dasyatis :
gre. * dasys (yoğun, sık, kaba) + batis (vatoz) * Myliobatiformes (vatozlar)
takımı içinde yer alan, Dasyatidae familyasına ait, tropik ve ılıman denizlerin
kıyısal sığ sularında, kumlu ve çamurlu tabanlarda yaşayan, uzun kuyruklu ve
kuyruk dikenleri zehirli olan iğneli vatozları kapsayan balık cinsi
dasypodidae :
gre., lat. * dasys (yoğun, sık, kaba) + pous, podos (ayak) (gre ) + idae
(-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Cingulata (kemiriciler dışı zırhlı
memeliler) takımı içinde yer alan, Dasypodidae familyasına ait, Amerika
kıtasının özellikle Güney Amerika, Orta Amerika ve güney Kuzey Amerika
bölgelerinde yaşayan, vücutları kemiksi plakalarla kaplı ve kazıcı yaşam
biçimine uyum sağlamış armadilloları kapsayan hayvan familyası
dasypodinae :
gre., lat. * dasys (yoğun, sık, kaba) + pous, podos (ayak) (gre.) + inae
(-giller, hayvan alt familyası eki) (lat.) * Cingulata (kemerli zırhlı
memeliler) takımı içinde yer alan, Dasypodidae familyasına ait, Amerika
kıtasının özellikle Güney Amerika, Orta Amerika ve güney Kuzey Amerika
bölgelerinde yaşayan, kazıcı yaşam biçimine sahip ve vücutları kemiksi zırh
plakalarıyla kaplı armadilloları kapsayan hayvan alt familyası
dasypus :
gre. * dasys (yoğun, sık, kaba) + pous, podos (ayak) * Cingulata (kemerli
zırhlı memeliler) takımı içinde yer alan, Dasypodidae familyasına ait, Amerika
kıtasında özellikle Güney Amerika, Orta Amerika ve güney Kuzey Amerika’nın
orman, savan ve çalılık alanlarında yaşayan, tüylü ayaklara ve kemiksi zırh
plakalarıyla kaplı gövdeye sahip armadilloları kapsayan memeli cinsi
dasyuridae :
gre., lat. * dasys (yoğun, sık, kaba) + oura (kuyruk) + idae (-giller, hayvan
familyası eki) (lat.) * Dasyuromorphia (keseli etçiller) takımı içinde yer
alan, Dasyuridae familyasına ait, Avustralya, Tasmanya ve Yeni Gine’de orman,
çalılık, savan ve kurak bölgelerde yaşayan, çoğunlukla etçil beslenen keseli
memelileri kapsayan hayvan familyası, keseli sansargiller
dasyurinae :
gre., lat. * dasys (yoğun, sık, kaba) + oura (kuyruk) + inae (-giller, hayvan
alt familyası eki) (lat.) * Dasyuromorphia (keseli etçiller) takımı içinde yer
alan, Dasyuridae familyasına ait, Avustralya, Tasmanya ve Yeni Gine’de orman,
çalılık, savan ve kurak bölgelerde yaşayan, çoğunlukla etçil beslenen keseli
memelileri kapsayan hayvan familyası
dasyurus :
gre., lat. * dasys (yoğun, sık, kaba) + oura (kuyruk) (gre ) + us (isim yapım
eki) (lat.) * Dasyuromorphia (keseli etçiller) takımı içinde yer alan,
Dasyuridae familyasına ait, Avustralya, Tasmanya ve Yeni Gine’de ormanlık
alanlar, çalılıklar ve açık arazilerde yaşayan, benekli kürke ve uzun tüylü
kuyruğa sahip, çoğunlukla küçük memelilerle ve omurgasızlarla beslenen keseli
memelileri kapsayan memeli cinsi
data :
lat. * datum (verilmiş olan, verilen şey; bilgi) (dare (vermek) + atum (isim
yapım eki) ) * veri, done, bilgi; bilgisayar sistemlerinde işlenen, saklanan
veya iletilen sayısal bilgi bütünü
data mining :
lat., ing. * datum (verilmiş olan, verilen şey; bilgi) (dare (vermek) + atum
(isim yapım eki) ) + minare (kazmak, çıkarmak) (lat.); mining (madencilik)
(ing.) * bilgisayar biliminde, büyük veri kümeleri içinde gizli, anlamlı ve
faydalı bilgileri ortaya çıkarma süreci, veri madenciliği
datça :
gre. * stadia (ayakta duran, dimdik olan) * Muğla'nın bir ilçesi (steady,
standing, ständig (ayakta duran, kaim, daim) (ing., alm.) )
datisca :
gre. * datiskein (parçalamak, bölmek) * çok yıllık otsu yapılı, nemli alanlarda
yetişen, yaprakları derin parçalı, Datiscaceae familyasından bir bitki cinsi
datiscaceae :
gre., lat. * datiskein (parçalamak, bölmek) (gre.) + aceae (-giller, bitki
familyası eki) (lat.) * Cucurbitales (kabakgiller takımı) takımı içinde yer
alan, Datiscaceae familyasına ait, Kuzey Amerika’nın batısı, Akdeniz çevresi ve
Asya’nın bazı bölgelerinde yetişen, otsu veya çalımsı görünümlü ve bazı türleri
iki evcikli olan bitkileri kapsayan bitki familyası, renkotugiller
dativ :
lat. * datum (verilmiş olan, verilen şey; bilgi) (dare (vermek) + atum (isim
yapım eki) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Türkçede -e (-a, -y-e,
-y-a) ekiyle kurulan, isim nitelikli kelimelere yönelme kavramı katan isim
durumu, yönelme durumu
dattiri :
tür. * düttürü, dahdiri, dattiri (ses yansımalı "dat + di + ri"
hecelerinden) * kadın donu, şalvar; elbise; hoppa ve oynak kadın veya kız;
kendi çalıp kendi oynayan; yerinde duramayan, çok hareketli; Isparta ve Burdur
yöresine özgü hareketli, kıvrak ve insan sesiyle icra edilen halk müziği
havasının ismi olan ve müziğin sesinden ses yansımalı onomatopeik kelime
daucus :
gre. * daukos (keskin kokulu bitki, havuç) * etli köklere sahip, şemsiye
çiçekli, aromatik özellikleriyle bilinen, Apiaceae familyasından bir bitki
cinsi
daunorubisin :
lat. * dauno (aktinomiset bakterileri eki) + rubi (kırmızımsı) (ruber (kırmızı)
+ in (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + cin (antibiyotik ve kanser ilacı
eki) * Streptomyces peucetiusdan yalıtılarak elde edilen ve bazı kanser
türlerinin tedavisinde kullanılan antrasiklin ailesine mensup bir kemoterapik
(C27H29NO10)
daüssıla :
ara. * da (hastalık, acı) + el (ön ek, artikel) + vasala (ulaşmak, erişmek,
bitişmek, birleşmek, bir araya gelmek, kavuşmak, buluşmak, varmak, temas etmek,
değmek), vassala (birleştirmek, bitiştirmek, kavuşturmak, bir araya getirmek),
sila, vuslat (birleşme, buluşma, bir araya gelme, kavuşma) * sıla hastalığı,
memleket hasreti, yurdunu özleme, yurtsama
dav :
ara. * dav (ışık,
aydınlık, parlaklık, şule, ziya) *
ışık, aydınlık, parlaklık, şule, ziya
dav :
zul. * dav (zebra türü) * Afrika’nın doğusunda ve güneyinde yaşayan, kaplan
postuna benzer postu az çizgili olan bir zebra türü
dava :
ara. * da’a (çağırmak, çağrı yapmak; istemek, arzulamak, yalvarmak), da’i
(çağıran, davet eden, çağrı yapan) * çağırma; taraflar arasındaki ihtilafların
çözümüne ilişkin hukuki süreç; haklı ve doğru olduğunda ısrar etme, iddia
dava vekili :
ara. * dava (taraflar arasındaki ihtilafların çözümüne ilişkin hukuki süreç;
haklı ve doğru olduğunda ısrar etme, iddia) + vekkele (güvenmek, dayanmak, işin
yapılmasını başkasına bırakmak, temsil yetkisi vermek, vekil tayin etmek,
temsilci belirlemek), vekil (başkası adına hareket etme, karar alma veya bir
işi yürütme yetkisi verilen kişi, temsilci, başkası adına yetki kullanan)
(ara.) + i (iyelik eki) (tür.) * baro teşkilatının olmadığı yerlerde kanuni
izin ile vekil sıfatı kazanan ve dava takibine salahiyeti olan kişi
davallia :
lat. * Davall (İsviçreli botanikçi Edmond Davall) + ia (isim yapım eki) *
sürünücü rizomlarıyla tanınan epifitik eğrelti, Davalliaceae familyasından bir
bitki cinsi
davalliaceae :
ing. * Davallia (İngiliz botanikçi Edmund Davall’ın soyadından) (ing.) + aceae
(-giller, bitki familyası eki) (lat.) * Polypodiales (polipodlar/çokayaklılar)
takımı içinde yer alan, Davalliaceae familyasına ait, tropik ve subtropik
bölgelerde özellikle Asya, Avustralya, Afrika ve Pasifik adalarının nemli ormanlarında
yaşayan, sürünücü rizomlara ve ince bölünmüş yapraklara sahip eğrelti otlarını
kapsayan bitki familyası
davar :
tür. * tapar, tabar, tavar, davar (sığır, koyun; mal, mülk) * koyun ve keçiye
verilen ortak isim
daver :
far. * dad (adalet) + ver (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * adaletli, adil,
hakem, hakim; adil padişah, adil vezir veya yönetici
davet :
ara. * da’a (çağırmak, çağrı yapmak; istemek, arzulamak, yalvarmak), dava
(çağırma; hukuki süreç) + et (isim yapım eki) * çağrı, çağırma, dua; bir fikri
kabul ettirmek için deliller söyleme
davetiye :
ara. * davet (çağrı) + iye (isim yapım eki) * davet mektubu veya çağrı belgesi;
resmi veya özel bir etkinliğe çağırma aracı
davetkar :
ara., far. * davet (çağrı) (ara.) + kar (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer; -cı,
yapan, eden eki) (far.) * davet eder gibi, davet edici
davidiaceae :
lat. * Davidia (Fransız misyoner ve doğa araştırmacısı Armand David’in
soyadından) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * Cornales
(kızılcıkgiller) takımı içinde yer alan, Çin’in dağlık bölgelerindeki nemli
ormanlarda yaşayan, yaprak döken küçük ağaçları kapsayan bitki familyası
davlumbaz :
far. * tabl, tavl (davul, tabla) + baz (-cı, yapan, eden kişi; oynayan, iştigal
eden, uğraşan) * mutfak ve benzeri yerlerde ocakların üzerine maden, alçı,
beton ve benzeri gereçlerle yapılan, dumanı ve kokuları toplayıp bacaya vermeye
yarayan çıkıntı, siper
davranış :
tür. * tavra (seğirtmek, hamle yapmak, hareket etmek) + an (dönüşlü fiil eki) +
ış (isim yapım eki) * davranmak işi
davranmak :
tür. * tavra (seğirtmek, hamle yapmak, hareket etmek) + an (dönüşlü fiil eki) +
mak (fiil mastar eki) * bir şeye veya kişiye karşı mevcut olan tutumu söylem
veya eylem ile tezahür ettirmek (tavır (davranış) (tür.), treat, traiter (davranmak,
muamele etmek) (ing., fra.) )
davud :
ibr., ara. * dada, davd (sevgi, dostluk, sevgili olmak) * sevilen, sevimli,
dost olan; Hz. Süleyman'ın babası olan ve kendisine Zebur isimli kitap verilen
peygamber
davudi :
ibr., ara. * davud (sevilen, sevimli) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(dod, dad (sevilen) (ibr.) * kalın, tok ve gür ses (dad, daddy (baba) (ing.),
dede (tür.) )
davul :
ara. * tabl (geniş yüzey, dairesel ve yassı tepsi) * tokmakla vurularak ses
çıkarılan dairesel deri yüzey (table (masa) (ing., fra.), tableau, Tabelle
(tablo) (fra., alm.) )
davut :
ibr., ara. * dada, davd (sevgi, dostluk, sevgili olmak) * sevilen, sevimli,
dost olan; Hz. Süleyman'ın babası olan ve kendisine Zebur isimli kitap verilen
peygamber
davya :
gre. * dagkanein (ısırmak), dagani (pense, kerpeten) * dişçi kerpeteni
dayak :
tür. * taya (desteklemek, yaslamak) fiilinden türeme) + ak (isim yapım eki) *
destek, asa, baston, payanda; dövme, vurma, sıkıştırma (dayk (sıkıştırmak,
darlamak), dayyik (sıkışık, dar) (ara.) )
dayamak :
tür. * taya (desteklemek, yaslamak) + mak (fiil mastar eki) * desteklemek,
yaslamak, isnad etmek
dayanak :
tür. * taya (desteklemek, yaslamak) + nak (isim yapım eki) * destek, temel,
tutunulan yer; bir şeyi sağlamlaştıran veya güçlendiren unsur
dayanıklı :
tür. * taya (desteklemek, yaslamak) + nık (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) +
lı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * dirençli, sağlam, zor durumlara veya
aşınmaya karşı mukavemet gösterebilen
dayanılmaz :
tür. * taya (desteklemek, yaslamak) + nıl (edilgen fiil eki) + maz (olumsuzluk
eki) * dayanmanın, katlanmanın mümkün olmadığı şey
dayanışma :
tür. * taya (desteklemek, yaslamak) + an (dönüşlü fiil eki) + ış (işteş fiil
eki) + ma (isim yapım eki) * karşılıklı olarak birbirini destekleme
dayanmak :
tür. * taya (desteklemek, yaslamak) + an (dönüşlü fiil eki) + mak (fiil mastar
eki) * bir şeye tutunmak; direnmek, sabretmek; yük veya zor duruma karşı
koymak, desteklenmek, yaslanmak, isnad etmek
dayatmak :
tür. * taya (desteklemek, yaslamak) + at (etken fiil eki) + mak (fiil mastar
eki) * diretmek, ısrar etmek, şart koşmak, inat etmek
daye :
tür. * daye, taya (anne) * süt anne
dayf :
ara. * dayafa, dafa (misafir etmek, ağırlamak, konuk etmek) * misafir, konuk
dayı :
tür. * tay, tayı (saygıdeğer yaşlı erkek, kabile büyüğü) *
annenin erkek kardeşi (taya (süt anne), tayıza (teyze) (tür.) )
dayılanmak :
tür. * tayı (saygıdeğer yaşlı
erkek, kabile büyüğü; annenin erkek kardeşi) + lan (dönüşlü fiil
eki) + mak (fiil mastar eki) * meydan okurcasına karşı çıkmak, kafa tutmak
(argo)
daylak :
tür. * tay, day (yavru) + lak (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * deve
yavrusu; sakalı bıyığı çıkmamış delikanlı
dayy :
ara. * dayya (evlat edinmek; himaye altına almak), ed'iya (ç.) * evlatlık, üvey
çocuk, himaye altındaki çocuk
dayyik :
ara. * daka, dayyaka (sıkmak, daraltmak, sınırlamak, daralmak, dar olmak,
sıkışmak) * dar, sıkışık, sınırlı
dazara :
tür. * dazara (hızlı/gürültülü bir
koşuşturmayı veya hareketi temsil eden ses yansımalı kelime) * çok aceleci, çok acele, çok ivedi, çok telaşlı, palas pandıras, ivedi bir biçimde hareket
etme
dazkırı :
tür. * daz (otlak, çayır) + kırı (saha, düz arazi) * Kızılırmak boylarından
gelen Farsak Aşireti'nin torunları olan Tatoğulları aşiretiyle ilgili; Afyonkarahisar’ın
bir ilçesi; eski ismi Apa
dazlak :
tür. * taz (kel) + lak (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kel, saçı olmayan
DBMS :
ing. * database (veritabanı) + management (yönetim) + system (sistem) * büyük
ölçekli verilerin saklanmasını, düzenlenmesini ve sorgulanmasını sağlayan,
veritabanlarını oluşturan ve yöneten yazılım sistemi
DDR :
ing. * double (çift) + data (veri) + rate (aktarım hızı) * saat sinyalinin hem
yükselen hem düşen kenarında veri aktarımı yaparak bellek bant genişliğini
artıran RAM teknolojisi
de Broglie dalga-parçacık
ikiliği : fra., tür. * de Broglie (Louis de Broglie (Fransız
fizikçi Louis de Broglie’nin soyadından) (fra.) + dalga (çalkalanma, sallanma,
osilasyon) + parçacık (partikül, küçük kısım, küçük bileşen) + ikilik (ikili
olma, çift olma, düal olma) + lik (durum eki) (tür.) * mikroskobik
parçacıkların dalga özelliği taşıdığını öne süren, parçacık momentumuna bağlı
dalga boyu (λ = h/p) tanımlayan kuantum kavramıdır
de broglie dalgası :
fra. * broglie (Fransız fizikçi Louis de Broglie'nin soyadından) (fra.) + dalga
(çalkalanma, sallanma, osilasyon) + sı (iyelik eki) (tür.) * maddenin
dalga-parçacık ikiliğini yansıtan ve elektromanyetik ışınımın dalga-parçacık
ikili doğasına istinaden elektron, proton nötron gibi durgun kütleli atom-altı
parçacıklarının da dalga özelliğine sahip olduğunu ifade eden teorem
de fakto :
lat. * de (-den) + factum (eylem, fiil, iş, aksiyon) * gerçekte, uygulamada,
fiilen, fiili, pratikte
de morgan yasaları :
ing. * de morgan (matematikçi Augustus De Morgan'ın soyadından) (ing.) + yasa
(kural, kanun, ilke, prensip) + lar (çoğul eki) + ı (iyelik eki) (tür.) *
mantık ve küme teorisinde bir ifadenin olumsuzunun, bileşenlerin olumsuzları
arasında bağlaçların yer değiştirmesiyle (ve ↔ veya) eşdeğer olduğunu gösteren
temel mantık kuralları
de novo :
lat. * de (-den) + novos, novus (yeni) * yeniden, baştan, yeni baştan
dea dia :
lat. * dea (tanrıça) + dies, dia (gün; gün ışığı) * Roma mitolojisinde gün
ışığının tanrıçası veya parlak tanrıça
dea tacita :
lat. * dea (tanrıça) + tacitus (sessiz, dingin, sakin) * Roma mitolojisinde
sessiz tanrıça (taciturn (suskun, sessiz) (ing.) )
deadlock :
ing. * dead (ölü) + lock (kilit, bağlama) * bilgisayar biliminde, iki veya daha
fazla işlem birbirini beklerken hiçbirinin ilerleyemediği ve sistemin
kilitlenmesine yol açan durum
debagat :
ara. * debbağ (deri tabaklayan, tabakçı, derileri sepileyip meşin, sahtiyan,
kösele yapan), debağa (tabaklamak, sepilemek) + at (isim yapım eki) * deriyi
terbiye etme, hazırlama sanatı, tabaklama, tabaklık, sepicilik
debbağ :
ara. * debağa (tabaklamak, sepilemek) * derileri tabaklayıp, sepileyip meşin,
sahtiyan, kösele yapan, deri tabaklayan, tabakçı
debbe :
tür. * debbe (gönden (işlenmiş
deri) yapılmış matara, içine yağ, bal, macun konulan kap) * bakırdan yapılan, uzun boyunlu, yandan kulplu ve ağzı
kapaklı su, yağ veya süt taşımaya yarayan bir tür güğüm ya da bakraç
debboy :
lat. * depositum (tortu, kalıntı; emanet; konulmuş, yatırılmış, yerleştirilmiş,
mevduat) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + ponere
(koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positum, positus (konmuş,
yerleştirilmiş, yatırılmış) ) (lat.) * askeri eşya, giysi, silah vb. deposu
(depot, dépôt (depo) (ing., fra.) )
debdebe :
ara. * debdebe (kısa adımlarla ve ayağını vurarak yürüme; at nalı sesi; davul
sesi) (deb (düşmek, sendelemek; vurmak, tepmek; ses yapmak) ) * görkem,
gösteriş; ayakları yere vurarak veya ses çıkararak dikkat çekip gösteriş yapmak
(debmek, tepmek (vurmak) (tür.), debelenmek (hareket etmek, ayaklarını veya
bedenini yere vurarak hareket etmek) (ara , tür.), dabbe (debelenen) (ara.) )
debek :
tür. * deb (düşmek, sendelemek; vurmak, tepmek; ses yapmak) + ek (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * sakar; ilk erkek çocuğa verilen isim
debelenmek :
ara., tür. * deb (düşmek, sendelemek; vurmak, tepmek; ses yapmak) + e (ek) +
len (dönüşlü fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * hareket etmek, ayaklarını veya
bedenini yere vurarak hareket etmek
debi :
ara. * daba, debe (sürünmek, hızlı hareket etmek, cabuk ilerlemek, akmak) + i
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (ara.) * hızlı hareket, çeviklik
debi :
fra. * débit (dilimleme, perakende satma, azar azar verme; belli bir sürede
akan sıvı hacmi) (dé (dışa, ileri) + bit, battre (vurmak, itmek, akıtmaya sebep
olmak) ) (fra.) * akım; bir sıvının bir yerden birim zamandaki akış hacmi
debil :
lat., fra. * debilis (lat.); débile (fra.) * zayıf yapılı, güçsüz, halsiz
debilitan :
fra. * débilitant (débile (zayıf, güçsüz) (débiliter (zayıflatmak, güçten
düşürmek, halsiz bırakmak) (débile (zayıf yapılı, güçsüz, halsiz) + iter (etken
fiil mastar eki) ) + ant (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) *
bitkinleştirici, güçsüzleştirici
debilite :
lat. * debilis (zayıf) + itas (ile ilgili olma) * zayıflık, bitkinlik, çürüme
debilizasyon :
lat. * debilis (zayıf) + izare (dönüştürmek, hale getirmek) + tio (isim yapım
eki) * zayıflatma, güçsüzleştirme, halsizleştirme
debimetre :
lat., fra. * debitum (borçlu olmak, borç; hesap; akış, çıkış miktarı) (lat.);
débit (fra.) + metron, metros (ölçü, ölçme) (gre.); mètre (ölçer) (fra.) * bir
akışkanın belirli zaman dilimindeki ve birim zamandaki akış miktarını (hızi,
debisi) ölçen cihaz; akış ölçer, debiölçer
deblek :
ara. * tabl (geniş yüzey, dairesel ve yassı tepsi) + ek (isim yapım eki) *
darbuka, dümbelek; davul; uyuşuk, sünepe
debr :
ara. * debr (arka, bir şeyin
arkası, gerisi, sonu), debere (bir işin sonunu, arkasını ve gelecekteki
sonuçlarını hesaba katarak derinlemesine ve etraflıca düşünmek) * etraflıca ve detaylı düşünme, düzenleme,
düşünerek yönetme
debri :
fra. * débriser (parçalamak, yıkmak, bozmak), débris (enkaz, döküntü, yıkıntı,
parça) * kalıntı, enkaz, döküntü, yıkıntı
debridman :
fra. * débridement (dé (yok, değil, zıt, karşıt) + brider (dizginlemek, gem
vurmak) + ment (isim yapım eki) ) * yaraların sağlıklı şekilde iyileşmesi için
uygulanan, açık yaranın üzerinde oluşan ölü dokuların temizlenmesi işlemi
debris :
lat. * débriser (kırmak, parçalamak) (dé (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı,
aşağı, -dan eki) + briser (kırmak, parçalamak) ), débris (kırıntı, kalıntı,
parçalanmış şey) * parçalanmış kaya, organik madde, canlı kalıntıları veya
insan kaynaklı atık parçaları, jeoloji, ekoloji, paleontoloji ve mühendislik
alanlarında kullanılan kalıntı ve döküntü terimi
debriyaj :
fra. * dé (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + brayer
(kavramak, tutmak) (braie (takım, mekanizma grubu) + er (fiil mastar eki) ) +
age (isim yapım eki) * motorlu taşıtlarda motordan gelen gücün tekerleklere
iletilmesini yani motorun volan dişlisiyle şanzıman arasındaki bağlantıyı
sağlayan ve gerektiğinde bu bağlantıyı kesebilen önemli bir aktarma organı
debug :
ing. * debug (hata ayıklamak) (de (yokluk, zırlık ve olumsuzluk eki; uzak, ayrı
eki) + bug (böcek) ) * Yazılım veya donanımda oluşan hataların tespit edilmesi
ve giderilmesi süreci
debulking :
ing. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + bulk
(yığın, kütle, cüsse) + ing (isim yapım eki) * kütlesizleştirme, kütle azaltma;
tam bir eradikasyon niyeti olmaksızın bir tümörün büyük bir kısmının
azaltılması
debye-hükel kuramı :
fra., alm. * debye (Hollandalı fizikokimyacı Peter Joseph William Debye' nin
soyadından) (hol.) + hükel (Alman fizikçi ve fiziksel kimyager Erich Hückel'in
soyadından) (alm.) + kuram (belirli bir olguyu açıklamak için oluşturulan
düşünce sistemi; teori, nazariye) + ı (iyelik eki) (tür.) * seyreltik
çözeltilerde iyonik etkinlik katsayılarını tahmin etmekte, pH hesaplamalarında,
çözelti denge hesaplarında kullanılan ve elektrolit çözeltilerindeki iyonlar
arasındaki etkileşimleri açıklamaya yarayan kuram
decaisnea :
lat. * Decaisne (Fransız botanikçi Joseph Decaisne'in soyadından) + a (ile
ilgili, -a ait) * Ranunculales (düğünçiçeğigiller) takımı içinde yer alan,
Lardizabalaceae familyasına ait, Himalayalar, Çin’in batısı ve Doğu Asya’nın
dağlık nemli ormanlarında yaşayan, büyük yapraklı çalı veya küçük ağaç
formundaki bitkileri kapsayan bitki cinsi
decapoda :
gre. * deka (on) + pous, podos (ayak) * Malacostraca sınıfına ait, deniz, tatlı
su ve bazı karasal ortamlarda yaşayan, beş çift yürüme bacağı bulunan karides,
yengeç ve ıstakozları kapsayan eklembacaklılar takımı, onayaklılar
decarabia :
lat. * decem (on) + abraxas,
abrasax, abrasax (gnostik sihir sözcüğü); de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak,
ayrı, aşağı, -dan eki) + el (ön ek, artikel) + arabia (Arap, arabistan ile
ilgili) * Hz. Süleyman’ın (Solomon) ana kitabı olan Lemegeton, Clavicula
Salomonis’te maji ile ilgili olan ve 72 cini tanımlayan Ars Goetia (Hükmetme
Sanatı) bölümünde yer alan, otuz lejyon cehennem ruhuna komuta eden ve
çağrıldığında kuşların, şifalı bitkilerin ve değerli taşların gizli
özelliklerini öğretmesiyle bilinen 69. sıradaki cin
deccal :
ara. * decl (aldatmak, kandırmak, hile yapmak, yalan söylemek) * aldatıcı,
sahtekar, kalleş; İslam eskatolojisinde kötülüğü ve yalanı temsil eden figür;
kıyamet alameti olarak ortaya çıkacak büyük yalancı veya antikrist; insanları
saptıran kişi
decompound :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + con, com
(birlikte, beraber) + ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak) *
bileşik bir yapıyı oluşturan parçalarına ayırmak, birleşik bir terimi veya
yapıyı çözümlemek; kimya ve biyolojide birleşik yapıların ayrıştırılması i
decoy :
hol. * de (ön ek, artikel) + kooi (kafes, kapan) (hol.); cavea (kafes, barınak)
(lat.) * kandırma veya cezbetme amacıyla kullanılan sahte nesne, yem veya
tuzak; birini tuzağa düşürmek için kullanılan kişi veya araç
decrescendo : lat.
* de (-sız, yokluk, zıtlık, olumsuzluk öneki) + crescere (artmak, büyümek,
çoğalmak, genişlemek, gelişmek) +
endum (isim yapım eki) (lat.); endo (ita.) * sesin giderek kısılması olayı;
müzikte gitgide hafifleyerek ve ses yoğunluğunu düşürerek çalma
dede :
tür. * dede (çocuk dilinden
türetilen ve sevgi/saygı bildiren bir hitap kelimesi) *
babanın babası; tasavvufta bin bir gün çilesini çıkarıp hücre sahibi olmuş
derviş, hücrenişin
dedektif :
lat. * de (-dan, -den, -sız, yok, değil, karşıt, zıt, uzak, ayrı) + tegere
(örtmek, korumak, kaplamak), tectus (örtülmüş, korunmuş, kaplanmış) + ivus (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * suçları, gizli olayları veya sırları
araştıran kişi; iz sürerek gerçeği ortaya çıkaran araştırmacı
dedektör :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + tegere
(örtmek, korumak, kaplamak), tectus (örtülmüş, korunmuş, kaplanmış) + or (-cı,
yapan, eden eki) * örtüyü açıcı, ortaya çıkarıcı, bulucu, tespit edici; bir
şeyi algılayan veya tespit eden cihaz; sinyal, hareket, metal, gaz vb.
varlıkları ortaya çıkaran aygıt
dedikasyon :
lat. * de (tamamen, tümden) + dicare (ilan etmek, duyurmak, bildirmek,
atfetmek) * adama, ithaf, tahsis etme; bir eseri, çalışmayı veya başarıyı bir
kişi veya amaç için sunma; özveri ve adanmışlık ifadesi
dedike :
lat. * dedicare (adamak, tahsis etmek, ithaf etmek), dedicatus (adanmış, tahsis
edilmiş, ithaf edilmiş) (lat.); dédiqué (fra.) * adanmış, tahsis edilmiş, ithaf
edilmiş
dedikodu :
tür. * dedi (söyledi) + kodu, koydu (yerleştirdi, bıraktı) * başkaları hakkında
konuşma, çekiştirme, laf taşıma, sırları ifşa etme
dedublüman :
fra * dédoublement (dé (-dan, -den) + doubler (ikilemek, çiftlemek) + ment
(isim yapım eki) ) * kişinin aynı anda iki yerde görünmesi fenomeni, çift bedenlenme
dedüksiyon :
lat. * deducere (aşağıya indirmek, çıkarmak) (de (-sız, olumsuzluk öneki, uzak;
tamamen, tümden) + ducere (yönlendirmek, liderlik etmek, sürmek, yol göstermek,
götürmek, tutmak, kapmak) ) + tio (isim yapım eki) * kesinti, indirim; akıl
yürütmede tümelden tikele, yasadan olaya, etkenden etkiye, genelden özele geçme
yolu, sonuç çıkarma, tümdengelim
def :
ara. * daf'a (itmek, tepmek, darbelemek, vurmak, savmak, tepmek, kovmak, def
etmek, uzaklaştırmak, zorlamak, hareket ettirmek; korumak, savunmak, karşı
koymak; püskürmek, fırlamak, şiddetle taşmak, (yanardağ) patlamak; tek seferde,
tek kerede, tek kezde olmak) * ortadan kaldırmak, uzaklaştırmak, kovmak,
vurmak, savmak, defetmek, tepmek, geri çevirmek, geri vermek, ödemek, defetmek;
yuvarlak bir tahta kasnağın bir veya iki yanına deriden bir örtü geçirilerek
yapılan ve parmak vuruşlarıyla çalınan müzik aleti, tef (defy, défier (karşı
koymak, savmak) (ing., fra.) ), tef (çevresinde zilleri olan daire şeklindeki
vurmalı bir çalgı) (tür.), defetmek (kovmak, savmak), defa (kere) (ara.) )
defa :
ara. * dafa’a (korumak, savunmak, karşı koymak, direnmek, def etmek; vurmak,
savmak, tepmek, kovmak, uzaklaştırmak, itmek, dürtmek, tepmek, darbelemek;
püskürmek, fırlamak, şiddetle taşmak, (yanardağ) patlamak; tek seferde, tek
kerede, tek kezde olmak) * bir kere, bir sefer; darbe, vurma, vuruş; kere,
sefer
defaat :
ara. * daf'a (itmek, tepmek, darbelemek, vurmak, savmak, tepmek, kovmak, def
etmek, uzaklaştırmak, zorlamak, hareket ettirmek; korumak, savunmak, karşı
koymak; püskürmek, fırlamak, şiddetle taşmak, (yanardağ) patlamak; tek seferde,
tek kerede, tek kezde olmak), defa (kere, sefer; darbe, vuruş) + at (isim yapım
ve çoğul eki) * kereler, seferler, tekrarlar, defalar, müteaddid
defakto :
lat. * de (-den) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek, icra etmek,
oluşturmak), factus, factum (eylem, fiil, iş, yapma, aksiyon, icra) * gerçekte,
uygulamada, fiilen, fiili, pratikte, hukuki veya resmi olarak olmasa da
uygulamada var olan, pratikte mevcut (default (ing.) )
defans :
lat. * defendere (korumak, savunmak) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak,
ayrı, aşağı, -dan eki) + fendere (vurmak, itmek) ), defensum, defensa (savunma)
(lat.); défence (fra.) * koruma, savunma; spor, askeri veya hukuki bağlamda
saldırıya karşı koyma; güvenlik veya muhafaza
defansif :
lat. * defendere (korumak, savunmak), defensum, defensa (savunma) + ivus (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * korumasal, korumayla ilgili, savunmasal,
savunma ile ilgili
defaten :
ara. * defa, defat (darbe, vurma, vuruş, kere, tekrar) + en (zarf/belirteç eki)
* tek seferde, bir defada
defateyn :
ara. * defa, defat (darbe, vurma, vuruş, kere, tekrar) * iki kere, iki defa
defekasyon :
lat. * defaecare (temizlemek, dışkıyı boşaltmak) (de (yokluk, zıtlık,
olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + faex, faeces (posa, tortu, çöp,
dışkı, pislik) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * dışkı yapma
eylemi; bağırsak boşaltımı; tıbbi veya biyolojik bağlamda bağırsak hareketi,
dışkılama
defekt :
lat. * defectus (hata, eksiklik, yetersizlik) (deficere (eksik olmak, yetersiz
kalmak) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + facere,
ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım
eki) ) * eksiklik, kusur; bir şeyin tam olmaması veya hata içermesi; malzeme,
iş veya davranışta ortaya çıkan yetersizlik veya hata
defektif :
lat. * defectus (hata, eksiklik, yetersizlik) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * eksik, kusurlu, tam olmayan; işlev veya yapıda eksiklik gösteren;
bozuk veya yetersiz yapılı
deferasiroks :
lat. * de (-sız, uzak, ayrı) + ferrum (demir) + asirox (aromatik zincir ve
oksijen eki) * beta-talasemi ve diğer kronik anemiler gibi durumlar için uzun
süreli kan nakli alan hastalarda kronik aşırı demir yükünü azaltmak için
kullanılan demir şelatörü (C21H15N3O4)
deferens :
lat. * differe (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye
ayrılma, -dan eki) + ferre (getirmek, taşımak, götürmek, yüklenmek) + entia
(isim yapım eki) * aşağıya götürme; uzağa taşıma, iletme, götürme; taşıyan
kanal
deferipron :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + ferrum
(demir) + pron (pyridone halkası (dimethyl-hydroxypyrid-one) eki) * talasemi
majörde aşırı demir yükünü tedavi etmek için kullanılan demir şelatörü
(C7H9NO2)
deferoksamin :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + ferrum
(demir) + * aşırı dozda demir, çoklu kan transfüzyonları veya altta yatan bir
genetik durum nedeniyle hemokromatoz ve diyalizdeki kişilerde alüminyum
toksisitesinde kullanılan, demir ve alüminyumu bağlayan ilacın etken maddesi
(C25H48N6O8)
defervesans :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + fervere
(kaynamak, sıcak olmak, haşlanmak, kudurmak) + escentia (başlama, filizlenme,
olma, belirme, oluşma) (escere (başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek,
belirmek, dönüşmek, bir sürece girmek) + entia (isim yapım eki) ) * ateşin
tamamen yok olması veya azalması durumu ve ciddi klinik bulgular döneminin
sonlanması
defetmek :
ara., tür. * daf'a (itmek, tepmek, darbelemek, vurmak, savmak, savuşturmak,
tepmek, kovmak, def etmek, uzaklaştırmak, zorlamak, hareket ettirmek; korumak,
savunmak, karşı koymak; püskürmek, fırlamak, şiddetle taşmak, (yanardağ)
patlamak; tek seferde, tek kerede, tek kezde olmak) (ara.) + et (yapmak) + mek
(fiil mastar eki) (tür.) * kovmak, savmak, geri tepmek (defy, défier (karşı
koymak, savmak) (ing., fra.) )
defeyans :
lat., fra. * de- (uzaklaşma, eksilme) + fallere (yanılmak, aldatmak, eksik
kalmak) + entia (durum eki) (lat.); dé (uzaklaşma, eksilme eki) + faillir
(yanılmak, aldatmak, eksik olmak, başarısız olmak) + ance (isim yapım eki)
(fra.) * başarısızlık, aksama; işlev bozukluğu; bir sistemin, mekanizmanın veya
kişinin yetersizliği veya arızası; bayılma, baygınlık
def-i bela :
ara. * def (vurmak, savmak, tepmek, kovmak, uzaklaştırmak) + i (tamlama eki) +
bela (sıkıntı, sorun, problem; sınav) * sıkıntıdan kurtulma, sıkıntıyı savma,
sorunu giderme
def-i cu :
ara. * def (vurmak, savmak, tepmek, kovmak, uzaklaştırmak) + i (tamlama eki) +
cu (açlık) * açlığı gidermek, bir şey yemek
def-i gam :
ara. * def (vurmak, savmak, tepmek, kovmak, uzaklaştırmak) + i (tamlama eki) +
gam (keder, tasa, hüzün, üzüntü) * üzüntüyü savma, üzüntüden kurtulma, hüznü
giderme
def-i hacet :
ara. * def (vurmak, savmak, tepmek, kovmak, uzaklaştırmak) + i (tamlama eki) +
hacet (ihtiyaç, gereksinim) * ihtiyacı giderme, tuvaletini yapma
def-i şer :
ara. * def (vurmak, savmak, tepmek, kovmak, uzaklaştırmak) + i (tamlama eki) +
şerr (kötülük, fenalık) * kötülüğü giderme, kötüyü uzaklaştırma
defibrilasyon :
lat. * de de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
fibrillare (küçük lifler halinde hareket etmek veya kasılmak) (fibra (lif,
iplik) + illa (küçültme eki) ) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki)
* kalp kası kitlesini depolarize etmek ve disritmiyi sonlandırarak sinoatrial
düğümden çıkan normal sinüs ritmine dönüşü sağlamak için defibrilatör denilen bir
cihazla kalbe terapötik dozlarda elektrik enerjisi verilmesi; kas liflerinin
hızlı ve düzensiz kasılmasını sonlandırma
defibrilatör :
lat. * de de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
fibrillare (küçük lifler halinde hareket etmek veya kasılmak) + tor (-cı,
yapan, eden eki) * kalbin düzensiz kasılmalarını düzenleyen ilaç veya
elektroşok cihazı; fibrilasyon önleyici
defile :
lat. * defilum (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
filum (eğirme, iplik) ) (lat.); (défilé) (fra.) * mankenler kullanılarak
yapılan moda şovu, giysi gösterisi
defin :
ara. * defene (gömmek, toprağa vermek, gizlemek), defn (gömme, toprağa verme) *
cesedi toprağa gömme, ölüyü toprağa gömme; kıymetli bir şeyi toprağa gömerek
saklama, gömü
define :
ara. * defn (gömmek) * gömü, hazine
definisyon :
lat., fra. * definire (sınırlar koymak, sınırlamak) (de (yokluk, zıtlık,
olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + finire (sonlandırmak, bitirmek) ) +
tio (isim yapım eki) (lat.); définition (fra.) * bir kavramın, terimin veya
nesnenin anlamını açıklama; açıklama, tanım; sınırları belirlenmiş anlam veya
betimleme, tanım
definitif :
lat., fra. * definitus (sınırları konmuş, sınırlanmış) (definire (sınırlar
koymak, sınırlamak) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan
eki) + finire (sonlandırmak, bitirmek) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım
eki) ) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kesin, nihai, koşulsuz;
tartışmasız veya değişmez; sonuç ve sınırları belirlenmiş
defisit :
lat. * deficitus (deficere (eksilmek, eksik olmak, yetersiz kalmak) (de
(yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + facere, ficere
(yapmak, etmek, eylemek, işlemek) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) *
miktarda eksiklik, eksiklik, azalma, kayıp, açık, yetersizlik; mali, fiziksel
veya soyut bir alanda ihtiyaçtan az olma durumu, açık
defisiyens :
lat., ing. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek, icra etmek, oluşturmak) +
entia (isim yapım eki) (lat.); deficiency (ing.) * eksiklik, yetersizlik,
kusur, gerilik; yoksunluk, yetersizlik
deflasyon :
lat. * deflare (üflemek, havayı boşaltmak) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk,
uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + flare (üflemek, solumak, nefes vermek, şişirmek,
şişmek, kabarmak, kabartmak) ) + tio, tion (isim yapım eki) ) (lat.); déflation
(fra.) * hacim veya basıncın azalması durumu; hava veya gazın boşaltılması;
fiyatların genel seviyesinin düşmesi, sürekli fiyat düşüşü, para kısıtlaması
deflazakort :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + flaz
(glukokortikoid yapısal modifikasyonu) + cort (kortikosteroid grubu eki) *
Duchenne Kas Distrofisini tedavi eden, inflamasyonu ve bağışıklık yanıtını
azaltan, genellikle kas ve bağ dokusu hastalıkları veya otoimmün durumlarda
kullanılan sentetik glukokortikoid ve kortikosteroid ilacın etken maddesi
(C25H31NO6)
defleksiyon :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + flectere
(eğmek, bükmek, çevirmek, döndürmek, esnetmek, kıvırmak, kasmak) + tio (isim
yapım eki) * saptırma veya saptırılma eylemi veya süreci; dışa bükülme; ağzın
açılması neticesinde çenenin orta hattan kaymış bir şekilde açık kalması.
deflektör :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + flectere
(eğmek, bükmek, çevirmek, döndürmek, esnetmek, kıvırmak, kasmak), flectus
(eğilmiş, bükülmüş, kıvrılmış) + or (-cı, yapan, eden eki) * saptırıcı, eğici,
bükücü; bir akımın (elektrik, hava, su, kan vb.) doğrultusunu değiştirme işinde
kullanılan cihaz
deflorasyon :
lat. * deflorare (çiçeği toplamak, çiçeği koparmak) (de (yokluk, zıtlık,
olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + florare (çiçeklendirmek, çiçek
açmak) (flora (çiçek) + are (fiil mastar eki) ) + tio, tion (isim yapım eki) )
(lat.); défloration (fra.) * kızlığı bozma, bakireliği sonlandırma
defne :
gre. * dafni, daphne (Yunan Nehir Tanrıları'ndan Peneus' un kızı olan Daphne) * Lauraceae (Defnegiller) familyasından, Akdeniz
iklimine özgü, yaprakları her mevsim yeşil kalan, sert ve güzel kokulu
yaprakları yemeklerde çeşni, yağ ve sabun yapımında ise ham madde olarak
kullanılan botanik bir ağaççık (Laurus nobilis) ve bu ağacın yaprağı (Daphne,
peşindeki Apollon'dan kaçmak için kendisini bir defne ağacına dönüştürmüştür;
ağacın adı bu efsaneden gelir.); Hatay'ın bir ilçesi
defnetmek :
ara., tür. * defene (gömmek, toprağa vermek, gizlemek), defn (gömme, toprağa
verme) + etmek (yapmak, eylemek, işlemek) * gömmek, cenazeyi toprağa gömmek
defo :
lat., fra. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki)
(lat.); dé (fra.)+ fallere (yanılmak, eksik kalmak, aldatmak) (lat.); faut
(hata, eksik) (fra.) * bozukluk, sakatlık, eksiklik, kusur, elverişsizlik, özür
defol :
ara., tür. * def (uzakkaştırmak, kovmak, savmak) + ol (olmak fiilinin ikinci
tekil şahıs emir kipi) * uzaklaş, buradan git
deformasyon :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + formare
(şekillenmek, biçimlenmek, oluşmak) (forma (şekil, biçim, kalıp) + are (fiil
mastar eki) ) + tio, tion (isim yapım eki) * şekil bozukluğu, şekil bozulması,
biçim değişikliği; mekanik, jeolojik veya biyolojik bağlamda bir cismin
orijinal şeklinden sapması, eğrilmesi veya bozulması durumu
deforme :
lat., fra. * de (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + formis (şekilli,
biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) (lat.);
déformé (fra.) * şekli bozulmuş, bozuk şekilli
deformite :
lat. * deformitas (de (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + formare
(şekillenmek, biçimlenmek, oluşmak) + itas (isim yapım eki) ) * şekil
bozukluğu; kemiklerde meydana gelen eğilme ve şekil bozuklukları, dismorfizm,
dismorfik
defroster :
alm. * de (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + frieren (dondurmak),
frustaz, frost (donduran) + er (-cu, yapan, eden eki) * buzçözer, donma
önleyici, buzlanma önleyici
defrosting :
alm., ing. * de (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + frieren
(dondurmak), frustaz, frost (donduran) (alm.) + ing (isim yapım eki) (ing.) *
buzlanma önleme, donma önleme, buz çözme
defter :
gre. * diphtera (deri, saklamak; tabaklanmış deri; yazı tableti olarak
kullanılan kesilip perdahlanmış deri tabakası, kodeks) (di (iki, ayrı, ikiye
bölünmüş) + pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) ) * yazı yazmak
için kullanılan ciltlenmiş kağıt sayfalar
defterdar :
gre., far * diphtera (deri, tabaka, tablet) (di (iki, ayrı, ikiye bölünmüş) +
pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) ) (gre.) + dar (gibi olan, ile
ilgili, tutan, alan, koruyan, sahip ve malik olan, taşıyan) (far.) * bir ilin
maliye işlerini yöneten, devlet hazinesinin alacaklarının tahsilatı ve kamu
hizmetlerinin giderleri ile ilgilenen yüksek kademeli görevli
defterihakani :
ara. * defter (yazı yazmak için kullanılan ciltlenmiş kağıt sayfalar) + i
(tamlama eki) + hakan (Osmanlı padişahlarına verilen san) + i (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * Osmanlı döneminde tapu kayıtlarının tutulduğu ve kütük
defterlerinin saklandığı merkez
defterikebir :
gre., ara. * diphtera (deri, tabaka, tablet) (di (iki, ayrı, ikiye bölünmüş) +
pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) ) (gre.) + i (tamlama eki) +
kebir (büyük) (ara.) * büyük defter; bir şirketin tüm muhasebe kayıtlarının
kaydedildiği ticari defter
degaj :
fra. * dégagement (dé (-sız, zıtlık, yokluk ve olumsuzluk öneki) + gager (rehin
vermek, tutmak, bağlamak) + ment (isim yapım eki) ) * serbest bırakmak, açmak,
temizlemek; sıkışıklığı azaltmak; futbolda, topu sert bir ayak vuruşuyla
olabildiğince uzağa atma
degajman :
fra. * dégagement (dé (-sız, zıtlık, yokluk ve olumsuzluk öneki) + gager (rehin
vermek, tutmak) + ment (isim yapım eki) ) * futbolda, topu sert bir ayak
vuruşuyla olabildiğince uzağa atma
deglütisyon :
lat. * deglutitio (deglutire (yutmak) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak,
ayrı, aşağı, -dan eki) + glutire (yutmak) ) + tio, tion (isim yapım eki) )
(lat.); déglutition (fra.) * ağız yoluyla alınan maddenin yutaktan geçerek
yemek borusuna inmesi, yutma
degradasyon :
lat. * de (-sız, zıtlık, yokluk ve olumsuzluk öneki) + gradare (derecelenmek,
aşama kaydetmek, basamak çıkmak) (gradus (adım, basamak, safha, aşama, derece)
+ are (fiil yapım eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.); dégradation (fra.) *
derece kaybetme, derece derece düşme; kademeli geçiş, ses veya renk tonu
azalması; yıkılma, yıkım, parçalanma, organik bir cismin daha küçük moleküllere
bölünmesi
degrade :
lat. * de (-sız, zıtlık, yokluk ve olumsuzluk öneki) + gradatus (basamaklı,
adım adım ilerleyen; dereceli, kademeli biçimde düzenlenmiş) (gradare
(derecelenmek, aşama kaydetmek, basamak çıkmak) (gradus (adım, basamak, safha,
aşama, derece) + are (fiil yapım eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki)
) (lat.); dégradé (fra.) * derece kaybetmiş, derece derece düşmüş; rütbesi indirilmiş,
derecesi düşürülmüş; aşağı bir sınıfa, mevkiye veya seviyeye çekilmiş; makamdan
alınmış; kademeli geçiş, azalan ses veya renk tonu
degranülasyon :
lat. * de (-sız, zıtlık, yokluk ve olumsuzluk öneki) + granum (tane, tohum,
zerre, çekirdek, tomurcuk) + ulum (küçültme eki) + tio (isim yapım eki) * bazı
hücrelerin içinde bulunan granül adı verilen salgı keseciklerinden
antimikrobiyal, sitotoksik veya diğer molekülleri serbest bırakan hücresel bir
işlem; sitoplazmik granüllerin (mast hücreleri gibi) içeriklerini serbest
bırakma süreci
degustasyon :
lat. * degustatio (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki)
+ gustare (tatmak) + tio, tion (isim yapım eki) ) (lat.); dégustation (fra.) *
yiyecek veya içeceklerin tadına bakma etkinliği; özellikle şarap, kahve,
çikolata vb. ürünlerin kontrollü biçimde değerlendirilmesi; tadım
değer :
tür. * teg (eşit olmak, değere ulaşmak) + ir (isim yapım eki) * pay, hisse,
kıymet (dear (değerli, kıymetli) (ing.) )
değer kümesi :
tür., ara. * değer (ölçü, kıymet, miktar, sayısal nicelik, paha, fiyat) + küme
(yığın, öbek, kitle, grup) + si (iyelik eki) * bir fonksiyonun aldığı
değerlerin oluşturduğu küme
değerlendirmek :
tür. * değer (ölçü, kıymet, miktar, sayısal nicelik, paha, fiyat) + len
(dönüşlü fiil eki) + dir (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * değerli
hale getirmek; değerinden faydalanmak; incelemek, takdir etmek
değgin :
tür. * değ, teğ (dokunmak, temas etmek) + gin (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * ilişkin, ile ilgili, üstüne, üzerine, hakkında
değil :
tür. * tegül (olumsuzluk edatı; yok,
aksi, olumsuz) *
yok, aksi, olumsuz
değin :
tür. * teg (dek, denk, dokunmak, temas etmek) + in (ile ilgili, gibi, -a ait) *
-e kadar, sonlanma zamanı belirten edat
değinmek :
tür. * teg (dek, denk, dokunmak, temas etmek) + in (dönüşlü fiil eki) + mek
(fiil mastar eki) * bir konuya ilişkin konuşmak, bir konuya temas etmek, bir
konunun üzerinde durmak
değirmen :
tür. * teg, deg (döndürmek, çevirmek, değmek, dokunmak) + ir (etken fiil eki) +
men (-cı, yapan, eden eki) * su, rüzgar veya mekanik güçle dönen bir
mekanizmaya sahip olan ve buğday, kahve, susam gibi tane durumundaki şeyleri
öğüten araç
değirmi :
tür. * tegirme, tegirmi (tegir (döndürmek) (teg, deg (döndürmek, çevirmek,
değmek, dokunmak) + ir (etken fiil eki) ) + mi, me (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * yuvarlak, daire; değirmen (dairesel hareket esasına dayalı tohum
öğütme mekanizması)
değiş tokuş :
tür. * teg, deg (döndürmek, çevirmek, değmek, dokunmak) + iş (işteş fiil eki) +
tok (dövmek, çarpmak, vurmak) + uş (işteş fiil eki) * bir şey verip yerine
başka bir şey alma işi
değişim :
tür. * teg, deg (döndürmek, çevirmek, değmek, dokunmak) + iş (edilgen fiil eki)
+ im (isim yapım eki) * farklı hale gelme, farklılaşma, dönüşüm
değişken :
tür. * teg, deg (döndürmek, çevirmek, değmek, dokunmak) + iş (edilgen fiil eki)
+ ken (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * değişme özelliği olan, niteliği
zamanla veya koşullara göre farklılaşan, sabit olmayan, varyabl
değişmek :
tür. * teg, deg (döndürmek, çevirmek, değmek, dokunmak) + iş (edilgen fiil eki)
+ mek (fiil mastar eki) * farklılaşmak, farklı hale gelmek, dönüşmek
değiştirmek :
tür. * teg, deg (döndürmek, çevirmek, değmek, dokunmak) + iş (edilgen fiil eki)
+ tir (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * farklı hale sokmak, ikame
etmek, dönüştürmek, yerine geçmek (tauschen (değiştirmek) (alm.) )
değmek :
tür. * teg, deg (dokunmak, temas etmek) + mek (fiil mastar eki) * dokunmak,
temas etmek (teğet (dairenin çemberine tek noktadan temas eden doğru parçası)
(tür.) )
değnek :
tür. * değ, teg (dokunmak, temas etmek) + nek (-ci, araç eki) * sopa, çubuk
değnekçi :
tür. * değnek (sopa, çubuk) + çi (yapan, eden eki) * motorlu taşıtların yolcu
bindirip indirdiği, yanaştığı, durduğu yerlerde taşıtların ve yolcuların
düzenini sağlayan kimse
deh :
tür. * dah, deh (at yönlendirme
ve komut nidası) * atın koşmasını sağlamak için söylenen nida;
çocuk dilinde at
deha :
ara. * deha (kurnazlık, beceriklilik, zekilik) * üstün zeka ve yaratıcılık
tezahürü
dehalet :
ara. * dahl (içeri girmek, duhul etmek), duhul (girme) + et (durum eki) *
girme, içeri girme, ev halkına veya aşirete katılma
dehdeh :
tür. * deh, dah (at yönlendirme ve komut nidası) + deh, dah (at yönlendirme ve komut nidası) *
çocuk dilinde at
dehhaş :
ara. * dehş (korkutmak, ürkütmek; korkmak) * çok korkunç, aşırı derecede korku
veren, korkutucu
dehidratasyon :
gre., lat., fra. * la déshydratation (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak,
ayrı, aşağı, -dan eki) (lat.) + hudor, hudro, hydor, hudros, hydros (su, sıvı)
(gre.); hydratus (suyla birleşmiş) + tio (isim yapım eki) (lat.) * susuz kalma,
vücuttaki su oranının tehlikeli derecede azalması
dehidrobenzperidol :
lat., gre. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
hydor, hudros, hydros (su, sıvı) (gre.) + benz (aromatik (halkalı) hidrokarbon
olan benzen eki) + peri (etrafında, çevresinde (gre.) + idol (alkol ve
türevleri eki) (lat.) * psikoz tedavisinde ve anestezi uygulamalarında
kullanılan, butirofenon sınıfına ait bir nöroleptik ilaç, droperidol
(C22H22FN3O2)
dehidrogenaz :
lat., gre. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
hydor, hudros, hydros (su, sıvı) + genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme,
oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf,
kategori) (gre.) + ase (enzim eki) (lat.) * hidrojen atomlarını bir molekülden
uzaklaştıran (oksitleyen) oksidoredüktaz sınıfından enzim
dehisans :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + hiscere
(açılmak) + entia (isim yapım eki) * tohumların, meyvelerin veya organların
doğal olarak açılması; yaranın açılması
dehisant :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + hiscere
(açılmak) + ent (sıfat yapım eki) * olgunlaşınca kendiliğinden açılarak
tohumlarını serbest bırakan (meyve veya kapsüller)
dehliz :
ara., far. * dahriz, dahliz (revak, kapı girişindeki sütunlu eşik) (dahl
(girmek, içe geçmek, nüfuz etmek) + iz (isim yapım eki) ) * koridor, geçit,
kapalı, uzun ve dar geçit, propylon (kapıdan önce olan) (pro (ön) + pylaeon
(kapı) )
dehr :
ara. * dahara (uzun sürmek, devam etmek, zaman geçmek) * zaman, vakit, saat,
süre (hora, the hour, heure, uhr (mevsim, vakit, doğru zaman, saat) (lat.,
ing., fra., alm.) )
dehşet :
ara. * dahaşa (korkmak, ürkmek, korkutmak, ürkütmek) + at (isim yapım eki) *
büyük korku
deiktik :
gre. * deiktikos (gösteren, işaret eden) (deiknyai (göstermek, işaret etmek) +
ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) ) * dilbilimde konuşma sırasında konuşmacının
bağlamına göre anlamı değişen, işaret etme ve gösterme işlevi taşıyan zamir,
zarf ve dil birimlerini ifade eden; “ben, sen, bu, şu, burada, şimdi” gibi
bağlama bağlı anlam kazanan dilsel öğeleri kapsayan niteleme
deimos :
gre. * duei (korku) + mos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Yunan
mitolojisinde korku tanrıçası
deinokok : gre. * deinos (korkunç, muazzam, sıra dışı, heybetli
an) + kokkos
(tohum, tomurcuk, tane, tanecik, çekirdek, yuvarlak, küre) * başta öldürücü
düzeydeki gama ve ultraviyole radyasyon olmak üzere aşırı soğuk, dehidrasyon,
vakum ve asit gibi çevre koşullarına karşı olağanüstü hücresel onarım
mekanizmaları sayesinde hayatta kalabilen, küre şekilli ve poliektremofil
(çoklu aşırı koşullara dayanıklı) bir bakteri cinsi, deinococcus
deist :
lat. * deus (Tanrı) + ista (-cı, yandaş, destekçi) (Tanrıcı; Tanrı'nın
varlığına inanmayı ancak habercilere, meleklere, vahiy yoluyla indirilmiş
kutsal kitaplara inanmayı reddeden akım destekçisi * deist; déiste le la;
Deist, Gottesgläubiger
deizm :
lat. * deismus (deus (Tanrı) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin
eki) ) * Tanrıcılık, Tanrı'nın varlığına inanmayı ancak habercilere, meleklere,
vahiy yoluyla indirilmiş kutsal kitaplara inanmayı reddeden akım
dej :
kür. * dej (yanmak, yakmak,
ateşlenmek) (kür.); dağ (kızgın, yanık, yara) (far.), daha (daha (yanma, ateş)
(san.) *
ağrı, acı, sızı, sancı, yanma
déjà entendu :
fra. * déjà (önceden, çoktan) + entendu (duyuldu, işitildi, duyulmuş,
işitilmiş) * yeni işitilen bir şeyin daha önce de işitilmiş olduğu yolundaki
his
déjà pensé :
fra. * déjà (önceden, çoktan) + pensé (düşünüldü, düşünülmüş) * yeni düşünülen
bir şeyin daha önce de düşünülmüş olduğu yolundaki his; aslı olmayan aşinalık
duygusu
déjà vu :
fra. * déjà vu (déjà (önceden, çoktan) + vu (görüldü, görülmüş) ) *
deneyimlenmekte veya şahit olunmakta olan bir olayın aynısının daha evvelce de
yaşandığı hissi
dejavü :
fra. * déjà vu (déjà (önceden, çoktan) + vu (görüldü, görülmüş) ) *
deneyimlenmekte veya şahit olunmakta olan bir olayın aynısının daha evvelce de
yaşandığı hissi
dejenerasyon :
lat., fra. * degeneratum (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı,
-dan eki) + generare (doğurmak, üretmek, türetmek, oluşturmak, yaratmak) (lat.)
(gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genos
(gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile,
akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori), genes (doğuran, ortaya çıkaran,
yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.) + are (fiil
mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.); dégénération (fra.) * soysuzlaşma,
bozunma, yapısından uzaklaşma
dejeneratif :
lat. * degenerativus (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan
eki) + generatus (yaratılmış, oluşmuş) (generare (genos (gen, yaratılış,
türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins,
çeşit, sınıf, kategori), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten,
meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) (gre.) + are (fiil mastar eki) ) + tus
(geçmiş zaman ve sıfat yapım eki (lat.) ) + ivus (gibi olan) ) (lat.) *
bozulmaya, gerilemeye, çözümlenmeye yatkın; dejenerasyona ilişkin
dejenere :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + generatus
(yaratılmış, oluşmuş) (generare (genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum,
doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori)
(gre.) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.)
) * bozulmuş, yozlaşmış, asıldan uzaklaşmış; fiziksel, ahlaki veya biyolojik
yapısı bozulmuş; orijinal veya doğal özelliklerini kaybetmiş, soysuzlaşmış
dek :
tür. * dek, tenk, teg (dokunmak, temas etmek) * -e kadar, sonlanma zamanı
belirten edat (tag (etiket, künye, isimlik; birleştirmek, birbirine değdirmek)
(ing.) (bir şeye değdirilen, üzerine temas ettirilen anlamından) )
dekad :
gre. * deka (on) (gre.); decadis (onluk grup, on biriml (lat.) * on yıl; on
birimlik grup veya dizi; zaman veya sayım ölçüsü olarak on yıllık dönem
dekadan :
lat. * decadent (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
cadere (düşmek, ölmek) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) (lat.);
décadent (fra.) * 19. yüzyıl sonlarında Fransa'da natüralistlere karşı ortaya
çıkan sembolizm akımı temsilcilerine verilen isim; sefih, yoz, köhnemiş, çöküşe
geçmiş, çöken
dekadans :
lat. * decadentia (düşüş, yıkılış) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı,
aşağı, -dan eki) + cadere (düşmek, ölmek) + entia (isim yapım eki) ) (lat.);
décadence (fra.) * sanat ve edebi akımların gerileme, düşüş ve yıkılmaya
başlayış dönemi
dekagon :
gre. * deka (on) + gonos, gonia (açı, köşe) * on kenarlı çokgen, ongen
dekagram :
gre. * deka (on) + gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım;
küçük ağırlık) * bir kilogramın yüzde biri, on gram
dekalinyum :
lat. * de (ön ek) + qualin (aromatik azot içeren heterosikler eki) + ium
(kimyasal element eki) * antiseptik ve dezenfektan olarak kullanılan, diklorür
tuzu niteliğinde bir kuaterner amonyum katyonu ve bolamfifil
dekalitre :
gre. * deka (on) + litro, litra (1000 cm3'lük ölçü birimi) * on litrelik hacim
birimi
dekalkomani :
lat., fra. * decalcomania (de, dis, dys (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk
öneki) + calcare (basmak) + mania (delilik, çılgınlık, aşırı tutkunluk, aşırı
heves, aşırılık, coşku) (mainesthein (delirmek, çıldırmak), man (çılgın, taşkın
duygulu, aşırı tutkulu, aşırı hevesli) + eia (durum ve isim yapım eki) ) *
boyanın kalın bir fırça ile ince bir kağıdın üstüne sıçratıldığı, daha sonra
boya kurumadan ikinci bir kağıda yavaşça sürtülerek gelişigüzel dağılmasının
sağlandığı bir resim tekniği
dekalog :
gre. * deka (on) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * on kelime; Hz.
Musa'ya inen on emir
dekalsifikasyon :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + calx,
calc (kireç) + ficatio (facere, ficare (yapmak, etmek, eylemek, işlemek) + tio
(isim yapım eki) ) * kalsiyum giderme prosesi, kalsiyumsuzlaştırma
dekalvans :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + calvus
(kel) + entia (durum, ile ilgili olma; fiili isim yapım eki) * saç kaybı,
kellik
dekametonyum :
gre., lat. * deka (on) + meto, meton (metin/metilen grubu (-CH2- yapıları) eki)
+ ium (kimyasal element eki) * anestezide felç oluşturmak için kullanılan
depolarizan bir kas gevşetici ve nöromüsküler blokaj ajanı (C16H38N2)
dekametre :
gre. * deka (on) + metros, metron (ölçü) * on litrelik hacim birimi
dekan :
gre., lat. * deka (on) (gre.); decanus (on kişinin şefi) (decem (on) + anus
(ile ilgili, gibi, -a ait) ) (lat.) * üniversitede bir fakülteyi yöneten,
profesör seviyesindeki öğretim görevlisi
dekanat :
lat. * decanus (on kişinin başı, onluk lider) + atus (geçmiş zaman ve sıfat
yapım eki) * Üniversite veya yükseköğretim kurumlarında, bir fakültenin
yönetiminden sorumlu olan akademik birim ve bu birimin başındaki görev;
Roma’daki on kişilik liderlik sistemi
dekanoat :
gre. * deka (on) (gre.); decem (lat.) + ate (tuz veya ester eki) (gre.) *
dekanoik asidin (kaprik asidin) esterini veya tuzunu ifade eden kimya terimi;
farmakolojide etkin maddenin vücutta daha yavaş salınmasını sağlamak amacıyla
bazı ilaçların yapısında kullanılan ester grubu
dekantasyon :
lat., gre. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
cantare (kaptan sıvıyı dökmek) (kanthos (kap kenarı, çember, ağız; göz köşesi)
(gre.); canthus (lat.) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) *
karışmayan sıvıların veya bir sıvı ile süspansiyon gibi katı bir karışımın
karışımlarının ayrılması; katı-sıvı heterojen karışımda katı kısım tamamen dibe
çöktükten sonra üstteki sıvı kısmın başka bir kaba aktarılarak alınması işlemi
dekapitasyon :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + capitare
(caput, capitis (baş, kafa) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) *
başsızlaştırma, başın kesilmesi, baştan ayrılma
dekapoda :
gre. * deka (on) + pous, podos (ayak) * Malacostraca sınıfına ait, deniz, tatlı
su ve bazı karasal ortamlarda yaşayan, beş çift yürüme bacağı bulunan karides,
yengeç ve ıstakozları kapsayan eklembacaklılar takımı, onayaklılar
dekar :
gre. * deka (on) + r (son ek) * 1000 metre karelik yüzey ölçü birimi (on ar)
dekarbosiklaz :
lat., gre. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
carbo, carbonis (karbon, kömür, odun kömürü) (lat.) + cyclase (çevrim yapan,
halka oluşturan, katalizleyen enzim eki) (kuklos, kyklos (daire, devir, çember,
döngü, tekerlek, siklus) (gre.) + ase (enzim eki) (lat.) ) * karboksil grubunun
(-COOH) enzimatik olarak uzaklaştırılmasını sağlayan veya halka yapılarla
ilişkili reaksiyonları katalizleyen varsayımsal enzim
dekart çarpımı :
fra., tür. * dekart (Fransız filozof ve matematikçi René Descartes’ın
soyadından) + çarpım (çarpma işleminin sonucu; iki veya daha fazla sayının
çarpılmasıyla elde edilen değer) + ı (iyelik eki) (tür.) * A'nın elemanları
tarafından indekslenen bir aile (Xa) (indeks kümesi) için indeks kümesinden
ailenin bileşimine giden ve A'daki her a elemanını Xa'ya gönderen tüm
fonksiyonların kümesi
dekartçılık :
fra. * dekart (Fransız filozof ve matematikçi René Descartes’ın soyadından)
(fra.) + çı (destekçi, yandaş) + lık (durum eki) (tür.) * zihin ve bedeni
birbirinden ayrı gibi olgu addeden, gerçek bilgiye ulaşmak için şüphe etmek
gerektiğini savunan felsefe, kartezyen düalizm
dekaster :
gre. * deka (on) + ster (isim yapım eki) * on metre küpe eşit hacim ölçüsü
birimi
dekat :
gre. * deka (on) + t (-luk) * insan ömrünün bölümlerini belirtmek amacıyla,
genellikle hastalıkların görülme yaşını anlatmak için kullanılan ve on yıllık
periyodları ifade eden kelime
dekatlon :
gre. * deka (on) + athlon (yarış, yarışma) * atletizmin on dalı olan 100 metre
koşusu, uzun atlama, gülle atma, yüksek atlama, 400 metre koşusu, 110 metre
engelli koşu, disk atma, sırıkla yüksek atlama, cirit atma ve 1500 metre
koşusundan oluşan yarış
dekatriaparaskevifobi :
gre. * deka (on) + tria (üç) + paraskevi (hazırlık) + phobia (korkma, korkulu
olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * ayın 13'ünün
cuma gününe gelmesi korkusu
deke :
hol. * de (ön ek) + kooi (kafes, kapan, muhafaza, kuşlar için tuzak) (hol.);
decoy (ing.) * buz hokeyinde bir oyuncunun rakip oyuncuyu pozisyonundan
çıkardığı veya rakibin yanından geçerken diskin kontrolünü ve hakimiyetini koruduğu
bir tür aldatmaca veya sahte teknik
dekidüus :
lat. * decidere (düşmek, aşağı inmek) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak,
ayrı, aşağı, -dan eki) + cadere (düşmek) ) + us (sıfat yapım eki) * dökülen,
geçici olarak bulunan; botanikte mevsim sonunda yapraklarını döken bitkileri,
zoolojide ise belirli bir süre sonra ayrılan veya kaybolan (dokular)
dekk :
ara. * dakk (bastırmak, ezmek, düzleştirmek, vurmak; parçalamak) * düz,
ezilmiş, ezik, bastırılmış; parçalanmış, parça parça edilmiş; delil
dekke : ara.
* dakk (bastırmak, ezmek, düzleştirmek, vurmak; parçalamak) * ufalanmak, pare
pare olmak; vurmak, dövmek; seki, sofa
deklanşör :
lat., fra. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
clincus (çengel, mandal, kapı mandalı, kilit dili, tetik) (lat.); clench
(sıkmak, perçinlemek) (ing.) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat.); déclencheur
(fra.) * fotograf makinesi objektifinin açılmasını sağlayan mekanizma ve
butonu, çözücü, serbest bırakıcı, tetik
deklarasyon :
lat. * declarare (açıklamak, açık hale getirmek, beyan etmek) (de (yokluk,
zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + clarare (aydınlatmak, açık
hale getirmek) + tio (isim yapım eki) (lat.); declaration (fra.) * bir şeyi
açık ve belirgin hâle getirme; beyan, açıklama, ilan, anons, duyuru
deklare :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + clarare
(aydınlatmak, açık hale getirmek) (lat.); déclaré (fra.) * beyan edilmiş,
bildirilmiş, açıklanmış, duyurulmuş, ilan edilmiş
deklase :
fra. * dé (-sız, yokluk, zıtlık ve olumsuzluk öneki) + classe (sınıf), classer
(sınıflandırmak), classé (sınıflandırılmış) * sınıfından olmuş, sınıf düşmüş,
değer kaybetmiş
deklinasyon :
lat. * declinare (eğilmek, bükülmek, sapmak, yönünü değiştirmek) (de (yokluk,
zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + (clinare (eğilmek, bükülmek,
yön değiştirmek) ) + tio (isim yapım eki) * bir doğrultudan veya referans
düzleminden olan açısal sapma; astronomide bir gök cisminin gök ekvatoruna göre
kuzey veya güney açısal uzaklığını, coğrafyada ise manyetik kuzey ile gerçek
kuzey arasındaki açısal fark
dekline :
lat. * declinare (eğilmek, bükülmek, sapmak, yönünü değiştirmek) (de (yokluk,
zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + (clinare (eğilmek, bükülmek,
yön değiştirmek) ) + atus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); décliné
(fra.) * azalmış, düşmüş, gerilemiş; bir isteği, öneriyi veya teklifi kabul
etmeyerek geri çevirmiş olan, geri çevrilmiş, reddedilmiş
dekman :
tür. * dekman (ateşlenen tabancanın sesinden onomatope (ses yansımalı) kelime)
* tabanca oyunu, dekmancılık
dekoder :
lat., ing. * decoder (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan
eki) + codex, codic (kod, şifre) + er (-cı, yapan, eden eki) * kod çözücü,
şifre çözücü
dekoksiyon : lat.
* decoctum (decoquere (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan
eki) + coquere (pişirmek, kaynatmak) + tio (isim yapım eki) ) (lat.); décoction
(fra.) * kaynatma, kök, gövde, kabuk ve rizom gibi bitkisel veya bitkisel
materyallerden çözünmüş kimyasalların kaynatılarak çıkarılması
dekolaj :
fra., gre. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki)
(lat.); de (fra.) + kollein (yapıştırmak), kolla (yapıştırıcı, yapışkan,
tutkal, zamk, birleştirici) (gre.); collare (yapıştırmak, bağlamak, bir arada
tutmak) (lat.); coller (yapıştırmak, tutturmak) + age (isim yapım eki) ) (fra.)
* duvarlara üst üste yapıştırılmış afiş veya benzerlerinden koparılan
parçalarla yapılmış bir tür kolaj, sökme, koparma
dekole :
lat., fra. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
collare (yapıştırmak, bağlamak, bir arada tutmak) (lat.); dé (-sız, yokluk,
zıtlık ve olumsuzluk öneki) + coller (yapıştırmak, tutturmak), collé
(yapıştırılmış) (fra.) * sökülmüş, koparılmış, ayrılmış
dekolman :
lat. * decollementia (havalanma, çözülme, bağı kopma) (decollare (havalanmak,
çözülmek, bağı kopmak) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan
eki) + collare (yapıştırmak, bağlamak, bir arada tutmak) ) + mentia (isim yapım
eki) (lat.); décollement (fra.) * ayrılma, sökülme, kopma; retinanın göz
küresinin iç yüzeyinden ayrılması; retina sinir tabakasının altındaki pigment
epiteli tabakasından ayrılması
dekolorasyon :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + colorare
(renklendirmek) (color (renk) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki)
* renksizleştirmek
dekolte :
lat., fra. * decollatus (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı,
-dan eki) + collare (collum (boyun) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş
zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); décolleté (boyunsuzlaşmış, yakasızlaşmış)
(fra.) * yakası açılmış, göğüs kısmı açık giysi, boyun, omuz, göğüs ve sırtın
bir bölümünü açık bırakan kadın giysisi
dekompansasyon :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + com, con
(ile, birlikte, beraber, tamamen) + pendere, pensare (tartmak) + tio (isim
yapım eki) * telafi edilemeyen bozulma, çöküş
dekompansatuvar :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + com, con
(ile, birlikte, beraber, tamamen) + pendere, pensare (tartmak) + orium (isim
yapım, yer, durum ve araç eki) (or (-cı, yapan, eden eki) + ium (isim yapım
eki) ) (lat.); décompensatoire (fra.) * telafi edici (kompanse) mekanizmaların
yetersiz kaldığı, artık bozulmanın veya yetmezliğin belirgin hale geldiği
durumla ilgili olan
dekompanse :
lat., fra. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
com, con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + pensatus (tartılmış) (pendere, pensare
(tartmak) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); décompensé (fra.) *
telafi edemez durumda, telafi edemeyen, çöküşe geçmiş
dekompanzasyon :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + com, con
(ile, birlikte, beraber, tamamen) + pensatio (pendere, pensare (tartmak) + tio
(isim yapım eki) ) (lat.); décompensation (fra.) * telafi edilemeyen bozulma,
çöküş
dekompoze :
lat., fra. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
compositus (bir araya getirilmiş, düzenlenmiş, tertipli) (com, con (ile,
birlikte, beraber, tamamen) + ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek,
yatırmak), positum, positus (konmuş, yerleştirilmiş, yatırılmış) (lat.);
décomposé (fra.) * bileşenlerine ayrılmış, çözünmüş, ayrışmış
dekompozisyon :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + com, con
(ile, birlikte, beraber, tamamen) + ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek,
yatırmak), positum, positus (konmuş, yerleştirilmiş, yatırılmış), positio
(konum, durum) (lat.); décomposition (fra.) * kimyasal maddenin bileşenlerine
ayrılması, çözünmesi
dekompresyon :
lat. * discompresio, decompresio (de, dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk,
uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + comprimere (con (ile, birlikte,
beraber, tamamen) + premere, primere (basmak, bastırmak, baskılamak,
sıkıştırmak, durdurmak) ) + sio, tio (isim yapım eki) ) (lat.); décompression
(fra.) * su altı dalışı veya yüksek irtifaya tırmanış esnasında ani basınç
düşüşü sonucu kan ve dokularda nitrojen gibi inert gazların kabarcık haline
gelmesiyle oluşan bir sağlık sorunu, vurgun
dekonjestan :
lat. * de, dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye
ayrılma, -dan eki) + co, con (birlikte, beraber, ile) + gerere (getirmek, toplamak,
biriktirmek, taşımak, yönetmek, yürütmek, yapmak, yüklemek, yığmak), gestent,
gestens (getiren toplatsn, biriktiren) * burun tıkanıklıklarını gidermek için
kullanılan geniş bir ilaç sınıfı
dekonjesyon :
lat. * de, dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye
ayrılma, -dan eki) + congestio (congere (toplamak, biriktirmek) (con (ile,
birlikte, beraber, tamamen) + gerere (getirmek, toplamak, biriktirmek, taşımak,
yönetmek, yürütmek, yapmak, yüklemek, yığmak) ) + tio (isim yapım eki) ) (lat.);
décongestiom (fra.) * tıkanıklığın giderilmesi, şişkinliğin veya yoğunluğun
azaltılması, giderilmesi
dekont :
lat. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma,
-dan eki) + computare (con (ile, birlikte, beraber, tamamen) + putare
(yerleştirmek, oturtmak) ), computus (hesaplama, sayma) (lat.); décompte (fra.)
* hesap dökümü; hesaptan yapılacak indirim, hesaba katmama
dekor :
lat. * decorare (süslemek, bezemek), decus (güzellik, güzelleştirme), decoratus
(süsleme, güzelleştirme) * süs, süsleme düzeneği
dekorasyon :
lat. * decorare (süslemek, bezemek) (decus (güzellik, güzelleştirme) + are
(fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.); décoration (fra.) * süsleme,
bezeme; bir mekanı estetik biçimde düzenleme
dekoratif :
lat. * decorare (süslemek, bezemek), decus (güzellik, güzelleştirme), decoratus
(süsleme, güzelleştirme) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * süslemeyle
ilgili, dekorasyon ile ilgili
dekoratör :
lat. * decorare (süslemek; güzelleştirmek) (decus (güzellik, güzelleştirme) +
are (fiil mastar eki) ) + tor (-ci, yapan) * dekorasyon işini yapan
dekore :
lat., fra. * decorare (süslemek; güzelleştirmek) (decus (güzellik,
güzelleştirme) + are (fiil mastar eki) ), decoratus (süslenmiş,
güzelleştirilmiş) (lat.); décoré (fra.) * süslenmiş, dekorasyonu yapılmış
dekortike :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + cortex
(kabuk), corticatus (kabuklu) (lat.); décortiqué (fra.) * kabuğu soyulmuş,
yüzeyi tahrip olmuş
dekovil :
fra. * decauville (1875 yılında vagon üretimi için kurulan şirketin sahibi Paul
Decauville'in soyadından) * vagonların insan veya hayvan gücüyle ilerletildiği
küçük demiryolu
dekreşendo :
lat. * decrescendo (azalma, küçülme) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak,
ayrı, aşağı, -dan eki) + crescere (artmak, büyümek, çoğalmak, genişlemek,
gelişmek) + endum (isim yapım eki) ) (lat), endo (ita.) * seslerin aşamalı
olarak zayıflayacağını belirten müzik terimi (crescent, croissant (büyümekte
olan, büyüyen; Ay'ın hilal şekli), grow, croître (büyümek) (ing., fra.) )
deksametazon :
lat. * dex (dekstrotatuar (sağa dönen) izomer eki) + metha (steroid eki) + sone
(keton eki) * romatizmal sorunlar, bazı cilt hastalıkları, şiddetli alerjiler,
astım, kronik obstrüktif akciğer hastalığı, krup, beyin ödemi, göz ameliyatı
sonrası göz ağrısı, superior vena kava sendromu ve tüberkülozda
antibiyotiklerle birlikte kullanılan bir glukokortikoid ilacın etken maddesi
(C22H29FO5)
deksketoprofen :
lat. * dex (dekstrotatuar (sağa dönen) izomer eki) + keto (keton eki) + profen
(propiyonik asit türevi nonsteroid antiinflamatuar eki) * akut ağrı,
kas-iskelet ağrıları, adet sancısı, dental ve travma sonrası ağrılarda
kullanılan nonsteroid antiinflamatuar bir ilacın etken maddesi (C16H14O3)
deksklorfeniramin :
lat. * dex (sağ yönlü, sağ yönlü izomer, dekstrorotatuvar) + chlor (klor
elementi) + pheniramin (kimyasal madde türevi, antihistaminik) * alerji
semptomlarını hafifletmek için kullanılan, H1 reseptörlerini bloke eden
sentetik antihistaminik ilacın etkemaddesi (C16H19ClN2)
deksmedetomidin :
lat. * dex, dexter (sağ, sağ taraf) + medetomidinum (medetomidin türevi
sentetik bileşik) (meditari (tedavi etmek, iyileştirmek, ilgilenmek) + idine
(azot içeren heterosiklik bileşik eki) ) * klonidine benzer şekilde, beynin
belirli bölümlerinde a2-adrenerjik reseptörlerin agonisti olarak işlev gören
sedatif, anksiyolitik ve analjezik özellikli bir ilacın etken maddesi
(C13H16N2)
deksmetilfenidat :
lat. * dex (sağ yönlü, dekstrorotatuvar) + methyl (metil (CH3) grubu) (methy
(şarap) + hyle (ahşap, odun, tahta, ağaçlık, orman, fıçı) ) + phenidate
(kimyasal madde türevi, merkezi sinir sistemi uyarıcısı) (phenyl (aromatik
benzen halkası C6H5) + ide (ikili bileşik, anyon eki) + ate (asit tuzu veya
esteri eki) ) * dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) tedavisinde
kullanılan, uyarıcı etkili sentetik ilacın etken maddesi (C14H19NO2)
dekspantenol :
lat. * dex, dexter (sağ, sağ taraf) + panthos (hepsi, tüm, bütün, her yer) +
enol (alkol (-OH) eki) * cilde uygulandığında B5 Vitaminine dönüşen bir pro
vitamin görevi gören, kuru, pürüzlü, pullu veya kaşıntılı cilt semptomlarını
azaltan çok yönlü bir cilt bakım bileşeni (C9H19NO4)
deksrabeprazol :
lat. * dex (sağ) + rabeprazole (proton pompa inhibitörü) * mide asidini
baskılayan, gastroözofageal reflü hastalığı (GERD) ve peptik ülser tedavisinde
kullanılan sağ el izomeri proton pompa inhibitörü molekülü (C18H21N3O3S)
deksrazoksan :
lat. * dex (sağ yönlü, dekstrorotatuvar) + razoxane (üretilmiş ilaç adı; antitümör
ajanı) * antrasiklin grubu kemoterapi ilaçlarının kalp üzerindeki toksik
etkilerini azaltmak ve antrasiklin ekstravazasyonunu tedavi etmek için
kullanılan sitoprotektif ilacın etken maddesi (C11H16N4O4)
dekster :
gre. * dexiteros (dexi (sağ) + teros (durum eki) ) (gre.); dex, dexter (sağ,
sağ taraf) (lat.) * sağ tarafta, sağa doğru, sağ, sağda olan (bir arma
üzerinde, taşıyıcının bakış açısından, yani tasvir edildiği gibi sol tarafta)
deksterite :
gre. * dexiteria (dexiteros (dexi (sağ) + teros (ile ilgili, gibi, -a ait) ) +
teia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.); dexteritas (dex, dexter (sağ, sağ
taraf) + itas (isim yapım eki) ) (lat.) dextérité (ing., fra.) * maharet,
hüner, ustalık, beceri, el çabukluğu
dekstran :
lat. * dex, dexter, dextrum (sağ, sağ taraf, sağdaki), dextrose (glikozun sağa
dönen formu) + an (polimer ve özellikle polisakkarit eki) * şekerlerin
fermantasyonu ile oluşan ve glikoz polimerlerinden oluşan bir karbonhidrat
sakızı ((C6H10O5)ₙ)
dekstrin :
gre. * dexiteros (dexi (sağ) + teros (durum eki) ) (gre.); dex, dexter, dextrum
(sağ, sağ taraf, sağdaki), dextro (sağ yöne hareket eki) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * sağda toplanma; nişasta veya glikojenin
hidrolizi ile üretilen düşük moleküler ağırlıklı bir karbonhidrat grubu
dekstrokardi :
lat., gre. * dex, dex, dexter, dextrum (sağ, sağ taraf, sağdaki), dextro (sağ
yöne hareket eki) (lat.); dexiteros, dexter, dextro (sağ) + kardia (yürek,
kalp) (gre.) * kalbin apeksinin nadir görülen konjenital bir durum sonucu
normal düzeninin aksine sola doğru değil sağa doğru olması, embriyonik arrest
dekstrokardisi ve dekstrokardili situs inversus
dekstrometorfan :
lat. * dex, dexter, dextrum (sağ, sağ taraf, sağdaki), dextro (sağ yöne hareket
eki) + methorphan (morfin türevi bileşik adı) * öksürük şuruplarında
kullanılan, öksürük merkezini baskılayarak öksürüğü azaltan, opioid türevi
fakat belirgin ağrı kesici etkisi bulunmayan antitüssif ilacın etken maddesi
(C18H25NO)
dekstropozisyon :
lat., gre. * dex, dexter, dextrum (sağ, sağ taraf, sağdaki), dextro (sağ yöne
hareket eki) (lat.); dexiteros, dexter, dextro (sağ) + ponere (koymak,
yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positum, positus (konmuş, yerleştirilmiş,
yatırılmış), positio (konum, yerleşim) (lat.) * normal yapıdaki kalbin sağ
hemitoraksa doğru yer değiştirmesi
dekstropropoksifen :
lat., gre. * dex, dexter, dextrum (sağ, sağ taraf, sağdaki), dextro (sağ yöne
hareket eki) (lat.) + propyl (3 karbonlu alkil grubu (C3H7) ) + oxys (keskin,
sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + phenyl (aromatik benzen halkası C6H5) (gre.)
* orta şiddette ağrıların tedavisinde kullanılan, dekstrorotatör izomere sahip
sentetik opioid (narkotik) ağrı kesici ilacın etken maddesi (C22H29NO2)
dekstrorotatör :
lat. * dex, dexter, dextrum (sağ, sağ taraf, sağdaki), dextro (sağ yöne hareket
eki) + rotatus (dönmüş, döndürülmüş, çevrilmiş) (rotare (döndürmek, dönmek,
çevirme hareketi yapmak) (rota (tekerlek, çark, halka, çember, makara, yuvarlak
yapı, dönen şey; dönme, dönüş, döngü) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş
zaman ve sıfat yapım eki) ) + or (-cı, yapan, eden eki) * düzlem kutuplanmış
ışığın titreşim düzlemini sağa (saat yönünde) çeviren optikçe aktif madde veya
izomer
dekstrosikloversiyon :
lat., gre. * dex, dexter, dextrum (sağ, sağ taraf, sağdaki), dextro (sağ yöne
hareket eki) (lat.); dexiteros, dexter, dextro (sağ) + kyklos (daire, döngü)
(gre.) + versio (dönme, dönüş, rotasyon, dönüşüm, yönelim, çevrim) (vertere
(dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * gözün
sağa doğru rotasyonel hareketi (sola dönme hareketi
"levosikloversiyon")
dekstrotatuar :
lat., gre. * dex, dexter, dextrum (sağ, sağ taraf, sağdaki), dextro (sağ yöne
hareket eki) (lat.); dexiteros, dexter, dextro (sağ) + orium (isim yapım, yer,
durum ve araç eki) (or (-cı, yapan, eden eki) + ium (isim yapım eki) ) (lat.) *
sağa döndüren, sağ el yönünde dönen hareket veya yönelim gösteren
dekstroversiyon :
lat., gre. * dex, dexter, dextrum (sağ, sağ taraf, sağdaki), dextro (sağ yöne
hareket eki) + versio (dönme, dönüş, rotasyon, dönüşüm, yönelim, çevrim)
(vertere (dönmek, çevirmek, döndürmek, yönelmek) + tio (isim yapım eki) ) *
kalp anormal bir şekilde daha sağa konumlandığında ve sağa döndüğünde sağ
ventrikülün genellikle sol ventrikülün arkasına geçmesi, ancak sol ventrikülün
solda kalması
dekstroz :
gre., lat. * dextrose (glikozun sağa dönen formu) (dexiteros (sağ, sağ taraf)
(dexi (sağ) + teros (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (gre.); dex, dexter, dextrum
(sağ, sağ taraf, sağdaki) (lat.) ) + ose (şeker eki; kimyasal monosakkarit eki)
(lat.) * mısır nişastasından üretilen bitkisel kaynaklı temel bir şeker, glukoz
dekstrum :
gre., lat. * dexiteros, dexter, dextro (sağ, sağ taraf) (dexi (sağ) + teros
(ile ilgili, gibi, -a ait) ) (gre.) + um (son ek) (lat.) * kalbin venae cavae
ve koroner sinüsten kan alan sağ üst odacığı
dekumbent :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + cumbere
(yatmak, uzanmak) + ent (sıfat yapım eki) * yere doğru eğilen, yatık büyüyen;
botanikte gövdesi başlangıçta dik olup daha sonra yere doğru uzanan veya
toprağa yaslanan (bitki)
dekupaj :
fra. * découpage (dé (yokluk, zıtlık ve olumsuzluk öneki) + couper (kesmek) +
age (isim yapım eki) * kesip parçalara ayırma; bir resmi veya deseni kenarlarından
titizlikle kesip çıkararak farklı bir yüzeye yapıştırma, mobilyacılıkta ahşabı
kıl testeresiyle oyma veya sinemada bir senaryoyu planlarına ayırma işlemi
dekupe :
fra. * dé (yokluk, zıtlık ve olumsuzluk öneki) + coupé (kesik, kesilmiş) * bir
görseldeki ana nesnenin, arkasındaki arka plandan (fondan) kesilerek
temizlenmesi ve ayrılması işlemi
dekuple :
fra. * dé (yokluk, zıtlık ve olumsuzluk öneki) + couplé (çiftleşmiş, ikili
olmuş) * ikiliği bozulmuş, ayrılmış, ayrışmış, ayrıştırılmış
dekurrent :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + currere
(koşmak, akmak, ilerlemek) + ent (sıfat yapım eki) * (botanikte yaprak ayası)
tabana doğru daralmadan devam ederek gövde üzerinde kanat veya uzantı
oluşturan; (yaprak sapı veya yaprak tabanı) gövde boyunca aşağı doğru uzanan
dekussat :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + quatere,
cussare (vurmak, sallanak), cussat (vurulmuş, sallanmış) * her nodda karşılıklı
olarak bir çift yaprağın ve birbirini izleyen nodlardaki yaprak çiftleri
birbirine dik durumda olan çevresel yaprak dizilişi
dekübit :
lat. * decubitus (decumbere, decumbo (yatmak, uzanmak) (de (yokluk, zıtlık,
olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + cumbere, cubare (yatmak, uzanmak) )
+ tus (isim yapım eki) ) * yatalak hastalarda görülen ve bedene sürekli bası
nedeniyle oluşan basınç yaraları (kümbet, gunbad (kemer, kubbe, iki kolonu
birleştiren uzantı; iki kolonun arasında uzanan hat) (far.), kemer (iki şeyi
bir araya getiren, birbirine bağlayan araç) (far.) )
dekübitus ülseri :
lat., tür. * decubitus (dekübit) + ulcus, ulcer (yara) (lat.) + i (iyelik eki)
(tür.) * genellikle yatalak hastalarda kol, bacak, kafa veya kalça kemiğinin
herhangi bir yerinde meydana gelen ve üzerinde çok fazla baskı olması nedeniyle
ciltte veya dokuda hasar oluşturan enfeksiyonlu kapanmayan yara, basınç ülseri,
basınç yarası, yatak yarası
dekümbent :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + cumbere
(yatmak, uzanmak) + ent (sıfat yapım eki) * yere doğru eğilen, yatık büyüyen;
botanikte gövdesi başlangıçta dik olup daha sonra yere doğru uzanan veya
toprağa yaslanan (bitki)
dekürarizasyon :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + curare
(Güney Amerika yerlileri tarafından kullanılan, kas gevşetici ve felç edici
etkisi olan bitkisel kökenli zehir) + izare (dönüşmek, dönüştürmek) + tio (isim
yapım eki) * kürar türevi kas gevşeticilerin kas gevşetici bitkisel zehir
etkisinin ortadan kaldırılması
dekürrens :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + currere
(koşmak, akmak, ilerlemek) + entia (isim yapım ve durum eki) * botanikte yaprak
ayasının tabana doğru daralmadan devam ederek gövde üzerinde kanat veya uzantı
oluşturması; yaprak sapı veya yaprak tabanının gövde boyunca aşağı doğru
uzanması
dekürrent :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + currere
(koşmak, akmak, ilerlemek) + ent (sıfat yapım eki) * (botanikte yaprak ayası)
tabana doğru daralmadan devam ederek gövde üzerinde kanat veya uzantı
oluşturan; (yaprak sapı veya yaprak tabanı) gövde boyunca aşağı doğru uzanan
delal :
kür. * delal (güzellik, sevimlilik, nazlılık) * güzellik, hoşluk, sevimlilik
anlamında kullanılan; erkek ve kadın adı olarak kullanılan Kürtçe isim
delalet :
ara. * dalla (sapmak, saptırmak, doğru yoldan
çıkarmak, yönlendirmek, kılavuzlamak, yöneltmek, rehberlik etmek, eğilim
göstermek, bir yola saptırmak), delil (kılavuz, rehber, doğru yolu gösteren,
ispat, kanıt, burhan, beyyine) + et (isim yapım eki) * bir şeyin kendi varlığı veya durumuyla başka bir şeyin
varlığına, durumuna ya da anlamına kılavuzluk etmesi, işaret etmesi veya onu
göstermesi durumu, aracılık, kılavuzluk, vasıta olma, aracı
olma, delil olma, ispat olma, kanıt olma
delaminasyon :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + laminare
(ince tabakayla kaplamak) (lamina (ince tabaka, plaka) + are (fiil mastar eki)
) + tio (isim yapım eki) * katmanlı bir yapının tabakalarının birbirinden
ayrılması; malzeme biliminde kompozit, kaplama veya katmanlı yapıların
tabakalar arası bağının kopması; jeolojide, biyolojide ve tıpta katmanların
ayrılması durumu
delegasyon :
lat. * delegatio (delegare (yetkilendirmek) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk,
uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + legare (atamak, tayin etmek, göndermek,
görevlendirmek) ) + tion (isim yapım eki); delegation, délégation (ing., fra.)
* bir görevi başkasına gönderme, devretme; yetki aktarma işlemi; temsilci
heyeti, yetkilendirme, yetki devri
delege :
lat. * delegatus (delegare (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı,
-dan eki) + legare (atamak, tayin etmek, göndermek, görevlendirmek) ) + tus
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * bir kişi veya topluluğu temsil etmesi
için yetkilendirilip görevlendirilen kimse, yetkili, vekil
delep :
tür. * delep (parlamak,
ışıldamak) * bir
nesnenin ya da ışığın göz alıcı bir şekilde parlaması, parıl parıl etmesi, parlayarak,
parıl parıl
delesyon :
lat. * delere (silmek, yoketmek, mahvetmek) + tio (isim yapım eki) * bir
kromozomun bir parçasının kopup, kaybolmasıyla yani eksilmesi nedeniyle oluşan
ve genetik hastalıklara sebep olan kromozom anomalisi
delfi :
gre. * Delphoi (Antik Yunan'da Apollon kahinliğinin bulunduğu kutsal kent)
(delphys (rahim, dölyatağı) + oi (yer eki) ) * Antik Yunan'da kehanet merkezi
olarak ün kazanmış ve "Dünyanın Merkezi" kabul edilen, Parnassos Dağı
eteklerinde kurulmuş olan ve Apollon Tapınağı'nı da içeren kutsal kent, Delfi
(Delphi), mistik bir kehanet merkezi
delgeç :
tür. * del (içe girmek, dalmak) + geç (araç eki) * kağıtları dosyalamak için
gereken delikleri açan alet, perforatör
delgi :
tür. * del (içe girmek, dalmak) + gi (araç eki) * maden, taş, tahta gibi sert
şeyler üzerinde delik açmaya yarayan araç
deli :
lat., tür. * deliriare (aklını kaybetmek, sapmak; delirmek) (de (yokluk,
zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + lira (saban izi; düz hat,
sıra) + are (fiil mastar eki) ) (lat.) ("saban çizgisinden sapmak"
anlamından); tilbe, tilve (çılgın, deli, aklını yitirmiş, gözükara, gözüpek) *
zihinsel işlevlerinde bozulma nedeniyle gerçeklik algısı, düşünce ve
davranışlarında ciddi sapma bulunan, aklını yitirmiş, çılgın
delibal :
tür. * tilbe, tilve (çılgın, deli, aklını yitirmiş, gözükara, gözüpek) + bal
(arının salgıladığı şekerli madde) * arıların zehirli çiçeklerden topladıkları
veya yaban arılarının yaptıkları bal
delibaş :
tür. * tilbe, tilve (çılgın, deli, aklını yitirmiş, gözükara, gözüpek) + baş
(kafa, ön, tepe, uç) * koyunlarda ve danalarda görülen, hayvanı döndüre döndüre
öldüren tehlikeli bir hastalık
delice :
tür. * darnelle (darne (kesik, dilim; zarar verme, yaralama) + elle (isim yapım
eki) ); lolium (gülmek, yüksek sesle gülmek) + temulentum (sarhoşlar) (lat.);
lalos (gülmek) (gre.) * buğdaygillerden, genellikle buğday tarlalarında
yetişen, tohumu zehirli, yabani bitki; Kırıkkale’nin bir ilçesi; ismi Delice
ırmağından; eski ismi Piran
delik :
tür. * del (içe girmek, dalmak) + ik (isim eki) * bir şeyin içine doğru açılmış
giriş, boşluk, oyuk (delv (kova) (ara.), delve (derinlemesine araştırmak, içine
dalmak, derin oyuk yaratmak) (ing.) )
delikanlı :
tür. * tilbe, tilve (çılgın, deli, aklını yitirmiş, gözükara, gözüpek) + kan
(damarlardaki, alyuvar, akyuvar ve plazmadan oluşan, oksijen ve besin taşıyan
kırmızı renkli hayat sıvısı; soy, nesil, kök, köken) + lı (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * kanı hızlı akan, coşkulu, genç erkek, kanı kaynayan, heyecanlı,
atılgan genç
delikates :
lat., fra. * delicatus (çekici, ince, hoş, zarif, lezzetli, şımartılmış, narin,
hassas, zevkli) (delicare (okşamak, şımartmak, naz etmek) + tus (geçmiş zaman
ve sıfat yapım eki) ) (lat.); délicatesse (incelik, zarafet) (fra.) * incelik,
zarafet, duyarlılık
delikato :
lat. * delicatus (delicare (okşamak, şımartmak, naz etmek) + tus (geçmiş zaman
ve sıfat yapım eki) ) (lat.); ato (ita.) * çekici, ince, hoş, zarif, lezzetli,
şımartılmış, narin, hassas, zevkli
delil :
ara. * dalla (sapmak, saptırmak, doğru yoldan çıkarmak, yönlendirmek,
kılavuzlamak, yöneltmek, rehberlik etmek, eğilim göstermek, bir yola saptırmak)
+ il (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kanıt, ispat; rehber, yol gösterici
delirium :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + lira
(çizgiler arasındaki tepe, yükselti) + ium (ile ilgili olma) * yoldan çıkma,
zihinsel doğrultudan sapma; akut bilinç bulanıklığı, sayıklama durumu, hezeyan,
çılgınlık
delirmek :
tür. * del, tilbe, tilve (çılgın, deli, aklını yitirmiş, gözükara, gözüpek) +
ir (edilgen fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * çıldırmak, aklını yitirmek
(delirium, Delirium (hezeyan) (ing., alm.), délirer (delirmek) (fra.), dall
(sapık) (ara.) )
deliryum :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + lira
(çizgiler arasındaki tepe, yükselti) + ium (ile ilgili olma) * yoldan çıkma,
zihinsel doğrultudan sapma; akut bilinç bulanıklığı, sayıklama durumu, hezeyan,
çılgınlık
delişmen :
tür. * del, tilbe, tilve (çılgın, deli, aklını yitirmiş, gözükara, gözüpek) +
iş (işteş fiil eki) + men (kimse, kişi, şahıs) * tutarsız, agresif ve şımarık
davranışları olan; coşkulu, atak, yerinde duramayan; taşkın davranışlı genç
delk :
ara. * deleke (sürtmek,
ovalamak, ezmek) * sürtme, ovalama, ovma, masaj yapma, ovuşturma, çitileme
delmek :
tür. * del (açıklık, oyuk oluşturarak içe girmek, dalmak, delik açmak, içe
girmek) + mek (fiil mastar eki) * bir şeyin üzerinde açıklık, oyuk oluşturarak
içine girmek, dalmak, bir şeyin içine doğru giriş açmak, bir şeyin derinliğine
inmek (delv (kova) (ara.), delve (derinlemesine araştırmak, içine dalmak, derin
oyuk yaratmak) (ing.) )
delosperma :
gre. * delos (belirgin, açık) + sperma (tohum, çekirdek, döl, bel, meni, sperm)
* parlak ve açıkta duran tohumlarıyla ayırt edilen, etli yapraklı, kuraklığa
dayanıklı, Aizoaceae familyasından bir bitki cinsi
delphinidae :
gre., lat. * delphis (yunus) (gre.) + inus (ile ilgili,-a ait) + ium (bitki
cins adı eki) (lat.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Cetacea
(balinalar) takımı içinde yer alan, Delphinidae familyasına ait, dünya denizlerinde
ve bazı büyük nehir sistemlerinde yaşayan, yüksek zekaları, sosyal davranışları
ve hidrodinamik vücut yapılarıyla bilinen yunusları kapsayan hayvan familyası
delphinium :
gre., lat. * delphis (yunus) (gre.) + inus (ile ilgili,-a ait) + ium (bitki
cins adı eki) (lat.) * Ranunculales (düğünçiçeğigiller) takımı içinde yer alan,
Ranunculaceae familyasına ait, Kuzey Yarımküre’nin ılıman bölgelerinde
özellikle dağ çayırları ve açık ormanlık alanlarda yaşayan, dik gövdeli,
gösterişli çiçeklere sahip otsu bitkileri kapsayan bitki cinsi
delphinus :
gre., lat. * delphis (yunus) (gre.) + inus (ile ilgili,-a ait) (lat.) * Cetacea
(balinalar) takımı içinde yer alan, Delphinidae familyasına ait, dünya
okyanuslarının ılıman ve tropik bölgelerinde yaşayan, ince yapılı ve hızlı
yüzen yunusları kapsayan memeli cinsi
delta :
gre., fen. * daleth, daled (İbrani ve Fenike alfabesindeki dördüncü harf) *
Grek alfabesinin üçgen şekkindeki dördüncü harfi; nehirin denize döküldüğü
yerde oluşan alüvyon birikintisi, çatalağız
delta-doplama :
hafif katkılı bir yarıiletken malzeme içinde, yaklaşık 1 nanometre kalınlığında
çok ince ve yüksek derecede katkılanmış (doplu) bir tabaka oluşturma tekniği;
yarı iletkenlerde katkı atomlarının normal difüzyonla değil, çok ince bir tabaka
veya düzlem halinde belirli bir derinliğe yerleştirildiği özel katkılama
yöntemi; özellikle kuantum kuyuları, yüksek elektron hareketliliğine sahip
transistörler ve nanoelektronik yapılarda kullanılan doplama tekniği
deltat :
gre., fen., lat. * daleth, daled (İbrani ve Fenike alfabesindeki dördüncü harf)
+ t (tempus (zaman) ) (lat.) * fizik ve matematikte zaman aralığını veya
zamandaki değişimi gösteren Δt sembolü; iki zaman değeri arasındaki fark (Δt =
t2 - t1)
deltoid :
gre., fen. * daleth, daled (İbrani ve Fenike alfabesindeki dördüncü harf) +
oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * üçgen veya üçgene
benzeyen biçimde olan; anatomide omuz eklemini örten üçgen biçimli deltoid
kasını, botanikte ve morfolojide ise üçgenimsi (yapı)
delüzyon :
lat. * delusio (yanılgı, sanrı) (deludere (alay etmek) (de (yokluk, zıtlık,
olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + ludere (oynamak, eğlenmek, aldatmak)
) + sio (isim yapım eki) * yanlış olduğu delillerle aşikar olanı inkar etme
sendromu, sanrı
delüzyonel :
lat. * delusio (yanılgı, sanrı) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
delüzyon ile ilgili
delv :
ara. * dalla (sapmak, saptırmak, doğru yoldan çıkarmak, yönlendirmek,
kılavuzlamak, yöneltmek, rehberlik etmek, eğilim göstermek, bir yola saptırmak)
* kova, su koyulan ve kuyudan su çekilen bakraç; oniki burçtan biri
delve :
ara. * dala (kovayı kuyuya sarkıtmak, indirmek) * kova, delmek, derine inmek,
içine dalmak, bilgi aramak (delve (araştırmak, arayıp taramak), deal
(ilgilenmek, meşgul olmak, uğraşmak) (ing.) )
dem :
ara. * dam’, dama’a (ağlamak, gözden sıvı akmak) * omurgalıların göz
boşluğundaki bezlerin salgıladığı, gözlerin temizlenmesi ve nemlenmesini
sağlayan berrak, tuzlu sıvı, gözyaşı
dem :
ara. * damm, damma (kan akmak, kan akıtmak, kan dökmek, kan ile ilgili olmak,
akmak) * vücuda besin ve oksijen sağlayan damarlardaki kırmızı renkli yaşamsal
sıvı, kan (edema, œdème, Ödem (ödem) (ing., fra., alm.), demography,
démographie, Demographie (nüfusbilim) (ing., fra., alm.) )
dem :
far. * dem (nefes, soluk; zaman, vakit) * (çay için) çayı, sıcak suyun içine
attıktan sonra, renk ve koku vermesi için bir süre bekletme
dem vurmak :
far. * dem (nefes, soluk; zaman, vakit) * bir şeyden bahsetmek, dem (zaman, an,
nefes) (far.)(theme, thème, Thema (konu) (ing., fra., alm.) )
dem’a :
ara. * dama’a (gözden yaş gelmek, ağlamak, yaş dökmek, yaş akıtmak) *
sıvılanma, ödem; gözyaşı (edema, oedème le, Ödem s (ing., fra., alm.) )
demadem :
ara. * dem (nefes, soluk; zaman, vakit) + a (baglaç) + dem (nefes, soluk;
zaman, vakit) * daima, her daim, her vakit, her an
demagog :
gre. * demos (halk, topluluk, kitle) + agein (yönetmek, yönlendirmek, götürmek,
taşımak, önderlik etmek, sevk etmek, etki oluşturmak; toplamak, bir araya
getirmek, birleştirmek), agogos (yol gösteren, önder; yönlendirme) * halkı
kışkırtıcı söylemlerle yönlendiren kişi; duygu ve öfkeye hitap ederek destek
toplayan lider, demagoji yapan
demagoji :
gre. * demos (halk, topluluk, kitle) + agein (yönetmek, yönlendirmek, götürmek,
taşımak, önderlik etmek, sevk etmek, etki oluşturmak; toplamak, bir araya
getirmek, birleştirmek) + eia (isim yapım eki) * gerçek dışı veya duygulara
hitap edecek kışkırtıcı söylemlerde bulunarak bir kimseyi veya kitleyi etki
altına almaya çalışma
demagojik :
gre. * agein (yönetmek, yönlendirmek, götürmek, taşımak, önderlik etmek, sevk
etmek, etki oluşturmak; toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek) + eia (isim
yapım eki) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * demogoji ile ilgili
deman :
gre. * daio, daiomai (bölmek, ayırmak, paylaştırmak, bölüştürmek,
dağıtmak), daimon (bölen, paylaştıran, kaderi dağıtan, tanrısal güç, koruyucu
ruh) *
ilahi güç, küçük tanrı, yol gösterici ruh, koruyucu tanrı; kader, hiddete
kapılmış, feryat, figan, terslik, heybetli, azametli
demans :
lat. * dementia (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
mens (zihin, akıl, idrak, mantık) + ia (durum eki) ) * bunama, düşünce
bozukluğu, idrak yitimi (mentik (idrak, akılcı düşünme yetisi; konuşma, söz
söyleme yetisi) (ara.), mantık (tür.) )
demarkasyon :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + marcare
(işaretlemek, belli etmek, vurgulamak; işaret koymak, damgalamak) (marca
(işaret, iz, nişan) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * sınır
belirleme; bilim, din, felsefe, sanat gibi çeşitli bilgi türlerinin sınırlarını
belirleme işi; dokulara gelen kanın azalmasının veya kesilmesinin ilgili bölge
çevresinde inflamatuar reaksiyon oluşmasını ve bu nekrozun yayılmasını önlemesi
demarke :
lat., fra. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
marcatus (işaretlenmiş) (marcare (işaretlemek, belli etmek, vurgulamak; işaret
koymak, damgalamak) + tus (geçmuş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); dé
(yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı öneki) + marqué (işaretlenmiş)
(fra.) * işareti kaldırılmış, işaretten ayrılmış; farkı gösterilmiş, öne
çıkarılmış; sporda rakipten sıyrılmış, markajda olmayan, tutulmayan, boşta
demateryalizasyon :
lat., fra. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
materialisatio (soyut bir düşüncenin, planın veya kavramın somut bir biçime
dönüşmesi; fiziksel olarak varlık kazanma, maddeleşme durumu) (mater (anne,
ana, valide, öz, esas, kaynak) + ialis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) +
izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) ) * fiziksel
bir nesnenin veya maddi yapının maddesel varlığını kaybederek dijital, soyut
veya fiziksel olmayan bir biçime dönüşmesi; özellikle bilgi teknolojilerinde
verilerin kâğıt veya fiziksel ortamdan elektronik ortama aktarılması, ekonomide
fiziksel varlıkların yerini dijital karşılıkların alması
dematisiyöz :
gre., lat. * dematos (bir araya gelmiş iplik veya lif) (de (bağlı, birlikte) +
matos (iplik, lif) (gre.) + aceosus (ile ilgili, sıfat yapım eki) (lat.) *
hiflerinin ve/veya sporlarının duvarında melanin veya melanin benzeri,
kahverengi veya siyah iplik görünümünde pigment bulunan (mantarlar ile ilgili
özellik)
demdem :
ara. * damdama, demdeme (gürlemek, homurdanmak, yoğun şekilde vurmak, çarpmak,
sürekli yankılanmak, patlamak) * gürleme, patlama, homurtu
demdeme :
ara. * damdama, demdeme (gürlemek, homurdanmak, yoğun şekilde vurmak, çarpmak,
sürekli yankılanmak, patlamak) * şiddetli darbe, gürültü, patlama; hiddetli
söz, avaz; hoşa gitmeyen sesler; sinek vızıltısı; öğütme; sürte sürte ezme;
azab verme, eziyet etme; hile; davul; şöhret, nam, ün
demeç :
tür. * de (söylemek, konuşmak) + meç (isim yapım eki) * sözlü açıklama, deme,
deyiş, söylem
demek :
tür. * de (söylemek, konuşmak) + mek (fiil mastar eki) (di (söylemek) + yor
(üçüncü tekil şahıs çekim eki) * söylemek, konuşmak (dicere, dire (söylemek,
konuşmak) (lat.); dictate, dicter (dikte etmek) (ing., fra.), digit (parmak,
sayı, gösteren, söyleyen) (ing.) )
demeklosiklin :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + mechlo
(methyl (CH3) ve klor (Cl) grubu eki) + kyklos (daire, çember, halka, döngü) +
ine (kimyasal bileşik eki) * bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde kullanılan
tetrasiklin sınıfından bir antibiyotik (C21H21ClN2O8)
demet :
gre. * dematos (bağ, deste, bohça, çıkın; bir araya gelmiş iplik veya lif) +
ion (küçültme eki) * deste, aynı cins şeylerden oluşan bir araya getirilmiş
kitle
demeter :
gre. * de (toprak, yer) + meter (ana, anne, valide) * toprak ana; Yunan
mitolojisinde Olimpia'nın tarım, hasat bereket, mevsim ve anne sevgisi
tanrıçası
demevi :
ara. * dem (kan) + vi (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kan ile ilgili, kana
mensup; asabi, sinirli (mecazi)
demin : tür.
* tem (an, vakit, zaman; hemen, henüz, az önce, o sırada) + in (iyelik eki) *
az önce, biraz önce
demineralizasyon :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + minera
(cevher, maden, filiz) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + izare
(dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) * vücudun mineral
kaybı yaşaması durumu; diş minesi denilen bölgede minerallerin kaybedilmesi
demir :
tür. * temur (demir) * simgesi Fe, atom sayısı 26, atom ağırlığı 55.847, yoğunluğu
7.8 olan, 1510 santigrat derecede eriyen, mavimtırak esmer renkte, sanayide
çelik, döküm ve alaşımlar durumunda kullanılan metal grubundan element, ferrum
(lat.)
demir fumarat :
tür., lat. * temür, demir (metal grubundan element) (tür.) + fumaratus (fumare
(tütmek, duman çıkarmak, tüttürmek; buhar çıkarmak; içmek (dumanlı bir şeyi) )
(fumus (duman) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım
eki) ) * demir alımını desteklemek için kullanılan kırmızımsı-turuncu bir toz
olarak oluşan fumarik asidin demir(II) tuzu, ferrous fumarate (C4H2FeO4)
demir glisin sülfat :
tür., gre. * temür, demir (metal grubundan element) (tür.) + glykys, glukus
(tatlı, şekerli) (gre.) + ine (kimyasal bileşik eki) (lat.) + sulphate
(sülfürik asit türevi SO4²⁻)
(sulphur (selp, sulph (yağ) + urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve
anyon-katyon temelli tuz eki) ) + atus, ate (asidin tuzu veya esteri eki) )
(lat.) * demir eksikliği ve demir eksikliği anemisinin tedavisinde kullanılan
bir demir takviyesi, ferrous glycine sulfate (C4H10FeN2O8S)
demir leblebi :
tür., ara. * temür, demir (metal grubundan element) (tür.) + lubb (kalp, yürek;
çekirdek, tane, kabuğun içindeki şey, ağaç gövdesinin en iç halkası), lablab
(nohut, baklagil tanesi; fasulyegillerden bir tür, mor bezelye) (ara.) *
yapılması, başarılması çok zor olan iş; başa çıkılmaz, alt edilemez, yenilmez
kimse
demir sülfat :
tür., lat. * temür, demir (metal grubundan element) (tür.) + sulphate (sülfürik
asit türevi SO4²⁻)
(sulphur (selp, sulph (yağ) + urum, ura (ikili bileşik, inorganik ve
anyon-katyon temelli tuz eki) ) + atus, ate (asidin tuzu veya esteri eki) )
(lat.) * demirin sülfürik
asit ile oluşturduğu, tarımdan tıbba (özellikle kansızlık tedavisinde) ve
endüstriyel boyamalara kadar geniş bir alanda kullanılan, genellikle yeşil veya
mavi-yeşil kristaller halinde bulunan kimyasal bir bileşik (FeSO4)
demirbaş :
tür. * temür, demir (metal grubundan element) (tür.) + baş (kafa, tepe, ön, uç)
* bir kuruma ait olan ve hizmet amaçlı kullanılan menkul eşya
demirci :
tür. * temür, demir (metal grubundan element) + ci (yapan, eden eki) *
Manisa'nın bir ilçesi
demirhindi :
ibr., ara. * tamar (hurma, hurma ağacı; palmiye) (ibr.); tamr (hurma) (ara.) +
hindi (Hintli) * baklagiller (Fabaceae, Leguminosae) familyasından, sıcak
iklimlerde yetişen kerestesinden de yararlanılan bir ağaç, tamarind
demirköy :
tür. * temür, demir (metal grubundan element) + köy (kasabadan küçük yerleşim
birimi) * Kırklareli’nin bir ilçesi; Bulgarcası Malık Samokov
demirlemek :
tür. * temür, demir (metal grubundan element) + le (edilgen fiil eki) + mek
(fiil mastar eki) * tekneyi sabitlemek için çıpanın denize bırakılması
demirözü :
tür. * temür, demir (metal grubundan element) + öz (esas, asıl, cevher) + ü
(iyelik eki) * Bayburt’un bir ilçesi (eski ismi Grekçe bir kelime olan Kısanta
(sarı, sarışın, sarıca) )
demirperde :
tür., far. * temür, demir (metal grubundan element) + perde (örtü, gizleyici
şey) (far.) * Doğu Bloku, Komünist Blok, Sovyet Bloku veya Demir Perde, Soğuk
Savaş döneminde Sovyetler Birliği ve onun Doğu ve Orta Avrupa'daki
müttefiklerini tanımlamak üzere kullanılmış olan bir terim olup, II. Dünya
Savaşı'nın sonu olan 1945 yılından Soğuk Savaş'ın sonu olan 1991 yılına kadar
Avrupa'yı iki ayrı bölüme bölen ideoloji
demiryolu :
tür. * temür, demir (metal grubundan element Fe) + yol (bir yerden bir yere
gitmek için iz, geçit, ilerleme hattı, güzergah) + u (iyelik eki) * trenin
üzerinde hareket ettiği raylarla döşenmiş yol
demiurgos :
gre. * demiourgos (demos (halk) + ergon, ergos (iş, çalışma) ) * Eflatun
felsefesine göre, evrenin yaratıcısı olan güç, Tanrı; gnostik kozmolojide madde
alemini yaratan sahte ve kibirli tanrı, Yaldabaoth
demiyelinizan :
lat., gre., fra. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki)
(lat.) + muelos, myelos (ilik, omurilik, kemik iliği) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) (gre.) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale
getirmek) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); démyélinisant
(fra.) * sinir sisteminde bulunan nöronlardaki myelin kılıflarına zarar veren
demiyelinizasyon :
lat., gre., fra. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki)
(lat.) + muelos, myelos (ilik, omurilik, kemik iliği) + ine (organik
bileşik/alkaloid türevi eki) (gre.) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale
getirmek) + tio (isim yapım eki) (lat.); démyélinisation (fra.) * miyelin
kılıflarının veya onları oluşturan hücrelerin zarar görmesi sonucu oluşan
miyelin kaybı
demkeş :
far. * dem (nefes, soluk; ağız; körük) + keş (çeken, çekici, taşıyan) * bazı
kuşların, kübbül gibi uzun uzun ötenleri; şarap içen; devamlı öten bir güvercin
cinsi; nefes çeken; nefes, soluk çeken; ney, kaval gibi çalgıları devamlı
üfürenler
demlemek :
ara., tür. * dem (sıvı, ödem) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) *
sıvılandırmak, ödemlemek; bir sıvıyı (özellikle çayı veya bitki karışımlarını)
sıcak suyla belirli bir süre bekleterek özünü çıkarmak; bir şeyi olgunlaştırmak
veya dinlendirerek daha iyi hale getirmek
demli :
ara., tür. * dem (sıvı, ödem; özlü kısım, yoğunlaşmış su/çay esansı) + li (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * (çay için) rengini, kokusunu, tadını bulmuş;
dem oranı yüksek, koyu renkli ve yoğun tatlı içilen çay; genel olarak içinde
bir şeyin özü veya yoğunluğu fazla olan
demlik : ara.,
tür. * dem (sıvı, ödem; özlü kısım, yoğunlaşmış su/çay esansı) + lik (araç eki)
* içinde çay demlenen, madensel veya porselen kap, küçük çaydanlık
demo :
lat. * de (-dan, -den, tamamen) + monstrare (belirtmek, ortaya çıkarmak,
göstermek, sunmak, arzetmek) + tio (isim yapım eki) * gösteri, sunum, arz;
ispat, kanıt ("demonstration" kelimesinin kısaltılmışı)
demode :
lat., fra. * demodus (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan
eki) + modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır,
tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal,
durum) ) (lat.); dé (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı öneki) +
modé (moda olmuş) (fra.) * modası geçmiş, eski moda
demodeks foliculorum :
gre , lat. * demos (halk, topluluk, kitle, nüfus) (gre.) + dex (solucan) +
follis (çanta, kese, çıkın) + culus (küçültme eki) + orum (çoğul eki) *
yalnızca insanların derisinde yaşayabilen mikroskobik bir akar
demodülasyon :
lat. * de (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + modulare (bir şeyi
belirli ölçü veya standartlara göre ayarlamak, düzenlemek veya uyarlamak)
(modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz,
stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) +
ula, ulus (küçültme eki) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * bir
taşıyıcı sinyalden bilgi sinyalini ayırma veya çıkarma işlemini, yani iletişim
ve elektronik alanında modülasyonu geri çevirme süreci
demodülatör :
lat. * de (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + modulare (bir şeyi
belirli ölçü veya standartlara göre ayarlamak, düzenlemek veya uyarlamak)
(modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz,
stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) +
ula, ulus (küçültme eki) + are (fiil mastar eki) ) + tor (-cı, yapan, eden eki)
* modülasyonu geri çevirerek taşıyıcı sinyalden bilgi sinyalini çıkaran veya
ayıran elektronik devre veya cihaz
demografi :
gre. * demographia (demos (halk, topluluk, kitle, nüfus) + graphein (yazmak,
çizmek, işaretlemek), (graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı,
yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir
toplumun nüfus yapısını, dağılımını, özelliklerini ve zaman içindeki
değişimlerini istatistiksel yöntemlerle inceleyen bilim dalı, nüfusbilim
demografik :
gre. * demographikos (demos (halk, topluluk, kitle, nüfus) + graphein (yazmak,
çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos
(yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) +
ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * nüfusun yapısını, dağılımını,
özelliklerini ve değişimini inceleyen veya bunlarla ilgili olan, nüfusbilimsel,
halkla ilgili
demokles :
gre. * demos (halk, topluluk, kitle, nüfus) + kles (ün, nam, şöhret) * M.Ö. 4.
yüzyılda Sirakuza'da hükümdar olan Dionysios'un sarayında yaşamış kişi
("Demokles'in kılıcı" deyimi, görkemli bir şekilde gösterilen ama her
an tehlike yaratabilecek güç veya sorumluluğu ifade eder ve iktidar ve
sorumlulukla birlikte sürekli var olan tehlike anlamında kullanılır.
Syrakusa'lı Demokles hikayesinde, kral sofrada otururken başının üstünde bir
kılıç ip ile asılı durmaktadır. Bu kurgu, görkem ve güçle birlikte sürekli bir
tehlikenin ve sorumluluğun var olduğunu simgeler.)
demokrasi :
gre. * demokratia (demos (halk, topluluk, kitle, nüfus) + kratia (kudret, güç,
iktidar, güçlülük, kuvvetlilik; yönetim) (kratos (güç, kudret, kuvvet,
sağlamlık) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * halk yönetimi, halk
iktidarı
demokrat :
gre. * demokrat (demos (halk, topluluk, kitle, nüfus) + kratos (güç, kuvvet,
kudret; iktidar) * demokrasi yanlısı, halkın yönetimini savunan kişi
demokratik :
gre. * demokratia (demos (halk, topluluk, kitle) + kratia (güçlülük,
kuvvetlilik, kudretlilik, iktidar) (kratos (güç, kudret, kuvvet, sağlamlık) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
) * demokrasi ile ilgili, halk yönetimiyle ilgili
demokritos : gre.
* demos (halk, insanlar, kabile) + krites (hakim, yargıç, eleştirmen, karar
verici) * geliştirdiği atomcu evren teorisi formülasyonu ile tanınan Sokrates
öncesi Antik Yunan filozof
demolaj :
lat., fra. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
morari (oyalanmak, gecikmek) (lat.); demeurer (kalmak, durmak, durmayı
sürdürmek, oturmak, ikamet etmek) + age (isim yapım eki) * limanda veya demir
yolu sahasında kendilerine ayrılan süreden daha fazla kalarak süresi geçen
konteynerlere uygulanan bir ücret
demon :
gre. * daio, daiomai (bölmek, ayırmak, paylaştırmak, bölüştürmek,
dağıtmak), daimon (bölen, paylaştıran, kaderi dağıtan, tanrısal güç, koruyucu
ruh) *
ilahi güç, küçük tanrı, yol gösterici ruh, koruyucu tanrı; kader, hiddete kapılmış,
feryat, figan, terslik, heybetli, azametli
demonim :
gre. * demos (halk, insanlar, kabile) + onoma, onuma, onyma, onomos, nimo
(isim, ad) * belirli bir yerin sakinlerini veya yerlilerini tanımlamak için söz
konusu yerin isminden türetilmiş kelime
demonoloji :
gre. * daemonion, daimon (cin, tanrısal varlık, ilahi varlık) (dai (ilah, dahi)
+ mon (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı,
söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * din, mitoloji ve okültizmde, cinler veya kötü ruhlar üzerine
yapılan sistematik inceleme ve öğreti
demonstrasyon :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + monstrare
(belirtmek, ortaya çıkarmak, göstermek) + tio (isim yapım eki) * gösteri; arz,
sunum; ispat, kanıt
demonstratif :
lat. * demonstrat (belirtilmiş, sunulmuş, gösterilmiş, arzedilmiş) (de (yokluk,
zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + monstrare (belirtmek, ortaya
çıkarmak, göstermek, sunmak, arzetmek) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * gösterisel; gösteren, gösterici; ispat eden; işaret eden, ispatlayıcı
demonte :
lat.; fra. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
montatus (montere (kurnak, tesis etmek, montajlamak) (montis (dağ, tepe) + are
(fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) (lat.); démonté
(fra.) * parçaları birbirinden ayrılmış durumda olan nesne; kurulum gerektiren,
sonrasında tekrar sökülüp takılabilen, buna uygun tasarlanarak üretilen mobilya
türü
demoralizasyon :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + moralis
(ahlakla ilgili) (mos, mores (ahlak, töre) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki)
(lat.); mores, moeurs (adetler, töreler, gelenekler) (ing., fra.) * maneviyatı
bozulma, ahlak bozulması; moralin, motivasyonun, disiplinin bozulması; ruhsal
çökme, ruhsal güç kaybı
demre :
gre., lat. * smyrna, myra (sarı sakız, mür ağacının reçinesinden elde edilen
koku) * Antalya'nın bir ilçesi (smyrna (İzmir) (gre.) )
demulsan :
lat. * demulcent(demulcere (yatıştırmak, dindirmek, sakinleştirmek, teskin
etmek) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + mulcere
(yatıştırmak, dindirmek, sakinleştirmek, teskin etmek) + ent (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) ) * yatıştırıcı, müsekkin, dindirici, örtücü ilaç
demuraj :
lat., fra. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
morari (oyalanmak, durmak) (lat.); demeurer (kalmak, durmak, durmayı sürdürmek,
oturmak, ikamet etmek) + age (isim yapım eki) (fra.) * limanda veya demir yolu
sahasında kendilerine ayrılan süreden daha fazla kalarak süresi geçen
konteynerlere uygulanan bir ücret
denaet :
ara. * dan, dana (aşağı sarkmak, aşağı inmek; alçak, aşağı, alt) + et (isim
yapım eki) * alçaklık, rezillik, adilik; düşük karakterlilik (dünya (aşağılık
olan, alçak olan) (ara.) )
denatüran :
lat., fra. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
natura (doğa) + ent (sıfat eki) (lat.); dénaturant (fra.) * doğal halini bozan,
doğallıktan çıkaran
denatürasyon :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + naturare
(doğal hale getirmek) (natura (doğa) + are (fiil mastar eki) ) + tionem, tio
(isim yapım eki) * canlıların anatomik yapısında yer alan hücrelerin, yüksek
sıcaklık, radyasyon, alkol, asit veya baz gibi dış etkenlerden dolayı doğal
yapılarının bozulması; proteindeki ikincil veya üçüncül yapı bozulma süreci
denatüre :
lat., fra. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
naturatus (naturare (doğal hale getirmek) (natura (doğa) + are (fiil mastar
eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); dénaturé (fra.) *
doğal halinden çıkmış, doğal hali bozulmuş, doğallığı bozulmuş
denden :
far. * dan dan (tane tane) * bir tabloda alt alta gelen aynı kelimelerin tekrar
yazılmaması için konan ve iki küçük virgülden oluşan işaret, iki tanecik (sin
(diş) (ara.), dent, Zahn (diş) (fra., alm.) )
dendera :
mıs. * lunet (gözlük; hilal aralığı) + ta (yer, bölge) + netjeret (tanrıça) *
Tanrıçaya ait Iunet; Hathor’un kutsal şehri; tanrıçanın gözlüğü; güney Mısır'da
Nil ırmağının batı kıyısında bulunan bir kasaba ve bu kasabada bulunan,
rölyefleriyle meşhur tapınak (nazar (bakış), nazır (bakan), nezaret (bakma,
gözetme, bakanlık, reislik, vekillik, başkanlık (ara.) (tanrının bakan, gözeten
ve reis olmasından dolayı "netjeret" ilişkisi) )
dendranthema :
gre. * dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu bitki) + anthemon (çiçek) * odunsu
gövdeli ve iri çiçekli krizantem benzeri türleri kapsayan, Asteraceae
familyasından bir bitki cinsi
dendrimer :
gre. * dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu bitki) + meros (parça, bölüm, kısım,
birim) * merkezden dışa doğru dallanarak büyüyen, çok sayıda tekrar eden
birimden oluşan, ağaç benzeri üç boyutlu yapıya sahip sentetik polimer; kimya,
nanoteknoloji ve biyomedikal alanlarda kullanılan dallanmış makromolekül
dendrit :
gre. * dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu bitki) + ites (isim yapım eki) * ağaç
dalına benzeyen dallanmış yapı; nöron gövdesinden çıkan ve nöronlar arası
sinyal (bilgi) aktarımını sağlayan dal benzeri yapılardan her biri; jeolojide
minerallerin veya kristallerin ağaçsı dallanma biçimindeki oluşumları
dendroaspis :
gre. * dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu bitki) + aspis (kalkan, siper, zırh,
panel, koruma; engerek yılanı, viper) * Squamata (pullular) takımı içinde yer
alan, Elapidae familyasına ait, Afrika’nın tropik ve subtropik bölgelerinde
yaşayan, ağaçlarda ve yerde hareket eden, hızlı ve zehirli mamba yılanlarını
kapsayan sürüngen cinsi
dendrobates :
gre. * dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu bitki) + bainein (gitmek, yürümek,
ilerlemek, adım atmak; inmek), basis (adım, basamak, temel, esas, baz, kaide,
gidiş, yürüyüş, ilerleyiş, adım atış; iniş, alt, aşağı, düşük) * Anura
(kuyruksuz kurbağalar) takımı içinde yer alan, Dendrobatidae familyasına ait,
Orta ve Güney Amerika’nın tropik yağmur ormanlarında yaşayan, küçük yapılı ve
çoğu türü zehirli deri salgılarına sahip ok kurbağalarını kapsayan kurbağa
cinsi
dendrobates auratus :
gre., lat. * dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu bitki) + bainein (gitmek,
yürümek, ilerlemek, adım atmak; inmek), basis (adım, basamak, temel, esas, baz,
kaide, gidiş, yürüyüş, ilerleyiş, adım atış; iniş, alt, aşağı, düşük) (gre.) +
aurum (altın) + atus (sıfat yapım eki) (lat.) * Anura (kuyruksuz kurbağalar)
takımı içinde yer alan, Dendrobatidae familyasına ait, Orta ve Güney
Amerika’nın tropik yağmur ormanlarında yaşayan, parlak yeşil, siyah veya altın
tonlarında renk desenlerine sahip ve deri salgılarıyla zehirli olduğu bilinen
altın zehirli ok kurbağası türü
dendrobatidae :
gre., lat. * dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu bitki) + bainein (yürümek, adım
atmak, gitmek, ilerlemek), bates (yürüyen, adım atan, giden, ilerleyen) (gre.)
+ idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Anura (kuyruksuz kurbağalar)
takımı içinde yer alan, Orta ve Güney Amerika’nın tropik yağmur ormanlarında
yaşayan, küçük yapılı, parlak renkli ve bazı türleri derilerinde güçlü alkaloit
zehirler taşıyan zehirli ok kurbağalarını kapsayan hayvan familyası
dendrobatinae :
gre., lat. * dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu bitki) + bainein (gitmek,
yürümek, ilerlemek, adım atmak; inmek), basis (adım, basamak, temel, esas, baz,
kaide, gidiş, yürüyüş, ilerleyiş, adım atış; iniş, alt, aşağı, düşük) (gre.) +
aurum (altın) + atus (sıfat yapım eki) + inae (-giller, zoolojik alt familya
eki (lat.) * Anura (kuyruksuz kurbağalar) takımı içinde yer alan, Dendrobatidae
familyasına ait, Orta ve Güney Amerika’nın tropik yağmur ormanlarında yaşayan,
gündüz aktif olan, parlak renkli ve çoğu zehirli deri salgılarına sahip zehirli
ok kurbağalarını kapsayan hayvan alt familyası
dendrobium :
gre. * dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu bitki) + bios (hayat, yaşam, dirim,
canlılık) * ağaçlar üzerinde yaşayan epifitik yaşam biçimiyle bilinen, çok
sayıda tür içeren, Orchidaceae familyasından bir bitki cinsi
dendrocladus :
gre. * dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu bitki) + klados (dal, sürgün, dallanmış
yapı) * dallı ve odunsu yapısıyla ayırt edilen, Asteraceae familyasından bir
bitki cinsi
dendrocolaptes :
gre. * dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu bitki) + kolaptein (vurmak, gagalamak)
* Passeriformes (ötücü kuşlar) takımı içinde yer alan, Furnariidae familyasına
ait, Orta ve Güney Amerika’nın tropik ormanlarında yaşayan, ağaç gövdelerini
gagalayarak böcek ve diğer küçük omurgasızları arayan ağaçkakan benzeri
sarmaşık kuşlarını kapsayan kuş cinsi
dendrocolaptidae :
gre., lat. * dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu bitki) + kolaptein (vurmak,
gagalamak) (gre.) + idae (-giller, zoolojik familya eki) (lat.) * Passeriformes
(ötücü kuşlar) takımı içinde yer alan, Furnariidae familyası içinde geçmişte
ayrı kabul edilen Dendrocolaptidae grubuna ait, Orta ve Güney Amerika’nın
tropik ve subtropik ormanlarında yaşayan, ağaç gövdelerine tırmanarak kabuk
altındaki böcekleri arayan, uzun kuyruklu ve kıvrık gagalı ağaç sarmaşıklarını
kapsayan hayvan familyası
dendrocolaptinae :
gre., lat. * dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu bitki) + kolaptein (vurmak, gagalamak)
(gre.) + inae (-giller, zoolojik alt familya eki) (lat.) * Passeriformes (ötücü
kuşlar) takımı içinde yer alan, Furnariidae familyasına ait, Orta ve Güney
Amerika’nın tropik ve subtropik ormanlarında yaşayan, ağaç gövdelerinde yukarı
doğru tırmanarak kabuk aralarında bulunan böceklerle beslenen, uzun kuyruklu ve
kıvrık gagalı ağaç sarmaşıklarını kapsayan hayvan alt familyası
dendroica :
gre. * dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu bitki) + oikos (ev, ikametgah,
yerleşim, konut, mekan, yuva, yaşam alanı, çevre) * ormanlık alanlarla ilişkili
yapısıyla tanımlanan, Asteraceae familyasından bir bitki cinsi
dendroid :
gre. * dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu bitki) + oeides (gibi, ile ilgili,
benzer, şekilli, biçimli) * ağaç biçimli, ağaçsı; dallanmış yapısı ağaç
dallarını andıran
dendrokronoloji : gre. * dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu
bitki) + khronos (zaman, vakit, süre) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı,
söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * ağaç gövdelerindeki yıllık büyüme halkalarını analiz ederek
geçmiş iklim koşullarını, çevresel değişimleri ve tarihsel olayları belirlemeye
yarayan bilim dalı
dendroloji :
gre. * dendron (ağaç, ağaç dalı; odunsu bitki) + logia (bilim, bilme; söz,
anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) * ağaçları ve odunsu bitkileri; türlerini,
sınıflandırmalarını, yayılışlarını, morfolojilerini, büyüme özelliklerini ve
ekonomik kullanımlarını inceleyen botanik dalı
denek :
tür. * den, dene (tartmak, kıyaslamak, sınamak, test etmek) + ek (isim yapım
eki) * deneyde kullanılan kişi veya canlı; sınama amacıyla seçilmiş kimse,
deney süjesi
denemek :
tür. * den, dene (tartmak, kıyaslamak, sınamak, test etmek) + mek (fiil mastar eki)
* tecrübe etmek, sınamak, test etmek
denervasyon :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + nervare
(sinir oluşturmak) (nervus (sinir) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım
eki) * bir dokunun veya organın sinir bağlantısının cerrahi, kimyasal veya
patolojik yolla kesilmesi
denetim :
tür. * den, dene (tartmak, kıyaslamak, sınamak) + et (etken fiil eki) + im
(isim yapım eki) * bir işin kurallara uygunluğunu inceleme, kontrol etme,
gözetme, kontrol
denetlemek :
tür. * den, dene (tartmak, kıyaslamak, sınamak) + et (etken fiil eki) + le
(etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * kontrol etmek, sınamak
deney :
tür. * den, dene (tartmak, kıyaslamak, sınamak) + ey (isim yapım eki) * sınama,
test, tecrübe
deneyim :
tür. * den, dene (tartmak, kıyaslamak, sınamak) + ey (isim yapım eki) + im
(isim yapım eki) * yaşanarak elde edilen bilgi, tecrübe
deneysel :
tür. * den, dene (tartmak, kıyaslamak, sınamak) + ey (isim yapım eki) + sel
(gibi, ile ilgili) * deneye dayalı
denge : tür.
* denk (eşit) (teg (yetişmek, erişmek, değmek, dokunmak, eşdeğer olmak) ) + e
(isim yapım eki) * iki karşıt gücün denk gelmesi hali, karşılıklı eşit
kuvvetlerin oluşturduğu hal
deni :
ara * dana (aşağıda olmak, altında olmak, düşük seviyede bulunmak, altında
kalmak, yakın olmak, yaklaşmak, alçalmak, küçülmek; haricinde, dışında, yerine;
değersiz veya ikincil konumda), dunya (alçak olan, aşağı olan, düşük olan) *
alçak, alt, aşağı, düşük, yakın
denim :
lat., fra. * serge de Nimes (Nimes şayakı, Nimes kumaşı) (sericus, serica lana,
sarge (ipeksi yün) + de (-in, -e ait) + Nimes (Nemausus; bit Galya tanrısı) *
kot pantolon ve diğer giysilerde kullanılan, genellikle mavi renkte, dayanıklı,
pamuklu dimi kumaş
denitrifikasyon :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + nitras
(nitrat NO3) + ficatio (yapma, etme, eyleme, icra, oluşturma) (facere, ficere
(yapmak, etmek, eylemek, icra etmek, oluşturmak) + tio (isim yapım eki) ) *
nitrat ve nitrit bileşiklerinin, anaerobik koşullarda mikroorganizmalar
tarafından redüksiyona Uğratılarak elementer azota dönüştürülmesi, nitrat
solunumu
deniz :
tür. * ten (denk, eş, denge; yatay) + iz (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
yer kabuğunun çukurluklarını dolduran, birbiriyle bağlantılı, yeryüzünün dörtte
üçünü kaplayan tuzlu ve büyük su kütlesi
deniz alası :
tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle
bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl; eski Türklerde
“mavi” rengin doğunun, “ak” rengin batının, “kırmızı” rengin güneyin ve “kara”
rengin kuzeyin sembolü olarak kullanılmıştır.) + ala (karışık renkli) + sı
(iyelik eki) * tuzlu suda yaşayan ve alabalıkgiller (salmonidae) familyasından
olup alabalıkların atası, deniz alabalığı
deniz ayısı :
tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle
bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl; eski Türklerde
“mavi” rengin doğunun, “ak” rengin batının, “kırmızı” rengin güneyin ve “kara”
rengin kuzeyin sembolü olarak kullanılmıştır.) + ayı (yırtıcı etobur memeli) +
sı (iyelik eki) * soğuk güney denizlerinde yaşayan fok türü (Familyanın üyeleri
yedi ayrı cinse ayrılmakta olup, ilk iki cinse "deniz ayısı" (kulaklı
fok), diğer beş cinse de "denizaslanı" ismi verilir.)
deniz gergedanı :
tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle
bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl; eski Türklerde
“mavi” rengin doğunun, “ak” rengin batının, “kırmızı” rengin güneyin ve “kara”
rengin kuzeyin sembolü olarak kullanılmıştır.) + gergedan (boynuzlu büyük
hayvan) + ı (iyelik eki) * balinalar takımının Monodontidae familyası içindeki
Monodon cinsinin tek türü, Narval
deniz güzeli :
tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle bağlantılı
tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl; eski Türklerde “mavi” rengin
doğunun, “ak” rengin batının, “kırmızı” rengin güneyin ve “kara” rengin kuzeyin
sembolü olarak kullanılmıştır.) + güzel (iyi, hoş, sevimli) + i (iyelik eki) *
gölgebalığıgillerden, okyanusların ve bunların uzantısı denizlerin sıcak ve
ılıman bölgelerinde yaşayan, ortalama 20 kilogram ağırlığında, füze biçiminde
olan vücudu iri pullarla örtülü, parıltılı gri veya esmer renkli, büyük ağızlı,
ağzının içi sarı, levreğe benzer, eti lezzetli bir balık, sarıağız
deniz han :
tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle
bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl; eski Türklerde
“mavi” rengin doğunun, “ak” rengin batının, “kırmızı” rengin güneyin ve “kara”
rengin kuzeyin sembolü olarak kullanılmıştır.) + han (kağan, hükümdar, sultan,
reis, hakim, şah, kral, padişah, egemen) * Türk ve Altay mitolojisinde Deniz
Kağanı, Tengiz Han
deniz hıyarı :
tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle
bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl; eski Türklerde
“mavi” rengin doğunun, “ak” rengin batının, “kırmızı” rengin güneyin ve “kara”
rengin kuzeyin sembolü olarak kullanılmıştır.) + hıyar (salatalık) + ı (iyelik
eki) * derisidikenlilerin Holothuroidea sınıfından olan, vücudu, ağızla anüsten
geçen eksen yolunda uzamış olan, sosis veya hıyara benzeyen omurgasız, deniz
patlıcanı
deniz ısırganı :
tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle bağlantılı
tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl) + ısır (batmak, acıtmak) +
gan (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ı (iyelik eki) * Atlantik, Pasifik ve
Körfez kıyılarında bulunan, 1 metreden daha geniş büyüyebilen bir büyük deniz
anası
deniz ibiği :
tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle
bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl) + ibik (tavuk,
horoz gibi kuşların baş kısmındaki sert ve genellikle kırmızı renkli çıkıntı;
başın tepe kısmındaki süs ve sinyal organı) + i (iyelik eki) *
maydanozgillerden, deniz kumsallarında bol olarak yetişen, ıtırlı bir bitki
(Crithmum maritimum), deniz rezenesi
deniz iğnesi :
tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle
bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl) + iğne (ucu sivri,
delici ince metal çubuk veya tüp) + si (iyelik eki) * tropikal ve subtropikal
bölgelerde yaşayan, deniz iğnesigiller familyasında yer alan ve Syngnathinae
alt takımını oluşturan küçük balıklara verilen isim
deniz ineği :
tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle
bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl) + inek (dişi
sığır) + i (iyelik eki) * Afrotheria üst takımına ait olan, sadece suda
yaşayabilen ve günümüzde 4 türü kalmış olan, otobur bir memeli
deniz kadayıfı :
tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle
bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl) + kadayıf (undan
yapılan lifli, şerbetli ve tatlı bir yiyecek) + ı (iyelik eki) * Atlantis
Okyanusu, Avrupa ve Kuzey Amerika'nın Atlantik kıyılarında yaygın olan bir
çeşit kırmızı su yosunu, Chondrus crispus
deniz kedisi :
tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle
bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl) kedi (küçük etobur
memeli) + si (iyelik eki) * Chimaera monstrosa, Chimaeridae familyasındaki
kuzeydoğu Atlantik ve Akdeniz kıkırdaklı balık türü, Chimaera monstrosa, tavşan
balığı
deniz kızı :
tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle
bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl) + kız (dişi çocuk,
genç dişi) + ı (iyelik eki) * belinden yukarısı dişi bir insan görünümünde olan
ama aynı zamanda bir balık kuyruğuna sahip efsanevi varlık
deniz tarağı :
tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle
bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl) + tarak (saç, tüy,
kıl düzeltici alet) + ı (iyelik eki) * okyanus tabanındaki kumda gömülü olarak
ve infauna formunda yaşayan yumuşakça
deniz tavşanı :
tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle
bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl) + tavşan
(tavşangillerden, yaklaşık 70 cm. uzunluğunda, kısa kuyruklu, uzun kulaklı,
dudakları kalın ve yarık, ön bacakları arka bacaklarına göre kısa, çok hızlı,
genellikle zıplayarak koşan, eti ve postu için avlanan, memeli bir kemirgen
hayvan) + ı (iyelik eki) * Gastropoda sınıfındaki salyangoz ve sümüklü
böceklerle birlikte gruplandırılan, Aplysiidae familyasına bağlı bir yumuşakça,
Aplysia
denizaltı :
tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle
bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl) + alt (aşağı,
aşağısı) + ı (iyelik eki) * su altında ve su yüzeyinde hareket edebilen deniz
aracı
denizanası :
tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle
bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl) + ana (anne,
valide, çovuk sahibi kadın) + sı (iyelik eki) * scyphozoa ve cubozoa
sınıflarında bulunan, serbestçe yüzen ve beyni, kalbi ve testisleri bulunmayan
bir deniz canlısı, medüz
denizaslanı :
tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle
bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl) + aslan
(kedigillerden büyük yırtıcı ve etobur memeli hayvan) + ı (* okyanusların
kayalık kıyılarında yaşayan, Kulaklıfokgiller, İrikulaklıgiller, etçiller
takımının Pinnipedia kladından bir familyaya ait olan cins
denizaşırı :
tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle
bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl) + aş (geçmek,
ötesine geçmek, üzerinden geçmek) + ırı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
denizlerin ötesi, denizlerin ötesinde bulunan, bir denizi aşarak ulaşılan;
denizin ötesinde bulunan yer; denizin ötesindeki ülke veya bölge
denizatı :
tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle
bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl) + at (binmek, yük
taşımak ve koşmak için kullanılan tek tırnaklı (toynak) hayvan) + ı (iyelik
eki) * ılıman ve tropikal sularda yaşayan, yılan iğnesinin de dahil olduğu
Syngnathidae familyasından Hippocampus cinsine ait olan balık
denizci :
tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle
bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl) + ci (ile ilgili,
yapan, eden) * denizle ilgili işlerde, özellikle gemilerde çalışan veya uğraş
olarak denizciliği seçmiş olan kimse
denizel :
tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle
bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl) + el (ile ilgili)
* denizle, deniz ortamıyla veya denizde yaşayan canlılarla ilgili olan
denizgülü :
tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle
bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl) + gül (bir tür
kırmızı renkli çiçek) + ü (iyelik eki) * selenterelerden, dokunaçları kısa,
mercanlara yakın bir hayvan
denizkestanesi :
tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle
bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl) + kestane (kayın
ailesine ait kabuklu kuruyemiş) + si (iyelik eki) * Echinoidea sınıfına ait
olan, okyanuslarda bulunan, dikenli ve siyah kabuğu olan deniz hayvanı
denizkozalağı :
tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle
bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl) + kozalak
(kozalaklılar familyasından olan ağaçların tepesi koni biçiminde, odunsu meyvesi)
+ ı (iyelik eki) * karındanbacaklı, konik biçimli kavkısında bir yarık bulunan
bir yumuşakça
denizkulağı :
tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle
bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl) + kulak (işitme
organı) + ı (iyelik eki) * kulak şeklinde yassı ve az spiralli olan, iç yüzeyi
sedef tabakası ile örtülü olan, kabuk ağzı çok büyük olan, sol tarafında ise
bir sıra halinde dizilmiş delikler bulunan, operkülü olmayan, bir çift
ktenidyum içeren yumuşakça
denizlalesi :
tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle
bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl) + lale
(zambakgiller familyasından çiçekli bir bitki) + si (iyelik eki) * Pyura
cinsindeki birkaç tür deniz tulumlusunun (ascidian) ortak ismi
denizli :
tür. * tengiz (deniz) + li (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Ege Bölgesinde
yer alan, doğuda Burdur, Afyon, batıda Aydın, Manisa, kuzeyde Uşak, güneyde
Muğla illeri ile komşu olan 20 plakalı il
denizmaymunu :
tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle
bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl) + maymun
(primatların ortak ismi) + u (iyelik eki) * bir tuz karidesi, Artemia salina
denizşakayığı :
tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle
bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl) + şakayık (yumru
köklere sahip, çok yıllık bir bitki, paeonia) + ı (iyelik eki) * temel disk ve
ağız diski olmak üzere iki kısımdan oluşan, Actiniaria takımında
sınıflandırılan, suda bulunan ve avlanarak yaşayan hayvan
denizyıldızı :
tür. * deniz (yeryüzünün büyük çukurluklarını kaplayan, birbirleriyle
bağlantılı tuzlu su kütlesi; okyanus, körfez veya büyük göl) + yıldız (uzayda
kendi ışığıyla parlayan gök cismi; ışık noktası) + ı (iyelik eki) * sığ suda
yaşayan, ekinodermler olarak bilinen deniz hayvanları grubuna ait yumuşakça
denk :
tür. * teg, deg (yetişmek, erişmek, eşdeğer olmak, eşit olmak, değmek,
dokunmak) + k (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * eşit, aynı seviyede, eş
değerde, hizalanmış, karşılaşmış, aynı seviyede, maddi veya manevi temasta
olan, birleşmiş (think, denken (düşünmek, bir olguyu hafızasına denk getirmek,
zihnini bir olguya hizalamak) (ing., alm.) )
denk matris :
tür. * denk (eş, eşit) + mater (anne, ana, valide, öz, esas, kaynak), matrix
(kaynak, ana, temel yapı; doğuran dişi; rahim; matematikte sayıların veya
cebirsel ifadelerin satır-sütun düzeninde oluşturduğu düzenli sayı dizisi
formundaki tablo; kalıp, kaynak yapı) (lat.) * P ve Q, birbirlerinin tersi kare
matrisler olmak üzere, aralarında A = PBQ biçiminde bir ilişki bulunan A ve B
matrislerinden her biri
denklem :
tür. * denk (eşit) (teg (yetişmek, erişmek, değmek, dokunmak, eşdeğer olmak) )
+ k (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + lem (ile ilgili olma, gibi olma) *
eşitlik, denklik; iki ifadenin eşitliğini gösteren matematiksel ifade
denkleştirmek :
tür. * denk (teg (yetişmek, erişmek, eşdeğer olmak, eşit olmak) ) + leş
(edilgen fiil eki) + tir (fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * karşılaştırmak,
aynı seviyeye getirmek, maddi veya manevi temas oluşturmak, eş seviyede kılmak,
eşitlemek, birleştirmek
denli :
tür. * den (ölçü, miktar) + li (zarf yapım eki) * kadar, ölçüde, miktarda,
üstünlük derecesi
dennstaedtia :
lat. * Dennstaedt (Alman botanikçi August Dennstaedt) + ia (isim yapım eki) *
ince yapraklı tropikal eğrelti türlerini içeren, Dennstaedtiaceae familyasından
bir bitki cinsi
denominasyon :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + nominare
(isimlendirmek, adlandırmak) (nomen (isim, ad) + are (fiil mastar eki) ) + tio
(isim yapım eki) * isim verme, adlandırma; kıymetli evrakın üzerinde yazılı
itibari değer; dini topluluk, mezhep
denominatif :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
nominativus (nominatus (nominare (isimlendirmek, adlandırmak) (nomen (isim, ad)
+ are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) + iivus
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * isimden türetilmiş, isme ait olan
denominatör :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + nominator
(nominare (isimlendirmek, adlandırmak) (nomen (isim, ad) + are (fiil mastar
eki) ) + or (-cı, yapan, eden eki) * isimlendirici, adlandırıcı; kesirin paydası,
bölünen sayı, payda
denosumab :
lat. * deno (densitas (yoğunluk, kemik yoğunluğu) ) + su (bağlantı eki) + mab
(monoklonal antikor (antibody) eki) * osteoporoz, tedaviye bağlı kemik kaybı,
kemiğe metastaz ve kemiğin dev hücreli tümörünün tedavisine yönelik olan ve kan
kalsiyum düzeyi düşük kişilerde kontrendike olan bir insan monoklonal antikoru
denovo :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + novos,
novus (yeni) * yeniden, yeni baştan, tekrar
densifikasyon :
lat. * densus (yoğun, sık, sıkı, kalın) + ficare (yapmak, etmek, eylemek,
işlemek) + tio (isim yapım eki) * bir maddenin veya nesnenin yoğunluğunu
artırma süreci, yoğunlaştırma
densimetre :
lat., gre. * densus (yoğun, sık, sıkı, kalın) (lat.) + metron, metros (ölçü)
(gre.); densimètre (densité (yoğunluk) + mètre (ölçü) ) (fra.) * bir maddenin
yoğunluğunu ölçmek için kullanılan cihaz, yoğunlukölçer
densiz :
tür. * den (ölçü, miktar, had, sınır) + siz (yokluk, eksiklik, zıtlık,
olumsuzluk eki) * yakışıksız, ölçüsüz, saygısız, hadsiz davranışlarda bulunan,
davranış sınırlarına riayet etmeyen
dental :
lat. * dens, dent (diş) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * dişler ile
ilgili
dentalji :
lat. * dens, dent (diş) (lat.) + algia (acılı olma, ağrılı olma, ıstıraplı
olma) (algos (acı, ağrı, sancı, sızı, ıstırap) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) (gre.) * diş ağrısı
dentat :
lat. * dens, dentis (diş) + atus (ile ilgili,-a ait) * dişli, diş biçiminde
çıkıntıları olan; botanikte yaprak kenarlarının diş şeklinde, geniş ve sivri
olmayan çıkıntılar taşıması; zoolojide dişli veya diş benzeri çıkıntılara sahip
olan (yapı)
dentikulat :
lat. * dens, dentis (diş) + cula, culus (küçültme eki) + atus (ile ilgili,-a
ait) * küçük dişçiklere sahip; botanikte yaprak kenarlarında çok küçük ve ince
dişler bulunan yapıları, zoolojide ise küçük diş benzeri çıkıntılar taşıyan
(yüzey)
dentikül :
lat. * dens, dentis (diş) + cula, culus (küçültme eki) * diş yapısına benzeyen
küçük kemiksi veya sert oluşum (örneğin köpekbalığı derisindeki pullar veya diş
taşları); mimarlıkta klasik kornişlerin altını süsleyen küçük, dikdörtgen
bloklar halindeki diş dizilerinden her biri
dentin :
lat. * dens, dentis (diş) + ine (kimyasal madde eki) * dişin ana sert dokusunu
oluşturan, dişe rengini veren, mine tabakasının altında ve pulpa boşluğunun
çevresinde bulunan, mineralize kollajen yapılı doku; kemiksi yapıya benzeyen ve
dişin büyük bölümünü meydana getiren tabaka
dentisid kapsula :
lat. * dens, dentis (diş) + caede, cide, cidium (kesme, vurma, çarpma, öldürme)
(caedere, cidere (kesmek, yarmak, parçalamak, doğramak, vurmak, çarpmak;
öldürmek) + ium (isim yapım eki) ) + capsula (kapçık, kutucuk, torbacık) (capsa
(kutu, sandık, torba) + ula (dişil küçültme eki) ) * olgunlaşınca diş biçimli
yarıklarla açılan, kapsül meyvenin özel bir tipi; tohumlarını diş benzeri
çıkıntılar veya yarıklar boyunca serbest bırakan kapsül yapısı, dişli kapsül
dentist :
lat. * dens, dent (diş) + ista (-cı, yapan, eden eki) * diş sağlığı ve bakımı
ile ilgilenen uzman, diş hekimi, diş doktoru
denye :
lat. * denarius (on eşek değerinde olan eski Roma gümüşü) (deni (onar, onlu) +
rius (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * tekstil endüstrisinde kullanılan
bir iplik kalınlık ölçüsü (dinar (İran, Irak, Bahreyn, Ürdün, Kuveyt, Yemen,
Tunus, Libya, Cezayir ve eski Yugoslavya’nın para birimi) ); ipek, naylon veya polyester gibi yapay ve doğal
elyaflardan üretilen ipliklerin ince veya kalın olduğunu belirten, 9000 metre
uzunluğundaki ipliğin gram cinsinden ağırlığına eşit olan uluslararası standart
bir ince iplik numaralama (kütle-uzunluk) birimi
denyo :
çing. * denilo (deli, aptal) * dengesiz, aptal, bön, budala
deodoran :
lat., fra. * de (yokluk, -sız, -siz, yok, değil, karşıt, zıt) + odorare
(koklamak, güzel kokmak, koku vermek) (odor (koku) + are (fiil mastar eki) ) +
antem, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); déodorant (fra.) * kötü
kokuları önleyen veya maskeleyen kişisel bakım ürünü, koku giderici
deoksiadenozin :
lat., gre. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + oxy
(oxus, oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + adenos (bez, beze,
gudde) + ine (kimyasal bileşik eki) * riboz şeker kısmının 2' pozisyonunda bir
hidroksil grubunun (-OH) hidrojen (-H) ile değiştirilmesiyle ikincisinden farklı
olan adenozin nükleozidinin bir türevi olan ve genetik bilgilerin depolanması
işlevine katkı veren deoksiriboz şekerine bağlanmış adenin (C10H13N5O3)
deoksikoformisin :
lat., gre. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + oxy
(oxus, oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) (gre.) + formica
(karınca), (formicus acidus (karıncadan izole edilmiş asit) (lat.) + mykes
(fungus, mantar, mikrobiyal organizma) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid
türevi eki) ) (lat.) *tüylü hücreli lösemi adı verilen nadir bir kronik lösemi
türünü tedavi etmek için kullanılan kemoterapi ilacın etken maddesi
(C11H16N4O4)
deoksikolat :
lat., gre. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + oxy
(oxus, oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + khole (safra; sarı) +
atum, ate (bir asidin esterini veya tuzunu belirten ek) (lat.) * hücre
zarlarını çözmek amacıyla deterjan, emülgatör ve çözündürücü olarak kullanılan
ve protein saflaştırma, membran proteinlerini izole etme gibi işlemlerde de
kullanılan deoksikolik asidin tuz hali
deoksikolik asit :
lat., gre. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + oxy
(oxus, oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + khole (safra; sarı) +
ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + acidum, acidus (ekşi olan,
asit) (acere (ekşi olmak) + idus (ile ilgili olan) ) (lat.) * bağırsak
bakterilerinin metabolik yan ürünleri olan ikincil safra asitlerinden biri
(karaciğer tarafından salgılanan iki birincil safra asidi kolik asit ve
kenodeoksikolik asittir.) (C24H40O4)
deoksikortizol :
lat., gre. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + oxy
(oxus, oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + khole (safra; sarı)
(gre.) + cortizole (kortizol (böbreküstü bezi korteksinden salgılanan steroid
hormon) (cortex (kabuk, dış tabaka) + zole (azotlu heterosiklik halka eki) ) *
ACTH düzeyleri arttığında düşen kortizole cevap olarak ve beta hidroksilaz
enzimi yetersizliğinde (CAH- Konjenital Beta hidroksilaz eksikliği), düşen
kortizol düzeylerine cevap olarak yükselen, kortizol hormonunun öncül molekülü
deoksipridinolin :
lat., gre. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + oxy
(oxus, oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + pyridine (C5H5N) (pyr
(ateş) + idine (kimyasal bileşik eki) ) + olin (kimyasal bileşik eki) *
kemiklerde bulunan tip I kollajene yapısal sertlik sağlayan ve kemik
rezorpsiyonunun ve osteoklastik aktivitenin spesifik bir eki olan iki
piridinyum çapraz bağından biri (C18H28N4O7)
deoksiribonükleikasit :
gre., lat. * deoxyribonucleic acid (de (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk
eki) + oxus, oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + arabinose (beş
karbon atomlu monosakkarit) + nucleic (çekirdeksel) (nucleus (çekirdek, tohum,
tane) (nux, nucis (sert kabuklu meyve, ceviz) + leus (ile ilgili, -a ait) ) +
icus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + acere (ekşi olmak), acidus (ekşi olan,
asit) * canlı organizmalarda genetik kodları (genetik bilgiyi) taşıyan ve hücre
çekirdeğinde, mitokondri ve kloroplast gibi organellerde bulunan,
nükleotidlerden oluşan çift sarmallı biyopolimer
deoksiriboz :
gre. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + oxy
(oxus, oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) + ribos (arabinose (arap
zamkı olan pentoz sınıfından bir şeker) (arabic + in + ose (şeker eki; kimyasal
monosakkarit eki) ) * beş karbon atomu içeren ve aldehit grubu barındıran
aldopentozların bir üyesi
deontoloji :
gre. * deon, deonto (görev, vazife, zorunluluk) (dei (gerekli olmak) + onto
(isim yapım eki) ) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime,
bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * etik
felsefede, eylemlerin doğru veya yanlışlığını görev, yükümlülük ve kurallar
çerçevesinde inceleyen etik anlayış; görev etiği, ödev bilgisi, ödevbilim
depar :
lat. * dispertire (bölmek, saçmak) (dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak,
ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + pertire (gitmek) ) (lat.); départ
(fra.) * çıkış, hareket başlangıcı (disperse, disperser (dağıtmak, gidermek,
yaymak, dağılmak, yayılmak) (ing., fra.) )
departman :
lat., fra. * de, dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye
ayrılma, -dan eki) + pars (kısım, bölüm, hisse, pay), partire (bölmek, pay
etmek) + ment (isim yapım eki) (lat.); département (fra.) * bölüm, kısım, reyon
depase :
fra. * dé (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + passé
(geçmiş) * ötesine geçmiş, aşmış, sınırları, limitleri geçmiş
depersonalizasyon :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + persona
(şahıs, kişi, kimse) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + izare
(dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) * kişininin
kendini, benliğinden sıyrılmış olarak hissetmesi, benlik yitimi
depigmentasyon :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
pigmentare (renklendirmek, boyamak) (pigmentum (pingere (boyamak, çizmek,
resmetmek, işaretlemek) + mentum (isim yapım eki) ) + are (fiil mastar eki) +
tio (isim yapım eki) * cildin renginin açılması veya pigment kaybı, vitiligo
depilasyon :
lat. * depilatio (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki)
+ pilatio (pilare (kıllanmak) (pilus (kıl) + are (fiil mastar eki) ) + tio
(isim yapım eki) ) * vücut veya kafa kıllarının alınması işlemi
depilatör :
lat. * depilatio (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki)
+ pilatio (pilare (kıllanmak) (pilus (kıl) + are (fiil mastar eki) ) + tor
(-cı, yapan, eden eki) * ağda, cımbız, iplikle alma, tıraş, tüy dökücü krem
gibi tüy giderici araçlar
deplase :
lat., gre., fra. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki)
+ plateia (yer, açık alan, sokak, geniş yol) (gre.); placatus (yerleştirilmiş,
sakinleştirilmiş, tatmin edilmiş) (placare (yerleştirmek, sakinleştirmek,
tatmin etmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); déplacé (fra.)
* yer değiştirmiş, yeri değiştirilmiş, bulunduğu yerden başka bir yere geçmiş
deplasman :
lat., gre., fra. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki)
+ plateia (yer, açık alan, sokak, geniş yol) (gre.); placament (yerleştirilmiş,
sakinleştirilmiş, tatmin edilmiş) (placare (yerleştirmek, sakinleştirmek,
tatmin etmek) + ment (isim yapım eki) ) (lat.); déplacement (fra.) * yerini
değiştirmek, yerinden ayrılmak; bir spor takımının kendi sahası dışındaki bir
sahada maç yapması
deplesyon :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + plere
(doldurmak, tamamlamak, bütünlemek) + tio (isim yapım eki) * tüketme, azaltma,
bitirme, kurutma, boşaltma; bir organ kanının veya içeriğinin azalması
depo :
lat. * depositum (konmuş, yatırılmış, yerleştirilmiş) (de (yokluk, zıtlık,
olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + positum (yerleştirme, yatırma,
koyma, konumlama) (ponere (koymak, yatırmak, yerleştirmek, konumlamak) + situm
(geçmiş zaman eki) ) (lat.); dépôt(fra) * ürün veya eşya stoklamak, yığmak için
kullanılan kapalı alan
depolarizan :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + polaris
(kutupsal, eksensel, aksiyal) (pole (kutup) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + ent (-cı, yapan, eden
eki) * nöromüsküler blokerler, entübasyon, mekanik ventilasyon ve cerrahi
işlemler sırasında anestezi oluşturmak ve iskelet kaslarını gevşetmek (felç)
için kullanılan ilaç
depolarizasyon :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + polaris
(kutupsal, eksensel, aksiyal) (pole (kutup) + aris (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + atio (isim yapım eki)
* zar potansiyelinin daha az negatif hale gelerek bir aksiyon potansiyelinin
oluşumunu kolaylaştırdığı süreç; hücreye yeterli bir uyarı geldiğinde sodyum
iyonlarının hücre içine girerek hücreyi pozitifleştirmesi
deponent :
lat. * deponens, deponent (bırakan, teslim eden) (de (yokluk, zıtlık,
olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + ponere (koymak, yerleştirmek,
düzenlemek, yatırmak) + ens, ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * Latince
dilbilgisinde, aktif anlam taşıyan ancak yalnızca pasif biçimlerde çekimlenen,
görünümü pasif olmasına rağmen anlam olarak genellikle aktif işlev gören
fiilleri tanımlamak için kullanılan terim
deport :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + portus
(liman, sığınak), porta (kapı, geçit), portare (taşımak, götürmek) * sınır dışı
etme
depoze :
lat., fra. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye
ayrılma, -dan eki) + posatus (konmuş, yatırılmış, yerleştirilmiş) (ponere
(koymak, yatırmak, yerleştirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) )
(lat.); déposé (fra.) * yatırılmış, yerleştirilmiş, konulmuş, konumlandırılmış
depozisyon :
lat., fra. * dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye
ayrılma, -dan eki) + positio (durum, konum) (ponere (koymak, yatırmak,
yerleştirmek), positum, positus (konmuş, yerleştirilmiş, yatırılmış) + tio
(isim yapım eki) ) (lat.); déposition (fra.) * bir şeyi belirli bir yere
bırakma, yerleştirme; hukukta yeminli ifade veya görevden alma
depozit :
lat. * depositum (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki)
+ ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positum, positus
(konmuş, yerleştirilmiş, yatırılmış) ) * birikinti, tortu, kalıntı, presipite;
teminat parası, mevduat, emanet, depozito; tortu
depozito :
lat. * depositum (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki)
+ ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positum, positus
(konmuş, yerleştirilmiş, yatırılmış) ) * birikinti, tortu, kalıntı, presipite;
teminat parası, mevduat, emanet, depozito; tortu
deppoy :
lat. * depositum (birikinti, tortu, kalıntı; emanet; konulmuş, yatırılmış,
yerleştirilmiş, mevduat) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı,
-dan eki) + ponere (koymak, yerleştirmek, düzenlemek, yatırmak), positum,
positus (konmuş, yerleştirilmiş, yatırılmış) ) (lat.); depot, dépôt (depo)
(ing., fra.) * askeri eşya, giysi, silah vb. deposu
deprem :
tür. * depre, tepre (hareketlenmek, hareket etmek, titreşmek, sarsılmak) + m
(isim yapım eki) * depreşme, hareketlenme, titreşme, sarsılma
depremzede :
tür., far. * deprem (zelzele) (tür.) + zede (zarar, ziyan; vurulmuş,
etkilenmiş, maruz kalmış) (far.) * depremden zarar görmüş olan
deprenil :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + prenyl
(prenolün (C5H10O) hidrokarbon kısmı)(pren (isopren, C5H8 birimi) + yl
(kimyasal bağ veya radikal eki) ) * Parkinson hastalığı ve majör depresif
bozukluğun tedavisinde kullanılan, sakinleştirici özelliklere sahip trisiklik
antidepresanlar grubundan monoamin oksidaz B inhibitörü olarak kullanılan ilaç,
selegilin (C13H17N)
deprenmek :
tür. * depre, tepre (hareketlenmek, hareket etmek, titreşmek, sarsılmak) + n
(dönüşlü fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * hareket etmek, kıpırdamak,
sarsılmak, titreşmek
depresan :
lat., fra. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
premere, primere (basmak, bastırmak, baskılamak, sıkıştırmak, durdurmak),
pressus (basılmış) + ent (-cı, yapan, eden eki) (lat.); dépressant (fra.) *
beynin merkezi sinir sisteminde stimülasyonu düşürmek veya azaltmak için
nörotransmitter seviyelerini belirli bir süre aralığında düşüren ilaçların
genel ismi
deprese :
lat., fra. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
premere, primere (basmak, bastırmak, baskılamak, sıkıştırmak, durdurmak),
pressus (basılmış, bastırılmış, durdurulmuş) (lat.); dépressé (fra.) *
psikolojik çöküntüsü olan; çukurlaşmış, çukurluk gösteren; baskılanmış, güçten
düşürülmüş
depresif :
lat., fra. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
premere, primere (basmak, bastırmak, baskılamak, sıkıştırmak, durdurmak),
pressus (basılmış) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); dépressif
(fra.) * sürekli üzüntü, karamsarlık ve mutsuzluk, herhangi bir şeyden zevk
alamama gibi ilgi kaybının yaşandığı ruhsal çöküntü ile karakterize duyguduyum
bozukluğu halinde olan, depresyonda olan
depresör :
lat., fra. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
premere, primere (basmak, bastırmak, baskılamak, sıkıştırmak, durdurmak),
pressus (basılmış) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat.); dépresseur (fra.) *
baskılayıcı, sıkıcı, bunaltıcı; uygulandığı organın, kasın veya bölgenin
fonksiyonel aktivitesini, kan basıncını veya tonusunu düşüren/aşağı çeken
(örneğin dili aşağı bastıran abeslang veya alt dudağı aşağı çeken kas gibi)
depresyon :
lat. * depressus (aşağı bastırılmış, baskılanmış, çökertilmiş, alçaltılmış,
düzleşmiş) (de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) +
premere, primere (basmak, bastırmak, baskılamak, sıkıştırmak, durdurmak),
pressus (basılmış) ) + sio (isim yapım eki) (lat.); dépression (fra.) * bunalım;
baskılanma, stres; kişinin günlük yaşamını, duygu, düşünce ve davranışlarını
olumsuz etkileyen, sürekli bir üzüntü ve zevk alamama haliyle karakterize olan
ciddi bir ruh sağlığı bozukluğu
depreşmek :
tür. * depre, tepre (sarsılmak, oynamak) + eş (edilgen fiil eki) + mek (fiil
mastar eki) * yeniden kendini göstermek, yeniden ortaya çıkmak, yeniden
belirmek, nüksetmek
deprivasyon :
lat. * de (-dan, -den, uzak, ayrı, -sız, yok, değil) + privus (özel, kişisel,
şahsi, has, özgü), privare (özelleştirmek, şahsileştirmek, haslaştırmak) + tio
(isim yapım eki) * bir kişinin fiziksel, duygusal, sosyal veya bilişsel bir
ihtiyacının yeterince karşılanmaması durumu, yoksunluk, mahrumiyet veya
eksiklik durumu
derakap :
far., ara. * der (-da, -de, içinde) (far.) + akab (sonrası, hemen sonrası, ard,
arkası) (ara.) * hemen, hemen arkasından, hemen sonrasında, arkası sıra,
akabinde, ardından
deram :
far. * deramadan (girmek; erişmek) * girdim; eriştim
deramed :
far * dar (yönelmek, gitmek) + amad (gelmek) * mugam adı verilen serbest
tartımlı ezgilerden önce çalınan kısa çalgısal bölüm
derbeder :
far. * dar (kapı) + be (ve) + dar (kapı) * kapı kapı dolaşıp dilenen, evsiz
barksız, dilenci; giyimi, yaşayışı, davranışı düzensiz, günü gününe uymayan
(door, Tör (kapı) (ing., alm.) )
derbent :
far. * dar (kapı) + bend (bağ, düğüm, set, parmaklık) * bitişik geçiş, bağlayan
kapı, bağlayıcı set; Konya'nın bir ilçesi (band, bande, Band (grup, çete)
(ing., fra., alm.), bind, binden (bağlamak) (ing., alm.) )
derc :
ara. * daraca, derece (yürümek, adım adım gitmek, aşama kaydetmek; sokmak,
yerleştirmek) * dökme, katma, içine veya araya sokma, içine alma, kapsama,
alma, toplama; yazma, kaydetme
derde :
far. * derd (acı, keder, ıstırap, sorun, sıkıntı) + e (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * acı çekmiş, kederlenmiş, dertlenmiş ama güçlenip olgunlaşmış;
iyiliksever, yardım eden; erkek veya kadın ismi
derdest :
far. * der (içinde, kapsamında) + dest (el) * elde, yakalanmış, tutuklu; ele
geçirme, tutma, yakalama
dere :
far. * dare (kapı, vadi, iki dağ arasındaki geçit) + e (isim yapım eki) * küçük
akarsu
derealizasyon :
lat. * de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, -dan eki) + realis
(gerçek) (res (şey; madde, öz) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) +
izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki) * dış
dünyanın gerçek olmadığını hissettiren bir psikolojik rahatsızlık
derebeyi :
tür. * dere (küçük akarsu) + beg, bey (bay, kişi; ağa, efendi, reis, amir,
lider, hakim, hükümdar, yönetici, sayesinde imkana sahip olunan, erkek için
saygı ifadesi olan son ek; asil, soylu, muteber, saygın, zengin, mal mülk
sahibi) + i (iyelik eki) * sahibi olduğu topraklarda yaşayan halkı yöneten kişi
(beg (yalvarmak) (ing.) )
derebeylik :
tür. * dere (küçük akarsu) + beg, bey (bay, kişi; ağa, efendi, reis, amir,
lider, hakim, hükümdar, yönetici, sayesinde imkana sahip olunan, erkek için
saygı ifadesi olan son ek; asil, soylu, muteber, saygın, zengin, mal mülk
sahibi) + lik (isim yapım eki) * toprağı ve o toprak üzerinde yaşayan köylüleri
bir tek kişinin malı sayan, toprak köleliğine dayanan ortaçağ siyasal düzeni
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder