27 Eylül 2026 Pazar

leninist - lornoksikam

leninist : rus., lat. * lenin (Sovyet devrimci önderi Vladimir İlyiç Ulyanov (Lenin)'dan) (rus.) + ista (-cı, destekçi, yandaş, yapan, eden) (lat.) * Lenin’in öğretilerine, Marksizm’in Lenin tarafından geliştirilmiş yorumuna bağlı olan kişi, Lenin destekçisi

leninizm : rus., lat. * lenin (Sovyet devrimci önderi Vladimir İlyiç Ulyanov (Lenin)'dan) (rus.) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (lat.) * Marksizm’in, Vladimir İlyiç Lenin tarafından geliştirilmiş biçimi olan, proletarya diktatörlüğü, öncü parti önderliği, devrimci örgütlenme, emperyalizmin kapitalizmin en yüksek aşaması olarak analizi ve sosyalist devrimin dünya ölçeğinde sürekliliği ilkelerine dayanan siyasal, ideolojik ve teorik öğreti

lenk-fahte : far. * leng (topal, aksak) + fahte (üveyik kuşu, güvercin) * Türk musikisinde on zamanlı, altı vuruşlu, donanımdan sonra 10/4 şeklinde yazılıp gösterilen, peşrev, beste ve Mevlevi ayinlerinde kullanılan bir küçük usül

lennard-jones potansiyeli : ing., lat. * Lennard-Jones (İngiliz matematikçi ve fizikçi John Lennard-Jones'un soyadından) (ing.) + potentia (güç, kuvvet, kudret, yetenek; etkide bulunma gücü) (posse (güçlü olmak, yapabilmek, muktedir olmak, yapabilmek, gücü olmak) (potis (güçlü, kuvvetli, yetkin, muktedir) + esse (olmak) ) + entia (isim yapım ve durum eki) ) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * aralarında bağ olmayan iki atom veya molekül arasındaki potansiyel enerjiyi ve çekim ve itme etkileşimlerini açıklayan, kısa mesafede itici, daha uzak mesafede Van der Waals çekici kuvvetlerini temsil eden matematiksel bir model

lens : lat. * lens, lentis (bezelye, bakla, mercimek; lens, mercek) (lat.) * fotoğrafçılık, gözlük ve kontakt lens teknolojilerinde ışığı kıran, odaklayan, yönlendiren, görüntüyü büyüten, netleştiren şeffaf cam veya plastik yapı (şekil benzerliğinden)

lentibulariaceae : lat. * lentibula (küçük kese, kese biçimli kap) (lens (mercimek), lentis (mercimek gibi) + bulus, bula (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, -a ait) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * Lamiales takımına bağlı olan ve küçük böcekleri veya omurgasızları yakalayan özel tuzaklara sahip etçil/böcekçil su kabarcığı bitkilerini (Utricularia, Pinguicula, Genlisea gibi) kapsayan bir bitki familyası, sumiğferigiller, etçil bitkiler familyası

lentigo maligna : lat. * lenticula (küçük mercimek, benek) (lens, lentis (mercimek) + cula (küçültme eki) ), lentigo (çil, benek, leke, iz) + maligna (kötücül, kötü huylu) * özellikle yüz bölgesinde, güneşe maruz kalan ciltte ortaya çıkan, düzensiz kenarlı, kahverengi veya siyah lekeler şeklinde görülen, yavaş büyüyen, melanom öncülü veya erken evre malign melanom formu olan dermatolojik lezyon

lentikül : lat., fra. * lenticula (küçük mercimek, benek) (lens, lentis (mercimek) + cula (küçültme eki) ) (lat.); lenticule (fra.) * mercimek biçimli, yuvarlak veya benekli yapı; göz merceği, cilt lezyonları veya diğer organlarda yuvarlak ve disk biçimli yapı

lentiküler : lat., fra. * lenticula (küçük mercimek, benek) (lens, lentis (mercimek) + cula (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); lenticulaire (fra.) * mercimek biçimli, yuvarlak veya benekli yapı ile ilgili; göz merceği, cilt lezyonları veya diğer organlarda yuvarlak ve disk biçimli yapıları tanımlayan sıfat, mercekle ilgili, mercek biçimli

lentinan : lat. * Lentinula (mantar cinsi) (lentus (yavaş, esnek, gevşek) + inus (ile ilgili, gibi) ) + edo (yemek, tüketmek), edodes (yenilebilir; şitake mantarı türü) + an (polisakkarit türev eki) * lentinula edodes mantarından elde edilen, β-1,3-glukan yapısına sahip, β-1,6 bağlarıyla dallanmış, yaklaşık 500.000 Dalton moleküler ağırlıklı, Japonya ve Çin’de intravenöz adjuvan olarak kanser tedavisinde kullanılan immünmodülatör ve antitümör etkili biyolojik yanıt düzenleyici polisakkarit

lentisel : lat. * lenticula (küçük mercimek, benek, mercek) (lens, lentis (mercimek, mercek) + culum, cula (küçültme eki) ) * bitki gövdesi ve dallarının kabuğunda bulunan, gaz alışverişini sağlayan mercimeğimsi küçük gözenekli yapı

lento : lat., ita. * lentus (yavaş, esnek, gevşek) (lat.); (lento (yavaş) (ita.) * müzikte yavaş tempolu, ağır ve duraklamalı bir şekilde çalınmayı ifade eden terim

lenz kanunu : alm., gre. * Lenz (Alman fizikçi Heinrich Friedrich Emil Lenz'in soyadından) (alm.) + kanon, kanonas (çubuk, cetvel, ölçüt; kural, ilke, yasa, kanun, prensip) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * elektromanyetik indüksiyonda oluşan indüksiyon akımının, kendisini meydana getiren manyetik akı değişimine karşı koyacak yönde oluştuğunu ifade eden fizik yasası

leo : gre., lat. * leon (aslan) (gre.); leo (aslan), leonis (aslan ile ilgili) (lat.) * kedigillerden, Afrika’da yaşayan, koyu sarı renkli, erkeğinin boynunda yele bulunan, büyük ve çok güçlü, yırtıcı bir memeli hayvan;

leonotis : gre., lat. * leon (aslan) (gre.); leo (aslan), leonis (aslan ile ilgili) (lat.) + ous, otis (kulak) * Lamiaceae familyasına ait, aslan kulağını andıran çiçekleri olan bitki cinsi

leontopodium : gre., lat. * leon (aslan) (gre.); leo (aslan), leonis (aslan ile ilgili) (lat.) + pous, podos (ayak) (gre.) * Asteraceae familyasına ait, edelweiss olarak bilinen, dağlık bölgelerde yetişen bitki cinsi

leonurus : gre., lat. * leon (aslan) (gre.); leo (aslan), leonis (aslan ile ilgili) (lat.) + ouros, oura (kuyruk) (gre.) * Lamiaceae familyasına ait, tıbbi amaçlarla kullanılan otsu bitki cinsi

leopar : gre., lat. * leon (aslan) (gre.); leo (aslan), leonis (aslan ile ilgili) (lat.) + pardos (benekli, benekli kedi) (gre.) * büyük kedigiller familyasından, benekli postu ve uzun, kaslı vücuduyla bilinen, bilimsel sınıflandırmada Panthera cinsine ait, avcılık ve ekoloji çalışmalarında referans verilen Afrika ve Asya kökenli yırtıcı türde hayvan

leopold manevrası : alm., lat. * Leopold (Alman jinekolog Christian Gerhard Leopold'un soyadından) (alm.) + manuovere (elle yönlendirmek, elle çalıştırmak) (manus (el) + operari (çalışmak, iş yapmak) ) (lat.) * obstetrikte uygulanan dört temel el yöntemiyle fetüsün anne karnındaki fetal baş, sırt, pelvis ve uzuvların konumunu, pozisyonunu ve durumunu belirlemeye ve değerlendirmeye yönelik yapılan sistematik palpasyon prosedürü ve klinik muayene tekniği

lepidoptera : gre. * lepis (pul, küçük pul) + pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) + a (çoğul eki) * kelebekleri ve güveleri içine alan, kanatları ince pullarla kaplı büyük bir böcek takımı, pul kanatlılar

lepidot : gre., lat. * lepis (pul, küçük pul), lepidos (pul ile ilgili) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * pullu, pulcuklarla kaplı, özellikle bitki yüzeyleri, yapraklar veya minerallerde pul benzeri yapılar taşıyan

lepirudin : lat. * lepus (tavşan) + rudin (hirudin benzeri bilesik eki) * protrombinin parçalanmasıyla oluşan, heparinin kontrendike olduğu yani heparine karşı alerjisi veya trombositopenisi olan hastalarda antikoagülan ve intravenöz olarak uygulanan, trombin inhibisyonu ile kan pıhtılaşmasını önleyen direkt bir trombin inhibitörü ve hirudin türevi olan rekombinant antikoagülan peptid (C287H440N80O111S6)

lepiska : alm. * leipzig (Almanya'nın Leipzig şehrinden) * Leipzig kentinde dokunan bir ipek kumaş, Leipzig ipeği; (saç için) bu ipeğe benzeyen, uzun, sarı ve yumuşak

lepisosteidae : gre. * lepis (pul, küçük pul) + osteon (kemik) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Lepisosteiformes takımına ait, Kuzey Amerika ve Orta Amerika sularında yaşayan yedi güncel büyük balık türünü barındıran, büyük ve yırtıcı tatlı su balıklarını kapsayan bir hayvan familyası, gar balıkları, timsah balığıgiller

leporidae : lat., gre. * lepus (tavşan, yaban tavşanı) + aris (ile ilgili, -a ait) (lat.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) ) (lat.) * uzun kulaklı, güçlü arka bacaklı, otçul türleri (tavşanlar ve yabani tavşanlar) kapsayan, Lagomorpha takımına ait memeli hayvan familyası ve zoolojik sınıflandırma grubu

lepra : gre. * lepros (pul pul dökülen, soyulan) (lepo, lepein (soymak, kabuğunu kaldırmak) + ros (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (gre.); leprae (lat.) * mycobacterium leprae bakterisinin neden olduğu, cilt, sinir ve mukozalarda lezyonlarla kendini gösteren, cildi pul pul yapan, deri hücrelerinde kalınlaşma ve duyusal kayıp ile karakterize edilen ve tıbbi literatürde Hansen hastalığı olarak bilinen kronik bulaşıcı hastalık, cüzzam, hansenizm

leprikon : irl. * leprechaun (küçük bedenli) (lu (küçük) + corp (vücut, beden) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * İrlanda mitolojisinde İrlanda Adası'nda yaşadığına inanılan yeşil giyinen, ayakkabıcılıkla uğraşan küçük vücutlu cinler

lepromatöz : gre. * lepros (pul pul dökülen, soyulan) (lepein (soymak, kabuğunu kaldırmak) + ros (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * lepra (Hansen hastalığı) enfeksiyonunun, cilt, sinir ve mukozalarda nodüller, plaklar ve deri kalınlaşmalari gibi geniş ve yaygın lezyonlar oluşturduğu ilerlemiş klinik görünümü

leptin : gre., lat. * leptos, lepton (ince, narin, hafif, zayıf) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * yağ hücreleri tarafından üretilen, vücut ağırlığının düzenlenmesinde rol oynayan, iştahı azaltan, açlığı düzenleyen bir peptit hormonu, tokluk hormonu

leptodactylidae : gre., lat. * leptos, lepton (ince, narin, hafif, zayıf) + daktylos (parmak) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Meksika, Karayipler, Orta ve Güney Amerika'da yaşayan, genellikle Güney kurbağaları olarak bilinen, Kretase dönemine kadar uzanan geniş ve çeşitlilik gösteren bir kurbağa familyası

leptokuark : gre., lat. * leptos, lepton (ince, narin, hafif, zayıf) (gre.) + quark (Amerikalı fizikçi Murray Gell-Mann tarafından Finnegans Wake adlı eserdeki "Three quarks for Muster Mark!" ifadesinden alınarak üretilmiş olan kelime) (ing.) * leptonlar ile kuarklar arasında etkileşim kurduğu öne sürülen, Standart Model'in ötesindeki kuramlarda yer alan varsayımsal temel parçacık

lepton : gre. * leptos, lepton (ince, narin, hafif, zayıf) * temel parçacık fiziğinde, elektron, müon ve tau gibi fermiyonları içeren, güçlü etkileşimlere girmeyen ve elektromanyetik ile zayıf kuvvetlerle etkileşen, kütlesi çok küçük veya sıfıra yakın olan madde parçacığı sınıfı

leptoptilidae : gre., lat. * leptos, lepton (ince, narin, hafif, zayıf) + ptilon (tüy, telek) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * büyük tropikal marabu leyleklerini kapsayan leylek familyası

leptoptilos : gre., lat. * leptos, lepton (ince, narin, hafif, zayıf) + ptilon (tüy, telek) (gre.) * büyük tropikal marabu leyleklerini kapsayan leylek cinsi

leptospiroz : gre., lat. * leptos, lepton (ince, narin, hafif, zayıf) (gre.) + spira (kıvrım, spiral, sarmal) (lat.) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * leptospira bakterisinin neden olduğu, kirli su ve enfekte hayvanlar yoluyla insanlara bulaşan, ateş, baş ağrısı, kas ağrıları ve nadiren organ yetmezliği ile karakterize olan zoonotik hastalık

leptotyphlopidae : gre., lat. * leptos, lepton (ince, narin, hafif, zayıf) + typhlos (kör) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * pullu sürüngenler takımına ait, çok küçük, ince ve genellikle toprak altında yaşayan kazıcı ve zehirsiz bir yılan familyası

leraje : lat., fra. * radius (ışın, ışık hüzmesi, çizgi, çubuk; yarı çap) (lat.); le (ön ek) + raie (ışın, çizik, çizgi, sira, şerit) (fra.) * Hz. Süleyman'ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis'te maji ile ilgili olan ve 72 cinden bahsedilen Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, okçuluk ve savaş yetenekleriyle tanınan, yeşil giysiler içinde tasvir edilen ve düşmanları hızla etkisiz hale getirdiğine inanılan, mistik ve okült literatürde ritualler, büyü ve demonoloji çalışmalarında referans verilen 14. cin, okçu demon

lerkanidipin : lat. * lercan (ilaç markası öneki) + idipine (dihidropiridin sınıfı belirtici son ek) * dihidropiridin sınıfına ait, peptid yapısında olmayan ve L tipi kalsiyum kanallarını bloke ederek damar düz kaslarını gevşeten, hipertansiyon tedavisinde kullanılan, kimyasal yapısında piridin halkası, difenilpropil ve nitrofenil grubu içeren farmasötik bileşik (C36H41N3O6)

lerzan : far. * lerz (sarsılmak, titremek) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * titreyen, titreten, sarsan, sarsılan

lerze : far. * lerzidan (titremek, sarsılmak) * korku, üzüntü veya soğuktan kaynaklanan titreme, ürperti, bedenin irade dışı sarsılması

lesepase : fra. * laisser (bırakmak, izin vermek), laissez (bırakın, izin verin) + passer (geçmek) * sınırdan geçebilmek için verilen yazılı izin veya bu izni gösteren belge

lesitin : gre., lat. * lekithos (yumurta sarısı) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * ilk kez yumurta sarısından izole edilen, biyolojik zarların temel bileşenlerinden biri olan fosfatidilkolin ağırlıklı yapıda, gıda endüstrisinde emülgatör ve tıpta besleyici katkı olarak kullanılan fosfolipid karışımı (C42H82NO8P)

lesitinaz : gre., lat. * lekithos (yumurta sarısı) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) + ase (enzim eki) (lat.) * lesitini (fosfatidilkolin ağırlıklı fosfolipid karışımı) hidrolize eden enzim, biyokimyasal olarak hücre membranlarını parçalayan veya lipid metabolizmasında rol oynayan, özellikle bazı bakteri ve patojenlerde toksisite mekanizmasında görev alan katalitik protein

lesk : ara. * lasaka (yapışmak, tutunmak, bitişmek, kavuşmak), lasik (yapışkan) * yapışma

lesotho : ses. * le (yer, ülke öneki) + sotho (dağ, dağlı, dağlık) * dağlık ülke, dağların ülkesi; Güney Afrika’da yer alan, kuzey, batı ve güneyde Güney Afrika Cumhuriyeti ile çevrili, başkenti Maseru, resmi dili Sesotho ve İngilizce olan bağımsız monarşi ile yönetilen dağlık kara ülkesi

lespedeza : lat. * Lespedez (İspanyol vali Vicente Manuel de Céspedes) + ia (isim yapım eki) * Fabaceae familyasına ait, yem ve süs bitkisi olarak kullanılan çalı ve otsu bitki cinsi

lestidae : gre., lat. * lestes (haydut, yağmacı, avcı) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * yusufçuklar takımının Zygoptera (kızböcekleri) alt takımına ait, orta ve büyük boyda, sulak alanlarda yaşayan ve dünyada yaygın bir dağılım gösteren bir böcek familyası, kanatlı yusufçuk, kamış yusufçukları

lestitidae : gre., lat. * lestes (haydut, yağmacı, avcı) + idion (küçültme eki) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * derin denizlerde yaşayan kertenkele balıklarını kapsayan balık familyası

leş : far. * laş, laşe (çürüyen et; kokmuş durumdaki hayvan cesedi; ölü beden) * ölü hayvanın çürüyen veya bozulmuş vücut parçası, özellikle çürüyen et

leş kargası : far., tür. * laş, laşe (çürüyen et; kokmuş durumdaki hayvan cesedi; ölü beden) (far.) + karga (karganın çıkardığı sesten onomatope (ses yansımalı) kelime) + sı (iyelik eki) (tür.) * genellikle ölü hayvan leşleriyle beslenen, ekosistemlerde kadavra temizleyici rol oynayan ve biyolojik döngüde önemli bir görev üstlenen corvidae familyasına ait büyük kara kuş

leşçil : far., tür. * laş, laşe (çürüyen et; kokmuş durumdaki hayvan cesedi; ölü beden) (far.) + çil (ile ilgili, ile beslenen) (tür.) * ölmüş hayvan cesetleri ile beslenen, ölmüş hayvan etiyle beslenen, leş yiyen, leş ile beslenen

leşker : far. * laş, laşe (ölü beden, vücut) + kar (-cı, yapan, eden eki) * asker, ordu, askeri birlik veya ordu mensubu kişi

letafet : ara. * latafa (yumuşak olmak, nazik davranmak), lattafa (inceltmek, yumuşatmak; nazik davranmak, lütufta bulunmak), latif (ince, zarif, yumuşak, nazik veya kibar nitelik taşıyan; erkek ismi), lutf (güzellik, hoşluk, nezaket, incelik, süptilite), latif (güzel, hoş, nazik, ince, süptil, esiri) * güzellik, hoşluk; yumuşaklık, incelik, süptilite

letal : gte., lat. * lethein (unutmak; gizlemek), lethe (unutma, bilinçsizlik) (gre.); lethalis (ölümcül, öldürücü) (letum (ölüm) + alis (ile ilgili, ait) ) (lat.) * öldürücü, ölümle sonuçlanma potansiyeli taşıyan veya ölüm tehlikesi yaratan, ölümcül

letarji : gre. * lethein, letho (unutmak; gizlemek), lethe (unutma, bilinçsizlik) + argeia (hareketsizlik, eylemsizlik, uyuşukluk, atalet) (argos (hareketsiz, eylemsiz, uyuşuk, atıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * zihinsel unutkanlık, bilinçsizlik ve fiziksel uyuşukluk; ağır yorgunluk, halsizlik, bitkinlik, isteksizlik, tükenmişlik

letarjik : gre. * lethein, letho (unutmak; gizlemek), lethe (unutma, bilinçsizlik) + argeia (hareketsizlik, eylemsizlik, uyuşukluk, atalet) (argos (hareketsiz, eylemsiz, uyuşuk, atıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * fiziksel veya zihinsel olarak uyuşuk, yavaş, halsiz veya tepkisiz; halsiz, bitkin, yorgun, tükenmiş

letarjik ensefalit : gre. * lethein, letho (unutmak; gizlemek), lethe (unutma, bilinçsizlik) + argeia (hareketsizlik, eylemsizlik, uyuşukluk, atalet) (argos (hareketsiz, eylemsiz, uyuşuk, atıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + en (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + kephale, kephalos (kafa, baş) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * yüksek ateş ve akut uyuşukluk/aşırı uyku halinin yanı sıra hastaları konuşamaz ve hareket edemez hâle getiren heykel benzeri bir duruma sokabilen ya da ilerleyen süreçte Parkinson benzeri nörolojik bozukluklara neden olan nadir ve tehlikeli bir beyin iltihabı türü

letçe : lat. * lettus (kum; Letonya halkı) * Hint-Avrupa dil ailesinin Baltık kolundan olan Letonca

letermovir : gre., lat. * leter (farmasötik ön ek) + termo (terminaz enzim kompleksi belirteci) + vir (antiviral ilaç son eki) * özellikle kök hücre veya organ nakli geçiren kişilerde sitomegalovirüs (CMV) enfeksiyonlarını önlemek için kullanılan, virüsün çoğalmasını durdurmaya yardım eden antiviral ilacın etken maddesi (C29H28F4N4O4)

letolojika : gre. * lethein, letho (unutmak; gizlemek), lethe (unutma, unutkanlık) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre); lethologica (lat.) * aniden kelime unutma veya istenen bir kelimeyi hatırlayamama durumu, dilinin ucunda fenomeni

leton : lat. * lettus (kum) * Letonya halkı

letonya : let. * latvia (Letonya) (lettus (kum) + ia (yer, durum eki) ) * Doğu Avrupa'da, Baltık Denizi kıyısında olan, kuzeyinde Estonya, güneyinde Litvanya, kuzeybatısında Rusya, güneybatısında Belarus bulunan ülke

letrozol : lat. * let (ön ek, ilaç markası, kimyasal sınıf) + rozole (azole sınıfı, azot içeren heterosiklik halka eki) * kimyasal yapısında triazol halkası içeren, östrojen sentezini baskılayarak hormon duyarlı meme kanseri ve bazı diğer hormon bağımlı hastalıkların tedavisinde uygulanan aromataz inhibitörü (C17H11N5)

leucadendron : gre. * leukos (beyaz) + dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu bitki) * Proteaceae familyasına ait, Güney Afrika kökenli, kozalak benzeri çiçek yapıları olan çalı cinsi

leucojum : gre.* leukos (beyaz) + ion (menekşe) * Amaryllidaceae familyasına ait, ak çiçekli, soğanlı süs bitkisi cinsi

