enteroglukagon :
gre. * enteron (bağırsak, sindirim sistemi; kiriş, şerit, geçit) + glukos
(tatlı, şeker) + agein (götürmek, yönlendirmek, harekete geçirmek), agon
(uyaran, harekete geçiren) * kolon ve terminal ileumun mukozal hücrelerinden
salgılanan, 37 amino asitten oluşan bir gastrointestinal hormon
enterokinaz :
gre. * enteron (bağırsak, sindirim sistemi; kiriş, şerit, geçit) + kinesis,
kinase (kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak;
hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak) + asis (son ek) ) * ince
bağırsak mukozası tarafından salgılanan ve pankreastan salgılanan pasif
tripsinojeni aktif tripsin enzimine dönüştürerek protein sindirimini başlatan
bir enzim
enterokok :
gre. * enteron (bağırsak, sindirim sistemi; kiriş, şerit, geçit) + kokkos
(tohum, tomurcuk, tane, tanecik, çekirdek, yuvarlak, küre) (gre.); coccus
(lat.) * insanların ve hayvanların bağırsaklarında yaygın olarak bulunan,
bağırsak meyvesi şeklindeki bakteri cinsi
enterokolit :
gre., lat. * enteron (bağırsak, sindirim sistemi; kiriş, şerit, geçit) (gre.) +
colitis (colon (kolon, sütun) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon,
sorun, hastalık eki) ) (gre.) * bakteriler, virüsler, mantarlar, parazitler
veya diğer nedenlerden kaynaklı olarak ince bağırsağın enteritini ve kolonun
kolitini içeren sindirim sisteminin iltihaplanması
enterokromafin :
gre. * enteron (bağırsak, sindirim sistemi; kiriş, şerit, geçit) + khroma
(renk) + afin (isim yapım eki) * sindirim sisteminin lümenini kaplayan epitel
boyunca yer alan, özellikle bağırsak hareketliliği ve salgılanması olmak üzere
gastrointestinal düzenlemede önemli bir rol oynayan bir enteroendokrin hücre ve
nöroendokrin hücre türü (Kulchitsky hücresi)
enteron :
gre. * enteron (bağırsak, sindirim sistemi; kiriş, şerit, geçit) * iç organ,
bağırsak; embriyonik dönemdeki sindirim kanalı, bağırsak
enterosel :
gre. * enteron (bağırsak, sindirim sistemi; kiriş, şerit, geçit) + kele (tümör,
yumru, şişlik, şişme, kese, torba, çıkıntı, fıtık) * pelvik taban kasları ve destek dokularının zayıflaması
nedeniyle ince bağırsağın alt pelvik boşluğa doğru kayarak vajina duvarına
(genellikle arka-üst kısmına) baskı yapması ve burada fıtıklaşma tarzında bir
şişlik oluşturması durumu
enterosöl sölom :
gre. * enteron (bağırsak, sindirim sistemi; kiriş, şerit, geçit) + koilos (boş,
oyuk, içi boş, boşluk, oyuk, kavernöz, çukur) + oma (tümör, kabarma, şişme,
şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) + koilos (boş, oyuk, içi boş, boşluk,
oyuk, kavernöz, çukur) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser;
toplanma, oluşum) * embriyonik gelişim sırasında (gastrulasyon evresinde)
gelişmekte olan ilkel bağırsağın (arkenteronun) duvarından dışa doğru
tomurcuklanan keseciklerin ayrılmasıyla oluşan ikincil vücut boşluğu (sölom);
başta derisidikenliler ve kordalılarda görülen sölom oluşum biçimi
enterostomi :
gre. * enteron (bağırsak, sindirim sistemi; kiriş, şerit, geçit) + stomia (ağız
açma, delik açma) (stoma (ağız, açıklık, açılış) + eia (isim yapım, yer ve
durum eki) ) * karın duvarından bağırsağa (ince bağırsak veya kalın bağırsak)
kalıcı bir açıklık (stoma) oluşturmak için yapılan cerrahi bir işlem
enterotoksin :
gre., lat. * enteron (bağırsak, sindirim sistemi; kiriş, şerit, geçit) +
toxikon (ok zehiri) (toxikos (toxon (ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) ) + pharmakon (zehir) ) (okların ucuna zehir sürmekten) (gre.) + ine
(organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * genellikle bakteriler tarafından
üretilen ve sindirim sistemini (özellikle bağırsakları) hedef alarak gıda
zehirlenmesi, ishal ve kusma gibi semptomlara yol açan bir tür toksin
entertip :
lat., gre. * inter (arası, arasına, arasında) (in (iç, içinde) + terra (yer,
toprak) ) + tuptein (vurmak, çarpmak), tupos (baskı, darbe) * dizilmiş bir
metni satırlar halinde dökerek veren matbaa makinesi
enterüpsiyon :
lat. * inter (arası, arasında) + rumpere (kırmak, koparmak, parçalamak;
kırılmak, kopmak, yırtılmak) * bir sürecin, konuşmanın, eylemin veya sinyalin
dışarıdan gelen bir etkiyle aniden kesilmesi, durdurulması, kesintiye uğraması,
kesilme, kesintiye uğrama
entesopati :
gre. * enthisis (ekleme, bağlama, arasına sokma, bağlantı, bağlanma; tendon
veya bağın kemiğe bağlandığı nokta) (en (iç, içeri, içinde) + tithenai (koymak,
yerleştirmek) + isis (isim yapım eki) ) + patheia (sorunlu, sıkıntılı,
hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap;
duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * vücuttaki tendonların ve
bağların kemiklere bağlandığı yerleri etkileyen bir sağlık durumu veya
yaralanma
entestinal :
lat. * intestinus (içte olan, bağırsak) (intus (iç, içeri, içinde) + inus (ile
ilgili, gibi, -a ait) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
bağırsaklara ait veya bağırsak fonksiyonlarıyla ilgili
entezit :
gre. * enthisis (ekleme, bağlama, arasına sokma, bağlantı, bağlanma; tendon
veya bağın kemiğe bağlandığı nokta) (en (iç, içeri, içinde) + tithenai (koymak,
yerleştirmek) + isis (isim yapım eki) ) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı,
enflamasyon, sorun, hastalık eki) * tendonların, bağların ve eklem
kapsüllerinin kemiklere bağlandığı yer olan entezlerin iltihaplanması,
entezislerin inflamasyonlu veya inflamasyonsuz herhangi bir patolojik durumu,
bir tür entesopati
entimem :
gre. * enthymema (enthymeisthai, enthymeisthein (akılda tutmak) (en (iç, içeri,
içinde) + thymos (zihin, bellek, ruh) + ein (fiil mastar eki) ) + ma (isim
yapım eki) ) * tam anlamı ve mesajı önceden bilinen bir cümlenin, sadece bazı
kelimelerinin kullanılması yoluyla oluşturulan anlaşılır ifade; iki öncülden
elde edilen mantıksal çıkarım; "uzman, sen çözersin bunu" (uzman
olduğu için çözebileceği inancından yapılan çıkarım)
entipüften :
tür. * ente, enti (sen) + püf (üfleme sesi, esinti, hafiflik) + ten (ile
ilgili, gibi, -a ait) (of pof ederek, oflayarak poflayarak, istemeden,
odaklanmadan) * derme çatma; bir temele dayanmayan, baştan savma yapılmış,
eğreti, hiç değeri olmayan, beş para etmez, çürük, dayanıksız, değersiz,
uydurma
entogami :
lat. * entos (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine) + gamos (eşlilik,
evlilik, birleşme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * döllenmenin veya eşey
hücrelerinin birleşmesinin aynı birey, aynı çiçek veya aynı genetik birim
içinde gerçekleşmesi; kendi kendine döllenme, iç döllenme
entoksikasyon :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
toxicatio (toxicare (zehirlemek) (toxon, toxa (yay; ok) (gre.) + care (fiil
mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * zehirli bir maddenin
organizmaya alınması veya organizma içinde oluşması sonucu meydana gelen
zehirlenme durumu, zehirlenme
entomobrya :
gre. * entomon (böcek) (en (iç, içeri, içinde, içinde, içine) + temnein
(kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) + bryon (yosun, filiz, tomurcuk) (bryein
(filizlenmek, kabarmak) * nemli ortamlarda, özellikle yosunlar, yaprak
döküntüleri ve toprak yüzeyinde yaşayan, iyi gelişmiş sıçrama çatallarıyla
tanınan, Entomobryidae familyasının tip cinsini oluşturan yaykuyruklu
(Collembola) cinsi
entomobryidae :
gre., lat. * entomon (böcek) (en (iç, içeri, içinde, içinde, içine) + temnein
(kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.)
* nemli toprak, yaprak döküntüsü, yosunlu alanlar ve benzeri ortamlarda
yaşayan; uzun gövdeleri, gelişmiş antenleri ve sıçrama organı (furcula) ile
tanınan yaykuyruklu (Collembola) eklembacaklılarını kapsayan familya
entomobryinae :
gre., lat. * entomon (böcek) (en (iç, içeri, içinde, içinde, içine) + temnein
(kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim
yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki)
(lat.) * uzun gövdeli, iyi gelişmiş antenlere ve sıçrama çatallarına (furcula)
sahip, nemli toprak, yosun ve bitki döküntülerinde yaşayan yaykuyrukluları
kapsayan Entomobryidae familyasına bağlı alt familya
entomofil :
gre. * entomon (böcek; kesik, parça) (en (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde,
içine) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit,
dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + philos (seven, sever, sevici) *
böceklerle ilişkili olan, böcekler aracılığıyla gerçekleşen veya böceklere ilgi
gösteren, böceksever
entomofili :
gre. * entomon (böcek; kesik, parça) (en (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde,
içine) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit,
dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + philia (sevme durumu, hoşlanma
durumu) (philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + eia (isim yapım, yer
ve durum eki) ) * böceklerle ilişkili olma; özellikle botanikte polenin
böcekler aracılığıyla taşınmasıyla ve dağıtılmasıyla gerçekleşen böceklerle
tozlaşma biçimi
entomofobi :
gre. * entomon (böcek; kesik, parça) (en (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde,
içine) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit,
dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + phobia (korkma, korkulu olma)
(phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * böceklere karşı
duyulan aşırı, yoğun ve çoğu zaman gerçek tehlikeyle orantısız korku; böcek fobisi,
böcek korkusu
entomoloji :
gre. * entomon (böcek; kesik, parça) (en (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde,
içine) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit,
dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + logia (bilim, bilme; söz,
anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) * böcek bilimi; böceklerin yapısı, yaşamı ve
sınıflandırılması ile ilgili bilim dalı
entomolojist :
gre. * entomon (böcek; kesik, parça) (en (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde,
içine) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit,
dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + logia (bilim, bilme; söz,
anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) + ista (yapan, eden eki) * eklembacaklılar sınıfının en
geniş grubunu oluşturan böceklerin anatomisini, davranışlarını, ekolojik
rollerini ve evrimini bilimsel olarak inceleyen zooloji uzmanı, böcekbilimci
entrapman :
lat. * en (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine), intra (iç, içine) +
trappa (tuzak, kapan, yakalama, kapma) + mentum (isim yapım eki) * tuzaklama,
tuzağa düşürme, kapana sıkıştırma; sinir, kan damarı veya diğer yapıların
sınırlı bir alanda sıkıştırılması veya sıkışması sonucu işlev bozukluğuna veya
ağrıya yol açan bir durum
entrectinib :
lat. * ent (ön ek) + rec (reseptör) + tinib (tyrosine kinase (tirozin kinaz)
inhibitörü) (tyrosine (aminoasit) (turos, tyros (peynir) + ine (ile ilgili,
gibi, -a ait) ) + kinesis, kinase (kinein (hareket ettirmek, devindirmek,
kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak) +
asis (son ek) ) (gre.) + inhibitor (engelleyici, önleyici, mani olan) (lat.) )
* ROS1 pozitif küçük hücreli olmayan akciğer kanserini ve NTRK füzyon pozitif
katı tümörleri tedavi etmek için kullanılan ilacın etken maddesi (C31H34F2N6O2)
entrika :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
tricare (hile yapmak, aldatmak, kandırmak, kumpas kurmak, komplo yapmak)
(lat.); intrigue (ing., fra.) * hile, kumpas, komplo, fesat, dolap, dalavere
entropi :
gre. * en (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine) + tropia (dönüş durumu,
dönme durumu, değişim durumu, yönelme durumu) (trepein (çevirmek, döndürmek,
dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme,
çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir
kenara çevrilebilir) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir sistemde
düzensizlik ve enerji dağılımının ölçüsü olarak kullanılan, termodinamik ve
bilgi teorisi gibi alanlarda sistemin rastgelelik ve kaotik yapısını belirleyen
ve yaratılıştaki her sistemin bozulma yönünde tandans gösterdiğini ifade eden
kavram; bir sistemin mekanik işe çevrilemeyecek seviyedeki termal enerjisi
entropik :
gre. * en (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + tropia (dönüş durumu, dönme
durumu, değişim durumu, yönelme durumu) (trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek,
yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme,
değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara
çevrilebilir) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a
ait, gibi) * bir sistemde enerjinin yayılması, düzensizliğin artması veya
kullanılabilir enerjinin azalmasıyla ilişkili olan, entropi ile ilgili
entropion :
gre. * en (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + tropia (dönüş durumu, dönme
durumu, değişim durumu, yönelme durumu) (trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek,
yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme,
değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara
çevrilebilir) + ion (yer ve durum eki) ) * göz kapağı kenarının içe doğru
dönmesi sonucu kirpiklerin ve kapak kenarının göz küresine temas etmesi, göz
kapağının içe doğru katlanması durumu
entübasyon :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + tubus
(tüp, boru, kapalı kanal), tubare (tüplemek, tüpe bağlamak) + tio (isim yapım
eki) * kendi kendine nefes alamayan ve oksijeni hayati organlara gönderemeyen
hastalara dışarıdan solunum desteği vermek için laringoskopi veya özel
aparatlar yardımıyla solunum yolunun (trakea) içine ağız veya burun yoluyla
özel bir tüp yerleştirilmesi işlemi
entübe :
lat.,fra. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
tubus (tüp, boru, kapalı kanal), tubare (tüplemek, tüpe bağlamak), tubatus
(tüplenmiş) (lat.); in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine,
üstüne) + tubé (tüpleştirilmiş, tübe bağlanmış) (fra.) * solunum cihazına
bağlanmış
entüisyon :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + tutio
(tueri (bakmak, gözetlemek) + tio (isim yapım eki) ) * mantıksal bir akıl
yürütmeye gerek kalmadan bir şeyi doğrudan anlama, kavrama veya hissetme
yetisi, sezgi
entüisyonizm :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + tutio
(tueri (bakmak, gözetlemek) + tio (isim yapım eki) ) + ismus (isim yapım,
durum, akım, öğreti, doktrin eki) * sezgiye, akıl, zihin ve soyut düşünme
karşısında hem öncelik hem de üstünlük tanıyan felsefe akımı; bilginin
kaynağında, akıl yürütmeden önce sezginin (intuition) olduğunu savunan görüş,
sezgicilik
entüitif :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + tueri
(bakmak, gözetlemek), tuitus (bakılmış, gözetlenmiş) + ivus (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * sezgisel
entüm :
ara. * entum (siz, sizler, ikinci çoğul şahıs zamiri) * siz, sizler, ikinci
çoğul şahıs zamiri
entümesan :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
tumere, tumescere (şişmek, kabarmak) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
yüksek sıcaklığa (yangın gibi) maruz kaldığında şişerek genleşen, kalınlaşan ve
böylece altındaki yüzeyi ısıya karşı koruyan (özel madde)
enükleasyon :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + nucleare (nucleatus, nucleus,
nucleo (çekirdek, tohum) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) *
gözün göz yuvasından veya orbitadan çıkarılması için yapılan cerrahi işlem
enürezis :
gre. * en (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + ourein (idrar yapmak) + osis
(isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * idrar kaçırma veya gece yatakta
idrar yapma durumu
enürezis noktürna :
gre., lat. * en (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + ourein (idrar yapmak) +
osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) + nocturnus (nox, noctis
(gece) + urnus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * gece yatakta idrar
kaçırma durumu
enva :
ara. * nevi (çeşit, tür, cins) * çeşitler, türler, cinsler
envai :
ara * enva (çeşitler, türler, cinsler) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
çok çeşitli, her türden, her cinsten
envanter :
lat. * inventarium (in (iç, içeri, içinde, içine; üzerine, üstüne) + venire
(gelmek), ventarium (geliş) ) * bir işletmenin para, değerli kağıtlar, taşınır
ve taşınmaz mal varlıklarıyla alacaklarını ve borçlarını oluşturan bütün
öğeleri miktarları ve değerleriyle ayrıntılı olarak gösterme işlemi
envar :
ara. * nar (ateş), nur (aydınlık; ışık) * nurlar, aydınlıklar, ışıklar
envazyon :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
vadere (yürümek, gitmek, ilerlemek), vasio (yürüyüş, gidiş, ilerleyiş) (lat.);
invasion (ing., fra.) * istila, işgal, yayılma; sirayet
envelop :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
volupus (rulo, örtü, sargı, ambalaj), volupare (sarmak, örtmek) * belge, mektup
gibi kağıtları muhafaza etmek için kullanılan kağıt kaplama, zarf; belirli bir
yapıyı veya alanı kaplayan örtü; virüsün dış kısmını saran lipit tabaka
enver :
ara. * nara (yönlendirmek, çevirmek, dönmek; aydınlatmak, ışık vermek,
parlamak), nevr (aydınlık, ışık; çiçek açma), nur (aydınlık, ışık, parlaklık,
manevi parlaklık; Kur’an’ın 24. suresinin ismi) * en aydınlık, en ışıklı, en
parlak
envestisman :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
vestire (giydirmek, donatmak, örtmek) + ment (isim yapım eki) (lat.);
investissement (fra.) * sermaye veya kaynakları bir işe koyma, yatırma, yatırım
envolüsyon :
lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
volvere (yuvarlamak, dürmek, sarmak, rulo yapmak, döndürmek, çevirmek), volutio
(yuvarlanma, dönme) * genişleme veya küçülme oluşmuş bir organın belirli bir süre
sonra normale dönmesi
envolüsyonel melankoli :
lat., gre. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) +
volvere (yuvarlamak, dürmek, sarmak, rulo yapmak, döndürmek, çevirmek), volutio
(yuvarlanma, dönme) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + melas,
melan (siyah) + khole, kholia (huysuzluk, aksilik; safra) (gre.) * içe dönük
melankoli; menopoz yıllarında kadınlarda ortaya çıkan depresyon
enyo :
gre. * enyo (savaş, yıkım, hasar) * Yunan mitolojisinde savaş ve yıkım tanrıçası
enzalutamid :
lat. * enz (karbon halkası belirteci) + olut (alkol grubu; hidroksil OH eki) +
amid (amidum; azot içeren organik bileşik sınıfı (-CONH2 yapısı) ) * prostat
kanserinin tedavisinde kullanılan, androjen reseptörünü inhibe eden, erkeklik
hormonu olan testosteronun etkilerini bloke ederek veya azaltarak kanser
hücrelerinin büyümesini ve yayılmasını yavaşlatan antineoplastik ilacın etken
maddesi (C21H16F4N4O2S)
enzalutamit :
lat. * enza (ön ek) + lutamide (androjen reseptör antagonisti eki; bir azot
atomuna bağlı bir karbonil grubu içeren bileşik eki) * prostat kanseri
tedavisinde kullanılan, testosteron gibi androjenlerin androjen reseptörlerine
bağlanma sıklığını azaltan nonsteroid antiandrojen bir ilacın etken maddesi
(C21H16F4N4O2S)
enzim :
gre. * enzumos (mayalanmış, mayalı) (en (iç, içine, içinde, içeri) + zume,
zumos (hamur, maya, etki) ) * canlı hücrelerinde tepkimeye yol açan, kataliz
yaparak tepkimeyi hızlandıran ve protein yapısında, eriyebilen biyomolekül (el
(ön ek) + nazım (düzenleyici) (ara.), enzyme, Enzym (düzenleyici, nazım) (ing.,
fra., alm.) )
eolya :
gre. * Aeolean (rüzgarlı), Aiolos (rüzgar tanrısı) * Yunan mitolojisinde,
Edremit Körfezinden İzmir'e kadar uzanan ve Midilli'yi de içine alan kıyı
şeridine yerleşmiş bir soyun ülkesi; Ailoiki, Ayvalık
eon :
gre. * aeon, aion (zaman, ömür, çağ, ebediyet), aionios (sonsuz) * yaş, zaman,
ömür, hayati güç, ruh, zaman dilimi, çağ, dönem, ebediyet, sonsuzluk; kozmik
veya manevi çağ, ruhsal dönem veya ilahi zaman dilimi; evrensel bilinç, ruhani
gelişim aşamaları veya Tanrı’nın tezahür ettiği dönem
eos :
gre. * eos (gündüz, gün doğumu, şafak, şafak ışığı) * Yunan mitolojisinde şafak
tanrıçası
eosen :
gre. * eos (gündüz, gün doğumu, şafak, şafak ışığı) + kainos (yeni, taze,
çağdaş, alışılmamış; çağ, dönem, devir; zaman) * üçüncü jeolojik çağın,
memelilerin oluştuğu dönemi
eozin :
gre. * eos (gündüz, gün doğumu, şafak, şafak ışığı), eidos (şekil, biçim, form,
görünüş) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * katrandan elde edilen,
mikroskopik incelemelerde kullanılan turuncu-pembe renkli bir boya (C20H8Br4O5)
eozinofil :
gre. * eosin (histolojik asidik boya) (eos (gündüz, gün doğumu, şafak, şafak
ışığı) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) + phile, philis (sevgi,
sevme, seven) * kan hücrelerinden bir tür olan ve asidik boyaları (eozin gibi)
yoğun şekilde alan hücreler; omurgalılarda çok hücreli parazitlerle ve belirli
enfeksiyonlarla mücadeleden sorumlu bağışıklık sisteminin bileşenlerinden olan
beyaz kan hücreleri, asidofil
eozinofilik :
gre. * eosin (histolojik asidik boya) + phile, philis (sevgi, sevme, seven) +
ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * eozinofil ile ilgili
eozinofilik granüloma :
gre. * eosin (histolojik asidik boya) + phile, philis (sevgi, sevme, seven) +
ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + granum (tane, tohum, zerre, çekirdek,
tomurcuk) + ulus, ula (küçültme eki) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur;
kanser; toplanma, oluşum) * Langerhans hücrelerinin anormal proliferasyonu ile
karakterize edilen iyi huylu tümör
epandimom :
gre. * ependymos (örtü, kaplama, zar, tabaka, membran) + oma (tümör, kabarma,
şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * merkezi sinir sisteminin bir
dokusu olan ependimden kaynaklanan, pediatrik olgularda yerleşim yeri
intrakranyal, erişkinlerde ise spinal olan, nadiren pelvik boşlukta da
oluşabilen bir tümör
epanşman :
lat., fra. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + pandere (yaymak, açmak)
+ mentum (isim yapım eki; olma durumu) (lat.); épanchement (fra.) * yayılma,
gelişme, genişleme, açılma; travmaya veya enfeksiyona bağlı olarak vücudun
herhangi bir bölgesinde oluşan patolojik veya organik sıvı birikimi
epe :
lat., fra. * spatha (uzun kılıç) (kat.), épée (kılıç; folyo, bıçak) (fra.) *
kılıç oyununda kullanılan, insanı yaralamayacak biçimde yapılmış bir tür kılıç
(sap, sopa (tür.) )
epecophyte :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + oikos (ev, ikametgah,
yerleşim, konut, mekan, yuva, yaşam alanı, çevre) + phyton, phytos (bitki,
büyüyen şey) (phyo, phyein (doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak,
bitmek, büyümek, gelişmek, şişmek, kabarmak) + ton, tos (sıfat yapım eki) ) *
insan tarafından değiştirilmiş veya yapay yaşam alanlarında (örneğin tarım
alanları, yol kenarları, bahçeler gibi) yaşamaya uyum sağlamış bitki
epekofit :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + oikos (ev, ikametgah,
yerleşim, konut, mekan, yuva, yaşam alanı, çevre) + phyton, phytos (bitki,
büyüyen şey) (phyo, phyein (doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak,
bitmek, büyümek, gelişmek, şişmek, kabarmak) + ton, tos (sıfat yapım eki) ) *
insan tarafından değiştirilmiş veya yapay yaşam alanlarında (örneğin tarım
alanları, yol kenarları, bahçeler gibi) yaşamaya uyum sağlamış bitki
eper :
tür. * eper (üzerine, üstüne, örtmek, kaplamak) * ışığa karşı bakıldığında
kağıt tabakasının yapısal görünümü
epey :
tür. * ep (pekiştirme öneki) + eyi, iyi (güzel, hoş; olumlu) * oldukça, çok,
pek
epeyce :
tür. * ep (pekiştirme öneki) + eyi, iyi (güzel, hoş; olumlu) * oldukça çok, pek
çok
ephedra :
gre. * ephedra (destek, dayanak, bağlanmış, üzerine oturmuş) * yapraksız veya
küçük yapraklı çalılardan oluşan, ince yeşil gövdeleri ve küçük pulsu
yaprakları olan, yapısında efedrin ve psödoefedrin alkaloidleri barındıran,
kurak bölgelerde yetişen, Ephedraceae familyasının tip cinsini oluşturan,
Ephedraceae familyasından açık tohumlu bir bitki cinsi, deniz üzümü
ephedraceae :
gre., lat. * ephedra (destek, dayanak, bağlanmış, üzerine oturmuş) (gre.) +
aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * çoğunlukla kurak ve yarı kurak
bölgelerde yetişen, iğne yapraklı görünümlü gövdelere sahip Ephedra cinsini
kapsayan, Gnetophyta grubuna bağlı bitki familyası
ephemera :
gre. * ephemeros (bir gün süren, geçici, kısa ömürlü) (epi (üst, üstünde,
üzerinde, tepede, yukarıda) + hemera (gün, gündüz) + os (sıfat yapım eki) *
kısa ömürlü veya geçici olan şey; özellikle zoolojide Ephemera cinsini
oluşturan, ergin yaşamı çok kısa süren ve “birgün sinekleri” olarak bilinen
sucul böcek cinsi; günlük yaşama ait kısa ömürlü, geçici ve küçük ölçekli,
başlangıçta anlık kullanım için üretilip sonradan atılması beklenen ancak
zamanla koleksiyon değeri kazanan basılı veya yazılı kağıt belge
ephemeridae :
gre., lat. * ephemeros (bir gün süren, geçici, kısa ömürlü) (epi (üst, üstünde,
üzerinde, tepede, yukarıda) + hemera (gün, gündüz) + os (sıfat yapım eki)
(gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * ergin yaşam süreleri çok
kısa olan, genellikle tatlı sularda yaşayan ve “birgün sinekleri” olarak
bilinen Ephemera cinsini ve yakın akrabalarını kapsayan Ephemeroptera takımına
bağlı böcek familyası
ephemerinae :
gre., lat. * ephemeros (bir gün süren, geçici, kısa ömürlü) (epi (üst, üstünde,
üzerinde, tepede, yukarıda) + hemera (gün, gündüz) + os (sıfat yapım eki)
(gre.) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki) (lat.) * ergin bireyleri çok
kısa ömürlü olan, tatlı su ortamlarında yaşayan ve “birgün sinekleri” olarak
bilinen mayıs sineklerini kapsayan Ephemeridae familyasına bağlı alt familya
ephemeroptera :
gre. * ephemeros (bir gün süren, geçici, kısa ömürlü) (epi (üst, üstünde,
üzerinde, tepede, yukarıda) + hemera (gün, gündüz) + os (sıfat yapım eki) +
pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) * ergin yaşamları genellikle
çok kısa süren, kanatlı ve çoğunlukla tatlı sularda gelişen, “mayıs sinekleri”
olarak bilinen böcekleri kapsayan Insecta sınıfına bağlı takım
ephippidae :
gre., lat. * ephippion (eyer, eyer biçimli yapı) (epi (üst, üstünde, üzerinde,
tepede, yukarıda) + hippos (at) + on (isim yapım eki) (gre.) + idae (-giller,
hayvan familyası eki) (lat.) * gövdeleri yandan basık, sırt kısmında eyer
biçimli kabuk veya karapaks yapısı bulunan, tatlı sularda yaşayan Cladocera
(kabuklugiller) grubuna bağlı küçük kabukluları kapsayan familya
ephippinae :
gre., lat. * ephippion (eyer, eyer biçimli yapı) (epi (üst, üstünde, üzerinde,
tepede, yukarıda) + hippos (at) + on (isim yapım eki) (gre.) + inae (-giller,
hayvan alt familyası eki) (lat.) * sırt kısmında eyer biçimli kabuk veya karapaks
yapısı bulunan, tatlı sularda yaşayan ve Ephippidae familyasına bağlı su
pirelerini kapsayan alt familya
ephyriidae :
gre., lat. * ephyra (genç filiz, yeni oluşmuş şey; denizanasının genç evresi)
(gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Ephyra cinsini veya
ephyra biçimli canlıları kapsayan hayvan familyası
ephyriinae :
gre., lat. * ephyra (genç filiz, yeni oluşmuş şey; denizanasının genç evresi)
(gre.) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki) (lat.) * adını
denizanalarının genç medüz evresi olan ephyra biçiminden alan, Ephyriidae
familyasına bağlı alt familya
epi :
tür. * ep (örtmek, kaplamak, üstünü sarmak) + i (isim yapım eki) * ağaç kabuğu,
korunak (spike, épi (başak) (ing., fra.) )
epiboli :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + ballein (atmak,
fırlatmak, savurmak; sıkıştırmak, sokmak, koymak, yerleştirmek), bole, bolos
(atma, fırlatma) ) + eia (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) *
embriyolojik gelişimdeki Gastrulasyon evresinde ektoderm hücrelerinin embriyo
yüzeyinde yayılması ve diğer katmanları örtmesi
epidalea calamita :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) (gre.) + calamus (kamış,
saz) + itas (isim yapım ve durum eki) * Avrupa'nın bazı bölgelerinde ve Kuzey
Afrika'da yaşayan, sırtında belirgin sarımsı bir çizgi bulunan, kısa bacakları
nedeniyle çoğunlukla yürüyerek hareket eden kamış kurbağası türü (Bufonidae
familyası), çeşme kurbağası, benekli kurbağa
epidemi :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + demia (halk ile ilgili)
(demos (halk; bölge) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir bulaşıcı
hastalığın, belirli bir bölgedeki popülasyona çok sayıda insana, kısa bir süre
içinde hızla yayılması, bölgesel salgın
epidemik :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + demia (halk ile ilgili
olma) (demos (halk; bölge) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * epidemi ile ilgili
epidemiyoloji :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + demia (halk ile ilgili)
(demos (halk; bölge) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + logia (bilim,
bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) * toplumdaki hastalık, salgın, kaza ve
sağlıkla ilgili durumların dağılımını, görülme sıklıklarını ve bunları
etkileyen faktörleri inceleyen tıp bilimi, epidemi bilimi, salgınbilim
epiderm :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + derma (cilt, deri, ten,
örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) * deriyi oluşturan üç
tabakadan (dermis, epidermis, hipodermis) en dışta olanı, üstderi, epidermis
epiderma :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + derma (cilt, deri, ten,
örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) * canlıların dış yüzeyini
örten, iç dokuları dış etkenlerden koruyan üst deri veya dış örtü tabakası, dış
koruyucu doku
epidermal :
gre., lat. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + derma (cilt,
deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) (gre.) + alis
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * deriyi oluşturan üç tabakadan
(dermis, epidermis, hipodermis) en dışta olan ile ilgili, üstderiyle ilgili,
epiderm ile ilgili
epidermis :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + derma (cilt, deri, ten,
örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) + is (son ek) * deriyi
oluşturan üç tabakadan (dermis, epidermis, hipodermis) en dışta olanı, üstderi,
epidermis
epidermoid :
gre., lat. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + derma (cilt,
deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) + oeides (gibi,
ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * epidermis (derinin en dış tabakası) ile
ilgili olan veya ona benzeyen
epidermolizis bulloza
distrofika : gre., lat. * epi (üst, üstünde, üzerinde,
tepede, yukarıda) + derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri,
ten ile ilgili) + olisis (hastalık, sorun) (gre.) + bullosa (bulla (kabarcık) +
ousa (gibi olma, ile ilgili) ) (lat.) + dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk,
uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + trephein (beslemek, gıdalamak,
büyütmek, geliştirmek), trophia (beslenme, gıdalanma, büyüme durumu) (trophos,
trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia (isim yapım, yer ve durum
eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * ciltteki epidermis
tabakasının ve mukoza zarının kabarcıklanmasına ve ciltte açık yara oluşmasına
neden olan nadir bir hastalık
epidermolizis bulloza
letalis : gre., lat. * epidermolisis + bullosa + lethalis
(ölümcül) (lethe, lethum (ölüm) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) *
ölümcül epidermoliz bulloza
epididim :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + duo (iki, ikili) +
didumos (yumurta, testis; ikiz) * testisin arkasında sperm depolayan ve taşıyan
sarmal yapıdaki tüplerin, kanalların iltihaplanması
epididimal :
gre., lat. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + duo (iki, ikili)
+ didumos (yumurta, testis; ikiz) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (lat.) * epididim ile ilgili olan
epididimis :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + duo (iki, ikili) +
didumos (yumurta, testis; ikiz) * testisin arkasında sperm depolayan ve taşıyan
sarmal yapıdaki tüplerin, kanalların iltihaplanması
epididimit :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + duo (iki, ikili) +
didumos (yumurta, testis; ikiz) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı,
enflamasyon, sorun, hastalık eki) * testisin arkasında sperm depolayan ve
taşıyan sarmal yapıdaki tüplerin, kanalların iltihaplanması
epididimorşit :
gre. * epi (üst, üstünde) + duo (iki, ikili) + didumos (yumurta, testis; ikiz)
+ orkhis (testis, yumurtalık, husye) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı,
enflamasyon, sorun, hastalık eki) * epididim (spermin olgunlaştığı testis
arkasındaki tüp) ve orşit (testis) iltihabı
epidural :
gre., lat. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) (gre.) + dura
(sert, katı) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * özellikle doğum
operasyonlarında dura mater ve bağ dokular arasındaki kısıtlı boşluğa uygulan
anestezik enjeksiyon
epidural hematom :
gre., lat. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) (gre.) + dura
(sert, katı) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + haima, haimat
(kan) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) *
beynin dış kısmını saran zarlar (dura mater) ile kafatası arasındaki boşlukta
kan birikmesi sonucu oluşan bir durum
epifenomen :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + phenomenon (duyularla
algılanabilen, olgu, olay, görüngü) * asıl nedenin sonucu olarak ortaya çıkan
ancak sürecin kendisini etkilemeyen yan olgu
epifit :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + phyton, phytos (bitki,
büyüyen şey) (phyo, phyein (doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak,
bitmek, büyümek, gelişmek, şişmek, kabarmak) + ton, tos (sıfat yapım eki) ) *
diğer bir bitki üzerinde büyüyen ve genellikle konakçısına zarar vermeyen bitki
epifitik :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + phyton, phytos (bitki,
büyüyen şey) (phyo, phyein (doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak,
bitmek, büyümek, gelişmek, şişmek, kabarmak) + ton, tos (sıfat yapım eki) ) +
ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * başka bir bitkinin üzerinde (genellikle ağaç
gövdesi veya dalı) tutunarak yaşayan, fakat ondan besin almayan, sadece
fiziksel destek olarak kullanan bitki
epifiz :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + phusis, physis (öne
getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme,
geliştirme; doğa, tabiat, varlık) * beynin uyku ve uyanıklık döngüsünü
düzenleyen melatonin hormonunun üretimini ve salgılanmasını sağlayan, çam
kozalağı şeklinde bir endokrin (iç salgı) bezi
epifloeodal :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + phloios (kabuk) +
oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) + alis (ile ilgili,
-a ait) (lat.) * biyolojide ve özellikle liken bilimininde (likonoloji) kabuğun
veya dış yüzeyin üzerinde yaşayan, kabuk yüzeyinde gelişen organizma (özellikle
liken thallusu)
epifora :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + pherein (taşımak,
götürmek, getirmek) * bir cümlede veya dizede aynı kelimenin veya kelime
grubunun, anlam vurgulamak amacıyla tekrarlanması
epigastrik :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + gaster (mide) + ikos
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * midenin üst kısmı, midenin üzerine yakın
alan
epigastrik herni :
gre., lat. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + gaster (mide) +
ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + hernia (yırtık, ayrılma,
ayrışma, çıkıntı, çıkma, fıtık) (lat.) * karın duvarındaki bir zayıf noktadan
veya açıklıktan iç organların (genellikle bağırsaklar) çıkması durumu, mide
üstü fıtığı
epigastriyum :
gre., lat. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + gaster (mide)
(gre.) + ium (yer ve durum eki) (lat.) * karın bölgesinin üst kısmında, göğüs
kafesi ile karnın üst kısmı arasında yer alan ve mide, karaciğer, pankreas ve
bazı bağırsak kısımlarını kapsayan bölge
epigeik :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + ge, geos (yer, yeryüzü,
toprak) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * toprak yüzeyinde yaşayan, gelişen
veya gerçekleşen, toprak üstü kısmıyla veya yüzeydeki yaşam alanıyla ilişkili
epigenetik :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + genos (gen, yaratılış,
türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins,
çeşit, sınıf, kategori) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * DNA
sekansını değiştirmeyip DNA, protein ve RNA'ların fonksiyonunun ve
regulasyonunun değişimi ile sonuçlanan modifikasyonlara ilişkin
epigenez :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + genesis (yaratılış,
oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren,
oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * bir canlının gelişimi
sırasında organların ve yapıların adım adım, sonradan oluştuğunu ifade eden
terim
epigenom :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + genos (gen, yaratılış,
türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins,
çeşit, sınıf, kategori) + om (tamlık, bütünlük belirten son ek) * DNA dizisini
değiştirmeden genlerin etkinliğini düzenleyen, DNA üzerindeki kimyasal
işaretleri ve kromatin yapısındaki değişimleri kapsayan kalıtsal düzenleme
sistemi bütünü
epiginöz :
gre., lat. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + gyne (dişi organ,
dişi, kadın) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * çiçek organları,
özellikle erkek organları ve taç yaprakları, ovaryumun (yumurtalığın) üzerinde
yer alan çiçek tablasından gelişen (çiçek yapısı)
epiglot :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + glossa, glotto, glottis
(dil, lisan) * soluk borusunun girişini koruyan, küçük, yaprak şeklinde bir
kıkırdak yapı
epiglottektomi :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + glossa, glotto, glottis
(dil, lisan) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek),
tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer
ve durum eki) ) * epiglotun kesilip çıkarılması
epiglottis :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + glossa, glotto, glottis
(dil, lisan) * soluk borusunun girişini koruyan, küçük, yaprak
epiglottit :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + glossa, glotto, glottis
(dil, lisan) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık
eki) * gırtlak kapağı iltihabı, epiglot enfeksiyonu
epigraf :
gre. * epigraphein (epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + graphein
(yazmak, çizmek, işaretlemek), graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) *
antik yazı, yazıt, kitabe
epigrafi :
gre. * epigraphein (epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + graphein
(yazmak, çizmek, işaretlemek), graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek,
kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım,
çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * antik yazıları, yazıtları,
kitabeleri ve tarihi yapıtlardaki yazıları inceleyen bilim dalı, yazıtbilim
epigram :
gre. * epigraphein (epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + graphein
(yazmak, çizmek, işaretlemek), gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge,
harf, yazım; küçük ağırlık) * kısa, zekice ve çarpıcı bir şekilde yazılmış özlü
söz veya nükteli şiir
epijinöz :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + gyne (dişi organ, dişi,
kadın) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * çiçek organlarının dişi
organın (ginekeumun) üst kısmından çıkıyormuş gibi göründüğü, çanak yaprak, taç
yaprak ve erkek organların yumurtalığın üzerinde yer aldığı ve yumurtalığın alt
durumlu olduğu çiçek yapısına ilişkin
epik :
gre. * eipein (söylemek, kelam etmek), epos (kelime, sözcük, söz, kelam,
anlatı, destan, şarkı) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * destana
özgü, destanla ilgili, destansı; destan biçiminde yazılmış olan
epikaliks :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + kalyx, kalykos (kılıf,
çanak yaprak, tomurcuk kılıfı, kabuk) * çiçek çanağının dışında yer alan ve
çanak yaprakları andıran ek yaprakçıklardan oluşan örtü
epikardiyal :
gre., lat. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + kardia (yürek,
kalp) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * kalbin ve
koroner arterlerin etrafı ile ilgili
epikardiyum :
gre., lat. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + kardia (yürek,
kalp) (gre.) + ium (yer ve durum eki) (lat.) * kalbin en dıştaki koruyucu tabakası
epikarp :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + karpos (meyve, tohum) *
meyve duvarının (perikarpın) en dış tabakasını oluşturan, meyvenin dış yüzünü
örten doku, dış meyve kabuğu
epikerem :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + keirein (denemek,
teşebbüs etmek), kharema (deneyim, deneme, teşebbüs) * normal bir kıyasın yani
iki öncül ile sonuca ulaşma olgusunun her bir öncülünün ayrı ayrı
gerekçelendirilerek desteklendiği, yani her öncül için de bir argüman sunulduğu
genişletilmiş kıyas (sillojizm) türü
epikondil :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + kondylos (eklem
çıkıntısı, yuvarlak kemik çıkıntısı) * uzun kemiklerin, özellikle humerus (kol
kemiği) gibi kemiklerin alt uçlarında, eklem yüzeylerinin hemen üst yanında
bulunan çıkıntılar
epikormik :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + kormos (gövde, ağaç
gövdesi) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * ağaç gövdesi veya yaşlı dallar
üzerindeki uyur tomurcuklardan gelişen sürgünlerle ilgili, gövde üzerinde
oluşan sürgünlere ait
epikotil :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + kotyle (kase, kap,
çanak, tas, oyuk, çenek, fincan; tohum yaprağı) * eneklerin (kotiledonların)
üzerinde yer alan embriyonik sürgün ekseni; çeneklerle ilk gerçek yapraklar
arasındaki embriyonik gövde bölümü
epikriz :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + krinein (karar vermek),
krisis (karar) * hastanın poliklinik dosyasından başlayan ve klinik tedavinin
bitiminden itibaren hastanın seyir durumunu belirleyen rapor
epikuros :
gre. * epikouros (epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + kouros
(çocuk) ) * M.Ö. 341-270 yılları arasında yaşamış olan ve hazcılık temalı
felsefi akımın kurucusu ve bir atomik materyalist olan antik Yunan filozof,
Epikür
epikurosçuluk :
gre. * epikouros (M.Ö. 341-270 yılları arasında yaşamış olan ve hazcılık temalı
felsefi akımın kurucusu ve bir atomik materyalist olan antik Yunan filozof,
Epikür) (gre.) + çuluk (yandaşlık, destekçilik) (tür.) * hayatın amacının haz
(hedone) olduğunu ancak bu hazzın bedenselden çok ruhsal sükunet (ataraksia) ve
acıdan uzak durma hali olduğunu, en büyük mutluluğun, korkudan ve ağrıdan
arınmışlık olduğunu savunan, hazzı, zevki en önemli içsel amaç olarak gören, din
ve tanrı düşüncesine karşı olunan bir hedonizm felesefesi
epikür :
gre. * epikouros (epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + kouros
(çocuk) ) * M.Ö. 341-270 yılları arasında yaşamış olan ve hazcılık temalı
felsefi akımın kurucusu ve bir atomik materyalist olan antik Yunan filozof
Epikouros
epikürcülük :
gre. * epikouros (M.Ö. 341-270 yılları arasında yaşamış olan ve hazcılık temalı
felsefi akımın kurucusu ve bir atomik materyalist olan antik Yunan filozof,
Epikür) (gre.) + çuluk (yandaşlık, destekçilik) (tür.) * hayatın amacının haz
(hedone) olduğunu ancak bu hazzın bedenselden çok ruhsal sükunet (ataraksia) ve
acıdan uzak durma hali olduğunu, en büyük mutluluğun, korkudan ve ağrıdan
arınmışlık olduğunu savunan, hazzı, zevki en önemli içsel amaç olarak gören,
din ve tanrı düşüncesine karşı olunan bir hedonizm felesefesi
epilasyon :
lat. * e (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + pilus (tüy, kıl, saç
teli) + tio (isim yapım eki) * deriye lazer ışını iletisiyle kıl köklerinin
imhasına dayalı kıldan arındırma işlemi
epilatör :
lat. * e (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + pilus (tüy, kıl, saç
teli) + tor (-cı, yapan, eden eki) * vücut üzerindeki kılları lazer ışını
iletisiyle kökünden çekerek alan elektrikli bir cihaz, epilasyon cihazı
epilepsi :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + lambanein (ele
geçirmek, ele almak, kapmak, tutmak, almak, kavramak, yakalamak), lepsis,
lepsia (kapma, ele geçirme) * beyin içinde bulunan sinir hücrelerinin olağan
dışı bir elektrokimyasal boşalma yapması sonucu ortaya çıkan ve kasılma,
istemsiz hareketler, bilinç kaybı gibi nöbetlerle karakterize beyin hastalığı
epileptiform :
gre., lat. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + lambanein (ele
geçirmek, ele almak, kapmak, tutmak, almak, kavramak, yakalamak), lepsia
(kapma, ele geçirme) (gre.) + forma (biçim, şekil, kalıp) (lat.) * epilepsi
şeklinde, epilepsi benzeri
epileptikus :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + lambanein (ele
geçirmek, ele almak, kapmak, tutmak, almak, kavramak, yakalamak), lepsia
(kapma, ele geçirme) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * epilepsi ile
ilgili
epileptojen :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + lambanein (ele
geçirmek, ele almak, kapmak, tutmak, almak, kavramak, yakalamak), lepsis,
lepsia (kapma, ele geçirme) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak,
yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten,
meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * epilepsi nöbetlerine neden olabilen
veya nöbetleri başlatabilen herhangi bir madde, beyin bölgesi veya süreç
epilitik :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + lithos (taş, kaya) +
ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * taş veya kaya yüzeyinde yaşayan,
gelişen veya büyüyen; özellikle kaya yüzeyine tutunarak yaşayan (organizma)
epilobium :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + lobos (kapsül) *
çiçekten sonra kapsül üzerinde gelişen tohumlarıyla tanınan, Onagraceae
familyasından bir bitki cinsi
epilog :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + logos (kelime, bilgi,
söylem, söz, akıl) * bir edebi eserin sonunda yer alan ve genellikle eseri
sonlandırmak için kullanılan bir yazı parçası, son söz
epimer :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + meros (parça, bölüm,
kısım, birim) * birden fazla kiral (asimetrik) merkezine sahip olan ve sadece
tek bir asimetrik karbon atomu üzerindeki grupların diziliminde
(konfigürasyonunda) farklık gösteren bir çift diastereomer (stereoizomer)
molekül
epimodülasyon :
gre., lat. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) (gre.) + modulare
(bir şeyi belirli ölçü veya standartlara göre ayarlamak, düzenlemek veya
uyarlamak) (modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır,
tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal,
durum) + ula, ulus (küçültme eki) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım
eki) (lat.) * gen dizilimini değiştirmeden çevresel faktörlerle gen ifadesinin
ve hücresel aktivitelerin modüle edilmesi (ayarlanması) süreci
epimorfi :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + morphos, morphe (şekil,
biçim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * matematikte, bir bağımsız
değişken ile diğeri arasındaki ilişkiyi tanımlayan ifade; tüm Z nesneleri ve
tüm g 1 , g 2 .. Y’den Z’ye morfizmleri için sağdan iptal edici olan bir f ..
X’den Y’ye morfizmi
epimorfizm :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + morphos, morphe (şekil,
biçim) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * üstüne şekil
veren, tam şekil taşıyan; iki cebirsel yapı arasında, yapıyı koruyan ve
sürjektif (örten) olan bir homomorfizma
epinastin :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + naste, nastos (bükülme,
eğilme) + ine (kimyasal bileşik eki) * alerjik konjonktivit tedavisinde göz
damlalarında kullanılan ikinci nesil bir antihistamin ve mast hücre
stabilizatörü (C16H15N3)
epinefrin :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + nephros (böbrek) + ine
(kimyasal bileşik eki) * her böbreğin üzerinde bulunan adrenal bezler
tarafından üretilen ve salınan doğal bir stres hormonu, adrenalin (C9H13NO3)
epinet :
lat. , fra. * spina (diken) + etta (küçültme eki) (lat.); épine (diken) + ette
(küçültme eki) (fra.) * küçük dikenli alet; ceviz temizlemede kullanılan,
üzerinde küçük sivri uçlar bulunan el aleti; Ortaçağ’da kadınların eğirme
işleminde yünü tutmak için kullandıkları dikenli küçük araç
epineurium :
gre., lat. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + neuron (sinir,
lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.) + ium (yer ve durum eki) (lat.) * bir
çevresel siniri dışarıdan tamamen saran, onu koruyan, destekleyen ve besleyen
damarları barındıran en dıştaki gevşek bağ dokusu kılıfı
epipetalöz :
gre., lat. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + petalon (yaprak,
taç yaprağı) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * (bitki) erkek
organları (stamenleri) çiçeğin taç yapraklarına (petal veya corolla) bağlı veya
yapışık olan
epipetrik :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + petros (kayalık,
taşlık) (petra (taş, kaya) + os (ile ilgili,-a ait) ) + ikos (ile ilgili, -a
ait, gibi) * botanik ve ekolojide doğrudan kayaların üzerinde veya kayalara
tutunarak büyüyen (bitkiler ve organizmalar)
epiploik :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + plein, plen (örtmek,
kaplamak, sarmak), ploon (sarmaşık, saran, örtü, kaplama, kaplayan) + ikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * karın bölgesindeki yağ doku yapıları ve
bağırsaklar ile karın duvarı arasındaki zarlar ile ilgili
epirubisin :
gre., lat. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) (gre.) + rubia
(kırmızı) + cin (antifungal, antibiyotik ve sitotoksik ilaç eki) * tümörün
çıkarılması için ameliyat olmuş hastalarda meme kanserini tedavi etmek için ve
kemoterapi için kullanılan bir antrasiklin ilacın etken maddesi (C27H29NO11)
episantr :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda, yanında) + kentron
(merkez, orta nokta, keskin nokta, diken, mahmuz, iğne, iğne ucu, sivri uç,
iğne, dürtme) * bir deprem odağının tam üzerinde yer alan yeryüzü noktası veya
bir olayın odak noktası, merkez üssü
episepalöz :
gre., lat. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda, yanında) + skepe
(örtü), sepalon (çanak yaprak) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) *
(çiçek erkek organları (stamenler) ) çanak yapraklara (sepal) bitişik veya
onların üzerine oturmuş durumda olan, çanak yaprak üzerinde büyüyen, çanak
yaprağa bitişik/yapışık
episod :
gre. * epeisodios (içeri girip yanına gelme) (epi (üst, üstünde, üzerinde,
tepede, yukarıda, yanında) + eisodos (giriş) (eis (içine) + hodos (yol, geçit,
izlenen yol, yön) ) * bir sıranın parçası olarak meydana gelen bir olay veya
olaylar grubu; tek başına ele alınan bir olay veya dönem; dizileştirilmiş bir
hikayenin veya radyo veya televizyon programının bölündüğü ayrı bölümlerin her
biri
epispadias :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + spadias (açıklık,
boşluk, kesik) * idrar deliğinin pubis kemik ile olması gereken yer arasında
bir yerde olması; üretranın tam olarak gelişmemesi ve idrarın anormal bir
noktadan dışarı çıkması durumu
epistaksis :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + stazo, stazein
(damlamak, sızmak) + isis (isim yapım eki) * burun kanaması; kanın damlama
şeklinde dışarı çıkması
epistemoloji :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + stasthai, stasthein
(bilmek, yapmayı bilmek), steme (biliş, bilme) + logia (bilim, bilme; söz,
anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) * bilginin kaynağını, doğruluğunu, kapsamını, sınırlarını
ve elde ediliş biçimlerini inceleyen felsefe dalı, bilgi kuramı, bilgi
felsefesi; bilginin doğası, kaynağı ve sınırlarını inceleyen felsefe dalı,
bilgibilim
epistemolojik :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + stasthai, stasthein
(bilmek, yapmayı bilmek), steme (biliş, bilme) + logia (bilim, bilme; söz,
anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım,
yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * bilginin kaynağı,
doğruluğu, kapsamı ve sınırlarını konu alan bilgi kuramına ilişkin, bilgi
felsefesiyle ilgili, bilginin kaynağını, doğasını, sınırlarını ve nasıl elde
edildiğini inceleyen
epitaf :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + taphos (mezar, defin) *
mezarın üstündeki yazı
epitaksi :
gre. * epi (üst, üstünde, yanında, arasında) + tassein, tasson (düzenlemek,
sıralamak, dizmek, sınıflandırmak, vergi tayin etmek), taxis (düzen, düzenleme,
sıralama, dizim, dizme, sıra, diziliş, hareket, yönelme, düzenli hareket) * bir
kristalin, başka bir kristalin yüzeyi üzerinde onun kristal örgüsünün
yönelimini izleyerek düzenli biçimde büyümesi olayı (yarı iletken
teknolojisinde, tek kristal bir tabaka oluşturmak amacıyla kullanılan kristal
büyüme yöntemi)
epitel :
gre., lat. * epi (üst, üstünde, yanında, arasında) + thele (memecik, sütun, uç,
meme ucu; örtü, zar, tabaka) (gre.) + ium (ile ilgili olma) (lat.) * vücudun
dış yüzeyini ve iç organların, boşlukların ve kanalların yüzeyini örten hücre
tabakası, örtü dokusu
epitelizan :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + thele (memecik, sütun,
uç, meme ucu; örtü, zar, tabaka) (gre.) + isent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer)
(lat.) * epitel dokusunun yenilenmesi veya epitel hücrelerinin büyümesi ile
ilgili bir süreç veya özellik
epitelizasyon :
gre., lat. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + thele (memecik,
sütun, uç, meme ucu; örtü, zar, tabaka) (gre.) + izare (dönüştürmek, kılmak,
hale getirmek) + tio (isim yapım eki; olma durumu) (lat.) * bir yaranın
iyileşme sürecinde epitel hücrelerinin yaralı bölgeyi kaplayarak yenilenmesi ve
iyileşmenin gerçekleşmesi
epitelyal :
gre., lat. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + thele (memecik,
sütun, uç, meme ucu; örtü, zar, tabaka) (gre.) + ialis (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) (lat.) * epitel dokusu ile ilgili veya ona ait olan
epitelyum :
gre., lat. * epi (üst, üstünde, yanında, arasında) + thele (memecik, sütun, uç,
meme ucu; örtü, zar, tabaka) (gre.) + ium (isim yapım eki) (lat.) * vücudun dış
yüzeyini ve iç organların, boşlukların ve kanalların yüzeyini örten hücre
tabakası, örtü dokusu
epitepalöz :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + tepalon (tepal; çanak
ve taç yaprakların birbirinden ayırt edilemediği çiçek örtüsü yaprağı) (gre.) +
osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * botanikte erkek organları (stamenleri) çiçek
örtüsünün yapraklarına (tepal) yapışık veya bitişik olan
epitet :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + tithenai (koymak,
yerleştirmek, konumlandırmak, kurmak) * bir kişiyi veya şeyi tanımlamak için
kullanılan kısa, vurucu unvan, lakap veya niteleme sözü
epitimpanal :
gre., lat. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) (gre.) + tympanum
(davul) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * kulak zarının
(timpan) üstünde yer orta kulak boşluğu (epitimpanum) ile ilgili
epitimpanum :
gre., lat. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) (gre.) + tympanum
(davul) (lat.) * işitme kemiklerinin bir kısmını barındıran, kulak zarının
üstünde kalan orta kulak boşluğu
epitop :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + topos (yer, bölge,
konum, mevki) * bir antijenin, antikorlar veya T hücre reseptörleri tarafından
tanınan özel bölgesi
epizookori :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + zoon (canlı, hayvan) +
khorein (akmak, gitmek, taşınmak, yayılmak) + eia (isim yapım ve durum eki) *
bitki tohumlarının veya meyvelerinin, hayvanların dış yüzeyine (kıl, tüy, deri
vb.) tutunarak bir yerden başka bir yere taşınmasıyla gerçekleşen yayılma
biçimi
epizot :
gre. * epeisodios (içeri girip yanına gelme) (epi (üst, üstünde, üzerinde,
tepede, yukarıda) + eisodos (giriş) (eis (içine) + hodos (yol, geçit, izlenen
yol, yön) ) * bir sıranın parçası olarak meydana gelen bir olay veya olaylar
grubu; tek başına ele alınan bir olay veya dönem; dizileştirilmiş bir hikayenin
veya radyo veya televizyon programının bölündüğü ayrı bölümlerin her biri
epizyo :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + ison, sion, zyo, zone
(kuşak, kemer, şerit, bant, halka, sargı veya yeryüzünün beş kuşağından her
biri, kısım, parça, bölge, alan) * vulvayı, yani dış genital yapılar bütününü
(labia majora, labia minora, klitoris, vestibül gibi yapıları) kapsayan,
kadınların dış genital organlar bütünü
epizyorafi :
gre. * episiorrhaphia (epision (kasık bölgesi, pubik bölge) + rhapheia (dikiş,
dikme, birleştirme, sütür) (rhaphein (dikmek, dikiş atmak, birleştirmek) + eia
(isim yapım eki) ) * vajina çevresinde yırtık oluşumunu engellemek için yapılan
doğum kesisi uygulaması, vulvanın dikilmesi
epizyotomi :
gre. * epision (kasık bölgesi, pubik bölge) + temnein (kesmek), tomia (kesim,
kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki)
) * doğum esnasında vajinal açıklığı büyütmek amacıyla vajina ile anüs
arasındaki bölgede küçük bir kesiğin yapıldığı cerrahi bir işlem; perine ve
arka vajinal duvarın cerrahi insizyonu
eplerenon :
lat. * epl (epoksit ve epimer yapı eki) + er (steroid eki) + ene (çift bağ
içeren doymamış hidrokarbon molekülü eki) + one (oksijenli bileşik, keton grubu
(C=O) ) * yüksek aldosteron nedeniyle dirençli hipertansiyonu olan kişiler için
kronik kalp yetmezliği ve yüksek tansiyonu tedavi etmek için kullanılan,
aldosteron reseptör antagonisti tipinde potasyum tutucu diüretik (C24H30O6)
epok :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + ekho, khe (tutmak,
durmak, beklemek, askıya almak) * belirli bir zaman dilimi veya dönüm noktası,
dönem, devre, devir, periyod, çağ
epoksi :
gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + oxys (keskin; ojsijen)
* kimya ve endüstride dayanıklı yapıştırıcıları, kaplamaları, reçineleri ve
kompozit malzemeleri tanımlayan terim
epoksi :
gre. * epi, epo (üst, üstinde, üzerinde, sonra) + oxys (keskin, sivri, ekşi,
asidik, oksijenli) * sıvı bir reçine ile sertleştirici bir bileşenin
karıştırılmasıyla oluşan, kürlendiğinde (donduğunda) katılaşan ve bir daha eski
haline dönmeyen, yüksek yapışma gücü, suya, kimyasallara ve darbelere karşı
üstün direnci olan iki bileşenli termoset bir polimer malzeme
eponim :
gre. * epi, epo (üst, üstinde, üzerinde, sonra) + onyma (isim, ad) * gerçek
veya hayali bir kimsenin isminin bir yere, ulusa veya bir şeye verilmesi
epontol :
gre. * epi, epo (üst, üstinde, üzerinde, sonra) + einein (olmak, var olmak), on
(olan, var olan), ontos (varlık, canlı, mevcudiyet) + ole (çift bağ eki) *
başlangıcı barbituratlara tabi olmayan narkoz, propaninid
epope :
gre. * epopoia (epos (kelime, sözcük, söz, kelam, anlatı, destan, şarkı) +
poiein (yapmak, etmek, eylemek, işlemek), poieia (yapış, yapma, etme, edim,
eyleme) ) * kahramanlık öyküsü veya şarkısı, destan
epoprostenol :
gre. * epi, epo (epoksit eki) + prost (prostaglandin eki) + enol (çift bağ ve
hidroksil grubu (-OH) eki) * kanı kalbin sağ tarafından (ventrikül) akciğerlere
taşıyan ana atardamarda oluşan yüksek kan basıncı olan pulmoner arteriyel
hipertansiyonu (PAH), skleroderma, lupus, konjenital kalp hastalığı, diyet hapı
ilişkili ve uyarıcı ilişkili pulmoner hipertansiyon (PH) tedavisinde
kullanılan, vücutta doğal olarak bulunan ve kan damarlarını genişletme etkisi
olan prostasiklininin sentetik bir analoğu (C20H32O)
eprimek : tür.
* opra (yıpranmak, aşınmak) + mak, mek (fiil mastar eki) * yıpranmak, aşınmak
eprosartan :
gre. * epro (ön ek) + sartan (anjiyotensin II reseptör blokeri eki) * yüksek
tansiyon tedavisinde kullanılan bir anjiyotensin II reseptör antagonisti
(C23H24N2O4S)
epruinöz :
lat. * e (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + pruina (kırağı, ince
mumsu tabaka) + -osus (ile ilgili, -a ait, çokluk, bolluk eki) (lat.) *
yüzeyinde kırağı görünümünde ince mumsu, pudramsı veya puslu bir örtü
bulunmayan, pruinöz olmayan
epsilon :
gre. * psilos (çıplak, yalın), epsilon (basit, kolay) * unan alfabesinin
beşinci harfi, έ
epstein-barr virüsü :
ing. * epstein (İngiliz virolog Michael Epstein'ın soyadından) + barr
(İskoçyalı virolog Yvonne Barr'ın soyadından) (ing.) + virus (virüs, zehir,
toksin, zararlı sıvı, bulaşıcı etken) (lat.) + ü (iyelik eki) (tür.) * ateş,
boğaz ağrısı, yaygın lenfadenitle seyreden enfeksiyöz mononükleoz hastalığına
neden olan, Herpesviridae ailesine ait İnsan Herpesvirüsü tip 4
eptesicidae :
gre., lat. * eptesicus (yarasa cins adı) (epten (uçmak) + oikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) *
Vespertilionidae (akşam yarasasıgiller) familyasına ait olan, geniş kanatlı
yarasaları ve Eptesicus türlerini kapsayan yarasa familyası
eptesicinae :
gre., lat. * eptesicus (yarasa cins adı) (epten (uçmak) + oikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) (gre.) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki) (lat.)
* Vespertilionidae (akşam yarasasıgiller) familyasına ait olan, geniş kanatlı
yarasaları ve Eptesicus türlerini kapsayan yarasa alt familyası
eptesicus :
gre. * epten (uçmak) + oikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * düz burunlu
yarasalar familyasına (Vespertilionidae) bağlı, dünyanın birçok bölgesinde yayılış
gösteren, çoğunlukla böceklerle beslenen yarasaları kapsayan cins
eptifibatid :
gre. * epti (sentetik siklik heptapeptid eki) + fiba (fibrinojen eki) + tid
(proteinsel yapı eki) * güneydoğu cüce çıngıraklı yılanın zehirinde bulunan bir
parçalayıcı proteinden türetilen, Arginin-glisin-aspartat-mimetikleri sınıfına
ait olan, glikoprotein IIb/IIIa inhibitör sınıfının bir antiplatelet,
antitrombosit (kan pıhtılaşmasını önleyici) ilacı olan ve akut koroner sendrom
(kalp krizi veya angina vb.) durumlarında kullanılan siklik bir heptapeptid
(C35H49N11O9S2)
eq :
lat. * emotionalis quotient (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + movere
(hareket etmek, devinmek, kımıldamak, kıpırdamak), motio (hareket) + quot (kaç
tane, ne kadar) + ens, ent (sefer, kere) * duygusallık katsayısı, duygusallık
miktarı
equidae :
lat. * equus (at) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * at, eşek, zebra ve
bunların soyu tükenmiş akrabalarını kapsayan, tek toynaklı memelilerden oluşan
familya
equinae :
lat. * equus (at) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki) * Equidae
familyasına bağlı, Equus cinsini ve yakın akrabalarını kapsayan alt familya
equisetaceae :
lat. * equus (at) + saeta (kıl, sert kıl, yele) + aceae (-giller, bitki
familyası eki) * Equisetum cinsini kapsayan, eklemli ve içi boş gövdeleriyle
tanınan, sporla çoğalan damarlı bitkilerden oluşan atkuyruğugiller familyası
equisetum :
lat. * equus (at) + saeta (kıl, sert kıl, yele) + um (isim yapım eki) * at
kuyruğunu andıran eklemli gövdeleriyle ayırt edilen, Equisetaceae familyasından
bir bitki cinsi
equitant :
lat. * equitare (ata binmek, binici gibi oturmak) (equus (at) + itare (fiil
mastar eki) ) + ens, ent (-cı, yapan, eden eki) * birbirini tabandan sıkıca
saracak biçimde üst üste binen ve her yaprağın bir öncekini kısmen örttüğü
yaprak dizilişini ifade eden botanik terim; binici biçiminde üst üste geçmiş
olan
equus :
lat. * equus (at) * binek hayvanı olarak kullanılan, arabaya, çifte koşulan,
gücünden yararlanılan toynaklı memeli hayvan
Er :
lat. * erbium (Ytterby (İsveç'te nadir toprak elementlerinin keşfiyle bilinen
yerleşim yeri) + ium (kimyasal element eki) ) * atom numarası 68 olan,
lantanitler serisinde bulunan, gümüş beyazı renkli, yumuşak ve sünek olan,
optik fiber yükselteçlerinde, lazerlerde, nükleer teknolojilerde ve metal
alaşımlarında kullanılan nadir bir toprak elementi
er :
tür., far. * er (olgunlaşmak, yetişmek, olmak) * erkek; orduda rütbesiz asker;
yapan eden anlamı veren son ek (doer, maker (yapan) (ing.), herr (bay), er (o,
üçüncü tekil şahıs) (alm.) )
eradikasyon :
lat. * eradicare (köksüz kılmak, kökünü yoketmek) (ex (dış, dışarı, harici,
yokluk, olmama) + radicare (kökleşmek) (radix, radic (kök) + are (fiil mastar
eki) ) + tio (isim yapım eki) * kökünü kurutma, kökünden halletme, kökünden
sökme; hastalığın etkeni ile birlikte tamamen yok edilmesi
eradike :
lat., fra. * eradicatus (eradicare (köksüz kılmak, kökünü yoketmek) (ex (dış,
dışarı, harici, yokluk, olmama) + radicare (kökleşmek) (radix, radic (kök) +
are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.);
éradiqué (fra.) * kökü kurutulmuş, kökünden halledilmiş, kökünden sökülmüş;
hastalığın etkeni ile birlikte tamamen yok edilmiş olması
eradin :
ara. * ard, erd (yer, arz, dünya) * yerler, arzlar, dünyalar
eragrostis :
gre. * eros (sevgi) + agrostis (çayır otu) * ince ve zarif başaklarıyla
bilinen, Poaceae familyasından bir bitki cinsi
eraik :
ara. * ravaka (dayamak, desteklemek, yaslanmak), erike (koltuk, taht) *
oturulacak yerler, koltuklar, tahtlar
eramil : ara.
* ermele (kocası ölmüş veya boşanmış kadın) * kocaları ölmüş veya boşanmış
kadınlar (Osmanlıca)
erasmus :
gre. * erotao, erotein (soru sormak, sorgulamak, sual etmek); eran, erein
(sevmek), erasmos, erasmios (sevecen, hoş, sevilen, sevgili), Eros (aşk
tanrısı) * kilisedeki maddi ve manevi yapının bozulduğunu duyurmaya çalışan
Kuzey Avrupa Rönesansı döneminin Flemenk katolik Augustinian rahibinin ismi;
yükseköğretim kurumlarının birbirleri ile işbirliği yapmalarını teşvik etmeye
yönelik bir Avrupa Birliği programı (European Region Action Scheme for the
Mobility of University Students kelime grubunun akronimi)
eraş :
lat. * rhesus (makak maymunu) * kandaki antikorlara bakılarak, kanın özelliğini
belirtmek için oluşturulmuş sınıflandırma sistemi (RH) (makak maymunun kırmızı
kan hücrelerinin yüzeyinde bulunan ve insanınkine benzeyen protein
erat :
tür., ara. * er (asker) (tür.) + at (çoğul eki) (ara.) * erden başgedikliye
(başçavuş) değin askerlere verilen genel isim; erler
eray :
tür. * er (asker, erkek) + ay (dünyanın uydusu) * ay gibi parlak, yiğit kimse,
kahraman ve aydın kişi; erkek ismi
erazil :
ara. * rezil (çok utandırıcı durumda olan, yüz kızartıcı, perişan halde) *
reziller, namussuzlar, yüzsüzler
erbaa :
ara. * erbaa (dört) * dört; Tokat’ın bir ilçesi (Erek, Karayaka, Sonusa
(Uluköy) ve Taşabat (Taşova) nahiyelerinin hepsine birden Nevahi-i Erbaa yani
"dört nahiye" denmesinden)
erbab :
ara. * rabba (yetiştirmek, büyütmek, eğitmek, öğretmek, terbiye etmek), rabb
(terbiye eden, yetiştiren, terbiyeci, eğitmen, öğretmen, yöneten; ilah, tanrı)
* rabler, yetiştiriciler, öğretmenler; bir işten çok iyi anlayan kimseler, ehil
kişiler, uzmanlar, bir işi iyi bilen, bir işin uzmanı, ustası olan kimseler
erbain :
ara. * erba (dört) + in (on katı anlamı veren ek) * kırk, 40; yılın 22
Aralık'ta başlayan en soğuk kırk günü
erbane :
ara. * arab (Arap) + ane (-e özgü, ile ilgili, gibi) * Arap'a özgü; Kürt, Zaza
ve Mezopotamya kültürlerinde kullanılan, çerçeve yapısına sahip, ahşap çember
üzerine keçi veya koyun derisi gerilerek yapılan, temel vuruşu düm-tek-ka
notaları olan geleneksel bir vurmalı çalgı
erbap :
ara. * rabba (yetiştirmek, büyütmek, eğitmek, öğretmek, terbiye etmek), rabb
(terbiye eden, yetiştiren, terbiyeci, eğitmen, öğretmen, yöneten; ilah, tanrı)
* rabler, yetiştiriciler, öğretmenler; bir işten çok iyi anlayan kimseler, ehil
kişiler, uzmanlar, bir işi iyi bilen, bir işin uzmanı, ustası olan kimseler
erbaş :
tür. * er (asker) + baş (tepe, ilk, reis) * orduda onbaşı ve çavuş rütbesindeki
asker
erbezi :
tür. * er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker;
olgunlaşmak, yetişmek) + bazz (bez), beze (doku veya hücre kümesi, dokusal
yumru) + i (iyelik eki) * penisin altında bulunan, iki küçük oval top şeklinde
olan ve sperm üretme işlevi bulunan organ; testis
erbin :
isv., lat. * erbium (periyodik tablonun 6. periyodunun lantanitler grubunda yer
alan, atom numarası 68 olan, lantanit serisinden yumuşak gümüşi beyaz bir metal
olan 12. element) (ytter (dış, dışsal, harici) + by (köy) (isv.) + ium (yer ve
durum eki) (lat.) ) + ine (kimyasal bileşik eki) * ERBB2IP geni ile kodlanmış
olan, etkileşime giren, yaygın olarak eksprese edilen ve çeşitli hücre içi
sinyal yollarının inhibisyonuna katılan protein; Erbiyum oksit (Er2O3) veya erbiyum
hidroksit (Er(OH)2)
erbiyum :
isv. * ytter (dış, dışsal, harici) + by (köy) (isv.) + ium (yer ve durum eki)
(lat.) * erbium; periyodik tablonun 6. periyodunun lantanitler grubunda yer
alan, atom numarası 68 olan, lantanit serisinden yumuşak gümüşi beyaz bir metal
olan 12. element
erca :
ara. * raca'a (umut etmek, unutlanmak, ümit etmek, ümitlenmek, beklemek), rica
(umut, ümit, beklenti, talep, istek) * çok rica edilen, pek fazla taleb edilen,
çok istenilen
erca :
ara. * reca (kenar, yan, taraf, yön, cihet) * kenarlar, taraflar, yönler,
cihetler
ercan :
tür. * er (asker, erkek) + can (dirim, hayat, yaşam, hayat cevheri, ruh, gen) *
kahraman ruhlu, yaşam dolu erkek, sevgi dolu yiğit; erkek ismi
erciş :
ara., far. * ardeşir, erdeşir (yeryüzü aslanı) (erd, ard (yer, toprak, yeryüzü)
(ara.) + şir (aslan) (far.) ) * Van’ın bir ilçesi; bölgenin kurucusu Sasani
İran Hükümdarı olan Erdeşir’in isminden
erciyes :
gre. * argaios (gümüş para) * Kayseri'nin 25 km güneybatısındaki Sultansazlığı
ovaların'ın yanından yükselen büyük kütleli bir stratovolkanik dağ; gümüş para
erd :
ara. * arada (sunmak, bildirmek, arzetmek; karşıya çıkmak, görünmek, ortaya
koymak, yönelmek, karşı koymak, karşısına çıkarmak, sunmak), erd, ard, arz
(yer, yerküre, dünya, toprak) * yer, yerküre, arz, dünya, toprak
erdafitinib :
gre. * erdafi (ön ek) + tinib (tyrosine kinase (tirozin kinaz) inhibitörü)
(tyrosine (aminoasit) (turos, tyros (peynir) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) )
+ kinesis, kinase (kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak,
kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak) + asis (son ek) )
(gre.) + inhibitor (engelleyici, önleyici, mani olan) (lat.) ) * anormal
FGFR3'ün kanser hücrelerinin yüzeyindeki aktivitesini bloke ederek, proteinin
işlevini durdurarak ve böylece kanserin büyümesini ve yayılmasını yavaşlatan,
ürotelyal kanser hücrelerinde değişmiş fibroblast büyüme faktörü reseptörlerine
(FGFR) yönelik kullanılan bir FGFR tirozin kinaz inhibitörü (C25H30N6O2)
erdal :
tür. * er (asker, er; kahraman, yiğit, cesur) + dal (ağacın gövdesindeki
uzantılardan her biri; soy, nesil, filiz (mecazi) ) * kahraman soylu, yiğit
soylu; erkek ismi
erdek :
luv., gre. * artake, artaki (Argonotlar zamanında bölgede hüküm sürmüş yerel
bir kraldan veya yakınlardaki Artake Dağı'ndan) * Balıkesir iline bağlı,
Marmara Denizi kıyısında yer alan ve Antik Dönem'deki Artake (Αρτάκη)
yerleşiminden ismini alan, zeytinciliği ve köklü turizm geçmişiyle bilinen
tarihi bir liman kenti ve ilçe; eski ismi Artake, Artaki
erdem : tür.,
far. * er (yetişmek, varmak, ulaşmak) + tem (isim yapım eki) (tür.); dem
(nefes, soluk; an, zaman) (far.) * bilgi, bilgelik, yetenek, akıl, hüner,
değer, nitelik, sanat, ilim; yiğitlik, şan
erdemli :
tür., far. * er (yetişmek, varmak, ulaşmak) + tem (isim yapım eki) (tür.); dem
(nefes, soluk; an, zaman) (far.) + li (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (tür.)
* ahlaki açıdan iyi, doğru ve yüce niteliklere (fazilete) sahip olan,
davranışlarında dürüstlük, adalet ve bilgelik gibi toplumsal ve insani değerleri
rehber edinen erdem sahibi; Mersin’in bir ilçesi
erden :
tür. * er (asker, er; kahraman, yiğit, cesur) + den (köken/kaynak belirteci) *
erdemli, doğuştan temiz, iyi ahlaklı; henüz hiç cinsel ilişkide bulunmamış
(dişi insan), bakire, kız; kadın ve erkek ismi
erdinç :
tür. * er (asker, er; kahraman, yiğit, cesur) + dinç (güçlü, sağlam, zinde,
enerjik) * erkek ismi
erdişi :
tür. * er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker;
olgunlaşmak, yetişmek) + dişi (kadın) (diş (çıkıntı; ağızda yer alan ve
çiğnemeye, ısırmaya, kesmeye yarayan kemiksi çıkıntı) + i (-en, -mış olan) ) *
hem erkek hem kadın üreme organına sahip olan, hermafrodit
erdostein :
gre. * erdo (ön ek) + steine (sülfür içeren yapı eki) * bronşit, KOAH ve
benzeri solunum yolu hastalıklarında kullanılan, Solunum yollarındaki mukusu
incelterek atılmasını kolaylaştıran mukolitik aktiviteye sahip bir molekül
(C8H11NO4S2)
erebidae :
gre., lat. * erebos (karanlık, kasvet, melankoli, yeraltı karanlığı; Yunan
mitolojisinde karanlığın tanrısı) (gre.) + -idae (hayvan familyası eki) (lat.)
* çoğunluğu gece etkin olan, çok sayıda güve türünü kapsayan Lepidoptera
takımına bağlı büyük bir kelebek familyası
erebiinae :
gre., lat. * erebos (karanlık, kasvet, melankoli, yeraltı karanlığı; Yunan
mitolojisinde karanlığın tanrısı) (gre.) + -inae (-giller, hayvan alt familyası
eki) (lat.) * çoğunlukla serin ve dağlık bölgelerde yaşayan, kahverengi ve göz
benekli kanat desenleriyle tanınan kelebekleri kapsayan Nymphalidae familyasına
bağlı alt familya
erebos :
gre. * erebos (karanlık, kasvet, melankoli, yeraltı karanlığı; Yunan
mitolojisinde karanlığın tanrısı) * Yunan mitolojisinde karanlık ve geceyi
temsil eden bir tanrı
erebus :
gre. * erebos (karanlık, kasvet, melankoli, yeraltı karanlığı; Yunan
mitolojisinde karanlığın tanrısı) * Yunan mitolojisinde karanlığın
kişiselleştirilmiş hali olan tanrı
ereğli :
gre. * herakles (erate, hera (mevsim; sevgili, sevilen) + kleos (şan, görkem,
ihtişam) * Konya'nın bir ilçesi; Bizans İmparatoru Herakliyus’un ve Yunan
mitolojisinde yarı tanrılaşmış bir karakter olan Herakles'ten; Zonguldak’ın bir
ilçesi
erek :
tür. * er (yetişmek, varmak, ulaşmak) + ek (isim yapım eki) * hedef, amaç,
gaye, gerçekleştirilmek üzere tasarlanan, ulaşmak için çaba saredilen şey
ereksiyon :
lat. * erigere (kurmak, dikleştirmek, doğrultmak, düzeltmek) (ex (dış, dışarı,
yukarı) + regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek, gütmek,
hükmetmek), rectus (dikilmiş, dik, kalkmış, yükselmiş, doğrultulmuş,
yönlendirilmiş) ) + tio (isim yapım eki) (lat.); érection (fra.) * dik olma,
doğrulma hali, kalkmış, yükselmiş olma; erkek cinsel organının seksüel uyarıya
bağlı olarak yumuşak, büzüşük halden sert ve dik hale geçmesi
erektil :
lat. * erigere (kurmak, dikleştirmek, doğrultmak, düzeltmek) (ex (dış, dışarı,
yukarı) + regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek, gütmek,
hükmetmek), rectus (dikilmiş, dik, kalkmış, yükselmiş, doğrulmuş, güdülmüş) ) +
ile (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ereksiyon ile ilgili, dikleşme ile
ilgili
erektör :
lat. * erigere (kurmak, dikleştirmek, doğrultmak, düzeltmek) (ex (dış, dışarı,
yukarı) + regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek, gütmek,
hükmetmek), rectus (dikilmiş, dik, kalkmış, yükselmiş, doğrulmuş, güdülmüş) ) +
or (-cı, yapan, eden eki) * ereksiyona geçiren, dikleştiren
erem :
tür. * er (asker; kahraman, yiğit, cesur) + em (birinci tekil şahıs iyelik eki)
* erim, yiğidim; erkek ismi
eremurus :
gre. * eremos (çöl) + oura (kuyruk) * uzun ve kuyruk benzeri çiçek
salkımlarıyla tanınan, Asphodelaceae familyasından bir bitki cinsi
eren :
tür. * er (asker; kahraman, yiğit, cesur) + en (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * yiğit, cesur, kahraman; olgunlaşmış kişi, ermiş; manevi olgunluğa
erişen kimse
erendiz :
tür. * eren (yiğit, cesur, kahraman) + diz (düzen, dizilme, sıralama) * Güneş’e
olan yakınlığı bakımından beşinci sırada bulunan, dokuz uydulu ve en büyük
gezegen, Jupiter, Müşteri
erenler :
tür. * er (yetişmek, varmak, ulaşmak) + en (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) +
ler (çoğul eki) * olgunlaşmış kişilee, ermişler; manevi olgunluğa erişen
kimseler; Sakarya'nın bir ilçesi
eresidae :
gre., lat. * eresos (Ege Denizi'ndeki Midilli (Lesbos) Adası'nda bulunan antik
bir yerleşim) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * parlak
renkli, özellikle erkekleri kırmızı karın desenleriyle tanınan, ağ örücü
örümceklerden oluşan familya
eresinae :
gre., lat. * eresos (Ege Denizi'ndeki Midilli (Lesbos) Adası'nda bulunan antik
bir yerleşim) (gre.) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki) (lat.) *
Eresidae familyası içinde yer alan, Eresus ve yakın akraba cinsleri kapsayan
örümcek alt familyası
eresus :
gre. * eresos (Ege Denizi'ndeki Midilli (Lesbos) Adası'nda bulunan antik bir
yerleşim) * mitolojiye göre adanın ilk kralı ve yerleşmecisi olan Makaras'ın
(Macareus) oğlu Eressos'un isminden alan yerleşim bölgesi
erez :
tür. * er (yetişmek, varmak, ulaşmak) + ez (ile ilgili olan) * buğday ve arpa
tarlalarında ekinle birlikte yetişen, buğdayla birlikte yenilirse baş dönmesi
yapan bir ot
erfelek :
tür., ara. * er (yetişmek, ulaşmak) + felek (çark, çember, daire, döngü) *
Sinop'un bir ilçesi
erg :
gre. * ergon (iş, çalışma) * fizikte bir din (II) şiddetindeki bir gücün
etkilediği cisme kendi yönünde saniyede bir santimetre yol aldırmasıyla
gerçekleşen işe eşit olan iş birimi
ergani :
gre. * argilos (maden karışımı toprak veya beyaz toprak, kil) * Diyarbakır’ın
bir ilçesi (argil, argile (kil) (ing., fra.) )
erganun :
far., gre. * erganun (far.), organon (alet, cihaz, enstrüman, mekanizma, organ)
(gre.) * tuşlarla çalınan, hava basıncıyla ses üreten bir müzik aleti, org
ergeç :
tür. * er (yetişmek, varmak, ulaşmak, gelmek; erken, zaman olarak beklenenden
önce) + geç (ileriye gitmek, bir şeyi aşıp gitmek; zaman olarak beklenenden
sonra) * erken veya geç, önce veya sonra
ergen :
tür. * er (yetişmek, varmak, ulaşmak, gelmek) + gen (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * çocuk iken fiziksel büyümenin ve psikolojik değişikliklerin meydana
geldiği ve cinsel olgunluğa ulaşılan birkaç yıllık dönem
ergene :
tür. * erge (kapı, eşik, geçiş, basamak; dolap, sandık) + ne (isim yapım eki) *
Tekirdağ’ın bir ilçesi
ergenekon :
tür., moğ. * ergene (geçit; kayalık, ormanlık) + kon (yer, konum, konak,
konuşlanılan, birlikte olan; dağ) * geçit yeri; Türk mitolojisinde, Türk
halklarının yeniden doğuşunu ve bağımsızlık mücadelesini simgeleyen çelikten
bir dağ içindeki yer, geçit
ergenlik :
tür. * ergen (çocuk iken fiziksel büyümenin ve psikolojik değişikliklerin
meydana geldiği ve cinsel olgunluğa ulaşılan birkaç yıllık dönem) (er
(yetişmek, varmak, ulaşmak, gelmek) + gen (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + lik
(ile ilgili olma) * ergen olma durumu
ergimek :
tür. * er (eritmek, çözmek; sıvı hale getirmek) + gü (isim yapım eki) + mek
(fiil mastar eki) * katı bir cisim, sıcaklık artırılmak yoluyla, ısının
etkisiyle katı durumdan sıvı duruma geçmek
ergin :
tür. * er (yetişmek, varmak, ulaşmak, gelmek) + gin (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * gelişimini tamamlamış, olgunlaşmış, yetişmiş, olmuş
ergitmek :
tür. * er (eritmek, çözmek; sıvı hale getirmek) + gü (isim yapım eki) + t
(etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * metali ısıtarak katı halden sıvı
hale getirmek
ergiyik :
tür. * er (eritmek, çözmek; sıvı hale getirmek) + gü (isim yapım eki) + yik
(sıfat yapım eki) * ısı etkisiyle katı halden sıvı hale geçmiş veya erimiş olan
madde veya malzeme
ergokalsiferol :
fra., lat. * ergot (çavdar mahmuzu mantarı) (fra.) + calciferol (calx, calc
(kireç) + ferre (getirmek, taşımak, götürmek, yüklenmek) +ol (hidroksil, alkol
grubu OH) (lat.) * ergosterolden elde edilen, kalsiyum ve fosfor
metabolizmasını düzenleyen, gıdalarda veya takviyelerde bulunan ve D2 vitamini
olarak da bilinen bir D vitamini türü (C28H44O)
ergonomi :
gre. * ergon (iş, çalışma) + nemoein, nemein (ayarlamak, düzenlemek, dağıtmak,
paylaştırmak, yönetmek), nomia (yönetim, idare, düzenleme, yasama, ayarlama,
düzenleme, sıralama, dizme) (nomos (kural, kanun, yasa, düzenleme, ayarlama) +
eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * insanların alet, makine ve sistemleri
verimli, güvenli, konforlu ve etkili şekilde kullanmalarını sağlamaya yönelik
çalışmaların yapıldığı bilim dalı, işbilim
ergonomik :
gre. * ergon (iş, çalışma) + nomia (nomos (kural, kanun, yasa, düzenleme,
ayarlama) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * işbilimle ilgili, işbilimsel, ergonomi ile ilgili
ergonovin :
lat. * ergotum (çivili, kısmi tırnak, horoz mahmuzu; çavdar; çavdar mantarı;
çavdarda ve diğer otlarda büyüyen Claviceps cinsi parazitik mantarın
oluşturduğu mahmuz biçimli yapı) + novus (yeni) + ine (kimyasal madde eki) *
ergot alkaloitleri grubundan, özellikle doğum sonrası kanamayı azaltmak
amacıyla rahimdeki düz kasların kasılmasını artırıcı etkisi nedeniyle
kullanılan ilacın etkin maddesi (C19H23N3O2)
ergosfer :
gre. * ergon (iş, çalışma) + sphaira (top, küre, yuvarlaklık) * dönen bir kara
deliğin çevresinde bulunan, uzay-zamanın kara deliğin dönüşüyle birlikte
sürüklendiği ve içinde duran bir gözlemcinin, kara deliğin dönme etkisi
nedeniyle, sabit kalamayacağı bölge
ergosterol :
lat., gre. * ergotum (çivili, kısmi tırnak, horoz mahmuzu; çavdar; çavdar
mantarı; çavdarda ve diğer otlarda büyüyen Claviceps cinsi parazitik mantarın
oluşturduğu mahmuz biçimli yapı) + sterol (steroid eki) (stereos (katı, sert,
sağlam, üç boyutlu, hacimli) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli,
biçimli) + ole (çift bağ eki) ) * mantarların ve protozoaların hücre zarlarında
bulunan ve kolesterolün hayvan hücrelerinde hizmet ettiği işlevlerin çoğuna
hizmet eden bir mikosterol (C28H44O)
ergot :
lat., fra. * ergotum (çivili, kısmi tırnak, horoz mahmuzu; çavdar; çavdar
mantarı; çavdarda ve diğer otlarda büyüyen Claviceps cinsi parazitik mantarın
oluşturduğu mahmuz biçimli yapı) * çivili, kısmi tırnak; çavdar; çavdar
mantarı; buğdayda, kırmızı çavdarda oluşan parazitik mantar
ergotamin :
lat. * ergot (buğdayda, kırmızı çavdarda oluşan parazitik mantar) + amine
(amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) * migren, migren varyantları
veya histaminik sefalalji dahil olmak üzere vasküler baş ağrılarını tedavi
etmek veya önlemek için kullanılan, ergot alkaloit ailesinin bir parçası olan
bir ergopeptin (C33H35N5O5)
ergoterapi :
gre. * ergon (iş, çalışma) + therapeia (hizmet etme, ilgilenme, iyileştirme,
tedavi etme, eğitme, öğretme, iyileştirme, öğretiyle islah etme; bakım, hizmet,
tedavi) (therapuein (hizmet etmek, ilgilenmek, iyileştirmek, tedavi etmek,
yönetmek, tıbbi tedavi etmek), the (ön ek) + rapein (eğitmek, öğretmek) ) + eia
(isim yapım eki) ) * doğuştan gelen veya sonradan gelişen fiziksel, psikolojik,
bilişsel hastalığa sahip olan kişiler ile sağlıklı bireylerin daha kaliteli bir
hayat sürmelerine ve yaşam kalitelerini artırmalarına yardımcı olan birey
merkezli bir sağlık alanı, iş terapisi (terbiye (eğitim) (ara.) )
ergun :
moğ. * ari (saf, temiz, berrak) + gun (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
saflaşmış, temizlenmiş, arınmış
erguvan :
aka., far. * argamannu, argavan (mor) (aka., far.) * baklagiller (Fabaceae,
Leguminosae) familyasından, Akdeniz ikliminde, kurak yamaçlarda yetişen,
kızılımsı mor çiçekler açan bir ağaç, kızılımsı mor renk
ergüder :
tür. * er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker;
olgunlaşmak, yetişmek) + güd, güt (idare etmek, yönlendirmek, sevk etmek) + er
(yapan, eden eki) * yiğit, lider, cesur, kahraman (guide (rehber, yönlendirici,
lider) (ing., fra.), huda (yönlendirme) (ara.) )
ergül :
tür., far. * er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker,
asker; olgunlaşmak, yetişmek) + gul (Rosaceae (gülgiller) familyasından bir tür
kokulu ve kırmızı renkli çiçek) (far.); gül (neşe, sevinç, hoşnutluk ifade den
mimik eylemi olan “gülmek” fiilinin emir kipi) (tür.) * güçlü, cesur ve güzel,
cesur ve zarif kişi; erkek ismi
ergün :
tür. * er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker;
olgunlaşmak, yetişmek) + kün, gün (genişlemiş olma, açılmış yayılmış olma;
Güneş’in doğuşundan batışına kadar geçen zaman dilimi; 24 saatlik zaman dilimi,
gündüz, güneş, aydınlık, ışık) * güçlü ve cesur bir insan, güçlü ve aydınlık
bir kişi; erkek ismi
ergürmek :
tür. * er (yetişmek, varmak, ulaşmak, gelmek) + gür (etken fiil eki) + mek
(fiil mastar eki) * ulaştırmak, eriştirmek
erhan :
tür. * er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker;
olgunlaşmak, yetişmek) + han (kağan, hükümdar, sultan, reis, hakim, şah, kral,
padişah, egemen) * güçlü ve cesur lider, kahraman hükümdar
eribulin :
lat. * eribulin (modern ilaç adı; halichondrin B adlı doğal bileşikten
türetilmiş sentetik analog adı) * deniz süngerlerinden elde edilen halichondrin
B yapısına dayanan, mikrotübül oluşumunu engelleyerek hücre bölünmesini
durduran ve özellikle bazı meme kanseri ile liposarkom türlerinin tedavisinde
kullanılan antikanser ilaç etkin maddesi (C40H59NO11)
erica :
gre. * ereike (fundalık bitkisi) * asidik topraklarda yetişen çalı formundaki
türleri kapsayan, Ericaceae familyasından bir bitki cinsi
ericaceae :
gre., lat. * ereike (fundalık bitkisi) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası
eki) (lat.) * funda, yaban mersini, orman gülü ve benzeri odunsu bitkileri
kapsayan, çoğunlukla asitli ve besince fakir topraklara uyum sağlamış bitki
familyası
ericoid :
gre. * ereike (fundalık bitkisi) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli,
biçimli) * fundaya benzeyen; özellikle botanikte Ericaceae familyasına özgü,
küçük, sert, iğnemsi veya pulsu yapraklı bitki yapısını andıran
erigeron :
gre. * eri (erken) + geron (yaşlı) * erken açan ve çabuk tüylüleşen
çiçekleriyle bilinen, Asteraceae familyasından bir bitki cinsi
erik :
tür. * er (olmak, yetişmek, ulaşmak) + ik (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
gülgillerden olan yapraklanmadan önce ak çiçekler açan bir ağaç ve bu ağacın
sert ve tek çekirdekli yemişi
erika :
nor. * ei (daima, her zaman) + rika (hükümdar, padişah, lider, reis, kral) *
sonsuz kral
erike :
ara. * ravaka (dayamak, desteklemek, yaslanmak), erike (koltuk, taht) *
oturulacak yer, koltuk, taht; padişahın tahtı
eril :
tür. * er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker;
olgunlaşmak, yetişmek) + il (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sperm üreten
fizyolojik ve biyolojik cinsiyet, erkek cinsinden
erim :
tür. * er (yetişmek, varmak, ulaşmak, gelmek) + im (isim yapım eki) * bir şeyin
erebileceği, ulaşabileceği uzaklık
erimek :
tür. * erü (katı madde sıvılaşmak) + mek (fiil mastar eki) * ısı etkisiyle sıvı
duruma geçmek
erinaceidae :
gre., lat. * ekhinos (kirpi, dikenli) (gre.); erinaceus (kirpi) + idae
(-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * sırtı dikenli kirpileri ve dikensiz
gimnürleri (ay sıçanlarını) kapsayan, Eulipotyphla takımına bağlı memeli
familyası, kirpigiller
erinaceinae :
gre., lat. * ekhinos (kirpi, dikenli) (gre.); erinaceus (kirpi) + inae
(-giller, hayvan alt familyası eki) (lat.) * gerçek kirpileri (Erinaceus cinsi
ve yakın akrabaları) kapsayan, Erinaceidae familyasına bağlı alt familya
erinaceomorpha :
gre., lat. * ekhinos (kirpi, dikenli) (gre.); erinaceus (kirpi) (lat.) + morphe
(form, şekil, biçim) (gre.) * Eulipotyphla (böcekçiller) takımı altında olan,
kirpileri, ay sıçanlarını (gimnürleri) ve yakın akrabalarını kapsayan,
Eulipotyphla içinde tarihsel olarak kullanılan bir memeli takımı
erinaceus :
gre., lat. * ekhinos (kirpi, dikenli) (gre.); erinaceus (kirpi) (lat.) * gerçek
kirpileri kapsayan, Erinaceidae familyasına bağlı memeli cinsi
erincek :
tür. * er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker;
olgunlaşmak, yetişmek) + in (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + cek (küçültme
ve şirinlik eki) * küçük erkek çocuklar için sevgiyle veya şefkatle söylenen
kelime
erinç :
tür. * er (yetişmek, varmak, ulaşmak, gelmek) + inç (isim yapım eki) * kıvanç,
mutluluk
eriobotrya :
gre. * erion (yün) + botrys (salkım) * tüylü çiçek salkımları ve yenilebilir
meyveleriyle tanınan, Rosaceae familyasından bir bitki cinsi
eriocottidae :
gre., lat. * eriocottis (güve cins adı; modern zoolojik cins adı) (erion (yün,
yünlü lif) + cottis (ile ilgili,-a ait) ) + idae (-giller, hayvan familyası
eki) (lat.) * Lepidoptera (pul kanatlılar) takımında yer alan, küçük ve ilkel
özellikler gösteren güveleri kapsayan familya
eriocottinae :
gre., lat. * eriocottis (güve cins adı; modern zoolojik cins adı) (erion (yün,
yünlü lif) + cottis (ile ilgili,-a ait) ) + inae (-giller, hayvan familyası
eki) (lat.) * Eriocottidae familyası içinde yer alan, Eriocottis cinsi ve yakın
akraba cinsleri kapsayan güve alt familyası
eriocottis :
gre. * eriocottis (güve cins adı; modern zoolojik cins adı) (erion (yün, yünlü
lif) + cottis (ile ilgili,-a ait) ) * pul kanatlılar (Lepidoptera) takımının
Eriocottidae familyasının tip cinsi olan küçük güve cinsi
eriogonum :
gre. * erion (yün, yünlü lif) + gony (eklem) * yünlü boğumlara sahip
gövdeleriyle ayırt edilen, Polygonaceae familyasından bir bitki cinsi
eris :
gre. * eris (çekişme, anlaşmazlık, kavga, düşmanlık) * Yunan mitolojisinde
kavga, anlaşmazlık ve çekişme tanrıçası
eristik :
gre. * eris (çekişme, anlaşmazlık, kavga, düşmanlık) + ikos (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) * tartışmaya dayalı, anlaşmazlık yaratıcı
erişilebilirlik :
tür. * er (yetişmek, varmak, ulaşmak, gelmek) + iş (edilgen fiil eki) +
ilebilir (olabilirlik, mümkün olma eki) + lik (isim yapım eki) * ulaşılabilir,
elde edilebilir olma durumu, aksesibilite
erişim :
tür. * er (yetişmek, varmak, ulaşmak, gelmek) + iş (edilgen fiil eki) + mek
(fiil mastar eki) * varış, elde ediş, ulaşım
erişkin :
tür. * er (yetişmek, varmak, ulaşmak, gelmek) + iş (edilgen fiil eki) + kin
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * olgunluğa ulaşmış, gelişimini tamamlamış
kimse; yetişkin; vücut gelişimi tamamlanmış olan
erişmek :
tür. * er (olmak, bulunmak, ulaşmak, varmak) + iş (edilgen fiil eki) + im (isim
yapım eki) * varmak, ulaşmak, yetmek, elde etmek (reach (varmak, erişmek),
arrive (varmak, erişmek) (ing.), arriver (varmak, gelmek) (fra.), erreichen
(varmak, erişmek) (alm.) )
erişte :
far. * riştan (reş (eğirmek, bükmek) + a (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) *
ince uzun kesilip kurutulmuş hamur, ev makarnası
eritema :
gre. * erythema (kırmızılık, allık, kızarıklık) (erythros (kırmızı, kızıl),
erythainein (kırmızılaşmak) + ema (isim yapım eki) ) * kılcal damarlarda
konjesyon (kan toplanması) sonucunda derinin kızarması
eritema enfeksiyozum :
gre., lat. * erythema (kırmızılık, allık, kızarıklık) (erythros (kırmızı,
kızıl), erythainein (kırmızılaşmak) + ema (isim yapım eki) ) (gre.) +
infectiosum (in (iç, içine, içinde) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek,
işlemek) + tio (isim yapım eki) + osus, osum (ile ilgili, gibi, -a ait) )
(lat.) * çocuğun yanaklarında parlak kırmızı bir döküntü olarak ortaya çıkan
B19 provirüsü kaynaklı enfeksiyon, beşinci hastalık
eritema nodozum :
gre., lat. * erythema (kırmızılık, allık, kızarıklık) (erythros (kırmızı,
kızıl), erythainein (kırmızılaşmak) + ema (isim yapım eki) ) (gre.) + nodus
(düğüm, yumak, yumru, boğum, nod) + osum (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) *
kırmızı düğümler, kırmızı nodüller; genellikle bacakların ön yüzünde görülen,
ağrılı, kırmızımsı şişliklerle karakterize bir deri hastalığı
eritematoz :
gre. * erythema (kırmızılık, allık, kızarıklık) (erythros (kırmızı, kızıl),
erythainein (kırmızılaşmak) + ema (isim yapım eki) ) + osis (isim yapım, durum,
sorun, hastalık eki) * genişlemiş kılcal damarlarda kan birikmesi nedeniyle
ciltte veya mukoza zarlarında kızarıklar ve kızartılı lezyonlar oluşması ile
karakteriz otoimmün hastalık
eritematöskuamöz :
gre., lat. * erythema (kırmızılık, allık, kızarıklık) (erythros (kırmızı,
kızıl), erythainein (kırmızılaşmak) + ema (isim yapım eki) ) (gre.) + squama
(pul, kepek) + osus (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) * kızarık (eritemli) ve
pullu (skuamöz) cilt lezyonlarıyla ilgili
eritematöz :
gre., lat. * erythema (kırmızılık, allık, kızarıklık) (erythros (kırmızı,
kızıl), erythainein (kırmızılaşmak) + ema (isim yapım eki) ) (gre.) + osus (ile
ilgili, gibi, -a ait) (lat.) * genişlemiş kılcal damarlarda kan birikmesi
nedeniyle ciltte veya mukoza zarlarında kızarıklar ve kızartılı lezyonlar
oluşması ile karakterize otoimmün hastalık
eritmek :
tür. * erü (katı madde sıvılaşmak) + t (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki)
* ısı etkisiyle sıvı duruma geçmek
eritrazma :
gre. * erythros (kırmızı, kızıl) + asma (durum, olum, oluşum) * deri florasının
normal bir parçası olan Corynebacterium minutissimum bakterisinin neden olduğu
kahverengi, pullu deri yamalarına neden olan yüzeysel bir deri enfeksiyonu
eritre :
gre. * erithrai, erythros (kırmızı, kızıl) * bugünkü İzmir’in Çeşme ilçesinin
22 km doğusunda Ildır Köyü'nde yer alan 12 antik İyon şehrinden biri;
Kızıldeniz’in ve Kızıldeniz’e kıyısı olan Erythra ülkesinin ismi
eritremia :
gre. * erithrai, erythros (kırmızı, kızıl) + meia (isim yapım, yer ve durum
eki) * kırmızı kan hücrelerinin aşırı üretimi ile karakterize edilen tıbbi
durum
eritroblast :
gre., alm. * erithrai, erythros (kırmızı, kızıl) (gre.) + blast, blaze
(patlatmak; öfkelenmek, köpürmek; ateş, alev, yangın; pırıltı, ışıltı) (alm.) *
hemoglobin sentezleyen ve kırmızı kan hücresi oluşumunun başlangıç aşamasında
bir ara madde olan çok renkli çekirdekli kırmızı kemik iliği hücresi
eritroblastosis fetalis :
gre., lat. * erythros (kırmızı, kızıl) + blastos (tohum, tomurcuk, filiz,
sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) + osis (durum, hal,
sorun, hastalık, süreç eki) (gre.) + fetus (rahimde gelişmekte olan bebek) +
alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * anne tarafından üretilen IgG
molekülleri plasentadan geçtiğinde, doğumda veya doğum sırasında fetusta
gelişen ve yenidoğanın hemolitik hastalığı (HDN, HDFN) olarak da bilinen bir alloimmün
durum
eritrofobi :
gre. * erithrai, erythros (kırmızı, kızıl) + phobia (korkma, korkulu olma)
(phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * yüz kızarmasından
duyulan sosyal anksiyete nitelikli korku
eritroksilum koka :
gre., keç. * erythros (kırmızı, kızıl) + xylon (ahşap, tahta, ağaç; koru)
(gre.) + kuka (koka bitkisi) (keç.) * erythroxylaceae familyasındaki tropik
çiçekli bitkilerin bir cinsi
eritromisin :
gre., lat. * erythromycine (kırmızı renkli (küf/bakteri) maddeden elde edilen
antibiyotik) (erythros (kırmızı, al) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal
organizma) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) (lat.) *
kırmızı pigment üreten streptomyces’ten elde edilen ve penisilin alerjisi olan
bireylerde kullanılan bir makrolit antibiyotiği (C37H67NO13)
eritroplaki :
gre. * erythros (kırmızı, kızıl) + plax, plakos (yama, tabaka, plaka, yüzey) *
penisin prekanseröz kırmızı lezyonunu tanımlamak için Louis Queyrat tarafından
ortaya çıkarılmış olan ve başka bir patoloji ile belirlenmiş bir bağlantısı
bulunmayan, mukoza zarındaki eritematöz bir alan
eritroplazi :
gre. * erythros (kırmızı, kızıl) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek,
oluşturmak, kalıp dökmek), plasis (şekillenme, şekil verme, biçimlenme, oluşma,
büyüme) * özellikle ağız mukozasında görülen, kadifemsi kırmızı plaklar
şeklinde ortaya çıkan ve yüksek oranda displazi veya skuamöz hücreli karsinom
gelişme riski taşıyan prekanseröz lezyon
eritropoetik :
gre. * erythros (kırmızı, kızıl) + poiein (yapmak, üretmek) + ikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * eritrositler (alyuvar) için sitokin görevi gören bir
glikoprotein hormon olan eritropoetin ile ilgili
eritropoetin :
gre. * erythros (kırmızı, kızıl) + poiein (yapmak, üretmek) + in (proteinli
madde) * eritrositler (alyuvar) için sitokin görevi gören bir glikoprotein
hormon
eritropoezis :
gre. * erythros (kırmızı, kızıl) + poiein (yapmak, üretmek) + isis (isim yapım
eki) * kırmızı kan hücresi üretimi
eritrosit :
gre. * erythros (kırımızı) + kytos (barındıran, odacık, hücre, oyuk, çukur,
boşluk, kap, kanal) * henogramda RBC olarak yer alan, kana kırmızı rengini
veren, dokulara oksijen ve karbondioksit taşıyan kırmızı kan hücresi, alyuvar
erivan :
ura., far. * erebuni (ele geçirmek, fethetmek) (ura.), revan (giden, akıcı;
ruh, can) (far.) * Ermenistan’ın başkenti
eriyik :
tür. * erü (katı madde sıvılaşmak) + yik (isim yapım eki) * içinde katı bir
madde erimiş bulunan sıvı
erizipel :
gre. * erythros (kırımızı) + pellas (cilt, deri, yüzey) * kabarıklık ile
karakterize, iyi tanımlanmış, hassas, parlak kırmızı döküntü, tipik olarak
yüzde veya bacaklarda, ancak cildin herhangi bir yerinde ortaya çıkabilen,
cildin yüzeysel tabakasının nispeten yaygın bir bakteriyel enfeksiyonu
erk :
tür. * erk (güç, kuvvet, kudret, iş yapabilme gücü, iktidar, nüfuz) * güç,
kuvvet, kudret, iş yapabilme gücü, iktidar, nüfuz (arkhaios (eski, eskiden
kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel,
önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet, tahakküm, yönetim, otorite) + ios
(sıfat yapım eki) ), ergon (iş, kuvvet) (gre.); ergonomics, ergonomie,
Ergonomie (işlevsellik, ergonomi) (ing., fra., alm.), erkek (güçlü, kudretli)
(tür.) )
erka :
ara. * raky (yükselmek, tırmanmak, yukarı çıkmak, merdiven veya basamaklarla
çıkmak), raki (yükseltgenmiş, damıtılmış içki), terakki (yükselme, ilerleme) *
yükselmiş, yukarı çıkmış
erkan :
ara. * rukn (direk, destek, sütun) * direkler, destekler, önemli kişiler; bir
topluluğun önde gelenleri, söz sahipleri, büyükler, üstler
erkan :
tür. * er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker;
olgunlaşmak, yetişmek) + kan (damarlardaki, alyuvar, akyuvar ve plazmadan
oluşan, oksijen ve besin taşıyan kırmızı renkli hayat sıvısı; soy, nesil, kök,
köken) * soylu erkek, asillerin yiğidi
erkan-ı harbiye-i umumiye :
ara. * rukn (direk, destek, sütun), erkan (direkler, destekler, önemli kişiler;
bir topluluğun önde gelenleri, söz sahipleri, büyükler, üstler) + ı (tamlama
eki) + harb (savaş, çatışma, muharebe) + iye (durum eki) + i (tamalama eki) +
amm, umum (genel, herkesi kapsayan, yaygın, herkesle ilgili, herkese ait) +
iyet (isim yapım ve durum eki) * Osmanlı Devleti'nde modern anlamda Genelkurmay
Başkanlığına karşılık gelen askerî bir kurum
erkan-ı harp :
ara. * rukn (direk, destek, sütun), erkan (direkler, destekler, önemli kişiler;
bir topluluğun önde gelenleri, söz sahipleri, büyükler, üstler) + ı (tamlama
eki) + harb (savaş, çatışma, muharebe) * ordu birliklerinin savaşa hazırlanması
ve savaşta yönetilmesine yönelik olarak harp akademilerinde eğitimden geçirilip
yetiştirilen subay, kurmay
erke :
tür. * erk (güç, kuvvet, kudret, iktidar, irade) + e (durum eki) * güç, kuvvet,
kudret, etki
erkeç :
tür. * er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker; olgunlaşmak,
yetişmek) + keç (keçi) * erkek keçi
erkeçsakalı :
tür. * er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker;
olgunlaşmak, yetişmek) + keç (keçi) + sakal (yüzün çene ve yanak bölgesinde
çıkan kıllar) + ı (iyelik eki) * ladengillerden, nemli yerlerde, çayırlarda
yetişen, yaprakları sivrice ve çizgili, mor veya maviye yakın çiçekler açan bir
laden türü; gülgillerden, bahçelerde süs bitkisi olarak da yetiştirilen,
dalları sert, sağlam ve kırmızımtırak renkte, pembe veya ak çiçekler açan,
birçok türü bulunan bir çalı, keçisakalı, çayırmelikesi
erkek :
tür. * erk (güç, kuvvet, yetki, otorite, iş yapabilme gücü) + ek (isim yapım
eki) * er olan, er sıfatını taşıyan; erkek cinsiyeti; güçlü, kuvvetli, iş
yapabilme gücü olan (ergon (iş, kuvvet) (gre.); ergonomics, ergonomie,
Ergonomie (işlevsellik, ergonomi) (ing., fra., alm.) )
erkeklik :
tür. * erkek (er olan, er sıfatını taşıyan; erkek cinsiyeti; güçlü, kuvvetli,
iş yapabilme gücü olan) + lik (durum eki) * erkek olma durumu
erkeksi : tür.
* erkek (er olan, er sıfatını taşıyan; erkek cinsiyeti; güçlü, kuvvetli, iş
yapabilme gücü olan) + si (sıfat yapım eki; gibi, benzeri eki) * erkek gibi,
erkeğe benzer, erkek tavırlı
erken :
tür. * er (yetişmek, gelmek, varmak) + ken (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
önce, ilk, beklenen zamandan önce, günün ilk saatlerinde olan (archaic (ilk çağ
ile ilgili), archon (ilk olanlar, cinler, önceller) (ing.), archaïque (ilk çağ
ile ilgili) (alm.), archaisch (ilk çağ ile ilgili) (alm.) )
erken-tip-yıldız :
tür., gre. * erken (bir zaman diliminin başında olan, beklenen zamandan önce
olan) (tür.) + tupos, typos (iz, işaret, damga, kalıp, baskı, model, biçim,
şekil) (gre.) + yıldız (kendi enerjisini üreten, ışık kaynağı olan ve ışık
yayan, kütleçekimiyle bir arada tutulan sıcak gaz ve plazmadan oluşan gök
cismi, necm, star) (yal, yul, yıl (ışıldamak, parıldamak, parlamak, ışımak,
ışık saçmak, aydınlatmak) + dız (isim yapım eki) ) (tür.) * yüzey sıcaklığı çok
yüksek olan ve O, B veya erken A spektral sınıflarında yer alan, tayfsal
sınıflandırmada yüksek sıcaklıklı, mavi renkli ve genellikle büyük kütleli
sıcak yıldız
erkete :
gre. * erxomein, erksomein (gelmek, varmak), erxete, erksete (geliyor) * kumar,
hırsızlık, uyuşturucu satışı vb. gibi yasadışı bir iş yapılmakta iken, polisin
gelip gelmediğini gözetleyip haber vermekle görevlendirilen kimse, kollayıcı,
gözcü; gözcülük eylemi veya gözcülüğün yapıldığı yer
erkil :
tür. * erk (güç, kudret, kuvvet, iktidar, iş yapabilme gücü) + il (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * kütle çekimi gibi bir kuvvet alanı içinde bulunan bir
kütleyi sonsuzdan, belirli bir noktaya getirebilmek için gerekli işin ölçülen
erke değeri
erkilet :
tür. * erk (güç, kudret, kuvvet, iktidar, iş yapabilme gücü) + il (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) + ata (baba, öncel) * özgürlüğünü elde etmiş yiğit kimse;
atının alnı beyaz olan yiğit; Kayseri’ye yerleşmiş olan ilk Türk boyunun lideri
Erkil Ata'nın isminden
erkin :
tür. * erk (güç, kudret, kuvvet, iktidar, iş yapabilme gücü) + in (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * güçlü, yiğit kişi, erkek, kahraman kişi; erkek ismi
erlenmeyer şişesi :
alm., far., aram. * erlenmeyer (Alman kimyager Emil Erlenmeyer'in soyadından)
(alm.) + şişe, aşişa (cam) (far., aram.) + si (iyelik eki) (tür.) * laboratuarlarda
kullanılan, konik şişe veya titrasyon şişesi olarak da bilinen, düz tabanlı,
konik gövdeli ve silindirik boyunlu kimyasal analiz şişesi türü
erlik han :
tür. * erk (güç, kudret, kuvvet, iktidar, iş yapabilme gücü) + lik (durum eki)
+ han (hükümdar, padişah, lider, reis, kral) * Türk ve Altay mitolojisinde
yeraltı dünyasının hükümdarı lan tanrı
erlotinib :
gre. * erlo (ön ek) + tinib (tyrosine kinase (tirozin kinaz) inhibitörü)
(tyrosine (aminoasit) (turos, tyros (peynir) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) )
+ kinesis, kinase (kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak,
kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak) + asis (son ek) )
(gre.) + inhibitor (engelleyici, önleyici, mani olan) (lat.) ) * küçük hücreli
dışı akciğer kanseri ve pankreas kanserini tedavi etmek için kullanılan bir
ilacın etken maddesi (C22H23N3O4)
erman :
far., tür. * erman (arkadaş, dost, yoldaş) (far.); erman (ermiş kimse) (er
(olmak, yetişmek, bulunmak, ulaşmak, varmak) + man (yapan, eden eki, kimse) )
(tür.) * yiğit, güçlü erkek; kuvvetli kişi
ermek :
tür. * er (olmak, yetişmek, bulunmak, ulaşmak, erişmek, varmak) + mek (fiil
mastar eki) * varmak, yetmek, ulaşmak (arrive, arriver, erreichen (varmak,
erişmek) (ing., fra., alm.) )
ermele :
ara. * raml, reml (kum; kumla yapılan fal ve kehanet yöntemi, geomansi); ermele
(kumla karışmak, toprağa bulanmak; yiyeceği tükenmek) * eşi ölmüş ve eşinin
vefatından sonra yoksulluk, kimsesizlik veya çaresizlik içinde kalmış dul
kadın; kadınlık çağına gelip de ölüm veya talak (boşanma) ile kocasından
ayrılan kadın; çoğulu “eramil”, erkek için olan “ermel”
ermele :
tür. * er (ermek, ulaşmak, varmak, erişmek, yetişmek) + mele (isim yapım eki) *
alt yaprakların olgunlaşıp sararması, kartlaşması veya işlevini yitirerek kurumaya
yüz tutması
ermenek :
gre. * germanikopolis (germen (cermen, germen) (germ (tohum, filiz, döl,
çekirdek) + anus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + ikos (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) + polis (şehir, il, kent) * Karaman’ın bir ilçesi; eski ismi Bithynia
veya Germanikopolis
ermeni :
erm. * armen (yüksek kale, güçlü, kuvvetli, kudretli, muktedir) + ian (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Ermenistan vatandaşı ve demonimi olan kimse
ermenistan :
erm., far. * armen (yüksek kale, güçlü, kuvvetli, kudretli, muktedir) (erm.) +
istan (durulan yer, bulunulan yer, mekan, ülke) (far.) * Batı Asya'daki Ermeni
Yaylaları üzerinde yer alan, batısında Türkiye, kuzeyinde Gürcistan, doğusunda
Azerbaycan, güneyinde ise İran ve Azerbaycan'ın bir parçası olan Nahçıvan Özerk
bulunan ülke
ermin :
lat. * armenius (ermeni, kakım, kakım kürkü) (lat.); hermine (kakım/kakım
kürkü) (fra.) * sansargillerden (mustelidae), Avrupa’nın ve Asya’nın kuzeyinde
yaşayan, gelincik ve kokarcaya benzeyen, boyu yaklaşık 30 cm. olan, tüyleri
yazın esmere çalan kırmızı, kışın beyaz renkli, çok değerli olan postu için
avlanan, yırtıcı bir etçil hayvan, kakım, kakum
ermiş :
tür. * er (yetişmek, varmak, ulaşmak, erişmek, gelmek) + miş (gecmiş zaman ve
sıfat yapım eki) * Allah tarafından, ruhani ve ilmi açıdan belirli bir aşamaya
erdirilmiş kimse, eren
erode :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + rodere (dişlemek, yavaşça
yemek, kemirmek, aşındırmak), rodatus (dişlenmiş, kemirilmiş, aşınmış) (lat.);
érodé (fra.) * yavaşça aşındırılmış, yıpratılmış, kemirilmiş, yok edilmiş
erodium :
gre. * erodios (balıkçıl kuşu) * gagayı andıran meyve uzantılarıyla tanınan,
Geraniaceae familyasından bir bitki cinsi
eroin :
gre. * heroin (heros (cesareti, büyük başarıları, asil ve iyi nitelikleri nedeniyle
takdir edilen kişi) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (kullanıcının
özgüvenine olan etkileri nedeniyle) * morfinden kimyasal yollarla elde edilen
uyuşturucu bir madde (C21H23NO5)
eroinman :
gre. * heroin (heros (cesareti, büyük başarıları, asil ve iyi nitelikleri
nedeniyle takdir edilen kişi) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki)
(kullanıcının özgüvenine olan etkileri nedeniyle) + man (-cı, yapan, eden eki)
* eroin bağımlısı olmuş kimse
erol :
tür. * er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker;
olgunlaşmak, yetişmek) + ol (olmak fiilinin üçüncü tekil şahıs emir kipi) *
güçlü olan, yiğit olan, kahraman olan, erkek
eros :
gre. * erasthai, erasthein (arzulamak, istemek, sevmek), eros (cinsel açıdan
istek, aşk, arzu, şehvet, çekim gücü) * cinsel içgüdü de içinde olmak üzere
cinsel duygu ve isteklerin, cinsel yönsemelerin tümü; Yunan mitolojisinde aşk
tanrısının ismi
erotik :
gre. * erasthein (istemek, arzulamak, sevmek), eros (cinsel açıdan istek, aşk,
arzu, şehvet, çekim gücü) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * cinsel
arzu ve heyecan uyandırmaya yönelik veya cinsel istek ile ilgili
erotize :
gre., lat. * eros (cinsel açıdan istek, aşk, arzu, şehvet, çekim gücü) + tikos
(ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + izatus (dönüştürülmüş, kılınmış,
hale getirilmiş) (izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tus (geçmiş
zaman ve sıfat yapım eki) ) (gre.); érotisé (fra.) * erotik hale getirilmiş,
cinsel arzu veya haz ile doldurulmuş, erotik duygularla yüklü kılınmış
erotizm :
gre. * eros (cinsel açıdan istek, aşk, arzu, şehvet, çekim gücü) + tikos (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin
eki) * cinsel yönden uyarıcı nitelikli olma durumu
erotofobi :
gre. * eros (cinsel açıdan istek, aşk, arzu, şehvet, çekim gücü) + phobia
(korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
cinsellik korkusu
erotomani :
gre. * eros (cinsel açıdan istek, aşk, arzu, şehvet, çekim gücü) + mania (delilik,
çılgınlık, aşırı tutkunluk, aşırı heves, aşırılık, coşku) (mainesthein
(delirmek, çıldırmak), man (çılgın, taşkın duygulu, aşırı tutkulu, aşırı
hevesli) + eia (durum ve isim yapım eki) ) * aşırı cinsel arzu, cinsel takıntı
veya aşırı cinsel dürtü ilgili psikolojik durum; başka bir kişinin kendisine
aşık olduğuna yönelik yanlış inanca sahip olma durumu
erotomanik :
gre. * eros (cinsel açıdan istek, aşk, arzu, şehvet, çekim gücü) + mania
(tutku, tutkunluk, çılgınlık, delilik, takıntı, coşku) + ikos (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * erotomani ile ilgili, erotomani durumu olan
eroziv :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + rodere (dişlemek, yavaşça
yemek, kemirmek, aşındırmak) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
aşındırıcı
erozol : gre.,
lat. * aer, aero (hava) (gre.) + solvere (çözmek, çözündürmek, gevşetmek)
(lat.) * bir katının veya bir sıvının gaz ortamı içerisinde dağılması; havada
asılı veya dağıtılmış ince sıvı veya katı parçacıklar; partiküllerin gaz
ortamında dağılmasıyla oluşan karışım, tıpta sprey veya püskürtme yoluyla
verilen ilaç veya kimyasal karışım
erozyo interdijitalis
blastomiçetika : lat., gre. * ex (dış, dışarı, harici,
yokluk, olmama) + rodere (dişlemek, yavaşça yemek, kemirmek, aşındırmak) + sio
(isim yapım eki) + inter (arası, arasında) + digit (parmak) + alis (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) (lat.) + blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ
hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal
organizma) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * candida albicans
enfeksiyonunun neden olduğu, parmakların arasında ve yanlarına doğru
uzanan,oval şekilli, yumuşamış beyaz deri alanıyla karakterize bir cilt
hastalığı
erozyon :
lat. * erodere (aşındırmak, kemirmek, dişlemek) + sio (isim yapım eki) *
toprağın, rüzgar, su veya diğer doğal etkenler tarafından aşınma veya aşınma
süreci aşınım, aşınma; fiziksel veya kimyasal etkiyle bir dokunun kademeli
olarak tahrip edilmesi
erör :
lat. * errare (sapmak, yolu kaybetmek, yanılmak), error (sapma, kaybetme,
yanılgı) * hata, yanlış (errer (başıboş dolaşmak, amaçsız gezinmek, kaybolmak,
sapmak, yanılmak) (fra.) )
ERP :
ing. * enterprise (girişim, işletme) + resource (kaynak) + planning (planlama)
kelimelerinin akronimi * kurumsal kaynak planlama, işletmelerde mal ve hizmet
üretimi için gereken işgücü, makine, malzeme gibi kaynakların verimli bir
şekilde kullanılmasını sağlayan bütünleşik yönetim sistemlerinin genel ismi
erpobdella :
gre. * herpein (sürünmek, yayılmak, yavaş ve yerle temas ederek ilerlemek,
zemin üzerinde yayılmak), herpes (sürünme, yayılma, deriye doğru ilerleme) +
bdella (sülük) * çenesi olmayan, yırtıcı özellik gösteren ve çoğunlukla küçük
omurgasızlarla beslenen Erpobdellidae familyasına bağlı sülük cinsi
erpobdellidae :
gre., lat. * herpein (sürünmek, yayılmak, yavaş ve yerle temas ederek
ilerlemek, zemin üzerinde yayılmak), herpes (sürünme, yayılma, deriye doğru
ilerleme) + bdella (sülük) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.)
* sülükler (Hirudinea) sınıfının hortumsuz sülükler takımı içinde yer alan, kan
emmeyen genellikle küçük su omurgasızları ve böcek larvaları ile beslenen bir
tatlı su sülüğü familyası
erpobdellinae :
gre., lat. * herpein (sürünmek, yayılmak, yavaş ve yerle temas ederek
ilerlemek, zemin üzerinde yayılmak), herpes (sürünme, yayılma, deriye doğru
ilerleme) + bdella (sülük) (gre.) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki)
(lat.) * Erpobdellidae familyası içinde yer alan, Erpobdella cinsi ve yakın
akraba yırtıcı sülükleri kapsayan alt familya
ersagun :
tür. * er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker;
olgunlaşmak, yetişmek) + sag (sağlık, güç, canlılık, dirilik) + un (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * güçlü ve sağlıklı yiğit, kahraman ve güçlü; erkek ismi
ersatz :
alm. * ersetzen (yerine koymak, ikame etmek) * yedek, ikame
ersegun :
tür. * er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker;
olgunlaşmak, yetişmek) + sag (sağlık, güç, canlılık, dirilik) + un (ile ilgili,
gibi, -a ait, benzer) * güçlü ve sağlıklı yiğit, kahraman ve güçlü; erkek ismi
erselik :
tür. * er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker;
olgunlaşmak, yetişmek) + aslık, eslik (kısır dişi) * hem erkek hem kadın üreme
organına sahip olan, erdişi, hermafrodit
ersemek :
tür. * er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker;
olgunlaşmak, yetişmek) + se (edilgen fiil eki) + mek (fiil mastar eki) *
büyümek, yükselmek, gelişmek, olgunlaşmak
ersen :
tür. * er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker;
olgunlaşmak, yetişmek) + sen (ikinci tekil şahıs zamiri) * güçlü ve yiğit olan,
kahraman olan
ersin :
tür. * er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker;
olgunlaşmak, yetişmek) + sin (olsun anlamında dilek kipi) * yiğit olsun,
kahraman olsun anlamında dilek bildiren kelime
erşat :
tür., far. * er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker,
asker; olgunlaşmak, yetişmek) + şad (sevinçli, ferah, memnun, şen, bahtiyar,
mesrur) * sevinçli erkek
ertan :
tür. * er (ilk saatler, önce, geç olmadan) + tian, tan (gök, gökyüzü; Güneş
doğmadan önceki alacakaranlık, gün doğumu, şafak, ışık, aydınlık, gün doğumu,
fecir vakti, güneşin doğuşu, gün ağarması) * sabahın ilk saatleri
ertapenem :
lat. * erta (ön ek) + penem (karbapenem sınıfındaki antibiyotik eki) * karın,
akciğer, kadın üreme sisteminin üst kısmı ve diyabetik ayak enfeksiyonlarının
tedavisinde kullanılan karbapenem antibiyotikli bir ilacın etken maddesi
(C22H25N3O7S)
erte :
tür. * ert (süre, hastalık) geçmek, bir yerden başka yere geçmek) + e (durum
eki) * sabah; daha sonra, zaman geçtikten sonra
ertelemek :
tür. * er (ilk saatler, önce, geç olmadan) + te (ek) + le (etken fiil eki) +
mek (fiil mastar eki) * erken hareket etmek, erken kalkmak, işe erken başlamak
(öz anlam); daha sonraki bir zamana bırakmak, tehir etmek, tecil etmek
(dejenere anlam)
ertem :
tür. * er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker;
olgunlaşmak, yetişmek) + tem (temiz, saf, pak) * erkek ismi
ertesi :
tür. * er (ilk saatler, önce, geç olmadan) + te (ek) + si (iyelik eki) *
sonraki, bir sonraki, takip eden
ertunç :
tür. * er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker;
olgunlaşmak, yetişmek) + tunç (bakır ve kalayın alaşımından elde edilen sert,
dayanıklı bir metal) * güçlü ve dayanıklı, yiğit ve sağlam, kahraman ve
kuvvetli
eruh :
kür. * eruh (yüksek yer, dağ) * Siirt’in bir ilçesi
erukastrum :
lat. * eruca (roka) + astrum (benzer) * roka benzeri yapraklara sahip yabani
türleri içeren, Brassicaceae familyasından bir bitki cinsi
erüktasyon :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + ructare (geğirmek, püskürmek)
+ tio (isim yapım eki) * midede biriken gazın, kasılma yoluyla ağızdan sesli
olarak çıkması, geğirme
erüpsiyon :
lat. * eruptio (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + rumpere (kırmak,
koparmak, parçalamak; kırılmak, kopmak, yırtılmak) + tio (isim yapım eki) ) *
patlama, püskürme, fışkırma; çeneler içerisinde gelişmekte olan dişlerin
belirli doğrultularda hareket ederek çene kavsi üzerinde yerlerini almaları,
diş çıkması
erüpte :
lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + rumpere (kırmak, koparmak,
parçalamak; kırılmak, kopmak, yırtılmak), rumpetus (kırılmış, kopmuş, yırtılmış)
(lat.); érupté (fra.) * fışkırmış, püskürmüş, patlamış
ervah :
ara. * ruh (maddenin canlı ve idrakli (bilinçli) varlık olmasını sağlayan
tesir; nefes, can, hayat cevheri, tin, yaşam enerjisi, bilinç), rih (rüzgar) *
ruhlar
ervinia :
ing. * ervinia (Amerikalı pitobakteriyolog Erwin Frink Smith’in isminden) *
erwinia amylovora isimli bakteri türünün dağmuşmulası, alıç, ayva,
ceviz,elma,armut ve üvez türlerinde neden olduğu bitki hastalığı, ateş
yanıklığı
eryhrophthalmus :
gre. * erythros (kırmızı, kızıl) + ophthalmos (göz) (ops (göz) + thalamos (iç
oda, odacık) ) * sazangiller familyasından olup, tatlısularda yaşayan ve birçok
asalak solucanın arakonakçılığını yapan balık türü, kızılkanat
eryngium :
gre., lat. * eryngion (dikenli bitki) (gre.) + ium (isim yapım eki) (lat.) *
sert ve dikenli yapraklarıyla bilinen, Apiaceae familyasından bir bitki cinsi
erythrina :
gre., lat. * erythros (kırmızı, kızıl) (gre.) + ina (küçültme eki) (lat.) *
parlak kırmızı çiçekleriyle dikkat çeken, Fabaceae familyasından bir bitki
cinsi
erythrinidae :
gre., lat. * erythros (kırmızı, kızıl) (gre.) + inus (isim/sıfat yapım eki) +
idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Characiformes takımında yer alan,
kırmızımsı renkleriyle bilinen tatlı su balıklarını kapsayan familya, kurt
balıkları, trahiras
erythrininae :
gre., lat. * erythros (kırmızı, kızıl) (gre.) + inus (isim/sıfat yapım eki) +
inae (-giller, hayvan alt familyası eki) (lat.) * Erythrinidae familyası içinde
yer alan, Erythrinus cinsi ve yakın akraba kızıl renkli tatlı su balıklarını
kapsayan alt familya
erythrinus :
gre., lat. * erythros (kırmızı, kızıl) (gre.) + inus (isim/sıfat yapım eki)
(lat.) * kızıl renkli balık anlamı taşıyan, Erythrinidae familyasında yer alan
tatlı su balığı cinsi (kırma mercan balığı (Pagellus erythrinus), çütre kuşu
türü (Carpodacus erythrinus) )
erzak :
ara. * rızk (maddi ve manevi ihtiyacı karşılayacak nimet; yiyecek, içecek şey)
* uzun süre saklanabilen yiyeceklerin genel ismi, rızıklar
erzan :
far. * arajah (değer, kıymet, paha, liyakat), arzan (değerli, liyakatli, layık)
* ucuz, değeri düşük, pahalı olmayan, bolluktan ötürü ucuzlayan, kolay
ulaşılan; uygun, yerinde, layık, münasip, müstehak, elyak, şayan
erzel :
ara. * rezil (çok utandırıcı durumda olan, yüz kızartıcı, perişan halde) * daha
rezil, en rezil, çok fena, pek kötü
erzin :
ara. * erzen, erzin (sert dallı ağaç veya yüksek yer) * odunundan sopa ve
baston yapılan bir cins sağlam ağaç; beyaz ve iri cins darı, Şam darısı;
Hatay'ın bir ilçesi
erzincan :
gre., erm. * erzincan (kıymetli, değerli, itibarlı) (eriza, aziris (eriza
(kıymet, baha, değer, itibar, kadir, kudret) (azr, ezr (arka, sırt, kuvvet) +
is (son ek) ) + gan (-cı, yapan, eden eki) (gre.); erez, erzngan (kayalı,
taşlı) (erm.) * Türkiye'nin Doğu Anadolu Bölgesi'nin Yukarı Fırat Bölümü'nde
Tarihi İpek Yolu'nun üzerinde yer alan, doğusunda Erzurum, barısında Sivas,
güneyinde Tunceli, güneydoğusunda Bingöl, güneybatısında Elazığ bulunan, 24
plaka numaralı ili
erzurum :
ara. * erd (yer, yurt) + u (tamlama eki) + rum (Rum) * Rum’ların yeri;
Türkiye’nin Karadeniz Bölgesi’nde yer alan 25 plaka numaralı ili
Es :
lat. * einsteinium (Alman-Amerikalı fizikçi Albert Einstein’ın soyadından)
(alm.) + ium (kimyasal element eki) (lat.) ) * atom numarası 99 olan,
aktinitler serisinde bulunan, sentetik olarak elde edilen, son derece
radyoaktif olan, yalnızca nükleer araştırmalarda ve ağır elementlerin sentez
çalışmalarında incelenen element
es :
tür. * es (soluk, nefes; dinlenmek; kulak vermek) * notada duraklama zamanı ve
bu zamanı gösteren imin ismi, sus zamanı
esabi :
ara. * saba'a (parmak ile işaret etmek, kavramak, dokunmak), asabi, isbi
(parmak) * parmaklar
esad :
ara. * saada (mutlu olmak, kutlu olmak), seid, said (mutlu, kutlu, sevinçli),
saadet (mutluluk, kutluluk), esad (en uğurlu, en mutlu, en kutlu, çok hayırlı
veya en sevinçli kişi) * en uğurlu, en mutlu, en kutlu, çok hayırlı veya en
sevinçli kişi, erkek ismi
esad :
ara. * esad (aslan) * kedigillerden (felidae), Afrika’da yaşayan, koyu sarı
renkli, erkeğinin boynunda yele bulunan, büyük ve çok güçlü, yırtıcı bir memeli
hayvan, aslan
esans :
lat. * escentia (başlama, filizlenme, olma, belirme, oluşma) (esse, escere
(başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek, belirmek, dönüşmek, bir sürece girmek)
+ entia (isim yapım eki) ) (lat.); essence (fra.) * bir şeyin karakterini
belirleyen, içsel doğası veya vazgeçilmez niteliği, öz, esas, cevher
esansiyel :
lat. * esse, escere (başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek, belirmek, dönüşmek,
bir sürece girmek) + entia (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) (lat.); essentiel (fra.) * öze ilişkin, esasa ilişkin, esaslı, başlıca
esaret :
ara. * esir (tutsak), esara (tutsak olmak) + et (isim yapım eki) * kölelik,
tutsaklık, esirlik; boyunduruk
esas :
ara. * uss (öz, temel) * varlık, mal, öz, asıl, temel, gerçek (asset (varlık),
essence (öz, esas), essential, essentiel (esaslı, esas olan) (ing., fra.) )
esaslı :
tür. * esas (varlık, mal, öz, asıl, temel, gerçek) + lı (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * geniş ölçüde, ayrıntılı, etkili, köklü, kökten; güzel bir
biçimde, doğru olarak, etkili olarak, köklü olarak
esat :
ara. * saada (mutlu olmak, kutlu olmak), seid (mutlu, kutlu, sevinçli), saadet
(mutluluk, kutluluk), esad (en uğurlu, en mutlu, en kutlu, çok hayırlı veya en
sevinçli kişi) * en uğurlu, en mutlu, en kutlu, çok hayırlı veya en sevinçli
kişi, erkek ismi
esatin :
far. * sütun (direk, kolon) * sütunlar, direkler, kolonlar, üstüvaneler
esatir :
ara. * satr (yazı yazma, satırlama, satır, hikaye, masal) * hikayeler,
masallar, mitolojik anlatılar, satırlar (satire (hiciv yazısı), satirize,
satiriser, satirisieren (hicvetmek) (ing., fra., alm.), history, histoire
(tarih, geçmiş olaylar yazısı) (ing., fra.) )
esatir-ül evvelin :
ara. * esatir (hikayeler, masallar, öyküler) + el (önek, artikel) + evvelin
(öncekiler) * öncekilerin hikayeleri, ilk zamanlara ait efsaneler
esavir :
ara. * sara (çevrelemek, kuşatmak, sarmak; dönmek, hal değiştirmek, dönüşmek),
savr (bilezik, bileğe takılan süs eşyası) * bilezikler, bileğe takılan süs
eşyaları
esbab :
ara. * sebeb (neden, kaynak, vasıta, araç) * sebepler, nedenler, vasıtalar,
araçlar
esbab-ı mucibe :
ara. * esbab (sebepler, nedenler, vasıtalar, araçlar) + ı (tamlama eki) +
mucibe (icap etme, gereksinim oluşma) * bir şeyi gerektiren neden veya nedenler
esbak :
ara. * sebeka (önce gelmek, geçmek, önde olmak, yarışmak) * daha önce gelen,
önceki, öncelikli olan, daha önce gelen, daha hızlı olan, selef olan
esbat :
ara. * sibt (torun) * torunlar, çocuğunun çocukları, oğlunun oğulları; beni
İsrail kabileleri
eschrichtiidae :
dan., lat. * Eschrichtius (Danimarkalı zoolog Daniel Frederik Eschricht'in
soyadından) (dan.) + ius (isim yapım eki) + idae (-giller, hayvan familyası
eki) (lat.) * gri balinayı (Eschrichtius robustus) kapsayan, Cetacea
(balinalar) takımından, dişsiz balinalar (Mysticeti) alttakımına ait, en
bilinen üyesi gri balinadır (Eschrichtius robustus) olan bir balina familyası
eschrichtius :
lat. * Eschrichtius (Danimarkalı zoolog Daniel Frederik Eschricht'in soyadından)
(dan.) + ius (isim yapım eki) (lat.) * yalnızca gri balinayı (Eschrichtius
robustus) içeren, Eschrichtiidae familyasının tip cinsi olan balina cinsi
eschscholzia :
lat. * Eschscholtz (Baltık Alman botanikçi Johann Friedrich von Eschscholtz) +
ia (isim yapım eki) * parlak renkli çiçekleriyle tanınan, Papaveraceae
familyasından bir bitki cinsi
esculentus :
lat. * esse (yemek), esca (yiyecek, yemek) + ulentus (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * yenilebilir, yenilebilen
ese :
lat., fra. * exigere (aslını öğrenmek, soruşturmak, kesinleştirmek, anlamak)
(ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + agere (yapmak, etmek, eylemek,
eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket
ettirmek) ) (lat.); essayer (denemek, test etmek), essai (deneme, test) (fra.)
* deneme, test, prova; pulun baskı durumunu, pulu bastıran kuruluşa göstermek
için hazırlanan prova
esed :
ara. * esed (aslan) * kedigillerden (felidae), Afrika’da yaşayan, koyu sarı
renkli, erkeğinin boynunda yele bulunan, büyük ve çok güçlü, yırtıcı bir memeli
hayvan, arslan, şir
esen :
tür. * es (rüzgar üflemek) + en (sıfat eki) * rahat, ferah; üfleyen, rüzgar;
sağlıklı, iyi, dinç, canlı (mecazi)
esenler :
tür. * esen (rahat, ferah; üfleyen, rüzgar; sağlıklı, iyi, dinç, canlı (mecazi)
) + ler (çoğul eki) * İstanbul’un bir ilçesi
esenlik :
tür. * esen (rahat, ferah; üfleyen, rüzgar; sağlıklı, iyi, dinç, canlı) + lik
(durum eki) * rahatlık, ferahlık, sağlık
esenyurt :
tür. * esen (rahat, ferah; üfleyen, rüzgar; sağlıklı, iyi, dinç, canlı) + yurt
(yer, mekan, vatan, çadır, oba, konaklama yeri) * İstanbul’un bir ilçesi
eser :
ara. * eser (iz, ayak izi) * sanat çalışması
eserekli :
tür. * es (rüzgar üflemek) + er (geniş zaman fiil eki) + ek (isim yapım eki) +
li (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sonucunu düşünmeden kendi istedikleri
gibi konuşup davranan, aklına estiğince davranan, uçarı, deli dolu veya
dengesiz
eser-i cedid :
ara. * eser (iz, işaret, ayak izi) + ı (tamlama eki) + cedid (yeni) * 19.
yüzyılda izmir kağıt fabrikasında üretilmeye başlanan soğuk damgalı beyaz kağıt
esermek :
tür. * eser (çalışmak) + mek (fiil mastar eki) * emek vererek bakmak, besleyip
gürbüzleştirmek, besleyip büyütmek, yetiştirmek
esham :
ara. * sahm (pay, hisse; ok; pay edilip bölüştürülen şey) * paylar, hisseler;
ödünç olarak alınan paranın belirli bir zamanda ödeneceğini gösteren senetler;
Osmanlı maliyesinde 18. yüzyıldan itibaren kullanılan, devlet borçlanma sistemi
esik :
tür. * es (azalmak, düşük olmak, eksilmek) + ik (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * düzeyi çevresine göre aşağıda olan yer, çukur yer, çukurluk;
tepelerin düz yeri, düzlük
esil :
ara. * asl (kök, temel, esas), esil (köklü, sağlam temelli, soylu; aslı ve kökü
sağlam olan) * ikindi sonrasından akşama kadar olan vakit, asal, esila; asil,
güçlü kuvvetli, kavi, muhkem, sağlam
esim :
ara. * ism (günah, suç, kabahat) * günahkar, suçlu
esin :
tür. * es (rüzgar üflemek) + in (isim yapım eki) * rüzgar üflemesi; iç doğuşu,
ilham; birden gelen yaratıcı duygu
esinlenmek :
tür. * es (rüzgar üflemek) + in (isim yapım eki) + len (dönüşlü fiil eki) + mek
(fiil mastar eki) * ilham almak
esinti :
tür. * es (rüzgar üflemek) + inti (isim yapım eki) * rüzgar üflemesi
esir :
ara. * asr, asra (bağlamak, tutsak etmek, esir almak) * bağlanan, tutsak
edilen, kul, köle; savaşta teslim alınan düşman; teslim olan
esir :
gre., ara. * aither, aether (gre.); esir, sir (ara.) * kainatı kaplayan,
elektrik, ışık ve ısının yayılmasını sağlayan latif (ince, süptil), rakik
(uçucu), seyyal, elastik madde; gökyüzü, sema, yıldızlar katmanı (aither,
ether, éther, Äther (gre., ing., fra., alm.), aitho (yanmak, ışımak) (gre.);
Şi'ra, Sirius (Canis Major - Büyük Köpek takımyıldızının en parlak yıldızı)
(ara., lat.) )
esirgemek :
tür. * esir (korumak, sakınmak, kıymak istememek, acımak, merhamet etmek,
yazıklanmak) + ge (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * kayırmak, korumak,
sakınmak
esiri :
ara. * esir (süptil, ince, latif) + i (sıfat yspım eki) * ince, süptil, latif
(aitherikos (gre.) )
esir-i firaş :
ara. * esir (kul, köle) + ı (tamlama eki) + firaş (yatak, döşek) * yatalak,
yatağa düşmüş hasta, yatağın esiri olmuş hasta
esirmek :
tür. * esir (korumak, sakınmak, kıymak istememek, acımak, merhamet etmek,
yazıklanmak) + mek (fiil mastar eki) * şefkat ve merhamet duymak
eskalasyon :
lat. * scala (merdiven, basamak, ölçek) + scandere (tırmanmak, yukarı çıkmak),
escalare (tırmanmak, yukarı çıkmak) + tio (isim yapım eki) (lat.); escalation
(fra.) * tırmanma, artma, yükselme (gerilimin, çatışmanın, maliyetin veya
tehdidin artması gibi)
eskalatör :
lat. * scala (merdiven, basamak, ölçek) + scandere (tırmanmak, yukarı çıkmak),
escalare (tırmanmak, yukarı çıkmak), escalatus (tırmanmış, tırmanma) + tor, or
(-cı, yapan, eden eki) (lat.); escalateur (fra.) * yukarı çıkışı sağlayan,
tırmandıran; basamaklandırıcı, yürüyen merdiven
eskale :
lat. * scala (merdiven, basamak, ölçek) + scandere (tırmanmak, yukarı çıkmak),
escalare (tırmanmak, yukarı çıkmak), escalatus (tırmanmış) (lat.); escaladé
(fra.) * tırmanmış, yukarı çıkmış, basamaklanmış
eskar :
ara. * asker, askar (ordu, asker) * ordular, askerler
eskarotomi :
lat. * eschar (yaralar, yanıklar, kangren, ülser veya ciddi cilt yaralanmaları
sonucu oluşan siyah kabuk veya ölü doku) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme)
(tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
yanık nedeniyle oluşmuş sert, ölü dokunun cerrahi olarak kesilerek çıkarılması
eskataloji :
gre. * eskhatos (son) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos
(kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
insanlığın nihai kaderiyle, dünya tarihini sonuçlandıran olaylarla yani
dünyanın sonu ile ilgilenen bilim dalı
eskatologya :
gre. * eskhatos (son) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos
(kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
insanlığın nihai kaderiyle, dünya tarihini sonuçlandıran olaylarla yani
dünyanın sonu ile ilgilenen bilim dalı, ahiret bilimi
eskatoloji :
gre. * eskhatos (son) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos
(kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
insanlığın nihai kaderiyle, dünya tarihini sonuçlandıran olaylarla yani
dünyanın sonu ile ilgilenen bilim dalı, ahiret bilimi
eskaza :
ara. * ez (-dan, -den, ayrılma, uzaklaşma) + kada, kaza (yargılama, yargı,
özellikle tanrısal yargı, kader) * kaderin bir sonucu olarak tezahür eden;
niyet edilmeden gerçekleşen, istemeden olan
esketamin :
lat. * S (S-enantiyomer) + ketamin (ketone (keton CₙH₂ₙO) + amine (amin CₙH₂ₙ₊₁NH₂) * hızlı, etkili
antidepresan, analjezik ve ayrıştırıcı olarak kullanılan ketaminin S-izomeri
(C13H16ClNO)
eski :
tür. * es (temel, köken, kaynak; boş, yok) + ki (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * üzerinden çok zaman geçmiş olan, geçmişte kalan, geçmişe ait; boşa
çıkmış (es geçmek (boş geçmek, yok saymak), es vermek (boşluk vermek, durmak)
(tür.), esas (öz, temel, kaynak) (ara.) )
eski çağ :
tür. * eski (geçmişte olan, geçmişe ait, önceki) + çağ (zaman, vakit, zaman
dilimi, devir, dönem, devre, periyod, epok) * insanlık tarihinin başlangıcından
erken dönem Orta Çağ'a (geç antik çağ'a) kadar uzanan zaman dilimi
eski püskü :
tür., lat. * eski (geçmişte olan, geçmişe ait, önceki) (tür.) + floccus (yün
kırpıntısı, püskül, ponpon, büyük ve gösterişli düğüm) (lat.) * iyice
yıpranmış, lif lif dağılmış, çok eskimiş
eskici :
tür. * eski (geçmişte olan, geçmişe ait, önceki) + ci (yapan, eden eki) * eski
eşyaları satın alıp satan kişi
eskiden :
tür. * eski (geçmişte olan, geçmişe ait, önceki) + den (zaman bildiren ek) *
geçmişte, geçmiş zamanda
eskil :
tür. * eski (geçmişte olan, geçmişe ait, önceki) + il (kabile, devlet, şehir) *
Aksaray’ın bir ilçesi
eskimek :
tür. * eski (geçmişte olan, geçmişe ait, önceki) + mek (fiil mastar eki) *
zamanının gerisinde kalmak, geçmiş zamana ait olmak
eskimo :
mon. * ayas kimew (ayakkabı bağlayan kişi) (ayas (kişi, şahıs) + kimew (kar
ayakkabısı bağlayan) ) * kuzey kutup ve yörelerinde yaşayan bir insan topluluğu
ve bu topluluktan olan
eskipazar :
tür., far. * eski (geçmişte olan, geçmişe ait, önceki) (tür.) + bazar (ürün ve
hizmet alım satım yeri, market) (far.) * Karabük’ün bir ilçesi
eskişehir :
tür., gre. * eski (geçmişte olan, geçmişe ait, önceki) (tür.) + şahr, şehr
(yerleşim birimi, vilayet, memleket, belde, kent, il) (far.) * Türkiye’nin İç
Anadolu Bölgesi'nin kuzeybatısında yer alan, güneyinde Afyonkarahisar'ın
Emirdağ ve İnsaniye; güneydoğuda Konya'nın Yunak; doğuda Ankara'nın Polatlı,
Nallıhan ve Beypazarı; kuzeybatıda Bolu'nun Göyük; batıda Bilecik'in Gölpazarı,
Söğüt, Bozüyük ilçeleri ve Kütahya ile komşu olan 26 plaka numaralı şehri (eski
ismi Dorylaion)
eskitmek :
tür. * eski (geçmişte olan, geçmişe ait, önceki) + t (etken fiil eki) + mek
(fiil mastar eki) * eski hale getirmek, yıpratmak, aşındırmak, yaşlandırmak
eskiz :
lat. * exquissare (araştırarak ortaya çıkarmak, önden belirlemek, taslaklamak,
kabaca çizmek) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + quaerere (aramak,
araştırmak, sormak) ) (lat.); schizzo (ita.), esquisse (fra.) * kroki, taslak,
skeç, kabataslak çizim
esklav :
lat. * ex (dış, dışında, dışarı) + sclavus (köle, esir; tarihsel bağlamda Slav
halklarına köle denmesinden) * bir ülkenin ana topraklarından coğrafi olarak
ayrı olup başka ülkelerle çevrili olan, fakat idari olarak o ülkeye bağlı kalan
toprak parçasıdır (örneğin bir devletin denizle veya başka devletlerle ayrılmış
parçası)
eskort :
lat. * excursus (ileri doğru çıkış, önden gitme) (excurrare (dışarı koşmak,
dışarı çıkıp yol göstermek, öncü olmak, eşlik etmek, refakat etmek) (ex (dış,
dışarı, harici, yokluk, olmama) + currere (koşmak) ) + sus (isim yapım eki) )
(lat.); scorta (ita.), escorte (fra.) * yol gösteren, eşlik eden kişi,
refakatçı; telekız
eskrim :
fra. * escremie (savaş, mücadele, çarpışma, çatışma), escremir (savaşmak,
çarpışmak); escrime (fra.) * kılıç oyunu, kılıçla vuruşma sanatı (skirmish,
escarmouche (çatışma) (ing., fra.) )
eskülabi :
gre. * asklepios (asklein (zarar verme) + pios (nazik, koruyucu, merhametli) *
yılanlı değnek sembolüyle temsil edilen tıp ve şifa tanrısı
esl :
ara. * esl (tamarisk, ılgın türü bir ağaç) * karaılgın ağacı, tamarisk
(Kur'an'da geçen bir ağaç ismi)
eslaf :
ara. * selef (önceki, evvelki) * öncekiler, evvelkiler
eslek :
tür. * es (uyum sağlamak, yönelmek, boyun eğmek) + lek (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * başkasının buyruğunu veya dileğini karşı çıkmaksızın yerine
getiren, söz dinleyen, yumuşak başlı, uysal (kimse)
eslemek :
tür. * es (uyum sağlamak, yönelmek, boyun eğmek) + le (etken fiil eki) + mek (fiil
mastar eki) * söz dinlemek, uymak; önem ve değer vermek, umursamak
eslin :
ara. * salana (nemli, tuzlu yerde bitmek; yumuşamak, kök salmak, yeşermek) *
tuzlu topraklarda yetişen ve dayanıklılığıyla bilinen ılgın ağacının koyu
kabuklu türü, kara ılgın ağacı, tamarix africana, tamarix mannifera
esma :
ara. * ism (isim), semiy (adaş, isimdeş) * isimler, adlar (same (aynı) (ing.) )
esma-i hüsna :
ara. * esma (isimler, adlar) + i (tamlama eki) + husna (güzelliklerin en
güzeli, çok güzel) * en güzel isimler (Allah’ın isimlerine atfen)
esma-i şerife :
ara. * esma (isimler, adlar) + i (tamlama eki) + şeref (yücelik, soyluluk,
onur, haysiyet, değer), şerif (yüce, soylu, onurlu, haysiyetli, değerli) + e
(dişilik eki) * onurlu isimler
esmek :
tür. * es (rüzgar üflemek) + mek (fiil mastar eki) * üflemek, rüzgar üflemek
esmer :
ara. * sumra (koyu renk, kahverengi), esmer (koyu renkli) * karaya çalan buğday
rengi; teni ve saçları karaya çalan, koyu buğday rengi olan kimse, yağız erkek
esmeralda :
gre., isp. * smaragdos (zümrüt) (smaragein (parlamak, yeşil taş) + tos (isim
yapım eki) (gre.); smaragdus (lat.); esmeralda (isp.), esmeraud, émeraude
(fra.) * doğal alüminyum ve berilyum silikatı olan, saydam ve cam
parlaklığında, yeşil renkte bir süs taşı
esmolol : lat.
* esm (ön ek) + olol (alkol grubu (-OH) eki) * hızlı kalp atışı (taşikardi) ve
yüksek kan basıncı tedavisinde kullanılan, hızlı başlangıçlı, çok kısa etki
süreli ve terapötik dozlarda önemli bir intrinsik sempatomimetik veya membran
stabilize edici aktiviteye sahip olmayan bir kardiyo selektif beta reseptör
blokeri (C16H25NO4)
esmolol bolus :
lat. * esm (ön ek) + olol (alkol grubu (-OH) eki) + bolus (tek seferde ve
yüksek dozda) * esmolol isimli ilacın bolus (yüksek dozda tek seferlik)
uygulaması
esna :
ara. * isna (iki), saniy (ikinci), sana (çift koşmak, ikilemek, katlamak), esna
(iki şeyin birlikte olması, eşleşme) * bir devinim olmakta iken, bir işin
yapıldığı an, sıra
esnaf :
ara. * sannafa (sınıflandırmak, türlere ayırmak, kategorize etmek, bölümlere
ayırmak), sinf (kategori, bölüm, kısım, grup, zümre, küme) * sınıflar,
kategoriler, bölümler, kısımlar
esnam :
ara * sanama (cisimleştirmek, heykel yapmak; cansız bir varlığa şekil vermek),
sanem (put, heykel, idol, tapınılan suret) * putlar, idoller, kutsiyet
atfedilerek yüceltilen ve tapınılan suretler
esnamperest :
ara., far. * esbam (putlar, idoller) (ara.) + perest (düşkün, tutkun, hayran,
tapan, hizmet eden) (far.) * puta tapan, putperest
esnek :
tür. * esn (eğrilmek, bükülmek, uzayıp kısalmak) + ek (ile ilgili, gibi, -a
ait, benzer) * eğrilen, bükülen, kıvrılan, uzalan, kısalan (snake (yılan)
(ing.) )
esnemek :
tür. * esn (eğrilmek, bükülmek, uzayıp kısalmak) + e (edilgen fiil eki) + mek
(fiil mastar eki) * uzamak, uzanmak, gerilmek, elastikiyet nedeniyle eğilmek
bükülmek; ağzın genişçe açılıp akciğerlere yüksek miktarda hava çekildiği, daha
sonra havanın yavaşça verildiği istemsiz bir refleks
esocidae :
lat. * esox (turna balığı) + -idae (-giller, hayvan familyası eki) *
Esociformes takımında yer alan, turna balıklarını (pike) kapsayan balık
familyası
esociformes :
lat. * esox (turna balığı) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim,
kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * Kuzey Yarımküre'deki tatlı sularda
yaşayan, en tanınmış üyesi turna balığı olan bir kemikli balık takımı
esocinae :
lat. * esox (turna balığı) + inae (-giller, hayvan alt familyası) * Esocidae
familyası içinde yer alan, Esox cinsi turna balıklarını kapsayan alt familya
esoforya :
gre. * eso (iç, içeri) + pherein (taşımak, götürmek, yönelmek), phoria (taşıma,
götürme, yönelme) * gözlerin görme eksenlerinin dinlenme hâlinde içe doğru
kayma eğilimi göstermesi, gizli içe şaşılık türü
esomeprazol :
gre. * eso (iç, içeri) + me (methyl (CH3) grubu eki) + prazole (proton pompası
inhibitörü eki) * peptik ülser ve gastroözofajiyel reflü hastalıklarını
tedavisinde kullanılan proton pompa inhibitörleri grubundan bir ilacın etken
maddesi (C17H19N3O3S)
esotropya :
gre. * eso (iç, içeri) + tropia (dönüş durumu, dönme durumu, değişim durumu,
yönelme durumu) (trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön
değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki;
biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + eia
(isim yapım, yer ve durum eki) ) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) *
gözlerdeki paralellik bozukluklarından biri olan ve gözlerin içeriye doğru
kaymasıyla karakterize edilen bir durum
esox :
lat. * esox (turna balığı) * Esocidae familyasından, tatlı suların en saldırgan
ve yırtıcı etçil balık türlerine verilen ortak ad
ESP :
ing. * electronic (elektronik) + stability (stabilite, istikrar) + program
(program) * aracın beyni niteliğinde olan ve kayma, savrulma veya ani yön
değişikliklerinde aracın kontrolünü sağlamak için frenleme ve motor gücünü
elektronik olarak yönetir; kısaca aracın kararlılığını artıran güvenlik modülü
espadril :
gre., lat. * sparton (halat, kablo, kordon) (gre.); spartum, espardilhos
(lat.); espadrille (fra.) * kökeni İspanya'ya dayanan, keten ip ve bezin
birleşiminden oluşan bir ayakkabı çeşidi
espas :
gre., lat., fra. * spadias (açıklık, boşluk, kesik) (gre.); spatium (lat.);
espace (fra.) * boşluk, aralık, spatyom; basımcılıkta, bir sözcüğün harflerinin
veya sözcüklerin aralarını açmak için kullanılan, harflerden daha kısa ve ince
metal çubuk
especies :
lat. * specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek,
seyretmek, dikkat etmek) + ies (isim yapım eki) * biyolojide ortak özellikler
taşıyan, kendi aralarında üreyerek verimli döller oluşturabilen ve diğer
gruplardan üreme açısından yalıtılmış olan canlı toplulukları
esperans :
lat., fra. * sperare (umut etmek, ummak, ümit etmek, beklemek) + entia (isim
yapım eki) (lat.); espérance (fra.) * umut, ümit, beklenti
esperanto : lat.
* sperare (umut etmek) + anto (isim yapım eki); espérance (fra.) * 26 Temmuz
1887’de, Polonyalı Dr. Zeamenhof’un ortaya attığı, bütün ulusların kullanması
için hazırlanmış olan, dilbilgisi on altı kurala dayanan ve alfabesi 28 harften
oluşan yapay bir dil
esperi :
tür. * sperverin (atmaca, doğan) * doğangiller (Falconidae) familyasına ait,
ava alıştırılamayan, küçük veya orta boylu yırtıcı kuşları (özellikle kerkenez,
çakır kuşu veya bazı doğan türleri)
espiye :
far. * esb (at, beygir) + iye (yer eki) * Giresun’un bir ilçesi
espiyon :
lat., fra. * spec, specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek,
gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek) (lat.); espion (fra.) * gözetleyen kimse;
bir kimsenin, topluluğun veya devletin gizli durumlarını, planlarını veya
sırlarını öğrenip bunları ilgililere bildiren kişi, casus, ispiyoncu
espiyonaj :
lat., fra. * spec, specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek,
gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek), specio (bakma, bakış, gözlem) (lat.);
espion (casus) + age (durum ve isim yapım eki) (fra.) * gözetleme; bir
devletin, kurumun ya da rakip grubun gizli bilgilerini, sırlarını veya
stratejilerini rızaları olmaksızın yasa dışı ya da gizli yöntemlerle ele
geçirmeyi amaçlayan casusluk faaliyetleri, casusluk
esporofil :
gre. * spora (ekim, ekme, saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş, saçılmış, dağınık),
sporos (ekin, tohum, çekirdek, üreme hücresi) + phyllon (yaprak) * üzerinde
spor keseleri (sporangium) taşıyan, spor üretimine özelleşmiş yaprak, spor
yaprağı
espressivo :
lat., ita. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + pressare (basmak,
baskılamak, sıkıştırmak, vurmak), pressio (basım, baskılama, vurum, vurma) +
ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); expressivo (ita.) * müzikte
duygulu, içten usül
espri :
lat. * spirare (nefes almak, solumak), spiritus (soluk, nefes, ruh) (lat.);
spirit, esprit (ing., fra.) * zihin, bellek, hafıza, ruh; ince anlamlı,
güldürürken düşündüren söz
espritüel :
lat. * spirare (nefes almak, solumak), spiritus (soluk, nefes, ruh) + alis (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); spritiual, spirituel (ing., fra.) *
ruhani, ruhi, ruhsal, manevi, zihinsel, düşünsel; esprili, nüktedan
esra :
ara. * seri (hızlı); esra, isra (hızlı, çabuk, seri; gece yolculuğu) * daha
çok, üstün, gayretli, en hızlı
esrar :
ara. * sır (giz, gizem, gizlenen şey) * gizemler, sırlar; hintkenevirinden elde
edilen ve kullanım miktarına göre uyarıcı, esrikleştirici veya uyuşturucu
etkileri olan bir madde, canabis
esrarengiz :
ara., far. * esrar (gizemler, sırlar) (ara.) + engiz (harekete getiren,
uyandıran, tahrik eden, uyandıran, kışkırtan, koparan, meydana getiren,
kaldıran, karıştıran, coşturan) (far.) * gizlerle dolu, gizemlerle dolu,
sırlarla dolu, esrarlı
esrarkeş :
ara., far. * esrar (hint kenevirinden yapılan uyuşturucu madde) (ara.) + keş
(çeken, getiren, toplayan) (far.) * esrar çeken, esrar bağımlısı, uyuşturucu
bağımlısı
esre :
ara. * kesre (kırmak, parçalamak, ezmek) * Arap abecesinde, bir ünsüzün dar,
düz ve kısa (ı, i) okunacağını belirten, harfin altına konan eğik bir çizgi (ـِ)
şeklindeki işaret
esri :
tür. * esür (sarhoş olmak) * alkol veya bir duygu yoğunluğu sebebiyle kendinden
geçmiş, sarhoş, esrime durumundaki (kimse)
esrik :
ara. * esür (sarhoş olmak) + ük, ik (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) *
alkollü içki içmiş veya uyuşturucu almış olan; coşmuş, yükselmiş, kendinden
geçmiş (esir, aither, ether, éther, Äther (kainatı kaplayan, elektrik, ışık ve
ısının yayılmasını sağlayan latif (ince, süptil), rakik (uçucu), seyyal madde;
gökyüzü, sema, yıldızlar katmanı) (ara., ing., fra., alm.), aitho (yanmak,
ışımak) (gre.); Şi'ra, Sirius (Canis Major - Büyük Köpek takımyıldızının en
parlak yıldızı) (ara., lat.) )
esrimek :
tür. * esür (sarhoş olmak) + mek (fiil mastar eki) * coşmak, kendinden
geçercesine bir coşku duymak, coşup kendinden geçmek; felsefede kişi, algılanan
dünyanın dışına çıkarak kendinden geçmek, kendini Tanrı’yla birleşmiş saymak;
alkollü içki içerek keyifli veya kendini yönetemez bir duruma gelmek
essah :
ara. * el (ön ek, artikel) + sahh (sahici, gerçek, doğru), sahih (doğru,
kusursuz, şüphesiz) * gerçek, doğru
essay :
lat., ing. * exagiare (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + agere
(yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek,
yönlendirmek, hareket ettirmek) (lat.); essay (ing.) * iyice test etme, baştan
aşağı inceleme; bir konuda yazılmış giriş, gelişme ve sonuç bölümlerinden
oluşan ve o konuyu ele alan kompozisyon
essitalopram :
lat. * esc (S-enantiomer eki) + cita (sitrik asit (limon asiti) eki) + opram
(serotonin geri alım inhibitör eki) * yetişkinlerde depresyon ve anksiyete
tedavisinde kullanılan, sitalopramın S-enantiomeri olan SSRI sınıfı bir
antidepresan (C20H21FN2O)
estağfirullah :
ara. * este, iste (istemek, dilemek, arzulamak) + ğafere (affetmek), yağfiru
(affeder) + Allah (Allah) * Allah affetsin
estamp :
lat. * stamper (damga basmak, iz bırakmak); estampe (fra.) * baskı resim veya
tahtadan, metalden veya taşlardan yapılan baskı, baskı, damga
estampaj :
lat. * stamper (damga basmak, iz bırakmak); estampe (baskı resim veya tahtadan,
metalden veya taşlardan yapılan baskı, baskı, damga) + age (durum ve isim yapım
eki) (fra.) * baskılama, damgalama
estarabim :
far., ara. * ez (ben) (far.) + tarab (sevinç, neşe, şenlik) (ara.) + im (son
ek) (tür.) * neşelendim; Türk Anadolu rock tarzı müziğin öncülerinden olan
Erkin Koray’ın meşhur şarkısının ismi
esteban :
gre., isp. * stephanos (çelenk, taç) (steph (çevrelemek, sarmak) + anos (isim
yapım eki) ) (gre.); esteban (isp.) * çelenk, taç; ödül, onur, şeref, şöhret
estek :
tür. * es (esnemek, eğilmek, büzülmek, bükülmek) + tek (sıfat yapım eki) *
ezik, eğilmiş, eğik, bükülmüş, bükük, çökmüş; binek hayvanlarının arkasına
atılan çul, kilim parçası, palan, minder veya eyer altına konulan keçe
ester :
alm. * essig (sirke) + Äther (eter, hava) * bir karboksilik asit ile bir
alkolün reaksiyona girmesi sonucu oluşan, genellikle hoş kokulu, fonksiyonel
grup içeren organik bileşik sınıfı
esteraz :
alm., lat. * esther (essig (sirke) + Äther (eter, hava) (alm.) + ase (enzim
eki) ) (lat.) * esterleri bir su molekülü ile kimyasal tepkimeye sokarak
onlardan bir asit ve bir alkol molekülü üreten, hidrolaz tipi bir enzim
estergon :
sla., mac. * esztergom (streg (korumak, gözetlemek) + on, om (yer eki) ) *
kuzey Macaristan'da, başkent Budapeşte'nin 50 km kuzeybatısında,
Komarom-Esztergom bölgesinde yer alan bir şehir
esterifikasyon :
gre. * aither, aether (esir, eter, hava, ester) (gre.) + facere, ficere
(yapmak, etmek, eylemek, işlemek) + tio (isim yapım eki) (lat.) * asidin açil
grubu (R-CO-) (CH3CO) alkoldeki hidroksil H'nin yerine geçmesiyle yeni ve
kapalı organik bir molekül yani ester molekülü oluşturma, elesterleştirme
estername :
far., gre. * sitare ester (yıldız) (far.); aster (gre.) + name (kitapçık,
mektup, risale, belge, yazı; birine hitaben yazılmış yazı) * bir kişinin
doğduğu gün ve saatteki, güneşin, gezegenlerin ve yıldızların konumunu gösteren
bir şema, yıldızname
estet :
gre. * aisthesis (duyu, duygu, algı, his) * güzel duyusu olan, güzelden anlayan
ve güzeli en yüce değer sayan, sanatsal beğenisi çok gelişmiş kimse
estetik :
gre. * aisthesis (duyu, duygu, algı, his) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait,
benzer) * sanatta ve yaşamda güzeli, güzelliği arayan bilim dalı; algısal, duyusal,
duygusal, hisle ilgili (istemek (arzulamak, elde etmek için aramak) (tür.),
este, iste (istemek, dilemek, arzulamak) (ara.) )
estetisizm :
gre. * aisthesis (duyu, duygu, algı, his) + ismos (isim yapım, durum, akım,
öğreti, doktrin eki) * sanatı, bütün gerçeklik ve yarar kaygılarından
sıyrılarak yalnızca güzellik, duyarlık olarak gören öğreti, estetikçilik
estetizm :
gre. * aisthesis (duyu, duygu, algı, his) + ismos (isim yapım, durum, akım,
öğreti, doktrin eki) * sanatı, bütün gerçeklik ve yarar kaygılarından
sıyrılarak yalnızca güzellik, duyarlık olarak gören öğreti, estetikçilik
estimasyon :
lat. * aestimare (değerlendirmek, kıymet biçmek, takdir etmek, tahmin etmek) +
tio (isim yapım eki); estimation (ing., fra.) * değerlendirme, değer biçme, takdir
etme, tahmin etme
estomp :
lat. * stumpus, stumpa (kütük, kök veya körelmiş alet) (lat.); estompe (fra.) *
kütük; çizimde harmanlama için kullanılan araç
estonya :
lat. * Aesti, Estia, Hestia (doğu) + nia (yer, ülke eki) * doğu ülkesi; Kuzey
Avrupa'da bulunan, kuzeyinde Finlandiya Körfezi ve Finlandiya, güneyinde
Letonya, batısında Baltık Denizi ve İsveç, doğusunda Peipus Gölü ve Rusya
bulunan bir Baltık devleti
estradiol :
gre., lat. * oistros (şiddetli arzu, dürtü, kızgınlık) (gre.); estrus (lat.) +
diol (iki hidroksil (OH) grubu içeren alkol) * temel olarak yumurtalıklardan
salgılanan, kadın üreme sisteminin düzenlenmesi, yumurtlama, rahim duvarının
kalınlaşması, kemik sağlığı, kalp-damar sağlığı ile cilt elastikiyetinin
korunmasında kritik rol oynayan vücuttaki en güçlü ve baskın östrojen hormonu
türü (C18H24O2)
estramustin :
gre. * oistros (cinsel istek, şiddetli arzu, hayvanda kızgınlık (estrus)
dönemi, harekete geçiren kuvvet), estrane (18 karbonlu steroid çekirdeği eki) +
mustin (alkilleyici ajan olan nitrogen mustard (azotlu hardal türev) eki) *
özellikle prostat kanseri tedavisinde kullanılan bir kemoterapi ilacın etken
maddesi (C23H31Cl2NO3)
estrilda :
alm. * est, ost (doğu) + hild (savaş, muharebe + a (taksonomik ek) *
Estrildidae (mumgagagiller) familyasına bağlı, küçük ve çoğunlukla Afrika
kökenli ispinoz benzeri ötücü kuşları kapsayan cins
estrildidae :
alm., lat. * est, ost (doğu) + hild (savaş, muharebe + a (taksonomik ek) (alm.)
+ idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Passeriformes (ötücü kuşlar)
takımı içinde yer alan, küçük tohumcul ötücü kuşları (mum gagalılar, çimen
ispinozları ve süslü ispinozgiller gibi küçük, tohum yiyen ötücü kuşlar)
kapsayan balmumu gagalılar (waxbill) familyası
estrildinae :
alm., lat. * est, ost (doğu) + hild (savaş, muharebe + a (taksonomik ek) (alm.)
+ inae (-giller, hayvan alt familyası eki) (lat.) * Estrildidae familyası
içinde yer alan, balmumu gagalı kuşları (waxbills, ispinoz benzeri küçük
ötücüler) kapsayan alt familya
estriol :
gre. * oistros (* oistros (şiddetli arzu, dürtü, kızgınlık, cinsel istek,
şiddetli arzu, hayvanda kızgınlık (estrus) dönemi, harekete geçiren kuvvet) +
ol (hidroksil, alkol grubu (-OH) eki)
estrogen :
gre. * oistros (cinsel istek, şiddetli arzu, hayvanda kızgınlık (estrus)
dönemi, harekete geçiren kuvvet) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak,
yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten,
meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * kadınların adet döngüsünde ve diğer
memeli hayvanların dişilerinde estrus döngüsünde önemli rol oynayan bir grup
steroid hormon, kadınlık hormonu, östradiol (C18H24O2)
estrojen :
gre. * oistros (cinsel istek, şiddetli arzu, hayvanda kızgınlık (estrus)
dönemi, harekete geçiren kuvvet) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak,
yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten,
meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * kadınların adet döngüsünde ve diğer
memeli hayvanların dişilerinde estrus döngüsünde önemli rol oynayan bir grup
steroid hormon, kadınlık hormonu, östradiol (C18H24O2)
esvap :
ara. * sevb (giyecek, giysi, giyim) * giyecekler; giysiler, esvab
esvatini :
swa. * esvatini (resmi adıyla Esvatini Krallığı veya eski adıyla Svaziland;
Kral III. Mswati’nin isminden) * Güney Afrika’da yer alan, denize kıyısı
olmayan, batısında Güney Afrika, doğusunda Mozambik ile komşu olan, başkenti
Mbabane olan krallık
esved :
ara. * sevd (kara olmak, siyah olmak, kararmak), sevda (kara safra,
karamsarlık, melankoli) * siyah, kara, çok siyah renkli olan
eş :
tür. * eş (denk, aynı, benzer; refakatçi) * refakatçi, birlikte olan, aynı
olan, denk olan
eş anlamlı :
tür. * eş (denk, aynı, benzer) + anlam (mana) + lı (sıfat yapım eki) * aynı
anlama gelen, aynı anlamı taşıyan
eş bacaklılar : tür.
* eş (denk, aynı, benzer) + bacak (vücudun, kalça ile ayaklar arasındaki iki
adet yürüme veya destek organından her biri; alt uzuv) + lı (ile ilgili, gibi,
-a ait, benzer) + lar (çoğul eki) * denizlerde, karalarda ve tatlı sularda,
başka hayvanların asalağı, asalakların ara konakçısı veya özgür olarak yaşayan
kabuklular takımı
eş basınç eğrisi :
tür. * eş (denk, aynı, benzer) + bas (itmek, üzerine yüklenmek, üstüne kuvvet
uygulamak) + ınç (isim yapım eki) + eğ (bükmek, kıvırmak, katlamak) + ri (ile
ilgili, gibi, -a ait, benzer) + si (iyelik eki) * hava basıncının aynı olduğu
yerleri birleştiren eğrilere verilen isim, izobar eğrisi
eş başkan :
tür. * eş (denk, aynı, benzer) + baş (ilk, ön, tepe, kafa) + kan (isim yapım
eki) * bir kurumun, kuruluşun, partinin veya organizasyonun yönetiminde
birlikte ve eşit yetkilerle görev yapan başkanlardan her biri
eş kanatlı :
tür. * eş (denk, aynı, benzer) + kanat (uçmak için kullanılan, bir nesnenin
veya canlının gövdesinin yan tarafından çıkmış uzantı) + lı (ile, beraber,
birlikte) * zar hâlindeki kanatları birbirinin eşi ve aynı boyda olan,
vücutları yuvarlak veya az yassı, ağustos böceği, gül biti, asma biti, lahana
biti gibi yaprak bitlerini içine alan hortumlu böcekler takımı
eş koşmak :
tür. * eş (denk, aynı, benzer) + koş (ikilemek, yanyana koymak; karşılıklı,
beraber, eş; bacakları hızlı hareket ettirerek ilerlemek) (ko (yerleşmek,
konumlanmak, oturmak) + ş (işteşlik eki) ) + mak (fiil mastar eki) * aynı
konumda, aynı mevkide, aynı rütbede, aynı seviyede, aynı değerde addetmek
eş ölçüm :
tür. * eş (denk, aynı, müsavi, benzer) + ölçüm (nicelik belirleme, değerleme) *
noktalar arasındaki uzaklığı olduğu gibi koruyan noktasal dönüşüm, izometri
eş sesli :
tür. * eş (denk, aynı, müsavi, benzer, aynı seviyede) (tür.) + ses (işitilen,
duyulan titreşim) + li (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * aynı sesleri
taşıyan, fakat anlamları farklı olan, homofon
eşad :
ara. * şedd (sıkılık, sıkı bağlama), şedid (güçlü, sert, kuvvetli, şiddetli) *
kuvvetli, güçlü, daha güçlü, daha şiddetli
eşanj :
lat., fra. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + cambiare (değişmek,
takas etmek) + entia (isim yapım eki) (lat.); échange (fra.) * değişim, takas
eşanjör :
lat., fra. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + cambiare (değişmek,
takas etmek) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat.); échangeur (fra.) * iki
akışkanın (sıvı veya gaz) birbirine karışmadan ısı alışverişi yapmasını
sağlayan bir ısı değiştiricisi
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder