27 Eylül 2026 Pazar

dasyatis - derebeylik

dasyatis : gre. * dasys (yoğun, sık, kaba) + batis (vatoz) * Myliobatiformes (vatozlar) takımı içinde yer alan, Dasyatidae familyasına ait, tropik ve ılıman denizlerin kıyısal sığ sularında, kumlu ve çamurlu tabanlarda yaşayan, uzun kuyruklu ve kuyruk dikenleri zehirli olan iğneli vatozları kapsayan balık cinsi

dasypodidae : gre., lat. * dasys (yoğun, sık, kaba) + pous, podos (ayak) (gre ) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Cingulata (kemiriciler dışı zırhlı memeliler) takımı içinde yer alan, Dasypodidae familyasına ait, Amerika kıtasının özellikle Güney Amerika, Orta Amerika ve güney Kuzey Amerika bölgelerinde yaşayan, vücutları kemiksi plakalarla kaplı ve kazıcı yaşam biçimine uyum sağlamış armadilloları kapsayan hayvan familyası

dasypodinae : gre., lat. * dasys (yoğun, sık, kaba) + pous, podos (ayak) (gre.) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki) (lat.) * Cingulata (kemerli zırhlı memeliler) takımı içinde yer alan, Dasypodidae familyasına ait, Amerika kıtasının özellikle Güney Amerika, Orta Amerika ve güney Kuzey Amerika bölgelerinde yaşayan, kazıcı yaşam biçimine sahip ve vücutları kemiksi zırh plakalarıyla kaplı armadilloları kapsayan hayvan alt familyası

dasypus : gre. * dasys (yoğun, sık, kaba) + pous, podos (ayak) * Cingulata (kemerli zırhlı memeliler) takımı içinde yer alan, Dasypodidae familyasına ait, Amerika kıtasında özellikle Güney Amerika, Orta Amerika ve güney Kuzey Amerika’nın orman, savan ve çalılık alanlarında yaşayan, tüylü ayaklara ve kemiksi zırh plakalarıyla kaplı gövdeye sahip armadilloları kapsayan memeli cinsi

dasyuridae : gre., lat. * dasys (yoğun, sık, kaba) + oura (kuyruk) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Dasyuromorphia (keseli etçiller) takımı içinde yer alan, Dasyuridae familyasına ait, Avustralya, Tasmanya ve Yeni Gine’de orman, çalılık, savan ve kurak bölgelerde yaşayan, çoğunlukla etçil beslenen keseli memelileri kapsayan hayvan familyası, keseli sansargiller

dasyurinae : gre., lat. * dasys (yoğun, sık, kaba) + oura (kuyruk) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki) (lat.) * Dasyuromorphia (keseli etçiller) takımı içinde yer alan, Dasyuridae familyasına ait, Avustralya, Tasmanya ve Yeni Gine’de orman, çalılık, savan ve kurak bölgelerde yaşayan, çoğunlukla etçil beslenen keseli memelileri kapsayan hayvan familyası

dasyurus : gre., lat. * dasys (yoğun, sık, kaba) + oura (kuyruk) (gre ) + us (isim yapım eki) (lat.) * Dasyuromorphia (keseli etçiller) takımı içinde yer alan, Dasyuridae familyasına ait, Avustralya, Tasmanya ve Yeni Gine’de ormanlık alanlar, çalılıklar ve açık arazilerde yaşayan, benekli kürke ve uzun tüylü kuyruğa sahip, çoğunlukla küçük memelilerle ve omurgasızlarla beslenen keseli memelileri kapsayan memeli cinsi

data : lat. * datum (verilmiş olan, verilen şey; bilgi) (dare (vermek) + atum (isim yapım eki) ) * veri, done, bilgi; bilgisayar sistemlerinde işlenen, saklanan veya iletilen sayısal bilgi bütünü

data mining : lat., ing. * datum (verilmiş olan, verilen şey; bilgi) (dare (vermek) + atum (isim yapım eki) ) + minare (kazmak, çıkarmak) (lat.); mining (madencilik) (ing.) * bilgisayar biliminde, büyük veri kümeleri içinde gizli, anlamlı ve faydalı bilgileri ortaya çıkarma süreci, veri madenciliği

datça : gre. * stadia (ayakta duran, dimdik olan) * Muğla'nın bir ilçesi (steady, standing, ständig (ayakta duran, kaim, daim) (ing., alm.) )

datisca : gre. * datiskein (parçalamak, bölmek) * çok yıllık otsu yapılı, nemli alanlarda yetişen, yaprakları derin parçalı, Datiscaceae familyasından bir bitki cinsi

datiscaceae : gre., lat. * datiskein (parçalamak, bölmek) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * Cucurbitales (kabakgiller takımı) takımı içinde yer alan, Datiscaceae familyasına ait, Kuzey Amerika’nın batısı, Akdeniz çevresi ve Asya’nın bazı bölgelerinde yetişen, otsu veya çalımsı görünümlü ve bazı türleri iki evcikli olan bitkileri kapsayan bitki familyası, renkotugiller

dativ : lat. * datum (verilmiş olan, verilen şey; bilgi) (dare (vermek) + atum (isim yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Türkçede -e (-a, -y-e, -y-a) ekiyle kurulan, isim nitelikli kelimelere yönelme kavramı katan isim durumu, yönelme durumu

dattiri : tür. * düttürü, dahdiri, dattiri (ses yansımalı "dat + di + ri" hecelerinden) * kadın donu, şalvar; elbise; hoppa ve oynak kadın veya kız; kendi çalıp kendi oynayan; yerinde duramayan, çok hareketli; Isparta ve Burdur yöresine özgü hareketli, kıvrak ve insan sesiyle icra edilen halk müziği havasının ismi olan ve müziğin sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime

daucus : gre. * daukos (keskin kokulu bitki, havuç) * etli köklere sahip, şemsiye çiçekli, aromatik özellikleriyle bilinen, Apiaceae familyasından bir bitki cinsi

daunorubisin : lat. * dauno (aktinomiset bakterileri eki) + rubi (kırmızımsı) (ruber (kırmızı) + in (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + cin (antibiyotik ve kanser ilacı eki) * Streptomyces peucetiusdan yalıtılarak elde edilen ve bazı kanser türlerinin tedavisinde kullanılan antrasiklin ailesine mensup bir kemoterapik (C27H29NO10)

daüssıla : ara. * da (hastalık, acı) + el (ön ek, artikel) + vasala (ulaşmak, erişmek, bitişmek, birleşmek, bir araya gelmek, kavuşmak, buluşmak, varmak, temas etmek, değmek), vassala (birleştirmek, bitiştirmek, kavuşturmak, bir araya getirmek), sila, vuslat (birleşme, buluşma, bir araya gelme, kavuşma) * sıla hastalığı, memleket hasreti, yurdunu özleme, yurtsama

dav : ara. * dav (ışık, aydınlık, parlaklık, şule, ziya) * ışık, aydınlık, parlaklık, şule, ziya

dav : zul. * dav (zebra türü) * Afrika’nın doğusunda ve güneyinde yaşayan, kaplan postuna benzer postu az çizgili olan bir zebra türü

dava : ara. * da’a (çağırmak, çağrı yapmak; istemek, arzulamak, yalvarmak), da’i (çağıran, davet eden, çağrı yapan) * çağırma; taraflar arasındaki ihtilafların çözümüne ilişkin hukuki süreç; haklı ve doğru olduğunda ısrar etme, iddia

dava vekili : ara. * dava (taraflar arasındaki ihtilafların çözümüne ilişkin hukuki süreç; haklı ve doğru olduğunda ısrar etme, iddia) + vekkele (güvenmek, dayanmak, işin yapılmasını başkasına bırakmak, temsil yetkisi vermek, vekil tayin etmek, temsilci belirlemek), vekil (başkası adına hareket etme, karar alma veya bir işi yürütme yetkisi verilen kişi, temsilci, başkası adına yetki kullanan) (ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * baro teşkilatının olmadığı yerlerde kanuni izin ile vekil sıfatı kazanan ve dava takibine salahiyeti olan kişi

davallia : lat. * Davall (İsviçreli botanikçi Edmond Davall) + ia (isim yapım eki) * sürünücü rizomlarıyla tanınan epifitik eğrelti, Davalliaceae familyasından bir bitki cinsi

davalliaceae : ing. * Davallia (İngiliz botanikçi Edmund Davall’ın soyadından) (ing.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * Polypodiales (polipodlar/çokayaklılar) takımı içinde yer alan, Davalliaceae familyasına ait, tropik ve subtropik bölgelerde özellikle Asya, Avustralya, Afrika ve Pasifik adalarının nemli ormanlarında yaşayan, sürünücü rizomlara ve ince bölünmüş yapraklara sahip eğrelti otlarını kapsayan bitki familyası

davar : tür. * tapar, tabar, tavar, davar (sığır, koyun; mal, mülk) * koyun ve keçiye verilen ortak isim

daver : far. * dad (adalet) + ver (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * adaletli, adil, hakem, hakim; adil padişah, adil vezir veya yönetici

davet : ara. * da’a (çağırmak, çağrı yapmak; istemek, arzulamak, yalvarmak), dava (çağırma; hukuki süreç) + et (isim yapım eki) * çağrı, çağırma, dua; bir fikri kabul ettirmek için deliller söyleme

davetiye : ara. * davet (çağrı) + iye (isim yapım eki) * davet mektubu veya çağrı belgesi; resmi veya özel bir etkinliğe çağırma aracı

davetkar : ara., far. * davet (çağrı) (ara.) + kar (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer; -cı, yapan, eden eki) (far.) * davet eder gibi, davet edici

davidiaceae : lat. * Davidia (Fransız misyoner ve doğa araştırmacısı Armand David’in soyadından) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * Cornales (kızılcıkgiller) takımı içinde yer alan, Çin’in dağlık bölgelerindeki nemli ormanlarda yaşayan, yaprak döken küçük ağaçları kapsayan bitki familyası

davlumbaz : far. * tabl, tavl (davul, tabla) + baz (-cı, yapan, eden kişi; oynayan, iştigal eden, uğraşan) * mutfak ve benzeri yerlerde ocakların üzerine maden, alçı, beton ve benzeri gereçlerle yapılan, dumanı ve kokuları toplayıp bacaya vermeye yarayan çıkıntı, siper

davranış : tür. * tavra (seğirtmek, hamle yapmak, hareket etmek) + an (dönüşlü fiil eki) + ış (isim yapım eki) * davranmak işi

davranmak : tür. * tavra (seğirtmek, hamle yapmak, hareket etmek) + an (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir şeye veya kişiye karşı mevcut olan tutumu söylem veya eylem ile tezahür ettirmek (tavır (davranış) (tür.), treat, traiter (davranmak, muamele etmek) (ing., fra.) )

davud : ibr., ara. * dada, davd (sevgi, dostluk, sevgili olmak) * sevilen, sevimli, dost olan; Hz. Süleyman'ın babası olan ve kendisine Zebur isimli kitap verilen peygamber

davudi : ibr., ara. * davud (sevilen, sevimli) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (dod, dad (sevilen) (ibr.) * kalın, tok ve gür ses (dad, daddy (baba) (ing.), dede (tür.) )

davul : ara. * tabl (geniş yüzey, dairesel ve yassı tepsi) * tokmakla vurularak ses çıkarılan dairesel deri yüzey (table (masa) (ing., fra.), tableau, Tabelle (tablo) (fra., alm.) )

davut : ibr., ara. * dada, davd (sevgi, dostluk, sevgili olmak) * sevilen, sevimli, dost olan; Hz. Süleyman'ın babası olan ve kendisine Zebur isimli kitap verilen peygamber

davya : gre. * dagkanein (ısırmak), dagani (pense, kerpeten) * dişçi kerpeteni

dayak : tür. * taya (desteklemek, yaslamak) fiilinden türeme) + ak (isim yapım eki) * destek, asa, baston, payanda; dövme, vurma, sıkıştırma (dayk (sıkıştırmak, darlamak), dayyik (sıkışık, dar) (ara.) )

dayamak : tür. * taya (desteklemek, yaslamak) + mak (fiil mastar eki) * desteklemek, yaslamak, isnad etmek

dayanak : tür. * taya (desteklemek, yaslamak) + nak (isim yapım eki) * destek, temel, tutunulan yer; bir şeyi sağlamlaştıran veya güçlendiren unsur

dayanıklı : tür. * taya (desteklemek, yaslamak) + nık (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + lı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * dirençli, sağlam, zor durumlara veya aşınmaya karşı mukavemet gösterebilen

dayanılmaz : tür. * taya (desteklemek, yaslamak) + nıl (edilgen fiil eki) + maz (olumsuzluk eki) * dayanmanın, katlanmanın mümkün olmadığı şey

dayanışma : tür. * taya (desteklemek, yaslamak) + an (dönüşlü fiil eki) + ış (işteş fiil eki) + ma (isim yapım eki) * karşılıklı olarak birbirini destekleme

dayanmak : tür. * taya (desteklemek, yaslamak) + an (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * bir şeye tutunmak; direnmek, sabretmek; yük veya zor duruma karşı koymak, desteklenmek, yaslanmak, isnad etmek

dayatmak : tür. * taya (desteklemek, yaslamak) + at (etken fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * diretmek, ısrar etmek, şart koşmak, inat etmek

daye : tür. * daye, taya (anne) * süt anne

dayf : ara. * dayafa, dafa (misafir etmek, ağırlamak, konuk etmek) * misafir, konuk

dayı : tür. * tay, tayı (saygıdeğer yaşlı erkek, kabile büyüğü) * annenin erkek kardeşi (taya (süt anne), tayıza (teyze) (tür.) )

dayılanmak : tür. * tayı (saygıdeğer yaşlı erkek, kabile büyüğü; annenin erkek kardeşi) + lan (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar eki) * meydan okurcasına karşı çıkmak, kafa tutmak (argo)

daylak : tür. * tay, day (yavru) + lak (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * deve yavrusu; sakalı bıyığı çıkmamış delikanlı

dayy : ara. * dayya (evlat edinmek; himaye altına almak), ed'iya (ç.) * evlatlık, üvey çocuk, himaye altındaki çocuk

dayyik : ara. * daka, dayyaka (sıkmak, daraltmak, sınırlamak, daralmak, dar olmak, sıkışmak) * dar, sıkışık, sınırlı

dazara : tür. * dazara (hızlı/gürültülü bir koşuşturmayı veya hareketi temsil eden ses yansımalı kelime) * çok aceleci, çok acele, çok ivedi, çok telaşlı, palas pandıras, ivedi bir biçimde hareket etme

dazkırı : tür. * daz (otlak, çayır) + kırı (saha, düz arazi) * Kızılırmak boylarından gelen Farsak Aşireti'nin torunları olan Tatoğulları aşiretiyle ilgili; Afyonkarahisar’ın bir ilçesi; eski ismi Apa

dazlak : tür. * taz (kel) + lak (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kel, saçı olmayan

DBMS : ing. * database (veritabanı) + management (yönetim) + system (sistem) * büyük ölçekli verilerin saklanmasını, düzenlenmesini ve sorgulanmasını sağlayan, veritabanlarını oluşturan ve yöneten yazılım sistemi

DDR : ing. * double (çift) + data (veri) + rate (aktarım hızı) * saat sinyalinin hem yükselen hem düşen kenarında veri aktarımı yaparak bellek bant genişliğini artıran RAM teknolojisi

de Broglie dalga-parçacık ikiliği : fra., tür. * de Broglie (Louis de Broglie (Fransız fizikçi Louis de Broglie’nin soyadından) (fra.) + dalga (çalkalanma, sallanma, osilasyon) + parçacık (partikül, küçük kısım, küçük bileşen) + ikilik (ikili olma, çift olma, düal olma) + lik (durum eki) (tür.) * mikroskobik parçacıkların dalga özelliği taşıdığını öne süren, parçacık momentumuna bağlı dalga boyu (λ = h/p) tanımlayan kuantum kavramıdır

de broglie dalgası : fra. * broglie (Fransız fizikçi Louis de Broglie'nin soyadından) (fra.) + dalga (çalkalanma, sallanma, osilasyon) + sı (iyelik eki) (tür.) * maddenin dalga-parçacık ikiliğini yansıtan ve elektromanyetik ışınımın dalga-parçacık ikili doğasına istinaden elektron, proton nötron gibi durgun kütleli atom-altı parçacıklarının da dalga özelliğine sahip olduğunu ifade eden teorem

de fakto : lat. * de (-den) + factum (eylem, fiil, iş, aksiyon) * gerçekte, uygulamada, fiilen, fiili, pratikte

de morgan yasaları : ing. * de morgan (matematikçi Augustus De Morgan'ın soyadından) (ing.) + yasa (kural, kanun, ilke, prensip) + lar (çoğul eki) + ı (iyelik eki) (tür.) * mantık ve küme teorisinde bir ifadenin olumsuzunun, bileşenlerin olumsuzları arasında bağlaçların yer değiştirmesiyle (ve ↔ veya) eşdeğer olduğunu gösteren temel mantık kuralları

de novo : lat. * de (-den) + novos, novus (yeni) * yeniden, baştan, yeni baştan

dea dia : lat. * dea (tanrıça) + dies, dia (gün; gün ışığı) * Roma mitolojisinde gün ışığının tanrıçası veya parlak tanrıça

dea tacita : lat. * dea (tanrıça) + tacitus (sessiz, dingin, sakin) * Roma mitolojisinde sessiz tanrıça (taciturn (suskun, sessiz) (ing.) )

deadlock : ing. * dead (ölü) + lock (kilit, bağlama) * bilgisayar biliminde, iki veya daha fazla işlem birbirini beklerken hiçbirinin ilerleyemediği ve sistemin kilitlenmesine yol açan durum

debagat : ara. * debbağ (deri tabaklayan, tabakçı, derileri sepileyip meşin, sahtiyan, kösele yapan), debağa (tabaklamak, sepilemek) + at (isim yapım eki) * deriyi terbiye etme, hazırlama sanatı, tabaklama, tabaklık, sepicilik

debbağ : ara. * debağa (tabaklamak, sepilemek) * derileri tabaklayıp, sepileyip meşin, sahtiyan, kösele yapan, deri tabaklayan, tabakçı

debbe : tür. * debbe (gönden (işlenmiş deri) yapılmış matara, içine yağ, bal, macun konulan kap) * bakırdan yapılan, uzun boyunlu, yandan kulplu ve ağzı kapaklı su, yağ veya süt taşımaya yarayan bir tür güğüm ya da bakraç

debboy : lat. * depositum (tortu, kalıntı; emanet; konulmuş, yatırılmış, yerleştirilmiş, mevduat) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positum, positus (konmuş, yerleştirilmiş, yatırılmış) ) (lat.) * askeri eşya, giysi, silah vb. deposu (depot, dépôt (depo) (ing., fra.) )

debdebe : ara. * debdebe (kısa adımlarla ve ayağını vurarak yürüme; at nalı sesi; davul sesi) (deb (düşmek, sendelemek; vurmak, tepmek; ses yapmak) ) * görkem, gösteriş; ayakları yere vurarak veya ses çıkararak dikkat çekip gösteriş yapmak (debmek, tepmek (vurmak) (tür.), debelenmek (hareket etmek, ayaklarını veya bedenini yere vurarak hareket etmek) (ara , tür.), dabbe (debelenen) (ara.) )

debek : tür. * deb (düşmek, sendelemek; vurmak, tepmek; ses yapmak) + ek (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sakar; ilk erkek çocuğa verilen isim

debelenmek : ara., tür. * deb (düşmek, sendelemek; vurmak, tepmek; ses yapmak) + e (ek) + len (dönüşlü fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * hareket etmek, ayaklarını veya bedenini yere vurarak hareket etmek

debi : ara. * daba, debe (sürünmek, hızlı hareket etmek, cabuk ilerlemek, akmak) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.) * hızlı hareket, çeviklik

debi : fra. * débit (dilimleme, perakende satma, azar azar verme; belli bir sürede akan sıvı hacmi) (dé (dışa, ileri) + bit, battre (vurmak, itmek, akıtmaya sebep olmak) ) (fra.) * akım; bir sıvının bir yerden birim zamandaki akış hacmi

debil : lat., fra. * debilis (lat.); débile (fra.) * zayıf yapılı, güçsüz, halsiz

debilitan : fra. * débilitant (débile (zayıf, güçsüz) (débiliter (zayıflatmak, güçten düşürmek, halsiz bırakmak) (débile (zayıf yapılı, güçsüz, halsiz) + iter (etken fiil mastar eki) ) + ant (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * bitkinleştirici, güçsüzleştirici

debilite : lat. * debilis (zayıf) + itas (ile ilgili olma) * zayıflık, bitkinlik, çürüme

debilizasyon : lat. * debilis (zayıf) + izare (dönüştürmek, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) * zayıflatma, güçsüzleştirme, halsizleştirme

debimetre : lat., fra. * debitum (borçlu olmak, borç; hesap; akış, çıkış miktarı) (lat.); débit (fra.) + metron, metros (ölçü, ölçme) (gre.); mètre (ölçer) (fra.) * bir akışkanın belirli zaman dilimindeki ve birim zamandaki akış miktarını (hızi, debisi) ölçen cihaz; akış ölçer, debiölçer

deblek : ara. * tabl (geniş yüzey, dairesel ve yassı tepsi) + ek (isim yapım eki) * darbuka, dümbelek; davul; uyuşuk, sünepe

debr : ara. * debr (arka, bir şeyin arkası, gerisi, sonu), debere (bir işin sonunu, arkasını ve gelecekteki sonuçlarını hesaba katarak derinlemesine ve etraflıca düşünmek) * etraflıca ve detaylı düşünme, düzenleme, düşünerek yönetme

debri : fra. * débriser (parçalamak, yıkmak, bozmak), débris (enkaz, döküntü, yıkıntı, parça) * kalıntı, enkaz, döküntü, yıkıntı

debridman : fra. * débridement (dé (yok, değil, zıt, karşıt) + brider (dizginlemek, gem vurmak) + ment (isim yapım eki) ) * yaraların sağlıklı şekilde iyileşmesi için uygulanan, açık yaranın üzerinde oluşan ölü dokuların temizlenmesi işlemi

debris : lat. * débriser (kırmak, parçalamak) (dé (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + briser (kırmak, parçalamak) ), débris (kırıntı, kalıntı, parçalanmış şey) * parçalanmış kaya, organik madde, canlı kalıntıları veya insan kaynaklı atık parçaları, jeoloji, ekoloji, paleontoloji ve mühendislik alanlarında kullanılan kalıntı ve döküntü terimi

debriyaj : fra. * dé (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + brayer (kavramak, tutmak) (braie (takım, mekanizma grubu) + er (fiil mastar eki) ) + age (isim yapım eki) * motorlu taşıtlarda motordan gelen gücün tekerleklere iletilmesini yani motorun volan dişlisiyle şanzıman arasındaki bağlantıyı sağlayan ve gerektiğinde bu bağlantıyı kesebilen önemli bir aktarma organı

debug : ing. * debug (hata ayıklamak) (de (yokluk, zırlık ve olumsuzluk eki; uzak, ayrı eki) + bug (böcek) ) * Yazılım veya donanımda oluşan hataların tespit edilmesi ve giderilmesi süreci

debulking : ing. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + bulk (yığın, kütle, cüsse) + ing (isim yapım eki) * kütlesizleştirme, kütle azaltma; tam bir eradikasyon niyeti olmaksızın bir tümörün büyük bir kısmının azaltılması

debye-hükel kuramı : fra., alm. * debye (Hollandalı fizikokimyacı Peter Joseph William Debye' nin soyadından) (hol.) + hükel (Alman fizikçi ve fiziksel kimyager Erich Hückel'in soyadından) (alm.) + kuram (belirli bir olguyu açıklamak için oluşturulan düşünce sistemi; teori, nazariye) + ı (iyelik eki) (tür.) * seyreltik çözeltilerde iyonik etkinlik katsayılarını tahmin etmekte, pH hesaplamalarında, çözelti denge hesaplarında kullanılan ve elektrolit çözeltilerindeki iyonlar arasındaki etkileşimleri açıklamaya yarayan kuram

decaisnea : lat. * Decaisne (Fransız botanikçi Joseph Decaisne'in soyadından) + a (ile ilgili, -a ait) * Ranunculales (düğünçiçeğigiller) takımı içinde yer alan, Lardizabalaceae familyasına ait, Himalayalar, Çin’in batısı ve Doğu Asya’nın dağlık nemli ormanlarında yaşayan, büyük yapraklı çalı veya küçük ağaç formundaki bitkileri kapsayan bitki cinsi

decapoda : gre. * deka (on) + pous, podos (ayak) * Malacostraca sınıfına ait, deniz, tatlı su ve bazı karasal ortamlarda yaşayan, beş çift yürüme bacağı bulunan karides, yengeç ve ıstakozları kapsayan eklembacaklılar takımı, onayaklılar

decarabia : lat. * decem (on) + abraxas, abrasax, abrasax (gnostik sihir sözcüğü); de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + el (ön ek, artikel) + arabia (Arap, arabistan ile ilgili) * Hz. Süleyman’ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula Salomonis’te maji ile ilgili olan ve 72 cini tanımlayan Ars Goetia (Hükmetme Sanatı) bölümünde yer alan, otuz lejyon cehennem ruhuna komuta eden ve çağrıldığında kuşların, şifalı bitkilerin ve değerli taşların gizli özelliklerini öğretmesiyle bilinen 69. sıradaki cin

deccal : ara. * decl (aldatmak, kandırmak, hile yapmak, yalan söylemek) * aldatıcı, sahtekar, kalleş; İslam eskatolojisinde kötülüğü ve yalanı temsil eden figür; kıyamet alameti olarak ortaya çıkacak büyük yalancı veya antikrist; insanları saptıran kişi

decompound : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + con, com (birlikte, beraber) + ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak) * bileşik bir yapıyı oluşturan parçalarına ayırmak, birleşik bir terimi veya yapıyı çözümlemek; kimya ve biyolojide birleşik yapıların ayrıştırılması i

decoy : hol. * de (ön ek, artikel) + kooi (kafes, kapan) (hol.); cavea (kafes, barınak) (lat.) * kandırma veya cezbetme amacıyla kullanılan sahte nesne, yem veya tuzak; birini tuzağa düşürmek için kullanılan kişi veya araç

decrescendo : lat. * de (-sız, yokluk, zıtlık, olumsuzluk öneki) + crescere (artmak, büyümek, çoğalmak, genişlemek, gelişmek) + endum (isim yapım eki) (lat.); endo (ita.) * sesin giderek kısılması olayı; müzikte gitgide hafifleyerek ve ses yoğunluğunu düşürerek çalma

dede : tür. * dede (çocuk dilinden türetilen ve sevgi/saygı bildiren bir hitap kelimesi) * babanın babası; tasavvufta bin bir gün çilesini çıkarıp hücre sahibi olmuş derviş, hücrenişin

dedektif : lat. * de (-dan, -den, -sız, yok, değil, karşıt, zıt, uzak, ayrı) + tegere (örtmek, korumak, kaplamak), tectus (örtülmüş, korunmuş, kaplanmış) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * suçları, gizli olayları veya sırları araştıran kişi; iz sürerek gerçeği ortaya çıkaran araştırmacı

dedektör : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + tegere (örtmek, korumak, kaplamak), tectus (örtülmüş, korunmuş, kaplanmış) + or (-cı, yapan, eden eki) * örtüyü açıcı, ortaya çıkarıcı, bulucu, tespit edici; bir şeyi algılayan veya tespit eden cihaz; sinyal, hareket, metal, gaz vb. varlıkları ortaya çıkaran aygıt

dedikasyon : lat. * de (tamamen, tümden) + dicare (ilan etmek, duyurmak, bildirmek, atfetmek) * adama, ithaf, tahsis etme; bir eseri, çalışmayı veya başarıyı bir kişi veya amaç için sunma; özveri ve adanmışlık ifadesi

dedike : lat. * dedicare (adamak, tahsis etmek, ithaf etmek), dedicatus (adanmış, tahsis edilmiş, ithaf edilmiş) (lat.); dédiqué (fra.) * adanmış, tahsis edilmiş, ithaf edilmiş

dedikodu : tür. * dedi (söyledi) + kodu, koydu (yerleştirdi, bıraktı) * başkaları hakkında konuşma, çekiştirme, laf taşıma, sırları ifşa etme

dedublüman : fra * dédoublement (dé (-dan, -den) + doubler (ikilemek, çiftlemek) + ment (isim yapım eki) ) * kişinin aynı anda iki yerde görünmesi fenomeni, çift bedenlenme

dedüksiyon : lat. * deducere (aşağıya indirmek, çıkarmak) (de (-sız, olumsuzluk öneki, uzak; tamamen, tümden) + ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, sürmek, yol göstermek, götürmek, tutmak, kapmak) ) + tio (isim yapım eki) * kesinti, indirim; akıl yürütmede tümelden tikele, yasadan olaya, etkenden etkiye, genelden özele geçme yolu, sonuç çıkarma, tümdengelim

def : ara. * daf'a (itmek, tepmek, darbelemek, vurmak, savmak, tepmek, kovmak, def etmek, uzaklaştırmak, zorlamak, hareket ettirmek; korumak, savunmak, karşı koymak; püskürmek, fırlamak, şiddetle taşmak, (yanardağ) patlamak; tek seferde, tek kerede, tek kezde olmak) * ortadan kaldırmak, uzaklaştırmak, kovmak, vurmak, savmak, defetmek, tepmek, geri çevirmek, geri vermek, ödemek, defetmek; yuvarlak bir tahta kasnağın bir veya iki yanına deriden bir örtü geçirilerek yapılan ve parmak vuruşlarıyla çalınan müzik aleti, tef (defy, défier (karşı koymak, savmak) (ing., fra.) ), tef (çevresinde zilleri olan daire şeklindeki vurmalı bir çalgı) (tür.), defetmek (kovmak, savmak), defa (kere) (ara.) )

defa : ara. * dafa’a (korumak, savunmak, karşı koymak, direnmek, def etmek; vurmak, savmak, tepmek, kovmak, uzaklaştırmak, itmek, dürtmek, tepmek, darbelemek; püskürmek, fırlamak, şiddetle taşmak, (yanardağ) patlamak; tek seferde, tek kerede, tek kezde olmak) * bir kere, bir sefer; darbe, vurma, vuruş; kere, sefer

defaat : ara. * daf'a (itmek, tepmek, darbelemek, vurmak, savmak, tepmek, kovmak, def etmek, uzaklaştırmak, zorlamak, hareket ettirmek; korumak, savunmak, karşı koymak; püskürmek, fırlamak, şiddetle taşmak, (yanardağ) patlamak; tek seferde, tek kerede, tek kezde olmak), defa (kere, sefer; darbe, vuruş) + at (isim yapım ve çoğul eki) * kereler, seferler, tekrarlar, defalar, müteaddid

defakto : lat. * de (-den) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek, icra etmek, oluşturmak), factus, factum (eylem, fiil, iş, yapma, aksiyon, icra) * gerçekte, uygulamada, fiilen, fiili, pratikte, hukuki veya resmi olarak olmasa da uygulamada var olan, pratikte mevcut (default (ing.) )

defans : lat. * defendere (korumak, savunmak) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + fendere (vurmak, itmek) ), defensum, defensa (savunma) (lat.); défence (fra.) * koruma, savunma; spor, askeri veya hukuki bağlamda saldırıya karşı koyma; güvenlik veya muhafaza

defansif : lat. * defendere (korumak, savunmak), defensum, defensa (savunma) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * korumasal, korumayla ilgili, savunmasal, savunma ile ilgili

defaten : ara. * defa, defat (darbe, vurma, vuruş, kere, tekrar) + en (zarf/belirteç eki) * tek seferde, bir defada

defateyn : ara. * defa, defat (darbe, vurma, vuruş, kere, tekrar) * iki kere, iki defa

defekasyon : lat. * defaecare (temizlemek, dışkıyı boşaltmak) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + faex, faeces (posa, tortu, çöp, dışkı, pislik) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * dışkı yapma eylemi; bağırsak boşaltımı; tıbbi veya biyolojik bağlamda bağırsak hareketi, dışkılama

defekt : lat. * defectus (hata, eksiklik, yetersizlik) (deficere (eksik olmak, yetersiz kalmak) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * eksiklik, kusur; bir şeyin tam olmaması veya hata içermesi; malzeme, iş veya davranışta ortaya çıkan yetersizlik veya hata

defektif : lat. * defectus (hata, eksiklik, yetersizlik) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * eksik, kusurlu, tam olmayan; işlev veya yapıda eksiklik gösteren; bozuk veya yetersiz yapılı

deferasiroks : lat. * de (-sız, uzak, ayrı) + ferrum (demir) + asirox (aromatik zincir ve oksijen eki) * beta-talasemi ve diğer kronik anemiler gibi durumlar için uzun süreli kan nakli alan hastalarda kronik aşırı demir yükünü azaltmak için kullanılan demir şelatörü (C21H15N3O4)

deferens : lat. * differe (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + ferre (getirmek, taşımak, götürmek, yüklenmek) + entia (isim yapım eki) * aşağıya götürme; uzağa taşıma, iletme, götürme; taşıyan kanal

deferipron : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + ferrum (demir) + pron (pyridone halkası (dimethyl-hydroxypyrid-one) eki) * talasemi majörde aşırı demir yükünü tedavi etmek için kullanılan demir şelatörü (C7H9NO2)

deferoksamin : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + ferrum (demir) + * aşırı dozda demir, çoklu kan transfüzyonları veya altta yatan bir genetik durum nedeniyle hemokromatoz ve diyalizdeki kişilerde alüminyum toksisitesinde kullanılan, demir ve alüminyumu bağlayan ilacın etken maddesi (C25H48N6O8)

defervesans : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + fervere (kaynamak, sıcak olmak, haşlanmak, kudurmak) + escentia (başlama, filizlenme, olma, belirme, oluşma) (escere (başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek, belirmek, dönüşmek, bir sürece girmek) + entia (isim yapım eki) ) * ateşin tamamen yok olması veya azalması durumu ve ciddi klinik bulgular döneminin sonlanması

defetmek : ara., tür. * daf'a (itmek, tepmek, darbelemek, vurmak, savmak, savuşturmak, tepmek, kovmak, def etmek, uzaklaştırmak, zorlamak, hareket ettirmek; korumak, savunmak, karşı koymak; püskürmek, fırlamak, şiddetle taşmak, (yanardağ) patlamak; tek seferde, tek kerede, tek kezde olmak) (ara.) + et (yapmak) + mek (fiil mastar eki) (tür.) * kovmak, savmak, geri tepmek (defy, défier (karşı koymak, savmak) (ing., fra.) )

defeyans : lat., fra. * de- (uzaklaşma, eksilme) + fallere (yanılmak, aldatmak, eksik kalmak) + entia (durum eki) (lat.); dé (uzaklaşma, eksilme eki) + faillir (yanılmak, aldatmak, eksik olmak, başarısız olmak) + ance (isim yapım eki) (fra.) * başarısızlık, aksama; işlev bozukluğu; bir sistemin, mekanizmanın veya kişinin yetersizliği veya arızası; bayılma, baygınlık

def-i bela : ara. * def (vurmak, savmak, tepmek, kovmak, uzaklaştırmak) + i (tamlama eki) + bela (sıkıntı, sorun, problem; sınav) * sıkıntıdan kurtulma, sıkıntıyı savma, sorunu giderme

def-i cu : ara. * def (vurmak, savmak, tepmek, kovmak, uzaklaştırmak) + i (tamlama eki) + cu (açlık) * açlığı gidermek, bir şey yemek

def-i gam : ara. * def (vurmak, savmak, tepmek, kovmak, uzaklaştırmak) + i (tamlama eki) + gam (keder, tasa, hüzün, üzüntü) * üzüntüyü savma, üzüntüden kurtulma, hüznü giderme

def-i hacet : ara. * def (vurmak, savmak, tepmek, kovmak, uzaklaştırmak) + i (tamlama eki) + hacet (ihtiyaç, gereksinim) * ihtiyacı giderme, tuvaletini yapma

def-i şer : ara. * def (vurmak, savmak, tepmek, kovmak, uzaklaştırmak) + i (tamlama eki) + şerr (kötülük, fenalık) * kötülüğü giderme, kötüyü uzaklaştırma

defibrilasyon : lat. * de de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + fibrillare (küçük lifler halinde hareket etmek veya kasılmak) (fibra (lif, iplik) + illa (küçültme eki) ) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * kalp kası kitlesini depolarize etmek ve disritmiyi sonlandırarak sinoatrial düğümden çıkan normal sinüs ritmine dönüşü sağlamak için defibrilatör denilen bir cihazla kalbe terapötik dozlarda elektrik enerjisi verilmesi; kas liflerinin hızlı ve düzensiz kasılmasını sonlandırma

defibrilatör : lat. * de de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + fibrillare (küçük lifler halinde hareket etmek veya kasılmak) + tor (-cı, yapan, eden eki) * kalbin düzensiz kasılmalarını düzenleyen ilaç veya elektroşok cihazı; fibrilasyon önleyici

defile : lat. * defilum (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + filum (eğirme, iplik) ) (lat.); (défilé) (fra.) * mankenler kullanılarak yapılan moda şovu, giysi gösterisi

defin : ara. * defene (gömmek, toprağa vermek, gizlemek), defn (gömme, toprağa verme) * cesedi toprağa gömme, ölüyü toprağa gömme; kıymetli bir şeyi toprağa gömerek saklama, gömü

define : ara. * defn (gömmek) * gömü, hazine

definisyon : lat., fra. * definire (sınırlar koymak, sınırlamak) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + finire (sonlandırmak, bitirmek) ) + tio (isim yapım eki) (lat.); définition (fra.) * bir kavramın, terimin veya nesnenin anlamını açıklama; açıklama, tanım; sınırları belirlenmiş anlam veya betimleme, tanım

definitif : lat., fra. * definitus (sınırları konmuş, sınırlanmış) (definire (sınırlar koymak, sınırlamak) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + finire (sonlandırmak, bitirmek) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kesin, nihai, koşulsuz; tartışmasız veya değişmez; sonuç ve sınırları belirlenmiş

defisit : lat. * deficitus (deficere (eksilmek, eksik olmak, yetersiz kalmak) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * miktarda eksiklik, eksiklik, azalma, kayıp, açık, yetersizlik; mali, fiziksel veya soyut bir alanda ihtiyaçtan az olma durumu, açık

defisiyens : lat., ing. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek, icra etmek, oluşturmak) + entia (isim yapım eki) (lat.); deficiency (ing.) * eksiklik, yetersizlik, kusur, gerilik; yoksunluk, yetersizlik

deflasyon : lat. * deflare (üflemek, havayı boşaltmak) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + flare (üflemek, solumak, nefes vermek, şişirmek, şişmek, kabarmak, kabartmak) ) + tio, tion (isim yapım eki) ) (lat.); déflation (fra.) * hacim veya basıncın azalması durumu; hava veya gazın boşaltılması; fiyatların genel seviyesinin düşmesi, sürekli fiyat düşüşü, para kısıtlaması

deflazakort : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + flaz (glukokortikoid yapısal modifikasyonu) + cort (kortikosteroid grubu eki) * Duchenne Kas Distrofisini tedavi eden, inflamasyonu ve bağışıklık yanıtını azaltan, genellikle kas ve bağ dokusu hastalıkları veya otoimmün durumlarda kullanılan sentetik glukokortikoid ve kortikosteroid ilacın etken maddesi (C25H31NO6)

defleksiyon : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + flectere (eğmek, bükmek, çevirmek, döndürmek, esnetmek, kıvırmak, kasmak) + tio (isim yapım eki) * saptırma veya saptırılma eylemi veya süreci; dışa bükülme; ağzın açılması neticesinde çenenin orta hattan kaymış bir şekilde açık kalması.

deflektör : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + flectere (eğmek, bükmek, çevirmek, döndürmek, esnetmek, kıvırmak, kasmak), flectus (eğilmiş, bükülmüş, kıvrılmış) + or (-cı, yapan, eden eki) * saptırıcı, eğici, bükücü; bir akımın (elektrik, hava, su, kan vb.) doğrultusunu değiştirme işinde kullanılan cihaz

deflorasyon : lat. * deflorare (çiçeği toplamak, çiçeği koparmak) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + florare (çiçeklendirmek, çiçek açmak) (flora (çiçek) + are (fiil mastar eki) ) + tio, tion (isim yapım eki) ) (lat.); défloration (fra.) * kızlığı bozma, bakireliği sonlandırma

defne : gre. * dafni, daphne (Yunan Nehir Tanrıları'ndan Peneus' un kızı olan Daphne) * Lauraceae (Defnegiller) familyasından, Akdeniz iklimine özgü, yaprakları her mevsim yeşil kalan, sert ve güzel kokulu yaprakları yemeklerde çeşni, yağ ve sabun yapımında ise ham madde olarak kullanılan botanik bir ağaççık (Laurus nobilis) ve bu ağacın yaprağı (Daphne, peşindeki Apollon'dan kaçmak için kendisini bir defne ağacına dönüştürmüştür; ağacın adı bu efsaneden gelir.); Hatay'ın bir ilçesi

defnetmek : ara., tür. * defene (gömmek, toprağa vermek, gizlemek), defn (gömme, toprağa verme) + etmek (yapmak, eylemek, işlemek) * gömmek, cenazeyi toprağa gömmek

defo : lat., fra. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) (lat.); dé (fra.)+ fallere (yanılmak, eksik kalmak, aldatmak) (lat.); faut (hata, eksik) (fra.) * bozukluk, sakatlık, eksiklik, kusur, elverişsizlik, özür

defol : ara., tür. * def (uzakkaştırmak, kovmak, savmak) + ol (olmak fiilinin ikinci tekil şahıs emir kipi) * uzaklaş, buradan git

deformasyon : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + formare (şekillenmek, biçimlenmek, oluşmak) (forma (şekil, biçim, kalıp) + are (fiil mastar eki) ) + tio, tion (isim yapım eki) * şekil bozukluğu, şekil bozulması, biçim değişikliği; mekanik, jeolojik veya biyolojik bağlamda bir cismin orijinal şeklinden sapması, eğrilmesi veya bozulması durumu

deforme : lat., fra. * de (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.); déformé (fra.) * şekli bozulmuş, bozuk şekilli

deformite : lat. * deformitas (de (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + formare (şekillenmek, biçimlenmek, oluşmak) + itas (isim yapım eki) ) * şekil bozukluğu; kemiklerde meydana gelen eğilme ve şekil bozuklukları, dismorfizm, dismorfik

defroster : alm. * de (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + frieren (dondurmak), frustaz, frost (donduran) + er (-cu, yapan, eden eki) * buzçözer, donma önleyici, buzlanma önleyici

defrosting : alm., ing. * de (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + frieren (dondurmak), frustaz, frost (donduran) (alm.) + ing (isim yapım eki) (ing.) * buzlanma önleme, donma önleme, buz çözme

defter : gre. * diphtera (deri, saklamak; tabaklanmış deri; yazı tableti olarak kullanılan kesilip perdahlanmış deri tabakası, kodeks) (di (iki, ayrı, ikiye bölünmüş) + pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) ) * yazı yazmak için kullanılan ciltlenmiş kağıt sayfalar

defterdar : gre., far * diphtera (deri, tabaka, tablet) (di (iki, ayrı, ikiye bölünmüş) + pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) ) (gre.) + dar (gibi olan, ile ilgili, tutan, alan, koruyan, sahip ve malik olan, taşıyan) (far.) * bir ilin maliye işlerini yöneten, devlet hazinesinin alacaklarının tahsilatı ve kamu hizmetlerinin giderleri ile ilgilenen yüksek kademeli görevli

defterihakani : ara. * defter (yazı yazmak için kullanılan ciltlenmiş kağıt sayfalar) + i (tamlama eki) + hakan (Osmanlı padişahlarına verilen san) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Osmanlı döneminde tapu kayıtlarının tutulduğu ve kütük defterlerinin saklandığı merkez

defterikebir : gre., ara. * diphtera (deri, tabaka, tablet) (di (iki, ayrı, ikiye bölünmüş) + pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) ) (gre.) + i (tamlama eki) + kebir (büyük) (ara.) * büyük defter; bir şirketin tüm muhasebe kayıtlarının kaydedildiği ticari defter

degaj : fra. * dégagement (dé (-sız, zıtlık, yokluk ve olumsuzluk öneki) + gager (rehin vermek, tutmak, bağlamak) + ment (isim yapım eki) ) * serbest bırakmak, açmak, temizlemek; sıkışıklığı azaltmak; futbolda, topu sert bir ayak vuruşuyla olabildiğince uzağa atma

degajman : fra. * dégagement (dé (-sız, zıtlık, yokluk ve olumsuzluk öneki) + gager (rehin vermek, tutmak) + ment (isim yapım eki) ) * futbolda, topu sert bir ayak vuruşuyla olabildiğince uzağa atma

deglütisyon : lat. * deglutitio (deglutire (yutmak) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + glutire (yutmak) ) + tio, tion (isim yapım eki) ) (lat.); déglutition (fra.) * ağız yoluyla alınan maddenin yutaktan geçerek yemek borusuna inmesi, yutma

degradasyon : lat. * de (-sız, zıtlık, yokluk ve olumsuzluk öneki) + gradare (derecelenmek, aşama kaydetmek, basamak çıkmak) (gradus (adım, basamak, safha, aşama, derece) + are (fiil yapım eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.); dégradation (fra.) * derece kaybetme, derece derece düşme; kademeli geçiş, ses veya renk tonu azalması; yıkılma, yıkım, parçalanma, organik bir cismin daha küçük moleküllere bölünmesi

degrade : lat. * de (-sız, zıtlık, yokluk ve olumsuzluk öneki) + gradatus (basamaklı, adım adım ilerleyen; dereceli, kademeli biçimde düzenlenmiş) (gradare (derecelenmek, aşama kaydetmek, basamak çıkmak) (gradus (adım, basamak, safha, aşama, derece) + are (fiil yapım eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); dégradé (fra.) * derece kaybetmiş, derece derece düşmüş; rütbesi indirilmiş, derecesi düşürülmüş; aşağı bir sınıfa, mevkiye veya seviyeye çekilmiş; makamdan alınmış; kademeli geçiş, azalan ses veya renk tonu

degranülasyon : lat. * de (-sız, zıtlık, yokluk ve olumsuzluk öneki) + granum (tane, tohum, zerre, çekirdek, tomurcuk) + ulum (küçültme eki) + tio (isim yapım eki) * bazı hücrelerin içinde bulunan granül adı verilen salgı keseciklerinden antimikrobiyal, sitotoksik veya diğer molekülleri serbest bırakan hücresel bir işlem; sitoplazmik granüllerin (mast hücreleri gibi) içeriklerini serbest bırakma süreci

degustasyon : lat. * degustatio (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + gustare (tatmak) + tio, tion (isim yapım eki) ) (lat.); dégustation (fra.) * yiyecek veya içeceklerin tadına bakma etkinliği; özellikle şarap, kahve, çikolata vb. ürünlerin kontrollü biçimde değerlendirilmesi; tadım

değer : tür. * teg (eşit olmak, değere ulaşmak) + ir (isim yapım eki) * pay, hisse, kıymet (dear (değerli, kıymetli) (ing.) )

değer kümesi : tür., ara. * değer (ölçü, kıymet, miktar, sayısal nicelik, paha, fiyat) + küme (yığın, öbek, kitle, grup) + si (iyelik eki) * bir fonksiyonun aldığı değerlerin oluşturduğu küme

değerlendirmek : tür. * değer (ölçü, kıymet, miktar, sayısal nicelik, paha, fiyat) + len (dönüşlü fiil eki) + dir (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * değerli hale getirmek; değerinden faydalanmak; incelemek, takdir etmek

değgin : tür. * değ, teğ (dokunmak, temas etmek) + gin (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ilişkin, ile ilgili, üstüne, üzerine, hakkında

değil : tür. * tegül (olumsuzluk edatı; yok, aksi, olumsuz) * yok, aksi, olumsuz

değin : tür. * teg (dek, denk, dokunmak, temas etmek) + in (ile ilgili, gibi, -a ait) * -e kadar, sonlanma zamanı belirten edat

değinmek : tür. * teg (dek, denk, dokunmak, temas etmek) + in (dönüşlü fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * bir konuya ilişkin konuşmak, bir konuya temas etmek, bir konunun üzerinde durmak

değirmen : tür. * teg, deg (döndürmek, çevirmek, değmek, dokunmak) + ir (etken fiil eki) + men (-cı, yapan, eden eki) * su, rüzgar veya mekanik güçle dönen bir mekanizmaya sahip olan ve buğday, kahve, susam gibi tane durumundaki şeyleri öğüten araç

değirmi : tür. * tegirme, tegirmi (tegir (döndürmek) (teg, deg (döndürmek, çevirmek, değmek, dokunmak) + ir (etken fiil eki) ) + mi, me (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yuvarlak, daire; değirmen (dairesel hareket esasına dayalı tohum öğütme mekanizması)

değiş tokuş : tür. * teg, deg (döndürmek, çevirmek, değmek, dokunmak) + iş (işteş fiil eki) + tok (dövmek, çarpmak, vurmak) + uş (işteş fiil eki) * bir şey verip yerine başka bir şey alma işi

değişim : tür. * teg, deg (döndürmek, çevirmek, değmek, dokunmak) + iş (edilgen fiil eki) + im (isim yapım eki) * farklı hale gelme, farklılaşma, dönüşüm

değişken : tür. * teg, deg (döndürmek, çevirmek, değmek, dokunmak) + iş (edilgen fiil eki) + ken (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * değişme özelliği olan, niteliği zamanla veya koşullara göre farklılaşan, sabit olmayan, varyabl

değişmek : tür. * teg, deg (döndürmek, çevirmek, değmek, dokunmak) + iş (edilgen fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * farklılaşmak, farklı hale gelmek, dönüşmek

değiştirmek : tür. * teg, deg (döndürmek, çevirmek, değmek, dokunmak) + iş (edilgen fiil eki) + tir (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * farklı hale sokmak, ikame etmek, dönüştürmek, yerine geçmek (tauschen (değiştirmek) (alm.) )

değmek : tür. * teg, deg (dokunmak, temas etmek) + mek (fiil mastar eki) * dokunmak, temas etmek (teğet (dairenin çemberine tek noktadan temas eden doğru parçası) (tür.) )

değnek : tür. * değ, teg (dokunmak, temas etmek) + nek (-ci, araç eki) * sopa, çubuk

değnekçi : tür. * değnek (sopa, çubuk) + çi (yapan, eden eki) * motorlu taşıtların yolcu bindirip indirdiği, yanaştığı, durduğu yerlerde taşıtların ve yolcuların düzenini sağlayan kimse

deh : tür. * dah, deh (at yönlendirme ve komut nidası) * atın koşmasını sağlamak için söylenen nida; çocuk dilinde at

deha : ara. * deha (kurnazlık, beceriklilik, zekilik) * üstün zeka ve yaratıcılık tezahürü

dehalet : ara. * dahl (içeri girmek, duhul etmek), duhul (girme) + et (durum eki) * girme, içeri girme, ev halkına veya aşirete katılma

dehdeh : tür. * deh, dah (at yönlendirme ve komut nidası) + deh, dah (at yönlendirme ve komut nidası) * çocuk dilinde at

dehhaş : ara. * dehş (korkutmak, ürkütmek; korkmak) * çok korkunç, aşırı derecede korku veren, korkutucu

dehidratasyon : gre., lat., fra. * la déshydratation (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) (lat.) + hudor, hudro, hydor, hudros, hydros (su, sıvı) (gre.); hydratus (suyla birleşmiş) + tio (isim yapım eki) (lat.) * susuz kalma, vücuttaki su oranının tehlikeli derecede azalması

dehidrobenzperidol : lat., gre. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + hydor, hudros, hydros (su, sıvı) (gre.) + benz (aromatik (halkalı) hidrokarbon olan benzen eki) + peri (etrafında, çevresinde (gre.) + idol (alkol ve türevleri eki) (lat.) * psikoz tedavisinde ve anestezi uygulamalarında kullanılan, butirofenon sınıfına ait bir nöroleptik ilaç, droperidol (C22H22FN3O2)

dehidrogenaz : lat., gre. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) (gre.) + ase (enzim eki) (lat.) * hidrojen atomlarını bir molekülden uzaklaştıran (oksitleyen) oksidoredüktaz sınıfından enzim

dehisans : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + hiscere (açılmak) + entia (isim yapım eki) * tohumların, meyvelerin veya organların doğal olarak açılması; yaranın açılması

dehisant : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + hiscere (açılmak) + ent (sıfat yapım eki) * olgunlaşınca kendiliğinden açılarak tohumlarını serbest bırakan (meyve veya kapsüller)

dehliz : ara., far. * dahriz, dahliz (revak, kapı girişindeki sütunlu eşik) (dahl (girmek, içe geçmek, nüfuz etmek) + iz (isim yapım eki) ) * koridor, geçit, kapalı, uzun ve dar geçit, propylon (kapıdan önce olan) (pro (ön) + pylaeon (kapı) )

dehr : ara. * dahara (uzun sürmek, devam etmek, zaman geçmek) * zaman, vakit, saat, süre (hora, the hour, heure, uhr (mevsim, vakit, doğru zaman, saat) (lat., ing., fra., alm.) )

dehşet : ara. * dahaşa (korkmak, ürkmek, korkutmak, ürkütmek) + at (isim yapım eki) * büyük korku

deiktik : gre. * deiktikos (gösteren, işaret eden) (deiknyai (göstermek, işaret etmek) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) ) * dilbilimde konuşma sırasında konuşmacının bağlamına göre anlamı değişen, işaret etme ve gösterme işlevi taşıyan zamir, zarf ve dil birimlerini ifade eden; “ben, sen, bu, şu, burada, şimdi” gibi bağlama bağlı anlam kazanan dilsel öğeleri kapsayan niteleme

deimos : gre. * duei (korku) + mos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Yunan mitolojisinde korku tanrıçası

deinokok : gre. * deinos (korkunç, muazzam, sıra dışı, heybetli an) + kokkos (tohum, tomurcuk, tane, tanecik, çekirdek, yuvarlak, küre) * başta öldürücü düzeydeki gama ve ultraviyole radyasyon olmak üzere aşırı soğuk, dehidrasyon, vakum ve asit gibi çevre koşullarına karşı olağanüstü hücresel onarım mekanizmaları sayesinde hayatta kalabilen, küre şekilli ve poliektremofil (çoklu aşırı koşullara dayanıklı) bir bakteri cinsi, deinococcus

deist : lat. * deus (Tanrı) + ista (-cı, yandaş, destekçi) (Tanrıcı; Tanrı'nın varlığına inanmayı ancak habercilere, meleklere, vahiy yoluyla indirilmiş kutsal kitaplara inanmayı reddeden akım destekçisi * deist; déiste le la; Deist, Gottesgläubiger

deizm : lat. * deismus (deus (Tanrı) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) ) * Tanrıcılık, Tanrı'nın varlığına inanmayı ancak habercilere, meleklere, vahiy yoluyla indirilmiş kutsal kitaplara inanmayı reddeden akım

dej : kür. * dej (yanmak, yakmak, ateşlenmek) (kür.); dağ (kızgın, yanık, yara) (far.), daha (daha (yanma, ateş) (san.) * ağrı, acı, sızı, sancı, yanma

déjà entendu : fra. * déjà (önceden, çoktan) + entendu (duyuldu, işitildi, duyulmuş, işitilmiş) * yeni işitilen bir şeyin daha önce de işitilmiş olduğu yolundaki his

déjà pensé : fra. * déjà (önceden, çoktan) + pensé (düşünüldü, düşünülmüş) * yeni düşünülen bir şeyin daha önce de düşünülmüş olduğu yolundaki his; aslı olmayan aşinalık duygusu

déjà vu : fra. * déjà vu (déjà (önceden, çoktan) + vu (görüldü, görülmüş) ) * deneyimlenmekte veya şahit olunmakta olan bir olayın aynısının daha evvelce de yaşandığı hissi

dejavü : fra. * déjà vu (déjà (önceden, çoktan) + vu (görüldü, görülmüş) ) * deneyimlenmekte veya şahit olunmakta olan bir olayın aynısının daha evvelce de yaşandığı hissi

dejenerasyon : lat., fra. * degeneratum (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + generare (doğurmak, üretmek, türetmek, oluşturmak, yaratmak) (lat.) (gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.); dégénération (fra.) * soysuzlaşma, bozunma, yapısından uzaklaşma

dejeneratif : lat. * degenerativus (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + generatus (yaratılmış, oluşmuş) (generare (genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki (lat.) ) + ivus (gibi olan) ) (lat.) * bozulmaya, gerilemeye, çözümlenmeye yatkın; dejenerasyona ilişkin

dejenere : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + generatus (yaratılmış, oluşmuş) (generare (genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) (gre.) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.) ) * bozulmuş, yozlaşmış, asıldan uzaklaşmış; fiziksel, ahlaki veya biyolojik yapısı bozulmuş; orijinal veya doğal özelliklerini kaybetmiş, soysuzlaşmış

dek : tür. * dek, tenk, teg (dokunmak, temas etmek) * -e kadar, sonlanma zamanı belirten edat (tag (etiket, künye, isimlik; birleştirmek, birbirine değdirmek) (ing.) (bir şeye değdirilen, üzerine temas ettirilen anlamından) )

dekad : gre. * deka (on) (gre.); decadis (onluk grup, on biriml (lat.) * on yıl; on birimlik grup veya dizi; zaman veya sayım ölçüsü olarak on yıllık dönem

dekadan : lat. * decadent (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + cadere (düşmek, ölmek) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.); décadent (fra.) * 19. yüzyıl sonlarında Fransa'da natüralistlere karşı ortaya çıkan sembolizm akımı temsilcilerine verilen isim; sefih, yoz, köhnemiş, çöküşe geçmiş, çöken

dekadans : lat. * decadentia (düşüş, yıkılış) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + cadere (düşmek, ölmek) + entia (isim yapım eki) ) (lat.); décadence (fra.) * sanat ve edebi akımların gerileme, düşüş ve yıkılmaya başlayış dönemi

dekagon : gre. * deka (on) + gonos, gonia (açı, köşe) * on kenarlı çokgen, ongen

dekagram : gre. * deka (on) + gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) * bir kilogramın yüzde biri, on gram

dekalinyum : lat. * de (ön ek) + qualin (aromatik azot içeren heterosikler eki) + ium (kimyasal element eki) * antiseptik ve dezenfektan olarak kullanılan, diklorür tuzu niteliğinde bir kuaterner amonyum katyonu ve bolamfifil

dekalitre : gre. * deka (on) + litro, litra (1000 cm3'lük ölçü birimi) * on litrelik hacim birimi

dekalkomani : lat., fra. * decalcomania (de, dis, dys (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk öneki) + calcare (basmak) + mania (delilik, çılgınlık, aşırı tutkunluk, aşırı heves, aşırılık, coşku) (mainesthein (delirmek, çıldırmak), man (çılgın, taşkın duygulu, aşırı tutkulu, aşırı hevesli) + eia (durum ve isim yapım eki) ) * boyanın kalın bir fırça ile ince bir kağıdın üstüne sıçratıldığı, daha sonra boya kurumadan ikinci bir kağıda yavaşça sürtülerek gelişigüzel dağılmasının sağlandığı bir resim tekniği

dekalog : gre. * deka (on) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * on kelime; Hz. Musa'ya inen on emir

dekalsifikasyon : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + calx, calc (kireç) + ficatio (facere, ficare (yapmak, etmek, eylemek, işlemek) + tio (isim yapım eki) ) * kalsiyum giderme prosesi, kalsiyumsuzlaştırma

dekalvans : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + calvus (kel) + entia (durum, ile ilgili olma; fiili isim yapım eki) * saç kaybı, kellik

dekametonyum : gre., lat. * deka (on) + meto, meton (metin/metilen grubu (-CH2- yapıları) eki) + ium (kimyasal element eki) * anestezide felç oluşturmak için kullanılan depolarizan bir kas gevşetici ve nöromüsküler blokaj ajanı (C16H38N2)

dekametre : gre. * deka (on) + metros, metron (ölçü) * on litrelik hacim birimi

dekan : gre., lat. * deka (on) (gre.); decanus (on kişinin şefi) (decem (on) + anus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (lat.) * üniversitede bir fakülteyi yöneten, profesör seviyesindeki öğretim görevlisi

dekanat : lat. * decanus (on kişinin başı, onluk lider) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * Üniversite veya yükseköğretim kurumlarında, bir fakültenin yönetiminden sorumlu olan akademik birim ve bu birimin başındaki görev; Roma’daki on kişilik liderlik sistemi

dekanoat : gre. * deka (on) (gre.); decem (lat.) + ate (tuz veya ester eki) (gre.) * dekanoik asidin (kaprik asidin) esterini veya tuzunu ifade eden kimya terimi; farmakolojide etkin maddenin vücutta daha yavaş salınmasını sağlamak amacıyla bazı ilaçların yapısında kullanılan ester grubu

dekantasyon : lat., gre. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + cantare (kaptan sıvıyı dökmek) (kanthos (kap kenarı, çember, ağız; göz köşesi) (gre.); canthus (lat.) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * karışmayan sıvıların veya bir sıvı ile süspansiyon gibi katı bir karışımın karışımlarının ayrılması; katı-sıvı heterojen karışımda katı kısım tamamen dibe çöktükten sonra üstteki sıvı kısmın başka bir kaba aktarılarak alınması işlemi

dekapitasyon : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + capitare (caput, capitis (baş, kafa) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * başsızlaştırma, başın kesilmesi, baştan ayrılma

dekapoda : gre. * deka (on) + pous, podos (ayak) * Malacostraca sınıfına ait, deniz, tatlı su ve bazı karasal ortamlarda yaşayan, beş çift yürüme bacağı bulunan karides, yengeç ve ıstakozları kapsayan eklembacaklılar takımı, onayaklılar

dekar : gre. * deka (on) + r (son ek) * 1000 metre karelik yüzey ölçü birimi (on ar)

dekarbosiklaz : lat., gre. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + carbo, carbonis (karbon, kömür, odun kömürü) (lat.) + cyclase (çevrim yapan, halka oluşturan, katalizleyen enzim eki) (kuklos, kyklos (daire, devir, çember, döngü, tekerlek, siklus) (gre.) + ase (enzim eki) (lat.) ) * karboksil grubunun (-COOH) enzimatik olarak uzaklaştırılmasını sağlayan veya halka yapılarla ilişkili reaksiyonları katalizleyen varsayımsal enzim

dekart çarpımı : fra., tür. * dekart (Fransız filozof ve matematikçi René Descartes’ın soyadından) + çarpım (çarpma işleminin sonucu; iki veya daha fazla sayının çarpılmasıyla elde edilen değer) + ı (iyelik eki) (tür.) * A'nın elemanları tarafından indekslenen bir aile (Xa) (indeks kümesi) için indeks kümesinden ailenin bileşimine giden ve A'daki her a elemanını Xa'ya gönderen tüm fonksiyonların kümesi

dekartçılık : fra. * dekart (Fransız filozof ve matematikçi René Descartes’ın soyadından) (fra.) + çı (destekçi, yandaş) + lık (durum eki) (tür.) * zihin ve bedeni birbirinden ayrı gibi olgu addeden, gerçek bilgiye ulaşmak için şüphe etmek gerektiğini savunan felsefe, kartezyen düalizm

dekaster : gre. * deka (on) + ster (isim yapım eki) * on metre küpe eşit hacim ölçüsü birimi

dekat : gre. * deka (on) + t (-luk) * insan ömrünün bölümlerini belirtmek amacıyla, genellikle hastalıkların görülme yaşını anlatmak için kullanılan ve on yıllık periyodları ifade eden kelime

dekatlon : gre. * deka (on) + athlon (yarış, yarışma) * atletizmin on dalı olan 100 metre koşusu, uzun atlama, gülle atma, yüksek atlama, 400 metre koşusu, 110 metre engelli koşu, disk atma, sırıkla yüksek atlama, cirit atma ve 1500 metre koşusundan oluşan yarış

dekatriaparaskevifobi : gre. * deka (on) + tria (üç) + paraskevi (hazırlık) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ayın 13'ünün cuma gününe gelmesi korkusu

deke : hol. * de (ön ek) + kooi (kafes, kapan, muhafaza, kuşlar için tuzak) (hol.); decoy (ing.) * buz hokeyinde bir oyuncunun rakip oyuncuyu pozisyonundan çıkardığı veya rakibin yanından geçerken diskin kontrolünü ve hakimiyetini koruduğu bir tür aldatmaca veya sahte teknik

dekidüus : lat. * decidere (düşmek, aşağı inmek) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + cadere (düşmek) ) + us (sıfat yapım eki) * dökülen, geçici olarak bulunan; botanikte mevsim sonunda yapraklarını döken bitkileri, zoolojide ise belirli bir süre sonra ayrılan veya kaybolan (dokular)

dekk : ara. * dakk (bastırmak, ezmek, düzleştirmek, vurmak; parçalamak) * düz, ezilmiş, ezik, bastırılmış; parçalanmış, parça parça edilmiş; delil

dekke : ara. * dakk (bastırmak, ezmek, düzleştirmek, vurmak; parçalamak) * ufalanmak, pare pare olmak; vurmak, dövmek; seki, sofa

deklanşör : lat., fra. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + clincus (çengel, mandal, kapı mandalı, kilit dili, tetik) (lat.); clench (sıkmak, perçinlemek) (ing.) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat.); déclencheur (fra.) * fotograf makinesi objektifinin açılmasını sağlayan mekanizma ve butonu, çözücü, serbest bırakıcı, tetik

deklarasyon : lat. * declarare (açıklamak, açık hale getirmek, beyan etmek) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + clarare (aydınlatmak, açık hale getirmek) + tio (isim yapım eki) (lat.); declaration (fra.) * bir şeyi açık ve belirgin hâle getirme; beyan, açıklama, ilan, anons, duyuru

deklare : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + clarare (aydınlatmak, açık hale getirmek) (lat.); déclaré (fra.) * beyan edilmiş, bildirilmiş, açıklanmış, duyurulmuş, ilan edilmiş

deklase : fra. * dé (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk öneki) + classe (sınıf), classer (sınıflandırmak), classé (sınıflandırılmış) * sınıfından olmuş, sınıf düşmüş, değer kaybetmiş

deklinasyon : lat. * declinare (eğilmek, bükülmek, sapmak, yönünü değiştirmek) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + (clinare (eğilmek, bükülmek, yön değiştirmek) ) + tio (isim yapım eki) * bir doğrultudan veya referans düzleminden olan açısal sapma; astronomide bir gök cisminin gök ekvatoruna göre kuzey veya güney açısal uzaklığını, coğrafyada ise manyetik kuzey ile gerçek kuzey arasındaki açısal fark

dekline : lat. * declinare (eğilmek, bükülmek, sapmak, yönünü değiştirmek) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + (clinare (eğilmek, bükülmek, yön değiştirmek) ) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); décliné (fra.) * azalmış, düşmüş, gerilemiş; bir isteği, öneriyi veya teklifi kabul etmeyerek geri çevirmiş olan, geri çevrilmiş, reddedilmiş

dekman : tür. * dekman (ateşlenen tabancanın sesinden onomatope (ses yansımalı) kelime) * tabanca oyunu, dekmancılık

dekoder : lat., ing. * decoder (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + codex, codic (kod, şifre) + er (-cı, yapan, eden eki) * kod çözücü, şifre çözücü

dekoksiyon : lat. * decoctum (decoquere (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + coquere (pişirmek, kaynatmak) + tio (isim yapım eki) ) (lat.); décoction (fra.) * kaynatma, kök, gövde, kabuk ve rizom gibi bitkisel veya bitkisel materyallerden çözünmüş kimyasalların kaynatılarak çıkarılması

dekolaj : fra., gre. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) (lat.); de (fra.) + kollein (yapıştırmak), kolla (yapıştırıcı, yapışkan, tutkal, zamk, birleştirici) (gre.); collare (yapıştırmak, bağlamak, bir arada tutmak) (lat.); coller (yapıştırmak, tutturmak) + age (isim yapım eki) ) (fra.) * duvarlara üst üste yapıştırılmış afiş veya benzerlerinden koparılan parçalarla yapılmış bir tür kolaj, sökme, koparma

dekole : lat., fra. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + collare (yapıştırmak, bağlamak, bir arada tutmak) (lat.); dé (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk öneki) + coller (yapıştırmak, tutturmak), collé (yapıştırılmış) (fra.) * sökülmüş, koparılmış, ayrılmış

dekolman : lat. * decollementia (havalanma, çözülme, bağı kopma) (decollare (havalanmak, çözülmek, bağı kopmak) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + collare (yapıştırmak, bağlamak, bir arada tutmak) ) + mentia (isim yapım eki) (lat.); décollement (fra.) * ayrılma, sökülme, kopma; retinanın göz küresinin iç yüzeyinden ayrılması; retina sinir tabakasının altındaki pigment epiteli tabakasından ayrılması

dekolorasyon : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + colorare (renklendirmek) (color (renk) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * renksizleştirmek

dekolte : lat., fra. * decollatus (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + collare (collum (boyun) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); décolleté (boyunsuzlaşmış, yakasızlaşmış) (fra.) * yakası açılmış, göğüs kısmı açık giysi, boyun, omuz, göğüs ve sırtın bir bölümünü açık bırakan kadın giysisi

dekompansasyon : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + com, con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + pendere, pensare (tartmak) + tio (isim yapım eki) * telafi edilemeyen bozulma, çöküş

dekompansatuvar : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + com, con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + pendere, pensare (tartmak) + orium (isim yapım, yer, durum ve araç eki) (or (-cı, yapan, eden eki) + ium (isim yapım eki) ) (lat.); décompensatoire (fra.) * telafi edici (kompanse) mekanizmaların yetersiz kaldığı, artık bozulmanın veya yetmezliğin belirgin hale geldiği durumla ilgili olan

dekompanse : lat., fra. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + com, con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + pensatus (tartılmış) (pendere, pensare (tartmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); décompensé (fra.) * telafi edemez durumda, telafi edemeyen, çöküşe geçmiş

dekompanzasyon : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + com, con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + pensatio (pendere, pensare (tartmak) + tio (isim yapım eki) ) (lat.); décompensation (fra.) * telafi edilemeyen bozulma, çöküş

dekompoze : lat., fra. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + compositus (bir araya getirilmiş, düzenlenmiş, tertipli) (com, con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positum, positus (konmuş, yerleştirilmiş, yatırılmış) (lat.); décomposé (fra.) * bileşenlerine ayrılmış, çözünmüş, ayrışmış

dekompozisyon : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + com, con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positum, positus (konmuş, yerleştirilmiş, yatırılmış), positio (konum, durum) (lat.); décomposition (fra.) * kimyasal maddenin bileşenlerine ayrılması, çözünmesi

dekompresyon : lat. * discompresio, decompresio (de, dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + comprimere (con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + premere, primere (basmak, bastırmak, baskılamak, sıkıştırmak, durdurmak) ) + sio, tio (isim yapım eki) ) (lat.); décompression (fra.) * su altı dalışı veya yüksek irtifaya tırmanış esnasında ani basınç düşüşü sonucu kan ve dokularda nitrojen gibi inert gazların kabarcık haline gelmesiyle oluşan bir sağlık sorunu, vurgun

dekonjestan : lat. * de, dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + co, con (birlikte, beraber, ile) + gerere (getirmek, toplamak, biriktirmek, taşımak, yönetmek, yürütmek, yapmak, yüklemek, yığmak), gestent, gestens (getiren toplatsn, biriktiren) * burun tıkanıklıklarını gidermek için kullanılan geniş bir ilaç sınıfı

dekonjesyon : lat. * de, dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + congestio (congere (toplamak, biriktirmek) (con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + gerere (getirmek, toplamak, biriktirmek, taşımak, yönetmek, yürütmek, yapmak, yüklemek, yığmak) ) + tio (isim yapım eki) ) (lat.); décongestiom (fra.) * tıkanıklığın giderilmesi, şişkinliğin veya yoğunluğun azaltılması, giderilmesi

dekont : lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + computare (con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + putare (yerleştirmek, oturtmak) ), computus (hesaplama, sayma) (lat.); décompte (fra.) * hesap dökümü; hesaptan yapılacak indirim, hesaba katmama

dekor : lat. * decorare (süslemek, bezemek), decus (güzellik, güzelleştirme), decoratus (süsleme, güzelleştirme) * süs, süsleme düzeneği

dekorasyon : lat. * decorare (süslemek, bezemek) (decus (güzellik, güzelleştirme) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.); décoration (fra.) * süsleme, bezeme; bir mekanı estetik biçimde düzenleme

dekoratif : lat. * decorare (süslemek, bezemek), decus (güzellik, güzelleştirme), decoratus (süsleme, güzelleştirme) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * süslemeyle ilgili, dekorasyon ile ilgili

dekoratör : lat. * decorare (süslemek; güzelleştirmek) (decus (güzellik, güzelleştirme) + are (fiil mastar eki) ) + tor (-ci, yapan) * dekorasyon işini yapan

dekore : lat., fra. * decorare (süslemek; güzelleştirmek) (decus (güzellik, güzelleştirme) + are (fiil mastar eki) ), decoratus (süslenmiş, güzelleştirilmiş) (lat.); décoré (fra.) * süslenmiş, dekorasyonu yapılmış

dekortike : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + cortex (kabuk), corticatus (kabuklu) (lat.); décortiqué (fra.) * kabuğu soyulmuş, yüzeyi tahrip olmuş

dekovil : fra. * decauville (1875 yılında vagon üretimi için kurulan şirketin sahibi Paul Decauville'in soyadından) * vagonların insan veya hayvan gücüyle ilerletildiği küçük demiryolu

dekreşendo : lat. * decrescendo (azalma, küçülme) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + crescere (artmak, büyümek, çoğalmak, genişlemek, gelişmek) + endum (isim yapım eki) ) (lat), endo (ita.) * seslerin aşamalı olarak zayıflayacağını belirten müzik terimi (crescent, croissant (büyümekte olan, büyüyen; Ay'ın hilal şekli), grow, croître (büyümek) (ing., fra.) )

deksametazon : lat. * dex (dekstrotatuar (sağa dönen) izomer eki) + metha (steroid eki) + sone (keton eki) * romatizmal sorunlar, bazı cilt hastalıkları, şiddetli alerjiler, astım, kronik obstrüktif akciğer hastalığı, krup, beyin ödemi, göz ameliyatı sonrası göz ağrısı, superior vena kava sendromu ve tüberkülozda antibiyotiklerle birlikte kullanılan bir glukokortikoid ilacın etken maddesi (C22H29FO5)

deksketoprofen : lat. * dex (dekstrotatuar (sağa dönen) izomer eki) + keto (keton eki) + profen (propiyonik asit türevi nonsteroid antiinflamatuar eki) * akut ağrı, kas-iskelet ağrıları, adet sancısı, dental ve travma sonrası ağrılarda kullanılan nonsteroid antiinflamatuar bir ilacın etken maddesi (C16H14O3)

deksklorfeniramin : lat. * dex (sağ yönlü, sağ yönlü izomer, dekstrorotatuvar) + chlor (klor elementi) + pheniramin (kimyasal madde türevi, antihistaminik) * alerji semptomlarını hafifletmek için kullanılan, H1 reseptörlerini bloke eden sentetik antihistaminik ilacın etkemaddesi (C16H19ClN2)

deksmedetomidin : lat. * dex, dexter (sağ, sağ taraf) + medetomidinum (medetomidin türevi sentetik bileşik) (meditari (tedavi etmek, iyileştirmek, ilgilenmek) + idine (azot içeren heterosiklik bileşik eki) ) * klonidine benzer şekilde, beynin belirli bölümlerinde a2-adrenerjik reseptörlerin agonisti olarak işlev gören sedatif, anksiyolitik ve analjezik özellikli bir ilacın etken maddesi (C13H16N2)

deksmetilfenidat : lat. * dex (sağ yönlü, dekstrorotatuvar) + methyl (metil (CH3) grubu) (methy (şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + phenidate (kimyasal madde türevi, merkezi sinir sistemi uyarıcısı) (phenyl (aromatik benzen halkası C6H5) + ide (ikili bileşik, anyon eki) + ate (asit tuzu veya esteri eki) ) * dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) tedavisinde kullanılan, uyarıcı etkili sentetik ilacın etken maddesi (C14H19NO2)

dekspantenol : lat. * dex, dexter (sağ, sağ taraf) + panthos (hepsi, tüm, bütün, her yer) + enol (alkol (-OH) eki) * cilde uygulandığında B5 Vitaminine dönüşen bir pro vitamin görevi gören, kuru, pürüzlü, pullu veya kaşıntılı cilt semptomlarını azaltan çok yönlü bir cilt bakım bileşeni (C9H19NO4)

deksrabeprazol : lat. * dex (sağ) + rabeprazole (proton pompa inhibitörü) * mide asidini baskılayan, gastroözofageal reflü hastalığı (GERD) ve peptik ülser tedavisinde kullanılan sağ el izomeri proton pompa inhibitörü molekülü (C18H21N3O3S)

deksrazoksan : lat. * dex (sağ yönlü, dekstrorotatuvar) + razoxane (üretilmiş ilaç adı; antitümör ajanı) * antrasiklin grubu kemoterapi ilaçlarının kalp üzerindeki toksik etkilerini azaltmak ve antrasiklin ekstravazasyonunu tedavi etmek için kullanılan sitoprotektif ilacın etken maddesi (C11H16N4O4)

dekster : gre. * dexiteros (dexi (sağ) + teros (durum eki) ) (gre.); dex, dexter (sağ, sağ taraf) (lat.) * sağ tarafta, sağa doğru, sağ, sağda olan (bir arma üzerinde, taşıyıcının bakış açısından, yani tasvir edildiği gibi sol tarafta)

deksterite : gre. * dexiteria (dexiteros (dexi (sağ) + teros (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + teia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.); dexteritas (dex, dexter (sağ, sağ taraf) + itas (isim yapım eki) ) (lat.) dextérité (ing., fra.) * maharet, hüner, ustalık, beceri, el çabukluğu

dekstran : lat. * dex, dexter, dextrum (sağ, sağ taraf, sağdaki), dextrose (glikozun sağa dönen formu) + an (polimer ve özellikle polisakkarit eki) * şekerlerin fermantasyonu ile oluşan ve glikoz polimerlerinden oluşan bir karbonhidrat sakızı ((C6H10O5)ₙ)

dekstrin : gre. * dexiteros (dexi (sağ) + teros (durum eki) ) (gre.); dex, dexter, dextrum (sağ, sağ taraf, sağdaki), dextro (sağ yöne hareket eki) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * sağda toplanma; nişasta veya glikojenin hidrolizi ile üretilen düşük moleküler ağırlıklı bir karbonhidrat grubu

dekstrokardi : lat., gre. * dex, dex, dexter, dextrum (sağ, sağ taraf, sağdaki), dextro (sağ yöne hareket eki) (lat.); dexiteros, dexter, dextro (sağ) + kardia (yürek, kalp) (gre.) * kalbin apeksinin nadir görülen konjenital bir durum sonucu normal düzeninin aksine sola doğru değil sağa doğru olması, embriyonik arrest dekstrokardisi ve dekstrokardili situs inversus

dekstrometorfan : lat. * dex, dexter, dextrum (sağ, sağ taraf, sağdaki), dextro (sağ yöne hareket eki) + methorphan (morfin türevi bileşik adı) * öksürük şuruplarında kullanılan, öksürük merkezini baskılayarak öksürüğü azaltan, opioid türevi fakat belirgin ağrı kesici etkisi bulunmayan antitüssif ilacın etken maddesi (C18H25NO)

dekstropozisyon : lat., gre. * dex, dexter, dextrum (sağ, sağ taraf, sağdaki), dextro (sağ yöne hareket eki) (lat.); dexiteros, dexter, dextro (sağ) + ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positum, positus (konmuş, yerleştirilmiş, yatırılmış), positio (konum, yerleşim) (lat.) * normal yapıdaki kalbin sağ hemitoraksa doğru yer değiştirmesi

dekstropropoksifen : lat., gre. * dex, dexter, dextrum (sağ, sağ taraf, sağdaki), dextro (sağ yöne hareket eki) (lat.) + propyl (3 karbonlu alkil grubu (C3H7) ) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + phenyl (aromatik benzen halkası C6H5) (gre.) * orta şiddette ağrıların tedavisinde kullanılan, dekstrorotatör izomere sahip sentetik opioid (narkotik) ağrı kesici ilacın etken maddesi (C22H29NO2)

dekstrorotatör : lat. * dex, dexter, dextrum (sağ, sağ taraf, sağdaki), dextro (sağ yöne hareket eki) + rotatus (dönmüş, döndürülmüş, çevrilmiş) (rotare (döndürmek, dönmek, çevirme hareketi yapmak) (rota (tekerlek, çark, halka, çember, makara, yuvarlak yapı, dönen şey; dönme, dönüş, döngü) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + or (-cı, yapan, eden eki) * düzlem kutuplanmış ışığın titreşim düzlemini sağa (saat yönünde) çeviren optikçe aktif madde veya izomer

dekstrosikloversiyon : lat., gre. * dex, dexter, dextrum (sağ, sağ taraf, sağdaki), dextro (sağ yöne hareket eki) (lat.); dexiteros, dexter, dextro (sağ) + kyklos (daire, döngü) (gre.) + versio (dönme, dönüş, rotasyon, dönüşüm, yönelim, çevrim) (vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * gözün sağa doğru rotasyonel hareketi (sola dönme hareketi "levosikloversiyon")

dekstrotatuar : lat., gre. * dex, dexter, dextrum (sağ, sağ taraf, sağdaki), dextro (sağ yöne hareket eki) (lat.); dexiteros, dexter, dextro (sağ) + orium (isim yapım, yer, durum ve araç eki) (or (-cı, yapan, eden eki) + ium (isim yapım eki) ) (lat.) * sağa döndüren, sağ el yönünde dönen hareket veya yönelim gösteren

dekstroversiyon : lat., gre. * dex, dexter, dextrum (sağ, sağ taraf, sağdaki), dextro (sağ yöne hareket eki) + versio (dönme, dönüş, rotasyon, dönüşüm, yönelim, çevrim) (vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tio (isim yapım eki) ) * kalp anormal bir şekilde daha sağa konumlandığında ve sağa döndüğünde sağ ventrikülün genellikle sol ventrikülün arkasına geçmesi, ancak sol ventrikülün solda kalması

dekstroz : gre., lat. * dextrose (glikozun sağa dönen formu) (dexiteros (sağ, sağ taraf) (dexi (sağ) + teros (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (gre.); dex, dexter, dextrum (sağ, sağ taraf, sağdaki) (lat.) ) + ose (şeker eki; kimyasal monosakkarit eki) (lat.) * mısır nişastasından üretilen bitkisel kaynaklı temel bir şeker, glukoz

dekstrum : gre., lat. * dexiteros, dexter, dextro (sağ, sağ taraf) (dexi (sağ) + teros (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (gre.) + um (son ek) (lat.) * kalbin venae cavae ve koroner sinüsten kan alan sağ üst odacığı

dekumbent : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + cumbere (yatmak, uzanmak) + ent (sıfat yapım eki) * yere doğru eğilen, yatık büyüyen; botanikte gövdesi başlangıçta dik olup daha sonra yere doğru uzanan veya toprağa yaslanan (bitki)

dekupaj : fra. * découpage (dé (yokluk, zıtlık ve olumsuzluk öneki) + couper (kesmek) + age (isim yapım eki) * kesip parçalara ayırma; bir resmi veya deseni kenarlarından titizlikle kesip çıkararak farklı bir yüzeye yapıştırma, mobilyacılıkta ahşabı kıl testeresiyle oyma veya sinemada bir senaryoyu planlarına ayırma işlemi

dekupe : fra. * dé (yokluk, zıtlık ve olumsuzluk öneki) + coupé (kesik, kesilmiş) * bir görseldeki ana nesnenin, arkasındaki arka plandan (fondan) kesilerek temizlenmesi ve ayrılması işlemi

dekuple : fra. * dé (yokluk, zıtlık ve olumsuzluk öneki) + couplé (çiftleşmiş, ikili olmuş) * ikiliği bozulmuş, ayrılmış, ayrışmış, ayrıştırılmış

dekurrent : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + currere (koşmak, akmak, ilerlemek) + ent (sıfat yapım eki) * (botanikte yaprak ayası) tabana doğru daralmadan devam ederek gövde üzerinde kanat veya uzantı oluşturan; (yaprak sapı veya yaprak tabanı) gövde boyunca aşağı doğru uzanan

dekussat : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + quatere, cussare (vurmak, sallanak), cussat (vurulmuş, sallanmış) * her nodda karşılıklı olarak bir çift yaprağın ve birbirini izleyen nodlardaki yaprak çiftleri birbirine dik durumda olan çevresel yaprak dizilişi

dekübit : lat. * decubitus (decumbere, decumbo (yatmak, uzanmak) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + cumbere, cubare (yatmak, uzanmak) ) + tus (isim yapım eki) ) * yatalak hastalarda görülen ve bedene sürekli bası nedeniyle oluşan basınç yaraları (kümbet, gunbad (kemer, kubbe, iki kolonu birleştiren uzantı; iki kolonun arasında uzanan hat) (far.), kemer (iki şeyi bir araya getiren, birbirine bağlayan araç) (far.) )

dekübitus ülseri : lat., tür. * decubitus (dekübit) + ulcus, ulcer (yara) (lat.) + i (iyelik eki) (tür.) * genellikle yatalak hastalarda kol, bacak, kafa veya kalça kemiğinin herhangi bir yerinde meydana gelen ve üzerinde çok fazla baskı olması nedeniyle ciltte veya dokuda hasar oluşturan enfeksiyonlu kapanmayan yara, basınç ülseri, basınç yarası, yatak yarası

dekümbent : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + cumbere (yatmak, uzanmak) + ent (sıfat yapım eki) * yere doğru eğilen, yatık büyüyen; botanikte gövdesi başlangıçta dik olup daha sonra yere doğru uzanan veya toprağa yaslanan (bitki)

dekürarizasyon : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + curare (Güney Amerika yerlileri tarafından kullanılan, kas gevşetici ve felç edici etkisi olan bitkisel kökenli zehir) + izare (dönüşmek, dönüştürmek) + tio (isim yapım eki) * kürar türevi kas gevşeticilerin kas gevşetici bitkisel zehir etkisinin ortadan kaldırılması

dekürrens : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + currere (koşmak, akmak, ilerlemek) + entia (isim yapım ve durum eki) * botanikte yaprak ayasının tabana doğru daralmadan devam ederek gövde üzerinde kanat veya uzantı oluşturması; yaprak sapı veya yaprak tabanının gövde boyunca aşağı doğru uzanması

dekürrent : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + currere (koşmak, akmak, ilerlemek) + ent (sıfat yapım eki) * (botanikte yaprak ayası) tabana doğru daralmadan devam ederek gövde üzerinde kanat veya uzantı oluşturan; (yaprak sapı veya yaprak tabanı) gövde boyunca aşağı doğru uzanan

delal : kür. * delal (güzellik, sevimlilik, nazlılık) * güzellik, hoşluk, sevimlilik anlamında kullanılan; erkek ve kadın adı olarak kullanılan Kürtçe isim

delalet : ara. * dalla (sapmak, saptırmak, doğru yoldan çıkarmak, yönlendirmek, kılavuzlamak, yöneltmek, rehberlik etmek, eğilim göstermek, bir yola saptırmak), delil (kılavuz, rehber, doğru yolu gösteren, ispat, kanıt, burhan, beyyine) + et (isim yapım eki) * bir şeyin kendi varlığı veya durumuyla başka bir şeyin varlığına, durumuna ya da anlamına kılavuzluk etmesi, işaret etmesi veya onu göstermesi durumu, aracılık, kılavuzluk, vasıta olma, aracı olma, delil olma, ispat olma, kanıt olma

delaminasyon : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + laminare (ince tabakayla kaplamak) (lamina (ince tabaka, plaka) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * katmanlı bir yapının tabakalarının birbirinden ayrılması; malzeme biliminde kompozit, kaplama veya katmanlı yapıların tabakalar arası bağının kopması; jeolojide, biyolojide ve tıpta katmanların ayrılması durumu

delegasyon : lat. * delegatio (delegare (yetkilendirmek) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + legare (atamak, tayin etmek, göndermek, görevlendirmek) ) + tion (isim yapım eki); delegation, délégation (ing., fra.) * bir görevi başkasına gönderme, devretme; yetki aktarma işlemi; temsilci heyeti, yetkilendirme, yetki devri

delege : lat. * delegatus (delegare (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + legare (atamak, tayin etmek, göndermek, görevlendirmek) ) + tus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * bir kişi veya topluluğu temsil etmesi için yetkilendirilip görevlendirilen kimse, yetkili, vekil

delep : tür. * delep (parlamak, ışıldamak) * bir nesnenin ya da ışığın göz alıcı bir şekilde parlaması, parıl parıl etmesi, parlayarak, parıl parıl

delesyon : lat. * delere (silmek, yoketmek, mahvetmek) + tio (isim yapım eki) * bir kromozomun bir parçasının kopup, kaybolmasıyla yani eksilmesi nedeniyle oluşan ve genetik hastalıklara sebep olan kromozom anomalisi

delfi : gre. * Delphoi (Antik Yunan'da Apollon kahinliğinin bulunduğu kutsal kent) (delphys (rahim, dölyatağı) + oi (yer eki) ) * Antik Yunan'da kehanet merkezi olarak ün kazanmış ve "Dünyanın Merkezi" kabul edilen, Parnassos Dağı eteklerinde kurulmuş olan ve Apollon Tapınağı'nı da içeren kutsal kent, Delfi (Delphi), mistik bir kehanet merkezi

delgeç : tür. * del (içe girmek, dalmak) + geç (araç eki) * kağıtları dosyalamak için gereken delikleri açan alet, perforatör

delgi : tür. * del (içe girmek, dalmak) + gi (araç eki) * maden, taş, tahta gibi sert şeyler üzerinde delik açmaya yarayan araç

deli : lat., tür. * deliriare (aklını kaybetmek, sapmak; delirmek) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + lira (saban izi; düz hat, sıra) + are (fiil mastar eki) ) (lat.) ("saban çizgisinden sapmak" anlamından); tilbe, tilve (çılgın, deli, aklını yitirmiş, gözükara, gözüpek) * zihinsel işlevlerinde bozulma nedeniyle gerçeklik algısı, düşünce ve davranışlarında ciddi sapma bulunan, aklını yitirmiş, çılgın

delibal : tür. * tilbe, tilve (çılgın, deli, aklını yitirmiş, gözükara, gözüpek) + bal (arının salgıladığı şekerli madde) * arıların zehirli çiçeklerden topladıkları veya yaban arılarının yaptıkları bal

delibaş : tür. * tilbe, tilve (çılgın, deli, aklını yitirmiş, gözükara, gözüpek) + baş (kafa, ön, tepe, uç) * koyunlarda ve danalarda görülen, hayvanı döndüre döndüre öldüren tehlikeli bir hastalık

delice : tür. * darnelle (darne (kesik, dilim; zarar verme, yaralama) + elle (isim yapım eki) ); lolium (gülmek, yüksek sesle gülmek) + temulentum (sarhoşlar) (lat.); lalos (gülmek) (gre.) * buğdaygillerden, genellikle buğday tarlalarında yetişen, tohumu zehirli, yabani bitki; Kırıkkale’nin bir ilçesi; ismi Delice ırmağından; eski ismi Piran

delik : tür. * del (içe girmek, dalmak) + ik (isim eki) * bir şeyin içine doğru açılmış giriş, boşluk, oyuk (delv (kova) (ara.), delve (derinlemesine araştırmak, içine dalmak, derin oyuk yaratmak) (ing.) )

delikanlı : tür. * tilbe, tilve (çılgın, deli, aklını yitirmiş, gözükara, gözüpek) + kan (damarlardaki, alyuvar, akyuvar ve plazmadan oluşan, oksijen ve besin taşıyan kırmızı renkli hayat sıvısı; soy, nesil, kök, köken) + lı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kanı hızlı akan, coşkulu, genç erkek, kanı kaynayan, heyecanlı, atılgan genç

delikates : lat., fra. * delicatus (çekici, ince, hoş, zarif, lezzetli, şımartılmış, narin, hassas, zevkli) (delicare (okşamak, şımartmak, naz etmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); délicatesse (incelik, zarafet) (fra.) * incelik, zarafet, duyarlılık

delikato : lat. * delicatus (delicare (okşamak, şımartmak, naz etmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); ato (ita.) * çekici, ince, hoş, zarif, lezzetli, şımartılmış, narin, hassas, zevkli

delil : ara. * dalla (sapmak, saptırmak, doğru yoldan çıkarmak, yönlendirmek, kılavuzlamak, yöneltmek, rehberlik etmek, eğilim göstermek, bir yola saptırmak) + il (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kanıt, ispat; rehber, yol gösterici

delirium : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + lira (çizgiler arasındaki tepe, yükselti) + ium (ile ilgili olma) * yoldan çıkma, zihinsel doğrultudan sapma; akut bilinç bulanıklığı, sayıklama durumu, hezeyan, çılgınlık

delirmek : tür. * del, tilbe, tilve (çılgın, deli, aklını yitirmiş, gözükara, gözüpek) + ir (edilgen fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * çıldırmak, aklını yitirmek (delirium, Delirium (hezeyan) (ing., alm.), délirer (delirmek) (fra.), dall (sapık) (ara.) )

deliryum : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + lira (çizgiler arasındaki tepe, yükselti) + ium (ile ilgili olma) * yoldan çıkma, zihinsel doğrultudan sapma; akut bilinç bulanıklığı, sayıklama durumu, hezeyan, çılgınlık

delişmen : tür. * del, tilbe, tilve (çılgın, deli, aklını yitirmiş, gözükara, gözüpek) + iş (işteş fiil eki) + men (kimse, kişi, şahıs) * tutarsız, agresif ve şımarık davranışları olan; coşkulu, atak, yerinde duramayan; taşkın davranışlı genç

delk : ara. * deleke (sürtmek, ovalamak, ezmek) * sürtme, ovalama, ovma, masaj yapma, ovuşturma, çitileme

delmek : tür. * del (açıklık, oyuk oluşturarak içe girmek, dalmak, delik açmak, içe girmek) + mek (fiil mastar eki) * bir şeyin üzerinde açıklık, oyuk oluşturarak içine girmek, dalmak, bir şeyin içine doğru giriş açmak, bir şeyin derinliğine inmek (delv (kova) (ara.), delve (derinlemesine araştırmak, içine dalmak, derin oyuk yaratmak) (ing.) )

delosperma : gre. * delos (belirgin, açık) + sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni, sperm) * parlak ve açıkta duran tohumlarıyla ayırt edilen, etli yapraklı, kuraklığa dayanıklı, Aizoaceae familyasından bir bitki cinsi

delphinidae : gre., lat. * delphis (yunus) (gre.) + inus (ile ilgili,-a ait) + ium (bitki cins adı eki) (lat.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Cetacea (balinalar) takımı içinde yer alan, Delphinidae familyasına ait, dünya denizlerinde ve bazı büyük nehir sistemlerinde yaşayan, yüksek zekaları, sosyal davranışları ve hidrodinamik vücut yapılarıyla bilinen yunusları kapsayan hayvan familyası

delphinium : gre., lat. * delphis (yunus) (gre.) + inus (ile ilgili,-a ait) + ium (bitki cins adı eki) (lat.) * Ranunculales (düğünçiçeğigiller) takımı içinde yer alan, Ranunculaceae familyasına ait, Kuzey Yarımküre’nin ılıman bölgelerinde özellikle dağ çayırları ve açık ormanlık alanlarda yaşayan, dik gövdeli, gösterişli çiçeklere sahip otsu bitkileri kapsayan bitki cinsi

delphinus : gre., lat. * delphis (yunus) (gre.) + inus (ile ilgili,-a ait) (lat.) * Cetacea (balinalar) takımı içinde yer alan, Delphinidae familyasına ait, dünya okyanuslarının ılıman ve tropik bölgelerinde yaşayan, ince yapılı ve hızlı yüzen yunusları kapsayan memeli cinsi

delta : gre., fen. * daleth, daled (İbrani ve Fenike alfabesindeki dördüncü harf) * Grek alfabesinin üçgen şekkindeki dördüncü harfi; nehirin denize döküldüğü yerde oluşan alüvyon birikintisi, çatalağız

delta-doplama : hafif katkılı bir yarıiletken malzeme içinde, yaklaşık 1 nanometre kalınlığında çok ince ve yüksek derecede katkılanmış (doplu) bir tabaka oluşturma tekniği; yarı iletkenlerde katkı atomlarının normal difüzyonla değil, çok ince bir tabaka veya düzlem halinde belirli bir derinliğe yerleştirildiği özel katkılama yöntemi; özellikle kuantum kuyuları, yüksek elektron hareketliliğine sahip transistörler ve nanoelektronik yapılarda kullanılan doplama tekniği

deltat : gre., fen., lat. * daleth, daled (İbrani ve Fenike alfabesindeki dördüncü harf) + t (tempus (zaman) ) (lat.) * fizik ve matematikte zaman aralığını veya zamandaki değişimi gösteren Δt sembolü; iki zaman değeri arasındaki fark (Δt = t2 - t1)

deltoid : gre., fen. * daleth, daled (İbrani ve Fenike alfabesindeki dördüncü harf) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * üçgen veya üçgene benzeyen biçimde olan; anatomide omuz eklemini örten üçgen biçimli deltoid kasını, botanikte ve morfolojide ise üçgenimsi (yapı)

delüzyon : lat. * delusio (yanılgı, sanrı) (deludere (alay etmek) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + ludere (oynamak, eğlenmek, aldatmak) ) + sio (isim yapım eki) * yanlış olduğu delillerle aşikar olanı inkar etme sendromu, sanrı

delüzyonel : lat. * delusio (yanılgı, sanrı) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * delüzyon ile ilgili

delv : ara. * dalla (sapmak, saptırmak, doğru yoldan çıkarmak, yönlendirmek, kılavuzlamak, yöneltmek, rehberlik etmek, eğilim göstermek, bir yola saptırmak) * kova, su koyulan ve kuyudan su çekilen bakraç; oniki burçtan biri

delve : ara. * dala (kovayı kuyuya sarkıtmak, indirmek) * kova, delmek, derine inmek, içine dalmak, bilgi aramak (delve (araştırmak, arayıp taramak), deal (ilgilenmek, meşgul olmak, uğraşmak) (ing.) )

dem : ara. * dam’, dama’a (ağlamak, gözden sıvı akmak) * omurgalıların göz boşluğundaki bezlerin salgıladığı, gözlerin temizlenmesi ve nemlenmesini sağlayan berrak, tuzlu sıvı, gözyaşı

dem : ara. * damm, damma (kan akmak, kan akıtmak, kan dökmek, kan ile ilgili olmak, akmak) * vücuda besin ve oksijen sağlayan damarlardaki kırmızı renkli yaşamsal sıvı, kan (edema, œdème, Ödem (ödem) (ing., fra., alm.), demography, démographie, Demographie (nüfusbilim) (ing., fra., alm.) )

dem : far. * dem (nefes, soluk; zaman, vakit) * (çay için) çayı, sıcak suyun içine attıktan sonra, renk ve koku vermesi için bir süre bekletme

dem vurmak : far. * dem (nefes, soluk; zaman, vakit) * bir şeyden bahsetmek, dem (zaman, an, nefes) (far.)(theme, thème, Thema (konu) (ing., fra., alm.) )

dem’a : ara. * dama’a (gözden yaş gelmek, ağlamak, yaş dökmek, yaş akıtmak) * sıvılanma, ödem; gözyaşı (edema, oedème le, Ödem s (ing., fra., alm.) )

demadem : ara. * dem (nefes, soluk; zaman, vakit) + a (baglaç) + dem (nefes, soluk; zaman, vakit) * daima, her daim, her vakit, her an

demagog : gre. * demos (halk, topluluk, kitle) + agein (yönetmek, yönlendirmek, götürmek, taşımak, önderlik etmek, sevk etmek, etki oluşturmak; toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek), agogos (yol gösteren, önder; yönlendirme) * halkı kışkırtıcı söylemlerle yönlendiren kişi; duygu ve öfkeye hitap ederek destek toplayan lider, demagoji yapan

demagoji : gre. * demos (halk, topluluk, kitle) + agein (yönetmek, yönlendirmek, götürmek, taşımak, önderlik etmek, sevk etmek, etki oluşturmak; toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek) + eia (isim yapım eki) * gerçek dışı veya duygulara hitap edecek kışkırtıcı söylemlerde bulunarak bir kimseyi veya kitleyi etki altına almaya çalışma

demagojik : gre. * agein (yönetmek, yönlendirmek, götürmek, taşımak, önderlik etmek, sevk etmek, etki oluşturmak; toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek) + eia (isim yapım eki) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * demogoji ile ilgili

deman : gre. * daio, daiomai (bölmek, ayırmak, paylaştırmak, bölüştürmek, dağıtmak), daimon (bölen, paylaştıran, kaderi dağıtan, tanrısal güç, koruyucu ruh) * ilahi güç, küçük tanrı, yol gösterici ruh, koruyucu tanrı; kader, hiddete kapılmış, feryat, figan, terslik, heybetli, azametli

demans : lat. * dementia (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + mens (zihin, akıl, idrak, mantık) + ia (durum eki) ) * bunama, düşünce bozukluğu, idrak yitimi (mentik (idrak, akılcı düşünme yetisi; konuşma, söz söyleme yetisi) (ara.), mantık (tür.) )

demarkasyon : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + marcare (işaretlemek, belli etmek, vurgulamak; işaret koymak, damgalamak) (marca (işaret, iz, nişan) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * sınır belirleme; bilim, din, felsefe, sanat gibi çeşitli bilgi türlerinin sınırlarını belirleme işi; dokulara gelen kanın azalmasının veya kesilmesinin ilgili bölge çevresinde inflamatuar reaksiyon oluşmasını ve bu nekrozun yayılmasını önlemesi

demarke : lat., fra. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + marcatus (işaretlenmiş) (marcare (işaretlemek, belli etmek, vurgulamak; işaret koymak, damgalamak) + tus (geçmuş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); dé (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı öneki) + marqué (işaretlenmiş) (fra.) * işareti kaldırılmış, işaretten ayrılmış; farkı gösterilmiş, öne çıkarılmış; sporda rakipten sıyrılmış, markajda olmayan, tutulmayan, boşta

demateryalizasyon : lat., fra. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + materialisatio (soyut bir düşüncenin, planın veya kavramın somut bir biçime dönüşmesi; fiziksel olarak varlık kazanma, maddeleşme durumu) (mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak) + ialis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) ) * fiziksel bir nesnenin veya maddi yapının maddesel varlığını kaybederek dijital, soyut veya fiziksel olmayan bir biçime dönüşmesi; özellikle bilgi teknolojilerinde verilerin kâğıt veya fiziksel ortamdan elektronik ortama aktarılması, ekonomide fiziksel varlıkların yerini dijital karşılıkların alması

dematisiyöz : gre., lat. * dematos (bir araya gelmiş iplik veya lif) (de (bağlı, birlikte) + matos (iplik, lif) (gre.) + aceosus (ile ilgili, sıfat yapım eki) (lat.) * hiflerinin ve/veya sporlarının duvarında melanin veya melanin benzeri, kahverengi veya siyah iplik görünümünde pigment bulunan (mantarlar ile ilgili özellik)

demdem : ara. * damdama, demdeme (gürlemek, homurdanmak, yoğun şekilde vurmak, çarpmak, sürekli yankılanmak, patlamak) * gürleme, patlama, homurtu

demdeme : ara. * damdama, demdeme (gürlemek, homurdanmak, yoğun şekilde vurmak, çarpmak, sürekli yankılanmak, patlamak) * şiddetli darbe, gürültü, patlama; hiddetli söz, avaz; hoşa gitmeyen sesler; sinek vızıltısı; öğütme; sürte sürte ezme; azab verme, eziyet etme; hile; davul; şöhret, nam, ün

demeç : tür. * de (söylemek, konuşmak) + meç (isim yapım eki) * sözlü açıklama, deme, deyiş, söylem

demek : tür. * de (söylemek, konuşmak) + mek (fiil mastar eki) (di (söylemek) + yor (üçüncü tekil şahıs çekim eki) * söylemek, konuşmak (dicere, dire (söylemek, konuşmak) (lat.); dictate, dicter (dikte etmek) (ing., fra.), digit (parmak, sayı, gösteren, söyleyen) (ing.) )

demeklosiklin : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + mechlo (methyl (CH3) ve klor (Cl) grubu eki) + kyklos (daire, çember, halka, döngü) + ine (kimyasal bileşik eki) * bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde kullanılan tetrasiklin sınıfından bir antibiyotik (C21H21ClN2O8)

demet : gre. * dematos (bağ, deste, bohça, çıkın; bir araya gelmiş iplik veya lif) + ion (küçültme eki) * deste, aynı cins şeylerden oluşan bir araya getirilmiş kitle

demeter : gre. * de (toprak, yer) + meter (ana, anne, valide) * toprak ana; Yunan mitolojisinde Olimpia'nın tarım, hasat bereket, mevsim ve anne sevgisi tanrıçası

demevi : ara. * dem (kan) + vi (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kan ile ilgili, kana mensup; asabi, sinirli (mecazi)

demin : tür. * tem (an, vakit, zaman; hemen, henüz, az önce, o sırada) + in (iyelik eki) * az önce, biraz önce

demineralizasyon : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + minera (cevher, maden, filiz) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) * vücudun mineral kaybı yaşaması durumu; diş minesi denilen bölgede minerallerin kaybedilmesi

demir : tür. * temur (demir) * simgesi Fe, atom sayısı 26, atom ağırlığı 55.847, yoğunluğu 7.8 olan, 1510 santigrat derecede eriyen, mavimtırak esmer renkte, sanayide çelik, döküm ve alaşımlar durumunda kullanılan metal grubundan element, ferrum (lat.)

demir fumarat : tür., lat. * temür, demir (metal grubundan element) (tür.) + fumaratus (fumare (tütmek, duman çıkarmak, tüttürmek; buhar çıkarmak; içmek (dumanlı bir şeyi) ) (fumus (duman) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) * demir alımını desteklemek için kullanılan kırmızımsı-turuncu bir toz olarak oluşan fumarik asidin demir(II) tuzu, ferrous fumarate (C4H2FeO4)

demir glisin sülfat : tür., gre. * temür, demir (metal grubundan element) (tür.) + glykys, glukus (tatlı, şekerli) (gre.) + ine (kimyasal bileşik eki) (lat.) + sulphate (sülfürik asit türevi SO4²⁻) (sulphur (selp, sulph (yağ) + urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve anyon-katyon temelli tuz eki) ) + atus, ate (asidin tuzu veya esteri eki) ) (lat.) * demir eksikliği ve demir eksikliği anemisinin tedavisinde kullanılan bir demir takviyesi, ferrous glycine sulfate (C4H10FeN2O8S)

demir leblebi : tür., ara. * temür, demir (metal grubundan element) (tür.) + lubb (kalp, yürek; çekirdek, tane, kabuğun içindeki şey, ağaç gövdesinin en iç halkası), lablab (nohut, baklagil tanesi; fasulyegillerden bir tür, mor bezelye) (ara.) * yapılması, başarılması çok zor olan iş; başa çıkılmaz, alt edilemez, yenilmez kimse

demir sülfat : tür., lat. * temür, demir (metal grubundan element) (tür.) + sulphate (sülfürik asit türevi SO4²⁻) (sulphur (selp, sulph (yağ) + urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve anyon-katyon temelli tuz eki) ) + atus, ate (asidin tuzu veya esteri eki) ) (lat.) * demirin sülfürik asit ile oluşturduğu, tarımdan tıbba (özellikle kansızlık tedavisinde) ve endüstriyel boyamalara kadar geniş bir alanda kullanılan, genellikle yeşil veya mavi-yeşil kristaller halinde bulunan kimyasal bir bileşik (FeSO4)

demirbaş : tür. * temür, demir (metal grubundan element) (tür.) + baş (kafa, tepe, ön, uç) * bir kuruma ait olan ve hizmet amaçlı kullanılan menkul eşya

demirci : tür. * temür, demir (metal grubundan element) + ci (yapan, eden eki) * Manisa'nın bir ilçesi

demirhindi : ibr., ara. * tamar (hurma, hurma ağacı; palmiye) (ibr.); tamr (hurma) (ara.) + hindi (Hintli) * baklagiller (Fabaceae, Leguminosae) familyasından, sıcak iklimlerde yetişen kerestesinden de yararlanılan bir ağaç, tamarind

demirköy : tür. * temür, demir (metal grubundan element) + köy (kasabadan küçük yerleşim birimi) * Kırklareli’nin bir ilçesi; Bulgarcası Malık Samokov

demirlemek : tür. * temür, demir (metal grubundan element) + le (edilgen fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * tekneyi sabitlemek için çıpanın denize bırakılması

demirözü : tür. * temür, demir (metal grubundan element) + öz (esas, asıl, cevher) + ü (iyelik eki) * Bayburt’un bir ilçesi (eski ismi Grekçe bir kelime olan Kısanta (sarı, sarışın, sarıca) )

demirperde : tür., far. * temür, demir (metal grubundan element) + perde (örtü, gizleyici şey) (far.) * Doğu Bloku, Komünist Blok, Sovyet Bloku veya Demir Perde, Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği ve onun Doğu ve Orta Avrupa'daki müttefiklerini tanımlamak üzere kullanılmış olan bir terim olup, II. Dünya Savaşı'nın sonu olan 1945 yılından Soğuk Savaş'ın sonu olan 1991 yılına kadar Avrupa'yı iki ayrı bölüme bölen ideoloji

demiryolu : tür. * temür, demir (metal grubundan element Fe) + yol (bir yerden bir yere gitmek için iz, geçit, ilerleme hattı, güzergah) + u (iyelik eki) * trenin üzerinde hareket ettiği raylarla döşenmiş yol

demiurgos : gre. * demiourgos (demos (halk) + ergon, ergos (iş, çalışma) ) * Eflatun felsefesine göre, evrenin yaratıcısı olan güç, Tanrı; gnostik kozmolojide madde alemini yaratan sahte ve kibirli tanrı, Yaldabaoth

demiyelinizan : lat., gre., fra. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) (lat.) + muelos, myelos (ilik, omurilik, kemik iliği) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (gre.) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); démyélinisant (fra.) * sinir sisteminde bulunan nöronlardaki myelin kılıflarına zarar veren

demiyelinizasyon : lat., gre., fra. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) (lat.) + muelos, myelos (ilik, omurilik, kemik iliği) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (gre.) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) (lat.); démyélinisation (fra.) * miyelin kılıflarının veya onları oluşturan hücrelerin zarar görmesi sonucu oluşan miyelin kaybı

demkeş : far. * dem (nefes, soluk; ağız; körük) + keş (çeken, çekici, taşıyan) * bazı kuşların, kübbül gibi uzun uzun ötenleri; şarap içen; devamlı öten bir güvercin cinsi; nefes çeken; nefes, soluk çeken; ney, kaval gibi çalgıları devamlı üfürenler

demlemek : ara., tür. * dem (sıvı, ödem) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * sıvılandırmak, ödemlemek; bir sıvıyı (özellikle çayı veya bitki karışımlarını) sıcak suyla belirli bir süre bekleterek özünü çıkarmak; bir şeyi olgunlaştırmak veya dinlendirerek daha iyi hale getirmek

demli : ara., tür. * dem (sıvı, ödem; özlü kısım, yoğunlaşmış su/çay esansı) + li (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * (çay için) rengini, kokusunu, tadını bulmuş; dem oranı yüksek, koyu renkli ve yoğun tatlı içilen çay; genel olarak içinde bir şeyin özü veya yoğunluğu fazla olan

demlik : ara., tür. * dem (sıvı, ödem; özlü kısım, yoğunlaşmış su/çay esansı) + lik (araç eki) * içinde çay demlenen, madensel veya porselen kap, küçük çaydanlık

demo : lat. * de (-dan, -den, tamamen) + monstrare (belirtmek, ortaya çıkarmak, göstermek, sunmak, arzetmek) + tio (isim yapım eki) * gösteri, sunum, arz; ispat, kanıt ("demonstration" kelimesinin kısaltılmışı)

demode : lat., fra. * demodus (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) ) (lat.); dé (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı öneki) + modé (moda olmuş) (fra.) * modası geçmiş, eski moda

demodeks foliculorum : gre , lat. * demos (halk, topluluk, kitle, nüfus) (gre.) + dex (solucan) + follis (çanta, kese, çıkın) + culus (küçültme eki) + orum (çoğul eki) * yalnızca insanların derisinde yaşayabilen mikroskobik bir akar

demodülasyon : lat. * de (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + modulare (bir şeyi belirli ölçü veya standartlara göre ayarlamak, düzenlemek veya uyarlamak) (modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) + ula, ulus (küçültme eki) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * bir taşıyıcı sinyalden bilgi sinyalini ayırma veya çıkarma işlemini, yani iletişim ve elektronik alanında modülasyonu geri çevirme süreci

demodülatör : lat. * de (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + modulare (bir şeyi belirli ölçü veya standartlara göre ayarlamak, düzenlemek veya uyarlamak) (modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) + ula, ulus (küçültme eki) + are (fiil mastar eki) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) * modülasyonu geri çevirerek taşıyıcı sinyalden bilgi sinyalini çıkaran veya ayıran elektronik devre veya cihaz

demografi : gre. * demographia (demos (halk, topluluk, kitle, nüfus) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek), (graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir toplumun nüfus yapısını, dağılımını, özelliklerini ve zaman içindeki değişimlerini istatistiksel yöntemlerle inceleyen bilim dalı, nüfusbilim

demografik : gre. * demographikos (demos (halk, topluluk, kitle, nüfus) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * nüfusun yapısını, dağılımını, özelliklerini ve değişimini inceleyen veya bunlarla ilgili olan, nüfusbilimsel, halkla ilgili

demokles : gre. * demos (halk, topluluk, kitle, nüfus) + kles (ün, nam, şöhret) * M.Ö. 4. yüzyılda Sirakuza'da hükümdar olan Dionysios'un sarayında yaşamış kişi ("Demokles'in kılıcı" deyimi, görkemli bir şekilde gösterilen ama her an tehlike yaratabilecek güç veya sorumluluğu ifade eder ve iktidar ve sorumlulukla birlikte sürekli var olan tehlike anlamında kullanılır. Syrakusa'lı Demokles hikayesinde, kral sofrada otururken başının üstünde bir kılıç ip ile asılı durmaktadır. Bu kurgu, görkem ve güçle birlikte sürekli bir tehlikenin ve sorumluluğun var olduğunu simgeler.)

demokrasi : gre. * demokratia (demos (halk, topluluk, kitle, nüfus) + kratia (kudret, güç, iktidar, güçlülük, kuvvetlilik; yönetim) (kratos (güç, kudret, kuvvet, sağlamlık) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * halk yönetimi, halk iktidarı

demokrat : gre. * demokrat (demos (halk, topluluk, kitle, nüfus) + kratos (güç, kuvvet, kudret; iktidar) * demokrasi yanlısı, halkın yönetimini savunan kişi

demokratik : gre. * demokratia (demos (halk, topluluk, kitle) + kratia (güçlülük, kuvvetlilik, kudretlilik, iktidar) (kratos (güç, kudret, kuvvet, sağlamlık) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * demokrasi ile ilgili, halk yönetimiyle ilgili

demokritos : gre. * demos (halk, insanlar, kabile) + krites (hakim, yargıç, eleştirmen, karar verici) * geliştirdiği atomcu evren teorisi formülasyonu ile tanınan Sokrates öncesi Antik Yunan filozof

demolaj : lat., fra. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + morari (oyalanmak, gecikmek) (lat.); demeurer (kalmak, durmak, durmayı sürdürmek, oturmak, ikamet etmek) + age (isim yapım eki) * limanda veya demir yolu sahasında kendilerine ayrılan süreden daha fazla kalarak süresi geçen konteynerlere uygulanan bir ücret

demon : gre. * daio, daiomai (bölmek, ayırmak, paylaştırmak, bölüştürmek, dağıtmak), daimon (bölen, paylaştıran, kaderi dağıtan, tanrısal güç, koruyucu ruh) * ilahi güç, küçük tanrı, yol gösterici ruh, koruyucu tanrı; kader, hiddete kapılmış, feryat, figan, terslik, heybetli, azametli

demonim : gre. * demos (halk, insanlar, kabile) + onoma, onuma, onyma, onomos, nimo (isim, ad) * belirli bir yerin sakinlerini veya yerlilerini tanımlamak için söz konusu yerin isminden türetilmiş kelime

demonoloji : gre. * daemonion, daimon (cin, tanrısal varlık, ilahi varlık) (dai (ilah, dahi) + mon (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * din, mitoloji ve okültizmde, cinler veya kötü ruhlar üzerine yapılan sistematik inceleme ve öğreti

demonstrasyon : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + monstrare (belirtmek, ortaya çıkarmak, göstermek) + tio (isim yapım eki) * gösteri; arz, sunum; ispat, kanıt

demonstratif : lat. * demonstrat (belirtilmiş, sunulmuş, gösterilmiş, arzedilmiş) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + monstrare (belirtmek, ortaya çıkarmak, göstermek, sunmak, arzetmek) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * gösterisel; gösteren, gösterici; ispat eden; işaret eden, ispatlayıcı

demonte : lat.; fra. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + montatus (montere (kurnak, tesis etmek, montajlamak) (montis (dağ, tepe) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); démonté (fra.) * parçaları birbirinden ayrılmış durumda olan nesne; kurulum gerektiren, sonrasında tekrar sökülüp takılabilen, buna uygun tasarlanarak üretilen mobilya türü

demoralizasyon : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + moralis (ahlakla ilgili) (mos, mores (ahlak, töre) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) (lat.); mores, moeurs (adetler, töreler, gelenekler) (ing., fra.) * maneviyatı bozulma, ahlak bozulması; moralin, motivasyonun, disiplinin bozulması; ruhsal çökme, ruhsal güç kaybı

demre : gre., lat. * smyrna, myra (sarı sakız, mür ağacının reçinesinden elde edilen koku) * Antalya'nın bir ilçesi (smyrna (İzmir) (gre.) )

demulsan : lat. * demulcent(demulcere (yatıştırmak, dindirmek, sakinleştirmek, teskin etmek) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + mulcere (yatıştırmak, dindirmek, sakinleştirmek, teskin etmek) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * yatıştırıcı, müsekkin, dindirici, örtücü ilaç

demuraj : lat., fra. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + morari (oyalanmak, durmak) (lat.); demeurer (kalmak, durmak, durmayı sürdürmek, oturmak, ikamet etmek) + age (isim yapım eki) (fra.) * limanda veya demir yolu sahasında kendilerine ayrılan süreden daha fazla kalarak süresi geçen konteynerlere uygulanan bir ücret

denaet : ara. * dan, dana (aşağı sarkmak, aşağı inmek; alçak, aşağı, alt) + et (isim yapım eki) * alçaklık, rezillik, adilik; düşük karakterlilik (dünya (aşağılık olan, alçak olan) (ara.) )

denatüran : lat., fra. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + natura (doğa) + ent (sıfat eki) (lat.); dénaturant (fra.) * doğal halini bozan, doğallıktan çıkaran

denatürasyon : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + naturare (doğal hale getirmek) (natura (doğa) + are (fiil mastar eki) ) + tionem, tio (isim yapım eki) * canlıların anatomik yapısında yer alan hücrelerin, yüksek sıcaklık, radyasyon, alkol, asit veya baz gibi dış etkenlerden dolayı doğal yapılarının bozulması; proteindeki ikincil veya üçüncül yapı bozulma süreci

denatüre : lat., fra. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + naturatus (naturare (doğal hale getirmek) (natura (doğa) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); dénaturé (fra.) * doğal halinden çıkmış, doğal hali bozulmuş, doğallığı bozulmuş

denden : far. * dan dan (tane tane) * bir tabloda alt alta gelen aynı kelimelerin tekrar yazılmaması için konan ve iki küçük virgülden oluşan işaret, iki tanecik (sin (diş) (ara.), dent, Zahn (diş) (fra., alm.) )

dendera : mıs. * lunet (gözlük; hilal aralığı) + ta (yer, bölge) + netjeret (tanrıça) * Tanrıçaya ait Iunet; Hathor’un kutsal şehri; tanrıçanın gözlüğü; güney Mısır'da Nil ırmağının batı kıyısında bulunan bir kasaba ve bu kasabada bulunan, rölyefleriyle meşhur tapınak (nazar (bakış), nazır (bakan), nezaret (bakma, gözetme, bakanlık, reislik, vekillik, başkanlık (ara.) (tanrının bakan, gözeten ve reis olmasından dolayı "netjeret" ilişkisi) )

dendranthema : gre. * dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu bitki) + anthemon (çiçek) * odunsu gövdeli ve iri çiçekli krizantem benzeri türleri kapsayan, Asteraceae familyasından bir bitki cinsi

dendrimer : gre. * dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu bitki) + meros (parça, bölüm, kısım, birim) * merkezden dışa doğru dallanarak büyüyen, çok sayıda tekrar eden birimden oluşan, ağaç benzeri üç boyutlu yapıya sahip sentetik polimer; kimya, nanoteknoloji ve biyomedikal alanlarda kullanılan dallanmış makromolekül

dendrit : gre. * dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu bitki) + ites (isim yapım eki) * ağaç dalına benzeyen dallanmış yapı; nöron gövdesinden çıkan ve nöronlar arası sinyal (bilgi) aktarımını sağlayan dal benzeri yapılardan her biri; jeolojide minerallerin veya kristallerin ağaçsı dallanma biçimindeki oluşumları

dendroaspis : gre. * dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu bitki) + aspis (kalkan, siper, zırh, panel, koruma; engerek yılanı, viper) * Squamata (pullular) takımı içinde yer alan, Elapidae familyasına ait, Afrika’nın tropik ve subtropik bölgelerinde yaşayan, ağaçlarda ve yerde hareket eden, hızlı ve zehirli mamba yılanlarını kapsayan sürüngen cinsi

dendrobates : gre. * dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu bitki) + bainein (gitmek, yürümek, ilerlemek, adım atmak; inmek), basis (adım, basamak, temel, esas, baz, kaide, gidiş, yürüyüş, ilerleyiş, adım atış; iniş, alt, aşağı, düşük) * Anura (kuyruksuz kurbağalar) takımı içinde yer alan, Dendrobatidae familyasına ait, Orta ve Güney Amerika’nın tropik yağmur ormanlarında yaşayan, küçük yapılı ve çoğu türü zehirli deri salgılarına sahip ok kurbağalarını kapsayan kurbağa cinsi

dendrobates auratus : gre., lat. * dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu bitki) + bainein (gitmek, yürümek, ilerlemek, adım atmak; inmek), basis (adım, basamak, temel, esas, baz, kaide, gidiş, yürüyüş, ilerleyiş, adım atış; iniş, alt, aşağı, düşük) (gre.) + aurum (altın) + atus (sıfat yapım eki) (lat.) * Anura (kuyruksuz kurbağalar) takımı içinde yer alan, Dendrobatidae familyasına ait, Orta ve Güney Amerika’nın tropik yağmur ormanlarında yaşayan, parlak yeşil, siyah veya altın tonlarında renk desenlerine sahip ve deri salgılarıyla zehirli olduğu bilinen altın zehirli ok kurbağası türü

dendrobatidae : gre., lat. * dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu bitki) + bainein (yürümek, adım atmak, gitmek, ilerlemek), bates (yürüyen, adım atan, giden, ilerleyen) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Anura (kuyruksuz kurbağalar) takımı içinde yer alan, Orta ve Güney Amerika’nın tropik yağmur ormanlarında yaşayan, küçük yapılı, parlak renkli ve bazı türleri derilerinde güçlü alkaloit zehirler taşıyan zehirli ok kurbağalarını kapsayan hayvan familyası

dendrobatinae : gre., lat. * dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu bitki) + bainein (gitmek, yürümek, ilerlemek, adım atmak; inmek), basis (adım, basamak, temel, esas, baz, kaide, gidiş, yürüyüş, ilerleyiş, adım atış; iniş, alt, aşağı, düşük) (gre.) + aurum (altın) + atus (sıfat yapım eki) + inae (-giller, zoolojik alt familya eki (lat.) * Anura (kuyruksuz kurbağalar) takımı içinde yer alan, Dendrobatidae familyasına ait, Orta ve Güney Amerika’nın tropik yağmur ormanlarında yaşayan, gündüz aktif olan, parlak renkli ve çoğu zehirli deri salgılarına sahip zehirli ok kurbağalarını kapsayan hayvan alt familyası

dendrobium : gre. * dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu bitki) + bios (hayat, yaşam, dirim, canlılık) * ağaçlar üzerinde yaşayan epifitik yaşam biçimiyle bilinen, çok sayıda tür içeren, Orchidaceae familyasından bir bitki cinsi

dendrocladus : gre. * dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu bitki) + klados (dal, sürgün, dallanmış yapı) * dallı ve odunsu yapısıyla ayırt edilen, Asteraceae familyasından bir bitki cinsi

dendrocolaptes : gre. * dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu bitki) + kolaptein (vurmak, gagalamak) * Passeriformes (ötücü kuşlar) takımı içinde yer alan, Furnariidae familyasına ait, Orta ve Güney Amerika’nın tropik ormanlarında yaşayan, ağaç gövdelerini gagalayarak böcek ve diğer küçük omurgasızları arayan ağaçkakan benzeri sarmaşık kuşlarını kapsayan kuş cinsi

dendrocolaptidae : gre., lat. * dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu bitki) + kolaptein (vurmak, gagalamak) (gre.) + idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Passeriformes (ötücü kuşlar) takımı içinde yer alan, Furnariidae familyası içinde geçmişte ayrı kabul edilen Dendrocolaptidae grubuna ait, Orta ve Güney Amerika’nın tropik ve subtropik ormanlarında yaşayan, ağaç gövdelerine tırmanarak kabuk altındaki böcekleri arayan, uzun kuyruklu ve kıvrık gagalı ağaç sarmaşıklarını kapsayan hayvan familyası

dendrocolaptinae : gre., lat. * dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu bitki) + kolaptein (vurmak, gagalamak) (gre.) + inae (-giller, zoolojik alt familya eki) (lat.) * Passeriformes (ötücü kuşlar) takımı içinde yer alan, Furnariidae familyasına ait, Orta ve Güney Amerika’nın tropik ve subtropik ormanlarında yaşayan, ağaç gövdelerinde yukarı doğru tırmanarak kabuk aralarında bulunan böceklerle beslenen, uzun kuyruklu ve kıvrık gagalı ağaç sarmaşıklarını kapsayan hayvan alt familyası

dendroica : gre. * dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu bitki) + oikos (ev, ikametgah, yerleşim, konut, mekan, yuva, yaşam alanı, çevre) * ormanlık alanlarla ilişkili yapısıyla tanımlanan, Asteraceae familyasından bir bitki cinsi

dendroid : gre. * dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu bitki) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * ağaç biçimli, ağaçsı; dallanmış yapısı ağaç dallarını andıran

dendrokronoloji : gre. * dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu bitki) + khronos (zaman, vakit, süre) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ağaç gövdelerindeki yıllık büyüme halkalarını analiz ederek geçmiş iklim koşullarını, çevresel değişimleri ve tarihsel olayları belirlemeye yarayan bilim dalı

dendroloji : gre. * dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu bitki) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ağaçları ve odunsu bitkileri; türlerini, sınıflandırmalarını, yayılışlarını, morfolojilerini, büyüme özelliklerini ve ekonomik kullanımlarını inceleyen botanik dalı

denek : tür. * den, dene (tartmak, kıyaslamak, sınamak, test etmek) + ek (isim yapım eki) * deneyde kullanılan kişi veya canlı; sınama amacıyla seçilmiş kimse, deney süjesi

denemek : tür. * den, dene (tartmak, kıyaslamak, sınamak, test etmek) + mek (fiil mastar eki) * tecrübe etmek, sınamak, test etmek

denervasyon : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + nervare (sinir oluşturmak) (nervus (sinir) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * bir dokunun veya organın sinir bağlantısının cerrahi, kimyasal veya patolojik yolla kesilmesi

denetim : tür. * den, dene (tartmak, kıyaslamak, sınamak) + et (etken fiil eki) + im (isim yapım eki) * bir işin kurallara uygunluğunu inceleme, kontrol etme, gözetme, kontrol

denetlemek : tür. * den, dene (tartmak, kıyaslamak, sınamak) + et (etken fiil eki) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * kontrol etmek, sınamak

deney : tür. * den, dene (tartmak, kıyaslamak, sınamak) + ey (isim yapım eki) * sınama, test, tecrübe

deneyim : tür. * den, dene (tartmak, kıyaslamak, sınamak) + ey (isim yapım eki) + im (isim yapım eki) * yaşanarak elde edilen bilgi, tecrübe

deneysel : tür. * den, dene (tartmak, kıyaslamak, sınamak) + ey (isim yapım eki) + sel (gibi, ile ilgili) * deneye dayalı

denge : tür. * denk (eşit) (teg (yetişmek, erişmek, değmek, dokunmak, eşdeğer olmak) ) + e (isim yapım eki) * iki karşıt gücün denk gelmesi hali, karşılıklı eşit kuvvetlerin oluşturduğu hal

deni : ara * dana (aşağıda olmak, altında olmak, düşük seviyede bulunmak, altında kalmak, yakın olmak, yaklaşmak, alçalmak, küçülmek; haricinde, dışında, yerine; değersiz veya ikincil konumda), dunya (alçak olan, aşağı olan, düşük olan) * alçak, alt, aşağı, düşük, yakın

denim : lat., fra. * serge de Nimes (Nimes şayakı, Nimes kumaşı) (sericus, serica lana, sarge (ipeksi yün) + de (-in, -e ait) + Nimes (Nemausus; bit Galya tanrısı) * kot pantolon ve diğer giysilerde kullanılan, genellikle mavi renkte, dayanıklı, pamuklu dimi kumaş

denitrifikasyon : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + nitras (nitrat NO3) + ficatio (yapma, etme, eyleme, icra, oluşturma) (facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, icra etmek, oluşturmak) + tio (isim yapım eki) ) * nitrat ve nitrit bileşiklerinin, anaerobik koşullarda mikroorganizmalar tarafından redüksiyona Uğratılarak elementer azota dönüştürülmesi, nitrat solunumu

deniz : tür. * ten (denk, eş, denge; yatay) + iz (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yer kabuğunun çukurluklarını dolduran, birbiriyle bağlantılı, yeryüzünün dörtte üçünü kaplayan tuzlu ve büyük su kütlesi

deniz alası : tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl; eski Türklerde “mavi” rengin doğunun, “ak” rengin batının, “kırmızı” rengin güneyin ve “kara” rengin kuzeyin sembolü olarak kullanılmıştır.) + ala (karışık renkli) + sı (iyelik eki) * tuzlu suda yaşayan ve alabalıkgiller (salmonidae) familyasından olup alabalıkların atası, deniz alabalığı

deniz ayısı : tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl; eski Türklerde “mavi” rengin doğunun, “ak” rengin batının, “kırmızı” rengin güneyin ve “kara” rengin kuzeyin sembolü olarak kullanılmıştır.) + ayı (yırtıcı etobur memeli) + sı (iyelik eki) * soğuk güney denizlerinde yaşayan fok türü (Familyanın üyeleri yedi ayrı cinse ayrılmakta olup, ilk iki cinse "deniz ayısı" (kulaklı fok), diğer beş cinse de "denizaslanı" ismi verilir.)

deniz gergedanı : tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl; eski Türklerde “mavi” rengin doğunun, “ak” rengin batının, “kırmızı” rengin güneyin ve “kara” rengin kuzeyin sembolü olarak kullanılmıştır.) + gergedan (boynuzlu büyük hayvan) + ı (iyelik eki) * balinalar takımının Monodontidae familyası içindeki Monodon cinsinin tek türü, Narval

deniz güzeli : tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl; eski Türklerde “mavi” rengin doğunun, “ak” rengin batının, “kırmızı” rengin güneyin ve “kara” rengin kuzeyin sembolü olarak kullanılmıştır.) + güzel (iyi, hoş, sevimli) + i (iyelik eki) * gölgebalığıgillerden, okyanusların ve bunların uzantısı denizlerin sıcak ve ılıman bölgelerinde yaşayan, ortalama 20 kilogram ağırlığında, füze biçiminde olan vücudu iri pullarla örtülü, parıltılı gri veya esmer renkli, büyük ağızlı, ağzının içi sarı, levreğe benzer, eti lezzetli bir balık, sarıağız

deniz han : tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl; eski Türklerde “mavi” rengin doğunun, “ak” rengin batının, “kırmızı” rengin güneyin ve “kara” rengin kuzeyin sembolü olarak kullanılmıştır.) + han (kağan, hükümdar, sultan, reis, hakim, şah, kral, padişah, egemen) * Türk ve Altay mitolojisinde Deniz Kağanı, Tengiz Han

deniz hıyarı : tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl; eski Türklerde “mavi” rengin doğunun, “ak” rengin batının, “kırmızı” rengin güneyin ve “kara” rengin kuzeyin sembolü olarak kullanılmıştır.) + hıyar (salatalık) + ı (iyelik eki) * derisidikenlilerin Holothuroidea sınıfından olan, vücudu, ağızla anüsten geçen eksen yolunda uzamış olan, sosis veya hıyara benzeyen omurgasız, deniz patlıcanı

deniz ısırganı : tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl) + ısır (batmak, acıtmak) + gan (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ı (iyelik eki) * Atlantik, Pasifik ve Körfez kıyılarında bulunan, 1 metreden daha geniş büyüyebilen bir büyük deniz anası

deniz ibiği : tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl) + ibik (tavuk, horoz gibi kuşların baş kısmındaki sert ve genellikle kırmızı renkli çıkıntı; başın tepe kısmındaki süs ve sinyal organı) + i (iyelik eki) * maydanozgillerden, deniz kumsallarında bol olarak yetişen, ıtırlı bir bitki (Crithmum maritimum), deniz rezenesi

deniz iğnesi : tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl) + iğne (ucu sivri, delici ince metal çubuk veya tüp) + si (iyelik eki) * tropikal ve subtropikal bölgelerde yaşayan, deniz iğnesigiller familyasında yer alan ve Syngnathinae alt takımını oluşturan küçük balıklara verilen isim

deniz ineği : tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl) + inek (dişi sığır) + i (iyelik eki) * Afrotheria üst takımına ait olan, sadece suda yaşayabilen ve günümüzde 4 türü kalmış olan, otobur bir memeli

deniz kadayıfı : tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl) + kadayıf (undan yapılan lifli, şerbetli ve tatlı bir yiyecek) + ı (iyelik eki) * Atlantis Okyanusu, Avrupa ve Kuzey Amerika'nın Atlantik kıyılarında yaygın olan bir çeşit kırmızı su yosunu, Chondrus crispus

deniz kedisi : tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl) kedi (küçük etobur memeli) + si (iyelik eki) * Chimaera monstrosa, Chimaeridae familyasındaki kuzeydoğu Atlantik ve Akdeniz kıkırdaklı balık türü, Chimaera monstrosa, tavşan balığı

deniz kızı : tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl) + kız (dişi çocuk, genç dişi) + ı (iyelik eki) * belinden yukarısı dişi bir insan görünümünde olan ama aynı zamanda bir balık kuyruğuna sahip efsanevi varlık

deniz tarağı : tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl) + tarak (saç, tüy, kıl düzeltici alet) + ı (iyelik eki) * okyanus tabanındaki kumda gömülü olarak ve infauna formunda yaşayan yumuşakça

deniz tavşanı : tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl) + tavşan (tavşangillerden, yaklaşık 70 cm. uzunluğunda, kısa kuyruklu, uzun kulaklı, dudakları kalın ve yarık, ön bacakları arka bacaklarına göre kısa, çok hızlı, genellikle zıplayarak koşan, eti ve postu için avlanan, memeli bir kemirgen hayvan) + ı (iyelik eki) * Gastropoda sınıfındaki salyangoz ve sümüklü böceklerle birlikte gruplandırılan, Aplysiidae familyasına bağlı bir yumuşakça, Aplysia

denizaltı : tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl) + alt (aşağı, aşağısı) + ı (iyelik eki) * su altında ve su yüzeyinde hareket edebilen deniz aracı

denizanası : tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl) + ana (anne, valide, çovuk sahibi kadın) + sı (iyelik eki) * scyphozoa ve cubozoa sınıflarında bulunan, serbestçe yüzen ve beyni, kalbi ve testisleri bulunmayan bir deniz canlısı, medüz

denizaslanı : tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl) + aslan (kedigillerden büyük yırtıcı ve etobur memeli hayvan) + ı (* okyanusların kayalık kıyılarında yaşayan, Kulaklıfokgiller, İrikulaklıgiller, etçiller takımının Pinnipedia kladından bir familyaya ait olan cins

denizaşırı : tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl) + aş (geçmek, ötesine geçmek, üzerinden geçmek) + ırı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * denizlerin ötesi, denizlerin ötesinde bulunan, bir denizi aşarak ulaşılan; denizin ötesinde bulunan yer; denizin ötesindeki ülke veya bölge

denizatı : tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl) + at (binmek, yük taşımak ve koşmak için kullanılan tek tırnaklı (toynak) hayvan) + ı (iyelik eki) * ılıman ve tropikal sularda yaşayan, yılan iğnesinin de dahil olduğu Syngnathidae familyasından Hippocampus cinsine ait olan balık

denizci : tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl) + ci (ile ilgili, yapan, eden) * denizle ilgili işlerde, özellikle gemilerde çalışan veya uğraş olarak denizciliği seçmiş olan kimse

denizel : tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl) + el (ile ilgili) * denizle, deniz ortamıyla veya denizde yaşayan canlılarla ilgili olan

denizgülü : tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl) + gül (bir tür kırmızı renkli çiçek) + ü (iyelik eki) * selenterelerden, dokunaçları kısa, mercanlara yakın bir hayvan

denizkestanesi : tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl) + kestane (kayın ailesine ait kabuklu kuruyemiş) + si (iyelik eki) * Echinoidea sınıfına ait olan, okyanuslarda bulunan, dikenli ve siyah kabuğu olan deniz hayvanı

denizkozalağı : tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl) + kozalak (kozalaklılar familyasından olan ağaçların tepesi koni biçiminde, odunsu meyvesi) + ı (iyelik eki) * karındanbacaklı, konik biçimli kavkısında bir yarık bulunan bir yumuşakça

denizkulağı : tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl) + kulak (işitme organı) + ı (iyelik eki) * kulak şeklinde yassı ve az spiralli olan, iç yüzeyi sedef tabakası ile örtülü olan, kabuk ağzı çok büyük olan, sol tarafında ise bir sıra halinde dizilmiş delikler bulunan, operkülü olmayan, bir çift ktenidyum içeren yumuşakça

denizlalesi : tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl) + lale (zambakgiller familyasından çiçekli bir bitki) + si (iyelik eki) * Pyura cinsindeki birkaç tür deniz tulumlusunun (ascidian) ortak ismi

denizli : tür. * tengiz (deniz) + li (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Ege Bölgesinde yer alan, doğuda Burdur, Afyon, batıda Aydın, Manisa, kuzeyde Uşak, güneyde Muğla illeri ile komşu olan 20 plakalı il

denizmaymunu : tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl) + maymun (primatların ortak ismi) + u (iyelik eki) * bir tuz karidesi, Artemia salina

denizşakayığı : tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl) + şakayık (yumru köklere sahip, çok yıllık bir bitki, paeonia) + ı (iyelik eki) * temel disk ve ağız diski olmak üzere iki kısımdan oluşan, Actiniaria takımında sınıflandırılan, suda bulunan ve avlanarak yaşayan hayvan

denizyıldızı : tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl) + yıldız (uzayda kendi ışığıyla parlayan gök cismi; ışık noktası) + ı (iyelik eki) * sığ suda yaşayan, ekinodermler olarak bilinen deniz hayvanları grubuna ait yumuşakça

denk : tür. * teg, deg (yetişmek, erişmek, eşdeğer olmak, eşit olmak, değmek, dokunmak) + k (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * eşit, aynı seviyede, eş değerde, hizalanmış, karşılaşmış, aynı seviyede, maddi veya manevi temasta olan, birleşmiş (think, denken (düşünmek, bir olguyu hafızasına denk getirmek, zihnini bir olguya hizalamak) (ing., alm.) )

denk matris : tür. * denk (eş, eşit) + mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak), matrix (kaynak, ana, temel yapı; doğuran dişi; rahim; matematikte sayıların veya cebirsel ifadelerin satır-sütun düzeninde oluşturduğu düzenli sayı dizisi formundaki tablo; kalıp, kaynak yapı) (lat.) * P ve Q, birbirlerinin tersi kare matrisler olmak üzere, aralarında A = PBQ biçiminde bir ilişki bulunan A ve B matrislerinden her biri

denklem : tür. * denk (eşit) (teg (yetişmek, erişmek, değmek, dokunmak, eşdeğer olmak) ) + k (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + lem (ile ilgili olma, gibi olma) * eşitlik, denklik; iki ifadenin eşitliğini gösteren matematiksel ifade

denkleştirmek : tür. * denk (teg (yetişmek, erişmek, eşdeğer olmak, eşit olmak) ) + leş (edilgen fiil eki) + tir (fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * karşılaştırmak, aynı seviyeye getirmek, maddi veya manevi temas oluşturmak, eş seviyede kılmak, eşitlemek, birleştirmek

denli : tür. * den (ölçü, miktar) + li (zarf yapım eki) * kadar, ölçüde, miktarda, üstünlük derecesi

dennstaedtia : lat. * Dennstaedt (Alman botanikçi August Dennstaedt) + ia (isim yapım eki) * ince yapraklı tropikal eğrelti türlerini içeren, Dennstaedtiaceae familyasından bir bitki cinsi

denominasyon : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + nominare (isimlendirmek, adlandırmak) (nomen (isim, ad) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * isim verme, adlandırma; kıymetli evrakın üzerinde yazılı itibari değer; dini topluluk, mezhep

denominatif : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + nominativus (nominatus (nominare (isimlendirmek, adlandırmak) (nomen (isim, ad) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + iivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * isimden türetilmiş, isme ait olan

denominatör : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + nominator (nominare (isimlendirmek, adlandırmak) (nomen (isim, ad) + are (fiil mastar eki) ) + or (-cı, yapan, eden eki) * isimlendirici, adlandırıcı; kesirin paydası, bölünen sayı, payda

denosumab : lat. * deno (densitas (yoğunluk, kemik yoğunluğu) ) + su (bağlantı eki) + mab (monoklonal antikor (antibody) eki) * osteoporoz, tedaviye bağlı kemik kaybı, kemiğe metastaz ve kemiğin dev hücreli tümörünün tedavisine yönelik olan ve kan kalsiyum düzeyi düşük kişilerde kontrendike olan bir insan monoklonal antikoru

denovo : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + novos, novus (yeni) * yeniden, yeni baştan, tekrar

densifikasyon : lat. * densus (yoğun, sık, sıkı, kalın) + ficare (yapmak, etmek, eylemek, işlemek) + tio (isim yapım eki) * bir maddenin veya nesnenin yoğunluğunu artırma süreci, yoğunlaştırma

densimetre : lat., gre. * densus (yoğun, sık, sıkı, kalın) (lat.) + metron, metros (ölçü) (gre.); densimètre (densité (yoğunluk) + mètre (ölçü) ) (fra.) * bir maddenin yoğunluğunu ölçmek için kullanılan cihaz, yoğunlukölçer

densiz : tür. * den (ölçü, miktar, had, sınır) + siz (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) * yakışıksız, ölçüsüz, saygısız, hadsiz davranışlarda bulunan, davranış sınırlarına riayet etmeyen

dental : lat. * dens, dent (diş) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * dişler ile ilgili

dentalji : lat. * dens, dent (diş) (lat.) + algia (acılı olma, ağrılı olma, ıstıraplı olma) (algos (acı, ağrı, sancı, sızı, ıstırap) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) * diş ağrısı

dentat : lat. * dens, dentis (diş) + atus (ile ilgili,-a ait) * dişli, diş biçiminde çıkıntıları olan; botanikte yaprak kenarlarının diş şeklinde, geniş ve sivri olmayan çıkıntılar taşıması; zoolojide dişli veya diş benzeri çıkıntılara sahip olan (yapı)

dentikulat : lat. * dens, dentis (diş) + cula, culus (küçültme eki) + atus (ile ilgili,-a ait) * küçük dişçiklere sahip; botanikte yaprak kenarlarında çok küçük ve ince dişler bulunan yapıları, zoolojide ise küçük diş benzeri çıkıntılar taşıyan (yüzey)

dentikül : lat. * dens, dentis (diş) + cula, culus (küçültme eki) * diş yapısına benzeyen küçük kemiksi veya sert oluşum (örneğin köpekbalığı derisindeki pullar veya diş taşları); mimarlıkta klasik kornişlerin altını süsleyen küçük, dikdörtgen bloklar halindeki diş dizilerinden her biri

dentin : lat. * dens, dentis (diş) + ine (kimyasal madde eki) * dişin ana sert dokusunu oluşturan, dişe rengini veren, mine tabakasının altında ve pulpa boşluğunun çevresinde bulunan, mineralize kollajen yapılı doku; kemiksi yapıya benzeyen ve dişin büyük bölümünü meydana getiren tabaka

dentisid kapsula : lat. * dens, dentis (diş) + caede, cide, cidium (kesme, vurma, çarpma, öldürme) (caedere, cidere (kesmek, yarmak, parçalamak, doğramak, vurmak, çarpmak; öldürmek) + ium (isim yapım eki) ) + capsula (kapçık, kutucuk, torbacık) (capsa (kutu, sandık, torba) + ula (dişil küçültme eki) ) * olgunlaşınca diş biçimli yarıklarla açılan, kapsül meyvenin özel bir tipi; tohumlarını diş benzeri çıkıntılar veya yarıklar boyunca serbest bırakan kapsül yapısı, dişli kapsül

dentist : lat. * dens, dent (diş) + ista (-cı, yapan, eden eki) * diş sağlığı ve bakımı ile ilgilenen uzman, diş hekimi, diş doktoru

denye : lat. * denarius (on eşek değerinde olan eski Roma gümüşü) (deni (onar, onlu) + rius (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * tekstil endüstrisinde kullanılan bir iplik kalınlık ölçüsü (dinar (İran, Irak, Bahreyn, Ürdün, Kuveyt, Yemen, Tunus, Libya, Cezayir ve eski Yugoslavya’nın para birimi) ); ipek, naylon veya polyester gibi yapay ve doğal elyaflardan üretilen ipliklerin ince veya kalın olduğunu belirten, 9000 metre uzunluğundaki ipliğin gram cinsinden ağırlığına eşit olan uluslararası standart bir ince iplik numaralama (kütle-uzunluk) birimi

denyo : çing. * denilo (deli, aptal) * dengesiz, aptal, bön, budala

deodoran : lat., fra. * de (yokluk, -sız, -siz, yok, değil, karşıt, zıt) + odorare (koklamak, güzel kokmak, koku vermek) (odor (koku) + are (fiil mastar eki) ) + antem, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); déodorant (fra.) * kötü kokuları önleyen veya maskeleyen kişisel bakım ürünü, koku giderici

deoksiadenozin : lat., gre. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + oxy (oxus, oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + adenos (bez, beze, gudde) + ine (kimyasal bileşik eki) * riboz şeker kısmının 2' pozisyonunda bir hidroksil grubunun (-OH) hidrojen (-H) ile değiştirilmesiyle ikincisinden farklı olan adenozin nükleozidinin bir türevi olan ve genetik bilgilerin depolanması işlevine katkı veren deoksiriboz şekerine bağlanmış adenin (C10H13N5O3)

deoksikoformisin : lat., gre. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + oxy (oxus, oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + formica (karınca), (formicus acidus (karıncadan izole edilmiş asit) (lat.) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) (lat.) *tüylü hücreli lösemi adı verilen nadir bir kronik lösemi türünü tedavi etmek için kullanılan kemoterapi ilacın etken maddesi (C11H16N4O4)

deoksikolat : lat., gre. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + oxy (oxus, oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + khole (safra; sarı) + atum, ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek) (lat.) * hücre zarlarını çözmek amacıyla deterjan, emülgatör ve çözündürücü olarak kullanılan ve protein saflaştırma, membran proteinlerini izole etme gibi işlemlerde de kullanılan deoksikolik asidin tuz hali

deoksikolik asit : lat., gre. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + oxy (oxus, oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + khole (safra; sarı) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + acidum, acidus (ekşi olan, asit) (acere (ekşi olmak) + idus (ile ilgili olan) ) (lat.) * bağırsak bakterilerinin metabolik yan ürünleri olan ikincil safra asitlerinden biri (karaciğer tarafından salgılanan iki birincil safra asidi kolik asit ve kenodeoksikolik asittir.) (C24H40O4)

deoksikortizol : lat., gre. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + oxy (oxus, oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + khole (safra; sarı) (gre.) + cortizole (kortizol (böbreküstü bezi korteksinden salgılanan steroid hormon) (cortex (kabuk, dış tabaka) + zole (azotlu heterosiklik halka eki) ) * ACTH düzeyleri arttığında düşen kortizole cevap olarak ve beta hidroksilaz enzimi yetersizliğinde (CAH- Konjenital Beta hidroksilaz eksikliği), düşen kortizol düzeylerine cevap olarak yükselen, kortizol hormonunun öncül molekülü

deoksipridinolin : lat., gre. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + oxy (oxus, oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + pyridine (C5H5N) (pyr (ateş) + idine (kimyasal bileşik eki) ) + olin (kimyasal bileşik eki) * kemiklerde bulunan tip I kollajene yapısal sertlik sağlayan ve kemik rezorpsiyonunun ve osteoklastik aktivitenin spesifik bir eki olan iki piridinyum çapraz bağından biri (C18H28N4O7)

deoksiribonükleikasit : gre., lat. * deoxyribonucleic acid (de (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + oxus, oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + arabinose (beş karbon atomlu monosakkarit) + nucleic (çekirdeksel) (nucleus (çekirdek, tohum, tane) (nux, nucis (sert kabuklu meyve, ceviz) + leus (ile ilgili, -a ait) ) + icus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + acere (ekşi olmak), acidus (ekşi olan, asit) * canlı organizmalarda genetik kodları (genetik bilgiyi) taşıyan ve hücre çekirdeğinde, mitokondri ve kloroplast gibi organellerde bulunan, nükleotidlerden oluşan çift sarmallı biyopolimer

deoksiriboz : gre. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + oxy (oxus, oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + ribos (arabinose (arap zamkı olan pentoz sınıfından bir şeker) (arabic + in + ose (şeker eki; kimyasal monosakkarit eki) ) * beş karbon atomu içeren ve aldehit grubu barındıran aldopentozların bir üyesi

deontoloji : gre. * deon, deonto (görev, vazife, zorunluluk) (dei (gerekli olmak) + onto (isim yapım eki) ) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * etik felsefede, eylemlerin doğru veya yanlışlığını görev, yükümlülük ve kurallar çerçevesinde inceleyen etik anlayış; görev etiği, ödev bilgisi, ödevbilim

depar : lat. * dispertire (bölmek, saçmak) (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + pertire (gitmek) ) (lat.); départ (fra.) * çıkış, hareket başlangıcı (disperse, disperser (dağıtmak, gidermek, yaymak, dağılmak, yayılmak) (ing., fra.) )

departman : lat., fra. * de, dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + pars (kısım, bölüm, hisse, pay), partire (bölmek, pay etmek) + ment (isim yapım eki) (lat.); département (fra.) * bölüm, kısım, reyon

depase : fra. * dé (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + passé (geçmiş) * ötesine geçmiş, aşmış, sınırları, limitleri geçmiş

depersonalizasyon : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + persona (şahıs, kişi, kimse) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) * kişininin kendini, benliğinden sıyrılmış olarak hissetmesi, benlik yitimi

depigmentasyon : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + pigmentare (renklendirmek, boyamak) (pigmentum (pingere (boyamak, çizmek, resmetmek, işaretlemek) + mentum (isim yapım eki) ) + are (fiil mastar eki) + tio (isim yapım eki) * cildin renginin açılması veya pigment kaybı, vitiligo

depilasyon : lat. * depilatio (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + pilatio (pilare (kıllanmak) (pilus (kıl) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) ) * vücut veya kafa kıllarının alınması işlemi

depilatör : lat. * depilatio (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + pilatio (pilare (kıllanmak) (pilus (kıl) + are (fiil mastar eki) ) + tor (-cı, yapan, eden eki) * ağda, cımbız, iplikle alma, tıraş, tüy dökücü krem gibi tüy giderici araçlar

deplase : lat., gre., fra. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + plateia (yer, açık alan, sokak, geniş yol) (gre.); placatus (yerleştirilmiş, sakinleştirilmiş, tatmin edilmiş) (placare (yerleştirmek, sakinleştirmek, tatmin etmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); déplacé (fra.) * yer değiştirmiş, yeri değiştirilmiş, bulunduğu yerden başka bir yere geçmiş

deplasman : lat., gre., fra. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + plateia (yer, açık alan, sokak, geniş yol) (gre.); placament (yerleştirilmiş, sakinleştirilmiş, tatmin edilmiş) (placare (yerleştirmek, sakinleştirmek, tatmin etmek) + ment (isim yapım eki) ) (lat.); déplacement (fra.) * yerini değiştirmek, yerinden ayrılmak; bir spor takımının kendi sahası dışındaki bir sahada maç yapması

deplesyon : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + plere (doldurmak, tamamlamak, bütünlemek) + tio (isim yapım eki) * tüketme, azaltma, bitirme, kurutma, boşaltma; bir organ kanının veya içeriğinin azalması

depo : lat. * depositum (konmuş, yatırılmış, yerleştirilmiş) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + positum (yerleştirme, yatırma, koyma, konumlama) (ponere (koymak, yatırmak, yerleştirmek, konumlamak) + situm (geçmiş zaman eki) ) (lat.); dépôt(fra) * ürün veya eşya stoklamak, yığmak için kullanılan kapalı alan

depolarizan : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + polaris (kutupsal, eksensel, aksiyal) (pole (kutup) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + ent (-cı, yapan, eden eki) * nöromüsküler blokerler, entübasyon, mekanik ventilasyon ve cerrahi işlemler sırasında anestezi oluşturmak ve iskelet kaslarını gevşetmek (felç) için kullanılan ilaç

depolarizasyon : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + polaris (kutupsal, eksensel, aksiyal) (pole (kutup) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + atio (isim yapım eki) * zar potansiyelinin daha az negatif hale gelerek bir aksiyon potansiyelinin oluşumunu kolaylaştırdığı süreç; hücreye yeterli bir uyarı geldiğinde sodyum iyonlarının hücre içine girerek hücreyi pozitifleştirmesi

deponent : lat. * deponens, deponent (bırakan, teslim eden) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Latince dilbilgisinde, aktif anlam taşıyan ancak yalnızca pasif biçimlerde çekimlenen, görünümü pasif olmasına rağmen anlam olarak genellikle aktif işlev gören fiilleri tanımlamak için kullanılan terim

deport : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + portus (liman, sığınak), porta (kapı, geçit), portare (taşımak, götürmek) * sınır dışı etme

depoze : lat., fra. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + posatus (konmuş, yatırılmış, yerleştirilmiş) (ponere (koymak, yatırmak, yerleştirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); déposé (fra.) * yatırılmış, yerleştirilmiş, konulmuş, konumlandırılmış

depozisyon : lat., fra. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + positio (durum, konum) (ponere (koymak, yatırmak, yerleştirmek), positum, positus (konmuş, yerleştirilmiş, yatırılmış) + tio (isim yapım eki) ) (lat.); déposition (fra.) * bir şeyi belirli bir yere bırakma, yerleştirme; hukukta yeminli ifade veya görevden alma

depozit : lat. * depositum (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positum, positus (konmuş, yerleştirilmiş, yatırılmış) ) * birikinti, tortu, kalıntı, presipite; teminat parası, mevduat, emanet, depozito; tortu

depozito : lat. * depositum (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positum, positus (konmuş, yerleştirilmiş, yatırılmış) ) * birikinti, tortu, kalıntı, presipite; teminat parası, mevduat, emanet, depozito; tortu

deppoy : lat. * depositum (birikinti, tortu, kalıntı; emanet; konulmuş, yatırılmış, yerleştirilmiş, mevduat) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positum, positus (konmuş, yerleştirilmiş, yatırılmış) ) (lat.); depot, dépôt (depo) (ing., fra.) * askeri eşya, giysi, silah vb. deposu

deprem : tür. * depre, tepre (hareketlenmek, hareket etmek, titreşmek, sarsılmak) + m (isim yapım eki) * depreşme, hareketlenme, titreşme, sarsılma

depremzede : tür., far. * deprem (zelzele) (tür.) + zede (zarar, ziyan; vurulmuş, etkilenmiş, maruz kalmış) (far.) * depremden zarar görmüş olan

deprenil : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + prenyl (prenolün (C5H10O) hidrokarbon kısmı)(pren (isopren, C5H8 birimi) + yl (kimyasal bağ veya radikal eki) ) * Parkinson hastalığı ve majör depresif bozukluğun tedavisinde kullanılan, sakinleştirici özelliklere sahip trisiklik antidepresanlar grubundan monoamin oksidaz B inhibitörü olarak kullanılan ilaç, selegilin (C13H17N)

deprenmek : tür. * depre, tepre (hareketlenmek, hareket etmek, titreşmek, sarsılmak) + n (dönüşlü fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * hareket etmek, kıpırdamak, sarsılmak, titreşmek

depresan : lat., fra. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + premere, primere (basmak, bastırmak, baskılamak, sıkıştırmak, durdurmak), pressus (basılmış) + ent (-cı, yapan, eden eki) (lat.); dépressant (fra.) * beynin merkezi sinir sisteminde stimülasyonu düşürmek veya azaltmak için nörotransmitter seviyelerini belirli bir süre aralığında düşüren ilaçların genel ismi

deprese : lat., fra. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + premere, primere (basmak, bastırmak, baskılamak, sıkıştırmak, durdurmak), pressus (basılmış, bastırılmış, durdurulmuş) (lat.); dépressé (fra.) * psikolojik çöküntüsü olan; çukurlaşmış, çukurluk gösteren; baskılanmış, güçten düşürülmüş

depresif : lat., fra. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + premere, primere (basmak, bastırmak, baskılamak, sıkıştırmak, durdurmak), pressus (basılmış) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); dépressif (fra.) * sürekli üzüntü, karamsarlık ve mutsuzluk, herhangi bir şeyden zevk alamama gibi ilgi kaybının yaşandığı ruhsal çöküntü ile karakterize duyguduyum bozukluğu halinde olan, depresyonda olan

depresör : lat., fra. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + premere, primere (basmak, bastırmak, baskılamak, sıkıştırmak, durdurmak), pressus (basılmış) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat.); dépresseur (fra.) * baskılayıcı, sıkıcı, bunaltıcı; uygulandığı organın, kasın veya bölgenin fonksiyonel aktivitesini, kan basıncını veya tonusunu düşüren/aşağı çeken (örneğin dili aşağı bastıran abeslang veya alt dudağı aşağı çeken kas gibi)

depresyon : lat. * depressus (aşağı bastırılmış, baskılanmış, çökertilmiş, alçaltılmış, düzleşmiş) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + premere, primere (basmak, bastırmak, baskılamak, sıkıştırmak, durdurmak), pressus (basılmış) ) + sio (isim yapım eki) (lat.); dépression (fra.) * bunalım; baskılanma, stres; kişinin günlük yaşamını, duygu, düşünce ve davranışlarını olumsuz etkileyen, sürekli bir üzüntü ve zevk alamama haliyle karakterize olan ciddi bir ruh sağlığı bozukluğu

depreşmek : tür. * depre, tepre (sarsılmak, oynamak) + eş (edilgen fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * yeniden kendini göstermek, yeniden ortaya çıkmak, yeniden belirmek, nüksetmek

deprivasyon : lat. * de (-dan, -den, uzak, ayrı, -sız, yok, değil) + privus (özel, kişisel, şahsi, has, özgü), privare (özelleştirmek, şahsileştirmek, haslaştırmak) + tio (isim yapım eki) * bir kişinin fiziksel, duygusal, sosyal veya bilişsel bir ihtiyacının yeterince karşılanmaması durumu, yoksunluk, mahrumiyet veya eksiklik durumu

derakap : far., ara. * der (-da, -de, içinde) (far.) + akab (sonrası, hemen sonrası, ard, arkası) (ara.) * hemen, hemen arkasından, hemen sonrasında, arkası sıra, akabinde, ardından

deram : far. * deramadan (girmek; erişmek) * girdim; eriştim

deramed : far * dar (yönelmek, gitmek) + amad (gelmek) * mugam adı verilen serbest tartımlı ezgilerden önce çalınan kısa çalgısal bölüm

derbeder : far. * dar (kapı) + be (ve) + dar (kapı) * kapı kapı dolaşıp dilenen, evsiz barksız, dilenci; giyimi, yaşayışı, davranışı düzensiz, günü gününe uymayan (door, Tör (kapı) (ing., alm.) )

derbent : far. * dar (kapı) + bend (bağ, düğüm, set, parmaklık) * bitişik geçiş, bağlayan kapı, bağlayıcı set; Konya'nın bir ilçesi (band, bande, Band (grup, çete) (ing., fra., alm.), bind, binden (bağlamak) (ing., alm.) )

derc : ara. * daraca, derece (yürümek, adım adım gitmek, aşama kaydetmek; sokmak, yerleştirmek) * dökme, katma, içine veya araya sokma, içine alma, kapsama, alma, toplama; yazma, kaydetme

derde : far. * derd (acı, keder, ıstırap, sorun, sıkıntı) + e (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * acı çekmiş, kederlenmiş, dertlenmiş ama güçlenip olgunlaşmış; iyiliksever, yardım eden; erkek veya kadın ismi

derdest : far. * der (içinde, kapsamında) + dest (el) * elde, yakalanmış, tutuklu; ele geçirme, tutma, yakalama

dere : far. * dare (kapı, vadi, iki dağ arasındaki geçit) + e (isim yapım eki) * küçük akarsu

derealizasyon : lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + realis (gerçek) (res (şey; madde, öz) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) * dış dünyanın gerçek olmadığını hissettiren bir psikolojik rahatsızlık

derebeyi : tür. * dere (küçük akarsu) + beg, bey (bay, kişi; ağa, efendi, reis, amir, lider, hakim, hükümdar, yönetici, sayesinde imkana sahip olunan, erkek için saygı ifadesi olan son ek; asil, soylu, muteber, saygın, zengin, mal mülk sahibi) + i (iyelik eki) * sahibi olduğu topraklarda yaşayan halkı yöneten kişi (beg (yalvarmak) (ing.) )

derebeylik : tür. * dere (küçük akarsu) + beg, bey (bay, kişi; ağa, efendi, reis, amir, lider, hakim, hükümdar, yönetici, sayesinde imkana sahip olunan, erkek için saygı ifadesi olan son ek; asil, soylu, muteber, saygın, zengin, mal mülk sahibi) + lik (isim yapım eki) * toprağı ve o toprak üzerinde yaşayan köylüleri bir tek kişinin malı sayan, toprak köleliğine dayanan ortaçağ siyasal düzeni

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...