kap kacak :
tür. * kap (içine almak, kavramak, kaplamak, kapsamak, örtmek, sarmak; içine
eşya veya sıvı konan oyuk hazne, tulum, torba, kılıf, içine alan, üstünü örten)
+ kapçak (küçük kap) * tencere, tabak, çanak, çömlek, süzgeç gibi ev
eşyalarının tümü
kapabilite :
lat. * capabilitas (capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak,
yakalamak, sezmek), capax (alma, tutma, kapma, kavrama, yakalama, sezme; kap,
geniş, alabilen) + ibilis (mümkün olma, olabilirlik eki) + itas (drum eki) ) *
bir kişinin, nesnenin veya sistemin belirli bir işi yapabilme, işlevi yerine
getirebilme veya belirli bir kapasiteye sahip olma yeteneği
kapadokya :
per. * katpa (güzel, iyi) + tuka (at, atlar) * güzel atlar ülkesi; Türkiye’nin
Orta Anadolu bölgesindeki Nevşehir, Kayseri, Aksaray ve Niğde illerinin
sınırları içinde yer alan, volkanik tüflerden oluşan benzersiz kaya oluşumları,
yer altı şehirleri ve tarihî yapılarıyla ünlü, tarih boyunca farklı
medeniyetlere ev sahipliği yapmış turistik ve kültürel bölge
kapak :
tür. * kap (içine almak, kavramak, kaplamak, kapsamak, örtmek, sarmak) + ak
(-cı, yapan, eden eki) * örten şey
kapakçık :
tür. * kap (içine almak, kavramak, kaplamak, kapsamak, örtmek, sarmak) + ak
(-cı, yapan, eden eki) + çık (küçültme eki) * küçük kap, küçük örtücü
kapaklanmak :
tür. * kap (içine almak, kavramak, kaplamak, kapsamak, örtmek, sarmak) + ak
(-cı, yapan, eden eki) + lan (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * ayağı
bir yere takılarak yüzüstü düşmek; (yelkenli tekne) birdenbire çıkan güçlü,
sağanaklı bir rüzgârla devrilmek
kapaklı :
tür. * kapak (örten, kapatan) + lı (ile, birlikte, beraber, sahibi) *
Tekirdağ’ın bir ilçesi (merkezinde bulunan kaynak suyun üzerinin kapatılması,
kuyu haline getirilmesi ve ilk yerleşimin bu kuyu etrafında başlamış
olmasından)
kapalı :
tür. * kap (içine almak, kavramak, kaplamak, kapsamak, örtmek, sarmak) + a
(bağlaç) + li (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * örtülü, açık olmayan,
görünürde olmayan, dışa karşı yalıtılmış, çevreyle bağlantısı olmayan; içine
girilemeyen
kapalı devre :
tür., ara. * kapalı (örtülü, açık olmayan, görünürde olmayan, dışa karşı
yalıtılmış, çevreyle bağlantısı olmayan; içine girilemeyen) (tür.) + devr
(döndürmek, çevirmek) (ara.), tegir, tevür (döndürmek, çevirmek) (tür.) + e
(isim yapım eki) * elektrik akımının kesintisiz biçimde dolaşabildiği, uçları
birleştirilmiş sistem; harici etkileşime kapalı işleyiş veya yayın sistemi;
dışa kapalı, kendi içinde işleyen mekanizma
kapalı duruşma :
tür. * kapalı (örtülü, açık olmayan, görünürde olmayan, dışa karşı yalıtılmış,
çevreyle bağlantısı olmayan; içine girilemeyen) + duruşma (mahkemede dava
görülmesi, celse) * genellikle kamu düzeni, ahlak, devlet güvenliği veya
mağdurun korunması gibi gerekçelerle uygulanan, yalnızca yargıç, taraflar,
avukatlar ve gerektiğinde bazı görevlilerin katılabildiği, izleyici ve basına
kapalı olarak gerçekleştirilen yargı oturumu, gizlilik ilkesiyle yürütülen
mahkeme süreci
kapalı eğri :
tür. * kapalı (örtülü, açık olmayan, görünürde olmayan, dışa karşı yalıtılmış,
çevreyle bağlantısı olmayan; içine girilemeyen) + eğri (doğru, düz veya dikey
olmayan) * başlangıç ve bitiş noktaları çakışan, aralıksız ve sürekli bir çizgi
oluşturan geometrik şekil; bir düzlemde kendi üzerine kapanan ve alan
sınırlayan eğri (analitik geometri, diferansiyel geometri ve topoloji gibi
alanlarda temel kavramlardan biri)
kapalı kaplarda basınç : tür.
* kapalı (örtülü, açık olmayan, görünürde olmayan, dışa karşı yalıtılmış,
çevreyle bağlantısı olmayan; içine girilemeyen) + kap (kase, çanak, hazne) +
lar (çoğul eki) + da (yer eki) + basınç (bir kuvvet tarafından bir yüzey
üzerinde oluşturulan baskı) * kapalı kaplardaki gaz moleküllerinin hareketinden
ve ağırlıklarından dolayı gazın, kabın bütün yüzeylerine eşit olarak uyguladığı
basnç
kapalı kompozisyon :
tür., lat. * kapalı (örtülü, açık olmayan, görünürde olmayan, dışa karşı
yalıtılmış, çevreyle bağlantısı olmayan; içine girilemeyen) (tür.) +
composition (farklı öğelerin bir araya getirilmesiyle oluşan bütünlük (yazı,
beste, kimyasal bileşik vb.) ) (lat.) * resim sanatında bir yüzey üzerinde
betimlenen tüm gerçekliğin kompozisyonun sınırları içinde bulunması, sadece bir
kesiminin resmedilmesinin söz konusu olmaması durumu
kapalı tohumlular :
tür. * kapalı (örtülü, açık olmayan, görünürde olmayan, dışa karşı yalıtılmış,
çevreyle bağlantısı olmayan; içine girilemeyen) + tohum (bitkilerde döllenme
sonunda yumurtacıktan oluşan ve yeni bir bitki oluşmasını sağlayabilen tane;
çekirdek, döl) + lu (ile, birlikte, beraber, sahibi) + lar (çoğul eki) *
tohumları, kapalı bir odacık gibi olam ovaryum (yumurtalık) içinde gelişen ve
meyveyle çevrili olan bitki grubu
kapamak :
tür. * kap (içine almak, kavramak, kaplamak, kapsamak, örtmek, sarmak) + a
(bağlaç) + mak (fiil mastar eki) * örtmek, üstünü kaplamak, açık olma durumunu
sonlandırmak
kapan :
tür. * kap (içine almak, kavramak, kaplamak, kapsamak, örtmek, sarmak) + an
(isim veya sıfat yapım eki) * hayvanları yakalamak için kurulan, genellikle
mekanik olarak tetiklenen tuzak; tuzağa benzer sistem; Osmanlı döneminde “kapan
hanı” veya “kapan yeri” terimiyle belirli malların tartıldığı,
vergilendirildiği ve denetlendiği ticaret alanı
kapanca :
tür. * kap (içine almak, kavramak, kaplamak, kapsamak, örtmek, sarmak) + an
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ca (küçültme eki) * küçük kapan, kuş
tuzağı; düzen, hile (mecazi)
kapaniçe :
ita. * capannuccia (küçük kulübe, baraka) (capanna (kulübe, baraka) + uccia
(küçültme eki) ) * kır veya bahçe gibi açık alanlarda, basit malzemelerle
yapılmış, küçük ve sade yapılı kulübe veya baraka; padişah ve yüksek rütbeli
din ve devlet görevlilerinin giydiği kolsuz, geniş yakalı kürk
kapanmak :
tür. * kap (içine almak, kavramak, kaplamak, kapsamak, örtmek, sarmak) + an
(dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * örtünmek, üstü kaplanmak, açık
olma durumu sonlandırılmak
kapari :
gre. * kapparis (kapari çalısı, gebreotu) * gebreotunun turşusu yapılan veya
bahar olarak kullanılan çiçek tomurcuğu veya yemişi, gebre
kaparo :
lat., ita. * caput (baş, kafa, tepe), capere (almak, içine almak, tutmak,
kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) (lat.); caparra (ön ödeme, depozito)
(ita.) * ön ödeme, güvence akçesi; bir satın alma veya kiralama işlemi
öncesinde, tarafların anlaşmasını güvence altına almak için verilen ön ödeme
kaparoz :
lat. * capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek)
+ osus (isim yapım eki; ile ilgili, gibi) * bir görevi kötüye kullanarak,
yolsuz olarak veya zorla elde edilen mal, para, rüşvet
kapasitans :
lat. * capacitas (alabilme yetisi, hacim, yeterlik) (capere (almak, içine
almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek), capax (alma, tutma, kapma,
kavrama, yakalama, sezme) + itas (ile ilgili olma) ) + entia (durum eki)
(lat.); capacitance (fra.) * bir iletkenin elektrik yükünü depolama yetisi
(kapasitesi); bir kondansatörün iki ucu arasındaki potansiyel fark başına
depoladığı yük miktarı, elektriksel sığa
kapasite :
lat. * capacitas (alabilme yetisi, hacim, yeterlik) (capere (almak, içine
almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek), capax (alma, tutma, kapma,
kavrama, yakalama, sezme; kap, geniş, alabilen) + itas (ile ilgili olma) ) (lat.);
capacité (fra.) * bir şeyin alabileceği en büyük miktar, hacim, taşıma veya
üretim sınırı; bir kişinin veya şeyin yapabilme gücü, yeterliliği, yeteneği
kapasitif :
lat. * capacitas (alabilme yetisi, hacim, yeterlik) (capere (almak, içine
almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek), capax (alma, tutma, kapma,
kavrama, yakalama, sezme) + itas (ile ilgili olma) ) + ivus (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) (lat), capacitive (fra.) * kapasitansla (elektriksel sığa)
ilgili olan, kapasitans özelliği taşıyan
kapasitör :
lat. * capacitas (alabilme yetisi, hacim, yeterlik) (capere (almak, içine
almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek), capax (alma, tutma, kapma,
kavrama, yakalama, sezme) + itas (ile ilgili olma) + or (-cı, -ci, yapan, eden eki)
* yükleri depolayabilen ve devrelerde enerjinin depolanması ve salınması için
kullanılan devre elemanı ve elektriksel bileşen, sığaç
kapatmak :
tür. * kap (içine almak, kavramak, kaplamak, kapsamak, örtmek, sarmak) + at
(bağlaç) + mak (fiil mastar eki) * örtmek, üstünü kaplamak, açık olma durumunu
sonlandırmak
kapçak :
tür. * kap (içine almak, kavramak, kaplamak, kapsamak, örtmek, sarmak) + çak
(isim yapım eki) * uzun saplı büyük çengel, kanca; kale kuşatmasında, kale
duvarlarına takılarak tırmanmayı sağlayan uzun saplı büyük kanca
kapela :
lat. * capella (küçük kilise, ibadet odası) (cappa (pelerin, aba, dini giysi) +
ella (küçültme eki) ) (lat.); chapelle (fra.) * kilise dışında veya içinde
bulunan, dini ayinler veya ibadet için kullanılan, ana kiliseye bağlı küçük ve
bağımsız bir ibadet mekanı, şapel
kapellemeister :
lat., alm. * capella (küçük şapel, ibadet odası) (lat.); kapelle + meister
(usta, efendi, ağa, hoca, öğretmen) (alm.) * şapel korosunun ustası; orkestra
şefi
kapesitabin :
lat., gre. * capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak,
sezmek) (lat.) + citabine (sitozin türevlerinden kemoterapötik ilaç grubu son
eki) (kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) (gre.) + abine (nükleozid
türevi eki) ) (lat.) * sentetik, oral yolla alınan, vücutta aktif forma
dönüşerek DNA sentezini bozan ve özellikle kanser hücrelerinin bölünmesini
engelleyen, kolorektal, meme ve mide kanseri gibi çeşitli solid tümörlerde
kullanılan bir kemoterapi ilacın etken maddesi (C15H22FN3O6)
kapı :
tür. * kap (içine almak, kavramak, kaplamak, kapsamak, örtmek, sarmak) + ı
(isim yapım eki) * örten, kapanan, kapatan, kaplayan, aralık, aralayan, geçiş
boşluğu; devlet dairesi, giriş yeri, geçit, saray, yüksek makam) (cap (kafayı
kapatan, kep), gap (aralık, boşluk), gape (aralamak) (ing.) )
kapı ağası :
tür. * kapı (örten; devlet dairesi, giriş yeri, geçit, saray, yüksek makam) +
ağa (bey, efendi, büyük kişi) + sı (iyelik eki) * Osmanlı sarayında, padişahın
çalışma mekanı da olan Enderun bölümü ile tüm Osmanlı saraylarının başı olan
beyaz ırka mensup hadım yönetici
kapı çuhadarı :
tür., far. * kapı (örten; devlet dairesi, giriş yeri, geçit, saray, yüksek
makam) (tür.) + çuhadar (çuha (kumaş) taşıyan, muhafızlık ve hizmet görevinde
bulunan kişi) (çuha (ince yünlü kumaş) + dar (tutan, alan, taşıyan, koruyan,
sahip olan, edinen) ) (far.) * Osmanlı saray ve taşra teşkilatında, yüksek
rütbeli devlet adamlarının veya padişahın emirlerini iletmek, haber götürmek,
protokol düzenini sağlamak ve gerektiğinde teftiş yapmakla görevli memur
kapı kethüdası :
tür., far. * kapı (örten; devlet dairesi, giriş yeri, geçit, saray, yüksek
makam) (tür.) + kethuda (Osmanlı döneminde, zengin kimselerin veya devlet
mensuplarının buyruğunda çalışan, onların bazı işlerini gören kimse) (kad,
kade, ket (ev) + huda (sahip, efendi, reis, emir, amir) ) (far.) + sı (iyelik
eki) (tür.) * Osmanlı döneminde, Osmanlı egemenliği altındaki beyliklerin,
yabancı devletlerin, eyalet valilerinin, vezirlerin ve beylerbeylerinin
devletle ilgili işlerine bakan görevli
kapı oğlanı :
tür. * kapı (örten; devlet dairesi, giriş yeri, geçit, saray, yüksek makam) +
oğlan (doğmuş olan, evlat, erkek çocuk) (oğ (soydan gelmek, doğmak, çocuk
sahibi olmak) + lan (isim yapım eki) ) + ı (iyelik eki) * kapı çuhadarı yamağı
kapıcı :
tür. * kapı (örten; devlet dairesi, giriş yeri, geçit, saray, yüksek makam) +
cı (ile ilgili, yapan, eden eki) * kapıyla ilgili işi yapan kişi, kapıda duran,
kapıyı bekleyen veya gözeten görevli
kapıkulu :
tür. * kapı (örten; devlet dairesi, giriş yeri, geçit, saray, yüksek makam)
(tür.) + kul (erkek köle, esir, hizmetçi) (ara.) + u (iyelik eki) (tür.) *
Osmanlı Devleti'nin sürekli ordusunu oluşturan ve doğrudan padişaha bağlı olan
yaya, atlı ve teknik sınıftan asker ocaklarına ve bu sisteme verilen isim
kapışmak :
tür. * kap (içine almak, kavramak, kaplamak, kapsamak, örtmek, sarmak) + ış
(işteş fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir şeyi aynı anda ele geçirmek
amacıyla karşılıklı olarak kapmak, çekişmek
kapibara :
por., tup. * capivara (capi (su) + vara (domuz) (por.); kapi (su) + yva (domuz)
(tup.) * Güney Amerika kökenli olan, su kenarlarında yaşayan ve sürü halinde
hareket eden, dünyanın en büyük otobur memelisi olan kemirgen
kapik :
rus. * kop’yo (mızrak) * Rusya, Belarus ve Transdinyester'de kullanılan ve ana
para biriminin (ruble) yüzde birine (1/100) eşit olan madeni para birimi
kapiler :
lat. * capillus (saç, saç teli) (cap, caput (baş, kafa, tepe) + pilus (tüy,
kıl, saç teli) ) + aris (gibi, ile ilgili) * en ince kan damarı, kılcal damar
kapillarite :
lat. * capillus (saç, saç teli) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) +
itas (isim yapım ve durum eki) * kılcal olma durumu; sıvıların çok ince borular
(kılcal damarlar) içinde yüzey gerilimi etkisiyle yükselmesi veya alçalması
olayı
kapiller :
lat. * capillus (saç, saç teli) (cap, caput (baş, kafa, tepe) + pilus (tüy,
kıl, saç teli) ) + aris (gibi, ile ilgili) * en ince kan damarı, kılcal damar
kapiller dolum süresi :
lat., tür. * capillaris (kılcal damar) (lat.) + dolum (bir boşluğun, iç hacmin
katı, sıvı veya gaz madde ile kaplanması) + süre (zaman, vakit) + si (iyelik
eki) (tür.) * kılcal damarların yeniden kanla dolmasının ne kadar sürdüğünü
gösteren klinik ölçüm süresi
kapiller permeabilite :
lat. * capillaris (kılcal damar) + permeabilis (içinden geçilebilir, geçirgen)
(per (içinden, boyunca, arasından, sayesinde, aracılığıyla, yoluyla,
vasıtasıyla, dolayısıyla, boyunca, tamamen, tümden; başına, beher) + meare
(geçmek, akmak) + ibilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) ) + itas (isim
yapım ve durum eki) * kılcal damarların (kapillerlerin) sıvı ve çözünmüş
maddeleri çevre dokuya ne ölçüde geçirebildiğini, yani geçirgenlik özelliğini
ifade eden terim
kapital :
lat. * caput (baş, kafa, tepe) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
sermaye, ana para (kafa, Kopf (baş) (tür., alm.), cap (başlık, tepe, zirve,
şapka, kapak) (ing.) )
kapitalist :
lat. * caput (baş, kafa, tepe) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ista
(-ci, yapan, eden, destekleyen) * sermayeci, sermaye yanlısı; ekonomik sistemde
özel mülkiyete dayalı sermaye birikimini ve üretim araçlarının bireyler veya
şirketler tarafından kontrolünü savunan kişi veya görüş
kapitalizasyon :
lat. * caput (baş, kafa, tepe) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) +
izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) * bir
varlığın veya gelirin sermayeye dönüştürülmesi, sermaye miktarının hesaplanması
veya piyasa değerinin belirlenmesi
kapitalizm :
lat. * caput (baş, kafa, tepe) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) +
ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * özel mülkiyete dayalı
sermaye birikiminin, serbest piyasa ekonomisinin ve kar amacı güden üretim ve
ticaretin egemen olduğu düzen
kapitat :
lat. * capitatus (başlı, baş biçiminde genişlemiş) (capitare (baş oluşturmak,
baş biçiminde olmak) (caput (baş, kafa; önderlik, ana bölüm) + are (fiil mastar
eki) ) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * baş biçiminde genişlemiş
veya baş taşıyan yapıya sahip olan, özellikle botanik ve zoolojide küresel veya
başçık oluşturan, baş şeklinde veya kafa biçiminde olan
kapitone :
fra. * caper (örtmek, kaplamak) + iton (dolgunluk, kabartma anlamı katan isim
yapım eki) + é (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * kumaş veya deri üzerine
pamuk, yün veya başka dolgu malzemesi konarak yapılan ve genellikle yumuşaklık
ve kabartma efekti veren dikişli kaplama tekniği
kapitulum :
lat. * caput (baş, kafa; önderlik, ana bölüm) + ulum (küçültme eki) * özellikle
botanikte çok sayıda küçük çiçeğin kısa bir eksen üzerinde toplanarak
oluşturduğu başçık biçimli çiçek yapısı; ayrıca anatomi ve zoolojide küçük baş
veya başçık biçimli yapı
kapitülasyon :
lat. * capitulare (belgeleri, metinleri veya kanunları maddelere ayırmak, her
maddeyi başlık veya bölüm haline getirmek) (capitulum (küçük başlık, madde)
(caput (baş, kafa, tepe) + ulum (küçültme eki) ) + are (fiil mastar eki) ) +
tio (isim yapım eki) * Osmanlı İmparatorluğu ile Avrupa devletleri arasında
imzalanan ve yabancı devletlere bazı ayrıcalıklar tanıyan, genellikle ticari ve
yargı alanındaki özel hakları içeren antlaşma veya anlaşma
kapkaç :
tür. * kap (içine almak, kavramak, kaplamak, kapsamak, örtmek, sarmak) + kaç
(kurtulmak amacıyla ayrılıp gitmek, uzaklaşmak, hızla ilerlemek, fıymak,
tüymek) * bir nesnenin ani ve hızlı bir şekilde, özellikle sokakta veya
kalabalıkta çalınması ve failin hemen oradan kaçması eylemi
kapkara :
tür. * kap (pekiştirme öneki) + kara (siyah, koyu renk) * çok siyah, tamamen
siyah, kopkoyu, zifiri siyah
kaplamak :
tür. * kap (içine almak, kavramak, kaplamak, kapsamak, örtmek, sarmak) + la
(etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir yüzeyin veya nesnenin üstünü
tamamen veya kısmen örtmek, örtü ile donatmak veya korumak; açık olma halini
sonlandırmak (musluk, kapı, elektrik vb.) (capacity, capacité, Kapazität
(kapasite, kapsam), capability (kabiliyet, yetenek), cup, coupe (kap, kase),
cab (kabin), cabin, cabine, Kabine (kabin, odacık), cap (şapka, başı kapsayan),
cope (kaplamak, örtü) (ing.), capote (kaput) (fra.) )
kaplan : ara.
* kablan (kedigillerden etçil yırtıcı hayvan) ) * genellikle sarımsı-kahverengi
kürkü üzerinde belirgin siyah çizgileri bulunan, Asya ormanlarında yaşayan,
büyük ve güçlü, etçil bir yırtıcı kedi türü
kaplanboğan :
ara., tür. * kaplan (kedigillerden etçil yırtıcı hayvan) + boğ (sıkmak,
sıkıştrmak, bastırmak) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * güçlü, etkili
veya ezici (mecazi), itboğan
kaplıca :
tür. * kapalı (örtülü) + ılıca (hamam, sıcak su kaynağı, kaynarca) * sıcak
yeraltı sularının yeryüzüne çıktıkları kaynakların (kaynarcaların) çevresine
kurulan hamam görünümündeki tesis
kaplumbağa :
tür. * kaplu (örtülü, kabuklu) (tür.) + baka, bağa (kurbağa; boynuzumsu veya
kireçli örtü, boğumlu kabuk) (san.), kurbaka (tür.) * kaplumbağalar grubundan,
çok sert ve kemiksi bir kabuk içinde yaşayan, dört ayaklı, dişsiz gaga ağızlı,
çok ağır yürüyen, sürüngen bir hayvan
kapmak :
tür. * kap (içine almak, kavramak, kaplamak, kapsamak, örtmek, sarmak) + mak
(fiil mastar eki) * yakalamak, tutmak, kavramak, içine almak (capture
(yakalamak, kapmak), captive (esir, yakalanmış olan) (ing.), kapieren (kapmak)
(alm.) )
kapni :
gre. * kapnos (duman) * solunum ve gaz değişiminde önemli rol oynayan, yanma
veya metabolik süreçler sonucu ortaya çıkan renksiz, kokusuz ve havadan ağır
bir gaz olan karbondioksit (CO2) gazı anlamında kullanılan terim
kapnisit :
gre. * kapnos (duman) + ite (element, kayaç ve mineral eki) * karbondioksit
(CO2) gazı içeren veya karbondioksitle ilgili madde veya bileşik
kapnografi :
gre. * kapnos (duman) + graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı,
yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * solunum
sırasında hastanın nefes verdiği havadaki karbondioksit yoğunluğunu zaman
içinde sürekli ölçerek grafik şeklinde gösteren, solunum fonksiyonlarının
değerlendirilmesinde kullanılan bir izleme tekniği
kapora :
lat. * capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek)
* ön ödeme, güvence akçesi; bir satın alma veya kiralama işlemi öncesinde, tarafların
anlaşmasını güvence altına almak için verilen ön ödeme
kaporta :
lat., fra. * cappa, capa (örtü, pelerin, kapüşon) (lat.); capote (fra.) *
otomobil veya diğer motorlu araçların motor, yolcu ve yük bölümlerini örten,
taşıyıcı iskeletin üzerinde şekillenen dış metal veya plastik yapı olarak araç
gövdesi ve koruyucu kabuk işlevi gören bileşen
kaposi sarkomu :
mac., gre., tür. * kaposi (Macar asıllı Avusturyalı dermatolog Moritz
Kaposi’nin soyadından) (mac.) + sarx (et, beden dokusu) + oma (tümör, kabarma,
şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) *
bağışıklık sistemi baskılanmış hastalarda ortaya çıkan, deri ve iç organlarda
lezyonlar oluşturan, ilk kez Moritz Kaposi tarafından tanımlanmış nadir ve kötü
huylu bir tümör türü
kappa :
gre., jap. * kappa (Yunan alfabesinin 1. harfi) * Yunan alfabesinde k sesi
veren on birinci harf; Japon folklorunda yer alan, su kenarlarında yaşadığına
inanılan, yeşil deri, kabuklu sırt ve uzun dudaklara sahip, genellikle şehvet
düşkünü ve insanları tuzağa düşüren vampir benzeri yaratık
kaprekar sabiti :
san., ara. * kaprekar (Hint matematikçi Dattatreya Ramchandra Kaprekar’ın
soyadından) (san.) + sabit (duran, durağan, değişmez, değişmeyen, hareketsiz)
(ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * dört basamaklı bir sayının rakamlarının
büyükten küçüğe ve küçüğe büyük sıraya dizilip, büyük sayıdan küçük sayının
çıkarılması ve çıkan sonucun tekrar aynı işlemden geçirilmesi sonucunda
ulaşılan sabit 6174 sayısı
kapreomisin :
lat., gre. * capreolus (küçük keçi, yabani keçi, küçük karaca) (capra (keçi,
dişi keçi), caprus (erkek keçi, teke) + olus (küçültme eki) ) (Streptomyces
capreolus bakterisinden) (lat.) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma)
(gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * tüberküloz (verem)
tedavisinde kullanılan, ilaca dirençli tüberküloz vakalarında diğer
antibiyotiklerle kombinasyon halinde, kas veya damar içine enjeksiyon yoluyla
uygulanan ikinci basamak bir peptid antibiyotik (C25H44N14O8)
kapriçyo :
lat., ita. * capriccio (capra (keçi, dişi keçi) (lat.) + iccio (küçültme eki)
(ita.) * keçi gibi (inatçı); müzikte veya diğer sanat alanlarında, serbest
formda, neşeli, ani ve beklenmedik değişiklikler içeren, duygusal ve yaratıcı
özgürlüğü vurgulayan eser veya performans türü; beklenmedik değişmeleri olan,
kaprisli
kapris :
lat., ita. * capriccio (capra (keçi, dişi keçi) (lat.) + iccio (küçültme eki)
(ita.) * düşüncesiz, tutarsız, keyfi, geçici, değişken, huysuz ve inatçı istek
veya davranış
kaprofaji :
gre. * kopros (dışkı) + phagia (yeme, yutma) (phagein (yemek, yutmak, tüketmek)
+ eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * dışkı yeme hastalığı
kapsaisin :
lat. * capsicum (biber cinsi) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) *
özellikle acı biberlerde bulunan ve biberin yakıcılığını, acılığını sağlayan,
sinir uçlarını uyararak yanma hissi oluşturan ve hem gıda hem de tıbbi
amaçlarla kullanılan doğal bir alkaloid bileşik (C18H27NO3)
kapsam :
tür. * kap (içine almak, kavramak, kaplamak, kapsamak, örtmek, sarmak) + sam
(isim yapım eki) * bir kavramın, planın, yasanın, çalışmanın veya etkinliğin
içerdiği konular, sınırlar ve geçerlilik alanını belirten, içine aldığı her
şeyi tanımlayan bütünsel çerçeve, içine alma, içerme, içerik, muhteviyat
(capacity, capacité, Kapazität (kapasite, kapsam), capability (kabiliyet,
yetenek), cup, coupe (kap, kase), cab (kabin), cabin, cabine, Kabine (kabin,
odacık), cap (şapka, başı kapsayan), cope (kaplamak, örtü) (ing.), capote
(kaput) (fra.) )
kapsamak :
tür. * kap (içine almak, kavramak, kaplamak, kapsamak, örtmek, sarmak) + sam
(isim yapım eki) + sa (ek) + mak (fiil mastar eki) * içine almak, içinde
bulundurmak, içermek
kapsid :
lat., gre. * capsa (kutu, sandık, muhafaza, kılıf, kabuk, kap, konteyner) +
oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) * virüslerin DNA
veya RNA gibi genetik materyalini dış etkenlerden koruyan ve virüs partikülünün
yapısal bütünlüğünü sağlayan, genellikle simetrik yapıda protein alt
birimlerinden oluşmuş olan ve nükleik asidi çevreleyen dış kılıf
kapsit :
lat., gre. * capsa (kutu, sandık, muhafaza, kılıf, kabuk, kap, konteyner) +
oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) * virüslerin DNA
veya RNA gibi genetik materyalini dış etkenlerden koruyan ve virüs partikülünün
yapısal bütünlüğünü sağlayan, genellikle simetrik yapıda protein alt
birimlerinden oluşmuş olan ve nükleik asidi çevreleyen dış kılıf
kapsomer :
lat., gre. * capsa (kutu, sandık, muhafaza, kılıf, kabuk, kap, konteyner)
(lat.) + meros (parça, bölüm, kısım, birim) (gre.) * virüslerin genetik
materyalini çevreleyen protein kılıf olan kapsidi oluşturan, yapısal olarak
tekrarlanan protein alt birimlerinden her birine verilen isim
kapsül :
lat. * capsula (capsa (kutu, sandık, muhafaza, kılıf, kabuk, kap, konteyner) +
ulus, ula (küçültme eki) ) * içeriği dış etkenlerden koruyan ve kontrollü salım
sağlayan, tıpta ilaç taşıyıcı olarak, teknolojide ve uzay bilimlerinde ise
koruyucu, kapalı yapı birimi olarak kullanılan küçük, muhafazalı bir form;
içine toz veya sıvı halde madde konan küçük kap
kapsülasyon :
lat. * capsula (capsa (kutu, sandık, muhafaza, kılıf, kabuk, kap, konteyner) +
ulus, ula (küçültme eki) ) + tio (isim yapım eki) * bir maddeyi, veriyi veya
bileşeni koruyucu bir dış katmanla kaplayıp hapsederek dış etkenlerden gizleme
ve kontrollü şekilde salma işlemi, kapsül haline getirme işlemi
kapsülotomi :
lat. * capsula (capsa (kutu, sandık, muhafaza, kılıf, kabuk, kap, konteyner) +
ulus, ula (küçültme eki) ) (lat.) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme)
(tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) )
(gre.) * özellikle göz veya eklem kapsülünün cerrahi yolla kesilip açılması
kaptan :
lat. * capitaneus (caput (baş, kafa, tepe) + aneus (ile ilgili, gibi, -a ait) )
* geminin veya birimin lideri olarak en üst düzey komutayı üstlenen kişi
kaptan-ı derya :
lat., ara., far. * capitaneus (kaptan) (lat.) + ı (tamlama eki) (ara ) + darya,
derya (deniz, nehir) (far.) * Osmanlı İmparatorluğu’nda donanmanın en üst düzey
komutanı, yani amirali ifade eden “denizin kaptanı” anlamındaki ünvan
kaptırmak :
tür. * kap (içine almak, kavramak, kaplamak, kapsamak, örtmek, sarmak) + tır
(etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * kişinin kontrolü dışında, genellikle
dikkatsizlik veya zorlayıcı durumlar sonucu bir şeyi başkasına vermesi,
kaybetmesi veya olumsuz bir duruma uğraması eylemi
kaptopril :
lat. * capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak,
sezmek), captare (yakalamak, tutmak) + pril (ACE (anjiyotensin dönüştürücü
enzim) inhibitörü eki) * hipertansiyon ve kalp yetmezliği tedavisinde
kullanılan, vücutta anjiyotensin dönüştürücü enzimin etkisini engelleyerek
damarların genişlemesini sağlayan ve böylece kan basıncını düşüren kimyasal
bileşik olarak kullanılan bir ACE inhibitörü (C9H15NO3S)
kapuçin :
lat. * cappa, capa (örtü, pelerin, kapüşon) (lat.) + iccino (lüçültme eki)
(ita.) * adını İtalyan Capuchin keşişlerinin kapüşonlu cübbelerinden alan,
belirgin kapüşon benzeri yüz ve kafa desenleriyle tanınan, Orta Amerika ve
Güney Amerika ile beraber Arjantin'in kuzeyine kadar olan bir bölgede yaşayan
Cebinae alt familyasına ait zeki ve sosyal bir Yeni Dünya maymunu türü
kapuçino :
lat. * cappa, capa (örtü, pelerin, kapüşon) (lat.) + uccio, iccio, iccino
(lüçültme eki) (ita.) * İtalya’da keşişlerin kapüşonlu pelerini çağrıştıran
adını taşıyan, espresso bazlı, süt köpüğüyle servis edilen kremamsı dokulu
popüler bir İtalyan kahvesi türü
kapuska :
sla., bul. * kapustra (lahana) (sla.), kapuski (bul.) * lahana, özellikle
lahana yemeği veya lahana içeren geleneksel Türk ve Balkan mutfağı yemeği
kaput :
lat., fra., alm. * caput (baş, kafa; önderlik, ana bölüm), cappa, capa (örtü,
pelerin, kapüşon) (lat.); capot (örtü, başlık, kapak) (fra.); Kaputt (bozuk,
çalışmaz durumda, kırık) (alm.) * motorlu araçlarda motor bölümünü örten ve
açılıp kapanabilen metal kapağı; işlevsiz, arızalı, harap olmuş
kapuz :
tür. * kapuz (kıstırılmış yer, dar geçit, yarık) * genellikle kireçtaşı,
kumtaşı gibi suyu kolaylıkla geçiren katmanlar içinde görülen, bir akarsuyun
oyarak oluşturduğu, yamaçları duvar gibi dik, dar koyak (iki dağ veya tepe
arasında kalan çukur yer veya dere boyu), kapız, kanyon; içine girilemeyecek
denli sık orman
kapüşon :
lat., fra. * capuchon (cappa, capa (örtü, pelerin, kapüşon) (lat.) + uchon
(küçültme eki) ) * bir üst giysisinin yakasına ilikli durumda olup gerektiğinde
başa geçirilebilen başlık; giysilerde başı veya omuzları örten kapüşon, ayrıca
bazı törenlerde veya kostümlerde kullanılan başlık veya küçük kapak
kapya :
bul.. * kapija (büyük kapı, geçit) * kırmızı biber olarak da anılan, kırmızı
renkli, tatlı, etli, konik şekilli ve özellikle közleme, salça ile baharat,
dolma ve közleme yapımında kullanılan bir biber türü, büyükçene, capsicum
annuum grossum
kar :
ara. * kar (kazanç, fayda, artı değer, güç, emek, iş, güç) * ticaret, emek veya
yatırım sonucunda elde edilen maddî veya manevi artı kazancı ifade eden,
özellikle ekonomik bağlamda kullanılan bir terim
kar :
tür. * kar (suyun yarı katı hali olan ve altıgen kristaller halinde yeryüzüne
düşen beyaz renkli yağış türü) * soğuk havalarda bulutlardan düşen ve yeryüzüne
ulaşmadan önce kristalleşmiş su buharından oluşan beyaz, yumuşak ve hafif buz
tanecikleri
kar :
tür. * kar (toplamak, bir araya getirmek, cem etmek) * toplamak, bir araya
getirmek, cem etmek, karmak, yığmak
kar marjı :
far., lat. * kar (kazanç, fayda, artı değer, güç, emek, iş, güç) (far.) +
margo, marginis (kenar, sınır; kenar boşluğu) (lat.) * bir ürün veya hizmetin
satışından elde edilen kazancın maliyete veya satış fiyatına oranla
hesaplandığı, işletmelerin kârlılık düzeyini gösteren temel bir finansal ölçüt
kar payı :
far., tür. * kar (kazanç, fayda, artı değer, güç, emek, iş, güç) (far.) + pay
(ayak, adım, basamak, kademe, ayak izi; ard, arka; işaret, nişan; hisse, kısım,
bölüm, parça, oran) (far.) + ı (iyelik eki) (tür.) * bir işletmenin elde ettiği
net kazancın ortaklara, sermaye oranları nispetinde dağıtılan kısmını ifade
eden ve genellikle temettü terimiyle eş anlamda kullanılan bir finansal kavram
kar sabanı : tür.
* kar (beyaz yağan buz taneciği, kristalleşmiş yağış) + saban (toprak sürmeye
yarayan alet; ön yüzeyle iterek temizleyen araç) + ı (iyelik eki) * kar yağışı
sonrası karla kaplanmış yolları temizlemek amacıyla taşıtların önüne takılan ve
itme kuvvetiyle karı kenara süpüren geniş metal levhadan oluşan bir kar
temizleme aracı
kara :
tür. * kara (siyah, koyu renkli, karanlık; toprak, yer, yeryüzü) * en koyu renk
olan siyahı ifade eden ve hem fiziksel renk hem de soyut olumsuzluk (yas,
hüzün, kasvet, melankoli, karanlık) anlamlarında kullanılan bir renk ismi;
toprak, yer, yeryüzü
kara ardıç :
tür. * kara (koyu renkli, sert, dayanıklı) + ardıç (Juniperus cinsine ait iğne
yapraklı bir ağaç veya çalı türü) * Güney Avrupa'da yetişen, koyu renkli ve
dayanıklı odunu olan, Juniperus cinsine ait bir ardıç ağacı türü
kara asma :
tür. * kara (koyu renkli, genellikle siyah veya koyu mor) + asma (üzüm bitkisi)
(as (tutunmak, sarkmak) + ma (isim yapım eki) ) * koyu renkli üzüm taneleri
veren ve özellikle şarap üretiminde kullanılan üzüm bitkisi türü
kara bakal :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + bakal * karatavukgiller (Turdidae)
familyasından siyah tüylü, meyve ve böceklerle beslenen ötücü bir kuş türü,
karatavuk, boz bakal (dişi), turdus merula
kara cahil :
tür. * kara (siyah, koyu renkli, karanlık; kötü, ağır) (tür.) + cahil
(bilgisiz, ilimsiz) (ara.) * hiçbir eğitim, bilgi veya farkındalık düzeyine
sahip olmayan, çok cahil
kara delik :
tür. * kara (siyah, koyu renkli, karanlık; kötü, ağır) + delik (bir şeyin içine
doğru açılmış giriş, açıklık) * ışığın dahi kaçamayacağı kadar yoğun
yerçekimine sahip, büyük kütleli yıldızların kendi içine çökmesiyle oluşan ve
uzay-zamanı derin biçimde bükerek her şeyi yutan astronomik oluşum
kara kış :
tür. * kara (siyah, koyu renkli, karanlık; kötü, ağır) + kış (genellikle soğuk,
kar yağışlı ve bitkisel büyümenin yavaşladığı dört mevsimden biri (sonbahar ile
ilkbahar arasındaki mevsim) * aşırı soğuk, sert ve uzun süren zorlu kış mevsim
kara kuvvetleri :
tür., ara. * kara (toprak, yer, yeryüzü) (tür.) + kuvvet (güç, kudret) (ara.) +
ler (çoğul eki) + i (iyelik eki) * yeryüzünde savaş ve savunma görevlerini
üstlenen ordu birimi
kara lahana :
tür., lat. * kara (koyu renkli, siyah) + gre. * lahano (sebze, her türlü sebze;
lahana) (gre.)
kara liste :
tür., lat. * kara (siyah, koyu renkli, karanlık; kötü, ağır) (tür.) + lista
(kayıt, sıralama) (lat.) * içinde bulunmanın olumsuz ve yasaklayıcı sonuçlar
doğurduğu, güvenilmeyen veya erişimi engellenen kişi veya nesnelerin
kaydedildiği resmi veya gayriresmi liste
kara mizah :
tür., ara. * kara (siyah, koyu renkli, karanlık; kötü, ağır) (tür.) + mizah
(gülmece, şaka, espri, nükte) (ara.) * ağır ve tabulaşan konuları (ölüm,
hastalık, şiddet gibi) alaycı, ironik ve çoğu zaman rahatsız edici bir şekilde
ele alarak düşündürmeyi amaçlayan, geleneksel mizah anlayışından ayrılan
karanlık ve sert bir mizah türü
kara para :
tür. * kara (siyah, koyu renkli, karanlık; kötü, ağır) + para (maddi değer,
nakit) * suç, yolsuzluk veya yasa dışı faaliyetler sonucu elde edilen, kaynağı
gizlenerek ekonomiye yasal olmayan yollarla sokulmaya çalışılan maddi değer
kara sevda :
tür., ara. * kara (koyu renkli, siyah) (tür.) + sevda (kara şey, siyah şey,
siyahlık; kara safra, melankoli, eski tıbba göre insanı oluşturan dört unsurdan
biri; akıl dışı arzu, tutku) * çok güçlü, karşılık görmeyen, umutsuz, olanaksız
aşk
kara turp :
tür., far. * kara (koyu renkli, siyah) + turb (turpgiller (Brassicaceae)
familyasından sebze olarak tüketilen bir bitki türü, raphanus sativus) (far.) *
turpgiller familyasının iri beyaz köklü ve etli türlerinden biri
karaağaç :
tür. * kara (sert, dayanıklı; siyah, koyu renkli) + ağaç (kalın gövdeli ve
dallı bitki) * dayanıklı ve koyu renkli odunu ile bilinen, Celtis cinsine ait
bir ağaç türü
karabacak :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + bacak (gövdenin belden aşağı olan alt
bölümü, sap veya gövde) * pancar fidelerinde gelişerek, fidenin cılız kalmasına
veya ölümüne yol açan, yerleştiği bölgeleri kara beneklerle örten asklı mantar
ve bu mantarın yol açtığı hastalık
karabağlar :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + bağ (iliştirmek, birleştirmek; üzüm
yetiştirmek amacıyla düzenli şekilde dikilmiş, bakımı yapılan, genellikle
ağaçlık ve diğer bitkilerden ayrılmış tarla veya arazi parçası) + lar (çoğul
eki) * İzmir’in bir ilçesi
karabaldır :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + baltır (bitki gövdesi, bitki ve yaprak sapı;
bacak) * nemli yerlerde yetişen birçok eğreltiotu türünün ortak adı,
baldırıkara
karabalık :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + balık (su canlısı) * gövdesi koyu renkli
olan, özellikle tatlı sularda yaşayan bazı balık türlerine halk arasında
verilen genel ad (özellikle sazangiller (Cyprinidae) familyasından lepistes,
kadife balığı (Tinca tinca); tatlı su kayası
karaballık :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + ballık (mantar kümesi) * bazı böceklerin
çıkardığı şekerli sıvıya yapışarak yaprak, filiz ve meyvelerin kurum karası bir
renkle kaplanmasına yol açan bir ilkel mantar ve bu mantarın yol açtığı
hastalık
karabasan :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + bas (aşağı itmek, aşağı darbelemek,
sıkıştırmak) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * uykuda, özellikle uyanma
ile uykunun birleştiği anda, kişinin hareket edememesi ve üstüne bir ağırlık
çökmüş gibi hissetmesiyle ortaya çıkan, bilimsel olarak uyku felci (lat.
paralysis hypnagogica) adı verilen durum; halk inancında cin veya kötü ruhun
bastığına inanılan korkutucu bir olay
karabaş :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + baş (ilk olan, tepede olan, tepe, uç, ön;
kafa; şef, yönetici, lider, reis) * Akdeniz iklimine özgü, koyu renkli çiçek
veya tepe kısmıyla ayırt edilen, genellikle kuru veya taze olarak bitkisel ilaç
yapımında kullanılan bitki türü (lamiaceae)
karabatak :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + batak (batan, batmaya yatkın olan, dalan) *
genellikle koyu renkli tüyleri olan, su altına uzun süre dalabilme yeteneğiyle
bilinen, balıkla beslenen bir kuş türü (Phalacrocorax carbo); aniden ortadan
kaybolan kimse (mecazi)
karabet :
ara. * karib (yakın), karaba (yaklaşmak) + et (durum eki) * ortak ilişkilerin
ve niteliklerin bulunması durumu, yakınlık; akrabalık, hısımlık
karabiber :
tür., gre. * kara (koyu renkli, siyah) + peperi, piperi (acı veya baharatlı
bitki tohumları) (pep, pip (boru) + eri (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) )
(gre.) * Hindistan kökenli, kurutulmuş siyah taneleri yemeklerde baharat olarak
kullanılan, tırmanıcı bir bitki türü olan Piper nigrum'un meyvesi
karabin :
ara. * karib (yakın), karaba (yaklaşmak), kurban (yaklaşan, yakınlaşan) *
yaklaşanlar, yakınlaşanlar, kurbanlar; Allah için kesilen koyun, sığır ve deve
gibi hayvanlar (Allah'a yaklaşma vesilesi olması anlamından)
karabina :
lat., ita. * carabus (hafif tekne, kayık) (lat.); carabina (hafif tüfek) (ita.)
* askeri ve sivil kullanımda kısa ve hafif yapılı, omuzdan ateşlemeye uygun
yivli tüfek türü (özellikle süvari birliklerinde kullanılmıştır); dağcılıkta,
emniyet amacıyla iplerin sabitlenmesi için kullanılan metal yaylı kanca
(karabina kancası)
karabinyer :
fra. * carabinier (karabina taşıyan asker) (carabina (kısa ve hafif tüfek) + er
(ile ilgili, gibi, -a ait) ) * karabina taşıyan ve süvari birliklerinde görev
yapan asker; Fransa, İtalya, İspanya gibi ülkelerde güvenlik ve jandarma
görevleri yapan askeri veya yarı askeri birlik mensubu; İtalyan jandarması;
İspanyol gümrük koruma görevlisi; donanımlı asker, techizatlı silahşör
karaborsa :
tür., gre. * kara (koyu renkli, siyah; yasadışı, gizli, meşru olmayan) (tür.) +
bursa, byrsa (kese, bohça, çanta, cüzdan, deri, deri kese) (gre.); bourse
(borsa, hisse senedi piyasası, piyasa, pazar) (fra.) * devletin veya yasal
düzenlemelerin dışında, gizlice ve genellikle fahiş fiyatlarla yapılan alım
satım piyasası (özellikle kıtlık, savaş veya kısıtlama dönemlerinde ortaya
çıkar.)
karabuğday :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) (tür.) + buğday (tohumu başaklar içinde olan
bir tarım bitkisi, tahıl tanesi) * botanik olarak gerçek buğdaylarla akraba
olmayan, gluten içermeyen, çölyak hastalığı tedavisinde kullanılan üçgen
biçimli koyu renkli tohumlara sahip bir bitki (Fagopyrum esculentum)
karabulut :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + bulut (gökyüzünde oluşan su damlacıkları,
buz kristalleri) * koyu esmer renkte büyük yağmur bulutu
karaburçak :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + burçak (baklagiller (Fabaceae, Leguminosae)
familyasından bezelye türü otsu bitki) * baklagiller (Fabaceae, Leguminosae)
familyasından, hayvan yemi ve gübre olarak kullanılan bir burçak türü
karaburun :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + burun (kıyıdan denize doğru uzanan dar
çıkıntı; yüzde, başın ön kısmında bulunan, öne doğru çıkıntılı olan ve solunum
ile koku alma işlevlerini gören organ) * İzmir’in bir ilçesi
karabük :
tür. * kara (koyu renkli, siyah; kuzey) + bük (çalılık; dere kıyısındaki arazi;
kıvrım, kıvrılan yer, vadi) * kuzeyde Bartın, kuzeydoğu ve doğuda Kastamonu,
güneydoğuda Çankırı, güneybatıda Bolu, batıda Zonguldak illeriyle komşu olan,
Türkiye'nin 78 plakalı ili
karaca :
tür. * karaca (küçük ve zarif yapılı geyik türü) (kara (siyah, koyu renk) + ca
(küçültme veya aitlik eki) ) * Türkiye’de ve çevresinde yaygın olarak yaşayan,
kahverengi tüyleri, küçük boyutu ve hızlı hareketiyle bilinen, ormanlık
alanlarda yaşayan ve ceylan benzeri geyik türü (Capreolus capreolus)
karacabey :
tür. * kara (yoğun, sert, güçlü, kudretli, kuvvetli; yiğit, cesur, bahadır) +
ca (ile ilgili, gibi) + beg, bey (bay, kişi; ağa, efendi, reis, amir, lider,
hakim, hükümdar, yönetici, sayesinde imkana sahip olunan, erkek için saygı
ifadesi olan son ek; asil, soylu, muteber, saygın, zengin, mal mülk sahibi) *
Bursa'nın bir ilçesi (ismini Fatih Sultan Mehmet Han'ın komutanlarından Dayı
Karacabey'den almıştır.)
karacasu :
tür. * kara (siyah, koyu renk) + ca (ile ilgili, gibi) + su (hidrojen ile
oksijen bileşiminden oluşan saydam ve akışkan madde, sıvı (H2O) ) * Aydın’ın
bir ilçesi
karacı :
tür. * kara (toprak, yer, yeryüzü) + ci (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
kara kuvvetlerine bağlı (subay, astsubay ve er)
karaciğer :
tür., far. * kara (koyu renkli, siyah) (tür) + cagar (karaciğer) (far.) *
toksik maddelerin uzaklaştırılmasını, kanın pıhtılaşmasını, besinlerin
depolanmasını, sentezlenmesini ve bağışıklık fonksiyonlarını sağlayan koyu
renkli organ
karaçalı :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + çalı (dikenli veya küçük ağaççık) *
özellikle bodur ve dikenli yapısıyla bilinen, koyu renkli yaprakları ve küçük
meyveleri olan, Akdeniz ve Anadolu bölgelerinde yetişen bir çalı türü (Paliurus
spina-christi)
karaçam :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + çam (iğne yapraklı ağaç türü) * genellikle
koyu renkli gövdesi ve kozalaklarıyla tanınan, yüksek ve dayanıklı yapılı,
yaprak dökmeyen, iğne yapraklı bir çam türü (Pinus nigra)
karaçayca :
tür. * Karaçay (Kafkasya’da yaşayan Türk halkı) + ca (ile ilgili, gibi) *
Karaçay halkının konuştuğu, Türk dillerinin Kıpçak koluna mensup, Rusya’nın
Karaçay-Çerkes bölgesinde kullanılan bir Türk lehçesi
karaçayır :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + çayır (otlak, düz ve otlu alan) *
buğdaygillerden, tahıllar arasında yetişen, onlara zararlı olan veya parklarda
çimen biçiminde, geniş çayır olarak yetiştirilen bir ot
karaçoban :
tür. * kara (yoğun, sert, güçlü, kudretli, kuvvetli; yiğit, cesur, bahadır) +
çoban (güden, süren) * Erzurum’un bir ilçesi
karadağ :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + dağ (kıtaların çarpışması sonucu ortaya
çıkmış yüksek kayalık) * batısında Bosna-Hersek ve Hırvatistan, kuzeyinde
Sırbistan, doğusunda Arnavutluk ile sınır komşusu olan, güneyinde Karadağ ve
İtalya arasında Adriyatik Denizi bulunan Avrupa ülkesi (Montanegro (monta (dağ)
+ negro, necro (siyah, kara) )
karadeniz :
tür. * kara (yoğun, sert, güçlü, kudretli, kuvvetli; yiğit, cesur, bahadır;
koyu renkli, siyah; kuzey) + deniz (karalar arasındaki geniş su kütlesi) *
kuzeydeki deniz; doğuda Aral gölü ile Hazar denizinden başlayıp batıda Viyana
havzasına kadar uzanan deniz
karadul :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + dul (eşi ölmüş veya eşinden boşanmış kadın)
* dişisi çiftleşmeden sonra erkeğini öldüren zehirli bir örümcek türü,
Latrodectus mactans; tehlikeli, ölümcül cazibesi olan kadın (mecazi)
karadut :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + dut, tut (moraceae familyasındaki çiçekli
bitkilerin bir cinsi) * siyaha yakın mor renkte, tatlı veya mayhoş tadıyla
bilinen ve Morus nigra türüne ait meyve ile ağacı
karafa :
ara., gre., fra. * ğurfa (bir avuç dolusu, içki kabı) (ara.), karafi (sürahi,
şişe) (gre.); carafe (fra.) * uzun boyunlu, kulpsuz ve küçük rakı sürahisi,
karafaki
karafaki :
ara., gre., fra. * ğurfa (bir avuç dolusu, içki kabı) (ara.), karafi (sürahi,
şişe) (gre.); carafe (fra.) + ki (küçültme eki) ) * sürahicik, küçük sürahi,
şişecık
karafatma :
tür., ara. * kara (yoğun, sert, güçlü, kudretli, kuvvetli; yiğit, cesur,
bahadır; koyu renkli, siyah) (tür.) + fatma (kesen, ayıran, çocuğunu sütten
kesen kadın; kadın ismi) (ara.) * koyu renkli ve büyük yapısıyla dikkat çeken
hamamböceği türlerini tanımlamak için Türkçede halk arasında kullanılan, “kara”
sıfatı ile yaygın bir kadın adı olan “Fatma”nın mecazi ve mizahi biçimde
birleştirilmesiyle oluşmuş geleneksel bir tanımlama kelimesi
karagevrek :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + gevrek (kırılgan, çıtır, kolayca ezilen veya
ağızda dağılan yapı) (kevre, gevre (yumuşamak, gevşemek, zayıflamak) + k
(isim/sıfat yapım eki) ) * kabuğu koyu renkli olan, genellikle sofralık veya
kurutmalık olarak değerlendirilen, ince kabuklu, sulu ve kolay ezilebilen bir
üzüm çeşidi
karagöz :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + göz (görme organı) * gölge oyununda kaba
saba, hazırcevap ve halkı temsil eden ve Hacivat’a eşlik eden baş karakterin
ismi; özellikle Sparidae (çipura) familyasına ait, Akdeniz ve Ege’de yaygın
olarak bulunan, gövdesi gümüşi ama göz çevresi ve sırtı koyu renkli olan, eti
lezzetli olan Diplodus vulgaris türü balık
karagül :
tür., far. * kara (koyu renkli, siyah) (tür.) + gül (rosa cinsinden kırmızı
renkli çiçek) (far.) * koyu mor ile siyah arasında renk tonlarına sahip,
özellikle Halfeti bölgesine özgü iklim koşullarında siyaha yakın açan ve halk
arasında gizem ile hüzünle özdeşleştirilen nadide bir çiçek
karağı :
tür. * kar (katmak, yığmak, üstüne koymak, durdurmak, koymak) + agu (araç, alet
eki) * ateş karıştırmakta kullanılan, çengel uçlu demir çubuk; ağaçtan meyve
koparmakta kullanılan ucu eğri sopa
karahalile :
tür. * kara (yoğun, sert, güçlü, kudretli, kuvvetli; yiğit, cesur, bahadır)
(tür.) + halile (halile bitkisi; Terminalia türlerine ait meyve ve ağaçlar)
(ara.) * Hindistan'ın geleneksel tıbbı olarak bilinen Ayurveda bitkileri
arasında yer alan, sağlık sorunlarının tedavisinde kullanılan Terminalia
cinsine ait bir bitki, myrobalan
karahallı :
tür., ara. * karahallı (Bozulus Türkmenleri'nin Danişmendli ormağının
Karahalillü adlı cemaatinden) (kara (yoğun, sert, güçlü, kudretli, kuvvetli;
yiğit, cesur, bahadır) (tür.) + halil (sıcak samimi dost) (ara.) + li (ile
ilgili, -a ait) ) * Uşak’ın bir ilçesi
karahanlı :
tür. * kara (yoğun, sert, güçlü, kudretli, kuvvetli; yiğit, cesur, bahadır;
koyu renkli, siyah) + han (kağan, hükümdar) + lı (ile ilgili, -a ait) *
840-1212 yılları arasında Orta Asya ve Maveraünnehir'de hüküm süren bir Türk
Hanedanı
karahindiba :
tür., gre. * kara (koyu renkli, siyah) (tür.) + intybos, entybon (sunum, sunu,
adak, sunma; papatyagiller (Asteraceae) familyasından sebze nitelikli bitki)
(gre.) * bileşikgillerden/papatyagillerden (Asteraceae), uzun ve dişli
yapraklı, çiçekleri kömeç biçiminde ve sarı renkli, kendiliğinden yetişen,
tarım yoluyla türleri yetiştirilebilen, yaprakları salata olarak yenilebilen
otsu bir bitki
karaiğne :
tür. * kara (yoğun, sert, güçlü, kudretli, kuvvetli; yiğit, cesur, bahadır;
koyu renkli, siyah) + iğne (ince ve uzun, ucu sivri, delmeye yarayan metal
araç) * iğnesi olan bir karınca türü
karaim :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + im (çoğul eki) * Kıpçak Türkçesi veya eski
Türk lehçelerine dayanan bir etnik ve dini grup adı; tarihî olarak Orta Doğu ve
Doğu Avrupa’da yaşayan, Musevilik’in özel bir mezhebi sayılan ve İbranice
yerine Kıpçak Türkçesi ağırlıklı dil kullanan bir Yahudi topluluğu, Karayit
karaisalı :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + İsa + lı (ile ilgili, birlikte, sahibi) *
Adana'nın bir ilçesi (Ramazanoğullarından Karaisa Bey'e atfen)
karakabarcık :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + kabarcık (küçük kabarış, yüzeyde oluşan
küçük şişlik veya hava dolu küçük şişlik) * bacillus anthracis bakterisinin
neden olduğu özellikle sığır, koyun, keçi, deve gibi ot yiyen çiftlik
hayvanları ve vahşi av hayvanlarından insanlara bulaşan, nadir görülen, ciddi
bir hastalık, şarbon
karakaçan :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + kaçan (uzaklaşan, ayrılıp giden, tüyen,
fıyan) * halk dilinde gece avlanan ve genellikle siyah tüylü, çevik, küçük
memeli türlerini (özellikle sansar, gelincik gibi) veya gece faaliyeti gösteren
hayvanları tanımlamak için kullanılan kelime
karakafes :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + kafes (kapsayan içine alan örgü, hasır örgü
sepet, kutu, sandık) * yaprakları koyu yeşil, sık ve yoğun şekilde birbirine
sarılan veya birbirini desteklercesine büyüyen, hızlı yayılan, genellikle
bahçelerde doğal olarak bulunan, kökleri tıbbi amaçlarla kullanılan çok yıllık
otsu bitki; halk hekimliğinde yara iyileştirici, iltihap giderici ve kas
ağrılarını hafifletici olarak bilinir ve (bitkinin dallarının birbirine dolanma
şekli nedeniyle “karakafes” adı verilmiştir.)
karakalem :
tür., gre., ara. * kara (koyu renkli, siyah) (tür.) + kalamos (sulak yerde
yetişen kamış, hasır otu, Hint kamışı; kamış, boru; kamıştan yapılmış olan ve
yazı yazmaya yarayan ince uzun alet, kalem) (gre.), kalem (yazı yazmak için
kullanılan, kurşun, tükenmez veya dolma olarak kategorize edilen, ucu
sivriltilmiş ince uzun alet) (ara.) * resim sanatında yalnızca siyah kalem
(genellikle kurşun kalem, kömür kalemi veya grafit) kullanılarak yapılan çizim
tekniğini ifade eden terim; renksiz, gölgeleme ve ton farklarıyla derinlik
yaratılan, çoğunlukla eskiz, portre veya figüratif çizimlerde kullanılan,
sadelik ve ifadede yoğunluk sağlayan monokromatik görsel anlatım biçimi
karakalpak :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + kalpak (geleneksel keçeden veya kumaştan
yapılan başlık) * tarihi olarak siyah kalpak giyen Türk kökenli bir halkı
tanımlamak için kullanılan etnonim; bugün başta Özbekistan’ın batısındaki
Karakalpakistan Özerk Cumhuriyeti’nde yaşayan ve Kıpçak Türkçesinin bir kolunu
konuşan Karakalpak halkı
karakarga :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + karga (kargagiller (Corvidae) familyasından,
iri yapılı, genellikle siyah tüylü, zeki ve ses çıkarışıyla tanınan, hem şehir
hem doğa ortamında yaşayan ötücü kuş türü) (kuş cinsi olan karganın çıkardığı
sesten onomatope (ses yansımalı) kelime) * birçok karga türüne, özellikle asıl kargadan
daha küçük olan kargaya verilen isim, kuzgun
karakavak :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + kavak (yücelik, yükseklik, dik duruş;
yüksek, uzun boylu ağaç) * kabuğu koyu renkli, çok uzayabilen bir kavak türü
karakavuk :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + kavuk (üzerine sarık dolanan erkek başlığı;
başa giyilen uzun şapka) * bileşikgillerden/papatyagillerden (Asteraceae),
kumsal ve taşlık, nemli yerlerde kendiliğinden yetişen, kimi türleri sebze
olarak da yetiştirilen, dar ve uzun yapraklı, kömeç durumunda bileşik mavi
çiçekli, yaprakları salata olarak kullanılabilen, çok yıllık otsu bir bitki,
hindiba
karakavza :
tür., ara. * kara (koyu renkli, siyah) (tür.) + kavza, kabza (sap, gövde)
(ara.) * yabani havuç (Daucus carota) bitkisi
karakeçi :
tür. * kara (siyah, koyu renkli) + keçi (boynuzlu, geviş getiren, otçul bir
evcil hayvan) * kılları kara renkli bir keçi türü; sazana benzeyen bir tatlı su
balığı
karakeçili :
tür. * kara (siyah, koyu renkli) + keçi (boynuzlu, geviş getiren, otçul bir
evcil hayvan) + li (ile, birlikte, beraber) * Kırıkkale’nin bir ilçesi
karakılçık :
tür. * kara (siyah, koyu renkli) + kılçık (ince, sert yapılı ince uzun yapı;
balık kemiği) * iri taneleri olan sert taneli bir buğday çeşidi
karakoçan :
tür. * kara (siyah, koyu renkli) + koçan (başak, sap, gövde) * Elazığ’ın bir
ilçesi
karakol :
moğ. * karagul (gözcü, nöbetçi, muhafız) (kara (bakmak, gözlemek, gözetlemek) +
agul (-cı, yapan, eden, isim yapım eki) * gözetleme, denetim ve güvenlik
birliği; bir yerin güvenliğini sağlamakla görevli polis veya jandarmanın içinde
görev yaptığı yapı
karakoncolos :
gre., tür. * kalikantzaros (kali, kalos (iyi, güzel) + kantaros (kadeh, kupa;
kap; damar) ) (gre.); karakonçlu (kara (siyah) + konç (ayağa giyilen şeylerin
ayak bileğinden baldıra doğru olan bölümü) + lu (ile, sahibi) ) (tür.) * Yunan,
Bulgar, Türk ve Anadolu halk kültürlerinde kışları ortaya çıktığına inanılan,
tüylerle kaplı olan ve insan avlayıp kaybettiğine inanılan bir cin, kayıp cini,
cangoloz
karakoyunlu :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + koyun (keçiler ile birlikte Caprinae alt
familyası içerisinde yer alan bir memeli cinsi, ovis) + lu (ile, birlikte) *
Iğdır’ın bir ilçesi
karaköprü :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + köprü (kara yolu, su yolu veya vadiler gibi
doğal veya yapay engellerin üzerinden geçmeyi sağlayan yapı) * Şanlıurfa'nın
bir ilçesi
karakter :
gre. * kharassein (oymak, kazımak), kharakter (kazıyan, dağlayan şey; damga,
iz, işaret, ayırıcı nitelik) * bir kişiye veya şeye ait ayırt edici ve kalıcı
özellikleri belirleyen nitelikler bütünü
karakteristik :
gre., lat. * kharassein (oymak, kazımak), kharakter (kazıyan, dağlayan şey;
damga, iz, işaret, ayırıcı nitelik) + istes (-cı, yapan, eden, destekleyen,
yandaş eki) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir şeyin özgün, ayırt
edici ve tanımlayıcı niteliği; bir nesne, kişi veya kavramı benzerlerinden
ayıran belirgin ve temel özellik, nitelik
karakterizasyon :
gre., lat. * kharassein (oymak, kazımak), kharakter (kazıyan, dağlayan şey;
damga, iz, işaret, ayırıcı nitelik) (gre.) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale
getirmek) + tio (ile ilgili olma) (lat.) * özellikle edebiyat, tiyatro,
psikoloji ve sinema gibi alanlarda bir kişinin veya kurmaca bir karakterin
kişilik özelliklerinin, davranış biçimlerinin ve zihinsel eğilimlerinin
yapılandırılması ve sunulması süreci
karakterize :
gre., lat. * kharassein (oymak, kazımak), kharakter (kazıyan, dağlayan şey;
damga, iz, işaret, ayırıcı nitelik) (gre.) + izatus (dönüştürülmüş, kılınmış,
hale getirilmiş) (izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tus (geçmiş
zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.) * durum veya kavramı belirli, ayırt edici
nitelikleriyle tanımlanmış, betimlenmiş veya temsil edilmiş
karakteroloji :
gre. * kharassein (oymak, kazımak), kharakter (kazıyan, dağlayan şey; damga,
iz, işaret, ayırıcı nitelik) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos
(kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
bireylerde ıranın (huy, mizaç, yaradılıştan gelen nitelik) oluşum, gelişim ve
ayrımlarını konu alan bilim, ırabilim
karakucak :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + kucak (açık durumdaki kollarla göğüs
arasındaki bölüm) * Türklerin Orta Asya’dan bu yana geleneksel bir spor olarak
yaptığı, serbest biçimdeki güreş
karakul :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + gul, kul (kuzu) * kuzularının, astragan adı
verilen postu için üretilen, uzun ve kıvırcık tüylü bir koyun cinsi; henüz
birkaç günlükken postu alınan, koyu renkli, sık kıvırcık yapağısı ile bilinen,
özellikle kürk üretiminde (örn. astragan) değerlendirilen bir ırk
karakulak :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + kulak (işitme organı) * özellikle Afrika,
Orta Doğu ve Güneybatı Asya’da yaygın olan, yüksek sıçrama yeteneği, keskin
işitmesi ve sivri, siyah uçlu kulakları olan yabani kedi, caracal caracal
karakuş :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + kuş (yumurtlayan omurgalılardan, akciğerli,
sıcak kanlı, vücudu tüylerle örtülü, gagalı, iki ayaklı, iki kanatlı uçucu
hayvanların ortak ismi) * kartal türünden kara renkli kuşlara verilen ortak ad
karakuşi :
tür. * karakuş (Mısır"da Eyyubi hanedanı döneminde vezir olan köle kökenli
Türk Bahaeddin Karakuş'un soyadından) (tür.) + i (ile ilgili, benzer) (ara.) *
yasaya, belli bir kurala veya normal mantık ölçülerine dayanmayan, çok keyfi
(karar, hüküm)
karalamak :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki)
* simsiyah yapmak, lekeli kılmak; bir şeyi değersiz veya kötü göstermek, iftira
atmak; gelişigüzel, öylesine yazmak veya çizmek
karaleylek :
tür., ara. * kara (koyu renkli, siyah) (tür.) + laklak (gaklayan, gagasını
şaklatan kuş) (ara.) * leylekgillerden, uzun bacaklı, kara tüylü, kıvrık gagalı
bir kuş, çeltik kargası
karaltı :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + al (edilgen fiil eki) + tı (isim yapım eki)
+ belirsiz biçimde görünen koyu renkli gölge veya silüet * silhouette,
blackness; noirceur la, silhouette la; Silhouette e, Schattenriß r, Schwärze e
karamak :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + mak (fiil mastar eki) * beğenmemek, hor
görmek, hor bakmak; arkasından kötü konuşmak, kötülemek, yermek
karaman :
luv. * karaman (kumlu) (Karamanoğulları yöneticilerinden Karaman Bey’in
isminden) * Türkiye'nin İç Anadolu Bölgesi'nde yer alan, 70 plaka numaralı il
karamandola :
ita. * caramandola (eski, tuhaf, gösterişli giysi; ilginç veya acayip görünüşlü
kişi, kılıksız, gülünç giyimli kişi; abartılı, garip şekilli) (cara (değerli,
sevgili) + mandola (badem) ) * genellikle ayakkabı ve terlik yüzü yapılan,
satene benzer, parlak ve sağlam bir kumaş
karamanlı : luv.
* karaman (kumlu) (Karamanoğulları yöneticilerinden Karaman Bey’in isminden) +
lı (ile, birlikte, beraber, sahibi) * Burdur’un bir ilçesi
karamat :
ara. * keramet (olağanüstü hal, mucizevi güç) (kerem (onur, izzet, nefaset,
şeref, lütuf, üstünlük) + et (durum eki) ) * ürk, Çuvaş ve Anadolu halk
kültüründe insanların uykusunda kabuslar görmesine yol açarak onlarda hezeyan,
korku ve psikolojik bozukluklar ortaya çıkaran kötücül bir kabus cini, keremet,
karımıt, karav
karamba karambita :
isp. * caramba (hayret, öfke, şaşkınlık veya hayal kırıklığı anlarında
kullanılan bir ünlem) + caramba + ita (küçültme, küçültme, şirinleştirme eki) *
"Hay aksi şeytan!”, “Eyvah!”, “Lanet olsun!” gibi ünlemlerin şakacı,
abartılı ve kültürel olarak daha renkli bir karşılığı
karambol :
fra. * carambole (onomatopoetik (ses yansımalı) kelime) * bilardo terimi
olarak, bir topun hem hedef topa hem de başka bir topa aynı vuruşta değmesi;
karışıklık, karmaşa, beklenmeyen çarpışma veya kaza
karameke :
tür. * kara (siyah, koyu renkli) + meke (dişi keçi; kuş türü) * kırmızı gözlü
siyah bir karabatak türü, sakarca
karamel :
lat. * cannamellis (canna (kamış, boru, şeker kamışı) + mellis (bal) ) (lat),
caramel (fra.) * şekerin ısıtılmasıyla oluşan kahverengimsi madde, erimiş
şeker, şekerleme, karamel
karamela :
lat. * cannamellis (canna (kamış, boru, şeker kamışı) + mellis (bal) ) (lat),
caramel (fra.) * şekerin ısıtılmasıyla oluşan kahverengimsi madde, erimiş
şeker, şekerleme, karamel
karamsar :
tür. * kara (koyu renkli, siyah; üzücü, olumsuz) + m (baglaç) + sar (ile
ilgili, gibi, sıfat yapım eki) * olaylara, geleceğe veya durumlara sürekli
olarak olumsuz, umutsuz, kötümser bir bakış açısıyla yaklaşan kimse
karamuk :
tür. * kara (koyu renkli, siyah; üzücü, olumsuz) + muk (küçük, sert, yabani
meyve) * karanfilgillerden, ekin tarlalarında biten, yaprakları karşılıklı,
çiçeği pembe mor renkte, ekine zararlı bir bitki, buğday çiçeği, berberis
vulgaris, agrostemma githago
karamusal :
tür., ita. * kara (yoğun, kapalı, yoğun yapılı; koyu renkli, siyah) (tür.) +
mosaico (mozaik) (ita.) * çifte demir atıldığında geminin dönmesiyle çapa
zincirlerinin birbirine dolaşmasını engellemek için kullanılan x biçiminde ve
fırdöndüye bağlı zincir düzeni
karamürsel :
tür., ara. * kara (yogun, sert, güçlü, kuvvetli; yiğit, cesur, bahadır) (tür.)
+ mursel (gönderilen) (ara.) * Kocaeli’nin bir ilçesi (Osmanlıların ilk
kaptan-ı deryası olan Mürsel Alp'e, kahramanlığı ve gözüpekliği sebebiyle Orhan
Gazi tarafından “kara” lakabı takılmış ve Karamürsel denmiştir.)
karanfil :
gre. * karyophyllon (karyon (ceviz, sert kabuklu meyve) + phyllon (yaprak) ) *
anavatanı Endonezya olan, Mersingiller familyasından olan karanfil ağacının
kurutulmuş çiçek tomurcuklarından elde edilen çeşitli farmakolojik aktivitelere
sahip geleneksel bir baharat
karanlık :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + nık (isim yapım eki) * ışığın azlığı,
koyuluk hali, siyahlık, karalık
karantina :
lat. * quadraginta (kırk) * bulaşıcı hastalıkların yayılmasını önlemek amacıyla
izolasyon süresi (hastalıkların yayılmasını önlemek için gemilerin veya
kişilerin kırk gün boyunca izolasyonda tutulmasından); izolasyon
karaoke :
jap. * kara (boş) + oke, okesutora (orkestra) * şarkının sözlerinin geçtiği
ekran, müzik, mikrofon gibi araçlar ile sözleri takip ederek şarkı söyleme
karapapak :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + papak (şapka, başlık) * siyah renkli
geleneksel şapka; Kuzey Kafkasya'da Derbent, Gürcistan'da Kvemo Kartli,
Azerbaycan'da Kazah, İran'da Sulduz ve Türkiye'de de genel olarak Kuzeydoğu Anadolu'da
yaşayan Azerbaycan Türklerini oluşturan etnik boylardan biri, Terekeme
karapeys :
gre. * karabos (kabuk, zırh; yengeç, kabuklu hayvan) (gre.); carabus (kabuklu
deniz hayvanı, yengeç türü) (lat.) * kaplumbağa, eklembacaklılar ve bazı
kabuklu hayvanlarda vücudun üst kısmını örten sert dış iskelet veya koruyucu
kabuk yapısı
karapınar :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + pınar (kaynak, menba) * Konya'nın bir ilçesi
karapürçek :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + purçak (saç kıvrımı veya örgüsü, perem,
kakül, püskül) * Sakarya'nın bir ilçesi
karar :
ara. * karrara (kararlaştırmak, sabit olmak, durmak, yerleşmek, kalmak,
oturmak; tekrar etmek, tekrarlamak) * durma, sabit olma, yerleşme, kalma,
istikrar, kesin görüş, tercih, yargı, hüküm
karargah : ara.,
far. * karar (durma, durak, duruş, sabit olma, yerleşme, kalma, istikrar, kesin
görüş, tercih, yargı, hüküm) (ara.) + gah (yer, mekan, konum, mevki, makam,
lokasyon) * askeri birliklerin ana komuta merkezi olan, karar verilen,
harekatın yönetildiği yer
kararlamak :
ara., tür. * karar (durma, durak, duruş, sabit olma, yerleşme, kalma, istikrar,
kesin görüş, tercih, yargı, hüküm) (ara.) + la (etken fiil eki) + mak (fiil
mastar eki) * ölçüye veya tartıya dayanmaksızın yalnızca göz kararıyla
hesaplamak
kararlaştırmak :
ara., tür. * karar (durma, durak, duruş, sabit olma, yerleşme, kalma, istikrar,
kesin görüş, tercih, yargı, hüküm) (ara.) + laş (işteş fiil eki) + tır (etken
fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * birlikte karar vermek
kararlı dalga :
ara., tür. * karar (durma, durak, duruş, sabit olma, yerleşme, kalma, istikrar,
kesin görüş, tercih, yargı, hüküm) (ara.) + lı (ile, birlikte, beraber, sahibi)
+ dalga (su ve hava gibi ortamlardaki salınım, titreşim, çalkalanma, sallanma
hareketi) * bütün noktaları aynı anda karşıt ve aynı fazlı titreşimler yapan
dalga, duraklı dalga, durağan dalga
kararlı denge :
ara., tür. * karar (durma, durak, duruş, sabit olma, yerleşme, kalma, istikrar,
kesin görüş, tercih, yargı, hüküm) (ara.) + lı (ile, birlikte, beraber, sahibi)
+ denge (iki karşıt gücün denk gelmesi hali, karşılıklı eşit kuvvetlerin
oluşturduğu sabit hal) (tür.) * bir sistem küçük bir dış etkiyle dengeden
saptırıldığında, bu sapmanın ardından sistemin yeniden denge konumuna dönmesi
eğiliminde olduğu denge durumu (bir bilyenin çukurun tabanında durması gibi)
kararmak :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + r (baglaç) + mak (fiil mastar eki) *
siyahlaşmak, ışık azalmak veya kaybolmak, ışıksızlaşmak
kararname :
ara., far. * karar (durma, durak, duruş, sabit olma, yerleşme, kalma, istikrar,
kesin görüş, tercih, yargı, hüküm) (ara.) + name (kitapçık, mektup, risale,
belge, yazı; birine hitaben yazılmış yazı) (far.) * genellikle bir devlet
başkanı veya hükümdar tarafından belirli prosedürlere göre çıkarılan bir hukuk
kuralı
karartı :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + r (baglaç) + tı (isim yapım eki) * uzaklık
veya karanlık nedeniyle kim veya ne olduğu tam olarak seçilemeyen, belli
belirsiz, koyu renkli şey, siluet; hafif karalık, leke
karartmak :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + r (baglaç) + t (ettirgen fiil eki) + mak
(fiil mastar eki) * karanlık hale getirmek, ışığı yok etmek
karas :
ara. * karasa (bir şeyi adamak, tahsis etmek, yoğunlaştırmak, temel atmak,
yerleştirmek), tekris (bir şeyi belirli bir amaç, görev veya kişiye ayırma; bir
kimseyi veya şeyi özel bir amaç için tahsis etme, adama, tahsis etme, kutsama;
temel atma, yerleştirme) * çevreleme, etrafını sarma, içine alma, dahil etme
karasakız :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + sakız (yoğun kıvamlı, yapışkan özlü madde) *
Trakya bölgesinde yetişen kırmızı şaraplık üzüm çeşidi
karasal :
tür. * kara (toprak, yer, yeryüzü) + sal (ile ilgili, -a ait) * kara ile ilgili
olan, deniz etkisinden uzak kara iklimine veya coğrafi yapıya ait
karasığır :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + sığır (evcil büyükbaş hayvan) * orta
Anadolu'da yetişen, sert ve kurak iklime dayanıklı, küçük yapılı bir tür sığır
karasin :
gre. * kharax (kazık, sivri çubuk, çentikli kazık) + inae (-giller, zoolojik
alt familya eki) * sırtlarında yağ yüzgeci bulunan, dişli çenelere sahip ve
aralarında akvaryum balığı olarak popüler olan tetraların ile piranhaların yer
aldığı Characidae familyasına ait tatlı su balıklarını veya bu alt aile
karasinek :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + sinek (diptera (iki kanatlılar) sınıfından
uçan küçük böcek) * çift kanatlılar
(Diptera) takımından, genellikle yerleşim yerlerinde yaşayan, koyu gri veya
siyahımsı renkli, bulaşıcı hastalıkları yayma riski yüksek olan ve katı
yiyecekleri tükürüğüyle sıvılaştırarak beslenen yaygın bir böcek türü, Musca
domestica
karasu :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + su (hidrojen ile oksijen bileşiminden oluşan
saydam ve akışkan madde, sıvı (H2O) * Sakarya'nın bir ilçesi
karasuları :
tür. * kara (toprak, yer, yeryüzü) + su (hidrojen ile oksijen bileşiminden
oluşan saydam ve akışkan madde, sıvı (H2O) + lar (çoğul eki) + ı (iyelik eki) *
bir devletin kara parçasına bitişik deniz alanı üzerindeki egemenlik hakkı
karaşın :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + şın (ile ilgili, gibi, benzeyen) * esmer
tenli, koyu buğday renkli, rengi karaya çalan, esmer (kimse)
karat :
gre. * keration (keçiboynuzu tanesi) * ağırlık ölçüsü birimi; mücevhercilikte
değerli taşların ağırlığını (1 karat = 200 mg) veya altın gibi metallerin
saflığını (%100 saflık = 24 karat) belirten terim
karataban :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + taban (ayağın yere basan yüzü, alt yüzü;
zemin) * ipekböceklerinde salgın yaparak ölüme yol açan kelebek hastalığı;
hayvanlarda ve insanlarda ayak tabanında çıkan yangılı yara
karatahta :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + tahta (ağaçtan kesilmiş düz levha; yönetim
yeri) * okullarda üzerine tebeşirle yazı yazmakta kullanılan, genellikle
tahtadan yapılan, kara renkli geniş levha
karataş :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + taş (kaya parçası, küçük kaya) * Adana'nın
bir ilçesi
karatavuk :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + tavuk (dişi kanatlı kümes hayvanı) * ötücü
kuşlar takımından, genellikle ormanlık ve yeşil alanlarda yaşayan, erkekleri
siyah renkli ve ötüşüyle tanınan bir kuş türü
karatay :
tür. * karatay (Selçuklu Emiri Celalettin Karatay'dan) * Konya'nın bir ilçesi
karate :
jap. * kara (boş, yoksun) + te (el) * boş el (silahsız el, silahsız savunma);
vücut hareketleriyle yapılan, yumruk, tekme, blok, sıçrama ve yön değiştirme
tekniklerini içeren Çin köjenli bir silahsız savaş ve savunma sanatı
karatis :
ara. * kırtas (kağıt) * kağıtlar, sahifeler; kağıt tabakaları
karav :
tür. * kara ((karanlık, kötü, uğursuz, gece) + v (isim/sıfat yapım eki) *
bakış, nazar, uğursuz göz; Türk, Çuvaş ve Anadolu halk kültüründe insanların
uykusunda kabuslar görmesine yol açarak onlarda hezeyan, korku ve psikolojik
bozukluklar ortaya çıkaran kötücül bir kabus cini, keremet, karımıt, karamat
karavan :
far. * kar (araba, vagon) + van (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * atla
çekilen vagon kafile, katar, birlikte seyahat eden grup, konvoy (car, carriage,
Karren (araba) (ing., alm.), charrot (araba) (ing., fra.) )
karavana :
far., ita. * kervan (uzun yolculuk yapan yük ve yolcu kafilesi, konvoy) (kar
(iş, görev) + van (-li, ile ilgili, taşıyan, eden) ) (far.), carovana (kafile,
göç kolu) (ita.) * kervan halkının ortak yemek kabı; askeri bağlamda “toplu
yemek” ve bu yemeğin taşındığı kap
karavaş :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + baş (ilk olan, tepede olan, tepe, uç, ön;
kafa; şef, yönetici, lider, reis) * satın alınan veya savaşta tutsak edilen ve
üzerinde sahibinin tam bir kullanma hakkı bulunan kadın, cariye, odalık
karavel :
ara., isp. * karib (yakın; küçük tekne, kayık) (ara.) + ela (küçültme eki)
(isp.) * 15. yüzyılda ortaya çıkan iki veya üç Latin yelkenine sahip olan
yelkenli bir gemi türü
karavela :
ara., isp. * karib (yakın; küçük tekne, kayık) (ara.) + ela (küçültme eki)
(isp.) * 15. yüzyılda ortaya çıkan iki veya üç Latin yelkenine sahip olan
yelkenli bir gemi türü
karavida :
fra. * écrevisse (kerevit) * karides, ıstakoz ve yengeç benzeri büyük deniz
kabuklularının genel ismi, kerevit
karay :
ibr. * kara (okumak), karaim (okuyucular) * tarihte göçebe Türk boylarından
biri olarak bilinen, Batı Avrupa’nın ilk halklarından sayılan, bugün de
çoğunluğu Türk soyundan olan ve çoğu Polonya’da oturan, kendi aralarında Karay
adını benimseyen bir Musevi topluluğu, Karaim
karayaka :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + yaka (kenar, uç, ağız, etek; giysilerin
boyun çevresi) * Doğu Karadeniz’in kıyı bölgelerinde yetiştirilen, uzun
kuyruklu, beyaz renkli bir koyun türü; büyük başlı, iri ağızlı, siyahımsı bir
çoban köpeği türü
karayandık :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + yandık (yanmak fiilinin birinci çoğul şahıs
geçmiş zaman hali) * bileşikgillerden/papatyagillerden (Asteraceae), kaba ve
nemli topraklarda, ekinler arasında yetişen, tarım bitkilerine zarar veren,
yaprakları dikenli, çeşitli türleri bulunan bir kır bitkisi, devedikeni
karayanık :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + yanık (yanmış, ateşte kavrulmuş) * çeşitli
hayvanlarda, özellikle koyunlarda ve sığırlarda görülen, çok bulaşıcı, deri
veya mukoza yoluyla insanlara da bulaşan, bulaştığı yerde kara bir çıban
oluşturan tehlikeli bir hastalık, karakabarcık, şarbon
karayazı :
tür. * kara (koyu renkli, siyah) + yazı (harf ve işaretle anlatım sistemi
(metin, tekst) * Erzurum’un bir ilçesi
karayca :
tür. * karay (Karai Yahudileri) + ca (dil adı eki) * İbranice kökenli Karay
(Karaim (Okuyucular) etnoniminden türeyen, özellikle Kırım ve Doğu Avrupa’da
yaşamış Türk dilli Karai Yahudilerinin konuştuğu Kıpçak kökenli dilin adı
karayel :
tür. * kara (kuzey, karasal yön, toprak) + yel (rüzgar) * soğuk, kuru ve sert
rüzgar; Türk halk meteorolojisinde ve denizcilikte kuzeybatıdan gelen kuru ve
serin rüzgal
karayolu :
tür. * kara (toprak, yeryüzü, yer) + yol (gidilen rota, istikamet, güzergah) *
araçların veya insanların kara üzerinde kullandığı, karadan geçen ulaşım
güzergahı
karbakol :
lat. * carba (karbamoil, karbamat türevi) + chol (kolin türevi) * asetilkolin
reseptörlerine bağlanan ve onları aktive eden, öncelikle göz hastalıklarının
tedavisinde göz içi basıncını düşürmek ve miyoz oluşturmak amacıyla kullanılan
asetilkolin benzeri parasempatomimetik bir ilaç, karbamilkolin (C6H15ClN2O2)
karbamat :
lat. * carbamoyl (karbamoil grubu) (carbo (kömür, karbon) + amine (azot N
içeren organik bileşik) (amine, amino (ammonia (amonyak) + ine (ile ilgili,
gibi, -a ait) ) ) + ate (tuz ve ester eki) * karbonik asidin amin türevi tuz
veya esterlerini ifade eden kimyasal terim ve tarım ve farmasötik sektöründe
böcek öldürücü (insektisit) ve mantar önleyici (fungisit) olarak kullanılan
bileşiklerin genel adı (CH2NO2-)
karbamazepin :
lat. * carbamoyl (karbamoil grubu) (carbo (kömür, karbon) + amine (azot N
içeren organik bileşik) (amine, amino (ammonia (amonyak) + ine (ile ilgili,
gibi, -a ait) ) ) + ate (tuz ve ester eki) + pine (pirimidin veya benzeri
heterosiklik yapı eki) * nörolojik hastalıklarda (epilepsi, nöropatik ağrı)
kullanılan, karbamoil ve azepin içeren sentetik antikonvülsan ve duygu durum
düzenleyici ilacın etken maddesi (C15H12N2O)
karbamik asit :
lat. * carbo, carbonis (karbon, kömür, odun kömürü) + amine (azot N içeren
organik bileşik) (amine, amino (ammonia (amonyak) + ine (ile ilgili, gibi, -a
ait) ) (lat.) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + acidum (ekşi, asit)
(lat.) * aminoformik asit olarak da bilinen, kararlı yapıda olan, oda
koşullarında hemen karbondioksit ve amonyağa ayrıştığı için saf olarak izole
edilemeyen, tuzları (amonyum karbamat gibi) ve esterleri (üretan gibi) olan,
serbest halde çok kararsız olan organik bir kimyasal bileşik (H2NCOOH)
karbamil fosfat sentetaz :
lat. * carbamoyl (karbamoil grubu) (carbo (kömür, karbon) + amine (azot N
içeren organik bileşik) (amine, amino (ammonia (amonyak) + ine (ile ilgili,
gibi, -a ait) ) ) + ate (tuz ve ester eki) + phosphate (PO4³⁻ grubu) + syhthetase (enzim
türü, sentezleyici) * üre döngüsünde ve pirimidin biyosentezinde görev alan
enzim ailesi
karbamit :
lat. * carbo, carbonis (karbon, kömür, odun kömürü) + amide (amonyaktan bir
hidrojen atomunun bir asil grubu (R–CO–) ile değiştirilmesiyle elde edilen,
R-CONH2 grubunu içeren bir organik bileşik) * karbonik asidin diamid türevi
olan ve organizmalarda protein metabolizması sonucu yani karaciğerde amonyak
detoksifikasyonu sonucu oluşan ve böbrek yoluyla atılan temel azotlu artık
madde olan “üre” adlı temel azotlu artık madde (NH2)2)
karbamoil :
lat., gre. * carbo (kömür, karbon, karboksil grubu) + ammoniakos (ammon (antik
Mısır tanrısı Amun) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) + ikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) ) (gre.); ammonia (lat.) ) + yl (alkil eki; kimyasal
radikal hidrokarbon veya türev eki) (gre.) * karbonil grubuna bağlı amino
grubundan oluşan, çeşitli organik bileşiklerde ve biyokimyasal moleküllerde
bulunan tek değerlikli kimyasal grup (–CONH2)
karbapenem :
lat. * carbo (kömür, karbon, karboksil grubu) + a (bağlaç) + penem (β-laktam
halkası içeren antibiyotik grubu) * β-laktam antibiyotikler grubuna ait, geniş
antibakteriyel spektruma sahip, çoğu β-laktamaz enzimine dirençli, hastanelerde
ciddi ve çok ilaca dirençli (MDR) enfeksiyonlara karşı son çare olarak
kullanılan bir antibiyotik sınıfı, imipenem, meropenem, ertapenem gibi (C6H7NO)
karbenisilin :
lat. * carbo (kömür, karbon, karboksil grubu) + en (bağlaç) + icillin
(penisilin türevi) * karboksilik asit içeren, gram negatif bakterilere karşı
etkili, yarı sentetik β-laktam sınıfı geniş spektrumlu penisilin antibiyotiği
(C17H18N2O6S)
karbetosin :
lat. * carbo, carbonis (karbon, kömür, odun kömürü) + amine (azot N içeren
organik bileşik) (amine, amino (ammonia (amonyak) + ine (ile ilgili, gibi, -a
ait) ) (lat.) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) (gre.) + acidum (ekşi, asit) +
ethyl (etil (C2H5- alkil grubu) + ocine (oksitosin türevi peptid hormon eki) *
doğum sonrası uterusun kasılmasını sağlayarak kanamayı önlemek için ve sezaryen
veya normal doğum sonrası postpartum hemoraji riskini azaltmakta kullanılan,
yapısal olarak oksitosine benzeyen ancak plazma esterazlarına karşı daha
dayanıklı ve daha uzun etkili sentetik peptid hormon (C45H69N11O12S)
karbidopa :
lat., gre. * carbo, carbonis (karbon, kömür, odun kömürü) (lat.) + oxyl (oxys
(keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık,
orman; radikal türev eki, alkil eki) (gre.) + dopa (3,4-dihidroksifenilalanin
türevi adlandırma unsuru) (lat.) * Parkinson hastalığında levodopa ile birlikte
kullanılan, periferik dopadekarboksilaz enzimini inhibe ederek levodopanın
beyine ulaşan miktarını artıran ilacın etken maddesi (C10H14N2O4)
karbinoksamin :
lat., gre. * carbo, carbonis (karbon, kömür, odun kömürü) (lat.( + oxys
(keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + amine (amin eki) (lat.) *
alerjik hastalıkların tedavisinde kullanılan, birinci kuşak H2 reseptör
antagonisti antihistaminik ilacın etken maddesi (C16H19ClN2O)
karbojen :
lat., gre. * carbo, carbonis (karbon, kömür, odun kömürü) + gennaein (doğurmak,
üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya
çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * kontrollü
hiperkapni (kanda CO2 artışı) yoluyla solunum uyarımı, beyin damarlarını
genişletme ve bazı özel terapötik durumlar (ör. migren, anoksi) için kullanılan
genellikle %5 CO2 ve %95 O2 içeren gaz karışımı
karbokimya :
lat., gre. * carbo, carbonis (karbon, kömür, odun kömürü) (lat.) + khymeia
(karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein (karıştırmak,
eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre ); kimya (ara.) *
karbonun, karbon bileşiklerinin ve bunların kimyasal özellikleri ile
dönüşümlerini inceleyen kimya dalı veya karbon temelli kimyasal süreçlerin
bütünü
karboksihemoglobin :
lat., gre. * carboxy (karbon monoksit kökü) + hemoglobin (kanın oksijen
taşıyıcı proteini) * karbon monoksitin solunum yoluyla vücuda alınması
sonucunda, bu gazın hemoglobine oksijene göre 200-250 kat daha yüksek
afiniteyle bağlanmasıyla oluşan bileşik (bu durum, oksijenin dokulara taşınmasını
engellediği için hipoksiye ve zehirlenmeye yol açabilir.)
karboksil :
lat., gre. * carbo, carbonis (karbon, kömür, odun kömürü) (lat.) + oxyl (oxys
(keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık,
orman; radikal türev eki, alkil eki) (gre.) * karboksilik asitlerin yapı taşı
olan, bir karbon atomunun çift bağlı oksijen ve bir hidroksil grubuna
bağlandığı -COOH şeklindeki fonksiyonel grubu tanımlayan kimyasal terim
karboksilik :
lat., gre. * carbo, carbonis (karbon, kömür, odun kömürü) + oxyl (oxys (keskin,
sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) *
bir molekülde en az bir karboksil grubu (-COOH) bulunduğunu ifade eden ve bu
gruba bağlı özellikleri (örneğin asidik karakter, hidrojen bağları kurabilme,
suda çözünürlük) taşıyan organik bileşikleri nitelemek için kullanılan sıfat
karbon :
lat. * carbo, carbonis (kömür, yanmış odun) + ium (durum eki) * atom numarası
6, sembolü C olan, organik kimyanın temelini oluşturan, doğada çok sayıda allotropu
ve bileşiği bulunan, katı ve renksiz kimyasal element
karbon ayak izi :
lat., tür. * carbo, carbonis (kömür, yanmış odun) (lat.) + ayak (yürüme organı)
+ iz (işaret, nişan) + i (iyelik eki) (tür.) * küresel petrol şirketi British
Petroleum (BP) tarafından ortaya atılan ve bir kişi, ürün veya organizasyonun
doğrudan ve dolaylı olarak atmosfere saldığı sera gazı miktarının yol açtığı
çevresel etki veya izi tanımlayan kavram
karbon kağıdı :
lat., far. * carbo, carbonis (kömür, yanmış odun) (lat.) + kağad (yazı yazılan
ince levha) (far.) + ı (iyelik eki) (tür.) * üst üste konan iki veya daha fazla
kâğıt arasında mürekkep veya pigment içeren ince tabaka sayesinde altındaki
yazının üstteki kağıda aynen veya benzer şekilde aktarılmasını sağlayan özel kağıt
türü
karbon tetraklorür :
lat. * carbo, carbonis (kömür, yanmış odun) + tetra (dört) + chlorum (klor Cl)
+ urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve anyon-katyon temelli tuz eki) * dört
klor atomunun bir karbon atomuna bağlanmasıyla oluşan, formülü CCl₄ olan renksiz, tatlı kokulu,
uçucu ve toksik bir organik halojenli bileşik
karbonado :
lat. * carbo, carbonis (kömür, yanmış odun) + ado (isim veya sıfat yapım eki) *
opak siyahlığıyla kömüre benzeyen, doğal olarak oluşmuş, çok sert, gözenekli
yapılı ve endüstride özellikle kesici aletlerde kullanılan nadir bir siyah
elmas türü
karbonat :
lat. * carbo, carbonis (karbon, kömür, odun kömürü) + ate (bir asidin esterini
veya tuzunu belirten ek; oksijen içeriğini belirten son ek) * karbonik asidin
protonlarının yerini metal iyonlarının veya organik grupların aldığı tuzları
veya esterler (CO3²⁻)
karbondioksit :
lat., gre. * carbo, carbonis (kömür, yanmış odun) (lat.) + dis, dyo (iki) +
oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + ide (ikili bileşik, anyon eki)
(gre.) * renksiz, kokusuz, solunabilir hava içinde doğal olarak bulunan ve
canlı metabolizmasında önemli rol oynayan gaz (CO2)
karbonhidrat :
lat., gre. * carbo, carbonis (kömür, yanmış odun) (lat.) + hudros, hydor,
hudros, hydros (su, sıvı) + ate (tuz ve ester eki) * genel formülü Cn(H2O)n
olan, yapısında karbon, hidrojen ve oksijen bulunan, canlıların enerji kaynağı
olarak kullandığı organik bileşikler sınıfı
karbonifer :
lat. * carbo, carbonis (kömür, yanmış odun) + ferre (taşımak, getirmek,
götürmek) * kömür getiren; özellikle Paleozoik Zaman’ın bir dönemi olan ve yer
kabuğunda zengin taşkömürü yataklarının oluştuğu jeolojik çağ
karboniferöz periyod :
lat., gre. * carbo, carbonis (kömür, yanmış odun) + ferre (taşımak, getirmek,
götürmek) + osus (ile ilgili, -a ait, gibi, benzer) (lat.) + periodos (döngü,
devir, zaman dilimi) (peri (çevre) + hodos (yol, geçit, izlenen yol, yön) )
(gre.) * Paleozoik Zaman’da yaklaşık 359-299 milyon yıl önce yaşanmış, geniş
bataklık ormanları sayesinde büyük kömür yataklarının oluştuğu, oksijen
oranının yüksek, dev böceklerin ve ilk sürüngenlerin ortaya çıktığı jeolojik
dönem
karbonik :
lat., gre. * carbo, carbonis (kömür, yanmış odun) (lat.) + ikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) (gre.) * karbonla ilgili, karbona ait, karbon içeren
karbonil :
lat., gre. * carbo, carbonis (kömür, yanmış odun) (lat.) + hyle, yl (kimyasal
madde eki) (gre.) * bir karbon atomunun bir oksijen atomuna çift bağla bağlı
olduğu C=O grubu ile tanımlanan, aldehit, keton, asit, ester gibi birçok
organik bileşiğin temel yapısal birimi olan kimyasal fonksiyonel grup olup;
ayrıca geçiş metallerine bağlı karbonil kompleksleri
karbonit :
lat. * carbo, carbonis (kömür, yanmış odun) + ite (element, kayaç ve mineral
eki) * karbonik asidin tuzlarını ifade eden kimyasal terim
karbonizasyon :
lat. * carbo, carbonis (kömür, yanmış odun) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale
getirmek) + tio (isim yapım eki) * karbonlaştırma yani organik maddelerin
ısıtılarak içerdikleri hidrojen, oksijen gibi uçucu bileşenlerden arındırılması
ve karbon açısından zengin bir kalıntı haline getirilmesi süreci
karbonkül :
lat. * carbunculus (carbo, carbonis (kömür, yanmış odun) + culus (küçültme eki)
) * birden çok fronkülün apseleşerek deri altına yayılması ile genellikle sırt,
ense veya uylukta ortaya çıkan, irinli, ağrılı ve kızarık büyük iltihaplı çıban
karbonmonooksit :
lat. * carbo, carbonis (kömür, yanmış odun) + monos (tek, bir, yek, vahid,
yegane, yalnız) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + ide (ikili
bileşik, anyon eki) * bir karbon atomunun bir oksijen atomuyla tekli bağ
yaparak oluşturduğu zehirli ve renksiz gaz olan, solunum yoluyla alındığında
oksijenin hemoglobine bağlanmasını engelleyerek ölümcül etki gösterebilen
karbon oksit bileşiği (CO)
karboplatin :
lat. * carbo, carbonis (kömür, yanmış odun) + platinum (platin) * kimyasal
yapısında karbon grupları ve platin elementi taşıyan, DNA'ya bağlanarak kanser
hücrelerinin bölünmesini engelleyen ve özellikle çeşitli solid tümörlerin
tedavisinde, kemoterapide kullanılan platin bazlı sitotoksik ve antineoplastik
bir ajan ve kanser ilacın etken maddesi (C6H12N2O4Pt)
karborundum :
lat. * carbo, carbonis (kömür, yanmış odun) + kuruvinda (yakut, korindon)
(san.), corundum (lat.) * 1890’larda Edward G. Acheson tarafından sentezlenen
ve aşındırıcı madde olarak kullanılan silisyum karbürün (SiC) tescilli ticari
adı (çok sert yapısı sayesinde zımpara taşı, kesici disk, taşlama tekeri ve
seramik kaplamalar gibi sanayi alanlarında kullanılır.)
karbosistein :
lat., gre. * carbo, carbonis (kömür, yanmış odun) (lat.) + kustis, kystis
(kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) + ein
(kimyasal ek) (gre.) * molekül yapısında karboksil grubu, sistein türevi ve
kükürt içeren, balgam söktürücü (mukolitik) olarak kullanılan bir amino asit
türevi ilacın etken maddesi (C5H9NO4S)
karbür :
lat. * carbo, carbonis (kömür, yanmış odun) + urum, ura (ikili bileşik,
inorganik ve anyon-katyon temelli tuz eki) * bir metalin karbonla oluşturduğu
sert, ısıya dayanıklı bileşik
karbüratör :
lat. * carbo, carbonis (kömür, yanmış odun) + urum, ura (ikili bileşik,
inorganik ve anyon-katyon temelli tuz eki) + tor (-cı, yapan, eden eki) * içten
yanmalı motorlarda hava ve yakıt karışımını ayarlayan ve silindirlere gönderen
mekanizma
karcığar :
far. * kar (eser, iş, musiki formu) + cığar (birleşim eki) * Türk musikisinde
segah perdesine güçlü veren, buselik dizisinin genişletilmiş ve
zenginleştirilmiş bir türevi olan karma karakterli bir makam
karçe :
far. * kar (eser, iş, musiki formu) + çe (küçültme eki) * Kar'dan daha kısa ve
özelliklerini daha öz anlatım (belirten) eserlere verilen isim (Kar tarzında
bestelenmiş eserler bazen uzunluk ve kısalıklarına göre değişik isimlerle
anılırlar
karçın :
tür. * karç (korumak, örtmek) + ın (isim yapım eki) * yünden dokunmuş torba
veya çuval; yün tozluk; geleneksel Türk giyiminde, özellikle Orta Asya ve
Anadolu sahasında kadınların giysi üzerine bağladıkları örtü, önlük veya
koruyucu kumaş parçası
kard :
ara. * karaza, karada (kesmek, ayırmak, bölmek, borç almak, ödünç almak),
karrada (kesmek, makaslamak, parçalamak, ayırmak; borç vermek, taksitle geri
ödenmek üzere borç vermek, ödünç vermek) * birine, geri almak üzere para eya
mal verme (yani maldan bir kısmı kesip vermek), kredi, borç akrad (ç.)
kardan mili :
far., lat., tür. * kardan (yapmak, etmek, eylemek, işlemek) (kar (iş, çalışma,
görev, faaliyet) + dan (fiil mastar eki) ) (far.) + malleus (çekiç, tokmak)
(lat.) + i (iyelik eki) (tür.) * motor veya şanzımandan aldığı torku aracın arka
veya ön aksına ileterek tekerleklerin dönmesini sağlayan, genellikle uzun ve
silindirik bir tahrik mili
kardaş :
tür. * karın (anne, ana rahmi, doğurganlık; omurgalı hayvanlarda kaburga
kemiklerinden kasıklara ve pelvise kadar olan kısım) + daş, deş (ortaklık,
birliktelik, benzerlik, aynılık eki) * aynı anne babadan doğmuş veya mecazen
aynı kökten, soydan veya yakın bağdan gelen kişiyi ifade eden akrabalık adı
kardelen :
tür. * kar (kış yağışı, beyaz donmuş su) + delen (açıklık, oyuk oluşturarak içe
giren, dalan) (del (açıklık, oyuk oluşturarak içe girmek, dalmak) ) + en (-cı,
yapan, eden eki) ) * kar örtüsünü delerek erkenden çıkan zarif beyaz çiçeğiyle
tanınan Galanthus cinsine verilen, baharın habercisi niteliğindeki bitki
kardeş :
tür. * karın (anne, ana rahmi, doğurganlık; omurgalı hayvanlarda kaburga
kemiklerinden kasıklara ve pelvise kadar olan kısım) + daş, deş (ortaklık,
birliktelik, benzerlik, aynılık eki) * aynı anne babadan doğmuş kişilerin
birbirlerine göre durumlarını veya mecazen aynı kökten, soydan veya yakın
bağdan gelen kişiyi ifade eden akrabalık adı
kardeşkanıağacı :
tür. * kardeş (aynı anne babadan doğmuş kişilerin birbirlerine göre durumlarını
veya mecazen aynı kökten, soydan veya yakın bağdan gelen kişiyi ifade eden
akrabalık adı) (karın (anne, ana rahmi, doğurganlık; omurgalı hayvanlarda
kaburga kemiklerinden kasıklara ve pelvise kadar olan kısım) + daş, deş
(ortaklık, birliktelik, benzerlik, aynılık eki) ) + kan (damarlardaki, alyuvar,
akyuvar ve plazmadan oluşan, oksijen ve besin taşıyan kırmızı renkli hayat
sıvısı; soy, nesil, kök, köken) + ı (iyelik eki) + ağaç (kalın gövdeli ve dallı
bitki) + ı (iyelik eki) * Asparagaceae familyasından, Asya ve Afrika’nın
Tropik, Subtropik bölgelerinde yetişen,rozet dizilişli, çiçeklenen türlerinde
salkım şeklinde bileşik, beyaz veya turuncu renkte çiçekleri, şerit şeklinde,
beyaz alacalı, sarı, gümüşi yaprakları olan dekoratif bitki, dracaena
deremensis
kardia :
gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) * hem kalp hem de midenin kalbe en yakın
bölgesi olan giriş kısmı (mide ağzı / cardia ventriculi), mideyle yemek
borusunun birleştiği yer (mide, yemek borusunun bağlandığı ve mide kapısı
olarak adlandırılan “kardia”, midenin üst kısmı olan “fundus”, midenin gövdesi
olan “korpus” ve mideyi ince bağırsağa bağlayan “pilor” kısımları olmak üzere
dört bölümden oluşur.)
kardinal :
lat. * cardinalis (önemli, başlıca, ana, temel, esas, öz) (cardo, cardinis
(menteşe, eksen, dönüm noktası) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) *
önemli, başlıca, ana, temel, esas, öz; Katolik kilisesinin en yüksek dereceli
din adamlarından biri olup papa seçiminde oy kullanma hakkına sahip olan
başpapaz
kardinal kuşu :
lat. * cardinalis (önemli, başlıca, ana, temel, esas, öz) (cardo, cardinis
(menteşe, eksen, dönüm noktası) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) )
(lat.) + kuş (yumurtlayan omurgalılardan, akciğerli, sıcak kanlı, vücudu
tüylerle örtülü, gagalı, iki ayaklı, iki kanatlı uçucu hayvanların ortak ismi)
+ u (iyelik eki) (tür.) * parlak kırmızı tüyleriyle tanınan, adını kırmızı
giysili Katolik kardinal rahiplerden alan, özellikle Kuzey ve Orta Amerika’da
yaşayan ötücü kuş (umut, değişim, manevi mesajlar, sadakat, sevilen ölmüşlerden
gelen işaret ve ilahi iletişim kavramlarının sembolü)
kardinalite :
lat. * cardinalis (önemli, başlıca, ana, temel, esas, öz) (cardo, cardinis
(menteşe, eksen, dönüm noktası) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) +
itas (ile ilgili olma) * birbirine eş kümelerin karşılık geldiği ve bu
kümelerdeki eleman sayılarını belirten sayı (a= { a, b, c } ve b= { d, e, f }
eş kümelerinin kardinalitesi 4’tür; bir kümenin kuvvet kümesinin (P(X) ),
verilen kümenin tüm alt kümelerinin kümesi olması durumu
kardiyak :
gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
* kalple ilgili, kalbe ait
kardiyak aritmi :
gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
+ a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + ryhtmia (rhuthmos, rhythmos
(ritm, akım, akış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kalbin elektriksel
aktivitesindeki düzensizlik nedeniyle kalbin normal ritminin bozulması,
düzensiz atış, atriyal fibrilasyon
kardiyak arrest :
gre., lat. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (gre.) + arrestare (durdurmak, duraklatmak), arrestus (durma, durdurma,
duraklatma, alıkoyma, tutuklama) (lat.) * kalbin ani ve tamamen durması, kalp
durması
kardiyak intake :
gre., ing. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (gre.) + in (iç, içeri) + take (almak; alış, alım, emme, giriş) (ing.)
* bir maddenin (örneğin oksijen, besin, ilaç veya kan akışının kalbe girişi;
kalbin aldığı miktar, kalbe giriş
kardiyak output :
gre., ing. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (gre.) + output (çıkış, çıktı) (out (dış, dışarı, harici) + put
(koymak; koyma, koyuş) ) (ing.) * kalbin birim zamanda pompaladığı kan miktarı
(ortalama olarak 5 litre/dakika yani 70 atış/dakika bazında 0,071 litre/atış)
kardiyo : gre.
* kardia (kalp; mide üstü bölge) + o (son ek) * kalp ile ilgili
kardiyo-frenik :
gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + phrenos (diyafram; zihin, akıl, bilinç,
şuur, ruh) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kalp ile diyafram
arasındaki anatomik bölgeye ilişkin
kardiyograf :
gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek,
kaydetmek), graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) * kalp hareketlerini
kaydeden aygıt, kalp çizgesi
kardiyografi :
gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek,
kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım,
çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kalp
hareketlerinin grafiksel olarak kaydedilmesi işlemi, kalp yazımı
kardiyogram :
gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + gramma, gramme (çizgi, hat, çizim,
çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) * kalp atışlarının elektriksel sinyallerle
kaydedilmiş grafiği, kalp çizgesi
kardiyoid :
gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer,
şekilli, biçimli) * bir doğruyu sabit bir nokta etrafında döndürerek elde
edilen, kalp şeklinde matematiksel eğri; kalp biçiminde
kardiyojenik :
gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + gennaein (doğurmak, üretmek,
oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran,
yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * kalple ilgili, kalpten kaynaklanan
kardiyolog :
gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz,
akıl) * kalp hastalıkları uzmanı, kalp doktoru
kardiyoloji :
gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı,
söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * kalp hastalıklarının tanı, tedavi ve önlenmesine yönelik
bilgilerin sistematik olarak öğrenildiği, klinik uygulamalarla desteklenen,
kalp ve damar sağlığını kapsamlı şekilde ele alan tıp bilim dalı
kardiyolojist :
gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz,
akıl) + iste (-cı, yapan, eden eki) * kalp hastalıkları uzmanı, kalp doktoru,
kardiyolog
kardiyomegali :
gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + megale, megalos (büyük, iri, yüce,
geniş) (megas (büyük, iri, yüce, geniş) + le (dişil ek), los (eril ek) )+ lia
(isim, yer ve durum eki) * kalbin normal boyutlarından anormal derecede
büyüyerek kas kalınlaşması veya boşluk genişlemesiyle kalp fonksiyonlarını
olumsuz etkileyen patolojik durum, kalp büyümesi
kardiyomiyopati :
gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + myos (kas, adale) + patheia (sorunlu,
sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık,
acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kalp kasının
yapısal veya fonksiyonel bozuklukları nedeniyle kalbin pompalama yeteneğinin
azalmasıyla karakterize edilen, genetik, enfeksiyonel veya diğer nedenlere
bağlı olabilen hastalık grubu
kardiyomiyosit :
gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + mys, myos (kas, adale) + kytos (hücre,
göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) * çok sayıda mitokondriye sahip olan, kalbin
ritmik ve güçlü bir şekilde atabilmesi için elektriksel uyarıları mekanik
harekete çevirerek kalbin kasılmasını ve kan pompalamasını sağlayan, temel kalp
kası hücresi
kardiyopati :
gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + patheia (sorunlu, sıkıntılı,
hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap;
duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kalp kasının yapısal veya
fonksiyonel bozuklukları nedeniyle kalbin normal işlevini yitirmesiyle ortaya
çıkan ve çeşitli nedenlere bağlı gelişebilen hastalık durumu
kardiyopleji :
gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + plexis (felç, vurma, çarpma, darbe,
durdurma), plessein (darbelemek, vurmak, çarpmak, felç inmek), plegia (felç,
inme, nuzul) (plege (darbe, vurma, çarpma) + eia (durum ve usim yapın eki) ) *
kalbin cerrahi müdahaleler sırasında geçici olarak durdurulması veya felç
edilmesi işlemi, kalp kasının oksijen ihtiyacını azaltarak ameliyat sırasında
hasarı önlemeyi amaçlayan tıbbi uygulama
kardiyopulmoner resusitasyon
:
gre., lat. * kardia (kalp; mide üstü bölge) (gre.) + pulmonaris (akciğer ile
ilgili) (pulmo, pulmon (akciğer) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) +
resuscitatus (tekrar ayağa kaldırma, canlandırma) (re (tekrar) + suscitare
(ayağa kaldırmak, canlandırmak) (sub (yukarı, üste; alt) + citare (çağırmak,
uyandırmak) ) + atus (isim yapım eki) ) * kalp-akciğer canlandırması veya kısa
adıyla CPR, kalbi duran bir kişide kan dolaşımını ve solunum sistemini tekrar
çalışır hâle getirmek amacıyla uygulanan acil yöntemler bütünü
kardiyoskleroz :
gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + sklerein (sertleşmek, katılaşmak),
skleros (katı, sert) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * kalp
kasının dokusunda kronik inflamasyon veya hasar sonucu meydana gelen lifleşme
ve sertleşme durumu, kalbin elastikiyetini kaybederek fonksiyonlarının
bozulmasına yol açan patolojik süreç
kardiyoskop :
gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek,
gözlemlemek, araştırmak), skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç,
niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) * kalbin yapısını, hareketlerini ve
işlevlerini doğrudan veya dolaylı olarak gözlemlemek için kullanılan tıbbi
cihaz veya alet
kardiyoskopi :
gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + skopein (gözlemek, bakmak, incelemek,
gözlemlemek, araştırmak), skopia (görüş, hedef, gözetme, gözetleme, gözlem,
gözleme, bakma, hedefleme) (skopos (gözlem, görüş, bakma, bakış, hedef, amaç,
niyet, gaye, gözlem, gözlenen, bakılan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) )
* kalbin yapısını, hareketlerini ve işlevlerini doğrudan veya dolaylı olarak
görsel olarak inceleme işlemi, genellikle tıbbi cihazlar kullanılarak yapılan
detaylı kalp görüntüleme ve değerlendirme yöntemi
kardiyotoksik :
gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + toxikon, toxikos (yaya takılan, ok,
yay; zehir) (toxon, toxa (yay; ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) )
* kalp dokusuna zarar veren veya kalbin normal işlevlerini olumsuz etkileyen,
toksik özellikte olan madde veya durum
kardiyotonik :
gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + teinein, teino (germek, uzatmak), tonos
(perde, vurgu, gerilim, gerginlik, anahtar, güç, kuvvet, basınç; ses, vokal perdesi,
sesin yükseltilmesi, müzikte vurgu, ses perdesi) + ikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) ) * kalbin kasılma gücünü artıran ve kalp kasının işlevini
güçlendirerek dolaşım sistemini destekleyen ilaç veya madde
kardiyotropin :
gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek,
yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme,
değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara
çevrilebilir) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) * kalp kasının
fonksiyonlarını etkileyen, kalp hızını veya kasılma gücünü artıran veya
değiştiren hormon, ilaç veya madde
kardiyovasküler :
gre., lat. * kardia (kalp; mide üstü bölge) (gre.) + vasculum (küçük kap, küçük
kanal, küçük hazne, küçük damar, kılcal damar) (vas, vasis, vasum (kap, hazne,
kanal, damar) + cula, culus, culum (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) (lat.) * kalp ve kan damarlarıyla ilgili olan, dolaşım sistemi
yapılarını ve fonksiyonlarını kapsayan, kalp-damar hastalıkları veya bu sistemi
etkileyen durumlarla ilgili
kardiyoversiyon :
gre. * kardia (kalp; mide üstü bölge) + versio (dönme, dönüş, rotasyon,
dönüşüm, yönelim, çevrim) (vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) +
tio (isim yapım eki) ) * düzensiz kalp ritmini, elektriksel veya ilaçla yapılan
kontrollü müdahalelerle normale döndürme işlemi, özellikle atriyal fibrilasyon
veya diğer aritmi türlerinin tedavisinde kullanılan tıbbi yöntem
kare :
lat., fra. * quadratus (dört köşeli, kare biçimli, düzgün) (lat.); carré (fra.)
* eşit uzunluktaki dört kenardan oluşan iki boyutlu geometrik şekil, dörtgen
biçimli yapı
kare matris :
lat., fra. * quadratus (dört köşeli, kare biçimli, düzgün) (lat.); carré (fra.)
+ mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak), matrix (kaynak, ana, temel yapı;
doğuran dişi; rahim; matematikte sayıların veya cebirsel ifadelerin satır-sütun
düzeninde oluşturduğu düzenli sayı dizisi formundaki tablo; kalıp, kaynak yapı)
(lat.) * satır sayısı sütun sayısına eşit olan, genellikle determinantı tanımlı
ve özdeğer-özvektör hesaplamalarında kullanılan temel matris türü
karekök :
lat., fra., tür. * quadratus (dört köşeli, kare biçimli, düzgün) (lat.); carré
(fra.) + kök (esas, temel, asıl) (tür.) * bir sayının kendisiyle çarpımı o
sayıyı veren pozitif değeri, yani bir sayının ikinci dereceden kökü olan ve
genellikle √ sembolüyle gösterilen matematiksel işlem
karen :
ara. * carina (omurga, çıkıntı; gemi omurgası, teknenin en alt yapısı, gemi
gövdesi, tekne, kiriş) (lat.); carène (fra.) * omurga, iki taraftaki
kaburgaların çatıldıkları, bağlandıkları, omurlardan oluşan kemik hattı; iki
hayvanın biribirine çatıldıkları ip, çatılmış olma
karesi :
tür. * karesi (yörede bir süre hakim olan Karesioğulları Beyliği'nin kurucusu
Karasi Bey'den) * Balıkesir’in bir ilçesi
karfentanil :
lat., gre. * carbo, carbonis (karbon, kömür, odun kömürü) (lat.) + phenyl
(fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak,
görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak,
göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen), phen (phenyl
(C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev
eki, alkil eki) ), phentanyl (sentetik opioid isimlendirmesi (IUPAC/INN türevi,
yapay kelime) (gre.) * yalnızca veteriner hekimlikte fil ve gergedan gibi çok
büyük memelileri sakinleştirmek amacıyla kullanılan son derece güçlü bir
sentetik opioid
karfiçe :
gre. * karphitsa, karphi (çivi) * orta boy ve küçük başlı demir çivi
karfilzomib : lat.
* carfil (yapılandırılmış kök adı) + zom (proteazom hedefi) + ib (inhibitör son
eki) * proteazom inhibitörleri sınıfına ait, özellikle multipl miyelom
tedavisinde kullanılan, hücre içi protein yıkımını engelleyerek kanser
hücrelerinin ölümünü hızlandıran hedefe yönelik antineoplastik ilacın etken
maddesi (C40H57N5O7)
karga :
tür. * karga (kuşun çıkardığı sesten türemiş yansıma sözcük) (kuş cinsi olan
karganın çıkardığı sesten onomatope (ses yansımalı) kelime) ) * kargagiller
(Corvidae) familyasından, iri yapılı, genellikle siyah tüylü, zeki ve ses
çıkarışıyla tanınan, hem şehir hem doğa ortamında yaşayan ötücü kuş türü
karga beyni :
tür. * karga (kargagiller (Corvidae) familyasından, iri yapılı, genellikle
siyah tüylü, zeki ve ses çıkarışıyla tanınan, hem şehir hem doğa ortamında
yaşayan ötücü kuş türü) + beyin (kafatasının içindeki organ) + i (iyelik eki) *
süzme yoğurt ve pekmezin uygun bir kapta karıştırılarak bulamaç haline
getirilmesi ve tandır ekmeğine sürülmesiyle yapıln yiyecek
karga tulumba :
ita. * carga la tromba (carico (yükle) + la (ön ek) + tromba (trompeti, boru,
hazne) (trompeti yükle, yelkeni topla) * apartopar, kaldırıp götürerek
kargaburun :
tür. * karga (kargagiller (Corvidae) familyasından, iri yapılı, genellikle
siyah tüylü, zeki ve ses çıkarışıyla tanınan, hem şehir hem doğa ortamında
yaşayan ötücü kuş türü) + burun (kıyıdan denize doğru uzanan dar çıkıntı;
yüzde, başın ön kısmında bulunan, öne doğru çıkıntılı olan ve solunum ile koku
alma işlevlerini gören organ) * elektrikli ve elektronik eşyaların tamiri ile
çeşitli inşaat ve süsleme işlerinde kullanılan, penseye nazaran daha hassas
tutma ve sıkma işleri yapmaya yarayan, ucu karganın gagasına benzeyen, bükme ve
tutma işlevi gören alet
kargabüken :
tür. * karga (kargagiller (Corvidae) familyasından, iri yapılı, genellikle
siyah tüylü, zeki ve ses çıkarışıyla tanınan, hem şehir hem doğa ortamında
yaşayan ötücü kuş türü) + büken (eğen, kıvıran, boğan, sıkıştıran) * bitişik
taçyapraklı ikiçeneklilerden, Hindistan’da yetişen, yaprakları karşılıklı,
çiçekleri salkım durumunda, meyvesi zehirli bir ağaç; bu ağacın, hekimlikte
yararlanılan bir madde olan striknin elde edilen tohumu
kargacık burgacık :
tür. * karga (kargagiller (Corvidae) familyasından, iri yapılı, genellikle
siyah tüylü, zeki ve ses çıkarışıyla tanınan, hem şehir hem doğa ortamında
yaşayan ötücü kuş türü) + cık (küçültme eki) + burgaç (kıvrım, dolanım) + cık
(küçültme eki) * karmaşık, düzensiz, karışık ve girift yapıda olan; özellikle
yazı, çizim veya anlatımda anlaşılması zor ve düzensiz; (el yazısı için) eğri
büğrü ve düzensiz, okunaksız, kötü
kargadelen :
tür. * karga (kargagiller (Corvidae) familyasından, iri yapılı, genellikle
siyah tüylü, zeki ve ses çıkarışıyla tanınan, hem şehir hem doğa ortamında
yaşayan ötücü kuş türü) + delen (açıklık, oyuk oluşturarak içe giren, dalan)
(del (açıklık, oyuk oluşturarak içe girmek, dalmak) ) + en (-cı, yapan, eden
eki) ) * kabuğu ince ve çok gevrek olduğu için kolay kırılan bir badem türü
kargasekmez :
tür. * karga (kargagiller (Corvidae) familyasından, iri yapılı, genellikle
siyah tüylü, zeki ve ses çıkarışıyla tanınan, hem şehir hem doğa ortamında
yaşayan ötücü kuş türü) + sek (sıçramak, hafifçe yükselmek, ani ve kısa hareket
etmek, adım atmak, hoplamak, zıplamak, kesik kesik ilerlemek, tek veya iki ayak
üzerinde sıçrayarak, zıplayarak yürümek) + mez (olumsuz fiil eki) * çok sarp
(yer veya yol)
kargaşa :
tür. * karga (gürültücü kuş, mecaz olarak karışıklık, gürültü) + şa (isim yapım
eki) * genellikle toplumsal veya çevresel ortamda ortaya çıkan, düzensizlik,
karmaşa, karışıklık, gürültü ve kontrolsüzlük durumu
kargı :
tür. * karg (göçmek, saplamak, delmek, daldırmak, sivriltmek) + ı (isim yapım
eki) * uzun, sivri ucu olan, genellikle mızrak veya mızrak benzeri silah olarak
kullanılan ve özellikle tarih boyunca avcılık ve savaşta kullanılan tahta veya
metalden yapılmış uzun mızrak; Çorum’un bir ilçesi
kargımak :
tür. * karg (göçmek, saplamak, delmek, daldırmak, sivriltmek) + ı (isim yapım
eki) + mak (fiil mastar eki) * biri için, Tanrı’nın ve insanların sevgi ve
ilgisinden yoksun kalmasını, onların nefretlerine uğramasını dilemek, ilenç
dolu sözler söylemek, ilenmek, beddua etmek, lanet okumak, kargışlamak
kargın :
tür. * karg (göçmek, saplamak, delmek, daldırmak, sivriltmek) + ın (isim yapım
eki) * marangozlukta kullanılan büyük rende
kargil :
far. * kahir (güçlü, sağlam) (ara.) + giriftan (tutmak, almak, yakalamak,
kavramak), gir (taşıyan, yapan, tutan, alan, işlevi yerine getiren) (far.);
kahgir, kahgil (kah (saman) + gil (çamur) ) (far.) * taş veya tuğladan yapılmış
sağlam yapı, kaba inşaat; kerpiçten yapılmış bina
kargir :
far. * kahir (güçlü, sağlam) (ara.) + giriftan (tutmak, almak, yakalamak,
kavramak), gir (taşıyan, yapan, tutan, alan, işlevi yerine getiren) (far.); kahgir,
kahgil (kah (saman) + gil (çamur) ) (far.) * taş veya tuğladan yapılmış sağlam
yapı, kaba inşaat; kerpiçten yapılmış bina
karglumik asit :
lat. * car (carbon) + glumic (glutamik asit eki) + acidus (ekşi olan; hidrojen
iyonu veren, pH düşürücü madde, asit) * üre döngüsü bozukluklarında kullanılan,
glutamik asit türevi organik bileşik (C6H10N2O5)
kargo :
lat. * carricare (yüklemek, taşımak), cargo (yük, taşınan şey) * gemi, uçak
veya araçla taşınan ticari veya endüstriyel yük, mal; taşıma
karha :
ara. * karaha, kerh (iğrenmek, tiksinmek, nefret etmek), mekruh (iğrenç, hoş
olmayan) * çıban, yara; ülser
karhane :
far. * kar (iş, etkinlik) + hane (ev, yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) *
iş yeri, iş yapılan yer
karı :
tür. * kar (yaşlanmak) + ığ (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yaşlı kadın,
evli kadın;
karı koca :
tür., far. * kar (yaşlanmak) + ığ (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (tür.) +
koca (saygın kişi, ulu kişi, yüce kişi, efendi) (far.) * evli çift
kar-ı natık :
far., ara. * kar (iş, etkinlik) (tür.) + i (tamlama eki) + natik (konuşan,
anlatan) (ara.) * aklı ve sözleriyle iş gören, etkili konuşan kişi veya aktör;
seslerin ve melodilerin uyum içinde birleşip anlamlı ve etkileyici bir şekilde
ifade edilmesi, özellikle klasik Türk musikisinde söz ile müziğin kaynaşması
karık :
tür. * kar (sulamak) + ık (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bahçe sulamak
için açılmış küçük ark; bu arklar arasında kalan, sebze ekili toprak parçası
karın :
tür. * karın (gövde alt kısmı, mide bölgesi) * bel üstü bölge, gövdenin orta ön
bölümü, bebeğin durduğu ve içinden çıktığı yer, nesil, soy, boynuz (karn
(nesil, soy, boynuz) (ara.), horn (boynuz), carnal (etsel, bedensel, cinsel),
crown (taç, soyun simgesi olan ve başa takılan nesne), corne (boynuz), charne (et,
ten, beden), couronne (taç) (fra.), Krone (taç) (alm.) )
karın boşluğu :
tür. * karın (vücutta gövüs ile pelvis arasında kalan, sindirim ve diğer
organları içeren bölüm) + boşluk (içinde herhangi bir şey bulunmayan alan veya
hazne) * insan ve hayvan anatomisinde, sindirim, dolaşım ve diğer sistem
organlarının yer aldığı, gövüs kafesi ile pelvis arasında kalan geniş iç kısım
karın zarı :
tür. * karın (vücutta gövüs ile pelvis arasında kalan, sindirim ve diğer
organları içeren bölüm) + zar (ince, saydam örtü veya ince tabaka, ince katman)
+ ı (iyelik eki) * canlı organizmalarda organları, hücreleri veya yapıları
saran, ince, esnek ve genellikle yarı geçirgen özellikteki örtü veya membran
karınca :
tür. * karı (yarık, çatlak, çatlak yer) + ınca (küçültme eki; isim yapım eki)
(tür.); carro (araba, at arabası) + zza (isim yapım ve küçültme/peyoratif eki)
(ita.) * genellikle koloni halinde yaşayan, omurgasız, çok bacaklı ve vücut
bölümleri belirgin olan, zar kanatlılar (Hymenoptera) takımında yer alan, sosyal
yaşam gösteren böcek türü; insan gözünde küçük ve çalışkan canlı (mecazi;
özellikle atlarla çekilen, yolcu taşıyan klasik İtalyan tipi kapalı veya açık
araba, fayton
karıncalanmak :
tür. * karınca (zar kanatlılar takımında yer alan küçük böcek) + lan (dönüşlü
fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * deride veya vücutta küçük böceklerin
yürüyormuş gibi hissettiren, genellikle uyuşma veya tıkanma sonucu oluşan
karıncalanma hissi yaşamak
karıncayiyen :
tür. * karınca (zar kanatlılar takımında yer alan küçük böcek) + yiyen (yeme
eylemini yapan) * karınca veya termitlerle beslenen, genellikle uzun burunlu,
kıllı memelilerden oluşan hayvan türü
karıncık :
tür. * karın (vücutta gövüs ile pelvis arasında kalan, sindirim ve diğer
organları içeren bölüm) + cık (küçültme eki) * kalbin, kanı pompalayan iki alt
odacığından her biri; kalbin temel pompa işlevini yerine getiren küçük odacık,
atrium
karındaş :
tür. * karın (vücutta gövüs ile pelvis arasında kalan, sindirim ve diğer
organları içeren bölüm) + daş (benzer, özdeş, aynı) * aynı anneden doğmuş
olanlardan her birinin bir diğerine göre durumu, kardeş
karış :
tür. * kar (birleşmek, bir araya gelmek, iç içe geçmek, karışmak; birleştirmek,
karıştırmak) + ış (isim yapım eki) * avuç ile parmak arası genişlikte, yaklaşık
20-22 cm uzunluğunda eski Türk ölçüsü
karışık :
tür. * kar (birleşmek, bir araya gelmek, iç içe geçmek, karışmak; birleştirmek,
karıştırmak) + ış (işteş fiil eki) + ık (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
birden fazla unsurun, öğenin birbirine geçmiş, bir araya gelmiş halde
oluşturduğu düzensiz, karmaşık veya birbirine bağlı durum
karışım :
tür. * kar (birleşmek, bir araya gelmek, iç içe geçmek, karışmak; birleştirmek,
karıştırmak) + ış (işteş fiil eki) + ım (isim yapım eki) * iki veya daha fazla
maddenin, özelliğini tümüyle yitirmeden bir araya gelmesiyle oluşan birleşik
madde veya bütün; özellikle kimyada, farklı maddelerin fiziksel olarak bir
araya gelmesiyle oluşan homojen veya heterojen yapı
karışlamak :
tür. * kar (birleşmek, bir araya gelmek, iç içe geçmek, karışmak; birleştirmek,
karıştırmak) + ış (isim yapım eki) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar
eki) * bir nesnenin uzunluğunu, yüksekliğini veya uzaklığını karış birimiyle,
yani baş parmakla serçe parmak arası açıklıkla ölçmek
karışmak : tür.
* kar (birleşmek, bir araya gelmek, iç içe geçmek, karışmak; birleştirmek,
karıştırmak) + ış (işteş fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * iki veya daha çok
şey birbirine girmek, düzen bozulmak veya bir işe, duruma veya konuşmaya
müdahil olmak, müdahale etmek
kari :
ara. * karaa (okumak) ve sıfat * okuyan, okuyucu, okur; ulu kişi, seyyid
karia :
ara. * kara (şiddetle çarpmak, vurmak, darbelemek) * Kur’an’da kıyamet günü
veya büyük felaket anlamında geçen, ansızın çarpan ve sarsan büyük olay, bela;
Kur’an’ın 101. suresinin ismi
karib :
ara. * karaba (yakınlaşmak, yaklaşmak), akraba (yakınlar, aileden olanlar) *
yakın
karides :
gre. * karidas (sert kabuklu deniz canlısı, küçük kerevit, yengeç) * deniz
böceği, küçük deniz kabuklusu, kabuklu deniz hayvanı; kabuklu, uzun gövdeli,
genellikle denizlerde ve tatlı sularda yaşayan, küçük bacaklı ve hızlı hareket
eden, ticari ve gastronomik açıdan değerli omurgasız deniz canlısı karih
kariha :
ara. * kariha (doğuştan gelen yetenek, içsel sezgi, düşünme gücü) * özellikle
edebi, entelektüel veya yaratıcı alanda kişiye özgü zihinsel yeti, doğuştan
gelen düşünme ve kavrama kapasitesi; zeka kıvraklığı, fıtri anlayış gücü,
düşünme gücü
karikatür :
lat. * carricare (yüklemek, taşımak, abartmak), carricatus (yüklenmiş, taşınmış,
abartılmış) + ura (isim yapım eki) * bir kişinin, olayın veya durumun belirgin
özelliklerini abartılı ve çoğu zaman mizahi bir şekilde çizen veya betimleyen
sanat türü; eleştiri, hiciv veya toplumsal yorum amacı güden çizim veya anlatım
biçimi
karikatürist :
lat. * carricare (yüklemek, taşımak, abartmak), carricatus (yüklenmiş,
taşınmış, abartılmış) + ura (isim yapım eki) + ista (-cı, yapan, eden,
destekleyen, yandaş eki) * karikatür çizen, karikatürcü
karikatürize :
lat. * carricare (yüklemek, taşımak, abartmak), carricatus (yüklenmiş,
taşınmış, abartılmış) + ura (isim yapım eki) + izatus (dönüştürülmüş, halini
almış, kılınmış, olmuş) (izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tus
(geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); caricaturé (fra.) * karikatürü
yapılmış
karin :
ara. * karn (soy, nesil, jenerasyon; boynuz) * yakın, hısım, akraba, aynı
soydan olan; yakın arkadaş
karina :
lat. * carina (omurga, çıkıntı; gemi omurgası, teknenin en alt yapısı, gemi
gövdesi, tekne, kiriş) * gemi veya teknenin su altında kalan en alt yapısı olan
omurga; benzer şekilde şekil veya konum itibarıyla çıkıntı yapan yapılar
karinatum :
lat. * carina (omurga, çıkıntı; gemi omurgası, teknenin en alt yapısı, gemi
gövdesi, tekne, kiriş) + tum (sıfat ve isim yapım eki) * göğüs kafesinin
anormal biçimde öne doğru çıkık olduğu, “güvercin göğsü” olarak da bilinen
doğumsal veya gelişimsel deformite; sternumun öne doğru sivrilmesiyle
karakterize edilen torasik şekil bozukluğu
karine :
ara. * karn (bağ, bağlantı, alaka, ilişki, ilinti, delil, işaret; soy, nesil,
jenerasyon; boynuz) * mantık, hukuk ve dilbilimde bir olayın veya durumun
doğruluğunu veya varlığını dolaylı yoldan gösteren belirti, çıkarım yapılmasına
olanak sağlayan ipucu veya yardımcı kanıt
karir :
ara. * karra (sevinmek, memnun olmak) * mesrur, sevinçli, sevinmiş, memnun
karir-ül ayn :
ara. * karir (mesrur, sevinçli, sevinmiş, memnun) + el (ön ek, artikel) + ayn
(göz; pınar, kaynak, menba) * gözü aydın; mesrur, sevinmiş, sevinçli, memnun
kariye :
ara. * karyat, kariye (küçük yerleşim yeri, köy, kasaba) * genellikle kırsal
bölgelerde bulunan, şehir statüsüne ulaşmamış küçük yerleşim birimi, köy,
yerleşim yeri, kasaba, şehir
kariyer :
lat., fra. * carraria (araba yolu, geçit, yol) (carrus (tekerlekli araç, araba,
götürgeç) + aria (-lik) (arabalık, arabanın hareket ettiği ortam, yol, pist) )
(meslek olarak tercih edilen yol anlamında); carrière (fra.) * meslek, uzun
vadeli mesleki gelişim ve ilerleme (car, cart (araba) (ing.) )
karizma :
gre. * kharis (lütuf, bahş, yeti) + ma (durum eki) * çevresindekileri etkileme
ve iz bırakma niteliği
karizmatik :
gre. * kharis (lütuf, bahş, yeti) + ma (durum eki) + tikos (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * karizması olan
karkamış :
süm. * gilga (ata, baba, akraba) + meş, mış (kahraman) * akraba kahramandır;
Gaziantep’in bir ilçesi; Sümer Kralı Gılgamış'tan
karkara :
tür. * karkara (ses yansımalı, onomatopeik kelime) * uzunbacaklılardan, kışı
sıcak ülkelerde geçiren, bataklık yerlerde yaşayan, sorguç tüyleri süs olarak
kullanılan, başı sorguçlu turna
karkarias :
gre. * charcharodon (karcharos (keskinleştirmek) + odous (diş), odontos (diş
ile ilgili) ) * insandan yaklaşık üç kat daha uzun bir cins köpekbalığı
karkas :
gre., lat. * carcosium (ölü beden, ceset) (sarx (et, beden dokusu) (gre.); caro
(et) + cadere (ölmek) + osium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) *
yapı iskeleti; hayvanın deri, iç organları, baş ve türüne göre kuyruk
çıkartıldıktan sonra elde edilen gövdesi
karluk :
tür. * kar (birleşmek, bir araya gelmek, iç içe geçmek, karışmak; birleştirmek,
karıştırmak) + luk (isim yapım eki) * Orta Asya’da VIII. yüzyılda egemen bir
halk olarak görünen, X. yüzyıla değin böyle kalan, eski Türk boylarından biri
karma :
san. * karma (eylem, iş, fiil) * spiritüalizm, Hinduizm, Budizm ve Jainizm gibi
öğretilerde, bireyin geçmişte yaptığı iyi veya kötü her eylemin, düşüncenin ve
niyetin ruhsal sonuçlarının gelecekte karşılık bulacağına inanılan evrensel
nedensellik yasası; ahlaki ve ruhsal sorumluluğun kişinin kaderini belirleyen
temel ilkesi
karma :
tür. * kar (birleşmek, bir araya gelmek, iç içe geçmek, karışmak; birleştirmek,
karıştırmak) + ma (isim yapım eki) * farklı öğelerin bir araya gelip düzenli
veya düzensiz biçimde birleşmesiyle oluşmuş bütün; çeşitli unsurların
karışımından meydana gelen yapı, içerik veya durum; birleşik
karma eğitim :
tür. * karma (birleşik, karışık) + eğitim (öğretme, eğitme etkinliği) * kız ve
erkek öğrencilerin aynı sınıflarda, eşit koşullarda birlikte öğrenim gördüğü
eğitim sistemi; cinsiyet ayrımı olmaksızın ortak müfredatla yürütülen karma
toplumsal eğitim modeli
karma ekonomi :
tür. * karma (birleşik, karışık) + ekonomi (iktisat) * hem devletin hem de özel
sektörün ekonomik faaliyetlerde etkin olduğu, serbest piyasa ilkeleri ile kamusal
müdahalelerin bir arada bulunduğu, kaynak dağılımının hem piyasa mekanizmaları
hem de kamu planlamasıyla belirlendiği ekonomik sistem
karmaç :
tür. * kar (birleşmek, bir araya gelmek, iç içe geçmek, karışmak; birleştirmek,
karıştırmak) + ma (isim yapım eki) + ç (araç eki) * yapı işlerinde harç
karmakta kullanılan araç; bir kabın içindeki maddeleri karıştırmak için
kullanılan çubuk
karmak :
tür. * kar (birleşmek, bir araya gelmek, iç içe geçmek, karışmak; birleştirmek,
karıştırmak) + mak (fiil mastar eki) * birbirine katmak, birleştirmek,
karıştırmak; toz durumundaki bir şeyi sıvıyla karıştırarak çamur veya hamur
durumuna getirmek
karmakarışık :
tür. * karma (birleşik, karışık) (kar (birleşmek, bir araya gelmek, iç içe
geçmek, karışmak; birleştirmek, karıştırmak) + ma (isim yapım eki) ) + kar
(birleşmek, bir araya gelmek, iç içe geçmek, karışmak; birleştirmek,
karıştırmak) + ış (işteş fiil eki) + ık (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iç
içe girmiş durumda olan, çok karışık, çok dağınık, çok düzensiz
karman çorman :
tür. * karma (birleşik, karışık) (kar (birleşmek, bir araya gelmek, iç içe
geçmek, karışmak; birleştirmek, karıştırmak) + ma (isim yapım eki) ) + n (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) + çorba, çorma (karışık, çorba) + n (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * aceleyle, çarçabuk; çok karışık ve düzensiz
karman hattı :
mac. * karman (Macar asıllı Amerikalı mühendis ve fizikçi Theodore von
Kármán'ın soyadından) (mac.) + hat (çizgi, sınır, hudut, ince uzun çizgi) + tı
(iyelik eki) (tür.) * deniz seviyesinden 100 km yükseklikte bulunan ve
genellikle Dünya atmosferi ile uzay arasındaki sınır
karmanyola :
fra. * carmagnole (Güney Fransa'ya özgü köylü kıyafeti; ihtilalci, başıbozuk,
baldırı çıplak) (Caragnola (Napoli yakınlarında bir yer adından) * kent içinde
silah zoruyla insan, dükkan, banka vb. soyma, kent içi soygunculuk; Fransız
Devrimi sırasında popüler olmuş, devrimciler tarafından giyilen kısa, hareketli
bir dans kostümü ve aynı adı taşıyan hızlı tempolu devrimci halk dansı; zamanla
Fransız devrimci marşları ve protesto sembolleriyle ilişkilendirilen kültürel
terim
karmaşa :
tür. * karma (birleşik, karışık) (kar (birleşmek, bir araya gelmek, iç içe
geçmek, karışmak; birleştirmek, karıştırmak) + ma (isim yapım eki) ) + ş (işteş
fiil eki) + a (isim yapım eki) * karışıklık, kargaşa, düzensizlik, kaos,
çatışma (skirmish (çatışma) (ing.), escarmouche (çatışma) (fra.) )
karmaşık :
tür. * karma (birleşik, karışık) (kar (birleşmek, bir araya gelmek, iç içe
geçmek, karışmak; birleştirmek, karıştırmak) + ma (isim yapım eki) ) + ş (işteş
fiil eki) + ık (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * karışık, düzensiz
karmaşık sayı :
tür., ara. * karmaşık (karışık, düzensiz) + sayı (nicelik, miktar, rakamla
ifade edilen değer) * reel ve sanal kısımlardan oluşan, genellikle a + bi (a, b
reel sayı, i ise sanal birim; i^2 = -1) biçiminde ifade edilen ve elktrik
mühendisliğin de kullanılan matematiksel sayı türü
karmık :
tür. * karma (birleşik, karışık) + ık (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir
akarsu ağzında oluşturulmuş balıkçı büğeti
karmik :
san., gre. * karma (eylem, iş, fiil) (san.) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (gre.) * yapılan her eylemin sonuçlarının içinde bulunulan yaşantıda
veya sonraki hayatta insanı etkilemesiyle ilgili, karma ile ilgili
karmustin :
lat. * car (karbamoil grubu belirteci) + mustum (şıra), mustard gas (hardal
gazı maddesi olan nitrozüre bileşik) + ine (kimyasal bileşik eki) * özellikle
beyin tümörleri ve bazı hematolojik kanserlerin tedavisinde kullanılan, DNA’ya
bağlanarak hücre çoğalmasını engelleyen sitotoksik, nitrozüre türevli
alkilleyici kemoterapi ilacın etken maddesi (C5H9Cl2N3O2)
karn :
ara. * karana (iki şeyi birbirine bağlamak, iliştirmek, birleştirmek,
yaklaştırmak veya eşleştirmek) * asır, devir, dönem, çağ, epok, periyod, kurun
(ç.); soy, nesil, kuşak, jenerasyon; bağ, ilişki; boynuz, sivri ve tümsek şey,
kurna
karnabahar :
gre., far. * krambe (buruşuk) (gre.); karamb (lahana, brassica cretica) + i
(tamlama eki) + bahar (koku; güzel kokulu bir bitki, buphthalmum; çölde
yağmurdan sonra açan bitkilerin genel ismi; kış ile yaz arasındaki geçiş
mevsimi) (far.) * turpgillerden, anayurdu Doğu Akdeniz bölgesi olan, yaprakları
koyu yeşil ve lahana yaprağına benzeyen, çiçekleri etli ve tanecikli bir
görünüşte olan, çiçekliği sebze olarak yenen otsu bir bitki, karnabit
karnabit :
gre., far. * krambe (buruşuk) (gre.); karamb (lahana, brassica cretica) + i
(tamlama eki) + bahar (koku; güzel kokulu bir bitki, buphthalmum; çölde
yağmurdan sonra açan bitkilerin genel ismi; kış ile yaz arasındaki geçiş
mevsimi) (far.) * lahana, karnabahar
karnaval :
lat. * caro, carne, carnis (et) + levare (uzaklaştırmak, kaldırmak, yok etmek),
vale (veda et, hoşça kal) (oruç sürecini haber veren ifade) * oruç dönemi
öncesi et tüketimine veda; Hıristiyanların, büyük perhizden önce, şaşırtıcı
kılıklara girerek yaptıkları şenlik ve eğlence dönemi
karne :
lat., fra. * carnetum (küçük kayıt defteri) (caro, carnis (et, somut değer) +
tum (isim yapım eki) ) (lat.); carnet (fra.) * gümrük işlemlerinde, bir taşıma
aracının veya malın başka ülkelere geçici olarak sokulmasında resmi belge
olarak kullanılan geçici ithalat veya taşıma belgesi
karnıyarık :
tür. * karın (vücutta gövüs ile pelvis arasında kalan, sindirim ve diğer
organları içeren bölüm) + yarık (yarılmış, açılmış, ikiye ayrılmış) * ortadan
uzunlamasına kesilmiş patlıcanın içine kıymalı harç doldurularak hazırlanan,
Türk mutfağına özgü geleneksel bir yemek
karni :
lat., ita. * caro, carnis (et), carneus (etle ilgili, etli) (lat.); carniere
(taşıma kabı, torba) (ita.) * laboratuvarda damıtma işlerinde kullanılan, geniş
karınlı, dar ve eğri boyunlu cam kap
karnitin :
lat. * caro, carnis (et) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * ilk kez
et dokusunda (özellikle kaslarda) izole edildiği için bu adı alan, yağ
asitlerinin mitokondriye taşınmasında görevli, enerji metabolizmasında kritik
rol oynayan kuaterner amonyum bileşiği (özellikle karaciğer ve böbreklerde
sentezlenen, L-carnitine formu biyolojik olarak aktiftir.) (C7H15NO3)
karnivor :
lat. * carnivorus (et yiyen) (caro, carnis (et) + vorare (yemek, yutmak) + us
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * besin zincirinin yüksek düzeyinde yer
alan, yalnızca veya esas olarak etle beslenen avcı veya leşçil canlılara
verilen ad, etçil
karniyoplasti :
gre. * karuon (çekirdek) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek,
oluşturmak, kalıp dökmek), plasteia (oluşturma, şekillendirme, şekil verme,
biçimlendirme, kalıplama) (plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş,
biçimlendirilmiş, kalıplanmış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * hücre
çekirdeğinde yapısal bozukluğu düzeltmek veya cerrahi müdahaleyle çekirdeği
yeniden biçimlendirmek amacıyla yapılan tıbbi veya deneysel işlem; genetik,
hücresel veya nükleer düzeyde şekilsel onarım uygulaması
karo : fra.
* carreau (kare şekilli, dört kenarlı şekil) * dört eşit kenarlı ve köşeli,
genellikle kare biçimindeki geometrik şekil
karob :
gre., lat. * keras, keratos (boynuz, keratin) + ion (küçültme eki) (gre.);
carubia (lat.) * Akdeniz ikliminde yetişen Ceratonia siliqua ağacının, tatlı ve
yenilebilir bakla biçimindeki meyvesi, keçiboynuzu
karopodium :
gre. * karpos (meyve, tohum) + podion (küçük ayak) (pous, podos (ayak) + ion
(küçültme eki) ); ium (isim yapım eki) (lat.) * sapla birleştiği taban kısmında
bulunan, meyveyi taşıyan kısa sapçık veya ayakçık biçimindeki yapı
karoser :
ita. * carrozzeria (araba gövdesi, kasa) (carrozza (araba, at arabası) + eria
(iş, meslek, yer, işyeri eki) ) * otomobil, otobüs gibi taşıtlarda, motor,
şasi, tekerlek gibi bölümlerin dışında kalan, görünen ve yolcu ve yük taşınan
dış bölüm, karoseri
karot :
gre., lat. * karoton (havuç) (gre.); carota (lat.) * genellikle turuncu renkte,
koni biçiminde, tatlımsı kök sebze; havuç bitkisinin yenilebilen kökü; binanın
betonarme yapısının yoğunluğunu, sağlamlığını analiz etmek için binanın beton
kısmından alınan, demir içermeyen parça
karoten :
gre., lat. * karoton (havuç) (gre.) + ens (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(lat.) * bitkilerde, özellikle havuç gibi turuncu renkli sebzelerde bulunan,
karotenoid grubuna ait olan, sarı, turuncu ve kırmızı renklerin oluşmasında rol
oynayan, fotosenteze yardımcı olan ve A vitamini öncülü olarak görev yapan
doğal pigment (C40H56)
karotenoid :
gre., lat. * karoton (havuç) (gre.) + ens (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(lat.) + oeides (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * havuçta bulunan
turuncu pigmente benzeyen yapıda olan, bitki ve bazı mikroorganizmalarda
bulunan sarı, turuncu veya kırmızı renkli doğal pigmentlerden oluşan bileşik
grubu
karotid :
gre. * karoun (uyutmak), karotis (uyuklama, sersemlik), carotide (fra.) * beyne
kan taşıyan ve boynun her iki yanında bulunan büyük atardamar çifti (bu
damarların, baskılandığında bayılma ve bilinç kaybına neden olması nedeniyle
"uyutan damar" olarak adlandırılmıştır.)
karotis :
gre. * karoun (uyutmak), karotis (uyuklama, sersemlik), carotide (fra.) * beyne
kan taşıyan ve boynun her iki yanında bulunan büyük atardamar çifti (bu
damarların, baskılandığında bayılma ve bilinç kaybına neden olması nedeniyle
"uyutan damar" olarak adlandırılmıştır.)
karotis endarterektomi :
gre. * karoun (uyutmak), karotis (uyuklama, sersemlik) + endon (iç, içinde) +
arteria, artiria (damar, boru, hat) (airein (yetiştirmek, yükseltmek, beslemek,
büyütmek) + teria (ile ilgili, yapan, eden) ) * ektomia (kesip çıkarma) (ek
(dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik,
kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) )
karpaçyo :
ita. * carpaccio (15. yüzyıl Venedikli ressam Vittore Carpaccio’nun soyadından)
* ismini rönesans ressamlarından olan Vittore Carpaccio’ dan alan, dana, geyik
etinin veya balığın ince dilimlenmiş çiğ etinin ordövr olarak servis edildiği
yemek
karpal :
gre. * karpos (bilek, el bileği) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (lat.) * el bileğini oluşturan sekiz küçük kemikten her biriyle ilgili
olan; bileğe ait anatomik yapı veya bölgeyle ilgili
karpal tünel sendromu :
gre , lat., tür. * karpos (bilek, el bileği) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) + tunnellus (küçük boru, geçit) (tunna (varil, fıçı) + ulus
(küçültme eki) ) (lat.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik
durum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * bileğin iç kısmında bulunan karpal
tünelden geçen median sinirin çeşitli nedenlerle sıkışması sonucu elde uyuşma,
karıncalanma, ağrı ve güçsüzlükle kendini gösteren nörolojik rahatsızlık
karpe diyem :
lat. * carpere (koparmak, toplamak, kapmak, takalamak, tutmak, kavramak), carpe
(kap, yakala, tut, kavra) + diem (gün) * Latin edebiyatı ozanlarından
Horatius’un bir dizesinde geçen, “günü yakala, gününü gün et, zamanın tadını
çıkar, günü yakala, anı yaşa, günü yaşa” anlamlardaki özdeyiş
karpektomi :
gre. * karpos (bilek, el bileği) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı,
harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit,
dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bileği oluşturan kemiklerin bir
kısmının veya tamamının cerrahi olarak çıkarılması işlemi
karpel :
gre., lat. * karpos (meyve, tohum) (gre.) + ellus (küçültme eki) (lat.) *
çiçeğin dişi üreme organını oluşturan, tohum taslağını taşıyan ve birleşerek
yumurtalığı oluşturan yaprak kökenli birim, meyve yaprağı
karperdaz :
far. * kar (kazanç, fayda, artı değer, güç, emek, iş, güç) + perdahten (yapmak,
ödemek, çaba göstermek veya süslemek), perdaz (yapan, düzenleyen, çaba
gösteren) * Osmanlı döneminde bir liman veya şehirde ticari işlerin
düzenlenmesi, konsolosluk işlerinin yürütülmesi veya şehbenderlik (yerel tüccar
temsilciliği) görevlerini yapan kişi, iş düzenliyen; konsolos, şehbender
karpit :
lat. * carbo, carbonis (karbon, kömür, odun kömürü) + ide (ikili bileşik, anyon
eki) * asetilen gazı elde etmekte kullanılan, karbonla kalsiyum bileşiği madde
(CaC2)
karpometakarpal :
gre. * karpos (bilek, el bileği) + meta (ötesinde, sonra, -den sonra) + karpos
(bilek, el bileği) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * el
bileği (carpus) ile el tarağı (metacarpus) arasına ait olan
karpopodyum :
gre. * karpos (meyve, tohum) + pous, podos (ayak) + ion (küçültme eki) (gre.);
ium (isim yapım eki) (lat.) * meyvenin tabanında bulunan, meyveyi taşıyan kısa
sapçık veya ayakçık biçimindeki yapı
karpuz :
lat. * corpus (vücut, beden, gövde, cüsse, iri olma) * büyük ve kabuklu, içi
kırmızı renkli sulu meyve (corpse, corps (gövde, vücut, ceset) (ing., fra.) )
karpuzlu :
lat., tür. * corpus (vücut, beden, gövde, cüsse, iri olma) (lat.); karpuz
(büyük ve kabuklu, içi kırmızı renkli sulu meyve) + lu (ile, birlikte, sahibi)
(tür.) * Aydın’ın bir ilçesi
karr :
ara. * karra (parlamak, ışıldamak) * parlaklık, ışıldama, aydınlık, ışık,
keskin görme
karr :
ara. * karrara (kararlaştırmak, sabit olmak, durmak, yerleşmek, kalmak,
oturmak; tekrar etmek, tekrarlamak), karar (durma, sabit olma, yerleşme, kalma,
istikrar, kesin görüş, tercih, yargı, hüküm) * durma, sabit olma, oturma; karar
verme
kars :
gür., erm. * kars (kale, sınır) (gür.), hars (gelin) (erm.) (Bölgede Ermeniler
de yaşamıştır.), karsak (çöl tilkisi) (Kıpçakların tilkiyi totemleştirmelerinden)
* kuzeyinde Ardahan, doğusunda Ermenistan, güneyinde Iğdır ve Ağrı, batısında
ise Erzurum bulunan, Türkiye'nin 36 plaka numaralı şehri
karsak :
tür. * kar (boz, açık renkli) + sak (küçültme veya tür belirtme eki) *
köpekgillerden, Asya’nın özellikle Sibirya ovalarında yaşayan, postundan kürk
yapılan, soluk kahverengi tüylü, karnı beyaz, kısa kulaklı, küçük bir tilki
türü
karsambaç :
tür. * kar (buz taneciği) + sambaç (ezme, karıştırma, karışım) * üzerine
pekmez, şurup veya meyve suyu dökülerek hazırlanan geleneksel kar tatlısı
karsinoid :
gre. * karkinos (yengeç; tümör, kanser) + oeides (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * yapısı kanserli tümöre benzeyen ancak genellikle daha az malign
(habis) olan tümör türü; nöroendokrin tümörlerin hafif seyirli biçimi
karsinojen :
gre. * karkinos (yengeç; tümör, kanser) + gennaein (doğurmak, üretmek,
oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran,
yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * kanser oluşumuna
yol açan madde veya etken; kanser yapıcı
karsinojenik :
gre. * karkinos (yengeç; tümör, kanser) + gennaein (doğurmak, üretmek,
oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran,
yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * kanser oluşturan veya kansere neden olma özelliği
taşıyan; kanser yapıcı nitelikte
karsinom :
gre. * karkinos (yengeç; tümör, kanser) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik,
ur; kanser; toplanma, oluşum) * epitel hücrelerinden kaynaklanan kötü huylu
tümörleri ifade eden ve vücutta kontrolsüz hücre büyümesi sonucu oluşan kanser
türü; malign tümör, karsinoma
karsinomatozis :
gre. * karkinos (yengeç; tümör, kanser) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik,
ur; kanser; toplanma, oluşum) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) *
yaygın kanserleşme durumu; birden çok karsinom tümörünün vücutta yayılması,
metastaz yapması hali (kanserin vücuda yayılması hastalığı)
karst :
sla. * kras (taşlık, kayalık arazi, kireçtaşı yaylası, taşlık araz) * tortul
kayaçların su ve sıcaklık etkisiyle erimesiyle, aşınması, birikmesi ve
taşınması olaylarının görüldüğü; kaya tuzu, jips, kireç taşı ve dolomit gibi
çeşitli çözünür taşlar içeren bölge
karstik :
sla., gre. * kras (taşlık, kayalık arazi, kireçtaşı yaylası, taşlık araz)
(sla.) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * karst oluşumlarına
ait olan, karst özelliği taşıyan; kireçtaşının çözünmesiyle oluşmuş yüzey ve
yeraltı şekilleriyle ilgili
karş :
ara. * karaşa (toplamak, bir araya getirmek, cem etmek) * toplama, bir araya
getirme, cem etme) (church, Kirche (kilise, toplanma, çağırma) (ing., alm.) )
karşı :
tür. * kar (ters, muhalif, zıt; öteki yüz, öteki yön) + şı (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * ters, muhalif, zıt, ters olan, muhalif olan, zıt olan,
karşıt; bir şeye cephesini veren (harsh (ters) (ing.), barsch (ters) (alm.) )
karşılamak :
tür. * kar (ters, muhalif, zıt; öteki yüz, öteki yön) + şı (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * birini geldiği
yerde kabul etmek, ona yönelmek; bir şeye cevap vermek, denk gelmek; giderini
üstlenmek
karşılaşmak :
tür. * kar (ters, muhalif, zıt; öteki yüz, öteki yön) + şı (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) + la (etken fiil eki) + ş (işteş fiil eki) + mak (fiil mastar
eki) * iki kişi veya şey yüz yüze gelmek; rast gelmek, denk gelmek, biriyle
veya bir şeyle karşı karşıya gelmek
karşılaştırmak :
tür. * kar (ters, muhalif, zıt; öteki yüz, öteki yön) + şı (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) + la (etken fiil eki) + ş (işteş fiil eki) + tır (etken fiil
eki) + mak (fiil mastar eki) * iki veya daha çok şeyi benzerlik veya farklılık
açısından karşı karşıya getirmek; kıyaslamak, mukayese etmek
karşılık :
tür. * kar (ters, muhalif, zıt; öteki yüz, öteki yön) + şı (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) + lık (isim yapım eki) * bir şeye verilen yanıt, tepki, bedel,
değer; denk düşen şey; cevap, ödül, eşdeğer
karşıt :
tür. * karşı (ters, muhalif, zıt, aksi, ters olan, muhalif olan, zıt olan,
karşıt; bir şeye cephesini veren) + ıt (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
ters, muhalif, zıt, ters olan, muhalif olan, zıt olan; karşıt (harsh (ters)
(ing.), barsch (ters) (alm.) )
karşıyaka :
tür. * karşı (ters, muhalif, zıt, aksi, ters olan, muhalif olan, zıt olan, karşıt;
bir şeye cephesini veren) + yaka (çevreleyen hat, taraf, kenar) * İzmir’in bir
ilçesi
kart :
lat. * charta (kağıt, yazı levhası, belge, doküman, papirüs yaprağı, yazı
levhası, kart) * küçük, genellikle dikdörtgen biçiminde, üzerinde bilgi
taşıyan, kimlik, ödeme aracı veya oyun amacıyla kullanılan kağıt veya plastik
parça, belge veya araç (card, hard, carte, hart (kart, sert olan tablet) (ing.,
fra., alm.) )
kart :
tür. * kart (yaşlı, kocamış, kıdemli) * katılaşmış, sertleşmiş, tazeliğini
yitirmiş; taze, yumuşak, gevrek veya körpe olma özelliğini yitirmiş, yaşlandığı
için sertleşmiş, lifleşmiş ve yenmeyecek duruma gelmiş bitki, sebze, meyve veya
hayvan et (hard (katı, sert) (ing.) )
kartagener sendromu :
alm. * kartagener (Alman doktor Manes Kartagener’in soyadından) + syndromon
(sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik eki)
(tür.) * sitoplazmik silya defekti ve organ yerleşim anomalileri ile
karakterize genetik hastalık
kartal :
tür. * kart (sert, katı, güçlü, kuvvetli) + al (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * atmacagiller (Accipitridae) familyasından yırtıcı, büyük ve güçlü,
yüksekten süzülen, keskin bakışlı yırtıcı, avcı ve alıcı kuş; İstanbul’un bir
ilçesi
kartal ana :
tür. * kartal (atmacagiller (Accipitridae) familyasından yırtıcı, büyük ve
güçlü, yüksekten süzülen, keskin bakışlı avcı ve alıcı kuş) + ana (anne,
valide, cocuk doğurmuş kadın) * Türk mitolojisinde yeniden doğuşu, ebedi
hayatı, ölümsüzlüğü ve güneşin doğuşunu simgeleyen kartal tanrıça (Burkut,
Burkit, Merküt, Markut, Mörküt, Börkit, Börköt, Bürgid Ana) (Yakutlar’ın,
kartal soyundan gelme inanışından)
kartallı eğrelti :
tür. * kartal (atmacagiller (Accipitridae) familyasından yırtıcı, büyük ve
güçlü, yüksekten süzülen, keskin bakışlı avcı ve alıcı kuş) + lı (ile,
birlikte, beraber, sahibi) + eğrelti (yapraklarının iç yüzünde spor keseleri
bulunan, damarlı, çiçeksiz ve sulak yerde yetişen bir bitki) * pteridium
aquilinium, kartal eğreltisi; damarsız, tohumsuz çiçeksiz bitki türü, kartal
pençesini andıran yaprak biçimi nedeniyle bu adı alan büyük yapraklı eğreltiotu
türü
kartaloz :
tür. * kart (katılaşmış, sertleşmiş, tazeliğini yitirmiş) + aloz (ile igili,
gibi, -a ait, benzer) * yaşı geçmiş, yaşlanmış, kartlaşmış, kart (kimse),
kartaloş
karteks :
gre. * khartes (kart, yazılı kağıt, kayıt tutulmuş kağıt, harita) * mal sahibi
isimlerinin ve sicil bilgilerinin kayıtlı olarak tutulduğu kartlarn (card,
carte, chart, Karte (kart, grafik) (ing., fra., alm.) )
kartel :
gre., lat., ita.* khartes (kart, yazılı kağıt, kayıt tutulmuş kağıt, harita)
(gre.); charta (kağıt, yazı levhası, belge, doküman, papirüs yaprağı, yazı
levhası, kart) (lat.) + ello (küçültme eki) (ita.) * bir araya gelen şirketler
veya kuruluşlar arasında rekabeti sınırlamak için yapılan gizli anlaşma; pazarı
kontrol etme amaçlı birlik
kartela :
gre., lat., ita.* khartes (kart, yazılı kağıt, kayıt tutulmuş kağıt, harita)
(gre.); charta (kağıt, yazı levhası, belge, doküman, papirüs yaprağı, yazı
levhası, kart) + ella (küçültme eki) (lat.); ello (ita.) * küçük kart, ilan,
duyuru veya broşür anlamında, özellikle tıbbi veya askeri alanda bilgi içeren
küçük doküman; tombala ve benzeri şans oyunlarında üzerinde sayılar bulunan
kart; tuluat tiyatrosunun kapısına asılan tabela
karteolol :
gre. * khartes (kart, yazılı kağıt, kayıt tutulmuş kağıt, harita) + olol
(betabloker eki) * kalp ve damar hastalıklarında kullanılan, beta adrenerjik
reseptörleri bloke ederek kalp atış hızını ve kan basıncını düşüren, glokom
tedavisinde de kullanılan selektif olmayan beta bloker ilacın etken maddesi
(C16H24N2O)
kartepe :
tür. * kar (buz taneciği) + tepe (yükseklik, en yüksek nokta) * Kocaeli’nin bir
ilçesi
karter :
gre., lat. * cartere (khartes (kart, kağıt, harita) (gre.) + ere (isim yapım ve
yer aki) (lat.) ) * motor veya makine parçalarının yağını tutan hazne,
genellikle içten yanmalı motorlarda yağın toplandığı kap
kartezyen :
lat., fra. * Cartesius (René Descartes’ın Latinceleştirilmiş ismi), cartesia
(Descartes’a ait olan) + anus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.);
cartésien (Descartes ile ilgili) (fra.) * matematikte analitik geometriyi kuran
ve Kartezyen koordinat sistemini geliştiren Fransız filozof René Descartes’ın
“cogito ergo sum” (düşünüyorum, öyleyse varım) ilkesine bağlı, akılcı
(rasyonalist) düşünce ve yöntemlerine dayanan, felsefede kesinlik, akıl ve
sistematik şüphecilik ilkelerini temel alan, modern bilim ve matematiğin
gelişiminde köklü etkileri bulunan, geometrik ve felsefi kavramları ifade eden
terim
kartezyen koordinat sistemi :
lat., gre., tür. * Cartesius (René Descartes’ın Latinceleştirilmiş ismi),
cartesia (Descartes’a ait olan) + anus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) +
coordinatus (co, con (ile, birlikte, beraber) + ordinatus (düzenlenmiş, sıraya
konmuş) (ordinare (düzenlemek, sıraya koymak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat
yapım eki) ) (lat.) + sustema, systema (bir araya konmuş parçalar bütünü) (sun,
syn (ile, birlikte, beraber, eş, tamamen) + histanai, histanein, histemi
(yerleştirmek, düzenlemek, kurgulamak, koymak, dikmek, durdurmak) + ma (isim
yapım eki ) (gre.) ) + i (iyelik eki) (tür.) * matematikte, bir düzlemde veya
uzayda noktaların konumlarını belirlemek için dik kesişen iki veya üç eksen
(genellikle x, y, z eksenleri) kullanarak her noktaya sayısal koordinatlar
atayan, analitik geometriyi mümkün kılan sistem
karthikeya :
san. * Krttika (Pleiades yıldızları, altı tanrıça) + eya (aitlik eki) * Hindu
mitolojisinde Şiva’nın oğlu, altı Krttika tarafından büyütülen ve savaş tanrısı
olarak bilinen tanrısal figür
kartilaj :
lat. * cartil (kıkırdak) + ago (isim yapım eki) * vücutta kemik uçlarını
kaplayan, esnek ve dayanıklı bağ dokusu
kartilajinöz :
lat., gre. * cartilago (kıkırdak) (lat.) + gennaein (doğurmak, üretmek,
oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran,
yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.) + osus (ile
ilgili, sıfat yapım eki) (lat.) * kıkırdakla ilgili olan veya kıkırdaktan
oluşan yapı
kartilijinöz ekzositoz :
lat., gre. * cartilago (kıkırdak) (lat.) + gennaein (doğurmak, üretmek,
oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran,
yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.) + osus (ile
ilgili, sıfat yapım eki) (lat.) + ex, exo (dış, dışarı, harici) + osteon
(kemik) + osis (sorun, durum, hastalık) * kemik yüzeyinden dışa doğru gelişen,
genellikle kıkırdakla kaplı iyi huylu kemik çıkıntısı
kartograf :
gre. * khartes (kart, yazılı kağıt, kayıt tutulmuş kağıt, harita) + graphos
(yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) * harita çizen veya haritacılıkla uğraşan
kişi
kartografi :
gre. * khartes (kart, yazılı kağıt, kayıt tutulmuş kağıt, harita) + graphein
(yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme,
çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * yeryüzünün veya gök cisimlerinin konumlarını ve özelliklerini
ölçekli, sistemli ve görsel olarak temsil eden haritaların yapımını, tasarımını
ve incelenmesini konu alan bilim dalı
kartografik :
gre. * khartes (kart, yazılı kağıt, kayıt tutulmuş kağıt, harita) + graphein
(yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme,
çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kartografi ile ilgili
karton :
gre., lat. * khartes (kart, yazılı kağıt, kayıt tutulmuş kağıt, harita) (gre.)
+ one (isim yapım eki) (lat.) * kalın, sert ve dayanıklı kağıttan yapılmış,
genellikle paketleme, kutulama ve dayanıklı yüzeylerde kullanılan malzeme
kartopu :
tür. * kar (beyaz yağan buz taneciği, kristalleşmiş yağış) + top (yuvarlak,
küre biçiminde; genellikle oyun, spor, atış veya savunma amaçlı kullanılan
sert, dolu veya boş cisim) + u (iyelik eki) * karın elle sıkıştırılarak top
haline getirilmesiyle oluşan küresel bir nesne
kartotek :
gre. * khartes (kart, yazılı kağıt, kayıt tutulmuş kağıt, harita) + theke
(koyma yeri, yerleştirme yeri, saklama yeri, ambar, depo, kutu, kılıf, kap,
hazne) * kartların düzenli şekilde saklandığı, arşivlendiği ve erişildiği dosya
veya arşiv sistemi
kartpostal :
gre., lat. * khartes (kart, yazılı kağıt, kayıt tutulmuş kağıt, harita) (gre.)
+ positum, positus (konmuş, konumlanmış, yerleştirilmiş, yatırılmış), positura
(konum, durum, yerleşim), posta (ponere (koymak, konumlamak, yerleştirmek,
düzenlemek, yatırmak) + sta (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait)
(lat.); carte postale (fra.) * üzerinde resim veya fotoğraf bulunan, posta
yoluyla gönderilen, tebrik veya mesaj iletmeye yarayan sert kart
kartuk : tür.
* kar (birleşmek, bir araya gelmek, iç içe geçmek, karışmak; birleştirmek,
karıştırmak) + tuk (isim yapım eki, araç, alet eki) * tarlada veya bahçede
toprak yüzeyini düzeltmek ve yabani otları temizlemek için kullanılan tarım
aracı, büyük tırmık
kartuş :
gre., lat. * khartes (kart, yazılı kağıt, kayıt tutulmuş kağıt, harita) (gre.);
charta (kağıt, yazı levhası, belge, doküman, papirüs yaprağı, yazı levhası,
kart) + uccia (küçültme eki) (lat.) * küçük, rulo veya kapalı kağıt parçası;
mühimmat için barut ve mermi içeren kılıf veya silah atışı için kullanılan
kapsül; sanat ve mimaride metin veya figürlerin çevresini süsleyen oval veya
dikdörtgen çerçeve şeklinde dekoratif eleman
kartvizit :
lat., fra. * charta (kağıt, yazı levhası, belge, doküman, papirüs yaprağı, yazı
levhası, kart) + videre (görmek), visitas (görme, görüş, ziyaret, uğrama)
(lat.); carte de visite (fra.) * kişi veya kurumun kimliğini, iletişim
bilgilerini kısa ve resmi biçimde gösteren, genellikle küçük boyutlu, karton
veya kalın kağıttan yapılmış tanıtım kartı
karum :
asu. * karum (rıhtım, liman, nehir kenarındaki ticaret yeri) * rıhtım, liman,
nehir kenarındaki ticaret yeri; Asur Ticaret Kolonileri Çağı’nda (M.Ö.
1950-1750) Anadolu'da Akadlar ve Asurlular tarafından kurulan, yerel krallıkların
saraylarına vergi ödeyen, kendi idari, hukuki ve mali mekanizmalarına sahip
büyük ve merkezi ticaret merkezleri, pazar yerleri
karun :
ibr., ara. * korah (kel, çıplak, boş, yoksun, soyulmuş) (ibr.), karun (ara.) *
Kur’an’da zenginliğiyle kibirlenen, Hz. Musa döneminde yaşayan ve servetiyle
övünerek Allah’a karşı gelen, sonunda malıyla birlikte yere geçirildiği
anlatılan, İncil ve Tevrat’ta ise Levi kabilesinden biri olarak isyan eden
Korah ile özdeşleştirilen tarihi-dini karakter
karunkül :
lat. * caro, carne, carnis (et, etli) + culus, cula (küçültme eki) * özellikle
mukozal yüzeylerde yer alan küçük, etsi çıkıntı veya doku parçası (jinekolojide
vajinal karunküller veya hayvan embriyolojisinde plasentaya tutunan etsi yapı)
karuppu sami :
tam. * karuppu (siyah) + sami (tanrı, ilah, efendi) * Hint mitolojisinde Tamil
Nadu bölgesinde köylüler tarafından tapınılan, siyah renkli, kılıçlı ve at
üstünde tasvir edilen, köy sınırlarını ve ahlaki düzeni koruyan, koruyucu ve
adalet sağlayıcı bir halk tanrısı
karure :
ara. * karra (parlamak, ışıldamak) + ure (isim yapım eki) * göz bebeği, gözün
siyah kısmı, kavarir (ç.); şişe; şeffaf parlak taş, billur
karünkül :
lat. * caro, carne, carnis (et, etli) + culus, cula (küçültme eki) * özellikle
mukozal yüzeylerde yer alan küçük, etsi çıkıntı veya doku parçası (jinekolojide
vajinal karunküller veya hayvan embriyolojisinde plasentaya tutunan etsi yapı)
karvedilol :
lat. * carv (karbazol türevi (aromatik heterosiklik yapı içeren çekirdek;
β-bloker etkili bileşiklerin temel halkası) ) + di (iki hidroksipropanol grubu)
+ lol (alkol ve β-bloker eki) * yüksek tansiyon ve konjestif kalp yetmezliği
(CHF) vakalarında, sol ventrikül disfonksiyonu tedavisinde kullanılan bir
ilacın etken maddesi (C24H26N2O4)
karya :
gre. * karia (sarp, dağlık, uç, sınır, sınır ülke) * antik çağda güneybatı
Anadolu'da (Muğla-Aydın civarı) hüküm sürmüş bir uygarlığın adı olmakla
birlikte, Balıkesir özelinde kentin kurucusu olan Türkmen beyi Karesi Bey'den
ötürü bölgeye verilen ve zamanla fonetik değişime uğrayarak "Karya"
şeklinde de telaffuz edilen tarihi isim
karyağdı :
tür. * kar (beyaz yağan buz taneciği, kristalleşmiş yağış) + yağdı (döküldü,
aktı) * ak benekli deseni olan (kumaş); atlardaki ak benekler
karyatid :
gre. * karyatides (Karyai'deki Artemis rahibeleri) (karyai (cevizlik) (karuon
(ceviz) + ia (yer eki) ) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli)
* sütun olarak kullanılan, mimari bir destek görevi gören yontulmuş kadın
heykel figürü
karye :
ara. * karyat, kariye (köy, kasaba, küçük yerleşim birimi) * köy, kasaba, küçük
yerleşim birimi
karyokinez :
gre. * karyon (çekirdek, tohum, hücre) + kinesis (hareket, devinim, kıpırdama,
kımıldama) * mitoz ve mayoz hücre bölünmesinde hücre çekirdeğinin yarılması ve
çekirdek zarının ve kromozomların ayrılması
karyola :
lat., fra. * carrus (araç, araba) + ulus, ula (küçültme eki) (lat.); chariolet
(char (araba) + io (bağlaç) + let (küçültme eki) (fra.) * küçük tekerlekli
araba
karyoplastik :
gre. * karyon (çekirdek, hücre) + plassein (kalıp vermek, şekillendirmek,
biçimlendirmek, form vermek), plasis (şekillenme, biçimlenme, oluşum) + tikos,
ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hücre çekirdeğinin yapısı, biçimi
veya oluşumu ile ilgili olan (özellikle sitogenetik, histoloji ve biyoteknolojide
kullanılan bir sıfat)
karyoreksis :
gre. * karyon (çekirdek, hücre) + rhegnymi (yırtmak, parçalamak, koparmak),
rhexis (yırtılma, parçalanma) * hücre ölümü sürecinde çekirdek zarının ve
çekirdek yapısının yırtılarak parçalanması; nekrozda çekirdek dejenerasyonu
karyositik :
gre. * karyon (çekirdek, hücre) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk,
kap) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hücrenin çekirdeğiyle ilgili
veya çekirdek içeren hücreleri niteleyen
karyotik :
gre. * karyon (çekirdek, hücre) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
çekirdeğe ait, çekirdekle ilgili, hücre çekirdeğiyle bağlantılı yapı veya işlev
karyotip :
gre. * karyon (çekirdek, hücre) + tupos, typos (iz, işaret, damga, kalıp,
baskı, model, biçim, şekil) * bir canlının hücrelerindeki kromozomların sayısı,
şekli ve düzeninin tümü; genetik analizlerde organizmanın kromozomal
özelliklerini gösteren standart profil
karyotyping :
gre., ing. * karyon (çekirdek, hücre) + tupos, typos (iz, işaret, damga, kalıp,
baskı, model, biçim, şekil) (gre.); type + ing (isim yapım eki) (ing.) *
kromozomların sayısını, şeklini ve düzenini mikroskop altında inceleyerek
analiz etme işlemi; genetik tanı ve araştırmalarda kullanılan laboratuvar
yöntemi
karz :
ara. * karaza, karada (kesmek, ayırmak, bölmek, borç almak, ödünç almak),
karrada (kesmek, makaslamak, parçalamak, ayırmak; borç vermek, taksitle geri
ödenmek üzere borç vermek, ödünç vermek) * birine, geri almak üzere para eya
mal verme (yani maldan bir kısmı kesip vermek), kredi, borç akrad (ç.)
kas :
tür. * kas (germek, sıkmak, titretmek, sallamak; adale) * vücutta hareketi
sağlayan, sinir sistemi tarafından kontrol edilen, lifli ve elastik yapıdaki
organlar; iskeletin hareketini sağlayan, iç organları koruyan ve güç üreten
doku, adele
kas erimesi :
tür. * kas (germek, sıkmak, titretmek, sallamak) + erime (çözülme, yok olma,
açılma, sıvı hale gelme) + si (iyelik eki) * genellikle genetik, nörolojik veya
metabolik hastalıklar sonucu ortaya çıkan, kas dokusunun zayıflaması, hacim ve
fonksiyon kaybı, kas liflerinin bozulup küçülmesiyle karakterize patolojik
süreç
kasa :
lat., ita. * capere (almak, içine almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak,
sezmek), capsa (kap, hazne, mahfaza) (lat.); cassa (sandık, kutu, kap, hazne,
mahfaza; para veya değerli eşya saklamaya yarayan çelik dolap; muhasebede nakit
paranın toplandığı hesabın ismi) (ita.) * para veya değerli eşya saklamaya
yarayan çelik dolap; muhasebede nakit paranın toplandığı hesabın ismi (case,
caisse, Kasse (kasa, hazne, kutu, kılıf, bavul, valiz) (ing., fra., alm.) )
kasaba :
ara. * kasaba (kesmek; sınırlamak), kasub (kesilmiş, sınırlandırılmış) * surla
çevrili yerleşim, müstahkem yer; şehirden küçük, köyden büyük olan, kırsal
niteliğini yitirmemiş yerleşim birimi
kasal :
ara. * kasila (tembel olmak, üşenmek, isteksiz davranmak), kaslan (tembel,
uyuşuk, üşengeç, isteksiz (eril) ) * tembel, uyuşuk, üşengeç, isteksiz kimse,
kusala (ç.)
kasap :
ara. * kasaba (kesmek; sınırlamak) * kesimci, et kesip satan kimse, kasab
kasaphane :
ara., far. * kasaba (kesmek; sınırlamak), kasab (et kesen) (ara.) + hane (ev,
yer, mekan, mesken, konak, konut, yuva) * kasaplık hayvanların veteriner
denetiminde kesilip yüzüldüğü yer, kanara
kasara :
lat., ita. * cassare (sallanmak) (lat.); cassero (çeyrek güverte, kısa güverte)
(ita.) * geminin baş ve kıç yanında olmak üzere iki tane, asıl güverteden
yüksek olan kısa güverte
kasas :
ara. * kassa (anlatmak, öykülemek, hikaye etmek, nakletmek), kıssa (hikaye,
öykü, anlatı) * hikayeler, öyküler; Kur'an'ın 28. suresinin ismi
kasasyon :
lat. * cassatio (bozma, iptal etme) (cassare (bozmak, iptal etmek) + tio (isim
yapım eki) ) * yargı sisteminde, alt mahkemelerin verdiği kararların hukuka
uygunluğunu denetlemek amacıyla daha yüksek bir mahkemenin (kassasyon
mahkemesi) bu kararları usul veya esas yönünden iptal etmesi işlemi
kasatura :
lat. * incassare (içine sokmak, içine oturtmak, yuvasına veya kınına sokmak,
oturtmak) (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
cassare (yuvaya oturtmak, kınına sokmak, muhafazasına koymak) (cassa (kasa,
sandık, kutu, kap, hazne, mahfaza) + are (fiil mastar eki) ) + tura (isim yapım
eki) * askerlerin bel kayışına takılı olarak taşıdıkları ve gerektiğinde süngü
gibi, tüfeğin namlusu ucuna taktıkları bir çeşit bıçak
kasavet :
ara. * kasva (örtmek, kaplamak, bastırmak, karartmak) * kaygı, bunalım,
sıkıntı, iç sıkıntısı, tasa, üzüntü, karanlık, kasvet; kalp katılığı,
acımasızlık, gaddarlık
kasd :
ara. * kasada (niyet etmek, yönelmek, hedef almak, amaçlamak) * niyet, amaç,
gaye, hedef, istikamet, doğru yol (cast (yöntem, yol, mesafe, dökmek) (ing.) )
kasden :
ara. * kasada (niyet etmek, yönelmek, hedef almak, amaçlamak), kasd (niyet,
amaç, gaye, hedef) + en (gibi, olarak) * amaçlayarak, hedef alarak, niyetli
olarak, bile bile, isteyerek
kasdi :
ara. * kasada (niyet etmek, yönelmek, hedef almak, amaçlamak), kasd (niyet,
amaç, gaye, hedef) + i (ile ilgili, gibi, *a ait, benzer)
kase :
ara. * ka’s, ke’s (kadeh, içki bardağı, küçük kap, kap, çanak, tas) * içine
eşya konan hazne, kase, kap, örtü, içine alan boşluk, kapsayan alan, oyuk,
çanak; uçucu, seyrelmiş (chaos, Chaos (boşluk, boş alan) (gre., ing., fra,
alm.), gas, gaz, Gas (uçucu, seyrelmiş, latif, ince, hafif) (ing., fra., alm.),
gauze (tülbent, ince tül, gazlı bez), cosy (kuytu, boşluklu, örten), case,
caisse, Kasse (bavul, kasa, kılıf, içi boş olan hazne) (ing., fra., alm.), casa
(ev, içinde barınılan boşluk, hazne) (ita.) )
kasem :
ara. * kaseme (yemin etmek) * yemin, ahd, ahdetme
kaset : ara.
* kasa (örtmek, kaplamak, katılaşmak, sertleşmek) + t (geçmiş zaman eki) *
katı, sert, kasılmış, katılaşmış, sertleşmiş; içinde, görüntü ve seslerin veya
yalnızca seslerin kaydedildiği bir manyetik şerit bulunan küçük kutu (cassette
(kaset, sert nesne), cast (döküm) (ing.), cassette (kaset) (fra.) )
kasık :
tür. * kas (adale, vücuda hareket sağlayan lifli yapı) + ık (isim yapım eki) *
alt karın ile uyluk arasında yer alan, lenf düğümleri, damarlar, sinirler ve
kasların geçtiği anatomik bölge
kasık fıtığı :
tür. * kasık (alt karın ile uyluk arasında yer alan, lenf düğümleri, damarlar,
sinirler ve kasların geçtiği anatomik bölge) (tür.) + fetaka (yarmak, ayırmak),
fitk (yırtık, yarık, sökük, yarılma) (ara.) + ı (iyelik eki) (tür.) * karın içi
organların, özellikle bağırsak halkalarının, karın duvarının zayıf bir
bölgesinden dışarı doğru çıkması sonucu oluşan ve genellikle kasık bölgesinde
görülen tıbbi durum
kasılmak :
tür. * kas (germek, sıkmak, titretmek, sallamak) + ıl (edilgen fiil eki) + mak
(fiil mastar eki) * kas dokusu kendi kendine veya istemli olarak büzülmek,
gerginleşmek, gerilmek, sıkılmak; kibirli davranmak, kendini beğenmiş şekilde
durmak
kasım :
ara. * kasama (bölmek, ayırmak, kesmek, paylaştırmak, bölüştürmek, taksim
etmek, üleştirmek) * bölüştüren, paylaştıran, taksim eden; Hicri takvimde
Safer’den sonra gelen ayın ismi; Türkiye'de Gregoryen takvime göre yılın on
birinci ayı
kasımpatı :
ara., tür., gre. * kasım (11. ay) (ara.) + pat (papatya) + ı (iyelik eki)
(tür.), khrys (altın) + anthemon (çiçek) (gre.) * papatyagiller (Asteraceae)
familyasına bağlı, Asya ve kuzeydoğu Avrupa'ya özgü bir bitki, krizantem
kasır :
gre., ara., lat. * kaisaras (kral, hükümdar, imparator) (gre.); kasr (köşk,
saray, yüksek yapı) (ara.) * hükümdarlar için şehir dışında yaptırılmış küçük
saray veya köşk
kasırat-üt tarf :
ara. * kasirat (kısa olanlar) + el (ön ek, artikel) + tar (bakış) * kısa
bakışlılar; gözlerini sakınanlar, kocasından başkasına asla bakmayanlar
kasırga :
tür. * kas (germek, sıkmak, titretmek, sallamak) + ırga (yapan, eden eki) *
hızı saatte 120 km.yi aşan çok güçlü fırtına
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder