leninist :
rus., lat. * lenin (Sovyet devrimci önderi Vladimir İlyiç Ulyanov (Lenin)'dan)
(rus.) + ista (-cı, destekçi, yandaş, yapan, eden) (lat.) * Lenin’in
öğretilerine, Marksizm’in Lenin tarafından geliştirilmiş yorumuna bağlı olan
kişi, Lenin destekçisi
leninizm :
rus., lat. * lenin (Sovyet devrimci önderi Vladimir İlyiç Ulyanov (Lenin)'dan)
(rus.) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (lat.) *
Marksizm’in, Vladimir İlyiç Lenin tarafından geliştirilmiş biçimi olan,
proletarya diktatörlüğü, öncü parti önderliği, devrimci örgütlenme,
emperyalizmin kapitalizmin en yüksek aşaması olarak analizi ve sosyalist
devrimin dünya ölçeğinde sürekliliği ilkelerine dayanan siyasal, ideolojik ve
teorik öğreti
lenk-fahte :
far. * leng (topal, aksak) + fahte (üveyik kuşu, güvercin) * Türk musikisinde
on zamanlı, altı vuruşlu, donanımdan sonra 10/4 şeklinde yazılıp gösterilen,
peşrev, beste ve Mevlevi ayinlerinde kullanılan bir küçük usül
lennard-jones potansiyeli :
ing., lat. * Lennard-Jones (İngiliz matematikçi ve fizikçi John
Lennard-Jones'un soyadından) (ing.) + potentia (güç, kuvvet, kudret, yetenek;
etkide bulunma gücü) (posse (güçlü olmak, yapabilmek, muktedir olmak, yapabilmek,
gücü olmak) (potis (güçlü, kuvvetli, yetkin, muktedir) + esse (olmak) ) + entia
(isim yapım ve durum eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * aralarında bağ
olmayan iki atom veya molekül arasındaki potansiyel enerjiyi ve çekim ve itme
etkileşimlerini açıklayan, kısa mesafede itici, daha uzak mesafede Van der
Waals çekici kuvvetlerini temsil eden matematiksel bir model
lens :
lat. * lens, lentis (bezelye, bakla, mercimek; lens, mercek) (lat.) *
fotoğrafçılık, gözlük ve kontakt lens teknolojilerinde ışığı kıran, odaklayan,
yönlendiren, görüntüyü büyüten, netleştiren şeffaf cam veya plastik yapı (şekil
benzerliğinden)
lentibulariaceae :
lat. * lentibula (küçük kese, kese biçimli kap) (lens (mercimek), lentis
(mercimek gibi) + bulus, bula (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) +
aceae (-giller, bitki familyası eki) * Lamiales takımına bağlı olan ve küçük
böcekleri veya omurgasızları yakalayan özel tuzaklara sahip etçil/böcekçil su
kabarcığı bitkilerini (Utricularia, Pinguicula, Genlisea gibi) kapsayan bir
bitki familyası, sumiğferigiller, etçil bitkiler familyası
lentigo maligna :
lat. * lenticula (küçük mercimek, benek) (lens, lentis (mercimek) + cula
(küçültme eki) ), lentigo (çil, benek, leke, iz) + maligna (kötücül, kötü
huylu) * özellikle yüz bölgesinde, güneşe maruz kalan ciltte ortaya çıkan,
düzensiz kenarlı, kahverengi veya siyah lekeler şeklinde görülen, yavaş
büyüyen, melanom öncülü veya erken evre malign melanom formu olan dermatolojik
lezyon
lentikül :
lat., fra. * lenticula (küçük mercimek, benek) (lens, lentis (mercimek) + cula
(küçültme eki) ) (lat.); lenticule (fra.) * mercimek biçimli, yuvarlak veya
benekli yapı; göz merceği, cilt lezyonları veya diğer organlarda yuvarlak ve
disk biçimli yapı
lentiküler :
lat., fra. * lenticula (küçük mercimek, benek) (lens, lentis (mercimek) + cula
(küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); lenticulaire
(fra.) * mercimek biçimli, yuvarlak veya benekli yapı ile ilgili; göz merceği,
cilt lezyonları veya diğer organlarda yuvarlak ve disk biçimli yapıları
tanımlayan sıfat, mercekle ilgili, mercek biçimli
lentinan :
lat. * Lentinula (mantar cinsi) (lentus (yavaş, esnek, gevşek) + inus (ile
ilgili, gibi) ) + edo (yemek, tüketmek), edodes (yenilebilir; şitake mantarı
türü) + an (polisakkarit türev eki) * lentinula edodes mantarından elde edilen,
β-1,3-glukan yapısına sahip, β-1,6 bağlarıyla dallanmış, yaklaşık 500.000
Dalton moleküler ağırlıklı, Japonya ve Çin’de intravenöz adjuvan olarak kanser
tedavisinde kullanılan immünmodülatör ve antitümör etkili biyolojik yanıt
düzenleyici polisakkarit
lentisel :
lat. * lenticula (küçük mercimek, benek, mercek) (lens, lentis (mercimek,
mercek) + culum, cula (küçültme eki) ) * bitki gövdesi ve dallarının kabuğunda
bulunan, gaz alışverişini sağlayan mercimeğimsi küçük gözenekli yapı
lento :
lat., ita. * lentus (yavaş, esnek, gevşek) (lat.); (lento (yavaş) (ita.) *
müzikte yavaş tempolu, ağır ve duraklamalı bir şekilde çalınmayı ifade eden
terim
lenz kanunu :
alm., gre. * Lenz (Alman fizikçi Heinrich Friedrich Emil Lenz'in soyadından)
(alm.) + kanon, kanonas (çubuk, cetvel, ölçüt; kural, ilke, yasa, kanun,
prensip) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * elektromanyetik indüksiyonda oluşan
indüksiyon akımının, kendisini meydana getiren manyetik akı değişimine karşı
koyacak yönde oluştuğunu ifade eden fizik yasası
leo :
gre., lat. * leon (aslan) (gre.); leo (aslan), leonis (aslan ile ilgili) (lat.)
* kedigillerden, Afrika’da yaşayan, koyu sarı renkli, erkeğinin boynunda yele
bulunan, büyük ve çok güçlü, yırtıcı bir memeli hayvan;
leonotis :
gre., lat. * leon (aslan) (gre.); leo (aslan), leonis (aslan ile ilgili) (lat.)
+ ous, otis (kulak) * Lamiaceae familyasına ait, aslan kulağını andıran
çiçekleri olan bitki cinsi
leontopodium :
gre., lat. * leon (aslan) (gre.); leo (aslan), leonis (aslan ile ilgili) (lat.)
+ pous, podos (ayak) (gre.) * Asteraceae familyasına ait, edelweiss olarak
bilinen, dağlık bölgelerde yetişen bitki cinsi
leonurus :
gre., lat. * leon (aslan) (gre.); leo (aslan), leonis (aslan ile ilgili) (lat.)
+ ouros, oura (kuyruk) (gre.) * Lamiaceae familyasına ait, tıbbi amaçlarla
kullanılan otsu bitki cinsi
leopar :
gre., lat. * leon (aslan) (gre.); leo (aslan), leonis (aslan ile ilgili) (lat.)
+ pardos (benekli, benekli kedi) (gre.) * büyük kedigiller familyasından,
benekli postu ve uzun, kaslı vücuduyla bilinen, bilimsel sınıflandırmada
Panthera cinsine ait, avcılık ve ekoloji çalışmalarında referans verilen Afrika
ve Asya kökenli yırtıcı türde hayvan
leopold manevrası :
alm., lat. * Leopold (Alman jinekolog Christian Gerhard Leopold'un soyadından)
(alm.) + manuovere (elle yönlendirmek, elle çalıştırmak) (manus (el) + operari
(çalışmak, iş yapmak) ) (lat.) * obstetrikte uygulanan dört temel el yöntemiyle
fetüsün anne karnındaki fetal baş, sırt, pelvis ve uzuvların konumunu,
pozisyonunu ve durumunu belirlemeye ve değerlendirmeye yönelik yapılan
sistematik palpasyon prosedürü ve klinik muayene tekniği
lepidoptera :
gre. * lepis (pul, küçük pul) + pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç)
+ a (çoğul eki) * kelebekleri ve güveleri içine alan, kanatları ince pullarla
kaplı büyük bir böcek takımı, pul kanatlılar
lepidot :
gre., lat. * lepis (pul, küçük pul), lepidos (pul ile ilgili) (gre.) + osus
(ile ilgili, -a ait) (lat.) * pullu, pulcuklarla kaplı, özellikle bitki
yüzeyleri, yapraklar veya minerallerde pul benzeri yapılar taşıyan
lepirudin :
lat. * lepus (tavşan) + rudin (hirudin benzeri bilesik eki) * protrombinin
parçalanmasıyla oluşan, heparinin kontrendike olduğu yani heparine karşı
alerjisi veya trombositopenisi olan hastalarda antikoagülan ve intravenöz
olarak uygulanan, trombin inhibisyonu ile kan pıhtılaşmasını önleyen direkt bir
trombin inhibitörü ve hirudin türevi olan rekombinant antikoagülan peptid
(C287H440N80O111S6)
lepiska :
alm. * leipzig (Almanya'nın Leipzig şehrinden) * Leipzig kentinde dokunan bir
ipek kumaş, Leipzig ipeği; (saç için) bu ipeğe benzeyen, uzun, sarı ve yumuşak
lepisosteidae :
gre. * lepis (pul, küçük pul) + osteon (kemik) (gre.) + idae (-giller, hayvan
familyası eki) (lat.) * Lepisosteiformes takımına ait, Kuzey Amerika ve Orta
Amerika sularında yaşayan yedi güncel büyük balık türünü barındıran, büyük ve
yırtıcı tatlı su balıklarını kapsayan bir hayvan familyası, gar balıkları,
timsah balığıgiller
leporidae :
lat., gre. * lepus (tavşan, yaban tavşanı) + aris (ile ilgili, -a ait) (lat.) +
eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya
eki) ) (lat.) * uzun kulaklı, güçlü arka bacaklı, otçul türleri (tavşanlar ve
yabani tavşanlar) kapsayan, Lagomorpha takımına ait memeli hayvan familyası ve
zoolojik sınıflandırma grubu
lepra :
gre. * lepros (pul pul dökülen, soyulan) (lepo, lepein (soymak, kabuğunu
kaldırmak) + ros (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (gre.); leprae (lat.) * mycobacterium
leprae bakterisinin neden olduğu, cilt, sinir ve mukozalarda lezyonlarla
kendini gösteren, cildi pul pul yapan, deri hücrelerinde kalınlaşma ve duyusal
kayıp ile karakterize edilen ve tıbbi literatürde Hansen hastalığı olarak
bilinen kronik bulaşıcı hastalık, cüzzam, hansenizm
leprikon :
irl. * leprechaun (küçük bedenli) (lu (küçük) + corp (vücut, beden) + an (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * İrlanda mitolojisinde İrlanda Adası'nda
yaşadığına inanılan yeşil giyinen, ayakkabıcılıkla uğraşan küçük vücutlu cinler
lepromatöz :
gre. * lepros (pul pul dökülen, soyulan) (lepein (soymak, kabuğunu kaldırmak) +
ros (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur;
kanser; toplanma, oluşum) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) *
lepra (Hansen hastalığı) enfeksiyonunun, cilt, sinir ve mukozalarda nodüller,
plaklar ve deri kalınlaşmalari gibi geniş ve yaygın lezyonlar oluşturduğu
ilerlemiş klinik görünümü
leptin :
gre., lat. * leptos, lepton (ince, narin, hafif, zayıf) (gre.) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * yağ hücreleri tarafından üretilen, vücut
ağırlığının düzenlenmesinde rol oynayan, iştahı azaltan, açlığı düzenleyen bir
peptit hormonu, tokluk hormonu
leptodactylidae :
gre., lat. * leptos, lepton (ince, narin, hafif, zayıf) + daktylos (parmak)
(gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Meksika, Karayipler,
Orta ve Güney Amerika'da yaşayan, genellikle Güney kurbağaları olarak bilinen,
Kretase dönemine kadar uzanan geniş ve çeşitlilik gösteren bir kurbağa
familyası
leptokuark :
gre., lat. * leptos, lepton (ince, narin, hafif, zayıf) (gre.) + quark
(Amerikalı fizikçi Murray Gell-Mann tarafından Finnegans Wake adlı eserdeki
"Three quarks for Muster Mark!" ifadesinden alınarak üretilmiş olan
kelime) (ing.) * leptonlar ile kuarklar arasında etkileşim kurduğu öne sürülen,
Standart Model'in ötesindeki kuramlarda yer alan varsayımsal temel parçacık
lepton :
gre. * leptos, lepton (ince, narin, hafif, zayıf) * temel parçacık fiziğinde,
elektron, müon ve tau gibi fermiyonları içeren, güçlü etkileşimlere girmeyen ve
elektromanyetik ile zayıf kuvvetlerle etkileşen, kütlesi çok küçük veya sıfıra
yakın olan madde parçacığı sınıfı
leptoptilidae :
gre., lat. * leptos, lepton (ince, narin, hafif, zayıf) + ptilon (tüy, telek)
(gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * büyük tropikal marabu
leyleklerini kapsayan leylek familyası
leptoptilos :
gre., lat. * leptos, lepton (ince, narin, hafif, zayıf) + ptilon (tüy, telek)
(gre.) * büyük tropikal marabu leyleklerini kapsayan leylek cinsi
leptospiroz :
gre., lat. * leptos, lepton (ince, narin, hafif, zayıf) (gre.) + spira (kıvrım,
spiral, sarmal) (lat.) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) *
leptospira bakterisinin neden olduğu, kirli su ve enfekte hayvanlar yoluyla
insanlara bulaşan, ateş, baş ağrısı, kas ağrıları ve nadiren organ yetmezliği
ile karakterize olan zoonotik hastalık
leptotyphlopidae :
gre., lat. * leptos, lepton (ince, narin, hafif, zayıf) + typhlos (kör) + ops,
opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) (gre.) + idae (-giller, hayvan
familyası eki) (lat.) * pullu sürüngenler takımına ait, çok küçük, ince ve
genellikle toprak altında yaşayan kazıcı ve zehirsiz bir yılan familyası
leraje :
lat., fra. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.); le (ön
ek) + raie (ışın, çizik, çizgi, sira, şerit) (fra.) * Hz. Süleyman'ın (Solomon)
ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis'te maji ile ilgili olan ve 72
cinden bahsedilen Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, okçuluk ve
savaş yetenekleriyle tanınan, yeşil giysiler içinde tasvir edilen ve düşmanları
hızla etkisiz hale getirdiğine inanılan, mistik ve okült literatürde ritualler,
büyü ve demonoloji çalışmalarında referans verilen 14. cin, okçu demon
lerkanidipin :
lat. * lercan (ilaç markası öneki) + idipine (dihidropiridin sınıfı belirtici
son ek) * dihidropiridin sınıfına ait, peptid yapısında olmayan ve L tipi
kalsiyum kanallarını bloke ederek damar düz kaslarını gevşeten, hipertansiyon
tedavisinde kullanılan, kimyasal yapısında piridin halkası, difenilpropil ve
nitrofenil grubu içeren farmasötik bileşik (C36H41N3O6)
lerzan :
far. * lerz (sarsılmak, titremek) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
titreyen, titreten, sarsan, sarsılan
lerze : far.
* lerzidan (titremek, sarsılmak) * korku, üzüntü veya soğuktan kaynaklanan
titreme, ürperti, bedenin irade dışı sarsılması
lesepase :
fra. * laisser (bırakmak, izin vermek), laissez (bırakın, izin verin) + passer
(geçmek) * sınırdan geçebilmek için verilen yazılı izin veya bu izni gösteren
belge
lesitin :
gre., lat. * lekithos (yumurta sarısı) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid
türevi eki) (lat.) * ilk kez yumurta sarısından izole edilen, biyolojik
zarların temel bileşenlerinden biri olan fosfatidilkolin ağırlıklı yapıda, gıda
endüstrisinde emülgatör ve tıpta besleyici katkı olarak kullanılan fosfolipid
karışımı (C42H82NO8P)
lesitinaz :
gre., lat. * lekithos (yumurta sarısı) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid
türevi eki) + ase (enzim eki) (lat.) * lesitini (fosfatidilkolin ağırlıklı
fosfolipid karışımı) hidrolize eden enzim, biyokimyasal olarak hücre
membranlarını parçalayan veya lipid metabolizmasında rol oynayan, özellikle
bazı bakteri ve patojenlerde toksisite mekanizmasında görev alan katalitik
protein
lesk :
ara. * lasaka (yapışmak, tutunmak, bitişmek, kavuşmak), lasik (yapışkan) *
yapışma
lesotho :
ses. * le (yer, ülke öneki) + sotho (dağ, dağlı, dağlık) * dağlık ülke,
dağların ülkesi; Güney Afrika’da yer alan, kuzey, batı ve güneyde Güney Afrika
Cumhuriyeti ile çevrili, başkenti Maseru, resmi dili Sesotho ve İngilizce olan
bağımsız monarşi ile yönetilen dağlık kara ülkesi
lespedeza :
lat. * Lespedez (İspanyol vali Vicente Manuel de Céspedes) + ia (isim yapım
eki) * Fabaceae familyasına ait, yem ve süs bitkisi olarak kullanılan çalı ve
otsu bitki cinsi
lestidae :
gre., lat. * lestes (haydut, yağmacı, avcı) (gre.) + idae (-giller, hayvan
familyası eki) (lat.) * yusufçuklar takımının Zygoptera (kızböcekleri) alt
takımına ait, orta ve büyük boyda, sulak alanlarda yaşayan ve dünyada yaygın
bir dağılım gösteren bir böcek familyası, kanatlı yusufçuk, kamış yusufçukları
lestitidae :
gre., lat. * lestes (haydut, yağmacı, avcı) + idion (küçültme eki) (gre.) +
idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * derin denizlerde yaşayan
kertenkele balıklarını kapsayan balık familyası
leş :
far. * laş, laşe (çürüyen et; kokmuş durumdaki hayvan cesedi; ölü beden) * ölü
hayvanın çürüyen veya bozulmuş vücut parçası, özellikle çürüyen et
leş kargası :
far., tür. * laş, laşe (çürüyen et; kokmuş durumdaki hayvan cesedi; ölü beden)
(far.) + karga (karganın çıkardığı sesten onomatope (ses yansımalı) kelime) +
sı (iyelik eki) (tür.) * genellikle ölü hayvan leşleriyle beslenen,
ekosistemlerde kadavra temizleyici rol oynayan ve biyolojik döngüde önemli bir
görev üstlenen corvidae familyasına ait büyük kara kuş
leşçil :
far., tür. * laş, laşe (çürüyen et; kokmuş durumdaki hayvan cesedi; ölü beden)
(far.) + çil (ile ilgili, ile beslenen) (tür.) * ölmüş hayvan cesetleri ile
beslenen, ölmüş hayvan etiyle beslenen, leş yiyen, leş ile beslenen
leşker :
far. * laş, laşe (ölü beden, vücut) + kar (-cı, yapan, eden eki) * asker, ordu,
askeri birlik veya ordu mensubu kişi
letafet :
ara. * latafa (yumuşak olmak, nazik davranmak), lattafa (inceltmek, yumuşatmak;
nazik davranmak, lütufta bulunmak), latif (ince, zarif, yumuşak, nazik veya
kibar nitelik taşıyan; erkek ismi), lutf (güzellik, hoşluk, nezaket, incelik,
süptilite), latif (güzel, hoş, nazik, ince, süptil, esiri) * güzellik, hoşluk;
yumuşaklık, incelik, süptilite
letal :
gte., lat. * lethein (unutmak; gizlemek), lethe (unutma, bilinçsizlik) (gre.);
lethalis (ölümcül, öldürücü) (letum (ölüm) + alis (ile ilgili, ait) ) (lat.) *
öldürücü, ölümle sonuçlanma potansiyeli taşıyan veya ölüm tehlikesi yaratan,
ölümcül
letarji :
gre. * lethein, letho (unutmak; gizlemek), lethe (unutma, bilinçsizlik) +
argeia (hareketsizlik, eylemsizlik, uyuşukluk, atalet) (argos (hareketsiz,
eylemsiz, uyuşuk, atıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * zihinsel
unutkanlık, bilinçsizlik ve fiziksel uyuşukluk; ağır yorgunluk, halsizlik,
bitkinlik, isteksizlik, tükenmişlik
letarjik :
gre. * lethein, letho (unutmak; gizlemek), lethe (unutma, bilinçsizlik) +
argeia (hareketsizlik, eylemsizlik, uyuşukluk, atalet) (argos (hareketsiz,
eylemsiz, uyuşuk, atıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * fiziksel veya zihinsel olarak uyuşuk, yavaş,
halsiz veya tepkisiz; halsiz, bitkin, yorgun, tükenmiş
letarjik ensefalit :
gre. * lethein, letho (unutmak; gizlemek), lethe (unutma, bilinçsizlik) +
argeia (hareketsizlik, eylemsizlik, uyuşukluk, atalet) (argos (hareketsiz,
eylemsiz, uyuşuk, atıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) + en (iç, içeri, içinde, içine, içinde) +
kephale, kephalos (kafa, baş) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon,
sorun, hastalık eki) * yüksek ateş ve akut uyuşukluk/aşırı uyku halinin yanı
sıra hastaları konuşamaz ve hareket edemez hâle getiren heykel benzeri bir
duruma sokabilen ya da ilerleyen süreçte Parkinson benzeri nörolojik
bozukluklara neden olan nadir ve tehlikeli bir beyin iltihabı türü
letçe :
lat. * lettus (kum; Letonya halkı) * Hint-Avrupa dil ailesinin Baltık kolundan
olan Letonca
letermovir :
gre., lat. * leter (farmasötik ön ek) + termo (terminaz enzim kompleksi
belirteci) + vir (antiviral ilaç son eki) * özellikle kök hücre veya organ
nakli geçiren kişilerde sitomegalovirüs (CMV) enfeksiyonlarını önlemek için
kullanılan, virüsün çoğalmasını durdurmaya yardım eden antiviral ilacın etken
maddesi (C29H28F4N4O4)
letolojika :
gre. * lethein, letho (unutmak; gizlemek), lethe (unutma, unutkanlık) + logia
(bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(gre); lethologica (lat.) * aniden kelime unutma veya istenen bir kelimeyi
hatırlayamama durumu, dilinin ucunda fenomeni
leton :
lat. * lettus (kum) * Letonya halkı
letonya : let.
* latvia (Letonya) (lettus (kum) + ia (yer, durum eki) ) * Doğu Avrupa'da,
Baltık Denizi kıyısında olan, kuzeyinde Estonya, güneyinde Litvanya,
kuzeybatısında Rusya, güneybatısında Belarus bulunan ülke
letrozol :
lat. * let (ön ek, ilaç markası, kimyasal sınıf) + rozole (azole sınıfı, azot
içeren heterosiklik halka eki) * kimyasal yapısında triazol halkası içeren,
östrojen sentezini baskılayarak hormon duyarlı meme kanseri ve bazı diğer
hormon bağımlı hastalıkların tedavisinde uygulanan aromataz inhibitörü
(C17H11N5)
leucadendron :
gre. * leukos (beyaz) + dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu bitki) * Proteaceae
familyasına ait, Güney Afrika kökenli, kozalak benzeri çiçek yapıları olan çalı
cinsi
leucojum :
gre.* leukos (beyaz) + ion (menekşe) * Amaryllidaceae familyasına ait, ak
çiçekli, soğanlı süs bitkisi cinsi
leuprorelin :
lat. * leuc (beyaz) + pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel,
öncül, ileri, ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) + reline
(salgılanmayı uyaran hormon eki) * hipofiz üzerinde etki ederek gonadotropin
salgısını baskılayan ve prostat kanseri, endometriozis ve bazı hormon bağımlı
hastalıkların tedavisinde kullanılan farmasötik peptid benzeri sentetik
luteinize edici hormon (LHRH/GnRH) analogu (C59H84N16O12)
lev :
ara. * lev (şayet, eğer) *
şayet, eğer
lev'a : ara.
* lev’e (ateşle yakmak, sızlatmak, içini eritmek) * gönül acısı, kalp acısı,
yürek yanıklığı
leva :
bul. * leva (aslan) * Bulgaristan’ın para birimi
levaditi :
rom. * levaditi (Romen mikrobiyolog ve virolog Constantin Levaditi'nin
soyadından) * özellikle böbrek dokusunda mikroskop altında bakterilerin tespit
edilmesinde, Leptospiroz gibi zoonotik hastalıkların araştırılmasında ve
Leptospira bakterilerinin histolojik olarak boyanmasında kullanılan boyama
yöntemi
levahık :
ara. * lahika (ek, ilave, ek parça) * ilaveler, ekler
levalbuterol :
lat. * laevus (sol, sol yönlü, sola döndürücü, L-izomer) + albuterol
(farmasötik etken madde adı) * sol izomer formu olan β₂-adrenerjik agonist,
bronkodilatör etkisiyle astım ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH)
tedavisinde kullanılan farmasötik bileşik (C13H21NO3)
levami :
ara. * lem’a, lam'a (parlamak, ışıldamak), lamia (parlama, parıldama, ışıldama;
lamba) * parıldayan şeyler, nurlar, parıldamalar, ışıltılar
levamizol :
lat. * laevus (sol, sol yönlü, sola döndürücü, L-izomer) + misol (farmasötik
etken madde eki) * antiparazitik ve immün modülatör etkisi olan, özellikle
helmint enfestasyonlarının tedavisinde kullanılan ve bağışıklık sistemini
modüle eden sentetik farmasötik bileşik (C11H12N2S)
levanten : lat.,
fra. * levanti (doğan, yükselen; doğu, doğuda yaşayanlar; İtalya'nın doğusunda
kalan Akdeniz toprakları) (levare (kaldırmak, yükseltmek) + antus (ile ilgili,
-e ait) + i (çoğul eki) (lat.); levantin (lever (yükselmek, yükseltmek,
kalkmak, kaldırmak, doğmak), levant (doğan, yükselen; İtalya'nın doğusunda
kalan Akdeniz toprakları) + in (ile ilgili, -e ait) ) (fra.) * Yakındoğu
ülkelerine yerleşmiş, oralarda yaşayan ayrı ırktan, ayrı dinden kimselerle
evlenerek soyu karışmış Avrupa asıllı kimse; Osmanlı coğrafyasında, özellikle
Doğu Akdeniz ve Levant bölgesinde yaşayan Avrupalı tüccar veya yerleşik kişiler
için kullanılan etnik ve coğrafi tanımlama
levanti :
lat. * levanti (doğan, yükselen; doğu, doğuda yaşayanlar; İtalya'nın doğusunda
kalan Akdeniz toprakları) (levare (kaldırmak, yükseltmek) + antus (ile ilgili,
-e ait) + i (çoğul eki) (lat.); levantin (lever (yükselmek, yükseltmek,
kalkmak, kaldırmak, doğmak), levant (doğan, yükselen; İtalya'nın doğusunda
kalan Akdeniz toprakları) + in (ile ilgili, -e ait) ) (fra.) * Osmanlı
döneminde özellikle Tanzimat sonrasında ticaretle uğraşmak amacıyla Doğu
Akdeniz (Levant) liman kentlerine yerleşerek burayı yurt edinmiş, yerli halkla
karışmış ve genellikle ticaret, finans ya da diplomasi alanlarında faaliyet göstermiş
Batı Avrupa (özellikle İtalyan ve Fransız) kökenli Hristiyanları ve onların
soyundan gelenleri ifade eden, kültürel olarak doğu ile batı arasında köprü
kurmuş melez bir topluluk/sınıf
levator :
lat. * levare (kaldırmak, yükseltmek) + tor (-cı, yapan, eden eki) * vücutta
belirli yapıları veya uzuvları hareket ettiren kaslar için kullanılan terim
(ör. levator scapulae, levator ani), kaldıran kas veya organ; göz kapağını
yukarı kaldıran iki kastan biri (Levator Palpebral Superioris (ana kas, levator
olarak da adlandırılır) ve Muller kası (aksesuar kas) )
levazım :
ara. * lazama (gerekli olmak, gerekmek, ihtiyaç duyulmak, lazım olmak,
ayrılmamak, bağlı kalmak), ilzam (gereklilik, lazım olma durumu), lazim
(gerekli, ihtiyaç duyulan) * gerekenler, ihtiyaç duyulanlar, gerekli olan
şeyler, gereçler, malzemeler, techizat; savaşta ve barışta, silah ve cephane
dışında kalmak üzere, silahlı kuvvetlerin yiyecek, giyecek ve benzeri çeşitli
araç ve gereçlerini sağlamakla görevli, bu işlere bakan asker sınıfı
levazımat :
ara. * levazım (gerekenler, ihtiyaç duyulanlar, gerekli olan şeyler, gereçler,
malzemeler, techizat) + at (çoğul eki) * gerekenler, ihtiyaç duyulanlar,
gerekli olan şeyler; askeri veya sivil amaçlarla kullanılan araç, gereç ve
malzemeler, techizat; lojistik, donanım ve ikmal bağlamında kullanılan kolektif
isim
levend :
far. * lavand (serbest kişi, işsiz güçsüz, boş gezen, başıbozuk) * Osmanlı
donanmasında ve kıyılarında görev yapan asker sınıfı; boylu boslu, yakışıklı
erkek (mecazi); erkek ismi
levendane :
far. * lavand (serbest kişi, işsiz güçsüz, boş gezen, başıbozuk; Osmanlı
donanmasında ve kıyılarında görev yapan asker sınıfı; boylu boslu, yakışıklı
erkek (mecazi) ) + ane (-ca, -cesine, tarzında, olarak, gibi) * Levende yakışır
bir biçimde, yakışıklı ve gösterişli bir tarzda
levent :
far. * lavand (serbest kişi, işsiz güçsüz, boş gezen, başıbozuk) * Osmanlı
donanmasında ve kıyılarında görev yapan asker sınıfı; boylu boslu, yakışıklı
erkek (mecazi); erkek ismi
levetirasetam :
lat. * laevus (sol, sol yönlü, sola döndürücü, L-izomer) + etir (ön ek) +
acedam (pirrolidon-acetylamide yapısı eki) * kimyasal yapısında pirrolidon
halkası içeren, merkezi sinir sistemi üzerinde etkili olan, nöbetleri önlemek
için kullanılan antiepileptik etkiye sahip sentetik farmasötik bileşik
(C8H14N2O2)
levetirasetam :
lat. * laevus (sol, sol yönlü, sola döndürücü, L-izomer) + tiracetam (pirasetam
türevi antiepileptik ilaç belirteci) * epilepsi (sara) tedavisinde nöbetleri
önlemek ve kontrol altına almak için kullanılan, beyindeki anormal elektriksel
aktiviteyi ve nöbetlerin yayılmasını engellemeye yardım eden etkili bir
antiepileptik (nöbet önleyici) ilacın etken maddesi (C8H14N2O2)
levh :
ara. * lavaha (parlamak, görünmek, ortaya çıkmak; yazmak; parlatmak, açıkça
göstermek, işaret etmek) * üzerine yazı yazılabilen, şekil çizilebilen yüzey,
satıh
levha :
ara. * lavaha (parlamak, görünmek, ortaya çıkmak; yazmak; parlatmak, açıkça
göstermek, işaret etmek) * üzerinde yazı veya resim bulunan sayfa, düz plaka,
elvah (ç.) (level (seviye, kat) (ing.) )
levh-i kalem :
ara., gre. * levh (üzerine yazı yazılan veya resim çizilen sayfa, düz yüzey,
satıh, levha) + i (tamlama eki) (ara.) + kalamos (sulak yerde yetişen kamış,
hasır otu, Hint kamışı; kamış, boru; kamıştan yapılmış olan ve yazı yazmaya
yarayan ince uzun alet, kalem) (gre.) * Allah'ın, yaratılış öncesinde tüm
varlıkların kaderlerini kayd ettiği, değişmeyen kaderler levhası veya kitabı
levh-i mahfuz :
ara. * levh (üzerine yazı yazılan veya resim çizilen sayfa, düz yüzey, satıh,
levha) + i (tamlama eki) + mahfuz (korunmuş) * Allah tarafından korunmuş ve her
şeyin ve her olayın kaderinin ve yaratılışın kaydını içerdiği kabul edilen
kutsal levha
leviathan :
ibr. * livyatan (dev deniz canavarı, mitolojik yaratık) (liv (balık) + yatan
(yok etme, öldürme) ) * devasa boyutlarda, mitolojik veya mecazi olarak yıkıcı
güçte deniz canavarı veya büyük varlık; edebiyat, teoloji ve siyaset
felsefesinde büyük güç, devlet veya kaotik güç simgesi olarak kullanılan terim
levililer :
ibr. * Levi (Yakup’un oğullarından birinin ismi ve İsrailoğullarında bir kabile
ismi) (ibr.) + li (ile ilgili, -e ait) + ler (çoğul eki, topluluk) (tür.) *
İsrail’in Levi soyundan gelen kabilesi veya bu kabileye mensup dini görevli
topluluk; Tevrat’ta ve tarihsel kaynaklarda “Levi kabilesi” olarak geçen din
adamları zümresi
levinthal paradoksu :
ing., gre., tür. * levinthal (Amerikalı biyofizikçi ve moleküler biyolog Cyrus
Levinthal’ın soyadından) (ing.) + para (yanında, dışında, ötesinde, yanında
duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel;
ayrı, farklı) + doxa (görüş, düşünce, doktrin, öğreti) (gre.) + u (iyelik eki)
(tür.) * bir proteinin doğal katlanmış durumunu tüm olası konfigürasyonlar
arasında rastgele bir arama yaparak bulmanın çok uzun zaman alabilmesi;
proteinlerin katlanma sürecinin teorik olarak çok sayıda olası konformasyon
arasından tesadüfen bulunamayacak kadar uzun sürede gerçekleşmesi gerekirken
biyolojik olarak çok kısa sürede doğru yapıya ulaşmasını açıklayan biyofiziksel
problem
levit :
ibr. * levi (bir İsrail kabilesi ismi) + ite (ile ilgili, -e ait) * Levi
kabilesinden biri, bilhassa Tevratta Musevi tapınağı kâhinlerinin yardımcısı.
Levi kabilesinden kimse
levitasyon :
lat. * levare, levitare (hafiflemek, hafifletmek, yükseltmek, kaldırmak),
levitas (hafiflik, ağırlıksızlık) (levis (hafif) + itas (ile ilgili olma, olma
durumu) ) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) ) * süzülme, yerden
havalanma, havada durma, yerçekimine meydan okuma durumu
leviton :
lat., gre. * levare, levitare (hafiflemek, hafifletmek, yükseltmek, kaldırmak),
levitas (hafiflik, ağırlıksızlık) (lat.) + on (parçacık/tanecik eki) (gre.) *
kuantum mekaniğinde, manyetik veya elektromanyetik alanlar yardımıyla temas
olmaksızın askıda tutulan ve bu durumda kuantum davranışı sergileyen parçacık
veya kuaziparçacık
levlak :
ara. * lev (şayet, eğer) + la (-sız, hayır, yok, değil) + ke (sen) * sen
olmasaydın
levlake :
ara. * lev (şayet, eğer) + la (-sız, hayır, yok, değil) + ke (sen) * sen
olmasaydın
levm :
ara. * leveme (kınamak, ayıplamak, azarlamak, çekiştirmek ve başa kakmak) *
kınama, ayıplama, azarlama, çekiştirme, başa kakma
levn :
ara. * levn (renk, boya, ton) * cisimlerin ışığı yansıtma veya soğurma
özelliklerine bağlı olarak gözde oluşan renk niteliği; boya, renk tonu
levni :
ara. * levn (renk, boya) + i (ile ilgili, sahibi) * renkli, boyalı
levobunolol :
lat. * laevus (sol, sol yönlü, sola döndürücü, L-izomer) + buno (butandil veya
naphthalenone türevi halkalı yapı belirteci) + olol (beta bloker sınıfı
(beta-adrenerjik reseptör antagonisti) belirteci) * göz içi yüksek basıncını ve
açık açılı glokomu tedavi etmek için kullanılan, gözdeki sıvı üretimini
azaltarak ve β-adrenerjik reseptörleri bloke ederek basıncı düşüren, göz
damlası formundaki seçici olmayan bir beta bloker (β-bloker) ilacın etken
maddesi (C17H25NO3)
levobupivakain :
lat. * laevus (sol, sol yönlü, sola döndürücü, L-izomer) + bupi
(butyl-piperidine kökünden türetilmiş, anestezik çekirdek yapı) + vakain
(amino-amid grubu lokal anesteziklerde görülen “-cain” son eki, cocain’den
türeme) * bupivakain’in optik olarak aktif L-izomeri olan ve daha az
kardiyotoksik özellik gösteren uzun etkili, amid tipi lokal anestezik
(C18H28N2O)
levodopa :
lat. * laevus (sol, sol yönlü, sola döndürücü, L-izomer) + dopa
(3,4-dihidroksi-L-fenilalanin, dopamin öncülü amino asit türevi) * Parkinson
hastalığı tedavisinde kullanılan, beyinde dopamin sentezini artıran farmasötik
bileşik (C9H11NO4)
levodropropizin :
lat. * laevus (sol, sol yönlü, sola döndürücü, L-izomer) + dro (dihidro,
hidrojenle indirgenmiş yapı) + prop (propil grubu, üç karbon zinciri) +
pizi(ne) (piperazin türevinden gelen farmasötik ek) * antitussif (öksürük
kesici) etkiye sahip, santral değil periferik etki gösteren, özellikle non-produtif
öksürük tedavisinde kullanılan farmasötik bileşik (C13H20N2O3)
levofloksasin :
lat., gre. * laevus (sol, sol yönlü, sola döndürücü, L-izomer) + fluoro (flor)
+ oxys (keskin, oksijen) (gre.) + cine (kinolon eki) (lat.) * florokinolon
sınıfına ait geniş spektrumlu antibiyotik, bakterilerin DNA giraz ve
topoizomeraz IV enzimlerini inhibe ederek DNA replikasyonunu durduran ve
enfeksiyon tedavisinde kullanılan farmasötik bileşik (C18H20FN3O4)
levokardiya :
lat., gre. * laevus (sol, sol yönlü, sola döndürücü, L-izomer) (lat.) + kardia
(kalp; mide üstü bölge) (gre.) * kalbin sol tarafa doğru yerleşmesi durumu
levokarnitin :
lat. * laevus (sol, sol yönlü, sola döndürücü, L-izomer) + carnis (et, etten
türeyen) + ite (element, kayaç ve mineral eki) + ine (biyokimyasal madde
adlandırma eki) * amino asit türevi bir kuaterner amonyum bileşiği, yağ
asitlerini mitokondri içine taşıyarak β-oksidasyona katılmalarını sağlayan ve
enerji metabolizmasında görev yapan farmasötik ve besinsel bileşik (C7H15NO3)
levonorgestrel :
lat. * levo (sol, sol dönüşlü izomer) + nor (azotlu organik yapıdan türev,
hidrojen kaybı veya metil grubu çıkarılmış) + ger, gest (gebelik, taşıma,
hamilelik kökü), gestare (taşımak, götürmek, yüklenmek, üstlenmek, gebeliği
sürdürmek; kayıt altına almak) + rel (hormon türevlerinde kullanılan kısaltma,
"steroid / regulator" eki) * sentetik progestojen sınıfına ait
steroid yapılı kontraseptif ilaç, progesteron hormonunun türevi olup
yumurtlamayı baskılar ve doğum kontrolünde kullanılır (C21H28O2)
levosetirizin :
lat. * laevus (sol, sol yönlü, sola döndürücü, L-izomer) + cetirizine (ikinci
kuşak antihistamin ilaç adı) * histamin H1 reseptör antagonisti olan
setirizinin aktif enantiyomeri; alerjik rinit, ürtiker ve diğer alerjik
hastalıkların tedavisinde kullanılan farmasötik bileşik (C21H25ClN2O3)
levosikloversiyon :
lat., gre. * laevus (sol, sol yönlü, sola döndürücü, L-izomer) (lat.) + kuklos,
kyklos (daire, devir, çember, döngü, tekerlek, siklus) (gre.) + versio (dönme,
dönüş, rotasyon, dönüşüm, yönelim, çevrim) (vertere (dönmek, çevirmek,
döndürmek, yönelmek) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * kardiyolojide
kullanılan, kalbin ritmini düzenlemek için yapılan elektriksel veya
farmakolojik yöntemle sol yönlü (L-izomer etkili) kardiyak döngü yönlendirmesi
veya ritim düzeltme işlemi
levosimendan :
lat. * laevus (sol, sol yönlü, sola döndürücü, L-izomer) + simen (sentetik ilaç
çekirdeği adı, farmasötik kök) + dan (farmasötik son ek) * kalsiyum duyarlılığı
artıran inotropik etkili farmasötik bileşik, kalp kası kontraktilitesini
artırarak akut veya kronik kalp yetmezliği tedavisinde kullanılan sentetik
ilacın etken maddesi (C14H12N6O)
levotiroksin :
lat., gre. * laevus (sol, sol yönlü, sola döndürücü, L-izomer) (lat.) +
thyroxine (tiroid hormonu T4) (thyroeides (kalkan şekilli) (thyreos (kalkan) +
oeides (ile ilgili, -a ait, benzer, şekilli, biçimli) ) + oxys (keskin, sivri,
ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + ine (kimyasal madde eki) (lat.) ) * tiroid
bezinin yeterince çalışmadığı durumlarda dışarıdan verilen sentetik bir T4
(tiroksin) tiroid hormonu
levotiroksin sodyum :
lat. * laevus (sol, sol yönlü, sola döndürücü, L-izomer) + thyroxine (tiroid
hormonu T4) + sodium (natrium (Na), tuz formu) * tiroid hormonu eksikliği veya
hipotiroidi tedavisinde kullanılan, metabolizmayı düzenleyen ve tiroid hormonu
fonksiyonunu yerine koyan L-izomer formudaki sentetik farmasötik bileşik,
(C15H10I4NNaO4) (Euthyrox markalı ilacın etken maddesi)
levoversiyon :
lat. * laevus (sol, sol yönlü, sola döndürücü, L-izomer) (lat.) + versio
(dönme, dönüş, rotasyon, dönüşüm, yönelim, çevrim) (vertere (dönmek, çevirmek,
döndürmek, yönelmek) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * bir organın veya yapının
sol tarafa doğru dönmesi veya yön değiştirmesi durumu (genellikle uterus veya
göz gibi organların konumunu tanımlamak için kullanılır.)
levrek :
gre. * labros, labraks (yırtıcı, hırslı, obur, açgözlü) * genellikle
denizlerde, acı, soğuk ve ılık sularda yaşayan, vitamin ve mineral açısından
oldukça zengin olan, eti oldukça lezzetli ve ekonomik değeri yüksek olan,
yırtıcı ve pul kanatlı bir balık türü, dicentrarchus labrax
levüloz :
lat. * laevus (sol, sol yönlü, sola döndürücü, L-izomer) + ulus, ula (küçültme
eki) + ose (şeker eki; kimyasal monosakkarit eki) * monosakkarit sınıfına ait,
doğal olarak meyve ve balda bulunan, L-izomerik fruktoz; tatlı bir şeker olarak
enerji kaynağı işlevi gören karbonhidrat (C6H12O6)
levvah :
ara. * laha (yakmak) * yakıcı
levvam :
ara. * laama (kınamak, ayıplamak, suçlamak, kötülemek, eleştirmek, azarlamak),
levm (kınama, ayıplama, suçlama, kötüleme, eleştirme) * azarlayan, kınayan,
ayıplayan, suçlayan, eleştiren, sitem eden veya kusur bildiren
levye :
lat., fra. * levare (yükseltmek, kaldırmak) (lat.); lever + ier (araç eki)
(fra.) * mekanik prensip olarak kuvvet uygulayarak hareket ettirme işlevi gören
ve cisimleri kaldırmak, açmak veya zorlamak için kullanılan çubuk veya kaldıraç
tarzı el aleti
levze :
ara. * levz (badem) + e (-cik) * badem; boğazın iç kısmının her iki yanında yer
alan ve mikropların vücuda yerleşmesine engel olan, badem biçimindeki iki
lenfoid doku keseciğinden her biri, bademcik
lewis yapısı :
ing. * lewis (Amerikalı kimyager Gilbert N. Lewis'in soyadından) (ing.) + yapı
(oluşum, kurulum, bünye) + sı (iyelik eki) (tür.) * kimyasal bağların ve
elektron dizilişinin anlaşılmasında kullanılan, atomların valans
elektronlarının nokta veya çizgi ile gösterildiği kimyasal gösterim yöntemi,
moleküllerde bağları ve serbest elektron çiftlerini görselleştirmeye yarayan
temel kavram; element değerlik elektronlarının sayısı kadar noktayı elementin
simgesinin etrafına yerleştirerek oluşturulan yapılar
ley hattı :
ing. * ley (line of energy (enerji hattı) ) + hat (çizgi, sınır) + tı (iyelik
eki) (tür.) * yeryüzünde eski yapılar, doğal veya kutsal alanlar arasında
varsayımsal olarak çizilen ve enerji akışı taşıdığı öne sürülen hat; arkeoloji
ve alternatif coğrafya literatüründe belirli tapınak, anıt ve doğal noktaları
birbirine bağlayan görünmez çizgi
leydi :
ing. * lady (hlaf (ekmek) + dige (hizmetçi) ) * saygıdeğer veya yüksek sosyal
statüye sahip kadın; kadınları nezaketle veya resmi bağlamda tanımlamak için
kullanılan ünvan veya hitap; hanım, bayan, kadın
leydig hücreleri :
lat., ara., tür. * leydig (Alman histolog Franz von Leydig'in soyadından) + hucra
(oda, odacık, göze, hücre) (ara.) + ler (çoğul eki) + i (iyelik eki) (tür.) *
testislerde seminifer tüpçüklerin arasında yer alan, hipofiz bezinden
salgılanan lüteinleştirici hormonun (LH) uyarısıyla başta testosteron olmak
üzere erkek cinsiyet hormonlarını (androjenleri) sentezlemek ve salgılamakla
görevli interstisyel (dokular arası) hücreler
leyl :
ara. * leyl (gece) * güneşin batışından doğuşuna kadar geçen, karanlığın
yeryüzünü kapladığı zaman dilimi, gece; karanlık; Kur’an’ın 92. suresinin ismi
leyla :
ara. * leyl (gece; karanlık) + a (ile ilgili, gibi, -a ait) * gececi; çok içip
aşırı ölçüde sarhoş olmuş kimse
leylak :
ara. * lilak, nilak (çivit, çivit rengi) * zeytingillerden (Oleaceae),
karşılıklı dizilişte yapraklı, salkım durumunda çiçekli, yaklaşık on türü
bulunan, bahçelerde yetiştirilen bir ağaççık; bu ağacın eflatun, pembe veya
beyaz renkte, hoş kokulu çiçeği
leylek :
ara. * laklak (gaklama, gaga şaklatma sesinden onomatopeik kelime) * gaklayan,
gagasını şaklatan kuş; uzun bacaklı, uzun gagalı, göçmen ve balıkla beslenen
büyük bir kuş türü, ciconia ciconia
leylekgagası :
ara., tür. * laklak, leylek (kuş türü) (ara.) + gaga (kuşların dudaklarını ve
ağzını oluşturan kemiksi yapı) + sı (iyelik eki) (tür.) * Turnagagasıgiller
ailesine bağlı Dönbaba cinsinden genellikle 15 ila 25 cm büyüyebilen, gövdesiz
ve çok yıllık bir bitki, Erodium acaule
leyli :
ara. * leyl (gece; karanlık) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * geceleri
de kalınıp yatılan (okul vb.), geceleri de kalıp yatan (öğrenci, hizmetçi,
konuk); geceye özgü, gececi, yatılı
leylim :
ara., tür. * leyl (gece, karanlık) (ara.) + im (birinci tekil şahıs iyelik eki)
(tür.) * her zaman ve sürekli; sevgili (gece birlikte kaldığım anlamından)
leyn :
ara. * lana (yumuşamak, gevşemek, nazikleşmek) * yumuşaklık, naziklik, nezaket,
esneklik, gevşeklik
leyomiyoma :
gre. * leios (düz, yumuşak) + mys, myos (kas, adale) + oma (tümör, kabarma,
şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * düz kas dokusundan kaynaklanan,
genellikle uterus (rahim) gibi düz kaslı organlarda ortaya çıkan ve miyom
olarak da adlandırılan iyi huylu tümör
leyse :
ara. * leys (değil, olmaz, asla, yok, olamaz, olmadı) * değil, olmaz, asla,
yok, olamaz, olmadı
leytan :
ara. * şeytan (helak eden, mahveden; yakan; uzak olan, uzaklaşan, haktan
uzaklaşan, azgın; kötülüğe sevk eden) * hilekar, düzenbaz, kurnaz veya haylaz
kimse; şeytan
leyte :
ara. * leyte (keşke, ne olurdu, keşke olsaydı, olaydı) * keşke, ne olurdu,
keşke olsaydı, olaydı
leyyin :
ara. * lana, lene (yumuşamak, gevşemek, nazikleşmek), leyyene (yumuşak olmak,
yumuşatmak, sertliği gidermek, gevşetmek) * yumuşak, sert olmayan, nazik,
esnek, gevşek, mülayim; hafif, yumuşak
leza :
ara. * laza (yanmak, alevlenmek, tutuşmak) * halis ateş, ateş alevi
lezar :
lat., fra. * lacerta (Squamata takımına ait, genellikle uzun kuyruklu ve dört
ayaklı sürüngen) (lat.); lézard (fra.) * kertenkele derisinin sepilenmesiyle
elde edilen bir deri türü
lezbiyen :
gre., lat. * lesbos (taşlık ada, kayalık yer) (gre.) + ianus (ile ilgili, gibi,
-a ait) (lat.) * Ege Denizi’nde yer alan Lesbos adasının sakinleriyle veya
kültürüyle ilgili olan; özellikle antik Yunan şairi Sappho ve onun şiirlerinde
kadınlar arası romantik, erotik ilişkileri anlatması nedeniyle kadınlar arası
cinsel yönelimi tanımlayan sıfat veya isim; modern anlamda homoseksüel kadın
leze :
ara. * leze (zarar, ziyan, hasar), lezen (şiddet; darlık) * örselenmiş,
berelenmiş, yaralanmış
lezgi :
rus. * lezgi (dağlılar, yüksek yerlerde yaşayanlar) * Kuzeydoğu Kafkasya'da Azerbaycan'ın
kuzey ve Dağıstan'ın güney kesimlerinde, Samurçay civarında yaşayan yerleşik
halk
leziz :
ara. * lazza (zevk almak, hoşlanmak, tadına bakmak, lezzet almak, tat ve haz
duymak, hoşlanmak, tatlı olmak, hoş olmak, keyif vermek), lezz (tatlı, hoş, keyif
veren, lezzetli) + iz (sıfat yapım eki, ile ilgili, gibi) * tadı hoş, lezzetli
veya ağızda hoş bir tat bırakan; yemek, içecek veya genel olarak duyusal haz ve
zevk veren
lezyon :
lat. * laeisio (yaralanma, hasar, zarar, bozulma) (laedere (zarar vermek, hasar
vermek, incitmek, bozmak) + sio (isim yapım eki) ) * doku veya organ üzerinde
meydana gelen yapısal bozulma, yaralanma veya patolojik değişiklik; organizmada
hastalık veya travmadan dolayı tahrip olmuş cilt, iç organ veya mukozal
yüzeylerdeki anormal doku
lezz :
ara. * lazza, lezze (bağlamak) * bağlama; uyku; tatlı, lezzetli, leziz, hoş
lezzet :
ara. * lazza (zevk almak, hoşlanmak, tadına bakmak, lezzet almak, tat ve haz
duymak, hoşlanmak, tatlı olmak, hoş olmak, keyif vermek) + et (isim yapım eki)
* ağız yoluyla alınan tat; hoş tat veya hoş duyusal haz veren özellik (yiyecek,
içecek veya genel olarak hoş algılanan deneyimleri tanımlamak için kullanılır.)
LFT :
ing. * liver (karaciğer) + function (fonksiyon, işlev) + test (test) *
karaciğerin fonksiyonel kapasitesini ölçen kan testleri grubu
lığ :
tür. * lığ (biriktirmek, yığmak, toplamak; balçık, çamur, birikinti) *
akarsuların taşıyıp belirli alanlarda biriktirdiği kum, çakıl, kil, balçık,
çamur gibi tortuların (alüvyonların) oluşturduğu gevşek toprak kütlesi
lıkır :
tür. * lıkır (su veya sıvı akışı sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime) *
su veya sıvı akışı sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime
LIS :
lat., ing. * lateral (iki tarafa da ait, yan, yanal) + internal (iç, içsel, içe
ait, dahili) + sfinkterotomi (sphynkter (kas halkası, kapak) + ektomia (kesip
çıkarma) ) * kronik anal fissür tedavisinde basıncı azaltarak ağrı ve spazmı
hafifletmek, iyileşmeyi hızlandırmak amacıyla anal kanal iç sfinkter kasının
lateral (yan) tarafından cerrahi olarak kesilmesi işlemi
li :
ara. * li (için, dolayı, ötürü, yüzünden, sebebinden) * için, dolayı, ötürü,
yüzünden, sebebinden
Li :
gre., lat. * lithium (lithos (taş, kaya) (gre.) + ium (kimyasal element eki)
(lat.) ) * atom numarası 3 olan, periyodik tablonun 1. grubunda bulunan, en
hafif metal ve yüksek elektrokimyasal potansiyele sahip olan, lityum iyon
pillerde, alaşımlarda, seramiklerde ve enerji depolama teknolojilerinde
kullanılan bir alkali metal element
lian :
ara. * leane, laana (lanetlemek, kötülemek, utandırmak, beddua etmek, ilenmek)
* lanetleşmea, iki kişinin karşılıklı olarak birbirini lanetlemesi
liana :
lat., fra. * ligare (bağlamak, birleştirmek) + ianus (ile ilgili, -a ait)
(lat.); liane (sarmaşık, tırmanıcı bitki) (fra.) * tropikal bölgelerde yetişen,
kökleri toprakta olup ağaç gövdelerine sarılarak yukarı tırmanarak büyüyen
odunsu sarmaşık benzeri tırmanıcı bitki, asma; kadın ismi
liane :
lat., fra. * ligare (bağlamak, birleştirmek) + ianus (ile ilgili, -a ait)
(lat.); liane (sarmaşık, tırmanıcı bitki) (fra.) * tropikal bölgelerde yetişen,
kökleri toprakta olup ağaç gövdelerine sarılarak yukarı tırmanarak büyüyen
odunsu sarmaşık benzeri tırmanıcı bitki, asma; kadın ismi
liatris :
gre. * liatris (tıbbi bitki adı) * Asteraceae familyasına ait, mor çiçekli
başaklar oluşturan Kuzey Amerika kökenli bitki cinsi
li'b :
ara. * la’aba (oynamak, eğlenmek, zevk almak), laib (oynayan, eğlenen), lubb
(öz, kalp, iç) * sevgi, eğlence, zevk, keyif, şehvet, cinsel istek (lubb,
libido (istek, şehvet) (lat., ing., fra., alm.), lieben (sevmek) (alm.) )
libadiye :
gre., ara. * livadia (çayırlar) (gre.); labada (örtmek, kaplamak, kumaşla
kaplamak), lebed (keçe, yünlü dokuma, kalın yünlü kumaş) + iye (yer ve durum
eki) (ara.) * keçeli, keçeyle ilgili; İstanbul'un Kadıköy ilçesindeki bir semti
liban :
ara. * leben (süt; beyaz) * kadın sütü, insan sütü; süt emzirme
libas :
ara. * labasa (giymek, örtmek, giydirmek, örtmek), elbise (örtüler, giysiler,
kıyafetler) * giysi, elbise, kıyafet, örtü, giyim
libed :
ara. * labada (örtmek, kaplamak, kumaşla kaplamak), lebed (keçe, yünlü dokuma,
kalın yünlü kumaş) * keçe, yünlü kumaş, örtü
libellulidae :
lat. * libella (küçük terazi, su terazisi) (libra (ağırlık, terazi, denge,
balans) + ellus, ella (küçültme eki) ) + ulum, ulus, ula (küçültme eki) + idae
(-giller, hayvan familyası eki) * yusufçuklar (Anisoptera) alt takımına ait,
genellikle durgun suların ve göletlerin kenarlarında görülen, havada hızlı
hareket edip avlanmalarıyla ve tüneme alışkanlıklarıyla bilinen, binden fazla
türü barındıran en büyük ve en yaygın yusufçuk familyası
liberal :
lat. * libere (özgür olmak, serbest olmak), liber (özgür, hür, serbest) + alis
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bireysel özgürlüklere, serbest düşünceye
ve ekonomik veya politik alanlarda kısıtlamaların azlığına önem veren anlayış
veya kişi, liberalizmden yana olan, özgürlükçü, özgürlük yanlısı, serbest
piyasa yanlısı
liberalizasyon :
lat. * libere (özgür olmak, serbest olmak), liber (özgür, hür, serbest) + alis
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek)
+ tio (isim yapım eki) * bireysel, ekonomik veya politik alanlarda
kısıtlamaların azaltılması, serbestliklerin artırılması süreci,
serbestleştirme, özgürleştirme, liberalleştirme
liberalizm :
lat. * libere (özgür olmak, serbest olmak), liber (özgür, hür, serbest) + alis
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti,
doktrin eki) * bireysel özgürlük üzerine kurulan bir siyasi felsefe veya dünya
görüşü, özgürlükçülük
liberasyon :
lat. * liber (özgür, hür, serbest) + are (fiil mastar eki) + tio (gibi olma,
ile ilgili olma) * esaretten kurtulma, özgür kalma, özgür bırakılma, serbest
kalma; sosyal, politik veya bireysel bağlamda baskı, kölelik veya kısıtlamalardan
kurtulma
libero :
lat., ita. * libere (özgür olmak, serbest olmak), liber (özgür, hür, serbest)
(lat.); libero (ita.) * futbolda savunmadan bağımsız, serbest oynayan oyuncu
pozisyonu; genel olarak özgür veya bağımsız hareket eden kişi veya şey
liberosis :
lat., gre. * libere (özgür olmak, serbest olmak), liber (özgür, hür, serbest)
(lat.) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * hayattaki
olayları daha az önemsemenin verdiği özgürlük hissini yaşama durumu; hayatın
sorumluluklarından, kaygılarından veya zorunluluklarından kayıtsız ve umursamaz
bir tutum içinde olma durumu
liberya :
lat. * libere (özgür olmak, serbest olmak), liber (özgür, hür, serbest) + ia
(yer, durum eki) * özgürlük ülkesi; Batı Afrika'da, doğusunda Fildişi Sahili ile
sınır komşusu olan bir kıyı devleti
libidinal :
lat. * libido (arzu, istek, dürtü, cinsel dürtü, cinsel istek, cinsel arzu,
tutku) + inalis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * cinsel arzu, cinsel dürtü,
istek, dürtü ile ilgili, libido ile ilgili
libido :
lat. * libid (arzu, istek, dürtü, cinsel dürtü, cinsel istek, cinsel arzu,
tutku) + o (son ek) * arzu, istek, dürtü, cinsel dürtü, cinsel istek, cinsel
arzu, tutku (li’b (oynama, eğlenme, oyun, zevk alma) (ara.) )
libitina :
lat. * libido (arzu, istek, dürtü, cinsel dürtü, cinsel istek, cinsel arzu,
tutku), libet (hoş, arzulanan, istenilen, uygun) + ina (dişi tanrıça veya isim
yapım eki) * Roma mitolojisinde ölülerin gömülmesi ve cenaze ritüellerinin
düzenlenmesinden sorumlu olarak tapınılan, ölüm, cenaze törenleri ve gömüt
(defin) işleri ile ilişkilendirilen tanrıça
libor :
ing. * London (Londra) + interbank (bankalar arası) + offered (sunulmuş, arz
edilmiş, teklif edilmiş) + rate (oran, rayiç, değer) * uluslararası finans
literatüründe, Londra’daki önde gelen bankaların birbirine borç verirken
uyguladıkları, kısa vadeli kredi ve türev sözleşmelerin referans faizi olarak
kullanılan ortalama faiz oranı
liboş :
lat., tür. * libere (özgür olmak, serbest olmak), liber (özgür, hür, serbest)
(lat.) + oş (gibi, ile ilgili) (tür.) * liberal gözüken ama gerçekte çıkarına
bakan, çıkarcı liberal anlamında uydurma argo bir kelime
librasyon :
lat. * librare (dengelemek, tartmak) (libra (ağırlık, terazi, denge, balans) +
are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * bir gök cisminin gözlemciye
göre küçük salınım veya yalpalama hareketi; özellikle Ay'ın Dünya'dan
bakıldığında yüzeyinin yaklaşık %59'unun zamanla görülebilmesini sağlayan
görünür salınım olayı
libre :
lat. * libra (ağırlık, terazi, denge, balans) * yarım kilogramlık ağırlık ölçü
birimi
libretto :
lat., ita. * liber, libro (kitap) + etta (küçültme eki) (lat.); libretto (ita.)
* kitapçık; bir operanın sözleri ve bu sözlerin bulunduğu kitap
libreville :
fra. * libre (özgür, hür, serbest) + ville (şehir) * özgür şehir; Gabon'un
başkenti
libya :
gre. * libye, libeia (Afrika’nın batısı, sahra ile Akdeniz arasındaki kara)
(liba (batı) + eia (yer, durum eki) ) * Akdeniz kıyısında, doğuda Mısır, batıda
Cezayir ve Tunus, güneyde Nijer ve Çad, güneydoğuda Sudan ile komşu olan bir
Mağrip ve Kuzey Afrika ülkesi
lice :
tür., asu. * ılıca (sıcak su kaynağı, kaplıca) (tür.); şirişa, holuris,
illirisis, ilice (asu.) * Diyarbakır’ın bir ilçesi
lider :
ing. * lead (önderlik etmek, yönetmek, yönlendirmek) + er (-cı, yapan, eden
eki) * bir grup, organizasyon veya topluluğu belirli bir hedef doğrultusunda
bir araya getirerek motive eden, yönlendiren, rehberlik eden, önderlik yapan
kişi
lidofen :
lat., gre. * lido (farmasötik kök, sentetik ilaç adı) (lat.) + phenyl (fenil
grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek,
belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür
kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen), phenyl (fenil grubu C6H5-) + ine
(ilaç veya alkaloid eki) (lat.) * lokal anestezik ve analjezik özellikleri
olabilen, farmasötik bileşik; sinir iletimini bloke ederek ağrı hissini azaltan
sentetik tıbbi bileşik (C15H22N2O)
lidokain :
lat., gre. * lid (sentetik kök, farmasötik isim) + o (bağlaç) + kain (kaina
(yeni), alkaloid veya tıbbi bileşik eki) * lokal anestezik ve antiaritmik
etkiye sahip farmasötik bileşik, sinir iletimini bloke ederek ağrı hissini
azaltan ve özellikle cerrahi işlemler, diş hekimliği ve kardiyak aritmilerde
kullanılan sentetik ilacın etken maddesi (C14H22N2O)
liet :
alm. * Lied (şarkı) * şarkı
lif :
ara. * lif (ince iplik, tel, tüy) * iplik, tel veya bitki elyafı gibi uzun,
ince ve esnek yapılı olan, tekstil, biyoloji ve malzeme biliminde kullanılan
doğal veya sentetik madde (çoğulu "elyaf")
lifespan :
ing. * life (hayat, yaşam) + span (karış, süre, genişlik, aralık; gerilme,
uzama) * bir canlının veya nesnenin yaşam veya islevsel olma süresi; biyoloji,
mühendislik ve sosyal bilimlerde organizmaların veya ürünlerin varlık gösterdiği
toplam zaman dilimi
lifestyle :
ing. * life (hayat, yaşam) + style (tarz, usül, stil) * hayat tarzı
lifitegrast :
lat. * lifi (farmasötik ek) + tegrast (integrin reseptörü belirteci) * kuru göz
hastalığının tedavisinde kullanılan, T hücrelerindeki LFA-1 integrinini bloke
ederek göz yüzeyindeki inflamasyonu azaltan ilacın etken maddesi
(C29H24Cl2N2O7S)
lift :
ing. * lift (kaldırmak, yükseltmek) * bir uçağın ağırlığına doğrudan karşı
koyan ve uçağı havada tutan kuvvet; ağır yükleri kaldırıp taşımada kullanılan
araç; asansör
lifting dolgu :
ing., tür. * lifting (kaldırma, yükseltme) (ing.) + dolgu (doldurma, içine
yükleme) (tür.) * yüzdeki hacim kaybını gidermek ve cildi sıkılaştırmak için,
hyaluronik asit, kalsiyum hidroksiapatit veya poli-L-laktik asit gibi maddeler
içeren enjekte edilebilir dolgular kullanılarak yapılan medikal estetik bir
tedavi
lig :
lat. * ligamentum (bağ, bağlayıcı doku, bağlantı, bağlayıcı şey) (ligare
(bağlamak, birleştirmek) + mentum (isim yapım eki) ) * siyasi veya sportif
amaçlarla bir araya gelmiş insanlar veya devletler topluluğu; tarihsel olarak 3
mil (yaklaşık 4,8 km) mesafe ölçüsü
ligam :
far. * ligam, legam (bağ, gem, dizgin, yular) * bağ, gem, dizgin, yular
ligaman :
lat. * ligamentum (bağ, bağlayıcı doku, bağlantı, bağlayıcı şey) (ligare
(bağlamak, birleştirmek) + mentum (isim yapım eki) ) * anatomi ve mekanikte bağ
doku veya sarmal bağ olarak tanımlanan, iki yapı arasında fizyolojik veya
mekanik bağlantı sağlayan doku (ligam (dizgin, bağ, gem) (far.) )
ligaman kruvaze :
lat., fra. * ligamentum (bağ, bağlayıcı doku, bağlantı, bağlayıcı şey) (ligare
(bağlamak, birleştirmek) + mentum (isim yapım eki) ) (lat.); ligament (bağ)
(fra.) + crux, crucis (haç, çarpraz, çarmıh), cruciatus (çaprazlanmış, çarmıha
gerilmiş, haç şeklinde işaretlenmiş) (cruciare (çarmıha germek, haç şeklinde
işaretlemek, çaprazlamak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.);
croisé (çapraz) (fra.) * ön çapraz bağ, dizin merkezinde ve dıştan içe, arkadan
öne doğru uzanan, uyluk kemiği (femur) ile kaval kemiğini (tibia) birbirine
bağlayan ve kaval kemiğinin öne kaymasını ile içe dönmesini engelleyerek dizin
dönme hareketini kısıtlayan en önemli bağ
ligament :
lat. * ligamentum (bağ, bağlayıcı doku, bağlantı, bağlayıcı şey) (ligare
(bağlamak, birleştirmek) + mentum (isim yapım eki) ) * anatomi ve mekanikte bağ
doku veya sarmal bağ olarak tanımlanan, iki yapı arasında fizyolojik veya
mekanik bağlantı sağlayan doku (ligam (dizgin, bağ, gem) (far.) )
ligamentum latum :
lat. * ligamentum (bağ, bağlayıcı doku, bağlantı, bağlayıcı şey) (ligare
(bağlamak, birleştirmek) + mentum (isim yapım eki) ) + latum (geniş, enli) *
kadın anatomisinde iki taraflı olarak uzanan, uterus ve pelviste rahmi yan
duvarlara bağlayan, uterusun stabilitesini sağlayan, uzunluğu yaklaşık 10-12
cm, kalınlığı 1-2 cm arasında değişen geniş, yassı bağ
ligand :
lat. * ligare (bağlamak, birleştirmek), ligentum (bağlayıcı, bağlanan molekül)
* bir merkezi atom veya iyonla koordinatif bağ oluşturan atom, iyon veya
molekül; kimyada metal komplekslerinde elektron çifti bağışı yapan kovalent
veya koordinatif bağlayıcı, biyokimyada reseptör veya enzim üzerinde spesifik
bağlanma gösteren molekül; merkezi bir metale bağlanan bir atom, iyon veya
molekül
ligasyon :
lat. * ligare (bağlamak, birleştirmek) + tio (isim yapım eki) * bağlanma,
birleşme; bir şeyin bağlanması veya bağlanma işlemi; tıpta kan damarlarının
veya dokuların cerrahi olarak bağlanması; kimyada moleküllerin kovalent veya
koordinatif bağlarla bağlanması
ligatür :
lat. * ligatus (bağlanmış, birleştirilmiş) (ligare (bağlamak, birleştirmek) +
tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ura (isim yapım eki) * bağlayıcı,
birleştirici; yazıda iki veya daha fazla harfin estetik veya fonksiyonel olarak
birleştirilmesi; tıpta kan damarlarını veya dokuları bağlamak için kullanılan
ip veya bant
liger :
ing. * lion (aslan) + tiger (kaplan) * erkek aslanla dişi kaplanın
çiftleşmesinden ortaya çıkan melez canlıya verilen isim
lignifikasyon :
lat. * lignum (ağaç, odun) + ficatio (facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek,
işlemek) + tio (isim yapım eki) ) * bitkiye mekanik dayanıklılık, su taşınımı
ve biyolojik direnç kazandıran, bitki hücrelerinde lignin birimlerinin
polimerleşerek hücre duvarına depo edilmesi ve odunsu yapının oluşması süreci
lignin :
lat. * lignine (bitkisel odun maddesi, ağaç özsuyu ile sertleşmiş polimer)
(lignum (ağaç, odun) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) * odun ve
odunsu bitkilerde mekanik dayanıklılık ve su taşınımı sağlayan, odun kütlesinin
%20-30’unu oluşturur, biyokimyasal olarak fenilpropanoid birimlerden oluşan ve
lignifikasyon süreci ile bitkiye sertlik kazandıran, bitki hücre duvarlarında
selüloza ek olarak bulunan kompleks aromatik polimer (C9H10O2-C10H12O3)
lignotüber :
lat. * lignum (ağaç, odun) + tuber (yumru, şişkinlik, kabarıklık) * bitkilerde
kök boğazı veya gövde tabanında bulunan, tomurcuk ve besin depoları içeren
odunsu şişkin yapı; yangın, kuraklık veya zarar sonrası yeniden sürgün vermeyi
sağlayan organ
lignum :
lat. * lignum (ağaç, odun) * odun, kereste, ağaç parçası, odunsu yapı, odun
dokusu veya ağaçsı özellik
ligorin :
ita. * Livorno (İtalya’nın Toskana bölgesinde deniz kenarında yer alan liman
kenti) * tüyleri genellikle beyaz, eti sarımtırak, bol yumurta veren, yumurta
tavuğu olarak yetiştirilen, İtalya kökenli ve günümüzde önemli tek Akdeniz
tavuk ırkı; deniz ticareti, zeytinyağı ve tiftik keçisi üretimi ile tanınmış,
aynı zamanda İngiltere’deki Leghorn tavuk ırkının adını aldığı coğrafi isim
ligularia :
lat. * ligula (küçük dil, dilcik, şerit) (lingua (dil, lisan) + ulum, ulus, ula
(küçültme eki) ) + aria (aitlik eki) * Asteraceae familyasına ait, büyük
yapraklı ve sarı çiçekli süs bitkisi cinsi
ligulat :
lat. * ligula (küçük dil, dilcik, şerit) (lingua (dil, lisan) + ulum, ulus, ula
(küçültme eki) ) + atus (sıfat yapım eki) * dil şeklinde, dil biçimli, dilcik
şeklinde, dilsi
ligustrum :
lat. * ligare (bağlamak) * Oleaceae familyasına ait, çit bitkisi olarak
kullanılan kurtbağrı cinsi
ligül :
lat. * ligula (küçük dil, dilcik, şerit) (lingua (dil, lisan) + ulum, ulus, ula
(küçültme eki) ) * bitkilerde (özellikle buğdaygiller ve sazlar familyasında)
yaprak sapı ile yaprak ayasının birleştiği noktada yer alan, işlevi bitkinin
gövdesini korumak, yağmur suyu ve yabancı maddelerin yaprak kılıfının içine
kaçmasını önlemek olan, ince, zar veya tüy benzeri küçük çıkıntı
lihtenştayn :
alm. * Liechten (soylu Alman ailesi adı; hafifleştirmek, kolaylaştırmak;
parlak, açık renkli yapmak) + Stein (taş, kaya) * Orta Avrupa’da, İsviçre ve
Avusturya arasında yer alan anayasal monarşi ile yönetilen küçük bağımsız
devlet
lihye :
ara.* lihye (çene, çene kemiği) * çene sakalı, çenede çıkan tüy/kıl, sakal
lika :
ara. * laka, lika (kavuşmak, rastlamak, rast gelip buluşmak, görüşmek; yüz,
sima, çehre), mülakat (görüşme, kavuşma, buluşma) * yüz, sima, çehre, görüşmek,
kavuşmak (like (benzeyen, gibi olan, resim, imaj, hoşlanmak (görüşmek istemek
bağlamında) ) (ing.) )
likantropi :
gre. * lukos (kurt) + anthropos (insan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) *
insanın kurda dönüşmesi veya kurt-insan şeklinde efsanevi, metaforik değişimi;
insanın, kendisini bir kurt veya başka bir hayvan sanması sendromu
likefaksiyon :
lat. * liquefacere (sıvılaştırmak) (liquere (sıvılaşmak, akışkanlaşmak),
liquidus (sıvı, akışkan) + facere (yapmak, etmek, eylemek, oluşturmak, meydana
getirmek, işlemek) ) + tio (isim yapım eki) * katı veya yoğun bir maddenin ısı,
basınç veya kimyasal etkiyle sıvı hale gelmesi süreci (örneğin metal ergitme,
kayaç erimesi veya biyolojik dokuların sıvılaştırılması işlemleri),
sıvılaştırma
likefiye :
lat. * liquefactus (sıvılaştırılmış) (liquere (sıvılaşmak, akışkanlaşmak),
liquidus (sıvı, akışkan) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek) +
tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); liquéfié (fra.) *
sıvılaştırılmış, sıvı hale getirilmiş
liken :
gre., lat. * leikhen (yosun-mantar simbiyozu (birleşimi) ) (gre.); lichen
(lat.) * mantar ile alg veya siyanobakteri arasındaki simbiyotik ilişki sonucu
oluşan, kaya, ağaç kabuğu veya toprak yüzeyinde yaşayan, fotosentetik partner
sayesinde enerji üreten, ekosistemlerde toprak oluşumu ve biyolojik indikatör
olarak rol oynayan bitkisel organizma; ortakyaşar bir suyosunuyla tel yapıda
bir mantarın ortak yaşaması biçiminde ortaya çıkan bitkilerin genel adı; leke
gibi beliren kabarcıklar durumunda, kaşıntı veren bir deri hastalığı
liken planus :
gre., lat. * leikhen (yosun-mantar simbiyozu (birleşimi) ) (gre.) + planus
(düz, düzlem, yüzey, satıh, yassı, düz yüzeyli, seviyelenmiş, pürüzsüz, yayvan,
yumuşak) * cilt, saç, tırnak, ağız ve genital organlar gibi deri ve mukozal
yüzeyleri etkileyen, mor, kaşıntılı, düz şişliklere neden olan kronik bir
inflamatuar bir rahatsızlık; yosun benzeri deri lezyonu
liken sklerozus :
gre., lat. * leikhen (yosun, ağaç kabuğunda oluşan liken; deride kabuklu
döküntü) (gre.) + sclerosus (sertleşmiş, katılaşmış) (lat.) * özellikle genital
bölgede görülen, deride beyazlaşma, incelme ve sertleşme ile karakterize kronik
inflamatuvar deri hastalığı
likenifiye :
gre., lat. * leikhen (yosun-mantar simbiyozu (birleşimi) ) (gre.) + ficatus
(yapılmış, edilmiş, eylenmiş) (facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek)
+ tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); lichenifié (fra.) * (bir doku
veya madde) liken benzeri yapıya dönüşmüş veya liken özelliği kazandırılmış
likenoid :
gre. * leikhen (yosun-mantar simbiyozu (birleşimi) ) + oeides (gibi, ile
ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre); lichenoid (lat.) * lichen planus
hastalığına veya lezyonlarına benzer klinik ve histopatolojik özellikler
gösteren; dermatolojide deri ve mukozalarda düz, morumsu ve kaşıntılı plak veya
papüller ile karakterize, immünolojik kökenli inflamatuvar reaksiyon
likenoloji :
gre. * leikhein (yalamak), leikhen (yosun-mantar simbiyozu (birleşimi) ) +
logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz,
akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * likenlerin (yosunumsu
oluşumların) yapılarını, sınıflandırılmalarını, yayılışlarını, yaşam
biçimlerini ve çevreleriyle ilişkilerini inceleyen bilim dalı, liken bilimi
likid :
lat. * liquere (sıvı halde olmak, sıvılaşmak, akmak), liquidus (sıvı, akışkan)
* sıvı, akışkan; nakit para
likidasyon :
lat. * liquere (sıvı halde olmak, akmak), liquidus (sıvı, akışkan) + tio (isim
yapım eki) * sıvılaştırma, akışkanlaştırma; nakit paraya dönüştürme; bir
şirketin varlıklarının nakde çevrilerek borçlarının ödenmesi ve işletmenin
resmi olarak feshedilmesi süreci; finans ve muhasebe bağlamında aktiflerin
satışı, borçların kapatılması ve kalan sermayenin hissedarlara dağıtılması
likide :
lat., fra. * liquere (sıvılaşmak, akışkanlaşmak), liquidus (sıvı, akışkan)
(lat.); liquidé (fra.) * sıvılaştırılnış, sıvılaşmış, akışkanlaştırılmış,
akışkanlaşmış; nakit paraya dönüştürülmüş
likidite :
lat., fra. * liquere (sıvılaşmak, akışkanlaşmak), liquiditas (sıvılık,
akışkanlık) (liquidus (sıvı, akışkan) + itas (isim yapım ve durum eki) )
(lat.); liquidité (fra.) * sıvılık, akışkanlık; nakit paraya çevirilebilirlik
(finansal varlıklar için)
likidite oranı :
lat., fra., tür. * liquere (sıvılaşmak, akışkanlaşmak), liquiditas (sıvılık,
akışkanlık) (liquidus (sıvı, akışkan) + itas (isim yapım ve durum eki) )
(lat.); liquidité (fra.) + oran, orum (kesim, tutam, nisbet) + ı (iyelik eki)
(tür.) * bir şirketin dönen varlıklarından (kasa, banka, mal stok, alacaklar
vb.) stoklarının çıkarılıp, kısa vadeli yabancı kaynaklara bölünmesiyle elde
edilen oran, asit test oranı
likit :
lat. * liquere (sıvı halde olmak, akmak), liquidus (sıvı, akışkan) * sıvı,
akışkan; nakit para
likit kristal :
lat., gre. * liquidus (sıvı, akışkan) (lat.) + krystallos (buz, buz parçaları)
(gre.) * fizik ve kimyada sıvı ve katı fazlar arasında ara faz olarak
incelenen, LCD ekranlar ve optoelektronik uygulamalarda kullanılan, hem akışkan
özellikler gösteren, hem de moleküler düzeyde belirli bir düzen veya simetriye
sahip olan madde
likit limit :
lat. * liquidus (sıvı, akışkan) + limitare (sınır koymak, sınırlamak), limitus
(sınır, hudut, kısıt) * ince taneli zeminlerin plastik davranıştan sıvı
davranışa geçtiği su içeriği oranı (geoteknik mühendislikte zemin
sınıflandırması ve konsolidasyon hesaplarında kullanılır ve tipik değerler kil
için %40-60 arasında değişir.)
likit parafin :
lat. * liquere (sıvı halde olmak, akmak), liquidus (sıvı, akışkan) + parum
affinis (çok az ilgili, az ilişkili; kimyasal olarak tepkimesiz, hidrokarbon
karışımı) (parum (az, yetersiz) + affinis (ilişkili, yakın, bağlantılı; sınırda
olan) (ad (-a doğru, yönelim) + finis (sınır, uç, son) ) * petrol türevi doymuş
hidrokarbonlardan elde edilen, renksiz, kokusuz ve tatsız sıvı mineral yağ olup
tıpta yumuşatıcı ve laksatif, kozmetikte nemlendirici ve kayganlaştırıcı,
sanayide ise yağlayıcı olarak kullanılan inert yağ (CnH2n+2 karışımı)
likopodyum klavatum :
gre., lat. * lykos (kurt) + podion (ayak, küçük ayak) (pous, podos (ayak) + ion
(küçültme eki) ) (gre.) + clavis (anahtar, kilit açıcı araç), clavatus,
clavatum (çivili, çıtıçıtla süslenmiş; çizgili) (lat.) * Lycopodiaceae
familyasından, sürünücü gövdeli, küçük pulsu yapraklı ve sporla üreyen bir
eğrelti benzeri bitki türü olup özellikle sporları tıbbi ve farmasötik
amaçlarla kullanılan, geleneksel tıpta ve homeopatide yer alan, yosuna benzeyen
sürüngen, herdem yeşil bir damarlı bitki türü likorinoz
likör :
lat. * liquere (sıvı halde olmak, akmak) (lat.); liqeur (fra.) * alkollü
aromalı içki; meyve, bitki veya baharat özlerinin şeker ve %15-55 oranında
alkolle karıştırılmasıyla elde edilen, aperitif veya kokteyl bileşeni olarak
kullanılan yoğun aromalı içki
likra :
lat. * Lycra (marka adı, DuPont tarafından tescillenmiş) * yüksek esneklik,
dayanıklılık ve form koruma özellikleri nedeniyle tekstilde özellikle spor
giyim, mayo ve iç çamaşırlarında tercih edilen poliüretan esaslı sentetik elyaf
olan elastan için kullanılan ticari marka
likya :
gre. * lukos, lykos (kurt) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * Antik
Mısır'ın Geç Tunç Çağı kayıtları ve Hitit İmparatorluğu'na ait tarihi
belgelerde adından bahsedilen, Antalya ve Muğla illeri ile Burdur ilinin iç
kısımlarında, Akdeniz'e sınır olan bir bölgede yer almış olan ülke
lila :
ara., far., fra. * lilak (leylak, eflatun rengi) (ara); nil (mavi, indigo)
(far.); lilas, lilac (leylak çiçeğinden türetilmiş açık mor renk) *
zeytingiller familyasından, baharda mor, eflatun veya beyaz çiçekler açan süs
bitkisi ve bu bitkinin çiçeğinin renginden türeyen açık mor renk
liliaceae :
gre., lat. * leirion (zambak) (gre.); lilium (zambak) + aceae (-giller, bitki
familyası eki) (lat.) * Liliales takımına ait, zambak ve lale gibi zarif ve renkli
çiçek açan popüler türleri bünyesinde barındıran, çoğunlukla soğanlı ve çok
yıllık otsu bitkileri kapsayan büyük bir bitki familyası, zambakgiller
lilium :
gre., lat. * leirion (zambak) (gre.); lilium (zambak, lilaceae familyası
bitkisi) (lat.) * lilaceae familyasından olan, beyaz, sarı, turuncu veya mor
renklerde çiçek açan, süs bitkisi olarak kullanılan ve aynı zamanda kutsal
temizlik, saflık ve bakirelik sembolü olan bitki, zambak
lillahi :
ara. * li (için) + Allah (el (ön ek) + ilah (tanrı, tapılan, yönelinen, yüce
varlık) ) * Allah için, Allah yoluna, Allah aşkına
lillahi-l hamd :
ara. * li (için) + Allah (el (ön ek) + ilah (tanrı, tapılan, yönelinen, yüce
varlık) ) + el (ön ek, artikel) + hamd (övgü, medh, takdir) * övgü Allah
içindir
lillipütyen varsanısı :
ing., lat. * lilliput (Jonathan Swift’in "Gulliver’s Travels"
(Güliver'in Seyahatleri" isimli eserinde geçen, boyları yaklaşık 15 cm
olan hayali küçük insanlar ülkesi) (ing.) + ianus (ile ilgili, gibi, -a ait)
(lat.) + varsanı (halüsinasyon) + sı (iyelik eki) (tür.) * kişinin gerçek
çevresindeki nesne, insan veya varlıkları olduğundan çok küçük boyutlarda
algılamasıyla karakterize görsel halüsinasyon türü (nörolojide Charles Bonnet
sendromu, parkinsonizm, şizofreni veya beyin tümörleriyle bağlantılı klinik
tabloyu ifade eder.)
lilongwe :
chi. * lilongwe (nehir; nehir kıyısındaki yerleşim) * Malavi'nin başkenti
lima :
keç. * rimac (konuşan, konuşkan, gürültülü) * Peru'nun başkenti (adını kentin
içinden geçen Rímac Nehri’nden alır.)
limacidae :
gre., lat. * limax (sümüklüböcek; kaygan, kabuksuz salyangoz) + eidos (görünüş,
şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) ) (lat.) *
genellikle kabuğu bulunmayan veya çok küçük iç kabuğa sahip, mukus salgılayarak
hareket eden ve karasal yaşam süren sümüklüböcek türlerini kapsayan gastropod
familyası
limaki :
lat., tür. * lim (lateks, tutkal, yapıştırıcı, reçine) (lat.) + aki (ile
ilgili, gibi) (tür.) * kunduracılıkta ve deri işlerinde taban ve üst deri
parçalarını birleştirmek için uygulanan doğal reçine veya sentetik polimer
bazlı yapışkan madde; ayakkabıcılıkta kullanılan küçük eğe
liman :
gre. * limani (barınak, sığınak, korunak) * deniz veya göl kıyısında gemilerin
güvenle demirleyip yük boşaltabileceği veya yük alabileceği sığ ve korunaklı
yer; kıyıda, doğal olarak veya dalgakıranla fırtınalara karşı korunmuş yer
limbik :
lat. * limbus (süs bordürü, etek, saçak, kenar, sınır hattı, çevre, çizgi,
ayırıcı çizgi) + icus (son ek) * beynin derinliklerinde yer alan ve duygusal tepkiler,
hafıza, motivasyon gibi birçok temel işlevi düzenleyen bir yapılar kompleksi
(limbo, limbes, Limbus (cennet ile cehennem sınırı, muallak, belirsiz) (ing.,
fra., alm.) )
limbo :
lat. * limbus (süs bordürü, etek, saçak, kenar, sınır hattı, çizgi, ayırıcı
çizgi) * kenar, hat, sınır, çizgi; cennet ile cehennem sınırı; muallak,
belirsiz; elleri kullanmadan yatay çubuk altından geçme oyunu
limbus :
lat. * limbus (süs bordürü, etek, saçak, kenar, sınır hattı, çevre, çizgi,
ayırıcı çizgi) * bir şeyin kenarı veya sınırı; anatomi ve tıp terminolojisinde,
örneğin "limbus korneae" (kornea kenarı; gözün korneasının sklera ile
devam ettiği marjinal bölge) veya "limbus sistem" (beyindeki limbik
sistem)
lime :
ara. * li (için) + ma (ne, o) * ne için, niçin, neden, ne sebeple
lime :
tür. * lim (parça, doğram, lokma, dilim) * parça, uzun dilim, lokma
lime lime :
tür. * lim (parça, doğram, lokma, dilim) + e (sıfat yapım eki) + lim (parça,
doğram, lokma, dilim) + e (sıfat yapım eki) * parçalanıp ufalanmış, ufak parçalara
ayrılmış, eskiyip çürümüş, yırtık pırtık bir duruma gelmiş
limerans :
lat. * limen (eşik, sınır, hudut, çizgi, kapı eşiği) + entia (durum eki) *
yoğun karşılıksız arzu, zihni istila eden takıntılı romantik bağlanma durumu;
eşikte kalma, sınırda askıda olma; yoğun ve geçişsiz arzu durumu (Amerikalı
psikolog Dorothy Tennov tarafından türetilmiştir.)
liminalite :
lat. * limen (eşik, sınır, hudut, çizgi, kapı eşiği) + alis (ile ilgili, gibi,
-a ait) + itas (isim yapım ve durum eki) * bir halden başka bir hale geçiş
sürecinde bulunan, eski kimliğin çözülüp yenisinin henüz kesinleşmediği
aradalık ve belirsizlik durumu
limit :
lat. * limitare (sınırlamak, kısıtlamak), limitis (limen, limes, limi (eşik,
sınır, hudut, kısıt, çizgi) + itis (isim yapım ve durum eki) ) * bir şeyin
ulaşabileceği maksimum veya minimum değeri; iki alan arasındaki ayırıcı hat;
herhangi bir hususta aşılmaması gereken seviye, sınır, hudut, kısıt
limitasyon :
lat. * limitare (sınırlamak, kısıtlamak), limitis (limen, limes, limi (eşik, sınır,
hudut, kısıt, çizgi) + itis (isim yapım ve durum eki) ) + are (fiil mastar eki)
) + tio (isim yapım eki) * sınırlama, kısıtlama
limitet :
lat. * limitatus (limitare (sınırlamak, kısıtlamak), limitis (limen, limes,
limi (eşik, sınır, hudut, kısıt, çizgi) + itis (isim yapım ve durum eki) ) +
are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.);
limited (ing.) * sınırlı, sınırlanmış, kısıtlı, kısıtlanmış
limitet şirket :
lat., ara * limitatus (limitare (sınırlamak, kısıtlamak), limitis (limen,
limes, limi (eşik, sınır, hudut, kısıt, çizgi) + itis (isim yapım ve durum eki)
) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.);
limited (ing.) + şirket (ortaklık; firma) (ara.) * ortaklarının sorumluluğunun
şirkete koydukları sermaye ile sınırlı olduğu, küçük ve orta ölçekli
işletmelerde yaygın şirket borçlarından ortakların kişisel mal varlıkları
etkilenmediği tüzel kişi türü
limnoloji :
gre. * limne (göl) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime,
bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * tatlı su
ekosistemlerini, gölleri, göletleri ve nehirlerin durgun bölümlerini inceleyen,
hidrobiyoloji, su kimyası, ekoloji ve jeoloji ile ilişkili olarak göl suyu
kalitesi, biyolojik çeşitlilik ve su döngüsü konularını araştıran bilim dalı
limon :
san., ara. * nimbu (limon) (san.); limun (ara.) * turunçgillerden sarı renkli,
ekşi tadı olan, C vitamini açısından zengin olan, mutfak, ilaç ve kozmetik
alanında kullanılan Citrus limon meyvesi
limon tuzu :
lat. * limun (turunçgillerden sarı renkli, ekşi meyve) (ara.) + tuz (suda
çözünebilen, gıda lezzetini artırmak, besinleri korumak, pH ve elektrolit
dengesini sağlamak için kullanılan beyaz kristal mineral madde, sodyum klorür
(NaCl) ) + u (iyelik eki) (tür.) * suda çözünebilen, ekşi tadı olan, gıda katkı
maddesi olarak ekşi tat vermek, pH dengelemek ve koruyucu işlev görmek için
kullanılan, doğal olarak limon ve diğer narenciye meyvelerinde bulunan beyaz
kristal toz formunda kimyasal madde (C6H8O7)
limonata :
ara., lat. * limun (turunçgillerden sarı renkli, ekşi meyve) (ara.) + ata (isim
yapım eki) (lat.) * limon suyu, su ve şeker karışımıyla hazırlanan, soğuk
tüketilen ferahlatıcı bir içecek veya kokteyllerde ve mutfakta aromatik bileşen
olarak kullanılan tatlı-ekşi içecek
limoni :
ara. * limun (turunçgillerden sarı renkli, ekşi meyve) + i (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * limonla ilgili, limon gibi
limonit :
ara., gre. * limun (turunçgillerden sarı renkli, ekşi meyve) (ara.) + ites (element,
kayaç ve mineral eki) (gre.) * demir oksit-hidrat minerali olan ve sarımsı
kahverengi renge sahip, doğada tortul ve oksitlenmiş yataklarda bulunan mineral
(FeO(OH)• nH2O)
limonium :
gre. * leimon (çayır) * Plumbaginaceae familyasına ait, tuzlu topraklara
uyumlu, deniz lavantası olarak bilinen bitki cinsi
limos :
gre. * limos (açlık, kıtlık) * Yunan mitolojisinde insanların yiyecekten yoksun
kalmasını temsil eden kıtlık ve açlık tanrısı
lin :
ara. * lin (bükülebilirlik, sert olmama, esneklik, yumuşaklık; sevecenlik,
uysallık, şefkat, nezaket ve kolaylık) (ara.); lenientia (yumuşaklık) (lat.) *
bükülebilirlik, sert olmama, esneklik, yumuşaklık; sevecenlik, uysallık,
şefkat, nezaket ve kolaylık, huylarda ve sözde nazik ile mülayim olma
linaceae :
lat. * linum (keten, keten lifi) kökünden) + aceae (-giller, bitki familyası
eki) * Malpighiales takımına bağlı, otsu bitkiler ve çalı formundaki türleri
içeren bitki familyası, ketengiller
linagliptin :
lat. * lina (kimyasal kök, yapı eki) + gliptin (DPP-4 inhibitörü grubuna ait
ilaç sınıfı) * tip 2 diyabet tedavisinde kullanılan, pankreas beta
hücrelerinden insülin salınımını artırırken glukagon salgısını azaltan, böbrek
fonksiyonuna bağımlılığı düşük olan, günlük doz 5 mg olarak uygulanan DPP-4
(dipeptidil peptidaz-4) inhibitörü etkili oral antidiabetik ilacın etken
maddesi (C25H28N8O2)
linaria :
lat. * linum (keten) * Plantaginaceae familyasına ait, keteni andıran yapraklı,
mahmuzlu çiçekleri olan bitki cinsi
linç :
ing. * lynch (18.-19. yüzyılda yargısız infaz uygulamalarıyla bilinen
Virginia’lı (ABD) yargıç Charles Lynch'in soyadından) * suçlu olduğuna inanılan
kişinin mahkeme kararı olmaksızın halk veya grup tarafından ruhsal veya
fiziksel olarak cezalandırılması eylemi
linea alba :
lat. * linea (hat, çizgi, doğru) + albus (beyaz; şafak, başlangıç) * insan ve
diğer omurgalılarda karnın orta hattında uzanan lifli yapı
linea nuchae :
lat. * linea (hat, çizgi, doğru) + nucha (ense, boyun arkası) * kafatasının
arka kısmında, baş ve boyun kaslarının yapışma noktalarını belirleyen anatomik
çizgi
lineer :
lat. * linea (hat, çizgi, doğru) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
düz çizgiye veya doğruya dayalı, doğrusal özellik gösteren, doğrusal
lineer cebir :
lat., ara, * linearis (doğrusal) (lat.) + cebir (tamamlama, birleştirme,
yeniden kurma, düzenleme; zorlama, kuvvet uygulama) (ara.) * matrisler,
vektörler, lineer dönüşümler ve sistem çözümlemeleri üzerinde çalışan,
matematik, fizik, mühendislik ve bilgisayar bilimlerinde temel uygulamalara
sahip olan, doğrusal (lineer) ilişkiler ve denklemler çerçevesinde değişkenler
ve katsayılarla yapılan cebir dalı
lineer denklem :
lat., tür. * linearis (doğrusal) (lat.) + denklem (eşitlik, eşitleme) (tür.) *
değişkenlerin birinci dereceden (üslü) olduğu ve katsayılarla doğrusal biçimde
ilişkilendirildiği, değişkenlerin birinci dereceden (üslü) olduğu ve
katsayılarla doğrusal biçimde ilişkilendirildiği, tek veya çok değişkenli
olabilen, grafik üzerinde doğru şeklinde gösterilen, cebirsel çözümleme, sistem
çözümü ile mühendislik ve fizik uygulamalarında kullanılan matematiksel eşitlik
(örneğin y=2x + 1)
lineer regresyon :
lat. * linea (hat, çizgi, doğru) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + re
(geri, tekrar) + gradus (adım, basamak, kademe, yürüyüş aşaması), gradi (adım
atmak, ilerlemek, gitmek, yürümek) + sio, tio (isim yapım eki) * bağımlı bir
değişken ile bir veya daha fazla bağımsız değişken arasındaki doğrusal ilişkiyi
modellemek ve tahmin etmek için kullanılan istatistiksel yöntem ( (y=β0+β1x+ε)
(y → bağımlı değişken (tahmin edilen değer), x → bağımsız değişken (girdi), β0
y-kesişim (intercept), x=0 olduğunda y değeri
linen :
lat. * linum (keten bitkisi, keten lifi) * keten bitkisinden elde edilen doğal
lif; tekstil ürünlerinde iplik ve kumaş yapımında kullanılan, dayanıklı ve
esnek bir lif türü, temel bileşeni selüloz (C6H10O5)
linestrenol :
lat., gre. * lin (sentetik türev eki) + oistrogenos (kadınlık hormonu,
projesteron) (gre.) + enol (alkol grubu içeren steroid yapısı eki) (lat.) *
kontraseptif amaçlı oral doğum kontrol haplarında kullanılan, menstrual döngüyü
düzenleyen ve gebeliği önleyen, farmakolojik olarak östrojen-progesteron
dengesiyle etki gösteren progesteron türevi sentetik hormon (C21H29O)
linet :
lat. * linea (çizgi, hat; ince, çizgi şeklinde) + etta, ettus, ettum (küçültme
veya türev eki) * tekstil ve tıp alanında kullanılan, yara örtüsü, iç çamaşırı
ve hafif giysilerde tercih edilen ince, hafif, genellikle pamuk veya keten
esaslı malzeme
linezolid :
lat. * linea (çizgi, hat; ince, çizgi şeklinde) + ez (kimyasal türev eki,
sentetik modifikasyon) + olid (oxazolidinon sınıfı yapısal eki) * oksazolidinon
sınıfına ait, gram-pozitif bakterilere karşı etkili olan, özellikle metisiline
dirençli Staphylococcus aureus (MRSA) ve enterokok enfeksiyonlarında
kullanılan, protein sentezini inhibe ederek bakteriyostatik veya bakterisidal
etki gösteren sentetik antibiyotik ilacın etken maddesi (C16H20FN3O4)
lingo :
lat. * lingua (dil, lisan, dilbilimsel ifade) + o (son ek) * belirli bir grup,
meslek veya topluluk tarafından kullanılan özel jargon, terminoloji veya lehçe;
anlaşılması zor teknik veya özel dil
lingual :
lat. * lingua (dil, lisan, dilbilimsel ifade) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * dile ait, dil ile ilgili olan; anatomide dilin yapısı, konumu ve
işlevleriyle ilgili (örneğin lingual frenulum, lingual tonsil vb.)
lingual frenektomi :
lat, gre. * lingua (dil, lisan, dilbilimsel ifade) + alis (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) (lat.) + phrenos (diyafram; zihin, akıl, bilinç, şuur, ruh) +
ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia
(kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * ağız boşluğunda konuşma ve beslenme fonksiyonlarını iyileştirmek
amacıyla dil bağı (lingual frenulum) dokusunun cerrahi olarak çıkarılması veya
kesilmesi işlemi
linguist :
lat. * lingua (dil; lisan) + ista (-cı, destekçi, yandaş, yapan, eden) *
dillerin doğuşunu, evrimini, gelişmesini, yeryüzüne yayılışını ve aralarındaki
ilişkileri ses, biçim, anlam, sözdizimi, yapısallık yönlerinden inceleyen bilim
insanı, dilbilimci
linguistik :
lat. * lingua (dil; lisan) + ista (-cı, destekçi, yandaş, yapan, eden) + icus
(ile ilgili, gibi, -a ait) * dillerin doğuşunu, evrimini, gelişmesini, yeryüzüne
yayılışını ve aralarındaki ilişkileri ses, biçim, anlam, sözdizimi, yapısallık
yönlerinden inceleyen bilim, dilbilim
linin :
lat. * linum (keten bitkisi, keten lifi) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi
eki) * hücre çekirdeğindeki nükleoplazmada yer alan ve kromatin tanelerini
taşıyan, kromatin organizasyonu ve gen ekspresyonu ile ilişkili yapısal protein
kompleksi olarak işlev gören ağ görünümünde ipliksi yapı
link :
lat., ing. * ligare (bağlamak, birleştirmek) (lat.) + link (bağ, bağlantı)
(eng.) * iki nesne, veri noktası veya kavram arasında kurulan bağ veya bağlantı
(bilişimde internet adresleri ve hiperlinkler, mekanikte zincir halkaları veya
bağlantı elemanları, genel dilde ilişki veya bağlantı anlamında kullanılır.)
linkage :
lat., ing. * ligare (bağlamak, birleştirmek) (lat.) + link (bağ, bağlantı) +
age (isim yapım eki) (ing.) * parçalar, sistemler veya kavramlar arasında
bağlantı kurma; genlerin kromozom üzerinde birlikte kalıtılması;
linker :
ing. * linker (bağlayıcı) * bilgisayar sistemlerinde derlenmiş kod parçalarını
birleştirerek çalıştırılabilir program oluşturan yazılım aracı
linkomisin :
ing., gre., lat. * linco (Amerika Birleşik Devletleri’nin Nebraska eyaletindeki
Lincoln kasabası kaynaklı keşif yeri adından) (ing.) + mykes (fungus, mantar,
mikrobiyal organizma) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.)
* Streptomyces lincolnensis adlı bakteriden izole edilen, protein sentezini
ribozomal düzeyde inhibe eden, Gram-pozitif bakterilere karşı kullanılan bir
lincosamid antibiyotik (C18H34N2O6S)
linkozamid :
ing., lat. * linco (Amerika Birleşik Devletleri’nin Nebraska eyaletindeki
Lincoln kasabası kaynaklı keşif yeri adından) (ing.) + ose (şeker eki; kimyasal
monosakkarit eki) + amide (amonyaktan bir hidrojen atomunun bir asil grubu
(R–CO–) ile değiştirilmesiyle elde edilen, R-CONH2 grubunu içeren bir organik
bileşik) (lat.) * Streptomyces lincolnensis bakterisinden elde edilen, protein
sentezini inhibe eden antibiyotik grubu (C7H14N2O2 benzeri amid türevli yapı)
linnaean binominal
nomenklatür : lat. * Linnaeus (canlıları sınıflandırma
sistemini geliştiren İsveçli doğa bilimci Carl Linnaeus’un soyadından) +
binominalis (iki isimli) (bi (iki, ikili) + nomen (isim, ad) +alis (ile ilgili,
-a ait) + nomenclatura (isimlendirme sistemi; ad verme düzeni) (nomen (isim) +
calare (çağırmak, adlandırmak) + tura (isim yapım eki) ) * canlıların her bir
türünün cins adı ve tür adı olmak üzere iki Latince isimle evrensel olarak
adlandırıldığı bilimsel sınıflandırma sistemi
linoleum :
lat., gre. * linum (keten bitkisi, keten lifi) + elaia (zeytin, zeytin ağacı),
elaion (zeytin yağı, yağ) (gre.); oliva (zeytin), oleum (yağ, zeytin yağı)
(lat.) * keten tohumu yağından elde edilen, dayanıklı ve esnek kaplama
malzemesi olarak kullanılan döşeme ürünü, muşamba (Linoksin
(polimerize-otokside olmuş linoleik asit türevleri, yaklaşık formül
(C18H32O2)n), Keten yağı (çoğunlukla trigliserid yapısında C57H98O6) )
linolyum :
lat., gre. * linum (keten bitkisi, keten lifi) + elaia (zeytin, zeytin ağacı),
elaion (zeytin yağı, yağ) (gre.); oliva (zeytin), oleum (yağ, zeytin yağı)
(lat.) * keten tohumu yağından elde edilen, dayanıklı ve esnek kaplama
malzemesi olarak kullanılan döşeme ürünü, muşamba (Linoksin
(polimerize-otokside olmuş linoleik asit türevleri, yaklaşık formül
(C18H32O2)n), Keten yağı (çoğunlukla trigliserid yapısında C57H98O6) )
linotip :
lat., gre. * linea (satır, çizgi, hat) (lat.) + typos (iz, işaret, damga,
kalıp, baskı, model, biçim, şekil) (gre.) * satır halinde dizgi yapan makine;
matbaacılıkta harfleri tek tek dizmek yerine satır satır metal kalıba dökerek
dizgi yapan mekanik sistem
linsang :
end. * linsang (linsang, benekli küçük etçil memeli) * Viverridae familyasından
olan, Viverra (misk kedisi) ve Prionodon cinsleriyle ilişkili, uzun gövdeli,
benekli kürklü, misk kedilerine benzeyen küçük etçil memelilerin ortak adı
linum :
lat. * linum (keten) * Linaceae familyasına ait, lif ve yağ elde edilen keten
bitkilerini kapsayan cinstir
linumusitatissimum :
lat. * linum (keten bitkisi, keten lifi) + usitatissimum (çok yaygın, en çok
kullanılan, süperlativ) * tarih boyunca tekstil ve lif üretiminde tercih
edilen, en çok kullanılan veya en yaygın olan, dayanıklılığı ve işlenebilirliği
yüksek olan lif formu ile öne çıkan keten türü
linyit : lat.
* lignum (odun) + ite (element, kayaç ve mineral eki) * enerji üretiminde yakıt
olarak kullanılan, jeolojide sedimanter kömür yataklarında bulunan, ısıl değeri
taş kömürüne göre düşük olan düşük karbonlu, yumuşak kahverengi kömür türü
(C79H100O40)
linyphiidae :
gre. * linon (keten, ip, lif) + hyphos (dokuma, örgü) (gre.) + idae (-giller,
hayvan familyası) (lat.) * Araneae (örümcekler) takımına bağlı, yatay ve düz
ağlar örmeleriyle bilinen örümcek familyası, çarşaf örümcekleri, yelken ağ
örümcekleri, para örümcekleri
linzagoliks :
lat. * linza (farmasötik ek) + golix (GnRH antagonisti ilaç belirteci) *
gonadotropin salgılatıcı hormon (GnRH) reseptör antagonisti olan, rahim
miyomları (fibroid) ve çikolata kisti olarak da bilinen endometriozis
hastalıklarının ve uterin fibroidlere bağlı semptomların tedavisinde kullanılan
ve oral yolla alınan hormonal ilacın etken maddesi (C22H15F3N2O7S)
liotironin sodyum :
lat., gre. * lio (küçültme veya türev eki, sentetik varyant) + thyronine
(tiroid hormonu türevi) (thyroeides (kalkan biçiminde, tiroid bezi) (thyreos
(kalkan) + ides (ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) ) (gre.) + ine (kimyasal
bilesik eki) (lat.) + sodium (natrium (Na), tuz formu) (lat) * tiroid
hormonları arasında T3 (triiodotironin) etkisi gösteren, hipotiroidi
tedavisinde kullanılan, metabolizma hızını artırıan, protein sentezi ve enerji
üretimi üzerinde etkili olan sentetik bileşik (C15H12I3NNaO4)
liouville teoremi :
fra., gre., tür. * Joseph Liouville (Fransız matematikçi Joseph Liouville’un soyadından)
+ theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme,
teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * kompleks
analizde, sınırlı tüm holomorf fonksiyonların sabit olduğunu belirten, Hamilton
mekaniğinde ve cebirsel sayı kuramında da farklı versiyonları olan teorem
lipari :
gre. * liparos (yağlı, semiz; uskumrunun semiz türü) * çiroz durumundan çıkarak
yağlanmaya başlamış olan uskumru
liparis :
gre. * liparos (parlak, yağlı) * Orchidaceae familyasına ait, küçük çiçekli
orkide cinsi
liparit :
gre., lat. * leipein, leipeo (kalıntı bırakmak) (gre.) + ite (mineral ve kayaç
eki) (lat.) * granitle kimyasal yapı yönünden aynı olan, serbest silisçe
zengin, içinde mikrolitler bulunan kayaç, riyolit
lipaz :
gre., lat. * lipos (yağ) (gre.) + ase (enzim eki) (lat.) * sindirim sisteminde
pankreas ve ince bağırsakta bulunan, lipitlerin ester bağlarının hidrolizini
katalizleyen, yağları (trigliseridleri) gliserol ve yağ asitlerine hidroliz
eden, biyokimya ve gıda endüstrisinde lipid metabolizmasını analiz etmek için
kullanılan enzim ( (EC 3.1.1.3)
lipegfilgrastim :
lat. * lio (küçültme veya türev eki, sentetik varyant) + pegfilgrastim
(filgrastim’in polietilen glikol (PEG) konjuge formu) (peg (polyethylene
glycol) (gre.) + filgastrim (filamentum (iplik) (filum (ip, tel) + amentum
(isim yapım eki) + gras (granülosit yani beyaz kan hücresi eki) + stim
(stimülasyon, uyarma, çoğaltma) ) (lat.) * kemoterapiye bağlı nötropeni
tedavisinde kullanılıman, kemik iliğinde nötrofil üretimini artıran ve
enfeksiyon riskini azaltan granülosit koloniyi uyarıcı faktör (G-CSF) türevi
sentetik biyolojik ilacın etken maddesi (C199H308N58O61S6)
lipid :
gre. * lipos (yağ) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) *
yağlar, fosfolipidler, steroidler ve glikolipidler gibi molekülleri içeren,
enerji depolama, hücre zarı yapısı ve sinyal iletimi gibi biyolojik işlevleri
olan suda çözünmeyen, organik çözücülerde çözünebilen biyomoleküller grubu
(CnH2nO2)
lipidoz :
gre. * lipides (lipos (yağ) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli,
biçimli) ) + osis (durum, hal, sorun, hastalık, süreç eki) * hücrelerde veya
dokularda anormal yağ birikimiyle oluşan metabolik bozukluk, yağ birikimi
hastalığı
lipidüri :
gre. * lipos (yağ) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) +
ouria (idrar olma durumu, üre durumu) (ouron, (idrar, sidik, üre, ürin) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * nefrotik sendrom, böbrek hastalıkları veya
bazı metabolik bozukluklarla ilişkili olan, idrarda anormal miktarda lipid
(yağ) bulunması durumu
lipiodol :
gre., lat. * lipos (yağ) (gre.) + iodium (iyot) + ol (alkol grubu (-OH) eki)
(lat.) * organik iyot içeren, radyopak özellik gösteren, tıpta özellikle
anjiyografi, lenfografi ve embolizasyon gibi görüntüleme ve girişimsel
prosedürlerde kontrast madde olarak kullanılan viskoz sıvı (C12H10I2O4)
lipit :
gre. * lipos (yağ) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) *
yağlar, fosfolipidler, steroidler ve glikolipidler gibi molekülleri içeren,
enerji depolama, hücre zarı yapısı ve sinyal iletimi gibi biyolojik işlevleri
olan suda çözünmeyen, organik çözücülerde çözünebilen biyomoleküller grubu
(CnH2nO2)
lipodem :
gre. * lipos (yağ) + oidema (şişlik, ödem) * genellikle alt vücutta (kalça,
bacaklar ve bazen kollar) simetrik olarak yağ dokusunun anormal bir şekilde
birikmesi ve ağrı, hassasiyet, kolay morarma ile karakterize edilen kronik bir
durum
lipofil :
gre. * lipos (yağ) + philos (seven, sever, sevici) * yağda çözünebilen veya yağ
ile kolay etkileşen, hücre zarından geçişte, ilaç dağılımında ve lipid
membranlarla etkileşimde yüksek afinite gösteren molekülleri tanımlayan sıfat
lipofilik :
gre. * lipos (yağ) + philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + ikos
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yağda çözünebilen veya yağ ile kolay
etkileşen özelliğe sahip, lipofil özelliği arzeden
lipofuskin :
gre., lat. * lipos (yağ) (gre.) + fuscus (kararmış, koyu renkli) + ine (protein
veya kimyasal bileşik eki) (lat.) * lizozomlarda bulunan ve hücresel atık veya
yıpranmış lipid-protein komplekslerini içeren, hücre içinde biriken, özellikle
yaşlanma veya oksidatif stresle bağlantılı, kahverengi-sarı renkli pigment
granülleri
lipohiyalinozis :
gre. * lipos (yağ) + hyalos (cam, şeffaf) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid
türevi eki) (lat.) + osis (durum, sorun ve hastalık eki) (gre.) * küçük arter
ve arteriollerde lipit ve hiyalin birikimi sonucu oluşan, genellikle
hipertansiyon ve yaşlanma ile ilişkili olup beyin ve böbrek damarlarında iskemi
ve doku hasarına yol açan damar duvarı dejenerasyonu
lipoid :
gre. * lipos (yağ) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * yağ
benzeri, lipit karakterinde veya yapısında olan (biyokimya ve tıpta hücre
membranları, lipoproteinler ve sentetik yağ türevlerini tanımlamak için
kullanılır.)
lipoksidemi :
gre. * lipos (yağ) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + ide (ikili
bileşik, anyon eki) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima,
haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kanda yağ oksitlerinin
veya oksitlenmiş yağ metabolitlerinin varlığı; lipid peroksidasyonu sonucu
oluşan kan durumu
lipolitik :
gre. * lipos (yağ) + lyt, lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma,
ayrışma, serbest kalma, yıkım) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yağ
dokusunu parçalayarak veya hidrolize ederek yıkıcı etki gösteren (metabolizmada
lipitlerin enerji üretimi için parçalanmasını sağlayan enzimler veya biyolojik
süreçleri tanımlayan sıfat)
lipoliz :
gre. * lipos (yağ) + lyt, lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma,
ayrışma, serbest kalma, yıkım) * yağ dokusundaki trigliseridlerin gliserol ve
serbest yağ asitlerine enzimatik olarak parçalanması süreci (enerji üretimi ve
metabolik düzenleme açısından temel biyokimyasal olay)
lipom :
gre. * lipos (yağ) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma,
oluşum) * yağ dokusundan kaynaklanan, genellikle deri altı dokuda yumuşak,
hareketli kitle şeklinde görülen ve genellikle malignite riski düşük olan iyi
huylu (benign) tümör
lipomeningosel :
gre. * lipos (yağ) + meninx (meninks, beyin veya omurilik zarı) + kele (fıtık,
çıkıntı, şişik) * omurilik zarları ile birlikte yağ dokusunun da dışarıya doğru
kese şeklinde çıkıntı yapmasıyla karakterize doğumsal nöral tüp defekti (spina
bifida türü)
liposakşın :
gre., ing. * lipos (yağ) + suck (emmek), suction (emiş, emme, vakum) (ing.) *
estetik ve rekonstrüktif cerrahide kullanılan, yağ dokusunun negatif
basınç/vakum yardımıyla vücuttan uzaklaştırılması işlemi (C55H104O6 depolanmış
yağ trigliseritleri açısından hedeflenir.)
liposarkom :
gre. * lipos (yağ) + sarkoma (tümor, ur) (sarx, sarkos (et, beden dokusu) + oma
(tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) ) * yağ
hücrelerinden köken alan malign (habis, kötü huylu) yumuşak doku tümörü, yağ
dokusunun kötü huylu neoplazisi (patolojik formülü malign adiposit
proliferasyonu, histolojik varyantları myxoid, pleomorphic, dedifferentiated,
round cell)
lipoteikoik asit :
gre., lat. * lipos (yağ) + teikhos (duvar) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (gre.) + acidum, acydus (ekşi, asit) (lat.) * gram-pozitif bakterilerin
hücre duvarında bulunan ve membrana bağlı olan, hücre duvarını stabilize eden
ve immün yanıtı tetikleyen lipopolisakkarit benzeri yapıda asit
lipotidae : gre.,
lat. * leipein (bırakmak, eksik olmak, geride kalmak; yoksun olmak), leipos
(eksiklik, geride kalan şey, yoksunluk) (gre.) + idae (-giller, hayvan
familyası eki) (lat.) * nehir yunusları üstfamilyasına (Platanistoidea) ait,
günümüzde nesli tükenmiş veya tükenmek üzere olan Çin nehir yunusu (Lipotes
vexillifer - baiji) türünü barındıran bir memeli familyası,
Çinnehiryunusugiller
lipozom :
gre. * lipos (yağ) + zoma (kuşak, halka, zar, kapsül) * fosfolipit
moleküllerinden oluşan, içi sulu fazla dolu, küresel vezikül yapısında,
biyolojik ve farmasötik sistemlerde ilaç taşıyıcı veya model membran olarak
kullanılan yapay hücre benzeri mikrovezikül (kimyasal yapı
lipozomal amfoterisin :
gre., lat. * lipos (yağ) + zoma (kuşak, halka, zar, kapsül) (gre.) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + amphoteros (iki, ikili, her iki, çift
yönlü, iki tarafa etki eden) (amphi (iki, çift, çift yönlü, ikili, iki tarafta,
her iki yanda, çevresinde, etrafında, karşılıklı) + teros (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) ) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) *
lipit zar (lipozom) içine enkapsüle edilmiş, mantar hücre membranındaki
ergosterole bağlanarak geçirgenlik bozukluğu ve hücre ölümüne yol açan,
toksisiteyi azaltmak için lipozomal formda kullanılan amfoterisin-B adlı polien
makrolid antifungal antibiyotik (C47H73NO17)
lips :
gre. * lips (güneybatıdan esen rüzgar, güneybatı yönü; özellikle Afrika
tarafından esen sıcak rüzgar) * Yunan mitolojisinde Anemoi (rüzgar tanrıları
Lips, Notos, Boreas, Euros) arasında güneybatı rüzgarının kişileştirilmiş
tanrısı
lipsos :
gre. * leipein (geride bırakmak, kalmak, geriye kalmak), leipsos (geride kalan,
bakiye) * iskorpitgillerden, Atlas Okyanusu’nda ve Akdeniz’de yaşayan, biçim
olarak iskorpite çok benzeyen, 30-40 cm. boyunda, rengi genellikle kırmızı,
derisinde benekler bulunan, yüzgeçlerindeki dikenlerde etkili bir zehir olan,
eti çok lezzetli bir balık, kırmızı iskorpit balığı
liquidambar :
lat. * liquidus (akıcı, akışkan, sıvı) + ambar (reçine, sakız) * Liquidambar
cinsine ait, reçine salgılayan, özellikle tatlı, aromatik ve dekoratif
reçineleri ile tanınan, Akdeniz ve Doğu Asya kökenli, ormanlık alanlarda
yetişen yaprak döken ağaç türu, sığla ağacı
liquidambar :
lat. * liquidus (sıvı) + ambra (amber, reçine) * Altingiaceae familyasına ait,
reçineli özsuyu ve sonbahar renkleriyle bilinen ağaç cinsi
liquidambar :
lat. * liquidus (sıvı) + ambra (amber, reçine) * Altingiaceae familyasına ait,
tatlı reçineli özsuyu bulunan yaprak döken ağaç cinsi
lir : gre.
* lyra (telli çalgı) * telli, yaylı veya parmakla çalınan, Yunan, Roma ve Orta
Doğu kültürlerinde ritim ve melodi eşliğinde yaygın olarak kullanılmış olan
antik ve geleneksel müzikte kullanılan çalgı
lira :
lat. * libra (terazi, ölçü, libre, ağırlık ölçüsü, pound) * tarihsel olarak
Roma’daki libra ağırlığına dayalı olarak altın veya gümüş para birimi;
günümüzde İtalya ve Türkiye başta olmak üzere bazı ülkelerde kullanılan ulusal
para birimi
liraglutid :
lat. * lira (glukagon benzeri peptid türevi eki) + glutide (glukagon benzeri
peptid agonisti) * insan GLP-1 (glukagon benzeri peptid-1) hormonunun analogu
olarak geliştirilmiş olan, tip 2 diyabet tedavisinde kan şekeri kontrolünü
sağlamak, insülin salgısını artırmak ve glukagon salgısını azaltmak için kullanılan
sentetik peptid (C171H265N43O51)
liraglutit :
lat. * lira (glukagon benzeri peptid türevi eki) + glutide (glukagon benzeri
peptid agonisti) * insan GLP-1 (glukagon benzeri peptid-1) hormonunun analogu
olarak geliştirilmiş olan, tip 2 diyabet tedavisinde kan şekeri kontrolünü
sağlamak, insülin salgısını artırmak ve glukagon salgısını azaltmak için
kullanılan sentetik peptid (C171H265N43O51)
liret :
lat. * libra (ağırlık ölçüsü, pound) + etta, ettum, ettus (küçültme eki) *
tarihi para birimi veya küçük lira (özellikle Fransa ve İtalya’da altın veya
gümüş sikkelerin küçük birimlerini ifade etmek için kullanılmıştır.)
lirik :
gre. * lyra (telli çalgı) + ikos (sıfat yapım eki, ile ilgili) * şiir veya
şarkı şeklinde yazılan, duygusal ve melodik anlatımı olan ve müzikle birlikte
okunması amaçlanan şiirsel ifade biçimli metin
liriodendron :
gre. * leirion (zambak) + dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu bitki) *
Magnoliaceae familyasına ait, lale ağacı olarak bilinen büyük yapraklı ağaç
cinsi
liriodenin : gre.
* leirion (zambak) + dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu bitki) (gre.) + ine
(kimyasal madde eki) (lat.) * bazı bitkilerin yapısında doğal olarak bulunan ve
tıbbi etkilere sahip olan, ilk kez sarı kavak (Liriodendron tulipifera)
ağacından elde edilmiş olan bir alkaloit (oksoapofin grubu organik bileşik)
türü (C17H9NO3)
liriope :
gre. * Leiriope (Yunan mitolojisinde peri adı) (leirion (zambak) + ops, opsis
(göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) * Asparagaceae familyasına ait, peyzaj
mimarlığında yer örtüsü ve kenar bitkisi olarak kullanılan, çim benzeri
yaprakları ve mor/lavanta rengi çiçekleriyle bilinen çok yıllık bir süs bitkisi
cinsi, çimzambağı
lirizm :
gre. * lyra (telli çalgı) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin
eki) * şiir ve edebiyatta duyguların, coşkun ve melodik bir üslupla ifade
edilmesi; bireysel duyguların yoğun, estetik ve ritmik biçimde anlatıldığı
edebi tarz veya özellik
lisamin :
gre. * lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma,
yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis
(isim yapım ve durum eki) ) (gre.) + amine (amonyak türevli bir azot içeren
grup (-NH2) eki) (lat.) * enzimatik veya sentetik çalışmalarda kullanılan,
amino asit veya peptid yapısında azotlu organik molekül (R-NH2)
lisan :
ara. * lisan (dil; konuşulan kelimelerden oluşan bütün) * ağız boşluğunda
bulunan, tatmaya, yutkunmaya, sesleri boğumlamaya ve konuşmaya yarayan, etli,
uzun, devinimli et parçası; insanların, duygularını, düşüncelerini bildirmek için
kelimeler veya işaretler kullanarak oluşturdukları iletişim mekanizması (lick,
lécher, lecken (yalamak), lexical (ansiklopedik, kelime ile ilgili, dil ile
ilgili), linguistic, linguistique, linguistisch (dilbilim) (ing., fra., alm.),
(yalamak), lisse (pürüzsüz), glisser (kaymak) (fra.), language, langue (dil,
lisan) (ing., fra.) )
lisanen :
ara. * lisan (dil) + en (gibi, olarak) * dil olarak, söz söyleyerek, konuşarak
lisan-ı münasip :
ara. * lisan (dil) + i (tamlama eki) + munasib (uygun, yaraşır, elverişli) *
uygun dil; uygun, yerinde ve nazik söz veya ifade; konuşma veya yazıda ortama,
duruma ve muhataba göre seçilmiş, doğru ve ölçülü dil kullanımı
lisaniyat :
ara. * lisan (dil) + iyat (isim yapım ve durum eki) * dillerin yapısını,
işleyişini, gramerini, fonetiğini ve kullanımını inceleyen bilim dalı,
dilbilim, linguistik
lisans :
lat. * licentia (serbestlik, izin, özgürlük) (licere (izin vermek, izinli
olmak, serbest olmak, yapılmasına müsaade edilmek) + entia (isim yapım eki) ) *
herhangi bir işin yapılmasına resmi veya yasal olarak izin veren belge, ruhsat,
yetki belgesi; aynı zamanda serbestlik, izin veya özgürlük durumu; diploma,
yükseköğrenim derecesi
lisansiyer :
lat. * licentia (serbestlik, izin, özgürlük) (licere (izin vermek, izinli
olmak, serbest olmak, yapılmasına müsaade edilmek) + entia (isim yapım eki) ) +
aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); licenciaire (fra.) * bir okul
veya fakülteden diploma (lisans) almış kimse, mezun
lisansüstü :
lat., tür. * licentia (serbestlik, izin, özgürlük) (licere (izin vermek, izinli
olmak, serbest olmak, yapılmasına müsaade edilmek) + entia (isim yapım eki) )
(lat.) + üstü (yukarısı, üzeri) (tür.) * lisans derecesinden sonraki eğitim,
yüksek lisans, master ve doktora öğrenimi
lisch nodülleri :
alm., lat.* lisch (Avusturyalı oftalmolog Dr. Karl Lisch’in soyadından) (alm.)
+ nodula (küçük yumru, yumak) (nodus (düğüm, yumak, nod) + ulus, ula (küçültme
eki) ) (lat.) + leri (çoğul eki) (tür.) * genellikle nörofibromatozis ile
ilişkili olan ve iris üzerinde görülen küçük benign tümörler
lisdeksamfetamin :
lat., gre. * lis (L-lizin amino asidi) + dexter (sağ, doğru) + am (amine
(amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) + phenyl (fenil grubu C6H5-)
+ tamine (bileşikte amin grubunun olduğunu belirten son ek) * dikkat eksikliği
hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ve tıkınırcasına yeme bozukluğunu tedavi etmek
için kullanılan merkezi sinir sistemi uyarıcısı bir ön ilacın etken maddesi
(C15H25N3O)
lise :
gre., lat. * lykeion (Atina’da Apollon Lykeios’a yani kurtla ilişkilendirilen
Apollon’a adanmış yer, kurt tanrısının tapınağı, gymnasion, Aristoteles’in
okulu) (lykos (kurt) + eion (ile ilgili, yer ve durum eki) (gre.); lyceum
(lat.) * ortaokuldan sonraki aşama olan ortaöğretim kurumu, yüksekokula hazırlık
veren okul
lisinopril :
gre., lat. * lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest
kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak)
+ isis (isim yapım ve durum eki) ) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid
türevi eki) + pril (anjiyotensin dönüştürücü enzim (ACE) inhibitörü ilaç eki)
(lat.) * yüksek tansiyon, kalp yetmezliği ve kalp krizi sonrası tedavisinde
kullanılan, şeker hastalarında böbrekleri korumak için de tercih edilen, kan
damarlarını gevşeterek kan basıncını düşüren ve kalbin iş yükünü azaltan
anjiyotensin dönüştürücü enzim (ACE) inhibitörü grubu bir tansiyon ilacı
(C21H31N3O5)
lissamphibia :
gre., lat. * lissos (düz, pürüzsüz) + amphibion (amphi, amphos (her iki
tarafta, her iki türden; her tarafta, her tarafta, dönel, çevreleyen, iki,
çift, çift yönlü, ikili) + bios (yaşam, hayat, canlılık) ) + eion (ile ilgili,
-a ait) ) (gre.) + a (isim yapım ve çoğul eki) (lat.) * pürüzsüz derili yapıya
sahip olan ve su-kara yaşamı sürdüren tüm iki yaşamlıları (amfibikleri)
(kurbağalar, semenderler ve bacaksız iki yaşamlılar) kapsayan amfibi grubu
lissodelphis :
gre. * lissos (düz, pürüzsüz) + delphis (yunus) * yunusgiller (Delphinidae)
ailesine ait, sırt yüzgeci bulunmayan ve yalnızca iki türü (kuzey ve güney
balina yunusu) barındıran, siyah-beyaz renkli, ince, küçük bir yunus cinsi,
balina yunusu
liste :
lat. * lista (şerit, sınır çizgisi, yazı çizgisi, kenar, sıra, yazı sırası,
dizin) * yazılı veya sözlü olarak düzenlenmiş öğelerin dizisi, kayıt veya sıralama,
dizin, fihrist
listeria :
ing., gre. * lister (İngiliz cerrah, antisepsi öncüsü Joseph Lister'in
soyadından) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) (gre.) * gram-pozitif, çubuk
şeklinde, fakultatif anaerob, insan ve hayvanlarda listeriozise yol açabilen,
özellikle ham süt, peynir, işlenmiş et ve sebzelerde bulunabilen gıda kaynaklı
zoonotik patojen bakteri cinsi mikroorganizma
listeriozis :
gre. * lister (İngiliz cerrah, antisepsi öncüsü Joseph Lister'in soyadından) +
osis (durum, sorun ve hastalık eki) * Listeria cinsi bakterilerin neden olduğu,
genellikle gıda kaynaklı, bağışıklığı zayıf bireylerde sepsis, menenjit,
gebelikte düşük veya yenidoğanda ciddi enfeksiyon riski oluşturan,
Gram-pozitif, fakultatif anaerob etkenler tarafından tetiklenen zoonotik
enfeksiyon hastalığı
literal :
lat. * littera (harf, yazı) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
harfiyen; yazıldığı veya söylendiği gibi, kelimesi kelimesine doğru; anlamı
mecaz veya yorum katmadan, tam ve doğrudan aktaran, metin veya söz bağlamında
gerçek ve somut anlamı ifade eden; elifi elifine, harfiyen
literatür :
lat. * litteratus (litterare (yazı yazmak, harflerle ifade etmek veya
edebiyatla ilgili faaliyetlerde bulunmak) (littera (harf, yazı) + are (fiil
mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ura (isim yapım eki)
) (lat.); littérature (fra.) * yazı, edebiyat, öğrenim, bilimsel yazın;
bilimsel, akademik veya teknik konularda yayımlanmış yazılı eserler ve
çalışmaların tümü; belirli bir konu veya alan üzerine yapılmış araştırmaların,
makalelerin, kitapların ve belgelerin toplamı; akademik ve bilimsel bilgi
birikimini temsil eden yazılı kaynaklar
literer :
lat. * littera (harf, yazı) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yazı
veya edebiyat ile ilgili; edebi nitelik taşıyan, yazılı eserler ve metinler
bağlamında estetik, sanatsal veya biçimsel özellikler gösteren, edebi
lithobates :
gre. * lithos (taş, kaya) + bainein (gitmek, yürümek, ilerlemek, adım atmak;
inmek), batos, bates (yürüyen, basan, adım atan) * gerçek kurbağalar (Ranidae)
ailesine bağlı, Kuzey ve Orta Amerika kökenli, su kenarlarında ve kayalık sulak
alanlarda yaşayan bir hayvan cinsi (Akvaryum hobisinde ise Otopharynx
lithobates adıyla bilinen bir tatlı su cichlid türü için de kısaca bu isim
kullanılır.)
lithops :
gre. * lithos (taş, kaya) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) *
Aizoaceae familyasına ait, taş görünümünde sukulent (sulu, suyu olan) bitki
cinsi
lithospermum :
gre. * lithos (taş, kaya) + sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni, sperm) *
Boraginaceae familyasına ait, sert tohumlu otsu bitki cinsi
litik :
gre. * lythos (taş, kaya) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * önceden
oluşmuş kayaçlardan büyük oranda moloz içeren, tortul veya volkanik kırıntılı
kayaçlarla ilgili, taşa ait, taşla ilgili, taştan oluşan
litiyasis :
gre. * lythos (taş, kaya) + iasis (iltihap, enfeksiyon, durum, sorun, hastalık
eki) * böbreklerde, idrar yollarında veya safrada taş oluşumu hastalığı
litmus kağıdı :
lat., far., tür. * litmus (bitkisel renk maddesi) (lat.) + kağad (yazı yazılan
ince levha) (far.) + ı (iyelik eki) (tür.) * çözeltilerdeki asitleri ve bazları
ayırt etmek için kullanılan, asitle temas ettiğinde kırmızı, bazla temas
ettiğinde mavi renk veren bir ayraç, turnusol kağıdı
litofitik :
gre. * lythos (taş, kaya) + phyton, phytos (bitki, büyüyen şey) (phyo, phyein
(doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek, gelişmek,
şişmek, kabarmak) + ton, tos (sıfat yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait,
gibi) * kayalar üzerinde veya kayaların çatlaklarında büyüyen ve gelişen
(bitki)
litografi :
gre. * lythos (taş, kaya) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek), graphia
(yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * taşa veya düz yüzeye yapılan baskı
tekniği, litografya
litoloji :
gre. * lythos (taş, kaya) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos
(kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
taşların yapısını, türlerini ve oluşum süreçlerini inceleyen jeoloji dalı
litosfer :
gre. * lythos (taş, kaya) + sphaira (top, küre, yuvarlaklık) * Dünya’nın sert,
taşlı dış kabuğu ve üst mantosunun birleşiminden oluşan katman
litotom :
gre. * lythos (taş, kaya) + temnein (kesmek), tome (kesik, kesme, kesit, dilim)
* taş veya benzeri sert maddeleri cerrahi olarak parçalama veya kesip çıkarma
amacıyla kullanılan alet
litotomi :
gre. * lythos (taş, kaya) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome
(kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * taş veya
benzeri sert maddelerin cerrahi olarak kesip çıkarılması işlemi
litotripsi :
gre. * lythos (taş, kaya) + tripsis (ezme, ovma, parçalama, öğütme, sürtme,
aşındırma) (tribein (ezmek, parçalamak, öğütmek, sürtmek, aşındırmak) + isis
(isim yapım eki) ) * taş veya sert maddelerin vücut dışında veya cerrahi
yöntemlerle kırılarak parçalanması işlemi
litotriptör :
gre. * lythos (taş, kaya) + tripein (ezmek, öğütmek, kırmak, ovalamak) (gre.) +
tor (-cı, yapan, eden eki) (lat.) * taşları vücut içinde veya dışında kırmak
için kullanılan tıbbi cihaz
litre :
lat. * litra (eski ölçü birimi) * hacim ölçüsü birimi, özellikle sıvılar için
kullanılan temel ölçü birimi
littoral :
lat. * litus, litoris (kıyı, sahil) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
deniz, göl veya nehir kıyılarına ait bölgeler ile ilgili, su ve kara arasındaki
geçiş kuşak ile ilgili
liturya :
gre. * leitourgia (halk hizmeti, ibadet) (laos (halk), leitos (halk için, halk
ile ilgili, halka ait, kamuya ait, kamusal) ) + ergon (iş, çalışma, hizmet) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * dini tören veya ayinlerde topluluk
tarafından yerine getirilen ibadet ve ritüel uygulama
litürji :
gre. * leitourgia (halk hizmeti, ibadet) (laos (halk), leitos (halk için, halk
ile ilgili, halka ait, kamuya ait, kamusal) ) + ergon (iş, çalışma, hizmet) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * dini tören veya ayinlerde topluluk
tarafından yerine getirilen ibadet ve ritüel uygulama
litvanya :
lit. * lietuva (liti, lyti (yağmur yağmak), lietus, lyetus (yağmur) + uva (yer
ve durum eki) ) * Kuzey Avrupa’da yer alan, kuzeyde Letonya, doğuda Belarus,
güneyde Polonya ve güneybatıda Rusya (Kaliningrad) ile komşu olan bir Baltık
ülkesi
lityum :
gre., lat. * lithium (lithos (taş, kaya) (gre.) + ium (kimyasal element eki)
(lat.) ) * ilk kez bir mineraldan (petalit, taş kökenli bir mineral) elde
edilmiş olan, atom numarası 3, simgesi Li olan hafif, gümüşi-beyaz, yumuşak
alkali metal
lityum karbonat :
gre., lat. * lithium (lithos (taş, kaya) (gre.) + ium (kimyasal element eki)
(lat.) ) + carbo, carbonis (karbon, kömür, odun kömürü) + ate (bir asidin
esterini veya tuzunu belirten ek; oksijen içeriğini belirten son ek) (lat.) *
mani ve depresyon ataklarını dengelemek amaçlı olarak psikiyatrik tedavide
kullanılan temel bir duygudurum dengeleyici ve batarya teknolojileri ile
endüstride hayati önem taşıyan bir kimyasal madde (Li2CO3)
lityum orotat :
gre., lat. * lithium (lithos (taş, kaya) (gre.) + ium (kimyasal element eki)
(lat.) ) + oros (dağ) (gre.) + ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten
ek; oksijen içeriğini belirten son ek) (lat.) * genellikle düşük dozlarda
zihinsel sağlığı desteklemek ve ruh halini dengelemek amacıyla kullanılan besin
takviyesi (C5H3LiNO4)
lityum sitrat :
gre., lat. * lithium (lithos (taş, kaya) (gre.) + ium (kimyasal element eki) )
+ citrus (narenciye ağacı, limon) + atus, ate (bir asidin esterini veya tuzunu
belirten ek) (lat.) * bipolar bozukluk ve manik atakların tedavisinde
kullanılan, ruh halindeki aşırı dalgalanmaları dengelemeye yardımcı olan sıvı
formda bir duygudurum düzenleyici lityum tuzu (Li3C6H5O7)
lityum sülfat :
gre., lat. * lithium (lithos (taş, kaya) (gre.) + ium (kimyasal element eki) )
+ sulphate (sülfürik asit türevi SO4²⁻)
(sulphur (selp, sulph (yağ) + urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve
anyon-katyon temelli tuz eki) ) + atus, ate (asidin tuzu veya esteri eki) )
(lat.) * lityum bileşiklerinin saflaştırılmasında ve pil teknolojilerinde
hammadde olarak değerlendirilen, bipolar bozukluk gibi ruh sağlığı tedavisinde
kullanılan lityum tuzları arasında yer alan bileşik (Li2SO4)
liv :
far. * liv (güneş, hayat kaynağı) * dünyaya ışık ve ısı veren, Güneş
Sistemi’nin merkezi olan, dünyaya uzaklığı 147 milyon km olan yıldız (live
(yaşamak) (ing.) )
liva :
ara. * laviya (bükmek, çevirmek, eğmek, yönünü saptırmak) * bükülme, kıvrılma,
yön değiştirme, liyy
liva :
ara. * liva (bayrak, sancak; tugay) * bayrak; genellikle askeri birliklere
verilen, üzeri yazı işlemeli, kenarları saçaklı, gönderli bayrak; Osmanlı
İmparatorluğu’nda, illerle ilçeler arasında yer alan bir sancak veya yönetim
birimi; askeri veya sivil birliklerin yönetimsel alt bölümü, tugay; gemilerin
sağ yanı
livar :
lat. * vivarium (yaşam yeri) (vivere (yaşamak, canlı olmak) (vivus (canlı,
diri, yaşayış) + are (fiil mastar eki) ) + ium (yer, mekan eki) ) * canlı balık
saklama havuzu; içinde canlı organizma bulundurulan kapalı yapı, canlıların
saklandığı yer
livata :
ara. * lut (Kur'an'da yer alan sapmış, azmış ve nihayetinde helak olmuş bir
kavim) * gönüllü eşcinsel ilişki
livaz :
ara. * lavaza (kaçmak, tüymek, sıvışmak, sığınmak, korunmak için uzaklaşmak) *
kaçış, sığınma, korunma, iltica etme; birbirinin arkasına gizlenme
liver :
lat. * jecur, iecur (karaciğer) * omurgalılarda vücudun sağ üst karın
bölgesinde bulunan, metabolizma, detoksifikasyon ve safra üretimi gibi hayati
işlevleri yerine getiren, toksinleri vücuttan uzaklaştıran, mide ve
bağırsaklardan çıkan kanı işleyen, eski kırmızı kanları atan, kan
pıhtılaşmasını düzenleyen, besinleri parçalayan, vücudun yiyecekleri
sindirmesine yardımcı bir sıvı olan safrayı üreten büyük ve koyu renkli iç
organ
livermoryum :
lat. * livermore (yapay olarak üretildiği ABD’deki Lawrence Livermore Ulusal
Laboratuvarı’ndan) + ium (kimyasal element eki) * simgesi Lv, atom numarası
116, yapay olarak üretilen, yarı ömrü milisaniyeler düzeyinde olan radyoaktif
ve ağır bir süper ağır element
liyakat :
ara. * laka (yakışmak, uygun olmak; kavuşmak, karşılaşmak, buluşmak), layık
(yakışan, uygun; kavuşmuş, buluşmuş, karşılanmış) * layık olma, haketme,
yaraşma, yaraşırlık, uygunluk; yeterlilik, yetenek.
liyezon :
lat. * ligare (bağlamak, birleştirmek) + tio (isim yapım eki) (lat.); liaison
(lier (bağlamak, birleştirmek) + aison (isim yapım eki) ) (fra.) * bağ,
bağlantı, ilinti; kişiler, kurumlar veya birimler arasında resmi veya
gayriresmi iletişim ve koordinasyon sağlama, bağlantı kurma işlevi
liynet :
ara. * leyene (yumuşak olmak, esnemek; pürüzsüz olmak), leyyin (yumuşak, esnek)
* genç ve esnek hurma ağacı, hurmalık
liyofilizasyon :
gre., lat. * luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak)
(gre.) + filizare (kurutmak, iplik gibi yapmak, ince bir tabaka haline
getirmek) (filum (ip, iplik) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) ) +
tio (isim yapım eki) (lat.) * maddenin düşük sıcaklıklarda dondurulmasını,
ardından sıvı oranının süblimasyon yoluyla azaltılmasını, yani içerdiği suyun
katıdan gaz haline dönüştürülmesini sağlayan bir işlem
liyofilize :
gre., lat. * luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak)
(gre.) + filizatus (filizare (kurutmak, iplik gibi yapmak, ince bir tabaka
haline getirmek) (filum (ip, iplik) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale
getirmek) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.) * çözündüğü
çözeltiden izole edilmiş
liyotironin :
lat., gre. * laevus (sol, sol yönlü, sola döndürücü, L-izomer) (lat.) +
ioeides, iodos (mor, menekşe renkli, morumsu, iyotla ilişkili) (ion (menekşe) +
oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) ) (gre.); yavd (ara.),
iodum (lat.) + thyreos (kalkan) (gre.) + ine (kimyasal madde eki) (lat.) *
vücudun metabolizma hızını ve enerjisini düzenleyen, tiroid bezinin yeterince
çalışmadığı durumların tedavisinde kullanılan, tiroid hormonu triiyodotironinin
(T3) sentetik (yapay) bir formu (C15H12I3NO4),
liyy :
ara. * laviya (bükmek, çevirmek, eğmek, yönünü saptırmak) * bükülme, kıvrılma,
yön değiştirme, liva
lizam :
ara. * lazama (gerekli olmak, gerekmek, ihtiyaç duyulmak, lazım olmak,
ayrılmamak, bağlı kalmak), ilzam (gereklilik, lazım olma durumu) * gerekli
olma, lazım olma, lüzumlu olma; ıstırap, acı; ölüm
lizbon :
fen. * alis (güvenli) + ubbo (liman) * güvenli liman; Portekiz'in, Atlantik
kıyısındaki başkenti
lizin :
gre., lat. * lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest
kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak)
+ isis (isim yapım ve durum eki) ) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid
türevi eki) (lat.) * vücutta normal büyüme, kas gelişimi, doku onarımı ve
karnitin üretimi için gerekli olan, pozitif yüklü yan zincire sahip temel bir
α-aminosiklet aminoasidi (C6H14N2O2)
lizis :
gre. * lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma,
yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis
(isim yapım ve durum eki) ) * erime; ateşin yavaş yavaş düşmesi; hücre zarının
veya bakteriyel hücre duvarının yıkımı, hücresel içeriğinin salınımı ve
hücrenin ölümü
lizofosfatidilkolin :
gre. * lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma,
yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis
(isim yapım ve durum eki) ) + phosphate (gübre olarak kullanılan, fosforik
asidin tuzu veya esteri, fosfat) (phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren) (phos
(ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, getirmek), pheros
(taşıyan, getiren) ) (gre.) + atum, ate (asidin tuzu veya esterini belirten ek)
) + idyl (türev eki) (lat.) + kholin (safra maddesi) (khole (safra; sarı) + ine
(organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) (gre.) * hücre membranlarında bulunan,
membran yapısının düzenlenmesinde, lipit metabolizmasında ve sinyal iletiminde
rol oynayan, tek bir yağ asidi zinciri kaybetmiş olan fosfolipit sınıfına ait
fosfatidilkolin türevi molekül, lizolesitin
lizojeni :
gre. * lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma,
yıkım) + genesis (yaratım, oluşum, üretim, doğurma, doğum, ortaya çıkarma,
meydana getirme) * bakteriyofajların konak hücre içinde çoğalıp, sonunda
hücrenin parçalanmasına yol açarak yeni virüslerin serbest kalmasını sağlayan
yaşam döngüsü biçimi
lizojenik :
gre. * lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma,
yıkım) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren,
oluşturan, kaynaklanan) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * lizojeni
ile ilgili
lizol :
gre., lat. * lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest
kalma, yıkım) (gre.) + ol (alkol grubu) (lat.) * bakterileri ve mantarları
hücre duvarlarını parçalayarak öldüren, temizlik ve sanitasyon amaçlı
kullanılan fenol (C6H5OH) bazlı, güçlü antimikrobiyal özellik taşıyan kresol
türevleri içeren bir sıvı dezenfektan karışımının ticari ismi (C7H8O)
lizolesitin :
gre. * lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma,
yıkım) + lekithos (yumurta sarısı) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid
türevi eki) (lat.) * özellikle bir yağ asidi zincirinin kaybolmasıyla oluşan,
hücre membranının esnekliğinde ve lipid metabolizmasında rol oynayan membran
yapısındaki fosfolipitlerin bir türevi (C42H80NO8P (örnek bir palmitoil
lizofosfatidilkolin) )
lizozim :
gre. * lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma,
yıkım) + enzumos, enzymos (mayalanmış, mayalı) (en (iç, içine, içinde, içeri) +
zume, zumos, zymos (hamur, maya, etki) ) (gre); zyme (enzim eki) (lat.) *
tükürük, gözyaşı ve yumurta akı gibi vücut sıvılarında bulunan, bakteri hücre
duvarını parçalayan ve mikroorganizmaları öldüren doğal enzim (tavuk yumurtası
akı lizozimi (C613H959N193O185S10)
lizozom :
gre. * lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma,
yıkım) + soma (gövde, beden, vücut, cüsse) * hücre içinde sindirim ve atık
yönetiminden sorumlu olan, hücrede yaşlanmış organelleri, yabancı partikülleri
ve makromolekülleri parçalayarak geri dönüştüren enzimlerle dolu küçük organel
lizöz :
gre., lat. * lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest
kalma, yıkım) (gre.) + osus (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) * hücrede veya
biyolojik sistemde parçalama veya çözülme özelliği gösteren, özellikle
lizozomlar tarafından gerçekleştirilen yıkıcı etkiye sahip olan (yapı veya
madde)
ljubljana :
slo. * ljubija, ljubla (sevgi; sevgili yer) (ljub (sevgi, sevmek) + ija (yer
eki) ) * Slovenya'nın başkenti
LLM :
ing * large (büyük) + language (dil) + model (model) * çok büyük metin
verileriyle eğitilmiş, doğal dili anlayıp üretebilen yapay zeka modeli
lob :
gre., lat. * lobos (yuvarlak çıkıntı, yuvarlak parça) (gre.); lobus (lob)
(lat.) * anatomide organ veya dokunun yuvarlak veya çıkıntılı bölümü (örneğin
beyinde karar verme, duygu ve hareketleri yöneten 4 temel kısımdan (frontal,
parietal, temporal, oksipital) her biri, akciğer lobu veya kulak memesi)
lobachevski geometrisi :
rus., gre., tür. * lobachevski (Rus matematikçi Nikolay Lobachevski'nin
soyadından) (rus.) + geometria (yer ölçümlemesi; şekilleri inceleyen matematik
dalı) (ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) + metria (ölçüm, ölçme) (metros, metron
(ölçü) + ia (isim, yer ve durum eki) ) (gre.) + si (iyelik eki) (tür.) *
paralel postülatının yerine “bir noktadan geçen sonsuz sayıda paralel doğrular
vardır” önermesini koyan, hiperbolik geometri olarak da bilinen, açılar ve
üçgenler Öklid geometrisinden farklı kurallara göre hesaplanan, Öklidyen
olmayan geometri türü
lobamba :
swa. * lo (ilgi ve yer eki) + mamba (zehirli yılan; nehir ismi) * Esvatini'nin
başkenti
lobar :
gre., lat. * lobos (yuvarlak çıkıntı, yuvarlak parça) (gre.); lobus (lob) +
aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * organ veya dokunun lob veya
dilimlerinden biriyle ilgili olan (özellikle akciğer veya beyin loblarını
tanımlamada kullanılan tıbbi terim)
lobektomi :
gre., lat. * lobos (yuvarlak çıkıntı, yuvarlak parça) (gre.); lobus (lob) (lat.)
+ ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia
(kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) (gre.) * bir organın (örneğin akciğer veya beyin lobu) lob veya
dilimlerinden birinin cerrahi olarak çıkarılması işlemi
lobelia :
fra., lat. * l'Obel (Belçikalı botanikçi Mathias de l’Obel’in soyadından)
(fra.) + ia (isim yapım eki) (lat.) * çan çiçeğigiller (Campanulaceae)
familyasına ait, genellikle mavi, mor veya beyaz renkli çiçekler açan, hem süs
bitkisi olarak yetiştirilen hem de geleneksel tıpta solunum yolu
rahatsızlıklarının tedavisinde kullanılan bir bitki cinsi
lobeliaceae :
lat. * l'Obel (Belçikalı botanikçi Mathias de l’Obel’in soyadından) + ia (isim
yapım eki) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * çan çiçeğigiller
(Campanulaceae) ailesi içinde yer alan, ılıman ve tropikal bölgelerinde yayılım
gösteren, genellikle mavi, mor veya beyaz renkli, çan şekline benzer gösterişli
çiçekler açan bitkileri içeren bir çiçekli bitki familyası, lobelyagiller
lobelya :
fra., lat. * l'Obel (Belçikalı botanikçi Mathias de l’Obel’in soyadından)
(fra.) + ia (isim yapım eki) (lat.) * çan çiçeğigiller (Campanulaceae)
familyasına ait, genellikle mavi, mor veya beyaz renkli çiçekler açan, hem süs
bitkisi olarak yetiştirilen hem de geleneksel tıpta solunum yolu
rahatsızlıklarının tedavisinde kullanılan bir bitki cinsi
lober :
gre., lat. * lobos (yuvarlak çıkıntı, yuvarlak parça, kulak memesi, beyin lobu)
(gre.); lobus (lob) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * bir
lobla, özellikle de akciğerin tüm lobuyla ilgili veya onu etkileyen
lober pnömoni :
gre., lat. * lobos (yuvarlak çıkıntı, yuvarlak parça, kulak memesi, beyin lobu)
(gre.); lobus (lob) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) +
pneomonia (pneumos (nefes, soluk, hava, ruh; akciğer) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) (gre.) * genellikle bakteriyel kaynaklı, ani başlangıçlı ve yüksek
ateşle seyreden, akciğer lobunun geniş ve sürekli bir alanını etkileyen konsolidasyonla
sonuçlanan intra-alveolar boşlukta inflamatuar eksüda ile karakterize bir
pnömoni (zatürre) türü
lobi :
fra. * lobie, lobbe (üstü kapalı geçit, galeri, koridor) * bir binanın
girişinde veya ana bölümlere geçişte yer alan, insanların beklediği, toplandığı
veya yönlendirildiği geniş ortak alan; otel, tiyatro veya resmi binalarda
girişte bulunan, bekleme ve karşılaşma alanı, giriş holü, koridor; etki
sağlamak için girişimde bulunulan topluluk veya grup; yasama organları üzerinde
etki sağlamak için girişim ve baskı yapan grup
lobomikoz :
gre., lat. * lobos (yuvarlak çıkıntı, yuvarlak parça, kulak memesi, beyin lobu)
(gre.); lobus (lat.) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + osis
(isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * cilt, mukoz veya subkutan
dokuda granülomatöz lezyonlara yol açan, özellikle Brezilya ve Güney Amerika’da
görülen kronik fungal enfeksiyon
lobotomi :
gre., lat. * lobos (yuvarlak çıkıntı, yuvarlak parça, kulak memesi, beyin lobu)
(gre.); lobus (lat.) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik,
kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * beynin frontal
loblarının sinir bağlantılarının cerrahi olarak kesilmesi yoluyla yapılan,
psikiyatrik hastalıkların (şiddetli depresyon, şizofreni veya ağır anksiyete
vb.) tedavisinde tarihi olarak uygulanan işlem
lobular :
gre., lat. * lobos (yuvarlak çıkıntı, yuvarlak parça, kulak memesi, beyin lobu)
(gre.); lobus + ula, ulum, ulus (küçültme eki) + aris (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) (lat.) * bir organ veya dokunun lob veya dilimlerinden biriyle
ilgili olan (özellikle akciğer, karaciğer veya meme dokusundaki lobları
tanımlamak için kullanılan terim)
lobularia :
lat. * lobulus (küçük lop) + aria (aitlik eki) * Brassicaceae familyasına ait,
alyssum olarak bilinen yer örtücü bitki cinsi
lobut :
ara. * nebbut (kısa kalın sopa, kargı) * kısa, kalın ve düzgün sopa; kol gücünü
geliştirmeye yarayan, gürgenden jimnastik aracı; kaba saba, incelikten yoksun
(kimse) (halk ağzı)
lobül :
gre., lat. * lobos (yuvarlak çıkıntı, yuvarlak parça, kulak memesi, beyin lobu)
(gre.); lobus + ula, ulum, ulus (küçültme eki) (lat.) * bir organ veya dokudaki
lobun daha küçük alt birimi (özellikle akciğer, karaciğer veya meme dokusunda
lobları oluşturan alt bölümler)
lobülasyon : gre.,
lat. * lobulare (yuvarlak ve çıkıntılı sekil alma, loblaşmak) (lobos (yuvarlak
çıkıntı, yuvarlak parça, kulak memesi, beyin lobu) (gre.); lobus + ula, ulum,
ulus (küçültme eki) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.) *
bir organ veya dokunun loblara ayrılmış olma veya lob benzeri küçük bölümlere
sahip olma durumu (özellikle akciğer, karaciğer veya meme dokusundaki yapıların
morfolojik düzenini tanımlamak için kullanılır.)
lobüle :
gre., lat. * lobulare (yuvarlak ve çıkıntılı sekil alma, loblaşmak) (lobos
(yuvarlak çıkıntı, yuvarlak parça, kulak memesi, beyin lobu) (gre.); lobus +
ula, ulum, ulus (küçültme eki) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve
sıfat yapım eki) (lat.); lobulé (fra) * yuvarlak ve çıkıntılı sekil almış, loblaşmış,
loblara ayrılmış
lobüler :
gre., lat. * lobos (yuvarlak çıkıntı, yuvarlak parça, kulak memesi, beyin lobu)
(gre.); lobus + ula, ulum, ulus (küçültme eki) + aris (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) (lat.) * bir organ veya dokunun lob veya dilimlerinden biriyle
ilgili olan (özellikle akciğer, karaciğer veya meme dokusundaki lobları
tanımlamak için kullanılan terim)
loca :
lat. * locus, locum (yer, mekan, konum, mevki, pozisyon) * yer, mekan, konum
veya alan; antik Roma’da fiziksel alan veya yerleşim birimi; Mason cemiyetinin
genellikle bölge, il veya ilçe ismine göre oluşturulmuş mahfilleri
lock :
ing. * lock (kilit, kilitlemek, kapatmak) * kapı, kasa, mekanizma veya dijital
bir sistemi güvenlik amacıyla kapatan ve açılması için anahtar veya şifre gerektiren
araç
locked in sendromu :
ing., gre., tür. * locked (kilitlenmiş, kilitli) + in (iç, içte, içeride,
içinde) (ing.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum)
(gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * tam bilinç ve bilişsel işlevlerin korunduğu,
ancak istemli kas hareketlerinin çoğunun kaybolduğu, hastaların genellikle
sadece göz hareketleri veya kırpma ile iletişim kurabildikleri nörolojik durum
locusta :
lat. * locusta (çekirge; yengeç) * özellikle Orta Çağ ve klasik çağlarda tarım
alanlarına büyük zarar veren, kısa kanatlı veya uzun kanatlı çekirge türlerini
ifade eden isim; 1. yüzyılda Roma'da yaşamış olan, her gün bir parça zehir
içtiği ve bu yüzden de bir süre sonra o dönemde bilinen tüm zehirlere karşı
bağışıklık kazandığı söylenen ünlü profesyonel kadın zehirci
loça :
far. * loça (delik) * gemilerin baş bodoslamalarının her iki yanında bulunan ve
çapa zincirlerinin geçmesine yarayan, çapayı içine alabilen delik; gemilerde
yelkenlerin veya halatların bağlandığı, güverte üzerinde kullanılan kalın tahta
direk veya direk üstü yapı (bazen küçük açık güverte alanı anlamında da
kullanılır.) (Loch (delik) (alm.) )
loda :
ita. * loda (yük, yığın; gemide yükleme yeri) * yığın, demet; gemilerde
yüklerin konulduğu iç bölüm veya ambar; gemilerde kullanılan, yük veya mal
taşıma amacıyla yapılan küçük tekne veya sandal; iç yükleme bölgesi (load,
laden (yüklemek) (ing., alm.) )
lodikül :
lat. * lodicula (küçük pul, küçük örtü) (lodix, lodicis (örtü, yatak örtüsü,
örtü bezi) + ulum, ula (küçültme eki) ) * özellikle buğdaygillerde (Poaceae)
çiçeğin tabanında bulunan, çiçeklenme sırasında şişerek çiçek kavuzlarını
açılmaya zorlayan küçük pul biçimli yapı
lodoksamid :
lat. * lod (iyot içeren, halojen eki) (lat.) + oxamide (çift amid grubu içeren
organik bileşik) (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + amide
(amonyaktan bir hidrojen atomunun bir asil grubu (R–CO–) ile değiştirilmesiyle
elde edilen, R-CONH2 grubunu içeren bir organik bileşik) (lat.) * gözde oluşan
alerjik konjonktivit tedavisinde kullanılan sentetik mast hücre stabilizatörü
(C11H8Cl3N3O4)
lodos :
gre. * notos (güney rüzgarı) * güney veya güneybatı yönünden esen, çoğu zaman
kuru ve sıcak, bazen yağış getiren rüzgar
log :
ing. * log (kayıt, kayıt defteri; odun kütlesi, kütük) * olayların, verilerin
veya işlemlerin düzenli biçimde kaydedildiği kayıt veya kayıt tutma işlemi;
sistem olaylarının ve işlemlerinin izlenmesi amacıyla tutulan zaman damgalı
kayıt verileri
loganiaceae :
lat. * logan (Avustralyalı botanikçi Patrick Logan'ın soyadından) (ing.) +
aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * Gentianales takımına ait,
genellikle tropikal bölgelerde yetişen odunsu bitkiler, çalılar ve
sarmaşıklardan oluşan bir çiçekli bitki familyası, loğusaotugiller
logaritma :
gre. * logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + arithmos (rakam, sayı) *
matematikte büyük çarpmaları, bölmeleri, kök ve kuvvet alışları kolaylıkla
yapabilmeyi sağlayan ve bir sayının üssünü (kuvvetini) bulmaya yarayan bir
sayısal fonksiyon modeli (örnek 10^3 = 1000 olduğundan log10 (log 10 tabanına
göre) 1000 = 3)
logaritmik :
gre. * logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + arithmos (rakam, sayı) + ikos
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * logaritma ile ilgili
logo :
gre. * logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * bir marka, kurum, kuruluş,
şirket, oluşum, topluluk veya fikri temsil eden ve içerisinde grafiksel ögeleri
barındıran sembol veya şekillere verilen isim
logokloni :
gre. * logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + klonia (sarsılma durumu,
titreme durumu, kasılma durumu) (klonein (sarsmak, çalkalamak, yerinden
oynatmak, titretmek), klonos (şiddetli hareket, sarsıntı, titreme, çalkantı,
kasılma) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kelimelerin hecelerinin veya
son kısımlarının istemsiz biçimde tekrarlanmasıyla karakterize konuşma
bozukluğu
logoloji :
gre. * logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + logia (bilim, bilme; söz,
anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) * bilimin kendisini, bilimsel araştırmanın yöntemlerini,
yapısını, tarihini, ilkelerini ve bilim insanlarının çalışmalarını inceleyen
disiplin, bilim bilimi
logore :
gre. * logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + rhein (akmak, dökülmek,
yağmak) * bireyin kontrolsüz, hızlı, durmaksızın ve çoğu zaman mantıksal
bağlantıdan yoksun şekilde konuşmasıyla karakterize patolojik bir konuşma
bozukluğu, söz ishali (verbal diarrhea)
logos :
gre. * legein (söylemek, konuşmak, kelam etmek, anlatmak) * kelime, kelam,
söylem, söz, bilgi
loğ :
tür. * loğ (taş silindir) * toprak damın, yolun, harman yerinin gevşeyen
toprağını bastırmak, pekiştirmek veya tarlada sürülmüş toprak topaklarını ezmek
için kullanılan taş silindir
loheksol :
lat. * lo (ön ek) + hex- (altı) + ol (alkol grubu) * sentetik veya farmasötik
bileşik olarak laboratuvar uygulamalarında ve X-ışını görüntülemesinde
kullanılan altı karbonlu alkol veya türevi olan bir kontrast maddesi
(C19H26I3N3O9)
lohusa :
gre. * lehousa (doğurmuş kadın) (lehomein, lehomai (yatmak, çocuk doğurmak
(mecazi) ), loheia (çocuk doğurma) * doğum yaptıktan sonra belirli bir süre
(genellikle 40 gün) boyunca beden ve hormon dengesini yeniden kazanmaya
çalışan, bu dönemde özel bakım ve korunma gerektiren kadın (bu süreçte rahim
eski haline döner, lohusalık kanaması (loşi) görülür ve anne bağışıklığı zayıf
olur, bu yüzden hem tıbbi hem de kültürel açıdan özel uygulamalara tabidir.)
loj :
lat., fra. * locum (yer, mekan, konum, mevki, pozisyon) (lat.); loge (yerleşim
birimi, yerleşim yeri, bölge; baraka, kulübe, oda), loger (barındırmak,
yerleştirmek) * küçük depo, ambar veya mal saklama yeri; ilaç, tıbbi malzeme
veya malzeme deposu
lojik :
gre. * legein, lego (söylemek, konuşmak), logia (bilim, bilme; söz, anlatı,
söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * doğru, akla uygun
düşünme yetisi ve yolu, mantık; akıl yürütmede, düşüncede doğruluk, düzgünlük,
tutarlılık
lojistik :
lat., fra. * locum (yer, mekan, yerleşim birimi, yerleşim yeri, bölge; baraka,
kulübe, oda) + ista (yapan, eden eki) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(lat.); logistique (fra.) * ordunun ihtiyacı olan techizatın ve malzemenin
tedariki, temini, sevkiyatı ve depolanması süreci; mal, insan ve hizmetlerin
planlanması, taşınması ve yönetimiyle ilgili süreçlerin genel ismi; ürünlerin,
hizmetlerin ve bilgilerin başlangıç noktasından tüketiciye kadar etkili ve
verimli bir şekilde taşınması ve depolanması süreci
lojman :
lat., fra. * locare (yerleştirmek, konumlamak) (locum (yer, mekan, konum,
mevki, pozisyon) + are (fiil mastar eki) ) + mentum (isim yapım eki) (lat.);
logement (fra.) * yerleşim yeri, konut; bir kuruluşun, görevlilerine,
işçilerine parasız veya az bir kira karşılığı oturmaları için sağladığı,
verdiği konut
lok :
far. * lauk (küçük havuz, gölet) * düzeyleri birbirinden farklı iki su bölgesi
arasında gemileri, suyun birinden ötekine aşırmak için yapılmış ara havuz;
genellikle bahçe, saray veya av alanlarında kullanılan, balık besleme veya süsleme
amacıyla yapılan, suyun toplandığı küçük yapay havuz veya gölet
lokal :
lat. * locus, locum (yer, mekan, konum, mevki, pozisyon) + alis (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * yerel; belirli bir yer, konum veya mekan ile ilgili;
özellikle işyeri, işletme, spor tesisi veya topluluk faaliyetlerinin yapıldığı
alan
lokalizasyon :
lat. * locus, locum (yer, konum, mevki, pozisyon) + alis (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım
eki) * bir nesnenin, kişinin veya olayın tam olarak konumunun belirlenmesi,
yerleşim veya konumlandırma işlemi; yerel hale getirme, yerelleştirme
lokalize :
lat. * localizatus (locus, locum (yer, konum, mevki, pozisyon) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) +
tus (geçmiş zaman ve isim yapım eki) ) (lat.); localisé (fra.) * belirli bir
yer veya bölge ile sınırlı, sınırlandırılmış veya belirli bir konumda
gerçekleşen; belirli bir alana, yere, bölgeye özgü hale gelmiş veya getirilmiş
lokalizer :
lat., ing. * locus, locum (yer, konum, mevki, pozisyon) + alis (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek), izatus
(dönüştürülmüş, kılınmış, hale getirilmiş) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat);
localizer (ing.) * yer belirleyici; havaalanındaki pist yüzeyinde, yatay yönde
ve iniş istikametinin aksi yönünde yayın yapmakta olan teçhizat; gözdeki
yabancı cismin yerini tespit eden cihaz
lokanta :
lat. * locare (yerleştirmek, konumlamak, tahsis etmek) (locus, locum (yer,
konum, mevki, pozisyon) + are (fiil mastar eki) ) + anda (gerekli olan,
yapılması gereken eki) * halka yemek servisi yapılan, oturma alanı bulunan
işyeri, restoran
lokasyon :
lat. * locatio (locare (yerleştirmek, konumlamak, tahsis etmek) (locus, locum
(yer, konum, mevki, pozisyon) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki)
) * konum, yer, mevki, mekan
lokatif :
lat. * locatio (locare (yerleştirmek, konumlamak, tahsis etmek) (locus, locum
(yer, konum, mevki, pozisyon) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki)
) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait) * bulucu, yer belirleyici, bulma ve yer
belirleme ile ilgili hal
lokavt :
ing. * lock (kilit; kilitlemek) + out (dış, dışarı, dışarıda) * kilitleme,
işyeri kapatma; işveren tarafından işçilerin işyerine girmesinin geçici olarak
engellenmesi; toplu iş sözleşmesi veya iş anlaşmazlığı durumlarında işverenin
uyguladığı çalışma durdurma veya erişim engeli yöntemi
lokma :
ara. * lukma (bir ağızlık, bir yudumluk, bir yutumluk, bir parça yemek) * ağza bir
defada götürülebilecek, bir defada çiğnenebilecek büyüklükte yiyecek parçası;
mayalı hamuru lokmalar durumunda kızgın yağda kızarttıktan sonra şeker
şerbetine atarak yapılan bir hamur tatlısı
lokman :
ara. * luk (bilgi) + man (-li olan, kimse); lukma (parça) * bilge, bilgili
kişi, akıllı ve hikmet sahibi kişi; Kur’an’ın 31. suresinin ismi ve Kur’an’da
ismi geçen bilge şahsiyet (Lokman Hekim) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz,
akıl) (gre.); log (günlük, kütük) (ing.) )
lokman ruhu :
ara., tür. * lokman (bilge, bilgili kişi) (lok (bilgi) + man (yapan, eden
kimse); lukma (parça) ) + ruh (maddenin canlı ve idrakli (bilinçli) varlık
olmasını sağlayan tesir; nefes, can, hayat cevheri, tin, yaşam enerjisi,
bilinç) (ara.) + u (iyelik eki) (tür.) * varsayımsal bir ortam olan, ışığın
vakumda yayılmasına yarayan ve R-O-R olarak belirtilen fonksiyonel grup, eter
lokomobil :
lat. * locus, locum (yer, konum, mevki, pozisyon) + mobilis (hareketli, hareket
edebilir) movere (hareket etmek, devinmek, kımıldamak, kıpırdamak) + ibilis
(yapılabilirlik ve mümkün olma eki) ) * bir enerji kaynağı bulunmayan yerlerde,
özellikle tarım alanında harman makinelerini çalıştırmak için kullanılan,
istenilen yere çekilebilecek biçimde dört tekerlek üzerine kurulu patlamalı
motor
lokomosyon :
lat. * locus, locum (yer, konum, mevki, pozisyon) + motio (hareket, kımıldama,
değişim) (movere (hareket etmek, yer değiştirmek, kımıldamak, kıpırdamak,
devinmek) + tio (isim yapım eki) ) * bir varlığın veya nesnenin yer değiştirme,
hareket etme yeteneği veya süreci; vücudun yürüme, koşma, zıplama, yüzme vb.
gibi çeşitli hareketleri
lokomotif :
lat. * locus, locum (yer, konum, mevki, pozisyon) + movere (hareket etmek, yer
değiştirmek, kımıldamak, kıpırdamak, devinmek), motus (hareket, kımıldama, devinim,
değişim) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kendi gücüyle hareket
eden, genellikle tren veya araçları çeken motorlu taşıt; modern demiryolu
teknolojisinde çekici ve itici güç sağlayan makine
lokomotor :
lat. * locus, locum (yer, konum, mevki, pozisyon) + motor (movere (hareket
etmek, yer değiştirmek, kımıldamak, kıpırdamak, devinmek), motus (hareket,
kımıldama, devinim, değişim) + or (-cı, yapan, eden eki) ) * canlılarda
hareketi sağlayan kas, sinir veya iskelet sistemi ile ilgili, hareket ettiren
yapıları veya işlevleri tanımlayan terim
lokorejyonel :
lat. * locus, locum (yer, konum, mevki) + regionis, region (bölge, alan, yön)
(regere (yönetmek, yönlendirmek, hükmetmek) + ionis, ion (isim yapım eki) ) +
alis (ile ilgili, gibi, -a ait) * tıp ve cerrahide bir hastalığın veya
tedavinin belirli bir yer ve bölgeyle sınırlı olduğunu ifade eden terim
(örneğin tümör veya enfeksiyonun lokal ve bölgesel dağılımını tanımlar.)
loksapin :
lat. * loxo (çapraz, eğik yapıyı ifade eden organik kimya öneki) + sapine,
apine (türetilmiş alkaloid veya farmasötik bileşik adı) * antipsikotik özellik
taşıyan, genellikle şizofreni ve diğer psikiyatrik bozuklukların tedavisinde
kullanılan sentetik farmasötik bileşik (C18H18CIN3O)
lokum :
ara. * lukma (parça), lukum (parçalar) * şekerli nişasta eriyiğini pişregion,
irip hafif ağdalaştırarak, içine cinsine göre fındık, fıstık, badem içi gibi
kuruyemişler, meyve özleri vb. konularak yapılan, küçük küpler veya
dikdörtgenler biçiminde kesilen, üstüne hindistancevizi talaşı serpilen bir tür
şekerleme (locum, locus (yer, konum, mevki, pozisyon) (lat.), log (kütük)
(ing.) )
lokus :
lat. * locum, locus (yer, konum, mevki, pozisyon) * bir nesnenin, olayın veya
organizmanın belirli fiziksel veya soyut konumu; bir genin, bu genin
alellerinden birinin veya bir DNA dizisinin kromozom üzerinde düşünüldüğü yer
veya DNA üzerindeki fiziksel özel konumu
lokus koruleus :
lat. * locus (yer, konum, mevki) + caeruleum, caeruleus, coeruleum, coeruleus
(mavi, lacivert) * beyin sapında yer alan, ismini renginden alan ve
norepinefrin üreten çekirdek
loküle :
lat. * loculatus (loculare (locum, locus (yer, konum, mevki, pozisyon) + ulus,
ula (küçültme eki) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım
eki) ) (lat.); localisé (fra.) * göz-göz, küçük boşluklar veya bölmelerden
oluşan
lokülisidal :
lat. * loculus (küçük bölme, bölmecik) (locum, locus (yer, konum, mevki,
pozisyon) + ulus, ula (küçültme eki) ) + caedere, cidere (kesmek, yarmak,
parçalamak, doğramak, vurmak, çarpmak; öldürmek), cidium (kesme, yarma,
doğrama, vurma; öldürme) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * meyve veya
kapsül gibi bitki yapılarının, loküllerin (tohum bölmelerinin) bulunduğu
yerlerden açılarak çatlaması biçimindeki yarılma ile ilgili
loliginidae :
lat. * loligo (kalamar) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * kıyı
kalamarlarını (squid) kapsayan kafadanbacaklılar (Cephalopoda) familyası
lolipop :
ing. * lolly (tatlı, şeker) + pop (patlamak, çıtırdamak) * çubuğa takılmış,
genellikle şekerden veya karamelden yapılan şekerleme türü
lolita :
isp. * lolita (Dolores isminin küçültme hali) * ergen kız; sevimli veya küçük
kız; Rus yazar Vladimir Nabokov’un 1955 tarihli romanı Lolita ile ün kazanmış
kelime
lolo :
tür. * lo (ses tekrarlamalı onomatopeik kelime) + lo * bize de yutturamazsın
ya! Bizi de mi aldatmaya kalkışıyorsun? Senin dalaverelerini biliriz! anlamında
kullanılan bize de mi lolo? deyiminde geçen kelime
lombar :
gre. * rombos (eşkenar dörtgen), rombari (gemi penceresi) * gemi bordalarında,
küpeştelerinde bulunan, top namlularının geçmesine, kamaraların
havalandırılmasına veya giriş çıkışa yarayan dörtgen biçiminde delik
lomber :
lat. * lumbus (bel; bel bölgesi) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
bel bölgesi ile ilgili, bel omurları, kasları veya bel bölgesine ait;
omurlardan meydana gelen omurilik üzerinde, 4. ve 5. bel omurları arasında
meydana gelen fıtığın bulunduğu yer
lomber lordozis :
lat., gre. * lumbus (bel; bel bölgesi) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (lat.) + lordosis (eğrilme, bükülme, kıvrılma) (lordein, lordo (içe
doğru eğmek, kıvırmak; eğilmek, içe doğru kıvrılmak, bükülmek) + osis (isim
yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) (gre.) * bel bölgesinde omurganın öne
doğru normal kıvrımı; lomber omurların doğal lordotik eğriliği
lomber ponksiyon :
lat. * lumbus (bel; bel bölgesi, fileto) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) + punctus (nokta, işaret, delik), punctio (delme, deliş) (pungere
(delmek, batırmak) + tio (isim eki) ) * bel delme; bel bölgesinden beyin
omurilik sıvısı (BOS) örneği alınarak biyokimyasal, mikrobiyolojik ve sitolojik
inceleme yapılması işlemi
lomboz :
gre. * rhombari, rhombos (döner ağırlık, çıkrık; dörtgen şekil, fırıldak; gemi
penceresi, küpeştede top atış deliği) * dairesel hareket, dönme hareketi; dönen
top; büyücülerin kullandığı sihirli tekerlek; tef geometrik eşkenar dörtgen;
gemi penceresi, küpeştede top atış deliği; gemilerde, deniz taşıtlarında su
geçirmez, yuvarlak pencere veya gözlem deliği; ayrıca denizcilikte ışık veya hava
sağlamak amacıyla kullanılan küçük cam pencere
lomé :
ewe. * lo, alo (orman, çalı, ağaçlık alan) + mé (iç, merkez, yerin iç kısmı) *
Togo'nun başkenti
lomitapid :
lat. * lomi (farmasötik ön ek) + tapid (mikrozomal trigliserit transfer
proteinini (MTP / microsomal triglyceride transfer protein) ) + * genetik
geçişli aşırı kolesterol yüksekliği (homozigot ailesel hiperkolesterolemi)
tedavisinde kullanılan, karaciğer ve bağırsaklardaki mikrozomal trigliserit
transfer proteinini (MTP) engelleyerek kötü kolesterol (LDL) ve trigliserit
üretimini azaltan etkili bir ilaç etken maddesi (C39H37F6N3O2 )
lomustin :
lat. * lomus (farmasötik ön ek) + tin (nitrojenli bileşik eki) * kanser
tedavisinde ve genellikle beyin tümörleri ve Hodgkin lenfoma gibi hastalıkların
tedavisinde kullanılan nitrozüre sınıfından alkilleyici bir kemoterapi ilacının
etken maddesi (C9H16ClN3O2)
lonafarnib :
lat. * lona (farmasötik ön ek) + farnib (farnesil transferaz inhibitörü sınıfı
belirteci) * erken yaşlanma hastalığı olarak bilinen Hutchinson-Gilford
Progeria Sendromu ve benzer progeroid sendromlarda ölüm riskini azaltmak için
kullanılan, farnesiltransferaz inhibitörü sınıfına ait özel bir ağızdan alınan
(oral) ilacın etken maddesi (C27H31Br2ClN4O2)
lonca :
lat., ita. * locum, locus (yer, konum, mevki, pozisyon) (lat.); loggia (loca,
küçük ve kapalı oturma alanı) (ita.) * belli bir iş esnafının, meslek
çıkarlarını korumak için, usta, kalfa ve çırak olarak bir pirin, başkanın
yönetiminde oluşturdukları, meslek derneği, mason locası (lodge, loge, Loge
(kulübe, loca, odacık) (ing.), lounge (salon) (ing.) )
lonchocarpus :
gre. * lonche (mızrak) + karpos (meyve, tohum) * Fabaceae familyasına ait,
tropik bölgelerde yetişen ağaç ve çalı cinsi
london dispersiyon kuvveti :
ing., lat., ara., tür. * london (Alman asıllı, daha sonra ABD vatandaşı olan
kuantum kimyacı ve teorik fizikçi Fritz London'in soyadından) (ing.) +
dispersio (saçma, dağıtma, yayma) (lat.) + kuvvet (güç, kudret) (ara.) + i
(iyelik eki) (tür.) * birbirine yakın iki atom veya molekül arasındaki zayıf
bir moleküller arası kuvvet; van der Waals kuvvetlerinin en zayıfı olan ve
sıcaklık düştükçe polar olmayan atomların veya moleküllerin sıvı veya katı hale
yoğunlaşmasına neden olan kuvvet
londra :
kel., lat. * londinos (vahşi, cesur) (kel.) + ium (yer eki) (lat.) * Birleşik
Krallık'ın (İngiltere) başkenti
longa :
lat. * long, longus (uzun) + a (dişil eki) * Ortaçağ ve Rönesans müziğinde en
uzun nota değeri
longaz :
gre. * longas (koruluk, fundalık, çukur alan) * derinleşmiş, içbükeyleşmiş veya
çukurlaşmış arazi parçası, özellikle tabanında su biriken yahut bitki örtüsüyle
dolan doğal oyuk ve çöküntü yer; deniz veya ırmaklarda birdenbire derinleşen
yer
longevity :
lat., ing. * longus (uzun) + vitas (hayat, yaşam, dirim, ömür) (aevum (ömür,
çağ, yaşam süresi, yaşam, hayat, canlılık, dirim) + itas (isim yapım ve durum
eki) ) * bir insanın, canlının veya sistemin normalden daha uzun süre yaşaması
veya işlevini sürdürmesi; uzun ömürlülük, uzun yaşam
longoz :
lat. * longus (uzun) * suya bağlı uzun bataklık alan; suyla kaplı, genellikle
alüvyal ormanlarla çevrili, taşkın alanlarda oluşan geniş bataklık orman veya
göl ekosistemi, subasar
longplay :
ing. * long (uzun) + play (oyun; oynamak, çalmak) * müzik ve kayıt
teknolojisinde, özellikle 33 1/3 RPM hızında ve uzun süreli müzik kaydı içeren
plak veya albüm türü, uzunçalar
lonicera :
lat. * Lonicer (Alman botanikçi Adam Lonicer) + ia (isim yapım eki) *
Caprifoliaceae familyasına ait, hanımeli olarak bilinen sarılıcı ve çalı cinsi
lonjitüd :
lat. * longus (uzun) + tudo, tude (durum, nitelik eki) * doğu-batı yönünde bir
konumun derecesel uzunluğu ve meridyenler boyunca ölçülen coğrafi koordinat
lonjitüdinal :
lat. * longus (uzun) + tudo, tude (durum, nitelik eki) + alis (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * uzun eksen boyunca veya uzunluk yönünde uzanan, özellikle
anatomide, mühendislikte veya fiziksel ölçümlerde eksen boyunca olan (yapı veya
hareket), uzunlamasına, boyuna, boylamsal
loop :
ing. * loop (döngü, halka, dönüş, ilmik, ilmek) * müzikte veya bilgisayar
biliminde yinelenen döngü, tekrar eden süreç veya kapalı devre; ilmek, halka
lop :
gre. * lobos (yuvarlak çıkıntı, yuvarlak parça, kulak memesi, beyin lobu)
(gre.); lobus (lat.) * yumuşak, yuvarlak ve irice; akciğer, karaciğer, beyin
gibi organlarda, yarıklarla birbirinden ayrılmış parçaların her biri
loperamid :
lat. * lo (lokal etki veya türev öneki) + peramide (sentetik kimyasal yapı,
amilid türevi) * bağırsak hareketlerini yavaşlatan, ishal tedavisinde
kullanılan sentetik opioid antidiarrheal farmasötik bileşik (C29H33ClN2O2)
lophius :
gre., lat. * lophion (tepeli veya çıkıntılı balık, deniz canavarı) (loph (tepe,
çıkıntı, sivri çıkıntı) + ion (küçültme veya türetme eki) * denizlerde yaşayan,
geniş başlı, yassı ve genellikle dipte yaşayan, avını bekleyen balık türü; bazı
türleri yamyam balık
lophophora :
gre. * lophos (tepe) + pherein (taşımak, götürmek), phoros, phoron (taşıyıcı,
götürücü, iletici) * Cactaceae (kaktüsgiller) familyasına ait, diken içermeyen,
düğme kaktüsleri kapsayan cinstir
lopinavir :
lat. * lopi (yapay önek) + navir (antiviral proteaz inhibitörü eki) * HIV
enfeksiyonu tedavisinde kullanılan antiretroviral proteaz inhibitörü sınıfından
ilacın etken maddesi (C37H48N4O5)
lopur :
tür. * lopur (yemek yeme veya yutma sesinden ses yansımalı kelime) * yeme veya
yutma biçimini belirten onomatopeik kelime (lopur lopur diye sesler çıkararak,
oburca anlamında)
lor :
far. * lor (taze peynir, çökelek, pıhtı) * süt kaynatıldıktan sonra ortaya
çıkan peynir altı suyunun ısıtılıp kesilmesiyle elde edilen beyaz, taze,
yumuşak ve tuzsuz bir tür beyazpeynir
LORA :
eng. * long (uzun) + range (menzil) * özellikle IOT (Şeylerin / Nesnelerin
İnterneti) uygulamalarında veri iletimi amaçlı kullanılan uzun mesafeli, düşük
güç tüketimli kablosuz iletişim protokolü ve teknolojisi,
lorakarbef :
lat. * lora (marka öneki) + carb (karbacephem halkası) + bef (yapay son ek) *
bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde kullanılan oral, sentetik, carbacephem
sınıfı antibiyotik (C16H16ClN3O4)
loranthaceae :
gre. * loron (kayış, şerit, kuşak) + anthos (çiçek) (gre.) + aceae (-giller,
bitki familyası eki) * sandal ağacı takımı içerisinde yer alan ve genellikle
ağaçlar üzerinde yarı parazit (asalak) olarak yaşayan, klorotipleri sayesinde
kendi fotosentezlerini yapabilen, su ve mineralleri ise konak ağaçtan emen,
ökse otu benzeri yarı parazit bitkileri içeren çiçekli bitki familyası
loratadin :
lat. * lora (marka öneki) + tad (triazolin halkası) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) * alerjik rinit, ürtiker ve diğer alerjik
reaksiyonların tedavisinde kullanılan oral sentetik antihistaminik, H1 reseptör
blokeri C22H23ClN2O2)
lorazepam :
lat. * lora (marka öneki) + ze (diazepin halkası) + pam (benzodiazepin son eki)
* anksiyete, uykusuzluk ve nöbet bozukluklarının tedavisinde kullanılan oral
veya parenteral anksiyolitik ve sedatif sentetik benzodiazepin türevi
(C15H10Cl2N2O2)
lord :
ing. * leof, love (sevgili, sevilen) + hierd (koruyucu, efendi, sahip) *
İngiltere ve bazı diğer İngilizce konuşulan ülkelerde yüksek rütbeli ve soylu
erkek; tarihsel olarak toprak sahibi ve aristokrat ünvanı; İngiltere’de, kral
veya kraliçe tarafından soylulara verilen ve babadan oğula veya ailenin büyük
erkek kişisine geçen soyluluk ünvanı; Lordlar Kamarası üyesi
lordoz :
gre. * lordosis (lordein (içe doğru eğmek, kıvırmak; eğilmek, içe doğru
kıvrılmak, bükülmek) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) *
omurganın servikal ve lomber bölgelerinde normal veya anormal olarak öne doğru
eğrilik durumu
lorentiyum :
ing., lat. * Lawrence (Amerikalı fizikçi Ernest O. Lawrence’ın soyadından) +
ium (kimyasal element adı eki) * atom numarası 103 , sembolü Lr olan,
kaliforniyum atomlarının bor çekirdekleriyle bombardımanından elde edilen
sentezlenmiş yapay radyoaktif aktinit element
lorentz dönüşümleri :
hol., tür. * lorentz (Hollandalı fizikçi Hendrik Lorentz’un soyadından) (hol.)
+ dönüşüm (başkalaşım, değişim) + lar (çoğul eki) + ı (iyelik eki) (tür.) *
zaman ve mekanın eşzamanlılıkla birleştiği ölçüm sistemleri arasında tutarlı
dönüşümleri sağlayan, özel göreliliğin temel uzay-zaman dönüşümleri
loricariidae :
lat. * lorica (kayışlardan yapılmış zırh, göğüslük, metal koruyucu kaplama)
(lorum (kayış, deri şerit, kuşak) + icus (ile ilgili, -a ait) + idae (-giller,
hayvan familyası eki) * Güney Amerika ve Panama'daki akarsu ve göllerde
yaşayan, vücutlarını örten kemiksi zırh plakaları ve vantuzlu ağız yapıları
olan yayın balıkları takımının en büyük ve en geniş familyası, vatoz, pleco
loricariinae :
lat. * lorica (kayışlardan yapılmış zırh, göğüslük, metal koruyucu kaplama)
(lorum (kayış, deri şerit, kuşak) + icus (ile ilgili, -a ait) + inae (-giller,
hayvan alt familyası eki) * zırhlı emici ağızlı yayın balıklarını içeren
Loricariidae familyasına ait olan, tatlı su balıklarının bir alt familyası
lorke :
erm. * lorke (bıldırcın) * genellikle Anadolu’nun bazı bölgelerinde oynanan,
ritmik hareketler ve topluluk dansı içeren geleneksel halk oyunu
lorlatinib :
lat. * lorla (ön ek) + tinib (tyrosine kinase (tirozin kinaz) inhibitörü)
(tyrosine (aminoasit) (turos, tyros (peynir) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) )
+ kinesis, kinase (kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak,
kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak) + asis (son ek) )
(gre.) + inhibitor (engelleyici, önleyici, mani olan) (lat.) ) * ALK pozitif
metastatik küçük hücreli dışı akciğer kanserinin tedavisinde kullanılan, ALK
(anaplastik lenfoma kinaz) ve ROS1 reseptör tirozin kinazlarını inhibe eden bir
sinyal transdüksiyon inhibitörü olan sentetik oral ilacın etken maddesi
(C21H19FN6O2)
lornoksikam :
gre., lat. * lor (ön ek) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.)
+ icam (nonsteroid antiinflamatuar ilaç son eki) (lat.) * ağrı, inflamasyon ve
ateşin tedavisinde kullanılan oral veya parenteral nitelikli, analjezik ve
nonsteroid antiinflamatuar ilacın etken maddesi (C13H10N2O4S2)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder