmanlı döneminde, Osmanlı egemenliği altındaki beyliklerin, yabancı devletlerin, eyalet valilerinin, vezirlerin ve beylerbeylerinin devletle ilgili işlerine bakan görevli

kapı oğlanı : tür. * kapı (örten; devlet dairesi, giriş yeri, geçit, saray, yüksek makam) + oğlan (doğmuş olan, evlat, erkek çocuk) (oğ (soydan gelmek, doğmak, çocuk sahibi olmak) + lan (isim yapım eki) ) + ı (iyelik eki) * kapı çuhadarı yamağı

kapıcı : tür. * kapı (örten; devlet dairesi, giriş yeri, geçit, saray, yüksek makam) + cı (ile ilgili, yapan, eden eki) * kapıyla ilgili işi yapan kişi, kapıda duran, kapıyı bekleyen veya gözeten görevli

kapıkulu : tür. * kapı (örten; devlet dairesi, giriş yeri, geçit, saray, yüksek makam) (tür.) + kul (erkek köle, esir, hizmetçi) (ara.) + u (iyelik eki) (tür.) * Osmanlı Devleti'nin sürekli ordusunu oluşturan ve doğrudan padişaha bağlı olan yaya, atlı ve teknik sınıftan asker ocaklarına ve bu sisteme verilen isim

kapışmak : tür. * kap (içine almak, kavramak, kaplamak, kapsamak, örtmek, sarmak) + ış (işteş fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir şeyi aynı anda ele geçirmek amacıyla karşılıklı olarak kapmak, çekişmek

kapibara : por., tup. * capivara (capi (su) + vara (domuz) (por.); kapi (su) + yva (domuz) (tup.) * Güney Amerika kökenli olan, su kenarlarında yaşayan ve sürü halinde hareket eden, dünyanın en büyük otobur memelisi olan kemirgen

kapik : rus. * kop’yo (mızrak) * Rusya, Belarus ve Transdinyester'de kullanılan ve ana para biriminin (ruble) yüzde birine (1/100) eşit olan madeni para birimi

kapiler : lat. * capillus (saç, saç teli) (cap, caput (baş, kafa, tepe) + pilus (tüy, kıl, saç teli) ) + aris (gibi, ile ilgili) * en ince kan damarı, kılcal damar

kapillarite : lat. * capillus (saç, saç teli) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım ve durum eki) * kılcal olma durumu; sıvıların çok ince borular (kılcal damarlar) içinde yüzey gerilimi etkisiyle yükselmesi veya alçalması olayı

kapiller : lat. * capillus (saç, saç teli) (cap, caput (baş, kafa, tepe) + pilus (tüy, kıl, saç teli) ) + aris (gibi, ile ilgili) * en ince kan damarı, kılcal damar

kapiller dolum süresi : lat., tür. * capillaris (kılcal damar) (lat.) + dolum (bir boşluğun, iç hacmin katı, sıvı veya gaz madde ile kaplanması) + süre (zaman, vakit) + si (iyelik eki) (tür.) * kılcal damarların yeniden kanla dolmasının ne kadar sürdüğünü gösteren klinik ölçüm süresi

kapiller permeabilite : lat. * capillaris (kılcal damar) + permeabilis (içinden geçilebilir, geçirgen) (per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla, vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + meare (geçmek, akmak) + ibilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) ) + itas (isim yapım ve durum eki) * kılcal damarların (kapillerlerin) sıvı ve çözünmüş maddeleri çevre dokuya ne ölçüde geçirebildiğini, yani geçirgenlik özelliğini ifade eden terim

kapital : lat. * caput (baş, kafa, tepe) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sermaye, ana para (kafa, Kopf (baş) (tür., alm.), cap (başlık, tepe, zirve, şapka, kapak) (ing.) )

kapitalist : lat. * caput (baş, kafa, tepe) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ista (-ci, yapan, eden, destekleyen) * sermayeci, sermaye yanlısı; ekonomik sistemde özel mülkiyete dayalı sermaye birikimini ve üretim araçlarının bireyler veya şirketler tarafından kontrolünü savunan kişi veya görüş

kapitalizasyon : lat. * caput (baş, kafa, tepe) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) * bir varlığın veya gelirin sermayeye dönüştürülmesi, sermaye miktarının hesaplanması veya piyasa değerinin belirlenmesi

kapitalizm : lat. * caput (baş, kafa, tepe) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * özel mülkiyete dayalı sermaye birikiminin, serbest piyasa ekonomisinin ve kar amacı güden üretim ve ticaretin egemen olduğu düzen

kapitat : lat. * capitatus (başlı, baş biçiminde genişlemiş) (capitare (baş oluşturmak, baş biçiminde olmak) (caput (baş, kafa; önderlik, ana bölüm) + are (fiil mastar eki) ) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * baş biçiminde genişlemiş veya baş taşıyan yapıya sahip olan, özellikle botanik ve zoolojide küresel veya başçık oluşturan, baş şeklinde veya kafa biçiminde olan

kapitone : fra. * caper (örtmek, kaplamak) + iton (dolgunluk, kabartma anlamı katan isim yapım eki) + é (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * kumaş veya deri üzerine pamuk, yün veya başka dolgu malzemesi konarak yapılan ve genellikle yumuşaklık ve kabartma efekti veren dikişli kaplama tekniği

kapitulum : lat. * caput (baş, kafa; önderlik, ana bölüm) + ulum (küçültme eki) * özellikle botanikte çok sayıda küçük çiçeğin kısa bir eksen üzerinde toplanarak oluşturduğu başçık biçimli çiçek yapısı; ayrıca anatomi ve zoolojide küçük baş veya başçık biçimli yapı

kapitülasyon : lat. * capitulare (belgeleri, metinleri veya kanunları maddelere ayırmak, her maddeyi başlık veya bölüm haline getirmek) (capitulum (küçük başlık, madde) (caput (baş, kafa, tepe) + ulum (küçültme eki) ) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * Osmanlı İmparatorluğu ile Avrupa devletleri arasında imzalanan ve yabancı devletlere bazı ayrıcalıklar tanıyan, genellikle ticari ve yargı alanındaki özel hakları içeren antlaşma veya anlaşma

kapkaç : tür. * kap (içine almak, kavramak, kaplamak, kapsamak, örtmek, sarmak) + kaç (kurtulmak amacıyla ayrılıp gitmek, uzaklaşmak, hızla ilerlemek, fıymak, tüymek) * bir nesnenin ani ve hızlı bir şekilde, özellikle sokakta veya kalabalıkta çalınması ve failin hemen oradan kaçması eylemi

kapkara : tür. * kap (pekiştirme öneki) + kara (siyah, koyu renk) * çok siyah, tamamen siyah, kopkoyu, zifiri siyah

kaplamak : tür. * kap (içine almak, kavramak, kaplamak, kapsamak, örtmek, sarmak) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir yüzeyin veya nesnenin üstünü tamamen veya kısmen örtmek, örtü ile donatmak veya korumak; açık olma halini sonlandırmak (musluk, kapı, elektrik vb.) (capacity, capacité, Kapazität (kapasite, kapsam), capability (kabiliyet, yetenek), cup, coupe (kap, kase), cab (kabin), cabin, cabine, Kabine (kabin, odacık), cap (şapka, başı kapsayan), cope (kaplamak, örtü) (ing.), capote (kaput) (fra.) )

kaplan : ara. * kablan (kedigillerden etçil yırtıcı hayvan) ) * genellikle sarımsı-kahverengi kürkü üzerinde belirgin siyah çizgileri bulunan, Asya ormanlarında yaşayan, büyük ve güçlü, etçil bir yırtıcı kedi türü

kaplanboğan : ara., tür. * kaplan (kedigillerden etçil yırtıcı hayvan) + boğ (sıkmak, sıkıştrmak, bastırmak) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * güçlü, etkili veya ezici (mecazi), itboğan

kaplıca : tür. * kapalı (örtülü) + ılıca (hamam, sıcak su kaynağı, kaynarca) * sıcak yeraltı sularının yeryüzüne çıktıkları kaynakların (kaynarcaların) çevresine kurulan hamam görünümündeki tesis

kaplumbağa : tür. * kaplu (örtülü, kabuklu) (tür.) + baka, bağa (kurbağa; boynuzumsu veya kireçli örtü, boğumlu kabuk) (san.), kurbaka (tür.) * kaplumbağalar grubundan, çok sert ve kemiksi bir kabuk içinde yaşayan, dört ayaklı, dişsiz gaga ağızlı, çok ağır yürüyen, sürüngen bir hayvan

kapmak : tür. * kap (içine almak, kavramak, kaplamak, kapsamak, örtmek, sarmak) + mak (fiil mastar eki) * yakalamak, tutmak, kavramak, içine almak (capture (yakalamak, kapmak), captive (esir, yakalanmış olan) (ing.), kapieren (kapmak) (alm.) )

kapni : gre. * kapnos (duman) * solunum ve gaz değişiminde önemli rol oynayan, yanma veya metabolik süreçler sonucu ortaya çıkan renksiz, kokusuz ve havadan ağır bir gaz olan karbondioksit (CO2) gazı anlamında kullanılan terim

kapnisit : gre. * kapnos (duman) + ite (element, kayaç ve mineral eki) * karbondioksit (CO2) gazı içeren veya karbondioksitle ilgili madde veya bileşik

kapnografi : gre. * kapnos (duman) + graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * solunum sırasında hastanın nefes verdiği havadaki karbondioksit yoğunluğunu zaman içinde sürekli ölçerek grafik şeklinde gösteren, solunum fonksiyonlarının değerlendirilmesinde kullanılan bir izleme tekniği

kapora : lat. * capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) * ön ödeme, güvence akçesi; bir satın alma veya kiralama işlemi öncesinde, tarafların anlaşmasını güvence altına almak için verilen ön ödeme

kaporta : lat., fra. * cappa, capa (örtü, pelerin, kapüşon) (lat.); capote (fra.) * otomobil veya diğer motorlu araçların motor, yolcu ve yük bölümlerini örten, taşıyıcı iskeletin üzerinde şekillenen dış metal veya plastik yapı olarak araç gövdesi ve koruyucu kabuk işlevi gören bileşen

kaposi sarkomu : mac., gre., tür. * kaposi (Macar asıllı Avusturyalı dermatolog Moritz Kaposi’nin soyadından) (mac.) + sarx (et, beden dokusu) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * bağışıklık sistemi baskılanmış hastalarda ortaya çıkan, deri ve iç organlarda lezyonlar oluşturan, ilk kez Moritz Kaposi tarafından tanımlanmış nadir ve kötü huylu bir tümör türü

kappa : gre., jap. * kappa (Yunan alfabesinin 1. harfi) * Yunan alfabesinde k sesi veren on birinci harf; Japon folklorunda yer alan, su kenarlarında yaşadığına inanılan, yeşil deri, kabuklu sırt ve uzun dudaklara sahip, genellikle şehvet düşkünü ve insanları tuzağa düşüren vampir benzeri yaratık

kaprekar sabiti : san., ara. * kaprekar (Hint matematikçi Dattatreya Ramchandra Kaprekar’ın soyadından) (san.) + sabit (duran, durağan, değişmez, değişmeyen, hareketsiz) (ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * dört basamaklı bir sayının rakamlarının büyükten küçüğe ve küçüğe büyük sıraya dizilip, büyük sayıdan küçük sayının çıkarılması ve çıkan sonucun tekrar aynı işlemden geçirilmesi sonucunda ulaşılan sabit 6174 sayısı

kapreomisin : lat., gre. * capreolus (küçük keçi, yabani keçi, küçük karaca) (capra (keçi, dişi keçi), caprus (erkek keçi, teke) + olus (küçültme eki) ) (Streptomyces capreolus bakterisinden) (lat.) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * tüberküloz (verem) tedavisinde kullanılan, ilaca dirençli tüberküloz vakalarında diğer antibiyotiklerle kombinasyon halinde, kas veya damar içine enjeksiyon yoluyla uygulanan ikinci basamak bir peptid antibiyotik (C25H44N14O8)

kapriçyo : lat., ita. * capriccio (capra (keçi, dişi keçi) (lat.) + iccio (küçültme eki) (ita.) * keçi gibi (inatçı); müzikte veya diğer sanat alanlarında, serbest formda, neşeli, ani ve beklenmedik değişiklikler içeren, duygusal ve yaratıcı özgürlüğü vurgulayan eser veya performans türü; beklenmedik değişmeleri olan, kaprisli

kapris : lat., ita. * capriccio (capra (keçi, dişi keçi) (lat.) + iccio (küçültme eki) (ita.) * düşüncesiz, tutarsız, keyfi, geçici, değişken, huysuz ve inatçı istek veya davranış

kaprofaji : gre. * kopros (dışkı) + phagia (yeme, yutma) (phagein (yemek, yutmak, tüketmek) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * dışkı yeme hastalığı

kapsaisin : lat. * capsicum (biber cinsi) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * özellikle acı biberlerde bulunan ve biberin yakıcılığını, acılığını sağlayan, sinir uçlarını uyararak yanma hissi oluşturan ve hem gıda hem de tıbbi amaçlarla kullanılan doğal bir alkaloid bileşik (C18H27NO3)

kapsam : tür. * kap (içine almak, kavramak, kaplamak, kapsamak, örtmek, sarmak) + sam (isim yapım eki) * bir kavramın, planın, yasanın, çalışmanın veya etkinliğin içerdiği konular, sınırlar ve geçerlilik alanını belirten, içine aldığı her şeyi tanımlayan bütünsel çerçeve, içine alma, içerme, içerik, muhteviyat (capacity, capacité, Kapazität (kapasite, kapsam), capability (kabiliyet, yetenek), cup, coupe (kap, kase), cab (kabin), cabin, cabine, Kabine (kabin, odacık), cap (şapka, başı kapsayan), cope (kaplamak, örtü) (ing.), capote (kaput) (fra.) )

kapsamak : tür. * kap (içine almak, kavramak, kaplamak, kapsamak, örtmek, sarmak) + sam (isim yapım eki) + sa (ek) + mak (fiil mastar eki) * içine almak, içinde bulundurmak, içermek

kapsid : lat., gre. * capsa (kutu, sandık, muhafaza, kılıf, kabuk, kap, konteyner) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) * virüslerin DNA veya RNA gibi genetik materyalini dış etkenlerden koruyan ve virüs partikülünün yapısal bütünlüğünü sağlayan, genellikle simetrik yapıda protein alt birimlerinden oluşmuş olan ve nükleik asidi çevreleyen dış kılıf

kapsit : lat., gre. * capsa (kutu, sandık, muhafaza, kılıf, kabuk, kap, konteyner) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) * virüslerin DNA veya RNA gibi genetik materyalini dış etkenlerden koruyan ve virüs partikülünün yapısal bütünlüğünü sağlayan, genellikle simetrik yapıda protein alt birimlerinden oluşmuş olan ve nükleik asidi çevreleyen dış kılıf

kapsomer : lat., gre. * capsa (kutu, sandık, muhafaza, kılıf, kabuk, kap, konteyner) (lat.) + meros (parça, bölüm, kısım, birim) (gre.) * virüslerin genetik materyalini çevreleyen protein kılıf olan kapsidi oluşturan, yapısal olarak tekrarlanan protein alt birimlerinden her birine verilen isim

kapsül : lat. * capsula (capsa (kutu, sandık, muhafaza, kılıf, kabuk, kap, konteyner) + ulus, ula (küçültme eki) ) * içeriği dış etkenlerden koruyan ve kontrollü salım sağlayan, tıpta ilaç taşıyıcı olarak, teknolojide ve uzay bilimlerinde ise koruyucu, kapalı yapı birimi olarak kullanılan küçük, muhafazalı bir form; içine toz veya sıvı halde madde konan küçük kap

kapsülasyon : lat. * capsula (capsa (kutu, sandık, muhafaza, kılıf, kabuk, kap, konteyner) + ulus, ula (küçültme eki) ) + tio (isim yapım eki) * bir maddeyi, veriyi veya bileşeni koruyucu bir dış katmanla kaplayıp hapsederek dış etkenlerden gizleme ve kontrollü şekilde salma işlemi, kapsül haline getirme işlemi

kapsülotomi : lat. * capsula (capsa (kutu, sandık, muhafaza, kılıf, kabuk, kap, konteyner) + ulus, ula (küçültme eki) ) (lat.) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * özellikle göz veya eklem kapsülünün cerrahi yolla kesilip açılması

kaptan : lat. * capitaneus (caput (baş, kafa, tepe) + aneus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) * geminin veya birimin lideri olarak en üst düzey komutayı üstlenen kişi

kaptan-ı derya : lat., ara., far. * capitaneus (kaptan) (lat.) + ı (tamlama eki) (ara ) + darya, derya (deniz, nehir) (far.) * Osmanlı İmparatorluğu’nda donanmanın en üst düzey komutanı, yani amirali ifade eden “denizin kaptanı” anlamındaki ünvan

kaptırmak : tür. * kap (içine almak, kavramak, kaplamak, kapsamak, örtmek, sarmak) + tır (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * kişinin kontrolü dışında, genellikle dikkatsizlik veya zorlayıcı durumlar sonucu bir şeyi başkasına vermesi, kaybetmesi veya olumsuz bir duruma uğraması eylemi

kaptopril : lat. * capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek), captare (yakalamak, tutmak) + pril (ACE (anjiyotensin dönüştürücü enzim) inhibitörü eki) * hipertansiyon ve kalp yetmezliği tedavisinde kullanılan, vücutta anjiyotensin dönüştürücü enzimin etkisini engelleyerek damarların genişlemesini sağlayan ve böylece kan basıncını düşüren kimyasal bileşik olarak kullanılan bir ACE inhibitörü (C9H15NO3S)

kapuçin : lat. * cappa, capa (örtü, pelerin, kapüşon) (lat.) + iccino (lüçültme eki) (ita.) * adını İtalyan Capuchin keşişlerinin kapüşonlu cübbelerinden alan, belirgin kapüşon benzeri yüz ve kafa desenleriyle tanınan, Orta Amerika ve Güney Amerika ile beraber Arjantin'in kuzeyine kadar olan bir bölgede yaşayan Cebinae alt familyasına ait zeki ve sosyal bir Yeni Dünya maymunu türü

kapuçino : lat. * cappa, capa (örtü, pelerin, kapüşon) (lat.) + uccio, iccio, iccino (lüçültme eki) (ita.) * İtalya’da keşişlerin kapüşonlu pelerini çağrıştıran adını taşıyan, espresso bazlı, süt köpüğüyle servis edilen kremamsı dokulu popüler bir İtalyan kahvesi türü

kapuska : sla., bul. * kapustra (lahana) (sla.), kapuski (bul.) * lahana, özellikle lahana yemeği veya lahana içeren geleneksel Türk ve Balkan mutfağı yemeği

kaput : lat., fra., alm. * caput (baş, kafa; önderlik, ana bölüm), cappa, capa (örtü, pelerin, kapüşon) (lat.); capot (örtü, başlık, kapak) (fra.); Kaputt (bozuk, çalışmaz durumda, kırık) (alm.) * motorlu araçlarda motor bölümünü örten ve açılıp kapanabilen metal kapağı; işlevsiz, arızalı, harap olmuş

kapuz : tür. * kapuz (kıstırılmış yer, dar geçit, yarık) * genellikle kireçtaşı, kumtaşı gibi suyu kolaylıkla geçiren katmanlar içinde görülen, bir akarsuyun oyarak oluşturduğu, yamaçları duvar gibi dik, dar koyak (iki dağ veya tepe arasında kalan çukur yer veya dere boyu), kapız, kanyon; içine girilemeyecek denli sık orman

kapüşon : lat., fra. * capuchon (cappa, capa (örtü, pelerin, kapüşon) (lat.) + uchon (küçültme eki) ) * bir üst giysisinin yakasına ilikli durumda olup gerektiğinde başa geçirilebilen başlık; giysilerde başı veya omuzları örten kapüşon, ayrıca bazı törenlerde veya kostümlerde kullanılan başlık veya küçük kapak

kapya : bul.. * kapija (büyük kapı, geçit) * kırmızı biber olarak da anılan, kırmızı renkli, tatlı, etli, konik şekilli ve özellikle közleme, salça ile baharat, dolma ve közleme yapımında kullanılan bir biber türü, büyükçene, capsicum annuum grossum

kar : ara. * kar (kazanç, fayda, artı değer, güç, emek, iş, güç) * ticaret, emek veya yatırım sonucunda elde edilen maddî veya manevi artı kazancı ifade eden, özellikle ekonomik bağlamda kullanılan bir terim

kar : tür. * kar (suyun yarı katı hali olan ve altıgen kristaller halinde yeryüzüne düşen beyaz renkli yağış türü) * soğuk havalarda bulutlardan düşen ve yeryüzüne ulaşmadan önce kristalleşmiş su buharından oluşan beyaz, yumuşak ve hafif buz tanecikleri

