27 Eylül 2026 Pazar

enteroglukagon - eşanjör

enteroglukagon : gre. * enteron (bağırsak, sindirim sistemi; kiriş, şerit, geçit) + glukos (tatlı, şeker) + agein (götürmek, yönlendirmek, harekete geçirmek), agon (uyaran, harekete geçiren) * kolon ve terminal ileumun mukozal hücrelerinden salgılanan, 37 amino asitten oluşan bir gastrointestinal hormon

enterokinaz : gre. * enteron (bağırsak, sindirim sistemi; kiriş, şerit, geçit) + kinesis, kinase (kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak) + asis (son ek) ) * ince bağırsak mukozası tarafından salgılanan ve pankreastan salgılanan pasif tripsinojeni aktif tripsin enzimine dönüştürerek protein sindirimini başlatan bir enzim

enterokok : gre. * enteron (bağırsak, sindirim sistemi; kiriş, şerit, geçit) + kokkos (tohum, tomurcuk, tane, tanecik, çekirdek, yuvarlak, küre) (gre.); coccus (lat.) * insanların ve hayvanların bağırsaklarında yaygın olarak bulunan, bağırsak meyvesi şeklindeki bakteri cinsi

enterokolit : gre., lat. * enteron (bağırsak, sindirim sistemi; kiriş, şerit, geçit) (gre.) + colitis (colon (kolon, sütun) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) ) (gre.) * bakteriler, virüsler, mantarlar, parazitler veya diğer nedenlerden kaynaklı olarak ince bağırsağın enteritini ve kolonun kolitini içeren sindirim sisteminin iltihaplanması

enterokromafin : gre. * enteron (bağırsak, sindirim sistemi; kiriş, şerit, geçit) + khroma (renk) + afin (isim yapım eki) * sindirim sisteminin lümenini kaplayan epitel boyunca yer alan, özellikle bağırsak hareketliliği ve salgılanması olmak üzere gastrointestinal düzenlemede önemli bir rol oynayan bir enteroendokrin hücre ve nöroendokrin hücre türü (Kulchitsky hücresi)

enteron : gre. * enteron (bağırsak, sindirim sistemi; kiriş, şerit, geçit) * iç organ, bağırsak; embriyonik dönemdeki sindirim kanalı, bağırsak

enterosel : gre. * enteron (bağırsak, sindirim sistemi; kiriş, şerit, geçit) + kele (tümör, yumru, şişlik, şişme, kese, torba, çıkıntı, fıtık) * pelvik taban kasları ve destek dokularının zayıflaması nedeniyle ince bağırsağın alt pelvik boşluğa doğru kayarak vajina duvarına (genellikle arka-üst kısmına) baskı yapması ve burada fıtıklaşma tarzında bir şişlik oluşturması durumu

enterosöl sölom : gre. * enteron (bağırsak, sindirim sistemi; kiriş, şerit, geçit) + koilos (boş, oyuk, içi boş, boşluk, oyuk, kavernöz, çukur) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) + koilos (boş, oyuk, içi boş, boşluk, oyuk, kavernöz, çukur) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * embriyonik gelişim sırasında (gastrulasyon evresinde) gelişmekte olan ilkel bağırsağın (arkenteronun) duvarından dışa doğru tomurcuklanan keseciklerin ayrılmasıyla oluşan ikincil vücut boşluğu (sölom); başta derisidikenliler ve kordalılarda görülen sölom oluşum biçimi

enterostomi : gre. * enteron (bağırsak, sindirim sistemi; kiriş, şerit, geçit) + stomia (ağız açma, delik açma) (stoma (ağız, açıklık, açılış) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * karın duvarından bağırsağa (ince bağırsak veya kalın bağırsak) kalıcı bir açıklık (stoma) oluşturmak için yapılan cerrahi bir işlem

enterotoksin : gre., lat. * enteron (bağırsak, sindirim sistemi; kiriş, şerit, geçit) + toxikon (ok zehiri) (toxikos (toxon (ok) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + pharmakon (zehir) ) (okların ucuna zehir sürmekten) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (lat.) * genellikle bakteriler tarafından üretilen ve sindirim sistemini (özellikle bağırsakları) hedef alarak gıda zehirlenmesi, ishal ve kusma gibi semptomlara yol açan bir tür toksin

entertip : lat., gre. * inter (arası, arasına, arasında) (in (iç, içinde) + terra (yer, toprak) ) + tuptein (vurmak, çarpmak), tupos (baskı, darbe) * dizilmiş bir metni satırlar halinde dökerek veren matbaa makinesi

enterüpsiyon : lat. * inter (arası, arasında) + rumpere (kırmak, koparmak, parçalamak; kırılmak, kopmak, yırtılmak) * bir sürecin, konuşmanın, eylemin veya sinyalin dışarıdan gelen bir etkiyle aniden kesilmesi, durdurulması, kesintiye uğraması, kesilme, kesintiye uğrama

entesopati : gre. * enthisis (ekleme, bağlama, arasına sokma, bağlantı, bağlanma; tendon veya bağın kemiğe bağlandığı nokta) (en (iç, içeri, içinde) + tithenai (koymak, yerleştirmek) + isis (isim yapım eki) ) + patheia (sorunlu, sıkıntılı, hastalıklı, acılı olma durumu) (pathos (sorun, sıkıntı, hastalık, acı, ıstırap; duygu, his) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * vücuttaki tendonların ve bağların kemiklere bağlandığı yerleri etkileyen bir sağlık durumu veya yaralanma

entestinal : lat. * intestinus (içte olan, bağırsak) (intus (iç, içeri, içinde) + inus (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * bağırsaklara ait veya bağırsak fonksiyonlarıyla ilgili

entezit : gre. * enthisis (ekleme, bağlama, arasına sokma, bağlantı, bağlanma; tendon veya bağın kemiğe bağlandığı nokta) (en (iç, içeri, içinde) + tithenai (koymak, yerleştirmek) + isis (isim yapım eki) ) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * tendonların, bağların ve eklem kapsüllerinin kemiklere bağlandığı yer olan entezlerin iltihaplanması, entezislerin inflamasyonlu veya inflamasyonsuz herhangi bir patolojik durumu, bir tür entesopati

entimem : gre. * enthymema (enthymeisthai, enthymeisthein (akılda tutmak) (en (iç, içeri, içinde) + thymos (zihin, bellek, ruh) + ein (fiil mastar eki) ) + ma (isim yapım eki) ) * tam anlamı ve mesajı önceden bilinen bir cümlenin, sadece bazı kelimelerinin kullanılması yoluyla oluşturulan anlaşılır ifade; iki öncülden elde edilen mantıksal çıkarım; "uzman, sen çözersin bunu" (uzman olduğu için çözebileceği inancından yapılan çıkarım)

entipüften : tür. * ente, enti (sen) + püf (üfleme sesi, esinti, hafiflik) + ten (ile ilgili, gibi, -a ait) (of pof ederek, oflayarak poflayarak, istemeden, odaklanmadan) * derme çatma; bir temele dayanmayan, baştan savma yapılmış, eğreti, hiç değeri olmayan, beş para etmez, çürük, dayanıksız, değersiz, uydurma

entogami : lat. * entos (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine) + gamos (eşlilik, evlilik, birleşme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * döllenmenin veya eşey hücrelerinin birleşmesinin aynı birey, aynı çiçek veya aynı genetik birim içinde gerçekleşmesi; kendi kendine döllenme, iç döllenme

entoksikasyon : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + toxicatio (toxicare (zehirlemek) (toxon, toxa (yay; ok) (gre.) + care (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) ) (lat.) * zehirli bir maddenin organizmaya alınması veya organizma içinde oluşması sonucu meydana gelen zehirlenme durumu, zehirlenme

entomobrya : gre. * entomon (böcek) (en (iç, içeri, içinde, içinde, içine) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) + bryon (yosun, filiz, tomurcuk) (bryein (filizlenmek, kabarmak) * nemli ortamlarda, özellikle yosunlar, yaprak döküntüleri ve toprak yüzeyinde yaşayan, iyi gelişmiş sıçrama çatallarıyla tanınan, Entomobryidae familyasının tip cinsini oluşturan yaykuyruklu (Collembola) cinsi

entomobryidae : gre., lat. * entomon (böcek) (en (iç, içeri, içinde, içinde, içine) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * nemli toprak, yaprak döküntüsü, yosunlu alanlar ve benzeri ortamlarda yaşayan; uzun gövdeleri, gelişmiş antenleri ve sıçrama organı (furcula) ile tanınan yaykuyruklu (Collembola) eklembacaklılarını kapsayan familya

entomobryinae : gre., lat. * entomon (böcek) (en (iç, içeri, içinde, içinde, içine) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) (gre.) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki) (lat.) * uzun gövdeli, iyi gelişmiş antenlere ve sıçrama çatallarına (furcula) sahip, nemli toprak, yosun ve bitki döküntülerinde yaşayan yaykuyrukluları kapsayan Entomobryidae familyasına bağlı alt familya

entomofil : gre. * entomon (böcek; kesik, parça) (en (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + philos (seven, sever, sevici) * böceklerle ilişkili olan, böcekler aracılığıyla gerçekleşen veya böceklere ilgi gösteren, böceksever

entomofili : gre. * entomon (böcek; kesik, parça) (en (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + philia (sevme durumu, hoşlanma durumu) (philein (sevmek), philos (seven, sever, sevici) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * böceklerle ilişkili olma; özellikle botanikte polenin böcekler aracılığıyla taşınmasıyla ve dağıtılmasıyla gerçekleşen böceklerle tozlaşma biçimi

entomofobi : gre. * entomon (böcek; kesik, parça) (en (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * böceklere karşı duyulan aşırı, yoğun ve çoğu zaman gerçek tehlikeyle orantısız korku; böcek fobisi, böcek korkusu

entomoloji : gre. * entomon (böcek; kesik, parça) (en (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * böcek bilimi; böceklerin yapısı, yaşamı ve sınıflandırılması ile ilgili bilim dalı

entomolojist : gre. * entomon (böcek; kesik, parça) (en (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ista (yapan, eden eki) * eklembacaklılar sınıfının en geniş grubunu oluşturan böceklerin anatomisini, davranışlarını, ekolojik rollerini ve evrimini bilimsel olarak inceleyen zooloji uzmanı, böcekbilimci

entrapman : lat. * en (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine), intra (iç, içine) + trappa (tuzak, kapan, yakalama, kapma) + mentum (isim yapım eki) * tuzaklama, tuzağa düşürme, kapana sıkıştırma; sinir, kan damarı veya diğer yapıların sınırlı bir alanda sıkıştırılması veya sıkışması sonucu işlev bozukluğuna veya ağrıya yol açan bir durum

entrectinib : lat. * ent (ön ek) + rec (reseptör) + tinib (tyrosine kinase (tirozin kinaz) inhibitörü) (tyrosine (aminoasit) (turos, tyros (peynir) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + kinesis, kinase (kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak) + asis (son ek) ) (gre.) + inhibitor (engelleyici, önleyici, mani olan) (lat.) ) * ROS1 pozitif küçük hücreli olmayan akciğer kanserini ve NTRK füzyon pozitif katı tümörleri tedavi etmek için kullanılan ilacın etken maddesi (C31H34F2N6O2)

entrika : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + tricare (hile yapmak, aldatmak, kandırmak, kumpas kurmak, komplo yapmak) (lat.); intrigue (ing., fra.) * hile, kumpas, komplo, fesat, dolap, dalavere

entropi : gre. * en (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine) + tropia (dönüş durumu, dönme durumu, değişim durumu, yönelme durumu) (trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir sistemde düzensizlik ve enerji dağılımının ölçüsü olarak kullanılan, termodinamik ve bilgi teorisi gibi alanlarda sistemin rastgelelik ve kaotik yapısını belirleyen ve yaratılıştaki her sistemin bozulma yönünde tandans gösterdiğini ifade eden kavram; bir sistemin mekanik işe çevrilemeyecek seviyedeki termal enerjisi

entropik : gre. * en (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + tropia (dönüş durumu, dönme durumu, değişim durumu, yönelme durumu) (trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * bir sistemde enerjinin yayılması, düzensizliğin artması veya kullanılabilir enerjinin azalmasıyla ilişkili olan, entropi ile ilgili

entropion : gre. * en (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + tropia (dönüş durumu, dönme durumu, değişim durumu, yönelme durumu) (trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + ion (yer ve durum eki) ) * göz kapağı kenarının içe doğru dönmesi sonucu kirpiklerin ve kapak kenarının göz küresine temas etmesi, göz kapağının içe doğru katlanması durumu

entübasyon : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + tubus (tüp, boru, kapalı kanal), tubare (tüplemek, tüpe bağlamak) + tio (isim yapım eki) * kendi kendine nefes alamayan ve oksijeni hayati organlara gönderemeyen hastalara dışarıdan solunum desteği vermek için laringoskopi veya özel aparatlar yardımıyla solunum yolunun (trakea) içine ağız veya burun yoluyla özel bir tüp yerleştirilmesi işlemi

entübe : lat.,fra. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + tubus (tüp, boru, kapalı kanal), tubare (tüplemek, tüpe bağlamak), tubatus (tüplenmiş) (lat.); in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + tubé (tüpleştirilmiş, tübe bağlanmış) (fra.) * solunum cihazına bağlanmış

entüisyon : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + tutio (tueri (bakmak, gözetlemek) + tio (isim yapım eki) ) * mantıksal bir akıl yürütmeye gerek kalmadan bir şeyi doğrudan anlama, kavrama veya hissetme yetisi, sezgi

entüisyonizm : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + tutio (tueri (bakmak, gözetlemek) + tio (isim yapım eki) ) + ismus (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * sezgiye, akıl, zihin ve soyut düşünme karşısında hem öncelik hem de üstünlük tanıyan felsefe akımı; bilginin kaynağında, akıl yürütmeden önce sezginin (intuition) olduğunu savunan görüş, sezgicilik

entüitif : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + tueri (bakmak, gözetlemek), tuitus (bakılmış, gözetlenmiş) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sezgisel

entüm : ara. * entum (siz, sizler, ikinci çoğul şahıs zamiri) * siz, sizler, ikinci çoğul şahıs zamiri

entümesan : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + tumere, tumescere (şişmek, kabarmak) + ent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yüksek sıcaklığa (yangın gibi) maruz kaldığında şişerek genleşen, kalınlaşan ve böylece altındaki yüzeyi ısıya karşı koruyan (özel madde)

enükleasyon : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + nucleare (nucleatus, nucleus, nucleo (çekirdek, tohum) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * gözün göz yuvasından veya orbitadan çıkarılması için yapılan cerrahi işlem

enürezis : gre. * en (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + ourein (idrar yapmak) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * idrar kaçırma veya gece yatakta idrar yapma durumu

enürezis noktürna : gre., lat. * en (iç, içeri, içinde, içine, içinde) + ourein (idrar yapmak) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) (gre.) + nocturnus (nox, noctis (gece) + urnus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * gece yatakta idrar kaçırma durumu

enva : ara. * nevi (çeşit, tür, cins) * çeşitler, türler, cinsler

envai : ara * enva (çeşitler, türler, cinsler) + i (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * çok çeşitli, her türden, her cinsten

envanter : lat. * inventarium (in (iç, içeri, içinde, içine; üzerine, üstüne) + venire (gelmek), ventarium (geliş) ) * bir işletmenin para, değerli kağıtlar, taşınır ve taşınmaz mal varlıklarıyla alacaklarını ve borçlarını oluşturan bütün öğeleri miktarları ve değerleriyle ayrıntılı olarak gösterme işlemi

envar : ara. * nar (ateş), nur (aydınlık; ışık) * nurlar, aydınlıklar, ışıklar

envazyon : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + vadere (yürümek, gitmek, ilerlemek), vasio (yürüyüş, gidiş, ilerleyiş) (lat.); invasion (ing., fra.) * istila, işgal, yayılma; sirayet

envelop : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + volupus (rulo, örtü, sargı, ambalaj), volupare (sarmak, örtmek) * belge, mektup gibi kağıtları muhafaza etmek için kullanılan kağıt kaplama, zarf; belirli bir yapıyı veya alanı kaplayan örtü; virüsün dış kısmını saran lipit tabaka

enver : ara. * nara (yönlendirmek, çevirmek, dönmek; aydınlatmak, ışık vermek, parlamak), nevr (aydınlık, ışık; çiçek açma), nur (aydınlık, ışık, parlaklık, manevi parlaklık; Kur’an’ın 24. suresinin ismi) * en aydınlık, en ışıklı, en parlak

envestisman : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + vestire (giydirmek, donatmak, örtmek) + ment (isim yapım eki) (lat.); investissement (fra.) * sermaye veya kaynakları bir işe koyma, yatırma, yatırım

envolüsyon : lat. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + volvere (yuvarlamak, dürmek, sarmak, rulo yapmak, döndürmek, çevirmek), volutio (yuvarlanma, dönme) * genişleme veya küçülme oluşmuş bir organın belirli bir süre sonra normale dönmesi

envolüsyonel melankoli : lat., gre. * in (iç, içeri, içeride, içeriye, içinde, içine, üzerine, üstüne) + volvere (yuvarlamak, dürmek, sarmak, rulo yapmak, döndürmek, çevirmek), volutio (yuvarlanma, dönme) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + melas, melan (siyah) + khole, kholia (huysuzluk, aksilik; safra) (gre.) * içe dönük melankoli; menopoz yıllarında kadınlarda ortaya çıkan depresyon

enyo : gre. * enyo (savaş, yıkım, hasar) * Yunan mitolojisinde savaş ve yıkım tanrıçası

enzalutamid : lat. * enz (karbon halkası belirteci) + olut (alkol grubu; hidroksil OH eki) + amid (amidum; azot içeren organik bileşik sınıfı (-CONH2 yapısı) ) * prostat kanserinin tedavisinde kullanılan, androjen reseptörünü inhibe eden, erkeklik hormonu olan testosteronun etkilerini bloke ederek veya azaltarak kanser hücrelerinin büyümesini ve yayılmasını yavaşlatan antineoplastik ilacın etken maddesi (C21H16F4N4O2S)

enzalutamit : lat. * enza (ön ek) + lutamide (androjen reseptör antagonisti eki; bir azot atomuna bağlı bir karbonil grubu içeren bileşik eki) * prostat kanseri tedavisinde kullanılan, testosteron gibi androjenlerin androjen reseptörlerine bağlanma sıklığını azaltan nonsteroid antiandrojen bir ilacın etken maddesi (C21H16F4N4O2S)

enzim : gre. * enzumos (mayalanmış, mayalı) (en (iç, içine, içinde, içeri) + zume, zumos (hamur, maya, etki) ) * canlı hücrelerinde tepkimeye yol açan, kataliz yaparak tepkimeyi hızlandıran ve protein yapısında, eriyebilen biyomolekül (el (ön ek) + nazım (düzenleyici) (ara.), enzyme, Enzym (düzenleyici, nazım) (ing., fra., alm.) )

eolya : gre. * Aeolean (rüzgarlı), Aiolos (rüzgar tanrısı) * Yunan mitolojisinde, Edremit Körfezinden İzmir'e kadar uzanan ve Midilli'yi de içine alan kıyı şeridine yerleşmiş bir soyun ülkesi; Ailoiki, Ayvalık

eon : gre. * aeon, aion (zaman, ömür, çağ, ebediyet), aionios (sonsuz) * yaş, zaman, ömür, hayati güç, ruh, zaman dilimi, çağ, dönem, ebediyet, sonsuzluk; kozmik veya manevi çağ, ruhsal dönem veya ilahi zaman dilimi; evrensel bilinç, ruhani gelişim aşamaları veya Tanrı’nın tezahür ettiği dönem

eos : gre. * eos (gündüz, gün doğumu, şafak, şafak ışığı) * Yunan mitolojisinde şafak tanrıçası

eosen : gre. * eos (gündüz, gün doğumu, şafak, şafak ışığı) + kainos (yeni, taze, çağdaş, alışılmamış; çağ, dönem, devir; zaman) * üçüncü jeolojik çağın, memelilerin oluştuğu dönemi

eozin : gre. * eos (gündüz, gün doğumu, şafak, şafak ışığı), eidos (şekil, biçim, form, görünüş) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) * katrandan elde edilen, mikroskopik incelemelerde kullanılan turuncu-pembe renkli bir boya (C20H8Br4O5)

eozinofil : gre. * eosin (histolojik asidik boya) (eos (gündüz, gün doğumu, şafak, şafak ışığı) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) + phile, philis (sevgi, sevme, seven) * kan hücrelerinden bir tür olan ve asidik boyaları (eozin gibi) yoğun şekilde alan hücreler; omurgalılarda çok hücreli parazitlerle ve belirli enfeksiyonlarla mücadeleden sorumlu bağışıklık sisteminin bileşenlerinden olan beyaz kan hücreleri, asidofil

eozinofilik : gre. * eosin (histolojik asidik boya) + phile, philis (sevgi, sevme, seven) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * eozinofil ile ilgili

eozinofilik granüloma : gre. * eosin (histolojik asidik boya) + phile, philis (sevgi, sevme, seven) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + granum (tane, tohum, zerre, çekirdek, tomurcuk) + ulus, ula (küçültme eki) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * Langerhans hücrelerinin anormal proliferasyonu ile karakterize edilen iyi huylu tümör

epandimom : gre. * ependymos (örtü, kaplama, zar, tabaka, membran) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * merkezi sinir sisteminin bir dokusu olan ependimden kaynaklanan, pediatrik olgularda yerleşim yeri intrakranyal, erişkinlerde ise spinal olan, nadiren pelvik boşlukta da oluşabilen bir tümör

epanşman : lat., fra. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + pandere (yaymak, açmak) + mentum (isim yapım eki; olma durumu) (lat.); épanchement (fra.) * yayılma, gelişme, genişleme, açılma; travmaya veya enfeksiyona bağlı olarak vücudun herhangi bir bölgesinde oluşan patolojik veya organik sıvı birikimi

epe : lat., fra. * spatha (uzun kılıç) (kat.), épée (kılıç; folyo, bıçak) (fra.) * kılıç oyununda kullanılan, insanı yaralamayacak biçimde yapılmış bir tür kılıç (sap, sopa (tür.) )

epecophyte : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + oikos (ev, ikametgah, yerleşim, konut, mekan, yuva, yaşam alanı, çevre) + phyton, phytos (bitki, büyüyen şey) (phyo, phyein (doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek, gelişmek, şişmek, kabarmak) + ton, tos (sıfat yapım eki) ) * insan tarafından değiştirilmiş veya yapay yaşam alanlarında (örneğin tarım alanları, yol kenarları, bahçeler gibi) yaşamaya uyum sağlamış bitki

epekofit : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + oikos (ev, ikametgah, yerleşim, konut, mekan, yuva, yaşam alanı, çevre) + phyton, phytos (bitki, büyüyen şey) (phyo, phyein (doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek, gelişmek, şişmek, kabarmak) + ton, tos (sıfat yapım eki) ) * insan tarafından değiştirilmiş veya yapay yaşam alanlarında (örneğin tarım alanları, yol kenarları, bahçeler gibi) yaşamaya uyum sağlamış bitki

eper : tür. * eper (üzerine, üstüne, örtmek, kaplamak) * ışığa karşı bakıldığında kağıt tabakasının yapısal görünümü

epey : tür. * ep (pekiştirme öneki) + eyi, iyi (güzel, hoş; olumlu) * oldukça, çok, pek

epeyce : tür. * ep (pekiştirme öneki) + eyi, iyi (güzel, hoş; olumlu) * oldukça çok, pek çok

ephedra : gre. * ephedra (destek, dayanak, bağlanmış, üzerine oturmuş) * yapraksız veya küçük yapraklı çalılardan oluşan, ince yeşil gövdeleri ve küçük pulsu yaprakları olan, yapısında efedrin ve psödoefedrin alkaloidleri barındıran, kurak bölgelerde yetişen, Ephedraceae familyasının tip cinsini oluşturan, Ephedraceae familyasından açık tohumlu bir bitki cinsi, deniz üzümü

ephedraceae : gre., lat. * ephedra (destek, dayanak, bağlanmış, üzerine oturmuş) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * çoğunlukla kurak ve yarı kurak bölgelerde yetişen, iğne yapraklı görünümlü gövdelere sahip Ephedra cinsini kapsayan, Gnetophyta grubuna bağlı bitki familyası

ephemera : gre. * ephemeros (bir gün süren, geçici, kısa ömürlü) (epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + hemera (gün, gündüz) + os (sıfat yapım eki) * kısa ömürlü veya geçici olan şey; özellikle zoolojide Ephemera cinsini oluşturan, ergin yaşamı çok kısa süren ve “birgün sinekleri” olarak bilinen sucul böcek cinsi; günlük yaşama ait kısa ömürlü, geçici ve küçük ölçekli, başlangıçta anlık kullanım için üretilip sonradan atılması beklenen ancak zamanla koleksiyon değeri kazanan basılı veya yazılı kağıt belge

ephemeridae : gre., lat. * ephemeros (bir gün süren, geçici, kısa ömürlü) (epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + hemera (gün, gündüz) + os (sıfat yapım eki) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * ergin yaşam süreleri çok kısa olan, genellikle tatlı sularda yaşayan ve “birgün sinekleri” olarak bilinen Ephemera cinsini ve yakın akrabalarını kapsayan Ephemeroptera takımına bağlı böcek familyası

ephemerinae : gre., lat. * ephemeros (bir gün süren, geçici, kısa ömürlü) (epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + hemera (gün, gündüz) + os (sıfat yapım eki) (gre.) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki) (lat.) * ergin bireyleri çok kısa ömürlü olan, tatlı su ortamlarında yaşayan ve “birgün sinekleri” olarak bilinen mayıs sineklerini kapsayan Ephemeridae familyasına bağlı alt familya

ephemeroptera : gre. * ephemeros (bir gün süren, geçici, kısa ömürlü) (epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + hemera (gün, gündüz) + os (sıfat yapım eki) + pteryx, pterygos, ptera, pteron (kanat, yüzgeç) * ergin yaşamları genellikle çok kısa süren, kanatlı ve çoğunlukla tatlı sularda gelişen, “mayıs sinekleri” olarak bilinen böcekleri kapsayan Insecta sınıfına bağlı takım

ephippidae : gre., lat. * ephippion (eyer, eyer biçimli yapı) (epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + hippos (at) + on (isim yapım eki) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * gövdeleri yandan basık, sırt kısmında eyer biçimli kabuk veya karapaks yapısı bulunan, tatlı sularda yaşayan Cladocera (kabuklugiller) grubuna bağlı küçük kabukluları kapsayan familya

ephippinae : gre., lat. * ephippion (eyer, eyer biçimli yapı) (epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + hippos (at) + on (isim yapım eki) (gre.) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki) (lat.) * sırt kısmında eyer biçimli kabuk veya karapaks yapısı bulunan, tatlı sularda yaşayan ve Ephippidae familyasına bağlı su pirelerini kapsayan alt familya

ephyriidae : gre., lat. * ephyra (genç filiz, yeni oluşmuş şey; denizanasının genç evresi) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Ephyra cinsini veya ephyra biçimli canlıları kapsayan hayvan familyası

ephyriinae : gre., lat. * ephyra (genç filiz, yeni oluşmuş şey; denizanasının genç evresi) (gre.) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki) (lat.) * adını denizanalarının genç medüz evresi olan ephyra biçiminden alan, Ephyriidae familyasına bağlı alt familya

epi : tür. * ep (örtmek, kaplamak, üstünü sarmak) + i (isim yapım eki) * ağaç kabuğu, korunak (spike, épi (başak) (ing., fra.) )

epiboli : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + ballein (atmak, fırlatmak, savurmak; sıkıştırmak, sokmak, koymak, yerleştirmek), bole, bolos (atma, fırlatma) ) + eia (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * embriyolojik gelişimdeki Gastrulasyon evresinde ektoderm hücrelerinin embriyo yüzeyinde yayılması ve diğer katmanları örtmesi

epidalea calamita : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) (gre.) + calamus (kamış, saz) + itas (isim yapım ve durum eki) * Avrupa'nın bazı bölgelerinde ve Kuzey Afrika'da yaşayan, sırtında belirgin sarımsı bir çizgi bulunan, kısa bacakları nedeniyle çoğunlukla yürüyerek hareket eden kamış kurbağası türü (Bufonidae familyası), çeşme kurbağası, benekli kurbağa

epidemi : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + demia (halk ile ilgili) (demos (halk; bölge) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bir bulaşıcı hastalığın, belirli bir bölgedeki popülasyona çok sayıda insana, kısa bir süre içinde hızla yayılması, bölgesel salgın

epidemik : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + demia (halk ile ilgili olma) (demos (halk; bölge) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * epidemi ile ilgili

epidemiyoloji : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + demia (halk ile ilgili) (demos (halk; bölge) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * toplumdaki hastalık, salgın, kaza ve sağlıkla ilgili durumların dağılımını, görülme sıklıklarını ve bunları etkileyen faktörleri inceleyen tıp bilimi, epidemi bilimi, salgınbilim

epiderm : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) * deriyi oluşturan üç tabakadan (dermis, epidermis, hipodermis) en dışta olanı, üstderi, epidermis

epiderma : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) * canlıların dış yüzeyini örten, iç dokuları dış etkenlerden koruyan üst deri veya dış örtü tabakası, dış koruyucu doku

epidermal : gre., lat. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * deriyi oluşturan üç tabakadan (dermis, epidermis, hipodermis) en dışta olan ile ilgili, üstderiyle ilgili, epiderm ile ilgili

epidermis : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) + is (son ek) * deriyi oluşturan üç tabakadan (dermis, epidermis, hipodermis) en dışta olanı, üstderi, epidermis

epidermoid : gre., lat. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * epidermis (derinin en dış tabakası) ile ilgili olan veya ona benzeyen

epidermolizis bulloza distrofika : gre., lat. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + derma (cilt, deri, ten, örtü, kabuk), dermatos (cilt, deri, ten ile ilgili) + olisis (hastalık, sorun) (gre.) + bullosa (bulla (kabarcık) + ousa (gibi olma, ile ilgili) ) (lat.) + dis, de (yokluk, zıtlık, olumsuzluk, uzak, ayrı, aşağı, ikiye ayrılma, -dan eki) + trephein (beslemek, gıdalamak, büyütmek, geliştirmek), trophia (beslenme, gıdalanma, büyüme durumu) (trophos, trophe (besin, gıda, beslenme, gelişim, büyüme) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * ciltteki epidermis tabakasının ve mukoza zarının kabarcıklanmasına ve ciltte açık yara oluşmasına neden olan nadir bir hastalık

epidermolizis bulloza letalis : gre., lat. * epidermolisis + bullosa + lethalis (ölümcül) (lethe, lethum (ölüm) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) * ölümcül epidermoliz bulloza

epididim : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + duo (iki, ikili) + didumos (yumurta, testis; ikiz) * testisin arkasında sperm depolayan ve taşıyan sarmal yapıdaki tüplerin, kanalların iltihaplanması

epididimal : gre., lat. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + duo (iki, ikili) + didumos (yumurta, testis; ikiz) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * epididim ile ilgili olan

epididimis : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + duo (iki, ikili) + didumos (yumurta, testis; ikiz) * testisin arkasında sperm depolayan ve taşıyan sarmal yapıdaki tüplerin, kanalların iltihaplanması

epididimit : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + duo (iki, ikili) + didumos (yumurta, testis; ikiz) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * testisin arkasında sperm depolayan ve taşıyan sarmal yapıdaki tüplerin, kanalların iltihaplanması

epididimorşit : gre. * epi (üst, üstünde) + duo (iki, ikili) + didumos (yumurta, testis; ikiz) + orkhis (testis, yumurtalık, husye) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * epididim (spermin olgunlaştığı testis arkasındaki tüp) ve orşit (testis) iltihabı

epidural : gre., lat. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) (gre.) + dura (sert, katı) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * özellikle doğum operasyonlarında dura mater ve bağ dokular arasındaki kısıtlı boşluğa uygulan anestezik enjeksiyon

epidural hematom : gre., lat. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) (gre.) + dura (sert, katı) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + haima, haimat (kan) + oma (tümör, kabarma, şişme, şişlik, ur; kanser; toplanma, oluşum) * beynin dış kısmını saran zarlar (dura mater) ile kafatası arasındaki boşlukta kan birikmesi sonucu oluşan bir durum

epifenomen : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + phenomenon (duyularla algılanabilen, olgu, olay, görüngü) * asıl nedenin sonucu olarak ortaya çıkan ancak sürecin kendisini etkilemeyen yan olgu

epifit : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + phyton, phytos (bitki, büyüyen şey) (phyo, phyein (doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek, gelişmek, şişmek, kabarmak) + ton, tos (sıfat yapım eki) ) * diğer bir bitki üzerinde büyüyen ve genellikle konakçısına zarar vermeyen bitki

epifitik : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + phyton, phytos (bitki, büyüyen şey) (phyo, phyein (doğmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, oluşmak, bitmek, büyümek, gelişmek, şişmek, kabarmak) + ton, tos (sıfat yapım eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * başka bir bitkinin üzerinde (genellikle ağaç gövdesi veya dalı) tutunarak yaşayan, fakat ondan besin almayan, sadece fiziksel destek olarak kullanan bitki

epifiz : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + phusis, physis (öne getirme, üretme, doğurma, oluşturma, meydana getirme, ortaya çıkarma, büyütme, geliştirme; doğa, tabiat, varlık) * beynin uyku ve uyanıklık döngüsünü düzenleyen melatonin hormonunun üretimini ve salgılanmasını sağlayan, çam kozalağı şeklinde bir endokrin (iç salgı) bezi

epifloeodal : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + phloios (kabuk) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) (gre.) + alis (ile ilgili, -a ait) (lat.) * biyolojide ve özellikle liken bilimininde (likonoloji) kabuğun veya dış yüzeyin üzerinde yaşayan, kabuk yüzeyinde gelişen organizma (özellikle liken thallusu)

epifora : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + pherein (taşımak, götürmek, getirmek) * bir cümlede veya dizede aynı kelimenin veya kelime grubunun, anlam vurgulamak amacıyla tekrarlanması

epigastrik : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + gaster (mide) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * midenin üst kısmı, midenin üzerine yakın alan

epigastrik herni : gre., lat. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + gaster (mide) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + hernia (yırtık, ayrılma, ayrışma, çıkıntı, çıkma, fıtık) (lat.) * karın duvarındaki bir zayıf noktadan veya açıklıktan iç organların (genellikle bağırsaklar) çıkması durumu, mide üstü fıtığı

epigastriyum : gre., lat. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + gaster (mide) (gre.) + ium (yer ve durum eki) (lat.) * karın bölgesinin üst kısmında, göğüs kafesi ile karnın üst kısmı arasında yer alan ve mide, karaciğer, pankreas ve bazı bağırsak kısımlarını kapsayan bölge

epigeik : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + ge, geos (yer, yeryüzü, toprak) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * toprak yüzeyinde yaşayan, gelişen veya gerçekleşen, toprak üstü kısmıyla veya yüzeydeki yaşam alanıyla ilişkili

epigenetik : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * DNA sekansını değiştirmeyip DNA, protein ve RNA'ların fonksiyonunun ve regulasyonunun değişimi ile sonuçlanan modifikasyonlara ilişkin

epigenez : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + genesis (yaratılış, oluşum) (genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) + isis (isim yapım eki) ) * bir canlının gelişimi sırasında organların ve yapıların adım adım, sonradan oluştuğunu ifade eden terim

epigenom : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + genos (gen, yaratılış, türeyiş, üreme, oluşum, doğum, ırk, döl, soy, nesil, aile, akraba, tür, cins, çeşit, sınıf, kategori) + om (tamlık, bütünlük belirten son ek) * DNA dizisini değiştirmeden genlerin etkinliğini düzenleyen, DNA üzerindeki kimyasal işaretleri ve kromatin yapısındaki değişimleri kapsayan kalıtsal düzenleme sistemi bütünü

epiginöz : gre., lat. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + gyne (dişi organ, dişi, kadın) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * çiçek organları, özellikle erkek organları ve taç yaprakları, ovaryumun (yumurtalığın) üzerinde yer alan çiçek tablasından gelişen (çiçek yapısı)

epiglot : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + glossa, glotto, glottis (dil, lisan) * soluk borusunun girişini koruyan, küçük, yaprak şeklinde bir kıkırdak yapı

epiglottektomi : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + glossa, glotto, glottis (dil, lisan) + ektomia (kesip çıkarma) (ek (dış, dışarı, harici) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * epiglotun kesilip çıkarılması

epiglottis : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + glossa, glotto, glottis (dil, lisan) * soluk borusunun girişini koruyan, küçük, yaprak

epiglottit : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + glossa, glotto, glottis (dil, lisan) + itis (iltihap, enfeksiyon, yangı, enflamasyon, sorun, hastalık eki) * gırtlak kapağı iltihabı, epiglot enfeksiyonu

epigraf : gre. * epigraphein (epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek), graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) * antik yazı, yazıt, kitabe

epigrafi : gre. * epigraphein (epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek), graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek, kaydetmek), graphia (yazı yazma, işaretleme, çizme) (graphos (yazı, yazım, çizim, kayıt, işaret) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * antik yazıları, yazıtları, kitabeleri ve tarihi yapıtlardaki yazıları inceleyen bilim dalı, yazıtbilim

epigram : gre. * epigraphein (epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + graphein (yazmak, çizmek, işaretlemek), gramma, gramme (çizgi, hat, çizim, çizelge, harf, yazım; küçük ağırlık) * kısa, zekice ve çarpıcı bir şekilde yazılmış özlü söz veya nükteli şiir

epijinöz : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + gyne (dişi organ, dişi, kadın) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * çiçek organlarının dişi organın (ginekeumun) üst kısmından çıkıyormuş gibi göründüğü, çanak yaprak, taç yaprak ve erkek organların yumurtalığın üzerinde yer aldığı ve yumurtalığın alt durumlu olduğu çiçek yapısına ilişkin

epik : gre. * eipein (söylemek, kelam etmek), epos (kelime, sözcük, söz, kelam, anlatı, destan, şarkı) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * destana özgü, destanla ilgili, destansı; destan biçiminde yazılmış olan

epikaliks : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + kalyx, kalykos (kılıf, çanak yaprak, tomurcuk kılıfı, kabuk) * çiçek çanağının dışında yer alan ve çanak yaprakları andıran ek yaprakçıklardan oluşan örtü

epikardiyal : gre., lat. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + kardia (yürek, kalp) (gre.) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * kalbin ve koroner arterlerin etrafı ile ilgili

epikardiyum : gre., lat. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + kardia (yürek, kalp) (gre.) + ium (yer ve durum eki) (lat.) * kalbin en dıştaki koruyucu tabakası

epikarp : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + karpos (meyve, tohum) * meyve duvarının (perikarpın) en dış tabakasını oluşturan, meyvenin dış yüzünü örten doku, dış meyve kabuğu

epikerem : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + keirein (denemek, teşebbüs etmek), kharema (deneyim, deneme, teşebbüs) * normal bir kıyasın yani iki öncül ile sonuca ulaşma olgusunun her bir öncülünün ayrı ayrı gerekçelendirilerek desteklendiği, yani her öncül için de bir argüman sunulduğu genişletilmiş kıyas (sillojizm) türü

epikondil : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + kondylos (eklem çıkıntısı, yuvarlak kemik çıkıntısı) * uzun kemiklerin, özellikle humerus (kol kemiği) gibi kemiklerin alt uçlarında, eklem yüzeylerinin hemen üst yanında bulunan çıkıntılar

epikormik : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + kormos (gövde, ağaç gövdesi) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * ağaç gövdesi veya yaşlı dallar üzerindeki uyur tomurcuklardan gelişen sürgünlerle ilgili, gövde üzerinde oluşan sürgünlere ait

epikotil : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + kotyle (kase, kap, çanak, tas, oyuk, çenek, fincan; tohum yaprağı) * eneklerin (kotiledonların) üzerinde yer alan embriyonik sürgün ekseni; çeneklerle ilk gerçek yapraklar arasındaki embriyonik gövde bölümü

epikriz : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + krinein (karar vermek), krisis (karar) * hastanın poliklinik dosyasından başlayan ve klinik tedavinin bitiminden itibaren hastanın seyir durumunu belirleyen rapor

epikuros : gre. * epikouros (epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + kouros (çocuk) ) * M.Ö. 341-270 yılları arasında yaşamış olan ve hazcılık temalı felsefi akımın kurucusu ve bir atomik materyalist olan antik Yunan filozof, Epikür

epikurosçuluk : gre. * epikouros (M.Ö. 341-270 yılları arasında yaşamış olan ve hazcılık temalı felsefi akımın kurucusu ve bir atomik materyalist olan antik Yunan filozof, Epikür) (gre.) + çuluk (yandaşlık, destekçilik) (tür.) * hayatın amacının haz (hedone) olduğunu ancak bu hazzın bedenselden çok ruhsal sükunet (ataraksia) ve acıdan uzak durma hali olduğunu, en büyük mutluluğun, korkudan ve ağrıdan arınmışlık olduğunu savunan, hazzı, zevki en önemli içsel amaç olarak gören, din ve tanrı düşüncesine karşı olunan bir hedonizm felesefesi

epikür : gre. * epikouros (epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + kouros (çocuk) ) * M.Ö. 341-270 yılları arasında yaşamış olan ve hazcılık temalı felsefi akımın kurucusu ve bir atomik materyalist olan antik Yunan filozof Epikouros

epikürcülük : gre. * epikouros (M.Ö. 341-270 yılları arasında yaşamış olan ve hazcılık temalı felsefi akımın kurucusu ve bir atomik materyalist olan antik Yunan filozof, Epikür) (gre.) + çuluk (yandaşlık, destekçilik) (tür.) * hayatın amacının haz (hedone) olduğunu ancak bu hazzın bedenselden çok ruhsal sükunet (ataraksia) ve acıdan uzak durma hali olduğunu, en büyük mutluluğun, korkudan ve ağrıdan arınmışlık olduğunu savunan, hazzı, zevki en önemli içsel amaç olarak gören, din ve tanrı düşüncesine karşı olunan bir hedonizm felesefesi

epilasyon : lat. * e (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + pilus (tüy, kıl, saç teli) + tio (isim yapım eki) * deriye lazer ışını iletisiyle kıl köklerinin imhasına dayalı kıldan arındırma işlemi

epilatör : lat. * e (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + pilus (tüy, kıl, saç teli) + tor (-cı, yapan, eden eki) * vücut üzerindeki kılları lazer ışını iletisiyle kökünden çekerek alan elektrikli bir cihaz, epilasyon cihazı

epilepsi : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + lambanein (ele geçirmek, ele almak, kapmak, tutmak, almak, kavramak, yakalamak), lepsis, lepsia (kapma, ele geçirme) * beyin içinde bulunan sinir hücrelerinin olağan dışı bir elektrokimyasal boşalma yapması sonucu ortaya çıkan ve kasılma, istemsiz hareketler, bilinç kaybı gibi nöbetlerle karakterize beyin hastalığı

epileptiform : gre., lat. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + lambanein (ele geçirmek, ele almak, kapmak, tutmak, almak, kavramak, yakalamak), lepsia (kapma, ele geçirme) (gre.) + forma (biçim, şekil, kalıp) (lat.) * epilepsi şeklinde, epilepsi benzeri

epileptikus : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + lambanein (ele geçirmek, ele almak, kapmak, tutmak, almak, kavramak, yakalamak), lepsia (kapma, ele geçirme) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * epilepsi ile ilgili

epileptojen : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + lambanein (ele geçirmek, ele almak, kapmak, tutmak, almak, kavramak, yakalamak), lepsis, lepsia (kapma, ele geçirme) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * epilepsi nöbetlerine neden olabilen veya nöbetleri başlatabilen herhangi bir madde, beyin bölgesi veya süreç

epilitik : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + lithos (taş, kaya) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * taş veya kaya yüzeyinde yaşayan, gelişen veya büyüyen; özellikle kaya yüzeyine tutunarak yaşayan (organizma)

epilobium : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + lobos (kapsül) * çiçekten sonra kapsül üzerinde gelişen tohumlarıyla tanınan, Onagraceae familyasından bir bitki cinsi

epilog : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) * bir edebi eserin sonunda yer alan ve genellikle eseri sonlandırmak için kullanılan bir yazı parçası, son söz

epimer : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + meros (parça, bölüm, kısım, birim) * birden fazla kiral (asimetrik) merkezine sahip olan ve sadece tek bir asimetrik karbon atomu üzerindeki grupların diziliminde (konfigürasyonunda) farklık gösteren bir çift diastereomer (stereoizomer) molekül

epimodülasyon : gre., lat. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) (gre.) + modulare (bir şeyi belirli ölçü veya standartlara göre ayarlamak, düzenlemek veya uyarlamak) (modus (ölçü, kapsam, nicelik; uygun ölçü, ritim, şarkı; yol, tavır, tarz, stil, şekil, biçim, yöntem, kural, düzen, patern, kalıp, format; hal, durum) + ula, ulus (küçültme eki) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) (lat.) * gen dizilimini değiştirmeden çevresel faktörlerle gen ifadesinin ve hücresel aktivitelerin modüle edilmesi (ayarlanması) süreci

epimorfi : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + morphos, morphe (şekil, biçim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) * matematikte, bir bağımsız değişken ile diğeri arasındaki ilişkiyi tanımlayan ifade; tüm Z nesneleri ve tüm g 1 , g 2 .. Y’den Z’ye morfizmleri için sağdan iptal edici olan bir f .. X’den Y’ye morfizmi

epimorfizm : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + morphos, morphe (şekil, biçim) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * üstüne şekil veren, tam şekil taşıyan; iki cebirsel yapı arasında, yapıyı koruyan ve sürjektif (örten) olan bir homomorfizma

epinastin : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + naste, nastos (bükülme, eğilme) + ine (kimyasal bileşik eki) * alerjik konjonktivit tedavisinde göz damlalarında kullanılan ikinci nesil bir antihistamin ve mast hücre stabilizatörü (C16H15N3)

epinefrin : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + nephros (böbrek) + ine (kimyasal bileşik eki) * her böbreğin üzerinde bulunan adrenal bezler tarafından üretilen ve salınan doğal bir stres hormonu, adrenalin (C9H13NO3)

epinet : lat. , fra. * spina (diken) + etta (küçültme eki) (lat.); épine (diken) + ette (küçültme eki) (fra.) * küçük dikenli alet; ceviz temizlemede kullanılan, üzerinde küçük sivri uçlar bulunan el aleti; Ortaçağ’da kadınların eğirme işleminde yünü tutmak için kullandıkları dikenli küçük araç

epineurium : gre., lat. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + neuron (sinir, lif, kiriş, tel, tendon, ip, bağ) (gre.) + ium (yer ve durum eki) (lat.) * bir çevresel siniri dışarıdan tamamen saran, onu koruyan, destekleyen ve besleyen damarları barındıran en dıştaki gevşek bağ dokusu kılıfı

epipetalöz : gre., lat. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + petalon (yaprak, taç yaprağı) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * (bitki) erkek organları (stamenleri) çiçeğin taç yapraklarına (petal veya corolla) bağlı veya yapışık olan

epipetrik : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + petros (kayalık, taşlık) (petra (taş, kaya) + os (ile ilgili,-a ait) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * botanik ve ekolojide doğrudan kayaların üzerinde veya kayalara tutunarak büyüyen (bitkiler ve organizmalar)

epiploik : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + plein, plen (örtmek, kaplamak, sarmak), ploon (sarmaşık, saran, örtü, kaplama, kaplayan) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * karın bölgesindeki yağ doku yapıları ve bağırsaklar ile karın duvarı arasındaki zarlar ile ilgili

epirubisin : gre., lat. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) (gre.) + rubia (kırmızı) + cin (antifungal, antibiyotik ve sitotoksik ilaç eki) * tümörün çıkarılması için ameliyat olmuş hastalarda meme kanserini tedavi etmek için ve kemoterapi için kullanılan bir antrasiklin ilacın etken maddesi (C27H29NO11)

episantr : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda, yanında) + kentron (merkez, orta nokta, keskin nokta, diken, mahmuz, iğne, iğne ucu, sivri uç, iğne, dürtme) * bir deprem odağının tam üzerinde yer alan yeryüzü noktası veya bir olayın odak noktası, merkez üssü

episepalöz : gre., lat. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda, yanında) + skepe (örtü), sepalon (çanak yaprak) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * (çiçek erkek organları (stamenler) ) çanak yapraklara (sepal) bitişik veya onların üzerine oturmuş durumda olan, çanak yaprak üzerinde büyüyen, çanak yaprağa bitişik/yapışık

episod : gre. * epeisodios (içeri girip yanına gelme) (epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda, yanında) + eisodos (giriş) (eis (içine) + hodos (yol, geçit, izlenen yol, yön) ) * bir sıranın parçası olarak meydana gelen bir olay veya olaylar grubu; tek başına ele alınan bir olay veya dönem; dizileştirilmiş bir hikayenin veya radyo veya televizyon programının bölündüğü ayrı bölümlerin her biri

epispadias : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + spadias (açıklık, boşluk, kesik) * idrar deliğinin pubis kemik ile olması gereken yer arasında bir yerde olması; üretranın tam olarak gelişmemesi ve idrarın anormal bir noktadan dışarı çıkması durumu

epistaksis : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + stazo, stazein (damlamak, sızmak) + isis (isim yapım eki) * burun kanaması; kanın damlama şeklinde dışarı çıkması

epistemoloji : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + stasthai, stasthein (bilmek, yapmayı bilmek), steme (biliş, bilme) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * bilginin kaynağını, doğruluğunu, kapsamını, sınırlarını ve elde ediliş biçimlerini inceleyen felsefe dalı, bilgi kuramı, bilgi felsefesi; bilginin doğası, kaynağı ve sınırlarını inceleyen felsefe dalı, bilgibilim

epistemolojik : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + stasthai, stasthein (bilmek, yapmayı bilmek), steme (biliş, bilme) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, -a ait, gibi) * bilginin kaynağı, doğruluğu, kapsamı ve sınırlarını konu alan bilgi kuramına ilişkin, bilgi felsefesiyle ilgili, bilginin kaynağını, doğasını, sınırlarını ve nasıl elde edildiğini inceleyen

epitaf : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + taphos (mezar, defin) * mezarın üstündeki yazı

epitaksi : gre. * epi (üst, üstünde, yanında, arasında) + tassein, tasson (düzenlemek, sıralamak, dizmek, sınıflandırmak, vergi tayin etmek), taxis (düzen, düzenleme, sıralama, dizim, dizme, sıra, diziliş, hareket, yönelme, düzenli hareket) * bir kristalin, başka bir kristalin yüzeyi üzerinde onun kristal örgüsünün yönelimini izleyerek düzenli biçimde büyümesi olayı (yarı iletken teknolojisinde, tek kristal bir tabaka oluşturmak amacıyla kullanılan kristal büyüme yöntemi)

epitel : gre., lat. * epi (üst, üstünde, yanında, arasında) + thele (memecik, sütun, uç, meme ucu; örtü, zar, tabaka) (gre.) + ium (ile ilgili olma) (lat.) * vücudun dış yüzeyini ve iç organların, boşlukların ve kanalların yüzeyini örten hücre tabakası, örtü dokusu

epitelizan : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + thele (memecik, sütun, uç, meme ucu; örtü, zar, tabaka) (gre.) + isent (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * epitel dokusunun yenilenmesi veya epitel hücrelerinin büyümesi ile ilgili bir süreç veya özellik

epitelizasyon : gre., lat. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + thele (memecik, sütun, uç, meme ucu; örtü, zar, tabaka) (gre.) + izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tio (isim yapım eki; olma durumu) (lat.) * bir yaranın iyileşme sürecinde epitel hücrelerinin yaralı bölgeyi kaplayarak yenilenmesi ve iyileşmenin gerçekleşmesi

epitelyal : gre., lat. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + thele (memecik, sütun, uç, meme ucu; örtü, zar, tabaka) (gre.) + ialis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * epitel dokusu ile ilgili veya ona ait olan

epitelyum : gre., lat. * epi (üst, üstünde, yanında, arasında) + thele (memecik, sütun, uç, meme ucu; örtü, zar, tabaka) (gre.) + ium (isim yapım eki) (lat.) * vücudun dış yüzeyini ve iç organların, boşlukların ve kanalların yüzeyini örten hücre tabakası, örtü dokusu

epitepalöz : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + tepalon (tepal; çanak ve taç yaprakların birbirinden ayırt edilemediği çiçek örtüsü yaprağı) (gre.) + osus (ile ilgili, -a ait) (lat.) * botanikte erkek organları (stamenleri) çiçek örtüsünün yapraklarına (tepal) yapışık veya bitişik olan

epitet : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + tithenai (koymak, yerleştirmek, konumlandırmak, kurmak) * bir kişiyi veya şeyi tanımlamak için kullanılan kısa, vurucu unvan, lakap veya niteleme sözü

epitimpanal : gre., lat. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) (gre.) + tympanum (davul) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * kulak zarının (timpan) üstünde yer orta kulak boşluğu (epitimpanum) ile ilgili

epitimpanum : gre., lat. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) (gre.) + tympanum (davul) (lat.) * işitme kemiklerinin bir kısmını barındıran, kulak zarının üstünde kalan orta kulak boşluğu

epitop : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + topos (yer, bölge, konum, mevki) * bir antijenin, antikorlar veya T hücre reseptörleri tarafından tanınan özel bölgesi

epizookori : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + zoon (canlı, hayvan) + khorein (akmak, gitmek, taşınmak, yayılmak) + eia (isim yapım ve durum eki) * bitki tohumlarının veya meyvelerinin, hayvanların dış yüzeyine (kıl, tüy, deri vb.) tutunarak bir yerden başka bir yere taşınmasıyla gerçekleşen yayılma biçimi

epizot : gre. * epeisodios (içeri girip yanına gelme) (epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + eisodos (giriş) (eis (içine) + hodos (yol, geçit, izlenen yol, yön) ) * bir sıranın parçası olarak meydana gelen bir olay veya olaylar grubu; tek başına ele alınan bir olay veya dönem; dizileştirilmiş bir hikayenin veya radyo veya televizyon programının bölündüğü ayrı bölümlerin her biri

epizyo : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + ison, sion, zyo, zone (kuşak, kemer, şerit, bant, halka, sargı veya yeryüzünün beş kuşağından her biri, kısım, parça, bölge, alan) * vulvayı, yani dış genital yapılar bütününü (labia majora, labia minora, klitoris, vestibül gibi yapıları) kapsayan, kadınların dış genital organlar bütünü

epizyorafi : gre. * episiorrhaphia (epision (kasık bölgesi, pubik bölge) + rhapheia (dikiş, dikme, birleştirme, sütür) (rhaphein (dikmek, dikiş atmak, birleştirmek) + eia (isim yapım eki) ) * vajina çevresinde yırtık oluşumunu engellemek için yapılan doğum kesisi uygulaması, vulvanın dikilmesi

epizyotomi : gre. * epision (kasık bölgesi, pubik bölge) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * doğum esnasında vajinal açıklığı büyütmek amacıyla vajina ile anüs arasındaki bölgede küçük bir kesiğin yapıldığı cerrahi bir işlem; perine ve arka vajinal duvarın cerrahi insizyonu

eplerenon : lat. * epl (epoksit ve epimer yapı eki) + er (steroid eki) + ene (çift bağ içeren doymamış hidrokarbon molekülü eki) + one (oksijenli bileşik, keton grubu (C=O) ) * yüksek aldosteron nedeniyle dirençli hipertansiyonu olan kişiler için kronik kalp yetmezliği ve yüksek tansiyonu tedavi etmek için kullanılan, aldosteron reseptör antagonisti tipinde potasyum tutucu diüretik (C24H30O6)

epok : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + ekho, khe (tutmak, durmak, beklemek, askıya almak) * belirli bir zaman dilimi veya dönüm noktası, dönem, devre, devir, periyod, çağ

epoksi : gre. * epi (üst, üstünde, üzerinde, tepede, yukarıda) + oxys (keskin; ojsijen) * kimya ve endüstride dayanıklı yapıştırıcıları, kaplamaları, reçineleri ve kompozit malzemeleri tanımlayan terim

epoksi : gre. * epi, epo (üst, üstinde, üzerinde, sonra) + oxys (keskin, sivri, ekşi, asidik, oksijenli) * sıvı bir reçine ile sertleştirici bir bileşenin karıştırılmasıyla oluşan, kürlendiğinde (donduğunda) katılaşan ve bir daha eski haline dönmeyen, yüksek yapışma gücü, suya, kimyasallara ve darbelere karşı üstün direnci olan iki bileşenli termoset bir polimer malzeme

eponim : gre. * epi, epo (üst, üstinde, üzerinde, sonra) + onyma (isim, ad) * gerçek veya hayali bir kimsenin isminin bir yere, ulusa veya bir şeye verilmesi

epontol : gre. * epi, epo (üst, üstinde, üzerinde, sonra) + einein (olmak, var olmak), on (olan, var olan), ontos (varlık, canlı, mevcudiyet) + ole (çift bağ eki) * başlangıcı barbituratlara tabi olmayan narkoz, propaninid

epope : gre. * epopoia (epos (kelime, sözcük, söz, kelam, anlatı, destan, şarkı) + poiein (yapmak, etmek, eylemek, işlemek), poieia (yapış, yapma, etme, edim, eyleme) ) * kahramanlık öyküsü veya şarkısı, destan

epoprostenol : gre. * epi, epo (epoksit eki) + prost (prostaglandin eki) + enol (çift bağ ve hidroksil grubu (-OH) eki) * kanı kalbin sağ tarafından (ventrikül) akciğerlere taşıyan ana atardamarda oluşan yüksek kan basıncı olan pulmoner arteriyel hipertansiyonu (PAH), skleroderma, lupus, konjenital kalp hastalığı, diyet hapı ilişkili ve uyarıcı ilişkili pulmoner hipertansiyon (PH) tedavisinde kullanılan, vücutta doğal olarak bulunan ve kan damarlarını genişletme etkisi olan prostasiklininin sentetik bir analoğu (C20H32O)

eprimek : tür. * opra (yıpranmak, aşınmak) + mak, mek (fiil mastar eki) * yıpranmak, aşınmak

eprosartan : gre. * epro (ön ek) + sartan (anjiyotensin II reseptör blokeri eki) * yüksek tansiyon tedavisinde kullanılan bir anjiyotensin II reseptör antagonisti (C23H24N2O4S)

epruinöz : lat. * e (yokluk, eksiklik, zıtlık, olumsuzluk eki) + pruina (kırağı, ince mumsu tabaka) + -osus (ile ilgili, -a ait, çokluk, bolluk eki) (lat.) * yüzeyinde kırağı görünümünde ince mumsu, pudramsı veya puslu bir örtü bulunmayan, pruinöz olmayan

epsilon : gre. * psilos (çıplak, yalın), epsilon (basit, kolay) * unan alfabesinin beşinci harfi, έ

epstein-barr virüsü : ing. * epstein (İngiliz virolog Michael Epstein'ın soyadından) + barr (İskoçyalı virolog Yvonne Barr'ın soyadından) (ing.) + virus (virüs, zehir, toksin, zararlı sıvı, bulaşıcı etken) (lat.) + ü (iyelik eki) (tür.) * ateş, boğaz ağrısı, yaygın lenfadenitle seyreden enfeksiyöz mononükleoz hastalığına neden olan, Herpesviridae ailesine ait İnsan Herpesvirüsü tip 4

eptesicidae : gre., lat. * eptesicus (yarasa cins adı) (epten (uçmak) + oikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Vespertilionidae (akşam yarasasıgiller) familyasına ait olan, geniş kanatlı yarasaları ve Eptesicus türlerini kapsayan yarasa familyası

eptesicinae : gre., lat. * eptesicus (yarasa cins adı) (epten (uçmak) + oikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki) (lat.) * Vespertilionidae (akşam yarasasıgiller) familyasına ait olan, geniş kanatlı yarasaları ve Eptesicus türlerini kapsayan yarasa alt familyası

eptesicus : gre. * epten (uçmak) + oikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * düz burunlu yarasalar familyasına (Vespertilionidae) bağlı, dünyanın birçok bölgesinde yayılış gösteren, çoğunlukla böceklerle beslenen yarasaları kapsayan cins

eptifibatid : gre. * epti (sentetik siklik heptapeptid eki) + fiba (fibrinojen eki) + tid (proteinsel yapı eki) * güneydoğu cüce çıngıraklı yılanın zehirinde bulunan bir parçalayıcı proteinden türetilen, Arginin-glisin-aspartat-mimetikleri sınıfına ait olan, glikoprotein IIb/IIIa inhibitör sınıfının bir antiplatelet, antitrombosit (kan pıhtılaşmasını önleyici) ilacı olan ve akut koroner sendrom (kalp krizi veya angina vb.) durumlarında kullanılan siklik bir heptapeptid (C35H49N11O9S2)

eq : lat. * emotionalis quotient (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + movere (hareket etmek, devinmek, kımıldamak, kıpırdamak), motio (hareket) + quot (kaç tane, ne kadar) + ens, ent (sefer, kere) * duygusallık katsayısı, duygusallık miktarı

equidae : lat. * equus (at) + idae (-giller, hayvan familyası eki) * at, eşek, zebra ve bunların soyu tükenmiş akrabalarını kapsayan, tek toynaklı memelilerden oluşan familya

equinae : lat. * equus (at) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki) * Equidae familyasına bağlı, Equus cinsini ve yakın akrabalarını kapsayan alt familya

equisetaceae : lat. * equus (at) + saeta (kıl, sert kıl, yele) + aceae (-giller, bitki familyası eki) * Equisetum cinsini kapsayan, eklemli ve içi boş gövdeleriyle tanınan, sporla çoğalan damarlı bitkilerden oluşan atkuyruğugiller familyası

equisetum : lat. * equus (at) + saeta (kıl, sert kıl, yele) + um (isim yapım eki) * at kuyruğunu andıran eklemli gövdeleriyle ayırt edilen, Equisetaceae familyasından bir bitki cinsi

equitant : lat. * equitare (ata binmek, binici gibi oturmak) (equus (at) + itare (fiil mastar eki) ) + ens, ent (-cı, yapan, eden eki) * birbirini tabandan sıkıca saracak biçimde üst üste binen ve her yaprağın bir öncekini kısmen örttüğü yaprak dizilişini ifade eden botanik terim; binici biçiminde üst üste geçmiş olan

equus : lat. * equus (at) * binek hayvanı olarak kullanılan, arabaya, çifte koşulan, gücünden yararlanılan toynaklı memeli hayvan

Er : lat. * erbium (Ytterby (İsveç'te nadir toprak elementlerinin keşfiyle bilinen yerleşim yeri) + ium (kimyasal element eki) ) * atom numarası 68 olan, lantanitler serisinde bulunan, gümüş beyazı renkli, yumuşak ve sünek olan, optik fiber yükselteçlerinde, lazerlerde, nükleer teknolojilerde ve metal alaşımlarında kullanılan nadir bir toprak elementi

er : tür., far. * er (olgunlaşmak, yetişmek, olmak) * erkek; orduda rütbesiz asker; yapan eden anlamı veren son ek (doer, maker (yapan) (ing.), herr (bay), er (o, üçüncü tekil şahıs) (alm.) )

eradikasyon : lat. * eradicare (köksüz kılmak, kökünü yoketmek) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + radicare (kökleşmek) (radix, radic (kök) + are (fiil mastar eki) ) + tio (isim yapım eki) * kökünü kurutma, kökünden halletme, kökünden sökme; hastalığın etkeni ile birlikte tamamen yok edilmesi

eradike : lat., fra. * eradicatus (eradicare (köksüz kılmak, kökünü yoketmek) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + radicare (kökleşmek) (radix, radic (kök) + are (fiil mastar eki) ) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (lat.); éradiqué (fra.) * kökü kurutulmuş, kökünden halledilmiş, kökünden sökülmüş; hastalığın etkeni ile birlikte tamamen yok edilmiş olması

eradin : ara. * ard, erd (yer, arz, dünya) * yerler, arzlar, dünyalar

eragrostis : gre. * eros (sevgi) + agrostis (çayır otu) * ince ve zarif başaklarıyla bilinen, Poaceae familyasından bir bitki cinsi

eraik : ara. * ravaka (dayamak, desteklemek, yaslanmak), erike (koltuk, taht) * oturulacak yerler, koltuklar, tahtlar

eramil : ara. * ermele (kocası ölmüş veya boşanmış kadın) * kocaları ölmüş veya boşanmış kadınlar (Osmanlıca)

erasmus : gre. * erotao, erotein (soru sormak, sorgulamak, sual etmek); eran, erein (sevmek), erasmos, erasmios (sevecen, hoş, sevilen, sevgili), Eros (aşk tanrısı) * kilisedeki maddi ve manevi yapının bozulduğunu duyurmaya çalışan Kuzey Avrupa Rönesansı döneminin Flemenk katolik Augustinian rahibinin ismi; yükseköğretim kurumlarının birbirleri ile işbirliği yapmalarını teşvik etmeye yönelik bir Avrupa Birliği programı (European Region Action Scheme for the Mobility of University Students kelime grubunun akronimi)

eraş : lat. * rhesus (makak maymunu) * kandaki antikorlara bakılarak, kanın özelliğini belirtmek için oluşturulmuş sınıflandırma sistemi (RH) (makak maymunun kırmızı kan hücrelerinin yüzeyinde bulunan ve insanınkine benzeyen protein

erat : tür., ara. * er (asker) (tür.) + at (çoğul eki) (ara.) * erden başgedikliye (başçavuş) değin askerlere verilen genel isim; erler

eray : tür. * er (asker, erkek) + ay (dünyanın uydusu) * ay gibi parlak, yiğit kimse, kahraman ve aydın kişi; erkek ismi

erazil : ara. * rezil (çok utandırıcı durumda olan, yüz kızartıcı, perişan halde) * reziller, namussuzlar, yüzsüzler

erbaa : ara. * erbaa (dört) * dört; Tokat’ın bir ilçesi (Erek, Karayaka, Sonusa (Uluköy) ve Taşabat (Taşova) nahiyelerinin hepsine birden Nevahi-i Erbaa yani "dört nahiye" denmesinden)

erbab : ara. * rabba (yetiştirmek, büyütmek, eğitmek, öğretmek, terbiye etmek), rabb (terbiye eden, yetiştiren, terbiyeci, eğitmen, öğretmen, yöneten; ilah, tanrı) * rabler, yetiştiriciler, öğretmenler; bir işten çok iyi anlayan kimseler, ehil kişiler, uzmanlar, bir işi iyi bilen, bir işin uzmanı, ustası olan kimseler

erbain : ara. * erba (dört) + in (on katı anlamı veren ek) * kırk, 40; yılın 22 Aralık'ta başlayan en soğuk kırk günü

erbane : ara. * arab (Arap) + ane (-e özgü, ile ilgili, gibi) * Arap'a özgü; Kürt, Zaza ve Mezopotamya kültürlerinde kullanılan, çerçeve yapısına sahip, ahşap çember üzerine keçi veya koyun derisi gerilerek yapılan, temel vuruşu düm-tek-ka notaları olan geleneksel bir vurmalı çalgı

erbap : ara. * rabba (yetiştirmek, büyütmek, eğitmek, öğretmek, terbiye etmek), rabb (terbiye eden, yetiştiren, terbiyeci, eğitmen, öğretmen, yöneten; ilah, tanrı) * rabler, yetiştiriciler, öğretmenler; bir işten çok iyi anlayan kimseler, ehil kişiler, uzmanlar, bir işi iyi bilen, bir işin uzmanı, ustası olan kimseler

erbaş : tür. * er (asker) + baş (tepe, ilk, reis) * orduda onbaşı ve çavuş rütbesindeki asker

erbezi : tür. * er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker; olgunlaşmak, yetişmek) + bazz (bez), beze (doku veya hücre kümesi, dokusal yumru) + i (iyelik eki) * penisin altında bulunan, iki küçük oval top şeklinde olan ve sperm üretme işlevi bulunan organ; testis

erbin : isv., lat. * erbium (periyodik tablonun 6. periyodunun lantanitler grubunda yer alan, atom numarası 68 olan, lantanit serisinden yumuşak gümüşi beyaz bir metal olan 12. element) (ytter (dış, dışsal, harici) + by (köy) (isv.) + ium (yer ve durum eki) (lat.) ) + ine (kimyasal bileşik eki) * ERBB2IP geni ile kodlanmış olan, etkileşime giren, yaygın olarak eksprese edilen ve çeşitli hücre içi sinyal yollarının inhibisyonuna katılan protein; Erbiyum oksit (Er2O3) veya erbiyum hidroksit (Er(OH)2)

erbiyum : isv. * ytter (dış, dışsal, harici) + by (köy) (isv.) + ium (yer ve durum eki) (lat.) * erbium; periyodik tablonun 6. periyodunun lantanitler grubunda yer alan, atom numarası 68 olan, lantanit serisinden yumuşak gümüşi beyaz bir metal olan 12. element

erca : ara. * raca'a (umut etmek, unutlanmak, ümit etmek, ümitlenmek, beklemek), rica (umut, ümit, beklenti, talep, istek) * çok rica edilen, pek fazla taleb edilen, çok istenilen

erca : ara. * reca (kenar, yan, taraf, yön, cihet) * kenarlar, taraflar, yönler, cihetler

ercan : tür. * er (asker, erkek) + can (dirim, hayat, yaşam, hayat cevheri, ruh, gen) * kahraman ruhlu, yaşam dolu erkek, sevgi dolu yiğit; erkek ismi

erciş : ara., far. * ardeşir, erdeşir (yeryüzü aslanı) (erd, ard (yer, toprak, yeryüzü) (ara.) + şir (aslan) (far.) ) * Van’ın bir ilçesi; bölgenin kurucusu Sasani İran Hükümdarı olan Erdeşir’in isminden

erciyes : gre. * argaios (gümüş para) * Kayseri'nin 25 km güneybatısındaki Sultansazlığı ovaların'ın yanından yükselen büyük kütleli bir stratovolkanik dağ; gümüş para

erd : ara. * arada (sunmak, bildirmek, arzetmek; karşıya çıkmak, görünmek, ortaya koymak, yönelmek, karşı koymak, karşısına çıkarmak, sunmak), erd, ard, arz (yer, yerküre, dünya, toprak) * yer, yerküre, arz, dünya, toprak

erdafitinib : gre. * erdafi (ön ek) + tinib (tyrosine kinase (tirozin kinaz) inhibitörü) (tyrosine (aminoasit) (turos, tyros (peynir) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + kinesis, kinase (kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak) + asis (son ek) ) (gre.) + inhibitor (engelleyici, önleyici, mani olan) (lat.) ) * anormal FGFR3'ün kanser hücrelerinin yüzeyindeki aktivitesini bloke ederek, proteinin işlevini durdurarak ve böylece kanserin büyümesini ve yayılmasını yavaşlatan, ürotelyal kanser hücrelerinde değişmiş fibroblast büyüme faktörü reseptörlerine (FGFR) yönelik kullanılan bir FGFR tirozin kinaz inhibitörü (C25H30N6O2)

erdal : tür. * er (asker, er; kahraman, yiğit, cesur) + dal (ağacın gövdesindeki uzantılardan her biri; soy, nesil, filiz (mecazi) ) * kahraman soylu, yiğit soylu; erkek ismi

erdek : luv., gre. * artake, artaki (Argonotlar zamanında bölgede hüküm sürmüş yerel bir kraldan veya yakınlardaki Artake Dağı'ndan) * Balıkesir iline bağlı, Marmara Denizi kıyısında yer alan ve Antik Dönem'deki Artake (Αρτάκη) yerleşiminden ismini alan, zeytinciliği ve köklü turizm geçmişiyle bilinen tarihi bir liman kenti ve ilçe; eski ismi Artake, Artaki

erdem : tür., far. * er (yetişmek, varmak, ulaşmak) + tem (isim yapım eki) (tür.); dem (nefes, soluk; an, zaman) (far.) * bilgi, bilgelik, yetenek, akıl, hüner, değer, nitelik, sanat, ilim; yiğitlik, şan

erdemli : tür., far. * er (yetişmek, varmak, ulaşmak) + tem (isim yapım eki) (tür.); dem (nefes, soluk; an, zaman) (far.) + li (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (tür.) * ahlaki açıdan iyi, doğru ve yüce niteliklere (fazilete) sahip olan, davranışlarında dürüstlük, adalet ve bilgelik gibi toplumsal ve insani değerleri rehber edinen erdem sahibi; Mersin’in bir ilçesi

erden : tür. * er (asker, er; kahraman, yiğit, cesur) + den (köken/kaynak belirteci) * erdemli, doğuştan temiz, iyi ahlaklı; henüz hiç cinsel ilişkide bulunmamış (dişi insan), bakire, kız; kadın ve erkek ismi

erdinç : tür. * er (asker, er; kahraman, yiğit, cesur) + dinç (güçlü, sağlam, zinde, enerjik) * erkek ismi

erdişi : tür. * er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker; olgunlaşmak, yetişmek) + dişi (kadın) (diş (çıkıntı; ağızda yer alan ve çiğnemeye, ısırmaya, kesmeye yarayan kemiksi çıkıntı) + i (-en, -mış olan) ) * hem erkek hem kadın üreme organına sahip olan, hermafrodit

erdostein : gre. * erdo (ön ek) + steine (sülfür içeren yapı eki) * bronşit, KOAH ve benzeri solunum yolu hastalıklarında kullanılan, Solunum yollarındaki mukusu incelterek atılmasını kolaylaştıran mukolitik aktiviteye sahip bir molekül (C8H11NO4S2)

erebidae : gre., lat. * erebos (karanlık, kasvet, melankoli, yeraltı karanlığı; Yunan mitolojisinde karanlığın tanrısı) (gre.) + -idae (hayvan familyası eki) (lat.) * çoğunluğu gece etkin olan, çok sayıda güve türünü kapsayan Lepidoptera takımına bağlı büyük bir kelebek familyası

erebiinae : gre., lat. * erebos (karanlık, kasvet, melankoli, yeraltı karanlığı; Yunan mitolojisinde karanlığın tanrısı) (gre.) + -inae (-giller, hayvan alt familyası eki) (lat.) * çoğunlukla serin ve dağlık bölgelerde yaşayan, kahverengi ve göz benekli kanat desenleriyle tanınan kelebekleri kapsayan Nymphalidae familyasına bağlı alt familya

erebos : gre. * erebos (karanlık, kasvet, melankoli, yeraltı karanlığı; Yunan mitolojisinde karanlığın tanrısı) * Yunan mitolojisinde karanlık ve geceyi temsil eden bir tanrı

erebus : gre. * erebos (karanlık, kasvet, melankoli, yeraltı karanlığı; Yunan mitolojisinde karanlığın tanrısı) * Yunan mitolojisinde karanlığın kişiselleştirilmiş hali olan tanrı

ereğli : gre. * herakles (erate, hera (mevsim; sevgili, sevilen) + kleos (şan, görkem, ihtişam) * Konya'nın bir ilçesi; Bizans İmparatoru Herakliyus’un ve Yunan mitolojisinde yarı tanrılaşmış bir karakter olan Herakles'ten; Zonguldak’ın bir ilçesi

erek : tür. * er (yetişmek, varmak, ulaşmak) + ek (isim yapım eki) * hedef, amaç, gaye, gerçekleştirilmek üzere tasarlanan, ulaşmak için çaba saredilen şey

ereksiyon : lat. * erigere (kurmak, dikleştirmek, doğrultmak, düzeltmek) (ex (dış, dışarı, yukarı) + regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek, gütmek, hükmetmek), rectus (dikilmiş, dik, kalkmış, yükselmiş, doğrultulmuş, yönlendirilmiş) ) + tio (isim yapım eki) (lat.); érection (fra.) * dik olma, doğrulma hali, kalkmış, yükselmiş olma; erkek cinsel organının seksüel uyarıya bağlı olarak yumuşak, büzüşük halden sert ve dik hale geçmesi

erektil : lat. * erigere (kurmak, dikleştirmek, doğrultmak, düzeltmek) (ex (dış, dışarı, yukarı) + regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek, gütmek, hükmetmek), rectus (dikilmiş, dik, kalkmış, yükselmiş, doğrulmuş, güdülmüş) ) + ile (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * ereksiyon ile ilgili, dikleşme ile ilgili

erektör : lat. * erigere (kurmak, dikleştirmek, doğrultmak, düzeltmek) (ex (dış, dışarı, yukarı) + regere (doğrultmak, yönlendirmek, yönetmek, rehberlik etmek, gütmek, hükmetmek), rectus (dikilmiş, dik, kalkmış, yükselmiş, doğrulmuş, güdülmüş) ) + or (-cı, yapan, eden eki) * ereksiyona geçiren, dikleştiren

erem : tür. * er (asker; kahraman, yiğit, cesur) + em (birinci tekil şahıs iyelik eki) * erim, yiğidim; erkek ismi

eremurus : gre. * eremos (çöl) + oura (kuyruk) * uzun ve kuyruk benzeri çiçek salkımlarıyla tanınan, Asphodelaceae familyasından bir bitki cinsi

eren : tür. * er (asker; kahraman, yiğit, cesur) + en (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yiğit, cesur, kahraman; olgunlaşmış kişi, ermiş; manevi olgunluğa erişen kimse

erendiz : tür. * eren (yiğit, cesur, kahraman) + diz (düzen, dizilme, sıralama) * Güneş’e olan yakınlığı bakımından beşinci sırada bulunan, dokuz uydulu ve en büyük gezegen, Jupiter, Müşteri

erenler : tür. * er (yetişmek, varmak, ulaşmak) + en (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ler (çoğul eki) * olgunlaşmış kişilee, ermişler; manevi olgunluğa erişen kimseler; Sakarya'nın bir ilçesi

eresidae : gre., lat. * eresos (Ege Denizi'ndeki Midilli (Lesbos) Adası'nda bulunan antik bir yerleşim) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * parlak renkli, özellikle erkekleri kırmızı karın desenleriyle tanınan, ağ örücü örümceklerden oluşan familya

eresinae : gre., lat. * eresos (Ege Denizi'ndeki Midilli (Lesbos) Adası'nda bulunan antik bir yerleşim) (gre.) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki) (lat.) * Eresidae familyası içinde yer alan, Eresus ve yakın akraba cinsleri kapsayan örümcek alt familyası

eresus : gre. * eresos (Ege Denizi'ndeki Midilli (Lesbos) Adası'nda bulunan antik bir yerleşim) * mitolojiye göre adanın ilk kralı ve yerleşmecisi olan Makaras'ın (Macareus) oğlu Eressos'un isminden alan yerleşim bölgesi

erez : tür. * er (yetişmek, varmak, ulaşmak) + ez (ile ilgili olan) * buğday ve arpa tarlalarında ekinle birlikte yetişen, buğdayla birlikte yenilirse baş dönmesi yapan bir ot

erfelek : tür., ara. * er (yetişmek, ulaşmak) + felek (çark, çember, daire, döngü) * Sinop'un bir ilçesi

erg : gre. * ergon (iş, çalışma) * fizikte bir din (II) şiddetindeki bir gücün etkilediği cisme kendi yönünde saniyede bir santimetre yol aldırmasıyla gerçekleşen işe eşit olan iş birimi

ergani : gre. * argilos (maden karışımı toprak veya beyaz toprak, kil) * Diyarbakır’ın bir ilçesi (argil, argile (kil) (ing., fra.) )

erganun : far., gre. * erganun (far.), organon (alet, cihaz, enstrüman, mekanizma, organ) (gre.) * tuşlarla çalınan, hava basıncıyla ses üreten bir müzik aleti, org

ergeç : tür. * er (yetişmek, varmak, ulaşmak, gelmek; erken, zaman olarak beklenenden önce) + geç (ileriye gitmek, bir şeyi aşıp gitmek; zaman olarak beklenenden sonra) * erken veya geç, önce veya sonra

ergen : tür. * er (yetişmek, varmak, ulaşmak, gelmek) + gen (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * çocuk iken fiziksel büyümenin ve psikolojik değişikliklerin meydana geldiği ve cinsel olgunluğa ulaşılan birkaç yıllık dönem

ergene : tür. * erge (kapı, eşik, geçiş, basamak; dolap, sandık) + ne (isim yapım eki) * Tekirdağ’ın bir ilçesi

ergenekon : tür., moğ. * ergene (geçit; kayalık, ormanlık) + kon (yer, konum, konak, konuşlanılan, birlikte olan; dağ) * geçit yeri; Türk mitolojisinde, Türk halklarının yeniden doğuşunu ve bağımsızlık mücadelesini simgeleyen çelikten bir dağ içindeki yer, geçit

ergenlik : tür. * ergen (çocuk iken fiziksel büyümenin ve psikolojik değişikliklerin meydana geldiği ve cinsel olgunluğa ulaşılan birkaç yıllık dönem) (er (yetişmek, varmak, ulaşmak, gelmek) + gen (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + lik (ile ilgili olma) * ergen olma durumu

ergimek : tür. * er (eritmek, çözmek; sıvı hale getirmek) + gü (isim yapım eki) + mek (fiil mastar eki) * katı bir cisim, sıcaklık artırılmak yoluyla, ısının etkisiyle katı durumdan sıvı duruma geçmek

ergin : tür. * er (yetişmek, varmak, ulaşmak, gelmek) + gin (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * gelişimini tamamlamış, olgunlaşmış, yetişmiş, olmuş

ergitmek : tür. * er (eritmek, çözmek; sıvı hale getirmek) + gü (isim yapım eki) + t (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * metali ısıtarak katı halden sıvı hale getirmek

ergiyik : tür. * er (eritmek, çözmek; sıvı hale getirmek) + gü (isim yapım eki) + yik (sıfat yapım eki) * ısı etkisiyle katı halden sıvı hale geçmiş veya erimiş olan madde veya malzeme

ergokalsiferol : fra., lat. * ergot (çavdar mahmuzu mantarı) (fra.) + calciferol (calx, calc (kireç) + ferre (getirmek, taşımak, götürmek, yüklenmek) +ol (hidroksil, alkol grubu OH) (lat.) * ergosterolden elde edilen, kalsiyum ve fosfor metabolizmasını düzenleyen, gıdalarda veya takviyelerde bulunan ve D2 vitamini olarak da bilinen bir D vitamini türü (C28H44O)

ergonomi : gre. * ergon (iş, çalışma) + nemoein, nemein (ayarlamak, düzenlemek, dağıtmak, paylaştırmak, yönetmek), nomia (yönetim, idare, düzenleme, yasama, ayarlama, düzenleme, sıralama, dizme) (nomos (kural, kanun, yasa, düzenleme, ayarlama) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * insanların alet, makine ve sistemleri verimli, güvenli, konforlu ve etkili şekilde kullanmalarını sağlamaya yönelik çalışmaların yapıldığı bilim dalı, işbilim

ergonomik : gre. * ergon (iş, çalışma) + nomia (nomos (kural, kanun, yasa, düzenleme, ayarlama) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * işbilimle ilgili, işbilimsel, ergonomi ile ilgili

ergonovin : lat. * ergotum (çivili, kısmi tırnak, horoz mahmuzu; çavdar; çavdar mantarı; çavdarda ve diğer otlarda büyüyen Claviceps cinsi parazitik mantarın oluşturduğu mahmuz biçimli yapı) + novus (yeni) + ine (kimyasal madde eki) * ergot alkaloitleri grubundan, özellikle doğum sonrası kanamayı azaltmak amacıyla rahimdeki düz kasların kasılmasını artırıcı etkisi nedeniyle kullanılan ilacın etkin maddesi (C19H23N3O2)

ergosfer : gre. * ergon (iş, çalışma) + sphaira (top, küre, yuvarlaklık) * dönen bir kara deliğin çevresinde bulunan, uzay-zamanın kara deliğin dönüşüyle birlikte sürüklendiği ve içinde duran bir gözlemcinin, kara deliğin dönme etkisi nedeniyle, sabit kalamayacağı bölge

ergosterol : lat., gre. * ergotum (çivili, kısmi tırnak, horoz mahmuzu; çavdar; çavdar mantarı; çavdarda ve diğer otlarda büyüyen Claviceps cinsi parazitik mantarın oluşturduğu mahmuz biçimli yapı) + sterol (steroid eki) (stereos (katı, sert, sağlam, üç boyutlu, hacimli) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) + ole (çift bağ eki) ) * mantarların ve protozoaların hücre zarlarında bulunan ve kolesterolün hayvan hücrelerinde hizmet ettiği işlevlerin çoğuna hizmet eden bir mikosterol (C28H44O)

ergot : lat., fra. * ergotum (çivili, kısmi tırnak, horoz mahmuzu; çavdar; çavdar mantarı; çavdarda ve diğer otlarda büyüyen Claviceps cinsi parazitik mantarın oluşturduğu mahmuz biçimli yapı) * çivili, kısmi tırnak; çavdar; çavdar mantarı; buğdayda, kırmızı çavdarda oluşan parazitik mantar

ergotamin : lat. * ergot (buğdayda, kırmızı çavdarda oluşan parazitik mantar) + amine (amonyak türevli bir azot içeren grup (-NH2) eki) * migren, migren varyantları veya histaminik sefalalji dahil olmak üzere vasküler baş ağrılarını tedavi etmek veya önlemek için kullanılan, ergot alkaloit ailesinin bir parçası olan bir ergopeptin (C33H35N5O5)

ergoterapi : gre. * ergon (iş, çalışma) + therapeia (hizmet etme, ilgilenme, iyileştirme, tedavi etme, eğitme, öğretme, iyileştirme, öğretiyle islah etme; bakım, hizmet, tedavi) (therapuein (hizmet etmek, ilgilenmek, iyileştirmek, tedavi etmek, yönetmek, tıbbi tedavi etmek), the (ön ek) + rapein (eğitmek, öğretmek) ) + eia (isim yapım eki) ) * doğuştan gelen veya sonradan gelişen fiziksel, psikolojik, bilişsel hastalığa sahip olan kişiler ile sağlıklı bireylerin daha kaliteli bir hayat sürmelerine ve yaşam kalitelerini artırmalarına yardımcı olan birey merkezli bir sağlık alanı, iş terapisi (terbiye (eğitim) (ara.) )

ergun : moğ. * ari (saf, temiz, berrak) + gun (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * saflaşmış, temizlenmiş, arınmış

erguvan : aka., far. * argamannu, argavan (mor) (aka., far.) * baklagiller (Fabaceae, Leguminosae) familyasından, Akdeniz ikliminde, kurak yamaçlarda yetişen, kızılımsı mor çiçekler açan bir ağaç, kızılımsı mor renk

ergüder : tür. * er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker; olgunlaşmak, yetişmek) + güd, güt (idare etmek, yönlendirmek, sevk etmek) + er (yapan, eden eki) * yiğit, lider, cesur, kahraman (guide (rehber, yönlendirici, lider) (ing., fra.), huda (yönlendirme) (ara.) )

ergül : tür., far. * er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker; olgunlaşmak, yetişmek) + gul (Rosaceae (gülgiller) familyasından bir tür kokulu ve kırmızı renkli çiçek) (far.); gül (neşe, sevinç, hoşnutluk ifade den mimik eylemi olan “gülmek” fiilinin emir kipi) (tür.) * güçlü, cesur ve güzel, cesur ve zarif kişi; erkek ismi

ergün : tür. * er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker; olgunlaşmak, yetişmek) + kün, gün (genişlemiş olma, açılmış yayılmış olma; Güneş’in doğuşundan batışına kadar geçen zaman dilimi; 24 saatlik zaman dilimi, gündüz, güneş, aydınlık, ışık) * güçlü ve cesur bir insan, güçlü ve aydınlık bir kişi; erkek ismi

ergürmek : tür. * er (yetişmek, varmak, ulaşmak, gelmek) + gür (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * ulaştırmak, eriştirmek

erhan : tür. * er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker; olgunlaşmak, yetişmek) + han (kağan, hükümdar, sultan, reis, hakim, şah, kral, padişah, egemen) * güçlü ve cesur lider, kahraman hükümdar

eribulin : lat. * eribulin (modern ilaç adı; halichondrin B adlı doğal bileşikten türetilmiş sentetik analog adı) * deniz süngerlerinden elde edilen halichondrin B yapısına dayanan, mikrotübül oluşumunu engelleyerek hücre bölünmesini durduran ve özellikle bazı meme kanseri ile liposarkom türlerinin tedavisinde kullanılan antikanser ilaç etkin maddesi (C40H59NO11)

erica : gre. * ereike (fundalık bitkisi) * asidik topraklarda yetişen çalı formundaki türleri kapsayan, Ericaceae familyasından bir bitki cinsi

ericaceae : gre., lat. * ereike (fundalık bitkisi) (gre.) + aceae (-giller, bitki familyası eki) (lat.) * funda, yaban mersini, orman gülü ve benzeri odunsu bitkileri kapsayan, çoğunlukla asitli ve besince fakir topraklara uyum sağlamış bitki familyası

ericoid : gre. * ereike (fundalık bitkisi) + oeides (gibi, ile ilgili, benzer, şekilli, biçimli) * fundaya benzeyen; özellikle botanikte Ericaceae familyasına özgü, küçük, sert, iğnemsi veya pulsu yapraklı bitki yapısını andıran

erigeron : gre. * eri (erken) + geron (yaşlı) * erken açan ve çabuk tüylüleşen çiçekleriyle bilinen, Asteraceae familyasından bir bitki cinsi

erik : tür. * er (olmak, yetişmek, ulaşmak) + ik (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * gülgillerden olan yapraklanmadan önce ak çiçekler açan bir ağaç ve bu ağacın sert ve tek çekirdekli yemişi

erika : nor. * ei (daima, her zaman) + rika (hükümdar, padişah, lider, reis, kral) * sonsuz kral

erike : ara. * ravaka (dayamak, desteklemek, yaslanmak), erike (koltuk, taht) * oturulacak yer, koltuk, taht; padişahın tahtı

eril : tür. * er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker; olgunlaşmak, yetişmek) + il (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sperm üreten fizyolojik ve biyolojik cinsiyet, erkek cinsinden

erim : tür. * er (yetişmek, varmak, ulaşmak, gelmek) + im (isim yapım eki) * bir şeyin erebileceği, ulaşabileceği uzaklık

erimek : tür. * erü (katı madde sıvılaşmak) + mek (fiil mastar eki) * ısı etkisiyle sıvı duruma geçmek

erinaceidae : gre., lat. * ekhinos (kirpi, dikenli) (gre.); erinaceus (kirpi) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * sırtı dikenli kirpileri ve dikensiz gimnürleri (ay sıçanlarını) kapsayan, Eulipotyphla takımına bağlı memeli familyası, kirpigiller

erinaceinae : gre., lat. * ekhinos (kirpi, dikenli) (gre.); erinaceus (kirpi) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki) (lat.) * gerçek kirpileri (Erinaceus cinsi ve yakın akrabaları) kapsayan, Erinaceidae familyasına bağlı alt familya

erinaceomorpha : gre., lat. * ekhinos (kirpi, dikenli) (gre.); erinaceus (kirpi) (lat.) + morphe (form, şekil, biçim) (gre.) * Eulipotyphla (böcekçiller) takımı altında olan, kirpileri, ay sıçanlarını (gimnürleri) ve yakın akrabalarını kapsayan, Eulipotyphla içinde tarihsel olarak kullanılan bir memeli takımı

erinaceus : gre., lat. * ekhinos (kirpi, dikenli) (gre.); erinaceus (kirpi) (lat.) * gerçek kirpileri kapsayan, Erinaceidae familyasına bağlı memeli cinsi

erincek : tür. * er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker; olgunlaşmak, yetişmek) + in (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + cek (küçültme ve şirinlik eki) * küçük erkek çocuklar için sevgiyle veya şefkatle söylenen kelime

erinç : tür. * er (yetişmek, varmak, ulaşmak, gelmek) + inç (isim yapım eki) * kıvanç, mutluluk

eriobotrya : gre. * erion (yün) + botrys (salkım) * tüylü çiçek salkımları ve yenilebilir meyveleriyle tanınan, Rosaceae familyasından bir bitki cinsi

eriocottidae : gre., lat. * eriocottis (güve cins adı; modern zoolojik cins adı) (erion (yün, yünlü lif) + cottis (ile ilgili,-a ait) ) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Lepidoptera (pul kanatlılar) takımında yer alan, küçük ve ilkel özellikler gösteren güveleri kapsayan familya

eriocottinae : gre., lat. * eriocottis (güve cins adı; modern zoolojik cins adı) (erion (yün, yünlü lif) + cottis (ile ilgili,-a ait) ) + inae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Eriocottidae familyası içinde yer alan, Eriocottis cinsi ve yakın akraba cinsleri kapsayan güve alt familyası

eriocottis : gre. * eriocottis (güve cins adı; modern zoolojik cins adı) (erion (yün, yünlü lif) + cottis (ile ilgili,-a ait) ) * pul kanatlılar (Lepidoptera) takımının Eriocottidae familyasının tip cinsi olan küçük güve cinsi

eriogonum : gre. * erion (yün, yünlü lif) + gony (eklem) * yünlü boğumlara sahip gövdeleriyle ayırt edilen, Polygonaceae familyasından bir bitki cinsi

eris : gre. * eris (çekişme, anlaşmazlık, kavga, düşmanlık) * Yunan mitolojisinde kavga, anlaşmazlık ve çekişme tanrıçası

eristik : gre. * eris (çekişme, anlaşmazlık, kavga, düşmanlık) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * tartışmaya dayalı, anlaşmazlık yaratıcı

erişilebilirlik : tür. * er (yetişmek, varmak, ulaşmak, gelmek) + iş (edilgen fiil eki) + ilebilir (olabilirlik, mümkün olma eki) + lik (isim yapım eki) * ulaşılabilir, elde edilebilir olma durumu, aksesibilite

erişim : tür. * er (yetişmek, varmak, ulaşmak, gelmek) + iş (edilgen fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * varış, elde ediş, ulaşım

erişkin : tür. * er (yetişmek, varmak, ulaşmak, gelmek) + iş (edilgen fiil eki) + kin (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * olgunluğa ulaşmış, gelişimini tamamlamış kimse; yetişkin; vücut gelişimi tamamlanmış olan

erişmek : tür. * er (olmak, bulunmak, ulaşmak, varmak) + iş (edilgen fiil eki) + im (isim yapım eki) * varmak, ulaşmak, yetmek, elde etmek (reach (varmak, erişmek), arrive (varmak, erişmek) (ing.), arriver (varmak, gelmek) (fra.), erreichen (varmak, erişmek) (alm.) )

erişte : far. * riştan (reş (eğirmek, bükmek) + a (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) * ince uzun kesilip kurutulmuş hamur, ev makarnası

eritema : gre. * erythema (kırmızılık, allık, kızarıklık) (erythros (kırmızı, kızıl), erythainein (kırmızılaşmak) + ema (isim yapım eki) ) * kılcal damarlarda konjesyon (kan toplanması) sonucunda derinin kızarması

eritema enfeksiyozum : gre., lat. * erythema (kırmızılık, allık, kızarıklık) (erythros (kırmızı, kızıl), erythainein (kırmızılaşmak) + ema (isim yapım eki) ) (gre.) + infectiosum (in (iç, içine, içinde) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek) + tio (isim yapım eki) + osus, osum (ile ilgili, gibi, -a ait) ) (lat.) * çocuğun yanaklarında parlak kırmızı bir döküntü olarak ortaya çıkan B19 provirüsü kaynaklı enfeksiyon, beşinci hastalık

eritema nodozum : gre., lat. * erythema (kırmızılık, allık, kızarıklık) (erythros (kırmızı, kızıl), erythainein (kırmızılaşmak) + ema (isim yapım eki) ) (gre.) + nodus (düğüm, yumak, yumru, boğum, nod) + osum (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) * kırmızı düğümler, kırmızı nodüller; genellikle bacakların ön yüzünde görülen, ağrılı, kırmızımsı şişliklerle karakterize bir deri hastalığı

eritematoz : gre. * erythema (kırmızılık, allık, kızarıklık) (erythros (kırmızı, kızıl), erythainein (kırmızılaşmak) + ema (isim yapım eki) ) + osis (isim yapım, durum, sorun, hastalık eki) * genişlemiş kılcal damarlarda kan birikmesi nedeniyle ciltte veya mukoza zarlarında kızarıklar ve kızartılı lezyonlar oluşması ile karakteriz otoimmün hastalık

eritematöskuamöz : gre., lat. * erythema (kırmızılık, allık, kızarıklık) (erythros (kırmızı, kızıl), erythainein (kırmızılaşmak) + ema (isim yapım eki) ) (gre.) + squama (pul, kepek) + osus (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) * kızarık (eritemli) ve pullu (skuamöz) cilt lezyonlarıyla ilgili

eritematöz : gre., lat. * erythema (kırmızılık, allık, kızarıklık) (erythros (kırmızı, kızıl), erythainein (kırmızılaşmak) + ema (isim yapım eki) ) (gre.) + osus (ile ilgili, gibi, -a ait) (lat.) * genişlemiş kılcal damarlarda kan birikmesi nedeniyle ciltte veya mukoza zarlarında kızarıklar ve kızartılı lezyonlar oluşması ile karakterize otoimmün hastalık

eritmek : tür. * erü (katı madde sıvılaşmak) + t (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * ısı etkisiyle sıvı duruma geçmek

eritrazma : gre. * erythros (kırmızı, kızıl) + asma (durum, olum, oluşum) * deri florasının normal bir parçası olan Corynebacterium minutissimum bakterisinin neden olduğu kahverengi, pullu deri yamalarına neden olan yüzeysel bir deri enfeksiyonu

eritre : gre. * erithrai, erythros (kırmızı, kızıl) * bugünkü İzmir’in Çeşme ilçesinin 22 km doğusunda Ildır Köyü'nde yer alan 12 antik İyon şehrinden biri; Kızıldeniz’in ve Kızıldeniz’e kıyısı olan Erythra ülkesinin ismi

eritremia : gre. * erithrai, erythros (kırmızı, kızıl) + meia (isim yapım, yer ve durum eki) * kırmızı kan hücrelerinin aşırı üretimi ile karakterize edilen tıbbi durum

eritroblast : gre., alm. * erithrai, erythros (kırmızı, kızıl) (gre.) + blast, blaze (patlatmak; öfkelenmek, köpürmek; ateş, alev, yangın; pırıltı, ışıltı) (alm.) * hemoglobin sentezleyen ve kırmızı kan hücresi oluşumunun başlangıç aşamasında bir ara madde olan çok renkli çekirdekli kırmızı kemik iliği hücresi

eritroblastosis fetalis : gre., lat. * erythros (kırmızı, kızıl) + blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) + osis (durum, hal, sorun, hastalık, süreç eki) (gre.) + fetus (rahimde gelişmekte olan bebek) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) * anne tarafından üretilen IgG molekülleri plasentadan geçtiğinde, doğumda veya doğum sırasında fetusta gelişen ve yenidoğanın hemolitik hastalığı (HDN, HDFN) olarak da bilinen bir alloimmün durum

eritrofobi : gre. * erithrai, erythros (kırmızı, kızıl) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * yüz kızarmasından duyulan sosyal anksiyete nitelikli korku

eritroksilum koka : gre., keç. * erythros (kırmızı, kızıl) + xylon (ahşap, tahta, ağaç; koru) (gre.) + kuka (koka bitkisi) (keç.) * erythroxylaceae familyasındaki tropik çiçekli bitkilerin bir cinsi

eritromisin : gre., lat. * erythromycine (kırmızı renkli (küf/bakteri) maddeden elde edilen antibiyotik) (erythros (kırmızı, al) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) (gre.) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) ) (lat.) * kırmızı pigment üreten streptomyces’ten elde edilen ve penisilin alerjisi olan bireylerde kullanılan bir makrolit antibiyotiği (C37H67NO13)

eritroplaki : gre. * erythros (kırmızı, kızıl) + plax, plakos (yama, tabaka, plaka, yüzey) * penisin prekanseröz kırmızı lezyonunu tanımlamak için Louis Queyrat tarafından ortaya çıkarılmış olan ve başka bir patoloji ile belirlenmiş bir bağlantısı bulunmayan, mukoza zarındaki eritematöz bir alan

eritroplazi : gre. * erythros (kırmızı, kızıl) + plassein (şekillendirmek, biçimlendirmek, oluşturmak, kalıp dökmek), plasis (şekillenme, şekil verme, biçimlenme, oluşma, büyüme) * özellikle ağız mukozasında görülen, kadifemsi kırmızı plaklar şeklinde ortaya çıkan ve yüksek oranda displazi veya skuamöz hücreli karsinom gelişme riski taşıyan prekanseröz lezyon

eritropoetik : gre. * erythros (kırmızı, kızıl) + poiein (yapmak, üretmek) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * eritrositler (alyuvar) için sitokin görevi gören bir glikoprotein hormon olan eritropoetin ile ilgili

eritropoetin : gre. * erythros (kırmızı, kızıl) + poiein (yapmak, üretmek) + in (proteinli madde) * eritrositler (alyuvar) için sitokin görevi gören bir glikoprotein hormon

eritropoezis : gre. * erythros (kırmızı, kızıl) + poiein (yapmak, üretmek) + isis (isim yapım eki) * kırmızı kan hücresi üretimi

eritrosit : gre. * erythros (kırımızı) + kytos (barındıran, odacık, hücre, oyuk, çukur, boşluk, kap, kanal) * henogramda RBC olarak yer alan, kana kırmızı rengini veren, dokulara oksijen ve karbondioksit taşıyan kırmızı kan hücresi, alyuvar

erivan : ura., far. * erebuni (ele geçirmek, fethetmek) (ura.), revan (giden, akıcı; ruh, can) (far.) * Ermenistan’ın başkenti

eriyik : tür. * erü (katı madde sıvılaşmak) + yik (isim yapım eki) * içinde katı bir madde erimiş bulunan sıvı

erizipel : gre. * erythros (kırımızı) + pellas (cilt, deri, yüzey) * kabarıklık ile karakterize, iyi tanımlanmış, hassas, parlak kırmızı döküntü, tipik olarak yüzde veya bacaklarda, ancak cildin herhangi bir yerinde ortaya çıkabilen, cildin yüzeysel tabakasının nispeten yaygın bir bakteriyel enfeksiyonu

erk : tür. * erk (güç, kuvvet, kudret, iş yapabilme gücü, iktidar, nüfuz) * güç, kuvvet, kudret, iş yapabilme gücü, iktidar, nüfuz (arkhaios (eski, eskiden kalma, kadim, antik) (arkhe (geri, baş, başlangıç, ilk, geçmiş, eski, evvel, önce, kadim, antik; hükümet, hakimiyet, tahakküm, yönetim, otorite) + ios (sıfat yapım eki) ), ergon (iş, kuvvet) (gre.); ergonomics, ergonomie, Ergonomie (işlevsellik, ergonomi) (ing., fra., alm.), erkek (güçlü, kudretli) (tür.) )

erka : ara. * raky (yükselmek, tırmanmak, yukarı çıkmak, merdiven veya basamaklarla çıkmak), raki (yükseltgenmiş, damıtılmış içki), terakki (yükselme, ilerleme) * yükselmiş, yukarı çıkmış

erkan : ara. * rukn (direk, destek, sütun) * direkler, destekler, önemli kişiler; bir topluluğun önde gelenleri, söz sahipleri, büyükler, üstler

erkan : tür. * er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker; olgunlaşmak, yetişmek) + kan (damarlardaki, alyuvar, akyuvar ve plazmadan oluşan, oksijen ve besin taşıyan kırmızı renkli hayat sıvısı; soy, nesil, kök, köken) * soylu erkek, asillerin yiğidi

erkan-ı harbiye-i umumiye : ara. * rukn (direk, destek, sütun), erkan (direkler, destekler, önemli kişiler; bir topluluğun önde gelenleri, söz sahipleri, büyükler, üstler) + ı (tamlama eki) + harb (savaş, çatışma, muharebe) + iye (durum eki) + i (tamalama eki) + amm, umum (genel, herkesi kapsayan, yaygın, herkesle ilgili, herkese ait) + iyet (isim yapım ve durum eki) * Osmanlı Devleti'nde modern anlamda Genelkurmay Başkanlığına karşılık gelen askerî bir kurum

erkan-ı harp : ara. * rukn (direk, destek, sütun), erkan (direkler, destekler, önemli kişiler; bir topluluğun önde gelenleri, söz sahipleri, büyükler, üstler) + ı (tamlama eki) + harb (savaş, çatışma, muharebe) * ordu birliklerinin savaşa hazırlanması ve savaşta yönetilmesine yönelik olarak harp akademilerinde eğitimden geçirilip yetiştirilen subay, kurmay

erke : tür. * erk (güç, kuvvet, kudret, iktidar, irade) + e (durum eki) * güç, kuvvet, kudret, etki

erkeç : tür. * er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker; olgunlaşmak, yetişmek) + keç (keçi) * erkek keçi

erkeçsakalı : tür. * er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker; olgunlaşmak, yetişmek) + keç (keçi) + sakal (yüzün çene ve yanak bölgesinde çıkan kıllar) + ı (iyelik eki) * ladengillerden, nemli yerlerde, çayırlarda yetişen, yaprakları sivrice ve çizgili, mor veya maviye yakın çiçekler açan bir laden türü; gülgillerden, bahçelerde süs bitkisi olarak da yetiştirilen, dalları sert, sağlam ve kırmızımtırak renkte, pembe veya ak çiçekler açan, birçok türü bulunan bir çalı, keçisakalı, çayırmelikesi

erkek : tür. * erk (güç, kuvvet, yetki, otorite, iş yapabilme gücü) + ek (isim yapım eki) * er olan, er sıfatını taşıyan; erkek cinsiyeti; güçlü, kuvvetli, iş yapabilme gücü olan (ergon (iş, kuvvet) (gre.); ergonomics, ergonomie, Ergonomie (işlevsellik, ergonomi) (ing., fra., alm.) )

erkeklik : tür. * erkek (er olan, er sıfatını taşıyan; erkek cinsiyeti; güçlü, kuvvetli, iş yapabilme gücü olan) + lik (durum eki) * erkek olma durumu

erkeksi : tür. * erkek (er olan, er sıfatını taşıyan; erkek cinsiyeti; güçlü, kuvvetli, iş yapabilme gücü olan) + si (sıfat yapım eki; gibi, benzeri eki) * erkek gibi, erkeğe benzer, erkek tavırlı

erken : tür. * er (yetişmek, gelmek, varmak) + ken (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * önce, ilk, beklenen zamandan önce, günün ilk saatlerinde olan (archaic (ilk çağ ile ilgili), archon (ilk olanlar, cinler, önceller) (ing.), archaïque (ilk çağ ile ilgili) (alm.), archaisch (ilk çağ ile ilgili) (alm.) )

erken-tip-yıldız : tür., gre. * erken (bir zaman diliminin başında olan, beklenen zamandan önce olan) (tür.) + tupos, typos (iz, işaret, damga, kalıp, baskı, model, biçim, şekil) (gre.) + yıldız (kendi enerjisini üreten, ışık kaynağı olan ve ışık yayan, kütleçekimiyle bir arada tutulan sıcak gaz ve plazmadan oluşan gök cismi, necm, star) (yal, yul, yıl (ışıldamak, parıldamak, parlamak, ışımak, ışık saçmak, aydınlatmak) + dız (isim yapım eki) ) (tür.) * yüzey sıcaklığı çok yüksek olan ve O, B veya erken A spektral sınıflarında yer alan, tayfsal sınıflandırmada yüksek sıcaklıklı, mavi renkli ve genellikle büyük kütleli sıcak yıldız

erkete : gre. * erxomein, erksomein (gelmek, varmak), erxete, erksete (geliyor) * kumar, hırsızlık, uyuşturucu satışı vb. gibi yasadışı bir iş yapılmakta iken, polisin gelip gelmediğini gözetleyip haber vermekle görevlendirilen kimse, kollayıcı, gözcü; gözcülük eylemi veya gözcülüğün yapıldığı yer

erkil : tür. * erk (güç, kudret, kuvvet, iktidar, iş yapabilme gücü) + il (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * kütle çekimi gibi bir kuvvet alanı içinde bulunan bir kütleyi sonsuzdan, belirli bir noktaya getirebilmek için gerekli işin ölçülen erke değeri

erkilet : tür. * erk (güç, kudret, kuvvet, iktidar, iş yapabilme gücü) + il (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ata (baba, öncel) * özgürlüğünü elde etmiş yiğit kimse; atının alnı beyaz olan yiğit; Kayseri’ye yerleşmiş olan ilk Türk boyunun lideri Erkil Ata'nın isminden

erkin : tür. * erk (güç, kudret, kuvvet, iktidar, iş yapabilme gücü) + in (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * güçlü, yiğit kişi, erkek, kahraman kişi; erkek ismi

erlenmeyer şişesi : alm., far., aram. * erlenmeyer (Alman kimyager Emil Erlenmeyer'in soyadından) (alm.) + şişe, aşişa (cam) (far., aram.) + si (iyelik eki) (tür.) * laboratuarlarda kullanılan, konik şişe veya titrasyon şişesi olarak da bilinen, düz tabanlı, konik gövdeli ve silindirik boyunlu kimyasal analiz şişesi türü

erlik han : tür. * erk (güç, kudret, kuvvet, iktidar, iş yapabilme gücü) + lik (durum eki) + han (hükümdar, padişah, lider, reis, kral) * Türk ve Altay mitolojisinde yeraltı dünyasının hükümdarı lan tanrı

erlotinib : gre. * erlo (ön ek) + tinib (tyrosine kinase (tirozin kinaz) inhibitörü) (tyrosine (aminoasit) (turos, tyros (peynir) + ine (ile ilgili, gibi, -a ait) ) + kinesis, kinase (kinein (hareket ettirmek, devindirmek, kıpırdatmak, kımıldatmak; hareket etmek, devinmek, kıpırdamak, kımıldamak) + asis (son ek) ) (gre.) + inhibitor (engelleyici, önleyici, mani olan) (lat.) ) * küçük hücreli dışı akciğer kanseri ve pankreas kanserini tedavi etmek için kullanılan bir ilacın etken maddesi (C22H23N3O4)

erman : far., tür. * erman (arkadaş, dost, yoldaş) (far.); erman (ermiş kimse) (er (olmak, yetişmek, bulunmak, ulaşmak, varmak) + man (yapan, eden eki, kimse) ) (tür.) * yiğit, güçlü erkek; kuvvetli kişi

ermek : tür. * er (olmak, yetişmek, bulunmak, ulaşmak, erişmek, varmak) + mek (fiil mastar eki) * varmak, yetmek, ulaşmak (arrive, arriver, erreichen (varmak, erişmek) (ing., fra., alm.) )

ermele : ara. * raml, reml (kum; kumla yapılan fal ve kehanet yöntemi, geomansi); ermele (kumla karışmak, toprağa bulanmak; yiyeceği tükenmek) * eşi ölmüş ve eşinin vefatından sonra yoksulluk, kimsesizlik veya çaresizlik içinde kalmış dul kadın; kadınlık çağına gelip de ölüm veya talak (boşanma) ile kocasından ayrılan kadın; çoğulu “eramil”, erkek için olan “ermel”

ermele : tür. * er (ermek, ulaşmak, varmak, erişmek, yetişmek) + mele (isim yapım eki) * alt yaprakların olgunlaşıp sararması, kartlaşması veya işlevini yitirerek kurumaya yüz tutması

ermenek : gre. * germanikopolis (germen (cermen, germen) (germ (tohum, filiz, döl, çekirdek) + anus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) ) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + polis (şehir, il, kent) * Karaman’ın bir ilçesi; eski ismi Bithynia veya Germanikopolis

ermeni : erm. * armen (yüksek kale, güçlü, kuvvetli, kudretli, muktedir) + ian (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * Ermenistan vatandaşı ve demonimi olan kimse

ermenistan : erm., far. * armen (yüksek kale, güçlü, kuvvetli, kudretli, muktedir) (erm.) + istan (durulan yer, bulunulan yer, mekan, ülke) (far.) * Batı Asya'daki Ermeni Yaylaları üzerinde yer alan, batısında Türkiye, kuzeyinde Gürcistan, doğusunda Azerbaycan, güneyinde ise İran ve Azerbaycan'ın bir parçası olan Nahçıvan Özerk bulunan ülke

ermin : lat. * armenius (ermeni, kakım, kakım kürkü) (lat.); hermine (kakım/kakım kürkü) (fra.) * sansargillerden (mustelidae), Avrupa’nın ve Asya’nın kuzeyinde yaşayan, gelincik ve kokarcaya benzeyen, boyu yaklaşık 30 cm. olan, tüyleri yazın esmere çalan kırmızı, kışın beyaz renkli, çok değerli olan postu için avlanan, yırtıcı bir etçil hayvan, kakım, kakum

ermiş : tür. * er (yetişmek, varmak, ulaşmak, erişmek, gelmek) + miş (gecmiş zaman ve sıfat yapım eki) * Allah tarafından, ruhani ve ilmi açıdan belirli bir aşamaya erdirilmiş kimse, eren

erode : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + rodere (dişlemek, yavaşça yemek, kemirmek, aşındırmak), rodatus (dişlenmiş, kemirilmiş, aşınmış) (lat.); érodé (fra.) * yavaşça aşındırılmış, yıpratılmış, kemirilmiş, yok edilmiş

erodium : gre. * erodios (balıkçıl kuşu) * gagayı andıran meyve uzantılarıyla tanınan, Geraniaceae familyasından bir bitki cinsi

eroin : gre. * heroin (heros (cesareti, büyük başarıları, asil ve iyi nitelikleri nedeniyle takdir edilen kişi) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (kullanıcının özgüvenine olan etkileri nedeniyle) * morfinden kimyasal yollarla elde edilen uyuşturucu bir madde (C21H23NO5)

eroinman : gre. * heroin (heros (cesareti, büyük başarıları, asil ve iyi nitelikleri nedeniyle takdir edilen kişi) + ine (organik bileşik/alkaloid türevi eki) (kullanıcının özgüvenine olan etkileri nedeniyle) + man (-cı, yapan, eden eki) * eroin bağımlısı olmuş kimse

erol : tür. * er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker; olgunlaşmak, yetişmek) + ol (olmak fiilinin üçüncü tekil şahıs emir kipi) * güçlü olan, yiğit olan, kahraman olan, erkek

eros : gre. * erasthai, erasthein (arzulamak, istemek, sevmek), eros (cinsel açıdan istek, aşk, arzu, şehvet, çekim gücü) * cinsel içgüdü de içinde olmak üzere cinsel duygu ve isteklerin, cinsel yönsemelerin tümü; Yunan mitolojisinde aşk tanrısının ismi

erotik : gre. * erasthein (istemek, arzulamak, sevmek), eros (cinsel açıdan istek, aşk, arzu, şehvet, çekim gücü) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * cinsel arzu ve heyecan uyandırmaya yönelik veya cinsel istek ile ilgili

erotize : gre., lat. * eros (cinsel açıdan istek, aşk, arzu, şehvet, çekim gücü) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) + izatus (dönüştürülmüş, kılınmış, hale getirilmiş) (izare (dönüştürmek, kılmak, hale getirmek) + tus (geçmiş zaman ve sıfat yapım eki) ) (gre.); érotisé (fra.) * erotik hale getirilmiş, cinsel arzu veya haz ile doldurulmuş, erotik duygularla yüklü kılınmış

erotizm : gre. * eros (cinsel açıdan istek, aşk, arzu, şehvet, çekim gücü) + tikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * cinsel yönden uyarıcı nitelikli olma durumu

erotofobi : gre. * eros (cinsel açıdan istek, aşk, arzu, şehvet, çekim gücü) + phobia (korkma, korkulu olma) (phobos (korku) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * cinsellik korkusu

erotomani : gre. * eros (cinsel açıdan istek, aşk, arzu, şehvet, çekim gücü) + mania (delilik, çılgınlık, aşırı tutkunluk, aşırı heves, aşırılık, coşku) (mainesthein (delirmek, çıldırmak), man (çılgın, taşkın duygulu, aşırı tutkulu, aşırı hevesli) + eia (durum ve isim yapım eki) ) * aşırı cinsel arzu, cinsel takıntı veya aşırı cinsel dürtü ilgili psikolojik durum; başka bir kişinin kendisine aşık olduğuna yönelik yanlış inanca sahip olma durumu

erotomanik : gre. * eros (cinsel açıdan istek, aşk, arzu, şehvet, çekim gücü) + mania (tutku, tutkunluk, çılgınlık, delilik, takıntı, coşku) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * erotomani ile ilgili, erotomani durumu olan

eroziv : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + rodere (dişlemek, yavaşça yemek, kemirmek, aşındırmak) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * aşındırıcı

erozol : gre., lat. * aer, aero (hava) (gre.) + solvere (çözmek, çözündürmek, gevşetmek) (lat.) * bir katının veya bir sıvının gaz ortamı içerisinde dağılması; havada asılı veya dağıtılmış ince sıvı veya katı parçacıklar; partiküllerin gaz ortamında dağılmasıyla oluşan karışım, tıpta sprey veya püskürtme yoluyla verilen ilaç veya kimyasal karışım

erozyo interdijitalis blastomiçetika : lat., gre. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + rodere (dişlemek, yavaşça yemek, kemirmek, aşındırmak) + sio (isim yapım eki) + inter (arası, arasında) + digit (parmak) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.) + blastos (tohum, tomurcuk, filiz, sürgün, germ hücresi, ilk evre hücre, embriyonik hücre) + mykes (fungus, mantar, mikrobiyal organizma) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (gre.) * candida albicans enfeksiyonunun neden olduğu, parmakların arasında ve yanlarına doğru uzanan,oval şekilli, yumuşamış beyaz deri alanıyla karakterize bir cilt hastalığı

erozyon : lat. * erodere (aşındırmak, kemirmek, dişlemek) + sio (isim yapım eki) * toprağın, rüzgar, su veya diğer doğal etkenler tarafından aşınma veya aşınma süreci aşınım, aşınma; fiziksel veya kimyasal etkiyle bir dokunun kademeli olarak tahrip edilmesi

erör : lat. * errare (sapmak, yolu kaybetmek, yanılmak), error (sapma, kaybetme, yanılgı) * hata, yanlış (errer (başıboş dolaşmak, amaçsız gezinmek, kaybolmak, sapmak, yanılmak) (fra.) )

ERP : ing. * enterprise (girişim, işletme) + resource (kaynak) + planning (planlama) kelimelerinin akronimi * kurumsal kaynak planlama, işletmelerde mal ve hizmet üretimi için gereken işgücü, makine, malzeme gibi kaynakların verimli bir şekilde kullanılmasını sağlayan bütünleşik yönetim sistemlerinin genel ismi

erpobdella : gre. * herpein (sürünmek, yayılmak, yavaş ve yerle temas ederek ilerlemek, zemin üzerinde yayılmak), herpes (sürünme, yayılma, deriye doğru ilerleme) + bdella (sülük) * çenesi olmayan, yırtıcı özellik gösteren ve çoğunlukla küçük omurgasızlarla beslenen Erpobdellidae familyasına bağlı sülük cinsi

erpobdellidae : gre., lat. * herpein (sürünmek, yayılmak, yavaş ve yerle temas ederek ilerlemek, zemin üzerinde yayılmak), herpes (sürünme, yayılma, deriye doğru ilerleme) + bdella (sülük) (gre.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * sülükler (Hirudinea) sınıfının hortumsuz sülükler takımı içinde yer alan, kan emmeyen genellikle küçük su omurgasızları ve böcek larvaları ile beslenen bir tatlı su sülüğü familyası

erpobdellinae : gre., lat. * herpein (sürünmek, yayılmak, yavaş ve yerle temas ederek ilerlemek, zemin üzerinde yayılmak), herpes (sürünme, yayılma, deriye doğru ilerleme) + bdella (sülük) (gre.) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki) (lat.) * Erpobdellidae familyası içinde yer alan, Erpobdella cinsi ve yakın akraba yırtıcı sülükleri kapsayan alt familya

ersagun : tür. * er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker; olgunlaşmak, yetişmek) + sag (sağlık, güç, canlılık, dirilik) + un (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * güçlü ve sağlıklı yiğit, kahraman ve güçlü; erkek ismi

ersatz : alm. * ersetzen (yerine koymak, ikame etmek) * yedek, ikame

ersegun : tür. * er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker; olgunlaşmak, yetişmek) + sag (sağlık, güç, canlılık, dirilik) + un (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * güçlü ve sağlıklı yiğit, kahraman ve güçlü; erkek ismi

erselik : tür. * er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker; olgunlaşmak, yetişmek) + aslık, eslik (kısır dişi) * hem erkek hem kadın üreme organına sahip olan, erdişi, hermafrodit

ersemek : tür. * er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker; olgunlaşmak, yetişmek) + se (edilgen fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * büyümek, yükselmek, gelişmek, olgunlaşmak

ersen : tür. * er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker; olgunlaşmak, yetişmek) + sen (ikinci tekil şahıs zamiri) * güçlü ve yiğit olan, kahraman olan

ersin : tür. * er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker; olgunlaşmak, yetişmek) + sin (olsun anlamında dilek kipi) * yiğit olsun, kahraman olsun anlamında dilek bildiren kelime

erşat : tür., far. * er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker; olgunlaşmak, yetişmek) + şad (sevinçli, ferah, memnun, şen, bahtiyar, mesrur) * sevinçli erkek

ertan : tür. * er (ilk saatler, önce, geç olmadan) + tian, tan (gök, gökyüzü; Güneş doğmadan önceki alacakaranlık, gün doğumu, şafak, ışık, aydınlık, gün doğumu, fecir vakti, güneşin doğuşu, gün ağarması) * sabahın ilk saatleri

ertapenem : lat. * erta (ön ek) + penem (karbapenem sınıfındaki antibiyotik eki) * karın, akciğer, kadın üreme sisteminin üst kısmı ve diyabetik ayak enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan karbapenem antibiyotikli bir ilacın etken maddesi (C22H25N3O7S)

erte : tür. * ert (süre, hastalık) geçmek, bir yerden başka yere geçmek) + e (durum eki) * sabah; daha sonra, zaman geçtikten sonra

ertelemek : tür. * er (ilk saatler, önce, geç olmadan) + te (ek) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * erken hareket etmek, erken kalkmak, işe erken başlamak (öz anlam); daha sonraki bir zamana bırakmak, tehir etmek, tecil etmek (dejenere anlam)

ertem : tür. * er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker; olgunlaşmak, yetişmek) + tem (temiz, saf, pak) * erkek ismi

ertesi : tür. * er (ilk saatler, önce, geç olmadan) + te (ek) + si (iyelik eki) * sonraki, bir sonraki, takip eden

ertunç : tür. * er (erkek, adam, yiğit, kahraman, cesur, mert, rütbesiz asker, asker; olgunlaşmak, yetişmek) + tunç (bakır ve kalayın alaşımından elde edilen sert, dayanıklı bir metal) * güçlü ve dayanıklı, yiğit ve sağlam, kahraman ve kuvvetli

eruh : kür. * eruh (yüksek yer, dağ) * Siirt’in bir ilçesi

erukastrum : lat. * eruca (roka) + astrum (benzer) * roka benzeri yapraklara sahip yabani türleri içeren, Brassicaceae familyasından bir bitki cinsi

erüktasyon : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + ructare (geğirmek, püskürmek) + tio (isim yapım eki) * midede biriken gazın, kasılma yoluyla ağızdan sesli olarak çıkması, geğirme

erüpsiyon : lat. * eruptio (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + rumpere (kırmak, koparmak, parçalamak; kırılmak, kopmak, yırtılmak) + tio (isim yapım eki) ) * patlama, püskürme, fışkırma; çeneler içerisinde gelişmekte olan dişlerin belirli doğrultularda hareket ederek çene kavsi üzerinde yerlerini almaları, diş çıkması

erüpte : lat. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + rumpere (kırmak, koparmak, parçalamak; kırılmak, kopmak, yırtılmak), rumpetus (kırılmış, kopmuş, yırtılmış) (lat.); érupté (fra.) * fışkırmış, püskürmüş, patlamış

ervah : ara. * ruh (maddenin canlı ve idrakli (bilinçli) varlık olmasını sağlayan tesir; nefes, can, hayat cevheri, tin, yaşam enerjisi, bilinç), rih (rüzgar) * ruhlar

ervinia : ing. * ervinia (Amerikalı pitobakteriyolog Erwin Frink Smith’in isminden) * erwinia amylovora isimli bakteri türünün dağmuşmulası, alıç, ayva, ceviz,elma,armut ve üvez türlerinde neden olduğu bitki hastalığı, ateş yanıklığı

eryhrophthalmus : gre. * erythros (kırmızı, kızıl) + ophthalmos (göz) (ops (göz) + thalamos (iç oda, odacık) ) * sazangiller familyasından olup, tatlısularda yaşayan ve birçok asalak solucanın arakonakçılığını yapan balık türü, kızılkanat

eryngium : gre., lat. * eryngion (dikenli bitki) (gre.) + ium (isim yapım eki) (lat.) * sert ve dikenli yapraklarıyla bilinen, Apiaceae familyasından bir bitki cinsi

erythrina : gre., lat. * erythros (kırmızı, kızıl) (gre.) + ina (küçültme eki) (lat.) * parlak kırmızı çiçekleriyle dikkat çeken, Fabaceae familyasından bir bitki cinsi

erythrinidae : gre., lat. * erythros (kırmızı, kızıl) (gre.) + inus (isim/sıfat yapım eki) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Characiformes takımında yer alan, kırmızımsı renkleriyle bilinen tatlı su balıklarını kapsayan familya, kurt balıkları, trahiras

erythrininae : gre., lat. * erythros (kırmızı, kızıl) (gre.) + inus (isim/sıfat yapım eki) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki) (lat.) * Erythrinidae familyası içinde yer alan, Erythrinus cinsi ve yakın akraba kızıl renkli tatlı su balıklarını kapsayan alt familya

erythrinus : gre., lat. * erythros (kırmızı, kızıl) (gre.) + inus (isim/sıfat yapım eki) (lat.) * kızıl renkli balık anlamı taşıyan, Erythrinidae familyasında yer alan tatlı su balığı cinsi (kırma mercan balığı (Pagellus erythrinus), çütre kuşu türü (Carpodacus erythrinus) )

erzak : ara. * rızk (maddi ve manevi ihtiyacı karşılayacak nimet; yiyecek, içecek şey) * uzun süre saklanabilen yiyeceklerin genel ismi, rızıklar

erzan : far. * arajah (değer, kıymet, paha, liyakat), arzan (değerli, liyakatli, layık) * ucuz, değeri düşük, pahalı olmayan, bolluktan ötürü ucuzlayan, kolay ulaşılan; uygun, yerinde, layık, münasip, müstehak, elyak, şayan

erzel : ara. * rezil (çok utandırıcı durumda olan, yüz kızartıcı, perişan halde) * daha rezil, en rezil, çok fena, pek kötü

erzin : ara. * erzen, erzin (sert dallı ağaç veya yüksek yer) * odunundan sopa ve baston yapılan bir cins sağlam ağaç; beyaz ve iri cins darı, Şam darısı; Hatay'ın bir ilçesi

erzincan : gre., erm. * erzincan (kıymetli, değerli, itibarlı) (eriza, aziris (eriza (kıymet, baha, değer, itibar, kadir, kudret) (azr, ezr (arka, sırt, kuvvet) + is (son ek) ) + gan (-cı, yapan, eden eki) (gre.); erez, erzngan (kayalı, taşlı) (erm.) * Türkiye'nin Doğu Anadolu Bölgesi'nin Yukarı Fırat Bölümü'nde Tarihi İpek Yolu'nun üzerinde yer alan, doğusunda Erzurum, barısında Sivas, güneyinde Tunceli, güneydoğusunda Bingöl, güneybatısında Elazığ bulunan, 24 plaka numaralı ili

erzurum : ara. * erd (yer, yurt) + u (tamlama eki) + rum (Rum) * Rum’ların yeri; Türkiye’nin Karadeniz Bölgesi’nde yer alan 25 plaka numaralı ili

Es : lat. * einsteinium (Alman-Amerikalı fizikçi Albert Einstein’ın soyadından) (alm.) + ium (kimyasal element eki) (lat.) ) * atom numarası 99 olan, aktinitler serisinde bulunan, sentetik olarak elde edilen, son derece radyoaktif olan, yalnızca nükleer araştırmalarda ve ağır elementlerin sentez çalışmalarında incelenen element

es : tür. * es (soluk, nefes; dinlenmek; kulak vermek) * notada duraklama zamanı ve bu zamanı gösteren imin ismi, sus zamanı

esabi : ara. * saba'a (parmak ile işaret etmek, kavramak, dokunmak), asabi, isbi (parmak) * parmaklar

esad : ara. * saada (mutlu olmak, kutlu olmak), seid, said (mutlu, kutlu, sevinçli), saadet (mutluluk, kutluluk), esad (en uğurlu, en mutlu, en kutlu, çok hayırlı veya en sevinçli kişi) * en uğurlu, en mutlu, en kutlu, çok hayırlı veya en sevinçli kişi, erkek ismi

esad : ara. * esad (aslan) * kedigillerden (felidae), Afrika’da yaşayan, koyu sarı renkli, erkeğinin boynunda yele bulunan, büyük ve çok güçlü, yırtıcı bir memeli hayvan, aslan

esans : lat. * escentia (başlama, filizlenme, olma, belirme, oluşma) (esse, escere (başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek, belirmek, dönüşmek, bir sürece girmek) + entia (isim yapım eki) ) (lat.); essence (fra.) * bir şeyin karakterini belirleyen, içsel doğası veya vazgeçilmez niteliği, öz, esas, cevher

esansiyel : lat. * esse, escere (başlamak, olmak, oluşmak, filizlenmek, belirmek, dönüşmek, bir sürece girmek) + entia (isim yapım eki) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); essentiel (fra.) * öze ilişkin, esasa ilişkin, esaslı, başlıca

esaret : ara. * esir (tutsak), esara (tutsak olmak) + et (isim yapım eki) * kölelik, tutsaklık, esirlik; boyunduruk

esas : ara. * uss (öz, temel) * varlık, mal, öz, asıl, temel, gerçek (asset (varlık), essence (öz, esas), essential, essentiel (esaslı, esas olan) (ing., fra.) )

esaslı : tür. * esas (varlık, mal, öz, asıl, temel, gerçek) + lı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * geniş ölçüde, ayrıntılı, etkili, köklü, kökten; güzel bir biçimde, doğru olarak, etkili olarak, köklü olarak

esat : ara. * saada (mutlu olmak, kutlu olmak), seid (mutlu, kutlu, sevinçli), saadet (mutluluk, kutluluk), esad (en uğurlu, en mutlu, en kutlu, çok hayırlı veya en sevinçli kişi) * en uğurlu, en mutlu, en kutlu, çok hayırlı veya en sevinçli kişi, erkek ismi

esatin : far. * sütun (direk, kolon) * sütunlar, direkler, kolonlar, üstüvaneler

esatir : ara. * satr (yazı yazma, satırlama, satır, hikaye, masal) * hikayeler, masallar, mitolojik anlatılar, satırlar (satire (hiciv yazısı), satirize, satiriser, satirisieren (hicvetmek) (ing., fra., alm.), history, histoire (tarih, geçmiş olaylar yazısı) (ing., fra.) )

esatir-ül evvelin : ara. * esatir (hikayeler, masallar, öyküler) + el (önek, artikel) + evvelin (öncekiler) * öncekilerin hikayeleri, ilk zamanlara ait efsaneler

esavir : ara. * sara (çevrelemek, kuşatmak, sarmak; dönmek, hal değiştirmek, dönüşmek), savr (bilezik, bileğe takılan süs eşyası) * bilezikler, bileğe takılan süs eşyaları

esbab : ara. * sebeb (neden, kaynak, vasıta, araç) * sebepler, nedenler, vasıtalar, araçlar

esbab-ı mucibe : ara. * esbab (sebepler, nedenler, vasıtalar, araçlar) + ı (tamlama eki) + mucibe (icap etme, gereksinim oluşma) * bir şeyi gerektiren neden veya nedenler

esbak : ara. * sebeka (önce gelmek, geçmek, önde olmak, yarışmak) * daha önce gelen, önceki, öncelikli olan, daha önce gelen, daha hızlı olan, selef olan

esbat : ara. * sibt (torun) * torunlar, çocuğunun çocukları, oğlunun oğulları; beni İsrail kabileleri

eschrichtiidae : dan., lat. * Eschrichtius (Danimarkalı zoolog Daniel Frederik Eschricht'in soyadından) (dan.) + ius (isim yapım eki) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * gri balinayı (Eschrichtius robustus) kapsayan, Cetacea (balinalar) takımından, dişsiz balinalar (Mysticeti) alttakımına ait, en bilinen üyesi gri balinadır (Eschrichtius robustus) olan bir balina familyası

eschrichtius : lat. * Eschrichtius (Danimarkalı zoolog Daniel Frederik Eschricht'in soyadından) (dan.) + ius (isim yapım eki) (lat.) * yalnızca gri balinayı (Eschrichtius robustus) içeren, Eschrichtiidae familyasının tip cinsi olan balina cinsi

eschscholzia : lat. * Eschscholtz (Baltık Alman botanikçi Johann Friedrich von Eschscholtz) + ia (isim yapım eki) * parlak renkli çiçekleriyle tanınan, Papaveraceae familyasından bir bitki cinsi

esculentus : lat. * esse (yemek), esca (yiyecek, yemek) + ulentus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * yenilebilir, yenilebilen

ese : lat., fra. * exigere (aslını öğrenmek, soruşturmak, kesinleştirmek, anlamak) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek) ) (lat.); essayer (denemek, test etmek), essai (deneme, test) (fra.) * deneme, test, prova; pulun baskı durumunu, pulu bastıran kuruluşa göstermek için hazırlanan prova

esed : ara. * esed (aslan) * kedigillerden (felidae), Afrika’da yaşayan, koyu sarı renkli, erkeğinin boynunda yele bulunan, büyük ve çok güçlü, yırtıcı bir memeli hayvan, arslan, şir

esen : tür. * es (rüzgar üflemek) + en (sıfat eki) * rahat, ferah; üfleyen, rüzgar; sağlıklı, iyi, dinç, canlı (mecazi)

esenler : tür. * esen (rahat, ferah; üfleyen, rüzgar; sağlıklı, iyi, dinç, canlı (mecazi) ) + ler (çoğul eki) * İstanbul’un bir ilçesi

esenlik : tür. * esen (rahat, ferah; üfleyen, rüzgar; sağlıklı, iyi, dinç, canlı) + lik (durum eki) * rahatlık, ferahlık, sağlık

esenyurt : tür. * esen (rahat, ferah; üfleyen, rüzgar; sağlıklı, iyi, dinç, canlı) + yurt (yer, mekan, vatan, çadır, oba, konaklama yeri) * İstanbul’un bir ilçesi

eser : ara. * eser (iz, ayak izi) * sanat çalışması

eserekli : tür. * es (rüzgar üflemek) + er (geniş zaman fiil eki) + ek (isim yapım eki) + li (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sonucunu düşünmeden kendi istedikleri gibi konuşup davranan, aklına estiğince davranan, uçarı, deli dolu veya dengesiz

eser-i cedid : ara. * eser (iz, işaret, ayak izi) + ı (tamlama eki) + cedid (yeni) * 19. yüzyılda izmir kağıt fabrikasında üretilmeye başlanan soğuk damgalı beyaz kağıt

esermek : tür. * eser (çalışmak) + mek (fiil mastar eki) * emek vererek bakmak, besleyip gürbüzleştirmek, besleyip büyütmek, yetiştirmek

esham : ara. * sahm (pay, hisse; ok; pay edilip bölüştürülen şey) * paylar, hisseler; ödünç olarak alınan paranın belirli bir zamanda ödeneceğini gösteren senetler; Osmanlı maliyesinde 18. yüzyıldan itibaren kullanılan, devlet borçlanma sistemi

esik : tür. * es (azalmak, düşük olmak, eksilmek) + ik (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * düzeyi çevresine göre aşağıda olan yer, çukur yer, çukurluk; tepelerin düz yeri, düzlük

esil : ara. * asl (kök, temel, esas), esil (köklü, sağlam temelli, soylu; aslı ve kökü sağlam olan) * ikindi sonrasından akşama kadar olan vakit, asal, esila; asil, güçlü kuvvetli, kavi, muhkem, sağlam

esim : ara. * ism (günah, suç, kabahat) * günahkar, suçlu

esin : tür. * es (rüzgar üflemek) + in (isim yapım eki) * rüzgar üflemesi; iç doğuşu, ilham; birden gelen yaratıcı duygu

esinlenmek : tür. * es (rüzgar üflemek) + in (isim yapım eki) + len (dönüşlü fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * ilham almak

esinti : tür. * es (rüzgar üflemek) + inti (isim yapım eki) * rüzgar üflemesi

esir : ara. * asr, asra (bağlamak, tutsak etmek, esir almak) * bağlanan, tutsak edilen, kul, köle; savaşta teslim alınan düşman; teslim olan

esir : gre., ara. * aither, aether (gre.); esir, sir (ara.) * kainatı kaplayan, elektrik, ışık ve ısının yayılmasını sağlayan latif (ince, süptil), rakik (uçucu), seyyal, elastik madde; gökyüzü, sema, yıldızlar katmanı (aither, ether, éther, Äther (gre., ing., fra., alm.), aitho (yanmak, ışımak) (gre.); Şi'ra, Sirius (Canis Major - Büyük Köpek takımyıldızının en parlak yıldızı) (ara., lat.) )

esirgemek : tür. * esir (korumak, sakınmak, kıymak istememek, acımak, merhamet etmek, yazıklanmak) + ge (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * kayırmak, korumak, sakınmak

esiri : ara. * esir (süptil, ince, latif) + i (sıfat yspım eki) * ince, süptil, latif (aitherikos (gre.) )

esir-i firaş : ara. * esir (kul, köle) + ı (tamlama eki) + firaş (yatak, döşek) * yatalak, yatağa düşmüş hasta, yatağın esiri olmuş hasta

esirmek : tür. * esir (korumak, sakınmak, kıymak istememek, acımak, merhamet etmek, yazıklanmak) + mek (fiil mastar eki) * şefkat ve merhamet duymak

eskalasyon : lat. * scala (merdiven, basamak, ölçek) + scandere (tırmanmak, yukarı çıkmak), escalare (tırmanmak, yukarı çıkmak) + tio (isim yapım eki) (lat.); escalation (fra.) * tırmanma, artma, yükselme (gerilimin, çatışmanın, maliyetin veya tehdidin artması gibi)

eskalatör : lat. * scala (merdiven, basamak, ölçek) + scandere (tırmanmak, yukarı çıkmak), escalare (tırmanmak, yukarı çıkmak), escalatus (tırmanmış, tırmanma) + tor, or (-cı, yapan, eden eki) (lat.); escalateur (fra.) * yukarı çıkışı sağlayan, tırmandıran; basamaklandırıcı, yürüyen merdiven

eskale : lat. * scala (merdiven, basamak, ölçek) + scandere (tırmanmak, yukarı çıkmak), escalare (tırmanmak, yukarı çıkmak), escalatus (tırmanmış) (lat.); escaladé (fra.) * tırmanmış, yukarı çıkmış, basamaklanmış

eskar : ara. * asker, askar (ordu, asker) * ordular, askerler

eskarotomi : lat. * eschar (yaralar, yanıklar, kangren, ülser veya ciddi cilt yaralanmaları sonucu oluşan siyah kabuk veya ölü doku) + temnein (kesmek), tomia (kesim, kesme) (tome (kesik, kesme, kesit, dilim) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * yanık nedeniyle oluşmuş sert, ölü dokunun cerrahi olarak kesilerek çıkarılması

eskataloji : gre. * eskhatos (son) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * insanlığın nihai kaderiyle, dünya tarihini sonuçlandıran olaylarla yani dünyanın sonu ile ilgilenen bilim dalı

eskatologya : gre. * eskhatos (son) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * insanlığın nihai kaderiyle, dünya tarihini sonuçlandıran olaylarla yani dünyanın sonu ile ilgilenen bilim dalı, ahiret bilimi

eskatoloji : gre. * eskhatos (son) + logia (bilim, bilme; söz, anlatı, söylem) (logos (kelime, bilgi, söylem, söz, akıl) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * insanlığın nihai kaderiyle, dünya tarihini sonuçlandıran olaylarla yani dünyanın sonu ile ilgilenen bilim dalı, ahiret bilimi

eskaza : ara. * ez (-dan, -den, ayrılma, uzaklaşma) + kada, kaza (yargılama, yargı, özellikle tanrısal yargı, kader) * kaderin bir sonucu olarak tezahür eden; niyet edilmeden gerçekleşen, istemeden olan

esketamin : lat. * S (S-enantiyomer) + ketamin (ketone (keton CₙH₂ₙO) + amine (amin CₙH₂ₙ₊₁NH₂) * hızlı, etkili antidepresan, analjezik ve ayrıştırıcı olarak kullanılan ketaminin S-izomeri (C13H16ClNO)

eski : tür. * es (temel, köken, kaynak; boş, yok) + ki (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * üzerinden çok zaman geçmiş olan, geçmişte kalan, geçmişe ait; boşa çıkmış (es geçmek (boş geçmek, yok saymak), es vermek (boşluk vermek, durmak) (tür.), esas (öz, temel, kaynak) (ara.) )

eski çağ : tür. * eski (geçmişte olan, geçmişe ait, önceki) + çağ (zaman, vakit, zaman dilimi, devir, dönem, devre, periyod, epok) * insanlık tarihinin başlangıcından erken dönem Orta Çağ'a (geç antik çağ'a) kadar uzanan zaman dilimi

eski püskü : tür., lat. * eski (geçmişte olan, geçmişe ait, önceki) (tür.) + floccus (yün kırpıntısı, püskül, ponpon, büyük ve gösterişli düğüm) (lat.) * iyice yıpranmış, lif lif dağılmış, çok eskimiş

eskici : tür. * eski (geçmişte olan, geçmişe ait, önceki) + ci (yapan, eden eki) * eski eşyaları satın alıp satan kişi

eskiden : tür. * eski (geçmişte olan, geçmişe ait, önceki) + den (zaman bildiren ek) * geçmişte, geçmiş zamanda

eskil : tür. * eski (geçmişte olan, geçmişe ait, önceki) + il (kabile, devlet, şehir) * Aksaray’ın bir ilçesi

eskimek : tür. * eski (geçmişte olan, geçmişe ait, önceki) + mek (fiil mastar eki) * zamanının gerisinde kalmak, geçmiş zamana ait olmak

eskimo : mon. * ayas kimew (ayakkabı bağlayan kişi) (ayas (kişi, şahıs) + kimew (kar ayakkabısı bağlayan) ) * kuzey kutup ve yörelerinde yaşayan bir insan topluluğu ve bu topluluktan olan

eskipazar : tür., far. * eski (geçmişte olan, geçmişe ait, önceki) (tür.) + bazar (ürün ve hizmet alım satım yeri, market) (far.) * Karabük’ün bir ilçesi

eskişehir : tür., gre. * eski (geçmişte olan, geçmişe ait, önceki) (tür.) + şahr, şehr (yerleşim birimi, vilayet, memleket, belde, kent, il) (far.) * Türkiye’nin İç Anadolu Bölgesi'nin kuzeybatısında yer alan, güneyinde Afyonkarahisar'ın Emirdağ ve İnsaniye; güneydoğuda Konya'nın Yunak; doğuda Ankara'nın Polatlı, Nallıhan ve Beypazarı; kuzeybatıda Bolu'nun Göyük; batıda Bilecik'in Gölpazarı, Söğüt, Bozüyük ilçeleri ve Kütahya ile komşu olan 26 plaka numaralı şehri (eski ismi Dorylaion)

eskitmek : tür. * eski (geçmişte olan, geçmişe ait, önceki) + t (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * eski hale getirmek, yıpratmak, aşındırmak, yaşlandırmak

eskiz : lat. * exquissare (araştırarak ortaya çıkarmak, önden belirlemek, taslaklamak, kabaca çizmek) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + quaerere (aramak, araştırmak, sormak) ) (lat.); schizzo (ita.), esquisse (fra.) * kroki, taslak, skeç, kabataslak çizim

esklav : lat. * ex (dış, dışında, dışarı) + sclavus (köle, esir; tarihsel bağlamda Slav halklarına köle denmesinden) * bir ülkenin ana topraklarından coğrafi olarak ayrı olup başka ülkelerle çevrili olan, fakat idari olarak o ülkeye bağlı kalan toprak parçasıdır (örneğin bir devletin denizle veya başka devletlerle ayrılmış parçası)

eskort : lat. * excursus (ileri doğru çıkış, önden gitme) (excurrare (dışarı koşmak, dışarı çıkıp yol göstermek, öncü olmak, eşlik etmek, refakat etmek) (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + currere (koşmak) ) + sus (isim yapım eki) ) (lat.); scorta (ita.), escorte (fra.) * yol gösteren, eşlik eden kişi, refakatçı; telekız

eskrim : fra. * escremie (savaş, mücadele, çarpışma, çatışma), escremir (savaşmak, çarpışmak); escrime (fra.) * kılıç oyunu, kılıçla vuruşma sanatı (skirmish, escarmouche (çatışma) (ing., fra.) )

eskülabi : gre. * asklepios (asklein (zarar verme) + pios (nazik, koruyucu, merhametli) * yılanlı değnek sembolüyle temsil edilen tıp ve şifa tanrısı

esl : ara. * esl (tamarisk, ılgın türü bir ağaç) * karaılgın ağacı, tamarisk (Kur'an'da geçen bir ağaç ismi)

eslaf : ara. * selef (önceki, evvelki) * öncekiler, evvelkiler

eslek : tür. * es (uyum sağlamak, yönelmek, boyun eğmek) + lek (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * başkasının buyruğunu veya dileğini karşı çıkmaksızın yerine getiren, söz dinleyen, yumuşak başlı, uysal (kimse)

eslemek : tür. * es (uyum sağlamak, yönelmek, boyun eğmek) + le (etken fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * söz dinlemek, uymak; önem ve değer vermek, umursamak

eslin : ara. * salana (nemli, tuzlu yerde bitmek; yumuşamak, kök salmak, yeşermek) * tuzlu topraklarda yetişen ve dayanıklılığıyla bilinen ılgın ağacının koyu kabuklu türü, kara ılgın ağacı, tamarix africana, tamarix mannifera

esma : ara. * ism (isim), semiy (adaş, isimdeş) * isimler, adlar (same (aynı) (ing.) )

esma-i hüsna : ara. * esma (isimler, adlar) + i (tamlama eki) + husna (güzelliklerin en güzeli, çok güzel) * en güzel isimler (Allah’ın isimlerine atfen)

esma-i şerife : ara. * esma (isimler, adlar) + i (tamlama eki) + şeref (yücelik, soyluluk, onur, haysiyet, değer), şerif (yüce, soylu, onurlu, haysiyetli, değerli) + e (dişilik eki) * onurlu isimler

esmek : tür. * es (rüzgar üflemek) + mek (fiil mastar eki) * üflemek, rüzgar üflemek

esmer : ara. * sumra (koyu renk, kahverengi), esmer (koyu renkli) * karaya çalan buğday rengi; teni ve saçları karaya çalan, koyu buğday rengi olan kimse, yağız erkek

esmeralda : gre., isp. * smaragdos (zümrüt) (smaragein (parlamak, yeşil taş) + tos (isim yapım eki) (gre.); smaragdus (lat.); esmeralda (isp.), esmeraud, émeraude (fra.) * doğal alüminyum ve berilyum silikatı olan, saydam ve cam parlaklığında, yeşil renkte bir süs taşı

esmolol : lat. * esm (ön ek) + olol (alkol grubu (-OH) eki) * hızlı kalp atışı (taşikardi) ve yüksek kan basıncı tedavisinde kullanılan, hızlı başlangıçlı, çok kısa etki süreli ve terapötik dozlarda önemli bir intrinsik sempatomimetik veya membran stabilize edici aktiviteye sahip olmayan bir kardiyo selektif beta reseptör blokeri (C16H25NO4)

esmolol bolus : lat. * esm (ön ek) + olol (alkol grubu (-OH) eki) + bolus (tek seferde ve yüksek dozda) * esmolol isimli ilacın bolus (yüksek dozda tek seferlik) uygulaması

esna : ara. * isna (iki), saniy (ikinci), sana (çift koşmak, ikilemek, katlamak), esna (iki şeyin birlikte olması, eşleşme) * bir devinim olmakta iken, bir işin yapıldığı an, sıra

esnaf : ara. * sannafa (sınıflandırmak, türlere ayırmak, kategorize etmek, bölümlere ayırmak), sinf (kategori, bölüm, kısım, grup, zümre, küme) * sınıflar, kategoriler, bölümler, kısımlar

esnam : ara * sanama (cisimleştirmek, heykel yapmak; cansız bir varlığa şekil vermek), sanem (put, heykel, idol, tapınılan suret) * putlar, idoller, kutsiyet atfedilerek yüceltilen ve tapınılan suretler

esnamperest : ara., far. * esbam (putlar, idoller) (ara.) + perest (düşkün, tutkun, hayran, tapan, hizmet eden) (far.) * puta tapan, putperest

esnek : tür. * esn (eğrilmek, bükülmek, uzayıp kısalmak) + ek (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * eğrilen, bükülen, kıvrılan, uzalan, kısalan (snake (yılan) (ing.) )

esnemek : tür. * esn (eğrilmek, bükülmek, uzayıp kısalmak) + e (edilgen fiil eki) + mek (fiil mastar eki) * uzamak, uzanmak, gerilmek, elastikiyet nedeniyle eğilmek bükülmek; ağzın genişçe açılıp akciğerlere yüksek miktarda hava çekildiği, daha sonra havanın yavaşça verildiği istemsiz bir refleks

esocidae : lat. * esox (turna balığı) + -idae (-giller, hayvan familyası eki) * Esociformes takımında yer alan, turna balıklarını (pike) kapsayan balık familyası

esociformes : lat. * esox (turna balığı) + formis (şekilli, biçimli) (forma (şekil, biçim, kalıp) + is (ile ilgili, -a ait) ) * Kuzey Yarımküre'deki tatlı sularda yaşayan, en tanınmış üyesi turna balığı olan bir kemikli balık takımı

esocinae : lat. * esox (turna balığı) + inae (-giller, hayvan alt familyası) * Esocidae familyası içinde yer alan, Esox cinsi turna balıklarını kapsayan alt familya

esoforya : gre. * eso (iç, içeri) + pherein (taşımak, götürmek, yönelmek), phoria (taşıma, götürme, yönelme) * gözlerin görme eksenlerinin dinlenme hâlinde içe doğru kayma eğilimi göstermesi, gizli içe şaşılık türü

esomeprazol : gre. * eso (iç, içeri) + me (methyl (CH3) grubu eki) + prazole (proton pompası inhibitörü eki) * peptik ülser ve gastroözofajiyel reflü hastalıklarını tedavisinde kullanılan proton pompa inhibitörleri grubundan bir ilacın etken maddesi (C17H19N3O3S)

esotropya : gre. * eso (iç, içeri) + tropia (dönüş durumu, dönme durumu, değişim durumu, yönelme durumu) (trepein (çevirmek, döndürmek, dönmek, yönlendirmek, yön değiştirmek, değiştirmek), tropos (dönüş, dönme, çevrilme, değişim, tepki; biçim, şekil; yanıt; yönelen, etki eden; esnek, bir kenara çevrilebilir) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) + eia (isim yapım, yer ve durum eki) ) * gözlerdeki paralellik bozukluklarından biri olan ve gözlerin içeriye doğru kaymasıyla karakterize edilen bir durum

esox : lat. * esox (turna balığı) * Esocidae familyasından, tatlı suların en saldırgan ve yırtıcı etçil balık türlerine verilen ortak ad

ESP : ing. * electronic (elektronik) + stability (stabilite, istikrar) + program (program) * aracın beyni niteliğinde olan ve kayma, savrulma veya ani yön değişikliklerinde aracın kontrolünü sağlamak için frenleme ve motor gücünü elektronik olarak yönetir; kısaca aracın kararlılığını artıran güvenlik modülü

espadril : gre., lat. * sparton (halat, kablo, kordon) (gre.); spartum, espardilhos (lat.); espadrille (fra.) * kökeni İspanya'ya dayanan, keten ip ve bezin birleşiminden oluşan bir ayakkabı çeşidi

espas : gre., lat., fra. * spadias (açıklık, boşluk, kesik) (gre.); spatium (lat.); espace (fra.) * boşluk, aralık, spatyom; basımcılıkta, bir sözcüğün harflerinin veya sözcüklerin aralarını açmak için kullanılan, harflerden daha kısa ve ince metal çubuk

especies : lat. * specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek) + ies (isim yapım eki) * biyolojide ortak özellikler taşıyan, kendi aralarında üreyerek verimli döller oluşturabilen ve diğer gruplardan üreme açısından yalıtılmış olan canlı toplulukları

esperans : lat., fra. * sperare (umut etmek, ummak, ümit etmek, beklemek) + entia (isim yapım eki) (lat.); espérance (fra.) * umut, ümit, beklenti

esperanto : lat. * sperare (umut etmek) + anto (isim yapım eki); espérance (fra.) * 26 Temmuz 1887’de, Polonyalı Dr. Zeamenhof’un ortaya attığı, bütün ulusların kullanması için hazırlanmış olan, dilbilgisi on altı kurala dayanan ve alfabesi 28 harften oluşan yapay bir dil

esperi : tür. * sperverin (atmaca, doğan) * doğangiller (Falconidae) familyasına ait, ava alıştırılamayan, küçük veya orta boylu yırtıcı kuşları (özellikle kerkenez, çakır kuşu veya bazı doğan türleri)

espiye : far. * esb (at, beygir) + iye (yer eki) * Giresun’un bir ilçesi

espiyon : lat., fra. * spec, specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek) (lat.); espion (fra.) * gözetleyen kimse; bir kimsenin, topluluğun veya devletin gizli durumlarını, planlarını veya sırlarını öğrenip bunları ilgililere bildiren kişi, casus, ispiyoncu

espiyonaj : lat., fra. * spec, specere, spectare (bakmak, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, seyretmek, dikkat etmek), specio (bakma, bakış, gözlem) (lat.); espion (casus) + age (durum ve isim yapım eki) (fra.) * gözetleme; bir devletin, kurumun ya da rakip grubun gizli bilgilerini, sırlarını veya stratejilerini rızaları olmaksızın yasa dışı ya da gizli yöntemlerle ele geçirmeyi amaçlayan casusluk faaliyetleri, casusluk

esporofil : gre. * spora (ekim, ekme, saçma, dağıtma), sporas (ekilmiş, saçılmış, dağınık), sporos (ekin, tohum, çekirdek, üreme hücresi) + phyllon (yaprak) * üzerinde spor keseleri (sporangium) taşıyan, spor üretimine özelleşmiş yaprak, spor yaprağı

espressivo : lat., ita. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + pressare (basmak, baskılamak, sıkıştırmak, vurmak), pressio (basım, baskılama, vurum, vurma) + ivus (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); expressivo (ita.) * müzikte duygulu, içten usül

espri : lat. * spirare (nefes almak, solumak), spiritus (soluk, nefes, ruh) (lat.); spirit, esprit (ing., fra.) * zihin, bellek, hafıza, ruh; ince anlamlı, güldürürken düşündüren söz

espritüel : lat. * spirare (nefes almak, solumak), spiritus (soluk, nefes, ruh) + alis (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) (lat.); spritiual, spirituel (ing., fra.) * ruhani, ruhi, ruhsal, manevi, zihinsel, düşünsel; esprili, nüktedan

esra : ara. * seri (hızlı); esra, isra (hızlı, çabuk, seri; gece yolculuğu) * daha çok, üstün, gayretli, en hızlı

esrar : ara. * sır (giz, gizem, gizlenen şey) * gizemler, sırlar; hintkenevirinden elde edilen ve kullanım miktarına göre uyarıcı, esrikleştirici veya uyuşturucu etkileri olan bir madde, canabis

esrarengiz : ara., far. * esrar (gizemler, sırlar) (ara.) + engiz (harekete getiren, uyandıran, tahrik eden, uyandıran, kışkırtan, koparan, meydana getiren, kaldıran, karıştıran, coşturan) (far.) * gizlerle dolu, gizemlerle dolu, sırlarla dolu, esrarlı

esrarkeş : ara., far. * esrar (hint kenevirinden yapılan uyuşturucu madde) (ara.) + keş (çeken, getiren, toplayan) (far.) * esrar çeken, esrar bağımlısı, uyuşturucu bağımlısı

esre : ara. * kesre (kırmak, parçalamak, ezmek) * Arap abecesinde, bir ünsüzün dar, düz ve kısa (ı, i) okunacağını belirten, harfin altına konan eğik bir çizgi (ـِ) şeklindeki işaret

esri : tür. * esür (sarhoş olmak) * alkol veya bir duygu yoğunluğu sebebiyle kendinden geçmiş, sarhoş, esrime durumundaki (kimse)

esrik : ara. * esür (sarhoş olmak) + ük, ik (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * alkollü içki içmiş veya uyuşturucu almış olan; coşmuş, yükselmiş, kendinden geçmiş (esir, aither, ether, éther, Äther (kainatı kaplayan, elektrik, ışık ve ısının yayılmasını sağlayan latif (ince, süptil), rakik (uçucu), seyyal madde; gökyüzü, sema, yıldızlar katmanı) (ara., ing., fra., alm.), aitho (yanmak, ışımak) (gre.); Şi'ra, Sirius (Canis Major - Büyük Köpek takımyıldızının en parlak yıldızı) (ara., lat.) )

esrimek : tür. * esür (sarhoş olmak) + mek (fiil mastar eki) * coşmak, kendinden geçercesine bir coşku duymak, coşup kendinden geçmek; felsefede kişi, algılanan dünyanın dışına çıkarak kendinden geçmek, kendini Tanrı’yla birleşmiş saymak; alkollü içki içerek keyifli veya kendini yönetemez bir duruma gelmek

essah : ara. * el (ön ek, artikel) + sahh (sahici, gerçek, doğru), sahih (doğru, kusursuz, şüphesiz) * gerçek, doğru

essay : lat., ing. * exagiare (ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + agere (yapmak, etmek, eylemek, eylemde bulunmak, işlemek, sürmek, gütmek, yönetmek, yönlendirmek, hareket ettirmek) (lat.); essay (ing.) * iyice test etme, baştan aşağı inceleme; bir konuda yazılmış giriş, gelişme ve sonuç bölümlerinden oluşan ve o konuyu ele alan kompozisyon

essitalopram : lat. * esc (S-enantiomer eki) + cita (sitrik asit (limon asiti) eki) + opram (serotonin geri alım inhibitör eki) * yetişkinlerde depresyon ve anksiyete tedavisinde kullanılan, sitalopramın S-enantiomeri olan SSRI sınıfı bir antidepresan (C20H21FN2O)

estağfirullah : ara. * este, iste (istemek, dilemek, arzulamak) + ğafere (affetmek), yağfiru (affeder) + Allah (Allah) * Allah affetsin

estamp : lat. * stamper (damga basmak, iz bırakmak); estampe (fra.) * baskı resim veya tahtadan, metalden veya taşlardan yapılan baskı, baskı, damga

estampaj : lat. * stamper (damga basmak, iz bırakmak); estampe (baskı resim veya tahtadan, metalden veya taşlardan yapılan baskı, baskı, damga) + age (durum ve isim yapım eki) (fra.) * baskılama, damgalama

estarabim : far., ara. * ez (ben) (far.) + tarab (sevinç, neşe, şenlik) (ara.) + im (son ek) (tür.) * neşelendim; Türk Anadolu rock tarzı müziğin öncülerinden olan Erkin Koray’ın meşhur şarkısının ismi

esteban : gre., isp. * stephanos (çelenk, taç) (steph (çevrelemek, sarmak) + anos (isim yapım eki) ) (gre.); esteban (isp.) * çelenk, taç; ödül, onur, şeref, şöhret

estek : tür. * es (esnemek, eğilmek, büzülmek, bükülmek) + tek (sıfat yapım eki) * ezik, eğilmiş, eğik, bükülmüş, bükük, çökmüş; binek hayvanlarının arkasına atılan çul, kilim parçası, palan, minder veya eyer altına konulan keçe

ester : alm. * essig (sirke) + Äther (eter, hava) * bir karboksilik asit ile bir alkolün reaksiyona girmesi sonucu oluşan, genellikle hoş kokulu, fonksiyonel grup içeren organik bileşik sınıfı

esteraz : alm., lat. * esther (essig (sirke) + Äther (eter, hava) (alm.) + ase (enzim eki) ) (lat.) * esterleri bir su molekülü ile kimyasal tepkimeye sokarak onlardan bir asit ve bir alkol molekülü üreten, hidrolaz tipi bir enzim

estergon : sla., mac. * esztergom (streg (korumak, gözetlemek) + on, om (yer eki) ) * kuzey Macaristan'da, başkent Budapeşte'nin 50 km kuzeybatısında, Komarom-Esztergom bölgesinde yer alan bir şehir

esterifikasyon : gre. * aither, aether (esir, eter, hava, ester) (gre.) + facere, ficere (yapmak, etmek, eylemek, işlemek) + tio (isim yapım eki) (lat.) * asidin açil grubu (R-CO-) (CH3CO) alkoldeki hidroksil H'nin yerine geçmesiyle yeni ve kapalı organik bir molekül yani ester molekülü oluşturma, elesterleştirme

estername : far., gre. * sitare ester (yıldız) (far.); aster (gre.) + name (kitapçık, mektup, risale, belge, yazı; birine hitaben yazılmış yazı) * bir kişinin doğduğu gün ve saatteki, güneşin, gezegenlerin ve yıldızların konumunu gösteren bir şema, yıldızname

estet : gre. * aisthesis (duyu, duygu, algı, his) * güzel duyusu olan, güzelden anlayan ve güzeli en yüce değer sayan, sanatsal beğenisi çok gelişmiş kimse

estetik : gre. * aisthesis (duyu, duygu, algı, his) + ikos (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * sanatta ve yaşamda güzeli, güzelliği arayan bilim dalı; algısal, duyusal, duygusal, hisle ilgili (istemek (arzulamak, elde etmek için aramak) (tür.), este, iste (istemek, dilemek, arzulamak) (ara.) )

estetisizm : gre. * aisthesis (duyu, duygu, algı, his) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * sanatı, bütün gerçeklik ve yarar kaygılarından sıyrılarak yalnızca güzellik, duyarlık olarak gören öğreti, estetikçilik

estetizm : gre. * aisthesis (duyu, duygu, algı, his) + ismos (isim yapım, durum, akım, öğreti, doktrin eki) * sanatı, bütün gerçeklik ve yarar kaygılarından sıyrılarak yalnızca güzellik, duyarlık olarak gören öğreti, estetikçilik

estimasyon : lat. * aestimare (değerlendirmek, kıymet biçmek, takdir etmek, tahmin etmek) + tio (isim yapım eki); estimation (ing., fra.) * değerlendirme, değer biçme, takdir etme, tahmin etme

estomp : lat. * stumpus, stumpa (kütük, kök veya körelmiş alet) (lat.); estompe (fra.) * kütük; çizimde harmanlama için kullanılan araç

estonya : lat. * Aesti, Estia, Hestia (doğu) + nia (yer, ülke eki) * doğu ülkesi; Kuzey Avrupa'da bulunan, kuzeyinde Finlandiya Körfezi ve Finlandiya, güneyinde Letonya, batısında Baltık Denizi ve İsveç, doğusunda Peipus Gölü ve Rusya bulunan bir Baltık devleti

estradiol : gre., lat. * oistros (şiddetli arzu, dürtü, kızgınlık) (gre.); estrus (lat.) + diol (iki hidroksil (OH) grubu içeren alkol) * temel olarak yumurtalıklardan salgılanan, kadın üreme sisteminin düzenlenmesi, yumurtlama, rahim duvarının kalınlaşması, kemik sağlığı, kalp-damar sağlığı ile cilt elastikiyetinin korunmasında kritik rol oynayan vücuttaki en güçlü ve baskın östrojen hormonu türü (C18H24O2)

estramustin : gre. * oistros (cinsel istek, şiddetli arzu, hayvanda kızgınlık (estrus) dönemi, harekete geçiren kuvvet), estrane (18 karbonlu steroid çekirdeği eki) + mustin (alkilleyici ajan olan nitrogen mustard (azotlu hardal türev) eki) * özellikle prostat kanseri tedavisinde kullanılan bir kemoterapi ilacın etken maddesi (C23H31Cl2NO3)

estrilda : alm. * est, ost (doğu) + hild (savaş, muharebe + a (taksonomik ek) * Estrildidae (mumgagagiller) familyasına bağlı, küçük ve çoğunlukla Afrika kökenli ispinoz benzeri ötücü kuşları kapsayan cins

estrildidae : alm., lat. * est, ost (doğu) + hild (savaş, muharebe + a (taksonomik ek) (alm.) + idae (-giller, hayvan familyası eki) (lat.) * Passeriformes (ötücü kuşlar) takımı içinde yer alan, küçük tohumcul ötücü kuşları (mum gagalılar, çimen ispinozları ve süslü ispinozgiller gibi küçük, tohum yiyen ötücü kuşlar) kapsayan balmumu gagalılar (waxbill) familyası

estrildinae : alm., lat. * est, ost (doğu) + hild (savaş, muharebe + a (taksonomik ek) (alm.) + inae (-giller, hayvan alt familyası eki) (lat.) * Estrildidae familyası içinde yer alan, balmumu gagalı kuşları (waxbills, ispinoz benzeri küçük ötücüler) kapsayan alt familya

estriol : gre. * oistros (* oistros (şiddetli arzu, dürtü, kızgınlık, cinsel istek, şiddetli arzu, hayvanda kızgınlık (estrus) dönemi, harekete geçiren kuvvet) + ol (hidroksil, alkol grubu (-OH) eki)

estrogen : gre. * oistros (cinsel istek, şiddetli arzu, hayvanda kızgınlık (estrus) dönemi, harekete geçiren kuvvet) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * kadınların adet döngüsünde ve diğer memeli hayvanların dişilerinde estrus döngüsünde önemli rol oynayan bir grup steroid hormon, kadınlık hormonu, östradiol (C18H24O2)

estrojen : gre. * oistros (cinsel istek, şiddetli arzu, hayvanda kızgınlık (estrus) dönemi, harekete geçiren kuvvet) + gennaein (doğurmak, üretmek, oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek), genes (doğuran, ortaya çıkaran, yaratan, üreten, meydana getiren, oluşturan, kaynaklanan) * kadınların adet döngüsünde ve diğer memeli hayvanların dişilerinde estrus döngüsünde önemli rol oynayan bir grup steroid hormon, kadınlık hormonu, östradiol (C18H24O2)

esvap : ara. * sevb (giyecek, giysi, giyim) * giyecekler; giysiler, esvab

esvatini : swa. * esvatini (resmi adıyla Esvatini Krallığı veya eski adıyla Svaziland; Kral III. Mswati’nin isminden) * Güney Afrika’da yer alan, denize kıyısı olmayan, batısında Güney Afrika, doğusunda Mozambik ile komşu olan, başkenti Mbabane olan krallık

esved : ara. * sevd (kara olmak, siyah olmak, kararmak), sevda (kara safra, karamsarlık, melankoli) * siyah, kara, çok siyah renkli olan

eş : tür. * eş (denk, aynı, benzer; refakatçi) * refakatçi, birlikte olan, aynı olan, denk olan

eş anlamlı : tür. * eş (denk, aynı, benzer) + anlam (mana) + lı (sıfat yapım eki) * aynı anlama gelen, aynı anlamı taşıyan

eş bacaklılar : tür. * eş (denk, aynı, benzer) + bacak (vücudun, kalça ile ayaklar arasındaki iki adet yürüme veya destek organından her biri; alt uzuv) + lı (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + lar (çoğul eki) * denizlerde, karalarda ve tatlı sularda, başka hayvanların asalağı, asalakların ara konakçısı veya özgür olarak yaşayan kabuklular takımı

eş basınç eğrisi : tür. * eş (denk, aynı, benzer) + bas (itmek, üzerine yüklenmek, üstüne kuvvet uygulamak) + ınç (isim yapım eki) + eğ (bükmek, kıvırmak, katlamak) + ri (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) + si (iyelik eki) * hava basıncının aynı olduğu yerleri birleştiren eğrilere verilen isim, izobar eğrisi

eş başkan : tür. * eş (denk, aynı, benzer) + baş (ilk, ön, tepe, kafa) + kan (isim yapım eki) * bir kurumun, kuruluşun, partinin veya organizasyonun yönetiminde birlikte ve eşit yetkilerle görev yapan başkanlardan her biri

eş kanatlı : tür. * eş (denk, aynı, benzer) + kanat (uçmak için kullanılan, bir nesnenin veya canlının gövdesinin yan tarafından çıkmış uzantı) + lı (ile, beraber, birlikte) * zar hâlindeki kanatları birbirinin eşi ve aynı boyda olan, vücutları yuvarlak veya az yassı, ağustos böceği, gül biti, asma biti, lahana biti gibi yaprak bitlerini içine alan hortumlu böcekler takımı

eş koşmak : tür. * eş (denk, aynı, benzer) + koş (ikilemek, yanyana koymak; karşılıklı, beraber, eş; bacakları hızlı hareket ettirerek ilerlemek) (ko (yerleşmek, konumlanmak, oturmak) + ş (işteşlik eki) ) + mak (fiil mastar eki) * aynı konumda, aynı mevkide, aynı rütbede, aynı seviyede, aynı değerde addetmek

eş ölçüm : tür. * eş (denk, aynı, müsavi, benzer) + ölçüm (nicelik belirleme, değerleme) * noktalar arasındaki uzaklığı olduğu gibi koruyan noktasal dönüşüm, izometri

eş sesli : tür. * eş (denk, aynı, müsavi, benzer, aynı seviyede) (tür.) + ses (işitilen, duyulan titreşim) + li (ile ilgili, gibi, -a ait, benzer) * aynı sesleri taşıyan, fakat anlamları farklı olan, homofon

eşad : ara. * şedd (sıkılık, sıkı bağlama), şedid (güçlü, sert, kuvvetli, şiddetli) * kuvvetli, güçlü, daha güçlü, daha şiddetli

eşanj : lat., fra. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + cambiare (değişmek, takas etmek) + entia (isim yapım eki) (lat.); échange (fra.) * değişim, takas

eşanjör : lat., fra. * ex (dış, dışarı, harici, yokluk, olmama) + cambiare (değişmek, takas etmek) + or (-cı, yapan, eden eki) (lat.); échangeur (fra.) * iki akışkanın (sıvı veya gaz) birbirine karışmadan ısı alışverişi yapmasını sağlayan bir ısı değiştiricisi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ÖNSÖZ

Yaratılışın kaynak kodları olarak tanımlanabilecek kelimeler, bir arada yaşayan insan topluluklarının zaman içinde  coğrafi olarak birbirle...