27 Eylül 2026 Pazar

acroclinium - ağır aksak

acroclinium : gre. * akron (uç, tepe) + kline (yatak, yayılma) * çiçek başları uç kısımlarda toplanan, kurutulmuş çiçek olarak da kullanılan papatyagiller (Asteraceae) familyasına ait bir bitki cinsi

acrodonta : gre. * akros, akron (uç, üst, burun, tepe, baş, yüksek, yukarı) + odous (diş), odontos (diş ile ilgili) * kertenkeleler dünyasında (özellikle iguanagiller grubunda) dişleri çene kemiğinin üst kenarına doğrudan kaynaşmış olan kertenkeleleri kapsayan sürüngen grubu

actaea : gre. * aktaia (mürver benzeri bitki) * gölgeli ormanlarda yetişen, zehirli meyveleriyle bilinen düğünçiçeğigiller familyasına ait bir bitki cinsi

actinidia : gre. * aktinos (ışınsal, ışına ait) (aktis (ışın, ışık huzmesi, ışınsal çıkıntı) + inos (ile ilgili, -a ait) ) + idia (aitlik eki) * çiçek organları ışınsal dizilim gösteren ve kivi bitkisini de kapsayan bir bitki cinsi

actinidiaceae : gre. * aktinos (ışınsal, ışına ait) (aktis (ışın, ışık huzmesi, ışınsal çıkıntı) + inos (ile ilgili, -a ait) ) + idia (aitlik eki) (gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * Ericales takımına ait olan, ılıman ve astropikal bölgelerde yetişen odunsu asmalar, çalılar ve ağaçlardan oluşan küçük ve çiçekli bitki familyası, kivigiller

actinistia : gre. * aktinos (ışınsal, ışına ait) (aktis (ışın, ışık huzmesi, ışınsal çıkıntı) + inos (ile ilgili, -a ait) ) + istion (yelken, perde) + eia (isim yapım ve durum eki) * etli yüzgeçleri ışınlı ve yelkenimsi yapıda olan, koelakantlar (veya sölekantlar) olarak bilinen, çoğunlukla soyu tükenmiş antik ve lob yüzgeçli balıkların (latimeryalar) oluşturduğu lob yüzgeçli balık grubu

actinopterygii : gre. * aktinos (ışınsal, ışına ait) (aktis (ışın, ışık huzmesi, ışınsal çıkıntı) + inos (ile ilgili, -a ait) ) + pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) + ii (sınıf bildiren takson eki) * yüzgeçleri kemiksi ışınlarla desteklenen ışın yüzgeçli balıkları kapsayan omurgalı sınıfı, ışınsal yüzgeçliler

actinoscyphia : gre. * aktinos (ışınsal, ışına ait) (aktis (ışın, ışık huzmesi, ışınsal çıkıntı) + inos (ile ilgili, -a ait) ) + skyphos (kase, kap, tas, çanak) + eia (isim yapım ve durum eki) * Venüs sinekkapanı deniz şakayığı (Actinoscyphia aurelia) olarak bilinen derin deniz canlısı türlerini kapsayan, ışınsal biçimde düzenlenmiş çanak benzeri iskelet yapısıyla karakterize olan, avını yakalamak için tentaküllerini (kollarlarını) bir huni gibi kapatmasıyla bilinen deniz şakayığı cinsi

actinotrichia : gre. * aktinos (ışınsal, ışına ait) (aktis (ışın, ışık huzmesi, ışınsal çıkıntı) + inos (ile ilgili, -a ait) ) + thrix, trikhos (kıl, tüy, saç, saçak, tel) + eia (isim yapım ve durum eki) * ışınsal ince dalları veya kıl benzeri uzantılarıyla tanınan kırmızı alg cinsi; balık embriyolarında ve larvalarında yüzgeç kıvrımlarını destekleyen, kıl benzeri esnek lifler, ipliksi yapılar

actinotus : gre. * aktis (ışın, ışınsal yapı) + notos (sırt, arka yüz) * çiçek yapıları ışınsal sırt çıkıntıları gösteren, şemsiyegiller familyasına ait bir bitki cinsi

actites : gre. * aktites (kıyıya ait, sahil taşı) * kıyı ve deniz kenarı ortamlarında yetişen, tuzlu koşullara uyum sağlamış bitkiler için kullanılan tarihsel bir bitki adıdır

acube : ara. * acebe (şaşırmak, hayret etmek, hayran olmak), i'cab (şaşırtma, hayran etme, hayrete düşürme), acib (tuhaf, garip, ilginç) * tuhaf olan, garip olan, alışılmadık, garip şey veya kimse

acul : ara. * acala (hızlı olmak, hızlı hareket etmek, çabuk olmak, süratli olmak, telaş etmek, çabuk olmak, ivedi olmak) * aceleci, telaşlı

aculeata : lat. * aculeus (iğne, diken, iğne ucu) (acus (iğne, sivri olan) + leus (küçültme eki) ) + ata (grup bildiren takson eki) * dikenli, sivri uçlu; dişileri iğneye dönüşmüş yumurtlama borusuna (iğneye) sahip arıları, eşekarılarını, iğneli yaban arılarını ve karıncaları içeren Hymenoptera takımına bağlı zarkanatlı böcek alt grubu (iğneli zar kanatlılar); bitki taksonomisinde genellikle sivri uçlu veya dikenli yaprakları, gövdeleri veya meyveleri tanımlamak için bir tür adı (epiteti) olarak kullanılan kelime

acun : tür. * acun (yaratılış, dünya, cihan, evren, , yaşam, enkarnasyon) * var olan tüm şeyler, evreni oluşturan bütün varlıklar; zaman ve mekan içinde mevcut olan her şeyin toplamı, evren, kainat, kozmos (genesis (gre.) )

acur : gre. * agguri (hıyar, incir) (gre.); accur (hıyar, bir tür yeşil kavun) (ara.) * kabakgillerden, kabuğu çizgili ve tüylü, açık yeşil renkte, genellikle turşusu yapılan, irice bir tür hıyar

acuze : ara. * a’ceze (güçsüz olmak, yetersiz kalmak, aciz kalmak, yapamamak, zayıf düşmek, çaresiz olmak), acz (zafiyet, güçsüzlük, düşkünlük, yetersizlik, çaresizlik), aciz (zayıf, güçsüz, yetersiz, çaresiz) * güçsüz kadın, zayıf kadın, çaresiz kadın, yetersiz kadın, kocakarı, ihtiyar kadın, yaşlı kadın; kılıç; şarap; sırtlan.

acür : ara. * acur (pişmiş toprak malzeme, kerpiç, tuğla, kiremit; kuyruk; yoğunluk, semizlik, besililik; yoğun olmak, hacimli ve cüsseli olmak) * pişmiş toprak malzeme, kerpiç, tuğla, kiremit; kuyruk; yoğunluk, semizlik, besililik; yoğun, hacimli ve cüsseli olma

acüs : ara. * acasa (almak, elde etmek, edinmek, kabzetmek) * alma, elde etme, edinme; gecenin sonu

aciyo : lat., ita. * agio (kolaylık, uygunluk, yapılabilirlik; fark, prim, komisyon, ücret) * kolaylık, uygunluk, yapılabilirlik; fark, prim, komisyon, ücret; finans ve bankacılıkta para alış-satış farkı veya komisyon; bir ticaret senedinin üzerinde yazılı miktarla indirimden sonraki miktar arasındaki fark

acyocu : ita. * agio (kolaylık, rahatlık, uygunluk, elverişlilik) (ita.) + cu (yapan, eden kimse) (tür.) * piyasada, borsada tahvil ve hisse senetlerinin değerini düşürmek veya yükseltmek için hileler yapan ve bundan kazanç sağlayan kimse

acz : ara. * a’ceze (güçsüz olmak, yetersiz kalmak, aciz kalmak, yapamamak, zayıf düşmek, çaresiz olmak), aciz (zayıf, güçsüz, yetersiz, çaresiz) * zafiyet, güçsüzlük, düşkünlük, yetersizlik, çaresizlik

acz-mendi : ara., far. * acz (zafiyet, güçsüzlük, düşkünlük, yetersizlik, çaresizlik) (ara.) + mend (-cı, yapan, eden kimse; ile ilgili, -a ait)+ i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * iktidarsızlık, kifayetsizlik, yetersizlik, güçsüzlük; fakr

aç : tür. * aç (aralamak, aralık yapmak, kapalı, sıkışık veya örtülü bir şeyi serbest hale getirmek; başlatmak; aralık, boşluk) * yemek yeme ihtiyacı hisseden, doygunluğun sonuna gelmiş; açmak fiilinin ikinci tekil şahıs emir kipi

açacak : tür. * aç (yemek yeme ihtiyacı hisseden) + acak (araç, vasıta, alet) * kutu, şişe gibi nesnelerin kapaklarını açmaya yarayan araç

açar : tür. * aç (aç (aralamak, aralık yapmak, kapalı, sıkışık veya örtülü bir şeyi serbest hale getirmek; başlatmak; aralık, boşluk) + ar (-cı, yapan, eden eki) * açacak, anahtar; yemeklerden önce, iştah açmak için içilen alkollü içki

açelya : gre. * azaleos (kurumuş, kuru; susamış, susuz) (azein (kurumak) + leos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * fundagiller familyasından, kumlu toprakta yetişen, renkli, kokusuz çiçekler açan bir bitki

açgözlü : tür. * aç (yemek yeme ihtiyacı hisseden) + göz (görme organı) + lü (sıfat yapım eki) * sahip olduğundan daha fazlasını istemekten kendini alamayan, mal, para veya başka şeylere karşı ölçüsüz istek ve hırs gösteren kimse

açgözlü : tür. * aç (yemek yeme ihtiyacı hisseden) + göz (görme organı) + lü (ile, beraber, birlikte, sahibi) * elindekilerle yetinmeyen, daha fazlasını elde etme isteğini aşırı ölçüde taşıyan, doymak bilmeyen, tamahkar

açgözlülük : tür. * aç (yemek yeme ihtiyacı hisseden) + göz (görme organı) + lü (ile, beraber, birlikte, sahibi) + lük (isim yapım eki) * açgözlü olma durumu, elindekilerle yetinmeyip daha fazlasını elde etme isteği, doymak bilmeme, tamah

açı : tür. * aç (aralamak, aralık yapmak, kapalı, sıkışık veya örtülü bir şeyi serbest hale getirmek; başlatmak; aralık, boşluk) + ı isim yapım eki) * iki doğru parçasının birleştiği noktada doğrular arasında oluşan aralık

açı ölçer : tür. * aç (aralamak, aralık yapmak, kapalı, sıkışık veya örtülü bir şeyi serbest hale getirmek; başlatmak; aralık, boşluk) + ı (isim yapım eki) + ölç (sayısal değerini tespit etmek, ölçmek) + er (yapan, eden eki) * açıların büyüklüğünü derece veya başka bir açı birimiyle ölçmeye yarayan araç

açı sekstantı : tür., lat. * aç (aralamak, aralık yapmak, kapalı, sıkışık veya örtülü bir şeyi serbest hale getirmek; başlatmak; aralık, boşluk) + ı (isim yapım eki) + sextus (altıda bir, altıncı; Sekstant 60 derecelik yaya sahiptir.) + ant (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir gök cismiyle ufuk düzlemi arasındaki açısal mesafeyi ölçmekte kullanılan optik seyir cihazı

açık : tür. * aç (aralamak, aralık yapmak; aralık, boşluk; kapalı olanın kapalı olma halini sonlandırmak) + ık (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * aralık olan, hiçbir engeli bulunmayan, geçişe uygun, kapalı olmayan, gizli olmayan

açık açık : tür. * açık (aralık olan, hiçbir engeli bulunmayan, geçişe uygun, kapalı olmayan, gizli olmayan) + açık (aralık olan, hiçbir engeli bulunmayan, geçişe uygun, kapalı olmayan, gizli olmayan) * gizlemeden, saklamadan, dolambaçlı veya örtülü bir anlatıma başvurmadan, doğrudan ve anlaşılır biçimde

açık artırma : tür. * açık (aralık olan, hiçbir engeli bulunmayan, geçişe uygun, kapalı olmayan, gizli olmayan) + artırma (nicelik olarak çoğaltma, fazlalaştırma) * bir malın veya hizmetin, katılımcıların birbirini izleyen daha yüksek fiyat teklifleri vermesi yoluyla en yüksek bedeli önerene satılması yöntemi, müzayede

açık çek : tür. * açık (aralık olan, hiçbir engeli bulunmayan, geçişe uygun, kapalı olmayan, gizli olmayan) + scaccus (şah, kral) (lat.); şah (hükümdar, kağan, kral, reis, başkan, padişah; büyük, üstün, usta, seçkin, önde gelen) (far.), chèque, echec (durduma ve kontrol etme; keşideci, lehtar ve muhatap arasındaki üçlü bir havale ilişkisini barındıran, bir alacak hakkını içeren kambiyo senedi türü) (fra.) * üzerinde ödenecek miktar belirtilmemiş veya sonradan doldurulmak üzere boş bırakılmış çek; bir kimseye geniş yetki veya sınırsız hareket alanı sağlayan imkan (mecazi)

açık deniz : tür. * açık (aralık olan, hiçbir engeli bulunmayan, geçişe uygun, kapalı olmayan, gizli olmayan) + deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl; eski Türklerde “mavi” rengin doğunun, “ak” rengin batının, “kırmızı” rengin güneyin ve “kara” rengin kuzeyin sembolü olarak kullanılmıştır.) * kıyıdan ve karasularından uzakta, herhangi bir devletin kara sınırları veya kıyı etkisi dışında kalan deniz bölümü; kıyıdan uzak denizler bütünü

açık fonksiyon : tür. * açık (aralık olan, hiçbir engeli bulunmayan, geçişe uygun, kapalı olmayan, gizli olmayan) + fungere (yapmak, yerine getirmek, uygulamak), functio (yapma, yerine getirme, icra, işlev, görev) (fungi, fungere (yapmak, yerine getirmek, icra etmek, işlemek, uygulamak) + tio (isim yapım eki) ) * cebirde çıktı değişkeninin (bağımlı değişken) yalnızca girdi değişkeni (bağımsız değişken) açısından açıkça yazılabildiği bir fonksiyon

açık gönderim teoremi : tür., gre. * açık (aralık olan, hiçbir engeli bulunmayan, geçişe uygun, kapalı olmayan, gizli olmayan) + gönderim (iletme, yollama, sevk) (tür.) + theorema (seyredilen, incelenen şey, kanıtlanabilir matematiksel önerme, teorem, kuram, ispatlı önerme) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * U, karmaşık düzlem C 'nin bağlantılı açık bir altkümesiyse ve f = U → C sabit olmayan holomorf bir fonksiyonsa, o zaman f'nin açık gönderim olduğunu ifade eden yani U'nun açık altkümelerini C 'nin açık altkümelerine gönderen teorem, karmaşık analiz

açık hava : tür. * açık (aralık olan, hiçbir engeli bulunmayan, geçişe uygun, kapalı olmayan, gizli olmayan) + hava (atmosfer, boşluk) * kapalı bir yapı veya mekanın dışında bulunan ortam, dışarıda, üstü kapalı olmayan yer

açık kalp ameliyatı : tür., ara. * açık (aralık olan, hiçbir engeli bulunmayan, geçişe uygun, kapalı olmayan, gizli olmayan) + kalb (kanın dolaşımını sağlayan, dört odacıklı, kaslı ve sürekli ritmik kasılmalarla kan pompalayan temel organ, yürek) + amala (iş yapmak, çalışmak, yapmak, işlemek), amel (iş, çalışma, yapma, etme, eyleme, işleme) + iy (sıfat yapım eki) + at (isim yapım ve çoğul eki) (ara.) + ı (iyelik eki) (tür.) * kalbin cerrahi olarak doğrudan müdahaleye açıldığı, göğüs kafesinin ve genellikle kalbin cerrahın erişimine sunulduğu ameliyat türü

açık oturum : tür. * açık (aralık olan, hiçbir engeli bulunmayan, geçişe uygun, kapalı olmayan, gizli olmayan) + oturum (seans, celse, toplantı, birleşim) (otur (konmak, yerleşmek) + um (isim yapım eki) ) * belirli bir konu üzerinde farklı görüşlerin bir yönetici eşliğinde dinleyicilerin önünde tartışıldığı, kamuya açık toplantı biçimi

açık öğretim : tür. * açık (aralık olan, hiçbir engeli bulunmayan, geçişe uygun, kapalı olmayan, gizli olmayan) + öğretim (öğretme ve öğrenme işi, eğitim) (öğr (bilgi vermek, kavratmak) + et (etkenen fiil eki) + im (isim yapım eki) ) * öğrencilerin derslere sürekli olarak fiziksel ortamda katılmasını gerektirmeden, çoğunlukla uzaktan eğitim araçları ve belirli sınavlar yoluyla yürütülen öğretim biçimi

açık saçık : tür. * açık (aralık olan, hiçbir engeli bulunmayan, geçişe uygun, kapalı olmayan, gizli olmayan) + saçık (saçılmış, serpilmiş, dağılmış, yayılmış ) (saç (dağıtmak, savurmak, serpmek, yaymak; yayılmak, sarkmak, saçılmak) + ık (sıfat yapım eki) ) * edep ve ahlak kurallarına aykırı biçimde cinsel içerik veya çıplaklık barındıran, utanma duygusunu gözetmeden sergilenen veya anlatılan

açıkağız : tür. * açık (aralık olan, hiçbir engeli bulunmayan, geçişe uygun, kapalı olmayan, gizli olmayan) + ağız (boşluk, giriş, açıklık) * Turpgillerden Bir Bitki (Hesperis Acris)

açıkça : tür. * açık (aralık olan, hiçbir engeli bulunmayan, geçişe uygun, kapalı olmayan, gizli olmayan) + ça (eşitlik ve tarz bildiren zarf eki) * gizlemeden, saklamadan, dolambaçlı anlatıma başvurmadan, belirgin ve anlaşılır biçimde

açıkçı : tür. * açık (aralık olan, hiçbir engeli bulunmayan, geçişe uygun, kapalı olmayan, gizli olmayan) + çi (yapan, eden eki) * borsadaki fiyat dalgalanmalarından yararlanarak havadan para kazanan kimse

açıkgöz : tür. * açık (aralık olan, hiçbir engeli bulunmayan, geçişe uygun, kapalı olmayan, gizli olmayan) + göz (görme organı) * ortaya çıkan olanaktan kurnazca yararlanmasını bilen, uyanık davranarak çıkarını sağlayan kimse, uyanık, kurnaz

açıklama : tür. * açık (aralık olan, hiçbir engeli bulunmayan, geçişe uygun, kapalı olmayan, gizli olmayan) + la (etken fiil eki) + ma (isim yapım eki) * izahat, bir konu hakkında bilgi verme

açıklamak : tür. * açık (aralık olan, hiçbir engeli bulunmayan, geçişe uygun, kapalı olmayan, gizli olmayan) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir şeyi anlaşılır hale getirmek, izah etmek, beyan etmek, duyurmak, izah etmek, bir konu hakkında bilgi vermek

açıklayıcı : tür. * açık (aralık olan, hiçbir engeli bulunmayan, geçişe uygun, kapalı olmayan, gizli olmayan) + la (etken fiil eki) + yıcı (sıfat yapım eki) * bir konuyu, durumu veya düşünceyi daha anlaşılır hâle getiren, açıklamaya ve anlamayı kolaylaştırmaya yarayan

açıksözlü : tür. * açık (aralık olan, hiçbir engeli bulunmayan, geçişe uygun, kapalı olmayan, gizli olmayan) + söz (konuşma, söylem, kelam, ifade, düşünce) + lü (ile, birlikte, beraber, sahibi) * düşündüğünü, bildiğini veya hissettiğini çekinmeden ve doğrudan söyleyen, sözünü sakınmayan, dürüstçe konuşan

açılım : tür. * aç (aralamak, aralık yapmak, kapalı, sıkışık veya örtülü bir şeyi serbest hale getirmek; başlatmak; aralık, boşluk) + ıl (dönüşlü fiil eki) + ım (isim yapım eki) * açılma, genişleme, yayılma; bir şeyin anlamını, kapsamını veya yönünü ortaya koyma; bir yıldızın gök eşleğine olan uzaklığı, yıldızın gök eşleğinden uzaklaşması

açılır kapanır : tür. * aç (aralamak, aralık yapmak, kapalı, sıkışık veya örtülü bir şeyi serbest hale getirmek; başlatmak; aralık, boşluk) + ıl (dönüşlü fiil eki) + ır (geniş zaman fiil eki ve sıfat yapım eki) + kap (içine almak, kavramak, kaplamak, kapsamak, örtmek, sarmak) + an (dönüşlü fiil eki) + ır (geniş zaman fiil eki ve sıfat yapım eki) * gerektiğinde açık veya kapalı duruma getirilebilen, katlanabilir veya hareketli yapıya sahip olan

açılış : tür. * aç (aralamak, aralık yapmak, kapalı, sıkışık veya örtülü bir şeyi serbest hale getirmek; başlatmak; aralık, boşluk) + ıl (dönüşlü fiil eki) + ış (isim yapım eki) * açılma

açılmak : tür. * aç (aralamak, aralık yapmak, kapalı, sıkışık veya örtülü bir şeyi serbest hale getirmek; başlatmak; aralık, boşluk) + ıl (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * kapalı veya örtülü durumdan açık duruma gelmek; engeli, sıkıntısı veya kısıtlaması ortadan kalkmak; gelişmeye, kullanıma veya erişime uygun duruma gelmek; içini dökmek, genelde paylaşmadığı düşüncelerini ve ruh halini paylaşmak

açımlamak : tür. * aç (aralamak, aralık yapmak, kapalı, sıkışık veya örtülü bir şeyi serbest hale getirmek; başlatmak; aralık, boşluk) + ım (isim yapım eki) + la (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir konuyu detaylarıyla anlatarak anlaşılır kılmak

açıortay : tür. * açı (iki doğru parçasının veya yüzeyin birleştiği noktada oluşan aralık, açıklık) + ortay (ortalayan) (bir şeyin iki ucu arasında eşit uzaklıkta bulunan yer) + y -cı, yapan, eden eki) ) * açıyı iki eşit açıya bölen yarıdoğru

açıölçer : tür. * açı (iki doğru parçasının veya yüzeyin birleştiği noktada oluşan aralık, açıklık) + ölçer (hesaplayan, sayan, miktar belirleyen, ölçen araç) * açıların büyüklüğünü derece veya başka bir açı birimiyle ölçmeye yarayan araç

açısal : tür. * açı (iki doğru parçasının birleştiği noktada doğrular arasında oluşan aralık) + sal (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer, gibi) * açıya ilişkin, açıyla ilgili veya açı biçiminde olan

açısal frekans : tür., lat. * açı (iki doğru parçasının birleştiği noktada doğrular arasında oluşan aralık) + sal (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer, gibi) (tür.) + frequentia (sıklık, çokluk, tekrar etme) (frequens, frequent (sık, sık olan, tekrar eden, çok bulunan, çok sayıda, sürekli) + ia (isim yapım ve durum eki) ) (lat.) * bir titreşim veya periyodik hareketin birim zamanda katettiği faz açısını ifade eden, frekansın \(2\pi\) ile çarpımına eşit olan büyüklük; birimi radyan/saniye (rad/s)

açısal hız : tür. * açı (iki doğru parçasının birleştiği noktada doğrular arasında oluşan aralık) + sal (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer, gibi) + hız (sürat, çabukluk) * düzgün dairesel hareket yapan bir cismin yarıçap vektörünün birim zamanda katettiği açı; titreşim açısının birim zamandaki değişim miktarı (ω = (θ.t) )

açısal ivme : tür. * açı (iki doğru parçasının veya yüzeyin birleştiği noktada oluşan aralık, açıklık) + sal (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer, gibi) + ivme (hızlanma, hızın zamana göre değişim oranı) * açısal hızın birim zamandaki değişimi (rad/s^2), formülü α = d.ω/d t

açısal yer değiştirme : tür. * açı (iki doğru parçasının veya yüzeyin birleştiği noktada oluşan aralık, açıklık) + sal (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer, gibi) + yer (yeryüzü, toprak, zemin, mekan, bulunulan alan, ortam, konum, lokasyon, makam, mevki) + değiştirmek (farklı hale sokmak, ikame etmek, dönüştürmek, yerine geçmek) (teg, deg (döndürmek, çevirmek, değmek, dokunmak) + iş (edilgen fiil eki) + tir (etken fiil eki) + me (isim yapım eki) ) * dönen bir cismin başlangıç konumu ile son konumu arasındaki açısal farkı ifade eden, dönme hareketindeki konum değişimini gösteren büyüklük

açısından : tür. * açı (iki doğru parçasının veya yüzeyin birleştiği noktada oluşan aralık, açıklık) + sı (iyelik eki) + ndan (kaynak, köken belirteci) * bir konuya, duruma veya olaya belirli bir yön, bakış noktası ya da ölçüt bakımından, yönünden, bakımından

açıt : tür. * aç (aralamak, aralık yapmak, kapalı, sıkışık veya örtülü bir şeyi serbest hale getirmek; başlatmak; aralık, boşluk) + ıt (isim yapım eki) * yapıda, kapı ve pencere olarak kullanılmak üzere duvarda bırakılan boşluk

açkı : tür. * aç (aralamak, aralık yapmak, kapalı, sıkışık veya örtülü bir şeyi serbest hale getirmek; başlatmak; aralık, boşluk) + kı (isim yapım eki) * kilidi açan araç; demircilikte delik büyütme işinde yararlanılan araç

açlık : tür. * aç (yemek yeme ihtiyacı hisseden; aralık, boşluk; aralamak, aralık yapmak, kapalı, sıkışık veya örtülü bir şeyi serbest hale getirmek; başlatmak) + lık (isim yapım ve durum eki) * yemek yeme ihtiyacı hissetme durumu, doygunluğun sonuna gelmiş olma

açlık grevi : tür., fra. * aç (yemek yeme ihtiyacı hisseden; aralık, boşluk; aralamak, aralık yapmak, kapalı, sıkışık veya örtülü bir şeyi serbest hale getirmek; başlatmak) + lık (isim yapım ve durum eki) (tür.) + grève (iş bırakma) (fra.) + i (iyelik eki) (tür.) *

açma : tür. * aç (aralamak, aralık yapmak, kapalı, sıkışık veya örtülü bir şeyi serbest hale getirmek; başlatmak; aralık, boşluk) + ma (isim yapım eki) * açış; süt, sıvı yağ, yumurta, toz şeker, tuz, maya ve un kullanılmak suretiyle fırında pişirilerek hazırlanan unlu mamül

açmak : tür. * aç (aralamak, aralık yapmak; aralık, boşluk; kapalı olanın kapalı olma halini sonlandırmak) + mak (fiil mastar eki) * iki şey arasında aralık oluşturmak, meydana çıkarmak, ortaya çıkarmak, görmeyi engelleyen unsuru ortadan kaldırmak

açmaz : tür. * aç (aralamak, aralık yapmak; aralık, boşluk; kapalı olanın kapalı olma halini sonlandırmak) + maz (üçüncü tekil şahıs olumsuzluk eki) * içinden çıkılamayan, çözüm bulunamayan sorun

ad : tür. * ay (söylemek) + lt (isim yapım eki) * isim; bir şeye eklenen kelime, bir şey ile ilintilendirilen kelime, bir şeye işaret eden kelime

ad kavmi : ara. * ad (Yemen’in güneyinde, Ahkaf bölgesinde yaşamış olan bir kavim) + kavm (aralarında dil, din, gelenek, örf, kültür birliği olan topluluk) (kame (durmak, ayakta durmak, bir yerde bulunmak) ) + i (iyelik eki) (tür.) * peygamberleri Hz. Hud’un çağrısına uymayıp isyan etmeleri yüzünden Allah'ın gazabına uğrayarak yok olan eski bir Arap kabilesi

ad libitum : lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + libere (hoşnut etmek, keyif vermek, memnun etmek; istemek, sevmek, özen göstermek, önemsemek), libido, libitum (keyif, istek, arzu, rıza; şehvet) * müzikte tempo, ifade, tonalite ve çalgı seçimi gibi unsurların yorumcunun isteğine bırakılması

a'da : ara. * a'da (azmak, sınırı aşmak) * azmak, sınırı aşmak, haddini aşmak

ada : tür. * otrul (kesmek) + ğ (isim yapım eki); atağ * ayrılmış veya kesilmiş yer; çevresi su ile kaplı kara parçası

ada tavşanı : tür. * ada (ayrılmış veya kesilmiş yer) + tavşan (küçük, uzun kulaklı, hızlı koşan, kemirgen memeli hayvan) + ı (iyelik eki) * tavşana yakın bir kemirici memeli, yaban tavşanı

adab : ara. * aduba (toplantıya davet etmek, çağırmak, davete katılmak) * edep, terbiye, görgü, nezaket, incelik; iyi davranış biçimleri; kültürel olgunluk ve güzel ahlak, usul, uygunluk, görgü, iyi terbiye, naziklik, usluluk, zariflik; adapt; adapter; adaptieren (uyarlamak, uygun hale getirmek, uyumlamak) (ing., fra., alm.)

adab u erkan : ara. * adab (edep, terbiye, görgü, nezaket, incelik; iyi davranış biçimleri; kültürel olgunluk ve güzel ahlak, usul, uygunluk, görgü, iyi terbiye, naziklik, usluluk, zariflik) + u (tamlama bağlacı) + erkan (temeller, esaslar, ana unsurlar, dayanaklar; ayrıca saygıdeğer kişiler, ileri gelenler, rükünler) * rükünlerin edebi, görgü kuralları; bir işin veya disiplinin temel prensipleri ve bunlara uygun davranış biçimleri; terbiye ve usul kuralları

adab-ı muaşeret : ara. * adab (edep, terbiye, görgü, nezaket, incelik; iyi davranış biçimleri; kültürel olgunluk ve güzel ahlak, usul, uygunluk, görgü, iyi terbiye, naziklik, usluluk, zariflik) + ı (tamlama bağlacı) + muaşeret (bir arada yaşama, birlikte bulunma, sosyal ilişki; insanlarla iletişim ve sosyal etkileşim biçimi) * iyi geçinme usulü, nezakete uygunluk; sosyal görgü kuralları, insanlar arası ilişkilerde edep ve terbiye; nezaket ve ahlak kuralları çerçevesinde birlikte yaşama biçimi

adabımuaşeret : ara. * adab (edep, terbiye, görgü, nezaket, incelik; iyi davranış biçimleri; kültürel olgunluk ve güzel ahlak, usul, uygunluk, görgü, iyi terbiye, naziklik, usluluk, zariflik) + ı (tamlama bağlacı) + muaşeret (bir arada yaşama, birlikte bulunma, sosyal ilişki; insanlarla iletişim ve sosyal etkileşim biçimi) * iyi geçinme usulü, nezakete uygunluk; sosyal görgü kuralları, insanlar arası ilişkilerde edep ve terbiye; nezaket ve ahlak kuralları çerçevesinde birlikte yaşama biçimi

adaçayı : lat. * ada (ayrılmış veya kesilmiş yer; çevresi su ile kaplı kara parçası) + çay (ça (Çincenin Mandarin lehçesinde; Camellia sinensis bitkisi ve yapraklarından hazırlanan sıcak içecek), çay (far.) ) + ı (iyelik eki) * Ballıbabagiller (Lamiaceae) familyasındaki kokulu bitkilerin en büyük cinsi ve Salvia Nepetoideae alt familyasındaki Mentheae kabilesinin üyesi; Latincesi "Salvia" (salvia (salvare (iyileştirmek, kurtarmak), salus (sağlık, esenlik, güvenlik, kurtuluş), salvus (sağ, sağlam, salim, zarar görmemiş, güvenli, emniyetli, sağlıklı) + ia (gibi olma) )

adagan : tür., moğ. * adagan (adak sunulan, kendisine adanan, kendisine feda edilen) (ad, at (sunmak, vermek, feda etmek, ismini ortaya koymak) + a (bağlaç) + gan (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (tür.) ); adagan (kıskançlık) (moğ.) * Türk ve Altay mitolojisinde dağ tanrısı

adagietto : lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + agio (sakinlik, rahatlık, yavaşlık, uygunluk) + ettus (küçültme eki) (lat), etto (ita.) * biraz yavaş, biraz yavaşça; müzikte adagiodan biraz daha hızlı ama yine de yavaş tempo

adagio : lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + agio (sakinlik, rahatlık, yavaşlık, uygunluk) ) * sakince, rahatça, yavaşça; müzikte yavaş, ağır tempo

adahi : ara. * dahha (kurban kesmek, Allah’a adak olarak hayvan kesmek), udhiye (kurban, kesilecek hayvan) * kurbanlar, adaklar, kesilecek hayvanlar

adahik : ara. * dahike (gülmek), udhuke (şaka, mizah, espri, gülünç şey, komik olan) * şakalar, mizahlar, espriler, gülünç şeyler, komik olanlar

adak : tür. * ad, at (sunmak, vermek, feda etmek, ismini ortaya koymak) + ak (isim yapım eki) * adını ortaya koyma, kendni öne sürme; bir amaç uğruna bir şeyi feda etme

adakk : ara. * dakka (ufalamak, inceltmek, ayrıntılandırmak, incelemek, inceltmek, dikkatle araştırmak; vurmak, yıkmak, ezmek, ezip ufalamak, yerle bir etmek, düzlemek, dümdüz etmek), dakika (ince, hassas, küçük parça; zaman birimi olarak dakika (saatin altmışta biri) ) * ince, hassas, dakik

adaklı : tür. * ad, at (sunmak, vermek, feda etmek, ismini ortaya koymak) + ak (isim yapım eki) + lı (ile, birlikte, beraber, sahibi) * sözü, ahdi, adağı olab; Bingöl’ün bir ilçesi

adaksiyal : lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + axialis (axis (aks, eksen) + ialis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * bir organın eksene bakan veya eksene yakın yüzünde bulunan; eksene dönük

a'dal : ara * idl (eşit, denk, müsavi) * eşitler, denkler, müsaviler

adalar : tür. * ada (ayrılmış veya kesilmiş yer) + lar (çoğul eki) (atağlar) * İstanbul’un bir ilçesi

adale : ara. * adal (tarla faresi), adala (kas) * insanlarda ve hayvanlarda, kasılarak veya açılarak vücudun her türlü devinimini sağlayan, tellerden oluşan organ ve bu organın telsi dokusu, kas

adalet : ara. * adala (doğru olmak, adil olmak, doğruluktan sapmamak, denge içinde olmak, hakkını vermek), addala (düzeltmek, dengelemek, denkleştirmek, düzeltmek, düzenlemek, tadil etmek, eğriliği gidermek, adil davranmak, adil olmak, eşitlemek) + et (isim yapım eki), adl (hak, doğruluk) * doğruluk, hakkaniyet, eşitlik, her şeyi yerli yerine koyma; hukuka ve vicdana uygun davranma, hak gözetme

adalet bakanı : ara., tür. * adala (doğru olmak, adil olmak, doğruluktan sapmamak, denge içinde olmak, hakkını vermek), addala (düzeltmek, dengelemek, denkleştirmek, düzeltmek, düzenlemek, tadil etmek, eğriliği gidermek, adil davranmak, adil olmak, eşitlemek) + et (isim yapım eki) (ara.) + bakan (görevli, yönetici) (bak (görmek için başı veya gözleri çevirmek) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + ı (iyelik eki) (tür.) * Adalet Bakanlığını yöneten, adalet hizmetlerinin yürütülmesinden ve bakanlığın çalışmalarından sorumlu hükümet üyesi

adalet bakanlığı : ara., tür. * adala (doğru olmak, adil olmak, doğruluktan sapmamak, denge içinde olmak, hakkını vermek), addala (düzeltmek, dengelemek, denkleştirmek, düzeltmek, düzenlemek, tadil etmek, eğriliği gidermek, adil davranmak, adil olmak, eşitlemek) + et (isim yapım eki) (ara.) + bakan (görevli, yönetici) (bak (görmek için başı veya gözleri çevirmek) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + lık (isim yapım eki) + ı (iyelik eki) (tür.) * adalet, hukuk ve yargı hizmetleriyle ilgili devlet işlerini yürütmekle görevli bakanlık teşkilatı

adalet sarayı : ara., far., gre. * adala (doğru olmak, adil olmak, doğruluktan sapmamak, denge içinde olmak, hakkını vermek), addala (düzeltmek, dengelemek, denkleştirmek, düzeltmek, düzenlemek, tadil etmek, eğriliği gidermek, adil davranmak, adil olmak, eşitlemek) + et (isim yapım eki) + saray (ev, konak, konut, otağ, han, büyük yapı, köşk, hükümdar evi, hükümdar konağı) (far.); garsaura (fışkıran, akan) (gre.) + ı (iyelik eki) (tür.) * adalet hizmetlerinin ve yargı faaliyetlerinin yürütüldüğü, mahkemeler ile adli birimlerin bulunduğu büyük adliye binası

adalimumab : alm., gre., lat.; ing. * adal (asalet, soy) (alm.) + immunomodulating (bağışıklık modüle edici) ( (immuno (bağışıklık) + modulating (hafifleştirmek, ayarlamak) (modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) + lus (son ek) ) (lat.) + ate (fiil eki) + ing (isim yapım eki) ) (ing.) + umab (human monoclonal antibody) (homo, human (insan) + mono (tek, bir, yalnız) + clonal (klonsal, kopyalama ile ilgili) (klonos (filiz, kopya) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) ) + anti (zıt, karşıt, karşı, ters, aksi) (lat.) + body (kor, vücut, beden) ) (ing.) ) * romatoid artrit tedavisinde, monoklonal antikorfototerapi ve geleneksel sistemik tedavilerde ve siklosporin, metotreksat veya psoralen ultraviyole A dahil olmak üzere diğer sistemik tedavilere yanıt vermeyen veya bu tedavilere kontrendikasyonu olan veya bu tedavileri tolere edemeyen yetişkin hastalarda orta ila şiddetli kronik plak psoriazisin tedavisi kullanılan antiromatizmal ilacın etkin maddesi (C6428H9912N1694O1987S46)

adall : ara. * dalla (sapmak, saptırmak, doğru yoldan çıkarmak, yönlendirmek, kılavuzlamak, yöneltmek, rehberlik etmek, eğilim göstermek, bir yola saptırmak), dall (sapık, sapmış) * çok sapık, çok dalalette, en sapmış

adam : ibr. * adam, adem (insan, beşer, kişi, erkek) * yer, toprak; insan, kişi, erkek; toplum içinde belirli bir yeri, görevi veya niteliği bulunan kimse; güvenilir, dürüst ve yetenekli kimse (mecazi); Hz. Adem

adamak : tür. * ad (isim, nam, ünvan) + a (ek) + mak (fiil mastar eki) * adını ortaya koymak, kendini öne sürmek; bir amaç uğruna bir şeyi feda etmek; bir şeyi kutsal, özel veya belirli bir amaç için ayırmak, sunmak, ithaf etmek; söz veya kurbanla bir dileği gerçekleştirmek için bağlamak

adamakıllı : ibr., ara., tür. * adam, adem (insan, beşer, kişi, erkek) (ibr.) + akl (akıl, idrak, anlayış, düşünce, zeka) (ara.) + lı (sıfat yapım eki) (tür.) * iyice, gereğince, tam anlamıyla, gerektiği gibi; oldukça, çok, bir hayli

adamkökü : ibr., tür. * adam, adem (yer, toprak; insan) (ibr.) + kök (ağacın toprak altındaki dalları) + ü (iyelik eki) (tür.) * Akdeniz’in kıyı bölgelerinde yetişen, değişik türleri bulunan, büyük ve etli köklü, geniş yapraklı, türlü renkte çiçek açan, kötü kokulu, hekimlikte yararlanılan bir bitki, adamotu; Kökleri insana benzediği için bu isim verilmiştir. Grekçesi “mandragoras”

adamotu : ibr., ara.. * adam (insan) (ibr.), adem (ara.) + ot (küçük yabani bitki, yeşillik) + u (iyelik eki) (tür.) * Akdeniz’in kıyı bölgelerinde yetişen, değişik türleri bulunan, büyük ve etli köklü, geniş yapraklı, türlü renkte çiçek açan, kötü kokulu, hekimlikte yararlanılan bir bitki, adamotu; Kökleri insana benzediği için bu isim verilmiştir. Grekçesi “mandragoras” (man (adam, insan) + dragoras (ejder) )

adamotu : ibr., tür. * adam, adem (yer, toprak; insan) (ibr.) + ot (küçük yabani bitki, yeşillik) + u (iyelik eki) (tür.) * Akdeniz’in kıyı bölgelerinde yetişen, değişik türleri bulunan, büyük ve etli köklü, geniş yapraklı, türlü renkte çiçek açan, kötü kokulu, hekimlikte yararlanılan bir bitki, adamotu; Kökleri insana benzediği için bu isim verilmiştir. Grekçesi “mandragoras” (man (adam, insan) + dragoras (ejder) )

adamstown : ibr., ing. * adam, adem (yer, toprak; insan) (ibr.) + s (-ın, iyelik eki) + town (kasaba, şehir, kent) (ing.) * Pitcairn Adaları'nın başkenti (hayatta kalan son isyancı John Adams'ın soyadından)

adana : luv. * Grek-Roman efsanesindeki Uranus'un iki oğlu Adanus ve Sarus'tan; Luvi dilinde "nehir üstünde" anlamında (a (üstünde, yakınında) + dana (nehir) ) * Türkiye'nin, doğusunda Osmaniye ve Hatay kuzeydoğusunda K.Maraş, kuzeyinde Kayseri, Kuzeybatısında Niğde, batısında İçel yer alan 1 plaka numaralı ili

adansonia : lat. * Adanson (Fransız botanikçi Michel Adanson) + ia (isim yapım eki) * Afrika ve Madagaskar kökenli, kalın gövdesi ve büyük çiçekleriyle bilinen baobab ağacı

adap : ara. * aduba (toplantıya davet etmek, çağırmak, davete katılmak) * edep, terbiye, görgü, nezaket, incelik; iyi davranış biçimleri; kültürel olgunluk ve güzel ahlak, usul, uygunluk, görgü, iyi terbiye, naziklik, usluluk, zariflik; adapt; adapter; adaptieren (uyarlamak, uygun hale getirmek, uyumlamak) (ing., fra., alm.)

adapalen : lat. * adaptare (uyarlamak, adapte etmek) + ene (çift bağ içeren doymamış hidrokarbon molekülü eki) * retinoid benzeri etki göstererek keratinizasyonu ve inflamasyonu düzenleyen, özellikle akne vulgaris tedavisinde topikal olarak kullanılan sentetik bir ilacın etken maddesi (C28H28O3)

adapalin : gre. * adapalene (adamantyl (diamanti (elmas) ) + palin (aromatik naftalen benzeri halka sistemi belirteci) * hafif ve orta derecede aknenin tedavisinde kullanılan üçüncü jenerasyon topikal retinoid

adapazarı : tür. * ada (pazar yerinin sular ile çevrili olan bir ada gibi olmasından) + pazar (ürün ve hizmet alış-satış yeri, çarşı, market) + ı (iyelik eki) * Sakarya'nın bir ilçesi

adaptasyon : lat. * adaptatio (adaptus (uyum), adaptare (uyarlamak, uygun hale getirmek, uyumlu kılmak) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + aptare (uygun gale getirmek, uyarlamak) + tio (isim yapım eki) ) * uyum, uyum sağlama; bir şeyi yeni duruma, koşula veya ihtiyaca göre uyarlama, değişime uğratma; bir organizmanın belirli bir habitat kümesinde yaşayabilme ve üreyebilme derecesi

adapte : lat. * adaptus (adaptare (uyarlamak, uygun hale getirmek, uyumlu kılmak) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + aptare (uygun gale getirmek, uyarlamak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); adapté (uyarlanmış) (fra.) * uyarlanmış uyum sağlamış, uygun hale getirilmiş

adaptif : lat. * adaptus (adaptare (uyarlamak, uygun hale getirmek, uyumlu kılmak) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + aptare (uygun gale getirmek, uyarlamak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yeni bir ortama, koşula, duruma veya gereksinime uyumlu hale getiren, uyarlayıcı, adapte edici

adaptör : tür. * adaptare (uyarlamak, uygun hale getirmek, uyumlu kılmak) + tor (-cu, yapan, eden) * uyum sağlatıcı; bir cihazı veya sistemi başka bir cihaza veya sisteme uyarlamak için kullanılan araç, dönüştürücü, uyarlayıcı

adar : kür. * a (dönem, devir) + dar (ağaç) * Mart ayı, ilkbaharın geldiği dönem; ağaç devri, ağaç dönemi

adaş : tür. * ad (isim; atmak, atamak) + aş (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * aynı isimde olan; ad, at (-a doğru, yönelim öneki) (lat., ing.)

adavet : ara. * adaa (karşı olmak, düşmanlık etmek), aduv (düşman, hasım, kin güden, karşı duran kimse) + et (ile ilgili olma) * düşmanlık, hasımlık, kin gütme, karşı durma

aday : tür. * ad (isim, nam, ünvan; atmak, atamak) + ay (ile ilgili, gibi, -a ait) * bir iş veya görev için kendini öne atan, bir işe, göreve veya seçime uygun görülen kimse, namzet

adb : ara. * adb, aduba (sert, keskin, parlak olmak) * sert, keskin, parlak; kılıç; kesmek; sövmek; yardımcı

ADC : ing. * analog (continuous signal) + digital (discrete numeric) + converter (transformer) * sürekli analog sinyalleri sayısal değerlere çevirerek dijital sistemler tarafından işlenmesini sağlayan donanım veya entegre devre

adcılık : tür. * ad (isim, nam, ünvan) + ci (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + lık (durum eki) * kavramların değil algılanabilir, somut nesnelerin gerçek olduğunu savunan felsefi bir görüş, nominalizm

addaks : lat. * addace, addax nasomaculatus (naso (burun) + maculatus (benekli) ) * Sahra Çölüne özgü bir antilop, beyaz antilop

addetmek : ara. * adda (saymak, toplamak, hesap etmek) (ara.) + etmek (yapmak, eylemek, işlemek) (tür.); add, addieren (eklemek, toplamak) (ing., alm.) * varsaymak, kabul etmek, hesaba katmak

addis ababa : amh. * addis (yeni) + ababa (çiçek) * Etiyopya'nın başkenti; yeni çiçek

addison krizi : ing., gre. * addison (İngiliz hekim Thomas Addison'un soyadından) (ing.) + krisis (ayırma, seçme, karar verme, yargılama) (gre.) + i (iyelik eki) (tür.) * hipotansiyon ve hipovolemik şok ile karakterize olan, adrenal yetmezliğin ölümcül olabilen komplikasyonu, akut adrenal yetmezlik

additif : lat. * addere (eklemek, ilave etmek) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + dare (koymak) ), addit (eklenmiş, ilave olmuş) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); adda (saymak, hesap etmek) (ara.) * katkı, eklenen, ilave olan

addolorato : lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) * dolor (acı, ıstırap, keder) + atus (durum eki)

addüksiyon : lat. * ad (-a, -e, doğru) + ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak, kapmak) + tio, tionem (isim yapım eki) * bir ekleme bağlı vücut parçasının, vücut orta hattına yaklaşması

addüktör : lat. * ad (-a, -e, doğru) + ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak, kapmak) + tor (-cı, yapan, eden eki) * vücudun bir bölümünü orta hatta veya bir ekstremiteye doğru çeken kaslardan herhangi biri

aded : ara. * adda (saymak, hesaplamak, hazırlamak, yerine getirmek, ifa etmek, sunmak, ödemek) + ed (isim yapım eki); add, addieren (toplamak, eklemek, ilave etmek) (ing., alm.) * sayı, rakam, tane, miktar

aded-i mürettep : ara. * aded (sayı) + ı (tamlama eki) + muretteb (tertip edilmiş, dizilmiş, sıralanmış) * tam sayı; düzenli sayı, sıralı miktar, belirli bir düzen içinde tertip edilmiş sayılar dizisi

adelidae : gre., lat. * adelos (gizli, görünmez) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * pul kanatlılar (Lepidoptera) takımına bağlı "uzun boynuzlu güveler" (peri güveleri (Adela ve akrabaları) familyası

adelik : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + delos (görünür, açık, bariz) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * görünür olmayan, eksiksiz veya tümü kapsayan; matematikte tüm yerel bilgileri kapsayan; matematikte sayılar teorisi ve cebirsel geometri bağlamında, tüm yerel verileri (p-adik ve reel) birleştirerek global bilgi elde etme yöntemi

adelophryne : gre. * adelos (gizli, belirsiz) + phryne (kurbağa) * küçük boyutlu ve gizli yaşam süren, Güney Amerika kökenli bir kurbağa cinsi

adelphous : gre. * adelphos (kardeş) (gre.) + osus (sıfat yapım eki; ile ilgili, -a ait) (lat.) * erkek organları (stamenleri) iplikçikleriyle birbirine kaynaşmış olan

adem : ara. * adima (bulunmamak, yok olmak), adama (yok etmek, ortadan kaldırmak), idam (yok etme, ortadan kaldırma, öldürme) * yokluk, hiçlik

adem : ibr., ara. * adam (kırmızı olmak, toprak rengine bürünmek, topraktan olmak) (ibr.), adem (ara.) * toprak; adam, insan

adem elması : ibr., ara., tür. * adam (insan) (ibr.), adem (ara.) + alima, elma + sı (iyelik eki) (tür.) * gırtlağın en büyük kıkırdağının oluşturduğu boynun ön tarafındaki çıkıntı; Latince tıp terimi olan Pomum Adami’nin çevirisi (prominentia (çıkıntı) + laryngea (larinks) (larinks çıkıntısı) (gre.) (tıbbi terminolojide) )

ademi : ara. * adem (yokluk, hiçlik) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yoklukla ilgili, yokluğa ait

ademi : ibr., ara. * adem (insan) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * insani, insanlardan olan, insana ait, insana dair ve müteallik

adem-i merkeziyet : ara. * adem (yokluk, hiçlik) + i (tamlama bağlacı) + merkeziyet (merkezi olma durumu) * merkezcilliğin ortadan kalkması; merkezi yönetim yetkilerinin azaltılarak bazı idari yetki ve görevlerin yerel yönetimlere veya taşra teşkilatına bırakılmasını öngören yönetim ilkesi, yerinden yönetim

ademimerkeziyet : ara. * adem (yokluk, hiçlik) + i (tamlama bağlacı) + merkeziyet (merkezi olma durumu) * merkezcilliğin ortadan kalkması; merkezi yönetim yetkilerinin azaltılarak bazı idari yetki ve görevlerin yerel yönetimlere veya taşra teşkilatına bırakılmasını öngören yönetim ilkesi, yerinden yönetim

ademiyat : ara. * adem (yokluk, hiçlik) + iyat (isim yapım ve çoğul eki) * yokluklar, hiçlikler

ademiyet : ibr., ara. * adam (insan), adem (ara.) + iyet (gibi olma, ile ilgili olma) * insanlık

ademoğlu : ibr., ara., tür. * adam (insan) (ibr.), adem (ara.) + ol, oğl (var hale gelmek, vücuda gelmek, tezahür etmek, olmak), oğul (erkek insan yavrusu, erkek evlat, erkek çocuk) + u (tamlama eki) ) (tür.) * insan, insanlar

aden : ara. * adana (yerleştirmek, kalıcı kılmak, sürekli kılmak), adn (yer edinmek, mukim olmak, ikamet etmek; ikametgah, yer) * cennet bahçesi, ebedi huzur yeri

adenanthos : gre. * adenos (bez, salgı organı) + anthos (çiçek) * çiçeklerinde belirgin bez yapıları bulunan, Avustralya’ya özgü çalı formundaki bir bitki cinsi

adendum : lat. * addere (eklemek, ilave etmek), addendum (ek, eklenti, ilave) * belirli bir işe veya yazıya yapılan bütünleyici eklenti, zeyil, zeyilname

adenilat siklaz : gre., lat. * adenylicus acidum (adenilik asit) + atum, ate (ester veya tuz eki) (lat.) + kuklos, kyklos (daire, devir, çember, döngü, dönem, tekerlek, dairesel hareket, siklus) (gre.); cyclus (lat.) + ase, asis (enzim eki) (gre.) * bir memelinin enerji ihtiyacı için adrenalin (epinefrin) hormonu tarafından aktive edilen, ATP'yi (Adenozin Trifosfat) cAMP'ye (Siklik Adenozin Monofosfat) dönüştüren bir enzim, adenil siklaz, adenilil siklaz

adenin : gre. * adenos, aden (bez, beze; gudde) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * nükleik asitlerde bulunan dört temel bazdan biri, DNA ve RNA’nın yapı taşı ve hücresel enerji taşıyıcısı ATP’nin bileşeni

adenit : gre. * adenos, aden (bez, beze; gudde) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * bez iltihabı, beze enfeksiyonu

adenium : gre. * adenos (bez) + ium (isim eki) (lat.) * gövdesi etli ve salgı dokuları belirgin olan, çöl gülü olarak bilinen süs bitkilerini kapsayan bir bitki cinsi

adeno : gre. * adenos (bez, beze; gudde) * deri altında veya dokularda normalden farklı şekilde yoğunlaşmış hücre kümesi veya dokusal oluşum, bez, beze, nodül, şişlik; gudde

adenocarpus : gre. * adenos (bez) + karpos (meyve, tohum) * meyveleri bezli yapılar taşıyan, baklagiller (Fabaceae, Leguminosae) familyasına ait çalı ve otsu bitkileri kapsayan bir bitki cinsi

adenohipofiz : gre. * adenos (bez, beze; gudde) + hypo (alt, aşağı, altında, aşağıda, düşük) + phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme; doğa, tabiat, varlık) (phyein (doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek, gelişmek, şişmek, kabarmak) + isis (isim yapım ve durum eki) ) * hipofiz bezinin ön lobu olan, hormon salgılayarak büyüme, metabolizma, üreme, stres yanıtı ve süt üretimi gibi vücut fonksiyonlarını düzenleyen endokrin sistemin merkezi bezlerinden biri

adenoid : gre. * adenos (bez, beze; gudde) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * üst solunum yolunun, burundan sonra gelen, burunun hemen arkasında yer alan bölüm, nazofarinks, geniz eti

adenoidektomi : gre. * adenos (bez, beze; gudde) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * geniz etinin yani adenoid dokusunun cerrahi yolla çıkarılması işlemi

adenoidit : gre. * adenos (bez, beze; gudde) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * adenoid enfeksiyonu (iltihaplanması)

adenokarsinom : gre. * adenos (bez, beze; gudde) + karkinoma (karkinos (yengeç) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) ) * glandüler hücreler olarak tanımlanan, vücudun mukus salgılayan hücrelerinin hızla çoğalmasından ve tümörün organ dışına kadar yayılmasından kaynaklanan bir kanser türü

adenom : gre. * adenos (bez, beze; gudde) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * bezsel kökenli (orijinli) olan veya bezsel bir yapıda meydana gelen iyicil (benign) tümör

adenomatöz : gre. * adenos (bez, beze; gudde) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) + tosis, osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * karaciğerde birden fazla hepatosellüler adenom bulunması durumu

adenopati : lat. * adenos (bez, beze; gudde) + patheia (sorun, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * kanser nedeniyle lenf düğümlerinin şişmesi

adenophora : gre. * adenos (bez, salgı organı) + phora (taşıyan, götüren) * çiçek ve gövdesinde bezli yapılar taşımasıyla ayırt edilen, çan çiçeğigiller familyasına ait otsu bitkileri kapsayan bir bitki cinsi

adenovirüs : gre., lat. * adenos (bez, beze; gudde) (gre) + virus (virüs, zehir) (lat.); ios (gre.) * solunum yollarını ve bağırsak sistemini enfekte eden virüs

adenozin : gre. * adenos (bez, beze; gudde) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * dar kompleksli taşikardi tedavisinde kullanılan, doğal olarak bulunan endojen ve pürin bir nükleotit; RNA'nın dört nükleotit yapı taşından biri (C10H13N5O4)

adenozin : gre. * adenos (bez, beze; gudde) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * dar kompleksli taşikardi tedavisinde kullanılan, doğal olarak bulunan endojen ve pürin bir nükleotit; RNA'nın dört nükleotit yapı taşından biri (C10H13N5O4)

adenozin trifosfat : gre. * adenos (bez, beze; gudde) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) + tri (üç) + phosphate (gübre olarak kullanılan, fosforik asidin tuzu veya esteri, fosfat) (phosphoros (fosfor taşıyan; ışık veren) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek) +os (isim yapım eki) ) + ate (asidin tuzu veya esterini belirten ek) ) * hücre içi biyokimyasal reaksiyonlar için gereken kimyasal enerjiyi taşıyan nükleotit (ATP) (C10H16N5O13P3)

adenozintrifosfat : gre. * adenos (bez, beze; gudde) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) + tri (üç) + phosphate (gübre olarak kullanılan, fosforik asidin tuzu veya esteri, fosfat) (phosphoros (ışık taşıyan, ışık getiren, ışık veren) (phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) + phoros (taşıyan, götüren, getiren) (pherein (taşımak, götürmek, getirmek) + os (isim yapım eki) ) + ate (asidin tuzu veya esterini belirten ek) ) * hücre içi biyokimyasal reaksiyonlar için gereken kimyasal enerjiyi taşıyan nükleotit (ATP) (C10H16N5O13P3)

aderans : lat. * adhaerere (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + haerere (yapışmak) * dokuların, hücrelerin veya biyolojik yüzeylerin birbirine yapışma durumu, yapışma

adese : ara. * adasa (adasa (küçük tohumları ayırmak, ayıklamak) * mercek; mercimek, küçük baklagil tohumu

adet : ara. * ada (alışmak) + et (isim yapım eki) * usul, gelenek, görenek, alışılmış olma, alışılmış davranış, dönemsel tekrar; kadınlarda rahim iç yüzeyinin belirli aralıklarla dökülmesiyle gerçekleşen, kanama ve buna eşlik eden fizyolojik değişikliklerle seyreden aylık dönem, aybaşı, regl, menstrüasyon

adet : ara. * adda (saymak, hesaplamak, hazırlamak, yerine getirmek, ifa etmek, sunmak, ödemek) + et (isim yapım eki) * rakamsal nicelik, sayı, miktar

adet bezi : ara., tür. * adet (usul, gelenek, görenek, alışılmış olma, alışılmış davranış, dönemsel tekrar; kadınlarda rahim iç yüzeyinin belirli aralıklarla dökülmesiyle gerçekleşen, kanama ve buna eşlik eden fizyolojik değişikliklerle seyreden aylık dönem, aybaşı, regl, menstrüasyon) + bazz (pamuk veya keten ipliğinden yapılmış dokuma, kumaş ) (ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * aybaşı kanamasını emmek ve dışarı sızmasını önlemek amacıyla kullanılan, emici kumaş veya dokudan yapılmış bez, hijyen bezi, tampon, kadın bağı

adeta : ara. * ada (alışmak) + et (isim yapım eki) + a (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * usul olduğu üzere gibi

adevan : ara. * adv, ada (hızlı koşmak) * jızlı koşma

adezif : lat. * adhesivus (adhesio (yapışma) (adhaerere (yapışmak, bağlanmak), (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + haerere (yapışmak, bağlı olmak) ) sio (isim yapım eki) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * yapışkan, tutucu, yapıştırıcı

adezif kapsülit : lat., gre. * adhesivus (yapışkan, tutucu, yapıştırıcı) (adhesio (yapışma) (adhaerere (yapışmak, bağlanmak), (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + haerere (yapışmak, bağlı olmak) ) sio (isim yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + kapsoulitis (kapsül iltihabı) (kapsoula (gre.); capsula (lat.) (caps (kap, konteyner) + ulus, ula (küçültme eki) ) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) ) * omuz eklemindeki yumuşak dokuların kalınlaşıp sıkılaşmasına bağlı olarak kolun hareket derecesinin azalması, donuk omuz

adeziv : lat. * adhesio (yapışma) (adhaerere (yapışmak, bağlanmak), (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + haerere (yapışmak, bağlı olmak) ) sio (isim yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * yapışkan, tutucu, yapıştırıcı

adezyon : lat. * adhaerere (yapışmak, bağlanmak), (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + haerere (yapışmak, bağlı olmak) ) + sio (isim yapım eki) * yapışma, bir maddenin bir başka maddenin yüzeyine eklenmesi, bağlanma, yapışma

adezyon kuvveti : lat. * adhesio (yapışma, bir maddenin bir başka maddenin yüzeyine eklenmesi, bağlanma, yapışma) (adhaerere (yapışmak, bağlanmak), (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + haerere (yapışmak, bağlı olmak) ) + sio (isim yapım eki) ) (lat.) + kuvvet (güç, kudret, kapasite) + i (iyelik eki) (tür.) * birbirinden farklı iki maddenin temas eden yüzeyleri arasındaki moleküler çekimden kaynaklanan, bu yüzeylerin birbirine tutunmasını veya yapışmasını sağlayan kuvvet

adgas : ara. * dağs (karışık olan, karmakarışık olan, karma, deste; karışık rüya, anlamı belirsiz hayal) * desteler, demetler; karışık rüyalar; karışık söylentiler

adgasu ahlam : ara. * adgas (karışıklar, karmaşıklar, karmalar) + ahlam (rüyalar, hulumlar) * karışık rüyalar

adha : ara. * daha (sıcaktan etkilenmek, güneşin veya sıcak havanın etkisiyle sersemlemek, bitkin düşmek; güneşin doğuşuyla ibadet amacıyla kurban etmek), dah (sıcaktan etkilenen; kuşluk vakti kesilen kurban) * sıcaktan etkilenenler; kuşluk vakti kesilen kurbanlar

adham : ara. * dahm, adahama (irileştirmek, yoğunlaştırmak, cüssselendirmek) * yoğun, kaba; iri cüsseli adam

ADHD : ing. * attention (dikkat) + deficit (eksiklik) + hyperactivity (aşırı hareketlilik) + disorder (bozukluk) * dikkat eksikliği ve hiperaktivite ile karakterize edilen nörogelişimsel bozukluk

adherens : lat. * adhaerere (yapışmak, bağlanmak), (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + haerere (yapışmak, bağlı olmak) ) + entia (isim, yer ve durum eki) * bir nesneye veya yüzeye hızlı yapışma kalitesi veya süreci; yapışma, bağlanma

adhezyon : lat. * adhaerere (yapışmak, bağlanmak), (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + haerere (yapışmak, bağlı olmak) ) + sio (isim yapım eki) * yapışma, bir maddenin bir başka maddenin yüzeyine eklenmesi, bağlanma, yapışma

adıl : tür. * ad (isim, nam, ünvan) + ıl (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * zamir, ismi temsil eden

adım : tür. * at (açmak, ileriye koymak, fırlatmak, savurmak) + ım (isim yapım eki) * ayak açıp yere basma, ayak atma, atım

adım fonksiyonu : tür., lat. * adım (ayak açıp yere basma, ayak atma, atım) (at (açmak, ileriye koymak, fırlatmak, savurmak) + ım (isim yapım eki) ) (tür.) + functio (yapma, yerine getirme, icra, işlev) (fungi, fungere (yapmak, yerine getirmek, icra etmek, işlemek, uygulamak) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) + nu (iyelik eki) (tür.) * bir dizi bitişik aralığın her birinde sabit kalan ancak bir aralıktan diğerine değer değiştiren tek bir gerçek değişkenin matematiksel fonksiyonu, basamak fonksiyon, merdiven fonksiyon

adımlamak : tür. * adım (ayak açıp yere basma, ayak atma, atım) (at (açmak, ileriye koymak, fırlatmak, savurmak) + ım (isim yapım eki) ) + la (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * adım atarak yürümek; bir yere veya uzaklığa adımlarla ölçmek, adımlarını kullanarak ilerlemek

adıyaman : luv. * ada (ana) + uma (tanrıça) + vana (ülkesi) * Türkiye'nin, kuzeyinde Malatya, batısında Kahramanmaraş, güneybatısında Gaziantep, güneydoğusunda Şanlıurfa, doğusunda ise Diyarbakır bulunan, 02 plakalı ili

adi : ara. * adaya (alışmak, alışılmış olma, sıradanlaşmak) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * alışılagelmiş, sıradan, adetten olan, bayağı, değersiz; alçakça, soysuz, aşağılık, kötü ahlaklı ve karakterli

adiadokokinezi : gre. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + dochos (kabul, alım, ileti) + kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak), kinesia (hareket etme) (kinesis (hareket, devinim, kıpırdama, kımıldama) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * serebellum veya beyin hasarında görülen, hastada el veya kolun ardışık, sıralı, dönüşümlü hareketleri hızla ve düzgün bir şekilde yapamama ile karakterize motor koordinasyon bozukluğu

adiafora : gre. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + diaphora (farklar, ayırıcı, ayırt edici olanlar) (dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek), phore (taşıma, götürme) * ahlaki, dini veya felsefi bakımdan ne iyi ne kötü sayılan, yapılması veya yapılmaması arasında özsel bir fark bulunmayan, bu nedenle değer yargısı dışında bırakılan şeyler veya davranışlar

adianthidae : gre., lat. * adiantos (ıslanmayan, kuru kalan) (a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + diainein (ıslatmak, nemlendirmek) + tos (sıfat yapım eki) (gre.); tum (isim veya sıfat yapım eki) (lat.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Orta Eosen (yaklaşık 45 milyon yıl önce) ile Erken Miyosen (yaklaşık 16 milyon yıl önce) dönemleri arasında yaşamış, soyu tükenmiş, Güney Amerika kökenli, toynaklı küçük litoptern memelileri kapsayan hayvan familyası

adiantum : gre., lat. * adiantos (ıslanmayan, kuru kalan) (a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + diainein (ıslatmak, nemlendirmek) + tos (sıfat yapım eki) (gre.); tum (isim veya sıfat yapım eki) (lat.) * yaprakları suyu tutmayan ve ıslanmıyormuş gibi görünen, eğreltiotları familyasına ait zarif bitkileri kapsayan bir bitki cinsi, Venüs saçı, baldırıkara

adid : ara. * adada (yardım etmek, destek vermek, kuvvet vermek) * düşman, hasm; arkadaş, yoldaş, setekçi; ısırma,bir ısırımlık lokma

adid : ara. * aded (sayı, hesap, miktar) * çok sayıda, çok şeyler, müteaddid; birinin dengi

adihe : ara. * adaha (adah (yakın olmak; düşmanlık etmek, karşı gelmek) * iftira, yalan, kötü söz veya haksız suçlama, bühtan

adik espas : lat. * adicus (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + spatium (boşluk, aralık, mesafe) (spatior (gezmek, dolaşmak, yayılmak) + ium (isim yapım eki) ) * cebirsel geometri ve matematikte, bir topolojik halka üzerinde belirli bir ideal ile tamamlanmış ve üzerinde tanımlı olan özel topolojik boşluk veya alan, adik uzay

adik formal şema : lat., gre. * adicus (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + formis, forma (şekil, biçim, kalıp, taslak, dış görünüş, yapı) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + skhema (plan, tasarım, şekil, biçim, form) (gre.); schema (lat.) * cebirsel geometri ve sayı teorisinde, bir topolojik halka üzerinde tanımlanan ve belirli bir ideal ile tamamlanmış formal (resmi) yapıların incelenmesini sağlayan matematiksel nesne

adil : ara. * adala (doğru olmak, adil olmak, doğruluktan sapmamak, denge içinde olmak, hakkını vermek), addala (düzeltmek, dengelemek, denkleştirmek, düzeltmek, düzenlemek, tadil etmek, eğriliği gidermek, adil davranmak, adil olmak, eşitlemek), adl (denge, doğruluk) * adaletten ayrılmayan, hak ve hukuka riayet eden, doğru ve insaflı davranan kişi, adaletli, hakkaniyetli

adilane : ara., far. * adil (doğru, dengeli eşit, hakkaniyetli, adaletli) (ara.) + ane (-ca, -cesine, tarzında, olarak, gibi) (far.) * adil olarak, adaletli olarak, adilce, hakça

adilcevaz : ara. * adil (doğru, dengeli eşit, hakkaniyetli, adaletli) + cevaz (aşma, aşım, geçit, geçiş izni, izin, caiz kılma), cevveze (caiz görmek, izin vermek, uygun bulmak), caza (geçmek, aşmak, izin vermek, müsaade etmek, geçerli olmak, mümkün olmak, karşılıklandırmak, karşılığını vermek, uygun olmak, uymak), caiz (uygun, geçerli, izin verilmiş), cevaz (onay, izin, müsaade, geçiş hakkı, serbestlik, uygunluk, caiz olma) * Bitlis’in bir ilçesi, eski ismi Arcige veya Zatul Cevaz (Cevizleri olan)

adim : ara. * adima (bulunmamak, yok olmak), adama (yok etmek, ortadan kaldırmak), idam (yok etme, ortadan kaldırma, öldürme) * malik ve sahip olmayan; yok olan; birşeyi olmayan; fakir

adinami : gre. * a (olumsuzluk öneki) + dunamos, dynamos (güç, kuvvet) + ia (isim, yer ve durum eki) * kuvvetsizlik, zayıflık, dermansızlık, takatsızlık, sinir zafiyeti, adinemya

adinamik : gre. * a (olumsuzluk öneki) + dunamos, dynamos (güç, kuvvet) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kuvvetsiz, zayıf, dermansız, takatsız

adinemya : gre. * a (olumsuzluk öneki) + dunamos, dynamos (güç, kuvvet) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * kuvvetsizlik, zayıflık, dermansızlık, takatsızlık, sinir zafiyeti, adinami

adiposit : lat. * adeps, adip (yağ, domuz yağı) + osus (ile ilgili, gibi, -a ait) + itus (isim yapım eki) * enerji depolama metabolizma düzenleme, hormon üretimi gibi islevleri olan bağ dokusu hücreleri, yağ hücresi

adipoz : lat. * adeps, adip (yağ, domuz yağı) + osus (ile ilgili, gibi, -a ait) + itus (isim yapım eki) * enerji depolama metabolizma düzenleme, hormon üretimi gibi islevleri olan bağ dokusu hücreleri, yağ hücresi

adisyon : lat. * addere (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + dere (fiil mastar eki) * hesap pusulası veya hesap; toplam

aditi : san. * aditi (sınrsız, özgür, güvende) * Hint mitolojisinde (Hinduzim) annelik, bilinç, bilinçsizlik, geçmiş, gelecek ve doğurganlığın tanrıçası

aditif : lat. * addere (eklemek, ilave etmek) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + dare (koymak) ), addit (eklenmiş, ilave olmuş) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * katkı, eklenen, ilave olan

adiyabatik : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + diabatos (geçirilebilir) (dia (aracılığıyla, sayesinde, boyunca) + batos (geçilebilir, geçmek mümkün) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * termodinamikte enerji alışverişi olmayan, ısı transferi gerçekleşmeyen süreç veya sistem

adiyat : ara. * ad (koşmak, seğirtmek) + iyat (isim yapım ve çoğul eki) * hızla koşma, seğirtme; Kur'an'ın 100. suresinin ismi

adiyat-ı umur : ara. * adiyat (koşuşturma) + i (tamlama eki) + emr (iş, emir, komut, buyruk, talimat), umur (işler, emirler, komutlar, buyruklar, talimatlar) * günlük koşuşturmalar, günlük işler, her zamanki değersiz işler

adiyen : ara. * adaya (alışmak, alışılmış olma, sıradanlaşmak) + iye (isim yapım eki) + en (sıfat yapım eki, gibi, olarak) * her zamanki gibi, sıradan, olağan

adiyye : ara. * adaya (alışmak, alışılmış olma, sıradanlaşmak) + iye (isim yapım eki) * itiyad edilmiş, alışılmış

adjugat matris : lat., ara. * adiugare (eklemek), adiugat (ek) + mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak), matrix (kaynak, ana, temel yapı; doğuran dişi; rahim; matematikte sayıların veya cebirsel ifadelerin satır-sütun düzeninde oluşturduğu düzenli sayı dizisi formundaki tablo; kalıp, kaynak yapı) (lat.); ma (ne, o) + etras (sayfalar, kağıtlar) (ara.) * kare matris A'nın kofaktör matrisinin transpozesi, adjunct matris, adjoint matris, ek matris

adjuvan : lat. * adjuvant (ad (-a, doğru, yönelim) + juvare (yardım etmek, desteklemek, hizmet etmek) + ent, ant (ile ilgili olan) ) * farmakolojide adjuvan, belirli ilaçların etkinliğini veya gücünü artırmak için kullanılan bir ilaç veya başka bir madde veya maddelerin bir kombinasyonu

adk : ara. * dakk (vurmak, çarpmak) * vurmaa, çarpma, darp

adl : ara. * adala (doğru olmak, adil olmak, doğruluktan sapmamak, denge içinde olmak, hakkını vermek), addala (düzeltmek, dengelemek, denkleştirmek, düzeltmek, düzenlemek, tadil etmek, eğriliği gidermek, adil davranmak, adil olmak, eşitlemek) * doğruluk, hakkaniyet, adaletli olma; mani olmak, men etmek

adla : ara. * dıl, zıl (kaburga) * kaburgalar; geometrik şekillerin kenarları, sayı kökleri

adli : ara. * adl (denge, hakkaniyet, doğruluk, adaletli olma) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * denge ile ilgili, hakkaniyetle ilgili, hukuksal, ahlaki kurallarla ilgili

adli makam : ara. * adl (denge, hakkaniyet, doğruluk, adaletli olma) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + makam (konum, yer, pozisyon, mevki, durulan yer) * yargı yetkisine sahip olan ve adalate ilişkin iş ve işlemleri yürütmekle görevli resmi daire, mahkeme veya yargı organı

adli polis : ara., gre. * adl (denge, hakkaniyet, doğruluk, adaletli olma) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.) + politeia (yurttaşlık, devlet yönetimi, devlet düzeni) (polis (şehir, il, kent) + eia (isim yapım ve durum eki) ) (gre.) * suçların aydınlatılması, delillerin toplanması ve şüphelilerin belirlenmesi gibi adlî soruşturma işlemlerini yürüten polis birimi veya bu birimde görev yapan polis memuru

adli tıp : ara. * adl (denge, hakkaniyet, doğruluk, adaletli olma) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + tibba (bilgi, ilim, büyü, tababet) (aram. sür.); tababa (hoşluk yapmak, hoş kılmak; hekimlik yapmak, tedavi etmek veya sağlık/tıbbi hizmetler sunmak), tibb (hekimlik, tedavi etme, hekimlik bilgisi) * hukuki ve adli sorunların çözümünde tıbbi ve biyolojik bilgiden yararlanan, ölüm nedenleri, yaralanmalar, zehirlenmeler ve benzeri olayları bilimsel yöntemlerle inceleyen tıp dalı

adliye : ara. * adl (denge, hakkaniyet, doğruluk, adaletli olma) + iye (isim yapım eki) * hukuk ve adalet işlerine bakmakla görevli devlet kurumu; içinde mahkemelerin, savcılıkların, icra dairelerinin bulunduğu yapı

ADM formalizmi : ing., lat. * ADM (Amerikalı teorik fizikçiler Richard Arnowitt, Stanley Deser ve Charles W. Misner’in soyadlarından) (ing.) + forma (şekil, biçim, kalıp, taslak, dış görünüş, yapı) + alis (ile ilgili, -a ait) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (lat.) * genel görelilik kuramında uzay-zamanı zaman ve üç boyutlu uzay bileşenlerine ayırarak Einstein denklemlerini Hamiltonyen biçimde ifade etmeyi sağlayan, kütleçekimin dinamiklerini kanonik değişkenlerle incelemeye olanak tanıyan matematiksel ve kuramsal çerçeve

adn : ara. * adana (yerleştirmek, kalıcı kılmak, sürekli kılmak), adn (yer edinmek, mukim olmak, ikamet etmek; ikametgah, yer) * ikamet etmek, kalmak; bir cevher veya madenin aslı, yatağı

adnan : ara. * adana (yerleştirmek, kalıcı kılmak, sürekli kılmak), adn (yer edinmek, mukim olmak, ikamet etmek; ikametgah, yer) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ikamet eden, yerleşen, konumlanan

adnate : lat. * adgnatus (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + gnasci (doğmak), gnatus, natus (doğmuş) * iki farklı organın veya parçanın doğuştan birbirine yapışık veya kaynaşık olması; botanikte, genellikle farklı türdeki iki parçanın (örneğin taç yapraklar ile erkek organların) birbirine kaynamasını veya yaprakların gövdeye tamamen bitişik olması

adneks : lat. * adnexa, adnexus (birleşmiş, bağlanmış) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + nectere (birleştirmek, bağlamak, tutturmak, iliştirmek), nexa, nexus (birleştirilmiş, bağlanmış, tutturulmuş, iliştirilmiş, örülmüş, dokunmuş) ) * yumurtalıkların (overler) ve tüplerin (salpinks) bir aradaki ismi

adneksiyal : lat. * adnexa, adnexus (birleşmiş, bağlanmış) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + nectere (birleştirmek, bağlamak, tutturmak, iliştirmek), nexa, nexus (birleştirilmiş, bağlanmış, tutturulmuş, iliştirilmiş, örülmüş, dokunmuş) ) + ialis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir organa, yapıya veya dokunun bir parçasına bağlı veya onunla ilişkili olan; adneks ile ilgili; kadın üreme sisteminde rahmin her iki yanında bulunan yumurtalıklar (overler) ve tüpler (fallop tüpleri) ile bu yapıları çevreleyen doku bölgesiile ilgili, adneks ile ilgili

adolesan : lat. * adolescence (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + alescere (büyümek, gelişmek) + ent (gibi olan , ile ilgili) ) * çocukluk ile yetişkinlik arasında olan, ergen

adolesans : lat. * adolescentia (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + olere (büyümek, gelişmek) + escentia (başlama, filizlenme, olma, belirme, oluşma) (escere (başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek, belirmek, dönüşmek, bir sürece girmek) + entia (isim yapım eki) ) (lat.); adolescence (fra.) * çocukluk ile yetişkinlik arasındaki, 10 - 19 yaş arasındaki evre, ergenlik

adonai : ibr. * adon (efendi, lord, bey, sahip, ağa) + ai (çoğul eki) * efendilerim, lordlarım; Yahudilerin Tanrı'ya atfettikleri isimlerden biri

adonis : gre. * adon (lord, efendi, hükümdar) + is (son ek) * Kenan dilinde "Rab" anlamına gelen "Adon" kelimesinin Grekçe telaffuzu; göbek bölgesinin altından başlayarak genital bölgenin üstüne kadar gelen kas

adopsiyon : lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + optio (seçim) (optare (seçmek) + tio (isim yapım eki) ) * evlat edinme; benimseme

adoptif : lat. * adoptare (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + optare (seçmek) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * benimsenmiş, manevi, evlat edinen

adoxaceae : gre. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + doxa (kanı, görüş, düşünce, sanı, kanaat, inanç; görkem, yücelik, ihtişam, ün, gösteriş) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * çoğunlukla çalı, küçük ağaç ve nadiren otsu bitkilerden oluşan, kapsamında tıbbi ve gıda amaçlı yaygın olarak kullanılan kara mürver (Sambucus), kartopu (Viburnum) ve gilaburu gibi önemli türleri barındır çiçekli bitki familyası, mürvergiller

adras : ara. * dirs (arka diş, duş) * arka dişler, dişler

adrenal : lat. * ad (-a doğru, ek, yan, yakın) + renalis (böbrekle ilgili) (renes (böbrek) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * böbrek üstü bezleriyle ilgili

adrenal medulla : lat. * ad (-a doğru, ek, yan, yakın) + renalis (böbrekle ilgili) (renes (böbrek) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + medulla (ilik) * dopamin, epinefrin ve norepinefrin üreten böbrek üstü iliksel iç tabaka

adrenalektomi : lat., gre. * ad (-a doğru, ek, yan, yakın) + renalis (böbrekle ilgili) (renes (böbrek) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * böbreğin üstündeki adrenal bezlerinden birinin veya ikisinin ameliyatla çıkarılması

adrenalin : lat. * ad (-a doğru, ek, yan, yakın) + renalis (böbrekle ilgili) (renes (böbrek) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * böbrek üstü bezlerinin salgıladığı hormon

adrenerjik : lat. * ad (-a doğru, ek, yan, yakın) + renes (böbrek) + energikos (işesel, çalışmasal) (en (ile) + ergikos (işsel, çalışmasal) (ergon (iş, çalışma) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * adrenalin (epinefrin) veya noradrenalin (norepinefrin) ile ilgili veya bunların reseptörleri ile ilgili

adrenerjik reseptör : lat. * ad (-a doğru, ek, yan, yakın) + renes (böbrek) + energikos (işesel, çalışmasal) (en (ile) + ergon (iş, çalışma), ergikos (işsel, çalışmasal) ) + recipere (almak, geri almak) (re (tekrar, geri) + capere, cipere (almak, tutmak, kapmak, kavramak, yakalamak, sezmek) ) + tor (-cı, yapan) * vücut tarafından üretilen norepinefrin ve epinefrin gibi birçok katekolamin ve aynı zamanda beta blokerler, beta-2 gibi birçok ilacın hedefi olan bir G protein-bağlı reseptör sınıfı, adrenoseptör

adrenobloker : lat., gre. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + renes (böbrek) (lat.) + neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.) + blockare (engellemek, bloke etmek) (lat.) * adrenerjik reseptörleri (α veya β) bloke ederek sempatik sinir sisteminin etkilerini azaltan ve hipertansiyon, aritmi, anjina gibi kardiyovasküler hastalıkların tedavisinde kullanılan bir ilaç grubu

adrenokortikal : lat. * ad (-a doğru, ek, yan, yakın) + renes (böbrek) + cortex, corticis (kabuk, beyin kabuğu, ağaç kabuğu) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * adrenal bezin (böbreküstü bezinin) kabuk kısmıyla ilgili, özellikle bu bölgeden salgılanan hormonlarla bağlantılı olandış tabakası ile ilgili

adrenokortikotropik : lat., gre. * ad (-a doğru, ek, yan, yakın) + renes (böbrek) + cortex, corticis (kabuk; beyin kabuğu; ağaç kabuğu) (lat.) + trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * böbrek üstü bezinin kabuk kısmına yönelen ve burayı uyaran

adrenokortikotropik hormon : lat., gre. * ad (-a doğru, ek, yan, yakın) + renes (böbrek) + cortex, corticis (kabuk; beyin kabuğu; ağaç kabuğu) (lat.) + trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + hormao, hormaein (harekete geçirmek, zorlamak, dürtmek), horman, hormon (iten, itici, dürten, harekete geçiren, salan, savuran) (gre.) * hipofiz bezinin ön lobunda üretilen ve buradan salgılanan ve böbrek üstü bezlerinin kabuk bölümünü (adrenal korteks) uyararak kortizol gibi steroid yapılı hayati hormonların üretilmesini ve salgılanmasını (kana salınmasını) sağlayan polipeptid yapıda bir hormon (ACTH)

adrenokrom : lat., gre. * ad (-a doğru, ek, yan, yakın) + renes (böbrek) + o (bağlaç) (lat.) + khroma (renk, ton, görünüş, krom) (gre.) * adrenalin hormonunun yükseltgenmesi (oksidasyon) ile elde edilen kimyasal bileşik, epinefrin (hücre yenilenmesi için gençlik iksiri olarak kullanıldığı da rivayet edilmektedir.) (C9H9NO3)

adrenolökodistrofi : lat., gre. * ad (-a doğru, ek, yan, yakın) + renes (böbrek) + o (bağlaç) (lat.) + leuk (beyaz) + o (bağlaç) + dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + trephein (beslemek, gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophia (beslenme, gıdalanma, büyüme durumu) (trophos, trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * X genine bağlı, hücrenin peroksizom zarındaki adrenolökodistrofi proteininin eksikliğinden kaynaklanan, beyindeki sinir hücrelerini kaplayan ve beyaz madde olarak anılan zarın hasar görmesine neden olan genetik hastalık

adrenomiyelnöropati : lat., gre. * ad (-a doğru, ek, yan, yakın) + renes (böbrek) + o (bağlaç) (lat.) + myon (kas grubu) + elos (ile ilgili, gibi, -a ait) + neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * genetik olarak miras alınan X kromozomuna bağlı olarak gelişen ve omuriliğin miyelinini etkileyen, adrenolökodistrofinin bir türü olan hastalık

adres : lat. * ad (-a doğru, ek, yan, yakın) + directus (doğrultu, yön) * bir kimsenin bulunduğu yerin veya bir kurumun konumunun yazılı ifadesi; haber, mektup veya gönderinin ulaşacağı belirli yer

adriyatik : ili., gre., lat. * hydor, hudros, hydros (su, sıvı) (gre.); adur (su; deniz) (ili.), atrum (siyah) (lat.) + ia (isim, yer ve durum eki) + tikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * su gibi olan, deniz ile ilgili; siyah gibi olan; Adria Denizi ile ilgili

adsorban : lat. * ad (-a doğru, ek, yan, yakın) + sorbere (emmek, yudumlamak, içine çekmek, soğurmak) + ent (-ci, yapan) * bir yüzeye veya malzemeye, özellikle gaz veya sıvı moleküllerini tutan, çeken veya bağlayan; yüzey üzerinde molekülleri geçici olarak veya zayıf etkileşimlerle tutabilen madde, emici

adsorbe : lat. * ad (-a doğru, ek, yan, yakın) + sorbere (emmek, yudumlamak, içine çekmek, soğurmak), sorbus (emilmiş, yudumlanmış, içe çekilmiş) * emilmiş, yudumlanmış, içe çekilmiş

adsorpsiyon : lat. * ad (-a doğru, ek, yan, yakın) + sorbere (emmek, yudumlamak, içine çekmek, soğurmak) + tio (isim yapım eki) * bir maddenin gaz veya sıvı moleküllerini bir yüzey üzerinde geçici olarak veya zayıf bağlarla tutma süreci; yüzey üzerinde gerçekleşen moleküler tutunma olayı, emilim

adud : ara. * adada (yardım etmek, destek vermek, kuvvet vermek) * kolun dirsek ile omuz arasındaki kaslı ön kısmı, pazu

adult : lat. * adultus (büyümüş, büyük) (adolescere (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + alescere (büyümek, semirmek, beslenmiş olmak) + ultus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * tam büyümüş, olgunlaşmış; yetişkin, ergin, olgun kişi

aduv : ara. * ada (düşmanlık yapmak, karşı gelmek, hasımlık etmek) * düşman, hasım

aduvvun lil kafirin : ara. * aduv (düşman, hasım) + li (için) + el (ön ek, artikel) + kafir (inkarcı, gerçeği örten) + in (çoğul eki) * inkarcılara düşman; Kur’an’da geçen Allah’ın isimlerinden

adült : lat. * adultus (büyümüş, büyük) (adolescere (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + alescere (büyümek, semirmek, beslenmiş olmak) + ultus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * tam büyümüş, olgunlaşmış; yetişkin, ergin, olgun kişi

adüvv : ara. * ada (düşmanlık yapmak, karşı gelmek, hasımlık etmek) * düşman, hasım

adv : ara. * adv, ada (yelmek, hızlı adımlarla veya sıçrayarak, koşar gibi, bir yere doğru yürümek, seğirtmek; hazırlamak) * yelme, seğirtme; hazırlama

advanced : lat., ing. * adante (önde) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + ante (önce, önceye doğru, evvel, ön, öne, önde) ) (lat.); advance (ilerlemek) + ed (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (ing.); advan (çok koşan kimse) (ara.) * ileri, ilerlemiş, ileriye gitmiş

advaytizm : gre., san. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) (gre.) + dvaita (ikilik) (san) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (gre.) * gerçekliğin özünde tek ve bölünmez olduğunu, görünen çokluğun ve ikiliğin (ben-sen, özne-nesne, tanrı-alem) zihinsel yanılsama olduğunu savunan, Hindu Vedanta geleneğine ait felsefi-metafizik öğreti

advekro : gre. * a (yokluk, zıtlık, olumsuzluk eki) + vrekho (ıslatmak, su geçirmek) * su geçirmez, empermeabl; su geçirmeyen kumaştan üretilen ve yağmurlu havalarda vücudu sudan korumak amacıyla giyilen üst giysi, yağmurluk

adveksiyon : lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + vectio (taşıma, götürme) (vehere (iletmek, aktarmak, nakletmek, taşımak, götürmek) + tio (isim yapım eki) ) * atmosfer veya okyanus gibi bir akışkan içindeki ısı, nem veya nem gibi özelliklerin, o akışkanın yatay hareketleri (rüzgar veya akıntılar) aracılığıyla bir yerden başka bir yere taşınması olayı; kan veya lenf gibi biyolojik bir akışkanın kütlesel hareketi (akışı) sayesinde, içindeki çözünmüş maddelerin, besinlerin, ilaçların veya ısının vücut içinde bir yerden başka bir yere pasif olarak taşınması süreci

adventif : lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + venio, venire (gelmek), vent (gelmiş) + ia (isim, yer ve durum eki) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sonradan ortaya çıkan, sonradan gelen, doğal olmayan şekilde eklenmiş veya taşınmış, beklenmeyen, planlanmayan; antropojenik etki nedeniyle köken alanlarının dışında bir yerde kendilerine yer edinmiş bitki

adventis : lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + venio, venire (gelmek), vent, ventis (gelmiş) + ia (isim, yer ve durum eki) * dışarıdan gelen, sonradan oluşan veya olağan yerinin dışında gelişen

adventist : lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + venio, venire (gelmek), vent, ventis (gelmiş) + ia (isim, yer ve durum eki) + ista (-cı, yapan, eden eki) * İsa Mesih'in yeryüzüne ikinci kez döneceğine (İngilizce advent kelimesinden) inanan Protestan kökenli bir Hristiyanlık mezhebi (en yaygın kolu, ibadet günü olarak cumartesiyi (Sebt/Şabat) seçmiş olan, sağlıklı yaşama önem veren, alkol, tütün, domuz eti gibi maddelerden uzak durmaları ile tanınan Yedinci Gün Adventistleridir.)

adventisya : lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + venio, venire (gelmek), vent, ventis (gelmiş) + ia (isim, yer ve durum eki) * organları, kan damarlarını (atardamar ve toplardamarlar) veya soluk borusu (trakea) gibi yapıları dıştan saran en dış gevşek bağ dokusu tabakası; oldukça ince gevşek bağ dokusu

advers : lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + versus (dönmüş, çevrilmiş, yönelmiş; dönüştürme, düzenleme, düzen) (vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * zıt yönde, ters yönde, negatif, ters, zıt, karşıt

advers etki : lat. * advers (zıt yönde, ters yönde, negatif, ters, zıt, karşıt) + et (yapmak, eylemek) + ki (isim yapım eki) * bir ilaçtan veya ameliyat gibi başka bir müdahaleden kaynaklanan istenmeyen zararlı bir etki

advisor : lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + videre (görmek), visum (görüş), visor (gören, görücü) * öğüt veren, bilgi, görüş veya rehberlik sağlayan kişi, danışman

adyabatik : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + dia (arasından, içinden, boyunca; sayesinde, vasıtasıyla, yoluyla, aracılığıyla; yüzünden, baştan başa; iki, ikiye ayrım, ikiye bölünme) + batos (yürümek) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ısı alışverişi olmadan gerçekleşen, dış ortamla enerji veya ısı transferi içermeyen; termodinamikte çalışma akışkanında ısı ve kütle kaybının veya kazancının olmadığı haldeki süreç; içinden geçilemeyen

aechmea : gre. * akmea (uç, sivri nokta) * yaprak uçları ve çiçek yapıları sivri ve sert olan, bromelyagiller familyasına ait tropikal bitkileri kapsayan bir bitki cinsi

AED : ing. * automated (otomatik) + external (dış) + defibrillator (şok cihazı) * kalp ritmi durduğunda elektriksel şok vererek kalbin yeniden normal ritme dönmesini sağlayan cihaz

aegilops : gre. * aix (keçi) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) * başaklarının keçi yüzünü andırdığı düşünülen, buğdaygiller familyasına ait yabani tahılları kapsayan bir bitki cinsi

aeginetia : gre. * Aigina (Yunanistan’da bir ada) + ia (isim yapım eki) * adını Ege’deki Aigina Adası’ndan alan, asalak yaşamlı, orobanşgiller familyasına ait bitkileri kapsayan bir bitki cinsi

aegiphila : gre. * aix (keçi) + philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) * keçilerin sevdiği yapraklara sahip olduğu düşünülen, ballıbabagillerle ilişkili çalı ve ağaççıkları kapsayan bir bitki cinsi

aegopodium : gre. * aix (keçi) + podion (küçük ayak) * yaprak şekilleri keçi ayağını andıran, şemsiyegiller familyasına ait otsu bitkileri kapsayan bir bitki cinsi

aelotropik : gre. * ailos (hızlı hareket eden, hızlı değişen, çabuk hal değiştiren) + trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * her yönde aynı elektriksel, optik veya diğer fiziksel nitelikleri göstermeyen maddelerin durumu

aeolian depozitleri : gre., lat. * aiolos (rüzgar tanrısı) + ianos (ile ilgili, gibi, -a ait) (gre.) + depositum (birikinti, tortu, kalıntı) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + ponere (koymak, konumlamak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positum, positus (konmuş, konumlanmış, yerleştirilmiş, yatırılmış) ) (lat.) + ler (çoğul eki) + i (iyelik eki) (tür.) * rüzgarın taşıdığı ve biriktirdiği kum, toz veya diğer malzemelerden oluşan jeolojik tortul tabaka veya birikinti

aeollanthus : gre. * Aiolos (Yunan mitolojisinde rüzgar tanrısı Aiolos) + anthos (çiçek) * rüzgarla kolayca yayılan ve hoş kokulu çiçekler taşıyan, ballıbabagiller (Lamiaceae) familyasına ait bir bitki cinsi

aequitas : lat. * aequus (eşit, denk) + itas (isim yapım ve durum eki) * Roma mitolojisinde adil ticaretin ve dürüst tüccarların küçük tanrıçası ve imparatorun eşitlik ve adalet erdemlerinin kişileşmiş hali (Aequitas Augusti) eaqual, égal, gleich (eşit) (ing., fra., alm.)

aerangis : gre. * aer (hava) + angeion (kasa, kap, hazne, damar, kanal) * hava kökleriyle epifitik yaşam süren, orkidegiller familyasına ait zarif çiçekli bitkileri kapsayan bir bitki cinsi

aeranthes : gre. * aer (hava) + anthos (çiçek) * havada asılı duruyormuş izlenimi veren çiçek yapılarıyla tanınan, orkidegiller familyasına ait epifitik bir bitki cinsi

aeratör : gre., lat. * aero (hava) + tor (-cı, yapan, eden eki) * yüksek hızda dönebilen matkap uçları veya frezeleri vasıtasıyla diş dokularını delme, şekillendirme ve düzeltme işlemlerini yapabilen ve diş hekimliğinde kullanılan cihaz

aerides : gre. * aer (hava) + eidos (şekil, biçim, görünüş, benzerlik) * hafif ve zarif çiçekleriyle “havamsı” bir görünüm sergileyen, orkidegiller familyasına ait tropikal bitkileri kapsayan bir bitki cinsi

aeroakustik : gre. * aer, aero (hava) + akouein (işitmek, duymak) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * (işitmeye ilişkin)

aerob : gre. * aer, aero (hava) + bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) * oksijenli ortamlarda üreyen organizma

aerobik : gre. * aer, aero (hava) + bios (yaşam, hayat, dirim, canlılık, oluşum, yaratılış) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * oksijen varlığında veya havayla etkileşim içinde gerçekleşen, oksijenli ortam; oksijen almaya dayalı

aerochamber : gre. * aer, aero (hava) + kamara (oda, kemerli kapaklı nesne) (gre.); camera (lat.); chamber (ing.) * solunum yollarının açılmasını, balgamın gevşetilerek öksürükle dışarı atılmasını sağlayan, sprey ile ilaç püskürtebilen cihaz

aerodinamik : gre. * aer, aero (hava) + dynamo (kuvvet, kudret) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * havadaki hareketlilik; hava veya gaz ortamında hareket eden cisimlerin davranışını, sürtünme, kaldırma ve direnç gibi kuvvetler açısından inceleyen bilim dalı aerofaji

aerofaji : gre. * aer, aero (hava) + phageia (yeme durumu, yutma durumu) (phagein (yemek, yutmak, tüketmek) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * hava yutma; geğirme, şişkinlik veya mide rahatsızlıklarına yol açan, yemek sırasında veya sonrasında istemsiz olarak hava yutma durumu

aerofil : gre. * aer, aero (hava) + philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) * oksijenli ortamı seven

aerofili : gre. * aer, aero (hava) + philia (sevme durumu, hoşlanma durumu) (philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * oksijenli ortamı sevme

aerofobi : gre. * aer, aero (hava) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * uçma veya uçakta olma korkusu

aerofon : gre. * aer, aero (hava) (lat.) + phono (ses) (gre.) * tel veya zar kullanmadan ve enstrümanın titreşiminin sese önemli ölçüde katkıda bulunmadan, esas olarak hava kütlesini titreştirerek ses üreten bir müzik enstrümanı

aeroginosa : lat. * aerugo (bakır pası rengi, yeşilimsi mavi) + ginosa (gibi olan, cinsinden) * toprak ve suda bulunan, glikozu oksidasyon yoluyla parçalayan fakat fermentasyon yapmayan yeşilimsi mavi renkli bakteri

aerojel : gre., lat. * aer, aero (hava) (gre.) + gelare (donmak, katılaşmak), gel (katılaşmış, jel, ağ yapı) (lat.) * jel yapısındaki bir maddenin sıvı fazı uzaklaştırılıp yerine gaz (çoğunlukla hava) yerleştirilerek elde edilen, son derece hafif, gözenekli, yüksek yalıtım özelliklerine sahip katı malzeme türü

aeronotik : gre. * aer, aero (hava) + naus (gemi), nautes (gemici, denizci) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * hava taşımacılığı ve hava seyrüseferi ile ilgili; uçak, helikopter veya diğer hava araçlarının hareketi, navigasyonu ve ilgili teknolojilerle bağlantılı olan, havacılık

aerosol : gre., lat. * aer, aero (hava) (gre.) + solvere (çözmek, çözündürmek, gevşetmek) (lat.) * bir katının veya bir sıvının gaz ortamı içerisinde dağılması; havada asılı veya dağıtılmış ince sıvı veya katı parçacıklar; partiküllerin gaz ortamında dağılmasıyla oluşan karışım, tıpta sprey veya püskürtme yoluyla verilen ilaç veya kimyasal karışım

aerosolizasyon : gre., lat. * aer, aero (hava) (gre.) + solvere (çözmek, çözündürmek, gevşetmek) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım ve durum eki) (lat.) * katı veya sıvı maddelerin havada asılı kalabilecek kadar küçük ve hafif parçacıklar haline (aerosol) dönüştürülmesi veya bu parçacıkların gaz ortamına yayılarak bir bulut oluşturması süreci

aeroterapi : gre. * aer, aero (hava) + therapeia (hizmet etme, ilgilenme, iyileştirme, tedavi etme, eğitme, öğretme, iyileştirme, öğretiyle islah etme; bakım, hizmet, tedavi) (therapuein (hizmet etmek, ilgilenmek, iyileştirmek, tedavi etmek, yönetmek, tıbbi tedavi etmek), the (ön ek) + rapein (eğitmek, öğretmek) ) + eia (isim yapım eki) ) * hava veya gazlarla yapılan tıbbi tedavi

aeruginosa : lat. * aerugo (bakır pası rengi, yeşilimsi mavi) + ginosa (gibi olan, cinsinden) * toprak ve suda bulunan, glikozu oksidasyon yoluyla parçalayan fakat fermentasyon yapmayan yeşilimsi mavi renkli bakteri

aeschynanthus : gre. * aischyne (utanç, kızarma) + anthos (çiçek) * genellikle parlak kırmızı ve kızıl tonlarda çiçekler açan, gesneriagiller familyasına ait süs bitkilerini kapsayan bir bitki cinsi

aesculus : lat. * aesculus (meşe benzeri ağaç; at kestanesi) * iri yapraklı ve büyük tohumlu, sabun ağacıgiller familyasına ait at kestanesi ağaçlarını kapsayan bir bitki cinsi

aeshnidae : gre. * aikhme (mızrak, sivri uç) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * yusufçuklar (Odonata) takımının Anisoptera alt takımına ait, genellikle "büyük yusufçuklar", “imparator yusufçukları” veya "darners" olarak bilinen bir böcek familyası

aether : gre. * aithein (yanmak, parlamak), aither, aether (üst hava) * esir, eter, süptil madde; Yunan mitolojisinde parlak üst gökyüzünün kişileştirilmiş hali

aetheroleum : gre., lat. * aithein (yanmak, parlamak) (aither, aether (üst hava, eter, esir) + elaia (zeytin, zeytin ağacı), elaion (zeytin yağı, yağ) (gre.); oliva (zeytin), oleum (yağ, zeytin yağı) (lat.) * bitkilerden damıtma veya ekstraksiyon yoluyla elde edilen ve uçucu, aromatik özellik taşıyan yağlı madde, uçucu yağ

aethionema : gre. * aitho (yakmak, kızartmak) + nema (iplik) * kızılımsı renkli ve ince saplı çiçek yapılarıyla tanınan, turpgiller familyasına ait otsu bitkileri kapsayan bir bitki cinsi

aethiopicus : gre. * aithein (yanmak, parlamak), aithi (ateşli) + ops, opsis (göz, görme, görünüş, görünüm, yüz) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Etiyopya’ya veya Etiyopya kökenine ait; akciğer balığı

aextoxicaceae : gre., lat. * aix (keçi) + toxikon, toxikos (yaya takılan, ok, yay; zehir) (toxon, toxa (yay; ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * çoğunlukla Şili'ye özgü olan, odunsu bitkileri kapsayan, içeriğinde “keçi zehiri” olarak da anılan tek bir cins (Aextoxicon) ve tek bir ağaç türü (Aextoxicon punctatum) bulunan, yaprak dökmeyen çok küçük ve monotipik bir çiçekli bitki familyası

af : ara. * afa (silmek, gidermek, yok etmek), muaf (affedilmiş, bağışık, durumdan etkilenmeyen) * silme, giderme, yok etme; hatasını bağışlama, bir suçu, bir kötü davranışı olmamış sayarak ceza vermekten vazgeçme veya verilmiş olan cezayı kaldırma, silme

AF : ing. * atrial (atriyumla ilgili) + fibrillation (titreme) * kalbin atriyum bölgesinde düzensiz ve hızlı kasılmalarla karakterize ritim bozukluğu, kardiyak aritmi

afacan : ara. * afet-i can (afet (felaket, bela) + ı (tamlama eki) + can (hayat cevheri, yaşam, hayat, ruh) ) * ele avuca sığmaz, zeki ve yaramaz; cana zarar veren, olumsuz etki oluşturan

afafet : ara. * aff, afafa (arınmak, kendini korumak, temiz kalmak) + et (isim yapım eki), afif (iffetli, temiz, masun, namuslu) * iffet, namus, iffeti koruma, ahlaki saflık ve temiz yaşam; kişinin cinsel ve ahlaki davranışlarını ölçülü, temiz ve saygılı bir şekilde sürdürme durumu, ahlaki erdem ve töresel saflık, temizlik, masumiyet, günahsızlık

afagan : ara. * hafakan (afaka, hafaka (çarpma, titreme) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * kalbin hızlı atması, çarpıntı, palpitasyon, titreme; erkek ismi; yürek oynaması, çarpıntı, yürek sıkıntısı

afaif : ara. * afif (iffetli, temiz, masun, namuslu) * namuslular, iffetliler, şerefliler, temizler masumlar

afaji : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + phageia (yeme durumu, yutma durumu) (phagein (yemek, yutmak, tüketmek) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * yutamama, yutma reddi, yemek yememe sendromu

afak : ara. * ufk (kıyı, kenar, ince hat; ufuk) * kıyılar, kenarlar, ufuklar; yerle göğün birleşiyor gibi göründüğü hatlar, ufuklar

afakan : ara. * hafakan (afaka, hafaka (çarpma, titreme) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * kalbin hızlı atması, çarpıntı, palpitasyon, titreme; erkek ismi; yürek oynaması, çarpıntı, yürek sıkıntısı

afaki : ara. * afak (ufuklar, uzaklar; kıyılar, kenarlar) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * gerçeklikten uzak, hayali, uydurma, gelişigüzel söylenmiş, doğruluğu, gerçekliği olmayan, yalnızca teorik, hayali veya soyut olan, gayri ilmi

afal : tür. * afal (şaşırmak, hayret etmek) * şaşkın, dağınık, ne yapacağını bilmez • şaşkın, sersem, aklı başında olmayan, kendinden geçmiş

afali : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + phallein (şişirmek, kabartmak), phallos (şişen, kabaran, penis) * penis oluşmaması

afalina : gre. * phallain (balina) * yunusgiller (delphinidae) familyasından dünyanın bütün okyanuslarında yaygın olan bir yunus türü, tursiops truncatus

afallamak : tür. * afal (şaşırmak, hayret etmek) + la (bağlaç) + mak (fiil mastar eki) * şaşırmak, ne diyeceğini bilememe

afanantöz : gre. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + phainein (parlamak, ışıldamak, ışık saçmak, parıldamak, görünmek, belirmek, ortaya çıkmak, oluşmak, göstermek, açığa çıkarmak, göstermek, görünür kılmak), phanes (görünen, görünür, belirgin, ortaya çıkan, açığa çıkan; ışığa çıkan) + anthos (çiçek) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * çiçekleri çok küçük, gösterişsiz veya fark edilmesi güç olan; çiçekleri belirgin olmayan

afar : kuş. * kafar (toprak, toz) * Eritre, Etiyopya ve Cibuti Afar Bölgesi'nde Danakil Çölü'nde yaşayan Kuşitik bir halk

afaret : ara. * afarta (güç kullanmak, zorlamak, güçlü olmak, şiddet göstermek), ifrit (güçlü, zorlayıcı, sert, şiddet uygulayan, kötü niyetli veya cehennem varlığı, cin türü) * ifritlik, şeytaniyet, kötü niyet, kötülük

afarit : ara. * afarta (güç kullanmak, zorlamak, güçlü olmak, şiddet göstermek), ifrit (güçlü, zorlayıcı, sert, şiddet uygulayan, kötü niyetli veya cehennem varlığı, cin türü) * şeytanlar. ifritler

afat : ara. * aft, afata (yıkmak, zarar vermek, felaket getirmek), afet (büyük zarar veya yıkım getiren doğal veya insan kaynaklı olay, taşkın, deprem, yangın gibi olay; ani, yıkıcı ve beklenmedik şekilde meydana gelen zararlı durum, bela, musibet, dahiye, felaket) * büyük zarar veya yıkım getiren doğal veya insan kaynaklı olay, taşkın, deprem, yangın gibi olaylar; ani, yıkıcı ve beklenmedik şekilde meydana gelen zararlı durumlar, belalar, musibetler, felaketler

afatinib : gre. * afa (kimyasal önek, molekül sınıfı) + tinib (tyrosine kinase (tirozin kinaz) inhibitörü) (tyrosine (aminoasit) (turos, tyros (peynir) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + kinesis, kinase (kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak) + asis (son ek) ) (gre.) + inhibitor (engelleyici, önleyici, mani olan) (lat.) ) * kanserli hücrelerin gelişmesini kolaylaştıran hücre içi büyüme sinyali ileti yollarını bloke eden, küçük hücreli olmayan akciğer kanseri tedavisinde kullanılan tirozin kinaz inhibitörü, gilotrif (C24H25ClFN5O3)

afazi : gre. * aphasia (konuşamama, konuşmazlık) (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + phasia (konuşma) (phasein (konuşmak), phasis (konuşma, ifade) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * beynin bazı bölgelerinde meydana gelen işlev bozukluğu sonucu ortaya çıkan konuşma, konuşulanı anlama, tekrarlama, okuma-yazma gibi becerilerin gerçekleştirilememesi sorunu, konuşma yetisinin kaybı, dil bozukluğu

afebril : lat. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + febris (ateş) + ilis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ateşsiz; ateşi olmayan, hummasız

afebril konvülsiyon : lat. * afebrilis (ateşsiz) a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + febris (ateş) + ilis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + convulsion (nöbet, kriz) (convellere (parçalamak, sarsmak) (con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + vellere (çekip çıkarmak, çekmek, yıkmak), sio (isim yapım eki) ) * ateşsiz nöbet; serebral kaynaklı olan ve paroksismal olarak hareket veya his kaybının eşlik ettiği bilinç bozukluğu

afekt : lat. * affectus (etki, tesir, duygu) (afficere (etkilenmek, duygulanmak) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek), fectus (yapılmış, edilmiş, eylenmiş) ) * bireyin uyaranlara, olaylara, anılara, düşüncelere duygusal tepki ile katılabilme yetisi, duygulanım

afekte : lat., fra. * affectus (etki, duygu) (afficere (etkilenmek, duygulanmak) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek), fectus (yapılmış, edilmiş, eylenmiş) ) (lat.); affecté (fra.) * etkilenmiş, hislenmiş, duygulanmış

afektif : lat. * affectus (etki, duygu) (afficere (etkilenmek, duygulanmak) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek), fectus (yapılmış, edilmiş, eylenmiş) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * etkileyici, hislendirici, duygulandırıcı

afelyon : gre. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + helios (güneş) + on (isim veya sıfat yapım eki) * Güneş etrafında eliptik bir yörüngede dolanan herhangi bir gök cisminin (gezegen, kuyruklu yıldız vb.) Güneş'e en uzak olduğu yörünge noktası

afelyum : gre., lat. * apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + helios (güneş) (gre.) + ium (yer, mekan, durum eki, isim yapım eki) (lat.) * bir gezegenin, güneş çevresindeki yörüngesinde güneşe en uzak olduğu nokta

afen : ara. * afn, afana (çürümek, kokmak, bozulmak), ufunet (çürüme, bozulma) * çürüme, bozulma, pis kokma

afer : ara. * afr, afara (tozla kaplamak, toprağa bulamak) * toprak, yer, arz

aferan : lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + ferre (getirmek, taşımak, götürmek, yüklenmek) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * içeriye veya bir şeye doğru iletme, bir yerden bir yere taşıma; merkezi sinir sistemine (beyin veya omurilik) doğru bilgi taşıyan sinir yollarını niteleyen terim

aferez : gre. * aphairesis (ayırma, çıkarma, uzaklaştırma) (apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + hairein (almak, seçmek) + esis (isim yapım eki) ) * kan bağışçısının kanında bulunan ve hastanın ihtiyacı olan kan bileşeninin (eritrosit, trombosit veya plazma) alınması ve diğer bileşenlerin kan bağışçısına geri verilmesi işlemi

aferin : gre., far. * eu (iyi, güzel, tam, gerçek, doğru, düzgün, asıl) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek); euphoria (aşırı iyilik hali, ruhsal veya fiziksel olarak anormal derecede keyifli ve huzurlu olma durumu, hazcılık, hoşnutluluk) * beğeni, iyi bulma, övgü, kutsama, alkış, övgü sözü

aferist : fra. * affaire (iş) + iste (-ci, gibi olan, kimse) * çıkarı için her hileye başvuran, çıkarını bilen, çıkar düşkünü, çıkarcı

afet : ara. * afa (silmek, gidermek, yok etmek) + et (isim eki); affectus (etki, tesir, duygu) (lat.) * bela, felaket, salgın hastalık, yıkıcı yokedici etkileri olan olay

afetzede : ara., far. * afet (felaket, bela) (ara.) + zede (zarar, ziyan; vurulmuş, etkilenmiş, maruz kalmış) (far.) * afete uğramış olan, felakete uğrayıp perişan olan, afetten zarar gören

aff : ara. * affa (utanmak, kaçınmak), afif (utanan, kaçınan, iffetli, namuslu, temiz, ahlaklı, güzel, nezih) * iffet, namus, temizlik, masumiyet

affedersiniz : ara. * afa (silmek, gidermek, yok etmek), af (silme, giderme, yok etme; hatasını bağışlama, bir suçu, bir kötü davranışı olmamış sayarak ceza vermekten vazgeçme veya verilmiş olan cezayı kaldırma, silme) (ara.) + et (yapmak, eylemek, işlemek) + er (geniş zaman fiil eki) + siniz (ikinci tekil şahıs fiil eki) (tür.) * “beni bağışlayın”, “kusura bakmayın”, “özür dilerim” anlamında olmak üzere, özür dileme, izin isteme veya birinin sözünü kesme gibi durumlarda nezaket ifadesi olarak kullanılan söz kalıbı

affeksiyon : lat. * afficere (etkilemek, duygulandırmak, bir şeye maruz bırakmak, etkilenmek, duygulanmak) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek) ) + tio (isim yapım eki) * duygulanım, etkilenme hali, ruhsal eğilim, hastalık veya patolojik durum, hastalığa yakalanma

affektif : lat. * afficere (etkilemek, duygulandırmak, bir şeye maruz bırakmak, etkilenmek, duygulanmak), affectus (etkilenmiş, duygulanmış) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * etkileyici, tesirli, hislendirici, duygulandırıcı

affektif instabilite : lat. * affectus (etkilenmiş, duygulanmış) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + in (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + stabilis (ayakta duran, sabit olan, dikilen, dik duran, kararlı olan, devam eden, daim olan, değişmeyen, varlığını sürdüren) (stare (durmak, ayakta durmak, dikilmek, dik durmak, kararlı olmak, sabit kalmak, değişmemek, varlığını sürdürmek, devam etmek, daim olmak) + abilis (olabilir, yapılabilir, mümkün eki) ) + itas (isim yapım ve durum eki) * duygusal dengesizlik, duygulanımda kararsızlık veya ani değişkenlik sendromu

afferent : lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + ferre (getirmek, taşımak, götürmek, yüklenmek) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * içeriye veya bir şeye doğru iletme, bir yerden bir yere taşıma; merkezi sinir sistemine (beyin veya omurilik) doğru bilgi taşıyan sinir yollarını niteleyen terim

affetmek : ara. * af, afa (gidermek, silmek, yok etmek, iptal etmek; kusuru bağışlamak) + et (yapmak, eylemek) + mek (fiili mastar eki) * bağışlamak, hatayı, günahı silmek

affettuoso : lat. * affectus (etki, tesir) + osus (ile ilgili, gibi, -a ait) * etkileyici olan; bir müzik bestesinin sevecen, duygulu ve yumuşak bir şekilde çalınacağını belirten kelime

affine hecke cebiri : lat., ing., alm. ara., tür. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + finis (son, nihayet, sınır, limit) (lat.); affine (sınıra doğru, ilişkilendirilmiş) (ing.) + hecke (Alman matematikçi Erich Hecke’nin sıyadından) (alm.) + cebr (zorlamak, güdülemek; harfler ile yapılan hesap; sayısal işlemlerin, sayılar yerine imler konularak genelleştiridiği sistem) (ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * Temsil teorisi ve kuantum gruplarında, affine simetrileri ve dönüşüm kurallarını kodlayan, Hecke operatörleri ile tanımlanmış cebirsel yapı

affrettando : lat., ita. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + frettare (ovalamak, sürtmek, friksiyon yapmak), fretta (acele) (lat.) + ando (gibi, olarak) (ita.), andus, andum (lat.) * heyecanlı, hızlı, aceleyle; müzikte hızlı ve coşkulu çalınmayı ifade eden kelime

afgan : far. * afg (atlı, süvari) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Afganistan halkının ismi; atlılar, süvariler; Afganistan vatandaşı, Afganistan ile ilgili, Afganistan’a ait

afganistan : far. * afg (atlı, süvari) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + istan (durulan yer, bulunulan yer, mekan, ülke) * Orta Asya'nın güneyinde denize kıyısı olmayan, güneyinde ve doğusunda Pakistan, batısında İran, kuzeyinde Türkmenistan, Özbekistan ve Tacikistan ve uzak doğusunda Çin ile komşu olan bir ülke

afi : ara. * af (silme, giderme, yok etme) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * affeden, bağışlayan; silen, silinmiş

afif : ara. * affa (utanmak, kaçınmak) + if (-an, yapan, eden) * utanan, kaçınan, iffetli, namuslu, temiz, ahlaklı, güzel, nezih

afifane : ara., far. * afif (utanan, kaçınan, iffetli, namuslu, temiz, ahlaklı, güzel, nezih) (ara.) + ane (-ca, -cesine, tarzında, olarak, gibi) (far.) * iffetlice, temiz olarak, namuslu olarak

afife : ara. * affa (utanmak, kaçınmak), afif (utanan, kaçınan, iffetli, namuslu, temiz, ahlaklı, güzel, nezih) + e (dişilik eki) * kadın ismi; iffetli, namuslu, temiz ahlaklı

afik : ara. * affaka (yalan söylemek, inkar etmek, iftira etmek, suç isnad etmek), ifk (iftira, yalan, bühtan) * yalancı, iftiracı

afiks : lat. * afixus (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + figere (tutturmak, sabitlemek, bağlamak, bitiştirmek, yapıştırmak; şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, hayal etmek, uydurmak), fixus (tutturulmuş, sabitlenmiş, bağlanmış) ) * bir kelimenin başına, ortasına veya sonuna eklenen, anlam veya işlev değiştiren, önek, son ek ve diğer eklerden her biri

afil : ara. * afl, afala (batmak, kaybolmak, gözden kaybolmak), uful (batma, kaybolma) * batan, kaybolan, görünmez olan; fani, geçici

afilbersept : lat., gre. * a (birleşik ön ek; yönelme) (gre.) + filum (iplik, lif; bağlayıcı yapı çağrışımı) (lat.) + recipere (almak, edinmek, bağlamak; reseptör kavramı), receptum (alma, edinme, bağlama) (lat.) * vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF-A), VEGF-B ve plasental büyüme faktörüne yüksek afiniteyle bağlanarak patolojik damar oluşumunu inhibe eden, oftalmolojik ve onkolojik endikasyonlarda kullanılan rekombinant füzyon protein yapısında bir ilacın etken maddesi (C1214H1882N346O378S6)

afili : gre. * afi (ilişmek, dokunmak, değmek, tutmak, eliyle dokunmak, el becerisi) (gre.) + li (-si olan, ile) (tür.) * el becerisi olan, temaslı, dokunuşlu; gösterişli, hoş, çalımlı

afiliasyon : lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + filiare (bağlanmak; oğul edinmek) + tionem, tio (ile ilgili, gibi, -a ait) * kurumlar arasında ortak amaçlar doğrultusunda birliktelik ve iş birliğinin sağlanması

afiliye : lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + filiare (bağlanmak; oğul edinmek), filum (ip, iplik, bağ); affilié (bağlı olan, bağlı) (fra.) * bağlı olan, yakın ilişkisi olan; bağlı kuruluş

afin : fra. * a (olumsuzluk son eki) + fin (son) * sonsuz, bitmeyen, sonu gelmeyen, la nihaye

afin fonksiyon : fra., lat. * afin (sonsuz) (fra.) + fungere (yapmak, yerine getirmek, uygulamak), functio (yapma, yerine getirme, icra, işlev, görev) (fungi, fungere (yapmak, yerine getirmek, icra etmek, işlemek, uygulamak) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * katsayısı sabit olmayan ama doğrusal eğrisi olan fonksiyon; bir A afin (sonsuz) uzayından B afin uzayına giden ve barisantrları koruyan, başka bir deyişle, f(∑λiai) = ∑λif(ai) koşulunu gerçekleyen f fonksiyonu

afinite : lat. * affinis (ilişkili, bağlı) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + finis (sınır, uç, son) ) + itas (isim yapım ve durum eki) * yakınlık, akrabalık, benzerlik; ilgi, uyum, eğilim, bağlanma eğilimi ve gücü

afirmasyon : lat. * affirmare (sağlamlaştımak, güçlendirmek) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + firmare (güçlendirmek, sağlamlaştırmak), firmus (güçlü, sağlam) ) + tio (isim yapım eki) * arzulanan durumlara ilişkin düşüncelerin zihinde yaratılması ve düzenli tekrarlanması yoluyla yapılan olumlama

afirmatif : lat. * affirmare (sağlamlaştımak, güçlendirmek), affirmatus (sağlamlaştırılmış, güçlendirilmiş) + ivus (ile ilgili, -a ait) * olumlayıcı, doğrulayıcı, tasdik edici, teyid edici

afis : tür. * afis (gümüş balığının küçüğü) * gümüş balığının küçüğü

afiş : lat. * afixus (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + figere (tutturmak, sabitlemek, bağlamak, bitiştirmek, yapıştırmak; şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, hayal etmek, uydurmak), fixus (sabitleştirilmiş, belirlenmiş, bağlanmış, sıkı, tutturulmuş) ) * duvara yapıştırılan kağıt, poster afişe

afişe : lat., fra. * afixus (sabitleştirilmiş, belirlenmiş, bağlanmış, sıkı, tutturulmuş) (lat.); affiché (fra.) * gizli yönü açığa çıkmış, ifşa olmuş

afitab : far. * af (ışık saçmak, parlamak) + i (tamlama eki) + tab (parıltı, ışıltı, ışık; parlamak, ışık yaymak) * güneş, gün ışığı; kadın ismi

afitap : far. * af (ışık saçmak, parlamak) + i (tamlama eki) + tab (parıltı, ışıltı, ışık; parlamak, ışık yaymak) * güneş, gün ışığı; kadın ismi

afiyet : ara. * af, afa (gidermek, silmek, yok etmek, iptal etmek; kusuru bağışlamak) + iye, iyet (isim yapım ve durum eki) * hasta olmama hali, sağlık, canlılık

afiyet olsun : ara., tür. * afiyet (hasta olmama hali, sağlık, canlılık) (af, afa (gidermek, silmek, yok etmek, iptal etmek; kusuru bağışlamak) + iye, iyet (isim yapım ve durum eki) ) (ara.) + olsun (hale gelsin, dönüşsün, mevcut duruma gelsin, bulunsun) (tür.) * yemek yiyen kimseye yemeğin sağlık ve esenlik vermesi dileğiyle söylenen nezaket sözü; yemeğin hoşnutluk ve sağlık içinde yenmesini dileme sözüd

aflatoksin : lat., gre. * aspergillus (spargere (serpmek, saçmak, serpiştirmek) + illus (ile ilgili, gibi, -a ait) + flavus (sarı mavi renk; açık, parlak) (lat.) + toxikon (ok zehiri) (toxikos (toxon (ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + pharmakon (zehir) ) (okların ucuna zehir sürmekten) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * mısır, fıstık, pamuk tohumu ve ağaç yemişleri gibi tarımsal ürünlerde bulunan belirli mantarlar tarafından üretilen bir toksin cinsi; kuvvetli zehir ve kanserojen madde

aflebiya : gre. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + phlebos (damar) + eia (isim yapım ve durum eki) * damarsız veya belirgin damarları olmayan yaprak benzeri oluşum; kusurlu veya düzensiz yapıdaki yaprak uçları; ayrıca bazı eğrelti otlarında ve fosil bitki gruplarında kullanılan terim

aflibercept : lat. * af (anti, karşıt, zıt) + lib (ligand bağlanması, özellikle VEGF ligandı) + ercept (reseptör, bağlayıcı protein) * ıslak makula dejenerasyonu ve metastatik kolorektal kanseri tedavisinde kullanılan, damar endoteli büyüme faktörünü (VEGF-A, VEGF-B, PlGF) bağlayarak etkisiz hale getiren rekombinant füzyon proteini ve anjiyogenez inhibitörü (C4318H6788K1164O1304S32)

afoni : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + phonein (ses çıkarmak, konuşmak veya ses vermek), phonia (ses çıkarma) (phonos, phone (ses) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * konuşamama, telaffuz edememe, ses yitimi

aforizm : gre. * aphorizo (tanımlıyorum, işaretliyorum, belirliyorum) (apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + horos, orio (sınır, had, limit) ) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (gre.); afur (tepkisel söz söyemek, öfkeyle bağırmak, esip üfürmek) ("afra tafra" (eylemsel veya söylemsel çalım, gösteriş) kelimesinde de yer alır.) (tür.) * gerçeği tanımlayıcı kısa kelime grubu, söylem, özlü, kısa ve öğretici söz; kesin sınır koyan ifade; vecize

aforizma : gre. * aphorizo (tanımlıyorum, işaretliyorum, belirliyorum) (apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + horos, orio (sınır, had, limit) ) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) (gre.); afur (tepkisel söz söyemek, öfkeyle bağırmak, esip üfürmek) ("afra tafra" (eylemsel veya söylemsel çalım, gösteriş) kelimesinde de yer alır.) (tür.) * gerçeği tanımlayıcı kısa kelime grubu, söylem, özlü, kısa ve öğretici söz; kesin sınır koyan ifade; vecize

aforoz : gre. * aphorizein (ayırmak, sınırlandırmak, dışlamak) (apo (-den, -dan, dışında, uzak, ayrı, önde, önüne) + horos, orio (sınır, had, limit) + ein (fiil mastar eki) ) * sınır dışı etme, dinden çıkarma

afotik : gre. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + phos (ışık, aydınlık), photos (ışıkla ilgili) * ışığın ulaşmadığı veya fotosentezin gerçekleşemeyeceği kadar az ışıklı olan; özellikle okyanus ve göllerde ışık almayan derin bölgelere ilişkin

afra : tür. * afer (toprak) * ayak değmemiş beyaz toprak; pembeye çalan beyaz renk; saflığı ve berraklığı ifade eden "ayın on üçüncü gecesi"

afra tafra : tür. * afur, afgur (havlamak, öfkeyle bağırmak, esip üfürmek, çalım yapmak) + tafra (hoplama, zıplama, sıçrama, yaylanma) * çalım, gösteriş, fiyaka, kibirlenme

afrika : ber., fen., lat. * ifri, afri (mağara; Roma döneminde bir kabile ismi) (ber.); afar (toz) (fen.) + icus, ica (ile ilgili, -a ait) (lat.) * Ekvatorun her iki yanında ve dünya üzerinde her iki iklim kuşağında da bulunan, kuzeyde Akdeniz, batıda Atlas Okyanusu, doğuda Hint Okyanusu ile çevrili, farklı iklim ve ekosistemlere sahip olan dünyanın ikinci büyük kıtası

afrika menekşesi : ber., fen., lat. * ifri, afri (mağara; Roma döneminde bir kabile ismi) (ber.); afar (toz) (fen.) + icus, ica (ile ilgili, -a ait) (lat.) + vanavşag, banafşe (menekşe) (far.) * ballıbabagiller (Lamiaceae) takımına bağlı olan Gesneriaceae (Gesneryagiller) familyasından, mor, pembe, beyaz veya mavi çiçekler açan, özellikle evlerde süs bitkisi olarak yetiştirilen Saintpaulia cinsine ait bitki

afrodit : gre. * aphro (su köpüğü) + ditos (-den olan) * güzellik ve aşk tanrıçası; su köpüğünden olan

afrodizyak : gre. * aphro (su köpüğü) + ditis (-den olan) + iakos (-e ait, ile ilgili olan) * cinsel gücü artırıcı etken

afrosoricida : lat. * afro (Afrika ile ilgili) + sorex (sivri burunlu fare, sivri fare) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) * görünüş olarak kirpilere benzeyen Afrika kökenli tenrekleri (Tenrecidae) ve altın köstebekleri (Chrysochloridae) kapsayan bir plasentalı memeli takımı

afsun : far. * afsa (büyülemek) + un (gibi olan, -ci), fisun (büyü, sihir), efsane (masal, büyüleyici hikaye) * sihir, büyü, maji

afşar : tür. * afşar (işini çabuk yapan, çabuk, seri, hızlı; ters, karşıt, zıt; ucu sivri bıçak) * Altıncı Oğuz Türkleri Boyundan olup bugün İran’ın kuzeyinde, Anadolu’nun daha çok güney yörelerinde, Afganistan’ın kimi yerlerinde yaşayan halk

afşin : far. * afşin, avşin, pisin (zırh, silah, güç, koruyucu komutan; İslamiyet öncesi ve erken dönem İslam tarihinde, Orta Asya'da (bugünkü Tacikistan ve Özbekistan civarı) hüküm süren Aryen bir topluluk olan Soğdların ve Uşrusana prenslerinin kullandığı saltanat üunvanı) * zırh, silah, güç, koruyucu komutan; su mavisi; kekik otu; Kahramanmaraş’ın bir ilçesi; Fars mitolojisinde Kay Kawad'ın torununun ismi

aft : gre. * aphta (ağızda ağrılı ödem) * düğme şeklinde ve kenarları kırmızı olan, yuvarlak, sarı ve beyaz renkte ağızda çıkan yaralar, aftoz ülser

afterburner : ing. * after (sonra) + burner (yakıcı, yakma cihazı) * jet motorlarında, egzoz gazına ekstra yakıt enjekte edilerek itiş gücünü geçici olarak artıran ek yanma sistemi

afterload : ing. * after (sonra) + load (yük, yükleme) * kalp kasının kısalmaya başlamadan önce ulaşması gereken izometrik gerim

aftos : gre. * avtos, autos (kendi, kendisi), auto (kendilinden) (ing., fra., alm.) * eril üçüncü tekil şahıs zamiri, o (erkek)

aftöz : gre., ing. * aphtha (patlama, püskürme, fışkırma, kabarma) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.); osus (ile ilgili, sıfat yapım eki) (lat.) * mukoza zarlarında görülen küçük ülserler veya lezyonlarla ilgili veya bunlarla karakterize olan

afur : tür. * afur (hayvanların yem yediği oluk, yemlik veya doğrudan ahır; bela kasırgası, şiddetli toz fırtınası, boz tüylü kısa boyunlu geyik veya zaman) * ahırlardaki hayvan yemliği; hayvanlara yem verilen yer, yemlik, yalak

afuvv : ara. * af, afa (gidermek, silmek, yok etmek, iptal etmek; kusuru bağışlamak) * affeden, bağışlayan, günahları silen; merhamet eden

afv : ara. * af, afa (gidermek, silmek, yok etmek, iptal etmek; kusuru bağışlamak) * bağışlama, kusur ve günahı affetme; malın iyisi, helali ve fazlası

afyon : gre. * opos (su, sıvı, özsu, reçine) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.); ab (su), afyon (haşhaş kapsülünden elde edilen uyuşturucu madde) (far.) * uyuşturucu madde elde edilen bitki

afyonkarahisar : gre., tür. * opos (su, sıvı, özsu, reçine) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.); ab (su), afyon (haşhaş kapsülünden elde edilen uyuşturucu madde) (far.) + kara (siyah, volkanik kaya rengi) + hisar (etrafı çevrili yer, müstahkem yer, sur, korugan) (tür.) * Türkiye'nin, batıdan Uşak, kuzeybatıdan Kütahya, kuzeyden Eskişehir, doğudan Konya, güneydoğudan Isparta, güneyden Burdur ve güneybatıdan Denizli illeri ile komşu olan 3 plaka numaralı sehri

afyonkeş : gre., far. * opos (su, sıvı, özsu, reçine) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.); ab (su), afyon (haşhaş kapsülünden elde edilen uyuşturucu madde) + keş (çeken, çekici, taşıyan) (far.) * afyon bağımlısı

afyonoid : gre., far. * opos (su, sıvı, özsu, reçine) + ium (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.); ab (su), afyon (haşhaş kapsülünden elde edilen uyuşturucu madde) (far.) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) * afyona veya afyon alkaloitlerine benzeyen; morfin ve benzeri opioid etkiler gösteren (madde veya bileşik)

afzelia : lat. * Afzelius (İsveçli botanikçi Adam Afzelius) + ia (isim yapım eki) * Afrika ve Asya tropiklerinde yayılış gösteren, sert odunlu ve değerli kerestesiyle bilinen ağaçları kapsayan bir bitki cinsi

Ag : lat. * argentum (gümüş) * atom numarası 47 olan, periyodik tablonun 11. grubunda bulunan, yüksek elektrik ve ısı iletkenliğine sahip, parlak beyaz renkli, takı yapımında, elektronik devrelerde, aynalarda, fotoğrafçılıkta ve antimikrobiyal uygulamalarda kullanılan değerli bir metal element

ag : tür., moğ. * ag (yukarı kalkmak, çıkmak, yükselmek) * yukarı kalkmak, çıkmak, yükselmek

aga : tür., moğ. * ag (yukarı kalkmak, çıkmak, yükselmek) * yükselmiş, yüce, ulu, büyük; büyük erkek kardeş

agah : far. * kah (görmek) * uyanık, uyanmış; haberdar, bilgili, bilinçli; erkek ismi

agalaksi : gre. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + gala, galax, galaktos (süt) + ias (sıfat yapım eki) * memeden süt akışının kesilmesi; koyun ve keçilerde görülen, süt veriminin aniden düşmesine veya tamamen kesilmesine neden olan oldukça bulaşıcı ve mikrobik bir hastalık, süt kesen hastalığı

agalinis : gre. * agale (süs, parlaklık) + linon (keten, lifli bitki) * narin yapılı ve süs değeri olan çiçekleriyle bilinen, yaz aylarında çiçek açan otsu bitkileri kapsayan bir bitki cinsi

agalsidaz : lat., gre. * a (yokluk, zıtlık, eksiklik eki) (lat.) + galactosis (süt şekeri, galaktoz) (gala (süt) + aktos (ile ilgili, -a ait) + ose (şeker eki; kimyasal monosakkarit eki) ) (gre) ) + cidase (enzim parçalama) (caedere, cidere (kesmek, yarmak, parçalamak, doğramak, vurmak, çarpmak; öldürmek), caede, cide, cidium (kesme, yarma, parçalama, doğrama, vurma, çarpma, öldürme) + ase (enzim eki) ) (lat.) * Fabry hastalığında eksik olan alfa-galaktozidaz A enziminin yerine konması amacıyla kullanılan, lizozomal glikosfingolipid yıkımını sağlayan rekombinant enzim yapısında bir ilacın etken maddesi

agalsidaz alfa : gre. * a (alfa, olumsuzluk öneki) + galsid (galactosidase, galaktoz birimlerini parçalayan enzim) + ase (enzim eki) + alfa (Grek alfabesinin ikinci harfi; enzim izoformu veya türü eki) * globotriaosilseramid birikmesine yol açan, enzimdeki genetik bir eksiklik olan Fabry hastalığını tedavi etmek için kullanılan rekombinant

agalsidaz beta : gre. * a (alfa, olumsuzluk öneki) + galsid (galactosidase, galaktoz birimlerini parçalayan enzim) + ase (enzim eki) + beta (Grek alfabesinin ikinci harfi; enzim izoformu veya türü eki) * globotriaosilseramid birikmesine yol açan, enzimdeki genetik bir eksiklik olan Fabry hastalığının tedavisinde enzim replasman tedavisi olarak kullanılan bir rekombinant, a-galaktosidaz

agamemnon : gre. * aga (çok, çok fazla, büyük) + medon, menon, memnon (kararlı, dayanıklı, hükmeden, düşünen, önlem alan) (med, meg (düşünmek, tefekkür etmek, tasarlamak, uygun önlemleri almak) + non (isim yapım eki) ) * Yunan mitolojisine göre Truva Savaşı'nda orduyu yöneten Miken kralı

agami : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + gamia (eşlilik) (gamos (eş; bağ, ilişki, ilinti) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bekarlık, boşluk, serbestlik, eşsizlik, eşi olmama yani karısı veya kocası olmama durumu

agamid : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + gamia (eşlilik) (gamos (eş; bağ, ilişki, ilinti) + eia (isim, yer ve durum eki) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * agamidae Iguania alttakımına bağlı bir hayvan familyası, keler

agamidae : tai., lat. * agama (kertenkele) (tai.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * pullu sürüngenler (Squamata) takımına ait, sakallı ejderler, fırfırlı kertenkeleler, agamalar, dikenli kertenkeleler ve dikenli kelerler gibi çok bilinen popüler türleri içeren sürüngen familyası, kelergiller

aganta : lat. * agere (yapmak, etmek, hareket ettirmek) + ent (yapan, eden eki) (lat.); agent (ing., fra.) * halat veya zincirin kısa bir zaman tutulması, bırakılmamasını ifade eden kumanda sözü

agapanthaceae : gre. * agape (sevgi) + anthos (çiçek) (gre ) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * sevgi çiçeği; Afrika zambaklarını (Agapanthus) kapsayan çiçekli bitki familyası

agapanthus : gre. * agao, agaein (sevmek, değer vermek), agape (sevgi) + anthos (çiçek) * Güney Afrika kökenli, gösterişli ve küremsi çiçek salkımlarıyla tanınan, halk arasında aşk çiçeği olarak bilinen süs bitkilerini kapsayan bir bitki cinsi, Afrika zambağı veya şefkat çiçeği

agape : gre. * agao, agaein (sevmek, değer vermek) + pe (isim yapım eki) * karşılık beklemeyen, koşulsuz, fedakar ve saf sevgi, aşk, çok sevme

agapi : gre. * agao, agaein (sevmek, değer vermek) + pe (isim yapım eki) * karşılık beklemeyen, koşulsuz, fedakar ve saf sevgi, aşk, çok sevme

agapornis : gre. * agao, agaein (sevmek, değer vermek), agape (sevgi) + ornis (kuş) * sevgi kuşu; Afrika ve Madagaskar kökenli küçük, sosyal bir papağan cinsi, cennet papağanı veya sevda papağanı

agar : mal. * agar (jel) * deniz yosunlarından elde edilen jel kıvamındaki madde, jelatin

agaragar tozu : mal., tür. * agar (jel) + agar (jel) (mal.) + tog, toz (kalkmak, yükselmek) + u (iyelik eki) (tür.) * su yosunlarından elde edilen bir tür jelatin

agares : gre. * aga (çok, çok fazla, büyük) + res (isim yapım eki) * Hz. Süleyman’ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis’te maji ile ilgili olan ve 72 cini tanımlayan Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, doğu bölgesini yöneten, timsah üzerinde yaşlı bir adam şeklinde tasvir edilen, dilleri öğretebilen, kaçanları geri getirebilen ve depremler yaratabilen otuz dükten oluşan bir orduya hükmeden cehennemin büyük dükü olan 2. cin

agaroz : mal. * agar (deniz yosunlarından elde edilen jel kıvamındaki madde, jelatin) + ose (şeker eki; kimyasal monosakkarit eki) * agarın iki bileşeninden biri olan (diğeri agaropektini) belirli kırmızı alglerden elde edilen bir heteropolisakkarit

agarr : san, ara. * agara (beyazlaşmak; sıcak olmak) * çok sıcak, en sıcak; beyaz; endini beğenmiş; asil, alicenab

agarta : gre., san. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + garta (mağara, boşluk) (gre.); agar (beyazlaşmak) + ta (uzakta, yüksekte) (san) * Tibet ve Orta Asya geleneklerinde sözü edilen, Asya'daki sıradağların içinde bulunduğu belirtilen efsanevi bir yeraltı teşkilatı; ele geçirilemeyen, ulaşılamayan, her şeyden korunmuş, şiddetin yakalayamayacağı, anarşinin erişemeyeceği; yüksek beyaz

agastache : gre. * agan (çok) + stachys (başak) * çiçekleri yoğun ve çok sayıda başak oluşturan, aromatik yapılı ballıbabagiller (Lamiaceae) familyasına ait bitkileri kapsayan bir bitki cinsi

agavaceae : lat. * agauos (soylu, görkemli, hayranlık uyandıran (eril) ), agaue (soylu, görkemli, hayranlık uyandıran (dişil) ) + aceae (-giller, botanik familya eki) * çöl ve kurak iklim koşullarına adapte olmuş etli (sukulent) yapraklı bitkileri kapsayan tropikal ve astropikal bir bitki familyası (en bilinen üyeleri Avize ağacı (Yucca), Joshua ağacı ve dünyaca ünlü tekila bitkisi (Agave) )

agavat : ara. * aga (efendi, bey) + vat (çoğul eki) * saray hizmetlerinde kullanılan harem ağaları

agave : gre. * agauos (soylu, görkemli, hayranlık uyandıran (eril) ), agaue (soylu, görkemli, hayranlık uyandıran (dişil) ) * iri rozet yaprakları ve uzun çiçek saplarıyla tanınan, kurak ortamlara uyumlu çok yıllık sukulent (sulu, suyu olan) bitkileri kapsayan bir bitki cinsi

agave amica : gre. * agauos (soylu, görkemli, hayranlık uyandıran (eril) ), agaue (soylu, görkemli, hayranlık uyandıran (dişil) ) (gre.) + amicus, amica (dost, dostane, sevimli) (lat.) * Meksika kökenli, yoğun kokulu beyaz çiçekler açan yumrulu süs bitkisi, polianthes tuberosa, sümbülteber

agayan : ara. * aga (efendi, bey) + yan (çoğul eki) * beyler, efendiler; saygı ifadesi olarak kullanılan çoğul unvan

agaze-i kabili : far. * agaze (başlangıç, başlama; mübaşeret) + ı (tamlama eki) + kabili (kabul eden, alan, uygun olan) * Türk musikisinde, kabile dizisi temelli, agazesi (giriş motifi) belirgin ve etkileyici, karar perdesi genellikle rast (do) olan; seyri süslü ve hafif iniş çıkışlarla hareketli, özellikle taksim ve şarkıların başlangıcında kullanılan, dinleyicide merak ve dikkat uyandıran özgün bir giriş makamı

agaz-ı destan : far. * agaz (başlama, çekimleme) + ı (tamlama eki) + destan (olayları anlatan eser, yazılmış bilgi) (dast, dest (el, bilgi) + an (ile yapılmış olan) ) * eski Türk edebiyatında destana ve hikayeye başlamaya; herhangi bir kitapta ve özellikle mesnevilerde asıl konuya girişe verilen isim

agba : ara. * gab (küt; koyu, yoğun) * daha küt, en küt; daha koyu, en koyu; daha yoğun, en yoğun

agber : ara. * gabera (toz) * çok tozlu

agbiya : ara. * gabi (akılsız, anlayışsız, ahmak) * ahmaklar, akılsızlar, anlayışsızlar, gabiler

agdestidaceae : fri., gre., lat. * agdos (kaya, taş, dağ; Frigya'da dağ ismi) (fri., gre.) + aceae (-giller, botanik familya eki) (lat.) * Orta ve Kuzey Amerika'ya özgü çok yıllık bir sarmaşık türü olan Agdestis clematidea bitkisini tek üye olarak içeren, günümüzde daha çok Phytolaccaceae (Şevketibostangiller) ailesi altında sınıflandırılan küçük bir botanik bitki familyası

agdiye : ara. * gada, gıda (yiyecek, besin, rızık) * yiyecekler, besinler, rızıklar

agel : ara. * agel (halka, çember, bağ) * Arap erkeklerinin başörtülerinin üzerinden geçirdikleri, yünden örülmüş kalın çember bağ, siyah halka

agenezi : gre. * agenesis (a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + gignesthai (doğmak), genesis (yaratılış, oluşum, ortaya çıkış, meydana gelme) (genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + osis (durum ve isim yapım eki) ) * bir organın embriyonik büyüme ve gelişme sırasında primordial dokunun yokluğu nedeniyle gelişmemesi

ageratina : lat. * Ageratum (bitki adı) + ina (aitlik ve küçültme eki) * ageratum benzeri çiçek yapısına sahip, papatyagiller (Asteraceae) familyasına ait otsu bitkileri kapsayan bir bitki cinsi

agfer : ara. * gafr, gafara (affetmek, bağışlamak, mazur görmek), mağfiret (af, bağışlama) * mağfiret eden, bağışlayan, affeden

agfer-ül-gafirin : ara. * agfer (en çok affeden, en çok bağışlayan) + el (tamlama bağlacı ve önek) + gafir (affeden, bağışlayan) + in (çoğul eki) * affedenlerin en çok affedeni (Allah)

agglomerateda : lat. * agglomerare (yığmak, bir araya toplamak) + ta (sıfat-fiil eki) * çiçek, meyve veya yaprakların sıkı kümeler halinde birleşmiş olduğunu ifade eden botaniksel bir tanımlama terimidir

AGI : ing * artificial (yapay) + general (genel) + intelligence (zeka) * insanın farklı alanlardaki bilişsel yeteneklerini genel olarak yerine getirebilecek düzeyde tasarlanan yapay zeka

agile : lat. * agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek), agilis (çevik, hızlı) * çabuk,çevik; müzikte bir tempo türü

agilmente : lat. * agilis (çevik) + mente (gibi, olarak) * bir müzik eserinin canlı, çevik bir şekilde çalınmasını tanımlayan terim)

aging : lat., ing. * aevum (çağ, dönem, devre, evre) (lat.); age (yaş; evre, çağ) + ing (isim yapım eki) (ing.) * yaşlanma, yaş alma

agirofobi : lat., gre. * agiro (kükreme, gök gürültüsü, gürleme) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * caddelerden veya caddelerde karşıdan karşıya geçme korkusu (gürültülü ses çıkaran taşıtlardan)

agirra : ara. * garir (tecrübesiz, acemi, deneyimsiz, safdil;mağrur * tecrübesizler, safdiller, acemiler; aldatılmışlar, aldananlar, mağrurlar

agitato : lat., ita. * agere, agitare (harekete geçmek, hareket halinde tutmak, hızlı olmak, hareket etmek, çevik olmak), agitat (hareketli, dürtülmüş, güdümlenmiş, heyecanlı) (lat.); agitato (ita.); acil (acele, hızlı, çabuk) (ara.) * hızlı, sarsıntılı, heyecanlı, hareketli; bir müzik eserinin hızlı ve heyecanlı çalınmasını tanımlayan terim

aglaia : gre. * aglaia (parlaklık, görkem; Yunan mitolojisinde zarafet tanrıçası Aglaia) * parlak yaprakları ve hoş kokulu çiçekleriyle bilinen, mahoganyagiller familyasına ait tropikal ağaçları kapsayan bir bitki cinsi

aglak : ara. * galaka (kilitlemek, kapamak), galak (kilit; kapalı şey, anlaşılmaz şey) * kilitler; kapalı, anlaşılmaz şeyler

aglal : ara. * gall, galla (bağlamak, zincirlemek, kelepçelemek, pranga vurmak), gull (bağ, zincir, kelepçe, pranga) * bağlar, zincirler, boyuna geçirilen zincirler, kelepçeler, prangalar

aglaz : ara. * galaza (kaba olmak, sert olmak, kalınlaşmak, kabalaşmak), galiz (kaba, sert, kalın, yoğun) * kaba şeyler, kalın şeyler, sert şeyler, galizler

agleb : ara. * galebe (yenmek, üstün olmak, çok olmak), galib (yenmiş, üstün gelmiş, çok olmuş) * daha galib; çok kere, ekseriya, çoğunlukla, çoğu ("ağleben - ağleba" şeklinde de kullanılır.)

agleb-i ihtimal : ara. * agleb (en galib, en çok, en üsütn) + i (tamlama bağlacı) + ihtimal (olasılık) * büyük bir ihtimal, büyük olasılık

aglef : ara. * galf, galafa (örtmek, kaplamak), gulf (kılıf, örtü) * kılıflı, örtülü; sünnetsiz; sandıkta kapalı; katılaşmış, duygusuz kalp (mecazi)

aglez : ara. * galz, galaza (kaba olmak, sert olmak, kalınlaşmak, kabalaşmak), galiz (kaba, sert, kalın, yoğun) * en kaba, en kalın, en sert şeyler, en galiz

aglobülinemi : gre. * a (yokluk, zıtlık, olumsuzluk eki) + globus (küre, top) + ulus, ula (küçültme eki) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) + emia (kanla ilgili olma; kanda bulunma durumu) (haima, haimat (kan) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * kanda enfeksiyonlarla savaşan koruyucu antikorların (gammaglobülinler) eksik veya yok olması

aglomerasyon : lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + glomus (top, küre), glomerare (kütleleştirmek) + tio (isim yapım eki) * daha büyük yeni parçacık boyutlarına sahip ürünler oluşturmak için parçacıkları birleştirme işlemi, yığma, bir araya toplama

aglosya : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + glotta, glossa, glotta (dil) + eia (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * konjenital (doğuştan) dil yokluğu

aglutinasyon : lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + glutinare (yapıştırmak, tutturmak, bağlamak) + tio (-ma, fiili isim yapım eki); glue (tutkal) (ing.) * birlikte yapışma, parçacıkların bir araya toplanması; uygun bir sıvı ortamda, partiküler formdaki antijenlerle antikorların bağlandıktan sonra kompleksler oluşturarak bir arada kümelenmesi

aglutinatif : lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + glutinare (yapıştırmak, tutturmak, bağlamak) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir şeye doğru yapıştıran; dilbilimde, kelime içinde eklerin belirli bir sırayla ve her biri tek bir anlam taşıyacak şekilde ardışık olarak yapıştırıldığı diller

aglütinasyon : lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + glutinare (yapıştırmak, tutturmak, bağlamak) + tio (-ma, fiili isim yapım eki); glue (tutkal) (ing.) * birlikte yapışma, parçacıkların bir araya toplanması; uygun bir sıvı ortamda, partiküler formdaki antijenlerle antikorların bağlandıktan sonra kompleksler oluşturarak bir arada kümelenmesi

aglütinatif : lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + glutinare (yapıştırmak, tutturmak, bağlamak) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bir şeye doğru yapıştıran; dilbilimde, kelime içinde eklerin belirli bir sırayla ve her biri tek bir anlam taşıyacak şekilde ardışık olarak yapıştırıldığı diller

aglütinin : lat. * a (etkenlik eki) + glutinare (yapışmak) + in (-an) * kanda parçacıkların pıhtılaşmasına ve toplanmasına neden olan madde

agma : tür. * ağmak (eğmek, eğilmek; aşağıya inmek, düşmek, yağmak) (ağ (eğmek, eğilmek, inmek, düşmek, yağmak) + mak (fiil mastar eki) ) * aşağıya inme, düşme, yağma; Güneş sistemine bağlı, belli bir yörüngesi olmayan, bu yüzden atmosferin üst katmanlarına girebilen ve burada bir ateş külçesine dönüşen küçük gökcismi, akanyıldız; yıldız, yıldız akması

agna : ara. * gana (çok olmak, fazlalaşmak), gani (çok, fazla) * çok gani, çok fazla, zengin

agnam : ara. * ganem (koyun) * (koyunlar, keçiler; hayvanlardan alınan vergi

agnatha : gre. * a (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + gnathos (çene) * omurgalılar (Vertebrata) alt şubesine ait, çenesi olmayan ilkel balıkları kapsayan bir üst sınıf veya infraşube (örneğin “taşemeli”, “miksin balığı”)

agni : san. * agni (ateş) * Hint mitolojisinde (Hinduizm) ateş tanrısı

agni casti fructus : lat. * agnus, agni (kuzu) + castus, casti (saf) + fructus (meyve) * mine çiçeğigiller (Verbenaceae) familyasından Akdeniz çevresinde yetişen, küçük ve ince yapraklı, mor, mavi, beyaz çiçekler açan çok yıllık tıbbi bitki türü

agniya : ara. * gana (çok olmak, fazlalaşmak), gani (çok, fazla) * zenginler, ganiler)

agniye : ara. * gana (şarkı söylemek), teganni (şarkı söyleme) * şarkı, ugniye

agnocasto : lat. * agnus (kuzu) + castus (saf, iffetli) * geleneksel olarak cinsel isteği bastırdığına inanılan özellikleriyle bilinen, hayıt bitkisini ifade eden tarihsel ve halk botaniği kökenli bir adlandırmadır

agnostik : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + ginosko, ginoskein (bilmek, tanımak, öğrenmek), gnosia (bilgi, bilme, tanıma) (gnosis (bilme, bilgi, tanı) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ), gnostos (bilen, tanıyan) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bilmeyen, bilinmeyen; bilinemezci

agnostisizm : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + ginosko, ginoskein (bilmek, tanımak, öğrenmek), gnosia (bilgi, bilme, tanıma) (gnosis (bilme, bilgi, tanı) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ), gnostos (bilen, tanıyan) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * Tanrı, metafizik veya temel gerçekler hakkında bilginin insan tarafından bilinemez olduğunu savunan felsefi görüş veya öğreti; bilinemezcilik, agnostikçilik

agnozi : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + ginosko, ginoskein (bilmek, tanımak, öğrenmek), gnosia (bilgi, bilme, tanıma) (gnosis (bilme, bilgi, tanı) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bilgisizlik, bilmezlik, bilinemezlik, tanısızlık; cehalet agomelatin

agomelatin : gre. * ago (agonist, uyarıcı) + melat (melatonin, uyku hormonu) + ine (kimyasal bileşik eki) * majör depresif bozukluk tedavisinde uyku düzenleyici ve duygu durum dengeleyici özellikleriyle kullanılan, melatonin reseptör agonisti ve serotonin 5-HT2C reseptör antagonisti olarak etki eden, hem preklinik hem de klinik çalışmalar ile sirkadiyen sistemi düzenlediği bilinen bir antidepresan

agomelatin : gre., lat. *agein (yönetmek, yönlendirmek, götürmek, taşımak, önderlik etmek, sevk etmek, etki oluşturmak; toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek) (gre.) + melas, melanos (kara, siyah; geceyle ve karanlıkla ilişki, melatonin kökü) (gre.) + ine (kimyasal madde ve alkaloid benzeri bileşikleri ifade eden adlandırma eki) (lat.) * melatonin MT₁ ve MT₂ reseptörlerine agonist, serotonin 5-HT₂C reseptörlerine antagonist olarak etki ederek sirkadiyen ritmi yeniden düzenleyen ve majör depresif bozukluk tedavisinde kullanılan bir ilacın etken maddesi (C15H17NO2)

agon : gre. * agonizomai (mücadele etmek, yarışmak, çarpışmak), agon (yarış, mücadele, çatışma, çırpınma) * şiddetli acı, ıstırap; fiziksel veya ruhsal olarak dayanılmaz sıkıntı, mücadele veya ölüm anındaki acı; yarışma, oyunlarda rekabet, toplanma; Yunan mitolojisinde yarışma ruhu

agonal solunum : gre., lat., tür. * agon (ıstırap, acı; yarış, zorlanma) (gre.) + alis (gibi, ile ilgili) (lat.) + solunum (nefes alma, üfleme, esme) (sol (esmek, üflemek) + u (bağlaç) + num (isim yapım eki) ) * zorlanmalı, çırpınmalı ve sık nefes alma

agonandra : gre. * agon (mücadele, karşılaşma) + aner (erkek, er kişi, adam, insan), andros (erkek ile ilgili, er kişi ile ilgili, adam ile ilgili, insan ile ilgili) * sert odunlu yapısı ve dayanıklılığıyla dikkat çeken, tropikal bölgelerde yetişen ağaçları kapsayan bir bitki cinsi

agoni : gre. * agon (ıstırap, acı; yarış, zorlanma) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * acı çekme, can çekişme; büyük yaşamsal fonksiyonların koordinasyonunun bozulması ile ölüm arasındaki sürede organizmanın verdiği yaşam savaşı

agonidae : gre., lat. * a (yokluk, zıtlık ve olumsuzlu eki) + genos, gonos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, üretim, oluşum, doğum, ırk, yavru, döl, soy, nesil, köken, aile, akraba, tür, cins, sınıf, kategori) (gre.) + eidos (görünüş, şekil, biçim, form) (gre.); idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Cottoidea üstfamilyasına ait, genellikle soğuk ve ılıman denizlerde yaşayan, vücutları genellikle uzun, köşeli ve kemiksi plakalarla (zırh benzeri yapılarla) kaplı olan, denizin diplerinde yaşayan kemikli balıkların oluşturduğu bir familya

agonist : gre., lat. * agein (yönetmek, yönlendirmek, götürmek, taşımak, önderlik etmek, sevk etmek, etki oluşturmak; toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek), agon (ıstırap, acı; yarış, zorlanma) (gre.) + ist (-cı, yapan) (lat.) * hücre reseptörlerine bağlanarak hücrede bir tepki oluşturan bileşik

agonizm : gre., lat. * agein (yönetmek, yönlendirmek, götürmek, taşımak, önderlik etmek, sevk etmek, etki oluşturmak; toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek), agon (ıstırap, acı; yarış, zorlanma) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * bir maddenin hücredeki reseptörlere bağlanarak tıpkı vücuttaki doğal hormon veya nörotransmitterler gibi bir etki oluşturması ve tepki başlatması; hayvanların hayatta kalmak ve üremek amacıyla giriştikleri saldırganlık, savunma ve kaçınma gibi hayatta kalma odaklı davranışlarının tümü; çatışma ve rekabetin tamamen yok edilmesi yerine, bu süreçlerin kurumsallaştırılarak meşru ve yapıcı bir siyasi rekabet alanına dönüştürülmesi gerektiğini savunan yaklaşım

agora : gre. * ageirein (toplamak, bir araya getirmek) (agoras (toplanmak, toplanma yeri, açık alan, meydan) ) (gre.); Aker (tarla) (alm.), agriculture (tarım, geniş arazide yetiştiricilik) (ing., fra.), acre, Acre (0.405 hektarlık alan ölçüsü birimi) (ing., fra., alm.) * açık alan

agorafobi : gre. * ageirein (toplamak, bir araya getirmek) (agoras (toplanmak, toplanma yeri, açık alan, meydan) ) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * açık alan korkusu agra

agra : ara. * garra (aldatmak, cazip kılmak, etkileyici olmak) (ara.); agree (mutabık olmak, hoşlanmak), agreeable, agréable (hoş, mutabık olunabilir) (ing., fra.) * çok sevimli, yakışıklı, hoş

agradasyon : lat. * ad (-a doğru, yönelim eki) + gradare (derecelenmek, aşama kaydetmek, basamak çıkmak) (gradus (adım, basamak, safha, aşama, derece) + are (fiil yapım eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.) * taşınan tortu ve sediment miktarının giden miktardan fazla olması sebebiyle, akarsu yatağında birikim oluşması ve neticesinde arazi yüzeyinin zamanla yükselmesi süreci

agraf : lat., fra. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) (lat.) + graffe (kanca), graffer (kenetlemek, sıkıştırmak) (fra.) * bir giysinin karşılıklı uçlarını birbirine tutturarak kapatmaya yarayan, metal küçük çengeller ve halkalardan oluşan ikili parça, kopça

agrafi : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * yazma kabiliyetinin kaybedilmesi

agramatizm : gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * akıcı olmayan afazinin bir özelliği olan, işlevsel kelimelerin veya gramer yapılarının kullanımında veya anlaşılmasında bozukluk

agrandisman : lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + grandire (büyütmek, çoğaltmak, genişletmek), grandis (büyümüş, büyük, koca) + ment (isim yapım eki); agrandissement (fra.) * büyütme, genişletme; fotoğrafçılıkta büyütme işlemi; negatiften pozitif baskı alarak fotoğrafı orijinal boyutundan daha büyük hale getirme

agrandizman : lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + grandire (büyütmek, çoğaltmak, genişletmek), grandis (büyümüş, büyük, koca) + mentum (sim yapım eki) (lat.); agrandisement (fra.) * büyütme, büyütülmüş görüntü veya nesnenin gerçek boyutundan daha büyük gösterilmesi; özellikle fotoğraf, görüntü veya optik sistemlerde büyütme işlemi

agrandizör : lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + grandire (büyütmek, çoğaltmak, genişletmek), grandis (büyümüş, büyük, koca) + or (-cü, yapıcı, edici, yapan, eden); agrandiseur (fra.) * büyütücü, genişletici; fotoğrafçılıkta negatiften pozitif baskı alarak fotoğrafı büyüten cihaz; fotoğraf büyütücü

agranülositoz : lat., gre. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + granulum (tanecik, zerrecik, çekirdekcik) (granum (tane, tohum, zerre, çekirdek, tomurcuk) + lum (küçültme eki) ) (lat.) + kytos (hücre, göze, odacık, boşluk, oyuk, kap) (gre.); cytus (lat.) * vücutta ani ve sık gelişebilen tehlikeli bir akyuvar sayısının azalması sendromu, ani lökopeni

agrar : ara. * garir (tecrübesiz, acemi, deneyimsiz, safdil;mağrur * tecrübesizler, safdiller, acemiler; aldatılmışlar, aldananlar, mağrurlar

agrave : lat. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + gravis (ağır, yüklü, yük altında), grever (yüklenmek, yaralamak), gravare (ağırlık vermek) (lat.); aggravé (fra.) * şiddetlenmiş, artmış, olumsuz etkilenmiş, rahatsız edilmiş, sıkıntıya sokulmuş

agrega : lat., gre. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) (lat.) + gregein, grego (yığılmak, gruplaşmak, birikmek, yumak olmak, akın etmek) (gre.) * betonun ham maddelerini oluşturan kum ve çakıl karışımı

agregan : lat., gre. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) (lat.) + gregein, grego (toplanmak, yığılmak, birikmek, gruplaşmak, yumak olmak, akın etmek) (gre.); aggregare (toplamak, biriktirmek, yığmak, birleştirmek, ilave etmek, eklemek) + ent (isim yapım eki) (lat.) * bir araya getirici, toplayıcı, birleştirici, yığıcı

agregasyon : lat. * aggregare (toplamak, biriktirmek, yığmak, birleştirmek, ilave etmek, eklemek) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + grex, greg (sürü, kalabalık, yığın) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) ) * toplama, birleştirme, yığma, bir araya getirme

agregat : lat. * aggregat (toplanmış, birikmiş, yığılmış, birleştirilmiş, ilave edilmiş, eklenmiş) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + grex, greg (sürü, kalabalık, yığın) + at (isim yapım eki) ) * topraktaki kil, mil, kum fraksiyonlarının organik materyal ile canlı salgıları sayesinde oluşturdukları en küçük doğal toprak parçası

agreje : lat., fra. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) (lat.) + gregein, grego (toplanmak, yığılmak, birikmek, gruplaşmak, yumak olmak, akın etmek) (gre.); aggregare (toplamak, biriktirmek, yığmak, birleştirmek, ilave etmek, eklemek) (lat.); agrégé (toplanmış, toplu, bir arada, yığılmış) (fra.); agree, agréer (kabul etmek, itibar etmek, güvenmek) (ing., fra.), agreable, agréable (hoş, kabul edilebilir) (ing., fra.) * özel bir sınavla lise öğretmenliği veya üniversite öğretim üyeliğine hak kazanan kimse

agreman : lat., fra. * ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + gratus (hoşlanma) + ment (gibi olma) (lat.); agrément (hoşlanma, kabul) (fra.) * bir kimsenin bir ülkeye elçi atanmasından önce o ülke yönetiminin ibraz ettiği uygunluk belgesi

agresif : lat. * aggredi (saldırmak) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + gradus (adım, basamak, kademe, yürüyüş aşaması), gradi (adım atmak, ilerlemek, gitmek, yürümek) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); agressif (fra.) * saldırgan, ilk hamleyi yapma eğilimli

agresif fibromatoz : lat. * aggredi (saldırmak) (ad (-a doğru, yönelim, yan, yakın) + gradus (adım, basamak, kademe, yürüyüş aşaması), gradi (adım atmak, ilerlemek, gitmek, yürümek) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + fibra (lif, ipliksi yapı, filaman, bağırsak) (lat.) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) * yavaş ve bölgesel olarak büyüyen ve metastaz yapmayan yumuşak doku tümör

agresyon : lat. * ad (-a, -e, doğru) + gradus (adım, basamak, kademe, yürüyüş aşaması), gradi (adım atmak, ilerlemek, gitmek, yürümek) + sio (isim yapım eki); agression (fra.) * saldırganlık, saldırı, hücum; fiziksel veya sözlü olarak karşı tarafa zarar verme veya tehdit etme davranışı

agrikültür : gre., lat. * agros (tarla, arazi, toprak, saha) (gre.); ager (lat.) + colere (yaşamak, yerleşmek, yetiştirmek, bakmak, gözetmek, beslemek), cultura (bakım, yetiştirme, ekim, üretme, büyütme, kültür) (lat.) * insanların gıda, lif ve hammadde ihtiyaçlarını karşılamak için toprağın işlenmesini ve hayvanların yetiştirilmesini içeren üretim ve bilim dalı; bitkisel ürün yetiştirme ve hayvancılık faaliyetleri, tarım, ziraat

agrimonia : lat. * agrimonia (Antikçağda şifalı bir bitki adı) * yaprak ve çiçekleri geleneksel tıpta kullanılan, gülgiller familyasına ait otsu bitkileri kapsayan bir bitki cinsi

agroekoloji : gre., lat. * agros (tarla, arazi, toprak, saha) (gre.); ager (lat.) + oikos (ev, ikametgah, yerleşim, konut, mekan, yuva, yaşam alanı, çevre) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ekolojik ilkeleri tarımsal uygulamalarla birleştiren disiplinler arası bir tarım yaklaşımı; tarım alanlarının ekolojik prensiplere göre yönetilmesi; sürdürülebilir tarım ve çevresel dengeyi gözeten tarım bilimi

agrofizik : gre. * agros (tarla, arazi, toprak, saha) + phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * tarımsal sistemlerde toprak, su, hava, bitki ve enerji arasındaki fiziksel süreçleri inceleyen bilim dalı, tarım fiziği

agroforestri : gre. * agros (tarla, arazi, toprak, saha) + foris (dışarıda, dış kısımdaki), forestis (dışarıda kalan, dışarıda olan, yabani alan; orman) * belirli bir arazi parçasında ağaç ve çalı gibi odunsu bitkilerin, tarımsal ürünler ve/veya hayvancılık faaliyetleriyle bilinçli bir şekilde bir arada yetiştirilerek hem ekolojik hem de ekonomik fayda sağlamayı amaçlayan sürdürülebilir bir arazi yönetim sistemi, tarımsal ormancılık

agroloji : gre. * agros (tarla, arazi, toprak, saha) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * toprakların kökeni, yapısı, analizi, sınıflandırılması, bitkisel üretimle olan ilişkileri hakkında araştırmaların yapıldığı bilim dalı

agronomi : gre. * agros (tarla, arazi, toprak, saha) + nemoein, nemein (ayarlamak, düzenlemek, dağıtmak, paylaştırmak, yönetmek), nomia (yönetim, idare, düzenleme, yasama, ayarlama, düzenleme, sıralama, dizme) (nomos (kural, kanun, yasa, düzenleme, ayarlama) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * toprak yönetimi ve bitkisel üretim bilimi

agropyron : gre. * agros (tarla, arazi, toprak, saha) + pyros (buğday) * tarla ortamlarında yaygın olarak yetişen, buğdaya benzeyen başak yapılı çok yıllık çayır bitkilerini kapsayan bir bitki cinsi

agrostemma : gre. * agros (tarla, arazi, toprak, saha) + stemma (taç, çelenk) * tarla bitkileri arasında yetişen ve taç benzeri gösterişli çiçeklere sahip, karanfilgiller familyasına ait bitkileri kapsayan bir bitki cinsi

agrostemma githago : gre. * agros (tarla, arazi, toprak, saha) + stemma (çelenk, taç) + githago (gith (kara kimyon) (lat.) + agein, ago (taşımak) * karanfilgillerden, ekin tarlalarında biten, yaprakları karşılıklı, çiçeği pembe mor renkte, zararlı bir bitki, buğday çiçeği, karamuk, dam koruğu, tarla gelini

agrostoloji : gre. * agros (tarla, arazi, toprak, saha), agrostis (çayır, çimen, çayır otu) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * otsu bitkileri (buğdaygiller (Poaceae), bu bitkilerin sınıflandırılmasını ve yapısını inceleyen botanik dalı

agu : tür. * agu (ses yansımalı onomatopeik kelime) * süt çocuğu bebeklerin neşelendikleri zaman çıkardıkları ses

agucuk : tür. * agu (ses yansımalı onomatopeik kelime) + cuk (küçültme, sevimli kılma eki) * süt çocuğu, bebek

aguzi : lat. * a (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk ön eki) + gustus (tat, lezzet) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * hiç tat alamama

agyar : ara. * gayr (başka, diğer, öbür, dışında olan, yabancı, harici) * başkaları, diğerleri, dışındakiler, hariciler, yabancılar

ağ : tür. * ağ (ayrım, ayrık, iki bacağın veya iki parmağın arası; dokuları birbirine geçmiş örgüsel yapı) * iplik, sicim, tel gibi birbirine geçmiş ince şeylerden yapılmış gözenekli örgü

ağ kurdu : tür. * ağ (gözenekli örgüsel yapı) + kurt (tırtıl, larva; köpeğe benzer vahşi hayvan) + u (iyelik eki) * arı kovanlarına musallat olan ve büyük zaiatlar verdiren güve kurdu, mum güvesi

ağ tabaka : tür., ara. * ağ (gözenekli örgüsel yapı) (tür.) + tabaka (katman, kat) (ara.) * göz yuvarlarının iç yüzeyinde görme sinirinin yayılması ile beliren, ışığa duyarlı, ağımsı bölüm, retina

ağ tonoz : tür., gre. * ağ (gözenekli örgüsel yapı) (tür.) + tholos (kubbeli yuvarlak yapı, örme taş veya tuğladan yapılmış kubbe) (gre.) * çok sayıda kaburganın birbiri ile kesişmesi ile ağ biçiminde örülmüş, bilhassa Gotik mimaride rastlanılan bir tonoz çeşidi

ağ torba : tür.; far. * ağ (gözenekli örgüsel yapı) (tür.) + torba (iplik, kıl vb.den dokunmuş, türlü boyutta olabilen küçük çuval; kâğıttan, plastikten vb. yapılmış, içine eşya konulan nesne) (tür.), tübre, tobre (far.) * genişliği 25, uzunluğu 50 santimetre olan, ağdan yapılmış, kırmızı yosunları suya dalarak avlamada kullanılan, ip ve kayıktaki makara yardımı ile suyun yüzeyine çıkıp inebilen bir torba, file

ağa : tür. * ağ (yukarı kalkmak, çıkmak, yükselmek), ağa (büyük) (tür.); augmenter (artırmak, büyütmek) (fra.) * büyük, büyük erkek kardeş

ağa yeri : tür. * ağa (büyük) + yer (yeryüzü, toprak, zemin, mekan, bulunulan alan, ortam, konum, lokasyon, makam, mevki) + i (iyelik eki) * Topkapı sarayında hazine kethüdasının (yönetici) oturduğu yer

ağababa : tür. * ağa (büyük) + baba (yaşlı ve saygın erkek, oğul sahibi erkek, erkek ebeveyn, ata, öncel) * büyükbaba, dede

ağabey : tür. * ağa (büyük) + beg, bey (bay, kişi; ağa, efendi, reis, amir, lider, hakim, hükümdar, yönetici, sayesinde imkana sahip olunan, erkek için saygı ifadesi olan son ek; asil, soylu, muteber, saygın, zengin, mal mülk sahibi) * büyük erkek kardeş, bey

ağaç : tür. * ağaç (yukarı yükselen, yüksek olan; birbirine geçmiş olan) (ağ (birbiri içine geçmiş dokular bütünü; yukarı kalkmak, çıkmak, yükselmek) + aç (yapan, gibi olan) ) * kökü, gövdesi ve gövdesinden çıkarak yukarı yükselen dalları olan bitki

ağaç çileği : tür. * ağaç (kalın gövdeli ve dallı bitki) + çilek (gülgiller (Rosaceae) familyasından, beyaz çiçekli ve kırmızı renkli, hoş kokulu meyvesi yenilen otsu bitki ve bu bitkinin yenilen kırmızı meyvesi ) (çige (meyvenin etli ve sulu kısmı; vişne) + lek (isim yapım eki) ) + i (iyelik eki) * ağaçta yetişen veya görünüşü çileğe benzeyen meyve; özellikle bazı bölgelerde farklı bitki ve meyveler için kullanılan yerel ad

ağaçdelen : tür. * ağaç (kalın gövdeli ve dallı bitki) + delen (açıklık, oyuk oluşturarak içe giren, dalan) (del (açıklık, oyuk oluşturarak içe girmek, dalmak) ) + en (-cı, yapan, eden eki) ) * gagasıyla ağaçları oyabilen, serçegillerden böcekçil bir kuş, ağaçkakan

ağaçkakan : tür. * ağaç (kalın gövdeli ve dallı bitki) + kak (itmek, vurmak, çarpmak) + an (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * gagasıyla ağaçları oyabilen, serçegillerden böcekçil bir kuş, ağaçdelen

ağaçkesen : tür. * ağaç (kalın gövdeli ve dallı bitki) + kes (kesmek, biçmek, ayırmak, bölmek) + en (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * zarkanatlılardan, özellikle gül fidanları üzerinde yaşayan ve yapraklara zarar veren, kara bir böcek

ağaçlık : tür. * ağaç (kalın gövdeli ve dallı bitki) + lık (isim/sıfat yapım eki) * ağaçlarla kaplı, ağaçların yoğun olarak bulunduğu yer; ağaçların oluşturduğu topluluk

ağaçören : tür. * ağaç (kalın gövdeli ve dallı bitki) + ör (birbirine dolayarak veya geçirerek işlemek veya tezgâhta dokumak) + en (yapan, eden eki) * Aksaray’ın bir ilçesi

ağarmak : tür. * ağar (beyazlamak, aklaşmak) + mak (fiil mastar eki) * ak duruma gelmek, beyazlamak (Ağrı Dağı (Beyaz Dağ) (tür.) )

ağartmak : tür. * ağar (beyazlamak, aklaşmak) + t (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * ak duruma getirmek, beyazlaştırmak, beyazlatmak

ağbenek : tür. * ağ (gözenekli örgü) + men, ben, ban (kuş yemi, küçük parça, tanecik, tohum, ciltte leke) + ek (ile ilgili, gibi, -a ait) * açıklı koyulu kahverengi ağ görünümlü olan, arpa yapraklarına yerleşerek oldukça önemli zararlara yol açan asklı mantar

ağda : ara. * akida (birbirine bağlı, bağlanmış, yoğun) * koyu kıvamlı yoğun şey, pıhtı, karamel, macun gibi olan; vücuttaki tüyleri almada kullanılan macun; yoğunluk, viskozite

ağdalı : ara., tür. * akida (birbirine bağlı, bağlanmış, yoğun) + lı (ile, birlikte, beraber, sahibi) * yoğun, yüksek viskoziteli

ağdalık : tür. * akida (birbirine bağlı, bağlanmış, yoğun) + lık (durum eki) * yoğunluk, akışkanlığa karşı direnç, viskozite

ağdırmak : tür. * ağ (eğmek, eğilmek) + dır (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir yana eğilmesine yol açmak

ağı : tür. * ağu (zehir) * canlı bir organizmaya girdiğinde veya temas ettiğinde kimyasal etkileşime girerek hücresel fonksiyonları bozan, doku hasarına yol açan ve dozuna bağlı olarak fizyolojik sistemleri felç edip ölüme neden olabilen organik ya da inorganik her türlü toksik madde

ağı otu : tür. * ağı (zehir) + ot (küçük yabani bitki, yeşillik) + u (tamlama eki) * maydanozgiller (Apiaceae) familyasından olan zehirli bitki, baldıran

ağıağacı : tür. * ağu (zehir) + ağaç (kalın gövdeli ve dallı bitki) + ı (iyelik eki) * ılıman ve subtropikal bölgelerde süs ve peyzaj bitkisi olarak yetiştirilen çalı veya küçük ağaç, zakkum

ağıçiçeği : tür. * ağu (zehir) + çaçak, çeçeg, çiçek (çiç (tomurcuk açmak) + ek (ile ilgili olan) ) + i (iyelik eki) * ılıman ve subtropikal bölgelerde süs ve peyzaj bitkisi olarak yetiştirilen çalı veya küçük ağaç, zakkum

ağıl : gre. * aule, avli (hayvan barınağı, çitle çevrili alan) * küçükbaş (koyun, keçi vb.) veya büyükbaş (inek, boğa vb.) hayvanların konulduğu, üstü açık, etrafı çit veya çalı çırpı ile çevrilmiş korunaklı barınak, mandıra

ağılı böcek : tür. * ağu (zehir) + lı (ile, birlikte, beraber, sahibi) + bö, böy (büyük örümcek) + cek (küçültme eki) * Kın kanatlılardan, başka böcekleri yemesi bakımından yararlı bir böcek, carabus

ağım : tür. * ag (yukarı kalkmak, çıkmak, yükselmek) + ım (isim yapım eki) * insan ayağının üst kısmındaki kemikli ve çıkıntılı tümsek bölge

ağın : tür., far. * zakkum; agin (dolmuş, doldurulmuş, dolu anlamı veren son ek) (far.) * Elazığ’ın bir ilçesi

ağınmak : tür. * ağ + ın (dönüşlü fiil eki) + mak * fiil mastar eki)

ağır : tür. * agır (değerli, pahalı; hafif veya tez olmayan) * hafif olmayan, kütlesi büyük olan, yoğun; yük bakımından fazla, yoğun, zor taşınır veya zorlayıcı; yavaş, zor; pahalı, değerli

ağır aksak : tür. * ağır (yoğun kütleli, yük olarak zorlayıcı; yavaş, zor) + aksak (düzgün işlemeyen, takılan, tökezleyen) * düzgün olmayarak ve pek yavaş olarak; Türk musikisinde dokuz zamanlı ve altı vuruşlu, dörtlük birimle yazılan bir küçük usül

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...