kar : tür. * kar (toplamak, bir araya getirmek, cem etmek) * toplamak, bir araya getirmek, cem etmek, karmak, yığmak

kar marjı : far., lat. * kar (kazanç, fayda, artı değer, güç, emek, iş, güç) (far.) + margo, marginis (kenar, sınır; kenar boşluğu) (lat.) * bir ürün veya hizmetin satışından elde edilen kazancın maliyete veya satış fiyatına oranla hesaplandığı, işletmelerin kârlılık düzeyini gösteren temel bir finansal ölçüt

kar payı : far., tür. * kar (kazanç, fayda, artı değer, güç, emek, iş, güç) (far.) + pay (ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan; hisse, kısım, bölüm, parça, oran) (far.) + ı (iyelik eki) (tür.) * bir işletmenin elde ettiği net kazancın ortaklara, sermaye oranları nispetinde dağıtılan kısmını ifade eden ve genellikle temettü terimiyle eş anlamda kullanılan bir finansal kavram

kar sabanı : tür. * kar (beyaz yağan buz taneciği, kristalleşmiş yağış) + saban (toprak sürmeye yarayan alet; ön yüzeyle iterek temizleyen araç) + ı (iyelik eki) * kar yağışı sonrası karla kaplanmış yolları temizlemek amacıyla taşıtların önüne takılan ve itme kuvvetiyle karı kenara süpüren geniş metal levhadan oluşan bir kar temizleme aracı

kara : tür. * kara (siyah, koyu renkli, karanlık; toprak, yer, yeryüzü) * en koyu renk olan siyahı ifade eden ve hem fiziksel renk hem de soyut olumsuzluk (yas, hüzün, kasvet, melankoli, karanlık) anlamlarında kullanılan bir renk ismi; toprak, yer, yeryüzü

kara ardıç : tür. * kara (koyu renkli, sert, dayanıklı) + ardıç (Juniperus cinsine ait iğne yapraklı bir ağaç veya çalı türü) * Güney Avrupa'da yetişen, koyu renkli ve dayanıklı odunu olan, Juniperus cinsine ait bir ardıç ağacı türü

kara asma : tür. * kara (koyu renkli, genellikle siyah veya koyu mor) + asma (üzüm bitkisi) (as (tutunmak, sarkmak) + ma (isim yapım eki) ) * koyu renkli üzüm taneleri veren ve özellikle şarap üretiminde kullanılan üzüm bitkisi türü

kara bakal : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + bakal * karatavukgiller (Turdidae) familyasından siyah tüylü, meyve ve böceklerle beslenen ötücü bir kuş türü, karatavuk, boz bakal (dişi), turdus merula

kara cahil : tür. * kara (siyah, koyu renkli, karanlık; kötü, ağır) (tür.) + cahil (bilgisiz, ilimsiz) (ara.) * hiçbir eğitim, bilgi veya farkındalık düzeyine sahip olmayan, çok cahil

kara delik : tür. * kara (siyah, koyu renkli, karanlık; kötü, ağır) + delik (bir şeyin içine doğru açılmış giriş, açıklık) * ışığın dahi kaçamayacağı kadar yoğun yerçekimine sahip, büyük kütleli yıldızların kendi içine çökmesiyle oluşan ve uzay-zamanı derin biçimde bükerek her şeyi yutan astronomik oluşum

kara kış : tür. * kara (siyah, koyu renkli, karanlık; kötü, ağır) + kış (genellikle soğuk, kar yağışlı ve bitkisel büyümenin yavaşladığı dört mevsimden biri (sonbahar ile ilkbahar arasındaki mevsim) * aşırı soğuk, sert ve uzun süren zorlu kış mevsim

kara kuvvetleri : tür., ara. * kara (toprak, yer, yeryüzü) (tür.) + kuvvet (güç, kudret) (ara.) + ler (çoğul eki) + i (iyelik eki) * yeryüzünde savaş ve savunma görevlerini üstlenen ordu birimi

kara lahana : tür., lat. * kara (koyu renkli, siyah) + gre. * lahano (sebze, her türlü sebze; lahana) (gre.)

kara liste : tür., lat. * kara (siyah, koyu renkli, karanlık; kötü, ağır) (tür.) + lista (kayıt, sıralama) (lat.) * içinde bulunmanın olumsuz ve yasaklayıcı sonuçlar doğurduğu, güvenilmeyen veya erişimi engellenen kişi veya nesnelerin kaydedildiği resmi veya gayriresmi liste

kara mizah : tür., ara. * kara (siyah, koyu renkli, karanlık; kötü, ağır) (tür.) + mizah (gülmece, şaka, espri, nükte) (ara.) * ağır ve tabulaşan konuları (ölüm, hastalık, şiddet gibi) alaycı, ironik ve çoğu zaman rahatsız edici bir şekilde ele alarak düşündürmeyi amaçlayan, geleneksel mizah anlayışından ayrılan karanlık ve sert bir mizah türü

kara para : tür. * kara (siyah, koyu renkli, karanlık; kötü, ağır) + para (maddi değer, nakit) * suç, yolsuzluk veya yasa dışı faaliyetler sonucu elde edilen, kaynağı gizlenerek ekonomiye yasal olmayan yollarla sokulmaya çalışılan maddi değer

kara sevda : tür., ara. * kara (koyu renkli, siyah) (tür.) + sevda (kara şey, siyah şey, siyahlık; kara safra, melankoli, eski tıbba göre insanı oluşturan dört unsurdan biri; akıl dışı arzu, tutku) * çok güçlü, karşılık görmeyen, umutsuz, olanaksız aşk

kara turp : tür., far. * kara (koyu renkli, siyah) + turb (turpgiller (Brassicaceae) familyasından sebze olarak tüketilen bir bitki türü, raphanus sativus) (far.) * turpgiller familyasının iri beyaz köklü ve etli türlerinden biri

karaağaç : tür. * kara (sert, dayanıklı; siyah, koyu renkli) + ağaç (kalın gövdeli ve dallı bitki) * dayanıklı ve koyu renkli odunu ile bilinen, Celtis cinsine ait bir ağaç türü

karabacak : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + bacak (gövdenin belden aşağı olan alt bölümü, sap veya gövde) * pancar fidelerinde gelişerek, fidenin cılız kalmasına veya ölümüne yol açan, yerleştiği bölgeleri kara beneklerle örten asklı mantar ve bu mantarın yol açtığı hastalık

karabağlar : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + bağ (iliştirmek, birleştirmek; üzüm yetiştirmek amacıyla düzenli şekilde dikilmiş, bakımı yapılan, genellikle ağaçlık ve diğer bitkilerden ayrılmış tarla veya arazi parçası) + lar (çoğul eki) * İzmir’in bir ilçesi

karabaldır : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + baltır (bitki gövdesi, bitki ve yaprak sapı; bacak) * nemli yerlerde yetişen birçok eğreltiotu türünün ortak adı, baldırıkara

karabalık : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + balık (su canlısı) * gövdesi koyu renkli olan, özellikle tatlı sularda yaşayan bazı balık türlerine halk arasında verilen genel ad (özellikle sazangiller (Cyprinidae) familyasından lepistes, kadife balığı (Tinca tinca); tatlı su kayası

karaballık : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + ballık (mantar kümesi) * bazı böceklerin çıkardığı şekerli sıvıya yapışarak yaprak, filiz ve meyvelerin kurum karası bir renkle kaplanmasına yol açan bir ilkel mantar ve bu mantarın yol açtığı hastalık

karabasan : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + bas (aşağı itmek, aşağı darbelemek, sıkıştırmak) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * uykuda, özellikle uyanma ile uykunun birleştiği anda, kişinin hareket edememesi ve üstüne bir ağırlık çökmüş gibi hissetmesiyle ortaya çıkan, bilimsel olarak uyku felci (lat. paralysis hypnagogica) adı verilen durum; halk inancında cin veya kötü ruhun bastığına inanılan korkutucu bir olay

karabaş : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + baş (ilk olan, tepede olan, tepe, uç, ön; kafa; şef, yönetici, lider, reis) * Akdeniz iklimine özgü, koyu renkli çiçek veya tepe kısmıyla ayırt edilen, genellikle kuru veya taze olarak bitkisel ilaç yapımında kullanılan bitki türü (lamiaceae)

karabatak : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + batak (batan, batmaya yatkın olan, dalan) * genellikle koyu renkli tüyleri olan, su altına uzun süre dalabilme yeteneğiyle bilinen, balıkla beslenen bir kuş türü (Phalacrocorax carbo); aniden ortadan kaybolan kimse (mecazi)

karabet : ara. * karib (yakın), karaba (yaklaşmak) + et (durum eki) * ortak ilişkilerin ve niteliklerin bulunması durumu, yakınlık; akrabalık, hısımlık

karabiber : tür., gre. * kara (koyu renkli, siyah) + peperi, piperi (acı veya baharatlı bitki tohumları) (pep, pip (boru) + eri (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) * Hindistan kökenli, kurutulmuş siyah taneleri yemeklerde baharat olarak kullanılan, tırmanıcı bir bitki türü olan Piper nigrum'un meyvesi

karabin : ara. * karib (yakın), karaba (yaklaşmak), kurban (yaklaşan, yakınlaşan) * yaklaşanlar, yakınlaşanlar, kurbanlar; Allah için kesilen koyun, sığır ve deve gibi hayvanlar (Allah'a yaklaşma vesilesi olması anlamından)

karabina : lat., ita. * carabus (hafif tekne, kayık) (lat.); carabina (hafif tüfek) (ita.) * askeri ve sivil kullanımda kısa ve hafif yapılı, omuzdan ateşlemeye uygun yivli tüfek türü (özellikle süvari birliklerinde kullanılmıştır); dağcılıkta, emniyet amacıyla iplerin sabitlenmesi için kullanılan metal yaylı kanca (karabina kancası)

karabinyer : fra. * carabinier (karabina taşıyan asker) (carabina (kısa ve hafif tüfek) + er (ile ilgili, gibi, -a ait) ) * karabina taşıyan ve süvari birliklerinde görev yapan asker; Fransa, İtalya, İspanya gibi ülkelerde güvenlik ve jandarma görevleri yapan askeri veya yarı askeri birlik mensubu; İtalyan jandarması; İspanyol gümrük koruma görevlisi; donanımlı asker, techizatlı silahşör

karaborsa : tür., gre. * kara (koyu renkli, siyah; yasadışı, gizli, meşru olmayan) (tür.) + bursa, byrsa (kese, bohça, çanta, cüzdan, deri, deri kese) (gre.); bourse (borsa, hisse senedi piyasası, piyasa, pazar) (fra.) * devletin veya yasal düzenlemelerin dışında, gizlice ve genellikle fahiş fiyatlarla yapılan alım satım piyasası (özellikle kıtlık, savaş veya kısıtlama dönemlerinde ortaya çıkar.)

karabuğday : tür. * kara (koyu renkli, siyah) (tür.) + buğday (tohumu başaklar içinde olan bir tarım bitkisi, tahıl tanesi) * botanik olarak gerçek buğdaylarla akraba olmayan, gluten içermeyen, çölyak hastalığı tedavisinde kullanılan üçgen biçimli koyu renkli tohumlara sahip bir bitki (Fagopyrum esculentum)

karabulut : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + bulut (gökyüzünde oluşan su damlacıkları, buz kristalleri) * koyu esmer renkte büyük yağmur bulutu

karaburçak : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + burçak (baklagiller (Fabaceae, Leguminosae) familyasından bezelye türü otsu bitki) * baklagiller (Fabaceae, Leguminosae) familyasından, hayvan yemi ve gübre olarak kullanılan bir burçak türü

karaburun : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + burun (kıyıdan denize doğru uzanan dar çıkıntı; yüzde, başın ön kısmında bulunan, öne doğru çıkıntılı olan ve solunum ile koku alma işlevlerini gören organ) * İzmir’in bir ilçesi

karabük : tür. * kara (koyu renkli, siyah; kuzey) + bük (çalılık; dere kıyısındaki arazi; kıvrım, kıvrılan yer, vadi) * kuzeyde Bartın, kuzeydoğu ve doğuda Kastamonu, güneydoğuda Çankırı, güneybatıda Bolu, batıda Zonguldak illeriyle komşu olan, Türkiye'nin 78 plakalı ili

karaca : tür. * karaca (küçük ve zarif yapılı geyik türü) (kara (siyah, koyu renk) + ca (küçültme veya aitlik eki) ) * Türkiye’de ve çevresinde yaygın olarak yaşayan, kahverengi tüyleri, küçük boyutu ve hızlı hareketiyle bilinen, ormanlık alanlarda yaşayan ve ceylan benzeri geyik türü (Capreolus capreolus)

karacabey : tür. * kara (yoğun, sert, güçlü, kudretli, kuvvetli; yiğit, cesur, bahadır) + ca (ile ilgili, gibi) + beg, bey (bay, kişi; ağa, efendi, reis, amir, lider, hakim, hükümdar, yönetici, sayesinde imkana sahip olunan, erkek için saygı ifadesi olan son ek; asil, soylu, muteber, saygın, zengin, mal mülk sahibi) * Bursa'nın bir ilçesi (ismini Fatih Sultan Mehmet Han'ın komutanlarından Dayı Karacabey'den almıştır.)

karacasu : tür. * kara (siyah, koyu renk) + ca (ile ilgili, gibi) + su (hidrojen ile oksijen bileşiminden oluşan saydam ve akışkan madde, sıvı (H2O) ) * Aydın’ın bir ilçesi

karacı : tür. * kara (toprak, yer, yeryüzü) + ci (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kara kuvvetlerine bağlı (subay, astsubay ve er)

karaciğer : tür., far. * kara (koyu renkli, siyah) (tür) + cagar (karaciğer) (far.) * toksik maddelerin uzaklaştırılmasını, kanın pıhtılaşmasını, besinlerin depolanmasını, sentezlenmesini ve bağışıklık fonksiyonlarını sağlayan koyu renkli organ

karaçalı : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + çalı (dikenli veya küçük ağaççık) * özellikle bodur ve dikenli yapısıyla bilinen, koyu renkli yaprakları ve küçük meyveleri olan, Akdeniz ve Anadolu bölgelerinde yetişen bir çalı türü (Paliurus spina-christi)

karaçam : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + çam (iğne yapraklı ağaç türü) * genellikle koyu renkli gövdesi ve kozalaklarıyla tanınan, yüksek ve dayanıklı yapılı, yaprak dökmeyen, iğne yapraklı bir çam türü (Pinus nigra)

karaçayca : tür. * Karaçay (Kafkasya’da yaşayan Türk halkı) + ca (ile ilgili, gibi) * Karaçay halkının konuştuğu, Türk dillerinin Kıpçak koluna mensup, Rusya’nın Karaçay-Çerkes bölgesinde kullanılan bir Türk lehçesi

karaçayır : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + çayır (otlak, düz ve otlu alan) * buğdaygillerden, tahıllar arasında yetişen, onlara zararlı olan veya parklarda çimen biçiminde, geniş çayır olarak yetiştirilen bir ot

karaçoban : tür. * kara (yoğun, sert, güçlü, kudretli, kuvvetli; yiğit, cesur, bahadır) + çoban (güden, süren) * Erzurum’un bir ilçesi

karadağ : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + dağ (kıtaların çarpışması sonucu ortaya çıkmış yüksek kayalık) * batısında Bosna-Hersek ve Hırvatistan, kuzeyinde Sırbistan, doğusunda Arnavutluk ile sınır komşusu olan, güneyinde Karadağ ve İtalya arasında Adriyatik Denizi bulunan Avrupa ülkesi (Montanegro (monta (dağ) + negro, necro (siyah, kara) )

karadeniz : tür. * kara (yoğun, sert, güçlü, kudretli, kuvvetli; yiğit, cesur, bahadır; koyu renkli, siyah; kuzey) + deniz (karalar arasındaki geniş su kütlesi) * kuzeydeki deniz; doğuda Aral gölü ile Hazar denizinden başlayıp batıda Viyana havzasına kadar uzanan deniz

karadul : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + dul (eşi ölmüş veya eşinden boşanmış kadın) * dişisi çiftleşmeden sonra erkeğini öldüren zehirli bir örümcek türü, Latrodectus mactans; tehlikeli, ölümcül cazibesi olan kadın (mecazi)

karadut : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + dut, tut (moraceae familyasındaki çiçekli bitkilerin bir cinsi) * siyaha yakın mor renkte, tatlı veya mayhoş tadıyla bilinen ve Morus nigra türüne ait meyve ile ağacı

karafa : ara., gre., fra. * ğurfa (bir avuç dolusu, içki kabı) (ara.), karafi (sürahi, şişe) (gre.); carafe (fra.) * uzun boyunlu, kulpsuz ve küçük rakı sürahisi, karafaki

karafaki : ara., gre., fra. * ğurfa (bir avuç dolusu, içki kabı) (ara.), karafi (sürahi, şişe) (gre.); carafe (fra.) + ki (küçültme eki) ) * sürahicik, küçük sürahi, şişecık

karafatma : tür., ara. * kara (yoğun, sert, güçlü, kudretli, kuvvetli; yiğit, cesur, bahadır; koyu renkli, siyah) (tür.) + fatma (kesen, ayıran, çocuğunu sütten kesen kadın; kadın ismi) (ara.) * koyu renkli ve büyük yapısıyla dikkat çeken hamamböceği türlerini tanımlamak için Türkçede halk arasında kullanılan, “kara” sıfatı ile yaygın bir kadın adı olan “Fatma”nın mecazi ve mizahi biçimde birleştirilmesiyle oluşmuş geleneksel bir tanımlama kelimesi

karagevrek : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + gevrek (kırılgan, çıtır, kolayca ezilen veya ağızda dağılan yapı) (kevre, gevre (yumuşamak, gevşemek, zayıflamak) + k (isim/sıfat yapım eki) ) * kabuğu koyu renkli olan, genellikle sofralık veya kurutmalık olarak değerlendirilen, ince kabuklu, sulu ve kolay ezilebilen bir üzüm çeşidi

karagöz : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + göz (görme organı) * gölge oyununda kaba saba, hazırcevap ve halkı temsil eden ve Hacivat’a eşlik eden baş karakterin ismi; özellikle Sparidae (çipura) familyasına ait, Akdeniz ve Ege’de yaygın olarak bulunan, gövdesi gümüşi ama göz çevresi ve sırtı koyu renkli olan, eti lezzetli olan Diplodus vulgaris türü balık

karagül : tür., far. * kara (koyu renkli, siyah) (tür.) + gül (rosa cinsinden kırmızı renkli çiçek) (far.) * koyu mor ile siyah arasında renk tonlarına sahip, özellikle Halfeti bölgesine özgü iklim koşullarında siyaha yakın açan ve halk arasında gizem ile hüzünle özdeşleştirilen nadide bir çiçek

karağı : tür. * kar (katmak, yığmak, üstüne koymak, durdurmak, koymak) + agu (araç, alet eki) * ateş karıştırmakta kullanılan, çengel uçlu demir çubuk; ağaçtan meyve koparmakta kullanılan ucu eğri sopa

karahalile : tür. * kara (yoğun, sert, güçlü, kudretli, kuvvetli; yiğit, cesur, bahadır) (tür.) + halile (halile bitkisi; Terminalia türlerine ait meyve ve ağaçlar) (ara.) * Hindistan'ın geleneksel tıbbı olarak bilinen Ayurveda bitkileri arasında yer alan, sağlık sorunlarının tedavisinde kullanılan Terminalia cinsine ait bir bitki, myrobalan

karahallı : tür., ara. * karahallı (Bozulus Türkmenleri'nin Danişmendli ormağının Karahalillü adlı cemaatinden) (kara (yoğun, sert, güçlü, kudretli, kuvvetli; yiğit, cesur, bahadır) (tür.) + halil (sıcak samimi dost) (ara.) + li (ile ilgili, -a ait) ) * Uşak’ın bir ilçesi

karahanlı : tür. * kara (yoğun, sert, güçlü, kudretli, kuvvetli; yiğit, cesur, bahadır; koyu renkli, siyah) + han (kağan, hükümdar) + lı (ile ilgili, -a ait) * 840-1212 yılları arasında Orta Asya ve Maveraünnehir'de hüküm süren bir Türk Hanedanı

karahindiba : tür., gre. * kara (koyu renkli, siyah) (tür.) + intybos, entybon (sunum, sunu, adak, sunma; papatyagiller (Asteraceae) familyasından sebze nitelikli bitki) (gre.) * bileşikgillerden/papatyagillerden (Asteraceae), uzun ve dişli yapraklı, çiçekleri kömeç biçiminde ve sarı renkli, kendiliğinden yetişen, tarım yoluyla türleri yetiştirilebilen, yaprakları salata olarak yenilebilen otsu bir bitki

karaiğne : tür. * kara (yoğun, sert, güçlü, kudretli, kuvvetli; yiğit, cesur, bahadır; koyu renkli, siyah) + iğne (ince ve uzun, ucu sivri, delmeye yarayan metal araç) * iğnesi olan bir karınca türü

karaim : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + im (çoğul eki) * Kıpçak Türkçesi veya eski Türk lehçelerine dayanan bir etnik ve dini grup adı; tarihî olarak Orta Doğu ve Doğu Avrupa’da yaşayan, Musevilik’in özel bir mezhebi sayılan ve İbranice yerine Kıpçak Türkçesi ağırlıklı dil kullanan bir Yahudi topluluğu, Karayit

karaisalı : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + İsa + lı (ile ilgili, birlikte, sahibi) * Adana'nın bir ilçesi (Ramazanoğullarından Karaisa Bey'e atfen)

karakabarcık : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + kabarcık (küçük kabarış, yüzeyde oluşan küçük şişlik veya hava dolu küçük şişlik) * bacillus anthracis bakterisinin neden olduğu özellikle sığır, koyun, keçi, deve gibi ot yiyen çiftlik hayvanları ve vahşi av hayvanlarından insanlara bulaşan, nadir görülen, ciddi bir hastalık, şarbon

karakaçan : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + kaçan (uzaklaşan, ayrılıp giden, tüyen, fıyan) * halk dilinde gece avlanan ve genellikle siyah tüylü, çevik, küçük memeli türlerini (özellikle sansar, gelincik gibi) veya gece faaliyeti gösteren hayvanları tanımlamak için kullanılan kelime

karakafes : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + kafes (kapsayan içine alan örgü, hasır örgü sepet, kutu, sandık) * yaprakları koyu yeşil, sık ve yoğun şekilde birbirine sarılan veya birbirini desteklercesine büyüyen, hızlı yayılan, genellikle bahçelerde doğal olarak bulunan, kökleri tıbbi amaçlarla kullanılan çok yıllık otsu bitki; halk hekimliğinde yara iyileştirici, iltihap giderici ve kas ağrılarını hafifletici olarak bilinir ve (bitkinin dallarının birbirine dolanma şekli nedeniyle “karakafes” adı verilmiştir.)