leuprorelin : lat. * leuc (beyaz) + pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) + reline (salgılanmayı uyaran hormon eki) * hipofiz üzerinde etki ederek gonadotropin salgısını baskılayan ve prostat kanseri, endometriozis ve bazı hormon bağımlı hastalıkların tedavisinde kullanılan farmasötik peptid benzeri sentetik luteinize edici hormon (LHRH/GnRH) analogu (C59H84N16O12)

lev : ara. * lev (şayet, eğer) * şayet, eğer

lev'a : ara. * lev’e (ateşle yakmak, sızlatmak, içini eritmek) * gönül acısı, kalp acısı, yürek yanıklığı

leva : bul. * leva (aslan) * Bulgaristan’ın para birimi

levaditi : rom. * levaditi (Romen mikrobiyolog ve virolog Constantin Levaditi'nin soyadından) * özellikle böbrek dokusunda mikroskop altında bakterilerin tespit edilmesinde, Leptospiroz gibi zoonotik hastalıkların araştırılmasında ve Leptospira bakterilerinin histolojik olarak boyanmasında kullanılan boyama yöntemi

levahık : ara. * lahika (ek, ilave, ek parça) * ilaveler, ekler

levalbuterol : lat. * laevus (sol, sol yönlü, sola döndürücü, L-izomer) + albuterol (farmasötik etken madde adı) * sol izomer formu olan β₂-adrenerjik agonist, bronkodilatör etkisiyle astım ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) tedavisinde kullanılan farmasötik bileşik (C13H21NO3)

levami : ara. * lem’a, lam'a (parlamak, ışıldamak), lamia (parlama, parıldama, ışıldama; lamba) * parıldayan şeyler, nurlar, parıldamalar, ışıltılar

levamizol : lat. * laevus (sol, sol yönlü, sola döndürücü, L-izomer) + misol (farmasötik etken madde eki) * antiparazitik ve immün modülatör etkisi olan, özellikle helmint enfestasyonlarının tedavisinde kullanılan ve bağışıklık sistemini modüle eden sentetik farmasötik bileşik (C11H12N2S)

levanten : lat., fra. * levanti (doğan, yükselen; doğu, doğuda yaşayanlar; İtalya'nın doğusunda kalan Akdeniz toprakları) (levare (kaldırmak, yükseltmek) + antus (ile ilgili, -e ait) + i (çoğul eki) (lat.); levantin (lever (yükselmek, yükseltmek, kalkmak, kaldırmak, doğmak), levant (doğan, yükselen; İtalya'nın doğusunda kalan Akdeniz toprakları) + in (ile ilgili, -e ait) ) (fra.) * Yakındoğu ülkelerine yerleşmiş, oralarda yaşayan ayrı ırktan, ayrı dinden kimselerle evlenerek soyu karışmış Avrupa asıllı kimse; Osmanlı coğrafyasında, özellikle Doğu Akdeniz ve Levant bölgesinde yaşayan Avrupalı tüccar veya yerleşik kişiler için kullanılan etnik ve coğrafi tanımlama

levanti : lat. * levanti (doğan, yükselen; doğu, doğuda yaşayanlar; İtalya'nın doğusunda kalan Akdeniz toprakları) (levare (kaldırmak, yükseltmek) + antus (ile ilgili, -e ait) + i (çoğul eki) (lat.); levantin (lever (yükselmek, yükseltmek, kalkmak, kaldırmak, doğmak), levant (doğan, yükselen; İtalya'nın doğusunda kalan Akdeniz toprakları) + in (ile ilgili, -e ait) ) (fra.) * Osmanlı döneminde özellikle Tanzimat sonrasında ticaretle uğraşmak amacıyla Doğu Akdeniz (Levant) liman kentlerine yerleşerek burayı yurt edinmiş, yerli halkla karışmış ve genellikle ticaret, finans ya da diplomasi alanlarında faaliyet göstermiş Batı Avrupa (özellikle İtalyan ve Fransız) kökenli Hristiyanları ve onların soyundan gelenleri ifade eden, kültürel olarak doğu ile batı arasında köprü kurmuş melez bir topluluk/sınıf

levator : lat. * levare (kaldırmak, yükseltmek) + tor (-cı, yapan, eden eki) * vücutta belirli yapıları veya uzuvları hareket ettiren kaslar için kullanılan terim (ör. levator scapulae, levator ani), kaldıran kas veya organ; göz kapağını yukarı kaldıran iki kastan biri (Levator Palpebral Superioris (ana kas, levator olarak da adlandırılır) ve Muller kası (aksesuar kas) )

levazım : ara. * lazama (gerekli olmak, gerekmek, ihtiyaç duyulmak, lazım olmak, ayrılmamak, bağlı kalmak), ilzam (gereklilik, lazım olma durumu), lazim (gerekli, ihtiyaç duyulan) * gerekenler, ihtiyaç duyulanlar, gerekli olan şeyler, gereçler, malzemeler, techizat; savaşta ve barışta, silah ve cephane dışında kalmak üzere, silahlı kuvvetlerin yiyecek, giyecek ve benzeri çeşitli araç ve gereçlerini sağlamakla görevli, bu işlere bakan asker sınıfı

levazımat : ara. * levazım (gerekenler, ihtiyaç duyulanlar, gerekli olan şeyler, gereçler, malzemeler, techizat) + at (çoğul eki) * gerekenler, ihtiyaç duyulanlar, gerekli olan şeyler; askeri veya sivil amaçlarla kullanılan araç, gereç ve malzemeler, techizat; lojistik, donanım ve ikmal bağlamında kullanılan kolektif isim

levend : far. * lavand (serbest kişi, işsiz güçsüz, boş gezen, başıbozuk) * Osmanlı donanmasında ve kıyılarında görev yapan asker sınıfı; boylu boslu, yakışıklı erkek (mecazi); erkek ismi

levendane : far. * lavand (serbest kişi, işsiz güçsüz, boş gezen, başıbozuk; Osmanlı donanmasında ve kıyılarında görev yapan asker sınıfı; boylu boslu, yakışıklı erkek (mecazi) ) + ane (-ca, -cesine, tarzında, olarak, gibi) * Levende yakışır bir biçimde, yakışıklı ve gösterişli bir tarzda

levent : far. * lavand (serbest kişi, işsiz güçsüz, boş gezen, başıbozuk) * Osmanlı donanmasında ve kıyılarında görev yapan asker sınıfı; boylu boslu, yakışıklı erkek (mecazi); erkek ismi

levetirasetam : lat. * laevus (sol, sol yönlü, sola döndürücü, L-izomer) + etir (ön ek) + acedam (pirrolidon-acetylamide yapısı eki) * kimyasal yapısında pirrolidon halkası içeren, merkezi sinir sistemi üzerinde etkili olan, nöbetleri önlemek için kullanılan antiepileptik etkiye sahip sentetik farmasötik bileşik (C8H14N2O2)

levetirasetam : lat. * laevus (sol, sol yönlü, sola döndürücü, L-izomer) + tiracetam (pirasetam türevi antiepileptik ilaç belirteci) * epilepsi (sara) tedavisinde nöbetleri önlemek ve kontrol altına almak için kullanılan, beyindeki anormal elektriksel aktiviteyi ve nöbetlerin yayılmasını engellemeye yardım eden etkili bir antiepileptik (nöbet önleyici) ilacın etken maddesi (C8H14N2O2)

levh : ara. * lavaha (parlamak, görünmek, ortaya çıkmak; yazmak; parlatmak, açıkça göstermek, işaret etmek) * üzerine yazı yazılabilen, şekil çizilebilen yüzey, satıh

levha : ara. * lavaha (parlamak, görünmek, ortaya çıkmak; yazmak; parlatmak, açıkça göstermek, işaret etmek) * üzerinde yazı veya resim bulunan sayfa, düz plaka, elvah (ç.) (level (seviye, kat) (ing.) )

levh-i kalem : ara., gre. * levh (üzerine yazı yazılan veya resim çizilen sayfa, düz yüzey, satıh, levha) + i (tamlama eki) (ara.) + kalamos (sulak yerde yetişen kamış, hasır otu, Hint kamışı; kamış, boru; kamıştan yapılmış olan ve yazı yazmaya yarayan ince uzun alet, kalem) (gre.) * Allah'ın, yaratılış öncesinde tüm varlıkların kaderlerini kayd ettiği, değişmeyen kaderler levhası veya kitabı

levh-i mahfuz : ara. * levh (üzerine yazı yazılan veya resim çizilen sayfa, düz yüzey, satıh, levha) + i (tamlama eki) + mahfuz (korunmuş) * Allah tarafından korunmuş ve her şeyin ve her olayın kaderinin ve yaratılışın kaydını içerdiği kabul edilen kutsal levha

leviathan : ibr. * livyatan (dev deniz canavarı, mitolojik yaratık) (liv (balık) + yatan (yok etme, öldürme) ) * devasa boyutlarda, mitolojik veya mecazi olarak yıkıcı güçte deniz canavarı veya büyük varlık; edebiyat, teoloji ve siyaset felsefesinde büyük güç, devlet veya kaotik güç simgesi olarak kullanılan terim

levililer : ibr. * Levi (Yakup’un oğullarından birinin ismi ve İsrailoğullarında bir kabile ismi) (ibr.) + li (ile ilgili, -e ait) + ler (çoğul eki, topluluk) (tür.) * İsrail’in Levi soyundan gelen kabilesi veya bu kabileye mensup dini görevli topluluk; Tevrat’ta ve tarihsel kaynaklarda “Levi kabilesi” olarak geçen din adamları zümresi

levinthal paradoksu : ing., gre., tür. * levinthal (Amerikalı biyofizikçi ve moleküler biyolog Cyrus Levinthal’ın soyadından) (ing.) + para (yanında, dışında, ötesinde, yanında duran; arasından, vasıtasıyla, sayesinde, boyunca arasında; zıt, karşıt, engel; ayrı, farklı) + doxa (görüş, düşünce, doktrin, öğreti) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * bir proteinin doğal katlanmış durumunu tüm olası konfigürasyonlar arasında rastgele bir arama yaparak bulmanın çok uzun zaman alabilmesi; proteinlerin katlanma sürecinin teorik olarak çok sayıda olası konformasyon arasından tesadüfen bulunamayacak kadar uzun sürede gerçekleşmesi gerekirken biyolojik olarak çok kısa sürede doğru yapıya ulaşmasını açıklayan biyofiziksel problem

levit : ibr. * levi (bir İsrail kabilesi ismi) + ite (ile ilgili, -e ait) * Levi kabilesinden biri, bilhassa Tevratta Musevi tapınağı kâhinlerinin yardımcısı. Levi kabilesinden kimse

levitasyon : lat. * levare, levitare (hafiflemek, hafifletmek, yükseltmek, kaldırmak), levitas (hafiflik, ağırlıksızlık) (levis (hafif) + itas (ile ilgili olma, olma durumu) ) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) ) * süzülme, yerden havalanma, havada durma, yerçekimine meydan okuma durumu

leviton : lat., gre. * levare, levitare (hafiflemek, hafifletmek, yükseltmek, kaldırmak), levitas (hafiflik, ağırlıksızlık) (lat.) + on (parçacık/tanecik eki) (gre.) * kuantum mekaniğinde, manyetik veya elektromanyetik alanlar yardımıyla temas olmaksızın askıda tutulan ve bu durumda kuantum davranışı sergileyen parçacık veya kuaziparçacık

levlak : ara. * lev (şayet, eğer) + la (-sız, hayır, yok, değil) + ke (sen) * sen olmasaydın

levlake : ara. * lev (şayet, eğer) + la (-sız, hayır, yok, değil) + ke (sen) * sen olmasaydın

levm : ara. * leveme (kınamak, ayıplamak, azarlamak, çekiştirmek ve başa kakmak) * kınama, ayıplama, azarlama, çekiştirme, başa kakma

levn : ara. * levn (renk, boya, ton) * cisimlerin ışığı yansıtma veya soğurma özelliklerine bağlı olarak gözde oluşan renk niteliği; boya, renk tonu

levni : ara. * levn (renk, boya) + i (ile ilgili, sahibi) * renkli, boyalı

levobunolol : lat. * laevus (sol, sol yönlü, sola döndürücü, L-izomer) + buno (butandil veya naphthalenone türevi halkalı yapı belirteci) + olol (beta bloker sınıfı (beta-adrenerjik reseptör antagonisti) belirteci) * göz içi yüksek basıncını ve açık açılı glokomu tedavi etmek için kullanılan, gözdeki sıvı üretimini azaltarak ve β-adrenerjik reseptörleri bloke ederek basıncı düşüren, göz damlası formundaki seçici olmayan bir beta bloker (β-bloker) ilacın etken maddesi (C17H25NO3)

levobupivakain : lat. * laevus (sol, sol yönlü, sola döndürücü, L-izomer) + bupi (butyl-piperidine kökünden türetilmiş, anestezik çekirdek yapı) + vakain (amino-amid grubu lokal anesteziklerde görülen “-cain” son eki, cocain’den türeme) * bupivakain’in optik olarak aktif L-izomeri olan ve daha az kardiyotoksik özellik gösteren uzun etkili, amid tipi lokal anestezik (C18H28N2O)

levodopa : lat. * laevus (sol, sol yönlü, sola döndürücü, L-izomer) + dopa (3,4-dihidroksi-L-fenilalanin, dopamin öncülü amino asit türevi) * Parkinson hastalığı tedavisinde kullanılan, beyinde dopamin sentezini artıran farmasötik bileşik (C9H11NO4)

levodropropizin : lat. * laevus (sol, sol yönlü, sola döndürücü, L-izomer) + dro (dihidro, hidrojenle indirgenmiş yapı) + prop (propil grubu, üç karbon zinciri) + pizi(ne) (piperazin türevinden gelen farmasötik ek) * antitussif (öksürük kesici) etkiye sahip, santral değil periferik etki gösteren, özellikle non-produtif öksürük tedavisinde kullanılan farmasötik bileşik (C13H20N2O3)

levofloksasin : lat., gre. * laevus (sol, sol yönlü, sola döndürücü, L-izomer) + fluoro (flor) + oxys (keskin, oksijen) (gre.) + cine (kinolon eki) (lat.) * florokinolon sınıfına ait geniş spektrumlu antibiyotik, bakterilerin DNA giraz ve topoizomeraz IV enzimlerini inhibe ederek DNA replikasyonunu durduran ve enfeksiyon tedavisinde kullanılan farmasötik bileşik (C18H20FN3O4)

levokardiya : lat., gre. * laevus (sol, sol yönlü, sola döndürücü, L-izomer) (lat.) + kardia (kalp; mide üstü bölge) (gre.) * kalbin sol tarafa doğru yerleşmesi durumu

levokarnitin : lat. * laevus (sol, sol yönlü, sola döndürücü, L-izomer) + carnis (et, etten türeyen) + ite (element, kayaç ve mineral eki) + ine (biyokimyasal madde adlandırma eki) * amino asit türevi bir kuaterner amonyum bileşiği, yağ asitlerini mitokondri içine taşıyarak β-oksidasyona katılmalarını sağlayan ve enerji metabolizmasında görev yapan farmasötik ve besinsel bileşik (C7H15NO3)

levonorgestrel : lat. * levo (sol, sol dönüşlü izomer) + nor (azotlu organik yapıdan türev, hidrojen kaybı veya metil grubu çıkarılmış) + ger, gest (gebelik, taşıma, hamilelik kökü), gestare (taşımak, götürmek, yüklenmek, üstlenmek, gebeliği sürdürmek; kayıt altına almak) + rel (hormon türevlerinde kullanılan kısaltma, "steroid / regulator" eki) * sentetik progestojen sınıfına ait steroid yapılı kontraseptif ilaç, progesteron hormonunun türevi olup yumurtlamayı baskılar ve doğum kontrolünde kullanılır (C21H28O2)

levosetirizin : lat. * laevus (sol, sol yönlü, sola döndürücü, L-izomer) + cetirizine (ikinci kuşak antihistamin ilaç adı) * histamin H1 reseptör antagonisti olan setirizinin aktif enantiyomeri; alerjik rinit, ürtiker ve diğer alerjik hastalıkların tedavisinde kullanılan farmasötik bileşik (C21H25ClN2O3)

levosikloversiyon : lat., gre. * laevus (sol, sol yönlü, sola döndürücü, L-izomer) (lat.) + kuklos, kyklos (daire, devir, çember, döngü, tekerlek, siklus) (gre.) + versio (dönme, dönüş, rotasyon, dönüşüm, yönelim, çevrim) (vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * kardiyolojide kullanılan, kalbin ritmini düzenlemek için yapılan elektriksel veya farmakolojik yöntemle sol yönlü (L-izomer etkili) kardiyak döngü yönlendirmesi veya ritim düzeltme işlemi

levosimendan : lat. * laevus (sol, sol yönlü, sola döndürücü, L-izomer) + simen (sentetik ilaç çekirdeği adı, farmasötik kök) + dan (farmasötik son ek) * kalsiyum duyarlılığı artıran inotropik etkili farmasötik bileşik, kalp kası kontraktilitesini artırarak akut veya kronik kalp yetmezliği tedavisinde kullanılan sentetik ilacın etken maddesi (C14H12N6O)

levotiroksin : lat., gre. * laevus (sol, sol yönlü, sola döndürücü, L-izomer) (lat.) + thyroxine (tiroid hormonu T4) (thyroeides (kalkan şekilli) (thyreos (kalkan) + oeides (ile ilgili, -a ait, benzer, şekilli, biçimli) ) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + ine (kimyasal madde eki) (lat.) ) * tiroid bezinin yeterince çalışmadığı durumlarda dışarıdan verilen sentetik bir T4 (tiroksin) tiroid hormonu

levotiroksin sodyum : lat. * laevus (sol, sol yönlü, sola döndürücü, L-izomer) + thyroxine (tiroid hormonu T4) + sodium (natrium (Na), tuz formu) * tiroid hormonu eksikliği veya hipotiroidi tedavisinde kullanılan, metabolizmayı düzenleyen ve tiroid hormonu fonksiyonunu yerine koyan L-izomer formudaki sentetik farmasötik bileşik, (C15H10I4NNaO4) (Euthyrox markalı ilacın etken maddesi)

levoversiyon : lat. * laevus (sol, sol yönlü, sola döndürücü, L-izomer) (lat.) + versio (dönme, dönüş, rotasyon, dönüşüm, yönelim, çevrim) (vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * bir organın veya yapının sol tarafa doğru dönmesi veya yön değiştirmesi durumu (genellikle uterus veya göz gibi organların konumunu tanımlamak için kullanılır.)

levrek : gre. * labros, labraks (yırtıcı, hırslı, obur, açgözlü) * genellikle denizlerde, acı, soğuk ve ılık sularda yaşayan, vitamin ve mineral açısından oldukça zengin olan, eti oldukça lezzetli ve ekonomik değeri yüksek olan, yırtıcı ve pul kanatlı bir balık türü, dicentrarchus labrax

levüloz : lat. * laevus (sol, sol yönlü, sola döndürücü, L-izomer) + ulus, ula (küçültme eki) + ose (şeker eki; kimyasal monosakkarit eki) * monosakkarit sınıfına ait, doğal olarak meyve ve balda bulunan, L-izomerik fruktoz; tatlı bir şeker olarak enerji kaynağı işlevi gören karbonhidrat (C6H12O6)

levvah : ara. * laha (yakmak) * yakıcı

levvam : ara. * laama (kınamak, ayıplamak, suçlamak, kötülemek, eleştirmek, azarlamak), levm (kınama, ayıplama, suçlama, kötüleme, eleştirme) * azarlayan, kınayan, ayıplayan, suçlayan, eleştiren, sitem eden veya kusur bildiren

levye : lat., fra. * levare (yükseltmek, kaldırmak) (lat.); lever + ier (araç eki) (fra.) * mekanik prensip olarak kuvvet uygulayarak hareket ettirme işlevi gören ve cisimleri kaldırmak, açmak veya zorlamak için kullanılan çubuk veya kaldıraç tarzı el aleti

levze : ara. * levz (badem) + e (-cik) * badem; boğazın iç kısmının her iki yanında yer alan ve mikropların vücuda yerleşmesine engel olan, badem biçimindeki iki lenfoid doku keseciğinden her biri, bademcik

lewis yapısı : ing. * lewis (Amerikalı kimyager Gilbert N. Lewis'in soyadından) (ing.) + yapı (oluşum, kurulum, bünye) + sı (iyelik eki) (tür.) * kimyasal bağların ve elektron dizilişinin anlaşılmasında kullanılan, atomların valans elektronlarının nokta veya çizgi ile gösterildiği kimyasal gösterim yöntemi, moleküllerde bağları ve serbest elektron çiftlerini görselleştirmeye yarayan temel kavram; element değerlik elektronlarının sayısı kadar noktayı elementin simgesinin etrafına yerleştirerek oluşturulan yapılar

ley hattı : ing. * ley (line of energy (enerji hattı) ) + hat (çizgi, sınır) + tı (iyelik eki) (tür.) * yeryüzünde eski yapılar, doğal veya kutsal alanlar arasında varsayımsal olarak çizilen ve enerji akışı taşıdığı öne sürülen hat; arkeoloji ve alternatif coğrafya literatüründe belirli tapınak, anıt ve doğal noktaları birbirine bağlayan görünmez çizgi

leydi : ing. * lady (hlaf (ekmek) + dige (hizmetçi) ) * saygıdeğer veya yüksek sosyal statüye sahip kadın; kadınları nezaketle veya resmi bağlamda tanımlamak için kullanılan ünvan veya hitap; hanım, bayan, kadın

leydig hücreleri : lat., ara., tür. * leydig (Alman histolog Franz von Leydig'in soyadından) + hucra (oda, odacık, göze, hücre) (ara.) + ler (çoğul eki) + i (iyelik eki) (tür.) * testislerde seminifer tüpçüklerin arasında yer alan, hipofiz bezinden salgılanan lüteinleştirici hormonun (LH) uyarısıyla başta testosteron olmak üzere erkek cinsiyet hormonlarını (androjenleri) sentezlemek ve salgılamakla görevli interstisyel (dokular arası) hücreler

leyl : ara. * leyl (gece) * güneşin batışından doğuşuna kadar geçen, karanlığın yeryüzünü kapladığı zaman dilimi, gece; karanlık; Kur’an’ın 92. suresinin ismi

leyla : ara. * leyl (gece; karanlık) + a (ile ilgili, gibi, -a ait) * gececi; çok içip aşırı ölçüde sarhoş olmuş kimse

leylak : ara. * lilak, nilak (çivit, çivit rengi) * zeytingillerden (Oleaceae), karşılıklı dizilişte yapraklı, salkım durumunda çiçekli, yaklaşık on türü bulunan, bahçelerde yetiştirilen bir ağaççık; bu ağacın eflatun, pembe veya beyaz renkte, hoş kokulu çiçeği

leylek : ara. * laklak (gaklama, gaga şaklatma sesinden onomatopeik kelime) * gaklayan, gagasını şaklatan kuş; uzun bacaklı, uzun gagalı, göçmen ve balıkla beslenen büyük bir kuş türü, ciconia ciconia

leylekgagası : ara., tür. * laklak, leylek (kuş türü) (ara.) + gaga (kuşların dudaklarını ve ağzını oluşturan kemiksi yapı) + sı (iyelik eki) (tür.) * Turnagagasıgiller ailesine bağlı Dönbaba cinsinden genellikle 15 ila 25 cm büyüyebilen, gövdesiz ve çok yıllık bir bitki, Erodium acaule

leyli : ara. * leyl (gece; karanlık) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * geceleri de kalınıp yatılan (okul vb.), geceleri de kalıp yatan (öğrenci, hizmetçi, konuk); geceye özgü, gececi, yatılı

leylim : ara., tür. * leyl (gece, karanlık) (ara.) + im (birinci tekil şahıs iyelik eki) (tür.) * her zaman ve sürekli; sevgili (gece birlikte kaldığım anlamından)

leyn : ara. * lana (yumuşamak, gevşemek, nazikleşmek) * yumuşaklık, naziklik, nezaket, esneklik, gevşeklik

leyomiyoma : gre. * leios (düz, yumuşak) + mys, myos (kas, adale) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * düz kas dokusundan kaynaklanan, genellikle uterus (rahim) gibi düz kaslı organlarda ortaya çıkan ve miyom olarak da adlandırılan iyi huylu tümör

leyse : ara. * leys (değil, olmaz, asla, yok, olamaz, olmadı) * değil, olmaz, asla, yok, olamaz, olmadı

leytan : ara. * şeytan (helak eden, mahveden; yakan; uzak olan, uzaklaşan, haktan uzaklaşan, azgın; kötülüğe sevk eden) * hilekar, düzenbaz, kurnaz veya haylaz kimse; şeytan

leyte : ara. * leyte (keşke, ne olurdu, keşke olsaydı, olaydı) * keşke, ne olurdu, keşke olsaydı, olaydı

leyyin : ara. * lana, lene (yumuşamak, gevşemek, nazikleşmek), leyyene (yumuşak olmak, yumuşatmak, sertliği gidermek, gevşetmek) * yumuşak, sert olmayan, nazik, esnek, gevşek, mülayim; hafif, yumuşak

leza : ara. * laza (yanmak, alevlenmek, tutuşmak) * halis ateş, ateş alevi

lezar : lat., fra. * lacerta (Squamata takımına ait, genellikle uzun kuyruklu ve dört ayaklı sürüngen) (lat.); lézard (fra.) * kertenkele derisinin sepilenmesiyle elde edilen bir deri türü

lezbiyen : gre., lat. * lesbos (taşlık ada, kayalık yer) (gre.) + ianus (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) * Ege Denizi’nde yer alan Lesbos adasının sakinleriyle veya kültürüyle ilgili olan; özellikle antik Yunan şairi Sappho ve onun şiirlerinde kadınlar arası romantik, erotik ilişkileri anlatması nedeniyle kadınlar arası cinsel yönelimi tanımlayan sıfat veya isim; modern anlamda homoseksüel kadın

leze : ara. * leze (zarar, ziyan, hasar), lezen (şiddet; darlık) * örselenmiş, berelenmiş, yaralanmış

lezgi : rus. * lezgi (dağlılar, yüksek yerlerde yaşayanlar) * Kuzeydoğu Kafkasya'da Azerbaycan'ın kuzey ve Dağıstan'ın güney kesimlerinde, Samurçay civarında yaşayan yerleşik halk

leziz : ara. * lazza (zevk almak, hoşlanmak, tadına bakmak, lezzet almak, tat ve haz duymak, hoşlanmak, tatlı olmak, hoş olmak, keyif vermek), lezz (tatlı, hoş, keyif veren, lezzetli) + iz (sıfat yapım eki, ile ilgili, gibi) * tadı hoş, lezzetli veya ağızda hoş bir tat bırakan; yemek, içecek veya genel olarak duyusal haz ve zevk veren

lezyon : lat. * laeisio (yaralanma, hasar, zarar, bozulma) (laedere (zarar vermek, hasar vermek, incitmek, bozmak) + sio (isim yapım eki) ) * doku veya organ üzerinde meydana gelen yapısal bozulma, yaralanma veya patolojik değişiklik; organizmada hastalık veya travmadan dolayı tahrip olmuş cilt, iç organ veya mukozal yüzeylerdeki anormal doku

lezz : ara. * lazza, lezze (bağlamak) * bağlama; uyku; tatlı, lezzetli, leziz, hoş

lezzet : ara. * lazza (zevk almak, hoşlanmak, tadına bakmak, lezzet almak, tat ve haz duymak, hoşlanmak, tatlı olmak, hoş olmak, keyif vermek) + et (isim yapım eki) * ağız yoluyla alınan tat; hoş tat veya hoş duyusal haz veren özellik (yiyecek, içecek veya genel olarak hoş algılanan deneyimleri tanımlamak için kullanılır.)

LFT : ing. * liver (karaciğer) + function (fonksiyon, işlev) + test (test) * karaciğerin fonksiyonel kapasitesini ölçen kan testleri grubu

lığ : tür. * lığ (biriktirmek, yığmak, toplamak; balçık, çamur, birikinti) * akarsuların taşıyıp belirli alanlarda biriktirdiği kum, çakıl, kil, balçık, çamur gibi tortuların (alüvyonların) oluşturduğu gevşek toprak kütlesi

lıkır : tür. * lıkır (su veya sıvı akışı sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime) * su veya sıvı akışı sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime

LIS : lat., ing. * lateral (iki tarafa da ait, yan, yanal) + internal (iç, içsel, içe ait, dahili) + sfinkterotomi (sphynkter (kas halkası, kapak) + ektomia (kesip çıkarma) ) * kronik anal fissür tedavisinde basıncı azaltarak ağrı ve spazmı hafifletmek, iyileşmeyi hızlandırmak amacıyla anal kanal iç sfinkter kasının lateral (yan) tarafından cerrahi olarak kesilmesi işlemi

li : ara. * li (için, dolayı, ötürü, yüzünden, sebebinden) * için, dolayı, ötürü, yüzünden, sebebinden

Li : gre., lat. * lithium (lithos (taş, kaya) (gre.) + ium (kimyasal element eki) (lat.) ) * atom numarası 3 olan, periyodik tablonun 1. grubunda bulunan, en hafif metal ve yüksek elektrokimyasal potansiyele sahip olan, lityum iyon pillerde, alaşımlarda, seramiklerde ve enerji depolama teknolojilerinde kullanılan bir alkali metal element

lian : ara. * leane, laana (lanetlemek, kötülemek, utandırmak, beddua etmek, ilenmek) * lanetleşmea, iki kişinin karşılıklı olarak birbirini lanetlemesi

liana : lat., fra. * ligare (bağlamak, birleştirmek) + ianus (ile ilgili, -a ait) (lat.); liane (sarmaşık, tırmanıcı bitki) (fra.) * tropikal bölgelerde yetişen, kökleri toprakta olup ağaç gövdelerine sarılarak yukarı tırmanarak büyüyen odunsu sarmaşık benzeri tırmanıcı bitki, asma; kadın ismi

liane : lat., fra. * ligare (bağlamak, birleştirmek) + ianus (ile ilgili, -a ait) (lat.); liane (sarmaşık, tırmanıcı bitki) (fra.) * tropikal bölgelerde yetişen, kökleri toprakta olup ağaç gövdelerine sarılarak yukarı tırmanarak büyüyen odunsu sarmaşık benzeri tırmanıcı bitki, asma; kadın ismi

liatris : gre. * liatris (tıbbi bitki adı) * Asteraceae familyasına ait, mor çiçekli başaklar oluşturan Kuzey Amerika kökenli bitki cinsi

li'b : ara. * la’aba (oynamak, eğlenmek, zevk almak), laib (oynayan, eğlenen), lubb (öz, kalp, iç) * sevgi, eğlence, zevk, keyif, şehvet, cinsel istek (lubb, libido (istek, şehvet) (lat., ing., fra., alm.), lieben (sevmek) (alm.) )

libadiye : gre., ara. * livadia (çayırlar) (gre.); labada (örtmek, kaplamak, kumaşla kaplamak), lebed (keçe, yünlü dokuma, kalın yünlü kumaş) + iye (yer ve durum eki) (ara.) * keçeli, keçeyle ilgili; İstanbul'un Kadıköy ilçesindeki bir semti

liban : ara. * leben (süt; beyaz) * kadın sütü, insan sütü; süt emzirme

libas : ara. * labasa (giymek, örtmek, giydirmek, örtmek), elbise (örtüler, giysiler, kıyafetler) * giysi, elbise, kıyafet, örtü, giyim

libed : ara. * labada (örtmek, kaplamak, kumaşla kaplamak), lebed (keçe, yünlü dokuma, kalın yünlü kumaş) * keçe, yünlü kumaş, örtü

libellulidae : lat. * libella (küçük terazi, su terazisi) (libra (ağırlık, terazi, denge, balans) + ellus, ella (küçültme eki) ) + ulum, ulus, ula (küçültme eki) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * yusufçuklar (Anisoptera) alt takımına ait, genellikle durgun suların ve göletlerin kenarlarında görülen, havada hızlı hareket edip avlanmalarıyla ve tüneme alışkanlıklarıyla bilinen, binden fazla türü barındıran en büyük ve en yaygın yusufçuk familyası

liberal : lat. * libere (özgür olmak, serbest olmak), liber (özgür, hür, serbest) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bireysel özgürlüklere, serbest düşünceye ve ekonomik veya politik alanlarda kısıtlamaların azlığına önem veren anlayış veya kişi, liberalizmden yana olan, özgürlükçü, özgürlük yanlısı, serbest piyasa yanlısı

liberalizasyon : lat. * libere (özgür olmak, serbest olmak), liber (özgür, hür, serbest) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) * bireysel, ekonomik veya politik alanlarda kısıtlamaların azaltılması, serbestliklerin artırılması süreci, serbestleştirme, özgürleştirme, liberalleştirme

liberalizm : lat. * libere (özgür olmak, serbest olmak), liber (özgür, hür, serbest) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * bireysel özgürlük üzerine kurulan bir siyasi felsefe veya dünya görüşü, özgürlükçülük

liberasyon : lat. * liber (özgür, hür, serbest) + are (fiil mastar eki) + tio (gibi olma, ile ilgili olma) * esaretten kurtulma, özgür kalma, özgür bırakılma, serbest kalma; sosyal, politik veya bireysel bağlamda baskı, kölelik veya kısıtlamalardan kurtulma

libero : lat., ita. * libere (özgür olmak, serbest olmak), liber (özgür, hür, serbest) (lat.); libero (ita.) * futbolda savunmadan bağımsız, serbest oynayan oyuncu pozisyonu; genel olarak özgür veya bağımsız hareket eden kişi veya şey

liberosis : lat., gre. * libere (özgür olmak, serbest olmak), liber (özgür, hür, serbest) (lat.) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * hayattaki olayları daha az önemsemenin verdiği özgürlük hissini yaşama durumu; hayatın sorumluluklarından, kaygılarından veya zorunluluklarından kayıtsız ve umursamaz bir tutum içinde olma durumu

liberya : lat. * libere (özgür olmak, serbest olmak), liber (özgür, hür, serbest) + ia (yer, durum eki) * özgürlük ülkesi; Batı Afrika'da, doğusunda Fildişi Sahili ile sınır komşusu olan bir kıyı devleti

libidinal : lat. * libido (arzu, istek, dürtü, cinsel dürtü, cinsel istek, cinsel arzu, tutku) + inalis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * cinsel arzu, cinsel dürtü, istek, dürtü ile ilgili, libido ile ilgili

libido : lat. * libid (arzu, istek, dürtü, cinsel dürtü, cinsel istek, cinsel arzu, tutku) + o (son ek) * arzu, istek, dürtü, cinsel dürtü, cinsel istek, cinsel arzu, tutku (li’b (oynama, eğlenme, oyun, zevk alma) (ara.) )

libitina : lat. * libido (arzu, istek, dürtü, cinsel dürtü, cinsel istek, cinsel arzu, tutku), libet (hoş, arzulanan, istenilen, uygun) + ina (dişi tanrıça veya isim yapım eki) * Roma mitolojisinde ölülerin gömülmesi ve cenaze ritüellerinin düzenlenmesinden sorumlu olarak tapınılan, ölüm, cenaze törenleri ve gömüt (defin) işleri ile ilişkilendirilen tanrıça

libor : ing. * London (Londra) + interbank (bankalar arası) + offered (sunulmuş, arz edilmiş, teklif edilmiş) + rate (oran, rayiç, değer) * uluslararası finans literatüründe, Londra’daki önde gelen bankaların birbirine borç verirken uyguladıkları, kısa vadeli kredi ve türev sözleşmelerin referans faizi olarak kullanılan ortalama faiz oranı

liboş : lat., tür. * libere (özgür olmak, serbest olmak), liber (özgür, hür, serbest) (lat.) + oş (gibi, ile ilgili) (tür.) * liberal gözüken ama gerçekte çıkarına bakan, çıkarcı liberal anlamında uydurma argo bir kelime

librasyon : lat. * librare (dengelemek, tartmak) (libra (ağırlık, terazi, denge, balans) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * bir gök cisminin gözlemciye göre küçük salınım veya yalpalama hareketi; özellikle Ay'ın Dünya'dan bakıldığında yüzeyinin yaklaşık %59'unun zamanla görülebilmesini sağlayan görünür salınım olayı

libre : lat. * libra (ağırlık, terazi, denge, balans) * yarım kilogramlık ağırlık ölçü birimi

libretto : lat., ita. * liber, libro (kitap) + etta (küçültme eki) (lat.); libretto (ita.) * kitapçık; bir operanın sözleri ve bu sözlerin bulunduğu kitap

libreville : fra. * libre (özgür, hür, serbest) + ville (şehir) * özgür şehir; Gabon'un başkenti

libya : gre. * libye, libeia (Afrika’nın batısı, sahra ile Akdeniz arasındaki kara) (liba (batı) + eia (yer, durum eki) ) * Akdeniz kıyısında, doğuda Mısır, batıda Cezayir ve Tunus, güneyde Nijer ve Çad, güneydoğuda Sudan ile komşu olan bir Mağrip ve Kuzey Afrika ülkesi

lice : tür., asu. * ılıca (sıcak su kaynağı, kaplıca) (tür.); şirişa, holuris, illirisis, ilice (asu.) * Diyarbakır’ın bir ilçesi

lider : ing. * lead (önderlik etmek, yönetmek, yönlendirmek) + er (-cı, yapan, eden eki) * bir grup, organizasyon veya topluluğu belirli bir hedef doğrultusunda bir araya getirerek motive eden, yönlendiren, rehberlik eden, önderlik yapan kişi

lidofen : lat., gre. * lido (farmasötik kök, sentetik ilaç adı) (lat.) + phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen), phenyl (fenil grubu C6H5-) + ine (ilaç veya alkaloid eki) (lat.) * lokal anestezik ve analjezik özellikleri olabilen, farmasötik bileşik; sinir iletimini bloke ederek ağrı hissini azaltan sentetik tıbbi bileşik (C15H22N2O)

lidokain : lat., gre. * lid (sentetik kök, farmasötik isim) + o (bağlaç) + kain (kaina (yeni), alkaloid veya tıbbi bileşik eki) * lokal anestezik ve antiaritmik etkiye sahip farmasötik bileşik, sinir iletimini bloke ederek ağrı hissini azaltan ve özellikle cerrahi işlemler, diş hekimliği ve kardiyak aritmilerde kullanılan sentetik ilacın etken maddesi (C14H22N2O)

liet : alm. * Lied (şarkı) * şarkı

lif : ara. * lif (ince iplik, tel, tüy) * iplik, tel veya bitki elyafı gibi uzun, ince ve esnek yapılı olan, tekstil, biyoloji ve malzeme biliminde kullanılan doğal veya sentetik madde (çoğulu "elyaf")

lifespan : ing. * life (hayat, yaşam) + span (karış, süre, genişlik, aralık; gerilme, uzama) * bir canlının veya nesnenin yaşam veya islevsel olma süresi; biyoloji, mühendislik ve sosyal bilimlerde organizmaların veya ürünlerin varlık gösterdiği toplam zaman dilimi

lifestyle : ing. * life (hayat, yaşam) + style (tarz, usül, stil) * hayat tarzı

lifitegrast : lat. * lifi (farmasötik ek) + tegrast (integrin reseptörü belirteci) * kuru göz hastalığının tedavisinde kullanılan, T hücrelerindeki LFA-1 integrinini bloke ederek göz yüzeyindeki inflamasyonu azaltan ilacın etken maddesi (C29H24Cl2N2O7S)

lift : ing. * lift (kaldırmak, yükseltmek) * bir uçağın ağırlığına doğrudan karşı koyan ve uçağı havada tutan kuvvet; ağır yükleri kaldırıp taşımada kullanılan araç; asansör

lifting dolgu : ing., tür. * lifting (kaldırma, yükseltme) (ing.) + dolgu (doldurma, içine yükleme) (tür.) * yüzdeki hacim kaybını gidermek ve cildi sıkılaştırmak için, hyaluronik asit, kalsiyum hidroksiapatit veya poli-L-laktik asit gibi maddeler içeren enjekte edilebilir dolgular kullanılarak yapılan medikal estetik bir tedavi

lig : lat. * ligamentum (bağ, bağlayıcı doku, bağlantı, bağlayıcı şey) (ligare (bağlamak, birleştirmek) + mentum (isim yapım eki) ) * siyasi veya sportif amaçlarla bir araya gelmiş insanlar veya devletler topluluğu; tarihsel olarak 3 mil (yaklaşık 4,8 km) mesafe ölçüsü

ligam : far. * ligam, legam (bağ, gem, dizgin, yular) * bağ, gem, dizgin, yular

ligaman : lat. * ligamentum (bağ, bağlayıcı doku, bağlantı, bağlayıcı şey) (ligare (bağlamak, birleştirmek) + mentum (isim yapım eki) ) * anatomi ve mekanikte bağ doku veya sarmal bağ olarak tanımlanan, iki yapı arasında fizyolojik veya mekanik bağlantı sağlayan doku (ligam (dizgin, bağ, gem) (far.) )

ligaman kruvaze : lat., fra. * ligamentum (bağ, bağlayıcı doku, bağlantı, bağlayıcı şey) (ligare (bağlamak, birleştirmek) + mentum (isim yapım eki) ) (lat.); ligament (bağ) (fra.) + crux, crucis (haç, çarpraz, çarmıh), cruciatus (çaprazlanmış, çarmıha gerilmiş, haç şeklinde işaretlenmiş) (cruciare (çarmıha germek, haç şeklinde işaretlemek, çaprazlamak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); croisé (çapraz) (fra.) * ön çapraz bağ, dizin merkezinde ve dıştan içe, arkadan öne doğru uzanan, uyluk kemiği (femur) ile kaval kemiğini (tibia) birbirine bağlayan ve kaval kemiğinin öne kaymasını ile içe dönmesini engelleyerek dizin dönme hareketini kısıtlayan en önemli bağ

ligament : lat. * ligamentum (bağ, bağlayıcı doku, bağlantı, bağlayıcı şey) (ligare (bağlamak, birleştirmek) + mentum (isim yapım eki) ) * anatomi ve mekanikte bağ doku veya sarmal bağ olarak tanımlanan, iki yapı arasında fizyolojik veya mekanik bağlantı sağlayan doku (ligam (dizgin, bağ, gem) (far.) )

ligamentum latum : lat. * ligamentum (bağ, bağlayıcı doku, bağlantı, bağlayıcı şey) (ligare (bağlamak, birleştirmek) + mentum (isim yapım eki) ) + latum (geniş, enli) * kadın anatomisinde iki taraflı olarak uzanan, uterus ve pelviste rahmi yan duvarlara bağlayan, uterusun stabilitesini sağlayan, uzunluğu yaklaşık 10-12 cm, kalınlığı 1-2 cm arasında değişen geniş, yassı bağ

ligand : lat. * ligare (bağlamak, birleştirmek), ligentum (bağlayıcı, bağlanan molekül) * bir merkezi atom veya iyonla koordinatif bağ oluşturan atom, iyon veya molekül; kimyada metal komplekslerinde elektron çifti bağışı yapan kovalent veya koordinatif bağlayıcı, biyokimyada reseptör veya enzim üzerinde spesifik bağlanma gösteren molekül; merkezi bir metale bağlanan bir atom, iyon veya molekül

ligasyon : lat. * ligare (bağlamak, birleştirmek) + tio (isim yapım eki) * bağlanma, birleşme; bir şeyin bağlanması veya bağlanma işlemi; tıpta kan damarlarının veya dokuların cerrahi olarak bağlanması; kimyada moleküllerin kovalent veya koordinatif bağlarla bağlanması

ligatür : lat. * ligatus (bağlanmış, birleştirilmiş) (ligare (bağlamak, birleştirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ura (isim yapım eki) * bağlayıcı, birleştirici; yazıda iki veya daha fazla harfin estetik veya fonksiyonel olarak birleştirilmesi; tıpta kan damarlarını veya dokuları bağlamak için kullanılan ip veya bant

liger : ing. * lion (aslan) + tiger (kaplan) * erkek aslanla dişi kaplanın çiftleşmesinden ortaya çıkan melez canlıya verilen isim

lignifikasyon : lat. * lignum (ağaç, odun) + ficatio (facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek) + tio (isim yapım eki) ) * bitkiye mekanik dayanıklılık, su taşınımı ve biyolojik direnç kazandıran, bitki hücrelerinde lignin birimlerinin polimerleşerek hücre duvarına depo edilmesi ve odunsu yapının oluşması süreci

lignin : lat. * lignine (bitkisel odun maddesi, ağaç özsuyu ile sertleşmiş polimer) (lignum (ağaç, odun) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) * odun ve odunsu bitkilerde mekanik dayanıklılık ve su taşınımı sağlayan, odun kütlesinin %20-30’unu oluşturur, biyokimyasal olarak fenilpropanoid birimlerden oluşan ve lignifikasyon süreci ile bitkiye sertlik kazandıran, bitki hücre duvarlarında selüloza ek olarak bulunan kompleks aromatik polimer (C9H10O2-C10H12O3)

lignotüber : lat. * lignum (ağaç, odun) + tuber (yumru, şişkinlik, kabarıklık) * bitkilerde kök boğazı veya gövde tabanında bulunan, tomurcuk ve besin depoları içeren odunsu şişkin yapı; yangın, kuraklık veya zarar sonrası yeniden sürgün vermeyi sağlayan organ

lignum : lat. * lignum (ağaç, odun) * odun, kereste, ağaç parçası, odunsu yapı, odun dokusu veya ağaçsı özellik

ligorin : ita. * Livorno (İtalya’nın Toskana bölgesinde deniz kenarında yer alan liman kenti) * tüyleri genellikle beyaz, eti sarımtırak, bol yumurta veren, yumurta tavuğu olarak yetiştirilen, İtalya kökenli ve günümüzde önemli tek Akdeniz tavuk ırkı; deniz ticareti, zeytinyağı ve tiftik keçisi üretimi ile tanınmış, aynı zamanda İngiltere’deki Leghorn tavuk ırkının adını aldığı coğrafi isim

ligularia : lat. * ligula (küçük dil, dilcik, şerit) (lingua (dil, lisan) + ulum, ulus, ula (küçültme eki) ) + aria (aitlik eki) * Asteraceae familyasına ait, büyük yapraklı ve sarı çiçekli süs bitkisi cinsi

ligulat : lat. * ligula (küçük dil, dilcik, şerit) (lingua (dil, lisan) + ulum, ulus, ula (küçültme eki) ) + atus (sıfat yapım eki) * dil şeklinde, dil biçimli, dilcik şeklinde, dilsi

ligustrum : lat. * ligare (bağlamak) * Oleaceae familyasına ait, çit bitkisi olarak kullanılan kurtbağrı cinsi

ligül : lat. * ligula (küçük dil, dilcik, şerit) (lingua (dil, lisan) + ulum, ulus, ula (küçültme eki) ) * bitkilerde (özellikle buğdaygiller ve sazlar familyasında) yaprak sapı ile yaprak ayasının birleştiği noktada yer alan, işlevi bitkinin gövdesini korumak, yağmur suyu ve yabancı maddelerin yaprak kılıfının içine kaçmasını önlemek olan, ince, zar veya tüy benzeri küçük çıkıntı

lihtenştayn : alm. * Liechten (soylu Alman ailesi adı; hafifleştirmek, kolaylaştırmak; parlak, açık renkli yapmak) + Stein (taş, kaya) * Orta Avrupa’da, İsviçre ve Avusturya arasında yer alan anayasal monarşi ile yönetilen küçük bağımsız devlet

lihye : ara.* lihye (çene, çene kemiği) * çene sakalı, çenede çıkan tüy/kıl, sakal

lika : ara. * laka, lika (kavuşmak, rastlamak, rast gelip buluşmak, görüşmek; yüz, sima, çehre), mülakat (görüşme, kavuşma, buluşma) * yüz, sima, çehre, görüşmek, kavuşmak (like (benzeyen, gibi olan, resim, imaj, hoşlanmak (görüşmek istemek bağlamında) ) (ing.) )

likantropi : gre. * lukos (kurt) + anthropos (insan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * insanın kurda dönüşmesi veya kurt-insan şeklinde efsanevi, metaforik değişimi; insanın, kendisini bir kurt veya başka bir hayvan sanması sendromu

likefaksiyon : lat. * liquefacere (sıvılaştırmak) (liquere (sıvılaşmak, akışkanlaşmak), liquidus (sıvı, akışkan) + facere (yapmak, etmek, eylemek, oluşturmak, meydana getirmek, işlemek) ) + tio (isim yapım eki) * katı veya yoğun bir maddenin ısı, basınç veya kimyasal etkiyle sıvı hale gelmesi süreci (örneğin metal ergitme, kayaç erimesi veya biyolojik dokuların sıvılaştırılması işlemleri), sıvılaştırma

likefiye : lat. * liquefactus (sıvılaştırılmış) (liquere (sıvılaşmak, akışkanlaşmak), liquidus (sıvı, akışkan) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); liquéfié (fra.) * sıvılaştırılmış, sıvı hale getirilmiş

liken : gre., lat. * leikhen (yosun-mantar simbiyozu (birleşimi) ) (gre.); lichen (lat.) * mantar ile alg veya siyanobakteri arasındaki simbiyotik ilişki sonucu oluşan, kaya, ağaç kabuğu veya toprak yüzeyinde yaşayan, fotosentetik partner sayesinde enerji üreten, ekosistemlerde toprak oluşumu ve biyolojik indikatör olarak rol oynayan bitkisel organizma; ortakyaşar bir suyosunuyla tel yapıda bir mantarın ortak yaşaması biçiminde ortaya çıkan bitkilerin genel adı; leke gibi beliren kabarcıklar durumunda, kaşıntı veren bir deri hastalığı

liken planus : gre., lat. * leikhen (yosun-mantar simbiyozu (birleşimi) ) (gre.) + planus (düz, düzlem, yüzey, satıh, yassı, düz yüzeyli, seviyelenmiş, pürüzsüz, yayvan, yumuşak) * cilt, saç, tırnak, ağız ve genital organlar gibi deri ve mukozal yüzeyleri etkileyen, mor, kaşıntılı, düz şişliklere neden olan kronik bir inflamatuar bir rahatsızlık; yosun benzeri deri lezyonu

liken sklerozus : gre., lat. * leikhen (yosun, ağaç kabuğunda oluşan liken; deride kabuklu döküntü) (gre.) + sclerosus (sertleşmiş, katılaşmış) (lat.) * özellikle genital bölgede görülen, deride beyazlaşma, incelme ve sertleşme ile karakterize kronik inflamatuvar deri hastalığı

likenifiye : gre., lat. * leikhen (yosun-mantar simbiyozu (birleşimi) ) (gre.) + ficatus (yapılmış, edilmiş, eylenmiş) (facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); lichenifié (fra.) * (bir doku veya madde) liken benzeri yapıya dönüşmüş veya liken özelliği kazandırılmış

likenoid : gre. * leikhen (yosun-mantar simbiyozu (birleşimi) ) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre); lichenoid (lat.) * lichen planus hastalığına veya lezyonlarına benzer klinik ve histopatolojik özellikler gösteren; dermatolojide deri ve mukozalarda düz, morumsu ve kaşıntılı plak veya papüller ile karakterize, immünolojik kökenli inflamatuvar reaksiyon

likenoloji : gre. * leikhein (yalamak), leikhen (yosun-mantar simbiyozu (birleşimi) ) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * likenlerin (yosunumsu oluşumların) yapılarını, sınıflandırılmalarını, yayılışlarını, yaşam biçimlerini ve çevreleriyle ilişkilerini inceleyen bilim dalı, liken bilimi

likid : lat. * liquere (sıvı halde olmak, sıvılaşmak, akmak), liquidus (sıvı, akışkan) * sıvı, akışkan; nakit para

likidasyon : lat. * liquere (sıvı halde olmak, akmak), liquidus (sıvı, akışkan) + tio (isim yapım eki) * sıvılaştırma, akışkanlaştırma; nakit paraya dönüştürme; bir şirketin varlıklarının nakde çevrilerek borçlarının ödenmesi ve işletmenin resmi olarak feshedilmesi süreci; finans ve muhasebe bağlamında aktiflerin satışı, borçların kapatılması ve kalan sermayenin hissedarlara dağıtılması

likide : lat., fra. * liquere (sıvılaşmak, akışkanlaşmak), liquidus (sıvı, akışkan) (lat.); liquidé (fra.) * sıvılaştırılnış, sıvılaşmış, akışkanlaştırılmış, akışkanlaşmış; nakit paraya dönüştürülmüş

likidite : lat., fra. * liquere (sıvılaşmak, akışkanlaşmak), liquiditas (sıvılık, akışkanlık) (liquidus (sıvı, akışkan) + itas (isim yapım ve durum eki) ) (lat.); liquidité (fra.) * sıvılık, akışkanlık; nakit paraya çevirilebilirlik (finansal varlıklar için)

likidite oranı : lat., fra., tür. * liquere (sıvılaşmak, akışkanlaşmak), liquiditas (sıvılık, akışkanlık) (liquidus (sıvı, akışkan) + itas (isim yapım ve durum eki) ) (lat.); liquidité (fra.) + oran, orum (kesim, tutam, nisbet) + ı (iyelik eki) (tür.) * bir şirketin dönen varlıklarından (kasa, banka, mal stok, alacaklar vb.) stoklarının çıkarılıp, kısa vadeli yabancı kaynaklara bölünmesiyle elde edilen oran, asit test oranı

likit : lat. * liquere (sıvı halde olmak, akmak), liquidus (sıvı, akışkan) * sıvı, akışkan; nakit para

likit kristal : lat., gre. * liquidus (sıvı, akışkan) (lat.) + krystallos (buz, buz parçaları) (gre.) * fizik ve kimyada sıvı ve katı fazlar arasında ara faz olarak incelenen, LCD ekranlar ve optoelektronik uygulamalarda kullanılan, hem akışkan özellikler gösteren, hem de moleküler düzeyde belirli bir düzen veya simetriye sahip olan madde

likit limit : lat. * liquidus (sıvı, akışkan) + limitare (sınır koymak, sınırlamak), limitus (sınır, hudut, kısıt) * ince taneli zeminlerin plastik davranıştan sıvı davranışa geçtiği su içeriği oranı (geoteknik mühendislikte zemin sınıflandırması ve konsolidasyon hesaplarında kullanılır ve tipik değerler kil için %40-60 arasında değişir.)

likit parafin : lat. * liquere (sıvı halde olmak, akmak), liquidus (sıvı, akışkan) + parum affinis (çok az ilgili, az ilişkili; kimyasal olarak tepkimesiz, hidrokarbon karışımı) (parum (az, yetersiz) + affinis (ilişkili, yakın, bağlantılı; sınırda olan) (ad (-a doğru, yönelim) + finis (sınır, uç, son) ) * petrol türevi doymuş hidrokarbonlardan elde edilen, renksiz, kokusuz ve tatsız sıvı mineral yağ olup tıpta yumuşatıcı ve laksatif, kozmetikte nemlendirici ve kayganlaştırıcı, sanayide ise yağlayıcı olarak kullanılan inert yağ (CnH2n+2 karışımı)

likopodyum klavatum : gre., lat. * lykos (kurt) + podion (ayak, küçük ayak) (pous, podos (ayak) + ion (küçültme eki) ) (gre.) + clavis (anahtar, kilit açıcı araç), clavatus, clavatum (çivili, çıtıçıtla süslenmiş; çizgili) (lat.) * Lycopodiaceae familyasından, sürünücü gövdeli, küçük pulsu yapraklı ve sporla üreyen bir eğrelti benzeri bitki türü olup özellikle sporları tıbbi ve farmasötik amaçlarla kullanılan, geleneksel tıpta ve homeopatide yer alan, yosuna benzeyen sürüngen, herdem yeşil bir damarlı bitki türü likorinoz

likör : lat. * liquere (sıvı halde olmak, akmak) (lat.); liqeur (fra.) * alkollü aromalı içki; meyve, bitki veya baharat özlerinin şeker ve %15-55 oranında alkolle karıştırılmasıyla elde edilen, aperitif veya kokteyl bileşeni olarak kullanılan yoğun aromalı içki

likra : lat. * Lycra (marka adı, DuPont tarafından tescillenmiş) * yüksek esneklik, dayanıklılık ve form koruma özellikleri nedeniyle tekstilde özellikle spor giyim, mayo ve iç çamaşırlarında tercih edilen poliüretan esaslı sentetik elyaf olan elastan için kullanılan ticari marka

likya : gre. * lukos, lykos (kurt) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * Antik Mısır'ın Geç Tunç Çağı kayıtları ve Hitit İmparatorluğu'na ait tarihi belgelerde adından bahsedilen, Antalya ve Muğla illeri ile Burdur ilinin iç kısımlarında, Akdeniz'e sınır olan bir bölgede yer almış olan ülke

lila : ara., far., fra. * lilak (leylak, eflatun rengi) (ara); nil (mavi, indigo) (far.); lilas, lilac (leylak çiçeğinden türetilmiş açık mor renk) * zeytingiller familyasından, baharda mor, eflatun veya beyaz çiçekler açan süs bitkisi ve bu bitkinin çiçeğinin renginden türeyen açık mor renk

liliaceae : gre., lat. * leirion (zambak) (gre.); lilium (zambak) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * Liliales takımına ait, zambak ve lale gibi zarif ve renkli çiçek açan popüler türleri bünyesinde barındıran, çoğunlukla soğanlı ve çok yıllık otsu bitkileri kapsayan büyük bir bitki familyası, zambakgiller

lilium : gre., lat. * leirion (zambak) (gre.); lilium (zambak, lilaceae familyası bitkisi) (lat.) * lilaceae familyasından olan, beyaz, sarı, turuncu veya mor renklerde çiçek açan, süs bitkisi olarak kullanılan ve aynı zamanda kutsal temizlik, saflık ve bakirelik sembolü olan bitki, zambak

lillahi : ara. * li (için) + Allah (el (ön ek) + ilah (tanrı, tapılan, yönelinen, yüce varlık) ) * Allah için, Allah yoluna, Allah aşkına

lillahi-l hamd : ara. * li (için) + Allah (el (ön ek) + ilah (tanrı, tapılan, yönelinen, yüce varlık) ) + el (ön ek, artikel) + hamd (övgü, medh, takdir) * övgü Allah içindir

lillipütyen varsanısı : ing., lat. * lilliput (Jonathan Swift’in "Gulliver’s Travels" (Güliver'in Seyahatleri" isimli eserinde geçen, boyları yaklaşık 15 cm olan hayali küçük insanlar ülkesi) (ing.) + ianus (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) + varsanı (halüsinasyon) + sı (iyelik eki) (tür.) * kişinin gerçek çevresindeki nesne, insan veya varlıkları olduğundan çok küçük boyutlarda algılamasıyla karakterize görsel halüsinasyon türü (nörolojide Charles Bonnet sendromu, parkinsonizm, şizofreni veya beyin tümörleriyle bağlantılı klinik tabloyu ifade eder.)

lilongwe : chi. * lilongwe (nehir; nehir kıyısındaki yerleşim) * Malavi'nin başkenti

lima : keç. * rimac (konuşan, konuşkan, gürültülü) * Peru'nun başkenti (adını kentin içinden geçen Rímac Nehri’nden alır.)

limacidae : gre., lat. * limax (sümüklüböcek; kaygan, kabuksuz salyangoz) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) ) (lat.) * genellikle kabuğu bulunmayan veya çok küçük iç kabuğa sahip, mukus salgılayarak hareket eden ve karasal yaşam süren sümüklüböcek türlerini kapsayan gastropod familyası

limaki : lat., tür. * lim (lateks, tutkal, yapıştırıcı, reçine) (lat.) + aki (ile ilgili, gibi) (tür.) * kunduracılıkta ve deri işlerinde taban ve üst deri parçalarını birleştirmek için uygulanan doğal reçine veya sentetik polimer bazlı yapışkan madde; ayakkabıcılıkta kullanılan küçük eğe

liman : gre. * limani (barınak, sığınak, korunak) * deniz veya göl kıyısında gemilerin güvenle demirleyip yük boşaltabileceği veya yük alabileceği sığ ve korunaklı yer; kıyıda, doğal olarak veya dalgakıranla fırtınalara karşı korunmuş yer

limbik : lat. * limbus (süs bordürü, etek, saçak, kenar, sınır hattı, çevre, çizgi, ayırıcı çizgi) + icus (son ek) * beynin derinliklerinde yer alan ve duygusal tepkiler, hafıza, motivasyon gibi birçok temel işlevi düzenleyen bir yapılar kompleksi (limbo, limbes, Limbus (cennet ile cehennem sınırı, muallak, belirsiz) (ing., fra., alm.) )

limbo : lat. * limbus (süs bordürü, etek, saçak, kenar, sınır hattı, çizgi, ayırıcı çizgi) * kenar, hat, sınır, çizgi; cennet ile cehennem sınırı; muallak, belirsiz; elleri kullanmadan yatay çubuk altından geçme oyunu

limbus : lat. * limbus (süs bordürü, etek, saçak, kenar, sınır hattı, çevre, çizgi, ayırıcı çizgi) * bir şeyin kenarı veya sınırı; anatomi ve tıp terminolojisinde, örneğin "limbus korneae" (kornea kenarı; gözün korneasının sklera ile devam ettiği marjinal bölge) veya "limbus sistem" (beyindeki limbik sistem)

lime : ara. * li (için) + ma (ne, o) * ne için, niçin, neden, ne sebeple

lime : tür. * lim (parça, doğram, lokma, dilim) * parça, uzun dilim, lokma

lime lime : tür. * lim (parça, doğram, lokma, dilim) + e (sıfat yapım eki) + lim (parça, doğram, lokma, dilim) + e (sıfat yapım eki) * parçalanıp ufalanmış, ufak parçalara ayrılmış, eskiyip çürümüş, yırtık pırtık bir duruma gelmiş

limerans : lat. * limen (eşik, sınır, hudut, çizgi, kapı eşiği) + entia (durum eki) * yoğun karşılıksız arzu, zihni istila eden takıntılı romantik bağlanma durumu; eşikte kalma, sınırda askıda olma; yoğun ve geçişsiz arzu durumu (Amerikalı psikolog Dorothy Tennov tarafından türetilmiştir.)

liminalite : lat. * limen (eşik, sınır, hudut, çizgi, kapı eşiği) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait) + itas (isim yapım ve durum eki) * bir halden başka bir hale geçiş sürecinde bulunan, eski kimliğin çözülüp yenisinin henüz kesinleşmediği aradalık ve belirsizlik durumu

limit : lat. * limitare (sınırlamak, kısıtlamak), limitis (limen, limes, limi (eşik, sınır, hudut, kısıt, çizgi) + itis (isim yapım ve durum eki) ) * bir şeyin ulaşabileceği maksimum veya minimum değeri; iki alan arasındaki ayırıcı hat; herhangi bir hususta aşılmaması gereken seviye, sınır, hudut, kısıt

limitasyon : lat. * limitare (sınırlamak, kısıtlamak), limitis (limen, limes, limi (eşik, sınır, hudut, kısıt, çizgi) + itis (isim yapım ve durum eki) ) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * sınırlama, kısıtlama

limitet : lat. * limitatus (limitare (sınırlamak, kısıtlamak), limitis (limen, limes, limi (eşik, sınır, hudut, kısıt, çizgi) + itis (isim yapım ve durum eki) ) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); limited (ing.) * sınırlı, sınırlanmış, kısıtlı, kısıtlanmış

limitet şirket : lat., ara * limitatus (limitare (sınırlamak, kısıtlamak), limitis (limen, limes, limi (eşik, sınır, hudut, kısıt, çizgi) + itis (isim yapım ve durum eki) ) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); limited (ing.) + şirket (ortaklık; firma) (ara.) * ortaklarının sorumluluğunun şirkete koydukları sermaye ile sınırlı olduğu, küçük ve orta ölçekli işletmelerde yaygın şirket borçlarından ortakların kişisel mal varlıkları etkilenmediği tüzel kişi türü

limnoloji : gre. * limne (göl) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * tatlı su ekosistemlerini, gölleri, göletleri ve nehirlerin durgun bölümlerini inceleyen, hidrobiyoloji, su kimyası, ekoloji ve jeoloji ile ilişkili olarak göl suyu kalitesi, biyolojik çeşitlilik ve su döngüsü konularını araştıran bilim dalı

limon : san., ara. * nimbu (limon) (san.); limun (ara.) * turunçgillerden sarı renkli, ekşi tadı olan, C vitamini açısından zengin olan, mutfak, ilaç ve kozmetik alanında kullanılan Citrus limon meyvesi

limon tuzu : lat. * limun (turunçgillerden sarı renkli, ekşi meyve) (ara.) + tuz (suda çözünebilen, gıda lezzetini artırmak, besinleri korumak, pH ve elektrolit dengesini sağlamak için kullanılan beyaz kristal mineral madde, sodyum klorür (NaCl) ) + u (iyelik eki) (tür.) * suda çözünebilen, ekşi tadı olan, gıda katkı maddesi olarak ekşi tat vermek, pH dengelemek ve koruyucu işlev görmek için kullanılan, doğal olarak limon ve diğer narenciye meyvelerinde bulunan beyaz kristal toz formunda kimyasal madde (C6H8O7)

limonata : ara., lat. * limun (turunçgillerden sarı renkli, ekşi meyve) (ara.) + ata (isim yapım eki) (lat.) * limon suyu, su ve şeker karışımıyla hazırlanan, soğuk tüketilen ferahlatıcı bir içecek veya kokteyllerde ve mutfakta aromatik bileşen olarak kullanılan tatlı-ekşi içecek

limoni : ara. * limun (turunçgillerden sarı renkli, ekşi meyve) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * limonla ilgili, limon gibi

limonit : ara., gre. * limun (turunçgillerden sarı renkli, ekşi meyve) (ara.) + ites (element, kayaç ve mineral eki) (gre.) * demir oksit-hidrat minerali olan ve sarımsı kahverengi renge sahip, doğada tortul ve oksitlenmiş yataklarda bulunan mineral (FeO(OH)• nH2O)

limonium : gre. * leimon (çayır) * Plumbaginaceae familyasına ait, tuzlu topraklara uyumlu, deniz lavantası olarak bilinen bitki cinsi

limos : gre. * limos (açlık, kıtlık) * Yunan mitolojisinde insanların yiyecekten yoksun kalmasını temsil eden kıtlık ve açlık tanrısı

lin : ara. * lin (bükülebilirlik, sert olmama, esneklik, yumuşaklık; sevecenlik, uysallık, şefkat, nezaket ve kolaylık) (ara.); lenientia (yumuşaklık) (lat.) * bükülebilirlik, sert olmama, esneklik, yumuşaklık; sevecenlik, uysallık, şefkat, nezaket ve kolaylık, huylarda ve sözde nazik ile mülayim olma

linaceae : lat. * linum (keten, keten lifi) kökünden) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * Malpighiales takımına bağlı, otsu bitkiler ve çalı formundaki türleri içeren bitki familyası, ketengiller

linagliptin : lat. * lina (kimyasal kök, yapı eki) + gliptin (DPP-4 inhibitörü grubuna ait ilaç sınıfı) * tip 2 diyabet tedavisinde kullanılan, pankreas beta hücrelerinden insülin salınımını artırırken glukagon salgısını azaltan, böbrek fonksiyonuna bağımlılığı düşük olan, günlük doz 5 mg olarak uygulanan DPP-4 (dipeptidil peptidaz-4) inhibitörü etkili oral antidiabetik ilacın etken maddesi (C25H28N8O2)

linaria : lat. * linum (keten) * Plantaginaceae familyasına ait, keteni andıran yapraklı, mahmuzlu çiçekleri olan bitki cinsi

linç : ing. * lynch (18.-19. yüzyılda yargısız infaz uygulamalarıyla bilinen Virginia’lı (ABD) yargıç Charles Lynch'in soyadından) * suçlu olduğuna inanılan kişinin mahkeme kararı olmaksızın halk veya grup tarafından ruhsal veya fiziksel olarak cezalandırılması eylemi

linea alba : lat. * linea (hat, çizgi, doğru) + albus (beyaz; şafak, başlangıç) * insan ve diğer omurgalılarda karnın orta hattında uzanan lifli yapı

linea nuchae : lat. * linea (hat, çizgi, doğru) + nucha (ense, boyun arkası) * kafatasının arka kısmında, baş ve boyun kaslarının yapışma noktalarını belirleyen anatomik çizgi

lineer : lat. * linea (hat, çizgi, doğru) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * düz çizgiye veya doğruya dayalı, doğrusal özellik gösteren, doğrusal

lineer cebir : lat., ara, * linearis (doğrusal) (lat.) + cebir (tamamlama, birleştirme, yeniden kurma, düzenleme; zorlama, kuvvet uygulama) (ara.) * matrisler, vektörler, lineer dönüşümler ve sistem çözümlemeleri üzerinde çalışan, matematik, fizik, mühendislik ve bilgisayar bilimlerinde temel uygulamalara sahip olan, doğrusal (lineer) ilişkiler ve denklemler çerçevesinde değişkenler ve katsayılarla yapılan cebir dalı

lineer denklem : lat., tür. * linearis (doğrusal) (lat.) + denklem (eşitlik, eşitleme) (tür.) * değişkenlerin birinci dereceden (üslü) olduğu ve katsayılarla doğrusal biçimde ilişkilendirildiği, değişkenlerin birinci dereceden (üslü) olduğu ve katsayılarla doğrusal biçimde ilişkilendirildiği, tek veya çok değişkenli olabilen, grafik üzerinde doğru şeklinde gösterilen, cebirsel çözümleme, sistem çözümü ile mühendislik ve fizik uygulamalarında kullanılan matematiksel eşitlik (örneğin y=2x + 1)

lineer regresyon : lat. * linea (hat, çizgi, doğru) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + re (geri, tekrar) + gradus (adım, basamak, kademe, yürüyüş aşaması), gradi (adım atmak, ilerlemek, gitmek, yürümek) + sio, tio (isim yapım eki) * bağımlı bir değişken ile bir veya daha fazla bağımsız değişken arasındaki doğrusal ilişkiyi modellemek ve tahmin etmek için kullanılan istatistiksel yöntem ( (y=β0+β1x+ε) (y → bağımlı değişken (tahmin edilen değer), x → bağımsız değişken (girdi), β0 y-kesişim (intercept), x=0 olduğunda y değeri

linen : lat. * linum (keten bitkisi, keten lifi) * keten bitkisinden elde edilen doğal lif; tekstil ürünlerinde iplik ve kumaş yapımında kullanılan, dayanıklı ve esnek bir lif türü, temel bileşeni selüloz (C6H10O5)

linestrenol : lat., gre. * lin (sentetik türev eki) + oistrogenos (kadınlık hormonu, projesteron) (gre.) + enol (alkol grubu içeren steroid yapısı eki) (lat.) * kontraseptif amaçlı oral doğum kontrol haplarında kullanılan, menstrual döngüyü düzenleyen ve gebeliği önleyen, farmakolojik olarak östrojen-progesteron dengesiyle etki gösteren progesteron türevi sentetik hormon (C21H29O)

linet : lat. * linea (çizgi, hat; ince, çizgi şeklinde) + etta, ettus, ettum (küçültme veya türev eki) * tekstil ve tıp alanında kullanılan, yara örtüsü, iç çamaşırı ve hafif giysilerde tercih edilen ince, hafif, genellikle pamuk veya keten esaslı malzeme

linezolid : lat. * linea (çizgi, hat; ince, çizgi şeklinde) + ez (kimyasal türev eki, sentetik modifikasyon) + olid (oxazolidinon sınıfı yapısal eki) * oksazolidinon sınıfına ait, gram-pozitif bakterilere karşı etkili olan, özellikle metisiline dirençli Staphylococcus aureus (MRSA) ve enterokok enfeksiyonlarında kullanılan, protein sentezini inhibe ederek bakteriyostatik veya bakterisidal etki gösteren sentetik antibiyotik ilacın etken maddesi (C16H20FN3O4)

lingo : lat. * lingua (dil, lisan, dilbilimsel ifade) + o (son ek) * belirli bir grup, meslek veya topluluk tarafından kullanılan özel jargon, terminoloji veya lehçe; anlaşılması zor teknik veya özel dil

lingual : lat. * lingua (dil, lisan, dilbilimsel ifade) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * dile ait, dil ile ilgili olan; anatomide dilin yapısı, konumu ve işlevleriyle ilgili (örneğin lingual frenulum, lingual tonsil vb.)

lingual frenektomi : lat, gre. * lingua (dil, lisan, dilbilimsel ifade) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + phrenos (diyafram; zihin, akıl, bilinç, şuur, ruh) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ağız boşluğunda konuşma ve beslenme fonksiyonlarını iyileştirmek amacıyla dil bağı (lingual frenulum) dokusunun cerrahi olarak çıkarılması veya kesilmesi işlemi

linguist : lat. * lingua (dil; lisan) + ista (-cı, destekçi, yandaş, yapan, eden) * dillerin doğuşunu, evrimini, gelişmesini, yeryüzüne yayılışını ve aralarındaki ilişkileri ses, biçim, anlam, sözdizimi, yapısallık yönlerinden inceleyen bilim insanı, dilbilimci

linguistik : lat. * lingua (dil; lisan) + ista (-cı, destekçi, yandaş, yapan, eden) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait) * dillerin doğuşunu, evrimini, gelişmesini, yeryüzüne yayılışını ve aralarındaki ilişkileri ses, biçim, anlam, sözdizimi, yapısallık yönlerinden inceleyen bilim, dilbilim

linin : lat. * linum (keten bitkisi, keten lifi) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * hücre çekirdeğindeki nükleoplazmada yer alan ve kromatin tanelerini taşıyan, kromatin organizasyonu ve gen ekspresyonu ile ilişkili yapısal protein kompleksi olarak işlev gören ağ görünümünde ipliksi yapı

link : lat., ing. * ligare (bağlamak, birleştirmek) (lat.) + link (bağ, bağlantı) (eng.) * iki nesne, veri noktası veya kavram arasında kurulan bağ veya bağlantı (bilişimde internet adresleri ve hiperlinkler, mekanikte zincir halkaları veya bağlantı elemanları, genel dilde ilişki veya bağlantı anlamında kullanılır.)

linkage : lat., ing. * ligare (bağlamak, birleştirmek) (lat.) + link (bağ, bağlantı) + age (isim yapım eki) (ing.) * parçalar, sistemler veya kavramlar arasında bağlantı kurma; genlerin kromozom üzerinde birlikte kalıtılması;

linker : ing. * linker (bağlayıcı) * bilgisayar sistemlerinde derlenmiş kod parçalarını birleştirerek çalıştırılabilir program oluşturan yazılım aracı

linkomisin : ing., gre., lat. * linco (Amerika Birleşik Devletleri’nin Nebraska eyaletindeki Lincoln kasabası kaynaklı keşif yeri adından) (ing.) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * Streptomyces lincolnensis adlı bakteriden izole edilen, protein sentezini ribozomal düzeyde inhibe eden, Gram-pozitif bakterilere karşı kullanılan bir lincosamid antibiyotik (C18H34N2O6S)

linkozamid : ing., lat. * linco (Amerika Birleşik Devletleri’nin Nebraska eyaletindeki Lincoln kasabası kaynaklı keşif yeri adından) (ing.) + ose (şeker eki; kimyasal monosakkarit eki) + amide (amonyaktan bir hidrojen atomunun bir asil grubu (R–CO–) ile değiştirilmesiyle elde edilen, R-CONH2 grubunu içeren bir organik bileşik) (lat.) * Streptomyces lincolnensis bakterisinden elde edilen, protein sentezini inhibe eden antibiyotik grubu (C7H14N2O2 benzeri amid türevli yapı)

linnaean binominal nomenklatür : lat. * Linnaeus (canlıları sınıflandırma sistemini geliştiren İsveçli doğa bilimci Carl Linnaeus’un soyadından) + binominalis (iki isimli) (bi (iki, ikili) + nomen (isim, ad) +alis (ile ilgili, -a ait) + nomenclatura (isimlendirme sistemi; ad verme düzeni) (nomen (isim) + calare (çağırmak, adlandırmak) + tura (isim yapım eki) ) * canlıların her bir türünün cins adı ve tür adı olmak üzere iki Latince isimle evrensel olarak adlandırıldığı bilimsel sınıflandırma sistemi

linoleum : lat., gre. * linum (keten bitkisi, keten lifi) + elaia (zeytin, zeytin ağacı), elaion (zeytin yağı, yağ) (gre.); oliva (zeytin), oleum (yağ, zeytin yağı) (lat.) * keten tohumu yağından elde edilen, dayanıklı ve esnek kaplama malzemesi olarak kullanılan döşeme ürünü, muşamba (Linoksin (polimerize-otokside olmuş linoleik asit türevleri, yaklaşık formül (C18H32O2)n), Keten yağı (çoğunlukla trigliserid yapısında C57H98O6) )

linolyum : lat., gre. * linum (keten bitkisi, keten lifi) + elaia (zeytin, zeytin ağacı), elaion (zeytin yağı, yağ) (gre.); oliva (zeytin), oleum (yağ, zeytin yağı) (lat.) * keten tohumu yağından elde edilen, dayanıklı ve esnek kaplama malzemesi olarak kullanılan döşeme ürünü, muşamba (Linoksin (polimerize-otokside olmuş linoleik asit türevleri, yaklaşık formül (C18H32O2)n), Keten yağı (çoğunlukla trigliserid yapısında C57H98O6) )

linotip : lat., gre. * linea (satır, çizgi, hat) (lat.) + typos (iz, işaret, damga, kalıp, baskı, model, biçim, şekil) (gre.) * satır halinde dizgi yapan makine; matbaacılıkta harfleri tek tek dizmek yerine satır satır metal kalıba dökerek dizgi yapan mekanik sistem

linsang : end. * linsang (linsang, benekli küçük etçil memeli) * Viverridae familyasından olan, Viverra (misk kedisi) ve Prionodon cinsleriyle ilişkili, uzun gövdeli, benekli kürklü, misk kedilerine benzeyen küçük etçil memelilerin ortak adı

linum : lat. * linum (keten) * Linaceae familyasına ait, lif ve yağ elde edilen keten bitkilerini kapsayan cinstir

linumusitatissimum : lat. * linum (keten bitkisi, keten lifi) + usitatissimum (çok yaygın, en çok kullanılan, süperlativ) * tarih boyunca tekstil ve lif üretiminde tercih edilen, en çok kullanılan veya en yaygın olan, dayanıklılığı ve işlenebilirliği yüksek olan lif formu ile öne çıkan keten türü

linyit : lat. * lignum (odun) + ite (element, kayaç ve mineral eki) * enerji üretiminde yakıt olarak kullanılan, jeolojide sedimanter kömür yataklarında bulunan, ısıl değeri taş kömürüne göre düşük olan düşük karbonlu, yumuşak kahverengi kömür türü (C79H100O40)

linyphiidae : gre. * linon (keten, ip, lif) + hyphos (dokuma, örgü) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası) (lat.) * Araneae (örümcekler) takımına bağlı, yatay ve düz ağlar örmeleriyle bilinen örümcek familyası, çarşaf örümcekleri, yelken ağ örümcekleri, para örümcekleri

linzagoliks : lat. * linza (farmasötik ek) + golix (GnRH antagonisti ilaç belirteci) * gonadotropin salgılatıcı hormon (GnRH) reseptör antagonisti olan, rahim miyomları (fibroid) ve çikolata kisti olarak da bilinen endometriozis hastalıklarının ve uterin fibroidlere bağlı semptomların tedavisinde kullanılan ve oral yolla alınan hormonal ilacın etken maddesi (C22H15F3N2O7S)

liotironin sodyum : lat., gre. * lio (küçültme veya türev eki, sentetik varyant) + thyronine (tiroid hormonu türevi) (thyroeides (kalkan biçiminde, tiroid bezi) (thyreos (kalkan) + ides (ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) ) (gre.) + ine (kimyasal bilesik eki) (lat.) + sodium (natrium (Na), tuz formu) (lat) * tiroid hormonları arasında T3 (triiodotironin) etkisi gösteren, hipotiroidi tedavisinde kullanılan, metabolizma hızını artırıan, protein sentezi ve enerji üretimi üzerinde etkili olan sentetik bileşik (C15H12I3NNaO4)

liouville teoremi : fra., gre., tür. * Joseph Liouville (Fransız matematikçi Joseph Liouville’un soyadından) + theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * kompleks analizde, sınırlı tüm holomorf fonksiyonların sabit olduğunu belirten, Hamilton mekaniğinde ve cebirsel sayı kuramında da farklı versiyonları olan teorem

lipari : gre. * liparos (yağlı, semiz; uskumrunun semiz türü) * çiroz durumundan çıkarak yağlanmaya başlamış olan uskumru

liparis : gre. * liparos (parlak, yağlı) * Orchidaceae familyasına ait, küçük çiçekli orkide cinsi

liparit : gre., lat. * leipein, leipeo (kalıntı bırakmak) (gre.) + ite (mineral ve kayaç eki) (lat.) * granitle kimyasal yapı yönünden aynı olan, serbest silisçe zengin, içinde mikrolitler bulunan kayaç, riyolit

lipaz : gre., lat. * lipos (yağ) (gre.) + ase (enzim eki) (lat.) * sindirim sisteminde pankreas ve ince bağırsakta bulunan, lipitlerin ester bağlarının hidrolizini katalizleyen, yağları (trigliseridleri) gliserol ve yağ asitlerine hidroliz eden, biyokimya ve gıda endüstrisinde lipid metabolizmasını analiz etmek için kullanılan enzim ( (EC 3.1.1.3)

lipegfilgrastim : lat. * lio (küçültme veya türev eki, sentetik varyant) + pegfilgrastim (filgrastim’in polietilen glikol (PEG) konjuge formu) (peg (polyethylene glycol) (gre.) + filgastrim (filamentum (iplik) (filum (ip, tel) + amentum (isim yapım eki) + gras (granülosit yani beyaz kan hücresi eki) + stim (stimülasyon, uyarma, çoğaltma) ) (lat.) * kemoterapiye bağlı nötropeni tedavisinde kullanılıman, kemik iliğinde nötrofil üretimini artıran ve enfeksiyon riskini azaltan granülosit koloniyi uyarıcı faktör (G-CSF) türevi sentetik biyolojik ilacın etken maddesi (C199H308N58O61S6)

lipid : gre. * lipos (yağ) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * yağlar, fosfolipidler, steroidler ve glikolipidler gibi molekülleri içeren, enerji depolama, hücre zarı yapısı ve sinyal iletimi gibi biyolojik işlevleri olan suda çözünmeyen, organik çözücülerde çözünebilen biyomoleküller grubu (CnH2nO2)

lipidoz : gre. * lipides (lipos (yağ) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) ) + osis (durum, hal, sorun, hastalık, süreç eki) * hücrelerde veya dokularda anormal yağ birikimiyle oluşan metabolik bozukluk, yağ birikimi hastalığı

lipidüri : gre. * lipos (yağ) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) + ouria (idrar olma durumu, üre durumu) (ouron, (idrar, sidik, üre, ürin) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * nefrotik sendrom, böbrek hastalıkları veya bazı metabolik bozukluklarla ilişkili olan, idrarda anormal miktarda lipid (yağ) bulunması durumu

lipiodol : gre., lat. * lipos (yağ) (gre.) + iodium (iyot) + ol (alkol grubu (-OH) eki) (lat.) * organik iyot içeren, radyopak özellik gösteren, tıpta özellikle anjiyografi, lenfografi ve embolizasyon gibi görüntüleme ve girişimsel prosedürlerde kontrast madde olarak kullanılan viskoz sıvı (C12H10I2O4)

lipit : gre. * lipos (yağ) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * yağlar, fosfolipidler, steroidler ve glikolipidler gibi molekülleri içeren, enerji depolama, hücre zarı yapısı ve sinyal iletimi gibi biyolojik işlevleri olan suda çözünmeyen, organik çözücülerde çözünebilen biyomoleküller grubu (CnH2nO2)

lipodem : gre. * lipos (yağ) + oidema (şişlik, ödem) * genellikle alt vücutta (kalça, bacaklar ve bazen kollar) simetrik olarak yağ dokusunun anormal bir şekilde birikmesi ve ağrı, hassasiyet, kolay morarma ile karakterize edilen kronik bir durum

lipofil : gre. * lipos (yağ) + philos (seven, sever, sevici) * yağda çözünebilen veya yağ ile kolay etkileşen, hücre zarından geçişte, ilaç dağılımında ve lipid membranlarla etkileşimde yüksek afinite gösteren molekülleri tanımlayan sıfat

lipofilik : gre. * lipos (yağ) + philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yağda çözünebilen veya yağ ile kolay etkileşen özelliğe sahip, lipofil özelliği arzeden

lipofuskin : gre., lat. * lipos (yağ) (gre.) + fuscus (kararmış, koyu renkli) + ine (protein veya kimyasal bileşik eki) (lat.) * lizozomlarda bulunan ve hücresel atık veya yıpranmış lipid-protein komplekslerini içeren, hücre içinde biriken, özellikle yaşlanma veya oksidatif stresle bağlantılı, kahverengi-sarı renkli pigment granülleri

lipohiyalinozis : gre. * lipos (yağ) + hyalos (cam, şeffaf) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) + osis (durum, sorun ve hastalık eki) (gre.) * küçük arter ve arteriollerde lipit ve hiyalin birikimi sonucu oluşan, genellikle hipertansiyon ve yaşlanma ile ilişkili olup beyin ve böbrek damarlarında iskemi ve doku hasarına yol açan damar duvarı dejenerasyonu

lipoid : gre. * lipos (yağ) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * yağ benzeri, lipit karakterinde veya yapısında olan (biyokimya ve tıpta hücre membranları, lipoproteinler ve sentetik yağ türevlerini tanımlamak için kullanılır.)

lipoksidemi : gre. * lipos (yağ) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + ide (ikili bileşik, anyon eki) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kanda yağ oksitlerinin veya oksitlenmiş yağ metabolitlerinin varlığı; lipid peroksidasyonu sonucu oluşan kan durumu

lipolitik : gre. * lipos (yağ) + lyt, lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yağ dokusunu parçalayarak veya hidrolize ederek yıkıcı etki gösteren (metabolizmada lipitlerin enerji üretimi için parçalanmasını sağlayan enzimler veya biyolojik süreçleri tanımlayan sıfat)

lipoliz : gre. * lipos (yağ) + lyt, lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) * yağ dokusundaki trigliseridlerin gliserol ve serbest yağ asitlerine enzimatik olarak parçalanması süreci (enerji üretimi ve metabolik düzenleme açısından temel biyokimyasal olay)

lipom : gre. * lipos (yağ) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * yağ dokusundan kaynaklanan, genellikle deri altı dokuda yumuşak, hareketli kitle şeklinde görülen ve genellikle malignite riski düşük olan iyi huylu (benign) tümör

lipomeningosel : gre. * lipos (yağ) + meninx (meninks, beyin veya omurilik zarı) + kele (fıtık, çıkıntı, şişik) * omurilik zarları ile birlikte yağ dokusunun da dışarıya doğru kese şeklinde çıkıntı yapmasıyla karakterize doğumsal nöral tüp defekti (spina bifida türü)

liposakşın : gre., ing. * lipos (yağ) + suck (emmek), suction (emiş, emme, vakum) (ing.) * estetik ve rekonstrüktif cerrahide kullanılan, yağ dokusunun negatif basınç/vakum yardımıyla vücuttan uzaklaştırılması işlemi (C55H104O6 depolanmış yağ trigliseritleri açısından hedeflenir.)

liposarkom : gre. * lipos (yağ) + sarkoma (tümor, ur) (sarx, sarkos (et, beden dokusu) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) ) * yağ hücrelerinden köken alan malign (habis, kötü huylu) yumuşak doku tümörü, yağ dokusunun kötü huylu neoplazisi (patolojik formülü malign adiposit proliferasyonu, histolojik varyantları myxoid, pleomorphic, dedifferentiated, round cell)

lipoteikoik asit : gre., lat. * lipos (yağ) + teikhos (duvar) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + acidum, acydus (ekşi, asit) (lat.) * gram-pozitif bakterilerin hücre duvarında bulunan ve membrana bağlı olan, hücre duvarını stabilize eden ve immün yanıtı tetikleyen lipopolisakkarit benzeri yapıda asit

lipotidae : gre., lat. * leipein (bırakmak, eksik olmak, geride kalmak; yoksun olmak), leipos (eksiklik, geride kalan şey, yoksunluk) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * nehir yunusları üstfamilyasına (Platanistoidea) ait, günümüzde nesli tükenmiş veya tükenmek üzere olan Çin nehir yunusu (Lipotes vexillifer - baiji) türünü barındıran bir memeli familyası, Çinnehiryunusugiller

lipozom : gre. * lipos (yağ) + zoma (kuşak, halka, zar, kapsül) * fosfolipit moleküllerinden oluşan, içi sulu fazla dolu, küresel vezikül yapısında, biyolojik ve farmasötik sistemlerde ilaç taşıyıcı veya model membran olarak kullanılan yapay hücre benzeri mikrovezikül (kimyasal yapı

lipozomal amfoterisin : gre., lat. * lipos (yağ) + zoma (kuşak, halka, zar, kapsül) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + amphoteros (iki, ikili, her iki, çift yönlü, iki tarafa etki eden) (amphi (iki, çift, çift yönlü, ikili, iki tarafta, her iki yanda, çevresinde, etrafında, karşılıklı) + teros (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * lipit zar (lipozom) içine enkapsüle edilmiş, mantar hücre membranındaki ergosterole bağlanarak geçirgenlik bozukluğu ve hücre ölümüne yol açan, toksisiteyi azaltmak için lipozomal formda kullanılan amfoterisin-B adlı polien makrolid antifungal antibiyotik (C47H73NO17)

lips : gre. * lips (güneybatıdan esen rüzgar, güneybatı yönü; özellikle Afrika tarafından esen sıcak rüzgar) * Yunan mitolojisinde Anemoi (rüzgar tanrıları Lips, Notos, Boreas, Euros) arasında güneybatı rüzgarının kişileştirilmiş tanrısı

lipsos : gre. * leipein (geride bırakmak, kalmak, geriye kalmak), leipsos (geride kalan, bakiye) * iskorpitgillerden, Atlas Okyanusu’nda ve Akdeniz’de yaşayan, biçim olarak iskorpite çok benzeyen, 30-40 cm. boyunda, rengi genellikle kırmızı, derisinde benekler bulunan, yüzgeçlerindeki dikenlerde etkili bir zehir olan, eti çok lezzetli bir balık, kırmızı iskorpit balığı

liquidambar : lat. * liquidus (akıcı, akışkan, sıvı) + ambar (reçine, sakız) * Liquidambar cinsine ait, reçine salgılayan, özellikle tatlı, aromatik ve dekoratif reçineleri ile tanınan, Akdeniz ve Doğu Asya kökenli, ormanlık alanlarda yetişen yaprak döken ağaç türu, sığla ağacı

liquidambar : lat. * liquidus (sıvı) + ambra (amber, reçine) * Altingiaceae familyasına ait, reçineli özsuyu ve sonbahar renkleriyle bilinen ağaç cinsi

liqu­idambar : lat. * liquidus (sıvı) + ambra (amber, reçine) * Altingiaceae familyasına ait, tatlı reçineli özsuyu bulunan yaprak döken ağaç cinsi

lir : gre. * lyra (telli çalgı) * telli, yaylı veya parmakla çalınan, Yunan, Roma ve Orta Doğu kültürlerinde ritim ve melodi eşliğinde yaygın olarak kullanılmış olan antik ve geleneksel müzikte kullanılan çalgı

lira : lat. * libra (terazi, ölçü, libre, ağırlık ölçüsü, pound) * tarihsel olarak Roma’daki libra ağırlığına dayalı olarak altın veya gümüş para birimi; günümüzde İtalya ve Türkiye başta olmak üzere bazı ülkelerde kullanılan ulusal para birimi

liraglutid : lat. * lira (glukagon benzeri peptid türevi eki) + glutide (glukagon benzeri peptid agonisti) * insan GLP-1 (glukagon benzeri peptid-1) hormonunun analogu olarak geliştirilmiş olan, tip 2 diyabet tedavisinde kan şekeri kontrolünü sağlamak, insülin salgısını artırmak ve glukagon salgısını azaltmak için kullanılan sentetik peptid (C171H265N43O51)

liraglutit : lat. * lira (glukagon benzeri peptid türevi eki) + glutide (glukagon benzeri peptid agonisti) * insan GLP-1 (glukagon benzeri peptid-1) hormonunun analogu olarak geliştirilmiş olan, tip 2 diyabet tedavisinde kan şekeri kontrolünü sağlamak, insülin salgısını artırmak ve glukagon salgısını azaltmak için kullanılan sentetik peptid (C171H265N43O51)

liret : lat. * libra (ağırlık ölçüsü, pound) + etta, ettum, ettus (küçültme eki) * tarihi para birimi veya küçük lira (özellikle Fransa ve İtalya’da altın veya gümüş sikkelerin küçük birimlerini ifade etmek için kullanılmıştır.)

lirik : gre. * lyra (telli çalgı) + ikos (sıfat yapım eki, ile ilgili) * şiir veya şarkı şeklinde yazılan, duygusal ve melodik anlatımı olan ve müzikle birlikte okunması amaçlanan şiirsel ifade biçimli metin

liriodendron : gre. * leirion (zambak) + dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu bitki) * Magnoliaceae familyasına ait, lale ağacı olarak bilinen büyük yapraklı ağaç cinsi

liriodenin : gre. * leirion (zambak) + dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu bitki) (gre.) + ine (kimyasal madde eki) (lat.) * bazı bitkilerin yapısında doğal olarak bulunan ve tıbbi etkilere sahip olan, ilk kez sarı kavak (Liriodendron tulipifera) ağacından elde edilmiş olan bir alkaloit (oksoapofin grubu organik bileşik) türü (C17H9NO3)

liriope : gre. * Leiriope (Yunan mitolojisinde peri adı) (leirion (zambak) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) * Asparagaceae familyasına ait, peyzaj mimarlığında yer örtüsü ve kenar bitkisi olarak kullanılan, çim benzeri yaprakları ve mor/lavanta rengi çiçekleriyle bilinen çok yıllık bir süs bitkisi cinsi, çimzambağı

lirizm : gre. * lyra (telli çalgı) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * şiir ve edebiyatta duyguların, coşkun ve melodik bir üslupla ifade edilmesi; bireysel duyguların yoğun, estetik ve ritmik biçimde anlatıldığı edebi tarz veya özellik

lisamin : gre. * lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) (gre.) + amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) (lat.) * enzimatik veya sentetik çalışmalarda kullanılan, amino asit veya peptid yapısında azotlu organik molekül (R-NH2)

lisan : ara. * lisan (dil; konuşulan kelimelerden oluşan bütün) * ağız boşluğunda bulunan, tatmaya, yutkunmaya, sesleri boğumlamaya ve konuşmaya yarayan, etli, uzun, devinimli et parçası; insanların, duygularını, düşüncelerini bildirmek için kelimeler veya işaretler kullanarak oluşturdukları iletişim mekanizması (lick, lécher, lecken (yalamak), lexical (ansiklopedik, kelime ile ilgili, dil ile ilgili), linguistic, linguistique, linguistisch (dilbilim) (ing., fra., alm.), (yalamak), lisse (pürüzsüz), glisser (kaymak) (fra.), language, langue (dil, lisan) (ing., fra.) )

lisanen : ara. * lisan (dil) + en (gibi, olarak) * dil olarak, söz söyleyerek, konuşarak

lisan-ı münasip : ara. * lisan (dil) + i (tamlama eki) + munasib (uygun, yaraşır, elverişli) * uygun dil; uygun, yerinde ve nazik söz veya ifade; konuşma veya yazıda ortama, duruma ve muhataba göre seçilmiş, doğru ve ölçülü dil kullanımı

lisaniyat : ara. * lisan (dil) + iyat (isim yapım ve durum eki) * dillerin yapısını, işleyişini, gramerini, fonetiğini ve kullanımını inceleyen bilim dalı, dilbilim, linguistik

lisans : lat. * licentia (serbestlik, izin, özgürlük) (licere (izin vermek, izinli olmak, serbest olmak, yapılmasına müsaade edilmek) + entia (isim yapım eki) ) * herhangi bir işin yapılmasına resmi veya yasal olarak izin veren belge, ruhsat, yetki belgesi; aynı zamanda serbestlik, izin veya özgürlük durumu; diploma, yükseköğrenim derecesi

lisansiyer : lat. * licentia (serbestlik, izin, özgürlük) (licere (izin vermek, izinli olmak, serbest olmak, yapılmasına müsaade edilmek) + entia (isim yapım eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); licenciaire (fra.) * bir okul veya fakülteden diploma (lisans) almış kimse, mezun

lisansüstü : lat., tür. * licentia (serbestlik, izin, özgürlük) (licere (izin vermek, izinli olmak, serbest olmak, yapılmasına müsaade edilmek) + entia (isim yapım eki) ) (lat.) + üstü (yukarısı, üzeri) (tür.) * lisans derecesinden sonraki eğitim, yüksek lisans, master ve doktora öğrenimi

lisch nodülleri : alm., lat.* lisch (Avusturyalı oftalmolog Dr. Karl Lisch’in soyadından) (alm.) + nodula (küçük yumru, yumak) (nodus (düğüm, yumak, nod) + ulus, ula (küçültme eki) ) (lat.) + leri (çoğul eki) (tür.) * genellikle nörofibromatozis ile ilişkili olan ve iris üzerinde görülen küçük benign tümörler

lisdeksamfetamin : lat., gre. * lis (L-lizin amino asidi) + dexter (sağ, doğru) + am (amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) + phenyl (fenil grubu C6H5-) + tamine (bileşikte amin grubunun olduğunu belirten son ek) * dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ve tıkınırcasına yeme bozukluğunu tedavi etmek için kullanılan merkezi sinir sistemi uyarıcısı bir ön ilacın etken maddesi (C15H25N3O)

lise : gre., lat. * lykeion (Atina’da Apollon Lykeios’a yani kurtla ilişkilendirilen Apollon’a adanmış yer, kurt tanrısının tapınağı, gymnasion, Aristoteles’in okulu) (lykos (kurt) + eion (ile ilgili, yer ve durum eki) (gre.); lyceum (lat.) * ortaokuldan sonraki aşama olan ortaöğretim kurumu, yüksekokula hazırlık veren okul

lisinopril : gre., lat. * lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) + pril (anjiyotensin dönüştürücü enzim (ACE) inhibitörü ilaç eki) (lat.) * yüksek tansiyon, kalp yetmezliği ve kalp krizi sonrası tedavisinde kullanılan, şeker hastalarında böbrekleri korumak için de tercih edilen, kan damarlarını gevşeterek kan basıncını düşüren ve kalbin iş yükünü azaltan anjiyotensin dönüştürücü enzim (ACE) inhibitörü grubu bir tansiyon ilacı (C21H31N3O5)

lissamphibia : gre., lat. * lissos (düz, pürüzsüz) + amphibion (amphi, amphos (her iki tarafta, her iki türden; her tarafta, her tarafta, dönel, çevreleyen, iki, çift, çift yönlü, ikili) + bios (yaşam, hayat, canlılık) ) + eion (ile ilgili, -a ait) ) (gre.) + a (isim yapım ve çoğul eki) (lat.) * pürüzsüz derili yapıya sahip olan ve su-kara yaşamı sürdüren tüm iki yaşamlıları (amfibikleri) (kurbağalar, semenderler ve bacaksız iki yaşamlılar) kapsayan amfibi grubu

lissodelphis : gre. * lissos (düz, pürüzsüz) + delphis (yunus) * yunusgiller (Delphinidae) ailesine ait, sırt yüzgeci bulunmayan ve yalnızca iki türü (kuzey ve güney balina yunusu) barındıran, siyah-beyaz renkli, ince, küçük bir yunus cinsi, balina yunusu

liste : lat. * lista (şerit, sınır çizgisi, yazı çizgisi, kenar, sıra, yazı sırası, dizin) * yazılı veya sözlü olarak düzenlenmiş öğelerin dizisi, kayıt veya sıralama, dizin, fihrist

listeria : ing., gre. * lister (İngiliz cerrah, antisepsi öncüsü Joseph Lister'in soyadından) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) (gre.) * gram-pozitif, çubuk şeklinde, fakultatif anaerob, insan ve hayvanlarda listeriozise yol açabilen, özellikle ham süt, peynir, işlenmiş et ve sebzelerde bulunabilen gıda kaynaklı zoonotik patojen bakteri cinsi mikroorganizma

listeriozis : gre. * lister (İngiliz cerrah, antisepsi öncüsü Joseph Lister'in soyadından) + osis (durum, sorun ve hastalık eki) * Listeria cinsi bakterilerin neden olduğu, genellikle gıda kaynaklı, bağışıklığı zayıf bireylerde sepsis, menenjit, gebelikte düşük veya yenidoğanda ciddi enfeksiyon riski oluşturan, Gram-pozitif, fakultatif anaerob etkenler tarafından tetiklenen zoonotik enfeksiyon hastalığı

literal : lat. * littera (harf, yazı) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * harfiyen; yazıldığı veya söylendiği gibi, kelimesi kelimesine doğru; anlamı mecaz veya yorum katmadan, tam ve doğrudan aktaran, metin veya söz bağlamında gerçek ve somut anlamı ifade eden; elifi elifine, harfiyen

literatür : lat. * litteratus (litterare (yazı yazmak, harflerle ifade etmek veya edebiyatla ilgili faaliyetlerde bulunmak) (littera (harf, yazı) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ura (isim yapım eki) ) (lat.); littérature (fra.) * yazı, edebiyat, öğrenim, bilimsel yazın; bilimsel, akademik veya teknik konularda yayımlanmış yazılı eserler ve çalışmaların tümü; belirli bir konu veya alan üzerine yapılmış araştırmaların, makalelerin, kitapların ve belgelerin toplamı; akademik ve bilimsel bilgi birikimini temsil eden yazılı kaynaklar

literer : lat. * littera (harf, yazı) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yazı veya edebiyat ile ilgili; edebi nitelik taşıyan, yazılı eserler ve metinler bağlamında estetik, sanatsal veya biçimsel özellikler gösteren, edebi

lithobates : gre. * lithos (taş, kaya) + bainein (gitmek, yürümek, ilerlemek, adım atmak; inmek), batos, bates (yürüyen, basan, adım atan) * gerçek kurbağalar (Ranidae) ailesine bağlı, Kuzey ve Orta Amerika kökenli, su kenarlarında ve kayalık sulak alanlarda yaşayan bir hayvan cinsi (Akvaryum hobisinde ise Otopharynx lithobates adıyla bilinen bir tatlı su cichlid türü için de kısaca bu isim kullanılır.)

lithops : gre. * lithos (taş, kaya) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) * Aizoaceae familyasına ait, taş görünümünde sukulent (sulu, suyu olan) bitki cinsi

lithospermum : gre. * lithos (taş, kaya) + sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni, sperm) * Boraginaceae familyasına ait, sert tohumlu otsu bitki cinsi

litik : gre. * lythos (taş, kaya) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * önceden oluşmuş kayaçlardan büyük oranda moloz içeren, tortul veya volkanik kırıntılı kayaçlarla ilgili, taşa ait, taşla ilgili, taştan oluşan

litiyasis : gre. * lythos (taş, kaya) + iasis (iltihap, enfeksiyon, durum, sorun, hastalık eki) * böbreklerde, idrar yollarında veya safrada taş oluşumu hastalığı

litmus kağıdı : lat., far., tür. * litmus (bitkisel renk maddesi) (lat.) + kağad (yazı yazılan ince levha) (far.) + ı (iyelik eki) (tür.) * çözeltilerdeki asitleri ve bazları ayırt etmek için kullanılan, asitle temas ettiğinde kırmızı, bazla temas ettiğinde mavi renk veren bir ayraç, turnusol kağıdı

litofitik : gre. * lythos (taş, kaya) + phyton, phytos (bitki, büyüyen şey) (phyo, phyein (doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek, gelişmek, şişmek, kabarmak) + ton, tos (sıfat yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * kayalar üzerinde veya kayaların çatlaklarında büyüyen ve gelişen (bitki)

litografi : gre. * lythos (taş, kaya) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * taşa veya düz yüzeye yapılan baskı tekniği, litografya

litoloji : gre. * lythos (taş, kaya) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * taşların yapısını, türlerini ve oluşum süreçlerini inceleyen jeoloji dalı

litosfer : gre. * lythos (taş, kaya) + sphaira (top, küre, yuvarlaklık) * Dünya’nın sert, taşlı dış kabuğu ve üst mantosunun birleşiminden oluşan katman

litotom : gre. * lythos (taş, kaya) + temnein (kesmek), tome (kesik, kesme, kesit, dilim) * taş veya benzeri sert maddeleri cerrahi olarak parçalama veya kesip çıkarma amacıyla kullanılan alet

litotomi : gre. * lythos (taş, kaya) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * taş veya benzeri sert maddelerin cerrahi olarak kesip çıkarılması işlemi

litotripsi : gre. * lythos (taş, kaya) + tripsis (ezme, ovma, parçalama, öğütme, sürtme, aşındırma) (tribein (ezmek, parçalamak, öğütmek, sürtmek, aşındırmak) + isis (isim yapım eki) ) * taş veya sert maddelerin vücut dışında veya cerrahi yöntemlerle kırılarak parçalanması işlemi

litotriptör : gre. * lythos (taş, kaya) + tripein (ezmek, öğütmek, kırmak, ovalamak) (gre.) + tor (-cı, yapan, eden eki) (lat.) * taşları vücut içinde veya dışında kırmak için kullanılan tıbbi cihaz

litre : lat. * litra (eski ölçü birimi) * hacim ölçüsü birimi, özellikle sıvılar için kullanılan temel ölçü birimi

littoral : lat. * litus, litoris (kıyı, sahil) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * deniz, göl veya nehir kıyılarına ait bölgeler ile ilgili, su ve kara arasındaki geçiş kuşak ile ilgili

liturya : gre. * leitourgia (halk hizmeti, ibadet) (laos (halk), leitos (halk için, halk ile ilgili, halka ait, kamuya ait, kamusal) ) + ergon (iş, çalışma, hizmet) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * dini tören veya ayinlerde topluluk tarafından yerine getirilen ibadet ve ritüel uygulama

litürji : gre. * leitourgia (halk hizmeti, ibadet) (laos (halk), leitos (halk için, halk ile ilgili, halka ait, kamuya ait, kamusal) ) + ergon (iş, çalışma, hizmet) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * dini tören veya ayinlerde topluluk tarafından yerine getirilen ibadet ve ritüel uygulama

litvanya : lit. * lietuva (liti, lyti (yağmur yağmak), lietus, lyetus (yağmur) + uva (yer ve durum eki) ) * Kuzey Avrupa’da yer alan, kuzeyde Letonya, doğuda Belarus, güneyde Polonya ve güneybatıda Rusya (Kaliningrad) ile komşu olan bir Baltık ülkesi

lityum : gre., lat. * lithium (lithos (taş, kaya) (gre.) + ium (kimyasal element eki) (lat.) ) * ilk kez bir mineraldan (petalit, taş kökenli bir mineral) elde edilmiş olan, atom numarası 3, simgesi Li olan hafif, gümüşi-beyaz, yumuşak alkali metal

lityum karbonat : gre., lat. * lithium (lithos (taş, kaya) (gre.) + ium (kimyasal element eki) (lat.) ) + carbo, carbonis (karbon, kömür, odun kömürü) + ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek; oksijen içeriğini belirten son ek) (lat.) * mani ve depresyon ataklarını dengelemek amaçlı olarak psikiyatrik tedavide kullanılan temel bir duygudurum dengeleyici ve batarya teknolojileri ile endüstride hayati önem taşıyan bir kimyasal madde (Li2CO3)

lityum orotat : gre., lat. * lithium (lithos (taş, kaya) (gre.) + ium (kimyasal element eki) (lat.) ) + oros (dağ) (gre.) + ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek; oksijen içeriğini belirten son ek) (lat.) * genellikle düşük dozlarda zihinsel sağlığı desteklemek ve ruh halini dengelemek amacıyla kullanılan besin takviyesi (C5H3LiNO4)

lityum sitrat : gre., lat. * lithium (lithos (taş, kaya) (gre.) + ium (kimyasal element eki) ) + citrus (narenciye ağacı, limon) + atus, ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek) (lat.) * bipolar bozukluk ve manik atakların tedavisinde kullanılan, ruh halindeki aşırı dalgalanmaları dengelemeye yardımcı olan sıvı formda bir duygudurum düzenleyici lityum tuzu (Li3C6H5O7)

lityum sülfat : gre., lat. * lithium (lithos (taş, kaya) (gre.) + ium (kimyasal element eki) ) + sulphate (sülfürik asit türevi SO4²⁻) (sulphur (selp, sulph (yağ) + urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve anyon-katyon temelli tuz eki) ) + atus, ate (asidin tuzu veya esteri eki) ) (lat.) * lityum bileşiklerinin saflaştırılmasında ve pil teknolojilerinde hammadde olarak değerlendirilen, bipolar bozukluk gibi ruh sağlığı tedavisinde kullanılan lityum tuzları arasında yer alan bileşik (Li2SO4)

liv : far. * liv (güneş, hayat kaynağı) * dünyaya ışık ve ısı veren, Güneş Sistemi’nin merkezi olan, dünyaya uzaklığı 147 milyon km olan yıldız (live (yaşamak) (ing.) )

liva : ara. * laviya (bükmek, çevirmek, eğmek, yönünü saptırmak) * bükülme, kıvrılma, yön değiştirme, liyy

liva : ara. * liva (bayrak, sancak; tugay) * bayrak; genellikle askeri birliklere verilen, üzeri yazı işlemeli, kenarları saçaklı, gönderli bayrak; Osmanlı İmparatorluğu’nda, illerle ilçeler arasında yer alan bir sancak veya yönetim birimi; askeri veya sivil birliklerin yönetimsel alt bölümü, tugay; gemilerin sağ yanı

livar : lat. * vivarium (yaşam yeri) (vivere (yaşamak, canlı olmak) (vivus (canlı, diri, yaşayış) + are (fiil mastar eki) ) + ium (yer, mekan eki) ) * canlı balık saklama havuzu; içinde canlı organizma bulundurulan kapalı yapı, canlıların saklandığı yer

livata : ara. * lut (Kur'an'da yer alan sapmış, azmış ve nihayetinde helak olmuş bir kavim) * gönüllü eşcinsel ilişki

livaz : ara. * lavaza (kaçmak, tüymek, sıvışmak, sığınmak, korunmak için uzaklaşmak) * kaçış, sığınma, korunma, iltica etme; birbirinin arkasına gizlenme

liver : lat. * jecur, iecur (karaciğer) * omurgalılarda vücudun sağ üst karın bölgesinde bulunan, metabolizma, detoksifikasyon ve safra üretimi gibi hayati işlevleri yerine getiren, toksinleri vücuttan uzaklaştıran, mide ve bağırsaklardan çıkan kanı işleyen, eski kırmızı kanları atan, kan pıhtılaşmasını düzenleyen, besinleri parçalayan, vücudun yiyecekleri sindirmesine yardımcı bir sıvı olan safrayı üreten büyük ve koyu renkli iç organ

livermoryum : lat. * livermore (yapay olarak üretildiği ABD’deki Lawrence Livermore Ulusal Laboratuvarı’ndan) + ium (kimyasal element eki) * simgesi Lv, atom numarası 116, yapay olarak üretilen, yarı ömrü milisaniyeler düzeyinde olan radyoaktif ve ağır bir süper ağır element

liyakat : ara. * laka (yakışmak, uygun olmak; kavuşmak, karşılaşmak, buluşmak), layık (yakışan, uygun; kavuşmuş, buluşmuş, karşılanmış) * layık olma, haketme, yaraşma, yaraşırlık, uygunluk; yeterlilik, yetenek.

liyezon : lat. * ligare (bağlamak, birleştirmek) + tio (isim yapım eki) (lat.); liaison (lier (bağlamak, birleştirmek) + aison (isim yapım eki) ) (fra.) * bağ, bağlantı, ilinti; kişiler, kurumlar veya birimler arasında resmi veya gayriresmi iletişim ve koordinasyon sağlama, bağlantı kurma işlevi

liynet : ara. * leyene (yumuşak olmak, esnemek; pürüzsüz olmak), leyyin (yumuşak, esnek) * genç ve esnek hurma ağacı, hurmalık

liyofilizasyon : gre., lat. * luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) (gre.) + filizare (kurutmak, iplik gibi yapmak, ince bir tabaka haline getirmek) (filum (ip, iplik) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) ) + tio (isim yapım eki) (lat.) * maddenin düşük sıcaklıklarda dondurulmasını, ardından sıvı oranının süblimasyon yoluyla azaltılmasını, yani içerdiği suyun katıdan gaz haline dönüştürülmesini sağlayan bir işlem

liyofilize : gre., lat. * luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) (gre.) + filizatus (filizare (kurutmak, iplik gibi yapmak, ince bir tabaka haline getirmek) (filum (ip, iplik) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.) * çözündüğü çözeltiden izole edilmiş

liyotironin : lat., gre. * laevus (sol, sol yönlü, sola döndürücü, L-izomer) (lat.) + ioeides, iodos (mor, menekşe renkli, morumsu, iyotla ilişkili) (ion (menekşe) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) ) (gre.); yavd (ara.), iodum (lat.) + thyreos (kalkan) (gre.) + ine (kimyasal madde eki) (lat.) * vücudun metabolizma hızını ve enerjisini düzenleyen, tiroid bezinin yeterince çalışmadığı durumların tedavisinde kullanılan, tiroid hormonu triiyodotironinin (T3) sentetik (yapay) bir formu (C15H12I3NO4),

liyy : ara. * laviya (bükmek, çevirmek, eğmek, yönünü saptırmak) * bükülme, kıvrılma, yön değiştirme, liva

lizam : ara. * lazama (gerekli olmak, gerekmek, ihtiyaç duyulmak, lazım olmak, ayrılmamak, bağlı kalmak), ilzam (gereklilik, lazım olma durumu) * gerekli olma, lazım olma, lüzumlu olma; ıstırap, acı; ölüm

lizbon : fen. * alis (güvenli) + ubbo (liman) * güvenli liman; Portekiz'in, Atlantik kıyısındaki başkenti

lizin : gre., lat. * lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * vücutta normal büyüme, kas gelişimi, doku onarımı ve karnitin üretimi için gerekli olan, pozitif yüklü yan zincire sahip temel bir α-aminosiklet aminoasidi (C6H14N2O2)

lizis : gre. * lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) * erime; ateşin yavaş yavaş düşmesi; hücre zarının veya bakteriyel hücre duvarının yıkımı, hücresel içeriğinin salınımı ve hücrenin ölümü

lizofosfatidilkolin : gre. * lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (luein, lyein (serbest bırakmak, gevşetmek, bağı çözmek, salmak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) + phosphate (gübre olarak kullanılan, fosforik asidin tuzu veya esteri, fosfat) (phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, getirmek), pheros (taşıyan, getiren) ) (gre.) + atum, ate (asidin tuzu veya esterini belirten ek) ) + idyl (türev eki) (lat.) + kholin (safra maddesi) (khole (safra; sarı) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) (gre.) * hücre membranlarında bulunan, membran yapısının düzenlenmesinde, lipit metabolizmasında ve sinyal iletiminde rol oynayan, tek bir yağ asidi zinciri kaybetmiş olan fosfolipit sınıfına ait fosfatidilkolin türevi molekül, lizolesitin

lizojeni : gre. * lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) + genesis (yaratım, oluşum, üretim, doğurma, doğum, ortaya çıkarma, meydana getirme) * bakteriyofajların konak hücre içinde çoğalıp, sonunda hücrenin parçalanmasına yol açarak yeni virüslerin serbest kalmasını sağlayan yaşam döngüsü biçimi

lizojenik : gre. * lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) + genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * lizojeni ile ilgili

lizol : gre., lat. * lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (gre.) + ol (alkol grubu) (lat.) * bakterileri ve mantarları hücre duvarlarını parçalayarak öldüren, temizlik ve sanitasyon amaçlı kullanılan fenol (C6H5OH) bazlı, güçlü antimikrobiyal özellik taşıyan kresol türevleri içeren bir sıvı dezenfektan karışımının ticari ismi (C7H8O)

lizolesitin : gre. * lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) + lekithos (yumurta sarısı) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * özellikle bir yağ asidi zincirinin kaybolmasıyla oluşan, hücre membranının esnekliğinde ve lipid metabolizmasında rol oynayan membran yapısındaki fosfolipitlerin bir türevi (C42H80NO8P (örnek bir palmitoil lizofosfatidilkolin) )

lizozim : gre. * lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) + enzumos, enzymos (mayalanmış, mayalı) (en (iç, içine, içinde, içeri) + zume, zumos, zymos (hamur, maya, etki) ) (gre); zyme (enzim eki) (lat.) * tükürük, gözyaşı ve yumurta akı gibi vücut sıvılarında bulunan, bakteri hücre duvarını parçalayan ve mikroorganizmaları öldüren doğal enzim (tavuk yumurtası akı lizozimi (C613H959N193O185S10)

lizozom : gre. * lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) + soma (gövde, beden, vücut, cüsse) * hücre içinde sindirim ve atık yönetiminden sorumlu olan, hücrede yaşlanmış organelleri, yabancı partikülleri ve makromolekülleri parçalayarak geri dönüştüren enzimlerle dolu küçük organel

lizöz : gre., lat. * lysis (gevşeme, çözülme, çözünme, parçalanma, ayrışma, serbest kalma, yıkım) (gre.) + osus (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) * hücrede veya biyolojik sistemde parçalama veya çözülme özelliği gösteren, özellikle lizozomlar tarafından gerçekleştirilen yıkıcı etkiye sahip olan (yapı veya madde)

ljubljana : slo. * ljubija, ljubla (sevgi; sevgili yer) (ljub (sevgi, sevmek) + ija (yer eki) ) * Slovenya'nın başkenti

LLM : ing * large (büyük) + language (dil) + model (model) * çok büyük metin verileriyle eğitilmiş, doğal dili anlayıp üretebilen yapay zeka modeli

lob : gre., lat. * lobos (yuvarlak çıkıntı, yuvarlak parça) (gre.); lobus (lob) (lat.) * anatomide organ veya dokunun yuvarlak veya çıkıntılı bölümü (örneğin beyinde karar verme, duygu ve hareketleri yöneten 4 temel kısımdan (frontal, parietal, temporal, oksipital) her biri, akciğer lobu veya kulak memesi)

lobachevski geometrisi : rus., gre., tür. * lobachevski (Rus matematikçi Nikolay Lobachevski'nin soyadından) (rus.) + geometria (yer ölçümlemesi; şekilleri inceleyen matematik dalı) (ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) + metria (ölçüm, ölçme) (metros, metron (ölçü) + ia (isim, yer ve durum eki) ) (gre.) + si (iyelik eki) (tür.) * paralel postülatının yerine “bir noktadan geçen sonsuz sayıda paralel doğrular vardır” önermesini koyan, hiperbolik geometri olarak da bilinen, açılar ve üçgenler Öklid geometrisinden farklı kurallara göre hesaplanan, Öklidyen olmayan geometri türü

lobamba : swa. * lo (ilgi ve yer eki) + mamba (zehirli yılan; nehir ismi) * Esvatini'nin başkenti

lobar : gre., lat. * lobos (yuvarlak çıkıntı, yuvarlak parça) (gre.); lobus (lob) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * organ veya dokunun lob veya dilimlerinden biriyle ilgili olan (özellikle akciğer veya beyin loblarını tanımlamada kullanılan tıbbi terim)

lobektomi : gre., lat. * lobos (yuvarlak çıkıntı, yuvarlak parça) (gre.); lobus (lob) (lat.) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * bir organın (örneğin akciğer veya beyin lobu) lob veya dilimlerinden birinin cerrahi olarak çıkarılması işlemi

lobelia : fra., lat. * l'Obel (Belçikalı botanikçi Mathias de l’Obel’in soyadından) (fra.) + ia (isim yapım eki) (lat.) * çan çiçeğigiller (Campanulaceae) familyasına ait, genellikle mavi, mor veya beyaz renkli çiçekler açan, hem süs bitkisi olarak yetiştirilen hem de geleneksel tıpta solunum yolu rahatsızlıklarının tedavisinde kullanılan bir bitki cinsi

lobeliaceae : lat. * l'Obel (Belçikalı botanikçi Mathias de l’Obel’in soyadından) + ia (isim yapım eki) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * çan çiçeğigiller (Campanulaceae) ailesi içinde yer alan, ılıman ve tropikal bölgelerinde yayılım gösteren, genellikle mavi, mor veya beyaz renkli, çan şekline benzer gösterişli çiçekler açan bitkileri içeren bir çiçekli bitki familyası, lobelyagiller

lobelya : fra., lat. * l'Obel (Belçikalı botanikçi Mathias de l’Obel’in soyadından) (fra.) + ia (isim yapım eki) (lat.) * çan çiçeğigiller (Campanulaceae) familyasına ait, genellikle mavi, mor veya beyaz renkli çiçekler açan, hem süs bitkisi olarak yetiştirilen hem de geleneksel tıpta solunum yolu rahatsızlıklarının tedavisinde kullanılan bir bitki cinsi

lober : gre., lat. * lobos (yuvarlak çıkıntı, yuvarlak parça, kulak memesi, beyin lobu) (gre.); lobus (lob) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * bir lobla, özellikle de akciğerin tüm lobuyla ilgili veya onu etkileyen

lober pnömoni : gre., lat. * lobos (yuvarlak çıkıntı, yuvarlak parça, kulak memesi, beyin lobu) (gre.); lobus (lob) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + pneomonia (pneumos (nefes, soluk, hava, ruh; akciğer) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * genellikle bakteriyel kaynaklı, ani başlangıçlı ve yüksek ateşle seyreden, akciğer lobunun geniş ve sürekli bir alanını etkileyen konsolidasyonla sonuçlanan intra-alveolar boşlukta inflamatuar eksüda ile karakterize bir pnömoni (zatürre) türü

lobi : fra. * lobie, lobbe (üstü kapalı geçit, galeri, koridor) * bir binanın girişinde veya ana bölümlere geçişte yer alan, insanların beklediği, toplandığı veya yönlendirildiği geniş ortak alan; otel, tiyatro veya resmi binalarda girişte bulunan, bekleme ve karşılaşma alanı, giriş holü, koridor; etki sağlamak için girişimde bulunulan topluluk veya grup; yasama organları üzerinde etki sağlamak için girişim ve baskı yapan grup

lobomikoz : gre., lat. * lobos (yuvarlak çıkıntı, yuvarlak parça, kulak memesi, beyin lobu) (gre.); lobus (lat.) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * cilt, mukoz veya subkutan dokuda granülomatöz lezyonlara yol açan, özellikle Brezilya ve Güney Amerika’da görülen kronik fungal enfeksiyon

lobotomi : gre., lat. * lobos (yuvarlak çıkıntı, yuvarlak parça, kulak memesi, beyin lobu) (gre.); lobus (lat.) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * beynin frontal loblarının sinir bağlantılarının cerrahi olarak kesilmesi yoluyla yapılan, psikiyatrik hastalıkların (şiddetli depresyon, şizofreni veya ağır anksiyete vb.) tedavisinde tarihi olarak uygulanan işlem

lobular : gre., lat. * lobos (yuvarlak çıkıntı, yuvarlak parça, kulak memesi, beyin lobu) (gre.); lobus + ula, ulum, ulus (küçültme eki) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * bir organ veya dokunun lob veya dilimlerinden biriyle ilgili olan (özellikle akciğer, karaciğer veya meme dokusundaki lobları tanımlamak için kullanılan terim)

lobularia : lat. * lobulus (küçük lop) + aria (aitlik eki) * Brassicaceae familyasına ait, alyssum olarak bilinen yer örtücü bitki cinsi

lobut : ara. * nebbut (kısa kalın sopa, kargı) * kısa, kalın ve düzgün sopa; kol gücünü geliştirmeye yarayan, gürgenden jimnastik aracı; kaba saba, incelikten yoksun (kimse) (halk ağzı)

lobül : gre., lat. * lobos (yuvarlak çıkıntı, yuvarlak parça, kulak memesi, beyin lobu) (gre.); lobus + ula, ulum, ulus (küçültme eki) (lat.) * bir organ veya dokudaki lobun daha küçük alt birimi (özellikle akciğer, karaciğer veya meme dokusunda lobları oluşturan alt bölümler)

lobülasyon : gre., lat. * lobulare (yuvarlak ve çıkıntılı sekil alma, loblaşmak) (lobos (yuvarlak çıkıntı, yuvarlak parça, kulak memesi, beyin lobu) (gre.); lobus + ula, ulum, ulus (küçültme eki) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.) * bir organ veya dokunun loblara ayrılmış olma veya lob benzeri küçük bölümlere sahip olma durumu (özellikle akciğer, karaciğer veya meme dokusundaki yapıların morfolojik düzenini tanımlamak için kullanılır.)

lobüle : gre., lat. * lobulare (yuvarlak ve çıkıntılı sekil alma, loblaşmak) (lobos (yuvarlak çıkıntı, yuvarlak parça, kulak memesi, beyin lobu) (gre.); lobus + ula, ulum, ulus (küçültme eki) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); lobulé (fra) * yuvarlak ve çıkıntılı sekil almış, loblaşmış, loblara ayrılmış

lobüler : gre., lat. * lobos (yuvarlak çıkıntı, yuvarlak parça, kulak memesi, beyin lobu) (gre.); lobus + ula, ulum, ulus (küçültme eki) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * bir organ veya dokunun lob veya dilimlerinden biriyle ilgili olan (özellikle akciğer, karaciğer veya meme dokusundaki lobları tanımlamak için kullanılan terim)

loca : lat. * locus, locum (yer, mekan, konum, mevki, pozisyon) * yer, mekan, konum veya alan; antik Roma’da fiziksel alan veya yerleşim birimi; Mason cemiyetinin genellikle bölge, il veya ilçe ismine göre oluşturulmuş mahfilleri

lock : ing. * lock (kilit, kilitlemek, kapatmak) * kapı, kasa, mekanizma veya dijital bir sistemi güvenlik amacıyla kapatan ve açılması için anahtar veya şifre gerektiren araç

locked in sendromu : ing., gre., tür. * locked (kilitlenmiş, kilitli) + in (iç, içte, içeride, içinde) (ing.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * tam bilinç ve bilişsel işlevlerin korunduğu, ancak istemli kas hareketlerinin çoğunun kaybolduğu, hastaların genellikle sadece göz hareketleri veya kırpma ile iletişim kurabildikleri nörolojik durum

locusta : lat. * locusta (çekirge; yengeç) * özellikle Orta Çağ ve klasik çağlarda tarım alanlarına büyük zarar veren, kısa kanatlı veya uzun kanatlı çekirge türlerini ifade eden isim; 1. yüzyılda Roma'da yaşamış olan, her gün bir parça zehir içtiği ve bu yüzden de bir süre sonra o dönemde bilinen tüm zehirlere karşı bağışıklık kazandığı söylenen ünlü profesyonel kadın zehirci

loça : far. * loça (delik) * gemilerin baş bodoslamalarının her iki yanında bulunan ve çapa zincirlerinin geçmesine yarayan, çapayı içine alabilen delik; gemilerde yelkenlerin veya halatların bağlandığı, güverte üzerinde kullanılan kalın tahta direk veya direk üstü yapı (bazen küçük açık güverte alanı anlamında da kullanılır.) (Loch (delik) (alm.) )

loda : ita. * loda (yük, yığın; gemide yükleme yeri) * yığın, demet; gemilerde yüklerin konulduğu iç bölüm veya ambar; gemilerde kullanılan, yük veya mal taşıma amacıyla yapılan küçük tekne veya sandal; iç yükleme bölgesi (load, laden (yüklemek) (ing., alm.) )

lodikül : lat. * lodicula (küçük pul, küçük örtü) (lodix, lodicis (örtü, yatak örtüsü, örtü bezi) + ulum, ula (küçültme eki) ) * özellikle buğdaygillerde (Poaceae) çiçeğin tabanında bulunan, çiçeklenme sırasında şişerek çiçek kavuzlarını açılmaya zorlayan küçük pul biçimli yapı

lodoksamid : lat. * lod (iyot içeren, halojen eki) (lat.) + oxamide (çift amid grubu içeren organik bileşik) (oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + amide (amonyaktan bir hidrojen atomunun bir asil grubu (R–CO–) ile değiştirilmesiyle elde edilen, R-CONH2 grubunu içeren bir organik bileşik) (lat.) * gözde oluşan alerjik konjonktivit tedavisinde kullanılan sentetik mast hücre stabilizatörü (C11H8Cl3N3O4)

lodos : gre. * notos (güney rüzgarı) * güney veya güneybatı yönünden esen, çoğu zaman kuru ve sıcak, bazen yağış getiren rüzgar

log : ing. * log (kayıt, kayıt defteri; odun kütlesi, kütük) * olayların, verilerin veya işlemlerin düzenli biçimde kaydedildiği kayıt veya kayıt tutma işlemi; sistem olaylarının ve işlemlerinin izlenmesi amacıyla tutulan zaman damgalı kayıt verileri

loganiaceae : lat. * logan (Avustralyalı botanikçi Patrick Logan'ın soyadından) (ing.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * Gentianales takımına ait, genellikle tropikal bölgelerde yetişen odunsu bitkiler, çalılar ve sarmaşıklardan oluşan bir çiçekli bitki familyası, loğusaotugiller

logaritma : gre. * logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + arithmos (rakam, sayı) * matematikte büyük çarpmaları, bölmeleri, kök ve kuvvet alışları kolaylıkla yapabilmeyi sağlayan ve bir sayının üssünü (kuvvetini) bulmaya yarayan bir sayısal fonksiyon modeli (örnek 10^3 = 1000 olduğundan log10 (log 10 tabanına göre) 1000 = 3)

logaritmik : gre. * logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + arithmos (rakam, sayı) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * logaritma ile ilgili

logo : gre. * logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * bir marka, kurum, kuruluş, şirket, oluşum, topluluk veya fikri temsil eden ve içerisinde grafiksel ögeleri barındıran sembol veya şekillere verilen isim

logokloni : gre. * logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + klonia (sarsılma durumu, titreme durumu, kasılma durumu) (klonein (sarsmak, çalkalamak, yerinden oynatmak, titretmek), klonos (şiddetli hareket, sarsıntı, titreme, çalkantı, kasılma) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kelimelerin hecelerinin veya son kısımlarının istemsiz biçimde tekrarlanmasıyla karakterize konuşma bozukluğu

logoloji : gre. * logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bilimin kendisini, bilimsel araştırmanın yöntemlerini, yapısını, tarihini, ilkelerini ve bilim insanlarının çalışmalarını inceleyen disiplin, bilim bilimi

logore : gre. * logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + rhein (akmak, dökülmek, yağmak) * bireyin kontrolsüz, hızlı, durmaksızın ve çoğu zaman mantıksal bağlantıdan yoksun şekilde konuşmasıyla karakterize patolojik bir konuşma bozukluğu, söz ishali (verbal diarrhea)

logos : gre. * legein (söylemek, konuşmak, kelam etmek, anlatmak) * kelime, kelam, söylem, söz, bilgi

loğ : tür. * loğ (taş silindir) * toprak damın, yolun, harman yerinin gevşeyen toprağını bastırmak, pekiştirmek veya tarlada sürülmüş toprak topaklarını ezmek için kullanılan taş silindir

loheksol : lat. * lo (ön ek) + hex- (altı) + ol (alkol grubu) * sentetik veya farmasötik bileşik olarak laboratuvar uygulamalarında ve X-ışını görüntülemesinde kullanılan altı karbonlu alkol veya türevi olan bir kontrast maddesi (C19H26I3N3O9)

lohusa : gre. * lehousa (doğurmuş kadın) (lehomein, lehomai (yatmak, çocuk doğurmak (mecazi) ), loheia (çocuk doğurma) * doğum yaptıktan sonra belirli bir süre (genellikle 40 gün) boyunca beden ve hormon dengesini yeniden kazanmaya çalışan, bu dönemde özel bakım ve korunma gerektiren kadın (bu süreçte rahim eski haline döner, lohusalık kanaması (loşi) görülür ve anne bağışıklığı zayıf olur, bu yüzden hem tıbbi hem de kültürel açıdan özel uygulamalara tabidir.)

loj : lat., fra. * locum (yer, mekan, konum, mevki, pozisyon) (lat.); loge (yerleşim birimi, yerleşim yeri, bölge; baraka, kulübe, oda), loger (barındırmak, yerleştirmek) * küçük depo, ambar veya mal saklama yeri; ilaç, tıbbi malzeme veya malzeme deposu

lojik : gre. * legein, lego (söylemek, konuşmak), logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * doğru, akla uygun düşünme yetisi ve yolu, mantık; akıl yürütmede, düşüncede doğruluk, düzgünlük, tutarlılık

lojistik : lat., fra. * locum (yer, mekan, yerleşim birimi, yerleşim yeri, bölge; baraka, kulübe, oda) + ista (yapan, eden eki) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); logistique (fra.) * ordunun ihtiyacı olan techizatın ve malzemenin tedariki, temini, sevkiyatı ve depolanması süreci; mal, insan ve hizmetlerin planlanması, taşınması ve yönetimiyle ilgili süreçlerin genel ismi; ürünlerin, hizmetlerin ve bilgilerin başlangıç noktasından tüketiciye kadar etkili ve verimli bir şekilde taşınması ve depolanması süreci

lojman : lat., fra. * locare (yerleştirmek, konumlamak) (locum (yer, mekan, konum, mevki, pozisyon) + are (fiil mastar eki) ) + mentum (isim yapım eki) (lat.); logement (fra.) * yerleşim yeri, konut; bir kuruluşun, görevlilerine, işçilerine parasız veya az bir kira karşılığı oturmaları için sağladığı, verdiği konut

lok : far. * lauk (küçük havuz, gölet) * düzeyleri birbirinden farklı iki su bölgesi arasında gemileri, suyun birinden ötekine aşırmak için yapılmış ara havuz; genellikle bahçe, saray veya av alanlarında kullanılan, balık besleme veya süsleme amacıyla yapılan, suyun toplandığı küçük yapay havuz veya gölet

lokal : lat. * locus, locum (yer, mekan, konum, mevki, pozisyon) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yerel; belirli bir yer, konum veya mekan ile ilgili; özellikle işyeri, işletme, spor tesisi veya topluluk faaliyetlerinin yapıldığı alan

lokalizasyon : lat. * locus, locum (yer, konum, mevki, pozisyon) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) * bir nesnenin, kişinin veya olayın tam olarak konumunun belirlenmesi, yerleşim veya konumlandırma işlemi; yerel hale getirme, yerelleştirme

lokalize : lat. * localizatus (locus, locum (yer, konum, mevki, pozisyon) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tus (geçmiş zaman ve isim yapım eki) ) (lat.); localisé (fra.) * belirli bir yer veya bölge ile sınırlı, sınırlandırılmış veya belirli bir konumda gerçekleşen; belirli bir alana, yere, bölgeye özgü hale gelmiş veya getirilmiş

lokalizer : lat., ing. * locus, locum (yer, konum, mevki, pozisyon) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek), izatus (dönüştürülmüş, kılınmış, hale getirilmiş) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat); localizer (ing.) * yer belirleyici; havaalanındaki pist yüzeyinde, yatay yönde ve iniş istikametinin aksi yönünde yayın yapmakta olan teçhizat; gözdeki yabancı cismin yerini tespit eden cihaz

lokanta : lat. * locare (yerleştirmek, konumlamak, tahsis etmek) (locus, locum (yer, konum, mevki, pozisyon) + are (fiil mastar eki) ) + anda (gerekli olan, yapılması gereken eki) * halka yemek servisi yapılan, oturma alanı bulunan işyeri, restoran

lokasyon : lat. * locatio (locare (yerleştirmek, konumlamak, tahsis etmek) (locus, locum (yer, konum, mevki, pozisyon) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) ) * konum, yer, mevki, mekan

lokatif : lat. * locatio (locare (yerleştirmek, konumlamak, tahsis etmek) (locus, locum (yer, konum, mevki, pozisyon) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait) * bulucu, yer belirleyici, bulma ve yer belirleme ile ilgili hal

lokavt : ing. * lock (kilit; kilitlemek) + out (dış, dışarı, dışarıda) * kilitleme, işyeri kapatma; işveren tarafından işçilerin işyerine girmesinin geçici olarak engellenmesi; toplu iş sözleşmesi veya iş anlaşmazlığı durumlarında işverenin uyguladığı çalışma durdurma veya erişim engeli yöntemi

lokma : ara. * lukma (bir ağızlık, bir yudumluk, bir yutumluk, bir parça yemek) * ağza bir defada götürülebilecek, bir defada çiğnenebilecek büyüklükte yiyecek parçası; mayalı hamuru lokmalar durumunda kızgın yağda kızarttıktan sonra şeker şerbetine atarak yapılan bir hamur tatlısı

lokman : ara. * luk (bilgi) + man (-li olan, kimse); lukma (parça) * bilge, bilgili kişi, akıllı ve hikmet sahibi kişi; Kur’an’ın 31. suresinin ismi ve Kur’an’da ismi geçen bilge şahsiyet (Lokman Hekim) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) (gre.); log (günlük, kütük) (ing.) )

lokman ruhu : ara., tür. * lokman (bilge, bilgili kişi) (lok (bilgi) + man (yapan, eden kimse); lukma (parça) ) + ruh (maddenin canlı ve idrakli (bilinçli) varlık olmasını sağlayan tesir; nefes, can, hayat cevheri, tin, yaşam enerjisi, bilinç) (ara.) + u (iyelik eki) (tür.) * varsayımsal bir ortam olan, ışığın vakumda yayılmasına yarayan ve R-O-R olarak belirtilen fonksiyonel grup, eter

lokomobil : lat. * locus, locum (yer, konum, mevki, pozisyon) + mobilis (hareketli, hareket edebilir) movere (hareket etmek, devinmek, kımıldamak, kıpırdamak) + ibilis (yapılabilirlik ve mümkün olma eki) ) * bir enerji kaynağı bulunmayan yerlerde, özellikle tarım alanında harman makinelerini çalıştırmak için kullanılan, istenilen yere çekilebilecek biçimde dört tekerlek üzerine kurulu patlamalı motor

lokomosyon : lat. * locus, locum (yer, konum, mevki, pozisyon) + motio (hareket, kımıldama, değişim) (movere (hareket etmek, yer değiştirmek, kımıldamak, kıpırdamak, devinmek) + tio (isim yapım eki) ) * bir varlığın veya nesnenin yer değiştirme, hareket etme yeteneği veya süreci; vücudun yürüme, koşma, zıplama, yüzme vb. gibi çeşitli hareketleri

lokomotif : lat. * locus, locum (yer, konum, mevki, pozisyon) + movere (hareket etmek, yer değiştirmek, kımıldamak, kıpırdamak, devinmek), motus (hareket, kımıldama, devinim, değişim) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kendi gücüyle hareket eden, genellikle tren veya araçları çeken motorlu taşıt; modern demiryolu teknolojisinde çekici ve itici güç sağlayan makine

lokomotor : lat. * locus, locum (yer, konum, mevki, pozisyon) + motor (movere (hareket etmek, yer değiştirmek, kımıldamak, kıpırdamak, devinmek), motus (hareket, kımıldama, devinim, değişim) + or (-cı, yapan, eden eki) ) * canlılarda hareketi sağlayan kas, sinir veya iskelet sistemi ile ilgili, hareket ettiren yapıları veya işlevleri tanımlayan terim

lokorejyonel : lat. * locus, locum (yer, konum, mevki) + regionis, region (bölge, alan, yön) (regere (yönetmek, yönlendirmek, hükmetmek) + ionis, ion (isim yapım eki) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait) * tıp ve cerrahide bir hastalığın veya tedavinin belirli bir yer ve bölgeyle sınırlı olduğunu ifade eden terim (örneğin tümör veya enfeksiyonun lokal ve bölgesel dağılımını tanımlar.)

loksapin : lat. * loxo (çapraz, eğik yapıyı ifade eden organik kimya öneki) + sapine, apine (türetilmiş alkaloid veya farmasötik bileşik adı) * antipsikotik özellik taşıyan, genellikle şizofreni ve diğer psikiyatrik bozuklukların tedavisinde kullanılan sentetik farmasötik bileşik (C18H18CIN3O)

lokum : ara. * lukma (parça), lukum (parçalar) * şekerli nişasta eriyiğini pişregion, irip hafif ağdalaştırarak, içine cinsine göre fındık, fıstık, badem içi gibi kuruyemişler, meyve özleri vb. konularak yapılan, küçük küpler veya dikdörtgenler biçiminde kesilen, üstüne hindistancevizi talaşı serpilen bir tür şekerleme (locum, locus (yer, konum, mevki, pozisyon) (lat.), log (kütük) (ing.) )

lokus : lat. * locum, locus (yer, konum, mevki, pozisyon) * bir nesnenin, olayın veya organizmanın belirli fiziksel veya soyut konumu; bir genin, bu genin alellerinden birinin veya bir DNA dizisinin kromozom üzerinde düşünüldüğü yer veya DNA üzerindeki fiziksel özel konumu

lokus koruleus : lat. * locus (yer, konum, mevki) + caeruleum, caeruleus, coeruleum, coeruleus (mavi, lacivert) * beyin sapında yer alan, ismini renginden alan ve norepinefrin üreten çekirdek

loküle : lat. * loculatus (loculare (locum, locus (yer, konum, mevki, pozisyon) + ulus, ula (küçültme eki) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); localisé (fra.) * göz-göz, küçük boşluklar veya bölmelerden oluşan

lokülisidal : lat. * loculus (küçük bölme, bölmecik) (locum, locus (yer, konum, mevki, pozisyon) + ulus, ula (küçültme eki) ) + caedere, cidere (kesmek, yarmak, parçalamak, doğramak, vurmak, çarpmak; öldürmek), cidium (kesme, yarma, doğrama, vurma; öldürme) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * meyve veya kapsül gibi bitki yapılarının, loküllerin (tohum bölmelerinin) bulunduğu yerlerden açılarak çatlaması biçimindeki yarılma ile ilgili

loliginidae : lat. * loligo (kalamar) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * kıyı kalamarlarını (squid) kapsayan kafadanbacaklılar (Cephalopoda) familyası

lolipop : ing. * lolly (tatlı, şeker) + pop (patlamak, çıtırdamak) * çubuğa takılmış, genellikle şekerden veya karamelden yapılan şekerleme türü

lolita : isp. * lolita (Dolores isminin küçültme hali) * ergen kız; sevimli veya küçük kız; Rus yazar Vladimir Nabokov’un 1955 tarihli romanı Lolita ile ün kazanmış kelime

lolo : tür. * lo (ses tekrarlamalı onomatopeik kelime) + lo * bize de yutturamazsın ya! Bizi de mi aldatmaya kalkışıyorsun? Senin dalaverelerini biliriz! anlamında kullanılan bize de mi lolo? deyiminde geçen kelime

lombar : gre. * rombos (eşkenar dörtgen), rombari (gemi penceresi) * gemi bordalarında, küpeştelerinde bulunan, top namlularının geçmesine, kamaraların havalandırılmasına veya giriş çıkışa yarayan dörtgen biçiminde delik

lomber : lat. * lumbus (bel; bel bölgesi) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bel bölgesi ile ilgili, bel omurları, kasları veya bel bölgesine ait; omurlardan meydana gelen omurilik üzerinde, 4. ve 5. bel omurları arasında meydana gelen fıtığın bulunduğu yer

lomber lordozis : lat., gre. * lumbus (bel; bel bölgesi) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + lordosis (eğrilme, bükülme, kıvrılma) (lordein, lordo (içe doğru eğmek, kıvırmak; eğilmek, içe doğru kıvrılmak, bükülmek) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) (gre.) * bel bölgesinde omurganın öne doğru normal kıvrımı; lomber omurların doğal lordotik eğriliği

lomber ponksiyon : lat. * lumbus (bel; bel bölgesi, fileto) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + punctus (nokta, işaret, delik), punctio (delme, deliş) (pungere (delmek, batırmak) + tio (isim eki) ) * bel delme; bel bölgesinden beyin omurilik sıvısı (BOS) örneği alınarak biyokimyasal, mikrobiyolojik ve sitolojik inceleme yapılması işlemi

lomboz : gre. * rhombari, rhombos (döner ağırlık, çıkrık; dörtgen şekil, fırıldak; gemi penceresi, küpeştede top atış deliği) * dairesel hareket, dönme hareketi; dönen top; büyücülerin kullandığı sihirli tekerlek; tef geometrik eşkenar dörtgen; gemi penceresi, küpeştede top atış deliği; gemilerde, deniz taşıtlarında su geçirmez, yuvarlak pencere veya gözlem deliği; ayrıca denizcilikte ışık veya hava sağlamak amacıyla kullanılan küçük cam pencere

lomé : ewe. * lo, alo (orman, çalı, ağaçlık alan) + mé (iç, merkez, yerin iç kısmı) * Togo'nun başkenti

lomitapid : lat. * lomi (farmasötik ön ek) + tapid (mikrozomal trigliserit transfer proteinini (MTP / microsomal triglyceride transfer protein) ) + * genetik geçişli aşırı kolesterol yüksekliği (homozigot ailesel hiperkolesterolemi) tedavisinde kullanılan, karaciğer ve bağırsaklardaki mikrozomal trigliserit transfer proteinini (MTP) engelleyerek kötü kolesterol (LDL) ve trigliserit üretimini azaltan etkili bir ilaç etken maddesi (C39H37F6N3O2 )

lomustin : lat. * lomus (farmasötik ön ek) + tin (nitrojenli bileşik eki) * kanser tedavisinde ve genellikle beyin tümörleri ve Hodgkin lenfoma gibi hastalıkların tedavisinde kullanılan nitrozüre sınıfından alkilleyici bir kemoterapi ilacının etken maddesi (C9H16ClN3O2)

lonafarnib : lat. * lona (farmasötik ön ek) + farnib (farnesil transferaz inhibitörü sınıfı belirteci) * erken yaşlanma hastalığı olarak bilinen Hutchinson-Gilford Progeria Sendromu ve benzer progeroid sendromlarda ölüm riskini azaltmak için kullanılan, farnesiltransferaz inhibitörü sınıfına ait özel bir ağızdan alınan (oral) ilacın etken maddesi (C27H31Br2ClN4O2)

lonca : lat., ita. * locum, locus (yer, konum, mevki, pozisyon) (lat.); loggia (loca, küçük ve kapalı oturma alanı) (ita.) * belli bir iş esnafının, meslek çıkarlarını korumak için, usta, kalfa ve çırak olarak bir pirin, başkanın yönetiminde oluşturdukları, meslek derneği, mason locası (lodge, loge, Loge (kulübe, loca, odacık) (ing.), lounge (salon) (ing.) )

lonchocarpus : gre. * lonche (mızrak) + karpos (meyve, tohum) * Fabaceae familyasına ait, tropik bölgelerde yetişen ağaç ve çalı cinsi

london dispersiyon kuvveti : ing., lat., ara., tür. * london (Alman asıllı, daha sonra ABD vatandaşı olan kuantum kimyacı ve teorik fizikçi Fritz London'in soyadından) (ing.) + dispersio (saçma, dağıtma, yayma) (lat.) + kuvvet (güç, kudret) (ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * birbirine yakın iki atom veya molekül arasındaki zayıf bir moleküller arası kuvvet; van der Waals kuvvetlerinin en zayıfı olan ve sıcaklık düştükçe polar olmayan atomların veya moleküllerin sıvı veya katı hale yoğunlaşmasına neden olan kuvvet

londra : kel., lat. * londinos (vahşi, cesur) (kel.) + ium (yer eki) (lat.) * Birleşik Krallık'ın (İngiltere) başkenti

longa : lat. * long, longus (uzun) + a (dişil eki) * Ortaçağ ve Rönesans müziğinde en uzun nota değeri

longaz : gre. * longas (koruluk, fundalık, çukur alan) * derinleşmiş, içbükeyleşmiş veya çukurlaşmış arazi parçası, özellikle tabanında su biriken yahut bitki örtüsüyle dolan doğal oyuk ve çöküntü yer; deniz veya ırmaklarda birdenbire derinleşen yer

longevity : lat., ing. * longus (uzun) + vitas (hayat, yaşam, dirim, ömür) (aevum (ömür, çağ, yaşam süresi, yaşam, hayat, canlılık, dirim) + itas (isim yapım ve durum eki) ) * bir insanın, canlının veya sistemin normalden daha uzun süre yaşaması veya işlevini sürdürmesi; uzun ömürlülük, uzun yaşam

longoz : lat. * longus (uzun) * suya bağlı uzun bataklık alan; suyla kaplı, genellikle alüvyal ormanlarla çevrili, taşkın alanlarda oluşan geniş bataklık orman veya göl ekosistemi, subasar

longplay : ing. * long (uzun) + play (oyun; oynamak, çalmak) * müzik ve kayıt teknolojisinde, özellikle 33 1/3 RPM hızında ve uzun süreli müzik kaydı içeren plak veya albüm türü, uzunçalar

lonicera : lat. * Lonicer (Alman botanikçi Adam Lonicer) + ia (isim yapım eki) * Caprifoliaceae familyasına ait, hanımeli olarak bilinen sarılıcı ve çalı cinsi

lonjitüd : lat. * longus (uzun) + tudo, tude (durum, nitelik eki) * doğu-batı yönünde bir konumun derecesel uzunluğu ve meridyenler boyunca ölçülen coğrafi koordinat

lonjitüdinal : lat. * longus (uzun) + tudo, tude (durum, nitelik eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * uzun eksen boyunca veya uzunluk yönünde uzanan, özellikle anatomide, mühendislikte veya fiziksel ölçümlerde eksen boyunca olan (yapı veya hareket), uzunlamasına, boyuna, boylamsal

loop : ing. * loop (döngü, halka, dönüş, ilmik, ilmek) * müzikte veya bilgisayar biliminde yinelenen döngü, tekrar eden süreç veya kapalı devre; ilmek, halka

lop : gre. * lobos (yuvarlak çıkıntı, yuvarlak parça, kulak memesi, beyin lobu) (gre.); lobus (lat.) * yumuşak, yuvarlak ve irice; akciğer, karaciğer, beyin gibi organlarda, yarıklarla birbirinden ayrılmış parçaların her biri

loperamid : lat. * lo (lokal etki veya türev öneki) + peramide (sentetik kimyasal yapı, amilid türevi) * bağırsak hareketlerini yavaşlatan, ishal tedavisinde kullanılan sentetik opioid antidiarrheal farmasötik bileşik (C29H33ClN2O2)

lophius : gre., lat. * lophion (tepeli veya çıkıntılı balık, deniz canavarı) (loph (tepe, çıkıntı, sivri çıkıntı) + ion (küçültme veya türetme eki) * denizlerde yaşayan, geniş başlı, yassı ve genellikle dipte yaşayan, avını bekleyen balık türü; bazı türleri yamyam balık

lophophora : gre. * lophos (tepe) + pherein (taşımak, götürmek), phoros, phoron (taşıyıcı, götürücü, iletici) * Cactaceae (kaktüsgiller) familyasına ait, diken içermeyen, düğme kaktüsleri kapsayan cinstir

lopinavir : lat. * lopi (yapay önek) + navir (antiviral proteaz inhibitörü eki) * HIV enfeksiyonu tedavisinde kullanılan antiretroviral proteaz inhibitörü sınıfından ilacın etken maddesi (C37H48N4O5)

lopur : tür. * lopur (yemek yeme veya yutma sesinden ses yansımalı kelime) * yeme veya yutma biçimini belirten onomatopeik kelime (lopur lopur diye sesler çıkararak, oburca anlamında)

lor : far. * lor (taze peynir, çökelek, pıhtı) * süt kaynatıldıktan sonra ortaya çıkan peynir altı suyunun ısıtılıp kesilmesiyle elde edilen beyaz, taze, yumuşak ve tuzsuz bir tür beyazpeynir

LORA : eng. * long (uzun) + range (menzil) * özellikle IOT (Şeylerin / Nesnelerin İnterneti) uygulamalarında veri iletimi amaçlı kullanılan uzun mesafeli, düşük güç tüketimli kablosuz iletişim protokolü ve teknolojisi,

lorakarbef : lat. * lora (marka öneki) + carb (karbacephem halkası) + bef (yapay son ek) * bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde kullanılan oral, sentetik, carbacephem sınıfı antibiyotik (C16H16ClN3O4)

loranthaceae : gre. * loron (kayış, şerit, kuşak) + anthos (çiçek) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * sandal ağacı takımı içerisinde yer alan ve genellikle ağaçlar üzerinde yarı parazit (asalak) olarak yaşayan, klorotipleri sayesinde kendi fotosentezlerini yapabilen, su ve mineralleri ise konak ağaçtan emen, ökse otu benzeri yarı parazit bitkileri içeren çiçekli bitki familyası

loratadin : lat. * lora (marka öneki) + tad (triazolin halkası) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * alerjik rinit, ürtiker ve diğer alerjik reaksiyonların tedavisinde kullanılan oral sentetik antihistaminik, H1 reseptör blokeri C22H23ClN2O2)

lorazepam : lat. * lora (marka öneki) + ze (diazepin halkası) + pam (benzodiazepin son eki) * anksiyete, uykusuzluk ve nöbet bozukluklarının tedavisinde kullanılan oral veya parenteral anksiyolitik ve sedatif sentetik benzodiazepin türevi (C15H10Cl2N2O2)

lord : ing. * leof, love (sevgili, sevilen) + hierd (koruyucu, efendi, sahip) * İngiltere ve bazı diğer İngilizce konuşulan ülkelerde yüksek rütbeli ve soylu erkek; tarihsel olarak toprak sahibi ve aristokrat ünvanı; İngiltere’de, kral veya kraliçe tarafından soylulara verilen ve babadan oğula veya ailenin büyük erkek kişisine geçen soyluluk ünvanı; Lordlar Kamarası üyesi

lordoz : gre. * lordosis (lordein (içe doğru eğmek, kıvırmak; eğilmek, içe doğru kıvrılmak, bükülmek) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * omurganın servikal ve lomber bölgelerinde normal veya anormal olarak öne doğru eğrilik durumu

lorentiyum : ing., lat. * Lawrence (Amerikalı fizikçi Ernest O. Lawrence’ın soyadından) + ium (kimyasal element adı eki) * atom numarası 103 , sembolü Lr olan, kaliforniyum atomlarının bor çekirdekleriyle bombardımanından elde edilen sentezlenmiş yapay radyoaktif aktinit element

lorentz dönüşümleri : hol., tür. * lorentz (Hollandalı fizikçi Hendrik Lorentz’un soyadından) (hol.) + dönüşüm (başkalaşım, değişim) + lar (çoğul eki) + ı (iyelik eki) (tür.) * zaman ve mekanın eşzamanlılıkla birleştiği ölçüm sistemleri arasında tutarlı dönüşümleri sağlayan, özel göreliliğin temel uzay-zaman dönüşümleri

loricariidae : lat. * lorica (kayışlardan yapılmış zırh, göğüslük, metal koruyucu kaplama) (lorum (kayış, deri şerit, kuşak) + icus (ile ilgili, -a ait) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * Güney Amerika ve Panama'daki akarsu ve göllerde yaşayan, vücutlarını örten kemiksi zırh plakaları ve vantuzlu ağız yapıları olan yayın balıkları takımının en büyük ve en geniş familyası, vatoz, pleco

loricariinae : lat. * lorica (kayışlardan yapılmış zırh, göğüslük, metal koruyucu kaplama) (lorum (kayış, deri şerit, kuşak) + icus (ile ilgili, -a ait) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki) * zırhlı emici ağızlı yayın balıklarını içeren Loricariidae familyasına ait olan, tatlı su balıklarının bir alt familyası

lorke : erm. * lorke (bıldırcın) * genellikle Anadolu’nun bazı bölgelerinde oynanan, ritmik hareketler ve topluluk dansı içeren geleneksel halk oyunu

lorlatinib : lat. * lorla (ön ek) + tinib (tyrosine kinase (tirozin kinaz) inhibitörü) (tyrosine (aminoasit) (turos, tyros (peynir) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + kinesis, kinase (kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak) + asis (son ek) ) (gre.) + inhibitor (engelleyici, önleyici, mani olan) (lat.) ) * ALK pozitif metastatik küçük hücreli dışı akciğer kanserinin tedavisinde kullanılan, ALK (anaplastik lenfoma kinaz) ve ROS1 reseptör tirozin kinazlarını inhibe eden bir sinyal transdüksiyon inhibitörü olan sentetik oral ilacın etken maddesi (C21H19FN6O2)

lornoksikam : gre., lat. * lor (ön ek) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + icam (nonsteroid antiinflamatuar ilaç son eki) (lat.) * ağrı, inflamasyon ve ateşin tedavisinde kullanılan oral veya parenteral nitelikli, analjezik ve nonsteroid antiinflamatuar ilacın etken maddesi (C13H10N2O4S2)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...