kils :
gre., lat. * khaliks (çakıl, kireç taşı) (gre.); calcis, calx (çakıl taşı,
kireç taşı, kalker, kalsiyum karbonat), creta (kireç) (lat.); girac (far.) *
kalsiyum karbonattan oluşan, genellikle beyaz veya gri renkli, tortul bir kayaç türü, kalker, kireç
kilüs :
gre. * khein (dökmek, akıtmak, fışkırtmak), khylos (sıvı, öz su, sindirilmiş
sıvı, salgı, lenfatik yağlı sıvı, şilüs) (gre.); chylus (lat.) * bağırsaklardaki
sindirilmiş besinlerin oluşturduğu, içinde besinlerin yağlarından oluşan yağ
damlacıkları bulunan süt beyazı lenf sıvısı, akkan, keylus
kilye :
ara. * kilya, kilyat (böbrek) * omurganın iki yanında, bel bölgesinde yer alan
ve kanı süzerek atık maddeleri idrar yoluyla uzaklaştıran, su-tuz dengesini
düzenleyen hayati iç organ, böbrek
kilyos :
gre. * kheilos (dudak; kıyı, kenar) * İstanbul'un Karadeniz kıyısında, Sarıyer
ilçesine bağlı bir sahil köyü ve turistik yerleşim birimi
kim :
tür. * kim (şahıs soru zamiri) * kişinin kimliğini, adını veya niteliğini
sorgulamak için kullanılan soru zamiri, hangi kişi, hangi şahıs
kima :
gre. * kyma (dalga, kabarma, filiz, tomurcuk) * ana eksenin bir çiçekle
sonlandığı ve yan dalların daha sonra geliştiği, belirli büyümeli çiçek durumu
tipi; bitkilerde görülen simöz çiçek durumu
kimera :
gre. * kheima (kış mevsimi), khimaira (khi (dişi) + maira (keçi) ) * keçi
başlı, aslan gövdeli, yılan kuyruklu mitolojik yaratık; Antik Yunan
mitolojisinde farklı hayvanların parçasından oluşan, ateş püskürten efsanevi
canavar; birden fazla genetik yapının birleştiği organizma; gerçekleşmesi
olanaksız hayal, kuruntu
kimerik :
gre. * kheima (kış mevsimi), khimaira (khi (dişi) + maira (keçi) ) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kontrolsüz hayal gücünün ürünü olarak var olan,
imajiner; iki sperm tarafından ayrı ayrı döllenmiş iki ayrı yumurtanın
gelişmesi ile oluşan iki embriyonun (çift yumurta ikizi kardeşlerin) gelişmenin
erken döneminde (blastomer veya gastrula evrelerinde) birleşerek tek bir canlı
olarak doğmalarıyla ilgili
kimesne :
tür. * kim (kişi, kimse, birey, ferd, şahısa işaret eden soru zamiri) + esne
(nesne, varlık) * kim olduğu bilinmeyen veya belirtilmeyen herhangi bir kişi,
kimse; hiçbir kişi, hiç kimse
kimi :
tür. * kim (kimse, kişi, şahıs, birey, ferd) + i (iyelik eki) * bazı
kimlik :
tür. * kim (kişi, kimse, birey, ferd, şahısa işaret eden soru zamiri; hangi
kişi) + lik (ile ilgili olan) * bir kişinin veya şeyin kendine özgü, ayırt
edici niteliklerini, varlığını ve kişiliğini belirten kavram; bireyin veya
nesnenin tanınmasını ve diğerlerinden ayrılmasını sağlayan özellikler bütünü,
hüviyet
kimono :
jap. * ki (giyinmek) + mono (şey, nesne) * Japon kültürüne özgü, geniş kollu ve
uzun elbise biçiminde olan, hem erkekler hem kadınlar tarafından giyilir ve
törenlerde, özel durumlarda kullanılan geleneksel giysi
kimopapain :
gre. * khymos (öz sıvı, sindirim öz suyu) + papain (papaya meyvesinden bitkisel
enzim) * sindirim enzimleri grubundan olan, papaya meyvesinden elde edilen ve
proteinleri parçalayan proteolitik bir enzim
kimotripsin :
gre. * khymos (öz sıvı, sindirim öz suyu) + tripsis (ezme, ovma, parçalama,
öğütme, sürtme, aşındırma) (tribein (ezmek, parçalamak, öğütmek, sürtmek,
aşındırmak) + isis (isim yapım eki) ) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi
eki) * pankreasta üretilen, proteinleri peptid bağlarından keserek parçalayan,
proteinlerin sindiriminde önemli rol oynayan, özellikle aromatik amino
asitlerin bağlarını hedef alan güçlü bir sindirim enzimi (R-CH(NH2)COOH)
kimotripsinojen :
gre. * khymos (öz sıvı, sindirim öz suyu) + tripsis (ezme, ovma, parçalama,
öğütme, sürtme, aşındırma) (tribein (ezmek, parçalamak, öğütmek, sürtmek,
aşındırmak) + isis (isim yapım eki) ) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi
eki) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek),
genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan,
kaynaklanan) * pankreasta sentezlenen ve aktif olmayan formda salgılanan,
aktive olarak kimotripsin enzimine dönüşen, sindirim sisteminde proteinlerin
parçalanması sürecinde görev alan proteolitik öncü enzim
kimse :
tür. * kim (kişi, kimse, birey, ferd, şahısa işaret eden soru zamiri; hangi
kişi) + se (belirsizlik, olumsuzluk eki) * belirsiz veya herhangi bir kişiyi
ifade eden zamir, kişi, şahıs
kimüs :
gre. * khymos (öz sıvı, sindirim öz suyu) * midede kısmen sindirilmiş, yarı
sıvı yiyecek karışımı; sindirim sürecinin bir aşaması olarak yiyeceklerin mide
özsuyu ve enzimlerle karışması sonucu oluşan yarı sıvı haldeki besin maddesi
kimya :
gre., ara. * khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme)
(khymeuein (karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki)
) (gre ); kimya (ara.) * maddenin yapısını, hallerini ve etkileşimlerini
inceleyen bilim dalı
kimyager :
gre., ara., tür. * khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme)
(khymeuein (karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki)
) (gre.); kimya (ara.) + ger (-cı, yapan, eden, kimse) (far.) * kimya bilimiyle
uğraşan, maddelerin yapısını, özelliklerini ve tepkimelerini inceleyen uzman
kişi; laboratuvar ortamında deneyler yapan ve kimyasal süreçleri araştıran
bilim insanı
kimyasal :
gre., ara., tür. * khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme)
(khymeuein (karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki)
) (gre.); kimya (ara.) + sal (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer, gibi) (tür.) *
kimya ile ilgili, kimyasal özelliklere sahip olan veya kimya bilimi kapsamında
değerlendirilen; maddelerin yapısı, bileşimi ve dönüşümleriyle ilgili, kimyevi
kimyevi :
gre., ara., tür. * khymeia (karışım sanatı, dönüştürme sanatı, metal eritme)
(khymeuein (karıştırmak, eritmek, dönüştürmek) + eia (isim yapım ve durum eki)
) (gre.); kimya + vi -sal, ile ilgili) (ara.) * kimya ile ilgili, kimyasal
özelliklere sahip olan veya kimya bilimi kapsamında değerlendirilen; maddelerin
yapısı, bileşimi ve dönüşümleriyle ilgili, kimyasal
kimyon :
gre. * kuminon, kyminon (kimyon; kimyon tohumu, kimyon bitkisi) *
maydanozgiller (Apiaceae) familyasından, Akdeniz ve Orta Doğu kökenli, tüysüz
yapraklı, Mayıs-Haziran ayları arasında, beyaz ve pembemsi renkli çiçekler
açan, meyveleri baharat (kimyon) olarak kullanılan 40-60 cm boyunda, bir yıllık
otsu bir bitki
kin :
tür. * kin (düşmanlık, nefret, garez) * bir kişiye veya gruba karşı beslenen
derin ve kalıcı düşmanlık, nefret veya intikam duygusu; olumsuz, zararlı ve
sürekli içsel duygu hali
kinakrin :
lat. * quinine (kinin; kına ağacından elde edilen alkaloit) (quina (kınakına
ağacı, cinchona) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) + acridine
(akridin; kimyasal halka yapısı) (acer, acr (keskin, buruk, ekşi) + idine (azot
içeren heterosiklik bileşik eki) ) * antimalaryal ve antiprotozoal olarak
kullanılmış, akridin türevi sentetik ilaç bileşiği (C23H30ClN3O)
kinalbarbiton :
lat. * kina (lawsonia inermis bitkisinden elde edilen boya) + alis (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) + barbiton (barbitürik asit türevi kimyasal bileşik)
(barbit (barbitürik asit türevi kimyasal bileşik) + one (oksijenli bileşik,
keton grubu (C=O) ) ) * kına kökenli renk veren veya barbitürik asit
türevlerinden oluşan, farmasötik veya kimyasal alanlarda kullanılan kimyasal
bileşik (C12H18N2O3)
kinan :
ara. * kanna (gizlemek, saklamak, örtmek, bir şeyi dış etkenlerden korumak,
sakınmak, muhafaza altına almak) * koruyan, saklayan, örten, yuva ve bir şeyi
muhafaza eden kap veya kın, perde, örtü, eknan, ekinnet (ç.)
kinapril :
lat. * cinchona (kinin kaynağı olan kınakına ağacı), quina (kinolin/kinin
kökenli kimyasal yapı unsuru) + pril (ACE inhibitörü ilaç sınıfı adlandırma
eki) * hipertansiyon ve kalp yetmezliği tedavisinde kullanılan bir ACE
(anjiyotensin dönüştürücü enzim) inhibitörü etken madde (C25H30N2O5)
kinaye :
ara. * kana (dolaylı anlatmak) * gerçek anlamı gizleyip başka bir anlamı ima
ederek, söylemek isteneni dolaylı yoldan ifade etme sanatı veya söyleyiş şekli,
dolaylı anlatım, bir şeyi adını vermeden anma, mecazlı anlatım
kinaz :
gre. * kinesis, kinase (kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak,
kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak) + asis (son ek) )
* ATP (adenozin trifosfat) gibi yüksek enerjili bir molekülden bir fosfat
grubunun genellikle bir protein olan bir substrat molekülüne transferini
katalize eden bir enzim
kindar :
tür., far. * kin (düşmanlık, nefret, garez) (tür.) + dar (tutan, alan, taşıyan,
koruyan, sahip olan, edinen) (far.) * içinde kin, nefret veya intikam duygusu
taşıyan, kin besleyen, kinci
kindling :
ing. * kindle (yakmak, tutuşturmak, alevlendirmek, yanmak) + ing (isim yapım
eki) * ateş yakmak için kullanılan kolay tutuşan madded; epilepsi ateşleme;
tekrarlanan elektriksel uyarıcıyla veya nörotoksik madde uygulayarak epilepsi
nöbeti tetikleme; psikolojide duyarlılaşma
kinematik :
gre. * kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket
etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak), kinesis (hareket, devinim, kıpırdama,
kımıldama) + ma (ile ilgili, sahip olma) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * hareketle ilgili, hareketin nedenlerini veya hareket eden cisimlerin
hareket biçimlerini inceleyen bilim dalı ile ilgili olan
kinesimetre :
gre. * kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket
etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak), kinesis (hareket, devinim, kıpırdama,
kımıldama) + metros, metron (ölçü) * genellikle biyomekanik, fizyoterapi veya
ergonomi alanlarında insan vücudu hareketlerini izlemek ve değerlendirmek
amacıyla kullanılan ve hareketin derecesini, büyüklüğünü ölçmeye yarayan alet
kinesin :
gre., lat. * kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak;
hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak), kinesis (hareket, devinim,
kıpırdama, kımıldama) (gre.) + ine (kimyasal madde ve protein eki) (lat.) *
hücre içinde mikrotübüller üzerinde organel ve vezikül taşıyan motor protein
kinesiyoloji :
gre. * kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket
etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak), kinesis (hareket, devinim, kıpırdama,
kımıldama) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi,
söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kas-iskelet sistemi
işlevlerini, motor kontrolü ve fiziksel performansı araştıran, fizyoterapi,
spor bilimi ile ortopedik rehabilitasyon alanlarında yararlanılan, insan
vücudunun hareketlerini anatomik, fizyolojik ve biyomekanik açılardan inceleyen
bilim dalı
kinestetik :
gre. * kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket
etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak), kinesis (hareket, devinim, kıpırdama,
kımıldama) + aisthesia (duyusallık, duygusallık, hislenme) (aisthesis (duyu,
duygu, algı, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili,-a
ait) * hareket duyusuyla, kas ve eklemlerden gelen beden konumu ve hareket
algısıyla ilgili olan, hareket duyumsal
kinestezi :
gre. * kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket
etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak), kinesis (hareket, devinim, kıpırdama,
kımıldama) + aisthesia (duyusallık, duygusallık, hislenme) (aisthesis (duyu,
duygu, algı, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * gözler kapalıyken
bile vücut parçalarının konumunu, hareketini, yönünü, hareketlerini ve
pozisyonunu algılamayı sağlayan altıncı his, kas duyusu; kasların, eklemlerin
ve tendonların hareketiyle ilgili sinyalleri beyne ileterek, bireyin
uzuvlarının nerede ve nasıl hareket ettiğini fark etmesini sağlayan içsel
duyumsama biçimi; beden hareketleri ve fiziksel duyumlar yoluyla dünyayı
algılama, öğrenme ve etkileşim kurma fenomeni
kinetik :
gre. * kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket
etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak), kinesis (hareket, devinim, kıpırdama,
kımıldama) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * hareketle ilgili olan;
özellikle fizik ve mekanikte cisimlerin hareketlerini, bu hareketlerin
nedenlerini ve sonuçlarını inceleyen alan
kinetik enerji :
gre. * kinetikos (hareketle ilgili, devinim ile ilgili) + energeia (iş oluşumu)
(en (iç, içeri, içinde, içinde, içeride) + ergia (iş durumu, çalışma durumu,
eylemsellik) (ergos, ergon (iş, çalışma, eylem) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) * bir cismin hareketinden dolayı sahip olduğu enerji (bir nesne kütlesi
ve hızı nedeniyle enerji taşır ve bu enerji, durdurulması veya başka bir işe
dönüştürülmesi gereken fiziksel iş gücü olarak ifade edilir.) (E = 1/2 m.v^2)
kinetoplast :
gre. * kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket
etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak), kinesis (hareket, devinim, kıpırdama,
kımıldama) + plastos (oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş,
kalıplanmış) (plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp
dökmek) + os (sıfat yapım eki) ) * bazı tek hücreli ökaryot canlılarda
(trypanosoma gibi kamçılı protozoonlarda) mitokondri içinde bulunan, hücrenin
hareketini sağlayan kamçının (flagellum) düzenlenmesinde görev alan yoğun DNA
içeriğine sahip özel yapı
kinezyoloji :
gre. * kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket
etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak), kinesis (hareket, devinim, kıpırdama,
kımıldama) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi,
söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kas-iskelet sistemi
işlevlerini, motor kontrolü ve fiziksel performansı araştıran, fizyoterapi,
spor bilimi ile ortopedik rehabilitasyon alanlarında yararlanılan, insan
vücudunun hareketlerini anatomik, fizyolojik ve biyomekanik açılardan inceleyen
bilim dalı
king edward point :
ing. * king (kral) + edward (zenginliği koruyan, refahın koruyucusu; İngiliz
krallarında kullanılan özel isim) (ead (zenginlik, refah) + weard (koruyucu,
muhafız, bekçi) ) + point (nokta) * Güney Georgia ve Güney Sandwich Adaları'nın
başkenti
kingdom :
ing. * king (kral, hükümdar, şah, padişah) + dom (-lık) * krallık; biyolojide
canlıların sınıflandırılmasında "alem" düzeyi
kingston :
ing. * king (kral, hükümdar, şah, padişah) + s (tamlama eki) + tun (yerleşim
yeri, kasaba) * kralın kasabası, kralın yerleşim yeri; Jamaika'nın başkenti
kingstown :
ing. * king (kral, hükümdar, şah, padişah) + s (tamlama eki) + town (yerleşim
yeri, kasaba) * kralın kasabası, kralın yerleşim yeri; Saint Vincent ve
Grenadinler'in başkenti
kinidin :
lat. * quina (kınakına ağacı) + idine (azot içeren heterosiklik bileşik eki) *
kınakına ağacından elde edilen ve kalp ritim bozukluklarının, özellikle atriyal
ve ventriküler aritmilerin tedavisinde kullanılan doğal bir alkaloid ve
antiaritmik ilacın etken maddesi (C20H24N2O2)
kinik :
gre. * kyon (köpek), kynos (köpekle ilgili) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * Antik Yunan'da geleneksel değerlere, zenginliğe ve toplumsal
kurallara meydan okuyan, sade ve doğaya uygun yaşamı savunan bir felsefi akımı
temsil eden; alaycı, iğneleyici veya küçümseyici
kinin :
lat. * quina (kınakına ağacı, cinchona) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi
eki) * kınakına ağacının (Cinchona) kabuğundan elde edilen, ateş düşürücü, ağrı
kesici ve özellikle sıtma (malarya) tedavisinde etkili antimalaryal bir ilaç
olarak kullanılan doğal bir alkaloid (C20H24N2O2) (Kinin, Güney Amerika
yerlileri tarafından yüzyıllardır biliniyordu. Avrupa’ya 17. yüzyılda
İspanyollar aracılığıyla ulaştı ve zamanla tıbbi kullanımda yaygınlaştı.
“Cinchona” adı, Peru’da bu bitkinin şifalı özelliğini Avrupa'ya tanıtan Kontes
Cinchon’dan gelir.)
kiniş :
tür. * kın (kılıf, yuva) + iş (ile ilgili, gibi, -a ait) * marangozlukta, tahta
üzerine boydan boya açılan, kesiti kare veya dikdörtgen biçiminde kanal
kinizm :
gre. * kyon (köpek), kynos (köpekle ilgili) + ismos (isim yapım, durum, akım,
öğreti, doktrin eki) * Antik Yunan'da Sofist Gorgias'ın ve daha sonra da
Sokrates'in öğrencisi olan Antisthenes'in, doğaya uygun, basit ve özgür yaşamı
savunan, toplumsal değerleri reddeden öğretisi; alaycı, küçümseyici ve şüpheci
tavır
kinneb :
gre. * kannabis (keten tohumu bitkisi, kenevir) (gre.); kinneb (ara.) *
psikoaktif etkileriyle bilinen ve endüstriyel, tıbbi veya keyif verici
amaçlarla kullanılan, lifleri tekstilde, tohumları gıdada değerlendirilen otsu
bir bitki türü, esrar, haşiş, kenevir
kinofobi :
gre. * kyon (köpek), kynos (köpekle ilgili) + phobia (korkma, korkulu olma)
(phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * köpek korkusu
kinolon :
lat. * quina (kınakına ağacı, cinchona) + one (oksijenli bileşik, keton grubu
(C=O) ) * kınakına türevi alkaloidlerin yapısından esinlenerek sentezlenen,
idrar yolu enfeksiyonları ve diğer bakteriyel hastalıkların tedavisinde
kullanılan, DNA giraz enzimini inhibe edip bakteriyel DNA replikasyonunu
engelleyerek etkili olan sentetik bir antibiyotik (C9H7NO)
kinosternidae :
gre., lat. * kinein (hareket ettirmek, kımıldatmak, kıpırdatmak) + sternon
(göğüs, göğüs kemiği) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) *
Amerika kıtasına özgü olan, kendine has kabuk yapıları ve sucul yaşam
alışkanlıklarıyla bilinen, çamur kaplumbağaları ve misk kaplumbağalarını
içeren, çoğunlukla küçük boyutlu tatlı su kaplumbağalarından oluşan bir
sürüngen familyası
kinşasa :
ban. * kin (yer, alan) + tshasa, tasa (balık avlama yeri, nehir kıyısı) * Kongo
Nehri kıyısında kurulmuş, ismini yerel dilde “balıkçılık yapılan yer” anlamına
ge
kinvan :
ara. * kinv (hurma salkımı; dallanmış meyve demeti) + an (çoğul eki) * hurma başta
olmak üzere üzüm benzeri meyvelerin dallanarak bir arada durduğu salkım
yapılar, salkımlar
kinyas :
ara. * kinyas (genişlik, bolluk, rahatlık) * geniş yüzlü kimse; geniş, bolluk
içinde olan, cömert ve vakar sahibi kimse
kiosk :
far., fra. * kuşk, koşk, köşk (kule, saray, kasr; pavyon, küçük saray, yüksekçe
ev; çardak şeklinde yüksek bina veya oda, cihannüma) * genellikle bahçe veya
kır evlerinde, süslü ve zarif yapılı, tek katlı küçük konut veya yazlık; mimari
açıdan genellikle açık veya yarı açık yapıya sahip küçük saray; bir bahçe
içinde yapılmış, büyükçe ve dekore edilmiş ev; küçük saray, bahçe evi, pavyon,
köşk
kip :
tür. * kip (sağlam, sarsılmaz, güvenilir; biçim, şekil, örnek, kalıp, durum,
hal) * dilbilgisinde fiilin zaman, yargı veya niyete göre girdiği geçici kalıp
(keep (sürmek, daim olmak, sağlam durmak, korumak) (ing.) )
kipe :
tür. * kipe (hızla yukarı kalkmak, sıçramak) * hızla bükülen kalçanın sert ve
birdenbire gerilmesiyle, vücudun yatıştan ayaküstü duruşa veya asılmadan
dayanmaya geçmesi
kiper :
tür. * kip (sağlam, sarsılmaz, güvenilir; biçim, şekil, örnek, kalıp, durum,
hal) + er (adam, erkek; asker) * güvenilir kişi, sağlam kişi; sağlam asker
kiplik :
tür. * kip (sağlam, sarsılmaz, güvenilir; biçim, şekil, örnek, kalıp, durum,
hal) + lik (durum eki) * bir şeyin nasıl var olduğunun, nasıl gerçekleştiğinin
veya nasıl düşünüldüğünün olanak, gerçeklik, zorunluluk olarak biçimleri,
varlığın, olayların varoluş biçimi
kir :
tür. * kir (pas, leke, pislik) * bir nesnenin, yüzeyin ya da bedenin üzerinde
biriken, temizlenmesi gereken toz, pas, leke gibi yabancı ve istenmeyen
maddelerin genel adı, temizlik gereksinimini doğuran fiziksel pislik
kira :
ara. * kara (kullanmak için bedel ödemek, kullanma hakkı almak) * bir malı,
özellikle taşınmazı, belirli bir bedel karşılığında geçici olarak kullanma
hakkı ve bu kullanım hakkına karşılık ödenen bedel.
kiraat :
ara. * karaa (okumak) + at (isim yapım eki) * okuma, kelimelerle okuyarak
yaratma, kurmak (create, créer (yaratmak) (ing., fra.) (kelime ile yaratış
bağlamında olması muhtemeldir.) )
kiral :
gre., lat. * kheir (el) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.)
* bir cismin veya molekülün, tıpkı sağ ve sol el gibi, ayna görüntüsüyle üst
üste çakışmayan yapıya sahip olma durumu; kimyada simetri ekseni bulunmayan ve
bu nedenle birbirinin ayna görüntüsü olan fakat aynı olmayan iki molekülün
varlığını ifade eden özellik
kiralite :
gre., lat. * kheir (el) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + itas
(isim yapım ve durum eki) (lat.) * bir nesne veya molekülün, kendi ayna
görüntüsüyle üst üste çakışmama özelliği; özellikle kimyada, kiral merkez
içeren bileşiklerin birbirinin ayna görüntüsü olan iki farklı izomer şeklinde
bulunabilmesini tanımlayan yapısal asimetri durumu
kiram :
ara. * karama (vermek, faydalandırmak, cömertlik göstermek; saygı göstermek),
kerem (cömertlik, iyilik, lütuf, soyluluk, faydalı olma, değerli olma), ikram
(cömertlik etme, ağırlama, karşılıksız verme, faydalandırma), kerim (cömert,
eli açık, yüce gönüllü, faydalı; erkek ismi) * soylular, cömertler, cömert
kişiler, soylular, erdemli kimseler
kirat :
gre., ara. * keration (keçi boynuzu, küçük tohum) (gre.), kirat (ara.) *
mücevher ve değerli taşların ağırlığını ölçmek için kullanılan, yaklaşık 200
mg’a eşdeğer standart ölçü birimi, dinarın yirmidörtte biri (carat, Karat
(karat) (ing., fra., alm.) )
kiraz :
gre. * kerasos (kiraz) * gülgiller (Rosaceae) familyasından, pembe veya beyaz
çiçekli, yaz başında olgunlaşan kırmızı renkli, sulu ve çekirdekli meyve ve bu
meyveyi veren ağaç; İzmir’in bir ilçesi
kirchhoff yasası :
alm., tür. * kirchhoff (Alman fizikçi ve kimyager Gustav Kirchhoff’un
soyadından) + yasa (kural, kanun, ilke, prensip) + sı (iyelik eki) * kimyasal
reaksiyonların entalji değişiminin sıcaklığa bağlı değişimini ifade eden, ısı
kapasiteleri ve reaksiyon denge hesaplarında kullanılan termodinamik yasa
kirde :
tür. * kirde (mayasız pide) * mayasız hamurdan yapılan, içine haşhaş tohumu
veya peynir konulan ve tandırda pişirilen bir pide
kirebolu :
gre. * pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri,
ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) + polis (şehir, il, kent)
* arıların bitkisel reçinelerden ve kendi salgılarından yaptığı, kovan
girişlerini korumak ve dezenfekte etmek için kullandıkları antibakteriyel ve
antifungal özelliklere sahip yapışkan, balmumsu madde, arı zamkı, arı mumu
kireç :
gre., lat., far. * khaliks (çakıl, kireç taşı) (gre.); calcis, calx (çakıl
taşı, kireç taşı, kalker, kalsiyum karbonat), creta (kireç) (lat.); girac
(far.) * kireç taşının (kalsiyum karbonat) yüksek sıcaklıkta pişirilmesiyle
elde edilen beyaz, toz hâlinde, suyla birleşince ısı yayan ve katılaşan,
inşaat, boya, tarım ve dezenfeksiyon gibi pek çok alanda kullanılan kalsiyum
oksit maddesi
kiremit :
gre. * keramos (çömlekçi kili, pişmiş kilden yapılan çanak ve çömlek, pişmiş
toprak, çömlek, tuğla) * pişmiş topraktan yapılan, çatılarda su geçirmemesi
için kullanılan ince ve yassı kaplama malzemesi; ayrıca dekoratif veya
izolasyon amaçlı da kullanılan seramik esaslı yapı öğesi
kiribati :
ing. * Gilbert (adalar grubunun eski adı) * Pasifik Okyanusu’nun (Büyük
Okyanus) ekvator kuşağında yer alan, batıda Tuvalu, kuzeybatıda Marshall
Adaları, doğuda Cook Adaları ve güneydoğuda Fransız Polinezyası ile komşu olan,
adını 18. yüzyılda adaları keşfeden İngiliz denizci Thomas Gilbert’ten alan,
başlıca üç ada grubu (Gilbert, Phoenix ve Line Adaları) halinde dağılmış olan
ada ülkesi
kiril :
gre. * kykrillos (efendiye ait, efendiyse yaraşır, soylu) (kyrios (efendi, rab)
+ illos (ile ilgili, -a ait) ) * küçük efendi; Hristiyanlık tarihinde önemli
bir role sahip olan, özellikle Slav halklarına misyonerlik yapmış Bizanslı din
adamı Aziz Kiril’in isminden)
kiriş :
tür. * ker, kir (germek, uzatmak) + iş (isim eki) * yapılarda döşeme ve
kullanım alanı yüklerini düşey taşıyıcılara aktaran, mekanik olarak çubuk kabul
edilen yapı elemanı; kolonları birleştiren betonarme hat
kirizma :
gre. * kharassein (kazımak, çizmek), kharagma (kazıma, oyuk, çizik, iz) *
toprağı ekime, dikime vb. hazırlamak üzere derince bir biçimde kazarak altını
üstüne getirme
kirkit :
tür. * kir (iplik, yün) + kit (toplamak, toplamak) * el tezgahında dokumada,
atkı ipliğini sıkıştırmak için kullanılan, demirden veya ağaçtan yapılmış dişli
araç; iplik veya yün gibi malzemeleri eğirmek için kullanılan, üzerinde çiviler
bulunan ve eğirilen ipliği toplamakta kullanılan ahşap alet; dokumacılıkta ve
el sanatlarında önemli bir araç
kirkwood boşlukları :
ing. * Kirkwood (Amerikalı astronom Daniel Kirkwood'un soyadından) (ing.) +
boşluk (aralık, eksiklik, dolu olmama) (tür.) * asteroit kuşağında Jüpiter'in
yörünge rezonansları nedeniyle asteroit sayısının azaldığı bölgeler
kirlenmek :
tür. * kir (pislik) + len (dönüşlü fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * dış
etkenlerle pislenmek, üzerinde pislik veya leke oluşmak; temiz olmayan hale
gelmek.
kirloş :
tür. * kir (pislik) + loş (ile ilgili, gibi, -a ait) * üstü başı pis, kirli ve
pasaklı (kimse)
kirloz :
tür. * kir (pislik) + loz (ile ilgili, gibi, -a ait) * üstü başı pis, kirli ve
pasaklı (kimse)
kirmen :
tür. * kır (döndürmek, çevirmek, kıvırmak) + men (isim yapım ve araç eki) *
genellikle ahşaptan yapılan, yün, kıl veya pamuk gibi lifleri elde eğirerek
iplik haline getirmeye yarayan, alt veya üst kısmında ağırlık sağlayan yuvarlak
bir ağırşak ile ortasından geçen çengelli bir milden oluşan geleneksel bir el
iği, eğirmen, eğirmeç
kirmide :
san., tür., ara. * kırmi (kurtçuk, larva, böcek) (san.), kirmiz (kırmızı boya
veren bir böcek, kermes vermilio) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (tür.)
* kan rengi, kızıl; yedi halkadan oluşan gökkuşağının en üst halkasının rengi;
frekansı en düşük (400-484 terahertz) olan renk; pişirilmiş toprak veya tuğla,
kiremit
kiromansi :
gre. * kheir (el) + manteia (kehanet) (mantis (kahin, kehanet yapan) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * eski çağlardan beri kullanılan, ellerin
çizgilerine bakarak geleceği yorumlama sanatı ve uygulaması
kiropraksi :
gre. * kheir (el) + praxis (eylem, yapma, iş, uygulama, pratik) * omurga ve
kas-iskelet sistemindeki bozuklukların, özellikle elle yapılan müdahalelerle
(manipülasyon) teşhis ve tedavi edilmesini odak noktasına alan bir alternatif
tıp yöntemi
kirpan :
san., pen. * kirpana (kılıç, hançer, kurban bıçağı) (san.), kirp (merhamet,
lütuf, şefkat, nezaket) + ana (şefkat, lütuf, haysiyet) (pen.) * Sihlerin dini
ibadetleri sırasında kullandıkları bir bıçak (kırpmak (kesmek, budamak) (tür.)
)
kirpi :
tür. * kirp (diken, dikenli) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
kirpigillerden, yaklaşık 30 cm. boyunda, sırtı sivri dikenlerle kaplı, tehlike
durumunda korunmak üzere tortop olan, böceklerle geçinen, küçük, dikenli ve
yuvarlak vücutlu, tehlike anında dikenlerini kabartarak savunma yapan memeli
hayvan
kirpik :
tür. * kirp (diken, dikenli) + ik (küçültme ve isim yapım eki) * göz
kapaklarının kenarında bulunan, gözleri toz ve küçük cisimlerden koruyan kısa,
ince ve kıllı yapı
kirş :
alm. * kirsche (kiraz) * vişne ve kirazdan yapılan, renksiz alkol veya içki,
kiraz içkisi
kirtikli :
tür. * kırtık (çentik, yırtık) + lı (aitlik, sahiplik eki) * kenarları meşe
yaprağı gibi girintili çıkıntılı olan; kenarları çentikli, yırtıklı veya
düzensiz biçimde parçalanmış olan; özellikle kumaş, yaprak veya benzeri
yüzeylerde bu özelliği taşıyan
kirtil :
gre. * kartalos (bir tür sepet) * büyük kabuklu deniz hayvanlarını avlamakta
kullanılan, ince dallardan örülmüş sepet
kirve :
kür. * kiriv (sünnet babası, sünnet sağdıcı) * sünnet olan bir çocuğun sünnet
masraflarını karşılayan, tören sırasında çocuğu kucağında tutarak ona
sakinleştirici bir dayanak olan ve bu vesileyle çocuğun ailesiyle ömür boyu
sürecek akraba benzeri bir manevi bağ kuran, manevi yakınlığı ve akrabalığı
simgeleyen, vaftiz babası benzeri rolü üstlenen kişi kişi
kisbi :
ara. * kasaba (kazanmak, edinmek, elde etmek) * sonradan edinilen, sonradan
kazanılan
kisedar :
far. * kese (torba, küçük torba, küçük para çantası, çıkın) + dar (tutan, alan,
taşıyan, koruyan, sahip olan, edinen) * para kesesi taşıyan veya parayı
yönetmekle görevli kişi; özellikle vekilharç olarak, para işlerini gören,
hazinedar veya veznedar para hesabını yapan, parayı toplayan kimse, vekilharç
kisfe :
ara. * kisfe (kısım, cüz, parça, bölüm) * kısım, cüz, parça, bölüm
kispet :
ara. * kasa, kasava (örtmek, giymek, kaplamak, sarmak, giydirmek), kisve
(kıyafet, giysi, elbise, örtü) * pehlivanların yağlı güreş yaparken giydikleri,
belden baldıra değin uzanan, dar paçalı, dar belli meşin pantolon
kispi :
ara. * kasaba (kazanmak, edinmek, elde etmek) * sonradan edinilen, sonradan
kazanılan
kisre :
ara. * kasara, kesere (kırmak, parça parça etmek, ufalamak) * parça, lokma,
kırıntı veya ufalanmış şey, parçalanmış şeyin bir parçası; ekmek parçası
kissa :
ara. * kassa (yetiştirmek, dikmek) * kabak; hıyar, salatalık; sebze türü
kissis :
aram., sür. * kaşaş (yaşlanmak, yaşlı olmak), kaşiş (yaşlı kimse, şeyh; kilise
hiyerarşisinde bir sınıf rahip; Hıristiyan rahibi), kıssis (ara.) * keşiş,
papaz, Hristiyan din adamı
kist :
gre. * kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik
torbası) * vücutta veya dokularda anormal şekilde oluşan, genellikle tümör
olmayan ancak baskı veya işlev bozukluğu yaratabilen içi sıvı, yarı katı veya
hava dolu patolojik kesecik
kist hidatik :
gre. * kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik
torbası) + hydor, hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + tikos (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * özellikle karaciğer ve akciğerde görülen, köpek tenyası
(Echinococcus granulosus) parazitinin larva evresinin yol açtığı, içi berrak
sıvı dolu, yavaş büyüyen ve ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen patolojik
kist
kist sebase :
gre., lat. * kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası,
sidik torbası) (gre) + sebum (yağ, cildin ürettiği yağ cilt yağı, deri salgısı,
deri yağı) + ase (ile ilgili, gibi, -a ait; enzim eki) (lat.) * deride,
özellikle yağ bezlerinin tıkanması sonucu oluşan, içi yağlı madde (sebum) dolu,
genellikle iyi huylu ve yavaş büyüyen kist, yağ kisti
kistadenom :
gre. * kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik
torbası) + adenos (bez, beze; gudde) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur;
kanser; toplanma, oluşum) * bez dokusundan kaynaklanan ve içi sıvı dolu kistik
yapılar oluşturan, yumurtalık, pankreas veya tükürük bezlerinde sıkça görülen genellikle
iyi huylu tümör türü
kistektomi :
gre. * kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik
torbası) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein
(kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim,
yer ve durum eki) ) * kist yapısının cerrahi yöntemle tamamen çıkarılması
işlemi
kistik :
gre. * kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik
torbası) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kist özelliği taşıyan,
içinde sıvı veya yarı katı madde bulunan kesecik yapısında olan; tıpta
genellikle patolojik veya anormal boşluk, kist ile ilgili
kistik ekinokkozis :
gre., lat. * kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası,
sidik torbası) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + echinus
(denizkestanesi, dikenli kabuklu) (lat.) + kokkos (tohum, tomurcuk, tane,
tanecik, çekirdek, yuvarlak, küre) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık
eki) (gre.) * echinococcus granulosus adlı parazitin neden olduğu, özellikle
karaciğer ve akciğerde içi sıvı dolu kistler oluşturarak ciddi sağlık
sorunlarına yol açabilen, yavaş ilerleyen ve zoonotik (hayvandan insana geçen)
bir enfeksiyon hastalığı
kistik fibrozis :
gre., lat. * kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası,
sidik torbası) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + fibra (lif, ipliksi
yapı, filaman, bağırsak) (lat.) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki)
(gre.) * başta akciğerler ve sindirim sistemi olmak üzere birçok organda yoğun
ve yapışkan mukus birikmesine yol açan, solunum ve sindirim işlevlerini bozan,
yaşam boyu süren kalıtsal bir genetik hastalık
kistik karsinom :
gre. * kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik
torbası) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + karkinos (yengeç; tümör,
kanser) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) *
içinde sıvı veya yarı katı madde bulunan, genellikle bez dokularından
kaynaklanan ve hem kistik hem malign (habis) özellikler taşıyan kist
yapısındaki kanserli tümör
kistiserkoz :
gre. * kustis, kystis (kist, kese, kapsül, torba, mesane, idrar torbası, sidik
torbası) + kerkos (kuyruk) + osis (durum, sorun ve hastalık eki) * tenya
larvasının dokularda kist oluşturarak neden olduğu, genellikle kas, beyin ve
gözleri etkileyen paraziter hastalık
kisve :
ara. * kasa, kasava (örtmek, giymek, kaplamak, sarmak, giydirmek) * giyim,
giysi, kıyafet, elbise, örtü, kaplama
kişi :
tür. * kişi (kimse, şahıs, birey, ferd, insan, zevce, eş) * kimse, şahıs,
birey, ferd, insan, zevce, eş
kişilik :
tür. * kişi (kimse, şahıs, birey, ferd, insan) + lik (durum eki) * kişinin
kendine göre bir ayrılığı, belirgin bir özelliği olması durumu, kişinin
özyapısına uygun kendine özgülüklerin, niteliklerin tümü, şahsiyet
kişinev :
rum. * chislanou (yeni kaynak, yeni punar, yeni çeşme) (chisla (kaynak, su
pınarı, çeşme) + nou (yeni; taze) ) * Moldova'nın başkenti
kişisel :
tür. * kişi (kimse, şahıs, birey, ferd, insan) + sel (ile ilgili, -e özgü, -e
ait) * bireye ait olan, bireyle ilgili olan veya bireyi ilgilendiren; şahsa
münhasır özellik taşıyan, özel ve tarafsız olmayan, bireysel, şahsi, ferdi
kişmir :
san. * ke (su) + şmir (kurumak) * maydonozgillerden olan, Asya ve Afrika
bölgelerinde yetişen, sos yapımında ve çorbada kullanılan, hücre yenileme ve
enfeksiyon giderme özelliği bulunan ot
kişmiş :
far. * keşmiş (kuru üzüm) * kurutulmuş üzüm türü olan kuru meyve, özellikle
yemeklerde ve tatlılarda kullanılan küçük, tatlı ve besleyici kuru üzüm çeşidi
kişnemek :
tür. * kiş (yükses ses çıkarmak, anırmak; ses yansımalı kelime) + ne (edilgen
fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * atın yüksek ve uzun sesle anırarak
çıkardığı ses
kişniş :
far. * gisniz (maydanozgillerden baharat olarak kullanılan otsu bitki,
coriandrum sativum) * maydanozgillerden (Apiaceae (eski adıyla Umbelliferae)
yaprakları taze olarak salata ve yemeklerde, küre biçimindeki kurutulmuş
meyveleri (tohumları) ise baharat olarak kullanılan, aromatik kokulu otsu bir
bitki, coriandrum sativum
kişniş şekeri :
far., ara. * gisniz (maydanozgillerden baharat olarak kullanılan otsu bitki,
coriandrum sativum) (far.) + sukkar (tatlı madde; şeker; bal) (ara.) + i
(iyelik eki) (tür.) * kişniş bitkisinin aromasıyla tatlandırılmış veya kişniş tohumu
özlerinden elde edilen, yiyecek ve içeceklerde kullanılan aromatik tatlandırıcı
kit :
ing. * kit (bir araya getirilmiş parçalar bütünü) * belirli amaç için bir araya
getirilmiş parça, malzeme veya araçlar topluluğu; genellikle montaj, tamir veya
üretim için kullanılan set veya paket
kitabe :
ara. * kitab (yazı) + e (isim yapım eki) * taş, duvar vb. yüzeylere yazılmış
yazı, kitapsı metin veya yazıt; genellikle tarihi veya edebi anlam taşıyan
yazılı belgeler
kitabet :
ara. * kitab (yazı) + et (isim yapım eki) * yazma, yazılı belge veya yazı işi;
özellikle Arapça ve Osmanlıca metinlerde yazma sanatı veya yazılı metin
anlamında kullanılan terim
kitabevi :
ara., tür.* kitab (yazı) + ev (barınma yeri) (ara.) + i (iyelik eki) (tür.) *
kitapların satıldığı veya saklandığı yer; kitap mağazası veya kitap dükkanı
kitabi :
ara. * kitab (yazı) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kitapla ilgili,
yazılı veya kitaplarda bulunan; resmi, ciddi veya geleneksel tarzda olan
kitabiyat :
ara. * kitab (yazı) + iyat (durum eki) * bir eserin telifinde başvurulan
kaynaklar; eserleri tanıtan sistematik listeler, yazılar ve bunlar etrafında
gelişen bilim dalı.
kitabül edvar :
ara. * kitab (yazı) + el (ön ek, artikel) + edvar (devirler, dönemler, çağlar)
* Safiyyüddin el-Urmevi'nin (ö. 693/1294) musiki nazariyatına dair eseri
kitap :
ara. * ketebe (yazmak), katib (yazan, yazıcı), mektub (yazılmış olan) * yazı;
basılı veya el yazılı kağıt yaprakların ciltli veya ciltsiz olarak bir araya
getirilmiş biçimi; basımevinde basılıp kapak geçirilmiş kağıt yapraklardan
oluşan ve okumakta yararlanılan nesne
kitara :
gre. * kithara (telli çalgı) * Antik Yunan'da tanrı Apollon ve profesyonel
müzisyenler ile özdeşleştirilen, ahşap bir ses kutusu ile iki kolu birleştiren
bir köprüye gerilmiş 5 ila 12 adet tele sahip olan, daha sonra 6 tele
sabitlenen, parmakla veya mızrapla (pena) çalınan ve modern gitarın hem yapısal
hem de isimsel atası kabul edilen ahşap gövdeli, seçkin bir telli çalgı
kitin :
gre. * khiton (örtü, kabuk, kabukçuk) * eklembacaklılar tarafından dış
iskeletin kurulmasında kullanılan, mantarların hücre çeperini oluşturan,
böcekler ve kabukluların dış iskeletini oluşturan, sert ve esnek yapıda doğal
polisakkarit türü karbonhidrat ( (C8H13O5N)n)
kitle :
ara. * kutla, kutlat (kütle, yığın, birikim, yoğunlaşma) * belirli bir amaç
veya özellik etrafında toplanmış insan, nesne veya madde topluluğu; maddelerin
belirli hacimde bir arada bulunması fenomeni
kitr :
ara. * katara (damlamak, sızmak, sıvı halinde akmak) * damla, sıvı, akıntı;
erimiş bakır
kitre :
ara. * katira, katirat (zamk akıtan ağaç veya bitki özü) * geven adı verilen
Astragalus türü dikensi bitkilerin (dağ eğreltileri veya keçiboynuzu türleri)
gövdesinden sızarak katılaşan, suyla temas ettiğinde şişerek jel kıvamı alan,
ebru yapımında kıvam artırıcı ve endüstride yapıştırıcı (zamk) olarak
kullanılan doğal ve camsı bir bitki özü, doğal kıvam artırıcı reçineli madde,
kestere
kitrid :
gre. * khytra (toprak kap, çömlek, testi) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer,
şekilli, biçimli) * üreme sırasında oluşturduğu zoospor keselerinin çömlek veya
testi biçimini andırması nedeniyle bu adla anılan, kamçılı zoosporlar
oluşturan, çoğunlukla sucul veya nemli ortamlarda yaşayan mantar grubuna ait
organizma, Chytridiomycota şubesi üyesi mantar
kitsch :
alm. * kitsch (özellikle aşırı duygusal, ucuz, kalitesiz veya zevksiz sanat ve
dekorasyon nesnesi) * aşırı süslemeli, yapay ve genellikle değersiz veya basit
estetik anlayışına sahip, çoğunlukla popüler kültürde beğeniyle karşılanmayan,
görsel olarak abartılı ve samimiyetten uzak tarz; tüketicilerinde estetik etki
yaratan ancak herhangi bir sanat akımı kapsamında değerlendirilmesi mümkün
olmayan ürünler
kitta :
lat., ara. * cattus (kedi; evcil küçük yırtıcı, çevik ve gece görüşü güçlü
memeli hayvan) (lat.); kitt (kedi), kittah (dişi kedi) (ara.) * kedigiller
(felidae) ve etçiller (carnivora) familyasından küçük, genelde kıllı,
evcilleştirilmiş, avcılık yeteneği gelişmiş etobur memeli, kedi
kivi :
mao. * kiwi (kuş adı ve meyve adı) * Yeni Zelanda kökenli tüylü, kahverengi
kabuklu, yeşil etli, bol C vitamini içeren tatlı ve ekşi aromalı meyve; aynı
zamanda Yeni Zelanda’ya özgü, uçamayan küçük bir kuş
kiyanus :
gre. * kyanos (koyu mavi, lacivert) * koyu mavi veya lacivert renk; antik Yunanca’da
değerli taşlar (özellikle lapis lazuli) ve yoğun mavi renkler için kullanılan
kelime; tarihsel olarak hidrojen siyanür (HCN) ve siyanür bileşikleriyle
ilişkilendirilmiş, özellikle siyanürün mavi bileşikler oluşturmasından dolayı
eski metinlerde "koyu mavi" anlamındaki kyanos köküyle adlandırılan,
zehirli ve ölümcül etkili gazlar bağlamında kullanılmış terim; doğada tek
başına bulunmamakla birlikte birçok cismin bileşiminde yer alan, karbon ve
azottan oluşan, yanıcı ve zehirli bir gaz, siyanoz
kiyaset :
ara. * kasa (ölçmek, mukayese etmek, karşılaştırmak, denkliğini tartmak,
benzetme yoluyla akıl yürütmek), kiyas (iki veya daha fazla şey arasında
benzerlik veya farklılıkları belirleyerek değerlendirme yapma, ölçme,
karşılaştırma, benzetme) + et (isim yapım eki) * akıl yürütme, karşılaştırma
veya mantıksal çıkarım yoluyla sonuca varma yetisi veya eylemi; benzerlik veya
farklılık esasına dayalı düşünsel değerlendirme; akıllıca davranış, akıllılık
kiyasmus :
gre. * khiazein (çaprazlama işaretlemek), khiasmos (çaprazlama, çapraz düzen)
(Yunanca’daki "X" (Hi/Khi) harfinden) * bir cümlede ya da edebî
metinde sözcüklerin, kavramların veya cümle yapılarının, anlamı güçlendirmek ya
da simetri yaratmak amacıyla çaprazlama (A-B-B-A düzeninde) sıralanması sanatı
kiyazma :
gre. * khiasma (çapraz, çaprazlama, kesişen, X formunda olan) * mayoz bölünme
sırasında meydana gelen çaprazlama sürecinde iki kromatidin genetik
materyallerini takas ederken birbirlerine temas ettikleri nokta
kiyazma optikum :
gre., lat. * khiasma (çapraz, çaprazlama, kesişen, X formunda olan) + optikos
(optos (görülen) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) + opticum
(lat.) * optik sinirlerin kesiştiği beyin kısmı
kizir :
tür. * kez, kiz, gez (gezmek, dolaşmak), kezer, kizer (gezen, dolaşan, haber
getiren) * köy muhtarının yardımcısı, köyün işlerini gören, haberleri halka
duyuran veya vergi/borç tahsilatına yardımcı olan köy korucusu/başının
emrindeki görevli, köy muhtarı yardımcısı veya köy bekçisi veya kahyası;
gelişmemiş, zayıf, cüce, bodur, boysuz
klad :
gre. * klados (dal, kol, branş, şube, filiz, sürgün) * ortak ataları ile onun
soyundan gelenlerin oluşturduğu bir organizma grubu, monofiletik grup
kladikasyon :
gre., lat. * klados (dal, kol, branş, şube, filiz, sürgün) + ikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) (gre.) + tio (isim yapım eki) (lat.) * ortak bir atadan
türeyen organizma veya türlerin dallanarak çeşitlenmesi süreci, filogenetik
dallanma
kladistik :
gre. * klados (dal, kol, branş, şube, filiz, sürgün) + iste (-cı, destekçi,
yandaş, yapan, eden) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * canlıların
evrimsel ilişkilerini dallanma (klad) esasına göre inceleyen sistematik bilim
dalı
kladod :
gre. * klados (dal, kol, branş, şube, filiz, sürgün) + oeides (gibi, ile ilgili,
benzer, şekilli, biçimli) * yaprak görevini üstlenerek yassılaşmış ve
fotosentez yapan dal veya gövde; yaprağa benzeyen sürgün
kladofor :
gre. * klados (dal, kol, branş, şube, filiz, sürgün) + pherein (taşımak,
götürmek, getirmek), phoros (taşıyan, taşıyıcı, götüren, getiren) * genellikle
tatlı ve tuzlu sularda yaşayan, ipliksi ve çatallı dallanma gösteren yeşil bir
alg (su yosunu) cinsi
kladogenez :
gre. * klados (dal, kol, branş, şube, filiz, sürgün) + genesis (yaratılış,
oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren,
oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * bir atasal türün evrimsel
süreçte iki ya da daha fazla farklı türe bölünerek yeni dallar oluşturması,
dallanma
kladoptoz :
gre. * klados (dal, kol, branş, şube, filiz, sürgün) + ptosis (düşme, düşüş,
sarkma) (piptein (düşmek, sarkmak) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık
eki) ) * bitkilerde dal veya sürgünlerin doğal olarak kopup dökülmesi; dalların
fizyolojik olarak ayrılması olayı
kladribin :
lat. * cla (ön ek) + dribine (biyokimyasal bileşen) * kemoterapi ilaçlarında
kullanılan, özellikle bazı kan kanserlerinin tedavisinde hücre DNA'sına zarar
vererek hücre ölümünü tetikleyen sentetik purin nükleozid analoğu
(C10H12ClN5O3)
kladripin :
lat. * cla (ön ek) + dribine (biyokimyasal bileşen) * kemoterapi ilaçlarında
kullanılan, özellikle bazı kan kanserlerinin tedavisinde hücre DNA'sına zarar
vererek hücre ölümünü tetikleyen sentetik purin nükleozid analoğu
(C10H12ClN5O3)
klakson :
gre. * klazein (keskin bir ses çıkarmak, çığlık atmak, bağırmak) * korna
klamidya :
gre. * khlamys (örtü, kılıf) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) *
mikroskobik, zorunlu hücre içi parazit olarak yaşayan bakteri; filum Chlamydiae
türü bakterilerin neden olduğu cinsel yolla bulaşan, Chlamydia trachomatis,
chlamydia muridarum ve chlamydia suis olmak üzere üç türü bulunan bir hastalık
türü
klamidya muridarum :
gre., lat. * khlamys (örtü, kılıf) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) (gre.)
+ muridarum (farelerle ilgili) (muris (fare) + darum (ile ilgili, gibi, -a ait)
) (lat.) * farelerde ve kemirgenlerde enfeksiyon yapan, zorunlu hücre içi
parazit özellikte olan bakteriyel tür
klamidya suis :
gre. * khlamys (örtü, kılıf) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) (gre.) + suis
(domuzlarla ilgili) (sus (domuz) + is (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (lat.) *
domuzlarda enfeksiyon yapan, zorunlu hücre içi parazit olan bakteriyel tür
klamidya trakomatis :
gre. * khlamys (örtü, kılıf) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) + trachoma
(göz kapağı kenarlarında kronik iltihap ve yara oluşumu) (trach (pürüzlü
tahriş) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) ) *
gözde ve genital bölgede enfeksiyona neden olan, insanlarda trahoma hastalığı
ve cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlara yol açan bakteriyel tür
klamping :
ing. * clamp (kıskaç, kelepçe; kenetlemek, tutturmak) + ing (isim yapım eki) *
cerrahide damarları geçici olarak sıkmak veya bağlamak amacıyla kullanılan
kelepçe veya mandallama işlemi
klan :
ing. * clan (aile, soy, nesil, jenerasyon, kabile) * ortak ataya sahip,
genellikle akraba bireylerden oluşan topluluk veya kabile
klandestin : lat. * clam
(gizlice, saklı) + destinus (ayarlanmış, kararlaştırılmış) * gizli, saklı veya
yetkisiz biçimde yürütülen, özellikle yasa dışı, sinsi veya kamufle edilmiş
faaliyetleri tanımlayan ve genellikle casusluk, politik veya suç bağlamlarında
kullanılan terim
klang çağrışım :
alm., tür. * Klang (ses, ton, tını) (alm.) + çağrışım (bir olgunun başka bir
olguyu hatırlatması, düşündürmesi) (çağ (ses etmek, ses çıkartmak, şakırdamak,
bağırmak) + rı (isim yapım eki) + şım (isim yapı eki) ) (tür.) * özellikle
şizofrenide görülen, kelimelerin anlam ilişkisi olmaksızın yalnızca ses
benzerliğiyle birbirine bağlanması durumu; anlamsal bağlantıları olmayan ancak
ses benzerlikleri gösteren kelimelerin birbirini çağrıştırması sonucu meydana
gelen düşünce şekli
klapa :
alm. * Klappe (kapak, kapakçık, valf, subap) * bir deliği, boşluğu veya geçidi
açıp kapamaya yarayan, menteşeli veya hareketli düzenek, klape
klarifikasyon :
lat. * clarus (berrak, açık) + ficatio (yapma, etme, eyleme) (facere, ficere
(yapmak, etmek, eylemek, işlemek) + tio (isim yapım eki) ) (lat.);
clarification (fra.) * bir durumu, ifadeyi, konuşmayı, yazıyı veya bilgiyi net
ve anlaşılır hâle getirme işlemi, açıklığa kavuşturma, aydınlatma
klaritromisin :
lat., gre. * clarus (berrak, açık) (lat.) + thro, erythros (kırmızı, kızıl) +
mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) (gre.) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * makrolid grubundan, eritromisine yapısal
olarak benzeyen ve bakteriyel enfeksiyonlara karşı kullanılan yarı sentetik
antibiyotik (C38H69NO13)
klark :
ing. * clark (Amerikalı aktör Clark Gable'ın filmlerinde sıkça kullandığı,
kendine has karizmatik ve yan bakış tarzından) * sinema ve tiyatroda oyuncuların seyirciye ya
da kameraya doğru verdiği, genellikle yapay veya abartılı anlık bakış veya
duruş
klarnet :
lat., fra. * clarus (berrak, net, yüksek sesli) + netta (küçültme eki) (lat.);
clarinette (küçük trompet) (fra.) * genellikle ahşaptan yapılan, tek kamışlı
ağızlığa sahip, silindirik gövdeli, geniş ses aralığına sahip nefesli
(üflemeli) müzik aleti
klas :
lat. * classis (birlik, topluluk, sosyal sınıf, ordu bölüğü, gemi filosu) *
benzer niteliklere sahip kişi veya nesneler topluluğu; sınıf, zümre, kategori;
üstün nitelik veya düzey
klasifikasyon :
lat. * classis (topluluk, grup, sınıf) + ficatio (facere, ficere (yapmak,
etmek, eylemek, icra etmek, oluşturmak) + tio (isim yapım eki) ) * nesne, bilgi
veya canlıları belirli ölçütlere göre gruplara ayırma, sınıflandırma, gruplama,
kategorize etme, düzenleme işlemi
klasifiye :
lat. * classis (topluluk, grup, sınıf) + ficatus (yapılmış, edilmiş, eylenmiş)
(facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, icra etmek, oluşturmak) + tus (geçmiş
zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); classifié (fra.) * gruplanmış,
sınıflandırılmış, kategorize edilmiş, düzenlenmiş
klasik :
lat. * classis (topluluk, grup, sınıf) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait) * eski
Roma döneminde "en iyi sınıf" anlamında kullanılmış, zamanla
edebiyat, sanat ve kültürde "zamana dayanmış, örnek kabul edilen eser veya
tarz" anlamına evrilmiş bir terim
klasisizm :
lat. * classis (topluluk, grup, sınıf) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait) +
ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * XVII. yüzyılda Fransa’da
ortaya çıkan, eski Yunan ve Roma çağı dili ve yazınından, sanatından
esinlenerek anlatımda duruluk ve açıklığı, bileşimde dengeyi, ölçülülüğü ve
sağlamlığı, ahlaksal ve ruhsal çözümlemede inceliği, doğallığı ve gerçeğe
benzerliği ilke olarak benimseyen yazın akımı; ölçülü olma yönelişiyle,
biçimlerde uyuma önem verişle, anlatımda incelikle belirginleşen sanat eğilimi
klasman :
lat., fra. * classis (topluluk, grup, sınıf) (lat.) + mentia (isim yapım eki)
(fra.), classement (fra.) * sıralama, derecelendirme, sınıflandırma, bir grup
içinde yer alma durumu.
klasör :
lat., fra. * classis (topluluk, grup, sınıf) (lat.); classer (sınıflandırmak,
gruplamak, düzenlemek) + eur -cı, yapan, eden eki) (fra.); classeur (fra.) *
içine, yazışmaların belli bir düzene göre konulduğu kalın karton dosya; evrak
veya belgeleri düzenlemek için kullanılan dosya, belge tutucu
klast :
gre. * klastein (kırmak, parçalamak, bölmek), klastes (kıran, parçalayan,
bölen) * jeolojik döküntülerin , parçaların ve fiziksel ayrışma yoluyla diğer
kayaçlardan kopan daha küçük kaya tanelerinin bir parçası
klaster :
ing. * cluster (küme, grup, demet) * birbirine yakın duran nesneler veya
olaylar topluluğu; bir arada olan öğeler grubu
klastik :
gre. * klastos (kırılmış, parçalanmış) (klaein, klao (kırmak, parçalamak) + tos
(sıfat yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * kırıntılı, parçalanmış
malzemelerden oluşan; özellikle tortul kayaçlarda kaya parçacıklarından meydana
gelen yapı (klastik kayaç)
klastojen :
gre. * klastos (kırılmış, parçalanmış) (klaein, klao (kırmak, parçalamak) + tos
(sıfat yapım eki) ) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak,
meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana
getiren, oluşturan, kaynaklanan) * jeolojide, kırıntı oluşturan, kırılmış kaya
parçalarından oluşan; normal DNA ile ilgili süreçleri bozan veya doğrudan DNA
iplik kırılmalarına neden olan, böylece tüm kromozom bölümlerinin silinmesine ,
eklenmesine veya yeniden düzenlenmesine neden olan bir mutajenik ajan
klatrat :
lat. * clathratus (kafesli, parmaklıklı) (clathrum (kafes, ızgara) + atus
(geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * bir molekülün (konak) oluşturduğu kafes
benzeri boşlukların içine başka bir molekülün (konuk) kimyasal bağ olmaksızın
hapsolduğu katı bir bileşik
klausenfrucht :
lat., alm. * clausus (kapalı) (lat.); Klause (hücre, kapalı/izole küçük alan,
kapsülcük, küçük bölme) + Frucht (meyve) (alm.) * olgunlaştığında tek tek küçük
parçalara (merikarp) ayrılan kuru meyve tipi (şizokarp)
klavikula :
lat. * clavis (anahtar) + cula (dişil küçültme eki) * küçük anahtar,
anahtarcık; göğüs kafesi ile kürek kemiği arasında bulunan uzun ince bir kemik,
köprücük kemiği
klavikular :
lat. * clavis (anahtar) + cula (küçültme eki) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * köprücük kemiği ile ilgili
klavikül :
lat. * clavis (anahtar) + cula (küçültme eki) * küçük anahtar, anahtarcık;
göğüs kafesi ile kürek kemiği arasında bulunan uzun ince bir kemik, köprücük
kemiği
klaviküler :
lat. * clavis (anahtar) + cula (küçültme eki) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * köprücük kemiği ile ilgili
klaviseps :
lat. * clavis (anahtar) + caput (baş, kafa, tepe), ceps (başlar, kafalar) *
anahtar başlı; çavdar ve benzeri tahıllarda parazit olarak yaşayan bir mantar
türü
klavsen :
lat. * clavis (anahtar) + cin (çalgı eki) * tellere mızrapla vurularak ses
çıkaran, piyano öncülü olan ve Barok dönemi müziğinde yaygın olarak kullanılan
tuşlu çalgı
klavulanat :
lat. * clavula (küçük topuz, topuzcuk) (clava (topuz, sopa; topuz şeklinde
yapı) + ulus, ula (küçültme eki) ) + n (ulama eki) + ate (asidin tuzu veya
esteri eki) * genellikle kulak, burun, boğaz, akciğer, idrar yolu ve diş
enfeksiyonlarının tedavisinde beta-laktamaz inhibitörü olarak kullanılan
klavulanik asidin tuzları (örneğin amoksisilin/klavulanat) (C8H8NO5⁻)
klavulanik asit :
lat. * clavula (küçük topuz, topuzcuk) (clava (topuz, sopa; topuz şeklinde
yapı) + ulus, ula (küçültme eki) ) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) +
acidum, acidus (ekşi olan; hidrojen iyonu veren, pH düşürücü madde, asit) *
bazı β-laktamaz enzimlerini inhibe ederek penisilin türevi antibiyotiklerin
etkinliğini artıran, β-laktam yapılı antibakteriyel bir bileşik (C8H9NO5)
klavulunat :
lat. * clavula (küçük topuz, topuzcuk) (clava (topuz, sopa; topuz şeklinde
yapı) + ulus, ula (küçültme eki) ) + atus, ate (bir asidin esterini veya tuzunu
belirten ek) * klavulanik asidin tuz veya ester formu; antibiyotik
kombinasyonlarında (ör. amoksisilin/klavulunat) β-laktamaz enzimlerini inhibe
ederek antibiyotiğin etkisini koruyan yardımcı bileşik
klavye :
lat. * clavis (anahtar, tuş) + arium (alet veya yer eki) (lat.); clavier (fra.)
* harf, rakam ve sembolleri yazmak veya komut vermek için kullanılan, üzerinde
tuşlar bulunan kontrol arayüzü; bilgisayar, daktilo veya müzik aletlerinde
üzerinde tuşlar bulunan, giriş-kontrol işlevi gören araç
klebsiella pneumoniae :
lat., gre. * Klebsiella (Alman mikrobiyolog Theodor Albrecht Edwin Klebs’in
soyadından) + pneumon (akciğer) + eia (durum, sorun, hastalık eki) * zatürre,
idrar yolu enfeksiyonu ve sepsis gibi ciddi enfeksiyonlara neden olabilen, gram
negatif, kapsüllü bir bakteri türü
klechkowski kuralı :
rus., tür. * klechkowski (Rus kimyager Vsevolod Klechkowski'nin soyadından)
(rus.) + kural (ilke, yasa, kanun, prensip) + ı (iyelik eki) (tür.) * atom
orbitallerinin dolma sırasını açıklayan, Aufbau ilkesine matematiksel biçim
veren kuantum kimyası kuralı
kleft :
gre. * kleptes (hırsız, soyguncu) * Osmanlı döneminde özellikle Yunanistan’da
dağlık bölgelerde yaşayan, bağımsızlık mücadelesi veren veya bazen eşkıyalık
yapan silahlı gruplara mensup kişi
kleft palat :
ing., lat. * cleft (yarık, çatlak, bölünmüş alan) (ing.) + palatum (damak)
(lat.) * doğuştan gelen, ağız çatısını oluşturan damak yapısında tam
birleşmenin gerçekleşmemesi sonucu oluşan, burun ve ağız boşluklarını
birbirinden ayıramayan bir açıklık veya yarık durumu
klemastin :
ing. * clem (kimyasal adlandırma unsuru) + astine (antihistaminik belirteci) *
alerjik tepkimelere yol açan histamin maddesini engelleyen, hapşırma, burun
akıntısı, kaşıntı ve göz sulanması gibi alerji belirtilerini azaltan birinci
nesil bir antihistaminik ilacın etken maddesi (C21H26ClNO)
klemastin fumarat :
ing. * clem (kimyasal adlandırma unsuru) + astine (antihistaminik belirteci) +
fumarate (fumus (duman) + aris (ile ilgili, -a ait) + ate (asidin tuzu veya
esteri eki) ) * hapşırma, burun akıntısı, kaşıntı ve göz sulanması gibi alerjik
reaksiyon belirtilerini hafifletmek için kullanılan, sedatif (uyku verici) ve
kurutucu niteliği olan, vücuttaki histamin etkisini engelleyen birinci nesil
bir antihistaminik etken madde (C25H30ClNO5)
klementin :
lat., fra. * clemens (merhametli, şefkatli, bağışlayıcı, hoşgörülü, ılımlı, yumuşak,
uysal, ılıman) (lat.); clément + ine (küçültme ve aidiyet eki) (fra.) * söğüt
yapraklı mandalina ve tatlı portakal arasındaki bir narenciye melezi olan, dış
yüzeyi pürüzsüz, parlak bir görünüme sahip, koyu turuncu renkli, tatlı, küçük,
kolay soyulan mandalina türü olan bir tangor (bu türü Cezayir'de ilk kez
keşfeden ve yayan Fransız misyoner Clément Rodier'in isminden)
klemp :
alm. * Klemme (mandal, sıkıştırma aparatı) * metal veya plastikten yapılan, iki
yüzey veya parçayı geçici olarak sıkıştırmaya veya sabitlemeye yarayan alet;
bağlama aparatı, kelepçe, kenet, mengene, kıskaç, klips
kleopatra :
gre. * kleos (şan, ün, nam, şöhret) + pater (baba) * babasının şanı, babasından
gelen ün; antik Yunan kökenli bir kadın ismi; Antik Mısır’ın Ptolemaik hanedanına
ait ünlü kraliçelerden biri
kleptokrasi :
gre. * kleptein (çalmak), kleptes (hırsız, soyguncu) + kratia (kudret, güç,
iktidar, güçlülük, kuvvetlilik; yönetim) (kratos (güç, kudret, kuvvet,
sağlamlık) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * yönetici sınıfın sistematik
olarak kamu kaynaklarını kendi çıkarı için sömürdüğü, yozlaşmış ve hırsızlığa
dayalı yönetim biçimi
kleptoman :
gre. * kleptein (çalmak), kleptes (hırsız, soyguncu) + mania (tutku, tutkunluk,
çılgınlık, delilik, takıntı, coşku) * istemsiz ve dürtüsel biçimde çalma
eğilimi gösteren, çalma eyleminden haz alan ve genellikle psikiyatrik bir
bozukluk taşıyan kişi
kleptomani :
gre. * kleptein (çalmak), kleptes (hırsız, soyguncu) + mania (delilik,
çılgınlık, aşırı tutkunluk, aşırı heves, aşırılık, coşku) (mainesthein
(delirmek, çıldırmak), man (çılgın, taşkın duygulu, aşırı tutkulu, aşırı
hevesli) + eia (durum ve isim yapım eki) ) * kişinin ihtiyaç duymadığı veya
maddi değeri olmayan nesneleri karşı koyamadığı dürtüyle çalması şeklinde kendini
gösteren, dürtü kontrol bozukluğu sınıfına giren psikiyatrik bir rahatsızlık
klerans :
ing. * clear (temizlemek, açmak, netleştirmek, açığa çıkarmak) + ance (isim
yapım eki) * hava veya deniz taşıtlarının iniş-kalkış, geçiş veya boşaltım
yapabilmeleri için gerekli izin, boşluk veya serbestlik durumu; gümrük
işlemlerinde malların resmî onay alarak serbest dolaşıma girmesi veya
çıkabilmesi süreci; tıpta bir maddenin belirli bir sürede vücuttan temizlenme
hızı
klerestori :
lat., gre. * clarus (açık, berrak, net) + historia (yapı, kat) (histos, histion
(doku, yapı) (gre.) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) (gre.) ); storey (kat) (ing.) * mimarlıkta,
özellikle kilise veya büyük salonlarda, üst kat pencereler aracılığıyla ışık
almak için yapılan yüksek duvar veya pencere dizisi
klerik :
gre. * klerikos (kliros, kleros (taksim, kısım, pay, hisse, bölüm, miras) +
ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Hristiyan geleneğinde ruhban
sınıfına mensup olan veya bu sınıfa ilişkin olan ve dini görevleri yürütmekle
yükümlü olan, kilise hizmetinde bulunan din adamı
klerikalizm :
gre., lat. * klerikos (kliros, kleros (taksim, kısım, pay, hisse, bölüm, miras)
+ ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (lat.) *
din adamlarının sivil toplum ve siyaset üzerindeki etkisini artırma veya koruma
yönündeki düşünsel ve kurumsal eğilim; kilise otoritesinin devlet işlerine müdahale
etmesini savunan veya destekleyen ideolojik tutum
klerji :
gre., ing. * klerikos (din adamı, ruhban) (kliros, kleros (din adamı, ruhban;
kiliseye ait görevli) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (gre.), clericus
(lat.) + clergé (fra.) * ruhban sınıfı, din adamları topluluğu; Hristiyan
geleneğinde kutsal rütbe almış din görevlilerinden oluşan ruhban sınıfı; dini
törenleri yürütme, öğretiyi yayma ve ibadetleri yönetme yetkisine sahip kişiler
topluluğu
klervoyans :
lat., fra. * clarvidentia (açık görüş, durugörü) (clarus (açık, berrak, net) +
videntia (görme durumu, görüş, bilme, fark etme yetisi) (videre (görmek) +
entia (isim yapım eki) ) (lat.); clairevoyance (claire (açık, berrak, net) +
voir (görmek), voyance (görü, görüş) ) (fra.) * olgu veya olayların beş duyunun
ötesindeki duyularla algılanması fenomeni, durugörü
klik :
fra. * cliquer (tıklamak, ses çıkarmak), clique (küçük, dışlayıcı grup) *
genellikle ortak çıkarlara sahip bireylerin oluşturduğu, dışa kapalı ve
ayrıcalıklı küçük topluluk; sosyal çevrede başkalarını dışlayan veya dışlanmış
bir gruplaşma biçimi
klima :
gre. * klima (iklim, eğim, mevsim koşulları) * belirli bir bölgenin uzun süreli
hava durumu ve atmosferik şartları; mekanların sıcaklık, nem ve hava kalitesini
düzenleyen cihaz veya sistem
klimaks :
gre. * klimax (merdiven, basamak, doruk noktası) * artan bir düzen veya
seviyeler dizisi içinde en yüksek nokta veya zirve; özellikle edebiyatta,
hikaye veya anlatının en yoğun ve heyecanlı anı; biyolojide ise türlerin veya
ekosistemlerin olgun ve dengede olduğu son aşama
klimakterik :
gre., lat. * klimax (merdiven, basamak, doruk noktası) (gre.) + erium (dönem,
devir, periyod, zaman) (lat.) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.)
* basamaklarla ilgili, kritik dönem; insan yaşamında özellikle orta yaşta
görülen ve fiziksel, ruhsal değişimlerin yoğunlaştığı kritik dönemle ilgili;
tıp ve biyolojide belirli bir döneme işaret eden, genellikle geçiş veya dönüm
noktası niteliğindeki aşamayla ilgili
klimakteryum :
gre., lat. * klimax (merdiven, basamak, doruk noktası) (gre.) + erium (dönem,
devir, periyod, zaman) (lat.) * basamaklarla ilgili olma, kritik dönem; insan
yaşamında özellikle orta yaşta görülen ve fiziksel, ruhsal değişimlerin
yoğunlaştığı kritik dönem; tıp ve biyolojide belirli bir döneme işaret eden,
genellikle geçiş veya dönüm noktası niteliğindeki aşama
klimatolog :
gre. * klima (iklim, eğim, mevsim koşulları) + logos (kelime, bilgi, söylem,
söz, akıl) * iklim bilimiyle uğraşan uzman; atmosfer olaylarını, hava koşullarını
ve uzun dönemli iklim değişimlerini inceleyen bilim insanı
klimatoloji :
gre. * klima (iklim, eğim, mevsim koşulları) + logia (bilim, bilme; söz,
anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) * iklim bilimi; atmosfer olaylarını, hava koşullarını ve
uzun dönemli iklim değişimlerini inceleyen bilim dalı
klinal :
gre., lat. * klinein (eğilmek, yana yatmak, eğim vermek, eğim yapmak,
meyletmek, meyil vermek, katmanlamak) (gre.); inclinare (eğmek, eğilmek,
yöneltmek) (in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
clinare (eğmek, eğilmek, meyletmek) ) + alis (ile ilgili;-a ait) (lat.) *
jeolojide tabakaların veya kayaç katmanlarının eğilmesi ve kıvrılmasıyla ilgili
olan, ineç
klindamisin :
lat., gre. * clinda (sentetik ilaç öneki) (lat.) + mykes (fungus, mantar,
mikrobiyal organizma) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) )
(lat.) *antibiyotik olarak kullanılan, özellikle anaerobik bakterilere karşı
etkili olan, bakteriyel enfeksiyonların ve özellikle deri, solunum ve kemik
enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan lincosamide grubundan sentetik
antibiyotik (C18H33ClN2O5S)
klinefelter sendromu :
ing., gre., tür. * Klinefelter (Amerikalı endokrinolog Henry Klinefelter'in
soyadından) (ing.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik
durum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * erkeklerde ekstra X kromozomuna bağlı
genetik bozukluk; tipik olarak 47, XXY kromozom yapısıyla ortaya çıkan,
ergenlikte ve sonrasında testis fonksiyonlarında azalma, kısırlık, öğrenme
güçlükleri ve bazı fiziksel özelliklerle karakterize sendrom
klinik :
gre. * klinike, klinikos (yatarak tedavi edilen yer, hasta odası) (kline
(yatak, yataklı yer) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * klinik, hasta
bakım merkezi; hastaların yataklı veya ayaktan tedavi gördüğü sağlık kurumu
veya tıp alanında hastalıkların tanı, tedavi ve gözleminin yapıldığı uygulama
yeri; tıbbi uygulamalar veya pratiklerle ilgili
kliniometri :
gre. * kline (yatak, yataklı yer) + metria (ölçüm, ölçme) (metron, metros
(ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * hastalıkların belirtilerini,
seyrini ve tedaviye verilen yanıtı klinik olarak ölçülebilir ve nesnel verilere
(ölçekler, indeksler ve puanlama sistemleri yardımıyla) dökmeyi amaçlayan
bilimsel yöntem
klinisyen :
gre., lat. * klinike, klinikos (yatarak tedavi edilen yer, hasta odası) (kline
(yatak, yataklı yer) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (gre.) + ian
(-cı, yapan, eden eki) (lat.) * doğrudan hasta bakımıyla ilgilenen ve
hastalıkların tanı, tedavi ve izlenmesi süreçlerinde pratik uygulamalar yapan
tıp uzmanı
klinker :
alm. * klinken (çınlamak, tınlamak), Klinker (sert pişirilmiş tuğla) * yüksek
ısıda pişirilerek sertleştirilmiş ve vurulduğunda metalik bir ses çıkaran yapı
tuğlası; özellikle dayanıklılığı ve ses özelliğiyle bilinen, inşaatta
kullanılan seramik yapı malzemesi; kireç taşı ve kilin beraber öğütülmesiyle
elde edilen farin tozunun 1400 -1500°C derece döner fırında pişmesi sonucu
oluşan ve çimentonun ana maddesi olan granül yapıda malzeme
klinomani :
gre. * kline (yatak, yataklı yer) + mania (delilik, çılgınlık, aşırı tutkunluk,
aşırı heves, aşırılık, coşku) (mainesthein (delirmek, çıldırmak), man (çılgın,
taşkın duygulu, aşırı tutkulu, aşırı hevesli) + eia (durum ve isim yapım eki) )
* kişinin özellikle olumsuz hava koşullarında veya psikolojik nedenlerle
yataktan çıkmak istememesi ve gün boyu yatakta kalma yönünde güçlü bir arzu
duyması durumu
klinometre :
gre. * klinein (eğilmek, yana yatmak, eğim vermek, eğim yapmak, meyletmek,
meyil vermek, katmanlamak) + metron, metros (ölçü) (gre.); clinare (eğmek,
eğilmek, meyletmek) (lat.) * bir yüzeyin, eksenin veya jeolojik katmanın yatay
düzleme göre eğim açısını ölçen alet
klip :
ing. * clip (kesmek, kırpmak, tutturmak) * film parçası, kısa video, tutturucu,
ataş; kesit
klips :
ing. * clip (kesmek, kırpmak, tutturmak) + s (çoğul eki) * iki nesneyi
birbirine geçici olarak tutturmaya yarayan, genellikle metal veya plastikten
yapılan küçük araç
klirens : lat.,
ing. * clarentia (temizleme, saflaştırma, paklama, arındırma) (clarus (açık,
temiz, parlak) + entia (isim yapım eki) ) (lat.); clearance (ing.) * bir
organın (özellikle böbreklerin) belirli bir maddeyi birim zamanda kandan
temizleme ve uzaklaştırma yeteneği veya oranı
klironomi :
gre. * kleros (kura, kura ile elde edilen pay veya arsa/mülk) + nemoein, nemein
(ayarlamak, düzenlemek, dağıtmak, paylaştırmak, yönetmek), nomia (yönetim,
idare, düzenleme, yasama, ayarlama, düzenleme, sıralama, dizme) (nomos (kural,
kanun, yasa, düzenleme, ayarlama) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ),
kleronomos (mirasçı, varis) * miras, kalıtım, ırs
klişe :
fra. * cliquer (tıkırdamak, metal levhaya baskı sesi çıkarmak), cliché (ses
yansımalı onomatopeik kelime) * matbaacılıkta kullanılan kalıp baskı levhası;
tekrarlanan, basmakalıp söz veya düşünce, sanatta, dilde ve düşüncede
özgünlükten uzak, kalıplaşmış ifade
klitoral :
gre., lat. * kleitoris (anahtar; küçük tepe) (klei (anahtar, toka, kanca;
küçük, minik, ufak; kapatmak, kılıfına sokmak, gizlemek; dayanmak, eğilmek,
meyil) + toris (tepe, çıkıntı, yükselti, şişiklik, şişkinlik, kabarıklık) )
(gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * klitoris ile ilgili
olan
klitoris :
gre. * kleitoris (anahtar; küçük tepe) (klei (anahtar, toka, kanca; küçük,
minik, ufak; kapatmak, kılıfına sokmak, gizlemek; dayanmak, eğilmek, meyil) +
toris (tepe, çıkıntı, yükselti, şişiklik, şişkinlik, kabarıklık) ) * üreme
sisteminin dış bölümünü oluşturan vulva ve vajina girişinin hemen yukarısında
bulunan ters v şeklindeki yoğun sinir uyarım noktası (clavis, clé (anahtar)
(lat., fra.), close (kapatmak) (ing.), klein (küçük) (alm.), tower, tour, Turm
(tepe) (ing., fra , alm.) )
klivus odontoid :
lat. * clivus (yokuş, eğimli yüzey) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) +
oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) * kafa tabanının
arka kısmında yer alan ve yukarıdan aşağıya eğimli bir kemik yüzeyi olan klivus
ile, ikinci boyun omurunun (axis) dişi andıran çıkıntısı olan odontoid
çıkıntının anatomik ilişkisini ifade eden terim; nöroanatomi ve
kraniyovertebral cerrahide kritik öneme sahip yapılar
klizmafili :
gre. * klysmos (lavman, sıvı boşaltımı) + philia (sevme durumu, hoşlanma
durumu) (philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + eia (isim yapım, yer
ve durum eki) ) * lavman yaparak veya yaptırırak haz alma ile karakterize bir
parafili çeşidi
kloak :
lat. * cloaca (kanalizasyon, pis su kanalı; mecazen ortak boşaltım kanalı) *
kuşlar, sürüngenler, amfibiler ve bazı balıklarda sindirim, idrar ve üreme
yollarının açıldığı ortak tek boşluk/kanal/delik
kloazma :
gre. * khloazein (yeşilimtırak olmak, sararmak) + asma (isim yapım, yer ve
durum eki) * özellikle hamilelik veya hormonal değişiklikler sırasında yüzde
oluşan, sınırları belirgin, kahverengimsi pigment lekesi; melazma olarak da
bilinen, genellikle alın, yanak, dudak üstü gibi bölgelerde görülen
hiperpigmentasyon durumu
klobazam :
gre. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.) + bazam
(1,5-benzodiazepin türevi ilaç adlandırma unsuru) * beyindeki aşırı aktif
sinirleri ve elektriksel sinyalleri sakinleştirerek epilepsi (sara) nöbetlerini
kontrol altına almak için kullanılan, benzodiazepin grubundan antiepileptik ve
anksiyolitik ilacın etken maddesi (C16H13ClN2O2)
klobetasol :
gre. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum (klor eki)
(lat.) + beta (Yunan alfabesindeki ikinci harf (β); steroid iskeletindeki
hidroksil veya metil gruplarının uzaysal konumunu (beta yönelimi) ) (gre.) + ol
ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) * ciltteki iltihap, kızarıklık, şişlik ve
kaşıntıyı gidermek için kullanılan, topikal kortikosteroid (cilde sürülen
steroid) nitelikli, bağışıklık tepkisini ve iltihabı baskılayan sentetik ilacın
etken maddesi (C22H28ClFO4)
klobetason :
gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum
(klor eki) (lat.) + beta (Yunan alfabesindeki ikinci harf (β); steroid
iskeletindeki hidroksil veya metil gruplarının uzaysal konumunu (beta yönelimi)
) + sone (kortikosteroid eki) (gre.) * cilt hastalıklarının tedavisinde
kullanılan, iltihap önleyici ve bağışıklık baskılayıcı özelliklere sahip olan
topikal sentetik glukokortikoid steroid türü (kortikosteroid) (C22H26ClFO4)
klobetazon :
gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum
(klor eki) (lat.) + beta (Yunan alfabesindeki ikinci harf (β); steroid
iskeletindeki hidroksil veya metil gruplarının uzaysal konumunu (beta yönelimi)
) + sone (kortikosteroid eki) (gre.) * cilt hastalıklarının tedavisinde
kullanılan, iltihap önleyici ve bağışıklık baskılayıcı özelliklere sahip olan
topikal sentetik glukokortikoid steroid türü (kortikosteroid) (C22H26ClFO4)
klodikasyon :
lat. * claudicare (topallamak, aksamak) + tio (isim yapım eki) * özellikle
periferik arter hastalığında görülen, yürüme sırasında bacak kaslarında ağrı ve
kramp şeklinde ortaya çıkan, kan akışının yetersizliği nedeniyle gelişen
topallama durumu; yürüyüşle artan ve dinlenmeyle geçen dolaşım kaynaklı ağrılı
semptom
klofarabin :
gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum
(klor eki) (lat.) + farabin (seker türevi), arabino (Arapla ilgili) (gre.) *
klor içeren arabinoz bazlı sentetik nükleozit analoğu; özellikle akut lösemi
tedavisinde kullanılan kemoterapötik ajan olarak işlev gören antimetabolit
bileşik (C10H11ClFN5O3)
klofazimin :
gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum
(klor eki) + phenazine (phenyl (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak,
parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa
çıkarmak, göstermek, görünür kılmak) + yl (alkil eki; kimyasal radikal
hidrokarbon veya türev eki) ) + azo (azotlu, nitrojenli bileşik eki) + ine
(organik bileşik/alkaloid türevi eki) + imine (C=N içeren azotlu kimyasal yapı)
(lat.) * klor içeren, lipofilik özellikte olan, özellikle lepra (cüzam)
tedavisinde kullanılan ve Mycobacterium leprae’ye karşı etkin olan uzun etkili
makrolid tipi antibakteriyel bileşik ve farmasötik madde (C27H22Cl2N4)
kloksasilin :
gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum
(klor eki) (lat.) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) +
aciline (penisilin grubu antibiyotik eki) (lat.) * penisilin grubuna ait,
özellikle penisilinaz adlı enzimi üreten dirençli Staphylococcus bakterilerinin
yol açtığı enfeksiyonların tedavisinde kullanılan, mide asidine ve bakteriyel
enzimlere dayanıklı yarı sentetik bir antibiyotik (C19H18ClN3O5S)
klomifen :
gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum
(klor eki) (lat.) + mi (sentetik kimyasal yapının orta bileşeni, fenil
halkasına bağlı modifiye grup) + phene (fenil, aromatik halka yapısı) (lat.) *
östrojen reseptörleri üzerinde seçici etkili (SERM) bir sentetik kimyasal
bileşik olup, kadınlarda ovulasyonu (yumurtlamayı) uyarmak için kullanılan,
özellikle infertilite (kısırlık) tedavisinde başvurulan hormonal ilacın etken
maddesi (C26H28CINO)
klomifen sitrat :
gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum
(klor eki) (lat.) + mi (sentetik kimyasal yapının orta bileşeni, fenil
halkasına bağlı modifiye grup) + phainein (parlamak), phene (fenil, aromatik
halka yapısı) (gre.) + citrus (narenciye ağacı, limon) + atus, ate (bir asidin
esterini veya tuzunu belirten ek) (lat.) * sentetik östrojen reseptör
modülatörü olan klomifenin sitrik asit tuzu formu; özellikle kadınlarda
yumurtlamayı teşvik etmek amacıyla infertilite (kısırlık) tedavisinde
kullanılan oral yolla alınan hormon düzenleyici farmasötik bileşik
(C26H28CINO•C6H8O7)
klomipramin :
gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum
(klor) + imipramine, (trisiklik antidepresan; amine grubu içeren bileşik)
(lat.) * trisiklik antidepresanlar (TCA) sınıfına ait, serotonin geri alım
inhibitörü etkisi baskın olan, obsesif kompulsif bozukluk (OKB) başta olmak
üzere depresyon ve anksiyete bozukluklarının tedavisinde kullanılan, klor
içeren amin türevli psikotrop ilacın etken maddesi (C19H23ClN2)
klon :
gre. * klon (dal, sürgün, çelik, bitkisel çelik, eşeysiz üreyen canlı parçası)
* genetik olarak tamamen aynı olan bir organizmanın, hücrenin veya DNA
parçasının eşeysiz (asexual) üreme yoluyla oluşturulmuş kopyası; biyoteknoloji
ve genetik mühendisliğinde bir canlıyı veya onun hücresel yapılarını bire bir
çoğaltma işlemiyle elde edilen birey
klonazepam :
gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum
(klor) + azepam (diazepin türevi sakinleştirici ilaç) * benzodiazepin grubu
uzun etkili, klor içeren antikonvülsan ve anksiyolitik ilaç; epilepsi
nöbetleri, panik bozukluğu ve anksiyete tedavisinde merkezi sinir sistemi
üzerinde baskılayıcı etki gösteren psikotrop bileşik (C15H10ClN3O3)
klonidin :
gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum
(klor) + idine (azot içeren heterosiklik bileşik eki) (lat.) * klor içeren
sentetik imidazolin türevi bir alfa-2 adrenerjik reseptör agonisti olan,
merkezi sinir sistemi üzerinden sempatik sinir aktivitesini baskılayarak kan
basıncını düşüren antihipertansif ilaç; ayrıca migren, ADHD ve yoksunluk
semptomlarının tedavisinde de kullanılan sedatif etkili farmasötik bileşik
(C9H9Cl2N3)
klonik :
gre. * klonos (şiddetli hareket, sarsıntı, titreme, çalkantı, kasılma) + ikos)
(ile ilgili, gibi, -a ait) * ani, tekrarlayıcı, ritmik kas kasılmalarıyla
seyreden nörolojik belirti veya durum; epileptik nöbetler veya sinir sistemi
bozukluklarında görülen istemsiz kas seğirmeleriyle karakterize spazmodik motor
hareket biçimi
klonlamak :
gre., tür. * klon (dal, sürgün, çelik, bitkisel çelik, eşeysiz üreyen canlı
parçası) (gre.) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir organizma,
hücre veya genetik materyalin, orijinaliyle tamamen aynı genetik yapıya sahip
olacak şekilde eşeysiz olarak çoğaltılması; biyoteknolojide, genetik kopyalama
ve yapay üretim yoluyla birebir benzer canlılar veya genetik parçalar üretme
eylemi
klonorşis :
gre. * klon (dal, sürgün, çelik, bitkisel çelik, eşeysiz üreyen canlı parçası)
+ orkhis (testis, yumurtalık, husye; yumru) * parazitik karaciğer kelebeği;
Clonorchis sinensis adlı trematod (yassı solucan) parazitinin neden olduğu,
genellikle çiğ tatlı su balığı tüketimiyle bulaşan ve safra yollarında
yerleşerek karaciğer ve safra kesesi hastalıklarına yol açan helmint enfeksiyonu
klonus :
gre., lat. * klonos (şiddetli hareket, sarsıntı, titreme, çalkantı, kasılma),
clonus (lat.) * ritmik kas kasılmalarıyla seyreden nörolojik durum; sinir
sistemi bozukluklarında görülen, kasların istemsiz ve ritmik olarak ardışık
kasılıp gevşemesiyle karakterize, nöbet şeklinde kas seğirmesi veya spazm hali;
genellikle merkezi sinir sistemi hasarlarında ortaya çıkan patolojik motor
refleks
klopidogrel :
gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum
(klor) + pido (tiyopirin türevi eki) + grel (antitrombositik ajan son eki)
(lat.) * klor içeren, trombositlerin P2Y12 reseptörünü bloke ederek kan
pıhtılaşmasını engelleyen, özellikle kalp krizi ve inme riskini azaltmak için
kullanılan oral antiplatelet (antitrombosit) ilaç; kardiyovasküler
hastalıklarda pıhtı oluşumunu önleyen farmasötik bileşik (C16H16ClNO2S)
klopiksol :
gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum
(klor) + pixol (fenotiyazin türevi antipsikotik eki) (lat.) * klor içeren,
fenotiyazin türevi antipsikotik ilaç; şizofreni ve diğer psikozların
tedavisinde kullanılan merkezi sinir sistemi üzerinde etkili farmasötik bileşik
(C22H25ClN2OS)
klor :
gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum
(lat.) * atom numarası 17 olan, sembolü Cl olan, sarı-yeşil renkte, keskin
kokulu ve toksik, yüksek reaktiviteye sahip halojen gaz elementi; dezenfektan,
ağartıcı ve kimyasal bileşiklerin sentezinde yaygın kullanılan kimyasal element
klorambusil :
gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum
(lat.) + ambu (alkil grubu türevi eki) + cil (ilaç eki) * klor içeren,
alkilasyon ajanı olarak kullanılan sentetik kemoterapi ilacı; özellikle kronik
lenfositik lösemi ve bazı lenfomaların tedavisinde DNA’ya bağlanarak hücre
bölünmesini engelleyen antineoplastik (kanser karşıtı) farmasötik bileşik
(C14H19Cl2NO2)
kloramfenikol :
gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum
(lat.) + am (amin eki) + phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak,
parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa
çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein
(parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya
çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos
(boya; bitki), phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç,
odun, tahta; ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) ) + icol (kimyasal
madde eki) * klor, amin ve fenil grupları içeren geniş spektrumlu antibiyotik;
protein sentezini inhibe ederek bakteriyel enfeksiyonları tedavi eden,
özellikle tifo, menenjit ve göz enfeksiyonlarında kullanılan, doğal olarak
Streptomyces venezuelae’den elde edilmiş veya sentetik yolla üretilen
farmasötik bileşik (C11H12Cl2N2O5)
klorazepat :
gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum
(lat.) + azep (yedi üyeli diazepin halkası eki) + ate (asidin tuzu veya esteri
eki) * klor içeren, diazepin halkası taşıyan benzodiazepin türevi bir
trankilizan; merkezi sinir sistemi üzerinde GABA reseptörlerini modüle ederek
sedatif, anksiyolitik, antikonvülsan ve kas gevşetici etki gösteren, anksiyete
bozuklukları ve epilepsi tedavisinde kullanılan farmasötik bileşik (C16H11ClN2O3)
klordiazepoksit :
gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum
(lat.) + diazep (diazepin, iki azotlu yedi üyeli heterosiklik halka eki) (lat.)
+ oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + ide (ikili bileşik, anyon
eki) (gre.) * klor ve oksijen içeren, diazepin halkasına sahip ilk sentezlenen
benzodiazepin grubu ilaçlardan biri; merkezi sinir sisteminde GABA
reseptörlerini modüle ederek sedatif, anksiyolitik, hipnotik ve antikonvülsan
etki gösteren, özellikle anksiyete bozuklukları, alkol yoksunluğu ve kas
spazmlarının tedavisinde kullanılan psikotrop farmasötik bileşik (C16H14ClN3O)
klorfenamin :
gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum
(lat.) + phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık
saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek,
açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene
(benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık, orman;
radikal türev eki, alkil eki) ) (gre.) + amine (amin eki) (lat.) * klor ve
fenil grupları içeren, amin türevli ilk nesil antihistaminik ilaç; histamin H₁ reseptörlerini bloke ederek
alerjik rinit, ürtiker ve soğuk algınlığı gibi alerjik durumların semptomlarını
(burun akıntısı, kaşıntı, hapşırma) hafifleten, hafif sedatif etkili farmasötik
bileşik (C16H19ClN2)
klorfeniramin :
gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum
(lat.) + phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak, ışıldamak, ışık
saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek,
açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki), phene
(benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta; ağaçlık,
orman; radikal türev eki, alkil eki) ) (gre.) + amine (amonyak türevli bir azot
içeren grup (-NH2) eki) (lat.) * vücutta alerji belirtilerine yol açan histamin
maddesini engelleyen, hapşırma, burun akıntısı, kaşıntı ve göz sulanması gibi
nezle, grip veya saman nezlesi şikayetlerini hafifletmek için kullanılan
birinci kuşak bir antihistaminik ilacın etken maddesi (C16H19ClN2)
klorfeniramin maleat :
gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum
(lat.) + phainein (parlamak), phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak,
ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak,
göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki),
phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta;
ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) ) (gre.) + amine (amonyak türevli
bir azot içeren grup (-NH2) eki) (lat.) + malum (elma) + ate (asidin tuzu veya
esteri eki) * klor ve fenil grupları içeren, amin türevli birinci kuşak
antihistaminik olan klorfeniraminin malik asit ile oluşturduğu tuz formu;
histamin H₁
reseptörlerini bloke ederek alerjik rinit, saman nezlesi, ürtiker ve soğuk
algınlığı semptomlarının (kaşıntı, burun akıntısı, hapşırma) giderilmesinde
kullanılan, hafif sedatif etkili farmasötik bileşik (C20H23ClN2O4)
klorfenoksamin :
gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum
(lat.) + phainein (parlamak), phenyl (fenil grubu C6H5-) (phainein (parlamak,
ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak,
göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phenos (boya; bitki),
phene (benzen), phen (phenyl (C6H5) halkası eki) + hyle (ağaç, odun, tahta;
ağaçlık, orman; radikal türev eki, alkil eki) ) + oxys (keskin, sivri, ekşi,
asidik, oksijenli) (gre.) + amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2)
eki) (lat.) * klor, fenil, oksijen ve amin grupları içeren, antikolinerjik ve
antihistaminik etkili bir ilaç; Parkinson hastalığına bağlı istemsiz kas
hareketlerinin (ekstrapiramidal semptomlar) ve bazı alerjik durumların
tedavisinde kullanılan, merkezi sinir sistemi üzerinde yatıştırıcı etkisi olan
sentetik farmasötik bileşik (C18H22ClNO)
klorgilin :
gre. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) + gilin (glisin eki) *
klor elementi içeren veya klorla modifiye edilmiş kimyasal yapıdaki bileşik;
farmasötik veya biyokimyasal alanda kullanılan, genellikle monoamin oksidaz
inhibitörü olarak görev yapan sentetik molekül; "klor" ve yapısal
bileşenlerin birleşimiyle oluşturulmuş özel isimli kimyasal terim (C13H15Cl2NO)
klorheksidin :
gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum
(lat.) + hexa (altı; altı karbonlu zincir belirteci) (gre.) + idine (azot
içeren heterosiklik bileşik eki) (lat.) * klor ve altı karbonlu yapı içeren
biguanid türevi antiseptik ve dezenfektan; bakteri hücre zarlarını bozarak
geniş spektrumlu antimikrobiyal etki gösteren, özellikle ağız gargaralarında,
yara temizleyicilerde ve cerrahi antiseptik solüsyonlarda kullanılan topikal
farmasötik bileşik (C22H30Cl2N10)
klorhidrat :
gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum
(lat.) + hydor, hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + ate (asidin tuzu veya esteri
eki) * hidroklorik asitle (HCl) bir bileşiğin oluşturduğu tuz veya kristal
form, genellikle organik aminlerin HCl ile reaksiyona girerek oluşturduğu suda
çözünebilen tuz yapısı; ilaçların emilimini kolaylaştırmak ve stabilitesini
artırmak için kullanılan farmasötik form (C2H3Cl3O2)
klorhidrik :
gre. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum (lat.) +
hydor, hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * hidrojen ve klor elementlerinden oluşan hidroklorik asit (HCl) ile
ilgili olan veya onu içeren; özellikle mide sıvısında doğal olarak bulunan,
güçlü ve aşındırıcı inorganik asitle ilişkili
klorhidrik asit :
gre. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) + hydor, hydor, hudros,
hydros (su, sıvı) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + acidum,
acidus (ekşi olan; hidrojen iyonu veren, pH düşürücü madde, asit) (lat.) *
hidrojen (H) ve klor (Cl) atomlarından oluşan, suda çözündüğünde hidrojen
iyonları (H⁺)
serbest bırakarak güçlü asidik özellik gösteren, renksiz ve keskin kokulu
aşındırıcı sıvı; sindirim sisteminde mide özsuyunun ana bileşeni olan ve
kimyasal sanayide, metal arıtımında, pH düzenlemede yaygın olarak kullanılan
inorganik mineral asit (HCl)
klorik :
gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.), chlorum
(lat.) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * klor içeren veya
klora ait olan; kimyada özellikle klorun +5 oksidasyon durumunda bulunan klorik
asit (HClO₃) ve
türevleri ile ilgili veya onlardan oluşan; oksitleyici özellik gösteren
klorik asit :
gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) + ikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) (gre.) + acidum, acidus (ekşi olan; hidrojen iyonu veren,
pH düşürücü madde, asit) (lat.) * klorun +5 oksidasyon durumundaki oksit asidi;
suda çözündüğünde güçlü oksitleyici özellik gösteren, renksiz, keskin kokulu,
güçlü ve kararsız mineral asit; özellikle kimya ve endüstride oksitleyici ajan
olarak kullanılan inorganik bileşik (HClO3)
klorikin :
gre. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) + kin (kinolin eki) * klor
içeren, sentetik olarak üretilmiş bir kinolin türevi antimalaryal ilaç;
Plasmodium türlerinin neden olduğu sıtma enfeksiyonlarının tedavisinde ve
önlenmesinde kullanılan, hücre içi parazitlere karşı etkili farmasötik bileşik
(C18H26ClN3)
klorodeoksiadenozin :
gre. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) + de (olumsuzluk eki) +
oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + adenos, aden (bez, beze; gudde)
+ os (yapı eki) + in (azotlu baz içeren nükleozit eki) * klor elementi içeren,
oksijen eksikliği gösteren ve adenozin yapısına sahip biyokimyasal bileşik;
genetik araştırmalarda ve kanser tedavisinde kullanılan nükleozit analogu; DNA
sentezini ve hücre bölünmesini etkileyerek antineoplastik etki gösteren
farmasötik molekül (C10H12ClN5O3)
klorofil :
gre. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) + phyllon (yaprak) * bitki
yapraklarında bulunan ve fotosentez sürecinde güneş ışığını soğurarak kimyasal
enerjiye dönüştüren, yapıya yeşil rengini veren pigment; özellikle mavi-kırmızı
dalga boylarını emen ve yeşili yansıtan, doğrudan yaşamın temel enerji
kaynağını sağlayan makromolekül
kloroflorokarbon :
gre. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum (klor)
(lat.) + fluorum (flor elementi) + carbo, carbonis (karbon, kömür, odun
kömürü), carbonium (karbon elementi) (lat.) * klor, flor ve karbon
elementlerinden oluşan, ozon tabakasına zarar veren, uçucu ve kimyasal olarak
kararlı organik bileşikler sınıfı; soğutucular, itici gazlar ve temizlik
maddelerinde kullanılan, atmosferde uzun süre kalan ve ultraviyole ışınlarla
etkileşerek stratosferik ozonun parçalanmasına yol açan sentetik gaz (CCl 3 F →
CCl 2 F + Cl)
kloroform :
gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum
(klor) (lat.) + formica (karınca; formik asitten türeyen yapı) (lat.) * klor ve
formil grubu içeren, renksiz, ağır, tatlı kokulu, uçucu sıvı; tarihsel olarak
anestezik ve çözücü olarak kullanılan, solunduğunda merkezi sinir sistemi
üzerinde baskılayıcı etki gösteren, günümüzde toksik etkileri nedeniyle sınırlı
kullanım alanı olan organik bileşik (CHCl3)
klorokin :
gre. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) + kynoline (kyanos
(lacivert) + line (kimyasal bileşik eki) * klor içeren bir kinolin türevi olan,
Plasmodium türlerine karşı etki gösteren antimalaryal ilaç; parazitin hem
metabolizmasını bozarak hücre içi lizisi tetikleyen, ayrıca bağışıklık
düzenleyici etkisi nedeniyle bazı romatizmal hastalıklarda da kullanılan, yarı
sentetik farmasötik bileşik (C18H26ClN3)
klorometri :
gre. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) + metria (ölçüm, ölçme)
(metron, metros (ölçü) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir çözeltideki
serbest klor veya toplam klor miktarını ölçmeye yarayan analitik yöntem veya
işlem; özellikle su arıtımı, havuz kimyası ve endüstriyel uygulamalarda
dezenfektan etkinliğini değerlendirmek için kullanılan, kolorimetrik veya
titrimetrik temele dayalı kimyasal analiz tekniği
kloroplast :
gre. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) + plassein
(şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plastos
(oluşturulmuş, şekillendirilmiş, biçimlendirilmiş, kalıplanmış) (plassein
(şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek) + os (sıfat yapım
eki) ) * bitki ve alg hücrelerinde bulunan, fotosentezin gerçekleştiği, çift
zarla çevrili ve kendi DNA'sına sahip organel; güneş ışığını soğurup kimyasal
enerjiye dönüştüren klorofil pigmentlerini taşıyan, yaşamın enerji döngüsünde
temel işlevi olan yeşil renkli hücresel yapı
kloroprokain :
gre. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum (klor) + pro,
pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri, ileride, öne
doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) + kaine (yeni, taze) (lat.) * sentetik
olarak geliştirilen, sinir iletimini bloke ederek geçici uyuşma sağlayan,
cerrahi ve diş hekimliğinde ağrı kesici olarak kullanılan prokain türevi
sentetik kimyasal bileşik (C13H19ClN2O2)
klorotiyazid :
gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum
(klor) (lat.) + theion (kükürt) (gre.) + azot (azot elementi (N) ) + iazide
(Azot ve kükürt içeren halkalı bileşik grubunu ve son ek) (lat.) * yüksek
tansiyonu (hipertansiyon) düşürmek ve kalp, böbrek veya karaciğer
hastalıklarının sebep olduğu ödemi (şişliği) azaltmak için kullanıkan, vücuttan
fazla su ve tuzu idrar yoluyla atmaya yarayan, halk arasında "su
hapı" diye bilinen bir tiyazid diüretik (idrar söktürücü) ilacın etken
maddesi (C7H6CIN3O4S2)
kloroz :
gre. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) + osis (durum, sorun ve
hastalık eki) * bitkilerde veya insanlarda görülebilen, dokuların yeşilimsi
soluklaşmasıyla karakterize durum; bitkilerde genellikle demir eksikliği veya
klorofil sentezi bozukluğuna bağlı yaprak sararması, insanlarda ise özellikle
genç kadınlarda demir eksikliğine bağlı kansızlık sonucu ciltte görülen soluk
yeşilimsi renk değişimiyle belirgin anemi türü
klorpromazin :
gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum
(klor) + pro, pros (ilk, birinci, baş, ön, önde, önce, öncel, öncül, ileri,
ileride, öne doğru, için, lehine, içinde, gerektikçe) + ma (bağlaç) (lat.) +
theion (kükürt) (gre.) * klor, kükürt ve azot içeren fenotiyazin türevi;
dopamin reseptörlerini bloke ederek antipsikotik etki gösteren, şizofreni ve
diğer psikotik bozuklukların tedavisinde kullanılan, aynı zamanda antiemetik
(bulantı önleyici) etkisi de bulunan ilk kuşak tipik antipsikotik ilacın etken
maddesi (C17H19ClN2S)
klorpropamid :
gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum
(klor) + propanum (üç karbonlu alifatik zincir) + amidum (ammonium + acidum (amonyak
ve asit türevi) ) (lat.) * klor içeren, propil zincirli ve amid grubu taşıyan,
sülfonilüre sınıfına ait oral antidiyabetik ilaç; pankreastan insülin salımını
artırarak kan şekeri düzeyini düşüren, özellikle tip 2 diyabet tedavisinde
kullanılan ve uzun etki süresi nedeniyle dikkatle dozlanan farmasötik bileşik
(C10H13N2O3S)
klortalidon :
gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum
(klor) (lat.) + tali + idon (benzer, türev) (gre.) * klor içeren ve talidon
yapısına sahip, tiazid benzeri diüretik etkili farmasötik bileşik; böbreklerde
sodyum ve suyun geri emilimini azaltarak idrar miktarını artıran, hipertansiyon
ve ödem tedavisinde kullanılan uzun etkili ilacın etken maddesi (C14H11ClN2O4S)
klorür :
gre., lat., tür. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.);
chlorum (klor) (lat.) + urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve anyon-katyon
temelli tuz eki) (lat.) * klor atomunun elektron kazanarak negatif yüklü iyon
haline gelmesiyle oluşan aniyon; suda çözünür bileşiklerde bulunan ve birçok
tuzun yapısında yer alan, özellikle sodyum klorür (sofra tuzu) şeklinde doğada
yaygın olan, kimyasal tepkimelerde ve biyolojik sistemlerde önemli rol oynayan
halojen iyonu
klostiridyum :
gre., lat. * kloster (bobin, sarmal, iplik) + idion (kimyasal madde ve küçültme
eki) (gre.) + clostridium (lat.) * sarmal şekilli, zorunlu anaerob bakteriler
cinsini ifade eden mikrobiyolojik terim; toksin üreten türleri nedeniyle insan
ve hayvanlarda ciddi enfeksiyonlara yol açabilen, toprağa ve doğal ortama
yaygın olarak bulunan, spor oluşturabilen bakteriler grubu
klostridyum difisil :
gre., lat. * kloster (bobin, sarmal, iplik) + idion (kimyasal madde ve küçültme
eki) (gre.) + clostridium (lat.) + difficilis (zor) (dis (yok, değil, karşıt,
zıt, ters) + facilis (kolay) (facere, ficere (yapmak) + alis (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) ) (lat.) * spor oluşturan bakteri Clostridioides difficile'den
kaynaklanan, sulu ishal, ateş, mide bulantısı ve karın ağrısı ile karakterize
semptomatik bir enfeksiyon
klostridyum perfringens :
gre., lat. * kloster (bobin, sarmal, iplik) + idion (kimyasal madde ve küçültme
eki) (gre.) + clostridium (lat.) + per (çok, aşırı) + fringere (kırmak,
parçalamak), fringens (kırılmış, parçalanmış) (lat.) * sarmal yapılı, spor
oluşturabilen anaerob bakteri türü olan, dokularda hızla çoğalıp enzim ve
toksin salgılayarak doku yıkımına ve gazlı gangren gibi ciddi enfeksiyonlara
yol açan; genellikle yara enfeksiyonlarında ve gıda zehirlenmelerinde etkili
patojen mikroorganizma
klostridyum tetani :
gre., lat. * kloster (bobin, sarmal, iplik) + idion (kimyasal madde ve küçültme
eki) (gre.); clostridium (lat.) + tetania (kasılma hali, sertleşme hali)
(tetanos (kas kasılması, sertleşme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) )
(gre.) * sporlara sahip, zorunlu anaerob, sarmal şekilli bakteri türü; tetanoz
hastalığının etkeni olarak sinir sistemi üzerinde güçlü kas kasılmaları ve
spazmlara yol açan nörotoksin üreten patojenik mikroorganizma
klostrofobi :
gre. * kleistein (kapamak), kleistos (kapalı, kilitli) + phobia (korkma,
korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kapalı
veya dar alanlarda bulunma korkusu; kişinin küçük, sıkışık veya kapalı
mekanlarda (örneğin asansör, tünel, küçük oda) bulunmaktan yoğun kaygı ve panik
yaşadığı psikolojik durum
kloş :
fra. * cloche (çan; zil) * çan biçiminde, geniş etek uçlu, bele oturan ve aşağı
doğru genişleyen, genellikle kadın modasında kullanılan 1920'lerde popüler
olmuş etek veya şapka modeli
kloşet :
fra. * cloche (çan; zil) + ette (küçültme eki) * küçük zil, küçük çan;
toplantı, oturum veya benzeri durumlarda katılımcıları uyarmak, bir araya
getirmek veya toplantıyı başlatmak amacıyla kullanılan çıngırak
klotrimazol :
gre., lat. * khloros (soluk yeşil, sarımsı yeşil; klor Cl) (gre.); chlorum
(klor) + tri (üç) + mazol (azolum, azot içeren heterosiklik bileşik) (lat.) *
klor ve azot içeren heterosiklik yapıda, üçlü halkalı (triazol türevi)
antifungal ilaç; mantar enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan, hücre zarındaki
ergosterol sentezini engelleyerek mantar hücresi membran bütünlüğünü bozan
topikal antifungal bileşik (C22H17ClN2)
klozapin :
lat. * closo (kapalı, kapalı yapılı) + apin (farmasötik son eki) * kapalı
yapılı, fenotiyazin türevi atipik antipsikotik ilaç; özellikle şizofreni
tedavisinde kullanılır, dopamin ve serotonin reseptörlerine etkisiyle psikoz
semptomlarını azaltan, dirençli vakalarda tercih edilen nöroleptik bileşik
(C18H19ClN4)
klozet :
lat. * closo (kapalı, kapalı yapılı) + etta (küçültme eki) * küçük, kapalı oda
veya dolap
kluster :
ing. * cluster (bir araya gelmiş salkım, yığın, küme) * birbirine yakın duran
veya bir araya toplanmış nesne veya canlılar grubu; istatistikte, enformatikte,
biyolojide veya astronomide belirli bir yakınlık veya benzerlik ilişkisine göre
gruplanmış yapılar topluluğu, demet, küme, grup, kitle
kluver bucy sendromu :
alm., ing., gre., tür. * kluver (Alman nöropsikolog Heinrich Klüver'in
soyadından) (alm.) + bucy (Amerikalı nöroşirürjiyen ve nörolog Paul Bucy'nin
soyadından) (ing.) + syndromon (sendrom, belirti ve bulguya dayalı klinik
durum) (gre.) + u (iyelik eki) (tür.) * bilateral temporal lob (özellikle
amigdala) lezyonları sonrası ortaya çıkan, hiperoralite (ağızla nesne tanıma
eğilimi), hiperseksüalite, duygusal tepkisizlik, vizüel agnozi (görsel tanıma
bozukluğu) ve çevreye karşı artmış ilgisizlik gibi semptomlarla karakterize
nöropsikiyatrik sendrom
klüz :
lat. * claudare (kapamak, kapatmak), clausa (kapalı geçit) * kısılmış olan;
(ses için) güçlükle çıkan, boğuk; (gözkapakları için) hafifçe yumulmuş olan;
dağlık bölgelerde, akarsuyun yararak geçtiği dar ve dik boğaz veya geçit
anlamında coğrafi terim; genellikle vadileri birbirine bağlayan ve taşkın
riskine açık, jeomorfolojik olarak önemli dar geçit yapısı
knautia :
lat. * Knaut (Alman botanikçi Christoph Knaut) + ia (isim yapım eki) *
Caprifoliaceae familyasına ait, papatyamsı çiçeklere sahip otsu bitki cinsi
knidliler :
gre., lat. * knide (ısıran, yakıcı hücre; ısırgan otu) (gre.); cnida + aria
(ile ilgili olma, biyolojik sınıf eki) (lat.) * hem tatlı su hem de deniz
ortamlarında bulunan 11.000'den fazla tür içeren Animalia krallığı altındaki
bir filum, sölenterler veya haşlamlılar
knidosit :
gre., lat. * knide (ısıran, yakıcı hücre; ısırgan otu) + kytos (hücre, göze,
odacık, boşluk, oyuk, kap) * denizanası, mercan ve hidra gibi Cnidaria şubesine
ait canlılarda bulunan, savunma ve avlanma amacıyla işlev gören, içinde ipliksi
yapı ve genellikle zehir taşıyan kapsüller (nematosist) barındıran, felç etme
özelliği olan yakıcı hücre
kniphofia :
lat. * Kniphof (Alman hekim ve botanikçi Johann Hieronymus Kniphof) + ia (isim
yapım eki) * Asphodelaceae familyasına ait, meşale çiçeği olarak bilinen, dik
çiçek salkımlı bitki cinsi
knit :
ing. * knit (bağlamak, düğümlemek veya ilmeklerle birleştirmek, örmek) *
ipliklerin ilmekler hâlinde birbiri arasından geçirilmesiyle esnek, gözenekli
ve genellikle elastik bir kumaş yapısı elde etme yöntemi ve bu yöntemle
üretilen kumaş
knot teorisi :
ing., gre., tür. * knot (düğüm) (ing.) + theoria (gözlem, bakış, düşünce,
kuram) (gre.) + si (iyelik eki) (tür.) * matematikte düğümlerin ve
bağlantıların topolojik özelliklerini, farklı düğümler arasındaki
eşdeğerlikleri, düğüm sınıflandırmalarını ve düğümlerin uzaydaki davranışlarını
inceleyen çalışma alanı
know-how :
ing. * know (bilmek) + how (nasıl) * bir işin, üretim sürecinin veya tekniğin
nasıl yapılacağını bilme bilgisi; özellikle teknik bilgi, uygulamalı uzmanlık
ve deneyime dayalı yöntem bilgisi anlamında kullanılan, fikrî mülkiyet
kapsamında değerlendirilebilen gayri maddi bir varlık veya beceri türü
ko :
jap. * ko (küçük; çocuk, yavru) (jap.); zi (oğul, çocuk, tohum veya bilge kişi)
(çin.) * küçük; çocuk, yavru; küçültme eki; iş, emek; okul; kamu
koagulum :
lat. * coagulare (birleştirmek, pıhtılaşmak, yoğunlaştırmak) (co, con (ile,
birlikte, beraber) + agulare (koymak, bağlamak, bir araya getirmek,
birleştirmek) ) + um (isim yapım eki) * kanın veya diğer sıvıların pıhtılaşarak
katı veya yarı katı hale gelmiş kütlesi; hemostaz sürecinde kan hücrelerinin ve
fibrin iplikçiklerinin birleşmesi sonucu oluşan pıhtı
koagülan :
lat. * coagulare (birleştirmek, pıhtılaşmak, yoğunlaştırmak) (co, con (ile,
birlikte, beraber) + agulare (koymak, bağlamak, bir araya getirmek,
birleştirmek) ) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kan veya başka
sıvıların pıhtılaşmasını sağlayan veya pıhtılaştırıcı madde; tıpta kanın
koagülasyonunu tetikleyen ajan veya protein
koagülasyon :
lat. * coagulare (birleştirmek, pıhtılaşmak, yoğunlaştırmak) (co, con (ile,
birlikte, beraber) + agulare (koymak, bağlamak, bir araya getirmek,
birleştirmek) ) + tio (isim yapım eki) * kan veya diğer sıvıların pıhtılaşma
süreci; hemostazda kanın sıvı halden katı hale geçerek pıhtı oluşturması,
pıhtılaşma; sıvı halde bulunan bir maddenin taneciklerini bir araya getirerek
pıhtılaşmasını veya yoğunlaşıp katılaşmasını sağlayan, tıpta, kimyada ve su
arıtımında kullanılan etken madde
koagülatif :
lat. * coagulatus (birleşmiş, pıhtılaşmış) (coagulare (birleştirmek,
pıhtılaşmak, yoğunlaştırmak) (co, con (ile, birlikte, beraber) + agulare
(koymak, bağlamak, bir araya getirmek, birleştirmek) ) + tus (geçmiş zaman ve
sıfat yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kan veya
sıvıların pıhtılaşmasını sağlayan veya pıhtılaşma ile ilgili olan; pıhtı
oluşturma özelliğine sahip, pıhtılaştırıcı
koagülaz :
lat. * coagulare (birleştirmek, pıhtılaşmak, yoğunlaştırmak) (co, con (ile,
birlikte, beraber) + agulare (koymak, bağlamak, bir araya getirmek,
birleştirmek) ) + ase (enzim eki) * kanın pıhtılaşmasını sağlayan bakteriyel
enzim; özellikle Staphylococcus aureus gibi bakterilerde bulunan, fibrinojenin
fibrine dönüşmesini katalizleyen enzim
koagüle :
lat. * coagulatus (birleşmiş, pıhtılaşmış) (coagulare (birleştirmek, pıhtılaşmak,
yoğunlaştırmak) (co, con (ile, birlikte, beraber) + agulare (koymak, bağlamak,
bir araya getirmek, birleştirmek) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) )
(lat.); coagulé (fra.) * pıhtlaşmış
koagülopati :
lat., gre. * coagulare (birleştirmek, pıhtılaşmak, yoğunlaştırmak) (co, con
(ile, birlikte, beraber) + agulare (koymak, bağlamak, bir araya getirmek,
birleştirmek) ) (lat.) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma
durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * kanın pıhtılaşma yeteneğinin
bozukluğu veya pıhtılaşma sistemi hastalığı; hemostaz mekanizmasındaki
sorunlardan kaynaklanan kanama veya tromboz durumları
KOAH :
gre. * Chronic (Kronik, müzmin) + Obstructive (Obstrüktif, engelleyici) +
Pulmonary (Akciğer ile ilgili) + Disease (Hastalık) (Kronik Obstrüktif Akciğer
Hastalığı) kelime grubunun akronimi * hava kesecikleri olan bronşların
daralması sonucu akciğerde elastikiyet kaybı, nefes darlığı, öksürük ve hava
akımının kısıtlanması ile karakterize kronik inflamatuar bir akciğer hastalığı
koaksiyal :
lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + axis (eksen, aks, dingil, mil, kutb)
+ alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * aynı eksen üzerinde bulunan veya
ortak ekseni paylaşan; özellikle elektrik ve elektronik alanında, içinde bir
kablo diğerini çevreleyen ve ortak eksen etrafında düzenlenen yapı
koala :
dha. * koala (susamış, su içen; susamış hayvan) * Avustralya’ya özgü, ağaçlarda
yaşayan, genellikle okaliptüs yapraklarıyla beslenen, peluş benzeri kürkü ve
yuvarlak kulaklarıyla bilinen küçük memeli hayvan türü
koalesan :
lat. * coalescere (birleşmek, kaynaşmak) (co, con (ile, birlikte, beraber) +
alescere (başlamak, olmak, büyümek) (al (beslemek, büyütmek; güçlendirmek) +
escere (başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek, belirmek, dönüşmek, bir sürece
girmek) ) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * farklı parçaları,
unsurları birleştirerek tek bir bütün veya kütle oluşturan; biyoloji, fizik ve
sosyal bilimlerde birleşen, kaynaşan
koalesan mastoidit :
lat., gre. * coalescere (birleşmek, kaynaşmak) (co, con (ile, birlikte,
beraber) + alescere (başlamak, olmak, büyümek) (al (beslemek, büyütmek;
güçlendirmek) + escere (başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek, belirmek,
dönüşmek, bir sürece girmek) ) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(lat.) + mastoiditis (mastoideum (elmacık kemiğine benzer, temporal kemikteki
çıkıntı) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) + itis (iltihap,
enfeksiyon, hastalık) ) (gre.) * temporal kemikte mastoid hücrelerin
iltihaplanması sonucu bu hücrelerin kemik yapılarının eriyerek veya birleşerek
yok olması ile seyreden ağır orta kulak enfeksiyonu türü
koalesans :
lat. * coalescere (birleşmek, kaynaşmak) (co, con (ile, birlikte, beraber) +
alescere (başlamak, olmak, büyümek) (al (beslemek, büyütmek; güçlendirmek) +
escere (başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek, belirmek, dönüşmek, bir sürece
girmek) ) + entia (isim yapım eki) * farklı parçaların, unsurların birleşerek tek
bir bütün veya kütle oluşturması durumu; biyoloji, fizik ve sosyal bilimlerde
birleşme, kaynaşma
koalisyon :
lat. * coalescere (birleşmek, kaynaşmak) (co, con (ile, birlikte, beraber) +
alescere (başlamak, olmak, büyümek) (al (beslemek, büyütmek; güçlendirmek) +
escere (başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek, belirmek, dönüşmek, bir sürece
girmek) ) + tio (isim yapım eki) (lat.); colalition (fra.) * farklı kişi, grup,
parti veya devletlerin ortak bir amaç doğrultusunda geçici veya kalıcı olarak
oluşturduğu birleşme, ortaklık veya ittifak; özellikle siyasal partilerin
hükümet kurmak için bir araya gelmesi, birleşme
koanosit :
gre. * khoane (huni, huni biçimli yapı) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk,
oyuk, kap) * süngerlerin (Porifera) iç yüzeylerinde bulunan, kamçıları ve
yakalık biçimli sitoplazmik uzantılarıyla su akımı oluşturan, besin
parçacıklarını yakalayan özel hücre tipi, huni hücresi
koaptör :
lat. * coaptare (birleştirmek, uygun şekilde yerleştirmek) (co, con (ile,
birlikte, beraber) + aptare (uydurmak, oturtmak, uygun hale getirmek) ) + or
(-cı, yapan, eden eki) * iki yapıyı veya organ parçasını birbirine uygun
şekilde yerleştiren veya birleştiren araç, kas veya yapı; özellikle tıpta doku
veya organ kenarlarını bir arada tutmaya yarayan anatomik veya cerrahi unsur,
cebire, süyek
koarktasyon :
lat. * coarctare (daraltmak, sıkıştırmak) (co, con (ile, birlikte, beraber) +
arctare (sıkmak, daraltmak) ) + tio, sion (isim yapım eki) * bir kanal, damar
veya tübüler yapının doğumsal veya sonradan gelişen anormal daralması
(özellikle aort koarktasyonu kalpte ana atardamar olan aortun belirli bir
segmentinde görülen patolojik daralmayı ifade eder.)
koaservat :
lat. * coacervatus (co, con (ile, birlikte, beraber) + acervare (yığın
oluşturmak, bir araya toplamak, yığmak, kümelemek) (acervus (yığın, küme) + are
(fiil mastar eki) ) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * cansız organik
moleküllerin su içinde bir araya gelerek oluşturduğu, canlılık ile cansızlık
arasında yer alan, büyüme ve madde alışverişi gibi basit özellikler gösteren
ancak kalıtım molekülleri (DNA/RNA) olmadığı için tam anlamıyla canlı
sayılmayan ilkin hücre benzeri küçük kabarcıklar
kobalamin :
alm., lat. * kobaltum (atom numarası 27, sinesi Co olan mavimsi gri renkli,
manyetik ve sert metal) (Kobold (yeraltı cini, kötü ruh; madenlerde işe
yaramaz, zararlı cevherlere verilen isim) (alm.) + um (isim yapım eki) ) +
amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) (lat.) * içeriğinde
kobalt elementi barındıran, suda çözünen ve vücut tarafından üretilemediği için
dışarıdan besinlerle alınması zorunlu olan, kırmızı kan hücresi (alyuvar)
üretimine yardım eden, sinir sisteminin ve beyin fonksiyonlarının düzenli
çalışmasını sağlayan, enerji oluşum metabolizmasını destekleyen, yorgunluk ve
bitkinliğin azalmasına katkı sağlayan B12 vitamini
kobalt :
alm. * Kobold (yeraltı cini, kötü ruh; madenlerde işe yaramaz, zararlı
cevherlere verilen isim) + um (isim yapım eki) (lat.) * atom numarası 27,
sinesi Co olan mavimsi gri renkli, manyetik ve sert metal
kobay :
tai. * kobaia (Gine domuzu) * laboratuvar ortamında bilimsel deneylerde
kullanılan kobay faresi, gine domuzu gibi hayvan; herhangi bir deneme veya
uygulamanın üzerinde denendiği kişi (mecazi)
KOBİ :
tür. * Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletme (akronimi) * çalışan sayısı, yıllık
net satış hasılatı veya mali bilançosu belirli yasal sınırları aşmayan;
genellikle esnek, yerel sermayeli, sınırlı ölçekli ve istihdam yaratan
işletmelerin genel tanımı; ekonomik dinamizmin, yenilikçiliğin ve istihdamın
önemli kaynaklarından biri olarak kabul edilen işletme sınıfı
kobikistat :
lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + bi (iki, ikili, çift) + cistat
(farmakokinetik inhibitör veya enzim inhibitörü belirteci) * antiretroviral
tedavide kullanılan, CYP3A enzim inhibitörü olarak görev yapan, kendisi
antiviral etki göstermemekle birlikte, farmakokinetik güçlendirici olarak işlev
gören ve diğer HIV ilaçlarının plazma düzeylerini artırmak amacıyla kullanılan
farmasötik ajan
kobimetinib :
lat. * cobi (ön ek) + mek (MEK (Mitogen-activated protein kinase kinase) ) +
tinib (tyrosine kinase (tirozin kinaz) inhibitörü) (tyrosine (aminoasit)
(turos, tyros (peynir) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + kinesis, kinase
(kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket
etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak) + asis (son ek) ) (gre.) + inhibitor
(engelleyici, önleyici, mani olan) (lat.) ) * özellikle kanser tedavisinde
kullanılan, hücre büyümesi ve çoğalmasında görevli olan MAPK/ERK yolunun baskılanması
yoluyla etki gösteren, BRAF inhibitörleri (örneğin vemurafenib) ile kombinasyon
halinde malign melanom gibi kanser türlerinin tedavisinde kullanılan bir MEK
inhibitörü (C21H21F3IN3O2)
kobisistat :
lat. * cobi (ritonavir analogu yapıs belirteci) + stare (durmak, dikilmek,
ayakta durmak, daim olmak, devam etmek, kalmak), status (duruş, durum), stasis
(durma, ayakta durum, durgunluk, sabit kalma, duruş, duraklama, durgunluk) *
HIV tedavisinde diğer ilaçların vücutta daha uzun süre ve daha güçlü kalmasını
sağlayan, kendisi doğrudan bir HIV ilacı olmayan ancak diğer antiviral
ilaçların etkisini artırmak için kombine hapların içine eklenen bir
"farmakokinetik güçlendirici" (ilaç artırıcı) madde (C40H53N7O5S2)
kobra :
lat. * colubra (dişi yılan, özellikle zararsız yılan türü) * boynunu şişirerek
tehdit gösterisi yapan, Elapidae familyasına ait zehirli ve çoğu Afrika ve Asya
kökenli yılan türü (Sanskritçede "naga" olarak bilinir.)
koca :
tür. * koca (büyük, iri, yüce, ulu, geniş, muazzam, önemli, güç sahibi; yaşlı)
* yaşlı, yaşça büyük, ihtiyar, büyük, yüce, ulu, iri, ulu, bilge, saygın,
görkemli, önemli, güç sahibi; evli bir kadının eşi, erkek eş
kocaali :
tür., ara. * koca (büyük, iri, yüce, ulu, geniş, muazzam, önemli, güç sahibi;
yaşlı) (tür.) + ali (yüce, ulu, büyük) (ara.) * Sakarya'nın bir ilçesi (göç
sırasında hastalıklarla boğuşan halka yardımcı olan iri cüsseli, Ali isimli
şahıstan)
kocabaş :
tür. * koca (büyük, iri, yüce, ulu, geniş, muazzam, önemli, güç sahibi; yaşlı)
+ baş (kafa, tepe, uç, ön; lider, öncü, önder, reis) * topluluk veya ailenin en
yaşlı, en güçlü veya en saygın erkek lideri, büyük baş, lider, reis, kademe
olarak en üstteki kişi
kocaeli :
tür., gre. * koca (büyük, iri, yüce, ulu, geniş, muazzam, önemli, güç sahibi;
yaşlı) + el (koldaki bileklerin ucunda yer alan, dokunmaya ve tutmaya yarayan
beş parmaklı organ) + i (iyelik eki), izmit, nikomedia (niko (zafer) + media
(ortası, merkezi) (zaferin merkezi) * Türkiye’nin Marmara Bölgesi’nde yer alan,
İstanbul, Bursa, Sakarya, Yalova illeri ile komşu olan 41 plakalı il, İzmit
kocakarı :
tür. * koca (büyük, iri, yüce, ulu, geniş, muazzam, önemli, güç sahibi; yaşlı)
+ karı (kadın, eş) * yaşça büyük, tecrübeli, bazen de bilgeliği veya
marifetiyle tanınan kadın
kocakarı soğuğu :
tür. * koca (büyük, iri, yüce, ulu, geniş, muazzam, önemli, güç sahibi; yaşlı)
+ karı (kadın, eş) + soğuk (düşük sıcaklık, hastalık nedeni olabilen) + u
(iyelik eki) * halk arasında özellikle kış aylarında, genellikle yaşlı veya
hassas kişilerde görülen, soğuk havaya maruz kalmayla ilişkili olduğu
düşünülen, eklem ağrıları, kas tutulmaları veya nezle gibi hafif hastalıkları
ifade eden deyimsel tabir; tıbbi literatürde doğrudan karşılığı olmamakla
birlikte halk hekimliğinde kullanılan, soğuk algınlığı ve kas-iskelet ağrılarıyla
bağlantılı bir kavram
kocaköy :
tür. * koca (büyük, iri, yüce, ulu, geniş, muazzam, önemli, güç sahibi; yaşlı)
+ köy (şehirden küçük yerleşim yeri, küçük kasaba) * Diyarbakır’ın bir ilçesi
kocamak :
tür. * koca (büyük, iri, yüce, ulu, geniş, muazzam, önemli, güç sahibi; yaşlı)
+ mak (fiil mastar eki) * yaşlanmak; büyümek, olgunlaşmak, güçlenmek; birinin
etkisi altına girmek veya bir durumun egemenliği altına girmek (mecazi)
kocaman :
tür. * koca (büyük, iri, yüce, ulu, geniş, muazzam, önemli, güç sahibi; yaşlı)
+ man (pekiştirme, büyüklük anlamı katan yapım eki) * çok büyük, devasa
kocaoğlan :
tür. * koca (büyük, iri, yüce, ulu, geniş, muazzam, önemli, güç sahibi; yaşlı)
+ oğlan (erkek çocuk) * genellikle cesur, yiğit, yaşça büyük delikanlı veya
yetişkin erkek anlamında kullanılan, halk hikâyelerinde, masallarda ve
ağızlarda yerleşik erkek nitelemesi; halk dilinde ayıya verilen isim
kocasinan :
tür., ara. * koca (büyük, iri, yüce, ulu, geniş, muazzam, önemli, güç sahibi;
yaşlı) (tür.) + sinan (mızrak ucu, sivri uç, keskin; erkek ismi) (ara.) *
Kayseri’nin bir ilçesi (Osmanlı döneminde önemli bir mimar olan Mimar Sinan’a
atfen)
koch basili :
alm., lat. * Koch (aşçı; Alman hekim Robert Koch'un soyadından) (alm.) +
basillus (küçük çubuk, çubuk biçiminde bakteri) (lat.) * tüberküloza neden olan
bakteri türü Mycobacterium tuberculosis için halk arasında kullanılan isim
koç :
mac. * kocsi, kocs (atlı araba, büyük kapalı at arabası) (mac.); coche (fra.);
coach (ing.); Kutsche (alm.) (1830'lu yıllarda Oxford Üniversitesi'ndeki
öğrenciler, kendilerini sınavlara hazırlayan ve bir anlamda "sınavı
geçmelerini sağlayan/taşıyan" özel öğretmenler (törpüleyiciler/özel ders
hocaları) için metaforik olarak "coach" ifadesini kullanmaya başlamalarından
yani hocanın, öğrenciyi hedef çizgisine götüren bir "araba" gibi
görülmesinden) * spor, iş veya kişisel gelişim alanlarında bir bireyi ya da
takımı hedeflerine ulaştırmak, performansını artırmak ve potansiyelini açığa
çıkarmak için yönlendiren, eğiten ve rehberlik eden uzman kişi, antrenör,
eğitmen, rehber
koç :
tür. * koç (erkek koyun) * damızlık erkek koyun
koç boynuzu :
tür. * koç (erkek koyun) + boynuz (bazı hayvanların kafasının her iki yanına
bulunan kemiksi, toynaksı çıkıntı) + u (iyelik eki) * her teknede, başta, kıçta
ve vasatta bulunan halat bağlamak için kullanılan bir ekipman
koç burcu :
tür., gre. * koç (erkek koyun, güçlü hayvan) + pyrgos (kule, bir yapının en
yüksek noktası) (gre.); burc (ara.) + u (iyelik eki) (tür.) * 21 Mart - 20
Nisan tarihleri arasında doğanları temsil eden, atılgan, cesur, enerjik ve
liderlik özellikleri taşıyan zodyak burcu
koçak :
tür. * koç (erkek koyun; cesur, güçlü erkek; yiğit) + ak (ile ilgili, gibi, -a
ait) * yiğit, güçlü, cesur; özellikle savaşçı, atılgan ve mert kimseler için
kullanılan niteleyici bir sıfat veya isim
koçaklama :
tür. * koçak (yiğit, cesur, mert, kahraman) + la (etken fiil eki) + ma (isim
yapım eki) * yiğitlik, mertlik, kahramanlık temalarını işleyen halk türküsü
koçan :
tür. * koçan (başak, sap, gövde) * tarım ve botanikte, özellikle tahıllarda
(mısır, buğday, arpa gibi) başakta bulunan ve tanelerin tutunduğu sert,
silindirik yapı anlamına gelir; ayrıca ziraatte ürünün toplam tohum veya meyve
demeti
koçari :
gre. * kotsi, kottion (topuk) + airein (yükseltmek, kaldırmak) * Kars ve Artvin
yöresinde oyuncuların birbirlerini omuzlarından tutup, halka oluşturarak 2/4
ritminde oynadıkları bir horon türü, köçeri
koçarlı :
tür. * Kaçkar (yüksek ve karlı dağ; Türkiye'nin kuzeydoğusunda yer alan, sarp
ve yüksek yapısıyla bilinen, dorukları yıl boyu karla kaplı olan sıradağlar) +
lı (ile ilgili, sahibi, aidiyet eki); öç (yer değiştirmek, geçmek) + er (geniş
zaman ve sıfat yapım eki) + lı (ile, birlikte, beraber, sahibi) * Aydın’ın bir
ilçesi
koçaş :
mac. * kocsi (araç, at arabası) (mac.), coche (taşıt, vasıta, araç) (fra.),
coach (antrenör, eğitmen, rehber) (ing.), Kutsche (at arabası) (alm.) + aş (ile
ilgili, gibi, -a ait) (tür.) * eskiden koçu denilen dört tekerlekli, süslü bir
gezi arabasını kullanan arabacı; Osmanlı döneminde, sefer zamanı Rumeli’de
toplanarak, orduda arabacılık hizmeti gören bir takım
koçbaşı :
tür. * koç (erkek koyun) + baş (kafa, tepe, uç, ön, lider, reis) + ı (iyelik
eki) * XV. yüzyılın sonlarına değin kullanılmış bulunan, kuşatılan kentlerin ve
kalelerin duvarlarını ve özellikle kapılarını zorlamak, yıkmak için kullanılan,
ucunda bir koçun başına benzeyen demir bir topuz olan, ağır, direk biçiminde
bir savaş aracı
koçer :
kür., tür. * koç (göçmek, yaşam yeri değiştirmek için hareket etmek) (kür.),
koş (ikilemek, yanyana koymak; karşılıklı, beraber, eş; bacakları hızlı hareket
ettirerek ilerlemek) (ko (yerleşmek, konumlanmak, oturmak) + ş (işteşlik eki) )
+ er (yapan, eden eki) (tür.) * göçer, göçebe
koçkar :
tür. * koç (erkek koyun) + kar (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer; -cı, yapan,
eden eki) * dövüş için yetiştirilmiş, iri boynuzlu, güçlü koç
kod :
gre., lat. * kodikas (kod, işaret, şifre) (gre.); codex (kitap; yasa metni;
resmi belge derlemesi; ağaç kütüğü veya levhalara yazılı metin, kural, kod,
işaret, şifre) (lat.) * hukuki, teknik veya sembolik anlam taşıyan, kelimeler
veya işaretlerden oluşan kurallar sistemi (kada (hükmetmek, karar vermek)
(ara.) )
koda :
lat. * cauda (kuyruk) * füg ve sonat gibi formlarda olan ve bir müzik eserinin
sonunda yer alan pasaj
koda :
far. * hoca (efendi, saygıdeğer kimse, saygın kişi, üstat, usta, öğretmen,
muallim) * saygıdeğer ve yaşlı kimse, koca, efendi, usta, bilge
kodaman :
tür. * hoca (efendi, saygıdeğer kimse, saygın kişi, üstat, usta, öğretmen,
muallim) + man (olan kimse, kişi, şahıs) * bir yerin ileri gelenleri, para veya
makam sahibi kimseleri için alay yollu kullanılan ifade
kodein :
gre. * kodeia (haşhaş tohumu) + ine (kimyasal bileşik eki) * doğal haşhaş
bitkisinden elde edilen, analjezik ve antitussif özellikleri bulunan, tıbbi
amaçlarla kullanılan morfin türevi alkaloid bileşik (C18H21NO3)
kodeks :
gre., lat. * kodikas (kod, işaret, şifre) (gre.); codex (kitap; yasa metni;
resmi belge derlemesi; ağaç kütüğü veya levhalara yazılı metin, kural, kod,
işaret, şifre) (lat.) * hukuki, teknik veya sembolik anlam taşıyan, kelimeler
veya işaretlerden oluşan kurallar sistemi (kada (hükmetmek, karar vermek)
(ara.) )
kodes :
gre. * kotetsi (kümes, tavuk barınağı) * hapishane, zindan, karakol, tutuk evi
kodetta :
lat., ita. * cauda (kuyruk) (lat.) + etta (küçültme eki) * müzikte kısa kapanış
bölümü; eserin sonundaki kısa, genellikle ana temayı yeniden işleyen ve eseri
tamamlayan pasaj, sonat formunda, sergi bölümünü sonuçlandırmak için özellikle
kısa tutulmuş olan koda, küçük koda, küçük kuyruk
kodifikasyon :
gre., lat. * kodikas (kod, işaret, şifre) (gre.); codex (kitap; yasa metni;
resmi belge derlemesi; ağaç kütüğü veya levhalara yazılı metin, kural, kod,
işaret, şifre) (lat.) + fication (yapma, etme, eyleme) (facere, ficare (yapmak,
etmek, eylemek, işlemek) + tio (isim yapım eki) ) * yazılı hukuk kurallarını
sistematik, düzenli ve açık biçimde derleyerek bir araya getirme işlemi veya bu
işlemin sonucu olan kanunlar bütünü
kodlamak :
gre., lat., tür. * kodikas (kod, işaret, şifre) (gre.); codex (kitap; yasa
metni; resmi belge derlemesi; ağaç kütüğü veya levhalara yazılı metin, kural,
kod, işaret, şifre) (lat.) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) (tür.)
* bilgiyi veya veriyi belirli semboller, işaretler veya algoritmalar kullanarak
belli bir sisteme dönüştürme ve bu şekilde iletme, saklama veya işleme amacı
taşıyan eylem
kodominans :
lat. * co, con (ile, birlikte, beraber) + dominare (hükmetmek, egemen olmak,
yönetmek) (dominus (hükümdar, hakim, yönetici, lord, efendi) (domus (ev,
barınak, yuva) (gre.) + inus (ile ilgili olma) ) + are (fiil mastar eki) ) +
entia (gibi olma) ) * genetikte, iki alelin heterozigot durumda her ikisinin de
fenotip üzerinde eşit derecede etkili olması durumu; her iki allelin birlikte
baskın olarak gözlemlendiği kalıtım biçimi
kodon :
gre., lat. * kodikas (kod, işaret, şifre) (gre.); codex (kitap; yasa metni;
resmi belge derlemesi; ağaç kütüğü veya levhalara yazılı metin, kural, kod,
işaret, şifre) (lat.) + on (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * belirli
bir amino asidi kodlayan veya protein sentezinin sona erdiğini (durdurma
sinyalleri) işaret eden bir genomik bilgi birimi oluşturan üç nükleotitten (bir
trinükleotit) oluşan bir DNA veya RNA dizisi (64 farklı kodon kombinezonu
mevcuttur.)
kodoş :
erm. * kotos (hayvan boynuzu) * kadınla erkeğin yolsuz birleşmelerine aracılık
eden erkek, pezevenk; pezevenk anlamında kullanılan bir sövgü sözü
koefisyan :
lat. * coefficiens (co, com (birlikte, beraber, ile) + efficere (yapmak,
tamamlamak) (ex (dış, dışarı, dışında, harici) + facere, ficere (yapmak, etmek,
eylemek, işlemek) ) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * belirli
bir özelliği ölçme işlevi gören çarpan veya faktör; bir cebirsel ifadede değişkenin
önüne konulan ve değişkenle çarpılan sayısal veya sabit nicelik, katsayı
koelakant :
gre., lat. * koilos (boş, oyuk, içi boş, boşluk, oyuk, kavernöz, çukur) +
akantha, akanthos (diken, dikenli çıkıntı, sivri uç, başak, karıncalanma,
iğnelenme) (gre.) * yaklaşık 400 milyon yıldır varlığını sürdüren, lob biçimli
yüzgeçleri ve ilkel yapılı özellikleriyle tanınan, Coelacanthiformes takımına
ait deniz balığı, yaşayan fosil olarak bilinen kemikli balık grubu
koeleria :
lat. * Koeler (Alman botanikçi Georg Ludwig Koeler) + ia (isim yapım eki) *
Poaceae familyasına ait, serin iklim çayırlarında yetişen ot cinsi
koenzim :
lat., gre. * co, com (birlikte, beraber, ile) (lat.) + enzumos, enzymon,
enzymos (mayalanmış, mayalı; biyolojik katalizör) (en (iç, içine, içinde,
içeri) + zumos, zymon, zymos (hamur, maya, etki) ) (gre.) * bir enzimin
işlevini yerine getirebilmesi için onunla geçici veya kalıcı olarak bağlanarak
etkisini tamamlayan, genellikle vitamin türevi olan organik bileşik
koersif :
lat. * coercere (zorlamak; baskı altına almak; sınırlandırmak) (co, com
(birlikte, beraber, ile) + arcere (engellemek, mani olmak; tutmak;
sınırlandırmak) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * fiziksel,
psikolojik veya hukuki yollarla bir kişiyi veya durumu belli bir davranışa
zorlayan, serbestliği kısıtlayan veya itaat ettiren, zorlayıcı, baskılayıcı
koersiyon :
lat. * coercere (zorlamak; baskı altına almak; sınırlandırmak) (co, com
(birlikte, beraber, ile) + arcere (engellemek, mani olmak; tutmak;
sınırlandırmak) ) + tio, sion (isim yapım eki) * zorlama, baskılama, sınırlama,
engel olma
kof :
erm. * k’op, k’of (içi boş, fof, çürük) * boş, oyuk; içi boş, çürük, dayanıksız
veya bilgisi, yeteneği olmadığı halde kendini üstün göstermeye çalışan (kimse)
kofa :
gre., ara. * kophinos (sepet, taşıma kabı) (gre.); kuffa (hasırdan veya ince
tahtadan yapılmış büyük sepet), keffe (avuç, el ayası; kepçe, çanak, terazi
gözü) (ara.) * hasırotu, kamış, saz, kiliz; balıkçılıkta, kuyularda veya
gemilerde kullanılan kovaya benzer taşıma kabı, küfe, kefe
kofaktör :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + factor (yapan; eden; etki eden şey,
etken) (facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek, icra etmek,
oluşturmak) + tor (-cı, yapan, eden eki) ) * bir enzimin katalitik etkinlik
gösterebilmesi için gerekli olan, genellikle metal iyonları veya organik
moleküller gibi yardımcı bileşen, yardımcı etken, yan etken
kofaktör matris :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + factor (yapan; eden; etki eden şey,
etken) + mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak), matrix (kaynak, ana,
temel yapı; doğuran dişi; rahim; matematikte sayıların veya cebirsel ifadelerin
satır-sütun düzeninde oluşturduğu düzenli sayı dizisi formundaki tablo; kalıp,
kaynak yapı) * verilen matrisin elemanlarının eşfaktörleriyle oluşturulan,
matrisin ekini ve verilen matrisin tersini bulmak için kullanılan matris
(matrisin bir elemanının eşfaktörü, elemanın minörünün çarpımı ile elemanın
konumsal değerinin -1 kuvvetine eşittir.)
kofana :
gre. * kophinos (sepet, taşıma kabı), kophana (büyük balık sepeti; denize
bırakılan tuzak sepeti) * Karadeniz’de ve Marmara’da görülen, lüferin daha
büyük ve saldırgan türü
kofçaz :
tür. * kof (boş, oyuk) + ça (gibi, ile ilgili) + ağız (yüzde, avurtlarla iki
çene arasında yer alan, sesin çıkışına, solumaya, besin almaya yarayan, içinde
dil ve dişler bulunan boşluk) * Kırklareli’nin bir ilçesi
kofik :
tür. * kof (boş, oyuk) + ik (gibi, ile ilgili) * içi boş olan veya kurutulmuş
patlıcan, biber
kofra :
gre., fra. * kouphos (içi boş, oyuk, hafif), kouphara (oyuklar, içi boş
bölmeler; duvar içi boşluklar) (gre.); coffre (fra.) * elektrik tesisatında
sigortaların, şalterlerin veya bağlantı elemanlarının yerleştirildiği, şebeke
hattıyla bağlantılı olan ve genellikle duvar içine gömülü olan koruyucu kutu
koful :
tür. * koğ, kof (boş, oyuk, içi boş) + ul (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
sitoplazmada bulunan içi sıvı dolu boşluklardan oluşan, hücre içinde su, iyon,
besin, pigment ve atık maddeleri depolayarak osmotik dengeyi ve özellikle bitki
hücrelerinde turgor basıncını sağlayan, zararlı maddeleri izole eden ve
hücrenin iç kimyasal dengesinin korunmasına katkıda bulunan bir organel
kogia breviceps :
hol., lat. * Kogia (Hollandalı tüccar Pieter C. Kog'un soyadından) (hol.) +
brevis (kısa) + caput, ceps (kafa, baş) (lat.) * Kogiidae familyasına ait olan,
Ilıman, subtropikal ve tropikal okyanuslarda yaşayan, genellikle 2,7 ila 3,4
metre uzunluğa ve 350-400 kg ağırlığa sahip olan küçük bir dişli balina türü,
cüce ispermeçet balinası, pigme ispermeçet balinası
kogia sima :
hol., lat. * Kogia (Hollandalı tüccar Pieter C. Kog'un soyadından) (hol.) +
sima (basık burunlu, çökük burunlu, küt burunlu) (lat.) * ispermeçet
balinasıgiller (Physeteroidea) ailesine ait çok nadir ve gizemli küçük bir dişli
balina türü, cüce ispermeçet balinası
kogiidae :
hol., lat. * Kogia (Hollandalı tüccar Pieter C. Kog'un soyadından) (hol.) +
idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * dişli balinalar (Odontoceti)
takımına bağlı, cüce ispermeçet balinası ve pigme ispermeçet balinası gibi
küçük deniz memelisi türlerini içeren, ispermeçet balinasigiller ile yakın
akraba olan bir hayvan familyası
kognisyon :
lat. * cognoscere (öğrenmek; anlamak; tanımak, bilmek) (co, com (birlikte,
beraber, ile) + gnoscere (bilmek, tanımak) ) + tio (isim yapım eki) * algılama,
öğrenme, hatırlama, düşünme, akıl yürütme ve bilinçli farkındalık gibi zihinsel
süreçlerin tamamını kapsayan, bilginin edinilmesi ve işlenmesini ifade eden
temel bilişsel yetiler bütünü, bilme, tanıma, idrak
kognitif :
lat. * cognoscere (öğrenmek; anlamak; tanımak, bilmek) (co, com (birlikte,
beraber, ile) + gnoscere (bilmek, tanımak) ) + ivus (ile ilgili, gibi) *
zihinsel süreçlerle, anlama, öğrenme, hatırlama, düşünme ve bilme gibi
işlevlerle ilgili; insanın bilgi edinme ve işleme yetisiyle bağlantılı,
bilişsel
kognitif disonans :
lat. * cognoscere (öğrenmek; anlamak; tanımak, bilmek) (co, com (birlikte,
beraber, ile) + gnoscere (bilmek, tanımak) ) + ivus (ile ilgili, gibi) +
dissonentia (dis (yok, değil, zıt, karşıt, ters, olumsuzluk eki) + sonare
(çınlamak, ses çıkarmak) + entia (isim yapım eki) ) * bir kişinin inançları,
değerleri veya tutumları ile davranışları arasında çelişki veya uyumsuzluk
yaşaması durumunda ortaya çıkan zihinsel rahatsızlık ve gerilim hali, bilişsel
uyumsuzluk
koğalamak :
tür. * koğ (sürmek, itmek, kovmak) + a (bağlaç) + la (etken fiil eki) + mak
(fiil mastar eki) * hayvanları, insanları veya nesneleri bir yerden başka yere
doğru hareket ettirmek veya uzaklaştırmak
koğmak :
tür. * koğ (sürmek, itmek, kovmak) + mak (fiil mastar eki) * hayvanları,
insanları veya nesneleri bir yerden başka yere doğru hareket ettirmek veya
uzaklaştırmak
koğu :
tür. * koğu (başkaları hakkında söylentiler yaymak, dedikodu yapmak, gizli
bilgileri veya özel meseleleri konuşmak) * dedikodu, söylenti, kulaktan kulağa
yayılan söz
koğucu :
tür. * koğu (başkaları hakkında söylentiler yaymak, dedikodu yapmak, gizli
bilgileri veya özel meseleleri konuşmak) + cu (yapa, eden, eyleyen) * dedikodu
yapan, söylentici, başkalarının işini karıştıran
koğuş :
tür. * koğ (sürmek; toplamak; bir araya getirmek) + uş (isim yapım eki) *
askeri birliklerde, cezaevlerinde veya yurtlarda birden fazla kişinin birlikte
kaldığı, genellikle uyuma ve barınma amaçlı kullanılan, sınırlı sayıda kişiyi
içeren kapalı yaşam alanı; bölme; oda; grup; toplu yaşam alanı
koğuşturmak :
tür. * koğ (sürmek; toplamak; bir araya getirmek) + uş (isim yapım eki) + tur
(etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir kişiyi bir konu veya iş üzerinde
zorla uğraştırmak, meşgul etmek, peşinden koşmak, taciz etmek veya kışkırtmak
kohen :
ibr., ara. * kohen, kohanim (ç.), kahin (geleceğe yönelik bilgi veren kişi)
(ara.) * resmi din görevlisi, rahip; kehanette bulunan, gaipten haber verdiğine
inanılan kişi; Harun soyundan din görevlisi
kohenit :
alm., gre. * kohen (Alman mineralog ve meteoritbilimci Emil Wilhelm Cohen'in
soyadından) (alm.) + ites (element, kayaç ve mineral eki) (gre.) *
meteoritlerde (göktaşlarında) bulunan demir, nikel ve kobalt karbür; genellikle
maden cevherlerinde bulunan, pirit gibi kükürt içeren demir sülfür
minerallerinden biri olarak tanımlanan, özellikle altın cevherlerinde sıkça
rastlanan bir mineral türü
koherans :
lat. * coherentia (cohaerere (birbirine yapışmak, birbirine tutunmak) (co, com
(birlikte, beraber, ile) + haerere (yapışmak, tutunmak) ) + entia (isim yapım
eki) ) * mantıksallık, tutarlılık, belirli olma durumu
koherent :
lat. * coherentia (cohaerere (birbirine yapışmak, birbirine tutunmak) (co
(birlikte, beraber) + haerere (yapışmak, tutunmak) ) + ens, ent (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * mantıklı, tutarlı, belirli
kohezif :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + haerere (yapışmak, tutunmak) + ivus
(ile ilgili, gibi) * parçaların birbirine sıkı sıkıya tutunarak bir arada
kalmasını sağlayan, uyumlu ve bütünlüklü, birlikte hareket eden veya kenetlenen
kohezyon :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + haerere (yapışmak, tutunmak) + tio,
sion (isim yapım eki) * maddelerin molekülleri arasındaki çekim gücü sayesinde
birbirlerine sıkıca yapışmaları ve bir arada kalmaları durumu; sıvıların yüzey
gerilimi ve katıların iç bütünlüğü
kohomoloji kuramı :
lat., gre. * co, com (birlikte, beraber, ile) (lat.) + homologia (homos, homeo
homoios (aynı, benzer, eş) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) (gre.) + kuram (belirli bir olguyu açıklamak
için oluşturulan düşünce sistemi; teori, nazariye) + ı (iyelik eki) (tür.) *
matematikte, özellikle cebirsel topolojide, bir topolojik uzayın yapısını
incelemek için tanımlanan, uzayın deliklerini ve biçim özelliklerini
sınıflandırıp ölçen, homoloji kuramının çift yönlü karşılığı olan ve karmaşık
yapılar üzerinde fonksiyonel analiz sağlayan, cebirsel yapılar aracılığıyla
uzayların niteliklerini ortaya koyan teorik matematik dalı
kohort :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + hortus (bahçe; korunaklı alan) *
korunaklı alan; korunaklı birlik; askeri birlik; demografi, epidemiyoloji,
sosyal bilimler ve istatistikte, belirli bir zaman diliminde doğmuş veya ortak
özelliklere sahip bireylerden oluşan, araştırma ve analizlerde kullanılan grup
veya topluluk
koil :
lat., ing. * colare (toplamak; süzmek, filtrelemek, damlatmak; akmak, akıtmak;
sarmak; dolamak; halka haline getirmek) (lat.); coil (bobin) (ing.) * tel,
kablo veya hortum gibi uzun ve esnek materyallerin dairesel veya spiral şekilde
sarılması, bobin
koine hellenike glossa :
gre. * koine (ortak, genel, herkesçe kullanılan) (koinos (ortak, genel, herkese
ait) + e (dişil sıfat eki) ) + hellenike (helenik, Yunan) + glossa (dil, lisan)
* Helenistik dönemden Roma İmparatorluğu'nun ilk yüzyıllarına kadar Doğu
Akdeniz, Mısır, Anadolu ve Yakın Doğu'da ortak iletişim dili olarak kullanılan
Antik Yunancanın gelişmiş bir evresi olup İskender'in fetihleri sonrasında
Attika lehçesi temelinde oluşan, Yeni Ahit'in ve birçok erken Hristiyan
metninin yazıldığı Yunanca biçimi
koinsidans :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + incidere (düşmek, rastlamak) (in (iç,
içeri, içeride, içeriye, içine) + cadere, cidere (düşmek) ) + entia (isim yapım
eki) * iki veya daha fazla olayın, sebepsiz veya tesadüfi şekilde aynı anda
veya aynı yerde gerçekleşmesi durumu; rastlantı, tesadüf, örtüşme
koinsidental :
lat. * co, com (birlikte, beraber, ile) + incidere (düşmek, rastlamak) (in (iç,
içeri, içeride, içeriye, içine) + cadere, cidere (düşmek) ) + entia (isim yapım
eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iki veya daha fazla olayın
sebepsiz veya tesadüfi şekilde aynı zamanda veya aynı yerde gerçekleşmesiyle
ilgili; rastlantısal, tesadüfi, örtüşmeye dayalı
koios :
gre. * koios (bilgi, sezgi) * Yunan mitolojisinde Titanlar kuşağından,
özellikle akıl, bilgi ve sezgi ile ilişkilendirilen, Uranüs ve Gaia'nın oğlu,
Phoebe’nin eşi olan bir tanrı
koitus :
lat. * coitus (bir araya gelme; birleşme) (coire (birlikte gitmek) (co, com
(birlikte, beraber, ile) + ire (gitmek) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım
eki) ) * bir araya gelme; birleşme; biyoloji ve tıp alanında, özellikle insan
ve hayvanlarda çiftleşme veya cinsel birleşme
kojenerasyon :
lat., gre. * co, com (birlikte, beraber, ile) (lat.) + generare (doğurmak,
üretmek, türetmek, oluşturmak, yaratmak) (lat.) (gennaein (doğurmak, üretmek,
oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme,
oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf,
kategori), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren,
oluşturan, kaynaklanan) (gre.) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki)
(lat.) * tek bir enerji kaynağından aynı anda (eşzamanlı olarak) hem elektrik
hem de ısı enerjisi üretilmesini sağlayarak enerji verimliliğini artıran
entegre üretim sistemi
kok :
alm. * Koks (kömürün piroliz yoluyla işlenmiş hali; sertleşmiş kömür) * kömürün
yüksek sıcaklıkta oksijensiz ortamda ısıtılmasıyla elde edilen sert, siyah,
gözenekli ve yanıcı katı yakıt; karbon açısından zengin ve yanma sırasında az
miktarda duman çıkaran, kömürün piroliz yoluyla dönüşümü sonucu ortaya çıkan,
metalurjide ergitme ve enerji kaynağı olarak önemli olan katı yakıt
koka :
keç. * quechua (bitki) * Güney Amerika’ya özgü, özellikle And Dağları
bölgesinde yetişen, yaprakları alkaloid kokain içeren ve yerel kültürlerde
geleneksel tıbbi ve ritüel amaçlarla kullanılan bir bitki türü, Quechua
kokain :
lat. * kuka (koka bitkisi) + ine (kimyasal bileşik eki) * Güney Amerika kökenli
Erythroxylum coca bitkisinin yapraklarından elde edilen, merkezi sinir
sistemini uyarıcı etkisi olan, tıpta lokal anestezik olarak da kullanılan ancak
bağımlılık yapıcı etkisi nedeniyle kötüye kullanımı yaygın olan güçlü alkaloid
madde (C17H21NO4)
kokarca :
tür. * kok (koku; kötü koku yaymak) + ar (geniş zaman ve sıfat eki) + ca (ile
ilgili, gibi, -a ait) * savunma mekanizması olarak kötü ve keskin koku yayan,
özellikle böcekler ve memeliler arasında yer alan, mephitidae familyasından
olan hayvan türü
kokart :
lat., gre. * co, con (ile, birlikte, beraber) (lat.) + khartes (papirüs
yaprağı, kağıt sayfası) (gre.); charta (kağıt, yazı levhası, belge, doküman,
papirüs yaprağı, yazı levhası, kart) (lat.); cocarde (fra.) * belli bir
topluluğa özgü olan işaret; asker şapkalarına takılan, rengi uluslara ve asker
sınıflarına göre değişen işaret
koket :
lat., fra. * gallus (horoz) + etta (küçültme eki) (lat.); coquette (şık, süslü
kadın; kadın; aşırı süslü, gösterişli giyinen kadın; şıkır şıkır giyinmiş
kimse) (coq (horoz; süslü erkek) + ette (küçültme ve nitelik eki) ) (fra.) *
davranışlarıyla karşı cinsin ilgisini çekmeye çalışan, cilveli, flörtöz ve
kendini beğenmiş tavırlar sergileyen kadın; dış görünümüne özen gösteren, süslü
ve dikkat çekici olmayı seven kişi, gösterişli kadın; metres, lüks hayat süren
kadın; ahlaksız kadın, aşüfte, orospu, yosma, fahişe, kaltak, sürtük
koketri :
fra. * coq (horoz; süslü erkek) + et (küçültme ve nitelik eki) + terie (durum
eki) * kendini beğendirme çabası, cilve yapma, süslenme tutkusu, cilve, işve,
naz
kokimbit :
lat. * coquimbo (Şili’deki Coquimbo bölgesinden) + ite (element, kayaç ve
mineral eki) * sülfürlü demir yataklarının oksitlenme zonlarında ikincil olarak
oluşan, genellikle ince eş veya tanecikli yapıda, açık mor‑beyazdan sarımsı‑vişne rengine kadar renkleri
olabilen, Mohs sertliği yaklaşık 2-2,5 olan, suda çözünebilen demir‑alüminyum sülfat minerali
(Fe2(SO4)3•9H2O)
kokina :
gre. * kokkinos (kırmızı), kokkina (kırmızı olanlar; kırmızılar) * kokina
ruscus cinsine bağlı, düz sürgünleri kladod olarak bilinen ve sert, dikenli
yaprak görünümü veren, alçak, herdem yeşil, iki evcikli çalı
koklamak :
tür. * kok (duyularla algılanan uçucu madde, kokmak fiilinin kökü) + la (etken
fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * burun yoluyla havadaki koku taneciklerini
algılamak
koklea :
gre. * kohlias (salyangoz) * iç kulakta yer alan, salyangoz kabuğu gibi
kıvrımlı olan ve ses frekanslarını beyine taşıyan tüp formundaki sinirlerin
uçları
koklear :
gre., lat. * kohlias (salyangoz; spiral yapı) (gre.) + aris (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) (lat.) * iç kulakta, işitme ile ilgili ses titreşimlerini sinir
sinyallerine dönüştüren spiral şekilli yapı olan “salyangoz” (cochlea) ile
ilgili; nöroloji ve işitme cihazları (koklear implant) bağlamında kullanılan
teknik terim
kokleariform :
gre., lat. * kohlias (salyangoz; spiral yapı) (gre.) + aris (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is
(ile ilgili, -a ait) ) (lat.) * kaşık biçiminde, kaşığı andıran; özellikle ucu
genişleyip içbükeyleşen yapıya sahip olan, spiral şekilli, salyangoz şekilli
kokleat :
gre., lat. * kohlias (salyangoz; spiral yapı) (gre.) + atus (geçmiş zaman ve
sıfat yapım eki) (lat.) * salyangoz kabuğu gibi sarmal, helezon biçiminde
kıvrılmış, spiral yapılı
kokmak :
tür. * kok (duyularla algılanan uçucu madde, kokmak fiilinin kökü) + mak (fiil
mastar eki) * koku salmak
koko :
lat., por. * coco (baş, kafatası; hindistan cevizi; Portekizcede hindistan
cevizinin üç çukur izi nedeniyle “kafatası” anlamındaki coco sözcüğünden) *
tropik bölgelerde yetişen, uzun gövdeli palmiye yapılı olan, büyük ve sert
kabuklu meyvesi ve lifli kabuğu olan Arecaceae (palmiyegiller) familyasından
tropikal bir ağaç
kokobasil :
gre. * kokkos (tohum, tomurcuk, tane, tanecik, çekirdek, yuvarlak, küre)
(gre.); coccus (lat.) + basilus (çubuk şeklinde bakteri) * yuvarlak (kok) ve
çubuk (bazil) şekilli bakterilerin birleşimi veya birlikte bulunması
kokon :
gre., oks., lat. * kokkos (tane, tanecik, çekirdek, tohum, bakteri şeklinde
yuvarlak yapı) (gre.); coucoun, coco (kabuk, ceviz kabuğu) (oks.); coccum
(kermes meşesi üzerinde bulunan kırmızı böcek / kermes tanesi) (lat.); cocon
(koza, koruyucu tabaka) (fra.) * böceklerin (özellikle ipek böceklerinin) pupa
evresinden önce yumurtalarını veya kendilerini korumak için ördükleri koza
kokona :
gre. * kokona (saygıdeğer hanım, hanımefendi, orta yaşlı kadın) * Hıristiyan
kadınlarına Müslüman Türklerce verilen isim; süslenmeye düşkün kadın, çok
süslenen kadın
kokoreç :
gre., arn. * kokorotsi (mısır koçanı) (gre.); kokerroz (arn.) * iyice
temizlenmiş koyun veya kuzu bağırsağının soğan suyu, tuz ve karabiberle oğulup
arasına içyağı konularak şişe sarılıp kor ateşte kızartılmasıyla yapılan,
üzerine kekik serpilerek yenilen bir yemek
kokoroz :
gre., arn. * kokkeros (taneli, çekirdekli şey) (gre.); kokerr (tane, tahıl)
(arn.) * mısır, mısır koçanı; uzun ve sivri uçlu uzun şey
kokoş :
erm. * kokoş (tavuk) (erm.); cocotte (şık, süslü kadın; kadın; aşırı süslü,
gösterişli giyinen kadın; şıkır şıkır giyinmiş kimse) (fra.) * genellikle aşırı
süslü, rüküşlüğe kaçacak derecede abartılı giyinen, makyaj yapan ve gösterişi
seven kadın
kokot :
lat., fra. * gallus (horoz) + etta (küçültme eki) (lat.); coquette (şık, süslü
kadın; kadın; aşırı süslü, gösterişli giyinen kadın; şıkır şıkır giyinmiş
kimse) (coq (horoz; süslü erkek) + ette (küçültme ve nitelik eki) ) (fra.) *
davranışlarıyla karşı cinsin ilgisini çekmeye çalışan, cilveli, flörtöz ve
kendini beğenmiş tavırlar sergileyen kadın; dış görünümüne özen gösteren, süslü
ve dikkat çekici olmayı seven kişi, gösterişli kadın; metres, lüks hayat süren
kadın; ahlaksız kadın, aşüfte, orospu, yosma, fahişe, kaltak, sürtük
kokotxa :
bas. * kokots, kokotx (çene, çene altı) * İspanya'nın Bask bölgesine özgü
geleneksel bir balık lezzetidir ve temel olarak balığın çene altı/boyun
kısmındaki etli ve jelatinli bölgeyi (balık gıdısı veya yanağı)
kokoz :
gre. * kokona (hanımefendi, küçük hanım veya orta yaşlı/yaşlı gayrimüslim
kadın) * parasız kimse, eli boş, fakir ama gösterişli davranan kişi, gereksinim
içinde bulunan, parasız kalmış olan, parasız pulsuz, züğürt
kokpit :
ing. * cock (horoz) + pit (çukur, kuyu) * pilotun uçağı kullandığı bölüm, uçak
yönetim odası, pilot kabini
koksaki :
ing. * Coxsackie (ABD’de New York eyaletinde bir kasaba adı) * Coxsackie
kasabasında izole edilen, Picornaviridae familyasından, özellikle çocuklarda
el-ayak-ağız hastalığı, viral menenjit ve kalp kası iltihabına (miyokardit) yol
açabilen bir RNA virüsü grubu
koksal kemik :
lat., tür. * coxa (kalça) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) +
kemik (canlılarda iskelet sistemini oluşturan sert doku) (tür.) * kalça
bölgesine ait olan ve omurgayla femur (uyluk) arasında yer alan iri kemik
yapıyı tanımlayan anatomik terim; özellikle insan iskeletinde sağ ve sol olmak
üzere iki adet bulunan ve ilium, iskium, pubis kemiklerinin kaynaşmasından
oluşan kalça kemiği
koksidiod :
gre. * kokkos, kokkis (tohum, tomurcuk, tane, tanecik, çekirdek, yuvarlak,
küre; coccidia protozoonu) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli,
biçimli) * özellikle toprak kökenli, sporla bulaşan ve insanda cilt, akciğer ve
sistemik enfeksiyonlara yol açabilen Coccidioides cinsine ait mantar
koksidiodin :
gre. * kokkos, kokkis (tohum, tomurcuk, tane, tanecik, çekirdek, yuvarlak,
küre; coccidia protozoonu) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli,
biçimli) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * Coccidioides türü
mantarlarla ilgili veya onlardan elde edilen biyolojik madde
koksidiomikozis :
gre. * kokkos, kokkis (tohum, tomurcuk, tane, tanecik, çekirdek, yuvarlak,
küre; coccidia protozoonu) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli,
biçimli) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + osis (isim yapım,
durum, sorun, hastalık eki) * toprakta yaşayan Coccidioides mantarının neden
olduğu, özellikle akciğerleri etkileyen ve bazen sistemik enfeksiyona
dönüşebilen mantar kaynaklı bulaşıcı bir hastalık, vadi ateşi
koksidiyoz :
gre. * kokkos, kokkis (tohum, tomurcuk, tane, tanecik, çekirdek, yuvarlak,
küre; coccidia protozoonu) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli,
biçimli) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * bağırsaklarda
yerleşen koksid adı verilen mikroskobik parazitlerin neden olduğu, özellikle
hayvanlarda görülen enfeksiyöz bir hastalık
koksigeal :
gre., lat. * kokkyx (guguk kuşu; kuş gagasına benzer biçimi nedeniyle
kuyruksokumu kemiği) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) *
omurganın en alt ucunda yer alan kuyruksokumu (coccyx) kemiğine ait olan,
kuyruksokumu bölgesiyle ilgili
koksigeus :
gre., lat. * kokkyx (guguk kuşu; kuş gagasına benzer biçimi nedeniyle
kuyruksokumu kemiği) (gre.); coccyx + eus (son ek) (lat.) * kuyruksokumu
(coccyx) kemiğiyle ilişkili olan kas veya yapıyı tanımlayan, özellikle pelvis
bölgesinde yer alan ve kuyruksokumu kemiği ile çevre dokular arasında uzanan
musculus coccygeus adlı kas
koksiks :
gre. * kokkyx (guguk kuşu; kuş gagasına benzer biçimi nedeniyle kuyruksokumu
kemiği) * omurganın en alt ucunda, sakrumun (kuyruk sokumu kemiği) devamı
olarak yer alan, birkaç kaynaşmış küçük omurdan oluşan kuyruksokumu kemiği
kokteyl :
ing. * cock (horoz) + tail (kuyruk) * 18. yüzyılda İngilizce’de ortaya çıkan ve
muhtemelen yarış atlarının kuyruklarını havaya dik tutmak için verilen karışım
ilaçlardan esinlenerek veya renkli kuyruk benzetmesinden türeyen, zamanla
farklı içkilerin karıştırılmasıyla elde edilen içecekleri tanımlayan, kökeninde
"horoz kuyruğu gibi renkli ve karışık" çağrışımı taşıyan,
İngilizce’den Türkçeye geçmiş bir içki terimi
koku :
tür. * kok (duyularla algılanan uçucu madde, kokmak fiilinin kökü) + u (isim
yapım eki) * canlı veya cansız nesnelerden burun yoluyla algılanan, hoş veya
nahoş olabilen uçucu kimyasal bileşenlerin duyumsal etkisi
kokuşmak :
tür. * kok (duyularla algılanan uçucu madde, kokmak fiilinin kökü) + uş
(edilgen ve işteş fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir şey çürümek, bozulmak
veya pislik nedeniyle kötü koku yayar hale gelmek
kol :
tür. * kol (vücudun omuz ile el bileği arasındaki organı; yan, dal, çıkıntı;
branş, şube, kısım) * vücudun omuz ile el bileği arasındaki organı; yan, dal,
çıkıntı; kısım
kol ağzı :
tür. * kol (vücudun omuz ile el bileği arasındaki organı; yan, dal, çıkıntı;
branş, şube, kısım) + ağız (boşluk, giriş, açıklık) + ı (iyelik eki) * giysi
kolunun uç bölümü
kola :
gre., tem., men. * kolla (yapıştırıcı, yapışkan, tutkal, zamk, birleştirici)
(gre.); kola (Batı Afrika'da yetişen kola ağacı ve kafein içeren kafeinli kola
fındığı) (tem., men.) * genellikle gömlek yakası veya kumaş gibi tekstil
ürünlerinin daha dik, pürüzsüz, sert ve diri durmasını sağlamak amacıyla,
nişastalı bir sıvı olan kola maddesine batırılmış veya bu maddeyle işlem görmüş
(ütülenmiş) kumaş; tutkal, yapıştırıcı; Batı Afrika'da yetişen ve kafein içeren
kola ağacından (Cola acuminata ve Cola nitida) ve bu ağacın kola fındığı adı
verilen meyvesinden elde edilen kafein içeren, karamel ile renklendirilmiş,
şekerli veya tatlandırıcılı, karbonatlı (sodalı, gazlı) alkolsüz bir içecek
kolaçan :
tür., far. * kol (omuz ile el bileği arasındaki organ) (tür.) + çeşidan (tadına
bakmak; denemek, yoklamak, kontrol etmek), çeşan (deneme, yoklama, kontrol
etme) (far.) * dikkatlice gezip gözden geçirme, etrafı yoklama
kolagog :
gre. * khole (safra; sarı) + agein (götürmek, sevk etmek, yönlendirmek), agogos
(götüren, sevkeden, yönlendiren) * safra sıvısının karaciğerden bağırsaklara
geçişini uyaran veya artıran madde veya ilaç
kolağası :
tür. * kol (vücudun omuz ile el bileği arasındaki organı; yan, dal, çıkıntı;
branş, şube, kısım) + ağa (büyük; efendi, kıdemli görevli) + sı (iyelik eki) *
Osmanlı ve erken Cumhuriyet döneminde binbaşı ile yüzbaşı arasında yer alan,
birliğin kıdemli yüzbaşısı rütbesine verilen ünvan
kolaj :
gre., lat., fra. * kolla (yapıştırıcı, yapışkan, tutkal, zamk, birleştirici)
(gre.); colla (tutkal, yapıştırıcı) (lat.); coller (yapıştırmak) + age (isim
yapım eki) (fra.) * özellikle sanat ve grafik tasarımda, çeşitli materyallerin
(kağıt, fotoğraf, kumaş vb.) bir yüzeye yapıştırılarak bir bütün oluşturduğu
kompozisyonlar, yapıştırma
kolajen :
gre., lat. * kolla (yapıştırıcı, yapışkan, tutkal, zamk, birleştirici) (gre.);
colla (tutkal, yapıştırıcı) (lat.) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak,
yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten,
meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * vücutta bağ dokuların,
kıkırdakların, kemiklerin ve derinin yapısal bütünlüğünü sağlayan, vücuttaki toplam
proteinin yaklaşık üçte birini oluşturan, cilt, kemik, kıkırdak, tendon ve bağ
dokularının ana maddesi olan lifli protein grupları ile ilgili olan
kolakas :
gre. * kolokas (taro bitkisi, Colocasia esculenta’nın yumrusu; Kıbrıs’ta sebze
adı) * yılanyastığıgiller (Araceae) familyasından bolca potasyum içeren,
Akdeniz ve Orta Doğu mutfaklarında kullanılan, nişastalı yumruları için
yetiştirilen, geniş yapraklı bir bitki (Colocasia esculenta), taro, kolokas;
kolakas bitkisi ile yapılan Kıbrıs'ın geleneksel bir kış yemeği
kolan :
lat. * collum (boyun), collan (kemer, kuşak, at koşum takımı parçası) * bir
şeyi bağlamaya, sıkmaya, alttan tutturmaya vb. yarayan, genellikle keçi
kılından örülen, dayanıklı, uzun ve enlice bağ; eyerini veya semerini bağlamak
için hayvanın karnının altından geçirilerek bağlanan yassı kemer
kolanjiografi :
gre. * khole (safra; sarı) + angeion (kasa, kap, hazne, damar, kanal) +
graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme)
(graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) * safra yollarını radyolojik yöntemlerle görüntüleme işlemi
kolanjiokarsinom :
gre. * khole (safra; sarı) + angeion (kasa, kap, hazne, damar, kanal) +
karkinos (yengeç; tümör, kanser) * safra kanalı kanseri; safra yollarını
döşeyen epitel dokudan kaynaklanan ve genellikle kötü huylu olan tümör
kolanjiosellüler :
gre., lat. * khole (safra; sarı) + angeion (kasa, kap, hazne, damar, kanal)
(gre.) + cellula (küçük hücre, hücrecik) (cella (oda, odacık, hücre) + ulus,
ula (küçültme eki) ) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * safra
kanalı hücreleriyle ilgili
kolanjit :
gre. * khole (safra; sarı) + angeion (kasa, kap, hazne, damar, kanal) + itis
(iltihap, enfeksiyon, hastalık) * safra yolları enfeksiyonu
kolanjiyopankreatografi :
gre. * khole (safra; sarı) + angeion (kasa, kap, hazne, damar, kanal) + pan
(tüm, bütün) + kreas, kreatos (et) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek),
graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt,
işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * safra yolları ve pankreas kanal
sisteminin radyolojik olarak görüntülenmesi
kolaps :
lat., ing. * collapsus (çökmüş, yıkılmış) (com, co, con (ile, birlikte,
beraber) + labi (kaymak, düşmek, çökmek), lapsus (kayma, kayış, düşüş, çöküş) )
(lat.); collapse (ing.) * yapısal bütünlüğünü veya işlevini kaybederek aniden
çökme, yıkılma veya dağılma durumu
kolay :
tür. * kol (vücudun omuz ile el bileği arasındaki organı; yan, dal, çıkıntı;
kısım; ön organ; küçük askeri birlik, müfreze) + ay (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * rahat, rahat olan, bedensel rahatsızlık ve kaygıdan uzak, zahmet
vermeyen, çaba gerektirmeyen, yapılması güç olmayan, basit
kolbastı :
tür. * kol (vücudun omuz ile el bileği arasındaki organı; yan, dal, çıkıntı;
kısım; ön organ; küçük askeri birlik, müfreze) + bas (üstünden veya altından
itmek, sıkıştırmak) + tı (geçmiş zaman fiil eki) * Karadeniz bölgesinde popüler
olan, hızlı ritmli bir tür halk dansı ve bu dans eşliğinde yapılan müzik
kolbaşı :
tür. * kol (vücudun omuz ile el bileği arasındaki organı; yan, dal, çıkıntı;
kısım; ön organ; küçük askeri birlik, müfreze) + baş (kafa, tepe, uç, ön,
lider, reis) + ı (iyelik eki) * bir kurumda bir bölümü yöneten, bölümün başında
bulunan kimse, kol başkanı; tiyatro terimi
kolcu :
tür. * kol (vücudun omuz ile el bileği arasındaki organı; yan, dal, çıkıntı;
kısım; ön organ; küçük askeri birlik, müfreze) + cu (yapan, eden eki) * bir
şeyi korumak için bekleyen veya kol gezen görevli, kollayıcı
kolçak :
tür. * kol (vücudun omuz ile el bileği arasındaki organı; yan, dal, çıkıntı;
kısım; ön organ; küçük askeri birlik, müfreze) + çak (tutacak, destekleyici
parça) * sandalye, koltuk veya benzeri oturma araçlarında kolun dayandığı
destek parçası
koledok :
gre. * khole (safra; sarı) + dokhos, dokheon (taşıyan, alan, ileten, kanal,
boru, kemer) * karaciğerde üretilen safrayı safra kesesinden ve karaciğerden
alarak onikiparmak bağırsağına taşıyan ana safra kanalı
koledokoduodenostomi :
gre. * khole (safra; sarı) + dokhos, dokheon (taşıyan, alan, ileten, kanal,
boru, kemer) (gre.) + duo (iki) + deni, denium, denum (onlar, onluk, onlu)
(lat.) + stomia (delik açma, kesip alma, kesme, kesip çıkarma) (stoma (ağız,
açıklık, giriş) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * safra kanalının
onikiparmak bağırsağına cerrahi olarak açılması veya buraya bağlantı yapılması
koledokojejunostomi :
gre., lat. * khole (safra; sarı) + dokhos, dokheon (taşıyan, alan, ileten,
kanal, boru, kemer) + jejuno (ince bağırsak, boş bağırsak, ince bağırsağın
ikinci bölümü) (gre.); jejunus, jejunum (oruç tutma, yemek yememe, perhiz; ince
bağırsağın bir bölümü) (lat.) + stomia (delik açma, kesip alma, kesme, kesip
çıkarma) (stoma (ağız, açıklık, giriş) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
safra kanalının jejunuma (ince bağırsağın orta kısmı) cerrahi olarak bağlanması
veya açılması
koledokolityaz :
gre. * khole (safra; sarı) + dokhos, dokheon (taşıyan, alan, ileten, kanal,
boru, kemer) + lithos (taş, kaya) + iasis (iltihap, enfeksiyon, durum, sorun,
hastalık eki) * safra kanalında taş oluşumu veya taş hastalığı
koledokotomi :
gre. * khole (safra; sarı) + dokhos, dokheon (taşıyan, alan, ileten, kanal,
boru, kemer) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek),
tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (yer ve durum) )
* safra kanalının cerrahi olarak kesilip açılması işlemi
kolej :
lat. * collegium (birlik, topluluk, cemiyet, ortak kurum) (lat.); collège
(okul, eğitim kurumu) (fra.) * eğitim ve öğretim veren, genellikle lise
düzeyinde veya özel okul
kolekalsiferol :
gre., lat. * khole (safra; sarı) (gre.) + calc, calx, calci (kalsiyum, kireç) +
ferein (taşımak, getirmek, götürmek), ferol (taşıyan, getiren, götüren) * D
vitamini bileşenlerinden biri olan, vücutta kalsiyum emilimini ve kemik
sağlığını destekleyen, mahuncevizi, ceviz, sebzeler, portakal ve yumurtada
bulunan bir D vitamini türü
kolekalsiferol :
gre., lat. * khole (safra; sarı) (gre.) + calciferol (calx, calc (kireç) + ferre
(getirmek, taşımak, götürmek, yüklenmek) +ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.)
* güneş ışığı etkisiyle deride sentezlenen veya besinlerle alınan, kalsiyum ve
fosfor metabolizmasını düzenleyerek kemik mineralizasyonunu sağlayan D3
vitamini formu (C27H44O)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder