acroclinium :
gre. * akron (uç, tepe) + kline (yatak, yayılma) * çiçek başları uç kısımlarda
toplanan, kurutulmuş çiçek olarak da kullanılan papatyagiller (Asteraceae)
familyasına ait bir bitki cinsi
acrodonta :
gre. * akros, akron (uç, üst, burun, tepe, baş, yüksek, yukarı) + odous (diş),
odontos (diş ile ilgili) * kertenkeleler dünyasında (özellikle iguanagiller
grubunda) dişleri çene kemiğinin üst kenarına doğrudan kaynaşmış olan
kertenkeleleri kapsayan sürüngen grubu
actaea :
gre. * aktaia (mürver benzeri bitki) * gölgeli ormanlarda yetişen, zehirli
meyveleriyle bilinen düğünçiçeğigiller familyasına ait bir bitki cinsi
actinidia :
gre. * aktinos (ışınsal, ışına ait) (aktis (ışın, ışık huzmesi, ışınsal
çıkıntı) + inos (ile ilgili, -a ait) ) + idia (aitlik eki) * çiçek organları
ışınsal dizilim gösteren ve kivi bitkisini de kapsayan bir bitki cinsi
actinidiaceae :
gre. * aktinos (ışınsal, ışına ait) (aktis (ışın, ışık huzmesi, ışınsal
çıkıntı) + inos (ile ilgili, -a ait) ) + idia (aitlik eki) (gre.) + aceae
(-giller, botanik familya eki) (lat.) * Ericales takımına ait olan, ılıman ve
astropikal bölgelerde yetişen odunsu asmalar, çalılar ve ağaçlardan oluşan
küçük ve çiçekli bitki familyası, kivigiller
actinistia :
gre. * aktinos (ışınsal, ışına ait) (aktis (ışın, ışık huzmesi, ışınsal
çıkıntı) + inos (ile ilgili, -a ait) ) + istion (yelken, perde) + eia (isim
yapım ve durum eki) * etli yüzgeçleri ışınlı ve yelkenimsi yapıda olan,
koelakantlar (veya sölekantlar) olarak bilinen, çoğunlukla soyu tükenmiş antik
ve lob yüzgeçli balıkların (latimeryalar) oluşturduğu lob yüzgeçli balık grubu
actinopterygii :
gre. * aktinos (ışınsal, ışına ait) (aktis (ışın, ışık huzmesi, ışınsal
çıkıntı) + inos (ile ilgili, -a ait) ) + pteryx, pterygos, ptera, pteron
(kanat, yüzgeç) + ii (sınıf bildiren takson eki) * yüzgeçleri kemiksi ışınlarla
desteklenen ışın yüzgeçli balıkları kapsayan omurgalı sınıfı, ışınsal
yüzgeçliler
actinoscyphia :
gre. * aktinos (ışınsal, ışına ait) (aktis (ışın, ışık huzmesi, ışınsal
çıkıntı) + inos (ile ilgili, -a ait) ) + skyphos (kase, kap, tas, çanak) + eia
(isim yapım ve durum eki) * Venüs sinekkapanı deniz şakayığı (Actinoscyphia
aurelia) olarak bilinen derin deniz canlısı türlerini kapsayan, ışınsal biçimde
düzenlenmiş çanak benzeri iskelet yapısıyla karakterize olan, avını yakalamak
için tentaküllerini (kollarlarını) bir huni gibi kapatmasıyla bilinen deniz
şakayığı cinsi
actinotrichia :
gre. * aktinos (ışınsal, ışına ait) (aktis (ışın, ışık huzmesi, ışınsal
çıkıntı) + inos (ile ilgili, -a ait) ) + thrix, trikhos (kıl, tüy, saç, saçak,
tel) + eia (isim yapım ve durum eki) * ışınsal ince dalları veya kıl benzeri
uzantılarıyla tanınan kırmızı alg cinsi; balık embriyolarında ve larvalarında
yüzgeç kıvrımlarını destekleyen, kıl benzeri esnek lifler, ipliksi yapılar
actinotus :
gre. * aktis (ışın, ışınsal yapı) + notos (sırt, arka yüz) * çiçek yapıları
ışınsal sırt çıkıntıları gösteren, şemsiyegiller familyasına ait bir bitki
cinsi
actites :
gre. * aktites (kıyıya ait, sahil taşı) * kıyı ve deniz kenarı ortamlarında
yetişen, tuzlu koşullara uyum sağlamış bitkiler için kullanılan tarihsel bir
bitki adıdır
acube :
ara. * acebe (şaşırmak, hayret etmek, hayran olmak), i'cab (şaşırtma, hayran
etme, hayrete düşürme), acib (tuhaf, garip, ilginç) * tuhaf olan, garip olan,
alışılmadık, garip şey veya kimse
acul :
ara. * acala (hızlı olmak, hızlı hareket etmek, çabuk olmak, süratli olmak,
telaş etmek, çabuk olmak, ivedi olmak) * aceleci, telaşlı
aculeata :
lat. * aculeus (iğne, diken, iğne ucu) (acus (iğne, sivri olan) + leus
(küçültme eki) ) + ata (grup bildiren takson eki) * dikenli, sivri uçlu;
dişileri iğneye dönüşmüş yumurtlama borusuna (iğneye) sahip arıları,
eşekarılarını, iğneli yaban arılarını ve karıncaları içeren Hymenoptera takımına
bağlı zarkanatlı böcek alt grubu (iğneli zar kanatlılar); bitki taksonomisinde
genellikle sivri uçlu veya dikenli yaprakları, gövdeleri veya meyveleri
tanımlamak için bir tür adı (epiteti) olarak kullanılan kelime
acun :
tür. * acun (yaratılış, dünya, cihan, evren, , yaşam, enkarnasyon) * var olan
tüm şeyler, evreni oluşturan bütün varlıklar; zaman ve mekan içinde mevcut olan
her şeyin toplamı, evren, kainat, kozmos (genesis (gre.) )
acur :
gre. * agguri (hıyar, incir) (gre.); accur (hıyar, bir tür yeşil kavun) (ara.)
* kabakgillerden, kabuğu çizgili ve tüylü, açık yeşil renkte, genellikle
turşusu yapılan, irice bir tür hıyar
acuze :
ara. * a’ceze (güçsüz olmak, yetersiz kalmak, aciz kalmak, yapamamak, zayıf
düşmek, çaresiz olmak), acz (zafiyet, güçsüzlük, düşkünlük, yetersizlik,
çaresizlik), aciz (zayıf, güçsüz, yetersiz, çaresiz) * güçsüz kadın, zayıf
kadın, çaresiz kadın, yetersiz kadın, kocakarı, ihtiyar kadın, yaşlı kadın;
kılıç; şarap; sırtlan.
acür :
ara. * acur (pişmiş toprak malzeme, kerpiç, tuğla, kiremit; kuyruk; yoğunluk,
semizlik, besililik; yoğun olmak, hacimli ve cüsseli olmak) * pişmiş toprak
malzeme, kerpiç, tuğla, kiremit; kuyruk; yoğunluk, semizlik, besililik; yoğun,
hacimli ve cüsseli olma
acüs :
ara. * acasa (almak, elde etmek, edinmek, kabzetmek) * alma, elde etme, edinme;
gecenin sonu
aciyo :
lat., ita. * agio (kolaylık, uygunluk, yapılabilirlik; fark, prim, komisyon,
ücret) * kolaylık, uygunluk, yapılabilirlik; fark, prim, komisyon, ücret;
finans ve bankacılıkta para alış-satış farkı veya komisyon; bir ticaret
senedinin üzerinde yazılı miktarla indirimden sonraki miktar arasındaki fark
acyocu :
ita. * agio (kolaylık, rahatlık, uygunluk, elverişlilik) (ita.) + cu (yapan,
eden kimse) (tür.) * piyasada, borsada tahvil ve hisse senetlerinin değerini
düşürmek veya yükseltmek için hileler yapan ve bundan kazanç sağlayan kimse
acz :
ara. * a’ceze (güçsüz olmak, yetersiz kalmak, aciz kalmak, yapamamak, zayıf
düşmek, çaresiz olmak), aciz (zayıf, güçsüz, yetersiz, çaresiz) * zafiyet, güçsüzlük,
düşkünlük, yetersizlik, çaresizlik
acz-mendi :
ara., far. * acz (zafiyet, güçsüzlük, düşkünlük, yetersizlik, çaresizlik)
(ara.) + mend (-cı, yapan, eden kimse; ile ilgili, -a ait)+ i (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * iktidarsızlık, kifayetsizlik, yetersizlik, güçsüzlük;
fakr
aç :
tür. * aç (aralamak, aralık yapmak, kapalı, sıkışık veya örtülü bir şeyi
serbest hale getirmek; başlatmak; aralık, boşluk) * yemek yeme ihtiyacı
hisseden, doygunluğun sonuna gelmiş; açmak fiilinin ikinci tekil şahıs emir
kipi
açacak :
tür. * aç (yemek yeme ihtiyacı hisseden) + acak (araç, vasıta, alet) * kutu,
şişe gibi nesnelerin kapaklarını açmaya yarayan araç
açar :
tür. * aç (aç (aralamak, aralık yapmak, kapalı, sıkışık veya örtülü bir şeyi
serbest hale getirmek; başlatmak; aralık, boşluk) + ar (-cı, yapan, eden eki) *
açacak, anahtar; yemeklerden önce, iştah açmak için içilen alkollü içki
açelya :
gre. * azaleos (kurumuş, kuru; susamış, susuz) (azein (kurumak) + leos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * fundagiller familyasından, kumlu toprakta
yetişen, renkli, kokusuz çiçekler açan bir bitki
açgözlü :
tür. * aç (yemek yeme ihtiyacı hisseden) + göz (görme organı) + lü (sıfat yapım
eki) * sahip olduğundan daha fazlasını istemekten kendini alamayan, mal, para
veya başka şeylere karşı ölçüsüz istek ve hırs gösteren kimse
açgözlü :
tür. * aç (yemek yeme ihtiyacı hisseden) + göz (görme organı) + lü (ile,
beraber, birlikte, sahibi) * elindekilerle yetinmeyen, daha fazlasını elde etme
isteğini aşırı ölçüde taşıyan, doymak bilmeyen, tamahkar
açgözlülük :
tür. * aç (yemek yeme ihtiyacı hisseden) + göz (görme organı) + lü (ile,
beraber, birlikte, sahibi) + lük (isim yapım eki) * açgözlü olma durumu,
elindekilerle yetinmeyip daha fazlasını elde etme isteği, doymak bilmeme, tamah
açı :
tür. * aç (aralamak, aralık yapmak, kapalı, sıkışık veya örtülü bir şeyi
serbest hale getirmek; başlatmak; aralık, boşluk) + ı isim yapım eki) * iki
doğru parçasının birleştiği noktada doğrular arasında oluşan aralık
açı ölçer :
tür. * aç (aralamak, aralık yapmak, kapalı, sıkışık veya örtülü bir şeyi
serbest hale getirmek; başlatmak; aralık, boşluk) + ı (isim yapım eki) + ölç
(sayısal değerini tespit etmek, ölçmek) + er (yapan, eden eki) * açıların
büyüklüğünü derece veya başka bir açı birimiyle ölçmeye yarayan araç
açı sekstantı :
tür., lat. * aç (aralamak, aralık yapmak, kapalı, sıkışık veya örtülü bir şeyi
serbest hale getirmek; başlatmak; aralık, boşluk) + ı (isim yapım eki) + sextus
(altıda bir, altıncı; Sekstant 60 derecelik yaya sahiptir.) + ant (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * bir gök cismiyle ufuk düzlemi arasındaki açısal
mesafeyi ölçmekte kullanılan optik seyir cihazı
açık :
tür. * aç (aralamak, aralık yapmak; aralık, boşluk; kapalı olanın kapalı olma
halini sonlandırmak) + ık (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * aralık olan,
hiçbir engeli bulunmayan, geçişe uygun, kapalı olmayan, gizli olmayan
açık açık :
tür. * açık (aralık olan, hiçbir engeli bulunmayan, geçişe uygun, kapalı
olmayan, gizli olmayan) + açık (aralık olan, hiçbir engeli bulunmayan, geçişe
uygun, kapalı olmayan, gizli olmayan) * gizlemeden, saklamadan, dolambaçlı veya
örtülü bir anlatıma başvurmadan, doğrudan ve anlaşılır biçimde
açık artırma :
tür. * açık (aralık olan, hiçbir engeli bulunmayan, geçişe uygun, kapalı
olmayan, gizli olmayan) + artırma (nicelik olarak çoğaltma, fazlalaştırma) *
bir malın veya hizmetin, katılımcıların birbirini izleyen daha yüksek fiyat
teklifleri vermesi yoluyla en yüksek bedeli önerene satılması yöntemi, müzayede
açık çek :
tür. * açık (aralık olan, hiçbir engeli bulunmayan, geçişe uygun, kapalı
olmayan, gizli olmayan) + scaccus (şah, kral) (lat.); şah (hükümdar, kağan,
kral, reis, başkan, padişah; büyük, üstün, usta, seçkin, önde gelen) (far.),
chèque, echec (durduma ve kontrol etme; keşideci, lehtar ve muhatap arasındaki
üçlü bir havale ilişkisini barındıran, bir alacak hakkını içeren kambiyo senedi
türü) (fra.) * üzerinde ödenecek miktar belirtilmemiş veya sonradan doldurulmak
üzere boş bırakılmış çek; bir kimseye geniş yetki veya sınırsız hareket alanı
sağlayan imkan (mecazi)
açık deniz :
tür. * açık (aralık olan, hiçbir engeli bulunmayan, geçişe uygun, kapalı
olmayan, gizli olmayan) + deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan,
birbirleriyle bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl; eski
Türklerde “mavi” rengin doğunun, “ak” rengin batının, “kırmızı” rengin güneyin
ve “kara” rengin kuzeyin sembolü olarak kullanılmıştır.) * kıyıdan ve
karasularından uzakta, herhangi bir devletin kara sınırları veya kıyı etkisi
dışında kalan deniz bölümü; kıyıdan uzak denizler bütünü
açık fonksiyon :
tür. * açık (aralık olan, hiçbir engeli bulunmayan, geçişe uygun, kapalı
olmayan, gizli olmayan) + fungere (yapmak, yerine getirmek, uygulamak), functio
(yapma, yerine getirme, icra, işlev, görev) (fungi, fungere (yapmak, yerine
getirmek, icra etmek, işlemek, uygulamak) + tio (isim yapım eki) ) * cebirde
çıktı değişkeninin (bağımlı değişken) yalnızca girdi değişkeni (bağımsız
değişken) açısından açıkça yazılabildiği bir fonksiyon
açık gönderim teoremi :
tür., gre. * açık (aralık olan, hiçbir engeli bulunmayan, geçişe uygun, kapalı
olmayan, gizli olmayan) + gönderim (iletme, yollama, sevk) (tür.) + theorema
(seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme, teorem, kuram,
ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * U, karmaşık düzlem C 'nin
bağlantılı açık bir altkümesiyse ve f = U → C sabit olmayan holomorf bir
fonksiyonsa, o zaman f'nin açık gönderim olduğunu ifade eden yani U'nun açık
altkümelerini C 'nin açık altkümelerine gönderen teorem, karmaşık analiz
açık hava :
tür. * açık (aralık olan, hiçbir engeli bulunmayan, geçişe uygun, kapalı
olmayan, gizli olmayan) + hava (atmosfer, boşluk) * kapalı bir yapı veya
mekanın dışında bulunan ortam, dışarıda, üstü kapalı olmayan yer
açık kalp ameliyatı :
tür., ara. * açık (aralık olan, hiçbir engeli bulunmayan, geçişe uygun, kapalı
olmayan, gizli olmayan) + kalb (kanın dolaşımını sağlayan, dört odacıklı, kaslı
ve sürekli ritmik kasılmalarla kan pompalayan temel organ, yürek) + amala (iş
yapmak, çalışmak, yapmak, işlemek), amel (iş, çalışma, yapma, etme, eyleme,
işleme) + iy (sıfat yapım eki) + at (isim yapım ve çoğul eki) (ara.) + ı
(iyelik eki) (tür.) * kalbin cerrahi olarak doğrudan müdahaleye açıldığı, göğüs
kafesinin ve genellikle kalbin cerrahın erişimine sunulduğu ameliyat türü
açık oturum :
tür. * açık (aralık olan, hiçbir engeli bulunmayan, geçişe uygun, kapalı
olmayan, gizli olmayan) + oturum (seans, celse, toplantı, birleşim) (otur
(konmak, yerleşmek) + um (isim yapım eki) ) * belirli bir konu üzerinde farklı
görüşlerin bir yönetici eşliğinde dinleyicilerin önünde tartışıldığı, kamuya
açık toplantı biçimi
açık öğretim :
tür. * açık (aralık olan, hiçbir engeli bulunmayan, geçişe uygun, kapalı
olmayan, gizli olmayan) + öğretim (öğretme ve öğrenme işi, eğitim) (öğr (bilgi
vermek, kavratmak) + et (etkenen fiil eki) + im (isim yapım eki) ) *
öğrencilerin derslere sürekli olarak fiziksel ortamda katılmasını
gerektirmeden, çoğunlukla uzaktan eğitim araçları ve belirli sınavlar yoluyla
yürütülen öğretim biçimi
açık saçık :
tür. * açık (aralık olan, hiçbir engeli bulunmayan, geçişe uygun, kapalı
olmayan, gizli olmayan) + saçık (saçılmış, serpilmiş, dağılmış, yayılmış ) (saç
(dağıtmak, savurmak, serpmek, yaymak; yayılmak, sarkmak, saçılmak) + ık (sıfat
yapım eki) ) * edep ve ahlak kurallarına aykırı biçimde cinsel içerik veya
çıplaklık barındıran, utanma duygusunu gözetmeden sergilenen veya anlatılan
açıkağız :
tür. * açık (aralık olan, hiçbir engeli bulunmayan, geçişe uygun, kapalı
olmayan, gizli olmayan) + ağız (boşluk, giriş, açıklık) * Turpgillerden Bir
Bitki (Hesperis Acris)
açıkça :
tür. * açık (aralık olan, hiçbir engeli bulunmayan, geçişe uygun, kapalı
olmayan, gizli olmayan) + ça (eşitlik ve tarz bildiren zarf eki) * gizlemeden,
saklamadan, dolambaçlı anlatıma başvurmadan, belirgin ve anlaşılır biçimde
açıkçı :
tür. * açık (aralık olan, hiçbir engeli bulunmayan, geçişe uygun, kapalı
olmayan, gizli olmayan) + çi (yapan, eden eki) * borsadaki fiyat
dalgalanmalarından yararlanarak havadan para kazanan kimse
açıkgöz :
tür. * açık (aralık olan, hiçbir engeli bulunmayan, geçişe uygun, kapalı
olmayan, gizli olmayan) + göz (görme organı) * ortaya çıkan olanaktan kurnazca
yararlanmasını bilen, uyanık davranarak çıkarını sağlayan kimse, uyanık, kurnaz
açıklama :
tür. * açık (aralık olan, hiçbir engeli bulunmayan, geçişe uygun, kapalı
olmayan, gizli olmayan) + la (etken fiil eki) + ma (isim yapım eki) * izahat,
bir konu hakkında bilgi verme
açıklamak :
tür. * açık (aralık olan, hiçbir engeli bulunmayan, geçişe uygun, kapalı
olmayan, gizli olmayan) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir
şeyi anlaşılır hale getirmek, izah etmek, beyan etmek, duyurmak, izah etmek,
bir konu hakkında bilgi vermek
açıklayıcı :
tür. * açık (aralık olan, hiçbir engeli bulunmayan, geçişe uygun, kapalı
olmayan, gizli olmayan) + la (etken fiil eki) + yıcı (sıfat yapım eki) * bir
konuyu, durumu veya düşünceyi daha anlaşılır hâle getiren, açıklamaya ve
anlamayı kolaylaştırmaya yarayan
açıksözlü : tür.
* açık (aralık olan, hiçbir engeli bulunmayan, geçişe uygun, kapalı olmayan,
gizli olmayan) + söz (konuşma, söylem, kelam, ifade, düşünce) + lü (ile,
birlikte, beraber, sahibi) * düşündüğünü, bildiğini veya hissettiğini
çekinmeden ve doğrudan söyleyen, sözünü sakınmayan, dürüstçe konuşan
açılım :
tür. * aç (aralamak, aralık yapmak, kapalı, sıkışık veya örtülü bir şeyi
serbest hale getirmek; başlatmak; aralık, boşluk) + ıl (dönüşlü fiil eki) + ım
(isim yapım eki) * açılma, genişleme, yayılma; bir şeyin anlamını, kapsamını
veya yönünü ortaya koyma; bir yıldızın gök eşleğine olan uzaklığı, yıldızın gök
eşleğinden uzaklaşması
açılır kapanır :
tür. * aç (aralamak, aralık yapmak, kapalı, sıkışık veya örtülü bir şeyi
serbest hale getirmek; başlatmak; aralık, boşluk) + ıl (dönüşlü fiil eki) + ır
(geniş zaman fiil eki ve sıfat yapım eki) + kap (içine almak, kavramak,
kaplamak, kapsamak, örtmek, sarmak) + an (dönüşlü fiil eki) + ır (geniş zaman
fiil eki ve sıfat yapım eki) * gerektiğinde açık veya kapalı duruma getirilebilen,
katlanabilir veya hareketli yapıya sahip olan
açılış :
tür. * aç (aralamak, aralık yapmak, kapalı, sıkışık veya örtülü bir şeyi
serbest hale getirmek; başlatmak; aralık, boşluk) + ıl (dönüşlü fiil eki) + ış
(isim yapım eki) * açılma
açılmak :
tür. * aç (aralamak, aralık yapmak, kapalı, sıkışık veya örtülü bir şeyi
serbest hale getirmek; başlatmak; aralık, boşluk) + ıl (dönüşlü fiil eki) + mak
(fiil mastar eki) * kapalı veya örtülü durumdan açık duruma gelmek; engeli,
sıkıntısı veya kısıtlaması ortadan kalkmak; gelişmeye, kullanıma veya erişime
uygun duruma gelmek; içini dökmek, genelde paylaşmadığı düşüncelerini ve ruh
halini paylaşmak
açımlamak :
tür. * aç (aralamak, aralık yapmak, kapalı, sıkışık veya örtülü bir şeyi
serbest hale getirmek; başlatmak; aralık, boşluk) + ım (isim yapım eki) + la
(etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir konuyu detaylarıyla anlatarak
anlaşılır kılmak
açıortay :
tür. * açı (iki doğru parçasının veya yüzeyin birleştiği noktada oluşan aralık,
açıklık) + ortay (ortalayan) (bir şeyin iki ucu arasında eşit uzaklıkta bulunan
yer) + y -cı, yapan, eden eki) ) * açıyı iki eşit açıya bölen yarıdoğru
açıölçer :
tür. * açı (iki doğru parçasının veya yüzeyin birleştiği noktada oluşan aralık,
açıklık) + ölçer (hesaplayan, sayan, miktar belirleyen, ölçen araç) * açıların
büyüklüğünü derece veya başka bir açı birimiyle ölçmeye yarayan araç
açısal :
tür. * açı (iki doğru parçasının birleştiği noktada doğrular arasında oluşan
aralık) + sal (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer, gibi) * açıya ilişkin, açıyla
ilgili veya açı biçiminde olan
açısal frekans :
tür., lat. * açı (iki doğru parçasının birleştiği noktada doğrular arasında
oluşan aralık) + sal (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer, gibi) (tür.) +
frequentia (sıklık, çokluk, tekrar etme) (frequens, frequent (sık, sık olan,
tekrar eden, çok bulunan, çok sayıda, sürekli) + ia (isim yapım ve durum eki) )
(lat.) * bir titreşim veya periyodik hareketin birim zamanda katettiği faz
açısını ifade eden, frekansın \(2\pi\) ile çarpımına eşit olan büyüklük; birimi
radyan/saniye (rad/s)
açısal hız :
tür. * açı (iki doğru parçasının birleştiği noktada doğrular arasında oluşan
aralık) + sal (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer, gibi) + hız (sürat, çabukluk)
* düzgün dairesel hareket yapan bir cismin yarıçap vektörünün birim zamanda
katettiği açı; titreşim açısının birim zamandaki değişim miktarı (ω = (θ.t) )
açısal ivme :
tür. * açı (iki doğru parçasının veya yüzeyin birleştiği noktada oluşan aralık,
açıklık) + sal (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer, gibi) + ivme (hızlanma, hızın
zamana göre değişim oranı) * açısal hızın birim zamandaki değişimi (rad/s^2),
formülü α = d.ω/d t
açısal yer değiştirme :
tür. * açı (iki doğru parçasının veya yüzeyin birleştiği noktada oluşan aralık,
açıklık) + sal (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer, gibi) + yer (yeryüzü, toprak,
zemin, mekan, bulunulan alan, ortam, konum, lokasyon, makam, mevki) +
değiştirmek (farklı hale sokmak, ikame etmek, dönüştürmek, yerine geçmek) (teg,
deg (döndürmek, çevirmek, değmek, dokunmak) + iş (edilgen fiil eki) + tir
(etken fiil eki) + me (isim yapım eki) ) * dönen bir cismin başlangıç konumu
ile son konumu arasındaki açısal farkı ifade eden, dönme hareketindeki konum
değişimini gösteren büyüklük
açısından :
tür. * açı (iki doğru parçasının veya yüzeyin birleştiği noktada oluşan aralık,
açıklık) + sı (iyelik eki) + ndan (kaynak, köken belirteci) * bir konuya,
duruma veya olaya belirli bir yön, bakış noktası ya da ölçüt bakımından,
yönünden, bakımından
açıt :
tür. * aç (aralamak, aralık yapmak, kapalı, sıkışık veya örtülü bir şeyi
serbest hale getirmek; başlatmak; aralık, boşluk) + ıt (isim yapım eki) *
yapıda, kapı ve pencere olarak kullanılmak üzere duvarda bırakılan boşluk
açkı :
tür. * aç (aralamak, aralık yapmak, kapalı, sıkışık veya örtülü bir şeyi
serbest hale getirmek; başlatmak; aralık, boşluk) + kı (isim yapım eki) *
kilidi açan araç; demircilikte delik büyütme işinde yararlanılan araç
açlık :
tür. * aç (yemek yeme ihtiyacı hisseden; aralık, boşluk; aralamak, aralık
yapmak, kapalı, sıkışık veya örtülü bir şeyi serbest hale getirmek; başlatmak)
+ lık (isim yapım ve durum eki) * yemek yeme ihtiyacı hissetme durumu,
doygunluğun sonuna gelmiş olma
açlık grevi :
tür., fra. * aç (yemek yeme ihtiyacı hisseden; aralık, boşluk; aralamak, aralık
yapmak, kapalı, sıkışık veya örtülü bir şeyi serbest hale getirmek; başlatmak)
+ lık (isim yapım ve durum eki) (tür.) + grève (iş bırakma) (fra.) + i (iyelik
eki) (tür.) *
açma :
tür. * aç (aralamak, aralık yapmak, kapalı, sıkışık veya örtülü bir şeyi serbest
hale getirmek; başlatmak; aralık, boşluk) + ma (isim yapım eki) * açış; süt,
sıvı yağ, yumurta, toz şeker, tuz, maya ve un kullanılmak suretiyle fırında
pişirilerek hazırlanan unlu mamül
açmak :
tür. * aç (aralamak, aralık yapmak; aralık, boşluk; kapalı olanın kapalı olma
halini sonlandırmak) + mak (fiil mastar eki) * iki şey arasında aralık
oluşturmak, meydana çıkarmak, ortaya çıkarmak, görmeyi engelleyen unsuru
ortadan kaldırmak
açmaz :
tür. * aç (aralamak, aralık yapmak; aralık, boşluk; kapalı olanın kapalı olma
halini sonlandırmak) + maz (üçüncü tekil şahıs olumsuzluk eki) * içinden
çıkılamayan, çözüm bulunamayan sorun
ad :
tür. * ay (söylemek) + lt (isim yapım eki) * isim; bir şeye eklenen kelime, bir
şey ile ilintilendirilen kelime, bir şeye işaret eden kelime
ad kavmi :
ara. * ad (Yemen’in güneyinde, Ahkaf bölgesinde yaşamış olan bir kavim) + kavm
(aralarında dil, din, gelenek, örf, kültür birliği olan topluluk) (kame
(durmak, ayakta durmak, bir yerde bulunmak) ) + i (iyelik eki) (tür.) * peygamberleri
Hz. Hud’un çağrısına uymayıp isyan etmeleri yüzünden Allah'ın gazabına
uğrayarak yok olan eski bir Arap kabilesi
ad libitum :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + libere (hoşnut etmek, keyif vermek,
memnun etmek; istemek, sevmek, özen göstermek, önemsemek), libido, libitum
(keyif, istek, arzu, rıza; şehvet) * müzikte tempo, ifade, tonalite ve çalgı
seçimi gibi unsurların yorumcunun isteğine bırakılması
a'da :
ara. * a'da (azmak, sınırı aşmak) * azmak, sınırı aşmak, haddini aşmak
ada : tür.
* otrul (kesmek) + ğ (isim yapım eki); atağ * ayrılmış veya kesilmiş yer;
çevresi su ile kaplı kara parçası
ada tavşanı :
tür. * ada (ayrılmış veya kesilmiş yer) + tavşan (küçük, uzun kulaklı, hızlı
koşan, kemirgen memeli hayvan) + ı (iyelik eki) * tavşana yakın bir kemirici
memeli, yaban tavşanı
adab :
ara. * aduba (toplantıya davet etmek, çağırmak, davete katılmak) * edep,
terbiye, görgü, nezaket, incelik; iyi davranış biçimleri; kültürel olgunluk ve
güzel ahlak, usul, uygunluk, görgü, iyi terbiye, naziklik, usluluk, zariflik;
adapt; adapter; adaptieren (uyarlamak, uygun hale getirmek, uyumlamak) (ing.,
fra., alm.)
adab u erkan :
ara. * adab (edep, terbiye, görgü, nezaket, incelik; iyi davranış biçimleri;
kültürel olgunluk ve güzel ahlak, usul, uygunluk, görgü, iyi terbiye, naziklik,
usluluk, zariflik) + u (tamlama bağlacı) + erkan (temeller, esaslar, ana
unsurlar, dayanaklar; ayrıca saygıdeğer kişiler, ileri gelenler, rükünler) *
rükünlerin edebi, görgü kuralları; bir işin veya disiplinin temel prensipleri
ve bunlara uygun davranış biçimleri; terbiye ve usul kuralları
adab-ı muaşeret :
ara. * adab (edep, terbiye, görgü, nezaket, incelik; iyi davranış biçimleri;
kültürel olgunluk ve güzel ahlak, usul, uygunluk, görgü, iyi terbiye, naziklik,
usluluk, zariflik) + ı (tamlama bağlacı) + muaşeret (bir arada yaşama, birlikte
bulunma, sosyal ilişki; insanlarla iletişim ve sosyal etkileşim biçimi) * iyi
geçinme usulü, nezakete uygunluk; sosyal görgü kuralları, insanlar arası
ilişkilerde edep ve terbiye; nezaket ve ahlak kuralları çerçevesinde birlikte
yaşama biçimi
adabımuaşeret :
ara. * adab (edep, terbiye, görgü, nezaket, incelik; iyi davranış biçimleri;
kültürel olgunluk ve güzel ahlak, usul, uygunluk, görgü, iyi terbiye, naziklik,
usluluk, zariflik) + ı (tamlama bağlacı) + muaşeret (bir arada yaşama, birlikte
bulunma, sosyal ilişki; insanlarla iletişim ve sosyal etkileşim biçimi) * iyi
geçinme usulü, nezakete uygunluk; sosyal görgü kuralları, insanlar arası
ilişkilerde edep ve terbiye; nezaket ve ahlak kuralları çerçevesinde birlikte
yaşama biçimi
adaçayı :
lat. * ada (ayrılmış veya kesilmiş yer; çevresi su ile kaplı kara parçası) +
çay (ça (Çincenin Mandarin lehçesinde; Camellia sinensis bitkisi ve
yapraklarından hazırlanan sıcak içecek), çay (far.) ) + ı (iyelik eki) *
Ballıbabagiller (Lamiaceae) familyasındaki kokulu bitkilerin en büyük cinsi ve
Salvia Nepetoideae alt familyasındaki Mentheae kabilesinin üyesi; Latincesi
"Salvia" (salvia (salvare (iyileştirmek, kurtarmak), salus (sağlık,
esenlik, güvenlik, kurtuluş), salvus (sağ, sağlam, salim, zarar görmemiş,
güvenli, emniyetli, sağlıklı) + ia (gibi olma) )
adagan :
tür., moğ. * adagan (adak sunulan, kendisine adanan, kendisine feda edilen)
(ad, at (sunmak, vermek, feda etmek, ismini ortaya koymak) + a (bağlaç) + gan
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (tür.) ); adagan (kıskançlık) (moğ.) * Türk
ve Altay mitolojisinde dağ tanrısı
adagietto :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + agio (sakinlik, rahatlık, yavaşlık,
uygunluk) + ettus (küçültme eki) (lat), etto (ita.) * biraz yavaş, biraz
yavaşça; müzikte adagiodan biraz daha hızlı ama yine de yavaş tempo
adagio :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + agio (sakinlik, rahatlık, yavaşlık,
uygunluk) ) * sakince, rahatça, yavaşça; müzikte yavaş, ağır tempo
adahi :
ara. * dahha (kurban kesmek, Allah’a adak olarak hayvan kesmek), udhiye
(kurban, kesilecek hayvan) * kurbanlar, adaklar, kesilecek hayvanlar
adahik :
ara. * dahike (gülmek), udhuke (şaka, mizah, espri, gülünç şey, komik olan) *
şakalar, mizahlar, espriler, gülünç şeyler, komik olanlar
adak :
tür. * ad, at (sunmak, vermek, feda etmek, ismini ortaya koymak) + ak (isim
yapım eki) * adını ortaya koyma, kendni öne sürme; bir amaç uğruna bir şeyi
feda etme
adakk :
ara. * dakka (ufalamak, inceltmek, ayrıntılandırmak, incelemek, inceltmek,
dikkatle araştırmak; vurmak, yıkmak, ezmek, ezip ufalamak, yerle bir etmek,
düzlemek, dümdüz etmek), dakika (ince, hassas, küçük parça; zaman birimi olarak
dakika (saatin altmışta biri) ) * ince, hassas, dakik
adaklı :
tür. * ad, at (sunmak, vermek, feda etmek, ismini ortaya koymak) + ak (isim
yapım eki) + lı (ile, birlikte, beraber, sahibi) * sözü, ahdi, adağı olab;
Bingöl’ün bir ilçesi
adaksiyal :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + axialis (axis (aks, eksen) + ialis
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * bir organın eksene bakan veya eksene
yakın yüzünde bulunan; eksene dönük
a'dal :
ara * idl (eşit, denk, müsavi) * eşitler, denkler, müsaviler
adalar :
tür. * ada (ayrılmış veya kesilmiş yer) + lar (çoğul eki) (atağlar) *
İstanbul’un bir ilçesi
adale :
ara. * adal (tarla faresi), adala (kas) * insanlarda ve hayvanlarda, kasılarak
veya açılarak vücudun her türlü devinimini sağlayan, tellerden oluşan organ ve
bu organın telsi dokusu, kas
adalet :
ara. * adala (doğru olmak, adil olmak, doğruluktan sapmamak, denge içinde
olmak, hakkını vermek), addala (düzeltmek, dengelemek, denkleştirmek,
düzeltmek, düzenlemek, tadil etmek, eğriliği gidermek, adil davranmak, adil
olmak, eşitlemek) + et (isim yapım eki), adl (hak, doğruluk) * doğruluk,
hakkaniyet, eşitlik, her şeyi yerli yerine koyma; hukuka ve vicdana uygun
davranma, hak gözetme
adalet bakanı :
ara., tür. * adala (doğru olmak, adil olmak, doğruluktan sapmamak, denge içinde
olmak, hakkını vermek), addala (düzeltmek, dengelemek, denkleştirmek,
düzeltmek, düzenlemek, tadil etmek, eğriliği gidermek, adil davranmak, adil
olmak, eşitlemek) + et (isim yapım eki) (ara.) + bakan (görevli, yönetici) (bak
(görmek için başı veya gözleri çevirmek) + an (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) + ı (iyelik eki) (tür.) * Adalet Bakanlığını yöneten, adalet
hizmetlerinin yürütülmesinden ve bakanlığın çalışmalarından sorumlu hükümet
üyesi
adalet bakanlığı :
ara., tür. * adala (doğru olmak, adil olmak, doğruluktan sapmamak, denge içinde
olmak, hakkını vermek), addala (düzeltmek, dengelemek, denkleştirmek,
düzeltmek, düzenlemek, tadil etmek, eğriliği gidermek, adil davranmak, adil
olmak, eşitlemek) + et (isim yapım eki) (ara.) + bakan (görevli, yönetici) (bak
(görmek için başı veya gözleri çevirmek) + an (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) + lık (isim yapım eki) + ı (iyelik eki) (tür.) * adalet, hukuk ve
yargı hizmetleriyle ilgili devlet işlerini yürütmekle görevli bakanlık
teşkilatı
adalet sarayı :
ara., far., gre. * adala (doğru olmak, adil olmak, doğruluktan sapmamak, denge
içinde olmak, hakkını vermek), addala (düzeltmek, dengelemek, denkleştirmek,
düzeltmek, düzenlemek, tadil etmek, eğriliği gidermek, adil davranmak, adil
olmak, eşitlemek) + et (isim yapım eki) + saray (ev, konak, konut, otağ, han,
büyük yapı, köşk, hükümdar evi, hükümdar konağı) (far.); garsaura (fışkıran,
akan) (gre.) + ı (iyelik eki) (tür.) * adalet hizmetlerinin ve yargı
faaliyetlerinin yürütüldüğü, mahkemeler ile adli birimlerin bulunduğu büyük
adliye binası
adalimumab :
alm., gre., lat.; ing. * adal (asalet, soy) (alm.) + immunomodulating
(bağışıklık modüle edici) ( (immuno (bağışıklık) + modulating (hafifleştirmek,
ayarlamak) (modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır,
tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal,
durum) + lus (son ek) ) (lat.) + ate (fiil eki) + ing (isim yapım eki) ) (ing.)
+ umab (human monoclonal antibody) (homo, human (insan) + mono (tek, bir,
yalnız) + clonal (klonsal, kopyalama ile ilgili) (klonos (filiz, kopya) (gre.)
+ alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) ) + anti (zıt, karşıt, karşı,
ters, aksi) (lat.) + body (kor, vücut, beden) ) (ing.) ) * romatoid artrit
tedavisinde, monoklonal antikorfototerapi ve geleneksel sistemik tedavilerde ve
siklosporin, metotreksat veya psoralen ultraviyole A dahil olmak üzere diğer
sistemik tedavilere yanıt vermeyen veya bu tedavilere kontrendikasyonu olan
veya bu tedavileri tolere edemeyen yetişkin hastalarda orta ila şiddetli kronik
plak psoriazisin tedavisi kullanılan antiromatizmal ilacın etkin maddesi
(C6428H9912N1694O1987S46)
adall :
ara. * dalla (sapmak, saptırmak, doğru yoldan çıkarmak, yönlendirmek,
kılavuzlamak, yöneltmek, rehberlik etmek, eğilim göstermek, bir yola
saptırmak), dall (sapık, sapmış) * çok sapık, çok dalalette, en sapmış
adam :
ibr. * adam, adem (insan, beşer, kişi, erkek) * yer, toprak; insan, kişi,
erkek; toplum içinde belirli bir yeri, görevi veya niteliği bulunan kimse;
güvenilir, dürüst ve yetenekli kimse (mecazi); Hz. Adem
adamak :
tür. * ad (isim, nam, ünvan) + a (ek) + mak (fiil mastar eki) * adını ortaya
koymak, kendini öne sürmek; bir amaç uğruna bir şeyi feda etmek; bir şeyi
kutsal, özel veya belirli bir amaç için ayırmak, sunmak, ithaf etmek; söz veya
kurbanla bir dileği gerçekleştirmek için bağlamak
adamakıllı :
ibr., ara., tür. * adam, adem (insan, beşer, kişi, erkek) (ibr.) + akl (akıl,
idrak, anlayış, düşünce, zeka) (ara.) + lı (sıfat yapım eki) (tür.) * iyice,
gereğince, tam anlamıyla, gerektiği gibi; oldukça, çok, bir hayli
adamkökü :
ibr., tür. * adam, adem (yer, toprak; insan) (ibr.) + kök (ağacın toprak
altındaki dalları) + ü (iyelik eki) (tür.) * Akdeniz’in kıyı bölgelerinde
yetişen, değişik türleri bulunan, büyük ve etli köklü, geniş yapraklı, türlü
renkte çiçek açan, kötü kokulu, hekimlikte yararlanılan bir bitki, adamotu;
Kökleri insana benzediği için bu isim verilmiştir. Grekçesi “mandragoras”
adamotu :
ibr., ara.. * adam (insan) (ibr.), adem (ara.) + ot (küçük yabani bitki,
yeşillik) + u (iyelik eki) (tür.) * Akdeniz’in kıyı bölgelerinde yetişen,
değişik türleri bulunan, büyük ve etli köklü, geniş yapraklı, türlü renkte
çiçek açan, kötü kokulu, hekimlikte yararlanılan bir bitki, adamotu; Kökleri
insana benzediği için bu isim verilmiştir. Grekçesi “mandragoras” (man (adam,
insan) + dragoras (ejder) )
adamotu :
ibr., tür. * adam, adem (yer, toprak; insan) (ibr.) + ot (küçük yabani bitki,
yeşillik) + u (iyelik eki) (tür.) * Akdeniz’in kıyı bölgelerinde yetişen,
değişik türleri bulunan, büyük ve etli köklü, geniş yapraklı, türlü renkte
çiçek açan, kötü kokulu, hekimlikte yararlanılan bir bitki, adamotu; Kökleri
insana benzediği için bu isim verilmiştir. Grekçesi “mandragoras” (man (adam,
insan) + dragoras (ejder) )
adamstown :
ibr., ing. * adam, adem (yer, toprak; insan) (ibr.) + s (-ın, iyelik eki) +
town (kasaba, şehir, kent) (ing.) * Pitcairn Adaları'nın başkenti (hayatta
kalan son isyancı John Adams'ın soyadından)
adana :
luv. * Grek-Roman efsanesindeki Uranus'un iki oğlu Adanus ve Sarus'tan; Luvi
dilinde "nehir üstünde" anlamında (a (üstünde, yakınında) + dana
(nehir) ) * Türkiye'nin, doğusunda Osmaniye ve Hatay kuzeydoğusunda K.Maraş,
kuzeyinde Kayseri, Kuzeybatısında Niğde, batısında İçel yer alan 1 plaka
numaralı ili
adansonia :
lat. * Adanson (Fransız botanikçi Michel Adanson) + ia (isim yapım eki) *
Afrika ve Madagaskar kökenli, kalın gövdesi ve büyük çiçekleriyle bilinen
baobab ağacı
adap :
ara. * aduba (toplantıya davet etmek, çağırmak, davete katılmak) * edep,
terbiye, görgü, nezaket, incelik; iyi davranış biçimleri; kültürel olgunluk ve
güzel ahlak, usul, uygunluk, görgü, iyi terbiye, naziklik, usluluk, zariflik;
adapt; adapter; adaptieren (uyarlamak, uygun hale getirmek, uyumlamak) (ing.,
fra., alm.)
adapalen :
lat. * adaptare (uyarlamak, adapte etmek) + ene (çift bağ içeren doymamış
hidrokarbon molekülü eki) * retinoid benzeri etki göstererek keratinizasyonu ve
inflamasyonu düzenleyen, özellikle akne vulgaris tedavisinde topikal olarak
kullanılan sentetik bir ilacın etken maddesi (C28H28O3)
adapalin :
gre. * adapalene (adamantyl (diamanti (elmas) ) + palin (aromatik naftalen
benzeri halka sistemi belirteci) * hafif ve orta derecede aknenin tedavisinde
kullanılan üçüncü jenerasyon topikal retinoid
adapazarı :
tür. * ada (pazar yerinin sular ile çevrili olan bir ada gibi olmasından) +
pazar (ürün ve hizmet alış-satış yeri, çarşı, market) + ı (iyelik eki) *
Sakarya'nın bir ilçesi
adaptasyon :
lat. * adaptatio (adaptus (uyum), adaptare (uyarlamak, uygun hale getirmek,
uyumlu kılmak) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + aptare (uygun gale
getirmek, uyarlamak) + tio (isim yapım eki) ) * uyum, uyum sağlama; bir şeyi
yeni duruma, koşula veya ihtiyaca göre uyarlama, değişime uğratma; bir
organizmanın belirli bir habitat kümesinde yaşayabilme ve üreyebilme derecesi
adapte :
lat. * adaptus (adaptare (uyarlamak, uygun hale getirmek, uyumlu kılmak) (ad
(-a doğru, yönelim, yan, yakın) + aptare (uygun gale getirmek, uyarlamak) + tus
(geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); adapté (uyarlanmış) (fra.) *
uyarlanmış uyum sağlamış, uygun hale getirilmiş
adaptif :
lat. * adaptus (adaptare (uyarlamak, uygun hale getirmek, uyumlu kılmak) (ad
(-a doğru, yönelim, yan, yakın) + aptare (uygun gale getirmek, uyarlamak) + tus
(geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
yeni bir ortama, koşula, duruma veya gereksinime uyumlu hale getiren,
uyarlayıcı, adapte edici
adaptör :
tür. * adaptare (uyarlamak, uygun hale getirmek, uyumlu kılmak) + tor (-cu,
yapan, eden) * uyum sağlatıcı; bir cihazı veya sistemi başka bir cihaza veya
sisteme uyarlamak için kullanılan araç, dönüştürücü, uyarlayıcı
adar :
kür. * a (dönem, devir) + dar (ağaç) * Mart ayı, ilkbaharın geldiği dönem; ağaç
devri, ağaç dönemi
adaş :
tür. * ad (isim; atmak, atamak) + aş (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * aynı
isimde olan; ad, at (-a doğru, yönelim öneki) (lat., ing.)
adavet :
ara. * adaa (karşı olmak, düşmanlık etmek), aduv (düşman, hasım, kin güden,
karşı duran kimse) + et (ile ilgili olma) * düşmanlık, hasımlık, kin gütme,
karşı durma
aday :
tür. * ad (isim, nam, ünvan; atmak, atamak) + ay (ile ilgili, gibi, -a ait) *
bir iş veya görev için kendini öne atan, bir işe, göreve veya seçime uygun
görülen kimse, namzet
adb :
ara. * adb, aduba (sert, keskin, parlak olmak) * sert, keskin, parlak; kılıç;
kesmek; sövmek; yardımcı
ADC :
ing. * analog (continuous signal) + digital (discrete numeric) + converter
(transformer) * sürekli analog sinyalleri sayısal değerlere çevirerek dijital
sistemler tarafından işlenmesini sağlayan donanım veya entegre devre
adcılık :
tür. * ad (isim, nam, ünvan) + ci (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + lık
(durum eki) * kavramların değil algılanabilir, somut nesnelerin gerçek olduğunu
savunan felsefi bir görüş, nominalizm
addaks : lat.