karakalem : tür., gre., ara. * kara (koyu renkli, siyah) (tür.) + kalamos (sulak yerde yetişen kamış, hasır otu, Hint kamışı; kamış, boru; kamıştan yapılmış olan ve yazı yazmaya yarayan ince uzun alet, kalem) (gre.), kalem (yazı yazmak için kullanılan, kurşun, tükenmez veya dolma olarak kategorize edilen, ucu sivriltilmiş ince uzun alet) (ara.) * resim sanatında yalnızca siyah kalem (genellikle kurşun kalem, kömür kalemi veya grafit) kullanılarak yapılan çizim tekniğini ifade eden terim; renksiz, gölgeleme ve ton farklarıyla derinlik yaratılan, çoğunlukla eskiz, portre veya figüratif çizimlerde kullanılan, sadelik ve ifadede yoğunluk sağlayan monokromatik görsel anlatım biçimi

karakalpak : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + kalpak (geleneksel keçeden veya kumaştan yapılan başlık) * tarihi olarak siyah kalpak giyen Türk kökenli bir halkı tanımlamak için kullanılan etnonim; bugün başta Özbekistan’ın batısındaki Karakalpakistan Özerk Cumhuriyeti’nde yaşayan ve Kıpçak Türkçesinin bir kolunu konuşan Karakalpak halkı

karakarga : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + karga (kargagiller (Corvidae) familyasından, iri yapılı, genellikle siyah tüylü, zeki ve ses çıkarışıyla tanınan, hem şehir hem doğa ortamında yaşayan ötücü kuş türü) (kuş cinsi olan karganın çıkardığı sesten onomatope (ses yansımalı) kelime) * birçok karga türüne, özellikle asıl kargadan daha küçük olan kargaya verilen isim, kuzgun

karakavak : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + kavak (yücelik, yükseklik, dik duruş; yüksek, uzun boylu ağaç) * kabuğu koyu renkli, çok uzayabilen bir kavak türü

karakavuk : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + kavuk (üzerine sarık dolanan erkek başlığı; başa giyilen uzun şapka) * bileşikgillerden/papatyagillerden (Asteraceae), kumsal ve taşlık, nemli yerlerde kendiliğinden yetişen, kimi türleri sebze olarak da yetiştirilen, dar ve uzun yapraklı, kömeç durumunda bileşik mavi çiçekli, yaprakları salata olarak kullanılabilen, çok yıllık otsu bir bitki, hindiba

karakavza : tür., ara. * kara (koyu renkli, siyah) (tür.) + kavza, kabza (sap, gövde) (ara.) * yabani havuç (Daucus carota) bitkisi

karakeçi : tür. * kara (siyah, koyu renkli) + keçi (boynuzlu, geviş getiren, otçul bir evcil hayvan) * kılları kara renkli bir keçi türü; sazana benzeyen bir tatlı su balığı

karakeçili : tür. * kara (siyah, koyu renkli) + keçi (boynuzlu, geviş getiren, otçul bir evcil hayvan) + li (ile, birlikte, beraber) * Kırıkkale’nin bir ilçesi

karakılçık : tür. * kara (siyah, koyu renkli) + kılçık (ince, sert yapılı ince uzun yapı; balık kemiği) * iri taneleri olan sert taneli bir buğday çeşidi

karakoçan : tür. * kara (siyah, koyu renkli) + koçan (başak, sap, gövde) * Elazığ’ın bir ilçesi

karakol : moğ. * karagul (gözcü, nöbetçi, muhafız) (kara (bakmak, gözlemek, gözetlemek) + agul (-cı, yapan, eden, isim yapım eki) * gözetleme, denetim ve güvenlik birliği; bir yerin güvenliğini sağlamakla görevli polis veya jandarmanın içinde görev yaptığı yapı

karakoncolos : gre., tür. * kalikantzaros (kali, kalos (iyi, güzel) + kantaros (kadeh, kupa; kap; damar) ) (gre.); karakonçlu (kara (siyah) + konç (ayağa giyilen şeylerin ayak bileğinden baldıra doğru olan bölümü) + lu (ile, sahibi) ) (tür.) * Yunan, Bulgar, Türk ve Anadolu halk kültürlerinde kışları ortaya çıktığına inanılan, tüylerle kaplı olan ve insan avlayıp kaybettiğine inanılan bir cin, kayıp cini, cangoloz

karakoyunlu : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + koyun (keçiler ile birlikte Caprinae alt familyası içerisinde yer alan bir memeli cinsi, ovis) + lu (ile, birlikte) * Iğdır’ın bir ilçesi

karaköprü : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + köprü (kara yolu, su yolu veya vadiler gibi doğal veya yapay engellerin üzerinden geçmeyi sağlayan yapı) * Şanlıurfa'nın bir ilçesi

karakter : gre. * kharassein (oymak, kazımak), kharakter (kazıyan, dağlayan şey; damga, iz, işaret, ayırıcı nitelik) * bir kişiye veya şeye ait ayırt edici ve kalıcı özellikleri belirleyen nitelikler bütünü

karakteristik : gre., lat. * kharassein (oymak, kazımak), kharakter (kazıyan, dağlayan şey; damga, iz, işaret, ayırıcı nitelik) + istes (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir şeyin özgün, ayırt edici ve tanımlayıcı niteliği; bir nesne, kişi veya kavramı benzerlerinden ayıran belirgin ve temel özellik, nitelik

karakterizasyon : gre., lat. * kharassein (oymak, kazımak), kharakter (kazıyan, dağlayan şey; damga, iz, işaret, ayırıcı nitelik) (gre.) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (ile ilgili olma) (lat.) * özellikle edebiyat, tiyatro, psikoloji ve sinema gibi alanlarda bir kişinin veya kurmaca bir karakterin kişilik özelliklerinin, davranış biçimlerinin ve zihinsel eğilimlerinin yapılandırılması ve sunulması süreci

karakterize : gre., lat. * kharassein (oymak, kazımak), kharakter (kazıyan, dağlayan şey; damga, iz, işaret, ayırıcı nitelik) (gre.) + izatus (dönüştürülmüş, kılınmış, hale getirilmiş) (izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.) * durum veya kavramı belirli, ayırt edici nitelikleriyle tanımlanmış, betimlenmiş veya temsil edilmiş

karakteroloji : gre. * kharassein (oymak, kazımak), kharakter (kazıyan, dağlayan şey; damga, iz, işaret, ayırıcı nitelik) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bireylerde ıranın (huy, mizaç, yaradılıştan gelen nitelik) oluşum, gelişim ve ayrımlarını konu alan bilim, ırabilim

karakucak : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + kucak (açık durumdaki kollarla göğüs arasındaki bölüm) * Türklerin Orta Asya’dan bu yana geleneksel bir spor olarak yaptığı, serbest biçimdeki güreş

karakul : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + gul, kul (kuzu) * kuzularının, astragan adı verilen postu için üretilen, uzun ve kıvırcık tüylü bir koyun cinsi; henüz birkaç günlükken postu alınan, koyu renkli, sık kıvırcık yapağısı ile bilinen, özellikle kürk üretiminde (örn. astragan) değerlendirilen bir ırk

karakulak : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + kulak (işitme organı) * özellikle Afrika, Orta Doğu ve Güneybatı Asya’da yaygın olan, yüksek sıçrama yeteneği, keskin işitmesi ve sivri, siyah uçlu kulakları olan yabani kedi, caracal caracal

karakuş : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + kuş (yumurtlayan omurgalılardan, akciğerli, sıcak kanlı, vücudu tüylerle örtülü, gagalı, iki ayaklı, iki kanatlı uçucu hayvanların ortak ismi) * kartal türünden kara renkli kuşlara verilen ortak ad

karakuşi : tür. * karakuş (Mısır"da Eyyubi hanedanı döneminde vezir olan köle kökenli Türk Bahaeddin Karakuş'un soyadından) (tür.) + i (ile ilgili, benzer) (ara.) * yasaya, belli bir kurala veya normal mantık ölçülerine dayanmayan, çok keyfi (karar, hüküm)

karalamak : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * simsiyah yapmak, lekeli kılmak; bir şeyi değersiz veya kötü göstermek, iftira atmak; gelişigüzel, öylesine yazmak veya çizmek

karaleylek : tür., ara. * kara (koyu renkli, siyah) (tür.) + laklak (gaklayan, gagasını şaklatan kuş) (ara.) * leylekgillerden, uzun bacaklı, kara tüylü, kıvrık gagalı bir kuş, çeltik kargası

karaltı : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + al (edilgen fiil eki) + tı (isim yapım eki) + belirsiz biçimde görünen koyu renkli gölge veya silüet * silhouette, blackness; noirceur la, silhouette la; Silhouette e, Schattenriß r, Schwärze e

karamak : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + mak (fiil mastar eki) * beğenmemek, hor görmek, hor bakmak; arkasından kötü konuşmak, kötülemek, yermek

karaman : luv. * karaman (kumlu) (Karamanoğulları yöneticilerinden Karaman Bey’in isminden) * Türkiye'nin İç Anadolu Bölgesi'nde yer alan, 70 plaka numaralı il

karamandola : ita. * caramandola (eski, tuhaf, gösterişli giysi; ilginç veya acayip görünüşlü kişi, kılıksız, gülünç giyimli kişi; abartılı, garip şekilli) (cara (değerli, sevgili) + mandola (badem) ) * genellikle ayakkabı ve terlik yüzü yapılan, satene benzer, parlak ve sağlam bir kumaş

karamanlı : luv. * karaman (kumlu) (Karamanoğulları yöneticilerinden Karaman Bey’in isminden) + lı (ile, birlikte, beraber, sahibi) * Burdur’un bir ilçesi

karamat : ara. * keramet (olağanüstü hal, mucizevi güç) (kerem (onur, izzet, nefaset, şeref, lütuf, üstünlük) + et (durum eki) ) * ürk, Çuvaş ve Anadolu halk kültüründe insanların uykusunda kabuslar görmesine yol açarak onlarda hezeyan, korku ve psikolojik bozukluklar ortaya çıkaran kötücül bir kabus cini, keremet, karımıt, karav

karamba karambita : isp. * caramba (hayret, öfke, şaşkınlık veya hayal kırıklığı anlarında kullanılan bir ünlem) + caramba + ita (küçültme, küçültme, şirinleştirme eki) * "Hay aksi şeytan!”, “Eyvah!”, “Lanet olsun!” gibi ünlemlerin şakacı, abartılı ve kültürel olarak daha renkli bir karşılığı

karambol : fra. * carambole (onomatopoetik (ses yansımalı) kelime) * bilardo terimi olarak, bir topun hem hedef topa hem de başka bir topa aynı vuruşta değmesi; karışıklık, karmaşa, beklenmeyen çarpışma veya kaza

karameke : tür. * kara (siyah, koyu renkli) + meke (dişi keçi; kuş türü) * kırmızı gözlü siyah bir karabatak türü, sakarca

karamel : lat. * cannamellis (canna (kamış, boru, şeker kamışı) + mellis (bal) ) (lat), caramel (fra.) * şekerin ısıtılmasıyla oluşan kahverengimsi madde, erimiş şeker, şekerleme, karamel

karamela : lat. * cannamellis (canna (kamış, boru, şeker kamışı) + mellis (bal) ) (lat), caramel (fra.) * şekerin ısıtılmasıyla oluşan kahverengimsi madde, erimiş şeker, şekerleme, karamel

karamsar : tür. * kara (koyu renkli, siyah; üzücü, olumsuz) + m (baglaç) + sar (ile ilgili, gibi, sıfat yapım eki) * olaylara, geleceğe veya durumlara sürekli olarak olumsuz, umutsuz, kötümser bir bakış açısıyla yaklaşan kimse

karamuk : tür. * kara (koyu renkli, siyah; üzücü, olumsuz) + muk (küçük, sert, yabani meyve) * karanfilgillerden, ekin tarlalarında biten, yaprakları karşılıklı, çiçeği pembe mor renkte, ekine zararlı bir bitki, buğday çiçeği, berberis vulgaris, agrostemma githago

karamusal : tür., ita. * kara (yoğun, kapalı, yoğun yapılı; koyu renkli, siyah) (tür.) + mosaico (mozaik) (ita.) * çifte demir atıldığında geminin dönmesiyle çapa zincirlerinin birbirine dolaşmasını engellemek için kullanılan x biçiminde ve fırdöndüye bağlı zincir düzeni

karamürsel : tür., ara. * kara (yogun, sert, güçlü, kuvvetli; yiğit, cesur, bahadır) (tür.) + mursel (gönderilen) (ara.) * Kocaeli’nin bir ilçesi (Osmanlıların ilk kaptan-ı deryası olan Mürsel Alp'e, kahramanlığı ve gözüpekliği sebebiyle Orhan Gazi tarafından “kara” lakabı takılmış ve Karamürsel denmiştir.)

karanfil : gre. * karyophyllon (karyon (ceviz, sert kabuklu meyve) + phyllon (yaprak) ) * anavatanı Endonezya olan, Mersingiller familyasından olan karanfil ağacının kurutulmuş çiçek tomurcuklarından elde edilen çeşitli farmakolojik aktivitelere sahip geleneksel bir baharat

karanlık : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + nık (isim yapım eki) * ışığın azlığı, koyuluk hali, siyahlık, karalık

karantina : lat. * quadraginta (kırk) * bulaşıcı hastalıkların yayılmasını önlemek amacıyla izolasyon süresi (hastalıkların yayılmasını önlemek için gemilerin veya kişilerin kırk gün boyunca izolasyonda tutulmasından); izolasyon

karaoke : jap. * kara (boş) + oke, okesutora (orkestra) * şarkının sözlerinin geçtiği ekran, müzik, mikrofon gibi araçlar ile sözleri takip ederek şarkı söyleme

karapapak : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + papak (şapka, başlık) * siyah renkli geleneksel şapka; Kuzey Kafkasya'da Derbent, Gürcistan'da Kvemo Kartli, Azerbaycan'da Kazah, İran'da Sulduz ve Türkiye'de de genel olarak Kuzeydoğu Anadolu'da yaşayan Azerbaycan Türklerini oluşturan etnik boylardan biri, Terekeme

karapeys : gre. * karabos (kabuk, zırh; yengeç, kabuklu hayvan) (gre.); carabus (kabuklu deniz hayvanı, yengeç türü) (lat.) * kaplumbağa, eklembacaklılar ve bazı kabuklu hayvanlarda vücudun üst kısmını örten sert dış iskelet veya koruyucu kabuk yapısı

karapınar : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + pınar (kaynak, menba) * Konya'nın bir ilçesi

karapürçek : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + purçak (saç kıvrımı veya örgüsü, perem, kakül, püskül) * Sakarya'nın bir ilçesi

karar : ara. * karrara (kararlaştırmak, sabit olmak, durmak, yerleşmek, kalmak, oturmak; tekrar etmek, tekrarlamak) * durma, sabit olma, yerleşme, kalma, istikrar, kesin görüş, tercih, yargı, hüküm

karargah : ara., far. * karar (durma, durak, duruş, sabit olma, yerleşme, kalma, istikrar, kesin görüş, tercih, yargı, hüküm) (ara.) + gah (yer, mekan, konum, mevki, makam, lokasyon) * askeri birliklerin ana komuta merkezi olan, karar verilen, harekatın yönetildiği yer

kararlamak : ara., tür. * karar (durma, durak, duruş, sabit olma, yerleşme, kalma, istikrar, kesin görüş, tercih, yargı, hüküm) (ara.) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * ölçüye veya tartıya dayanmaksızın yalnızca göz kararıyla hesaplamak

kararlaştırmak : ara., tür. * karar (durma, durak, duruş, sabit olma, yerleşme, kalma, istikrar, kesin görüş, tercih, yargı, hüküm) (ara.) + laş (işteş fiil eki) + tır (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * birlikte karar vermek

kararlı dalga : ara., tür. * karar (durma, durak, duruş, sabit olma, yerleşme, kalma, istikrar, kesin görüş, tercih, yargı, hüküm) (ara.) + lı (ile, birlikte, beraber, sahibi) + dalga (su ve hava gibi ortamlardaki salınım, titreşim, çalkalanma, sallanma hareketi) * bütün noktaları aynı anda karşıt ve aynı fazlı titreşimler yapan dalga, duraklı dalga, durağan dalga

kararlı denge : ara., tür. * karar (durma, durak, duruş, sabit olma, yerleşme, kalma, istikrar, kesin görüş, tercih, yargı, hüküm) (ara.) + lı (ile, birlikte, beraber, sahibi) + denge (iki karşıt gücün denk gelmesi hali, karşılıklı eşit kuvvetlerin oluşturduğu sabit hal) (tür.) * bir sistem küçük bir dış etkiyle dengeden saptırıldığında, bu sapmanın ardından sistemin yeniden denge konumuna dönmesi eğiliminde olduğu denge durumu (bir bilyenin çukurun tabanında durması gibi)

kararmak : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + r (baglaç) + mak (fiil mastar eki) * siyahlaşmak, ışık azalmak veya kaybolmak, ışıksızlaşmak

kararname : ara., far. * karar (durma, durak, duruş, sabit olma, yerleşme, kalma, istikrar, kesin görüş, tercih, yargı, hüküm) (ara.) + name (kitapçık, mektup, risale, belge, yazı; birine hitaben yazılmış yazı) (far.) * genellikle bir devlet başkanı veya hükümdar tarafından belirli prosedürlere göre çıkarılan bir hukuk kuralı

karartı : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + r (baglaç) + tı (isim yapım eki) * uzaklık veya karanlık nedeniyle kim veya ne olduğu tam olarak seçilemeyen, belli belirsiz, koyu renkli şey, siluet; hafif karalık, leke

karartmak : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + r (baglaç) + t (ettirgen fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * karanlık hale getirmek, ışığı yok etmek

karas : ara. * karasa (bir şeyi adamak, tahsis etmek, yoğunlaştırmak, temel atmak, yerleştirmek), tekris (bir şeyi belirli bir amaç, görev veya kişiye ayırma; bir kimseyi veya şeyi özel bir amaç için tahsis etme, adama, tahsis etme, kutsama; temel atma, yerleştirme) * çevreleme, etrafını sarma, içine alma, dahil etme

karasakız : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + sakız (yoğun kıvamlı, yapışkan özlü madde) * Trakya bölgesinde yetişen kırmızı şaraplık üzüm çeşidi

karasal : tür. * kara (toprak, yer, yeryüzü) + sal (ile ilgili, -a ait) * kara ile ilgili olan, deniz etkisinden uzak kara iklimine veya coğrafi yapıya ait

karasığır : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + sığır (evcil büyükbaş hayvan) * orta Anadolu'da yetişen, sert ve kurak iklime dayanıklı, küçük yapılı bir tür sığır

karasin : gre. * kharax (kazık, sivri çubuk, çentikli kazık) + inae (-giller, zoolojik alt familya eki) * sırtlarında yağ yüzgeci bulunan, dişli çenelere sahip ve aralarında akvaryum balığı olarak popüler olan tetraların ile piranhaların yer aldığı Characidae familyasına ait tatlı su balıklarını veya bu alt aile

karasinek : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + sinek (diptera (iki kanatlılar) sınıfından uçan küçük böcek) * çift kanatlılar (Diptera) takımından, genellikle yerleşim yerlerinde yaşayan, koyu gri veya siyahımsı renkli, bulaşıcı hastalıkları yayma riski yüksek olan ve katı yiyecekleri tükürüğüyle sıvılaştırarak beslenen yaygın bir böcek türü, Musca domestica

karasu : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + su (hidrojen ile oksijen bileşiminden oluşan saydam ve akışkan madde, sıvı (H2O) * Sakarya'nın bir ilçesi

karasuları : tür. * kara (toprak, yer, yeryüzü) + su (hidrojen ile oksijen bileşiminden oluşan saydam ve akışkan madde, sıvı (H2O) + lar (çoğul eki) + ı (iyelik eki) * bir devletin kara parçasına bitişik deniz alanı üzerindeki egemenlik hakkı

karaşın : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + şın (ile ilgili, gibi, benzeyen) * esmer tenli, koyu buğday renkli, rengi karaya çalan, esmer (kimse)

karat : gre. * keration (keçiboynuzu tanesi) * ağırlık ölçüsü birimi; mücevhercilikte değerli taşların ağırlığını (1 karat = 200 mg) veya altın gibi metallerin saflığını (%100 saflık = 24 karat) belirten terim

karataban : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + taban (ayağın yere basan yüzü, alt yüzü; zemin) * ipekböceklerinde salgın yaparak ölüme yol açan kelebek hastalığı; hayvanlarda ve insanlarda ayak tabanında çıkan yangılı yara

karatahta : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + tahta (ağaçtan kesilmiş düz levha; yönetim yeri) * okullarda üzerine tebeşirle yazı yazmakta kullanılan, genellikle tahtadan yapılan, kara renkli geniş levha

karataş : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + taş (kaya parçası, küçük kaya) * Adana'nın bir ilçesi

karatavuk : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + tavuk (dişi kanatlı kümes hayvanı) * ötücü kuşlar takımından, genellikle ormanlık ve yeşil alanlarda yaşayan, erkekleri siyah renkli ve ötüşüyle tanınan bir kuş türü

karatay : tür. * karatay (Selçuklu Emiri Celalettin Karatay'dan) * Konya'nın bir ilçesi

karate : jap. * kara (boş, yoksun) + te (el) * boş el (silahsız el, silahsız savunma); vücut hareketleriyle yapılan, yumruk, tekme, blok, sıçrama ve yön değiştirme tekniklerini içeren Çin köjenli bir silahsız savaş ve savunma sanatı

karatis : ara. * kırtas (kağıt) * kağıtlar, sahifeler; kağıt tabakaları

karav : tür. * kara ((karanlık, kötü, uğursuz, gece) + v (isim/sıfat yapım eki) * bakış, nazar, uğursuz göz; Türk, Çuvaş ve Anadolu halk kültüründe insanların uykusunda kabuslar görmesine yol açarak onlarda hezeyan, korku ve psikolojik bozukluklar ortaya çıkaran kötücül bir kabus cini, keremet, karımıt, karamat

karavan : far. * kar (araba, vagon) + van (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * atla çekilen vagon kafile, katar, birlikte seyahat eden grup, konvoy (car, carriage, Karren (araba) (ing., alm.), charrot (araba) (ing., fra.) )

karavana : far., ita. * kervan (uzun yolculuk yapan yük ve yolcu kafilesi, konvoy) (kar (iş, görev) + van (-li, ile ilgili, taşıyan, eden) ) (far.), carovana (kafile, göç kolu) (ita.) * kervan halkının ortak yemek kabı; askeri bağlamda “toplu yemek” ve bu yemeğin taşındığı kap

karavaş : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + baş (ilk olan, tepede olan, tepe, uç, ön; kafa; şef, yönetici, lider, reis) * satın alınan veya savaşta tutsak edilen ve üzerinde sahibinin tam bir kullanma hakkı bulunan kadın, cariye, odalık

karavel : ara., isp. * karib (yakın; küçük tekne, kayık) (ara.) + ela (küçültme eki) (isp.) * 15. yüzyılda ortaya çıkan iki veya üç Latin yelkenine sahip olan yelkenli bir gemi türü

karavela : ara., isp. * karib (yakın; küçük tekne, kayık) (ara.) + ela (küçültme eki) (isp.) * 15. yüzyılda ortaya çıkan iki veya üç Latin yelkenine sahip olan yelkenli bir gemi türü

karavida : fra. * écrevisse (kerevit) * karides, ıstakoz ve yengeç benzeri büyük deniz kabuklularının genel ismi, kerevit

karay : ibr. * kara (okumak), karaim (okuyucular) * tarihte göçebe Türk boylarından biri olarak bilinen, Batı Avrupa’nın ilk halklarından sayılan, bugün de çoğunluğu Türk soyundan olan ve çoğu Polonya’da oturan, kendi aralarında Karay adını benimseyen bir Musevi topluluğu, Karaim

karayaka : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + yaka (kenar, uç, ağız, etek; giysilerin boyun çevresi) * Doğu Karadeniz’in kıyı bölgelerinde yetiştirilen, uzun kuyruklu, beyaz renkli bir koyun türü; büyük başlı, iri ağızlı, siyahımsı bir çoban köpeği türü

karayandık : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + yandık (yanmak fiilinin birinci çoğul şahıs geçmiş zaman hali) * bileşikgillerden/papatyagillerden (Asteraceae), kaba ve nemli topraklarda, ekinler arasında yetişen, tarım bitkilerine zarar veren, yaprakları dikenli, çeşitli türleri bulunan bir kır bitkisi, devedikeni

karayanık : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + yanık (yanmış, ateşte kavrulmuş) * çeşitli hayvanlarda, özellikle koyunlarda ve sığırlarda görülen, çok bulaşıcı, deri veya mukoza yoluyla insanlara da bulaşan, bulaştığı yerde kara bir çıban oluşturan tehlikeli bir hastalık, karakabarcık, şarbon

karayazı : tür. * kara (koyu renkli, siyah) + yazı (harf ve işaretle anlatım sistemi (metin, tekst) * Erzurum’un bir ilçesi

karayca : tür. * karay (Karai Yahudileri) + ca (dil adı eki) * İbranice kökenli Karay (Karaim (Okuyucular) etnoniminden türeyen, özellikle Kırım ve Doğu Avrupa’da yaşamış Türk dilli Karai Yahudilerinin konuştuğu Kıpçak kökenli dilin adı

karayel : tür. * kara (kuzey, karasal yön, toprak) + yel (rüzgar) * soğuk, kuru ve sert rüzgar; Türk halk meteorolojisinde ve denizcilikte kuzeybatıdan gelen kuru ve serin rüzgal

karayolu : tür. * kara (toprak, yeryüzü, yer) + yol (gidilen rota, istikamet, güzergah) * araçların veya insanların kara üzerinde kullandığı, karadan geçen ulaşım güzergahı

karbakol : lat. * carba (karbamoil, karbamat türevi) + chol (kolin türevi) * asetilkolin reseptörlerine bağlanan ve onları aktive eden, öncelikle göz hastalıklarının tedavisinde göz içi basıncını düşürmek ve miyoz oluşturmak amacıyla kullanılan asetilkolin benzeri parasempatomimetik bir ilaç, karbamilkolin (C6H15ClN2O2)

karbamat : lat. * carbamoyl (karbamoil grubu) (carbo (kömür, karbon) + amine (azot N içeren organik bileşik) (amine, amino (ammonia (amonyak) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) ) ) + ate (tuz ve ester eki) * karbonik asidin amin türevi tuz veya esterlerini ifade eden kimyasal terim ve tarım ve farmasötik sektöründe böcek öldürücü (insektisit) ve mantar önleyici (fungisit) olarak kullanılan bileşiklerin genel adı (CH2NO2-)

karbamazepin : lat. * carbamoyl (karbamoil grubu) (carbo (kömür, karbon) + amine (azot N içeren organik bileşik) (amine, amino (ammonia (amonyak) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) ) ) + ate (tuz ve ester eki) + pine (pirimidin veya benzeri heterosiklik yapı eki) * nörolojik hastalıklarda (epilepsi, nöropatik ağrı) kullanılan, karbamoil ve azepin içeren sentetik antikonvülsan ve duygu durum düzenleyici ilacın etken maddesi (C15H12N2O)

karbamik asit : lat. * carbo, carbonis (karbon, kömür, odun kömürü) + amine (azot N içeren organik bileşik) (amine, amino (ammonia (amonyak) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (lat.) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + acidum (ekşi, asit) (lat.) * aminoformik asit olarak da bilinen, kararlı yapıda olan, oda koşullarında hemen karbondioksit ve amonyağa ayrıştığı için saf olarak izole edilemeyen, tuzları (amonyum karbamat gibi) ve esterleri (üretan gibi) olan, serbest halde çok kararsız olan organik bir kimyasal bileşik (H2NCOOH)

karbamil fosfat sentetaz : lat. * carbamoyl (karbamoil grubu) (carbo (kömür, karbon) + amine (azot N içeren organik bileşik) (amine, amino (ammonia (amonyak) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) ) ) + ate (tuz ve ester eki) + phosphate (PO4³⁻ grubu) + syhthetase (enzim türü, sentezleyici) * üre döngüsünde ve pirimidin biyosentezinde görev alan enzim ailesi

karbamit : lat. * carbo, carbonis (karbon, kömür, odun kömürü) + amide (amonyaktan bir hidrojen atomunun bir asil grubu (R–CO–) ile değiştirilmesiyle elde edilen, R-CONH2 grubunu içeren bir organik bileşik) * karbonik asidin diamid türevi olan ve organizmalarda protein metabolizması sonucu yani karaciğerde amonyak detoksifikasyonu sonucu oluşan ve böbrek yoluyla atılan temel azotlu artık madde olan “üre” adlı temel azotlu artık madde (NH2)2)

karbamoil : lat., gre. * carbo (kömür, karbon, karboksil grubu) + ammoniakos (ammon (antik Mısır tanrısı Amun) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.); ammonia (lat.) ) + yl (alkil eki; kimyasal radikal hidrokarbon veya türev eki) (gre.) * karbonil grubuna bağlı amino grubundan oluşan, çeşitli organik bileşiklerde ve biyokimyasal moleküllerde bulunan tek değerlikli kimyasal grup (–CONH2)

karbapenem : lat. * carbo (kömür, karbon, karboksil grubu) + a (bağlaç) + penem (β-laktam halkası içeren antibiyotik grubu) * β-laktam antibiyotikler grubuna ait, geniş antibakteriyel spektruma sahip, çoğu β-laktamaz enzimine dirençli, hastanelerde ciddi ve çok ilaca dirençli (MDR) enfeksiyonlara karşı son çare olarak kullanılan bir antibiyotik sınıfı, imipenem, meropenem, ertapenem gibi (C6H7NO)

karbenisilin : lat. * carbo (kömür, karbon, karboksil grubu) + en (bağlaç) + icillin (penisilin türevi) * karboksilik asit içeren, gram negatif bakterilere karşı etkili, yarı sentetik β-laktam sınıfı geniş spektrumlu penisilin antibiyotiği (C17H18N2O6S)

karbetosin : lat. * carbo, carbonis (karbon, kömür, odun kömürü) + amine (azot N içeren organik bileşik) (amine, amino (ammonia (amonyak) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (lat.) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + acidum (ekşi, asit) + ethyl (etil (C2H5- alkil grubu) + ocine (oksitosin türevi peptid hormon eki) * doğum sonrası uterusun kasılmasını sağlayarak kanamayı önlemek için ve sezaryen veya normal doğum sonrası postpartum hemoraji riskini azaltmakta kullanılan, yapısal olarak oksitosine benzeyen ancak plazma esterazlarına karşı daha dayanıklı ve daha uzun etkili sentetik peptid hormon (C45H69N11O12S)

karbidopa : lat., gre. * carbo, carbonis (karbon, kömür, odun kömürü) (lat.) + oxyl (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) (gre.) + dopa (3,4-dihidroksifenilalanin türevi adlandırma unsuru) (lat.) * Parkinson hastalığında levodopa ile birlikte kullanılan, periferik dopadekarboksilaz enzimini inhibe ederek levodopanın beyine ulaşan miktarını artıran ilacın etken maddesi (C10H14N2O4)

karbinoksamin : lat., gre. * carbo, carbonis (karbon, kömür, odun kömürü) (lat.( + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + amine (amin eki) (lat.) * alerjik hastalıkların tedavisinde kullanılan, birinci kuşak H2 reseptör antagonisti antihistaminik ilacın etken maddesi (C16H19ClN2O)

karbojen : lat., gre. * carbo, carbonis (karbon, kömür, odun kömürü) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * kontrollü hiperkapni (kanda CO2 artışı) yoluyla solunum uyarımı, beyin damarlarını genişletme ve bazı özel terapötik durumlar (ör. migren, anoksi) için kullanılan genellikle %5 CO2 ve %95 O2 içeren gaz karışımı

karbokimya : lat., gre. * carbo, carbonis (karbon, kömür, odun kömürü) (lat.) + khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein (karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre ); kimya (ara.) * karbonun, karbon bileşiklerinin ve bunların kimyasal özellikleri ile dönüşümlerini inceleyen kimya dalı veya karbon temelli kimyasal süreçlerin bütünü

karboksihemoglobin : lat., gre. * carboxy (karbon monoksit kökü) + hemoglobin (kanın oksijen taşıyıcı proteini) * karbon monoksitin solunum yoluyla vücuda alınması sonucunda, bu gazın hemoglobine oksijene göre 200-250 kat daha yüksek afiniteyle bağlanmasıyla oluşan bileşik (bu durum, oksijenin dokulara taşınmasını engellediği için hipoksiye ve zehirlenmeye yol açabilir.)

karboksil : lat., gre. * carbo, carbonis (karbon, kömür, odun kömürü) (lat.) + oxyl (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) (gre.) * karboksilik asitlerin yapı taşı olan, bir karbon atomunun çift bağlı oksijen ve bir hidroksil grubuna bağlandığı -COOH şeklindeki fonksiyonel grubu tanımlayan kimyasal terim

karboksilik : lat., gre. * carbo, carbonis (karbon, kömür, odun kömürü) + oxyl (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * bir molekülde en az bir karboksil grubu (-COOH) bulunduğunu ifade eden ve bu gruba bağlı özellikleri (örneğin asidik karakter, hidrojen bağları kurabilme, suda çözünürlük) taşıyan organik bileşikleri nitelemek için kullanılan sıfat

karbon : lat. * carbo, carbonis (kömür, yanmış odun) + ium (durum eki) * atom numarası 6, sembolü C olan, organik kimyanın temelini oluşturan, doğada çok sayıda allotropu ve bileşiği bulunan, katı ve renksiz kimyasal element

karbon ayak izi : lat., tür. * carbo, carbonis (kömür, yanmış odun) (lat.) + ayak (yürüme organı) + iz (işaret, nişan) + i (iyelik eki) (tür.) * küresel petrol şirketi British Petroleum (BP) tarafından ortaya atılan ve bir kişi, ürün veya organizasyonun doğrudan ve dolaylı olarak atmosfere saldığı sera gazı miktarının yol açtığı çevresel etki veya izi tanımlayan kavram

karbon kağıdı : lat., far. * carbo, carbonis (kömür, yanmış odun) (lat.) + kağad (yazı yazılan ince levha) (far.) + ı (iyelik eki) (tür.) * üst üste konan iki veya daha fazla kâğıt arasında mürekkep veya pigment içeren ince tabaka sayesinde altındaki yazının üstteki kağıda aynen veya benzer şekilde aktarılmasını sağlayan özel kağıt türü

karbon tetraklorür : lat. * carbo, carbonis (kömür, yanmış odun) + tetra (dört) + chlorum (klor Cl) + urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve anyon-katyon temelli tuz eki) * dört klor atomunun bir karbon atomuna bağlanmasıyla oluşan, formülü CCl₄ olan renksiz, tatlı kokulu, uçucu ve toksik bir organik halojenli bileşik

karbonado : lat. * carbo, carbonis (kömür, yanmış odun) + ado (isim veya sıfat yapım eki) * opak siyahlığıyla kömüre benzeyen, doğal olarak oluşmuş, çok sert, gözenekli yapılı ve endüstride özellikle kesici aletlerde kullanılan nadir bir siyah elmas türü

karbonat : lat. * carbo, carbonis (karbon, kömür, odun kömürü) + ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek; oksijen içeriğini belirten son ek) * karbonik asidin protonlarının yerini metal iyonlarının veya organik grupların aldığı tuzları veya esterler (CO3²⁻)

karbondioksit : lat., gre. * carbo, carbonis (kömür, yanmış odun) (lat.) + dis, dyo (iki) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + ide (ikili bileşik, anyon eki) (gre.) * renksiz, kokusuz, solunabilir hava içinde doğal olarak bulunan ve canlı metabolizmasında önemli rol oynayan gaz (CO2)

karbonhidrat : lat., gre. * carbo, carbonis (kömür, yanmış odun) (lat.) + hudros, hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + ate (tuz ve ester eki) * genel formülü Cn(H2O)n olan, yapısında karbon, hidrojen ve oksijen bulunan, canlıların enerji kaynağı olarak kullandığı organik bileşikler sınıfı

karbonifer : lat. * carbo, carbonis (kömür, yanmış odun) + ferre (taşımak, getirmek, götürmek) * kömür getiren; özellikle Paleozoik Zaman’ın bir dönemi olan ve yer kabuğunda zengin taşkömürü yataklarının oluştuğu jeolojik çağ

karboniferöz periyod : lat., gre. * carbo, carbonis (kömür, yanmış odun) + ferre (taşımak, getirmek, götürmek) + osus (ile ilgili, -a ait, gibi, benzer) (lat.) + periodos (döngü, devir, zaman dilimi) (peri (çevre) + hodos (yol, geçit, izlenen yol, yön) ) (gre.) * Paleozoik Zaman’da yaklaşık 359-299 milyon yıl önce yaşanmış, geniş bataklık ormanları sayesinde büyük kömür yataklarının oluştuğu, oksijen oranının yüksek, dev böceklerin ve ilk sürüngenlerin ortaya çıktığı jeolojik dönem

karbonik : lat., gre. * carbo, carbonis (kömür, yanmış odun) (lat.) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * karbonla ilgili, karbona ait, karbon içeren

karbonil : lat., gre. * carbo, carbonis (kömür, yanmış odun) (lat.) + hyle, yl (kimyasal madde eki) (gre.) * bir karbon atomunun bir oksijen atomuna çift bağla bağlı olduğu C=O grubu ile tanımlanan, aldehit, keton, asit, ester gibi birçok organik bileşiğin temel yapısal birimi olan kimyasal fonksiyonel grup olup; ayrıca geçiş metallerine bağlı karbonil kompleksleri

karbonit : lat. * carbo, carbonis (kömür, yanmış odun) + ite (element, kayaç ve mineral eki) * karbonik asidin tuzlarını ifade eden kimyasal terim

karbonizasyon : lat. * carbo, carbonis (kömür, yanmış odun) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) * karbonlaştırma yani organik maddelerin ısıtılarak içerdikleri hidrojen, oksijen gibi uçucu bileşenlerden arındırılması ve karbon açısından zengin bir kalıntı haline getirilmesi süreci

karbonkül : lat. * carbunculus (carbo, carbonis (kömür, yanmış odun) + culus (küçültme eki) ) * birden çok fronkülün apseleşerek deri altına yayılması ile genellikle sırt, ense veya uylukta ortaya çıkan, irinli, ağrılı ve kızarık büyük iltihaplı çıban

karbonmonooksit : lat. * carbo, carbonis (kömür, yanmış odun) + monos (tek, bir, yek, vahid, yegane, yalnız) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + ide (ikili bileşik, anyon eki) * bir karbon atomunun bir oksijen atomuyla tekli bağ yaparak oluşturduğu zehirli ve renksiz gaz olan, solunum yoluyla alındığında oksijenin hemoglobine bağlanmasını engelleyerek ölümcül etki gösterebilen karbon oksit bileşiği (CO)

karboplatin : lat. * carbo, carbonis (kömür, yanmış odun) + platinum (platin) * kimyasal yapısında karbon grupları ve platin elementi taşıyan, DNA'ya bağlanarak kanser hücrelerinin bölünmesini engelleyen ve özellikle çeşitli solid tümörlerin tedavisinde, kemoterapide kullanılan platin bazlı sitotoksik ve antineoplastik bir ajan ve kanser ilacın etken maddesi (C6H12N2O4Pt)

karborundum : lat. * carbo, carbonis (kömür, yanmış odun) + kuruvinda (yakut, korindon) (san.), corundum (lat.) * 1890’larda Edward G. Acheson tarafından sentezlenen ve aşındırıcı madde olarak kullanılan silisyum karbürün (SiC) tescilli ticari adı (çok sert yapısı sayesinde zımpara taşı, kesici disk, taşlama tekeri ve seramik kaplamalar gibi sanayi alanlarında kullanılır.)

karbosistein : lat., gre. * carbo, carbonis (kömür, yanmış odun) (lat.) + kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) + ein (kimyasal ek) (gre.) * molekül yapısında karboksil grubu, sistein türevi ve kükürt içeren, balgam söktürücü (mukolitik) olarak kullanılan bir amino asit türevi ilacın etken maddesi (C5H9NO4S)

karbür : lat. * carbo, carbonis (kömür, yanmış odun) + urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve anyon-katyon temelli tuz eki) * bir metalin karbonla oluşturduğu sert, ısıya dayanıklı bileşik

karbüratör : lat. * carbo, carbonis (kömür, yanmış odun) + urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve anyon-katyon temelli tuz eki) + tor (-cı, yapan, eden eki) * içten yanmalı motorlarda hava ve yakıt karışımını ayarlayan ve silindirlere gönderen mekanizma

karcığar : far. * kar (eser, iş, musiki formu) + cığar (birleşim eki) * Türk musikisinde segah perdesine güçlü veren, buselik dizisinin genişletilmiş ve zenginleştirilmiş bir türevi olan karma karakterli bir makam

karçe : far. * kar (eser, iş, musiki formu) + çe (küçültme eki) * Kar'dan daha kısa ve özelliklerini daha öz anlatım (belirten) eserlere verilen isim (Kar tarzında bestelenmiş eserler bazen uzunluk ve kısalıklarına göre değişik isimlerle anılırlar

karçın : tür. * karç (korumak, örtmek) + ın (isim yapım eki) * yünden dokunmuş torba veya çuval; yün tozluk; geleneksel Türk giyiminde, özellikle Orta Asya ve Anadolu sahasında kadınların giysi üzerine bağladıkları örtü, önlük veya koruyucu kumaş parçası

kard : ara. * karaza, karada (kesmek, ayırmak, bölmek, borç almak, ödünç almak), karrada (kesmek, makaslamak, parçalamak, ayırmak; borç vermek, taksitle geri ödenmek üzere borç vermek, ödünç vermek) * birine, geri almak üzere para eya mal verme (yani maldan bir kısmı kesip vermek), kredi, borç akrad (ç.)

kardan mili : far., lat., tür. * kardan (yapmak, etmek, eylemek, işlemek) (kar (iş, çalışma, görev, faaliyet) + dan (fiil mastar eki) ) (far.) + malleus (çekiç, tokmak) (lat.) + i (iyelik eki) (tür.) * motor veya şanzımandan aldığı torku aracın arka veya ön aksına ileterek tekerleklerin dönmesini sağlayan, genellikle uzun ve silindirik bir tahrik mili

kardaş : tür. * karın (anne, ana rahmi, doğurganlık; omurgalı hayvanlarda kaburga kemiklerinden kasıklara ve pelvise kadar olan kısım) + daş, deş (ortaklık, birliktelik, benzerlik, aynılık eki) * aynı anne babadan doğmuş veya mecazen aynı kökten, soydan veya yakın bağdan gelen kişiyi ifade eden akrabalık adı

kardelen : tür. * kar (kış yağışı, beyaz donmuş su) + delen (açıklık, oyuk oluşturarak içe giren, dalan) (del (açıklık, oyuk oluşturarak içe girmek, dalmak) ) + en (-cı, yapan, eden eki) ) * kar örtüsünü delerek erkenden çıkan zarif beyaz çiçeğiyle tanınan Galanthus cinsine verilen, baharın habercisi niteliğindeki bitki

kardeş : tür. * karın (anne, ana rahmi, doğurganlık; omurgalı hayvanlarda kaburga kemiklerinden kasıklara ve pelvise kadar olan kısım) + daş, deş (ortaklık, birliktelik, benzerlik, aynılık eki) * aynı anne babadan doğmuş kişilerin birbirlerine göre durumlarını veya mecazen aynı kökten, soydan veya yakın bağdan gelen kişiyi ifade eden akrabalık adı

kardeşkanıağacı : tür. * kardeş (aynı anne babadan doğmuş kişilerin birbirlerine göre durumlarını veya mecazen aynı kökten, soydan veya yakın bağdan gelen kişiyi ifade eden akrabalık adı) (karın (anne, ana rahmi, doğurganlık; omurgalı hayvanlarda kaburga kemiklerinden kasıklara ve pelvise kadar olan kısım) + daş, deş (ortaklık, birliktelik, benzerlik, aynılık eki) ) + kan (damarlardaki, alyuvar, akyuvar ve plazmadan oluşan, oksijen ve besin taşıyan kırmızı renkli hayat sıvısı; soy, nesil, kök, köken) + ı (iyelik eki) + ağaç (kalın gövdeli ve dallı bitki) + ı (iyelik eki) * Asparagaceae familyasından, Asya ve Afrika’nın Tropik, Subtropik bölgelerinde yetişen,rozet dizilişli, çiçeklenen türlerinde salkım şeklinde bileşik, beyaz veya turuncu renkte çiçekleri, şerit şeklinde, beyaz alacalı, sarı, gümüşi yaprakları olan dekoratif bitki, dracaena deremensis

kardia : gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) * hem kalp hem de midenin kalbe en yakın bölgesi olan giriş kısmı (mide ağzı / cardia ventriculi), mideyle yemek borusunun birleştiği yer (mide, yemek borusunun bağlandığı ve mide kapısı olarak adlandırılan “kardia”, midenin üst kısmı olan “fundus”, midenin gövdesi olan “korpus” ve mideyi ince bağırsağa bağlayan “pilor” kısımları olmak üzere dört bölümden oluşur.)

kardinal : lat. * cardinalis (önemli, başlıca, ana, temel, esas, öz) (cardo, cardinis (menteşe, eksen, dönüm noktası) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * önemli, başlıca, ana, temel, esas, öz; Katolik kilisesinin en yüksek dereceli din adamlarından biri olup papa seçiminde oy kullanma hakkına sahip olan başpapaz

kardinal kuşu : lat. * cardinalis (önemli, başlıca, ana, temel, esas, öz) (cardo, cardinis (menteşe, eksen, dönüm noktası) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + kuş (yumurtlayan omurgalılardan, akciğerli, sıcak kanlı, vücudu tüylerle örtülü, gagalı, iki ayaklı, iki kanatlı uçucu hayvanların ortak ismi) + u (iyelik eki) (tür.) * parlak kırmızı tüyleriyle tanınan, adını kırmızı giysili Katolik kardinal rahiplerden alan, özellikle Kuzey ve Orta Amerika’da yaşayan ötücü kuş (umut, değişim, manevi mesajlar, sadakat, sevilen ölmüşlerden gelen işaret ve ilahi iletişim kavramlarının sembolü)

kardinalite : lat. * cardinalis (önemli, başlıca, ana, temel, esas, öz) (cardo, cardinis (menteşe, eksen, dönüm noktası) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + itas (ile ilgili olma) * birbirine eş kümelerin karşılık geldiği ve bu kümelerdeki eleman sayılarını belirten sayı (a= { a, b, c } ve b= { d, e, f } eş kümelerinin kardinalitesi 4’tür; bir kümenin kuvvet kümesinin (P(X) ), verilen kümenin tüm alt kümelerinin kümesi olması durumu

kardiyak : gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kalple ilgili, kalbe ait

kardiyak aritmi : gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + ryhtmia (rhuthmos, rhythmos (ritm, akım, akış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kalbin elektriksel aktivitesindeki düzensizlik nedeniyle kalbin normal ritminin bozulması, düzensiz atış, atriyal fibrilasyon

kardiyak arrest : gre., lat. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + arrestare (durdurmak, duraklatmak), arrestus (durma, durdurma, duraklatma, alıkoyma, tutuklama) (lat.) * kalbin ani ve tamamen durması, kalp durması

kardiyak intake : gre., ing. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + in (iç, içeri) + take (almak; alış, alım, emme, giriş) (ing.) * bir maddenin (örneğin oksijen, besin, ilaç veya kan akışının kalbe girişi; kalbin aldığı miktar, kalbe giriş

kardiyak output : gre., ing. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + output (çıkış, çıktı) (out (dış, dışarı, harici) + put (koymak; koyma, koyuş) ) (ing.) * kalbin birim zamanda pompaladığı kan miktarı (ortalama olarak 5 litre/dakika yani 70 atış/dakika bazında 0,071 litre/atış)

kardiyo : gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + o (son ek) * kalp ile ilgili

kardiyo-frenik : gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + phrenos (diyafram; zihin, akıl, bilinç, şuur, ruh) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kalp ile diyafram arasındaki anatomik bölgeye ilişkin

kardiyograf : gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) * kalp hareketlerini kaydeden aygıt, kalp çizgesi

kardiyografi : gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kalp hareketlerinin grafiksel olarak kaydedilmesi işlemi, kalp yazımı

kardiyogram : gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) * kalp atışlarının elektriksel sinyallerle kaydedilmiş grafiği, kalp çizgesi

kardiyoid : gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * bir doğruyu sabit bir nokta etrafında döndürerek elde edilen, kalp şeklinde matematiksel eğri; kalp biçiminde

kardiyojenik : gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kalple ilgili, kalpten kaynaklanan

kardiyolog : gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * kalp hastalıkları uzmanı, kalp doktoru

kardiyoloji : gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kalp hastalıklarının tanı, tedavi ve önlenmesine yönelik bilgilerin sistematik olarak öğrenildiği, klinik uygulamalarla desteklenen, kalp ve damar sağlığını kapsamlı şekilde ele alan tıp bilim dalı

kardiyolojist : gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + iste (-cı, yapan, eden eki) * kalp hastalıkları uzmanı, kalp doktoru, kardiyolog

kardiyomegali : gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + megale, megalos (büyük, iri, yüce, geniş) (megas (büyük, iri, yüce, geniş) + le (dişil ek), los (eril ek) )+ lia (isim, yer ve durum eki) * kalbin normal boyutlarından anormal derecede büyüyerek kas kalınlaşması veya boşluk genişlemesiyle kalp fonksiyonlarını olumsuz etkileyen patolojik durum, kalp büyümesi

kardiyomiyopati : gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + myos (kas, adale) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kalp kasının yapısal veya fonksiyonel bozuklukları nedeniyle kalbin pompalama yeteneğinin azalmasıyla karakterize edilen, genetik, enfeksiyonel veya diğer nedenlere bağlı olabilen hastalık grubu

kardiyomiyosit : gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + mys, myos (kas, adale) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) * çok sayıda mitokondriye sahip olan, kalbin ritmik ve güçlü bir şekilde atabilmesi için elektriksel uyarıları mekanik harekete çevirerek kalbin kasılmasını ve kan pompalamasını sağlayan, temel kalp kası hücresi

kardiyopati : gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kalp kasının yapısal veya fonksiyonel bozuklukları nedeniyle kalbin normal işlevini yitirmesiyle ortaya çıkan ve çeşitli nedenlere bağlı gelişebilen hastalık durumu

kardiyopleji : gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + plexis (felç, vurma, çarpma, darbe, durdurma), plessein (darbelemek, vurmak, çarpmak, felç inmek), plegia (felç, inme, nuzul) (plege (darbe, vurma, çarpma) + eia (durum ve usim yapın eki) ) * kalbin cerrahi müdahaleler sırasında geçici olarak durdurulması veya felç edilmesi işlemi, kalp kasının oksijen ihtiyacını azaltarak ameliyat sırasında hasarı önlemeyi amaçlayan tıbbi uygulama

kardiyopulmoner resusitasyon : gre., lat. * kardia (kalp; mide üstü bölge) (gre.) + pulmonaris (akciğer ile ilgili) (pulmo, pulmon (akciğer) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + resuscitatus (tekrar ayağa kaldırma, canlandırma) (re (tekrar) + suscitare (ayağa kaldırmak, canlandırmak) (sub (yukarı, üste; alt) + citare (çağırmak, uyandırmak) ) + atus (isim yapım eki) ) * kalp-akciğer canlandırması veya kısa adıyla CPR, kalbi duran bir kişide kan dolaşımını ve solunum sistemini tekrar çalışır hâle getirmek amacıyla uygulanan acil yöntemler bütünü

kardiyoskleroz : gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + sklerein (sertleşmek, katılaşmak), skleros (katı, sert) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * kalp kasının dokusunda kronik inflamasyon veya hasar sonucu meydana gelen lifleşme ve sertleşme durumu, kalbin elastikiyetini kaybederek fonksiyonlarının bozulmasına yol açan patolojik süreç

kardiyoskop : gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) * kalbin yapısını, hareketlerini ve işlevlerini doğrudan veya dolaylı olarak gözlemlemek için kullanılan tıbbi cihaz veya alet

kardiyoskopi : gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek, gözlemlemek, araştırmak), skopia (görüş, hedef, gözetme, gözetleme, gözlem, gözleme, bakma, hedefleme) (skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç, niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kalbin yapısını, hareketlerini ve işlevlerini doğrudan veya dolaylı olarak görsel olarak inceleme işlemi, genellikle tıbbi cihazlar kullanılarak yapılan detaylı kalp görüntüleme ve değerlendirme yöntemi

kardiyotoksik : gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + toxikon, toxikos (yaya takılan, ok, yay; zehir) (toxon, toxa (yay; ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * kalp dokusuna zarar veren veya kalbin normal işlevlerini olumsuz etkileyen, toksik özellikte olan madde veya durum

kardiyotonik : gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + teinein, teino (germek, uzatmak), tonos (perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi, sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * kalbin kasılma gücünü artıran ve kalp kasının işlevini güçlendirerek dolaşım sistemini destekleyen ilaç veya madde

kardiyotropin : gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) * kalp kasının fonksiyonlarını etkileyen, kalp hızını veya kasılma gücünü artıran veya değiştiren hormon, ilaç veya madde

kardiyovasküler : gre., lat. * kardia (kalp; mide üstü bölge) (gre.) + vasculum (küçük kap, küçük kanal, küçük hazne, küçük damar, kılcal damar) (vas, vasis, vasum (kap, hazne, kanal, damar) + cula, culus, culum (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * kalp ve kan damarlarıyla ilgili olan, dolaşım sistemi yapılarını ve fonksiyonlarını kapsayan, kalp-damar hastalıkları veya bu sistemi etkileyen durumlarla ilgili

kardiyoversiyon : gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + versio (dönme, dönüş, rotasyon, dönüşüm, yönelim, çevrim) (vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tio (isim yapım eki) ) * düzensiz kalp ritmini, elektriksel veya ilaçla yapılan kontrollü müdahalelerle normale döndürme işlemi, özellikle atriyal fibrilasyon veya diğer aritmi türlerinin tedavisinde kullanılan tıbbi yöntem

kare : lat., fra. * quadratus (dört köşeli, kare biçimli, düzgün) (lat.); carré (fra.) * eşit uzunluktaki dört kenardan oluşan iki boyutlu geometrik şekil, dörtgen biçimli yapı

kare matris : lat., fra. * quadratus (dört köşeli, kare biçimli, düzgün) (lat.); carré (fra.) + mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak), matrix (kaynak, ana, temel yapı; doğuran dişi; rahim; matematikte sayıların veya cebirsel ifadelerin satır-sütun düzeninde oluşturduğu düzenli sayı dizisi formundaki tablo; kalıp, kaynak yapı) (lat.) * satır sayısı sütun sayısına eşit olan, genellikle determinantı tanımlı ve özdeğer-özvektör hesaplamalarında kullanılan temel matris türü

karekök : lat., fra., tür. * quadratus (dört köşeli, kare biçimli, düzgün) (lat.); carré (fra.) + kök (esas, temel, asıl) (tür.) * bir sayının kendisiyle çarpımı o sayıyı veren pozitif değeri, yani bir sayının ikinci dereceden kökü olan ve genellikle √ sembolüyle gösterilen matematiksel işlem

karen : ara. * carina (omurga, çıkıntı; gemi omurgası, teknenin en alt yapısı, gemi gövdesi, tekne, kiriş) (lat.); carène (fra.) * omurga, iki taraftaki kaburgaların çatıldıkları, bağlandıkları, omurlardan oluşan kemik hattı; iki hayvanın biribirine çatıldıkları ip, çatılmış olma

karesi : tür. * karesi (yörede bir süre hakim olan Karesioğulları Beyliği'nin kurucusu Karasi Bey'den) * Balıkesir’in bir ilçesi

karfentanil : lat., gre. * carbo, carbonis (karbon, kömür, odun kömürü) (lat.) + phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) ), phentanyl (sentetik opioid isimlendirmesi (IUPAC/INN türevi, yapay kelime) (gre.) * yalnızca veteriner hekimlikte fil ve gergedan gibi çok büyük memelileri sakinleştirmek amacıyla kullanılan son derece güçlü bir sentetik opioid

karfiçe : gre. * karphitsa, karphi (çivi) * orta boy ve küçük başlı demir çivi

karfilzomib : lat. * carfil (yapılandırılmış kök adı) + zom (proteazom hedefi) + ib (inhibitör son eki) * proteazom inhibitörleri sınıfına ait, özellikle multipl miyelom tedavisinde kullanılan, hücre içi protein yıkımını engelleyerek kanser hücrelerinin ölümünü hızlandıran hedefe yönelik antineoplastik ilacın etken maddesi (C40H57N5O7)

karga : tür. * karga (kuşun çıkardığı sesten türemiş yansıma sözcük) (kuş cinsi olan karganın çıkardığı sesten onomatope (ses yansımalı) kelime) ) * kargagiller (Corvidae) familyasından, iri yapılı, genellikle siyah tüylü, zeki ve ses çıkarışıyla tanınan, hem şehir hem doğa ortamında yaşayan ötücü kuş türü

karga beyni : tür. * karga (kargagiller (Corvidae) familyasından, iri yapılı, genellikle siyah tüylü, zeki ve ses çıkarışıyla tanınan, hem şehir hem doğa ortamında yaşayan ötücü kuş türü) + beyin (kafatasının içindeki organ) + i (iyelik eki) * süzme yoğurt ve pekmezin uygun bir kapta karıştırılarak bulamaç haline getirilmesi ve tandır ekmeğine sürülmesiyle yapıln yiyecek

karga tulumba : ita. * carga la tromba (carico (yükle) + la (ön ek) + tromba (trompeti, boru, hazne) (trompeti yükle, yelkeni topla) * apartopar, kaldırıp götürerek

kargaburun : tür. * karga (kargagiller (Corvidae) familyasından, iri yapılı, genellikle siyah tüylü, zeki ve ses çıkarışıyla tanınan, hem şehir hem doğa ortamında yaşayan ötücü kuş türü) + burun (kıyıdan denize doğru uzanan dar çıkıntı; yüzde, başın ön kısmında bulunan, öne doğru çıkıntılı olan ve solunum ile koku alma işlevlerini gören organ) * elektrikli ve elektronik eşyaların tamiri ile çeşitli inşaat ve süsleme işlerinde kullanılan, penseye nazaran daha hassas tutma ve sıkma işleri yapmaya yarayan, ucu karganın gagasına benzeyen, bükme ve tutma işlevi gören alet

kargabüken : tür. * karga (kargagiller (Corvidae) familyasından, iri yapılı, genellikle siyah tüylü, zeki ve ses çıkarışıyla tanınan, hem şehir hem doğa ortamında yaşayan ötücü kuş türü) + büken (eğen, kıvıran, boğan, sıkıştıran) * bitişik taçyapraklı ikiçeneklilerden, Hindistan’da yetişen, yaprakları karşılıklı, çiçekleri salkım durumunda, meyvesi zehirli bir ağaç; bu ağacın, hekimlikte yararlanılan bir madde olan striknin elde edilen tohumu

kargacık burgacık : tür. * karga (kargagiller (Corvidae) familyasından, iri yapılı, genellikle siyah tüylü, zeki ve ses çıkarışıyla tanınan, hem şehir hem doğa ortamında yaşayan ötücü kuş türü) + cık (küçültme eki) + burgaç (kıvrım, dolanım) + cık (küçültme eki) * karmaşık, düzensiz, karışık ve girift yapıda olan; özellikle yazı, çizim veya anlatımda anlaşılması zor ve düzensiz; (el yazısı için) eğri büğrü ve düzensiz, okunaksız, kötü

kargadelen : tür. * karga (kargagiller (Corvidae) familyasından, iri yapılı, genellikle siyah tüylü, zeki ve ses çıkarışıyla tanınan, hem şehir hem doğa ortamında yaşayan ötücü kuş türü) + delen (açıklık, oyuk oluşturarak içe giren, dalan) (del (açıklık, oyuk oluşturarak içe girmek, dalmak) ) + en (-cı, yapan, eden eki) ) * kabuğu ince ve çok gevrek olduğu için kolay kırılan bir badem türü

kargasekmez : tür. * karga (kargagiller (Corvidae) familyasından, iri yapılı, genellikle siyah tüylü, zeki ve ses çıkarışıyla tanınan, hem şehir hem doğa ortamında yaşayan ötücü kuş türü) + sek (sıçramak, hafifçe yükselmek, ani ve kısa hareket etmek, adım atmak, hoplamak, zıplamak, kesik kesik ilerlemek, tek veya iki ayak üzerinde sıçrayarak, zıplayarak yürümek) + mez (olumsuz fiil eki) * çok sarp (yer veya yol)

kargaşa : tür. * karga (gürültücü kuş, mecaz olarak karışıklık, gürültü) + şa (isim yapım eki) * genellikle toplumsal veya çevresel ortamda ortaya çıkan, düzensizlik, karmaşa, karışıklık, gürültü ve kontrolsüzlük durumu

kargı : tür. * karg (göçmek, saplamak, delmek, daldırmak, sivriltmek) + ı (isim yapım eki) * uzun, sivri ucu olan, genellikle mızrak veya mızrak benzeri silah olarak kullanılan ve özellikle tarih boyunca avcılık ve savaşta kullanılan tahta veya metalden yapılmış uzun mızrak; Çorum’un bir ilçesi

kargımak : tür. * karg (göçmek, saplamak, delmek, daldırmak, sivriltmek) + ı (isim yapım eki) + mak (fiil mastar eki) * biri için, Tanrı’nın ve insanların sevgi ve ilgisinden yoksun kalmasını, onların nefretlerine uğramasını dilemek, ilenç dolu sözler söylemek, ilenmek, beddua etmek, lanet okumak, kargışlamak

kargın : tür. * karg (göçmek, saplamak, delmek, daldırmak, sivriltmek) + ın (isim yapım eki) * marangozlukta kullanılan büyük rende

kargil : far. * kahir (güçlü, sağlam) (ara.) + giriftan (tutmak, almak, yakalamak, kavramak), gir (taşıyan, yapan, tutan, alan, işlevi yerine getiren) (far.); kahgir, kahgil (kah (saman) + gil (çamur) ) (far.) * taş veya tuğladan yapılmış sağlam yapı, kaba inşaat; kerpiçten yapılmış bina

kargir : far. * kahir (güçlü, sağlam) (ara.) + giriftan (tutmak, almak, yakalamak, kavramak), gir (taşıyan, yapan, tutan, alan, işlevi yerine getiren) (far.); kahgir, kahgil (kah (saman) + gil (çamur) ) (far.) * taş veya tuğladan yapılmış sağlam yapı, kaba inşaat; kerpiçten yapılmış bina

karglumik asit : lat. * car (carbon) + glumic (glutamik asit eki) + acidus (ekşi olan; hidrojen iyonu veren, pH düşürücü madde, asit) * üre döngüsü bozukluklarında kullanılan, glutamik asit türevi organik bileşik (C6H10N2O5)

kargo : lat. * carricare (yüklemek, taşımak), cargo (yük, taşınan şey) * gemi, uçak veya araçla taşınan ticari veya endüstriyel yük, mal; taşıma

karha : ara. * karaha, kerh (iğrenmek, tiksinmek, nefret etmek), mekruh (iğrenç, hoş olmayan) * çıban, yara; ülser

karhane : far. * kar (iş, etkinlik) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) * iş yeri, iş yapılan yer

karı : tür. * kar (yaşlanmak) + ığ (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yaşlı kadın, evli kadın;

karı koca : tür., far. * kar (yaşlanmak) + ığ (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (tür.) + koca (saygın kişi, ulu kişi, yüce kişi, efendi) (far.) * evli çift

kar-ı natık : far., ara. * kar (iş, etkinlik) (tür.) + i (tamlama eki) + natik (konuşan, anlatan) (ara.) * aklı ve sözleriyle iş gören, etkili konuşan kişi veya aktör; seslerin ve melodilerin uyum içinde birleşip anlamlı ve etkileyici bir şekilde ifade edilmesi, özellikle klasik Türk musikisinde söz ile müziğin kaynaşması

karık : tür. * kar (sulamak) + ık (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bahçe sulamak için açılmış küçük ark; bu arklar arasında kalan, sebze ekili toprak parçası

karın : tür. * karın (gövde alt kısmı, mide bölgesi) * bel üstü bölge, gövdenin orta ön bölümü, bebeğin durduğu ve içinden çıktığı yer, nesil, soy, boynuz (karn (nesil, soy, boynuz) (ara.), horn (boynuz), carnal (etsel, bedensel, cinsel), crown (taç, soyun simgesi olan ve başa takılan nesne), corne (boynuz), charne (et, ten, beden), couronne (taç) (fra.), Krone (taç) (alm.) )

karın boşluğu : tür. * karın (vücutta gövüs ile pelvis arasında kalan, sindirim ve diğer organları içeren bölüm) + boşluk (içinde herhangi bir şey bulunmayan alan veya hazne) * insan ve hayvan anatomisinde, sindirim, dolaşım ve diğer sistem organlarının yer aldığı, gövüs kafesi ile pelvis arasında kalan geniş iç kısım

karın zarı : tür. * karın (vücutta gövüs ile pelvis arasında kalan, sindirim ve diğer organları içeren bölüm) + zar (ince, saydam örtü veya ince tabaka, ince katman) + ı (iyelik eki) * canlı organizmalarda organları, hücreleri veya yapıları saran, ince, esnek ve genellikle yarı geçirgen özellikteki örtü veya membran

karınca : tür. * karı (yarık, çatlak, çatlak yer) + ınca (küçültme eki; isim yapım eki) (tür.); carro (araba, at arabası) + zza (isim yapım ve küçültme/peyoratif eki) (ita.) * genellikle koloni halinde yaşayan, omurgasız, çok bacaklı ve vücut bölümleri belirgin olan, zar kanatlılar (Hymenoptera) takımında yer alan, sosyal yaşam gösteren böcek türü; insan gözünde küçük ve çalışkan canlı (mecazi; özellikle atlarla çekilen, yolcu taşıyan klasik İtalyan tipi kapalı veya açık araba, fayton

karıncalanmak : tür. * karınca (zar kanatlılar takımında yer alan küçük böcek) + lan (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * deride veya vücutta küçük böceklerin yürüyormuş gibi hissettiren, genellikle uyuşma veya tıkanma sonucu oluşan karıncalanma hissi yaşamak

karıncayiyen : tür. * karınca (zar kanatlılar takımında yer alan küçük böcek) + yiyen (yeme eylemini yapan) * karınca veya termitlerle beslenen, genellikle uzun burunlu, kıllı memelilerden oluşan hayvan türü

karıncık : tür. * karın (vücutta gövüs ile pelvis arasında kalan, sindirim ve diğer organları içeren bölüm) + cık (küçültme eki) * kalbin, kanı pompalayan iki alt odacığından her biri; kalbin temel pompa işlevini yerine getiren küçük odacık, atrium

karındaş : tür. * karın (vücutta gövüs ile pelvis arasında kalan, sindirim ve diğer organları içeren bölüm) + daş (benzer, özdeş, aynı) * aynı anneden doğmuş olanlardan her birinin bir diğerine göre durumu, kardeş

karış : tür. * kar (birleşmek, bir araya gelmek, iç içe geçmek, karışmak; birleştirmek, karıştırmak) + ış (isim yapım eki) * avuç ile parmak arası genişlikte, yaklaşık 20-22 cm uzunluğunda eski Türk ölçüsü

karışık : tür. * kar (birleşmek, bir araya gelmek, iç içe geçmek, karışmak; birleştirmek, karıştırmak) + ış (işteş fiil eki) + ık (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * birden fazla unsurun, öğenin birbirine geçmiş, bir araya gelmiş halde oluşturduğu düzensiz, karmaşık veya birbirine bağlı durum

karışım : tür. * kar (birleşmek, bir araya gelmek, iç içe geçmek, karışmak; birleştirmek, karıştırmak) + ış (işteş fiil eki) + ım (isim yapım eki) * iki veya daha fazla maddenin, özelliğini tümüyle yitirmeden bir araya gelmesiyle oluşan birleşik madde veya bütün; özellikle kimyada, farklı maddelerin fiziksel olarak bir araya gelmesiyle oluşan homojen veya heterojen yapı

karışlamak : tür. * kar (birleşmek, bir araya gelmek, iç içe geçmek, karışmak; birleştirmek, karıştırmak) + ış (isim yapım eki) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir nesnenin uzunluğunu, yüksekliğini veya uzaklığını karış birimiyle, yani baş parmakla serçe parmak arası açıklıkla ölçmek

karışmak : tür. * kar (birleşmek, bir araya gelmek, iç içe geçmek, karışmak; birleştirmek, karıştırmak) + ış (işteş fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * iki veya daha çok şey birbirine girmek, düzen bozulmak veya bir işe, duruma veya konuşmaya müdahil olmak, müdahale etmek

kari : ara. * karaa (okumak) ve sıfat * okuyan, okuyucu, okur; ulu kişi, seyyid

karia : ara. * kara (şiddetle çarpmak, vurmak, darbelemek) * Kur’an’da kıyamet günü veya büyük felaket anlamında geçen, ansızın çarpan ve sarsan büyük olay, bela; Kur’an’ın 101. suresinin ismi

karib : ara. * karaba (yakınlaşmak, yaklaşmak), akraba (yakınlar, aileden olanlar) * yakın

karides : gre. * karidas (sert kabuklu deniz canlısı, küçük kerevit, yengeç) * deniz böceği, küçük deniz kabuklusu, kabuklu deniz hayvanı; kabuklu, uzun gövdeli, genellikle denizlerde ve tatlı sularda yaşayan, küçük bacaklı ve hızlı hareket eden, ticari ve gastronomik açıdan değerli omurgasız deniz canlısı karih

kariha : ara. * kariha (doğuştan gelen yetenek, içsel sezgi, düşünme gücü) * özellikle edebi, entelektüel veya yaratıcı alanda kişiye özgü zihinsel yeti, doğuştan gelen düşünme ve kavrama kapasitesi; zeka kıvraklığı, fıtri anlayış gücü, düşünme gücü

karikatür : lat. * carricare (yüklemek, taşımak, abartmak), carricatus (yüklenmiş, taşınmış, abartılmış) + ura (isim yapım eki) * bir kişinin, olayın veya durumun belirgin özelliklerini abartılı ve çoğu zaman mizahi bir şekilde çizen veya betimleyen sanat türü; eleştiri, hiciv veya toplumsal yorum amacı güden çizim veya anlatım biçimi

karikatürist : lat. * carricare (yüklemek, taşımak, abartmak), carricatus (yüklenmiş, taşınmış, abartılmış) + ura (isim yapım eki) + ista (-cı, yapan, eden, destekleyen, yandaş eki) * karikatür çizen, karikatürcü

karikatürize : lat. * carricare (yüklemek, taşımak, abartmak), carricatus (yüklenmiş, taşınmış, abartılmış) + ura (isim yapım eki) + izatus (dönüştürülmüş, halini almış, kılınmış, olmuş) (izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); caricaturé (fra.) * karikatürü yapılmış

karin : ara. * karn (soy, nesil, jenerasyon; boynuz) * yakın, hısım, akraba, aynı soydan olan; yakın arkadaş

karina : lat. * carina (omurga, çıkıntı; gemi omurgası, teknenin en alt yapısı, gemi gövdesi, tekne, kiriş) * gemi veya teknenin su altında kalan en alt yapısı olan omurga; benzer şekilde şekil veya konum itibarıyla çıkıntı yapan yapılar

karinatum : lat. * carina (omurga, çıkıntı; gemi omurgası, teknenin en alt yapısı, gemi gövdesi, tekne, kiriş) + tum (sıfat ve isim yapım eki) * göğüs kafesinin anormal biçimde öne doğru çıkık olduğu, “güvercin göğsü” olarak da bilinen doğumsal veya gelişimsel deformite; sternumun öne doğru sivrilmesiyle karakterize edilen torasik şekil bozukluğu

karine : ara. * karn (bağ, bağlantı, alaka, ilişki, ilinti, delil, işaret; soy, nesil, jenerasyon; boynuz) * mantık, hukuk ve dilbilimde bir olayın veya durumun doğruluğunu veya varlığını dolaylı yoldan gösteren belirti, çıkarım yapılmasına olanak sağlayan ipucu veya yardımcı kanıt

karir : ara. * karra (sevinmek, memnun olmak) * mesrur, sevinçli, sevinmiş, memnun

karir-ül ayn : ara. * karir (mesrur, sevinçli, sevinmiş, memnun) + el (ön ek, artikel) + ayn (göz; pınar, kaynak, menba) * gözü aydın; mesrur, sevinmiş, sevinçli, memnun

kariye : ara. * karyat, kariye (küçük yerleşim yeri, köy, kasaba) * genellikle kırsal bölgelerde bulunan, şehir statüsüne ulaşmamış küçük yerleşim birimi, köy, yerleşim yeri, kasaba, şehir

kariyer : lat., fra. * carraria (araba yolu, geçit, yol) (carrus (tekerlekli araç, araba, götürgeç) + aria (-lik) (arabalık, arabanın hareket ettiği ortam, yol, pist) ) (meslek olarak tercih edilen yol anlamında); carrière (fra.) * meslek, uzun vadeli mesleki gelişim ve ilerleme (car, cart (araba) (ing.) )

karizma : gre. * kharis (lütuf, bahş, yeti) + ma (durum eki) * çevresindekileri etkileme ve iz bırakma niteliği

karizmatik : gre. * kharis (lütuf, bahş, yeti) + ma (durum eki) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * karizması olan

karkamış : süm. * gilga (ata, baba, akraba) + meş, mış (kahraman) * akraba kahramandır; Gaziantep’in bir ilçesi; Sümer Kralı Gılgamış'tan

karkara : tür. * karkara (ses yansımalı, onomatopeik kelime) * uzunbacaklılardan, kışı sıcak ülkelerde geçiren, bataklık yerlerde yaşayan, sorguç tüyleri süs olarak kullanılan, başı sorguçlu turna

karkarias : gre. * charcharodon (karcharos (keskinleştirmek) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) ) * insandan yaklaşık üç kat daha uzun bir cins köpekbalığı

karkas : gre., lat. * carcosium (ölü beden, ceset) (sarx (et, beden dokusu) (gre.); caro (et) + cadere (ölmek) + osium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) * yapı iskeleti; hayvanın deri, iç organları, baş ve türüne göre kuyruk çıkartıldıktan sonra elde edilen gövdesi

karluk : tür. * kar (birleşmek, bir araya gelmek, iç içe geçmek, karışmak; birleştirmek, karıştırmak) + luk (isim yapım eki) * Orta Asya’da VIII. yüzyılda egemen bir halk olarak görünen, X. yüzyıla değin böyle kalan, eski Türk boylarından biri

karma : san. * karma (eylem, iş, fiil) * spiritüalizm, Hinduizm, Budizm ve Jainizm gibi öğretilerde, bireyin geçmişte yaptığı iyi veya kötü her eylemin, düşüncenin ve niyetin ruhsal sonuçlarının gelecekte karşılık bulacağına inanılan evrensel nedensellik yasası; ahlaki ve ruhsal sorumluluğun kişinin kaderini belirleyen temel ilkesi

karma : tür. * kar (birleşmek, bir araya gelmek, iç içe geçmek, karışmak; birleştirmek, karıştırmak) + ma (isim yapım eki) * farklı öğelerin bir araya gelip düzenli veya düzensiz biçimde birleşmesiyle oluşmuş bütün; çeşitli unsurların karışımından meydana gelen yapı, içerik veya durum; birleşik

karma eğitim : tür. * karma (birleşik, karışık) + eğitim (öğretme, eğitme etkinliği) * kız ve erkek öğrencilerin aynı sınıflarda, eşit koşullarda birlikte öğrenim gördüğü eğitim sistemi; cinsiyet ayrımı olmaksızın ortak müfredatla yürütülen karma toplumsal eğitim modeli

karma ekonomi : tür. * karma (birleşik, karışık) + ekonomi (iktisat) * hem devletin hem de özel sektörün ekonomik faaliyetlerde etkin olduğu, serbest piyasa ilkeleri ile kamusal müdahalelerin bir arada bulunduğu, kaynak dağılımının hem piyasa mekanizmaları hem de kamu planlamasıyla belirlendiği ekonomik sistem

karmaç : tür. * kar (birleşmek, bir araya gelmek, iç içe geçmek, karışmak; birleştirmek, karıştırmak) + ma (isim yapım eki) + ç (araç eki) * yapı işlerinde harç karmakta kullanılan araç; bir kabın içindeki maddeleri karıştırmak için kullanılan çubuk

karmak : tür. * kar (birleşmek, bir araya gelmek, iç içe geçmek, karışmak; birleştirmek, karıştırmak) + mak (fiil mastar eki) * birbirine katmak, birleştirmek, karıştırmak; toz durumundaki bir şeyi sıvıyla karıştırarak çamur veya hamur durumuna getirmek

karmakarışık : tür. * karma (birleşik, karışık) (kar (birleşmek, bir araya gelmek, iç içe geçmek, karışmak; birleştirmek, karıştırmak) + ma (isim yapım eki) ) + kar (birleşmek, bir araya gelmek, iç içe geçmek, karışmak; birleştirmek, karıştırmak) + ış (işteş fiil eki) + ık (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iç içe girmiş durumda olan, çok karışık, çok dağınık, çok düzensiz

karman çorman : tür. * karma (birleşik, karışık) (kar (birleşmek, bir araya gelmek, iç içe geçmek, karışmak; birleştirmek, karıştırmak) + ma (isim yapım eki) ) + n (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + çorba, çorma (karışık, çorba) + n (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * aceleyle, çarçabuk; çok karışık ve düzensiz

karman hattı : mac. * karman (Macar asıllı Amerikalı mühendis ve fizikçi Theodore von Kármán'ın soyadından) (mac.) + hat (çizgi, sınır, hudut, ince uzun çizgi) + tı (iyelik eki) (tür.) * deniz seviyesinden 100 km yükseklikte bulunan ve genellikle Dünya atmosferi ile uzay arasındaki sınır

karmanyola : fra. * carmagnole (Güney Fransa'ya özgü köylü kıyafeti; ihtilalci, başıbozuk, baldırı çıplak) (Caragnola (Napoli yakınlarında bir yer adından) * kent içinde silah zoruyla insan, dükkan, banka vb. soyma, kent içi soygunculuk; Fransız Devrimi sırasında popüler olmuş, devrimciler tarafından giyilen kısa, hareketli bir dans kostümü ve aynı adı taşıyan hızlı tempolu devrimci halk dansı; zamanla Fransız devrimci marşları ve protesto sembolleriyle ilişkilendirilen kültürel terim

karmaşa : tür. * karma (birleşik, karışık) (kar (birleşmek, bir araya gelmek, iç içe geçmek, karışmak; birleştirmek, karıştırmak) + ma (isim yapım eki) ) + ş (işteş fiil eki) + a (isim yapım eki) * karışıklık, kargaşa, düzensizlik, kaos, çatışma (skirmish (çatışma) (ing.), escarmouche (çatışma) (fra.) )

karmaşık : tür. * karma (birleşik, karışık) (kar (birleşmek, bir araya gelmek, iç içe geçmek, karışmak; birleştirmek, karıştırmak) + ma (isim yapım eki) ) + ş (işteş fiil eki) + ık (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * karışık, düzensiz

karmaşık sayı : tür., ara. * karmaşık (karışık, düzensiz) + sayı (nicelik, miktar, rakamla ifade edilen değer) * reel ve sanal kısımlardan oluşan, genellikle a + bi (a, b reel sayı, i ise sanal birim; i^2 = -1) biçiminde ifade edilen ve elktrik mühendisliğin de kullanılan matematiksel sayı türü

karmık : tür. * karma (birleşik, karışık) + ık (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir akarsu ağzında oluşturulmuş balıkçı büğeti

karmik : san., gre. * karma (eylem, iş, fiil) (san.) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * yapılan her eylemin sonuçlarının içinde bulunulan yaşantıda veya sonraki hayatta insanı etkilemesiyle ilgili, karma ile ilgili

karmustin : lat. * car (karbamoil grubu belirteci) + mustum (şıra), mustard gas (hardal gazı maddesi olan nitrozüre bileşik) + ine (kimyasal bileşik eki) * özellikle beyin tümörleri ve bazı hematolojik kanserlerin tedavisinde kullanılan, DNA’ya bağlanarak hücre çoğalmasını engelleyen sitotoksik, nitrozüre türevli alkilleyici kemoterapi ilacın etken maddesi (C5H9Cl2N3O2)

karn : ara. * karana (iki şeyi birbirine bağlamak, iliştirmek, birleştirmek, yaklaştırmak veya eşleştirmek) * asır, devir, dönem, çağ, epok, periyod, kurun (ç.); soy, nesil, kuşak, jenerasyon; bağ, ilişki; boynuz, sivri ve tümsek şey, kurna

karnabahar : gre., far. * krambe (buruşuk) (gre.); karamb (lahana, brassica cretica) + i (tamlama eki) + bahar (koku; güzel kokulu bir bitki, buphthalmum; çölde yağmurdan sonra açan bitkilerin genel ismi; kış ile yaz arasındaki geçiş mevsimi) (far.) * turpgillerden, anayurdu Doğu Akdeniz bölgesi olan, yaprakları koyu yeşil ve lahana yaprağına benzeyen, çiçekleri etli ve tanecikli bir görünüşte olan, çiçekliği sebze olarak yenen otsu bir bitki, karnabit

karnabit : gre., far. * krambe (buruşuk) (gre.); karamb (lahana, brassica cretica) + i (tamlama eki) + bahar (koku; güzel kokulu bir bitki, buphthalmum; çölde yağmurdan sonra açan bitkilerin genel ismi; kış ile yaz arasındaki geçiş mevsimi) (far.) * lahana, karnabahar

karnaval : lat. * caro, carne, carnis (et) + levare (uzaklaştırmak, kaldırmak, yok etmek), vale (veda et, hoşça kal) (oruç sürecini haber veren ifade) * oruç dönemi öncesi et tüketimine veda; Hıristiyanların, büyük perhizden önce, şaşırtıcı kılıklara girerek yaptıkları şenlik ve eğlence dönemi

karne : lat., fra. * carnetum (küçük kayıt defteri) (caro, carnis (et, somut değer) + tum (isim yapım eki) ) (lat.); carnet (fra.) * gümrük işlemlerinde, bir taşıma aracının veya malın başka ülkelere geçici olarak sokulmasında resmi belge olarak kullanılan geçici ithalat veya taşıma belgesi

karnıyarık : tür. * karın (vücutta gövüs ile pelvis arasında kalan, sindirim ve diğer organları içeren bölüm) + yarık (yarılmış, açılmış, ikiye ayrılmış) * ortadan uzunlamasına kesilmiş patlıcanın içine kıymalı harç doldurularak hazırlanan, Türk mutfağına özgü geleneksel bir yemek

karni : lat., ita. * caro, carnis (et), carneus (etle ilgili, etli) (lat.); carniere (taşıma kabı, torba) (ita.) * laboratuvarda damıtma işlerinde kullanılan, geniş karınlı, dar ve eğri boyunlu cam kap

karnitin : lat. * caro, carnis (et) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * ilk kez et dokusunda (özellikle kaslarda) izole edildiği için bu adı alan, yağ asitlerinin mitokondriye taşınmasında görevli, enerji metabolizmasında kritik rol oynayan kuaterner amonyum bileşiği (özellikle karaciğer ve böbreklerde sentezlenen, L-carnitine formu biyolojik olarak aktiftir.) (C7H15NO3)

karnivor : lat. * carnivorus (et yiyen) (caro, carnis (et) + vorare (yemek, yutmak) + us (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * besin zincirinin yüksek düzeyinde yer alan, yalnızca veya esas olarak etle beslenen avcı veya leşçil canlılara verilen ad, etçil

karniyoplasti : gre. * karuon (çekirdek) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme, biçimlendirme, kalıplama) (plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * hücre çekirdeğinde yapısal bozukluğu düzeltmek veya cerrahi müdahaleyle çekirdeği yeniden biçimlendirmek amacıyla yapılan tıbbi veya deneysel işlem; genetik, hücresel veya nükleer düzeyde şekilsel onarım uygulaması

karo : fra. * carreau (kare şekilli, dört kenarlı şekil) * dört eşit kenarlı ve köşeli, genellikle kare biçimindeki geometrik şekil

karob : gre., lat. * keras, keratos (boynuz, keratin) + ion (küçültme eki) (gre.); carubia (lat.) * Akdeniz ikliminde yetişen Ceratonia siliqua ağacının, tatlı ve yenilebilir bakla biçimindeki meyvesi, keçiboynuzu

karopodium : gre. * karpos (meyve, tohum) + podion (küçük ayak) (pous, podos (ayak) + ion (küçültme eki) ); ium (isim yapım eki) (lat.) * sapla birleştiği taban kısmında bulunan, meyveyi taşıyan kısa sapçık veya ayakçık biçimindeki yapı

karoser : ita. * carrozzeria (araba gövdesi, kasa) (carrozza (araba, at arabası) + eria (iş, meslek, yer, işyeri eki) ) * otomobil, otobüs gibi taşıtlarda, motor, şasi, tekerlek gibi bölümlerin dışında kalan, görünen ve yolcu ve yük taşınan dış bölüm, karoseri

karot : gre., lat. * karoton (havuç) (gre.); carota (lat.) * genellikle turuncu renkte, koni biçiminde, tatlımsı kök sebze; havuç bitkisinin yenilebilen kökü; binanın betonarme yapısının yoğunluğunu, sağlamlığını analiz etmek için binanın beton kısmından alınan, demir içermeyen parça

karoten : gre., lat. * karoton (havuç) (gre.) + ens (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * bitkilerde, özellikle havuç gibi turuncu renkli sebzelerde bulunan, karotenoid grubuna ait olan, sarı, turuncu ve kırmızı renklerin oluşmasında rol oynayan, fotosenteze yardımcı olan ve A vitamini öncülü olarak görev yapan doğal pigment (C40H56)

karotenoid : gre., lat. * karoton (havuç) (gre.) + ens (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + oeides (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * havuçta bulunan turuncu pigmente benzeyen yapıda olan, bitki ve bazı mikroorganizmalarda bulunan sarı, turuncu veya kırmızı renkli doğal pigmentlerden oluşan bileşik grubu

karotid : gre. * karoun (uyutmak), karotis (uyuklama, sersemlik), carotide (fra.) * beyne kan taşıyan ve boynun her iki yanında bulunan büyük atardamar çifti (bu damarların, baskılandığında bayılma ve bilinç kaybına neden olması nedeniyle "uyutan damar" olarak adlandırılmıştır.)

karotis : gre. * karoun (uyutmak), karotis (uyuklama, sersemlik), carotide (fra.) * beyne kan taşıyan ve boynun her iki yanında bulunan büyük atardamar çifti (bu damarların, baskılandığında bayılma ve bilinç kaybına neden olması nedeniyle "uyutan damar" olarak adlandırılmıştır.)

karotis endarterektomi : gre. * karoun (uyutmak), karotis (uyuklama, sersemlik) + endon (iç, içinde) + arteria, artiria (damar, boru, hat) (airein (yetiştirmek, yükseltmek, beslemek, büyütmek) + teria (ile ilgili, yapan, eden) ) * ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) )

karpaçyo : ita. * carpaccio (15. yüzyıl Venedikli ressam Vittore Carpaccio’nun soyadından) * ismini rönesans ressamlarından olan Vittore Carpaccio’ dan alan, dana, geyik etinin veya balığın ince dilimlenmiş çiğ etinin ordövr olarak servis edildiği yemek

karpal : gre. * karpos (bilek, el bileği) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * el bileğini oluşturan sekiz küçük kemikten her biriyle ilgili olan; bileğe ait anatomik yapı veya bölgeyle ilgili

karpal tünel sendromu : gre , lat., tür. * karpos (bilek, el bileği) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + tunnellus (küçük boru, geçit) (tunna (varil, fıçı) + ulus (küçültme eki) ) (lat.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * bileğin iç kısmında bulunan karpal tünelden geçen median sinirin çeşitli nedenlerle sıkışması sonucu elde uyuşma, karıncalanma, ağrı ve güçsüzlükle kendini gösteren nörolojik rahatsızlık

karpe diyem : lat. * carpere (koparmak, toplamak, kapmak, takalamak, tutmak, kavramak), carpe (kap, yakala, tut, kavra) + diem (gün) * Latin edebiyatı ozanlarından Horatius’un bir dizesinde geçen, “günü yakala, gününü gün et, zamanın tadını çıkar, günü yakala, anı yaşa, günü yaşa” anlamlardaki özdeyiş

karpektomi : gre. * karpos (bilek, el bileği) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bileği oluşturan kemiklerin bir kısmının veya tamamının cerrahi olarak çıkarılması işlemi

karpel : gre., lat. * karpos (meyve, tohum) (gre.) + ellus (küçültme eki) (lat.) * çiçeğin dişi üreme organını oluşturan, tohum taslağını taşıyan ve birleşerek yumurtalığı oluşturan yaprak kökenli birim, meyve yaprağı

karperdaz : far. * kar (kazanç, fayda, artı değer, güç, emek, iş, güç) + perdahten (yapmak, ödemek, çaba göstermek veya süslemek), perdaz (yapan, düzenleyen, çaba gösteren) * Osmanlı döneminde bir liman veya şehirde ticari işlerin düzenlenmesi, konsolosluk işlerinin yürütülmesi veya şehbenderlik (yerel tüccar temsilciliği) görevlerini yapan kişi, iş düzenliyen; konsolos, şehbender

karpit : lat. * carbo, carbonis (karbon, kömür, odun kömürü) + ide (ikili bileşik, anyon eki) * asetilen gazı elde etmekte kullanılan, karbonla kalsiyum bileşiği madde (CaC2)

karpometakarpal : gre. * karpos (bilek, el bileği) + meta (ötesinde, sonra, -den sonra) + karpos (bilek, el bileği) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * el bileği (carpus) ile el tarağı (metacarpus) arasına ait olan

karpopodyum : gre. * karpos (meyve, tohum) + pous, podos (ayak) + ion (küçültme eki) (gre.); ium (isim yapım eki) (lat.) * meyvenin tabanında bulunan, meyveyi taşıyan kısa sapçık veya ayakçık biçimindeki yapı

karpuz : lat. * corpus (vücut, beden, gövde, cüsse, iri olma) * büyük ve kabuklu, içi kırmızı renkli sulu meyve (corpse, corps (gövde, vücut, ceset) (ing., fra.) )

karpuzlu : lat., tür. * corpus (vücut, beden, gövde, cüsse, iri olma) (lat.); karpuz (büyük ve kabuklu, içi kırmızı renkli sulu meyve) + lu (ile, birlikte, sahibi) (tür.) * Aydın’ın bir ilçesi

karr : ara. * karra (parlamak, ışıldamak) * parlaklık, ışıldama, aydınlık, ışık, keskin görme

karr : ara. * karrara (kararlaştırmak, sabit olmak, durmak, yerleşmek, kalmak, oturmak; tekrar etmek, tekrarlamak), karar (durma, sabit olma, yerleşme, kalma, istikrar, kesin görüş, tercih, yargı, hüküm) * durma, sabit olma, oturma; karar verme

kars : gür., erm. * kars (kale, sınır) (gür.), hars (gelin) (erm.) (Bölgede Ermeniler de yaşamıştır.), karsak (çöl tilkisi) (Kıpçakların tilkiyi totemleştirmelerinden) * kuzeyinde Ardahan, doğusunda Ermenistan, güneyinde Iğdır ve Ağrı, batısında ise Erzurum bulunan, Türkiye'nin 36 plaka numaralı şehri

karsak : tür. * kar (boz, açık renkli) + sak (küçültme veya tür belirtme eki) * köpekgillerden, Asya’nın özellikle Sibirya ovalarında yaşayan, postundan kürk yapılan, soluk kahverengi tüylü, karnı beyaz, kısa kulaklı, küçük bir tilki türü

karsambaç : tür. * kar (buz taneciği) + sambaç (ezme, karıştırma, karışım) * üzerine pekmez, şurup veya meyve suyu dökülerek hazırlanan geleneksel kar tatlısı

karsinoid : gre. * karkinos (yengeç; tümör, kanser) + oeides (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yapısı kanserli tümöre benzeyen ancak genellikle daha az malign (habis) olan tümör türü; nöroendokrin tümörlerin hafif seyirli biçimi

karsinojen : gre. * karkinos (yengeç; tümör, kanser) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * kanser oluşumuna yol açan madde veya etken; kanser yapıcı

karsinojenik : gre. * karkinos (yengeç; tümör, kanser) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kanser oluşturan veya kansere neden olma özelliği taşıyan; kanser yapıcı nitelikte

karsinom : gre. * karkinos (yengeç; tümör, kanser) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * epitel hücrelerinden kaynaklanan kötü huylu tümörleri ifade eden ve vücutta kontrolsüz hücre büyümesi sonucu oluşan kanser türü; malign tümör, karsinoma

karsinomatozis : gre. * karkinos (yengeç; tümör, kanser) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * yaygın kanserleşme durumu; birden çok karsinom tümörünün vücutta yayılması, metastaz yapması hali (kanserin vücuda yayılması hastalığı)

karst : sla. * kras (taşlık, kayalık arazi, kireçtaşı yaylası, taşlık araz) * tortul kayaçların su ve sıcaklık etkisiyle erimesiyle, aşınması, birikmesi ve taşınması olaylarının görüldüğü; kaya tuzu, jips, kireç taşı ve dolomit gibi çeşitli çözünür taşlar içeren bölge

karstik : sla., gre. * kras (taşlık, kayalık arazi, kireçtaşı yaylası, taşlık araz) (sla.) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * karst oluşumlarına ait olan, karst özelliği taşıyan; kireçtaşının çözünmesiyle oluşmuş yüzey ve yeraltı şekilleriyle ilgili

karş : ara. * karaşa (toplamak, bir araya getirmek, cem etmek) * toplama, bir araya getirme, cem etme) (church, Kirche (kilise, toplanma, çağırma) (ing., alm.) )

karşı : tür. * kar (ters, muhalif, zıt; öteki yüz, öteki yön) + şı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ters, muhalif, zıt, ters olan, muhalif olan, zıt olan, karşıt; bir şeye cephesini veren (harsh (ters) (ing.), barsch (ters) (alm.) )

karşılamak : tür. * kar (ters, muhalif, zıt; öteki yüz, öteki yön) + şı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * birini geldiği yerde kabul etmek, ona yönelmek; bir şeye cevap vermek, denk gelmek; giderini üstlenmek

karşılaşmak : tür. * kar (ters, muhalif, zıt; öteki yüz, öteki yön) + şı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + la (etken fiil eki) + ş (işteş fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * iki kişi veya şey yüz yüze gelmek; rast gelmek, denk gelmek, biriyle veya bir şeyle karşı karşıya gelmek

karşılaştırmak : tür. * kar (ters, muhalif, zıt; öteki yüz, öteki yön) + şı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + la (etken fiil eki) + ş (işteş fiil eki) + tır (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * iki veya daha çok şeyi benzerlik veya farklılık açısından karşı karşıya getirmek; kıyaslamak, mukayese etmek

karşılık : tür. * kar (ters, muhalif, zıt; öteki yüz, öteki yön) + şı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + lık (isim yapım eki) * bir şeye verilen yanıt, tepki, bedel, değer; denk düşen şey; cevap, ödül, eşdeğer

karşıt : tür. * karşı (ters, muhalif, zıt, aksi, ters olan, muhalif olan, zıt olan, karşıt; bir şeye cephesini veren) + ıt (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ters, muhalif, zıt, ters olan, muhalif olan, zıt olan; karşıt (harsh (ters) (ing.), barsch (ters) (alm.) )

karşıyaka : tür. * karşı (ters, muhalif, zıt, aksi, ters olan, muhalif olan, zıt olan, karşıt; bir şeye cephesini veren) + yaka (çevreleyen hat, taraf, kenar) * İzmir’in bir ilçesi

kart : lat. * charta (kağıt, yazı levhası, belge, doküman, papirüs yaprağı, yazı levhası, kart) * küçük, genellikle dikdörtgen biçiminde, üzerinde bilgi taşıyan, kimlik, ödeme aracı veya oyun amacıyla kullanılan kağıt veya plastik parça, belge veya araç (card, hard, carte, hart (kart, sert olan tablet) (ing., fra., alm.) )

kart : tür. * kart (yaşlı, kocamış, kıdemli) * katılaşmış, sertleşmiş, tazeliğini yitirmiş; taze, yumuşak, gevrek veya körpe olma özelliğini yitirmiş, yaşlandığı için sertleşmiş, lifleşmiş ve yenmeyecek duruma gelmiş bitki, sebze, meyve veya hayvan et (hard (katı, sert) (ing.) )

kartagener sendromu : alm. * kartagener (Alman doktor Manes Kartagener’in soyadından) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * sitoplazmik silya defekti ve organ yerleşim anomalileri ile karakterize genetik hastalık

kartal : tür. * kart (sert, katı, güçlü, kuvvetli) + al (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * atmacagiller (Accipitridae) familyasından yırtıcı, büyük ve güçlü, yüksekten süzülen, keskin bakışlı yırtıcı, avcı ve alıcı kuş; İstanbul’un bir ilçesi

kartal ana : tür. * kartal (atmacagiller (Accipitridae) familyasından yırtıcı, büyük ve güçlü, yüksekten süzülen, keskin bakışlı avcı ve alıcı kuş) + ana (anne, valide, cocuk doğurmuş kadın) * Türk mitolojisinde yeniden doğuşu, ebedi hayatı, ölümsüzlüğü ve güneşin doğuşunu simgeleyen kartal tanrıça (Burkut, Burkit, Merküt, Markut, Mörküt, Börkit, Börköt, Bürgid Ana) (Yakutlar’ın, kartal soyundan gelme inanışından)

kartallı eğrelti : tür. * kartal (atmacagiller (Accipitridae) familyasından yırtıcı, büyük ve güçlü, yüksekten süzülen, keskin bakışlı avcı ve alıcı kuş) + lı (ile, birlikte, beraber, sahibi) + eğrelti (yapraklarının iç yüzünde spor keseleri bulunan, damarlı, çiçeksiz ve sulak yerde yetişen bir bitki) * pteridium aquilinium, kartal eğreltisi; damarsız, tohumsuz çiçeksiz bitki türü, kartal pençesini andıran yaprak biçimi nedeniyle bu adı alan büyük yapraklı eğreltiotu türü

kartaloz : tür. * kart (katılaşmış, sertleşmiş, tazeliğini yitirmiş) + aloz (ile igili, gibi, -a ait, benzer) * yaşı geçmiş, yaşlanmış, kartlaşmış, kart (kimse), kartaloş

karteks : gre. * khartes (kart, yazılı kağıt, kayıt tutulmuş kağıt, harita) * mal sahibi isimlerinin ve sicil bilgilerinin kayıtlı olarak tutulduğu kartlarn (card, carte, chart, Karte (kart, grafik) (ing., fra., alm.) )

kartel : gre., lat., ita.* khartes (kart, yazılı kağıt, kayıt tutulmuş kağıt, harita) (gre.); charta (kağıt, yazı levhası, belge, doküman, papirüs yaprağı, yazı levhası, kart) (lat.) + ello (küçültme eki) (ita.) * bir araya gelen şirketler veya kuruluşlar arasında rekabeti sınırlamak için yapılan gizli anlaşma; pazarı kontrol etme amaçlı birlik

kartela : gre., lat., ita.* khartes (kart, yazılı kağıt, kayıt tutulmuş kağıt, harita) (gre.); charta (kağıt, yazı levhası, belge, doküman, papirüs yaprağı, yazı levhası, kart) + ella (küçültme eki) (lat.); ello (ita.) * küçük kart, ilan, duyuru veya broşür anlamında, özellikle tıbbi veya askeri alanda bilgi içeren küçük doküman; tombala ve benzeri şans oyunlarında üzerinde sayılar bulunan kart; tuluat tiyatrosunun kapısına asılan tabela

karteolol : gre. * khartes (kart, yazılı kağıt, kayıt tutulmuş kağıt, harita) + olol (betabloker eki) * kalp ve damar hastalıklarında kullanılan, beta adrenerjik reseptörleri bloke ederek kalp atış hızını ve kan basıncını düşüren, glokom tedavisinde de kullanılan selektif olmayan beta bloker ilacın etken maddesi (C16H24N2O)

kartepe : tür. * kar (buz taneciği) + tepe (yükseklik, en yüksek nokta) * Kocaeli’nin bir ilçesi

karter : gre., lat. * cartere (khartes (kart, kağıt, harita) (gre.) + ere (isim yapım ve yer aki) (lat.) ) * motor veya makine parçalarının yağını tutan hazne, genellikle içten yanmalı motorlarda yağın toplandığı kap

kartezyen : lat., fra. * Cartesius (René Descartes’ın Latinceleştirilmiş ismi), cartesia (Descartes’a ait olan) + anus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); cartésien (Descartes ile ilgili) (fra.) * matematikte analitik geometriyi kuran ve Kartezyen koordinat sistemini geliştiren Fransız filozof René Descartes’ın “cogito ergo sum” (düşünüyorum, öyleyse varım) ilkesine bağlı, akılcı (rasyonalist) düşünce ve yöntemlerine dayanan, felsefede kesinlik, akıl ve sistematik şüphecilik ilkelerini temel alan, modern bilim ve matematiğin gelişiminde köklü etkileri bulunan, geometrik ve felsefi kavramları ifade eden terim

kartezyen koordinat sistemi : lat., gre., tür. * Cartesius (René Descartes’ın Latinceleştirilmiş ismi), cartesia (Descartes’a ait olan) + anus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + coordinatus (co, con (ile, birlikte, beraber) + ordinatus (düzenlenmiş, sıraya konmuş) (ordinare (düzenlemek, sıraya koymak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.) + sustema, systema (bir araya konmuş parçalar bütünü) (sun, syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + histanai, histanein, histemi (yerleştirmek, düzenlemek, kurgulamak, koymak, dikmek, durdurmak) + ma (isim yapım eki ) (gre.) ) + i (iyelik eki) (tür.) * matematikte, bir düzlemde veya uzayda noktaların konumlarını belirlemek için dik kesişen iki veya üç eksen (genellikle x, y, z eksenleri) kullanarak her noktaya sayısal koordinatlar atayan, analitik geometriyi mümkün kılan sistem

karthikeya : san. * Krttika (Pleiades yıldızları, altı tanrıça) + eya (aitlik eki) * Hindu mitolojisinde Şiva’nın oğlu, altı Krttika tarafından büyütülen ve savaş tanrısı olarak bilinen tanrısal figür

kartilaj : lat. * cartil (kıkırdak) + ago (isim yapım eki) * vücutta kemik uçlarını kaplayan, esnek ve dayanıklı bağ dokusu

kartilajinöz : lat., gre. * cartilago (kıkırdak) (lat.) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.) + osus (ile ilgili, sıfat yapım eki) (lat.) * kıkırdakla ilgili olan veya kıkırdaktan oluşan yapı

kartilijinöz ekzositoz : lat., gre. * cartilago (kıkırdak) (lat.) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.) + osus (ile ilgili, sıfat yapım eki) (lat.) + ex, exo (dış, dışarı, harici) + osteon (kemik) + osis (sorun, durum, hastalık) * kemik yüzeyinden dışa doğru gelişen, genellikle kıkırdakla kaplı iyi huylu kemik çıkıntısı

kartograf : gre. * khartes (kart, yazılı kağıt, kayıt tutulmuş kağıt, harita) + graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) * harita çizen veya haritacılıkla uğraşan kişi

kartografi : gre. * khartes (kart, yazılı kağıt, kayıt tutulmuş kağıt, harita) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * yeryüzünün veya gök cisimlerinin konumlarını ve özelliklerini ölçekli, sistemli ve görsel olarak temsil eden haritaların yapımını, tasarımını ve incelenmesini konu alan bilim dalı

kartografik : gre. * khartes (kart, yazılı kağıt, kayıt tutulmuş kağıt, harita) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kartografi ile ilgili

karton : gre., lat. * khartes (kart, yazılı kağıt, kayıt tutulmuş kağıt, harita) (gre.) + one (isim yapım eki) (lat.) * kalın, sert ve dayanıklı kağıttan yapılmış, genellikle paketleme, kutulama ve dayanıklı yüzeylerde kullanılan malzeme

kartopu : tür. * kar (beyaz yağan buz taneciği, kristalleşmiş yağış) + top (yuvarlak, küre biçiminde; genellikle oyun, spor, atış veya savunma amaçlı kullanılan sert, dolu veya boş cisim) + u (iyelik eki) * karın elle sıkıştırılarak top haline getirilmesiyle oluşan küresel bir nesne

kartotek : gre. * khartes (kart, yazılı kağıt, kayıt tutulmuş kağıt, harita) + theke (koyma yeri, yerleştirme yeri, saklama yeri, ambar, depo, kutu, kılıf, kap, hazne) * kartların düzenli şekilde saklandığı, arşivlendiği ve erişildiği dosya veya arşiv sistemi

kartpostal : gre., lat. * khartes (kart, yazılı kağıt, kayıt tutulmuş kağıt, harita) (gre.) + positum, positus (konmuş, konumlanmış, yerleştirilmiş, yatırılmış), positura (konum, durum, yerleşim), posta (ponere (koymak, konumlamak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak) + sta (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.); carte postale (fra.) * üzerinde resim veya fotoğraf bulunan, posta yoluyla gönderilen, tebrik veya mesaj iletmeye yarayan sert kart

kartuk : tür. * kar (birleşmek, bir araya gelmek, iç içe geçmek, karışmak; birleştirmek, karıştırmak) + tuk (isim yapım eki, araç, alet eki) * tarlada veya bahçede toprak yüzeyini düzeltmek ve yabani otları temizlemek için kullanılan tarım aracı, büyük tırmık

kartuş : gre., lat. * khartes (kart, yazılı kağıt, kayıt tutulmuş kağıt, harita) (gre.); charta (kağıt, yazı levhası, belge, doküman, papirüs yaprağı, yazı levhası, kart) + uccia (küçültme eki) (lat.) * küçük, rulo veya kapalı kağıt parçası; mühimmat için barut ve mermi içeren kılıf veya silah atışı için kullanılan kapsül; sanat ve mimaride metin veya figürlerin çevresini süsleyen oval veya dikdörtgen çerçeve şeklinde dekoratif eleman

kartvizit : lat., fra. * charta (kağıt, yazı levhası, belge, doküman, papirüs yaprağı, yazı levhası, kart) + videre (görmek), visitas (görme, görüş, ziyaret, uğrama) (lat.); carte de visite (fra.) * kişi veya kurumun kimliğini, iletişim bilgilerini kısa ve resmi biçimde gösteren, genellikle küçük boyutlu, karton veya kalın kağıttan yapılmış tanıtım kartı

karum : asu. * karum (rıhtım, liman, nehir kenarındaki ticaret yeri) * rıhtım, liman, nehir kenarındaki ticaret yeri; Asur Ticaret Kolonileri Çağı’nda (M.Ö. 1950-1750) Anadolu'da Akadlar ve Asurlular tarafından kurulan, yerel krallıkların saraylarına vergi ödeyen, kendi idari, hukuki ve mali mekanizmalarına sahip büyük ve merkezi ticaret merkezleri, pazar yerleri

karun : ibr., ara. * korah (kel, çıplak, boş, yoksun, soyulmuş) (ibr.), karun (ara.) * Kur’an’da zenginliğiyle kibirlenen, Hz. Musa döneminde yaşayan ve servetiyle övünerek Allah’a karşı gelen, sonunda malıyla birlikte yere geçirildiği anlatılan, İncil ve Tevrat’ta ise Levi kabilesinden biri olarak isyan eden Korah ile özdeşleştirilen tarihi-dini karakter

karunkül : lat. * caro, carne, carnis (et, etli) + culus, cula (küçültme eki) * özellikle mukozal yüzeylerde yer alan küçük, etsi çıkıntı veya doku parçası (jinekolojide vajinal karunküller veya hayvan embriyolojisinde plasentaya tutunan etsi yapı)

karuppu sami : tam. * karuppu (siyah) + sami (tanrı, ilah, efendi) * Hint mitolojisinde Tamil Nadu bölgesinde köylüler tarafından tapınılan, siyah renkli, kılıçlı ve at üstünde tasvir edilen, köy sınırlarını ve ahlaki düzeni koruyan, koruyucu ve adalet sağlayıcı bir halk tanrısı

karure : ara. * karra (parlamak, ışıldamak) + ure (isim yapım eki) * göz bebeği, gözün siyah kısmı, kavarir (ç.); şişe; şeffaf parlak taş, billur

karünkül : lat. * caro, carne, carnis (et, etli) + culus, cula (küçültme eki) * özellikle mukozal yüzeylerde yer alan küçük, etsi çıkıntı veya doku parçası (jinekolojide vajinal karunküller veya hayvan embriyolojisinde plasentaya tutunan etsi yapı)

karvedilol : lat. * carv (karbazol türevi (aromatik heterosiklik yapı içeren çekirdek; β-bloker etkili bileşiklerin temel halkası) ) + di (iki hidroksipropanol grubu) + lol (alkol ve β-bloker eki) * yüksek tansiyon ve konjestif kalp yetmezliği (CHF) vakalarında, sol ventrikül disfonksiyonu tedavisinde kullanılan bir ilacın etken maddesi (C24H26N2O4)

karya : gre. * karia (sarp, dağlık, uç, sınır, sınır ülke) * antik çağda güneybatı Anadolu'da (Muğla-Aydın civarı) hüküm sürmüş bir uygarlığın adı olmakla birlikte, Balıkesir özelinde kentin kurucusu olan Türkmen beyi Karesi Bey'den ötürü bölgeye verilen ve zamanla fonetik değişime uğrayarak "Karya" şeklinde de telaffuz edilen tarihi isim

karyağdı : tür. * kar (beyaz yağan buz taneciği, kristalleşmiş yağış) + yağdı (döküldü, aktı) * ak benekli deseni olan (kumaş); atlardaki ak benekler

karyatid : gre. * karyatides (Karyai'deki Artemis rahibeleri) (karyai (cevizlik) (karuon (ceviz) + ia (yer eki) ) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * sütun olarak kullanılan, mimari bir destek görevi gören yontulmuş kadın heykel figürü

karye : ara. * karyat, kariye (köy, kasaba, küçük yerleşim birimi) * köy, kasaba, küçük yerleşim birimi

karyokinez : gre. * karyon (çekirdek, tohum, hücre) + kinesis (hareket, devinim, kıpırdama, kımıldama) * mitoz ve mayoz hücre bölünmesinde hücre çekirdeğinin yarılması ve çekirdek zarının ve kromozomların ayrılması

karyola : lat., fra. * carrus (araç, araba) + ulus, ula (küçültme eki) (lat.); chariolet (char (araba) + io (bağlaç) + let (küçültme eki) (fra.) * küçük tekerlekli araba

karyoplastik : gre. * karyon (çekirdek, hücre) + plassein (kalıp vermek, şekillendirmek, biçimlendirmek, form vermek), plasis (şekillenme, biçimlenme, oluşum) + tikos, ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hücre çekirdeğinin yapısı, biçimi veya oluşumu ile ilgili olan (özellikle sitogenetik, histoloji ve biyoteknolojide kullanılan bir sıfat)

karyoreksis : gre. * karyon (çekirdek, hücre) + rhegnymi (yırtmak, parçalamak, koparmak), rhexis (yırtılma, parçalanma) * hücre ölümü sürecinde çekirdek zarının ve çekirdek yapısının yırtılarak parçalanması; nekrozda çekirdek dejenerasyonu

karyositik : gre. * karyon (çekirdek, hücre) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hücrenin çekirdeğiyle ilgili veya çekirdek içeren hücreleri niteleyen

karyotik : gre. * karyon (çekirdek, hücre) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * çekirdeğe ait, çekirdekle ilgili, hücre çekirdeğiyle bağlantılı yapı veya işlev

karyotip : gre. * karyon (çekirdek, hücre) + tupos, typos (iz, işaret, damga, kalıp, baskı, model, biçim, şekil) * bir canlının hücrelerindeki kromozomların sayısı, şekli ve düzeninin tümü; genetik analizlerde organizmanın kromozomal özelliklerini gösteren standart profil

karyotyping : gre., ing. * karyon (çekirdek, hücre) + tupos, typos (iz, işaret, damga, kalıp, baskı, model, biçim, şekil) (gre.); type + ing (isim yapım eki) (ing.) * kromozomların sayısını, şeklini ve düzenini mikroskop altında inceleyerek analiz etme işlemi; genetik tanı ve araştırmalarda kullanılan laboratuvar yöntemi

karz : ara. * karaza, karada (kesmek, ayırmak, bölmek, borç almak, ödünç almak), karrada (kesmek, makaslamak, parçalamak, ayırmak; borç vermek, taksitle geri ödenmek üzere borç vermek, ödünç vermek) * birine, geri almak üzere para eya mal verme (yani maldan bir kısmı kesip vermek), kredi, borç akrad (ç.)

kas : tür. * kas (germek, sıkmak, titretmek, sallamak; adale) * vücutta hareketi sağlayan, sinir sistemi tarafından kontrol edilen, lifli ve elastik yapıdaki organlar; iskeletin hareketini sağlayan, iç organları koruyan ve güç üreten doku, adele

kas erimesi : tür. * kas (germek, sıkmak, titretmek, sallamak) + erime (çözülme, yok olma, açılma, sıvı hale gelme) + si (iyelik eki) * genellikle genetik, nörolojik veya metabolik hastalıklar sonucu ortaya çıkan, kas dokusunun zayıflaması, hacim ve fonksiyon kaybı, kas liflerinin bozulup küçülmesiyle karakterize patolojik süreç

kasa : lat., ita. * capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek), capsa (kap, hazne, mahfaza) (lat.); cassa (sandık, kutu, kap, hazne, mahfaza; para veya değerli eşya saklamaya yarayan çelik dolap; muhasebede nakit paranın toplandığı hesabın ismi) (ita.) * para veya değerli eşya saklamaya yarayan çelik dolap; muhasebede nakit paranın toplandığı hesabın ismi (case, caisse, Kasse (kasa, hazne, kutu, kılıf, bavul, valiz) (ing., fra., alm.) )

kasaba : ara. * kasaba (kesmek; sınırlamak), kasub (kesilmiş, sınırlandırılmış) * surla çevrili yerleşim, müstahkem yer; şehirden küçük, köyden büyük olan, kırsal niteliğini yitirmemiş yerleşim birimi

kasal : ara. * kasila (tembel olmak, üşenmek, isteksiz davranmak), kaslan (tembel, uyuşuk, üşengeç, isteksiz (eril) ) * tembel, uyuşuk, üşengeç, isteksiz kimse, kusala (ç.)

kasap : ara. * kasaba (kesmek; sınırlamak) * kesimci, et kesip satan kimse, kasab

kasaphane : ara., far. * kasaba (kesmek; sınırlamak), kasab (et kesen) (ara.) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) * kasaplık hayvanların veteriner denetiminde kesilip yüzüldüğü yer, kanara

kasara : lat., ita. * cassare (sallanmak) (lat.); cassero (çeyrek güverte, kısa güverte) (ita.) * geminin baş ve kıç yanında olmak üzere iki tane, asıl güverteden yüksek olan kısa güverte

kasas : ara. * kassa (anlatmak, öykülemek, hikaye etmek, nakletmek), kıssa (hikaye, öykü, anlatı) * hikayeler, öyküler; Kur'an'ın 28. suresinin ismi

kasasyon : lat. * cassatio (bozma, iptal etme) (cassare (bozmak, iptal etmek) + tio (isim yapım eki) ) * yargı sisteminde, alt mahkemelerin verdiği kararların hukuka uygunluğunu denetlemek amacıyla daha yüksek bir mahkemenin (kassasyon mahkemesi) bu kararları usul veya esas yönünden iptal etmesi işlemi

kasatura : lat. * incassare (içine sokmak, içine oturtmak, yuvasına veya kınına sokmak, oturtmak) (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + cassare (yuvaya oturtmak, kınına sokmak, muhafazasına koymak) (cassa (kasa, sandık, kutu, kap, hazne, mahfaza) + are (fiil mastar eki) ) + tura (isim yapım eki) * askerlerin bel kayışına takılı olarak taşıdıkları ve gerektiğinde süngü gibi, tüfeğin namlusu ucuna taktıkları bir çeşit bıçak

kasavet : ara. * kasva (örtmek, kaplamak, bastırmak, karartmak) * kaygı, bunalım, sıkıntı, iç sıkıntısı, tasa, üzüntü, karanlık, kasvet; kalp katılığı, acımasızlık, gaddarlık

kasd : ara. * kasada (niyet etmek, yönelmek, hedef almak, amaçlamak) * niyet, amaç, gaye, hedef, istikamet, doğru yol (cast (yöntem, yol, mesafe, dökmek) (ing.) )

kasden : ara. * kasada (niyet etmek, yönelmek, hedef almak, amaçlamak), kasd (niyet, amaç, gaye, hedef) + en (gibi, olarak) * amaçlayarak, hedef alarak, niyetli olarak, bile bile, isteyerek

kasdi : ara. * kasada (niyet etmek, yönelmek, hedef almak, amaçlamak), kasd (niyet, amaç, gaye, hedef) + i (ile ilgili, gibi, *a ait, benzer)

kase : ara. * ka’s, ke’s (kadeh, içki bardağı, küçük kap, kap, çanak, tas) * içine eşya konan hazne, kase, kap, örtü, içine alan boşluk, kapsayan alan, oyuk, çanak; uçucu, seyrelmiş (chaos, Chaos (boşluk, boş alan) (gre., ing., fra, alm.), gas, gaz, Gas (uçucu, seyrelmiş, latif, ince, hafif) (ing., fra., alm.), gauze (tülbent, ince tül, gazlı bez), cosy (kuytu, boşluklu, örten), case, caisse, Kasse (bavul, kasa, kılıf, içi boş olan hazne) (ing., fra., alm.), casa (ev, içinde barınılan boşluk, hazne) (ita.) )

kasem : ara. * kaseme (yemin etmek) * yemin, ahd, ahdetme

kaset : ara. * kasa (örtmek, kaplamak, katılaşmak, sertleşmek) + t (geçmiş zaman eki) * katı, sert, kasılmış, katılaşmış, sertleşmiş; içinde, görüntü ve seslerin veya yalnızca seslerin kaydedildiği bir manyetik şerit bulunan küçük kutu (cassette (kaset, sert nesne), cast (döküm) (ing.), cassette (kaset) (fra.) )

kasık : tür. * kas (adale, vücuda hareket sağlayan lifli yapı) + ık (isim yapım eki) * alt karın ile uyluk arasında yer alan, lenf düğümleri, damarlar, sinirler ve kasların geçtiği anatomik bölge

kasık fıtığı : tür. * kasık (alt karın ile uyluk arasında yer alan, lenf düğümleri, damarlar, sinirler ve kasların geçtiği anatomik bölge) (tür.) + fetaka (yarmak, ayırmak), fitk (yırtık, yarık, sökük, yarılma) (ara.) + ı (iyelik eki) (tür.) * karın içi organların, özellikle bağırsak halkalarının, karın duvarının zayıf bir bölgesinden dışarı doğru çıkması sonucu oluşan ve genellikle kasık bölgesinde görülen tıbbi durum

kasılmak : tür. * kas (germek, sıkmak, titretmek, sallamak) + ıl (edilgen fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * kas dokusu kendi kendine veya istemli olarak büzülmek, gerginleşmek, gerilmek, sıkılmak; kibirli davranmak, kendini beğenmiş şekilde durmak

kasım : ara. * kasama (bölmek, ayırmak, kesmek, paylaştırmak, bölüştürmek, taksim etmek, üleştirmek) * bölüştüren, paylaştıran, taksim eden; Hicri takvimde Safer’den sonra gelen ayın ismi; Türkiye'de Gregoryen takvime göre yılın on birinci ayı

kasımpatı : ara., tür., gre. * kasım (11. ay) (ara.) + pat (papatya) + ı (iyelik eki) (tür.), khrys (altın) + anthemon (çiçek) (gre.) * papatyagiller (Asteraceae) familyasına bağlı, Asya ve kuzeydoğu Avrupa'ya özgü bir bitki, krizantem

kasır : gre., ara., lat. * kaisaras (kral, hükümdar, imparator) (gre.); kasr (köşk, saray, yüksek yapı) (ara.) * hükümdarlar için şehir dışında yaptırılmış küçük saray veya köşk

kasırat-üt tarf : ara. * kasirat (kısa olanlar) + el (ön ek, artikel) + tar (bakış) * kısa bakışlılar; gözlerini sakınanlar, kocasından başkasına asla bakmayanlar

kasırga : tür. * kas (germek, sıkmak, titretmek, sallamak) + ırga (yapan, eden eki) * hızı saatte 120 km.yi aşan çok güçlü fırtına

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...