27 Eylül 2026 Pazar

kils - kolekalsiferol

kils : gre., lat. * khaliks (çakıl, kireç taşı) (gre.); calcis, calx (çakıl taşı, kireç taşı, kalker, kalsiyum karbonat), creta (kireç) (lat.); girac (far.) * kalsiyum karbonattan oluşan, genellikle beyaz veya gri renkli, tortul bir kayaç türü, kalker, kireç

kilüs : gre. * khein (dökmek, akıtmak, fışkırtmak), khylos (sıvı, öz su, sindirilmiş sıvı, salgı, lenfatik yağlı sıvı, şilüs) (gre.); chylus (lat.) * bağırsaklardaki sindirilmiş besinlerin oluşturduğu, içinde besinlerin yağlarından oluşan yağ damlacıkları bulunan süt beyazı lenf sıvısı, akkan, keylus

kilye : ara. * kilya, kilyat (böbrek) * omurganın iki yanında, bel bölgesinde yer alan ve kanı süzerek atık maddeleri idrar yoluyla uzaklaştıran, su-tuz dengesini düzenleyen hayati iç organ, böbrek

kilyos : gre. * kheilos (dudak; kıyı, kenar) * İstanbul'un Karadeniz kıyısında, Sarıyer ilçesine bağlı bir sahil köyü ve turistik yerleşim birimi

kim : tür. * kim (şahıs soru zamiri) * kişinin kimliğini, adını veya niteliğini sorgulamak için kullanılan soru zamiri, hangi kişi, hangi şahıs

kima : gre. * kyma (dalga, kabarma, filiz, tomurcuk) * ana eksenin bir çiçekle sonlandığı ve yan dalların daha sonra geliştiği, belirli büyümeli çiçek durumu tipi; bitkilerde görülen simöz çiçek durumu

kimera : gre. * kheima (kış mevsimi), khimaira (khi (dişi) + maira (keçi) ) * keçi başlı, aslan gövdeli, yılan kuyruklu mitolojik yaratık; Antik Yunan mitolojisinde farklı hayvanların parçasından oluşan, ateş püskürten efsanevi canavar; birden fazla genetik yapının birleştiği organizma; gerçekleşmesi olanaksız hayal, kuruntu

kimerik : gre. * kheima (kış mevsimi), khimaira (khi (dişi) + maira (keçi) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kontrolsüz hayal gücünün ürünü olarak var olan, imajiner; iki sperm tarafından ayrı ayrı döllenmiş iki ayrı yumurtanın gelişmesi ile oluşan iki embriyonun (çift yumurta ikizi kardeşlerin) gelişmenin erken döneminde (blastomer veya gastrula evrelerinde) birleşerek tek bir canlı olarak doğmalarıyla ilgili

kimesne : tür. * kim (kişi, kimse, birey, ferd, şahısa işaret eden soru zamiri) + esne (nesne, varlık) * kim olduğu bilinmeyen veya belirtilmeyen herhangi bir kişi, kimse; hiçbir kişi, hiç kimse

kimi : tür. * kim (kimse, kişi, şahıs, birey, ferd) + i (iyelik eki) * bazı

kimlik : tür. * kim (kişi, kimse, birey, ferd, şahısa işaret eden soru zamiri; hangi kişi) + lik (ile ilgili olan) * bir kişinin veya şeyin kendine özgü, ayırt edici niteliklerini, varlığını ve kişiliğini belirten kavram; bireyin veya nesnenin tanınmasını ve diğerlerinden ayrılmasını sağlayan özellikler bütünü, hüviyet

kimono : jap. * ki (giyinmek) + mono (şey, nesne) * Japon kültürüne özgü, geniş kollu ve uzun elbise biçiminde olan, hem erkekler hem kadınlar tarafından giyilir ve törenlerde, özel durumlarda kullanılan geleneksel giysi

kimopapain : gre. * khymos (öz sıvı, sindirim öz suyu) + papain (papaya meyvesinden bitkisel enzim) * sindirim enzimleri grubundan olan, papaya meyvesinden elde edilen ve proteinleri parçalayan proteolitik bir enzim

kimotripsin : gre. * khymos (öz sıvı, sindirim öz suyu) + tripsis (ezme, ovma, parçalama, öğütme, sürtme, aşındırma) (tribein (ezmek, parçalamak, öğütmek, sürtmek, aşındırmak) + isis (isim yapım eki) ) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * pankreasta üretilen, proteinleri peptid bağlarından keserek parçalayan, proteinlerin sindiriminde önemli rol oynayan, özellikle aromatik amino asitlerin bağlarını hedef alan güçlü bir sindirim enzimi (R-CH(NH2)COOH)

kimotripsinojen : gre. * khymos (öz sıvı, sindirim öz suyu) + tripsis (ezme, ovma, parçalama, öğütme, sürtme, aşındırma) (tribein (ezmek, parçalamak, öğütmek, sürtmek, aşındırmak) + isis (isim yapım eki) ) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * pankreasta sentezlenen ve aktif olmayan formda salgılanan, aktive olarak kimotripsin enzimine dönüşen, sindirim sisteminde proteinlerin parçalanması sürecinde görev alan proteolitik öncü enzim

kimse : tür. * kim (kişi, kimse, birey, ferd, şahısa işaret eden soru zamiri; hangi kişi) + se (belirsizlik, olumsuzluk eki) * belirsiz veya herhangi bir kişiyi ifade eden zamir, kişi, şahıs

kimüs : gre. * khymos (öz sıvı, sindirim öz suyu) * midede kısmen sindirilmiş, yarı sıvı yiyecek karışımı; sindirim sürecinin bir aşaması olarak yiyeceklerin mide özsuyu ve enzimlerle karışması sonucu oluşan yarı sıvı haldeki besin maddesi

kimya : gre., ara. * khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein (karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre ); kimya (ara.) * maddenin yapısını, hallerini ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı

kimyager : gre., ara., tür. * khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein (karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.); kimya (ara.) + ger (-cı, yapan, eden, kimse) (far.) * kimya bilimiyle uğraşan, maddelerin yapısını, özelliklerini ve tepkimelerini inceleyen uzman kişi; laboratuvar ortamında deneyler yapan ve kimyasal süreçleri araştıran bilim insanı

kimyasal : gre., ara., tür. * khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein (karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.); kimya (ara.) + sal (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer, gibi) (tür.) * kimya ile ilgili, kimyasal özelliklere sahip olan veya kimya bilimi kapsamında değerlendirilen; maddelerin yapısı, bileşimi ve dönüşümleriyle ilgili, kimyevi

kimyevi : gre., ara., tür. * khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme) (khymeuein (karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.); kimya + vi -sal, ile ilgili) (ara.) * kimya ile ilgili, kimyasal özelliklere sahip olan veya kimya bilimi kapsamında değerlendirilen; maddelerin yapısı, bileşimi ve dönüşümleriyle ilgili, kimyasal

kimyon : gre. * kuminon, kyminon (kimyon; kimyon tohumu, kimyon bitkisi) * maydanozgiller (Apiaceae) familyasından, Akdeniz ve Orta Doğu kökenli, tüysüz yapraklı, Mayıs-Haziran ayları arasında, beyaz ve pembemsi renkli çiçekler açan, meyveleri baharat (kimyon) olarak kullanılan 40-60 cm boyunda, bir yıllık otsu bir bitki

kin : tür. * kin (düşmanlık, nefret, garez) * bir kişiye veya gruba karşı beslenen derin ve kalıcı düşmanlık, nefret veya intikam duygusu; olumsuz, zararlı ve sürekli içsel duygu hali

kinakrin : lat. * quinine (kinin; kına ağacından elde edilen alkaloit) (quina (kınakına ağacı, cinchona) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) + acridine (akridin; kimyasal halka yapısı) (acer, acr (keskin, buruk, ekşi) + idine (azot içeren heterosiklik bileşik eki) ) * antimalaryal ve antiprotozoal olarak kullanılmış, akridin türevi sentetik ilaç bileşiği (C23H30ClN3O)

kinalbarbiton : lat. * kina (lawsonia inermis bitkisinden elde edilen boya) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + barbiton (barbitürik asit türevi kimyasal bileşik) (barbit (barbitürik asit türevi kimyasal bileşik) + one (oksijenli bileşik, keton grubu (C=O) ) ) * kına kökenli renk veren veya barbitürik asit türevlerinden oluşan, farmasötik veya kimyasal alanlarda kullanılan kimyasal bileşik (C12H18N2O3)

kinan : ara. * kanna (gizlemek, saklamak, örtmek, bir şeyi dış etkenlerden korumak, sakınmak, muhafaza altına almak) * koruyan, saklayan, örten, yuva ve bir şeyi muhafaza eden kap veya kın, perde, örtü, eknan, ekinnet (ç.)

kinapril : lat. * cinchona (kinin kaynağı olan kınakına ağacı), quina (kinolin/kinin kökenli kimyasal yapı unsuru) + pril (ACE inhibitörü ilaç sınıfı adlandırma eki) * hipertansiyon ve kalp yetmezliği tedavisinde kullanılan bir ACE (anjiyotensin dönüştürücü enzim) inhibitörü etken madde (C25H30N2O5)

kinaye : ara. * kana (dolaylı anlatmak) * gerçek anlamı gizleyip başka bir anlamı ima ederek, söylemek isteneni dolaylı yoldan ifade etme sanatı veya söyleyiş şekli, dolaylı anlatım, bir şeyi adını vermeden anma, mecazlı anlatım

kinaz : gre. * kinesis, kinase (kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak) + asis (son ek) ) * ATP (adenozin trifosfat) gibi yüksek enerjili bir molekülden bir fosfat grubunun genellikle bir protein olan bir substrat molekülüne transferini katalize eden bir enzim

kindar : tür., far. * kin (düşmanlık, nefret, garez) (tür.) + dar (tutan, alan, taşıyan, koruyan, sahip olan, edinen) (far.) * içinde kin, nefret veya intikam duygusu taşıyan, kin besleyen, kinci

kindling : ing. * kindle (yakmak, tutuşturmak, alevlendirmek, yanmak) + ing (isim yapım eki) * ateş yakmak için kullanılan kolay tutuşan madded; epilepsi ateşleme; tekrarlanan elektriksel uyarıcıyla veya nörotoksik madde uygulayarak epilepsi nöbeti tetikleme; psikolojide duyarlılaşma

kinematik : gre. * kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak), kinesis (hareket, devinim, kıpırdama, kımıldama) + ma (ile ilgili, sahip olma) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hareketle ilgili, hareketin nedenlerini veya hareket eden cisimlerin hareket biçimlerini inceleyen bilim dalı ile ilgili olan

kinesimetre : gre. * kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak), kinesis (hareket, devinim, kıpırdama, kımıldama) + metros, metron (ölçü) * genellikle biyomekanik, fizyoterapi veya ergonomi alanlarında insan vücudu hareketlerini izlemek ve değerlendirmek amacıyla kullanılan ve hareketin derecesini, büyüklüğünü ölçmeye yarayan alet

kinesin : gre., lat. * kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak), kinesis (hareket, devinim, kıpırdama, kımıldama) (gre.) + ine (kimyasal madde ve protein eki) (lat.) * hücre içinde mikrotübüller üzerinde organel ve vezikül taşıyan motor protein

kinesiyoloji : gre. * kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak), kinesis (hareket, devinim, kıpırdama, kımıldama) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kas-iskelet sistemi işlevlerini, motor kontrolü ve fiziksel performansı araştıran, fizyoterapi, spor bilimi ile ortopedik rehabilitasyon alanlarında yararlanılan, insan vücudunun hareketlerini anatomik, fizyolojik ve biyomekanik açılardan inceleyen bilim dalı

kinestetik : gre. * kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak), kinesis (hareket, devinim, kıpırdama, kımıldama) + aisthesia (duyusallık, duygusallık, hislenme) (aisthesis (duyu, duygu, algı, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili,-a ait) * hareket duyusuyla, kas ve eklemlerden gelen beden konumu ve hareket algısıyla ilgili olan, hareket duyumsal

kinestezi : gre. * kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak), kinesis (hareket, devinim, kıpırdama, kımıldama) + aisthesia (duyusallık, duygusallık, hislenme) (aisthesis (duyu, duygu, algı, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * gözler kapalıyken bile vücut parçalarının konumunu, hareketini, yönünü, hareketlerini ve pozisyonunu algılamayı sağlayan altıncı his, kas duyusu; kasların, eklemlerin ve tendonların hareketiyle ilgili sinyalleri beyne ileterek, bireyin uzuvlarının nerede ve nasıl hareket ettiğini fark etmesini sağlayan içsel duyumsama biçimi; beden hareketleri ve fiziksel duyumlar yoluyla dünyayı algılama, öğrenme ve etkileşim kurma fenomeni

kinetik : gre. * kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak), kinesis (hareket, devinim, kıpırdama, kımıldama) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hareketle ilgili olan; özellikle fizik ve mekanikte cisimlerin hareketlerini, bu hareketlerin nedenlerini ve sonuçlarını inceleyen alan

kinetik enerji : gre. * kinetikos (hareketle ilgili, devinim ile ilgili) + energeia (iş oluşumu) (en (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + ergia (iş durumu, çalışma durumu, eylemsellik) (ergos, ergon (iş, çalışma, eylem) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir cismin hareketinden dolayı sahip olduğu enerji (bir nesne kütlesi ve hızı nedeniyle enerji taşır ve bu enerji, durdurulması veya başka bir işe dönüştürülmesi gereken fiziksel iş gücü olarak ifade edilir.) (E = 1/2 m.v^2)

kinetoplast : gre. * kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak), kinesis (hareket, devinim, kıpırdama, kımıldama) + plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) (plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek) + os (sıfat yapım eki) ) * bazı tek hücreli ökaryot canlılarda (trypanosoma gibi kamçılı protozoonlarda) mitokondri içinde bulunan, hücrenin hareketini sağlayan kamçının (flagellum) düzenlenmesinde görev alan yoğun DNA içeriğine sahip özel yapı

kinezyoloji : gre. * kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak), kinesis (hareket, devinim, kıpırdama, kımıldama) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kas-iskelet sistemi işlevlerini, motor kontrolü ve fiziksel performansı araştıran, fizyoterapi, spor bilimi ile ortopedik rehabilitasyon alanlarında yararlanılan, insan vücudunun hareketlerini anatomik, fizyolojik ve biyomekanik açılardan inceleyen bilim dalı

king edward point : ing. * king (kral) + edward (zenginliği koruyan, refahın koruyucusu; İngiliz krallarında kullanılan özel isim) (ead (zenginlik, refah) + weard (koruyucu, muhafız, bekçi) ) + point (nokta) * Güney Georgia ve Güney Sandwich Adaları'nın başkenti

kingdom : ing. * king (kral, hükümdar, şah, padişah) + dom (-lık) * krallık; biyolojide canlıların sınıflandırılmasında "alem" düzeyi

kingston : ing. * king (kral, hükümdar, şah, padişah) + s (tamlama eki) + tun (yerleşim yeri, kasaba) * kralın kasabası, kralın yerleşim yeri; Jamaika'nın başkenti

kingstown : ing. * king (kral, hükümdar, şah, padişah) + s (tamlama eki) + town (yerleşim yeri, kasaba) * kralın kasabası, kralın yerleşim yeri; Saint Vincent ve Grenadinler'in başkenti

kinidin : lat. * quina (kınakına ağacı) + idine (azot içeren heterosiklik bileşik eki) * kınakına ağacından elde edilen ve kalp ritim bozukluklarının, özellikle atriyal ve ventriküler aritmilerin tedavisinde kullanılan doğal bir alkaloid ve antiaritmik ilacın etken maddesi (C20H24N2O2)

kinik : gre. * kyon (köpek), kynos (köpekle ilgili) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Antik Yunan'da geleneksel değerlere, zenginliğe ve toplumsal kurallara meydan okuyan, sade ve doğaya uygun yaşamı savunan bir felsefi akımı temsil eden; alaycı, iğneleyici veya küçümseyici

kinin : lat. * quina (kınakına ağacı, cinchona) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * kınakına ağacının (Cinchona) kabuğundan elde edilen, ateş düşürücü, ağrı kesici ve özellikle sıtma (malarya) tedavisinde etkili antimalaryal bir ilaç olarak kullanılan doğal bir alkaloid (C20H24N2O2) (Kinin, Güney Amerika yerlileri tarafından yüzyıllardır biliniyordu. Avrupa’ya 17. yüzyılda İspanyollar aracılığıyla ulaştı ve zamanla tıbbi kullanımda yaygınlaştı. “Cinchona” adı, Peru’da bu bitkinin şifalı özelliğini Avrupa'ya tanıtan Kontes Cinchon’dan gelir.)

kiniş : tür. * kın (kılıf, yuva) + iş (ile ilgili, gibi, -a ait) * marangozlukta, tahta üzerine boydan boya açılan, kesiti kare veya dikdörtgen biçiminde kanal

kinizm : gre. * kyon (köpek), kynos (köpekle ilgili) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * Antik Yunan'da Sofist Gorgias'ın ve daha sonra da Sokrates'in öğrencisi olan Antisthenes'in, doğaya uygun, basit ve özgür yaşamı savunan, toplumsal değerleri reddeden öğretisi; alaycı, küçümseyici ve şüpheci tavır

kinneb : gre. * kannabis (keten tohumu bitkisi, kenevir) (gre.); kinneb (ara.) * psikoaktif etkileriyle bilinen ve endüstriyel, tıbbi veya keyif verici amaçlarla kullanılan, lifleri tekstilde, tohumları gıdada değerlendirilen otsu bir bitki türü, esrar, haşiş, kenevir

kinofobi : gre. * kyon (köpek), kynos (köpekle ilgili) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * köpek korkusu

kinolon : lat. * quina (kınakına ağacı, cinchona) + one (oksijenli bileşik, keton grubu (C=O) ) * kınakına türevi alkaloidlerin yapısından esinlenerek sentezlenen, idrar yolu enfeksiyonları ve diğer bakteriyel hastalıkların tedavisinde kullanılan, DNA giraz enzimini inhibe edip bakteriyel DNA replikasyonunu engelleyerek etkili olan sentetik bir antibiyotik (C9H7NO)

kinosternidae : gre., lat. * kinein (hareket ettirmek, kımıldatmak, kıpırdatmak) + sternon (göğüs, göğüs kemiği) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Amerika kıtasına özgü olan, kendine has kabuk yapıları ve sucul yaşam alışkanlıklarıyla bilinen, çamur kaplumbağaları ve misk kaplumbağalarını içeren, çoğunlukla küçük boyutlu tatlı su kaplumbağalarından oluşan bir sürüngen familyası

kinşasa : ban. * kin (yer, alan) + tshasa, tasa (balık avlama yeri, nehir kıyısı) * Kongo Nehri kıyısında kurulmuş, ismini yerel dilde “balıkçılık yapılan yer” anlamına ge

kinvan : ara. * kinv (hurma salkımı; dallanmış meyve demeti) + an (çoğul eki) * hurma başta olmak üzere üzüm benzeri meyvelerin dallanarak bir arada durduğu salkım yapılar, salkımlar

kinyas : ara. * kinyas (genişlik, bolluk, rahatlık) * geniş yüzlü kimse; geniş, bolluk içinde olan, cömert ve vakar sahibi kimse

kiosk : far., fra. * kuşk, koşk, köşk (kule, saray, kasr; pavyon, küçük saray, yüksekçe ev; çardak şeklinde yüksek bina veya oda, cihannüma) * genellikle bahçe veya kır evlerinde, süslü ve zarif yapılı, tek katlı küçük konut veya yazlık; mimari açıdan genellikle açık veya yarı açık yapıya sahip küçük saray; bir bahçe içinde yapılmış, büyükçe ve dekore edilmiş ev; küçük saray, bahçe evi, pavyon, köşk

kip : tür. * kip (sağlam, sarsılmaz, güvenilir; biçim, şekil, örnek, kalıp, durum, hal) * dilbilgisinde fiilin zaman, yargı veya niyete göre girdiği geçici kalıp (keep (sürmek, daim olmak, sağlam durmak, korumak) (ing.) )

kipe : tür. * kipe (hızla yukarı kalkmak, sıçramak) * hızla bükülen kalçanın sert ve birdenbire gerilmesiyle, vücudun yatıştan ayaküstü duruşa veya asılmadan dayanmaya geçmesi

kiper : tür. * kip (sağlam, sarsılmaz, güvenilir; biçim, şekil, örnek, kalıp, durum, hal) + er (adam, erkek; asker) * güvenilir kişi, sağlam kişi; sağlam asker

kiplik : tür. * kip (sağlam, sarsılmaz, güvenilir; biçim, şekil, örnek, kalıp, durum, hal) + lik (durum eki) * bir şeyin nasıl var olduğunun, nasıl gerçekleştiğinin veya nasıl düşünüldüğünün olanak, gerçeklik, zorunluluk olarak biçimleri, varlığın, olayların varoluş biçimi

kir : tür. * kir (pas, leke, pislik) * bir nesnenin, yüzeyin ya da bedenin üzerinde biriken, temizlenmesi gereken toz, pas, leke gibi yabancı ve istenmeyen maddelerin genel adı, temizlik gereksinimini doğuran fiziksel pislik

kira : ara. * kara (kullanmak için bedel ödemek, kullanma hakkı almak) * bir malı, özellikle taşınmazı, belirli bir bedel karşılığında geçici olarak kullanma hakkı ve bu kullanım hakkına karşılık ödenen bedel.

kiraat : ara. * karaa (okumak) + at (isim yapım eki) * okuma, kelimelerle okuyarak yaratma, kurmak (create, créer (yaratmak) (ing., fra.) (kelime ile yaratış bağlamında olması muhtemeldir.) )

kiral : gre., lat. * kheir (el) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * bir cismin veya molekülün, tıpkı sağ ve sol el gibi, ayna görüntüsüyle üst üste çakışmayan yapıya sahip olma durumu; kimyada simetri ekseni bulunmayan ve bu nedenle birbirinin ayna görüntüsü olan fakat aynı olmayan iki molekülün varlığını ifade eden özellik

kiralite : gre., lat. * kheir (el) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas (isim yapım ve durum eki) (lat.) * bir nesne veya molekülün, kendi ayna görüntüsüyle üst üste çakışmama özelliği; özellikle kimyada, kiral merkez içeren bileşiklerin birbirinin ayna görüntüsü olan iki farklı izomer şeklinde bulunabilmesini tanımlayan yapısal asimetri durumu

kiram : ara. * karama (vermek, faydalandırmak, cömertlik göstermek; saygı göstermek), kerem (cömertlik, iyilik, lütuf, soyluluk, faydalı olma, değerli olma), ikram (cömertlik etme, ağırlama, karşılıksız verme, faydalandırma), kerim (cömert, eli açık, yüce gönüllü, faydalı; erkek ismi) * soylular, cömertler, cömert kişiler, soylular, erdemli kimseler

kirat : gre., ara. * keration (keçi boynuzu, küçük tohum) (gre.), kirat (ara.) * mücevher ve değerli taşların ağırlığını ölçmek için kullanılan, yaklaşık 200 mg’a eşdeğer standart ölçü birimi, dinarın yirmidörtte biri (carat, Karat (karat) (ing., fra., alm.) )

kiraz : gre. * kerasos (kiraz) * gülgiller (Rosaceae) familyasından, pembe veya beyaz çiçekli, yaz başında olgunlaşan kırmızı renkli, sulu ve çekirdekli meyve ve bu meyveyi veren ağaç; İzmir’in bir ilçesi

kirchhoff yasası : alm., tür. * kirchhoff (Alman fizikçi ve kimyager Gustav Kirchhoff’un soyadından) + yasa (kural, kanun, ilke, prensip) + sı (iyelik eki) * kimyasal reaksiyonların entalji değişiminin sıcaklığa bağlı değişimini ifade eden, ısı kapasiteleri ve reaksiyon denge hesaplarında kullanılan termodinamik yasa

kirde : tür. * kirde (mayasız pide) * mayasız hamurdan yapılan, içine haşhaş tohumu veya peynir konulan ve tandırda pişirilen bir pide

kirebolu : gre. * pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) + polis (şehir, il, kent) * arıların bitkisel reçinelerden ve kendi salgılarından yaptığı, kovan girişlerini korumak ve dezenfekte etmek için kullandıkları antibakteriyel ve antifungal özelliklere sahip yapışkan, balmumsu madde, arı zamkı, arı mumu

kireç : gre., lat., far. * khaliks (çakıl, kireç taşı) (gre.); calcis, calx (çakıl taşı, kireç taşı, kalker, kalsiyum karbonat), creta (kireç) (lat.); girac (far.) * kireç taşının (kalsiyum karbonat) yüksek sıcaklıkta pişirilmesiyle elde edilen beyaz, toz hâlinde, suyla birleşince ısı yayan ve katılaşan, inşaat, boya, tarım ve dezenfeksiyon gibi pek çok alanda kullanılan kalsiyum oksit maddesi

kiremit : gre. * keramos (çömlekçi kili, pişmiş kilden yapılan çanak ve çömlek, pişmiş toprak, çömlek, tuğla) * pişmiş topraktan yapılan, çatılarda su geçirmemesi için kullanılan ince ve yassı kaplama malzemesi; ayrıca dekoratif veya izolasyon amaçlı da kullanılan seramik esaslı yapı öğesi

kiribati : ing. * Gilbert (adalar grubunun eski adı) * Pasifik Okyanusu’nun (Büyük Okyanus) ekvator kuşağında yer alan, batıda Tuvalu, kuzeybatıda Marshall Adaları, doğuda Cook Adaları ve güneydoğuda Fransız Polinezyası ile komşu olan, adını 18. yüzyılda adaları keşfeden İngiliz denizci Thomas Gilbert’ten alan, başlıca üç ada grubu (Gilbert, Phoenix ve Line Adaları) halinde dağılmış olan ada ülkesi

kiril : gre. * kykrillos (efendiye ait, efendiyse yaraşır, soylu) (kyrios (efendi, rab) + illos (ile ilgili, -a ait) ) * küçük efendi; Hristiyanlık tarihinde önemli bir role sahip olan, özellikle Slav halklarına misyonerlik yapmış Bizanslı din adamı Aziz Kiril’in isminden)

kiriş : tür. * ker, kir (germek, uzatmak) + iş (isim eki) * yapılarda döşeme ve kullanım alanı yüklerini düşey taşıyıcılara aktaran, mekanik olarak çubuk kabul edilen yapı elemanı; kolonları birleştiren betonarme hat

kirizma : gre. * kharassein (kazımak, çizmek), kharagma (kazıma, oyuk, çizik, iz) * toprağı ekime, dikime vb. hazırlamak üzere derince bir biçimde kazarak altını üstüne getirme

kirkit : tür. * kir (iplik, yün) + kit (toplamak, toplamak) * el tezgahında dokumada, atkı ipliğini sıkıştırmak için kullanılan, demirden veya ağaçtan yapılmış dişli araç; iplik veya yün gibi malzemeleri eğirmek için kullanılan, üzerinde çiviler bulunan ve eğirilen ipliği toplamakta kullanılan ahşap alet; dokumacılıkta ve el sanatlarında önemli bir araç

kirkwood boşlukları : ing. * Kirkwood (Amerikalı astronom Daniel Kirkwood'un soyadından) (ing.) + boşluk (aralık, eksiklik, dolu olmama) (tür.) * asteroit kuşağında Jüpiter'in yörünge rezonansları nedeniyle asteroit sayısının azaldığı bölgeler

kirlenmek : tür. * kir (pislik) + len (dönüşlü fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * dış etkenlerle pislenmek, üzerinde pislik veya leke oluşmak; temiz olmayan hale gelmek.

kirloş : tür. * kir (pislik) + loş (ile ilgili, gibi, -a ait) * üstü başı pis, kirli ve pasaklı (kimse)

kirloz : tür. * kir (pislik) + loz (ile ilgili, gibi, -a ait) * üstü başı pis, kirli ve pasaklı (kimse)

kirmen : tür. * kır (döndürmek, çevirmek, kıvırmak) + men (isim yapım ve araç eki) * genellikle ahşaptan yapılan, yün, kıl veya pamuk gibi lifleri elde eğirerek iplik haline getirmeye yarayan, alt veya üst kısmında ağırlık sağlayan yuvarlak bir ağırşak ile ortasından geçen çengelli bir milden oluşan geleneksel bir el iği, eğirmen, eğirmeç

kirmide : san., tür., ara. * kırmi (kurtçuk, larva, böcek) (san.), kirmiz (kırmızı boya veren bir böcek, kermes vermilio) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (tür.) * kan rengi, kızıl; yedi halkadan oluşan gökkuşağının en üst halkasının rengi; frekansı en düşük (400-484 terahertz) olan renk; pişirilmiş toprak veya tuğla, kiremit

kiromansi : gre. * kheir (el) + manteia (kehanet) (mantis (kahin, kehanet yapan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * eski çağlardan beri kullanılan, ellerin çizgilerine bakarak geleceği yorumlama sanatı ve uygulaması

kiropraksi : gre. * kheir (el) + praxis (eylem, yapma, iş, uygulama, pratik) * omurga ve kas-iskelet sistemindeki bozuklukların, özellikle elle yapılan müdahalelerle (manipülasyon) teşhis ve tedavi edilmesini odak noktasına alan bir alternatif tıp yöntemi

kirpan : san., pen. * kirpana (kılıç, hançer, kurban bıçağı) (san.), kirp (merhamet, lütuf, şefkat, nezaket) + ana (şefkat, lütuf, haysiyet) (pen.) * Sihlerin dini ibadetleri sırasında kullandıkları bir bıçak (kırpmak (kesmek, budamak) (tür.) )

kirpi : tür. * kirp (diken, dikenli) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kirpigillerden, yaklaşık 30 cm. boyunda, sırtı sivri dikenlerle kaplı, tehlike durumunda korunmak üzere tortop olan, böceklerle geçinen, küçük, dikenli ve yuvarlak vücutlu, tehlike anında dikenlerini kabartarak savunma yapan memeli hayvan

kirpik : tür. * kirp (diken, dikenli) + ik (küçültme ve isim yapım eki) * göz kapaklarının kenarında bulunan, gözleri toz ve küçük cisimlerden koruyan kısa, ince ve kıllı yapı

kirş : alm. * kirsche (kiraz) * vişne ve kirazdan yapılan, renksiz alkol veya içki, kiraz içkisi

kirtikli : tür. * kırtık (çentik, yırtık) + lı (aitlik, sahiplik eki) * kenarları meşe yaprağı gibi girintili çıkıntılı olan; kenarları çentikli, yırtıklı veya düzensiz biçimde parçalanmış olan; özellikle kumaş, yaprak veya benzeri yüzeylerde bu özelliği taşıyan

kirtil : gre. * kartalos (bir tür sepet) * büyük kabuklu deniz hayvanlarını avlamakta kullanılan, ince dallardan örülmüş sepet

kirve : kür. * kiriv (sünnet babası, sünnet sağdıcı) * sünnet olan bir çocuğun sünnet masraflarını karşılayan, tören sırasında çocuğu kucağında tutarak ona sakinleştirici bir dayanak olan ve bu vesileyle çocuğun ailesiyle ömür boyu sürecek akraba benzeri bir manevi bağ kuran, manevi yakınlığı ve akrabalığı simgeleyen, vaftiz babası benzeri rolü üstlenen kişi kişi

kisbi : ara. * kasaba (kazanmak, edinmek, elde etmek) * sonradan edinilen, sonradan kazanılan

kisedar : far. * kese (torba, küçük torba, küçük para çantası, çıkın) + dar (tutan, alan, taşıyan, koruyan, sahip olan, edinen) * para kesesi taşıyan veya parayı yönetmekle görevli kişi; özellikle vekilharç olarak, para işlerini gören, hazinedar veya veznedar para hesabını yapan, parayı toplayan kimse, vekilharç

kisfe : ara. * kisfe (kısım, cüz, parça, bölüm) * kısım, cüz, parça, bölüm

kispet : ara. * kasa, kasava (örtmek, giymek, kaplamak, sarmak, giydirmek), kisve (kıyafet, giysi, elbise, örtü) * pehlivanların yağlı güreş yaparken giydikleri, belden baldıra değin uzanan, dar paçalı, dar belli meşin pantolon

kispi : ara. * kasaba (kazanmak, edinmek, elde etmek) * sonradan edinilen, sonradan kazanılan

kisre : ara. * kasara, kesere (kırmak, parça parça etmek, ufalamak) * parça, lokma, kırıntı veya ufalanmış şey, parçalanmış şeyin bir parçası; ekmek parçası

kissa : ara. * kassa (yetiştirmek, dikmek) * kabak; hıyar, salatalık; sebze türü

kissis : aram., sür. * kaşaş (yaşlanmak, yaşlı olmak), kaşiş (yaşlı kimse, şeyh; kilise hiyerarşisinde bir sınıf rahip; Hıristiyan rahibi), kıssis (ara.) * keşiş, papaz, Hristiyan din adamı

kist : gre. * kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) * vücutta veya dokularda anormal şekilde oluşan, genellikle tümör olmayan ancak baskı veya işlev bozukluğu yaratabilen içi sıvı, yarı katı veya hava dolu patolojik kesecik

kist hidatik : gre. * kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) + hydor, hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * özellikle karaciğer ve akciğerde görülen, köpek tenyası (Echinococcus granulosus) parazitinin larva evresinin yol açtığı, içi berrak sıvı dolu, yavaş büyüyen ve ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen patolojik kist

kist sebase : gre., lat. * kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) (gre) + sebum (yağ, cildin ürettiği yağ cilt yağı, deri salgısı, deri yağı) + ase (ile ilgili, gibi, -a ait; enzim eki) (lat.) * deride, özellikle yağ bezlerinin tıkanması sonucu oluşan, içi yağlı madde (sebum) dolu, genellikle iyi huylu ve yavaş büyüyen kist, yağ kisti

kistadenom : gre. * kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) + adenos (bez, beze; gudde) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * bez dokusundan kaynaklanan ve içi sıvı dolu kistik yapılar oluşturan, yumurtalık, pankreas veya tükürük bezlerinde sıkça görülen genellikle iyi huylu tümör türü

kistektomi : gre. * kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim, yer ve durum eki) ) * kist yapısının cerrahi yöntemle tamamen çıkarılması işlemi

kistik : gre. * kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kist özelliği taşıyan, içinde sıvı veya yarı katı madde bulunan kesecik yapısında olan; tıpta genellikle patolojik veya anormal boşluk, kist ile ilgili

kistik ekinokkozis : gre., lat. * kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + echinus (denizkestanesi, dikenli kabuklu) (lat.) + kokkos (tohum, tomurcuk, tane, tanecik, çekirdek, yuvarlak, küre) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * echinococcus granulosus adlı parazitin neden olduğu, özellikle karaciğer ve akciğerde içi sıvı dolu kistler oluşturarak ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen, yavaş ilerleyen ve zoonotik (hayvandan insana geçen) bir enfeksiyon hastalığı

kistik fibrozis : gre., lat. * kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) (lat.) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * başta akciğerler ve sindirim sistemi olmak üzere birçok organda yoğun ve yapışkan mukus birikmesine yol açan, solunum ve sindirim işlevlerini bozan, yaşam boyu süren kalıtsal bir genetik hastalık

kistik karsinom : gre. * kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + karkinos (yengeç; tümör, kanser) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * içinde sıvı veya yarı katı madde bulunan, genellikle bez dokularından kaynaklanan ve hem kistik hem malign (habis) özellikler taşıyan kist yapısındaki kanserli tümör

kistiserkoz : gre. * kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik torbası) + kerkos (kuyruk) + osis (durum, sorun ve hastalık eki) * tenya larvasının dokularda kist oluşturarak neden olduğu, genellikle kas, beyin ve gözleri etkileyen paraziter hastalık

kisve : ara. * kasa, kasava (örtmek, giymek, kaplamak, sarmak, giydirmek) * giyim, giysi, kıyafet, elbise, örtü, kaplama

kişi : tür. * kişi (kimse, şahıs, birey, ferd, insan, zevce, eş) * kimse, şahıs, birey, ferd, insan, zevce, eş

kişilik : tür. * kişi (kimse, şahıs, birey, ferd, insan) + lik (durum eki) * kişinin kendine göre bir ayrılığı, belirgin bir özelliği olması durumu, kişinin özyapısına uygun kendine özgülüklerin, niteliklerin tümü, şahsiyet

kişinev : rum. * chislanou (yeni kaynak, yeni punar, yeni çeşme) (chisla (kaynak, su pınarı, çeşme) + nou (yeni; taze) ) * Moldova'nın başkenti

kişisel : tür. * kişi (kimse, şahıs, birey, ferd, insan) + sel (ile ilgili, -e özgü, -e ait) * bireye ait olan, bireyle ilgili olan veya bireyi ilgilendiren; şahsa münhasır özellik taşıyan, özel ve tarafsız olmayan, bireysel, şahsi, ferdi

kişmir : san. * ke (su) + şmir (kurumak) * maydonozgillerden olan, Asya ve Afrika bölgelerinde yetişen, sos yapımında ve çorbada kullanılan, hücre yenileme ve enfeksiyon giderme özelliği bulunan ot

kişmiş : far. * keşmiş (kuru üzüm) * kurutulmuş üzüm türü olan kuru meyve, özellikle yemeklerde ve tatlılarda kullanılan küçük, tatlı ve besleyici kuru üzüm çeşidi

kişnemek : tür. * kiş (yükses ses çıkarmak, anırmak; ses yansımalı kelime) + ne (edilgen fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * atın yüksek ve uzun sesle anırarak çıkardığı ses

kişniş : far. * gisniz (maydanozgillerden baharat olarak kullanılan otsu bitki, coriandrum sativum) * maydanozgillerden (Apiaceae (eski adıyla Umbelliferae) yaprakları taze olarak salata ve yemeklerde, küre biçimindeki kurutulmuş meyveleri (tohumları) ise baharat olarak kullanılan, aromatik kokulu otsu bir bitki, coriandrum sativum

kişniş şekeri : far., ara. * gisniz (maydanozgillerden baharat olarak kullanılan otsu bitki, coriandrum sativum) (far.) + sukkar (tatlı madde; şeker; bal) (ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * kişniş bitkisinin aromasıyla tatlandırılmış veya kişniş tohumu özlerinden elde edilen, yiyecek ve içeceklerde kullanılan aromatik tatlandırıcı

kit : ing. * kit (bir araya getirilmiş parçalar bütünü) * belirli amaç için bir araya getirilmiş parça, malzeme veya araçlar topluluğu; genellikle montaj, tamir veya üretim için kullanılan set veya paket

kitabe : ara. * kitab (yazı) + e (isim yapım eki) * taş, duvar vb. yüzeylere yazılmış yazı, kitapsı metin veya yazıt; genellikle tarihi veya edebi anlam taşıyan yazılı belgeler

kitabet : ara. * kitab (yazı) + et (isim yapım eki) * yazma, yazılı belge veya yazı işi; özellikle Arapça ve Osmanlıca metinlerde yazma sanatı veya yazılı metin anlamında kullanılan terim

kitabevi : ara., tür.* kitab (yazı) + ev (barınma yeri) (ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * kitapların satıldığı veya saklandığı yer; kitap mağazası veya kitap dükkanı

kitabi : ara. * kitab (yazı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kitapla ilgili, yazılı veya kitaplarda bulunan; resmi, ciddi veya geleneksel tarzda olan

kitabiyat : ara. * kitab (yazı) + iyat (durum eki) * bir eserin telifinde başvurulan kaynaklar; eserleri tanıtan sistematik listeler, yazılar ve bunlar etrafında gelişen bilim dalı.

kitabül edvar : ara. * kitab (yazı) + el (ön ek, artikel) + edvar (devirler, dönemler, çağlar) * Safiyyüddin el-Urmevi'nin (ö. 693/1294) musiki nazariyatına dair eseri

kitap : ara. * ketebe (yazmak), katib (yazan, yazıcı), mektub (yazılmış olan) * yazı; basılı veya el yazılı kağıt yaprakların ciltli veya ciltsiz olarak bir araya getirilmiş biçimi; basımevinde basılıp kapak geçirilmiş kağıt yapraklardan oluşan ve okumakta yararlanılan nesne

kitara : gre. * kithara (telli çalgı) * Antik Yunan'da tanrı Apollon ve profesyonel müzisyenler ile özdeşleştirilen, ahşap bir ses kutusu ile iki kolu birleştiren bir köprüye gerilmiş 5 ila 12 adet tele sahip olan, daha sonra 6 tele sabitlenen, parmakla veya mızrapla (pena) çalınan ve modern gitarın hem yapısal hem de isimsel atası kabul edilen ahşap gövdeli, seçkin bir telli çalgı

kitin : gre. * khiton (örtü, kabuk, kabukçuk) * eklembacaklılar tarafından dış iskeletin kurulmasında kullanılan, mantarların hücre çeperini oluşturan, böcekler ve kabukluların dış iskeletini oluşturan, sert ve esnek yapıda doğal polisakkarit türü karbonhidrat ( (C8H13O5N)n)

kitle : ara. * kutla, kutlat (kütle, yığın, birikim, yoğunlaşma) * belirli bir amaç veya özellik etrafında toplanmış insan, nesne veya madde topluluğu; maddelerin belirli hacimde bir arada bulunması fenomeni

kitr : ara. * katara (damlamak, sızmak, sıvı halinde akmak) * damla, sıvı, akıntı; erimiş bakır

kitre : ara. * katira, katirat (zamk akıtan ağaç veya bitki özü) * geven adı verilen Astragalus türü dikensi bitkilerin (dağ eğreltileri veya keçiboynuzu türleri) gövdesinden sızarak katılaşan, suyla temas ettiğinde şişerek jel kıvamı alan, ebru yapımında kıvam artırıcı ve endüstride yapıştırıcı (zamk) olarak kullanılan doğal ve camsı bir bitki özü, doğal kıvam artırıcı reçineli madde, kestere

kitrid : gre. * khytra (toprak kap, çömlek, testi) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * üreme sırasında oluşturduğu zoospor keselerinin çömlek veya testi biçimini andırması nedeniyle bu adla anılan, kamçılı zoosporlar oluşturan, çoğunlukla sucul veya nemli ortamlarda yaşayan mantar grubuna ait organizma, Chytridiomycota şubesi üyesi mantar

kitsch : alm. * kitsch (özellikle aşırı duygusal, ucuz, kalitesiz veya zevksiz sanat ve dekorasyon nesnesi) * aşırı süslemeli, yapay ve genellikle değersiz veya basit estetik anlayışına sahip, çoğunlukla popüler kültürde beğeniyle karşılanmayan, görsel olarak abartılı ve samimiyetten uzak tarz; tüketicilerinde estetik etki yaratan ancak herhangi bir sanat akımı kapsamında değerlendirilmesi mümkün olmayan ürünler

kitta : lat., ara. * cattus (kedi; evcil küçük yırtıcı, çevik ve gece görüşü güçlü memeli hayvan) (lat.); kitt (kedi), kittah (dişi kedi) (ara.) * kedigiller (felidae) ve etçiller (carnivora) familyasından küçük, genelde kıllı, evcilleştirilmiş, avcılık yeteneği gelişmiş etobur memeli, kedi

kivi : mao. * kiwi (kuş adı ve meyve adı) * Yeni Zelanda kökenli tüylü, kahverengi kabuklu, yeşil etli, bol C vitamini içeren tatlı ve ekşi aromalı meyve; aynı zamanda Yeni Zelanda’ya özgü, uçamayan küçük bir kuş

kiyanus : gre. * kyanos (koyu mavi, lacivert) * koyu mavi veya lacivert renk; antik Yunanca’da değerli taşlar (özellikle lapis lazuli) ve yoğun mavi renkler için kullanılan kelime; tarihsel olarak hidrojen siyanür (HCN) ve siyanür bileşikleriyle ilişkilendirilmiş, özellikle siyanürün mavi bileşikler oluşturmasından dolayı eski metinlerde "koyu mavi" anlamındaki kyanos köküyle adlandırılan, zehirli ve ölümcül etkili gazlar bağlamında kullanılmış terim; doğada tek başına bulunmamakla birlikte birçok cismin bileşiminde yer alan, karbon ve azottan oluşan, yanıcı ve zehirli bir gaz, siyanoz

kiyaset : ara. * kasa (ölçmek, mukayese etmek, karşılaştırmak, denkliğini tartmak, benzetme yoluyla akıl yürütmek), kiyas (iki veya daha fazla şey arasında benzerlik veya farklılıkları belirleyerek değerlendirme yapma, ölçme, karşılaştırma, benzetme) + et (isim yapım eki) * akıl yürütme, karşılaştırma veya mantıksal çıkarım yoluyla sonuca varma yetisi veya eylemi; benzerlik veya farklılık esasına dayalı düşünsel değerlendirme; akıllıca davranış, akıllılık

kiyasmus : gre. * khiazein (çaprazlama işaretlemek), khiasmos (çaprazlama, çapraz düzen) (Yunanca’daki "X" (Hi/Khi) harfinden) * bir cümlede ya da edebî metinde sözcüklerin, kavramların veya cümle yapılarının, anlamı güçlendirmek ya da simetri yaratmak amacıyla çaprazlama (A-B-B-A düzeninde) sıralanması sanatı

kiyazma : gre. * khiasma (çapraz, çaprazlama, kesişen, X formunda olan) * mayoz bölünme sırasında meydana gelen çaprazlama sürecinde iki kromatidin genetik materyallerini takas ederken birbirlerine temas ettikleri nokta

kiyazma optikum : gre., lat. * khiasma (çapraz, çaprazlama, kesişen, X formunda olan) + optikos (optos (görülen) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) + opticum (lat.) * optik sinirlerin kesiştiği beyin kısmı

kizir : tür. * kez, kiz, gez (gezmek, dolaşmak), kezer, kizer (gezen, dolaşan, haber getiren) * köy muhtarının yardımcısı, köyün işlerini gören, haberleri halka duyuran veya vergi/borç tahsilatına yardımcı olan köy korucusu/başının emrindeki görevli, köy muhtarı yardımcısı veya köy bekçisi veya kahyası; gelişmemiş, zayıf, cüce, bodur, boysuz

klad : gre. * klados (dal, kol, branş, şube, filiz, sürgün) * ortak ataları ile onun soyundan gelenlerin oluşturduğu bir organizma grubu, monofiletik grup

kladikasyon : gre., lat. * klados (dal, kol, branş, şube, filiz, sürgün) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + tio (isim yapım eki) (lat.) * ortak bir atadan türeyen organizma veya türlerin dallanarak çeşitlenmesi süreci, filogenetik dallanma

kladistik : gre. * klados (dal, kol, branş, şube, filiz, sürgün) + iste (-cı, destekçi, yandaş, yapan, eden) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * canlıların evrimsel ilişkilerini dallanma (klad) esasına göre inceleyen sistematik bilim dalı

kladod : gre. * klados (dal, kol, branş, şube, filiz, sürgün) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * yaprak görevini üstlenerek yassılaşmış ve fotosentez yapan dal veya gövde; yaprağa benzeyen sürgün

kladofor : gre. * klados (dal, kol, branş, şube, filiz, sürgün) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) * genellikle tatlı ve tuzlu sularda yaşayan, ipliksi ve çatallı dallanma gösteren yeşil bir alg (su yosunu) cinsi

kladogenez : gre. * klados (dal, kol, branş, şube, filiz, sürgün) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * bir atasal türün evrimsel süreçte iki ya da daha fazla farklı türe bölünerek yeni dallar oluşturması, dallanma

kladoptoz : gre. * klados (dal, kol, branş, şube, filiz, sürgün) + ptosis (düşme, düşüş, sarkma) (piptein (düşmek, sarkmak) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) ) * bitkilerde dal veya sürgünlerin doğal olarak kopup dökülmesi; dalların fizyolojik olarak ayrılması olayı

kladribin : lat. * cla (ön ek) + dribine (biyokimyasal bileşen) * kemoterapi ilaçlarında kullanılan, özellikle bazı kan kanserlerinin tedavisinde hücre DNA'sına zarar vererek hücre ölümünü tetikleyen sentetik purin nükleozid analoğu (C10H12ClN5O3)

kladripin : lat. * cla (ön ek) + dribine (biyokimyasal bileşen) * kemoterapi ilaçlarında kullanılan, özellikle bazı kan kanserlerinin tedavisinde hücre DNA'sına zarar vererek hücre ölümünü tetikleyen sentetik purin nükleozid analoğu (C10H12ClN5O3)

klakson : gre. * klazein (keskin bir ses çıkarmak, çığlık atmak, bağırmak) * korna

klamidya : gre. * khlamys (örtü, kılıf) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * mikroskobik, zorunlu hücre içi parazit olarak yaşayan bakteri; filum Chlamydiae türü bakterilerin neden olduğu cinsel yolla bulaşan, Chlamydia trachomatis, chlamydia muridarum ve chlamydia suis olmak üzere üç türü bulunan bir hastalık türü

klamidya muridarum : gre., lat. * khlamys (örtü, kılıf) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) (gre.) + muridarum (farelerle ilgili) (muris (fare) + darum (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (lat.) * farelerde ve kemirgenlerde enfeksiyon yapan, zorunlu hücre içi parazit özellikte olan bakteriyel tür

klamidya suis : gre. * khlamys (örtü, kılıf) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) (gre.) + suis (domuzlarla ilgili) (sus (domuz) + is (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (lat.) * domuzlarda enfeksiyon yapan, zorunlu hücre içi parazit olan bakteriyel tür

klamidya trakomatis : gre. * khlamys (örtü, kılıf) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) + trachoma (göz kapağı kenarlarında kronik iltihap ve yara oluşumu) (trach (pürüzlü tahriş) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) ) * gözde ve genital bölgede enfeksiyona neden olan, insanlarda trahoma hastalığı ve cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlara yol açan bakteriyel tür

klamping : ing. * clamp (kıskaç, kelepçe; kenetlemek, tutturmak) + ing (isim yapım eki) * cerrahide damarları geçici olarak sıkmak veya bağlamak amacıyla kullanılan kelepçe veya mandallama işlemi

klan : ing. * clan (aile, soy, nesil, jenerasyon, kabile) * ortak ataya sahip, genellikle akraba bireylerden oluşan topluluk veya kabile

klandestin : lat. * clam (gizlice, saklı) + destinus (ayarlanmış, kararlaştırılmış) * gizli, saklı veya yetkisiz biçimde yürütülen, özellikle yasa dışı, sinsi veya kamufle edilmiş faaliyetleri tanımlayan ve genellikle casusluk, politik veya suç bağlamlarında kullanılan terim

klang çağrışım : alm., tür. * Klang (ses, ton, tını) (alm.) + çağrışım (bir olgunun başka bir olguyu hatırlatması, düşündürmesi) (çağ (ses etmek, ses çıkartmak, şakırdamak, bağırmak) + rı (isim yapım eki) + şım (isim yapı eki) ) (tür.) * özellikle şizofrenide görülen, kelimelerin anlam ilişkisi olmaksızın yalnızca ses benzerliğiyle birbirine bağlanması durumu; anlamsal bağlantıları olmayan ancak ses benzerlikleri gösteren kelimelerin birbirini çağrıştırması sonucu meydana gelen düşünce şekli

klapa : alm. * Klappe (kapak, kapakçık, valf, subap) * bir deliği, boşluğu veya geçidi açıp kapamaya yarayan, menteşeli veya hareketli düzenek, klape

klarifikasyon : lat. * clarus (berrak, açık) + ficatio (yapma, etme, eyleme) (facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek) + tio (isim yapım eki) ) (lat.); clarification (fra.) * bir durumu, ifadeyi, konuşmayı, yazıyı veya bilgiyi net ve anlaşılır hâle getirme işlemi, açıklığa kavuşturma, aydınlatma

klaritromisin : lat., gre. * clarus (berrak, açık) (lat.) + thro, erythros (kırmızı, kızıl) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * makrolid grubundan, eritromisine yapısal olarak benzeyen ve bakteriyel enfeksiyonlara karşı kullanılan yarı sentetik antibiyotik (C38H69NO13)

klark : ing. * clark (Amerikalı aktör Clark Gable'ın filmlerinde sıkça kullandığı, kendine has karizmatik ve yan bakış tarzından) *  sinema ve tiyatroda oyuncuların seyirciye ya da kameraya doğru verdiği, genellikle yapay veya abartılı anlık bakış veya duruş

klarnet : lat., fra. * clarus (berrak, net, yüksek sesli) + netta (küçültme eki) (lat.); clarinette (küçük trompet) (fra.) * genellikle ahşaptan yapılan, tek kamışlı ağızlığa sahip, silindirik gövdeli, geniş ses aralığına sahip nefesli (üflemeli) müzik aleti

klas : lat. * classis (birlik, topluluk, sosyal sınıf, ordu bölüğü, gemi filosu) * benzer niteliklere sahip kişi veya nesneler topluluğu; sınıf, zümre, kategori; üstün nitelik veya düzey

klasifikasyon : lat. * classis (topluluk, grup, sınıf) + ficatio (facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, icra etmek, oluşturmak) + tio (isim yapım eki) ) * nesne, bilgi veya canlıları belirli ölçütlere göre gruplara ayırma, sınıflandırma, gruplama, kategorize etme, düzenleme işlemi

klasifiye : lat. * classis (topluluk, grup, sınıf) + ficatus (yapılmış, edilmiş, eylenmiş) (facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, icra etmek, oluşturmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); classifié (fra.) * gruplanmış, sınıflandırılmış, kategorize edilmiş, düzenlenmiş

klasik : lat. * classis (topluluk, grup, sınıf) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait) * eski Roma döneminde "en iyi sınıf" anlamında kullanılmış, zamanla edebiyat, sanat ve kültürde "zamana dayanmış, örnek kabul edilen eser veya tarz" anlamına evrilmiş bir terim

klasisizm : lat. * classis (topluluk, grup, sınıf) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * XVII. yüzyılda Fransa’da ortaya çıkan, eski Yunan ve Roma çağı dili ve yazınından, sanatından esinlenerek anlatımda duruluk ve açıklığı, bileşimde dengeyi, ölçülülüğü ve sağlamlığı, ahlaksal ve ruhsal çözümlemede inceliği, doğallığı ve gerçeğe benzerliği ilke olarak benimseyen yazın akımı; ölçülü olma yönelişiyle, biçimlerde uyuma önem verişle, anlatımda incelikle belirginleşen sanat eğilimi

klasman : lat., fra. * classis (topluluk, grup, sınıf) (lat.) + mentia (isim yapım eki) (fra.), classement (fra.) * sıralama, derecelendirme, sınıflandırma, bir grup içinde yer alma durumu.

klasör : lat., fra. * classis (topluluk, grup, sınıf) (lat.); classer (sınıflandırmak, gruplamak, düzenlemek) + eur -cı, yapan, eden eki) (fra.); classeur (fra.) * içine, yazışmaların belli bir düzene göre konulduğu kalın karton dosya; evrak veya belgeleri düzenlemek için kullanılan dosya, belge tutucu

klast : gre. * klastein (kırmak, parçalamak, bölmek), klastes (kıran, parçalayan, bölen) * jeolojik döküntülerin , parçaların ve fiziksel ayrışma yoluyla diğer kayaçlardan kopan daha küçük kaya tanelerinin bir parçası

klaster : ing. * cluster (küme, grup, demet) * birbirine yakın duran nesneler veya olaylar topluluğu; bir arada olan öğeler grubu

klastik : gre. * klastos (kırılmış, parçalanmış) (klaein, klao (kırmak, parçalamak) + tos (sıfat yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * kırıntılı, parçalanmış malzemelerden oluşan; özellikle tortul kayaçlarda kaya parçacıklarından meydana gelen yapı (klastik kayaç)

klastojen : gre. * klastos (kırılmış, parçalanmış) (klaein, klao (kırmak, parçalamak) + tos (sıfat yapım eki) ) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * jeolojide, kırıntı oluşturan, kırılmış kaya parçalarından oluşan; normal DNA ile ilgili süreçleri bozan veya doğrudan DNA iplik kırılmalarına neden olan, böylece tüm kromozom bölümlerinin silinmesine , eklenmesine veya yeniden düzenlenmesine neden olan bir mutajenik ajan

klatrat : lat. * clathratus (kafesli, parmaklıklı) (clathrum (kafes, ızgara) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * bir molekülün (konak) oluşturduğu kafes benzeri boşlukların içine başka bir molekülün (konuk) kimyasal bağ olmaksızın hapsolduğu katı bir bileşik

klausenfrucht : lat., alm. * clausus (kapalı) (lat.); Klause (hücre, kapalı/izole küçük alan, kapsülcük, küçük bölme) + Frucht (meyve) (alm.) * olgunlaştığında tek tek küçük parçalara (merikarp) ayrılan kuru meyve tipi (şizokarp)

klavikula : lat. * clavis (anahtar) + cula (dişil küçültme eki) * küçük anahtar, anahtarcık; göğüs kafesi ile kürek kemiği arasında bulunan uzun ince bir kemik, köprücük kemiği

klavikular : lat. * clavis (anahtar) + cula (küçültme eki) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * köprücük kemiği ile ilgili

klavikül : lat. * clavis (anahtar) + cula (küçültme eki) * küçük anahtar, anahtarcık; göğüs kafesi ile kürek kemiği arasında bulunan uzun ince bir kemik, köprücük kemiği

klaviküler : lat. * clavis (anahtar) + cula (küçültme eki) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * köprücük kemiği ile ilgili

klaviseps : lat. * clavis (anahtar) + caput (baş, kafa, tepe), ceps (başlar, kafalar) * anahtar başlı; çavdar ve benzeri tahıllarda parazit olarak yaşayan bir mantar türü

klavsen : lat. * clavis (anahtar) + cin (çalgı eki) * tellere mızrapla vurularak ses çıkaran, piyano öncülü olan ve Barok dönemi müziğinde yaygın olarak kullanılan tuşlu çalgı

klavulanat : lat. * clavula (küçük topuz, topuzcuk) (clava (topuz, sopa; topuz şeklinde yapı) + ulus, ula (küçültme eki) ) + n (ulama eki) + ate (asidin tuzu veya esteri eki) * genellikle kulak, burun, boğaz, akciğer, idrar yolu ve diş enfeksiyonlarının tedavisinde beta-laktamaz inhibitörü olarak kullanılan klavulanik asidin tuzları (örneğin amoksisilin/klavulanat) (C8H8NO5⁻)

klavulanik asit : lat. * clavula (küçük topuz, topuzcuk) (clava (topuz, sopa; topuz şeklinde yapı) + ulus, ula (küçültme eki) ) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + acidum, acidus (ekşi olan; hidrojen iyonu veren, pH düşürücü madde, asit) * bazı β-laktamaz enzimlerini inhibe ederek penisilin türevi antibiyotiklerin etkinliğini artıran, β-laktam yapılı antibakteriyel bir bileşik (C8H9NO5)

klavulunat : lat. * clavula (küçük topuz, topuzcuk) (clava (topuz, sopa; topuz şeklinde yapı) + ulus, ula (küçültme eki) ) + atus, ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek) * klavulanik asidin tuz veya ester formu; antibiyotik kombinasyonlarında (ör. amoksisilin/klavulunat) β-laktamaz enzimlerini inhibe ederek antibiyotiğin etkisini koruyan yardımcı bileşik

klavye : lat. * clavis (anahtar, tuş) + arium (alet veya yer eki) (lat.); clavier (fra.) * harf, rakam ve sembolleri yazmak veya komut vermek için kullanılan, üzerinde tuşlar bulunan kontrol arayüzü; bilgisayar, daktilo veya müzik aletlerinde üzerinde tuşlar bulunan, giriş-kontrol işlevi gören araç

klebsiella pneumoniae : lat., gre. * Klebsiella (Alman mikrobiyolog Theodor Albrecht Edwin Klebs’in soyadından) + pneumon (akciğer) + eia (durum, sorun, hastalık eki) * zatürre, idrar yolu enfeksiyonu ve sepsis gibi ciddi enfeksiyonlara neden olabilen, gram negatif, kapsüllü bir bakteri türü

klechkowski kuralı : rus., tür. * klechkowski (Rus kimyager Vsevolod Klechkowski'nin soyadından) (rus.) + kural (ilke, yasa, kanun, prensip) + ı (iyelik eki) (tür.) * atom orbitallerinin dolma sırasını açıklayan, Aufbau ilkesine matematiksel biçim veren kuantum kimyası kuralı

kleft : gre. * kleptes (hırsız, soyguncu) * Osmanlı döneminde özellikle Yunanistan’da dağlık bölgelerde yaşayan, bağımsızlık mücadelesi veren veya bazen eşkıyalık yapan silahlı gruplara mensup kişi

kleft palat : ing., lat. * cleft (yarık, çatlak, bölünmüş alan) (ing.) + palatum (damak) (lat.) * doğuştan gelen, ağız çatısını oluşturan damak yapısında tam birleşmenin gerçekleşmemesi sonucu oluşan, burun ve ağız boşluklarını birbirinden ayıramayan bir açıklık veya yarık durumu

klemastin : ing. * clem (kimyasal adlandırma unsuru) + astine (antihistaminik belirteci) * alerjik tepkimelere yol açan histamin maddesini engelleyen, hapşırma, burun akıntısı, kaşıntı ve göz sulanması gibi alerji belirtilerini azaltan birinci nesil bir antihistaminik ilacın etken maddesi (C21H26ClNO)

klemastin fumarat : ing. * clem (kimyasal adlandırma unsuru) + astine (antihistaminik belirteci) + fumarate (fumus (duman) + aris (ile ilgili, -a ait) + ate (asidin tuzu veya esteri eki) ) * hapşırma, burun akıntısı, kaşıntı ve göz sulanması gibi alerjik reaksiyon belirtilerini hafifletmek için kullanılan, sedatif (uyku verici) ve kurutucu niteliği olan, vücuttaki histamin etkisini engelleyen birinci nesil bir antihistaminik etken madde (C25H30ClNO5)

klementin : lat., fra. * clemens (merhametli, şefkatli, bağışlayıcı, hoşgörülü, ılımlı, yumuşak, uysal, ılıman) (lat.); clément + ine (küçültme ve aidiyet eki) (fra.) * söğüt yapraklı mandalina ve tatlı portakal arasındaki bir narenciye melezi olan, dış yüzeyi pürüzsüz, parlak bir görünüme sahip, koyu turuncu renkli, tatlı, küçük, kolay soyulan mandalina türü olan bir tangor (bu türü Cezayir'de ilk kez keşfeden ve yayan Fransız misyoner Clément Rodier'in isminden)

klemp : alm. * Klemme (mandal, sıkıştırma aparatı) * metal veya plastikten yapılan, iki yüzey veya parçayı geçici olarak sıkıştırmaya veya sabitlemeye yarayan alet; bağlama aparatı, kelepçe, kenet, mengene, kıskaç, klips

kleopatra : gre. * kleos (şan, ün, nam, şöhret) + pater (baba) * babasının şanı, babasından gelen ün; antik Yunan kökenli bir kadın ismi; Antik Mısır’ın Ptolemaik hanedanına ait ünlü kraliçelerden biri

kleptokrasi : gre. * kleptein (çalmak), kleptes (hırsız, soyguncu) + kratia (kudret, güç, iktidar, güçlülük, kuvvetlilik; yönetim) (kratos (güç, kudret, kuvvet, sağlamlık) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * yönetici sınıfın sistematik olarak kamu kaynaklarını kendi çıkarı için sömürdüğü, yozlaşmış ve hırsızlığa dayalı yönetim biçimi

kleptoman : gre. * kleptein (çalmak), kleptes (hırsız, soyguncu) + mania (tutku, tutkunluk, çılgınlık, delilik, takıntı, coşku) * istemsiz ve dürtüsel biçimde çalma eğilimi gösteren, çalma eyleminden haz alan ve genellikle psikiyatrik bir bozukluk taşıyan kişi

kleptomani : gre. * kleptein (çalmak), kleptes (hırsız, soyguncu) + mania (delilik, çılgınlık, aşırı tutkunluk, aşırı heves, aşırılık, coşku) (mainesthein (delirmek, çıldırmak), man (çılgın, taşkın duygulu, aşırı tutkulu, aşırı hevesli) + eia (durum ve isim yapım eki) ) * kişinin ihtiyaç duymadığı veya maddi değeri olmayan nesneleri karşı koyamadığı dürtüyle çalması şeklinde kendini gösteren, dürtü kontrol bozukluğu sınıfına giren psikiyatrik bir rahatsızlık

klerans : ing. * clear (temizlemek, açmak, netleştirmek, açığa çıkarmak) + ance (isim yapım eki) * hava veya deniz taşıtlarının iniş-kalkış, geçiş veya boşaltım yapabilmeleri için gerekli izin, boşluk veya serbestlik durumu; gümrük işlemlerinde malların resmî onay alarak serbest dolaşıma girmesi veya çıkabilmesi süreci; tıpta bir maddenin belirli bir sürede vücuttan temizlenme hızı

klerestori : lat., gre. * clarus (açık, berrak, net) + historia (yapı, kat) (histos, histion (doku, yapı) (gre.) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) (gre.) ); storey (kat) (ing.) * mimarlıkta, özellikle kilise veya büyük salonlarda, üst kat pencereler aracılığıyla ışık almak için yapılan yüksek duvar veya pencere dizisi

klerik : gre. * klerikos (kliros, kleros (taksim, kısım, pay, hisse, bölüm, miras) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Hristiyan geleneğinde ruhban sınıfına mensup olan veya bu sınıfa ilişkin olan ve dini görevleri yürütmekle yükümlü olan, kilise hizmetinde bulunan din adamı

klerikalizm : gre., lat. * klerikos (kliros, kleros (taksim, kısım, pay, hisse, bölüm, miras) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (lat.) * din adamlarının sivil toplum ve siyaset üzerindeki etkisini artırma veya koruma yönündeki düşünsel ve kurumsal eğilim; kilise otoritesinin devlet işlerine müdahale etmesini savunan veya destekleyen ideolojik tutum

klerji : gre., ing. * klerikos (din adamı, ruhban) (kliros, kleros (din adamı, ruhban; kiliseye ait görevli) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (gre.), clericus (lat.) + clergé (fra.) * ruhban sınıfı, din adamları topluluğu; Hristiyan geleneğinde kutsal rütbe almış din görevlilerinden oluşan ruhban sınıfı; dini törenleri yürütme, öğretiyi yayma ve ibadetleri yönetme yetkisine sahip kişiler topluluğu

klervoyans : lat., fra. * clarvidentia (açık görüş, durugörü) (clarus (açık, berrak, net) + videntia (görme durumu, görüş, bilme, fark etme yetisi) (videre (görmek) + entia (isim yapım eki) ) (lat.); clairevoyance (claire (açık, berrak, net) + voir (görmek), voyance (görü, görüş) ) (fra.) * olgu veya olayların beş duyunun ötesindeki duyularla algılanması fenomeni, durugörü

klik : fra. * cliquer (tıklamak, ses çıkarmak), clique (küçük, dışlayıcı grup) * genellikle ortak çıkarlara sahip bireylerin oluşturduğu, dışa kapalı ve ayrıcalıklı küçük topluluk; sosyal çevrede başkalarını dışlayan veya dışlanmış bir gruplaşma biçimi

klima : gre. * klima (iklim, eğim, mevsim koşulları) * belirli bir bölgenin uzun süreli hava durumu ve atmosferik şartları; mekanların sıcaklık, nem ve hava kalitesini düzenleyen cihaz veya sistem

klimaks : gre. * klimax (merdiven, basamak, doruk noktası) * artan bir düzen veya seviyeler dizisi içinde en yüksek nokta veya zirve; özellikle edebiyatta, hikaye veya anlatının en yoğun ve heyecanlı anı; biyolojide ise türlerin veya ekosistemlerin olgun ve dengede olduğu son aşama

klimakterik : gre., lat. * klimax (merdiven, basamak, doruk noktası) (gre.) + erium (dönem, devir, periyod, zaman) (lat.) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * basamaklarla ilgili, kritik dönem; insan yaşamında özellikle orta yaşta görülen ve fiziksel, ruhsal değişimlerin yoğunlaştığı kritik dönemle ilgili; tıp ve biyolojide belirli bir döneme işaret eden, genellikle geçiş veya dönüm noktası niteliğindeki aşamayla ilgili

klimakteryum : gre., lat. * klimax (merdiven, basamak, doruk noktası) (gre.) + erium (dönem, devir, periyod, zaman) (lat.) * basamaklarla ilgili olma, kritik dönem; insan yaşamında özellikle orta yaşta görülen ve fiziksel, ruhsal değişimlerin yoğunlaştığı kritik dönem; tıp ve biyolojide belirli bir döneme işaret eden, genellikle geçiş veya dönüm noktası niteliğindeki aşama

klimatolog : gre. * klima (iklim, eğim, mevsim koşulları) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * iklim bilimiyle uğraşan uzman; atmosfer olaylarını, hava koşullarını ve uzun dönemli iklim değişimlerini inceleyen bilim insanı

klimatoloji : gre. * klima (iklim, eğim, mevsim koşulları) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * iklim bilimi; atmosfer olaylarını, hava koşullarını ve uzun dönemli iklim değişimlerini inceleyen bilim dalı

klinal : gre., lat. * klinein (eğilmek, yana yatmak, eğim vermek, eğim yapmak, meyletmek, meyil vermek, katmanlamak) (gre.); inclinare (eğmek, eğilmek, yöneltmek) (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + clinare (eğmek, eğilmek, meyletmek) ) + alis (ile ilgili;-a ait) (lat.) * jeolojide tabakaların veya kayaç katmanlarının eğilmesi ve kıvrılmasıyla ilgili olan, ineç

klindamisin : lat., gre. * clinda (sentetik ilaç öneki) (lat.) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) (lat.) *antibiyotik olarak kullanılan, özellikle anaerobik bakterilere karşı etkili olan, bakteriyel enfeksiyonların ve özellikle deri, solunum ve kemik enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan lincosamide grubundan sentetik antibiyotik (C18H33ClN2O5S)

klinefelter sendromu : ing., gre., tür. * Klinefelter (Amerikalı endokrinolog Henry Klinefelter'in soyadından) (ing.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * erkeklerde ekstra X kromozomuna bağlı genetik bozukluk; tipik olarak 47, XXY kromozom yapısıyla ortaya çıkan, ergenlikte ve sonrasında testis fonksiyonlarında azalma, kısırlık, öğrenme güçlükleri ve bazı fiziksel özelliklerle karakterize sendrom

klinik : gre. * klinike, klinikos (yatarak tedavi edilen yer, hasta odası) (kline (yatak, yataklı yer) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * klinik, hasta bakım merkezi; hastaların yataklı veya ayaktan tedavi gördüğü sağlık kurumu veya tıp alanında hastalıkların tanı, tedavi ve gözleminin yapıldığı uygulama yeri; tıbbi uygulamalar veya pratiklerle ilgili

kliniometri : gre. * kline (yatak, yataklı yer) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * hastalıkların belirtilerini, seyrini ve tedaviye verilen yanıtı klinik olarak ölçülebilir ve nesnel verilere (ölçekler, indeksler ve puanlama sistemleri yardımıyla) dökmeyi amaçlayan bilimsel yöntem

klinisyen : gre., lat. * klinike, klinikos (yatarak tedavi edilen yer, hasta odası) (kline (yatak, yataklı yer) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) + ian (-cı, yapan, eden eki) (lat.) * doğrudan hasta bakımıyla ilgilenen ve hastalıkların tanı, tedavi ve izlenmesi süreçlerinde pratik uygulamalar yapan tıp uzmanı

klinker : alm. * klinken (çınlamak, tınlamak), Klinker (sert pişirilmiş tuğla) * yüksek ısıda pişirilerek sertleştirilmiş ve vurulduğunda metalik bir ses çıkaran yapı tuğlası; özellikle dayanıklılığı ve ses özelliğiyle bilinen, inşaatta kullanılan seramik yapı malzemesi; kireç taşı ve kilin beraber öğütülmesiyle elde edilen farin tozunun 1400 -1500°C derece döner fırında pişmesi sonucu oluşan ve çimentonun ana maddesi olan granül yapıda malzeme

klinomani : gre. * kline (yatak, yataklı yer) + mania (delilik, çılgınlık, aşırı tutkunluk, aşırı heves, aşırılık, coşku) (mainesthein (delirmek, çıldırmak), man (çılgın, taşkın duygulu, aşırı tutkulu, aşırı hevesli) + eia (durum ve isim yapım eki) ) * kişinin özellikle olumsuz hava koşullarında veya psikolojik nedenlerle yataktan çıkmak istememesi ve gün boyu yatakta kalma yönünde güçlü bir arzu duyması durumu

klinometre : gre. * klinein (eğilmek, yana yatmak, eğim vermek, eğim yapmak, meyletmek, meyil vermek, katmanlamak) + metron, metros (ölçü) (gre.); clinare (eğmek, eğilmek, meyletmek) (lat.) * bir yüzeyin, eksenin veya jeolojik katmanın yatay düzleme göre eğim açısını ölçen alet

klip : ing. * clip (kesmek, kırpmak, tutturmak) * film parçası, kısa video, tutturucu, ataş; kesit

klips : ing. * clip (kesmek, kırpmak, tutturmak) + s (çoğul eki) * iki nesneyi birbirine geçici olarak tutturmaya yarayan, genellikle metal veya plastikten yapılan küçük araç

klirens : lat., ing. * clarentia (temizleme, saflaştırma, paklama, arındırma) (clarus (açık, temiz, parlak) + entia (isim yapım eki) ) (lat.); clearance (ing.) * bir organın (özellikle böbreklerin) belirli bir maddeyi birim zamanda kandan temizleme ve uzaklaştırma yeteneği veya oranı

klironomi : gre. * kleros (kura, kura ile elde edilen pay veya arsa/mülk) + nemoein, nemein (ayarlamak, düzenlemek, dağıtmak, paylaştırmak, yönetmek), nomia (yönetim, idare, düzenleme, yasama, ayarlama, düzenleme, sıralama, dizme) (nomos (kural, kanun, yasa, düzenleme, ayarlama) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ), kleronomos (mirasçı, varis) * miras, kalıtım, ırs

klişe : fra. * cliquer (tıkırdamak, metal levhaya baskı sesi çıkarmak), cliché (ses yansımalı onomatopeik kelime) * matbaacılıkta kullanılan kalıp baskı levhası; tekrarlanan, basmakalıp söz veya düşünce, sanatta, dilde ve düşüncede özgünlükten uzak, kalıplaşmış ifade

klitoral : gre., lat. * kleitoris (anahtar; küçük tepe) (klei (anahtar, toka, kanca; küçük, minik, ufak; kapatmak, kılıfına sokmak, gizlemek; dayanmak, eğilmek, meyil) + toris (tepe, çıkıntı, yükselti, şişiklik, şişkinlik, kabarıklık) ) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * klitoris ile ilgili olan

klitoris : gre. * kleitoris (anahtar; küçük tepe) (klei (anahtar, toka, kanca; küçük, minik, ufak; kapatmak, kılıfına sokmak, gizlemek; dayanmak, eğilmek, meyil) + toris (tepe, çıkıntı, yükselti, şişiklik, şişkinlik, kabarıklık) ) * üreme sisteminin dış bölümünü oluşturan vulva ve vajina girişinin hemen yukarısında bulunan ters v şeklindeki yoğun sinir uyarım noktası (clavis, clé (anahtar) (lat., fra.), close (kapatmak) (ing.), klein (küçük) (alm.), tower, tour, Turm (tepe) (ing., fra , alm.) )

klivus odontoid : lat. * clivus (yokuş, eğimli yüzey) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) * kafa tabanının arka kısmında yer alan ve yukarıdan aşağıya eğimli bir kemik yüzeyi olan klivus ile, ikinci boyun omurunun (axis) dişi andıran çıkıntısı olan odontoid çıkıntının anatomik ilişkisini ifade eden terim; nöroanatomi ve kraniyovertebral cerrahide kritik öneme sahip yapılar

klizmafili : gre. * klysmos (lavman, sıvı boşaltımı) + philia (sevme durumu, hoşlanma durumu) (philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * lavman yaparak veya yaptırırak haz alma ile karakterize bir parafili çeşidi

kloak : lat. * cloaca (kanalizasyon, pis su kanalı; mecazen ortak boşaltım kanalı) * kuşlar, sürüngenler, amfibiler ve bazı balıklarda sindirim, idrar ve üreme yollarının açıldığı ortak tek boşluk/kanal/delik

kloazma : gre. * khloazein (yeşilimtırak olmak, sararmak) + asma (isim yapım, yer ve durum eki) * özellikle hamilelik veya hormonal değişiklikler sırasında yüzde oluşan, sınırları belirgin, kahverengimsi pigment lekesi; melazma olarak da bilinen, genellikle alın, yanak, dudak üstü gibi bölgelerde görülen hiperpigmentasyon durumu

klobazam : gre. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.) + bazam (1,5-benzodiazepin türevi ilaç adlandırma unsuru) * beyindeki aşırı aktif sinirleri ve elektriksel sinyalleri sakinleştirerek epilepsi (sara) nöbetlerini kontrol altına almak için kullanılan, benzodiazepin grubundan antiepileptik ve anksiyolitik ilacın etken maddesi (C16H13ClN2O2)

klobetasol : gre. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum (klor eki) (lat.) + beta (Yunan alfabesindeki ikinci harf (β); steroid iskeletindeki hidroksil veya metil gruplarının uzaysal konumunu (beta yönelimi) ) (gre.) + ol ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) * ciltteki iltihap, kızarıklık, şişlik ve kaşıntıyı gidermek için kullanılan, topikal kortikosteroid (cilde sürülen steroid) nitelikli, bağışıklık tepkisini ve iltihabı baskılayan sentetik ilacın etken maddesi (C22H28ClFO4)

klobetason : gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum (klor eki) (lat.) + beta (Yunan alfabesindeki ikinci harf (β); steroid iskeletindeki hidroksil veya metil gruplarının uzaysal konumunu (beta yönelimi) ) + sone (kortikosteroid eki) (gre.) * cilt hastalıklarının tedavisinde kullanılan, iltihap önleyici ve bağışıklık baskılayıcı özelliklere sahip olan topikal sentetik glukokortikoid steroid türü (kortikosteroid) (C22H26ClFO4)

klobetazon : gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum (klor eki) (lat.) + beta (Yunan alfabesindeki ikinci harf (β); steroid iskeletindeki hidroksil veya metil gruplarının uzaysal konumunu (beta yönelimi) ) + sone (kortikosteroid eki) (gre.) * cilt hastalıklarının tedavisinde kullanılan, iltihap önleyici ve bağışıklık baskılayıcı özelliklere sahip olan topikal sentetik glukokortikoid steroid türü (kortikosteroid) (C22H26ClFO4)

klodikasyon : lat. * claudicare (topallamak, aksamak) + tio (isim yapım eki) * özellikle periferik arter hastalığında görülen, yürüme sırasında bacak kaslarında ağrı ve kramp şeklinde ortaya çıkan, kan akışının yetersizliği nedeniyle gelişen topallama durumu; yürüyüşle artan ve dinlenmeyle geçen dolaşım kaynaklı ağrılı semptom

klofarabin : gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum (klor eki) (lat.) + farabin (seker türevi), arabino (Arapla ilgili) (gre.) * klor içeren arabinoz bazlı sentetik nükleozit analoğu; özellikle akut lösemi tedavisinde kullanılan kemoterapötik ajan olarak işlev gören antimetabolit bileşik (C10H11ClFN5O3)

klofazimin : gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum (klor eki) + phenazine (phenyl (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak) + yl (alkil eki; kimyasal radikal hidrokarbon veya türev eki) ) + azo (azotlu, nitrojenli bileşik eki) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) + imine (C=N içeren azotlu kimyasal yapı) (lat.) * klor içeren, lipofilik özellikte olan, özellikle lepra (cüzam) tedavisinde kullanılan ve Mycobacterium leprae’ye karşı etkin olan uzun etkili makrolid tipi antibakteriyel bileşik ve farmasötik madde (C27H22Cl2N4)

kloksasilin : gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum (klor eki) (lat.) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + aciline (penisilin grubu antibiyotik eki) (lat.) * penisilin grubuna ait, özellikle penisilinaz adlı enzimi üreten dirençli Staphylococcus bakterilerinin yol açtığı enfeksiyonların tedavisinde kullanılan, mide asidine ve bakteriyel enzimlere dayanıklı yarı sentetik bir antibiyotik (C19H18ClN3O5S)

klomifen : gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum (klor eki) (lat.) + mi (sentetik kimyasal yapının orta bileşeni, fenil halkasına bağlı modifiye grup) + phene (fenil, aromatik halka yapısı) (lat.) * östrojen reseptörleri üzerinde seçici etkili (SERM) bir sentetik kimyasal bileşik olup, kadınlarda ovulasyonu (yumurtlamayı) uyarmak için kullanılan, özellikle infertilite (kısırlık) tedavisinde başvurulan hormonal ilacın etken maddesi (C26H28CINO)

klomifen sitrat : gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum (klor eki) (lat.) + mi (sentetik kimyasal yapının orta bileşeni, fenil halkasına bağlı modifiye grup) + phainein (parlamak), phene (fenil, aromatik halka yapısı) (gre.) + citrus (narenciye ağacı, limon) + atus, ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek) (lat.) * sentetik östrojen reseptör modülatörü olan klomifenin sitrik asit tuzu formu; özellikle kadınlarda yumurtlamayı teşvik etmek amacıyla infertilite (kısırlık) tedavisinde kullanılan oral yolla alınan hormon düzenleyici farmasötik bileşik (C26H28CINO•C6H8O7)

klomipramin : gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum (klor) + imipramine, (trisiklik antidepresan; amine grubu içeren bileşik) (lat.) * trisiklik antidepresanlar (TCA) sınıfına ait, serotonin geri alım inhibitörü etkisi baskın olan, obsesif kompulsif bozukluk (OKB) başta olmak üzere depresyon ve anksiyete bozukluklarının tedavisinde kullanılan, klor içeren amin türevli psikotrop ilacın etken maddesi (C19H23ClN2)

klon : gre. * klon (dal, sürgün, çelik, bitkisel çelik, eşeysiz üreyen canlı parçası) * genetik olarak tamamen aynı olan bir organizmanın, hücrenin veya DNA parçasının eşeysiz (asexual) üreme yoluyla oluşturulmuş kopyası; biyoteknoloji ve genetik mühendisliğinde bir canlıyı veya onun hücresel yapılarını bire bir çoğaltma işlemiyle elde edilen birey

klonazepam : gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum (klor) + azepam (diazepin türevi sakinleştirici ilaç) * benzodiazepin grubu uzun etkili, klor içeren antikonvülsan ve anksiyolitik ilaç; epilepsi nöbetleri, panik bozukluğu ve anksiyete tedavisinde merkezi sinir sistemi üzerinde baskılayıcı etki gösteren psikotrop bileşik (C15H10ClN3O3)

klonidin : gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum (klor) + idine (azot içeren heterosiklik bileşik eki) (lat.) * klor içeren sentetik imidazolin türevi bir alfa-2 adrenerjik reseptör agonisti olan, merkezi sinir sistemi üzerinden sempatik sinir aktivitesini baskılayarak kan basıncını düşüren antihipertansif ilaç; ayrıca migren, ADHD ve yoksunluk semptomlarının tedavisinde de kullanılan sedatif etkili farmasötik bileşik (C9H9Cl2N3)

klonik : gre. * klonos (şiddetli hareket, sarsıntı, titreme, çalkantı, kasılma) + ikos) (ile ilgili, gibi, -a ait) * ani, tekrarlayıcı, ritmik kas kasılmalarıyla seyreden nörolojik belirti veya durum; epileptik nöbetler veya sinir sistemi bozukluklarında görülen istemsiz kas seğirmeleriyle karakterize spazmodik motor hareket biçimi

klonlamak : gre., tür. * klon (dal, sürgün, çelik, bitkisel çelik, eşeysiz üreyen canlı parçası) (gre.) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir organizma, hücre veya genetik materyalin, orijinaliyle tamamen aynı genetik yapıya sahip olacak şekilde eşeysiz olarak çoğaltılması; biyoteknolojide, genetik kopyalama ve yapay üretim yoluyla birebir benzer canlılar veya genetik parçalar üretme eylemi

klonorşis : gre. * klon (dal, sürgün, çelik, bitkisel çelik, eşeysiz üreyen canlı parçası) + orkhis (testis, yumurtalık, husye; yumru) * parazitik karaciğer kelebeği; Clonorchis sinensis adlı trematod (yassı solucan) parazitinin neden olduğu, genellikle çiğ tatlı su balığı tüketimiyle bulaşan ve safra yollarında yerleşerek karaciğer ve safra kesesi hastalıklarına yol açan helmint enfeksiyonu

klonus : gre., lat. * klonos (şiddetli hareket, sarsıntı, titreme, çalkantı, kasılma), clonus (lat.) * ritmik kas kasılmalarıyla seyreden nörolojik durum; sinir sistemi bozukluklarında görülen, kasların istemsiz ve ritmik olarak ardışık kasılıp gevşemesiyle karakterize, nöbet şeklinde kas seğirmesi veya spazm hali; genellikle merkezi sinir sistemi hasarlarında ortaya çıkan patolojik motor refleks

klopidogrel : gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum (klor) + pido (tiyopirin türevi eki) + grel (antitrombositik ajan son eki) (lat.) * klor içeren, trombositlerin P2Y12 reseptörünü bloke ederek kan pıhtılaşmasını engelleyen, özellikle kalp krizi ve inme riskini azaltmak için kullanılan oral antiplatelet (antitrombosit) ilaç; kardiyovasküler hastalıklarda pıhtı oluşumunu önleyen farmasötik bileşik (C16H16ClNO2S)

klopiksol : gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum (klor) + pixol (fenotiyazin türevi antipsikotik eki) (lat.) * klor içeren, fenotiyazin türevi antipsikotik ilaç; şizofreni ve diğer psikozların tedavisinde kullanılan merkezi sinir sistemi üzerinde etkili farmasötik bileşik (C22H25ClN2OS)

klor : gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum (lat.) * atom numarası 17 olan, sembolü Cl olan, sarı-yeşil renkte, keskin kokulu ve toksik, yüksek reaktiviteye sahip halojen gaz elementi; dezenfektan, ağartıcı ve kimyasal bileşiklerin sentezinde yaygın kullanılan kimyasal element

klorambusil : gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum (lat.) + ambu (alkil grubu türevi eki) + cil (ilaç eki) * klor içeren, alkilasyon ajanı olarak kullanılan sentetik kemoterapi ilacı; özellikle kronik lenfositik lösemi ve bazı lenfomaların tedavisinde DNA’ya bağlanarak hücre bölünmesini engelleyen antineoplastik (kanser karşıtı) farmasötik bileşik (C14H19Cl2NO2)

kloramfenikol : gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum (lat.) + am (amin eki) + phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) ) + icol (kimyasal madde eki) * klor, amin ve fenil grupları içeren geniş spektrumlu antibiyotik; protein sentezini inhibe ederek bakteriyel enfeksiyonları tedavi eden, özellikle tifo, menenjit ve göz enfeksiyonlarında kullanılan, doğal olarak Streptomyces venezuelae’den elde edilmiş veya sentetik yolla üretilen farmasötik bileşik (C11H12Cl2N2O5)

klorazepat : gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum (lat.) + azep (yedi üyeli diazepin halkası eki) + ate (asidin tuzu veya esteri eki) * klor içeren, diazepin halkası taşıyan benzodiazepin türevi bir trankilizan; merkezi sinir sistemi üzerinde GABA reseptörlerini modüle ederek sedatif, anksiyolitik, antikonvülsan ve kas gevşetici etki gösteren, anksiyete bozuklukları ve epilepsi tedavisinde kullanılan farmasötik bileşik (C16H11ClN2O3)

klordiazepoksit : gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum (lat.) + diazep (diazepin, iki azotlu yedi üyeli heterosiklik halka eki) (lat.) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + ide (ikili bileşik, anyon eki) (gre.) * klor ve oksijen içeren, diazepin halkasına sahip ilk sentezlenen benzodiazepin grubu ilaçlardan biri; merkezi sinir sisteminde GABA reseptörlerini modüle ederek sedatif, anksiyolitik, hipnotik ve antikonvülsan etki gösteren, özellikle anksiyete bozuklukları, alkol yoksunluğu ve kas spazmlarının tedavisinde kullanılan psikotrop farmasötik bileşik (C16H14ClN3O)

klorfenamin : gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum (lat.) + phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) ) (gre.) + amine (amin eki) (lat.) * klor ve fenil grupları içeren, amin türevli ilk nesil antihistaminik ilaç; histamin H₁ reseptörlerini bloke ederek alerjik rinit, ürtiker ve soğuk algınlığı gibi alerjik durumların semptomlarını (burun akıntısı, kaşıntı, hapşırma) hafifleten, hafif sedatif etkili farmasötik bileşik (C16H19ClN2)

klorfeniramin : gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum (lat.) + phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) ) (gre.) + amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) (lat.) * vücutta alerji belirtilerine yol açan histamin maddesini engelleyen, hapşırma, burun akıntısı, kaşıntı ve göz sulanması gibi nezle, grip veya saman nezlesi şikayetlerini hafifletmek için kullanılan birinci kuşak bir antihistaminik ilacın etken maddesi (C16H19ClN2)

klorfeniramin maleat : gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum (lat.) + phainein (parlamak), phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) ) (gre.) + amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) (lat.) + malum (elma) + ate (asidin tuzu veya esteri eki) * klor ve fenil grupları içeren, amin türevli birinci kuşak antihistaminik olan klorfeniraminin malik asit ile oluşturduğu tuz formu; histamin H₁ reseptörlerini bloke ederek alerjik rinit, saman nezlesi, ürtiker ve soğuk algınlığı semptomlarının (kaşıntı, burun akıntısı, hapşırma) giderilmesinde kullanılan, hafif sedatif etkili farmasötik bileşik (C20H23ClN2O4)

klorfenoksamin : gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum (lat.) + phainein (parlamak), phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) ) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) (lat.) * klor, fenil, oksijen ve amin grupları içeren, antikolinerjik ve antihistaminik etkili bir ilaç; Parkinson hastalığına bağlı istemsiz kas hareketlerinin (ekstrapiramidal semptomlar) ve bazı alerjik durumların tedavisinde kullanılan, merkezi sinir sistemi üzerinde yatıştırıcı etkisi olan sentetik farmasötik bileşik (C18H22ClNO)

klorgilin : gre. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) + gilin (glisin eki) * klor elementi içeren veya klorla modifiye edilmiş kimyasal yapıdaki bileşik; farmasötik veya biyokimyasal alanda kullanılan, genellikle monoamin oksidaz inhibitörü olarak görev yapan sentetik molekül; "klor" ve yapısal bileşenlerin birleşimiyle oluşturulmuş özel isimli kimyasal terim (C13H15Cl2NO)

klorheksidin : gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum (lat.) + hexa (altı; altı karbonlu zincir belirteci) (gre.) + idine (azot içeren heterosiklik bileşik eki) (lat.) * klor ve altı karbonlu yapı içeren biguanid türevi antiseptik ve dezenfektan; bakteri hücre zarlarını bozarak geniş spektrumlu antimikrobiyal etki gösteren, özellikle ağız gargaralarında, yara temizleyicilerde ve cerrahi antiseptik solüsyonlarda kullanılan topikal farmasötik bileşik (C22H30Cl2N10)

klorhidrat : gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum (lat.) + hydor, hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + ate (asidin tuzu veya esteri eki) * hidroklorik asitle (HCl) bir bileşiğin oluşturduğu tuz veya kristal form, genellikle organik aminlerin HCl ile reaksiyona girerek oluşturduğu suda çözünebilen tuz yapısı; ilaçların emilimini kolaylaştırmak ve stabilitesini artırmak için kullanılan farmasötik form (C2H3Cl3O2)

klorhidrik : gre. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum (lat.) + hydor, hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hidrojen ve klor elementlerinden oluşan hidroklorik asit (HCl) ile ilgili olan veya onu içeren; özellikle mide sıvısında doğal olarak bulunan, güçlü ve aşındırıcı inorganik asitle ilişkili

klorhidrik asit : gre. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) + hydor, hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + acidum, acidus (ekşi olan; hidrojen iyonu veren, pH düşürücü madde, asit) (lat.) * hidrojen (H) ve klor (Cl) atomlarından oluşan, suda çözündüğünde hidrojen iyonları (H⁺) serbest bırakarak güçlü asidik özellik gösteren, renksiz ve keskin kokulu aşındırıcı sıvı; sindirim sisteminde mide özsuyunun ana bileşeni olan ve kimyasal sanayide, metal arıtımında, pH düzenlemede yaygın olarak kullanılan inorganik mineral asit (HCl)

klorik : gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.), chlorum (lat.) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * klor içeren veya klora ait olan; kimyada özellikle klorun +5 oksidasyon durumunda bulunan klorik asit (HClO₃) ve türevleri ile ilgili veya onlardan oluşan; oksitleyici özellik gösteren

klorik asit : gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + acidum, acidus (ekşi olan; hidrojen iyonu veren, pH düşürücü madde, asit) (lat.) * klorun +5 oksidasyon durumundaki oksit asidi; suda çözündüğünde güçlü oksitleyici özellik gösteren, renksiz, keskin kokulu, güçlü ve kararsız mineral asit; özellikle kimya ve endüstride oksitleyici ajan olarak kullanılan inorganik bileşik (HClO3)

klorikin : gre. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) + kin (kinolin eki) * klor içeren, sentetik olarak üretilmiş bir kinolin türevi antimalaryal ilaç; Plasmodium türlerinin neden olduğu sıtma enfeksiyonlarının tedavisinde ve önlenmesinde kullanılan, hücre içi parazitlere karşı etkili farmasötik bileşik (C18H26ClN3)

klorodeoksiadenozin : gre. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) + de (olumsuzluk eki) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + adenos, aden (bez, beze; gudde) + os (yapı eki) + in (azotlu baz içeren nükleozit eki) * klor elementi içeren, oksijen eksikliği gösteren ve adenozin yapısına sahip biyokimyasal bileşik; genetik araştırmalarda ve kanser tedavisinde kullanılan nükleozit analogu; DNA sentezini ve hücre bölünmesini etkileyerek antineoplastik etki gösteren farmasötik molekül (C10H12ClN5O3)

klorofil : gre. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) + phyllon (yaprak) * bitki yapraklarında bulunan ve fotosentez sürecinde güneş ışığını soğurarak kimyasal enerjiye dönüştüren, yapıya yeşil rengini veren pigment; özellikle mavi-kırmızı dalga boylarını emen ve yeşili yansıtan, doğrudan yaşamın temel enerji kaynağını sağlayan makromolekül

kloroflorokarbon : gre. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum (klor) (lat.) + fluorum (flor elementi) + carbo, carbonis (karbon, kömür, odun kömürü), carbonium (karbon elementi) (lat.) * klor, flor ve karbon elementlerinden oluşan, ozon tabakasına zarar veren, uçucu ve kimyasal olarak kararlı organik bileşikler sınıfı; soğutucular, itici gazlar ve temizlik maddelerinde kullanılan, atmosferde uzun süre kalan ve ultraviyole ışınlarla etkileşerek stratosferik ozonun parçalanmasına yol açan sentetik gaz (CCl 3 F → CCl 2 F + Cl)

kloroform : gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum (klor) (lat.) + formica (karınca; formik asitten türeyen yapı) (lat.) * klor ve formil grubu içeren, renksiz, ağır, tatlı kokulu, uçucu sıvı; tarihsel olarak anestezik ve çözücü olarak kullanılan, solunduğunda merkezi sinir sistemi üzerinde baskılayıcı etki gösteren, günümüzde toksik etkileri nedeniyle sınırlı kullanım alanı olan organik bileşik (CHCl3)

klorokin : gre. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) + kynoline (kyanos (lacivert) + line (kimyasal bileşik eki) * klor içeren bir kinolin türevi olan, Plasmodium türlerine karşı etki gösteren antimalaryal ilaç; parazitin hem metabolizmasını bozarak hücre içi lizisi tetikleyen, ayrıca bağışıklık düzenleyici etkisi nedeniyle bazı romatizmal hastalıklarda da kullanılan, yarı sentetik farmasötik bileşik (C18H26ClN3)

klorometri : gre. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir çözeltideki serbest klor veya toplam klor miktarını ölçmeye yarayan analitik yöntem veya işlem; özellikle su arıtımı, havuz kimyası ve endüstriyel uygulamalarda dezenfektan etkinliğini değerlendirmek için kullanılan, kolorimetrik veya titrimetrik temele dayalı kimyasal analiz tekniği

kloroplast : gre. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) (plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek) + os (sıfat yapım eki) ) * bitki ve alg hücrelerinde bulunan, fotosentezin gerçekleştiği, çift zarla çevrili ve kendi DNA'sına sahip organel; güneş ışığını soğurup kimyasal enerjiye dönüştüren klorofil pigmentlerini taşıyan, yaşamın enerji döngüsünde temel işlevi olan yeşil renkli hücresel yapı

kloroprokain : gre. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum (klor) + pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) + kaine (yeni, taze) (lat.) * sentetik olarak geliştirilen, sinir iletimini bloke ederek geçici uyuşma sağlayan, cerrahi ve diş hekimliğinde ağrı kesici olarak kullanılan prokain türevi sentetik kimyasal bileşik (C13H19ClN2O2)

klorotiyazid : gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum (klor) (lat.) + theion (kükürt) (gre.) + azot (azot elementi (N) ) + iazide (Azot ve kükürt içeren halkalı bileşik grubunu ve son ek) (lat.) * yüksek tansiyonu (hipertansiyon) düşürmek ve kalp, böbrek veya karaciğer hastalıklarının sebep olduğu ödemi (şişliği) azaltmak için kullanıkan, vücuttan fazla su ve tuzu idrar yoluyla atmaya yarayan, halk arasında "su hapı" diye bilinen bir tiyazid diüretik (idrar söktürücü) ilacın etken maddesi (C7H6CIN3O4S2)

kloroz : gre. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) + osis (durum, sorun ve hastalık eki) * bitkilerde veya insanlarda görülebilen, dokuların yeşilimsi soluklaşmasıyla karakterize durum; bitkilerde genellikle demir eksikliği veya klorofil sentezi bozukluğuna bağlı yaprak sararması, insanlarda ise özellikle genç kadınlarda demir eksikliğine bağlı kansızlık sonucu ciltte görülen soluk yeşilimsi renk değişimiyle belirgin anemi türü

klorpromazin : gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum (klor) + pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) + ma (bağlaç) (lat.) + theion (kükürt) (gre.) * klor, kükürt ve azot içeren fenotiyazin türevi; dopamin reseptörlerini bloke ederek antipsikotik etki gösteren, şizofreni ve diğer psikotik bozuklukların tedavisinde kullanılan, aynı zamanda antiemetik (bulantı önleyici) etkisi de bulunan ilk kuşak tipik antipsikotik ilacın etken maddesi (C17H19ClN2S)

klorpropamid : gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum (klor) + propanum (üç karbonlu alifatik zincir) + amidum (ammonium + acidum (amonyak ve asit türevi) ) (lat.) * klor içeren, propil zincirli ve amid grubu taşıyan, sülfonilüre sınıfına ait oral antidiyabetik ilaç; pankreastan insülin salımını artırarak kan şekeri düzeyini düşüren, özellikle tip 2 diyabet tedavisinde kullanılan ve uzun etki süresi nedeniyle dikkatle dozlanan farmasötik bileşik (C10H13N2O3S)

klortalidon : gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum (klor) (lat.) + tali + idon (benzer, türev) (gre.) * klor içeren ve talidon yapısına sahip, tiazid benzeri diüretik etkili farmasötik bileşik; böbreklerde sodyum ve suyun geri emilimini azaltarak idrar miktarını artıran, hipertansiyon ve ödem tedavisinde kullanılan uzun etkili ilacın etken maddesi (C14H11ClN2O4S)

klorür : gre., lat., tür. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum (klor) (lat.) + urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve anyon-katyon temelli tuz eki) (lat.) * klor atomunun elektron kazanarak negatif yüklü iyon haline gelmesiyle oluşan aniyon; suda çözünür bileşiklerde bulunan ve birçok tuzun yapısında yer alan, özellikle sodyum klorür (sofra tuzu) şeklinde doğada yaygın olan, kimyasal tepkimelerde ve biyolojik sistemlerde önemli rol oynayan halojen iyonu

klostiridyum : gre., lat. * kloster (bobin, sarmal, iplik) + idion (kimyasal madde ve küçültme eki) (gre.) + clostridium (lat.) * sarmal şekilli, zorunlu anaerob bakteriler cinsini ifade eden mikrobiyolojik terim; toksin üreten türleri nedeniyle insan ve hayvanlarda ciddi enfeksiyonlara yol açabilen, toprağa ve doğal ortama yaygın olarak bulunan, spor oluşturabilen bakteriler grubu

klostridyum difisil : gre., lat. * kloster (bobin, sarmal, iplik) + idion (kimyasal madde ve küçültme eki) (gre.) + clostridium (lat.) + difficilis (zor) (dis (yok, değil, karşıt, zıt, ters) + facilis (kolay) (facere, ficere (yapmak) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) * spor oluşturan bakteri Clostridioides difficile'den kaynaklanan, sulu ishal, ateş, mide bulantısı ve karın ağrısı ile karakterize semptomatik bir enfeksiyon

klostridyum perfringens : gre., lat. * kloster (bobin, sarmal, iplik) + idion (kimyasal madde ve küçültme eki) (gre.) + clostridium (lat.) + per (çok, aşırı) + fringere (kırmak, parçalamak), fringens (kırılmış, parçalanmış) (lat.) * sarmal yapılı, spor oluşturabilen anaerob bakteri türü olan, dokularda hızla çoğalıp enzim ve toksin salgılayarak doku yıkımına ve gazlı gangren gibi ciddi enfeksiyonlara yol açan; genellikle yara enfeksiyonlarında ve gıda zehirlenmelerinde etkili patojen mikroorganizma

klostridyum tetani : gre., lat. * kloster (bobin, sarmal, iplik) + idion (kimyasal madde ve küçültme eki) (gre.); clostridium (lat.) + tetania (kasılma hali, sertleşme hali) (tetanos (kas kasılması, sertleşme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * sporlara sahip, zorunlu anaerob, sarmal şekilli bakteri türü; tetanoz hastalığının etkeni olarak sinir sistemi üzerinde güçlü kas kasılmaları ve spazmlara yol açan nörotoksin üreten patojenik mikroorganizma

klostrofobi : gre. * kleistein (kapamak), kleistos (kapalı, kilitli) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kapalı veya dar alanlarda bulunma korkusu; kişinin küçük, sıkışık veya kapalı mekanlarda (örneğin asansör, tünel, küçük oda) bulunmaktan yoğun kaygı ve panik yaşadığı psikolojik durum

kloş : fra. * cloche (çan; zil) * çan biçiminde, geniş etek uçlu, bele oturan ve aşağı doğru genişleyen, genellikle kadın modasında kullanılan 1920'lerde popüler olmuş etek veya şapka modeli

kloşet : fra. * cloche (çan; zil) + ette (küçültme eki) * küçük zil, küçük çan; toplantı, oturum veya benzeri durumlarda katılımcıları uyarmak, bir araya getirmek veya toplantıyı başlatmak amacıyla kullanılan çıngırak

klotrimazol : gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum (klor) + tri (üç) + mazol (azolum, azot içeren heterosiklik bileşik) (lat.) * klor ve azot içeren heterosiklik yapıda, üçlü halkalı (triazol türevi) antifungal ilaç; mantar enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan, hücre zarındaki ergosterol sentezini engelleyerek mantar hücresi membran bütünlüğünü bozan topikal antifungal bileşik (C22H17ClN2)

klozapin : lat. * closo (kapalı, kapalı yapılı) + apin (farmasötik son eki) * kapalı yapılı, fenotiyazin türevi atipik antipsikotik ilaç; özellikle şizofreni tedavisinde kullanılır, dopamin ve serotonin reseptörlerine etkisiyle psikoz semptomlarını azaltan, dirençli vakalarda tercih edilen nöroleptik bileşik (C18H19ClN4)

klozet : lat. * closo (kapalı, kapalı yapılı) + etta (küçültme eki) * küçük, kapalı oda veya dolap

kluster : ing. * cluster (bir araya gelmiş salkım, yığın, küme) * birbirine yakın duran veya bir araya toplanmış nesne veya canlılar grubu; istatistikte, enformatikte, biyolojide veya astronomide belirli bir yakınlık veya benzerlik ilişkisine göre gruplanmış yapılar topluluğu, demet, küme, grup, kitle

kluver bucy sendromu : alm., ing., gre., tür. * kluver (Alman nöropsikolog Heinrich Klüver'in soyadından) (alm.) + bucy (Amerikalı nöroşirürjiyen ve nörolog Paul Bucy'nin soyadından) (ing.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik durum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * bilateral temporal lob (özellikle amigdala) lezyonları sonrası ortaya çıkan, hiperoralite (ağızla nesne tanıma eğilimi), hiperseksüalite, duygusal tepkisizlik, vizüel agnozi (görsel tanıma bozukluğu) ve çevreye karşı artmış ilgisizlik gibi semptomlarla karakterize nöropsikiyatrik sendrom

klüz : lat. * claudare (kapamak, kapatmak), clausa (kapalı geçit) * kısılmış olan; (ses için) güçlükle çıkan, boğuk; (gözkapakları için) hafifçe yumulmuş olan; dağlık bölgelerde, akarsuyun yararak geçtiği dar ve dik boğaz veya geçit anlamında coğrafi terim; genellikle vadileri birbirine bağlayan ve taşkın riskine açık, jeomorfolojik olarak önemli dar geçit yapısı

knautia : lat. * Knaut (Alman botanikçi Christoph Knaut) + ia (isim yapım eki) * Caprifoliaceae familyasına ait, papatyamsı çiçeklere sahip otsu bitki cinsi

knidliler : gre., lat. * knide (ısıran, yakıcı hücre; ısırgan otu) (gre.); cnida + aria (ile ilgili olma, biyolojik sınıf eki) (lat.) * hem tatlı su hem de deniz ortamlarında bulunan 11.000'den fazla tür içeren Animalia krallığı altındaki bir filum, sölenterler veya haşlamlılar

knidosit : gre., lat. * knide (ısıran, yakıcı hücre; ısırgan otu) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) * denizanası, mercan ve hidra gibi Cnidaria şubesine ait canlılarda bulunan, savunma ve avlanma amacıyla işlev gören, içinde ipliksi yapı ve genellikle zehir taşıyan kapsüller (nematosist) barındıran, felç etme özelliği olan yakıcı hücre

kniphofia : lat. * Kniphof (Alman hekim ve botanikçi Johann Hieronymus Kniphof) + ia (isim yapım eki) * Asphodelaceae familyasına ait, meşale çiçeği olarak bilinen, dik çiçek salkımlı bitki cinsi

knit : ing. * knit (bağlamak, düğümlemek veya ilmeklerle birleştirmek, örmek) * ipliklerin ilmekler hâlinde birbiri arasından geçirilmesiyle esnek, gözenekli ve genellikle elastik bir kumaş yapısı elde etme yöntemi ve bu yöntemle üretilen kumaş

knot teorisi : ing., gre., tür. * knot (düğüm) (ing.) + theoria (gözlem, bakış, düşünce, kuram) (gre.) + si (iyelik eki) (tür.) * matematikte düğümlerin ve bağlantıların topolojik özelliklerini, farklı düğümler arasındaki eşdeğerlikleri, düğüm sınıflandırmalarını ve düğümlerin uzaydaki davranışlarını inceleyen çalışma alanı

know-how : ing. * know (bilmek) + how (nasıl) * bir işin, üretim sürecinin veya tekniğin nasıl yapılacağını bilme bilgisi; özellikle teknik bilgi, uygulamalı uzmanlık ve deneyime dayalı yöntem bilgisi anlamında kullanılan, fikrî mülkiyet kapsamında değerlendirilebilen gayri maddi bir varlık veya beceri türü

ko : jap. * ko (küçük; çocuk, yavru) (jap.); zi (oğul, çocuk, tohum veya bilge kişi) (çin.) * küçük; çocuk, yavru; küçültme eki; iş, emek; okul; kamu

koagulum : lat. * coagulare (birleştirmek, pıhtılaşmak, yoğunlaştırmak) (co, con (ile, birlikte, beraber) + agulare (koymak, bağlamak, bir araya getirmek, birleştirmek) ) + um (isim yapım eki) * kanın veya diğer sıvıların pıhtılaşarak katı veya yarı katı hale gelmiş kütlesi; hemostaz sürecinde kan hücrelerinin ve fibrin iplikçiklerinin birleşmesi sonucu oluşan pıhtı

koagülan : lat. * coagulare (birleştirmek, pıhtılaşmak, yoğunlaştırmak) (co, con (ile, birlikte, beraber) + agulare (koymak, bağlamak, bir araya getirmek, birleştirmek) ) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kan veya başka sıvıların pıhtılaşmasını sağlayan veya pıhtılaştırıcı madde; tıpta kanın koagülasyonunu tetikleyen ajan veya protein

koagülasyon : lat. * coagulare (birleştirmek, pıhtılaşmak, yoğunlaştırmak) (co, con (ile, birlikte, beraber) + agulare (koymak, bağlamak, bir araya getirmek, birleştirmek) ) + tio (isim yapım eki) * kan veya diğer sıvıların pıhtılaşma süreci; hemostazda kanın sıvı halden katı hale geçerek pıhtı oluşturması, pıhtılaşma; sıvı halde bulunan bir maddenin taneciklerini bir araya getirerek pıhtılaşmasını veya yoğunlaşıp katılaşmasını sağlayan, tıpta, kimyada ve su arıtımında kullanılan etken madde

koagülatif : lat. * coagulatus (birleşmiş, pıhtılaşmış) (coagulare (birleştirmek, pıhtılaşmak, yoğunlaştırmak) (co, con (ile, birlikte, beraber) + agulare (koymak, bağlamak, bir araya getirmek, birleştirmek) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kan veya sıvıların pıhtılaşmasını sağlayan veya pıhtılaşma ile ilgili olan; pıhtı oluşturma özelliğine sahip, pıhtılaştırıcı

koagülaz : lat. * coagulare (birleştirmek, pıhtılaşmak, yoğunlaştırmak) (co, con (ile, birlikte, beraber) + agulare (koymak, bağlamak, bir araya getirmek, birleştirmek) ) + ase (enzim eki) * kanın pıhtılaşmasını sağlayan bakteriyel enzim; özellikle Staphylococcus aureus gibi bakterilerde bulunan, fibrinojenin fibrine dönüşmesini katalizleyen enzim

koagüle : lat. * coagulatus (birleşmiş, pıhtılaşmış) (coagulare (birleştirmek, pıhtılaşmak, yoğunlaştırmak) (co, con (ile, birlikte, beraber) + agulare (koymak, bağlamak, bir araya getirmek, birleştirmek) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); coagulé (fra.) * pıhtlaşmış

koagülopati : lat., gre. * coagulare (birleştirmek, pıhtılaşmak, yoğunlaştırmak) (co, con (ile, birlikte, beraber) + agulare (koymak, bağlamak, bir araya getirmek, birleştirmek) ) (lat.) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * kanın pıhtılaşma yeteneğinin bozukluğu veya pıhtılaşma sistemi hastalığı; hemostaz mekanizmasındaki sorunlardan kaynaklanan kanama veya tromboz durumları

KOAH : gre. * Chronic (Kronik, müzmin) + Obstructive (Obstrüktif, engelleyici) + Pulmonary (Akciğer ile ilgili) + Disease (Hastalık) (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) kelime grubunun akronimi * hava kesecikleri olan bronşların daralması sonucu akciğerde elastikiyet kaybı, nefes darlığı, öksürük ve hava akımının kısıtlanması ile karakterize kronik inflamatuar bir akciğer hastalığı

koaksiyal : lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + axis (eksen, aks, dingil, mil, kutb) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * aynı eksen üzerinde bulunan veya ortak ekseni paylaşan; özellikle elektrik ve elektronik alanında, içinde bir kablo diğerini çevreleyen ve ortak eksen etrafında düzenlenen yapı

koala : dha. * koala (susamış, su içen; susamış hayvan) * Avustralya’ya özgü, ağaçlarda yaşayan, genellikle okaliptüs yapraklarıyla beslenen, peluş benzeri kürkü ve yuvarlak kulaklarıyla bilinen küçük memeli hayvan türü

koalesan : lat. * coalescere (birleşmek, kaynaşmak) (co, con (ile, birlikte, beraber) + alescere (başlamak, olmak, büyümek) (al (beslemek, büyütmek; güçlendirmek) + escere (başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek, belirmek, dönüşmek, bir sürece girmek) ) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * farklı parçaları, unsurları birleştirerek tek bir bütün veya kütle oluşturan; biyoloji, fizik ve sosyal bilimlerde birleşen, kaynaşan

koalesan mastoidit : lat., gre. * coalescere (birleşmek, kaynaşmak) (co, con (ile, birlikte, beraber) + alescere (başlamak, olmak, büyümek) (al (beslemek, büyütmek; güçlendirmek) + escere (başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek, belirmek, dönüşmek, bir sürece girmek) ) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + mastoiditis (mastoideum (elmacık kemiğine benzer, temporal kemikteki çıkıntı) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) + itis (iltihap, enfeksiyon, hastalık) ) (gre.) * temporal kemikte mastoid hücrelerin iltihaplanması sonucu bu hücrelerin kemik yapılarının eriyerek veya birleşerek yok olması ile seyreden ağır orta kulak enfeksiyonu türü

koalesans : lat. * coalescere (birleşmek, kaynaşmak) (co, con (ile, birlikte, beraber) + alescere (başlamak, olmak, büyümek) (al (beslemek, büyütmek; güçlendirmek) + escere (başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek, belirmek, dönüşmek, bir sürece girmek) ) + entia (isim yapım eki) * farklı parçaların, unsurların birleşerek tek bir bütün veya kütle oluşturması durumu; biyoloji, fizik ve sosyal bilimlerde birleşme, kaynaşma

koalisyon : lat. * coalescere (birleşmek, kaynaşmak) (co, con (ile, birlikte, beraber) + alescere (başlamak, olmak, büyümek) (al (beslemek, büyütmek; güçlendirmek) + escere (başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek, belirmek, dönüşmek, bir sürece girmek) ) + tio (isim yapım eki) (lat.); colalition (fra.) * farklı kişi, grup, parti veya devletlerin ortak bir amaç doğrultusunda geçici veya kalıcı olarak oluşturduğu birleşme, ortaklık veya ittifak; özellikle siyasal partilerin hükümet kurmak için bir araya gelmesi, birleşme

koanosit : gre. * khoane (huni, huni biçimli yapı) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) * süngerlerin (Porifera) iç yüzeylerinde bulunan, kamçıları ve yakalık biçimli sitoplazmik uzantılarıyla su akımı oluşturan, besin parçacıklarını yakalayan özel hücre tipi, huni hücresi

koaptör : lat. * coaptare (birleştirmek, uygun şekilde yerleştirmek) (co, con (ile, birlikte, beraber) + aptare (uydurmak, oturtmak, uygun hale getirmek) ) + or (-cı, yapan, eden eki) * iki yapıyı veya organ parçasını birbirine uygun şekilde yerleştiren veya birleştiren araç, kas veya yapı; özellikle tıpta doku veya organ kenarlarını bir arada tutmaya yarayan anatomik veya cerrahi unsur, cebire, süyek

koarktasyon : lat. * coarctare (daraltmak, sıkıştırmak) (co, con (ile, birlikte, beraber) + arctare (sıkmak, daraltmak) ) + tio, sion (isim yapım eki) * bir kanal, damar veya tübüler yapının doğumsal veya sonradan gelişen anormal daralması (özellikle aort koarktasyonu kalpte ana atardamar olan aortun belirli bir segmentinde görülen patolojik daralmayı ifade eder.)

koaservat : lat. * coacervatus (co, con (ile, birlikte, beraber) + acervare (yığın oluşturmak, bir araya toplamak, yığmak, kümelemek) (acervus (yığın, küme) + are (fiil mastar eki) ) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * cansız organik moleküllerin su içinde bir araya gelerek oluşturduğu, canlılık ile cansızlık arasında yer alan, büyüme ve madde alışverişi gibi basit özellikler gösteren ancak kalıtım molekülleri (DNA/RNA) olmadığı için tam anlamıyla canlı sayılmayan ilkin hücre benzeri küçük kabarcıklar

kobalamin : alm., lat. * kobaltum (atom numarası 27, sinesi Co olan mavimsi gri renkli, manyetik ve sert metal) (Kobold (yeraltı cini, kötü ruh; madenlerde işe yaramaz, zararlı cevherlere verilen isim) (alm.) + um (isim yapım eki) ) + amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) (lat.) * içeriğinde kobalt elementi barındıran, suda çözünen ve vücut tarafından üretilemediği için dışarıdan besinlerle alınması zorunlu olan, kırmızı kan hücresi (alyuvar) üretimine yardım eden, sinir sisteminin ve beyin fonksiyonlarının düzenli çalışmasını sağlayan, enerji oluşum metabolizmasını destekleyen, yorgunluk ve bitkinliğin azalmasına katkı sağlayan B12 vitamini

kobalt : alm. * Kobold (yeraltı cini, kötü ruh; madenlerde işe yaramaz, zararlı cevherlere verilen isim) + um (isim yapım eki) (lat.) * atom numarası 27, sinesi Co olan mavimsi gri renkli, manyetik ve sert metal

kobay : tai. * kobaia (Gine domuzu) * laboratuvar ortamında bilimsel deneylerde kullanılan kobay faresi, gine domuzu gibi hayvan; herhangi bir deneme veya uygulamanın üzerinde denendiği kişi (mecazi)

KOBİ : tür. * Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletme (akronimi) * çalışan sayısı, yıllık net satış hasılatı veya mali bilançosu belirli yasal sınırları aşmayan; genellikle esnek, yerel sermayeli, sınırlı ölçekli ve istihdam yaratan işletmelerin genel tanımı; ekonomik dinamizmin, yenilikçiliğin ve istihdamın önemli kaynaklarından biri olarak kabul edilen işletme sınıfı

kobikistat : lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + bi (iki, ikili, çift) + cistat (farmakokinetik inhibitör veya enzim inhibitörü belirteci) * antiretroviral tedavide kullanılan, CYP3A enzim inhibitörü olarak görev yapan, kendisi antiviral etki göstermemekle birlikte, farmakokinetik güçlendirici olarak işlev gören ve diğer HIV ilaçlarının plazma düzeylerini artırmak amacıyla kullanılan farmasötik ajan

kobimetinib : lat. * cobi (ön ek) + mek (MEK (Mitogen-activated protein kinase kinase) ) + tinib (tyrosine kinase (tirozin kinaz) inhibitörü) (tyrosine (aminoasit) (turos, tyros (peynir) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + kinesis, kinase (kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak) + asis (son ek) ) (gre.) + inhibitor (engelleyici, önleyici, mani olan) (lat.) ) * özellikle kanser tedavisinde kullanılan, hücre büyümesi ve çoğalmasında görevli olan MAPK/ERK yolunun baskılanması yoluyla etki gösteren, BRAF inhibitörleri (örneğin vemurafenib) ile kombinasyon halinde malign melanom gibi kanser türlerinin tedavisinde kullanılan bir MEK inhibitörü (C21H21F3IN3O2)

kobisistat : lat. * cobi (ritonavir analogu yapıs belirteci) + stare (durmak, dikilmek, ayakta durmak, daim olmak, devam etmek, kalmak), status (duruş, durum), stasis (durma, ayakta durum, durgunluk, sabit kalma, duruş, duraklama, durgunluk) * HIV tedavisinde diğer ilaçların vücutta daha uzun süre ve daha güçlü kalmasını sağlayan, kendisi doğrudan bir HIV ilacı olmayan ancak diğer antiviral ilaçların etkisini artırmak için kombine hapların içine eklenen bir "farmakokinetik güçlendirici" (ilaç artırıcı) madde (C40H53N7O5S2)

kobra : lat. * colubra (dişi yılan, özellikle zararsız yılan türü) * boynunu şişirerek tehdit gösterisi yapan, Elapidae familyasına ait zehirli ve çoğu Afrika ve Asya kökenli yılan türü (Sanskritçede "naga" olarak bilinir.)

koca : tür. * koca (büyük, iri, yüce, ulu, geniş, muazzam, önemli, güç sahibi; yaşlı) * yaşlı, yaşça büyük, ihtiyar, büyük, yüce, ulu, iri, ulu, bilge, saygın, görkemli, önemli, güç sahibi; evli bir kadının eşi, erkek eş

kocaali : tür., ara. * koca (büyük, iri, yüce, ulu, geniş, muazzam, önemli, güç sahibi; yaşlı) (tür.) + ali (yüce, ulu, büyük) (ara.) * Sakarya'nın bir ilçesi (göç sırasında hastalıklarla boğuşan halka yardımcı olan iri cüsseli, Ali isimli şahıstan)

kocabaş : tür. * koca (büyük, iri, yüce, ulu, geniş, muazzam, önemli, güç sahibi; yaşlı) + baş (kafa, tepe, uç, ön; lider, öncü, önder, reis) * topluluk veya ailenin en yaşlı, en güçlü veya en saygın erkek lideri, büyük baş, lider, reis, kademe olarak en üstteki kişi

kocaeli : tür., gre. * koca (büyük, iri, yüce, ulu, geniş, muazzam, önemli, güç sahibi; yaşlı) + el (koldaki bileklerin ucunda yer alan, dokunmaya ve tutmaya yarayan beş parmaklı organ) + i (iyelik eki), izmit, nikomedia (niko (zafer) + media (ortası, merkezi) (zaferin merkezi) * Türkiye’nin Marmara Bölgesi’nde yer alan, İstanbul, Bursa, Sakarya, Yalova illeri ile komşu olan 41 plakalı il, İzmit

kocakarı : tür. * koca (büyük, iri, yüce, ulu, geniş, muazzam, önemli, güç sahibi; yaşlı) + karı (kadın, eş) * yaşça büyük, tecrübeli, bazen de bilgeliği veya marifetiyle tanınan kadın

kocakarı soğuğu : tür. * koca (büyük, iri, yüce, ulu, geniş, muazzam, önemli, güç sahibi; yaşlı) + karı (kadın, eş) + soğuk (düşük sıcaklık, hastalık nedeni olabilen) + u (iyelik eki) * halk arasında özellikle kış aylarında, genellikle yaşlı veya hassas kişilerde görülen, soğuk havaya maruz kalmayla ilişkili olduğu düşünülen, eklem ağrıları, kas tutulmaları veya nezle gibi hafif hastalıkları ifade eden deyimsel tabir; tıbbi literatürde doğrudan karşılığı olmamakla birlikte halk hekimliğinde kullanılan, soğuk algınlığı ve kas-iskelet ağrılarıyla bağlantılı bir kavram

kocaköy : tür. * koca (büyük, iri, yüce, ulu, geniş, muazzam, önemli, güç sahibi; yaşlı) + köy (şehirden küçük yerleşim yeri, küçük kasaba) * Diyarbakır’ın bir ilçesi

kocamak : tür. * koca (büyük, iri, yüce, ulu, geniş, muazzam, önemli, güç sahibi; yaşlı) + mak (fiil mastar eki) * yaşlanmak; büyümek, olgunlaşmak, güçlenmek; birinin etkisi altına girmek veya bir durumun egemenliği altına girmek (mecazi)

kocaman : tür. * koca (büyük, iri, yüce, ulu, geniş, muazzam, önemli, güç sahibi; yaşlı) + man (pekiştirme, büyüklük anlamı katan yapım eki) * çok büyük, devasa

kocaoğlan : tür. * koca (büyük, iri, yüce, ulu, geniş, muazzam, önemli, güç sahibi; yaşlı) + oğlan (erkek çocuk) * genellikle cesur, yiğit, yaşça büyük delikanlı veya yetişkin erkek anlamında kullanılan, halk hikâyelerinde, masallarda ve ağızlarda yerleşik erkek nitelemesi; halk dilinde ayıya verilen isim

kocasinan : tür., ara. * koca (büyük, iri, yüce, ulu, geniş, muazzam, önemli, güç sahibi; yaşlı) (tür.) + sinan (mızrak ucu, sivri uç, keskin; erkek ismi) (ara.) * Kayseri’nin bir ilçesi (Osmanlı döneminde önemli bir mimar olan Mimar Sinan’a atfen)

koch basili : alm., lat. * Koch (aşçı; Alman hekim Robert Koch'un soyadından) (alm.) + basillus (küçük çubuk, çubuk biçiminde bakteri) (lat.) * tüberküloza neden olan bakteri türü Mycobacterium tuberculosis için halk arasında kullanılan isim

koç : mac. * kocsi, kocs (atlı araba, büyük kapalı at arabası) (mac.); coche (fra.); coach (ing.); Kutsche (alm.) (1830'lu yıllarda Oxford Üniversitesi'ndeki öğrenciler, kendilerini sınavlara hazırlayan ve bir anlamda "sınavı geçmelerini sağlayan/taşıyan" özel öğretmenler (törpüleyiciler/özel ders hocaları) için metaforik olarak "coach" ifadesini kullanmaya başlamalarından yani hocanın, öğrenciyi hedef çizgisine götüren bir "araba" gibi görülmesinden) * spor, iş veya kişisel gelişim alanlarında bir bireyi ya da takımı hedeflerine ulaştırmak, performansını artırmak ve potansiyelini açığa çıkarmak için yönlendiren, eğiten ve rehberlik eden uzman kişi, antrenör, eğitmen, rehber

koç : tür. * koç (erkek koyun) * damızlık erkek koyun

koç boynuzu : tür. * koç (erkek koyun) + boynuz (bazı hayvanların kafasının her iki yanına bulunan kemiksi, toynaksı çıkıntı) + u (iyelik eki) * her teknede, başta, kıçta ve vasatta bulunan halat bağlamak için kullanılan bir ekipman

koç burcu : tür., gre. * koç (erkek koyun, güçlü hayvan) + pyrgos (kule, bir yapının en yüksek noktası) (gre.); burc (ara.) + u (iyelik eki) (tür.) * 21 Mart - 20 Nisan tarihleri arasında doğanları temsil eden, atılgan, cesur, enerjik ve liderlik özellikleri taşıyan zodyak burcu

koçak : tür. * koç (erkek koyun; cesur, güçlü erkek; yiğit) + ak (ile ilgili, gibi, -a ait) * yiğit, güçlü, cesur; özellikle savaşçı, atılgan ve mert kimseler için kullanılan niteleyici bir sıfat veya isim

koçaklama : tür. * koçak (yiğit, cesur, mert, kahraman) + la (etken fiil eki) + ma (isim yapım eki) * yiğitlik, mertlik, kahramanlık temalarını işleyen halk türküsü

koçan : tür. * koçan (başak, sap, gövde) * tarım ve botanikte, özellikle tahıllarda (mısır, buğday, arpa gibi) başakta bulunan ve tanelerin tutunduğu sert, silindirik yapı anlamına gelir; ayrıca ziraatte ürünün toplam tohum veya meyve demeti

koçari : gre. * kotsi, kottion (topuk) + airein (yükseltmek, kaldırmak) * Kars ve Artvin yöresinde oyuncuların birbirlerini omuzlarından tutup, halka oluşturarak 2/4 ritminde oynadıkları bir horon türü, köçeri

koçarlı : tür. * Kaçkar (yüksek ve karlı dağ; Türkiye'nin kuzeydoğusunda yer alan, sarp ve yüksek yapısıyla bilinen, dorukları yıl boyu karla kaplı olan sıradağlar) + lı (ile ilgili, sahibi, aidiyet eki); öç (yer değiştirmek, geçmek) + er (geniş zaman ve sıfat yapım eki) + lı (ile, birlikte, beraber, sahibi) * Aydın’ın bir ilçesi

koçaş : mac. * kocsi (araç, at arabası) (mac.), coche (taşıt, vasıta, araç) (fra.), coach (antrenör, eğitmen, rehber) (ing.), Kutsche (at arabası) (alm.) + aş (ile ilgili, gibi, -a ait) (tür.) * eskiden koçu denilen dört tekerlekli, süslü bir gezi arabasını kullanan arabacı; Osmanlı döneminde, sefer zamanı Rumeli’de toplanarak, orduda arabacılık hizmeti gören bir takım

koçbaşı : tür. * koç (erkek koyun) + baş (kafa, tepe, uç, ön, lider, reis) + ı (iyelik eki) * XV. yüzyılın sonlarına değin kullanılmış bulunan, kuşatılan kentlerin ve kalelerin duvarlarını ve özellikle kapılarını zorlamak, yıkmak için kullanılan, ucunda bir koçun başına benzeyen demir bir topuz olan, ağır, direk biçiminde bir savaş aracı

koçer : kür., tür. * koç (göçmek, yaşam yeri değiştirmek için hareket etmek) (kür.), koş (ikilemek, yanyana koymak; karşılıklı, beraber, eş; bacakları hızlı hareket ettirerek ilerlemek) (ko (yerleşmek, konumlanmak, oturmak) + ş (işteşlik eki) ) + er (yapan, eden eki) (tür.) * göçer, göçebe

koçkar : tür. * koç (erkek koyun) + kar (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer; -cı, yapan, eden eki) * dövüş için yetiştirilmiş, iri boynuzlu, güçlü koç

kod : gre., lat. * kodikas (kod, işaret, şifre) (gre.); codex (kitap; yasa metni; resmi belge derlemesi; ağaç kütüğü veya levhalara yazılı metin, kural, kod, işaret, şifre) (lat.) * hukuki, teknik veya sembolik anlam taşıyan, kelimeler veya işaretlerden oluşan kurallar sistemi (kada (hükmetmek, karar vermek) (ara.) )

koda : lat. * cauda (kuyruk) * füg ve sonat gibi formlarda olan ve bir müzik eserinin sonunda yer alan pasaj

koda : far. * hoca (efendi, saygıdeğer kimse, saygın kişi, üstat, usta, öğretmen, muallim) * saygıdeğer ve yaşlı kimse, koca, efendi, usta, bilge

kodaman : tür. * hoca (efendi, saygıdeğer kimse, saygın kişi, üstat, usta, öğretmen, muallim) + man (olan kimse, kişi, şahıs) * bir yerin ileri gelenleri, para veya makam sahibi kimseleri için alay yollu kullanılan ifade

kodein : gre. * kodeia (haşhaş tohumu) + ine (kimyasal bileşik eki) * doğal haşhaş bitkisinden elde edilen, analjezik ve antitussif özellikleri bulunan, tıbbi amaçlarla kullanılan morfin türevi alkaloid bileşik (C18H21NO3)

kodeks : gre., lat. * kodikas (kod, işaret, şifre) (gre.); codex (kitap; yasa metni; resmi belge derlemesi; ağaç kütüğü veya levhalara yazılı metin, kural, kod, işaret, şifre) (lat.) * hukuki, teknik veya sembolik anlam taşıyan, kelimeler veya işaretlerden oluşan kurallar sistemi (kada (hükmetmek, karar vermek) (ara.) )

kodes : gre. * kotetsi (kümes, tavuk barınağı) * hapishane, zindan, karakol, tutuk evi

kodetta : lat., ita. * cauda (kuyruk) (lat.) + etta (küçültme eki) * müzikte kısa kapanış bölümü; eserin sonundaki kısa, genellikle ana temayı yeniden işleyen ve eseri tamamlayan pasaj, sonat formunda, sergi bölümünü sonuçlandırmak için özellikle kısa tutulmuş olan koda, küçük koda, küçük kuyruk

kodifikasyon : gre., lat. * kodikas (kod, işaret, şifre) (gre.); codex (kitap; yasa metni; resmi belge derlemesi; ağaç kütüğü veya levhalara yazılı metin, kural, kod, işaret, şifre) (lat.) + fication (yapma, etme, eyleme) (facere, ficare (yapmak, etmek, eylemek, işlemek) + tio (isim yapım eki) ) * yazılı hukuk kurallarını sistematik, düzenli ve açık biçimde derleyerek bir araya getirme işlemi veya bu işlemin sonucu olan kanunlar bütünü

kodlamak : gre., lat., tür. * kodikas (kod, işaret, şifre) (gre.); codex (kitap; yasa metni; resmi belge derlemesi; ağaç kütüğü veya levhalara yazılı metin, kural, kod, işaret, şifre) (lat.) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) (tür.) * bilgiyi veya veriyi belirli semboller, işaretler veya algoritmalar kullanarak belli bir sisteme dönüştürme ve bu şekilde iletme, saklama veya işleme amacı taşıyan eylem

kodominans : lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + dominare (hükmetmek, egemen olmak, yönetmek) (dominus (hükümdar, hakim, yönetici, lord, efendi) (domus (ev, barınak, yuva) (gre.) + inus (ile ilgili olma) ) + are (fiil mastar eki) ) + entia (gibi olma) ) * genetikte, iki alelin heterozigot durumda her ikisinin de fenotip üzerinde eşit derecede etkili olması durumu; her iki allelin birlikte baskın olarak gözlemlendiği kalıtım biçimi

kodon : gre., lat. * kodikas (kod, işaret, şifre) (gre.); codex (kitap; yasa metni; resmi belge derlemesi; ağaç kütüğü veya levhalara yazılı metin, kural, kod, işaret, şifre) (lat.) + on (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * belirli bir amino asidi kodlayan veya protein sentezinin sona erdiğini (durdurma sinyalleri) işaret eden bir genomik bilgi birimi oluşturan üç nükleotitten (bir trinükleotit) oluşan bir DNA veya RNA dizisi (64 farklı kodon kombinezonu mevcuttur.)

kodoş : erm. * kotos (hayvan boynuzu) * kadınla erkeğin yolsuz birleşmelerine aracılık eden erkek, pezevenk; pezevenk anlamında kullanılan bir sövgü sözü

koefisyan : lat. * coefficiens (co, com (birlikte, beraber, ile) + efficere (yapmak, tamamlamak) (ex (dış, dışarı, dışında, harici) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek) ) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * belirli bir özelliği ölçme işlevi gören çarpan veya faktör; bir cebirsel ifadede değişkenin önüne konulan ve değişkenle çarpılan sayısal veya sabit nicelik, katsayı

koelakant : gre., lat. * koilos (boş, oyuk, içi boş, boşluk, oyuk, kavernöz, çukur) + akantha, akanthos (diken, dikenli çıkıntı, sivri uç, başak, karıncalanma, iğnelenme) (gre.) * yaklaşık 400 milyon yıldır varlığını sürdüren, lob biçimli yüzgeçleri ve ilkel yapılı özellikleriyle tanınan, Coelacanthiformes takımına ait deniz balığı, yaşayan fosil olarak bilinen kemikli balık grubu

koeleria : lat. * Koeler (Alman botanikçi Georg Ludwig Koeler) + ia (isim yapım eki) * Poaceae familyasına ait, serin iklim çayırlarında yetişen ot cinsi

koenzim : lat., gre. * co, com (birlikte, beraber, ile) (lat.) + enzumos, enzymon, enzymos (mayalanmış, mayalı; biyolojik katalizör) (en (iç, içine, içinde, içeri) + zumos, zymon, zymos (hamur, maya, etki) ) (gre.) * bir enzimin işlevini yerine getirebilmesi için onunla geçici veya kalıcı olarak bağlanarak etkisini tamamlayan, genellikle vitamin türevi olan organik bileşik

koersif : lat. * coercere (zorlamak; baskı altına almak; sınırlandırmak) (co, com (birlikte, beraber, ile) + arcere (engellemek, mani olmak; tutmak; sınırlandırmak) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * fiziksel, psikolojik veya hukuki yollarla bir kişiyi veya durumu belli bir davranışa zorlayan, serbestliği kısıtlayan veya itaat ettiren, zorlayıcı, baskılayıcı

koersiyon : lat. * coercere (zorlamak; baskı altına almak; sınırlandırmak) (co, com (birlikte, beraber, ile) + arcere (engellemek, mani olmak; tutmak; sınırlandırmak) ) + tio, sion (isim yapım eki) * zorlama, baskılama, sınırlama, engel olma

kof : erm. * k’op, k’of (içi boş, fof, çürük) * boş, oyuk; içi boş, çürük, dayanıksız veya bilgisi, yeteneği olmadığı halde kendini üstün göstermeye çalışan (kimse)

kofa : gre., ara. * kophinos (sepet, taşıma kabı) (gre.); kuffa (hasırdan veya ince tahtadan yapılmış büyük sepet), keffe (avuç, el ayası; kepçe, çanak, terazi gözü) (ara.) * hasırotu, kamış, saz, kiliz; balıkçılıkta, kuyularda veya gemilerde kullanılan kovaya benzer taşıma kabı, küfe, kefe

kofaktör : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + factor (yapan; eden; etki eden şey, etken) (facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek, icra etmek, oluşturmak) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) * bir enzimin katalitik etkinlik gösterebilmesi için gerekli olan, genellikle metal iyonları veya organik moleküller gibi yardımcı bileşen, yardımcı etken, yan etken

kofaktör matris : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + factor (yapan; eden; etki eden şey, etken) + mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak), matrix (kaynak, ana, temel yapı; doğuran dişi; rahim; matematikte sayıların veya cebirsel ifadelerin satır-sütun düzeninde oluşturduğu düzenli sayı dizisi formundaki tablo; kalıp, kaynak yapı) * verilen matrisin elemanlarının eşfaktörleriyle oluşturulan, matrisin ekini ve verilen matrisin tersini bulmak için kullanılan matris (matrisin bir elemanının eşfaktörü, elemanın minörünün çarpımı ile elemanın konumsal değerinin -1 kuvvetine eşittir.)

kofana : gre. * kophinos (sepet, taşıma kabı), kophana (büyük balık sepeti; denize bırakılan tuzak sepeti) * Karadeniz’de ve Marmara’da görülen, lüferin daha büyük ve saldırgan türü

kofçaz : tür. * kof (boş, oyuk) + ça (gibi, ile ilgili) + ağız (yüzde, avurtlarla iki çene arasında yer alan, sesin çıkışına, solumaya, besin almaya yarayan, içinde dil ve dişler bulunan boşluk) * Kırklareli’nin bir ilçesi

kofik : tür. * kof (boş, oyuk) + ik (gibi, ile ilgili) * içi boş olan veya kurutulmuş patlıcan, biber

kofra : gre., fra. * kouphos (içi boş, oyuk, hafif), kouphara (oyuklar, içi boş bölmeler; duvar içi boşluklar) (gre.); coffre (fra.) * elektrik tesisatında sigortaların, şalterlerin veya bağlantı elemanlarının yerleştirildiği, şebeke hattıyla bağlantılı olan ve genellikle duvar içine gömülü olan koruyucu kutu

koful : tür. * koğ, kof (boş, oyuk, içi boş) + ul (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sitoplazmada bulunan içi sıvı dolu boşluklardan oluşan, hücre içinde su, iyon, besin, pigment ve atık maddeleri depolayarak osmotik dengeyi ve özellikle bitki hücrelerinde turgor basıncını sağlayan, zararlı maddeleri izole eden ve hücrenin iç kimyasal dengesinin korunmasına katkıda bulunan bir organel

kogia breviceps : hol., lat. * Kogia (Hollandalı tüccar Pieter C. Kog'un soyadından) (hol.) + brevis (kısa) + caput, ceps (kafa, baş) (lat.) * Kogiidae familyasına ait olan, Ilıman, subtropikal ve tropikal okyanuslarda yaşayan, genellikle 2,7 ila 3,4 metre uzunluğa ve 350-400 kg ağırlığa sahip olan küçük bir dişli balina türü, cüce ispermeçet balinası, pigme ispermeçet balinası

kogia sima : hol., lat. * Kogia (Hollandalı tüccar Pieter C. Kog'un soyadından) (hol.) + sima (basık burunlu, çökük burunlu, küt burunlu) (lat.) * ispermeçet balinasıgiller (Physeteroidea) ailesine ait çok nadir ve gizemli küçük bir dişli balina türü, cüce ispermeçet balinası

kogiidae : hol., lat. * Kogia (Hollandalı tüccar Pieter C. Kog'un soyadından) (hol.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * dişli balinalar (Odontoceti) takımına bağlı, cüce ispermeçet balinası ve pigme ispermeçet balinası gibi küçük deniz memelisi türlerini içeren, ispermeçet balinasigiller ile yakın akraba olan bir hayvan familyası

kognisyon : lat. * cognoscere (öğrenmek; anlamak; tanımak, bilmek) (co, com (birlikte, beraber, ile) + gnoscere (bilmek, tanımak) ) + tio (isim yapım eki) * algılama, öğrenme, hatırlama, düşünme, akıl yürütme ve bilinçli farkındalık gibi zihinsel süreçlerin tamamını kapsayan, bilginin edinilmesi ve işlenmesini ifade eden temel bilişsel yetiler bütünü, bilme, tanıma, idrak

kognitif : lat. * cognoscere (öğrenmek; anlamak; tanımak, bilmek) (co, com (birlikte, beraber, ile) + gnoscere (bilmek, tanımak) ) + ivus (ile ilgili, gibi) * zihinsel süreçlerle, anlama, öğrenme, hatırlama, düşünme ve bilme gibi işlevlerle ilgili; insanın bilgi edinme ve işleme yetisiyle bağlantılı, bilişsel

kognitif disonans : lat. * cognoscere (öğrenmek; anlamak; tanımak, bilmek) (co, com (birlikte, beraber, ile) + gnoscere (bilmek, tanımak) ) + ivus (ile ilgili, gibi) + dissonentia (dis (yok, değil, zıt, karşıt, ters, olumsuzluk eki) + sonare (çınlamak, ses çıkarmak) + entia (isim yapım eki) ) * bir kişinin inançları, değerleri veya tutumları ile davranışları arasında çelişki veya uyumsuzluk yaşaması durumunda ortaya çıkan zihinsel rahatsızlık ve gerilim hali, bilişsel uyumsuzluk

koğalamak : tür. * koğ (sürmek, itmek, kovmak) + a (bağlaç) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * hayvanları, insanları veya nesneleri bir yerden başka yere doğru hareket ettirmek veya uzaklaştırmak

koğmak : tür. * koğ (sürmek, itmek, kovmak) + mak (fiil mastar eki) * hayvanları, insanları veya nesneleri bir yerden başka yere doğru hareket ettirmek veya uzaklaştırmak

koğu : tür. * koğu (başkaları hakkında söylentiler yaymak, dedikodu yapmak, gizli bilgileri veya özel meseleleri konuşmak) * dedikodu, söylenti, kulaktan kulağa yayılan söz

koğucu : tür. * koğu (başkaları hakkında söylentiler yaymak, dedikodu yapmak, gizli bilgileri veya özel meseleleri konuşmak) + cu (yapa, eden, eyleyen) * dedikodu yapan, söylentici, başkalarının işini karıştıran

koğuş : tür. * koğ (sürmek; toplamak; bir araya getirmek) + uş (isim yapım eki) * askeri birliklerde, cezaevlerinde veya yurtlarda birden fazla kişinin birlikte kaldığı, genellikle uyuma ve barınma amaçlı kullanılan, sınırlı sayıda kişiyi içeren kapalı yaşam alanı; bölme; oda; grup; toplu yaşam alanı

koğuşturmak : tür. * koğ (sürmek; toplamak; bir araya getirmek) + uş (isim yapım eki) + tur (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir kişiyi bir konu veya iş üzerinde zorla uğraştırmak, meşgul etmek, peşinden koşmak, taciz etmek veya kışkırtmak

kohen : ibr., ara. * kohen, kohanim (ç.), kahin (geleceğe yönelik bilgi veren kişi) (ara.) * resmi din görevlisi, rahip; kehanette bulunan, gaipten haber verdiğine inanılan kişi; Harun soyundan din görevlisi

kohenit : alm., gre. * kohen (Alman mineralog ve meteoritbilimci Emil Wilhelm Cohen'in soyadından) (alm.) + ites (element, kayaç ve mineral eki) (gre.) * meteoritlerde (göktaşlarında) bulunan demir, nikel ve kobalt karbür; genellikle maden cevherlerinde bulunan, pirit gibi kükürt içeren demir sülfür minerallerinden biri olarak tanımlanan, özellikle altın cevherlerinde sıkça rastlanan bir mineral türü

koherans : lat. * coherentia (cohaerere (birbirine yapışmak, birbirine tutunmak) (co, com (birlikte, beraber, ile) + haerere (yapışmak, tutunmak) ) + entia (isim yapım eki) ) * mantıksallık, tutarlılık, belirli olma durumu

koherent : lat. * coherentia (cohaerere (birbirine yapışmak, birbirine tutunmak) (co (birlikte, beraber) + haerere (yapışmak, tutunmak) ) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * mantıklı, tutarlı, belirli

kohezif : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + haerere (yapışmak, tutunmak) + ivus (ile ilgili, gibi) * parçaların birbirine sıkı sıkıya tutunarak bir arada kalmasını sağlayan, uyumlu ve bütünlüklü, birlikte hareket eden veya kenetlenen

kohezyon : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + haerere (yapışmak, tutunmak) + tio, sion (isim yapım eki) * maddelerin molekülleri arasındaki çekim gücü sayesinde birbirlerine sıkıca yapışmaları ve bir arada kalmaları durumu; sıvıların yüzey gerilimi ve katıların iç bütünlüğü

kohomoloji kuramı : lat., gre. * co, com (birlikte, beraber, ile) (lat.) + homologia (homos, homeo homoios (aynı, benzer, eş) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) (gre.) + kuram (belirli bir olguyu açıklamak için oluşturulan düşünce sistemi; teori, nazariye) + ı (iyelik eki) (tür.) * matematikte, özellikle cebirsel topolojide, bir topolojik uzayın yapısını incelemek için tanımlanan, uzayın deliklerini ve biçim özelliklerini sınıflandırıp ölçen, homoloji kuramının çift yönlü karşılığı olan ve karmaşık yapılar üzerinde fonksiyonel analiz sağlayan, cebirsel yapılar aracılığıyla uzayların niteliklerini ortaya koyan teorik matematik dalı

kohort : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + hortus (bahçe; korunaklı alan) * korunaklı alan; korunaklı birlik; askeri birlik; demografi, epidemiyoloji, sosyal bilimler ve istatistikte, belirli bir zaman diliminde doğmuş veya ortak özelliklere sahip bireylerden oluşan, araştırma ve analizlerde kullanılan grup veya topluluk

koil : lat., ing. * colare (toplamak; süzmek, filtrelemek, damlatmak; akmak, akıtmak; sarmak; dolamak; halka haline getirmek) (lat.); coil (bobin) (ing.) * tel, kablo veya hortum gibi uzun ve esnek materyallerin dairesel veya spiral şekilde sarılması, bobin

koine hellenike glossa : gre. * koine (ortak, genel, herkesçe kullanılan) (koinos (ortak, genel, herkese ait) + e (dişil sıfat eki) ) + hellenike (helenik, Yunan) + glossa (dil, lisan) * Helenistik dönemden Roma İmparatorluğu'nun ilk yüzyıllarına kadar Doğu Akdeniz, Mısır, Anadolu ve Yakın Doğu'da ortak iletişim dili olarak kullanılan Antik Yunancanın gelişmiş bir evresi olup İskender'in fetihleri sonrasında Attika lehçesi temelinde oluşan, Yeni Ahit'in ve birçok erken Hristiyan metninin yazıldığı Yunanca biçimi

koinsidans : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + incidere (düşmek, rastlamak) (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içine) + cadere, cidere (düşmek) ) + entia (isim yapım eki) * iki veya daha fazla olayın, sebepsiz veya tesadüfi şekilde aynı anda veya aynı yerde gerçekleşmesi durumu; rastlantı, tesadüf, örtüşme

koinsidental : lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + incidere (düşmek, rastlamak) (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içine) + cadere, cidere (düşmek) ) + entia (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iki veya daha fazla olayın sebepsiz veya tesadüfi şekilde aynı zamanda veya aynı yerde gerçekleşmesiyle ilgili; rastlantısal, tesadüfi, örtüşmeye dayalı

koios : gre. * koios (bilgi, sezgi) * Yunan mitolojisinde Titanlar kuşağından, özellikle akıl, bilgi ve sezgi ile ilişkilendirilen, Uranüs ve Gaia'nın oğlu, Phoebe’nin eşi olan bir tanrı

koitus : lat. * coitus (bir araya gelme; birleşme) (coire (birlikte gitmek) (co, com (birlikte, beraber, ile) + ire (gitmek) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * bir araya gelme; birleşme; biyoloji ve tıp alanında, özellikle insan ve hayvanlarda çiftleşme veya cinsel birleşme

kojenerasyon : lat., gre. * co, com (birlikte, beraber, ile) (lat.) + generare (doğurmak, üretmek, türetmek, oluşturmak, yaratmak) (lat.) (gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.) * tek bir enerji kaynağından aynı anda (eşzamanlı olarak) hem elektrik hem de ısı enerjisi üretilmesini sağlayarak enerji verimliliğini artıran entegre üretim sistemi

kok : alm. * Koks (kömürün piroliz yoluyla işlenmiş hali; sertleşmiş kömür) * kömürün yüksek sıcaklıkta oksijensiz ortamda ısıtılmasıyla elde edilen sert, siyah, gözenekli ve yanıcı katı yakıt; karbon açısından zengin ve yanma sırasında az miktarda duman çıkaran, kömürün piroliz yoluyla dönüşümü sonucu ortaya çıkan, metalurjide ergitme ve enerji kaynağı olarak önemli olan katı yakıt

koka : keç. * quechua (bitki) * Güney Amerika’ya özgü, özellikle And Dağları bölgesinde yetişen, yaprakları alkaloid kokain içeren ve yerel kültürlerde geleneksel tıbbi ve ritüel amaçlarla kullanılan bir bitki türü, Quechua

kokain : lat. * kuka (koka bitkisi) + ine (kimyasal bileşik eki) * Güney Amerika kökenli Erythroxylum coca bitkisinin yapraklarından elde edilen, merkezi sinir sistemini uyarıcı etkisi olan, tıpta lokal anestezik olarak da kullanılan ancak bağımlılık yapıcı etkisi nedeniyle kötüye kullanımı yaygın olan güçlü alkaloid madde (C17H21NO4)

kokarca : tür. * kok (koku; kötü koku yaymak) + ar (geniş zaman ve sıfat eki) + ca (ile ilgili, gibi, -a ait) * savunma mekanizması olarak kötü ve keskin koku yayan, özellikle böcekler ve memeliler arasında yer alan, mephitidae familyasından olan hayvan türü

kokart : lat., gre. * co, con (ile, birlikte, beraber) (lat.) + khartes (papirüs yaprağı, kağıt sayfası) (gre.); charta (kağıt, yazı levhası, belge, doküman, papirüs yaprağı, yazı levhası, kart) (lat.); cocarde (fra.) * belli bir topluluğa özgü olan işaret; asker şapkalarına takılan, rengi uluslara ve asker sınıflarına göre değişen işaret

koket : lat., fra. * gallus (horoz) + etta (küçültme eki) (lat.); coquette (şık, süslü kadın; kadın; aşırı süslü, gösterişli giyinen kadın; şıkır şıkır giyinmiş kimse) (coq (horoz; süslü erkek) + ette (küçültme ve nitelik eki) ) (fra.) * davranışlarıyla karşı cinsin ilgisini çekmeye çalışan, cilveli, flörtöz ve kendini beğenmiş tavırlar sergileyen kadın; dış görünümüne özen gösteren, süslü ve dikkat çekici olmayı seven kişi, gösterişli kadın; metres, lüks hayat süren kadın; ahlaksız kadın, aşüfte, orospu, yosma, fahişe, kaltak, sürtük

koketri : fra. * coq (horoz; süslü erkek) + et (küçültme ve nitelik eki) + terie (durum eki) * kendini beğendirme çabası, cilve yapma, süslenme tutkusu, cilve, işve, naz

kokimbit : lat. * coquimbo (Şili’deki Coquimbo bölgesinden) + ite (element, kayaç ve mineral eki) * sülfürlü demir yataklarının oksitlenme zonlarında ikincil olarak oluşan, genellikle ince eş veya tanecikli yapıda, açık mor‑beyazdan sarımsı‑vişne rengine kadar renkleri olabilen, Mohs sertliği yaklaşık 2-2,5 olan, suda çözünebilen demir‑alüminyum sülfat minerali (Fe2(SO4)3•9H2O)

kokina : gre. * kokkinos (kırmızı), kokkina (kırmızı olanlar; kırmızılar) * kokina ruscus cinsine bağlı, düz sürgünleri kladod olarak bilinen ve sert, dikenli yaprak görünümü veren, alçak, herdem yeşil, iki evcikli çalı

koklamak : tür. * kok (duyularla algılanan uçucu madde, kokmak fiilinin kökü) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * burun yoluyla havadaki koku taneciklerini algılamak

koklea : gre. * kohlias (salyangoz) * iç kulakta yer alan, salyangoz kabuğu gibi kıvrımlı olan ve ses frekanslarını beyine taşıyan tüp formundaki sinirlerin uçları

koklear : gre., lat. * kohlias (salyangoz; spiral yapı) (gre.) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * iç kulakta, işitme ile ilgili ses titreşimlerini sinir sinyallerine dönüştüren spiral şekilli yapı olan “salyangoz” (cochlea) ile ilgili; nöroloji ve işitme cihazları (koklear implant) bağlamında kullanılan teknik terim

kokleariform : gre., lat. * kohlias (salyangoz; spiral yapı) (gre.) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * kaşık biçiminde, kaşığı andıran; özellikle ucu genişleyip içbükeyleşen yapıya sahip olan, spiral şekilli, salyangoz şekilli

kokleat : gre., lat. * kohlias (salyangoz; spiral yapı) (gre.) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.) * salyangoz kabuğu gibi sarmal, helezon biçiminde kıvrılmış, spiral yapılı

kokmak : tür. * kok (duyularla algılanan uçucu madde, kokmak fiilinin kökü) + mak (fiil mastar eki) * koku salmak

koko : lat., por. * coco (baş, kafatası; hindistan cevizi; Portekizcede hindistan cevizinin üç çukur izi nedeniyle “kafatası” anlamındaki coco sözcüğünden) * tropik bölgelerde yetişen, uzun gövdeli palmiye yapılı olan, büyük ve sert kabuklu meyvesi ve lifli kabuğu olan Arecaceae (palmiyegiller) familyasından tropikal bir ağaç

kokobasil : gre. * kokkos (tohum, tomurcuk, tane, tanecik, çekirdek, yuvarlak, küre) (gre.); coccus (lat.) + basilus (çubuk şeklinde bakteri) * yuvarlak (kok) ve çubuk (bazil) şekilli bakterilerin birleşimi veya birlikte bulunması

kokon : gre., oks., lat. * kokkos (tane, tanecik, çekirdek, tohum, bakteri şeklinde yuvarlak yapı) (gre.); coucoun, coco (kabuk, ceviz kabuğu) (oks.); coccum (kermes meşesi üzerinde bulunan kırmızı böcek / kermes tanesi) (lat.); cocon (koza, koruyucu tabaka) (fra.) * böceklerin (özellikle ipek böceklerinin) pupa evresinden önce yumurtalarını veya kendilerini korumak için ördükleri koza

kokona : gre. * kokona (saygıdeğer hanım, hanımefendi, orta yaşlı kadın) * Hıristiyan kadınlarına Müslüman Türklerce verilen isim; süslenmeye düşkün kadın, çok süslenen kadın

kokoreç : gre., arn. * kokorotsi (mısır koçanı) (gre.); kokerroz (arn.) * iyice temizlenmiş koyun veya kuzu bağırsağının soğan suyu, tuz ve karabiberle oğulup arasına içyağı konularak şişe sarılıp kor ateşte kızartılmasıyla yapılan, üzerine kekik serpilerek yenilen bir yemek

kokoroz : gre., arn. * kokkeros (taneli, çekirdekli şey) (gre.); kokerr (tane, tahıl) (arn.) * mısır, mısır koçanı; uzun ve sivri uçlu uzun şey

kokoş : erm. * kokoş (tavuk) (erm.); cocotte (şık, süslü kadın; kadın; aşırı süslü, gösterişli giyinen kadın; şıkır şıkır giyinmiş kimse) (fra.) * genellikle aşırı süslü, rüküşlüğe kaçacak derecede abartılı giyinen, makyaj yapan ve gösterişi seven kadın

kokot : lat., fra. * gallus (horoz) + etta (küçültme eki) (lat.); coquette (şık, süslü kadın; kadın; aşırı süslü, gösterişli giyinen kadın; şıkır şıkır giyinmiş kimse) (coq (horoz; süslü erkek) + ette (küçültme ve nitelik eki) ) (fra.) * davranışlarıyla karşı cinsin ilgisini çekmeye çalışan, cilveli, flörtöz ve kendini beğenmiş tavırlar sergileyen kadın; dış görünümüne özen gösteren, süslü ve dikkat çekici olmayı seven kişi, gösterişli kadın; metres, lüks hayat süren kadın; ahlaksız kadın, aşüfte, orospu, yosma, fahişe, kaltak, sürtük

kokotxa : bas. * kokots, kokotx (çene, çene altı) * İspanya'nın Bask bölgesine özgü geleneksel bir balık lezzetidir ve temel olarak balığın çene altı/boyun kısmındaki etli ve jelatinli bölgeyi (balık gıdısı veya yanağı)

kokoz : gre. * kokona (hanımefendi, küçük hanım veya orta yaşlı/yaşlı gayrimüslim kadın) * parasız kimse, eli boş, fakir ama gösterişli davranan kişi, gereksinim içinde bulunan, parasız kalmış olan, parasız pulsuz, züğürt

kokpit : ing. * cock (horoz) + pit (çukur, kuyu) * pilotun uçağı kullandığı bölüm, uçak yönetim odası, pilot kabini

koksaki : ing. * Coxsackie (ABD’de New York eyaletinde bir kasaba adı) * Coxsackie kasabasında izole edilen, Picornaviridae familyasından, özellikle çocuklarda el-ayak-ağız hastalığı, viral menenjit ve kalp kası iltihabına (miyokardit) yol açabilen bir RNA virüsü grubu

koksal kemik : lat., tür. * coxa (kalça) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + kemik (canlılarda iskelet sistemini oluşturan sert doku) (tür.) * kalça bölgesine ait olan ve omurgayla femur (uyluk) arasında yer alan iri kemik yapıyı tanımlayan anatomik terim; özellikle insan iskeletinde sağ ve sol olmak üzere iki adet bulunan ve ilium, iskium, pubis kemiklerinin kaynaşmasından oluşan kalça kemiği

koksidiod : gre. * kokkos, kokkis (tohum, tomurcuk, tane, tanecik, çekirdek, yuvarlak, küre; coccidia protozoonu) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * özellikle toprak kökenli, sporla bulaşan ve insanda cilt, akciğer ve sistemik enfeksiyonlara yol açabilen Coccidioides cinsine ait mantar

koksidiodin : gre. * kokkos, kokkis (tohum, tomurcuk, tane, tanecik, çekirdek, yuvarlak, küre; coccidia protozoonu) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * Coccidioides türü mantarlarla ilgili veya onlardan elde edilen biyolojik madde

koksidiomikozis : gre. * kokkos, kokkis (tohum, tomurcuk, tane, tanecik, çekirdek, yuvarlak, küre; coccidia protozoonu) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * toprakta yaşayan Coccidioides mantarının neden olduğu, özellikle akciğerleri etkileyen ve bazen sistemik enfeksiyona dönüşebilen mantar kaynaklı bulaşıcı bir hastalık, vadi ateşi

koksidiyoz : gre. * kokkos, kokkis (tohum, tomurcuk, tane, tanecik, çekirdek, yuvarlak, küre; coccidia protozoonu) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * bağırsaklarda yerleşen koksid adı verilen mikroskobik parazitlerin neden olduğu, özellikle hayvanlarda görülen enfeksiyöz bir hastalık

koksigeal : gre., lat. * kokkyx (guguk kuşu; kuş gagasına benzer biçimi nedeniyle kuyruksokumu kemiği) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * omurganın en alt ucunda yer alan kuyruksokumu (coccyx) kemiğine ait olan, kuyruksokumu bölgesiyle ilgili

koksigeus : gre., lat. * kokkyx (guguk kuşu; kuş gagasına benzer biçimi nedeniyle kuyruksokumu kemiği) (gre.); coccyx + eus (son ek) (lat.) * kuyruksokumu (coccyx) kemiğiyle ilişkili olan kas veya yapıyı tanımlayan, özellikle pelvis bölgesinde yer alan ve kuyruksokumu kemiği ile çevre dokular arasında uzanan musculus coccygeus adlı kas

koksiks : gre. * kokkyx (guguk kuşu; kuş gagasına benzer biçimi nedeniyle kuyruksokumu kemiği) * omurganın en alt ucunda, sakrumun (kuyruk sokumu kemiği) devamı olarak yer alan, birkaç kaynaşmış küçük omurdan oluşan kuyruksokumu kemiği

kokteyl : ing. * cock (horoz) + tail (kuyruk) * 18. yüzyılda İngilizce’de ortaya çıkan ve muhtemelen yarış atlarının kuyruklarını havaya dik tutmak için verilen karışım ilaçlardan esinlenerek veya renkli kuyruk benzetmesinden türeyen, zamanla farklı içkilerin karıştırılmasıyla elde edilen içecekleri tanımlayan, kökeninde "horoz kuyruğu gibi renkli ve karışık" çağrışımı taşıyan, İngilizce’den Türkçeye geçmiş bir içki terimi

koku : tür. * kok (duyularla algılanan uçucu madde, kokmak fiilinin kökü) + u (isim yapım eki) * canlı veya cansız nesnelerden burun yoluyla algılanan, hoş veya nahoş olabilen uçucu kimyasal bileşenlerin duyumsal etkisi

kokuşmak : tür. * kok (duyularla algılanan uçucu madde, kokmak fiilinin kökü) + uş (edilgen ve işteş fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir şey çürümek, bozulmak veya pislik nedeniyle kötü koku yayar hale gelmek

kol : tür. * kol (vücudun omuz ile el bileği arasındaki organı; yan, dal, çıkıntı; branş, şube, kısım) * vücudun omuz ile el bileği arasındaki organı; yan, dal, çıkıntı; kısım

kol ağzı : tür. * kol (vücudun omuz ile el bileği arasındaki organı; yan, dal, çıkıntı; branş, şube, kısım) + ağız (boşluk, giriş, açıklık) + ı (iyelik eki) * giysi kolunun uç bölümü

kola : gre., tem., men. * kolla (yapıştırıcı, yapışkan, tutkal, zamk, birleştirici) (gre.); kola (Batı Afrika'da yetişen kola ağacı ve kafein içeren kafeinli kola fındığı) (tem., men.) * genellikle gömlek yakası veya kumaş gibi tekstil ürünlerinin daha dik, pürüzsüz, sert ve diri durmasını sağlamak amacıyla, nişastalı bir sıvı olan kola maddesine batırılmış veya bu maddeyle işlem görmüş (ütülenmiş) kumaş; tutkal, yapıştırıcı; Batı Afrika'da yetişen ve kafein içeren kola ağacından (Cola acuminata ve Cola nitida) ve bu ağacın kola fındığı adı verilen meyvesinden elde edilen kafein içeren, karamel ile renklendirilmiş, şekerli veya tatlandırıcılı, karbonatlı (sodalı, gazlı) alkolsüz bir içecek

kolaçan : tür., far. * kol (omuz ile el bileği arasındaki organ) (tür.) + çeşidan (tadına bakmak; denemek, yoklamak, kontrol etmek), çeşan (deneme, yoklama, kontrol etme) (far.) * dikkatlice gezip gözden geçirme, etrafı yoklama

kolagog : gre. * khole (safra; sarı) + agein (götürmek, sevk etmek, yönlendirmek), agogos (götüren, sevkeden, yönlendiren) * safra sıvısının karaciğerden bağırsaklara geçişini uyaran veya artıran madde veya ilaç

kolağası : tür. * kol (vücudun omuz ile el bileği arasındaki organı; yan, dal, çıkıntı; branş, şube, kısım) + ağa (büyük; efendi, kıdemli görevli) + sı (iyelik eki) * Osmanlı ve erken Cumhuriyet döneminde binbaşı ile yüzbaşı arasında yer alan, birliğin kıdemli yüzbaşısı rütbesine verilen ünvan

kolaj : gre., lat., fra. * kolla (yapıştırıcı, yapışkan, tutkal, zamk, birleştirici) (gre.); colla (tutkal, yapıştırıcı) (lat.); coller (yapıştırmak) + age (isim yapım eki) (fra.) * özellikle sanat ve grafik tasarımda, çeşitli materyallerin (kağıt, fotoğraf, kumaş vb.) bir yüzeye yapıştırılarak bir bütün oluşturduğu kompozisyonlar, yapıştırma

kolajen : gre., lat. * kolla (yapıştırıcı, yapışkan, tutkal, zamk, birleştirici) (gre.); colla (tutkal, yapıştırıcı) (lat.) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * vücutta bağ dokuların, kıkırdakların, kemiklerin ve derinin yapısal bütünlüğünü sağlayan, vücuttaki toplam proteinin yaklaşık üçte birini oluşturan, cilt, kemik, kıkırdak, tendon ve bağ dokularının ana maddesi olan lifli protein grupları ile ilgili olan

kolakas : gre. * kolokas (taro bitkisi, Colocasia esculenta’nın yumrusu; Kıbrıs’ta sebze adı) * yılanyastığıgiller (Araceae) familyasından bolca potasyum içeren, Akdeniz ve Orta Doğu mutfaklarında kullanılan, nişastalı yumruları için yetiştirilen, geniş yapraklı bir bitki (Colocasia esculenta), taro, kolokas; kolakas bitkisi ile yapılan Kıbrıs'ın geleneksel bir kış yemeği

kolan : lat. * collum (boyun), collan (kemer, kuşak, at koşum takımı parçası) * bir şeyi bağlamaya, sıkmaya, alttan tutturmaya vb. yarayan, genellikle keçi kılından örülen, dayanıklı, uzun ve enlice bağ; eyerini veya semerini bağlamak için hayvanın karnının altından geçirilerek bağlanan yassı kemer

kolanjiografi : gre. * khole (safra; sarı) + angeion (kasa, kap, hazne, damar, kanal) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * safra yollarını radyolojik yöntemlerle görüntüleme işlemi

kolanjiokarsinom : gre. * khole (safra; sarı) + angeion (kasa, kap, hazne, damar, kanal) + karkinos (yengeç; tümör, kanser) * safra kanalı kanseri; safra yollarını döşeyen epitel dokudan kaynaklanan ve genellikle kötü huylu olan tümör

kolanjiosellüler : gre., lat. * khole (safra; sarı) + angeion (kasa, kap, hazne, damar, kanal) (gre.) + cellula (küçük hücre, hücrecik) (cella (oda, odacık, hücre) + ulus, ula (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * safra kanalı hücreleriyle ilgili

kolanjit : gre. * khole (safra; sarı) + angeion (kasa, kap, hazne, damar, kanal) + itis (iltihap, enfeksiyon, hastalık) * safra yolları enfeksiyonu

kolanjiyopankreatografi : gre. * khole (safra; sarı) + angeion (kasa, kap, hazne, damar, kanal) + pan (tüm, bütün) + kreas, kreatos (et) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * safra yolları ve pankreas kanal sisteminin radyolojik olarak görüntülenmesi

kolaps : lat., ing. * collapsus (çökmüş, yıkılmış) (com, co, con (ile, birlikte, beraber) + labi (kaymak, düşmek, çökmek), lapsus (kayma, kayış, düşüş, çöküş) ) (lat.); collapse (ing.) * yapısal bütünlüğünü veya işlevini kaybederek aniden çökme, yıkılma veya dağılma durumu

kolay : tür. * kol (vücudun omuz ile el bileği arasındaki organı; yan, dal, çıkıntı; kısım; ön organ; küçük askeri birlik, müfreze) + ay (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * rahat, rahat olan, bedensel rahatsızlık ve kaygıdan uzak, zahmet vermeyen, çaba gerektirmeyen, yapılması güç olmayan, basit

kolbastı : tür. * kol (vücudun omuz ile el bileği arasındaki organı; yan, dal, çıkıntı; kısım; ön organ; küçük askeri birlik, müfreze) + bas (üstünden veya altından itmek, sıkıştırmak) + tı (geçmiş zaman fiil eki) * Karadeniz bölgesinde popüler olan, hızlı ritmli bir tür halk dansı ve bu dans eşliğinde yapılan müzik

kolbaşı : tür. * kol (vücudun omuz ile el bileği arasındaki organı; yan, dal, çıkıntı; kısım; ön organ; küçük askeri birlik, müfreze) + baş (kafa, tepe, uç, ön, lider, reis) + ı (iyelik eki) * bir kurumda bir bölümü yöneten, bölümün başında bulunan kimse, kol başkanı; tiyatro terimi

kolcu : tür. * kol (vücudun omuz ile el bileği arasındaki organı; yan, dal, çıkıntı; kısım; ön organ; küçük askeri birlik, müfreze) + cu (yapan, eden eki) * bir şeyi korumak için bekleyen veya kol gezen görevli, kollayıcı

kolçak : tür. * kol (vücudun omuz ile el bileği arasındaki organı; yan, dal, çıkıntı; kısım; ön organ; küçük askeri birlik, müfreze) + çak (tutacak, destekleyici parça) * sandalye, koltuk veya benzeri oturma araçlarında kolun dayandığı destek parçası

koledok : gre. * khole (safra; sarı) + dokhos, dokheon (taşıyan, alan, ileten, kanal, boru, kemer) * karaciğerde üretilen safrayı safra kesesinden ve karaciğerden alarak onikiparmak bağırsağına taşıyan ana safra kanalı

koledokoduodenostomi : gre. * khole (safra; sarı) + dokhos, dokheon (taşıyan, alan, ileten, kanal, boru, kemer) (gre.) + duo (iki) + deni, denium, denum (onlar, onluk, onlu) (lat.) + stomia (delik açma, kesip alma, kesme, kesip çıkarma) (stoma (ağız, açıklık, giriş) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * safra kanalının onikiparmak bağırsağına cerrahi olarak açılması veya buraya bağlantı yapılması

koledokojejunostomi : gre., lat. * khole (safra; sarı) + dokhos, dokheon (taşıyan, alan, ileten, kanal, boru, kemer) + jejuno (ince bağırsak, boş bağırsak, ince bağırsağın ikinci bölümü) (gre.); jejunus, jejunum (oruç tutma, yemek yememe, perhiz; ince bağırsağın bir bölümü) (lat.) + stomia (delik açma, kesip alma, kesme, kesip çıkarma) (stoma (ağız, açıklık, giriş) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * safra kanalının jejunuma (ince bağırsağın orta kısmı) cerrahi olarak bağlanması veya açılması

koledokolityaz : gre. * khole (safra; sarı) + dokhos, dokheon (taşıyan, alan, ileten, kanal, boru, kemer) + lithos (taş, kaya) + iasis (iltihap, enfeksiyon, durum, sorun, hastalık eki) * safra kanalında taş oluşumu veya taş hastalığı

koledokotomi : gre. * khole (safra; sarı) + dokhos, dokheon (taşıyan, alan, ileten, kanal, boru, kemer) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (yer ve durum) ) * safra kanalının cerrahi olarak kesilip açılması işlemi

kolej : lat. * collegium (birlik, topluluk, cemiyet, ortak kurum) (lat.); collège (okul, eğitim kurumu) (fra.) * eğitim ve öğretim veren, genellikle lise düzeyinde veya özel okul

kolekalsiferol : gre., lat. * khole (safra; sarı) (gre.) + calc, calx, calci (kalsiyum, kireç) + ferein (taşımak, getirmek, götürmek), ferol (taşıyan, getiren, götüren) * D vitamini bileşenlerinden biri olan, vücutta kalsiyum emilimini ve kemik sağlığını destekleyen, mahuncevizi, ceviz, sebzeler, portakal ve yumurtada bulunan bir D vitamini türü

kolekalsiferol : gre., lat. * khole (safra; sarı) (gre.) + calciferol (calx, calc (kireç) + ferre (getirmek, taşımak, götürmek, yüklenmek) +ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) * güneş ışığı etkisiyle deride sentezlenen veya besinlerle alınan, kalsiyum ve fosfor metabolizmasını düzenleyerek kemik mineralizasyonunu sağlayan D3 vitamini formu (C27H44O)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...