* addace, addax nasomaculatus (naso (burun) + maculatus (benekli) ) * Sahra
Çölüne özgü bir antilop, beyaz antilop
addetmek :
ara. * adda (saymak, toplamak, hesap etmek) (ara.) + etmek (yapmak, eylemek,
işlemek) (tür.); add, addieren (eklemek, toplamak) (ing., alm.) * varsaymak,
kabul etmek, hesaba katmak
addis ababa :
amh. * addis (yeni) + ababa (çiçek) * Etiyopya'nın başkenti; yeni çiçek
addison krizi :
ing., gre. * addison (İngiliz hekim Thomas Addison'un soyadından) (ing.) +
krisis (ayırma, seçme, karar verme, yargılama) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) *
hipotansiyon ve hipovolemik şok ile karakterize olan, adrenal yetmezliğin
ölümcül olabilen komplikasyonu, akut adrenal yetmezlik
additif :
lat. * addere (eklemek, ilave etmek) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + dare
(koymak) ), addit (eklenmiş, ilave olmuş) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (lat.); adda (saymak, hesap etmek) (ara.) * katkı, eklenen, ilave olan
addolorato :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) * dolor (acı, ıstırap, keder) + atus
(durum eki)
addüksiyon :
lat. * ad (-a, -e, doğru) + ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, sürmek, yol
göstermek, götürmek, tutmak, kapmak) + tio, tionem (isim yapım eki) * bir
ekleme bağlı vücut parçasının, vücut orta hattına yaklaşması
addüktör :
lat. * ad (-a, -e, doğru) + ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, sürmek, yol
göstermek, götürmek, tutmak, kapmak) + tor (-cı, yapan, eden eki) * vücudun bir
bölümünü orta hatta veya bir ekstremiteye doğru çeken kaslardan herhangi biri
aded : ara.
* adda (saymak, hesaplamak, hazırlamak, yerine getirmek, ifa etmek, sunmak,
ödemek) + ed (isim yapım eki); add, addieren (toplamak, eklemek, ilave etmek)
(ing., alm.) * sayı, rakam, tane, miktar
aded-i mürettep :
ara. * aded (sayı) + ı (tamlama eki) + muretteb (tertip edilmiş, dizilmiş,
sıralanmış) * tam sayı; düzenli sayı, sıralı miktar, belirli bir düzen içinde
tertip edilmiş sayılar dizisi
adelidae :
gre., lat. * adelos (gizli, görünmez) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim,
form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * pul kanatlılar
(Lepidoptera) takımına bağlı "uzun boynuzlu güveler" (peri güveleri
(Adela ve akrabaları) familyası
adelik :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + delos (görünür, açık,
bariz) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * görünür olmayan, eksiksiz
veya tümü kapsayan; matematikte tüm yerel bilgileri kapsayan; matematikte
sayılar teorisi ve cebirsel geometri bağlamında, tüm yerel verileri (p-adik ve
reel) birleştirerek global bilgi elde etme yöntemi
adelophryne :
gre. * adelos (gizli, belirsiz) + phryne (kurbağa) * küçük boyutlu ve gizli
yaşam süren, Güney Amerika kökenli bir kurbağa cinsi
adelphous :
gre. * adelphos (kardeş) (gre.) + osus (sıfat yapım eki; ile ilgili, -a ait)
(lat.) * erkek organları (stamenleri) iplikçikleriyle birbirine kaynaşmış olan
adem :
ara. * adima (bulunmamak, yok olmak), adama (yok etmek, ortadan kaldırmak),
idam (yok etme, ortadan kaldırma, öldürme) * yokluk, hiçlik
adem :
ibr., ara. * adam (kırmızı olmak, toprak rengine bürünmek, topraktan olmak)
(ibr.), adem (ara.) * toprak; adam, insan
adem elması :
ibr., ara., tür. * adam (insan) (ibr.), adem (ara.) + alima, elma + sı (iyelik
eki) (tür.) * gırtlağın en büyük kıkırdağının oluşturduğu boynun ön tarafındaki
çıkıntı; Latince tıp terimi olan Pomum Adami’nin çevirisi (prominentia
(çıkıntı) + laryngea (larinks) (larinks çıkıntısı) (gre.) (tıbbi terminolojide)
)
ademi :
ara. * adem (yokluk, hiçlik) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yoklukla
ilgili, yokluğa ait
ademi :
ibr., ara. * adem (insan) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * insani,
insanlardan olan, insana ait, insana dair ve müteallik
adem-i merkeziyet :
ara. * adem (yokluk, hiçlik) + i (tamlama bağlacı) + merkeziyet (merkezi olma
durumu) * merkezcilliğin ortadan kalkması; merkezi yönetim yetkilerinin
azaltılarak bazı idari yetki ve görevlerin yerel yönetimlere veya taşra
teşkilatına bırakılmasını öngören yönetim ilkesi, yerinden yönetim
ademimerkeziyet :
ara. * adem (yokluk, hiçlik) + i (tamlama bağlacı) + merkeziyet (merkezi olma
durumu) * merkezcilliğin ortadan kalkması; merkezi yönetim yetkilerinin
azaltılarak bazı idari yetki ve görevlerin yerel yönetimlere veya taşra
teşkilatına bırakılmasını öngören yönetim ilkesi, yerinden yönetim
ademiyat :
ara. * adem (yokluk, hiçlik) + iyat (isim yapım ve çoğul eki) * yokluklar,
hiçlikler
ademiyet :
ibr., ara. * adam (insan), adem (ara.) + iyet (gibi olma, ile ilgili olma) *
insanlık
ademoğlu :
ibr., ara., tür. * adam (insan) (ibr.), adem (ara.) + ol, oğl (var hale gelmek,
vücuda gelmek, tezahür etmek, olmak), oğul (erkek insan yavrusu, erkek evlat,
erkek çocuk) + u (tamlama eki) ) (tür.) * insan, insanlar
aden :
ara. * adana (yerleştirmek, kalıcı kılmak, sürekli kılmak), adn (yer edinmek,
mukim olmak, ikamet etmek; ikametgah, yer) * cennet bahçesi, ebedi huzur yeri
adenanthos :
gre. * adenos (bez, salgı organı) + anthos (çiçek) * çiçeklerinde belirgin bez
yapıları bulunan, Avustralya’ya özgü çalı formundaki bir bitki cinsi
adendum :
lat. * addere (eklemek, ilave etmek), addendum (ek, eklenti, ilave) * belirli
bir işe veya yazıya yapılan bütünleyici eklenti, zeyil, zeyilname
adenilat siklaz :
gre., lat. * adenylicus acidum (adenilik asit) + atum, ate (ester veya tuz eki)
(lat.) + kuklos, kyklos (daire, devir, çember, döngü, dönem, tekerlek, dairesel
hareket, siklus) (gre.); cyclus (lat.) + ase, asis (enzim eki) (gre.) * bir
memelinin enerji ihtiyacı için adrenalin (epinefrin) hormonu tarafından aktive
edilen, ATP'yi (Adenozin Trifosfat) cAMP'ye (Siklik Adenozin Monofosfat)
dönüştüren bir enzim, adenil siklaz, adenilil siklaz
adenin :
gre. * adenos, aden (bez, beze; gudde) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi
eki) * nükleik asitlerde bulunan dört temel bazdan biri, DNA ve RNA’nın yapı
taşı ve hücresel enerji taşıyıcısı ATP’nin bileşeni
adenit :
gre. * adenos, aden (bez, beze; gudde) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı,
enflamasyon, sorun, hastalık eki) * bez iltihabı, beze enfeksiyonu
adenium :
gre. * adenos (bez) + ium (isim eki) (lat.) * gövdesi etli ve salgı dokuları
belirgin olan, çöl gülü olarak bilinen süs bitkilerini kapsayan bir bitki cinsi
adeno :
gre. * adenos (bez, beze; gudde) * deri altında veya dokularda normalden farklı
şekilde yoğunlaşmış hücre kümesi veya dokusal oluşum, bez, beze, nodül, şişlik;
gudde
adenocarpus :
gre. * adenos (bez) + karpos (meyve, tohum) * meyveleri bezli yapılar taşıyan,
baklagiller (Fabaceae, Leguminosae) familyasına ait çalı ve otsu bitkileri
kapsayan bir bitki cinsi
adenohipofiz :
gre. * adenos (bez, beze; gudde) + hypo (alt, aşağı, altında, aşağıda, düşük) +
phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme,
ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme; doğa, tabiat, varlık) (phyein (doğmak,
ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek, gelişmek, şişmek,
kabarmak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) * hipofiz bezinin ön lobu olan,
hormon salgılayarak büyüme, metabolizma, üreme, stres yanıtı ve süt üretimi
gibi vücut fonksiyonlarını düzenleyen endokrin sistemin merkezi bezlerinden biri
adenoid :
gre. * adenos (bez, beze; gudde) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli,
biçimli) * üst solunum yolunun, burundan sonra gelen, burunun hemen arkasında
yer alan bölüm, nazofarinks, geniz eti
adenoidektomi :
gre. * adenos (bez, beze; gudde) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli,
biçimli) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein
(kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) * geniz etinin yani adenoid dokusunun cerrahi yolla
çıkarılması işlemi
adenoidit :
gre. * adenos (bez, beze; gudde) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli,
biçimli) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki)
* adenoid enfeksiyonu (iltihaplanması)
adenokarsinom :
gre. * adenos (bez, beze; gudde) + karkinoma (karkinos (yengeç) + oma (tümör,
kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) ) * glandüler hücreler
olarak tanımlanan, vücudun mukus salgılayan hücrelerinin hızla çoğalmasından ve
tümörün organ dışına kadar yayılmasından kaynaklanan bir kanser türü
adenom :
gre. * adenos (bez, beze; gudde) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur;
kanser; toplanma, oluşum) * bezsel kökenli (orijinli) olan veya bezsel bir
yapıda meydana gelen iyicil (benign) tümör
adenomatöz :
gre. * adenos (bez, beze; gudde) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur;
kanser; toplanma, oluşum) + tosis, osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık
eki) * karaciğerde birden fazla hepatosellüler adenom bulunması durumu
adenopati :
lat. * adenos (bez, beze; gudde) + patheia (sorun, sıkıntılı, hastalıklı, acılı
olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * kanser nedeniyle lenf düğümlerinin şişmesi
adenophora :
gre. * adenos (bez, salgı organı) + phora (taşıyan, götüren) * çiçek ve
gövdesinde bezli yapılar taşımasıyla ayırt edilen, çan çiçeğigiller familyasına
ait otsu bitkileri kapsayan bir bitki cinsi
adenovirüs :
gre., lat. * adenos (bez, beze; gudde) (gre) + virus (virüs, zehir) (lat.); ios
(gre.) * solunum yollarını ve bağırsak sistemini enfekte eden virüs
adenozin :
gre. * adenos (bez, beze; gudde) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) *
dar kompleksli taşikardi tedavisinde kullanılan, doğal olarak bulunan endojen
ve pürin bir nükleotit; RNA'nın dört nükleotit yapı taşından biri (C10H13N5O4)
adenozin :
gre. * adenos (bez, beze; gudde) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) *
dar kompleksli taşikardi tedavisinde kullanılan, doğal olarak bulunan endojen
ve pürin bir nükleotit; RNA'nın dört nükleotit yapı taşından biri (C10H13N5O4)
adenozin trifosfat :
gre. * adenos (bez, beze; gudde) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) +
tri (üç) + phosphate (gübre olarak kullanılan, fosforik asidin tuzu veya esteri,
fosfat) (phosphoros (fosfor taşıyan; ışık veren) (phos (ışık, aydınlık), photos
(ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek) +os (isim yapım eki) )
+ ate (asidin tuzu veya esterini belirten ek) ) * hücre içi biyokimyasal
reaksiyonlar için gereken kimyasal enerjiyi taşıyan nükleotit (ATP)
(C10H16N5O13P3)
adenozintrifosfat :
gre. * adenos (bez, beze; gudde) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) +
tri (üç) + phosphate (gübre olarak kullanılan, fosforik asidin tuzu veya
esteri, fosfat) (phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren, ışık veren) (phos
(ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + phoros (taşıyan, götüren, getiren)
(pherein (taşımak, götürmek, getirmek) + os (isim yapım eki) ) + ate (asidin
tuzu veya esterini belirten ek) ) * hücre içi biyokimyasal reaksiyonlar için
gereken kimyasal enerjiyi taşıyan nükleotit (ATP) (C10H16N5O13P3)
aderans :
lat. * adhaerere (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + haerere (yapışmak) *
dokuların, hücrelerin veya biyolojik yüzeylerin birbirine yapışma durumu,
yapışma
adese :
ara. * adasa (adasa (küçük tohumları ayırmak, ayıklamak) * mercek; mercimek,
küçük baklagil tohumu
adet :
ara. * ada (alışmak) + et (isim yapım eki) * usul, gelenek, görenek, alışılmış
olma, alışılmış davranış, dönemsel tekrar; kadınlarda rahim iç yüzeyinin
belirli aralıklarla dökülmesiyle gerçekleşen, kanama ve buna eşlik eden
fizyolojik değişikliklerle seyreden aylık dönem, aybaşı, regl, menstrüasyon
adet :
ara. * adda (saymak, hesaplamak, hazırlamak, yerine getirmek, ifa etmek,
sunmak, ödemek) + et (isim yapım eki) * rakamsal nicelik, sayı, miktar
adet bezi :
ara., tür. * adet (usul, gelenek, görenek, alışılmış olma, alışılmış davranış,
dönemsel tekrar; kadınlarda rahim iç yüzeyinin belirli aralıklarla dökülmesiyle
gerçekleşen, kanama ve buna eşlik eden fizyolojik değişikliklerle seyreden
aylık dönem, aybaşı, regl, menstrüasyon) + bazz (pamuk veya keten ipliğinden
yapılmış dokuma, kumaş ) (ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * aybaşı kanamasını
emmek ve dışarı sızmasını önlemek amacıyla kullanılan, emici kumaş veya dokudan
yapılmış bez, hijyen bezi, tampon, kadın bağı
adeta :
ara. * ada (alışmak) + et (isim yapım eki) + a (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * usul olduğu üzere gibi
adevan :
ara. * adv, ada (hızlı koşmak) * jızlı koşma
adezif :
lat. * adhesivus (adhesio (yapışma) (adhaerere (yapışmak, bağlanmak), (ad (-a
doğru, yönelim, yan, yakın) + haerere (yapışmak, bağlı olmak) ) sio (isim yapım
eki) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * yapışkan, tutucu,
yapıştırıcı
adezif kapsülit :
lat., gre. * adhesivus (yapışkan, tutucu, yapıştırıcı) (adhesio (yapışma)
(adhaerere (yapışmak, bağlanmak), (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + haerere
(yapışmak, bağlı olmak) ) sio (isim yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) ) + kapsoulitis (kapsül iltihabı) (kapsoula (gre.); capsula (lat.)
(caps (kap, konteyner) + ulus, ula (küçültme eki) ) + itis (iltihap,
enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) ) * omuz eklemindeki
yumuşak dokuların kalınlaşıp sıkılaşmasına bağlı olarak kolun hareket
derecesinin azalması, donuk omuz
adeziv :
lat. * adhesio (yapışma) (adhaerere (yapışmak, bağlanmak), (ad (-a doğru,
yönelim, yan, yakın) + haerere (yapışmak, bağlı olmak) ) sio (isim yapım eki) )
+ ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * yapışkan, tutucu, yapıştırıcı
adezyon :
lat. * adhaerere (yapışmak, bağlanmak), (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) +
haerere (yapışmak, bağlı olmak) ) + sio (isim yapım eki) * yapışma, bir
maddenin bir başka maddenin yüzeyine eklenmesi, bağlanma, yapışma
adezyon kuvveti :
lat. * adhesio (yapışma, bir maddenin bir başka maddenin yüzeyine eklenmesi,
bağlanma, yapışma) (adhaerere (yapışmak, bağlanmak), (ad (-a doğru, yönelim,
yan, yakın) + haerere (yapışmak, bağlı olmak) ) + sio (isim yapım eki) ) (lat.)
+ kuvvet (güç, kudret, kapasite) + i (iyelik eki) (tür.) * birbirinden farklı
iki maddenin temas eden yüzeyleri arasındaki moleküler çekimden kaynaklanan, bu
yüzeylerin birbirine tutunmasını veya yapışmasını sağlayan kuvvet
adgas :
ara. * dağs (karışık olan, karmakarışık olan, karma, deste; karışık rüya,
anlamı belirsiz hayal) * desteler, demetler; karışık rüyalar; karışık
söylentiler
adgasu ahlam :
ara. * adgas (karışıklar, karmaşıklar, karmalar) + ahlam (rüyalar, hulumlar) *
karışık rüyalar
adha : ara.
* daha (sıcaktan etkilenmek, güneşin veya sıcak havanın etkisiyle sersemlemek,
bitkin düşmek; güneşin doğuşuyla ibadet amacıyla kurban etmek), dah (sıcaktan
etkilenen; kuşluk vakti kesilen kurban) * sıcaktan etkilenenler; kuşluk vakti
kesilen kurbanlar
adham :
ara. * dahm, adahama (irileştirmek, yoğunlaştırmak, cüssselendirmek) * yoğun,
kaba; iri cüsseli adam
ADHD :
ing. * attention (dikkat) + deficit (eksiklik) + hyperactivity (aşırı
hareketlilik) + disorder (bozukluk) * dikkat eksikliği ve hiperaktivite ile
karakterize edilen nörogelişimsel bozukluk
adherens :
lat. * adhaerere (yapışmak, bağlanmak), (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) +
haerere (yapışmak, bağlı olmak) ) + entia (isim, yer ve durum eki) * bir
nesneye veya yüzeye hızlı yapışma kalitesi veya süreci; yapışma, bağlanma
adhezyon :
lat. * adhaerere (yapışmak, bağlanmak), (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) +
haerere (yapışmak, bağlı olmak) ) + sio (isim yapım eki) * yapışma, bir
maddenin bir başka maddenin yüzeyine eklenmesi, bağlanma, yapışma
adıl :
tür. * ad (isim, nam, ünvan) + ıl (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * zamir,
ismi temsil eden
adım :
tür. * at (açmak, ileriye koymak, fırlatmak, savurmak) + ım (isim yapım eki) *
ayak açıp yere basma, ayak atma, atım
adım fonksiyonu :
tür., lat. * adım (ayak açıp yere basma, ayak atma, atım) (at (açmak, ileriye
koymak, fırlatmak, savurmak) + ım (isim yapım eki) ) (tür.) + functio (yapma,
yerine getirme, icra, işlev) (fungi, fungere (yapmak, yerine getirmek, icra
etmek, işlemek, uygulamak) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) + nu (iyelik eki)
(tür.) * bir dizi bitişik aralığın her birinde sabit kalan ancak bir aralıktan
diğerine değer değiştiren tek bir gerçek değişkenin matematiksel fonksiyonu,
basamak fonksiyon, merdiven fonksiyon
adımlamak : tür.
* adım (ayak açıp yere basma, ayak atma, atım) (at (açmak, ileriye koymak,
fırlatmak, savurmak) + ım (isim yapım eki) ) + la (dönüşlü fiil eki) + mak
(fiil mastar eki) * adım atarak yürümek; bir yere veya uzaklığa adımlarla
ölçmek, adımlarını kullanarak ilerlemek
adıyaman :
luv. * ada (ana) + uma (tanrıça) + vana (ülkesi) * Türkiye'nin, kuzeyinde
Malatya, batısında Kahramanmaraş, güneybatısında Gaziantep, güneydoğusunda
Şanlıurfa, doğusunda ise Diyarbakır bulunan, 02 plakalı ili
adi :
ara. * adaya (alışmak, alışılmış olma, sıradanlaşmak) + i (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * alışılagelmiş, sıradan, adetten olan, bayağı, değersiz; alçakça,
soysuz, aşağılık, kötü ahlaklı ve karakterli
adiadokokinezi :
gre. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + dia (arasından, içinden,
boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa;
iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + dochos (kabul, alım, ileti) + kinein
(hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek,
kıpırdamak, kımıldamak), kinesia (hareket etme) (kinesis (hareket, devinim,
kıpırdama, kımıldama) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * serebellum veya
beyin hasarında görülen, hastada el veya kolun ardışık, sıralı, dönüşümlü
hareketleri hızla ve düzgün bir şekilde yapamama ile karakterize motor
koordinasyon bozukluğu
adiafora :
gre. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + diaphora (farklar,
ayırıcı, ayırt edici olanlar) (dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde,
vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım,
ikiye bölünme) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phore (taşıma, götürme)
* ahlaki, dini veya felsefi bakımdan ne iyi ne kötü sayılan, yapılması veya
yapılmaması arasında özsel bir fark bulunmayan, bu nedenle değer yargısı
dışında bırakılan şeyler veya davranışlar
adianthidae :
gre., lat. * adiantos (ıslanmayan, kuru kalan) (a (yokluk, eksiklik, zıtlık,
olumsuzluk eki) + diainein (ıslatmak, nemlendirmek) + tos (sıfat yapım eki)
(gre.); tum (isim veya sıfat yapım eki) (lat.) + eidos (görünüş, şekil, biçim,
form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Orta Eosen
(yaklaşık 45 milyon yıl önce) ile Erken Miyosen (yaklaşık 16 milyon yıl önce)
dönemleri arasında yaşamış, soyu tükenmiş, Güney Amerika kökenli, toynaklı
küçük litoptern memelileri kapsayan hayvan familyası
adiantum :
gre., lat. * adiantos (ıslanmayan, kuru kalan) (a (yokluk, eksiklik, zıtlık,
olumsuzluk eki) + diainein (ıslatmak, nemlendirmek) + tos (sıfat yapım eki)
(gre.); tum (isim veya sıfat yapım eki) (lat.) * yaprakları suyu tutmayan ve
ıslanmıyormuş gibi görünen, eğreltiotları familyasına ait zarif bitkileri
kapsayan bir bitki cinsi, Venüs saçı, baldırıkara
adid :
ara. * adada (yardım etmek, destek vermek, kuvvet vermek) * düşman, hasm;
arkadaş, yoldaş, setekçi; ısırma,bir ısırımlık lokma
adid :
ara. * aded (sayı, hesap, miktar) * çok sayıda, çok şeyler, müteaddid; birinin
dengi
adihe :
ara. * adaha (adah (yakın olmak; düşmanlık etmek, karşı gelmek) * iftira,
yalan, kötü söz veya haksız suçlama, bühtan
adik espas :
lat. * adicus (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + icus (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) + spatium (boşluk, aralık, mesafe) (spatior (gezmek, dolaşmak,
yayılmak) + ium (isim yapım eki) ) * cebirsel geometri ve matematikte, bir
topolojik halka üzerinde belirli bir ideal ile tamamlanmış ve üzerinde tanımlı
olan özel topolojik boşluk veya alan, adik uzay
adik formal şema :
lat., gre. * adicus (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + icus (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) + formis, forma (şekil, biçim, kalıp, taslak, dış
görünüş, yapı) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + skhema (plan,
tasarım, şekil, biçim, form) (gre.); schema (lat.) * cebirsel geometri ve sayı
teorisinde, bir topolojik halka üzerinde tanımlanan ve belirli bir ideal ile
tamamlanmış formal (resmi) yapıların incelenmesini sağlayan matematiksel nesne
adil :
ara. * adala (doğru olmak, adil olmak, doğruluktan sapmamak, denge içinde
olmak, hakkını vermek), addala (düzeltmek, dengelemek, denkleştirmek,
düzeltmek, düzenlemek, tadil etmek, eğriliği gidermek, adil davranmak, adil
olmak, eşitlemek), adl (denge, doğruluk) * adaletten ayrılmayan, hak ve hukuka
riayet eden, doğru ve insaflı davranan kişi, adaletli, hakkaniyetli
adilane :
ara., far. * adil (doğru, dengeli eşit, hakkaniyetli, adaletli) (ara.) + ane
(-ca, -cesine, tarzında, olarak, gibi) (far.) * adil olarak, adaletli olarak,
adilce, hakça
adilcevaz :
ara. * adil (doğru, dengeli eşit, hakkaniyetli, adaletli) + cevaz (aşma, aşım, geçit,
geçiş izni, izin, caiz kılma), cevveze (caiz görmek, izin vermek, uygun
bulmak), caza (geçmek, aşmak, izin vermek, müsaade etmek, geçerli olmak, mümkün
olmak, karşılıklandırmak, karşılığını vermek, uygun olmak, uymak), caiz (uygun,
geçerli, izin verilmiş), cevaz (onay, izin, müsaade, geçiş hakkı, serbestlik,
uygunluk, caiz olma) * Bitlis’in bir ilçesi, eski ismi Arcige veya Zatul Cevaz
(Cevizleri olan)
adim :
ara. * adima (bulunmamak, yok olmak), adama (yok etmek, ortadan kaldırmak),
idam (yok etme, ortadan kaldırma, öldürme) * malik ve sahip olmayan; yok olan;
birşeyi olmayan; fakir
adinami :
gre. * a (olumsuzluk öneki) + dunamos, dynamos (güç, kuvvet) + ia (isim, yer ve
durum eki) * kuvvetsizlik, zayıflık, dermansızlık, takatsızlık, sinir zafiyeti,
adinemya
adinamik :
gre. * a (olumsuzluk öneki) + dunamos, dynamos (güç, kuvvet) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kuvvetsiz, zayıf, dermansız, takatsız
adinemya :
gre. * a (olumsuzluk öneki) + dunamos, dynamos (güç, kuvvet) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) * kuvvetsizlik, zayıflık, dermansızlık, takatsızlık, sinir
zafiyeti, adinami
adiposit :
lat. * adeps, adip (yağ, domuz yağı) + osus (ile ilgili, gibi, -a ait) + itus
(isim yapım eki) * enerji depolama metabolizma düzenleme, hormon üretimi gibi
islevleri olan bağ dokusu hücreleri, yağ hücresi
adipoz :
lat. * adeps, adip (yağ, domuz yağı) + osus (ile ilgili, gibi, -a ait) + itus
(isim yapım eki) * enerji depolama metabolizma düzenleme, hormon üretimi gibi
islevleri olan bağ dokusu hücreleri, yağ hücresi
adisyon :
lat. * addere (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + dere (fiil mastar eki) *
hesap pusulası veya hesap; toplam
aditi :
san. * aditi (sınrsız, özgür, güvende) * Hint mitolojisinde (Hinduzim) annelik,
bilinç, bilinçsizlik, geçmiş, gelecek ve doğurganlığın tanrıçası
aditif :
lat. * addere (eklemek, ilave etmek) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + dare
(koymak) ), addit (eklenmiş, ilave olmuş) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * katkı, eklenen, ilave olan
adiyabatik : gre.
* a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + diabatos (geçirilebilir) (dia
(aracılığıyla, sayesinde, boyunca) + batos (geçilebilir, geçmek mümkün) ) +
ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * termodinamikte enerji alışverişi
olmayan, ısı transferi gerçekleşmeyen süreç veya sistem
adiyat :
ara. * ad (koşmak, seğirtmek) + iyat (isim yapım ve çoğul eki) * hızla koşma,
seğirtme; Kur'an'ın 100. suresinin ismi
adiyat-ı umur :
ara. * adiyat (koşuşturma) + i (tamlama eki) + emr (iş, emir, komut, buyruk, talimat),
umur (işler, emirler, komutlar, buyruklar, talimatlar) * günlük koşuşturmalar,
günlük işler, her zamanki değersiz işler
adiyen :
ara. * adaya (alışmak, alışılmış olma, sıradanlaşmak) + iye (isim yapım eki) +
en (sıfat yapım eki, gibi, olarak) * her zamanki gibi, sıradan, olağan
adiyye :
ara. * adaya (alışmak, alışılmış olma, sıradanlaşmak) + iye (isim yapım eki) *
itiyad edilmiş, alışılmış
adjugat matris :
lat., ara. * adiugare (eklemek), adiugat (ek) + mater (anne, ana, valide, öz,
esas, kaynak), matrix (kaynak, ana, temel yapı; doğuran dişi; rahim;
matematikte sayıların veya cebirsel ifadelerin satır-sütun düzeninde
oluşturduğu düzenli sayı dizisi formundaki tablo; kalıp, kaynak yapı) (lat.);
ma (ne, o) + etras (sayfalar, kağıtlar) (ara.) * kare matris A'nın kofaktör
matrisinin transpozesi, adjunct matris, adjoint matris, ek matris
adjuvan :
lat. * adjuvant (ad (-a, doğru, yönelim) + juvare (yardım etmek, desteklemek,
hizmet etmek) + ent, ant (ile ilgili olan) ) * farmakolojide adjuvan, belirli
ilaçların etkinliğini veya gücünü artırmak için kullanılan bir ilaç veya başka
bir madde veya maddelerin bir kombinasyonu
adk :
ara. * dakk (vurmak, çarpmak) * vurmaa, çarpma, darp
adl :
ara. * adala (doğru olmak, adil olmak, doğruluktan sapmamak, denge içinde
olmak, hakkını vermek), addala (düzeltmek, dengelemek, denkleştirmek,
düzeltmek, düzenlemek, tadil etmek, eğriliği gidermek, adil davranmak, adil
olmak, eşitlemek) * doğruluk, hakkaniyet, adaletli olma; mani olmak, men etmek
adla :
ara. * dıl, zıl (kaburga) * kaburgalar; geometrik şekillerin kenarları, sayı
kökleri
adli :
ara. * adl (denge, hakkaniyet, doğruluk, adaletli olma) + i (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * denge ile ilgili, hakkaniyetle ilgili, hukuksal, ahlaki
kurallarla ilgili
adli makam :
ara. * adl (denge, hakkaniyet, doğruluk, adaletli olma) + i (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) + makam (konum, yer, pozisyon, mevki, durulan yer) * yargı
yetkisine sahip olan ve adalate ilişkin iş ve işlemleri yürütmekle görevli
resmi daire, mahkeme veya yargı organı
adli polis :
ara., gre. * adl (denge, hakkaniyet, doğruluk, adaletli olma) + i (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) (ara.) + politeia (yurttaşlık, devlet yönetimi, devlet
düzeni) (polis (şehir, il, kent) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.) *
suçların aydınlatılması, delillerin toplanması ve şüphelilerin belirlenmesi
gibi adlî soruşturma işlemlerini yürüten polis birimi veya bu birimde görev
yapan polis memuru
adli tıp :
ara. * adl (denge, hakkaniyet, doğruluk, adaletli olma) + i (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) + tibba (bilgi, ilim, büyü, tababet) (aram. sür.); tababa
(hoşluk yapmak, hoş kılmak; hekimlik yapmak, tedavi etmek veya sağlık/tıbbi
hizmetler sunmak), tibb (hekimlik, tedavi etme, hekimlik bilgisi) * hukuki ve
adli sorunların çözümünde tıbbi ve biyolojik bilgiden yararlanan, ölüm
nedenleri, yaralanmalar, zehirlenmeler ve benzeri olayları bilimsel yöntemlerle
inceleyen tıp dalı
adliye :
ara. * adl (denge, hakkaniyet, doğruluk, adaletli olma) + iye (isim yapım eki)
* hukuk ve adalet işlerine bakmakla görevli devlet kurumu; içinde mahkemelerin,
savcılıkların, icra dairelerinin bulunduğu yapı
ADM formalizmi :
ing., lat. * ADM (Amerikalı teorik fizikçiler Richard Arnowitt, Stanley Deser
ve Charles W. Misner’in soyadlarından) (ing.) + forma (şekil, biçim, kalıp,
taslak, dış görünüş, yapı) + alis (ile ilgili, -a ait) + ismus (isim yapım,
durum, akım, öğreti, doktrin eki) (lat.) * genel görelilik kuramında
uzay-zamanı zaman ve üç boyutlu uzay bileşenlerine ayırarak Einstein denklemlerini
Hamiltonyen biçimde ifade etmeyi sağlayan, kütleçekimin dinamiklerini kanonik
değişkenlerle incelemeye olanak tanıyan matematiksel ve kuramsal çerçeve
adn :
ara. * adana (yerleştirmek, kalıcı kılmak, sürekli kılmak), adn (yer edinmek,
mukim olmak, ikamet etmek; ikametgah, yer) * ikamet etmek, kalmak; bir cevher
veya madenin aslı, yatağı
adnan :
ara. * adana (yerleştirmek, kalıcı kılmak, sürekli kılmak), adn (yer edinmek,
mukim olmak, ikamet etmek; ikametgah, yer) + an (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * ikamet eden, yerleşen, konumlanan
adnate :
lat. * adgnatus (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + gnasci (doğmak), gnatus,
natus (doğmuş) * iki farklı organın veya parçanın doğuştan birbirine yapışık
veya kaynaşık olması; botanikte, genellikle farklı türdeki iki parçanın
(örneğin taç yapraklar ile erkek organların) birbirine kaynamasını veya
yaprakların gövdeye tamamen bitişik olması
adneks :
lat. * adnexa, adnexus (birleşmiş, bağlanmış) (ad (-a doğru, yönelim, yan,
yakın) + nectere (birleştirmek, bağlamak, tutturmak, iliştirmek), nexa, nexus
(birleştirilmiş, bağlanmış, tutturulmuş, iliştirilmiş, örülmüş, dokunmuş) ) *
yumurtalıkların (overler) ve tüplerin (salpinks) bir aradaki ismi
adneksiyal :
lat. * adnexa, adnexus (birleşmiş, bağlanmış) (ad (-a doğru, yönelim, yan,
yakın) + nectere (birleştirmek, bağlamak, tutturmak, iliştirmek), nexa, nexus
(birleştirilmiş, bağlanmış, tutturulmuş, iliştirilmiş, örülmüş, dokunmuş) ) +
ialis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir organa, yapıya veya dokunun bir parçasına
bağlı veya onunla ilişkili olan; adneks ile ilgili; kadın üreme sisteminde
rahmin her iki yanında bulunan yumurtalıklar (overler) ve tüpler (fallop
tüpleri) ile bu yapıları çevreleyen doku bölgesiile ilgili, adneks ile ilgili
adolesan :
lat. * adolescence (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + alescere (büyümek,
gelişmek) + ent (gibi olan , ile ilgili) ) * çocukluk ile yetişkinlik arasında
olan, ergen
adolesans :
lat. * adolescentia (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + olere (büyümek,
gelişmek) + escentia (başlama, filizlenme, olma, belirme, oluşma) (escere
(başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek, belirmek, dönüşmek, bir sürece girmek)
+ entia (isim yapım eki) ) (lat.); adolescence (fra.) * çocukluk ile
yetişkinlik arasındaki, 10 - 19 yaş arasındaki evre, ergenlik
adonai :
ibr. * adon (efendi, lord, bey, sahip, ağa) + ai (çoğul eki) * efendilerim,
lordlarım; Yahudilerin Tanrı'ya atfettikleri isimlerden biri
adonis :
gre. * adon (lord, efendi, hükümdar) + is (son ek) * Kenan dilinde
"Rab" anlamına gelen "Adon" kelimesinin Grekçe telaffuzu;
göbek bölgesinin altından başlayarak genital bölgenin üstüne kadar gelen kas
adopsiyon :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + optio (seçim) (optare (seçmek) +
tio (isim yapım eki) ) * evlat edinme; benimseme
adoptif :
lat. * adoptare (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + optare (seçmek) ) + ivus
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * benimsenmiş, manevi, evlat edinen
adoxaceae :
gre. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + doxa (kanı, görüş,
düşünce, sanı, kanaat, inanç; görkem, yücelik, ihtişam, ün, gösteriş) + aceae
(-giller, botanik familya eki) (lat.) * çoğunlukla çalı, küçük ağaç ve nadiren
otsu bitkilerden oluşan, kapsamında tıbbi ve gıda amaçlı yaygın olarak
kullanılan kara mürver (Sambucus), kartopu (Viburnum) ve gilaburu gibi önemli
türleri barındır çiçekli bitki familyası, mürvergiller
adras :
ara. * dirs (arka diş, duş) * arka dişler, dişler
adrenal :
lat. * ad (-a doğru, ek, yan, yakın) + renalis (böbrekle ilgili) (renes
(böbrek) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * böbrek üstü bezleriyle
ilgili
adrenal medulla :
lat. * ad (-a doğru, ek, yan, yakın) + renalis (böbrekle ilgili) (renes
(böbrek) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + medulla (ilik) *
dopamin, epinefrin ve norepinefrin üreten böbrek üstü iliksel iç tabaka
adrenalektomi :
lat., gre. * ad (-a doğru, ek, yan, yakın) + renalis (böbrekle ilgili) (renes
(böbrek) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + ektomia (kesip
çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme)
(tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) )
(gre.) * böbreğin üstündeki adrenal bezlerinden birinin veya ikisinin
ameliyatla çıkarılması
adrenalin :
lat. * ad (-a doğru, ek, yan, yakın) + renalis (böbrekle ilgili) (renes
(böbrek) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) * böbrek üstü bezlerinin salgıladığı hormon
adrenerjik :
lat. * ad (-a doğru, ek, yan, yakın) + renes (böbrek) + energikos (işesel,
çalışmasal) (en (ile) + ergikos (işsel, çalışmasal) (ergon (iş, çalışma) + ikos
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * adrenalin (epinefrin) veya noradrenalin
(norepinefrin) ile ilgili veya bunların reseptörleri ile ilgili
adrenerjik reseptör : lat.
* ad (-a doğru, ek, yan, yakın) + renes (böbrek) + energikos (işesel,
çalışmasal) (en (ile) + ergon (iş, çalışma), ergikos (işsel, çalışmasal) ) +
recipere (almak, geri almak) (re (tekrar, geri) + capere, cipere (almak,
tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) ) + tor (-cı, yapan) * vücut
tarafından üretilen norepinefrin ve epinefrin gibi birçok katekolamin ve aynı
zamanda beta blokerler, beta-2 gibi birçok ilacın hedefi olan bir G
protein-bağlı reseptör sınıfı, adrenoseptör
adrenobloker :
lat., gre. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + renes (böbrek) (lat.) +
neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.) + blockare (engellemek,
bloke etmek) (lat.) * adrenerjik reseptörleri (α veya β) bloke ederek sempatik
sinir sisteminin etkilerini azaltan ve hipertansiyon, aritmi, anjina gibi
kardiyovasküler hastalıkların tedavisinde kullanılan bir ilaç grubu
adrenokortikal :
lat. * ad (-a doğru, ek, yan, yakın) + renes (böbrek) + cortex, corticis
(kabuk, beyin kabuğu, ağaç kabuğu) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
adrenal bezin (böbreküstü bezinin) kabuk kısmıyla ilgili, özellikle bu bölgeden
salgılanan hormonlarla bağlantılı olandış tabakası ile ilgili
adrenokortikotropik :
lat., gre. * ad (-a doğru, ek, yan, yakın) + renes (böbrek) + cortex, corticis
(kabuk; beyin kabuğu; ağaç kabuğu) (lat.) + trepein (çevirmek, döndürmek,
dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme,
çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir
kenara çevrilebilir) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * böbrek
üstü bezinin kabuk kısmına yönelen ve burayı uyaran
adrenokortikotropik hormon :
lat., gre. * ad (-a doğru, ek, yan, yakın) + renes (böbrek) + cortex, corticis
(kabuk; beyin kabuğu; ağaç kabuğu) (lat.) + trepein (çevirmek, döndürmek,
dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme,
çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir
kenara çevrilebilir) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + hormao,
hormaein (harekete geçirmek, zorlamak, dürtmek), horman, hormon (iten, itici,
dürten, harekete geçiren, salan, savuran) (gre.) * hipofiz bezinin ön lobunda
üretilen ve buradan salgılanan ve böbrek üstü bezlerinin kabuk bölümünü
(adrenal korteks) uyararak kortizol gibi steroid yapılı hayati hormonların
üretilmesini ve salgılanmasını (kana salınmasını) sağlayan polipeptid yapıda
bir hormon (ACTH)
adrenokrom :
lat., gre. * ad (-a doğru, ek, yan, yakın) + renes (böbrek) + o (bağlaç) (lat.)
+ khroma (renk, ton, görünüş, krom) (gre.) * adrenalin hormonunun
yükseltgenmesi (oksidasyon) ile elde edilen kimyasal bileşik, epinefrin (hücre
yenilenmesi için gençlik iksiri olarak kullanıldığı da rivayet edilmektedir.)
(C9H9NO3)
adrenolökodistrofi :
lat., gre. * ad (-a doğru, ek, yan, yakın) + renes (böbrek) + o (bağlaç) (lat.)
+ leuk (beyaz) + o (bağlaç) + dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı,
aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + trephein (beslemek, gıdalamak, büyütmek,
geliştirmek), trophia (beslenme, gıdalanma, büyüme durumu) (trophos, trophe
(besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) )
(gre.) * X genine bağlı, hücrenin peroksizom zarındaki adrenolökodistrofi
proteininin eksikliğinden kaynaklanan, beyindeki sinir hücrelerini kaplayan ve
beyaz madde olarak anılan zarın hasar görmesine neden olan genetik hastalık
adrenomiyelnöropati :
lat., gre. * ad (-a doğru, ek, yan, yakın) + renes (böbrek) + o (bağlaç) (lat.)
+ myon (kas grubu) + elos (ile ilgili, gibi, -a ait) + neuron (sinir, lif,
kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı
olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * genetik olarak miras alınan X kromozomuna bağlı
olarak gelişen ve omuriliğin miyelinini etkileyen, adrenolökodistrofinin bir
türü olan hastalık
adres :
lat. * ad (-a doğru, ek, yan, yakın) + directus (doğrultu, yön) * bir kimsenin
bulunduğu yerin veya bir kurumun konumunun yazılı ifadesi; haber, mektup veya
gönderinin ulaşacağı belirli yer
adriyatik :
ili., gre., lat. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) (gre.); adur (su; deniz)
(ili.), atrum (siyah) (lat.) + ia (isim, yer ve durum eki) + tikos (ile ilgili,
-a ait, gibi) * su gibi olan, deniz ile ilgili; siyah gibi olan; Adria Denizi
ile ilgili
adsorban :
lat. * ad (-a doğru, ek, yan, yakın) + sorbere (emmek, yudumlamak, içine
çekmek, soğurmak) + ent (-ci, yapan) * bir yüzeye veya malzemeye, özellikle gaz
veya sıvı moleküllerini tutan, çeken veya bağlayan; yüzey üzerinde molekülleri
geçici olarak veya zayıf etkileşimlerle tutabilen madde, emici
adsorbe :
lat. * ad (-a doğru, ek, yan, yakın) + sorbere (emmek, yudumlamak, içine
çekmek, soğurmak), sorbus (emilmiş, yudumlanmış, içe çekilmiş) * emilmiş, yudumlanmış,
içe çekilmiş
adsorpsiyon :
lat. * ad (-a doğru, ek, yan, yakın) + sorbere (emmek, yudumlamak, içine
çekmek, soğurmak) + tio (isim yapım eki) * bir maddenin gaz veya sıvı
moleküllerini bir yüzey üzerinde geçici olarak veya zayıf bağlarla tutma süreci;
yüzey üzerinde gerçekleşen moleküler tutunma olayı, emilim
adud :
ara. * adada (yardım etmek, destek vermek, kuvvet vermek) * kolun dirsek ile
omuz arasındaki kaslı ön kısmı, pazu
adult :
lat. * adultus (büyümüş, büyük) (adolescere (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın)
+ alescere (büyümek, semirmek, beslenmiş olmak) + ultus (geçmiş zaman ve sıfat
yapım eki) * tam büyümüş, olgunlaşmış; yetişkin, ergin, olgun kişi
aduv :
ara. * ada (düşmanlık yapmak, karşı gelmek, hasımlık etmek) * düşman, hasım
aduvvun lil kafirin :
ara. * aduv (düşman, hasım) + li (için) + el (ön ek, artikel) + kafir (inkarcı,
gerçeği örten) + in (çoğul eki) * inkarcılara düşman; Kur’an’da geçen Allah’ın
isimlerinden
adült :
lat. * adultus (büyümüş, büyük) (adolescere (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın)
+ alescere (büyümek, semirmek, beslenmiş olmak) + ultus (geçmiş zaman ve sıfat
yapım eki) * tam büyümüş, olgunlaşmış; yetişkin, ergin, olgun kişi
adüvv :
ara. * ada (düşmanlık yapmak, karşı gelmek, hasımlık etmek) * düşman, hasım
adv :
ara. * adv, ada (yelmek, hızlı adımlarla veya sıçrayarak, koşar gibi, bir yere
doğru yürümek, seğirtmek; hazırlamak) * yelme, seğirtme; hazırlama
advanced :
lat., ing. * adante (önde) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + ante (önce,
önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) ) (lat.); advance (ilerlemek) + ed (geçmiş
zaman ve sıfat yapım eki) (ing.); advan (çok koşan kimse) (ara.) * ileri,
ilerlemiş, ileriye gitmiş
advaytizm :
gre., san. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) (gre.) + dvaita (ikilik)
(san) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (gre.) *
gerçekliğin özünde tek ve bölünmez olduğunu, görünen çokluğun ve ikiliğin
(ben-sen, özne-nesne, tanrı-alem) zihinsel yanılsama olduğunu savunan, Hindu
Vedanta geleneğine ait felsefi-metafizik öğreti
advekro :
gre. * a (yokluk, zıtlık, olumsuzluk eki) + vrekho (ıslatmak, su geçirmek) * su
geçirmez, empermeabl; su geçirmeyen kumaştan üretilen ve yağmurlu havalarda
vücudu sudan korumak amacıyla giyilen üst giysi, yağmurluk
adveksiyon : lat.
* ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + vectio (taşıma, götürme) (vehere
(iletmek, aktarmak, nakletmek, taşımak, götürmek) + tio (isim yapım eki) ) *
atmosfer veya okyanus gibi bir akışkan içindeki ısı, nem veya nem gibi
özelliklerin, o akışkanın yatay hareketleri (rüzgar veya akıntılar)
aracılığıyla bir yerden başka bir yere taşınması olayı; kan veya lenf gibi
biyolojik bir akışkanın kütlesel hareketi (akışı) sayesinde, içindeki çözünmüş
maddelerin, besinlerin, ilaçların veya ısının vücut içinde bir yerden başka bir
yere pasif olarak taşınması süreci
adventif :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + venio, venire (gelmek), vent
(gelmiş) + ia (isim, yer ve durum eki) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * sonradan ortaya çıkan, sonradan gelen, doğal olmayan şekilde eklenmiş
veya taşınmış, beklenmeyen, planlanmayan; antropojenik etki nedeniyle köken
alanlarının dışında bir yerde kendilerine yer edinmiş bitki
adventis :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + venio, venire (gelmek), vent, ventis
(gelmiş) + ia (isim, yer ve durum eki) * dışarıdan gelen, sonradan oluşan veya
olağan yerinin dışında gelişen
adventist :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + venio, venire (gelmek), vent,
ventis (gelmiş) + ia (isim, yer ve durum eki) + ista (-cı, yapan, eden eki) *
İsa Mesih'in yeryüzüne ikinci kez döneceğine (İngilizce advent kelimesinden)
inanan Protestan kökenli bir Hristiyanlık mezhebi (en yaygın kolu, ibadet günü
olarak cumartesiyi (Sebt/Şabat) seçmiş olan, sağlıklı yaşama önem veren, alkol,
tütün, domuz eti gibi maddelerden uzak durmaları ile tanınan Yedinci Gün
Adventistleridir.)
adventisya :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + venio, venire (gelmek), vent,
ventis (gelmiş) + ia (isim, yer ve durum eki) * organları, kan damarlarını
(atardamar ve toplardamarlar) veya soluk borusu (trakea) gibi yapıları dıştan
saran en dış gevşek bağ dokusu tabakası; oldukça ince gevşek bağ dokusu
advers :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + versus (dönmüş, çevrilmiş,
yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen) (vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek,
yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * zıt yönde, ters yönde,
negatif, ters, zıt, karşıt
advers etki :
lat. * advers (zıt yönde, ters yönde, negatif, ters, zıt, karşıt) + et (yapmak,
eylemek) + ki (isim yapım eki) * bir ilaçtan veya ameliyat gibi başka bir
müdahaleden kaynaklanan istenmeyen zararlı bir etki
advisor :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + videre (görmek), visum (görüş),
visor (gören, görücü) * öğüt veren, bilgi, görüş veya rehberlik sağlayan kişi,
danışman
adyabatik :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + dia (arasından, içinden,
boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa;
iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + batos (yürümek) + ikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * ısı alışverişi olmadan gerçekleşen, dış ortamla enerji veya ısı
transferi içermeyen; termodinamikte çalışma akışkanında ısı ve kütle kaybının
veya kazancının olmadığı haldeki süreç; içinden geçilemeyen
aechmea :
gre. * akmea (uç, sivri nokta) * yaprak uçları ve çiçek yapıları sivri ve sert
olan, bromelyagiller familyasına ait tropikal bitkileri kapsayan bir bitki
cinsi
AED :
ing. * automated (otomatik) + external (dış) + defibrillator (şok cihazı) * kalp
ritmi durduğunda elektriksel şok vererek kalbin yeniden normal ritme dönmesini
sağlayan cihaz
aegilops :
gre. * aix (keçi) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) *
başaklarının keçi yüzünü andırdığı düşünülen, buğdaygiller familyasına ait yabani
tahılları kapsayan bir bitki cinsi
aeginetia :
gre. * Aigina (Yunanistan’da bir ada) + ia (isim yapım eki) * adını Ege’deki
Aigina Adası’ndan alan, asalak yaşamlı, orobanşgiller familyasına ait bitkileri
kapsayan bir bitki cinsi
aegiphila :
gre. * aix (keçi) + philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) * keçilerin
sevdiği yapraklara sahip olduğu düşünülen, ballıbabagillerle ilişkili çalı ve
ağaççıkları kapsayan bir bitki cinsi
aegopodium :
gre. * aix (keçi) + podion (küçük ayak) * yaprak şekilleri keçi ayağını
andıran, şemsiyegiller familyasına ait otsu bitkileri kapsayan bir bitki cinsi
aelotropik :
gre. * ailos (hızlı hareket eden, hızlı değişen, çabuk hal değiştiren) +
trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek),
tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen,
etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * her yönde aynı elektriksel, optik veya diğer fiziksel nitelikleri
göstermeyen maddelerin durumu
aeolian depozitleri :
gre., lat. * aiolos (rüzgar tanrısı) + ianos (ile ilgili, gibi, -a ait) (gre.)
+ depositum (birikinti, tortu, kalıntı) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak,
ayrı, aşağı, -dan eki) + ponere (koymak, konumlamak, yerleştirmek, düzenlemek,
yatırmak), positum, positus (konmuş, konumlanmış, yerleştirilmiş, yatırılmış) )
(lat.) + ler (çoğul eki) + i (iyelik eki) (tür.) * rüzgarın taşıdığı ve
biriktirdiği kum, toz veya diğer malzemelerden oluşan jeolojik tortul tabaka
veya birikinti
aeollanthus :
gre. * Aiolos (Yunan mitolojisinde rüzgar tanrısı Aiolos) + anthos (çiçek) *
rüzgarla kolayca yayılan ve hoş kokulu çiçekler taşıyan, ballıbabagiller
(Lamiaceae) familyasına ait bir bitki cinsi
aequitas :
lat. * aequus (eşit, denk) + itas (isim yapım ve durum eki) * Roma
mitolojisinde adil ticaretin ve dürüst tüccarların küçük tanrıçası ve
imparatorun eşitlik ve adalet erdemlerinin kişileşmiş hali (Aequitas Augusti)
eaqual, égal, gleich (eşit) (ing., fra., alm.)
aerangis :
gre. * aer (hava) + angeion (kasa, kap, hazne, damar, kanal) * hava kökleriyle
epifitik yaşam süren, orkidegiller familyasına ait zarif çiçekli bitkileri
kapsayan bir bitki cinsi
aeranthes :
gre. * aer (hava) + anthos (çiçek) * havada asılı duruyormuş izlenimi veren
çiçek yapılarıyla tanınan, orkidegiller familyasına ait epifitik bir bitki
cinsi
aeratör :
gre., lat. * aero (hava) + tor (-cı, yapan, eden eki) * yüksek hızda dönebilen
matkap uçları veya frezeleri vasıtasıyla diş dokularını delme, şekillendirme ve
düzeltme işlemlerini yapabilen ve diş hekimliğinde kullanılan cihaz
aerides :
gre. * aer (hava) + eidos (şekil, biçim, görünüş, benzerlik) * hafif ve zarif
çiçekleriyle “havamsı” bir görünüm sergileyen, orkidegiller familyasına ait
tropikal bitkileri kapsayan bir bitki cinsi
aeroakustik :
gre. * aer, aero (hava) + akouein (işitmek, duymak) + tikos (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * (işitmeye ilişkin)
aerob :
gre. * aer, aero (hava) + bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum,
yaratılış) * oksijenli ortamlarda üreyen organizma
aerobik :
gre. * aer, aero (hava) + bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum,
yaratılış) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * oksijen varlığında veya
havayla etkileşim içinde gerçekleşen, oksijenli ortam; oksijen almaya dayalı
aerochamber :
gre. * aer, aero (hava) + kamara (oda, kemerli kapaklı nesne) (gre.); camera
(lat.); chamber (ing.) * solunum yollarının açılmasını, balgamın gevşetilerek
öksürükle dışarı atılmasını sağlayan, sprey ile ilaç püskürtebilen cihaz
aerodinamik :
gre. * aer, aero (hava) + dynamo (kuvvet, kudret) + ikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * havadaki hareketlilik; hava veya gaz ortamında hareket eden
cisimlerin davranışını, sürtünme, kaldırma ve direnç gibi kuvvetler açısından
inceleyen bilim dalı aerofaji
aerofaji :
gre. * aer, aero (hava) + phageia (yeme durumu, yutma durumu) (phagein (yemek,
yutmak, tüketmek) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * hava yutma; geğirme,
şişkinlik veya mide rahatsızlıklarına yol açan, yemek sırasında veya sonrasında
istemsiz olarak hava yutma durumu
aerofil :
gre. * aer, aero (hava) + philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) *
oksijenli ortamı seven
aerofili :
gre. * aer, aero (hava) + philia (sevme durumu, hoşlanma durumu) (philein
(sevmek), philos (seven, sever, sevici) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) )
* oksijenli ortamı sevme
aerofobi :
gre. * aer, aero (hava) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * uçma veya uçakta olma korkusu
aerofon :
gre. * aer, aero (hava) (lat.) + phono (ses) (gre.) * tel veya zar kullanmadan
ve enstrümanın titreşiminin sese önemli ölçüde katkıda bulunmadan, esas olarak
hava kütlesini titreştirerek ses üreten bir müzik enstrümanı
aeroginosa :
lat. * aerugo (bakır pası rengi, yeşilimsi mavi) + ginosa (gibi olan,
cinsinden) * toprak ve suda bulunan, glikozu oksidasyon yoluyla parçalayan
fakat fermentasyon yapmayan yeşilimsi mavi renkli bakteri
aerojel :
gre., lat. * aer, aero (hava) (gre.) + gelare (donmak, katılaşmak), gel
(katılaşmış, jel, ağ yapı) (lat.) * jel yapısındaki bir maddenin sıvı fazı
uzaklaştırılıp yerine gaz (çoğunlukla hava) yerleştirilerek elde edilen, son
derece hafif, gözenekli, yüksek yalıtım özelliklerine sahip katı malzeme türü
aeronotik :
gre. * aer, aero (hava) + naus (gemi), nautes (gemici, denizci) + ikos (ile
ilgili, -a ait, gibi) * hava taşımacılığı ve hava seyrüseferi ile ilgili; uçak,
helikopter veya diğer hava araçlarının hareketi, navigasyonu ve ilgili
teknolojilerle bağlantılı olan, havacılık
aerosol :
gre., lat. * aer, aero (hava) (gre.) + solvere (çözmek, çözündürmek, gevşetmek)
(lat.) * bir katının veya bir sıvının gaz ortamı içerisinde dağılması; havada
asılı veya dağıtılmış ince sıvı veya katı parçacıklar; partiküllerin gaz
ortamında dağılmasıyla oluşan karışım, tıpta sprey veya püskürtme yoluyla
verilen ilaç veya kimyasal karışım
aerosolizasyon :
gre., lat. * aer, aero (hava) (gre.) + solvere (çözmek, çözündürmek, gevşetmek)
+ izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım ve durum eki)
(lat.) * katı veya sıvı maddelerin havada asılı kalabilecek kadar küçük ve
hafif parçacıklar haline (aerosol) dönüştürülmesi veya bu parçacıkların gaz
ortamına yayılarak bir bulut oluşturması süreci
aeroterapi :
gre. * aer, aero (hava) + therapeia (hizmet etme, ilgilenme, iyileştirme,
tedavi etme, eğitme, öğretme, iyileştirme, öğretiyle islah etme; bakım, hizmet,
tedavi) (therapuein (hizmet etmek, ilgilenmek, iyileştirmek, tedavi etmek,
yönetmek, tıbbi tedavi etmek), the (ön ek) + rapein (eğitmek, öğretmek) ) + eia
(isim yapım eki) ) * hava veya gazlarla yapılan tıbbi tedavi
aeruginosa :
lat. * aerugo (bakır pası rengi, yeşilimsi mavi) + ginosa (gibi olan,
cinsinden) * toprak ve suda bulunan, glikozu oksidasyon yoluyla parçalayan
fakat fermentasyon yapmayan yeşilimsi mavi renkli bakteri
aeschynanthus :
gre. * aischyne (utanç, kızarma) + anthos (çiçek) * genellikle parlak kırmızı
ve kızıl tonlarda çiçekler açan, gesneriagiller familyasına ait süs bitkilerini
kapsayan bir bitki cinsi
aesculus :
lat. * aesculus (meşe benzeri ağaç; at kestanesi) * iri yapraklı ve büyük
tohumlu, sabun ağacıgiller familyasına ait at kestanesi ağaçlarını kapsayan bir
bitki cinsi
aeshnidae :
gre. * aikhme (mızrak, sivri uç) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form)
(gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * yusufçuklar (Odonata)
takımının Anisoptera alt takımına ait, genellikle "büyük
yusufçuklar", “imparator yusufçukları” veya "darners" olarak
bilinen bir böcek familyası
aether :
gre. * aithein (yanmak, parlamak), aither, aether (üst hava) * esir, eter,
süptil madde; Yunan mitolojisinde parlak üst gökyüzünün kişileştirilmiş hali
aetheroleum :
gre., lat. * aithein (yanmak, parlamak) (aither, aether (üst hava, eter, esir)
+ elaia (zeytin, zeytin ağacı), elaion (zeytin yağı, yağ) (gre.); oliva
(zeytin), oleum (yağ, zeytin yağı) (lat.) * bitkilerden damıtma veya
ekstraksiyon yoluyla elde edilen ve uçucu, aromatik özellik taşıyan yağlı
madde, uçucu yağ
aethionema :
gre. * aitho (yakmak, kızartmak) + nema (iplik) * kızılımsı renkli ve ince
saplı çiçek yapılarıyla tanınan, turpgiller familyasına ait otsu bitkileri
kapsayan bir bitki cinsi
aethiopicus :
gre. * aithein (yanmak, parlamak), aithi (ateşli) + ops, opsis (göz, görme,
görünüş, görünüm, yüz) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Etiyopya’ya
veya Etiyopya kökenine ait; akciğer balığı
aextoxicaceae :
gre., lat. * aix (keçi) + toxikon, toxikos (yaya takılan, ok, yay; zehir)
(toxon, toxa (yay; ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * çoğunlukla
Şili'ye özgü olan, odunsu bitkileri kapsayan, içeriğinde “keçi zehiri” olarak
da anılan tek bir cins (Aextoxicon) ve tek bir ağaç türü (Aextoxicon punctatum)
bulunan, yaprak dökmeyen çok küçük ve monotipik bir çiçekli bitki familyası
af :
ara. * afa (silmek, gidermek, yok etmek), muaf (affedilmiş, bağışık, durumdan
etkilenmeyen) * silme, giderme, yok etme; hatasını bağışlama, bir suçu, bir
kötü davranışı olmamış sayarak ceza vermekten vazgeçme veya verilmiş olan
cezayı kaldırma, silme
AF :
ing. * atrial (atriyumla ilgili) + fibrillation (titreme) * kalbin atriyum
bölgesinde düzensiz ve hızlı kasılmalarla karakterize ritim bozukluğu, kardiyak
aritmi
afacan :
ara. * afet-i can (afet (felaket, bela) + ı (tamlama eki) + can (hayat cevheri,
yaşam, hayat, ruh) ) * ele avuca sığmaz, zeki ve yaramaz; cana zarar veren,
olumsuz etki oluşturan
afafet :
ara. * aff, afafa (arınmak, kendini korumak, temiz kalmak) + et (isim yapım
eki), afif (iffetli, temiz, masun, namuslu) * iffet, namus, iffeti koruma,
ahlaki saflık ve temiz yaşam; kişinin cinsel ve ahlaki davranışlarını ölçülü,
temiz ve saygılı bir şekilde sürdürme durumu, ahlaki erdem ve töresel saflık,
temizlik, masumiyet, günahsızlık
afagan :
ara. * hafakan (afaka, hafaka (çarpma, titreme) + an (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) * kalbin hızlı atması, çarpıntı, palpitasyon, titreme; erkek ismi;
yürek oynaması, çarpıntı, yürek sıkıntısı
afaif :
ara. * afif (iffetli, temiz, masun, namuslu) * namuslular, iffetliler,
şerefliler, temizler masumlar
afaji : gre.
* a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + phageia (yeme durumu, yutma
durumu) (phagein (yemek, yutmak, tüketmek) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
) * yutamama, yutma reddi, yemek yememe sendromu
afak :
ara. * ufk (kıyı, kenar, ince hat; ufuk) * kıyılar, kenarlar, ufuklar; yerle
göğün birleşiyor gibi göründüğü hatlar, ufuklar
afakan :
ara. * hafakan (afaka, hafaka (çarpma, titreme) + an (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) * kalbin hızlı atması, çarpıntı, palpitasyon, titreme; erkek ismi; yürek
oynaması, çarpıntı, yürek sıkıntısı
afaki :
ara. * afak (ufuklar, uzaklar; kıyılar, kenarlar) + i (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * gerçeklikten uzak, hayali, uydurma, gelişigüzel söylenmiş,
doğruluğu, gerçekliği olmayan, yalnızca teorik, hayali veya soyut olan, gayri
ilmi
afal :
tür. * afal (şaşırmak, hayret etmek) * şaşkın, dağınık, ne yapacağını bilmez •
şaşkın, sersem, aklı başında olmayan, kendinden geçmiş
afali :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + phallein (şişirmek, kabartmak),
phallos (şişen, kabaran, penis) * penis oluşmaması
afalina :
gre. * phallain (balina) * yunusgiller (delphinidae) familyasından dünyanın
bütün okyanuslarında yaygın olan bir yunus türü, tursiops truncatus
afallamak :
tür. * afal (şaşırmak, hayret etmek) + la (bağlaç) + mak (fiil mastar eki) *
şaşırmak, ne diyeceğini bilememe
afanantöz :
gre. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + phainein (parlamak,
ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak,
göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phanes (görünen,
görünür, belirgin, ortaya çıkan, açığa çıkan; ışığa çıkan) + anthos (çiçek)
(gre.) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * çiçekleri çok küçük, gösterişsiz
veya fark edilmesi güç olan; çiçekleri belirgin olmayan
afar :
kuş. * kafar (toprak, toz) * Eritre, Etiyopya ve Cibuti Afar Bölgesi'nde
Danakil Çölü'nde yaşayan Kuşitik bir halk
afaret :
ara. * afarta (güç kullanmak, zorlamak, güçlü olmak, şiddet göstermek), ifrit
(güçlü, zorlayıcı, sert, şiddet uygulayan, kötü niyetli veya cehennem varlığı,
cin türü) * ifritlik, şeytaniyet, kötü niyet, kötülük
afarit :
ara. * afarta (güç kullanmak, zorlamak, güçlü olmak, şiddet göstermek), ifrit
(güçlü, zorlayıcı, sert, şiddet uygulayan, kötü niyetli veya cehennem varlığı,
cin türü) * şeytanlar. ifritler
afat :
ara. * aft, afata (yıkmak, zarar vermek, felaket getirmek), afet (büyük zarar
veya yıkım getiren doğal veya insan kaynaklı olay, taşkın, deprem, yangın gibi
olay; ani, yıkıcı ve beklenmedik şekilde meydana gelen zararlı durum, bela,
musibet, dahiye, felaket) * büyük zarar veya yıkım getiren doğal veya insan
kaynaklı olay, taşkın, deprem, yangın gibi olaylar; ani, yıkıcı ve beklenmedik
şekilde meydana gelen zararlı durumlar, belalar, musibetler, felaketler
afatinib :
gre. * afa (kimyasal önek, molekül sınıfı) + tinib (tyrosine kinase (tirozin
kinaz) inhibitörü) (tyrosine (aminoasit) (turos, tyros (peynir) + ine (ile
ilgili, gibi, -a ait) ) + kinesis, kinase (kinein (hareket ettirmek,
devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak,
kımıldamak) + asis (son ek) ) (gre.) + inhibitor (engelleyici, önleyici, mani
olan) (lat.) ) * kanserli hücrelerin gelişmesini kolaylaştıran hücre içi büyüme
sinyali ileti yollarını bloke eden, küçük hücreli olmayan akciğer kanseri
tedavisinde kullanılan tirozin kinaz inhibitörü, gilotrif (C24H25ClFN5O3)
afazi :
gre. * aphasia (konuşamama, konuşmazlık) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk
ön eki) + phasia (konuşma) (phasein (konuşmak), phasis (konuşma, ifade) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * beynin bazı bölgelerinde meydana gelen işlev
bozukluğu sonucu ortaya çıkan konuşma, konuşulanı anlama, tekrarlama,
okuma-yazma gibi becerilerin gerçekleştirilememesi sorunu, konuşma yetisinin
kaybı, dil bozukluğu
afebril :
lat. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + febris (ateş) + ilis
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ateşsiz; ateşi olmayan, hummasız
afebril konvülsiyon :
lat. * afebrilis (ateşsiz) a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) +
febris (ateş) + ilis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + convulsion (nöbet,
kriz) (convellere (parçalamak, sarsmak) (con (ile, birlikte, beraber, tamamen)
+ vellere (çekip çıkarmak, çekmek, yıkmak), sio (isim yapım eki) ) * ateşsiz
nöbet; serebral kaynaklı olan ve paroksismal olarak hareket veya his kaybının
eşlik ettiği bilinç bozukluğu
afekt :
lat. * affectus (etki, tesir, duygu) (afficere (etkilenmek, duygulanmak) (ad
(-a doğru, yönelim, yan, yakın) + ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek),
fectus (yapılmış, edilmiş, eylenmiş) ) * bireyin uyaranlara, olaylara, anılara,
düşüncelere duygusal tepki ile katılabilme yetisi, duygulanım
afekte :
lat., fra. * affectus (etki, duygu) (afficere (etkilenmek, duygulanmak) (ad (-a
doğru, yönelim, yan, yakın) + ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek), fectus
(yapılmış, edilmiş, eylenmiş) ) (lat.); affecté (fra.) * etkilenmiş, hislenmiş,
duygulanmış
afektif :
lat. * affectus (etki, duygu) (afficere (etkilenmek, duygulanmak) (ad (-a
doğru, yönelim, yan, yakın) + ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek), fectus
(yapılmış, edilmiş, eylenmiş) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
etkileyici, hislendirici, duygulandırıcı
afelyon :
gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + helios (güneş) + on
(isim veya sıfat yapım eki) * Güneş etrafında eliptik bir yörüngede dolanan
herhangi bir gök cisminin (gezegen, kuyruklu yıldız vb.) Güneş'e en uzak olduğu
yörünge noktası
afelyum :
gre., lat. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + helios
(güneş) (gre.) + ium (yer, mekan, durum eki, isim yapım eki) (lat.) * bir
gezegenin, güneş çevresindeki yörüngesinde güneşe en uzak olduğu nokta
afen :
ara. * afn, afana (çürümek, kokmak, bozulmak), ufunet (çürüme, bozulma) *
çürüme, bozulma, pis kokma
afer :
ara. * afr, afara (tozla kaplamak, toprağa bulamak) * toprak, yer, arz
aferan :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + ferre (getirmek, taşımak, götürmek,
yüklenmek) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * içeriye veya bir şeye
doğru iletme, bir yerden bir yere taşıma; merkezi sinir sistemine (beyin veya
omurilik) doğru bilgi taşıyan sinir yollarını niteleyen terim
aferez :
gre. * aphairesis (ayırma, çıkarma, uzaklaştırma) (apo (-den, -dan, dışında,
uzak, ayrı, önde, önüne) + hairein (almak, seçmek) + esis (isim yapım eki) ) *
kan bağışçısının kanında bulunan ve hastanın ihtiyacı olan kan bileşeninin
(eritrosit, trombosit veya plazma) alınması ve diğer bileşenlerin kan
bağışçısına geri verilmesi işlemi
aferin :
gre., far. * eu (iyi, güzel, tam, gerçek, doğru, düzgün, asıl) + pherein
(taşımak, götürmek, getirmek); euphoria (aşırı iyilik hali, ruhsal veya
fiziksel olarak anormal derecede keyifli ve huzurlu olma durumu, hazcılık,
hoşnutluluk) * beğeni, iyi bulma, övgü, kutsama, alkış, övgü sözü
aferist :
fra. * affaire (iş) + iste (-ci, gibi olan, kimse) * çıkarı için her hileye
başvuran, çıkarını bilen, çıkar düşkünü, çıkarcı
afet :
ara. * afa (silmek, gidermek, yok etmek) + et (isim eki); affectus (etki,
tesir, duygu) (lat.) * bela, felaket, salgın hastalık, yıkıcı yokedici etkileri
olan olay
afetzede :
ara., far. * afet (felaket, bela) (ara.) + zede (zarar, ziyan; vurulmuş,
etkilenmiş, maruz kalmış) (far.) * afete uğramış olan, felakete uğrayıp perişan
olan, afetten zarar gören
aff :
ara. * affa (utanmak, kaçınmak), afif (utanan, kaçınan, iffetli, namuslu,
temiz, ahlaklı, güzel, nezih) * iffet, namus, temizlik, masumiyet
affedersiniz :
ara. * afa (silmek, gidermek, yok etmek), af (silme, giderme, yok etme;
hatasını bağışlama, bir suçu, bir kötü davranışı olmamış sayarak ceza vermekten
vazgeçme veya verilmiş olan cezayı kaldırma, silme) (ara.) + et (yapmak,
eylemek, işlemek) + er (geniş zaman fiil eki) + siniz (ikinci tekil şahıs fiil
eki) (tür.) * “beni bağışlayın”, “kusura bakmayın”, “özür dilerim” anlamında
olmak üzere, özür dileme, izin isteme veya birinin sözünü kesme gibi durumlarda
nezaket ifadesi olarak kullanılan söz kalıbı
affeksiyon :
lat. * afficere (etkilemek, duygulandırmak, bir şeye maruz bırakmak,
etkilenmek, duygulanmak) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + ficere (yapmak,
etmek, eylemek, işlemek) ) + tio (isim yapım eki) * duygulanım, etkilenme hali,
ruhsal eğilim, hastalık veya patolojik durum, hastalığa yakalanma
affektif :
lat. * afficere (etkilemek, duygulandırmak, bir şeye maruz bırakmak,
etkilenmek, duygulanmak), affectus (etkilenmiş, duygulanmış) + ivus (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * etkileyici, tesirli, hislendirici,
duygulandırıcı
affektif instabilite :
lat. * affectus (etkilenmiş, duygulanmış) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) + in (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
stabilis (ayakta duran, sabit olan, dikilen, dik duran, kararlı olan, devam
eden, daim olan, değişmeyen, varlığını sürdüren) (stare (durmak, ayakta durmak,
dikilmek, dik durmak, kararlı olmak, sabit kalmak, değişmemek, varlığını
sürdürmek, devam etmek, daim olmak) + abilis (olabilir, yapılabilir, mümkün
eki) ) + itas (isim yapım ve durum eki) * duygusal dengesizlik, duygulanımda
kararsızlık veya ani değişkenlik sendromu
afferent :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + ferre (getirmek, taşımak, götürmek,
yüklenmek) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * içeriye veya bir şeye
doğru iletme, bir yerden bir yere taşıma; merkezi sinir sistemine (beyin veya
omurilik) doğru bilgi taşıyan sinir yollarını niteleyen terim
affetmek :
ara. * af, afa (gidermek, silmek, yok etmek, iptal etmek; kusuru bağışlamak) +
et (yapmak, eylemek) + mek (fiili mastar eki) * bağışlamak, hatayı, günahı
silmek
affettuoso :
lat. * affectus (etki, tesir) + osus (ile ilgili, gibi, -a ait) * etkileyici
olan; bir müzik bestesinin sevecen, duygulu ve yumuşak bir şekilde çalınacağını
belirten kelime
affine hecke cebiri :
lat., ing., alm. ara., tür. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + finis (son,
nihayet, sınır, limit) (lat.); affine (sınıra doğru, ilişkilendirilmiş) (ing.)
+ hecke (Alman matematikçi Erich Hecke’nin sıyadından) (alm.) + cebr (zorlamak,
güdülemek; harfler ile yapılan hesap; sayısal işlemlerin, sayılar yerine imler
konularak genelleştiridiği sistem) (ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * Temsil
teorisi ve kuantum gruplarında, affine simetrileri ve dönüşüm kurallarını
kodlayan, Hecke operatörleri ile tanımlanmış cebirsel yapı
affrettando :
lat., ita. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + frettare (ovalamak, sürtmek,
friksiyon yapmak), fretta (acele) (lat.) + ando (gibi, olarak) (ita.), andus,
andum (lat.) * heyecanlı, hızlı, aceleyle; müzikte hızlı ve coşkulu çalınmayı
ifade eden kelime
afgan :
far. * afg (atlı, süvari) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Afganistan
halkının ismi; atlılar, süvariler; Afganistan vatandaşı, Afganistan ile ilgili,
Afganistan’a ait
afganistan :
far. * afg (atlı, süvari) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + istan
(durulan yer, bulunulan yer, mekan, ülke) * Orta Asya'nın güneyinde denize
kıyısı olmayan, güneyinde ve doğusunda Pakistan, batısında İran, kuzeyinde
Türkmenistan, Özbekistan ve Tacikistan ve uzak doğusunda Çin ile komşu olan bir
ülke
afi :
ara. * af (silme, giderme, yok etme) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
affeden, bağışlayan; silen, silinmiş
afif :
ara. * affa (utanmak, kaçınmak) + if (-an, yapan, eden) * utanan, kaçınan,
iffetli, namuslu, temiz, ahlaklı, güzel, nezih
afifane :
ara., far. * afif (utanan, kaçınan, iffetli, namuslu, temiz, ahlaklı, güzel,
nezih) (ara.) + ane (-ca, -cesine, tarzında, olarak, gibi) (far.) * iffetlice,
temiz olarak, namuslu olarak
afife :
ara. * affa (utanmak, kaçınmak), afif (utanan, kaçınan, iffetli, namuslu,
temiz, ahlaklı, güzel, nezih) + e (dişilik eki) * kadın ismi; iffetli, namuslu,
temiz ahlaklı
afik :
ara. * affaka (yalan söylemek, inkar etmek, iftira etmek, suç isnad etmek), ifk
(iftira, yalan, bühtan) * yalancı, iftiracı
afiks :
lat. * afixus (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + figere (tutturmak,
sabitlemek, bağlamak, bitiştirmek, yapıştırmak; şekillendirmek, biçimlendirmek,
oluşturmak, hayal etmek, uydurmak), fixus (tutturulmuş, sabitlenmiş, bağlanmış)
) * bir kelimenin başına, ortasına veya sonuna eklenen, anlam veya işlev
değiştiren, önek, son ek ve diğer eklerden her biri
afil :
ara. * afl, afala (batmak, kaybolmak, gözden kaybolmak), uful (batma, kaybolma)
* batan, kaybolan, görünmez olan; fani, geçici
afilbersept :
lat., gre. * a (birleşik ön ek; yönelme) (gre.) + filum (iplik, lif; bağlayıcı
yapı çağrışımı) (lat.) + recipere (almak, edinmek, bağlamak; reseptör kavramı),
receptum (alma, edinme, bağlama) (lat.) * vasküler endotelyal büyüme faktörü
(VEGF-A), VEGF-B ve plasental büyüme faktörüne yüksek afiniteyle bağlanarak
patolojik damar oluşumunu inhibe eden, oftalmolojik ve onkolojik
endikasyonlarda kullanılan rekombinant füzyon protein yapısında bir ilacın
etken maddesi (C1214H1882N346O378S6)
afili :
gre. * afi (ilişmek, dokunmak, değmek, tutmak, eliyle dokunmak, el becerisi)
(gre.) + li (-si olan, ile) (tür.) * el becerisi olan, temaslı, dokunuşlu;
gösterişli, hoş, çalımlı
afiliasyon :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + filiare (bağlanmak; oğul edinmek) +
tionem, tio (ile ilgili, gibi, -a ait) * kurumlar arasında ortak amaçlar
doğrultusunda birliktelik ve iş birliğinin sağlanması
afiliye :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + filiare (bağlanmak; oğul edinmek),
filum (ip, iplik, bağ); affilié (bağlı olan, bağlı) (fra.) * bağlı olan, yakın
ilişkisi olan; bağlı kuruluş
afin :
fra. * a (olumsuzluk son eki) + fin (son) * sonsuz, bitmeyen, sonu gelmeyen, la
nihaye
afin fonksiyon :
fra., lat. * afin (sonsuz) (fra.) + fungere (yapmak, yerine getirmek,
uygulamak), functio (yapma, yerine getirme, icra, işlev, görev) (fungi, fungere
(yapmak, yerine getirmek, icra etmek, işlemek, uygulamak) + tio (isim yapım
eki) ) (lat.) * katsayısı sabit olmayan ama doğrusal eğrisi olan fonksiyon; bir
A afin (sonsuz) uzayından B afin uzayına giden ve barisantrları koruyan, başka
bir deyişle, f(∑λiai) = ∑λif(ai) koşulunu gerçekleyen f fonksiyonu
afinite :
lat. * affinis (ilişkili, bağlı) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + finis
(sınır, uç, son) ) + itas (isim yapım ve durum eki) * yakınlık, akrabalık,
benzerlik; ilgi, uyum, eğilim, bağlanma eğilimi ve gücü
afirmasyon :
lat. * affirmare (sağlamlaştımak, güçlendirmek) (ad (-a doğru, yönelim, yan,
yakın) + firmare (güçlendirmek, sağlamlaştırmak), firmus (güçlü, sağlam) ) +
tio (isim yapım eki) * arzulanan durumlara ilişkin düşüncelerin zihinde
yaratılması ve düzenli tekrarlanması yoluyla yapılan olumlama
afirmatif :
lat. * affirmare (sağlamlaştımak, güçlendirmek), affirmatus (sağlamlaştırılmış,
güçlendirilmiş) + ivus (ile ilgili, -a ait) * olumlayıcı, doğrulayıcı, tasdik
edici, teyid edici
afis :
tür. * afis (gümüş balığının küçüğü) * gümüş balığının küçüğü
afiş :
lat. * afixus (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + figere (tutturmak,
sabitlemek, bağlamak, bitiştirmek, yapıştırmak; şekillendirmek, biçimlendirmek,
oluşturmak, hayal etmek, uydurmak), fixus (sabitleştirilmiş, belirlenmiş,
bağlanmış, sıkı, tutturulmuş) ) * duvara yapıştırılan kağıt, poster afişe
afişe :
lat., fra. * afixus (sabitleştirilmiş, belirlenmiş, bağlanmış, sıkı,
tutturulmuş) (lat.); affiché (fra.) * gizli yönü açığa çıkmış, ifşa olmuş
afitab :
far. * af (ışık saçmak, parlamak) + i (tamlama eki) + tab (parıltı, ışıltı,
ışık; parlamak, ışık yaymak) * güneş, gün ışığı; kadın ismi
afitap :
far. * af (ışık saçmak, parlamak) + i (tamlama eki) + tab (parıltı, ışıltı,
ışık; parlamak, ışık yaymak) * güneş, gün ışığı; kadın ismi
afiyet :
ara. * af, afa (gidermek, silmek, yok etmek, iptal etmek; kusuru bağışlamak) +
iye, iyet (isim yapım ve durum eki) * hasta olmama hali, sağlık, canlılık
afiyet olsun :
ara., tür. * afiyet (hasta olmama hali, sağlık, canlılık) (af, afa (gidermek,
silmek, yok etmek, iptal etmek; kusuru bağışlamak) + iye, iyet (isim yapım ve
durum eki) ) (ara.) + olsun (hale gelsin, dönüşsün, mevcut duruma gelsin,
bulunsun) (tür.) * yemek yiyen kimseye yemeğin sağlık ve esenlik vermesi
dileğiyle söylenen nezaket sözü; yemeğin hoşnutluk ve sağlık içinde yenmesini
dileme sözüd
aflatoksin :
lat., gre. * aspergillus (spargere (serpmek, saçmak, serpiştirmek) + illus (ile
ilgili, gibi, -a ait) + flavus (sarı mavi renk; açık, parlak) (lat.) + toxikon
(ok zehiri) (toxikos (toxon (ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) +
pharmakon (zehir) ) (okların ucuna zehir sürmekten) (gre.) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * mısır, fıstık, pamuk tohumu ve ağaç
yemişleri gibi tarımsal ürünlerde bulunan belirli mantarlar tarafından üretilen
bir toksin cinsi; kuvvetli zehir ve kanserojen madde
aflebiya :
gre. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + phlebos (damar) + eia
(isim yapım ve durum eki) * damarsız veya belirgin damarları olmayan yaprak
benzeri oluşum; kusurlu veya düzensiz yapıdaki yaprak uçları; ayrıca bazı
eğrelti otlarında ve fosil bitki gruplarında kullanılan terim
aflibercept :
lat. * af (anti, karşıt, zıt) + lib (ligand bağlanması, özellikle VEGF ligandı)
+ ercept (reseptör, bağlayıcı protein) * ıslak makula dejenerasyonu ve
metastatik kolorektal kanseri tedavisinde kullanılan, damar endoteli büyüme
faktörünü (VEGF-A, VEGF-B, PlGF) bağlayarak etkisiz hale getiren rekombinant füzyon
proteini ve anjiyogenez inhibitörü (C4318H6788K1164O1304S32)
afoni :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + phonein (ses çıkarmak,
konuşmak veya ses vermek), phonia (ses çıkarma) (phonos, phone (ses) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * konuşamama, telaffuz edememe, ses yitimi
aforizm :
gre. * aphorizo (tanımlıyorum, işaretliyorum, belirliyorum) (apo (-den, -dan,
dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + horos, orio (sınır, had, limit) ) + ismos
(isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (gre.); afur (tepkisel söz
söyemek, öfkeyle bağırmak, esip üfürmek) ("afra tafra" (eylemsel veya
söylemsel çalım, gösteriş) kelimesinde de yer alır.) (tür.) * gerçeği
tanımlayıcı kısa kelime grubu, söylem, özlü, kısa ve öğretici söz; kesin sınır
koyan ifade; vecize
aforizma :
gre. * aphorizo (tanımlıyorum, işaretliyorum, belirliyorum) (apo (-den, -dan,
dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + horos, orio (sınır, had, limit) ) + ismos
(isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (gre.); afur (tepkisel söz
söyemek, öfkeyle bağırmak, esip üfürmek) ("afra tafra" (eylemsel veya
söylemsel çalım, gösteriş) kelimesinde de yer alır.) (tür.) * gerçeği
tanımlayıcı kısa kelime grubu, söylem, özlü, kısa ve öğretici söz; kesin sınır
koyan ifade; vecize
aforoz :
gre. * aphorizein (ayırmak, sınırlandırmak, dışlamak) (apo (-den, -dan,
dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + horos, orio (sınır, had, limit) + ein (fiil
mastar eki) ) * sınır dışı etme, dinden çıkarma
afotik :
gre. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + phos (ışık, aydınlık),
photos (ışıkla ilgili) * ışığın ulaşmadığı veya fotosentezin gerçekleşemeyeceği
kadar az ışıklı olan; özellikle okyanus ve göllerde ışık almayan derin
bölgelere ilişkin
afra :
tür. * afer (toprak) * ayak değmemiş beyaz toprak; pembeye çalan beyaz renk;
saflığı ve berraklığı ifade eden "ayın on üçüncü gecesi"
afra tafra :
tür. * afur, afgur (havlamak, öfkeyle bağırmak, esip üfürmek, çalım yapmak) +
tafra (hoplama, zıplama, sıçrama, yaylanma) * çalım, gösteriş, fiyaka,
kibirlenme
afrika :
ber., fen., lat. * ifri, afri (mağara; Roma döneminde bir kabile ismi) (ber.);
afar (toz) (fen.) + icus, ica (ile ilgili, -a ait) (lat.) * Ekvatorun her iki
yanında ve dünya üzerinde her iki iklim kuşağında da bulunan, kuzeyde Akdeniz,
batıda Atlas Okyanusu, doğuda Hint Okyanusu ile çevrili, farklı iklim ve
ekosistemlere sahip olan dünyanın ikinci büyük kıtası
afrika menekşesi :
ber., fen., lat. * ifri, afri (mağara; Roma döneminde bir kabile ismi) (ber.);
afar (toz) (fen.) + icus, ica (ile ilgili, -a ait) (lat.) + vanavşag, banafşe
(menekşe) (far.) * ballıbabagiller (Lamiaceae) takımına bağlı olan Gesneriaceae
(Gesneryagiller) familyasından, mor, pembe, beyaz veya mavi çiçekler açan,
özellikle evlerde süs bitkisi olarak yetiştirilen Saintpaulia cinsine ait bitki
afrodit :
gre. * aphro (su köpüğü) + ditos (-den olan) * güzellik ve aşk tanrıçası; su
köpüğünden olan
afrodizyak :
gre. * aphro (su köpüğü) + ditis (-den olan) + iakos (-e ait, ile ilgili olan)
* cinsel gücü artırıcı etken
afrosoricida : lat.
* afro (Afrika ile ilgili) + sorex (sivri burunlu fare, sivri fare) + eidos
(görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) *
görünüş olarak kirpilere benzeyen Afrika kökenli tenrekleri (Tenrecidae) ve
altın köstebekleri (Chrysochloridae) kapsayan bir plasentalı memeli takımı
afsun :
far. * afsa (büyülemek) + un (gibi olan, -ci), fisun (büyü, sihir), efsane
(masal, büyüleyici hikaye) * sihir, büyü, maji
afşar :
tür. * afşar (işini çabuk yapan, çabuk, seri, hızlı; ters, karşıt, zıt; ucu
sivri bıçak) * Altıncı Oğuz Türkleri Boyundan olup bugün İran’ın kuzeyinde,
Anadolu’nun daha çok güney yörelerinde, Afganistan’ın kimi yerlerinde yaşayan
halk
afşin :
far. * afşin, avşin, pisin (zırh, silah, güç, koruyucu komutan; İslamiyet öncesi
ve erken dönem İslam tarihinde, Orta Asya'da (bugünkü Tacikistan ve Özbekistan
civarı) hüküm süren Aryen bir topluluk olan Soğdların ve Uşrusana prenslerinin
kullandığı saltanat üunvanı) * zırh, silah, güç, koruyucu komutan; su mavisi;
kekik otu; Kahramanmaraş’ın bir ilçesi; Fars mitolojisinde Kay Kawad'ın
torununun ismi
aft :
gre. * aphta (ağızda ağrılı ödem) * düğme şeklinde ve kenarları kırmızı olan,
yuvarlak, sarı ve beyaz renkte ağızda çıkan yaralar, aftoz ülser
afterburner :
ing. * after (sonra) + burner (yakıcı, yakma cihazı) * jet motorlarında, egzoz
gazına ekstra yakıt enjekte edilerek itiş gücünü geçici olarak artıran ek yanma
sistemi
afterload :
ing. * after (sonra) + load (yük, yükleme) * kalp kasının kısalmaya başlamadan
önce ulaşması gereken izometrik gerim
aftos :
gre. * avtos, autos (kendi, kendisi), auto (kendilinden) (ing., fra., alm.) *
eril üçüncü tekil şahıs zamiri, o (erkek)
aftöz :
gre., ing. * aphtha (patlama, püskürme, fışkırma, kabarma) + osis (isim yapım,
durum, sorun, hastalık eki) (gre.); osus (ile ilgili, sıfat yapım eki) (lat.) *
mukoza zarlarında görülen küçük ülserler veya lezyonlarla ilgili veya bunlarla
karakterize olan
afur :
tür. * afur (hayvanların yem yediği oluk, yemlik veya doğrudan ahır; bela
kasırgası, şiddetli toz fırtınası, boz tüylü kısa boyunlu geyik veya zaman) *
ahırlardaki hayvan yemliği; hayvanlara yem verilen yer, yemlik, yalak
afuvv :
ara. * af, afa (gidermek, silmek, yok etmek, iptal etmek; kusuru bağışlamak) *
affeden, bağışlayan, günahları silen; merhamet eden
afv :
ara. * af, afa (gidermek, silmek, yok etmek, iptal etmek; kusuru bağışlamak) *
bağışlama, kusur ve günahı affetme; malın iyisi, helali ve fazlası
afyon :
gre. * opos (su, sıvı, özsu, reçine) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(gre.); ab (su), afyon (haşhaş kapsülünden elde edilen uyuşturucu madde) (far.)
* uyuşturucu madde elde edilen bitki
afyonkarahisar :
gre., tür. * opos (su, sıvı, özsu, reçine) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (gre.); ab (su), afyon (haşhaş kapsülünden elde edilen uyuşturucu
madde) (far.) + kara (siyah, volkanik kaya rengi) + hisar (etrafı çevrili yer,
müstahkem yer, sur, korugan) (tür.) * Türkiye'nin, batıdan Uşak, kuzeybatıdan
Kütahya, kuzeyden Eskişehir, doğudan Konya, güneydoğudan Isparta, güneyden
Burdur ve güneybatıdan Denizli illeri ile komşu olan 3 plaka numaralı sehri
afyonkeş :
gre., far. * opos (su, sıvı, özsu, reçine) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (gre.); ab (su), afyon (haşhaş kapsülünden elde edilen uyuşturucu
madde) + keş (çeken, çekici, taşıyan) (far.) * afyon bağımlısı
afyonoid :
gre., far. * opos (su, sıvı, özsu, reçine) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (gre.); ab (su), afyon (haşhaş kapsülünden elde edilen uyuşturucu
madde) (far.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) *
afyona veya afyon alkaloitlerine benzeyen; morfin ve benzeri opioid etkiler
gösteren (madde veya bileşik)
afzelia :
lat. * Afzelius (İsveçli botanikçi Adam Afzelius) + ia (isim yapım eki) *
Afrika ve Asya tropiklerinde yayılış gösteren, sert odunlu ve değerli
kerestesiyle bilinen ağaçları kapsayan bir bitki cinsi
Ag :
lat. * argentum (gümüş) * atom numarası 47 olan, periyodik tablonun 11.
grubunda bulunan, yüksek elektrik ve ısı iletkenliğine sahip, parlak beyaz
renkli, takı yapımında, elektronik devrelerde, aynalarda, fotoğrafçılıkta ve
antimikrobiyal uygulamalarda kullanılan değerli bir metal element
ag :
tür., moğ. * ag (yukarı kalkmak, çıkmak, yükselmek) * yukarı kalkmak, çıkmak,
yükselmek
aga :
tür., moğ. * ag (yukarı kalkmak, çıkmak, yükselmek) * yükselmiş, yüce, ulu,
büyük; büyük erkek kardeş
agah :
far. * kah (görmek) * uyanık, uyanmış; haberdar, bilgili, bilinçli; erkek ismi
agalaksi :
gre. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + gala, galax, galaktos (süt)
+ ias (sıfat yapım eki) * memeden süt akışının kesilmesi; koyun ve keçilerde
görülen, süt veriminin aniden düşmesine veya tamamen kesilmesine neden olan
oldukça bulaşıcı ve mikrobik bir hastalık, süt kesen hastalığı
agalinis :
gre. * agale (süs, parlaklık) + linon (keten, lifli bitki) * narin yapılı ve
süs değeri olan çiçekleriyle bilinen, yaz aylarında çiçek açan otsu bitkileri
kapsayan bir bitki cinsi
agalsidaz :
lat., gre. * a (yokluk, zıtlık, eksiklik eki) (lat.) + galactosis (süt şekeri,
galaktoz) (gala (süt) + aktos (ile ilgili, -a ait) + ose (şeker eki; kimyasal
monosakkarit eki) ) (gre) ) + cidase (enzim parçalama) (caedere, cidere
(kesmek, yarmak, parçalamak, doğramak, vurmak, çarpmak; öldürmek), caede, cide,
cidium (kesme, yarma, parçalama, doğrama, vurma, çarpma, öldürme) + ase (enzim
eki) ) (lat.) * Fabry hastalığında eksik olan alfa-galaktozidaz A enziminin
yerine konması amacıyla kullanılan, lizozomal glikosfingolipid yıkımını
sağlayan rekombinant enzim yapısında bir ilacın etken maddesi
agalsidaz alfa :
gre. * a (alfa, olumsuzluk öneki) + galsid (galactosidase, galaktoz birimlerini
parçalayan enzim) + ase (enzim eki) + alfa (Grek alfabesinin ikinci harfi;
enzim izoformu veya türü eki) * globotriaosilseramid birikmesine yol açan,
enzimdeki genetik bir eksiklik olan Fabry hastalığını tedavi etmek için
kullanılan rekombinant
agalsidaz beta :
gre. * a (alfa, olumsuzluk öneki) + galsid (galactosidase, galaktoz birimlerini
parçalayan enzim) + ase (enzim eki) + beta (Grek alfabesinin ikinci harfi;
enzim izoformu veya türü eki) * globotriaosilseramid birikmesine yol açan,
enzimdeki genetik bir eksiklik olan Fabry hastalığının tedavisinde enzim
replasman tedavisi olarak kullanılan bir rekombinant, a-galaktosidaz
agamemnon :
gre. * aga (çok, çok fazla, büyük) + medon, menon, memnon (kararlı, dayanıklı,
hükmeden, düşünen, önlem alan) (med, meg (düşünmek, tefekkür etmek, tasarlamak,
uygun önlemleri almak) + non (isim yapım eki) ) * Yunan mitolojisine göre Truva
Savaşı'nda orduyu yöneten Miken kralı
agami :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + gamia (eşlilik) (gamos
(eş; bağ, ilişki, ilinti) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bekarlık,
boşluk, serbestlik, eşsizlik, eşi olmama yani karısı veya kocası olmama durumu
agamid :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + gamia (eşlilik) (gamos
(eş; bağ, ilişki, ilinti) + eia (isim, yer ve durum eki) + oeides (gibi, ile
ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * agamidae Iguania alttakımına bağlı bir
hayvan familyası, keler
agamidae :
tai., lat. * agama (kertenkele) (tai.) + idae (-giller, hayvan familyası eki)
(lat.) * pullu sürüngenler (Squamata) takımına ait, sakallı ejderler, fırfırlı
kertenkeleler, agamalar, dikenli kertenkeleler ve dikenli kelerler gibi çok
bilinen popüler türleri içeren sürüngen familyası, kelergiller
aganta :
lat. * agere (yapmak, etmek, hareket ettirmek) + ent (yapan, eden eki) (lat.);
agent (ing., fra.) * halat veya zincirin kısa bir zaman tutulması,
bırakılmamasını ifade eden kumanda sözü
agapanthaceae :
gre. * agape (sevgi) + anthos (çiçek) (gre ) + aceae (-giller, botanik familya
eki) (lat.) * sevgi çiçeği; Afrika zambaklarını (Agapanthus) kapsayan çiçekli
bitki familyası
agapanthus :
gre. * agao, agaein (sevmek, değer vermek), agape (sevgi) + anthos (çiçek) *
Güney Afrika kökenli, gösterişli ve küremsi çiçek salkımlarıyla tanınan, halk
arasında aşk çiçeği olarak bilinen süs bitkilerini kapsayan bir bitki cinsi,
Afrika zambağı veya şefkat çiçeği
agape :
gre. * agao, agaein (sevmek, değer vermek) + pe (isim yapım eki) * karşılık
beklemeyen, koşulsuz, fedakar ve saf sevgi, aşk, çok sevme
agapi :
gre. * agao, agaein (sevmek, değer vermek) + pe (isim yapım eki) * karşılık
beklemeyen, koşulsuz, fedakar ve saf sevgi, aşk, çok sevme
agapornis :
gre. * agao, agaein (sevmek, değer vermek), agape (sevgi) + ornis (kuş) * sevgi
kuşu; Afrika ve Madagaskar kökenli küçük, sosyal bir papağan cinsi, cennet
papağanı veya sevda papağanı
agar :
mal. * agar (jel) * deniz yosunlarından elde edilen jel kıvamındaki madde, jelatin
agaragar tozu :
mal., tür. * agar (jel) + agar (jel) (mal.) + tog, toz (kalkmak, yükselmek) + u
(iyelik eki) (tür.) * su yosunlarından elde edilen bir tür jelatin
agares :
gre. * aga (çok, çok fazla, büyük) + res (isim yapım eki) * Hz. Süleyman’ın
(Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis’te maji ile ilgili
olan ve 72 cini tanımlayan Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan,
doğu bölgesini yöneten, timsah üzerinde yaşlı bir adam şeklinde tasvir edilen,
dilleri öğretebilen, kaçanları geri getirebilen ve depremler yaratabilen otuz
dükten oluşan bir orduya hükmeden cehennemin büyük dükü olan 2. cin
agaroz :
mal. * agar (deniz yosunlarından elde edilen jel kıvamındaki madde, jelatin) +
ose (şeker eki; kimyasal monosakkarit eki) * agarın iki bileşeninden biri olan
(diğeri agaropektini) belirli kırmızı alglerden elde edilen bir
heteropolisakkarit
agarr :
san, ara. * agara (beyazlaşmak; sıcak olmak) * çok sıcak, en sıcak; beyaz;
endini beğenmiş; asil, alicenab
agarta :
gre., san. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + garta (mağara,
boşluk) (gre.); agar (beyazlaşmak) + ta (uzakta, yüksekte) (san) * Tibet ve
Orta Asya geleneklerinde sözü edilen, Asya'daki sıradağların içinde bulunduğu
belirtilen efsanevi bir yeraltı teşkilatı; ele geçirilemeyen, ulaşılamayan, her
şeyden korunmuş, şiddetin yakalayamayacağı, anarşinin erişemeyeceği; yüksek
beyaz
agastache :
gre. * agan (çok) + stachys (başak) * çiçekleri yoğun ve çok sayıda başak
oluşturan, aromatik yapılı ballıbabagiller (Lamiaceae) familyasına ait
bitkileri kapsayan bir bitki cinsi
agavaceae :
lat. * agauos (soylu, görkemli, hayranlık uyandıran (eril) ), agaue (soylu,
görkemli, hayranlık uyandıran (dişil) ) + aceae (-giller, botanik familya eki)
* çöl ve kurak iklim koşullarına adapte olmuş etli (sukulent) yapraklı
bitkileri kapsayan tropikal ve astropikal bir bitki familyası (en bilinen
üyeleri Avize ağacı (Yucca), Joshua ağacı ve dünyaca ünlü tekila bitkisi
(Agave) )
agavat :
ara. * aga (efendi, bey) + vat (çoğul eki) * saray hizmetlerinde kullanılan
harem ağaları
agave :
gre. * agauos (soylu, görkemli, hayranlık uyandıran (eril) ), agaue (soylu,
görkemli, hayranlık uyandıran (dişil) ) * iri rozet yaprakları ve uzun çiçek
saplarıyla tanınan, kurak ortamlara uyumlu çok yıllık sukulent (sulu, suyu
olan) bitkileri kapsayan bir bitki cinsi
agave amica :
gre. * agauos (soylu, görkemli, hayranlık uyandıran (eril) ), agaue (soylu,
görkemli, hayranlık uyandıran (dişil) ) (gre.) + amicus, amica (dost, dostane,
sevimli) (lat.) * Meksika kökenli, yoğun kokulu beyaz çiçekler açan yumrulu süs
bitkisi, polianthes tuberosa, sümbülteber
agayan :
ara. * aga (efendi, bey) + yan (çoğul eki) * beyler, efendiler; saygı ifadesi
olarak kullanılan çoğul unvan
agaze-i kabili :
far. * agaze (başlangıç, başlama; mübaşeret) + ı (tamlama eki) + kabili (kabul
eden, alan, uygun olan) * Türk musikisinde, kabile dizisi temelli, agazesi
(giriş motifi) belirgin ve etkileyici, karar perdesi genellikle rast (do) olan;
seyri süslü ve hafif iniş çıkışlarla hareketli, özellikle taksim ve şarkıların
başlangıcında kullanılan, dinleyicide merak ve dikkat uyandıran özgün bir giriş
makamı
agaz-ı destan :
far. * agaz (başlama, çekimleme) + ı (tamlama eki) + destan (olayları anlatan
eser, yazılmış bilgi) (dast, dest (el, bilgi) + an (ile yapılmış olan) ) * eski
Türk edebiyatında destana ve hikayeye başlamaya; herhangi bir kitapta ve
özellikle mesnevilerde asıl konuya girişe verilen isim
agba :
ara. * gab (küt; koyu, yoğun) * daha küt, en küt; daha koyu, en koyu; daha
yoğun, en yoğun
agber :
ara. * gabera (toz) * çok tozlu
agbiya :
ara. * gabi (akılsız, anlayışsız, ahmak) * ahmaklar, akılsızlar, anlayışsızlar,
gabiler
agdestidaceae :
fri., gre., lat. * agdos (kaya, taş, dağ; Frigya'da dağ ismi) (fri., gre.) +
aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * Orta ve Kuzey Amerika'ya özgü çok
yıllık bir sarmaşık türü olan Agdestis clematidea bitkisini tek üye olarak
içeren, günümüzde daha çok Phytolaccaceae (Şevketibostangiller) ailesi altında
sınıflandırılan küçük bir botanik bitki familyası
agdiye :
ara. * gada, gıda (yiyecek, besin, rızık) * yiyecekler, besinler, rızıklar
agel :
ara. * agel (halka, çember, bağ) * Arap erkeklerinin başörtülerinin üzerinden
geçirdikleri, yünden örülmüş kalın çember bağ, siyah halka
agenezi :
gre. * agenesis (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + gignesthai
(doğmak), genesis (yaratılış, oluşum, ortaya çıkış, meydana gelme) (genos (gen,
yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba,
tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + osis (durum ve isim yapım eki) ) * bir
organın embriyonik büyüme ve gelişme sırasında primordial dokunun yokluğu
nedeniyle gelişmemesi
ageratina :
lat. * Ageratum (bitki adı) + ina (aitlik ve küçültme eki) * ageratum benzeri
çiçek yapısına sahip, papatyagiller (Asteraceae) familyasına ait otsu bitkileri
kapsayan bir bitki cinsi
agfer :
ara. * gafr, gafara (affetmek, bağışlamak, mazur görmek), mağfiret (af,
bağışlama) * mağfiret eden, bağışlayan, affeden
agfer-ül-gafirin :
ara. * agfer (en çok affeden, en çok bağışlayan) + el (tamlama bağlacı ve önek)
+ gafir (affeden, bağışlayan) + in (çoğul eki) * affedenlerin en çok affedeni
(Allah)
agglomerateda :
lat. * agglomerare (yığmak, bir araya toplamak) + ta (sıfat-fiil eki) * çiçek,
meyve veya yaprakların sıkı kümeler halinde birleşmiş olduğunu ifade eden
botaniksel bir tanımlama terimidir
AGI :
ing * artificial (yapay) + general (genel) + intelligence (zeka) * insanın
farklı alanlardaki bilişsel yeteneklerini genel olarak yerine getirebilecek
düzeyde tasarlanan yapay zeka
agile :
lat. * agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek,
gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek), agilis (çevik, hızlı) *
çabuk,çevik; müzikte bir tempo türü
agilmente :
lat. * agilis (çevik) + mente (gibi, olarak) * bir müzik eserinin canlı, çevik
bir şekilde çalınmasını tanımlayan terim)
aging :
lat., ing. * aevum (çağ, dönem, devre, evre) (lat.); age (yaş; evre, çağ) + ing
(isim yapım eki) (ing.) * yaşlanma, yaş alma
agirofobi : lat.,
gre. * agiro (kükreme, gök gürültüsü, gürleme) + phobia (korkma, korkulu olma)
(phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * caddelerden veya
caddelerde karşıdan karşıya geçme korkusu (gürültülü ses çıkaran taşıtlardan)
agirra :
ara. * garir (tecrübesiz, acemi, deneyimsiz, safdil;mağrur * tecrübesizler,
safdiller, acemiler; aldatılmışlar, aldananlar, mağrurlar
agitato :
lat., ita. * agere, agitare (harekete geçmek, hareket halinde tutmak, hızlı
olmak, hareket etmek, çevik olmak), agitat (hareketli, dürtülmüş, güdümlenmiş,
heyecanlı) (lat.); agitato (ita.); acil (acele, hızlı, çabuk) (ara.) * hızlı,
sarsıntılı, heyecanlı, hareketli; bir müzik eserinin hızlı ve heyecanlı
çalınmasını tanımlayan terim
aglaia :
gre. * aglaia (parlaklık, görkem; Yunan mitolojisinde zarafet tanrıçası Aglaia)
* parlak yaprakları ve hoş kokulu çiçekleriyle bilinen, mahoganyagiller
familyasına ait tropikal ağaçları kapsayan bir bitki cinsi
aglak :
ara. * galaka (kilitlemek, kapamak), galak (kilit; kapalı şey, anlaşılmaz şey)
* kilitler; kapalı, anlaşılmaz şeyler
aglal :
ara. * gall, galla (bağlamak, zincirlemek, kelepçelemek, pranga vurmak), gull
(bağ, zincir, kelepçe, pranga) * bağlar, zincirler, boyuna geçirilen zincirler,
kelepçeler, prangalar
aglaz :
ara. * galaza (kaba olmak, sert olmak, kalınlaşmak, kabalaşmak), galiz (kaba,
sert, kalın, yoğun) * kaba şeyler, kalın şeyler, sert şeyler, galizler
agleb :
ara. * galebe (yenmek, üstün olmak, çok olmak), galib (yenmiş, üstün gelmiş,
çok olmuş) * daha galib; çok kere, ekseriya, çoğunlukla, çoğu ("ağleben -
ağleba" şeklinde de kullanılır.)
agleb-i ihtimal :
ara. * agleb (en galib, en çok, en üsütn) + i (tamlama bağlacı) + ihtimal
(olasılık) * büyük bir ihtimal, büyük olasılık
aglef :
ara. * galf, galafa (örtmek, kaplamak), gulf (kılıf, örtü) * kılıflı, örtülü;
sünnetsiz; sandıkta kapalı; katılaşmış, duygusuz kalp (mecazi)
aglez :
ara. * galz, galaza (kaba olmak, sert olmak, kalınlaşmak, kabalaşmak), galiz
(kaba, sert, kalın, yoğun) * en kaba, en kalın, en sert şeyler, en galiz
aglobülinemi :
gre. * a (yokluk, zıtlık, olumsuzluk eki) + globus (küre, top) + ulus, ula
(küçültme eki) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) + emia (kanla
ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer
ve durum eki) ) (gre.) * kanda enfeksiyonlarla savaşan koruyucu antikorların
(gammaglobülinler) eksik veya yok olması
aglomerasyon :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + glomus (top, küre), glomerare
(kütleleştirmek) + tio (isim yapım eki) * daha büyük yeni parçacık boyutlarına
sahip ürünler oluşturmak için parçacıkları birleştirme işlemi, yığma, bir araya
toplama
aglosya :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + glotta, glossa, glotta
(dil) + eia (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * konjenital (doğuştan) dil
yokluğu
aglutinasyon :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + glutinare (yapıştırmak, tutturmak,
bağlamak) + tio (-ma, fiili isim yapım eki); glue (tutkal) (ing.) * birlikte
yapışma, parçacıkların bir araya toplanması; uygun bir sıvı ortamda, partiküler
formdaki antijenlerle antikorların bağlandıktan sonra kompleksler oluşturarak
bir arada kümelenmesi
aglutinatif :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + glutinare (yapıştırmak, tutturmak,
bağlamak) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir şeye doğru
yapıştıran; dilbilimde, kelime içinde eklerin belirli bir sırayla ve her biri
tek bir anlam taşıyacak şekilde ardışık olarak yapıştırıldığı diller
aglütinasyon :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + glutinare (yapıştırmak, tutturmak,
bağlamak) + tio (-ma, fiili isim yapım eki); glue (tutkal) (ing.) * birlikte
yapışma, parçacıkların bir araya toplanması; uygun bir sıvı ortamda, partiküler
formdaki antijenlerle antikorların bağlandıktan sonra kompleksler oluşturarak
bir arada kümelenmesi
aglütinatif :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + glutinare (yapıştırmak, tutturmak,
bağlamak) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir şeye doğru
yapıştıran; dilbilimde, kelime içinde eklerin belirli bir sırayla ve her biri
tek bir anlam taşıyacak şekilde ardışık olarak yapıştırıldığı diller
aglütinin :
lat. * a (etkenlik eki) + glutinare (yapışmak) + in (-an) * kanda parçacıkların
pıhtılaşmasına ve toplanmasına neden olan madde
agma :
tür. * ağmak (eğmek, eğilmek; aşağıya inmek, düşmek, yağmak) (ağ (eğmek,
eğilmek, inmek, düşmek, yağmak) + mak (fiil mastar eki) ) * aşağıya inme,
düşme, yağma; Güneş sistemine bağlı, belli bir yörüngesi olmayan, bu yüzden
atmosferin üst katmanlarına girebilen ve burada bir ateş külçesine dönüşen
küçük gökcismi, akanyıldız; yıldız, yıldız akması
agna :
ara. * gana (çok olmak, fazlalaşmak), gani (çok, fazla) * çok gani, çok fazla,
zengin
agnam :
ara. * ganem (koyun) * (koyunlar, keçiler; hayvanlardan alınan vergi
agnatha :
gre. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + gnathos (çene) *
omurgalılar (Vertebrata) alt şubesine ait, çenesi olmayan ilkel balıkları
kapsayan bir üst sınıf veya infraşube (örneğin “taşemeli”, “miksin balığı”)
agni :
san. * agni (ateş) * Hint mitolojisinde (Hinduizm) ateş tanrısı
agni casti fructus :
lat. * agnus, agni (kuzu) + castus, casti (saf) + fructus (meyve) * mine
çiçeğigiller (Verbenaceae) familyasından Akdeniz çevresinde yetişen, küçük ve
ince yapraklı, mor, mavi, beyaz çiçekler açan çok yıllık tıbbi bitki türü
agniya :
ara. * gana (çok olmak, fazlalaşmak), gani (çok, fazla) * zenginler, ganiler)
agniye :
ara. * gana (şarkı söylemek), teganni (şarkı söyleme) * şarkı, ugniye
agnocasto :
lat. * agnus (kuzu) + castus (saf, iffetli) * geleneksel olarak cinsel isteği
bastırdığına inanılan özellikleriyle bilinen, hayıt bitkisini ifade eden
tarihsel ve halk botaniği kökenli bir adlandırmadır
agnostik :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + ginosko, ginoskein
(bilmek, tanımak, öğrenmek), gnosia (bilgi, bilme, tanıma) (gnosis (bilme,
bilgi, tanı) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ), gnostos (bilen, tanıyan) +
ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bilmeyen, bilinmeyen; bilinemezci
agnostisizm :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + ginosko, ginoskein
(bilmek, tanımak, öğrenmek), gnosia (bilgi, bilme, tanıma) (gnosis (bilme,
bilgi, tanı) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ), gnostos (bilen, tanıyan) +
ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * Tanrı, metafizik veya
temel gerçekler hakkında bilginin insan tarafından bilinemez olduğunu savunan
felsefi görüş veya öğreti; bilinemezcilik, agnostikçilik
agnozi :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + ginosko, ginoskein
(bilmek, tanımak, öğrenmek), gnosia (bilgi, bilme, tanıma) (gnosis (bilme,
bilgi, tanı) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bilgisizlik, bilmezlik,
bilinemezlik, tanısızlık; cehalet agomelatin
agomelatin :
gre. * ago (agonist, uyarıcı) + melat (melatonin, uyku hormonu) + ine (kimyasal
bileşik eki) * majör depresif bozukluk tedavisinde uyku düzenleyici ve duygu
durum dengeleyici özellikleriyle kullanılan, melatonin reseptör agonisti ve
serotonin 5-HT2C reseptör antagonisti olarak etki eden, hem preklinik hem de klinik
çalışmalar ile sirkadiyen sistemi düzenlediği bilinen bir antidepresan
agomelatin :
gre., lat. *agein (yönetmek, yönlendirmek, götürmek, taşımak, önderlik etmek,
sevk etmek, etki oluşturmak; toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek) (gre.)
+ melas, melanos (kara, siyah; geceyle ve karanlıkla ilişki, melatonin kökü)
(gre.) + ine (kimyasal madde ve alkaloid benzeri bileşikleri ifade eden
adlandırma eki) (lat.) * melatonin MT₁ ve
MT₂ reseptörlerine agonist,
serotonin 5-HT₂C
reseptörlerine antagonist olarak etki ederek sirkadiyen ritmi yeniden
düzenleyen ve majör depresif bozukluk tedavisinde kullanılan bir ilacın etken
maddesi (C15H17NO2)
agon :
gre. * agonizomai (mücadele etmek, yarışmak, çarpışmak), agon (yarış, mücadele,
çatışma, çırpınma) * şiddetli acı, ıstırap; fiziksel veya ruhsal olarak
dayanılmaz sıkıntı, mücadele veya ölüm anındaki acı; yarışma, oyunlarda
rekabet, toplanma; Yunan mitolojisinde yarışma ruhu
agonal solunum :
gre., lat., tür. * agon (ıstırap, acı; yarış, zorlanma) (gre.) + alis (gibi,
ile ilgili) (lat.) + solunum (nefes alma, üfleme, esme) (sol (esmek, üflemek) +
u (bağlaç) + num (isim yapım eki) ) * zorlanmalı, çırpınmalı ve sık nefes alma
agonandra :
gre. * agon (mücadele, karşılaşma) + aner (erkek, er kişi, adam, insan), andros
(erkek ile ilgili, er kişi ile ilgili, adam ile ilgili, insan ile ilgili) *
sert odunlu yapısı ve dayanıklılığıyla dikkat çeken, tropikal bölgelerde
yetişen ağaçları kapsayan bir bitki cinsi
agoni :
gre. * agon (ıstırap, acı; yarış, zorlanma) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) * acı çekme, can çekişme; büyük yaşamsal fonksiyonların koordinasyonunun
bozulması ile ölüm arasındaki sürede organizmanın verdiği yaşam savaşı
agonidae :
gre., lat. * a (yokluk, zıtlık ve olumsuzlu eki) + genos, gonos (gen, yaratılış,
türeyiş, üreme, üretim, oluşum, doğum, ırk, yavru, döl, soy, nesil, köken,
aile, akraba, tür, cins, sınıf, kategori) (gre.) + eidos (görünüş, şekil,
biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Cottoidea
üstfamilyasına ait, genellikle soğuk ve ılıman denizlerde yaşayan, vücutları
genellikle uzun, köşeli ve kemiksi plakalarla (zırh benzeri yapılarla) kaplı
olan, denizin diplerinde yaşayan kemikli balıkların oluşturduğu bir familya
agonist :
gre., lat. * agein (yönetmek, yönlendirmek, götürmek, taşımak, önderlik etmek,
sevk etmek, etki oluşturmak; toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek), agon
(ıstırap, acı; yarış, zorlanma) (gre.) + ist (-cı, yapan) (lat.) * hücre
reseptörlerine bağlanarak hücrede bir tepki oluşturan bileşik
agonizm :
gre., lat. * agein (yönetmek, yönlendirmek, götürmek, taşımak, önderlik etmek,
sevk etmek, etki oluşturmak; toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek), agon
(ıstırap, acı; yarış, zorlanma) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti,
doktrin eki) * bir maddenin hücredeki reseptörlere bağlanarak tıpkı vücuttaki
doğal hormon veya nörotransmitterler gibi bir etki oluşturması ve tepki
başlatması; hayvanların hayatta kalmak ve üremek amacıyla giriştikleri
saldırganlık, savunma ve kaçınma gibi hayatta kalma odaklı davranışlarının
tümü; çatışma ve rekabetin tamamen yok edilmesi yerine, bu süreçlerin
kurumsallaştırılarak meşru ve yapıcı bir siyasi rekabet alanına dönüştürülmesi
gerektiğini savunan yaklaşım
agora :
gre. * ageirein (toplamak, bir araya getirmek) (agoras (toplanmak, toplanma
yeri, açık alan, meydan) ) (gre.); Aker (tarla) (alm.), agriculture (tarım,
geniş arazide yetiştiricilik) (ing., fra.), acre, Acre (0.405 hektarlık alan
ölçüsü birimi) (ing., fra., alm.) * açık alan
agorafobi :
gre. * ageirein (toplamak, bir araya getirmek) (agoras (toplanmak, toplanma
yeri, açık alan, meydan) ) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * açık alan korkusu agra
agra :
ara. * garra (aldatmak, cazip kılmak, etkileyici olmak) (ara.); agree (mutabık
olmak, hoşlanmak), agreeable, agréable (hoş, mutabık olunabilir) (ing., fra.) *
çok sevimli, yakışıklı, hoş
agradasyon :
lat. * ad (-a doğru, yönelim eki) + gradare (derecelenmek, aşama kaydetmek,
basamak çıkmak) (gradus (adım, basamak, safha, aşama, derece) + are (fiil yapım
eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.) * taşınan tortu ve sediment miktarının
giden miktardan fazla olması sebebiyle, akarsu yatağında birikim oluşması ve
neticesinde arazi yüzeyinin zamanla yükselmesi süreci
agraf :
lat., fra. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) (lat.) + graffe (kanca),
graffer (kenetlemek, sıkıştırmak) (fra.) * bir giysinin karşılıklı uçlarını
birbirine tutturarak kapatmaya yarayan, metal küçük çengeller ve halkalardan
oluşan ikili parça, kopça
agrafi :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + graphein (yazmak,
çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme)
(graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) * yazma kabiliyetinin kaybedilmesi
agramatizm :
gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + gramma, gramme (çizgi,
hat, çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) + ismos (isim yapım, durum,
akım, öğreti, doktrin eki) * akıcı olmayan afazinin bir özelliği olan, işlevsel
kelimelerin veya gramer yapılarının kullanımında veya anlaşılmasında bozukluk
agrandisman :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + grandire (büyütmek, çoğaltmak,
genişletmek), grandis (büyümüş, büyük, koca) + ment (isim yapım eki);
agrandissement (fra.) * büyütme, genişletme; fotoğrafçılıkta büyütme işlemi;
negatiften pozitif baskı alarak fotoğrafı orijinal boyutundan daha büyük hale
getirme
agrandizman :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + grandire (büyütmek, çoğaltmak,
genişletmek), grandis (büyümüş, büyük, koca) + mentum (sim yapım eki) (lat.);
agrandisement (fra.) * büyütme, büyütülmüş görüntü veya nesnenin gerçek
boyutundan daha büyük gösterilmesi; özellikle fotoğraf, görüntü veya optik
sistemlerde büyütme işlemi
agrandizör :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + grandire (büyütmek, çoğaltmak,
genişletmek), grandis (büyümüş, büyük, koca) + or (-cü, yapıcı, edici, yapan,
eden); agrandiseur (fra.) * büyütücü, genişletici; fotoğrafçılıkta negatiften
pozitif baskı alarak fotoğrafı büyüten cihaz; fotoğraf büyütücü
agranülositoz :
lat., gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + granulum (tanecik,
zerrecik, çekirdekcik) (granum (tane, tohum, zerre, çekirdek, tomurcuk) + lum
(küçültme eki) ) (lat.) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap)
(gre.); cytus (lat.) * vücutta ani ve sık gelişebilen tehlikeli bir akyuvar
sayısının azalması sendromu, ani lökopeni
agrar :
ara. * garir (tecrübesiz, acemi, deneyimsiz, safdil;mağrur * tecrübesizler,
safdiller, acemiler; aldatılmışlar, aldananlar, mağrurlar
agrave :
lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + gravis (ağır, yüklü, yük altında),
grever (yüklenmek, yaralamak), gravare (ağırlık vermek) (lat.); aggravé (fra.)
* şiddetlenmiş, artmış, olumsuz etkilenmiş, rahatsız edilmiş, sıkıntıya
sokulmuş
agrega :
lat., gre. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) (lat.) + gregein, grego
(yığılmak, gruplaşmak, birikmek, yumak olmak, akın etmek) (gre.) * betonun ham
maddelerini oluşturan kum ve çakıl karışımı
agregan :
lat., gre. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) (lat.) + gregein, grego
(toplanmak, yığılmak, birikmek, gruplaşmak, yumak olmak, akın etmek) (gre.);
aggregare (toplamak, biriktirmek, yığmak, birleştirmek, ilave etmek, eklemek) +
ent (isim yapım eki) (lat.) * bir araya getirici, toplayıcı, birleştirici,
yığıcı
agregasyon :
lat. * aggregare (toplamak, biriktirmek, yığmak, birleştirmek, ilave etmek,
eklemek) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + grex, greg (sürü, kalabalık,
yığın) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) ) * toplama,
birleştirme, yığma, bir araya getirme
agregat :
lat. * aggregat (toplanmış, birikmiş, yığılmış, birleştirilmiş, ilave edilmiş,
eklenmiş) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + grex, greg (sürü, kalabalık,
yığın) + at (isim yapım eki) ) * topraktaki kil, mil, kum fraksiyonlarının
organik materyal ile canlı salgıları sayesinde oluşturdukları en küçük doğal
toprak parçası
agreje :
lat., fra. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) (lat.) + gregein, grego
(toplanmak, yığılmak, birikmek, gruplaşmak, yumak olmak, akın etmek) (gre.);
aggregare (toplamak, biriktirmek, yığmak, birleştirmek, ilave etmek, eklemek)
(lat.); agrégé (toplanmış, toplu, bir arada, yığılmış) (fra.); agree, agréer
(kabul etmek, itibar etmek, güvenmek) (ing., fra.), agreable, agréable (hoş,
kabul edilebilir) (ing., fra.) * özel bir sınavla lise öğretmenliği veya
üniversite öğretim üyeliğine hak kazanan kimse
agreman :
lat., fra. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + gratus (hoşlanma) + ment
(gibi olma) (lat.); agrément (hoşlanma, kabul) (fra.) * bir kimsenin bir ülkeye
elçi atanmasından önce o ülke yönetiminin ibraz ettiği uygunluk belgesi
agresif :
lat. * aggredi (saldırmak) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + gradus (adım,
basamak, kademe, yürüyüş aşaması), gradi (adım atmak, ilerlemek, gitmek,
yürümek) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); agressif (fra.) *
saldırgan, ilk hamleyi yapma eğilimli
agresif fibromatoz :
lat. * aggredi (saldırmak) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + gradus (adım,
basamak, kademe, yürüyüş aşaması), gradi (adım atmak, ilerlemek, gitmek,
yürümek) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + fibra (lif, ipliksi
yapı, filaman, bağırsak) (lat.) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur;
kanser; toplanma, oluşum) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki)
(gre.) * yavaş ve bölgesel olarak büyüyen ve metastaz yapmayan yumuşak doku
tümör
agresyon :
lat. * ad (-a, -e, doğru) + gradus (adım, basamak, kademe, yürüyüş aşaması),
gradi (adım atmak, ilerlemek, gitmek, yürümek) + sio (isim yapım eki);
agression (fra.) * saldırganlık, saldırı, hücum; fiziksel veya sözlü olarak
karşı tarafa zarar verme veya tehdit etme davranışı
agrikültür :
gre., lat. * agros (tarla, arazi, toprak, saha) (gre.); ager (lat.) + colere
(yaşamak, yerleşmek, yetiştirmek, bakmak, gözetmek, beslemek), cultura (bakım,
yetiştirme, ekim, üretme, büyütme, kültür) (lat.) * insanların gıda, lif ve
hammadde ihtiyaçlarını karşılamak için toprağın işlenmesini ve hayvanların
yetiştirilmesini içeren üretim ve bilim dalı; bitkisel ürün yetiştirme ve
hayvancılık faaliyetleri, tarım, ziraat
agrimonia :
lat. * agrimonia (Antikçağda şifalı bir bitki adı) * yaprak ve çiçekleri
geleneksel tıpta kullanılan, gülgiller familyasına ait otsu bitkileri kapsayan
bir bitki cinsi
agroekoloji :
gre., lat. * agros (tarla, arazi, toprak, saha) (gre.); ager (lat.) + oikos
(ev, ikametgah, yerleşim, konut, mekan, yuva, yaşam alanı, çevre) + logia
(bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ekolojik ilkeleri tarımsal uygulamalarla
birleştiren disiplinler arası bir tarım yaklaşımı; tarım alanlarının ekolojik
prensiplere göre yönetilmesi; sürdürülebilir tarım ve çevresel dengeyi gözeten
tarım bilimi
agrofizik :
gre. * agros (tarla, arazi, toprak, saha) + phusis, physis (öne getirme,
üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme,
geliştirme) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * tarımsal sistemlerde
toprak, su, hava, bitki ve enerji arasındaki fiziksel süreçleri inceleyen bilim
dalı, tarım fiziği
agroforestri :
gre. * agros (tarla, arazi, toprak, saha) + foris (dışarıda, dış kısımdaki),
forestis (dışarıda kalan, dışarıda olan, yabani alan; orman) * belirli bir
arazi parçasında ağaç ve çalı gibi odunsu bitkilerin, tarımsal ürünler ve/veya
hayvancılık faaliyetleriyle bilinçli bir şekilde bir arada yetiştirilerek hem
ekolojik hem de ekonomik fayda sağlamayı amaçlayan sürdürülebilir bir arazi
yönetim sistemi, tarımsal ormancılık
agroloji :
gre. * agros (tarla, arazi, toprak, saha) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı,
söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) (gre.) * toprakların kökeni, yapısı, analizi, sınıflandırılması,
bitkisel üretimle olan ilişkileri hakkında araştırmaların yapıldığı bilim dalı
agronomi :
gre. * agros (tarla, arazi, toprak, saha) + nemoein, nemein (ayarlamak,
düzenlemek, dağıtmak, paylaştırmak, yönetmek), nomia (yönetim, idare,
düzenleme, yasama, ayarlama, düzenleme, sıralama, dizme) (nomos (kural, kanun,
yasa, düzenleme, ayarlama) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) *
toprak yönetimi ve bitkisel üretim bilimi
agropyron :
gre. * agros (tarla, arazi, toprak, saha) + pyros (buğday) * tarla ortamlarında
yaygın olarak yetişen, buğdaya benzeyen başak yapılı çok yıllık çayır
bitkilerini kapsayan bir bitki cinsi
agrostemma :
gre. * agros (tarla, arazi, toprak, saha) + stemma (taç, çelenk) * tarla
bitkileri arasında yetişen ve taç benzeri gösterişli çiçeklere sahip, karanfilgiller
familyasına ait bitkileri kapsayan bir bitki cinsi
agrostemma githago :
gre. * agros (tarla, arazi, toprak, saha) + stemma (çelenk, taç) + githago
(gith (kara kimyon) (lat.) + agein, ago (taşımak) * karanfilgillerden, ekin
tarlalarında biten, yaprakları karşılıklı, çiçeği pembe mor renkte, zararlı bir
bitki, buğday çiçeği, karamuk, dam koruğu, tarla gelini
agrostoloji :
gre. * agros (tarla, arazi, toprak, saha), agrostis (çayır, çimen, çayır otu) +
logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz,
akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * otsu bitkileri (buğdaygiller
(Poaceae), bu bitkilerin sınıflandırılmasını ve yapısını inceleyen botanik dalı
agu :
tür. * agu (ses yansımalı onomatopeik kelime) * süt çocuğu bebeklerin
neşelendikleri zaman çıkardıkları ses
agucuk :
tür. * agu (ses yansımalı onomatopeik kelime) + cuk (küçültme, sevimli kılma
eki) * süt çocuğu, bebek
aguzi :
lat. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + gustus (tat, lezzet) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) * hiç tat alamama
agyar :
ara. * gayr (başka, diğer, öbür, dışında olan, yabancı, harici) * başkaları,
diğerleri, dışındakiler, hariciler, yabancılar
ağ :
tür. * ağ (ayrım, ayrık, iki bacağın veya iki parmağın arası; dokuları birbirine
geçmiş örgüsel yapı) * iplik, sicim, tel gibi birbirine geçmiş ince şeylerden
yapılmış gözenekli örgü
ağ kurdu :
tür. * ağ (gözenekli örgüsel yapı) + kurt (tırtıl, larva; köpeğe benzer vahşi
hayvan) + u (iyelik eki) * arı kovanlarına musallat olan ve büyük zaiatlar
verdiren güve kurdu, mum güvesi
ağ tabaka :
tür., ara. * ağ (gözenekli örgüsel yapı) (tür.) + tabaka (katman, kat) (ara.) *
göz yuvarlarının iç yüzeyinde görme sinirinin yayılması ile beliren, ışığa
duyarlı, ağımsı bölüm, retina
ağ tonoz : tür.,
gre. * ağ (gözenekli örgüsel yapı) (tür.) + tholos (kubbeli yuvarlak yapı, örme
taş veya tuğladan yapılmış kubbe) (gre.) * çok sayıda kaburganın birbiri ile
kesişmesi ile ağ biçiminde örülmüş, bilhassa Gotik mimaride rastlanılan bir
tonoz çeşidi
ağ torba :
tür.; far. * ağ (gözenekli örgüsel yapı) (tür.) + torba (iplik, kıl vb.den
dokunmuş, türlü boyutta olabilen küçük çuval; kâğıttan, plastikten vb.
yapılmış, içine eşya konulan nesne) (tür.), tübre, tobre (far.) * genişliği 25,
uzunluğu 50 santimetre olan, ağdan yapılmış, kırmızı yosunları suya dalarak
avlamada kullanılan, ip ve kayıktaki makara yardımı ile suyun yüzeyine çıkıp
inebilen bir torba, file
ağa :
tür. * ağ (yukarı kalkmak, çıkmak, yükselmek), ağa (büyük) (tür.); augmenter
(artırmak, büyütmek) (fra.) * büyük, büyük erkek kardeş
ağa yeri :
tür. * ağa (büyük) + yer (yeryüzü, toprak, zemin, mekan, bulunulan alan, ortam,
konum, lokasyon, makam, mevki) + i (iyelik eki) * Topkapı sarayında hazine
kethüdasının (yönetici) oturduğu yer
ağababa : tür.
* ağa (büyük) + baba (yaşlı ve saygın erkek, oğul sahibi erkek, erkek ebeveyn,
ata, öncel) * büyükbaba, dede
ağabey :
tür. * ağa (büyük) + beg, bey (bay, kişi; ağa, efendi, reis, amir, lider,
hakim, hükümdar, yönetici, sayesinde imkana sahip olunan, erkek için saygı
ifadesi olan son ek; asil, soylu, muteber, saygın, zengin, mal mülk sahibi) *
büyük erkek kardeş, bey
ağaç :
tür. * ağaç (yukarı yükselen, yüksek olan; birbirine geçmiş olan) (ağ (birbiri
içine geçmiş dokular bütünü; yukarı kalkmak, çıkmak, yükselmek) + aç (yapan,
gibi olan) ) * kökü, gövdesi ve gövdesinden çıkarak yukarı yükselen dalları
olan bitki
ağaç çileği :
tür. * ağaç (kalın gövdeli ve dallı bitki) + çilek (gülgiller (Rosaceae)
familyasından, beyaz çiçekli ve kırmızı renkli, hoş kokulu meyvesi yenilen otsu
bitki ve bu bitkinin yenilen kırmızı meyvesi ) (çige (meyvenin etli ve sulu
kısmı; vişne) + lek (isim yapım eki) ) + i (iyelik eki) * ağaçta yetişen veya
görünüşü çileğe benzeyen meyve; özellikle bazı bölgelerde farklı bitki ve meyveler
için kullanılan yerel ad
ağaçdelen :
tür. * ağaç (kalın gövdeli ve dallı bitki) + delen (açıklık, oyuk oluşturarak
içe giren, dalan) (del (açıklık, oyuk oluşturarak içe girmek, dalmak) ) + en
(-cı, yapan, eden eki) ) * gagasıyla ağaçları oyabilen, serçegillerden böcekçil
bir kuş, ağaçkakan
ağaçkakan :
tür. * ağaç (kalın gövdeli ve dallı bitki) + kak (itmek, vurmak, çarpmak) + an
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * gagasıyla ağaçları oyabilen,
serçegillerden böcekçil bir kuş, ağaçdelen
ağaçkesen : tür.
* ağaç (kalın gövdeli ve dallı bitki) + kes (kesmek, biçmek, ayırmak, bölmek) +
en (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * zarkanatlılardan, özellikle gül
fidanları üzerinde yaşayan ve yapraklara zarar veren, kara bir böcek
ağaçlık :
tür. * ağaç (kalın gövdeli ve dallı bitki) + lık (isim/sıfat yapım eki) *
ağaçlarla kaplı, ağaçların yoğun olarak bulunduğu yer; ağaçların oluşturduğu
topluluk
ağaçören :
tür. * ağaç (kalın gövdeli ve dallı bitki) + ör (birbirine dolayarak veya
geçirerek işlemek veya tezgâhta dokumak) + en (yapan, eden eki) * Aksaray’ın
bir ilçesi
ağarmak :
tür. * ağar (beyazlamak, aklaşmak) + mak (fiil mastar eki) * ak duruma gelmek,
beyazlamak (Ağrı Dağı (Beyaz Dağ) (tür.) )
ağartmak :
tür. * ağar (beyazlamak, aklaşmak) + t (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki)
* ak duruma getirmek, beyazlaştırmak, beyazlatmak
ağbenek :
tür. * ağ (gözenekli örgü) + men, ben, ban (kuş yemi, küçük parça, tanecik,
tohum, ciltte leke) + ek (ile ilgili, gibi, -a ait) * açıklı koyulu kahverengi
ağ görünümlü olan, arpa yapraklarına yerleşerek oldukça önemli zararlara yol
açan asklı mantar
ağda :
ara. * akida (birbirine bağlı, bağlanmış, yoğun) * koyu kıvamlı yoğun şey,
pıhtı, karamel, macun gibi olan; vücuttaki tüyleri almada kullanılan macun;
yoğunluk, viskozite
ağdalı :
ara., tür. * akida (birbirine bağlı, bağlanmış, yoğun) + lı (ile, birlikte,
beraber, sahibi) * yoğun, yüksek viskoziteli
ağdalık :
tür. * akida (birbirine bağlı, bağlanmış, yoğun) + lık (durum eki) * yoğunluk,
akışkanlığa karşı direnç, viskozite
ağdırmak :
tür. * ağ (eğmek, eğilmek) + dır (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir
yana eğilmesine yol açmak
ağı :
tür. * ağu (zehir) * canlı
bir organizmaya girdiğinde veya temas ettiğinde kimyasal etkileşime girerek
hücresel fonksiyonları bozan, doku hasarına yol açan ve dozuna bağlı olarak
fizyolojik sistemleri felç edip ölüme neden olabilen organik ya da inorganik
her türlü toksik madde
ağı otu :
tür. * ağı (zehir) + ot (küçük yabani bitki, yeşillik) + u (tamlama eki) *
maydanozgiller (Apiaceae) familyasından olan zehirli bitki, baldıran
ağıağacı :
tür. * ağu (zehir) + ağaç (kalın gövdeli ve dallı bitki) + ı (iyelik eki) *
ılıman ve subtropikal bölgelerde süs ve peyzaj bitkisi olarak yetiştirilen çalı
veya küçük ağaç, zakkum
ağıçiçeği : tür.
* ağu (zehir) + çaçak, çeçeg, çiçek (çiç (tomurcuk açmak) + ek (ile ilgili
olan) ) + i (iyelik eki) * ılıman ve subtropikal bölgelerde süs ve peyzaj
bitkisi olarak yetiştirilen çalı veya küçük ağaç, zakkum
ağıl :
gre. * aule, avli (hayvan barınağı, çitle çevrili alan) * küçükbaş (koyun, keçi
vb.) veya büyükbaş (inek, boğa vb.) hayvanların konulduğu, üstü açık, etrafı
çit veya çalı çırpı ile çevrilmiş korunaklı barınak, mandıra
ağılı böcek :
tür. * ağu (zehir) + lı (ile, birlikte, beraber, sahibi) + bö, böy (büyük
örümcek) + cek (küçültme eki) * Kın kanatlılardan, başka böcekleri yemesi
bakımından yararlı bir böcek, carabus
ağım :
tür. * ag (yukarı kalkmak, çıkmak, yükselmek) + ım (isim yapım eki) * insan
ayağının üst kısmındaki kemikli ve çıkıntılı tümsek bölge
ağın :
tür., far. * zakkum; agin (dolmuş, doldurulmuş, dolu anlamı veren son ek)
(far.) * Elazığ’ın bir ilçesi
ağınmak :
tür. * ağ + ın (dönüşlü fiil eki) + mak * fiil mastar eki)
ağır :
tür. * agır (değerli, pahalı; hafif veya tez olmayan) * hafif olmayan, kütlesi
büyük olan, yoğun; yük bakımından fazla, yoğun, zor taşınır veya zorlayıcı;
yavaş, zor; pahalı, değerli
ağır aksak :
tür. * ağır (yoğun kütleli, yük olarak zorlayıcı; yavaş, zor) + aksak (düzgün
işlemeyen, takılan, tökezleyen) * düzgün olmayarak ve pek yavaş olarak; Türk
musikisinde dokuz zamanlı ve altı vuruşlu, dörtlük birimle yazılan bir küçük
usül
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder